KKTC’den mülkiyet davası

KKTC’li 4 kardeş, Kıbrıs Rum kesimindeki mallarının iadesi ve uğradıkları zararın karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu.

 

NTV

Güncelleme: 12:43 TSİ 02 Ocak 2007 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer, başvurularında, ailelerinin Güney Kıbrıs’taki 15 dönüm bağ ile 15 dükkanlı iş hanının kendilerine iadesini ve uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanmasını talep etti.

Kardeşler, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon Euro’luk maddi ve manevi tazminat davası açacak.

Kardeşlerin avukatı Aslı Aksu, yaptıkları başvurunun mülkiyetlerin iadesi konusunda Türklerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı ilk başvuru olduğunu belirtti.

Aksu, mahkemeye gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı Titiana Loizidou hakkında verilen ve Türkiye’nin 1.2 milyon dolar tazminat ödemesine hükmedilen kararı da emsal olarak gösterdi.

Kıbrıslı Türkler AİHM'e gitti


2 Ocak, 2007 13:51:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC'li dört kardeş, ailelerinin Güney Kıbrıs'taki 15 dönüm bağ ile 15 dükkanlı iş hanının kendilerine iadesi, uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurdu.

Kardeşler, başvurunun 'kabul edilebilirlik' incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon euroluk maddi ve manevi tazminat davası açacak.
 
Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer'in avukatı Aslı Aksu, AİHM'e başvurarak, müvekkillerinin Limasol'daki mallarının iadesini talep etti.
 
Avukat Aslı Aksu, başvurunun, 'Türklerin itibarının iadesi' anlamında kabul edilmesi gerektiğini belirterek, davanın açılması halinde AİHM'in bu konudaki objektifliğinin sınanacağını kaydetti.
 
Aksu, Rum kesimindeki iç hukuk yollarının tükendiğini, ardından AİHM'e başvurduklarını söyledi.
 
Aksu, dosyanın, mülkiyetlerin iadesi konusunda AİHM'e yapılan ilk başvuru olduğuna dikkati çekti.
 
Loizidou davası emsal olacak
 
Aksu, AİHM'e gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı Titiana Loizidou hakkında verilen ve Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat ödemesine hükmedilen kararı da emsal olarak gösterdi.
 
Aslı Aksu, Loizidou'nun Girne'deki gayrimenkulünün çok değersiz bir yapı olduğunu, buna rağmen Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldığını ifade ederek, müvekkillerinin mal varlığı karşısında AİHM'in 7 milyon euro tazminata hükmetmesinin normal olacağını söyledi.
 
Aksu, yüzlerce Kıbrıslı Türkün, Rum kesimindeki malları için AİHM'e başvuru yapılması konusunda kendisine müracaat ettiğini, bu kişiler adına da önümüzdeki günlerde gerekli süreci başlatacağını kaydetti.

Yeni patron Kıbrıs'a mesafeli

BM'nin yeni genel sekreteri olan Güney Koreli Ban Ki-Moon'un, önceliği Kıbrıs yerine dünyanın 'kanayan yaraları'na vermesi bekleniyor

SEMA EMİROĞLU New York

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




31 Aralık Pazar gecesi yeni bir yıl karşılanırken, 192 üyeli Birleşmiş Milletler (BM) örgütü de yeni bir patrona kavuştu. 61 yıllık örgütü, en sancılı son 10 yılında 21. yüzyıla taşıyan Ganalı Genel Sekreter Kofi Annan, yerini 13 Ekim'de oybirliğiyle seçilen Güney Kore'nin eski dışişleri bakanı Ban Ki-Moon'a bıraktı. Ban Ki-Moon örgütün 8. genel sekreteri oldu.
62 yaşındaki yeni genel sekreteri yüklü bir gündem bekliyor. Ancak, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin 2007'de BM'nin yeni girişimleriyle çözüm yoluna girmesini bekledikleri Kıbrıs sorununun, Ban'ın gündeminde ön sıralardaki bir madde olarak yer almadığı belirtiliyor.
1990'ların ikinci yarısında Ruanda'da soykırımı durduramadığını itiraf ederek büyük prestij kaybına uğrayan BM, şimdi Sudan'ın Darfur bölgesinde aynı sorunla karşı karşıya. İran ve Kuzey Kore'nin nükleer girişimleriyle Ortadoğu'daki çatışma, yeni genel sekreterin diplomasi yeteneğini test edecek.

Sıcak gündem
Darfur, İran, Irak, Lübnan, Ortadoğu ve Kuzey Kore gibi sıcak çatışma noktalarını öncelikler listesine alan Ban'ın "kan dökülmeyen" Kıbrıs sorununa ivedilikle eğilmeyebileceği söyleniyor. New York'taki Dış İlişkiler Konseyi'nden Lee Feinstein, bu konudaki sorumuzu yanıtlarken, "yeni genel sekreterin henüz Kıbrıs konusuna odaklandığını sanmıyorum. Kıbrıs sorununun, şu anda gündeminin tepesinde olduğunu düşünmüyorum" dedi.

'Köy çocuğu'

1944'te Japon işgali sırasında doğan Ban Ki- Moon, kendisini "köy çocuğu" olarak tanımlıyor. Üniversitede uluslararası ilişkiler öğrenimi gören ve sınıf birincisi olarak mezun olan Ban, 1970'te dışişleri bakanlığına girdi. Harvard Üniversitesi'nde kamu yönetimi mastırı yaptı. Yeni Delhi, New York, Washington ve Viyana'da görevlerde bulundu. Ban, 2004'te Dışişleri Bakanı oldu. Yumuşak ses tonu ve uzlaşmacı eğilimiyle tanınan Ban, diplomasiye "Konfüçyüs" yaklaşımı getiren kişi olarak ün yaptı.

MILLIYET 02/01/07

 

Talat: O duvar yıkılacak

SAMİMİYİZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, lokmacıdaki köprünün kaldırılması kararını imaj yaratmak için değil, yolun geçişlere açılması için aldıklarını belirtti ve "köprü, duvarı yıkmak istemeyenler için bir bahaneye dönüştürüldü, bahanelerini ortadan kaldırıyoruz, onlar da duvarı ortadan kaldırsınlar" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat köprünün bayramdan sonra söküleceğini ve okullar bölgesinde üst geçit olarak kullanılacağını belirtti

SEÇİM OYUNU... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin Kıbrıs sorununu 2008 yılında yapılacak başkanlık seçimleri için kullanmak istediğini ve bu yüzden 2007 yılında sonuç alıcı özlü görüşmeler yapmaktan kaçınacaklarını kaydetti. KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, "Rum yönetimi seç beni de görüşme yapacağım havasındadır" dedi

KİLİT AVRUPA...Avrupa Birliği'nin, Rum tarafını çözüme zorlayabileceğini belirten Cumhurbaşkanı Talat, "Avrupa Birliği'ne girmek isteyen birisi olarak söyleyebilirim ki engel de Avrupa'dır, çözüm de Avrupa" şeklinde konuştu

TEHLİKELİ... Türkiye'de "Kıbrıs sorununun çözümünü Türkiye'nin tam üyelik gününe kadar erteleyelim" şeklinde bir eğilim oluştuğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat "Bu son derece tehlikelidir ve bizi haklarımızdan mahrum edebilir" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, lokmacıdaki köprünün kaldırılması kararını imaj yaratmak için değil, yolun geçişlere açılması için aldıklarını bildirdi. Cumhurbaşkanı Talat, geçişlerin başlaması için köprü engelmiş gibi bir durum yaratıldığını, bunu ortadan kaldırmak için köprüyü sökme kararı aldıklarını kaydetti.

Papadopulos yönetiminin geçişlerin bir an önce başlaması için duvarı yıkması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "duvarı yıkmak istemiyorlar ama ABD'nin BM'nin ve AB'ın baskısıyla bunu yapmak zorunda kalabilirler" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün'ün sorularını yanıtladı ve 2007 yılıyla ilgili beklentilerini açıkladı:

Soru ve yanıtlar

Soru: Lokmacı Barikatı'nda niye böyle bir adım atma ihtiyacı hissetiniz? Niye oraya önce bir köprü inşa edildi şimdi de kaldırılıyor?

Yanıt: Tabii, öncelikle şunu vurgulamak lazım. Bir kere biz oraya üst lokmacı kapısının açılabilmesi için yaptık. Maksadımız o idi. Lokmacı kapısının açılması konusu gündemimize geldiğinde, o bölgenin askeri bölge oluşu ve o bölgede askeri faaliyetlerinin bulunuşu nedeniyle nasıl bir çözüm bulabiliriz diye düşündük ve yaptığımız değerlendirmede (Başbakan, Başbakan yardımcı, Belediye başkanı ) en uygun yolun yayalar için bir üst geçit olduğunu saptadık. Sakat ve özürlüler içi de aşağıdan geçitler vererek bu işi yapmayı kararlaştırmıştık. Ve bunun Birleşmiş Milletler biliyordu hem de Lefkoşa master planı çerçevesinde iki belediye bir araya geldiği zaman Rum belediyesi de öğrenmişti. Biz, Rum tarafının buna tepki göstereceğini hiç düşünmedik. Çünkü, alt tarafı yapılan bir üst geçitti ve yayaların geçmesi içindi. Biz Papadopulos'un kapıyı kendisinin açmak istemeyeceğini ama sonuçta diğer unsurların da AB ve BM'de özellikle Lokmacı kapısının AB'nin yeşil hat tüzüğüne geçiş kapısı yönünde girmiş olduğu için onların da etkisi ile buna karşı duramayacağını düşünüyorduk. Ve ciddi şekilde hazırlıklarımızı yaptık ve duvarı yıktık. Duvarı yıktığımız gün papara koptu. Duvarı yıktığımız gün BM bizi ziyaret etti ve "niye duvarı yıktınız" dedi. Dedik ki duvarı yıkmadan kapıyı nasıl açacaktık. BM "Bize söylediniz ve hemen yıktınız. Niye gece yarısı yıktınız" dedi. Biz de yıkacağımızı size söylemiştik dedik kendilerine. Söyledik ama karşılığını almadık. "İsterseniz duvarı inşa edelim, çıkıp açıklama yapın biz istedik diye duvarı yeniden inşa edelim" dedik. Bu kez BM, yetkilileri bize "Yok yok onu demedik yanlış anladınız" dediler.

Tabi bu arada köprü yapımı başlanmıştı. Yapımı Lefkoşa Türk Belediyesi üstlenmişti. Oradaki çalışmayı gören Rum tarafı "Kıbrıslı Türkler ara bölgeye tecavüz ediyor" dedi. Bunun üzerine BM açıklama yaptı ve "Hayır hayır ara bölgeye tecavüz yoktur" dedi. BM'nin resmi açıklaması var. Onun üzerine biz devam ettik. Köprüyü üst geçit olarak yaptık. Bir Rum politikacı sanırım Hristofyas'tı "üstten yayalar alttan tanklar geçecek, böyle şey olmaz dedi. Bu arada köprü meselesi alevlendi ve köprü olduğu sürece bu olmaz dendi. Bizim taraflarda da çok sağlam bir duruş sergilenemedi. Köprünün açılması gerekir Rum tarafı sen de görevini yap duvarı yık diye hep bir ağızdan bağıracağımıza köprü neden yapıldı demeye başlandı.

Rum tarafı köprüye karşı tepki olduktan sonra bizde de köprüye tepkiler başladı. Baktık gördük ki zaman içinde sorun köprüymüş gibi bir imaj kondu. Köprü Kıbrıslı Türkleri de memnun etmedi. Önce bunu yaptığımız bir şeyi yıkmamızı istiyor meselesi yaptık. Belki de o anda yapsaydık belki de dediğimiz çıkacaktı. Olayı bıraktık. Olay olgunlaştı, yerli yerine yerleşti ve konu adeta üst geçidin varlığı nedeniyle yol açılamıyor havasına dönüştü. Herkes o inançta oldu. Yabancılara sorduk onlar da öyle dedi. Bu kez kaldırmak gerekirdi. Gerekli yerlerle istişaremizi yaptık. Köprüyü bir çeşit yeni yıl müjdesi gibi kaldıracağımızı ilan ettik.

BM'ye de söyledik. Önce hükümetle, Başbakan, Başbakan yardımcısı ve askeri makamlar ile konuştuk. Yabancılarla spesifik olarak temasımız olmadı ama köprünün kaldırılmasını devamlı telkin ediyorlardı. Biz onlara üst geçidin kalkmasıyla kapı açılacağını zannetmeyin dedik. Rum tarafı başka şartlar öne sürecek dedik. Bize, Rum tarafının şartlarını göğüsleyeceklerini söylediler.

Soru: Köprü ne gün kaldırılacak?

Yanıt: Çalışmalar başladı. Köprüyü alıp başka yere götüreceğiz. Bir üst geçit olacak. Bir okul yanı da olabilir. Bayramdan hemen sonra köprü kalkar. Araya bayram tatili girdi. Biz aslında köprüyü bir günde kaldırabiliriz. Yalnız, basamaklar çelik saçtandır. Ama basamakların üzerine ses çıkarmasın diye beton dökülmüştür. O yüzden o betonların kırılması gerekir ama çok zaman almaz. Sonra köprü üçe bölünecek. O şekilde taşınacak.

Soru: Köprü Lokmacı'dan kaldırılıyor. Budan sonraki süreç ne olacak?

Yanıt: Benim beklentim şudur: Rum tarafı başka şartlar öne sürmeye başlayacak ve başladı da. Ama ben buna karşılık bir şart benimseyemem. Sorun üst geçitti üst geçidi kaldırıyoruz. Gerisi bizim tarafımızın kulübesidir. Kulübe yapmamızı istiyor ve sınır noktası olacağı izlenimi olmasın diyor. Ben polislerimi açıkta mı bırakacağım. Orası sınır noktasıdır. Niye sınır izlenimi olmasın. O sınır noktasında polis ve gümrükçü var gümrükçü olmamasını istiyor. Kendinin var da. İnsanlara ve Rumlara kendi kapılarında işkence de yapıyorlar. Hatta Kıbrıslı Rumların Kuzeyden alışveriş yapmaması için uğraş veriyorlar. Sınır kapısı havası vermek istemiyorlar oraya. Gümrük ve polis kulübelerini kaldırmamızı isteyecekler. Daha önce çizginin geri çekilmesi şartları vardı. Çünkü, 1963'de sınır ve ateşkes çizgisi Ermu sokağıydı. Bunun gerisine gelmemizi isteyecekler bir de asker buradan belirli bir mesafe uzakta olsun diyecekler. Asker zaten uzaktadır. Ama şu an itibariyle Rum tarafının duvarı yıkmak istemediğini düşünüyorum. Bir kere orası tapınaklarıdır. Tapınağı nasıl yıkacaklar? İkincisi bu kapının açılmasıyla Kıbrıs Rum yönetiminin hiç arzulamadığı iki tarafın hem insanlarının daha fazla kaynaşması ve kuzeyden alışveriş imkânı doğması gerçekleşecek. Bunu istemezler çünkü bizde fiyatlar daha ucuzdur.

Soru: Köprünün kaldırılmasından sonra BM mi devreye girecek?

Yanıt: Tabii. Bizim köprünün ayağında karşıdaki Rum duvarına paralel ola "kikkos" yolu arasındaki bölüm tamire muhtaçtır. İki taraftaki binalar tamir istiyor. Bu harabeler insanların üstüne de düşebilir. Sağlamlaştırılması gerekir. Olli Rehn'in yaptığı açıklamada 100 bin Euro'dan bahsediliyor. Bu para sokağın düzenlenmesi için harcanacak. İşi BM yapacak.

Soru: BM hem yolun tamiri, binaların sağlamlaştırılması ve bir de taraflar arasında geçişlerin nasıl olacağını mı belirleyecek?

Yanıt: Geçişlerde sorun yok ki. Her kapıda olduğu gibi olacak. Diğer kapılardaki prosedür ne ise burada da olacak ama yalnız araç trafiği olmayacak.

Soru: Hiç gümrük kontrolü yapılmadan geçiş olur mu?

Yanıt: AB bunu hiç kabul etmez.

Soru: Rum tarafından ne bekliyorsunuz. Duvarı yıkacaklar mı?

Yanıt: AB'nin ve uluslararası toplumun baskısı il ebence yıkacaklar. Bir sürü talep öne sürecekler. Bayrakları indir diyecekler ama kusura bakmasınlar KKTC'deki bayraklara kimse karışamaz. O bizim konumuz. Önce bir süre direnebilir. Ama sonuçta BM'nin yaptığı açıklamayı da alacak olursan ara bölgeye tecavüz olmadığına göre fazla direnemeyecekler.

Soru: 2006 yılında Kıbrıs sorununda 8 Temmuz anlaşması ortaya çıktı. Bolca da tartışma ve polemik. Nasıl değerlendiriyorsunuz 2006'yı?

Yanıt: Rum yönetiminin çözümü zamana yayarak Türkiye'nin AB sürecinden yararlanıp, Kıbrıs Türk tarafının haklarını budamak istediğini bilmeyen yoktur. ABD de biliyor, AB ve BM'de biliyor. Konuştuğum bütün yetkililer bunu biliyor. Dolayısı ile Papadopulos'u bu düşüncelerin tersine bir hareket içine girip Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünü bir an önce sağlamak gibi bir harekete girişebileceğini beklemek safdillik olur. Dolayısı ile 8 Temmuz anlaşmasına zorla vardı. Benimle görüşmek istemiyordu. Şubat 2006'da Genel Sekreter ile Paris'te görüştüğünde kendisine "iki adımlık mesafedesiniz ama sayın Talat ile hâlâ görüşmüyorsun" demiş. BM görüşme yapmamızı istemişti. Bunun üzerine de Genel Sekreterin Kayıp şahıslar komitesinin üçüncü üyesinin atanması dolayısıyla düzenlenecek seremonide bir araya gelmesini önerdiğini biliyorum. Bunu hatta Moller önermişti. Biz anında kabul etmiştik. Papadopulos niyetli değildi. Aradan biraz zaman geçti ve kabul etmek zorunda kaldı. 4 Temmuzda bir araya geldik. Sonra 6'sında sayın Gambari gelecekti. Gambari'nin gelişi ile Möller bize tekrar bir araya gelip gelemeyeceğimizi sordu. Biz de geliriz dedik. Bunu üzerine o günün basınını inceleyin Rum tarafında bu sorular Hükümet sözcüsüne soruldu ve böyle bir talep olmadığın söyledi. Hata ben sordum bana sordular ve size sormadılar mı! Dedim. Önce bunun inkar ettiler.Biz 4'ünde buluştuğumuzda Papadopulos'a ben bu konuyu sordum. Gambarinin gelişi ile bir araya gelecek miyiz dedim. Gambari de kendilerine böyle bir öneri götürmediğini söyledi. Getirirse ne yapacaksız dedim. Getirirse görüşürüz dedi. 6'sında sayın Gambari geldiğinde ona sordum. Dedim ki Rum tarafına hala öneriyi götürmediniz mi dedim. O da bana götüreceğim bakayım dedim. Sonra 7'sinde onunla görüştüm ve 8'inde görüşmenin olacağını söyledi. Böylece o görüşme gerçekleşti. Görüşmedeki havası ile Kıbrıs Türk Toplumu lideri bana denmedi diye bir ortak anlaşmayı kabul etmeme eğilimine girdi. Sonuçta kabul etti. Bu diplomatik zorla oldu. Ondan sonra bu işin öldürüleceğini biliyordu. Çünkü bizim anlaşmamızda diyordu ki taraflar çalışma gruplarında ele alınacak Kıbrıs sorunun özüne ilişkin konu başlıklarını bir birlerine verecekler 31 Temmuza kadar ve o vermeler üzerine teknik komiteler de çalışmaya başlayacak. Olmadı. Başlamadı. Çalışma grupları bu konuları nasıl ele alacak çalışması başladı. Kavga devam etti teknik komiteler bekledi. Ben de kusura bakmayın ben bu sağırlar diyaloguna devam etmem dedim. İnsanlar da bir şey yapıyoruz zannedecekler. Meselenin nasıl ilerleneceği sağlanması gerekir. İki liderin bir araya gelmesini önerdim gerek yok dediler. Bunun üzerine BM bizde bir öneri yapsın. Gambari'ye telefon açtık. Tıkandığımızı ve bir öneri yapmasını istedik. Tamam dedi. Sonra Rum tarafı New York'ta mektup gönderilmemesi için büyük gümbürtü çıkardı. Gambari'nin mektup göndermede bağlanmıştı. Çünkü sözü vardı. Kabul etmedi ve Rumlar kabul etmeyince Gambari tereddüde düştü ve bunun üzerine Gambari bir taslak gönderdi. Taslağı görün kabul ederseniz ben bunu size göndereyim. Taslak üzerinde biz çalıştık. Zaman kısıtlaması vardı. Bir sürü belirsizlik vardı. Möller'i aradık ve eksikleri anlattık. Ama, prensip olarak biz kabul ediyoruz ama yetersiz buluyoruz dedik ve mektubun daha spesifik olmasını istedik. Sonra öğrendik ki Rum tarafı asla mektup istemiyor. BM önce mektup göndermekten vazgeçmeye kalktı ama sonra biz de kendilerine Rum tarafının bu tutumunu anlatırız siz de zor durumda kalırsınız dedik. Bize bildirildiğine göre iki tarafın tepkilerini değerlendirecek mektubu gönderme kararı aldılar. Mektubunu hazırladı ve Londra'da imzaladı. Mektup bize geldi ve açıklandı. Şimdi bence onu kullanacaklar. En bariz kanıtı Hiristofyas'ın söyledikleri. 2007'ye hazırlık yapalım ve 2008'de görüşmelere başlayalım. Lillikas da 2008'den sonra görüşmeler olur dedi. Gösteriyor ki Gambari mektubuna 31 marta kadar hazırlıkları bitirip tam teşekküllü müzakerelere başlama niyetleri yok. Bunu nasıl uygulamaya sokacağız hep beraber göreceğiz.

2008'de Cumhurbaşkanları seçimleri var. "Seç beni de görüşme yapacağım". Bu o demektir.

Soru: Bu duruma göre 31 marta kadar hazırlık ve görüşmelerin başlamasını beklemiyor musunuz?

Yanıt: Ben beklemiyorum. Rum tarafı bunu asla kabul etmez. Görünüş bunu gösteriyor. Sayın, Hiristofyas CTP resepsiyonuna atıf yaparak benim de 2007'de hazırlık 2008'de de görüşmeyi kabul etmişim gibi bir imaj yarattı. Doğru değil ve açıklama yapmak zorunda kaldık.

Soru: Yeni genel sekreterle bir tanışma var mı?

Yanıt: Yok. Olacak herhalde. Yeni genel sekreter bir sürü konunun arasında ne zaman Kıbrıs'a bakacağını kendi kararlaştıracak. Göreve başlasın köprünün kaldırılması ile ilgili ilk mektubu ona yazdık. Öğrendik ki BM genel merkezinde ofisler devralındı. Resmen başlamadı ama oralarda olduğunu öğrendik.

Soru: Gündemde Gambari'nin Kıbrıs Özel temsilcisi olması var mı?

Yanıt: İngilizler Gambari'nin mevkisini mevkii istiyor iddiası var. Öyle bir şey olursa Gambari bu noktaya uymaz. Genel sekreter Gambari konusunda ısrar edebilir. Senaryo olursa Gambari Kıbrıs özel temsilcisi de olabilir. Gambari, tecrübeli bir diplomat ve akademisyen. Kıbrıs'tan da bir çıkarı yok. Ama yine de taktir Genel Sekreterindir. Kıbrıs Özel temsilcisinin ve Kıbrıs özel danışmanının bir kere Kıbrıs sorununa bulaşmış herhangi bir ülke ve bölgeden de olmaması gerekir. Avrupalı tercih edilmez.

Soru: Türkiye ile ilişkileriniz ne durumdadır? Oradaki bu seçim süreci Kıbrıs sorununu etkileyecek mi?

Yanıt: İyidir. Bir sorun yok. Spesifik bazı konularla ilgili bir sorun olsa da çözüyoruz.Çok iyi gidiyor. Seçim Kıbrıs sorununu etkileyecek gibi görünüyor. Kıbrıs sorununu iç politika meselesi yaptılar. Bir çözüm süreci var olduğu için ve Türkiye'nin AB süreci ve onun Kıbrıs'a etkileri olduğu için pozisyonlar da farklılaştı. Eskiden Kıbrıs sorunu iç politika malzemesi olarak kullanılırdı ama herkes sonuçta ayni şeyi söylerdi. Ama bu çözüm yönünde değil çözümsüzlük yönünde idi. Ama ne zaman ki hükümet değişti. Ve çözüm süreci yaşanmaya başladı bu kez Kıbrıs'a bakış çizgileri de tarafların değişti. O da tehlikeli bir noktaya bizi sürükleyebilir. Türkiye'nin AB ve BM süresince adım atmasını ve sıkıntılar yaşanması ve ayak sürümesi söz konusu olabilir. Türkiye'nin ayak sürümesi demek yapılması öngörülen bir işi seçim gailesi ile yapmaktan kaçınması Kıbrıs sorununun etkilenmesi demektir.

Soru: Türkiye'de bir anlayış gelişiyor. Şöyle ki üyelik müzakereleri tamamlanıncaya kadar Kıbrıs sorununda adım atmayalım. Ancak tam üyelik anında adımlar atalım gibi...

Yanıt: O Türkiye'nin çok aleyhine olur. Bu düşünceyi öne sürenler iki kategoride toplanıyor. Bir tanesi nasıl olsa AB bizi almayacaklar o yüzden Kıbrıs bizimdir biz bunu kabul etmeyelim diyenler. Diğer grup bizi AB'ye almalarının bir yolu olarak Kıbrıs sorununu son ana kadar kullanalım son anda elde edebilirsek bırakırız ve AB'ye de gireriz" der. Her ikisi de bizim açımızdan son derece tehlikelidir. Birincisi bir şekilde iktidarda ağırlık elde ederse AB süreci ve Kıbrıs sorunu açmaza düşer. İkinci grubun dediği gerçekleşirse bizim hiç bir hakkımız korunmayacak demektir. Bu duruma işaret eden yabancılar da var. David Haney bir makalesinde "Türkiye'nin AB'ye girişine kadar Kıbrıs sorununu çözmemek Türkiye için son derece zararlı ve tehlikeli olur. AB'ye girme eşiğine giren Türkiye şimdiki Türkiye olmayacaktır. Türkiye değişecektir" diyor. O gün AB'ye girmeye hazırlanan Türkiye sadece Kıbrıs sorunu için buna hayır demeyecektir. Böyle bir beklenti içinde hiç kimse olmamalıdır diyor ve o zaman Kıbrıslı Türkler çok zor durumda kalacaklar. Kıbrıslı Türklerin hakları feda edilerek Türkiye AB'ye girecektir. Türkiye Kıbrıslı Türklerin haklarını nasıl feda eder? Bizi desteklemekten vazgeçerek. Çünkü Rum AB'ye girdi ve Rum AB'nin de desteğini alarak bize dayatma yapıyor. Biz bugün her zamankinden daha çok Türkiye'nin desteğine ihtiyacımız var.

Soru: Sayın Başkan son mesajınız nedir?

Yanıt: AB'nin Kıbrıs sorununun devamında çok büyük bir sorumluluğu var. Bunu benim söylemem şaşırtıcı olabilir. Çünkü, hem AB'nin dostuyum AB'ye girmeyi hedef olarak kabul ettim ve etmeye devam ediyorum. Hem de AB'yi Kıbrıs sorununun çözümüne karıştırmamaya çalışıyorum. Dolayısı ile tuhaf bir çelişki görünse de bu söylediklerim bir gerçek. AB Kıbrıs sorununun çözümü için çok ciddi katkılarda bulunabilir. Bizzat kendisi arabuluculuk yaparak ve Kıbrıs Rum tarafını çözüme zorlayarak. AB'nin bu gücü var. Kıbrıs Türk tarafını çözüm için teşvik ederek. Sadece bununla AB önemli bir rol oynayabilir Kıbrıs sorununun çözümünde. AB çözümü tarafsız olarak desteklerse doğrudan öneriler yaparak değil "bu çözüm mecburidir yapacaksınız derse" Kıbrıs sorununun çözümüne en büyük katkıyı yapmış olur. Kıbrıs sorununun çözümü BM zemininde olacaktır. Gayet açı ve nettir. AB'de bunu kabul ediyor. Bu yüzden ben 2007'de AB'nin 2006 aralık zirvesi nedeniyle elde ettiği tecrübe ile hareket edeceğini düşünüyorum. Orada Rum tarafını zorlayarak doğrudan ticaret tüzüğünün 2007'de geçirileceğini Rumlara kabul ettirdiler. Eskiden teorik olarak kabul etmiyorlardı. 2007'de o zaman çözüm olabilir. 2007'de AB devreye girip Rum tarafını bastırması gerekir çünkü Rum tarafının niyeti yok. O zaman 2007 çözüm yılı olabilir.

KIBRIS 02/01/07

 

Kıbrıs'ta çözüm BM çatısı altında olmalı

AVCI: AB, KIBRIS'TA EŞİT VE ADİL ÇÖZÜM İÇİN UYGUN ZEMİN DEĞİL... Avcı, Kıbrıs'ta eşit, adil ve kalıcı bir çözümün Avrupa Birliği (AB) zemininde değil, Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında olması gerektiğini vurguladı ve "BM çatısı altında yapılacak bir çözüm, Gambari'nin 8 Temmuz'da ortaya koyduğu önerileri gündeme getiriyor" dedi

Yeliz K. SARICA

Özgürlük ve Reform Partisi (Özgür Parti) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs'ta eşit, adil, kalıcı bir çözümün Avrupa Birliği (AB) zemininde değil, Birleşmiş Milletler (BM) çatısı altında olması gerektiğini vurguladı.

"Kıbrıs'ta eşit, adil, kalıcı, siyasi eşitliğe ve iki bölgeliliğe dayanan Türkiye'nin garantörlüğü'nde BM çatısı altında bir anlaşmaya hazırız" diyen Avcı, BM çatısı altında yapılacak bir çözümün, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin önerilerini gündeme getirdiğini söyledi.

Gambari'nin 8 Temmuz'da ortaya koyduğu ve iki liderin imzaladığı 5 maddelik anlaşmayı anımsatan Avcı, Kıbrıs konusunda Rum lideri Papadopulos'un anlaşılmaz tavrından dolayı bu sürecin ileriye götürülemediğini belirtti.

Gambari'nin Cumhurbaşkanı Talat'a ve Rum lideri Papadopulos'a bir süreç verdiğini ve çizilmiş yol haritası gösterdiğini ifade eden Avcı, "Bir yol haritası çizilmiştir. Biz KKTC, Cumhurbaşkanlığı, hükümet ve Dışişleri Bakanlığı olarak bu yol haritasının uygulanması için elimizden geleni yapıyoruz" dedi.

"Kıbrıs her zaman Türkiye'nin önüne kondu"

2006'da dış politikada çok hareketli günler yaşandığına dikkat çeken Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecindeki çalışmalarında Kıbrıs'ın her zaman Türkiye'nin önüne konduğuna dikkat çekti.

Avcı, Kıbrıs'ın her zaman masada olduğunu ifade etti ve Türkiye'nin Kıbrıs konusunda kararlı bir tutum sergilediğini, limanlar ve izolasyonların eş zamanlı açılması yönünde tavrını ortaya koyduğunu kaydetti.

Kıbrıs konusunda masaya konacak herhangi bir görüşte gerek Fin, gerekse Alman önerilerinde Kıbrıslı Türklerin fikirlerinin de yer alması gerektiğine dikkat çeken Avcı, Kıbrıslı Türklerin fikirlerinin alındığı her konuyu ve her öneriyi tartışmaya hazırız" dedi.

Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la geçtiğimiz hafta bir görüşme yaptığını Türkiye'nin Kıbrıs konusuyla ilgili bir kararlılığı olduğuna dikkat çeken Avcı, Kıbrıs Türklerinin fikirlerinin içinde olmadığı hiçbir konunun tartışılmayacağını, böyle bir çözüm arayışının da çözümsüz kalacağını belirtti.

"Eşitlik kabul edilmeli"

Turgay Avcı, Kıbrıs'ta birlik ve beraberlik için her iki tarafın da eşitliği kabul etmesi gerektiğini ancak bu eşitliği Rum liderliğinin kabul edecek gibi görülmediğini söyledi.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın son zamanlarda olumsuz yöndeki çıkışlarının kabul edilmez olduğunu ifade eden Avcı, şöyle konuştu:

"Lillikas, kendini Papadopulos'un yerine hazırlıyor. Kabul edilmez çıkışları vardır. Kıbrıslı Türklerin eşitliğini kabul etmek zorundadır. Bunu da kabul edecektir. Aksi halde biz yolumuza devam ederiz. Kıbrıs Türkü yatırımlarına, ekonomik gelişimine devam edecektir. Turizm yatırımlarımız son sürat devam ediyor. Yaşam koşullarımızın devam etmesi ve dünya standartlarına çıkarılması için yeni yeni yasalar geçiriliyor."

Bu hükümet reform hükümetidir

Dışişleri Bakanı Avcı, CTP-BG ve Özgür Parti'den oluşan hükümetin, reform hükümeti olduğunu söyledi.

Avcı, KKTC'nin yaşam standartlarının dünya standartlarına çıkarılması için reform yasalarının bir bir meclisten geçirilmeye başlandığını ifade etti.

Avcı, kamu, sosyal güvenlik ve sağlık reformu gibi hayati önem taşıyan reformların gündemde olduğunu kaydederek, "KKTC kurumlarının güçlendirilmesi için gerekli her şey yapacağız" dedi.

"Rum yönetiminin arkasında kilise var"

Rum yönetiminin gerek izolasyonlar, gerekse direk uçuşlar konusunda KKTC'yi engellemeye devam edeceğini söyleyen Avcı, Rum yönetiminin arkasında güçlü bir kilise olduğuna dikkat çekti.

Avcı, Türk düşmanlığını ortaya çıkaranın, Türklere karşı bütün siyasi politikaları belirtenin kilise olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:

"Kıbrıslı Türker açısından her olumlu olay, Papadopulos liderliğinin düşünceleriyle engellenmeye çalışılıyor. Dünyaya kendimizi tanıtmak için çok daha güçlü bir lobi faaliyetine girmeliyiz.

AB'de güçlü bir ekiple temsil edilmeliyiz. Dışişleri Bakanlığı'nın 2007 yılındaki hedefi yapılanmadır. Kurumsallaşan bir dışişleri bakanlığıdır. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, KKTC için önemli olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü engellemeye çalışacaktır. Ancak bizler Rumların engellerine rağmen Türkiye'yle birlikte Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün uygun şekilde çıkması için uğraşacağız."

KIBRIS 02/01/07

 

Rumların AİHM endişesi

KKTC vatandaşı 4 kardeşin, Kıbrıs Rum kesimindeki mallarının iadesi ve uğradıkları zararın karşılanması için AİHM’e başvurması Rum tarafını endişelendirdi.

NTV

Güncelleme: 14:52 TSİ 03 Ocak 2007 Çarşamba

LEFKOŞA - Rum yönetimi, 7 milyon Euro tazminat talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan dava başvurusunu ‘mülkiyet konusunda hedef saptırma hareketi’ olarak değerlendirdi. Rum içişleri ve dışişleri bakanlıkları, uzmanlara emsal davaları inceleme talimatı verdi.

Bir Rum yetkili, Kıbrıslı Türklerin iç hukuk yollarını tüketmediğini belirterek, AİHM’in davacılara Rum mahkemelerine başvurmalarını tavsiye edebileceğini söyledi.


 Kıbrıslı Türklerin Rum mahkemelerine 400 başvuru yaptıklarını belirten Rum yetkili, arazisi üzerine evler inşa edilmiş bir Kıbrıslı Türk’e yaklaşık 4 milyon dolar tazminat ödendiğini söyledi.

Rum yönetimi, Güney Kıbrıs’ta kalan mallarını talep eden Türklere, işgal bölgesi diye adlandırdıkları KKTC’de yaşamalarını gerekçe göstererek taşınmaz mal iadesini reddediyor.

"Kıbrıslı Türkler iç hukuk yollarını tüketmedi"


3 Ocak, 2007 21:55:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Başsavcısı, 4 Kıbrıslı Türk'ün, Kıbrıs Rum tarafında bulunan gayrimenkulleri için Rum yönetiminden 7 milyon euro tazminat talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmadan önce Güney Kıbrıs'taki iç hukuk yollarını tüketmediklerini savundu.

Başsavcı Petros Kliridis, Rum radyosuna yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin Rum yönetiminden tazminat istemiyle yaptıkları başvuruya ilişkin, Rum basınında yer alan tepkileri aşırı buldu.
 
Başsavcı, AİHM'ye başvuru yapılabilmesi için Güney Kıbrıs'taki bir kaza mahkemesi ve yüksek mahkemeye başvurmak suretiyle bütün iç yargı yollarının tüketilmesi gerektiğini söyledi.
 
Petros Kliridis, bu mahkemeler tarafından verilmiş bir karar bulunmadığını ve konunun büyütüldüğünü belirterek, "Önce durumun nasıl gelişeceğini görelim, sonuçlara sonra varalım" dedi.

 

KKTC'den AİHM'ye ilk mülkiyet başvurusu


KKTC'li dört kardeş, ailelerinin Güney Kıbrıs'ın Limasol kentindeki 15 dönüm bağ ile 15 dükkânlı iş hanının kendilerine iadesi, uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurdu. Kardeşler, başvurunun "kabul edilebilirlik" incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon euro'luk maddi ve manevi tazminat davası açacak. Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer'in avukatı Aslı Aksu, Rum kesimindeki iç hukuk yollarının tükendiğini, ardından AİHM'e başvurduklarını söyledi. Aksu, dosyanın, mülkiyetlerin iadesi konusunda KKTC'den AİHM'e yapılan ilk başvuru olduğunu vurguladı.

MILLIYET 03/01/07

 

KKTC'li kardeşler AİHM'de hak arıyor

KKTC'li dört kardeş güneydeki mülklerinin iadesi ve tazminat talebiyle AİHM'ye başvurdu. Loizidu kararı davaya emsal gösterildi

03/01/2007 RADIKAL

AA - ANKARA - Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer, ailelerinin Güney Kıbrıs'ta Limasol'da bulunan 15 dönüm bağ ile 15 dükkânlı iş hanının iadesi, uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurdu. Kardeşler, başvurunun 'kabul edilebilirlik' incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon avroluk maddi ve manevi tazminat davası açacak.
Bayer kardeşlerin avukatı Aslı Aksu, AİHM'ye başvuru sebeplerini Rum Kesimi'ndeki iç hukuk yollarının tükenmesi olduğunu söylerken, AİHM'ye gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı Titiana Loizidou hakkında verilen ve Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminata mahkûm edildiği kararı emsal olarak gösterdi. 'Türklerin itibarının iadesi' anlamında başvurunun kabulünün gerektiğinin altını çizen Aksu, Loizidou'nun Girne'deki gayrimenkulünün çok değersiz bir yapı olmasına karşılık müvekkillerinin malvarlığı karşısında AİHM'nin 7 milyon avro tazminata hükmetmesinin normal olacağını belirtti. Bugüne kadar AİHM'ye hep Rum vatandaşlarının başvurup kazandıklarını anımsatan Aksu, dosyanın, mülkiyetlerin iadesi konusunda AİHM'ye ilk başvuru olduğuna dikkat çekerken, elinde yüzlerce Kıbrıslı Türkün müracaatının bulunduğunu da ekledi. Aksu, Hüseyin Çakartaş'ın aynı zamanda Britanya vatandaşı olması sebebiyle AİHM'nin bu davayı kabul etmesi halinde bu ülkenin de davaya müdahil olabileceğinin altını çizdi. Kıbrıs'ta yaşanan olaylarda hep Rumların mağdur olduğunun düşünüldüğünü oysa o dönemde Kıbrıslı Türklerin de mağdur olduğunu ve hak ihlallerine uğradıklarını anımsatan Aksu, "Şimdi Kıbrıslı Türklerin hak arama zamanı geldi" ifadelerini kullandı.

Limasol'un fabrikatör ailesi...
1974 öncesi Limasol'un önde gelen zenginleri arasında yer alan fabrikatör bir ailenin çocukları olan Bayer kardeşlerin mallarına savaş sonrası el konulmuş. Rumlar tarafından kaçırılan Gökçen Bayer'in eşi kayıplar arasında sayılıyor. Mümin Çakartaş'ın o dönem işkence gördüğü, Hasan Hüseyin Çakartaş'ın Britanya'ya kaçarak bu ülkenin vatandaşlığına geçtiği, Nejla Çağış'ın ise gizlice KKTC'ye girdiği belirtiliyor.

Güney'de gündem duvar...

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ledra yolunun karşılıklı geçişlere açılmasını sağlamak amacıyla Lokmacı barikatındaki köprünün kaldırılacağını açıklamasıyla birlikte Güney Lefkoşa'daki duvar, gündemin birinci sırasına yükseldi.

Güney Kıbrıs'ta yeni yıl tatili nedeniyle resmi dairelerin kapalı, gazetelerin de yayınlanmamasına karşın Ledra sokağını ve başkent Lefkoşa'yı ikiye bölen duvar, yüzlerce kişinin akınına uğruyor.

Duvar üzerinden ara bölgeyi ve kaldırılacağı açıklanan köprüyü izleyen Kıbrıslı Rumlar konuyla ilgili çeşitli yorumlarda bulunuyorlar. Gazetelerin tatil olmasına karşın yayınlarını sürdüren Rum televizyon kanalları dün gün boyu duvar önünde haber programları yaptılar ve Rum vatandaşların görüşlerini almaya çalıştılar. Rum televizyoncuların Cumhurbaşkanı Talat'ın gazetemizde yayınlanan "o duvar yıkılmalı" başlıklı açıklamasıyla ilgili görüş almaya çalıştıkları gözlemlendi.

Türk tarafı 2006 yılının son günlerinde yaptığı açıklamada, Lokmacı'daki köprünün söküleceğini duyurmuş ve sökülme işlemlerinin bayram tatili hemen sonrası yapılacağını açıklamıştı. Bu açıklama Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından memnuniyetle karşılanmıştı.

KIBRIS 03/01/07

Kıbrıslı Türklerin hukuk mücadelesi

7 MİLYON EUORO'LUK TAZMİNAT... Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer, ailelerinin Güney Kıbrıs'taki 15 dönüm bağ ile 15 dükkânlı iş hanının kendilerine iadesi, uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanması için AİHM'de hukuk mücadelesi başlattı. Kardeşler, başvurunun "kabul edilebilirlik" incelemesini geçmesi durumunda Kıbrıs Rum yönetimi aleyhine en az 7 milyon Euro'luk maddi ve manevi tazminat davası açacak ve Limasol'daki mülklerinin iadesini isteyecek

SIRADA YÜZLERCE TÜRK VAR... "Şimdi Kıbrıslı Türklerin haklarını arama zamanı geldi" diyen avukat Aslı Aksu, AİHM'e gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı Titiana Loizidou hakkında verilen ve Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat ödemesine hükmedilen kararı da emsal gösterdi. Aksu, yüzlerce Kıbrıslı Türkün, Rum kesimindeki malları için AİHM'e başvuru yapılması konusunda kendisine müracaat ettiğini, bu kişiler adına da önümüzdeki günlerde gerekli süreci başlatacağını kaydetti

Kıbrıslı Türk 4 kardeş, ailelerinin Güney Kıbrıs'taki 15 dönüm bağ ile 15 dükkânlı iş hanının kendilerine iadesi, uğradıkları maddi ve manevi zararın karşılanması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurdu. Kardeşler, başvurunun "kabul edilebilirlik" incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon Euroluk maddi ve manevi tazminat davası açacak.

Kıbrıslı Türk kardeşler Hasan Hüseyin Çakartaş, Nejla Çağış, Mümin Çakartaş ve Gökçen Bayer'in avukatı Aslı Aksu, AİHM'e başvurarak, müvekkillerinin Limasol'daki mallarının iadesini talep etti.

Avukat Aslı Aksu, AA muhabirine konuyla ilgili yaptığı açıklamada, başvurunun, "Türklerin itibarının iadesi" anlamında kabul edilmesi gerektiğini belirterek, davanın açılması halinde AİHM'in bu konudaki objektifliğinin sınanacağını kaydetti.

Başvurunun, "kabul edilebilirlik" incelemesini geçmesi halinde en az 7 milyon Euroluk manevi ve maddi tazminat talebiyle dava açacaklarını ve Limasol'daki mülklerin iadesini isteyeceklerini ifade eden Aksu, Rum kesimindeki iç hukuk yollarının tükendiğini, ardından AİHM'e başvurduklarını söyledi.

Mülkiyetlerin iadesi konusunda ilk başvuru

Avukat Aksu, müvekkillerinin, 1974 öncesinde Limasol'un önde gelen zenginleri arasında yer alan fabrikatör bir ailenin çocukları olduğunu, Gökçen Bayer'in eşinin Rumlar tarafından kaçırıldığını ve kayıp eşinden halen haber alamadığını; Mümin Çakartaş'ın o dönem işkence gördüğünü; Hasan Hüseyin Çakartaş'ın İngiltere'ye kaçarak bu ülkenin vatandaşlığına geçtiğini, Nejla Çağış'ın ise o dönemde gizlice KKTC'ye girdiğini anlattı.

Bu kişilerin ailesinin mal varlığının savaş sonrasında ellerinden alındığını ifade eden Aksu, dosyanın, mülkiyetlerin iadesi konusunda AİHM'e yapılan ilk başvuru olduğuna dikkati çekti.

Aksu, bugüne kadar AHİM'e hep Rum vatandaşlarının KKTC'deki toprakları ve gayrimenkulleri için dava açtığını ve kazandıklarını belirterek, KKTC makamlarının ise Rumların KKTC'deki malları için "Mal Tazmin Komisyonu" kurduklarını, Rumların mallarına ilişkin taleplerini bu komisyon aracılığıyla karşıladıklarını söyledi.

"Kıbrıslı Türklerin haklarını arama zamanı geldi"

Dünya kamuoyunun 1974 yılında Kıbrıs'ta yaşanan olaylarda hep Rumların mağdur olduğunu düşündüğünü ifade eden Aksu, o dönemde Kıbrıslı Türklerin de mağdur olduğunu ve haklarının ihlal edildiğini belirtti.

"Şimdi Kıbrıslı Türklerin haklarını arama zamanı geldi. Bu hukuki mücadele onların hakkını arama mücadelesidir" diyen avukat Aksu, müvekkillerinden Hasan Hüseyin Çakartaş'ın İngiltere vatandaşı olması nedeniyle AİHM'in davayı kabul etmesi halinde kendi vatandaşının hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle İngiltere'nin de davaya müdahil olabileceğini kaydetti.

Loizidou davası emsal olacak

Aksu, AİHM'e gönderdiği dilekçede, Rum vatandaşı Titiana Loizidou hakkında verilen ve Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat ödemesine hükmedilen kararı da emsal olarak gösterdi.

Aslı Aksu, Loizidou'nun Girne'deki gayrimenkulünün çok değersiz bir yapı olduğunu, buna rağmen Türkiye'nin 1.2 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldığını ifade ederek, müvekkillerinin mal varlığı karşısında AİHM'in 7 milyon Euro tazminata hükmetmesinin normal olacağını söyledi.

Aksu, yüzlerce Kıbrıslı Türkün, Rum kesimindeki malları için AİHM'e başvuru yapılması konusunda kendisine müracaat ettiğini, bu kişiler adına da önümüzdeki günlerde gerekli süreci başlatacağını kaydetti. Aslı Aksu, AİHM'in yapılan başvuruları reddetse bile bir başvuruyu "pilot başvuru" olarak değerlendirip objektiflik ilkesi doğrultusunda kabul etmesi gerektiğini belirtti.

KIBRIS 03/01/07

"Devletten devlete" çözüm ve "tanınma" siyaseti boş çıktı

YENİ SİYASET İÇİN TARTIŞMA PLATFORMU"...DP Genel Başkanı Denktaş, Kıbrıs sorunuyla ilgili yeni siyaset belirlemek için tartışma platformu açmayı hedeflediklerini ifade ederek, iki devlet arasında devletten devlete çözüm formülünün ve KKTC tanınsın siyasetinin bir yere varmadığını kaydetti

Yeliz K. SARICA

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, 2007'de Kıbrıs sorununda hareketlenme beklemediğini söyledi ve "43 yıldır BM zemininde devam ettirilen görüşmeler süreci bizi çözüme taşıyamadı. Bundan böyle de taşıyamayacak. Rumlarla müşterek ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm mümkün değil. Bu net olarak görülmüştür" dedi.

2007'de beklentilerine ilişkin KIBRIS'a özel demeç veren Denktaş, tartışma platformu açmayı hedeflediklerini, tıkanmış olan Kıbrıs sorununun BM zemininde devletten devlete çözüm siyaseti yerine yeni siyaset belirleme konusunda tartışma ortamı yaratılacağını kaydetti.

İki devlet arasında devletten devlete çözüm formülünün ve KKTC tanınsın siyasetinin bir yere varmadığını ifade eden Denktaş, başka formüller beklemek yerine, Kıbrıs Türkü'nün kendi içinde tartışarak formüller üretmesi gerektiğini vurguladı.

Denktaş, Kıbrıs sorununun çözümünde 2008 yılının son nokta olduğunu söyledi ve "2008'e kadar çözüm bulunmazsa kendi yolumuzu çizmeliyiz. 2007 yılı bu maksatla kendi içimizde tartışarak, Lefkoşa kararlı yeni formülleri üretmeliyiz" dedi.

"Rum tarafı, ticaretin serbestleşmemesi için gerekeni yapacak"

Serdar Denktaş, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanacağını, bunun ardından hem Türkiye'ye hem KKTC'ye 'biz sözümüzü tuttuk izolasyonları kaldırdık' söylemini gerçekleştirmeye çalışacaklarını, bunun KKTC için büyük bir tehdit olduğunu belirtti.

Denktaş, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ekonomik anlamda büyük bir getirisi olmadığını, Kıbrıs Türk ekonomisi için ticaretin serbestleşmesinin çok önemli olduğunu ancak Rum tarafının böyle bir olanağın tanınmaması için elinden geleni yapacağını kaydetti.

Denktaş, şöyle konuştu:

"Kıbrıs sorunuyla ilgili Rum yanlısı taraflardan biri haline gelmiş AB'den büyük beklenti içine girmek hayal kırıklığı demektir. Ben dış politikada olduğu gibi, ekonomik konularda da kendi formüllerimizin üretilmesini istiyorum. Gelişmekte olan ekonomik yapının geriye döndürülemeyecek bir kurumsal yapıya kavuşturulması, liberal ekonomik düşünceyi tam anlamıyla ekonomik anlamda uygularken, sosyal devlet anlayışını koruyabilecek yaklaşım içinde olmalıyız.

Geçmişte iki düşünce vardı. Biri 'Türkiye bize yardım etsin, biz bu yardımlarla hayatımızı devam ettirelim' diğeri de, 'Kıbrıs sorunu çözmekle her şey çözülecek' anlayışı. Her iki anlayış da eksik, yanlış ve kendi kendimizi idare etme misyonundan uzak anlayışlardır. Hiç kimse bize çözüm üretemez. Çözümleri kendimiz üretebiliriz. Bu anlayışla bakarsak Türkiye'yle iyi ilişkiler içinde ekonomik yapıyı, KKTC'de yaşayan insanların durumlarının nasıl olabileceği konusunu, açık fikirlilikle tartışarak ve geçmiş alışkanlıkları, siyasi bağlantıları bir kenara bırakarak oluşturabiliriz. Dış politika gibi ekonomik konularda, hatta siyasi konularda 2007 yılının Kıbrıs Türk halkı açısından açık yüreklilikle fikirlerin ortaya konduğu bir yıl olmasını dileriz."

Tartışma platformu gündemde

DP Başkanı Denktaş, tartışma platformu oluşturmayı hedeflediklerini söyledi ve "Siyasi bağlantıdan kurtularak fikirler ortaya konmalı" dedi.

Denktaş, oluşturulacak platformda, akademisyenlerin, sivil toplum örgütlerinin, Kıbrıs Türk halkının siyasi bağlantılardan uzak bir şekilde görüşlerini ortaya koyması gerektiğini ifade etti.

"Hükümeti tanımıyoruz, boykota devam"

Cumhuriyet Meclisi'nde UBP'yle birlikte gerçekleştirdikleri boykota devam edeceklerini söyleyen Denktaş, UBP'nin kurullarının yeniden oluşturulduğunu, önümüzdeki günlerde UBP'yle toplantı yapıp, işbirliklerini devam ettirme yönüne gideceklerini kaydetti.

Denktaş, şöyle konuştu:

"Hükümet olduğunu kabul etmiyoruz. Çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. 2006 yılını siyasi tarihimizde kara bir yıl olarak geçirmeyi başardı. İstifa ederek veya oturup uzlaşarak bir seçim tarihi saptamak suretiyle demokrasiyi iyileştirmenin yollarını bulmak zorundadırlar. Eğer, CTP, 1990-1992 yıllarında söylediklerine dönüp bakarsa ve özünü araştırırsa bunun formüllerini bulacaktır. Herhangi bir beklenti gafleti içinde değiliz. Hükümeti, yapay bir oluşum olarak görmekteyiz. Bundan en erken zamanda kurtulma ümidindeyiz.

Kazasız, belasız, Kıbrıs Türkünün kendi kendine güven duyduğu ve saygı gösterdiği, diğer halklardan da saygı gördüğü bir 2007 yılı dilerim. Tüm halkımızın da Kurban Bayramı kutlu olsun."

KIBRIS 03/01/07

 

‘Hedefimiz KKTC’de istikrarın korunması’

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin siyasi ve ekonomik istikrarıyla demokratik yapısının korunmasının, bundan sonra da Türkiye’nin başlıca hedefi olacağını kaydetti.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 14:08 TSI 04 Ocak 2007 Perşembe

ANKARA - CHP Muğla Milletvekili Fahrettin Üstün’ün soru önergesini yanıtlayan Gül, KKTC’nin, eksiksiz biçimde işleyen, örnek bir demokrasiye sahip olduğunu belirtti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde birçok seçim ve hükümet değişikliğinin uluslararası demokrasi kurallarına uygun olarak cereyan ettiğini vurgulayan Gül, son hükümet değişikliğinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Gül, Türkiye’nin, KKTC’nin bütün kurum ve kuruluşlarıyla güçlendirilmesi suretiyle uluslararası alanda hak ettiği eşit konum, hak ve yetkilerinin tartışılmaz şekilde korunması gerektiği düşüncesinde olduğunu da söyledi.

 

AB engel çıkardıkça Türkler içlerindeki Kemalizm'i keşfediyor


     
Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği Türkiye’nin önüne engel çıkardıkça Türklerin içlerindeki Kemalizm’i keşfettikleri değerlendirmesinde bulundu.
      Atatürk’ün 1933 yılında Türkiye’nin çağdaş medeniyetler seviyesine gelmesi, kültürünün ise çağdaş medeniyetler seviyesinin üstüne çıkması gerektiğini söylediğini aktaran Financial Times gazetesi Atatürk’ün 1938 yılında yaşamını yitirdiğini ancak geride çok fazla öğüt bıraktığını yazdı.
      Hala bu öğütlerin okul kitaplarında ya da resmi binaların duvarlarında görülebileceği belirtilen haberde, ancak bunların içinde en muğlak olanların çağdaş medeniyetler seviyesi ile ilgili olanlar olduğu değerlendirmesi yapıldı. Haberde, pek çok Türkün bu ifade ile Avrupa’nın kastedildiğine inandığı kaydedildi.
     
     “TÜRKİYE 2006’DA AB İLE KAFA KAFAYA GELDİ"
      Türklerin “çağdaş medeniyetlerö tartışmasıyla şu anda Atatürk döneminde olduğu kadar ilgilendiği belirtilen haberde, özellikle bu yılın daha da kritik olacağı ifade edildi. Geçen yıl Türkiye’nin AB ile bir kafa kafaya bir çarpışma yaşadığı belirtilen haberde, bunun gerekçesinin de Kıbrıs sorunu olduğu belirtildi.
      AB ülkelerinde Türkiye düşmanlığı artarken Ankara’ya verilen desteğin de düştüğü kaydedilen haberde, bu yılın gerek Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı gerekse Kasım’da yapılacak parlamento seçimleri nedeniyle önemli olduğu vurgulandı. Haberde, 2007 yılı sonunda Türkiye’nin AB üyeliği ile ilgili nihai kararı bu yılın sonunda vermese de 2007’de Ankara’nın üyeliği meselesinin açıklığa kavuşacağı yorumu yapıldı.
      AB’nin Türkiye’de özellikle ordunun rolünü eleştirdiğini hatırlatan Financial Times gazetesi, silahlı kuvvetlerin 1923 yılından bu yana kendilerini cumhuriyetin koruyucusu olarak gördüğünü vurguladı.
     
      “ORDU EN SON 1997’DE DARBE YAPTI"
      Haberde, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ordunun Türkiye’de 4 kez darbe yaptığı, bunlardan sonuncusunun da 1997 yılında yaşandığı ancak bunun tankların sokaklarda yürümediği “post modern bir darbeö olduğu ifade edildi.
      AB’ye üyeliğin Türkler için bir kader değil bir seçim olduğu vurgulanan haberde, Türklerin önlerine çıkan engelleri gördükçe içlerindeki Kemalizm’i keşfettiği vurgulandı.
     MILLIYET 04/01/07

 

Ertuğrul Özkök ne kadar kıskansa yeri

Murat Yetkin

Bulgaristan ile Romanya'nın AB üyelikleri, yalnızca kaçan trenlerimize değil, düşe kalka giden demokrasimize de ayna tutuyor

04/01/2007 RADIKAL

Bulgaristan ve Romanya 1 Ocak 2007'de Avrupa Birliği üyesi oldular. İki komşumuzun tarihindeki bu önemli dönüm noktası, Sofya ve Bükreş'te yeni yıl ile gelen bir bayram olarak kutlanırken, Türk medyasında pek az yer bulabildi. Ertuğrul Özkök'ün dünkü Hürriyet'teki 'kıskançlık' itirafı hem doğru, hem yerinde.
Bulgaristan ve Romanya'nın üye adaylıklarının tescil edildiği 1997 Lüksemburg zirvesi ardından, dönemin başbakanı Mesut Yılmaz'ı izlemek amacıyla Sofya'ya yaptığımız bir geziyi hatırladım yazıyı okurken. Yılmaz, AB'nin Kıbrıs Rum Cumhuriyeti dahil 10 üyeyi adaylığa ehil sayıp Türkiye'yi dışlamasına tepki olarak, AB ile bütün siyasi ilişkilerin askıya alındığını ilan etmişti. Yılmaz'ın temaslarını izlerken Bulgaristan'ın bir film aktrisi kadar alımlı yeni dışişleri bakanı Nadejda Mihailova ile de o dönem çalıştığım NTV için bir röportaj yapmıştım.
Mihailova, Todor Jivkov rejimine karşı mücadele vermiş bir insan hakları savunucusu idi. Yeni rejimle iktidara gelen genç ekibin dışişleri bakanı olmuştu. Jivkov rejiminin benim için de ayrı bir anlamı vardı. Bulgaristan Türklerinin zorla asimilasyonu kampanyasında hâlâ Romanya sınırına yakın Razgrad'da yaşayan akrabalarım da zarar görmüşlerdi. İsminin değiştirilmesini kabul etmediği için meşum Belene Kampı'na girip çıkmaya yaşı ve kalbi izin vermeyen Hüseyin amcayı burada rahmetle anmak isterim.

Nadejda hanımın, röportaj öncesi kamera açılarını düzenlerken, arka planda Bulgar bayrağı ile birlikte AB bayrağının da görünmesine özel bir önem verdiğini hatırlıyorum. Bir vizyonu, ülkesinin geleceğine, ufkuna ilişkin bir bakışı vardı. Süleyman Demirel'in deyimiyle 'kendi ülkelerinin iyi vatandaşları olan' Bulgaristan Türklerinin çoğunlukla üye olduğu ancak etnik milliyetçilikten özellikle kaçınan Halklar ve Özgürlükler Hareketi'nin koalisyon ortaklığında ve bu vizyonla AB üyeliğine yürüdü Bulgaristan.
Romanya'da hiç yıkılmaz sanılan Nikolai Ceaucescu rejiminin saat saat nasıl çöktüğüne ilişkin yaptığımız haberleri daha dün gibi hatırlıyorum.
O Romanya ve o Bulgaristan bugün AB üyesi olmuşlarsa, değişmeden kalmakla övündükleri için değil, değiştikleri ve değişmekle övündükleri içindir.
Türk kamuoyunun halen AB'ye kırgın ve kızgın olması doğal. Kıbrıs ve diğer konulardaki ikiyüzlülük, çifte standart kabul edilebilir gibi değil.
Bir de madalyonun diğer yüzü var. Öncelikle şu 1963 Ankara Anlaşması'ndan beri AB ile ilişkimiz kandırmacasını bir yana bırakmamız gerekiyor. Çünkü 45 yıldır AB ile ilişkimizin sağlıklı şekilde sürdüğü, Türk'ün Türk'e propagandasında başka bir şey değil.
Devrik Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın 27 Mayıs 1960 darbesi ardından tutuklu olarak Yassıada'ya götürülürken daha sonra idam edilecek devrik dışişleri bakanı (ve geleneksel Kıbrıs politikasının ilk mimarı) Fatin Rüştü Zorlu'ya, Ortak Pazar'la münasebetlerimizin son durumu anlatmasını istemesinden, İsmet İnönü'nün istediğimiz zaman çıkabiliyorsak mesele yok diye '63 anlaşmasını imzalanmasından bu yana neler mi oldu?
Örneğin 12 Mart 1971 darbesi oldu. 1974 Kıbrıs Harekâtı oldu. Bu harekât sonunda Yunanistan'daki cunta yıkıldı, sivil demokrasi kurulmaya başladı. 1978'de Yunanistan'la birlikte başvurmamız teklifini merhum Bülent Ecevit danışmanlarının 'Onlar ortak, biz pazar mı olacağız' telkiniyle geri çevirdi. 12 Eylül 1980 darbesinin ilk icraat olarak Yunanistan'ın NATO askeri kanadına dönüş izni verilince Yunanistan AB üyesi oldu, Türkiye AB ile uzun yıllar sıfır ilişki düzeyinde kaldı. Eğri oturup doğru konuşalım, ABD'nin zorlamasıyla 1999'da Helsinki zirvesinde adaylığa ehil olduğumuz tescil edilene dek, Türkiye'de Avrupa uyumu doğrultusunda dişe dokunur hiçbir şey yapılmadı.
Ne yapıldıysa biraz Ecevit'in son koalisyon döneminde, büyük ölçüde de 2002 seçimleri ardından AK Parti hükümetleri döneminde, CHP'nin 'olmazsa olmaz' desteği ile yapıldı. Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Deniz Baykal'ın AB zeminindeki işbirliğinin Türkiye'ye kazandırdıkları, bugünün sıcaklığında değil, ileride daha iyi anlaşılabilir.
Ertuğrul Özkök kıskanmakta haklı, ben de kıskanıyorum komşularımı, orada artık AB üyesi bir ülkenin haklarına sahip akrabalarımı. Ama kıskanmak yetmiyor, biraz ufuk ve biraz sebat gerekiyor.

Duvarı yıkmamak için bahane  arıyorlar

Simerini gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Lokmacı köprüsünün kaldırılacağını ancak gümrük binaları ile KKTC'nin sembollerinin kaldırılmayacağını açıkladığını belirtirken, Kıbrıs Türk tarafının bu koşullar altında Rum Yönetimi'nin "Ledra Yolu'nun" açılmasına onay vermeyeceğini "çok iyi bildiği" iddiasında bulundu

Lokmacı Barikatı'nın açılması amacıyla, Kıbrıs Türk tarafının buradaki köprüyü kaldırma kararına karşın, Rum Yönetimi'nin talepleri arasında bulunan gümrük binaları ile KKTC'ye ait sembollerin de uzaklaştırılması talebinin kabul görmediği bildirildi.

Rum basını, bu konuda, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın açıklamalarına yer verdi.

Simerini gazetesi : "Dizi Film Devam Ediyor - Köprü Gidiyor "Gümrük" ve Semboller Kalıyor" başlıkları altında verdiği haberinde, "Kıbrıs Türk tarafının Ledra yolundaki köprü hakkındaki niyetlerinin gün geçtikçe daha da netleştiğini, yasadışı köprünün kaldırılması işleminin başlamış olmasına karşın bunun Ankara ve sahte devletin iyi niyet gösterdikleri anlamına gelmediğini" iddia etti.

Gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yaptığı açıklamada, Lokmacı köprüsünün kaldırılacağını ancak gümrük binaları ile KKTC'nin sembollerinin kaldırılmayacağını açıkladığını belirtirken, Kıbrıs Türk tarafının bu koşullar altında Rum Yönetimi'nin "Ledra Yolu'nun" açılmasına onay vermeyeceğini "çok iyi bildiği" iddiasında bulundu.

Gazete, Rum hükümetinin Lokmacı Barikatı'nın açılması için öngördüğü ve daha önce BM'ye iletmiş olduğu koşullarda ısrarlı olduğunu, barikatın açılması konusunun Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev arasında yapılacak bir sonraki görüşmede ele alınmasına kesin gözüyle bakıldığını ifade etti.

Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri ve Cumhurbaşkanı Talat'ın açıklamalarını şu başlıklarla yansıttı :

Haravgi gazetesi: "Kıbrıs Türk Liderliği 2007'de Müzakerelerden Bahsediyor - Gözleri Her Zaman Sözde İzolasyonun Kaldırılmasında..."

Alithia gazetesi: "Gelişmeler Bizi Hali Hazırda Baskı Altında Alıyor - Kıbrıslı Türkler 2007 İçerisinde Kıbrıs Sorununun Özüne İlişkin Müzakereler Öngörüyorlar - Duvarımızı da Yıkmak İstiyor..."

Mahi gazetesi: "Talat Köprü İçin Mazeret Arıyor - Kıbrıs Rum Tarafını Milliyetçilikle ve Duvarı Yıkmayı İstememekle Suçluyor..."

KIBRIS 04/01/07

Bayramda binlerce geçiş

BARİKATLARDA BAYRAM HAREKETLİLİĞİ... Yılbaşı ve Kurban Bayramı dolayısıyla kuzey ile Güney Kıbrıs arasındaki giriş-çıkış noktalarında hareketlilik yaşandı. Lefkoşa'da Ledra Palace, Metehan, Mağusa bölgesindeki Beyarmudu ve Akyar sınır kapılarından, 31 Aralık 2006-2 Ocak 2007 tarihleri arasında, toplam 11 bin 249 Kıbrıslı Türk Güney Kıbrıs'a geçerken, 5 bin 469 Rum da Kuzey Kıbrıs'a geldi

Gizem ÖZGEÇ

Yılbaşı ve Kurban Bayramı dolayısıyla Kuzey ile Güney Kıbrıs arasındaki giriş-çıkış noktalarında hareketlilik yaşandı.

Lefkoşa'da Ledra Palace, Metehan (Kermiya), Mağusa bölgesindeki Beyarmudu ve Akyar sınır kapılarından, 31 Aralık 2006-2 Ocak 2007 tarihleri arasında, toplam 11 bin 249 Kıbrıslı Türk Güney Kıbrıs'a geçerken, 5 bin 469 Rum da Kuzey Kıbrıs'a geldi.

Rakamlar bayram tatilini fırsat bilen Kıbrıslı Türklerin, Rumlara oranla iki misli geçiş yaptığını gösteriyor. Tüm barikatlarda geçiş yapmak isteyen gerek Kıbrıslı Türklerin gerekse Kıbrıslı Rumların oluşturduğu kalabalık görüntüler de istatistikleri ispatlar nitelikte.

3 günde 11 bin 249 Kıbrıs Türkü güneye geçti

Üç gün boyunca, tüm barikatlardan, toplamda 11 bin 249 Kıbrıslı Türk Güney'e geçti, 11 bin 710 kişi ise çıkış yaptı. Yine üç gün boyunca beş bin 469 Kıbrıslı Rum'un Kuzey'e geldiği görülürken, 5 bin 499 Rum'un da çıkışı olduğu belirtildi. Öte yandan üç gün süresince toplam 4 bin 6 üçüncü dünya ülkesi vatandaşı da Kuzey'e geldi.

En fazla geçiş Bayram'ın üçüncü gününde

Bayramın birinci günü olan 31 Aralık 2006 tarihinde, sınır kapılarından bin 399 Kıbrıslı Türk Güney'e giderken, bin 519 Türk de çıkış yaptı. Aynı gün Kuzey'e gelen Rumların sayısı ise bin 212 oldu. Üçüncü dünya ülkelerinin vatandaşlarından ise bin 057 kişi Kuzey Kıbrıs'a geçiş yaptı.

Kurban Bayramı'nın ikinci gününde, 1 Ocak tarihinde, bin 919 Kıbrıslı Türk, Güney'e gitmeyi tercih ederken, Güney'den bin 793 Kıbrıslı Rum KKTC'ye giriş yaptı. Üçüncü dünya ülkelerinin vatandaşlarından gelenlerin sayısı ise 882 oldu.

Önceki gün ise, Kıbrıslı Türklerin, Güney'e en fazla geçiş yaptıkları gün oldu. 2 Ocak günü, 7 bin 931 Kıbrıslı Türk, Güney Kıbrıs'a giriş yaparken, 8 bin 158 Türk de çıkış yaptı.

Güney'den ise aynı gün 2 bin 462 Rum Kuzey'e gelirken, 2 bin 404 Rum'un çıkış yaptığı belirtild

KIBRIS 04/01/07

 

Why Turks are growing disillusioned with Europe

By Vincent Boland

Published: January 3 2007 22:52 – FINANCIAL TIMES

 

In 1933 Mustafa Kemal Atatürk, the father of modern Turkey, threw down a
tantalising challenge to his countrymen on the 10th anniversary of the
founding of the republic: “We shall raise our country to the level of the
most prosperous and civilised countries ... we shall raise our national
culture above the level of contemporary civilisation,” he said.

Atatürk, who died in 1938, bequeathed many exhortations to the Turks. Some
are pithy, some are apocryphal and one or two are even wise. They can be
found today in school textbooks and engraved on the walls of official
buildings. But the reference to “contemporary civilisation” is more
ambiguous than most. It is generally assumed by Turks that he meant that
Turkey, once the heart of the Ottoman Empire, should become European. He
admired French republicanism and the British parliamentary system and under
his leadership Turkey adopted the weekend, western dress and an army on the
French model, beginning a journey westward that continues more than 80 years
later.

But the ambiguity of the remark, long overlooked, seems prophetic today.
Inside Turkey, the debate about “contemporary civilisation” is as pertinent
now as it was in Atatürk’s time and this year will be critical in shaping
its outcome. Last year Turkey’s long-held ambition to join the European
Union suffered a head-on clash with reality. The negotiating process is now
partly frozen because of a dispute with Brussels over Cyprus.

Hostility in some EU countries to Turkey’s membership is increasing, while
support for membership among Turks is falling. This year, two events will
have a decisive impact on Turkey’s European ambition. Turkey’s parliament is
due to elect a new president in May in a process that could change the
country’s political dynamic, especially if Recep Tayyip Erdogan, the prime
minister, seeks the presidency (he has not ruled out such a move). Also,
parliamentary elections slated for November could usher in a coalition
government that lacks the singlemindedness with which Mr Erdogan’s ruling
neo-Islamist Justice and Development party has pursued EU membership.

By the end of 2007, Turkey’s relationship with Europe will not be decided
but it may be clarified. The elections will take place against a background
of a profound change in public consensus on the EU. When Turkey began its
accession process to join the EU in 2004, support for membership stood above
two-thirds. Now it is about 35?per cent, according to a recent opinion poll
in Milliyet, a daily newspaper. The decline is matched by rising suspicion
of the west more generally. The German Marshall Fund of the United States,
in its 2006 Transatlantic Trends survey, showed that Turkey’s attitude
towards the US, on a 100-point scale, declined from 28 in 2004 to 20 in
2006, and towards the EU from 52 to 45.

This about-turn in perceptions is shaking the faith of even the truest
believers in the country’s European destiny. Umit Boyner, a businesswoman
who heads a corporate initiative to promote Turkey in the EU, says: “Most of
us wanted to believe that the EU meant democracy and minority rights and
women’s rights and fighting corruption. Now we see this phobia about Turkey,
this feeling that we are not wanted by other Europeans, and we are asking
ourselves: ‘Is this really the Europe we believed in, or were we kidding
ourselves?’”

The EU’s failure to honour a commitment to end the isolation of Turkish
Cypriots in northern Cyprus is the most obvious cause of this change in
sentiment. The recent vote in the lower house of the French parliament to
make it a crime to deny that the massacre of Armenians in 1915-16 was
genocide created much bitterness. It also led to a backlash against France,
perceived as the most formidable opponent of Turkey’s EU membership.

The EU’s constant focus on minority rights and the role of the armed forces,
mixed with the perception among large numbers of Turks of rising
Islamophobia in Europe, has added to the feeling that the EU is casting
around for an excuse to say a final No to Turkey’s membership. EU officials
insist, however, that the human and political rights of prospective members
are always closely scrutinised and that the door to Turkey remains open.

Cengiz Aktar, a professor and staunch pro-European at Bahcesehir University
in Istanbul, says the tone of the debate in some EU countries suggests that
Turkey is being made to address a question that no other member state has
had to address: whether it is a European country. “Nobody questions the
‘Europeanness’ even of Cyprus, which is closer to the Middle East than
Ankara, but Turkey’s Europeanness is under question,” he says.

Turkey is different from other aspiring EU member states in crucial
respects. Most of the formerly communist countries that have joined the EU
since the end of the cold war saw their destiny in Europe or were seduced by
Europe’s famed “soft power” – its ability to persuade countries to transform
themselves, with the promise of membership, into stable democracies. This is
not the case with Turkey, a country with an embedded sense of identity based
on a distinctly hard nationalism inherited from Atatürk and the founders of
the republic through an ideology known as Kemalism.

Among its tenets are an unwavering belief in the soundness of Turkey’s
constitutional arrangements – which dictate a delicate balance between the
state and the citizen and parliament and the military – and fidelity to the
founding myths of the republic. These tenets are perceived, in some cases,
to be antithetical to European norms as set out in the Copenhagen Criteria –
a set of political objectives that aspiring EU members must achieve to get
in.

One of the most serious ideological clashes between Turkey and the EU
concerns the role of the military. Since 1923, Turkey’s armed forces have
seen themselves as the guardians of the republic and have staged four coups
d’état since the second world war (the fourth, in 1997, was a “post-modern
coup” without actual tanks in the streets) as if to prove the point.

Turkey’s armed forces, a popular and monumentally self-important
institution, have agreed to greater civilian control of military affairs,
including budget supervision, as part of the EU process. But whether Turkey
is institutionally ready to accept a complete subordination of the military
to civilian authority, as the EU would require, is one of the central
ambiguities of the country’s European ambition. There are occasional signs
that the ostensibly pro-EU general staff is unconvinced that its vision of a
strong, centralised, sovereign Turkey is consistent with the country’s EU
membership.

If the military is undecided, so is the broad spectrum of public opinion.
For Turkey, joining the EU is a choice rather than a destiny. Because they
view it as a choice and see the decks increasingly stacked against them,
many are starting to rediscover their inner Kemalist. Turks are openly
questioning whether European norms or values are in any way superior to
those they already hold.


Kemalism may merely be a grander name for hard Turkish nationalism, suffused
with a strong sense of republicanism, sovereignty and self-reliance. But
whatever it is called, it is posing a direct challenge to the EU’s soft
power.

Sedat Laciner, director of the International Strategic Research
Organisation, a think-tank in Ankara, says ­Turkey’s experience of its EU
accession process is of a piece with its experience of other
western-inspired developments in Turkey’s neighbourhood in the past five
years – especially the invasion of Iraq, which remains hugely unpopular
among Turks, and the plight of the Palestinians. “All of these have changed
Turkish attitudes to the EU, with the result that the EU is losing the most
important tool in its arsenal, which is its ability to persuade Turkey to do
as it asks,” Mr Laciner says.

Suat Kiniklioglu, director of the Ankara office of the German Marshall Fund
of the United States, sees a direct historical parallel between Turkey’s
most recent bout of suspicion of Europe and a similar attitude provoked in
the late 19th century by the agitation of foreign powers for minority rights
in the Ottoman Empire – which in practice would have given European citizens
living there almost colonial-style privileges.

The dynamic of Turkey’s relationship with the EU, where every aspect of its
modern identity and history appears to be a legitimate target for European
scrutiny and criticism, “is almost a replay of a time that invokes Turkey’s
worst fears about disintegration, about our unity being broken, about an
undue emphasis on minorities and people of non-Turkish stock,” Mr
Kiniklioglu says. By “hitting Turkey on its most sensitive issues,” he adds,
“the EU has overplayed its hand as far as the impact of its soft power is
concerned.”

The EU accession process has stimulated important reforms in Turkey – such
as changes to the country’s penal code and abolition of the death penalty.
But some commentators say the accession agreement between Turkey and the EU
contains the seeds of its own failure, because it does not offer Turks a
guarantee of membership. It is the first time such a pledge has been
withheld from a candidate country. Ahmet Evin, director of the Istanbul
Policy Centre at Sabanci University, says this fact compromises the EU’s
ability to use moral suasion to encourage Turkey to reform in the way that
would satisfy European public opinion. “The ability of the EU to Europeanise
Turkey is fatally undermined by this lack of commitment,” he says.

A dialogue of the deaf would therefore appear to be preordained between
Turkey and Europe. A curious side-effect has been the manner in which
Turkish people are now turning on the EU with the message that “without
Turkey, the EU is doomed”. Mr?Erdogan has transformed his argument for
Turkey’s membership from one of civil rights, economic stability and greater
democracy to one couched in religious and “civilisational” terms.

Businesspeople are also increasingly likely to lecture the EU – as they did
at a recent World Economic Forum conference in Istanbul – about how Europe
needs Turkey’s young workforce, which is mainly unskilled, and its market,
which is large but relatively poor. Some observers say this argument is
indicative of the sometimes overblown notions Turks harbour about their
country’s strategic importance and urge a little modesty. “We have to
remember that we are the ones who want to join the club,” Ms Boyner says.

Others say the basis of Turkey’s engagement with and understanding of the EU
needs to adapt to today’s realities. “The pro-EU argument in Turkey is
overstated by its supporters,” says Ercan Uygur, professor of economics at
Ankara University. He says it was shaped initially by a lack of information
about the EU and now by a misunderstanding of what the EU might mean for
Turkey.

The EU is a choice for Turkey that should not be based on a
misunderstanding. “When it comes to a choice – an informed choice – most
Turks would still choose the European Union,” Prof Uygur says.

 

Talat barikat iddiasını yalanladı

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, “Lokmacı barikatı” nedeniyle ordu ile arasında anlaşmazlık olduğu iddialarını yalanladı.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:14 TSI 05 Ocak 2007 Cuma

ANKARA - Kuzey Kıbrıs’ta, Rum Kesimine açılması planlanan “Lokmacı barikatı” kapısının, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ordu arasında anlaşmazlığa yol açtığı öne sürüldü. Talat’ın apar topar Ankara’ya gelerek, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinin nedeninin de bu sorunun aşılması olduğu belirtiliyor.

Rum yönetiminin, geçiş kapısını açmamak için gerekçe gösterdiği köprünün yıkılmasını isteyen Talat, komutanların itirazıyla karşılaştı. Bu itiraz nedeniyle, çalışma başlatılamadı. Bayram tatilinde İstanbul’da Başbakan Erdoğan’la bir araya gelen Talat, konuyu anlattı ve kararında ısrarlı olduğunu belirtti. Erdoğan’ın, Dışişleri Bakanı Gül’ün konuyla ilgilenmesini istemesi üzerine Talat bugün Ankara’ya geldi.

Talat, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Gül’le yaptığı görüşmelerin ardından “Lokmacı barikatı” kapısıyla ilgili herhangi bir sorunun yaşanmadığını, bu konuyu ele almadıklarını savundu.

Kapının açılması yönündeki kararlarının geçerli olduğunu belirten Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu’yla arasında gerginlik bulunduğu iddiasını da yalanladı.

“Böyle bir lüksümüz olabileceğini düşünmüyorum” diyen Talat, değişik fikirler ve yetki karmaşasına yol açabilecek durumlar olabileceğini ancak yakın işbirliğini sürdürdüklerini söyledi.

KKTC sınır kapısı için kararlı


5 Ocak, 2007 17:22:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC lideri Mehmet Ali Talat, Lokmacı Sınır Kapısı'ndaki üst geçidin kaldırılması konusunda Genelkurmay Başkanlığı ile aralarında bir sorun bulunmadığını kaydetti. Üst geçidin, KKTC ile Rum kesimi arasında yeni bir geçiş noktası olacak Lokmacı Sınır Kapısı'nın açılmasına engel olduğu ileri sürülüyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta halen sadece ilan edilmiş ateşkes koşulları bulunduğunu ve bu nedenle askeri konularla siyasetin iç içe geçmiş durumda olduğunu söyleyerek, Lokmacı sınır kapısındaki üst geçidin kaldırılması kararlarının kendileri açısından geçerli olduğunu bildirdi.
 
Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesinden sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Türkiye'de Lokmacı Kapısı'yla ilgili farklı bir ses yükselip yükselmediği konusunda da, "Resmi görüş açısından söylüyorsanız hayır, ama mutlaka değişik görüşler var ama bunların olması da normaldir. Bütün bu görüşler medeni bir anlayış çerçevesinde tartışılır" dedi.
 
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a da nezaket ziyaretinde bulunduğunu belirten Talat, ordu ile aralarında bir problem olmadığını belirtti.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Talat ayrıca, Rum basınında çıkan "KKTC'nin Lefkoşa'nın silahsızlandırılmasını önermeye hazırlandığı" yönündeki bir habere ilişkin soruya, "Kıbrıs sorununu çözerek sadece Lefkoşa'nın değil, adanın bütününün silahsızlandırılması ve askersizleştirilmesi söz konusu olmalıdır. Bunu kamufle etmek için Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi gibi çok daha önemsiz bir konuyu gündeme getirmek, sanıyorum ki doğru değil ve şu anda böyle bir öneri yapma gibi bir planımız yok" yanıtını verdi.
 
Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Kıvrıkoğlu ile arasında bir gerginlik olup olmadığının sorulması üzerine de, "Sayın Barış Kuvvetleri Komutanı ile benim aramda, herhangi bir sorun olması mümkün değil. Böyle bir lüksümüz olabileceğini düşünmüyorum, çünkü bizim Kıbrıs'ta Sayın Komutanla güvenliğimizin sağlanması ve devamı açısından yakın işbirliği içerisinde olmamız gerekiyor ve bu yakın işbirliğini sürdürüyoruz" ifadesini kullandı.
 
Başbakan Soyer de destek veriyor
 
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer de, Lokmacı'daki üst geçidin, yeni konjonktür doğrultusunda kaldırılması yönünde genel bir görüş birliği oluşturulduğunu, ancak Rumların yarattığı bir kısım yeni argümanlardan dolayı bazı çevrelerde tereddütler olduğunu, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu tereddütleri gidermeye çalıştığını söyledi.
 
Başbakan Soyer, Lokmacı'daki üst geçidin kalkması konusunda sivil otoriteyle askeri otorite arasında çatışma olup olmadığı yönündeki bir soruya karşılık, Talat'ın, Başbakan, Dışişleri Bakanı, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) ve Güvenlik Kuvvetleri komutanlarıyla Cumhurbaşkanlığı'nda yaptığı toplantıda, yeni konjonktür doğrultusunda, köprünün kaldırılması konusunda genel bir görüş birliği oluşturulduğunu söyledi.
 
Soyer, ''Ancak (Rum yönetimi lideri Tasos) Papadopulos yönetiminin bu barikatı açmama ve utanç duvarını yıkmama için gündeme getirdiği 'semboller kaldırılsın' gibi yeni argümanlar öne sürmesi, bazı çevrelerde tereddüt oluşmasına neden oldu. Bizim bu tereddütlere yenilmememiz lazım'' dedi.
 
Lefkoşa'da 'duvarı yıkın' eylemi
 
Bu arada Lefkoşa'daki Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği, Lokmacı barikatında eylem yaparak, Kıbrıs Rum halkına Ledra caddesindeki duvarı yıkması çağrısında bulundu.
 
Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği Başkanı Tanju Müezzinoğlu, "esnaf olarak Lokmacı köprüsünün tavizlerin simgesi olmasını istemediklerini ve Rumların tek taraflı, sınır tanımayan, adil ve kalıcı çözümden uzak taleplerini kabul etmediklerini" belirtti.
 
Müezzinoğlu, "Papadopulos, önce 'Köprü kalksın, duvarı sonra yıkarız' dedi, şimdi 'Sadece köprünün kalkması yetmez, semboller de, bayraklar da kalksın' diyor. Ana hedef, Arasta esnafına katkı değil, 1963 sınırlarına dönülmesini sağlamaktır. Peki sonra?!''
 
"Rum yönetimi, beyinlerindeki duvarı ve sınırdaki duvarı yıkmadan, biz de köprüyü yıkmayız" diyen Müezzinoğlu, "Buradan hep birlikte Kıbrıs Rum halkına sesleniyoruz ve diyoruz ki; eğer adil ve kalıcı bir çözüm istiyorsanız ve eğer liderlerinizin '2007 yılı çözümsüzlük yılı olacak' iddialarını gerçekten desteklemiyorsanız, gelin Ledra caddesindeki duvarınızı yıkın! Biz de sizi destekleyelim ve sizinle aynı zamanda o köprüyü yıkalım" dedi.
 
Lokmacı kapısında düzenlenen eyleme bazı sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partiler de destek verdi. KKTC ve Türk bayrakları taşıyan eylemciler, "Bayrağa uzanan eller kırılsın", "Kıbrıs Türktür Türk kalacak", "Devletimizi ilelebet yaşatacağız", "Enosis'e hayır" şeklinde sloganlar attı.
 
Eylemin yapıldığı bölgedeki bazı duvarlara ise, "Rumlara sesleniyoruz, gelin Lokmacı kapısını birlikte açalım", "Rumların dediği olmayacak" yazılı afişler asıldı.

 

Talat: Politikamızda değişiklik yapmadık

5 Ocak 2007

 

A.A

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'deki Lokmacı Üst Geçidinin kaldırılmasıyla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı ile aralarında bir sorunun bulunmadığını söyledi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Dışişleri Bakanlığında bir araya gelen Talat, iki saat süren görüşmenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Talat, Türkiye'de olması vesilesiyle bir değerlendirme çalışması yapma fırsatını bulduğunu belirtti ve bunun çok yararlı olduğu görüşünü dile getirdi.

Türkiye'nin AB sürecinde yepyeni bir döneme girdiğini, Aralık zirvesiyle bu sürecin farklı bir konuma geldiğini ifade eden Talat, bunun Kıbrıs bağlantısının "hep var olduğunu" kaydetti. Talat şöyle devam etti:

"Bizler her ne kadar iki süreci birbirinden tamamen farklı olarak görmüş olsak bile, karşılıklı bağımlılık ilişkisi çerçevesinde Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin tüm ilişkileri ilişkili hale geldi. O bakımdan zaman zaman ve mümkün olan en yüksek sıklıkla bir araya gelmek ve bu değerlendirmeleri hayata geçirmek gerekiyor. Onlardan birini gerçekleştirmiş olduk."

POLİTİKAMIZDA HERHANGİ BİR DEĞİŞİKLİK YAPMIŞ DEĞİLİZ

"Kıbrıs Türk tarafı olarak politikamızda herhangi bir değişiklik yapmış değiliz" diyen Talat, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün BM zemininde gerçekleşmesi politikasını sürdürdüklerini kaydetti.

Talat, AB'nin Kıbrıs Rum tarafını sorunun çözümüne teşvik etmesi dışında doğrudan doğruya Kıbrıs sorununun çözümünde bir rol oynayamayacağı politikalarının da devam ettiğini ifade etti.

Bundan sonraki dönemde de Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde bütünlüklü çözümünü desteklemeye ve kendi üzerine düşeni yapmaya devam edeceğini belirten Talat, yaptığı görüşmelerin de bu çerçevede olduğunu ve "çok yararlı" geçtiğini yineledi.

Görüşmelerinde, Lokmacı'daki üst geçidin kaldırılmasının ele alınıp alınmadığı ve Genelkurmay Başkanlığı ile aralarında bu konuda bir sorunun bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Talat, "Hayır bu konuyu görüşmedik. Bu konu değildi, gündem maddemiz" dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a nezaket ziyaretinde bulunarak, genel bir görüşme yaptığını belirten Talat, esas siyasi değerlendirmenin Dışişleri Bakanlığında yapıldığını kaydetti. Talat, "Böyle bir sorun yok aramızda" diye konuştu.

Talat'ı bakanlık kapısında karşılayan Gül, görüşmenin ardından KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı yine kapıya kadar uğurladı.

HURRIYET 05/01/07

 

Gökçeada'da el konulan mülkler sahiplerine geri verildi mi

5 Ocak 2007

 

ANKA

 

Avrupa Parlamentosu'nda Georgius Karatzaferis'in "İmroz ve Gökçeada'da el konulan mülkler sahiplerine geri verildi mi, Türkiye Yunanca eğitime izin verdi mi?" şeklindeki soru önergesini yanıtlayan Olli Rehn, Türkiye'nin azınlıkların yasal açıdan korunmasını garanti etmesi gerektiğini bildirdi.

Yanıtında "Komisyon, Gökçeada (İmroz) ve Bozcaada (Tenedos) adalarındaki Yunan azınlığa ait nüfusla ilgili problemlerden haberdardır" diyen AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, 2006 Ocak ayında kabul edilen Katılım Ortaklığı Belgesi'nin Türkiye'nin azınlık hakları ve azınlıkların kültürel haklarının korunması alanında karşılamak zorunda olduğu öncelikleri düzenlediğini bildirdi.

Olli Rehn, "Bunlar kültürel çeşitliliği desteklemeyi azınlıkları uluslararası standartlar ve üye ülkelerdeki en iyi uygulamalar çerçevesinde korumayı içermektedir. Ayrıca Türkiye azınlıkların yasal açıdan korunmasını, özellikle de mülkiyet üzerindeki tasarruf hakkı söz konusu olduğunda garanti etmelidir" dedi.

Rehn, Komisyon'un bu konuyu yakından izlemeyi sürdüreceğini ve bu konuda herhangi bir gelişme olduğunda raporlaştıracağını anlattı.

ÖERGEDEKİ İDDİALAR

Yunan milletvekili Karatzaferis ise yazılı soru önergesinde "İmroz ve Tenedos adaları antik dönemlerden beri daima nüfusun baskın çoğunluğunu oluşturan Yunan cemaati tarafından idare edilmiştir. Türkiye tarafından imzalanan Lozan Antlaşması'nın 14'üncü maddesi, geniş bir özyönetim sistemi sağlamakla birlikte 1927'de Türkiye yerel öz yönetimle ilgili Lozan Antlaşması'nın tanıdığı hakları lağveden ve Yunanca eğitimi yasaklayan ırkçı 1151 sayılı yasayı kabul etmiştir" dedi. Karatzaferis önergesinde şu iddialarda bulunmuştu:

"1942'de tüm özgür ve demokratik Avrupa, nazizm ve faşizme karşı savaşırken Türkiye İmroz Metropolitini sürgüne göndererek, bu iki adadaki Yunan nüfusunu 4305 sayılı ırkçı yasayla özel varlık vergisi koyarak yoketme fırsatını bulmuş, Hristiyan manastırları yerle bir edilmiş, mülklere el konulmuştur. 1964'te Türkiye kesin olarak Yunanca eğitimi yasaklamış, okul binalarına ve gereçlerine el koymuştur, İmroz'un ekilebilir arazisinin yüzde 90'ı Anadolu'dan gelen Türklere verilmiştir. 17 Ekim 2004'te İmrozluların derneklerinin temsilcilerinin istemleri üzerine Komisyon, Türkiye'nin iki adada yaşayanların haklarında iyileştirme yapma çağrısında bulunmuştur. Türkiye geçen iki yılda Komisyon'un önerilerini izlemiş midir? Yunanca eğitime izin verilmiş midir? El konulan mülkler sahiplerine ya da yasal mirasçılarına devredilmiş midir?"

HURRIYET 05/01/07

 

Talat: Üst geçit konusunda Genelkurmay'la bir sorun yok


      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'deki Lokmacı Üst Geçidinin kaldırılmasıyla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı ile aralarında bir sorunun bulunmadığını söyledi.
      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Dışişleri Bakanlığında bir araya gelen Talat, iki saat süren görüşmenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
      Talat, Türkiye'de olması vesilesiyle bir değerlendirme çalışması yapma fırsatını bulduğunu belirtti ve bunun çok yararlı olduğu görüşünü dile getirdi.
      Türkiye'nin AB sürecinde yepyeni bir döneme girdiğini, Aralık zirvesiyle bu sürecin farklı bir konuma geldiğini ifade eden Talat, bunun Kıbrıs bağlantısının ''hep var olduğunu'' kaydetti. Talat şöyle devam etti:
      ''Bizler her ne kadar iki süreci birbirinden tamamen farklı olarak görmüş olsak bile, karşılıklı bağımlılık ilişkisi çerçevesinde Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin tüm ilişkileri ilişkili hale geldi. O bakımdan zaman zaman ve mümkün olan en yüksek sıklıkla bir araya gelmek ve bu değerlendirmeleri hayata geçirmek gerekiyor. Onlardan birini gerçekleştirmiş olduk.''
     
     POLİTİKAMIZDA HERHANGİ BİR DEĞİŞİKLİK YAPMIŞ DEĞİLİZ

      ''Kıbrıs Türk tarafı olarak politikamızda herhangi bir değişiklik yapmış değiliz'' diyen Talat, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün BM zemininde gerçekleşmesi politikasını sürdürdüklerini kaydetti.
      Talat, AB'nin Kıbrıs Rum tarafını sorunun çözümüne teşvik etmesi dışında doğrudan doğruya Kıbrıs sorununun çözümünde bir rol oynayamayacağı politikalarının da devam ettiğini ifade etti.
      Bundan sonraki dönemde de Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde bütünlüklü çözümünü desteklemeye ve kendi üzerine düşeni yapmaya devam edeceğini belirten Talat, yaptığı görüşmelerin de bu çerçevede olduğunu ve ''çok yararlı'' geçtiğini yineledi.
      Görüşmelerinde, Lokmacı'daki üst geçidin kaldırılmasının ele alınıp alınmadığı ve Genelkurmay Başkanlığı ile aralarında bu konuda bir sorunun bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Talat, ''Hayır bu konuyu görüşmedik. Bu konu değildi, gündem maddemiz'' dedi.
      Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a nezaket ziyaretinde bulunarak, genel bir görüşme yaptığını belirten Talat, esas siyasi değerlendirmenin Dışişleri Bakanlığında yapıldığını kaydetti. Talat, ''Böyle bir sorun yok aramızda'' diye konuştu.
      Talat'ı bakanlık kapısında karşılayan Gül, görüşmenin ardından KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı yine kapıya kadar uğurladı.

MILLIYET 05/01/07

 

Rumların 'Bulgaristan Türkü' korkusu


     
Bulgaristan'ın 1 Ocak'ta Avrupa Birliği'ne tam üye olması, Kıbrıs Rum kesiminde yeni bir tartışma başlattı. Rum yönetimi Bulgar pasaportlu Türklerin Güney Kıbrıs'a geçişine ve burada çalışmasına engel olamayacak.
      Rum yetkililer, gerek Bulgaristan'dan Güney Kıbrıs'a gelecek Türklerin, gerekse Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan, sayıları 2 bin olarak tahmin edilen ve önemli bir bölümü Türk olan Bulgar vatandaşlarının durumunu değerlendiriyor.
      Rum yönetimi sözcüsü, Bulgar pasaportu taşıyan kişilerin Güney Kıbrıs'a gelmelerinde herhangi bir engel çıkaramayacaklarını söyledi.
      Sözcü, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Bulgar vatandaşlarının da Güney'e gelmelerini ve iş bulup çalışmalarını engelleyemeyeceklerini belirtti.
      Bu durumda, Rum kesiminde uygulanan "yabancıların Kuzey Kıbrıs üzerinden Güney'e geçme yasağı" delinmiş olacak.
      Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Bulgar vatandaşlarının, 2005 yılındaki seçimlerde, Rum kesimindeki Bulgar Büyükelçiliği'nde oy kullanmalarına, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü altında olmayan bölgelerden yasadışı giriş" yaptıkları gerekçesiyle izin vermemişti.
      Rum basını konuyla ilgili haberleri, "Bulgar Türkleri geliyor" ve "Bulgar Türklerine kapıları açtık" manşetleriyle duyurdu.
      2001 seçim verilerine göre Bulgaristan'da 746 bin 600 Türk yaşıyor.

MILLIYET 05/01/07

 

Lokmacı'da askerin görüşü alınacak

05/01/2007 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ

ANKARA - AB'yle üyelik müzakerelerinin selameti açısından Gümrük Birliği Ek Protokolü şartını yerine getirmek için Kıbrıs Rum Yönetimi'ne bir limanla bir havalimanı açma önerisi nedeniyle Genelkurmay ve Çankaya ile ters düşen hükümet, KKTC'deki Lokmacı kapısının açılmasını engelleyen üst geçitle ilgili kararda yoğurdu üfleyerek yiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, 2007'ye girerken geçidi kaldırma kararını ilan eden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Genelkurmay Başkanı Orgenaral Yaşar Büyükanıt'a yönlendirdi.

Gül'le ikna edemeyince...
Lokmacı Kapısı'nın açılması konusunda KKTC ile Ankara 'prensip kararı' almıştı. Ancak KKTC'nin tutumunu 'tek taraflı adım' olarak gören Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, bayramda İstanbul'a gelen Talat'ı telefonla arayıp kararından vazgeçirmeye çalıştığı öğrenildi.
Edinilen bilgilere göre ikna olmayan Talat, Erdoğan'la da görüşmek istedi. Görüşme önceki gece Başbakan'ın Lübnan dönüşü İstanbul'da gerçekleşti. Erdoğan Talat'a Genelkurmay'dan da görüş alınmasının yararlı olacağını söyledi. Dün KKTC'ye dönmesi gerekirken dün Ankara'ya geçen Talat bugün Gül'ün de katılacağı bir toplantıda Büyükanıt ile görüşecek. Talat'ın üst geçiti kaldırma kararı ABD ve AB tarafından 'çözüm için adım' olarak görülmüş, Rum yönetimi ise "Bütün engeller kaldırılsın. Öyle kapıyı açarız" tepkisini vermişti.

Bulgar Türkü Rumlara dert

05/01/2007 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Güney Kıbrıs'ta bu kez 'Bulgar Türkleri' yaygarası koptu. Rum basını, 1 Ocak'taki AB üyeliği sonrası gerek Bulgaristan'dan gelecek Türkler gerekse KKTC'de yaşayan 2 bin Türk kökenli Bulgar'ın ülkeye doluşacağını savundu. Rum Yönetimi Sözcüsü Hıristodulos Pasiardis ise, bu kişilere mani olamayacaklarını itiraf etti. Ama bu durumda, 'yabancıların KKTC üzerinden güneye geçiş yasağı' delinecek. Rumlar KKTC'de yaşayan Bulgarların 2005 seçimleri için güneye geçip Bulgar büyükelçiliğinde oy kullanma talebini 'yasadışı giriş' gerekçesiyle reddetmişti.

Köprü krizi

             

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                             

 

ASKER KARŞI: Lokmacı barikatındaki köprünün kaldırılması krize dönüştü. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın köprüyü kaldırma kararına askeri yetkililer karşı çıkıyor

SÖKÜM YAPILAMADI: Köprünün söküm işlemleri askeri yetkililer tarafından engelleniyor. Bayramdan sonra başlanacağı duyurulan söküm çalışmaları dün yapılamadı

ANKARA'DA ZİRVE: Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün İstanbul'da Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ile konuyu görüştü. Talat bugün Ankara'da Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün katılacağı zirvede köprü krizini görüşecek

KIBRIS 05/01/07

 

Bulutoğluları, Lokmacı'ya talip

Bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı'nın görevi kendilerine vermesi umudunu ifade eden Bulutoğluları, "Biz bu görevi götürebiliriz ve siyasi olmadan buna bir çözüm sağlama ihtimalimiz büyüktür bana göre. Çünkü iki tarafta da kapının açılması için uğraş veren belediye başkanları var" dedi

Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, Lokmacı Barikatı'nın açılması için yapılacak çalışmalar konusunda Cumhurbaşkanı'nın görevi kendilerine vermesini istedi.

Bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı'nın görevi kendilerine vermesi umudunu ifade eden Bulutoğluları, "Biz bu görevi götürebiliriz ve siyasi olmadan buna bir çözüm sağlama ihtimalimiz büyüktür bana göre. Çünkü iki tarafta da kapının açılması için uğraş veren belediye başkanları var. Onların belediye sınırları içinde birçok işyerleri vardır. Umarım bunu da böyle çözeriz" diye konuştu.

Cemal Bulutoğluları, Lokmacı'daki kapının açılması için yapılacak çalışmalar konusunda Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Eleni Mavru'nun kendisinden süre istediğini de söyledi.

Bulutoğluları, köprünün kaldırılması ve kapının açılmasıyla ilgili çalışmaların belediyeler düzeyinde kalması halinde başarılı olacağına inandığını belirtti.

Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, dün sabah Kıbrıs TV'de Günün İçinden programında yaptığı açıklamada, Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Eleni Mavru'nun yeni yıl öncesi Haspolat Arıtma Tesisi'ndeki yemekte Lokmacı konusunu da görüştüklerini, Mavru'nun henüz mazbatasını alıp göreve başlamadığı için bu konuda 10-15 gün süre istediğini kaydetti.

Bulutoğluları, seçimin ardından Mavru'yu telefonla arayıp tebrik ettiğinde Türkçe karşılık aldığını belirterek, Mavru'yla ertesi gün de Haspolat'ta buluştuklarını anlattı.

"Gayemiz iki belediye arasında çözülmesi"

Mavru'nun köprüyle ilgili görevini yapabilmek için süre istediğini ifade eden Cemal Bulutoğluları, gayelerinin konunun iki belediye arasında çözülmesi olduğunu söyledi.

Köprünün zaten belediye tarafından inşa edildiğini ifade eden Bulutoğluları, özetle şöyle konuştu:

"Beklentimiz bu işe politika karışmadan iki belediye başkanının iyi niyet çerçevesinde siyasilere konuşma fırsatı vermeden bu olayı çözüp iki toplum yararına ekonomik yönden fayda sağlamasıydı. Bütün uğraşımız buydu. Herhalde Cumhurbaşkanlığımızın bu konuda bilgisi yoktu. Bu konuda Eleni Mavru bizden 10-15 gün bir zaman istemişti. Konuyu kendi bölgesinde görüşüp tartıştırmak istedi. O doğrultuda iki belediye bu konuya bir çözüm getirmesiydi. Bütün gaye iki belediyenin konuşup buranın açılması için gerekeni yapmasıydı. Olay köprünün kalkması, duvarın yıkılması, yazının silinmesi değildi. Olay, buranın çalışır vaziyette iki toplumun ekonomik yönden faydasına olacak şekilde açılmasıydı."

"Görevi bize versin"

Lefkoşa Belediye Başkanı Bulutoğluları, bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı'nın görevi kendilerine vermesi umudunu ifade ederek, "Biz bu görevi götürebiliriz ve siyasi olmadan buna bir çözüm sağlama ihtimalimiz büyüktür bana göre. Çünkü iki tarafta da kapının açılması için uğraş veren belediye başkanları var. Onların belediye sınırları içinde birçok işyerleri vardır. Umarım bunu da böyle çözeriz" diye konuştu.

Bulutoğluları, Lokmacı konusunun belediyeler seviyesinde, siyaset karışmadan çözümlenmesini ve herkese hayırlı olacak bir çözüme ulaşmayı istediklerini söyledi.

Köprünün kalkması çalışmalarına başlamak için Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Mavru'dan haber beklediklerini ifade eden Cemal Bulutoğluları, Mavru'yla görüşerek gerekenlerin başlatılacağını kaydetti.

"Açılması Rum tutumuna bağlı"

Cemal Bulutoğluları, Mavru'ya istediği süreyi vermek gerektiğini, köprü yıkılsa ve kapı açılmasa bir faydası olmayacağını belirterek, kapının açılmasının Rum tarafının tutumuna bağlı olduğunu söyledi.

Ülkeye hayırlı olacak bir sonuç istediklerini vurgulayan Bulutoğluları, Cumhurbaşkanlığı'ndan direktif gelmesi halinde gerekli çalışmaların başlayacağını belirtti. Bulutoğluları, daha önce "Ocak ayında köprü açılırsa açılır. Şubat ayına geçtik, köprüyü unutun" şeklinde konuştuğunu da hatırlattı ve önlerinde 26 gün daha bulunduğunu belirtti.

Bulutoğluları, Lokmacı konusundaki açıklamanın Cumhurbaşkanı'ndan gelmesinin kendisini biraz üzdüğünü, canını sıktığını ama büyüklere saygı duyduğunu; Mavru'yla görüşmesi hakkında Cumhurbaşkanı'na bilgi vermediği için de suçlu olabileceğini söyledi.

"Umutlu olmak lazım. El uzatmalıyız"

Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, Lokmacı kapısının açılması konusunda umutlu olduğunu vurgulayarak, "Umutla yaşamazsak olmaz. Bizim Rumlara her zaman barış elimizi uzatmamız lazım. Çünkü onlardan bu beklentiyi göremiyoruz. Onlara daha fazla elimizi uzatmalı ve iyi niyetli taraf olduğumuzu göstermemiz lazım" dedi.

KIBRIS 05/01/07

 

Uzun yol esnafı: KAPI AÇILMALI

"BÖLGEDEKİ SEMBOLLER DE KALDIRILMALI... "Uzun Yol"daki Kıbrıslı Rum dükkân sahipleri, Lokmacı Barikatı'nın açılmasını desteklediklerini ancak bunun için sınırda bulunan her türlü sembolün kaldırılmasını istediklerini belirtti. Sınırın açılmasının geçişleri kolaylaştıracağını dolayısıyla her iki taraftaki çarşıda da canlanma olacağını söyleyen esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasının iki toplum arasında güven inşa edilmesine ve iletişimin gelişmesine de katkı koyacağını belirtti

Gözde SÜREÇ

Lefkoşa'nın güneyindeki Ledra Sokağı'nda (Uzun Yol) dükkânı bulunan Kıbrıslı Rumlar, Lokmacı Barikatı'nın açılmasını istediklerini belirterek, hükümeti bu yönde karar alması için sıkıştırmaya hazırlandıklarını söylediler.

Kıbrıslı Rum dükkân sahipleri, Lokmacı Barikatı'nın açılmasını desteklediklerini ancak bunun için sınırda bulunan her türlü sembolün kaldırılmasını istediklerini belirttiler.

Sınırın açılmasının geçişleri kolaylaştıracağını dolayısıyla her iki taraftaki çarşıda da canlanma olacağını söyleyen esnaf, Lokmacı Barikatı'nın açılmasının iki toplum arasında güven inşa edilmesine ve iletişimin gelişmesine de katkı koyacağını belirttiler.

Rum esnaf, sadece Lokmacı Barikatı'nın değil diğer sınır kapılarının da açılmasını istediklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir süre önce Lokmacı Barikatı'nda bulunan ve Lokmacı Kapısı'nın açılmasına engel olduğu ileri sürülen üst geçidin kaldırılması yönünde bir karar almış ve üst geçidin yıkılması çalışmaları başlatılmıştı.

KIBRIS'a Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçidin kaldırılması çabalarının ardından kapının açılması konusunda konuşan Kıbrıslı Rum esnafın görüşleri şöyle:

Arto Tavitian:

Lokmacı Barikatı'nın açılmasını istiyoruz. Barikatın açılması herkes için olumlu olacak. Geçişlerin daha rahat ve özgür bir şekilde yapılmasını istiyoruz. Sınırın açılması her iki tarafın çarşısında canlanma yaşanmasını sağlayacak. Ara bölgede bulunan binalar yıkılmaya başladı. Bu binaların yıkılmasıyla eski Lefkoşa da yok oluyor. Sınırların kaldırılmasını ve Lefkoşa'nın eski dokusunun kaybolmasının önlenmesini istiyoruz.

Costas Georghiou:

Sınırın açılmasının çok olumlu bir hareket olacağına inanıyorum. Politik olarak da çok doğru bir hareket. İki toplum arsındaki iletişimin gelişmesi açısından da büyük yararı olacağına inanıyorum. Çarşıda da önemli oranda hareketlenmeler yaratacağına inanıyorum. Turistler açısından da her iki toplum açısından da geçişlerde kolaylık yaratılmış olacak.

Marry Alkis:

Sadece Lokmacı'daki sınırın değil tüm sınırların açılmasını istiyor ve destekliyorum. Kıbrıs'ta yaşayan insanların, halkın birbirleriyle sorunu olmadığına inanıyorum. Sorun devletler arasında. Bir taraftan diğerine geçerken kontrol edilmek, işlem yaptırmak zorunda kalmak istemiyorum. Bu nedenle Kuzey'e hiç geçmedim. Sınırlarda bulunan tüm sembollerin de kaldırılmasını istiyorum.

Michael Panayiorou:

Sınırların açılmasını istiyorum. Herkes için çok olumlu sonuçları olacağına inanıyorum. Satışlar da artacak. Ancak, sınırda bulunan her türlü sembolün kaldırılmasını istiyorum. Bayrakların ve diğer semboller kaldırılmalı. Geçişler sırasında kimlik göstermek istemiyorum. Kontrol edilmek aranmak istemiyorum. Bunlar da artık kaldırılmalı.

 

Fanos Paplides:

Lokmacı Barikatı'nın ve diğer sınırların açılmasını istiyorum. Her iki çarşının da canlanmasını sağlayacak. Geçişler hızlanacak, turistlerin de geçişi kolaylaşacak. Sınırın açılmasının satışlarımızı artıracağına inanıyorum. Hitler zamanındaki gibi kimlik göstermek, kontrol edilmek istemiyorum. Geçişlerin rahatlıkla ve özgürce yapılmasını istiyorum.

Erini Mitsinga:

Lokmacı Barikatı'nın açılmasını istiyorum. Barikatın hemen yakınında kapalı durumda iki dükkânım var. Eğer sınır açılırsa onları yeniden açmayı planlıyorum. Buradaki dükkân sahiplerinin yüzde doksanı sınırın açılmasını istiyor. Bunu sağlamak için hükümetin gerekli adımları atmasını istiyoruz. Hükümeti sınırın açılması yönünde sıkıştırmaya hazırlanıyoruz.

Chini Stina:

Sınırın açılması herkesin işini kolaylaştıracak. Geçişler daha kolay olacak. İnsanlar buraya gelmek için uzun bir yol yürümek zorunda kalmayacak. Barikatın açılması satışların artmasını sağlayacak. Ledra Palas'tan buraya yürümek zor oluyor. Yol uzun. Özellikle yazda sıcak havada yürümek iyice zorlaşıyor. Buradaki sınır açılınca bu zorluk ortadan kalkacak.

KIBRIS 05/01/07

 

Gone by the weekend?
By Jean Christou and Simon Bahceli

THE TROUBLESOME footbridge on the Turkish Cypriot side of the Ledra Street barrier will be gone by the weekend, an aide to Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat said yesterday.
Work to dismantle the bridge failed to materialise yesterday, despite expectations that it would continue when the Muslim Bayram holiday period ended.

“They have not done anything. It seems to have come to a standstill,” an UNFICYP spokesman said.

It has been over a week since the Turkish Cypriot side said it would dismantle the illegal structure, which is the main obstacle to opening up a crossing point on Ledra Street.

However Asim Akansoy, a senior aide to Talat told the Cyprus Mail yesterday: “The bridge will be gone by the weekend”.

“After that it’s up to the Greek Cypriot side to reciprocate,” he added, referring to the Turkish Cypriot side’s request that the National Guard’s manned barrier also be demolished.

It's doubtful that even if the Turkish side removes the bridge by the weekend, the Greek Cypriot side would immediately knock down the barrier because of a list of other demands it has submitted to the UN for the opening of the crossing.

These include the demining of Ermou Street, which has already been done by the UN, military disengagement from the area on both sides under the supervision of UNFICYP and the termination of Turkish patrols on Ermou Street, which cuts across Ledra on the Turkish side.
The pedestrian bridge was originally designed to allow Turkish troops to continue patrolling Ermou underneath.

But Akansoy said the set-up at the crossing would be the same as in Ayios Dhometios and Zodhia. He also repeated earlier statements that there would be no Turkish military present at the crossing point.

The Greek Cypriot side’s demands also include securing the safety of the dilapidated buildings in the Green Line along the passageway, and the removal of all nationalistic symbols such as flags and other provocative material on both sides.

Government spokesman Christodoulos Pashiardis has said a letter was sent to the Turkish Cypriot side through the UN calling for a dialogue on what needed to be done to open the crossing. The letter was sent a week ago but Talat’s spokesman Hasan Ercakica said yesterday they had not received any such letter.

“Considering that delivery of such an initiative might have been delayed because of the religious holiday which started last weekend in the TRNC, we still have not received any invitation regarding the issue,” Ercakica said.

“As a matter of fact, it can be observed that Greek Cypriot side keeps finding a pretext for obstructing the opening of the Lokmaci (Ledra) gate. We will not allow the Greek Cypriot side to hinder this with blame games and manipulations.”

The issue was further complicated yesterday after reports on state television CyBC on Wednesday night that the Turkish side was demolishing the bridge over Ermou only to build a secret tunnel underneath.

Eyewitnesses said yesterday there was no evidence of such a development.

UNFICYP said the same. “We don't know about any tunnels. Out position is that we have not seen any evidence of tunnels,” the spokesman said.

The government was silent yesterday on the Ledra issue.
 Cyprus Mail 05/01/2007

 

Turkey’s hi-tech plans to protect airspace from Cypriot planes
By Leo Leonidou

TURKEY claims to be taking measures to prevent Cypriot planes from violating Turkish airspace.

Turkish Cypriot Kibrisli newspaper reported yesterday that Turkey is creating an air shield against the Greek Cypriots who, “tried three times in 2005 to enter Turkey’s airspace without informing the Turkish authorities” and “exert pressure on the EU for Turkey’s opening its ports and airports”.

The Director of Civil Aviation yesterday rubbished the claims, saying: “Cyprus has never tried to violate Turkish airspace.

“With what? Military aircraft which we do not have.?”

Leonidas Leonidou said he had no information that verified these claims. “It is not the intention of the Republic of Cyprus to violate Turkish airspace by any means. Cyprus observes international laws and regulations regarding airspace.”

Kibrisli also reported that Turkey’s General Directorate of Administrating State Airfields is putting into place the SMART project, which is being prepared “in order to put an end to the existing violations and make the airspace safer”.

The paper added that one of the most important innovations that the project will introduce is securing the air traffic control services from a single centre, which will be established in Ankara by turning the airspace of Turkey into one undivided airspace, as of the altitude of 24,500 feet.

The cost of the project will be 87 million euros. Within the framework of the project a building for the Ankara Area Control Centre and Air Traffic Control Complex will be constructed.
The SMART project will be carried out by SELEX and ICTAS, an Italian – Turkish Consortium. The intermediate modernisation phase is expected to be concluded in September 2007. The target is for the second phase, by which the new air control centre is intended to operate in Ankara, to be ready in the end of 2009.

According to a survey published by Milliyet newspaper, 55 per cent of respondents said Turkey should never compromise and open its ports and airports to the Greek Cypriots
Twenty-one per cent responded that Turkey should open one seaport or one airport in order for the ‘isolation’ to be lifted.

 Cyprus Mail 05/01/2007

 

Exports from north drop in 2006
By Simon Bahceli

Traders remain positive, citing tourism as next big growth sector

EXPORTS from the Turkish Cypriot-controlled north took a three per cent plunge during 2006 – despite continued efforts to boost trade between the two sectors of the island through the Green Line. Turkish Cypriot traders, however, remained optimistic.

“I think we can forget about exports and concentrate on service industries,” Fikri Toros, director of the Toros Group of Companies based in north Nicosia, told the Cyprus Mail yesterday.

Figures published yesterday by the north’s ‘state planning organisation’ (DPO) showed a three per cent fall in exports during the first nine months of 2006 to just US$54.6 million– worse even than last year’s measly $57million. Imports, conversely, saw a rise of four per cent during the same period to $910million.

These figures – as well as data showing that annually Turkish Cypriots export a mere $2 million worth of produce over the Green Line – will come as depressing reading to those in the Republic of Cyprus and the EU keen to see Turkish Cypriot traders increase exports by operating through ports in the south.

Promoting the success of the Green Line regulation is the Cypriot government’s main line of defence in heading off EU attempts to open the occupied Famagusta port to direct trade between Turkish Cypriots and the EU.

While desperately keen to see the port gain legitimacy, Turkish Cypriot businessmen appear unperturbed by the fall in exports and the stark imbalance between their trade and the growing rate of imports.

“Overall the figures are extremely encouraging. It is clear proof that the economy is on a growth trend,” Toros said.

Toros believes that with construction materials, fuel and motor vehicles at the head of the imports list, further growth is in store for the north’s economy.

“The growing construction sector is a multiplier force,” the importer of household appliances, textiles and motor vehicles said. He added that his company’s recent increases in sales figures bore testament to the growth taking place.

Long-term, however, Toros predicted a slight slowdown in overall growth – along with a protracted downturn in the level of exports.

Exports would “continue to diminish” because of cheaper, more competitively-priced imports, he said. “Producers have switched to importing,” he concluded, adding that this shift had been encouraged by the lifting or lowering of import duties by the current ‘government’ in the north.
Head of the north’s Chamber of Commerce Erdil Nami said the figures did not represent a significant shift from growth trends established in the last the three years since the opening of crossings between the north and south of the island.

“I think this is normal. All economies have up and down trends, even if they don’t have embargoes,” he told the Mail yesterday.

Like Toros, Nami believes in the need to concentrate on services, primarily tourism. He conceded, however, that 2006 had been a bad year for the industry – something he blamed on bird flu and the war in Lebanon. This year, he believes, will be better as improvements in the infrastructure and the construction of new hotels begin to reap benefits.
“Over the coming few years we will see a new five-star hotel opening every three to four months,” he said, adding that the next few years would see an increase in the number of hotel beds in the north from 12,000 to 24,000.

Neither Toros nor Nami found much positive to say about the Green Line regulation – a measure introduced in May 2004 that aims to encourage Turkish Cypriot businessmen to trade through ports in the south. Both say the regulation’s scope is too limited to promote any real growth in the economy, and that in many cases exporting through ports in the south works out more expensive than using Famagusta.

“More produce is being smuggled from the south to the north than is sold legally from the north to the south under the Green Line regulation,” Toros said, adding that it had been “apparent from the beginning” that the regulation “could never work in its current form”.

Nami believes that unless the scope of the regulation was broadened to allow Turkish Cypriots to “sell on” goods produced in Turkey and other “customs union countries”, Turkish Cypriots would continue to trade almost exclusively through Famagusta.
 Cyprus Mail 05/01/2007

 

Lefkoşa’nın köprü krizi Ankara zirvesiyle bitti

6 Ocak 2007

 

Uğur ERGAN - Ömer BİLGE / ANKARA-LEFKOŞA

 

KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın dün Ankara’da önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, ardından da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile dört saati bulan görüşmesi başkent kulislerini hareketlendirdi.

Talat’ın görüşmelerine Lefkoşa’daki Lokmacı barikatına konan yaya üst geçidinin kaldırılması konusunda Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile yaşadığı sıkıntı damgasını vurdu.

BÜYÜKANIT’TAN ’MUVAFAKAT’

Orgeneral Büyükanıt’a bu sıkıntıyı anlattığı öğrenilen Talat’a, asker, üst geçitin kaldırılması için yeşil ışık yaktı. Üst düzey bir yetkili, "Genelkurmay bu konuda Talat’a muvafakatını (uygun görme) verdi" dedi.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

/_newsimages/2679044.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Talat, Orgeneral Büyükanıt’la görüşmesiyle ilgili "Kıbrıs farklı bir yer. Askeri konular siyasetle iç içe geçmiş durumda. Bu bağlamda hem bir nezaket ziyareti hem genel bir görüşme çerçevesinde görüştük" dedi. Talat, Bakan Gül ve kurmaylarıyla da yaklaşık dört saat görüştükten sonra, "sorun yaşama lükslerinin" olmadığını belirtti ve kriz çözülmüş oldu.

Rum basını, Talat’ın geçit yüzünden Türk askeriyle ters düştüğü için istifa etmeyi düşündüğünü yazdı. Fakat Talat, dün Ankara’daki görüşmelerinin ardından döndüğü Lefkoşa’da, "Geçit yıkılacak. Anlaşmazlık yok. İstifam söz konusu değil" dedi.

Lefkoşa’yı Rum kesimine bağlayacak ikinci yaya geçiş noktası için Lokmacı barikatında çalışmalar yapılıyor. Rum lider Tasos Papadopulos, yaya yolundaki tahta köprünün altından Yeşil Hat’taki Türk askerlerinin ikmal yapacağını öğrenince çalışmalar tıkandı. Rumlar üst geçidin kaldırılmasını şart koştu, Talat geçen hafta yıkım emri verdi. Bu emir, Ada’daki Türk askeri kadar, KKTC muhalefetini de kızdırdı.

HURRIYET 06/01/07

 

KKTC'de 'üstgeçit' krizi

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Lefkoşa'daki Lokmacı kapısında bulunan üstgeçidi yıktırma kararına askerlerin karşı çıkması üzerine istifa etmeyi düşündüğü iddia edildi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa ANKARA Milliyet


KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Lefkoşa'daki Lokmacı kapısında bulunan ve Rumların, 'kapının açılmasına engel oluyor' diyerek varlığına karşı çıktığı üstgeçidi yıktırma kararı, askerlerle arasında krize neden oldu. Talat'ın, yıkım kararından hoşnutsuzluk duyduğu iddia edilen Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, "Üstgeçit kaldırılmazsa istifa ederim" mesajını gönderdiği öne sürüldü.
Askerlerle karşı karşıya gelmek istemeyen Talat'ın Başbakan Erdoğan'la görüşmek için apar topar Türkiye'ye gelmek zorunda kaldığı iddia edildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le bir araya gelen Talat, Lokmacı konusunda Türkiye ile KKTC'nin görüşleri arasında fark bulunmadığını söyledi. Talat'a yakın biri olarak bilinen Kıbrıs Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün ise gelişmeleri köşe yazısına, "Talat istifa edecek" şeklinde yansıttı.

Muhalefet karşı
Talat, üstgeçidin yılbaşından sonra yıkılacağını açıklamıştı. Ancak, bu açıklama Rumları da tatmin etmedi. Rumlar, barikatın Güney Kıbrıs bölümünün kaldırılması için yeni şartlar öne sürdü. Rum lider Tasos Papadopulos, üstgeçidin etrafında devriye gezen askerlerle, sembollerin (KKTC ve Türkiye bayrakları) kaldırılmasını istedi.
Muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP), 'Üstgeçidin yıkılması Rumlara taviz vermektir' diyerek, karara tepki gösteriyor. KKTC hükümet kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Lokmacı konusunda bir koordinasyon kurulu oluşturuldu. Kurulun aralık sonundaki toplantısına Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile sivil ve askeri yetkililer katıldı. Talat, üstgeçidin yıkılmasının Türk tarafı açısından faydalı olacağını söyledi. "Siz bilirsiniz" karşılığını veren askeri yetkililer, ancak üstgeçidin kaldırılmasını onaylamadıklarını kaydetti.
Talat, bu görüşmelerin ardından 27 Aralık 2006'da Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz'le birlikte Lokmacı'da incelemelerde bulundu. 28 Aralık'ta "Talat kaldırılmasına karar verdi" açıklaması yapan cumhurbaşkanlığı, üstgeçidin en kısa sürede yıkılacağın bildirdi. Ancak askeri kanadın, kararı, "Rumların istekleri karşısında geri adım" olarak değerlendirdiği öğrenildi.
Askeri yetkililer, yıkıma karşı engeller çıkarınca, konu Genelkurmay'a iletildi. Başbakan Erdoğan'ı arayan Talat sıkıntıyı aktardı. Erdoğan da Talat'ı Türkiye'ye davet etti. Talat'ın ziyareti basına, "Ankara'da Kıbrıs konusunda görüşmelerde bulunacak" şeklinde açıklandı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Talat'ın dün Genelkurmay karargâhında yaptığı görüşmeye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de katıldı.
Bu arada görüşmede gerginlik yaşandığı, Talat'ın bir açıklama yapmadan Ankara'dan ayrılacağı iddiası kulislere yansıdı.

'İstifa zayıflık olur'
Ardından Dışişleri Bakanlığı'na giden Talat, Gül'le baş başa uzun süren bir görüşme yaptı. Ankara'dan ayrılmadan önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Lokmacı konusunun Genelkurmay'da gündeme gelmediğini, Dışişleri Bakanlığı'nda ele alındığını belirterek, "Hem nezaket ziyareti, hem genel bir görüşme çerçevesinde görüştük. Esas siyasi değerlendirmeyi Dışişleri'nde yaptık" diye konuştu.
Talat, "Üstgeçidin kaldırılması kararının kendileri açısından hâlâ geçerli olduğunu" belirtti. Akşam saatlerinde Lefkoşa'ya dönen Talat, burada yaptığı açıklamada, Lokmacı barikatındaki üstgeçidin kaldırılacağını ifade etti. Talat, istifanın da zayıflık olacağını söyledi.

MILLIYET 06/01/07

 

Talat 'Lokmacı'yı aştı

Talat 'Lokmacı'yı aştı

Talat karşıtları Rumlara, "Siz duvarı yıkın, biz köprüyü kaldıralım" diyor. FOTOĞRAF: AFP

Talat, Lokmacı kapısını açma isteğine gelen askeri itirazı Büyükanıt'la görüşüp aştı. Büyükanıt, 'Her şeyi beraber kararlaştıralım' mesajı verdi

06/01/2007 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Kıbrıs'ta 2007'de çözüm yolunda açılımlara yeni soluk getirmek isteyen ancak hem askerin itirazları hem de Rum yönetiminin engellemeleriyle karşılaşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 'Lokmacı üstgeçidi' sorununu Ankara'da aştı.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK), bölünmüş başkent Lefkoşa'da kurulmuş ilk barikat niteliği taşıyan Ledra Sokağı'ndaki Lokmacı Barikatı'ndaki üstgeçidi yıkma kararına itiraz edince, Talat dün soluğu Ankara'da aldı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'la görüşen Talat, çıkışta kriz iddialarını yalanlarken, "Üstgeçidin yıkılması kararı bizim açımızdan geçerlidir" dedi. Talat'ın, askerin kaygılarını anladığı, ancak kararından geri adım atmayacağını ilettiği Büyükanıt'tan "Arkandayız ama her şeyi beraber kararlaştıralım" mesajı aldığı öğrenildi. Talat'ın yakın çevresi, askerin üstgeçidin yıkım kararına karşı çıkmayı sürdürmesi halinde istifayı dahi düşündüğünü dile getiriyordu.

'AKP topu Genelkurmay'a attı'
KKTC Cumhurbaşkanı Talat dün Ankara'da Dışişleri Bakanı Gül'le bir araya geldi.

Geçen aralık ayında AB ile tıkanan müzakere sürecinde ortaya atılan sözlü liman önerisi yüzünden Çankaya ve Genelkurmay'ı bilgilendirmemekle suçlanan AKP hükümeti, 'Lokmacı krizi' konusunda topu Genelkurmay'a attı. Bunun üzerine dün Başbakan Tayyip Erdoğan'ın özel uçağı ATA'yla Ankara'ya gelen Talat, Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüştü. Büyükanıt'a KTBK'nın adadaki kaygılarını anlayışla karşıladığını aktaran Talat, Lokmacı Barikatı'nın yıkılması konusunda, "Benim artık geri adım atmam söz konusu değil. Geri adım, hepimizi zarara sokar. Yakın diyaloğumuz, karşılıklı yanlış anlamaları çözecektir" mesajı verdi. Büyükanıt'ın da "Arkandayız ama uzlaşalım, bundan böyle özellikle adadaki Türk askerinin durumuyla ilgili kararlar dahil, her şeyi beraber kararlaştıralım" yanıtını verdiği öğrenildi. Böylece uzlaşma sağlayan Talat'ın, üstgeçidi yıkma çalışmalarını adadaki muhalefete karşın hızlandıracağı belirtiliyor.
Talat, Büyükanıt ve Gül'le görüştükten sonra yaptığı basın açıklamasında da Kıbrıs'ta imzalanmış bir ateşkesin yürürlükte olmamasından ötürü hassas bir sınır bulunduğunu anımsatarak, "Bundan dolayı askeri konular siyasetle iç içe geçmiş durumda" dedi. Büyükanıt'la görüşmesinde 'Lokmacı Barikatı'nın gündeme gelmediğini söylese de Talat'ın, "Üstgeçitin yıkılması kararımızı açıkladık. Bu karar, bizim açımızdan geçerlidir" demesi dikkati çekti. Talat, 'Türkiye'den farklı sesler mi geldiği' yolundaki ısrarlı sorular üzerine de şunları söyledi:

“Resmi görüş açısından söylüyorsanız hayır, ama mutlaka değişik görüşler var, normaldir. Bütün bu görüşler medeni anlayış çerçevesinde tartışılıyor. Tabii Kıbrıs çok hassastır ve sadece ilan edilmiş ateşkes koşulları vardır. O nedenle bütün kararlar çok hassas şekilde incelendikten sonra alınır. O bakımdan biz bütün iyi niyetimizi göstererek, hem Kıbrıs sorununun çözümünü hem iki halk arasındaki ilişkilerin iyileşmesini ve aynı şekilde Türkiye'nin de yer aldığı bölgede Türk-Yunan ve bölge ilişkilerinin iyileştirilmesini istiyor ve üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu söylüyoruz."
Talat'ın bu açıklaması, Genelkurmay Başkanı'yla Kıbrıs konusunda önümüzdeki dönemde alınacak kararlarda Türk askeriyle istişare içinde olacağı yönünde vardığı uzlaşmanın da açıklaması oldu. KTBK Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile sorunu olup olmadığı sorulunca Talat şöyle dedi:

'Komutanla sorunum yok'
"Sayın komutanla aramda bir sorun olması mümkün değil. Böyle bir lüksümüz yok. Çünkü Kıbrıs'ta sayın komutanla güvenliğimizin sağlanması ve devamı açısından yakın işbirliği içerisinde olmamız gerek ve bu işbirliğini sürdürüyoruz."
Talat yine de değişik dönemlerde değişik fikirler olabileceğini belirterek, "Bu fikirlerin sonuçta yetki karmaşasına yol açar tarzda speküle edildiği durumlarla zaman zaman karşılaşabiliriz. Ancak şu günlerde ve geçmişte, gelecek için tabii ipotek koyamam ama herhangi bir sorunum yok" dedi. Talat, Rum basınındaki 'KKTC, Lefkoşa'nın silahsızlandırılmasını önerecek' iddialarınıysa yalanlayıp şöyle dedi:
"Adanın tümünün silahsızlandırılıp askersizleştirilmesi olmalı. Bunu kamufle etmek için çok daha önemsiz bir konuyu gündeme getirmek doğru değil."
Talat, KKTC'ye hareketinden önce de, üstgeçidin kaldırılacağını, ancak devleti yansıtan simgelerin kalacağını açıkladı. İstifaya ilişkin sorular üzerine de, "İstifa zayıflık olur" dedi.

Kriz çıkaran üstgeçit
Başkent Lefkoşa'nın Lerda Sokağı'nda yer alan Lokmacı barikatı, Türk ve Rumları ayırmak üzere kurulan ilk barikat. Bu yüzden adada bölünmüşlüğün sembolü sayılıyor. 40 yılı aşkın süredir adayı ikiye ayıran barikatın açılması 2005 sonunda gündeme geldi. 'Askeri bölge' niteliği de taşıyan barikatın adanın kuzey ve güneyi arasında yeni geçiş noktası olması amacıyla alınan karar askerlerce de onaylanınca KKTC, Lokmacı'da kendi tarafındaki duvarı bir gecede yıktı. Askerle yayaların karşılaşmaması için bölgeye üst-geçit inşa edildi. Ama bu girişime önce destek veren Rum yönetimi, sonra Türk tarafının 'ara bölgeyi ihlal ettiğini' savunarak BM Barış Gücü'ne (UNFICYP) şikâyette bulundu. UNFICYP 'ihlal' görüşüne katılmasa da iki tarafın rızası olmadan girişime destek vermeyince KKTC'nin çabaları sonuçsuz kaldı.
Konu 2006 Aralık'ında yine gündeme geldi. KKTC yönetimi 28 Aralık'ta 'çözüm müzakerelerini başlatma' amacıyla Lokmacı'nın açılmasına engel teşkil eden üstgeçidin de tek taraflı yıkılmasına karar verdi. Bu tutum mektupla BM'ye iletildi, AB ve ABD de karardan memnun kaldı. Ancak Rum tarafındaki esnaf, turistlerin daha ucuz olan Türk tarafına kaçacağı kaygısıyla itiraz bayrağı açtı, zaten isteksiz olan Rum Yönetimi de ertesi gün, "Tüm engeller kaldırılmadan caddeyi açamayız" itirazında bulundu. Rumlar, kapının ancak 2005 ve 2006'da BM'ye sundukları şartlarla açılabileceğini belirtti. Bu şartlar bölgenin mayınlardan temizlenmesi, askersizleştirilmesi, KKTC bayrağı gibi sembollerin kaldırılmasını içeriyor. Kıbrıs Türk Barış Güçleri Komutanlığı da, 'Rumlar adım atmadan' Türk tarafının barikatı tek taraflı yıkma kararına itiraz etti.

Köprü kaldırılacak

"TC GENEL KURMAY İLE ARAMIZDA SORUN YOK" ... Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçit konusunda askerle arasındaki anlaşmazlığı çözümlemek amacıyla apar topar Ankara'ya giden Cumhurbaşkanı Talat dün Ankara'da TC Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve TC Dışişleri Bakanı Gül'ün katıldığı zirvede konuyu görüştü. Üç saatlik süren üçlü zirve toplantısının ardından Talat, TC Genel Kurmay Başkanlığı ile aralarında Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçit konusunda bir sorun bulunmadığını açıkladı

"ZİRVEDE LOKMACI GÖRÜŞÜLMEDİ"... Cumhurbaşkanı Talat, Ankara Zirvesi'nde Lokmacı Barikatı konusunun görüşülmediğini ifade ederek, bu konunun gündem maddesi olmadığını vurguladı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a nezaket ziyaretinde bulunarak, genel bir görüşme yaptığını belirten Talat, esas siyasi değerlendirmenin TC Dışişleri Bakanlığında yapıldığını kaydetti

"KARAR BİZİM AÇIMIZDAN GEÇERLİDİR"... Talat, Kıbrıs'ta halen sadece ilan edilmiş ateşkes koşulları bulunduğunu ve bu nedenle askeri konularla siyasetin iç içe geçmiş durumda olduğunu söyleyerek, Lokmacı sınır kapısındaki üst geçidin kaldırılması kararlarının kendileri açısından geçerli olduğunu bildirdi. Talat, Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçitle ilgili olarak, Türkiye'de resmi görüş açısından farklı bir görüş bulunmadığını ifade ederken, "Ama mutlaka değişik görüşler var ama bunların olması normaldir" dedi

"İSTİFA ZAYIFLIK BELİRTİSİ, BÖYLE BİR ŞEY SÖZ KONUSU DEĞİL"... Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı'daki köprünün kaldırılması konusunda askeri makamlarla görüş ayrılığına düştüğü ve istifanın eşiğinde olduğu haberlerini de yalanladı. Talat, "Niye istifa edeyim ki? Beni Kıbrıs Türk halkı seçti. Eğer bir makamla anlaşmazlığa düşersem bunu çözmenin yolu istifa değildir. İstifa, zayıflık belirtisi olur. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil" dedi

Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçidin kaldırılması konusunda ortaya çıkan krizin aşılması amacıyla apar topar Ankara'ya giden Cumhurbaşkanı Talat, dün Ankara'da TC Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt ve TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün katıldığı zirvede konuyu görüştü.

Yaklaşık üç saat süren üçlü zirvenin ardından Ankara'da açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta halen sadece ilan edilmiş ateşkes koşulları bulunduğunu ve bu nedenle askeri konularla siyasetin iç içe geçmiş durumda olduğunu söyleyerek, Lokmacı sınır kapısındaki üst geçidin kaldırılması kararlarının kendileri açısından geçerli olduğunu bildirdi. Talat, bayram sonrasına kalan köprünün kaldırılması çalışmalarının hemen devam edeceğini de bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, TC Genel Kurmay Başkanlığı ile aralarında Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçit konusunda bir sorun bulunmadığını açıklayarak, Ankara Zirvesi'nde Lokmacı Barikatı konusunun görüşülmediğini, bu konunun gündem maddesi olmadığını vurguladı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a nezaket ziyaretinde bulunarak, genel bir görüşme yaptığını belirten Talat, esas siyasi değerlendirmenin TC Dışişleri Bakanlığında yapıldığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı'daki üst geçidi kaldırılması konusunda Türkiye'de resmi görüş açısından farklı bir görüş olmadığını belirterek, "ama mutlaka değişik görüşler var ama bunların olması da normaldir. Bütün bu görüşler medeni bir anlayış çerçevesinde tartışılır. Tabii ki Kıbrıs çok hassastır ve dediğim gibi sadece ilan edilmiş ateşkes koşulları vardır. O nedenle bütün kararlar çok hassas bir şekilde incelendikten sonra alınır" dedi.

Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Kıvrıkoğlu ile arasında bir gerginlik olmasının söz konusu olmadığını da ifade ederek, "Sayın Barış Kuvvetleri Komutanı ile benim aramda, herhangi bir sorun olması mümkün değil. Böyle bir lüksümüz olabileceğini düşünmüyorum, çünkü bizim Kıbrıs'ta Sayın Komutanla güvenliğimizin sağlanması ve devamı açısından yakın işbirliği içerisinde olmamız gerekiyor ve bu yakın işbirliğini sürdürüyoruz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, adaya dönüşünün ardından yaptığı açıklamada ise, Lokmacı'daki köprünün kaldırılması konusunda askeri makamlarla görüş ayrılığına düştüğü ve istifanın eşiğinde olduğu haberlerini yalanladı. Talat, "Niye istifa edeyim ki? Beni Kıbrıs Türk halkı seçti ve bu göreve getirdi. İstifa edeyim diye getirmedi. Bu göreve, kendinin verdiği görevleri yerine getirmem için getirdi. Herhangi bir makamla anlaşmazlığa düşersem, bu anlaşmazlığı çözme yolu istifa değildir diye düşünüyorum. İstifa etmek ancak bir zayıflık belirtisi olur. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil" diye konuştu.

Gelişmelerle ilgili basına yansıyanların doğru olmadığını, Türkiye'yle anlaşmazlık ve tartışmaları bulunmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı'daki köprünün kaldırılmasının prensip olarak durduğunu; Rumların talep ettiği sembollerin kalkmasının ise gündemlerinde bulunmadığını ve Rumların bunlar hakkında söz söyleme hakları da olmadığını vurguladı.

Talat, köprünün kaldırılmasının kapının açılmasına yeterli olup olmayacağı konusunda ise "Emin değilim" ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının izolasyonların kaldırılması siyasetini yükseltmesi üzerine Rum Yönetimi'nin de Kıbrıslı Türklere verdiği pasaport, kimlik kartı, doğum belgesi, hastane hizmeti gibi unsurları istismar ettiğini belirterek, tüm belgelerde Kıbrıslı Türklere bunlarla yardım ettiklerini yazmalarına vicdanının isyan ettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul ve Ankara'daki temaslarının ardından dün akşam yurda döndü. Talat ve eşi Oya Talat, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'na ait ATA uçağıyla saat 21.00'de indikleri Ercan Havalimanı'nda kalabalık bir protokol tarafından karşılandı. Talat, daha sonra Ercan Havaalanı'nda basının da yoğun ilgi gösterdiği açıklamalarını yaptı.

Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat'ı Ercan'da Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, bazı milletvekilleri, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ve öteki yetkililer karşıladı.

"Çok yararlı bir görüşme oldu"

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile TC Dışişleri Bakanlığı'nda bir araya gelen Talat, iki saat süren görüşmenin ardından Ankara'da basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Talat, Türkiye'de olması vesilesiyle bir değerlendirme çalışması yapma fırsatını bulduğunu belirtti ve bunun çok yararlı olduğu görüşünü dile getirdi.

Türkiye'nin AB sürecinde yepyeni bir döneme girdiğini, Aralık zirvesiyle bu sürecin farklı bir konuma geldiğini ifade eden Talat, bunun Kıbrıs bağlantısının "hep var olduğunu" kaydetti. Talat şöyle devam etti:

"Bizler her ne kadar iki süreci birbirinden tamamen farklı olarak görmüş olsak bile, karşılıklı bağımlılık ilişkisi çerçevesinde Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin tüm ilişkileri ilişkili hale geldi. O bakımdan zaman zaman ve mümkün olan en yüksek sıklıkla bir araya gelmek ve bu değerlendirmeleri hayata geçirmek gerekiyor. Onlardan birini gerçekleştirmiş olduk."

Politikamızda herhangi bir

değişiklik yapmış değiliz

"Kıbrıs Türk tarafı olarak politikamızda herhangi bir değişiklik yapmış değiliz" diyen Talat, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün BM zemininde gerçekleşmesi politikasını sürdürdüklerini kaydetti.

Talat, AB'nin Kıbrıs Rum tarafını sorunun çözümüne teşvik etmesi dışında doğrudan doğruya Kıbrıs sorununun çözümünde bir rol oynayamayacağı politikalarının da devam ettiğini ifade etti.

Bundan sonraki dönemde de Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye'nin Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde bütünlüklü çözümünü desteklemeye ve kendi üzerine düşeni yapmaya devam edeceğini belirten Talat, yaptığı görüşmelerin de bu çerçevede olduğunu ve "çok yararlı" geçtiğini yineledi.

"Gündem maddemiz Lokmacı değildi"

Görüşmelerinde, Lokmacı'daki üst geçidin kaldırılmasının ele alınıp alınmadığı ve Genelkurmay Başkanlığı ile aralarında bu konuda bir sorunun bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Talat, "Hayır bu konuyu görüşmedik. Bu konu değildi, gündem maddemiz" dedi.

Talat, şöyle dedi:

"Bildiğiniz gibi Kıbrıs'ta bir ateşkes, üstelik de imzalanmamış bir ateşkes var; yani sözlü bir ateşkes diyebilirsiniz, bir anlaşma yok. Bu bakımdan Kıbrıs farklı bir yer, Türkiye'nin diğer sınırlarıyla kıyaslanabilecek bir durum yok Kıbrıs'ta. Bundan dolayı da askeri konular siyasetle iç içe geçmiş durumda. Bu bağlamda hem bir nezaket ziyareti hem genel bir görüşme çerçevesinde görüştük, ama esas siyasi değerlendirmeyi burada yaptık."

"Resmi görüş açısından farklı ses

yok, ama değişik görüşler var"

Lokmacı'daki üst geçidi kaldırma fikirlerinin hâlâ geçerli olup olmadığının sorulmasına karşılık Mehmet Ali Talat, buna ilişkin kararlarını daha önce açıkladıklarını hatırlatarak, "Bu karar bizim açımızdan geçerlidir" dedi.

Bu son sözlerini açmasının istenilmesi ve Türkiye'de farklı bir ses mi bulunduğunun sorulması üzerineyse Talat, şunları kaydetti:

"Resmi görüş açısından söylüyorsanız hayır, ama mutlaka değişik görüşler var ama bunların olması da normaldir. Bütün bu görüşler medeni bir anlayış çerçevesinde tartışılır. Tabii ki Kıbrıs çok hassastır ve dediğim gibi sadece ilan edilmiş ateşkes koşulları vardır. O nedenle bütün kararlar çok hassas bir şekilde incelendikten sonra alınır. O bakımdan biz bütün iyi niyetimizi göstererek, hem Kıbrıs sorununun çözümünü hem de iki halk arasındaki ilişkilerin iyileşmesini ve aynı şekilde Türkiye'nin de yer aldığı bölgede Türk-Yunan ve bölge ilişkilerinin iyileştirilmesini istiyor ve üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu söylüyoruz."

"Doğrudan ticaret de ele alındı"

Ocak ayında AB tarafından ele alınması beklenilen Doğrudan Ticaret Tüzüğüne ilişkin soru üzerine de Talat, görüşmede bu konuyu da ele aldıklarını söyledi.

Tüzüğün bilindiğinin aksine "izolasyonların kaldırılması" olmadığına dikkati çeken Talat, basının bunu abartmamasının iyi olacağını çünkü gündemde olanın izolasyonların kaldırılması değil sadece doğrudan ticaret tüzüğü olduğunu vurguladı. Talat şunları kaydetti:

"İzolasyonların kaldırılması çok daha geniş perspektiften bakılması gereken bir olaydır. Eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan Güvenlik Konseyine sunduğu raporda izolasyonların tümünün kaldırılmasından bahsediliyordu. AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü ise izolasyonların kaldırılmasından çok sadece doğrudan ticareti sağlayacak yani ticaret kısıtlamalarını nispeten ortadan kaldıracak bir girişimdir. O bakımdan (tüzüğün) Kıbrıslı Türklerinin izolasyonlarının kaldırılması olarak değil de doğrudan ticaretin sağlanması olarak ele alınmasında fayda var."

Tüzüğün bu ay görüşüleceğini anımsatan Talat, Kıbrıs Rum kesimi AB üyesi olduğu için ciddi engeller çıkaracağı endişelerinin devam ettiğini belirterek, "Ama umarım ki AB Kıbrıs Rum tarafının bu engelleyici tutumuna prim vermez ve verdiği sözü yerine getirir. Bizim talebimiz budur."

Lefkoşa'nın silahsızlandırılması

Cumhurbaşkanı Talat, Rum basınında çıkan "KKTC'nin Lefkoşa'nın silahsızlandırılmasını önermeye hazırlandığı" yönündeki bir habere ilişkin soruya, "Kıbrıs sorununu çözerek sadece Lefkoşa'nın değil, adanın bütününün silahsızlandırılması ve askersizleştirilmesi söz konusu olmalıdır. Bunu kamufle etmek için Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi gibi çok daha önemsiz bir konuyu gündeme getirmek, sanıyorum ki doğru değil ve şu anda böyle bir öneri yapma gibi bir planımız yok" yanıtını verdi.

Talat, bu konunun bir düşünce olarak değişik zamanlarda ortaya atıldığını hatırlatarak, şunları da kaydetti:

"Ancak ülke askersizleştirilmediğine göre Lefkoşa'nın askersizleştirilmesinin çok önemli bir konu gibi ortaya atılması esas Kıbrıs'ta halen Kıbrıs sorununun var olduğunu yani çözümsüzlüğünün devam ettiğini ancak

kamufle etmeye, gözlerden saklamaya yarar."

Talat, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Kıvrıkoğlu ile arasında bir gerginlik olup olmadığının sorulması üzerineyse şu yanıtı verdi:

"Sayın Barış Kuvvetleri Komutanı ile benim aramda, herhangi bir sorun olması mümkün değil. Böyle bir lüksümüz olabileceğini düşünmüyorum, çünkü bizim Kıbrıs'ta Sayın Komutanla güvenliğimizin sağlanması ve devamı açısından yakın işbirliği içerisinde olmamız gerekiyor ve bu yakın işbirliğini sürdürüyoruz."

Cumhurbaşkanı Talat, değişik dönemlerde değişik fikirleri olabileceğini de söyleyerek, "Bu fikirlerin sonuçta yetki karmaşasına yol açar tarzda speküle edildiği durumlarla zaman zaman karşılaşmamız da söz konusu olabilir" dedi.

Talat, son olarak "Ancak şu günlerde ve geçmişte, gelecek için tabii ipotek koyamam ama Sayın Barış Kuvvetleri Komutanı ile herhangi bir sorunum yok" diye konuştu.

"Kıbrıs sorununun son geldiği

aşamayı değerlendirdik"

Cumhurbaşkanı Talat, Ercan Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Ankara'da TC Dışişleri Bakanlığı'ndaki değerlendirme toplantısında Kıbrıs sorununun geldiği son aşamayı, Türkiye'nin AB sürecini birlikte değerlendirdiklerini söyledi. Eşinin bir toplantı için İstanbul'a gitmesi üzerine kendisinin de gittiği İstanbul'da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüştüğünü, önceki akşam da Ankara'ya geçtiğini ifade eden Talat, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'la görüştüğünü, Kıbrıs sorunuyla ilgili değerlendirmeler yaptıklarını bildirdi.

"Sanıyorum bu istişareleri sürekli kılmak durumundayız. Zaten geçmişten beri de yapıyoruz. Bu çalışmalar bundan sonra atacağımız adımlar için de bize ışık tutacak" diyen Cumhurbaşkanı Talat, çalışma toplantılarına Müsteşarı ve Ankara Büyükelçisi'nin de katıldığını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri Yardımcısı Gambari'nin başlattığı süreci Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantıda değerlendirdiklerini; Genelkurmay Başkanlığı'ndaki toplantıda ise güven yaratıcı önlemleri kısaca değerlendirme fırsatı bulduklarını anlattı.

"Haberler doğru değil"

Basına yansımaların doğru olmadığını; çeşitli değerlendirmelerden, tartışmalardan ortaya çıkan görüşlerin basına yansıdığını ama bunların doğru olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Türkiye'yle bu konuyla ilgili bir anlaşmazlık, tartışma söz konusu değil. Böyle bir şey olmadı. Ancak bir değerlendirme, istişare çalışmasıydı yaptığımız. Bu bakımdan Türkiye'yle, Barış Kuvvetleri'yle veya askeri makamlarla bazı çelişkiler olduğu yönünde çıkan haberler doğru değil. Gerçeği yansıtmıyor" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, soruları yanıtlarken Lokmacı kapısının açılması kararının 2005'te alındığını, uygulamada çeşitli alternatifler üzerinde durulduğunu ve üst geçidin yapıldığını hatırlattı. Köprüyü geçişi kolaylaştırmak için yaptıklarını ama duvarla eş hale, sembol haline getirildiğini ifade eden Talat, Kıbrıs Türk tarafının istişareler sonrasında köprüyü kaldıracağını ilan ettiğini, BM Genel Sekreteri'ne de mektupla duyurduklarını belirtti.

"Semboller gündemde değil"

Köprünün yapımının da kaldırılmasının da kendi kararları olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, "Prensip olan bu kapının açılması hala orada durmaktadır" dedi.

Rum tarafının talep ettiği sembollerin kaldırılmasının gündemlerinde yer almadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, KKTC topraklarındaki herhangi bir oluşumu Kıbrıs Rum tarafıyla tartışmak durumunda olmadıklarını söyledi. Talat, "Bayraklarımız bize aittir. Kıbrıs Rum tarafının bizim bayraklarımızla ilgili söz söyleme hakkı yoktur. Bizim bölgemizde oluşturduğumuz polis ve gümrükçü kulübeleri de bize ait bir konudur. Bunu da herhangi bir şekilde pazarlık etmeye zaten gerek duymuyorum" dedi. Köprünün kaldırılmasıyla Rum tarafının duvarının da kaldırılmasının koşullarını yaratmayı düşündüklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, Ankara ziyaretinde bu konuyu da görüştüğünü ama kararın Ankara'da değil Kıbrıs'ta alındığını kaydetti.

"Köprü kaldırma çalışmaları hemen"

Cumhurbaşkanı Talat, bayram sonrasına kalan köprünün kaldırılması çalışmalarının hemen devam edeceğini bildirdi.

"İstifa zayıflıktır, söz konusu değil"

Talat, Lokmacı'daki köprü kaldırılmazsa istifa edeceği yönünde bir gazetede yayımlanan köşe yazılarının anımsatılarak sorulması üzerine şu karşılığı verdi:

"Niye istifa edeyim ki? Beni Kıbrıs Türk halkı seçti ve bu göreve getirdi. İstifa edeyim diye getirmedi. Bu göreve, kendinin verdiği görevleri yerine getirmem için getirdi. Dolayısıyla böyle bir şey söz konusu değil. Herhangi bir makamla anlaşmazlığa düşersem, bu anlaşmazlığı çözme yolu istifa değildir diye düşünüyorum. İstifa etmek ancak bir zayıflık belirtisi olur. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil."

Cumhurbaşkanı Talat, bir soru üzerine, görüş ayrılıklarının her gün olduğunu kaydederek, "Bunlar çok doğal. Önemli olan bunları çözebilmek veya ara kesitini yakalayabilmektir. Zaman zaman Ankara'dan tam destek alıyorum. Zaman zaman bu destek tam destek değil, biz öyle karar verdiğimiz için buna duyulan saygıdan kaynaklanan destek olabilir. Bunlar oluyor. Her zaman oluyor. Zaman zaman biz de Ankara'nın tutumuna karşı benzeri yaklaşımlar gösteriyoruz" dedi.

Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un askersizleştirme ve sembollerin kaldırılması şartıyla Lokmacı'daki duvarı 24 saatte yıkma sözüyle ilgili bir soruyu yanıtlarken, bunların KKTC topraklarındaki uygulamalar olduğunu ve Rumların söz söyleme ve talepte bulunma hakkı olmadığını vurguladı; "Bunlar bizim açımızdan pazarlık konusu değil" ifadesini kullandı.

"Köprü bağlayıcıdır...

Ayırıcı gibi takdim edildi"

Bağlayıcı olan köprünün ayırıcı gibi takdim edildiğini, dünyanın da yanlış algılaması nedeniyle böyle bir sıkıntının doğduğunu görerek köprünün kaldırılması kararı aldıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Biz KKTC'deki simge ve uygulamaları herhangi bir şekilde tartışma konusu yapacak değiliz" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, Lokmacı'daki köprünün kaldırılmasının kapının açılmasına yeterli olup olmayacağı, karşı taraftan aynı karşılığı bulup bulamayacağı sorusuna, "Bundan emin değilim çünkü Kıbrıs Rum tarafının gerçek niyetinin bu kapıyı açmamak olduğunu biliyorum" yanıtını verdi.

Uluslararası toplumun nasıl bir tepki vereceğine bağlı olarak Rum tarafının ne yapacağının ortaya çıkacağını düşündüğünü ifade eden Talat, Lokmacı kapısının, gümrük kapısı olarak Yeşilhat Tüzüğü'ne dahil edildiğini hatırlattı. Rumların sembolleri kaldırma talebinin diğer kapılar düşünüldüğünde anlamsız olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Rumların propaganda makinesine dünyanın inandığını belirtti.

Talat, "Köprü kesin olarak kaldırılacak mı" sorusu üzerine "Bir karar verdik ya" dedi. Kendisinden çelişkili bir haber duyulmadığını belirten Talat, 6 Temmuz'da BM Genel Sekreteri'ne gönderdikleri güven yaratıcı önlemlerde dekonfrantasyonun (askerlerin karşılıklı uzaklaştırılması), tatbikatların görüş mesafesi dışında yapılması gibi konuların da yer aldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, bu ve benzeri askeri konuları Genelkurmay Başkanı Orgeneral yaşar Büyükanıt'la görüştüklerini, görüşmenin ayrıca nezaket ziyareti niteliği de taşıdığını belirtti.

"Pasaportları Rum istismar ediyor"

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportlarının iade edilmesi yönündeki demeciyle ilgili soruya karşılık, özetle şunları söyledi:

"Ben Kıbrıslı Türklerin hakkıdır demedim. Bulamazsınız böyle bir demeci. İhtiyaçtır dedim ve bu ihtiyaca binaen alınıyor. 'Hakkıdır' diyen başka bir cumhurbaşkanıydı. Ben daha farklı düşünüyorum o konuda. Kıbrıs Rum tarafı izolasyonun olmadığını kanıtlamak için değil, bize yardım ettiğinin kanıtı olarak pasaport, kimlik kartı, doğum kağıdı verdiğini söylemektedir. Dolayısıyla Rum tarafı, Kıbrıslı Türklerin ihtiyaçtan aldıkları bu belgeleri siyasi istismar amacıyla kullanmaktadır.

Eğer sivil toplum örgütleri bazında herhangi bir eylem olarak örgütlenip buna karşı tepki ortaya konabilirse, bunun sonuç getirici olabileceğini söyledim. Ama bunu ben basında yansıdığı gibi bir çağrı şeklinde yapmadım. Bu halkımın, sivil toplum örgütlerinin bileceği bir iştir."

"Vicdanım isyan ediyor"

Rum tarafının dünyanın her yerinde dağıttığı tüm belgelerde Kıbrıslı Türklere verdiği pasaportları propaganda olarak kullandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Böyle bir propagandayı Kıbrıslı Türklere yardım ettiklerinin bir kanıtı olarak öne sürüyorlar. Buna benim vicdanım isyan ediyor. Bilmem diğer insanların, Kıbrıslı Türklerin yaklaşımı nasıl olur böyle bir iddia karşısında. Yani devleti gasp ettiği için vermek zorunda olduğu bir belgeyi veriyor diye bize yardım ettiğini söyleyebiliyor. Hicapsız şekilde bunu takdim ediyor. Benim isyanım bunadır" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının izolasyonları kaldırma ataklarını başlatması ve bunun dünyada ses bulması üzerine, Rum Yönetimi'nin de Kıbrıslı Türklere pasaport, kimlik kartı, doğum belgesi verdiğini; hastanelerden ücretsiz yararlandırdığını söylediğini; parasını aldığı elektriği takdim ettiğini; Güney'de çalışanların aldığı paraları da Kıbrıslı Türklere yardım diye sunduğunu anlattı.

KIBRIS 06/01/07

 

Lokmacı'da eylem

EYLEM, BAŞKA YÖNLERDEN KUMANDA EDİLDİ... Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği, dün saat 12.30'da Lokmacı Barikatı'nda eylem yaptı ancak Asmaaltı ve Arasta esnafı eyleme katılmadı. Esnaf ve Zanaatkârlar Odası, esnafın adının kullanıldığını belirterek eylemin uzaktan kumandalı gerçekleştirildiğini vurguladı

2007 YILI TAVİZLER YILI OLMAYACAK... Polis ve sivil giyinmiş askeri personelin eylemcilerden fazla olduğu bölgede, eylemciler Kıbrıs Rum halkına, Ledra Caddesi'ndeki duvarı yıkmaları çağrısında bulundu. Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği Başkanı Tanju Müezzinoğlu, köprü üzerinde yaptığı açıklamada, 2007 yılının tavizler yılı olmayacağını kaydederek halkı birlik olmaya çağırdı

EV SAHİBİNİN OLMADIĞI EYLEMDE ARASTA ESNAFI KULLANILDI "ÜZGÜNÜZ"... Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Genel Sekreteri Hürrem Tulga, Lokmacı Barikatı'nda ev sahiplerinin olmadığı bir eylem yapıldığını kaydederek "üzüntülü" olduklarını söyledi. Tulga, eylemin amacının bir takım partilerin muhalefet yapması olduğunu ve bu yüzden bölge esnafı ile Lokmacı'nın kullanıldığını söyledi

Ali CANSU

Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği, dün saat 12.30'da Lokmacı Barikatı'nda eylem yaptı. Asmaaltı esnafının yer alamadığı ancak Asmaaltı ve Arasta esnafı adına yapılan eylemin başka yönlerden kumandalı olduğu iddia edildi.

Polis ve sivil giyinmiş askeri personelin eylemcilerden sayı olarak fazla olduğu bölgede, eylemciler Kıbrıs Rum halkına, Ledra Caddesi'ndeki duvarı yıkmaları çağrısında bulundu. Eylem başlamadan önce Mücahitler Derneği tarafından eylemin yapılacağı bölgeye, "Rumların dediği olmayacak", "Gelin duvarınızı yıkın, biz de sizinle birlikte geçidi kaldıralım", "Kıbrıslı Rumlara sesleniyoruz, gelin Lokmacı kapısını birlikte açalım" afişleri asıldı.

Milliyetçi Adalet Partisi Genel Başkanı Ata Tepe ve Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Şerife Ünverdi, Emekli Astsubaylar Derneği, KKTC'yi Koruma Derneği ile bazı sivil toplum örgütlerinin katılıp destek verdiği eyleme 50 civarında eylemci katıldı.

Ellerinde KKTC ve Türk bayrakları taşıyan eylemciler, köprünün üzerine çıkarak "Kıbrıs Türktür Türk kalacak", "Bayrağa uzanan eller kırılsın", "Devletimizi ilelebet yaşatacağız", "Enosise hayır" şeklinde sloganlar attıktan sonra hoparlör eşliğinde onuncu yıl marşını söyledi.

KKTC'yi Koruma Derneği üyeleri ise İngilizce "Önce duvarı yıkın, sonra biz köprüyü kaldıralım" yazılı bir afişi Güney Kıbrıs'a doğru tuttu.

2007 taviz yılı olmayacak

Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği Başkanı Tanju Müezzinoğlu, köprü üzerinde yaptığı açıklamada, 2007 yılının tavizler yılı olmayacağını kaydederek halkı birlik olmaya çağırdı.

Bölge esnafı adına konuşan Müezzinoğlu, esnaf olarak Lokmacı Köprüsü'nün, tavizlerin simgesi olmasını istemediklerini kaydederek, Rum'un tek taraflı, sınır tanımayan, adil ve kalıcı çözümden uzak taleplerini kabul etmediklerini belirtti.

Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'u "AB'nin şımarık çocuğu" olarak niteleyen Müezzinoğlu "Türk tarafının bugüne kadarki iyi niyetine hiçbir platformda, iyi niyetle cevap vermediler. Aldığı her karar, Türk tarafından istediği her iyi niyet hareketi, tüm Kıbrıs'ı Rum yönetiminin denetimine geçirmeye yöneliktir. Papadopulos, 'önce köprü kalksın, duvarı sonra yıkarız' dedi; şimdi 'sadece köprünün kalkması yetmez, semboller de, bayraklar da kalksın' diyor. Ana hedef, Arasta esnafına katkı değil, 1963 sınırlarına dönülmesini sağlamaktır. Peki sonra! Lokmacı Barikatı'ndaki köprü, istenilen tavizlerin simgesi olamayacaktır" şeklinde konuştu.

Müezzinoğlu, Rum Yönetimine seslenerek "Eğer adil ve kalıcı çözüm istiyorsanız ve eğer liderinizin "2007 yılı çözümsüzlük yılı olacak!" iddialarını gerçekten desteklemiyorsanız; gelin Ledra Caddesi'ndeki duvarınızı yıkın! Biz de sizi destekleyelim ve sizinle aynı zamanda o köprüyü yıkalım" dedi.

Beyindeki duvar yıkılmadan köprüyü yıkamayız.

Beyinlerindeki duvarı ve sınırdaki duvarı yıkmadan, köprüyü yıkmayacaklarını kaydeden Müezzinoğlu, tek taraflı taviz vermenin ne anlama geldiğinin iyi düşünülmesini isteyerek, "AB'nin şımarık çocuğunun bir kez daha Kıbrıs Türkü'nün geleceğiyle oynamasına izin vermeyelim! Ya Rumla birlikte ve aynı anda duvar yıkılır ve köprü kalkar, ya da bu köprü hiçbir zaman, istenen tavizlerin simgesi olmaz!" dedi.

Esnaf vardı herhalde görmediniz

Öte yandan, gazetecilerin Asmaaltı ve Arasta Esnafı Derneği Başkan Yardımcısı Derviş Peynirci'ye "Eyleme niye Asmaaltı ve Arasta esnafı katılmadı" sorusuna, Peynirci'nin "Esnaf vardı herhalde görmediniz" diye karşılık vermesi esnaf arasında gülüşmelere neden oldu.

Ev sahiplerinin olmadığı bir eylem

Esnaf ve Zanaatkârlar Odası Genel Sekreteri Hürrem Tulga da, lokmacı barikatında ev sahiplerinin olmadığı bir eylem yapıldığını kaydederek "üzüntülü" olduklarını söyledi.

Arasta ve surlar içi esnafının dünkü eylemde kullanıldığını ve bunun kendilerini çok üzdüğünü kaydeden Tulga, "Biz, demokratik gelişmelerden yanayız. Herkesin görüşünü ortaya koymasından yanayız ve savunuyoruz. Burada bir problem yoktur. Ama esnaf burada kullanılıyor. Bizi üzen budur" dedi.

Bölge esnafı ve lokmacı kullanılmıştır

Tulga, eylemin amacının bir takım partilerin muhalefet yapması olduğunu ve bu yüzden bölge esnafı ile lokmacının kullanıldığını söyledi.

Bölge halkı ile esnafının olayları görüp izlediğini kaydeden Tulga, "Gördünüz ki eylemde esnaftan insan yoktur. Başı da çeken bugüne kadar yönetimini dahi toplayamayan adı da Arasta esnafı olan bir kaç kişidir. Bu şekilde ev sahiplerinin olmadığı ortamda ev sahiplerinin kullanılmasını protesto ediyoruz. Duyarlı olalım" dedi.

KIBRIS 06/01/07

 

Talat, bazı çevrelerde oluşan tereddütleri gidermeye çalışıyor

Başbakan Soyer, Lokmacı'daki yaya köprüsünün, yeni konjonktür doğrultusunda kaldırılması yönünde genel bir görüş birliği oluşturulduğunu, ancak Rumların yarattığı bir kısım yeni argümanlardan dolayı bazı çevrelerde tereddütler oluştuğunu, Cumhurbaşkanı Talat'ın da bu tereddütleri gidermeye çalıştığını söyledi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Lokmacı'daki yaya köprüsünün, yeni konjonktür doğrultusunda kaldırılması yönünde genel bir görüş birliği oluşturulduğunu, ancak Rumların yarattığı bir kısım yeni argümanlardan dolayı bazı çevrelerde tereddütler oluştuğunu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da bu tereddütleri gidermeye çalıştığını söyledi.

Başbakan Soyer, vefat eden ABD eski başkanlarından Gerald Ford için ABD Büyükelçiliği'nin Lefkoşa Ofisi'nde açılan taziye defterini imzaladı.

Çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Soyer, Lokmacı'daki köprünün kalkması konusunda sivil otorite ile askeri otorite arasında çatışma olup olmadığı yönündeki soruya verdiği cevapta, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın; Başbakan, Dışişleri Bakanı ve güvenlikten sorumlu KTBK ve GKK komutanlarıyla Cumhurbaşkanlığı'nda gerçekleştirdiği toplantıda, yeni konjonktür doğrultusunda, köprünün kaldırılması konusunda genel bir görüş birliği oluşturulduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat'ın genel görüş birliği doğrultusunda, köprünün kaldırılması için gereken girişimlerde bulunduğunu ve adımların atılmaya başlandığını kaydeden Soyer, "Ancak Papadopulos yönetiminin bu barikatı açmama ve utanç duvarını yıkmama için gündeme getirdiği 'semboller kaldırılsın' gibi yeni argümanlar öne sürmesi, bazı çevrelerde tereddüt oluşmasına neden oldu. Bizim bu tereddütlere yenilmememiz lazım" dedi.

"Talat, tereddütleri gidermeye çalışıyor"

Cumhurbaşkanı Talat'ın bütün yetkililerle görüşerek, bu konudaki tereddütleri gidermeye çalıştığını söyleyen Soyer, "Esas mesele buradadır. Kesin karar vermemiz gerekir. Demokratik süreçler içerisinde ve bir devlet yapısında her şeyden evvel devletin bütün birimleri, ülkenin selamete ulaşması için tam bir koordinasyon içinde olmalılar" şeklinde konuştu.

Soyer, şöyle devam etti:

"Devletin bütün birimleri, Yasaması, Yürütmesi, Yargısı, Güvenlik Kuvvetleri ve asker hepsi devletin bir kurumudur. Bunların maksimum ilgi içinde olması lazım. Asker ulusun, halkın askeridir. Yabancı asker değil. Bizim için temel olan unsur ise Atatürk'ün işaret ettiği gibi 'egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur' olgusudur. Egemenliğin kullanılma biçimi olan halk iradesine dayalı bütün gelişmeler, bütün bu kurumlarla işbirliği içinde sonuca ulaştırılmalı. Bunun farklı şekilleri, büyük ölçüde krize yol açar."

Soyer, "Atatürk'ün 'egemenliğin kayıtsız, şartsız ulusa aittir' şiarını zedelemek değil, bütün kurumlarıyla demokratik hukuk devlet ilkeleri içindeki Cumhurbaşkanı, Hükümet, Meclis, devletin bütün birimleri ve güvenlik birimlerinin tam bir koordinasyonunu sağlamamız lazım" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, köprünün kaldırılmasının basit bir iş olduğunu, önemli olanın bunu gönül ve anlayış birliği içinde yapmak olduğunu ifade etti.

Lokmacı'nın açılması konusunda anlaşma var

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk tarafının güven artırıcı önlemler çerçevesinde 2005'te Bostancı ve Lokmacı Sınır Kapıları'nın açılması önerisinde bulunduğunu ve Rum Yönetimi ile bu çerçevede bir anlaşma yaptıklarını söyledi. Soyer, Rum tarafının tüm engellemelerine rağmen Bostancı Sınır Kapısı'nın ardından Lokmacı'nın da açılması için "akte vefa" prensibi doğrultusunda girişimlerde bulunduklarını ve iki duvarı yıktıklarını kaydetti.

Başbakan Soyer, Rum tarafının kapının açılmaması için girişimlerde bulunurken, Türk tarafının kapının açılması için girişimler yaptığını ve bu amaçla geçişi kolaylaştırmak, sivil ile askeri bir araya getirmemek için bir yaya geçidi köprüsü yapıldığını belirtti. Soyer, Rum tarafının, tapınma haline getirdiği utanç duvarını gizlemek için köprüyü öne sürerek, kapıyı açmaya yanaşmamasından dolayı Cumhurbaşkanı Talat'ın, köprüyü bir mazeret olmaktan çıkarmak için yeni girişimlerde bulunduğunu söyledi.

"Suni gündem yaratıyoruz"

Bütün bu tartışmaların, Papadopulos'un utanç duvarını gizlediğine de işaret eden Soyer, "Onun için biz bu tartışmayı bitirip, utanç duvarını öne çıkarmamız ve Papadopulos'un çözümsüzlük siyasetini dünyaya deşifre etmemiz lazım" şeklinde konuştu.

Soyer, şöyle devam etti:

"Yarattığımız suni gündemlerle, Papadopulos'un utanç duvarını sis perdesi arkasında tutmaya devam ediyoruz. Tapınak haline döndürdü orayı. Mabet yaptı orayı. Bu; bölünmenin, düşmanlığın, nefretin mabedidir. Lokmacı bir semboldür. 1956'dan beri Enosis mücadelesinin Kıbrıs'ta yarattığı çatışmanın bir sembolüdür. Kıbrıs önce orada bölündü. 1963'te Enosis yüzünden barikata, 1974'te darbeden dolayı da duvarlara döndü. Kıbrıs'ı Enosis hedefiyle bölenlerin sembolüdür."

Muhalefete eleştiri

Açıklamasında, Lokmacı konusunda muhalefetin tepkisini de değerlendiren Başbakan Soyer, muhalefetin, egemenliğin kayıtsız, şartsız ulusundur ilkesini göz ardı ederek, halk iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanı'nın iradesini sarsmaya çalıştığını söyledi.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın, "Devletten devlete ve tanınma siyaseti boş çıktı" yönünde demeçler verdiğini söyleyerek, amacının siyasi menfaat sağlamak olduğunu kaydeden Soyer, " 'Tanınma ve devletten devlete siyaset boş çıktı' diyen ve 30 yıldır bu siyaseti takip eden bir siyasetçi, bugün Lokmacı Barikatı ile ilgili bu demagojiyi yapabiliyorsa; 30 yıldır sürdürdüğü dava konusunun da boş çıktığını ilan eden bu kişiye bugün söylediklerinin de boş olduğunu söylemek istiyorum" dedi.

Hristofyas ile görüşme

Başbakan Soyer, Lokmacı kapısı konusunun, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile gerçekleştirilecek görüşmede gündeme gelip gelmeyeceği yönündeki soruya yanıtında, Hristofyas'tan, İbrahim Gambari'nin son mektubunda dile getirdiği "iki liderin, 2007'nin ilk çeyreğinde bir araya gelmesi ve özlü görüşmelerin başlaması" takviminin hayata geçirilmesi konusunda işbirliği yapmasını isteyeceğini söyledi.

Soyer, özellikle iki partinin bu konuda bir inisiyatif geliştirmesi gereğine işaret edeceğini belirterek, "Hristofyas'ın görüşmelerin 2008'de başlayacağı yönünde bir demeci vardı. Ben de kendisine 'hemen şimdi' bu görüşme sürecine girilmesi gerektiğini söyleyeceğim ve iki liderin bir araya gelebilmesi için yapabileceğimiz katkıların ne olduğunu görüşeceğiz kendisiyle" dedi.

KIBRIS 06/01/07

 

Büyükanıt: ''Adımlar eşzamanlı atılmalı''


7 Ocak, 2007 10:47:00 (TSİ) CNN TURK

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, KKTC'deki Lokmacı Kapısı'nın açılması ile ilgili adımların eş zamanlı atılması gerektiğini, ancak bugün eşzamanlılığın söz konusu olmadığını söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise Lefkoşa Belediye Başkanı'na köprünün kaldırılması için talimat verdi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt, Milliyet Gazetesi Ankara temsilcisi Fikret Bila'ya yaptığı açıklamada, "Lokmacı Kapısı'nın açılması bizim açımızdan bir sorun değil. Ancak bu tür adımların eşzamanlı atılması gerekir. Oysa, bugün bir eşzamanlılık söz konusu değil. Daha önce bu konuda bizim görüşümüz sorulduğunda, hükümet yetkililerine görüşümüzü bu şekilde iletmiştik. Önceki gün Genelkurmay'a yapılan ziyaret sırasında da bu görüş yine aktarıldı" dedi.

Orgeneral Büyükanıt, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ziyaretinde konu bu şekilde gündeme geldiği halde, basına "gündeme gelmediği, herhangi bir görüş ayrılığı olmadığı" biçiminde yansıyınca, açıklama yapma ihtiyacı duyduklarını söyledi.

Büyükanıt, "Ziyaret talebi, bana, bizim hükümet üzerinden geldi. Ben de 'buyursunlar' dedim. Eğer bu konu gündeme gelmediyse, o zaman bu ziyaret neden yapıldı? Bizim hangi konuda görüşümüz soruldu? Konu basına böyle yansıyınca, dünkü açıklamanın yapılması ihtiyacı doğdu" diye konuştu.

"Yetki tartışması söz konusu olmamalı"

Büyükanıt, bölgenin askeri ve yasak bölge olduğunu belirterek, "KKTC Anayasası'nın geçici 10'uncu maddesine göre de, bu bölgenin sorumluluğu Silahlı Kuvvetler'de. Anayasa, askerin sorumluluğuna vermiş. O bakımdan, bir yetki tartışması söz konusu olmamalı. Söylediğim gibi, kapının açılmasının bir sakıncası yok, ancak adımların karşılıklı, eşzamanlı olması gerekir" dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, cuma günü Genelkurmay'da yaptığı görüşmede Lokmacı Kapısı'nın gündeme gelmediğini ve bu konuda bir görüş ayrılığı olmadığını açıklamıştı.

Milliyet'in haberine göre, Cumhurbaşkanı Talat, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğulları'na, "köprünün kaldırılması çalışmasının başlaması" talimatını verdi.

 

Orgeneral Büyükanıt: Adımlar eşzamanlı atılmalı



Genelkurmay Başkanlığı'ndan dün yapılan yazılı açıklama KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat açısından "sıkıntılı" bir durum yarattı.
Ankara'ya ani bir ziyaret yaparak Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le birlikte Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ı ziyaret eden Talat, Lefkoşa'daki "Lokmacı üstgeçidinin kaldırılması" konusunun gündeme gelmediğini söylemişti.
Oysa, Genelkurmay Başkanlığı'nın dün yaptığı açıklamada, Lokmacı kapısı konusunun gündeme geldiği, Genelkurmay'ın daha önce hükümete de iletilen görüşünün Talat'a da ayrıntılı biçimde anlatıldığı belirtildi.
"Sıkıntı" iki yönlü:
1- Talat'ın 'gündeme gelmedi' dediği konunun ayrıntılı biçimde gündeme geldiğinin belirtilmesi,
2- Genelkurmay'ın Kıbrıs'ta Türk tarafının karşılıksız, tek taraflı adım atmasına karşı olduğunun anlaşılması.

'Hükümete iletmiştik'
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, dün bu konudaki sorularımı yanıtlarken duruma açıklık getirdi.
Org. Büyükanıt, "Lokmacı Kapısı"nın açılması konusunda şu değerlendirmeyi yaptı:
"Lokmacı Kapısı'nın açılması bizim açımızdan bir sorun değil. Ancak bu tür adımların eşzamanlı atılması gerekir. Bu tür, iki halk için de hayatı kolaylaştıracak adımların atılması ulusal programda da var. Bu açıdan bir sorun yok, ama bu adımların eşzamanlı olması gerekiyor. Oysa, bugün bir eşzamanlılık söz konusu değil. Daha önce bu konuda bizim görüşümüz sorulduğunda hükümet yetkililerine görüşümüzü bu şekilde iletmiştik. Önceki gün Genelkurmay'a yapılan ziyaret sırasında da bu görüş yine aktarıldı."

'O zaman ziyaret niye yapıldı?'
Org. Büyükanıt, Gül ve Talat'ın ziyaretinde konu bu şekilde gündeme geldiği halde, dün basına "gündeme gelmediği, herhangi bir görüş ayrılığı olmadığı" biçiminde yansıyınca açıklama yapma ihtiyacı duyduklarını söyledi ve şöyle devam etti:
"Ziyaret talebi bana bizim hükümet üzerinden geldi. Ben de 'buyursunlar' dedim. Eğer bu konu gündeme gelmediyse o zaman bu ziyaret neden yapıldı? Bizim hangi konuda görüşümüz soruldu? Konu basına böyle yansıyınca dünkü açıklamanın yapılması ihtiyacı doğdu."

'Sorumluluk Silahlı Kuvvetler'de'
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, Lokmacı Kapısı bölgesiyle ilgili "yetki-sorumluluk" tartışmalarına ilişkin sorumu yanıtlarken de şu bilgiyi verdi:
"O bölge askeri, yasak bölge. KKTC Anayasası'nın geçici 10. maddesine göre de bu bölgenin sorumluluğu Silahlı Kuvvetler'de. Anayasa askerin sorumluluğuna vermiş. O bakımdan bir yetki tartışması söz konusu olmamalı. Söylediğim gibi kapının açılmasının bir sakıncası yok, ancak adımların karşılıklı, eşzamanlı olması gerekir."

İkinci şerh
Org. Büyükanıt'ın, Lokmacı Kapısı'yla ilgili değerlendirmeleri Kıbrıs konusunda düştüğü ikinci bir şerh niteliğinde. Genelkurmay Başkanı, Türkiye'nin bir liman ve bir havaalanını Rum gemi ve uçaklarına açma önerisini televizyondan öğrendiğini, bu konuda TSK'nın görüşünün alınmadığını açıklayarak, Kıbrıs konusunda bir şerhi kayda geçirmişti.
Org. Büyükanıt, Lokmacı Kapısı'yla ilgili açıklamasıyla Kıbrıs konusunda bir şerh daha düşmüş oldu.
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. İlker Başbuğ, görevi devralırken önümüzdeki dönemde, TSK'nın görüşlerini anayasal ve yasal zeminlerde dile getireceğini, gerekli gördüğünde ise bu görüşlerini kamuoyuyla da paylaşacağını açıklamıştı.
Org. Büyükanıt'ın konuşmaları ve Genelkurmay'dan yapılan yazılı açıklamalar bu kararın uygulamaya geçirildiğini gösteriyor.

MILLIYET FIKRET BILA 07/01/07

 

'Doya doya yüzüne tükürsünler'

'Doya doya yüzüne tükürsünler'

Nâzım Hikmet, şiirleri, yaşayış tarzı, ünü ve cesur aydın kimliğiyle 'sivri' bir örnekti.

Türkçenin büyük şairi Nâzım Hikmet, görüşleri nedeniyle bir zamanlar büyük nefret tertiplerinin hedefi olmuştu. 1951 yılında Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan fotoğrafının altına 'Resmini teksir ettirip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün' diye yazılmıştı

07/01/2007 RADIKAL

İSTANBUL - Fikir özgürlüğü, yazarların sanatçıların düşüncelerini rahatça söyleyebilmeleri kime sorsanız gerekli ve önemli bir şeydir. 'Ama bir yere kadar!'. Zaman ve coğrafyaya göre değişen özgürlüğün önündeki bu sınır, Türkiye'de hep çok dar bir alanı çevreliyor olmalı ki, yakın tarihimiz 'büyük ve suçlu' yazarlarla dolu.
Türkçenin en büyük şairlerinden Nâzım Hikmet bu durumun en bilinen örneği. Kendi kuşağından bir çok şair gibi, hakim devlet görüşüne uygun olmayan görüşleri nedeniyle binbir belaya maruz kalmıştı. İleride çok
okunacak, büyük saygı duyulacak bir şair olsa bile. Nâzım Hikmet devleti eleştiriyor, zengin ile yoksul arasındaki uçuruma dikkat çekiyordu; hayatı, yaşayış tarzı, ünü, cesareti ve aydın kimliğiyle sivri bir örnekti. Yalnız fikirleriyle değil, şiirleri ve radikal, put kıran anlayışıyla da Nâzım her zaman kıskançlıkların boy hedefiydi. Elbette yazara sanatçıya saygı duyulması gerekirdi ama o da haddini bilmeliydi! Nitekim Nâzım, ömrünün önemli bir kısmını hapiste geçirdi. Sonra dayanamadı, Türkiye'den ayrıldı. Onun ayrılmasını olumlu görenler oldu; Nâzım'a dayanamayanlar bunu büyük bir mutlulukla karşıladı. Tıpkı daha sonra da bu ülkeden 'kaçıracakları' başka birçok isim için olduğu gibi...

Tertip ve çarpıtmaların hedefi
Nâzım Hikmet, Türkiye'yi terk edip Sovyetler Birliği'nde yaşamaya başladıktan sonra aleyhindeki nefret tertipleri ve yalan kampanyaları daha da güçlendi, bir daha ülkesine dönemedi. Bu tertipler ve çarpıtmalardan biri bugün konumuz. 70'lerden itibaren Nâzım Hikmet'i cesaretle savunan gazetelerden biri olan Cumhuriyet, dönemin 'resmi görüşüne' uygun bir haber yaptı 1951 yılında: Nihayet resmi de geldi! Nâzım'ın Sovyet Yazarlar Birliği Genel Sekreteri Fadeyev ile çekilmiş resminin altında şunlar yazıyordu:
"Kendi tabiri ile Stalin'in yarattığı Nâzım Hikmet, Moskova'ya varınca hepimizin nefretle okuduğumuz mahud beyanatı verdi. Kızıl propaganda plağa aldırdığı bu demeçten bol bol istifade etmeğe çalıştı. Nihayet onlar da rahat ettiler, biz de rahata kavuştuk, derken bu sefer resim faslı başladı. Sovyetler, Nâzım Hikmet'in Moskova'da aldırdıkları boy boy, şekil şekil resimlerini bütün dünya fotoğraf ajanslarına dağıtmaya başlamışlardır. Yukarıda gördüğünüz resim, bunlardan biridir. Bu fotoğrafı sütunlarımıza geçirirken şair Eşrefin Abdülhamide yaptığı tavsiye aklımıza geliyor. Bu tavsiye "resmini teksir ettirip dağıt ki millet doya doya yüzüne tükürsün" mealindedir. Biz de yukarıdaki resmi Nâzım hesabına aynı gaye ile basmış bulunuyoruz."
Sabahattin Ali de muhalifti. Bugün herkes onu öyküleri romanları, şiirleriyle hatırlıyor, bir de 'derin' bir cinayete kurban gitmesiyle. Ömrü boyu başı dertten kurtulmayan Sabahattin Ali de 'kaçmaya' karar vermişti. Ama Bulgaristan sınırında hâlâ tam aydınlanamayan bir cinayete kurban gitti. Dönemin gazeteleri bu cinayeti bile bir 'komünist komplo' olarak vermişlerdi. Vatan gazetesi, haberi Sabahattin Ali'nin 'bir komünist şebekeye mensup Ali Ertekin' tarafından öldürüldüğünü yazıyordu. Ali Ertekin'in nasıl bir şebekeye mensup olduğu hala tartışılır...

Bugün tüm Türkiye'nin sevgilisi olan yazar Yaşar Kemal de az çekmedi 'muhalif' olmaktan. Hatta yakın zamana kadar durum böyleydi. Bir zamanlar bazıları 'solcu' olduğu için uğraştılar Yaşar Kemal'le... Sonra özgürlüklerden yana olduğu, Kürtlerin gördüğü baskıya karşı çıktığı için. Bugün Yaşar Kemal'e sözüm ona dostluk gösterenler çok değil 12 yıl önce ona ateş püskürmüştü.
Ocak 1995'te Alman Der Spiegel dergisinde çıkan 'Zulmün Artsın' başlıklı yazısı nedeniyle hem DGM'lik oldu, hem de kendisi gibi düşünmeyenlerin hedefi. Hürriyet gazetesi, 11 Ocak'ta yayımladığı bir soruşturmada 'Yaşar Kemal'e tepki' başlığını atmıştı. Üst başlıkta 'Ünlü yazarı sadece Orhan Pamuk destekleyip haklı bulduğunu söyledi' deniyordu. Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe'nin de görüşlerinin yer aldığı haberde Bedri Baykam "Türkiye'yi bölmeye çalışanlar var" diyordu. Diğer görüşler ise şöyle sıralanıyordu: Demirtaş Ceyhun, "Cumhuriyet'e böyle saldırması doğru değil"; Hulki Aktunç, "Yaşar Kemal'in özgürlükçü düşüncelerine ana çizgileriyle katılmamak mümkün değil. Ama Cumhuriyet dönemini bir bütün olarak vahşet dönemi gibi görmesi, bence çok tartışmalıdır."; Attilâ İlhan, "Yaşar Kemal bir tavır koymuş, sorumluluğu da ona ait."; Şükran Kurdakul, "Dün ve bugüne ilişkin yargılarında emperyalizm olgusunu göz ardı etmesini hayretle karşıladım. Bu durum Yaşar'ı haklılığı doğru savunamayan bir dava vekili düzeyine getirmiş."

Yazar, müzisyen fark etmez
Sadece yazarlar değil tabii 'muhalif' olmaktan, 'konuşmaktan', 'haddini aşmaktan' dolayı saldırıya uğrayan. Müzisyen Ahmet Kaya da bu ülkeden kaçmak zorunda bırakılmıştı. Üstelik ona ilk taşı, kendisini ödül vermek için kürsüye çıkaran magazin gazetecileri attı. Attıkları da taş değil, çataldı. 80'lerin baskı dolu ortamında biraz yılgınlık, biraz isyan barındıran şarkılarıyla parlayan Ahmet Kaya, sekiz yıl önce 1999 yılında 'Kürtçe klip çekeceğini' söyleyince, aleyhine açılan kampanyaların da etkisiyle ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Yurtdışındaki konserlerinde PKK'yı desteklediği söylendi, aleyhinde açılan davaların bazılarından hüküm giydi ve daha bu davalar bitmemişken 2000 yılında Almanya'da öldü.

Nâzım'ın çilesi: Ölümünden sonra da sürüyor...

Nâzım Hikmet, 1925 yılından itibaren aleyhinde açılan davalarla hep uğraşmak durumunda kaldı. 12 yıl hapis yattı, ülkesini terk etti. Nâzım'ın ölüsü bile Türkiye'ye dönemiyor

Nâzım Hikmet'in sakıncalı görüldüğü yıllarda usta şairin sevenlerini onun yaşam hikâyesini Rus yazar Radi Fiş'in 'Nâzım'ın Çilesi' yapıtından öğrendiler. Bu kitabın ismi yıllar içinde Nâzım'ın hayat hikâyesini özetler bir mahiyete ulaştı. Nâzım için yaşam biraz da çile demekti. Nâzım, yaşamının her döneminde kendi ülkesindeki muktedirlerin tutuklamalar, saldırılar ve iftiralarıyla karşı karşıya kaldı. Ve yersiz yurtsuz bir yazar olarak öldüğünde bedeni kendi topraklarından çok uzaklara gömüldü. Nâzım, genç yaşlarda komünizmi benimsedi ve düşünceleri adına mücadele etmekten hiç çekinmedi. Bu, ona epey pahalıya mal olacaktı. 4 Mart 1925'te Meclis'ten hükümete büyük yetkiler veren Takrir-i Sükûn Kanunu'nu çıktı. Dönemin tüm muhalif dergileri kapatılarak sorumluları tutuklandı.
Bu yasanın çıkmasının ardından Nâzım 1925 Haziran'ında
İzmir'den İstanbul'a ve oradan da Moskova'ya gitti. 1925'ten itibaren şiirleri ve yazıları nedeniyle birçok kere yargılandı. 28 Eylül 1927'de İstanbul'da dağıtılan bildiriler, asılan afişler yüzünden açılan bir davada, yeni kurulduğu saptanan gizli bir komünist partisine üyelik suçlamasıyla, Sovyetler Birliği'nde olan Hikmet gıyaben yargılanıp üç
ay hapse mahkûm edildi.
1938'de orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle
28 yıl dört ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da,
eşi Vera ile Moskova'ya yerleşti. Türkiye dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Havana, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı. Usta şairliğiyle dünya çapıda tanındı.

Ancak memleket hasreti hiç bitmedi. Aradan yıllar geçti, Nâzım'ın şiirleri milliyetçi parti liderlerinden büyük işadamlarına kadar birçok kesim figür tarafından okundu, şairliği iktidar partileri tarafından bile kabul gördü. Ama yine de devlet Nâzım'a olan tavrını değiştirmedi ve Anadolu'da bir köy mezarlığını ve bir çınar ağacını ona fazla gördü...
(Kültür Sanat)

 

Lokmacı Kapısı TSK kontrolündedir

07/01/2007 RADIKAL

ANKARA - Kıbrıs'la ilgili yeni açılım kapsamında bir adım daha atmak isteyen AKP hükümeti ve KKTC yönetimi, Genelkurmay'a takıldı. Lefkoşa'da bulunan Lokmacı Kapısı üzerindeki üstgeçidi kaldırarak kapıyı açmayı planlayan hükümetin görüş sorduğu Genelkurmay, "Lokmacı kapısı TSK'nın kontrolündedir" yanıtını verdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Lokmacı Kapısı üzerindeki üstgeçidi kaldırmak için Türk hükümetinin desteğini istedi. Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, bölünmüş başkent Lefkoşa'da kurulmuş ilk barikat niteliğindeki Ledra Sokağı'nda bulunan Lokmacı Barikatı'ndaki üstgeçidi yıkma kararına itiraz edip, Talat'a Genelkurmay'ın olumlu görüşüne ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Bunun üzerine önceki gün Ankara'ya gelen Talat, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'la görüşmüştü. Talat'ın görüşme sonrasında "Üstgeçidin kaldırılması kararı bizim açımızdan geçerlidir" demesi de Büyükanıt'ın Talat'a yeşil ışık yaktığı şeklinde yorumlanmıştı.

'Haberler gerçeği yansıtmıyor'
Konuyla ilgili dünkü haber ve yorumlarda Genelkurmay'la KKTC yönetimi arasında kapı krizi yaşandığı belirtilince dün Genelkurmay yazılı açıklama yaptı. Lokmacı Kapısı'nın askeri yasak bölge konumunda ve KKTC Anayasası'nın 10. maddesi gereği TSK'nın kontrolünde olduğu vurgulanan açıklamada, Genelkurmay Başkanlığı'nın konuyla ilgili görüşünün talep üzerine hükümete iletildiği, önceki günkü görüşmelerde de 'ayrıntılı' olarak açıklandığı belirtildi. Genelkurmay açıklamasında, Lokmacı Kapısı'yla ilgili haberlerin basına yanlış yansıdığı veya yansıtıldığı ifadesi dikkati çekti.

Bu yıl sonuç bekliyoruz

ÇALIŞMA GRUPLARI KURULUYOR... KIBRIS' konuşan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs Rum tarafının bugüne kadar AB üzerinden yürüttüğü stratejisinin sona erdiğini belirterek, "2007'den itibaren, yeni bir yol haritasının ortaya çıkmasını bekliyoruz. Bu ay içinde, ilk kez teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasını bekliyoruz... Bu çerçevede çalışmalara başlayacağız" dedi

KAPSAMLI MÜZAKERELERE GEÇİLDİKTEN SONRA ÇÖZÜM OLUR... Pertev: Benim görüşüme göre, kapsamlı müzakerelere geçtikten sonra, hiçbir taraf, orada redçi taraf olmak istemeyecek ve konu bir çözümle sonuçlanacak. Onun için, Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı müzkerelerden kaçmasını ve uzak durmasını bekliyorum. Rumlara sesleniyorum; "Hodri meydan, gelin 2007'de, Kıbrıs sorununu çözelim, 2008'de de Birleşik Kıbrıs'ın seçimlerini yapalım..."

HER GEÇEN GÜN ÇÖZÜM ZORLAŞACAKTIR... "Rum tarafı, çözümü herhangi bir zaman yaparız diye düşünmemelidir. Her geçen gün, çözüm daha da zorlaşacaktır. Geçmişi temzilemek, iki tarafı birbirine yakınlaştırmak, daha zor olacak. Onun için, şu anda ortada çok önemli bir fırsat var, bunu 2010'lara devretmemeliyiz..."

Aysu Basri AKTER

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, 2006 yılı içinde çeşitli görüşmeler yaptıkları Tasos Connis ile yeni yılda çalışmalarının seyrinin daha verimli ve sonuç alıcı olacağına inandığını söyledi.

KIBRIS Gazetesi için Aysu Basri Akter'in sorularını yanıtlayan Pertev, Kıbrıs Rum tarafının bugüne kadar AB üzerinden yürüttüğü stratejisinin sona erdiğini, 2007'den itibaren, yeni bir yol haritasının ortaya çıkmasını beklediğini ifade ederek, bu ay içinde, ilk kez teknik komitelerin ve çalışma gruplarının oluşturulmasını beklediğinin altını çizdi.

2007 ve 2008 yılları içinde, Türkiye ve Güney Kıbrıs'ta gerçekleşecek seçimlerin, Kıbrıs sorunu sürecine olumsuz etkisi olmayacağını düşündüğünü söyleyen Pertev, Rum tarafının, şimdiden seçimlere odaklandığını gördüğünü ve bu yüzden de bütün enerjisini, teknik komiteler ve hazırlık süreci üzerinde yoğunlaştırarak, kapsamlı müzakerelerin başlamasını engelleyeceğini düşündüğünü söyledi.

Pertev, "Muhtemelen Rumlar, nisan gibi ayak sürümeye başlayacaklardır" diyerek, hazırlık aşamasına yoğunlaşıp, müzakereden kaçmanın yeni dönemde Rum tarafının yeni stratejisini oluşturacağını belirtti.

"Esas konu, müzakere sürecinin başlamasıdır" diyen Pertev, kapsamlı müzakerelerin başlamasının ardından, tarafların bir çözümden kaçamayacaklarını, bildiklerini kaydetti.

Pertev, sorulara şu cevapları verdi:

KIBRIS: Kuzey Kıbrıs'ın kendine özgü şartları altında politikacı olmayan bir kimliğe daha yakın görünüyorsunuz. Uzun yıllar da yurt dışında yaşadınız. Kıbrıs'ta çalışmak zor mu size göre?

R. PERTEV: Kıbrıs'ta kısa bir dönem içinde bakanlık yaptım. Şimdi, dönüp baktığımda vicdanım rahat bir şekilde, "daha fazlasını yapabilir miydim" diye düşündüğümde, yapamayacağımı görüyorum. Gayretlerimin hepsini verdim. "Belki falanıncı gün, falanıncı konuda, biraz daha fazla gayret gösterebilir miydim" diye düşünmedim. Onun için, bakanlığım dönemi konusunda, vicdanım rahat. Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı olduktan sonra da kimseye kolay kolay nasip olmayan birşey oldu ve iki taraf arasındaki görüşmeleri yürüten kişi oldum. Bu, zor bir görev aslında. Son birbuçuk yıl içinde, belki 50-60 kez Connis ile görüştük. 50-60 kez yoğun ve çetrefilli toplantılar gerçekleştirdik. Bir yerde, insanın kendi tarafını temsilen böyle görüşmelerde bulunması, kolay birşey değil. Bu kutsal da bir görev. Ve bir tecrübe oldu bana. Kıbrıs konusunu ayrıntıları ile öğrenmeme yardımcı oldu.

KIBRIS: Böyle bir çizgi kurgulamış mıydınız politikada kendinize, Kıbrıs'a dönerken?

R.PERTEV: 1974'de savaştan ve göçmenliğimizden beri, Kıbrıs içimde bir uhde olarak kaldı. Ve yurtdışında olduğum zamanlarda hep Kıbrıs ile yatıp kalktım.

KIBRIS: Ne zaman ayrıldınız Kıbrıs'tan?

R.PERTEV: 1976'da ayrıldım ben Kıbrıs'tan. Ve 2004'ün Ocak ayında, geri dönüş yaptım. Hatta, 1976'dan 2000 yılında, Türkiye'ye geri döndüğüm tarihe kadar, Türkçe'nin konuşulmadığı yerlerde yaşadım. O süreç içerisinde, Kıbrıs'ta değildim. Ama uzak yaşayan çoğu insan gibi ben de Kıbrıs özlemi ile yatıp kalktım. Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması, bütün Kıbrıslılar gibi, içimde bir uhde olarak kaldı ve "birşeyler yapabilir miyim" diye, hergün kendime sordum. Onun için geri dönme hedefim zaten vardı. Geri döndüğümde de "benim de bir katkım olabilir mi" diye de düşünüyordum. Tabii ki, insanın, bu çetrefillli süreç içinde nerede olacağını biraz da kader belirliyor. Önemli olan, insanın nerede olduğu değil. Çünkü, bu herkesin kaderidir, hepimiz nerede olursak olalım, o görevlerde vicdanımız rahat olarak, o görevi yapalım ve ayrıldığımız gün, yine vicdanımız rahat olarak, arkamızda hoş bir seda bırakalım. Kıbrıs gelişiyor, Kuzey Kıbrıs da gelişiyor, güçleniyor ve ben ilerisi için ümitsiz değilim.

KIBRIS: Görüşmeler nasıl gidiyor? Tasos Connis ile sıcak bir diyalog oluşturabildiniz mi?

R.PERTEV: Sayın Connis ile konu müzakereye ve tartışmaya geldiğinde, epeyce zorlu bir tartışma süreci yaşadık. Kolay olmadı. Ama Sn Connis ile aramızda bir arkadaşlığımız da var. Çünkü, bir kişi ile oturup, bu kadar saat geçirdikten sonra, elbette daha değişik oluyor, ilişkiniz. İnsanlar, bazen birbirleri ile iyi anlaşırlar, ya da birbirlerinden tamamıyle nefret ederler. Bizim, Sn Connis ile aramızda, o yönden bir arkadaşlık oldu. Ama arkadaşlık ile çözülmüyor bu mesele. Çünkü o kendi tarafının talepleri ve talimatları ile geliyor, ben kendi tarafımın talepleri ve talimatları ile gidiyorum. Yani, bir tek arkadaşlık ile çözülmüyor ama, arkadaşlık da olmazsa ve dahası, o iki kişi arasında, gerçek bir düşmanlık varsa, işler daha da zorlaşır.

KIBRIS: Bu görüşmelerde ne konuşulup, ne çözüldüğü, ne çözülemediği ayrıntılı olarak bilinmiyor. Bu güne kadar hep basından uzak yaşandı, konuşulanlar. Herhangibir gelişme yaşandı mı görüşmeler neticesinde?

R.PERTEV: Biliyorsunuz, bu yılın başında, iki taraf arasında bir temas yoktu. Öyle bir temas isteniyordu ve bu temas böyle başladı. Bir yıl süren bu sürecin sonuna dönüp baktığımda, "memnun muyum, daha ileri gidebilir miydik" diye sorduğumda, "Evet daha ileri gidebilirdik" diyorum. Ama elimizden geleni yaptık yine de olmadı. Bu süreç, iki temelde ortaya çıktı. Birincisi, 8 Temmuz anlaşmasıdır, ki, böyle bir anlaşmanın olması, önemli bir adımdır. Hiçbirşeyin olmaması daha zor, çünkü. İkincisi de Gambari mektubudur. Bu iki adım, 2006'ya imzasını attı. 2006 içinde herzaman birşeyler ortaya çıksın da biraz daha şeffaf, biraz daha iyi bir şekilde herşeyi paylaşalım diye düşünüldü. Özellikle ilk zamanlar gizlilik, Kıbrıs Rum tarafının isteği idi. Onların, "bu görüşmeler gizli kalsın" diye bir talepleri vardı ama ondan daha önemlisi, aynı zamanda hem görüşme yapıp, hem basına oynarsak, o zaman görüşmeler zedelenebilir görüşüydü, gizlilik kousunda sebep olan. Ama zaten ondan sonra basına yansıyan o kadar çok şey oldu ki, görüşmeleri bir yerde etkiledi ve ileri gitmesini engelledi.

KIBRIS: 2007 daha farklı bir yıl olur mu, görüşmeler açısından?

R.PERTEV: Evet. Benim görüşüme göre, 2007 daha değişik bir yıl olacak. Çünkü 2004 Nisanı'ndan itibaren, Kıbrıs Rum tarafı, bütün stratejisini, yeni bir paradigma üzerine oturttu. 2004 Mayıs'ından itibaren, Kıbrıs Rum tarafı, AB'nin bir parçası olacaktı, yani, gücüne güç eklemiş, uluslararası tanınmışlığını artırmış olacaktı. O yüzden, Papadopulos, "AB üyeliği gibi güzel bir fırsat elime geçiyorken, referandumda neden evet diyeyim" diye yeni bir strateji çizdi. "Bekleyelim, bu yeni gücümüzü de tadalım, ondan sonra, istersek, birgün anlaşmayı yaparız diye bir tavır aldı. Üstüne üstlük, "Türkiye'nin de bir müzakere süreci başlıyor. O müzakere süreci içinde, biz Türkiye'ye baskı uygulayacağız ve bir şekilde, Kıbrıs Türk tarafı ile de o kadar kolay muhatab olmayacağız. Türkiye'yi muhatab alarak, yeni bir güç dengesi yaratacağız, Kıbrıs için", planıydı bu. Ve bu yolda biz 2 buçuk yıl harcadık. Bu 2 buçuk yıl içinde, Türkiye'nin üzerine gidildi AB içinde, bizim üzerimize gelindi. Ve bir yerde, Kıbrıs Rum tarafı, AB üyeliğini yanlış kullanmış oldu ve suistimal etti.

KIBRIS: Farkında mı size göre AB, böyle bir stratejinin parçası olduğunun?

R.PERTEV: Farkında. Çünkü bir yerde, Rum tarafı, son kozunu bugüne kadar oynadı. Bütün kredilerini harcadı. Evet, Türkiye'nin bu kadar çapteri askıya alındı, bunun üzerinde zafer çığlığı atabilirler ama bu önemli değil. Önemli olan, AB'nde tamamen kredilerini yitirmiş olmalarıdır. Artık herkes, Kıbrıslı Rumlar'ın bu stratejisinden bıkıp usanmıştır.

KIBRIS: AB bu usanmışlığı nasıl yaptırım olarak kullanabilir? Sonuçta, Kıbrıs Cumhuriyeti AB'nin bir üyesi ve üyelerinin hukuki hak ve gereksinimlerine özen göstermekle yükümlü AB.

R.PERTEV: Biz, AB'nin referandumdan sonra, Kıbrıs Rum tarafı üzerinde, belirli bir baskı uygulayacağını ve onları barış yoluna itekleyeceğini düşünüyorduk. Bu olmadı. Bu yanlış bir hedefti. Ve AB bunu yapmamakla kalmadı, hatta biraz da Kıbrıs Rum tarafının sözcüsü haline geldi, karar alma mekanizması içinde. Ama şimdi, yeni bir dönemece girdik. Şimdi, AB Rumlar üzerinde baskı uygulayacak konusunu unutun. O bitti. Ama, yeni dönemde artık Arupa, Kıbrıslı Rumların şikayetlerine ve taleplerine doymuş bir bıkkınlık noktasındadır. Ve artık, Kıbrıs Rum tarafı, Avrupayı iterek, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'nin haricinde yeni kararlar çıkaramayacak. O konu kapanmıştır. Şu noktada belki bu durumu, tam olarak idrak edemeyebiliriz, hatta eminim, onlar da idrak edemiyordur. Ama, yeni bir dönemeçteyiz. Dün, AB onlar için bir avantajdı ama, sanırım 2007'den itibaren, eskisi gibi bir avantaj olmayacak. Çünkü, bütün kredilerini kullanıp, yapabilecekleri herşeyi yaptılar. Onun için, 2007'de Kıbrıs Rum tarafının, yeni bir strateji, yeni bir yol haritası çizmesini bekleyeceğiz.

KIBRIS: Bu yeni yol haritası, Kıbrıs Türk tarafının daha fazla mı işine gelecek?

R.PERTEV: Bekleyip göreceğiz. Bir şekilde, BM süreci, 2006'da başlayamadı. Sadece, nasıl başlayacağını, teknik komiteleri, çalışma gruplarını konuştuk. Birşey olmadı, birşey başlatamadık. 2007 yılında, bu komiteler ve çalışma gruplarının başlamasını bekliyorum. Ve iki taraf arasında, daha çok temas olmasını umuyorum.

KIBRIS: Bu yönde bir irade gördünüz mü, ya da bir anlaşmaya vardınız mı aranızda?

R.PERTEV: Henüz bir anlaşmaya varmış değiliz. Vardıktan sonra, çıkıp bunun açıklamasını yapacağız. Mesela 8 Temmuz Anlaşması, Gambari Mektubu, karşılıklı gösterilen bu iradenin bazı göstergeleriydi. Artık, bunların fiili olarak başlaması da son göstergesi olacak. Ben 2007'de bu çalışmaların başlayacağına inanıyorum.

KIBRIS: Connis ile görüşmelerde kişisel zorluk yaşıyor musunuz? "Daha farklı bir kişi olsaydı, daha farklı olurdu" diye, düşünür müsünüz, mesela?

R.PERTEV: Hayır. Bir yerde Sayın Connis, Papadopulos'un, ben de Sn Talat'ın temsilcisi olarak, orada bulunuyoruz. Orada, söz konusu olan kendi irademiz değildir. Temsil ettiğimiz tarafların ve liderlerin iradesidir, söz konusu olan. Tabii ki, Sn Connis ile iyi bir arkadaş olmamız işimizi kolaylaştırıyor ama, somut bir sonuç almak, bambaşka bir konudur. Biliyorsunuz, Denktaş ile Klerides de çok iyi iki arkadaştı. Zaten, iyi arkadaş olmadan, böyle uzun, çetrefilli süreçleri geçirmek, kolay olmuyor. Yani, birbirinize bağırıp çağırıyorsunuz, bir noktada, birinizin, ya da ötekinizin, alttan alıp, şakalaşması, ortamı yumuşatması gerekiyor.

KIBRIS: Çok gergin mi görüşmeleriniz?

R.PERTEV: Bazen gergin oluyor. Ama önemli olan, o görüşmelerden somut sonuçlar elde etmektir. Taraflar, buna hazır değilse, orada olan görüşmeci arkadaşların becerisi, ancak belirli bir noktaya kadar getirebilir durumu. Ama tarafların işi istemesi gerekir. Benim algıladığım, 2007 yılının bilhassa, ilk ayı içinde gelişmeler göreceğiz. Büyük bir ihtimalle, ilk defa olarak, teknik komiteleri ve çalışma gruplarını kuracağız ve çalışmalara başlayacağız. Çünkü, bu görüşmelerin, şimdiye kadar biliyorsunuz, 1 Mayıs 2004'den itibaren, iki taraf arasındaki temaslar, sadece çoğunlukla benim ve Connis arasında, 3 defa da liderler arasında oldu. Onun dışında, görüşmeler olmadı. Tabii, Kayıp Şahıslar Komitesi'ni, bir tarafa koyuyorum. Biliyorsunuz, Annan Planı döneminde, yüzlerce kişi, bu görüşme sürecinin içindeydi ve bu temaslarda bulunuyordu. Bu da ortamı yumuşatıcı, sürtüşmeyi, iki tarafın birbiriyle çatışmalı atmosferini yumuşatacak, daha iyi bir ortam getirebilecek bir durumdur. Ama bizim istediğimiz, bir an evvel, hazırlık sürecinin gereğini yapıp, kapsamlı müzakerelere geçebilmek. Benim görüşüme göre, kapsamlı müzakerelere geçtikten sonra, hiçbir taraf, orada redçi taraf olmak istemeyecek ve konu bir çözümle sonuçlanacak. Onun için, Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı müzkerelerden kaçmasını ve uzak durmasını bekliyorum.

KIBRIS: Seçim sürecinin etkisi olacak mı size göre?

R.PERTEV: Kıbrıs Rum tarafı için Türkiye'deki seçimler çok önemli. Tükiye'deki Cumhurbaşkanlığı seçiminin Kıbrıs'a ne etkisi olabilir ki?

KIBRIS: Sizce hiç olmaz mı?

R.PERTEV: Bence olmaz. Çünkü, bir şekilde, Türkiye'deki seçim süreci, tamam devam ediyor ama, Kıbrıs'ta olabilecek bir çözüm, bölge için, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Rum ve Türk tarafı için hayırlı birşeydir. Hayırlı birşeye niye bir seçim, olumsuz bir etken olsun? Hatta, belki olumlu bir etken olur. Kıbrıs sorununun çözümlenmesi, bu bölgenin devir atlaması, yeni bir çağa girmesi demek olacaktır. Şu anda, Rum tarafı, Türkiye'deki seçimleri bir bahane olarak gösteriyor. "Yılın ikinci yarısında, Türkiye'de seçim olacak, onun için, bu görüşme süreci olumsuz olarak etkilenecektir" diyorlar. Ondan sonra da 2008'deki kendi seçimlerine odaklanıyorlar. Aslında, esas sorun, kendi seçimleri. Ve 2007 ylı içinde, kendi seçimleri daha fazla ön planda olacak. Çünkü, Cumhurbaşkanlığı seçimleri bir numaralı gündem maddesidir.

KIBRIS: Rum tarafındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucu, yeni birşey getirmeyecek, büyük ihtimalle de Papadopulos yeniden Cumhurbaşkanı olacak deniliyor.

R.PERTEV: Bunun garantisi olmadığı için odaklanılacak seçimlere.

KIBRIS: Papadopulos değil de örneğin, Hristofyas Cumhurbaşkanı olsa, süreç değişir mi size göre?

R.PERTEV: Ben, Papadopluos ile Hiristofyas arasında, bir politka değişikliği olacağını zannetmiyorum. Yani, benim Hirstofyas'ın ağzından duyduğum, değişik bir Kıbrıs politikası yok. Hatta, Papadopulos'un Kıbrıs politikasını destekliyor. Ama, bu konuyu bir kenara bırakalım. 2008'de yapılacak olan seçimler, bir bahane olarak kullanılıyor. Hatta, Hristofyas "2007 ve 2008, boş yıllar olacak, çünkü, ikisi de seçim yıldır" diyor. Neden seçim yılı olsun? Düşünün ki, 2007'nin başında, Gambari Mektubu çerçevesinde, hazırlıkları yaptık ve 1 Nisan 2007'den itibaren de kapsamlı müzakerelere başladık. O zaman, 2007'nin sonuna kadar, Kıbrıs sorununu, niyet olduktan sonra, çözebiliriz. O zaman da 2008'de, Kıbrıs Rum seçimleri diye birşey olmaz. Birleşik Kıbrıs'ı kurma seçimleri olur. Niye Rum seçimleri ile bağlı kalalım. Hodri meydan, gelin 2007'de, Kıbrıs sorununu çözelim, 2008'de de Birleşik Kıbrıs'ın seçimlerini yapalım. Sanırım, 2007'nin Nisan ayından itibaren, Kıbrıs Rum tarafının niyetini biraz daha iyi anlayacağız. Eğer Rum tarafı, kapsamlı müzkerelere geçmek ister ve o yönde niyet gösterirse, hazırlık süreci de güzel bir hazırlık süreci olur. O zaman, Kıbrıs Rum tarafı, çözüme niyetleniyor, ya da niyetlenmiyor diye, çok iyi bir şekilde algılayacağız. Büyük bir ihtimalle, hazırlığa biraz yatırım yapıp, Nisan gibi, ayak sürümeye başlayacaklar diye düşünüyorum. Ondan sonra da artık, yok Türkiye'de seçimler oluyor, yok, bizde seçimler oluyor diye, süreci engelleyecekler. Ama bütün bunlar, yeni bir Rum siyasi stratejisi içinde olacak ve bu yeni stratejinin neler olacağını, ileriki günlerde göreceğiz. Ama eskisi gibi AB'ne yönelik bir siyasetten çıkmış olacaklar.Çünkü, orada yapabileceklerini yaptılar.

KIBRIS: Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununda ne kadar baş aktör olduğu sürekli sorgulanıyor. Geçmişte, özellikle Kıbrıs sorununda Sn Denktaş'ın rolü belirleyici olurken, yaşanan gelişmeler sonrasında, Türkiye, kendi AB sürecinde konuyu kendi eksenine aldı, Sn Talat, Sn Denktaş kadar aktif bir rol üstlenemedi yorumları, özellikle son zamanlarda dile getiriliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

R.PERTEV: Şimdi gerçeklere bakmak lazım. Ortada bir Kıbrıs sorunu varsa, başrolü paylaşmak zorundayız. Paylaşılan başrol de Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler arasındadır. Öteki aktörler de var. Ama başrol, hiçbir zaman Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar dışında birinin olamıyor. Kıbrıs hakkında herhangi bir karar olacaksa, kim bu ayrıntıyı o kadar umursar. Ya da bu ayrıntıyı kim bizim kadar önemser.

KIBRIS: Türkiye'yi nasıl bir belirleyicilik çizgisine oturtursunuz siz, Kıbrıs sorunu konusunda?

R.PERTEV: Kıbrıs sorununda esas belirleyici olan, Kıbrıs Türkü'dür. Türkiye, bir yerde kardeş bir ülkedir. Kıbrıs Türkü'ne çok önemli destek veren, en önemli destekçilerimizden biridir. Ama yine de Kıbrıs konusunda atılan adımların belirleyicisi, Kıbrıs Türkü'dür. Yani, bu konuda bunun esas merkezi, Türkiye'dir diye bir şey söz konusu olamaz. Şimdi, ayrı bir oyun oynanmaktadır. Bu oyun nedir? Kıbrıs Rum tarafının esas stratejisi, "ben, Kıbrıs Türk tarafını muhatap almayacağım. Zaten, Türkiye AB üyesi olduğumdan dolayı, beni muhatap almak zorunda. Ben Türkiye'yi kendime muhatap aldırtacağım, Kıbrıslı Türklerle de konuşmayacağım" şeklinde oldu. Bu eski strateji içinde, Rum tarafı demiştir ki, başrol oyuncusu, Kıbrıslı Türkler değil, başrol oyuncusu Türkiye'dir. Biz de diyoruz ki, "istediğin kadar buyur Türkiye ile konuş ama, Türkiye ile konuşmaya devam ettiğin sürece, Kıbrıs sorunu hiçbir zaman çözümlenmeyecektir. Çünkü Kıbrıs sorunun esas muhatabı, bizleriz". Bu yorumlar, biraz da Kıbrıs Rum tarafının iteklediği propagandanın bir parçasıdır. Biz, Avrupa ülkesinde, Avrupa topraklarında yaşayan, ama hiçbir hakkı olmayan Avrupalılarız, aslında Kıbrılsı Türkler olarak. Şimdi, AB kendi içinde böyle bir grup insanın, bu şartlar altında yaşamasına, ne kadar tahammül edebilir? Belki de belli bir noktada, Avrupa, bunu kabullenecek ve böyle bir anomaliyle yaşayabileceğini, kabul edecektir ve o zaman da bu bizim aleyhimize olacaktır diye düşündüğüm anlar da olmuştur. Ama şimdiki düşüncem çok farklı. Yani, AB Rumlar karşısında bıkkınlık durumuna gelmişse, Kıbrıslı Türklerin de bu kadar anormal şartlar altında olup, Avrupa içinde hiçbir hakkı olmadan yaşamasına artık tahammül etmemeye başladı. Bu da belli bir noktada, bıkkınlık noktasına gelecek. Bundan dolayı da Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda atılması öngörülen adımlar, bunun bir işaretidir. Bir noktada, bizim AB'ne verecek birşeyimiz yoktur, eğer bu topraklar, Avrupa toprakları ise ve biz, Avrupalıysak, Avrupa, bu anomaliyi düzletmek zorunda. Biz de haklarımız istemeye devam ettikçe, bunu verecektir.

KIBRIS: Verecek mi size göre?

R.PERTEV: AB'nin orta ve uzun dönemli iki seçeneği vardır. Ya "evet siz Avrupa toprakları üzerinde yaşayan, Avrupalılarsınız" derler ve o hakları, ya da o haklara en yakın olanını verirler, ya da, "malsef siz, Avrupalı değilsiniz orası da Avrupa toprağı değil" derler ve bu anomaliyi ortadan kaldırırlar. Bu ikisi dışında, başka bir seçenek yoktur. Kıbrıs Türk tarafı, AB'ie olan inancını, seçimlerde, referandumda gösterdi. Şu anda top, Avrupa Birliği'nde ve AB, bunu kendi içinde halletmek durumunda.

KIBRIS: Özellikle referandum sonrasında iki toplum arasındaki ilişkilerin giderek gerginleştiğini görüyoruz. Bu konuda yapılabilecekler var mı sizin ajandanızda?

R.PERTEV: Bu 2004 Mayısından itibaren başlayan, Rum stratejisi ile ilgili. Biliyorsunuz, iki yıla yakın bir süre, bizimle hiç konuşulmadı. Liderler, 2006'da biraraya geldi. Bir BM sürecinin tekrar başlamasını, Kıbrıs sorunun çözümlenmek üzere, tekrar gündeme gelmesini Rum tarafı istemedi. Çünkü, esas strateji, bu savaşı, AB üzerinden kazanmaktı. Şimdi, bu savaşın sonunda, bütün kredilerini harcadılar. Bunun faturası ise, iki toplumun arasındaki gerginliğin artması ve barışa olan coşkunun yitirilmesi oldu. Şimdi, bu yeni süreçte, Kıbrıs Rum tarafı, bir lider üzerinde yeniden karar verecek. Kim seçilecekse, kişiler de değişkendirler siyasette, o kişiler de hangi politikaları izleyeceklerine karar vercekler. Eğer, Kıbrıs Rum tarafı, aynı politikaları izlemek istiyorsa, o zaman, bir sonraki çözüm, epeyce ertelenmiş olur. O zaman, 2010'larda bir çözüm tarihini konuşuyor oluruz. Aslında, Rum tarafının önüne, iyi bir fırsat geçti, çözüm isteyen bir taraf oldu Kıbrıs Türk tarafı. Bu fırsat, hâlâ masada. Ancak, fırsatlar ve zaman orada kalmaz. Fırsatlar yerinde ve zamanında değerlendirilmelidir. Onun için Rum tarafı, çözümü herhangibir zaman yaparız diye düşünmemelidir. Her geçen gün, çözüm daha da zorlaşacaktır. Geçmişi temizlemek, iki tarafı birbirine yakınlaştırmak, daha zor olacak. Onun için, şu anda ortada çok önemli bir fırsat var, bunu 2010'lara devretmemeliyiz.

KIBRIS 07/01/07

 

Yetki bizdedir

TALAT'A AYRINTILI OLARAK ANLATILDI... TC Genelkurmay Başkanlığı, askeri yasak bölge konumunda bulunan ve KKTC Anayasası'nın geçici 10'uncu maddesi gereği Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) kontrolünde olan Lokmacı Kapısı'na ilişkin Genelkurmay Başkanlığı'nın görüşlerinin daha önce hükümet yetkililerine iletildiğini, önceki gün de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a ayrıntılı olarak açıklandığını bildirdi

BASINA YANLIŞ YANSIDI VEYA YANSITILDI... Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, 5 Ocak 2007 tarihinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile beraber TC Genelkurmay Başkanlığı'nı ziyaret ettiği belirtilerek, ziyaret sonrasında, basın ve yayın organlarında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde halen kapalı bulunan Lokmacı Kapısı ile ilgili haber ve yorumların yer aldığı kaydedildi. Açıklamada, "6 Ocak 2007 tarihli basın ve yayın organlarında konuya ilişkin yer alan haberler basına yanlış yansımış veya yansıtılmıştır" denildi

TC Genelkurmay Başkanlığı, askeri yasak bölge konumunda bulunan ve KKTC Anayasasının geçici 10'uncu maddesi gereği Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) kontrolünde olan Lokmacı Kapısı'na ilişkin Genelkurmay Başkanlığı'nın görüşlerinin daha önce hükümet yetkililerine iletildiğini, önceki gün de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a ayrıntılı olarak açıklandığını bildirdi.

Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, 5 Ocak 2007 tarihinde (önceki gün) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile beraber TC Genelkurmay Başkanlığı'nı ziyaret ettiği belirtilerek, ziyaret sonrasında, basın ve yayın organlarında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde halen kapalı bulunan Lokmacı Kapısı ile ilgili haber ve yorumların yer aldığı kaydedildi.

Askeri yasak bölge konumunda bulunan ve KKTC Anayasası'nın geçici 10'uncu maddesi gereği Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kontrolünde olan Lokmacı Kapısı'na ilişkin Genelkurmay Başkanlığı'nın görüşlerinin daha önce, talepleri üzerine Hükümet yetkililerine iletildiği bildirilen açıklamada, şöyle denildi:

"Hükümet yetkililerine iletilen bu görüşler, 5 Ocak 2007 tarihinde 09.30-11.20 saatleri arasında gerçekleşen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Genelkurmay Başkanlığı ziyareti sırasında kendisine ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

6 Ocak 2007 tarihli basın ve yayın organlarında konuya ilişkin yer alan haberler basına yanlış yansımış veya yansıtılmıştır."

KIBRIS 07/01/07

 

Bulutoğluları: Lokmacı'yı iki belediyeye bırakın

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Cemal Bulutoğluları, önceki gün Rum devlet televizyonu PIK ve Kıbrıs Genç TV'ye açıklamalarda bulundu.Özellikle son günlerin gündem maddesi olan Lokmacı Kapısı ile ilgili görüşlerini aktaran Bulutoğluları, Rum lider Tasos Papadopulos'u da eleştirdi.

Cemal Bulutoğluları, çarşı esnafının gün geçtikçe kötüye gittiğini, Lokmacı kapısının açılması halinde her iki kesimin de ekonomik yönden rahatlayacağını belirterek, kapının açılmasının ileriki aşamada önemli bir referans olacağını, bu konunun politize edilmeyerek iki tarafın belediye başkanlarına zaman verilerek çözülmesi taraftarı olduğunu vurguladı.

Bulutoğluları, olayın her yönü ile incelendikten sonra köprünün kaldırılması taraftarı olduğunu ifade ederek Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru ile konuyu istişare ederek çözmek istediklerini söyledi.

Mavru'nun kendisinden süre istediğini, bu süre sonrasında da kendisi ile şartları konuşacaklarını söyleyen Bulutoğluları, amaçlarının politik olmayan bir şekilde, sessiz sedasız yapılacak toplantılarla, çıkan engelleri yavaş yavaş ortadan kaldırarak sorunu çözmek olduğunu kaydetti.

"Papadopulos'un isteği ile asker yerinden oynamaz"

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un Lokmacı Kapısı ile ilgili belli şartları olduğunun hatırlatılması üzerine Papadopulos'un Lokmacı konusundaki tavrının doğru olmadığını ve bu konularda kendisine Birleşmiş Milletler'i muhatap alması gerektiğini söyledi.

Bulutoğluları, Papadopulos'un gerek sembollerin kalkması gerekse de askersizleştirme ile ilgili olarak KKTC makamlarından isteklerde bulunamayacağını, bu konularla ilgili adresin Birleşmiş Milletler olduğunu belirterek Papadopulos'un isteği ile askerin yerinden oynamayacağının altını çizdi.

Bulutoğluları, Papadopulos'un böyle şartlar sunmaya devam ettiği sürece Kıbrıs konusunun çözümünün zorlaşacağının altını çizerek, Rum liderin daha anlayışlı olmak zorunda olduğunu ve bu topraklarda Kıbrıslı Türklerin de yaşam hakkı olduğunu hatırlamasını istedi.

KIBRIS 07/01/07

 

Talat insists military back Ledra plan
By Simon Bahceli

A CLASH between the Turkish military and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat over the removal of the controversial bridge on Ledra Street appeared to have been averted yesterday after Talat’s office reiterated its intention to demolish the bridge, despite the army’s concerns over security in the area.

“We will remove it very soon. We said that is what we would do, and we will do it,” Talat’s chief advisor Rasit Pertev told the Cyprus Mail yesterday, adding that rumours of disagreement between the Turkish Cypriot leadership and the military were “mere speculation”. He blamed delays over the demolition on extended New Year and Muslim Bayram holidays.

Yesterday, however, three days after the end of festivities, work was yet to begin on the bridge’s removal. A lone Turkish Cypriot policeman at the foot of the controversial structure told the Mail no workmen had been in the area since the beginning of the holidays, and that he had not been informed of any dismantling work planned. In the buffer zone itself, a lone Turkish soldier stood guard in Ermou Street – a sign that the Turkish military was still in the immediate area.

Rumours of a possible “constitutional crisis” over the bridge’s removal were sparked on Friday by an editorial in north Cyprus’ top-selling daily Kibris, which claimed Talat had “argued” late last month with the leader of Turkish forces in Cyprus Hayri Kivrikoglu over his plans to open the crossing in a way that would not be opposed by the Greek Cypriot side.

This involved the removal of the bridge that allows the Turkish military to continue patrols along Ermou Street, which runs parallel to the Green Line. The military, the paper said, had expressed strong opposition to the bridge’s removal and threatened to arrest those who attempted to do so. Talat, the paper said, had reacted by saying he would resign if the military attempted to block his plan.

The rumours’ credibility was boosted by Talat’s sudden departure to Ankara on Friday, where he held a three-hour meeting with hawkish Turkish military Chief-of-Staff Yasar Buyukkanit and Turkish Foreign Minister Abdullah Gul.

However, in statements following the meeting, Talat denied any differences with Buyukkanit. He even denied that the subject of the Ledra Street crossing had arisen during the meeting. Nevertheless, Talat did hint that disagreements were possible, when he said, “Now and then there can be differences of opinion between us and Ankara. However, in the case of the bridge, any suggestion of a disagreement does not reflect the truth.”

As for his possible resignation, Talat said on returning to Cyprus on Friday evening, “Why should I resign? Even if there were differences of opinion, resignation is not a way of resolving them.”

Yesterday, reports in the Turkish press claimed the Turkish military were now looking “favourably” at Talat’s plan to remove the bridge. NTV said the military had deemed the project “suitable”, having been reassured that Talat would not call for the complete demilitarisation of the Green Line areas of Nicosia.

Although Talat may have managed to override military interests this time, it remains unclear whether the crossing will in fact open.

In recent days the Cypriot government has called for a complete demilitarisation of the area – something Talat has reassured the Turkish military will not happen – and the removal of all “provocative symbols” such as flags and border controls as a prerequisite to opening its side of the crossing.

Talat said yesterday, however, that he had no intention of adhering to such demands.

“Our flags and symbols are our property, and the Greek Cypriots have no right to comment on them. If we put police and customs boxes in our area, that’s our business.”

Asked whether such an approach would not preclude Greek Cypriot co-operation in opening the crossing he said, “I’m not sure because I know the Greek Cypriot government has no intention of seeing this crossing open.”

 Cyprus Mail 07/01/2007

 

 

Rum liderden Lokmacı koşulları

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, öne sürdükleri koşulların yerine getirilmesi durumunda, Lokmacı Barikatı’nda iki kesimi ayıran duvarı 24 saat içerisinde yıkmaya hazır olduklarını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 07:39 TSİ 08 Ocak 2007 Pazartesi

LEFKOŞA - Rum basınına göre Papadopulos, Lokmacı Barikatı’nın Türk kesiminde inşa edilen yaya köprüsünün yıkılmasının, geçişin açılması için bir adım olduğunu ifade etti. Ancak Papadopulos, kapının açılması için bölgedeki askerin çekilmesi, mayınların temizlenmesi ve her iki taraftaki tehlikeli binaların tamirini önkoşul olarak sıraladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cuma günü Ankara’da Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmelerde Lokmacı Barikatı’yla ilgili görüş alışverişinde bulunmuştu.

Türk tarafının inşa ettiği köprünün kaldırılacağını söyleyen Talat, bölgenin askersizleştirilmesi ya da bayrak gibi sembollerin kaldırılmasının ise gündemde olmadığını kaydetmişti.

Lokmacı Barikatı’nda geçiş kapısı açılması bizim açımızdan sorun değil diyen Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ise bu konudaki adımların eşzamanlı atılması gerektiğini ifade etmişti.

 

Kıbrıs’ta dinlerarası diyalog ziyareti

KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, bugün Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos’u ziyaret edecek.

 

AA

Güncelleme: 07:04 TSİ 08 Ocak 2007 Pazartesi

LEFKOŞA - KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, II. Hrisostomos ile güney Lefkoşa’daki Başpiskoposluk binasında bir araya gelecek. Yönlüer ile II. Hrisostomos görüşme sonrasında, Larnaka’daki Hala Sultan Tekkesi’ni de ziyaret edecekler. Rum Başpiskoposu Hrisostomos da, mukabele olarak 22 Ocak Pazartesi günü Din İşleri Başkanı Yönlüer’i makamında ziyaret edecek. İkili St.Barnabas Manastırı’nı ve Dipkarpaz’daki Apostolos Andreas Manastırı’nı da ziyaret edecek.

Türk-Rum dini liderler buluşması iptal


8 Ocak, 2007 10:10:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafının dini liderleri arasında bugün yapılması planlanan toplantı iptal edildi.

İptal gerekçesi, Rum Başpiskopos'un görüşme sırasında KKTC'deki kiliselerinin tamamının açılmasını gündeme getireceği yönündeki açıklaması.
 
KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2’nci Hrisostomos'u bugün makamında ziyaret edecekti. Hrisostomos, görüşmede, "asıl düşmanın Kıbrıslı Türkler değil Ankara" olduğunu Yönlüer'e aktaracağını belirtmişti.

Hrisostomos'un da 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerek, Yönlüer'e iade-i ziyarette bulunacağı açıklanmıştı.
 
"Kiliselerimizi geri isteyeceğiz"
 
Hrisostomos, KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'le yapacağı görüşmeyle ilgili olarak, "Olumlu geçmesini umuyoruz" ifadesini kullanarak, "Kiliselerimizi geri isteyeceğiz" demişti.
 
Hrisostomos, Rum Mahi gazetesine yaptığı açıklamada, "Biz açık yürekliyiz, yapabileceğimiz her şeyi yapacağız. Elbette yağmalanan mabetlerimizi, mezarlıklarımızı isteyeceğiz. Bakımlarını ve onarımlarını yapmamıza, oraya gitmemize izin vermelerini isteyeceğiz" ifadesini kullandı.
 
“Annan Planı’nı reddediyoruz”
 
"Rum halkının 1955-1959'lardaki kurtuluş mücadelesinde birbirine kenetlendiğini, her şeyini hatta hayatını bile feda ettiğini; EOKA'cıları saklamayı ve onlara yiyecek vermeyi, hatta İngilizler tarafından tutuklanıp darp edilmeyi şeref saydığını" anlatan 2’nci Hrisostomos, "o dönemi özlemle andığını" söyledi.
 
Hrisostomos, Rum siyasilerin 2007'de Kıbrıs konusundaki beklentilerine ilişkin Rum Kilisesi'nin tavrıyla ilgili soru üzerine "Biz Annan Planı’nı reddediyoruz. Annan Planı’nı tartışmayı, görüşmeyi bile kabul etmiyoruz” dedi.

“Ankara iki devlet istiyor”
 
Üniter bir devlette ısrar etmeleri gerektiğini savunan Rum Başpiskoposu Hrisostomos, "Görüyorum ki Ankara iki devlet istiyor. Bunun geçerli olamayacağını anlamıyor. Çünkü Kıbrıslı Rumlar, hatta diyebilirim ki Kıbrıslı Türkler de iki devlet istemiyor. Ankara, bunu Avrupa'nın da istemediğini anlamalıdır. Kıbrıs'ı üniter kabul ediyor. BM de iki devlet istemiyor, bugün yegane süper güç olan Amerika bile iki devlet istemiyor. Ancak bütün bunların Türkiye'ye bu konuyu açıkça söylememelerine hayret ediyorum” diye konuştu.
 
"Yerleşikler ve askerler terk etsin"
 
Hrisostomos, 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerken, sınır kapısında herhangi bir kontrolü kabul etmeyeceğini de ifade ederek, "Arabamın duraklamadan geçmesine izin verilmeli" dedi.
 
Hrisostomos “Kilise'nin net şekilde bilinmesini istediği şey, 'yerleşikler' ve Türk askerlerinin mümkün olan en kısa zamanda vatanımızı terk etmesi gerektiğidir” şeklinde konuştu.
 
Papadopulos'un şartları
 
Öte yandan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "vatandaşların güvenli geçiş yapabilmesi için gerekli olan ön koşulların yerine getirilmesi durumunda, Ledra Caddesi barikatında (Lokmacı barikatı) bulunan duvarı 24 saat içerisinde yıkmaya hazır olduklarını" söyledi.
 
Rum tarafının, söz konusu geçişin açılması için ön koşullarını Aralık 2005'te yazılı olarak sunduğunu kaydeden Papadopulos, bu ön koşulları, "bölgedeki askerin çekilmesi, mayınların ve tehlikeli maddelerin temizlenmesi, her iki taraftaki tehlikeli binaların tamiri" olarak sıraladı.

 

Lokmacı Köprüsü için karar günü


8 Ocak, 2007 09:26:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Genelkurmay Başkanlığı arasında krize neden olan Lokmacı Köprüsü'nün yıkılıp yıkılmayacağı bugün belli olacak.

Genelkurmay Başkanlığı, köprünün yıkılmasına Rum tarafındaki barikat ortadan kaldırılıncaya kadar karşı çıkıyor.
 
Talat ise 'Rum tarafına uluslararası arenada koz vermemek' gerekçesiyle
üstgeçidin yıkılmasını istiyor.
 
Talat ve Genelkurmay yetkilileri arasında geçen hafta Ankara'da yapılan
görüşmelerde de bu konu ele alındı. Ancak Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı açıklama tarafların bu konuda anlaşamadığını ortaya koydu.
 
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğulları'na bugün için 'köprünün kaldırılması çalışmasının başlaması' talimatını verdiği belirtiliyor.
 
Ancak askeri yetkililer tarafından yıkımı engellemekle görevlendirilen polis geçitte nöbet tutuyor.
 
Papadopulos'tan ön şartlar
 
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC'de gündeme oturan Lokmacı Geçidi'nin hayata geçebilmesi için, ön koşulların yerine getirilmesi gerektiğini tekrarladı. Papadopulos'un şartları arasında, kentteki Türk askerinin çekilmesi de var.
 
Papadopulos, "Ön koşullar yerine getirilirse, duvarı yıkmaya hazırız" dedi. Rum lider, önkoşulları şöyle sıraladı: 

·  Bölgedeki askerin çekilmesi

·  Mayınların ve tehlikeli maddelerin temizlenmesi

·  Her iki taraftaki tehlikeli binaların tamiri
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın köprünün yıkılması talimatını vermesi, ardından Rum liderin, geçidin açılması için kentteki askerlerin çekilmesi talebinde bulunması, Ada'nın kuzey kesiminde, muhalefeti ayaklandırmıştı. Muhalefet, Talat'ı 'Papadopulos'a boyun eğmekle' suçluyor.  

Ankara'da 5 Ocak cuma günü Genelkurmay'la görüşmesinin ardından, konuyla ilgili açıklama yapan Mehmet Ali Talat, Türk askerinin bölgeden çekilmesi gibi bir durumun, söz konusu olmadığını belirtmişti.

 

Rum Başpiskoposu: Düşmanımız Ankara'dır

7 Ocak 2007

 

Yorgo KIRBAKİ / ATİNA

 

Rum Başpiskoposu 2. Hırisostomos, "Düşmanımız Kıbrıslı Türkler değil, Ankara’dır" dedi.

Rum Ortodoks Kilisesi’nin yeni Başpiskoposu 2. Hırisostomos, "Düşmanımız Kıbrıslı Türkler değil, Ankara’dır" dedi. Bugün Güney Lefkoşa’da KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer’le bir araya gelecek olan Hırisostomos, Türk tarafındaki kiliselerde ayin için izin isteyeceğini belirterek, bu görüşmenin dolaylı bir tanıma anlamına gelmeyeceğini söyledi.

BUGÜN Güney Lefkoşa’da KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer ile ilk görüşmesini yapacak olan Rum Ortodoks Kilisesi’nin yeni Başpiskoposu 2. Hırisostomos "Düşmanımız Kıbrıslı Türkler değil Ankara’dır" dedi. Hrisostomos, Yunanistan’da yayınlanan Kathimerini Gazetesi’ne verdiği demeçte, Yönlüer ile görüşmesine büyük önem verdiğini belirterek, "Görüşmelerimde vatan topraklarının Türkiye tarafından istila ve işgal edildiğini, düşmanımızın Kıbrıslı Türkler değil Ankara olduğunu vurgulayacağım" diye konuştu.

KKTC’YE GİDECEK

KKTC’ye Türkiyeden gelip yerleşenlerin ve Türk askerlerinin adadan uzaklaşmalarını isteyen Hırisostomos, bu ziyaretinin Rumların KKTC’yi dolaylı tanıdığı anlamına gelmediğini de belirterek şunları söyledi: "İşgalcilerin bulunduğunu anlatacağım. Müftüden kuzeydeki kiliselerde ayin yapabilmemiz için Rumların gidip buraları temizlemelerine izi verilmesini isteyeceğim. Hatta, bu kiliselerin bakımı için Avrupa’dan alacakları paraya ihtiyacımız olmadığını, biz kendi paramızla bakımı yapacağımızı söyleyeceğim".

Demecinde, Rumların Türklerle Kıbrıs’da barış içinde birlikte yaşayabileceğini de belirten Hırisostomos, Annan Planı’na şiddetle karşı olduğunu ve bir daha müzakere masasına getirilmemesi gerektiğini de vurguladı. Hırisostomos 22 Ocak’ta KKTC’ye geçerek Yönlüer’e iade-i ziyarette bulunacak.

FENER’DENONAYLI

Baf Metropoliti 2. Hırisostomos geçen kasım ayında sonuçlanan ve ilk ayağında Rum halkının da katıldığı karmaşık bir seçimle Rum Kesimi’nin yeni başpiskoposu seçildi. Selefi 1. Hırisostomos’un ağır hasta olması nedeniyle başpiskoposluk makamı yıllarca fiilen boştu. Rum Kesimi’nde başpiskoposluk seçimi İstanbul Fener Patrikhanesi’nin "yeşil ışık" yakması üzerine gerçekleştirilebildi. 2. Hırisostomos seçilmesinin hemen ertesi günü, "müezzinden değil adadaki Türk askerinden rahatsızım" dedi. Annan Planı gündemde iken Rumlara "evet derseniz cennete gidemezsiniz" propagandası yapan 66 yaşındaki 2. Hırisostomos, 2004’deki referandum öncesi "evet"çi "Güzelyurt (Omorfo) metropoliti Neofitos’a savaş açmıştı. 2. Hırisostomos’un Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile yakın ilişkileri bulunuyor. Rum Kesimi’nde kilise son derece güçlü. 1974’e kadar "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin cumhurbaşkanı aynı zamanda başpiskopos olan Makarios idi.

Ada’yı kana bulamıştı
/_newsimages/2685723.jpg

KIBRIS sorununun "en önemli nedeni" Mihail Hristodulu Muskos, yani dini adıyla Makarios, 1950 yılında Rum Başpiskoposu olduğunda henüz 37 yaşındaydı. Siyasetçiliği din adamlığına ağır basan Makarios, İngilizlere karşı mücadelesi için Rumlar arasında "efsane" haline geldi. 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk "Cumhurbaşkanı" Makarios "Enosis" doktrini ile adadaki Türkleri imha planlarını uygulamaya soktu. 1963 ve 1967 yılında EOKA B’nin katliamlarında büyük payı bulunuyordu. Hedefi Kıbrıs ile Yunanistan’ı birleştirmek ve Yunanistan’ın lideri olmaktı. 1967’de iktidara gelen Albaylar Cuntası ile yıldızı barışmadı. 1974’de Yunan cuntası Kıbrıs’da darbe yapınca tesadüfen kurtuldu. Kıbrıs’dan kaçtı ve birkaç ay sonra geri döndü. 1977 yılında Lefkoşa’da kalp krizinden öldü.

HURRIYET 08/01/07

 

Türk-Rum dini liderler buluşması iptal

8 Ocak 2007

 

CNN TÜRK

 

Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafının dini liderleri arasında bugün yapılması planlanan toplantı iptal edildi.

İptal gerekçesi, Rum Başpiskopos'un görüşme sırasında KKTC'deki kiliselerinin tamamının açılmasını gündeme getireceği yönündeki açıklaması.
 
KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2’nci Hrisostomos'u bugün makamında ziyaret edecekti. Hrisostomos, görüşmede, "asıl düşmanın Kıbrıslı Türkler değil Ankara" olduğunu Yönlüer'e aktaracağını belirtmişti.

Hrisostomos'un da 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerek, Yönlüer'e iade-i ziyarette bulunacağı açıklanmıştı.
 
Hrisostomos, KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'le yapacağı görüşmeyle ilgili olarak, "Olumlu geçmesini umuyoruz" ifadesini kullanarak, "Kiliselerimizi geri isteyeceğiz" demişti.
 
Hrisostomos, Rum Mahi gazetesine yaptığı açıklamada, "Biz açık yürekliyiz, yapabileceğimiz her şeyi yapacağız. Elbette yağmalanan mabetlerimizi, mezarlıklarımızı isteyeceğiz. Bakımlarını ve onarımlarını yapmamıza, oraya gitmemize izin vermelerini isteyeceğiz" ifadesini kullandı.
 
ANNAN PLANI'NI REDDEDİYORUZ
 
"Rum halkının 1955-1959'lardaki kurtuluş mücadelesinde birbirine kenetlendiğini, her şeyini hatta hayatını bile feda ettiğini; EOKA'cıları saklamayı ve onlara yiyecek vermeyi, hatta İngilizler tarafından tutuklanıp darp edilmeyi şeref saydığını" anlatan 2’nci Hrisostomos, "o dönemi özlemle andığını" söyledi.
 
Hrisostomos, Rum siyasilerin 2007'de Kıbrıs konusundaki beklentilerine ilişkin Rum Kilisesi'nin tavrıyla ilgili soru üzerine "Biz Annan Planı’nı reddediyoruz. Annan Planı’nı tartışmayı, görüşmeyi bile kabul etmiyoruz” dedi.

ANKARA İKİ DEVLET İSTİYOR
 
Üniter bir devlette ısrar etmeleri gerektiğini savunan Rum Başpiskoposu Hrisostomos, "Görüyorum ki Ankara iki devlet istiyor. Bunun geçerli olamayacağını anlamıyor. Çünkü Kıbrıslı Rumlar, hatta diyebilirim ki Kıbrıslı Türkler de iki devlet istemiyor. Ankara, bunu Avrupa'nın da istemediğini anlamalıdır. Kıbrıs'ı üniter kabul ediyor. BM de iki devlet istemiyor, bugün yegane süper güç olan Amerika bile iki devlet istemiyor. Ancak bütün bunların Türkiye'ye bu konuyu açıkça söylememelerine hayret ediyorum” diye konuştu.
 
ASKERLER TERK ETSİN
 
Hrisostomos, 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerken, sınır kapısında herhangi bir kontrolü kabul etmeyeceğini de ifade ederek, "Arabamın duraklamadan geçmesine izin verilmeli" dedi.
 
Hrisostomos “Kilise'nin net şekilde bilinmesini istediği şey, 'yerleşikler' ve Türk askerlerinin mümkün olan en kısa zamanda vatanımızı terk etmesi gerektiğidir” şeklinde konuştu.
 
PAPADOPULOS'UN ŞARTLARI 

Öte yandan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "vatandaşların güvenli geçiş yapabilmesi için gerekli olan ön koşulların yerine getirilmesi durumunda, Ledra Caddesi barikatında (Lokmacı barikatı) bulunan duvarı 24 saat içerisinde yıkmaya hazır olduklarını" söyledi.
 
Rum tarafının, söz konusu geçişin açılması için ön koşullarını Aralık 2005'te yazılı olarak sunduğunu kaydeden Papadopulos, bu ön koşulları, "bölgedeki askerin çekilmesi, mayınların ve tehlikeli maddelerin temizlenmesi, her iki taraftaki tehlikeli binaların tamiri" olarak sıraladı.

 

HURRIYET 08/01/07

 

''Asıl düşman Ankara''


      CNN TÜRK

Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafının dini liderleri arasında bugün yapılması planlanan toplantı iptal edildi.
      KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2’nci Hrisostomos'u bugün makamında ziyaret edecekti. Hrisostomos, görüşmede, "asıl düşmanın Kıbrıslı Türkler değil Ankara" olduğunu Yönlüer'e aktaracağını belirtmişti.
      Hrisostomos'un da 22 Ocak'ta KKTC'ye geçerek, Yönlüer'e iade-i ziyarette bulunacağı açıklanmıştı.
     
      "Kiliselerimizi geri isteyeceğiz"

      Hrisostomos, KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'le yapacağı görüşmeyle ilgili olarak, "Olumlu geçmesini umuyoruz" ifadesini kullanarak, "Kiliselerimizi geri isteyeceğiz" demişti.
      Hrisostomos, Rum Mahi gazetesine yaptığı açıklamada, "Biz açık yürekliyiz, yapabileceğimiz her şeyi yapacağız. Elbette yağmalanan mabetlerimizi, mezarlıklarımızı isteyeceğiz. Bakımlarını ve onarımlarını yapmamıza, oraya gitmemize izin vermelerini isteyeceğiz" ifadesini kullandı.
     
      “Annan Planı’nı reddediyoruz''

      "Rum halkının 1955-1959'lardaki kurtuluş mücadelesinde birbirine kenetlendiğini, her şeyini hatta hayatını bile feda ettiğini; EOKA'cıları saklamayı ve onlara yiyecek vermeyi, hatta İngilizler tarafından tutuklanıp darp edilmeyi şeref saydığını" anlatan 2’nci Hrisostomos, "o dönemi özlemle andığını" söyledi.
      Hrisostomos, Rum siyasilerin 2007'de Kıbrıs konusundaki beklentilerine ilişkin Rum Kilisesi'nin tavrıyla ilgili soru üzerine "Biz Annan Planı’nı reddediyoruz. Annan Planı’nı tartışmayı, görüşmeyi bile kabul etmiyoruz'' dedi.

MILLIYET 08/01/07

 

Talat'ın zor günü

Talat'ın zor günü

Talat, askerden icazet almaya zorlandı.

Kıbrıs'taki ilk barikat olan Lokmacı'daki üstgeçidi yıkmak isteyen KKTC lideri Talat'la Genelkurmay arasında ipler gerildi. Kriz derinleşirse ilişkiler yara alır

08/01/2007 RADIKAL

ERDAL GÜVEN

Talat'ın Ankara'ya gelip bizzat Büyükanıt'la görüşmesi de Lokmacı krizinin aşılmasına yetmedi. Hatta, Genelkurmay'ın, Talat'ın Büyükanıt'la görüşmesinden sonra yaptığı açıklamayı yalanlaması, Büyükanıt'ın da bir gazeteye aynı yönde demeç verip Talat'ı dolaylı olarak eleştirmesi krizi derinleştirdi. Krize yol açan Lokmacı'daki üstgeçidin yıkılıp yıkılamayacağı, dolayısıyla krizin akıbeti bugün belli olacak; ancak üstgeçit yıkılıp kriz aşılsa bile, krizin hayli bir tortusu kalacak.
Her şey Kıbrıs Türk yönetiminin Yeşil Hat üzerinde yeni bir geçiş noktası açmak istemesiyle başladı. Yer olarak Lokmacı seçildi. Lokmacı, Kıbrıs bölünmeden tek bir cadde olarak işlev gören Ledra (Uzun Yol) caddesi üzerinde bulunuyor. Burası Lefkoşa'nın tam göbeği. Ayrıca tarihi ve simgesel bir önemi de var Lokmacı'nın. Kıbrıs'ta toplumlararası çatışmaların yeniden başladığı 1963'te Türk ve Rum mahalleleri arasında oluşturulan ilk barikat burası; dolayısıyla uzun yıllar Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün simgesi olarak kaldı.
KKTC yönetimi 2005 yılı sonunda barikatın karşılıklı olarak kaldırılmasını önerdi Rum yönetimine. Ne var ki Rum yönetimi, pek sıcak bakmadı öneriye. Bunda Papadopulos yönetiminin Kıbrıs'ta iki toplumun kaynaşmasına pek de sıcak bakmayan tutumunun yanı sıra Ledra'nın Rum esnafının, barikatın kaldırılması durumunda, alışveriş yoğunluğunun Türk tarafına kayacağı yönündeki kaygısının da payı vardı.

Talat askere danıştı
Rumların işbirliğine yanaşmamasına karşın Talat tek taraflı da olsa barikatı kaldırmaktan vazgeçmedi ve barikatın Türk tarafındaki duvar bir gecede yıkıldı. Amaç, hem 'bir adım önde olmak' hem de Rum tarafı üzerinde siyasi baskı yaratmaktı. Gelgelim Rum tarafının uzlaşmaz tavrı sürdü ve Papadopulos yönetimi Rum tarafındaki duvarı yıkmamakta diretti.
Rumların itirazlarından biri de Lokmacı barikatının yer aldığı Türk tarafındaki alanın, askeri bölge olmasıydı. KKTC yönetimi, Rum yönetiminin elinden bu kozu da almak için bir çare buldu: Bir üstgeçit yapılacak, siviller bu üstgeçidi kullanacak dolayısıyla bir sivil-asker gerginliğine mahal verilmeyecekti. Talat, KKTC'deki Türk askeri yetkililere de danışarak, üstgeçit inşaatı için talimat verdi. Üstgeçit çok geçmeden yapıldı. Ancak Rumlar bu kez de üstgeçidin Yeşil Hat'tı ihlal ettiğini, altından Türk askerlerinin geçeceği bir üstgeçitten Rum sivillerin geçmesinin kabul edilemeyeceğini belirterek yine işbirliğine yanaşmadı. Dahası, Rum yönetimi üstgeçit kaldırılmadan Lokmacı konusunda hiçbir adım atmayacağını duyurdu. Talat'ın iyi niyetle tasarladığı üstgeçit, Rumların kopardığı yaygara nedeniyle Kıbrıs'taki BM yetkilileri ve AB tarafından da pek destek görmedi. Zaman içinde iş öyle bir hal aldı ki, barikat aşılsın diye inşa edilen üstgeçidin kendisi barikata dönüştü.

Üstgeçide polis dikildi
Bunun üzerine Talat geri adım atarak üstgeçidin kaldırılmasına karar verdi. Yine Türk askeri yetkililerle görüştü. Ancak o görüşmede askerler, önce Rum tarafındaki duvarın yıkılması gerektiği görüşünü dile getirdi. Buna rağmen Talat siyasi inisiyatif kullanarak, üstgeçidin kaldırılması için talimat verdi. Dahası Talat, kararını BM'ye de bildirdi ve taahhütte bulundu. Ardında BM, AB ve ABD, Talat'ın kararını destekleyen resmi açıklamalar yaptı.
Bu talimat uyarınca üstgeçidin Kurban Bayramı'ndan önce yıkılması gerekiyordu. Askerle gerginlikten kaçınmak için işlem, bayram sonrasına, geçen perşembeye bırakıldı. Ne var ki, üstgeçit perşembe günü de kaldırılamadı. Çünkü, askeri yetkililer, üstgeçidin başına polis dikmişti ve girişimde bulunanların tutuklanacağı bildirilmişti (Bilmeyenler için bir not düşelim: KKTC'de polis İçişleri Bakanlığı'na değil, Türk askeri otoritesine bağlıdır. Yani polis askerden emir alır). Hal böyle olunca Talat zor bir durumda kaldı. KKTC'deki sivil otoritenin başı
olarak, ülkesindeki askere söz geçiremez bir duruma düştü.
KKTC'deki komutanları ikna çabası sonuçsuz kalınca Talat soluğu Ankara'da aldı ve hükümetin de önerisiyle konuyu doğrudan Büyükanıt'la görüştü. Görüşme sonrasında Talat, Lokmacı konusunda resmi bir görüş ayrılığı bulunmadığını, Büyükanıt'la görüşmesinde de bu konunun ele alınmadığını söyledi. Oysa konunun gündeme geldiği açıktı. Talat'ın öyle konuşmasının nedeni, Kıbrıs politikasında Türk tarafı içinde bir çatlak bulunduğu izlenimi vermek istememesiydi.

Gözler Lokmacı'da
Ne var ki Genelkurmay önceki gün Talat'ı yalanlayan bir açıklama yaptı. Büyükanıt da Milliyet'ten Fikret Bila'ya söz konusu alanın, askeri bölge içinde bulunduğuna dikkat çekip sorumluluğun askerde olduğunu belirttikten sonra, Lokmacı'nın geçişlere açılmasından bir sakınca görmediklerini, ancak bu tür adımların, karşılıklı olarak eşzamanlı atılması gerektiğini söylüyordu. Ne Genelkurmay açıklamasında, ne Büyükanıt'ın demecinde, askerin Lokmacı'daki üstgeçidin kaldırılması konusundaki yaklaşımı net değildi.
Talat, KKTC'ye döndükten sonra, hatta dün akşam saatlerine kadar durum hâlâ netleşmemişti. Üstgeçidi kaldırmakla görevlendirilenlere izin verilip verilmeyeceği, dolayısıyla krizin daha da derinleşip derinleşmeyeceği belli olacak. Bugünden itibaren tüm gözler Lokmacı'ya çevrilecek.

Kriz derinleşirse Talat istifa edebilir
Kriz derinleşirse Talat'ın istifasıyla bile sonuçlanabilecek bir süreç başlayabilir. Bu yalnızca KKTC'yi altüst etmekle kalmaz, Türkiye-KKTC
ilişkilerine de darbe vurur. Ancak şu bir gerçek ki kriz aşılsa bile epey bir tortu kalacak: KKTC'nin cumhurbaşkanı, Türkiye'nin ülkedeki askeri otoritesine söz geçirememiş, Ankara'daki hükümet elini taşın altına sokmaktan geri durmuş, KKTC Cumhurbaşkanı, Genelkurmay'dan icazet almak zorunda bırakılmıştır. Bu konu tamamen siyasi; çünkü Büyükanıt'ın, 'Lokmacı kapısının açılmasının bir sorun oluşturmadığını' söylemesi, üstgeçidin kaldırılmasının herhangi bir güvenlik zaafı yaratmayacağını gösteriyor. Bu noktadan itibaren Büyükanıt, doğrudan siyaset yapıyor. Tüm bu görüntü hem Türkiye hem de KKTC demokrasisinde hiç de hoş bir görüntü değil.

KKTC bağımsız mı?
İkincisi, Türkiye'nin yıllardır savunduğu KKTC'nin bağımsız bir ülke olduğu görüşü bizzat Türkiye'nin elinden darbe yemiştir. KKTC nasıl bir bağımsız ülkedir ki Cumhurbaşkanı, hiçbir güvenlik zaafı da yaratmayacak bir üstgeçidin kaldırılması konusunda bile Ankara'daki sivillerin, askerlerin bilgisi ve onayı bulunmadan hareket edemiyor? Yoksa KKTC bütün dünyaya karşı bağımsız da bir tek Türkiye'ye mi bağımlı?
Üçüncüsü, Talat Rumlar karşısında küçük düşürüldü ve Papadopulos'un ekmeğine yağ sürüldü. O Papadopulos ki asıl muhatabının Türkiye olduğunu, KKTC'nin bir işgal devleti olduğunu, Talat'ın Türk askerinden onay almadan adım atamayacağını savunup durur. Rumlar şimdi Talat'a, "Sen bir üstgeçidi kaldırmakta bile bu kadar zorlandıysan, bizimle oturup koca Kıbrıs sorununu nasıl çözeceksin" derlerse hiç şaşmayın.
Son olarak, Talat BM ve AB'ye karşı zor durumda bırakıldı. Talat'ın Kıbrıs Türklerinin lideri olarak uluslararası alanda yükselen imajına da bir çizik atıldı. Tüm bu olup bitenlerin Türk tarafına ne kazandırdığı doğrusu merak konusu.

Kıbrıs muhalefeti tepkili

08/01/2007 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de muhalefet partileri, Lokmacı üstgeçidiyle ilgili girişimleri nedeniyle Cumhurbaşkanı Talat'ı hedef aldı.
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş: Üstgeçidin tek taraflı kaldırılması düşüncesi askıya alınmalıdır. Bu girişimi, siyasi geri adım olarak görüyoruz.
Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Sekreteri Mehmet Davulcu: Kapının açılmasını engelleyeceği bilindiği halde üstgeçidi yaptıranlar şimdi yıkacağım diyerek yapay gerilimler yaratıyor. Konu yanlış politikalarla gelinen tehlikeli noktayı gizlemek için perde olarak kullanılıyor.
Diğer yandan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos halkın güvenli geçiş yapabilmesi için gerekli önkoşullar sağlanırsa, Ledra Caddesi barikatında (Lokmacı) bulunan duvarı 24 saat içinde yıkacaklarını söyledi.

Köprü ne olacak?

TC HÜKÜMETİYLE YOĞUN TELEFON DİPLOMASİSİ... Bugün söküm işlemlerine başlanması beklenen Lokmacı barikatındaki köprünün akıbeti henüz bilinmiyor. Konuyla ilgili dün gün boyu Türkiye hükümeti yetkilileriyle yoğun bir telefon diplomasisi yürüten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın değerlendirmelerini bugün de sürdürmesi bekleniyor

OKULLAR BÖLGESİNE TAŞINACAK... Köprünün sökülmesiyle ilgili "yeşil ışık" yakılması halinde büyük bir krize dönüşen Lokmacı köprüsü, Lefkoşa'daki okullar bölgesinde kullanılmak amacıyla 3 parça halinde sökülecek. Köprünün çelik saç olan basamakları üzerine dökülen betonun kaldırılmasından sonra 2 ayak ve gövdenin sökülmesi işlemlerine geçilecek. Bu işlemlerin 3 veya 4 gün sürmesi planlanıyor

BM GÖREVE DAVET EDİLECEK... Köprünün sökülmesiyle birlikte yolun karşılıklı geçişlere açılması için BM göreve davet edilecek. BM'nin, yol üzerinde bulunan tehlikeli binaların yıkılması, zeminin tamir edilmesi ve geçiş kurallarının belirlenmesi için taraflarla görüşmeler yapması bekleniyor. Yolun sivillerin güvenli geçişlere açılması için gerekli 100 bin Euro'yu AB Komisyonu'nun vereceği açıklanmıştı. BM, AB, ABD ve İngiltere, köprünün kaldırılması kararını memnuniyetle karşıladıklarını duyurmuşlardı

KIBRIS 08/01/07

 

Papadopulos: Önkoşullar yerine getirilsin Duvarı 24 saatte yıkarız

PAPADOPULOS'UN "ÖNKOŞULLARI"... Papadopulos, bu ön koşulları "bölgedeki askerin çekilmesi, mayınların ve tehlikeli maddelerin temizlenmesi ve her iki taraftaki tehlikeli binaların tamiri" olarak sıraladı. Papadopulos, vatandaşlarının, "Türk askerlerinin devriye kargaşası" arasında geçiş yapmasının kabul edilmez olduğunu da söyledi ve bunun gerilimi şiddetlendireceğini kaydetti

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, vatandaşların güvenli geçiş yapabilmesi için gerekli olan önkoşulların yerine getirilmesi durumunda Ledra Caddesi barikatında bulunan duvarı 24 saat içerisinde yıkmaya hazır olduklarını belirtti.

Simerini ve diğer gazetelere göre, İsa'nın doğumu ve vaftiz edilmesi yortusu için Baf'ta düzenlenen etkinliğe katılan Papadopulos burada yaptığı açıklamada, Lokmacı köprüsünün yıkılmasının geçişin açılması için bir adım olduğunu da söyledi.

"Türk askerlerinin köprünün yıkılmasına ilişkin tepkileri" konusundaki haberlere de değinen Papadopulos, "Bu bilgiler daha geçerli" ifadelerini kullandı.

Rum tarafının söz konusu geçişin açılması için önkoşullarını Aralık 2005'te yazılı olarak sunduğunu söyleyen Papadopulos, bu önkoşulları "bölgedeki askerin çekilmesi, mayınların ve tehlikeli maddelerin temizlenmesi, her iki taraftaki tehlikeli binaların tamiri" olarak sıraladı.

Papadopulos, vatandaşlarının, "Türk askerlerinin devriye kargaşası" arasında geçiş yapmasının kabul edilmez olduğunu da söyledi ve bunun gerilimi şiddetlendireceğini kaydetti.

Omiru: İki ayrı devlet imajı

Öte yandan Fileleftheros'a göre, KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru da, Lokmacı Barikatı olarak bilinen Ledra Caddesi'nin (Uzun Yol) açılmasıyla ilgili gelişmelerin, iki ayrı devlet imajı yarattığını söyledi.

Omiru, Türk askerinin çekilmemesi, mayınların temizlenmemesi ve eski binaların yıkılmaması halinde Rum tarafının söz konusu bölgedeki mevzinin taşınmasını kabul etmemesi gerektiğini belirtti. Omiru, sınır kontrol noktası imajı veren askere ait yapıların kaldırılması gerektiğini de savundu.

KIBRIS 08/01/07

 

Eleni Mavru: Lefkoşa'nın birleşmesi Kıbrıs'ın birleşmesine bağlı

KAPI AÇILIRSA BÖLGE GELİŞİR... Eleni Mavru, Lokmacı kapısının açılmasının, iki taraf arasındaki temasların gelişmesine katkı koyacağını ve köprünün yıkılmasına ilişkin kararın diğer sorunların ele alınması yolunu açtığını ifade etti. Mavru, Ledra Caddesi'nin açılmasının bölgenin canlanmasına katkı sağlayacağını da belirtti

Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru, Lefkoşa'nın birleşmesinin Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine sıkı sıkıya bağlı olduğunu belirterek, bu noktada yapılması gerekenin iki tarafın işbirliğiyle Lefkoşa'nın sorunlarının çözümlenmesi olduğunu söyledi.

Alithia Gazetesi'ne açıklama yapan Mavru, Lefkoşa'da var olan ve güçlendirilmesi mümkün işbirliğinin ülkenin yeniden birleşmesine dolaylı olarak yansıyabileceğini belirtti.

İşbirliğinin hemen sonuç vermediğini ancak havanın olumlu etkilenmesine neden olduğunu söyleyen Mavru, Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları ile kısa bir süre önce Haspolat'ta yaptığı görüşmeye de değindi.

Bu görüşmede temizlik çalışmaları, binaların tamiri gibi ara bölgeye ilişkin konularda işbirliğinin genişletilmesi ve ortak faaliyetler düzenlenmesi konularının ele alındığını söyleyen Mavru, "Haspolat'taki arıtma tesisi çalışanları tarafından nasıl karşılandığına" ilişkin bir soruyu yanıtlarken, "çoğunluğu Kıbrıslı Türklerden oluşan çalışanların kendisini sıcak karşıladığını" belirtti.

Mavru bir soru üzerine, Ledra Caddesi'nin (Lokmacı) açılmasının, iki taraf arasındaki temasların gelişmesine katkı koyacağını belirtti ve köprünün yıkılmasına ilişkin kararı olumlu olarak nitelendirdi. Mavru, bu gelişmenin diğer sorunların ele alınması yolunu da açtığını ifade etti.

Siyasi karar alınır alınmaz belediyenin üzerine düşen çalışmaları gerçekleştirmeye hazır olduğunu söyleyen Mavru, Ledra Caddesi'nin açılmasının bölgenin canlanmasına katkı sağlayacağını da belirtti.

KIBRIS 08/01/07

 

Silahlı çatışma zanlılarına 4 gün daha tutukluluk

PERŞEMBEYE KADAR... Alsancak'ta 19 Aralık 2006 tarihinde meydana gelen ve 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı çatışma olayının zanlıları 8 gün tutukluluk süresinin dolması üzerine dün yeniden Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı. Kıdemli Yargıç Emine Dizdarlı huzuruna çıkarılan zanlılar aleyhine 4'er gün daha tutukluluk emri alındı. Zanlılar perşembe günü yeniden mahkemeye çıkarılacak

Fazile KÖLE

Girne Alsancak'ta 19 Aralık 2006 tarihinde Grand Ruby ve Deniz Kızı Casino çalışanları arasında çıkan ve 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı çatışmayla ilgili olarak tutuklanan 8 kişi, tutukluluk sürelerinin dolması üzerine dün yeniden Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkartıldı.

"Taammüden adam öldürme", "Kanunsuz ateşli silah ve patlayıcı madde taşıma ve tasarrufu", "Meskun mahalde ateş açma" suçlamasıyla tutuklanan Deniz Kızı Casino İşletmecisi İdris Melih Turgut ve çalışanları Necdet Kaan Kanmaz, Akın Ulu, İzzet Dinçer, Durmuş Erkanlı ve Cemal Serdar Yılmaz ile 21 Aralık 2006'da tutuklanan Hanifi Toğar ve Fevzi Toğar'ın tutukluluk süresi 4'er gün daha uzatıldı.

Zanlılar, perşembe günü yeniden Girne Kaza Mahkemesi'nde yargıç huzuruna çıkarılacak.

Dün Girne Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı Emine Dizdarlı huzuruna çıkarılan 8 zanlının avukatlığını Mustafa Asena, Atilla Oğuzoğlu, Tağmaç Bilgehan yaparken, iddia makamı Başsavcılık adına Savcı Erdinç Akyener mahkemede hazır bulundu.

Mahkemeye ayrıca, Deniz Kızı Casino işletmecisi İdris Melih Turgut'un Türkiye'deki avukatı Zeynel Yüksel de katıldı.

Polis, mahkeme içinde ve çevresinde geniş güvenlik önlemleri alırken, mahkeme önünden geçen yol, duruşma süresince yine trafiğe kapatıldı.

Mahkeme salonuna ve bölgesine yine polis tarafından sivil vatandaşların girmesine izin verilmedi ve mahkeme bölgesi silahlı polislerce koruma altına alındı.

Tahkikat 4 gün içerisinde sonuçlanabilir

Kıdemli Yargıç Emine Dizdarlı huzurundaki mahkemede ilk sözü alan iddia makamı Başsavcılık adına davayı yürüten Erdinç Akyener, tahkikatın henüz tamamlanmadığını belirtti.

Tahkikatın neticelenmesi için kendilerinin 8 gün ek süre istediklerini ifade eden Akyener, ancak zanlı avukatlarıyla yaptıkları istişare doğrultusunda, tutukluluk süresinin 4 gün olmasında karar kıldıklarını söyledi.

Akyener, tahkikatın 4 gün içerisinde tamamlanacağına inandıklarını ifade etti.

Tahkikatın talep edilen 4 günlük süresi içerisinde tamamlanmaması durumunda yeniden ek süre isteyeceklerini kaydeden Akyener, zanlı avukatlarına taleplerinin aktarıldığını söyledi.

Savcı Erdinç Akyener, tahkikatın salimen yürütülmesi için zanlılar aleyhine 4'er gün daha tutukluluk talebinde bulundu.

Mahkemede Savcı Erdinç Akyener'in ardından Deniz Kızı Casino İşletmecisi İdris Melih Turgut ve çalışanlarının avukatlığını yapan Mustafa Asena söz aldı.

Asena, mahkemede talep edilen 4'er günlük tutukluluk süresine itirazlarının olmadığını belirtti ve zanlılardan hangilerinin suça bağlanıp hangilerinin suça bağlanmayacağının belirlenmesini istedi.

Toğar kardeşlerin avukatlığını yapan Tağmaç Bilgehan da, 4 günlük tutukluluk süresine itirazlarının olmadığını belirtti.

4'er günlük tutukluluk emri verildi

Alsancak'ta casino çalışanları arasında çıkan ve 2 kişinin ölümüyle sonuçlanan silahlı çatışmayla ilgili olarak tutuklanan 8 kişi hakkında dün çıkarıldıkları Girne Kaza Mahkemesinde 4'er gün tutukluluk emri verildi.

Huzurundaki şahadet, olgu ve beyanları dinleyen Girne Kaza Mahkemesi Kıdemli Yargıcı Emine Dizdarlı, zanlıların hangilerinin suça bağlanıp hangilerinin bağlanmayacağının belirlenmesi durumunda daha hızlı hareket edilebileceğini kaydetti.

Dizdarlı, meselenin ciddiyetini göz önünde bulundurarak tahkikatın salimen yürütülebilmesi için 8 zanlının 4'er gün daha poliste tutuklu kalmalarına emir verdi.

KIBRIS 08/01/07

 

 

Tartışılan geçit yıkılıyor

Türkiye’de de tartışmalara yol açan Lefkoşa’daki Lokmacı Barikatı’nda bulunan üst geçidin yıkılması çalışmalarına başlandı.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 18:26 TSİ 09 Ocak 2007 Salı

LEFKOŞA - KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni bir geçiş noktası açılması düşünülen Lefkoşa’nın Lokmacı bölgesinde yapılan üst geçidin kaldırılması çalışmaları, uzun süren tartışmaların ardından bugün başladı.

Lefkoşa Türk Belediyesi tarafından başaltılan yıkım çalışmalarını izlemek üzere çok sayıda yerli ve yabancı basın mensubu Lokmacı’ya toplandı. Polis de bölgede geniş güvenlik önlemleri aldı.
 
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğulları, kararın herkese hayırlı olması dileğinde bulunarak, yıkım çalışmalarının yaklaşık 200 bin YTL’ye mal olacağını açıkladı.


Üst geçit, sökülerek bir okulda değerlendirilecek.

Lokmacı Barikatı’ndaki üst geçidin kaldırılması konusu, Cuma günü Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki toplantılarda ele alınmıştı. Talat, Ankara’daki temaslarının ardından geçidin kaldırılacağını bu konuda fikir birliği sağlandığını açıklamıştı.

Ancak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, adımların karşılıklı atılması gerektiğini belirterek Türk tarafının geçidi kaldırılmasına karşılık Rumlardan da eşdeğer bir jest istemişti.

KKTC’nin eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, üst geçidin tek yanlı kaldırılmasına karşı çıktı ve Rumların da eşzamanlı adım atması konusunda ısrarcı davranılması gerektiğini belirtti. Denktaş, “Lokmacı Barikatı’nda devlet olarak var olduğumuzu kanıtlamalıyız” dedi.

Papadopulos yıkımdan memnun değil

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Lokmacı Barikatı’nın Türk tarafında bulunan üst geçidin yasa dışı olduğunu, köprünün yıkılmasının iyi niyet jesti olmadığını iddia etti.

 

AA

Güncelleme: 18:30 TSİ 09 Ocak 2007 Salı

LEFKOŞA - Papadopulos, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunan Lokmacı Barikatı’ndaki üst geçidin yıkım kararının iyi niyet taşımadığını söyledi.

Köprünün yıkımına karşılık Rum tarafından bir karşılık beklenmemesi gerektiğini ifade eden Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, “Kıbrıs sorununun çözümü konuları üzerinde karar alma durumunda” olmadığını iddia etti.

 
Rum haber ajansına göre, emekli memurların toplantısında konuşan Papadopulos, Lokmacı barikatındaki üst geçidin yıkılmasına ilişkin gelişmelerle ilgili görüşlerinin sorulması üzerine şunları söyledi: “Gelişmeler bizi üzdü çünkü muhatabımızın güvenirliliği zarar gördü. Sanıyorum Sayın Talat, Kıbrıs sorununun çözümü konuları üzerinde karar alma durumunda değildir. Dolayısıyla beklenti içinde olmamız zordur. Köprü konusunda da dikkatli olmalıyız. Türk tarafının yasa dışı köprüyü yıkma yükümlülüğü bize bir imtiyaz olarak sunulmamalı ve bizden karşılığında bir şey beklenmemelidir. Bu konuda çok açık olmalıyız. Dolayısıyla konunun tümü, ‘sahte’ devletin yönetiminin geçerliliği konusuna dönüşmemelidir.”

“KÖPRÜ YASADIŞI”
Köprünün inşasının yasa dışı olduğunu iddia ederek, bunu, daha inşa edilirken şikayet ettiklerini hatırlatan Papadopulos, Ledra Sokağı’nın geçişlere açılması için kendi önerilerini yaptıklarını, buna ekleyecek bir şeyleri olmadığını kaydetti.

“HER ŞEYE TÜRK ASKERİ KARAR VERİYOR”
Papadopulos, KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer’in, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskopos 2. Hrisostomos’la görüşmesini iptal etmesiyle ilgili bir soru üzerine de, “Tüm bu gelişmelerin aynı nedenlerin bir sonucu olduğunu, Kıbrıs’ın ‘işgal’ bölgelerinde her şeye Türk askerlerinin karar verdiğini” ileri sürdü.

 

Talat: Adım atma sırası Rumlarda

Lokmacı Barikatı’ndaki yıkımla ilgili konuşan KKTC Cumhurbaşkanı, Rum tarafından duvarı yıkıp kapıyı açmalarını beklediklerini söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 18:26 TSİ 09 Ocak 2007 Salı

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Bayrak TV’ye Lokmacı Barikatı’ndaki üst geçidin yıkımıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Kuzey Kıbrıs’la ilgili kararların KKTC yönetimi tarafından verileceğini hatırlatan Talat, Rum lider Papadopulos’a sorunun çözümü için tek muhatabının kendisi olduğu mesajını gönderdi.

Üst geçidin Rumlar tarafından bahane olarak kullanıldığını söyleyen Talat, üst geçidin kaldırılmasına rağmen Rumların başka bahaneler uydurmaya çalıştığını belirtti.

Üst geçidin kaldırılmasını KKTC’li örgütlerin ve insanların istediğine dikkat çeken KKTC Cumhurbaşkanı, sıra duvarın yıkılmasında olduğunu ve Rum kesiminden de bunu beklediklerini ifade etti.

Üst geçide ilişkin tartışmaların gereksiz olduğunu söyleyen Talat, Türkiye ile KKTC arasında yaratılan ayrılık izleniminin kendisini üzdüğünü belirtti. Talat, “Ortaya çıkan durum, dostumuz olmayan yabancılara, Rum tarafına aleyhimize kullanacakları imkanlar verdi” dedi.

Dışişleri: Lokmacı’da karar KKTC yetkililerinin

Dışişleri Bakanlığı, Lokmacı kapısındaki üst geçidin kaldırılması konusundaki nihai karar ve inisiyatifin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarına ait olduğunu bildirdi.

 

NTV

Güncelleme: 13:14 TSI 09 Ocak 2007 Salı

ANKARA - Bakanlık’tan yapılan açıklamada, hükümetin, konunun güvenlik boyutunu da gözönünde bulundurarak askeri makamların görüşünü aldığı kaydedildi. Açıklamada Talat’ın Ankara’ya yaptığı ziyaretin ardından, Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasına rağmen, bazı basın yayın organlarında Lokmacı kapısının açılması konusunda gerçeği yansıtmayan haber ve yorumların devam ettiği de belirtildi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın üst geçidin kaldırılması kararını bildirmesinden sonra, Dışişleri Bakanlığı, hükümetin siyasi değerlendirmesini, Talat’a ilettiğini belirtti.

Nitekim Dışişleri Bakanlığı da, Lokmacı barikatındaki üst geçidin kaldırılması konusundaki nihai karar ve inisiyatifin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarına ait bir husus olduğunu bildirdi.

Açıklamada, Talat’ın Ankara ziyareti sonrası, Genelkurmay Başkanlığı’nın aksi yöndeki açıklamasına rağmen, bazı basın yayın organlarında konunun KKTC Cumhurbaşkanı Talat ile ordu arasında gerilime yol açtığına dair gerçeği yansıtmayan haber ve yorumların devam ettiği de kaydedildi.

Tartışmalı geçidin yıkımına başlandı


9 Ocak, 2007 10:51:00 (TSİ) CNN TURK

Ömer Bilge/CNN TÜRK/Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Genelkurmay arasında gerilime neden olan Kıbrıs'taki Lokmacı Barikatı'nda bulunan üst geçidin yıkımına başlandı. Yıkım çalışmasının akşama kadar tamamlanacağı açıklandı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, üst geçidinin kaldırılması konusunda, ''Bizim tanıdığımız bir devlet değil mi? Oranın bir cumhurbaşkanı, bir hükümeti yok mu? Nihai kararı onlar verir. Bize de saygı duymak düşer. KKTC kararını vermiştir'' dedi.
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, Kıbrıs Türk tarafının Lokmacı kapısını açma kararına ve kararlılığına karşın Rum tarafının ayak sürüdüğünü söyledi.
 
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının Lokmacı kapısının açılabilmesi için söz konusu üst geçidi kaldırma kararının duyurulmasından sonra, Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Hristos Paşardis'in farklı zamanlarda iki kez, Birleşmiş Milletler'e başvurarak, konunun görüşülmesini istediğini duyurduğuna işaret ederek, kendilerinden bu yönde bir istekte bulunulmadığını vurguladı.

BM yetkililerin de 'kendilerine de böyle bir başvuru olmadığını' belirttiğine işaret eden Erçakıca, ''Ortada ciddi bir manipülasyon vardır. Kıbrıs Rum tarafı, yalan haberlerle konuyu geçiştirmeye çalışmış ama suçüstü yakalanmıştır. Sadece bu olay bile Kıbrıs Rum tarafının iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirmek istemediğinin açık bir kanıtıdır'' diye konuştu.
 
Kıbrıs'ın bölünmesini simgeliyor

Lokmacı Barikatı, Kıbrıs'ın bölünmesini simgeliyordu. Üst geçit bölgede görev yapan Türk askerlerinin halkla karşılaşmaması için 2005 yılında 1 milyon YTL maliyetle yapılmıştı. Masrafın yarısını da Ankara karşılamıştı.
 
Üst geçidin yıkılma çalışmaları Rum kesiminde de dikkatle izleniyor.

Yıkım çalışmalarını izlemek üzere çok sayıda yerli ve yabancı basın mensubu Lokmacı'ya geldi. Polis de bölgede geniş güvenlik önlemleri aldı.
 
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğulları, yıkım çalışmalarının akşam saatlerine kadar tamamlanacağını ve yaklaşık 200 bin YTL'ye mal olacağını açıkladı.
 
Yıkım çalışmalarını yerinde izleyen KKTC İçişleri Bakanı Özkan Murat da, Türk tarafının iyi niyetle üst geçidi kaldırma kararı aldığını söyledi. Türk tarafının üzerine düşeni yaptığını belirten Murat, "Bugünden itibaren top Rum tarafındadır" dedi.
 
"Yine elimizi uzattık ve sıkılmasını bekliyoruz" diyen Özkan Murat, Kıbrıs Rum tarafının karşı duvarı yıkması gerektiğini vurguladı.

Güney'deki duvar hala duruyor
 
Rumların, Ada'nın bölünmesinin ardından kurduğu duvar ise hala duruyor. Lokmacı Barikatı, Ada'daki Türklerle Rumların çatıştığı ilk yer.
 
Önümüzdeki günlerde KKTC yönetiminin bu yolun açılabilmesi için Rum tarafıyla masaya oturması bekleniyor.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Rumlardan hep bir adım önde olalım" politikasına paralel olarak, üst geçidin yıkılmasını istemişti.
 
Talat, bu adımın KKTC'nin iyi niyetini gösteren bir tutum olarak görülmesini istiyor.
 
Karar dün alınmıştı
 
Üst geçidin yıkılması kararı dün Dışişleri Bakanlığı, KKTC ve Genelkurmay Başkanlığı arasında uzlaşmaya varılması sonucu alındı.
 
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, söz konusu üst geçidin yasa dışı olduğunu iddia etti, yıkılmasının bir iyi niyet jesti 'olmadığını' savundu.
 
Papadopulos, köprünün yıkımına karşılık, Rum tarafından bir karşılık 'beklenmemesi' gerektiğini ifade etti.
 
Denktaş: “İhtilaf ortadan kalktı”
 
KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, Lokmacı Barikatı'ndaki köprünün kaldırılacağı yönünde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile anlaştıklarını ifade ederek, köprü meselesinin ''kimse yara almadan'' halledildiğini söyledi.
 
Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'ın KKTC ve Ankara'da yaptığı temaslardan sonra ihtilafın ortadan kalktığına işaret ederek, ''Egemenliğimizden taviz verilmediğinin altı çizilmektedir. Bizim de üzerinde durduğumuz zaten budur'' diye konuştu.
 
Konunun daha fazla büyütülmemesi gerektiğini kaydeden Denktaş, 'Ancak hudut kalkmıyor. Oradaki polisimiz ve kontrolümüz kalkmıyor. Yol, bugüne kadar olduğu gibi kullanılacak. Dolayısıyla, Papadopulos'un yeni şartlarını; 'bayrak kalksın, gümrük kapısı olmasın' gibi şartlarını tabiatıyla kimse kabul edecek değildir” dedi.
 
Genelkurmay ne istiyordu?
 
Genelkurmay Başkanlığı, köprünün yıkılmasına Rum tarafındaki barikat ortadan kaldırılıncaya kadar karşı çıkıyordu. Talat ise 'Rum tarafına uluslararası arenada koz vermemek' gerekçesiyle üstgeçidin yıkılmasını istiyordu.
 
Talat ve Genelkurmay yetkilileri arasında geçen hafta Ankara'da yapılan
görüşmelerde de bu konu ele alınmış. Ancak Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı açıklama tarafların bu konuda anlaşamadığını ortaya koymuştu
 
Lokmacı 'bölünmenin sembolü'
 
KKTC ile Kıbrıs Rum kesimi arasında yeni bir geçiş noktası açılmasının öngörüldüğü Lefkoşa'daki Lokmacı Barikatı, Kıbrıs'ta Türklerle ve Rumlar arasındaki çatışmanın ve bölünmenin sembolü. Lokmacı, EOKA'cı Rumların 1956'dan beri Enosis (Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlama hayali) mücadelesinin Kıbrıs'ta yarattığı çatışmanın bir sembolü. Kıbrıs, önce Lokmacı'da bölündü.
 
Lokmacı, 1963'te Enosis yüzünden barikatla ayrıldı. 1974'te de Makarios'a karşı yapılan darbeden dolayı, Türk tarafı Lokmacı'ya, Rum tarafı da Ledra Caddesi'ndeki barikata duvar ördü. Lokmacı, ''Kıbrıs'ı Enosis hedefiyle bölenlerin sembolüdür'' şeklinde de niteleniyor.
 
Türkleri silah zoruyla dışlayan Rumlardan korunmak için yapılan Lokmacı Barikatı, Kıbrıs'ta yapılan ilk barikat olarak tarihe geçti ve bu yüzden Ada'daki bölünmüşlüğün simgesi olarak görülüyor. Barikat, o dönemin en önemli alışveriş merkezlerinden olan Lokmacı ile Ledra Caddesi'ni (Uzun yol) birbirinden ayırdı. Lokmacı Türk tarafında, Ledra Caddesi de Rum tarafında kaldı. Kıbrıs gibi, Türk ve Rumların yoğun alışveriş yaptığı çarşı da ikiye bölündü.
 
2005'te tekrar açılma çalışmaları başladı
 
Lokmacı kapsının açılma çalışmaları 2005'in son aylarında başladı. Kıbrıs'ta 2005'in sonlarına doğru, Lokmacı kapısının açılması konusuyla ilgili tartışmalar gündemi oldukça fazla meşgul etti. KKTC yönetimi, kapının açılması için kasım ayında bölgede çalışmalara başladı ve Lokmacı'daki duvarı 24 Kasım 2005 gecesi yıktı. Bölgeye, geçişlerde, nöbet yerine giden askerle yayaların karşılaşmaması için üst geçit yapıldı.
 
Üst geçidin yapılmasına 12 Aralık'ta başlandı 24 Aralık 2005'te bitirildi. Üst geçidin yapımı için yaklaşık 1 milyon YTL harcandı ve bunun yarısını Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği verdi. Kapının açılmasına önce destek veren Rum yönetimi, Türk tarafının çalışmalarının 'ara bölgeyi ihlal' olduğu gerekçesiyle bu desteğini çektiğini açıkladı ve Türk tarafının, kapının açılmasına yönelik bölgedeki
çalışmalarını BM'ye şikayet etti.
 
BM Barış Gücü Sözcülüğü (UNFICYP), Türk tarafının çalışmasının 'ara bölgeyi ihlal olmadığını' açıkladı. UNFICYP 8 Aralık 2005'te yaptığı yazılı açıklamada ise, ''İki tarafın rızası olmadan, Lokmacı Kapısı'nın (Ledra Sokağı) açılmasına destek olamayacağını'' belirterek, Türk tarafının çalışmaları durdurmasını istedi. Yeşil Hat tüzüğü kapsamında da olan Lokmacı Kapısı 2005'te açılamadı.
 
Kaldırılmasına 28 Aralık'ta karar verildi
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum tarafının, kapının açılmasına bahane olarak gösterdiği Lokmacı Barikatı'ndaki üst geçidin kaldırılmasına karar verdi.
 
Cumhurbaşkanı Talat, Sözcüsü Hasan Erçakıca aracılığıyla, 28 Aralık 2006'da yaptığı açıklamada, ''Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının, 2007 yılının ilk çeyreği içinde kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatma kararlarına ve iki halkın işbirliği duygularının geliştirmesine yardımcı olmak amacıyla Lokmacı Kapısı'nın açılmasına engel olduğu ileri sürülen üst geçidin kaldırılmasına karar verdiğini'' duyurdu.
 
Kıbrıs Türk tarafının bu tutumu, bir mektupla Birleşmiş Milletler Örgütü'ne de iletildi. KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın üst geçidi kaldırma kararını, ABD'nin güney Lefkoşa Büyükelçiliği ve İngiliz Yüksek Komiserliği de memnuniyetle karşıladığını bildirdi.
 
Rum tarafı direniyor
 
Lokmacı Kapısı'nın açılmasına en başından beri isteksiz olan Kıbrıs Rum yönetimi, sürekli koşullar öne sürüyor. Rum tarafı, üst geçidin yıkılmasını 'olumlu bir adım' olarak görmekle birlikte, 'üst geçidin kaldırılmasının, kapının açılması için yeterli olmadığını, tüm engelleri ortadan kaldırmadığını' açıkladı.
 
Rum tarafı, üst geçidin kaldırılmasının yanında, bölgedeki bayrakların kaldırılmasını, askerin bölgeden uzaklaşmasını, sınır niteliği kazandıran düzenlemelerin ve sembollerin kaldırılmasını da istiyor.
Açılması en çok esnafa yarayacak
 
Lokmacı Kapısı'nın KKTC ile Güney Kıbrıs arasında geçişlere açılması en çok bölgedeki esnafın işine yarayacak. Kıbrıslı Rumlar, Tük tarafına geçtiğinde, en çok Lefkoşa'daki Arasta çarşısında alışveriş yapıyor.
 
Çarşı esnafı, Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla mesafenin kısalması nedeniyle daha çok Rum müşteri geleceğine ve çarşının canlanacağına inanıyor. Lokmacı Kapısının açılmasının diğer önemli bir yanı da, Kıbrıs'ın ilk bölündüğü yerden iki tarafın başkenti Lefkoşa 'birleştirilmiş' olacak.
 
Türk tarafının bir iyi niyet jesti olarak üst geçidi kaldırması, Lokmacı Kapısı'nın açılmasına yetmiyor. Türk tarafının yıktığı gibi, Rum yönetimin de öncelikle Ledra yolu üzerindeki duvarı yıkması ve iyi niyetli yaklaşması gerekiyor.

 

ERKAN MUMCU

Anavatan Partisi Genel Başkanı Erkan Mumcu, ''Kıbrıs'ta Lokmacı barikatı veya köprüsü denilen şey çatır çatır yıkılırken, dünyaya verdiğimiz manzara, 'Türkler birbirine düştü' görüntüsüdür'' dedi.

 

Gül'ün, 'Kıbrıs'taki gelişmeler bizim dışımızda' dediğini anlatan Mumcu, ''Kıbrıs'ta Lokmacı barikatı veya köprüsü denilen şey çatır çatır yıkılırken, dünyaya verdiğimiz manzara, 'Türkler birbirine düştü' görüntüsüdür'' diye konuştu. Mumcu, ''Yazıklar olsun. Kıbrıs hiçbir zaman bizim dışımızda olmadı'' diye konuştu.

CNN TURK 09/01/07

 

“Bizden karşılık beklenmesin”


8 Ocak, 2007 22:05:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Lokmacı barikatının Türk tarafında bulunan üst geçidin yasa dışı olduğunu iddia ederek, Türk tarafının köprüyü yıkmasının bir iyi niyet jesti olmadığını savundu.

Köprünün yıkımına karşılık Rum tarafından bir karşılık beklenmemesi gerektiğini ifade eden Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, ''Kıbrıs sorununun çözümü konuları üzerinde karar alma durumunda'' olmadığını iddia etti.
 
Papadopulos KKTC için “Konunun tümü, 'sahte' devletin yönetiminin geçerliliği konusuna dönüşmemelidir” ifadelerini kullandı.
 
Köprünün inşasının yasa dışı olduğunu iddia ederek, bunu, daha inşa edilirken şikayet ettiklerini hatırlatan Papadopulos, Ledra Sokağı'nın geçişlere açılması için kendi önerilerini yaptıklarını, buna ekleyecek bir şeyleri olmadığını kaydetti.
 
Papadopulos, KKTC Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'in, Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskopos 2’nci Hrisostomos'la görüşmesini iptal etmesiyle ilgili bir soru üzerine de, ''Tüm bu gelişmelerin aynı nedenlerin bir sonucu olduğunu, Kıbrıs'ın 'işgal' bölgelerinde her şeye Türk askerlerinin karar verdiğini'' ileri sürdü.
 
Denktaş: “İhtilaf ortadan kalktı”
 
KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, Lokmacı barikatındaki köprünün kaldırılacağı yönünde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile anlaştıklarını ifade ederek, köprü meselesinin ''kimse yara almadan'' halledildiğini söyledi.
 
Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'ın KKTC ve Ankara'da yaptığı temaslardan sonra ihtilafın ortadan kalktığına işaret ederek, ''Egemenliğimizden taviz verilmediğinin altı çizilmektedir. Bizim de üzerinde durduğumuz zaten budur'' diye konuştu.
 
Konunun daha fazla büyütülmemesi gerektiğini kaydeden Denktaş, 'Ancak hudut kalkmıyor. Oradaki polisimiz ve kontrolümüz kalkmıyor. Yol, bugüne kadar olduğu gibi kullanılacak. Dolayısıyla, Papadopulos'un yeni şartlarını; 'bayrak kalksın, gümrük kapısı olmasın' gibi şartlarını tabiatıyla kimse kabul edecek değildir” dedi.
 
Genelkurmay ne istiyordu?
 
Genelkurmay Başkanlığı, köprünün yıkılmasına Rum tarafındaki barikat ortadan kaldırılıncaya kadar karşı çıkıyordu. Talat ise 'Rum tarafına uluslararası arenada koz vermemek' gerekçesiyle üstgeçidin yıkılmasını istiyordu.
 
Talat ve Genelkurmay yetkilileri arasında geçen hafta Ankara'da yapılan
görüşmelerde de bu konu ele alınmış. Ancak Genelkurmay Başkanı'nın yaptığı açıklama tarafların bu konuda anlaşamadığını ortaya koymuştu
 
Lokmacı barikatı nedir? 

Lefkoşa'yı ikiye bölen Lokmacı barikatı Kıbrıs siyasetinin en sıcak gündem maddesi oldu. KKTC "Barikat yıkılsın" diyor, Rum kesimi, "Yıkılacaksa eğer bayraklar insin, Türk askeri çekilsin" istiyor.
 
Peki, bu kadar tartışılan Lokmacı barikatı nedir? 1963 yılında kurulan barikat Lefkoşa'yı Yeşil Hat üzerinde ikiye ayırıyor.
 
Ledra yolunun KKTC tarafı Türk askerlerinin, Rum tarafı ise Rum askerlerinin denetiminde.
 
Lokmacı barikatının iki ayrı ucunda Türk ve Rum kesimininin çarşıları bulunuyor.
Lokmacı barikatının rum kesimindeki duvar hala duruyor. Türklerin kurduğu duvar ise 2005 yılında yıkıldı.
 
Daha sonra Türk tarafı, bu bölgedeki yürüyüş yolunun kendi tarafında kalan bölümüne yayaların üzerinden geçebileceği tahtadan bir üst geçit inşa etti.

Tahtadan üst geçidin amacı, Yeşil Hat’tı koruyan Türk askerlerinin ikmalinin köprünün altından sağlanması, alışveriş amacıyla bölgede bulunan sivillerle askerlerin karşılaşmamasıydı.
 
Şu anda yıkılması gündemde olan üst geçit bu.

 

FT: "Türkiye'nin AB üyeliği hayal"


9 Ocak, 2007 12:00:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra

İngiliz Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği'nin her geçen gün biraz daha 'sürrealist' bir örgüt haline geldiğini savundu. 'AB'nin hayatın gerçekleri ile sorunu olduğunu' belirten gazete, 'buna en güzel örneklerin Türkiye'nin üyeliği ile anayasa konuları olduğunu' yazdı.

Gazete yazarlarından Gideon Rachman AB'nin önümüzdeki beş yılı Türkiye'nin üyeliği ve yeni AB Anayasası gibi gerçekleşmesi her geçen gün biraz daha zayıf bir olasık haline gelen konuları şiddetle tartışarak geçireceğini yazdı.
 
Tüm AB'nin önemli gibi görünüp aslında önemsiz olan bir kurum haline gelme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu savunan yazar, aslında kurumun hep böyle olmadığını, son 15 yıl içerisinde şaşırtıcı başarılara imza attığını da belirtti.
 
Yazar AB'nin önündeki Türkiye ve anayasa gibi gerçekten büyük olan iki projenin ise her geçen gün daha da zorlaştığını belirterek, "AB'nin başarı çağı sona yaklaşıyor" dedi.
 
Fransızların AB Anayasası'nı reddettiğini ve birçok Fransız politikacının da anayasayı reddetmenin aslında AB'nin genişlemesine karşı dolaylı bir protesto olduğu sonucuna vardığını belirten yazar, bu nedenle Devlet Başkanı Jacques Chirac'ın Fransız Anayasası'nı değiştirip Hırvatistan'ın üyeliğinden sonraki tüm genişlemelerde halkın oyuna başvurulması zorunluluğunu getirdiğini hatırlattı.
 
"Buna Türkiye maddesi de diyebilirsiniz" diye yazan FT yazarı, Fransa'nın yalnız olmadığını, Türkiye'nin üyeliği konusunda Avusturya'nın da referanduma gitme sözü verdiğini belirtti.
 
"Fransa ve Avusturya'dan 'hayır' kaçınılmaz"
 
Her iki ülkedeki kamuoyunun durumu gözönüne alındığında 'hayır' oyunun kaçınılmaz olduğunu da belirten yazar, Hollanda'nın anayasanın tekrar geri getirilmesi gayretlerini de oylamaya suncağını, Polonya, İngiltere ve diğerlerinin de buna benzer yollara başvurmak zorunda kalacağını yazdı.
 
Hem Türkiye'nin üyeliğinin hem de yeni anayasanın 27 AB üyesi tarafından ayrı ayrı onaylanması gerektiğini belirten yazar, "Düşman kamuoyu vetosu konunun kapanmış olduğunu gösteriyor" dedi.
 
Resmi olarak AB'nin Türkiye ile her geçen gün biraz daha kopma noktasına yaklaşan müzakerelere devam ettiğini de hatırlatan yazar, gerek anayasanın gerekse Türkiye'nin üyeliğinin akıbetinin referandumda reddedilmek olacağını, ama buna rağmen Avrupalı politikacı ve diplomatların büyük zaman ve enerjilerini bu iki konudaki görüşmelere harcamaktan vazgeçmediklerini hatırlattı.
 
Yazar, "Ama ne de olsa insanlar AB zirvesindeki alternatif gerçekle mutlu oluyorlar. Canayakın dostlar var, barlar geç saatlere dek açık ve yemek de bedava. Hiçbirşey yapılıp yapılmadığını kim takar" diye yazdı.

 

After 15 astounding years, the Union enters its surreal phase

By Gideon Rachman

Published:January 9 2007

René Magritte, the surrealist painter, lived and worked in Brussels formost of his life. So it seems only appropriate that the European Union - an increasingly surreal organisation - should have chosen to base itself in Magritte's home town.

The hint of surrealism in the EU's affairs struck me at the organisation's most recent summit, after I overheard a conversation in the corridor. A flustered diplomat was insisting angrily to a journalist: "This is not a non-paper." It was a pleasing phrase, faintly reminiscent of Magritte's masterwork "This Is Not A Pipe".

In an EU context, the phrase "This is not a non-paper" actually makes perfect sense. A "non-paper" is diplomat-speak for an informal discussion document, which can be used to broach a controversial subject. The rumour in Brussels was that there was a document of this sort in the works, about a possible EU diplomatic initiative towards Syria.

Since I never got to discuss the matter further, I cannot confirm the non-paper's non-existence.

But the surrealism of the incident went well beyond language. Suppose the non-non-paper had become a proper non-paper, then a paper and then a proposal and then a policy. Then what? Well, then nothing. The chance of an EU diplomatic initiative to Syria actually changing anything in the real world seems pretty close to zero.

The whole incident is symptomatic of the EU's broader problem with reality. For the truth is that the EU is poised to spend the next five years in agonised debate about things that look less and less likely ever to happen - the admission of Turkey to the EU and the introduction of a new constitution for the Union. Non-papers are the least of the problem; the whole of the EU is threatening to turn into a bit of a non-event.

It was not always like this. On the contrary, the EU has just gone through 15 years of the most astonishing practical achievements. It launched a single currency, a single market and a common foreign policy - and it has more than doubled in size from 12 to 27 members. Only last week Bulgaria and Romania were formally admitted as the latest members of the Union. It is possible that at some point in the next five years, Croatia will sneak in under the wire as the 28th member of the EU. But the next two really big projects- Turkey and the constitution - look increasingly like they will never make it off the drawing board. The EU's age of achievement is coming to a close.

So what has changed? The short answer is public opinion. For many years the EU has essentially been built by elites, without much consultation with ordinary people. This was possible as long as the "European project" was broadly popular and seemed largely technical and economic in nature.

But the enlargement of the Union to include countries that are much poorer than the western European members has proved controversial. The attempt to write a formal constitution for the EU - with its deliberate evocation of the creation of a state - was similarly politically charged. As a result, politicians in several important EU countries felt unable to treat the constitution as simply a technical political matter, to be pushed through parliaments in the normal manner. Hence, the fateful decisions by France and the Netherlands to hold referendums.

The repercussions of the French and Dutch rejections of the constitution in 2005 are still being felt. Many French politicians concluded that the rejection of the constitution was an indirect protest against enlargement. So President Jacques Chirac has amended the French constitution to make it compulsory to submit any further enlargements (after Croatia) to a popular vote - you could call it the Turkey clause. France will not be alone. The Austrians have also promised a referendum on Turkish membership. Given the state of public opinion in both countries, a No vote seems all but inevitable. Meanwhile, the Dutch have made it clear that they will have to vote again on anything that looks like an effort to resurrect the constitution - and the Poles, Brits and others will feel similarly obliged. Since both Turkish accession and a new constitution would have to be passed unanimously by all 27 EU members, handing a hostile public a veto looks like the end of the matter.

European politicians have yet fully to acknowledge how the new popularity of referendums has changed the Union. Officially, the EU remains committed to (increasingly fraught) negotiations with Turkey. Germany, which recently took over the presidency of the EU, is committed to reviving the constitution. Some of the finest minds in Brussels are also working on the problem. One senior EU official reckons that the solution will be to calm public fears, by stripping the constitution of any elements that suggest that a European state is being built. He even wants to ditch the name constitution, in favour of a "treaty amending the treaties on the European communities and the European Union". "Who could ever object to that?" says the official, laughing uproariously.

Much as I admire the ingenuity and cynicism of the effort, I'm afraid it will not fly. The average European is definitely stupider than the average Brussels bureaucrat. But the intelligence gap is not so enormous that a ruse this transparent will work.

However, the fact that both the constitution and the admission of Turkey seem doomed ultimately to be blocked by public opinion will not stop European politicians and diplomats spending huge amounts of time and energy, debating and negotiating both topics.

To stop the process now would be to acknowledge that the European project has been altered irreversibly by the French and Dutch referendums. As somebody once remarked, humankind cannot bear very much reality.

One popular definition of surrealism is "a dream-like state different from, or ultimately 'truer' than everyday reality". Anyone who has attended a