KKTCden
mülkiyet davası
KKTCli
4 kardeş, Kıbrıs Rum kesimindeki mallarının iadesi ve
uğradıkları zararın karşılanması için Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesine başvurdu.
NTV
Güncelleme: 12:43 TSİ 02 Ocak 2007 Salı
LEFKOŞA
- Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş,
Nejla Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer,
başvurularında, ailelerinin Güney Kıbrıstaki 15 dönüm
bağ ile 15 dükkanlı iş hanının kendilerine iadesini ve
uğradıkları maddi ve manevi zararın
karşılanmasını talep etti.
Kardeşler,
başvurunun kabul edilebilirlik incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon
Euroluk maddi ve manevi tazminat davası açacak.
Kardeşlerin avukatı Aslı Aksu, yaptıkları
başvurunun mülkiyetlerin iadesi konusunda Türklerin Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine yaptığı ilk başvuru olduğunu
belirtti.
Aksu, mahkemeye gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı Titiana
Loizidou hakkında verilen ve Türkiyenin 1.2 milyon dolar tazminat
ödemesine hükmedilen kararı da emsal olarak gösterdi.
Kıbrıslı Türkler AİHM'e gitti
2 Ocak, 2007 13:51:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'li dört kardeş, ailelerinin Güney Kıbrıs'taki
15 dönüm bağ ile 15 dükkanlı iş hanının kendilerine
iadesi, uğradıkları maddi ve manevi zararın
karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
başvurdu.
Kardeşler,
başvurunun 'kabul edilebilirlik' incelemesini geçmesi halinde en az 7
milyon euroluk maddi ve manevi tazminat davası açacak.
Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla
Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer'in avukatı
Aslı Aksu, AİHM'e başvurarak, müvekkillerinin Limasol'daki
mallarının iadesini talep etti.
Avukat Aslı Aksu, başvurunun, 'Türklerin itibarının iadesi'
anlamında kabul edilmesi gerektiğini belirterek, davanın
açılması halinde AİHM'in bu konudaki objektifliğinin
sınanacağını kaydetti.
Aksu, Rum kesimindeki iç hukuk yollarının tükendiğini,
ardından AİHM'e başvurduklarını söyledi.
Aksu, dosyanın, mülkiyetlerin iadesi konusunda AİHM'e yapılan
ilk başvuru olduğuna dikkati çekti.
Loizidou davası emsal olacak
Aksu, AİHM'e gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı Titiana
Loizidou hakkında verilen ve Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat
ödemesine hükmedilen kararı da emsal olarak gösterdi.
Aslı Aksu, Loizidou'nun Girne'deki gayrimenkulünün çok değersiz bir
yapı olduğunu, buna rağmen Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat
ödemek zorunda kaldığını ifade ederek, müvekkillerinin mal
varlığı karşısında AİHM'in 7 milyon euro
tazminata hükmetmesinin normal olacağını söyledi.
Aksu, yüzlerce Kıbrıslı Türkün, Rum kesimindeki malları
için AİHM'e başvuru yapılması konusunda kendisine müracaat
ettiğini, bu kişiler adına da önümüzdeki günlerde gerekli süreci
başlatacağını kaydetti.
Yeni
patron Kıbrıs'a mesafeli
BM'nin yeni genel sekreteri olan Güney Koreli Ban Ki-Moon'un, önceliği
Kıbrıs yerine dünyanın 'kanayan yaraları'na vermesi
bekleniyor
SEMA EMİROĞLU New York

31 Aralık Pazar gecesi yeni bir yıl karşılanırken, 192
üyeli Birleşmiş Milletler (BM) örgütü de yeni bir patrona
kavuştu. 61 yıllık örgütü, en sancılı son 10
yılında 21. yüzyıla taşıyan Ganalı Genel Sekreter
Kofi Annan, yerini 13 Ekim'de oybirliğiyle seçilen Güney Kore'nin eski
dışişleri bakanı Ban Ki-Moon'a bıraktı. Ban
Ki-Moon örgütün 8. genel sekreteri oldu.
62 yaşındaki yeni genel sekreteri yüklü bir gündem bekliyor. Ancak,
Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin 2007'de BM'nin yeni
girişimleriyle çözüm yoluna girmesini bekledikleri Kıbrıs
sorununun, Ban'ın gündeminde ön sıralardaki bir madde olarak yer
almadığı belirtiliyor.
1990'ların ikinci yarısında Ruanda'da soykırımı
durduramadığını itiraf ederek büyük prestij kaybına
uğrayan BM, şimdi Sudan'ın Darfur bölgesinde aynı sorunla
karşı karşıya. İran ve Kuzey Kore'nin nükleer
girişimleriyle Ortadoğu'daki çatışma, yeni genel sekreterin
diplomasi yeteneğini test edecek.
Sıcak gündem
Darfur, İran, Irak, Lübnan, Ortadoğu ve Kuzey Kore gibi sıcak
çatışma noktalarını öncelikler listesine alan Ban'ın
"kan dökülmeyen" Kıbrıs sorununa ivedilikle
eğilmeyebileceği söyleniyor. New York'taki Dış
İlişkiler Konseyi'nden Lee Feinstein, bu konudaki sorumuzu
yanıtlarken, "yeni genel sekreterin henüz Kıbrıs konusuna
odaklandığını sanmıyorum. Kıbrıs sorununun,
şu anda gündeminin tepesinde olduğunu düşünmüyorum" dedi.
'Köy
çocuğu'
1944'te Japon işgali sırasında doğan Ban Ki- Moon,
kendisini "köy çocuğu" olarak tanımlıyor. Üniversitede
uluslararası ilişkiler öğrenimi gören ve sınıf
birincisi olarak mezun olan Ban, 1970'te dışişleri
bakanlığına girdi. Harvard Üniversitesi'nde kamu yönetimi mastırı
yaptı. Yeni Delhi, New York, Washington ve Viyana'da görevlerde bulundu.
Ban, 2004'te Dışişleri Bakanı oldu. Yumuşak ses tonu
ve uzlaşmacı eğilimiyle tanınan Ban, diplomasiye
"Konfüçyüs" yaklaşımı getiren kişi olarak ün
yaptı.
MILLIYET 02/01/07
SAMİMİYİZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
lokmacıdaki köprünün kaldırılması kararını imaj
yaratmak için değil, yolun geçişlere açılması için
aldıklarını belirtti ve "köprü, duvarı yıkmak
istemeyenler için bir bahaneye dönüştürüldü, bahanelerini ortadan
kaldırıyoruz, onlar da duvarı ortadan kaldırsınlar"
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat köprünün bayramdan sonra
söküleceğini ve okullar bölgesinde üst geçit olarak
kullanılacağını belirtti
SEÇİM OYUNU... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum
yönetiminin Kıbrıs sorununu 2008 yılında yapılacak
başkanlık seçimleri için kullanmak istediğini ve bu yüzden 2007
yılında sonuç alıcı özlü görüşmeler yapmaktan
kaçınacaklarını kaydetti. KIBRIS gazetesi Yazı
İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Talat, "Rum yönetimi seç beni de görüşme
yapacağım havasındadır" dedi
KİLİT AVRUPA...Avrupa Birliği'nin, Rum
tarafını çözüme zorlayabileceğini belirten
Cumhurbaşkanı Talat, "Avrupa Birliği'ne girmek isteyen
birisi olarak söyleyebilirim ki engel de Avrupa'dır, çözüm de Avrupa"
şeklinde konuştu
TEHLİKELİ... Türkiye'de "Kıbrıs sorununun
çözümünü Türkiye'nin tam üyelik gününe kadar erteleyelim" şeklinde
bir eğilim oluştuğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat
"Bu son derece tehlikelidir ve bizi haklarımızdan mahrum
edebilir" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, lokmacıdaki köprünün
kaldırılması kararını imaj yaratmak için değil,
yolun geçişlere açılması için aldıklarını
bildirdi. Cumhurbaşkanı Talat, geçişlerin başlaması
için köprü engelmiş gibi bir durum yaratıldığını,
bunu ortadan kaldırmak için köprüyü sökme kararı aldıklarını
kaydetti.
Papadopulos yönetiminin geçişlerin bir an önce
başlaması için duvarı yıkması gerektiğini
belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "duvarı
yıkmak istemiyorlar ama ABD'nin BM'nin ve AB'ın baskısıyla
bunu yapmak zorunda kalabilirler" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS gazetesi Yazı
İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün sorularını
yanıtladı ve 2007 yılıyla ilgili beklentilerini
açıkladı:
Soru ve yanıtlar
Soru: Lokmacı Barikatı'nda niye böyle bir adım atma
ihtiyacı hissetiniz? Niye oraya önce bir köprü inşa edildi şimdi
de kaldırılıyor?
Yanıt: Tabii, öncelikle şunu vurgulamak lazım. Bir kere
biz oraya üst lokmacı kapısının açılabilmesi için
yaptık. Maksadımız o idi. Lokmacı kapısının
açılması konusu gündemimize geldiğinde, o bölgenin askeri bölge
oluşu ve o bölgede askeri faaliyetlerinin bulunuşu nedeniyle
nasıl bir çözüm bulabiliriz diye düşündük ve
yaptığımız değerlendirmede (Başbakan,
Başbakan yardımcı, Belediye başkanı ) en uygun yolun
yayalar için bir üst geçit olduğunu saptadık. Sakat ve özürlüler içi
de aşağıdan geçitler vererek bu işi yapmayı
kararlaştırmıştık. Ve bunun Birleşmiş
Milletler biliyordu hem de Lefkoşa master planı çerçevesinde iki belediye
bir araya geldiği zaman Rum belediyesi de öğrenmişti. Biz, Rum
tarafının buna tepki göstereceğini hiç düşünmedik. Çünkü,
alt tarafı yapılan bir üst geçitti ve yayaların geçmesi içindi.
Biz Papadopulos'un kapıyı kendisinin açmak istemeyeceğini ama
sonuçta diğer unsurların da AB ve BM'de özellikle Lokmacı
kapısının AB'nin yeşil hat tüzüğüne geçiş
kapısı yönünde girmiş olduğu için onların da etkisi
ile buna karşı duramayacağını düşünüyorduk. Ve
ciddi şekilde hazırlıklarımızı yaptık ve
duvarı yıktık. Duvarı yıktığımız
gün papara koptu. Duvarı yıktığımız gün BM bizi
ziyaret etti ve "niye duvarı yıktınız" dedi.
Dedik ki duvarı yıkmadan kapıyı nasıl açacaktık.
BM "Bize söylediniz ve hemen yıktınız. Niye gece
yarısı yıktınız" dedi. Biz de
yıkacağımızı size söylemiştik dedik kendilerine.
Söyledik ama karşılığını almadık.
"İsterseniz duvarı inşa edelim, çıkıp
açıklama yapın biz istedik diye duvarı yeniden inşa
edelim" dedik. Bu kez BM, yetkilileri bize "Yok yok onu demedik
yanlış anladınız" dediler.
Tabi bu arada köprü yapımı başlanmıştı.
Yapımı Lefkoşa Türk Belediyesi üstlenmişti. Oradaki
çalışmayı gören Rum tarafı "Kıbrıslı
Türkler ara bölgeye tecavüz ediyor" dedi. Bunun üzerine BM açıklama
yaptı ve "Hayır hayır ara bölgeye tecavüz yoktur"
dedi. BM'nin resmi açıklaması var. Onun üzerine biz devam ettik.
Köprüyü üst geçit olarak yaptık. Bir Rum politikacı sanırım
Hristofyas'tı "üstten yayalar alttan tanklar geçecek, böyle şey
olmaz dedi. Bu arada köprü meselesi alevlendi ve köprü olduğu sürece bu
olmaz dendi. Bizim taraflarda da çok sağlam bir duruş sergilenemedi.
Köprünün açılması gerekir Rum tarafı sen de görevini yap
duvarı yık diye hep bir ağızdan
bağıracağımıza köprü neden yapıldı demeye
başlandı.
Rum tarafı köprüye karşı tepki olduktan sonra bizde de
köprüye tepkiler başladı. Baktık gördük ki zaman içinde sorun
köprüymüş gibi bir imaj kondu. Köprü Kıbrıslı Türkleri de
memnun etmedi. Önce bunu yaptığımız bir şeyi
yıkmamızı istiyor meselesi yaptık. Belki de o anda
yapsaydık belki de dediğimiz çıkacaktı. Olayı
bıraktık. Olay olgunlaştı, yerli yerine yerleşti ve
konu adeta üst geçidin varlığı nedeniyle yol
açılamıyor havasına dönüştü. Herkes o inançta oldu.
Yabancılara sorduk onlar da öyle dedi. Bu kez kaldırmak gerekirdi.
Gerekli yerlerle istişaremizi yaptık. Köprüyü bir çeşit yeni
yıl müjdesi gibi kaldıracağımızı ilan ettik.
BM'ye de söyledik. Önce hükümetle, Başbakan, Başbakan
yardımcısı ve askeri makamlar ile konuştuk.
Yabancılarla spesifik olarak temasımız olmadı ama köprünün
kaldırılmasını devamlı telkin ediyorlardı. Biz
onlara üst geçidin kalkmasıyla kapı açılacağını
zannetmeyin dedik. Rum tarafı başka şartlar öne sürecek dedik.
Bize, Rum tarafının şartlarını göğüsleyeceklerini
söylediler.
Soru: Köprü ne gün kaldırılacak?
Yanıt: Çalışmalar başladı. Köprüyü alıp
başka yere götüreceğiz. Bir üst geçit olacak. Bir okul yanı da
olabilir. Bayramdan hemen sonra köprü kalkar. Araya bayram tatili girdi. Biz
aslında köprüyü bir günde kaldırabiliriz. Yalnız, basamaklar
çelik saçtandır. Ama basamakların üzerine ses çıkarmasın
diye beton dökülmüştür. O yüzden o betonların
kırılması gerekir ama çok zaman almaz. Sonra köprü üçe
bölünecek. O şekilde taşınacak.
Soru: Köprü Lokmacı'dan kaldırılıyor. Budan
sonraki süreç ne olacak?
Yanıt: Benim beklentim şudur: Rum tarafı başka
şartlar öne sürmeye başlayacak ve başladı da. Ama ben buna
karşılık bir şart benimseyemem. Sorun üst geçitti üst
geçidi kaldırıyoruz. Gerisi bizim tarafımızın
kulübesidir. Kulübe yapmamızı istiyor ve sınır noktası
olacağı izlenimi olmasın diyor. Ben polislerimi açıkta
mı bırakacağım. Orası sınır
noktasıdır. Niye sınır izlenimi olmasın. O
sınır noktasında polis ve gümrükçü var gümrükçü
olmamasını istiyor. Kendinin var da. İnsanlara ve Rumlara kendi
kapılarında işkence de yapıyorlar. Hatta
Kıbrıslı Rumların Kuzeyden alışveriş
yapmaması için uğraş veriyorlar. Sınır
kapısı havası vermek istemiyorlar oraya. Gümrük ve polis
kulübelerini kaldırmamızı isteyecekler. Daha önce çizginin geri
çekilmesi şartları vardı. Çünkü, 1963'de sınır ve
ateşkes çizgisi Ermu sokağıydı. Bunun gerisine gelmemizi
isteyecekler bir de asker buradan belirli bir mesafe uzakta olsun diyecekler.
Asker zaten uzaktadır. Ama şu an itibariyle Rum tarafının
duvarı yıkmak istemediğini düşünüyorum. Bir kere orası
tapınaklarıdır. Tapınağı nasıl
yıkacaklar? İkincisi bu kapının açılmasıyla
Kıbrıs Rum yönetiminin hiç arzulamadığı iki
tarafın hem insanlarının daha fazla kaynaşması ve
kuzeyden alışveriş imkânı doğması
gerçekleşecek. Bunu istemezler çünkü bizde fiyatlar daha ucuzdur.
Soru: Köprünün kaldırılmasından sonra BM mi devreye
girecek?
Yanıt: Tabii. Bizim köprünün ayağında
karşıdaki Rum duvarına paralel ola "kikkos" yolu
arasındaki bölüm tamire muhtaçtır. İki taraftaki binalar tamir
istiyor. Bu harabeler insanların üstüne de düşebilir.
Sağlamlaştırılması gerekir. Olli Rehn'in
yaptığı açıklamada 100 bin Euro'dan bahsediliyor. Bu para
sokağın düzenlenmesi için harcanacak. İşi BM yapacak.
Soru: BM hem yolun tamiri, binaların
sağlamlaştırılması ve bir de taraflar arasında
geçişlerin nasıl olacağını mı belirleyecek?
Yanıt: Geçişlerde sorun yok ki. Her kapıda olduğu
gibi olacak. Diğer kapılardaki prosedür ne ise burada da olacak ama
yalnız araç trafiği olmayacak.
Soru: Hiç gümrük kontrolü yapılmadan geçiş olur mu?
Yanıt: AB bunu hiç kabul etmez.
Soru: Rum tarafından ne bekliyorsunuz. Duvarı
yıkacaklar mı?
Yanıt: AB'nin ve uluslararası toplumun baskısı il
ebence yıkacaklar. Bir sürü talep öne sürecekler. Bayrakları indir
diyecekler ama kusura bakmasınlar KKTC'deki bayraklara kimse
karışamaz. O bizim konumuz. Önce bir süre direnebilir. Ama sonuçta
BM'nin yaptığı açıklamayı da alacak olursan ara
bölgeye tecavüz olmadığına göre fazla direnemeyecekler.
Soru: 2006 yılında Kıbrıs sorununda 8 Temmuz
anlaşması ortaya çıktı. Bolca da tartışma ve
polemik. Nasıl değerlendiriyorsunuz 2006'yı?
Yanıt: Rum yönetiminin çözümü zamana yayarak Türkiye'nin AB
sürecinden yararlanıp, Kıbrıs Türk tarafının
haklarını budamak istediğini bilmeyen yoktur. ABD de biliyor, AB
ve BM'de biliyor. Konuştuğum bütün yetkililer bunu biliyor.
Dolayısı ile Papadopulos'u bu düşüncelerin tersine bir hareket
içine girip Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünü bir an önce
sağlamak gibi bir harekete girişebileceğini beklemek safdillik
olur. Dolayısı ile 8 Temmuz anlaşmasına zorla vardı.
Benimle görüşmek istemiyordu. Şubat 2006'da Genel Sekreter ile
Paris'te görüştüğünde kendisine "iki adımlık
mesafedesiniz ama sayın Talat ile hâlâ görüşmüyorsun"
demiş. BM görüşme yapmamızı istemişti. Bunun üzerine
de Genel Sekreterin Kayıp şahıslar komitesinin üçüncü üyesinin
atanması dolayısıyla düzenlenecek seremonide bir araya gelmesini
önerdiğini biliyorum. Bunu hatta Moller önermişti. Biz anında
kabul etmiştik. Papadopulos niyetli değildi. Aradan biraz zaman geçti
ve kabul etmek zorunda kaldı. 4 Temmuzda bir araya geldik. Sonra
6'sında sayın Gambari gelecekti. Gambari'nin gelişi ile Möller
bize tekrar bir araya gelip gelemeyeceğimizi sordu. Biz de geliriz dedik.
Bunu üzerine o günün basınını inceleyin Rum tarafında bu
sorular Hükümet sözcüsüne soruldu ve böyle bir talep olmadığın
söyledi. Hata ben sordum bana sordular ve size sormadılar mı! Dedim.
Önce bunun inkar ettiler.Biz 4'ünde buluştuğumuzda Papadopulos'a ben
bu konuyu sordum. Gambarinin gelişi ile bir araya gelecek miyiz dedim.
Gambari de kendilerine böyle bir öneri götürmediğini söyledi. Getirirse ne
yapacaksız dedim. Getirirse görüşürüz dedi. 6'sında sayın
Gambari geldiğinde ona sordum. Dedim ki Rum tarafına hala öneriyi
götürmediniz mi dedim. O da bana götüreceğim bakayım dedim. Sonra
7'sinde onunla görüştüm ve 8'inde görüşmenin olacağını
söyledi. Böylece o görüşme gerçekleşti. Görüşmedeki havası
ile Kıbrıs Türk Toplumu lideri bana denmedi diye bir ortak
anlaşmayı kabul etmeme eğilimine girdi. Sonuçta kabul etti. Bu
diplomatik zorla oldu. Ondan sonra bu işin öldürüleceğini biliyordu.
Çünkü bizim anlaşmamızda diyordu ki taraflar çalışma
gruplarında ele alınacak Kıbrıs sorunun özüne ilişkin
konu başlıklarını bir birlerine verecekler 31 Temmuza kadar
ve o vermeler üzerine teknik komiteler de çalışmaya başlayacak.
Olmadı. Başlamadı. Çalışma grupları bu
konuları nasıl ele alacak çalışması başladı.
Kavga devam etti teknik komiteler bekledi. Ben de kusura bakmayın ben bu
sağırlar diyaloguna devam etmem dedim. İnsanlar da bir şey
yapıyoruz zannedecekler. Meselenin nasıl ilerleneceği sağlanması
gerekir. İki liderin bir araya gelmesini önerdim gerek yok dediler. Bunun
üzerine BM bizde bir öneri yapsın. Gambari'ye telefon açtık.
Tıkandığımızı ve bir öneri yapmasını
istedik. Tamam dedi. Sonra Rum tarafı New York'ta mektup gönderilmemesi için
büyük gümbürtü çıkardı. Gambari'nin mektup göndermede
bağlanmıştı. Çünkü sözü vardı. Kabul etmedi ve Rumlar
kabul etmeyince Gambari tereddüde düştü ve bunun üzerine Gambari bir
taslak gönderdi. Taslağı görün kabul ederseniz ben bunu size
göndereyim. Taslak üzerinde biz çalıştık. Zaman
kısıtlaması vardı. Bir sürü belirsizlik vardı.
Möller'i aradık ve eksikleri anlattık. Ama, prensip olarak biz kabul
ediyoruz ama yetersiz buluyoruz dedik ve mektubun daha spesifik
olmasını istedik. Sonra öğrendik ki Rum tarafı asla mektup
istemiyor. BM önce mektup göndermekten vazgeçmeye kalktı ama sonra biz de
kendilerine Rum tarafının bu tutumunu anlatırız siz de zor
durumda kalırsınız dedik. Bize bildirildiğine göre iki
tarafın tepkilerini değerlendirecek mektubu gönderme kararı
aldılar. Mektubunu hazırladı ve Londra'da imzaladı. Mektup
bize geldi ve açıklandı. Şimdi bence onu kullanacaklar. En bariz
kanıtı Hiristofyas'ın söyledikleri. 2007'ye hazırlık
yapalım ve 2008'de görüşmelere başlayalım. Lillikas da
2008'den sonra görüşmeler olur dedi. Gösteriyor ki Gambari mektubuna 31 marta
kadar hazırlıkları bitirip tam teşekküllü müzakerelere
başlama niyetleri yok. Bunu nasıl uygulamaya sokacağız hep
beraber göreceğiz.
2008'de Cumhurbaşkanları seçimleri var. "Seç beni de
görüşme yapacağım". Bu o demektir.
Soru: Bu duruma göre 31 marta kadar hazırlık ve
görüşmelerin başlamasını beklemiyor musunuz?
Yanıt: Ben beklemiyorum. Rum tarafı bunu asla kabul etmez.
Görünüş bunu gösteriyor. Sayın, Hiristofyas CTP resepsiyonuna
atıf yaparak benim de 2007'de hazırlık 2008'de de görüşmeyi
kabul etmişim gibi bir imaj yarattı. Doğru değil ve
açıklama yapmak zorunda kaldık.
Soru: Yeni genel sekreterle bir tanışma var mı?
Yanıt: Yok. Olacak herhalde. Yeni genel sekreter bir sürü konunun
arasında ne zaman Kıbrıs'a bakacağını kendi
kararlaştıracak. Göreve başlasın köprünün
kaldırılması ile ilgili ilk mektubu ona yazdık.
Öğrendik ki BM genel merkezinde ofisler devralındı. Resmen
başlamadı ama oralarda olduğunu öğrendik.
Soru: Gündemde Gambari'nin Kıbrıs Özel temsilcisi
olması var mı?
Yanıt: İngilizler Gambari'nin mevkisini mevkii istiyor
iddiası var. Öyle bir şey olursa Gambari bu noktaya uymaz. Genel
sekreter Gambari konusunda ısrar edebilir. Senaryo olursa Gambari
Kıbrıs özel temsilcisi de olabilir. Gambari, tecrübeli bir diplomat
ve akademisyen. Kıbrıs'tan da bir çıkarı yok. Ama yine de
taktir Genel Sekreterindir. Kıbrıs Özel temsilcisinin ve
Kıbrıs özel danışmanının bir kere
Kıbrıs sorununa bulaşmış herhangi bir ülke ve bölgeden
de olmaması gerekir. Avrupalı tercih edilmez.
Soru: Türkiye ile ilişkileriniz ne durumdadır? Oradaki bu
seçim süreci Kıbrıs sorununu etkileyecek mi?
Yanıt: İyidir. Bir sorun yok. Spesifik bazı konularla
ilgili bir sorun olsa da çözüyoruz.Çok iyi gidiyor. Seçim Kıbrıs
sorununu etkileyecek gibi görünüyor. Kıbrıs sorununu iç politika
meselesi yaptılar. Bir çözüm süreci var olduğu için ve Türkiye'nin AB
süreci ve onun Kıbrıs'a etkileri olduğu için pozisyonlar da
farklılaştı. Eskiden Kıbrıs sorunu iç politika
malzemesi olarak kullanılırdı ama herkes sonuçta ayni şeyi
söylerdi. Ama bu çözüm yönünde değil çözümsüzlük yönünde idi. Ama ne zaman
ki hükümet değişti. Ve çözüm süreci yaşanmaya başladı
bu kez Kıbrıs'a bakış çizgileri de tarafların
değişti. O da tehlikeli bir noktaya bizi sürükleyebilir. Türkiye'nin
AB ve BM süresince adım atmasını ve sıkıntılar
yaşanması ve ayak sürümesi söz konusu olabilir. Türkiye'nin ayak
sürümesi demek yapılması öngörülen bir işi seçim gailesi ile
yapmaktan kaçınması Kıbrıs sorununun etkilenmesi demektir.
Soru: Türkiye'de bir anlayış gelişiyor. Şöyle ki
üyelik müzakereleri tamamlanıncaya kadar Kıbrıs sorununda
adım atmayalım. Ancak tam üyelik anında adımlar atalım
gibi...
Yanıt: O Türkiye'nin çok aleyhine olur. Bu düşünceyi öne
sürenler iki kategoride toplanıyor. Bir tanesi nasıl olsa AB bizi
almayacaklar o yüzden Kıbrıs bizimdir biz bunu kabul etmeyelim
diyenler. Diğer grup bizi AB'ye almalarının bir yolu olarak
Kıbrıs sorununu son ana kadar kullanalım son anda elde
edebilirsek bırakırız ve AB'ye de gireriz" der. Her ikisi
de bizim açımızdan son derece tehlikelidir. Birincisi bir
şekilde iktidarda ağırlık elde ederse AB süreci ve
Kıbrıs sorunu açmaza düşer. İkinci grubun dediği
gerçekleşirse bizim hiç bir hakkımız korunmayacak demektir. Bu
duruma işaret eden yabancılar da var. David Haney bir makalesinde
"Türkiye'nin AB'ye girişine kadar Kıbrıs sorununu çözmemek
Türkiye için son derece zararlı ve tehlikeli olur. AB'ye girme
eşiğine giren Türkiye şimdiki Türkiye olmayacaktır. Türkiye
değişecektir" diyor. O gün AB'ye girmeye hazırlanan Türkiye
sadece Kıbrıs sorunu için buna hayır demeyecektir. Böyle bir
beklenti içinde hiç kimse olmamalıdır diyor ve o zaman
Kıbrıslı Türkler çok zor durumda kalacaklar.
Kıbrıslı Türklerin hakları feda edilerek Türkiye AB'ye
girecektir. Türkiye Kıbrıslı Türklerin haklarını
nasıl feda eder? Bizi desteklemekten vazgeçerek. Çünkü Rum AB'ye girdi ve
Rum AB'nin de desteğini alarak bize dayatma yapıyor. Biz bugün her
zamankinden daha çok Türkiye'nin desteğine ihtiyacımız var.
Soru: Sayın Başkan son mesajınız nedir?
Yanıt: AB'nin Kıbrıs sorununun devamında çok büyük
bir sorumluluğu var. Bunu benim söylemem
şaşırtıcı olabilir. Çünkü, hem AB'nin dostuyum AB'ye
girmeyi hedef olarak kabul ettim ve etmeye devam ediyorum. Hem de AB'yi
Kıbrıs sorununun çözümüne karıştırmamaya
çalışıyorum. Dolayısı ile tuhaf bir çelişki
görünse de bu söylediklerim bir gerçek. AB Kıbrıs sorununun çözümü
için çok ciddi katkılarda bulunabilir. Bizzat kendisi arabuluculuk yaparak
ve Kıbrıs Rum tarafını çözüme zorlayarak. AB'nin bu gücü
var. Kıbrıs Türk tarafını çözüm için teşvik ederek.
Sadece bununla AB önemli bir rol oynayabilir Kıbrıs sorununun
çözümünde. AB çözümü tarafsız olarak desteklerse doğrudan öneriler
yaparak değil "bu çözüm mecburidir yapacaksınız derse"
Kıbrıs sorununun çözümüne en büyük katkıyı yapmış
olur. Kıbrıs sorununun çözümü BM zemininde olacaktır. Gayet
açı ve nettir. AB'de bunu kabul ediyor. Bu yüzden ben 2007'de AB'nin 2006
aralık zirvesi nedeniyle elde ettiği tecrübe ile hareket
edeceğini düşünüyorum. Orada Rum tarafını zorlayarak
doğrudan ticaret tüzüğünün 2007'de geçirileceğini Rumlara kabul
ettirdiler. Eskiden teorik olarak kabul etmiyorlardı. 2007'de o zaman
çözüm olabilir. 2007'de AB devreye girip Rum tarafını
bastırması gerekir çünkü Rum tarafının niyeti yok. O zaman
2007 çözüm yılı olabilir.
KIBRIS 02/01/07
AVCI: AB, KIBRIS'TA EŞİT VE ADİL ÇÖZÜM İÇİN
UYGUN ZEMİN DEĞİL... Avcı, Kıbrıs'ta eşit,
adil ve kalıcı bir çözümün Avrupa Birliği (AB) zemininde
değil, Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında
olması gerektiğini vurguladı ve "BM çatısı
altında yapılacak bir çözüm, Gambari'nin 8 Temmuz'da ortaya
koyduğu önerileri gündeme getiriyor" dedi
Yeliz K. SARICA
Özgürlük ve Reform Partisi (Özgür Parti) Genel Başkanı,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, Kıbrıs'ta eşit, adil, kalıcı bir
çözümün Avrupa Birliği (AB) zemininde değil, Birleşmiş
Milletler (BM) çatısı altında olması gerektiğini
vurguladı.
"Kıbrıs'ta eşit, adil, kalıcı, siyasi
eşitliğe ve iki bölgeliliğe dayanan Türkiye'nin
garantörlüğü'nde BM çatısı altında bir anlaşmaya
hazırız" diyen Avcı, BM çatısı altında
yapılacak bir çözümün, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
önerilerini gündeme getirdiğini söyledi.
Gambari'nin 8 Temmuz'da ortaya koyduğu ve iki liderin
imzaladığı 5 maddelik anlaşmayı anımsatan
Avcı, Kıbrıs konusunda Rum lideri Papadopulos'un
anlaşılmaz tavrından dolayı bu sürecin ileriye
götürülemediğini belirtti.
Gambari'nin Cumhurbaşkanı Talat'a ve Rum lideri
Papadopulos'a bir süreç verdiğini ve çizilmiş yol haritası
gösterdiğini ifade eden Avcı, "Bir yol haritası
çizilmiştir. Biz KKTC, Cumhurbaşkanlığı, hükümet ve
Dışişleri Bakanlığı olarak bu yol
haritasının uygulanması için elimizden geleni
yapıyoruz" dedi.
"Kıbrıs her zaman Türkiye'nin önüne kondu"
2006'da dış politikada çok hareketli günler
yaşandığına dikkat çeken Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecindeki
çalışmalarında Kıbrıs'ın her zaman Türkiye'nin
önüne konduğuna dikkat çekti.
Avcı, Kıbrıs'ın her zaman masada olduğunu
ifade etti ve Türkiye'nin Kıbrıs konusunda kararlı bir tutum
sergilediğini, limanlar ve izolasyonların eş zamanlı
açılması yönünde tavrını ortaya koyduğunu kaydetti.
Kıbrıs konusunda masaya konacak herhangi bir görüşte
gerek Fin, gerekse Alman önerilerinde Kıbrıslı Türklerin
fikirlerinin de yer alması gerektiğine dikkat çeken Avcı,
Kıbrıslı Türklerin fikirlerinin alındığı her
konuyu ve her öneriyi tartışmaya hazırız" dedi.
Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la geçtiğimiz
hafta bir görüşme yaptığını Türkiye'nin
Kıbrıs konusuyla ilgili bir kararlılığı
olduğuna dikkat çeken Avcı, Kıbrıs Türklerinin fikirlerinin
içinde olmadığı hiçbir konunun
tartışılmayacağını, böyle bir çözüm
arayışının da çözümsüz kalacağını belirtti.
"Eşitlik kabul edilmeli"
Turgay Avcı, Kıbrıs'ta birlik ve beraberlik için her
iki tarafın da eşitliği kabul etmesi gerektiğini ancak bu
eşitliği Rum liderliğinin kabul edecek gibi görülmediğini
söyledi.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın son
zamanlarda olumsuz yöndeki çıkışlarının kabul edilmez
olduğunu ifade eden Avcı, şöyle konuştu:
"Lillikas, kendini Papadopulos'un yerine hazırlıyor.
Kabul edilmez çıkışları vardır.
Kıbrıslı Türklerin eşitliğini kabul etmek
zorundadır. Bunu da kabul edecektir. Aksi halde biz yolumuza devam ederiz.
Kıbrıs Türkü yatırımlarına, ekonomik gelişimine
devam edecektir. Turizm yatırımlarımız son sürat devam
ediyor. Yaşam koşullarımızın devam etmesi ve dünya standartlarına
çıkarılması için yeni yeni yasalar geçiriliyor."
Bu hükümet reform hükümetidir
Dışişleri Bakanı Avcı, CTP-BG ve Özgür
Parti'den oluşan hükümetin, reform hükümeti olduğunu söyledi.
Avcı, KKTC'nin yaşam standartlarının dünya
standartlarına çıkarılması için reform
yasalarının bir bir meclisten geçirilmeye
başlandığını ifade etti.
Avcı, kamu, sosyal güvenlik ve sağlık reformu gibi
hayati önem taşıyan reformların gündemde olduğunu
kaydederek, "KKTC kurumlarının güçlendirilmesi için gerekli her
şey yapacağız" dedi.
"Rum yönetiminin arkasında kilise var"
Rum yönetiminin gerek izolasyonlar, gerekse direk uçuşlar
konusunda KKTC'yi engellemeye devam edeceğini söyleyen Avcı, Rum
yönetiminin arkasında güçlü bir kilise olduğuna dikkat çekti.
Avcı, Türk düşmanlığını ortaya
çıkaranın, Türklere karşı bütün siyasi politikaları
belirtenin kilise olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:
"Kıbrıslı Türker açısından her olumlu
olay, Papadopulos liderliğinin düşünceleriyle engellenmeye
çalışılıyor. Dünyaya kendimizi tanıtmak için çok daha
güçlü bir lobi faaliyetine girmeliyiz.
AB'de güçlü bir ekiple temsil edilmeliyiz. Dışişleri
Bakanlığı'nın 2007 yılındaki hedefi
yapılanmadır. Kurumsallaşan bir dışişleri
bakanlığıdır. Rum Dışişleri Bakanı
Yorgos Lillikas, KKTC için önemli olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü
engellemeye çalışacaktır. Ancak bizler Rumların engellerine
rağmen Türkiye'yle birlikte Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün uygun
şekilde çıkması için uğraşacağız."
KIBRIS 02/01/07
Rumların
AİHM endişesi
KKTC
vatandaşı 4 kardeşin, Kıbrıs Rum kesimindeki
mallarının iadesi ve uğradıkları zararın
karşılanması için AİHMe başvurması Rum
tarafını endişelendirdi.
NTV
Güncelleme: 14:52 TSİ 03 Ocak 2007 Çarşamba
LEFKOŞA
- Rum yönetimi, 7 milyon Euro tazminat talebiyle Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine yapılan dava başvurusunu mülkiyet konusunda hedef
saptırma hareketi olarak değerlendirdi. Rum içişleri ve
dışişleri bakanlıkları, uzmanlara emsal davaları
inceleme talimatı verdi.
Bir
Rum yetkili, Kıbrıslı Türklerin iç hukuk yollarını
tüketmediğini belirterek, AİHMin davacılara Rum mahkemelerine
başvurmalarını tavsiye edebileceğini söyledi.
Kıbrıslı Türklerin Rum
mahkemelerine 400 başvuru yaptıklarını belirten Rum
yetkili, arazisi üzerine evler inşa edilmiş bir
Kıbrıslı Türke yaklaşık 4 milyon dolar tazminat
ödendiğini söyledi.
Rum yönetimi, Güney Kıbrısta kalan mallarını talep eden
Türklere, işgal bölgesi diye adlandırdıkları KKTCde
yaşamalarını gerekçe göstererek taşınmaz mal iadesini
reddediyor.
"Kıbrıslı Türkler iç hukuk yollarını
tüketmedi"
3 Ocak, 2007 21:55:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi Başsavcısı, 4
Kıbrıslı Türk'ün, Kıbrıs Rum tarafında bulunan
gayrimenkulleri için Rum yönetiminden 7 milyon euro tazminat talebiyle Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmadan önce Güney
Kıbrıs'taki iç hukuk yollarını tüketmediklerini savundu.
Başsavcı
Petros Kliridis, Rum radyosuna yaptığı açıklamada,
Kıbrıslı Türklerin Rum yönetiminden tazminat istemiyle
yaptıkları başvuruya ilişkin, Rum basınında yer
alan tepkileri aşırı buldu.
Başsavcı, AİHM'ye başvuru yapılabilmesi için Güney
Kıbrıs'taki bir kaza mahkemesi ve yüksek mahkemeye başvurmak
suretiyle bütün iç yargı yollarının tüketilmesi gerektiğini
söyledi.
Petros Kliridis, bu mahkemeler tarafından verilmiş bir karar
bulunmadığını ve konunun büyütüldüğünü belirterek,
"Önce durumun nasıl gelişeceğini görelim, sonuçlara sonra
varalım" dedi.
KKTC'den
AİHM'ye ilk mülkiyet başvurusu
KKTC'li dört kardeş, ailelerinin Güney Kıbrıs'ın Limasol
kentindeki 15 dönüm bağ ile 15 dükkânlı iş hanının
kendilerine iadesi, uğradıkları maddi ve manevi zararın
karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine
(AİHM) başvurdu. Kardeşler, başvurunun "kabul
edilebilirlik" incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon euro'luk maddi
ve manevi tazminat davası açacak. Kıbrıslı Türk
kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin
Çakartaş ve Gökçen Bayer'in avukatı Aslı Aksu, Rum kesimindeki
iç hukuk yollarının tükendiğini, ardından AİHM'e
başvurduklarını söyledi. Aksu, dosyanın, mülkiyetlerin
iadesi konusunda KKTC'den AİHM'e yapılan ilk başvuru
olduğunu vurguladı.
MILLIYET 03/01/07
KKTC'li
kardeşler AİHM'de hak arıyor
KKTC'li dört
kardeş güneydeki mülklerinin iadesi ve tazminat talebiyle AİHM'ye
başvurdu. Loizidu kararı davaya emsal gösterildi
03/01/2007
RADIKAL
AA - ANKARA - Kıbrıslı
Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış,
Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer, ailelerinin Güney Kıbrıs'ta
Limasol'da bulunan 15 dönüm bağ ile 15 dükkânlı iş
hanının iadesi, uğradıkları maddi ve manevi
zararın karşılanması için Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne (AİHM) başvurdu. Kardeşler, başvurunun 'kabul
edilebilirlik' incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon avroluk maddi ve
manevi tazminat davası açacak.
Bayer kardeşlerin avukatı Aslı Aksu, AİHM'ye başvuru
sebeplerini Rum Kesimi'ndeki iç hukuk yollarının tükenmesi
olduğunu söylerken, AİHM'ye gönderdiği dilekçede, Rum
vatandaşı Titiana Loizidou hakkında verilen ve Türkiye'nin 1.2
milyon dolar tazminata mahkûm edildiği kararı emsal olarak gösterdi.
'Türklerin itibarının iadesi' anlamında başvurunun
kabulünün gerektiğinin altını çizen Aksu, Loizidou'nun
Girne'deki gayrimenkulünün çok değersiz bir yapı olmasına
karşılık müvekkillerinin malvarlığı
karşısında AİHM'nin 7 milyon avro tazminata hükmetmesinin
normal olacağını belirtti. Bugüne kadar AİHM'ye hep Rum
vatandaşlarının başvurup kazandıklarını
anımsatan Aksu, dosyanın, mülkiyetlerin iadesi konusunda AİHM'ye
ilk başvuru olduğuna dikkat çekerken, elinde yüzlerce
Kıbrıslı Türkün müracaatının bulunduğunu da
ekledi. Aksu, Hüseyin Çakartaş'ın aynı zamanda Britanya
vatandaşı olması sebebiyle AİHM'nin bu davayı kabul
etmesi halinde bu ülkenin de davaya müdahil olabileceğinin
altını çizdi. Kıbrıs'ta yaşanan olaylarda hep
Rumların mağdur olduğunun düşünüldüğünü oysa o dönemde
Kıbrıslı Türklerin de mağdur olduğunu ve hak
ihlallerine uğradıklarını anımsatan Aksu,
"Şimdi Kıbrıslı Türklerin hak arama zamanı
geldi" ifadelerini kullandı.
Limasol'un fabrikatör
ailesi...
1974 öncesi Limasol'un önde gelen zenginleri arasında yer alan fabrikatör
bir ailenin çocukları olan Bayer kardeşlerin mallarına
savaş sonrası el konulmuş. Rumlar tarafından
kaçırılan Gökçen Bayer'in eşi kayıplar arasında
sayılıyor. Mümin Çakartaş'ın o dönem işkence
gördüğü, Hasan Hüseyin Çakartaş'ın Britanya'ya kaçarak bu
ülkenin vatandaşlığına geçtiği, Nejla
Çağış'ın ise gizlice KKTC'ye girdiği belirtiliyor.
Güney'de gündem duvar...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ledra yolunun
karşılıklı geçişlere açılmasını
sağlamak amacıyla Lokmacı barikatındaki köprünün
kaldırılacağını açıklamasıyla birlikte Güney
Lefkoşa'daki duvar, gündemin birinci sırasına yükseldi.
Güney Kıbrıs'ta yeni yıl tatili nedeniyle resmi
dairelerin kapalı, gazetelerin de yayınlanmamasına
karşın Ledra sokağını ve başkent
Lefkoşa'yı ikiye bölen duvar, yüzlerce kişinin akınına
uğruyor.
Duvar üzerinden ara bölgeyi ve kaldırılacağı
açıklanan köprüyü izleyen Kıbrıslı Rumlar konuyla ilgili
çeşitli yorumlarda bulunuyorlar. Gazetelerin tatil olmasına
karşın yayınlarını sürdüren Rum televizyon
kanalları dün gün boyu duvar önünde haber programları yaptılar
ve Rum vatandaşların görüşlerini almaya
çalıştılar. Rum televizyoncuların Cumhurbaşkanı
Talat'ın gazetemizde yayınlanan "o duvar
yıkılmalı" başlıklı açıklamasıyla
ilgili görüş almaya çalıştıkları gözlemlendi.
Türk tarafı 2006 yılının son günlerinde
yaptığı açıklamada, Lokmacı'daki köprünün
söküleceğini duyurmuş ve sökülme işlemlerinin bayram tatili
hemen sonrası yapılacağını
açıklamıştı. Bu açıklama Birleşmiş
Milletler, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri
tarafından memnuniyetle karşılanmıştı.
KIBRIS
03/01/07
Kıbrıslı Türklerin hukuk mücadelesi
7 MİLYON EUORO'LUK TAZMİNAT... Kıbrıslı Türk
kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin
Çakartaş ve Gökçen Bayer, ailelerinin Güney Kıbrıs'taki 15 dönüm
bağ ile 15 dükkânlı iş hanının kendilerine iadesi,
uğradıkları maddi ve manevi zararın
karşılanması için AİHM'de hukuk mücadelesi
başlattı. Kardeşler, başvurunun "kabul
edilebilirlik" incelemesini geçmesi durumunda Kıbrıs Rum
yönetimi aleyhine en az 7 milyon Euro'luk maddi ve manevi tazminat davası
açacak ve Limasol'daki mülklerinin iadesini isteyecek
SIRADA YÜZLERCE TÜRK VAR... "Şimdi Kıbrıslı
Türklerin haklarını arama zamanı geldi" diyen avukat
Aslı Aksu, AİHM'e gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı
Titiana Loizidou hakkında verilen ve Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat
ödemesine hükmedilen kararı da emsal gösterdi. Aksu, yüzlerce
Kıbrıslı Türkün, Rum kesimindeki malları için AİHM'e
başvuru yapılması konusunda kendisine müracaat ettiğini, bu
kişiler adına da önümüzdeki günlerde gerekli süreci
başlatacağını kaydetti
Kıbrıslı Türk 4 kardeş, ailelerinin Güney
Kıbrıs'taki 15 dönüm bağ ile 15 dükkânlı iş
hanının kendilerine iadesi, uğradıkları maddi ve
manevi zararın karşılanması için Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurdu. Kardeşler,
başvurunun "kabul edilebilirlik" incelemesini geçmesi halinde en
az 7 milyon Euroluk maddi ve manevi tazminat davası açacak.
Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin
Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen
Bayer'in avukatı Aslı Aksu, AİHM'e başvurarak,
müvekkillerinin Limasol'daki mallarının iadesini talep etti.
Avukat Aslı Aksu, AA muhabirine konuyla ilgili
yaptığı açıklamada, başvurunun, "Türklerin
itibarının iadesi" anlamında kabul edilmesi
gerektiğini belirterek, davanın açılması halinde
AİHM'in bu konudaki objektifliğinin sınanacağını
kaydetti.
Başvurunun, "kabul edilebilirlik" incelemesini geçmesi
halinde en az 7 milyon Euroluk manevi ve maddi tazminat talebiyle dava
açacaklarını ve Limasol'daki mülklerin iadesini isteyeceklerini ifade
eden Aksu, Rum kesimindeki iç hukuk yollarının tükendiğini,
ardından AİHM'e başvurduklarını söyledi.
Mülkiyetlerin iadesi konusunda ilk başvuru
Avukat Aksu, müvekkillerinin, 1974 öncesinde Limasol'un önde gelen
zenginleri arasında yer alan fabrikatör bir ailenin çocukları
olduğunu, Gökçen Bayer'in eşinin Rumlar tarafından
kaçırıldığını ve kayıp eşinden halen
haber alamadığını; Mümin Çakartaş'ın o dönem
işkence gördüğünü; Hasan Hüseyin Çakartaş'ın İngiltere'ye
kaçarak bu ülkenin vatandaşlığına geçtiğini, Nejla
Çağış'ın ise o dönemde gizlice KKTC'ye girdiğini
anlattı.
Bu kişilerin ailesinin mal varlığının
savaş sonrasında ellerinden alındığını ifade
eden Aksu, dosyanın, mülkiyetlerin iadesi konusunda AİHM'e
yapılan ilk başvuru olduğuna dikkati çekti.
Aksu, bugüne kadar AHİM'e hep Rum vatandaşlarının
KKTC'deki toprakları ve gayrimenkulleri için dava
açtığını ve kazandıklarını belirterek, KKTC
makamlarının ise Rumların KKTC'deki malları için "Mal
Tazmin Komisyonu" kurduklarını, Rumların mallarına
ilişkin taleplerini bu komisyon aracılığıyla
karşıladıklarını söyledi.
"Kıbrıslı Türklerin haklarını arama
zamanı geldi"
Dünya kamuoyunun 1974 yılında Kıbrıs'ta
yaşanan olaylarda hep Rumların mağdur olduğunu
düşündüğünü ifade eden Aksu, o dönemde Kıbrıslı
Türklerin de mağdur olduğunu ve haklarının ihlal
edildiğini belirtti.
"Şimdi Kıbrıslı Türklerin haklarını
arama zamanı geldi. Bu hukuki mücadele onların hakkını
arama mücadelesidir" diyen avukat Aksu, müvekkillerinden Hasan Hüseyin
Çakartaş'ın İngiltere vatandaşı olması nedeniyle
AİHM'in davayı kabul etmesi halinde kendi vatandaşının
hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle İngiltere'nin de
davaya müdahil olabileceğini kaydetti.
Loizidou davası emsal olacak
Aksu, AİHM'e gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı
Titiana Loizidou hakkında verilen ve Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat
ödemesine hükmedilen kararı da emsal olarak gösterdi.
Aslı Aksu, Loizidou'nun Girne'deki gayrimenkulünün çok
değersiz bir yapı olduğunu, buna rağmen Türkiye'nin 1.2
milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldığını ifade
ederek, müvekkillerinin mal varlığı karşısında
AİHM'in 7 milyon Euro tazminata hükmetmesinin normal
olacağını söyledi.
Aksu, yüzlerce Kıbrıslı Türkün, Rum kesimindeki
malları için AİHM'e başvuru yapılması konusunda
kendisine müracaat ettiğini, bu kişiler adına da önümüzdeki
günlerde gerekli süreci başlatacağını kaydetti. Aslı
Aksu, AİHM'in yapılan başvuruları reddetse bile bir
başvuruyu "pilot başvuru" olarak değerlendirip
objektiflik ilkesi doğrultusunda kabul etmesi gerektiğini belirtti.
KIBRIS
03/01/07
"Devletten devlete" çözüm ve "tanınma" siyaseti boş çıktı
YENİ SİYASET İÇİN TARTIŞMA
PLATFORMU"...DP Genel Başkanı Denktaş, Kıbrıs
sorunuyla ilgili yeni siyaset belirlemek için tartışma platformu
açmayı hedeflediklerini ifade ederek, iki devlet arasında devletten
devlete çözüm formülünün ve KKTC tanınsın siyasetinin bir yere
varmadığını kaydetti
Yeliz K. SARICA
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş,
2007'de Kıbrıs sorununda hareketlenme beklemediğini söyledi ve
"43 yıldır BM zemininde devam ettirilen görüşmeler süreci
bizi çözüme taşıyamadı. Bundan böyle de taşıyamayacak.
Rumlarla müşterek ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm
mümkün değil. Bu net olarak görülmüştür" dedi.
2007'de beklentilerine ilişkin KIBRIS'a özel demeç veren
Denktaş, tartışma platformu açmayı hedeflediklerini,
tıkanmış olan Kıbrıs sorununun BM zemininde devletten
devlete çözüm siyaseti yerine yeni siyaset belirleme konusunda
tartışma ortamı yaratılacağını kaydetti.
İki devlet arasında devletten devlete çözüm formülünün ve
KKTC tanınsın siyasetinin bir yere varmadığını
ifade eden Denktaş, başka formüller beklemek yerine, Kıbrıs
Türkü'nün kendi içinde tartışarak formüller üretmesi gerektiğini
vurguladı.
Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümünde 2008
yılının son nokta olduğunu söyledi ve "2008'e kadar
çözüm bulunmazsa kendi yolumuzu çizmeliyiz. 2007 yılı bu maksatla
kendi içimizde tartışarak, Lefkoşa kararlı yeni formülleri
üretmeliyiz" dedi.
"Rum tarafı, ticaretin serbestleşmemesi için gerekeni
yapacak"
Serdar Denktaş, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
onaylanacağını, bunun ardından hem Türkiye'ye hem KKTC'ye
'biz sözümüzü tuttuk izolasyonları kaldırdık' söylemini
gerçekleştirmeye çalışacaklarını, bunun KKTC için
büyük bir tehdit olduğunu belirtti.
Denktaş, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ekonomik anlamda
büyük bir getirisi olmadığını, Kıbrıs Türk
ekonomisi için ticaretin serbestleşmesinin çok önemli olduğunu ancak
Rum tarafının böyle bir olanağın tanınmaması için
elinden geleni yapacağını kaydetti.
Denktaş, şöyle konuştu:
"Kıbrıs sorunuyla ilgili Rum yanlısı
taraflardan biri haline gelmiş AB'den büyük beklenti içine girmek hayal
kırıklığı demektir. Ben dış politikada
olduğu gibi, ekonomik konularda da kendi formüllerimizin üretilmesini
istiyorum. Gelişmekte olan ekonomik yapının geriye
döndürülemeyecek bir kurumsal yapıya kavuşturulması, liberal
ekonomik düşünceyi tam anlamıyla ekonomik anlamda uygularken, sosyal
devlet anlayışını koruyabilecek yaklaşım içinde
olmalıyız.
Geçmişte iki düşünce vardı. Biri 'Türkiye bize
yardım etsin, biz bu yardımlarla hayatımızı devam
ettirelim' diğeri de, 'Kıbrıs sorunu çözmekle her şey
çözülecek' anlayışı. Her iki anlayış da eksik,
yanlış ve kendi kendimizi idare etme misyonundan uzak
anlayışlardır. Hiç kimse bize çözüm üretemez. Çözümleri kendimiz
üretebiliriz. Bu anlayışla bakarsak Türkiye'yle iyi ilişkiler
içinde ekonomik yapıyı, KKTC'de yaşayan insanların
durumlarının nasıl olabileceği konusunu, açık
fikirlilikle tartışarak ve geçmiş
alışkanlıkları, siyasi bağlantıları bir
kenara bırakarak oluşturabiliriz. Dış politika gibi
ekonomik konularda, hatta siyasi konularda 2007 yılının
Kıbrıs Türk halkı açısından açık yüreklilikle
fikirlerin ortaya konduğu bir yıl olmasını dileriz."
Tartışma platformu gündemde
DP Başkanı Denktaş, tartışma platformu
oluşturmayı hedeflediklerini söyledi ve "Siyasi bağlantıdan
kurtularak fikirler ortaya konmalı" dedi.
Denktaş, oluşturulacak platformda, akademisyenlerin, sivil
toplum örgütlerinin, Kıbrıs Türk halkının siyasi
bağlantılardan uzak bir şekilde görüşlerini ortaya
koyması gerektiğini ifade etti.
"Hükümeti tanımıyoruz, boykota devam"
Cumhuriyet Meclisi'nde UBP'yle birlikte gerçekleştirdikleri
boykota devam edeceklerini söyleyen Denktaş, UBP'nin
kurullarının yeniden oluşturulduğunu, önümüzdeki günlerde
UBP'yle toplantı yapıp, işbirliklerini devam ettirme yönüne gideceklerini
kaydetti.
Denktaş, şöyle konuştu:
"Hükümet olduğunu kabul etmiyoruz. Çok fazla bir şey
söylemeye gerek yok. 2006 yılını siyasi tarihimizde kara bir
yıl olarak geçirmeyi başardı. İstifa ederek veya oturup
uzlaşarak bir seçim tarihi saptamak suretiyle demokrasiyi
iyileştirmenin yollarını bulmak zorundadırlar. Eğer,
CTP, 1990-1992 yıllarında söylediklerine dönüp bakarsa ve özünü
araştırırsa bunun formüllerini bulacaktır. Herhangi bir
beklenti gafleti içinde değiliz. Hükümeti, yapay bir oluşum olarak
görmekteyiz. Bundan en erken zamanda kurtulma ümidindeyiz.
Kazasız, belasız, Kıbrıs Türkünün kendi kendine
güven duyduğu ve saygı gösterdiği, diğer halklardan da
saygı gördüğü bir 2007 yılı dilerim. Tüm
halkımızın da Kurban Bayramı kutlu olsun."
KIBRIS 03/01/07
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 14:08 TSI 04 Ocak 2007 Perşembe
ANKARA
- CHP Muğla Milletvekili Fahrettin Üstünün soru önergesini
yanıtlayan Gül, KKTCnin, eksiksiz biçimde işleyen, örnek bir
demokrasiye sahip olduğunu belirtti.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde birçok seçim ve hükümet
değişikliğinin uluslararası demokrasi kurallarına
uygun olarak cereyan ettiğini vurgulayan Gül, son hükümet
değişikliğinin de bu çerçevede değerlendirilmesi
gerektiğini dile getirdi.
Gül, Türkiyenin, KKTCnin bütün kurum ve kuruluşlarıyla
güçlendirilmesi suretiyle uluslararası alanda hak ettiği eşit
konum, hak ve yetkilerinin tartışılmaz şekilde
korunması gerektiği düşüncesinde olduğunu da söyledi.
AB engel çıkardıkça Türkler içlerindeki
Kemalizm'i keşfediyor
Financial Times gazetesi, Avrupa
Birliği Türkiyenin önüne engel çıkardıkça Türklerin içlerindeki
Kemalizmi keşfettikleri değerlendirmesinde bulundu.
Atatürkün 1933 yılında Türkiyenin
çağdaş medeniyetler seviyesine gelmesi, kültürünün ise
çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkması
gerektiğini söylediğini aktaran Financial Times gazetesi Atatürkün
1938 yılında yaşamını yitirdiğini ancak geride
çok fazla öğüt bıraktığını yazdı.
Hala bu öğütlerin okul kitaplarında ya
da resmi binaların duvarlarında görülebileceği belirtilen
haberde, ancak bunların içinde en muğlak olanların
çağdaş medeniyetler seviyesi ile ilgili olanlar olduğu
değerlendirmesi yapıldı. Haberde, pek çok Türkün bu ifade ile
Avrupanın kastedildiğine inandığı kaydedildi.
TÜRKİYE 2006DA AB İLE KAFA KAFAYA
GELDİ"
Türklerin çağdaş medeniyetlerö
tartışmasıyla şu anda Atatürk döneminde olduğu kadar
ilgilendiği belirtilen haberde, özellikle bu yılın daha da
kritik olacağı ifade edildi. Geçen yıl Türkiyenin AB ile bir kafa
kafaya bir çarpışma yaşadığı belirtilen haberde,
bunun gerekçesinin de Kıbrıs sorunu olduğu belirtildi.
AB ülkelerinde Türkiye
düşmanlığı artarken Ankaraya verilen desteğin de
düştüğü kaydedilen haberde, bu yılın gerek Mayısta
yapılacak cumhurbaşkanlığı gerekse Kasımda
yapılacak parlamento seçimleri nedeniyle önemli olduğu
vurgulandı. Haberde, 2007 yılı sonunda Türkiyenin AB
üyeliği ile ilgili nihai kararı bu yılın sonunda vermese de
2007de Ankaranın üyeliği meselesinin açıklığa
kavuşacağı yorumu yapıldı.
ABnin Türkiyede özellikle ordunun rolünü
eleştirdiğini hatırlatan Financial Times gazetesi, silahlı
kuvvetlerin 1923 yılından bu yana kendilerini cumhuriyetin koruyucusu
olarak gördüğünü vurguladı.
ORDU EN SON 1997DE DARBE YAPTI"
Haberde, İkinci Dünya Savaşından
bu yana ordunun Türkiyede 4 kez darbe yaptığı, bunlardan
sonuncusunun da 1997 yılında yaşandığı ancak
bunun tankların sokaklarda yürümediği post modern bir darbeö
olduğu ifade edildi.
ABye üyeliğin Türkler için bir kader
değil bir seçim olduğu vurgulanan haberde, Türklerin önlerine
çıkan engelleri gördükçe içlerindeki Kemalizmi keşfettiği
vurgulandı.
MILLIYET 04/01/07
Ertuğrul
Özkök ne kadar kıskansa yeri
Bulgaristan ile
Romanya'nın AB üyelikleri, yalnızca kaçan trenlerimize değil,
düşe kalka giden demokrasimize de ayna tutuyor
04/01/2007
RADIKAL
Bulgaristan ve Romanya 1
Ocak 2007'de Avrupa Birliği üyesi oldular. İki komşumuzun tarihindeki
bu önemli dönüm noktası, Sofya ve Bükreş'te yeni yıl ile gelen
bir bayram olarak kutlanırken, Türk medyasında pek az yer bulabildi.
Ertuğrul Özkök'ün dünkü Hürriyet'teki 'kıskançlık' itirafı
hem doğru, hem yerinde.
Bulgaristan ve Romanya'nın üye adaylıklarının tescil
edildiği 1997 Lüksemburg zirvesi ardından, dönemin
başbakanı Mesut Yılmaz'ı izlemek amacıyla Sofya'ya
yaptığımız bir geziyi hatırladım yazıyı
okurken. Yılmaz, AB'nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti dahil 10 üyeyi
adaylığa ehil sayıp Türkiye'yi dışlamasına tepki
olarak, AB ile bütün siyasi ilişkilerin askıya
alındığını ilan etmişti. Yılmaz'ın
temaslarını izlerken Bulgaristan'ın bir film aktrisi kadar
alımlı yeni dışişleri bakanı Nadejda Mihailova
ile de o dönem çalıştığım NTV için bir röportaj yapmıştım.
Mihailova, Todor Jivkov rejimine karşı mücadele vermiş bir insan
hakları savunucusu idi. Yeni rejimle iktidara gelen genç ekibin
dışişleri bakanı olmuştu. Jivkov rejiminin benim için
de ayrı bir anlamı vardı. Bulgaristan Türklerinin zorla asimilasyonu
kampanyasında hâlâ Romanya sınırına yakın Razgrad'da
yaşayan akrabalarım da zarar görmüşlerdi. İsminin
değiştirilmesini kabul etmediği için meşum Belene
Kampı'na girip çıkmaya yaşı ve kalbi izin vermeyen Hüseyin
amcayı burada rahmetle anmak isterim.
Nadejda hanımın,
röportaj öncesi kamera açılarını düzenlerken, arka planda Bulgar
bayrağı ile birlikte AB bayrağının da görünmesine özel
bir önem verdiğini hatırlıyorum. Bir vizyonu, ülkesinin
geleceğine, ufkuna ilişkin bir bakışı vardı.
Süleyman Demirel'in deyimiyle 'kendi ülkelerinin iyi vatandaşları
olan' Bulgaristan Türklerinin çoğunlukla üye olduğu ancak etnik
milliyetçilikten özellikle kaçınan Halklar ve Özgürlükler Hareketi'nin
koalisyon ortaklığında ve bu vizyonla AB üyeliğine yürüdü
Bulgaristan.
Romanya'da hiç yıkılmaz sanılan Nikolai Ceaucescu rejiminin saat
saat nasıl çöktüğüne ilişkin yaptığımız
haberleri daha dün gibi hatırlıyorum.
O Romanya ve o Bulgaristan bugün AB üyesi olmuşlarsa, değişmeden
kalmakla övündükleri için değil, değiştikleri ve
değişmekle övündükleri içindir.
Türk kamuoyunun halen AB'ye kırgın ve kızgın olması
doğal. Kıbrıs ve diğer konulardaki ikiyüzlülük, çifte
standart kabul edilebilir gibi değil.
Bir de madalyonun diğer yüzü var. Öncelikle şu 1963 Ankara
Anlaşması'ndan beri AB ile ilişkimiz
kandırmacasını bir yana bırakmamız gerekiyor. Çünkü 45
yıldır AB ile ilişkimizin sağlıklı şekilde
sürdüğü, Türk'ün Türk'e propagandasında başka bir şey
değil.
Devrik Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın 27 Mayıs 1960 darbesi
ardından tutuklu olarak Yassıada'ya götürülürken daha sonra idam
edilecek devrik dışişleri bakanı (ve geleneksel
Kıbrıs politikasının ilk mimarı) Fatin Rüştü
Zorlu'ya, Ortak Pazar'la münasebetlerimizin son durumu anlatmasını
istemesinden, İsmet İnönü'nün istediğimiz zaman çıkabiliyorsak
mesele yok diye '63 anlaşmasını imzalanmasından bu yana
neler mi oldu?
Örneğin 12 Mart 1971 darbesi oldu. 1974 Kıbrıs Harekâtı
oldu. Bu harekât sonunda Yunanistan'daki cunta yıkıldı, sivil
demokrasi kurulmaya başladı. 1978'de Yunanistan'la birlikte
başvurmamız teklifini merhum Bülent Ecevit
danışmanlarının 'Onlar ortak, biz pazar mı
olacağız' telkiniyle geri çevirdi. 12 Eylül 1980 darbesinin ilk
icraat olarak Yunanistan'ın NATO askeri kanadına dönüş izni
verilince Yunanistan AB üyesi oldu, Türkiye AB ile uzun yıllar
sıfır ilişki düzeyinde kaldı. Eğri oturup doğru
konuşalım, ABD'nin zorlamasıyla 1999'da Helsinki zirvesinde
adaylığa ehil olduğumuz tescil edilene dek, Türkiye'de Avrupa
uyumu doğrultusunda dişe dokunur hiçbir şey yapılmadı.
Ne yapıldıysa biraz Ecevit'in son koalisyon döneminde, büyük ölçüde
de 2002 seçimleri ardından AK Parti hükümetleri döneminde, CHP'nin
'olmazsa olmaz' desteği ile yapıldı. Tayyip Erdoğan,
Abdullah Gül ve Deniz Baykal'ın AB zeminindeki işbirliğinin
Türkiye'ye kazandırdıkları, bugünün
sıcaklığında değil, ileride daha iyi
anlaşılabilir.
Ertuğrul Özkök kıskanmakta haklı, ben de kıskanıyorum
komşularımı, orada artık AB üyesi bir ülkenin
haklarına sahip akrabalarımı. Ama kıskanmak yetmiyor, biraz
ufuk ve biraz sebat gerekiyor.
Duvarı yıkmamak için bahane arıyorlar
Simerini gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
Lokmacı köprüsünün kaldırılacağını ancak gümrük
binaları ile KKTC'nin sembollerinin
kaldırılmayacağını açıkladığını
belirtirken, Kıbrıs Türk tarafının bu koşullar
altında Rum Yönetimi'nin "Ledra Yolu'nun" açılmasına
onay vermeyeceğini "çok iyi bildiği" iddiasında
bulundu
Lokmacı Barikatı'nın açılması amacıyla,
Kıbrıs Türk tarafının buradaki köprüyü kaldırma
kararına karşın, Rum Yönetimi'nin talepleri arasında
bulunan gümrük binaları ile KKTC'ye ait sembollerin de
uzaklaştırılması talebinin kabul görmediği bildirildi.
Rum basını, bu konuda, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın açıklamalarına yer verdi.
Simerini gazetesi : "Dizi Film Devam Ediyor - Köprü Gidiyor
"Gümrük" ve Semboller Kalıyor" başlıkları
altında verdiği haberinde, "Kıbrıs Türk
tarafının Ledra yolundaki köprü hakkındaki niyetlerinin gün
geçtikçe daha da netleştiğini, yasadışı köprünün
kaldırılması işleminin başlamış
olmasına karşın bunun Ankara ve sahte devletin iyi niyet
gösterdikleri anlamına gelmediğini" iddia etti.
Gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
yaptığı açıklamada, Lokmacı köprüsünün
kaldırılacağını ancak gümrük binaları ile
KKTC'nin sembollerinin kaldırılmayacağını
açıkladığını belirtirken, Kıbrıs Türk
tarafının bu koşullar altında Rum Yönetimi'nin "Ledra
Yolu'nun" açılmasına onay vermeyeceğini "çok iyi
bildiği" iddiasında bulundu.
Gazete, Rum hükümetinin Lokmacı Barikatı'nın
açılması için öngördüğü ve daha önce BM'ye iletmiş
olduğu koşullarda ısrarlı olduğunu, barikatın
açılması konusunun Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik
Büro Şefi Tasos Conis ile Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev arasında yapılacak bir sonraki
görüşmede ele alınmasına kesin gözüyle
bakıldığını ifade etti.
Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri ve
Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarını şu
başlıklarla yansıttı :
Haravgi gazetesi: "Kıbrıs Türk Liderliği 2007'de
Müzakerelerden Bahsediyor - Gözleri Her Zaman Sözde İzolasyonun
Kaldırılmasında..."
Alithia gazetesi: "Gelişmeler Bizi Hali Hazırda
Baskı Altında Alıyor - Kıbrıslı Türkler 2007
İçerisinde Kıbrıs Sorununun Özüne İlişkin Müzakereler
Öngörüyorlar - Duvarımızı da Yıkmak İstiyor..."
Mahi gazetesi: "Talat Köprü İçin Mazeret Arıyor -
Kıbrıs Rum Tarafını Milliyetçilikle ve Duvarı
Yıkmayı İstememekle Suçluyor..."
KIBRIS 04/01/07
Bayramda binlerce geçiş
BARİKATLARDA BAYRAM HAREKETLİLİĞİ...
Yılbaşı ve Kurban Bayramı dolayısıyla kuzey ile
Güney Kıbrıs arasındaki giriş-çıkış
noktalarında hareketlilik yaşandı. Lefkoşa'da Ledra Palace,
Metehan, Mağusa bölgesindeki Beyarmudu ve Akyar sınır
kapılarından, 31 Aralık 2006-2 Ocak 2007 tarihleri
arasında, toplam 11 bin 249 Kıbrıslı Türk Güney
Kıbrıs'a geçerken, 5 bin 469 Rum da Kuzey Kıbrıs'a geldi
Gizem ÖZGEÇ
Yılbaşı ve Kurban Bayramı dolayısıyla
Kuzey ile Güney Kıbrıs arasındaki
giriş-çıkış noktalarında hareketlilik
yaşandı.
Lefkoşa'da Ledra Palace, Metehan (Kermiya), Mağusa
bölgesindeki Beyarmudu ve Akyar sınır kapılarından, 31
Aralık 2006-2 Ocak 2007 tarihleri arasında, toplam 11 bin 249
Kıbrıslı Türk Güney Kıbrıs'a geçerken, 5 bin 469 Rum
da Kuzey Kıbrıs'a geldi.
Rakamlar bayram tatilini fırsat bilen Kıbrıslı
Türklerin, Rumlara oranla iki misli geçiş yaptığını
gösteriyor. Tüm barikatlarda geçiş yapmak isteyen gerek Kıbrıslı
Türklerin gerekse Kıbrıslı Rumların oluşturduğu
kalabalık görüntüler de istatistikleri ispatlar nitelikte.
3 günde 11 bin 249 Kıbrıs Türkü güneye geçti
Üç gün boyunca, tüm barikatlardan, toplamda 11 bin 249
Kıbrıslı Türk Güney'e geçti, 11 bin 710 kişi ise
çıkış yaptı. Yine üç gün boyunca beş bin 469
Kıbrıslı Rum'un Kuzey'e geldiği görülürken, 5 bin 499
Rum'un da çıkışı olduğu belirtildi. Öte yandan üç gün
süresince toplam 4 bin 6 üçüncü dünya ülkesi vatandaşı da Kuzey'e
geldi.
En fazla geçiş Bayram'ın üçüncü gününde
Bayramın birinci günü olan 31 Aralık 2006 tarihinde,
sınır kapılarından bin 399 Kıbrıslı Türk
Güney'e giderken, bin 519 Türk de çıkış yaptı. Aynı
gün Kuzey'e gelen Rumların sayısı ise bin 212 oldu. Üçüncü dünya
ülkelerinin vatandaşlarından ise bin 057 kişi Kuzey
Kıbrıs'a geçiş yaptı.
Kurban Bayramı'nın ikinci gününde, 1 Ocak tarihinde, bin 919
Kıbrıslı Türk, Güney'e gitmeyi tercih ederken, Güney'den bin 793
Kıbrıslı Rum KKTC'ye giriş yaptı. Üçüncü dünya
ülkelerinin vatandaşlarından gelenlerin sayısı ise 882
oldu.
Önceki gün ise, Kıbrıslı Türklerin, Güney'e en fazla
geçiş yaptıkları gün oldu. 2 Ocak günü, 7 bin 931
Kıbrıslı Türk, Güney Kıbrıs'a giriş yaparken, 8
bin 158 Türk de çıkış yaptı.
Güney'den ise aynı gün 2 bin 462 Rum Kuzey'e gelirken, 2 bin 404
Rum'un çıkış yaptığı belirtild
KIBRIS
04/01/07
By Vincent
Boland
Published:
January 3 2007 22:52 FINANCIAL TIMES
In 1933 Mustafa Kemal Atatürk, the father of modern Turkey, threw down a
tantalising challenge to his countrymen on the 10th anniversary of the
founding of the republic: We shall raise our country to the level of the
most prosperous and civilised countries ... we shall raise our national
culture above the level of contemporary civilisation, he said.
Atatürk, who died in 1938, bequeathed many exhortations to the Turks. Some
are pithy, some are apocryphal and one or two are even wise. They can be
found today in school textbooks and engraved on the walls of official
buildings. But the reference to contemporary civilisation is more
ambiguous than most. It is generally assumed by Turks that he meant that
Turkey, once the heart of the Ottoman Empire, should become European. He
admired French republicanism and the British parliamentary system and under
his leadership Turkey adopted the weekend, western dress and an army on the
French model, beginning a journey westward that continues more than 80 years
later.
But the ambiguity of the remark, long overlooked, seems prophetic today.
Inside Turkey, the debate about contemporary civilisation is as pertinent
now as it was in Atatürks time and this year will be critical in shaping
its outcome. Last year Turkeys long-held ambition to join the European
Union suffered a head-on clash with reality. The negotiating process is now
partly frozen because of a dispute with Brussels over Cyprus.
Hostility in some EU countries to Turkeys membership is increasing, while
support for membership among Turks is falling. This year, two events will
have a decisive impact on Turkeys European ambition. Turkeys parliament is
due to elect a new president in May in a process that could change the
countrys political dynamic, especially if Recep Tayyip Erdogan, the prime
minister, seeks the presidency (he has not ruled out such a move). Also,
parliamentary elections slated for November could usher in a coalition
government that lacks the singlemindedness with which Mr Erdogans ruling
neo-Islamist Justice and Development party has pursued EU membership.
By the end of 2007, Turkeys relationship with Europe will not be decided
but it may be clarified. The elections will take place against a background
of a profound change in public consensus on the EU. When Turkey began its
accession process to join the EU in 2004, support for membership stood above
two-thirds. Now it is about 35?per cent, according to a recent opinion poll
in Milliyet, a daily newspaper. The decline is matched by rising suspicion
of the west more generally. The German Marshall Fund of the United States,
in its 2006 Transatlantic Trends survey, showed that Turkeys attitude
towards the US, on a 100-point scale, declined from 28 in 2004 to 20 in
2006, and towards the EU from 52 to 45.
This about-turn in perceptions is shaking the faith of even the truest
believers in the countrys European destiny. Umit Boyner, a businesswoman
who heads a corporate initiative to promote Turkey in the EU, says: Most of
us wanted to believe that the EU meant democracy and minority rights and
womens rights and fighting corruption. Now we see this phobia about Turkey,
this feeling that we are not wanted by other Europeans, and we are asking
ourselves: Is this really the Europe we believed in, or were we kidding
ourselves?
The EUs failure to honour a commitment to end the isolation of Turkish
Cypriots in northern Cyprus is the most obvious cause of this change in
sentiment. The recent vote in the lower house of the French parliament to
make it a crime to deny that the massacre of Armenians in 1915-16 was
genocide created much bitterness. It also led to a backlash against France,
perceived as the most formidable opponent of Turkeys EU membership.
The EUs constant focus on minority rights and the role of the armed forces,
mixed with the perception among large numbers of Turks of rising
Islamophobia in Europe, has added to the feeling that the EU is casting
around for an excuse to say a final No to Turkeys membership. EU officials
insist, however, that the human and political rights of prospective members
are always closely scrutinised and that the door to Turkey remains open.
Cengiz Aktar, a professor and staunch pro-European at Bahcesehir University
in Istanbul, says the tone of the debate in some EU countries suggests that
Turkey is being made to address a question that no other member state has
had to address: whether it is a European country. Nobody questions the
Europeanness even of Cyprus, which is closer to the Middle East than
Ankara, but Turkeys Europeanness is under question, he says.
Turkey is different from other aspiring EU member states in crucial
respects. Most of the formerly communist countries that have joined the EU
since the end of the cold war saw their destiny in Europe or were seduced by
Europes famed soft power its ability to persuade countries to transform
themselves, with the promise of membership, into stable democracies. This is
not the case with Turkey, a country with an embedded sense of identity based
on a distinctly hard nationalism inherited from Atatürk and the founders of
the republic through an ideology known as Kemalism.
Among its tenets are an unwavering belief in the soundness of Turkeys
constitutional arrangements which dictate a delicate balance between the
state and the citizen and parliament and the military and fidelity to the
founding myths of the republic. These tenets are perceived, in some cases,
to be antithetical to European norms as set out in the Copenhagen Criteria
a set of political objectives that aspiring EU members must achieve to get
in.
One of the most serious ideological clashes between Turkey and the EU
concerns the role of the military. Since 1923, Turkeys armed forces have
seen themselves as the guardians of the republic and have staged four coups
détat since the second world war (the fourth, in 1997, was a post-modern
coup without actual tanks in the streets) as if to prove the point.
Turkeys armed forces, a popular and monumentally self-important
institution, have agreed to greater civilian control of military affairs,
including budget supervision, as part of the EU process. But whether Turkey
is institutionally ready to accept a complete subordination of the military
to civilian authority, as the EU would require, is one of the central
ambiguities of the countrys European ambition. There are occasional signs
that the ostensibly pro-EU general staff is unconvinced that its vision of a
strong, centralised, sovereign Turkey is consistent with the countrys EU
membership.
If the military is undecided, so is the broad spectrum of public opinion.
For Turkey, joining the EU is a choice rather than a destiny. Because they
view it as a choice and see the decks increasingly stacked against them,
many are starting to rediscover their inner Kemalist. Turks are openly
questioning whether European norms or values are in any way superior to
those they already hold.
Kemalism may merely be a grander name for hard Turkish nationalism, suffused
with a strong sense of republicanism, sovereignty and self-reliance. But
whatever it is called, it is posing a direct challenge to the EUs soft
power.
Sedat Laciner, director of the International Strategic Research
Organisation, a think-tank in Ankara, says Turkeys experience of its EU
accession process is of a piece with its experience of other
western-inspired developments in Turkeys neighbourhood in the past five
years especially the invasion of Iraq, which remains hugely unpopular
among Turks, and the plight of the Palestinians. All of these have changed
Turkish attitudes to the EU, with the result that the EU is losing the most
important tool in its arsenal, which is its ability to persuade Turkey to do
as it asks, Mr Laciner says.
Suat Kiniklioglu, director of the Ankara office of the German Marshall Fund
of the United States, sees a direct historical parallel between Turkeys
most recent bout of suspicion of Europe and a similar attitude provoked in
the late 19th century by the agitation of foreign powers for minority rights
in the Ottoman Empire which in practice would have given European citizens
living there almost colonial-style privileges.
The dynamic of Turkeys relationship with the EU, where every aspect of its
modern identity and history appears to be a legitimate target for European
scrutiny and criticism, is almost a replay of a time that invokes Turkeys
worst fears about disintegration, about our unity being broken, about an
undue emphasis on minorities and people of non-Turkish stock, Mr
Kiniklioglu says. By hitting Turkey on its most sensitive issues, he adds,
the EU has overplayed its hand as far as the impact of its soft power is
concerned.
The EU accession process has stimulated important reforms in Turkey such
as changes to the countrys penal code and abolition of the death penalty.
But some commentators say the accession agreement between Turkey and the EU
contains the seeds of its own failure, because it does not offer Turks a
guarantee of membership. It is the first time such a pledge has been
withheld from a candidate country. Ahmet Evin, director of the Istanbul
Policy Centre at Sabanci University, says this fact compromises the EUs
ability to use moral suasion to encourage Turkey to reform in the way that
would satisfy European public opinion. The ability of the EU to Europeanise
Turkey is fatally undermined by this lack of commitment, he says.
A dialogue of the deaf would therefore appear to be preordained between
Turkey and Europe. A curious side-effect has been the manner in which
Turkish people are now turning on the EU with the message that without
Turkey, the EU is doomed. Mr?Erdogan has transformed his argument for
Turkeys membership from one of civil rights, economic stability and greater
democracy to one couched in religious and civilisational terms.
Businesspeople are also increasingly likely to lecture the EU as they did
at a recent World Economic Forum conference in Istanbul about how Europe
needs Turkeys young workforce, which is mainly unskilled, and its market,
which is large but relatively poor. Some observers say this argument is
indicative of the sometimes overblown notions Turks harbour about their
countrys strategic importance and urge a little modesty. We have to
remember that we are the ones who want to join the club, Ms Boyner says.
Others say the basis of Turkeys engagement with and understanding of the EU
needs to adapt to todays realities. The pro-EU argument in Turkey is
overstated by its supporters, says Ercan Uygur, professor of economics at
Ankara University. He says it was shaped initially by a lack of information
about the EU and now by a misunderstanding of what the EU might mean for
Turkey.
The EU is a choice for Turkey that should not be based on a
misunderstanding. When it comes to a choice an informed choice most
Turks would still choose the European Union, Prof Uygur says.
Talat barikat
iddiasını yalanladı
KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı barikatı nedeniyle ordu ile
arasında anlaşmazlık olduğu iddialarını
yalanladı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:14 TSI 05 Ocak 2007 Cuma
ANKARA
- Kuzey Kıbrısta, Rum Kesimine açılması planlanan Lokmacı
barikatı kapısının, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile ordu arasında anlaşmazlığa yol
açtığı öne sürüldü. Talatın apar topar Ankaraya gelerek,
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinin
nedeninin de bu sorunun aşılması olduğu belirtiliyor.
Rum yönetiminin, geçiş
kapısını açmamak için gerekçe gösterdiği köprünün
yıkılmasını isteyen Talat, komutanların
itirazıyla karşılaştı. Bu itiraz nedeniyle,
çalışma başlatılamadı. Bayram tatilinde
İstanbulda Başbakan Erdoğanla bir araya gelen Talat, konuyu
anlattı ve kararında ısrarlı olduğunu belirtti.
Erdoğanın, Dışişleri Bakanı Gülün konuyla
ilgilenmesini istemesi üzerine Talat bugün Ankaraya geldi.
Talat, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve
Dışişleri Bakanı Gülle yaptığı
görüşmelerin ardından Lokmacı barikatı
kapısıyla ilgili herhangi bir sorunun
yaşanmadığını, bu konuyu ele
almadıklarını savundu.
Kapının açılması yönündeki kararlarının geçerli
olduğunu belirten Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğluyla arasında
gerginlik bulunduğu iddiasını da yalanladı.
Böyle bir lüksümüz olabileceğini düşünmüyorum diyen Talat,
değişik fikirler ve yetki karmaşasına yol açabilecek
durumlar olabileceğini ancak yakın işbirliğini
sürdürdüklerini söyledi.
KKTC sınır kapısı için kararlı
5 Ocak, 2007 17:22:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC lideri Mehmet Ali Talat, Lokmacı
Sınır Kapısı'ndaki üst geçidin kaldırılması
konusunda Genelkurmay Başkanlığı ile aralarında bir
sorun bulunmadığını kaydetti. Üst geçidin, KKTC ile Rum
kesimi arasında yeni bir geçiş noktası olacak Lokmacı
Sınır Kapısı'nın açılmasına engel
olduğu ileri sürülüyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta
halen sadece ilan edilmiş ateşkes koşulları
bulunduğunu ve bu nedenle askeri konularla siyasetin iç içe geçmiş
durumda olduğunu söyleyerek, Lokmacı sınır
kapısındaki üst geçidin kaldırılması
kararlarının kendileri açısından geçerli olduğunu bildirdi.
Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
görüşmesinden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Talat, Türkiye'de Lokmacı Kapısı'yla ilgili farklı bir ses
yükselip yükselmediği konusunda da, "Resmi görüş
açısından söylüyorsanız hayır, ama mutlaka
değişik görüşler var ama bunların olması da normaldir.
Bütün bu görüşler medeni bir anlayış çerçevesinde
tartışılır" dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a da nezaket
ziyaretinde bulunduğunu belirten Talat, ordu ile aralarında bir
problem olmadığını belirtti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ayrıca, Rum basınında
çıkan "KKTC'nin Lefkoşa'nın
silahsızlandırılmasını önermeye
hazırlandığı" yönündeki bir habere ilişkin
soruya, "Kıbrıs sorununu çözerek sadece Lefkoşa'nın
değil, adanın bütününün silahsızlandırılması ve
askersizleştirilmesi söz konusu olmalıdır. Bunu kamufle etmek
için Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi gibi çok daha önemsiz bir
konuyu gündeme getirmek, sanıyorum ki doğru değil ve şu
anda böyle bir öneri yapma gibi bir planımız yok"
yanıtını verdi.
Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Kıvrıkoğlu ile arasında bir gerginlik olup
olmadığının sorulması üzerine de, "Sayın
Barış Kuvvetleri Komutanı ile benim aramda, herhangi bir sorun
olması mümkün değil. Böyle bir lüksümüz olabileceğini
düşünmüyorum, çünkü bizim Kıbrıs'ta Sayın Komutanla güvenliğimizin
sağlanması ve devamı açısından yakın
işbirliği içerisinde olmamız gerekiyor ve bu yakın
işbirliğini sürdürüyoruz" ifadesini kullandı.
Başbakan
Soyer de destek veriyor
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer de, Lokmacı'daki üst geçidin,
yeni konjonktür doğrultusunda kaldırılması yönünde genel
bir görüş birliği oluşturulduğunu, ancak Rumların
yarattığı bir kısım yeni argümanlardan dolayı
bazı çevrelerde tereddütler olduğunu, Cumhurbaşkanı
Talat'ın bu tereddütleri gidermeye
çalıştığını söyledi.
Başbakan Soyer, Lokmacı'daki üst geçidin kalkması konusunda
sivil otoriteyle askeri otorite arasında çatışma olup
olmadığı yönündeki bir soruya karşılık,
Talat'ın, Başbakan, Dışişleri Bakanı,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) ve Güvenlik Kuvvetleri
komutanlarıyla Cumhurbaşkanlığı'nda
yaptığı toplantıda, yeni konjonktür doğrultusunda,
köprünün kaldırılması konusunda genel bir görüş
birliği oluşturulduğunu söyledi.
Soyer, ''Ancak (Rum yönetimi lideri Tasos) Papadopulos yönetiminin bu
barikatı açmama ve utanç duvarını yıkmama için gündeme
getirdiği 'semboller kaldırılsın' gibi yeni argümanlar öne
sürmesi, bazı çevrelerde tereddüt oluşmasına neden oldu. Bizim
bu tereddütlere yenilmememiz lazım'' dedi.
Lefkoşa'da
'duvarı yıkın' eylemi
Bu arada Lefkoşa'daki Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği,
Lokmacı barikatında eylem yaparak, Kıbrıs Rum halkına
Ledra caddesindeki duvarı yıkması çağrısında
bulundu.
Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği Başkanı Tanju
Müezzinoğlu, "esnaf olarak Lokmacı köprüsünün tavizlerin simgesi
olmasını istemediklerini ve Rumların tek taraflı,
sınır tanımayan, adil ve kalıcı çözümden uzak
taleplerini kabul etmediklerini" belirtti.
Müezzinoğlu, "Papadopulos, önce 'Köprü kalksın, duvarı
sonra yıkarız' dedi, şimdi 'Sadece köprünün kalkması yetmez,
semboller de, bayraklar da kalksın' diyor. Ana hedef, Arasta esnafına
katkı değil, 1963 sınırlarına dönülmesini
sağlamaktır. Peki sonra?!''
"Rum yönetimi, beyinlerindeki duvarı ve sınırdaki
duvarı yıkmadan, biz de köprüyü yıkmayız" diyen
Müezzinoğlu, "Buradan hep birlikte Kıbrıs Rum halkına
sesleniyoruz ve diyoruz ki; eğer adil ve kalıcı bir çözüm
istiyorsanız ve eğer liderlerinizin '2007 yılı çözümsüzlük
yılı olacak' iddialarını gerçekten desteklemiyorsanız,
gelin Ledra caddesindeki duvarınızı yıkın! Biz de sizi
destekleyelim ve sizinle aynı zamanda o köprüyü yıkalım"
dedi.
Lokmacı kapısında düzenlenen eyleme bazı sivil toplum
örgütleri ve bazı siyasi partiler de destek verdi. KKTC ve Türk
bayrakları taşıyan eylemciler, "Bayrağa uzanan eller
kırılsın", "Kıbrıs Türktür Türk
kalacak", "Devletimizi ilelebet yaşatacağız",
"Enosis'e hayır" şeklinde sloganlar attı.
Eylemin yapıldığı bölgedeki bazı duvarlara ise,
"Rumlara sesleniyoruz, gelin Lokmacı kapısını birlikte
açalım", "Rumların dediği olmayacak" yazılı
afişler asıldı.
|
||
|
|
||
|
A.A |
||
|
|
||
|
KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KKTC'deki Lokmacı Üst Geçidinin
kaldırılmasıyla ilgili olarak Genelkurmay
Başkanlığı ile aralarında bir sorunun
bulunmadığını söyledi. Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile
Dışişleri Bakanlığında bir araya gelen Talat,
iki saat süren görüşmenin ardından basın
mensuplarının sorularını yanıtladı. Talat,
Türkiye'de olması vesilesiyle bir değerlendirme
çalışması yapma fırsatını bulduğunu
belirtti ve bunun çok yararlı olduğu görüşünü dile getirdi. Türkiye'nin
AB sürecinde yepyeni bir döneme girdiğini, Aralık zirvesiyle bu
sürecin farklı bir konuma geldiğini ifade eden Talat, bunun
Kıbrıs bağlantısının "hep var
olduğunu" kaydetti. Talat şöyle devam etti: "Bizler
her ne kadar iki süreci birbirinden tamamen farklı olarak görmüş
olsak bile, karşılıklı bağımlılık
ilişkisi çerçevesinde Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin tüm
ilişkileri ilişkili hale geldi. O bakımdan zaman zaman ve mümkün
olan en yüksek sıklıkla bir araya gelmek ve bu
değerlendirmeleri hayata geçirmek gerekiyor. Onlardan birini
gerçekleştirmiş olduk." "Kıbrıs
Türk tarafı olarak politikamızda herhangi bir değişiklik yapmış
değiliz" diyen Talat, Kıbrıs sorununun bütünlüklü
çözümünün BM zemininde gerçekleşmesi politikasını
sürdürdüklerini kaydetti. Talat,
AB'nin Kıbrıs Rum tarafını sorunun çözümüne teşvik
etmesi dışında doğrudan doğruya Kıbrıs
sorununun çözümünde bir rol oynayamayacağı
politikalarının da devam ettiğini ifade etti. Bundan
sonraki dönemde de Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin
Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde bütünlüklü çözümünü desteklemeye
ve kendi üzerine düşeni yapmaya devam edeceğini belirten Talat, yaptığı
görüşmelerin de bu çerçevede olduğunu ve "çok
yararlı" geçtiğini yineledi. Görüşmelerinde,
Lokmacı'daki üst geçidin kaldırılmasının ele
alınıp alınmadığı ve Genelkurmay
Başkanlığı ile aralarında bu konuda bir sorunun
bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Talat,
"Hayır bu konuyu görüşmedik. Bu konu değildi, gündem
maddemiz" dedi. Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a nezaket ziyaretinde
bulunarak, genel bir görüşme yaptığını belirten
Talat, esas siyasi değerlendirmenin Dışişleri
Bakanlığında yapıldığını kaydetti.
Talat, "Böyle bir sorun yok aramızda" diye konuştu. Talat'ı
bakanlık kapısında karşılayan Gül, görüşmenin
ardından KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı yine kapıya
kadar uğurladı. |
HURRIYET 05/01/07
|
||
|
|
||
|
ANKA |
||
|
|
||
|
Avrupa Parlamentosu'nda Georgius
Karatzaferis'in "İmroz ve Gökçeada'da el konulan mülkler
sahiplerine geri verildi mi, Türkiye Yunanca eğitime izin verdi
mi?" şeklindeki soru önergesini yanıtlayan Olli Rehn, Türkiye'nin
azınlıkların yasal açıdan korunmasını garanti
etmesi gerektiğini bildirdi. Yanıtında "Komisyon,
Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada (Tenedos) adalarındaki Yunan
azınlığa ait nüfusla ilgili problemlerden
haberdardır" diyen AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi
Olli Rehn, 2006 Ocak ayında kabul edilen Katılım
Ortaklığı Belgesi'nin Türkiye'nin azınlık
hakları ve azınlıkların kültürel haklarının
korunması alanında karşılamak zorunda olduğu
öncelikleri düzenlediğini bildirdi. Olli
Rehn, "Bunlar kültürel çeşitliliği desteklemeyi
azınlıkları uluslararası standartlar ve üye ülkelerdeki
en iyi uygulamalar çerçevesinde korumayı içermektedir. Ayrıca
Türkiye azınlıkların yasal açıdan korunmasını,
özellikle de mülkiyet üzerindeki tasarruf hakkı söz konusu olduğunda
garanti etmelidir" dedi. |
HURRIYET 05/01/07
Talat: Üst geçit konusunda Genelkurmay'la bir sorun yok
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'deki Lokmacı
Üst Geçidinin kaldırılmasıyla ilgili olarak Genelkurmay
Başkanlığı ile aralarında bir sorunun
bulunmadığını söyledi.
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile
Dışişleri Bakanlığında bir araya gelen Talat, iki
saat süren görüşmenin ardından basın mensuplarının
sorularını yanıtladı.
Talat, Türkiye'de olması vesilesiyle bir
değerlendirme çalışması yapma fırsatını
bulduğunu belirtti ve bunun çok yararlı olduğu görüşünü
dile getirdi.
Türkiye'nin AB sürecinde yepyeni bir döneme
girdiğini, Aralık zirvesiyle bu sürecin farklı bir konuma
geldiğini ifade eden Talat, bunun Kıbrıs bağlantısının
''hep var olduğunu'' kaydetti. Talat şöyle devam etti:
''Bizler her ne kadar iki süreci birbirinden
tamamen farklı olarak görmüş olsak bile,
karşılıklı bağımlılık ilişkisi
çerçevesinde Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin tüm ilişkileri
ilişkili hale geldi. O bakımdan zaman zaman ve mümkün olan en yüksek
sıklıkla bir araya gelmek ve bu değerlendirmeleri hayata
geçirmek gerekiyor. Onlardan birini gerçekleştirmiş olduk.''
POLİTİKAMIZDA HERHANGİ BİR
DEĞİŞİKLİK YAPMIŞ DEĞİLİZ
''Kıbrıs Türk tarafı olarak
politikamızda herhangi bir değişiklik yapmış
değiliz'' diyen Talat, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün BM
zemininde gerçekleşmesi politikasını sürdürdüklerini kaydetti.
Talat, AB'nin Kıbrıs Rum
tarafını sorunun çözümüne teşvik etmesi dışında
doğrudan doğruya Kıbrıs sorununun çözümünde bir rol
oynayamayacağı politikalarının da devam ettiğini ifade
etti.
Bundan sonraki dönemde de Kıbrıs Türk
tarafının ve Türkiye'nin Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde
bütünlüklü çözümünü desteklemeye ve kendi üzerine düşeni yapmaya devam
edeceğini belirten Talat, yaptığı görüşmelerin de bu
çerçevede olduğunu ve ''çok yararlı'' geçtiğini yineledi.
Görüşmelerinde, Lokmacı'daki üst
geçidin kaldırılmasının ele alınıp
alınmadığı ve Genelkurmay Başkanlığı
ile aralarında bu konuda bir sorunun bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine Talat, ''Hayır
bu konuyu görüşmedik. Bu konu değildi, gündem maddemiz'' dedi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Yaşar Büyükanıt'a nezaket ziyaretinde bulunarak, genel bir
görüşme yaptığını belirten Talat, esas siyasi
değerlendirmenin Dışişleri Bakanlığında
yapıldığını kaydetti. Talat, ''Böyle bir sorun yok
aramızda'' diye konuştu.
Talat'ı bakanlık kapısında
karşılayan Gül, görüşmenin ardından KKTC
Cumhurbaşkanı Talat'ı yine kapıya kadar uğurladı.
MILLIYET 05/01/07
Bulgaristan'ın 1 Ocak'ta
Avrupa Birliği'ne tam üye olması, Kıbrıs Rum kesiminde yeni
bir tartışma başlattı. Rum yönetimi Bulgar pasaportlu
Türklerin Güney Kıbrıs'a geçişine ve burada
çalışmasına engel olamayacak.
Rum yetkililer, gerek Bulgaristan'dan Güney
Kıbrıs'a gelecek Türklerin, gerekse Kuzey Kıbrıs'ta
yaşayan, sayıları 2 bin olarak tahmin edilen ve önemli bir
bölümü Türk olan Bulgar vatandaşlarının durumunu
değerlendiriyor.
Rum yönetimi sözcüsü, Bulgar pasaportu
taşıyan kişilerin Güney Kıbrıs'a gelmelerinde herhangi
bir engel çıkaramayacaklarını söyledi.
Sözcü, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan
Bulgar vatandaşlarının da Güney'e gelmelerini ve iş bulup
çalışmalarını engelleyemeyeceklerini belirtti.
Bu durumda, Rum kesiminde uygulanan
"yabancıların Kuzey Kıbrıs üzerinden Güney'e geçme
yasağı" delinmiş olacak.
Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs'ta
yaşayan Bulgar vatandaşlarının, 2005 yılındaki
seçimlerde, Rum kesimindeki Bulgar Büyükelçiliği'nde oy
kullanmalarına, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü
altında olmayan bölgelerden yasadışı giriş"
yaptıkları gerekçesiyle izin vermemişti.
Rum basını konuyla ilgili haberleri,
"Bulgar Türkleri geliyor" ve "Bulgar Türklerine
kapıları açtık" manşetleriyle duyurdu.
2001 seçim verilerine göre Bulgaristan'da 746
bin 600 Türk yaşıyor.
MILLIYET 05/01/07
Lokmacı'da
askerin görüşü alınacak
05/01/2007
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA -
AB'yle üyelik müzakerelerinin selameti açısından Gümrük Birliği
Ek Protokolü şartını yerine getirmek için Kıbrıs Rum
Yönetimi'ne bir limanla bir havalimanı açma önerisi nedeniyle Genelkurmay
ve Çankaya ile ters düşen hükümet, KKTC'deki Lokmacı
kapısının açılmasını engelleyen üst geçitle
ilgili kararda yoğurdu üfleyerek yiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan,
2007'ye girerken geçidi kaldırma kararını ilan eden KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Genelkurmay Başkanı
Orgenaral Yaşar Büyükanıt'a yönlendirdi.
Gül'le ikna
edemeyince...
Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda KKTC ile
Ankara 'prensip kararı' almıştı. Ancak KKTC'nin tutumunu
'tek taraflı adım' olarak gören Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün, bayramda İstanbul'a gelen Talat'ı telefonla
arayıp kararından vazgeçirmeye çalıştığı
öğrenildi.
Edinilen bilgilere göre ikna olmayan Talat, Erdoğan'la da görüşmek
istedi. Görüşme önceki gece Başbakan'ın Lübnan dönüşü
İstanbul'da gerçekleşti. Erdoğan Talat'a Genelkurmay'dan da
görüş alınmasının yararlı olacağını
söyledi. Dün KKTC'ye dönmesi gerekirken dün Ankara'ya geçen Talat bugün Gül'ün
de katılacağı bir toplantıda Büyükanıt ile
görüşecek. Talat'ın üst geçiti kaldırma kararı ABD ve AB
tarafından 'çözüm için adım' olarak görülmüş, Rum yönetimi ise
"Bütün engeller kaldırılsın. Öyle kapıyı
açarız" tepkisini vermişti.
Bulgar
Türkü Rumlara dert
05/01/2007
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - Güney
Kıbrıs'ta bu kez 'Bulgar Türkleri' yaygarası koptu. Rum
basını, 1 Ocak'taki AB üyeliği sonrası gerek
Bulgaristan'dan gelecek Türkler gerekse KKTC'de yaşayan 2 bin Türk kökenli
Bulgar'ın ülkeye doluşacağını savundu. Rum Yönetimi
Sözcüsü Hıristodulos Pasiardis ise, bu kişilere mani
olamayacaklarını itiraf etti. Ama bu durumda, 'yabancıların
KKTC üzerinden güneye geçiş yasağı' delinecek. Rumlar KKTC'de
yaşayan Bulgarların 2005 seçimleri için güneye geçip Bulgar
büyükelçiliğinde oy kullanma talebini 'yasadışı giriş'
gerekçesiyle reddetmişti.
Köprü krizi

ASKER KARŞI: Lokmacı barikatındaki köprünün
kaldırılması krize dönüştü. Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ın köprüyü kaldırma kararına askeri yetkililer
karşı çıkıyor
SÖKÜM YAPILAMADI: Köprünün söküm işlemleri askeri yetkililer
tarafından engelleniyor. Bayramdan sonra başlanacağı
duyurulan söküm çalışmaları dün yapılamadı
ANKARA'DA ZİRVE: Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün
İstanbul'da Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile
konuyu görüştü. Talat bugün Ankara'da Genel Kurmay Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün katılacağı zirvede köprü krizini görüşecek
KIBRIS 05/01/07
Bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı'nın görevi kendilerine
vermesi umudunu ifade eden Bulutoğluları, "Biz bu görevi
götürebiliriz ve siyasi olmadan buna bir çözüm sağlama ihtimalimiz
büyüktür bana göre. Çünkü iki tarafta da kapının açılması
için uğraş veren belediye başkanları var" dedi
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları,
Lokmacı Barikatı'nın açılması için yapılacak
çalışmalar konusunda Cumhurbaşkanı'nın görevi
kendilerine vermesini istedi.
Bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı'nın görevi kendilerine
vermesi umudunu ifade eden Bulutoğluları, "Biz bu görevi
götürebiliriz ve siyasi olmadan buna bir çözüm sağlama ihtimalimiz
büyüktür bana göre. Çünkü iki tarafta da kapının açılması
için uğraş veren belediye başkanları var. Onların
belediye sınırları içinde birçok işyerleri vardır.
Umarım bunu da böyle çözeriz" diye konuştu.
Cemal Bulutoğluları, Lokmacı'daki kapının
açılması için yapılacak çalışmalar konusunda Güney
Lefkoşa Belediye Başkanı Eleni Mavru'nun kendisinden süre
istediğini de söyledi.
Bulutoğluları, köprünün kaldırılması ve
kapının açılmasıyla ilgili çalışmaların
belediyeler düzeyinde kalması halinde başarılı
olacağına inandığını belirtti.
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları,
dün sabah Kıbrıs TV'de Günün İçinden programında
yaptığı açıklamada, Güney Lefkoşa Belediye
Başkanı Eleni Mavru'nun yeni yıl öncesi Haspolat Arıtma
Tesisi'ndeki yemekte Lokmacı konusunu da görüştüklerini, Mavru'nun
henüz mazbatasını alıp göreve başlamadığı
için bu konuda 10-15 gün süre istediğini kaydetti.
Bulutoğluları, seçimin ardından Mavru'yu telefonla
arayıp tebrik ettiğinde Türkçe karşılık
aldığını belirterek, Mavru'yla ertesi gün de Haspolat'ta
buluştuklarını anlattı.
"Gayemiz iki belediye arasında çözülmesi"
Mavru'nun köprüyle ilgili görevini yapabilmek için süre
istediğini ifade eden Cemal Bulutoğluları, gayelerinin konunun
iki belediye arasında çözülmesi olduğunu söyledi.
Köprünün zaten belediye tarafından inşa edildiğini
ifade eden Bulutoğluları, özetle şöyle konuştu:
"Beklentimiz bu işe politika karışmadan iki
belediye başkanının iyi niyet çerçevesinde siyasilere
konuşma fırsatı vermeden bu olayı çözüp iki toplum
yararına ekonomik yönden fayda sağlamasıydı. Bütün
uğraşımız buydu. Herhalde
Cumhurbaşkanlığımızın bu konuda bilgisi yoktu. Bu
konuda Eleni Mavru bizden 10-15 gün bir zaman istemişti. Konuyu kendi
bölgesinde görüşüp tartıştırmak istedi. O doğrultuda
iki belediye bu konuya bir çözüm getirmesiydi. Bütün gaye iki belediyenin
konuşup buranın açılması için gerekeni
yapmasıydı. Olay köprünün kalkması, duvarın
yıkılması, yazının silinmesi değildi. Olay,
buranın çalışır vaziyette iki toplumun ekonomik yönden
faydasına olacak şekilde açılmasıydı."
"Görevi bize versin"
Lefkoşa Belediye Başkanı Bulutoğluları, bu
noktadan sonra Cumhurbaşkanı'nın görevi kendilerine vermesi
umudunu ifade ederek, "Biz bu görevi götürebiliriz ve siyasi olmadan buna
bir çözüm sağlama ihtimalimiz büyüktür bana göre. Çünkü iki tarafta da
kapının açılması için uğraş veren belediye
başkanları var. Onların belediye sınırları içinde
birçok işyerleri vardır. Umarım bunu da böyle çözeriz" diye
konuştu.
Bulutoğluları, Lokmacı konusunun belediyeler
seviyesinde, siyaset karışmadan çözümlenmesini ve herkese
hayırlı olacak bir çözüme ulaşmayı istediklerini söyledi.
Köprünün kalkması çalışmalarına başlamak için
Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Mavru'dan haber beklediklerini
ifade eden Cemal Bulutoğluları, Mavru'yla görüşerek gerekenlerin
başlatılacağını kaydetti.
"Açılması Rum tutumuna bağlı"
Cemal Bulutoğluları, Mavru'ya istediği süreyi vermek
gerektiğini, köprü yıkılsa ve kapı açılmasa bir
faydası olmayacağını belirterek, kapının
açılmasının Rum tarafının tutumuna bağlı
olduğunu söyledi.
Ülkeye hayırlı olacak bir sonuç istediklerini vurgulayan
Bulutoğluları, Cumhurbaşkanlığı'ndan direktif
gelmesi halinde gerekli çalışmaların
başlayacağını belirtti. Bulutoğluları, daha önce
"Ocak ayında köprü açılırsa açılır. Şubat
ayına geçtik, köprüyü unutun" şeklinde konuştuğunu da
hatırlattı ve önlerinde 26 gün daha bulunduğunu belirtti.
Bulutoğluları, Lokmacı konusundaki
açıklamanın Cumhurbaşkanı'ndan gelmesinin kendisini biraz
üzdüğünü, canını sıktığını ama
büyüklere saygı duyduğunu; Mavru'yla görüşmesi hakkında
Cumhurbaşkanı'na bilgi vermediği için de suçlu
olabileceğini söyledi.
"Umutlu olmak lazım. El uzatmalıyız"
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları,
Lokmacı kapısının açılması konusunda umutlu
olduğunu vurgulayarak, "Umutla yaşamazsak olmaz. Bizim Rumlara
her zaman barış elimizi uzatmamız lazım. Çünkü onlardan bu
beklentiyi göremiyoruz. Onlara daha fazla elimizi uzatmalı ve iyi niyetli
taraf olduğumuzu göstermemiz lazım" dedi.
KIBRIS 05/01/07
"BÖLGEDEKİ SEMBOLLER DE KALDIRILMALI... "Uzun
Yol"daki Kıbrıslı Rum dükkân sahipleri, Lokmacı
Barikatı'nın açılmasını desteklediklerini ancak bunun
için sınırda bulunan her türlü sembolün
kaldırılmasını istediklerini belirtti.
Sınırın açılmasının geçişleri
kolaylaştıracağını dolayısıyla her iki
taraftaki çarşıda da canlanma olacağını söyleyen
esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasının iki
toplum arasında güven inşa edilmesine ve iletişimin
gelişmesine de katkı koyacağını belirtti
Gözde SÜREÇ
Lefkoşa'nın güneyindeki Ledra Sokağı'nda (Uzun
Yol) dükkânı bulunan Kıbrıslı Rumlar, Lokmacı
Barikatı'nın açılmasını istediklerini belirterek,
hükümeti bu yönde karar alması için sıkıştırmaya
hazırlandıklarını söylediler.
Kıbrıslı Rum dükkân sahipleri, Lokmacı
Barikatı'nın açılmasını desteklediklerini ancak bunun
için sınırda bulunan her türlü sembolün
kaldırılmasını istediklerini belirttiler.
Sınırın açılmasının geçişleri
kolaylaştıracağını dolayısıyla her iki
taraftaki çarşıda da canlanma olacağını söyleyen
esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasının iki
toplum arasında güven inşa edilmesine ve iletişimin
gelişmesine de katkı koyacağını belirttiler.
Rum esnaf, sadece Lokmacı Barikatı'nın değil
diğer sınır kapılarının da
açılmasını istediklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir süre önce Lokmacı
Barikatı'nda bulunan ve Lokmacı Kapısı'nın
açılmasına engel olduğu ileri sürülen üst geçidin
kaldırılması yönünde bir karar almış ve üst geçidin
yıkılması çalışmaları
başlatılmıştı.
KIBRIS'a Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçidin
kaldırılması çabalarının ardından
kapının açılması konusunda konuşan
Kıbrıslı Rum esnafın görüşleri şöyle:
Arto Tavitian:
Lokmacı Barikatı'nın açılmasını
istiyoruz. Barikatın açılması herkes için olumlu olacak.
Geçişlerin daha rahat ve özgür bir şekilde yapılmasını
istiyoruz. Sınırın açılması her iki tarafın
çarşısında canlanma yaşanmasını sağlayacak.
Ara bölgede bulunan binalar yıkılmaya başladı. Bu
binaların yıkılmasıyla eski Lefkoşa da yok oluyor.
Sınırların kaldırılmasını ve
Lefkoşa'nın eski dokusunun kaybolmasının önlenmesini
istiyoruz.
Costas Georghiou:
Sınırın açılmasının çok olumlu bir
hareket olacağına inanıyorum. Politik olarak da çok doğru
bir hareket. İki toplum arsındaki iletişimin gelişmesi
açısından da büyük yararı olacağına inanıyorum.
Çarşıda da önemli oranda hareketlenmeler yaratacağına
inanıyorum. Turistler açısından da her iki toplum
açısından da geçişlerde kolaylık yaratılmış
olacak.
Marry Alkis:
Sadece Lokmacı'daki sınırın değil tüm
sınırların açılmasını istiyor ve destekliyorum.
Kıbrıs'ta yaşayan insanların, halkın birbirleriyle
sorunu olmadığına inanıyorum. Sorun devletler
arasında. Bir taraftan diğerine geçerken kontrol edilmek, işlem
yaptırmak zorunda kalmak istemiyorum. Bu nedenle Kuzey'e hiç geçmedim.
Sınırlarda bulunan tüm sembollerin de
kaldırılmasını istiyorum.
Michael Panayiorou:
Sınırların açılmasını istiyorum. Herkes
için çok olumlu sonuçları olacağına inanıyorum.
Satışlar da artacak. Ancak, sınırda bulunan her türlü
sembolün kaldırılmasını istiyorum. Bayrakların ve
diğer semboller kaldırılmalı. Geçişler
sırasında kimlik göstermek istemiyorum. Kontrol edilmek aranmak
istemiyorum. Bunlar da artık kaldırılmalı.
Fanos Paplides:
Lokmacı Barikatı'nın ve diğer
sınırların açılmasını istiyorum. Her iki
çarşının da canlanmasını sağlayacak.
Geçişler hızlanacak, turistlerin de geçişi kolaylaşacak.
Sınırın açılmasının
satışlarımızı artıracağına
inanıyorum. Hitler zamanındaki gibi kimlik göstermek, kontrol edilmek
istemiyorum. Geçişlerin rahatlıkla ve özgürce
yapılmasını istiyorum.
Erini Mitsinga:
Lokmacı Barikatı'nın açılmasını
istiyorum. Barikatın hemen yakınında kapalı durumda iki
dükkânım var. Eğer sınır açılırsa onları
yeniden açmayı planlıyorum. Buradaki dükkân sahiplerinin yüzde
doksanı sınırın açılmasını istiyor. Bunu
sağlamak için hükümetin gerekli adımları atmasını
istiyoruz. Hükümeti sınırın açılması yönünde
sıkıştırmaya hazırlanıyoruz.
Chini Stina:
Sınırın açılması herkesin işini
kolaylaştıracak. Geçişler daha kolay olacak. İnsanlar
buraya gelmek için uzun bir yol yürümek zorunda kalmayacak. Barikatın
açılması satışların artmasını
sağlayacak. Ledra Palas'tan buraya yürümek zor oluyor. Yol uzun. Özellikle
yazda sıcak havada yürümek iyice zorlaşıyor. Buradaki
sınır açılınca bu zorluk ortadan kalkacak.
KIBRIS 05/01/07
Gone by the weekend?
By Jean Christou and Simon
Bahceli
THE
TROUBLESOME footbridge on the Turkish Cypriot side of the Ledra Street barrier
will be gone by the weekend, an aide to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat
said yesterday.
Work to dismantle the bridge failed to materialise yesterday, despite
expectations that it would continue when the Muslim Bayram holiday period
ended.
They have not done anything. It seems to have come to a standstill, an
UNFICYP spokesman said.
It has been over a week since the Turkish Cypriot side said it would dismantle
the illegal structure, which is the main obstacle to opening up a crossing
point on Ledra Street.
However Asim Akansoy, a senior aide to Talat told the Cyprus Mail yesterday:
The bridge will be gone by the weekend.
After that its up to the Greek Cypriot side to reciprocate, he added,
referring to the Turkish Cypriot sides request that the National Guards
manned barrier also be demolished.
It's doubtful that even if the Turkish side removes the bridge by the weekend,
the Greek Cypriot side would immediately knock down the barrier because of a
list of other demands it has submitted to the UN for the opening of the
crossing.
These include the demining of Ermou Street, which has already been done by the
UN, military disengagement from the area on both sides under the supervision of
UNFICYP and the termination of Turkish patrols on Ermou Street, which cuts
across Ledra on the Turkish side.
The pedestrian bridge was originally designed to allow Turkish troops to
continue patrolling Ermou underneath.
But Akansoy said the set-up at the crossing would be the same as in Ayios
Dhometios and Zodhia. He also repeated earlier statements that there would be
no Turkish military present at the crossing point.
The Greek Cypriot sides demands also include securing the safety of the
dilapidated buildings in the Green Line along the passageway, and the removal
of all nationalistic symbols such as flags and other provocative material on
both sides.
Government spokesman Christodoulos Pashiardis has said a letter was sent to the
Turkish Cypriot side through the UN calling for a dialogue on what needed to be
done to open the crossing. The letter was sent a week ago but Talats spokesman
Hasan Ercakica said yesterday they had not received any such letter.
Considering that delivery of such an initiative might have been delayed because
of the religious holiday which started last weekend in the TRNC, we still have
not received any invitation regarding the issue, Ercakica said.
As a matter of fact, it can be observed that Greek Cypriot side keeps finding
a pretext for obstructing the opening of the Lokmaci (Ledra) gate. We will not
allow the Greek Cypriot side to hinder this with blame games and
manipulations.
The issue was further complicated yesterday after reports on state television
CyBC on Wednesday night that the Turkish side was demolishing the bridge over
Ermou only to build a secret tunnel underneath.
Eyewitnesses said yesterday there was no evidence of such a development.
UNFICYP said the same. We don't know about any tunnels. Out position is that
we have not seen any evidence of tunnels, the spokesman said.
The government was silent yesterday on the Ledra issue.
Cyprus Mail 05/01/2007
Turkeys hi-tech plans to protect
airspace from Cypriot planes
By Leo Leonidou
TURKEY claims to be taking
measures to prevent Cypriot planes from violating Turkish airspace.
Turkish Cypriot Kibrisli newspaper reported yesterday that Turkey is creating
an air shield against the Greek Cypriots who, tried three times in 2005 to
enter Turkeys airspace without informing the Turkish authorities and exert
pressure on the EU for Turkeys opening its ports and airports.
The Director of Civil Aviation yesterday rubbished the claims, saying: Cyprus
has never tried to violate Turkish airspace.
With what? Military aircraft which we do not have.?
Leonidas Leonidou said he had no information that verified these claims. It is
not the intention of the Republic of Cyprus to violate Turkish airspace by any
means. Cyprus observes international laws and regulations regarding airspace.
Kibrisli also reported that Turkeys General Directorate of Administrating
State Airfields is putting into place the SMART project, which is being
prepared in order to put an end to the existing violations and make the
airspace safer.
The paper added that one of the most important innovations that the project
will introduce is securing the air traffic control services from a single
centre, which will be established in Ankara by turning the airspace of Turkey
into one undivided airspace, as of the altitude of 24,500 feet.
The cost of the project will be 87 million euros. Within the framework of the
project a building for the Ankara Area Control Centre and Air Traffic Control
Complex will be constructed.
The SMART project will be carried out by SELEX and ICTAS, an Italian Turkish
Consortium. The intermediate modernisation phase is expected to be concluded in
September 2007. The target is for the second phase, by which the new air
control centre is intended to operate in Ankara, to be ready in the end of 2009.
According to a survey published by Milliyet newspaper, 55 per cent of
respondents said Turkey should never compromise and open its ports and airports
to the Greek Cypriots
Twenty-one per cent responded that Turkey should open one seaport or one
airport in order for the isolation to be lifted.
Cyprus Mail 05/01/2007
Exports from north drop in 2006
By Simon Bahceli
Traders
remain positive, citing tourism as next big growth sector
EXPORTS from the Turkish Cypriot-controlled north took a three per cent plunge
during 2006 despite continued efforts to boost trade between the two sectors
of the island through the Green Line. Turkish Cypriot traders, however,
remained optimistic.
I think we can forget about exports and concentrate on service industries,
Fikri Toros, director of the Toros Group of Companies based in north Nicosia,
told the Cyprus Mail yesterday.
Figures published yesterday by the norths state planning organisation (DPO)
showed a three per cent fall in exports during the first nine months of 2006 to
just US$54.6 million worse even than last years measly $57million. Imports,
conversely, saw a rise of four per cent during the same period to $910million.
These figures as well as data showing that annually Turkish Cypriots export a
mere $2 million worth of produce over the Green Line will come as depressing
reading to those in the Republic of Cyprus and the EU keen to see Turkish
Cypriot traders increase exports by operating through ports in the south.
Promoting the success of the Green Line regulation is the Cypriot governments
main line of defence in heading off EU attempts to open the occupied Famagusta
port to direct trade between Turkish Cypriots and the EU.
While desperately keen to see the port gain legitimacy, Turkish Cypriot
businessmen appear unperturbed by the fall in exports and the stark imbalance
between their trade and the growing rate of imports.
Overall the figures are extremely encouraging. It is clear proof that the
economy is on a growth trend, Toros said.
Toros believes that with construction materials, fuel and motor vehicles at the
head of the imports list, further growth is in store for the norths economy.
The growing construction sector is a multiplier force, the importer of
household appliances, textiles and motor vehicles said. He added that his
companys recent increases in sales figures bore testament to the growth taking
place.
Long-term, however, Toros predicted a slight slowdown in overall growth along
with a protracted downturn in the level of exports.
Exports would continue to diminish because of cheaper, more
competitively-priced imports, he said. Producers have switched to importing,
he concluded, adding that this shift had been encouraged by the lifting or
lowering of import duties by the current government in the north.
Head of the norths Chamber of Commerce Erdil Nami said the figures did not
represent a significant shift from growth trends established in the last the
three years since the opening of crossings between the north and south of the
island.
I think this is normal. All economies have up and down trends, even if they
dont have embargoes, he told the Mail yesterday.
Like Toros, Nami believes in the need to concentrate on services, primarily
tourism. He conceded, however, that 2006 had been a bad year for the industry
something he blamed on bird flu and the war in Lebanon. This year, he believes,
will be better as improvements in the infrastructure and the construction of
new hotels begin to reap benefits.
Over the coming few years we will see a new five-star hotel opening every
three to four months, he said, adding that the next few years would see an
increase in the number of hotel beds in the north from 12,000 to 24,000.
Neither Toros nor Nami found much positive to say about the Green Line
regulation a measure introduced in May 2004 that aims to encourage Turkish
Cypriot businessmen to trade through ports in the south. Both say the
regulations scope is too limited to promote any real growth in the economy,
and that in many cases exporting through ports in the south works out more
expensive than using Famagusta.
More produce is being smuggled from the south to the north than is sold
legally from the north to the south under the Green Line regulation, Toros
said, adding that it had been apparent from the beginning that the regulation
could never work in its current form.
Nami believes that unless the scope of the regulation was broadened to allow
Turkish Cypriots to sell on goods produced in Turkey and other customs union
countries, Turkish Cypriots would continue to trade almost exclusively through
Famagusta.
Cyprus Mail 05/01/2007
|
||
|
|
||
|
Uğur ERGAN - Ömer BİLGE /
ANKARA-LEFKOŞA |
||
|
|
||
|
Talat, Orgeneral Büyükanıtla görüşmesiyle
ilgili "Kıbrıs farklı bir yer. Askeri konular siyasetle
iç içe geçmiş durumda. Bu bağlamda hem bir nezaket ziyareti hem
genel bir görüşme çerçevesinde görüştük" dedi. Talat, Bakan
Gül ve kurmaylarıyla da yaklaşık dört saat görüştükten
sonra, "sorun yaşama lükslerinin"
olmadığını belirtti ve kriz çözülmüş oldu. |
HURRIYET
06/01/07
KKTC'de 'üstgeçit' krizi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Lefkoşa'daki
Lokmacı kapısında bulunan üstgeçidi yıktırma
kararına askerlerin karşı çıkması üzerine istifa
etmeyi düşündüğü iddia edildi
SEFA KARAHASAN Lefkoşa ANKARA Milliyet
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Lefkoşa'daki
Lokmacı kapısında bulunan ve Rumların, 'kapının
açılmasına engel oluyor' diyerek varlığına
karşı çıktığı üstgeçidi yıktırma
kararı, askerlerle arasında krize neden oldu. Talat'ın,
yıkım kararından hoşnutsuzluk duyduğu iddia edilen
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, "Üstgeçit kaldırılmazsa istifa
ederim" mesajını gönderdiği öne sürüldü.
Askerlerle karşı karşıya gelmek istemeyen Talat'ın
Başbakan Erdoğan'la görüşmek için apar topar Türkiye'ye gelmek
zorunda kaldığı iddia edildi. Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'le bir araya gelen Talat, Lokmacı konusunda Türkiye ile
KKTC'nin görüşleri arasında fark bulunmadığını
söyledi. Talat'a yakın biri olarak bilinen Kıbrıs Gazetesi
Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün ise gelişmeleri
köşe yazısına, "Talat istifa edecek" şeklinde
yansıttı.
Muhalefet karşı
Talat, üstgeçidin yılbaşından sonra
yıkılacağını açıklamıştı. Ancak,
bu açıklama Rumları da tatmin etmedi. Rumlar, barikatın Güney
Kıbrıs bölümünün kaldırılması için yeni şartlar
öne sürdü. Rum lider Tasos Papadopulos, üstgeçidin etrafında devriye gezen
askerlerle, sembollerin (KKTC ve Türkiye bayrakları)
kaldırılmasını istedi.
Muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP), 'Üstgeçidin
yıkılması Rumlara taviz vermektir' diyerek, karara tepki
gösteriyor. KKTC hükümet kaynaklarından edinilen bilgiye göre,
Lokmacı konusunda bir koordinasyon kurulu oluşturuldu. Kurulun
aralık sonundaki toplantısına Talat, Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Barış
Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile sivil
ve askeri yetkililer katıldı. Talat, üstgeçidin
yıkılmasının Türk tarafı açısından
faydalı olacağını söyledi. "Siz bilirsiniz"
karşılığını veren askeri yetkililer, ancak
üstgeçidin kaldırılmasını onaylamadıklarını
kaydetti.
Talat, bu görüşmelerin ardından 27 Aralık 2006'da Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz'le birlikte Lokmacı'da
incelemelerde bulundu. 28 Aralık'ta "Talat
kaldırılmasına karar verdi" açıklaması yapan
cumhurbaşkanlığı, üstgeçidin en kısa sürede
yıkılacağın bildirdi. Ancak askeri kanadın,
kararı, "Rumların istekleri karşısında geri
adım" olarak değerlendirdiği öğrenildi.
Askeri yetkililer, yıkıma karşı engeller
çıkarınca, konu Genelkurmay'a iletildi. Başbakan
Erdoğan'ı arayan Talat sıkıntıyı aktardı.
Erdoğan da Talat'ı Türkiye'ye davet etti. Talat'ın ziyareti
basına, "Ankara'da Kıbrıs konusunda görüşmelerde
bulunacak" şeklinde açıklandı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile
Talat'ın dün Genelkurmay karargâhında yaptığı
görüşmeye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de katıldı.
Bu arada görüşmede gerginlik yaşandığı, Talat'ın
bir açıklama yapmadan Ankara'dan ayrılacağı iddiası
kulislere yansıdı.
'İstifa zayıflık olur'
Ardından Dışişleri Bakanlığı'na giden Talat,
Gül'le baş başa uzun süren bir görüşme yaptı. Ankara'dan ayrılmadan
önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Lokmacı
konusunun Genelkurmay'da gündeme gelmediğini, Dışişleri
Bakanlığı'nda ele alındığını
belirterek, "Hem nezaket ziyareti, hem genel bir görüşme çerçevesinde
görüştük. Esas siyasi değerlendirmeyi Dışişleri'nde
yaptık" diye konuştu.
Talat, "Üstgeçidin kaldırılması kararının
kendileri açısından hâlâ geçerli olduğunu" belirtti.
Akşam saatlerinde Lefkoşa'ya dönen Talat, burada
yaptığı açıklamada, Lokmacı barikatındaki
üstgeçidin kaldırılacağını ifade etti. Talat,
istifanın da zayıflık olacağını söyledi.
MILLIYET 06/01/07
Talat 'Lokmacı'yı
aştı
|
|
|
Talat karşıtları
Rumlara, "Siz duvarı yıkın, biz köprüyü
kaldıralım" diyor. FOTOĞRAF: AFP |
Talat, Lokmacı
kapısını açma isteğine gelen askeri itirazı
Büyükanıt'la görüşüp aştı. Büyükanıt, 'Her şeyi
beraber kararlaştıralım' mesajı verdi
06/01/2007
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Kıbrıs'ta
2007'de çözüm yolunda açılımlara yeni soluk getirmek isteyen ancak
hem askerin itirazları hem de Rum yönetiminin engellemeleriyle
karşılaşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
'Lokmacı üstgeçidi' sorununu Ankara'da aştı.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK), bölünmüş
başkent Lefkoşa'da kurulmuş ilk barikat niteliği
taşıyan Ledra Sokağı'ndaki Lokmacı Barikatı'ndaki
üstgeçidi yıkma kararına itiraz edince, Talat dün soluğu
Ankara'da aldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt'la görüşen Talat, çıkışta kriz iddialarını
yalanlarken, "Üstgeçidin yıkılması kararı bizim
açımızdan geçerlidir" dedi. Talat'ın, askerin
kaygılarını anladığı, ancak kararından geri
adım atmayacağını ilettiği Büyükanıt'tan
"Arkandayız ama her şeyi beraber
kararlaştıralım" mesajı aldığı öğrenildi.
Talat'ın yakın çevresi, askerin üstgeçidin yıkım
kararına karşı çıkmayı sürdürmesi halinde
istifayı dahi düşündüğünü dile getiriyordu.
'AKP topu Genelkurmay'a attı'
KKTC Cumhurbaşkanı Talat dün Ankara'da Dışişleri
Bakanı Gül'le bir araya geldi.
Geçen aralık ayında AB ile tıkanan müzakere sürecinde ortaya
atılan sözlü liman önerisi yüzünden Çankaya ve Genelkurmay'ı
bilgilendirmemekle suçlanan AKP hükümeti, 'Lokmacı krizi' konusunda topu
Genelkurmay'a attı. Bunun üzerine dün Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
özel uçağı ATA'yla Ankara'ya gelen Talat, Büyükanıt ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüştü.
Büyükanıt'a KTBK'nın adadaki kaygılarını
anlayışla karşıladığını aktaran Talat,
Lokmacı Barikatı'nın yıkılması konusunda,
"Benim artık geri adım atmam söz konusu değil. Geri
adım, hepimizi zarara sokar. Yakın diyaloğumuz,
karşılıklı yanlış anlamaları
çözecektir" mesajı verdi. Büyükanıt'ın da
"Arkandayız ama uzlaşalım, bundan böyle özellikle adadaki
Türk askerinin durumuyla ilgili kararlar dahil, her şeyi beraber
kararlaştıralım" yanıtını verdiği
öğrenildi. Böylece uzlaşma sağlayan Talat'ın, üstgeçidi
yıkma çalışmalarını adadaki muhalefete
karşın hızlandıracağı belirtiliyor.
Talat, Büyükanıt ve Gül'le görüştükten sonra yaptığı
basın açıklamasında da Kıbrıs'ta imzalanmış
bir ateşkesin yürürlükte olmamasından ötürü hassas bir
sınır bulunduğunu anımsatarak, "Bundan dolayı
askeri konular siyasetle iç içe geçmiş durumda" dedi.
Büyükanıt'la görüşmesinde 'Lokmacı Barikatı'nın
gündeme gelmediğini söylese de Talat'ın, "Üstgeçitin
yıkılması kararımızı açıkladık. Bu
karar, bizim açımızdan geçerlidir" demesi dikkati çekti. Talat,
'Türkiye'den farklı sesler mi geldiği' yolundaki ısrarlı
sorular üzerine de şunları söyledi:
Resmi görüş
açısından söylüyorsanız hayır, ama mutlaka
değişik görüşler var, normaldir. Bütün bu görüşler medeni
anlayış çerçevesinde tartışılıyor. Tabii
Kıbrıs çok hassastır ve sadece ilan edilmiş ateşkes
koşulları vardır. O nedenle bütün kararlar çok hassas
şekilde incelendikten sonra alınır. O bakımdan biz bütün
iyi niyetimizi göstererek, hem Kıbrıs sorununun çözümünü hem iki halk
arasındaki ilişkilerin iyileşmesini ve aynı şekilde
Türkiye'nin de yer aldığı bölgede Türk-Yunan ve bölge
ilişkilerinin iyileştirilmesini istiyor ve üzerimize düşeni
yapmaya hazır olduğumuzu söylüyoruz."
Talat'ın bu açıklaması, Genelkurmay Başkanı'yla
Kıbrıs konusunda önümüzdeki dönemde alınacak kararlarda Türk
askeriyle istişare içinde olacağı yönünde vardığı
uzlaşmanın da açıklaması oldu. KTBK Komutanı
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile sorunu olup
olmadığı sorulunca Talat şöyle dedi:
'Komutanla sorunum
yok'
"Sayın komutanla aramda bir sorun olması mümkün değil.
Böyle bir lüksümüz yok. Çünkü Kıbrıs'ta sayın komutanla
güvenliğimizin sağlanması ve devamı açısından
yakın işbirliği içerisinde olmamız gerek ve bu
işbirliğini sürdürüyoruz."
Talat yine de değişik dönemlerde değişik fikirler
olabileceğini belirterek, "Bu fikirlerin sonuçta yetki
karmaşasına yol açar tarzda speküle edildiği durumlarla zaman
zaman karşılaşabiliriz. Ancak şu günlerde ve geçmişte,
gelecek için tabii ipotek koyamam ama herhangi bir sorunum yok" dedi.
Talat, Rum basınındaki 'KKTC, Lefkoşa'nın
silahsızlandırılmasını önerecek' iddialarınıysa
yalanlayıp şöyle dedi:
"Adanın tümünün silahsızlandırılıp askersizleştirilmesi
olmalı. Bunu kamufle etmek için çok daha önemsiz bir konuyu gündeme
getirmek doğru değil."
Talat, KKTC'ye hareketinden önce de, üstgeçidin
kaldırılacağını, ancak devleti yansıtan
simgelerin kalacağını açıkladı. İstifaya
ilişkin sorular üzerine de, "İstifa zayıflık
olur" dedi.
Kriz çıkaran
üstgeçit
Başkent Lefkoşa'nın Lerda Sokağı'nda yer alan
Lokmacı barikatı, Türk ve Rumları ayırmak üzere kurulan ilk
barikat. Bu yüzden adada bölünmüşlüğün sembolü sayılıyor.
40 yılı aşkın süredir adayı ikiye ayıran
barikatın açılması 2005 sonunda gündeme geldi. 'Askeri bölge'
niteliği de taşıyan barikatın adanın kuzey ve güneyi
arasında yeni geçiş noktası olması amacıyla
alınan karar askerlerce de onaylanınca KKTC, Lokmacı'da kendi
tarafındaki duvarı bir gecede yıktı. Askerle yayaların
karşılaşmaması için bölgeye üst-geçit inşa edildi. Ama
bu girişime önce destek veren Rum yönetimi, sonra Türk tarafının
'ara bölgeyi ihlal ettiğini' savunarak BM Barış Gücü'ne
(UNFICYP) şikâyette bulundu. UNFICYP 'ihlal' görüşüne katılmasa
da iki tarafın rızası olmadan girişime destek vermeyince
KKTC'nin çabaları sonuçsuz kaldı.
Konu 2006 Aralık'ında yine gündeme geldi. KKTC yönetimi 28
Aralık'ta 'çözüm müzakerelerini başlatma' amacıyla
Lokmacı'nın açılmasına engel teşkil eden üstgeçidin de
tek taraflı yıkılmasına karar verdi. Bu tutum mektupla
BM'ye iletildi, AB ve ABD de karardan memnun kaldı. Ancak Rum
tarafındaki esnaf, turistlerin daha ucuz olan Türk tarafına
kaçacağı kaygısıyla itiraz bayrağı açtı,
zaten isteksiz olan Rum Yönetimi de ertesi gün, "Tüm engeller
kaldırılmadan caddeyi açamayız" itirazında bulundu.
Rumlar, kapının ancak 2005 ve 2006'da BM'ye sundukları
şartlarla açılabileceğini belirtti. Bu şartlar bölgenin
mayınlardan temizlenmesi, askersizleştirilmesi, KKTC bayrağı
gibi sembollerin kaldırılmasını içeriyor. Kıbrıs
Türk Barış Güçleri Komutanlığı da, 'Rumlar adım
atmadan' Türk tarafının barikatı tek taraflı yıkma
kararına itiraz etti.
Köprü kaldırılacak
"TC GENEL KURMAY İLE ARAMIZDA SORUN YOK" ...
Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçit konusunda askerle arasındaki
anlaşmazlığı çözümlemek amacıyla apar topar Ankara'ya
giden Cumhurbaşkanı Talat dün Ankara'da TC Genel Kurmay
Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve TC Dışişleri
Bakanı Gül'ün katıldığı zirvede konuyu görüştü.
Üç saatlik süren üçlü zirve toplantısının ardından Talat,
TC Genel Kurmay Başkanlığı ile aralarında Lokmacı
Barikatı'ndaki üst geçit konusunda bir sorun
bulunmadığını açıkladı
"ZİRVEDE LOKMACI GÖRÜŞÜLMEDİ"...
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara Zirvesi'nde Lokmacı Barikatı konusunun
görüşülmediğini ifade ederek, bu konunun gündem maddesi
olmadığını vurguladı. Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a nezaket ziyaretinde bulunarak, genel bir
görüşme yaptığını belirten Talat, esas siyasi
değerlendirmenin TC Dışişleri Bakanlığında
yapıldığını kaydetti
"KARAR BİZİM AÇIMIZDAN GEÇERLİDİR"...
Talat, Kıbrıs'ta halen sadece ilan edilmiş ateşkes
koşulları bulunduğunu ve bu nedenle askeri konularla siyasetin
iç içe geçmiş durumda olduğunu söyleyerek, Lokmacı
sınır kapısındaki üst geçidin kaldırılması
kararlarının kendileri açısından geçerli olduğunu
bildirdi. Talat, Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçitle ilgili olarak,
Türkiye'de resmi görüş açısından farklı bir görüş
bulunmadığını ifade ederken, "Ama mutlaka
değişik görüşler var ama bunların olması
normaldir" dedi
"İSTİFA ZAYIFLIK BELİRTİSİ, BÖYLE
BİR ŞEY SÖZ KONUSU DEĞİL"... Cumhurbaşkanı
Talat, Lokmacı'daki köprünün kaldırılması konusunda askeri
makamlarla görüş ayrılığına düştüğü ve
istifanın eşiğinde olduğu haberlerini de yalanladı.
Talat, "Niye istifa edeyim ki? Beni Kıbrıs Türk halkı
seçti. Eğer bir makamla anlaşmazlığa düşersem bunu
çözmenin yolu istifa değildir. İstifa, zayıflık belirtisi
olur. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil" dedi
Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçidin kaldırılması
konusunda ortaya çıkan krizin aşılması amacıyla apar
topar Ankara'ya giden Cumhurbaşkanı Talat, dün Ankara'da TC Genel
Kurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve TC Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün
katıldığı zirvede konuyu görüştü.
Yaklaşık üç saat süren üçlü zirvenin ardından Ankara'da
açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs'ta halen sadece ilan edilmiş ateşkes
koşulları bulunduğunu ve bu nedenle askeri konularla siyasetin
iç içe geçmiş durumda olduğunu söyleyerek, Lokmacı
sınır kapısındaki üst geçidin kaldırılması
kararlarının kendileri açısından geçerli olduğunu
bildirdi. Talat, bayram sonrasına kalan köprünün kaldırılması
çalışmalarının hemen devam edeceğini de bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, TC Genel Kurmay
Başkanlığı ile aralarında Lokmacı
Barikatı'ndaki üst geçit konusunda bir sorun
bulunmadığını açıklayarak, Ankara Zirvesi'nde
Lokmacı Barikatı konusunun görüşülmediğini, bu konunun
gündem maddesi olmadığını vurguladı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a
nezaket ziyaretinde bulunarak, genel bir görüşme
yaptığını belirten Talat, esas siyasi değerlendirmenin
TC Dışişleri Bakanlığında
yapıldığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı'daki üst geçidi
kaldırılması konusunda Türkiye'de resmi görüş
açısından farklı bir görüş olmadığını
belirterek, "ama mutlaka değişik görüşler var ama
bunların olması da normaldir. Bütün bu görüşler medeni bir
anlayış çerçevesinde tartışılır. Tabii ki
Kıbrıs çok hassastır ve dediğim gibi sadece ilan
edilmiş ateşkes koşulları vardır. O nedenle bütün
kararlar çok hassas bir şekilde incelendikten sonra alınır"
dedi.
Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Kıvrıkoğlu ile arasında bir gerginlik
olmasının söz konusu olmadığını da ifade ederek,
"Sayın Barış Kuvvetleri Komutanı ile benim aramda,
herhangi bir sorun olması mümkün değil. Böyle bir lüksümüz
olabileceğini düşünmüyorum, çünkü bizim Kıbrıs'ta
Sayın Komutanla güvenliğimizin sağlanması ve devamı
açısından yakın işbirliği içerisinde olmamız
gerekiyor ve bu yakın işbirliğini sürdürüyoruz" diye
konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, adaya dönüşünün ardından
yaptığı açıklamada ise, Lokmacı'daki köprünün
kaldırılması konusunda askeri makamlarla görüş
ayrılığına düştüğü ve istifanın
eşiğinde olduğu haberlerini yalanladı. Talat, "Niye
istifa edeyim ki? Beni Kıbrıs Türk halkı seçti ve bu göreve
getirdi. İstifa edeyim diye getirmedi. Bu göreve, kendinin verdiği
görevleri yerine getirmem için getirdi. Herhangi bir makamla anlaşmazlığa
düşersem, bu anlaşmazlığı çözme yolu istifa
değildir diye düşünüyorum. İstifa etmek ancak bir
zayıflık belirtisi olur. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu
değil" diye konuştu.
Gelişmelerle ilgili basına yansıyanların
doğru olmadığını, Türkiye'yle anlaşmazlık ve
tartışmaları bulunmadığını ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı'daki köprünün
kaldırılmasının prensip olarak durduğunu;
Rumların talep ettiği sembollerin kalkmasının ise
gündemlerinde bulunmadığını ve Rumların bunlar
hakkında söz söyleme hakları da olmadığını
vurguladı.
Talat, köprünün kaldırılmasının kapının
açılmasına yeterli olup olmayacağı konusunda ise "Emin
değilim" ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk
tarafının izolasyonların kaldırılması siyasetini
yükseltmesi üzerine Rum Yönetimi'nin de Kıbrıslı Türklere
verdiği pasaport, kimlik kartı, doğum belgesi, hastane hizmeti
gibi unsurları istismar ettiğini belirterek, tüm belgelerde
Kıbrıslı Türklere bunlarla yardım ettiklerini
yazmalarına vicdanının isyan ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul ve Ankara'daki
temaslarının ardından dün akşam yurda döndü. Talat ve
eşi Oya Talat, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na ait
ATA uçağıyla saat 21.00'de indikleri Ercan Havalimanı'nda
kalabalık bir protokol tarafından karşılandı. Talat,
daha sonra Ercan Havaalanı'nda basının da yoğun ilgi
gösterdiği açıklamalarını yaptı.
Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat'ı Ercan'da
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı
Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk,
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanı Asım Vehbi, bazı milletvekilleri, Başbakanlık
Müsteşarı Doğan Şahali ve öteki yetkililer
karşıladı.
"Çok yararlı bir görüşme oldu"
TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül ile TC Dışişleri
Bakanlığı'nda bir araya gelen Talat, iki saat süren
görüşmenin ardından Ankara'da basın mensuplarının
sorularını yanıtladı.
Talat, Türkiye'de olması vesilesiyle bir değerlendirme
çalışması yapma fırsatını bulduğunu belirtti
ve bunun çok yararlı olduğu görüşünü dile getirdi.
Türkiye'nin AB sürecinde yepyeni bir döneme girdiğini,
Aralık zirvesiyle bu sürecin farklı bir konuma geldiğini ifade
eden Talat, bunun Kıbrıs bağlantısının "hep
var olduğunu" kaydetti. Talat şöyle devam etti:
"Bizler her ne kadar iki süreci birbirinden tamamen farklı
olarak görmüş olsak bile, karşılıklı
bağımlılık ilişkisi çerçevesinde Kıbrıs
sorunu ile Türkiye'nin tüm ilişkileri ilişkili hale geldi. O
bakımdan zaman zaman ve mümkün olan en yüksek sıklıkla bir araya
gelmek ve bu değerlendirmeleri hayata geçirmek gerekiyor. Onlardan birini
gerçekleştirmiş olduk."
Politikamızda herhangi bir
değişiklik yapmış değiliz
"Kıbrıs Türk tarafı olarak politikamızda
herhangi bir değişiklik yapmış değiliz" diyen
Talat, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün BM zemininde
gerçekleşmesi politikasını sürdürdüklerini kaydetti.
Talat, AB'nin Kıbrıs Rum tarafını sorunun çözümüne
teşvik etmesi dışında doğrudan doğruya
Kıbrıs sorununun çözümünde bir rol oynayamayacağı
politikalarının da devam ettiğini ifade etti.
Bundan sonraki dönemde de Kıbrıs Türk tarafının ve
Türkiye'nin Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde bütünlüklü çözümünü
desteklemeye ve kendi üzerine düşeni yapmaya devam edeceğini belirten
Talat, yaptığı görüşmelerin de bu çerçevede olduğunu
ve "çok yararlı" geçtiğini yineledi.
"Gündem maddemiz Lokmacı değildi"
Görüşmelerinde, Lokmacı'daki üst geçidin
kaldırılmasının ele alınıp
alınmadığı ve Genelkurmay Başkanlığı
ile aralarında bu konuda bir sorunun bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine Talat,
"Hayır bu konuyu görüşmedik. Bu konu değildi, gündem
maddemiz" dedi.
Talat, şöyle dedi:
"Bildiğiniz gibi Kıbrıs'ta bir ateşkes,
üstelik de imzalanmamış bir ateşkes var; yani sözlü bir
ateşkes diyebilirsiniz, bir anlaşma yok. Bu bakımdan
Kıbrıs farklı bir yer, Türkiye'nin diğer
sınırlarıyla kıyaslanabilecek bir durum yok
Kıbrıs'ta. Bundan dolayı da askeri konular siyasetle iç içe geçmiş
durumda. Bu bağlamda hem bir nezaket ziyareti hem genel bir görüşme
çerçevesinde görüştük, ama esas siyasi değerlendirmeyi burada
yaptık."
"Resmi görüş açısından farklı ses
yok, ama değişik görüşler var"
Lokmacı'daki üst geçidi kaldırma fikirlerinin hâlâ geçerli
olup olmadığının sorulmasına karşılık
Mehmet Ali Talat, buna ilişkin kararlarını daha önce
açıkladıklarını hatırlatarak, "Bu karar bizim
açımızdan geçerlidir" dedi.
Bu son sözlerini açmasının istenilmesi ve Türkiye'de
farklı bir ses mi bulunduğunun sorulması üzerineyse Talat,
şunları kaydetti:
"Resmi görüş açısından söylüyorsanız
hayır, ama mutlaka değişik görüşler var ama bunların
olması da normaldir. Bütün bu görüşler medeni bir anlayış
çerçevesinde tartışılır. Tabii ki Kıbrıs çok
hassastır ve dediğim gibi sadece ilan edilmiş ateşkes
koşulları vardır. O nedenle bütün kararlar çok hassas bir
şekilde incelendikten sonra alınır. O bakımdan biz bütün
iyi niyetimizi göstererek, hem Kıbrıs sorununun çözümünü hem de iki
halk arasındaki ilişkilerin iyileşmesini ve aynı
şekilde Türkiye'nin de yer aldığı bölgede Türk-Yunan ve
bölge ilişkilerinin iyileştirilmesini istiyor ve üzerimize
düşeni yapmaya hazır olduğumuzu söylüyoruz."
"Doğrudan ticaret de ele alındı"
Ocak ayında AB tarafından ele alınması beklenilen
Doğrudan Ticaret Tüzüğüne ilişkin soru üzerine de Talat, görüşmede
bu konuyu da ele aldıklarını söyledi.
Tüzüğün bilindiğinin aksine "izolasyonların
kaldırılması" olmadığına dikkati çeken
Talat, basının bunu abartmamasının iyi
olacağını çünkü gündemde olanın izolasyonların
kaldırılması değil sadece doğrudan ticaret tüzüğü
olduğunu vurguladı. Talat şunları kaydetti:
"İzolasyonların kaldırılması çok daha
geniş perspektiften bakılması gereken bir olaydır. Eski BM
Genel Sekreteri Kofi Annan Güvenlik Konseyine sunduğu raporda
izolasyonların tümünün kaldırılmasından bahsediliyordu.
AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü ise izolasyonların
kaldırılmasından çok sadece doğrudan ticareti
sağlayacak yani ticaret kısıtlamalarını nispeten
ortadan kaldıracak bir girişimdir. O bakımdan (tüzüğün)
Kıbrıslı Türklerinin izolasyonlarının kaldırılması
olarak değil de doğrudan ticaretin sağlanması olarak ele
alınmasında fayda var."
Tüzüğün bu ay görüşüleceğini anımsatan Talat,
Kıbrıs Rum kesimi AB üyesi olduğu için ciddi engeller
çıkaracağı endişelerinin devam ettiğini belirterek,
"Ama umarım ki AB Kıbrıs Rum tarafının bu
engelleyici tutumuna prim vermez ve verdiği sözü yerine getirir. Bizim
talebimiz budur."
Lefkoşa'nın silahsızlandırılması
Cumhurbaşkanı Talat, Rum basınında çıkan
"KKTC'nin Lefkoşa'nın
silahsızlandırılmasını önermeye
hazırlandığı" yönündeki bir habere ilişkin
soruya, "Kıbrıs sorununu çözerek sadece Lefkoşa'nın
değil, adanın bütününün silahsızlandırılması ve
askersizleştirilmesi söz konusu olmalıdır. Bunu kamufle etmek
için Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi gibi çok daha önemsiz bir konuyu
gündeme getirmek, sanıyorum ki doğru değil ve şu anda böyle
bir öneri yapma gibi bir planımız yok" yanıtını
verdi.
Talat, bu konunun bir düşünce olarak değişik zamanlarda
ortaya atıldığını hatırlatarak, şunları
da kaydetti:
"Ancak ülke askersizleştirilmediğine göre
Lefkoşa'nın askersizleştirilmesinin çok önemli bir konu gibi
ortaya atılması esas Kıbrıs'ta halen Kıbrıs
sorununun var olduğunu yani çözümsüzlüğünün devam ettiğini ancak
kamufle etmeye, gözlerden saklamaya yarar."
Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı
Korgeneral Kıvrıkoğlu ile arasında bir gerginlik olup
olmadığının sorulması üzerineyse şu
yanıtı verdi:
"Sayın Barış Kuvvetleri Komutanı ile benim
aramda, herhangi bir sorun olması mümkün değil. Böyle bir lüksümüz
olabileceğini düşünmüyorum, çünkü bizim Kıbrıs'ta
Sayın Komutanla güvenliğimizin sağlanması ve devamı
açısından yakın işbirliği içerisinde olmamız
gerekiyor ve bu yakın işbirliğini sürdürüyoruz."
Cumhurbaşkanı Talat, değişik dönemlerde
değişik fikirleri olabileceğini de söyleyerek, "Bu
fikirlerin sonuçta yetki karmaşasına yol açar tarzda speküle
edildiği durumlarla zaman zaman karşılaşmamız da söz
konusu olabilir" dedi.
Talat, son olarak "Ancak şu günlerde ve geçmişte,
gelecek için tabii ipotek koyamam ama Sayın Barış Kuvvetleri
Komutanı ile herhangi bir sorunum yok" diye konuştu.
"Kıbrıs sorununun son geldiği
aşamayı değerlendirdik"
Cumhurbaşkanı Talat, Ercan Havaalanı'nda
yaptığı açıklamada, Ankara'da TC Dışişleri
Bakanlığı'ndaki değerlendirme toplantısında
Kıbrıs sorununun geldiği son aşamayı, Türkiye'nin AB
sürecini birlikte değerlendirdiklerini söyledi. Eşinin bir
toplantı için İstanbul'a gitmesi üzerine kendisinin de gittiği
İstanbul'da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la
görüştüğünü, önceki akşam da Ankara'ya geçtiğini ifade eden
Talat, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'la
görüştüğünü, Kıbrıs sorunuyla ilgili değerlendirmeler
yaptıklarını bildirdi.
"Sanıyorum bu istişareleri sürekli kılmak
durumundayız. Zaten geçmişten beri de yapıyoruz. Bu
çalışmalar bundan sonra atacağımız adımlar için
de bize ışık tutacak" diyen Cumhurbaşkanı Talat,
çalışma toplantılarına Müsteşarı ve Ankara
Büyükelçisi'nin de katıldığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri
Yardımcısı Gambari'nin başlattığı süreci
Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantıda
değerlendirdiklerini; Genelkurmay Başkanlığı'ndaki
toplantıda ise güven yaratıcı önlemleri kısaca
değerlendirme fırsatı bulduklarını anlattı.
"Haberler doğru değil"
Basına yansımaların doğru
olmadığını; çeşitli değerlendirmelerden,
tartışmalardan ortaya çıkan görüşlerin basına
yansıdığını ama bunların doğru
olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
"Türkiye'yle bu konuyla ilgili bir anlaşmazlık,
tartışma söz konusu değil. Böyle bir şey olmadı. Ancak
bir değerlendirme, istişare çalışmasıydı
yaptığımız. Bu bakımdan Türkiye'yle, Barış
Kuvvetleri'yle veya askeri makamlarla bazı çelişkiler olduğu
yönünde çıkan haberler doğru değil. Gerçeği
yansıtmıyor" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, soruları yanıtlarken
Lokmacı kapısının açılması kararının
2005'te alındığını, uygulamada çeşitli
alternatifler üzerinde durulduğunu ve üst geçidin
yapıldığını hatırlattı. Köprüyü geçişi
kolaylaştırmak için yaptıklarını ama duvarla eş
hale, sembol haline getirildiğini ifade eden Talat, Kıbrıs Türk
tarafının istişareler sonrasında köprüyü
kaldıracağını ilan ettiğini, BM Genel Sekreteri'ne de
mektupla duyurduklarını belirtti.
"Semboller gündemde değil"
Köprünün yapımının da
kaldırılmasının da kendi kararları olduğuna
işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, "Prensip olan bu
kapının açılması hala orada durmaktadır" dedi.
Rum tarafının talep ettiği sembollerin
kaldırılmasının gündemlerinde yer
almadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, KKTC
topraklarındaki herhangi bir oluşumu Kıbrıs Rum tarafıyla
tartışmak durumunda olmadıklarını söyledi. Talat,
"Bayraklarımız bize aittir. Kıbrıs Rum
tarafının bizim bayraklarımızla ilgili söz söyleme
hakkı yoktur. Bizim bölgemizde oluşturduğumuz polis ve gümrükçü
kulübeleri de bize ait bir konudur. Bunu da herhangi bir şekilde
pazarlık etmeye zaten gerek duymuyorum" dedi. Köprünün
kaldırılmasıyla Rum tarafının duvarının da
kaldırılmasının koşullarını yaratmayı
düşündüklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Ankara
ziyaretinde bu konuyu da görüştüğünü ama kararın Ankara'da
değil Kıbrıs'ta alındığını kaydetti.
"Köprü kaldırma çalışmaları hemen"
Cumhurbaşkanı Talat, bayram sonrasına kalan köprünün
kaldırılması çalışmalarının hemen devam
edeceğini bildirdi.
"İstifa zayıflıktır, söz konusu
değil"
Talat, Lokmacı'daki köprü kaldırılmazsa istifa
edeceği yönünde bir gazetede yayımlanan köşe
yazılarının anımsatılarak sorulması üzerine
şu karşılığı verdi:
"Niye istifa edeyim ki? Beni Kıbrıs Türk halkı
seçti ve bu göreve getirdi. İstifa edeyim diye getirmedi. Bu göreve,
kendinin verdiği görevleri yerine getirmem için getirdi.
Dolayısıyla böyle bir şey söz konusu değil. Herhangi bir
makamla anlaşmazlığa düşersem, bu
anlaşmazlığı çözme yolu istifa değildir diye
düşünüyorum. İstifa etmek ancak bir zayıflık belirtisi
olur. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil."
Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, görüş
ayrılıklarının her gün olduğunu kaydederek,
"Bunlar çok doğal. Önemli olan bunları çözebilmek veya ara
kesitini yakalayabilmektir. Zaman zaman Ankara'dan tam destek alıyorum.
Zaman zaman bu destek tam destek değil, biz öyle karar verdiğimiz
için buna duyulan saygıdan kaynaklanan destek olabilir. Bunlar oluyor. Her
zaman oluyor. Zaman zaman biz de Ankara'nın tutumuna karşı
benzeri yaklaşımlar gösteriyoruz" dedi.
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un
askersizleştirme ve sembollerin kaldırılması
şartıyla Lokmacı'daki duvarı 24 saatte yıkma sözüyle
ilgili bir soruyu yanıtlarken, bunların KKTC topraklarındaki
uygulamalar olduğunu ve Rumların söz söyleme ve talepte bulunma hakkı
olmadığını vurguladı; "Bunlar bizim
açımızdan pazarlık konusu değil" ifadesini
kullandı.
"Köprü bağlayıcıdır...
Ayırıcı gibi takdim edildi"
Bağlayıcı olan köprünün ayırıcı gibi
takdim edildiğini, dünyanın da yanlış algılaması
nedeniyle böyle bir sıkıntının doğduğunu görerek
köprünün kaldırılması kararı aldıklarını
anlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Biz KKTC'deki simge ve
uygulamaları herhangi bir şekilde tartışma konusu yapacak
değiliz" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı'daki köprünün kaldırılmasının
kapının açılmasına yeterli olup olmayacağı,
karşı taraftan aynı karşılığı bulup
bulamayacağı sorusuna, "Bundan emin değilim çünkü Kıbrıs
Rum tarafının gerçek niyetinin bu kapıyı açmamak
olduğunu biliyorum" yanıtını verdi.
Uluslararası toplumun nasıl bir tepki vereceğine
bağlı olarak Rum tarafının ne yapacağının
ortaya çıkacağını düşündüğünü ifade eden Talat,
Lokmacı kapısının, gümrük kapısı olarak
Yeşilhat Tüzüğü'ne dahil edildiğini hatırlattı.
Rumların sembolleri kaldırma talebinin diğer kapılar
düşünüldüğünde anlamsız olduğunu vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, Rumların propaganda makinesine
dünyanın inandığını belirtti.
Talat, "Köprü kesin olarak kaldırılacak mı"
sorusu üzerine "Bir karar verdik ya" dedi. Kendisinden çelişkili
bir haber duyulmadığını belirten Talat, 6 Temmuz'da BM
Genel Sekreteri'ne gönderdikleri güven yaratıcı önlemlerde
dekonfrantasyonun (askerlerin karşılıklı
uzaklaştırılması), tatbikatların görüş mesafesi
dışında yapılması gibi konuların da yer
aldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, bu ve benzeri askeri konuları
Genelkurmay Başkanı Orgeneral yaşar Büyükanıt'la
görüştüklerini, görüşmenin ayrıca nezaket ziyareti niteliği
de taşıdığını belirtti.
"Pasaportları Rum istismar ediyor"
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarının
iade edilmesi yönündeki demeciyle ilgili soruya karşılık, özetle
şunları söyledi:
"Ben Kıbrıslı Türklerin hakkıdır
demedim. Bulamazsınız böyle bir demeci. İhtiyaçtır dedim ve
bu ihtiyaca binaen alınıyor. 'Hakkıdır' diyen başka
bir cumhurbaşkanıydı. Ben daha farklı düşünüyorum o
konuda. Kıbrıs Rum tarafı izolasyonun
olmadığını kanıtlamak için değil, bize
yardım ettiğinin kanıtı olarak pasaport, kimlik kartı,
doğum kağıdı verdiğini söylemektedir.
Dolayısıyla Rum tarafı, Kıbrıslı Türklerin
ihtiyaçtan aldıkları bu belgeleri siyasi istismar amacıyla
kullanmaktadır.
Eğer sivil toplum örgütleri bazında herhangi bir eylem
olarak örgütlenip buna karşı tepki ortaya konabilirse, bunun sonuç
getirici olabileceğini söyledim. Ama bunu ben basında
yansıdığı gibi bir çağrı şeklinde
yapmadım. Bu halkımın, sivil toplum örgütlerinin bileceği
bir iştir."
"Vicdanım isyan ediyor"
Rum tarafının dünyanın her yerinde
dağıttığı tüm belgelerde Kıbrıslı
Türklere verdiği pasaportları propaganda olarak
kullandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
"Böyle bir propagandayı Kıbrıslı Türklere yardım
ettiklerinin bir kanıtı olarak öne sürüyorlar. Buna benim
vicdanım isyan ediyor. Bilmem diğer insanların,
Kıbrıslı Türklerin yaklaşımı nasıl olur
böyle bir iddia karşısında. Yani devleti gasp ettiği için
vermek zorunda olduğu bir belgeyi veriyor diye bize yardım
ettiğini söyleyebiliyor. Hicapsız şekilde bunu takdim ediyor.
Benim isyanım bunadır" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk
tarafının izolasyonları kaldırma ataklarını
başlatması ve bunun dünyada ses bulması üzerine, Rum
Yönetimi'nin de Kıbrıslı Türklere pasaport, kimlik kartı,
doğum belgesi verdiğini; hastanelerden ücretsiz
yararlandırdığını söylediğini; parasını
aldığı elektriği takdim ettiğini; Güney'de
çalışanların aldığı paraları da Kıbrıslı
Türklere yardım diye sunduğunu anlattı.
KIBRIS 06/01/07
Lokmacı'da eylem
EYLEM, BAŞKA YÖNLERDEN KUMANDA EDİLDİ... Asmaaltı
ve Arasta Esnafı Derneği, dün saat 12.30'da Lokmacı
Barikatı'nda eylem yaptı ancak Asmaaltı ve Arasta esnafı
eyleme katılmadı. Esnaf ve Zanaatkârlar Odası, esnafın
adının kullanıldığını belirterek eylemin
uzaktan kumandalı gerçekleştirildiğini vurguladı
2007 YILI TAVİZLER YILI OLMAYACAK... Polis ve sivil giyinmiş
askeri personelin eylemcilerden fazla olduğu bölgede, eylemciler
Kıbrıs Rum halkına, Ledra Caddesi'ndeki duvarı
yıkmaları çağrısında bulundu. Asmaaltı ve Arasta
Esnafı Derneği Başkanı Tanju Müezzinoğlu, köprü
üzerinde yaptığı açıklamada, 2007 yılının
tavizler yılı olmayacağını kaydederek halkı
birlik olmaya çağırdı
EV SAHİBİNİN OLMADIĞI EYLEMDE ARASTA ESNAFI
KULLANILDI "ÜZGÜNÜZ"... Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Genel
Sekreteri Hürrem Tulga, Lokmacı Barikatı'nda ev sahiplerinin
olmadığı bir eylem yapıldığını
kaydederek "üzüntülü" olduklarını söyledi. Tulga, eylemin
amacının bir takım partilerin muhalefet yapması
olduğunu ve bu yüzden bölge esnafı ile Lokmacı'nın
kullanıldığını söyledi
Ali CANSU
Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği, dün saat 12.30'da
Lokmacı Barikatı'nda eylem yaptı. Asmaaltı
esnafının yer alamadığı ancak Asmaaltı ve Arasta
esnafı adına yapılan eylemin başka yönlerden kumandalı
olduğu iddia edildi.
Polis ve sivil giyinmiş askeri personelin eylemcilerden sayı
olarak fazla olduğu bölgede, eylemciler Kıbrıs Rum halkına,
Ledra Caddesi'ndeki duvarı yıkmaları çağrısında
bulundu. Eylem başlamadan önce Mücahitler Derneği tarafından
eylemin yapılacağı bölgeye, "Rumların dediği
olmayacak", "Gelin duvarınızı yıkın, biz de
sizinle birlikte geçidi kaldıralım",
"Kıbrıslı Rumlara sesleniyoruz, gelin Lokmacı
kapısını birlikte açalım" afişleri
asıldı.
Milliyetçi Adalet Partisi Genel Başkanı Ata Tepe ve Ulusal
Birlik Partisi Milletvekili Şerife Ünverdi, Emekli Astsubaylar
Derneği, KKTC'yi Koruma Derneği ile bazı sivil toplum
örgütlerinin katılıp destek verdiği eyleme 50 civarında
eylemci katıldı.
Ellerinde KKTC ve Türk bayrakları taşıyan eylemciler,
köprünün üzerine çıkarak "Kıbrıs Türktür Türk
kalacak", "Bayrağa uzanan eller kırılsın",
"Devletimizi ilelebet yaşatacağız", "Enosise
hayır" şeklinde sloganlar attıktan sonra hoparlör eşliğinde
onuncu yıl marşını söyledi.
KKTC'yi Koruma Derneği üyeleri ise İngilizce "Önce
duvarı yıkın, sonra biz köprüyü kaldıralım"
yazılı bir afişi Güney Kıbrıs'a doğru tuttu.
2007 taviz yılı olmayacak
Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği Başkanı
Tanju Müezzinoğlu, köprü üzerinde yaptığı açıklamada,
2007 yılının tavizler yılı olmayacağını
kaydederek halkı birlik olmaya çağırdı.
Bölge esnafı adına konuşan Müezzinoğlu, esnaf
olarak Lokmacı Köprüsü'nün, tavizlerin simgesi olmasını
istemediklerini kaydederek, Rum'un tek taraflı, sınır
tanımayan, adil ve kalıcı çözümden uzak taleplerini kabul
etmediklerini belirtti.
Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'u "AB'nin
şımarık çocuğu" olarak niteleyen Müezzinoğlu
"Türk tarafının bugüne kadarki iyi niyetine hiçbir platformda,
iyi niyetle cevap vermediler. Aldığı her karar, Türk
tarafından istediği her iyi niyet hareketi, tüm
Kıbrıs'ı Rum yönetiminin denetimine geçirmeye yöneliktir.
Papadopulos, 'önce köprü kalksın, duvarı sonra yıkarız'
dedi; şimdi 'sadece köprünün kalkması yetmez, semboller de, bayraklar
da kalksın' diyor. Ana hedef, Arasta esnafına katkı değil,
1963 sınırlarına dönülmesini sağlamaktır. Peki sonra!
Lokmacı Barikatı'ndaki köprü, istenilen tavizlerin simgesi
olamayacaktır" şeklinde konuştu.
Müezzinoğlu, Rum Yönetimine seslenerek "Eğer adil ve
kalıcı çözüm istiyorsanız ve eğer liderinizin "2007
yılı çözümsüzlük yılı olacak!" iddialarını
gerçekten desteklemiyorsanız; gelin Ledra Caddesi'ndeki
duvarınızı yıkın! Biz de sizi destekleyelim ve sizinle
aynı zamanda o köprüyü yıkalım" dedi.
Beyindeki duvar yıkılmadan köprüyü yıkamayız.
Beyinlerindeki duvarı ve sınırdaki duvarı
yıkmadan, köprüyü yıkmayacaklarını kaydeden
Müezzinoğlu, tek taraflı taviz vermenin ne anlama geldiğinin iyi
düşünülmesini isteyerek, "AB'nin şımarık
çocuğunun bir kez daha Kıbrıs Türkü'nün geleceğiyle
oynamasına izin vermeyelim! Ya Rumla birlikte ve aynı anda duvar
yıkılır ve köprü kalkar, ya da bu köprü hiçbir zaman, istenen
tavizlerin simgesi olmaz!" dedi.
Esnaf vardı herhalde görmediniz
Öte yandan, gazetecilerin Asmaaltı ve Arasta Esnafı
Derneği Başkan Yardımcısı Derviş Peynirci'ye
"Eyleme niye Asmaaltı ve Arasta esnafı katılmadı"
sorusuna, Peynirci'nin "Esnaf vardı herhalde görmediniz" diye
karşılık vermesi esnaf arasında gülüşmelere neden
oldu.
Ev sahiplerinin olmadığı bir eylem
Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Genel Sekreteri Hürrem Tulga da,
lokmacı barikatında ev sahiplerinin olmadığı bir eylem
yapıldığını kaydederek "üzüntülü"
olduklarını söyledi.
Arasta ve surlar içi esnafının dünkü eylemde
kullanıldığını ve bunun kendilerini çok üzdüğünü
kaydeden Tulga, "Biz, demokratik gelişmelerden yanayız. Herkesin
görüşünü ortaya koymasından yanayız ve savunuyoruz. Burada bir
problem yoktur. Ama esnaf burada kullanılıyor. Bizi üzen budur"
dedi.
Bölge esnafı ve lokmacı kullanılmıştır
Tulga, eylemin amacının bir takım partilerin muhalefet
yapması olduğunu ve bu yüzden bölge esnafı ile
lokmacının kullanıldığını söyledi.
Bölge halkı ile esnafının olayları görüp
izlediğini kaydeden Tulga, "Gördünüz ki eylemde esnaftan insan
yoktur. Başı da çeken bugüne kadar yönetimini dahi toplayamayan
adı da Arasta esnafı olan bir kaç kişidir. Bu şekilde ev
sahiplerinin olmadığı ortamda ev sahiplerinin kullanılmasını
protesto ediyoruz. Duyarlı olalım" dedi.
KIBRIS 06/01/07
Talat, bazı çevrelerde oluşan tereddütleri gidermeye
çalışıyor
Başbakan Soyer, Lokmacı'daki yaya köprüsünün, yeni
konjonktür doğrultusunda kaldırılması yönünde genel bir
görüş birliği oluşturulduğunu, ancak Rumların
yarattığı bir kısım yeni argümanlardan dolayı
bazı çevrelerde tereddütler oluştuğunu, Cumhurbaşkanı
Talat'ın da bu tereddütleri gidermeye
çalıştığını söyledi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Lokmacı'daki yaya köprüsünün,
yeni konjonktür doğrultusunda kaldırılması yönünde genel
bir görüş birliği oluşturulduğunu, ancak Rumların
yarattığı bir kısım yeni argümanlardan dolayı
bazı çevrelerde tereddütler oluştuğunu, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın da bu tereddütleri gidermeye
çalıştığını söyledi.
Başbakan Soyer, vefat eden ABD eski başkanlarından Gerald
Ford için ABD Büyükelçiliği'nin Lefkoşa Ofisi'nde açılan taziye
defterini imzaladı.
Çıkışta gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Soyer, Lokmacı'daki köprünün kalkması konusunda sivil
otorite ile askeri otorite arasında çatışma olup
olmadığı yönündeki soruya verdiği cevapta,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın; Başbakan,
Dışişleri Bakanı ve güvenlikten sorumlu KTBK ve GKK
komutanlarıyla Cumhurbaşkanlığı'nda
gerçekleştirdiği toplantıda, yeni konjonktür doğrultusunda,
köprünün kaldırılması konusunda genel bir görüş
birliği oluşturulduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı
Talat'ın genel görüş birliği doğrultusunda, köprünün
kaldırılması için gereken girişimlerde bulunduğunu ve
adımların atılmaya başlandığını
kaydeden Soyer, "Ancak Papadopulos yönetiminin bu barikatı açmama ve
utanç duvarını yıkmama için gündeme getirdiği 'semboller
kaldırılsın' gibi yeni argümanlar öne sürmesi, bazı
çevrelerde tereddüt oluşmasına neden oldu. Bizim bu tereddütlere
yenilmememiz lazım" dedi.
"Talat, tereddütleri gidermeye çalışıyor"
Cumhurbaşkanı Talat'ın bütün yetkililerle
görüşerek, bu konudaki tereddütleri gidermeye
çalıştığını söyleyen Soyer, "Esas mesele
buradadır. Kesin karar vermemiz gerekir. Demokratik süreçler içerisinde ve
bir devlet yapısında her şeyden evvel devletin bütün birimleri,
ülkenin selamete ulaşması için tam bir koordinasyon içinde
olmalılar" şeklinde konuştu.
Soyer, şöyle devam etti:
"Devletin bütün birimleri, Yasaması, Yürütmesi,
Yargısı, Güvenlik Kuvvetleri ve asker hepsi devletin bir kurumudur.
Bunların maksimum ilgi içinde olması lazım. Asker ulusun,
halkın askeridir. Yabancı asker değil. Bizim için temel olan
unsur ise Atatürk'ün işaret ettiği gibi 'egemenlik kayıtsız
şartsız ulusundur' olgusudur. Egemenliğin kullanılma biçimi
olan halk iradesine dayalı bütün gelişmeler, bütün bu kurumlarla
işbirliği içinde sonuca ulaştırılmalı. Bunun
farklı şekilleri, büyük ölçüde krize yol açar."
Soyer, "Atatürk'ün 'egemenliğin kayıtsız,
şartsız ulusa aittir' şiarını zedelemek değil,
bütün kurumlarıyla demokratik hukuk devlet ilkeleri içindeki
Cumhurbaşkanı, Hükümet, Meclis, devletin bütün birimleri ve güvenlik
birimlerinin tam bir koordinasyonunu sağlamamız lazım"
dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, köprünün
kaldırılmasının basit bir iş olduğunu, önemli
olanın bunu gönül ve anlayış birliği içinde yapmak
olduğunu ifade etti.
Lokmacı'nın açılması konusunda anlaşma var
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk
tarafının güven artırıcı önlemler çerçevesinde 2005'te
Bostancı ve Lokmacı Sınır Kapıları'nın
açılması önerisinde bulunduğunu ve Rum Yönetimi ile bu çerçevede
bir anlaşma yaptıklarını söyledi. Soyer, Rum
tarafının tüm engellemelerine rağmen Bostancı
Sınır Kapısı'nın ardından Lokmacı'nın
da açılması için "akte vefa" prensibi doğrultusunda
girişimlerde bulunduklarını ve iki duvarı yıktıklarını
kaydetti.
Başbakan Soyer, Rum tarafının kapının
açılmaması için girişimlerde bulunurken, Türk
tarafının kapının açılması için girişimler
yaptığını ve bu amaçla geçişi
kolaylaştırmak, sivil ile askeri bir araya getirmemek için bir yaya
geçidi köprüsü yapıldığını belirtti. Soyer, Rum
tarafının, tapınma haline getirdiği utanç
duvarını gizlemek için köprüyü öne sürerek, kapıyı açmaya
yanaşmamasından dolayı Cumhurbaşkanı Talat'ın,
köprüyü bir mazeret olmaktan çıkarmak için yeni girişimlerde
bulunduğunu söyledi.
"Suni gündem yaratıyoruz"
Bütün bu tartışmaların, Papadopulos'un utanç
duvarını gizlediğine de işaret eden Soyer, "Onun için
biz bu tartışmayı bitirip, utanç duvarını öne
çıkarmamız ve Papadopulos'un çözümsüzlük siyasetini dünyaya
deşifre etmemiz lazım" şeklinde konuştu.
Soyer, şöyle devam etti:
"Yarattığımız suni gündemlerle,
Papadopulos'un utanç duvarını sis perdesi arkasında tutmaya
devam ediyoruz. Tapınak haline döndürdü orayı. Mabet yaptı
orayı. Bu; bölünmenin, düşmanlığın, nefretin mabedidir.
Lokmacı bir semboldür. 1956'dan beri Enosis mücadelesinin
Kıbrıs'ta yarattığı çatışmanın bir
sembolüdür. Kıbrıs önce orada bölündü. 1963'te Enosis yüzünden
barikata, 1974'te darbeden dolayı da duvarlara döndü.
Kıbrıs'ı Enosis hedefiyle bölenlerin sembolüdür."
Muhalefete eleştiri
Açıklamasında, Lokmacı konusunda muhalefetin tepkisini
de değerlendiren Başbakan Soyer, muhalefetin, egemenliğin
kayıtsız, şartsız ulusundur ilkesini göz ardı ederek,
halk iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı'nın iradesini
sarsmaya çalıştığını söyledi.
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın,
"Devletten devlete ve tanınma siyaseti boş çıktı"
yönünde demeçler verdiğini söyleyerek, amacının siyasi menfaat
sağlamak olduğunu kaydeden Soyer, " 'Tanınma ve devletten
devlete siyaset boş çıktı' diyen ve 30 yıldır bu
siyaseti takip eden bir siyasetçi, bugün Lokmacı Barikatı ile ilgili
bu demagojiyi yapabiliyorsa; 30 yıldır sürdürdüğü dava konusunun
da boş çıktığını ilan eden bu kişiye bugün
söylediklerinin de boş olduğunu söylemek istiyorum" dedi.
Hristofyas ile görüşme
Başbakan Soyer, Lokmacı kapısı konusunun, AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile gerçekleştirilecek görüşmede
gündeme gelip gelmeyeceği yönündeki soruya yanıtında,
Hristofyas'tan, İbrahim Gambari'nin son mektubunda dile getirdiği
"iki liderin, 2007'nin ilk çeyreğinde bir araya gelmesi ve özlü
görüşmelerin başlaması" takviminin hayata geçirilmesi
konusunda işbirliği yapmasını isteyeceğini söyledi.
Soyer, özellikle iki partinin bu konuda bir inisiyatif
geliştirmesi gereğine işaret edeceğini belirterek,
"Hristofyas'ın görüşmelerin 2008'de başlayacağı
yönünde bir demeci vardı. Ben de kendisine 'hemen şimdi' bu
görüşme sürecine girilmesi gerektiğini söyleyeceğim ve iki liderin
bir araya gelebilmesi için yapabileceğimiz katkıların ne olduğunu
görüşeceğiz kendisiyle" dedi.
KIBRIS 06/01/07
Büyükanıt: ''Adımlar eşzamanlı
atılmalı''
7 Ocak, 2007 10:47:00 (TSİ) CNN TURK
Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, KKTC'deki Lokmacı
Kapısı'nın açılması ile ilgili adımların
eş zamanlı atılması gerektiğini, ancak bugün
eşzamanlılığın söz konusu
olmadığını söyledi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise Lefkoşa Belediye
Başkanı'na köprünün kaldırılması için talimat verdi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, Milliyet Gazetesi
Ankara temsilcisi Fikret Bila'ya yaptığı açıklamada,
"Lokmacı Kapısı'nın açılması bizim
açımızdan bir sorun değil. Ancak bu tür adımların
eşzamanlı atılması gerekir. Oysa, bugün bir
eşzamanlılık söz konusu değil. Daha önce bu konuda bizim
görüşümüz sorulduğunda, hükümet yetkililerine görüşümüzü bu
şekilde iletmiştik. Önceki gün Genelkurmay'a yapılan ziyaret
sırasında da bu görüş yine aktarıldı" dedi.
Orgeneral Büyükanıt, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ziyaretinde konu bu
şekilde gündeme geldiği halde, basına "gündeme
gelmediği, herhangi bir görüş ayrılığı
olmadığı" biçiminde yansıyınca, açıklama
yapma ihtiyacı duyduklarını söyledi.
Büyükanıt, "Ziyaret talebi, bana, bizim hükümet üzerinden geldi. Ben
de 'buyursunlar' dedim. Eğer bu konu gündeme gelmediyse, o zaman bu
ziyaret neden yapıldı? Bizim hangi konuda görüşümüz soruldu?
Konu basına böyle yansıyınca, dünkü açıklamanın
yapılması ihtiyacı doğdu" diye konuştu.
"Yetki tartışması söz konusu olmamalı"
Büyükanıt, bölgenin askeri ve yasak bölge olduğunu belirterek,
"KKTC Anayasası'nın geçici 10'uncu maddesine göre de, bu
bölgenin sorumluluğu Silahlı Kuvvetler'de. Anayasa, askerin
sorumluluğuna vermiş. O bakımdan, bir yetki tartışması
söz konusu olmamalı. Söylediğim gibi, kapının
açılmasının bir sakıncası yok, ancak
adımların karşılıklı, eşzamanlı
olması gerekir" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, cuma günü Genelkurmay'da
yaptığı görüşmede Lokmacı Kapısı'nın
gündeme gelmediğini ve bu konuda bir görüş
ayrılığı olmadığını
açıklamıştı.
Milliyet'in haberine göre, Cumhurbaşkanı Talat, Lefkoşa Belediye
Başkanı Cemal Bulutoğulları'na, "köprünün
kaldırılması çalışmasının
başlaması" talimatını verdi.
Orgeneral
Büyükanıt: Adımlar eşzamanlı atılmalı
Genelkurmay Başkanlığı'ndan dün yapılan
yazılı açıklama KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
açısından "sıkıntılı" bir durum
yarattı.
Ankara'ya ani bir ziyaret yaparak Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'le birlikte Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar
Büyükanıt'ı ziyaret eden Talat, Lefkoşa'daki "Lokmacı
üstgeçidinin kaldırılması" konusunun gündeme
gelmediğini söylemişti.
Oysa, Genelkurmay Başkanlığı'nın dün
yaptığı açıklamada, Lokmacı kapısı konusunun
gündeme geldiği, Genelkurmay'ın daha önce hükümete de iletilen
görüşünün Talat'a da ayrıntılı biçimde
anlatıldığı belirtildi.
"Sıkıntı" iki yönlü:
1- Talat'ın 'gündeme gelmedi' dediği konunun ayrıntılı
biçimde gündeme geldiğinin belirtilmesi,
2- Genelkurmay'ın Kıbrıs'ta Türk tarafının
karşılıksız, tek taraflı adım atmasına
karşı olduğunun anlaşılması.
'Hükümete iletmiştik'
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, dün bu konudaki
sorularımı yanıtlarken duruma açıklık getirdi.
Org. Büyükanıt, "Lokmacı Kapısı"nın
açılması konusunda şu değerlendirmeyi yaptı:
"Lokmacı Kapısı'nın açılması bizim
açımızdan bir sorun değil. Ancak bu tür adımların
eşzamanlı atılması gerekir. Bu tür, iki halk için de
hayatı kolaylaştıracak adımların atılması
ulusal programda da var. Bu açıdan bir sorun yok, ama bu
adımların eşzamanlı olması gerekiyor. Oysa, bugün bir
eşzamanlılık söz konusu değil. Daha önce bu konuda bizim
görüşümüz sorulduğunda hükümet yetkililerine görüşümüzü bu
şekilde iletmiştik. Önceki gün Genelkurmay'a yapılan ziyaret
sırasında da bu görüş yine aktarıldı."
'O zaman ziyaret niye yapıldı?'
Org. Büyükanıt, Gül ve Talat'ın ziyaretinde konu bu şekilde
gündeme geldiği halde, dün basına "gündeme gelmediği,
herhangi bir görüş ayrılığı
olmadığı" biçiminde yansıyınca açıklama
yapma ihtiyacı duyduklarını söyledi ve şöyle devam etti:
"Ziyaret talebi bana bizim hükümet üzerinden geldi. Ben de 'buyursunlar'
dedim. Eğer bu konu gündeme gelmediyse o zaman bu ziyaret neden
yapıldı? Bizim hangi konuda görüşümüz soruldu? Konu basına
böyle yansıyınca dünkü açıklamanın yapılması
ihtiyacı doğdu."
'Sorumluluk Silahlı Kuvvetler'de'
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, Lokmacı
Kapısı bölgesiyle ilgili "yetki-sorumluluk"
tartışmalarına ilişkin sorumu yanıtlarken de şu
bilgiyi verdi:
"O bölge askeri, yasak bölge. KKTC Anayasası'nın geçici 10.
maddesine göre de bu bölgenin sorumluluğu Silahlı Kuvvetler'de.
Anayasa askerin sorumluluğuna vermiş. O bakımdan bir yetki
tartışması söz konusu olmamalı. Söylediğim gibi
kapının açılmasının bir sakıncası yok, ancak
adımların karşılıklı, eşzamanlı
olması gerekir."
İkinci şerh
Org. Büyükanıt'ın, Lokmacı Kapısı'yla ilgili
değerlendirmeleri Kıbrıs konusunda düştüğü ikinci bir
şerh niteliğinde. Genelkurmay Başkanı, Türkiye'nin bir
liman ve bir havaalanını Rum gemi ve uçaklarına açma önerisini
televizyondan öğrendiğini, bu konuda TSK'nın görüşünün
alınmadığını açıklayarak, Kıbrıs
konusunda bir şerhi kayda geçirmişti.
Org. Büyükanıt, Lokmacı Kapısı'yla ilgili
açıklamasıyla Kıbrıs konusunda bir şerh daha
düşmüş oldu.
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ, görevi
devralırken önümüzdeki dönemde, TSK'nın görüşlerini anayasal ve
yasal zeminlerde dile getireceğini, gerekli gördüğünde ise bu
görüşlerini kamuoyuyla da paylaşacağını
açıklamıştı.
Org. Büyükanıt'ın konuşmaları ve Genelkurmay'dan
yapılan yazılı açıklamalar bu kararın uygulamaya
geçirildiğini gösteriyor.
MILLIYET FIKRET BILA 07/01/07
'Doya
doya yüzüne tükürsünler'
|
|
|
Nâzım Hikmet, şiirleri,
yaşayış tarzı, ünü ve cesur aydın kimliğiyle
'sivri' bir örnekti. |
Türkçenin büyük
şairi Nâzım Hikmet, görüşleri nedeniyle bir zamanlar büyük
nefret tertiplerinin hedefi olmuştu. 1951 yılında Cumhuriyet
gazetesinde yayımlanan fotoğrafının altına 'Resmini
teksir ettirip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün' diye
yazılmıştı
07/01/2007
RADIKAL
İSTANBUL
- Fikir özgürlüğü, yazarların sanatçıların düşüncelerini
rahatça söyleyebilmeleri kime sorsanız gerekli ve önemli bir şeydir.
'Ama bir yere kadar!'. Zaman ve coğrafyaya göre değişen
özgürlüğün önündeki bu sınır, Türkiye'de hep çok dar bir
alanı çevreliyor olmalı ki, yakın tarihimiz 'büyük ve suçlu'
yazarlarla dolu.
Türkçenin en büyük şairlerinden Nâzım Hikmet bu durumun en bilinen
örneği. Kendi kuşağından bir çok şair gibi, hakim
devlet görüşüne uygun olmayan görüşleri nedeniyle binbir belaya maruz
kalmıştı. İleride çok
okunacak, büyük saygı duyulacak bir şair olsa bile. Nâzım Hikmet
devleti eleştiriyor, zengin ile yoksul arasındaki uçuruma dikkat
çekiyordu; hayatı, yaşayış tarzı, ünü, cesareti ve
aydın kimliğiyle sivri bir örnekti. Yalnız fikirleriyle değil,
şiirleri ve radikal, put kıran anlayışıyla da
Nâzım her zaman kıskançlıkların boy hedefiydi. Elbette
yazara sanatçıya saygı duyulması gerekirdi ama o da haddini
bilmeliydi! Nitekim Nâzım, ömrünün önemli bir kısmını
hapiste geçirdi. Sonra dayanamadı, Türkiye'den ayrıldı. Onun
ayrılmasını olumlu görenler oldu; Nâzım'a dayanamayanlar
bunu büyük bir mutlulukla karşıladı. Tıpkı daha sonra
da bu ülkeden 'kaçıracakları' başka birçok isim için olduğu
gibi...
Tertip ve çarpıtmaların
hedefi
Nâzım Hikmet, Türkiye'yi terk edip Sovyetler Birliği'nde
yaşamaya başladıktan sonra aleyhindeki nefret tertipleri ve
yalan kampanyaları daha da güçlendi, bir daha ülkesine dönemedi. Bu
tertipler ve çarpıtmalardan biri bugün konumuz. 70'lerden itibaren
Nâzım Hikmet'i cesaretle savunan gazetelerden biri olan Cumhuriyet,
dönemin 'resmi görüşüne' uygun bir haber yaptı 1951
yılında: Nihayet resmi de geldi! Nâzım'ın Sovyet Yazarlar
Birliği Genel Sekreteri Fadeyev ile çekilmiş resminin altında
şunlar yazıyordu:
"Kendi tabiri ile Stalin'in yarattığı Nâzım Hikmet,
Moskova'ya varınca hepimizin nefretle okuduğumuz mahud beyanatı
verdi. Kızıl propaganda plağa aldırdığı bu
demeçten bol bol istifade etmeğe çalıştı. Nihayet onlar da
rahat ettiler, biz de rahata kavuştuk, derken bu sefer resim faslı
başladı. Sovyetler, Nâzım Hikmet'in Moskova'da
aldırdıkları boy boy, şekil şekil resimlerini bütün
dünya fotoğraf ajanslarına dağıtmaya
başlamışlardır. Yukarıda gördüğünüz resim,
bunlardan biridir. Bu fotoğrafı sütunlarımıza geçirirken
şair Eşrefin Abdülhamide yaptığı tavsiye
aklımıza geliyor. Bu tavsiye "resmini teksir ettirip
dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün" mealindedir. Biz de
yukarıdaki resmi Nâzım hesabına aynı gaye ile
basmış bulunuyoruz."
Sabahattin Ali de muhalifti. Bugün herkes onu öyküleri romanları,
şiirleriyle hatırlıyor, bir de 'derin' bir cinayete kurban
gitmesiyle. Ömrü boyu başı dertten kurtulmayan Sabahattin Ali de
'kaçmaya' karar vermişti. Ama Bulgaristan sınırında hâlâ
tam aydınlanamayan bir cinayete kurban gitti. Dönemin gazeteleri bu cinayeti
bile bir 'komünist komplo' olarak vermişlerdi. Vatan gazetesi, haberi
Sabahattin Ali'nin 'bir komünist şebekeye mensup Ali Ertekin'
tarafından öldürüldüğünü yazıyordu. Ali Ertekin'in nasıl
bir şebekeye mensup olduğu hala tartışılır...
Bugün tüm Türkiye'nin sevgilisi olan
yazar Yaşar Kemal de az çekmedi 'muhalif' olmaktan. Hatta yakın
zamana kadar durum böyleydi. Bir zamanlar bazıları 'solcu'
olduğu için uğraştılar Yaşar Kemal'le... Sonra
özgürlüklerden yana olduğu, Kürtlerin gördüğü baskıya
karşı çıktığı için. Bugün Yaşar Kemal'e
sözüm ona dostluk gösterenler çok değil 12 yıl önce ona ateş
püskürmüştü.
Ocak 1995'te Alman Der Spiegel dergisinde çıkan 'Zulmün Artsın'
başlıklı yazısı nedeniyle hem DGM'lik oldu, hem de
kendisi gibi düşünmeyenlerin hedefi. Hürriyet gazetesi, 11 Ocak'ta
yayımladığı bir soruşturmada 'Yaşar Kemal'e
tepki' başlığını atmıştı. Üst
başlıkta 'Ünlü yazarı sadece Orhan Pamuk destekleyip haklı
bulduğunu söyledi' deniyordu. Başbakan Tansu Çiller,
İçişleri Bakanı Nahit Menteşe'nin de görüşlerinin yer
aldığı haberde Bedri Baykam "Türkiye'yi bölmeye
çalışanlar var" diyordu. Diğer görüşler ise şöyle
sıralanıyordu: Demirtaş Ceyhun, "Cumhuriyet'e böyle
saldırması doğru değil"; Hulki Aktunç, "Yaşar
Kemal'in özgürlükçü düşüncelerine ana çizgileriyle katılmamak mümkün
değil. Ama Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak vahşet dönemi gibi
görmesi, bence çok tartışmalıdır."; Attilâ İlhan,
"Yaşar Kemal bir tavır koymuş, sorumluluğu da ona
ait."; Şükran Kurdakul, "Dün ve bugüne ilişkin
yargılarında emperyalizm olgusunu göz ardı etmesini hayretle
karşıladım. Bu durum Yaşar'ı
haklılığı doğru savunamayan bir dava vekili düzeyine
getirmiş."
Yazar, müzisyen fark etmez
Sadece yazarlar değil tabii 'muhalif' olmaktan, 'konuşmaktan',
'haddini aşmaktan' dolayı saldırıya uğrayan. Müzisyen
Ahmet Kaya da bu ülkeden kaçmak zorunda bırakılmıştı.
Üstelik ona ilk taşı, kendisini ödül vermek için kürsüye çıkaran
magazin gazetecileri attı. Attıkları da taş değil,
çataldı. 80'lerin baskı dolu ortamında biraz
yılgınlık, biraz isyan barındıran
şarkılarıyla parlayan Ahmet Kaya, sekiz yıl önce 1999
yılında 'Kürtçe klip çekeceğini' söyleyince, aleyhine
açılan kampanyaların da etkisiyle ülkeyi terk etmek zorunda
kaldı. Yurtdışındaki konserlerinde PKK'yı desteklediği
söylendi, aleyhinde açılan davaların bazılarından hüküm
giydi ve daha bu davalar bitmemişken 2000 yılında Almanya'da
öldü.
Nâzım'ın çilesi: Ölümünden
sonra da sürüyor...
Nâzım Hikmet, 1925 yılından itibaren aleyhinde açılan
davalarla hep uğraşmak durumunda kaldı. 12 yıl hapis
yattı, ülkesini terk etti. Nâzım'ın ölüsü bile Türkiye'ye
dönemiyor
Nâzım Hikmet'in sakıncalı görüldüğü yıllarda usta
şairin sevenlerini onun yaşam hikâyesini Rus yazar Radi Fiş'in
'Nâzım'ın Çilesi' yapıtından öğrendiler. Bu
kitabın ismi yıllar içinde Nâzım'ın hayat hikâyesini özetler
bir mahiyete ulaştı. Nâzım için yaşam biraz da çile
demekti. Nâzım, yaşamının her döneminde kendi ülkesindeki
muktedirlerin tutuklamalar, saldırılar ve iftiralarıyla
karşı karşıya kaldı. Ve yersiz yurtsuz bir yazar
olarak öldüğünde bedeni kendi topraklarından çok uzaklara gömüldü.
Nâzım, genç yaşlarda komünizmi benimsedi ve düşünceleri
adına mücadele etmekten hiç çekinmedi. Bu, ona epey pahalıya mal
olacaktı. 4 Mart 1925'te Meclis'ten hükümete büyük yetkiler veren Takrir-i
Sükûn Kanunu'nu çıktı. Dönemin tüm muhalif dergileri kapatılarak
sorumluları tutuklandı.
Bu yasanın çıkmasının ardından Nâzım 1925
Haziran'ında
İzmir'den İstanbul'a ve oradan da Moskova'ya gitti. 1925'ten itibaren
şiirleri ve yazıları nedeniyle birçok kere yargılandı.
28 Eylül 1927'de İstanbul'da dağıtılan bildiriler,
asılan afişler yüzünden açılan bir davada, yeni kurulduğu
saptanan gizli bir komünist partisine üyelik suçlamasıyla, Sovyetler
Birliği'nde olan Hikmet gıyaben yargılanıp üç
ay hapse mahkûm edildi.
1938'de orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya
çalıştığı gerekçesiyle
28 yıl dört ay hapis cezasına çarptırıldı.
İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12
yılı aşkın kaldı. 1950 yılında bir af
yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe
ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik
yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar
üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar
Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına
karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki
yazarlar köyünde ve daha sonra da,
eşi Vera ile Moskova'ya yerleşti. Türkiye dışında
geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Havana,
Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı. Usta
şairliğiyle dünya çapıda tanındı.
Ancak memleket hasreti hiç bitmedi.
Aradan yıllar geçti, Nâzım'ın şiirleri milliyetçi parti
liderlerinden büyük işadamlarına kadar birçok kesim figür
tarafından okundu, şairliği iktidar partileri tarafından
bile kabul gördü. Ama yine de devlet Nâzım'a olan tavrını
değiştirmedi ve Anadolu'da bir köy mezarlığını ve
bir çınar ağacını ona fazla gördü...
(Kültür Sanat)
Lokmacı
Kapısı TSK kontrolündedir
07/01/2007
RADIKAL
ANKARA -
Kıbrıs'la ilgili yeni açılım kapsamında bir adım
daha atmak isteyen AKP hükümeti ve KKTC yönetimi, Genelkurmay'a takıldı.
Lefkoşa'da bulunan Lokmacı Kapısı üzerindeki üstgeçidi
kaldırarak kapıyı açmayı planlayan hükümetin görüş
sorduğu Genelkurmay, "Lokmacı kapısı TSK'nın
kontrolündedir" yanıtını verdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lokmacı Kapısı
üzerindeki üstgeçidi kaldırmak için Türk hükümetinin desteğini
istedi. Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, bölünmüş başkent
Lefkoşa'da kurulmuş ilk barikat niteliğindeki Ledra
Sokağı'nda bulunan Lokmacı Barikatı'ndaki üstgeçidi
yıkma kararına itiraz edip, Talat'a Genelkurmay'ın olumlu
görüşüne ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Bunun üzerine önceki gün
Ankara'ya gelen Talat, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'la
görüşmüştü. Talat'ın görüşme sonrasında "Üstgeçidin
kaldırılması kararı bizim açımızdan
geçerlidir" demesi de Büyükanıt'ın Talat'a yeşil
ışık yaktığı şeklinde
yorumlanmıştı.
'Haberler gerçeği
yansıtmıyor'
Konuyla ilgili dünkü haber ve yorumlarda Genelkurmay'la KKTC yönetimi
arasında kapı krizi yaşandığı belirtilince dün
Genelkurmay yazılı açıklama yaptı. Lokmacı
Kapısı'nın askeri yasak bölge konumunda ve KKTC
Anayasası'nın 10. maddesi gereği TSK'nın kontrolünde olduğu
vurgulanan açıklamada, Genelkurmay Başkanlığı'nın
konuyla ilgili görüşünün talep üzerine hükümete iletildiği, önceki
günkü görüşmelerde de 'ayrıntılı' olarak
açıklandığı belirtildi. Genelkurmay
açıklamasında, Lokmacı Kapısı'yla ilgili haberlerin
basına yanlış yansıdığı veya
yansıtıldığı ifadesi dikkati çekti.
Bu yıl sonuç bekliyoruz
ÇALIŞMA GRUPLARI KURULUYOR... KIBRIS' konuşan
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Kıbrıs Rum tarafının bugüne kadar AB üzerinden
yürüttüğü stratejisinin sona erdiğini belirterek, "2007'den
itibaren, yeni bir yol haritasının ortaya çıkmasını
bekliyoruz. Bu ay içinde, ilk kez teknik komitelerin ve çalışma
gruplarının oluşturulmasını bekliyoruz... Bu çerçevede
çalışmalara başlayacağız" dedi
KAPSAMLI MÜZAKERELERE GEÇİLDİKTEN SONRA ÇÖZÜM OLUR...
Pertev: Benim görüşüme göre, kapsamlı müzakerelere geçtikten sonra,
hiçbir taraf, orada redçi taraf olmak istemeyecek ve konu bir çözümle
sonuçlanacak. Onun için, Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı
müzkerelerden kaçmasını ve uzak durmasını bekliyorum.
Rumlara sesleniyorum; "Hodri meydan, gelin 2007'de, Kıbrıs
sorununu çözelim, 2008'de de Birleşik Kıbrıs'ın seçimlerini
yapalım..."
HER GEÇEN GÜN ÇÖZÜM ZORLAŞACAKTIR... "Rum tarafı,
çözümü herhangi bir zaman yaparız diye düşünmemelidir. Her geçen gün,
çözüm daha da zorlaşacaktır. Geçmişi temzilemek, iki tarafı
birbirine yakınlaştırmak, daha zor olacak. Onun için, şu
anda ortada çok önemli bir fırsat var, bunu 2010'lara
devretmemeliyiz..."
Aysu Basri AKTER
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, 2006 yılı içinde çeşitli görüşmeler
yaptıkları Tasos Connis ile yeni yılda çalışmalarının
seyrinin daha verimli ve sonuç alıcı olacağına
inandığını söyledi.
KIBRIS Gazetesi için Aysu Basri Akter'in sorularını
yanıtlayan Pertev, Kıbrıs Rum tarafının bugüne kadar
AB üzerinden yürüttüğü stratejisinin sona erdiğini, 2007'den
itibaren, yeni bir yol haritasının ortaya çıkmasını
beklediğini ifade ederek, bu ay içinde, ilk kez teknik komitelerin ve
çalışma gruplarının oluşturulmasını
beklediğinin altını çizdi.
2007 ve 2008 yılları içinde, Türkiye ve Güney
Kıbrıs'ta gerçekleşecek seçimlerin, Kıbrıs sorunu
sürecine olumsuz etkisi olmayacağını düşündüğünü
söyleyen Pertev, Rum tarafının, şimdiden seçimlere
odaklandığını gördüğünü ve bu yüzden de bütün
enerjisini, teknik komiteler ve hazırlık süreci üzerinde
yoğunlaştırarak, kapsamlı müzakerelerin başlamasını
engelleyeceğini düşündüğünü söyledi.
Pertev, "Muhtemelen Rumlar, nisan gibi ayak sürümeye
başlayacaklardır" diyerek, hazırlık
aşamasına yoğunlaşıp, müzakereden kaçmanın yeni
dönemde Rum tarafının yeni stratejisini oluşturacağını
belirtti.
"Esas konu, müzakere sürecinin başlamasıdır"
diyen Pertev, kapsamlı müzakerelerin başlamasının
ardından, tarafların bir çözümden kaçamayacaklarını,
bildiklerini kaydetti.
Pertev, sorulara şu cevapları verdi:
KIBRIS: Kuzey Kıbrıs'ın kendine özgü şartları
altında politikacı olmayan bir kimliğe daha yakın
görünüyorsunuz. Uzun yıllar da yurt dışında
yaşadınız. Kıbrıs'ta çalışmak zor mu size
göre?
R. PERTEV: Kıbrıs'ta kısa bir dönem içinde
bakanlık yaptım. Şimdi, dönüp baktığımda
vicdanım rahat bir şekilde, "daha fazlasını yapabilir
miydim" diye düşündüğümde, yapamayacağımı
görüyorum. Gayretlerimin hepsini verdim. "Belki falanıncı gün,
falanıncı konuda, biraz daha fazla gayret gösterebilir miydim"
diye düşünmedim. Onun için, bakanlığım dönemi konusunda,
vicdanım rahat. Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
olduktan sonra da kimseye kolay kolay nasip olmayan birşey oldu ve iki
taraf arasındaki görüşmeleri yürüten kişi oldum. Bu, zor bir
görev aslında. Son birbuçuk yıl içinde, belki 50-60 kez Connis ile
görüştük. 50-60 kez yoğun ve çetrefilli toplantılar
gerçekleştirdik. Bir yerde, insanın kendi tarafını temsilen
böyle görüşmelerde bulunması, kolay birşey değil. Bu kutsal
da bir görev. Ve bir tecrübe oldu bana. Kıbrıs konusunu
ayrıntıları ile öğrenmeme yardımcı oldu.
KIBRIS: Böyle bir çizgi kurgulamış mıydınız
politikada kendinize, Kıbrıs'a dönerken?
R.PERTEV: 1974'de savaştan ve göçmenliğimizden beri,
Kıbrıs içimde bir uhde olarak kaldı. Ve
yurtdışında olduğum zamanlarda hep Kıbrıs ile
yatıp kalktım.
KIBRIS: Ne zaman ayrıldınız Kıbrıs'tan?
R.PERTEV: 1976'da ayrıldım ben Kıbrıs'tan. Ve
2004'ün Ocak ayında, geri dönüş yaptım. Hatta, 1976'dan 2000
yılında, Türkiye'ye geri döndüğüm tarihe kadar, Türkçe'nin
konuşulmadığı yerlerde yaşadım. O süreç
içerisinde, Kıbrıs'ta değildim. Ama uzak yaşayan çoğu
insan gibi ben de Kıbrıs özlemi ile yatıp kalktım.
Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması, bütün
Kıbrıslılar gibi, içimde bir uhde olarak kaldı ve
"birşeyler yapabilir miyim" diye, hergün kendime sordum. Onun
için geri dönme hedefim zaten vardı. Geri döndüğümde de "benim
de bir katkım olabilir mi" diye de düşünüyordum. Tabii ki,
insanın, bu çetrefillli süreç içinde nerede olacağını biraz
da kader belirliyor. Önemli olan, insanın nerede olduğu değil.
Çünkü, bu herkesin kaderidir, hepimiz nerede olursak olalım, o görevlerde
vicdanımız rahat olarak, o görevi yapalım ve
ayrıldığımız gün, yine vicdanımız rahat
olarak, arkamızda hoş bir seda bırakalım. Kıbrıs
gelişiyor, Kuzey Kıbrıs da gelişiyor, güçleniyor ve ben
ilerisi için ümitsiz değilim.
KIBRIS: Görüşmeler nasıl gidiyor? Tasos Connis ile
sıcak bir diyalog oluşturabildiniz mi?
R.PERTEV: Sayın Connis ile konu müzakereye ve
tartışmaya geldiğinde, epeyce zorlu bir tartışma
süreci yaşadık. Kolay olmadı. Ama Sn Connis ile aramızda
bir arkadaşlığımız da var. Çünkü, bir kişi ile
oturup, bu kadar saat geçirdikten sonra, elbette daha değişik oluyor,
ilişkiniz. İnsanlar, bazen birbirleri ile iyi anlaşırlar,
ya da birbirlerinden tamamıyle nefret ederler. Bizim, Sn Connis ile
aramızda, o yönden bir arkadaşlık oldu. Ama arkadaşlık
ile çözülmüyor bu mesele. Çünkü o kendi tarafının talepleri ve
talimatları ile geliyor, ben kendi tarafımın talepleri ve
talimatları ile gidiyorum. Yani, bir tek arkadaşlık ile
çözülmüyor ama, arkadaşlık da olmazsa ve dahası, o iki kişi
arasında, gerçek bir düşmanlık varsa, işler daha da
zorlaşır.
KIBRIS: Bu görüşmelerde ne konuşulup, ne çözüldüğü, ne
çözülemediği ayrıntılı olarak bilinmiyor. Bu güne kadar hep
basından uzak yaşandı, konuşulanlar. Herhangibir
gelişme yaşandı mı görüşmeler neticesinde?
R.PERTEV: Biliyorsunuz, bu yılın başında, iki
taraf arasında bir temas yoktu. Öyle bir temas isteniyordu ve bu temas
böyle başladı. Bir yıl süren bu sürecin sonuna dönüp
baktığımda, "memnun muyum, daha ileri gidebilir
miydik" diye sorduğumda, "Evet daha ileri gidebilirdik"
diyorum. Ama elimizden geleni yaptık yine de olmadı. Bu süreç, iki
temelde ortaya çıktı. Birincisi, 8 Temmuz
anlaşmasıdır, ki, böyle bir anlaşmanın olması,
önemli bir adımdır. Hiçbirşeyin olmaması daha zor, çünkü.
İkincisi de Gambari mektubudur. Bu iki adım, 2006'ya
imzasını attı. 2006 içinde herzaman birşeyler ortaya
çıksın da biraz daha şeffaf, biraz daha iyi bir şekilde
herşeyi paylaşalım diye düşünüldü. Özellikle ilk zamanlar
gizlilik, Kıbrıs Rum tarafının isteği idi. Onların,
"bu görüşmeler gizli kalsın" diye bir talepleri vardı
ama ondan daha önemlisi, aynı zamanda hem görüşme yapıp, hem
basına oynarsak, o zaman görüşmeler zedelenebilir görüşüydü,
gizlilik kousunda sebep olan. Ama zaten ondan sonra basına yansıyan o
kadar çok şey oldu ki, görüşmeleri bir yerde etkiledi ve ileri
gitmesini engelledi.
KIBRIS: 2007 daha farklı bir yıl olur mu, görüşmeler
açısından?
R.PERTEV: Evet. Benim görüşüme göre, 2007 daha değişik
bir yıl olacak. Çünkü 2004 Nisanı'ndan itibaren, Kıbrıs Rum
tarafı, bütün stratejisini, yeni bir paradigma üzerine oturttu. 2004
Mayıs'ından itibaren, Kıbrıs Rum tarafı, AB'nin bir
parçası olacaktı, yani, gücüne güç eklemiş, uluslararası
tanınmışlığını artırmış
olacaktı. O yüzden, Papadopulos, "AB üyeliği gibi güzel bir
fırsat elime geçiyorken, referandumda neden evet diyeyim" diye yeni
bir strateji çizdi. "Bekleyelim, bu yeni gücümüzü de tadalım, ondan
sonra, istersek, birgün anlaşmayı yaparız diye bir tavır
aldı. Üstüne üstlük, "Türkiye'nin de bir müzakere süreci
başlıyor. O müzakere süreci içinde, biz Türkiye'ye baskı
uygulayacağız ve bir şekilde, Kıbrıs Türk tarafı
ile de o kadar kolay muhatab olmayacağız. Türkiye'yi muhatab alarak,
yeni bir güç dengesi yaratacağız, Kıbrıs için",
planıydı bu. Ve bu yolda biz 2 buçuk yıl harcadık. Bu 2
buçuk yıl içinde, Türkiye'nin üzerine gidildi AB içinde, bizim üzerimize
gelindi. Ve bir yerde, Kıbrıs Rum tarafı, AB üyeliğini
yanlış kullanmış oldu ve suistimal etti.
KIBRIS: Farkında mı size göre AB, böyle bir stratejinin
parçası olduğunun?
R.PERTEV: Farkında. Çünkü bir yerde, Rum tarafı, son kozunu
bugüne kadar oynadı. Bütün kredilerini harcadı. Evet, Türkiye'nin bu
kadar çapteri askıya alındı, bunun üzerinde zafer
çığlığı atabilirler ama bu önemli değil. Önemli
olan, AB'nde tamamen kredilerini yitirmiş olmalarıdır.
Artık herkes, Kıbrıslı Rumlar'ın bu stratejisinden
bıkıp usanmıştır.
KIBRIS: AB bu usanmışlığı nasıl
yaptırım olarak kullanabilir? Sonuçta, Kıbrıs Cumhuriyeti
AB'nin bir üyesi ve üyelerinin hukuki hak ve gereksinimlerine özen göstermekle
yükümlü AB.
R.PERTEV: Biz, AB'nin referandumdan sonra, Kıbrıs Rum
tarafı üzerinde, belirli bir baskı uygulayacağını ve
onları barış yoluna itekleyeceğini düşünüyorduk. Bu
olmadı. Bu yanlış bir hedefti. Ve AB bunu yapmamakla
kalmadı, hatta biraz da Kıbrıs Rum tarafının sözcüsü
haline geldi, karar alma mekanizması içinde. Ama şimdi, yeni bir
dönemece girdik. Şimdi, AB Rumlar üzerinde baskı uygulayacak konusunu
unutun. O bitti. Ama, yeni dönemde artık Arupa, Kıbrıslı
Rumların şikayetlerine ve taleplerine doymuş bir
bıkkınlık noktasındadır. Ve artık,
Kıbrıs Rum tarafı, Avrupayı iterek, Kıbrıslı
Türkler ve Türkiye'nin haricinde yeni kararlar çıkaramayacak. O konu kapanmıştır.
Şu noktada belki bu durumu, tam olarak idrak edemeyebiliriz, hatta eminim,
onlar da idrak edemiyordur. Ama, yeni bir dönemeçteyiz. Dün, AB onlar için bir
avantajdı ama, sanırım 2007'den itibaren, eskisi gibi bir
avantaj olmayacak. Çünkü, bütün kredilerini kullanıp, yapabilecekleri
herşeyi yaptılar. Onun için, 2007'de Kıbrıs Rum
tarafının, yeni bir strateji, yeni bir yol haritası çizmesini
bekleyeceğiz.
KIBRIS: Bu yeni yol haritası, Kıbrıs Türk
tarafının daha fazla mı işine gelecek?
R.PERTEV: Bekleyip göreceğiz. Bir şekilde, BM süreci,
2006'da başlayamadı. Sadece, nasıl başlayacağını,
teknik komiteleri, çalışma gruplarını konuştuk.
Birşey olmadı, birşey başlatamadık. 2007
yılında, bu komiteler ve çalışma gruplarının başlamasını
bekliyorum. Ve iki taraf arasında, daha çok temas olmasını
umuyorum.
KIBRIS: Bu yönde bir irade gördünüz mü, ya da bir anlaşmaya
vardınız mı aranızda?
R.PERTEV: Henüz bir anlaşmaya varmış değiliz.
Vardıktan sonra, çıkıp bunun açıklamasını
yapacağız. Mesela 8 Temmuz Anlaşması, Gambari Mektubu,
karşılıklı gösterilen bu iradenin bazı
göstergeleriydi. Artık, bunların fiili olarak başlaması da
son göstergesi olacak. Ben 2007'de bu çalışmaların
başlayacağına inanıyorum.
KIBRIS: Connis ile görüşmelerde kişisel zorluk
yaşıyor musunuz? "Daha farklı bir kişi olsaydı,
daha farklı olurdu" diye, düşünür müsünüz, mesela?
R.PERTEV: Hayır. Bir yerde Sayın Connis, Papadopulos'un, ben
de Sn Talat'ın temsilcisi olarak, orada bulunuyoruz. Orada, söz konusu
olan kendi irademiz değildir. Temsil ettiğimiz tarafların ve
liderlerin iradesidir, söz konusu olan. Tabii ki, Sn Connis ile iyi bir
arkadaş olmamız işimizi kolaylaştırıyor ama,
somut bir sonuç almak, bambaşka bir konudur. Biliyorsunuz, Denktaş
ile Klerides de çok iyi iki arkadaştı. Zaten, iyi arkadaş
olmadan, böyle uzun, çetrefilli süreçleri geçirmek, kolay olmuyor. Yani,
birbirinize bağırıp çağırıyorsunuz, bir noktada,
birinizin, ya da ötekinizin, alttan alıp, şakalaşması,
ortamı yumuşatması gerekiyor.
KIBRIS: Çok gergin mi görüşmeleriniz?
R.PERTEV: Bazen gergin oluyor. Ama önemli olan, o görüşmelerden
somut sonuçlar elde etmektir. Taraflar, buna hazır değilse, orada
olan görüşmeci arkadaşların becerisi, ancak belirli bir noktaya
kadar getirebilir durumu. Ama tarafların işi istemesi gerekir. Benim
algıladığım, 2007 yılının bilhassa, ilk
ayı içinde gelişmeler göreceğiz. Büyük bir ihtimalle, ilk defa
olarak, teknik komiteleri ve çalışma gruplarını
kuracağız ve çalışmalara başlayacağız.
Çünkü, bu görüşmelerin, şimdiye kadar biliyorsunuz, 1 Mayıs
2004'den itibaren, iki taraf arasındaki temaslar, sadece çoğunlukla
benim ve Connis arasında, 3 defa da liderler arasında oldu. Onun
dışında, görüşmeler olmadı. Tabii, Kayıp
Şahıslar Komitesi'ni, bir tarafa koyuyorum. Biliyorsunuz, Annan
Planı döneminde, yüzlerce kişi, bu görüşme sürecinin içindeydi
ve bu temaslarda bulunuyordu. Bu da ortamı yumuşatıcı,
sürtüşmeyi, iki tarafın birbiriyle çatışmalı
atmosferini yumuşatacak, daha iyi bir ortam getirebilecek bir durumdur.
Ama bizim istediğimiz, bir an evvel, hazırlık sürecinin
gereğini yapıp, kapsamlı müzakerelere geçebilmek. Benim
görüşüme göre, kapsamlı müzakerelere geçtikten sonra, hiçbir taraf,
orada redçi taraf olmak istemeyecek ve konu bir çözümle sonuçlanacak. Onun
için, Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı müzkerelerden
kaçmasını ve uzak durmasını bekliyorum.
KIBRIS: Seçim sürecinin etkisi olacak mı size göre?
R.PERTEV: Kıbrıs Rum tarafı için Türkiye'deki seçimler
çok önemli. Tükiye'deki Cumhurbaşkanlığı seçiminin
Kıbrıs'a ne etkisi olabilir ki?
KIBRIS: Sizce hiç olmaz mı?
R.PERTEV: Bence olmaz. Çünkü, bir şekilde, Türkiye'deki seçim
süreci, tamam devam ediyor ama, Kıbrıs'ta olabilecek bir çözüm, bölge
için, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum ve Türk tarafı için
hayırlı birşeydir. Hayırlı birşeye niye bir
seçim, olumsuz bir etken olsun? Hatta, belki olumlu bir etken olur.
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi, bu bölgenin devir atlaması, yeni
bir çağa girmesi demek olacaktır. Şu anda, Rum tarafı,
Türkiye'deki seçimleri bir bahane olarak gösteriyor. "Yılın
ikinci yarısında, Türkiye'de seçim olacak, onun için, bu görüşme
süreci olumsuz olarak etkilenecektir" diyorlar. Ondan sonra da 2008'deki
kendi seçimlerine odaklanıyorlar. Aslında, esas sorun, kendi
seçimleri. Ve 2007 ylı içinde, kendi seçimleri daha fazla ön planda
olacak. Çünkü, Cumhurbaşkanlığı seçimleri bir numaralı
gündem maddesidir.
KIBRIS: Rum tarafındaki Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin sonucu, yeni birşey getirmeyecek, büyük ihtimalle de
Papadopulos yeniden Cumhurbaşkanı olacak deniliyor.
R.PERTEV: Bunun garantisi olmadığı için
odaklanılacak seçimlere.
KIBRIS: Papadopulos değil de örneğin, Hristofyas
Cumhurbaşkanı olsa, süreç değişir mi size göre?
R.PERTEV: Ben, Papadopluos ile Hiristofyas arasında, bir politka
değişikliği olacağını zannetmiyorum. Yani, benim
Hirstofyas'ın ağzından duyduğum, değişik bir
Kıbrıs politikası yok. Hatta, Papadopulos'un Kıbrıs
politikasını destekliyor. Ama, bu konuyu bir kenara
bırakalım. 2008'de yapılacak olan seçimler, bir bahane olarak
kullanılıyor. Hatta, Hristofyas "2007 ve 2008, boş
yıllar olacak, çünkü, ikisi de seçim yıldır" diyor. Neden
seçim yılı olsun? Düşünün ki, 2007'nin başında,
Gambari Mektubu çerçevesinde, hazırlıkları yaptık ve 1
Nisan 2007'den itibaren de kapsamlı müzakerelere başladık. O
zaman, 2007'nin sonuna kadar, Kıbrıs sorununu, niyet olduktan sonra,
çözebiliriz. O zaman da 2008'de, Kıbrıs Rum seçimleri diye
birşey olmaz. Birleşik Kıbrıs'ı kurma seçimleri olur.
Niye Rum seçimleri ile bağlı kalalım. Hodri meydan, gelin
2007'de, Kıbrıs sorununu çözelim, 2008'de de Birleşik
Kıbrıs'ın seçimlerini yapalım. Sanırım, 2007'nin
Nisan ayından itibaren, Kıbrıs Rum tarafının niyetini
biraz daha iyi anlayacağız. Eğer Rum tarafı, kapsamlı
müzkerelere geçmek ister ve o yönde niyet gösterirse, hazırlık süreci
de güzel bir hazırlık süreci olur. O zaman, Kıbrıs Rum
tarafı, çözüme niyetleniyor, ya da niyetlenmiyor diye, çok iyi bir
şekilde algılayacağız. Büyük bir ihtimalle,
hazırlığa biraz yatırım yapıp, Nisan gibi, ayak
sürümeye başlayacaklar diye düşünüyorum. Ondan sonra da artık,
yok Türkiye'de seçimler oluyor, yok, bizde seçimler oluyor diye, süreci
engelleyecekler. Ama bütün bunlar, yeni bir Rum siyasi stratejisi içinde olacak
ve bu yeni stratejinin neler olacağını, ileriki günlerde
göreceğiz. Ama eskisi gibi AB'ne yönelik bir siyasetten
çıkmış olacaklar.Çünkü, orada yapabileceklerini yaptılar.
KIBRIS: Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs
sorununda ne kadar baş aktör olduğu sürekli sorgulanıyor.
Geçmişte, özellikle Kıbrıs sorununda Sn Denktaş'ın
rolü belirleyici olurken, yaşanan gelişmeler sonrasında,
Türkiye, kendi AB sürecinde konuyu kendi eksenine aldı, Sn Talat, Sn Denktaş
kadar aktif bir rol üstlenemedi yorumları, özellikle son zamanlarda dile
getiriliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
R.PERTEV: Şimdi gerçeklere bakmak lazım. Ortada bir
Kıbrıs sorunu varsa, başrolü paylaşmak zorundayız.
Paylaşılan başrol de Kıbrıslı Rumlar ile
Kıbrıslı Türkler arasındadır. Öteki aktörler de var.
Ama başrol, hiçbir zaman Kıbrıslı Türkler ve
Kıbrıslı Rumlar dışında birinin olamıyor.
Kıbrıs hakkında herhangi bir karar olacaksa, kim bu
ayrıntıyı o kadar umursar. Ya da bu ayrıntıyı kim
bizim kadar önemser.
KIBRIS: Türkiye'yi nasıl bir belirleyicilik çizgisine
oturtursunuz siz, Kıbrıs sorunu konusunda?
R.PERTEV: Kıbrıs sorununda esas belirleyici olan,
Kıbrıs Türkü'dür. Türkiye, bir yerde kardeş bir ülkedir.
Kıbrıs Türkü'ne çok önemli destek veren, en önemli destekçilerimizden
biridir. Ama yine de Kıbrıs konusunda atılan adımların
belirleyicisi, Kıbrıs Türkü'dür. Yani, bu konuda bunun esas merkezi,
Türkiye'dir diye bir şey söz konusu olamaz. Şimdi, ayrı bir oyun
oynanmaktadır. Bu oyun nedir? Kıbrıs Rum tarafının
esas stratejisi, "ben, Kıbrıs Türk tarafını muhatap
almayacağım. Zaten, Türkiye AB üyesi olduğumdan dolayı,
beni muhatap almak zorunda. Ben Türkiye'yi kendime muhatap aldırtacağım,
Kıbrıslı Türklerle de konuşmayacağım"
şeklinde oldu. Bu eski strateji içinde, Rum tarafı demiştir ki,
başrol oyuncusu, Kıbrıslı Türkler değil, başrol
oyuncusu Türkiye'dir. Biz de diyoruz ki, "istediğin kadar buyur
Türkiye ile konuş ama, Türkiye ile konuşmaya devam ettiğin
sürece, Kıbrıs sorunu hiçbir zaman çözümlenmeyecektir. Çünkü
Kıbrıs sorunun esas muhatabı, bizleriz". Bu yorumlar, biraz
da Kıbrıs Rum tarafının iteklediği propagandanın
bir parçasıdır. Biz, Avrupa ülkesinde, Avrupa topraklarında yaşayan,
ama hiçbir hakkı olmayan Avrupalılarız, aslında
Kıbrılsı Türkler olarak. Şimdi, AB kendi içinde böyle bir
grup insanın, bu şartlar altında yaşamasına, ne kadar
tahammül edebilir? Belki de belli bir noktada, Avrupa, bunu kabullenecek ve
böyle bir anomaliyle yaşayabileceğini, kabul edecektir ve o zaman da
bu bizim aleyhimize olacaktır diye düşündüğüm anlar da
olmuştur. Ama şimdiki düşüncem çok farklı. Yani, AB Rumlar
karşısında bıkkınlık durumuna gelmişse,
Kıbrıslı Türklerin de bu kadar anormal şartlar altında
olup, Avrupa içinde hiçbir hakkı olmadan yaşamasına artık
tahammül etmemeye başladı. Bu da belli bir noktada,
bıkkınlık noktasına gelecek. Bundan dolayı da
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda atılması öngörülen
adımlar, bunun bir işaretidir. Bir noktada, bizim AB'ne verecek
birşeyimiz yoktur, eğer bu topraklar, Avrupa toprakları ise ve
biz, Avrupalıysak, Avrupa, bu anomaliyi düzletmek zorunda. Biz de
haklarımız istemeye devam ettikçe, bunu verecektir.
KIBRIS: Verecek mi size göre?
R.PERTEV: AB'nin orta ve uzun dönemli iki seçeneği vardır.
Ya "evet siz Avrupa toprakları üzerinde yaşayan,
Avrupalılarsınız" derler ve o hakları, ya da o haklara
en yakın olanını verirler, ya da, "malsef siz,
Avrupalı değilsiniz orası da Avrupa toprağı değil"
derler ve bu anomaliyi ortadan kaldırırlar. Bu ikisi
dışında, başka bir seçenek yoktur. Kıbrıs Türk
tarafı, AB'ie olan inancını, seçimlerde, referandumda gösterdi.
Şu anda top, Avrupa Birliği'nde ve AB, bunu kendi içinde halletmek
durumunda.
KIBRIS: Özellikle referandum sonrasında iki toplum
arasındaki ilişkilerin giderek gerginleştiğini görüyoruz.
Bu konuda yapılabilecekler var mı sizin ajandanızda?
R.PERTEV: Bu 2004 Mayısından itibaren başlayan, Rum
stratejisi ile ilgili. Biliyorsunuz, iki yıla yakın bir süre, bizimle
hiç konuşulmadı. Liderler, 2006'da biraraya geldi. Bir BM sürecinin
tekrar başlamasını, Kıbrıs sorunun çözümlenmek üzere,
tekrar gündeme gelmesini Rum tarafı istemedi. Çünkü, esas strateji, bu
savaşı, AB üzerinden kazanmaktı. Şimdi, bu
savaşın sonunda, bütün kredilerini harcadılar. Bunun
faturası ise, iki toplumun arasındaki gerginliğin artması
ve barışa olan coşkunun yitirilmesi oldu. Şimdi, bu yeni
süreçte, Kıbrıs Rum tarafı, bir lider üzerinde yeniden karar
verecek. Kim seçilecekse, kişiler de değişkendirler siyasette, o
kişiler de hangi politikaları izleyeceklerine karar vercekler.
Eğer, Kıbrıs Rum tarafı, aynı politikaları
izlemek istiyorsa, o zaman, bir sonraki çözüm, epeyce ertelenmiş olur. O
zaman, 2010'larda bir çözüm tarihini konuşuyor oluruz. Aslında, Rum
tarafının önüne, iyi bir fırsat geçti, çözüm isteyen bir taraf
oldu Kıbrıs Türk tarafı. Bu fırsat, hâlâ masada. Ancak,
fırsatlar ve zaman orada kalmaz. Fırsatlar yerinde ve zamanında
değerlendirilmelidir. Onun için Rum tarafı, çözümü herhangibir zaman
yaparız diye düşünmemelidir. Her geçen gün, çözüm daha da zorlaşacaktır.
Geçmişi temizlemek, iki tarafı birbirine
yakınlaştırmak, daha zor olacak. Onun için, şu anda ortada
çok önemli bir fırsat var, bunu 2010'lara devretmemeliyiz.
KIBRIS 07/01/07
Yetki bizdedir
TALAT'A AYRINTILI OLARAK ANLATILDI... TC Genelkurmay
Başkanlığı, askeri yasak bölge konumunda bulunan ve KKTC
Anayasası'nın geçici 10'uncu maddesi gereği Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin (TSK) kontrolünde olan Lokmacı Kapısı'na
ilişkin Genelkurmay Başkanlığı'nın
görüşlerinin daha önce hükümet yetkililerine iletildiğini, önceki gün
de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a ayrıntılı olarak
açıklandığını bildirdi
BASINA YANLIŞ YANSIDI VEYA YANSITILDI... Genelkurmay
Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, 5 Ocak 2007
tarihinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ile beraber TC Genelkurmay Başkanlığı'nı
ziyaret ettiği belirtilerek, ziyaret sonrasında, basın ve
yayın organlarında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde halen
kapalı bulunan Lokmacı Kapısı ile ilgili haber ve yorumların
yer aldığı kaydedildi. Açıklamada, "6 Ocak 2007
tarihli basın ve yayın organlarında konuya ilişkin yer alan
haberler basına yanlış yansımış veya
yansıtılmıştır" denildi
TC Genelkurmay Başkanlığı, askeri yasak bölge
konumunda bulunan ve KKTC Anayasasının geçici 10'uncu maddesi
gereği Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) kontrolünde olan
Lokmacı Kapısı'na ilişkin Genelkurmay
Başkanlığı'nın görüşlerinin daha önce hükümet
yetkililerine iletildiğini, önceki gün de Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'a ayrıntılı olarak
açıklandığını bildirdi.
Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan
açıklamada, 5 Ocak 2007 tarihinde (önceki gün) Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, TC Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile beraber TC Genelkurmay
Başkanlığı'nı ziyaret ettiği belirtilerek,
ziyaret sonrasında, basın ve yayın organlarında, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde halen kapalı bulunan Lokmacı
Kapısı ile ilgili haber ve yorumların yer aldığı
kaydedildi.
Askeri yasak bölge konumunda bulunan ve KKTC Anayasası'nın
geçici 10'uncu maddesi gereği Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kontrolünde
olan Lokmacı Kapısı'na ilişkin Genelkurmay
Başkanlığı'nın görüşlerinin daha önce, talepleri
üzerine Hükümet yetkililerine iletildiği bildirilen açıklamada,
şöyle denildi:
"Hükümet yetkililerine iletilen bu görüşler, 5 Ocak 2007
tarihinde 09.30-11.20 saatleri arasında gerçekleşen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Genelkurmay
Başkanlığı ziyareti sırasında kendisine
ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
6 Ocak 2007 tarihli basın ve yayın organlarında konuya
ilişkin yer alan haberler basına yanlış
yansımış veya yansıtılmıştır."
KIBRIS 07/01/07
Bulutoğluları: Lokmacı'yı iki belediyeye
bırakın
Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Cemal
Bulutoğluları, önceki gün Rum devlet televizyonu PIK ve
Kıbrıs Genç TV'ye açıklamalarda bulundu.Özellikle son günlerin
gündem maddesi olan Lokmacı Kapısı ile ilgili görüşlerini
aktaran Bulutoğluları, Rum lider Tasos Papadopulos'u da
eleştirdi.
Cemal Bulutoğluları, çarşı esnafının gün
geçtikçe kötüye gittiğini, Lokmacı kapısının
açılması halinde her iki kesimin de ekonomik yönden
rahatlayacağını belirterek, kapının
açılmasının ileriki aşamada önemli bir referans
olacağını, bu konunun politize edilmeyerek iki tarafın
belediye başkanlarına zaman verilerek çözülmesi taraftarı olduğunu
vurguladı.
Bulutoğluları, olayın her yönü ile incelendikten sonra
köprünün kaldırılması taraftarı olduğunu ifade ederek
Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru ile konuyu istişare ederek
çözmek istediklerini söyledi.
Mavru'nun kendisinden süre istediğini, bu süre sonrasında da
kendisi ile şartları konuşacaklarını söyleyen
Bulutoğluları, amaçlarının politik olmayan bir
şekilde, sessiz sedasız yapılacak toplantılarla, çıkan
engelleri yavaş yavaş ortadan kaldırarak sorunu çözmek
olduğunu kaydetti.
"Papadopulos'un isteği ile asker yerinden oynamaz"
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal
Bulutoğluları, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un Lokmacı
Kapısı ile ilgili belli şartları olduğunun
hatırlatılması üzerine Papadopulos'un Lokmacı konusundaki
tavrının doğru olmadığını ve bu konularda
kendisine Birleşmiş Milletler'i muhatap alması gerektiğini
söyledi.
Bulutoğluları, Papadopulos'un gerek sembollerin
kalkması gerekse de askersizleştirme ile ilgili olarak KKTC
makamlarından isteklerde bulunamayacağını, bu konularla
ilgili adresin Birleşmiş Milletler olduğunu belirterek
Papadopulos'un isteği ile askerin yerinden oynamayacağının
altını çizdi.
Bulutoğluları, Papadopulos'un böyle şartlar sunmaya
devam ettiği sürece Kıbrıs konusunun çözümünün
zorlaşacağının altını çizerek, Rum liderin daha
anlayışlı olmak zorunda olduğunu ve bu topraklarda
Kıbrıslı Türklerin de yaşam hakkı olduğunu
hatırlamasını istedi.
KIBRIS 07/01/07
Talat insists military back Ledra
plan
By Simon Bahceli
A CLASH between the Turkish
military and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat over the removal of the
controversial bridge on Ledra Street appeared to have been averted yesterday
after Talats office reiterated its intention to demolish the bridge, despite
the armys concerns over security in the area.
We will remove it very soon. We said that is what we would do, and we will do
it, Talats chief advisor Rasit Pertev told the Cyprus Mail yesterday, adding
that rumours of disagreement between the Turkish Cypriot leadership and the
military were mere speculation. He blamed delays over the demolition on
extended New Year and Muslim Bayram holidays.
Yesterday, however, three days after the end of festivities, work was yet to
begin on the bridges removal. A lone Turkish Cypriot policeman at the foot of
the controversial structure told the Mail no workmen had been in the area since
the beginning of the holidays, and that he had not been informed of any
dismantling work planned. In the buffer zone itself, a lone Turkish soldier
stood guard in Ermou Street a sign that the Turkish military was still in the
immediate area.
Rumours of a possible constitutional crisis over the bridges removal were
sparked on Friday by an editorial in north Cyprus top-selling daily Kibris,
which claimed Talat had argued late last month with the leader of Turkish
forces in Cyprus Hayri Kivrikoglu over his plans to open the crossing in a way
that would not be opposed by the Greek Cypriot side.
This involved the removal of the bridge that allows the Turkish military to
continue patrols along Ermou Street, which runs parallel to the Green Line. The
military, the paper said, had expressed strong opposition to the bridges
removal and threatened to arrest those who attempted to do so. Talat, the paper
said, had reacted by saying he would resign if the military attempted to block
his plan.
The rumours credibility was boosted by Talats sudden departure to Ankara on
Friday, where he held a three-hour meeting with hawkish Turkish military
Chief-of-Staff Yasar Buyukkanit and Turkish Foreign Minister Abdullah Gul.
However, in statements following the meeting, Talat denied any differences with
Buyukkanit. He even denied that the subject of the Ledra Street crossing had
arisen during the meeting. Nevertheless, Talat did hint that disagreements were
possible, when he said, Now and then there can be differences of opinion
between us and Ankara. However, in the case of the bridge, any suggestion of a
disagreement does not reflect the truth.
As for his possible resignation, Talat said on returning to Cyprus on Friday
evening, Why should I resign? Even if there were differences of opinion,
resignation is not a way of resolving them.
Yesterday, reports in the Turkish press claimed the Turkish military were now
looking favourably at Talats plan to remove the bridge. NTV said the
military had deemed the project suitable, having been reassured that Talat
would not call for the complete demilitarisation of the Green Line areas of
Nicosia.
Although Talat may have managed to override military interests this time, it
remains unclear whether the crossing will in fact open.
In recent days the Cypriot government has called for a complete
demilitarisation of the area something Talat has reassured the Turkish
military will not happen and the removal of all provocative symbols such as
flags and border controls as a prerequisite to opening its side of the
crossing.
Talat said yesterday, however, that he had no intention of adhering to such
demands.
Our flags and symbols are our property, and the Greek Cypriots have no right
to comment on them. If we put police and customs boxes in our area, thats our
business.
Asked whether such an approach would not preclude Greek Cypriot co-operation in
opening the crossing he said, Im not sure because I know the Greek Cypriot
government has no intention of seeing this crossing open.
Cyprus Mail 07/01/2007
|
NTV
Güncelleme: 07:39 TSİ 08 Ocak 2007 Pazartesi
LEFKOŞA
- Rum basınına göre Papadopulos, Lokmacı Barikatının
Türk kesiminde inşa edilen yaya köprüsünün
yıkılmasının, geçişin açılması için bir
adım olduğunu ifade etti. Ancak Papadopulos, kapının
açılması için bölgedeki askerin çekilmesi, mayınların
temizlenmesi ve her iki taraftaki tehlikeli binaların tamirini
önkoşul olarak sıraladı.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cuma günü Ankarada Genelkurmay
Başkanı Yaşar Büyükanıt ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmelerde
Lokmacı Barikatıyla ilgili görüş alışverişinde
bulunmuştu.
Türk tarafının inşa ettiği köprünün
kaldırılacağını söyleyen Talat, bölgenin
askersizleştirilmesi ya da bayrak gibi sembollerin
kaldırılmasının ise gündemde olmadığını
kaydetmişti.
Lokmacı Barikatında geçiş kapısı açılması
bizim açımızdan sorun değil diyen Genelkurmay Başkanı
Büyükanıt ise bu konudaki adımların eşzamanlı
atılması gerektiğini ifade etmişti.
Kıbrısta
dinlerarası diyalog ziyareti
KKTC
Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, bugün Rum Ortodoks
Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomosu ziyaret edecek.
AA
Güncelleme: 07:04 TSİ 08 Ocak 2007 Pazartesi
LEFKOŞA
- KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, II. Hrisostomos
ile güney Lefkoşadaki Başpiskoposluk binasında bir araya
gelecek. Yönlüer ile II. Hrisostomos görüşme sonrasında, Larnakadaki
Hala Sultan Tekkesini de ziyaret edecekler. Rum Başpiskoposu Hrisostomos
da, mukabele olarak 22 Ocak Pazartesi günü Din İşleri
Başkanı Yönlüeri makamında ziyaret edecek. İkili
St.Barnabas Manastırını ve Dipkarpazdaki Apostolos Andreas
Manastırını da ziyaret edecek.
Türk-Rum dini liderler buluşması iptal
8 Ocak, 2007 10:10:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafının dini liderleri
arasında bugün yapılması planlanan toplantı iptal edildi.
İptal
gerekçesi, Rum Başpiskopos'un görüşme sırasında KKTC'deki
kiliselerinin tamamının açılmasını gündeme
getireceği yönündeki açıklaması.
KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, Rum Ortodoks
Kilisesi Başpiskoposu 2nci Hrisostomos'u bugün makamında ziyaret
edecekti. Hrisostomos, görüşmede, "asıl düşmanın
Kıbrıslı Türkler değil Ankara" olduğunu Yönlüer'e
aktaracağını belirtmişti.
Hrisostomos'un da 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerek, Yönlüer'e iade-i ziyarette
bulunacağı açıklanmıştı.
"Kiliselerimizi geri isteyeceğiz"
Hrisostomos, KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'le
yapacağı görüşmeyle ilgili olarak, "Olumlu geçmesini
umuyoruz" ifadesini kullanarak, "Kiliselerimizi geri
isteyeceğiz" demişti.
Hrisostomos, Rum Mahi gazetesine yaptığı açıklamada,
"Biz açık yürekliyiz, yapabileceğimiz her şeyi
yapacağız. Elbette yağmalanan mabetlerimizi,
mezarlıklarımızı isteyeceğiz.
Bakımlarını ve onarımlarını yapmamıza, oraya
gitmemize izin vermelerini isteyeceğiz" ifadesini kullandı.
Annan Planını reddediyoruz
"Rum halkının 1955-1959'lardaki kurtuluş mücadelesinde
birbirine kenetlendiğini, her şeyini hatta hayatını bile
feda ettiğini; EOKA'cıları saklamayı ve onlara yiyecek
vermeyi, hatta İngilizler tarafından tutuklanıp darp edilmeyi
şeref saydığını" anlatan 2nci Hrisostomos,
"o dönemi özlemle andığını" söyledi.
Hrisostomos, Rum siyasilerin 2007'de Kıbrıs konusundaki
beklentilerine ilişkin Rum Kilisesi'nin tavrıyla ilgili soru üzerine
"Biz Annan Planını reddediyoruz. Annan Planını
tartışmayı, görüşmeyi bile kabul etmiyoruz dedi.
Ankara iki devlet istiyor
Üniter bir devlette ısrar etmeleri gerektiğini savunan Rum
Başpiskoposu Hrisostomos, "Görüyorum ki Ankara iki devlet istiyor.
Bunun geçerli olamayacağını anlamıyor. Çünkü
Kıbrıslı Rumlar, hatta diyebilirim ki Kıbrıslı
Türkler de iki devlet istemiyor. Ankara, bunu Avrupa'nın da
istemediğini anlamalıdır. Kıbrıs'ı üniter kabul
ediyor. BM de iki devlet istemiyor, bugün yegane süper güç olan Amerika bile iki
devlet istemiyor. Ancak bütün bunların Türkiye'ye bu konuyu açıkça
söylememelerine hayret ediyorum diye konuştu.
"Yerleşikler ve askerler terk etsin"
Hrisostomos, 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerken, sınır kapısında
herhangi bir kontrolü kabul etmeyeceğini de ifade ederek,
"Arabamın duraklamadan geçmesine izin verilmeli" dedi.
Hrisostomos Kilise'nin net şekilde bilinmesini istediği şey,
'yerleşikler' ve Türk askerlerinin mümkün olan en kısa zamanda
vatanımızı terk etmesi gerektiğidir şeklinde
konuştu.
Papadopulos'un şartları
Öte yandan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
"vatandaşların güvenli geçiş yapabilmesi için gerekli olan
ön koşulların yerine getirilmesi durumunda, Ledra Caddesi
barikatında (Lokmacı barikatı) bulunan duvarı 24 saat içerisinde
yıkmaya hazır olduklarını" söyledi.
Rum tarafının, söz konusu geçişin açılması için ön
koşullarını Aralık 2005'te yazılı olarak
sunduğunu kaydeden Papadopulos, bu ön koşulları, "bölgedeki
askerin çekilmesi, mayınların ve tehlikeli maddelerin temizlenmesi,
her iki taraftaki tehlikeli binaların tamiri" olarak
sıraladı.
Lokmacı Köprüsü için karar günü
8 Ocak, 2007 09:26:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile Genelkurmay Başkanlığı arasında krize neden olan
Lokmacı Köprüsü'nün yıkılıp
yıkılmayacağı bugün belli olacak.
Genelkurmay
Başkanlığı, köprünün yıkılmasına Rum
tarafındaki barikat ortadan kaldırılıncaya kadar
karşı çıkıyor.
Talat ise 'Rum tarafına uluslararası arenada koz vermemek'
gerekçesiyle
üstgeçidin yıkılmasını istiyor.
Talat ve Genelkurmay yetkilileri arasında geçen hafta Ankara'da
yapılan
görüşmelerde de bu konu ele alındı. Ancak Genelkurmay
Başkanı'nın yaptığı açıklama tarafların bu konuda
anlaşamadığını ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Lefkoşa Belediye Başkanı
Cemal Bulutoğulları'na bugün için 'köprünün
kaldırılması çalışmasının
başlaması' talimatını verdiği belirtiliyor.
Ancak askeri yetkililer tarafından yıkımı engellemekle
görevlendirilen polis geçitte nöbet tutuyor.
Papadopulos'tan ön şartlar
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC'de
gündeme oturan Lokmacı Geçidi'nin hayata geçebilmesi için, ön
koşulların yerine getirilmesi gerektiğini tekrarladı.
Papadopulos'un şartları arasında, kentteki Türk askerinin
çekilmesi de var.
Papadopulos, "Ön koşullar yerine getirilirse, duvarı
yıkmaya hazırız" dedi. Rum lider, önkoşulları
şöyle sıraladı:
·
Bölgedeki askerin çekilmesi
·
Mayınların ve tehlikeli maddelerin temizlenmesi
·
Her iki taraftaki tehlikeli binaların tamiri
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın köprünün
yıkılması talimatını vermesi, ardından Rum
liderin, geçidin açılması için kentteki askerlerin çekilmesi
talebinde bulunması, Ada'nın kuzey kesiminde, muhalefeti
ayaklandırmıştı. Muhalefet, Talat'ı 'Papadopulos'a
boyun eğmekle' suçluyor.
Ankara'da 5 Ocak cuma günü Genelkurmay'la görüşmesinin ardından,
konuyla ilgili açıklama yapan Mehmet Ali Talat, Türk askerinin bölgeden
çekilmesi gibi bir durumun, söz konusu olmadığını
belirtmişti.
|
||
|
|
||
|
Yorgo KIRBAKİ / ATİNA |
||
|
|
||
|
|
HURRIYET 08/01/07
|
||
|
|
||
|
CNN TÜRK |
||
|
|
||
|
Kıbrıs'ta Türk ve Rum
tarafının dini liderleri arasında bugün yapılması
planlanan toplantı iptal edildi. İptal
gerekçesi, Rum Başpiskopos'un görüşme sırasında KKTC'deki
kiliselerinin tamamının açılmasını gündeme
getireceği yönündeki açıklaması. Hrisostomos'un
da 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerek, Yönlüer'e iade-i ziyarette
bulunacağı açıklanmıştı. ANKARA İKİ DEVLET İSTİYOR |
HURRIYET 08/01/07
''Asıl
düşman Ankara''
CNN TÜRK
Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafının dini liderleri
arasında bugün yapılması planlanan toplantı iptal edildi.
KKTC Din İşleri Başkanı
Ahmet Yönlüer, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2nci Hrisostomos'u
bugün makamında ziyaret edecekti. Hrisostomos, görüşmede,
"asıl düşmanın Kıbrıslı Türkler değil
Ankara" olduğunu Yönlüer'e aktaracağını
belirtmişti.
Hrisostomos'un da 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerek,
Yönlüer'e iade-i ziyarette bulunacağı
açıklanmıştı.
"Kiliselerimizi geri
isteyeceğiz"
Hrisostomos, KKTC Din İşleri
Başkanı Ahmet Yönlüer'le yapacağı görüşmeyle ilgili
olarak, "Olumlu geçmesini umuyoruz" ifadesini kullanarak,
"Kiliselerimizi geri isteyeceğiz" demişti.
Hrisostomos, Rum Mahi gazetesine
yaptığı açıklamada, "Biz açık yürekliyiz,
yapabileceğimiz her şeyi yapacağız. Elbette yağmalanan
mabetlerimizi, mezarlıklarımızı isteyeceğiz.
Bakımlarını ve onarımlarını yapmamıza, oraya
gitmemize izin vermelerini isteyeceğiz" ifadesini kullandı.
Annan Planını reddediyoruz''
"Rum halkının 1955-1959'lardaki
kurtuluş mücadelesinde birbirine kenetlendiğini, her şeyini
hatta hayatını bile feda ettiğini; EOKA'cıları
saklamayı ve onlara yiyecek vermeyi, hatta İngilizler tarafından
tutuklanıp darp edilmeyi şeref saydığını"
anlatan 2nci Hrisostomos, "o dönemi özlemle
andığını" söyledi.
Hrisostomos, Rum siyasilerin 2007'de
Kıbrıs konusundaki beklentilerine ilişkin Rum Kilisesi'nin
tavrıyla ilgili soru üzerine "Biz Annan Planını
reddediyoruz. Annan Planını tartışmayı,
görüşmeyi bile kabul etmiyoruz'' dedi.
MILLIYET 08/01/07
Talat'ın
zor günü
|
|
|
Talat, askerden icazet almaya
zorlandı. |
Kıbrıs'taki
ilk barikat olan Lokmacı'daki üstgeçidi yıkmak isteyen KKTC lideri
Talat'la Genelkurmay arasında ipler gerildi. Kriz derinleşirse
ilişkiler yara alır
08/01/2007
RADIKAL
ERDAL GÜVEN
Talat'ın
Ankara'ya gelip bizzat Büyükanıt'la görüşmesi de Lokmacı
krizinin aşılmasına yetmedi. Hatta, Genelkurmay'ın,
Talat'ın Büyükanıt'la görüşmesinden sonra yaptığı
açıklamayı yalanlaması, Büyükanıt'ın da bir gazeteye
aynı yönde demeç verip Talat'ı dolaylı olarak eleştirmesi
krizi derinleştirdi. Krize yol açan Lokmacı'daki üstgeçidin
yıkılıp yıkılamayacağı,
dolayısıyla krizin akıbeti bugün belli olacak; ancak üstgeçit
yıkılıp kriz aşılsa bile, krizin hayli bir tortusu
kalacak.
Her şey Kıbrıs Türk yönetiminin Yeşil Hat üzerinde yeni bir
geçiş noktası açmak istemesiyle başladı. Yer olarak
Lokmacı seçildi. Lokmacı, Kıbrıs bölünmeden tek bir cadde
olarak işlev gören Ledra (Uzun Yol) caddesi üzerinde bulunuyor.
Burası Lefkoşa'nın tam göbeği. Ayrıca tarihi ve
simgesel bir önemi de var Lokmacı'nın. Kıbrıs'ta
toplumlararası çatışmaların yeniden başladığı
1963'te Türk ve Rum mahalleleri arasında oluşturulan ilk barikat
burası; dolayısıyla uzun yıllar Kıbrıs'ın
bölünmüşlüğünün simgesi olarak kaldı.
KKTC yönetimi 2005 yılı sonunda barikatın
karşılıklı olarak kaldırılmasını önerdi
Rum yönetimine. Ne var ki Rum yönetimi, pek sıcak bakmadı öneriye.
Bunda Papadopulos yönetiminin Kıbrıs'ta iki toplumun
kaynaşmasına pek de sıcak bakmayan tutumunun yanı sıra
Ledra'nın Rum esnafının, barikatın
kaldırılması durumunda, alışveriş
yoğunluğunun Türk tarafına kayacağı yönündeki
kaygısının da payı vardı.
Talat askere
danıştı
Rumların işbirliğine yanaşmamasına karşın
Talat tek taraflı da olsa barikatı kaldırmaktan vazgeçmedi ve
barikatın Türk tarafındaki duvar bir gecede yıkıldı.
Amaç, hem 'bir adım önde olmak' hem de Rum tarafı üzerinde siyasi
baskı yaratmaktı. Gelgelim Rum tarafının uzlaşmaz
tavrı sürdü ve Papadopulos yönetimi Rum tarafındaki duvarı
yıkmamakta diretti.
Rumların itirazlarından biri de Lokmacı barikatının
yer aldığı Türk tarafındaki alanın, askeri bölge
olmasıydı. KKTC yönetimi, Rum yönetiminin elinden bu kozu da almak
için bir çare buldu: Bir üstgeçit yapılacak, siviller bu üstgeçidi
kullanacak dolayısıyla bir sivil-asker gerginliğine mahal
verilmeyecekti. Talat, KKTC'deki Türk askeri yetkililere de
danışarak, üstgeçit inşaatı için talimat verdi. Üstgeçit
çok geçmeden yapıldı. Ancak Rumlar bu kez de üstgeçidin Yeşil
Hat'tı ihlal ettiğini, altından Türk askerlerinin geçeceği
bir üstgeçitten Rum sivillerin geçmesinin kabul edilemeyeceğini belirterek
yine işbirliğine yanaşmadı. Dahası, Rum yönetimi
üstgeçit kaldırılmadan Lokmacı konusunda hiçbir adım
atmayacağını duyurdu. Talat'ın iyi niyetle
tasarladığı üstgeçit, Rumların kopardığı
yaygara nedeniyle Kıbrıs'taki BM yetkilileri ve AB tarafından da
pek destek görmedi. Zaman içinde iş öyle bir hal aldı ki, barikat
aşılsın diye inşa edilen üstgeçidin kendisi barikata
dönüştü.
Üstgeçide polis
dikildi
Bunun üzerine Talat geri adım atarak üstgeçidin
kaldırılmasına karar verdi. Yine Türk askeri yetkililerle
görüştü. Ancak o görüşmede askerler, önce Rum tarafındaki
duvarın yıkılması gerektiği görüşünü dile
getirdi. Buna rağmen Talat siyasi inisiyatif kullanarak, üstgeçidin
kaldırılması için talimat verdi. Dahası Talat,
kararını BM'ye de bildirdi ve taahhütte bulundu. Ardında BM, AB
ve ABD, Talat'ın kararını destekleyen resmi açıklamalar
yaptı.
Bu talimat uyarınca üstgeçidin Kurban Bayramı'ndan önce
yıkılması gerekiyordu. Askerle gerginlikten kaçınmak için
işlem, bayram sonrasına, geçen perşembeye
bırakıldı. Ne var ki, üstgeçit perşembe günü de
kaldırılamadı. Çünkü, askeri yetkililer, üstgeçidin başına
polis dikmişti ve girişimde bulunanların tutuklanacağı
bildirilmişti (Bilmeyenler için bir not düşelim: KKTC'de polis
İçişleri Bakanlığı'na değil, Türk askeri
otoritesine bağlıdır. Yani polis askerden emir alır). Hal
böyle olunca Talat zor bir durumda kaldı. KKTC'deki sivil otoritenin
başı
olarak, ülkesindeki askere söz geçiremez bir duruma düştü.
KKTC'deki komutanları ikna çabası sonuçsuz kalınca Talat
soluğu Ankara'da aldı ve hükümetin de önerisiyle konuyu doğrudan
Büyükanıt'la görüştü. Görüşme sonrasında Talat,
Lokmacı konusunda resmi bir görüş ayrılığı
bulunmadığını, Büyükanıt'la görüşmesinde de bu
konunun ele alınmadığını söyledi. Oysa konunun gündeme
geldiği açıktı. Talat'ın öyle konuşmasının
nedeni, Kıbrıs politikasında Türk tarafı içinde bir çatlak
bulunduğu izlenimi vermek istememesiydi.
Gözler Lokmacı'da
Ne var ki Genelkurmay önceki gün Talat'ı yalanlayan bir açıklama
yaptı. Büyükanıt da Milliyet'ten Fikret Bila'ya söz konusu
alanın, askeri bölge içinde bulunduğuna dikkat çekip
sorumluluğun askerde olduğunu belirttikten sonra,
Lokmacı'nın geçişlere açılmasından bir sakınca
görmediklerini, ancak bu tür adımların,
karşılıklı olarak eşzamanlı atılması
gerektiğini söylüyordu. Ne Genelkurmay açıklamasında, ne
Büyükanıt'ın demecinde, askerin Lokmacı'daki üstgeçidin
kaldırılması konusundaki yaklaşımı net
değildi.
Talat, KKTC'ye döndükten sonra, hatta dün akşam saatlerine kadar durum
hâlâ netleşmemişti. Üstgeçidi kaldırmakla görevlendirilenlere
izin verilip verilmeyeceği, dolayısıyla krizin daha da derinleşip
derinleşmeyeceği belli olacak. Bugünden itibaren tüm gözler
Lokmacı'ya çevrilecek.
Kriz derinleşirse
Talat istifa edebilir
Kriz derinleşirse Talat'ın istifasıyla bile sonuçlanabilecek bir
süreç başlayabilir. Bu yalnızca KKTC'yi altüst etmekle kalmaz,
Türkiye-KKTC
ilişkilerine de darbe vurur. Ancak şu bir gerçek ki kriz
aşılsa bile epey bir tortu kalacak: KKTC'nin cumhurbaşkanı,
Türkiye'nin ülkedeki askeri otoritesine söz geçirememiş, Ankara'daki
hükümet elini taşın altına sokmaktan geri durmuş, KKTC
Cumhurbaşkanı, Genelkurmay'dan icazet almak zorunda
bırakılmıştır. Bu konu tamamen siyasi; çünkü
Büyükanıt'ın, 'Lokmacı kapısının
açılmasının bir sorun oluşturmadığını'
söylemesi, üstgeçidin kaldırılmasının herhangi bir güvenlik
zaafı yaratmayacağını gösteriyor. Bu noktadan itibaren
Büyükanıt, doğrudan siyaset yapıyor. Tüm bu görüntü hem Türkiye
hem de KKTC demokrasisinde hiç de hoş bir görüntü değil.
KKTC
bağımsız mı?
İkincisi, Türkiye'nin yıllardır savunduğu KKTC'nin
bağımsız bir ülke olduğu görüşü bizzat Türkiye'nin
elinden darbe yemiştir. KKTC nasıl bir bağımsız
ülkedir ki Cumhurbaşkanı, hiçbir güvenlik zaafı da yaratmayacak
bir üstgeçidin kaldırılması konusunda bile Ankara'daki
sivillerin, askerlerin bilgisi ve onayı bulunmadan hareket edemiyor? Yoksa
KKTC bütün dünyaya karşı bağımsız da bir tek
Türkiye'ye mi bağımlı?
Üçüncüsü, Talat Rumlar karşısında küçük düşürüldü ve
Papadopulos'un ekmeğine yağ sürüldü. O Papadopulos ki asıl
muhatabının Türkiye olduğunu, KKTC'nin bir işgal devleti
olduğunu, Talat'ın Türk askerinden onay almadan adım
atamayacağını savunup durur. Rumlar şimdi Talat'a,
"Sen bir üstgeçidi kaldırmakta bile bu kadar zorlandıysan,
bizimle oturup koca Kıbrıs sorununu nasıl çözeceksin"
derlerse hiç şaşmayın.
Son olarak, Talat BM ve AB'ye karşı zor durumda
bırakıldı. Talat'ın Kıbrıs Türklerinin lideri
olarak uluslararası alanda yükselen imajına da bir çizik
atıldı. Tüm bu olup bitenlerin Türk tarafına ne kazandırdığı
doğrusu merak konusu.
Kıbrıs
muhalefeti tepkili
08/01/2007
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - KKTC'de muhalefet
partileri, Lokmacı üstgeçidiyle ilgili girişimleri nedeniyle
Cumhurbaşkanı Talat'ı hedef aldı.
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş: Üstgeçidin
tek taraflı kaldırılması düşüncesi askıya
alınmalıdır. Bu girişimi, siyasi geri adım olarak
görüyoruz.
Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Sekreteri Mehmet Davulcu:
Kapının açılmasını engelleyeceği bilindiği
halde üstgeçidi yaptıranlar şimdi yıkacağım diyerek
yapay gerilimler yaratıyor. Konu yanlış politikalarla gelinen
tehlikeli noktayı gizlemek için perde olarak kullanılıyor.
Diğer yandan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos
halkın güvenli geçiş yapabilmesi için gerekli önkoşullar
sağlanırsa, Ledra Caddesi barikatında (Lokmacı) bulunan
duvarı 24 saat içinde yıkacaklarını söyledi.
Köprü ne olacak?
TC HÜKÜMETİYLE YOĞUN TELEFON DİPLOMASİSİ...
Bugün söküm işlemlerine başlanması beklenen Lokmacı
barikatındaki köprünün akıbeti henüz bilinmiyor. Konuyla ilgili dün
gün boyu Türkiye hükümeti yetkilileriyle yoğun bir telefon diplomasisi
yürüten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
değerlendirmelerini bugün de sürdürmesi bekleniyor
OKULLAR BÖLGESİNE TAŞINACAK... Köprünün sökülmesiyle ilgili
"yeşil ışık" yakılması halinde büyük
bir krize dönüşen Lokmacı köprüsü, Lefkoşa'daki okullar bölgesinde
kullanılmak amacıyla 3 parça halinde sökülecek. Köprünün çelik saç
olan basamakları üzerine dökülen betonun kaldırılmasından
sonra 2 ayak ve gövdenin sökülmesi işlemlerine geçilecek. Bu
işlemlerin 3 veya 4 gün sürmesi planlanıyor
BM GÖREVE DAVET EDİLECEK... Köprünün sökülmesiyle birlikte yolun
karşılıklı geçişlere açılması için BM göreve
davet edilecek. BM'nin, yol üzerinde bulunan tehlikeli binaların
yıkılması, zeminin tamir edilmesi ve geçiş
kurallarının belirlenmesi için taraflarla görüşmeler yapması
bekleniyor. Yolun sivillerin güvenli geçişlere açılması için
gerekli 100 bin Euro'yu AB Komisyonu'nun vereceği
açıklanmıştı. BM, AB, ABD ve İngiltere, köprünün
kaldırılması kararını memnuniyetle
karşıladıklarını duyurmuşlardı
KIBRIS 08/01/07
Papadopulos: Önkoşullar yerine getirilsin Duvarı 24 saatte yıkarız
PAPADOPULOS'UN "ÖNKOŞULLARI"... Papadopulos, bu ön
koşulları "bölgedeki askerin çekilmesi, mayınların ve
tehlikeli maddelerin temizlenmesi ve her iki taraftaki tehlikeli binaların
tamiri" olarak sıraladı. Papadopulos,
vatandaşlarının, "Türk askerlerinin devriye
kargaşası" arasında geçiş yapmasının kabul
edilmez olduğunu da söyledi ve bunun gerilimi
şiddetlendireceğini kaydetti
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos,
vatandaşların güvenli geçiş yapabilmesi için gerekli olan
önkoşulların yerine getirilmesi durumunda Ledra Caddesi
barikatında bulunan duvarı 24 saat içerisinde yıkmaya hazır
olduklarını belirtti.
Simerini ve diğer gazetelere göre, İsa'nın doğumu
ve vaftiz edilmesi yortusu için Baf'ta düzenlenen etkinliğe katılan
Papadopulos burada yaptığı açıklamada, Lokmacı
köprüsünün yıkılmasının geçişin açılması
için bir adım olduğunu da söyledi.
"Türk askerlerinin köprünün yıkılmasına
ilişkin tepkileri" konusundaki haberlere de değinen Papadopulos,
"Bu bilgiler daha geçerli" ifadelerini kullandı.
Rum tarafının söz konusu geçişin açılması
için önkoşullarını Aralık 2005'te yazılı olarak
sunduğunu söyleyen Papadopulos, bu önkoşulları "bölgedeki
askerin çekilmesi, mayınların ve tehlikeli maddelerin temizlenmesi,
her iki taraftaki tehlikeli binaların tamiri" olarak
sıraladı.
Papadopulos, vatandaşlarının, "Türk askerlerinin
devriye kargaşası" arasında geçiş yapmasının
kabul edilmez olduğunu da söyledi ve bunun gerilimi
şiddetlendireceğini kaydetti.
Omiru: İki ayrı devlet imajı
Öte yandan Fileleftheros'a göre, KS EDEK Başkanı Yannakis
Omiru da, Lokmacı Barikatı olarak bilinen Ledra Caddesi'nin (Uzun
Yol) açılmasıyla ilgili gelişmelerin, iki ayrı devlet
imajı yarattığını söyledi.
Omiru, Türk askerinin çekilmemesi, mayınların temizlenmemesi ve eski binaların yıkılmaması halinde Rum tarafının söz konusu bölgedeki mevzinin taşınmasını kabul etmemesi gerektiğini belirtti. Omiru, sınır kontrol noktası imajı veren askere ait yapıların kaldırılması gerektiğini de savundu.
KIBRIS
08/01/07
Eleni Mavru: Lefkoşa'nın birleşmesi
Kıbrıs'ın birleşmesine bağlı
KAPI AÇILIRSA BÖLGE GELİŞİR... Eleni Mavru,
Lokmacı kapısının açılmasının, iki taraf
arasındaki temasların gelişmesine katkı
koyacağını ve köprünün yıkılmasına ilişkin
kararın diğer sorunların ele alınması yolunu
açtığını ifade etti. Mavru, Ledra Caddesi'nin
açılmasının bölgenin canlanmasına katkı
sağlayacağını da belirtti
Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru,
Lefkoşa'nın birleşmesinin Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesine sıkı sıkıya bağlı olduğunu
belirterek, bu noktada yapılması gerekenin iki tarafın
işbirliğiyle Lefkoşa'nın sorunlarının
çözümlenmesi olduğunu söyledi.
Alithia Gazetesi'ne açıklama yapan Mavru, Lefkoşa'da var
olan ve güçlendirilmesi mümkün işbirliğinin ülkenin yeniden
birleşmesine dolaylı olarak yansıyabileceğini belirtti.
İşbirliğinin hemen sonuç vermediğini ancak
havanın olumlu etkilenmesine neden olduğunu söyleyen Mavru,
Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları ile
kısa bir süre önce Haspolat'ta yaptığı görüşmeye de
değindi.
Bu görüşmede temizlik çalışmaları, binaların
tamiri gibi ara bölgeye ilişkin konularda işbirliğinin
genişletilmesi ve ortak faaliyetler düzenlenmesi konularının ele
alındığını söyleyen Mavru, "Haspolat'taki
arıtma tesisi çalışanları tarafından nasıl
karşılandığına" ilişkin bir soruyu
yanıtlarken, "çoğunluğu Kıbrıslı Türklerden
oluşan çalışanların kendisini sıcak karşıladığını"
belirtti.
Mavru bir soru üzerine, Ledra Caddesi'nin (Lokmacı)
açılmasının, iki taraf arasındaki temasların
gelişmesine katkı koyacağını belirtti ve köprünün
yıkılmasına ilişkin kararı olumlu olarak nitelendirdi.
Mavru, bu gelişmenin diğer sorunların ele alınması
yolunu da açtığını ifade etti.
Siyasi karar alınır alınmaz belediyenin üzerine
düşen çalışmaları gerçekleştirmeye hazır
olduğunu söyleyen Mavru, Ledra Caddesi'nin açılmasının
bölgenin canlanmasına katkı sağlayacağını da
belirtti.
KIBRIS
08/01/07
Silahlı
çatışma zanlılarına 4 gün daha tutukluluk
PERŞEMBEYE KADAR... Alsancak'ta 19 Aralık 2006 tarihinde
meydana gelen ve 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı
çatışma olayının zanlıları 8 gün tutukluluk
süresinin dolması üzerine dün yeniden Girne Kaza Mahkemesi'ne
çıkarıldı. Kıdemli Yargıç Emine Dizdarlı huzuruna
çıkarılan zanlılar aleyhine 4'er gün daha tutukluluk emri
alındı. Zanlılar perşembe günü yeniden mahkemeye
çıkarılacak
Fazile KÖLE
Girne Alsancak'ta 19 Aralık 2006 tarihinde Grand Ruby ve Deniz
Kızı Casino çalışanları arasında çıkan ve 2
kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı çatışmayla ilgili olarak
tutuklanan 8 kişi, tutukluluk sürelerinin dolması üzerine dün yeniden
Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkartıldı.
"Taammüden adam öldürme", "Kanunsuz ateşli silah
ve patlayıcı madde taşıma ve tasarrufu", "Meskun
mahalde ateş açma" suçlamasıyla tutuklanan Deniz Kızı
Casino İşletmecisi İdris Melih Turgut ve
çalışanları Necdet Kaan Kanmaz, Akın Ulu, İzzet
Dinçer, Durmuş Erkanlı ve Cemal Serdar Yılmaz ile 21 Aralık
2006'da tutuklanan Hanifi Toğar ve Fevzi Toğar'ın tutukluluk
süresi 4'er gün daha uzatıldı.
Zanlılar, perşembe günü yeniden Girne Kaza Mahkemesi'nde
yargıç huzuruna çıkarılacak.
Dün Girne Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı Emine
Dizdarlı huzuruna çıkarılan 8 zanlının
avukatlığını Mustafa Asena, Atilla Oğuzoğlu,
Tağmaç Bilgehan yaparken, iddia makamı Başsavcılık
adına Savcı Erdinç Akyener mahkemede hazır bulundu.
Mahkemeye ayrıca, Deniz Kızı Casino işletmecisi
İdris Melih Turgut'un Türkiye'deki avukatı Zeynel Yüksel de
katıldı.
Polis, mahkeme içinde ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri
alırken, mahkeme önünden geçen yol, duruşma süresince yine
trafiğe kapatıldı.
Mahkeme salonuna ve bölgesine yine polis tarafından sivil
vatandaşların girmesine izin verilmedi ve mahkeme bölgesi
silahlı polislerce koruma altına alındı.
Tahkikat 4 gün içerisinde sonuçlanabilir
Kıdemli Yargıç Emine Dizdarlı huzurundaki mahkemede ilk
sözü alan iddia makamı Başsavcılık adına davayı
yürüten Erdinç Akyener, tahkikatın henüz
tamamlanmadığını belirtti.
Tahkikatın neticelenmesi için kendilerinin 8 gün ek süre
istediklerini ifade eden Akyener, ancak zanlı avukatlarıyla
yaptıkları istişare doğrultusunda, tutukluluk süresinin 4
gün olmasında karar kıldıklarını söyledi.
Akyener, tahkikatın 4 gün içerisinde tamamlanacağına
inandıklarını ifade etti.
Tahkikatın talep edilen 4 günlük süresi içerisinde
tamamlanmaması durumunda yeniden ek süre isteyeceklerini kaydeden Akyener,
zanlı avukatlarına taleplerinin
aktarıldığını söyledi.
Savcı Erdinç Akyener, tahkikatın salimen yürütülmesi için
zanlılar aleyhine 4'er gün daha tutukluluk talebinde bulundu.
Mahkemede Savcı Erdinç Akyener'in ardından Deniz
Kızı Casino İşletmecisi İdris Melih Turgut ve
çalışanlarının avukatlığını yapan
Mustafa Asena söz aldı.
Asena, mahkemede talep edilen 4'er günlük tutukluluk süresine
itirazlarının olmadığını belirtti ve
zanlılardan hangilerinin suça bağlanıp hangilerinin suça
bağlanmayacağının belirlenmesini istedi.
Toğar kardeşlerin avukatlığını yapan
Tağmaç Bilgehan da, 4 günlük tutukluluk süresine itirazlarının
olmadığını belirtti.
4'er günlük tutukluluk emri verildi
Alsancak'ta casino çalışanları arasında çıkan
ve 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı çatışmayla ilgili
olarak tutuklanan 8 kişi hakkında dün
çıkarıldıkları Girne Kaza Mahkemesinde 4'er gün tutukluluk
emri verildi.
Huzurundaki şahadet, olgu ve beyanları dinleyen Girne Kaza
Mahkemesi Kıdemli Yargıcı Emine Dizdarlı,
zanlıların hangilerinin suça bağlanıp hangilerinin
bağlanmayacağının belirlenmesi durumunda daha
hızlı hareket edilebileceğini kaydetti.
Dizdarlı, meselenin ciddiyetini göz önünde bulundurarak
tahkikatın salimen yürütülebilmesi için 8 zanlının 4'er gün daha
poliste tutuklu kalmalarına emir verdi.
KIBRIS
08/01/07
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 18:26 TSİ 09 Ocak 2007 Salı
LEFKOŞA
- KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni bir geçiş
noktası açılması düşünülen Lefkoşanın
Lokmacı bölgesinde yapılan üst geçidin kaldırılması
çalışmaları, uzun süren tartışmaların
ardından bugün başladı.
Lefkoşa
Türk Belediyesi tarafından başaltılan yıkım
çalışmalarını izlemek üzere çok sayıda yerli ve
yabancı basın mensubu Lokmacıya toplandı. Polis de bölgede
geniş güvenlik önlemleri aldı.
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğulları,
kararın herkese hayırlı olması dileğinde bulunarak,
yıkım çalışmalarının yaklaşık 200 bin
YTLye mal olacağını açıkladı.
Üst geçit, sökülerek bir okulda değerlendirilecek.
Lokmacı Barikatındaki üst geçidin kaldırılması
konusu, Cuma günü Genelkurmay Başkanlığı ve
Dışişleri Bakanlığındaki toplantılarda ele
alınmıştı. Talat, Ankaradaki temaslarının
ardından geçidin kaldırılacağını bu konuda fikir
birliği sağlandığını
açıklamıştı.
Ancak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt,
adımların karşılıklı atılması
gerektiğini belirterek Türk tarafının geçidi
kaldırılmasına karşılık Rumlardan da
eşdeğer bir jest istemişti.
KKTCnin eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, üst geçidin tek
yanlı kaldırılmasına karşı çıktı ve
Rumların da eşzamanlı adım atması konusunda
ısrarcı davranılması gerektiğini belirtti.
Denktaş, Lokmacı Barikatında devlet olarak var olduğumuzu
kanıtlamalıyız dedi.
|
AA
Güncelleme: 18:30 TSİ 09 Ocak 2007 Salı
LEFKOŞA
- Papadopulos, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bulunan Lokmacı
Barikatındaki üst geçidin yıkım kararının iyi niyet
taşımadığını söyledi.
Köprünün
yıkımına karşılık Rum tarafından bir
karşılık beklenmemesi gerektiğini ifade eden Papadopulos,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın, Kıbrıs
sorununun çözümü konuları üzerinde karar alma durumunda
olmadığını iddia etti.
Rum haber ajansına göre, emekli memurların toplantısında
konuşan Papadopulos, Lokmacı barikatındaki üst geçidin
yıkılmasına ilişkin gelişmelerle ilgili
görüşlerinin sorulması üzerine şunları söyledi:
Gelişmeler bizi üzdü çünkü muhatabımızın
güvenirliliği zarar gördü. Sanıyorum Sayın Talat,
Kıbrıs sorununun çözümü konuları üzerinde karar alma durumunda
değildir. Dolayısıyla beklenti içinde olmamız zordur. Köprü
konusunda da dikkatli olmalıyız. Türk tarafının yasa
dışı köprüyü yıkma yükümlülüğü bize bir imtiyaz olarak
sunulmamalı ve bizden karşılığında bir şey
beklenmemelidir. Bu konuda çok açık olmalıyız.
Dolayısıyla konunun tümü, sahte devletin yönetiminin
geçerliliği konusuna dönüşmemelidir.
KÖPRÜ
YASADIŞI
Köprünün inşasının yasa dışı olduğunu iddia
ederek, bunu, daha inşa edilirken şikayet ettiklerini hatırlatan
Papadopulos, Ledra Sokağının geçişlere açılması
için kendi önerilerini yaptıklarını, buna ekleyecek bir
şeyleri olmadığını kaydetti.
HER
ŞEYE TÜRK ASKERİ KARAR VERİYOR
Papadopulos, KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüerin, Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskopos 2. Hrisostomosla görüşmesini iptal
etmesiyle ilgili bir soru üzerine de, Tüm bu gelişmelerin aynı
nedenlerin bir sonucu olduğunu, Kıbrısın işgal
bölgelerinde her şeye Türk askerlerinin karar verdiğini ileri sürdü.
Talat: Adım
atma sırası Rumlarda
Lokmacı
Barikatındaki yıkımla ilgili konuşan KKTC Cumhurbaşkanı,
Rum tarafından duvarı yıkıp kapıyı
açmalarını beklediklerini söyledi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:26 TSİ 09 Ocak 2007 Salı
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bayrak TVye Lokmacı
Barikatındaki üst geçidin yıkımıyla ilgili
açıklamalarda bulundu.
Kuzey
Kıbrısla ilgili kararların KKTC yönetimi tarafından
verileceğini hatırlatan Talat, Rum lider Papadopulosa sorunun çözümü
için tek muhatabının kendisi olduğu mesajını gönderdi.
Üst geçidin Rumlar tarafından bahane olarak
kullanıldığını söyleyen Talat, üst geçidin
kaldırılmasına rağmen Rumların başka bahaneler
uydurmaya çalıştığını belirtti.
Üst geçidin kaldırılmasını KKTCli örgütlerin ve
insanların istediğine dikkat çeken KKTC Cumhurbaşkanı,
sıra duvarın yıkılmasında olduğunu ve Rum kesiminden
de bunu beklediklerini ifade etti.
Üst geçide ilişkin tartışmaların gereksiz olduğunu
söyleyen Talat, Türkiye ile KKTC arasında yaratılan ayrılık
izleniminin kendisini üzdüğünü belirtti. Talat, Ortaya çıkan durum,
dostumuz olmayan yabancılara, Rum tarafına aleyhimize
kullanacakları imkanlar verdi dedi.
|
Dışişleri:
Lokmacıda karar KKTC yetkililerinin Dışişleri
Bakanlığı, Lokmacı kapısındaki üst geçidin
kaldırılması konusundaki nihai karar ve inisiyatifin Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarına ait olduğunu
bildirdi. |
NTV
Güncelleme: 13:14 TSI 09 Ocak 2007 Salı
ANKARA
- Bakanlıktan yapılan açıklamada, hükümetin, konunun güvenlik
boyutunu da gözönünde bulundurarak askeri makamların görüşünü
aldığı kaydedildi. Açıklamada Talatın Ankaraya
yaptığı ziyaretin ardından, Genelkurmay
Başkanlığının açıklamasına rağmen,
bazı basın yayın organlarında Lokmacı
kapısının açılması konusunda gerçeği
yansıtmayan haber ve yorumların devam ettiği de belirtildi.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
üst geçidin kaldırılması kararını bildirmesinden
sonra, Dışişleri Bakanlığı, hükümetin siyasi
değerlendirmesini, Talata ilettiğini belirtti.
Nitekim Dışişleri Bakanlığı da, Lokmacı
barikatındaki üst geçidin kaldırılması konusundaki nihai
karar ve inisiyatifin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarına
ait bir husus olduğunu bildirdi.
Açıklamada, Talatın Ankara ziyareti sonrası, Genelkurmay
Başkanlığının aksi yöndeki açıklamasına
rağmen, bazı basın yayın organlarında konunun KKTC
Cumhurbaşkanı Talat ile ordu arasında gerilime yol
açtığına dair gerçeği yansıtmayan haber ve
yorumların devam ettiği de kaydedildi.
Tartışmalı geçidin yıkımına
başlandı
9 Ocak, 2007 10:51:00 (TSİ) CNN TURK
Ömer Bilge/CNN
TÜRK/Lefkoşa
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Genelkurmay arasında
gerilime neden olan Kıbrıs'taki Lokmacı Barikatı'nda
bulunan üst geçidin yıkımına başlandı. Yıkım
çalışmasının akşama kadar tamamlanacağı
açıklandı.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, üst geçidinin kaldırılması konusunda,
''Bizim tanıdığımız bir devlet değil mi?
Oranın bir cumhurbaşkanı, bir hükümeti yok mu? Nihai kararı
onlar verir. Bize de saygı duymak düşer. KKTC kararını
vermiştir'' dedi.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da,
Kıbrıs Türk tarafının Lokmacı kapısını
açma kararına ve kararlılığına karşın Rum
tarafının ayak sürüdüğünü söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının Lokmacı
kapısının açılabilmesi için söz konusu üst geçidi
kaldırma kararının duyurulmasından sonra, Kıbrıs
Rum yönetimi sözcüsü Hristos Paşardis'in farklı zamanlarda iki kez,
Birleşmiş Milletler'e başvurarak, konunun görüşülmesini
istediğini duyurduğuna işaret ederek, kendilerinden bu yönde bir
istekte bulunulmadığını vurguladı.
BM yetkililerin de
'kendilerine de böyle bir başvuru olmadığını' belirttiğine
işaret eden Erçakıca, ''Ortada ciddi bir manipülasyon vardır.
Kıbrıs Rum tarafı, yalan haberlerle konuyu geçiştirmeye
çalışmış ama suçüstü yakalanmıştır. Sadece
bu olay bile Kıbrıs Rum tarafının iki halk arasındaki
ilişkileri iyileştirmek istemediğinin açık bir
kanıtıdır'' diye konuştu.
Kıbrıs'ın bölünmesini simgeliyor
Lokmacı Barikatı, Kıbrıs'ın bölünmesini simgeliyordu.
Üst geçit bölgede görev yapan Türk askerlerinin halkla
karşılaşmaması için 2005 yılında 1 milyon YTL
maliyetle yapılmıştı. Masrafın yarısını
da Ankara karşılamıştı.
Üst geçidin yıkılma çalışmaları Rum kesiminde de
dikkatle izleniyor.
Yıkım çalışmalarını izlemek üzere çok sayıda
yerli ve yabancı basın mensubu Lokmacı'ya geldi. Polis de
bölgede geniş güvenlik önlemleri aldı.
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğulları,
yıkım çalışmalarının akşam saatlerine kadar
tamamlanacağını ve yaklaşık 200 bin YTL'ye mal
olacağını açıkladı.
Yıkım çalışmalarını yerinde izleyen KKTC
İçişleri Bakanı Özkan Murat da, Türk tarafının iyi
niyetle üst geçidi kaldırma kararı aldığını
söyledi. Türk tarafının üzerine düşeni
yaptığını belirten Murat, "Bugünden itibaren top Rum
tarafındadır" dedi.
"Yine elimizi uzattık ve sıkılmasını
bekliyoruz" diyen Özkan Murat, Kıbrıs Rum tarafının
karşı duvarı yıkması gerektiğini vurguladı.
Güney'deki duvar hala duruyor
Rumların, Ada'nın bölünmesinin ardından kurduğu duvar ise
hala duruyor. Lokmacı Barikatı, Ada'daki Türklerle Rumların
çatıştığı ilk yer.
Önümüzdeki günlerde KKTC yönetiminin bu yolun açılabilmesi için Rum
tarafıyla masaya oturması bekleniyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın "Rumlardan hep bir adım önde olalım"
politikasına paralel olarak, üst geçidin
yıkılmasını istemişti.
Talat, bu adımın KKTC'nin iyi niyetini gösteren bir tutum olarak
görülmesini istiyor.
Karar dün alınmıştı
Üst geçidin yıkılması kararı dün Dışişleri
Bakanlığı, KKTC ve Genelkurmay
Başkanlığı arasında uzlaşmaya
varılması sonucu alındı.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, söz konusu üst geçidin
yasa dışı olduğunu iddia etti,
yıkılmasının bir iyi niyet jesti
'olmadığını' savundu.
Papadopulos, köprünün yıkımına karşılık, Rum
tarafından bir karşılık 'beklenmemesi' gerektiğini ifade etti.
Denktaş: İhtilaf ortadan kalktı
KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, Lokmacı
Barikatı'ndaki köprünün kaldırılacağı yönünde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile anlaştıklarını
ifade ederek, köprü meselesinin ''kimse yara almadan'' halledildiğini
söyledi.
Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'ın KKTC ve Ankara'da
yaptığı temaslardan sonra ihtilafın ortadan
kalktığına işaret ederek, ''Egemenliğimizden taviz
verilmediğinin altı çizilmektedir. Bizim de üzerinde durduğumuz
zaten budur'' diye konuştu.
Konunun daha fazla büyütülmemesi gerektiğini kaydeden Denktaş, 'Ancak
hudut kalkmıyor. Oradaki polisimiz ve kontrolümüz kalkmıyor. Yol,
bugüne kadar olduğu gibi kullanılacak. Dolayısıyla,
Papadopulos'un yeni şartlarını; 'bayrak kalksın, gümrük
kapısı olmasın' gibi şartlarını tabiatıyla
kimse kabul edecek değildir dedi.
Genelkurmay ne istiyordu?
Genelkurmay Başkanlığı, köprünün yıkılmasına
Rum tarafındaki barikat ortadan kaldırılıncaya kadar
karşı çıkıyordu. Talat ise 'Rum tarafına
uluslararası arenada koz vermemek' gerekçesiyle üstgeçidin
yıkılmasını istiyordu.
Talat ve Genelkurmay yetkilileri arasında geçen hafta Ankara'da
yapılan
görüşmelerde de bu konu ele alınmış. Ancak Genelkurmay
Başkanı'nın yaptığı açıklama tarafların bu konuda
anlaşamadığını ortaya koymuştu
Lokmacı 'bölünmenin sembolü'
KKTC ile Kıbrıs Rum kesimi arasında yeni bir geçiş
noktası açılmasının öngörüldüğü Lefkoşa'daki
Lokmacı Barikatı, Kıbrıs'ta Türklerle ve Rumlar
arasındaki çatışmanın ve bölünmenin sembolü. Lokmacı,
EOKA'cı Rumların 1956'dan beri Enosis (Kıbrıs'ı
Yunanistan'a bağlama hayali) mücadelesinin Kıbrıs'ta
yarattığı çatışmanın bir sembolü.
Kıbrıs, önce Lokmacı'da bölündü.
Lokmacı, 1963'te Enosis yüzünden barikatla ayrıldı. 1974'te de
Makarios'a karşı yapılan darbeden dolayı, Türk tarafı
Lokmacı'ya, Rum tarafı da Ledra Caddesi'ndeki barikata duvar ördü.
Lokmacı, ''Kıbrıs'ı Enosis hedefiyle bölenlerin
sembolüdür'' şeklinde de niteleniyor.
Türkleri silah zoruyla dışlayan Rumlardan korunmak için yapılan
Lokmacı Barikatı, Kıbrıs'ta yapılan ilk barikat olarak
tarihe geçti ve bu yüzden Ada'daki bölünmüşlüğün simgesi olarak
görülüyor. Barikat, o dönemin en önemli alışveriş merkezlerinden
olan Lokmacı ile Ledra Caddesi'ni (Uzun yol) birbirinden ayırdı.
Lokmacı Türk tarafında, Ledra Caddesi de Rum tarafında
kaldı. Kıbrıs gibi, Türk ve Rumların yoğun
alışveriş yaptığı çarşı da ikiye
bölündü.
2005'te tekrar açılma çalışmaları başladı
Lokmacı kapsının açılma çalışmaları 2005'in
son aylarında başladı. Kıbrıs'ta 2005'in
sonlarına doğru, Lokmacı kapısının
açılması konusuyla ilgili tartışmalar gündemi oldukça fazla
meşgul etti. KKTC yönetimi, kapının açılması için
kasım ayında bölgede çalışmalara başladı ve
Lokmacı'daki duvarı 24 Kasım 2005 gecesi yıktı.
Bölgeye, geçişlerde, nöbet yerine giden askerle yayaların
karşılaşmaması için üst geçit yapıldı.
Üst geçidin yapılmasına 12 Aralık'ta başlandı 24
Aralık 2005'te bitirildi. Üst geçidin yapımı için
yaklaşık 1 milyon YTL harcandı ve bunun yarısını
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği verdi. Kapının
açılmasına önce destek veren Rum yönetimi, Türk tarafının
çalışmalarının 'ara bölgeyi ihlal' olduğu gerekçesiyle
bu desteğini çektiğini açıkladı ve Türk
tarafının, kapının açılmasına yönelik bölgedeki
çalışmalarını BM'ye şikayet etti.
BM Barış Gücü Sözcülüğü (UNFICYP), Türk tarafının
çalışmasının 'ara bölgeyi ihlal
olmadığını' açıkladı. UNFICYP 8 Aralık
2005'te yaptığı yazılı açıklamada ise, ''İki
tarafın rızası olmadan, Lokmacı Kapısı'nın
(Ledra Sokağı) açılmasına destek
olamayacağını'' belirterek, Türk tarafının
çalışmaları durdurmasını istedi. Yeşil Hat
tüzüğü kapsamında da olan Lokmacı Kapısı 2005'te
açılamadı.
Kaldırılmasına 28 Aralık'ta karar verildi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
tarafının, kapının açılmasına bahane olarak
gösterdiği Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçidin
kaldırılmasına karar verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Sözcüsü Hasan Erçakıca
aracılığıyla, 28 Aralık 2006'da yaptığı
açıklamada, ''Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum
taraflarının, 2007 yılının ilk çeyreği içinde
kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatma kararlarına ve iki
halkın işbirliği duygularının geliştirmesine
yardımcı olmak amacıyla Lokmacı Kapısı'nın
açılmasına engel olduğu ileri sürülen üst geçidin
kaldırılmasına karar verdiğini'' duyurdu.
Kıbrıs Türk tarafının bu tutumu, bir mektupla
Birleşmiş Milletler Örgütü'ne de iletildi. KKTC
Cumhurbaşkanı Talat'ın üst geçidi kaldırma
kararını, ABD'nin güney Lefkoşa Büyükelçiliği ve
İngiliz Yüksek Komiserliği de memnuniyetle
karşıladığını bildirdi.
Rum tarafı direniyor
Lokmacı Kapısı'nın açılmasına en
başından beri isteksiz olan Kıbrıs Rum yönetimi, sürekli
koşullar öne sürüyor. Rum tarafı, üst geçidin
yıkılmasını 'olumlu bir adım' olarak görmekle
birlikte, 'üst geçidin kaldırılmasının, kapının
açılması için yeterli olmadığını, tüm engelleri
ortadan kaldırmadığını' açıkladı.
Rum tarafı, üst geçidin kaldırılmasının yanında,
bölgedeki bayrakların kaldırılmasını, askerin bölgeden
uzaklaşmasını, sınır niteliği kazandıran
düzenlemelerin ve sembollerin kaldırılmasını da istiyor.
Açılması en çok esnafa yarayacak
Lokmacı Kapısı'nın KKTC ile Güney Kıbrıs
arasında geçişlere açılması en çok bölgedeki esnafın
işine yarayacak. Kıbrıslı Rumlar, Tük tarafına
geçtiğinde, en çok Lefkoşa'daki Arasta çarşısında
alışveriş yapıyor.
Çarşı esnafı, Lokmacı Kapısı'nın
açılmasıyla mesafenin kısalması nedeniyle daha çok Rum
müşteri geleceğine ve çarşının canlanacağına
inanıyor. Lokmacı Kapısının açılmasının
diğer önemli bir yanı da, Kıbrıs'ın ilk bölündüğü
yerden iki tarafın başkenti Lefkoşa 'birleştirilmiş'
olacak.
Türk tarafının bir iyi niyet jesti olarak üst geçidi
kaldırması, Lokmacı Kapısı'nın
açılmasına yetmiyor. Türk tarafının
yıktığı gibi, Rum yönetimin de öncelikle Ledra yolu
üzerindeki duvarı yıkması ve iyi niyetli yaklaşması
gerekiyor.
|
ERKAN MUMCU |
|
Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu,
''Kıbrıs'ta Lokmacı barikatı veya köprüsü denilen
şey çatır çatır yıkılırken, dünyaya
verdiğimiz manzara, 'Türkler birbirine düştü' görüntüsüdür'' dedi. Gül'ün, 'Kıbrıs'taki gelişmeler bizim
dışımızda' dediğini anlatan Mumcu,
''Kıbrıs'ta Lokmacı barikatı veya köprüsü denilen
şey çatır çatır yıkılırken, dünyaya
verdiğimiz manzara, 'Türkler birbirine düştü' görüntüsüdür'' diye
konuştu. Mumcu, ''Yazıklar olsun. Kıbrıs hiçbir zaman bizim
dışımızda olmadı'' diye konuştu. |
CNN TURK 09/01/07
Bizden karşılık beklenmesin
8 Ocak, 2007 22:05:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Lokmacı barikatının Türk
tarafında bulunan üst geçidin yasa dışı olduğunu iddia
ederek, Türk tarafının köprüyü yıkmasının bir iyi niyet
jesti olmadığını savundu.
Köprünün
yıkımına karşılık Rum tarafından bir
karşılık beklenmemesi gerektiğini ifade eden Papadopulos,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, ''Kıbrıs
sorununun çözümü konuları üzerinde karar alma durumunda''
olmadığını iddia etti.
Papadopulos KKTC için Konunun tümü, 'sahte' devletin yönetiminin
geçerliliği konusuna dönüşmemelidir ifadelerini kullandı.
Köprünün inşasının yasa dışı olduğunu iddia
ederek, bunu, daha inşa edilirken şikayet ettiklerini hatırlatan
Papadopulos, Ledra Sokağı'nın geçişlere açılması
için kendi önerilerini yaptıklarını, buna ekleyecek bir
şeyleri olmadığını kaydetti.
Papadopulos, KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'in, Rum
Ortodoks Kilisesi Başpiskopos 2nci Hrisostomos'la görüşmesini iptal
etmesiyle ilgili bir soru üzerine de, ''Tüm bu gelişmelerin aynı
nedenlerin bir sonucu olduğunu, Kıbrıs'ın 'işgal'
bölgelerinde her şeye Türk askerlerinin karar verdiğini'' ileri
sürdü.
Denktaş: İhtilaf ortadan kalktı
KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, Lokmacı
barikatındaki köprünün kaldırılacağı yönünde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile anlaştıklarını
ifade ederek, köprü meselesinin ''kimse yara almadan'' halledildiğini
söyledi.
Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'ın KKTC ve Ankara'da
yaptığı temaslardan sonra ihtilafın ortadan
kalktığına işaret ederek, ''Egemenliğimizden taviz
verilmediğinin altı çizilmektedir. Bizim de üzerinde durduğumuz
zaten budur'' diye konuştu.
Konunun daha fazla büyütülmemesi gerektiğini kaydeden Denktaş, 'Ancak
hudut kalkmıyor. Oradaki polisimiz ve kontrolümüz kalkmıyor. Yol,
bugüne kadar olduğu gibi kullanılacak. Dolayısıyla,
Papadopulos'un yeni şartlarını; 'bayrak kalksın, gümrük
kapısı olmasın' gibi şartlarını tabiatıyla
kimse kabul edecek değildir dedi.
Genelkurmay ne istiyordu?
Genelkurmay Başkanlığı, köprünün yıkılmasına
Rum tarafındaki barikat ortadan kaldırılıncaya kadar
karşı çıkıyordu. Talat ise 'Rum tarafına
uluslararası arenada koz vermemek' gerekçesiyle üstgeçidin
yıkılmasını istiyordu.
Talat ve Genelkurmay yetkilileri arasında geçen hafta Ankara'da
yapılan
görüşmelerde de bu konu ele alınmış. Ancak Genelkurmay
Başkanı'nın yaptığı açıklama tarafların bu konuda
anlaşamadığını ortaya koymuştu
Lokmacı barikatı nedir?
Lefkoşa'yı ikiye bölen Lokmacı barikatı Kıbrıs
siyasetinin en sıcak gündem maddesi oldu. KKTC "Barikat
yıkılsın" diyor, Rum kesimi, "Yıkılacaksa
eğer bayraklar insin, Türk askeri çekilsin" istiyor.
Peki, bu kadar tartışılan Lokmacı barikatı nedir? 1963
yılında kurulan barikat Lefkoşa'yı Yeşil Hat üzerinde
ikiye ayırıyor.
Ledra yolunun KKTC tarafı Türk askerlerinin, Rum tarafı ise Rum
askerlerinin denetiminde.
Lokmacı barikatının iki ayrı ucunda Türk ve Rum kesimininin
çarşıları bulunuyor.
Lokmacı barikatının rum kesimindeki duvar hala duruyor.
Türklerin kurduğu duvar ise 2005 yılında yıkıldı.
Daha sonra Türk tarafı, bu bölgedeki yürüyüş yolunun kendi
tarafında kalan bölümüne yayaların üzerinden geçebileceği
tahtadan bir üst geçit inşa etti.
Tahtadan üst geçidin amacı, Yeşil Hattı koruyan Türk
askerlerinin ikmalinin köprünün altından sağlanması,
alışveriş amacıyla bölgede bulunan sivillerle askerlerin
karşılaşmamasıydı.
Şu anda yıkılması gündemde olan üst geçit bu.
FT: "Türkiye'nin AB üyeliği hayal"
9 Ocak, 2007 12:00:00 (TSİ) CNN TURK
Metin Güneş/CNN
TÜRK/Londra
İngiliz Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği'nin her geçen gün
biraz daha 'sürrealist' bir örgüt haline geldiğini savundu. 'AB'nin
hayatın gerçekleri ile sorunu olduğunu' belirten gazete, 'buna en
güzel örneklerin Türkiye'nin üyeliği ile anayasa konuları
olduğunu' yazdı.
Gazete
yazarlarından Gideon Rachman AB'nin önümüzdeki beş yılı
Türkiye'nin üyeliği ve yeni AB Anayasası gibi gerçekleşmesi her
geçen gün biraz daha zayıf bir olasık haline gelen konuları
şiddetle tartışarak geçireceğini yazdı.
Tüm AB'nin önemli gibi görünüp aslında önemsiz olan bir kurum haline gelme
tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu savunan yazar,
aslında kurumun hep böyle olmadığını, son 15 yıl
içerisinde şaşırtıcı başarılara imza
attığını da belirtti.
Yazar AB'nin önündeki Türkiye ve anayasa gibi gerçekten büyük olan iki projenin
ise her geçen gün daha da zorlaştığını
belirterek, "AB'nin başarı çağı sona
yaklaşıyor" dedi.
Fransızların AB Anayasası'nı reddettiğini ve birçok
Fransız politikacının da anayasayı reddetmenin aslında
AB'nin genişlemesine karşı dolaylı bir protesto olduğu
sonucuna vardığını belirten yazar, bu nedenle Devlet
Başkanı Jacques Chirac'ın Fransız Anayasası'nı
değiştirip Hırvatistan'ın üyeliğinden sonraki tüm
genişlemelerde halkın oyuna başvurulması zorunluluğunu
getirdiğini hatırlattı.
"Buna Türkiye maddesi de diyebilirsiniz" diye yazan FT yazarı,
Fransa'nın yalnız olmadığını, Türkiye'nin
üyeliği konusunda Avusturya'nın da referanduma gitme sözü
verdiğini belirtti.
"Fransa ve Avusturya'dan 'hayır' kaçınılmaz"
Her iki ülkedeki kamuoyunun durumu gözönüne alındığında
'hayır' oyunun kaçınılmaz olduğunu da belirten yazar,
Hollanda'nın anayasanın tekrar geri getirilmesi gayretlerini de
oylamaya suncağını, Polonya, İngiltere ve diğerlerinin
de buna benzer yollara başvurmak zorunda kalacağını
yazdı.
Hem Türkiye'nin üyeliğinin hem de yeni anayasanın 27 AB üyesi
tarafından ayrı ayrı onaylanması gerektiğini belirten
yazar, "Düşman kamuoyu vetosu konunun kapanmış
olduğunu gösteriyor" dedi.
Resmi olarak AB'nin Türkiye ile her geçen gün biraz daha kopma noktasına
yaklaşan müzakerelere devam ettiğini de hatırlatan yazar, gerek
anayasanın gerekse Türkiye'nin üyeliğinin akıbetinin
referandumda reddedilmek olacağını, ama buna rağmen Avrupalı
politikacı ve diplomatların büyük zaman ve enerjilerini bu iki
konudaki görüşmelere harcamaktan vazgeçmediklerini hatırlattı.
Yazar, "Ama ne de olsa insanlar AB zirvesindeki alternatif gerçekle mutlu
oluyorlar. Canayakın dostlar var, barlar geç saatlere dek açık ve
yemek de bedava. Hiçbirşey yapılıp yapılmadığını
kim takar" diye yazdı.
By Gideon Rachman
Published:January 9 2007
René Magritte, the surrealist
painter, lived and worked in Brussels formost of his life. So it seems only
appropriate that the European Union - an increasingly surreal organisation -
should have chosen to base itself in Magritte's home town.
The hint of surrealism in the EU's
affairs struck me at the organisation's most recent summit, after I overheard a
conversation in the corridor. A flustered diplomat was insisting angrily to a
journalist: "This is not a non-paper." It was a pleasing phrase,
faintly reminiscent of Magritte's masterwork "This Is Not A Pipe".
In an EU context, the phrase "This
is not a non-paper" actually makes perfect sense. A "non-paper"
is diplomat-speak for an informal discussion document, which can be used to
broach a controversial subject. The rumour in Brussels was that there was a
document of this sort in the works, about a possible EU diplomatic initiative
towards Syria.
Since I never got to discuss the matter
further, I cannot confirm the non-paper's non-existence.
But the surrealism of the incident went
well beyond language. Suppose the non-non-paper had become a proper non-paper,
then a paper and then a proposal and then a policy. Then what? Well, then
nothing. The chance of an EU diplomatic initiative to Syria actually changing
anything in the real world seems pretty close to zero.
The whole incident is symptomatic of
the EU's broader problem with reality. For the truth is that the EU is poised
to spend the next five years in agonised debate about things that look less and
less likely ever to happen - the admission of Turkey to the EU and the
introduction of a new constitution for the Union. Non-papers are the least of
the problem; the whole of the EU is threatening to turn into a bit of a
non-event.
It was not always like this. On the
contrary, the EU has just gone through 15 years of the most astonishing
practical achievements. It launched a single currency, a single market and a
common foreign policy - and it has more than doubled in size from 12 to 27
members. Only last week Bulgaria and Romania were formally admitted as the
latest members of the Union. It is possible that at some point in the next five
years, Croatia will sneak in under the wire as the 28th member of the EU. But
the next two really big projects- Turkey and the constitution - look
increasingly like they will never make it off the drawing board. The EU's age
of achievement is coming to a close.
So what has changed? The short answer
is public opinion. For many years the EU has essentially been built by elites,
without much consultation with ordinary people. This was possible as long as
the "European project" was broadly popular and seemed largely
technical and economic in nature.
But the enlargement of the Union to
include countries that are much poorer than the western European members has
proved controversial. The attempt to write a formal constitution for the EU -
with its deliberate evocation of the creation of a state - was similarly
politically charged. As a result, politicians in several important EU countries
felt unable to treat the constitution as simply a technical political matter,
to be pushed through parliaments in the normal manner. Hence, the fateful
decisions by France and the Netherlands to hold referendums.
The repercussions of the French and
Dutch rejections of the constitution in 2005 are still being felt. Many French
politicians concluded that the rejection of the constitution was an indirect
protest against enlargement. So President Jacques Chirac has amended the French
constitution to make it compulsory to submit any further enlargements (after
Croatia) to a popular vote - you could call it the Turkey clause. France will
not be alone. The Austrians have also promised a referendum on Turkish
membership. Given the state of public opinion in both countries, a No vote
seems all but inevitable. Meanwhile, the Dutch have made it clear that they
will have to vote again on anything that looks like an effort to resurrect the
constitution - and the Poles, Brits and others will feel similarly obliged.
Since both Turkish accession and a new constitution would have to be passed
unanimously by all 27 EU members, handing a hostile public a veto looks like
the end of the matter.
European politicians have yet fully to
acknowledge how the new popularity of referendums has changed the Union.
Officially, the EU remains committed to (increasingly fraught) negotiations
with Turkey. Germany, which recently took over the presidency of the EU, is
committed to reviving the constitution. Some of the finest minds in Brussels
are also working on the problem. One senior EU official reckons that the
solution will be to calm public fears, by stripping the constitution of any
elements that suggest that a European state is being built. He even wants to
ditch the name constitution, in favour of a "treaty amending the treaties
on the European communities and the European Union". "Who could ever object
to that?" says the official, laughing uproariously.
Much as I admire the ingenuity and
cynicism of the effort, I'm afraid it will not fly. The average European is
definitely stupider than the average Brussels bureaucrat. But the intelligence
gap is not so enormous that a ruse this transparent will work.
However, the fact that both the
constitution and the admission of Turkey seem doomed ultimately to be blocked
by public opinion will not stop European politicians and diplomats spending
huge amounts of time and energy, debating and negotiating both topics.
To stop the process now would be to
acknowledge that the European project has been altered irreversibly by the
French and Dutch referendums. As somebody once remarked, humankind cannot bear
very much reality.
One popular definition of surrealism is "a dream-like state different from, or ultimately 'truer' than everyday reality". Anyone who has attended a