Ankara’dan Rumlara petrol tepkisi

Ankara, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Mısır, Lübnan gibi ülkelerle petrol arama anlaşmaları imzalamasına karşı tepkisini sürdürüyor.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:12 TSI 01 Şubat 2007 Perşembe

ANKARA - Daha önce bu anlaşmaların Türkiye açısından geçersiz olduğunu açıklayan Ankara, Doğu Akdeniz’de “Akdeniz kalkanı” adı altında bir yıldır görev yapan gemilerine, rutin görev bölgeleri dışında da devriyeye çıkmaları talimatı verdi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt da bölgeye yeni savaş gemileri gönderildiği haberlerine karşılık, “Bölgede zaten gemilerimiz var. Yeni gemi göndermemize gerek yok” dedi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin son olarak Lübnan’la Kıbrıs açıklarında petrol arama anlaşması yaptığı haberleri Ankara’nın sert tepkisini çekmişti. Yazılı bir açıklama yapan Dışişleri Bakanlığı, söz konusu anlaşmaların Türkiye ve KKTC açısından hükmü bulunmadığını açıklamıştı.

Rum Yönetimi’ne karşı nasıl bir kararlılık gösterileceği konusunda Dışişleri Bakanlığı ile Genelkurmay arasında yapılan görüşmelerde, Doğu Akdeniz’in uluslararası sularında “Akdeniz kalkanı” adı altında bir yıldır devriye gezen savaş gemilerini, rutin göre bölgeleri dışına çıkararak mesaj verilmesi konusunda görüş birliğine varıldı. Bu talimat gemilere bu sabahtan itibaren gönderildi.

Bu gelişme bölgeye yeni savaş gemileri gönderildiği yorumlarına yol açtı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, bu sabah Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yapacağı görüşmeye gelirken, bu yorumlara açıklık getirdi.

Büyükanıt “Doğu Akdeniz ve Ege’de zaten devamlı görev yapan, devriye gezen gemilerimiz var. Dışişleri Bakanlığı’yla müşterek çalışmalarımız var. Bizim yeni gemi göndermemize ihtiyaç yok ” dedi.

Bu arada Gül-Büyükanıt görüşmesinde de bu konunun gündeme geldiği öğrenildi. İade ziyareti amacıyla gerçekleştiği belirtilen görüşmede, Gül ve Büyükanıt’ın bu ay içinde yapacakları ABD gezisine ilişkin değerlendirmede bulundukları da belirtildi.

 

Petrol konusu Rum basınında

Kıbrıs Rum yönetiminin, D. Akdeniz’de petrol arama ve çıkarmak için Mısır ve Lübnan’la yaptığı anlaşmalar nedeniyle KKTC ve Türkiye’den yapılan uyarı açıklamalarının ardından, Rum basını, konuya ABD ve İngiltere’nin de müdahil olduğunu yazdı.

 

AA

Güncelleme: 14:29 TSI 01 Şubat 2007 Perşembe

LEFKOŞA - Rum basını, ABD ile İngiltere’nin, Ankara’nın resmi olarak da ortaya koyduğu tehditleri frenleyerek, Doğu Akdeniz’deki petrol konusunda çıkan krize müdahale ettiğini yazdı.

ABD ve İngiltere’nin, Rum yönetiminin egemenlik haklarını ve imzaladığı uluslararası anlaşmaların meşruiyetini tanıdığını belirten Rum basını, ABD ve İngiltere’nin konuya müdahalelerinin, Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesi içindeki petrol yataklarını değerlendirmeye şirketlerinin ilgisiyle doğrudan ilgili olduğuna işaret etti.

Haberlerde, Rum yönetiminin, konuyu kamuoyu önünde tartışmaya son verdiği ve Rum Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla BM ve AB’ye gönderdiği mektuplarla Ankara’yı şikayet ettiği de belirtildi.

ABD ve İngiltere, Güney Lefkoşa’daki büyükelçiliklerinin sözcüleri aracılığıyla, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti”nin egemenliğinin ve hukuki temsiliyetinin inkar edilemeyeceğini, dolayısıyla da devletler arası anlaşmalar imzalamaya hakkı bulunduğunu, bu anlaşmaların da hukuki açıdan tamamen geçerli olduğunu’ savundu.

Kıbrıs sorununun başlıca arabulucularından olan iki büyük ülke, aynı zamanda, Kıbrıs sorununun çözülmesi gereğinin ve adanın münhasır ekonomik bölgesinde var olan petrol yataklarından bütün Kıbrıslıların menfaat sağlaması olanaklarının altını da çizdi.

ABD’nin Güney Lefkoşa’daki büyükelçiliğinin sözcüsü, Rum Politis gazetesine “Egemen Kıbrıs Cumhuriyeti devleti vardır ve müktesebatın Kuzey’de uygulanmasının ertelenmesiyle Ada’nın tamamı AB’ye üye olmuştur. Kıta sahanlığının karasularındaki her türlü kalkınmanın iki taraf arasında daha büyük bir düşmanlık yaratmak yerine, yeniden birleşme perspektiflerini güçlendirecek şekilde olması çok önemlidir. Münakaşa, Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm bulunması gerektiğini bir kez daha göstermiştir” yorumunu yaptı.

Güney Lefkoşa’daki İngiliz Yüksek Komiserliği sözcüsü de aynı gazeteye yaptığı açıklamada “Petrol araştırması, Ada’daki toplumlar arasındaki bölünmüşlüğü derinleştirirse üzücü olur. Kıbrıs sorununa süratle bir çözüm bulunmasının bütün Kıbrıslılara Kıbrıs’ın maden zenginliklerinden yararlanma olanağı tanımasını diliyoruz. Birleşik Krallık, bu yöndeki bütün çabaları destekliyor. Bu arada Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hukuki temsiliyeti ve uluslararası hukuk çerçevesindeki hakları inkar edilemez” dedi.

‘RUMLAR YUNANİSTAN’LA BİRLİKTE İSTİŞARE ETMEDİ’
Rum Alithia gazetesi ise, Rum yönetiminin ‘münhasır ekonomik bölge’de petrol ve doğal gaz aranmasına ilişkin yapması gereken icraatlar konusunda Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini bildirdi.

Gazete, “Dikenlerde yalnız ve yalın ayak” başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetiminin konuyu Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini, Yunanistan hükümet sözcü vekili Evangelos Andonaros’un, bunu, Rum yönetiminin Mısır ve Lübnan’la kıta sahanlığındaki yataklardan istifade etme konusunda imzaladığı anlaşmalarla ilgili olarak Yunanistan hükümetiyle istişarede bulunup bulunmadığının sorulması üzerine açıkladığını belirtti.

Ancak Andonaros’un sorunun esas içeriğini yanıtlamaktan kaçınarak, “Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, egemen, BM ve AB üyesi bir devlettir” demekle yetindiğine dikkati çeken gazete, “Ancak petrol konusu endişe verici boyutlar kazanmaya başladı, çünkü Türkiye, ihale prosedürünün 17 Şubat’ta resmen başlatılmasından önce Kıbrıs bölgesini sorunlu olarak nitelendirmeyi başardı. Bunun sonucu olarak da büyük ve ciddi şirketler, ihaleye katılıp teklif sunma konusunu yeniden düşünüyor. Petrol arama ve çıkarma işiyle uğraşan bütün şirketlerin resmi politikası, sorunlu bölgelerden kaçınmaktır. Kısa süre öncesine kadar Bahreyn ve Katar arasındaki bölgede de bu geçerliydi” yorumunu yaptı.

ÖNCEKİ HÜKÜMETLERİN PETROL POLİTİKALARI
Gazete önceki Rum hükümetlerinin politikalarını da şöyle özetledi:

*Spiros Kiprianu hükümeti: Petrol konusu, 1980 Spiros Kiprianu hükümeti döneminde yeniden canlandı. Petrol konusunu yöneten zamanın Dışişleri Bakanı Nikos
Rolandis’ti. Rolandis’e göre Kiprianu, başka ülkelerle ve şirketlerle herhangi bir görüşme veya tartışmaya girişmeden önce BM Genel Sekreteri’yle istişare etmiş ve zamanın genel sekreterinin tavsiyesi üzerine herhangi bir faaliyetten kaçınmıştı.

*Yorgos Vasiliu hükümeti: Petrol konusu yine canlanmış, zamanın hükümeti Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar Kıbrıs’ın petrol meselesinden uzak durması gerektiği şeklinde bir politika izlemişti.

*Glafkos Klerides hükümeti: Petrol konusu yine gündeme geldi. Başkan Glafkos Klerides, Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Nikos Rolandis’le birlikte meseleyi iki eksende yönetmiş, birincisi; prosedüre Bush ailesinin şirketini dahil etmiş ve ikincisi; Kıbrıs Türk toplumuyla görüşmek için ön hazırlık yapmıştı. Yunanistan, Kıbrıs hükümetinin icraatları konusunda zamanında bilgilendirilmişti. Bu arada, denizdeki yataklardan istifadeyi merkezi federal hükümete bırakan Annan Planı sunuldu.

*Tasos Papadopulos hükümeti: Konu, kamuoyuna yönelik açıklamalarla yönetildi, Kıbrıs’ta bulunan bütün yabancı büyükelçiliklere ihaleye çıkılacağı bildirildi ve büyükelçiliklerin ülkelerindeki şirketleri bilgilendirmeleri istendi. Önceden BM ve Yunansitan ile istişare etmekten kaçınıldı.

"Kıbrıs'ta yeni görevlendirme yok"


1 Şubat, 2007 11:06:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rum yönetiminin Kıbrıs çevresinde petrol arama girişimiyle başlayan krizin ardından Ada açıklarına savaş gemileri gönderildiği şeklindeki iddiaları yalanladı.

Büyükanıt, Dışişleri Bakanı Gül ile görüşmek için Dışişleri Bakanlığı'na geldi.
 
Büyükanıt Bakanlığa girişte, Doğu Akdeniz'e savaş gemileri gönderdiğine ilişkin haberin hatırlatılması üzerine, "Doğu Akdeniz ve Ege'de zaten devamlı görev yapan, devriye gezen gemilerimiz var. Dışişleri Bakanlığı ile müşterek çalışmalarımız var. Bizim yeni gemi göndermemize ihtiyaç yok" dedi.

Talat: "Demek ki yalan"
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, konuyla ilgili olarak, "Genelkurmay yalanladı ya, neyi bilecektim? Konuyu Genelkurmay yalanladığına göre, demek ki yalan" dedi.
 
Swissotel çıkışı basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Talat ayrıca, "Bu işi abartmamak lazım, ama bir şeyin bilinmesi gerekiyor: Biz KKTC olarak Kıbrıs adasının var olan kaynaklarından, doğal kaynaklarından herhangi bir şekilde, nasıl ki Kıbrıs'tan vazgeçmedik, ondan da vazgeçmeyiz. Kıbrıs'ta Kıbrıslı Rumlarla eşitiz" ifadesini kullandı.
 
Talat, "Bunu ciddi bir uyarı olarak yorumlayabilir misiniz" sorusuna karşılık, "Genelkurmay yalanladığına göre, bunu benim daha ileri yorumlamam mümkün değil, çünkü onların kontrolünde ve yönetiminde bir olay. Genelkurmay yalanlıyor, ben başka bir yorum yapamam ki, abartı da olabilir" dedi.
 
"Rutin bir uygulama olduğu yolunda haberler de çıktı" şeklindeki hatırlatma üzerine Talat, " Mümkün... Gemiler sürekli olarak geliyor zaten" diye konuştu.
 
Talat, daha önce yaptığı bir açıklamada da, "Kıbrıs'ta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet yoktur. Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle petrol konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar bağlaması kabul edilebilir bir durum değildir" demişti.

Ankara Lübnan'a nota vermişti

Ada'daki gelişmeleri yakından takip eden Ankara, Rum yönetimiyle Petrol Arama Anlaşması imzalayan Beyrut yönetimine 29 Ocak'ta nota vermişti.

Lübnan'ın Ankara  Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı ve KKTC'nin haklarının ihlal edilmek istendiği belirtildi.
 
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki hassasiyetin tüm dünya tarafından bilinmesi gerektiğine dikkat çekildi.
 
Notada ayrıca Kıbrıs Rum yönetiminin hukuken ve fiilen adanın tamamını temsil etme ve Rumların, Kıbrıslı Türkleri de kapsayacak şekilde ikili anlaşma yetkisi bulunmadığına vurgu yapıldı.
 
Türkiye, bundan böyle Lübnan yönetiminin konuyla ilgili Rumlarla yapmayı planlandığı anlaşmalarla ilgili Ankara'ya görüş sormasını da talep etti.
 
Rum medyasına göre, Doğu Akdeniz ülkeleri, Türkiye'nin uyarılarını dikkate alarak, Kıbrıs Rum kesimiyle yaptıkları ya da yapmak üzere oldukları petrol arama anlaşmalarını gözden geçirme kararı aldı. İlk olarak Mısır, Rumlarla imzaladığı anlaşmayı üç yıllığına dondurdu.

Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
 
Norveç petrol arama şirketleri, geçen ay, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
 
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen anlaşma imzalayan Rum yönetimi, geçen ay da benzer bir anlaşmayı Lübnan ile imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas kurdu.
 
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli adım atmaları konusunda uyarmıştı.

 

 

Talat: Rumlar, Lübnan'daki siyasi boşluğu kullandı


      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs’ta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet yoktur. Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle petrol konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar bağlaması kabul edilebilir bir durum değildir" dedi.
      Talat, Swissotel’de gazetelerin dış politika editörleriyle kahvaltıda bir araya geldi.
      Mehmet Ali Talat, basın mensuplarının, "Kıbrıs Rum yönetiminin komşu ülkelerle petrol arama anlaşmaları yapmasını nasıl değerlendirdiğinin" sorulması üzerine, Kıbrıs Rum tarafının bu konuyu tek yanlı bir girişimle başlattığını söyledi.
      Talat, Kıbrıslı Türklerin de ortak olması gereken bir zenginliğe Kıbrıslı Rumların tek taraflı sahip çıkması sonucunda, konunun bu noktaya geldiğini ifade ederek, Akdeniz’in yarı kapalı bir deniz, adeta bir göl olduğunu hatırlattı.
      KKTC Cumhurbaşkanı Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
      "Bütün Akdeniz’e kıyısı bulunan ülkeler ve özellikle yakın ülkeler, münhasır ekonomik bölge anlaşmalarında ve tartışmalarında taraf olmak durumundadır.
      Dolayısıyla Türkiye’nin açıkça ortaya koyduğu bu konular, görüşülerek ele alınmalıdır. Birlikte ele alınması yaklaşımı doğru bir yaklaşımdır. Kaldı ki Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs’ı bir bütün olarak temsil etmemektedir. Kıbrıs’ta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet yoktur. Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle petrol konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar bağlaması kabul edilebilir bir durum değildir.
      Biz bunu ortaya koyduk, Türkiye de bunu ortaya koydu. İlk tepki benden gelmişti. Bu kararın gerginliğe yol açabileceğini ifade etmiştim. Kıbrıs Rum tarafı savaş tehdidi olarak algılamış ve epey gürültü çıkarmıştı. Halbuki bu bir savaş tehdidi değildi, sadece bir uyarıydı. Barışın kurulması ve mevcut olanın korunması için gayret gösteren bir kişi, politikacı olarak bunu bir görev olarak görüp uyarıda bulunmuştum. Hemen arkasından Rum yönetimi anlaşmalar imzaladı.
      İşler gerginleşme noktasına geldi."
     
     LÜBNAN’DAKİ SİYASİ BOŞLUK
      Kıbrıs Rum tarafının açıklamalarında, "Kıbrıslı Türklerin hiçbir hakkının olmadığını, Türkiye’nin de hiçbir şekilde bu işe karışamayacağını" belirttiğini hatırlatan Talat, Rumların açıklamalarında kendilerini egemen, dört dörtlük, her şeyiyle tam bir ülke olduklarını ifade ettiklerini anımsattı.
      Talat, bu açıklamaların doğru olmadığını ifade ederek, "Rum yönetiminin Kıbrıs Türklerinin olmadığı bir ortamda anlaşmaları bağlaması kabul edilemez. Biz bunu reddettik. Herhangi bir şekilde kabul etmemiz de söz konusu değildir" diye konuştu.
      Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimiyle petrol konusunda anlaşmalar yapan Lübnan, Mısır, İsrail gibi ülkelerin bu anlaşmaları askıya aldığı yolunda çıkan haberlerin hatırlatılması üzerine de şunları kaydetti:
      "Onu bilmiyorum. Tabii Kıbrıs Rum tarafı biraz da Lübnan’daki siyasi boşluğu değerlendirdi ve bu anlaşmayı bağladı. Lübnan savaştan yeni çıkmış, hükümet oluşumunda ciddi sorunlar yaşayan bir ülke. Onu bu dönemde yakalayıp böyle bir anlaşmayı bağlamış, bu bir gerçek. Yalnız Mısır’ın anlaşmayı askıya alması konusunu bilmiyorum..."
     

MILLIYET 01/02/07

 

Rum basını: Petrol savaşına ABD ve İngiltere de katıldı


      Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz arama ve çıkarma hedefleri doğrultusunda Mısır ve Lübnan’la yaptığı "münhasır ekonomik bölge" sınırlarını belirleyen anlaşmalar nedeniyle KKTC ve Türkiye’den yapılan uyarı açıklamalarının ardından, Rum basını, konuya ABD ve İngiltere’nin de müdahil olduğunu yazdı.
      Rum basını, "ABD ile İngiltere’nin, Ankara’nın resmi olarak da ortaya koyduğu tehditleri frenleyerek, Doğu Akdeniz’deki petrol konusunda çıkan krize müdahale ettiğini" yazdı.
      ABD ve İngiltere’nin, Rum yönetiminin "egemenlik haklarını ve imzaladığı uluslararası anlaşmaların meşruiyetini" tanıdığını belirten Rum basını, ABD ve İngiltere’nin konuya müdahalelerinin, "Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesi" içindeki petrol yataklarını değerlendirmeye şirketlerinin ilgisiyle doğrudan ilgili olduğuna işaret etti.
      Haberlerde, Rum yönetiminin, konuyu kamuoyu önünde tartışmaya son verdiği ve Rum Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliğine gönderdiği mektuplarla Ankara’yı "şikayet ettiği" de belirtildi.
      ABD ve İngiltere, güney Lefkoşa’daki büyükelçiliklerinin sözcüleri aracılığıyla, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin "egemenliğinin ve hukuki temsiliyetinin inkar edilemeyeceğini, dolayısıyla da devletler arası anlaşmalar imzalamaya hakkı bulunduğunu, bu anlaşmaların da hukuki açıdan tamamen geçerli olduğunu" savundu.
      Kıbrıs sorununun başlıca arabulucularından olan iki büyük ülke, aynı zamanda, "Kıbrıs sorununun çözülmesi gereğinin ve adanın münhasır ekonomik bölgesinde var olan petrol yataklarından bütün Kıbrıslıların (Türk ve Rum)
      menfaat sağlaması" olanaklarının altını da çizdi.
      ABD’nin güney Lefkoşa’daki büyükelçiliğinin sözcüsü, Rum Politis gazetesine şunları söyledi:
      "Egemen Kıbrıs Cumhuriyeti devleti vardır ve müktesebatın Kuzey’de uygulanmasının ertelenmesiyle adanın tamamı AB’ye üye olmuştur. Kıta sahanlığının karasularındaki her türlü kalkınmanın; iki taraf arasında daha büyük bir düşmanlık yaratmak yerine, yeniden birleşme perspektiflerini güçlendirecek şekilde olması çok önemlidir. Münakaşa, Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm bulunması gerektiğini bir kez daha göstermiştir." Güney Lefkoşa’daki İngiliz Yüksek Komiserliği sözcüsü de aynı gazeteye şöyle dedi:
      "Petrol araştırması, adadaki toplumlar arasındaki bölünmüşlüğü derinleştirirse üzücü olur. Kıbrıs sorununa süratle bir çözüm bulunmasının bütün Kıbrıslılara Kıbrıs’ın maden zenginliklerinden yararlanma olanağı tanımasını diliyoruz. Birleşik Krallık, bu yöndeki bütün çabaları destekliyor. Bu arada Kıbrıs Cumhuriyetinin hukuki temsiliyeti ve uluslararası hukuk çerçevesindeki hakları inkar edilemez."
     
     RUSYA DA İLGİLİ
      Öte yandan Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yorgos Perdikis, Kıbrıs’taki muhtemel petrol yataklarından istifade edilmesine Rusya’nın da şirketiyle katılmaya ilgi gösterdiğini açıkladı.
      Perdikis, dün güney Lefkoşa’daki Rus büyükelçisiyle görüştü ve "Belirli bir şirketten, beyan edilmiş bir ilgi var" dedi. Perdikis, Moskova’nın Güney Kıbrıs’ın yanında olacağından emin olduğunu, ancak bu yönde hiçbir teyit almadığını söyledi.
      Rum basını, Perdikis’in Türkiye’yi Rusya’ya "şikayet" ettiğini de yazdı.
     
     RUM BAKANLAR KURULU KARAR ALDI
      Bu arada Rum bakanlar kurulu, dünkü toplantısında, ihaleye çıkılacak sözleşmelerle ilgili teknik detayları tamamladı.
      Bakanlar kurulunun dünkü birleşiminde, güney Lefkoşa’nın konuyla ilgili olarak "aleni diyaloğa devam etmemesi" kararı da alındı.
      Rum bakanlar kurulu, geçen hafta yaptığı olağanüstü toplantıda, "münhasır ekonomik bölgedeki" 13 araştırma parselinin sınırlarını belirlemişti. 13 parsel, petrol arama-araştırmalarıyla ilgili ilk tur başvuruları çerçevesinde değerlendirilecek.
      Konuyla ilgili ihale başvurularının ilki 15 Şubat’ta başlayacak.
     
     ESKİ RUMBAKAN ROLANDİS: BÜYÜK PETROL YATAKLARI VAR
      Rum yönetiminin eski Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Nikos Rolandis, bölgede yapılan ilk araştırmaların, Kıbrıs’ın deniz bölgesinde büyük petrol yataklarının varlığını ortaya çıkardığını açıkladı.
      Rolandis, Şubat 2003’te petrol yataklarından istifade edilmesine ilişkin ilk anlaşmayı Rum yönetimi adına Mısır’la imzaladı.
      Rolandis, ilk anlaşmanın özellikle Mısır’la imzalanmasının tesadüf olmadığını, Mısır’ın Doğu Akdeniz bölgesinde kendine özgü bir stratejik öneme sahip olmasının ötesinde, Nil’in Akdeniz’e açılan ağzına milyonlarca yıldır akan organik maddelerin hidrokarbona, yani petrole dönüşmüş olduğunu kaydetti.
      Rolandis, şunları söyledi:
      "Kıbrıs, Nil Deltasının karşısındadır. Halen Mısır 41 bin 500 kilometrekarelik deniz bölgesini Shell ve Exxon-Mobil’e yüzde 75 ve yüzde 25 oranında kiralamıştır. Bu bölge, Kıbrıs ve Mısır’ın münhasır ekonomik bölgeleri arasındaki sınırdadır. Mısır, Kıbrıs’la arasındaki deniz bölgesinde çok zengin yataklara sahiptir ve bunlardan istifade ediyor. Petrolün Kıbrıs’ı ayıran hattın başında son bulması mümkün değil."
     
     "YUNANİSTAN İLE BİLE İSTİŞARE ETMEDİLER"
      Rum Alithia gazetesi, Rum yönetiminin "münhasır ekonomik bölgede" petrol ve doğal gaz aranmasına ilişkin yapması gereken icraatlar konusunda Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini bildirdi.
      Gazete, "Dikenlerde yalnız ve yalın ayak" başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetiminin konuyu Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini, Yunanistan hükümet sözcü vekili Evangelos Andonaros’un, bunu, Rum yönetiminin Mısır ve Lübnan’la kıta sahanlığındaki yataklardan istifade etme konusunda imzaladığı anlaşmalarla ilgili olarak Yunanistan hükümetiyle istişarede bulunup bulunmadığının sorulması üzerine açıkladığını belirtti.
      Ancak Andonaros’un sorunun esas içeriğini yanıtlamaktan kaçınarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, egemen, BM ve AB üyesi bir devlettir" demekle yetindiğine dikkati çeken gazete, özetle şunları yazdı:
      "Ancak petrol konusu endişe verici boyutlar kazanmaya başladı, çünkü Türkiye, ihale prosedürünün 17 Şubatta resmen başlatılmasından önce Kıbrıs bölgesini sorunlu olarak nitelendirmeyi başardı. Bunun sonucu olarak da büyük ve ciddi şirketler, ihaleye katılıp teklif sunma konusunu yeniden düşünüyor. Petrol arama ve çıkarma işiyle uğraşan bütün şirketlerin resmi politikası, sorunlu bölgelerden kaçınmaktır. Kısa süre öncesine kadar Bahreyn ve Katar arasındaki bölgede de bu geçerliydi."
     
     GEÇMİŞ RUM HÜKÜMETLERİNİN POLİTİKASI
      Geçmiş Rum hükümetlerinin petrol konusunda izlediği politikaları da hatırlatılan Alithia gazetesi, bu konuda şunları yazdı:
      "Spiros Kiprianu hükümeti: Petrol konusu, Spiros Kiprianu hükümeti döneminde (1980) yeniden canlandı. Petrol konusunu yöneten zamanın Dışişleri Bakanı Nikos Rolandis’ti. Rolandis’e göre Kiprianu, başka ülkelerle ve şirketlerle herhangi bir görüşme veya tartışmaya girişmeden önce BM Genel Sekreteriyle istişare etmiş ve zamanın Genel Sekreterinin tavsiyesi üzerine herhangi bir faaliyetten kaçınmıştı.
      Yorgos Vasiliu hükümeti: Petrol konusu yine canlanmış, zamanın hükümeti; Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar Kıbrıs’ın petrol meselesinden uzak durması gerektiği şeklinde bir politika izlemişti.
      Glafkos Klerides hükümeti: Petrol konusu yine gündeme geldi. Başkan Glafkos Klerides, Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Nikos Rolandis’le birlikte meseleyi iki eksende yönetmiş, (1) prosedüre Bush ailesinin şirketini dahil etmiş ve (2)
      Kıbrıs Türk toplumuyla görüşmek için ön hazırlık yapmıştı. Yunanistan, Kıbrıs hükümetinin icraatları konusunda zamanında bilgilendirilmişti. Bu arada, denizdeki yataklardan istifadeyi merkezi federal hükümete bırakan Annan planı sunuldu.
      Tasos Papadopulos hükümeti: Konu, kamuoyuna yönelik açıklamalarla yönetildi, Kıbrıs’ta bulunan bütün yabancı büyükelçiliklere ihaleye çıkılacağı bildirildi ve büyükelçiliklerin ülkelerindeki şirketleri bilgilendirmeleri istendi. Önceden BM ile (ki Kiprianu hükümeti yapmıştı) ve Yunansitan ile istişare etmekten kaçınıldı."
 MILLIYET 01/02/07

 

Erdoğan'ın derin devletle imtihanı



Bir haftada ortaya çıkanlardan anlaşılan şu:
Hrant Dink'in katledilişinde devletin ihmali filan değil, (eğer teşviki değilse) düpedüz göz yumması var.
Cinayetin azmettiricisinin daha önceki bombalama davasında suçu sabitken serbest bırakılıp suikast hazırlığına girişmesi...
Çeteye sokulan ihbarcının "Dink'i vuracaklar" diye defalarca bildirmesine rağmen bunun dikkate alınmaması... çetenin poliste adamı olduğu kuşkusunu uyandırıyor. Ve saldırganlar üzerinde "derin koruma" olduğunu kanıtlıyor.
***
Biz bu "koruma kalkanı"nı tarihimizden tanıyoruz.
Bu işin başlangıcı 12 Eylül'dür.
Bu işin başlangıcı, yine Ermeni meselesidir.
Bu işin başlangıcı, devletin ASALA ile mücadele için sabıkalı katilleri işe alıp ellerine silah, ceplerine pasaport vermesidir.
Devlet hesabına katil çalıştırma âdeti o gün başlamış, bunun karşılığında onlarla pazarlığa oturulmuştur.
O günden sonra da at izi, it izine karışmıştır.
Bugün yaşananlardan, tıpatıp aynı kokular geliyor.
Dink cinayetinden tutuklananlardan biri Ağca ve Çatlı olmak istediğini söylemiş.
Neden mi?
Hatırlatalım:
***
Abdi İpekçi'nin katili Ağca'yı evinde saklayan ve pek çok kanlı cinayeti planlayan "Büyük Reis" Abdullah Çatlı'ya bu devlet 12 Eylül'den sonra pasaport verdi, yurtdışına gönderdi, ASALA'yla mücadeleyle görevlendirdi. Eşinin Meclis'teki ifadesine göre, bu görevi üstlenen Çatlı devletten cezaevindeki arkadaşlarının bırakılmasını istedi.
Bakın sonra neler oldu:
Savcı Doğan Öz'ün katili İbrahim Çiftçi'nin avukatı, askeri mahkemede "Onun Savunma Bakanlığı'nda dosyası var" dedi. Çiftçi'nin idam kararı Askeri Yargıtay'da tam 4 kez bozuldu. Sonunda askeri mahkeme "Sanığın, Öz'ü öldürdüğü sabit görüldüğü halde beraatine" diye tarihe geçecek bir karar verdi.
Aradan 4 ay geçti.
Doç. Bedrettin Cömert öldürüldü. Cinayet azmettiricisi Çatlı, yakalandıktan 48 saat sonra salıverildi. Almanya'da yakalanıp iade edilen saldırgan Rıfat Yıldırım ise "delil yetersizliğinden" beraat etti.
Aradan 1 hafta geçti.
Bahçelievler'de TİP'li 7 genç katledildi. Katillerden Haluk Kırcı 7 kez idama mahkûm oldu. 1 yıl sonra şartlı tahliyeyle salıverildi. Sonra tahliyenin "yanlışlıkla" yapıldığı anlaşıldı. 7 yıl sonra yeniden yakalandı. Yakalandığı gün 3 polis şefinin yardımıyla İstanbul Emniyeti'nden kaçırıldı. 3 yıl sonra bu kez Susurluk davasından mahkûm oldu. İkinci kez "yanlışlıkla" salıverildi.
Bahçelievler katliamından 3.5 ay sonra İpekçi öldürüldü. Katil Ağca, Kartal Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı.
Cinayetin diğer faili Oral Çelik'i olay yerinde gören tanık "Güvenliğimi sağlarsanız tanıklık yaparım" dedi. Koruma verilmedi. Mahkemede sanığı "teşhis edemedi". Çelik salıverildi.
Cinayette adı geçen Mehmet Şener Zürih'te yakalandı. Dosya geciktirildiği için delil yetersizliğinden salıverildi. Davası zaman aşımına girdi.
Cinayetin tetikçisi Yalçın Özbey Almanya'da yakalandı. Görüştüğü Türk İçişleri Bakanlığı yetkilisine kendisine koruma ve yeni kimlik verilirse konuşacağını söyledi. Davada bu görüşmenin bantları istendi. Bakanlık, "Bantlar kayboldu" cevabını verdi.
***
Derin işlerdir bunlar...
Ve bu koruma kalkanını delecek bir babayiğit çıkmamıştır.
"Derin devlet"i telaffuza yeltenen 2 başbakan çıktı:
Bülent Ecevit ve Turgut Özal...
İkisi de suikast girişimlerinde ölümden döndü. Bir daha da bu konuyu ağızlarına almadılar.
Şimdi Başbakan Erdoğan derin devletle imtihana giriyor.
Kendisine kolaylıklar diliyoruz.

CAN DUNDAR MILLIYET 01/02/07

 

Londra'daki Property şirketi, ambargoya karşı mücadelesini kazandı

Açıklamaya göre 3 yıllık ambargo döneminden sonra "Türk Köyü"nü başlatan Residence dergisini arayarak Londra'nın en büyük fuar merkezlerinden Olympia'da organize edecekleri "Home Overseas Exhibition" adlı emlak fuarına davet eden Blendon Communications'dan Gavin Wells, Türk köyü'nün kendi bünyelerinde kurulabileceğini söyledi.

Property International Plc. tarafından yayınlanan bildiride Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özmen Safa'nın 3 yıllık mücadelenin sonunda kazandıklarını söylediği belirtildi.

Safa, "3 yıl önce 'Türk Köyü dayanışma, birlik ve gücün sembolü' demiştik. Bugün bu olay bu sözün kanıtı oldu. Asıl mutluluğu KKTC'nin tamamına uygulanan ambargolar kalktığında yaşayacağız, mücadeleye devam edeceğiz" dedi. Safa, "Ambargoların tamamı kalkmadıkça sorun hallolmuş sayılmaz. Ama mücadele sürecinde elde edilen her mevzi ambargosuz günlere bizi bir adım daha yaklaştıracaktır. Ambargolar tamamen kalkana kadar mücadeleye devam" şeklinde konuştu.

Verilen bilgiye göre Blendon Communications adlı fuarcılık şirketi 3 yıl önce Kıbrıslı Türk şirketlerin düzenledikleri fuara katılmasına izin vermemişti. Bunun üzerine Property International Plc. Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özmen Safa Türk Köyü'nü kurarak ambargoya karşı bayrak açmıştı. Üç yıldan bu yana kurulan Türk Köyü Kıbrıslı Türk emlak şirketlerinin yurt dışına açılan kapısı oldu.

Öte yandan bu yıl 2-4 Mart tarihinde Londra'nın en büyük fuar merkezlerinden biri olan Excel'de kurulacak olan "Türk Köyü" Kıbrıs Türk Müteahhitler Birliği ile birlikte organize ediliyor.

Türk Köyü 25 bin kişinin ziyaret etmesinin beklendiği Home Buyer Show içinde 352 metrekarelik bir alan içinde kuruluyor.

KIBRIS 01/02/07

 

AP Yeşiller Grubu'nun Kuzey Kıbrıs'ta yapacağı toplantı konusunda bir ilerleme sağlanamıyor

Kıbrıslı Rumların baskısı sonucu toplantının yapılıp yapılmayacağı konusunda çelişkili bilgiler geliyor.

AP Yeşiller Grubu Kuzey Kıbrıs'ta toplantı yaparak Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonların kalkması çerçevesinde Avrupa kamuoyunun dikkatini çekmeyi hedefliyordu. Grup, yapacağı toplantı ile Kıbrıs'ta çözüm konusunu yeniden Avrupa gündemine getirmeyi düşünüyordu.

Yeşiller Grubu'ndan ilk önce yapılan açıklamada toplantı için 2006 aralık ayı tarihi verilmişti. Daha sonra bu tarih Ocak 2007'ye çekildi. Ocak ayı sonuna gelinmesine rağmen hâlâ toplantının ne zaman yapılacağı veya yapılıp yapılmayacağı konusunda net bir açıklama yok.

ABHaber'in aldığı bilgilere göre Yeşiller Grubu'nun Kuzey Kıbrıs'ta toplantıyı yapmaması için Yunan ve Kıbrıslı Rumlardan büyük baskı olduğu yönünde.

KIBRIS 01/02/07

 

Paşiardis: Türkiye korsan gibi

Türkiye’nin Kıbrıs Rum yönetiminin denizde petrol arama girişimlerine gösterdiği sert tepki, Güney Kıbrıs gündemindeki yerini koruyor. Rum hükümet sözcüsü Paşiardis Türkiye’yi Akdeniz’de korsan gibi davranmakla suçladı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 16:40 TSI 02 Şubat 2007 Cuma

LEFKOŞA - Egemenlik hakları dahilinde hareket ettiklerini savunan Paşiardis, Türkiye’nin kendisini bölgenin hakemi gibi hissedip zaman zaman da Doğu Akdeniz’de korsan gibi davrandığını ileri sürdü.

Rum meclis başkanı Hristofyas da, Türkiye’nin Kıbrıs Rum yönetiminin egemenliğini sorguladığını ve tehdit ettiğini öne sürerek bu girişimlere boyun eğmeyeceklerini söyledi.

Konuyu BM ve AB’ye şikayet ettiklerini vurgulayan Hristofyas, uluslararası topluluğa da çağrı yaparak Ankara’yı açık bir dille kınamalarını istedi.

Ana muhalefetteki Disi partisinin lideri Nikos Anastasiyadis ise Rum hükümetinin tutumunu eleştirdi ve petrol anlaşmalarını sessizce yürütmek yerine gövde gösterisi yapmaya kalkışıldığını, sonuçta baskılara maruz kalındığını ifade etti.

Rum basını da hükümeti, halk endişe içindeyken uzun süre açıklama yapmamakla eleştirdi.

ABD’den Kıbrıs’ta itidal çağrısı

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Mısır ve Lübnan’la yaptığı petrol ve doğalgaz anlaşmalarına tepki gösteren Türkiye ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne itidal çağrısında bulundu.

 

NTV

Güncelleme: 17:46 TSİ 02 Şubat 2007 Cuma

WASHINGTON - Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean Mccormack “Türkiye ve Kıbrıs Rum Kesimi yanlış yorumlanabilecek ve talihsiz olaylara yol açabilecek hareketlerden kaçınmalı” dedi.

Mccormack, ayrıca taraflara BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’nin önerilerini ciddiyetle incelemeleri çağrısında bulundu.

Gambari, daha önce bu konuda birbirini suçlayan açıklamalardan kaçınılmasını istemişti.

Gambari ayrıca iki taraf arasındaki güncel sorunların yanı sıra, müzakerelere zemin oluşturacak ön çalışmalar yapması öngörülen teknik komitelerin bir an önce işe başlamasını ve liderlerin martta yüz yüze bir görüşme yapmasını önermişti.

 

Rum kesiminden protesto

Kıbrıs Rum kesimi, Mısır ve Lübnan’la Ada açıklarında petrol ve doğalgaz arama anlaşmasına Türkiye’nin gösterdiği tepkiyi BM ve AB nezdinde protesto edeceğini açıkladı.

 

NTV

Güncelleme: 00:02 TSİ 02 Şubat 2007 Cuma

LEFKOŞA - Hükümet sözcüsü Hristodulos Paşiardis Türkiye’nin açıklamalarının şikayet edileceğini belirtti. Paşiardis “Türkiye’nin tehditlerini asılsız ve temelsiz buluyoruz, kararımızı uygulamaya devam edeceğiz” dedi.

 

Yunanistan da Kıbrıs Rum kesiminin petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına müdahale etmeye Türkiye’nin hakkı olmadığını savundu.

Rum yönetimi, hafta sonunda KKTC karasularını da içerecek şekilde petrol ve doğalgaz arama sahalarını belirlemiş ve petrol rezervlerinin aranması için Mısır ve Lübnan’la anlaşmaya varmıştı.

Ankara, Rum yönetimiyle iki hafta önce el sıkışan Lübnan’ı, anlaşmayı yürürlüğe koymaması konusunda uyarmıştı.

Bu uyarı üzerine Lübnan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’yle iyi ilişkilere bağlı olunduğunu açıkladı.

 

 

Petrol konusu Rum basınında

Kıbrıs Rum yönetiminin, D. Akdeniz’de petrol arama ve çıkarmak için Mısır ve Lübnan’la yaptığı anlaşmalar nedeniyle KKTC ve Türkiye’den yapılan uyarı açıklamalarının ardından, Rum basını, konuya ABD ve İngiltere’nin de müdahil olduğunu yazdı.

 

AA

Güncelleme: 13:53 TSİ 02 Şubat 2007 Cuma

LEFKOŞA - Rum basını, ABD ile İngiltere’nin, Ankara’nın resmi olarak da ortaya koyduğu tehditleri frenleyerek, Doğu Akdeniz’deki petrol konusunda çıkan krize müdahale ettiğini yazdı.

ABD ve İngiltere’nin, Rum yönetiminin egemenlik haklarını ve imzaladığı uluslararası anlaşmaların meşruiyetini tanıdığını belirten Rum basını, ABD ve İngiltere’nin konuya müdahalelerinin, Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesi içindeki petrol yataklarını değerlendirmeye şirketlerinin ilgisiyle doğrudan ilgili olduğuna işaret etti.

Haberlerde, Rum yönetiminin, konuyu kamuoyu önünde tartışmaya son verdiği ve Rum Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla BM ve AB’ye gönderdiği mektuplarla Ankara’yı şikayet ettiği de belirtildi.

ABD ve İngiltere, Güney Lefkoşa’daki büyükelçiliklerinin sözcüleri aracılığıyla, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti”nin egemenliğinin ve hukuki temsiliyetinin inkar edilemeyeceğini, dolayısıyla da devletler arası anlaşmalar imzalamaya hakkı bulunduğunu, bu anlaşmaların da hukuki açıdan tamamen geçerli olduğunu’ savundu.

Kıbrıs sorununun başlıca arabulucularından olan iki büyük ülke, aynı zamanda, Kıbrıs sorununun çözülmesi gereğinin ve adanın münhasır ekonomik bölgesinde var olan petrol yataklarından bütün Kıbrıslıların menfaat sağlaması olanaklarının altını da çizdi.

ABD’nin Güney Lefkoşa’daki büyükelçiliğinin sözcüsü, Rum Politis gazetesine “Egemen Kıbrıs Cumhuriyeti devleti vardır ve müktesebatın Kuzey’de uygulanmasının ertelenmesiyle Ada’nın tamamı AB’ye üye olmuştur. Kıta sahanlığının karasularındaki her türlü kalkınmanın iki taraf arasında daha büyük bir düşmanlık yaratmak yerine, yeniden birleşme perspektiflerini güçlendirecek şekilde olması çok önemlidir. Münakaşa, Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm bulunması gerektiğini bir kez daha göstermiştir” yorumunu yaptı.

Güney Lefkoşa’daki İngiliz Yüksek Komiserliği sözcüsü de aynı gazeteye yaptığı açıklamada “Petrol araştırması, Ada’daki toplumlar arasındaki bölünmüşlüğü derinleştirirse üzücü olur. Kıbrıs sorununa süratle bir çözüm bulunmasının bütün Kıbrıslılara Kıbrıs’ın maden zenginliklerinden yararlanma olanağı tanımasını diliyoruz. Birleşik Krallık, bu yöndeki bütün çabaları destekliyor. Bu arada Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hukuki temsiliyeti ve uluslararası hukuk çerçevesindeki hakları inkar edilemez” dedi.

‘RUMLAR YUNANİSTAN’LA BİRLİKTE İSTİŞARE ETMEDİ’
Rum Alithia gazetesi ise, Rum yönetiminin ‘münhasır ekonomik bölge’de petrol ve doğal gaz aranmasına ilişkin yapması gereken icraatlar konusunda Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini bildirdi.

Gazete, “Dikenlerde yalnız ve yalın ayak” başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetiminin konuyu Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini, Yunanistan hükümet sözcü vekili Evangelos Andonaros’un, bunu, Rum yönetiminin Mısır ve Lübnan’la kıta sahanlığındaki yataklardan istifade etme konusunda imzaladığı anlaşmalarla ilgili olarak Yunanistan hükümetiyle istişarede bulunup bulunmadığının sorulması üzerine açıkladığını belirtti.

Ancak Andonaros’un sorunun esas içeriğini yanıtlamaktan kaçınarak, “Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, egemen, BM ve AB üyesi bir devlettir” demekle yetindiğine dikkati çeken gazete, “Ancak petrol konusu endişe verici boyutlar kazanmaya başladı, çünkü Türkiye, ihale prosedürünün 17 Şubat’ta resmen başlatılmasından önce Kıbrıs bölgesini sorunlu olarak nitelendirmeyi başardı. Bunun sonucu olarak da büyük ve ciddi şirketler, ihaleye katılıp teklif sunma konusunu yeniden düşünüyor. Petrol arama ve çıkarma işiyle uğraşan bütün şirketlerin resmi politikası, sorunlu bölgelerden kaçınmaktır. Kısa süre öncesine kadar Bahreyn ve Katar arasındaki bölgede de bu geçerliydi” yorumunu yaptı.

ÖNCEKİ HÜKÜMETLERİN PETROL POLİTİKALARI
Gazete önceki Rum hükümetlerinin politikalarını da şöyle özetledi:

*Spiros Kiprianu hükümeti: Petrol konusu, 1980 Spiros Kiprianu hükümeti döneminde yeniden canlandı. Petrol konusunu yöneten zamanın Dışişleri Bakanı Nikos
Rolandis’ti. Rolandis’e göre Kiprianu, başka ülkelerle ve şirketlerle herhangi bir görüşme veya tartışmaya girişmeden önce BM Genel Sekreteri’yle istişare etmiş ve zamanın genel sekreterinin tavsiyesi üzerine herhangi bir faaliyetten kaçınmıştı.

*Yorgos Vasiliu hükümeti: Petrol konusu yine canlanmış, zamanın hükümeti Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar Kıbrıs’ın petrol meselesinden uzak durması gerektiği şeklinde bir politika izlemişti.

*Glafkos Klerides hükümeti: Petrol konusu yine gündeme geldi. Başkan Glafkos Klerides, Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Nikos Rolandis’le birlikte meseleyi iki eksende yönetmiş, birincisi; prosedüre Bush ailesinin şirketini dahil etmiş ve ikincisi; Kıbrıs Türk toplumuyla görüşmek için ön hazırlık yapmıştı. Yunanistan, Kıbrıs hükümetinin icraatları konusunda zamanında bilgilendirilmişti. Bu arada, denizdeki yataklardan istifadeyi merkezi federal hükümete bırakan Annan Planı sunuldu.

*Tasos Papadopulos hükümeti: Konu, kamuoyuna yönelik açıklamalarla yönetildi, Kıbrıs’ta bulunan bütün yabancı büyükelçiliklere ihaleye çıkılacağı bildirildi ve büyükelçiliklerin ülkelerindeki şirketleri bilgilendirmeleri istendi. Önceden BM ve Yunansitan ile istişare etmekten kaçınıldı.

Türkiye - Lübnan gerginliği sona erdi


2 Şubat, 2007 19:45:00 (TSİ) CNN TURK

 

Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora ile Türkiye'nin Lübnan Büyükelçisi İrfan Acar arasında Kıbrıs Rum kesimiyle imzalanan petrol anlaşması konusunun ele alındığı görüşmede, ortak çalışma kararı alındı.

Lübnan Başbakanı Fuat Sinyora, bugün Türkiye'nin Lübnan Büyükelçisi İrfan Acar'ı başbakanlıkta kabul etti.
 
Sinyora, Lübnan Dışişleri Bakan Vekili Tarık Mitri'nin de bulunduğu görüşmede, Kıbrıs Rum kesiminin KKTC'yi hiçe sayarak, Akdeniz'de petrol arama çalışmaları kapsamında Lübnan ile anlaşma imzalaması konusunda ayrıntılı bilgi aldı.
 
Lübnan Başbakanı Sinyora, Büyükelçi Acar'dan da anlaşmanın imzalanmasıyla ilgili olarak Türk Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması hakkında bilgi edindi.
 
Lübnan tarafının Büyükelçi Acar'a, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için Lübnan Meclisi’nden geçmesi ve Cumhurbaşkanı Emile Lahut tarafından da onaylanması gerektiğini söylediği öğrenildi.
 
Çok samimi bir havada geçtiği öğrenilen görüşmeden sonra, iki tarafın konuyla ilgili olarak gelecek günlerde ortak çalışma kararı aldığı belirtildi.

 

 

"Türkiye olası Kürdistan'ı engeller"


2 Şubat, 2007 10:35:00 (TSİ) CNN TURK

Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, hiçbir gerçekçi Kürt liderinin bölgede 'bağımsız Kürdistan' kurmayı düşünmeyeceğini, zira Türkiye, İran ve Suriye'nin olası saldırı ve önlemlerinin böyle bir devletin yaşamasını imkânsızlaştırdığını söyledi.

ABD'nin New Yorker dergisine konuşan Talabani, Kerkük'ün güvenliğine ilişkin olarak da, "İzin verseler, bütün Kerkük'ü ve çevresini bir haftada temizleriz" dedi.
 
Talabani, Kürt devletinin neden imkânsız olduğunu, Jon Lee Anderson şu sözlerle açıkladı:
 
"Irak Kürdistanı'nın bağımsızlık ilan ettiğini, İran, Suriye, Türkiye ve Irak'ın da bununla savaşmadıklarını, ama sadece sınırlarını kapattıklarını düşünelim. Nasıl yaşayabiliriz ki? Petrolümüz var diyelim. Bu petrolü nasıl ihraç edebiliriz? Emin olabilirsin ki, Kürdistan bağımsızlık ilan ederse, İran saldıracaktır, Türkiye saldıracaktır, Suriye saldıracaktır ve Irak da bunu kabul etmeyecektir. Bütün bu ülkelere direnemeyiz."
 
Kerkük'te güvenlik
 
Talabani ile Anderson arasındaki ilginç diyaloglardan biri de Kerkük'teki güvenlik durumuna ilişkin.
 
Talabani, "Amerikalıların terörizmle mücadeledeki başlıca hatalarından biri, teröristler her istediklerini serbestçe yaparken, bizim elimizi ve Şiilerin elini bağlamaları oldu. İzin verseler, bütün Kerkük'ü ve çevresini bir haftada temizleriz" diyor.
 
Anderson'a göre, Talabani'nin buradaki iması açık: 'Temizlemek,' muhaliflerini ortadan kaldırmak, düşmanlarını öldürmek ya da yakalamak anlamına geliyor.
 
Kerkük referandumu
 
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza ise, Kerkük referandumunun bu yıl düzenlenmesinin planlandığının hatırlatılması ve görüşünün sorulması üzerine, "Bu yıl içinde yapılır mi? Kim bilir... şeklinde yanıt verdi.
 
Matt Bryza, Kerkük sorununun son derece hassas ve zor olduğuna işaret ederek, "Bu sorunun uygun şekilde çözümlenmemesi durumunda bunun korkunç bir soruna dönüşebileceği yönünde Türkiye'nin kaygılarını paylaşıyoruz" dedi.

 

 

ABD: Kıbrıs'ta taraflar dikkatli olmalı

2 Şubat 2007

 

WASHINGTON (A.A)

 

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack, Kıbrıs'ın çevresinde petrol aramayla ilgili tartışmalar ve Türkiye'nin bölgeye savaş gemileri gönderdiği iddialarının ardından, “tarafları, diğer tarafın yanlış anlamasına yol açacak eylemlerden kaçınmaya davet ediyoruz” dedi.

Düzenlediği günlük basın toplantısında bir gazetecinin, bölgeye Türk savaş gemilerinin gönderildiğini doğrulamasının istenmesi üzerine McCormack, “bunu doğrulayamam. Türk hükümetiyle konuşmanız lazım. Bu mesele petrol arama çalışmaları ve petrol arama hakkıyla ilgili. Dolayısıyla da Kıbrıs'ın çevresinde, Doğu Akdeniz'de kıta sahanlığının paylaşılmasıyla ilgili karmaşık yasal meselelere giriyor” yanıtını verdi.

Sean McCormack, “bu mesele ileri derecede karmaşık. Hukukçular, siyaset üretenler ve politikacılar uzun yıllardır kendilerini bu konuya adamış durumdalar. Buna bir çözüm bulunmuş değil. Dolayısıyla üzerinde çalışmaya devam edecekler. Biz tarafları, diğer tarafın yanlış anlamasına yol açacak eylemlerden kaçınmaya, tam şeffaflık sergilemeye davet ediyoruz. Böylece talihsiz bir kazayla sonuçlanacak herhangi bir yanlış anlama ortaya çıkmaz” diye konuştu.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, bu meselenin “köklerine” inmenin taraflar için önemli olduğunu belirterek, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs özel temsilcisinin önerilerinin değerlendirilmesi ve çözüm yolunda ilerlenmesi çağrısında bulundu. Bu konuda ABD'nin Türkiye ile temasa geçip geçmediği yönündeki soruya karşılık McCormack, “benim bildiğim kadarıyla hayır” dedi.

HURRIYET 02/02/07

 

Baykal: KKTC denizde egemenlik alanını ilan etmeli



Güney Kıbrıs yönetiminin, Doğu Akdeniz'de petrol arama girişimi ve bu amaçla Mısır ve Lübnan'la anlaşmaya yönelmesine tepkiler sürüyor.
CHP lideri Deniz Baykal, Rum yönetiminin, "KKTC'yi fiilen egemenliği altına almak" girişiminde bulunduğunu belirterek KKTC ve Türkiye'nin çok sert karşılık vermesi gerektiğini vurguladı.
Baykal, bu konudaki sorularımızı yanıtlarken, Ankara'yı ve KKTC yönetimini "pasif" kalmakla suçladı ve şöyle konuştu:

'Egemenliği yayma girişimi'
"Rum yönetimi bugüne kadar temkinli hareket ederdi. Her zaman Kıbrıs'ın tümünü temsil ettiğini iddia etse de bu iddiasını fiiliyata geçiremezdi. KKTC'den, Türkiye'den çekinirdi. Oysa bugün artık egemenliğini fiilen KKTC'ye de yaymak için çekinmeden adımlar atabiliyor. Artık eski özeni göstermiyor. Sadece iddia olarak değil fiilen de Kıbrıs'ın tümü üzerinde egemenliğin kendine ait olduğunu gösterecek adımlar atıyor. Doğu Akdeniz'de petrol arama girişimi bunun son örneğidir."

'Cesaret alıyor'
Baykal, Rum yönetiminin, Ankara hükümetinden ve KKTC yönetiminden "cesaret" aldığını düşünüyor ve bu düşüncesini şöyle açıklıyor:
"Rum yönetimi bu cesareti nereden alıyor? Ankara'dan ve KKTC'deki yönetimden. Ankara'da hükümetin pasif, tavizkâr tutumu Rum yönetimine cesaret veriyor. KKTC yönetiminin tutumu da öyle. KKTC yönetimi çıkıp ortaya 'petrol arayamazsınız, siz Kıbrıs'ın tümü üzerinde egemen değilsiniz, bu egemenliğin yayılmasıdır' diyemiyor da, 'biz de pay isteriz' diyor. Yaklaşım bu olunca tabii Rum yönetimi de cüretini artırıyor. Siz böyle teslimiyetçi davranırsanız tabii Rum yönetimi de KKTC'yi ilhak etmeye dönük niyetler besler, girişimlerde bulunur."

'KKTC ilan etmeli'
CHP lideri, Rum yönetiminin bu girişimi karşısında KKTC Meclisi'nin zaman yitirmeden toplanması gerektiğini belirterek şu öneride bulundu:
"KKTC Meclisi hemen toplanmalıdır. Karar almalıdır. Bu kararıyla denizdeki ekonomik alanını da paraleliyle, meridyeniyle ilan etmelidir. Egemenlik hakkını oraya koymalıdır. Türkiye de aynı yönde hareket etmelidir. TBMM toplanmalı ve garantör ülke olarak bu haklarına uygun karar alıp ilan etmelidir. Bu gelişmelere seyirci kalınır ve boş lafla geçiştirilirse giderek KKTC, Rum yönetiminin egemenliğine girer."

'Çözüm: İki devlet'
CHP lideri Baykal, Rum yönetiminin son girişimiyle artık adada tek, birleşik devlet çözümü için olasılık kalmadığını da belirtti. Baykal, Rum yönetiminin iki devlete, iki egemenliğe, iki halka, iki kesime, iki demokrasiye dayalı bir çatı devlet çözümünden yana olmadığının artık anlaşıldığını kaydetti ve şu yorumu yaptı:
"Rum yönetiminin tutumu açık. Ortak bir devlette çözüm istemiyor. Bu durumda tek devlet çatısı altında çözüm umudu da kalmıyor. Artık iki ayrı devlet, iki ayrı egemenlikten başka yol kalmıyor."
Baykal, Türkiye ve KKTC'nin, Rum yönetiminin girişimine karşı caydırıcı düzeyde ve kararlılık içinde yanıt vermemeleri halinde, bu tür girişimlerin devam edeceği endişesi taşıyor.

FIKRET BILA MILLIYET 02/02/07

 

Doğu Akdeniz'de gözdağı mı?

Lübnan ve Mısır, Rumlarla petrol arama anlaşmasının arkasında dururken, Doğu Akdeniz'e savaş gemisi yollandığı iddiasını Büyükanıt, 'Zaten gemimiz var' diye yalanladı. Bu gemilerin görev alanının genişletildiği öne sürülüyor

02/02/2007 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA/İSTANBUL - Mısır ve Lübnan'la anlaşıp Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz aramak için düğmeye basarken, elde edilecek geliri Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemeyen Kıbrıs Rum Yönetimi, yeni gerilimi tetikliyor. Türkiye'nin girişimlerine rağmen Mısır ve Lübnan, anlaşmanın arkasında dururken, dün Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki askeri hareketliliğine dair iddialar ortaya atıldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Türk savaş gemileri yollandığını yalanlasa da, bölgede devriye gezen gemilere, rutin görev alanlarının genişletilmesi talimatı verildiği öne sürülüyor.
Rum Kesimi'nin 2005'te Mısır'la imzaladığı 'münhasır ekonomik bölgelerin sınırlandırılması' anlaşmasının benzerini Lübnan ile imzalayıp 15 Şubat'tan itibaren araştırmalar için ruhsat verme kararı almasıyla başlayan gerilim sürüyor. Mısırlı diplomatik kaynaklar da, anlaşmanın dondurulmayacağını kaydetti. Ankara'ya "Anlaşmayı yürürlüğe koymamazlık
edemeyiz. Türkiye'nin haklarını biliyoruz ve ihlal niyetinde değiliz' yanıtını ileten Lübnan büyükelçisi ise dün Dışişleri'ne çağrıldı.

Norveç elçisi uyarıldı
Türkiye'nin tepkisi bazı şirketleri Rumlarla görüşen Norveç'e de yöneldi. Dışişleri'ne çağrılan Norveç Büyükelçisi Cecilie Landsverk'e, "Rum Kesimi adanın tümünü temsil etmiyor ve verdiği ruhsatlar hükümsüzdür. Şirketlere 'Ruhsatsız çalışıyor' işlemi uygulanacak" mesajı verildi. Böylece Ankara, bölgeye gelecek gemilerin uzaklaştırılacağının işaretini verirken, dün bazı Türk savaş gemilerinin gönderildiği iddiası geldi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü ziyaret eden Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, sorular üzerine, "Zaten Ege'de, Doğu Akdeniz'de devamlı görevli gemilerimiz var" yanıtını verse de ısrar üzerine "Dışişleri ile de müşterek çalışmalarımız var. Zaten gemilerimiz devriye geziyor, yeni gemi göndermeye ihtiyacımız yok" dedi. Gül de daha sonra iddialar için, "Planlı ve normal faaliyetler" derken, "Gemiler uçak değil ki, birkaç dakikada binlerce kilometre kat etsin" çıkışını yaptı.

Talat: Demek ki yalan
İstanbul'a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da savaş gemileri konusunda "Genelkurmay yalanladığına göre, demek ki yalan" dese de "Ama bir şey bilinmeli: Kıbrıs'tan nasıl vazgeçmedik doğal kaynaklardan da vazgeçmeyiz" şerhi düştü. KKTC lideri savaş gemileri için 'Rutin uygulama olduğu söyleniyor' hatırlatması üzerine "Mümkün. Gemiler sürekli geliyor zaten" diye konuştu. Eski KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 2003'te yabancı bir petrol arama gemisinin bölgeden uzaklaştırıldığını öne sürmüştü.

'Gemi Mersin'e döndü'
Rum Yönetimi, Türkiye'nin tavrının yakından izlendiğini duyururken, sözcü Hıristodulos Paşardis, Rum basınında çıkan bölgeye Türk savaş gemileri gönderildiği haberini yalanladı. Paşardis, olayı 'Rodos bölgesinden bir korvetin Rum deniz sahanlığı dışında hareket edip Mersin'deki üsse dönmesi' diye anlattı. Konuyu birer mektupla BM ve AB'ye taşıyan Rumlar, 'Türkiye bir AB üyesini tehdit ediyor' diye şikâyet etti.

Kıbrıs artık 1 milyon

02/02/2007 RADIKAL

LEFKOŞA - KKTC'de 30 Nisan 2006'da yapılan sayıma göre ülke nüfusu 256 bin 644 olarak tespit edilirken, bu sayıyla adada yaşayanların sayısı da bir milyonu aşmış oldu. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, sürekli ikamet edenler dışında 'de facto' nüfusun ise 265 bin 100 olarak belirlendiğini açıkladı. Nüfusun 10 yılda yüzde 25 arttığına dikkat çekilirken, Soyer, en fazla artışın yüzde 60'la Girne'da olduğunu duyurdu. KKTC Başbakanı, nüfusun doğum yeri, yaş ve milliyet olarak dağılımının da 10-12 gün içinde açıklamayı planladıklarını belirtti. 1996'da KKTC nüfusu 200 bin 587 olarak tespit edilmişti. 2005 verilerine göre Rum Kesimi'nin nüfusu ise 766 bin 400. (aa, afp)

BM, tarafların mutabakata varması halinde yardıma hazır

TARAFLAR NE YAPILMASI KONUSUNDA UZLAŞMALI... Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü'nün (UNFICYP) Lokmacı Kapısı'nın açılmasında bir ilerleme kaydedilmesi için yardımcı olmaya her zaman hazır olduğunu, ancak bunun tarafların bundan sonra ne yapacağı konusunda mutabakata varmasına bağlı olduğu bildirildi

"ÇALIŞMALAR İKİ AYDA TAMAMLANABİLİR"... UNFICYP'in bir yetkilisi, BM'nin, bölgenin güvenli olmasını ve geçiş noktasında tampon bölgeye girişin uygun bir şekilde sağlanmasını arzuladığını; mutabık kalınması halinde Lokmacı bölgesindeki çalışmaların AB yardımlarıyla yapılabileceğini ve tamamlanmasının iki ay alabileceğini belirtti

Anıl IŞIK

Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün (UNFICYP), Lokmacı Kapısı'nın açılmasında bir ilerleme kaydedilmesi için yardımcı olmaya her zaman hazır olduğunu, ancak bunun tarafların bundan sonra ne yapılacağı konusunda mutabakata varmalarına bağlı olduğu bildirildi.

UNFICYP'in bir yetkilisi, BM'nin bölgenin güvenli olmasını ve geçiş noktasında tampon bölgeye girişin uygun bir şekilde sağlanmasını arzuladığını; tarafların mutabık kalması halinde ilgili çalışmaların Avrupa Birliği (AB) yardımlarıyla yapılabileceğini ve tamamlanmasının iki ay alabileceğini belirtti.

KIBRIS'a açıklamada bulunan yetkili, BM'nin Lokmacı Kapısı'nın açılması için yapabileceği düzenlemelerle ilgili olarak şöyle konuştu:

"Bölgenin genel güvenliğini sağlayarak Ledra Sokağı geçişinin hazırlanması yönündeki yardımımız, tampon bölgeye ve onu kullananlara özen gösterme sorumluluğumuzla uyum içindedir."

Yetkili ayrıca, "bölgede patlamamış maddeler olmadığından emin olmak için kontrol yapmamız gerekecek (ancak bu bir güvenlik önlemidir, orada mutlaka patlamamış maddeler olduğu anlamına gelmiyor). Ayrıca tüm bu yılların ardından kötü durumda olan ve yayaları tehlikeye koyabilecek çürümüş yapıları desteklemek ve çökmesini engellemek için payanda konulması, yani çevredeki bazı yapıların güvenliğinin temin edilmesi için düzenlemeler yapacağız" dedi.

"Biz kısaca, bölgenin güvenli olduğu ve geçiş noktasında tampon bölgeye girişin çitlerle ya da başka şeylerle uygun bir şekilde sağlanmasını istiyoruz" diye konuşan yetkili, mutabık kalınması halinde bölgedeki çalışmaların, AB fonlarıyla yapılabileceğini ve tamamlanmasının iki ay alacağını söyledi.

KIBRIS 02/02/07

 

Zaten oradayız

DOĞU AKDENİZ VE EGE'DE DEVAMLI GÖREV YAPAN GEMİLERİMİZ VAR... Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rum yönetiminin Kıbrıs çevresinde petrol arama girişimiyle başlayan krizin ardından ada açıklarına savaş gemileri gönderildiği şeklindeki iddiaları yalanladı. Orgeneral Büyükanıt, "Türk Silahlı Kuvvetleri zaten Ege ve Doğu Akdeniz'de faaliyetlerine devam etmektedir. Yeni bir görevlendirmeye gerek yok" dedi

Türkiye Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rum yönetiminin Kıbrıs çevresinde petrol arama girişimiyle başlayan krizin ardından Ada açıklarına savaş gemileri gönderildiği şeklindeki iddiaları yalanladı.

Büyükanıt, "Türk Silahlı Kuvvetleri zaten Ege ve Doğu Akdeniz'de faaliyetlerine devam etmektedir. Yeni bir görevlendirmeye gerek yok" dedi.

Büyükanıt, gazetecilerin Türk savaş gemilerinin Kıbrıs'a gönderildiği yönündeki haberleri anımsatması üzerine şöyle dedi:

"Bunu sorduğunuz için teşekkür ederim. Bu konuda Genelkurmay'ı da arıyorlar. Zaten bizim Doğu Akdeniz'de, Ege'de devamlı görev yapan gemilerimiz var".

Büyükanıt, Kıbrıs'ta yaşanan petrol krizi nedeniyle yeni bir gemi gönderilip gönderilmediği sorusu üzerine de "Tekrar ediyorum zaten orada devriye gezen gemilerimiz var. Dışişleri Bakanlığı ile yapılan müşterek çalışmalar var. Yeni gemi göndermeye gerek yok" diye konuştu.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, bu açıklamayı dün sabah Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yapacağı görüşmeye giderken yaptı.

Gül-Büyükanıt görüşmesinde bu konunun gündeme geldiği öğrenildi.

Kıbrıs Rum Kesimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol-doğal gaz araştırması için Mısır ve Lübnan'a ruhsat vermesi Ankara'nın sert tepkisine neden olmuştu.

Adadaki gelişmeleri yakından takip eden Ankara, Rum yönetimiyle Petrol Arama Anlaşması imzalayan Beyrut yönetimine 29 Ocak'ta nota vermişti.

Ankara'da Lübnan Büyükelçisi'nin Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak, Beyrut'ta da Türkiye Büyükelçisi İrfan Acar tarafından Lübnan Dışişleri Bakanlığı'na iletilen notalarda, Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerin haklarının ihlal edilmek istendiği, bunların başında da KKTC'nin geldiği belirtildi.

Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki hassasiyetinin tüm dünya tarafından bilinmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Notada ayrıca Kıbrıs Rum yönetiminin hukuken ve fiilen adanın tamamını temsil etme ve Rumların, Kıbrıslı Türkleri de kapsayacak şekilde ikili anlaşma yetkisi bulunmadığına vurgu yapıldı.

Türkiye, bundan böyle Lübnan yönetiminin konuyla ilgili Rumlarla yapmayı planlandığı anlaşmalarla ilgili Ankara'ya görüş sormasını da talep etti.

KIBRIS 02/02/07

 

Başbakan Soyer, dün düzenlediği basın toplantısında, nüfusumuzu açıkladı:

EN FAZLA GİRNE NÜFUSU ARTTI... Başbakan Soyer, 1996 nüfus sayım sonuçlarına göre, nüfusun Girne ilçesinde %60.60; Lefkoşa ilçesinde %37.4; Gazimağusa ilçesinde %21.5; İskele ilçesinde %14.6 ve Güzelyurt ilçesinde de %13.1 arttığını bildirdi

DE- FACTO'DA %32.2, DE- JURE'DA %36 ARTIŞ OLDU... 10 yılda de-facto nüfusun %32.2, de-jure nüfusun ise %36 oranında yükseldiğini ifade eden Başbakan Soyer, de-facto nüfusun; 143 bin 843'ünün erkek, 121 bin 257'sinin de kadınlardan, de-jure nüfusun ise; 138 bin 568'sının erkek, 118 bin 76'sının ise kadınlardan, oluştuğunu söyledi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 30 Nisan 2006'da yapılan konut ve nüfus sayımının ilk kesin sonuçlarına göre KKTC'de de-facto nüfusun 265 bin 100, de-jure nüfusun ise 256 bin 644 olduğunu açıkladı.

Başbakan Soyer, dün düzenlediği basın toplantısıyla, konut ve nüfus sayımının ilk kesin sonuçlarını açıkladı.

Soyer, sayım sonuçlarının; tümünün tamamlanmasını beklemeden, peyder pey kamuoyunun bilgisine getirileceğini, 10-12 gün sonra nüfusun doğum yeri, yaş ve milliyet itibarıyla açıklanacağını duyurdu.

Başbakan Soyer, 1996 nüfus sayım sonuçlarına göre, nüfusun Girne ilçesinde %60.60; Lefkoşa ilçesinde %37.4; Gazimağusa ilçesinde %21.5; İskele ilçesinde %14.6 ve Güzelyurt ilçesinde de %13.1 arttığını bildirdi.

10 yılda de-facto nüfusun %32.2, de-jure nüfusun ise %36 oranında yükseldiğini ifade eden Başbakan Soyer, de-facto nüfusun; 143 bin 843'ünün erkek, 121 bin 257'sinin de kadınlardan, de-jure nüfusun ise; 138 bin 568'inin erkek, 118 bin 76'sının ise kadınlardan, oluştuğunu söyledi.

"İlk defa nüfus sayımını her yönüyle kendimiz yaptık"

DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz ve Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali'nin de hazır bulunduğu Başbakanlık Şeref Salonu'ndaki basın toplantısında Başbakan Soyer, 30 Nisan 2006 tarihinde gerçekleştirilen Konut ve Nüfus Sayımı'nın ilk kesin sonuçlarını açıklarken öncelikle sonuçları açıklamada biraz geciktiklerini belirterek sonuçlara ulaşmada izlenilen süreçle ilgili bilgiler aktardı.

"İlk defa ülkenin nüfus sayımını ve sonuçlarını her yönüyle kendimiz yaptık" diyen Soyer, KKTC'de laboratuar kurarak tüm veri girişlerinin ve değerlendirmelerin DPÖ, ilgili birimler ve özel sektörden hizmet satın alınarak burada yapıldığını belirtirken hatayı sıfıra indirme yönündeki titizliklerinin de gecikme nedenlerinden biri olduğunu kaydetti.

Soyer, toplam 61 soruya verilen yanıtlardan oluşan sayım sonuç verilerinin, öncelikle soru kâğıtları üzerinde "manüel edit" işlemleri yapılarak, daha sonra veri giriş işlemlerinin tamamlandığını; veri girişleri devam ederken, bilgisayara aktarılan verilerin tek tek kontrol edildiğini ve veri giriş hatalarının düzeltildiğini kaydederek, bilgisayardaki veri tabanı oluşturulduktan sonra, halen devam etmekte olan, "mekanik edit ve tutarlılık" analizlerine geçildiğini ifade etti.

Konut özellikleri, hane halkı oluşumu ve bireylerin cinsiyet, yaş, vatandaşlık, milliyet, sürekli ikamet, ülkede bulunma nedeni ile süresi, bir yıl önce nerede yaşadığı, eğitim, medeni durum, doğurganlık, istihdam durumu ile ilgili bilgilerin sorgulandığını anımsatan Soyer, sorgulamalar sonucu elde edilen verilerin mekanik edit ve tutarlılık analizlerinin, birbirleriyle ilişkili veriler gruplandırılmak suretiyle gerçekleştirildiği ve önceliğin de yerleşim yeri bazında, toplam nüfusun dağılımının belirlenmesine verildiğini anlattı.

Böylelikle, ilk olarak yerleşim yerleri itibariyle, cinsiyet ayırımı detayında de-facto ve de-jure nüfus ile nüfusun tabiiyet (uyruk) esasına göre dağılımının sonuçlandırıldığına işaret eden Soyer, "Yüzlerce tablodan oluşacak olan sonuç yayınının tamamlanmasını beklemeden, çıkan sonuçlar kamuoyunun bilgisine getirilmek üzere aralıklarla açıklanacak ve Devlet Planlama Örgütü'nün web sayfasında (http://www.devplan.org) yayınlanacaktır" dedi.

Soyer, ikinci aşamada, sonuçlandırılıp açıklanması planlanan verilerin ise nüfusun doğum yeri, yaş ve milliyet itibariyle dağılımı olacağını ve bunların da 10-12 gün içinde kamuoyuyla paylaşılacağını kaydetti.

De-facto: 265 bin 100... De-jure: 256 bin 644

Sayım sonrasında geçici olarak toplam 264 bin 172 şeklinde yayınlanan de-facto nüfusun 265 bin 100 olarak kesinleştiğini açıklayan Başbakan Soyer, ilk etapta geçici olarak yayınlanması mümkün olmayan de-jure nüfusun ise 256 bin 644 olarak hesaplandığını bildirdi.

De-facto nüfusun, sayım günü KKTC sınırları içerisinde, sayım anında, kişinin bulunduğu (veya sayıldığı) yere göre belirlenen nüfus; de-jure nüfusun ise sayımı yapılan kişinin KKTC sınırları içerisindeki sürekli ikamet yeri esasına göre belirlenen nüfus olduğuna dikkat çeken Soyer, "Sürekli ikametin uluslararası tanımı ise 'kişinin bir yıl veya daha fazla sürede günlük geceleme ihtiyacını çoğunlukla karşıladığı yerdir'. Böylece sayım günü ülkemizde bulunan ancak burada geçici bir süre kalmak niyetiyle gelmiş olanlar de-facto nüfustan düşülmüş ve buna yurt dışında geçici maksatlarla bulunduğu yakınları tarafından bildirilen ve sayımı yapılanlar eklenmiş, böylece de-jure nüfus belirlenmiştir" şeklinde konuştu.

1996 sonuçlarıyla kıyaslama

Başbakan Soyer, 2006 Nüfus ve Konut Sayımı'nın kesin sonuçlarını 1996 nüfus sayım sonuçlarıyla da karşılaştırdı.

Buna göre 10 yıla yakın sürede de-facto nüfus artışı toplam %32.2 ve de-jure nüfus artışı ise %36 oranında gerçekleşti. Ancak ilçeler itibariyle artışlar önemli ölçüde farklılık gösteriyor.

De-facto nüfusun ilçeler itibariyle artışı sırasıyla Girne İlçesi'nde %60.6; Lefkoşa İlçesi'nde %37.4; Gazimağusa İlçesi'nde %21.5; İskele İlçesi'nde %14.6 ve Güzelyurt İlçesi'nde %13.1 olarak gerçekleşti.

Nüfusun %77'si belediyelerin hizmet alanında

Ülke genelinde yerleşim yerleri itibariyle nüfusun de-facto ve de-jure detayı yanında belediyelerin nüfus dağılımları da tablolarda ayrıntılı şekilde açıklanırken; belediyelerin toplam nüfusu, diğer bir deyişle belediye hizmetlerinin ulaştığı nüfus de-facto 206 bin 114 ve de-jure ise 199 bin 124 olarak hesaplandı. Böylelikle toplam de-jure nüfusun %77.6'sının belediyelerin hizmet alanı içerisinde olduğuna işaret eden Soyer, hizmet alanı dışında kalan yerleşim yerleriyle ilgili olarak yerel yönetim reformunun yaşama geçirilmesi konusunda hükümete görev düştüğünü vurguladı.

%46 kadın; %54 erkek nüfus

Kesin sonuçlara göre 256 bin 644 olan de-jure nüfusun 138 bin 568'i erkek ve 118 bin 076'sı kadınlardan; 265 bin 100 olan de-facto nüfusun ise 143 bin 843'ü erkek ve 121 bin 257'si kadınlardan oluşuyor. Böylece erkek ve kadın oranları sırasıyla, de-jure nüfusta %54 ve %46; de-facto nüfusta ise %54.3 ile 45.7 olarak hesaplanmış durumda.

1996 nüfus sayımı sonuçlarına göre detayı yalnızca de-facto esasına göre verilen cinsiyet dağılımı %52.8 erkek ve %47.2 iken, günümüzde bu oranın erkek nüfus lehine değiştiği, yani erkek nüfus oranının 1.5 puan arttığı ve kadın nüfus oranının da 1.5 puan azaldığı görülüyor.

İlçelere göre nüfus

Başbakan Soyer'in dün düzenlediği basın toplantısıyla açıkladığı 2006 Nüfus ve Konut Sayımı (de facto) Kesin Sonuçları'na göre nüfusun ilçelere göre dağılımı şöyle:

Lefkoşa 85 bin 577; Gazimağusa 64 bin 269; Girne 62 bin 158; Güzelyurt 31 bin 116 ve İskele 21 bin 978.

En yüksek artış %60'la Girne'de

Bu sonuçlara göre 1996'daki sayımın ardından geçen 10 yılda ilçelere göre nüfus artış oranı da Lefkoşa'da % 32.2; Gazimağusa'da % 21.5; Girne'de % 60.6; Güzelyurt'ta % 13.1 ve İskele'de % 14.6 oldu.

Uyruklara göre nüfus

Sayım sonuçlarının uyruklara göre dağılımındaki veriler de şöyle:

De-facto nüfusta: KKTC uyruklular 133 bin 937 (%50.5); KKTC ve diğer uyrukları birlikte taşıyanlar (çift uyruklular) 42 bin 795 (%16.1); KKTC-TC uyruklular 33 bin 870 (%12.8); KKTC-İngiltere uyruklular 4 bin 185 (%1.6); KKTC-diğer uyruklular (Kanada, Avustralya, İsveç, Norveç, Fransa, Moldovya) 4 bin 740 (%1.8); Türkiye 77 bin 731 (%29.3); İngiltere 4 bin 458 (%1.7); Bulgaristan 831 (%0.3); İran 775 (%0.3); Moldovya 485 (%0.2); Pakistan 490 (%0.2); Almanya 343 (%0.1); diğer 3 bin 255 (%1.2).

De-jure nüfusta: KKTC uyruklular 135 bin 106 (%52.6); KKTC ve diğer uyrukları birlikte taşıyanlar (çift uyruklular) 42 bin 925 (%16.7); KKTC-TC uyruklular 34 bin 370 (%13.4); KKTC-İngiltere uyruklular 3 bin 854 (%1.5); KKTC-diğer uyruklular (Kanada, Avustralya, İsveç, Norveç, Fransa, Moldovya) 4 bin 740 (%1.8); Türkiye 70 bin 525 (%27.5); İngiltere 2 bin 729 (%1.1); Bulgaristan 797 (%0.3); İran 759 (%0.3); Moldovya 354 (%0.1); Pakistan 475 (%0.2); Almanya 181 (%0.1); diğer 2 bin 793 (%1.1).

Belediyelerdeki nüfuslar

Başkent Lefkoşa nüfus üstünlüğüyle de ilk sırada yer alırken, İskele, ilçe olmasına rağmen birçok belediyeden daha düşük nüfus barındırıyor.

De facto nüfusa göre 28 belediyedeki nüfus ve genel nüfusa oranları şöyle:

Lefkoşa 49 bin 721 (%24.1), Akıncılar 436 (%0.2), Alayköy 2 bin 594 (%1.3), Gönyeli 11 bin 964 (%5.8), Değirmenlik 7 bin 416 (%3.6), Mağusa 35 bin 453 (%17.2), İnönü 2 bin 855 (%1.4), Yeniboğaziçi 4 bin 54 (%2), Geçitkale 1309 (%0.6), Serdarlı 1016 (%0.5), Tatlısu 1379 (%0.7), Akdoğan 2 bin 591 (%1.3), Beyarmudu 3 bin 450 (%1.7), Paşaköy 1973 (%1), Vadili 2 bin 317 (%1.1), Girne 26 bin 67 (%12.6), Alsancak 5 bin 146 (%2.5); Çatalköy 4 bin 664 (%2.3), Dikmen 2 bin 618 (%1.3), Esentepe 1646 (%0.8), Lapta 5 bin 965 (%2,9), Güzelyurt 13 bin 334 (%6.5), Lefke 7 bin 854 (%3.8), İskele 3 bin 977 (%1.9), Mehmetçik 1484 (%0.7), Büyükkonuk 1132 (%0.5), Yenierenköy 1673 (%0.8), Dipkarpaz 2 bin 26 (%1).

KIBRIS 02/02/07

 

Rum Hükümeti, Türk savaş gemilerinin bölgeye gönderildiği haberlerini yalanladı

Rum radyosunun haberine göre Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye basınında yer alan Türkiye'nin petrol konusu yüzünden Kıbrıs'a savaş gemileri gönderdiği yönündeki haberlerin doğru olmadığını söyledi.

Habere göre Paşardis, "olayın Rodos deniz bölgesinden gelen bir korvetin Rum deniz sahanlığı dışında hareket etmesinin ardından Mersin'deki üssüne geri dönmesi şeklinde olduğunu" ifade etti.

Lilikas: Bush ailesi ile Rolandis

arasında doğalgaz anlaşması vardı

Öte yandan Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, ABD Başkanı George Bush'un ailesi ile Rum eski Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakanı Nikos Rolandis arasında doğal gazın kullanımına ilişkin bir memorandum bulunduğunu açıkladı.

Habere göre, bugün Malta'ya hareketinden önce Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada Lillikas; Rum Ticaret Bakanlığı görevini devraldığında yaptığı ilk işin, Bush ailesi ile Rolandis arasındaki bu "görüş birliği memorandumunu" iptal etmek olduğunu ifade etti.

Lillikas, Rolandis'in bu memorandumu Rum Bakanlar Kurulu'nun onayı olmaksızın, yetkilerini aşarak gerçekleştirdiğini bildirirken, Rolandis'in ayrıca eski Rum Başsavcısı Alekos Markidis'in de görüşüne başvurmadığını vurguladı.

Yorgos Lillikas bu arada, ABD ve İngiltere hükümetlerinin Kıbrıs'ın güneyinde çıkması muhtemel petrolün "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarına dahil olduğu" şeklindeki açıklamalarının, "doğru bir yaklaşım" olduğunu ifade etti.

Öte yandan Rum eski Ticaret Bakanı Rolandis'ten Lillikas'ın açıklamalarına yalanlama geldi.

Habere göre konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Rolandis, söz konusu memorandumun Rum Bakanlar Kurulu'nda onaylanmadığı şeklinde Lillikas tarafından yapılan açıklamanın gerçeği yansıtmadığını ve o dönemde Başsavcının da her türlü onayının alınmış olduğunu ifade etti.

KIBRIS 02/02/07

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat: Petrol rezervleri konusunda hukuki mücadele verilecek

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Rum Yönetimi ile Yunanistan'ın vetosundan dolayı geçmesinin mümkün olmadığını kaydeden Talat, baskı altında kalan Rum liderliğinin Lokmacı Kapısı'nı açmak zorunda kalacağını belirtti.

İstanbul'da bulunan Cumhurbaşkanı Talat dün konuk olduğu NTV televizyonunda değerlendirmelerde bulundu.

Petrol konusunda hukuki mücadele

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafının petrol rezervleriyle ilgili girişim ve anlaşmaları konusunda hukuki girişim yapılabileceğini söyledi. Talat, "Çünkü Kıbrıslı Türkler'in bu kaynaklarda hakkı olduğu, şu anda üçte ikisi askıda olsa da Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda kayıtlı" dedi.

Talat, "'Biz bu Anayasa'ya göre faaliyet gösteriyoruz' diyen Rum Yönetimi'nin bağlı olduğu Anayasa'nın gereği de bu. O bakımdan tabii ki bunun hukuki mücadelesi verilecek" diye ekledi.

Doğrudan ticaret mümkün olmayacak

Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların kalkması ve doğrudan ticaretle ilgili soruyu yanıtlarken de, Rum tarafının bu konuda engel çıkarmak için elinden geleni yapacağına dikkat çekti ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesinin mümkün olmayacağını söyledi.

Talat, izolasyonların kaldırılmasının küçük bir parçası olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, AB Komisyonu ile Konsey'in hukuk bürolarının anlaşamaması nedeniyle Rum tarafının doğrudan veto hakkının yolunu açabileceğini belirtti.

Yunanistan'ın da Rum Yönetimi ile birlikte hareket edebileceğine dikkat çeken Talat, "İşte bu, AB içindeki Kıbrıs durumunu daha da acil hale getirecek. Dolayısıyla bunların Kıbrıs Rum tarafının izole edilmesinde ve bunun sonucunda Kıbrıs Türklerinin izolasyondan kurtulması konusunda AB ülkelerinin daha aktif olabileceğine inanıyorum" dedi.

Lokmacı Kapısı konusunda Rum tarafı baskı altında

Lokmacı Kapısı konusunda herhangi bir kaygısı olmadığını da söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, "Biz oradan sadece bir üst geçidi kaldırdık. Polisimiz, askerimiz orada. Eğer başlarsa, orada bir düzenleme yapılacak. Ama sonuç olarak biz imajımıza bir puan daha eklemiş olduk" dedi.

Rum tarafının bu konuda baskı altında olduğunu söyleyen ve kapının açılacağına inandığını belirten Talat, "Bu baskıya dayanamazlar. Hiçbir gerekçeleri yoktur. Kendilerini ne BM destekliyor, ne de AKEL söz söyleyebiliyor" şeklinde konuştu.

Talat, "sembollerin kalkması" gibi yapay ön koşulların tamamen mantıksız olduğunu da ekledi.

"Konuyu Genelkurmay yalanladığına

göre, demek ki yalan"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs'a 2 Türk savaş gemisinin yola çıktığı yönündeki iddialara" ilişkin olarak, "Genelkurmay yalanladı ya, neyi bilecektim? Konuyu Genelkurmay yalanladığına göre, demek ki yalan" dedi.

Talat, Swissotel'de gazetelerin dış haberler editörleriyle yaptığı kahvaltılı toplantının ardından çıkışta basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

"Kıbrıs'a Rum tarafının petrol aramasıyla ilgili 2 savaş gemisinin yola çıktığı iddiası ortaya atıldı. Genelkurmay Başkanlığı bunu yalanladı, bu gelişmeyi biliyor muydunuz?" sorusu üzerine şunları kaydetti:

"Genelkurmay yalanladı ya, neyi bilecektim? Konuyu Genelkurmay yalanladığına göre, demek ki yalan. Bu işi abartmamak lazım, ama bir şeyin bilinmesi gerekiyor.

Biz, KKTC olarak Kıbrıs adasının var olan kaynaklarından, doğal kaynaklarından herhangi bir şekilde, nasıl ki Kıbrıs'tan vazgeçmedik, ondan da vazgeçmeyiz. Kıbrıs'ta Kıbrıslı Rumlarla eşitiz. Bu eşitliğimizi her şekilde korumaya ve sürdürmeye devam edeceğiz."

Talat, "Bunu ciddi bir uyarı olarak yorumlayabilir misiniz?" sorusuna karşılık, "Genelkurmay yalanladığına göre, bunu benim daha ileri yorumlamam mümkün değil, çünkü onların kontrolünde ve yönetiminde bir olay. Genelkurmay yalanlıyor, ben başka bir yorum yapamam ki, abartı da olabilir" dedi.

"Rutin bir uygulama olduğu yolunda haberler de çıktı" şeklindeki hatırlatma üzerine Talat,

"Mümkün... Gemiler sürekli olarak geliyor zaten" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıs Rum tarafı, petrol araması konusundaki açıklamalarınızı savaş tehdidi olarak değerlendirdi, bunu satrançta bir hamle olarak değerlendirebilir miyiz" sorusu üzerine, "Çok zorluyorsunuz. Genelkurmay açıkladı, benim onun ötesinde bir şey söylemeye hakkım ve yetkim var mı?" ifadesini kullandı.

İzolasyonlar

Cumhurbaşkanı Talat, "izolasyonların kaldırılmasıyla" ilgili bir soruya karşılık da şunları söyledi:

"AB'nin açıklaması, ocak ayında doğrudan ticaret tüzüğünü geçirmek için çalışmaların başlayacağı yönündedir. Bu, izolasyonların kaldırılmasının küçük bir bölümüdür. Şu anda henüz bir çalışma başlamış değil. Ama Almanya, dönem başkanı olarak tarafların görüşlerini almaya başladı. Biz de görüşümüzü aktardık. Henüz bu başlangıç aşamasında, özel bir çalışma grubunda konu ele alınacaktı. Ondan şimdilik vazgeçildi. Konuyu daha siyasi boyutta yani Brüksel nezdinde ele alacaklar gibi görünüyor. Henüz somut adım atılmış değil."

"Kıbrıs Rum tarafı biraz da Lübnan'daki siyasi

boşluğu değerlendirdi ve bu anlaşmayı bağladı"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs'ta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet yoktur. Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle petrol konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar bağlaması kabul edilebilir bir durum değildir" dedi.

Mehmet Ali Talat, basın mensuplarının, "Kıbrıs Rum yönetiminin komşu ülkelerle petrol arama anlaşmaları yapmasını nasıl değerlendirdiğinin" sorulması üzerine, Kıbrıs Rum tarafının bu konuyu tek yanlı bir girişimle başlattığını söyledi.

Talat, Kıbrıslı Türklerin de ortak olması gereken bir zenginliğe Kıbrıslı Rumların tek taraflı sahip çıkması sonucunda, konunun bu noktaya geldiğini ifade ederek, Akdeniz'in yarı kapalı bir deniz, adeta bir göl olduğunu hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bütün Akdeniz'e kıyısı bulunan ülkeler ve özellikle yakın ülkeler, münhasır ekonomik bölge anlaşmalarında ve tartışmalarında taraf olmak durumundadır. Dolayısıyla Türkiye'nin açıkça ortaya

koyduğu bu konular, görüşülerek ele alınmalıdır. Birlikte ele alınması yaklaşımı doğru bir yaklaşımdır. Kaldı ki Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs'ı bir bütün olarak temsil etmemektedir. Kıbrıs'ta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet yoktur. Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle petrol konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar bağlaması kabul edilebilir bir durum değildir.

Biz bunu ortaya koyduk, Türkiye de bunu ortaya koydu. İlk tepki benden gelmişti. Bu kararın gerginliğe yol açabileceğini ifade etmiştim. Kıbrıs Rum tarafı savaş tehdidi olarak algılamış ve epey gürültü çıkarmıştı. Halbuki bu bir savaş tehdidi değildi, sadece bir uyarıydı. Barışın kurulması ve mevcut olanın korunması için gayret gösteren bir kişi, politikacı olarak bunu bir görev olarak görüp uyarıda bulunmuştum. Hemen arkasından Rum yönetimi anlaşmalar imzaladı. İşler gerginleşme noktasına geldi."

Lübnan'daki siyasi boşluk

Kıbrıs Rum tarafının açıklamalarında, "Kıbrıslı Türklerin hiçbir hakkının olmadığını, Türkiye'nin de hiçbir şekilde bu işe karışamayacağını" belirttiğini hatırlatan Talat, Rumların açıklamalarında kendilerini egemen, dört dörtlük, her şeyiyle tam bir ülke olduklarını ifade ettiklerini anımsattı.

Talat, bu açıklamaların doğru olmadığını ifade ederek, "Rum yönetiminin Kıbrıs Türklerinin olmadığı bir ortamda anlaşmaları bağlaması kabul edilemez. Biz bunu reddettik. Herhangi bir şekilde kabul etmemiz de söz konusu değildir" diye konuştu.

Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimiyle petrol konusunda anlaşmalar yapan Lübnan, Mısır, İsrail gibi ülkelerin bu anlaşmaları askıya aldığı yolunda çıkan haberlerin hatırlatılması üzerine de şunları kaydetti:

"Onu bilmiyorum. Tabii Kıbrıs Rum tarafı biraz da Lübnan'daki siyasi boşluğu değerlendirdi ve bu anlaşmayı bağladı. Lübnan savaştan yeni çıkmış, hükümet oluşumunda ciddi sorunlar yaşayan bir ülke. Onu bu dönemde yakalayıp böyle bir anlaşmayı bağlamış, bu bir gerçek. Yalnız Mısır'ın anlaşmayı askıya alması konusunu bilmiyorum..."

KIBRIS 02/02/07

 

Kıbrıslı Rumlar, petrol krizini AB'ye taşıdı

Rum yönetimi AB Dönem Başkanı Almanya ve Avrupa Komisyonu'na konuyla ilgili bilgi verdi. Türkiye'yi AB'ye şikâyet eden Kıbrıslı Rumlar Türkiye'nin AB üyesi bir ülkeyi tehdit ettiğini dile getirdiler.

ABHaber'in AB gözlemcilerinden aldığı bilgilere göre AB Daimi Temsilciler Komitesi COREPER toplantısında da Kıbrıslı Rum temsilci sorunu AB üyesi ülkelere aktardı.

Kıbrıslı Rumların sorunu AB nezdinde daha üst düzeyde ele alınmasını sağlayacakları bildirildi.

Öte yandan Avrupa Parlamentosu'ndaki (AP) Kıbrıslı Rum milletvekilleri ise sorunu AP gündemine taşımak için hareket geçti.

KIBRIS 02/02/07

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü McCormack:

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, Kıbrıs'ta petrol konusunda yaşanan gelişmelerle ilgili olarak, "Biz, denizlerle ilgili gelişmelerin, adanın birleşme olasılığını güçlendirecek biçimde olmasının önemli olduğuna inanıyoruz" dedi.

McCormack, gelecek hafta Washington'ı ziyaret edecek olan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile ABD Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice arasında yapılacak görüşmede; Kıbrıs, Irak, İran, PKK ve sınırötesi operasyonlar gibi konuların ele alınmasının beklendiğini de söyledi.

A.A.'nın haberine göre Sean McCormack düzenlediği basın toplantısında, Güney Kıbrıs, Lübnan ve Mısır arasında kıta sahanlığı konusunda ABD'nin görüşünün sorulması üzerine, "Bu sorun bir kez daha Kıbrıs sorununun mümkün olduğu kadar çabuk çözülmesinin aciliyetini ortaya koydu. Her iki tarafı da BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs temsilcisinin önerisini uygulayıp çözüme doğru yönelmeye cesaretlendiriyoruz" diye konuştu.

McCormack, ABD'nin, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni bağımsız bir devlet olarak tanıdığını vurgularken, "Biz, denizlerle ilgili gelişmelerin, adanın birleşme olasılığını güçlendirecek biçimde olmasının önemli olduğuna inanıyoruz" dedi.

Sean McCormack, Abdullah Gül'ün ziyaretinde Rice ile gündemde olması beklenen konulara ilişkin soruyu yanıtlarken, "Bizi olduğu kadar Türk hükümetini de ilgilendiren sınırötesi sorunuyla ilgili konuşacaklardır. Eminim Irak'ı konuşacaklardır. İran hakkında konuşacaklardır. Türkiye-AB ilişkileri ve Kıbrıs'ı konuşacaklardır" dedi.

Bir gazetecinin, "Türk hükümetinin, ABD Kongresi'nde sözde Ermeni soykırımı tasarısının ele alınmasıyla ilgili ABD hükümeti nezdinde nüfuzunu kullanma çabalarından söz eder misiniz?" sorusuna karşılık McCormack, kısaca "hayır" dedi.

KIBRIS 02/02/07

 

Çin'den havalanan uçak KKTC'ye indi


3 Şubat, 2007 19:39:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC'ye ekonomik ampul taşıyan MNG Havayolları'na ait bir kargo uçağı Çin'in Şangay Havalimanı'ndan kalkarak KKTC'nin Ercan Havaalanı'na indi. KKTC Maliye Bakanlığı uçağın bir Türk şirketine ait olmasına rağmen 'bunun bir direk uçuş olduğunu' belirtti.

Uçağın MNG Holding'e olması sebebiyle bunun 'KKTC'ye uygulanan ambargonun hafifletilmesine delinmesine yönelik bir uçuş olup olmadığı' tartışma konusu.
 
KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun, uçağın Çin'in Şangay Havaalanı'ndan kalkarak Ercan'a inmesini direk uçuş olarak nitelendirdi ve "Birileri bundan anlam çıkaracak. Bu iyi olur" dedi.
 
Çin'den ithal edilen 300 bin ampul KKTC Maliye Bakanlığı'nın başlattığı elektrik  tasarrufu kampanyası kapsamında tüketicilere dağıtılacak.
 
En son geçtiğimiz yıl Azerbaycan Havayolları'na ait bir uçak Ercan'a inmiş, Rum yönetiminin gösterdiği tepki üzerine Azerbaycan yönetimi uçuşları askıya almıştı.

 

Türkeş ve Kıbrıs



KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat önceki gün bir grup gazeteciyi kahvaltıya davet etti. Talat'ı beklerken kendi aramızdaki sohbette 12 Eylül'den söz açıldığında Sayın İlter Türkmen bir anısını anlattı: Darbe olmuş, Türkeş ortalıklarda yok, Evren'e rapor geliyor: "Türkeş'i bulamıyoruz."
Org. Kenan Evren Evren anında emir veriyor:
- Her yeri arayıp bulun! Direnirse vurun!
Tarihe not düşmek için, Sayın Türkmen'in bu anısını yazmak istedim.
Demek ki, Evren, Türkeş'in o zamanki imajı sebebiyle, onun bir direniş örgütleyeceğini zannetmiş.
Halbuki, sonradan mahkeme huzurunda merhum Türkeş'in kendisi ve ayrıca Yaşar Okuyan anlatmıştı: Darbe yapılacağını öğrenen Türkeş o kargaşada sol örgütlerin kendisine suikast düzenleyeceğini düşünerek, "durum netleşinceye kadar" saklanmaya karar vermiş, Yaşar Okuyan'dan bir yer bulmasını istemişti. Yer, o zaman kimsenin aklına gelmeyecek, Halil Şıvgın'ın eviydi. Bir süre sonra Türkeş teslim olacaktı.
Beri taraftan, Türkeş de Evren'in kendisini astıracağını düşünüyordu; bunu hapishane arkadaşları olarak birçoğumuz kendi ağzından dinlemiştik. Bu da onun kafasındaki 'Evren' imajıydı.
Evet, maddi gerçeklerle imajlar arasındaki farklar!
Genelde imajlarımız davranışlarımızı daha çok etkiler. Adli olaylarda hukukun, tabiat ve toplum olaylarında bilimin işlevi, imajlarla karmaşık ve 'meçhul' gerçekler arasındaki mesafeyi daraltmaya çalışmaktır.

KKTC'yi iktisaden çökertmek
KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat Kıbrıs meselesinin teknik detaylarına varıncaya kadar gazetecilerin sorularını geniş bir şekilde cevapladı. AB'nin hazırlayıp da bir türlü hayata geçiremediği "Doğrudan Ticaret Tüzüğü"nü anlatırken Talat'ın söylediklerini çok önemli buluyorum:
- Rumlar, Kıbrıs Türkleri iktisaden güçlenirse direnme güçleri artar diye düşünüyorlar. Zengin Güney karşısında yoksul kalmış bir KKTC'nin bir süre sonra direnemeyip çözüleceğini hesaplıyorlar.
Bu amaçla, izolasyonu sürdürmek için yemedik halt bırakmıyor Rumlar!
Bir zamanlar KKTC'de yapılan 'bayraksız' mitingleri, Rum vatandaşlığına gösterilen büyük eğilimi düşünün!..
KKTC ekonomisi nasıl geliştirilebilir ki, direnci artsın? Bu soru her ülke için geçerli tabii. Mesele, kalkınmanın yollarını ve araçlarını doğru kestirebilmek.

KKTC'de 12 bin dolar!
Talat, KKTC'de kişi başına gelirin bugün 12 bin dolara ulaştığını anlattı:
- Annan Planı'na Türkler evet dedikten sonra KKTC'ye Türkiye'den ve başka ülkelerden yabancı sermaye girişi arttı, çünkü politik belirsizliğin en azıdan azalacağı imajı doğdu. Annan Planı'ndaki mülkiyet hükümlerinin olumlu etkisiyle müthiş bir inşaat patlaması oldu. Bu başka sektörleri de olumlu etkiledi...
Talat, rekabeti artırmak için yaptıkları vergi indiriminin gelir artırıcı etkileri olduğunu, Türkiye'deki ekonomik istikrarın KKTC ekonomisini olumlu etkilediğini belirtti. Talat, Annan Planı'na evet denildikten sonra hâlâ izolasyonların sürmesinin KKTC'de hayal kırıklığı ve tepki yarattığını, ama "evet"in böyle "çok büyük" yararlarının da olduğunu söyledi.
Kıbrıs meselesinin birçok yönü var. Ama 'ana damar'lardan biri, ekonomidir, milli gelir rakamlarıdır! Onun için "Doğrudan Ticaret Tüzüğü" adeta meydan savaşı gibi önemlidir.

TAHA AKYOL MILLIYET 03/02/07

 

 

KTHY stratejik ortak arıyor



Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) iki yıl içinde ikinci defa özelleştiriliyor, daha birinci özelleştirmenin son taksiti ödenmeden.
KTHY 17 ay önce, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın hatırını kırmak istemeyen Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından 33 milyon dolara Kıbrıslı Türklere satıldı.
Ancak şirket o kadar kötü yönetildi ki rekor denebilecek bir zamanda iflasın eşiğine geldi. KTHY geçen sene 17 milyon dolar civarında zarar yazdı. Personelin ocak maaşları Maliye Bakanlığı'ndan alınan yardımla ödenebildi.
Geçen hafta sonunda Lefkoşa'da Talat başkanlığında bir toplantı yapıldı. Toplantıya KTHY yönetim kurulu başkanı ve genel müdürü dışında maliye ve ekonomi bakanları katıldı. KTHY'ye "stratejik bir ortak bulmak için" bir komite kurulması kararlaştırıldı.
KTHY'nin dara düşmesinin en önemli nedeni kuruma mali değil, siyasi mülahazaların hâkim olmasıdır.

Bedelini KKTC turizmi öder
Şirketin tepesine iktidarın çoğunluk ortağı olan Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne (CTP) hizmeti dokunmuş fakat havacılık deneyimi olmayan kişiler getirildi. İhtiyacın en az iki misli olan personel azaltılamadı ve israfın önüne geçilemedi. Pegasus ve Alfa gibi halkın kesesine uygun fiyatlarla uçan şirketlerin rekabeti, yüksek maliyetli KTHY'yi yere serdi.
KTHY rekabeti bertaraf ederek kurtulma planları yaptı. KTHY ile USAŞ arasında bir ortaklık kuruldu. Bu ortaklığı Ercan Havaalanı'nda yer hizmetlerinde tekel yapmak için bir kararname hazırlandı. Yer hizmetlerinin fiyatı artırılacak, özetle, uçak şirketlerinin rekabet avantajı ortadan kaldırılacak, KTHY'ye rant kazandırılacaktı.
"Planları tekelci ortamlar yaratarak şirketlerini kurtarmaktı" diye konuştu bir havacılık kaynağı. "Tekelleştirdikleri yerlerde pahalı hizmet satıp KTHY'nin zararını kapayacaklarını düşünüyorlardı. Bunu yapsalar bile kurtulamazlar. Bedelini de, sonuç olarak KKTC turizmi ve halk öder."

Politikacılar şirket idare edemez
Kararname yırtılıp atılmamakla beraber ada ekonomisine vereceği zarar dolayısıyla yürürlüğe konamadı.
Yanlış yapıldığını kabul edip KTHY'ye stratejik bir ortak bulmak hükümet için siyaseten zor bir iştir. Ama diğer seçenek, KTHY'nin iflas ettiğini açıklamak daha az zor değildir.
KKTC ekonomisinin, devlet kaynaklarını israf eden bir şirkete değil, adaya ucuz yolcu taşıyan bir havacılık sektörüne ihtiyacı var. Pegasus ve Alfa'nın KKTC'ye uçmaya başlamasından bu yana Türkiye-Kıbrıs arasında yolcu sayısı yüzde 30'dan fazla arttı. KTHY'yi yaşatacağım diye buna sekte vurmak memlekete kötülük yapmaktır.
Politikacılar şirket idare edemez. Bunu hem Türkiye hem de KKTC'deki acı tecrübelerimizden biliyoruz. Avrupa'daki devlet havacılık şirketlerinden neredeyse hepsi satıldı. Son kalanlardan biri olan Alitalia bu günlerde satılmak üzere.
Umarım KTHY'nin bu hale düşmesini önleyemeyen Talat bundan sonraki adımlarda aklın hâkim olmasını sağlayabilir.

METIN MUNIR MILLIYET 03/02/07

 

CHP ülkeyi savaşa sürüklemek istiyor



Fikret Bila'nın Deniz Baykal ile yaptığı kısa söyleşiyi okuyup parti kurmaylarının son açıklamalarını da akılda tutunca insan, "Allah'tan iktidarda değiller, yoksa çekinmeden üç cephede savaşa girerek Türkiye'yi felakete sürüklemekten çekinmezlerdi" diye düşünmeden edemiyor.
Öyle anlaşılıyor ki CHP'de, Atatürk'ün dünya dengelerini iyi kavrayan ve ona göre hareket eden soğukkanlı ve itidalli ruhunun yerini Enver Paşa'nın yıkıcı militarist ve maceracı ruhu almış. Baykal ve kurmaylarının söylemine göre hareket edecek olsaydık bugün Kürtlerle, Rumlarla ve Ermenilerle savaşın eşiğine gelmiştik.

Amaç, AKP'yi vurmak
Bu da bir yerde Türkiye'nin dünyayla savaşa kalkışması anlamına gelirdi. Zira böyle bir savaşta ne Arabın, ne Acemin, ne Frengin ne de Rusun Türkiye'yi destekleyeceği var.
Aslında CHP'nin derdi belli ve bunu Baykal sözleriyle ortaya koyuyor. Annan Planı sürecindeki olumsuz telkinleriyle Rumların AB'ye tek başlarına girip büyük avantaj sağlamalarında katkısı olan Baykal, Doğu Akdeniz'de petrol aramak için Lübnan ve Mısır ile anlaşan Rum yönetiminin bu cesareti "Ankara'dan ve KKTC yönetiminden aldığını" söyleyebiliyor.
Kısacası, CHP'nin derdi demokratik yollardan önünü kesemediği AKP'yi bel altından salladığı siyasi vuruşlarla indirmek. Bu arada, yine demokratik yollarla işbaşına gelen Kıbrıs'taki "işbirlikçisi"ni de siyaseten yaralamak. Zira "sosyal demokrat" olduğunu iddia etse de gerçekten sosyal demokrat olan Mehmet Ali Talat'ı desteklemek yerine, kendisini düşman ilan etmiş bulunuyor.

İşbirlikçileri boş durmuyor
Bu arada adadaki kendi "işbirlikçileri" de tabii ki boş durmuyorlar. Örneğin, eski dışişleri bakanı Serdar Denktaş, Türk savaş gemilerinin bundan bir süre önce Kıbrıs açıklarında petrol araması yapan bir yabancı gemiyi kovduğunu, ancak AKP'nin "Kıbrıs'ta bir adım önde olma politikası" uğruna bunun açıklanmadığını söylüyor.
Bu konuyu önemsediğine göre, kendisinin niçin bunu zamanında açıklamadığını elbette ki merak ediyoruz. O gemi sessiz sedasız kovulduysa amaç hasıl olmuş demektir. Ancak Serdar Bey bundan memnun değil. Zaten ciddi bir imaj sorunu olan Türkiye'nin dünyaya militarist bir görüntü vererek itibarını daha da sarsmasından yana.
Ancak ne yazık ki, Kıbrıs Türk halkı siyasi tercihini demokratik seçimlerle ortaya koydu ve bu Serdar Denktaş ve onun gibi düşünenlerden yana değil. CHP'ye ise adanın kuzeyinde fazla sevgi yok. Baykal'ın KKTC'yi ziyaret edip Kıbrıslı Türklerle kaynaştığını uzun zamandır görmememizin nedeni de bu.

Darbeye de davet çıkar
"70 bin Ermeniyi sürün. Ordu Irak'a, gemiler Akdeniz'e" çıkışlarını yapan bu partiden yakında "asker göreve" diye darbeye davet çıkarsa bence kimse şaşmasın.
MHP Genel Başkanı Bahçeli'yi de izliyoruz. CHP'ye oranla çok daha ihtiyatlı ve yatıştırıcı bir söylemi var. CHP'nin şoven ve militarist söylemiyle kazanacağını sandığı seçmen de herhalde bunu görüyordur.
Aramızdaki Yasin Hayal'ler ve Ogün Samast'lar elbette ki CHP'nin söyleminden hoşlanıyorlardır. Ancak CHP, bu gibi insanlardan medet umarken, doğal tabanının kendisini nasıl terk ettiğini bu yıl daha iyi anlayacak.

SEMIH IDIZ MILLIYET 03/02/07

 

Rum Yönetimi: Türkiye korsan gibi

Rum Yönetimi: Türkiye korsan gibi

Doğu Akdeniz'deki Türk savaş gemilerinin rutin görev alanlarının genişletildiği belirtiliyor.

03/02/2007 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - Doğu Akdeniz'de Mısır ve Lübnan'la petrol arama ve çıkarmayı mümkün kılacak 'münhasır ekonomik bölge' anlaşmalarına imza atan Kıbrıs Rum Yönetimi, Türiye'nin sert tepkisi ve bölgedeki Türk savaş gemilerinin görev alanını genişletmesi yoluyla sergilenen kararlılık karşısında 'Korsanlık yapılıyor' feryadında bulundu. Rum Yönetimi sözcüsü Hıristos Paşardis, dün, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası planda tanınan egemen bir ülke olduğunu belirterek, "Yasadışı yahut da kimsenin yanlış yorumlayacağı hiçbir şey yapmadık" diye konuştu. Paşardis şu çıkışı yaptı: "Türkeyi yasal egemenlik haklarımızı kullanmamızı yanlış yorumluyorsa, bu tehdit edici tepkiye getirebileceğim tek açıklama Türkiye'nin bölgenin bekçisi ve fırsatını bulduğunda da Doğu Akdeniz'in korsanı olarak davrandığıdır."
Türkiye'yi BM ve AB'ye şikâyet eden Rum Yönetimi çarşamba günü yapılacak bakanlar kurulunda yabancı şirketlere petrol arama ruhsatları verilmesi için uluslararası ihale açılmasını ele alacak. Olumlu karar çıkarsa ihale 15 Şubat'ta açılacak. Şirketlerle dört aylık görüşmelerin ardından nihai karar haziranda verilecek. Rum Yönetimi petrol anlaşmalarıyla elde edilecek geliri Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya niyeti olmadığını açıklamıştı.

ABD: Karmaşık yasal bir mesele
Avrupa Komisyonu da Rum yönetimini savundu. Bir sözcü, "AB üyesi Kıbrıs, imzaladığı uluslararası anlaşmalarda tamamen egemendir ve bu sorgulanamaz" diye konuştu. Sözcü, her anlaşmanın AB yasalarıyla uyumlu olması gerektiğini belirtirken, 'ılım ve itidal' telkin etti.
ABD Dışişleri sözcüsü Sean McCormack ise Doğu Akdeniz'deki petrol krizine dair sorular üzerine tarafları yanlış anlamalara yol açacak eylemlerden kaçınmaya çağırıp "Bu meselenin karmaşık hukuki noktaları var. Doğu Akdeniz'de kıta sahanlığının paylaşılmasına dair karmaşık yasal meselelere giriyor" yanıtını verdi.

Atina da Kahire ile petrol temasındaymış

03/02/2007 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Doğu Akdeniz'deki çalışmalar bölgede 6 ile 8 milyar varil ham petrol rezervleri bulunduğuna işaret ederken, Kıbrıs Rum Yönetimi'nden başka Yunanistan'ın da Mısır ile 'münhasır ekonomik bölge' anlaşması için görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Bu görüşmeler Atina'nın anlaşmaya Kaş'ın karşısında yer alan Meis Adası'nı ekleme çabası yüzünden çıkmaza girmiş. Mısır, hem Türkiye'nin tepkisi, hem de Meis'in anlaşmaya dahil edilmesi halinde kıta sahanlığından yararlanma hakkını içeren münhasır ekonomik bölge sınırlarında saha kaybına uğrayacağı için anlaşmaya yanaşmamış.
To Vima gazetesine göre, Ankara, Kahire'ye girişimde bulunarak Atina ile görüşmelerden Meis'in çıkarılmasını şart koştu. Konu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün geçen ay Mısırlı meslektaşı Ahmed Abdül Geyt'le görüşmesinde de gündeme geldi. Türkiye, kapalı bir deniz olan Ege'de uluslarası hukukun geçerli olamayacağını, adaların da kıta sahanlığı bulunmadığını anımsattı.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı kaynakları sessiz kalırken, görüşmelerin ilerlemediği belirtiliyor. Bu arada Türkiye'nin tepkisinin de yeni olmadığı, 30 Kasım 2006'da Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Yorgos Yenimatas'ın Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak Mısır'la görüşmelerin kesilmesinin istendiği Kathimerini gazetesinin bir haberinde satır aralarında yer almış.

Kırmızı telefon çaldı mı?
Öte yandan Yunan basını Türk savaş gemilerinin Akdeniz'e açıldığı iddiaları üzerine Türk ve Yunan genelkurmay başkanları Panayotis Hinofotis ile Yaşar Büyükanıt arasında telefon görüşmesi yapıldığını iddia etti.

Kıbrıs'ta sürecin başlaması çözümü kolaylaştıracak

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm sürecinin başlatılmasının, kültürel miras ve benzeri sorunların çözümünü kolaylaştıracağını vurguladı.

AP'deki aşırı sağcı Avrupa Halkları Birliği grubunun İtalyan Üyesi Mario Borghezio'nun "KKTC'deki kiliselerin tahrip edildiği" iddiasını cevaplandıran Rehn, "Kıbrıs'ta kültürel ve dini mirasa zarar verilmesinden üzüntü duyacağını" kaydetti.

Kültürel mirasın korunmasının üye ülkelerin sorumluluğu olduğunu vurgulayan Rehn, bu konudaki uluslararası sözleşmelere tüm ülkelerin uyması gerektiğini söyledi.

Rehn, "Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm için sürecin acilen başlatılması, adadaki bu tür sorunların da çözümünü kolaylaştıracaktır" dedi.

Borghezio, Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un kasım ayındaki Vatikan ziyaretinde Roma Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri Papa 16. Benediktus'a, KKTC'de "Hristiyanlara ait ibadet mekânlarının tahrip edildiğini ispat eden fotoğraflar gösterdiğini" iddia ederek, AB Komisyonu'nun buna ne tepki vereceğini sormuştu.

Öte yandan Olli Rehn, Türkiye'nin Irak topraklarında terör örgütüne karşı operasyon yürüttüğü konusunda ellerinde hiçbir kanıt bulunmadığını da söyledi.

Avrupa Parlamentosu'nun (AP) İngiliz Sosyalist üyesi Glyn Ford'un yazılı soru önergesini yanıtlayan Rehn, Türk ordusunun Irak'ın kuzeyinde operasyon düzenlediği yönünde basında çıkan iddiaların Türk ve Iraklı yetkililerce yalanlandığını bildirdi.

Ford, "Türk ordusunun Irak'ın kuzeyindeki Kürt ve Süryani bölgelerinde terör örgütü PKK'ya yönelik operasyonlar düzenlediğinden AB Komisyonu'nun haberdar olup olmadığını" sormuştu.

KIBRIS 03/02/07

 

Paşardis: Şu anda Güvenlik Konseyi'ne başvurmayı gerekli bulmuyoruz

Rum radyosunun haberine göre, konuyla ilgili soruları yanıtlayan Paşardis, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün "Kıbrıs ve Türkiye arasındaki kıta sahanlığının belirlenmesine" ilişkin açıklamasını yorumlarken şunları söyledi:

"Bölgede petrol çıkarma ne çok karmaşıktır, ne de hukuki boyutlarda değişiklik vardır. Hukuki açıdan durum basittir. Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlet olarak uluslararası hukukun tanıdığı bütün hakları kullanabilir. Bu hukuki ve beyan edilmiş haklar arasında, uluslararası hukuka göre hükümranlığı altındaki karada veya denizde doğal zenginlikleri arama ve bunlardan yararlanma hakkı da var. Kıbrıs'ta bu konuda yalnız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin başvurduğu ve anlaşma imzaladığı ülkelerin, yani Lübnan ve Mısır'ın söz hakkı var."

Türkiye jandarma, kontrol dışı korsan

Bölgedeki petrol yataklarından yararlanmak için bölge ülkeleriyle anlaşma imzalanmasının, Kıbrıs sorunuyla hiçbir bağlantısı bulunmadığını söyleyen Paşardis, Türkiye'nin tepkisini yorumlarken de şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye hukuki ve egemenlik haklarımızı kullanmamızı yanlış anlıyorsa, kendi tahrikkar tepkilerine nasıl bir yorum getirilebilir... Yapılabilecek tek yorum, Türkiye'nin tamamen bölgenin jandarması, zaman zaman da Doğu Akdeniz'in kontrol dışı korsanı gibi hareket ettiğidir."

Mısır ve Lübnan geri adım atmadı

"Petrol çıkarma için 15 Şubat'ta ihaleye çıkılması halinde Ankara'nın gerekli faaliyetlerde bulunacağına" ilişkin Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün açıklamasını da yorumlayan Paşardis, "Türk hükümetinin yapması gereken tek faaliyet, uluslararası hukuk kurallarına saygı göstermektir" dedi.

Rum Sözcü, Güney Kıbrıs'la anlaşma yapan Lübnan ve Mısır'ın, Türkiye'nin tepkisinden sonra geri adım attıklarına ilişkin haberleri de yalanladı ve "Planlandığı şekilde ilerleyeceğiz" diye konuştu.

Konuyla ilgili olarak Yunanistan'la istişarede bulunulup bulunulmadığının sorulması üzerine de Paşardis, Yunan hükümetine bilgi verildiğini ve hemfikir olduklarını söyledi.

Savaş gemilerinin bölgedeki hareketleri rutin

Öte yandan RMMO Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas, savaş gemilerinin Doğu Akdeniz bölgesindeki faaliyetlerinin rutin olduğunu söyledi ve "Endişe edecek bir durum yoktur" dedi.

Bisbikas, Baf'ın Anarida yöresindeki RMMO acemi kampında bugün düzenlenen yemin töreninde yaptığı konuşmada, Türk savaş gemilerinin Kıbrıs bölgesindeki hareketlerine ilişkin Türk televizyonlarında yayınlanan haberlerinin doğru olmadığını söyledi. Rum siyasi liderliği ve diğer güvenlik birimleriyle sıkı işbirliği içerisinde olduklarını, konuyu takip ettiklerini söyleyen RMMO Komutanı, olağanüstü önlem alınmadığını ekledi.

KIBRIS 03/02/07

 

Kıbrıs Türk ve Rum siyasi partileri Ledra Palace'ta bir araya geldi

Toplantıya, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller de katıldı.

Slovakya Büyükelçisi Jan Varso, toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, iki tarafın siyasi yetkililerinin rutin toplantılar çerçevesinde bir araya geldiklerini kaydederek, tarafların, alt komiteler, geçtiğimiz yılın kasım ayında yaptıkları toplantılar neticesinde hazırladığı önerileri görüşmeye devam etmesi konusunda uzlaşmaya vardıklarını söyledi. Varso, alt komite toplantılarının, 8 Şubat'ta yapılacak toplantıyla devam edeceğini belirtti.

Varso, siyasi liderlerin, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri Möller ile ele aldıklarını ve görüş alışverişinde bulunduklarını da aktardı.

Kıbrıs Türk ve Rum siyasi partilerin, bundan sonraki toplantısı, 14 Mart Çarşamba günü yapılacak. Toplantı, saat 10.30'da başlayacak.

Bu arada, olağanın aksine, basının, dünkü toplantıdan görüntü almasına izin verilmedi; basına, toplantıya katılanların listesi dağıtılmadı. Ancak toplantı sonunda, her zamanki kısa ortak basın açıklaması yapıldı.

Dünkü toplantıya, Kıbrıs Türk tarafından, CTP'den Kutlay Erk, DP'den Atay Ahmet Raşit, BDH'dan Mehmet Çakıcı, TKP'den Hüseyin Angolemli, YKP'den Alpay Durduran, BKP'den İzzet İzcan ve beraberindeki heyetler katıldı.

Toplantıya, Güney Kıbrıs'tan ise, başta AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas olmak üzere, ADİK, CGP, DİKO, DİSİ, ERP, EDEK ve Birleşik Demokratlar'ın temsilcileri geldi.

KIBRIS 03/02/07

Mavru: Lefkoşa'nın birleşmesi, Kıbrıs'ın birleşmesine yardımcı olacak

Bu Memleket Bizim Platformu'ndan (BMBP) bir heyet, Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavro'yu ziyaret etti.

Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru, Ledra Caddesi'nin (Lokmacı kapısının) geçişlere açılmasının, eski çarşının tekrardan canlanmasını ve iki toplum arasındaki ilişkilerin gelişmesini sağlayacağını söyledi.

Mavru, "Lefkoşa'nın birleşmesinin Kıbrıs'ın birleşmesine yardımcı olacağına inandıklarını, bu yüzden herkesin bu yönde çaba sarf etmesi gerektiğini" de kaydetti.

Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP) adına konuşan Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga ise, Lokmacı kapısının geçişlere açılması için Kıbrıs Türk tarafının köprüyü kaldırmasının önemli bir adım olduğunu söyledi.

Bölgenin iki taraf arasında geçişlere açılması için mücadeleye devam edeceklerini ifade eden Tulga, Rum tarafındaki duvarın da "düşmesi" gerektiğini vurguladı.

Lokmacı kapısının geçişlere açılması konusunda her iki toplumdaki sivil toplum örgütlerinin aynı şeyi söylemeye başladığına da dikkat çeken Tulga, "Bu, tarihi bir aşamadır" dedi.

BMBP heyeti dün, Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru ile Lokmacı kapısının geçişlere açılması konusunu görüştü.

Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanlığı'nda saat 10.30'da gerçekleştirilen görüşme, yaklaşık 40 dakika sürdü.

Türk ve Rum basınının büyük ilgi gösterdiği görüşmenin ardından, BMBP adına Hürrem Tulga ile Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru basına açıklama yaptı.

Mavru: Amaç geçişi sağlamak

İlk sözü alan Eleni Mavru, BMBP ile yaptığı görüşmenin amacının; Lokmacı kapısının geçişlere açılması olduğunu ifade ederek, "görüşmede ayrıca; Kıbrıs Türk toplumunun Rum toplumu ile birlikte yaşaması için yapılması gerekenler konusunda çalışma yaptıklarını" söyledi.

Görüşmede, BMBP yetkililerine tezlerinin "Lefkoşa'nın birleşmesi, Kıbrıs'ın birleşmesinden geçer" şeklinde olduğunu anlatarak, bu yüzden de Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiği üzerinde durduklarını belirtti.

Lokmacı kapısının geçişlere açılmasının, Kıbrıs'ın birleşmesi anlamına gelmese bile Kıbrıs için olumlu bir adım olacağına dikkat çeken Mavru, ayrıca kapının geçişlere açılmasını, hem eski kentin canlanmasına, hem de iki toplum insanlarının yakınlaşması ve ilişkilerinin gelişmesine yardımcı olacağını ifade etti.

Kapının geçişlere açılması konusunda güvenlik sorunu gibi bazı sorunlar olduğunu savunan Mavru, bölgeden askerlerin uzaklaştırılması (dekonfrantasyon) gerektiğini öne sürdü.

Kapının geçişlere açılması yönündeki çalışmalarda iki toplumun siyasi işbirliğine gereksinim olduğunu da söyleyen Mavru, kendilerinin Lefkoşa Rum Belediyesi olarak siyasi karar alınır alınmaz, geçişlerin sağlanması için her türlü çalışmaya hazır olduklarını vurguladı.

Tulga: Türk tarafı üzerine düşeni yaptı

BMBP adına konuşan Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Başkanı Hürrem Tulga da, Eleni Mavru'nun Lefkoşa Rum Belediye Başkanlığı'na seçilmesinin Kıbrıs Türk halkına moral verdiğini söyledi.

Tulga, kapının geçişlere açılması için iki toplumlu çabaya ihtiyaç olduğunu, Kıbrıs Türk tarafının iki yıl önce bölgedeki duvarı yıktığını, ardından köprü inşa ettiğini, daha sonra da kapının açılmasını sağlamaya yönelik olarak aldığı inisiyatif ile köprüyü kaldırdığını anımsatarak, Türk tarafının kapının geçişlere açılması için üzerine düşen görevi yerine getirdiğini söyledi.

Türk tarafının böylece, köprünün kaldırılması için önemli bir adım attığına işaret eden Tulga, "Ama mücadeleye devam edilmeli, duvarın düşmesi lazım" dedi.

Her iki toplumdaki sivil toplum örgütlerinin, kapının geçişlere açılması konusunda aynı şeyi söylemeye başladığını belirten ve bunun tarihi bir aşama olduğunu vurgulayan Tulga, mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

Yarın eylem var

Hürrem Tulga bu çerçevede, kapının geçişlere açılması ve Rum tarafındaki duvarın kaldırılması amacıyla, Kıbrıs Türk ve Rum sivil toplum örgütlerinin, eş zamanlı olarak bugün saat 11.00'de kapının her iki tarafında eylem yapacağını belirtti.

Tulga, eyleme; Kıbrıs Türk ve Rum halklarının katılması için çağrı yaparak, eylemde kapının geçişlere açılması ve Kıbrıs'ta barışa yeniden bir umut getirilmesi için şarkılar söyleneceğini kaydetti.

KIBRIS 03/02/07

Baykal: Kıbrıs’ta iki devletli çözüm kaçınılmaz

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Rum yönetiminin petrol konusundaki girişimiyle artık adada tek, birleşik devlet çözümü için olasılık kalmadığını söyledi.

 

AA

Güncelleme: 14:35 TSİ 04 Şubat 2007 Pazar

ANKARA - Baykal “İki devletli çözüm Kıbrıs için kaçınılmaz hale geldiğini” belirtti.

Baykal, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, Doğu Akdeniz’de petrol arama dahil olmak üzere, Türkiye’yi yakından ilgilendiren girişimlerine dikkat çekti.

Kıbrıs Rum yönetiminin girişimlerinin gerçek nedeninin, “Türkiye’nin Akdeniz’deki münhasır ekonomik alanını yok etmek olduğunu” savunan Baykal, KKTC’nin Akdeniz’deki egemenlik alanını ilan etmesini istedi.

Baykal, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, özellikle AB’ye tam üye olduktan sonra her geçen gün kendi egemenliğini Kuzey Kıbrıs’a dayatma kararlılığını gösterdiğini belirterek, KKTC’yi fiilen egemenliği altına almaya çalıştığını kaydetti.

Rum yönetiminin, bugüne kadar temkinli hareket ettiğini, her zaman Kıbrıs’ın tümünü temsil ettiğini iddia etse de bu iddiasını fiiliyata geçiremediğini anlatan Baykal, “Rum yönetimi artık sadece iddia olarak değil fiilen de Kıbrıs’ın tümü üzerinde egemenliğin kendine ait olduğunu gösterecek adımlar atıyor. Doğu Akdeniz’de petrol arama girişimi bunun son örneğidir” görüşünü dile getirdi.

Baykal, “Rum yönetimi bu cesareti nereden alıyor? Ankara’dan ve KKTC’deki yönetimden. Ankara’da hükümetin pasif, tavizkar tutumu Rum yönetimine cesaret veriyor. KKTC yönetiminin tutumu da öyle. Teslimiyetçi yaklaşım Rum yönetiminin de cüretini artırıyor. Siz böyle teslimiyetçi davranırsanız, Rum yönetimi de KKTC’yi ilhak etmeye dönük niyetler besler, girişimlerde bulunur.

Rum yönetiminin bu girişimi karşısında, KKTC denizdeki ekonomik alanını paraleliyle, meridyeniyle ilan etmelidir. Türkiye de aynı yönde hareket etmelidir. TBMM toplanmalı ve garantör ülke olarak bu haklarına uygun karar alıp ilan etmelidir. Gelişmelere seyirci kalınır ve boş lafla geçiştirilirse KKTC giderek Rum yönetiminin egemenliğine girer.Bu durumda tek devlet çatısı altında çözüm umudu da kalmıyor. Artık Kıbrıs’ta çözüm, tek devlet olmaktan çıkmıştır. İki devletli çözüm Kıbrıs için kaçınılmaz hale gelmiştir” dedi.

Arsenal tüm bayrakları neden yasakladı?


      İngiliz Arsenal futbol klubünün stadyumunda tüm “ulusal bayraklar"ı yasaklaması tartışma yarattı. İngiliz The Observer gazetesi de kararın, Mete adlı bir Arsenal taraftarının KKTC bayrağını sallaması nedeniyle 8 binden fazla şikayet gelmesi üzerine alındığını belirtirken, “Ne garip ki, Arsenal, birinci ligin BM’si iken" esprisini yaptı.
      Pazar günlerinde İngiltere’de yayınlanan The Observer gazetesi, “Defter" adlı fıkra köşesinde “Ayın öyküleri" başlığı altında Arsenal’ın “ulusal bayrakları" yasaklama kararını esprili bir biçimde değerlendirdi.
      Arsenal’ın “Emirates Stadyumu"na taşındığında taraflarından stadyumu “bayraklar" ile süslemeye yardımcı olmaları çağrısında bulunduğunu anımsattıktan sonra, “Şimdi ise sanki kırmızı (Arsenal’ın rengi) olduğu sürece herhangi bir renk tercih edecekler. Kulüp, her türlü ulusal bayrağı yasakladı ve sadece Arsenal Futbol Kulübü’nü destekleyen bayrakların sallanmasını istedi" diye yazdı.
      Bunun Arsenal mal satışlarını artırma çabası olmadığını belirten gazete şöyle devam etti:
      “Hayır, 60 bin kişilik alan tek renge, bir Kıbrıslı Türk bayrağı sallayan, Mete olarak tanınan bir taraftar nedeniyle bürünüyor. 8 binden fazla kişi, bayrağını şikayet etti, ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ sadece Türkiye tarafından tanınıyor diye (Highbury’deki -statyumun bulunduğu bölge- sadıkların siyasi bilincinin o kadar yüksek olduğunu kim bilebilirdi?). Böylece, gücendirici unsuru kaldırmak yerine, kulüp tüm ulusal amblemleri geri çekti. Ne garip ki Arsenal, birinci ligin BM’si iken."

ANKA

MILLIYET 04/02/07

 

Osman Fazıl Polat, Magosa-Maraş'ı nasıl aldı?



"Tümenimize Magosa'nın Türk kesimi ile birleşmesi hedef olarak verilmişti. Bu şehrin yarısının ele geçirilmesini emniyet bakımından yeterli görmedim. Maraş kesimi dahil bütün şehrin ele geçirilmesini teklif ettim ve bu planı kendi inisiyatifimi kullanarak teklif ettiğim şekilde uyguladım."
Bu sözler, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na katılan ve ikinci harekâtta Magosa ve yanı başındaki Maraş'ı alan 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Osman Fazıl Polat'ın "harp günlüğü"nden...
11 Ağustos...
1974 yılında Kıbrıs'ta Kolordu karargâhında komutanlar toplantı halinde.
Cenevre görüşmelerinden sonuç çıkmıyor, her an ikinci bir harekât başlayabilir.
Karargâhtaki toplantı muhtemel Magosa harekâtı için. Kolordu Komutanı Korgeneral Nurettin Ersin, Genelkurmay Harekât Başkanı Tümgeneral Hasan Sağlam, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Osman Fazıl Polat, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Bedrettin Demirel, harekât plan seçenekleri üzerinde tartışıyorlar.
Tümg. Polat'a verilen emir Magosa'nın "Türk kesimiyle" birleşmesi...
Ancak Polat Paşa, karargâhta itiraz ediyor. Maraş da dahil kentin tamamının alınmasını teklif ediyor ve bunu da uyguluyor.
Bu bilgiyi ve belgeleri Polat'ın "harp günlüğü"nü de içeren ve Ulus Dağı Yayınları'ndan piyasaya yeni çıkan, "Barış İçin Oradaydılar, Parola: Kıbrıs" kitabından okuyoruz. Yazarı, Osman Fazıl Polat'ın oğlu, meslektaşımız Yılmaz Polat...
Yılmaz sadece babasının günlüğünden değil, Türk ve ABD belgelerinden de yararlanarak Kıbrıs Barış Harekâtı'nın bilinmeyen yönlerini kitaplaştırmış. Tarihe ışık tutmuş...

Evren'in açıklaması
Kenan Evren, Maraş'ın ileride pazarlık gücü olsun diye geri verilmek üzere alındığı yönünde açıklamalar yapmıştı ve tartışmalara neden olmuştu.
Ancak Yılmaz Polat'ın kitabından öğreniyoruz ki, "Şehrin yarısını alıp ikinci bir Lefkoşa yaratmayalım" diyen 28. Tümen Komutanı Polat Paşa, kendi inisiyatifiyle, Magosa'nın güvenliği için almış Maraş'ı...

Ecevit kim?
Kitapta, dönemin başbakanı Bülent Ecevit ve cumhurbaşkanı Fahri Korutürk hakkındaki CIA raporları var.
CIA raporu, Ecevit'i şöyle değerlendiriyor:
"Hakkındaki komünist suçlamaları ile ilgili olarak inandırıcı bir delil bulunamamıştır. Ecevit ılımlı, inanmış bir sosyalisttir. Hem iç hem de dış konularda gayet iyi bilgiye sahiptir."
CIA raporu, Ecevit'in temelde Batı yanlısı olmakla birlikte milliyetçilik ilkesine uygun biçimde ABD'ye daha az bağımlı olmayı savunduğunu da kaydediyor.

Korutürk raporu
CIA'in raporunda, "Türk donanmasında eski bir komutan" olarak tanımladığı dönemin cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'le ilgili bilgiler var:
"İkinci Dünya Savaşı'yla 1960 arasında Amerikan askeri personeliyle yakın temasları oldu. 1958 yılında Amerika'yı ziyaret etti. 1960 öncesinde Amerikalı yetkililerle ilişkiler zaman zaman gergindi. Ancak 1960-1964 yılları arasında Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi iken Amerika'yla ilgili daha olumlu tutum içine girdi... Ruslara karşı güvensizlik duyuyordu. Ancak örnek bir Türk diplomatı olarak görünmek istiyordu. Karaborsadan dolar satın almayan birkaç diplomattan biriydi."
Yılmaz Polat'ın tarihe ışık tutan, çok ilgi çekici bilgi ve belgeleri içeren kitabının okunmasında fayda var.

FIKRET BILA MILLIYET 04/02/07

 

 

Ledra Caddesi'nin geçişlere açılması için balonlu eylem

Ledra Caddesi'nin geçişlere açılması için, dün, Lefkoşa'nın kuzey ve güneyinde, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar tarafından eş zamanlı etkinlik gerçekleştirildi.

Kuzeydeki etkinliği Bu Memleket Bizim Platformu; Güneydekini ise "Ledra'nın Açılması İçin Vatandaş İnisiyatifi" gerçekleştirdi.

Etkinlik çerçevesinde, kuzeyde ve güneyde, aynı anda balonlar uçurtuldu ve katılımcılara zeytin dalları dağıtıldı.

Hava muhalefeti nedeniyle Kuzey Lefkoşa'daki etkinlikte, planlanan konuşmalar yapılmaz ve şarkılar seslendirilmezken; yalnızca "Şarkılarımız Ledra İçin" yazılı pankart açıldı ve balonlar havaya bırakıldı.

Kuzey Lefkoşa'da etkinliğe, Bu Memleket Bizim Platformu içerinde yer alan sendika temsilcileri, iş insanları, esnaf ve bazı milletvekilleri katıldı.

Güney Lefkoşa'da ise, konuşmalar yapıldı ve şarkılar söylendi. Buradaki etkinlikte, yapılan konuşmalarda, Ledra Caddesi'nin bir an önce karşılıklı geçişlere açılması talep edildi.

KIBRIS 04/02/07

 

Rum Yönetimi, yabancılara yeşil kart dağıtacak

Mahi gazetesinin haberine göre Silikiotis, Güney Kıbrıs'ta bulunan yabancı uyruklulara yeşil çalışma kartları verilmesi ile ilgili yasa tasarısının temel amacının, bu kişilerin yerel topluma katılmalarına yardımcı olmak olduğunu söyledi.

Silikiotis ayrıca, yeşil kart alınması ile ilgili yasa tasarısının önkoşullarını tam olarak yerine getiren yabancıların başvurularını kabul edeceklerini kaydetti.

Yeşil karta başvuru yapacak olan yabancı uyrukluların, en az 5 yıl devamlı ve yasal olarak Güney Kıbrıs topraklarında ikamet etmiş olmaları gerekiyor.

KIBRIS 04/02/07

Yakında KKTC'deki kısıtlama ve ambargolar kalkacak

AK Parti Antalya Milletvekili Avrupa Parlamentosu Demokratlar Grubu Başkan Yardımcısı ve Başsözcüsü Mevlüt Çavuşoğlu, hükümetin Kıbrıs konusunda ödün verdiği yönünde sık sık haksız eleştirilere maruz kaldığını vurguladı. Çavuşoğlu, AKP hükümetinin Kıbrıs'ta taviz vermediğini ve yakında KKTC üzerindeki kısıtlama ve ambargoların da kalkacağını söyledi.

AKP Dış İlişkiler 3. Eğitim ve Bilgilendirme Toplantısı'nda konuşan Çavuşoğlu Kıbrıs konusunda insanların ulusal duygularının sömürüldüğünü ifade ederek, şunları söyledi:

"Kıbrıs'ta Taşınmaz Mal Komisyonu kurarak, iç hukuk yolunun tanınmasını sağladık. Artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuran her Rum'u mahkeme Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gönderiyor. 'Orada bir iç hukuk yolu vardır, onu kullanacaksınız, ondan sonra tatmin olmazsanız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne geleceksiniz' denmiştir.

Kıbrıs'a 4 yılda 400 milyon dolar mali yardım yapıldığını belirten Çavuşoğlu, "Buna, Ercan Havalimanı'na yapılan 35 milyon dolarlık yatırım ile altyapı çalışmalarına yapılan yatırımlar dahil değil" diye konuştu.

Kıbrıs'ta şimdiye dek ödün verilmediğini ifade eden Çavuşoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bir karış toprak verilmemiştir, bir tek asker çekilmemiştir. Kıbrıs konusunda tüm dengeleri değiştirdik. Avrupa ülkelerinin büyük bölümü, artık Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni destekliyor. En son Avrupa Birliği, doğrudan ticaret tüzüğünü de onayladı. Yakın zamanda kısıtlamalar ve ambargolar da kalkacaktır."

AK Parti Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli de, dünyanın, 59. Türk hükümetini reformist hükümet olarak tanıdığını söyledi.

AK Parti Dış İlişkiler 3. Eğitim ve Bilgilendirme Bölge Toplantısı, Antalya'nın Serik ilçesi Boğazkent beldesinde yapıldı. Evsahipliğini AK Parti Antalya İl Başkanlığı'nın yaptığı toplantıya Antalya, Isparta, Burdur, Mersin, Karaman ve Afyon'un il, ilçe başkanları ile teşkilatların dış ilişkilerden sorumlu başkan yardımcıları katıldı.

Toplantının açılışında konuşan AK Parti Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Sakarya milletvekili Şaban Dişli, Türkiye'de siyasal istikrarın sağlandığını, yabancı yatırımcıların ve siyasilerin bunu çok iyi kavradıklarını, iktidarda bulundukları 4 yılda, Türkiye'nin gayrisafi milli hasılasında yüzde 7.5'luk bir büyüme kaydedildiğini bildirdi.

Ulusal gelirin AK Parti iktidarından önce 182 milyar dolarken, bugün 400 milyar dolar düzeyine geldiğine dikkati çeken Dişli, "Büyümenin kaynağı eskiden ihracattı, şimdi ise bunlara paralel olarak inşaat sektöründe, sanayide, ulaştırmada ve ticarette de büyümeler var. Dünya, artık 59. Türk hükümetini reformist hükümet olarak tanıyor. Daha önce ise krizlerle tanıyordu" dedi.

Dişli, "Haber olan Türkiye, artık yaptığı reformlarla, bölgedeki ağırlığıyla, bölgedeki olayları önceden tahmin ederek hareket etmesiyle öne çıkıyor. Eskiden bu ülkeye kim geliyordu, bu ülkeden kim nereye giderdi? Artık Türkiye'nin Başbakanı ve Dışişleri Bakanı her yere davet ediliyor" diye konuştu.

KIBRIS 04/02/07

 

Rum yönetimi, petrol konusunda ısrarlı

Rum gazeteleri, Rum Yönetimi'nin, petrol arama-çıkarma prosedürünü planladığı gibi hayata geçirmekte ısrarlı olduğunu kaydettiler.

Alithia gazetesi manşete çektiği haberinde, "Türk tarafının, Kıbrıs'ta panik ve hatta kriz yaratma çabalarının, iki tarafı Kıbrıs sorununu çözmeye çağırdığı bir zamanda, Amerika'nın da bu yönde (Türkiye'yle) birlikte hareket etmesi ile netleştiğini" savundu.

ABD'den kaza uyarısı

Gazete, Amerikalıların, Kıbrıs'ın kıta sahanlığı konusunu gündeme getirmelerinin, petrolle ilgili gerginliğin 'kazaya' neden olabileceği yönündeki açık uyarılarını gölgelediğini yazdı.

Haberini, "ABD Bize 'Kaza' Uyarısında Bulunuyor - Türkler Gerginlik Yaratıyor. Savaş Gemileri 15 Gündür Akdeniz'de Devriye Yapıyor - Rutin Bir Hareket, Endişe Etmeyin" başlığıyla iç sayfasına aktaran gazete, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack'ın; "anlaşmazlıkların BM arcılığıyla çözülmesi yolunun açık olduğuna işaret ederek, iki tarafın yanlış anlaşılabilecek hareketlerinin arzu edilmeyen olaylar doğurabileceği ve taraflardan; diğer tarafça yanlış anlaşılabilecek hareketlerden kaçınmalarını istediği" açıklamasını hatırlattı.

Gazete, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün; 15 Şubat'ta deniz bölgesinde petrol ve/veya doğalgaz arama-çıkarma prosedürlerinin başlatılması halinde, Türk hükümetinin gerekli faaliyetlerde bulunacağı açıklamasına da dikkat çektiği haberinde, Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis'in; "Kıbrıs hükümeti 15 Şubat'ta başlayacak prosedürü planlandığı şekilde ilerletecek" dediğini yazdı, Türk basınında yer alan haberlerden alıntılara yer verdi.

Gazeteye göre, Yunanistan Hükümet Sözcü Vekili Evangelos Andonaros; son "Türk tehditlerini" yorumlaması istendiğinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti, BM ve AB üyesi bağımsız, egemen bir devlettir. Bunu kimse unutmamalıdır. Yunan hükümetinin tutumu çok açıktır. Bu kürsüden hem Bakan Bakoyanni, hem de Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından defalarca ortaya konulmuştur. Sizi, yapılmış olan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin milli egemenliği konusunda en küçük kuşkuya bile yer bırakmayan açıklamalara havale ediyorum" dedi.

Yunan hükümetinin bu konuda gerek BM gerek AB gerekse Türkiye nezdinde herhangi bir girişimde bulunup bulunmadığının sorulmasına karşılık ise, Andonaros, bu konuda bilgi alıp açıklama yapacağı taahhüdünde bulundu. Andonaros; ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün; Kıbrıs etrafındaki ve Doğu Akdeniz de ki kıta sahanlığının belirlenmesiyle ilgili çok karmaşık hukuki meseleden söz etmiş olmasının hatırlatılması üzerine de; söz konusu açıklamayı bilmediğini söyleyerek, "Ancak, bütün devletler için geçerli olan uluslararası kurallar var" dedi.

Bisbikas: "Olağanüstü önlem almadık"

Gazete, RMMO Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas'ın; 2007/1 celbinin RMMO'nun Anarida Acemi Eğitim Kampı'nda önceki gün gerçekleştirilen yemin töreninde yaptığı konuşmada, savaş gemilerinin Doğu Akdeniz bölgesindeki hareketlerinin rutin olduğunu söyleyerek, "endişe konusu yoktur" dediğini kaydetti.

Gazeteye göre, Bisbikas, Türk savaş gemilerinin Ada'nın deniz bölgesindeki hareketleriyle ilgili olarak Türk medyasında yer alan haberlerin doğru olmadığını ve gerek Rum siyasi liderliğiyle gerekse diğer güvenlik birimleriyle işbirliği içinde konuyu sürekli takip ettiklerini, ancak olağanüstü önlem alınmadığını söyledi.

Gazete haberinde, önceki gün Rum tarafında; Türkiye'nin davranışları nedeniyle Rum Yönetimi'nin BM Güvenlik Konseyi'ne başvurması gerekip gerekmediğinin tartışma konusu olduğunu bildirdi.

Gazete, Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, basına yaptığı açıklamalar aracılığıyla, DİSİ'nin; Güney Kıbrıs'ın BM Güvenlik Konseyi'ni toplayarak Türkiye'yi şikâyet etmesi önerisini, kendi fikriymiş gibi göstermeye çalışırken; Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis'in Rum Yönetimi'nin şu anda Güvenlik Konseyi'ne başvurmayı gerekli görmediğini açıkladığına dikkat çekti.

Gazeteye göre Hristofyas, önceki gün, RİK'in sabah programında; Anastasiadis'in Güvenlik Konseyi'ne başvurulması önerisine katılıp katılmadığının sorulması üzerine; "Sayın Anastasiadis'in söylediğini günler önce ben görüş olarak Başkan Papadopulos'a korkusuzca iletmiştim ve önceki gün Başkan'la buluşup bu konuyu görüştük" dedi.

Güvenlik Konseyi'ne başvuru ve kendilerine kulak verilmesi, yani dikkate alınmaları ihtimalinin ve olanağının detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini de kaydeden Hristofyas, "Türkiye'nin yarattığı durum kabul edilemezdir ve şikâyet edilmelidir, yarım ağızla da değil" diye konuştu.

Simerini gazetesi de, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün önceki günkü açıklamasını, "Ankara Gerginliği Tırmandırmaya Çalışıyor - Petrol Konusunda Lübnan'a Türk Saldırısı - Lefkoşa Düşük Tonla Tepki Gösteriyor" başlığıyla manşete çekti; Rum Yönetimi'nin ise tepkileri düşük tutarak; şu anda Güvenlik Konseyi'ne başvurmayı gerekli bulmadığını açıkladığını yazdı.

Gazeteye göre, Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Rum Yönetimi'nin petrol çıkarma konusundaki gelişmeleri soğukkanlılıkla izlemekte olduğunu ve şu anda BM Güvenlik Konseyi'ne başvurmayı gerekli bulmadığını açıkladı.

Paşardis; ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün; "Kıbrıs" ve Türkiye arasındaki kıta sahanlığının belirlenmesine değindiği açıklamasıyla ilgili olarak; kıta sahanlığının sınırlarının belirlenmesinde değişik hukuki boyutlar bulunmadığını savunarak, şunları söyledi:

"Bölgede petrol çıkarma ne çok karmaşıktır ne de hukuki boyutlarında değişiklik vardır. Hukuki açıdan basittir. Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlet olarak, uluslararası hukukun tanımakta olduğu bütün haklarını kullanabilir. Bu hukuki ve beyan edilmiş haklar arasında; uluslararası hukuka göre hükümranlığı altındaki karada veya denizde; doğal zenginliklerini arama ve bunlardan istifade hakkı da var. Kıbrıs, bu konuda yalnız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin başvurduğu ve anlaşma imzaladığı ülkelerin, yani Lübnan ve Mısır'ın söz hakkı var."

Kıbrıs sorununun, Güney Kıbrıs'ın, bölgedeki petrol yataklarından istifade etme çabası içersinde imzalamış olduğu anlaşmalarla hiçbir bağlantısı bulunmadığını savunan Paşardis, konuyla ilgili tepkisini ortaya koyan Türkiye hakkında "görevlendirilmiş jandarma" ve "Doğu Akdeniz'in kontrol dışı korsanı" nitelemesinde bulundu.

Paşardis : "Türkiye korsan gibi davranıyor"

Hristodulos Paşardis, "Türkiye hukuki ve egemenlik haklarımızı kullanmamızı yanlış anlıyorsa, kendi tahrikkar tepkilerine nasıl bir yorum getirilebilir? Yapılabilecek tek yorum; Türkiye'nin tamamen, bölgenin jandarması, zaman zaman da Doğu Akdenizin kontrol dışı korsanı gibi hissettiği ve bu şekilde hareket ettiğidir" iddiasında bulundu.

Güney Kıbrıs'ın bu konuda Yunanistan'la herhangi bir istişarede bulunup bulunmadığı sorulduğunda da Paşardis; Rum Yönetimi'nin Yunanistan'la her zaman istişarede bulunmasının gerekli olmadığını, bu konuda Yunan hükümetinin tam bilgilendirilmiş ve kendileriyle hemfikir olduğunu söyledi.

Hristodulos Paşardis, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün; petrol çıkarma prosedürlerinin başlatılması için 15 Şubat'ta ihaleye çıkılması halinde, Ankara'nın gerekli faaliyetlerde bulunacağı açıklamasını yorumlarken ise, "Türk hükümetinin yapması gereken tek faaliyet, meşruiyetle barışmak ve uluslararası hukuk kurallarına saygı göstermektir" iddiasında bulundu.

Rum Sözcü, Güney Kıbrıs'la petrol konusunda anlaşma yapmış olan ülkelerin, Türkiye'nin tepkisinden sonra anlaşmaları hayata geçirmeyi yeniden düşündükleri haberleriyle ilgili olarak ise; "Lübnan veya Mısır, Kıbrıs'la imzaladıkları anlaşmalardan caymış değil" dedi ve Rum Yönetimi'nin bu konuda planladığı gibi ilerleyip ilerlemeyeceğinin sorulmasına karşılık da, "Elbette planlandığı şekilde ilerleyeceğiz" ifadesini kullandı.

AB'den Rumlara destek

Simerini gazetesi, AB Dönem Başkanlığı Sözcüsü'nün, önceki gün, "Kıbrıs Cumhuriyeti, AB üyesi, egemen bir devlet olarak anlaşmalar yapabilir" dediğini, ancak Türk "tehditlerini" kınamasızın, itidal çağrısında bulunduğunu kaydetti.

Haravgi gazetesi de, Abdullah Gül'ün açıklamasını okurlarına, "Türkiye Lübnan'la Cephe Açıyor - Lefkoşa'yla Anlaşma İmzalamasını 'Uyumsuz Davranış' Olarak Nitelendiriyor" başlığıyla aktardı.

Paşardis'in açıklamasını, "Hükümet Cayma Yok Diyor - Türkiye'nin Tehditlerine Rağmen Petrolle İlgili Prosedür İlerletilecek" başlığıyla aktaran gazete, "ABD Türkiye'ye Koruma Sağlıyor - Dimitris Hristofyas'tan ABD'nin 'Gerilemesine' Sert Müdahalesi" başlıklı haberinde ise, özetle şunları yazdı:

"Meclis Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ve komşu devletlere yönelik kabul edilemez tavrının, BM, AB ve üye ülkeleri tarafından kınanması gerektiğini söyledi. 'Uluslararasında tanınmış bir ülkenin egemenlik haklarını sorgulayan bir işgal kuvvetini kınamak uluslararası camia için bir ilke meselesidir' diyen Hristofyas ABD'yi; başta Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarının sorgulanamayacağını açıklamak zorunda kalırken daha sonra Türkiye'yi koruma çabasıyla, bunu çiğnemekle suçladı. Hristofyas, 'Dünya'nın jandarması bölge jandarmasını korumaya çalışıyor' dedi.

Türkiye ile ABD arasında bir al-ver den söz eden Dimitris Htistofyas, 'Amerikalılar Irak'ta almak için, uluslararası hukuku çiğnemekte tereddüt etmeden Kıbrıs'ta veriyorlar. Kıta sahanlığı konusu Türkiye ve Amerika tarafından tamamen suni olarak gündeme getirildi' ifadesini kullandı ve benzer görüşlerin Kıbrıs'ta da eski Ticaret Bakanı Nikos Rolandis tarafından dile getirilmesinden üzüntü duyduğunu ekledi."

Politis gazetesi ise, Türk ve Kıbrıs Türk basınından iktibas ettiği haberleri, okurlarına, "Türk Basını Petrolle İlgili Hareketler Olduğunda Israrlı - 'Akdeniz Kalkanı' Aktif - Kuzey'de! Petrol Arayacaklar" başlığıyla aktardı.

Alekos Markidis "Yasa değişmeli"

Rum eski Başsavcısı Alekos Mihailidis'in; sözde "münhasır ekonomik bölge" içerisinde petrol ve doğalgaz arama-çıkarmaya ilişkin ihalelerle ilgili yasada değişiklik yapılması gerektiğini söylediğini yazan gazete, Markidis'in, konunun aşırı siyasi olduğunu belirterek; "Hükümete sağladığı, Kıbrıs sorununda karşılıklar elde etme olanağı, neden kullanılmasın" diye sorduğunu bildirdi.

Gazeteye göre, Mihailidis; petrol konusunun, tamamen ekonomik kriterler ve ihaleler temelinde ele alınması halinde, hiçbir olanak sağlamayacağına dikkat çekti ve Rum Yönetimi'nin derhal ihaleye çıkmasının (15 Şubat) kötü olduğunu çünkü bu prosedürün, Rum Yönetimi'ne petrol konusunu siyasi açıdan da değerlendirme fırsatı vermeyeceğini sözlerine ekledi.

Fileleftheros gazetesi haberi, "Ankara Lübnan'a ve Şirketlere Ağır Baskı Yapıyor - Petrolle İlgili Anlaşmayı Dondurmak İçin Pres - Komisyon Lefkoşa'ya Tam Destek Veriyor - 48 Şirket İlgi Gösterdi" başlığıyla yansıttı.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, Güney Kıbrıs'ın petrol arama-çıkarma prosedürüne şu ana kadar ilgi gösteren şirket sayısını 48 olarak verdi ve bunlar arasında Rusya, Fransa, Çin, Brezilya, Hindistan, İngiltere ve ABD'den şirketler olduğunu yazdı.

KIBRIS 04/02/07

 

Gül:Teşebbüsün olmayacağını zannediyorum

"AKDENİZ, KIYISI OLAN HERKESİNDİR"... Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Rum Yönetimi'nin petrol arama girişimiyle ilgili olarak, "Akdeniz, kıyısı olan herkesindir. Bununla ilgili bir deniz hukuku vardır. Kıbrıs'ın nihai durumu ortaya çıkmadan, kapsamlı bir çözüm ortaya çıkmadan, böyle bir teşebbüsün olmayacağını zannediyorum" dedi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Rum Yönetimi'nin petrol arama girişimiyle ilgili olarak, "Akdeniz, kıyısı olan herkesindir. Bununla ilgili bir deniz hukuku vardır. Kıbrıs'ın nihai durumu ortaya çıkmadan, kapsamlı bir çözüm ortaya çıkmadan, böyle bir teşebbüsün olmayacağını zannediyorum" dedi.

Gül, önceki akşam bir televizyon kanalındaki programda, Kıbrıs konusundaki soruları da yanıtladı. Bir soru üzerine Gül, adanın gerçekleri dikkate alınmadan hiçbir çözüm olamayacağını kaydetti.

AB'nin, Kıbrıs konusundaki tutumunun sorulması üzerine de Gül, adada iki ayrı ırk, din, dil ve toplumun olduğunu ve AB'nin bunu gördüğünü söyledi.

Bakan Gül, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü kararının, AB'nin verdiği sözleri hatırlaması açısından memnuniyet verici olduğunu, ancak uygulamak için vakit bulunduğunu kaydetti.

Gül, ticaret tüzüğünün nasıl uygulanacağı ortaya çıktığında, bu kararın "gerçekten anlamlı ve dürüstçe" bir karar mı yoksa AB'nin "sözümüzü tuttuk" demek için aldığı bir karar mı olduğunun anlaşılacağını belirtti.

KIBRIS 04/02/07

 

8 Temmuz mutabakatı hayata geçirilmeli

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari huzurunda vardıkları 8 Temmuz mutabakatının, Annan planının masada olup olmadığı konusundaki tartışmaları etkisiz hale getirdiğini, Kıbrıs'taki tarafları yakınlaştıracak yegâne prosedürün, bu mutabakat olduğunu söyledi.

ABD'nin KKTC'yi tanımasının söz konusu olmadığını da söyleyen Bryza, Fileleftheros gazetesine verdiği özel mülakatta, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le yapacağı görüşmede, Kıbrıs sorununu gündeme getirerek, 8 Temmuz mutabakatının aktifleştirilmesini ve müzakerelerin yeniden başlatılmasını isteyeceğini açıkladı.

Gazete Bryza'nın açıklamalarını okurlarına özetle şöyle aktardı:

"Papadopulos'un Talat'la görüşmesini bekliyor ve umuyoruz"

"Soru: Kıbrıs sorununda bundan sonra atılacak adım nedir?

Yanıt: İki tarafın da, iki toplumun da, Gambari'yle imzaladıkları 8 Temmuz mutabakatını yakın zamanda hayata geçirmelerini umuyoruz. Sayın Gambari'nin önerdiği gibi Başkan Papadopulos'un Sayın Talat'la bir görüşme yapmasını bekliyoruz ve prosedürün yeniden başlamasını umuyoruz. Önümüzde bulunan en iyi ve çok ümit verici bir prosedürdür. Bu mutabakatın hayata geçirilmesini % 100 destekliyoruz. Sayın Gambari'nin girişimi; Annan planının masada olup olmadığı ve tam olarak görüştüğümüzün ne olduğu tartışmalarını etkisiz hale getirmeyi başaran yaratıcı ve güçlü bir siyasi harekettir.

Soru: Bu mutabakat neden hayata geçirilmedi?

Yanıt: Bilmiyorum. Nedenlerini bilmek isterdim. Açıktır ki, taraflardan her biri adımlarını çok dikkatli atmak istiyor ve liderlerin; siyasi ödün olarak görünen Sayın Gambari'nin önerisinde uzlaşarak çok şey kazanmış olduklarından emin olmak istedikleri de açıktır. Ancak masada ümit verici ve yapıcı bir öneri var.

Soru: 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilmesine yardımcı olmak için Birleşik Devletler ne yapabilir?

Yanıt: Sadece BM'ye bağlıdır. Her zaman yaptığımızı yapıyoruz. Çeşitli büyükelçiliklerdeki diplomatlarımız taraflarla görüşüyor ve liderleri görüşmeye cesaretlendiriyor. Sayın Möller'le işbirliği yapıyoruz ve tarafların yakınlaşmasına müsaade etmeyen uçurumun üzerine köprü kurmaya çalışıyoruz. Ancak Birleşik Devletler'in taraflar üzerinde güç veya nüfuz sahibi olduğu bir meseleden söz etmiyoruz. Yaptığımız tek şey liderleri ikna etmeye çalışmaktır. Birleşmiş Milletler'i takviye amacıyla iyi niyetimizi kullanıyoruz.

Soru: Sayın Talat petrol konusunda Lübnan ve Mısır hükümetlerine tehditkâr uyarılarda bulunduğu mektuplar gönderdi. Bunu yorumlamanızı istiyorum.

Yanıt: Kıbrıs Cumhuriyeti egemen devlettir. AB tarafından; müktesebatın Kuzey'de uygulanmasının engellenmesi ile Ada'nın tamamı kabul edildi. Bu, değinmek istediğim ilk noktadır. Başka noktalar da var: Kıyılarda veya deniz bölgesinde cereyan edecek herhangi bir şeyin, iki taraf arasında sorun ve düşmanlık yaratmak yerine, yeniden birleşme perspektiflerini güçlendirecek şekilde başlaması önemlidir. İhtilaf; Kıbrıs sorununun en yakın zamanda çözülmesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir.

Soru: Bu soruyu çok defalar sordum, bir kez daha sormak istiyorum: ABD pek çok uluslararası konuya karışmıştır ve çoğu zaman sorunları kendisi çözmeye çalışıyor. Kıbrıs sorununda neden hiçbir noktaya varmayan bir prosedür ile BM aracılığıyla halledilmesi gerektiğinde ısrar ediyorsunuz?

Yanıt: Prosedürün hiçbir noktaya varmadığı görüşüne katılmıyorum. Öte yandan ABD her zaman BM'yle işbirliği yapmaya çalışır. Irak konusunda; BM aracılığıyla çözebilmek için 12 yıl çaba harcadık. Hayata geçirilmeyen Güvenlik Konseyi kararları vardı. BM'yle birlikte çalıştık. Kıbrıs konusunda BM prosedürünün perspektifi olduğuna inanıyorum. Hiçbir yere doğru gitmediğine katılmıyorum. BM prosedürü umut vaat ediyorken neden tek başımıza çabalayalım?

"Kendiliğinden ortaya çıkan KKTC'yi tanımamız söz konusu değil"

Soru: Çoğu kişi, sahte devletin el altından siyasi açıdan tanınmasına doğru gittiğimize inanıyor. Sizin tutumunuz nedir?

Yanıt: Yalanlıyorum. Bu hükümetin kendi kendine ortaya çıkan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıması hiçbir şekilde söz konusu değildir. Bunu asla yapmayız. Asla hiçbir adım atmadık, kendi kendine ortaya çıkan 'KKTC'nin siyasi açıdan yükseltilmesini gündeme getirecek hiçbir programı veya inisiyatifi desteklemedik. Asla. Niyetimiz veya planımız değildir. El altından yöntem ve araçlarla tanımamız da söz konusu değildir. Bizim hedefimiz başka. Attığımız her adım Kıbrıs'ın iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde yeniden birleşmesini hedefler.

Soru: Ya Kıbrıs Türk toplumunun 'izolasyonu' olarak isimlendirdiği şeye son vermek için yaptıklarınız?

Yanıt: Çabalar Avrupa Birliği tarafından harcanıyor. Bildiğiniz gibi ticaret konusunda ihtilaf yaşanıyor. Biz, izolasyonun esasen toplumlararası temaslar aracılığıyla sonlandırılacağına inanıyoruz. En iyi yöntem budur.

"PKK VE KUZEY IRAK"

Soru: Türkler, PKK militanları konusunda Birleşik Devletler'e öfkelidir. Kuzey Irak'ı istila ettiklerini söylüyorlar. Irak Kürtleri'nin ve Amerikalıların militanlara yardımcı olduğunu söylüyorlar. Kendilerine ne yanıt veriyorsunuz?

Yanıt: Sayın Erdoğan ve Sayın Gül, bizim PKK'ya yardım ettiğimizi söylemedi. Sabırsızdırlar ve PKK konusunda somut sonuç alamamamızla bunu anlıyoruz. Haklı endişeler söz konusudur. Somut sonuçlar alacağımız vaadinde bulunduk. General Ralston ilgili taraflar arasında işbirliğini başarmayı üstlendi. Bunun için çok aktif çalışıyoruz. Daha fazlasını söyleyemem.

Soru: Türkler, PKK militanlarının Kuzey Irak'ta bulunduğunu ve oradan Türkiye'ye karşı faaliyet gösterdiklerini söylüyorlar. Sizin de onları engellemediğinizi söylüyorlar.

Yanıt: Dünyamız çok karışık ve çok karmaşık. Onları (PKK) durduramadığımıza katılıyorum. ABD'nin parmağını oynatıp her şeyi değiştirebileceği iddiası, gururumu okşuyor. Keşke bu kadar kolay olsa.

Soru: Washington'da görev yaptığım bunca yıl; arzu ederseniz sorunları çözebileceğinizi işittim.

Yanıt: Irak'taki durum ve ülkenin güvenliği sorunlu ve zordur. Aynı zamanda bir cazibedir de. Kuzey Irak'tan PKK tehlikesinin yok edilmesi, istisnai karmaşık askeri imkân gerektirir.

Çok zor bir askeri operasyon olacak. Bunların dışında, PKK teröristlerinin yok edilmesi daha çok bir askeri operasyonu gerektirir. Siyasi ve kültürel yönü yanında ekonomik yönü de vardır. Kürt göçmenler ne olacak, Kürtlerin (Türkiye'den) yaşadığı ve PKK tarafından kontrol edilen Kuzey Irak göçmen kampları ne olacak? Sorunlar çok.

"Türklerin haklı endişeleri var ama..."

Soru: Öyleyse, Türkler Kuzey Irak'a girmeye karar verirse ne yapacaksınız? Mantıklı endişeleri olduğunu söylüyorlar. PKK konusunda kendilerine yardımcı olmadığınızı söylüyorlar. Tabii, kendilerine Kıbrıs konusunda tam yardım verdiğinize inanıyorum.

Yanıt: Bu ne haklı ne de doğru. Kendilerine Kıbrıs konusunda yardım etmiyoruz. BM'ye yardım ettik ve onu destekledik. Kıbrıs için yaptıklarımdan -ki bunları siz biliyorsunuz- gurur duyuyorum. Türklerin; PKK konusunda, yaptıklarımız ve yapmadıklarımız konusunda haklı endişeleri var. Konu, vaat ettiklerimizi yerine getirip getirmediğimiz değil. Bizi bunun için suçluyorlar. PKK'yı ortadan kaldıracağımızı vaat etmedik. Biz çalışıyoruz (PKK sorununa son vermeyi kastetti). Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (Kuzey Irak'a) herhangi bir müdahalede bulunmasının bir gereği yoktur.

Soru: Sayın Gül'ün Sayın Rice'la yapacağı görüşmenin ana gündem konusu nedir?

Yanıt: Geçen haziranda gerçekleştirdikleri görüşmelerinde mutabık kaldıkları belgede olanlar. Yalnız PKK konusunu değil, Irak'ı görüşecekler. Irak'la ilgili pek çok meseledeki işbirliğini, özellikle de güvenlik ve istikrar konusunu görüşecekler. Yunanistan'ı da ilgilendirmekte olan enerji konusunu ele alacaklar. Özellikle de Azerbaycan'dan Türkiye, Yunanistan ve İtalya üzerinden geçen doğalgaz boru hattı konusunu. Bakan (Rice) Kıbrıs sorununu gündeme getirerek, 8 Temmuz mutabakatının aktifleştirilmesini ve müzakerelerin yeniden başlamasını isteyecek. Yine; Nicolas Berns'ün yakın geçmişte gündeme getirdiği; Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden işletilmesi konusu da ele alınacak."

KIBRIS 04/02/07

 

Alman gazetesi, seyahat ekinde KKTC'yi tanıttı

Akdeniz'de unutulan güzellik

Alman Frankfurter Rundschau gazetesi, dün yayımladığı bir seyahat ekinde KKTC'yi tanıttı.

"Akdeniz'de unutulan güzellik" başlığıyla verilen haberde, "Kuzey Kıbrıs"ın, Beşparmak Dağı'nın ve çam ormanlarının güzelliğiyle gittikçe daha fazla turist çekmeye başladığı, Rum kesiminin AB'ye girmesinden sonra yabancı turistlerin rahatlıkla adanın güneyinden kuzeyine geçebildiği belirtildi.

Kıbrıs'taki Barış Harekatı'ndan sonra adanın kuzeyinin 30 yılı aşkın bir süredir tüm "arkeolojik hazineleriyle turistik dünya haritasında kör bir nokta olarak kaldığı" ifade edilen haberde, bugün KKTC'nin "uykusundan uyandığı", doğasının güzelliği nedeniyle çok sayıda turist çekmeye başladığı, bu gelişmenin adanın güneyindeki turizmcileri endişelendirdiği kaydedildi.

Kıbrıslı Türklerin, el değmemiş doğanın böyle kalması için çaba harcadığı, bunun gelecekte adanın güneyle yakınlaşmasına da biraz katkı sağlayabileceği ifade edildi.

KKTC'de dünya kültür mirasına layık görülebilecek Bizans ve Roma döneminden kalma çok önemli eserlerin yavaş yavaş kaybolmaya yüz tuttuğu belirtilen haberde, adanın kuzeyini ziyaret eden turistlerin bu tarihi eserlerin arasında dolaşma imkânı bulduğu belirtildi.

KKTC'de gezilmesi gereken önemli yerler arasında Girne ve Mağusa'daki tarihi yerler ve müzeler gösterildi.

KIBRIS 04/02/07

Rumlar petrol aramaktan vazgeçmiyor


5 Şubat, 2007 19:42:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye ile çıkan krize rağmen KKTC karasularının da içinde olduğu alanda petrol arama çabalarından vazgeçmiyor.

Güney Kıbrıs, ABD, İngiltere, Rusya ve Çin şirketlerini petrol sahalarında çalışmaya ikna etmek için, bu ülkelerle temasa geçti.
 
Rum yönetimi, uluslararası şirketlere petrol arama izni veren ihaleyi 15 Şubat'ta düzenleyecek.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, önümüzdeki günlerde Ticaret Bakanlığı'nın Petrolden Sorumlu Müsteşarı Solana Kasini'yi ABD'ye, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı da Çin'e gönderecek.

Rum medyası, ihaleye, ilk etapta Fransa, Rusya, Çin, ABD, Hindistan, Brezilya ve İngiltere gibi ülkelerden büyük şirketlerin başvuruda bulunmasının beklendiğini yazdı.

Simerini gazetesine demeç veren İsrail Büyükelçisi Avi Handad ise, Papadopulos hükümetinin, Doğu Akdeniz'de münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalamak için kendilerine başvurduğunu, ancak ülkesinin böyle bir işbirliğine olumlu yaklaşmadığını belirtti.

Rum Meclisi, geçen ay, KKTC karasularının da içinde bulunduğu ada çevresini 13 parsele ayıran ve petrol arama çıkarma ihalesine çıkılmasını öngören yasayı geçirmişti.

Kıbrıs Rum yönetimi, ihalenin sonuçlarını temmuz ayında açıklayacak.
 
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
 
Norveç petrol arama şirketleri, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
 
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer bir anlaşmayı Lübnan ile de imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas kurdu.
 
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli adım atmaları konusunda uyarmıştı.

Rum kesimi bölgesel güç istiyor

Rum Dışişleri Bakanı Lillikas, Rum kesiminin Türkiye’ye karşı, bölgede bir alternatif olduğunu iddia etti.

 

NTV

Güncelleme: 11:57 TSI 05 Şubat 2007 Pazartesi

LEFKOŞA - Türk Ajansı Kıbrıs’ın haberine göre Rum yönetiminin dışişleri bakanı Yorgo Lillikas, 22 Ocak 2007 tarihinde, Brüksel’de bir konuşma yaparak, Kıbrıs Rum yönetiminin, petrol arama çalışmaları ve Mısır ile Lübnan arasında ekonomik münhasır bölge anlaşmaları imzalamaktaki gerçek amacını açıkladı.

Lillikas konuşmasında, “Ortadoğu’da geliştirdiğimiz ilişkiler, Türkiye’ye karşı gerçek bir alternatif olduğumuzun göstergesi” dedi. Lillikas, Kıbrıs Türk tarafının ayrı devlet peşinde koştuğunu ve bu nedenle de gümrük noktaları, bayraklar ve semboller yarattığını da öne sürdü.

Doğrudan ticaret tüzüğünün, kendi onayları olmadığı sürece uygulanamayacağını dile getiren Lillikas, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’ta azınlık olduğunu iddia etti.

İngiltere’de Türkler yeni bir lobi kuruyor

5 Şubat 2007

 

İhsan DÖRTKARDEŞ / DHA

 

İNGİLTERE ile Türkiye arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir lobi grubu kuruldu. ’Türkiye’nin İşçi Partili Dostları’ isimli grup, bugün İngiliz Avam Kamarası’ndaki bir törenle faaliyetlerine başlayacak.

Amerika’nın Sesi Radyosu’nun haberine göre, ’Türkiye’nin İşçi Partili Dostları’ isimli grup, iktidardaki İşçi Partisi milletvekili David Lammy ile Londra’da Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden Haringey Belediyesi encümen üyesi Nilgün Canver’in öncülüğünde oluşturuldu. İngilizce adı ’Labour Friends of Turkey’ olan grup, kuruluşu onuruna İngiliz Avam Kamarası’nda bir davet veriyor. Kendisine geleceğin başbakanı gözüyle bakılan şu anki Maliye Bakanı Gordon Brown, eski Dışişleri bakanı ve şu anki Avam Kamarası lideri Jack Straw, Avrupa İşlerinden sorumlu Bakan Geoff Hoon ve İşçi Partisi Başkanı Hazel Blears davetliler arasında bulunuyor ve bazı kabine üyelerinin davette konuşma yapmaları bekleniyor.

Grubun, “İngiltere ve Türkiye arasındaki ilişkileri daha güçlü hale getirmeyi, hükümetler, parlamenterler, danışmanlar arasındaki çalışma sürdürmeyi, ve Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğini desteklemeyi" amaçladığı vurgulandı. Grubun kuruluşu amacıyla verilen davete ayrıca diğer bazı milletvekilleri ve İngiltere’deki Türk toplumunun temsilcilerinin de katılması bekleniliyor. Konuyla ilgili yazılı bir açıklamada bulunan İşçi Partisi milletvekili David Lammy şöyle dedi:

“Söz konusu grubun açılış davetine ev sahipliği yapmaktan gurur duyuyorum. İngiltere’nin en çeşitlilik gösteren seçim bölgelerinden birinin milletvekili olarak, Türk toplumunun değer ve önemini biliyorum. Kuzey Londra ve o bölgedeki Tottenham semti, İngiltere’deki en büyük ve en başarılı Türk topluluklarından birisini bünyesinde barındırmaktadır. Bu, ayrıca, içinden İngiltere’deki Türk kökenli ilk belediye encümen üyesini çıkarması sebebiyle mensubu bulunduğum İşçi Partisi’ne de yansımış bulunmaktadır. Kuzey ve Doğu Londra’nin İşçi Partili milletvekilleri bu girişimi desteklemektedirler".

Açıklamada, Türkiye’nin İşçi Partili Dostları grubunun, İşçi Partisi ile Türkiye’deki demokratik gruplar arasından bağları güçlendirmeyi amaçladığı ve hem İngiltere, hem de Türkiye’de çeşitli toplantılar düzenleyeceği kaydedildi. Grubun başkanlığını İşçi Partisi mensubu Haringey belediye encümen üyesi Nilgün Canver üstlendi.

HURRIYET 05/02/07

 

Rumların petrol krizi AB'yi şaşırttı


     
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bazı bölge ülkeleriyle yaptığı anlaşmalar üzerine patlak veren petrol krizi, AB’de şaşkınlık yarattı. Avrupa Komisyonu yetkilisi de, "Böyle giderse AB Kıbrıs sorununu taşıyamaz. Açıkçası Kıbrıs sorunu ile yaşayamaz" dedi.
      AB’nin petrol krizinden kaygı duyduğu belirtiliyor. ABHaber’e göre, petrol krizi AB’de kaygı ile izleniyor. AB yetkilileri, Ortadoğu’daki kaos sürerken Kıbrıs’dan kaynaklanan petrol krizinin hem AB, hem de bölge için büyük risk taşıdığını belirtiyorlar.
      Konuyla ile ilgili ABHaber’e bilgi veren Avrupa Komisyonu’ndan bir yetkili, AB üyesi ülkelerin söz konusu krizi büyük bir şaşkınlıkla izlediklerini "Neler oluyor?" sorusunu sorduklarını kaydetti.
      Son zamanlarda Kıbrıs sorununa birkaç ülke dışındaki ezici çoğunluktaki AB üyesi ülke tarafından "artık yeter" anlayışıyla yaklaşıldığına dikkati çeken yetkili, AB’nin Kıbrıs yüzünden bir kriz ortamına girmek istemediğini, böyle bir yaklaşıma da izin vermesinin kimse tarafından beklenmemesi gerektiğini belirtti.
     
     TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ KESMEK İÇİN RUMLARA DESTEK
      Kıbrıs Rum Kesimini AB içinde üç ülkenin Türkiye’nin AB üyeliğinin önünü kesmek için desteklediğini hatırlatan yetkili, "Ancak böyle giderse AB Kıbrıs sorununu taşıyamaz. Açıkçası Kıbrıs sorunu ile yaşayamaz" dedi.
      AB içinde Kıbrıs ile ilgili kuşkuların giderek arttığına işaret eden AB yetkilisi, "Şimdilerde kimse Kıbrıs sorununu duymak ve konuşmak istemiyor. AB içinde böyle bir yılgınlık var" diye konuştu.
ANKA

MILLIYET 05/02/07

 

İtirazı olan mahkemeye gitsin

LÜBNAN GERİ ADIM ATMAYACAK... Haravgi'nin "güvenilir" kaynaklara dayandırdığı haberinde, Lübnan'ın hidrokarbon yataklarıyla ilgili olarak Güney Kıbrıs'la imzalamış olduğu anlaşmadan "bir inç" bile caymak niyetinde olmadığını yazdı

Güney Kıbrıs'ın Mısır ve Lübnan'la sözde "münhasır ekonomik bölge" sınırlarını belirleyen anlaşma imzalaması üzerine KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye'nin; bölgede var olan doğal zenginliklerde Kıbrıslı Türklerin de hak sahibi olduğunu hatırlatması ve uyarılarda bulunması ile gelişen durumla ilgili haberler Rum gazetelerinin dünkü sayılarında da geniş yer buldu.

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün konuyla ilgili son açıklamalarını yorumlayan Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Türkiye'yi; "itirazı varsa uluslar arası mahkemelere başvurmaya ve 'gambotlarla değil' uluslar arsası hukuk çerçevesinde hareket etmeye" çağırdı.

Haravgi "Lübnan Caymıyor - Deniz Hukuku Sözleşmesini İmzalamamış Olan Türkiye Dışında Hiç kimse Münhasır Ekonomik Bölge Sınırlarını Sorgulamıyor" başlığıyla yansıttığı haberinde "güvenilir" bilgilerine dayanarak Lübnan'ın hidrokarbon yataklarıyla ilgili olarak Güney Kıbrıs'la imzalamış olduğu anlaşmadan bir inç bile caymak niyetinde olmadığını yazdı.

Lübnan'ın; bu ülkeye yönelik başka gerginlik ve tehdit olmasını istemeyen AB'nin desteğini de alarak Türkiye'ye bu yanıtı verdiğini belirten gazete özetle şöyle devam etti:

"Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas Türkiye'nin; Güney Kıbrıs'ın kararlaştırdığı programı ileri götürmesi halinde gerekli faaliyetlerde bulunacağına yönelik yeni tehditlerini yorumlarken; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kararlaştırdığı programda ilerlememe yönünde hiçbir niyeti olmadığını yineleyerek Türkiye'yi; itirazı varsa uluslar arası mahkemelere başvurmaya ve 'gambotlarla' değil uluslar arası hukuk çerçevesinde hareket etmeye çağırdı.

Yorgos Lillilkas, Cumhuriyet'in bütün faaliyetlerinin uluslar arsı hukuka ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin taraf olduğu ancak Türkiye'nin olmadığı, 146 ülkenin imzaladığı Deniz Hukuku'na uygun olduğunu hatırlattı.

ABD'nin gündeme getirdiği kıta sahanlığı konusundaki bir soruyu yanıtlarken ise Lillikas 'Bölgede barışın hâkim olmasını isteyenler ilkeleri savunmalı ve suları bulandırmak yerine, devletleri BM'nin uluslar arası sözleşmelerine saygı göstermeye çağırmalı. Hükümetin, planladığı programı ertelemesi için neden yoktur. Aksi halde; başka yorumlar yapılacak veya bazılarının, aslında sahip olmadıkları haklara sahip olduklarını düşünmelerine olanak verecek' dedi.

Münhasır ekonomik bölge sınırlarını belirleyen anlaşmalara imza atan Lübnan'da ve Mısır'da hiçbir değişiklik olmadığını, sorunu; bölgede hak sahibi olmak isteyen Türkiye'nin yarattığını belirten Lillikas; uluslar arası mahkemeler de olduğuna işaret etti ve farklı görüşe sahip olanların buralara başvurabileceklerini söyledi. Dışişleri Bakanı 'Bazı ülkelerin, devletlerarasındaki anlaşmazlıkların medeni bir şekilde, diyalogla ve uluslar arası hukuk çerçevesinde çözüldüğünü öğrenmesi zamanı geldi. Devletlerarası anlaşmazlıklar gambotlarla çözülmez' dedi.

Bilindiği gibi Lillikas BM Genel Sekreteri'ne ve AB'ye birer mektup göndermiş, bunu AB üyesi 26 ülkenin Dışişleri bakanlarına bildirmişti. Lillikas Dışişleri bakanlarına telefonla da mektup ve konuyla ilgili gelişmeler hakkında bilgi verdi.

Yorgos Lillikas AB'nin tepkisini yorumlarken; 'daha iyi olabilirdi' dedi. Ancak bu açıklamanın durumu doğru yere oturttuğunu çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarını tanıdığına işaret etti. Lillikas ayrıca; Malta'da düzenlenen gayrı resmi toplantıya katılan AB'nin 8 Akdeniz ülkesi ile Bulgaristan ve Romanya Dışişleri bakanlarına da konu hakkında bilgi verdi."

AKEL: ABD ve AB görüşlerini daha net ortaya koymalıydı

Aynı gazete AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun önceki gün; Avrupa Komisyonu'nun; "doğal kaynaklarını değerlendirmenin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik hakkı olduğu" şeklindeki açıklamasından memnuniyet belirttiğini yazdı.

Gazeteye göre Kiprianu Komisyon'un; "tahrikkar ve kabul edilemez" diye nitelediği Türk tehditlerini kınamaktan ısrarla kaçınmasını da olumsuz diye niteledi. ABD tarafından daha önce yapılan ve şu ana kadarki açıklamalarını çok olumsuz hale getiren açıklamanın ABD Büyükelçiliği tarafından düzeltildiğini söyleyen Kiprianu devamla şunları kaydetti:

"Bize göre böyle bir şey, ABD'nin Türkiye'nin tehditlerini kınamaktan kaçınma çabalarının faizidir. Biz AB'nin de ABD'nin de ilke konularında görüşlerini net şekilde ortaya koymalarını isterdik. AKEL konuyla ilgili olarak ilk andan itibaren hükümetle irtibat halindeydi ve Merkez Komite Genel Sekreteri (Dimitris Hristofyas) Başkan Tasos Papadopulos'la yüzyüze görüşerek tezlerimizi iletti."

Kiprianu; Avrupa Solu'na mektup gönderip göndermediklerinin sorulmasına karşılık; Avrupa Solu ile aralarında rutin temaslar olduğunu ve yazılı bir şey göndermelerine gerek olmadığını söyledi.

Andros Kiprianu insanların dikkatinin; Lillikas ve Rolandis arasındaki çekişme gibi ikinci derecede öneme sahip konulara değil "Türk tehditleri" üzerinde yoğunlaşması gerektiğini söyledi ve "Bu sorun çözüldüğünde DİSİ liderliğinin ve bazı bakanların bu meselede uyguladığı yöntemi tartışacak yeterli zamanımız olacak" dedi.

Yorgos Lillikas'ın Rolandis'e uygun zamanda yanıt vereceğinden şüphesi olmadığını söyleyen Andros Kiprianu "Cumhuriyet'in Türkiye'nin saldırganlığını göğüsleme çabalarının altını oymayı hedefleyen açıklamalar iyi değil ve bunlardan kaçınılması gerekir" ifadesini kullandı.

Alithia Lillikas'ın açıklamasını okurlarına "Hiçbir Erteleme Yok - Petrol İçin Tamyol İleri - 15 Şubatta İhaleye Çıkılıyor - 16 Temmuz'da Teklifler İncelenmeye Başlanacak" başlığıyla yansıttı.

Gazete "DİSİ: Kabadayılığı Sınırlayın" başlığıyla yansıttığı haberinde ise DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in; ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yapılan Kıbrıs çevresindeki ve genel olarak Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığının sınırlarının belirlenmesi tutumunu reddettiğini yazdı.

Gazeteye göre Amerikan tutumunu "kabul edilemez" olarak nitelemesine rağmen Güney Kıbrıs'ın müttefiklerini yeniden düzenlemesi gerekebileceğini belirten Nikos Anastasiadis "Kıbrıs hiçbir şekilde egemenliğini devalüe etmemeli veya çıkarlarına ilişkin taleplerinde talepkar olmamalıdır. Kabadayılık çok daha sınırlı olmalı ve gereksiz ise konfrantasyondan kaçınılmalıdır" dedi.

Fileleftheros Andros Kiprianu'nun açıklamasını okurlarına "Türk Tehditlerinin Kınanmasını Talep Ediyorlar - AKEL: ABD ve Brüksel Tutumlarında Net Olmak Zorundadır - Amerikalıların Tutumu Çelişkili" başlığıyla yansıttı.

Gazete Papadopulos hükümetinin ortaklarından EDEK Başkanı Yannakis Omiru'nun; Sosyalist Enternasyonal Başaknı Yorgos Papandreu'ya (Yunanistan Ana muhalefet Partisi (PASOK) Başkanı), Avrupa Sosyalist Partisi başkanı Paul Rasmussen ve Avrupa Parlamentosu'ndaki Sosyalist Grup Başkanı Martin Sultz'a; Güney Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'de petrol arama-çıkarma amacıyla Mısır ve Lübnan'la anlaşmalar imzalaması nedeniyle Türkiye'nin "savurduğu tehditleri" şikâyet ettiği birer mesaj gönderdiğini yazdı.

Gazeteye göre Omiru; Türkiye'nin taleplerinin "dayanaksız ve yasadışı olduğunu" iddia ederek mesajının muhataplarını Ankara'nın davranışlarını "kınamaya" çağırdı.

"Türkiye'nin S-300'lerde uyguladığı taktik şimdi tutmaz"

Aynı gazete "S-300'lerle İlgili Senaryonun Yeniden Gündeme Getirmesi Boşa - Türkiye'nin Petrolle İlgili Tehditleri Uluslar Arası Destek Bulmadı" başlığıyla manşete çektiği haberinde edindiği bilgilere dayanarak Türk Dışişleri Bakanlığı'nın; Güney Kıbrıs-Mısır-Lübnan arasında Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma konusunda anlaşmalar imzalanmasının ardından; 1998'de Rus yapımı S-300 füzelerinin Güney Kıbrıs'a konuşlandırılmasını engellemeyi başardığı "şantaj ve tehdit senaryosunu" yeniden gündeme getirdiğini savundu.

Türkiye'nin Güney Kıbrıs'a tehdit, Mısır ve Lübnan'a ve konuyla ilgilenen şirketlere de baskı uygulamaya başladığını ancak 1998'de başarılı olan bu senaryonun bu sefer başarı ihtimali olmadığını çünkü şartların ve olguların tamamen değişmiş olduğunu yazan gazete "Ankara, 1998'de S-300 füzeleriyle ilgili tehditlerine bulduğu uluslar arası desteğe bugün sahip değildir" ifadesini kullandı.

Gazete Rum yönetiminin direkt irtibat halinde bulunduğu Kahire ve Beyrut'un, Rum tarafıyla imzaladıkları anlaşmalardan caydıklarına ilişkin bir gösterge bulunmadığını, Türkiye'nin Mısır ve Lübnan'a başvurduğunu ancak Türk medyasındaki haberlerin aksine, bir sonuç alamadığını yazdı.

Londra'da ve Teksas'ta şirketlere tanıtım yapıldı

Gazeteye göre bir sonraki istasyon; petrol/doğalgaz arama ve çıkarma konusuyla ilgilenmekte olan şirketlerin talep başvurusunda bulunması prosedürünün başlayacağı 15 Şubattır. Konuyla ilgili olarak yabancı şirketlere yönelik ilk tanıtım-bilgilendirme Kasım 2006'da Londra'da yapıldı, ikinci bilgilendirme ise bugünlerde ABD'nin Teksas eyaletinde; Rum Ticaret Sanayi ve Turizm Bakanlığı'nın enerji konuları yetkilisi Solona Kasini tarafından gerçekleştiriliyor. Üçüncü tanıtım-bilgilendirme ise Rum Ticaret ve Sanayi Bakanı Andonis Mihailidis tarafından, Güney Kıbrıs'ta bulunan yabancı büyükelçilere yapılmıştı.

Gazete Rum yönetiminin Norveç şirketine yaptırdığı araştırmalarda hidrokarbon yataklarının varlığına ilişkin elde edilen bulguların, doğrulanması halinde bölgenin tarihini değiştireceğine dikkat

çekti ve Norveçlilerin haklı çıkması halinde Rum yönetiminin yeni bir stratejik önem kazanacağını, siyasi ve ekonomik açıdan güçleneceğini vurguladı.

Baf açıklarında "doğalgaz dağı"

Gazeteye göre Baf açıklarında yapılan araştırmalarda; "Vuno" (dağ) isimli deniz bölgesinde doğalgaz yatakları bulunduğu şeklinde yorumlanan bulgulara ulaşıldı. Bilgi sahibi kaynakların; araştırmacıların "Eratosthenis" (Antik Yunan filoloğu, matematikçisi ve coğrafyacısı) adını verdikleri deniz dibindeki dağın büyük bir hazine saklıyor olabileceğine işaret ettikleri belirtildi.

İlk bulgulara göre, yapılacak araştırmalarda doğalgaz saptanmasına neredeyse kesin gözüyle bakıldığı kaydedilen haberde "deniz bölgesindeki araştırmalar 70 bin kilometrelik alana yayılıyor. Araştırılan bölge haklı nedenlerden dolayı Kıbrıs'ın güneyine yayılıyor ve tepki çekebilecek açıklamalardan kaçınılıyor" ifadesine yer verildi.

Petrol pastasının paylaşımı

Politis "Kıbrıs Büyük Bir Oyunun Ortasında - Petrol Nasıl Pazarlanıyor" başlıklı manşet haberinde Rum yönetiminin petrol arama-çıkarma konusunda uluslar arası ihaleye çıkacağını açıklamasının diplomatik ve siyasi bir sinir harbi başlattığını, Batı'dan, Asya'dan ve Rusya'dan "devler"in; satranç tahtasındaki yerlerini alarak siyasi karşılıklar zokası ile Rum yönetimiyle flört etmeye başladıklarını, aralarında ekonomik alışveriş bulunan Amerikan ve Avrupa şirketlerinin hükümetleriyle işbirliği içerisinde aslan payını almaya çalıştıklarını yazdı.

Amerikan ve Avrupa şirketlerinin, Hindistan'ı kayda değer rakip gördüklerini ve Rum yönetiminin; BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs sorununda çıkar sağlamak hedefiyle Çin ve Rusya'dan şirketleri yarışta tutabilmek için oyun oynamak isteyeceğini hesapladıklarını yazan gazete söz konusu şirketlerin, hesaplarını; sistemli şekilde ileri götürdükleri Kıbrıs sorununun çözümü prosedürüne ilgili bilgileriyle yaptıklarını ve hükümet düzeyinde de Kıbrıslı Türklerin petrol karının dışında bırakılmaması gerektiğine işaret ettiklerini kaydetti.

Gazeteye göre diplomatik bir kaynak bu gazeteye "Batı, Başkan Papadopulos'un; Kıbrıs sorunundaki nüfuzları nedeniyle Çin'i ve Rusya'yı oyunda tutmaya çalışacağının farkındadır. Özellikle endişeleniyor görünmüyorlar ancak Kıbrıs'taki pastanın paylaşılması amacıyla petrol devlerinin bir zirve toplantısı düzenlemesi olasılığı da ihtimal dışı bırakılmıyor" açıklamasında bulundu.

Aynı gazete Rum yönetiminin şu anda; Tasos Papadopulos'un 2008 Şubatı'nda yapılacak başkanlık seçimlerindeki adaylığına yardımcı olmak amacıyla planlanan bir halkla ilişkiler yapma çabasına giriştiğinin açık olduğunu bildirdi.

Rum yönetiminin planlarıyla ilgili olarak kamuoyunun ilk kez Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas tarafından 15 Mayıs 2006 genel seçimleri öncesinde bilgilendirildiğini yazan gazete belirlenen takvimin başkanlık seçimlerine yönelik halkla ilişkiler stratejisini gösterdiğini belirtti.

Gazeteye göre petrol arama-çıkarma konusunda uluslar arası ihaleye çıkılacağının ocak ayında ilan edilmesi; başvuruların hazirana kadar devam etmesi; bazı şirket veya şirketlerle sözleşmelerin seçimler öncesinde, 2008 Ocağı'nda imzalanacak olması; 1998'nın "füzeler" yılı olduğu gibi 2007 yılının da "petrol yılı olacağını" gösteriyor.

KIBRIS 05/02/07

 

 

Esas izolasyon, söz hakkımızın olmayışı

PETROL, RUMLARIN SENARYOSU... Avcı, son günlerde yaşanan petrol krizinin, Avrupa Birliği konusunda Türkiye'yi yeterince köşeye sıkıştıramadığını gören Rumların yeni senaryosu olduğunu söyledi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıslı Türklere Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili konularda söz hakkı dahi tanınmadığına işaret ederek, "Düşüncemiz nedir bile sorulmuyor. Esas izolasyon söz hakkımız bile olmayışıdır" dedi.

Rumların konuyla ilgili lobi faaliyetlerine dikkat çeken Avcı, 26 Nisan 2004'de alınan izolasyonlarla ilgili kararın ve verilen sözlerin tutulmasını istedi. Avcı, Türk tarafının iyi niyetini daima gösterdiğini, aynı noktaya Rum kesiminin de çekilmesi gerektiğini belirtti.

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Business News dergisine verdiği demeçte Kıbrıs konusuyla ilgili son gelişmeleri değerlendirdi.

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre Avcı, Kıbrıs'ta gündemin, kışın en soğuk döneminde dahi sıcak kaldığına dikkat çekerek, kalıcı, adil ve eşit bir çözüm olmadığı sürece Kıbrıs konusunun gündemde kalmaya devam edeceğini söyledi.

Bugünkü durumun Annan Planı'ndan sonra Rumların Avrupa Birliği'ne haksız bir şekilde alınmasıyla ortaya çıktığını belirten Avcı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türkleri her fırsatta köşeye sıkıştırmak için uğraş verdiğini belirtti.

Avcı, doğrudan ticaret için gereken kararın açıklandığını ancak kendilerini ilgilendiren en önemli konunun tüzüğün kapsamı olduğuna işaret ederek, doğrudan ticaretin Rum tarafının girişimleri sonucunda Rum limanlarından yapılması olasılığını kesinlikle kabul etmeyeceklerinin altını çizdi.

"Amaç Türkiye'yi komşularıyla karşı karşıya getirmek"

Son günlerde yaşanan petrol krizine de değinen Avcı, petrol konusunun, Avrupa Birliği konusunda Türkiye'yi yeterince köşeye sıkıştıramadığını gören Rumların yeni senaryosu olduğunu söyledi.

Avcı, petrol konusundaki birinci amacın Türkiye'yi komşularıyla karşı karşıya getirmek olduğunu kaydetti. Rumların diğer bir amacının ise karasularda söz hakkının sadece kendilerinin olduğu imajını yaratmak olduğunu belirtti.

Rum yetkililerinin Teksas'da bulunduğuna dikkat çeken Avcı, "Petrole ilgili dünyada söz sahibi büyük şirketlerle Türkiye'yi karşı karşıya getirmek istiyorlar" dedi.

Avcı, tüm bu girişimlere karşı gerekli politik tedbirlerin alındığını, daha ileriye gidilirse farklı tedbirlerin gündeme gelebileceğini söyledi.

"Almanya'dan umutluyuz"

Turgay Avcı, Türkiye ile sıcak ilişkileri bulunan Almanya'nın dönem başkanlığından umutlu olduklarına işaret ederek, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Almanya'nın dönem başkanlığında yasallaşmasını dilediklerini belirtti.

Bakan Avcı, "Bunun ardından spor, kültür ve eğitim izolasyonlarının kalkması ve doğrudan uçuşların başlamasını bekliyoruz" dedi.

"Altyapımızı güçlendirmeliyiz"

Avcı şöyle devam etti:

"Bu beklentiler devam ederken kendi kurumlarımızı geliştirip, altyapılarımızı güçlendirmemiz gerekir. Ekonomik seviyenin üst düzeye çıkarılması için büyük mücadeleler vereceğiz. Ülkeye yeni yeni yatırımlar gündemde. Yakın bir zamanda TC-KKTC arasında yeni ekonomik paket imzalanacak"

Turizm konusunda önümüzdeki dönem için büyük beklentileri olduğunu kaydeden Avcı, "Özellikle kongre turizmi için çalışmalar yapıyoruz. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, İskandinav ve Arap ülkelerini hedefliyoruz" dedi.

Pazarlama sürecine büyük önem verdiklerini belirten Avcı "Kendimizi anlatamazsak kimse varlığımızı fark edemez. Bu da Lefkoşa'da oturup olmaz. Sürekli yakın temasta olmalıyız. Gittiğimiz her ülkede Kıbrıs Türklerine yapılan haksızlığı anlatıyoruz. Rumların tutumunu belirtiyoruz" şeklinde konuştu.

KIBRIS 05/02/07

 

Umman'dan Türkiye'ye Kıbrıs desteği

Umman'ın başkenti Muskat'ta iki gün süren temaslarının tamamlamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Atalay, dün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ile yaptığı ve basına kapalı gerçekleşen görüşmelerde dış politika konularının gündeme geldiğini belirtti.

Atalay, "Umman'dan her zaman uluslararası platformda destek gördük. Örneğin İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreterliği seçiminde bize destek verdi" dedi.

Umman'ın KKTC'ye özel heyet gönderdiğini de hatırlatan Atalay, "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tezine desteklerini yinelediler" diye konuştu.

Türkiye'nin 2009-2010 dönemindeki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine Umman'ın desteğinin daha önce açıkladığını anlatan Atalay, "Bu sözün arkasında olduklarını söylediler" diye konuştu.

KIBRIS 05/02/07

Taksim yolunun sonuna geldik

Alithia gazetesinde yayınlanan söyleşide Rolandis özetle şunları aktardı:

"Soru: Sayın Rolandis, hükümet ortaklarının dünyanın düşüncesini temel ve acilen yapmak zorunda olmasına rağmen kaçındığı şeylerden başka yönlere çekmeye çalıştığı ortadadır. AB'deki şamarlarımızdan, petrol konusunda ortaya çıkan krizden, diğer tarafta ortaya çıkan gereksiz olumlu değişiklerden sonra; KADEM'in yaptığı son kamuoyu araştırmasının; "bizim kendilerini istemediğimiz" izleniminin yaratılması üzerine Talat'ın yeniden birleşme çözümü politikasını takip eden Kıbrıslı Türklerin % 65'inin şimdi Kıbrıs'ın taksimi görüşüne döndüğünü ortaya çıkarması ve RİK tarafından ortaya konulan başka bir kamuoyu araştırmasında, bizim tarafın çoğunluğunun 'biz burada Kıbrıslı Türkler orada olsun çözümü' eğiliminde olduğunu göstermesi ile cereyan eden olumsuz gelişmeler üzerine bu konuyu yeniden gündeme getirmek istiyorum.

Yanıt: Kamuoyu araştırmalarının, halk içindeki, hiç de hoş olmayan bir eğilimi gösterdiği ortadadır. Hem orada hem de burada yapılan kamuoyu araştırmalarında Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine karşı bir çoğunluğun bulunduğu sonucunun çıkması, bir sorunumuz olduğunu gösteriyor. Bizim tarafta bu, son iki-üç yıl içinde oldu. Çünkü hiç başlamayan ve hiçbir noktaya varmayan; müzakerelere hazırlandığımız şeklinde verdiğimiz mesajlar ile sıradan insanlar 'Kıbrıs sorunu çözülmediğine göre olduğumuz yerde kalalım' diyorlar. Bu eğilim var. Burada, ellerinde büyük menfaatler bulunduğunu ve 'oraya neden gidelim ki' dediklerini de unutmamak gerek.

Kıbrıslı Türk de - burada bir parantez açıp, Ağustos 2005'te beni yemekte ağırlayan Talat'ın söylemiş olduğunu belirtmek isterim- 'bizi istemediklerine göre neden birleşelim?' diye düşünüyor. Talat bana kendisinin, kendi aile çevresinin de böyle düşünmeye başladığını da söyledi.

Oradakiler de buradaki çoğu kişi gibi düşünmeye başladı. Bu eğilim bir beş yıl daha devam eder mi, bence bir beş yıla daha gerek yok çünkü yolun sonuna geldik, o zaman taksim yerleşecek. Yeniden birleşme yalnız lafta kalır ve hiçbir noktaya varmazken, diğer tarafta da kamuoyu araştırmalarının gösterdiği şekilde düşünülmeye başlarken ne yapalım? Kıbrıs nasıl yeniden birleşsin?

Soru: Akademisyen arkadaşım Niyazi Kızılyürek, yaptığımız son söyleşisinde; Denktaş'ı ve bölücü yaklaşımını dışarıda bırakan yeni Kıbrıs Türk liderliğinin siyasi tavrındaki değişikliğin sağladığı bütün olumlu unsurları değerlendirmeyi ihmal etmemizin, bizi acı şekilde pişman edeceğini çünkü gelecek olan taksimin sınır çizgisinin, bağımlılıklarının Kıbrıslı Türkleri yeniden sürükleyeceği Türkiye'yle olacağını, Talat'ı özleyeceğimizi ama çok geç olacağını çünkü bu bölücülük akımı içinde Talat'ın da etkisiz hale geleceğini söylemişti.

Yanıt: Sayın Kızılyürek'in değerlendirmesi doğru. Olguların gösterdiğine göre bu istikamete doğru ilerlediğimizden en küçük bir kuşku dahi yok. Yazıktır, çünkü diğer tarafta; bizim tezlerimizi destekliyor demeyeceğim, onun da kendi tezleri var ancak siyasi alana ılımlı bir insan olarak çıkan bir insanımız, Talat var. Diyalog ve uzlaşı insanıydı. Biz eğer uzlaşının, onun çıkıp da bizim tezlerimizi desteklemesi olduğunu zannediyorsak bize ne olduğunu bilmiyoruz. O da kendi toplumu için haklı olduğunu düşündüğü tezleri savunuyor. O'nun (Talat) orada olduğu bir dönemde bizim tarafta Kıbrıs sorununu çözebilmemiz için uygun bir muhatap olmaması yazıktır.

Biyolojik nedenlerle bu rolü oynayamayacak olan Glafkos Klerides'ten söz etmiyorum. Ama mesela Dimitris Hristofyas, yıllar önce olduğu gibi, şimdiki gibi -söylemek beni üzüyor ama biraz farklı- olmadan müzakere edebilirdi. Hristofyas'ı; AKEL liderliğine yönlendirildiği zamandan beri tanırım. O zaman AKEL Liberallerin partisiyle bağlantılıydı. Kendisiyle uzlaşabileceğiniz bir insandı. Elbette bizim karşı çıktığımız katı komünist ilkeleri vardı ancak bir insanın doğru, tatlı, ılımlı olması başka şey.

Hükümetin büyük ortağı olan ve iki-üç yıl önce çözüm istediğini gösteren Annan planını diğer herkesten çok göklere çıkaran bir partinin bugünkü tavrını devam ettirip ettirmeyeceğini soruyoruz.

Soru: Lillikas'ın size yönelttiği ve sizin de belgelerle çürüttüğünüz saldırının (Bush ailesiyle petrol konusunda karşılıklı anlayış memorandumu imzalaması); yanlış icraatlarından dolayı hükümet ortaklarına yönelttiğiniz eleştirilerle ilgili görünüyor.

Yanıt: Her şeyden önce yinelemek isterim ki Sayın Lillikas'ın söyledikleri tamamen temelsizdir. Neyse ki, bağlayıcı bir anlaşma yapmadığıma ilişkin söylediklerimin delili olan önemli belgelerin; yani ABD Başkanı'nın kardeşinin de iştirak ettiği şirketle yapılan ve Başsavcılıktan geçen anlaşmayla ilgili belgelerin fotokopileri elimdeydi. İhale olmadan bağlayıcı bir anlaşma yapamazdım. Yaptığımız şey; hazırlık çalışması yapılabilmesine olanak sağlayan bir memorandumdu ki bakanlar kurulundan da geçmişti. Belgeleri göstererek Lillikas'ın yalan söylediğini gösterdim.

Bu memorandum, diğer şeyler yanında, Amerikan tarafının ve bizim tarafın; ABD siyasi düzeniyle bir ilişki kurma çabasıydı. Daha önce lobici şirketlerle bunu yapmaya çalışmış ancak başaramamıştık. Çünkü Birleşik Devletlerde, Brüksel'deki gibi ne olup bittiğinden haberimiz yoktu. Güç merkezlerine ulaşabilen şirketlere sahip değilseniz hareket edemezsiniz. Bütün devletler, çoğu zaman bu şirketlere önemli miktarlarda paralar ödüyor. Son bakanlık döneminde; Türkiye'nin bu tür 6 önemli şirketle anlaştığı haberini aldık. Türkiye'nin 6 şirketinden çok daha iyi olan bu yeni şirket bize geldi.

Bize; ABD'nin siyasi düzenine doğrudan ulaşabilme olanağı verdi. Başkan'a da söylediğim gibi bu elverişli durumu idamemiz gerekliydi ve iktidardan gidene kadar bunu yaptık. Bu beyler geldiler, çok akıllı olduklarını düşünüp her türlü işbirliğini kesmeye çalıştılar.

Dünya petrolünün % 65'i Arap körfezindeyken ve bütün bu ülkeler batı dostuyken küçük Kıbrıs olarak, böyle istediğimizi ve egemen olduğumuzu söyleyerek ve kimseden destek almadan bölgemizdeki petrolü çıkarabilir miyiz? Diğer taraftaki Kıbrıslı Türklerle süregelen milli sorunumuz varken?

Petrol alanında hareket edebilmemiz için batı dünyasıyla iyi ilişkiler içinde olmamız ve Kıbrıslı Türklerle BM aracılığıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne sorun yaratmayacak şekilde uzlaşmamız gerektiği görüşündeyim. Halen ABD; bu gelişmeden hoşlandığını gösterdi. Önceki gün söylediklerini uzun zaman önce öngörmüş ve yazmıştım. Şimdi kıta sahanlığı etrafında sular bulanmaya başladı.

Soru: Yani, ifade ettiğiniz konjonktürü hayata geçirerek ve uluslar arası meşruiyete dayanarak mı ilerlememiz gerek?

Yanıt: Bütün konu bu. Daha baştan; devletlik varlığımızın ve egemenliğimizin ifşa edilebileceği bir şekilde yönlendik. Yani; başladığımız şekilde ilerler, çıkmaz ve zorluklarla karşılaşır ve çatışmaya girmemek için geri dönüş yaparsak, devletlik varlığımızla ilgili geniş bir sorunla karşı karşıya kalacağız. Bu benzer nedenlerle petrol yataklarının değerlendirilemediği bütün dünyada olan bir şeydir. Bu konuda Yunanistan ve Türkiye arasında bir belirsizlik var. Yunanistan egemen değil mi? Ancak çatışmadan kaçınacak şekilde davranıyor. Yunanistan, Deniz Hukuku sözleşmesinin olanak tanıdığı şekilde karasularını 12 deniz miline neden çıkarmıyor? Çatışmadan kaçınmak için Ege'de sondajlar yapmıyor mu?"

KIBRIS 05/02/07

Gül'den, Ban Ki-Moon'a: Gambari sürecine sıkı sıkıya sarılın

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın davetlisi olarak 6 günlük resmi ziyaret için gittiği ABD'de Kıbrıs sorunuyla ilgili BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile de görüşecek.

Gül, genel sekreterle ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine "Ban Ki-Moon'un Kıbrıs konusuyla ilgili olarak daha önceki çalışmalara sahip çıkmasını, özellikle Gambari'nin çalışmalarını desteklemesini ve bu konuya sıkı sarılmasını arzu edeceğiz" dedi.

Abdullah Gül, hareketinden önce Esenboğa Havaalanı'nda düzenlediği basın toplantısında, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile yapacağı görüşmede Kıbrıs konusunun ele alınıp alınmayacağına yönelik bir soruya cevaben Gül, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile yakın ilişkileri olduğunu ve Genel Sekreterin Türkiye'de iki kez kendisinin misafiri olduğunu hatırlattı.

Gül ayrıca"Bu ziyaretin, iki yakın müttefik olan Türkiye ve ABD arasında köklü geçmişe dayanan işbirliğinin her alanda daha da geliştirilerek, 'Ortak Vizyon Belgesi' doğrultusunda derinleştirilmesine vesile olacağına inanıyorum" diye konuştu.

ABD'ye 4-8 Temmuz 2006 tarihleri arasında yaptığı ziyaretten sonra aradan bir yıl geçmeden, bu ülkeye ikinci ziyaretini gerçekleştireceğini kaydeden Gül, "Türk-Amerikan ilişkilerinin yoğun, yoğun olduğu kadar pozitif gündemi, ABD ile yakın işbirliği ve danışmalarda bulunmamızı gerekli kılmaktadır" diye konuştu.

Gül kimlerle görüşecek

Bakan Gül, ABD ziyareti çerçevesinde ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Başkan George Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley ile görüşmelerde bulunacağını belirtti.

Gül, ziyaretinin kongre boyutunda da kongre liderleri, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos ile çeşitli kongre üyeleri, Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyeleri ve ABD Kongresi Türkiye Çalışma Grubu üyeleriyle bir araya geleceğini kaydetti.

Washington temasları çerçevesinde, "Alman Marshall Fonu" adlı düşünce kuruluşunda düzenlenen bir konferansta Türkiye'nin geleceği hakkında konuşma yapacağını belirten Gül, Ulusal Basın Kulübünde de Türk-Amerikan ilişkileri

üzerine bir konuşma yapacağını ve Türk-Amerikan Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Brent Scowcroft ile görüşeceğini ifade etti.

Gül, ayrıca ABD ziyareti çerçevesinde çeşitli basın-yayın kuruluşlarına mülakatlar vereceğini belirtti.

Washington temaslarının ardından, 8 Şubat Perşembe günü New York'a geçeceğini kaydeden Gül, burada BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile görüşeceğini söyledi.

New York'ta "Dış İlişkiler Konseyi" adlı düşünce kuruluşunda da Irak ve Orta Doğu konulu bir konuşma yapacağını belirten Gül, 9 Şubat akşamı ABD'den ayrılarak, 10 Şubat günü Türkiye'de olmayı öngördüğünü kaydetti.

Bakan Gül, ABD ziyareti çerçevesinde yapacağı görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel ve küresel konuların ele alınacağını söyledi.

KIBRIS 05/02/07

 

"Lübnan ve Mısır vazgeçmeyecek"


6 Şubat, 2007 16:30:00 (TSİ) CNN TURK

 

Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Lübnan veya Mısır'ın Güney Kıbrıs ile yaptığı petrol aranmasına yönelik anlaşmalardan vazgeçmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Paşardis, konuya ilişkin Rum gazetecilere yaptığı açıklamada, ihale sürecinin ilk aşamasının 15 Şubat'ta başlayacağını ve bu sürecin sonbahara kadar tamamlanmasının öngörüldüğünü bildirdi.

Rum yönetiminin, ihale olmaksızın, çalışmaları, seçeceği bir şirketin yürütebilmesi amacıyla ihale yasasını değiştirme ihtimali üzerinde durup durmadığı sorusuna, ''hayır'' yanıtı veren Paşardis, ihale sürecinin yasayla uyumlu olacağını kaydetti.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice ile yapacağı görüşmeye de değinen Paşardis, petrol konusunun ele alınması durumunda bunun kendi tutumlarını değiştirmeyeceğini ve planladıkları şekilde ilerleyeceklerini ifade etti.

KKTC'nin petrol yataklarından yararlanmak istemesine ilişkin bir soru üzerineyse Paşardis, KKTC'nin kıta sahanlığı ve kara sularına sahip olmadığını iddia ederek, ''sahte devlet, sahte devlet olarak kıta sahanlığına ve kara sulara sahip değildir. Tüm bunlar yasal olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne aittir, sonuç olarak ilan ettikleri gibi bu gidişata yönelik olarak ilerlerlerse, sadece bugüne kadar yaptıkları birçok yasa dışılığa bir yenisini ekleyecekler'' dedi.

Avrupa Birliği'nin bu konuyla ilgili tutumunu olumlu olarak nitelendiren Paşardis, AB'nin ''Kıbrıs Cumhuriyeti''nin egemenlik haklarından bahsettiğini söyledi.

Bu arada, Rum basını, Beyrut ve Kahire'nin, imzaladıkları anlaşmalardan vazgeçmelerinin söz konusu olmadığı konusunda Güney Kıbrıs'a bilgi verdiklerini ve anlaşmaların hayata geçirilmesi konusunda hazır olduklarını bildirdiklerini yazdı.

Haberlerde, AB dönem başkanı Almanya'nın, Güney Kıbrıs'ın petrol aranması konusunda Mısır ve Lübnan ile anlaşmalar yapması konusuna destek belirttiği de duyuruldu.
 
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
 
Norveç petrol arama şirketleri, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
 
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer bir anlaşmayı Lübnan ile de imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas kurdu.
 
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli adım atmaları konusunda uyarmıştı.
 
"Lillikas'ın açıklaması, Rum stratejisinin bir parçası”
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın katıldığı bir toplantıda Kıbrıs Türkü için "azınlık" nitelemesinde bulunduğuna işaret ederek, bu demecin, Rum yönetiminin son dönemlerdeki stratejisinin bir parçası olduğunu söyledi.

Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının son zamanlarda uluslararası alanda Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıs Rum yönetimine katarak, Kıbrıs sorununu çözme propagandası yaptığına dikkat çekti.

Erçakıca, bugün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın katıldığı bir toplantıda Kıbrıs Türkü için "azınlık" nitelemesinde bulunduğu yönündeki haberlerle ilgili bir soruya karşılık, bu demecin Rum yönetiminin son dönemlerdeki stratejisinin bir parçası olduğunu söyledi.

Erçakıca, Lillikas'ın, "Kıbrıslı Türkler, Ermeni ve Maronitler gibi vatandaşlarımızdırlar" şeklindeki sözlerine dikkat çekti.

Erçakıca, geçmişte "ozmosis" (Kıbrıs Türk halkının Rum devleti içinde eritilmesi) ifadesini kullanan Rum yönetiminin şimdilerde, "izolasyonlar, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs yönetimi çatısı altında yer almamasından kaynaklanıyor. 'Kıbrıs Cumhuriyeti' çatısı altına girerlerse, ortada izolasyon da kalmaz" stratejisi geliştirdiğini belirtti.

Lillikas'ın bu stratejiyi dışta yürüten kişi olduğunu kaydeden Erçakıca, görüşme sürecinin de bundan dolayı kısır ve verimsiz tutulmaya çalışıldığını ifade etti.

Hasan Erçakıca, "Çünkü onların stratejisine göre ilerleyen zaman içinde Kıbrıslı Türkler, onların Kıbrıs Cumhuriyeti dediği çatının altına çekilecek" dedi.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya gelmemesindeki esas nedenin bu olduğunu belirten Erçakıca, amacın dünya kamuoyuna Kıbrıs sorunu diye bir sorun olmadığı mesajı vermek olduğunu söyledi.

Hasan Erçakıca, bir başka soruya verdiği yanıtta, Lillikas'ın söz konusu nitelemeyi esas konuşmasında değil, sorulan bir soruya verdiği yanıtta yaptığını belirtti.

Erçakıca, Lillikas'ın, "Kıbrıslı Türkler, Ermeni ve Maronitler gibi vatandaşımızdır" ifadesini kullandığını ve bunun da "azınlık" anlamına geldiğini ifade etti.

 

Rumlar vazgeçmiyor

Rum yönetimi, KKTC ve Ankara’nın itirazlarına rağmen, petrol aranması için ihale başvurularının gelecek hafta başlayacağını duyurdu.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 16:16 TSİ 06 Şubat 2007 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi hükümet sözcüsü Hristodulos Paşiardis, Mısır ve Lübnan’ın denizde petrol ve doğalgaz aranması ve çıkarılması konusunda yaptıkları anlaşmadan vazgeçmediklerini belirtti.

Sözcü, kıta sahanlığı ve karasuları konusunda, uluslararası alanda tanınan Rum yönetiminin hakkı bulunduğunu, Kuzey Kıbrıs’ın hak iddia edemeyeceğini savundu.

Paşiardis, “Sahte devlet, sahte devlet olarak kıta sahanlığına ve kara sulara sahip değildir. Tüm bunlar yasal olan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ne aittir, sonuç olarak ilan ettikleri gibi bu gidişata yönelik olarak ilerlerlerse, sadece bugüne kadar yaptıkları birçok yasadışılığa bir yenisini ekleyecekler” dedi.

Rum sözcü, petrol arama ve çıkarma izni için ihale başvurularının, öngörüldüğü gibi 15 Şubat’ta başlayacağını da açıkladı.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün, Amerika Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice ile yapacağı görüşmeye de değinen Paşardis, petrol konusunun ele alınması durumunda bunun kendi tutumlarını değiştirmeyeceğini ve planladıkları şekilde ilerleyeceklerini ifade etti.

RUM BASINI: ALMANYA’DAN DESTEK VAR
Bu arada, Rum basını, Beyrut ve Kahire’nin, imzaladıkları anlaşmalardan vazgeçmelerinin söz konusu olmadığı konusunda Güney Kıbrıs’a bilgi verdiklerini ve anlaşmaların hayata geçirilmesi konusunda hazır olduklarını bildirdiklerini yazdı.

Haberlerde, AB dönem başkanı Almanya’nın, Güney Kıbrıs’ın petrol aranması konusunda Mısır ve Lübnan ile anlaşmalar yapması konusuna destek belirttiği de duyuruldu.

TALAT’TAN BAN KI-MOON’A MEKTUP
Öte yandan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney Kıbrıs’ın son olarak Lübnan ile Akdeniz’de petrol arama anlaşması imzalamasının ardından başlayan gerginlik üzerine, Türk tarafının tutumuna açıklık getirmek amacıyla, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a mektup gönderdi.

Talat ve Dışişleri Bakanlığı, Türk tarafının Doğu Akdeniz’deki haklarından taviz vermeyeceğini, Rum yönetiminin tek taraflı yaptığı anlaşmaların kabul edilemeyeceğini bildirmişti.

Çin’den KKTC’ye uçuşa Rum tepkisi

Çin’den satın alınan ekonomik ampullerin ilk bölümünün doğrudan uçuşla Ercan Havaalanı’na getirilmesi, Kıbrıs Rum yönetiminde rahatsızlık yarattı. Rumlar, Çin ve uçağın yakıt ikmali yaptığı Hindistan’dan açıklama istedi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:45 TSİ 06 Şubat 2007 Salı

LEFKOŞA - Çin ve Hindistan, yanıtlarında, Kıbrıs politikalarında değişiklik olmadığını ve Ada’da yasal hükümet olarak Rum kesimini tanıdıklarını belirtti.

Rum hükümet sözcüsü Paşiardis ise, yanlışlığın uçağın yakıt ikmali yaptığı Yeni Delhi’den kaynaklanmış olabileceğini söyledi. Sözcü, “Eğer uçak doğrudan Ercan’a inmişse ortada bir yasadışılık var” dedi.

Muhalefet ise, ampullerin ikinci partisinin de yine doğrudan uçuşla Ercan’a geleceğini belirterek hükümeti eleştiriyor. Kuzey Kıbrıs Bakanlar Kurulu, elektrik tasarrufu kampanyası çerçevesinde Çin’den 300 bin adet ekonomik ampul sipariş etmiş, 170 bin adetlik ilk parti, Çin üzerinden doğrudan uçuşla Ada’ya ulaştırılmıştı.

 

Rumlar petrol aramaktan vazgeçmiyor


      Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye ile çıkan krize rağmen KKTC karasularının da içinde olduğu alanda petrol arama çabalarından vazgeçmiyor.
      Güney Kıbrıs, ABD, İngiltere, Rusya ve Çin şirketlerini petrol sahalarında çalışmaya ikna etmek için, bu ülkelerle temasa geçti.
      Rum yönetimi, uluslararası şirketlere petrol arama izni veren ihaleyi 15 Şubat'ta düzenleyecek.
      Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, önümüzdeki günlerde Ticaret Bakanlığı'nın Petrolden Sorumlu Müsteşarı Solana Kasini'yi ABD'ye, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı da Çin'e gönderecek.
      Rum medyası, ihaleye, ilk etapta Fransa, Rusya, Çin, ABD, Hindistan, Brezilya ve İngiltere gibi ülkelerden büyük şirketlerin başvuruda bulunmasının beklendiğini yazdı.
      Simerini gazetesine demeç veren İsrail Büyükelçisi Avi Handad ise, Papadopulos hükümetinin, Doğu Akdeniz'de münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalamak için kendilerine başvurduğunu, ancak ülkesinin böyle bir işbirliğine olumlu yaklaşmadığını belirtti.
      Rum Meclisi, geçen ay, KKTC karasularının da içinde bulunduğu ada çevresini 13 parsele ayıran ve petrol arama çıkarma ihalesine çıkılmasını öngören yasayı geçirmişti.
      Kıbrıs Rum yönetimi, ihalenin sonuçlarını temmuz ayında açıklayacak.
     
      Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
      Norveç petrol arama şirketleri, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
      2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer bir anlaşmayı Lübnan ile de imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas kurdu.
      Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli adım atmaları konusunda uyarmıştı.

MILLIYET 06/02/07

 

108 ülkeden bin 400 bildiri sunulacak

YDÜ'DEN BİR ULUSLARARASI KONFERANS DAHA... YDÜ, uluslararası konferanslar dizisine, 19- 24 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek "Çevre: Yaşam ve Sürdürülebilirlik" konferansıyla bir yenisini ekliyor. Yaklaşık 2 yıldır hazırlanılan konferansa, 108 ülkeden katkı konulacak ve 21 konuda bin 400 bildiri sunulacak.

BİR DÜNYA KONFERANSI... Gökçekuş: Bu bir dünya konferansıdır. Konferans için 80 öğretim üyesi, bini aşkın personel ve öğrenciden oluşan ekiple çalışıyoruz. Çıkacak olguların, sadece KKTC ile sınırlı kalmaması önemliydi. Konferansın hazırlanması sırasında 3'ü Nobel ödülü almış toplam 100 bilim adamından oluşan bir "Bilim Kurulu" ayrıca "Uluslararası Danışma Kurulu" oluşturduk

YDÜ, uluslararası konferanslar dizisine, 19-24 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek ve bin 400 bildirinin sunulacağı "Çevre: Yaşam ve Sürdürülebilirlik" konferansıyla bir yenisini ekliyor.

Konferansı basına tanıtmak amacıyla dün YDÜ Büyük Kütüphane'de, YDÜ Rektör Yardımcısı ve Organizasyon Komitesi Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Gökçekuş tarafından basını bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıya basın kuruluşlarının üst düzey yetkilileri büyük ilgi gösterdi.

Gökçekuş yaptığı konuşmada, bunun bir "Dünya Konferansı" olduğunu belirterek, konferansa hazırlık için iki yılı aşkın bir süredir 80 öğretim üyesi, bini aşkın personel ve öğrenciden oluşan ekiple çalıştıklarını ifade etti.

"Çevre: Yaşam ve Sürdürülebilirlik"in çok anlamlı 3 kelime olduğunu belirten Gökçekuş, bu konferansı hazırlayabilmek için çok uzun bir mesai harcadıklarını, ortaya güzel bir sonuç, 21 başlık ve 20 bin sayfalık bir eser çıktığını belirtti.

Çıkacak olguların sadece KKTC ile sınırlı kalmamasının önemli olduğunu belirten Gökçekuş, konferansın hazırlanması sırasında 3'ü Nobel ödülü almış toplam 100 bilim adamından oluşan bir "Bilim Kurulu" ayrıca "Uluslararası Danışma Kurulu" oluşturduklarını kaydetti.

Konferans için bir web sitesi devreye konulduğunu, yüzlerce öğrencinin geceli gündüzlü çalışarak çevreyle ilgili uluslararası otoritelerin e-mail adreslerini topladıklarını belirten Gökçekuş, "Konuyla ilgili 2 milyon insana bire bir ulaştık" dedi.

Dünyada önde gelenler başta olmak üzere bin 300 üniversiteye yazılı materyal gönderdiklerini belirten Gökçekuş, birçok üniversitenin de konferansa web sayfalarında önemli bir yer verdiğini kaydederek buna örnek olarak Hacettepe Üniversitesi'ni gösterdi.

"108 ülkeden katkı"

Gökçekuş, "Suat Hocamızın ilkesiyle 'Üniversite toplumun dokuma tezgâhıdır' sözünden hareket ederek, Yakın Doğu Üniversitesi olarak dünyayı dokuduk. Sessizce, iki yılı aşkın bir süreden bu yana, sayıları 100 milyonlara ulaşan 5 kıtadan insana, Kuzey Kıbrıs'ımızı, güzel vatanımızı anlattık" dedi.

Konferans adına 2 yıllık sürede ortaya çıkanların şaşırtıcı ve gurur verici olduğunu belirten Gökçekuş, dünyada 198 ülke bulunduğunu, konferans için katkı koyan ülke sayısının ise 108 olduğunu kaydetti. Gökçekuş bunun bir ilk olduğunu savunarak 21 konuda bin 400 bildiri gönderildiğini kaydetti.

Gökçekuş, konferansın 21 başlığı hakkında bildiri aktararak, konferans için 14 salonun ayrıldığını, buralarda paralel oturumlar düzenleneceğini belirtti.

"Belediyelere iş düşüyor"

Gökçekuş, bu olayın çok daha güzel olabilmesi için LTB başta olmak üzere tüm belediyelere iş düştüğünü, katılımcılar için birçok sosyal program hazırlandığını, konferansa geleceklere temiz bir çevre gösterilmesi gerektiğini söyledi. Gökçekuş, bu anlamda belediyelerin yanında devlete, özel ve kamu kurum, kuruluşlarına da görev düştüğünü ifade etti.

En büyük görevin "Kıbrıs Medyası"na düştüğünü ve bunun da konferansı tüm dünyaya duyurmak olduğunu ifade eden Gökçekuş, medyanın verimli çalışabilmesi için önlemler alındığını kaydetti.

Gökçekuş, bir soru üzerine devletin ilgili bakanlıklarını konuyla ilgili ziyaret ettiklerini, bakanlıklar arasında kayda değer yaklaşımını Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'nın gösterdiğini, konferans anısına iki pul bir de ilk gün zarfı basılacağını belirtti.

Gökçekuş şöyle devam etti:

"Avrupa Üniversiteler Birliği, Uluslararası Üniversiteler Birliği ile İslam Üniversiteler Birliği'ne tam üye olan YDÜ; bugün 12 fakülte, 2 yüksekokul ve bunlara bağlı 50 den fazla bölümde, 15 bini aşkın öğrencisiyle çağdaş bir akademik platform sunuyor. Özellikle geçen yıl Mayıs ayında, yine Suat Hocamızın büyük önem verdiği, sağlık bilimleri alanında da önemli mesafeler kaydetmiş bulunuyoruz. Eczacılık ve Diş Hekimliği Fakülteleri, 2 bin işçinin, Temmuz-Ağustos sıcaklığı altında, akıttığı alın teri ile 4 ay gibi rekor sayılabilecek bir sürede tamamlandı... Tıp Fakültesi konusundaki çalışmalar ise, büyük bir titizlikle sürdürülüyor.

İşte, tam da bu noktada; Dünyalı olma, Dünya'da iz bırakabilme ve yine adından, tüm Dünya'da söz edilen, Dünya'nın en saygın ve en önemli eğitim kurumları arasında yer alma adına, bu önemli olayın, 'Dünya Çevre Konferansı'nın' da üstesinden gelmeliyiz."

Konferans ana başlıkları

Konferansın ana başlıkları ve hangi başlıkta kaç bildiri sunulacağı şöyle:

"1. Çevre Bilimi ve Teknolojisi (208), Biyoçeşitliliğin Korunması ve Yönetimi (159), İktisat, Gelişme ve Sürdürülebilirlik (122),. Çevre ve Sağlık (114), Entegre Su Kaynakları Yönetimi (93), Kültürel Miras ve Çevre Faktörleri (73), Enerji ve Gelişim : Yeni ve Yenilenebilir Enerji (65), .Çevre Meselesinin Sosyal ve Psikolojik Boyutları (64), .Çevresel Farkındalık, Eğitim ve Yaşam Boyu Öğrenim (60), Çevresel Bilgi ve Enformasyon Sistemleri (51), Denizler, Ekolojik Denge ve Sürdürülebilir Çevre (37), Küresel Isınma: Tehdidin Boyutları (36), Çevre ve Gıda Maddelerinde Pestisitler (35), Doğa ve İnsan Kaynaklı Felâketlerin İlişkisi ve Tehditleri (33), Ticaret ve Çevre: Çıkarların Yeniden Tanımlanması (29), Çevre Hukuku ve Etik (29), Uluslararası İlişkiler ve Çevre Meseleleri (18), Edebiyat ve Çevresel Farkındalık (11), Medyanın Rolü: Sorunlar ve Tehditler (10), . Çevresel Organizasyonlar : Roller, Sorunlar ve Beklentiler (7),

Politikada Yeşil Faktörü (5)."

KIBRIS 06/02/07

 

Ercan'a aktarmalı seferlerle yolcu taşınacak

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Ercan Havalimanı'na doğrudan uçuşlarla ilgili girişimlerden sonuç alınamadı ama özel havayolları, 'tatil cenneti' olarak niteledikleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne aktarmalı seferlerle yolcu taşımaya hazırlanıyor.

Daha önce Londra'dan Antalya ve İstanbul'a sefer sayılarını artıracağını açıklayan SunExpress, Londra-İzmir-Ercan bağlantısı kuracağını bildirdi. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'a turist taşıma rekabeti kızışırken, mevcut sefer sayılarında da gözle görülür bir artış dikkat çekiyor. SunExpress, mart ayında Stansed-İzmir-Ercan bağlantısını da kuracak.

Güney Kıbrıs'taki Larnaka Havaalanı'ndan da KKTC'ye seferlerde artışlar yaşanıyor. İngiltere'den Kuzey Kıbrıs'a en çok turist taşıyan havayolu şirketlerinden biri olan Cyprus Paradise, Larnaka aktarmalı Girne ve Mağusa paket tatilleriyle ilgili reklamları İngiliz ulusal gazetelerine verdi. Şirket, tatil reklamlarında İngiltere'nin 10 değişik havaalanından Larnaka bağlantılı KKTC seferleriyle uçuş süresinin de 6 değil

KIBRIS 06/02/07

 

Kuzey Kıbrıs'ın reklam atağı

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yeni turizm sezonuna yoğun tanıtımla başladı. Geçen haftadan itibaren Londra'nın merkezinde 19 metro istasyonu ve 19 kırmızı otobüste 51 tanıtım posteri ile Kuzey Kıbrıs'ın kültür, tarih, deniz, güneş ve doğal güzellikleri tanıtılıyor.

Hatırlanacağı üzere, geçen yıl Rum yönetimi turizm ofisinin girişimleri sonucu, London Transport tarafından, Londra içinde toplu taşımacılık yapan iki katlı otobüslerdeki KKTC tanıtımları kaldırılmıştı. Konunun mahkemeye taşınması üzerine İngiltere Yüksek Mahkemesi yasaklamanın hukuki olmadığı kararına vardı ve tanıtımların engellenemeyeceğine hükmetti.

Deniz, güneş ve doğa

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 2007 turizm tanıtım kampanyasında, Kıbrıs'ın sembolü haline gelen deniz kaplumbağalarının yanında, tarihi mekânları yansıtan görüntüler ile Akdeniz'in dinginliği ve kumsalı ile Girne manzaralarına yer veriliyor.

Kıbrıs'ın farklı kültürü, yemekleri, misafirperverliği, doğa zenginliği ile keşfedilmeyi bekleyen çevre güzelliklerine vurgu yapılıyor.

Londra'nın her yerinde

KKTC tanıtımları iki hafta süreyle Londra merkezinden geçen ve farklı semtlere servis veren 19 ayrı otobüste yer alacak. Tanıtım kampanyası, aynı dönemde, Londra metrosunda da, çoğunluğu merkez Londra'da birçok hattın kesiştiği istasyonlar olmak üzere farklı tanıtım posterleri ile devam edecek. Kampanya şubat ve mart ayları boyunca ulusal medyada da sürdürülecek.

KIBRIS 06/02/07

8 Temmuz antlaşmasının şartları yerine getirilirse Papadopulos Talat'la görüşecek

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis:

8 Temmuz antlaşmasının şartları yerine getirilirse Papadopulos Talat'la görüşecek

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, "8 Temmuz antlaşmasında öngörülen şartların yerine getirilmesi halinde" Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşebileceğini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, "Papadopulos'un bir iyi niyet örneği olarak Talat ile görüşmeye niyetli olup olmadığına" ilişkin soruyu yanıtlayan Rum Sözcü, "sadece izlenim yaratmak için görüşmenin Papadopulos için problem olduğunu" söyledi. 8 Temmuz antlaşmasının şartlarının yerine getirilmesi halinde Papadopulos'un Talat ile görüşebileceğini belirten Paşardis, "görüşme mart sonlarında gerçekleşebilir mi" yönündeki soruya da, "Mart sonlarına kadar 8 Temmuz antlaşmasının ortaya koyduğu bütün şartlar yerine getirildiği takdirde Papadopulos'un Talat'la görüşmesi konusunda bir problem kalmayacak" dedi.

KIBRIS 06/02/07

 

Londra'da Kıbrıs Türk kültür ve sanatı tanıtılacak

Londra'da 8-14 Mart tarihlerinde düzenlenecek olan "North Cyprus Fest"te, Kuzey Kıbrıs'ın kültürel dokusu ve sanatsal yönü, İngiliz sanatseverler ve bu ülkede yaşayan Türklere tanıtılacak.

Festival, 8 Mart perşembe günü başlayacak ve 14 Mart çarşamba gününe kadar sürecek. North Cyprus Fest'le, Kuzey Kıbrıs'ın kültürel ve sanatsal anlamda Londra'da yaşayan diğer etnik topluluklara tanıtılması hedefleniyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Londra Temsilciliği'nın katkılarıyla gerçekleşecek olan festival kapsamında resim-karikatür sergisi, tiyatro, konser ve şölen gibi etkinlikler yer alacak.

Festival, 8 Mart perşembe günü resim ve karikatür sergisiyle başlayacak. Nilgün Güney, Aşık Mene, Alper Susuzlu ve Sümer Erek gibi Kıbrıslı Türk ressamların eserleriyle Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği'nin karikatürleri bir hafta boyunca sanat severlerin beğenisine sunulacak.

North Cyprus Fest'te 9 Mart Cuma günü Alper Susuzlu tiyatrosunun "Havasu Garayanni" isimli komedi oyunu izleyicilerle buluşacak. 10 Mart cumartesi günü Umut Albayrak, orkestrasıyla birlikte Türkçe ve Rumca parçaları canlı performansla seslendirecek. 11 Mart pazar günü ise Lefkoşa Gençlik Merkezi Folk Dans ekibi ve müzisyenlerinin katılımcıları coşturacağı bir şölen gerçekleştirilecek. Bu şölende dans ve müziğin yanında geleneksel el sanatlarımızdan lefkara ve sesta işlerinin yer alacağı standlar da kurulacak. Canlı performansların sergileneceği el işleri standlarının yanında, Kıbrıs Türk mutfağından taze ve sıcak yiyecekler ikram edilecek.

Festival 14 Mart çarşamba günü ise resim ve karikatür sergisinin kapanışıyla son bulacak.

North Cyprus Fest adlı festival hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenlerin, organizasyon sorumlusu İlke Susuzlu'yu 07799238839 numaralı telefondan arayabileceği belirtildi.

KIBRIS 06/02/07

Güvenlik kamerasında kumarhane çatışması

7 Şubat 2007

Nurettin KURT / ANKARA

 

 

 

KKTC’de, 20 Aralık 2006 tarihinde iki kişinin öldürüldüğü kumarhane baskının görüntülerini Hürriyet ele geçirdi.

 

Ankara’lı Kürt Ahmet’in oğlu Melih Turgut ile Yaşar Öz’ün sahibi olduğu iki kumarhanenin çalışanları arasında yaşanan silahlı çatışmada Öz’ün Musa Çakmak ve Hüseyin Dönmez isimli iki adamı ölmüş, olayla ilgili İdris Melih Turgut’un da aralarında bulunduğu toplam 9 kişi tutuklanmıştı. İşte otel kameralarının saniye saniye kayda aldığı görüntüler:

ÖZ’ÜN ADAMLARI BAŞLATIYOR

Yaklaşık 50 dakikalık iki ayrı kamera kaydının bulunduğu görüntülerde olayın fitilini Öz’ün adamları ateşliyor. İki adamıyla kumarhaneye gelen Melih Turgut, Yaşar Öz’le restaurant bölümünde sohbete başlıyor. Öz’ün adamları güvenlik için önlem alıyor. Yaklaşık 30 dakika sonra, Turgut’un adamı Necdet Kaan Kanmaz’ın önü Yaşar Öz’ün bir adamı tarafından kesiliyor ve tartışma başlıyor. Tartışmaya Öz’ün başka bir adamı katılıyor, oyun oynayan Turgut’un diğer adamı Akın Ulu tartışmayı yatıştırmak istiyor.

TURGUT SİLAHINI ÇIKARIYOR

Oyun salonunda birşeyler olduğunu gören Öz’ün adamları salona koşuyor. Öz ile Turgut’ta salona gidiyor. Yaşar Öz kavgaya müdahale etmiyor, Melih Turgut ise ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Öz, kısa süre sonra salondan çıkıyor. Adamının dövüldüğünü gören Turgut, yardımına koşarken belinden de silahını çıkarmaya çalışıyor. Yerde boğuşan grubun içinden bir el silah sesi duyuluyor. Turgut, silahıyla iki el ateş ediyor. Kanmaz’ı dövenlerden üçü kaçıyor.

CİNAYET ANI

Kaan Kanmaz belinden silahı çekiyor, namluya mermi veriyor ve aralarından sıyrıldığı iki kişiden birisine ateş edip Turgut’un yanına koşuyor. Turgut bu arada, Öz’ün bir adamını ensesine dayadığı silahla rehin alıyor. Kendisine siper aldığı adamı ile salona doğru ilerleyen Turgut, burada rastgele iki el ateş edip yanına gelen adamları ile otelden kaçıyor.

HURRIYET 07/02/07

Sözleşmelerini iptal ediyorlar

BELİRSİZLİKLERDEN TEDİRGİN OLDULAR... KKTC'den ev veya arsa almak isteyen bazı yabancıların son dönemlerde sözleşmelerini iptal ettiği bildirildi. Ülkemizden gerek bireysel gerekse toplu alım yapan yabancıların, Güney Kıbrıs'ta ve KKTC'de yürürlüğe giren yasa ve emirnameler nedeniyle, ev ve arsa alımında ortaya çıkan belirsizliklerden ötürü tedirgin olduğu ve taşınmaz mal almaktan vazgeçtikleri ifade ediliyor

İNGİLİZ, YAHUDİ VE KKTC... İngilizlerin ev alımları, Yahudilerin ise arsa alımlarıyla ilgili sözleşmelerini iptal ettiği belirtiliyor. Çıkarılan yasa ve emirnameler nedeniyle yabancı alıcılar yanında, KKTC vatandaşlarının da sözleşme iptallerine gittiği bildiriliyor. Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, son dönemlerde bazı yabancı alıcıların ev veya arsa alımı için hazırlanan sözleşmelerini iptal ettiklerini doğruladı

Fazile KÖLE

KKTC'den ev veya arsa almak için yetkili firmalarla sözleşme imzalayan bazı yabancıların son dönemlerde sözleşmelerini iptal ettiği bildirildi.

Ülkemizden gerek bireysel gerekse toplu alım yapan yabancıların, Güney Kıbrıs'ta ve KKTC'de yürürlüğe giren yasa ve emirnameler nedeniyle ev ve arsa alımında ortaya çıkan belirsizliklerden ötürü tedirgin olduğu ifade ediliyor.

Orams davası kararının ardından yükselişe geçmeye başlayan inşaat sektöründe, son dönemlerde yeni sorunlar gündeme geldi.

Sektörde yabancı alıcıların sözleşmelerini iptal etmesi olarak ifade edilen başlıca sorunun, Rum yönetiminin Rum arazileri üzerine ev inşa eden, bunları alıp satan ve Rum evlerinde oturanların 7 yıl hapis cezasına çarptırılmasını öngören yasası ve KKTC hükümetinin yürürlüğe koyduğu, Anayasanın 159. Madde değişiklik yasası ve emirnameler gösteriliyor.

İngiliz alıcıların ev, Yahudilerin ise arazi alımlarıyla ilgili sözleşmelerini iptal ettiği belirtiliyor.

Çıkarılan yasa ve emirnameler nedeniyle yabancı alıcılar yanında, KKTC vatandaşlarının da sözleşme iptallerine gittiği bildiriliyor.

Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, son dönemlerde bazı yabancı alıcıların ev veya arsa alımı için hazırlanan sözleşmelerini iptal ettiklerini doğruladı.

İki müşteri potansiyelinden

iptaller oldu

Hasan Sungur, Güney Kıbrıs'ta geçirilen yasanın ve KKTC hükümetinin yürürlüğe koyduğu, Anayasanın 159. Maddesi Değişiklik Yasası'nın ve emirnamelerin art arda gelmesinin alımlarda iptallere neden olduğunu yineledi.

KKTC'nin ev veya arsa alımlarında iki tür müşteri potansiyelinin olduğunu ifade eden Sungur, bunlardan birinin bireysel olarak ülkeye gelip alım yapan yabancıların, ikincisinin ise bir anda 5-10 daire veya dönümlerce arazi olmak üzere toplu alım yapan yabancı veya TC yatırımcılar olduğunu belirtti.

Sungur, gerek bireysel gerekse toplu olarak yapılan alımlarda sözleşme iptalleri olduğunu kaydetti. İnşaat sektöründe yapılan iptallerin sadece her iki tarafta da geçirilen yasalar olmadığını vurgulayan Sungur, iptallerin bir nedeninin de emirnameler olduğunu kaydetti.

Sungur emirnamelerin çevrenin koruma altına alınması amacıyla geçtiğini anımsattı.

Ancak, emirnameler yapılırken Güney Kıbrıs'ta yaşanan gelişmeler ve 7 yıl hapislik ön gören yasanın geçip geçmeyeceği konusunda her hangi bir araştırma yapılmadığını ifade eden Sungur, araştırma yapılmadan emirnamelerin geçmesinden ötürü olumsuz bir reaksiyonun ortaya çıktığını belirtti.

Hükümetin Güney Kıbrıs'la bağlantılı hareket etmediğini sözlerine ekleyen Sungur, yasa ve emirnamelerin art arda yürürlüğe girdiğini söyledi.

Emirname 159. Madde değişiklik

yasasındaki emniyeti kaldırıyor

Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan Sungur, hükümetin Anayasa'nın 159. Maddesinin değişikliğiyle ilgili bir yasayı yürürlüğe koyduğunu anımsattı.

Yürürlüğe giren yasanın aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kabul ettiği bir komisyon oluşması olduğunu ifade eden Sungur, oluşturulan komisyonun da kabul gördüğünü belirtti ve konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Komisyonun yapısına göre eğer KKTC vatandaşı veya bir yabancı Rum mallı tutuyorsa ve Rum malını geri istiyorsa, malın üzerinde yatırım yapılmış veya proje uygulanmış ise Rum malını geri alamaz. Hükümet tarafından kendisine sadece tazminat ödenir. Ancak eğer malın üzerine herhangi bir yatırım yapılmamış ise Rum'un malını mahkemede geri alma ihtimali ortaya çıkar."

Belirtilen yasa değişikliğiyle emirnamelerin aynı dönemde ortaya çıktığının altını çizen Sungur, yabancı alıcıların en çok tercih ettiği Girne ve Boğaz bölgelerinin emirnamelerle kısıtlandığını kaydetti.

Bunun sonucunda yatırım yapılamayan arsaların Rumlar tarafından geri alınabileceğini belirten Sungur, yetkililer tarafından gerek yabancılara gerekse yerli halka verilen güvencenin de emirnamelerle ortadan kalktığını anlattı.

Emirnameyle kısıtlanan bölgelerin elden çıkabileceğinin altını çizen Sungur, bir tek eşdeğer karşılığında alınan malların kurtarılabileceğini belirtti.

Belirsizlik iptalleri, emirnameler

fiyatların yükselmesini sağladı

Hasan Sungur, Güney Kıbrıs'ta gecen yasa, KKTC zincirleme geçirilen yasların yarattığı güvensizlik ve emirnamelerin müşteriler üzerinde büyük soru işaretlerinin doğmasına neden olduğunu belirtti.

Yatırımcılar Girne veya Boğaz'da ev almak istediği zaman, emirname geçtiği anda dosyanın izni alınmamışsa riske girdiğini ifade eden Sungur, ortada büyük bir belirsizliğin olduğunu kaydetti.

Sungur, evlerin yapılacağı arsaların emirname kapsamına girip girmediğini veya müteahhidinin hükümetle sorun yaşayıp yaşamayacağını bilmeyen müşterilerin sözleşmelerini iptal ettiğini söyledi.

Belirsizliğin iptallere yol açtığını, emirnamelerin fiyatlarda da yükselişe neden olduğunu belirten Sungur, konuyla ilgili KIBRIS'a şu bilgileri verdi:

"Emirnameler çevrenin korunması amacıyla geçti, ancak ortada atlanan bir detay vardır. 4 yıl önce Lefkoşa da bir arsa 15 binse bugün 80 bine çıktı. Lefkoşa bölgesini kapsayan master planı geçirilince ve Lefkoşa çevresi yasaklanınca merkezde kalan arsa fiyatları arz talep nedeniyle yükseldi. Orta hali bir vatandaş Lefkoşa içinden arsa alamaz ise Haspolat veya Kanlıköy bölgelerden alabilirdi. Vatandaşlar için her yönden seçenek vardı. Ancak Kanlıköy, Haspolat ve daha birçok yer kapanınca arz ve talepten dolayı fiyatlar çok yükseldi. Normal gelirli bir vatandaşın ev veya arsa alması zorlaştı."

Güney'deki yasa, İngiliz ve Yahudi

alıcıların iptalleri, arz talep dengesi

Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs'ta eski Rum arazileri üzerine ev inşa eden, bunları alıp satan ve Rum evlerinde oturanların 7 yıl hapis cezasına çarptırılmasını öngören bir yasayı yürürlüğe koymuş ve bu yönde bir Rus çifti tutuklamıştı.

Söz konusu yasanın yabancı alıcılar üzerindeki etkileri konusunda da bilgi veren Sungur, Güney Kıbrıs'ta geçirilen yasanın yabancı alıcıların Güney'e geçmemeleri durumunda herhangi bir sorun yaratmayacağını söyledi.

Sungur, ancak yabancıların KKTC'ye gelmek için Türkiye'yi değil Güney Kıbrıs'ı tercih ettiğini belirtti. Direk uçuşla daha kısa sürede güneye gelen yabancıların oradan KKTC'ye geçtiğini vurgulayan Sungur, yasanın bu noktada huzursuzluk yarattığını söyledi.

"Güneyden gelip gitmemeleri durumunda herhangi sorun yoktur" diyen Sungur, yabancıların Ercan'dan KKTC'ye gelmelerini sağlanmak için teşvik edici tedbirlerin alınması gerektiğini söyledi.

Sungur ev ve arsa alım sözleşmelerinin İngiliz ve Yahudiler tarafından iptal edildiğini yineledi ve yabancılar yanında KKTC vatandaşlarının da sözleşmelerini iptal ettiğini vurguladı.

Emirnamelerle ülkedeki arz ve talep dengesinin bozulduğunu ifade eden Sungur, emirnamelerin sonuçlanmasıyla kendilerinin de onay verdiği master planlarının çıkacağını belirtti ve şunları söyledi:

"Emirnameler ve yasaklamalarla gidildiği zaman bir yerde denge bozulacak. Talep çoğalacak arz azalacağı için fiyatlar aşırı derecede yükselecek ve bu KKTC vatandaşlarına büyük zarar verecek. Bunun yanında yabancılar da ev ve arsa almakta istekli olmayacak. Fiyat yükselmesi sonucunda yabancılar da KKTC den emlak almaktan daha da vaz geçecek."

KIBRIS 07/02/07

Ambargolarla ilgili olarak Rumlara baskı yapmak zorundayız

SORUN SADECE HUKUKİ DEĞİL... Dr. Andreas Schockenhoff: AB olarak, Kuzey Kıbrıs'a ambargonun kalkması için Kıbrıs Cumhuriyeti'ne baskı yapmak zorundayız. Bu, sadece hukuki bir sorun değildir. Bu konuda karşılıklılık esastır. Rumlar de taahhütlerini yerine getirmek zorundadır

Hıristiyan Birlik Partilerinin Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Dr. Andreas Schockenhoff, "AB olarak (KKTC üzerindeki) ambargonun kalkması için Kıbrıs'a (Rum kesimi) baskı yapmak zorunda" olduklarını ifade ederek, "Bu, sadece hukuki bir sorun değildir. Bu konuda karşılıklılık esastır. Rum kesimi de taahhütlerini yerine getirmek zorundadır" dedi.

Schockenhoff, Türkiye'nin müzakere sürecinin sonunu ise net bir şekilde göremediklerini ve tam üyelik için tüm koşulların yerine getirilmesi gerektiğini belirterek, "Müzakerelerin hedefi Türkiye'nin tam üyeliğidir" diye konuştu.

AA'nın haberine göre, Türkiye'de Konrad Adenauer Stiftung Derneği tarafından önceki gün Dedeman Oteli'nde düzenlenen "Almanya'nın AB Konsey Başkanlığı: Hedefler ve Beklentiler" başlıklı panelde konuşan Hıristiyan Birlik Partilerinin Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Dr. Andreas Schockenhoff, "Türkiye'nin başladığı reform sürecini sürdürmesini istemekteyiz. Bu, müzakerelerde lokomotif olacaktır" diyerek, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinin sürmesinin, AB'nin menfaatine olduğuna dikkat çekti.

Schockenhoff, verilen taahhütlerin yerine getirilmesini beklediklerini de dile getirdi.

Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Schockenhoff, Kıbrıs konusundaki bir soru üzerine ise şu yanıtı verdi:

"AB olarak ambargonun kalkması için Kıbrıs'a (Rum kesimi) baskı yapmak zorundayız. Bu, sadece hukuki bir sorun değildir. Bu konuda karşılıklılık esastır. Rum kesimi de taahhütlerini yerine getirmek zorundadır."

KIBRIS 07/02/07

Lillikas'ın açıklamaları, Rum stratejisinin bir parçası

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum tarafının son zamanlarda uluslararası alanda Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıs Rum Yönetimi'ne katarak, Kıbrıs sorununu çözme propagandası yaptığına işaret etti.

Erçakıca dün düzenlediği brifingte, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın katıldığı bir toplantıda Kıbrıs Türkü için "azınlık" nitelemesinde bulunduğu yönündeki haberlerle ilgili soruya verdiği yanıtta, bu demecin Rum yönetiminin son dönemlerdeki stratejisinin bir parçası olduğunu söyledi. Erçakıca Lillikas'ın "Kıbrıslı Türkler, Ermeni ve Maronitler gibi vatandaşlarımızdırlar" şeklindeki sözlerine dikkat çekti.

Erçakıca, geçmişte "ozmosis" ifadesini kullanan Rum Yönetimi'nin şimdilerde "izolasyonlar, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs yönetimi çatısı altında yer almamasından kaynaklanıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altına girerlerse, ortada izolasyon da kalmaz" stratejisi geliştirdiğini belirtti.

Lillikas'ın bu stratejiyi dışta yürüten kişi olduğunu kaydeden Erçakıca, görüşme sürecinin de bundan dolayı kısır ve verimsiz tutulmaya çalışıldığını söyledi. Erçakıca, "Çünkü onların stratejisine göre ilerleyen zaman içinde Kıbrıslı Türkler, onların Kıbrıs Cumhuriyeti dediği çatının altına çekilecek" dedi.

Rum lider Tasos Papadopulos'un da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile biraraya gelmemesinde esas nedenin de bu olduğunu kaydeden Erçakıca, amacın dünya kamuoyuna Kıbrıs sorunu diye bir sorun olmadığı mesajı vermek olduğunu belirtti.

Hasan Erçakıca, bir başka soruya verdiği yanıtta, Lillikas'ın sözkonusu nitelemeyi esas konuşmasında değil, sorulan bir soruya verdiği yanıtta yaptığını söyledi.

Erçakıca, Lillikas'ın "Kıbrıslı Türkler, Ermeni ve Maronitler gibi vatandaşımızdır" ifadesini kullandığını ve bunun da "azınlık" anlamına geldiğini belirtti.

KIBRIS 07/02/07

Ankara Lahey’e gitmeye hazırlanıyor

Ankara, birçok ülkede gündeme gelen Ermeni soykırım iddialarını Lahey Adalet Divanı’na taşımaya hazırlanıyor.

 

NTV

Güncelleme: 13:38 TSİ 08 Şubat 2007 Perşembe

ANKARA - Başta ABD olmak üzere birçok ülkede soykırım iddialarıyla ilgili tartışmaların son dönemde artan bir şekilde gündeme alınması Ankara’yı yeni strateji arayışına soktu. Ankara haklılığını uluslararası bir yargı organı kararıyla onaylanmasının daha doğru bir seçenek olacağı görüşünde. Bu çerçevede Lahey Adalet Divanı’na başvurulması seçeneği değerlendiriliyor. Asılsız soykırım iddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu bu amaçla yerli ve yabancı hukukçulardan görüş istedi.

Türkiye, Ermeni soykırım iddialarına karşı yürüttüğü politikasında kapsamlı değişikliğe gitmek için yeni strateji arayışında. Hükümetin gündemine aldığı seçenek, Ermeni diasporasına karşı uluslararası arenada hukuki mücadele sürecini başlatmak.

Edinilen bilgilere göre, geçtiğimiz ay Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün başkanlığında toplanan “Asılsız soykırım iddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu’nda” soykırım iddialarına karşı broşür basma, sempozyumlar düzenleme, ilan verme gibi yöntemlerin herhangi bir sonuç getirmediği konusunda görüşler dile getirildi.

Toplantıda, Türkiye’nin haklılığının uluslararası bir yargı organı kararıyla onaylanmasının daha doğru bir seçenek olacağı görüşü ön plana çıktı. Bu çerçevede Lahey Adalet Divanı’na başvurulması gündeme geldi.

Koordinasyon Kurulu konuyla ilgili yerli ve yabancı hukukçulardan görüş alınması yönünde karara vardı. Bu seçeneğin olumlu ve olumsuz yönlerinin gelecek raporlara göre ortaya çıkmasından sonra harekete geçilmesi benimsendi.

Birleşmiş Milletler’in başlıca yargı organı olan uluslararası adalet divanı, genel kurul ve Güvenlik Konseyi’nden seçilen 15 yargıçtan oluşuyor. Divanın yetki alanı, bir uluslararası uyuşmazlıkta taraf olan ülkelerin kendisine getirdikleri davaları da kapsıyor.

Türkiye’nin elinde tehcirin meşru müdafaadan kaynaklandığını ortaya koyan arşiv belgeleri bulunduğunu söyleyen yetkililer, Türkiye’nin bu yönde yapacağı girişimin, Ermenileri köşeye sıkıştıracağını ifade ediyorlar.

Glafkos Klerides yoğun bakımda

8 Şubat 2007

 

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

 

Glafkos Klerides yoğun bakımdaKıbrıs Rum yönetiminde geçen hafta akut bronşit teşhisiyle hastaneye kaldırılan eski lider Glafkos Klerides’in durumunun ciddileştiği bildirildi. 88 yaşındaki Rum liderde, bronşite bağlı olarak kalp rahatsızlığı ortaya çıktı. Klerides, Larnaka devlet hastanesinin yoğun bakım ünitesinde oksijen tedavisi görüyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1963’ten günümüze kadar Rum siyasi hayatında etkili olan Glafkos Klerides, 1993-2003 yılları arasında iki kez üst üste Rum lideri seçilmiş ve bu dönemde KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile yıllar süren barış görüşmelerine de imza atmıştı.

Rum liderin aile doktoru Yosif Kasios, 2 yıl önce kalbine stent takılan Rum liderin koroner kalp yetmezliğine bağlı göğüs ağrısı çektiğini ve durumunun iyi olmadığını açıkladı. Klerides geçen yıl da yine bronşit teşhisiyle hastaneye kaldırılmış ancak bir süre tedavi gördükten sonra taburcu olmuştu.

HURRIYET 08/02/07

Kıbrıs’ta 75 kayba DNA testi

7 Şubat 2007

 

 

 

Kıbrıs’ta Türk ve Rum taraflarında yapılan münferit ve toplu kazılarda çıkarılan 75 kişinin kemikleri, DNA testi yoluyla kimlik tespiti için Güney Kıbrıs’taki Genetik Enstitüsü’ne teslim edilecek.

Lefkoşa ara bölgede bu amaçla kurulan Antropoloji Laboratuvarında dizilen 200 Türk ve Rum’un kemiklerinden ilk etapta 75 kişinin kemiklerinin DNA testine gönderilmesiyle ilk kez kimlik tespiti yapılacak. Kimlik tespitinin yaklaşık 2.5 ay sürmesi bekleniyor. Kimlik tespitinden sonra kayıpların yakınlarına teslim süreci başlayacak. Türk tarafı, Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren DNA Laboratuvarında toplanan Türk kayıp yakınlarıyla ilgili örnekleri Genetik Enstitüsü’ne gönderecek.

Bu arada, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Türk ve Rum taraflarında kazı çalışmalarını da programlı bir şekilde sürdürüyor. Komite’nin resmi kayıtlarına göre 502’si Türk, 1468’i de Rum olmak üzere adada kayıtlı 1970 kayıp bulunuyor.

HURIYET 07/02/07

Kıbrıs'ta petrol var mı?


Bu soruya Güney Kıbrıs "Var" yanıtını veriyor. Rum yönetiminin Mısır ve Lübnan'la Doğu Akdeniz'de petrol aramak üzere anlaşma yaptığı biliniyor. Rum tarafı 15 Şubat'ta işi ihale edecek.
Aynı soruya, "Evet, Kıbrıs'ta petrol var" yanıtını verenlerden biri de CHP lideri Deniz Baykal, diğeri ise KKTC'nin eski dışişleri bakanı ve DP lideri Serdar Denktaş...

Baykal'ın kanıtı
CHP lideri Baykal, geçen salı grup toplantısında yaptığı konuşmada Kıbrıs'ta 8 milyar metreküp petrol rezervi bulunduğu yönünde tahminler yapıldığını, rezervin tahmini değerinin de 400 milyar dolar olarak hesaplandığını söyledi.
Baykal, dünkü görüşmemizde bu bilginin dayanağını şöyle açıkladı:
"Rum yönetimi bir süredir çalışmalar yapıyor. Kıbrıs'ın çevresini 12 bölgeye ayırdı. Mısır ve Lübnan'la anlaştı. Çin ve Norveç şirketleri de Rum yönetiminden izin almak için sıradalar. Norveç firması da petrol olduğu yönünde bilgilere sahip. Yine Suriye ile de Rum yönetimi anlaşma yapmak için temas halindeler. Bu çalışmalar verilere dayanıyor. Petrol bulunduğuna dönük önemli bulgular olduğu açık. Keza bir ABD firması da KKTC'ye arama izni için başvuru yapmak istiyor. Tahmin edilen rezervin ekonomik değeri Türkiye'nin gayri safi milli hasılasından bile fazla. Petrol bir yana bu olayın çok önemli siyasi boyutu da var. Rum hem petrol çıkarmak hem de egemenliklerini KKTC'ye de fiilen yaymak için girişimlerini sürdürüyor."

Denktaş'ın bilgileri
KKTC Dışişleri Bakanı ve DP lideri Serdar Denktaş'la da aynı konuyu konuştuk. Serdar Denktaş da şu bilgileri verdi:
"2004'te bir ABD firmasının yetkilisi beni New York'ta buldu ve petrol aramak için KKTC'den izin istedi. Siyasal sorunlar olduğunu, firması aleyhine dava açılabileceğini, ancak bütün riski üstleneceklerini belirterek ısrarla izin istedi. Ben bunu KKTC'de hükümetin gündemine getirdim ama kimse ciddiye almadı. Ayrıca Karpaz Burnu ile İskenderun arasında da petrol olduğu tahmini yapılıyor. Ben bunu da dile getirdim. 2003'te Enerji Bakanı Hilmi Güler biz bakıyoruz, dedi ama arkası gelmedi."

İngiliz üsleri
Serdar Denktaş, Rum yönetiminin petrol arama anlaşmalarıyla ilgili şu bilgileri de verdi:
"Rum yönetimi, Mısır'la yaptığı anlaşma gereği petrolü İngiliz Agratur Üssü açıklarında arayacak. Keza Lübnan'la de yine diğer üs bölgesi Dikelya açıklarında petrol arayacaklar. Lübnan'la yaptığı anlaşmanın arama sahası KKTC'nin karasularına da giriyor. Demek ki İngilizler de üs bölgelerini seçerken gelişigüzel seçmemişler."

TPAO'ya görev
CHP lideri Deniz Baykal, Türkiye'nin de TPAO'yu görevlendirmesi gerektiğini savunuyor. Baykal'ın önerisi şöyle:
"Madem Türkiye KKTC'yi tanıyor, öyleyse, bunun gereğini yapmalı. Biz de KKTC ile anlaşma imzalayıp TPAO'yu görevlendirerek ortak petrol aramalıyız. KKTC'yi tanımanın gereği budur. Daha önce Rumlarla ortak bir devlet kurma umudu olduğu için bu tür girişimler öne çıkmıyordu. Ancak son gelişmeler gösterdi ki artık Kıbrıs'ta tek devlet oluşturma olanağı yok."
Serdar Denktaş da bu öneriyi destekliyor ve Rum yönetimi ile Lübnan'ın KKTC karasularında arama girişimi başlatmaları halinde tereddütsüz müdahale edilmesi gerektiğini savunuyor.

FIKRET BILA MILLIYET 08/02/07

Çözüm için görüşün

AMAÇ, İKİ BÖLGELİ, İKİ TOPLUMLU FEDERASYON... DİSİ'nin Güney Lefkoşa'daki merkezinde yaklaşık 2 saat süren toplantının ardından Soyer ile Anastasiadis, hazırladıkları ortak deklarasyonla basının karşısına çıktı. Deklarasyonda iki partinin, "Adanın iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon çatısı altında yeniden birleştirilmesi ve iki toplumun AB içinde ortak geleceği ve refahı için uğraş verilmesi" taahhütlerine olan bağlılıkları vurgulandı

LOKMACI'NIN AÇILMASI İÇİN YENİ PROSEDÜRLERE GEREK YOK... Güven artırıcı önlem olarak daha fazla sınır kapısının açılması gerektiği de belirtilen ortak bildiride, Lokmacı Kapısı'nın da diğer tüm kapılarda uygulanan prosedürler uygulanarak tekrar halkın kullanımına açılması gerektiği belirtildi. Ayrıca Türk ve Rum liderler, askersizleştirme konusunda bazı "danışmalar" yapmaya çağrıldı

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un tutumu nedeniyle sürüncemede kalan Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin ileriye götürülmesi amacıyla dün liderlere görüşme çağrısı yapıldı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in başkanlığındaki CTP heyeti, dün, güneye geçerek, Annan planına "evet" dediği için Rum tarafında şimşekleri üzerinde toplayan Anastasiadis başkanlığındaki DİSİ yetkilileri ile görüştü.

CTP ile DİSİ, hazırladığı ortak deklarasyonla Gambari sürecine atıfta bulunularak iki toplum liderine çözüm için görüşme çağrısında bulunuldu.

CTP ve DİSİ, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon için Rum Yönetimi lideri Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın görüşmesini istiyor.

2 saat görüştüler, tutumlarını açıkladılar

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Rum DİSİ partisi iki bölgeli, iki toplumlu bir çözüm hedefine bağlılıklarını yineleyerek, toplum liderlerine yakın bir gelecekte görüşme çağrısında bulundu.

CTP ve DİSİ yetkilileri dün sabah bir araya geldi.

DİSİ'nin Güney Lefkoşa'daki genel merkezinde saat 11.30'da başlayan toplantıya CTP'den parti başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Genel Sekreter Ömer Kalyoncu, Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk ve MYK Üyesi Ünal Fındık katılırken, DİSİ'yi Başkan Nikos Anastasiadis, Aurof Neofitu, Keti Klerides, Hristos Burguridis ile Manolis Hristofidis temsil etti.

Yaklaşık iki saat süren toplantının ardından iki parti başkanı hazırlanan ortak deklarasyonu basın önünde okudu.

AB içinde ortak gelecek

İngilizce hazırlanan deklarasyonda iki partinin "Adanın iki bölgeli iki toplumlu bir federasyon çatısı altında yeniden birleştirilmesi ve iki toplumun Avrupa Birliği içinde ortak geleceği ve refahı için uğraş verilmesi" taahhütlerine olan bağlılıklarına vurgu yapıldı.

Deklarasyonda, 8 Temmuz anlaşması ve Gambari sürecine de atıfta bulunularak, iki toplum liderine, yakın zamanda bir araya gelmeleri çağrısı yapıldı.

Askersizleştirme konusunda "danışsınlar"

Güven artırıcı önlem olarak daha fazla sınır kapısının açılması gerektiği de belirtilen ortak bildiride, Lokmacı Kapısı'nın da diğer tüm kapılarda uygulanan prosedürler uygulanarak tekrar halkın kullanımına açılması gerektiği üzerinde duruldu ve Türk ve Rum liderler, askersizleştirme konusunda bazı "danışmalar" yapmaya çağrıldı.

Bildiride ayrıca "CTP ve DİSİ daha fazla güven artırıcı önlem ve hareketlerin görüşülmesi üzerinde uzlaşmaya varmışlardır" denildi.

KIBRIS 08/02/07

75 kayıp kemiği DNA testine hazır

Kıbrıs'ta Türk ve Rum taraflarında yapılan münferit ve toplu kazılardan çıkarılan kayıplara ait kemiklerden 75'i, DNA testi yoluyla kimlik tespiti için önümüzdeki günlerde Güney Kıbrıs'taki Genetik Enstitüsü'ne teslim edilecek. Ara bölgede bu amaçla kurulan Antropoloji Laboratuarı'nda dizilen toplam 200 Türk ve Rum'a ait kemiklerden ilk 75'inin DNA testine gönderilmesiyle, ilk kez kimlik tespiti yapılmış olacak. Ancak 75 kayba ait kimlik tespitinin yaklaşık 2.5 aylık bir süre alacağı belirtildi.

Türk, Rum ve BM temsilcisinden oluşan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin hazırladığı program çerçevesinde iki tarafta yapılan kazılardan çıkarılan kayıplara ait kemikler önce Antropoloji Laboratuarı'nda diziliyor. Son 2 yıllık çalışmalar sonunda çıkarılan kemiklerden yaklaşık 200'ünün dizilme işlemi tamamlanırken, bunlardan 75'i önümüzdeki günlerde Genetik Enstitüsü'ne teslim edilecek. İlk teslimin ardından kemiklerin parti parti DNA testine gönderilmesi hedefleniyor.

Taraflar arasında varılan mutabakat uyarınca, Antropoloji Laboratuarı gibi Genetik Enstitüsü'nde de Türk ve Rum uzmanların birlikte yapacağı çalışma sonunda, 75 Türk ve Rum'a ait kimlik tespiti DNA testiyle belirlenecek. Yaklaşık 2.5 ay alacak bu çalışma sonunda ilk kez kayıpların kimlik tespiti de başlamış olacak. Kimlik tespitinin ardından da kayıpların yakınlarına teslim süreci başlayacak.

Türk tarafı, Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren DNA Laboratuarı'nda toplanan Türk kayıp yakınlarıyla ilgili örnekleri Genetik Enstitüsü'ne gönderecek.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Türk ve Rum taraflarında kazı çalışmalarını da programlı bir şekilde sürdürüyor. 2007 başına kadar münferit acil kazılara ek olarak Türk ve Rum tarafında toplam 10 civarında toplu mezarda kazı yaptıran Komite, yağışlı havayla birlikte kısa süreli aksamalara karşın iki tarafta kazıları sürdürüyor.

Komite'nin resmi kayıtlarına göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere adada kayıtlı 1970 kayıp bulunuyor. Taraflar kayıpların yakınlarından aldıkları kan örnekleriyle kimlik tespiti yapmayı hedefliyor. Türk tarafı, 15 kayıp dışında kayıtlı kayıpların tümünün yakınlarından kan örnekleri almış durumda.

Kazılarda bulunamayan veya kimlik tespiti yapılamayan kayıplar için de tek tek araştırma yapmayı ve yeterli bilgiye ulaşılması haline ölü ilan etmeyi planlayan Komite, son 2 yıldan beri uygulanan ve sonuca doğru giden kayıp projesiyle kayıplarla ilgili tüm dosyaları kapatmayı öngörüyor.

Yabancı uzmanlar gözetiminde çalışan Komite'nin geçtiğimiz yıl harcanan milyonlarca dolarlık bütçeye ek olarak sadece bu yılki harcamasının 2.7 milyon dolar olacağı da öngörülüyor.

Kayıplarla ilgili çalışmalarda, 9'u antropolog-arkeolog, 3'ü DNA uzmanı, 6'sı araştırma görevlisi ve hemşireler ile ofis çalışanları dahil 30 civarında Kıbrıslı Türk görev alıyor.

KIBRIS 08/02/07

ABD: Kıbrıs'taki kıta sahanlığı sorununda taraf değiliz

Bir soruya yanıt olarak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack'ın bürosundan yapılan açıklamada, bu sorunun, Kıbrıs'ta en kısa sürede çözüm için çabalara yeniden başlanması gerektiğini ortaya koyduğu vurgulandı.

Açıklamada, Kıbrıs'ın kıta sahanlığında petrol aranması konusunda, "Sorun, (Kıbrıs Rum yönetimiyle) onunla anlaşma imzalayan ülkeler ve Türkiye arasında. ABD, bu anlaşmalara taraf değil. Dışişleri Bakanlığı'nın, Amerikan şirketlerine, bu ihalelere katılıp katılmamaları konusunda herhangi bir tavsiyesi yok" denildi.

ABD açıklamasında, şu ifadeler kullanıldı:

"Bu sorun, adanın iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonda yeniden birleşmesini sağlayacak kapsamlı bir Kıbrıs çözümünün elde edilmesine yönelik BM'nin iyi niyet misyonu çabalarının yeniden başlatılması konusunda tarafların yoğunlaşmaları gerektiğine işaret ediyor. Bir sonraki adım, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin girişimiyle 8 Temmuz 2006'da sağlanan anlaşmanın uygulanmasına yönelik olmalı. Nihai bir çözüm, adanın doğal kaynaklarından tüm Kıbrıslıların yararlanmasını sağlayacak."

KIBRIS 08/02/07

İspanyol ve İtalyan işadamları işbirliğine hazır

KKTC'ye önceki gün Ercan Havaalanı'ndan gelen heyet, dün Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı tarafından kabul edildi.

Heyetin başkanlığını yapan Roberto Cavallaro görüşmede yaptığı açıklamada, ziyaret amaçlarının adaya ticari, sportif ve ekonomik alanlarda işbirliğini teşvik etmek ve AB iş dünyasında KKTC'nin imajını yükseltmek olduğunu kaydetti.

Cavallaro, amaçlarının, İtalya'da 11 bin üyesi bulunan "Küçük ve Orta Ölçekli Girişimciler ve Profesyoneller Odası" ile Barselona ve Madrid'de odaları bulunan İspanya'daki benzer bir kuruluş ile KKTC Ticaret Odası arasında işbirliğini teşvik etmek, eğitim ve kültür alanında ise İtalya'daki Palermo Üniversitesi ve Enna Üniversitesi ile Doğu Akdeniz Üniversitesi arasında işbirliği başlatmak olduğunu kaydetti.

Roberto Cavallaro, ayrıca Kıbrıs Türkleri ile birlikte sportif aktivitelerde yer almaya hazır olduklarını ifade etti.

KKTC'nin ada dışında pek bilinmediğini vurgulayan Roberto Cavallaro, KKTC'nin tanınmamasından dolayı ada dışında gerçeklerin de tam olarak bilinmediğine vurgu yaptı. Kendisinin yaşı gereği Kıbrıs'ı ve ada gerçeklerini bildiğini belirten Cavallaro, ada hakkında gerçekleri dünyaya anlatmanın mümkün olduğunu söyledi ve bu yönde elinden geleni yapacağı sözünü verdi.

Avcı: Dünyanın bizi anlamasını beklersek çok yanılırız

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ise, KKTC'nin dışarıda pek bilinmediği yöndeki yoruma işaret ederek, "Bizim de ortaya koyduğumuz gerçekler bunlardır. Biz burada oturup dünyanın bizi anlamasını beklersek, çok yanılırız" dedi.

Avcı, geniş yelpazeye sahip böyle bir temasın ve bunun yanında Mayıs ayında yer alacak folklor festivaline davet almalarının kendilerini mutlu ettiğini ifade etti.

Devamlı olarak savunduğu bir görüşü dile getiren Avcı, "Bizler ticari, sosyal, kültürel ve sportif açılımlarla dünyaya açılacağız. Böylece KKTC'nin, Kıbrıs Türk Halkının neler yaşadığını, nasıl buralara gelindiğini anlatma fırsatı bulacağız" dedi.

Temasın gerçekleşmesinde, üniversitede (DAÜ) eğitim verdiği dönemlerdeki öğrencilerinin önemli rol oynadığını vurgulayan Avcı, teması "iki işletme bir de turizm öğrencisinin geri dönüşü" olarak tanımladı.

Avcı, temasın bir başkan nedeninin ise Venediklilerin tarihte, özellikle de Mağusa bölgesinde yer alması olduğunu kaydetti.

İtalyanca sohbet de eden Bakan Avı ile Cavallaro, görüşmede iki taraf da birbirlerine hediye sundu.

KKTC'yi ziyaret eden heyette, İtalya'daki Liberal Parti'nin, Roma yakınlarındaki Frosinone bölgesindeki örgütün başkanı ve işadamı Cataldo Perfetti ile "Rahim Bankası" yöneticileri Karman Zaheer ve Genel Müdürü Zaigham Khan de yer aldı.

KIBRIS 08/02/07

Hristofyas, BM'den Lokmacı konusunda inisiyatif istedi

Alithia gazetesinin haberine göre, Ulusal Halk Kongresi Daimi Komite Başkanı Wu Bangguo'nun davetlisi olarak Çin'e giden Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı Pekin Havalimanı'nda karşılayan Çin Ulusal Halk Kongresi Hukuk Komitesi Başkan Yardımcısı Li Changan, Kıbrıs konusunda destek belirtti ve Ada'nın yeniden birleşmesini diledi. Changan, Kıbrıs ziyaretinde Yeşil Hat'tı gezdiğini ve "Kıbrıs" halkının duygularını hissettiğini de söyledi.

Rum Meclis Başkanı Hristofyas ise, Güvenlik Konseyi üyesi bir ülkenin dayanışmasının önemini belirtti ve Ledra Caddesi'nin açılmasına yönelik son gelişmeler hakkında bilgi verdi. Konuyla ilgili güvelik sorunları bulunduğunu savunan ve dekonfrantasyon olması gerektiğini belirten Hristofyas, BM'nin inisiyatif üstlenmesini beklediklerini ifade etti.

Ülkesi ile Çin'in benzer sorunları olduğunu da savunan Hristofyas, "Çin'in Tayvan, adanın da yeniden birleşme için işgale sorunu olduğunu" kaydetti.

Li Changan, Tayvan konusunda destek veren Güney Kıbrıs'a teşekkürlerini sunarken de Hrsitofyas, "ilke meselesi" yanıtını verdi.

Hristofyas, "sömürge yıllarından çalınan binlerce tarihi eserin dünyanın çeşitli müzelerinde sergilendiğini" de söyledi ve "Kıbrıs topraklarının yüzde 37'sinin işgalinden sonra kültürel mülkün büyük oranda tahrip edilmesinin üzücü olduğunu" kaydetti. Hristofyas, çalınan ve çeşitli ülkelere satılan eserlerin geri dönmesi için büyük çaba sarfedildiğini de ifade etti.

Bizans mirasının büyük zarar gördüğünü, birçok eserin camiye, ağıla dönüştürüldüğünü savunan Hristofyas, Makarios ve Mao döneminde yaratılan dostluğun ötesinde siyasi geleneklerin iki ülkeyi yakınlaştırdığını da ekledi.

KIBRIS 08/02/07

Rumlar petrol krizini tırmandırıyor


9 Şubat, 2007 18:08:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Doğu Akdeniz'deki petrol krizine Yunanistan'ı da dahil etmek üzere harekete geçti.

21 Şubat'ta Yunanistan'a gidecek olan Papadolos'un birinci gündem maddesi, Kıbrıs adası ile Yunanistan arasındaki denizde ekonomik münhasır alan anlaşması imzalamak.

Rum medyasının haberlerine göre, Papadopulos, Atina ziyaretinde Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'e Türkiye'nin Antalya açıklarından Ege'nin güneyini tamamen kaplayan deniz alanını da paylaşmak istediklerini bildirecek.

Ancak Yunanistan'ın bu tarz bir anlaşma için isteksiz. Eleftheros Tipos gazetesi, yeni hedef bölgenin, Yunanistan, Libya, Türkiye ve Kıbrıs'ın ekonomik münhasır alanlarının kesiştiği yer olduğuna dikkat çekerek, girişimin yeni bir krize neden olabileceğini yazdı.

Rum Politis gazetesi ise, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 20 Mart'taki ziyareti öncesinde Yunan hükümetinin bir kriz istemediğini hatırlattı.

Kıbrıs Rum yönetimi, adanın güneyindeki bölge için Mısır’la, adanın doğusundaki bölge için de Lübnan ile petrol çıkarma anlaşması imzalamıştı.

Rehn: Kıbrıs BM öncülüğünde çözülsün

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, BM önderliğinde Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü yolunda ilerleme sağlanmasının, Türkiye ile Kıbrıs Rum kesimi arasındaki genel iklimi önemli ölçüde iyileştireceğini belirtti.

 

NTV

Güncelleme: 17:05 TSI 09 Şubat 2007 Cuma

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu’ndaki Hıristiyan Demokrat grubun Yunan milletvekillerinden Georgios Papastamkos’un yazılı soru önergesine cevap veren Rehn, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümün BM önderliğinde aranacağını vurguladı. Rehn, sağlanacak ilerlemenin, ilişkilerin normalleşmesi yönünde somut adımlar atılmasını teşvik edeceğini belirtti.

Papastamkos, Rehn’den “Limanların açılması konusunda Türkiye’ye tarih vermekle sonuç alınmaz ve Kıbrıs sorununun en iyi çözüm yeri BM’dir” ifadelerine açıklık getirmesini istemişti.

Rehn cevabında, Türkiye’nin imzaladığı Ankara Protokolü’yle, limanların açılması konusunda yasal bir yükümlülük altına girdiğini ve bunu karşılaması gerektiğini de hatırlattı.

Economist’ten Kıbrıs sorunu iddiası

Economist dergisi, Kıbrıs sorununun AB-NATO ilişkilerinin geleceğini ipotek altına aldığını iddia etti.

 

NTV

Güncelleme: 13:10 TSI 09 Şubat 2007 Cuma

LONDRA - Malta gibi, Kıbrıs Rum kesiminin de AB üyesi olduğunu ama NATO üyesi olmadığını yazan dergi, ittifakın kurucu üyelerinden Türkiye’nin ise Rum kesimini tanımadığını hatırlattı.

Türkiye’nin ittifak üyesi olmayan ülkelerin eline geçmesin diye, hassas bilgilerin AB ile paylaşılmasına izin vermeyeceğini savunan Economist, Kıbrıs Rum kesiminin de AB’nin NATO ile birçok alanda müzakere yapmasına engel olacağını belirtiyor.

Economist, AB yetkililerinin durumu şimdilik o kadar kötü görmemesine rağmen bir çıkmaz yaşandığını, hatta bu gerginliğin Afganistan operasyonunun daha etkili olmasını engellediğini savunuyor.

Economist: Kıbrıs, Türkiye-AB ilişkilerini ipotek altına aldı


      Economist dergisi, Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği-NATO ilişkilerinin geleceğini ipotek altına aldığını yazdı. Dergi, bazılarının aksini iddia etmesine karşın AB ile NATO arasındaki ilişkilerin kopmuş durumda olduğunu belirtti.
      Berlin’deki NATO zirvesinde Genel Sekreter Jaap de Hoop Scheffer’in, NATO ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerinin çok sınırlı kaldığını söyleyerek Avrupalı liderleri kızdırdığını belirten Economist dergisi, ancak Genel Sekreter’in aslında malumu ilan ettiğini yazdı. Haberde, "Bazılarının şiddetle itiraz etmesine rağmen zengin dünyanın en önemli örgütlerinden ikisi arasındaki ilişkiler kopmuş durumda" denildi.
      BBC Türkçe Servisi’nde de yer alan haberde Malta ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin 2004’te Avrupa Birliği üyesi olduğu ancak bu iki ülkenin de NATO’nun bir parçası olmadığı vurgulandı. Haberde, NATO’nun kurucu üyelerinden olan Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımadığı da hatırlatıldı.
     
     'TÜRKİYE HASSAS BİLGİLERİN PAYLAŞILMASINA İZİN VERMEYECEK'
      Haberde, "Türkiye, ittifak üyesi olmayan ülkelerin eline geçmesin diye, hassas bilgilerin Avrupa Birliği’yle paylaşılmasına, 750 bin nüfuslu Kıbrıs da Avrupa Birliği’nin 850 milyon nüfuslu NATO’yla birçok alanda müzakere yapmasına izin vermeyecek" denildi.
      Dergide ayrıca "Batı’nın en önemli kurumlarından ikisi ve dünyanın en tehlikeli ülkelerinden ikisi 30 yıldır süren bir sorunun rehinesi haline geldiler" ifadeleri yer aldı.
      AB yetkililerinin durumun göründüğü kadar kötü olmadığını savunduğu belirtilen haberde, Avrupalı liderlerin, NATO’yla Bosna’da iyi bir işbirliği örneği sergilediklerini söyledikleri ve "Türkiye’yle Kıbrıs arasında sorun olsa da Avrupa Birliği ile NATO arasında yok" dedikleri kaydedildi.
      Ancak haberde, Bosna’yla ilgili kararların çoğunun Kıbrıs AB üyesi olmadan önce alındığı hatırlatıldı. (ANKA)

MILLIYET 09/02/07

Talabani: ABD bıraksa Kerkük'ü bir haftada temizleriz!..


      Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin 1991-2003 döneminde yapılan petrol kaçakçılığından milyonlarca doları biriktirdiği öne sürüldü. The Guardian gazetesi’nde yayınlanan bir makalede "Talabani’nin gücünün bir kaynağı da servetidir. Mesut Barzani ile birlikte Talabani’nin petrol kaçakçılığından alınan ‘vergiler’den milyonlarca doları biriktirdiğine inanılıyor" denildi. Makalade Talabani’nin ABD’ye kastederek "Eğer bırakılarsa bir hafta içinde tüm Kerkük ve çevresini temizleriz" dediği de belirtiliyor.
      "Bağdat’ın Düşüşü" gibi kitapların yazarı Jon Lee Anderson, İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlanan uzun bir makalede iyi tanıdığı Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin portresini çizdi.
      Saddam’ın idam edildiği haberinin, Talabani ile birlikte, Paris’te ağırlandığı lüks Louis XVI otelinde muhteşem bir suitede öğrendiklerini anlatan Anderson, 73 yaşındaki Talabani’nin "siyasi kurnazlığı, yemek ve sigaraya olan büyük düşkünlüğü, mizah duygusu, bitmez tükenmez iyimserliği ve sırları saklamadaki berecisizliği" ile tanındığını yazdı.
      Talabani’nin zor tanımlanan bir adam olduğunu belirtirken "Eğer İslamcı iseniz size Kuran ayetlerini, Marşist iseniz Marşist-Leninist teorileri, diyalektik ve Decartes’ten söz eder" ifadesini kullanan Anderson, Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı El Ruki’nin de, Talabani için "Birkaç dil konuşma gibi ilginç bir yeteneği var, bazen çok sınırlı bir sözcük dağarcılığı ile" esprisini de aktardı.
     
     SU GİBİ PARA HARCIYOR

      Anderson, makalesinde "Aşırı çömert bir kişi ve sanki yarın yok gibi harcıyor" dediği Talabani’nin yanında kaldığı haftalarda hiçbir zaman ne kendisinin, ne de yardımcıların ibadet ettiklerini gördüğünü belirtirken Talabani’nin hiç de içkiye karşı olmadığını, küçük dost grupları ile kumar oynamaktan hoşlandığını da kaydetti.
      Celal Talabani’nin "gücünün bir kaynağının da serveti" olduğunu öne süren Anderson "Halen özerk Kürt bölgesi başkanı olan eski rakibi Mesut Barzani ile birlikte ülkeye BM yatırımlarının uygulandığı 1991-2003 döneminde Irak’tan kaçırılan petrolden alınan ‘vergiler’den milyonlarca dolar biriktirdiğine inanılıyor" diye yazdı.
     
     ZARF DAĞITTI

      Geçen Kasım ayında Talalani ve bazı Iraklı bakan ve Iraklı basın gazetecilerinin bulunduğu uçak ile ilgili bir anını da aktaran Anderson, uçaktakilere zarfların dağıtıldığını, kendisine verilen zarfın 20 adet 100 dolar banknotu içerdiğini, zarfı geri verdiğinde de Talabani’nin bir armağanı olduğu söylendiğini kaydetti. Üst düzey danışmana verilen zarftan ise 50 adet 100 dolar banknotun çıktığını anlatan Anderson, Talabani’nin uçuş sırasında toplam 100 bin dolar dağıttığını hesaplandığını da belirtti.
      Jon Lee Anderson, Talabani’nin de, ABD’nin terör ile mücadele konusunda yaptıkları "en büyük hatalarödan birinin "Teröristler istediği yaparken Kürtlerin ve Şiilerin ellerini bağlamak" olduğunu belirttiğini kaydederken Talabani’nin "Eğer bizi bırakırlarsa, tüm Kerkük ve çevresini bir hafta temizleriz" sözlerine de dikkat çekti. (ANKA)

MILLIYET 09/02/07

Avrupa'dan Kıbrıslı Türklere eğitim bursu

KIBRISLI TÜRK ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERE BURS İMKÂNI... Avrupa Komisyonu, Avrupa'da eğitim görmek isteyen 80 öğrenciye ve 25 öğretmene eğitim bursu veriyor. Burstan yararlanmak isteyen Kıbrıslı Türk öğrenci ve öğretmenlerin, 11 Nisan'a kadar AB'nin Lefkoşa ofisine müracaat etmesi gerekiyor

Yeliz K. SARICA

Avrupa Komisyonu, Kıbrıs Türk toplumuna yurtdışında eğitim bursu imkânı sağlıyor.

Avrupa'da eğitim görmek isteyen 80 öğrenciye ve 25 öğretmene Avrupa Komisyonu tarafından eğitim bursu verilecek.

Burstan yararlanmak isteyen Kıbrıslı Türk öğrenci ve öğretmenlerin, 11 Nisan tarihine kadar AB'nin Lefkoşa ofisine müracaat etmesi gerekiyor.

Avrupa Komisyonu Genişleme Genel Direktörü Georg Ziegler, Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıslı Türk öğrencilere ve öğretmenlere çeşitli burslar sağlandığını söyledi.

Eğitim Bilimleri Derneği üyelerinin Avrupa Komisyonu'nu ziyaretleri çerçevesinde görüştüğü Ziegler, Kıbrıs Türk toplumuna ayrılan 259 milyon euro'nun 2011 yılına kadar çeşitli programlarla verileceğini kaydetti.

Lefkoşa'da AB ofisi açıldığına dikkat çeken Ziegler, Kuzey Türk toplumunun enerji, insan kaynakları ve burs sorunları olduğunu, bu sorunlara çeşitli programlarla çözüm bulunacağını belirtti.

Georg Ziegler, Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıslı Türk 80 öğrenciye ve 25 öğretmene yurtdışında burslu eğitim imkânı sağladığını, burs başvurusunun 11 Nisan'a kadar Lefkoşa'daki AB ofisine yapılması gerektiğine dikkat çekti.

"Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü destekliyoruz"

Georg Ziegler, Güney Kıbrıs'ın tüm engellerine rağmen Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü desteklediğini ifade etti.

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesi için Almanya'nın çalıştığını ancak son kararın üye devletlere kaldığını kaydeden Ziegler, Kıbrıslı Türklerin tecridini hafifletmek için bir plan doğrultusunda çevre, eğitim, tarım gibi konularda Kıbrıslı Türk uzmanlarla görüştüklerini ifade etti.

Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğine dikkat çeken Ziegler, BM sürecinin çok önemli olduğunun altını çizdi.

Çeşitli eğitim programları mevcut

Ziegler, Avrupa Birliği'nde çeşitli eğitim programlarının olduğunu söyledi.

Eğitim programları çerçevesinde Okul eğitimi (COMENİUS), yüksek öğrenim ve staj (ERASMUS), meslek ve sanat eğitimi (Leonardo Da Vinci), yetişkin eğitimi (GRUNDTVİG) adı altında eğitim programları düzenlendiğini kaydeden Ziegler, Kıbrıslı Türklerin de bu programlardan yaralanması için çalıştıklarını ifade etti.

Eğitim programlarından yararlanmak isteyen Kıbrıslı Türklerin Lefkoşa'daki AB ofisine başvurabileceklerini belirten Ziegler, http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl adresinden gerekli bilgilere de ulaşılabileceğini söyledi.

KIBRIS 09/02/07

Türkiye'den Kayıp Şahıslar Komitesi'ne 50 bin dolarlık katkı

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, çeki, komiteye iletmek üzere Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sundu. Çeki sunarken komitenin üçüncü üyesi Christophe Girod'un da bulunması nedeniyle konuşmasını İngilizce yapan Büyükelçi, Türkiye'nin söz konusu çalışmaları desteklediğini, konunun siyasetten uzak ve insani bir konu olduğunu, komitenin yürüttüğü Mezardan Çıkarma ve Kimliklendirme Projesi'ne bu çerçevede baktıklarını kaydetti. Büyükelçi, Türkiye'nin komiteye yaptığı yardımların son dilimi olan bu paranın çalışmaların sonuçlandırılmasına yardımcı olmasını diledi.

Cumhurbaşkanı Talat da çeki alırken yaptığı konuşmada, kayıplar konusunun tamamen insani olduğunu belirterek, Türkiye'ye şu ana kadar yaptığı katkılar ve çalışmaları cesaretlendirmesi nedeniyle teşekkür etti.

Talat, Mezardan Çıkarma ve Kimliklendirme Projesi'ni sonuçlandırmak, bu amaca ulaşmak için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanlığında gerçekleşen görüşmede, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Büyükelçilik Birinci Müsteşarı İbrahim Mete Yağlı, Kayıplar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük ve komitenin üçüncü üyesi (BM Temsilcisi) Christophe Girod da hazır bulundu.

Bu arada Gülden Plümer Küçük'ten alınan bilgiye göre, Türkiye'nin bugüne kadar komite çalışmalarına yaptığı miktar son bağışla 190 bin ABD Doları'na ulaştı. Türkiye'nin daha önce verdiği paranın 50 bin doları DNA merkezinde, 90 bini doları ise antropoloji laboratuvarında kullanılmıştı.

KIBRIS 09/02/07

Gül'ün açıklamalarını dikkate alıyoruz ama vazgeçmeyeceğiz

"KIRMIZI ÇİZGİ" UYARISINI "TEHDİT" DİYE ALGILADILAR... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün petrol konusunun kırmızı çizgi olduğunu söylemesini "tehdit" olarak yorumlayan Rum yönetimi, BM nezdinde yazılı protestoda bulundu. Rum Yönetimi Sözcüsü Paşardis, Gül'ün açıklamasını dikkate aldıklarını ancak bunun kendilerini, planlarını uygulamaktan vazgeçirmeyeceğini açıkladı

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün petrol konusunun kırmızı çizgi olduğunu söylemesini "tehdit" olarak yorumlayan Rum yönetimi BM nezdinde yazılı protestoda bulundu. Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis Gül'ün açıklamasını dikkate aldıklarını ancak bunun kendilerini, planlarını uygulamaktan vazgeçirmeyeceğini açıkladı.

Haravgi gazetesi haberinde, Rum Sözcü Hristodulos Paşardis'in, "Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün petrol konusunda kırmızı çizgileri konusunda yeniden gündeme getirdiği tehditler dikkate alınıyor ancak bunların; Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yasal egemenlik ve uluslar arası tanınmış haklarını kullanmaktan vazgeçirmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir" dediğini yazdı.

Gazeteye göre, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın; Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol arama-çıkarma niyeti nedeniyle meydana gelen sorunun Kıbrıs sorununa kesin çözüm bulunmasından sonra halledilmesi talebiyle, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a mektup göndermesini yorumlaması istenen Paşardis, "Kıbrıs Cumhuriyeti millî hakları ve meşruiyeti çerçevesinde bazı kararlar almıştır ve bu kararları Talat'ın veya Ankara'nın her türlü tepkisinden bağımsız olarak ileri götürecek" dedi.

Gazete, Rum yönetiminin BM'deki Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis'in Rum Dışişleri Bakanlığı'nın talimatıyla; TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 30 Ocak tarihli açıklamasının içeriğinde yer alan "tehditler" nedeniyle BM Genel Sekreteri nezdinde yazılı protestoda bulunduğunu yazdı.

BM nezdinde protesto

Gazeteye göre Mavroyannis, salı günü BM resmi belgesi olarak dağıtılan protesto mektubunda; şunlar savunuldu :

"Türk Dışişleri Bakanı'nın açıklaması, Türk medyasında gerginlik yaratmayı hedefleyen bir dizi yazının yayınlanmasına kıvılcım oluşturmuştur. Bunu; Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'ın tahrikkar açıklamaları takip etmiştir.

Bu açıklama Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve egemen haklarına yönelik ağır bir ihlaldir; bölgesel barış ve güvenliğe yönelik tehlikeli bir tahriktir; uluslararası hukukun temel ilkelerine ve evrensel düzeyde kabul edilen kurallara (Jus Cogens) yönelik sorumsuz bir ihlaldir ve BM Anayasasının lafzına ve ruhuna aykırıdır. Kıbrıs hükümetinin ilgili kararları, 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nden doğan egemenlik hakkına uygundur.

Türkiye'nin; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; komşu devletler ile, Uluslararası hukuka uygun ve Türk kıyılarının karşısında veya yanında olmayan bölgelerdeki kıtasahanlığının münhasır ekonomik bölge sınırlarını belirleme anlaşmaları yapmasını sorgulama hakkına sahip değildir. Türkiye; Deniz Hukuku sözleşmesine saygı göstermeyen ve bununla savaşan yegâne BM üyesi ülkedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; Kıbrıs'ı çevreleyen deniz bölgesindeki ve bu bölgenin ihtiva ettiği doğal zenginlikler üzerindeki egemenlik hakkından en küçük bir kuşku dahi duymuyor, Türk hükümetinin bunun aksine olan bütün taleplerini reddediyor. Hükümet BM Güvenlik Konseyi ve diğer uluslar arası mercilere başvurmak da dahil olmak üzere bütün kanallar aracılığıyla haklarını korumakta kararlıdır."

Pek çok düzeyde protesto, perde gerisi ve yoğun çalışma

Fileleftheros gazetesi, Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama prosedürünü başlatmak amacıyla, yabancı şirketlerden başvuru kabulüne başlayacağı 15 Şubat tarihi yaklaşmaktayken perde gerisinde petrol diplomasisi yapılmakta olduğunu haber verdi

Gazete haberinde, Rum yönetimin iki düzeyde diplomatik açıdan faaliyet göstermekte olduğunu yazdı.

Habere göre, Rum yönetiminin diplomatik faaliyetlerinden biri Kıbrıs'a yönelik Türk "tehditlerini" şikayet etmek ve Mısır ve Lübnan'la imzaladığı petrol ve doğalgaz arama-çıkarma anlaşmaları hakkında yabancı hükümetleri bilgilendirmektir. Rum yönetimi ayrıca, anlaşmaların hayata geçirilmesinde herhangi bir sorun olmaması için Beyrut ve Kahire'yle arasındaki direkt irtibatı koruyor.

Devamla; TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Washington ziyareti sırasında petrol konusunu kırmızı çizgi olarak nitelediğini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri'ne mektup göndererek Rum yönetiminin bu yöndeki niyetlerini protesto ettiğini ve DP Başkanı Serdar Denktaş'ın da; 2004 yılında bir Amerikan şirketinin Karpaz-İskele arasında petrol ve doğalgaz aramak için izin başvurusunda bulunduğu yolundaki açıklamasını Kıbrıs Türk basınına dayanarak aktaran gazete haberini şöyle sürdürdü:

"Lefkoşa Türk hareketlerine düşük tonda yanıt veriyor. Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis; Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün petrol konusundaki kırmızı çizgilerle ilgili olarak tekrarladığı tehditlerin dikkate alındığını ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni; yasal ve uluslararasında tanınmış haklarını kullanmaktan vazgeçirmesinin hiçbir şekilde söz konusu olmadığını söyledi.

İşgal liderinin BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a gönderdiği şikâyet mektubunu da değerlendirmesi istenen Paşardis Kıbrıs hükümetinin uluslararası hakları ve meşruiyeti çerçevesinde bazı kararlar aldığını ve bu kararlarını Talat'ın veya Ankara'nın tehditlerinden bağımsız olarak ileri götüreceğini söyledi."

Fileleftheros gazetesi haberinde, Güney Kıbrıs'ın BM'deki Daimi Temsilcisi aracılığı ile BM Genel Sekreteri nezdinde yazılı protestoda bulunduğunu haber verdi.

Gazeteye göre, Rum yönetimi adına yapılan protestoda, "Kıbrıslı Türklerin haklarını korumak adına uygulanmakta olan Türk politikasının gerçek teşvikleri; Türk yayılmacılık planlarından ve Kıbrıs'ın doğal kaynaklarının Türkiye tarafından kullanılması arzusundan başka bir şey değildir" iddiasında bulunuluyor.

"Türkiye'nin; Güney Kıbrıs'ın, ilgili Uluslararası Hukuk maddelerine uygun ve Türk kıyılarının karşısında veya yakınında olmayan bölgelerde, komşu devletler ile arasındaki kıtasahanlığında münhasır ekonomik bölge sınırlarını belirlemesini sorgulama hakkına sahip olmadığı" öne sürülen Rum protestosunda; "Türkiye'nin Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne saygı göstermeyen ve bununla savaşan yegâne BM üyesi olduğu" da savunuldu.

Gazete Rum Daimi Temsilci'nin ayrıca; Rum yönetiminin, "Kıbrıs'ı çevreleyen deniz bölgesine ve bu bölgede yer alan doğal zenginliklere ilişkin egemenlik haklarından zerre kadar şüphe duymadığını ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bunun aksine ilişkin taleplerini reddettiğini" öne sürerek şunları da eklediğini yazdı:

"Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti, BM Güvenlik Konseyi'ne veya diğer uluslar arası mercilere başvurmak da dahil olmak üzere bütün kanallar aracılığıyla haklarını korumakta kararlıdır. Türk açıklamasında ifade edilen Kıbrıs sorununun çözümü; tehditler savurarak ve şantajlarla başarılamaz, Türkiye tarafından gerekli siyasi iradenin gösterilmesiyle gerçekleşebilir."

Crest'le işbirliği

Fileleftheros gazetesi, Rum Ticaret Sanayi ve Turizm eski Bakanı Nikos Rolandis'in Crest isimli (Bush ailesinin şirketi) şirketle karşılıklı anlayış memorandumu imzalamalarının nedenlerini yinelediğini bildirdi.

Gazeteye göre, Rolandis önceki gün yaptığı yazılı açıklamada, bağlayıcılığı olan hiçbir anlaşma imzalamadığı açıklamasını yineleyerek; Crest'le ilgili memorandumun imzalanmasının nedenini, "Klerides hükümeti Crest şirketiyle iyi ilişkiler kurmak istedi çünkü bu şirketin temas ve bağlantılarının Kıbrıs'ın çıkarlarına hizmet edeceğini değerlendiriyordu" cümlesiyle açıkladı.

Gazete, Rolandis ve Crest şirketi arasında 2002-2003 döneminde gerçekleşen bazı yazışmalardan kısa örneklere yer verdiği haberinde her iki tarafın da iyi ilişkilerini koruma ve dostane düzenleme bulma çabası içinde olduğunun görüldüğünü belirtti.

Politis gazetesi, "Crest'le Doğalgaz Nakliyesi Konusunda Anlaşma Olduğunu Gazetemiz Eylül 2000'de Açıklamıştı" başlıklı haberinde, Crest isimli Amerikan şirketi ile zamanın Rum hükümetinin 5 Ekim 1999'da Suriye'den doğalgaz nakliyesi konusunda anlaşmaya (karşılıklı anlayış memorandumu) vardığını hatırlattı.

Gazete, Rum Yönetiminin BM nezdindeki protestosu haberini de "Lefkoşa'dan Düşük Tonlar - BM'ye Yazılı Şikayet Sunuldu" başlığı altında özetledi.

Alithia gazetesi ise haberinde, KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın konuya ilişkin dünkü açıklamasını "Türklerin kriz yaratmaya yönelik doğrudan tehdit" olarak niteledi.

Simerini gazetesi de, Rum yönetiminin BM nezdindeki protestosunu "Türk Gerekçeleri - Petrolle İlgili Tehditlerinin Arkasında Saklanan Ne" başlığıyla yansıttı. Gazete Manroyannis'in yazılı protestosunda; "Türkiye, sözde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin münhasır ekonomik bölgesinde ve kıta sahanlığında söz ve yasal hak sahibi olduğunu iddia ederek sahte devleti yükseltmekte ısrar ediyor" iddiasında bulunduğunu yazdı.

Mahi gazetesi, Papadopulos hükümetinin ortaklarından KS EDEK'in ve Rum Meclisi Savunma Komitesi Başkanı Yannakis Omiru'nun Türkiye'nin, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin budanmış hakları ile daha küçük egemenlik ve bağımsızlığa sahip olduğu mesajını vermek amacıyla; Mısır ve Lübnan'la arasındaki "münhasır ekonomik bölgede" petrol ve doğalgaz arama-çıkarma girişimi nedeniyle tonları yükseltmeye çalıştığını savunduğunu yazdı.

Gazete, "Omiru Ankara'nın Hedefinin Kıbrıs'ın Egemenlik Haklarını Küçümsemek Olduğunu Vurguluyor - Petrol Konusunda Tonları Maksatlı Olarak Yükseltiyor" başlıklı haberinde Omiru'nun "Aynı zamanda Türkiye Doğu Akdeniz'deki varlığını beyan etmek istiyor. Elenizm'in onyıllarca Beyrut kıyılarına kadar tam egemenliğe sahip olduğu dünyanın bu bölgesinde Türk-İsrail ekseninin egemenliği nedeniyle maalesef Elenizmin hatasından dolayı Elen çıkarları rehindir" iddiasında bulunduğunu yazdı.

Habere göre Omiru bu iddiaları Macaristan'ın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Csaba Louro'yla görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ortaya attı.

KIBRIS 09/02/07

 

Rum lider 20 Şubat'ta Atina yolcusu


10 Şubat, 2007 18:07:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, iki günlük çalışma ziyareti için 20 Şubat'ta Yunanistan'a gidecek.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile 21 şubatta bir araya gelecek olan Papadopulos, Yunanistan siyasi parti liderleriyle de ayrı ayrı görüşecek.
 
Rum basını, ziyaretin hedefinin, Rum ve Yunan hükümetlerinin izleyeceği taktiğin belirlenmesi ve faaliyetlerin eşgüdümü olduğunu yazdı.
 
Yunanistan başbakanlığında yapılacak görüşmenin ana gündem konularından birini petrol konusunun oluşturması bekleniyor.
 
Görüşmenin diğer önemli gündem maddelerini ise KKTC'yle doğrudan ticaret konusunu ve 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilmesine ilişkin müzakere başlıkları oluşturuyor.
 
Gündem: Petrol
 
Kıbrıs Rum gazeteleri, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in 21 Şubat'ta görüşeceği Papadopulos'tan, petrolle ilgili prosedürleri dondurmasını isteyeceğini bildirdi.
 
Buna göre, Karamanlis, Papadopulos'tan, 'münhasır ekonomik bölge' içerisinde petrol arama prosedürlerini dondurmasını isteyecek.
 
Alithia gazetesi, bu konuda şunları yazdı:
 
''Yunan hükümeti, ihaleye çıkış tarihinin ilan edilmiş olması dolayısıyla prosedürün halen ilerlemiş olduğunu ve şu anda iptal edilmesinin yanlış olacağını biliyor olmasına rağmen, Kostas Karamanlis, Başkan Papadopulos'tan, denizde petrol aramaları prosedürünün başlamasının havada kalması için prosedürün ikinci aşamasını dondurmasını isteyecek. Ancak şunu belirtmek gerekir ki hükümet prosedürün bütün tarihlerini değil, yalnızca ihale başvurularında bulunulmasına ilişkin ilk aşamasını resmen açıkladı''
 
Rum yönetimi, Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama ve çıkarmaya ilgi gösteren uluslararası şirketlerden teklif kabulüne 15 Şubat'ta başlayacak.

 

Kıbrıs'ta tarih kitabı krizi

 

Yunan kitabındaki 'Kuzey Kıbrıs' ifadesi tepki yarattı



10 Şubat, 2007 11:33:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum kesimine Yunanistan'dan gönderilen tarih kitabı büyük tepkilere yol açtı. Kitapta, Kıbrıs'tan güney ve kuzey kesimlerine vurgu yapılarak bahsedilmesi, 'Kıbrıs'ın kuzeyi Türk işgali altındadır' Rum tezini çürüttüğü gerekçesiyle protesto edildi.

Söz konusu ifadenin, Yunan hükümetinin ders kitaplarında Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili bölümlerin yumuşatılması yönündeki tavrının bir sonucu olduğu belirtildi.
 
Rum yönetimi, Kıbırıs'ta 1974'de darbe yapan Yunan Albaylar Cuntası ve EOKA-B örgütü ile ilgili ifadeler hakkında da sert eleştirilerde bulundu.
 
Rum yönetimi kitaptaki eksikliklerin ve yanlışlıkların düzeltilmesi için Yunanistan'a geri gönderileceğini açıkladı.
 
Kıbrıs Rum kilisesi lideri Başpsikopos Hrisostomos, kitabın yeniden yazılması için sponsor olmak istediğini belirtti.

Atina petrol krizinde devrede

Kıbrıs’taki petrol krizi Yunanistan’ı harekete geçirdi. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Rum lider Tasos Papadopulos’u Atina’ya çağırdı. Karamanlis, Papadopulos’tan bölgede gerginliğe neden olabilecek petrol arama işinden vazgeçmesini istiyor.

 

NTV

Güncelleme: 13:11 TSI 10 Şubat 2007 Cumartesi

ATİNA - Karamanlis’in 21 Şubat’ta görüşeceği Papadopulos’tan, Mısır ve Lübnan’la imzaladığı petrol arama anlaşmalarını dondurmasını isteyeceği belirtiliyor. Atina’nın konunun petrol şirketlerinden başvuru kabul edilmesi aşamasına geldiğini ve bu noktada sürecin durdurulmasının yanlış olacağını bilmesine rağmen ani bir şekilde devreye girmesi dikkat çekiyor.

Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis ise, ziyaretin sadece petrol konusuyla ilgili olmadığını savundu.

Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk tarafının Doğu Akdeniz’deki haklarından taviz verilmeyeceğini, Rum yönetiminin tek taraflı yaptığı anlaşmaların kabul edilemeyeceğini bildirmişti.

Gıbrız elden giddi be gardaş!


Kıbrıs elden gidiyor diyenler haklıdır. Kıbrıs elden gidiyor. Kıbrıslıların elinden.
Resmi olmayan tahminlere göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'i nüfusunun % 68'i Türkiye'den gelip adaya yerleşenlerdir. TC kökenliler artık çoğunlukta ve sayıları hızla artıyor. İstanbul'un yerlilerinin İstanbul'da marjinal hale geldiği gibi Kıbrıslılar da kendi vatanlarında yavaş yavaş kaybolacak. Kıbrıs birçok 1950 sonrası Türkiye kenti gibi Anadolulaşacak.
"Anadolulaştı bile, sen uyu," diyen ressam Emin Çizenel'in sesini duyar gibiyim.
Yeni Cami sokaklarında lingiri* ve pirilli** oynayan çocuklar çoktan kayboldu.
Her sabah el arabasını iterek geçen kör çörekçi, öğleden sonra bisikletiyle Türkiye gazetelerini dağıtan Avrayimi, "Dişlerinize trrrrr trampet çaldırırım" diyen bağıran ayrancı, "Allı dondurmam, güllü dondurmam" diye çağıran güllü dondurmacı, birçok Lefkoşalı gencin tanıdığı ilk kadın olan Abbas'ın Şerif, alkolik Süt, Saray Önü'ndeki minik dükkânından herkese laf yetiştiren Çoronik çoktan öldüler.
Aynalı, sokak sokak dolaşıp evinde yaptığı tatlı leblebi tozunu satarak destan okumuyor. "Paça kafalı, şalvar ağızlı Heşa" ortadan kayboldu.
Yaz siestalarından sonra belediye arabaları serinlesin diye Lefkoşa'nın sokaklarını sulamıyor.
Çocukluğumu geçirdiğim surlar içi Türk mahallesi Anadoluluların gettosu haline geldi.

Aksan savaşı!
Girne sokakları düzenli sakal tıraşı olma alışkanlığı edinmemiş, tespihli erkeklerle dolu. Ve Kıbrıslıların görmeye alışkın olmadığı manzaralarla. İşte selpak satan bir kadın. İşportacı çocuk. Dilenci. Poturlu, kasketli, avurtları çıkmış, cüzdanı boş adam. Çiçekli şalvarlı kadın.
Zeytin ağaçlarının arasındaki inşaatlardan yanık Kürtçe türküler geliyor.
Geçenlerde Girne'de bir eczaneye uğradım. Orada daha önceki alışverişlerimden eczacı kadının Türkiyeli olduğunu biliyordum. Paramı alırken Kıbrıs aksanıyla birkaç kelime söyledi.
"Hep merak ediyordum" dedim. "Kıbrıslılar Türkiyelilerin aksanını mı alacak, yoksa onlarınkini de mi bozacak diye..."
Demek ki biz sizin aksanınızı bozuyormuşuz diye bitirecektim ki kadın lafımı kesti. "Biz onların aksanını düzelteceğiz" dedi. "Artık çoğunluk bizde."
Sesinde hafifçe muzaffer bir ton mu vardı, bana mı öyle geldi, bilmiyorum.

İnsanlar karışıyor
İnsanlar karışıyor, genler değiş tokuş ediliyor, yaşam tarzları, kafalar, aksanlar değişiyor, zenginler fakir, fakirler zengin oluyor, yaşlılar ölüyor, çocuklar büyüyor, ergenler yetişkin oluyor.
Kıbrıslılar Türkiyelileşiyor, Türkiyeliler Kıbrıslılaşıyor, yeni bir "Gıbrızlı" ortaya çıkıyor.
Kimse daha pek farkında değil, ama KKTC'de Türkiye kökenlilerin çoğunluğa geçmesi 1963'te dağılan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tabutuna çakılan son çividir. Türkiye'den gelenler Rumları tanımıyorlar ve onlar tarafından sevilmediklerini biliyorlar. Herhangi bir referandumda Rumlarla birlikte yaşamanın lehinde oy kullanmayacaklar.
Bu arada, Lefkoşa'da Saray Önü'ne güvercinler inmeye başladı. Bunu ilk fark edenlerden biri arkadaşım Erdal Andız oldu. "Kıbrıslılar güvercin yer, Türkiyeliler yemez" dedi. "Güvercinler bunu anladı. Artık korkmadan yere konuyorlar çünkü Lefkoşa'nın içinde Kıbrıslı kalmadı."
* Çelik çomak. ** Bilye.

METIN MUNIR MILLIYET 10/02/07

Rum yönetimi Ege'nin güneyine de göz dikti


     
     CNNTURK
     
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Doğu Akdeniz'deki petrol krizine Yunanistan'ı da dahil etmek üzere harekete geçti.
      21 Şubat'ta Yunanistan'a gidecek olan Papadolos'un birinci gündem maddesi, Kıbrıs adası ile Yunanistan arasındaki denizde ekonomik münhasır alan anlaşması imzalamak.
      Rum medyasının haberlerine göre, Papadopulos, Atina ziyaretinde Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'e Türkiye'nin Antalya açıklarından Ege'nin güneyini tamamen kaplayan deniz alanını da paylaşmak istediklerini bildirecek.
      Ancak Yunanistan'ın bu tarz bir anlaşma için isteksiz. Eleftheros Tipos gazetesi, yeni hedef bölgenin, Yunanistan, Libya, Türkiye ve Kıbrıs'ın ekonomik münhasır alanlarının kesiştiği yer olduğuna dikkat çekerek, girişimin yeni bir krize neden olabileceğini yazdı.
      Rum Politis gazetesi ise, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 20 Mart'taki ziyareti öncesinde Yunan hükümetinin bir kriz istemediğini hatırlattı.
      Kıbrıs Rum yönetimi, adanın güneyindeki bölge için Mısır’la, adanın doğusundaki bölge için de Lübnan ile petrol çıkarma anlaşması imzalamıştı.

MILLIYET 10/02/07

Rumları çıldırtan tarih kitabı

10/02/2007 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Rum Kesimi'nde, Yunanistan'dan gönderilen 6. sınıf tarih kitabı büyük tepkilere yol açtı. Rum Yönetimi, kitabın değiştirilip 'eksiklik ve saptırmaların düzeltileceğini' ve bu nedenle iade edileceklerini açıkladı. Siyasi partiler kitabın derhal toplatılması çağrısı yaparken, Yunan Eğitim Bakanlığı sert dille eleştirildi.
Rum Kesimi'nde okutulan 'Yakın Tarih' kitabında Kıbrıs tarihine sadece üç sayfada değinilmesi Rum eğitimcileri ve yönetimi çılgına çevirdi. Bunun yanında Rum Kesimi ve KKTC'den bahsedilirken 'kuzey ve güney kesim' denmesi de 'Kıbrıs'ın kuzeyi Türk işgali altındadır' şeklindeki Rum tezini çürüttüğü gerekçesiyle protesto edildi. Ayrıca, kitapta Kıbrıs'ta 1974'de darbe yapan Yunan albaylar cuntası ve EOKA-B örgütü hakkındaki ifadeler de tepki çekti. Kıbrıs Rum Kilisesi lideri başpiskopos Hrisostomos tarih kitabının yeniden yazılması için sponsorluğa hazır olduğunu açıkladı.
Rum Kesimi'nde hem burada hazırlanan hem de Yunanistan'dan gönderilen ders kitapları okutuluyor. 5 ve 6. sınıfların tüm kitapları Yunanistan'da hazırlanıyor. Yunanistan'daki ders kitapları da bu yıl sıkı elekten geçirildi. İstanbul'un fethi, Osmanlı dönemi, Kurtuluş Savaşı ve Kıbrıs bölümlerindeki sert ifadeler çıkarıldı.

 

Kıbrıs sorununda ilerleme, Türkiye ile Güney Kıbrıs'ın ilişkilerini iyileştirecek

AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, BM önderliğinde Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü yolunda ilerleme sağlanmasının, Türkiye ile Kıbrıs Rum kesimi arasındaki genel iklimi önemli ölçüde iyileştireceğini söyledi.

Rehn, Avrupa Parlamentosunun (AP) Hıristiyan Demokrat Yunan üyesi Georgios Papastamkos'un yazılı soru önergesine verdiği cevapta, AB Dışişleri Bakanlarının 11 Aralık'ta aldıkları kararla Türkiye ile müzakereleri Gümrük Birliğini ilgilendiren 8 fasılda dondururken, tarama süreci ve teknik hazırlıkları tamamlanan fasıllarda vakit geçirilmeden müzakerelerin başlatılmasını istediklerini hatırlattı.

Türkiye'nin imzaladığı Ankara Protokolüyle yasal bir yükümlülük altına girdiğini ve bunu bütünüyle karşılaması gerektiğini belirten Rehn, "Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümün BM önderliğinde aranacağına" vurgu yaptı.

Rehn, bu yönde sağlanacak ilerlemenin Türkiye ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki "genel iklimi" iyileştireceğini ve bu şekilde "ilişkilerin normalleştirilmesi yolunda somut adımların atılmasının teşvik edileceğini" ifade etti.

Rehn, "BM önderliğinde Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü yolunda ilerleme sağlanması, Türkiye ile Kıbrıs (Rum kesimi) arasındaki genel iklimi önemli ölçüde iyileştirecektir" dedi.

Papastamkos, yazılı soru önergesinde, Rehn'in bir röportajında söylediği "Limanların açılması konusunda Türkiye'ye tarih vermekle hiçbir sonuç alınamaz. Kıbrıs sorunun en iyi çözüm yeri BM'dir" ifadelerine ve Tü