Ankaradan
Rumlara petrol tepkisi
Ankara,
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Mısır, Lübnan gibi ülkelerle
petrol arama anlaşmaları imzalamasına karşı tepkisini
sürdürüyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:12 TSI 01 Şubat 2007 Perşembe
ANKARA
- Daha önce bu anlaşmaların Türkiye açısından geçersiz
olduğunu açıklayan Ankara, Doğu Akdenizde Akdeniz
kalkanı adı altında bir yıldır görev yapan
gemilerine, rutin görev bölgeleri dışında da devriyeye
çıkmaları talimatı verdi. Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt da bölgeye yeni savaş gemileri
gönderildiği haberlerine karşılık, Bölgede zaten
gemilerimiz var. Yeni gemi göndermemize gerek yok dedi.
Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin son olarak Lübnanla
Kıbrıs açıklarında petrol arama anlaşması
yaptığı haberleri Ankaranın sert tepkisini çekmişti.
Yazılı bir açıklama yapan Dışişleri
Bakanlığı, söz konusu anlaşmaların Türkiye ve KKTC
açısından hükmü bulunmadığını açıklamıştı.
Rum Yönetimine karşı nasıl bir kararlılık
gösterileceği konusunda Dışişleri Bakanlığı
ile Genelkurmay arasında yapılan görüşmelerde, Doğu
Akdenizin uluslararası sularında Akdeniz kalkanı adı
altında bir yıldır devriye gezen savaş gemilerini, rutin
göre bölgeleri dışına çıkararak mesaj verilmesi konusunda
görüş birliğine varıldı. Bu talimat gemilere bu sabahtan
itibaren gönderildi.
Bu gelişme bölgeye yeni savaş gemileri gönderildiği
yorumlarına yol açtı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Yaşar Büyükanıt, bu sabah Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ile yapacağı görüşmeye gelirken, bu yorumlara
açıklık getirdi.
Büyükanıt Doğu Akdeniz ve Egede zaten devamlı görev yapan,
devriye gezen gemilerimiz var. Dışişleri
Bakanlığıyla müşterek çalışmalarımız
var. Bizim yeni gemi göndermemize ihtiyaç yok dedi.
Bu arada Gül-Büyükanıt görüşmesinde de bu konunun gündeme geldiği
öğrenildi. İade ziyareti amacıyla gerçekleştiği
belirtilen görüşmede, Gül ve Büyükanıtın bu ay içinde
yapacakları ABD gezisine ilişkin değerlendirmede
bulundukları da belirtildi.
Petrol konusu
Rum basınında
Kıbrıs
Rum yönetiminin, D. Akdenizde petrol arama ve çıkarmak için
Mısır ve Lübnanla yaptığı anlaşmalar nedeniyle
KKTC ve Türkiyeden yapılan uyarı açıklamalarının
ardından, Rum basını, konuya ABD ve İngilterenin de
müdahil olduğunu yazdı.
AA
Güncelleme: 14:29 TSI 01 Şubat 2007 Perşembe
LEFKOŞA
- Rum basını, ABD ile İngilterenin, Ankaranın resmi
olarak da ortaya koyduğu tehditleri frenleyerek, Doğu Akdenizdeki
petrol konusunda çıkan krize müdahale ettiğini yazdı.
ABD
ve İngilterenin, Rum yönetiminin egemenlik haklarını ve
imzaladığı uluslararası anlaşmaların
meşruiyetini tanıdığını belirten Rum
basını, ABD ve İngilterenin konuya müdahalelerinin,
Kıbrısın münhasır ekonomik bölgesi içindeki petrol
yataklarını değerlendirmeye şirketlerinin ilgisiyle
doğrudan ilgili olduğuna işaret etti.
Haberlerde, Rum yönetiminin, konuyu kamuoyu önünde tartışmaya son
verdiği ve Rum Dışişleri Bakanlığı
aracılığıyla BM ve ABye gönderdiği mektuplarla
Ankarayı şikayet ettiği de belirtildi.
ABD ve İngiltere, Güney Lefkoşadaki büyükelçiliklerinin sözcüleri aracılığıyla,
Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenliğinin ve hukuki temsiliyetinin
inkar edilemeyeceğini, dolayısıyla da devletler arası
anlaşmalar imzalamaya hakkı bulunduğunu, bu anlaşmaların
da hukuki açıdan tamamen geçerli olduğunu savundu.
Kıbrıs sorununun başlıca arabulucularından olan iki
büyük ülke, aynı zamanda, Kıbrıs sorununun çözülmesi
gereğinin ve adanın münhasır ekonomik bölgesinde var olan petrol
yataklarından bütün Kıbrıslıların menfaat
sağlaması olanaklarının altını da çizdi.
ABDnin Güney Lefkoşadaki büyükelçiliğinin sözcüsü, Rum Politis
gazetesine Egemen Kıbrıs Cumhuriyeti devleti vardır ve
müktesebatın Kuzeyde uygulanmasının ertelenmesiyle Adanın
tamamı ABye üye olmuştur. Kıta sahanlığının
karasularındaki her türlü kalkınmanın iki taraf arasında
daha büyük bir düşmanlık yaratmak yerine, yeniden birleşme
perspektiflerini güçlendirecek şekilde olması çok önemlidir.
Münakaşa, Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm
bulunması gerektiğini bir kez daha göstermiştir yorumunu
yaptı.
Güney Lefkoşadaki İngiliz Yüksek Komiserliği sözcüsü de
aynı gazeteye yaptığı açıklamada Petrol
araştırması, Adadaki toplumlar arasındaki
bölünmüşlüğü derinleştirirse üzücü olur. Kıbrıs
sorununa süratle bir çözüm bulunmasının bütün
Kıbrıslılara Kıbrısın maden zenginliklerinden
yararlanma olanağı tanımasını diliyoruz. Birleşik
Krallık, bu yöndeki bütün çabaları destekliyor. Bu arada
Kıbrıs Cumhuriyetinin hukuki temsiliyeti ve uluslararası hukuk
çerçevesindeki hakları inkar edilemez dedi.
RUMLAR
YUNANİSTANLA BİRLİKTE İSTİŞARE ETMEDİ
Rum Alithia gazetesi ise, Rum yönetiminin münhasır ekonomik bölgede
petrol ve doğal gaz aranmasına ilişkin yapması gereken
icraatlar konusunda Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini
bildirdi.
Gazete, Dikenlerde yalnız ve yalın ayak
başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetiminin konuyu
Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini, Yunanistan hükümet sözcü
vekili Evangelos Andonarosun, bunu, Rum yönetiminin Mısır ve
Lübnanla kıta sahanlığındaki yataklardan istifade etme
konusunda imzaladığı anlaşmalarla ilgili olarak Yunanistan
hükümetiyle istişarede bulunup bulunmadığının
sorulması üzerine açıkladığını belirtti.
Ancak Andonarosun sorunun esas içeriğini yanıtlamaktan
kaçınarak, Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, egemen,
BM ve AB üyesi bir devlettir demekle yetindiğine dikkati çeken gazete,
Ancak petrol konusu endişe verici boyutlar kazanmaya başladı,
çünkü Türkiye, ihale prosedürünün 17 Şubatta resmen
başlatılmasından önce Kıbrıs bölgesini sorunlu olarak
nitelendirmeyi başardı. Bunun sonucu olarak da büyük ve ciddi
şirketler, ihaleye katılıp teklif sunma konusunu yeniden
düşünüyor. Petrol arama ve çıkarma işiyle uğraşan
bütün şirketlerin resmi politikası, sorunlu bölgelerden kaçınmaktır.
Kısa süre öncesine kadar Bahreyn ve Katar arasındaki bölgede de bu
geçerliydi yorumunu yaptı.
ÖNCEKİ
HÜKÜMETLERİN PETROL POLİTİKALARI
Gazete önceki Rum hükümetlerinin politikalarını da şöyle
özetledi:
Spiros
Kiprianu hükümeti: Petrol konusu, 1980 Spiros Kiprianu hükümeti döneminde
yeniden canlandı. Petrol konusunu yöneten zamanın
Dışişleri Bakanı Nikos
Rolandisti. Rolandise göre Kiprianu, başka ülkelerle ve şirketlerle
herhangi bir görüşme veya tartışmaya girişmeden önce BM
Genel Sekreteriyle istişare etmiş ve zamanın genel sekreterinin
tavsiyesi üzerine herhangi bir faaliyetten kaçınmıştı.
Yorgos
Vasiliu hükümeti: Petrol konusu yine canlanmış, zamanın
hükümeti Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar Kıbrısın
petrol meselesinden uzak durması gerektiği şeklinde bir politika
izlemişti.
Glafkos
Klerides hükümeti: Petrol konusu yine gündeme geldi. Başkan Glafkos
Klerides, Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Nikos Rolandisle birlikte
meseleyi iki eksende yönetmiş, birincisi; prosedüre Bush ailesinin
şirketini dahil etmiş ve ikincisi; Kıbrıs Türk toplumuyla
görüşmek için ön hazırlık yapmıştı. Yunanistan,
Kıbrıs hükümetinin icraatları konusunda zamanında
bilgilendirilmişti. Bu arada, denizdeki yataklardan istifadeyi merkezi
federal hükümete bırakan Annan Planı sunuldu.
Tasos
Papadopulos hükümeti: Konu, kamuoyuna yönelik açıklamalarla yönetildi,
Kıbrısta bulunan bütün yabancı büyükelçiliklere ihaleye
çıkılacağı bildirildi ve büyükelçiliklerin ülkelerindeki
şirketleri bilgilendirmeleri istendi. Önceden BM ve Yunansitan ile
istişare etmekten kaçınıldı.
"Kıbrıs'ta yeni görevlendirme yok"
1 Şubat, 2007 11:06:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rum
yönetiminin Kıbrıs çevresinde petrol arama girişimiyle
başlayan krizin ardından Ada açıklarına savaş gemileri
gönderildiği şeklindeki iddiaları yalanladı.
Büyükanıt,
Dışişleri Bakanı Gül ile görüşmek için
Dışişleri Bakanlığı'na geldi.
Büyükanıt Bakanlığa girişte, Doğu Akdeniz'e savaş
gemileri gönderdiğine ilişkin haberin hatırlatılması
üzerine, "Doğu Akdeniz ve Ege'de zaten devamlı görev yapan,
devriye gezen gemilerimiz var. Dışişleri
Bakanlığı ile müşterek çalışmalarımız
var. Bizim yeni gemi göndermemize ihtiyaç yok" dedi.
Talat: "Demek ki yalan"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, konuyla ilgili olarak,
"Genelkurmay yalanladı ya, neyi bilecektim? Konuyu Genelkurmay
yalanladığına göre, demek ki yalan" dedi.
Swissotel çıkışı basın mensuplarının
sorularını yanıtlayan Talat ayrıca, "Bu işi
abartmamak lazım, ama bir şeyin bilinmesi gerekiyor: Biz KKTC olarak
Kıbrıs adasının var olan kaynaklarından, doğal
kaynaklarından herhangi bir şekilde, nasıl ki
Kıbrıs'tan vazgeçmedik, ondan da vazgeçmeyiz. Kıbrıs'ta
Kıbrıslı Rumlarla eşitiz" ifadesini kullandı.
Talat, "Bunu ciddi bir uyarı olarak yorumlayabilir misiniz"
sorusuna karşılık, "Genelkurmay
yalanladığına göre, bunu benim daha ileri yorumlamam mümkün
değil, çünkü onların kontrolünde ve yönetiminde bir olay. Genelkurmay
yalanlıyor, ben başka bir yorum yapamam ki, abartı da
olabilir" dedi.
"Rutin bir uygulama olduğu yolunda haberler de çıktı"
şeklindeki hatırlatma üzerine Talat, " Mümkün... Gemiler sürekli
olarak geliyor zaten" diye konuştu.
Talat, daha önce yaptığı bir açıklamada da,
"Kıbrıs'ta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet yoktur.
Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle petrol
konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar
bağlaması kabul edilebilir bir durum
değildir" demişti.
Ankara Lübnan'a nota vermişti
Ada'daki gelişmeleri yakından takip eden Ankara, Rum yönetimiyle
Petrol Arama Anlaşması imzalayan Beyrut yönetimine 29 Ocak'ta nota
vermişti.
Lübnan'ın Ankara Büyükelçisi, Dışişleri
Bakanlığı'na çağrıldı ve KKTC'nin
haklarının ihlal edilmek istendiği belirtildi.
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki hassasiyetin tüm dünya tarafından
bilinmesi gerektiğine dikkat çekildi.
Notada ayrıca Kıbrıs Rum yönetiminin hukuken ve fiilen
adanın tamamını temsil etme ve Rumların,
Kıbrıslı Türkleri de kapsayacak şekilde ikili anlaşma
yetkisi bulunmadığına vurgu yapıldı.
Türkiye, bundan böyle Lübnan yönetiminin konuyla ilgili Rumlarla yapmayı
planlandığı anlaşmalarla ilgili Ankara'ya görüş
sormasını da talep etti.
Rum medyasına göre, Doğu Akdeniz ülkeleri, Türkiye'nin
uyarılarını dikkate alarak, Kıbrıs Rum kesimiyle
yaptıkları ya da yapmak üzere oldukları petrol arama
anlaşmalarını gözden geçirme kararı aldı. İlk
olarak Mısır, Rumlarla imzaladığı anlaşmayı
üç yıllığına dondurdu.
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
Norveç petrol arama şirketleri, geçen ay, ada çevresinde ilk etapta 400
milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit
etmişti.
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen
anlaşma imzalayan Rum yönetimi, geçen ay da benzer bir anlaşmayı
Lübnan ile imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile
temas kurdu.
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli
adım atmaları konusunda uyarmıştı.
Talat: Rumlar, Lübnan'daki siyasi
boşluğu kullandı
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"Kıbrısta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet yoktur.
Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle petrol
konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar bağlaması
kabul edilebilir bir durum değildir" dedi.
Talat, Swissotelde gazetelerin dış
politika editörleriyle kahvaltıda bir araya geldi.
Mehmet Ali Talat, basın
mensuplarının, "Kıbrıs Rum yönetiminin komşu
ülkelerle petrol arama anlaşmaları yapmasını nasıl
değerlendirdiğinin" sorulması üzerine, Kıbrıs Rum
tarafının bu konuyu tek yanlı bir girişimle
başlattığını söyledi.
Talat, Kıbrıslı Türklerin de
ortak olması gereken bir zenginliğe Kıbrıslı
Rumların tek taraflı sahip çıkması sonucunda, konunun bu
noktaya geldiğini ifade ederek, Akdenizin yarı kapalı bir
deniz, adeta bir göl olduğunu hatırlattı.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, sözlerini
şöyle sürdürdü:
"Bütün Akdenize kıyısı
bulunan ülkeler ve özellikle yakın ülkeler, münhasır ekonomik bölge
anlaşmalarında ve tartışmalarında taraf olmak durumundadır.
Dolayısıyla Türkiyenin açıkça
ortaya koyduğu bu konular, görüşülerek ele
alınmalıdır. Birlikte ele alınması
yaklaşımı doğru bir yaklaşımdır. Kaldı
ki Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrısı bir bütün olarak
temsil etmemektedir. Kıbrısta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet
yoktur. Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle
petrol konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar
bağlaması kabul edilebilir bir durum değildir.
Biz bunu ortaya koyduk, Türkiye de bunu ortaya
koydu. İlk tepki benden gelmişti. Bu kararın gerginliğe yol
açabileceğini ifade etmiştim. Kıbrıs Rum tarafı
savaş tehdidi olarak algılamış ve epey gürültü
çıkarmıştı. Halbuki bu bir savaş tehdidi değildi,
sadece bir uyarıydı. Barışın kurulması ve mevcut
olanın korunması için gayret gösteren bir kişi, politikacı
olarak bunu bir görev olarak görüp uyarıda bulunmuştum. Hemen
arkasından Rum yönetimi anlaşmalar imzaladı.
İşler gerginleşme noktasına
geldi."
LÜBNANDAKİ SİYASİ BOŞLUK
Kıbrıs Rum tarafının
açıklamalarında, "Kıbrıslı Türklerin hiçbir
hakkının olmadığını, Türkiyenin de hiçbir
şekilde bu işe karışamayacağını"
belirttiğini hatırlatan Talat, Rumların
açıklamalarında kendilerini egemen, dört dörtlük, her şeyiyle
tam bir ülke olduklarını ifade ettiklerini anımsattı.
Talat, bu açıklamaların doğru
olmadığını ifade ederek, "Rum yönetiminin
Kıbrıs Türklerinin olmadığı bir ortamda
anlaşmaları bağlaması kabul edilemez. Biz bunu reddettik.
Herhangi bir şekilde kabul etmemiz de söz konusu değildir" diye
konuştu.
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
yönetimiyle petrol konusunda anlaşmalar yapan Lübnan, Mısır,
İsrail gibi ülkelerin bu anlaşmaları askıya
aldığı yolunda çıkan haberlerin
hatırlatılması üzerine de şunları kaydetti:
"Onu bilmiyorum. Tabii Kıbrıs Rum
tarafı biraz da Lübnandaki siyasi boşluğu değerlendirdi ve
bu anlaşmayı bağladı. Lübnan savaştan yeni
çıkmış, hükümet oluşumunda ciddi sorunlar yaşayan bir
ülke. Onu bu dönemde yakalayıp böyle bir anlaşmayı
bağlamış, bu bir gerçek. Yalnız Mısırın
anlaşmayı askıya alması konusunu bilmiyorum..."
MILLIYET 01/02/07
Rum basını: Petrol
savaşına ABD ve İngiltere de katıldı
Güney Kıbrıs Rum yönetiminin,
Doğu Akdenizde petrol ve doğal gaz arama ve çıkarma hedefleri
doğrultusunda Mısır ve Lübnanla yaptığı
"münhasır ekonomik bölge" sınırlarını
belirleyen anlaşmalar nedeniyle KKTC ve Türkiyeden yapılan
uyarı açıklamalarının ardından, Rum basını,
konuya ABD ve İngilterenin de müdahil olduğunu yazdı.
Rum basını, "ABD ile
İngilterenin, Ankaranın resmi olarak da ortaya koyduğu
tehditleri frenleyerek, Doğu Akdenizdeki petrol konusunda çıkan
krize müdahale ettiğini" yazdı.
ABD ve İngilterenin, Rum yönetiminin
"egemenlik haklarını ve imzaladığı
uluslararası anlaşmaların meşruiyetini"
tanıdığını belirten Rum basını, ABD ve
İngilterenin konuya müdahalelerinin, "Kıbrısın
münhasır ekonomik bölgesi" içindeki petrol yataklarını
değerlendirmeye şirketlerinin ilgisiyle doğrudan ilgili
olduğuna işaret etti.
Haberlerde, Rum yönetiminin, konuyu kamuoyu
önünde tartışmaya son verdiği ve Rum Dışişleri
Bakanlığı aracılığıyla Birleşmiş
Milletler ve Avrupa Birliğine gönderdiği mektuplarla Ankarayı "şikayet
ettiği" de belirtildi.
ABD ve İngiltere, güney Lefkoşadaki
büyükelçiliklerinin sözcüleri aracılığıyla,
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin "egemenliğinin ve hukuki
temsiliyetinin inkar edilemeyeceğini, dolayısıyla da devletler
arası anlaşmalar imzalamaya hakkı bulunduğunu, bu
anlaşmaların da hukuki açıdan tamamen geçerli
olduğunu" savundu.
Kıbrıs sorununun başlıca
arabulucularından olan iki büyük ülke, aynı zamanda,
"Kıbrıs sorununun çözülmesi gereğinin ve adanın
münhasır ekonomik bölgesinde var olan petrol yataklarından bütün
Kıbrıslıların (Türk ve Rum)
menfaat sağlaması"
olanaklarının altını da çizdi.
ABDnin güney Lefkoşadaki
büyükelçiliğinin sözcüsü, Rum Politis gazetesine şunları
söyledi:
"Egemen Kıbrıs Cumhuriyeti
devleti vardır ve müktesebatın Kuzeyde uygulanmasının
ertelenmesiyle adanın tamamı ABye üye olmuştur. Kıta
sahanlığının karasularındaki her türlü
kalkınmanın; iki taraf arasında daha büyük bir
düşmanlık yaratmak yerine, yeniden birleşme perspektiflerini
güçlendirecek şekilde olması çok önemlidir. Münakaşa,
Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm bulunması
gerektiğini bir kez daha göstermiştir." Güney Lefkoşadaki
İngiliz Yüksek Komiserliği sözcüsü de aynı gazeteye şöyle
dedi:
"Petrol araştırması, adadaki
toplumlar arasındaki bölünmüşlüğü derinleştirirse üzücü
olur. Kıbrıs sorununa süratle bir çözüm bulunmasının bütün
Kıbrıslılara Kıbrısın maden zenginliklerinden
yararlanma olanağı tanımasını diliyoruz. Birleşik
Krallık, bu yöndeki bütün çabaları destekliyor. Bu arada
Kıbrıs Cumhuriyetinin hukuki temsiliyeti ve uluslararası hukuk
çerçevesindeki hakları inkar edilemez."
RUSYA DA İLGİLİ
Öte yandan Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi
Genel Sekreteri Yorgos Perdikis, Kıbrıstaki muhtemel petrol
yataklarından istifade edilmesine Rusyanın da şirketiyle
katılmaya ilgi gösterdiğini açıkladı.
Perdikis, dün güney Lefkoşadaki Rus
büyükelçisiyle görüştü ve "Belirli bir şirketten, beyan
edilmiş bir ilgi var" dedi. Perdikis, Moskovanın Güney
Kıbrısın yanında olacağından emin olduğunu,
ancak bu yönde hiçbir teyit almadığını söyledi.
Rum basını, Perdikisin Türkiyeyi
Rusyaya "şikayet" ettiğini de yazdı.
RUM BAKANLAR KURULU KARAR ALDI
Bu arada Rum bakanlar kurulu, dünkü
toplantısında, ihaleye çıkılacak sözleşmelerle ilgili
teknik detayları tamamladı.
Bakanlar kurulunun dünkü birleşiminde,
güney Lefkoşanın konuyla ilgili olarak "aleni diyaloğa
devam etmemesi" kararı da alındı.
Rum bakanlar kurulu, geçen hafta
yaptığı olağanüstü toplantıda, "münhasır
ekonomik bölgedeki" 13 araştırma parselinin
sınırlarını belirlemişti. 13 parsel, petrol
arama-araştırmalarıyla ilgili ilk tur başvuruları
çerçevesinde değerlendirilecek.
Konuyla ilgili ihale
başvurularının ilki 15 Şubatta başlayacak.
ESKİ RUMBAKAN ROLANDİS: BÜYÜK PETROL
YATAKLARI VAR
Rum yönetiminin eski Ticaret, Sanayi ve Turizm
Bakanı Nikos Rolandis, bölgede yapılan ilk
araştırmaların, Kıbrısın deniz bölgesinde büyük
petrol yataklarının varlığını ortaya çıkardığını
açıkladı.
Rolandis, Şubat 2003te petrol
yataklarından istifade edilmesine ilişkin ilk anlaşmayı Rum
yönetimi adına Mısırla imzaladı.
Rolandis, ilk anlaşmanın özellikle
Mısırla imzalanmasının tesadüf
olmadığını, Mısırın Doğu Akdeniz
bölgesinde kendine özgü bir stratejik öneme sahip olmasının ötesinde,
Nilin Akdenize açılan ağzına milyonlarca yıldır akan
organik maddelerin hidrokarbona, yani petrole dönüşmüş olduğunu
kaydetti.
Rolandis, şunları söyledi:
"Kıbrıs, Nil Deltasının
karşısındadır. Halen Mısır 41 bin 500
kilometrekarelik deniz bölgesini Shell ve Exxon-Mobile yüzde 75 ve yüzde 25
oranında kiralamıştır. Bu bölge, Kıbrıs ve
Mısırın münhasır ekonomik bölgeleri arasındaki
sınırdadır. Mısır, Kıbrısla arasındaki
deniz bölgesinde çok zengin yataklara sahiptir ve bunlardan istifade ediyor. Petrolün
Kıbrısı ayıran hattın başında son
bulması mümkün değil."
"YUNANİSTAN İLE BİLE
İSTİŞARE ETMEDİLER"
Rum Alithia gazetesi, Rum yönetiminin
"münhasır ekonomik bölgede" petrol ve doğal gaz
aranmasına ilişkin yapması gereken icraatlar konusunda Yunan
hükümetiyle bile istişare etmediğini bildirdi.
Gazete, "Dikenlerde yalnız ve
yalın ayak" başlığıyla verdiği haberde, Rum
yönetiminin konuyu Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini,
Yunanistan hükümet sözcü vekili Evangelos Andonarosun, bunu, Rum yönetiminin
Mısır ve Lübnanla kıta sahanlığındaki
yataklardan istifade etme konusunda imzaladığı anlaşmalarla
ilgili olarak Yunanistan hükümetiyle istişarede bulunup bulunmadığının
sorulması üzerine açıkladığını belirtti.
Ancak Andonarosun sorunun esas içeriğini
yanıtlamaktan kaçınarak, "Kıbrıs Cumhuriyeti
bağımsız, egemen, BM ve AB üyesi bir devlettir" demekle
yetindiğine dikkati çeken gazete, özetle şunları yazdı:
"Ancak petrol konusu endişe verici
boyutlar kazanmaya başladı, çünkü Türkiye, ihale prosedürünün 17
Şubatta resmen başlatılmasından önce Kıbrıs
bölgesini sorunlu olarak nitelendirmeyi başardı. Bunun sonucu olarak
da büyük ve ciddi şirketler, ihaleye katılıp teklif sunma
konusunu yeniden düşünüyor. Petrol arama ve çıkarma işiyle
uğraşan bütün şirketlerin resmi politikası, sorunlu
bölgelerden kaçınmaktır. Kısa süre öncesine kadar Bahreyn ve
Katar arasındaki bölgede de bu geçerliydi."
GEÇMİŞ RUM HÜKÜMETLERİNİN
POLİTİKASI
Geçmiş Rum hükümetlerinin petrol konusunda
izlediği politikaları da hatırlatılan Alithia gazetesi, bu
konuda şunları yazdı:
"Spiros Kiprianu hükümeti: Petrol konusu,
Spiros Kiprianu hükümeti döneminde (1980) yeniden canlandı. Petrol
konusunu yöneten zamanın Dışişleri Bakanı Nikos Rolandisti.
Rolandise göre Kiprianu, başka ülkelerle ve şirketlerle herhangi bir
görüşme veya tartışmaya girişmeden önce BM Genel
Sekreteriyle istişare etmiş ve zamanın Genel Sekreterinin
tavsiyesi üzerine herhangi bir faaliyetten kaçınmıştı.
Yorgos Vasiliu hükümeti: Petrol konusu yine
canlanmış, zamanın hükümeti; Kıbrıs sorunu çözülünceye
kadar Kıbrısın petrol meselesinden uzak durması
gerektiği şeklinde bir politika izlemişti.
Glafkos Klerides hükümeti: Petrol konusu yine
gündeme geldi. Başkan Glafkos Klerides, Ticaret, Sanayi ve Turizm
Bakanı Nikos Rolandisle birlikte meseleyi iki eksende yönetmiş, (1)
prosedüre Bush ailesinin şirketini dahil etmiş ve (2)
Kıbrıs Türk toplumuyla görüşmek
için ön hazırlık yapmıştı. Yunanistan,
Kıbrıs hükümetinin icraatları konusunda zamanında
bilgilendirilmişti. Bu arada, denizdeki yataklardan istifadeyi merkezi
federal hükümete bırakan Annan planı sunuldu.
Tasos Papadopulos hükümeti: Konu, kamuoyuna
yönelik açıklamalarla yönetildi, Kıbrısta bulunan bütün
yabancı büyükelçiliklere ihaleye çıkılacağı bildirildi
ve büyükelçiliklerin ülkelerindeki şirketleri bilgilendirmeleri istendi.
Önceden BM ile (ki Kiprianu hükümeti yapmıştı) ve Yunansitan ile
istişare etmekten kaçınıldı."
MILLIYET 01/02/07
Erdoğan'ın
derin devletle imtihanı
Bir haftada ortaya çıkanlardan anlaşılan şu:
Hrant Dink'in katledilişinde devletin ihmali filan değil, (eğer
teşviki değilse) düpedüz göz yumması var.
Cinayetin azmettiricisinin daha önceki bombalama davasında suçu sabitken
serbest bırakılıp suikast hazırlığına
girişmesi...
Çeteye sokulan ihbarcının "Dink'i vuracaklar" diye
defalarca bildirmesine rağmen bunun dikkate alınmaması...
çetenin poliste adamı olduğu kuşkusunu uyandırıyor. Ve
saldırganlar üzerinde "derin koruma" olduğunu
kanıtlıyor.
***
Biz bu "koruma kalkanı"nı tarihimizden tanıyoruz.
Bu işin başlangıcı 12 Eylül'dür.
Bu işin başlangıcı, yine Ermeni meselesidir.
Bu işin başlangıcı, devletin ASALA ile mücadele için
sabıkalı katilleri işe alıp ellerine silah, ceplerine
pasaport vermesidir.
Devlet hesabına katil çalıştırma âdeti o gün
başlamış, bunun karşılığında onlarla
pazarlığa oturulmuştur.
O günden sonra da at izi, it izine karışmıştır.
Bugün yaşananlardan, tıpatıp aynı kokular geliyor.
Dink cinayetinden tutuklananlardan biri Ağca ve Çatlı olmak
istediğini söylemiş.
Neden mi?
Hatırlatalım:
***
Abdi İpekçi'nin katili Ağca'yı evinde saklayan ve pek çok
kanlı cinayeti planlayan "Büyük Reis" Abdullah Çatlı'ya bu
devlet 12 Eylül'den sonra pasaport verdi, yurtdışına gönderdi,
ASALA'yla mücadeleyle görevlendirdi. Eşinin Meclis'teki ifadesine göre, bu
görevi üstlenen Çatlı devletten cezaevindeki arkadaşlarının
bırakılmasını istedi.
Bakın sonra neler oldu:
Savcı Doğan Öz'ün katili İbrahim Çiftçi'nin avukatı, askeri
mahkemede "Onun Savunma Bakanlığı'nda dosyası
var" dedi. Çiftçi'nin idam kararı Askeri Yargıtay'da tam 4 kez
bozuldu. Sonunda askeri mahkeme "Sanığın, Öz'ü
öldürdüğü sabit görüldüğü halde beraatine" diye tarihe geçecek
bir karar verdi.
Aradan 4 ay geçti.
Doç. Bedrettin Cömert öldürüldü. Cinayet azmettiricisi Çatlı,
yakalandıktan 48 saat sonra salıverildi. Almanya'da yakalanıp
iade edilen saldırgan Rıfat Yıldırım ise "delil
yetersizliğinden" beraat etti.
Aradan 1 hafta geçti.
Bahçelievler'de TİP'li 7 genç katledildi. Katillerden Haluk
Kırcı 7 kez idama mahkûm oldu. 1 yıl sonra şartlı
tahliyeyle salıverildi. Sonra tahliyenin
"yanlışlıkla" yapıldığı
anlaşıldı. 7 yıl sonra yeniden yakalandı.
Yakalandığı gün 3 polis şefinin yardımıyla
İstanbul Emniyeti'nden kaçırıldı. 3 yıl sonra bu kez
Susurluk davasından mahkûm oldu. İkinci kez
"yanlışlıkla" salıverildi.
Bahçelievler katliamından 3.5 ay sonra İpekçi öldürüldü. Katil
Ağca, Kartal Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı.
Cinayetin diğer faili Oral Çelik'i olay yerinde gören tanık "Güvenliğimi
sağlarsanız tanıklık yaparım" dedi. Koruma
verilmedi. Mahkemede sanığı "teşhis edemedi".
Çelik salıverildi.
Cinayette adı geçen Mehmet Şener Zürih'te yakalandı. Dosya
geciktirildiği için delil yetersizliğinden salıverildi.
Davası zaman aşımına girdi.
Cinayetin tetikçisi Yalçın Özbey Almanya'da yakalandı.
Görüştüğü Türk İçişleri Bakanlığı
yetkilisine kendisine koruma ve yeni kimlik verilirse
konuşacağını söyledi. Davada bu görüşmenin
bantları istendi. Bakanlık, "Bantlar kayboldu"
cevabını verdi.
***
Derin işlerdir bunlar...
Ve bu koruma kalkanını delecek bir babayiğit
çıkmamıştır.
"Derin devlet"i telaffuza yeltenen 2 başbakan çıktı:
Bülent Ecevit ve Turgut Özal...
İkisi de suikast girişimlerinde ölümden döndü. Bir daha da bu konuyu
ağızlarına almadılar.
Şimdi Başbakan Erdoğan derin devletle imtihana giriyor.
Kendisine kolaylıklar diliyoruz.
CAN DUNDAR
MILLIYET 01/02/07
Londra'daki Property şirketi, ambargoya karşı mücadelesini kazandı
Açıklamaya göre 3
yıllık ambargo döneminden sonra "Türk Köyü"nü başlatan
Residence dergisini arayarak Londra'nın en büyük fuar merkezlerinden
Olympia'da organize edecekleri "Home Overseas Exhibition" adlı
emlak fuarına davet eden Blendon Communications'dan Gavin Wells, Türk
köyü'nün kendi bünyelerinde kurulabileceğini söyledi.
Property International
Plc. tarafından yayınlanan bildiride Yönetim Kurulu Başkanı
Ali Özmen Safa'nın 3 yıllık mücadelenin sonunda
kazandıklarını söylediği belirtildi.
Safa, "3 yıl
önce 'Türk Köyü dayanışma, birlik ve gücün sembolü' demiştik. Bugün
bu olay bu sözün kanıtı oldu. Asıl mutluluğu KKTC'nin
tamamına uygulanan ambargolar kalktığında
yaşayacağız, mücadeleye devam edeceğiz" dedi. Safa,
"Ambargoların tamamı kalkmadıkça sorun hallolmuş
sayılmaz. Ama mücadele sürecinde elde edilen her mevzi ambargosuz günlere
bizi bir adım daha yaklaştıracaktır. Ambargolar tamamen
kalkana kadar mücadeleye devam" şeklinde konuştu.
Verilen bilgiye göre
Blendon Communications adlı fuarcılık şirketi 3 yıl
önce Kıbrıslı Türk şirketlerin düzenledikleri fuara
katılmasına izin vermemişti. Bunun üzerine Property
International Plc. Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özmen Safa Türk Köyü'nü
kurarak ambargoya karşı bayrak açmıştı. Üç yıldan
bu yana kurulan Türk Köyü Kıbrıslı Türk emlak şirketlerinin
yurt dışına açılan kapısı oldu.
Öte yandan bu yıl 2-4
Mart tarihinde Londra'nın en büyük fuar merkezlerinden biri olan Excel'de
kurulacak olan "Türk Köyü" Kıbrıs Türk Müteahhitler
Birliği ile birlikte organize ediliyor.
Türk Köyü 25 bin
kişinin ziyaret etmesinin beklendiği Home Buyer Show içinde 352
metrekarelik bir alan içinde kuruluyor.
KIBRIS 01/02/07
AP Yeşiller Grubu'nun Kuzey Kıbrıs'ta yapacağı toplantı konusunda bir ilerleme sağlanamıyor
Kıbrıslı
Rumların baskısı sonucu toplantının yapılıp
yapılmayacağı konusunda çelişkili bilgiler geliyor.
AP Yeşiller Grubu
Kuzey Kıbrıs'ta toplantı yaparak Kıbrıs Türklerine
yönelik izolasyonların kalkması çerçevesinde Avrupa kamuoyunun
dikkatini çekmeyi hedefliyordu. Grup, yapacağı toplantı ile
Kıbrıs'ta çözüm konusunu yeniden Avrupa gündemine getirmeyi
düşünüyordu.
Yeşiller Grubu'ndan
ilk önce yapılan açıklamada toplantı için 2006 aralık
ayı tarihi verilmişti. Daha sonra bu tarih Ocak 2007'ye çekildi. Ocak
ayı sonuna gelinmesine rağmen hâlâ toplantının ne zaman
yapılacağı veya yapılıp yapılmayacağı
konusunda net bir açıklama yok.
ABHaber'in
aldığı bilgilere göre Yeşiller Grubu'nun Kuzey
Kıbrıs'ta toplantıyı yapmaması için Yunan ve
Kıbrıslı Rumlardan büyük baskı olduğu yönünde.
KIBRIS 01/02/07
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 16:40 TSI 02 Şubat 2007 Cuma
LEFKOŞA
- Egemenlik hakları dahilinde hareket ettiklerini savunan Paşiardis,
Türkiyenin kendisini bölgenin hakemi gibi hissedip zaman zaman da Doğu
Akdenizde korsan gibi davrandığını ileri sürdü.
Rum meclis başkanı Hristofyas da,
Türkiyenin Kıbrıs Rum yönetiminin egemenliğini
sorguladığını ve tehdit ettiğini öne sürerek bu
girişimlere boyun eğmeyeceklerini söyledi.
Konuyu BM ve ABye şikayet ettiklerini vurgulayan Hristofyas,
uluslararası topluluğa da çağrı yaparak Ankarayı
açık bir dille kınamalarını istedi.
Ana muhalefetteki Disi partisinin lideri Nikos Anastasiyadis ise Rum
hükümetinin tutumunu eleştirdi ve petrol anlaşmalarını
sessizce yürütmek yerine gövde gösterisi yapmaya
kalkışıldığını, sonuçta baskılara maruz
kalındığını ifade etti.
Rum basını da hükümeti, halk endişe içindeyken uzun süre
açıklama yapmamakla eleştirdi.
ABDden
Kıbrısta itidal çağrısı
ABD
Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs Rum
Kesiminin Mısır ve Lübnanla yaptığı petrol ve
doğalgaz anlaşmalarına tepki gösteren Türkiye ve
Kıbrıs Rum Kesimine itidal çağrısında bulundu.
NTV
Güncelleme: 17:46 TSİ 02 Şubat 2007 Cuma
WASHINGTON
- Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean Mccormack
Türkiye ve Kıbrıs Rum Kesimi yanlış yorumlanabilecek ve
talihsiz olaylara yol açabilecek hareketlerden kaçınmalı dedi.
Mccormack, ayrıca taraflara BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambarinin önerilerini ciddiyetle
incelemeleri çağrısında bulundu.
Gambari, daha önce bu konuda birbirini suçlayan açıklamalardan
kaçınılmasını istemişti.
Gambari ayrıca iki taraf arasındaki güncel sorunların yanı
sıra, müzakerelere zemin oluşturacak ön çalışmalar
yapması öngörülen teknik komitelerin bir an önce işe
başlamasını ve liderlerin martta yüz yüze bir görüşme
yapmasını önermişti.
Rum kesiminden
protesto
Kıbrıs
Rum kesimi, Mısır ve Lübnanla Ada açıklarında petrol ve
doğalgaz arama anlaşmasına Türkiyenin gösterdiği tepkiyi
BM ve AB nezdinde protesto edeceğini açıkladı.
NTV
Güncelleme: 00:02 TSİ 02 Şubat 2007 Cuma
LEFKOŞA
- Hükümet sözcüsü Hristodulos Paşiardis Türkiyenin açıklamalarının
şikayet edileceğini belirtti. Paşiardis Türkiyenin
tehditlerini asılsız ve temelsiz buluyoruz, kararımızı
uygulamaya devam edeceğiz dedi.
Yunanistan da Kıbrıs Rum kesiminin petrol ve
doğalgaz arama çalışmalarına müdahale etmeye Türkiyenin
hakkı olmadığını savundu.
Rum yönetimi, hafta sonunda KKTC karasularını da içerecek
şekilde petrol ve doğalgaz arama sahalarını belirlemiş
ve petrol rezervlerinin aranması için Mısır ve Lübnanla
anlaşmaya varmıştı.
Ankara, Rum yönetimiyle iki hafta önce el sıkışan Lübnanı,
anlaşmayı yürürlüğe koymaması konusunda
uyarmıştı.
Bu uyarı üzerine Lübnan Dışişleri Bakanlığı,
Türkiyeyle iyi ilişkilere bağlı olunduğunu
açıkladı.
Petrol konusu
Rum basınında
Kıbrıs
Rum yönetiminin, D. Akdenizde petrol arama ve çıkarmak için
Mısır ve Lübnanla yaptığı anlaşmalar nedeniyle
KKTC ve Türkiyeden yapılan uyarı açıklamalarının
ardından, Rum basını, konuya ABD ve İngilterenin de müdahil
olduğunu yazdı.
AA
Güncelleme: 13:53 TSİ 02 Şubat 2007 Cuma
LEFKOŞA
- Rum basını, ABD ile İngilterenin, Ankaranın resmi
olarak da ortaya koyduğu tehditleri frenleyerek, Doğu Akdenizdeki
petrol konusunda çıkan krize müdahale ettiğini yazdı.
ABD
ve İngilterenin, Rum yönetiminin egemenlik haklarını ve
imzaladığı uluslararası anlaşmaların
meşruiyetini tanıdığını belirten Rum
basını, ABD ve İngilterenin konuya müdahalelerinin,
Kıbrısın münhasır ekonomik bölgesi içindeki petrol
yataklarını değerlendirmeye şirketlerinin ilgisiyle
doğrudan ilgili olduğuna işaret etti.
Haberlerde, Rum yönetiminin, konuyu kamuoyu önünde tartışmaya son
verdiği ve Rum Dışişleri Bakanlığı
aracılığıyla BM ve ABye gönderdiği mektuplarla
Ankarayı şikayet ettiği de belirtildi.
ABD ve İngiltere, Güney Lefkoşadaki büyükelçiliklerinin sözcüleri
aracılığıyla, Kıbrıs Cumhuriyetinin
egemenliğinin ve hukuki temsiliyetinin inkar edilemeyeceğini,
dolayısıyla da devletler arası anlaşmalar imzalamaya
hakkı bulunduğunu, bu anlaşmaların da hukuki açıdan
tamamen geçerli olduğunu savundu.
Kıbrıs sorununun başlıca arabulucularından olan iki
büyük ülke, aynı zamanda, Kıbrıs sorununun çözülmesi
gereğinin ve adanın münhasır ekonomik bölgesinde var olan petrol
yataklarından bütün Kıbrıslıların menfaat sağlaması
olanaklarının altını da çizdi.
ABDnin Güney Lefkoşadaki büyükelçiliğinin sözcüsü, Rum Politis
gazetesine Egemen Kıbrıs Cumhuriyeti devleti vardır ve
müktesebatın Kuzeyde uygulanmasının ertelenmesiyle Adanın
tamamı ABye üye olmuştur. Kıta sahanlığının
karasularındaki her türlü kalkınmanın iki taraf arasında daha
büyük bir düşmanlık yaratmak yerine, yeniden birleşme
perspektiflerini güçlendirecek şekilde olması çok önemlidir.
Münakaşa, Kıbrıs sorununa mümkün olduğunca çabuk çözüm
bulunması gerektiğini bir kez daha göstermiştir yorumunu
yaptı.
Güney Lefkoşadaki İngiliz Yüksek Komiserliği sözcüsü de
aynı gazeteye yaptığı açıklamada Petrol
araştırması, Adadaki toplumlar arasındaki
bölünmüşlüğü derinleştirirse üzücü olur. Kıbrıs sorununa
süratle bir çözüm bulunmasının bütün Kıbrıslılara
Kıbrısın maden zenginliklerinden yararlanma olanağı
tanımasını diliyoruz. Birleşik Krallık, bu yöndeki
bütün çabaları destekliyor. Bu arada Kıbrıs Cumhuriyetinin
hukuki temsiliyeti ve uluslararası hukuk çerçevesindeki hakları inkar
edilemez dedi.
RUMLAR
YUNANİSTANLA BİRLİKTE İSTİŞARE ETMEDİ
Rum Alithia gazetesi ise, Rum yönetiminin münhasır ekonomik bölgede
petrol ve doğal gaz aranmasına ilişkin yapması gereken
icraatlar konusunda Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini
bildirdi.
Gazete, Dikenlerde yalnız ve yalın ayak
başlığıyla verdiği haberde, Rum yönetiminin konuyu
Yunan hükümetiyle bile istişare etmediğini, Yunanistan hükümet sözcü
vekili Evangelos Andonarosun, bunu, Rum yönetiminin Mısır ve
Lübnanla kıta sahanlığındaki yataklardan istifade etme
konusunda imzaladığı anlaşmalarla ilgili olarak Yunanistan
hükümetiyle istişarede bulunup bulunmadığının
sorulması üzerine açıkladığını belirtti.
Ancak Andonarosun sorunun esas içeriğini yanıtlamaktan
kaçınarak, Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, egemen,
BM ve AB üyesi bir devlettir demekle yetindiğine dikkati çeken gazete,
Ancak petrol konusu endişe verici boyutlar kazanmaya başladı,
çünkü Türkiye, ihale prosedürünün 17 Şubatta resmen
başlatılmasından önce Kıbrıs bölgesini sorunlu olarak
nitelendirmeyi başardı. Bunun sonucu olarak da büyük ve ciddi
şirketler, ihaleye katılıp teklif sunma konusunu yeniden
düşünüyor. Petrol arama ve çıkarma işiyle uğraşan
bütün şirketlerin resmi politikası, sorunlu bölgelerden kaçınmaktır.
Kısa süre öncesine kadar Bahreyn ve Katar arasındaki bölgede de bu
geçerliydi yorumunu yaptı.
ÖNCEKİ
HÜKÜMETLERİN PETROL POLİTİKALARI
Gazete önceki Rum hükümetlerinin politikalarını da şöyle
özetledi:
Spiros
Kiprianu hükümeti: Petrol konusu, 1980 Spiros Kiprianu hükümeti döneminde
yeniden canlandı. Petrol konusunu yöneten zamanın
Dışişleri Bakanı Nikos
Rolandisti. Rolandise göre Kiprianu, başka ülkelerle ve şirketlerle
herhangi bir görüşme veya tartışmaya girişmeden önce BM
Genel Sekreteriyle istişare etmiş ve zamanın genel sekreterinin
tavsiyesi üzerine herhangi bir faaliyetten kaçınmıştı.
Yorgos
Vasiliu hükümeti: Petrol konusu yine canlanmış, zamanın
hükümeti Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar Kıbrısın
petrol meselesinden uzak durması gerektiği şeklinde bir politika
izlemişti.
Glafkos
Klerides hükümeti: Petrol konusu yine gündeme geldi. Başkan Glafkos
Klerides, Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Nikos Rolandisle birlikte
meseleyi iki eksende yönetmiş, birincisi; prosedüre Bush ailesinin
şirketini dahil etmiş ve ikincisi; Kıbrıs Türk toplumuyla
görüşmek için ön hazırlık yapmıştı. Yunanistan,
Kıbrıs hükümetinin icraatları konusunda zamanında
bilgilendirilmişti. Bu arada, denizdeki yataklardan istifadeyi merkezi
federal hükümete bırakan Annan Planı sunuldu.
Tasos
Papadopulos hükümeti: Konu, kamuoyuna yönelik açıklamalarla yönetildi,
Kıbrısta bulunan bütün yabancı büyükelçiliklere ihaleye
çıkılacağı bildirildi ve büyükelçiliklerin ülkelerindeki
şirketleri bilgilendirmeleri istendi. Önceden BM ve Yunansitan ile
istişare etmekten kaçınıldı.
Türkiye - Lübnan gerginliği sona erdi
2 Şubat, 2007 19:45:00 (TSİ) CNN TURK
Lübnan Başbakanı Fuad Sinyora ile Türkiye'nin
Lübnan Büyükelçisi İrfan Acar arasında Kıbrıs Rum kesimiyle
imzalanan petrol anlaşması konusunun ele alındığı
görüşmede, ortak çalışma kararı alındı.
Lübnan
Başbakanı Fuat Sinyora, bugün Türkiye'nin Lübnan Büyükelçisi
İrfan Acar'ı başbakanlıkta kabul etti.
Sinyora, Lübnan Dışişleri Bakan Vekili Tarık Mitri'nin de
bulunduğu görüşmede, Kıbrıs Rum kesiminin KKTC'yi hiçe
sayarak, Akdeniz'de petrol arama çalışmaları kapsamında
Lübnan ile anlaşma imzalaması konusunda ayrıntılı bilgi
aldı.
Lübnan Başbakanı Sinyora, Büyükelçi Acar'dan da anlaşmanın
imzalanmasıyla ilgili olarak Türk Dışişleri
Bakanlığının açıklaması hakkında bilgi
edindi.
Lübnan tarafının Büyükelçi Acar'a, anlaşmanın
yürürlüğe girmesi için Lübnan Meclisinden geçmesi ve
Cumhurbaşkanı Emile Lahut tarafından da onaylanması
gerektiğini söylediği öğrenildi.
Çok samimi bir havada geçtiği öğrenilen görüşmeden sonra, iki
tarafın konuyla ilgili olarak gelecek günlerde ortak çalışma
kararı aldığı belirtildi.
"Türkiye olası Kürdistan'ı engeller"
2 Şubat, 2007 10:35:00 (TSİ) CNN TURK
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, hiçbir
gerçekçi Kürt liderinin bölgede 'bağımsız Kürdistan'
kurmayı düşünmeyeceğini, zira Türkiye, İran ve Suriye'nin
olası saldırı ve önlemlerinin böyle bir devletin
yaşamasını
imkânsızlaştırdığını söyledi.
ABD'nin
New Yorker dergisine konuşan Talabani, Kerkük'ün güvenliğine
ilişkin olarak da, "İzin verseler, bütün Kerkük'ü ve çevresini
bir haftada temizleriz" dedi.
Talabani, Kürt devletinin neden imkânsız olduğunu, Jon Lee Anderson
şu sözlerle açıkladı:
"Irak Kürdistanı'nın bağımsızlık ilan
ettiğini, İran, Suriye, Türkiye ve Irak'ın da bununla
savaşmadıklarını, ama sadece
sınırlarını kapattıklarını düşünelim.
Nasıl yaşayabiliriz ki? Petrolümüz var diyelim. Bu petrolü nasıl
ihraç edebiliriz? Emin olabilirsin ki, Kürdistan
bağımsızlık ilan ederse, İran saldıracaktır,
Türkiye saldıracaktır, Suriye saldıracaktır ve Irak da bunu
kabul etmeyecektir. Bütün bu ülkelere direnemeyiz."
Kerkük'te
güvenlik
Talabani ile Anderson arasındaki ilginç diyaloglardan biri de Kerkük'teki
güvenlik durumuna ilişkin.
Talabani, "Amerikalıların terörizmle mücadeledeki
başlıca hatalarından biri, teröristler her istediklerini
serbestçe yaparken, bizim elimizi ve Şiilerin elini bağlamaları
oldu. İzin verseler, bütün Kerkük'ü ve çevresini bir haftada
temizleriz" diyor.
Anderson'a göre, Talabani'nin buradaki iması açık: 'Temizlemek,'
muhaliflerini ortadan kaldırmak, düşmanlarını öldürmek ya
da yakalamak anlamına geliyor.
Kerkük
referandumu
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve
Avrasya İşlerinden Sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza ise, Kerkük
referandumunun bu yıl düzenlenmesinin planlandığının
hatırlatılması ve görüşünün sorulması üzerine,
"Bu yıl içinde yapılır mi? Kim bilir... şeklinde
yanıt verdi.
Matt Bryza, Kerkük sorununun son derece hassas ve zor olduğuna işaret
ederek, "Bu sorunun uygun şekilde çözümlenmemesi durumunda bunun
korkunç bir soruna dönüşebileceği yönünde Türkiye'nin
kaygılarını paylaşıyoruz" dedi.
|
||
|
|
||
|
WASHINGTON (A.A) |
||
|
|
||
|
ABD Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack, Kıbrıs'ın
çevresinde petrol aramayla ilgili tartışmalar ve Türkiye'nin
bölgeye savaş gemileri gönderdiği iddialarının
ardından, tarafları, diğer tarafın yanlış
anlamasına yol açacak eylemlerden kaçınmaya davet ediyoruz dedi. Düzenlediği
günlük basın toplantısında bir gazetecinin, bölgeye Türk
savaş gemilerinin gönderildiğini doğrulamasının
istenmesi üzerine McCormack, bunu doğrulayamam. Türk hükümetiyle
konuşmanız lazım. Bu mesele petrol arama çalışmaları
ve petrol arama hakkıyla ilgili. Dolayısıyla da
Kıbrıs'ın çevresinde, Doğu Akdeniz'de kıta
sahanlığının paylaşılmasıyla ilgili
karmaşık yasal meselelere giriyor yanıtını verdi. Sean
McCormack, bu mesele ileri derecede karmaşık. Hukukçular, siyaset üretenler
ve politikacılar uzun yıllardır kendilerini bu konuya
adamış durumdalar. Buna bir çözüm bulunmuş değil.
Dolayısıyla üzerinde çalışmaya devam edecekler. Biz
tarafları, diğer tarafın yanlış anlamasına yol
açacak eylemlerden kaçınmaya, tam şeffaflık sergilemeye davet
ediyoruz. Böylece talihsiz bir kazayla sonuçlanacak herhangi bir
yanlış anlama ortaya çıkmaz diye konuştu. |
HURRIYET 02/02/07
Baykal: KKTC denizde
egemenlik alanını ilan etmeli
Güney
Kıbrıs yönetiminin, Doğu Akdeniz'de petrol arama girişimi
ve bu amaçla Mısır ve Lübnan'la anlaşmaya yönelmesine tepkiler
sürüyor.
CHP lideri Deniz Baykal, Rum yönetiminin, "KKTC'yi fiilen egemenliği
altına almak" girişiminde bulunduğunu belirterek KKTC ve
Türkiye'nin çok sert karşılık vermesi gerektiğini
vurguladı.
Baykal, bu konudaki sorularımızı yanıtlarken,
Ankara'yı ve KKTC yönetimini "pasif" kalmakla suçladı ve
şöyle konuştu:
'Egemenliği yayma girişimi'
"Rum yönetimi bugüne kadar temkinli hareket ederdi. Her zaman
Kıbrıs'ın tümünü temsil ettiğini iddia etse de bu
iddiasını fiiliyata geçiremezdi. KKTC'den, Türkiye'den çekinirdi.
Oysa bugün artık egemenliğini fiilen KKTC'ye de yaymak için çekinmeden
adımlar atabiliyor. Artık eski özeni göstermiyor. Sadece iddia olarak
değil fiilen de Kıbrıs'ın tümü üzerinde egemenliğin
kendine ait olduğunu gösterecek adımlar atıyor. Doğu
Akdeniz'de petrol arama girişimi bunun son örneğidir."
'Cesaret alıyor'
Baykal, Rum yönetiminin, Ankara hükümetinden ve KKTC yönetiminden
"cesaret" aldığını düşünüyor ve bu
düşüncesini şöyle açıklıyor:
"Rum yönetimi bu cesareti nereden alıyor? Ankara'dan ve KKTC'deki
yönetimden. Ankara'da hükümetin pasif, tavizkâr tutumu Rum yönetimine cesaret
veriyor. KKTC yönetiminin tutumu da öyle. KKTC yönetimi çıkıp ortaya
'petrol arayamazsınız, siz Kıbrıs'ın tümü üzerinde
egemen değilsiniz, bu egemenliğin yayılmasıdır'
diyemiyor da, 'biz de pay isteriz' diyor. Yaklaşım bu olunca tabii
Rum yönetimi de cüretini artırıyor. Siz böyle teslimiyetçi
davranırsanız tabii Rum yönetimi de KKTC'yi ilhak etmeye dönük
niyetler besler, girişimlerde bulunur."
'KKTC ilan etmeli'
CHP lideri, Rum yönetiminin bu girişimi karşısında KKTC
Meclisi'nin zaman yitirmeden toplanması gerektiğini belirterek
şu öneride bulundu:
"KKTC Meclisi hemen toplanmalıdır. Karar almalıdır. Bu
kararıyla denizdeki ekonomik alanını da paraleliyle,
meridyeniyle ilan etmelidir. Egemenlik hakkını oraya
koymalıdır. Türkiye de aynı yönde hareket etmelidir. TBMM
toplanmalı ve garantör ülke olarak bu haklarına uygun karar alıp
ilan etmelidir. Bu gelişmelere seyirci kalınır ve boş lafla
geçiştirilirse giderek KKTC, Rum yönetiminin egemenliğine girer."
'Çözüm: İki devlet'
CHP lideri Baykal, Rum yönetiminin son girişimiyle artık adada tek,
birleşik devlet çözümü için olasılık
kalmadığını da belirtti. Baykal, Rum yönetiminin iki
devlete, iki egemenliğe, iki halka, iki kesime, iki demokrasiye dayalı
bir çatı devlet çözümünden yana olmadığının artık
anlaşıldığını kaydetti ve şu yorumu
yaptı:
"Rum yönetiminin tutumu açık. Ortak bir devlette çözüm istemiyor. Bu
durumda tek devlet çatısı altında çözüm umudu da kalmıyor.
Artık iki ayrı devlet, iki ayrı egemenlikten başka yol
kalmıyor."
Baykal, Türkiye ve KKTC'nin, Rum yönetiminin girişimine karşı
caydırıcı düzeyde ve kararlılık içinde yanıt
vermemeleri halinde, bu tür girişimlerin devam edeceği endişesi
taşıyor.
FIKRET BILA MILLIYET 02/02/07
Doğu Akdeniz'de gözdağı mı?
Lübnan ve
Mısır, Rumlarla petrol arama anlaşmasının
arkasında dururken, Doğu Akdeniz'e savaş gemisi
yollandığı iddiasını Büyükanıt, 'Zaten gemimiz
var' diye yalanladı. Bu gemilerin görev alanının
genişletildiği öne sürülüyor
02/02/2007
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA/İSTANBUL -
Mısır ve Lübnan'la anlaşıp Doğu Akdeniz'de petrol ve
doğalgaz aramak için düğmeye basarken, elde edilecek geliri
Kıbrıslı Türklerle paylaşmak istemeyen Kıbrıs Rum
Yönetimi, yeni gerilimi tetikliyor. Türkiye'nin girişimlerine rağmen
Mısır ve Lübnan, anlaşmanın arkasında dururken, dün
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki askeri hareketliliğine dair iddialar
ortaya atıldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt, Türk savaş gemileri yollandığını
yalanlasa da, bölgede devriye gezen gemilere, rutin görev alanlarının
genişletilmesi talimatı verildiği öne sürülüyor.
Rum Kesimi'nin 2005'te Mısır'la imzaladığı
'münhasır ekonomik bölgelerin sınırlandırılması'
anlaşmasının benzerini Lübnan ile imzalayıp 15
Şubat'tan itibaren araştırmalar için ruhsat verme kararı
almasıyla başlayan gerilim sürüyor. Mısırlı diplomatik
kaynaklar da, anlaşmanın dondurulmayacağını kaydetti.
Ankara'ya "Anlaşmayı yürürlüğe koymamazlık
edemeyiz. Türkiye'nin haklarını biliyoruz ve ihlal niyetinde
değiliz' yanıtını ileten Lübnan büyükelçisi ise dün
Dışişleri'ne çağrıldı.
Norveç elçisi
uyarıldı
Türkiye'nin tepkisi bazı şirketleri Rumlarla görüşen Norveç'e de
yöneldi. Dışişleri'ne çağrılan Norveç Büyükelçisi
Cecilie Landsverk'e, "Rum Kesimi adanın tümünü temsil etmiyor ve
verdiği ruhsatlar hükümsüzdür. Şirketlere 'Ruhsatsız
çalışıyor' işlemi uygulanacak" mesajı verildi.
Böylece Ankara, bölgeye gelecek gemilerin
uzaklaştırılacağının işaretini verirken, dün
bazı Türk savaş gemilerinin gönderildiği iddiası geldi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü ziyaret eden Genelkurmay
Başkanı Büyükanıt, sorular üzerine, "Zaten Ege'de,
Doğu Akdeniz'de devamlı görevli gemilerimiz var"
yanıtını verse de ısrar üzerine
"Dışişleri ile de müşterek çalışmalarımız
var. Zaten gemilerimiz devriye geziyor, yeni gemi göndermeye
ihtiyacımız yok" dedi. Gül de daha sonra iddialar için,
"Planlı ve normal faaliyetler" derken, "Gemiler uçak
değil ki, birkaç dakikada binlerce kilometre kat etsin"
çıkışını yaptı.
Talat: Demek ki yalan
İstanbul'a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da
savaş gemileri konusunda "Genelkurmay yalanladığına
göre, demek ki yalan" dese de "Ama bir şey bilinmeli:
Kıbrıs'tan nasıl vazgeçmedik doğal kaynaklardan da
vazgeçmeyiz" şerhi düştü. KKTC lideri savaş gemileri için
'Rutin uygulama olduğu söyleniyor' hatırlatması üzerine
"Mümkün. Gemiler sürekli geliyor zaten" diye konuştu. Eski KKTC
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 2003'te yabancı
bir petrol arama gemisinin bölgeden
uzaklaştırıldığını öne sürmüştü.
'Gemi Mersin'e döndü'
Rum Yönetimi, Türkiye'nin tavrının yakından izlendiğini
duyururken, sözcü Hıristodulos Paşardis, Rum basınında
çıkan bölgeye Türk savaş gemileri gönderildiği haberini
yalanladı. Paşardis, olayı 'Rodos bölgesinden bir korvetin Rum
deniz sahanlığı dışında hareket edip Mersin'deki
üsse dönmesi' diye anlattı. Konuyu birer mektupla BM ve AB'ye
taşıyan Rumlar, 'Türkiye bir AB üyesini tehdit ediyor' diye
şikâyet etti.
Kıbrıs
artık 1 milyon
02/02/2007
RADIKAL
LEFKOŞA - KKTC'de 30
Nisan 2006'da yapılan sayıma göre ülke nüfusu 256 bin 644 olarak
tespit edilirken, bu sayıyla adada yaşayanların sayısı
da bir milyonu aşmış oldu. Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
sürekli ikamet edenler dışında 'de facto' nüfusun ise 265 bin
100 olarak belirlendiğini açıkladı. Nüfusun 10 yılda yüzde
25 arttığına dikkat çekilirken, Soyer, en fazla
artışın yüzde 60'la Girne'da olduğunu duyurdu. KKTC
Başbakanı, nüfusun doğum yeri, yaş ve milliyet olarak
dağılımının da 10-12 gün içinde açıklamayı
planladıklarını belirtti. 1996'da KKTC nüfusu 200 bin 587 olarak
tespit edilmişti. 2005 verilerine göre Rum Kesimi'nin nüfusu ise 766 bin
400. (aa, afp)
BM, tarafların mutabakata varması halinde
yardıma hazır
TARAFLAR NE YAPILMASI
KONUSUNDA UZLAŞMALI... Birleşmiş Milletler Kıbrıs
Barış Gücü'nün (UNFICYP) Lokmacı Kapısı'nın
açılmasında bir ilerleme kaydedilmesi için yardımcı olmaya
her zaman hazır olduğunu, ancak bunun tarafların bundan sonra ne
yapacağı konusunda mutabakata varmasına bağlı
olduğu bildirildi
"ÇALIŞMALAR
İKİ AYDA TAMAMLANABİLİR"... UNFICYP'in bir yetkilisi,
BM'nin, bölgenin güvenli olmasını ve geçiş noktasında
tampon bölgeye girişin uygun bir şekilde sağlanmasını
arzuladığını; mutabık kalınması halinde
Lokmacı bölgesindeki çalışmaların AB yardımlarıyla
yapılabileceğini ve tamamlanmasının iki ay
alabileceğini belirtti
Anıl IŞIK
Kıbrıs'taki Birleşmiş
Milletler Barış Gücü'nün (UNFICYP), Lokmacı
Kapısı'nın açılmasında bir ilerleme kaydedilmesi için
yardımcı olmaya her zaman hazır olduğunu, ancak bunun
tarafların bundan sonra ne yapılacağı konusunda mutabakata
varmalarına bağlı olduğu bildirildi.
UNFICYP'in bir yetkilisi,
BM'nin bölgenin güvenli olmasını ve geçiş noktasında tampon
bölgeye girişin uygun bir şekilde sağlanmasını
arzuladığını; tarafların mutabık kalması halinde
ilgili çalışmaların Avrupa Birliği (AB)
yardımlarıyla yapılabileceğini ve tamamlanmasının
iki ay alabileceğini belirtti.
KIBRIS'a açıklamada
bulunan yetkili, BM'nin Lokmacı Kapısı'nın
açılması için yapabileceği düzenlemelerle ilgili olarak
şöyle konuştu:
"Bölgenin genel
güvenliğini sağlayarak Ledra Sokağı geçişinin
hazırlanması yönündeki yardımımız, tampon bölgeye ve
onu kullananlara özen gösterme sorumluluğumuzla uyum içindedir."
Yetkili ayrıca,
"bölgede patlamamış maddeler olmadığından emin
olmak için kontrol yapmamız gerekecek (ancak bu bir güvenlik önlemidir,
orada mutlaka patlamamış maddeler olduğu anlamına
gelmiyor). Ayrıca tüm bu yılların ardından kötü durumda
olan ve yayaları tehlikeye koyabilecek çürümüş yapıları
desteklemek ve çökmesini engellemek için payanda konulması, yani çevredeki
bazı yapıların güvenliğinin temin edilmesi için
düzenlemeler yapacağız" dedi.
"Biz kısaca,
bölgenin güvenli olduğu ve geçiş noktasında tampon bölgeye
girişin çitlerle ya da başka şeylerle uygun bir şekilde
sağlanmasını istiyoruz" diye konuşan yetkili, mutabık
kalınması halinde bölgedeki çalışmaların, AB
fonlarıyla yapılabileceğini ve tamamlanmasının iki ay
alacağını söyledi.
KIBRIS 02/02/07
Zaten oradayız
DOĞU AKDENİZ VE
EGE'DE DEVAMLI GÖREV YAPAN GEMİLERİMİZ VAR... Türkiye
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rum
yönetiminin Kıbrıs çevresinde petrol arama girişimiyle
başlayan krizin ardından ada açıklarına savaş gemileri
gönderildiği şeklindeki iddiaları yalanladı. Orgeneral
Büyükanıt, "Türk Silahlı Kuvvetleri zaten Ege ve Doğu
Akdeniz'de faaliyetlerine devam etmektedir. Yeni bir görevlendirmeye gerek
yok" dedi
Türkiye Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rum yönetiminin
Kıbrıs çevresinde petrol arama girişimiyle başlayan krizin
ardından Ada açıklarına savaş gemileri gönderildiği
şeklindeki iddiaları yalanladı.
Büyükanıt, "Türk
Silahlı Kuvvetleri zaten Ege ve Doğu Akdeniz'de faaliyetlerine devam
etmektedir. Yeni bir görevlendirmeye gerek yok" dedi.
Büyükanıt,
gazetecilerin Türk savaş gemilerinin Kıbrıs'a gönderildiği
yönündeki haberleri anımsatması üzerine şöyle dedi:
"Bunu sorduğunuz
için teşekkür ederim. Bu konuda Genelkurmay'ı da arıyorlar.
Zaten bizim Doğu Akdeniz'de, Ege'de devamlı görev yapan gemilerimiz
var".
Büyükanıt,
Kıbrıs'ta yaşanan petrol krizi nedeniyle yeni bir gemi
gönderilip gönderilmediği sorusu üzerine de "Tekrar ediyorum zaten
orada devriye gezen gemilerimiz var. Dışişleri
Bakanlığı ile yapılan müşterek çalışmalar
var. Yeni gemi göndermeye gerek yok" diye konuştu.
Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, bu açıklamayı
dün sabah Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
yapacağı görüşmeye giderken yaptı.
Gül-Büyükanıt
görüşmesinde bu konunun gündeme geldiği öğrenildi.
Kıbrıs Rum
Kesimi'nin Doğu Akdeniz'de petrol-doğal gaz
araştırması için Mısır ve Lübnan'a ruhsat vermesi
Ankara'nın sert tepkisine neden olmuştu.
Adadaki gelişmeleri
yakından takip eden Ankara, Rum yönetimiyle Petrol Arama
Anlaşması imzalayan Beyrut yönetimine 29 Ocak'ta nota vermişti.
Ankara'da Lübnan
Büyükelçisi'nin Dışişleri Bakanlığı'na
çağrılarak, Beyrut'ta da Türkiye Büyükelçisi İrfan Acar
tarafından Lübnan Dışişleri Bakanlığı'na
iletilen notalarda, Akdeniz'e kıyısı olan ülkelerin
haklarının ihlal edilmek istendiği, bunların
başında da KKTC'nin geldiği belirtildi.
Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki hassasiyetinin tüm dünya tarafından bilinmesi
gerektiğine dikkat çekildi.
Notada ayrıca
Kıbrıs Rum yönetiminin hukuken ve fiilen adanın
tamamını temsil etme ve Rumların, Kıbrıslı
Türkleri de kapsayacak şekilde ikili anlaşma yetkisi
bulunmadığına vurgu yapıldı.
Türkiye, bundan böyle
Lübnan yönetiminin konuyla ilgili Rumlarla yapmayı
planlandığı anlaşmalarla ilgili Ankara'ya görüş
sormasını da talep etti.
KIBRIS 02/02/07
Başbakan Soyer, dün
düzenlediği basın toplantısında, nüfusumuzu
açıkladı:
EN FAZLA GİRNE NÜFUSU
ARTTI... Başbakan Soyer, 1996 nüfus sayım sonuçlarına göre,
nüfusun Girne ilçesinde %60.60; Lefkoşa ilçesinde %37.4; Gazimağusa
ilçesinde %21.5; İskele ilçesinde %14.6 ve Güzelyurt ilçesinde de %13.1
arttığını bildirdi
DE- FACTO'DA %32.2, DE-
JURE'DA %36 ARTIŞ OLDU... 10 yılda de-facto nüfusun %32.2, de-jure
nüfusun ise %36 oranında yükseldiğini ifade eden Başbakan Soyer,
de-facto nüfusun; 143 bin 843'ünün erkek, 121 bin 257'sinin de
kadınlardan, de-jure nüfusun ise; 138 bin 568'sının erkek, 118
bin 76'sının ise kadınlardan, oluştuğunu söyledi
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, 30 Nisan 2006'da yapılan konut ve nüfus sayımının
ilk kesin sonuçlarına göre KKTC'de de-facto nüfusun 265 bin 100, de-jure
nüfusun ise 256 bin 644 olduğunu açıkladı.
Başbakan Soyer, dün
düzenlediği basın toplantısıyla, konut ve nüfus
sayımının ilk kesin sonuçlarını açıkladı.
Soyer, sayım
sonuçlarının; tümünün tamamlanmasını beklemeden, peyder pey
kamuoyunun bilgisine getirileceğini, 10-12 gün sonra nüfusun doğum
yeri, yaş ve milliyet itibarıyla açıklanacağını duyurdu.
Başbakan Soyer, 1996
nüfus sayım sonuçlarına göre, nüfusun Girne ilçesinde %60.60;
Lefkoşa ilçesinde %37.4; Gazimağusa ilçesinde %21.5; İskele
ilçesinde %14.6 ve Güzelyurt ilçesinde de %13.1 arttığını
bildirdi.
10 yılda de-facto
nüfusun %32.2, de-jure nüfusun ise %36 oranında yükseldiğini ifade
eden Başbakan Soyer, de-facto nüfusun; 143 bin 843'ünün erkek, 121 bin
257'sinin de kadınlardan, de-jure nüfusun ise; 138 bin 568'inin erkek, 118
bin 76'sının ise kadınlardan, oluştuğunu söyledi.
"İlk defa nüfus
sayımını her yönüyle kendimiz yaptık"
DPÖ Müsteşarı
Işılay Yılmaz ve Başbakanlık Müsteşarı
Doğan Şahali'nin de hazır bulunduğu Başbakanlık
Şeref Salonu'ndaki basın toplantısında Başbakan Soyer,
30 Nisan 2006 tarihinde gerçekleştirilen Konut ve Nüfus Sayımı'nın
ilk kesin sonuçlarını açıklarken öncelikle sonuçları
açıklamada biraz geciktiklerini belirterek sonuçlara ulaşmada
izlenilen süreçle ilgili bilgiler aktardı.
"İlk defa
ülkenin nüfus sayımını ve sonuçlarını her yönüyle
kendimiz yaptık" diyen Soyer, KKTC'de laboratuar kurarak tüm veri
girişlerinin ve değerlendirmelerin DPÖ, ilgili birimler ve özel
sektörden hizmet satın alınarak burada
yapıldığını belirtirken hatayı sıfıra
indirme yönündeki titizliklerinin de gecikme nedenlerinden biri olduğunu
kaydetti.
Soyer, toplam 61 soruya
verilen yanıtlardan oluşan sayım sonuç verilerinin, öncelikle
soru kâğıtları üzerinde "manüel edit" işlemleri
yapılarak, daha sonra veri giriş işlemlerinin tamamlandığını;
veri girişleri devam ederken, bilgisayara aktarılan verilerin tek tek
kontrol edildiğini ve veri giriş hatalarının
düzeltildiğini kaydederek, bilgisayardaki veri tabanı
oluşturulduktan sonra, halen devam etmekte olan, "mekanik edit ve
tutarlılık" analizlerine geçildiğini ifade etti.
Konut özellikleri, hane
halkı oluşumu ve bireylerin cinsiyet, yaş,
vatandaşlık, milliyet, sürekli ikamet, ülkede bulunma nedeni ile
süresi, bir yıl önce nerede yaşadığı, eğitim,
medeni durum, doğurganlık, istihdam durumu ile ilgili bilgilerin
sorgulandığını anımsatan Soyer, sorgulamalar sonucu
elde edilen verilerin mekanik edit ve tutarlılık analizlerinin,
birbirleriyle ilişkili veriler gruplandırılmak suretiyle
gerçekleştirildiği ve önceliğin de yerleşim yeri
bazında, toplam nüfusun dağılımının
belirlenmesine verildiğini anlattı.
Böylelikle, ilk olarak
yerleşim yerleri itibariyle, cinsiyet ayırımı
detayında de-facto ve de-jure nüfus ile nüfusun tabiiyet (uyruk)
esasına göre dağılımının
sonuçlandırıldığına işaret eden Soyer,
"Yüzlerce tablodan oluşacak olan sonuç yayınının
tamamlanmasını beklemeden, çıkan sonuçlar kamuoyunun bilgisine
getirilmek üzere aralıklarla açıklanacak ve Devlet Planlama
Örgütü'nün web sayfasında (http://www.devplan.org)
yayınlanacaktır" dedi.
Soyer, ikinci
aşamada, sonuçlandırılıp açıklanması planlanan
verilerin ise nüfusun doğum yeri, yaş ve milliyet itibariyle
dağılımı olacağını ve bunların da 10-12
gün içinde kamuoyuyla paylaşılacağını kaydetti.
De-facto: 265 bin 100...
De-jure: 256 bin 644
Sayım sonrasında
geçici olarak toplam 264 bin 172 şeklinde yayınlanan de-facto nüfusun
265 bin 100 olarak kesinleştiğini açıklayan Başbakan Soyer,
ilk etapta geçici olarak yayınlanması mümkün olmayan de-jure nüfusun
ise 256 bin 644 olarak hesaplandığını bildirdi.
De-facto nüfusun,
sayım günü KKTC sınırları içerisinde, sayım anında,
kişinin bulunduğu (veya sayıldığı) yere göre
belirlenen nüfus; de-jure nüfusun ise sayımı yapılan
kişinin KKTC sınırları içerisindeki sürekli ikamet yeri
esasına göre belirlenen nüfus olduğuna dikkat çeken Soyer,
"Sürekli ikametin uluslararası tanımı ise 'kişinin bir
yıl veya daha fazla sürede günlük geceleme ihtiyacını
çoğunlukla karşıladığı yerdir'. Böylece
sayım günü ülkemizde bulunan ancak burada geçici bir süre kalmak niyetiyle
gelmiş olanlar de-facto nüfustan düşülmüş ve buna yurt
dışında geçici maksatlarla bulunduğu yakınları
tarafından bildirilen ve sayımı yapılanlar eklenmiş,
böylece de-jure nüfus belirlenmiştir" şeklinde konuştu.
1996 sonuçlarıyla
kıyaslama
Başbakan Soyer, 2006
Nüfus ve Konut Sayımı'nın kesin sonuçlarını 1996 nüfus
sayım sonuçlarıyla da karşılaştırdı.
Buna göre 10 yıla
yakın sürede de-facto nüfus artışı toplam %32.2 ve de-jure
nüfus artışı ise %36 oranında gerçekleşti. Ancak
ilçeler itibariyle artışlar önemli ölçüde farklılık gösteriyor.
De-facto nüfusun ilçeler
itibariyle artışı sırasıyla Girne İlçesi'nde
%60.6; Lefkoşa İlçesi'nde %37.4; Gazimağusa İlçesi'nde
%21.5; İskele İlçesi'nde %14.6 ve Güzelyurt İlçesi'nde %13.1
olarak gerçekleşti.
Nüfusun %77'si
belediyelerin hizmet alanında
Ülke genelinde
yerleşim yerleri itibariyle nüfusun de-facto ve de-jure detayı
yanında belediyelerin nüfus dağılımları da tablolarda
ayrıntılı şekilde açıklanırken; belediyelerin
toplam nüfusu, diğer bir deyişle belediye hizmetlerinin
ulaştığı nüfus de-facto 206 bin 114 ve de-jure ise 199 bin
124 olarak hesaplandı. Böylelikle toplam de-jure nüfusun
%77.6'sının belediyelerin hizmet alanı içerisinde olduğuna
işaret eden Soyer, hizmet alanı dışında kalan
yerleşim yerleriyle ilgili olarak yerel yönetim reformunun yaşama
geçirilmesi konusunda hükümete görev düştüğünü vurguladı.
%46 kadın; %54 erkek
nüfus
Kesin sonuçlara göre 256
bin 644 olan de-jure nüfusun 138 bin 568'i erkek ve 118 bin 076'sı
kadınlardan; 265 bin 100 olan de-facto nüfusun ise 143 bin 843'ü erkek ve
121 bin 257'si kadınlardan oluşuyor. Böylece erkek ve kadın
oranları sırasıyla, de-jure nüfusta %54 ve %46; de-facto nüfusta
ise %54.3 ile 45.7 olarak hesaplanmış durumda.
1996 nüfus
sayımı sonuçlarına göre detayı yalnızca de-facto
esasına göre verilen cinsiyet dağılımı %52.8 erkek ve
%47.2 iken, günümüzde bu oranın erkek nüfus lehine
değiştiği, yani erkek nüfus oranının 1.5 puan
arttığı ve kadın nüfus oranının da 1.5 puan
azaldığı görülüyor.
İlçelere göre nüfus
Başbakan Soyer'in dün
düzenlediği basın toplantısıyla
açıkladığı 2006 Nüfus ve Konut Sayımı (de facto)
Kesin Sonuçları'na göre nüfusun ilçelere göre dağılımı
şöyle:
Lefkoşa 85 bin 577;
Gazimağusa 64 bin 269; Girne 62 bin 158; Güzelyurt 31 bin 116 ve
İskele 21 bin 978.
En yüksek artış
%60'la Girne'de
Bu sonuçlara göre
1996'daki sayımın ardından geçen 10 yılda ilçelere göre
nüfus artış oranı da Lefkoşa'da % 32.2; Gazimağusa'da
% 21.5; Girne'de % 60.6; Güzelyurt'ta % 13.1 ve İskele'de % 14.6 oldu.
Uyruklara göre nüfus
Sayım
sonuçlarının uyruklara göre dağılımındaki veriler
de şöyle:
De-facto nüfusta: KKTC
uyruklular 133 bin 937 (%50.5); KKTC ve diğer uyrukları birlikte
taşıyanlar (çift uyruklular) 42 bin 795 (%16.1); KKTC-TC uyruklular
33 bin 870 (%12.8); KKTC-İngiltere uyruklular 4 bin 185 (%1.6);
KKTC-diğer uyruklular (Kanada, Avustralya, İsveç, Norveç, Fransa,
Moldovya) 4 bin 740 (%1.8); Türkiye 77 bin 731 (%29.3); İngiltere 4 bin
458 (%1.7); Bulgaristan 831 (%0.3); İran 775 (%0.3); Moldovya 485 (%0.2);
Pakistan 490 (%0.2); Almanya 343 (%0.1); diğer 3 bin 255 (%1.2).
De-jure nüfusta: KKTC uyruklular
135 bin 106 (%52.6); KKTC ve diğer uyrukları birlikte
taşıyanlar (çift uyruklular) 42 bin 925 (%16.7); KKTC-TC uyruklular
34 bin 370 (%13.4); KKTC-İngiltere uyruklular 3 bin 854 (%1.5);
KKTC-diğer uyruklular (Kanada, Avustralya, İsveç, Norveç, Fransa,
Moldovya) 4 bin 740 (%1.8); Türkiye 70 bin 525 (%27.5); İngiltere 2 bin
729 (%1.1); Bulgaristan 797 (%0.3); İran 759 (%0.3); Moldovya 354 (%0.1);
Pakistan 475 (%0.2); Almanya 181 (%0.1); diğer 2 bin 793 (%1.1).
Belediyelerdeki nüfuslar
Başkent Lefkoşa
nüfus üstünlüğüyle de ilk sırada yer alırken, İskele, ilçe
olmasına rağmen birçok belediyeden daha düşük nüfus
barındırıyor.
De facto nüfusa göre 28
belediyedeki nüfus ve genel nüfusa oranları şöyle:
Lefkoşa 49 bin 721
(%24.1), Akıncılar 436 (%0.2), Alayköy 2 bin 594 (%1.3), Gönyeli 11
bin 964 (%5.8), Değirmenlik 7 bin 416 (%3.6), Mağusa 35 bin 453
(%17.2), İnönü 2 bin 855 (%1.4), Yeniboğaziçi 4 bin 54 (%2),
Geçitkale 1309 (%0.6), Serdarlı 1016 (%0.5), Tatlısu 1379 (%0.7),
Akdoğan 2 bin 591 (%1.3), Beyarmudu 3 bin 450 (%1.7), Paşaköy 1973
(%1), Vadili 2 bin 317 (%1.1), Girne 26 bin 67 (%12.6), Alsancak 5 bin 146
(%2.5); Çatalköy 4 bin 664 (%2.3), Dikmen 2 bin 618 (%1.3), Esentepe 1646
(%0.8), Lapta 5 bin 965 (%2,9), Güzelyurt 13 bin 334 (%6.5), Lefke 7 bin 854
(%3.8), İskele 3 bin 977 (%1.9), Mehmetçik 1484 (%0.7), Büyükkonuk 1132
(%0.5), Yenierenköy 1673 (%0.8), Dipkarpaz 2 bin 26 (%1).
KIBRIS 02/02/07
Rum Hükümeti, Türk
savaş gemilerinin bölgeye gönderildiği haberlerini yalanladı
Rum radyosunun haberine
göre Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis yaptığı yazılı
açıklamada, Türkiye basınında yer alan Türkiye'nin petrol konusu
yüzünden Kıbrıs'a savaş gemileri gönderdiği yönündeki
haberlerin doğru olmadığını söyledi.
Habere göre Paşardis,
"olayın Rodos deniz bölgesinden gelen bir korvetin Rum deniz
sahanlığı dışında hareket etmesinin ardından
Mersin'deki üssüne geri dönmesi şeklinde olduğunu" ifade etti.
Lilikas: Bush ailesi ile
Rolandis
arasında
doğalgaz anlaşması vardı
Öte yandan Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, ABD Başkanı
George Bush'un ailesi ile Rum eski Sanayi, Ticaret ve Turizm Bakanı Nikos
Rolandis arasında doğal gazın kullanımına ilişkin
bir memorandum bulunduğunu açıkladı.
Habere göre, bugün
Malta'ya hareketinden önce Larnaka Havaalanı'nda yaptığı
açıklamada Lillikas; Rum Ticaret Bakanlığı görevini
devraldığında yaptığı ilk işin, Bush ailesi
ile Rolandis arasındaki bu "görüş birliği
memorandumunu" iptal etmek olduğunu ifade etti.
Lillikas, Rolandis'in bu
memorandumu Rum Bakanlar Kurulu'nun onayı olmaksızın,
yetkilerini aşarak gerçekleştirdiğini bildirirken, Rolandis'in
ayrıca eski Rum Başsavcısı Alekos Markidis'in de
görüşüne başvurmadığını vurguladı.
Yorgos Lillikas bu arada,
ABD ve İngiltere hükümetlerinin Kıbrıs'ın güneyinde
çıkması muhtemel petrolün "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
egemenlik haklarına dahil olduğu" şeklindeki
açıklamalarının, "doğru bir yaklaşım"
olduğunu ifade etti.
Öte yandan Rum eski
Ticaret Bakanı Rolandis'ten Lillikas'ın açıklamalarına
yalanlama geldi.
Habere göre konuya
ilişkin yazılı açıklama yapan Rolandis, söz konusu
memorandumun Rum Bakanlar Kurulu'nda onaylanmadığı şeklinde
Lillikas tarafından yapılan açıklamanın gerçeği
yansıtmadığını ve o dönemde Başsavcının
da her türlü onayının alınmış olduğunu ifade
etti.
KIBRIS 02/02/07
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat: Petrol rezervleri konusunda hukuki mücadele verilecek
Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün Rum Yönetimi ile Yunanistan'ın vetosundan dolayı
geçmesinin mümkün olmadığını kaydeden Talat, baskı
altında kalan Rum liderliğinin Lokmacı Kapısı'nı
açmak zorunda kalacağını belirtti.
İstanbul'da bulunan
Cumhurbaşkanı Talat dün konuk olduğu NTV televizyonunda
değerlendirmelerde bulundu.
Petrol konusunda hukuki
mücadele
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum tarafının petrol rezervleriyle ilgili
girişim ve anlaşmaları konusunda hukuki girişim
yapılabileceğini söyledi. Talat, "Çünkü Kıbrıslı
Türkler'in bu kaynaklarda hakkı olduğu, şu anda üçte ikisi
askıda olsa da Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda
kayıtlı" dedi.
Talat, "'Biz bu
Anayasa'ya göre faaliyet gösteriyoruz' diyen Rum Yönetimi'nin bağlı
olduğu Anayasa'nın gereği de bu. O bakımdan tabii ki bunun
hukuki mücadelesi verilecek" diye ekledi.
Doğrudan ticaret
mümkün olmayacak
Cumhurbaşkanı
Talat, izolasyonların kalkması ve doğrudan ticaretle ilgili
soruyu yanıtlarken de, Rum tarafının bu konuda engel
çıkarmak için elinden geleni yapacağına dikkat çekti ve
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçirilmesinin mümkün
olmayacağını söyledi.
Talat, izolasyonların
kaldırılmasının küçük bir parçası olan Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün, AB Komisyonu ile Konsey'in hukuk bürolarının
anlaşamaması nedeniyle Rum tarafının doğrudan veto
hakkının yolunu açabileceğini belirtti.
Yunanistan'ın da Rum
Yönetimi ile birlikte hareket edebileceğine dikkat çeken Talat,
"İşte bu, AB içindeki Kıbrıs durumunu daha da acil
hale getirecek. Dolayısıyla bunların Kıbrıs Rum
tarafının izole edilmesinde ve bunun sonucunda Kıbrıs
Türklerinin izolasyondan kurtulması konusunda AB ülkelerinin daha aktif olabileceğine
inanıyorum" dedi.
Lokmacı
Kapısı konusunda Rum tarafı baskı altında
Lokmacı
Kapısı konusunda herhangi bir kaygısı
olmadığını da söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,
"Biz oradan sadece bir üst geçidi kaldırdık. Polisimiz,
askerimiz orada. Eğer başlarsa, orada bir düzenleme yapılacak.
Ama sonuç olarak biz imajımıza bir puan daha eklemiş olduk"
dedi.
Rum tarafının bu
konuda baskı altında olduğunu söyleyen ve kapının
açılacağına inandığını belirten Talat,
"Bu baskıya dayanamazlar. Hiçbir gerekçeleri yoktur. Kendilerini ne BM
destekliyor, ne de AKEL söz söyleyebiliyor" şeklinde konuştu.
Talat, "sembollerin
kalkması" gibi yapay ön koşulların tamamen
mantıksız olduğunu da ekledi.
"Konuyu Genelkurmay
yalanladığına
göre, demek ki yalan"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs'a 2 Türk savaş gemisinin yola
çıktığı yönündeki iddialara" ilişkin olarak,
"Genelkurmay yalanladı ya, neyi bilecektim? Konuyu Genelkurmay
yalanladığına göre, demek ki yalan" dedi.
Talat, Swissotel'de
gazetelerin dış haberler editörleriyle yaptığı
kahvaltılı toplantının ardından çıkışta
basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
"Kıbrıs'a
Rum tarafının petrol aramasıyla ilgili 2 savaş gemisinin
yola çıktığı iddiası ortaya atıldı.
Genelkurmay Başkanlığı bunu yalanladı, bu
gelişmeyi biliyor muydunuz?" sorusu üzerine şunları
kaydetti:
"Genelkurmay yalanladı
ya, neyi bilecektim? Konuyu Genelkurmay yalanladığına göre,
demek ki yalan. Bu işi abartmamak lazım, ama bir şeyin bilinmesi
gerekiyor.
Biz, KKTC olarak
Kıbrıs adasının var olan kaynaklarından, doğal
kaynaklarından herhangi bir şekilde, nasıl ki Kıbrıs'tan
vazgeçmedik, ondan da vazgeçmeyiz. Kıbrıs'ta Kıbrıslı
Rumlarla eşitiz. Bu eşitliğimizi her şekilde korumaya ve
sürdürmeye devam edeceğiz."
Talat, "Bunu ciddi
bir uyarı olarak yorumlayabilir misiniz?" sorusuna
karşılık, "Genelkurmay yalanladığına göre,
bunu benim daha ileri yorumlamam mümkün değil, çünkü onların
kontrolünde ve yönetiminde bir olay. Genelkurmay yalanlıyor, ben
başka bir yorum yapamam ki, abartı da olabilir" dedi.
"Rutin bir uygulama
olduğu yolunda haberler de çıktı" şeklindeki hatırlatma
üzerine Talat,
"Mümkün... Gemiler
sürekli olarak geliyor zaten" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı
Talat, "Kıbrıs Rum tarafı, petrol araması konusundaki
açıklamalarınızı savaş tehdidi olarak
değerlendirdi, bunu satrançta bir hamle olarak değerlendirebilir
miyiz" sorusu üzerine, "Çok zorluyorsunuz. Genelkurmay
açıkladı, benim onun ötesinde bir şey söylemeye hakkım ve
yetkim var mı?" ifadesini kullandı.
İzolasyonlar
Cumhurbaşkanı
Talat, "izolasyonların kaldırılmasıyla" ilgili
bir soruya karşılık da şunları söyledi:
"AB'nin
açıklaması, ocak ayında doğrudan ticaret tüzüğünü
geçirmek için çalışmaların başlayacağı
yönündedir. Bu, izolasyonların kaldırılmasının küçük
bir bölümüdür. Şu anda henüz bir çalışma başlamış
değil. Ama Almanya, dönem başkanı olarak tarafların
görüşlerini almaya başladı. Biz de görüşümüzü
aktardık. Henüz bu başlangıç aşamasında, özel bir
çalışma grubunda konu ele alınacaktı. Ondan şimdilik
vazgeçildi. Konuyu daha siyasi boyutta yani Brüksel nezdinde ele alacaklar gibi
görünüyor. Henüz somut adım atılmış değil."
"Kıbrıs Rum
tarafı biraz da Lübnan'daki siyasi
boşluğu
değerlendirdi ve bu anlaşmayı bağladı"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs'ta yasal bir yönetim, yasal bir
hükümet yoktur. Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu
ülkelerle petrol konusunu görüşmesi ve tek başına
anlaşmalar bağlaması kabul edilebilir bir durum
değildir" dedi.
Mehmet Ali Talat,
basın mensuplarının, "Kıbrıs Rum yönetiminin
komşu ülkelerle petrol arama anlaşmaları yapmasını
nasıl değerlendirdiğinin" sorulması üzerine,
Kıbrıs Rum tarafının bu konuyu tek yanlı bir
girişimle başlattığını söyledi.
Talat,
Kıbrıslı Türklerin de ortak olması gereken bir
zenginliğe Kıbrıslı Rumların tek taraflı sahip
çıkması sonucunda, konunun bu noktaya geldiğini ifade ederek,
Akdeniz'in yarı kapalı bir deniz, adeta bir göl olduğunu
hatırlattı.
Cumhurbaşkanı
Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün Akdeniz'e
kıyısı bulunan ülkeler ve özellikle yakın ülkeler,
münhasır ekonomik bölge anlaşmalarında ve
tartışmalarında taraf olmak durumundadır.
Dolayısıyla Türkiye'nin açıkça ortaya
koyduğu bu konular,
görüşülerek ele alınmalıdır. Birlikte ele
alınması yaklaşımı doğru bir
yaklaşımdır. Kaldı ki Kıbrıs Rum yönetimi,
Kıbrıs'ı bir bütün olarak temsil etmemektedir.
Kıbrıs'ta yasal bir yönetim, yasal bir hükümet yoktur.
Dolayısıyla yasal olmayan bir hükümetin komşu ülkelerle petrol
konusunu görüşmesi ve tek başına anlaşmalar
bağlaması kabul edilebilir bir durum değildir.
Biz bunu ortaya koyduk,
Türkiye de bunu ortaya koydu. İlk tepki benden gelmişti. Bu
kararın gerginliğe yol açabileceğini ifade etmiştim.
Kıbrıs Rum tarafı savaş tehdidi olarak
algılamış ve epey gürültü çıkarmıştı.
Halbuki bu bir savaş tehdidi değildi, sadece bir uyarıydı.
Barışın kurulması ve mevcut olanın korunması için
gayret gösteren bir kişi, politikacı olarak bunu bir görev olarak
görüp uyarıda bulunmuştum. Hemen arkasından Rum yönetimi
anlaşmalar imzaladı. İşler gerginleşme noktasına
geldi."
Lübnan'daki siyasi
boşluk
Kıbrıs Rum
tarafının açıklamalarında, "Kıbrıslı
Türklerin hiçbir hakkının olmadığını, Türkiye'nin
de hiçbir şekilde bu işe
karışamayacağını" belirttiğini
hatırlatan Talat, Rumların açıklamalarında kendilerini
egemen, dört dörtlük, her şeyiyle tam bir ülke olduklarını ifade
ettiklerini anımsattı.
Talat, bu açıklamaların
doğru olmadığını ifade ederek, "Rum yönetiminin
Kıbrıs Türklerinin olmadığı bir ortamda
anlaşmaları bağlaması kabul edilemez. Biz bunu reddettik.
Herhangi bir şekilde kabul etmemiz de söz konusu değildir" diye
konuştu.
Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs Rum yönetimiyle petrol konusunda anlaşmalar yapan Lübnan,
Mısır, İsrail gibi ülkelerin bu anlaşmaları
askıya aldığı yolunda çıkan haberlerin
hatırlatılması üzerine de şunları kaydetti:
"Onu bilmiyorum.
Tabii Kıbrıs Rum tarafı biraz da Lübnan'daki siyasi
boşluğu değerlendirdi ve bu anlaşmayı
bağladı. Lübnan savaştan yeni çıkmış, hükümet
oluşumunda ciddi sorunlar yaşayan bir ülke. Onu bu dönemde
yakalayıp böyle bir anlaşmayı bağlamış, bu bir
gerçek. Yalnız Mısır'ın anlaşmayı askıya
alması konusunu bilmiyorum..."
KIBRIS 02/02/07
Kıbrıslı
Rumlar, petrol krizini AB'ye taşıdı
Rum yönetimi AB Dönem
Başkanı Almanya ve Avrupa Komisyonu'na konuyla ilgili bilgi verdi.
Türkiye'yi AB'ye şikâyet eden Kıbrıslı Rumlar Türkiye'nin
AB üyesi bir ülkeyi tehdit ettiğini dile getirdiler.
ABHaber'in AB
gözlemcilerinden aldığı bilgilere göre AB Daimi Temsilciler
Komitesi COREPER toplantısında da Kıbrıslı Rum
temsilci sorunu AB üyesi ülkelere aktardı.
Kıbrıslı
Rumların sorunu AB nezdinde daha üst düzeyde ele alınmasını
sağlayacakları bildirildi.
Öte yandan Avrupa
Parlamentosu'ndaki (AP) Kıbrıslı Rum milletvekilleri ise sorunu
AP gündemine taşımak için hareket geçti.
KIBRIS 02/02/07
ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü McCormack:
ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack,
Kıbrıs'ta petrol konusunda yaşanan gelişmelerle ilgili
olarak, "Biz, denizlerle ilgili gelişmelerin, adanın
birleşme olasılığını güçlendirecek biçimde
olmasının önemli olduğuna inanıyoruz" dedi.
McCormack, gelecek hafta
Washington'ı ziyaret edecek olan Türkiye Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile ABD
Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice arasında
yapılacak görüşmede; Kıbrıs, Irak, İran, PKK ve
sınırötesi operasyonlar gibi konuların ele
alınmasının beklendiğini de söyledi.
A.A.'nın haberine
göre Sean McCormack düzenlediği basın toplantısında, Güney
Kıbrıs, Lübnan ve Mısır arasında kıta
sahanlığı konusunda ABD'nin görüşünün sorulması
üzerine, "Bu sorun bir kez daha Kıbrıs sorununun mümkün
olduğu kadar çabuk çözülmesinin aciliyetini ortaya koydu. Her iki
tarafı da BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs temsilcisinin önerisini
uygulayıp çözüme doğru yönelmeye cesaretlendiriyoruz" diye
konuştu.
McCormack, ABD'nin,
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni bağımsız bir devlet
olarak tanıdığını vurgularken, "Biz, denizlerle
ilgili gelişmelerin, adanın birleşme
olasılığını güçlendirecek biçimde olmasının
önemli olduğuna inanıyoruz" dedi.
Sean McCormack, Abdullah
Gül'ün ziyaretinde Rice ile gündemde olması beklenen konulara ilişkin
soruyu yanıtlarken, "Bizi olduğu kadar Türk hükümetini de
ilgilendiren sınırötesi sorunuyla ilgili konuşacaklardır.
Eminim Irak'ı konuşacaklardır. İran hakkında
konuşacaklardır. Türkiye-AB ilişkileri ve
Kıbrıs'ı konuşacaklardır" dedi.
Bir gazetecinin,
"Türk hükümetinin, ABD Kongresi'nde sözde Ermeni soykırımı
tasarısının ele alınmasıyla ilgili ABD hükümeti
nezdinde nüfuzunu kullanma çabalarından söz eder misiniz?" sorusuna
karşılık McCormack, kısaca "hayır" dedi.
KIBRIS 02/02/07
Çin'den havalanan uçak KKTC'ye indi
3 Şubat, 2007 19:39:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'ye ekonomik ampul taşıyan MNG
Havayolları'na ait bir kargo uçağı Çin'in Şangay
Havalimanı'ndan kalkarak KKTC'nin Ercan Havaalanı'na indi. KKTC
Maliye Bakanlığı uçağın bir Türk şirketine ait
olmasına rağmen 'bunun bir direk uçuş olduğunu' belirtti.
Uçağın MNG
Holding'e olması sebebiyle bunun 'KKTC'ye uygulanan ambargonun
hafifletilmesine delinmesine yönelik bir uçuş olup
olmadığı' tartışma konusu.
KKTC Maliye Bakanı Ahmet Uzun, uçağın Çin'in Şangay
Havaalanı'ndan kalkarak Ercan'a inmesini direk uçuş olarak nitelendirdi
ve "Birileri bundan anlam çıkaracak. Bu iyi olur" dedi.
Çin'den ithal edilen 300 bin ampul KKTC Maliye
Bakanlığı'nın başlattığı elektrik
tasarrufu kampanyası kapsamında tüketicilere
dağıtılacak.
En son geçtiğimiz yıl Azerbaycan Havayolları'na ait bir uçak
Ercan'a inmiş, Rum yönetiminin gösterdiği tepki üzerine Azerbaycan
yönetimi uçuşları askıya almıştı.
Türkeş ve
Kıbrıs
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat önceki gün bir grup gazeteciyi
kahvaltıya davet etti. Talat'ı beklerken kendi aramızdaki sohbette
12 Eylül'den söz açıldığında Sayın İlter Türkmen
bir anısını anlattı: Darbe olmuş, Türkeş
ortalıklarda yok, Evren'e rapor geliyor: "Türkeş'i
bulamıyoruz."
Org. Kenan Evren Evren anında emir veriyor:
- Her yeri arayıp bulun! Direnirse vurun!
Tarihe not düşmek için, Sayın Türkmen'in bu anısını
yazmak istedim.
Demek ki, Evren, Türkeş'in o zamanki imajı sebebiyle, onun bir
direniş örgütleyeceğini zannetmiş.
Halbuki, sonradan mahkeme huzurunda merhum Türkeş'in kendisi ve
ayrıca Yaşar Okuyan anlatmıştı: Darbe
yapılacağını öğrenen Türkeş o kargaşada sol
örgütlerin kendisine suikast düzenleyeceğini düşünerek, "durum
netleşinceye kadar" saklanmaya karar vermiş, Yaşar
Okuyan'dan bir yer bulmasını istemişti. Yer, o zaman kimsenin
aklına gelmeyecek, Halil Şıvgın'ın eviydi. Bir süre
sonra Türkeş teslim olacaktı.
Beri taraftan, Türkeş de Evren'in kendisini
astıracağını düşünüyordu; bunu hapishane
arkadaşları olarak birçoğumuz kendi ağzından
dinlemiştik. Bu da onun kafasındaki 'Evren' imajıydı.
Evet, maddi gerçeklerle imajlar arasındaki farklar!
Genelde imajlarımız davranışlarımızı daha
çok etkiler. Adli olaylarda hukukun, tabiat ve toplum olaylarında bilimin
işlevi, imajlarla karmaşık ve 'meçhul' gerçekler arasındaki
mesafeyi daraltmaya çalışmaktır.
KKTC'yi iktisaden çökertmek
KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Talat Kıbrıs meselesinin
teknik detaylarına varıncaya kadar gazetecilerin sorularını
geniş bir şekilde cevapladı. AB'nin hazırlayıp da bir
türlü hayata geçiremediği "Doğrudan Ticaret Tüzüğü"nü
anlatırken Talat'ın söylediklerini çok önemli buluyorum:
- Rumlar, Kıbrıs Türkleri iktisaden güçlenirse direnme güçleri artar
diye düşünüyorlar. Zengin Güney karşısında yoksul
kalmış bir KKTC'nin bir süre sonra direnemeyip çözüleceğini
hesaplıyorlar.
Bu amaçla, izolasyonu sürdürmek için yemedik halt bırakmıyor Rumlar!
Bir zamanlar KKTC'de yapılan 'bayraksız' mitingleri, Rum
vatandaşlığına gösterilen büyük eğilimi
düşünün!..
KKTC ekonomisi nasıl geliştirilebilir ki, direnci artsın? Bu
soru her ülke için geçerli tabii. Mesele, kalkınmanın
yollarını ve araçlarını doğru kestirebilmek.
KKTC'de 12 bin dolar!
Talat, KKTC'de kişi başına gelirin bugün 12 bin dolara
ulaştığını anlattı:
- Annan Planı'na Türkler evet dedikten sonra KKTC'ye Türkiye'den ve
başka ülkelerden yabancı sermaye girişi arttı, çünkü
politik belirsizliğin en azıdan azalacağı imajı
doğdu. Annan Planı'ndaki mülkiyet hükümlerinin olumlu etkisiyle
müthiş bir inşaat patlaması oldu. Bu başka sektörleri de
olumlu etkiledi...
Talat, rekabeti artırmak için yaptıkları vergi indiriminin gelir
artırıcı etkileri olduğunu, Türkiye'deki ekonomik
istikrarın KKTC ekonomisini olumlu etkilediğini belirtti. Talat,
Annan Planı'na evet denildikten sonra hâlâ izolasyonların sürmesinin
KKTC'de hayal kırıklığı ve tepki
yarattığını, ama "evet"in böyle "çok
büyük" yararlarının da olduğunu söyledi.
Kıbrıs meselesinin birçok yönü var. Ama 'ana damar'lardan biri,
ekonomidir, milli gelir rakamlarıdır! Onun için "Doğrudan
Ticaret Tüzüğü" adeta meydan savaşı gibi önemlidir.
TAHA AKYOL MILLIYET 03/02/07
KTHY stratejik ortak
arıyor
Kıbrıs
Türk Hava Yolları (KTHY) iki yıl içinde ikinci defa
özelleştiriliyor, daha birinci özelleştirmenin son taksiti ödenmeden.
KTHY 17 ay önce, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
hatırını kırmak istemeyen Başbakan Tayyip Erdoğan
tarafından 33 milyon dolara Kıbrıslı Türklere
satıldı.
Ancak şirket o kadar kötü yönetildi ki rekor denebilecek bir zamanda
iflasın eşiğine geldi. KTHY geçen sene 17 milyon dolar
civarında zarar yazdı. Personelin ocak maaşları Maliye
Bakanlığı'ndan alınan yardımla ödenebildi.
Geçen hafta sonunda Lefkoşa'da Talat başkanlığında bir
toplantı yapıldı. Toplantıya KTHY yönetim kurulu
başkanı ve genel müdürü dışında maliye ve ekonomi
bakanları katıldı. KTHY'ye "stratejik bir ortak bulmak
için" bir komite kurulması kararlaştırıldı.
KTHY'nin dara düşmesinin en önemli nedeni kuruma mali değil, siyasi
mülahazaların hâkim olmasıdır.
Bedelini KKTC turizmi öder
Şirketin tepesine iktidarın çoğunluk ortağı olan
Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne (CTP) hizmeti dokunmuş fakat
havacılık deneyimi olmayan kişiler getirildi.
İhtiyacın en az iki misli olan personel azaltılamadı ve
israfın önüne geçilemedi. Pegasus ve Alfa gibi halkın kesesine uygun
fiyatlarla uçan şirketlerin rekabeti, yüksek maliyetli KTHY'yi yere serdi.
KTHY rekabeti bertaraf ederek kurtulma planları yaptı. KTHY ile
USAŞ arasında bir ortaklık kuruldu. Bu ortaklığı
Ercan Havaalanı'nda yer hizmetlerinde tekel yapmak için bir kararname
hazırlandı. Yer hizmetlerinin fiyatı artırılacak,
özetle, uçak şirketlerinin rekabet avantajı ortadan
kaldırılacak, KTHY'ye rant kazandırılacaktı.
"Planları tekelci ortamlar yaratarak şirketlerini
kurtarmaktı" diye konuştu bir havacılık
kaynağı. "Tekelleştirdikleri yerlerde pahalı hizmet
satıp KTHY'nin zararını kapayacaklarını düşünüyorlardı.
Bunu yapsalar bile kurtulamazlar. Bedelini de, sonuç olarak KKTC turizmi ve
halk öder."
Politikacılar şirket idare edemez
Kararname yırtılıp atılmamakla beraber ada ekonomisine
vereceği zarar dolayısıyla yürürlüğe konamadı.
Yanlış yapıldığını kabul edip KTHY'ye
stratejik bir ortak bulmak hükümet için siyaseten zor bir iştir. Ama
diğer seçenek, KTHY'nin iflas ettiğini açıklamak daha az zor
değildir.
KKTC ekonomisinin, devlet kaynaklarını israf eden bir şirkete
değil, adaya ucuz yolcu taşıyan bir havacılık
sektörüne ihtiyacı var. Pegasus ve Alfa'nın KKTC'ye uçmaya
başlamasından bu yana Türkiye-Kıbrıs arasında yolcu
sayısı yüzde 30'dan fazla arttı. KTHY'yi
yaşatacağım diye buna sekte vurmak memlekete kötülük
yapmaktır.
Politikacılar şirket idare edemez. Bunu hem Türkiye hem de KKTC'deki
acı tecrübelerimizden biliyoruz. Avrupa'daki devlet havacılık
şirketlerinden neredeyse hepsi satıldı. Son kalanlardan biri
olan Alitalia bu günlerde satılmak üzere.
Umarım KTHY'nin bu hale düşmesini önleyemeyen Talat bundan sonraki
adımlarda aklın hâkim olmasını sağlayabilir.
METIN MUNIR MILLIYET 03/02/07
CHP ülkeyi savaşa
sürüklemek istiyor
Fikret
Bila'nın Deniz Baykal ile yaptığı kısa söyleşiyi
okuyup parti kurmaylarının son açıklamalarını da
akılda tutunca insan, "Allah'tan iktidarda değiller, yoksa
çekinmeden üç cephede savaşa girerek Türkiye'yi felakete sürüklemekten
çekinmezlerdi" diye düşünmeden edemiyor.
Öyle anlaşılıyor ki CHP'de, Atatürk'ün dünya dengelerini iyi
kavrayan ve ona göre hareket eden soğukkanlı ve itidalli ruhunun
yerini Enver Paşa'nın yıkıcı militarist ve
maceracı ruhu almış. Baykal ve kurmaylarının söylemine
göre hareket edecek olsaydık bugün Kürtlerle, Rumlarla ve Ermenilerle savaşın
eşiğine gelmiştik.
Amaç, AKP'yi vurmak
Bu da bir yerde Türkiye'nin dünyayla savaşa kalkışması
anlamına gelirdi. Zira böyle bir savaşta ne Arabın, ne Acemin,
ne Frengin ne de Rusun Türkiye'yi destekleyeceği var.
Aslında CHP'nin derdi belli ve bunu Baykal sözleriyle ortaya koyuyor.
Annan Planı sürecindeki olumsuz telkinleriyle Rumların AB'ye tek
başlarına girip büyük avantaj sağlamalarında
katkısı olan Baykal, Doğu Akdeniz'de petrol aramak için Lübnan
ve Mısır ile anlaşan Rum yönetiminin bu cesareti "Ankara'dan
ve KKTC yönetiminden aldığını" söyleyebiliyor.
Kısacası, CHP'nin derdi demokratik yollardan önünü kesemediği
AKP'yi bel altından salladığı siyasi vuruşlarla
indirmek. Bu arada, yine demokratik yollarla işbaşına gelen
Kıbrıs'taki "işbirlikçisi"ni de siyaseten yaralamak.
Zira "sosyal demokrat" olduğunu iddia etse de gerçekten sosyal
demokrat olan Mehmet Ali Talat'ı desteklemek yerine, kendisini düşman
ilan etmiş bulunuyor.
İşbirlikçileri boş durmuyor
Bu arada adadaki kendi "işbirlikçileri" de tabii ki boş
durmuyorlar. Örneğin, eski dışişleri bakanı Serdar Denktaş,
Türk savaş gemilerinin bundan bir süre önce Kıbrıs
açıklarında petrol araması yapan bir yabancı gemiyi
kovduğunu, ancak AKP'nin "Kıbrıs'ta bir adım önde olma
politikası" uğruna bunun
açıklanmadığını söylüyor.
Bu konuyu önemsediğine göre, kendisinin niçin bunu zamanında
açıklamadığını elbette ki merak ediyoruz. O gemi
sessiz sedasız kovulduysa amaç hasıl olmuş demektir. Ancak
Serdar Bey bundan memnun değil. Zaten ciddi bir imaj sorunu olan Türkiye'nin
dünyaya militarist bir görüntü vererek itibarını daha da
sarsmasından yana.
Ancak ne yazık ki, Kıbrıs Türk halkı siyasi tercihini
demokratik seçimlerle ortaya koydu ve bu Serdar Denktaş ve onun gibi
düşünenlerden yana değil. CHP'ye ise adanın kuzeyinde fazla
sevgi yok. Baykal'ın KKTC'yi ziyaret edip Kıbrıslı
Türklerle kaynaştığını uzun zamandır görmememizin
nedeni de bu.
Darbeye de davet çıkar
"70 bin Ermeniyi sürün. Ordu Irak'a, gemiler Akdeniz'e"
çıkışlarını yapan bu partiden yakında "asker
göreve" diye darbeye davet çıkarsa bence kimse
şaşmasın.
MHP Genel Başkanı Bahçeli'yi de izliyoruz. CHP'ye oranla çok daha
ihtiyatlı ve yatıştırıcı bir söylemi var. CHP'nin
şoven ve militarist söylemiyle kazanacağını
sandığı seçmen de herhalde bunu görüyordur.
Aramızdaki Yasin Hayal'ler ve Ogün Samast'lar elbette ki CHP'nin
söyleminden hoşlanıyorlardır. Ancak CHP, bu gibi insanlardan
medet umarken, doğal tabanının kendisini nasıl terk
ettiğini bu yıl daha iyi anlayacak.
SEMIH IDIZ MILLIYET 03/02/07
Rum
Yönetimi: Türkiye korsan gibi
|
|
|
Doğu Akdeniz'deki Türk savaş
gemilerinin rutin görev alanlarının genişletildiği
belirtiliyor. |
03/02/2007
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - Doğu
Akdeniz'de Mısır ve Lübnan'la petrol arama ve çıkarmayı
mümkün kılacak 'münhasır ekonomik bölge' anlaşmalarına imza
atan Kıbrıs Rum Yönetimi, Türiye'nin sert tepkisi ve bölgedeki Türk
savaş gemilerinin görev alanını genişletmesi yoluyla
sergilenen kararlılık karşısında 'Korsanlık
yapılıyor' feryadında bulundu. Rum Yönetimi sözcüsü
Hıristos Paşardis, dün, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
uluslararası planda tanınan egemen bir ülke olduğunu belirterek,
"Yasadışı yahut da kimsenin yanlış
yorumlayacağı hiçbir şey yapmadık" diye konuştu.
Paşardis şu çıkışı yaptı: "Türkeyi
yasal egemenlik haklarımızı kullanmamızı
yanlış yorumluyorsa, bu tehdit edici tepkiye getirebileceğim tek
açıklama Türkiye'nin bölgenin bekçisi ve fırsatını
bulduğunda da Doğu Akdeniz'in korsanı olarak
davrandığıdır."
Türkiye'yi BM ve AB'ye şikâyet eden Rum Yönetimi çarşamba günü
yapılacak bakanlar kurulunda yabancı şirketlere petrol arama ruhsatları
verilmesi için uluslararası ihale açılmasını ele alacak.
Olumlu karar çıkarsa ihale 15 Şubat'ta açılacak.
Şirketlerle dört aylık görüşmelerin ardından nihai karar
haziranda verilecek. Rum Yönetimi petrol anlaşmalarıyla elde edilecek
geliri Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya niyeti
olmadığını açıklamıştı.
ABD:
Karmaşık yasal bir mesele
Avrupa Komisyonu da Rum yönetimini savundu. Bir sözcü, "AB üyesi
Kıbrıs, imzaladığı uluslararası anlaşmalarda
tamamen egemendir ve bu sorgulanamaz" diye konuştu. Sözcü, her
anlaşmanın AB yasalarıyla uyumlu olması gerektiğini
belirtirken, 'ılım ve itidal' telkin etti.
ABD Dışişleri sözcüsü Sean McCormack ise Doğu Akdeniz'deki
petrol krizine dair sorular üzerine tarafları yanlış anlamalara
yol açacak eylemlerden kaçınmaya çağırıp "Bu meselenin
karmaşık hukuki noktaları var. Doğu Akdeniz'de kıta
sahanlığının paylaşılmasına dair
karmaşık yasal meselelere giriyor" yanıtını
verdi.
Atina
da Kahire ile petrol temasındaymış
03/02/2007
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Doğu Akdeniz'deki çalışmalar bölgede 6 ile 8 milyar varil ham
petrol rezervleri bulunduğuna işaret ederken, Kıbrıs Rum
Yönetimi'nden başka Yunanistan'ın da Mısır ile
'münhasır ekonomik bölge' anlaşması için görüşmeler
yaptığı ortaya çıktı. Bu görüşmeler
Atina'nın anlaşmaya Kaş'ın karşısında yer
alan Meis Adası'nı ekleme çabası yüzünden çıkmaza
girmiş. Mısır, hem Türkiye'nin tepkisi, hem de Meis'in
anlaşmaya dahil edilmesi halinde kıta sahanlığından
yararlanma hakkını içeren münhasır ekonomik bölge
sınırlarında saha kaybına uğrayacağı için
anlaşmaya yanaşmamış.
To Vima gazetesine göre, Ankara, Kahire'ye girişimde bulunarak Atina ile
görüşmelerden Meis'in çıkarılmasını şart
koştu. Konu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün geçen ay
Mısırlı meslektaşı Ahmed Abdül Geyt'le görüşmesinde
de gündeme geldi. Türkiye, kapalı bir deniz olan Ege'de uluslarası
hukukun geçerli olamayacağını, adaların da kıta
sahanlığı bulunmadığını anımsattı.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı kaynakları
sessiz kalırken, görüşmelerin ilerlemediği belirtiliyor. Bu
arada Türkiye'nin tepkisinin de yeni olmadığı, 30 Kasım
2006'da Yunanistan'ın Ankara Büyükelçisi Yorgos Yenimatas'ın
Dışişleri Bakanlığı'na çağrılarak
Mısır'la görüşmelerin kesilmesinin istendiği Kathimerini
gazetesinin bir haberinde satır aralarında yer almış.
Kırmızı
telefon çaldı mı?
Öte yandan Yunan basını Türk savaş gemilerinin Akdeniz'e
açıldığı iddiaları üzerine Türk ve Yunan genelkurmay
başkanları Panayotis Hinofotis ile Yaşar Büyükanıt
arasında telefon görüşmesi yapıldığını iddia
etti.
Kıbrıs'ta
sürecin başlaması çözümü kolaylaştıracak
AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta kapsamlı
çözüm sürecinin başlatılmasının, kültürel miras ve benzeri
sorunların çözümünü kolaylaştıracağını vurguladı.
AP'deki
aşırı sağcı Avrupa Halkları Birliği grubunun
İtalyan Üyesi Mario Borghezio'nun "KKTC'deki kiliselerin tahrip
edildiği" iddiasını cevaplandıran Rehn,
"Kıbrıs'ta kültürel ve dini mirasa zarar verilmesinden üzüntü
duyacağını" kaydetti.
Kültürel mirasın
korunmasının üye ülkelerin sorumluluğu olduğunu vurgulayan
Rehn, bu konudaki uluslararası sözleşmelere tüm ülkelerin uyması
gerektiğini söyledi.
Rehn,
"Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm için sürecin acilen
başlatılması, adadaki bu tür sorunların da çözümünü
kolaylaştıracaktır" dedi.
Borghezio,
Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un kasım
ayındaki Vatikan ziyaretinde Roma Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri Papa
16. Benediktus'a, KKTC'de "Hristiyanlara ait ibadet mekânlarının
tahrip edildiğini ispat eden fotoğraflar gösterdiğini"
iddia ederek, AB Komisyonu'nun buna ne tepki vereceğini sormuştu.
Öte yandan Olli Rehn,
Türkiye'nin Irak topraklarında terör örgütüne karşı operasyon
yürüttüğü konusunda ellerinde hiçbir kanıt
bulunmadığını da söyledi.
Avrupa Parlamentosu'nun
(AP) İngiliz Sosyalist üyesi Glyn Ford'un yazılı soru önergesini
yanıtlayan Rehn, Türk ordusunun Irak'ın kuzeyinde operasyon
düzenlediği yönünde basında çıkan iddiaların Türk ve
Iraklı yetkililerce yalanlandığını bildirdi.
Ford, "Türk ordusunun
Irak'ın kuzeyindeki Kürt ve Süryani bölgelerinde terör örgütü PKK'ya
yönelik operasyonlar düzenlediğinden AB Komisyonu'nun haberdar olup
olmadığını" sormuştu.
KIBRIS 03/02/07
Paşardis: Şu anda Güvenlik Konseyi'ne
başvurmayı gerekli bulmuyoruz
Rum radyosunun haberine
göre, konuyla ilgili soruları yanıtlayan Paşardis, ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün
"Kıbrıs ve Türkiye arasındaki kıta
sahanlığının belirlenmesine" ilişkin
açıklamasını yorumlarken şunları söyledi:
"Bölgede petrol
çıkarma ne çok karmaşıktır, ne de hukuki boyutlarda
değişiklik vardır. Hukuki açıdan durum basittir.
Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlet
olarak uluslararası hukukun tanıdığı bütün
hakları kullanabilir. Bu hukuki ve beyan edilmiş haklar
arasında, uluslararası hukuka göre hükümranlığı
altındaki karada veya denizde doğal zenginlikleri arama ve bunlardan
yararlanma hakkı da var. Kıbrıs'ta bu konuda yalnız
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin başvurduğu ve anlaşma
imzaladığı ülkelerin, yani Lübnan ve Mısır'ın söz
hakkı var."
Türkiye jandarma, kontrol
dışı korsan
Bölgedeki petrol
yataklarından yararlanmak için bölge ülkeleriyle anlaşma
imzalanmasının, Kıbrıs sorunuyla hiçbir
bağlantısı bulunmadığını söyleyen
Paşardis, Türkiye'nin tepkisini yorumlarken de şu ifadeleri
kullandı:
"Türkiye hukuki ve
egemenlik haklarımızı kullanmamızı yanlış
anlıyorsa, kendi tahrikkar tepkilerine nasıl bir yorum
getirilebilir... Yapılabilecek tek yorum, Türkiye'nin tamamen bölgenin
jandarması, zaman zaman da Doğu Akdeniz'in kontrol dışı
korsanı gibi hareket ettiğidir."
Mısır ve Lübnan
geri adım atmadı
"Petrol çıkarma
için 15 Şubat'ta ihaleye çıkılması halinde Ankara'nın
gerekli faaliyetlerde bulunacağına" ilişkin Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün açıklamasını
da yorumlayan Paşardis, "Türk hükümetinin yapması gereken tek
faaliyet, uluslararası hukuk kurallarına saygı
göstermektir" dedi.
Rum Sözcü, Güney
Kıbrıs'la anlaşma yapan Lübnan ve Mısır'ın,
Türkiye'nin tepkisinden sonra geri adım attıklarına ilişkin
haberleri de yalanladı ve "Planlandığı şekilde
ilerleyeceğiz" diye konuştu.
Konuyla ilgili olarak
Yunanistan'la istişarede bulunulup bulunulmadığının
sorulması üzerine de Paşardis, Yunan hükümetine bilgi
verildiğini ve hemfikir olduklarını söyledi.
Savaş gemilerinin
bölgedeki hareketleri rutin
Öte yandan RMMO
Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas, savaş gemilerinin
Doğu Akdeniz bölgesindeki faaliyetlerinin rutin olduğunu söyledi ve
"Endişe edecek bir durum yoktur" dedi.
Bisbikas, Baf'ın
Anarida yöresindeki RMMO acemi kampında bugün düzenlenen yemin töreninde
yaptığı konuşmada, Türk savaş gemilerinin
Kıbrıs bölgesindeki hareketlerine ilişkin Türk
televizyonlarında yayınlanan haberlerinin doğru
olmadığını söyledi. Rum siyasi liderliği ve diğer
güvenlik birimleriyle sıkı işbirliği içerisinde
olduklarını, konuyu takip ettiklerini söyleyen RMMO Komutanı,
olağanüstü önlem alınmadığını ekledi.
KIBRIS 03/02/07
Kıbrıs Türk ve
Rum siyasi partileri Ledra Palace'ta bir araya geldi
Toplantıya, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM
Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller de katıldı.
Slovakya Büyükelçisi Jan
Varso, toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, iki
tarafın siyasi yetkililerinin rutin toplantılar çerçevesinde bir
araya geldiklerini kaydederek, tarafların, alt komiteler, geçtiğimiz
yılın kasım ayında yaptıkları toplantılar
neticesinde hazırladığı önerileri görüşmeye devam
etmesi konusunda uzlaşmaya vardıklarını söyledi. Varso, alt
komite toplantılarının, 8 Şubat'ta yapılacak
toplantıyla devam edeceğini belirtti.
Varso, siyasi liderlerin,
Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri Möller ile ele
aldıklarını ve görüş alışverişinde
bulunduklarını da aktardı.
Kıbrıs Türk ve
Rum siyasi partilerin, bundan sonraki toplantısı, 14 Mart
Çarşamba günü yapılacak. Toplantı, saat 10.30'da
başlayacak.
Bu arada,
olağanın aksine, basının, dünkü toplantıdan görüntü
almasına izin verilmedi; basına, toplantıya
katılanların listesi dağıtılmadı. Ancak
toplantı sonunda, her zamanki kısa ortak basın
açıklaması yapıldı.
Dünkü toplantıya,
Kıbrıs Türk tarafından, CTP'den Kutlay Erk, DP'den Atay Ahmet
Raşit, BDH'dan Mehmet Çakıcı, TKP'den Hüseyin Angolemli, YKP'den
Alpay Durduran, BKP'den İzzet İzcan ve beraberindeki heyetler
katıldı.
Toplantıya, Güney
Kıbrıs'tan ise, başta AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas
olmak üzere, ADİK, CGP, DİKO, DİSİ, ERP, EDEK ve
Birleşik Demokratlar'ın temsilcileri geldi.
KIBRIS
03/02/07
Mavru: Lefkoşa'nın birleşmesi,
Kıbrıs'ın birleşmesine yardımcı olacak
Bu Memleket Bizim
Platformu'ndan (BMBP) bir heyet, Lefkoşa Rum Belediye Başkanı
Eleni Mavro'yu ziyaret etti.
Lefkoşa Rum Belediye
Başkanı Eleni Mavru, Ledra Caddesi'nin (Lokmacı
kapısının) geçişlere açılmasının, eski
çarşının tekrardan canlanmasını ve iki toplum
arasındaki ilişkilerin gelişmesini
sağlayacağını söyledi.
Mavru,
"Lefkoşa'nın birleşmesinin Kıbrıs'ın
birleşmesine yardımcı olacağına
inandıklarını, bu yüzden herkesin bu yönde çaba sarf etmesi
gerektiğini" de kaydetti.
Bu Memleket Bizim
Platformu (BMBP) adına konuşan Kıbrıs Türk Esnaf ve
Zanaatkarlar Odası Başkanı Hürrem Tulga ise, Lokmacı
kapısının geçişlere açılması için
Kıbrıs Türk tarafının köprüyü kaldırmasının
önemli bir adım olduğunu söyledi.
Bölgenin iki taraf
arasında geçişlere açılması için mücadeleye devam
edeceklerini ifade eden Tulga, Rum tarafındaki duvarın da
"düşmesi" gerektiğini vurguladı.
Lokmacı kapısının
geçişlere açılması konusunda her iki toplumdaki sivil toplum
örgütlerinin aynı şeyi söylemeye başladığına da
dikkat çeken Tulga, "Bu, tarihi bir aşamadır" dedi.
BMBP heyeti dün,
Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru ile Lokmacı
kapısının geçişlere açılması konusunu
görüştü.
Lefkoşa Rum
Belediyesi Başkanlığı'nda saat 10.30'da
gerçekleştirilen görüşme, yaklaşık 40 dakika sürdü.
Türk ve Rum
basınının büyük ilgi gösterdiği görüşmenin
ardından, BMBP adına Hürrem Tulga ile Lefkoşa Rum Belediye
Başkanı Eleni Mavru basına açıklama yaptı.
Mavru: Amaç geçişi
sağlamak
İlk sözü alan Eleni
Mavru, BMBP ile yaptığı görüşmenin amacının;
Lokmacı kapısının geçişlere açılması
olduğunu ifade ederek, "görüşmede ayrıca; Kıbrıs
Türk toplumunun Rum toplumu ile birlikte yaşaması için
yapılması gerekenler konusunda çalışma
yaptıklarını" söyledi.
Görüşmede, BMBP
yetkililerine tezlerinin "Lefkoşa'nın birleşmesi,
Kıbrıs'ın birleşmesinden geçer" şeklinde
olduğunu anlatarak, bu yüzden de Kıbrıs sorununun çözülmesi
gerektiği üzerinde durduklarını belirtti.
Lokmacı
kapısının geçişlere açılmasının,
Kıbrıs'ın birleşmesi anlamına gelmese bile
Kıbrıs için olumlu bir adım olacağına dikkat çeken
Mavru, ayrıca kapının geçişlere açılmasını,
hem eski kentin canlanmasına, hem de iki toplum insanlarının
yakınlaşması ve ilişkilerinin gelişmesine
yardımcı olacağını ifade etti.
Kapının
geçişlere açılması konusunda güvenlik sorunu gibi bazı
sorunlar olduğunu savunan Mavru, bölgeden askerlerin
uzaklaştırılması (dekonfrantasyon) gerektiğini öne
sürdü.
Kapının
geçişlere açılması yönündeki çalışmalarda iki toplumun
siyasi işbirliğine gereksinim olduğunu da söyleyen Mavru,
kendilerinin Lefkoşa Rum Belediyesi olarak siyasi karar alınır
alınmaz, geçişlerin sağlanması için her türlü
çalışmaya hazır olduklarını vurguladı.
Tulga: Türk tarafı
üzerine düşeni yaptı
BMBP adına
konuşan Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkârlar Odası
Başkanı Hürrem Tulga da, Eleni Mavru'nun Lefkoşa Rum Belediye
Başkanlığı'na seçilmesinin Kıbrıs Türk
halkına moral verdiğini söyledi.
Tulga, kapının
geçişlere açılması için iki toplumlu çabaya ihtiyaç
olduğunu, Kıbrıs Türk tarafının iki yıl önce
bölgedeki duvarı yıktığını, ardından köprü
inşa ettiğini, daha sonra da kapının
açılmasını sağlamaya yönelik olarak aldığı
inisiyatif ile köprüyü kaldırdığını anımsatarak,
Türk tarafının kapının geçişlere açılması
için üzerine düşen görevi yerine getirdiğini söyledi.
Türk tarafının
böylece, köprünün kaldırılması için önemli bir adım
attığına işaret eden Tulga, "Ama mücadeleye devam
edilmeli, duvarın düşmesi lazım" dedi.
Her iki toplumdaki sivil
toplum örgütlerinin, kapının geçişlere açılması
konusunda aynı şeyi söylemeye başladığını
belirten ve bunun tarihi bir aşama olduğunu vurgulayan Tulga, mücadeleye
devam edeceklerini belirtti.
Yarın eylem var
Hürrem Tulga bu çerçevede,
kapının geçişlere açılması ve Rum tarafındaki
duvarın kaldırılması amacıyla, Kıbrıs Türk
ve Rum sivil toplum örgütlerinin, eş zamanlı olarak bugün saat 11.00'de
kapının her iki tarafında eylem yapacağını
belirtti.
Tulga, eyleme;
Kıbrıs Türk ve Rum halklarının katılması için
çağrı yaparak, eylemde kapının geçişlere
açılması ve Kıbrıs'ta barışa yeniden bir umut
getirilmesi için şarkılar söyleneceğini kaydetti.
KIBRIS 03/02/07
|
AA
Güncelleme: 14:35 TSİ 04 Şubat 2007 Pazar
ANKARA
- Baykal İki devletli çözüm Kıbrıs için kaçınılmaz hale
geldiğini belirtti.
Baykal,
Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, Doğu Akdenizde petrol arama dahil
olmak üzere, Türkiyeyi yakından ilgilendiren girişimlerine dikkat
çekti.
Kıbrıs Rum yönetiminin girişimlerinin gerçek nedeninin,
Türkiyenin Akdenizdeki münhasır ekonomik alanını yok etmek
olduğunu savunan Baykal, KKTCnin Akdenizdeki egemenlik
alanını ilan etmesini istedi.
Baykal, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, özellikle ABye tam üye
olduktan sonra her geçen gün kendi egemenliğini Kuzey Kıbrısa
dayatma kararlılığını gösterdiğini belirterek,
KKTCyi fiilen egemenliği altına almaya
çalıştığını kaydetti.
Rum yönetiminin, bugüne kadar temkinli hareket ettiğini, her zaman
Kıbrısın tümünü temsil ettiğini iddia etse de bu
iddiasını fiiliyata geçiremediğini anlatan Baykal, Rum yönetimi
artık sadece iddia olarak değil fiilen de Kıbrısın
tümü üzerinde egemenliğin kendine ait olduğunu gösterecek
adımlar atıyor. Doğu Akdenizde petrol arama girişimi bunun
son örneğidir görüşünü dile getirdi.
Baykal, Rum yönetimi bu cesareti nereden alıyor? Ankaradan ve KKTCdeki
yönetimden. Ankarada hükümetin pasif, tavizkar tutumu Rum yönetimine cesaret
veriyor. KKTC yönetiminin tutumu da öyle. Teslimiyetçi yaklaşım Rum
yönetiminin de cüretini artırıyor. Siz böyle teslimiyetçi
davranırsanız, Rum yönetimi de KKTCyi ilhak etmeye dönük niyetler
besler, girişimlerde bulunur.
Rum yönetiminin bu girişimi karşısında, KKTC denizdeki
ekonomik alanını paraleliyle, meridyeniyle ilan etmelidir. Türkiye de
aynı yönde hareket etmelidir. TBMM toplanmalı ve garantör ülke olarak
bu haklarına uygun karar alıp ilan etmelidir. Gelişmelere
seyirci kalınır ve boş lafla geçiştirilirse KKTC giderek
Rum yönetiminin egemenliğine girer.Bu durumda tek devlet çatısı
altında çözüm umudu da kalmıyor. Artık Kıbrısta
çözüm, tek devlet olmaktan çıkmıştır. İki devletli
çözüm Kıbrıs için kaçınılmaz hale gelmiştir dedi.
Arsenal tüm
bayrakları neden yasakladı?
İngiliz Arsenal futbol
klubünün stadyumunda tüm ulusal bayraklar"ı yasaklaması
tartışma yarattı. İngiliz The Observer gazetesi de
kararın, Mete adlı bir Arsenal taraftarının KKTC
bayrağını sallaması nedeniyle 8 binden fazla şikayet
gelmesi üzerine alındığını belirtirken, Ne garip ki,
Arsenal, birinci ligin BMsi iken" esprisini yaptı.
Pazar günlerinde İngilterede
yayınlanan The Observer gazetesi, Defter" adlı fıkra
köşesinde Ayın öyküleri" başlığı
altında Arsenalın ulusal bayrakları" yasaklama
kararını esprili bir biçimde değerlendirdi.
Arsenalın Emirates Stadyumu"na
taşındığında taraflarından stadyumu
bayraklar" ile süslemeye yardımcı olmaları
çağrısında bulunduğunu anımsattıktan sonra,
Şimdi ise sanki kırmızı (Arsenalın rengi)
olduğu sürece herhangi bir renk tercih edecekler. Kulüp, her türlü ulusal
bayrağı yasakladı ve sadece Arsenal Futbol Kulübünü destekleyen
bayrakların sallanmasını istedi" diye yazdı.
Bunun Arsenal mal
satışlarını artırma çabası
olmadığını belirten gazete şöyle devam etti:
Hayır, 60 bin kişilik alan tek renge,
bir Kıbrıslı Türk bayrağı sallayan, Mete olarak
tanınan bir taraftar nedeniyle bürünüyor. 8 binden fazla kişi,
bayrağını şikayet etti, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti sadece Türkiye tarafından tanınıyor diye (Highburydeki
-statyumun bulunduğu bölge- sadıkların siyasi bilincinin o kadar
yüksek olduğunu kim bilebilirdi?). Böylece, gücendirici unsuru
kaldırmak yerine, kulüp tüm ulusal amblemleri geri çekti. Ne garip ki
Arsenal, birinci ligin BMsi iken."
ANKA
MILLIYET 04/02/07
Osman Fazıl Polat,
Magosa-Maraş'ı nasıl aldı?
"Tümenimize Magosa'nın Türk kesimi ile
birleşmesi hedef olarak verilmişti. Bu şehrin
yarısının ele geçirilmesini emniyet bakımından yeterli
görmedim. Maraş kesimi dahil bütün şehrin ele geçirilmesini teklif
ettim ve bu planı kendi inisiyatifimi kullanarak teklif ettiğim
şekilde uyguladım."
Bu sözler, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na katılan
ve ikinci harekâtta Magosa ve yanı başındaki Maraş'ı
alan 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Osman Fazıl Polat'ın
"harp günlüğü"nden...
11 Ağustos...
1974 yılında Kıbrıs'ta Kolordu karargâhında komutanlar
toplantı halinde.
Cenevre görüşmelerinden sonuç çıkmıyor, her an ikinci bir
harekât başlayabilir.
Karargâhtaki toplantı muhtemel Magosa harekâtı için. Kolordu
Komutanı Korgeneral Nurettin Ersin, Genelkurmay Harekât Başkanı
Tümgeneral Hasan Sağlam, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Osman
Fazıl Polat, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Bedrettin Demirel, harekât
plan seçenekleri üzerinde tartışıyorlar.
Tümg. Polat'a verilen emir Magosa'nın "Türk kesimiyle"
birleşmesi...
Ancak Polat Paşa, karargâhta itiraz ediyor. Maraş da dahil kentin
tamamının alınmasını teklif ediyor ve bunu da
uyguluyor.
Bu bilgiyi ve belgeleri Polat'ın "harp günlüğü"nü de içeren
ve Ulus Dağı Yayınları'ndan piyasaya yeni çıkan,
"Barış İçin Oradaydılar, Parola:
Kıbrıs" kitabından okuyoruz. Yazarı, Osman Fazıl
Polat'ın oğlu, meslektaşımız Yılmaz Polat...
Yılmaz sadece babasının günlüğünden değil, Türk ve ABD
belgelerinden de yararlanarak Kıbrıs Barış
Harekâtı'nın bilinmeyen yönlerini kitaplaştırmış.
Tarihe ışık tutmuş...
Evren'in açıklaması
Kenan Evren, Maraş'ın ileride pazarlık gücü olsun diye geri
verilmek üzere alındığı yönünde açıklamalar
yapmıştı ve tartışmalara neden olmuştu.
Ancak Yılmaz Polat'ın kitabından öğreniyoruz ki,
"Şehrin yarısını alıp ikinci bir Lefkoşa
yaratmayalım" diyen 28. Tümen Komutanı Polat Paşa, kendi
inisiyatifiyle, Magosa'nın güvenliği için almış
Maraş'ı...
Ecevit kim?
Kitapta, dönemin başbakanı Bülent Ecevit ve cumhurbaşkanı
Fahri Korutürk hakkındaki CIA raporları var.
CIA raporu, Ecevit'i şöyle değerlendiriyor:
"Hakkındaki komünist suçlamaları ile ilgili olarak
inandırıcı bir delil bulunamamıştır. Ecevit
ılımlı, inanmış bir sosyalisttir. Hem iç hem de
dış konularda gayet iyi bilgiye sahiptir."
CIA raporu, Ecevit'in temelde Batı yanlısı olmakla birlikte
milliyetçilik ilkesine uygun biçimde ABD'ye daha az bağımlı
olmayı savunduğunu da kaydediyor.
Korutürk raporu
CIA'in raporunda, "Türk donanmasında eski bir komutan" olarak
tanımladığı dönemin cumhurbaşkanı Fahri
Korutürk'le ilgili bilgiler var:
"İkinci Dünya Savaşı'yla 1960 arasında Amerikan askeri
personeliyle yakın temasları oldu. 1958 yılında
Amerika'yı ziyaret etti. 1960 öncesinde Amerikalı yetkililerle
ilişkiler zaman zaman gergindi. Ancak 1960-1964 yılları
arasında Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi iken Amerika'yla ilgili daha
olumlu tutum içine girdi... Ruslara karşı güvensizlik duyuyordu.
Ancak örnek bir Türk diplomatı olarak görünmek istiyordu. Karaborsadan
dolar satın almayan birkaç diplomattan biriydi."
Yılmaz Polat'ın tarihe ışık tutan, çok ilgi çekici
bilgi ve belgeleri içeren kitabının okunmasında fayda var.
FIKRET BILA MILLIYET 04/02/07
Ledra Caddesi'nin
geçişlere açılması için balonlu eylem
Ledra Caddesi'nin
geçişlere açılması için, dün, Lefkoşa'nın kuzey ve
güneyinde, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar tarafından eş
zamanlı etkinlik gerçekleştirildi.
Kuzeydeki etkinliği
Bu Memleket Bizim Platformu; Güneydekini ise "Ledra'nın
Açılması İçin Vatandaş İnisiyatifi"
gerçekleştirdi.
Etkinlik çerçevesinde,
kuzeyde ve güneyde, aynı anda balonlar uçurtuldu ve
katılımcılara zeytin dalları dağıtıldı.
Hava muhalefeti nedeniyle
Kuzey Lefkoşa'daki etkinlikte, planlanan konuşmalar yapılmaz ve
şarkılar seslendirilmezken; yalnızca
"Şarkılarımız Ledra İçin" yazılı
pankart açıldı ve balonlar havaya bırakıldı.
Kuzey Lefkoşa'da
etkinliğe, Bu Memleket Bizim Platformu içerinde yer alan sendika
temsilcileri, iş insanları, esnaf ve bazı milletvekilleri
katıldı.
Güney Lefkoşa'da ise,
konuşmalar yapıldı ve şarkılar söylendi. Buradaki
etkinlikte, yapılan konuşmalarda, Ledra Caddesi'nin bir an önce
karşılıklı geçişlere açılması talep edildi.
KIBRIS 04/02/07
Rum Yönetimi,
yabancılara yeşil kart dağıtacak
Mahi gazetesinin haberine
göre Silikiotis, Güney Kıbrıs'ta bulunan yabancı uyruklulara
yeşil çalışma kartları verilmesi ile ilgili yasa
tasarısının temel amacının, bu kişilerin yerel
topluma katılmalarına yardımcı olmak olduğunu söyledi.
Silikiotis ayrıca,
yeşil kart alınması ile ilgili yasa tasarısının
önkoşullarını tam olarak yerine getiren yabancıların
başvurularını kabul edeceklerini kaydetti.
Yeşil karta
başvuru yapacak olan yabancı uyrukluların, en az 5 yıl
devamlı ve yasal olarak Güney Kıbrıs topraklarında ikamet
etmiş olmaları gerekiyor.
KIBRIS
04/02/07
Yakında KKTC'deki kısıtlama ve ambargolar
kalkacak
AK Parti Antalya Milletvekili
Avrupa Parlamentosu Demokratlar Grubu Başkan Yardımcısı ve
Başsözcüsü Mevlüt Çavuşoğlu, hükümetin Kıbrıs
konusunda ödün verdiği yönünde sık sık haksız
eleştirilere maruz kaldığını vurguladı.
Çavuşoğlu, AKP hükümetinin Kıbrıs'ta taviz vermediğini
ve yakında KKTC üzerindeki kısıtlama ve ambargoların da
kalkacağını söyledi.
AKP Dış
İlişkiler 3. Eğitim ve Bilgilendirme Toplantısı'nda
konuşan Çavuşoğlu Kıbrıs konusunda insanların
ulusal duygularının sömürüldüğünü ifade ederek,
şunları söyledi:
"Kıbrıs'ta
Taşınmaz Mal Komisyonu kurarak, iç hukuk yolunun
tanınmasını sağladık. Artık Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'ne başvuran her Rum'u mahkeme Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne gönderiyor. 'Orada bir iç hukuk yolu
vardır, onu kullanacaksınız, ondan sonra tatmin olmazsanız
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne geleceksiniz' denmiştir.
Kıbrıs'a 4
yılda 400 milyon dolar mali yardım
yapıldığını belirten Çavuşoğlu, "Buna,
Ercan Havalimanı'na yapılan 35 milyon dolarlık yatırım
ile altyapı çalışmalarına yapılan yatırımlar
dahil değil" diye konuştu.
Kıbrıs'ta
şimdiye dek ödün verilmediğini ifade eden Çavuşoğlu,
sözlerini şöyle tamamladı:
"Bir karış
toprak verilmemiştir, bir tek asker çekilmemiştir. Kıbrıs
konusunda tüm dengeleri değiştirdik. Avrupa ülkelerinin büyük bölümü,
artık Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni
destekliyor. En son Avrupa Birliği, doğrudan ticaret tüzüğünü de
onayladı. Yakın zamanda kısıtlamalar ve ambargolar da
kalkacaktır."
AK Parti Dış
İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı
Şaban Dişli de, dünyanın, 59. Türk hükümetini reformist hükümet
olarak tanıdığını söyledi.
AK Parti Dış
İlişkiler 3. Eğitim ve Bilgilendirme Bölge Toplantısı,
Antalya'nın Serik ilçesi Boğazkent beldesinde yapıldı.
Evsahipliğini AK Parti Antalya İl Başkanlığı'nın
yaptığı toplantıya Antalya, Isparta, Burdur, Mersin,
Karaman ve Afyon'un il, ilçe başkanları ile teşkilatların
dış ilişkilerden sorumlu başkan yardımcıları
katıldı.
Toplantının
açılışında konuşan AK Parti Dış
İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Sakarya
milletvekili Şaban Dişli, Türkiye'de siyasal istikrarın
sağlandığını, yabancı
yatırımcıların ve siyasilerin bunu çok iyi
kavradıklarını, iktidarda bulundukları 4 yılda,
Türkiye'nin gayrisafi milli hasılasında yüzde 7.5'luk bir büyüme
kaydedildiğini bildirdi.
Ulusal gelirin AK Parti
iktidarından önce 182 milyar dolarken, bugün 400 milyar dolar düzeyine
geldiğine dikkati çeken Dişli, "Büyümenin kaynağı
eskiden ihracattı, şimdi ise bunlara paralel olarak inşaat sektöründe,
sanayide, ulaştırmada ve ticarette de büyümeler var. Dünya,
artık 59. Türk hükümetini reformist hükümet olarak tanıyor. Daha önce
ise krizlerle tanıyordu" dedi.
Dişli, "Haber
olan Türkiye, artık yaptığı reformlarla, bölgedeki
ağırlığıyla, bölgedeki olayları önceden tahmin
ederek hareket etmesiyle öne çıkıyor. Eskiden bu ülkeye kim
geliyordu, bu ülkeden kim nereye giderdi? Artık Türkiye'nin
Başbakanı ve Dışişleri Bakanı her yere davet
ediliyor" diye konuştu.
KIBRIS 04/02/07
Rum yönetimi, petrol konusunda ısrarlı
Rum gazeteleri, Rum Yönetimi'nin,
petrol arama-çıkarma prosedürünü planladığı gibi hayata
geçirmekte ısrarlı olduğunu kaydettiler.
Alithia gazetesi
manşete çektiği haberinde, "Türk tarafının,
Kıbrıs'ta panik ve hatta kriz yaratma çabalarının, iki
tarafı Kıbrıs sorununu çözmeye çağırdığı
bir zamanda, Amerika'nın da bu yönde (Türkiye'yle) birlikte hareket etmesi
ile netleştiğini" savundu.
ABD'den kaza
uyarısı
Gazete,
Amerikalıların, Kıbrıs'ın kıta
sahanlığı konusunu gündeme getirmelerinin, petrolle ilgili
gerginliğin 'kazaya' neden olabileceği yönündeki açık
uyarılarını gölgelediğini yazdı.
Haberini, "ABD Bize
'Kaza' Uyarısında Bulunuyor - Türkler Gerginlik Yaratıyor.
Savaş Gemileri 15 Gündür Akdeniz'de Devriye Yapıyor - Rutin Bir
Hareket, Endişe Etmeyin" başlığıyla iç
sayfasına aktaran gazete, ABD Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack'ın;
"anlaşmazlıkların BM arcılığıyla
çözülmesi yolunun açık olduğuna işaret ederek, iki tarafın
yanlış anlaşılabilecek hareketlerinin arzu edilmeyen
olaylar doğurabileceği ve taraflardan; diğer tarafça
yanlış anlaşılabilecek hareketlerden
kaçınmalarını istediği" açıklamasını
hatırlattı.
Gazete, TC
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün; 15 Şubat'ta deniz
bölgesinde petrol ve/veya doğalgaz arama-çıkarma prosedürlerinin
başlatılması halinde, Türk hükümetinin gerekli faaliyetlerde
bulunacağı açıklamasına da dikkat çektiği haberinde,
Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis'in; "Kıbrıs
hükümeti 15 Şubat'ta başlayacak prosedürü planlandığı
şekilde ilerletecek" dediğini yazdı, Türk
basınında yer alan haberlerden alıntılara yer verdi.
Gazeteye göre, Yunanistan
Hükümet Sözcü Vekili Evangelos Andonaros; son "Türk tehditlerini"
yorumlaması istendiğinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti, BM ve
AB üyesi bağımsız, egemen bir devlettir. Bunu kimse unutmamalıdır.
Yunan hükümetinin tutumu çok açıktır. Bu kürsüden hem Bakan
Bakoyanni, hem de Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
tarafından defalarca ortaya konulmuştur. Sizi,
yapılmış olan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin milli
egemenliği konusunda en küçük kuşkuya bile yer bırakmayan
açıklamalara havale ediyorum" dedi.
Yunan hükümetinin bu
konuda gerek BM gerek AB gerekse Türkiye nezdinde herhangi bir girişimde
bulunup bulunmadığının sorulmasına
karşılık ise, Andonaros, bu konuda bilgi alıp açıklama
yapacağı taahhüdünde bulundu. Andonaros; ABD Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü'nün; Kıbrıs etrafındaki ve
Doğu Akdeniz de ki kıta sahanlığının
belirlenmesiyle ilgili çok karmaşık hukuki meseleden söz etmiş
olmasının hatırlatılması üzerine de; söz konusu
açıklamayı bilmediğini söyleyerek, "Ancak, bütün devletler
için geçerli olan uluslararası kurallar var" dedi.
Bisbikas:
"Olağanüstü önlem almadık"
Gazete, RMMO Komutanı
Korgeneral Konstantinos Bisbikas'ın; 2007/1 celbinin RMMO'nun Anarida
Acemi Eğitim Kampı'nda önceki gün gerçekleştirilen yemin
töreninde yaptığı konuşmada, savaş gemilerinin
Doğu Akdeniz bölgesindeki hareketlerinin rutin olduğunu söyleyerek,
"endişe konusu yoktur" dediğini kaydetti.
Gazeteye göre, Bisbikas,
Türk savaş gemilerinin Ada'nın deniz bölgesindeki hareketleriyle
ilgili olarak Türk medyasında yer alan haberlerin doğru
olmadığını ve gerek Rum siyasi liderliğiyle gerekse
diğer güvenlik birimleriyle işbirliği içinde konuyu sürekli
takip ettiklerini, ancak olağanüstü önlem alınmadığını
söyledi.
Gazete haberinde, önceki
gün Rum tarafında; Türkiye'nin davranışları nedeniyle Rum
Yönetimi'nin BM Güvenlik Konseyi'ne başvurması gerekip
gerekmediğinin tartışma konusu olduğunu bildirdi.
Gazete, Rum Meclis
Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, basına
yaptığı açıklamalar aracılığıyla,
DİSİ'nin; Güney Kıbrıs'ın BM Güvenlik Konseyi'ni
toplayarak Türkiye'yi şikâyet etmesi önerisini, kendi fikriymiş gibi
göstermeye çalışırken; Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos
Paşardis'in Rum Yönetimi'nin şu anda Güvenlik Konseyi'ne
başvurmayı gerekli görmediğini açıkladığına
dikkat çekti.
Gazeteye göre Hristofyas,
önceki gün, RİK'in sabah programında; Anastasiadis'in Güvenlik
Konseyi'ne başvurulması önerisine katılıp
katılmadığının sorulması üzerine;
"Sayın Anastasiadis'in söylediğini günler önce ben görüş
olarak Başkan Papadopulos'a korkusuzca iletmiştim ve önceki gün
Başkan'la buluşup bu konuyu görüştük" dedi.
Güvenlik Konseyi'ne
başvuru ve kendilerine kulak verilmesi, yani dikkate alınmaları
ihtimalinin ve olanağının detaylı şekilde incelenmesi
gerektiğini de kaydeden Hristofyas, "Türkiye'nin
yarattığı durum kabul edilemezdir ve şikâyet edilmelidir,
yarım ağızla da değil" diye konuştu.
Simerini gazetesi de, TC
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün önceki günkü
açıklamasını, "Ankara Gerginliği
Tırmandırmaya Çalışıyor - Petrol Konusunda Lübnan'a
Türk Saldırısı - Lefkoşa Düşük Tonla Tepki
Gösteriyor" başlığıyla manşete çekti; Rum
Yönetimi'nin ise tepkileri düşük tutarak; şu anda Güvenlik Konseyi'ne
başvurmayı gerekli bulmadığını
açıkladığını yazdı.
Gazeteye göre, Rum Yönetimi
Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Rum Yönetimi'nin petrol çıkarma
konusundaki gelişmeleri soğukkanlılıkla izlemekte
olduğunu ve şu anda BM Güvenlik Konseyi'ne başvurmayı
gerekli bulmadığını açıkladı.
Paşardis; ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'nün;
"Kıbrıs" ve Türkiye arasındaki kıta
sahanlığının belirlenmesine değindiği
açıklamasıyla ilgili olarak; kıta
sahanlığının sınırlarının
belirlenmesinde değişik hukuki boyutlar
bulunmadığını savunarak, şunları söyledi:
"Bölgede petrol
çıkarma ne çok karmaşıktır ne de hukuki boyutlarında
değişiklik vardır. Hukuki açıdan basittir. Kıbrıs
Cumhuriyeti bağımsız ve egemen bir devlet olarak,
uluslararası hukukun tanımakta olduğu bütün haklarını
kullanabilir. Bu hukuki ve beyan edilmiş haklar arasında;
uluslararası hukuka göre hükümranlığı altındaki karada
veya denizde; doğal zenginliklerini arama ve bunlardan istifade hakkı
da var. Kıbrıs, bu konuda yalnız Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin başvurduğu ve anlaşma imzaladığı
ülkelerin, yani Lübnan ve Mısır'ın söz hakkı var."
Kıbrıs sorununun,
Güney Kıbrıs'ın, bölgedeki petrol yataklarından istifade
etme çabası içersinde imzalamış olduğu anlaşmalarla
hiçbir bağlantısı bulunmadığını savunan
Paşardis, konuyla ilgili tepkisini ortaya koyan Türkiye hakkında
"görevlendirilmiş jandarma" ve "Doğu Akdeniz'in
kontrol dışı korsanı" nitelemesinde bulundu.
Paşardis :
"Türkiye korsan gibi davranıyor"
Hristodulos Paşardis,
"Türkiye hukuki ve egemenlik haklarımızı
kullanmamızı yanlış anlıyorsa, kendi tahrikkar
tepkilerine nasıl bir yorum getirilebilir? Yapılabilecek tek yorum;
Türkiye'nin tamamen, bölgenin jandarması, zaman zaman da Doğu
Akdenizin kontrol dışı korsanı gibi hissettiği ve bu
şekilde hareket ettiğidir" iddiasında bulundu.
Güney
Kıbrıs'ın bu konuda Yunanistan'la herhangi bir istişarede
bulunup bulunmadığı sorulduğunda da Paşardis; Rum
Yönetimi'nin Yunanistan'la her zaman istişarede bulunmasının
gerekli olmadığını, bu konuda Yunan hükümetinin tam
bilgilendirilmiş ve kendileriyle hemfikir olduğunu söyledi.
Hristodulos Paşardis,
TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün; petrol çıkarma
prosedürlerinin başlatılması için 15 Şubat'ta ihaleye
çıkılması halinde, Ankara'nın gerekli faaliyetlerde
bulunacağı açıklamasını yorumlarken ise, "Türk
hükümetinin yapması gereken tek faaliyet, meşruiyetle
barışmak ve uluslararası hukuk kurallarına saygı
göstermektir" iddiasında bulundu.
Rum Sözcü, Güney
Kıbrıs'la petrol konusunda anlaşma yapmış olan
ülkelerin, Türkiye'nin tepkisinden sonra anlaşmaları hayata geçirmeyi
yeniden düşündükleri haberleriyle ilgili olarak ise; "Lübnan veya
Mısır, Kıbrıs'la imzaladıkları anlaşmalardan
caymış değil" dedi ve Rum Yönetimi'nin bu konuda
planladığı gibi ilerleyip ilerlemeyeceğinin
sorulmasına karşılık da, "Elbette
planlandığı şekilde ilerleyeceğiz" ifadesini
kullandı.
AB'den Rumlara destek
Simerini gazetesi, AB
Dönem Başkanlığı Sözcüsü'nün, önceki gün,
"Kıbrıs Cumhuriyeti, AB üyesi, egemen bir devlet olarak
anlaşmalar yapabilir" dediğini, ancak Türk
"tehditlerini" kınamasızın, itidal
çağrısında bulunduğunu kaydetti.
Haravgi gazetesi de,
Abdullah Gül'ün açıklamasını okurlarına, "Türkiye
Lübnan'la Cephe Açıyor - Lefkoşa'yla Anlaşma
İmzalamasını 'Uyumsuz Davranış' Olarak
Nitelendiriyor" başlığıyla aktardı.
Paşardis'in
açıklamasını, "Hükümet Cayma Yok Diyor - Türkiye'nin
Tehditlerine Rağmen Petrolle İlgili Prosedür İlerletilecek"
başlığıyla aktaran gazete, "ABD Türkiye'ye Koruma
Sağlıyor - Dimitris Hristofyas'tan ABD'nin 'Gerilemesine' Sert
Müdahalesi" başlıklı haberinde ise, özetle
şunları yazdı:
"Meclis
Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ve komşu devletlere yönelik kabul edilemez
tavrının, BM, AB ve üye ülkeleri tarafından kınanması
gerektiğini söyledi. 'Uluslararasında tanınmış bir
ülkenin egemenlik haklarını sorgulayan bir işgal kuvvetini kınamak
uluslararası camia için bir ilke meselesidir' diyen Hristofyas ABD'yi;
başta Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarının
sorgulanamayacağını açıklamak zorunda kalırken daha
sonra Türkiye'yi koruma çabasıyla, bunu çiğnemekle suçladı.
Hristofyas, 'Dünya'nın jandarması bölge jandarmasını
korumaya çalışıyor' dedi.
Türkiye ile ABD
arasında bir al-ver den söz eden Dimitris Htistofyas, 'Amerikalılar
Irak'ta almak için, uluslararası hukuku çiğnemekte tereddüt etmeden
Kıbrıs'ta veriyorlar. Kıta sahanlığı konusu
Türkiye ve Amerika tarafından tamamen suni olarak gündeme getirildi'
ifadesini kullandı ve benzer görüşlerin Kıbrıs'ta da eski
Ticaret Bakanı Nikos Rolandis tarafından dile getirilmesinden üzüntü
duyduğunu ekledi."
Politis gazetesi ise, Türk
ve Kıbrıs Türk basınından iktibas ettiği haberleri,
okurlarına, "Türk Basını Petrolle İlgili Hareketler
Olduğunda Israrlı - 'Akdeniz Kalkanı' Aktif - Kuzey'de! Petrol
Arayacaklar" başlığıyla aktardı.
Alekos Markidis "Yasa
değişmeli"
Rum eski
Başsavcısı Alekos Mihailidis'in; sözde "münhasır
ekonomik bölge" içerisinde petrol ve doğalgaz arama-çıkarmaya
ilişkin ihalelerle ilgili yasada değişiklik yapılması
gerektiğini söylediğini yazan gazete, Markidis'in, konunun
aşırı siyasi olduğunu belirterek; "Hükümete
sağladığı, Kıbrıs sorununda
karşılıklar elde etme olanağı, neden
kullanılmasın" diye sorduğunu bildirdi.
Gazeteye göre, Mihailidis;
petrol konusunun, tamamen ekonomik kriterler ve ihaleler temelinde ele
alınması halinde, hiçbir olanak sağlamayacağına dikkat
çekti ve Rum Yönetimi'nin derhal ihaleye çıkmasının (15
Şubat) kötü olduğunu çünkü bu prosedürün, Rum Yönetimi'ne petrol
konusunu siyasi açıdan da değerlendirme fırsatı
vermeyeceğini sözlerine ekledi.
Fileleftheros gazetesi
haberi, "Ankara Lübnan'a ve Şirketlere Ağır Baskı
Yapıyor - Petrolle İlgili Anlaşmayı Dondurmak İçin
Pres - Komisyon Lefkoşa'ya Tam Destek Veriyor - 48 Şirket İlgi
Gösterdi" başlığıyla yansıttı.
Gazete, edindiği
bilgilere dayanarak, Güney Kıbrıs'ın petrol arama-çıkarma
prosedürüne şu ana kadar ilgi gösteren şirket sayısını
48 olarak verdi ve bunlar arasında Rusya, Fransa, Çin, Brezilya,
Hindistan, İngiltere ve ABD'den şirketler olduğunu yazdı.
KIBRIS 04/02/07
Gül:Teşebbüsün olmayacağını
zannediyorum
"AKDENİZ, KIYISI
OLAN HERKESİNDİR"... Türkiye Dışişleri
Bakanı Gül, Rum Yönetimi'nin petrol arama girişimiyle ilgili olarak,
"Akdeniz, kıyısı olan herkesindir. Bununla ilgili bir deniz
hukuku vardır. Kıbrıs'ın nihai durumu ortaya çıkmadan,
kapsamlı bir çözüm ortaya çıkmadan, böyle bir teşebbüsün olmayacağını
zannediyorum" dedi
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Rum Yönetimi'nin petrol arama girişimiyle ilgili olarak,
"Akdeniz, kıyısı olan herkesindir. Bununla ilgili bir deniz
hukuku vardır. Kıbrıs'ın nihai durumu ortaya çıkmadan,
kapsamlı bir çözüm ortaya çıkmadan, böyle bir teşebbüsün
olmayacağını zannediyorum" dedi.
Gül, önceki akşam bir
televizyon kanalındaki programda, Kıbrıs konusundaki
soruları da yanıtladı. Bir soru üzerine Gül, adanın
gerçekleri dikkate alınmadan hiçbir çözüm olamayacağını
kaydetti.
AB'nin, Kıbrıs
konusundaki tutumunun sorulması üzerine de Gül, adada iki ayrı
ırk, din, dil ve toplumun olduğunu ve AB'nin bunu gördüğünü
söyledi.
Bakan Gül, AB'nin
Doğrudan Ticaret Tüzüğü kararının, AB'nin verdiği
sözleri hatırlaması açısından memnuniyet verici
olduğunu, ancak uygulamak için vakit bulunduğunu kaydetti.
Gül, ticaret
tüzüğünün nasıl uygulanacağı ortaya
çıktığında, bu kararın "gerçekten anlamlı ve
dürüstçe" bir karar mı yoksa AB'nin "sözümüzü tuttuk" demek
için aldığı bir karar mı olduğunun
anlaşılacağını belirtti.
KIBRIS 04/02/07
8 Temmuz mutabakatı
hayata geçirilmeli
ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambari huzurunda vardıkları 8
Temmuz mutabakatının, Annan planının masada olup
olmadığı konusundaki tartışmaları etkisiz hale
getirdiğini, Kıbrıs'taki tarafları
yakınlaştıracak yegâne prosedürün, bu mutabakat olduğunu
söyledi.
ABD'nin KKTC'yi
tanımasının söz konusu olmadığını da
söyleyen Bryza, Fileleftheros gazetesine verdiği özel mülakatta, ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın TC
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le yapacağı
görüşmede, Kıbrıs sorununu gündeme getirerek, 8 Temmuz
mutabakatının aktifleştirilmesini ve müzakerelerin yeniden
başlatılmasını isteyeceğini açıkladı.
Gazete Bryza'nın
açıklamalarını okurlarına özetle şöyle aktardı:
"Papadopulos'un
Talat'la görüşmesini bekliyor ve umuyoruz"
"Soru:
Kıbrıs sorununda bundan sonra atılacak adım nedir?
Yanıt: İki
tarafın da, iki toplumun da, Gambari'yle imzaladıkları 8 Temmuz
mutabakatını yakın zamanda hayata geçirmelerini umuyoruz.
Sayın Gambari'nin önerdiği gibi Başkan Papadopulos'un Sayın
Talat'la bir görüşme yapmasını bekliyoruz ve prosedürün yeniden
başlamasını umuyoruz. Önümüzde bulunan en iyi ve çok ümit verici
bir prosedürdür. Bu mutabakatın hayata geçirilmesini % 100 destekliyoruz.
Sayın Gambari'nin girişimi; Annan planının masada olup
olmadığı ve tam olarak görüştüğümüzün ne olduğu
tartışmalarını etkisiz hale getirmeyi başaran
yaratıcı ve güçlü bir siyasi harekettir.
Soru: Bu mutabakat neden
hayata geçirilmedi?
Yanıt: Bilmiyorum.
Nedenlerini bilmek isterdim. Açıktır ki, taraflardan her biri
adımlarını çok dikkatli atmak istiyor ve liderlerin; siyasi ödün
olarak görünen Sayın Gambari'nin önerisinde uzlaşarak çok şey
kazanmış olduklarından emin olmak istedikleri de
açıktır. Ancak masada ümit verici ve yapıcı bir öneri var.
Soru: 8 Temmuz
mutabakatının hayata geçirilmesine yardımcı olmak için
Birleşik Devletler ne yapabilir?
Yanıt: Sadece BM'ye
bağlıdır. Her zaman yaptığımızı
yapıyoruz. Çeşitli büyükelçiliklerdeki diplomatlarımız
taraflarla görüşüyor ve liderleri görüşmeye cesaretlendiriyor.
Sayın Möller'le işbirliği yapıyoruz ve tarafların
yakınlaşmasına müsaade etmeyen uçurumun üzerine köprü kurmaya
çalışıyoruz. Ancak Birleşik Devletler'in taraflar üzerinde
güç veya nüfuz sahibi olduğu bir meseleden söz etmiyoruz. Yaptığımız
tek şey liderleri ikna etmeye çalışmaktır. Birleşmiş
Milletler'i takviye amacıyla iyi niyetimizi kullanıyoruz.
Soru: Sayın Talat
petrol konusunda Lübnan ve Mısır hükümetlerine tehditkâr
uyarılarda bulunduğu mektuplar gönderdi. Bunu yorumlamanızı
istiyorum.
Yanıt:
Kıbrıs Cumhuriyeti egemen devlettir. AB tarafından;
müktesebatın Kuzey'de uygulanmasının engellenmesi ile
Ada'nın tamamı kabul edildi. Bu, değinmek istediğim ilk
noktadır. Başka noktalar da var: Kıyılarda veya deniz
bölgesinde cereyan edecek herhangi bir şeyin, iki taraf arasında
sorun ve düşmanlık yaratmak yerine, yeniden birleşme
perspektiflerini güçlendirecek şekilde başlaması önemlidir.
İhtilaf; Kıbrıs sorununun en yakın zamanda çözülmesi
gerektiğini bir kez daha göstermiştir.
Soru: Bu soruyu çok
defalar sordum, bir kez daha sormak istiyorum: ABD pek çok uluslararası
konuya karışmıştır ve çoğu zaman sorunları
kendisi çözmeye çalışıyor. Kıbrıs sorununda neden
hiçbir noktaya varmayan bir prosedür ile BM aracılığıyla
halledilmesi gerektiğinde ısrar ediyorsunuz?
Yanıt: Prosedürün
hiçbir noktaya varmadığı görüşüne katılmıyorum.
Öte yandan ABD her zaman BM'yle işbirliği yapmaya
çalışır. Irak konusunda; BM aracılığıyla
çözebilmek için 12 yıl çaba harcadık. Hayata geçirilmeyen Güvenlik
Konseyi kararları vardı. BM'yle birlikte çalıştık.
Kıbrıs konusunda BM prosedürünün perspektifi olduğuna
inanıyorum. Hiçbir yere doğru gitmediğine
katılmıyorum. BM prosedürü umut vaat ediyorken neden tek
başımıza çabalayalım?
"Kendiliğinden
ortaya çıkan KKTC'yi tanımamız söz konusu değil"
Soru: Çoğu kişi,
sahte devletin el altından siyasi açıdan tanınmasına
doğru gittiğimize inanıyor. Sizin tutumunuz nedir?
Yanıt:
Yalanlıyorum. Bu hükümetin kendi kendine ortaya çıkan Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıması hiçbir şekilde söz
konusu değildir. Bunu asla yapmayız. Asla hiçbir adım
atmadık, kendi kendine ortaya çıkan 'KKTC'nin siyasi açıdan
yükseltilmesini gündeme getirecek hiçbir programı veya inisiyatifi
desteklemedik. Asla. Niyetimiz veya planımız değildir. El
altından yöntem ve araçlarla tanımamız da söz konusu
değildir. Bizim hedefimiz başka. Attığımız her
adım Kıbrıs'ın iki toplumlu, iki kesimli federasyon
temelinde yeniden birleşmesini hedefler.
Soru: Ya Kıbrıs
Türk toplumunun 'izolasyonu' olarak isimlendirdiği şeye son vermek
için yaptıklarınız?
Yanıt: Çabalar Avrupa
Birliği tarafından harcanıyor. Bildiğiniz gibi ticaret
konusunda ihtilaf yaşanıyor. Biz, izolasyonun esasen
toplumlararası temaslar aracılığıyla
sonlandırılacağına inanıyoruz. En iyi yöntem budur.
"PKK VE KUZEY
IRAK"
Soru: Türkler, PKK
militanları konusunda Birleşik Devletler'e öfkelidir. Kuzey
Irak'ı istila ettiklerini söylüyorlar. Irak Kürtleri'nin ve
Amerikalıların militanlara yardımcı olduğunu
söylüyorlar. Kendilerine ne yanıt veriyorsunuz?
Yanıt: Sayın
Erdoğan ve Sayın Gül, bizim PKK'ya yardım ettiğimizi
söylemedi. Sabırsızdırlar ve PKK konusunda somut sonuç
alamamamızla bunu anlıyoruz. Haklı endişeler söz konusudur.
Somut sonuçlar alacağımız vaadinde bulunduk. General Ralston
ilgili taraflar arasında işbirliğini başarmayı
üstlendi. Bunun için çok aktif çalışıyoruz. Daha
fazlasını söyleyemem.
Soru: Türkler, PKK
militanlarının Kuzey Irak'ta bulunduğunu ve oradan Türkiye'ye
karşı faaliyet gösterdiklerini söylüyorlar. Sizin de onları
engellemediğinizi söylüyorlar.
Yanıt: Dünyamız
çok karışık ve çok karmaşık. Onları (PKK)
durduramadığımıza katılıyorum. ABD'nin
parmağını oynatıp her şeyi
değiştirebileceği iddiası, gururumu okşuyor.
Keşke bu kadar kolay olsa.
Soru: Washington'da görev
yaptığım bunca yıl; arzu ederseniz sorunları
çözebileceğinizi işittim.
Yanıt: Irak'taki
durum ve ülkenin güvenliği sorunlu ve zordur. Aynı zamanda bir
cazibedir de. Kuzey Irak'tan PKK tehlikesinin yok edilmesi, istisnai
karmaşık askeri imkân gerektirir.
Çok zor bir askeri
operasyon olacak. Bunların dışında, PKK teröristlerinin yok
edilmesi daha çok bir askeri operasyonu gerektirir. Siyasi ve kültürel yönü
yanında ekonomik yönü de vardır. Kürt göçmenler ne olacak, Kürtlerin
(Türkiye'den) yaşadığı ve PKK tarafından kontrol
edilen Kuzey Irak göçmen kampları ne olacak? Sorunlar çok.
"Türklerin haklı
endişeleri var ama..."
Soru: Öyleyse, Türkler
Kuzey Irak'a girmeye karar verirse ne yapacaksınız?
Mantıklı endişeleri olduğunu söylüyorlar. PKK konusunda
kendilerine yardımcı olmadığınızı
söylüyorlar. Tabii, kendilerine Kıbrıs konusunda tam yardım
verdiğinize inanıyorum.
Yanıt: Bu ne
haklı ne de doğru. Kendilerine Kıbrıs konusunda yardım
etmiyoruz. BM'ye yardım ettik ve onu destekledik. Kıbrıs için
yaptıklarımdan -ki bunları siz biliyorsunuz- gurur duyuyorum. Türklerin;
PKK konusunda, yaptıklarımız ve yapmadıklarımız
konusunda haklı endişeleri var. Konu, vaat ettiklerimizi yerine
getirip getirmediğimiz değil. Bizi bunun için suçluyorlar.
PKK'yı ortadan kaldıracağımızı vaat etmedik. Biz
çalışıyoruz (PKK sorununa son vermeyi kastetti). Ancak Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin (Kuzey Irak'a) herhangi bir müdahalede
bulunmasının bir gereği yoktur.
Soru: Sayın Gül'ün
Sayın Rice'la yapacağı görüşmenin ana gündem konusu nedir?
Yanıt: Geçen
haziranda gerçekleştirdikleri görüşmelerinde mutabık
kaldıkları belgede olanlar. Yalnız PKK konusunu değil,
Irak'ı görüşecekler. Irak'la ilgili pek çok meseledeki
işbirliğini, özellikle de güvenlik ve istikrar konusunu
görüşecekler. Yunanistan'ı da ilgilendirmekte olan enerji konusunu
ele alacaklar. Özellikle de Azerbaycan'dan Türkiye, Yunanistan ve İtalya
üzerinden geçen doğalgaz boru hattı konusunu. Bakan (Rice)
Kıbrıs sorununu gündeme getirerek, 8 Temmuz mutabakatının
aktifleştirilmesini ve müzakerelerin yeniden başlamasını
isteyecek. Yine; Nicolas Berns'ün yakın geçmişte gündeme
getirdiği; Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden işletilmesi konusu da
ele alınacak."
KIBRIS 04/02/07
Alman gazetesi, seyahat ekinde KKTC'yi tanıttı
Akdeniz'de unutulan
güzellik
Alman Frankfurter
Rundschau gazetesi, dün yayımladığı bir seyahat ekinde
KKTC'yi tanıttı.
"Akdeniz'de unutulan
güzellik" başlığıyla verilen haberde, "Kuzey
Kıbrıs"ın, Beşparmak Dağı'nın ve çam
ormanlarının güzelliğiyle gittikçe daha fazla turist çekmeye başladığı,
Rum kesiminin AB'ye girmesinden sonra yabancı turistlerin rahatlıkla
adanın güneyinden kuzeyine geçebildiği belirtildi.
Kıbrıs'taki
Barış Harekatı'ndan sonra adanın kuzeyinin 30
yılı aşkın bir süredir tüm "arkeolojik hazineleriyle
turistik dünya haritasında kör bir nokta olarak
kaldığı" ifade edilen haberde, bugün KKTC'nin
"uykusundan uyandığı", doğasının
güzelliği nedeniyle çok sayıda turist çekmeye
başladığı, bu gelişmenin adanın güneyindeki
turizmcileri endişelendirdiği kaydedildi.
Kıbrıslı
Türklerin, el değmemiş doğanın böyle kalması için çaba
harcadığı, bunun gelecekte adanın güneyle
yakınlaşmasına da biraz katkı sağlayabileceği
ifade edildi.
KKTC'de dünya kültür
mirasına layık görülebilecek Bizans ve Roma döneminden kalma çok
önemli eserlerin yavaş yavaş kaybolmaya yüz tuttuğu belirtilen
haberde, adanın kuzeyini ziyaret eden turistlerin bu tarihi eserlerin
arasında dolaşma imkânı bulduğu belirtildi.
KKTC'de gezilmesi gereken
önemli yerler arasında Girne ve Mağusa'daki tarihi yerler ve müzeler
gösterildi.
KIBRIS
04/02/07
Rumlar petrol aramaktan vazgeçmiyor
5 Şubat, 2007 19:42:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye
ile çıkan krize rağmen KKTC karasularının da içinde
olduğu alanda petrol arama çabalarından vazgeçmiyor.
Güney
Kıbrıs, ABD, İngiltere, Rusya ve Çin şirketlerini petrol
sahalarında çalışmaya ikna etmek için, bu ülkelerle temasa
geçti.
Rum yönetimi, uluslararası şirketlere petrol arama izni veren ihaleyi
15 Şubat'ta düzenleyecek.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, önümüzdeki günlerde
Ticaret Bakanlığı'nın Petrolden Sorumlu Müsteşarı
Solana Kasini'yi ABD'ye, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı da
Çin'e gönderecek.
Rum medyası, ihaleye, ilk etapta Fransa, Rusya, Çin, ABD, Hindistan,
Brezilya ve İngiltere gibi ülkelerden büyük şirketlerin
başvuruda bulunmasının beklendiğini yazdı.
Simerini gazetesine demeç veren İsrail Büyükelçisi Avi Handad ise,
Papadopulos hükümetinin, Doğu Akdeniz'de münhasır ekonomik bölge
anlaşması imzalamak için kendilerine başvurduğunu, ancak
ülkesinin böyle bir işbirliğine olumlu
yaklaşmadığını belirtti.
Rum Meclisi, geçen ay, KKTC karasularının da içinde bulunduğu
ada çevresini 13 parsele ayıran ve petrol arama çıkarma ihalesine
çıkılmasını öngören yasayı geçirmişti.
Kıbrıs Rum yönetimi, ihalenin sonuçlarını temmuz
ayında açıklayacak.
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
Norveç petrol arama şirketleri, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar
değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen
anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer bir anlaşmayı Lübnan
ile de imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas
kurdu.
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli
adım atmaları konusunda uyarmıştı.
|
NTV
Güncelleme: 11:57 TSI 05 Şubat 2007 Pazartesi
LEFKOŞA
- Türk Ajansı Kıbrısın haberine göre Rum yönetiminin
dışişleri bakanı Yorgo Lillikas, 22 Ocak 2007 tarihinde,
Brükselde bir konuşma yaparak, Kıbrıs Rum yönetiminin, petrol
arama çalışmaları ve Mısır ile Lübnan arasında
ekonomik münhasır bölge anlaşmaları imzalamaktaki gerçek
amacını açıkladı.
Lillikas
konuşmasında, Ortadoğuda geliştirdiğimiz
ilişkiler, Türkiyeye karşı gerçek bir alternatif
olduğumuzun göstergesi dedi. Lillikas, Kıbrıs Türk
tarafının ayrı devlet peşinde koştuğunu ve bu
nedenle de gümrük noktaları, bayraklar ve semboller
yarattığını da öne sürdü.
Doğrudan ticaret tüzüğünün, kendi onayları
olmadığı sürece uygulanamayacağını dile getiren
Lillikas, Kıbrıslı Türklerin Kıbrısta
azınlık olduğunu iddia etti.
|
||
|
|
||
|
İhsan DÖRTKARDEŞ / DHA |
||
|
|
||
|
İNGİLTERE ile Türkiye arasındaki
ilişkileri güçlendirmeyi amaçlayan yeni bir lobi grubu kuruldu.
Türkiyenin İşçi Partili Dostları isimli grup, bugün
İngiliz Avam Kamarasındaki bir törenle faaliyetlerine
başlayacak. |
HURRIYET 05/02/07
Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin bazı bölge ülkeleriyle yaptığı anlaşmalar
üzerine patlak veren petrol krizi, ABde şaşkınlık
yarattı. Avrupa Komisyonu yetkilisi de, "Böyle giderse AB Kıbrıs
sorununu taşıyamaz. Açıkçası Kıbrıs sorunu ile
yaşayamaz" dedi.
ABnin petrol krizinden kaygı duyduğu
belirtiliyor. ABHabere göre, petrol krizi ABde kaygı ile izleniyor. AB
yetkilileri, Ortadoğudaki kaos sürerken Kıbrısdan kaynaklanan
petrol krizinin hem AB, hem de bölge için büyük risk
taşıdığını belirtiyorlar.
Konuyla ile ilgili ABHabere bilgi veren Avrupa
Komisyonundan bir yetkili, AB üyesi ülkelerin söz konusu krizi büyük bir
şaşkınlıkla izlediklerini "Neler oluyor?"
sorusunu sorduklarını kaydetti.
Son zamanlarda Kıbrıs sorununa birkaç
ülke dışındaki ezici çoğunluktaki AB üyesi ülke
tarafından "artık yeter" anlayışıyla
yaklaşıldığına dikkati çeken yetkili, ABnin
Kıbrıs yüzünden bir kriz ortamına girmek istemediğini,
böyle bir yaklaşıma da izin vermesinin kimse tarafından beklenmemesi
gerektiğini belirtti.
TÜRKİYENİN ÖNÜNÜ KESMEK İÇİN
RUMLARA DESTEK
Kıbrıs Rum Kesimini AB içinde üç
ülkenin Türkiyenin AB üyeliğinin önünü kesmek için desteklediğini
hatırlatan yetkili, "Ancak böyle giderse AB Kıbrıs sorununu
taşıyamaz. Açıkçası Kıbrıs sorunu ile
yaşayamaz" dedi.
AB içinde Kıbrıs ile ilgili
kuşkuların giderek arttığına işaret eden AB
yetkilisi, "Şimdilerde kimse Kıbrıs sorununu duymak ve
konuşmak istemiyor. AB içinde böyle bir yılgınlık var"
diye konuştu. ANKA
MILLIYET 05/02/07
İtirazı olan
mahkemeye gitsin
LÜBNAN GERİ ADIM
ATMAYACAK... Haravgi'nin "güvenilir" kaynaklara
dayandırdığı haberinde, Lübnan'ın hidrokarbon
yataklarıyla ilgili olarak Güney Kıbrıs'la imzalamış
olduğu anlaşmadan "bir inç" bile caymak niyetinde
olmadığını yazdı
Güney
Kıbrıs'ın Mısır ve Lübnan'la sözde "münhasır
ekonomik bölge" sınırlarını belirleyen anlaşma
imzalaması üzerine KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Türkiye'nin; bölgede var olan doğal zenginliklerde Kıbrıslı
Türklerin de hak sahibi olduğunu hatırlatması ve uyarılarda
bulunması ile gelişen durumla ilgili haberler Rum gazetelerinin dünkü
sayılarında da geniş yer buldu.
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün konuyla ilgili son
açıklamalarını yorumlayan Rum Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas, Türkiye'yi; "itirazı varsa uluslar
arası mahkemelere başvurmaya ve 'gambotlarla değil' uluslar
arsası hukuk çerçevesinde hareket etmeye" çağırdı.
Haravgi "Lübnan
Caymıyor - Deniz Hukuku Sözleşmesini İmzalamamış Olan
Türkiye Dışında Hiç kimse Münhasır Ekonomik Bölge
Sınırlarını Sorgulamıyor"
başlığıyla yansıttığı haberinde
"güvenilir" bilgilerine dayanarak Lübnan'ın hidrokarbon
yataklarıyla ilgili olarak Güney Kıbrıs'la imzalamış
olduğu anlaşmadan bir inç bile caymak niyetinde
olmadığını yazdı.
Lübnan'ın; bu ülkeye
yönelik başka gerginlik ve tehdit olmasını istemeyen AB'nin
desteğini de alarak Türkiye'ye bu yanıtı verdiğini belirten
gazete özetle şöyle devam etti:
"Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas Türkiye'nin; Güney Kıbrıs'ın
kararlaştırdığı programı ileri götürmesi halinde
gerekli faaliyetlerde bulunacağına yönelik yeni tehditlerini
yorumlarken; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
kararlaştırdığı programda ilerlememe yönünde hiçbir
niyeti olmadığını yineleyerek Türkiye'yi; itirazı
varsa uluslar arası mahkemelere başvurmaya ve 'gambotlarla'
değil uluslar arası hukuk çerçevesinde hareket etmeye
çağırdı.
Yorgos Lillilkas,
Cumhuriyet'in bütün faaliyetlerinin uluslar arsı hukuka ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin taraf olduğu ancak Türkiye'nin
olmadığı, 146 ülkenin imzaladığı Deniz Hukuku'na
uygun olduğunu hatırlattı.
ABD'nin gündeme
getirdiği kıta sahanlığı konusundaki bir soruyu
yanıtlarken ise Lillikas 'Bölgede barışın hâkim
olmasını isteyenler ilkeleri savunmalı ve suları
bulandırmak yerine, devletleri BM'nin uluslar arası
sözleşmelerine saygı göstermeye çağırmalı. Hükümetin,
planladığı programı ertelemesi için neden yoktur. Aksi
halde; başka yorumlar yapılacak veya bazılarının,
aslında sahip olmadıkları haklara sahip olduklarını
düşünmelerine olanak verecek' dedi.
Münhasır ekonomik
bölge sınırlarını belirleyen anlaşmalara imza atan
Lübnan'da ve Mısır'da hiçbir değişiklik
olmadığını, sorunu; bölgede hak sahibi olmak isteyen
Türkiye'nin yarattığını belirten Lillikas; uluslar
arası mahkemeler de olduğuna işaret etti ve farklı
görüşe sahip olanların buralara başvurabileceklerini söyledi.
Dışişleri Bakanı 'Bazı ülkelerin,
devletlerarasındaki anlaşmazlıkların medeni bir
şekilde, diyalogla ve uluslar arası hukuk çerçevesinde
çözüldüğünü öğrenmesi zamanı geldi. Devletlerarası anlaşmazlıklar
gambotlarla çözülmez' dedi.
Bilindiği gibi
Lillikas BM Genel Sekreteri'ne ve AB'ye birer mektup göndermiş, bunu AB
üyesi 26 ülkenin Dışişleri bakanlarına bildirmişti.
Lillikas Dışişleri bakanlarına telefonla da mektup ve
konuyla ilgili gelişmeler hakkında bilgi verdi.
Yorgos Lillikas AB'nin
tepkisini yorumlarken; 'daha iyi olabilirdi' dedi. Ancak bu
açıklamanın durumu doğru yere oturttuğunu çünkü
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik haklarını
tanıdığına işaret etti. Lillikas ayrıca; Malta'da
düzenlenen gayrı resmi toplantıya katılan AB'nin 8 Akdeniz
ülkesi ile Bulgaristan ve Romanya Dışişleri bakanlarına da
konu hakkında bilgi verdi."
AKEL: ABD ve AB
görüşlerini daha net ortaya koymalıydı
Aynı gazete AKEL
Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun önceki gün; Avrupa Komisyonu'nun;
"doğal kaynaklarını değerlendirmenin Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin egemenlik hakkı olduğu" şeklindeki
açıklamasından memnuniyet belirttiğini yazdı.
Gazeteye göre Kiprianu
Komisyon'un; "tahrikkar ve kabul edilemez" diye nitelediği Türk
tehditlerini kınamaktan ısrarla kaçınmasını da olumsuz
diye niteledi. ABD tarafından daha önce yapılan ve şu ana
kadarki açıklamalarını çok olumsuz hale getiren
açıklamanın ABD Büyükelçiliği tarafından
düzeltildiğini söyleyen Kiprianu devamla şunları kaydetti:
"Bize göre böyle bir
şey, ABD'nin Türkiye'nin tehditlerini kınamaktan kaçınma
çabalarının faizidir. Biz AB'nin de ABD'nin de ilke konularında
görüşlerini net şekilde ortaya koymalarını isterdik. AKEL
konuyla ilgili olarak ilk andan itibaren hükümetle irtibat halindeydi ve Merkez
Komite Genel Sekreteri (Dimitris Hristofyas) Başkan Tasos Papadopulos'la
yüzyüze görüşerek tezlerimizi iletti."
Kiprianu; Avrupa Solu'na
mektup gönderip göndermediklerinin sorulmasına karşılık;
Avrupa Solu ile aralarında rutin temaslar olduğunu ve
yazılı bir şey göndermelerine gerek
olmadığını söyledi.
Andros Kiprianu
insanların dikkatinin; Lillikas ve Rolandis arasındaki çekişme
gibi ikinci derecede öneme sahip konulara değil "Türk
tehditleri" üzerinde yoğunlaşması gerektiğini söyledi
ve "Bu sorun çözüldüğünde DİSİ liderliğinin ve
bazı bakanların bu meselede uyguladığı yöntemi
tartışacak yeterli zamanımız olacak" dedi.
Yorgos Lillikas'ın
Rolandis'e uygun zamanda yanıt vereceğinden şüphesi
olmadığını söyleyen Andros Kiprianu "Cumhuriyet'in
Türkiye'nin saldırganlığını göğüsleme
çabalarının altını oymayı hedefleyen açıklamalar
iyi değil ve bunlardan kaçınılması gerekir" ifadesini
kullandı.
Alithia Lillikas'ın
açıklamasını okurlarına "Hiçbir Erteleme Yok - Petrol
İçin Tamyol İleri - 15 Şubatta İhaleye
Çıkılıyor - 16 Temmuz'da Teklifler İncelenmeye
Başlanacak" başlığıyla yansıttı.
Gazete
"DİSİ: Kabadayılığı
Sınırlayın" başlığıyla
yansıttığı haberinde ise DİSİ Başkanı
Nikos Anastasiadis'in; ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın yapılan Kıbrıs çevresindeki ve
genel olarak Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığının
sınırlarının belirlenmesi tutumunu reddettiğini
yazdı.
Gazeteye göre Amerikan
tutumunu "kabul edilemez" olarak nitelemesine rağmen Güney
Kıbrıs'ın müttefiklerini yeniden düzenlemesi gerekebileceğini
belirten Nikos Anastasiadis "Kıbrıs hiçbir şekilde
egemenliğini devalüe etmemeli veya çıkarlarına ilişkin
taleplerinde talepkar olmamalıdır. Kabadayılık çok daha
sınırlı olmalı ve gereksiz ise konfrantasyondan
kaçınılmalıdır" dedi.
Fileleftheros Andros
Kiprianu'nun açıklamasını okurlarına "Türk
Tehditlerinin Kınanmasını Talep Ediyorlar - AKEL: ABD ve Brüksel
Tutumlarında Net Olmak Zorundadır - Amerikalıların Tutumu
Çelişkili" başlığıyla yansıttı.
Gazete Papadopulos
hükümetinin ortaklarından EDEK Başkanı Yannakis Omiru'nun;
Sosyalist Enternasyonal Başaknı Yorgos Papandreu'ya (Yunanistan Ana
muhalefet Partisi (PASOK) Başkanı), Avrupa Sosyalist Partisi
başkanı Paul Rasmussen ve Avrupa Parlamentosu'ndaki Sosyalist Grup Başkanı
Martin Sultz'a; Güney Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'de petrol
arama-çıkarma amacıyla Mısır ve Lübnan'la anlaşmalar
imzalaması nedeniyle Türkiye'nin "savurduğu tehditleri"
şikâyet ettiği birer mesaj gönderdiğini yazdı.
Gazeteye göre Omiru;
Türkiye'nin taleplerinin "dayanaksız ve yasadışı
olduğunu" iddia ederek mesajının muhataplarını
Ankara'nın davranışlarını "kınamaya"
çağırdı.
"Türkiye'nin
S-300'lerde uyguladığı taktik şimdi tutmaz"
Aynı gazete
"S-300'lerle İlgili Senaryonun Yeniden Gündeme Getirmesi Boşa -
Türkiye'nin Petrolle İlgili Tehditleri Uluslar Arası Destek
Bulmadı" başlığıyla manşete çektiği
haberinde edindiği bilgilere dayanarak Türk Dışişleri
Bakanlığı'nın; Güney Kıbrıs-Mısır-Lübnan
arasında Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama ve
çıkarma konusunda anlaşmalar imzalanmasının ardından;
1998'de Rus yapımı S-300 füzelerinin Güney Kıbrıs'a
konuşlandırılmasını engellemeyi
başardığı "şantaj ve tehdit senaryosunu"
yeniden gündeme getirdiğini savundu.
Türkiye'nin Güney
Kıbrıs'a tehdit, Mısır ve Lübnan'a ve konuyla ilgilenen
şirketlere de baskı uygulamaya başladığını
ancak 1998'de başarılı olan bu senaryonun bu sefer
başarı ihtimali olmadığını çünkü
şartların ve olguların tamamen değişmiş
olduğunu yazan gazete "Ankara, 1998'de S-300 füzeleriyle ilgili
tehditlerine bulduğu uluslar arası desteğe bugün sahip
değildir" ifadesini kullandı.
Gazete Rum yönetiminin
direkt irtibat halinde bulunduğu Kahire ve Beyrut'un, Rum tarafıyla
imzaladıkları anlaşmalardan caydıklarına ilişkin
bir gösterge bulunmadığını, Türkiye'nin Mısır ve
Lübnan'a başvurduğunu ancak Türk medyasındaki haberlerin aksine,
bir sonuç alamadığını yazdı.
Londra'da ve Teksas'ta
şirketlere tanıtım yapıldı
Gazeteye göre bir sonraki
istasyon; petrol/doğalgaz arama ve çıkarma konusuyla ilgilenmekte
olan şirketlerin talep başvurusunda bulunması prosedürünün
başlayacağı 15 Şubattır. Konuyla ilgili olarak
yabancı şirketlere yönelik ilk tanıtım-bilgilendirme
Kasım 2006'da Londra'da yapıldı, ikinci bilgilendirme ise
bugünlerde ABD'nin Teksas eyaletinde; Rum Ticaret Sanayi ve Turizm
Bakanlığı'nın enerji konuları yetkilisi Solona Kasini
tarafından gerçekleştiriliyor. Üçüncü tanıtım-bilgilendirme
ise Rum Ticaret ve Sanayi Bakanı Andonis Mihailidis tarafından, Güney
Kıbrıs'ta bulunan yabancı büyükelçilere
yapılmıştı.
Gazete Rum yönetiminin
Norveç şirketine yaptırdığı araştırmalarda
hidrokarbon yataklarının varlığına ilişkin elde
edilen bulguların, doğrulanması halinde bölgenin tarihini
değiştireceğine dikkat
çekti ve Norveçlilerin
haklı çıkması halinde Rum yönetiminin yeni bir stratejik önem
kazanacağını, siyasi ve ekonomik açıdan güçleneceğini
vurguladı.
Baf açıklarında
"doğalgaz dağı"
Gazeteye göre Baf
açıklarında yapılan araştırmalarda; "Vuno"
(dağ) isimli deniz bölgesinde doğalgaz yatakları bulunduğu
şeklinde yorumlanan bulgulara ulaşıldı. Bilgi sahibi
kaynakların; araştırmacıların "Eratosthenis"
(Antik Yunan filoloğu, matematikçisi ve coğrafyacısı)
adını verdikleri deniz dibindeki dağın büyük bir hazine
saklıyor olabileceğine işaret ettikleri belirtildi.
İlk bulgulara göre,
yapılacak araştırmalarda doğalgaz saptanmasına
neredeyse kesin gözüyle bakıldığı kaydedilen haberde
"deniz bölgesindeki araştırmalar 70 bin kilometrelik alana
yayılıyor. Araştırılan bölge haklı nedenlerden
dolayı Kıbrıs'ın güneyine yayılıyor ve tepki
çekebilecek açıklamalardan kaçınılıyor" ifadesine yer
verildi.
Petrol
pastasının paylaşımı
Politis
"Kıbrıs Büyük Bir Oyunun Ortasında - Petrol Nasıl
Pazarlanıyor" başlıklı manşet haberinde Rum
yönetiminin petrol arama-çıkarma konusunda uluslar arası ihaleye
çıkacağını açıklamasının diplomatik ve
siyasi bir sinir harbi başlattığını, Batı'dan,
Asya'dan ve Rusya'dan "devler"in; satranç tahtasındaki yerlerini
alarak siyasi karşılıklar zokası ile Rum yönetimiyle flört
etmeye başladıklarını, aralarında ekonomik
alışveriş bulunan Amerikan ve Avrupa şirketlerinin
hükümetleriyle işbirliği içerisinde aslan payını almaya
çalıştıklarını yazdı.
Amerikan ve Avrupa
şirketlerinin, Hindistan'ı kayda değer rakip gördüklerini ve Rum
yönetiminin; BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs sorununda çıkar
sağlamak hedefiyle Çin ve Rusya'dan şirketleri yarışta
tutabilmek için oyun oynamak isteyeceğini hesapladıklarını
yazan gazete söz konusu şirketlerin, hesaplarını; sistemli
şekilde ileri götürdükleri Kıbrıs sorununun çözümü prosedürüne
ilgili bilgileriyle yaptıklarını ve hükümet düzeyinde de
Kıbrıslı Türklerin petrol karının
dışında bırakılmaması gerektiğine
işaret ettiklerini kaydetti.
Gazeteye göre diplomatik
bir kaynak bu gazeteye "Batı, Başkan Papadopulos'un;
Kıbrıs sorunundaki nüfuzları nedeniyle Çin'i ve Rusya'yı
oyunda tutmaya çalışacağının farkındadır.
Özellikle endişeleniyor görünmüyorlar ancak Kıbrıs'taki
pastanın paylaşılması amacıyla petrol devlerinin bir
zirve toplantısı düzenlemesi olasılığı da ihtimal
dışı bırakılmıyor" açıklamasında
bulundu.
Aynı gazete Rum
yönetiminin şu anda; Tasos Papadopulos'un 2008 Şubatı'nda
yapılacak başkanlık seçimlerindeki adaylığına
yardımcı olmak amacıyla planlanan bir halkla ilişkiler
yapma çabasına giriştiğinin açık olduğunu bildirdi.
Rum yönetiminin
planlarıyla ilgili olarak kamuoyunun ilk kez Rum Dışişleri
Bakanı Yorgos Lillikas tarafından 15 Mayıs 2006 genel seçimleri
öncesinde bilgilendirildiğini yazan gazete belirlenen takvimin
başkanlık seçimlerine yönelik halkla ilişkiler stratejisini
gösterdiğini belirtti.
Gazeteye göre petrol
arama-çıkarma konusunda uluslar arası ihaleye
çıkılacağının ocak ayında ilan edilmesi;
başvuruların hazirana kadar devam etmesi; bazı şirket veya
şirketlerle sözleşmelerin seçimler öncesinde, 2008
Ocağı'nda imzalanacak olması; 1998'nın "füzeler"
yılı olduğu gibi 2007 yılının da "petrol
yılı olacağını" gösteriyor.
KIBRIS 05/02/07
Esas izolasyon, söz
hakkımızın olmayışı
PETROL, RUMLARIN
SENARYOSU... Avcı, son günlerde yaşanan petrol krizinin, Avrupa
Birliği konusunda Türkiye'yi yeterince köşeye sıkıştıramadığını
gören Rumların yeni senaryosu olduğunu söyledi
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Kıbrıslı Türklere Doğrudan Ticaret Tüzüğü
ile ilgili konularda söz hakkı dahi tanınmadığına
işaret ederek, "Düşüncemiz nedir bile sorulmuyor. Esas izolasyon
söz hakkımız bile olmayışıdır" dedi.
Rumların konuyla
ilgili lobi faaliyetlerine dikkat çeken Avcı, 26 Nisan 2004'de alınan
izolasyonlarla ilgili kararın ve verilen sözlerin tutulmasını
istedi. Avcı, Türk tarafının iyi niyetini daima gösterdiğini,
aynı noktaya Rum kesiminin de çekilmesi gerektiğini belirtti.
Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Business News dergisine verdiği demeçte
Kıbrıs konusuyla ilgili son gelişmeleri değerlendirdi.
Dışişleri
Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre
Avcı, Kıbrıs'ta gündemin, kışın en soğuk
döneminde dahi sıcak kaldığına dikkat çekerek,
kalıcı, adil ve eşit bir çözüm olmadığı sürece
Kıbrıs konusunun gündemde kalmaya devam edeceğini söyledi.
Bugünkü durumun Annan
Planı'ndan sonra Rumların Avrupa Birliği'ne haksız bir
şekilde alınmasıyla ortaya çıktığını
belirten Avcı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
Kıbrıslı Türkleri her fırsatta köşeye
sıkıştırmak için uğraş verdiğini belirtti.
Avcı, doğrudan
ticaret için gereken kararın açıklandığını ancak
kendilerini ilgilendiren en önemli konunun tüzüğün kapsamı
olduğuna işaret ederek, doğrudan ticaretin Rum
tarafının girişimleri sonucunda Rum limanlarından
yapılması olasılığını kesinlikle kabul
etmeyeceklerinin altını çizdi.
"Amaç Türkiye'yi
komşularıyla karşı karşıya getirmek"
Son günlerde yaşanan
petrol krizine de değinen Avcı, petrol konusunun, Avrupa Birliği
konusunda Türkiye'yi yeterince köşeye
sıkıştıramadığını gören Rumların
yeni senaryosu olduğunu söyledi.
Avcı, petrol
konusundaki birinci amacın Türkiye'yi komşularıyla
karşı karşıya getirmek olduğunu kaydetti.
Rumların diğer bir amacının ise karasularda söz
hakkının sadece kendilerinin olduğu imajını yaratmak
olduğunu belirtti.
Rum yetkililerinin
Teksas'da bulunduğuna dikkat çeken Avcı, "Petrole ilgili dünyada
söz sahibi büyük şirketlerle Türkiye'yi karşı karşıya
getirmek istiyorlar" dedi.
Avcı, tüm bu
girişimlere karşı gerekli politik tedbirlerin
alındığını, daha ileriye gidilirse farklı
tedbirlerin gündeme gelebileceğini söyledi.
"Almanya'dan
umutluyuz"
Turgay Avcı, Türkiye
ile sıcak ilişkileri bulunan Almanya'nın dönem
başkanlığından umutlu olduklarına işaret ederek,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Almanya'nın dönem
başkanlığında yasallaşmasını dilediklerini
belirtti.
Bakan Avcı,
"Bunun ardından spor, kültür ve eğitim
izolasyonlarının kalkması ve doğrudan uçuşların
başlamasını bekliyoruz" dedi.
"Altyapımızı
güçlendirmeliyiz"
Avcı şöyle devam
etti:
"Bu beklentiler devam
ederken kendi kurumlarımızı geliştirip,
altyapılarımızı güçlendirmemiz gerekir. Ekonomik seviyenin
üst düzeye çıkarılması için büyük mücadeleler vereceğiz.
Ülkeye yeni yeni yatırımlar gündemde. Yakın bir zamanda TC-KKTC
arasında yeni ekonomik paket imzalanacak"
Turizm konusunda
önümüzdeki dönem için büyük beklentileri olduğunu kaydeden Avcı,
"Özellikle kongre turizmi için çalışmalar yapıyoruz.
Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, İskandinav ve Arap ülkelerini
hedefliyoruz" dedi.
Pazarlama sürecine büyük
önem verdiklerini belirten Avcı "Kendimizi anlatamazsak kimse
varlığımızı fark edemez. Bu da Lefkoşa'da oturup
olmaz. Sürekli yakın temasta olmalıyız. Gittiğimiz her
ülkede Kıbrıs Türklerine yapılan haksızlığı
anlatıyoruz. Rumların tutumunu belirtiyoruz" şeklinde konuştu.
KIBRIS 05/02/07
Umman'dan Türkiye'ye
Kıbrıs desteği
Umman'ın
başkenti Muskat'ta iki gün süren temaslarının
tamamlamasının ardından gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Atalay, dün Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı ile yaptığı ve basına
kapalı gerçekleşen görüşmelerde dış politika
konularının gündeme geldiğini belirtti.
Atalay, "Umman'dan
her zaman uluslararası platformda destek gördük. Örneğin İslam
Konferansı Örgütü Genel Sekreterliği seçiminde bize destek
verdi" dedi.
Umman'ın KKTC'ye özel
heyet gönderdiğini de hatırlatan Atalay, "Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki tezine desteklerini yinelediler" diye
konuştu.
Türkiye'nin 2009-2010
dönemindeki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici
üyeliğine Umman'ın desteğinin daha önce
açıkladığını anlatan Atalay, "Bu sözün
arkasında olduklarını söylediler" diye konuştu.
KIBRIS
05/02/07
Taksim yolunun sonuna geldik
Alithia gazetesinde
yayınlanan söyleşide Rolandis özetle şunları aktardı:
"Soru: Sayın
Rolandis, hükümet ortaklarının dünyanın düşüncesini temel
ve acilen yapmak zorunda olmasına rağmen
kaçındığı şeylerden başka yönlere çekmeye çalıştığı
ortadadır. AB'deki şamarlarımızdan, petrol konusunda ortaya
çıkan krizden, diğer tarafta ortaya çıkan gereksiz olumlu
değişiklerden sonra; KADEM'in yaptığı son kamuoyu
araştırmasının; "bizim kendilerini
istemediğimiz" izleniminin yaratılması üzerine
Talat'ın yeniden birleşme çözümü politikasını takip eden
Kıbrıslı Türklerin % 65'inin şimdi Kıbrıs'ın
taksimi görüşüne döndüğünü ortaya çıkarması ve RİK
tarafından ortaya konulan başka bir kamuoyu
araştırmasında, bizim tarafın çoğunluğunun 'biz
burada Kıbrıslı Türkler orada olsun çözümü' eğiliminde
olduğunu göstermesi ile cereyan eden olumsuz gelişmeler üzerine bu
konuyu yeniden gündeme getirmek istiyorum.
Yanıt: Kamuoyu
araştırmalarının, halk içindeki, hiç de hoş olmayan
bir eğilimi gösterdiği ortadadır. Hem orada hem de burada
yapılan kamuoyu araştırmalarında Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesine karşı bir çoğunluğun
bulunduğu sonucunun çıkması, bir sorunumuz olduğunu
gösteriyor. Bizim tarafta bu, son iki-üç yıl içinde oldu. Çünkü hiç
başlamayan ve hiçbir noktaya varmayan; müzakerelere
hazırlandığımız şeklinde verdiğimiz mesajlar
ile sıradan insanlar 'Kıbrıs sorunu çözülmediğine göre
olduğumuz yerde kalalım' diyorlar. Bu eğilim var. Burada, ellerinde
büyük menfaatler bulunduğunu ve 'oraya neden gidelim ki' dediklerini de
unutmamak gerek.
Kıbrıslı
Türk de - burada bir parantez açıp, Ağustos 2005'te beni yemekte
ağırlayan Talat'ın söylemiş olduğunu belirtmek
isterim- 'bizi istemediklerine göre neden birleşelim?' diye
düşünüyor. Talat bana kendisinin, kendi aile çevresinin de böyle
düşünmeye başladığını da söyledi.
Oradakiler de buradaki
çoğu kişi gibi düşünmeye başladı. Bu eğilim bir
beş yıl daha devam eder mi, bence bir beş yıla daha gerek
yok çünkü yolun sonuna geldik, o zaman taksim yerleşecek. Yeniden birleşme
yalnız lafta kalır ve hiçbir noktaya varmazken, diğer tarafta da
kamuoyu araştırmalarının gösterdiği şekilde
düşünülmeye başlarken ne yapalım? Kıbrıs nasıl
yeniden birleşsin?
Soru: Akademisyen
arkadaşım Niyazi Kızılyürek, yaptığımız
son söyleşisinde; Denktaş'ı ve bölücü
yaklaşımını dışarıda bırakan yeni
Kıbrıs Türk liderliğinin siyasi tavrındaki
değişikliğin sağladığı bütün olumlu
unsurları değerlendirmeyi ihmal etmemizin, bizi acı şekilde
pişman edeceğini çünkü gelecek olan taksimin sınır
çizgisinin, bağımlılıklarının
Kıbrıslı Türkleri yeniden sürükleyeceği Türkiye'yle
olacağını, Talat'ı özleyeceğimizi ama çok geç
olacağını çünkü bu bölücülük akımı içinde
Talat'ın da etkisiz hale geleceğini söylemişti.
Yanıt: Sayın
Kızılyürek'in değerlendirmesi doğru. Olguların
gösterdiğine göre bu istikamete doğru ilerlediğimizden en küçük
bir kuşku dahi yok. Yazıktır, çünkü diğer tarafta; bizim
tezlerimizi destekliyor demeyeceğim, onun da kendi tezleri var ancak
siyasi alana ılımlı bir insan olarak çıkan bir
insanımız, Talat var. Diyalog ve uzlaşı
insanıydı. Biz eğer uzlaşının, onun
çıkıp da bizim tezlerimizi desteklemesi olduğunu zannediyorsak
bize ne olduğunu bilmiyoruz. O da kendi toplumu için haklı olduğunu
düşündüğü tezleri savunuyor. O'nun (Talat) orada olduğu bir dönemde
bizim tarafta Kıbrıs sorununu çözebilmemiz için uygun bir muhatap
olmaması yazıktır.
Biyolojik nedenlerle bu
rolü oynayamayacak olan Glafkos Klerides'ten söz etmiyorum. Ama mesela Dimitris
Hristofyas, yıllar önce olduğu gibi, şimdiki gibi -söylemek beni
üzüyor ama biraz farklı- olmadan müzakere edebilirdi. Hristofyas'ı;
AKEL liderliğine yönlendirildiği zamandan beri tanırım. O
zaman AKEL Liberallerin partisiyle bağlantılıydı.
Kendisiyle uzlaşabileceğiniz bir insandı. Elbette bizim
karşı çıktığımız katı komünist ilkeleri
vardı ancak bir insanın doğru, tatlı, ılımlı
olması başka şey.
Hükümetin büyük
ortağı olan ve iki-üç yıl önce çözüm istediğini gösteren
Annan planını diğer herkesten çok göklere çıkaran bir
partinin bugünkü tavrını devam ettirip ettirmeyeceğini
soruyoruz.
Soru: Lillikas'ın
size yönelttiği ve sizin de belgelerle çürüttüğünüz
saldırının (Bush ailesiyle petrol konusunda
karşılıklı anlayış memorandumu imzalaması);
yanlış icraatlarından dolayı hükümet ortaklarına
yönelttiğiniz eleştirilerle ilgili görünüyor.
Yanıt: Her
şeyden önce yinelemek isterim ki Sayın Lillikas'ın söyledikleri
tamamen temelsizdir. Neyse ki, bağlayıcı bir anlaşma
yapmadığıma ilişkin söylediklerimin delili olan önemli
belgelerin; yani ABD Başkanı'nın kardeşinin de iştirak
ettiği şirketle yapılan ve Başsavcılıktan geçen
anlaşmayla ilgili belgelerin fotokopileri elimdeydi. İhale olmadan
bağlayıcı bir anlaşma yapamazdım.
Yaptığımız şey; hazırlık
çalışması yapılabilmesine olanak sağlayan bir
memorandumdu ki bakanlar kurulundan da geçmişti. Belgeleri göstererek
Lillikas'ın yalan söylediğini gösterdim.
Bu memorandum, diğer
şeyler yanında, Amerikan tarafının ve bizim tarafın;
ABD siyasi düzeniyle bir ilişki kurma çabasıydı. Daha önce
lobici şirketlerle bunu yapmaya çalışmış ancak başaramamıştık.
Çünkü Birleşik Devletlerde, Brüksel'deki gibi ne olup bittiğinden
haberimiz yoktu. Güç merkezlerine ulaşabilen şirketlere sahip
değilseniz hareket edemezsiniz. Bütün devletler, çoğu zaman bu
şirketlere önemli miktarlarda paralar ödüyor. Son bakanlık döneminde;
Türkiye'nin bu tür 6 önemli şirketle anlaştığı
haberini aldık. Türkiye'nin 6 şirketinden çok daha iyi olan bu yeni
şirket bize geldi.
Bize; ABD'nin siyasi
düzenine doğrudan ulaşabilme olanağı verdi. Başkan'a
da söylediğim gibi bu elverişli durumu idamemiz gerekliydi ve
iktidardan gidene kadar bunu yaptık. Bu beyler geldiler, çok
akıllı olduklarını düşünüp her türlü
işbirliğini kesmeye çalıştılar.
Dünya petrolünün % 65'i
Arap körfezindeyken ve bütün bu ülkeler batı dostuyken küçük
Kıbrıs olarak, böyle istediğimizi ve egemen olduğumuzu
söyleyerek ve kimseden destek almadan bölgemizdeki petrolü çıkarabilir
miyiz? Diğer taraftaki Kıbrıslı Türklerle süregelen milli
sorunumuz varken?
Petrol alanında
hareket edebilmemiz için batı dünyasıyla iyi ilişkiler içinde
olmamız ve Kıbrıslı Türklerle BM
aracılığıyla, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne sorun
yaratmayacak şekilde uzlaşmamız gerektiği
görüşündeyim. Halen ABD; bu gelişmeden
hoşlandığını gösterdi. Önceki gün söylediklerini uzun
zaman önce öngörmüş ve yazmıştım. Şimdi kıta
sahanlığı etrafında sular bulanmaya başladı.
Soru: Yani, ifade
ettiğiniz konjonktürü hayata geçirerek ve uluslar arası
meşruiyete dayanarak mı ilerlememiz gerek?
Yanıt: Bütün konu bu.
Daha baştan; devletlik varlığımızın ve
egemenliğimizin ifşa edilebileceği bir şekilde yönlendik.
Yani; başladığımız şekilde ilerler, çıkmaz
ve zorluklarla karşılaşır ve çatışmaya girmemek
için geri dönüş yaparsak, devletlik varlığımızla
ilgili geniş bir sorunla karşı karşıya
kalacağız. Bu benzer nedenlerle petrol yataklarının
değerlendirilemediği bütün dünyada olan bir şeydir. Bu konuda
Yunanistan ve Türkiye arasında bir belirsizlik var. Yunanistan egemen
değil mi? Ancak çatışmadan kaçınacak şekilde davranıyor.
Yunanistan, Deniz Hukuku sözleşmesinin olanak tanıdığı
şekilde karasularını 12 deniz miline neden çıkarmıyor?
Çatışmadan kaçınmak için Ege'de sondajlar yapmıyor
mu?"
KIBRIS 05/02/07
Gül'den, Ban Ki-Moon'a:
Gambari sürecine sıkı sıkıya sarılın
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın davetlisi olarak
6 günlük resmi ziyaret için gittiği ABD'de Kıbrıs sorunuyla
ilgili BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile de görüşecek.
Gül, genel sekreterle
ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine "Ban Ki-Moon'un Kıbrıs
konusuyla ilgili olarak daha önceki çalışmalara sahip
çıkmasını, özellikle Gambari'nin
çalışmalarını desteklemesini ve bu konuya sıkı
sarılmasını arzu edeceğiz" dedi.
Abdullah Gül, hareketinden
önce Esenboğa Havaalanı'nda düzenlediği basın
toplantısında, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile yapacağı
görüşmede Kıbrıs konusunun ele alınıp
alınmayacağına yönelik bir soruya cevaben Gül, BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon ile yakın ilişkileri olduğunu ve Genel
Sekreterin Türkiye'de iki kez kendisinin misafiri olduğunu hatırlattı.
Gül ayrıca"Bu
ziyaretin, iki yakın müttefik olan Türkiye ve ABD arasında köklü
geçmişe dayanan işbirliğinin her alanda daha da
geliştirilerek, 'Ortak Vizyon Belgesi' doğrultusunda
derinleştirilmesine vesile olacağına inanıyorum" diye
konuştu.
ABD'ye 4-8 Temmuz 2006
tarihleri arasında yaptığı ziyaretten sonra aradan bir
yıl geçmeden, bu ülkeye ikinci ziyaretini gerçekleştireceğini
kaydeden Gül, "Türk-Amerikan ilişkilerinin yoğun, yoğun
olduğu kadar pozitif gündemi, ABD ile yakın işbirliği ve
danışmalarda bulunmamızı gerekli
kılmaktadır" diye konuştu.
Gül kimlerle
görüşecek
Bakan Gül, ABD ziyareti
çerçevesinde ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney,
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Başkan George
Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley ile
görüşmelerde bulunacağını belirtti.
Gül, ziyaretinin kongre
boyutunda da kongre liderleri, Temsilciler Meclisi Dış
İlişkiler Komitesi Başkanı Tom Lantos ile çeşitli
kongre üyeleri, Türkiye-ABD Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyeleri ve
ABD Kongresi Türkiye Çalışma Grubu üyeleriyle bir araya
geleceğini kaydetti.
Washington temasları
çerçevesinde, "Alman Marshall Fonu" adlı düşünce
kuruluşunda düzenlenen bir konferansta Türkiye'nin geleceği
hakkında konuşma yapacağını belirten Gül, Ulusal
Basın Kulübünde de Türk-Amerikan ilişkileri
üzerine bir konuşma
yapacağını ve Türk-Amerikan Konseyi Yönetim Kurulu
Başkanı Brent Scowcroft ile görüşeceğini ifade etti.
Gül, ayrıca ABD
ziyareti çerçevesinde çeşitli basın-yayın
kuruluşlarına mülakatlar vereceğini belirtti.
Washington
temaslarının ardından, 8 Şubat Perşembe günü New
York'a geçeceğini kaydeden Gül, burada BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile
görüşeceğini söyledi.
New York'ta
"Dış İlişkiler Konseyi" adlı düşünce
kuruluşunda da Irak ve Orta Doğu konulu bir konuşma
yapacağını belirten Gül, 9 Şubat akşamı ABD'den
ayrılarak, 10 Şubat günü Türkiye'de olmayı öngördüğünü
kaydetti.
Bakan Gül, ABD ziyareti
çerçevesinde yapacağı görüşmelerde ikili ilişkilerin
yanı sıra bölgesel ve küresel konuların ele
alınacağını söyledi.
KIBRIS 05/02/07
"Lübnan ve Mısır vazgeçmeyecek"
6 Şubat, 2007 16:30:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos
Paşardis, Lübnan veya Mısır'ın Güney Kıbrıs ile
yaptığı petrol aranmasına yönelik anlaşmalardan
vazgeçmesinin söz konusu olmadığını söyledi.
Paşardis, konuya ilişkin Rum gazetecilere
yaptığı açıklamada, ihale sürecinin ilk
aşamasının 15 Şubat'ta başlayacağını ve
bu sürecin sonbahara kadar tamamlanmasının öngörüldüğünü
bildirdi.
Rum yönetiminin, ihale olmaksızın, çalışmaları,
seçeceği bir şirketin yürütebilmesi amacıyla ihale
yasasını değiştirme ihtimali üzerinde durup
durmadığı sorusuna, ''hayır'' yanıtı veren
Paşardis, ihale sürecinin yasayla uyumlu olacağını
kaydetti.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'ün, ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice ile
yapacağı görüşmeye de değinen Paşardis, petrol
konusunun ele alınması durumunda bunun kendi tutumlarını
değiştirmeyeceğini ve planladıkları şekilde
ilerleyeceklerini ifade etti.
KKTC'nin petrol yataklarından yararlanmak istemesine ilişkin bir soru
üzerineyse Paşardis, KKTC'nin kıta sahanlığı ve kara
sularına sahip olmadığını iddia ederek, ''sahte
devlet, sahte devlet olarak kıta sahanlığına ve kara sulara
sahip değildir. Tüm bunlar yasal olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
aittir, sonuç olarak ilan ettikleri gibi bu gidişata yönelik olarak
ilerlerlerse, sadece bugüne kadar yaptıkları birçok yasa
dışılığa bir yenisini ekleyecekler'' dedi.
Avrupa Birliği'nin bu konuyla ilgili tutumunu olumlu olarak nitelendiren
Paşardis, AB'nin ''Kıbrıs Cumhuriyeti''nin egemenlik
haklarından bahsettiğini söyledi.
Bu arada, Rum basını, Beyrut ve Kahire'nin, imzaladıkları
anlaşmalardan vazgeçmelerinin söz konusu olmadığı konusunda
Güney Kıbrıs'a bilgi verdiklerini ve anlaşmaların hayata
geçirilmesi konusunda hazır olduklarını bildirdiklerini
yazdı.
Haberlerde, AB dönem başkanı Almanya'nın, Güney
Kıbrıs'ın petrol aranması konusunda Mısır ve
Lübnan ile anlaşmalar yapması konusuna destek belirttiği de
duyuruldu.
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
Norveç petrol arama şirketleri, ada çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar
değerinde 8 milyar varillik petrol rezervi tespit etmişti.
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik sınırı belirleyen
anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer bir anlaşmayı Lübnan
ile de imzalamıştı. Rum yönetimi son olarak, Suriye ile temas
kurdu.
Türkiye daha önce Suriye ve Mısır'ı da bu konuda dikkatli
adım atmaları konusunda uyarmıştı.
"Lillikas'ın açıklaması, Rum
stratejisinin bir parçası
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın
katıldığı bir toplantıda Kıbrıs Türkü için
"azınlık" nitelemesinde bulunduğuna işaret
ederek, bu demecin, Rum yönetiminin son dönemlerdeki stratejisinin bir
parçası olduğunu söyledi.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının son zamanlarda
uluslararası alanda Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıs Rum
yönetimine katarak, Kıbrıs sorununu çözme propagandası
yaptığına dikkat çekti.
Erçakıca, bugün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Rum
yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın
katıldığı bir toplantıda Kıbrıs Türkü için
"azınlık" nitelemesinde bulunduğu yönündeki haberlerle
ilgili bir soruya karşılık, bu demecin Rum yönetiminin son
dönemlerdeki stratejisinin bir parçası olduğunu söyledi.
Erçakıca, Lillikas'ın, "Kıbrıslı Türkler, Ermeni
ve Maronitler gibi vatandaşlarımızdırlar"
şeklindeki sözlerine dikkat çekti.
Erçakıca, geçmişte "ozmosis" (Kıbrıs Türk
halkının Rum devleti içinde eritilmesi) ifadesini kullanan Rum
yönetiminin şimdilerde, "izolasyonlar, Kıbrıslı
Türklerin Güney Kıbrıs yönetimi çatısı altında yer
almamasından kaynaklanıyor. 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
çatısı altına girerlerse, ortada izolasyon da kalmaz"
stratejisi geliştirdiğini belirtti.
Lillikas'ın bu stratejiyi dışta yürüten kişi olduğunu
kaydeden Erçakıca, görüşme sürecinin de bundan dolayı
kısır ve verimsiz tutulmaya
çalışıldığını ifade etti.
Hasan Erçakıca, "Çünkü onların stratejisine göre ilerleyen zaman
içinde Kıbrıslı Türkler, onların Kıbrıs
Cumhuriyeti dediği çatının altına çekilecek" dedi.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile bir araya gelmemesindeki esas nedenin bu olduğunu belirten
Erçakıca, amacın dünya kamuoyuna Kıbrıs sorunu diye bir
sorun olmadığı mesajı vermek olduğunu söyledi.
Hasan Erçakıca, bir başka soruya verdiği yanıtta,
Lillikas'ın söz konusu nitelemeyi esas konuşmasında değil,
sorulan bir soruya verdiği yanıtta yaptığını
belirtti.
Erçakıca, Lillikas'ın, "Kıbrıslı Türkler, Ermeni
ve Maronitler gibi vatandaşımızdır" ifadesini kullandığını
ve bunun da "azınlık" anlamına geldiğini ifade
etti.
Rumlar
vazgeçmiyor
Rum
yönetimi, KKTC ve Ankaranın itirazlarına rağmen, petrol
aranması için ihale başvurularının gelecek hafta
başlayacağını duyurdu.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 16:16 TSİ 06 Şubat 2007 Salı
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi hükümet sözcüsü Hristodulos Paşiardis,
Mısır ve Lübnanın denizde petrol ve doğalgaz aranması
ve çıkarılması konusunda yaptıkları anlaşmadan
vazgeçmediklerini belirtti.
Sözcü,
kıta sahanlığı ve karasuları konusunda,
uluslararası alanda tanınan Rum yönetiminin hakkı
bulunduğunu, Kuzey Kıbrısın hak iddia edemeyeceğini
savundu.
Paşiardis, Sahte devlet, sahte devlet olarak kıta
sahanlığına ve kara sulara sahip değildir. Tüm bunlar yasal
olan Kıbrıs Cumhuriyetine aittir, sonuç olarak ilan ettikleri gibi
bu gidişata yönelik olarak ilerlerlerse, sadece bugüne kadar
yaptıkları birçok yasadışılığa bir yenisini
ekleyecekler dedi.
Rum sözcü, petrol arama ve çıkarma izni için ihale
başvurularının, öngörüldüğü gibi 15 Şubatta
başlayacağını da açıkladı.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gülün, Amerika Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice
ile yapacağı görüşmeye de değinen Paşardis, petrol
konusunun ele alınması durumunda bunun kendi tutumlarını
değiştirmeyeceğini ve planladıkları şekilde
ilerleyeceklerini ifade etti.
RUM
BASINI: ALMANYADAN DESTEK VAR
Bu arada, Rum basını, Beyrut ve Kahirenin, imzaladıkları
anlaşmalardan vazgeçmelerinin söz konusu olmadığı konusunda
Güney Kıbrısa bilgi verdiklerini ve anlaşmaların hayata
geçirilmesi konusunda hazır olduklarını bildirdiklerini
yazdı.
Haberlerde, AB dönem başkanı Almanyanın, Güney
Kıbrısın petrol aranması konusunda Mısır ve
Lübnan ile anlaşmalar yapması konusuna destek belirttiği de
duyuruldu.
TALATTAN
BAN KI-MOONA MEKTUP
Öte yandan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güney
Kıbrısın son olarak Lübnan ile Akdenizde petrol arama
anlaşması imzalamasının ardından başlayan
gerginlik üzerine, Türk tarafının tutumuna açıklık getirmek
amacıyla, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moona mektup gönderdi.
Talat ve Dışişleri Bakanlığı, Türk
tarafının Doğu Akdenizdeki haklarından taviz
vermeyeceğini, Rum yönetiminin tek taraflı yaptığı
anlaşmaların kabul edilemeyeceğini bildirmişti.
Çinden KKTCye
uçuşa Rum tepkisi
Çinden
satın alınan ekonomik ampullerin ilk bölümünün doğrudan
uçuşla Ercan Havaalanına getirilmesi, Kıbrıs Rum
yönetiminde rahatsızlık yarattı. Rumlar, Çin ve uçağın
yakıt ikmali yaptığı Hindistandan açıklama istedi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:45 TSİ 06 Şubat 2007 Salı
LEFKOŞA
- Çin ve Hindistan, yanıtlarında, Kıbrıs
politikalarında değişiklik olmadığını ve
Adada yasal hükümet olarak Rum kesimini tanıdıklarını
belirtti.
Rum hükümet sözcüsü Paşiardis ise,
yanlışlığın uçağın yakıt ikmali
yaptığı Yeni Delhiden kaynaklanmış olabileceğini
söyledi. Sözcü, Eğer uçak doğrudan Ercana inmişse ortada bir
yasadışılık var dedi.
Muhalefet ise, ampullerin ikinci partisinin de yine doğrudan uçuşla
Ercana geleceğini belirterek hükümeti eleştiriyor. Kuzey
Kıbrıs Bakanlar Kurulu, elektrik tasarrufu kampanyası
çerçevesinde Çinden 300 bin adet ekonomik ampul sipariş etmiş, 170
bin adetlik ilk parti, Çin üzerinden doğrudan uçuşla Adaya
ulaştırılmıştı.
Kıbrıs Rum yönetimi,
Türkiye ile çıkan krize rağmen KKTC karasularının da içinde
olduğu alanda petrol arama çabalarından vazgeçmiyor.
Güney Kıbrıs, ABD, İngiltere,
Rusya ve Çin şirketlerini petrol sahalarında çalışmaya ikna
etmek için, bu ülkelerle temasa geçti.
Rum yönetimi, uluslararası şirketlere
petrol arama izni veren ihaleyi 15 Şubat'ta düzenleyecek.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, önümüzdeki günlerde Ticaret Bakanlığı'nın
Petrolden Sorumlu Müsteşarı Solana Kasini'yi ABD'ye, Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas'ı da Çin'e gönderecek.
Rum medyası, ihaleye, ilk etapta Fransa,
Rusya, Çin, ABD, Hindistan, Brezilya ve İngiltere gibi ülkelerden büyük
şirketlerin başvuruda bulunmasının beklendiğini
yazdı.
Simerini gazetesine demeç veren İsrail
Büyükelçisi Avi Handad ise, Papadopulos hükümetinin, Doğu Akdeniz'de
münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalamak için kendilerine
başvurduğunu, ancak ülkesinin böyle bir işbirliğine olumlu
yaklaşmadığını belirtti.
Rum Meclisi, geçen ay, KKTC
karasularının da içinde bulunduğu ada çevresini 13 parsele
ayıran ve petrol arama çıkarma ihalesine
çıkılmasını öngören yasayı geçirmişti.
Kıbrıs Rum yönetimi, ihalenin
sonuçlarını temmuz ayında açıklayacak.
Ada çevresinde petrol rezervi bulundu
Norveç petrol arama şirketleri, ada
çevresinde ilk etapta 400 milyar dolar değerinde 8 milyar varillik petrol
rezervi tespit etmişti.
2005'te, Mısır'la denizde ekonomik
sınırı belirleyen anlaşma imzalayan Rum yönetimi, benzer
bir anlaşmayı Lübnan ile de imzalamıştı. Rum yönetimi
son olarak, Suriye ile temas kurdu.
Türkiye daha önce Suriye ve
Mısır'ı da bu konuda dikkatli adım atmaları konusunda
uyarmıştı.
MILLIYET 06/02/07
108 ülkeden bin 400 bildiri sunulacak
YDÜ'DEN BİR ULUSLARARASI
KONFERANS DAHA... YDÜ, uluslararası konferanslar dizisine, 19- 24
Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecek "Çevre:
Yaşam ve Sürdürülebilirlik" konferansıyla bir yenisini ekliyor.
Yaklaşık 2 yıldır hazırlanılan konferansa, 108
ülkeden katkı konulacak ve 21 konuda bin 400 bildiri sunulacak.
BİR DÜNYA
KONFERANSI... Gökçekuş: Bu bir dünya konferansıdır. Konferans
için 80 öğretim üyesi, bini aşkın personel ve öğrenciden
oluşan ekiple çalışıyoruz. Çıkacak olguların,
sadece KKTC ile sınırlı kalmaması önemliydi.
Konferansın hazırlanması sırasında 3'ü Nobel ödülü
almış toplam 100 bilim adamından oluşan bir "Bilim
Kurulu" ayrıca "Uluslararası Danışma Kurulu"
oluşturduk
YDÜ, uluslararası
konferanslar dizisine, 19-24 Şubat tarihleri arasında
gerçekleştirilecek ve bin 400 bildirinin sunulacağı "Çevre:
Yaşam ve Sürdürülebilirlik" konferansıyla bir yenisini ekliyor.
Konferansı
basına tanıtmak amacıyla dün YDÜ Büyük Kütüphane'de, YDÜ Rektör
Yardımcısı ve Organizasyon Komitesi Başkanı Prof. Dr.
Hüseyin Gökçekuş tarafından basını bilgilendirme
toplantısı düzenlendi. Toplantıya basın
kuruluşlarının üst düzey yetkilileri büyük ilgi gösterdi.
Gökçekuş
yaptığı konuşmada, bunun bir "Dünya
Konferansı" olduğunu belirterek, konferansa hazırlık
için iki yılı aşkın bir süredir 80 öğretim üyesi, bini
aşkın personel ve öğrenciden oluşan ekiple
çalıştıklarını ifade etti.
"Çevre: Yaşam ve
Sürdürülebilirlik"in çok anlamlı 3 kelime olduğunu belirten
Gökçekuş, bu konferansı hazırlayabilmek için çok uzun bir mesai
harcadıklarını, ortaya güzel bir sonuç, 21 başlık ve
20 bin sayfalık bir eser çıktığını belirtti.
Çıkacak
olguların sadece KKTC ile sınırlı kalmamasının
önemli olduğunu belirten Gökçekuş, konferansın
hazırlanması sırasında 3'ü Nobel ödülü almış
toplam 100 bilim adamından oluşan bir "Bilim Kurulu"
ayrıca "Uluslararası Danışma Kurulu"
oluşturduklarını kaydetti.
Konferans için bir web
sitesi devreye konulduğunu, yüzlerce öğrencinin geceli gündüzlü
çalışarak çevreyle ilgili uluslararası otoritelerin e-mail
adreslerini topladıklarını belirten Gökçekuş, "Konuyla
ilgili 2 milyon insana bire bir ulaştık" dedi.
Dünyada önde gelenler
başta olmak üzere bin 300 üniversiteye yazılı materyal
gönderdiklerini belirten Gökçekuş, birçok üniversitenin de konferansa web
sayfalarında önemli bir yer verdiğini kaydederek buna örnek olarak
Hacettepe Üniversitesi'ni gösterdi.
"108 ülkeden
katkı"
Gökçekuş, "Suat
Hocamızın ilkesiyle 'Üniversite toplumun dokuma tezgâhıdır'
sözünden hareket ederek, Yakın Doğu Üniversitesi olarak dünyayı
dokuduk. Sessizce, iki yılı aşkın bir süreden bu yana,
sayıları 100 milyonlara ulaşan 5 kıtadan insana, Kuzey
Kıbrıs'ımızı, güzel vatanımızı
anlattık" dedi.
Konferans adına 2
yıllık sürede ortaya çıkanların
şaşırtıcı ve gurur verici olduğunu belirten
Gökçekuş, dünyada 198 ülke bulunduğunu, konferans için katkı
koyan ülke sayısının ise 108 olduğunu kaydetti.
Gökçekuş bunun bir ilk olduğunu savunarak 21 konuda bin 400 bildiri
gönderildiğini kaydetti.
Gökçekuş,
konferansın 21 başlığı hakkında bildiri
aktararak, konferans için 14 salonun ayrıldığını,
buralarda paralel oturumlar düzenleneceğini belirtti.
"Belediyelere iş
düşüyor"
Gökçekuş, bu
olayın çok daha güzel olabilmesi için LTB başta olmak üzere tüm
belediyelere iş düştüğünü, katılımcılar için
birçok sosyal program hazırlandığını, konferansa
geleceklere temiz bir çevre gösterilmesi gerektiğini söyledi.
Gökçekuş, bu anlamda belediyelerin yanında devlete, özel ve kamu
kurum, kuruluşlarına da görev düştüğünü ifade etti.
En büyük görevin
"Kıbrıs Medyası"na düştüğünü ve bunun da konferansı
tüm dünyaya duyurmak olduğunu ifade eden Gökçekuş, medyanın
verimli çalışabilmesi için önlemler
alındığını kaydetti.
Gökçekuş, bir soru
üzerine devletin ilgili bakanlıklarını konuyla ilgili ziyaret
ettiklerini, bakanlıklar arasında kayda değer yaklaşımını
Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı'nın gösterdiğini, konferans
anısına iki pul bir de ilk gün zarfı
basılacağını belirtti.
Gökçekuş şöyle
devam etti:
"Avrupa Üniversiteler
Birliği, Uluslararası Üniversiteler Birliği ile İslam
Üniversiteler Birliği'ne tam üye olan YDÜ; bugün 12 fakülte, 2 yüksekokul
ve bunlara bağlı 50 den fazla bölümde, 15 bini aşkın
öğrencisiyle çağdaş bir akademik platform sunuyor. Özellikle
geçen yıl Mayıs ayında, yine Suat Hocamızın büyük önem
verdiği, sağlık bilimleri alanında da önemli mesafeler
kaydetmiş bulunuyoruz. Eczacılık ve Diş Hekimliği
Fakülteleri, 2 bin işçinin, Temmuz-Ağustos
sıcaklığı altında, akıttığı
alın teri ile 4 ay gibi rekor sayılabilecek bir sürede
tamamlandı... Tıp Fakültesi konusundaki çalışmalar ise, büyük
bir titizlikle sürdürülüyor.
İşte, tam da bu
noktada; Dünyalı olma, Dünya'da iz bırakabilme ve yine adından,
tüm Dünya'da söz edilen, Dünya'nın en saygın ve en önemli eğitim
kurumları arasında yer alma adına, bu önemli olayın, 'Dünya
Çevre Konferansı'nın' da üstesinden gelmeliyiz."
Konferans ana
başlıkları
Konferansın ana
başlıkları ve hangi başlıkta kaç bildiri
sunulacağı şöyle:
"1. Çevre Bilimi ve
Teknolojisi (208), Biyoçeşitliliğin Korunması ve Yönetimi (159),
İktisat, Gelişme ve Sürdürülebilirlik (122),. Çevre ve
Sağlık (114), Entegre Su Kaynakları Yönetimi (93), Kültürel
Miras ve Çevre Faktörleri (73), Enerji ve Gelişim : Yeni ve Yenilenebilir
Enerji (65), .Çevre Meselesinin Sosyal ve Psikolojik Boyutları (64),
.Çevresel Farkındalık, Eğitim ve Yaşam Boyu Öğrenim
(60), Çevresel Bilgi ve Enformasyon Sistemleri (51), Denizler, Ekolojik Denge
ve Sürdürülebilir Çevre (37), Küresel Isınma: Tehdidin Boyutları
(36), Çevre ve Gıda Maddelerinde Pestisitler (35), Doğa ve İnsan
Kaynaklı Felâketlerin İlişkisi ve Tehditleri (33), Ticaret ve
Çevre: Çıkarların Yeniden Tanımlanması (29), Çevre Hukuku
ve Etik (29), Uluslararası İlişkiler ve Çevre Meseleleri (18),
Edebiyat ve Çevresel Farkındalık (11), Medyanın Rolü: Sorunlar
ve Tehditler (10), . Çevresel Organizasyonlar : Roller, Sorunlar ve Beklentiler
(7),
Politikada Yeşil
Faktörü (5)."
KIBRIS 06/02/07
Ercan'a aktarmalı seferlerle yolcu taşınacak
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Ercan Havalimanı'na
doğrudan uçuşlarla ilgili girişimlerden sonuç
alınamadı ama özel havayolları, 'tatil cenneti' olarak
niteledikleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne aktarmalı
seferlerle yolcu taşımaya hazırlanıyor.
Daha önce Londra'dan
Antalya ve İstanbul'a sefer sayılarını
artıracağını açıklayan SunExpress,
Londra-İzmir-Ercan bağlantısı kuracağını bildirdi.
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'a turist taşıma rekabeti
kızışırken, mevcut sefer sayılarında da gözle
görülür bir artış dikkat çekiyor. SunExpress, mart ayında
Stansed-İzmir-Ercan bağlantısını da kuracak.
Güney
Kıbrıs'taki Larnaka Havaalanı'ndan da KKTC'ye seferlerde
artışlar yaşanıyor. İngiltere'den Kuzey
Kıbrıs'a en çok turist taşıyan havayolu şirketlerinden
biri olan Cyprus Paradise, Larnaka aktarmalı Girne ve Mağusa paket
tatilleriyle ilgili reklamları İngiliz ulusal gazetelerine verdi.
Şirket, tatil reklamlarında İngiltere'nin 10 değişik
havaalanından Larnaka bağlantılı KKTC seferleriyle
uçuş süresinin de 6 değil
KIBRIS 06/02/07
Kuzey Kıbrıs'ın reklam atağı
Eylem ERAYDIN / LONDRA
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti yeni turizm sezonuna yoğun tanıtımla başladı.
Geçen haftadan itibaren Londra'nın merkezinde 19 metro istasyonu ve 19
kırmızı otobüste 51 tanıtım posteri ile Kuzey
Kıbrıs'ın kültür, tarih, deniz, güneş ve doğal
güzellikleri tanıtılıyor.
Hatırlanacağı
üzere, geçen yıl Rum yönetimi turizm ofisinin girişimleri sonucu,
London Transport tarafından, Londra içinde toplu
taşımacılık yapan iki katlı otobüslerdeki KKTC
tanıtımları kaldırılmıştı. Konunun
mahkemeye taşınması üzerine İngiltere Yüksek Mahkemesi
yasaklamanın hukuki olmadığı kararına vardı ve
tanıtımların engellenemeyeceğine hükmetti.
Deniz, güneş ve
doğa
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin 2007 turizm tanıtım kampanyasında,
Kıbrıs'ın sembolü haline gelen deniz
kaplumbağalarının yanında, tarihi mekânları
yansıtan görüntüler ile Akdeniz'in dinginliği ve kumsalı ile
Girne manzaralarına yer veriliyor.
Kıbrıs'ın
farklı kültürü, yemekleri, misafirperverliği, doğa
zenginliği ile keşfedilmeyi bekleyen çevre güzelliklerine vurgu
yapılıyor.
Londra'nın her
yerinde
KKTC
tanıtımları iki hafta süreyle Londra merkezinden geçen ve
farklı semtlere servis veren 19 ayrı otobüste yer alacak.
Tanıtım kampanyası, aynı dönemde, Londra metrosunda da,
çoğunluğu merkez Londra'da birçok hattın kesiştiği
istasyonlar olmak üzere farklı tanıtım posterleri ile devam
edecek. Kampanya şubat ve mart ayları boyunca ulusal medyada da
sürdürülecek.
KIBRIS 06/02/07
8 Temmuz
antlaşmasının şartları yerine getirilirse Papadopulos
Talat'la görüşecek
Rum Hükümet Sözcüsü
Hristodulos Paşardis:
8 Temmuz
antlaşmasının şartları yerine getirilirse Papadopulos
Talat'la görüşecek
Rum Hükümet Sözcüsü
Hristodulos Paşardis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un,
"8 Temmuz antlaşmasında öngörülen şartların yerine
getirilmesi halinde" Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşebileceğini
söyledi.
Rum radyosunun haberine
göre, "Papadopulos'un bir iyi niyet örneği olarak Talat ile
görüşmeye niyetli olup olmadığına" ilişkin soruyu
yanıtlayan Rum Sözcü, "sadece izlenim yaratmak için görüşmenin
Papadopulos için problem olduğunu" söyledi. 8 Temmuz
antlaşmasının şartlarının yerine getirilmesi
halinde Papadopulos'un Talat ile görüşebileceğini belirten
Paşardis, "görüşme mart sonlarında gerçekleşebilir
mi" yönündeki soruya da, "Mart sonlarına kadar 8 Temmuz
antlaşmasının ortaya koyduğu bütün şartlar yerine
getirildiği takdirde Papadopulos'un Talat'la görüşmesi konusunda bir
problem kalmayacak" dedi.
KIBRIS 06/02/07
Londra'da
Kıbrıs Türk kültür ve sanatı tanıtılacak
Londra'da 8-14 Mart
tarihlerinde düzenlenecek olan "North Cyprus Fest"te, Kuzey
Kıbrıs'ın kültürel dokusu ve sanatsal yönü, İngiliz
sanatseverler ve bu ülkede yaşayan Türklere tanıtılacak.
Festival, 8 Mart
perşembe günü başlayacak ve 14 Mart çarşamba gününe kadar
sürecek. North Cyprus Fest'le, Kuzey Kıbrıs'ın kültürel ve
sanatsal anlamda Londra'da yaşayan diğer etnik topluluklara
tanıtılması hedefleniyor.
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Başbakanlığı, Maliye
Bakanlığı ve Londra Temsilciliği'nın
katkılarıyla gerçekleşecek olan festival kapsamında
resim-karikatür sergisi, tiyatro, konser ve şölen gibi etkinlikler yer
alacak.
Festival, 8 Mart
perşembe günü resim ve karikatür sergisiyle başlayacak. Nilgün Güney,
Aşık Mene, Alper Susuzlu ve Sümer Erek gibi Kıbrıslı
Türk ressamların eserleriyle Kıbrıs Türk Karikatürcüler Derneği'nin
karikatürleri bir hafta boyunca sanat severlerin beğenisine sunulacak.
North Cyprus Fest'te 9
Mart Cuma günü Alper Susuzlu tiyatrosunun "Havasu Garayanni" isimli
komedi oyunu izleyicilerle buluşacak. 10 Mart cumartesi günü Umut
Albayrak, orkestrasıyla birlikte Türkçe ve Rumca parçaları canlı
performansla seslendirecek. 11 Mart pazar günü ise Lefkoşa Gençlik Merkezi
Folk Dans ekibi ve müzisyenlerinin katılımcıları
coşturacağı bir şölen gerçekleştirilecek. Bu
şölende dans ve müziğin yanında geleneksel el
sanatlarımızdan lefkara ve sesta işlerinin yer alacağı
standlar da kurulacak. Canlı performansların sergileneceği el
işleri standlarının yanında, Kıbrıs Türk
mutfağından taze ve sıcak yiyecekler ikram edilecek.
Festival 14 Mart
çarşamba günü ise resim ve karikatür sergisinin kapanışıyla
son bulacak.
North Cyprus Fest
adlı festival hakkında daha detaylı bilgi almak isteyenlerin,
organizasyon sorumlusu İlke Susuzlu'yu 07799238839 numaralı
telefondan arayabileceği belirtildi.
KIBRIS
06/02/07
Güvenlik
kamerasında kumarhane çatışması
|
7 Şubat 2007 |
|
Nurettin KURT / ANKARA |
|
|
|
|
|
KKTCde, 20 Aralık 2006 tarihinde iki kişinin
öldürüldüğü kumarhane baskının görüntülerini Hürriyet ele
geçirdi. |
|
Ankaralı
Kürt Ahmetin oğlu Melih Turgut ile Yaşar Özün sahibi olduğu
iki kumarhanenin çalışanları arasında yaşanan
silahlı çatışmada Özün Musa Çakmak ve Hüseyin Dönmez isimli iki
adamı ölmüş, olayla ilgili İdris Melih Turgutun da
aralarında bulunduğu toplam 9 kişi tutuklanmıştı.
İşte otel kameralarının saniye saniye kayda
aldığı görüntüler:
ÖZÜN ADAMLARI BAŞLATIYOR
Yaklaşık 50 dakikalık iki ayrı kamera
kaydının bulunduğu görüntülerde olayın fitilini Özün
adamları ateşliyor. İki adamıyla kumarhaneye gelen Melih
Turgut, Yaşar Özle restaurant bölümünde sohbete başlıyor. Özün
adamları güvenlik için önlem alıyor. Yaklaşık 30 dakika
sonra, Turgutun adamı Necdet Kaan Kanmazın önü Yaşar Özün bir
adamı tarafından kesiliyor ve tartışma başlıyor.
Tartışmaya Özün başka bir adamı katılıyor, oyun
oynayan Turgutun diğer adamı Akın Ulu tartışmayı
yatıştırmak istiyor.
TURGUT SİLAHINI ÇIKARIYOR
Oyun salonunda birşeyler olduğunu gören Özün adamları salona
koşuyor. Öz ile Turgutta salona gidiyor. Yaşar Öz kavgaya müdahale
etmiyor, Melih Turgut ise ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Öz, kısa süre sonra salondan çıkıyor. Adamının
dövüldüğünü gören Turgut, yardımına koşarken belinden de
silahını çıkarmaya çalışıyor. Yerde
boğuşan grubun içinden bir el silah sesi duyuluyor. Turgut,
silahıyla iki el ateş ediyor. Kanmazı dövenlerden üçü
kaçıyor.
CİNAYET ANI
Kaan Kanmaz belinden silahı çekiyor, namluya mermi veriyor ve
aralarından sıyrıldığı iki kişiden birisine
ateş edip Turgutun yanına koşuyor. Turgut bu arada, Özün bir
adamını ensesine dayadığı silahla rehin alıyor.
Kendisine siper aldığı adamı ile salona doğru ilerleyen
Turgut, burada rastgele iki el ateş edip yanına gelen adamları
ile otelden kaçıyor.
HURRIYET 07/02/07
Sözleşmelerini
iptal ediyorlar
BELİRSİZLİKLERDEN
TEDİRGİN OLDULAR... KKTC'den ev veya arsa almak isteyen bazı
yabancıların son dönemlerde sözleşmelerini iptal ettiği
bildirildi. Ülkemizden gerek bireysel gerekse toplu alım yapan
yabancıların, Güney Kıbrıs'ta ve KKTC'de yürürlüğe
giren yasa ve emirnameler nedeniyle, ev ve arsa alımında ortaya
çıkan belirsizliklerden ötürü tedirgin olduğu ve taşınmaz
mal almaktan vazgeçtikleri ifade ediliyor
İNGİLİZ,
YAHUDİ VE KKTC... İngilizlerin ev alımları, Yahudilerin ise
arsa alımlarıyla ilgili sözleşmelerini iptal ettiği
belirtiliyor. Çıkarılan yasa ve emirnameler nedeniyle yabancı alıcılar
yanında, KKTC vatandaşlarının da sözleşme iptallerine
gittiği bildiriliyor. Emlakçılar Birliği Başkanı Hasan
Sungur, son dönemlerde bazı yabancı alıcıların ev veya
arsa alımı için hazırlanan sözleşmelerini iptal ettiklerini
doğruladı
Fazile KÖLE
KKTC'den ev veya arsa
almak için yetkili firmalarla sözleşme imzalayan bazı
yabancıların son dönemlerde sözleşmelerini iptal ettiği
bildirildi.
Ülkemizden gerek bireysel
gerekse toplu alım yapan yabancıların, Güney Kıbrıs'ta
ve KKTC'de yürürlüğe giren yasa ve emirnameler nedeniyle ev ve arsa
alımında ortaya çıkan belirsizliklerden ötürü tedirgin
olduğu ifade ediliyor.
Orams davası
kararının ardından yükselişe geçmeye başlayan
inşaat sektöründe, son dönemlerde yeni sorunlar gündeme geldi.
Sektörde yabancı
alıcıların sözleşmelerini iptal etmesi olarak ifade edilen
başlıca sorunun, Rum yönetiminin Rum arazileri üzerine ev inşa
eden, bunları alıp satan ve Rum evlerinde oturanların 7 yıl
hapis cezasına çarptırılmasını öngören yasası ve
KKTC hükümetinin yürürlüğe koyduğu, Anayasanın 159. Madde değişiklik
yasası ve emirnameler gösteriliyor.
İngiliz
alıcıların ev, Yahudilerin ise arazi alımlarıyla
ilgili sözleşmelerini iptal ettiği belirtiliyor.
Çıkarılan yasa
ve emirnameler nedeniyle yabancı alıcılar yanında, KKTC
vatandaşlarının da sözleşme iptallerine gittiği
bildiriliyor.
Emlakçılar
Birliği Başkanı Hasan Sungur, son dönemlerde bazı
yabancı alıcıların ev veya arsa alımı için
hazırlanan sözleşmelerini iptal ettiklerini doğruladı.
İki müşteri
potansiyelinden
iptaller oldu
Hasan Sungur, Güney Kıbrıs'ta
geçirilen yasanın ve KKTC hükümetinin yürürlüğe koyduğu,
Anayasanın 159. Maddesi Değişiklik Yasası'nın ve
emirnamelerin art arda gelmesinin alımlarda iptallere neden olduğunu
yineledi.
KKTC'nin ev veya arsa
alımlarında iki tür müşteri potansiyelinin olduğunu ifade
eden Sungur, bunlardan birinin bireysel olarak ülkeye gelip alım yapan
yabancıların, ikincisinin ise bir anda 5-10 daire veya dönümlerce
arazi olmak üzere toplu alım yapan yabancı veya TC yatırımcılar
olduğunu belirtti.
Sungur, gerek bireysel
gerekse toplu olarak yapılan alımlarda sözleşme iptalleri
olduğunu kaydetti. İnşaat sektöründe yapılan iptallerin
sadece her iki tarafta da geçirilen yasalar olmadığını
vurgulayan Sungur, iptallerin bir nedeninin de emirnameler olduğunu
kaydetti.
Sungur emirnamelerin
çevrenin koruma altına alınması amacıyla geçtiğini
anımsattı.
Ancak, emirnameler
yapılırken Güney Kıbrıs'ta yaşanan gelişmeler ve
7 yıl hapislik ön gören yasanın geçip geçmeyeceği konusunda her
hangi bir araştırma yapılmadığını ifade eden
Sungur, araştırma yapılmadan emirnamelerin geçmesinden ötürü
olumsuz bir reaksiyonun ortaya çıktığını belirtti.
Hükümetin Güney
Kıbrıs'la bağlantılı hareket etmediğini sözlerine
ekleyen Sungur, yasa ve emirnamelerin art arda yürürlüğe girdiğini
söyledi.
Emirname 159. Madde
değişiklik
yasasındaki emniyeti
kaldırıyor
Emlakçılar
Birliği Başkanı Hasan Sungur, hükümetin Anayasa'nın 159.
Maddesinin değişikliğiyle ilgili bir yasayı yürürlüğe
koyduğunu anımsattı.
Yürürlüğe giren
yasanın aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin
kabul ettiği bir komisyon oluşması olduğunu ifade eden
Sungur, oluşturulan komisyonun da kabul gördüğünü belirtti ve
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Komisyonun
yapısına göre eğer KKTC vatandaşı veya bir
yabancı Rum mallı tutuyorsa ve Rum malını geri istiyorsa,
malın üzerinde yatırım yapılmış veya proje
uygulanmış ise Rum malını geri alamaz. Hükümet
tarafından kendisine sadece tazminat ödenir. Ancak eğer malın
üzerine herhangi bir yatırım yapılmamış ise Rum'un
malını mahkemede geri alma ihtimali ortaya çıkar."
Belirtilen yasa
değişikliğiyle emirnamelerin aynı dönemde ortaya
çıktığının altını çizen Sungur, yabancı
alıcıların en çok tercih ettiği Girne ve Boğaz
bölgelerinin emirnamelerle kısıtlandığını
kaydetti.
Bunun sonucunda
yatırım yapılamayan arsaların Rumlar tarafından geri
alınabileceğini belirten Sungur, yetkililer tarafından gerek
yabancılara gerekse yerli halka verilen güvencenin de emirnamelerle
ortadan kalktığını anlattı.
Emirnameyle
kısıtlanan bölgelerin elden çıkabileceğinin
altını çizen Sungur, bir tek eşdeğer
karşılığında alınan malların
kurtarılabileceğini belirtti.
Belirsizlik iptalleri,
emirnameler
fiyatların
yükselmesini sağladı
Hasan Sungur, Güney
Kıbrıs'ta gecen yasa, KKTC zincirleme geçirilen yasların
yarattığı güvensizlik ve emirnamelerin müşteriler üzerinde
büyük soru işaretlerinin doğmasına neden olduğunu belirtti.
Yatırımcılar
Girne veya Boğaz'da ev almak istediği zaman, emirname geçtiği
anda dosyanın izni alınmamışsa riske girdiğini ifade
eden Sungur, ortada büyük bir belirsizliğin olduğunu kaydetti.
Sungur, evlerin
yapılacağı arsaların emirname kapsamına girip
girmediğini veya müteahhidinin hükümetle sorun yaşayıp
yaşamayacağını bilmeyen müşterilerin
sözleşmelerini iptal ettiğini söyledi.
Belirsizliğin iptallere
yol açtığını, emirnamelerin fiyatlarda da yükselişe
neden olduğunu belirten Sungur, konuyla ilgili KIBRIS'a şu bilgileri
verdi:
"Emirnameler çevrenin
korunması amacıyla geçti, ancak ortada atlanan bir detay vardır.
4 yıl önce Lefkoşa da bir arsa 15 binse bugün 80 bine
çıktı. Lefkoşa bölgesini kapsayan master planı geçirilince
ve Lefkoşa çevresi yasaklanınca merkezde kalan arsa fiyatları
arz talep nedeniyle yükseldi. Orta hali bir vatandaş Lefkoşa içinden
arsa alamaz ise Haspolat veya Kanlıköy bölgelerden alabilirdi.
Vatandaşlar için her yönden seçenek vardı. Ancak Kanlıköy,
Haspolat ve daha birçok yer kapanınca arz ve talepten dolayı fiyatlar
çok yükseldi. Normal gelirli bir vatandaşın ev veya arsa alması
zorlaştı."
Güney'deki yasa,
İngiliz ve Yahudi
alıcıların
iptalleri, arz talep dengesi
Rum yönetimi, Kuzey
Kıbrıs'ta eski Rum arazileri üzerine ev inşa eden, bunları
alıp satan ve Rum evlerinde oturanların 7 yıl hapis
cezasına çarptırılmasını öngören bir yasayı
yürürlüğe koymuş ve bu yönde bir Rus çifti
tutuklamıştı.
Söz konusu yasanın
yabancı alıcılar üzerindeki etkileri konusunda da bilgi veren
Sungur, Güney Kıbrıs'ta geçirilen yasanın yabancı
alıcıların Güney'e geçmemeleri durumunda herhangi bir sorun
yaratmayacağını söyledi.
Sungur, ancak yabancıların
KKTC'ye gelmek için Türkiye'yi değil Güney Kıbrıs'ı tercih
ettiğini belirtti. Direk uçuşla daha kısa sürede güneye gelen
yabancıların oradan KKTC'ye geçtiğini vurgulayan Sungur, yasanın
bu noktada huzursuzluk yarattığını söyledi.
"Güneyden gelip gitmemeleri
durumunda herhangi sorun yoktur" diyen Sungur, yabancıların
Ercan'dan KKTC'ye gelmelerini sağlanmak için teşvik edici tedbirlerin
alınması gerektiğini söyledi.
Sungur ev ve arsa
alım sözleşmelerinin İngiliz ve Yahudiler tarafından iptal
edildiğini yineledi ve yabancılar yanında KKTC
vatandaşlarının da sözleşmelerini iptal ettiğini
vurguladı.
Emirnamelerle ülkedeki arz
ve talep dengesinin bozulduğunu ifade eden Sungur, emirnamelerin
sonuçlanmasıyla kendilerinin de onay verdiği master
planlarının çıkacağını belirtti ve
şunları söyledi:
"Emirnameler ve
yasaklamalarla gidildiği zaman bir yerde denge bozulacak. Talep
çoğalacak arz azalacağı için fiyatlar aşırı
derecede yükselecek ve bu KKTC vatandaşlarına büyük zarar verecek.
Bunun yanında yabancılar da ev ve arsa almakta istekli olmayacak.
Fiyat yükselmesi sonucunda yabancılar da KKTC den emlak almaktan daha da
vaz geçecek."
KIBRIS 07/02/07
Ambargolarla
ilgili olarak Rumlara baskı yapmak zorundayız
SORUN SADECE HUKUKİ
DEĞİL... Dr. Andreas Schockenhoff: AB olarak, Kuzey
Kıbrıs'a ambargonun kalkması için Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne baskı yapmak zorundayız. Bu, sadece hukuki bir sorun
değildir. Bu konuda karşılıklılık esastır.
Rumlar de taahhütlerini yerine getirmek zorundadır
Hıristiyan Birlik
Partilerinin Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Dr. Andreas
Schockenhoff, "AB olarak (KKTC üzerindeki) ambargonun kalkması için
Kıbrıs'a (Rum kesimi) baskı yapmak zorunda"
olduklarını ifade ederek, "Bu, sadece hukuki bir sorun
değildir. Bu konuda karşılıklılık esastır.
Rum kesimi de taahhütlerini yerine getirmek zorundadır" dedi.
Schockenhoff, Türkiye'nin
müzakere sürecinin sonunu ise net bir şekilde göremediklerini ve tam
üyelik için tüm koşulların yerine getirilmesi gerektiğini
belirterek, "Müzakerelerin hedefi Türkiye'nin tam üyeliğidir"
diye konuştu.
AA'nın haberine göre,
Türkiye'de Konrad Adenauer Stiftung Derneği tarafından önceki gün
Dedeman Oteli'nde düzenlenen "Almanya'nın AB Konsey
Başkanlığı: Hedefler ve Beklentiler"
başlıklı panelde konuşan Hıristiyan Birlik Partilerinin
Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Dr. Andreas Schockenhoff,
"Türkiye'nin başladığı reform sürecini sürdürmesini
istemekteyiz. Bu, müzakerelerde lokomotif olacaktır" diyerek,
Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinin sürmesinin, AB'nin menfaatine
olduğuna dikkat çekti.
Schockenhoff, verilen
taahhütlerin yerine getirilmesini beklediklerini de dile getirdi.
Konuşmasının
ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan
Schockenhoff, Kıbrıs konusundaki bir soru üzerine ise şu
yanıtı verdi:
"AB olarak ambargonun
kalkması için Kıbrıs'a (Rum kesimi) baskı yapmak
zorundayız. Bu, sadece hukuki bir sorun değildir. Bu konuda
karşılıklılık esastır. Rum kesimi de
taahhütlerini yerine getirmek zorundadır."
KIBRIS 07/02/07
Lillikas'ın açıklamaları, Rum stratejisinin
bir parçası
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum tarafının son zamanlarda
uluslararası alanda Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıs Rum
Yönetimi'ne katarak, Kıbrıs sorununu çözme propagandası
yaptığına işaret etti.
Erçakıca dün
düzenlediği brifingte, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos
Lillikas'ın katıldığı bir toplantıda
Kıbrıs Türkü için "azınlık" nitelemesinde
bulunduğu yönündeki haberlerle ilgili soruya verdiği yanıtta, bu
demecin Rum yönetiminin son dönemlerdeki stratejisinin bir parçası
olduğunu söyledi. Erçakıca Lillikas'ın
"Kıbrıslı Türkler, Ermeni ve Maronitler gibi
vatandaşlarımızdırlar" şeklindeki sözlerine
dikkat çekti.
Erçakıca,
geçmişte "ozmosis" ifadesini kullanan Rum Yönetimi'nin
şimdilerde "izolasyonlar, Kıbrıslı Türklerin Güney
Kıbrıs yönetimi çatısı altında yer almamasından
kaynaklanıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altına
girerlerse, ortada izolasyon da kalmaz" stratejisi
geliştirdiğini belirtti.
Lillikas'ın bu
stratejiyi dışta yürüten kişi olduğunu kaydeden
Erçakıca, görüşme sürecinin de bundan dolayı kısır ve
verimsiz tutulmaya çalışıldığını söyledi.
Erçakıca, "Çünkü onların stratejisine göre ilerleyen zaman
içinde Kıbrıslı Türkler, onların Kıbrıs
Cumhuriyeti dediği çatının altına çekilecek" dedi.
Rum lider Tasos
Papadopulos'un da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile biraraya
gelmemesinde esas nedenin de bu olduğunu kaydeden Erçakıca,
amacın dünya kamuoyuna Kıbrıs sorunu diye bir sorun
olmadığı mesajı vermek olduğunu belirtti.
Hasan Erçakıca, bir
başka soruya verdiği yanıtta, Lillikas'ın sözkonusu
nitelemeyi esas konuşmasında değil, sorulan bir soruya
verdiği yanıtta yaptığını söyledi.
Erçakıca,
Lillikas'ın "Kıbrıslı Türkler, Ermeni ve Maronitler
gibi vatandaşımızdır" ifadesini
kullandığını ve bunun da "azınlık"
anlamına geldiğini belirtti.
KIBRIS
07/02/07
Ankara Laheye
gitmeye hazırlanıyor
Ankara,
birçok ülkede gündeme gelen Ermeni soykırım iddialarını
Lahey Adalet Divanına taşımaya hazırlanıyor.
NTV
Güncelleme: 13:38 TSİ 08 Şubat 2007 Perşembe
ANKARA
- Başta ABD olmak üzere birçok ülkede soykırım iddialarıyla
ilgili tartışmaların son dönemde artan bir şekilde gündeme
alınması Ankarayı yeni strateji arayışına soktu.
Ankara haklılığını uluslararası bir yargı
organı kararıyla onaylanmasının daha doğru bir seçenek
olacağı görüşünde. Bu çerçevede Lahey Adalet Divanına
başvurulması seçeneği değerlendiriliyor. Asılsız
soykırım iddiaları ile Mücadele Koordinasyon Kurulu bu amaçla
yerli ve yabancı hukukçulardan görüş istedi.
Türkiye, Ermeni soykırım
iddialarına karşı yürüttüğü politikasında
kapsamlı değişikliğe gitmek için yeni strateji
arayışında. Hükümetin gündemine aldığı seçenek,
Ermeni diasporasına karşı uluslararası arenada hukuki
mücadele sürecini başlatmak.
Edinilen bilgilere göre, geçtiğimiz ay Dışişleri
Bakanı Abdullah Gülün başkanlığında toplanan
Asılsız soykırım iddiaları ile Mücadele Koordinasyon
Kurulunda soykırım iddialarına karşı broşür
basma, sempozyumlar düzenleme, ilan verme gibi yöntemlerin herhangi bir sonuç
getirmediği konusunda görüşler dile getirildi.
Toplantıda, Türkiyenin haklılığının
uluslararası bir yargı organı kararıyla
onaylanmasının daha doğru bir seçenek olacağı
görüşü ön plana çıktı. Bu çerçevede Lahey Adalet Divanına
başvurulması gündeme geldi.
Koordinasyon Kurulu konuyla ilgili yerli ve yabancı hukukçulardan
görüş alınması yönünde karara vardı. Bu seçeneğin
olumlu ve olumsuz yönlerinin gelecek raporlara göre ortaya
çıkmasından sonra harekete geçilmesi benimsendi.
Birleşmiş Milletlerin başlıca yargı organı olan
uluslararası adalet divanı, genel kurul ve Güvenlik Konseyinden
seçilen 15 yargıçtan oluşuyor. Divanın yetki alanı, bir
uluslararası uyuşmazlıkta taraf olan ülkelerin kendisine
getirdikleri davaları da kapsıyor.
Türkiyenin elinde tehcirin meşru müdafaadan
kaynaklandığını ortaya koyan arşiv belgeleri
bulunduğunu söyleyen yetkililer, Türkiyenin bu yönde yapacağı
girişimin, Ermenileri köşeye
sıkıştıracağını ifade ediyorlar.
|
||
|
|
||
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA |
||
|
|
||
|
|
HURRIYET
08/02/07
|
||
|
|
||
|
|
||
|
|
||
|
Kıbrısta Türk ve Rum taraflarında
yapılan münferit ve toplu kazılarda çıkarılan 75
kişinin kemikleri, DNA testi yoluyla kimlik tespiti için Güney
Kıbrıstaki Genetik Enstitüsüne teslim edilecek. |
HURIYET
07/02/07
Kıbrıs'ta petrol var mı?
Bu soruya Güney Kıbrıs "Var" yanıtını
veriyor. Rum yönetiminin Mısır ve Lübnan'la Doğu Akdeniz'de
petrol aramak üzere anlaşma yaptığı biliniyor. Rum
tarafı 15 Şubat'ta işi ihale edecek.
Aynı soruya, "Evet, Kıbrıs'ta petrol var"
yanıtını verenlerden biri de CHP lideri Deniz Baykal,
diğeri ise KKTC'nin eski dışişleri bakanı ve DP lideri
Serdar Denktaş...
Baykal'ın kanıtı
CHP lideri Baykal, geçen salı grup toplantısında
yaptığı konuşmada Kıbrıs'ta 8 milyar metreküp
petrol rezervi bulunduğu yönünde tahminler
yapıldığını, rezervin tahmini değerinin de 400
milyar dolar olarak hesaplandığını söyledi.
Baykal, dünkü görüşmemizde bu bilginin dayanağını
şöyle açıkladı:
"Rum yönetimi bir süredir çalışmalar yapıyor.
Kıbrıs'ın çevresini 12 bölgeye ayırdı. Mısır
ve Lübnan'la anlaştı. Çin ve Norveç şirketleri de Rum
yönetiminden izin almak için sıradalar. Norveç firması da petrol
olduğu yönünde bilgilere sahip. Yine Suriye ile de Rum yönetimi
anlaşma yapmak için temas halindeler. Bu çalışmalar verilere
dayanıyor. Petrol bulunduğuna dönük önemli bulgular olduğu
açık. Keza bir ABD firması da KKTC'ye arama izni için başvuru yapmak
istiyor. Tahmin edilen rezervin ekonomik değeri Türkiye'nin gayri safi
milli hasılasından bile fazla. Petrol bir yana bu olayın çok
önemli siyasi boyutu da var. Rum hem petrol çıkarmak hem de
egemenliklerini KKTC'ye de fiilen yaymak için girişimlerini sürdürüyor."
Denktaş'ın bilgileri
KKTC Dışişleri Bakanı ve DP lideri Serdar Denktaş'la
da aynı konuyu konuştuk. Serdar Denktaş da şu bilgileri
verdi:
"2004'te bir ABD firmasının yetkilisi beni New York'ta buldu ve
petrol aramak için KKTC'den izin istedi. Siyasal sorunlar olduğunu,
firması aleyhine dava açılabileceğini, ancak bütün riski
üstleneceklerini belirterek ısrarla izin istedi. Ben bunu KKTC'de
hükümetin gündemine getirdim ama kimse ciddiye almadı. Ayrıca Karpaz
Burnu ile İskenderun arasında da petrol olduğu tahmini
yapılıyor. Ben bunu da dile getirdim. 2003'te Enerji Bakanı
Hilmi Güler biz bakıyoruz, dedi ama arkası gelmedi."
İngiliz üsleri
Serdar Denktaş, Rum yönetiminin petrol arama anlaşmalarıyla
ilgili şu bilgileri de verdi:
"Rum yönetimi, Mısır'la yaptığı anlaşma
gereği petrolü İngiliz Agratur Üssü açıklarında arayacak.
Keza Lübnan'la de yine diğer üs bölgesi Dikelya açıklarında
petrol arayacaklar. Lübnan'la yaptığı anlaşmanın arama
sahası KKTC'nin karasularına da giriyor. Demek ki İngilizler de
üs bölgelerini seçerken gelişigüzel seçmemişler."
TPAO'ya görev
CHP lideri Deniz Baykal, Türkiye'nin de TPAO'yu görevlendirmesi
gerektiğini savunuyor. Baykal'ın önerisi şöyle:
"Madem Türkiye KKTC'yi tanıyor, öyleyse, bunun gereğini
yapmalı. Biz de KKTC ile anlaşma imzalayıp TPAO'yu
görevlendirerek ortak petrol aramalıyız. KKTC'yi tanımanın
gereği budur. Daha önce Rumlarla ortak bir devlet kurma umudu olduğu
için bu tür girişimler öne çıkmıyordu. Ancak son gelişmeler
gösterdi ki artık Kıbrıs'ta tek devlet oluşturma
olanağı yok."
Serdar Denktaş da bu öneriyi destekliyor ve Rum yönetimi ile
Lübnan'ın KKTC karasularında arama girişimi
başlatmaları halinde tereddütsüz müdahale edilmesi gerektiğini
savunuyor.
FIKRET BILA MILLIYET 08/02/07
Çözüm için
görüşün
AMAÇ, İKİ
BÖLGELİ, İKİ TOPLUMLU FEDERASYON... DİSİ'nin Güney
Lefkoşa'daki merkezinde yaklaşık 2 saat süren
toplantının ardından Soyer ile Anastasiadis,
hazırladıkları ortak deklarasyonla basının
karşısına çıktı. Deklarasyonda iki partinin,
"Adanın iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon çatısı
altında yeniden birleştirilmesi ve iki toplumun AB içinde ortak
geleceği ve refahı için uğraş verilmesi" taahhütlerine
olan bağlılıkları vurgulandı
LOKMACI'NIN AÇILMASI
İÇİN YENİ PROSEDÜRLERE GEREK YOK... Güven
artırıcı önlem olarak daha fazla sınır
kapısının açılması gerektiği de belirtilen ortak
bildiride, Lokmacı Kapısı'nın da diğer tüm
kapılarda uygulanan prosedürler uygulanarak tekrar halkın
kullanımına açılması gerektiği belirtildi. Ayrıca
Türk ve Rum liderler, askersizleştirme konusunda bazı
"danışmalar" yapmaya çağrıldı
Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un tutumu nedeniyle sürüncemede kalan Kıbrıs sorununun
çözüm sürecinin ileriye götürülmesi amacıyla dün liderlere görüşme
çağrısı yapıldı.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'in başkanlığındaki CTP heyeti, dün, güneye geçerek,
Annan planına "evet" dediği için Rum tarafında
şimşekleri üzerinde toplayan Anastasiadis
başkanlığındaki DİSİ yetkilileri ile
görüştü.
CTP ile DİSİ,
hazırladığı ortak deklarasyonla Gambari sürecine
atıfta bulunularak iki toplum liderine çözüm için görüşme
çağrısında bulunuldu.
CTP ve DİSİ, iki
bölgeli, iki toplumlu federasyon için Rum Yönetimi lideri Papadopulos ile
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın görüşmesini istiyor.
2 saat görüştüler,
tutumlarını açıkladılar
Cumhuriyetçi Türk Partisi
(CTP) ile Rum DİSİ partisi iki bölgeli, iki toplumlu bir çözüm
hedefine bağlılıklarını yineleyerek, toplum
liderlerine yakın bir gelecekte görüşme çağrısında
bulundu.
CTP ve DİSİ
yetkilileri dün sabah bir araya geldi.
DİSİ'nin Güney
Lefkoşa'daki genel merkezinde saat 11.30'da başlayan toplantıya
CTP'den parti başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Genel
Sekreter Ömer Kalyoncu, Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk
ve MYK Üyesi Ünal Fındık katılırken, DİSİ'yi
Başkan Nikos Anastasiadis, Aurof Neofitu, Keti Klerides, Hristos
Burguridis ile Manolis Hristofidis temsil etti.
Yaklaşık iki
saat süren toplantının ardından iki parti başkanı
hazırlanan ortak deklarasyonu basın önünde okudu.
AB içinde ortak gelecek
İngilizce
hazırlanan deklarasyonda iki partinin "Adanın iki bölgeli iki
toplumlu bir federasyon çatısı altında yeniden
birleştirilmesi ve iki toplumun Avrupa Birliği içinde ortak
geleceği ve refahı için uğraş verilmesi" taahhütlerine
olan bağlılıklarına vurgu yapıldı.
Deklarasyonda, 8 Temmuz
anlaşması ve Gambari sürecine de atıfta bulunularak, iki toplum
liderine, yakın zamanda bir araya gelmeleri çağrısı
yapıldı.
Askersizleştirme
konusunda "danışsınlar"
Güven
artırıcı önlem olarak daha fazla sınır
kapısının açılması gerektiği de belirtilen ortak
bildiride, Lokmacı Kapısı'nın da diğer tüm
kapılarda uygulanan prosedürler uygulanarak tekrar halkın
kullanımına açılması gerektiği üzerinde duruldu ve
Türk ve Rum liderler, askersizleştirme konusunda bazı "danışmalar"
yapmaya çağrıldı.
Bildiride ayrıca
"CTP ve DİSİ daha fazla güven artırıcı önlem ve
hareketlerin görüşülmesi üzerinde uzlaşmaya
varmışlardır" denildi.
KIBRIS
08/02/07
75 kayıp
kemiği DNA testine hazır
Kıbrıs'ta Türk
ve Rum taraflarında yapılan münferit ve toplu kazılardan
çıkarılan kayıplara ait kemiklerden 75'i, DNA testi yoluyla
kimlik tespiti için önümüzdeki günlerde Güney Kıbrıs'taki Genetik
Enstitüsü'ne teslim edilecek. Ara bölgede bu amaçla kurulan Antropoloji
Laboratuarı'nda dizilen toplam 200 Türk ve Rum'a ait kemiklerden ilk
75'inin DNA testine gönderilmesiyle, ilk kez kimlik tespiti
yapılmış olacak. Ancak 75 kayba ait kimlik tespitinin
yaklaşık 2.5 aylık bir süre alacağı belirtildi.
Türk, Rum ve BM
temsilcisinden oluşan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
hazırladığı program çerçevesinde iki tarafta yapılan
kazılardan çıkarılan kayıplara ait kemikler önce
Antropoloji Laboratuarı'nda diziliyor. Son 2 yıllık
çalışmalar sonunda çıkarılan kemiklerden yaklaşık
200'ünün dizilme işlemi tamamlanırken, bunlardan 75'i önümüzdeki
günlerde Genetik Enstitüsü'ne teslim edilecek. İlk teslimin ardından
kemiklerin parti parti DNA testine gönderilmesi hedefleniyor.
Taraflar arasında
varılan mutabakat uyarınca, Antropoloji Laboratuarı gibi Genetik
Enstitüsü'nde de Türk ve Rum uzmanların birlikte yapacağı
çalışma sonunda, 75 Türk ve Rum'a ait kimlik tespiti DNA testiyle
belirlenecek. Yaklaşık 2.5 ay alacak bu çalışma sonunda ilk
kez kayıpların kimlik tespiti de başlamış olacak.
Kimlik tespitinin ardından da kayıpların yakınlarına
teslim süreci başlayacak.
Türk tarafı,
Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesi bünyesinde
çalışmalarını sürdüren DNA Laboratuarı'nda toplanan
Türk kayıp yakınlarıyla ilgili örnekleri Genetik Enstitüsü'ne
gönderecek.
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi, Türk ve Rum taraflarında kazı
çalışmalarını da programlı bir şekilde
sürdürüyor. 2007 başına kadar münferit acil kazılara ek olarak
Türk ve Rum tarafında toplam 10 civarında toplu mezarda kazı
yaptıran Komite, yağışlı havayla birlikte kısa
süreli aksamalara karşın iki tarafta kazıları sürdürüyor.
Komite'nin resmi
kayıtlarına göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere adada
kayıtlı 1970 kayıp bulunuyor. Taraflar kayıpların
yakınlarından aldıkları kan örnekleriyle kimlik tespiti
yapmayı hedefliyor. Türk tarafı, 15 kayıp dışında
kayıtlı kayıpların tümünün yakınlarından kan
örnekleri almış durumda.
Kazılarda bulunamayan
veya kimlik tespiti yapılamayan kayıplar için de tek tek
araştırma yapmayı ve yeterli bilgiye ulaşılması
haline ölü ilan etmeyi planlayan Komite, son 2 yıldan beri uygulanan ve
sonuca doğru giden kayıp projesiyle kayıplarla ilgili tüm
dosyaları kapatmayı öngörüyor.
Yabancı uzmanlar
gözetiminde çalışan Komite'nin geçtiğimiz yıl harcanan
milyonlarca dolarlık bütçeye ek olarak sadece bu yılki
harcamasının 2.7 milyon dolar olacağı da öngörülüyor.
Kayıplarla ilgili
çalışmalarda, 9'u antropolog-arkeolog, 3'ü DNA uzmanı, 6'sı
araştırma görevlisi ve hemşireler ile ofis
çalışanları dahil 30 civarında Kıbrıslı Türk
görev alıyor.
KIBRIS
08/02/07
ABD:
Kıbrıs'taki kıta sahanlığı sorununda taraf
değiliz
Bir soruya yanıt
olarak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean
McCormack'ın bürosundan yapılan açıklamada, bu sorunun,
Kıbrıs'ta en kısa sürede çözüm için çabalara yeniden
başlanması gerektiğini ortaya koyduğu vurgulandı.
Açıklamada,
Kıbrıs'ın kıta sahanlığında petrol aranması
konusunda, "Sorun, (Kıbrıs Rum yönetimiyle) onunla anlaşma
imzalayan ülkeler ve Türkiye arasında. ABD, bu anlaşmalara taraf
değil. Dışişleri Bakanlığı'nın,
Amerikan şirketlerine, bu ihalelere katılıp
katılmamaları konusunda herhangi bir tavsiyesi yok" denildi.
ABD
açıklamasında, şu ifadeler kullanıldı:
"Bu sorun,
adanın iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonda yeniden
birleşmesini sağlayacak kapsamlı bir Kıbrıs çözümünün
elde edilmesine yönelik BM'nin iyi niyet misyonu çabalarının yeniden
başlatılması konusunda tarafların
yoğunlaşmaları gerektiğine işaret ediyor. Bir sonraki
adım, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
girişimiyle 8 Temmuz 2006'da sağlanan anlaşmanın
uygulanmasına yönelik olmalı. Nihai bir çözüm, adanın doğal
kaynaklarından tüm Kıbrıslıların
yararlanmasını sağlayacak."
KIBRIS
08/02/07
İspanyol
ve İtalyan işadamları işbirliğine hazır
KKTC'ye önceki gün Ercan
Havaalanı'ndan gelen heyet, dün Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı tarafından kabul
edildi.
Heyetin başkanlığını
yapan Roberto Cavallaro görüşmede yaptığı açıklamada,
ziyaret amaçlarının adaya ticari, sportif ve ekonomik alanlarda
işbirliğini teşvik etmek ve AB iş dünyasında KKTC'nin
imajını yükseltmek olduğunu kaydetti.
Cavallaro,
amaçlarının, İtalya'da 11 bin üyesi bulunan "Küçük ve Orta
Ölçekli Girişimciler ve Profesyoneller Odası" ile Barselona ve
Madrid'de odaları bulunan İspanya'daki benzer bir kuruluş ile
KKTC Ticaret Odası arasında işbirliğini teşvik etmek,
eğitim ve kültür alanında ise İtalya'daki Palermo Üniversitesi
ve Enna Üniversitesi ile Doğu Akdeniz Üniversitesi arasında
işbirliği başlatmak olduğunu kaydetti.
Roberto Cavallaro,
ayrıca Kıbrıs Türkleri ile birlikte sportif aktivitelerde yer
almaya hazır olduklarını ifade etti.
KKTC'nin ada dışında
pek bilinmediğini vurgulayan Roberto Cavallaro, KKTC'nin
tanınmamasından dolayı ada dışında gerçeklerin de
tam olarak bilinmediğine vurgu yaptı. Kendisinin yaşı
gereği Kıbrıs'ı ve ada gerçeklerini bildiğini belirten
Cavallaro, ada hakkında gerçekleri dünyaya anlatmanın mümkün
olduğunu söyledi ve bu yönde elinden geleni yapacağı sözünü
verdi.
Avcı: Dünyanın
bizi anlamasını beklersek çok yanılırız
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ise, KKTC'nin dışarıda pek bilinmediği yöndeki
yoruma işaret ederek, "Bizim de ortaya koyduğumuz gerçekler
bunlardır. Biz burada oturup dünyanın bizi anlamasını
beklersek, çok yanılırız" dedi.
Avcı, geniş
yelpazeye sahip böyle bir temasın ve bunun yanında Mayıs
ayında yer alacak folklor festivaline davet almalarının
kendilerini mutlu ettiğini ifade etti.
Devamlı olarak
savunduğu bir görüşü dile getiren Avcı, "Bizler ticari,
sosyal, kültürel ve sportif açılımlarla dünyaya
açılacağız. Böylece KKTC'nin, Kıbrıs Türk
Halkının neler yaşadığını, nasıl
buralara gelindiğini anlatma fırsatı bulacağız"
dedi.
Temasın
gerçekleşmesinde, üniversitede (DAÜ) eğitim verdiği dönemlerdeki
öğrencilerinin önemli rol oynadığını vurgulayan
Avcı, teması "iki işletme bir de turizm öğrencisinin
geri dönüşü" olarak tanımladı.
Avcı, temasın
bir başkan nedeninin ise Venediklilerin tarihte, özellikle de Mağusa
bölgesinde yer alması olduğunu kaydetti.
İtalyanca sohbet de
eden Bakan Avı ile Cavallaro, görüşmede iki taraf da birbirlerine
hediye sundu.
KKTC'yi ziyaret eden
heyette, İtalya'daki Liberal Parti'nin, Roma yakınlarındaki
Frosinone bölgesindeki örgütün başkanı ve işadamı Cataldo
Perfetti ile "Rahim Bankası" yöneticileri Karman Zaheer ve Genel
Müdürü Zaigham Khan de yer aldı.
KIBRIS
08/02/07
Hristofyas,
BM'den Lokmacı konusunda inisiyatif istedi
Alithia gazetesinin haberine göre, Ulusal Halk
Kongresi Daimi Komite Başkanı Wu Bangguo'nun davetlisi olarak Çin'e giden Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı
Pekin Havalimanı'nda karşılayan Çin Ulusal Halk Kongresi Hukuk
Komitesi Başkan Yardımcısı Li Changan, Kıbrıs
konusunda destek belirtti ve Ada'nın yeniden birleşmesini diledi.
Changan, Kıbrıs ziyaretinde Yeşil Hat'tı gezdiğini ve
"Kıbrıs" halkının duygularını
hissettiğini de söyledi.
Rum Meclis
Başkanı Hristofyas ise, Güvenlik Konseyi üyesi bir ülkenin
dayanışmasının önemini belirtti ve Ledra Caddesi'nin
açılmasına yönelik son gelişmeler hakkında bilgi verdi.
Konuyla ilgili güvelik sorunları bulunduğunu savunan ve
dekonfrantasyon olması gerektiğini belirten Hristofyas, BM'nin
inisiyatif üstlenmesini beklediklerini ifade etti.
Ülkesi ile Çin'in benzer
sorunları olduğunu da savunan Hristofyas, "Çin'in Tayvan,
adanın da yeniden birleşme için işgale sorunu
olduğunu" kaydetti.
Li Changan, Tayvan
konusunda destek veren Güney Kıbrıs'a teşekkürlerini sunarken de
Hrsitofyas, "ilke meselesi" yanıtını verdi.
Hristofyas, "sömürge
yıllarından çalınan binlerce tarihi eserin dünyanın
çeşitli müzelerinde sergilendiğini" de söyledi ve
"Kıbrıs topraklarının yüzde 37'sinin işgalinden
sonra kültürel mülkün büyük oranda tahrip edilmesinin üzücü olduğunu"
kaydetti. Hristofyas, çalınan ve çeşitli ülkelere satılan
eserlerin geri dönmesi için büyük çaba sarfedildiğini de ifade etti.
Bizans mirasının
büyük zarar gördüğünü, birçok eserin camiye, ağıla
dönüştürüldüğünü savunan Hristofyas, Makarios ve Mao döneminde
yaratılan dostluğun ötesinde siyasi geleneklerin iki ülkeyi
yakınlaştırdığını da ekledi.
KIBRIS 08/02/07
Rumlar petrol krizini tırmandırıyor
9 Şubat, 2007 18:08:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
Doğu Akdeniz'deki petrol krizine Yunanistan'ı da dahil etmek üzere
harekete geçti.
21
Şubat'ta Yunanistan'a gidecek olan Papadolos'un birinci gündem maddesi,
Kıbrıs adası ile Yunanistan arasındaki denizde ekonomik
münhasır alan anlaşması imzalamak.
Rum medyasının haberlerine göre, Papadopulos, Atina ziyaretinde
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'e Türkiye'nin Antalya
açıklarından Ege'nin güneyini tamamen kaplayan deniz
alanını da paylaşmak istediklerini bildirecek.
Ancak Yunanistan'ın bu tarz bir anlaşma için isteksiz. Eleftheros
Tipos gazetesi, yeni hedef bölgenin, Yunanistan, Libya, Türkiye ve
Kıbrıs'ın ekonomik münhasır alanlarının
kesiştiği yer olduğuna dikkat çekerek, girişimin yeni bir
krize neden olabileceğini yazdı.
Rum Politis gazetesi ise, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
20 Mart'taki ziyareti öncesinde Yunan hükümetinin bir kriz istemediğini
hatırlattı.
Kıbrıs Rum yönetimi, adanın güneyindeki bölge için
Mısırla, adanın doğusundaki bölge için de Lübnan ile
petrol çıkarma anlaşması imzalamıştı.
|
NTV
Güncelleme: 17:05 TSI 09 Şubat 2007 Cuma
BRÜKSEL
- Avrupa Parlamentosundaki Hıristiyan Demokrat grubun Yunan
milletvekillerinden Georgios Papastamkosun yazılı soru önergesine
cevap veren Rehn, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümün BM
önderliğinde aranacağını vurguladı. Rehn,
sağlanacak ilerlemenin, ilişkilerin normalleşmesi yönünde somut
adımlar atılmasını teşvik edeceğini belirtti.
Papastamkos,
Rehnden Limanların açılması konusunda Türkiyeye tarih
vermekle sonuç alınmaz ve Kıbrıs sorununun en iyi çözüm yeri
BMdir ifadelerine açıklık getirmesini istemişti.
Rehn cevabında, Türkiyenin imzaladığı Ankara
Protokolüyle, limanların açılması konusunda yasal bir
yükümlülük altına girdiğini ve bunu karşılaması
gerektiğini de hatırlattı.
Economistten
Kıbrıs sorunu iddiası
Economist
dergisi, Kıbrıs sorununun AB-NATO ilişkilerinin geleceğini
ipotek altına aldığını iddia etti.
NTV
Güncelleme: 13:10 TSI 09 Şubat 2007 Cuma
LONDRA
- Malta gibi, Kıbrıs Rum kesiminin de AB üyesi olduğunu ama NATO
üyesi olmadığını yazan dergi, ittifakın kurucu
üyelerinden Türkiyenin ise Rum kesimini tanımadığını
hatırlattı.
Türkiyenin
ittifak üyesi olmayan ülkelerin eline geçmesin diye, hassas bilgilerin AB ile
paylaşılmasına izin vermeyeceğini savunan Economist,
Kıbrıs Rum kesiminin de ABnin NATO ile birçok alanda müzakere
yapmasına engel olacağını belirtiyor.
Economist, AB yetkililerinin durumu şimdilik o kadar kötü görmemesine
rağmen bir çıkmaz yaşandığını, hatta bu
gerginliğin Afganistan operasyonunun daha etkili olmasını
engellediğini savunuyor.
Economist: Kıbrıs, Türkiye-AB
ilişkilerini ipotek altına aldı
Economist dergisi, Kıbrıs sorununun
Avrupa Birliği-NATO ilişkilerinin geleceğini ipotek altına
aldığını yazdı. Dergi, bazılarının
aksini iddia etmesine karşın AB ile NATO arasındaki
ilişkilerin kopmuş durumda olduğunu belirtti.
Berlindeki NATO zirvesinde Genel Sekreter Jaap
de Hoop Schefferin, NATO ile Avrupa Birliği arasındaki
ilişkilerinin çok sınırlı kaldığını
söyleyerek Avrupalı liderleri kızdırdığını
belirten Economist dergisi, ancak Genel Sekreterin aslında malumu ilan
ettiğini yazdı. Haberde, "Bazılarının
şiddetle itiraz etmesine rağmen zengin dünyanın en önemli
örgütlerinden ikisi arasındaki ilişkiler kopmuş durumda"
denildi.
BBC Türkçe Servisinde de yer alan haberde Malta
ve Kıbrıs Rum Kesiminin 2004te Avrupa Birliği üyesi
olduğu ancak bu iki ülkenin de NATOnun bir parçası
olmadığı vurgulandı. Haberde, NATOnun kurucu üyelerinden
olan Türkiyenin Kıbrısı tanımadığı da
hatırlatıldı.
'TÜRKİYE HASSAS BİLGİLERİN
PAYLAŞILMASINA İZİN VERMEYECEK'
Haberde, "Türkiye, ittifak üyesi olmayan
ülkelerin eline geçmesin diye, hassas bilgilerin Avrupa Birliğiyle
paylaşılmasına, 750 bin nüfuslu Kıbrıs da Avrupa
Birliğinin 850 milyon nüfuslu NATOyla birçok alanda müzakere
yapmasına izin vermeyecek" denildi.
Dergide ayrıca "Batının en
önemli kurumlarından ikisi ve dünyanın en tehlikeli ülkelerinden
ikisi 30 yıldır süren bir sorunun rehinesi haline geldiler"
ifadeleri yer aldı.
AB yetkililerinin durumun göründüğü kadar
kötü olmadığını savunduğu belirtilen haberde,
Avrupalı liderlerin, NATOyla Bosnada iyi bir işbirliği
örneği sergilediklerini söyledikleri ve "Türkiyeyle Kıbrıs
arasında sorun olsa da Avrupa Birliği ile NATO arasında
yok" dedikleri kaydedildi.
Ancak haberde, Bosnayla ilgili kararların
çoğunun Kıbrıs AB üyesi olmadan önce
alındığı hatırlatıldı. (ANKA)
MILLIYET 09/02/07
Talabani: ABD bıraksa Kerkük'ü bir
haftada temizleriz!..
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabaninin
1991-2003 döneminde yapılan petrol kaçakçılığından
milyonlarca doları biriktirdiği öne sürüldü. The Guardian
gazetesinde yayınlanan bir makalede "Talabaninin gücünün bir
kaynağı da servetidir. Mesut Barzani ile birlikte Talabaninin petrol
kaçakçılığından alınan vergilerden milyonlarca
doları biriktirdiğine inanılıyor" denildi. Makalade
Talabaninin ABDye kastederek "Eğer bırakılarsa bir hafta
içinde tüm Kerkük ve çevresini temizleriz" dediği de belirtiliyor.
"Bağdatın Düşüşü"
gibi kitapların yazarı Jon Lee Anderson, İngiliz The Guardian
gazetesinde yayınlanan uzun bir makalede iyi tanıdığı
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabaninin portresini çizdi.
Saddamın idam edildiği haberinin,
Talabani ile birlikte, Pariste ağırlandığı lüks Louis
XVI otelinde muhteşem bir suitede öğrendiklerini anlatan Anderson, 73
yaşındaki Talabaninin "siyasi kurnazlığı, yemek
ve sigaraya olan büyük düşkünlüğü, mizah duygusu, bitmez tükenmez
iyimserliği ve sırları saklamadaki berecisizliği" ile
tanındığını yazdı.
Talabaninin zor tanımlanan bir adam
olduğunu belirtirken "Eğer İslamcı iseniz size Kuran
ayetlerini, Marşist iseniz Marşist-Leninist teorileri, diyalektik ve
Decartesten söz eder" ifadesini kullanan Anderson, Irak Ulusal Güvenlik
Danışmanı El Rukinin de, Talabani için "Birkaç dil
konuşma gibi ilginç bir yeteneği var, bazen çok
sınırlı bir sözcük dağarcılığı
ile" esprisini de aktardı.
SU GİBİ PARA HARCIYOR
Anderson, makalesinde "Aşırı
çömert bir kişi ve sanki yarın yok gibi harcıyor"
dediği Talabaninin yanında kaldığı haftalarda hiçbir
zaman ne kendisinin, ne de yardımcıların ibadet ettiklerini
gördüğünü belirtirken Talabaninin hiç de içkiye karşı
olmadığını, küçük dost grupları ile kumar oynamaktan
hoşlandığını da kaydetti.
Celal Talabaninin "gücünün bir
kaynağının da serveti" olduğunu öne süren Anderson
"Halen özerk Kürt bölgesi başkanı olan eski rakibi Mesut Barzani
ile birlikte ülkeye BM yatırımlarının
uygulandığı 1991-2003 döneminde Iraktan kaçırılan
petrolden alınan vergilerden milyonlarca dolar biriktirdiğine
inanılıyor" diye yazdı.
ZARF DAĞITTI
Geçen Kasım ayında Talalani ve
bazı Iraklı bakan ve Iraklı basın gazetecilerinin
bulunduğu uçak ile ilgili bir anını da aktaran Anderson,
uçaktakilere zarfların dağıtıldığını,
kendisine verilen zarfın 20 adet 100 dolar banknotu içerdiğini,
zarfı geri verdiğinde de Talabaninin bir armağanı
olduğu söylendiğini kaydetti. Üst düzey danışmana verilen
zarftan ise 50 adet 100 dolar banknotun çıktığını
anlatan Anderson, Talabaninin uçuş sırasında toplam 100 bin
dolar dağıttığını
hesaplandığını da belirtti.
Jon Lee Anderson, Talabaninin de, ABDnin terör
ile mücadele konusunda yaptıkları "en büyük hatalarödan birinin
"Teröristler istediği yaparken Kürtlerin ve Şiilerin ellerini
bağlamak" olduğunu belirttiğini kaydederken Talabaninin
"Eğer bizi bırakırlarsa, tüm Kerkük ve çevresini bir hafta
temizleriz" sözlerine de dikkat çekti. (ANKA)
MILLIYET 09/02/07
Avrupa'dan Kıbrıslı
Türklere eğitim bursu
KIBRISLI TÜRK
ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERE BURS İMKÂNI... Avrupa Komisyonu,
Avrupa'da eğitim görmek isteyen 80 öğrenciye ve 25 öğretmene
eğitim bursu veriyor. Burstan yararlanmak isteyen Kıbrıslı
Türk öğrenci ve öğretmenlerin, 11 Nisan'a kadar AB'nin Lefkoşa
ofisine müracaat etmesi gerekiyor
Yeliz K. SARICA
Avrupa Komisyonu,
Kıbrıs Türk toplumuna yurtdışında eğitim bursu
imkânı sağlıyor.
Avrupa'da eğitim
görmek isteyen 80 öğrenciye ve 25 öğretmene Avrupa Komisyonu
tarafından eğitim bursu verilecek.
Burstan yararlanmak
isteyen Kıbrıslı Türk öğrenci ve öğretmenlerin, 11
Nisan tarihine kadar AB'nin Lefkoşa ofisine müracaat etmesi gerekiyor.
Avrupa Komisyonu
Genişleme Genel Direktörü Georg Ziegler, Avrupa Komisyonu'nun
Kıbrıslı Türk öğrencilere ve öğretmenlere çeşitli
burslar sağlandığını söyledi.
Eğitim Bilimleri
Derneği üyelerinin Avrupa Komisyonu'nu ziyaretleri çerçevesinde
görüştüğü Ziegler, Kıbrıs Türk toplumuna ayrılan 259
milyon euro'nun 2011 yılına kadar çeşitli programlarla
verileceğini kaydetti.
Lefkoşa'da AB ofisi
açıldığına dikkat çeken Ziegler, Kuzey Türk toplumunun
enerji, insan kaynakları ve burs sorunları olduğunu, bu
sorunlara çeşitli programlarla çözüm bulunacağını belirtti.
Georg Ziegler, Avrupa
Komisyonu'nun Kıbrıslı Türk 80 öğrenciye ve 25
öğretmene yurtdışında burslu eğitim imkânı
sağladığını, burs başvurusunun 11 Nisan'a kadar
Lefkoşa'daki AB ofisine yapılması gerektiğine dikkat çekti.
"Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nü destekliyoruz"
Georg Ziegler, Güney
Kıbrıs'ın tüm engellerine rağmen Almanya'nın
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü desteklediğini ifade etti.
Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün geçirilmesi için Almanya'nın
çalıştığını ancak son kararın üye devletlere
kaldığını kaydeden Ziegler, Kıbrıslı
Türklerin tecridini hafifletmek için bir plan doğrultusunda çevre,
eğitim, tarım gibi konularda Kıbrıslı Türk uzmanlarla
görüştüklerini ifade etti.
Kıbrıs sorununun
çözülmesi gerektiğine dikkat çeken Ziegler, BM sürecinin çok önemli
olduğunun altını çizdi.
Çeşitli eğitim
programları mevcut
Ziegler, Avrupa
Birliği'nde çeşitli eğitim programlarının
olduğunu söyledi.
Eğitim
programları çerçevesinde Okul eğitimi (COMENİUS), yüksek
öğrenim ve staj (ERASMUS), meslek ve sanat eğitimi (Leonardo Da
Vinci), yetişkin eğitimi (GRUNDTVİG) adı altında
eğitim programları düzenlendiğini kaydeden Ziegler,
Kıbrıslı Türklerin de bu programlardan yaralanması için
çalıştıklarını ifade etti.
Eğitim
programlarından yararlanmak isteyen Kıbrıslı Türklerin
Lefkoşa'daki AB ofisine başvurabileceklerini belirten Ziegler,
http://ec.europa.eu/europeaid/cgi/frame12.pl adresinden gerekli bilgilere de
ulaşılabileceğini söyledi.
KIBRIS 09/02/07
Türkiye'den Kayıp
Şahıslar Komitesi'ne 50 bin dolarlık katkı
Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, çeki, komiteye iletmek üzere
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sundu. Çeki sunarken komitenin
üçüncü üyesi Christophe Girod'un da bulunması nedeniyle
konuşmasını İngilizce yapan Büyükelçi, Türkiye'nin söz
konusu çalışmaları desteklediğini, konunun siyasetten uzak
ve insani bir konu olduğunu, komitenin yürüttüğü Mezardan
Çıkarma ve Kimliklendirme Projesi'ne bu çerçevede
baktıklarını kaydetti. Büyükelçi, Türkiye'nin komiteye
yaptığı yardımların son dilimi olan bu paranın
çalışmaların sonuçlandırılmasına
yardımcı olmasını diledi.
Cumhurbaşkanı
Talat da çeki alırken yaptığı konuşmada, kayıplar
konusunun tamamen insani olduğunu belirterek, Türkiye'ye şu ana kadar
yaptığı katkılar ve çalışmaları cesaretlendirmesi
nedeniyle teşekkür etti.
Talat, Mezardan
Çıkarma ve Kimliklendirme Projesi'ni sonuçlandırmak, bu amaca
ulaşmak için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya
çalıştıklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanlığında
gerçekleşen görüşmede, Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Büyükelçilik Birinci Müsteşarı
İbrahim Mete Yağlı, Kayıplar Komitesi Türk Üyesi Gülden
Plümer Küçük ve komitenin üçüncü üyesi (BM Temsilcisi) Christophe Girod da
hazır bulundu.
Bu arada Gülden Plümer
Küçük'ten alınan bilgiye göre, Türkiye'nin bugüne kadar komite
çalışmalarına yaptığı miktar son
bağışla 190 bin ABD Doları'na ulaştı. Türkiye'nin
daha önce verdiği paranın 50 bin doları DNA merkezinde, 90 bini
doları ise antropoloji laboratuvarında
kullanılmıştı.
KIBRIS 09/02/07
Gül'ün açıklamalarını
dikkate alıyoruz ama vazgeçmeyeceğiz
"KIRMIZI
ÇİZGİ" UYARISINI "TEHDİT" DİYE
ALGILADILAR... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
petrol konusunun kırmızı çizgi olduğunu söylemesini
"tehdit" olarak yorumlayan Rum yönetimi, BM nezdinde yazılı
protestoda bulundu. Rum Yönetimi Sözcüsü Paşardis, Gül'ün
açıklamasını dikkate aldıklarını ancak bunun
kendilerini, planlarını uygulamaktan vazgeçirmeyeceğini
açıkladı
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün petrol konusunun
kırmızı çizgi olduğunu söylemesini "tehdit"
olarak yorumlayan Rum yönetimi BM nezdinde yazılı protestoda bulundu.
Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis Gül'ün
açıklamasını dikkate aldıklarını ancak bunun
kendilerini, planlarını uygulamaktan vazgeçirmeyeceğini
açıkladı.
Haravgi gazetesi
haberinde, Rum Sözcü Hristodulos Paşardis'in, "Türk
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün petrol konusunda
kırmızı çizgileri konusunda yeniden gündeme getirdiği
tehditler dikkate alınıyor ancak bunların; Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni yasal egemenlik ve uluslar arası tanınmış haklarını
kullanmaktan vazgeçirmesi hiçbir şekilde söz konusu değildir"
dediğini yazdı.
Gazeteye göre,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın; Rum yönetiminin Doğu
Akdeniz'de petrol arama-çıkarma niyeti nedeniyle meydana gelen sorunun
Kıbrıs sorununa kesin çözüm bulunmasından sonra halledilmesi
talebiyle, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a mektup göndermesini
yorumlaması istenen Paşardis, "Kıbrıs Cumhuriyeti
millî hakları ve meşruiyeti çerçevesinde bazı kararlar
almıştır ve bu kararları Talat'ın veya Ankara'nın
her türlü tepkisinden bağımsız olarak ileri götürecek"
dedi.
Gazete, Rum yönetiminin
BM'deki Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis'in Rum Dışişleri
Bakanlığı'nın talimatıyla; TC Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün 30 Ocak tarihli açıklamasının içeriğinde
yer alan "tehditler" nedeniyle BM Genel Sekreteri nezdinde
yazılı protestoda bulunduğunu yazdı.
BM nezdinde protesto
Gazeteye göre Mavroyannis,
salı günü BM resmi belgesi olarak dağıtılan protesto
mektubunda; şunlar savunuldu :
"Türk
Dışişleri Bakanı'nın açıklaması, Türk
medyasında gerginlik yaratmayı hedefleyen bir dizi yazının
yayınlanmasına kıvılcım oluşturmuştur. Bunu;
Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat'ın tahrikkar
açıklamaları takip etmiştir.
Bu açıklama
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve
egemen haklarına yönelik ağır bir ihlaldir; bölgesel
barış ve güvenliğe yönelik tehlikeli bir tahriktir;
uluslararası hukukun temel ilkelerine ve evrensel düzeyde kabul edilen
kurallara (Jus Cogens) yönelik sorumsuz bir ihlaldir ve BM
Anayasasının lafzına ve ruhuna aykırıdır.
Kıbrıs hükümetinin ilgili kararları, 1982 BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi'nden doğan egemenlik hakkına uygundur.
Türkiye'nin;
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin; komşu devletler ile, Uluslararası
hukuka uygun ve Türk kıyılarının karşısında
veya yanında olmayan bölgelerdeki
kıtasahanlığının münhasır ekonomik bölge
sınırlarını belirleme anlaşmaları
yapmasını sorgulama hakkına sahip değildir. Türkiye; Deniz
Hukuku sözleşmesine saygı göstermeyen ve bununla savaşan yegâne
BM üyesi ülkedir.
Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin; Kıbrıs'ı çevreleyen deniz bölgesindeki ve bu
bölgenin ihtiva ettiği doğal zenginlikler üzerindeki egemenlik
hakkından en küçük bir kuşku dahi duymuyor, Türk hükümetinin bunun
aksine olan bütün taleplerini reddediyor. Hükümet BM Güvenlik Konseyi ve
diğer uluslar arası mercilere başvurmak da dahil olmak üzere bütün
kanallar aracılığıyla haklarını korumakta
kararlıdır."
Pek çok düzeyde protesto,
perde gerisi ve yoğun çalışma
Fileleftheros gazetesi,
Rum yönetiminin Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama prosedürünü
başlatmak amacıyla, yabancı şirketlerden başvuru
kabulüne başlayacağı 15 Şubat tarihi yaklaşmaktayken
perde gerisinde petrol diplomasisi yapılmakta olduğunu haber verdi
Gazete haberinde, Rum
yönetimin iki düzeyde diplomatik açıdan faaliyet göstermekte olduğunu
yazdı.
Habere göre, Rum
yönetiminin diplomatik faaliyetlerinden biri Kıbrıs'a yönelik Türk
"tehditlerini" şikayet etmek ve Mısır ve Lübnan'la
imzaladığı petrol ve doğalgaz arama-çıkarma
anlaşmaları hakkında yabancı hükümetleri bilgilendirmektir.
Rum yönetimi ayrıca, anlaşmaların hayata geçirilmesinde herhangi
bir sorun olmaması için Beyrut ve Kahire'yle arasındaki direkt
irtibatı koruyor.
Devamla; TC
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Washington ziyareti
sırasında petrol konusunu kırmızı çizgi olarak
nitelediğini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel
Sekreteri'ne mektup göndererek Rum yönetiminin bu yöndeki niyetlerini protesto
ettiğini ve DP Başkanı Serdar Denktaş'ın da; 2004
yılında bir Amerikan şirketinin Karpaz-İskele arasında
petrol ve doğalgaz aramak için izin başvurusunda bulunduğu
yolundaki açıklamasını Kıbrıs Türk basınına
dayanarak aktaran gazete haberini şöyle sürdürdü:
"Lefkoşa Türk
hareketlerine düşük tonda yanıt veriyor. Hükümet Sözcüsü Hristodulos
Paşardis; Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün petrol
konusundaki kırmızı çizgilerle ilgili olarak
tekrarladığı tehditlerin dikkate
alındığını ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni;
yasal ve uluslararasında tanınmış haklarını
kullanmaktan vazgeçirmesinin hiçbir şekilde söz konusu
olmadığını söyledi.
İşgal liderinin
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a gönderdiği şikâyet mektubunu da
değerlendirmesi istenen Paşardis Kıbrıs hükümetinin
uluslararası hakları ve meşruiyeti çerçevesinde bazı
kararlar aldığını ve bu kararlarını Talat'ın
veya Ankara'nın tehditlerinden bağımsız olarak ileri
götüreceğini söyledi."
Fileleftheros gazetesi
haberinde, Güney Kıbrıs'ın BM'deki Daimi Temsilcisi
aracılığı ile BM Genel Sekreteri nezdinde yazılı
protestoda bulunduğunu haber verdi.
Gazeteye göre, Rum
yönetimi adına yapılan protestoda, "Kıbrıslı
Türklerin haklarını korumak adına uygulanmakta olan Türk
politikasının gerçek teşvikleri; Türk
yayılmacılık planlarından ve Kıbrıs'ın
doğal kaynaklarının Türkiye tarafından
kullanılması arzusundan başka bir şey değildir"
iddiasında bulunuluyor.
"Türkiye'nin; Güney
Kıbrıs'ın, ilgili Uluslararası Hukuk maddelerine uygun ve
Türk kıyılarının karşısında veya
yakınında olmayan bölgelerde, komşu devletler ile
arasındaki kıtasahanlığında münhasır ekonomik bölge
sınırlarını belirlemesini sorgulama hakkına sahip
olmadığı" öne sürülen Rum protestosunda; "Türkiye'nin
Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne saygı göstermeyen ve bununla savaşan
yegâne BM üyesi olduğu" da savunuldu.
Gazete Rum Daimi
Temsilci'nin ayrıca; Rum yönetiminin, "Kıbrıs'ı
çevreleyen deniz bölgesine ve bu bölgede yer alan doğal zenginliklere
ilişkin egemenlik haklarından zerre kadar şüphe
duymadığını ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bunun aksine
ilişkin taleplerini reddettiğini" öne sürerek şunları
da eklediğini yazdı:
"Kıbrıs
Cumhuriyeti Devleti, BM Güvenlik Konseyi'ne veya diğer uluslar arası
mercilere başvurmak da dahil olmak üzere bütün kanallar
aracılığıyla haklarını korumakta
kararlıdır. Türk açıklamasında ifade edilen
Kıbrıs sorununun çözümü; tehditler savurarak ve şantajlarla
başarılamaz, Türkiye tarafından gerekli siyasi iradenin gösterilmesiyle
gerçekleşebilir."
Crest'le
işbirliği
Fileleftheros gazetesi,
Rum Ticaret Sanayi ve Turizm eski Bakanı Nikos Rolandis'in Crest isimli
(Bush ailesinin şirketi) şirketle karşılıklı
anlayış memorandumu imzalamalarının nedenlerini yinelediğini
bildirdi.
Gazeteye göre, Rolandis
önceki gün yaptığı yazılı açıklamada,
bağlayıcılığı olan hiçbir anlaşma
imzalamadığı açıklamasını yineleyerek; Crest'le
ilgili memorandumun imzalanmasının nedenini, "Klerides hükümeti
Crest şirketiyle iyi ilişkiler kurmak istedi çünkü bu şirketin
temas ve bağlantılarının Kıbrıs'ın
çıkarlarına hizmet edeceğini değerlendiriyordu"
cümlesiyle açıkladı.
Gazete, Rolandis ve Crest
şirketi arasında 2002-2003 döneminde gerçekleşen bazı
yazışmalardan kısa örneklere yer verdiği haberinde her iki
tarafın da iyi ilişkilerini koruma ve dostane düzenleme bulma
çabası içinde olduğunun görüldüğünü belirtti.
Politis gazetesi,
"Crest'le Doğalgaz Nakliyesi Konusunda Anlaşma Olduğunu
Gazetemiz Eylül 2000'de Açıklamıştı"
başlıklı haberinde, Crest isimli Amerikan şirketi ile
zamanın Rum hükümetinin 5 Ekim 1999'da Suriye'den doğalgaz nakliyesi
konusunda anlaşmaya (karşılıklı anlayış
memorandumu) vardığını hatırlattı.
Gazete, Rum Yönetiminin BM
nezdindeki protestosu haberini de "Lefkoşa'dan Düşük Tonlar -
BM'ye Yazılı Şikayet Sunuldu" başlığı
altında özetledi.
Alithia gazetesi ise
haberinde, KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın
konuya ilişkin dünkü açıklamasını "Türklerin kriz
yaratmaya yönelik doğrudan tehdit" olarak niteledi.
Simerini gazetesi de, Rum
yönetiminin BM nezdindeki protestosunu "Türk Gerekçeleri - Petrolle
İlgili Tehditlerinin Arkasında Saklanan Ne"
başlığıyla yansıttı. Gazete Manroyannis'in
yazılı protestosunda; "Türkiye, sözde Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin münhasır ekonomik
bölgesinde ve kıta sahanlığında söz ve yasal hak sahibi
olduğunu iddia ederek sahte devleti yükseltmekte ısrar ediyor"
iddiasında bulunduğunu yazdı.
Mahi gazetesi, Papadopulos
hükümetinin ortaklarından KS EDEK'in ve Rum Meclisi Savunma Komitesi
Başkanı Yannakis Omiru'nun Türkiye'nin, Güney Kıbrıs Rum
yönetiminin budanmış hakları ile daha küçük egemenlik ve
bağımsızlığa sahip olduğu mesajını
vermek amacıyla; Mısır ve Lübnan'la arasındaki
"münhasır ekonomik bölgede" petrol ve doğalgaz arama-çıkarma
girişimi nedeniyle tonları yükseltmeye
çalıştığını savunduğunu yazdı.
Gazete, "Omiru
Ankara'nın Hedefinin Kıbrıs'ın Egemenlik
Haklarını Küçümsemek Olduğunu Vurguluyor - Petrol Konusunda
Tonları Maksatlı Olarak Yükseltiyor" başlıklı
haberinde Omiru'nun "Aynı zamanda Türkiye Doğu Akdeniz'deki
varlığını beyan etmek istiyor. Elenizm'in onyıllarca
Beyrut kıyılarına kadar tam egemenliğe sahip olduğu
dünyanın bu bölgesinde Türk-İsrail ekseninin egemenliği
nedeniyle maalesef Elenizmin hatasından dolayı Elen çıkarları
rehindir" iddiasında bulunduğunu yazdı.
Habere göre Omiru bu
iddiaları Macaristan'ın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Csaba
Louro'yla görüşmesinin ardından yaptığı
açıklamada ortaya attı.
KIBRIS 09/02/07
Rum lider 20 Şubat'ta Atina yolcusu
10 Şubat, 2007 18:07:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, iki
günlük çalışma ziyareti için 20 Şubat'ta Yunanistan'a gidecek.
Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis ile 21 şubatta bir araya gelecek
olan Papadopulos, Yunanistan siyasi parti liderleriyle de ayrı ayrı
görüşecek.
Rum basını, ziyaretin hedefinin, Rum ve Yunan hükümetlerinin
izleyeceği taktiğin belirlenmesi ve faaliyetlerin eşgüdümü
olduğunu yazdı.
Yunanistan başbakanlığında yapılacak görüşmenin
ana gündem konularından birini petrol konusunun oluşturması
bekleniyor.
Görüşmenin diğer önemli gündem maddelerini ise KKTC'yle doğrudan
ticaret konusunu ve 8 Temmuz mutabakatının hayata geçirilmesine
ilişkin müzakere başlıkları oluşturuyor.
Gündem: Petrol
Kıbrıs Rum gazeteleri, Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis'in 21 Şubat'ta görüşeceği Papadopulos'tan, petrolle
ilgili prosedürleri dondurmasını isteyeceğini bildirdi.
Buna göre, Karamanlis, Papadopulos'tan, 'münhasır ekonomik bölge'
içerisinde petrol arama prosedürlerini dondurmasını isteyecek.
Alithia gazetesi, bu konuda şunları yazdı:
''Yunan hükümeti, ihaleye çıkış tarihinin ilan edilmiş
olması dolayısıyla prosedürün halen ilerlemiş olduğunu
ve şu anda iptal edilmesinin yanlış olacağını
biliyor olmasına rağmen, Kostas Karamanlis, Başkan
Papadopulos'tan, denizde petrol aramaları prosedürünün
başlamasının havada kalması için prosedürün ikinci
aşamasını dondurmasını isteyecek. Ancak şunu
belirtmek gerekir ki hükümet prosedürün bütün tarihlerini değil,
yalnızca ihale başvurularında bulunulmasına ilişkin
ilk aşamasını resmen açıkladı''
Rum yönetimi, Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama ve
çıkarmaya ilgi gösteren uluslararası şirketlerden teklif
kabulüne 15 Şubat'ta başlayacak.
Kıbrıs'ta tarih kitabı krizi
Yunan kitabındaki 'Kuzey Kıbrıs' ifadesi tepki
yarattı
10 Şubat, 2007 11:33:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum kesimine Yunanistan'dan gönderilen
tarih kitabı büyük tepkilere yol açtı. Kitapta, Kıbrıs'tan
güney ve kuzey kesimlerine vurgu yapılarak bahsedilmesi,
'Kıbrıs'ın kuzeyi Türk işgali altındadır' Rum
tezini çürüttüğü gerekçesiyle protesto edildi.
Söz
konusu ifadenin, Yunan hükümetinin ders kitaplarında Türkiye ve
Kıbrıs ile ilgili bölümlerin yumuşatılması yönündeki
tavrının bir sonucu olduğu belirtildi.
Rum yönetimi, Kıbırıs'ta 1974'de darbe yapan Yunan Albaylar
Cuntası ve EOKA-B örgütü ile ilgili ifadeler hakkında da sert
eleştirilerde bulundu.
Rum yönetimi kitaptaki eksikliklerin ve yanlışlıkların
düzeltilmesi için Yunanistan'a geri gönderileceğini açıkladı.
Kıbrıs Rum kilisesi lideri Başpsikopos Hrisostomos, kitabın
yeniden yazılması için sponsor olmak istediğini belirtti.
Atina petrol
krizinde devrede
Kıbrıstaki
petrol krizi Yunanistanı harekete geçirdi. Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis, Rum lider Tasos Papadopulosu Atinaya
çağırdı. Karamanlis, Papadopulostan bölgede gerginliğe
neden olabilecek petrol arama işinden vazgeçmesini istiyor.
NTV
Güncelleme: 13:11 TSI 10 Şubat 2007 Cumartesi
ATİNA
- Karamanlisin 21 Şubatta görüşeceği Papadopulostan,
Mısır ve Lübnanla imzaladığı petrol arama
anlaşmalarını dondurmasını isteyeceği
belirtiliyor. Atinanın konunun petrol şirketlerinden başvuru
kabul edilmesi aşamasına geldiğini ve bu noktada sürecin
durdurulmasının yanlış olacağını bilmesine
rağmen ani bir şekilde devreye girmesi dikkat çekiyor.
Rum
hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis ise, ziyaretin sadece petrol
konusuyla ilgili olmadığını savundu.
Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk tarafının
Doğu Akdenizdeki haklarından taviz verilmeyeceğini, Rum
yönetiminin tek taraflı yaptığı anlaşmaların
kabul edilemeyeceğini bildirmişti.
Gıbrız elden
giddi be gardaş!
Kıbrıs elden gidiyor diyenler haklıdır. Kıbrıs
elden gidiyor. Kıbrıslıların elinden.
Resmi olmayan tahminlere göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'i
nüfusunun % 68'i Türkiye'den gelip adaya yerleşenlerdir. TC kökenliler
artık çoğunlukta ve sayıları hızla artıyor.
İstanbul'un yerlilerinin İstanbul'da marjinal hale geldiği gibi
Kıbrıslılar da kendi vatanlarında yavaş yavaş
kaybolacak. Kıbrıs birçok 1950 sonrası Türkiye kenti gibi
Anadolulaşacak.
"Anadolulaştı bile, sen uyu," diyen ressam Emin Çizenel'in
sesini duyar gibiyim.
Yeni Cami sokaklarında lingiri* ve pirilli** oynayan çocuklar çoktan
kayboldu.
Her sabah el arabasını iterek geçen kör çörekçi, öğleden sonra
bisikletiyle Türkiye gazetelerini dağıtan Avrayimi,
"Dişlerinize trrrrr trampet çaldırırım" diyen
bağıran ayrancı, "Allı dondurmam, güllü dondurmam"
diye çağıran güllü dondurmacı, birçok Lefkoşalı gencin
tanıdığı ilk kadın olan Abbas'ın Şerif,
alkolik Süt, Saray Önü'ndeki minik dükkânından herkese laf yetiştiren
Çoronik çoktan öldüler.
Aynalı, sokak sokak dolaşıp evinde yaptığı
tatlı leblebi tozunu satarak destan okumuyor. "Paça kafalı,
şalvar ağızlı Heşa" ortadan kayboldu.
Yaz siestalarından sonra belediye arabaları serinlesin diye
Lefkoşa'nın sokaklarını sulamıyor.
Çocukluğumu geçirdiğim surlar içi Türk mahallesi Anadoluluların
gettosu haline geldi.
Aksan savaşı!
Girne sokakları düzenli sakal tıraşı olma
alışkanlığı edinmemiş, tespihli erkeklerle dolu.
Ve Kıbrıslıların görmeye alışkın
olmadığı manzaralarla. İşte selpak satan bir
kadın. İşportacı çocuk. Dilenci. Poturlu, kasketli, avurtları
çıkmış, cüzdanı boş adam. Çiçekli şalvarlı
kadın.
Zeytin ağaçlarının arasındaki inşaatlardan yanık
Kürtçe türküler geliyor.
Geçenlerde Girne'de bir eczaneye uğradım. Orada daha önceki
alışverişlerimden eczacı kadının Türkiyeli
olduğunu biliyordum. Paramı alırken Kıbrıs
aksanıyla birkaç kelime söyledi.
"Hep merak ediyordum" dedim. "Kıbrıslılar
Türkiyelilerin aksanını mı alacak, yoksa onlarınkini de mi
bozacak diye..."
Demek ki biz sizin aksanınızı bozuyormuşuz diye
bitirecektim ki kadın lafımı kesti. "Biz onların
aksanını düzelteceğiz" dedi. "Artık çoğunluk
bizde."
Sesinde hafifçe muzaffer bir ton mu vardı, bana mı öyle geldi,
bilmiyorum.
İnsanlar karışıyor
İnsanlar karışıyor, genler değiş tokuş
ediliyor, yaşam tarzları, kafalar, aksanlar değişiyor,
zenginler fakir, fakirler zengin oluyor, yaşlılar ölüyor, çocuklar
büyüyor, ergenler yetişkin oluyor.
Kıbrıslılar Türkiyelileşiyor, Türkiyeliler
Kıbrıslılaşıyor, yeni bir
"Gıbrızlı" ortaya çıkıyor.
Kimse daha pek farkında değil, ama KKTC'de Türkiye kökenlilerin
çoğunluğa geçmesi 1963'te dağılan Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tabutuna çakılan son çividir. Türkiye'den gelenler
Rumları tanımıyorlar ve onlar tarafından sevilmediklerini
biliyorlar. Herhangi bir referandumda Rumlarla birlikte yaşamanın
lehinde oy kullanmayacaklar.
Bu arada, Lefkoşa'da Saray Önü'ne güvercinler inmeye başladı.
Bunu ilk fark edenlerden biri arkadaşım Erdal Andız oldu.
"Kıbrıslılar güvercin yer, Türkiyeliler yemez" dedi.
"Güvercinler bunu anladı. Artık korkmadan yere konuyorlar çünkü
Lefkoşa'nın içinde Kıbrıslı kalmadı."
* Çelik çomak. ** Bilye.
METIN
MUNIR MILLIYET 10/02/07
Rum yönetimi Ege'nin güneyine de göz
dikti
CNNTURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Doğu Akdeniz'deki
petrol krizine Yunanistan'ı da dahil etmek üzere harekete geçti.
21 Şubat'ta Yunanistan'a gidecek olan
Papadolos'un birinci gündem maddesi, Kıbrıs adası ile Yunanistan
arasındaki denizde ekonomik münhasır alan anlaşması
imzalamak.
Rum medyasının haberlerine göre,
Papadopulos, Atina ziyaretinde Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis'e Türkiye'nin Antalya açıklarından Ege'nin güneyini
tamamen kaplayan deniz alanını da paylaşmak istediklerini
bildirecek.
Ancak Yunanistan'ın bu tarz bir
anlaşma için isteksiz. Eleftheros Tipos gazetesi, yeni hedef bölgenin,
Yunanistan, Libya, Türkiye ve Kıbrıs'ın ekonomik münhasır
alanlarının kesiştiği yer olduğuna dikkat çekerek,
girişimin yeni bir krize neden olabileceğini yazdı.
Rum Politis gazetesi ise,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 20 Mart'taki ziyareti
öncesinde Yunan hükümetinin bir kriz istemediğini hatırlattı.
Kıbrıs Rum yönetimi, adanın
güneyindeki bölge için Mısırla, adanın doğusundaki bölge
için de Lübnan ile petrol çıkarma anlaşması
imzalamıştı.
MILLIYET 10/02/07
Rumları
çıldırtan tarih kitabı
10/02/2007
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Rum Kesimi'nde, Yunanistan'dan gönderilen 6. sınıf tarih
kitabı büyük tepkilere yol açtı. Rum Yönetimi, kitabın
değiştirilip 'eksiklik ve saptırmaların
düzeltileceğini' ve bu nedenle iade edileceklerini açıkladı.
Siyasi partiler kitabın derhal toplatılması
çağrısı yaparken, Yunan Eğitim Bakanlığı
sert dille eleştirildi.
Rum Kesimi'nde okutulan 'Yakın Tarih' kitabında Kıbrıs
tarihine sadece üç sayfada değinilmesi Rum eğitimcileri ve yönetimi
çılgına çevirdi. Bunun yanında Rum Kesimi ve KKTC'den
bahsedilirken 'kuzey ve güney kesim' denmesi de 'Kıbrıs'ın
kuzeyi Türk işgali altındadır' şeklindeki Rum tezini
çürüttüğü gerekçesiyle protesto edildi. Ayrıca, kitapta
Kıbrıs'ta 1974'de darbe yapan Yunan albaylar cuntası ve EOKA-B
örgütü hakkındaki ifadeler de tepki çekti. Kıbrıs Rum Kilisesi
lideri başpiskopos Hrisostomos tarih kitabının yeniden
yazılması için sponsorluğa hazır olduğunu
açıkladı.
Rum Kesimi'nde hem burada hazırlanan hem de Yunanistan'dan gönderilen ders
kitapları okutuluyor. 5 ve 6. sınıfların tüm kitapları
Yunanistan'da hazırlanıyor. Yunanistan'daki ders kitapları da bu
yıl sıkı elekten geçirildi. İstanbul'un fethi, Osmanlı
dönemi, Kurtuluş Savaşı ve Kıbrıs bölümlerindeki sert
ifadeler çıkarıldı.
Kıbrıs sorununda ilerleme,
Türkiye ile Güney Kıbrıs'ın ilişkilerini iyileştirecek
AB Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, BM önderliğinde
Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü yolunda ilerleme
sağlanmasının, Türkiye ile Kıbrıs Rum kesimi
arasındaki genel iklimi önemli ölçüde iyileştireceğini söyledi.
Rehn, Avrupa
Parlamentosunun (AP) Hıristiyan Demokrat Yunan üyesi Georgios
Papastamkos'un yazılı soru önergesine verdiği cevapta, AB
Dışişleri Bakanlarının 11 Aralık'ta
aldıkları kararla Türkiye ile müzakereleri Gümrük Birliğini
ilgilendiren 8 fasılda dondururken, tarama süreci ve teknik
hazırlıkları tamamlanan fasıllarda vakit geçirilmeden
müzakerelerin başlatılmasını istediklerini
hatırlattı.
Türkiye'nin
imzaladığı Ankara Protokolüyle yasal bir yükümlülük altına
girdiğini ve bunu bütünüyle karşılaması gerektiğini
belirten Rehn, "Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümün BM
önderliğinde aranacağına" vurgu yaptı.
Rehn, bu yönde
sağlanacak ilerlemenin Türkiye ile Kıbrıs Rum Kesimi
arasındaki "genel iklimi" iyileştireceğini ve bu
şekilde "ilişkilerin normalleştirilmesi yolunda somut
adımların atılmasının teşvik
edileceğini" ifade etti.
Rehn, "BM
önderliğinde Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü yolunda
ilerleme sağlanması, Türkiye ile Kıbrıs (Rum kesimi)
arasındaki genel iklimi önemli ölçüde iyileştirecektir" dedi.
Papastamkos, yazılı soru önergesinde, Rehn'in bir röportajında söylediği "Limanların açılması konusunda Türkiye'ye tarih vermekle hiçbir sonuç alınamaz. Kıbrıs sorunun en iyi çözüm yeri BM'dir" ifadelerine ve Tü