Veremis: Yunanlar da Türklere aşırılık yaptı

Yunanistan Milli Eğitim Konseyi Başkanı Profesör Thanos Veremis, “Yunanların da bağımsızlık savaşı sırasında ve küçük Asya’da Türklere karşı aşırılıklar yaptığını” söyledi.

AA

Güncelleme: 15:21 TSİ 01 Nisan 2007 Pazar

 

ATİNA - Veremis, Atina’da yayımlanan Elefteros Tipos gazetesindeki demecinde, ilk öğretim 6. sınıf tarih kitabında yapılan ve geçmişi abartılardan arındırılmış bir biçimde sunmaya dayalı değişikliklere gösterilen tepkilere değindi.

 

Veremis, “Tarihte sürekli Türkleri itham etmenin doğru bir yaklaşım olmadığını” söyledi. Veremis, “Türkleri sürekli kötü ve canavar olarak gösteren mantığı anlayamıyorum. Küçük Asya’da biz de büyük aşırılıklar yaptık ve aşırılıklara maruz kaldık” dedi.

Türklerin tarihinde “belirli kişilerin hata yaptıklarının” söylenebileceğini ancak, “Türklerin hepsinin birer canavar olduklarının iddia edilemeyeceğini” söyleyen Veremis, “Kendi aşırılıklarımızı unutmayalım. Yunanlar(Mora Yarımadası’ndaki) Tripolis’e girdiklerinde taş taş üstünde bırakmadılar. Bütün bunları anlatalım mı?” dedi.

Veremis, “Tarih kitaplarının bir İncil olmadığını ve bu kitapların yeniden yazılabileceğini” belirterek, “Şiddet tarihin bir parçasıdır. Ancak, sürekli bunları anlatmanın da bir anlamı yok. Okul kitaplarının hedefi bu değil” dedi.

İlköğretim tarih kitabında yapılan ve Yunan bağımsızlık savaşıyla Anadolu işgalini anlatan bölümlerde, “Türkler İzmir’de Yunanları katletti” örneği tek taraflı anlatımlara yer verilmemesi başta aşırı sağcılar olmak üzere çeşitli siyasi ve sosyal çevrelerin tepkisine yol açmıştı.

 

Rumlar Ercan paniğinde

1 Nisan 2007

 

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

 

Kıbrıs Rum yönetimi, AB Dönem Başkanı Almanya’nın üzerinde çalıştığı KKTC’yle doğrudan ticaret tüzüğünün geçmemesi için yeni öneri paketi hazırladı.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas, dün biraraya geldiği Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’e, Kıbrıslı Türklerin, Ercan havaalanı yerine Rum liman ve havaalanlarını kullanmasını teklif etti.

AB Komisyonu, dönem başkanı Almanya’ya KKTC’nin Magosa limanı ve Ercan havaalanının da ulaşıma açılmasına yol açacak doğrudan ticaret tüzüğünün, AB Konseyi’nde oybirliği yerine Rum vetosunu aşabilmek için oy çokluğuyla kabul edilmesini önermişti. Rum yönetimi yeni planında, Kıbrıslı Türklerin Larnaka havaalanı ve limanını kullanması, bu limanlarda Türklere özel yer ayrılması ve Türk memurların istihdam edilmesi ve Türk ürünlerine de vergi uygulanmaması yer alıyor.

HURRIYET 01/04/07

 

Sözünüzü tutun

ZİRVEDEN ORTAK AÇIKLAMA... AB ve özellikle Dönem Başkanı Almanya'ya "Kuzey Kıbrıs'a verilen tüm sözlerin tutulması, izolasyonun sona erdirilmesi, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabulü, Ercan Havalimanı'nın uluslararası direkt uçuşlara açılması, Türkçenin AB resmi dillerinden biri olarak kabul edilmesi" çağrısı yapılan zirvede Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkların takipçisi olunacağı ve Avrupa Birliği'nin, 26 Nisan 2004 sonrası aldığı kararlara sadık kalıp gerekli yasal düzenlemeleri yapması talep edildi

"Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"nde, Avrupa Birliği'ne (AB) ve özellikle AB Dönem Başkanı Almanya'ya "Kuzey Kıbrıs'a verilen tüm sözlerin tutulması, izolasyonun sona erdirilmesi, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabulü, Ercan Havalimanı'nın uluslararası direkt uçuşlara açılması, Türkçenin AB resmi dillerinden biri olarak kabul edilmesi" de dâhil, Kıbrıslı Türklerin mücadele verdiği birçok konuda çağrı yapıldı.

Zirveden Avrupa Birliği'ne yapılan çağrıda, "Bizler; Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkların son bulması için atılan adımları takip edeceğiz. Ayrıca Avrupa Birliği'nin, 26 Nisan 2004 sonrası aldığı kararlara sadık kalıp gerekli yasal düzenlemeleri yapmasını talep ediyoruz" denildi.

Girne Mercure Accor Otel'de dün yapılan zirveye katılan Avrupa'nın değişik ülkelerinde görev yapan Türkiye kökenli ulusal, eyalet ve yerel düzeyde 20 parlamenter, zirve programında saat 17.30'da yapılması öngörülen basın açıklamasını erkene alarak saat 15.15'te yaptı.

Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Ozan Ceyhun tarafından okunan ortak açıklamanın ardından Ceyhun ve milletvekilleri soruları yanıtladı.

Zirvede daha sonra "Ulusal parlamentolarda Kuzey Kıbrıs gerçeğinin anlatılması"; "Eyalet parlamentolarının Kuzey Kıbrıs'a katkısı ne olabilir?" ve "Kuzey Kıbrıs yerel düzeyde ve kentlerde Avrupa kamuoyuna nasıl anlatılabilir?" konulu çalışma grupları toplantılarına geçildi.

Çalışma gruplarında Avrupalı milletvekilleri yanında KKTC'den bazı milletvekilleri, belediye başkanları, daire müdürleri ve Ticaret Odası üyesi işadamları da yer alıyor.

Ortak açıklamanın tam metni

Zirve ortak açıklamasının tam metni ve imza koyanlar şunlar:

"Bizler, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ulusal, eyalet ve yerel düzeyde faal 20 Türkiye kökenli parlamenter, 31 Mart 2007 tarihinde Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın konuğu olarak gerçekleştirdiğimiz bu ilk Kuzey Kıbrıs Zirvesi'ni bundan böyle Kuzey Kıbrıs Gerçeği'ni Avrupa kamuoyuna anlatacağımız olumlu bir adım olarak değerlendiriyoruz.

Doğu Akdeniz'de nihai barışın gerçekleşmesi açısından Kıbrıs'ın taşıdığı önemin bilincinde olan bizler, Kıbrıs'ta yaşamakta olan Rum ve Türklerin barış ortamında ve eşit koşullarda birleşik Avrupalı modern bir ülkede yaşayabilmeleri hedefine ulaşmak için yoğun çaba veren Kıbrıslıları destekliyoruz.

Kuzey Kıbrıs'ta yaşamakta olan Kıbrıslılar, son yıllarda ortak bir çözüm için ellerinden gelen her şeyi yapmalarına rağmen bugün kesinlikle kabul edilemez haksızlıklar nedeniyle sıkıntı çekmekteler.

Tüm dünyanın Kıbrıs sorununun çözümü için ortaklaşa benimsediği 'Annan Planı'nı kabul edenler, Avrupa Birliği'nin dışında tutularak cezalandırılırken, bu planı reddederek adayı çözümsüzlüğe ve belirsizliğe sürükleyenler Avrupa Birliği üyesi olup bir de bunu istismar ediyorlar.

Bu nedenle Avrupa'daki Türkiye kökenli milletvekilleri olarak özellikle Avrupa Birliği'ni ve AB Dönem Başkanı Almanya'yı

1-Kuzey Kıbrıs'a verdiği tüm sözleri tutmaya;

2-Özellikle haksız bir uygulama olduğu artık tüm dünya kamuoyu tarafından bile dile getirilen Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonun sona erdirilmesi için "doğrudan ticareti düzenleyen tüzüğün bir an önce kabul edilmesini", "Ercan Havalimanı'nın uluslararası doğrudan uçuşlara açılmasını" ve bu amaçla atılması acilen gerekli ilk adımlar olarak hayata geçirmesini;

3-Kıbrıslı Türklerin Avrupa Parlamentosu'nda temsiliyetinin önünün açılmasını;

4-Kıbrıs'ın iki resmi dilinden biri olan Türkçenin de AB'nin resmi dillerinden biri olarak kabul edilmesini;

5-Kuzey Kıbrıslıların birer Avrupalı olmalarına rağmen spor, üniversiteler, kültür ve benzeri daha birçok alanda haksız bir şekilde maruz kaldıkları tüm dışlamalara son verilmesi için gereken adımları atmaya çağırıyoruz.

6-Bizler, Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkların son bulması için atılan adımları takip edeceğiz. Ayrıca Avrupa Birliği'nin 26 Nisan 2004 sonrası aldığı kararlara sadık kalıp gerekli yasal düzenlemeleri yapmasını talep ediyoruz.

7-Atılması gereken adımların, Avrupa kamuoyu nezdinde anlatılarak Kuzey Kıbrıs gerçeğinin gözler önüne serilmesi ve çözümüne yapıcı bir katkı olmasının sağlanmasını hedeflemekteyiz.

Baskılara rağmen Ercan'dan geldik

"Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"ne katılan 20 milletvekili, Kıbrıslı Türklerin haklı mücadelesini anlatmanın ve sonuç almanın sabır ve uzun nefes gerektiren bir süreç olduğunu söyledi.

Zirve katılımcıları, kamusal baskı için kendi ülkelerinde gerekli çalışmaları sürdüreceklerini ve böylece Rumların gerçek yüzünün görüleceğini belirtti.

"Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"ne katılan 20 milletvekili, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri, ortak açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Ozan Ceyhun, "Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"ne katılan 20 kişinin, çeşitli yerlerden gelen birçok baskıya rağmen Kıbrıs'a Ercan Havalimanı'ndan girdiğini vurguladı.

Ceyhun, katılımcıların zirve sonunda yaptıkları ortak açıklamanın İngilizce ve Almanca'ya da çevrileceğini belirterek, milletvekili ve meclis üyelerince kendi ülkelerinde en uygun şekilde kullanılacağını ifade etti.

"Ambargoların kalkmasının hangi statüde olmasını istiyorsunuz? Kuzey Kıbrıs mı KKTC mi?" sorusuna karşılık Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Ozan Ceyhun, "Bizler var olan de facto durumdan yola çıkarak çözüm önerilerinde bulunduk. Şu an Kuzey Kıbrıs'ta KKTC var. Kelime oyunlarına ihtiyaç duymadığımızdan Kuzey Kıbrıs'ı benimsedik" karşılığını verdi.

Şüphem yok

Ceyhun, bu açıklamanın; parlamenterlerin görev yaptığı ülkelerin yetkili makamlarına da ulaştırılıp ulaştırılmayacağı sorusu üzerine, ortak açıklamanın; İngilizce ve Almanca'ya çevrileceğini belirtti ve "Her arkadaşımın vicdani sorumluluk gereği imzasını taşıyan açıklamayı en uygun şekilde kullanacağından şüphem yok" dedi.

AB, beklenen adımları atmazsa ne yapılacağı, KKTC olgusunu AB'de işleyip işlemeyecekleri sorusuna karşılık Ozan Ceyhun, şöyle konuştu:

"Biz, politikayı Avrupa'da öğrenmiş bireyler olarak ve politikanın mümkün olduğunca sağlıklı ve yapıcı olmasını da partilerimizde öğrenmiş bireyler olarak, böyle bir kararı verdikten sonra ilk olarak parti organlarımıza, arkadaşlarımıza bu kararı iletip onların tepkisini gördükten sonra yeniden biraraya gelip böyle bir soruyu cevaplandırabiliriz."

Ozan Ceyhun, zirve toplantısına katılan 20 kişinin Kıbrıs'a Ercan Havalimanı'ndan girdiğine işaret ederek, çoğuna Rum büyükelçilikleri veya başka çevrelerden baskılar yapılmasına rağmen arkadaşlarının Kıbrıs'a geldiğini vurguladı.

Mutlu: Amaç kamusal baskı

Bu sırada söz alan Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili Özcan Mutlu, Ercan'dan gelişlerinin tesadüf değil, bilinçli olduğunu söyledi. Bu tür adımların artmasının, KKTC'nin durumunu dile getirip sesini duyurmanın önemine işaret eden Mutlu, Türkçe'nin AB dili olması da dâhil bu konularda baskının artması gerektiğini kaydetti. Böylece Rumların gerçek yüzünün Avrupa'da görülmesinin sağlanacağını ifade eden Mutlu, şöyle dedi:

"Başka yapabileceğimiz bir şey de yok. Keşke bizim durumumuzdaki arkadaşlar AB'deki parlamentolarda yüzde 1-2 değil de, yüzde 51 temsil edilseler, bugün bu sorunları tartışmazdık. Amaç kamusal baskı yapmak, gerçekleri anlatmak ve Avrupa ülkelerinde Kıbrıs Türklerinin sorunları için duyarlılık sağlamaktır. Bunu da başarırsak, ne mutlu bize."

Pehlivan: Ülke parlamentoları da önemli

Belçika Senatosu Üyesi Fatma Pehlivan da, geldikleri ülkelerin parlamentolarında Kıbrıslı Türkleri ilgilendiren konuları işlemenin önemini vurgulayarak, konuya sadece Avrupa Parlamentosu açısından bakılmamasını istedi.

Pehlivan, Belçika Parlamentosu'nda dile getirdikleri isteklerin Avrupa Parlamentosu'na da yansıdığını anlattı.

Keskin: Sabır ve uzun nefes

Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin ise, parlamento çalışmalarının yolu yordamı olduğuna işaret ederek, "Bu tür çalışmaların çok daha etkin olması için bir grup da etkin olabilir, ama ortak fikirlerin gruplar üstü anlayışla ele alınması çok daha etkin olur" dedi.

Keskin, bunun için sabır ve uzun nefes gerektiğine dikkati çekerek, Almanya Parlamentosu'nda Kıbrıslı Türkler için gruplar üstü bir çalışma içinde olduklarını açıkladı.

Daha önce de doğrudan uçuşlar için bir girişimleri olduğunu kaydeden Hakkı Keskin, kararlılık ve sabır gereğini vurguladı. Zirvede alınan kararların önemine işaret eden Keskin, arkadaşlarının çabalarını sürdüreceğinden emin olduğunu da belirtti.

Çavdarlı: KKTC'de olduğumun bilincindeyim

Belçika Federal Parlamentosu Milletvekili Cemal Çavdarlı da konuşmasında, "Ben KKTC'ye geldiğimin ve KKTC'de olduğumun bilincindeyim" diyerek, bunları söylemesinin 26 Nisan 2004 Lüksemburg Anlaşması'na halel getirmeyeceğini kaydetti.

Çavdarlı, o gün dünyada gündem oluşturan, vaatlerde bulunan ve "statüko değişsin yeni bir açılım olsun" diye telkin yapıldığını, ancak yakında 3 yıl dolacak olmasına karşın hâlâ Kıbrıslı Türklerin beklentilerine yanıt verilmediğini anlattı.

AB'nin değişik ülkelerinde görev yapan milletvekilleri olarak referandum sonrası sözleri içeren 26 Nisan 2004 Lüksemburg Anlaşması'na sadık olunmasını istedikleri için Kıbrıs'a geldiklerini ifade eden Çavdarlı, Rumların veto taktiklerine başvurarak istismar etmemesi halinde Belçika modelinin Kıbrıs'a uygulanabileceği görüşünü dile getirdi.

Araç: Savunmak için bilgi lazım

Danimarka Parlamentosu Milletvekili Hüseyin Araç ise, Kıbrıslı Türklere destek için geldiklerini, ancak konuyu daha iyi savunabilmek için daha çok bilgi sahibi olmaları gerektiğini söyledi.

Araç, zirvenin açılışında Başbakan'ın ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı'nın konuşmalarından çok değerli bilgiler edindiğini kaydederek, amaca ulaşmanın sabır, mücadele ve bilgi gerektirdiğini vurguladı.

Burada öğrendikleriyle partisini bilgilendirmeye çalışacağını kaydeden Hüseyin Araç, Kuzey Kıbrıs ve Türkiye hakkında eksik ve yanlış bilgiler olduğunu gördüğünü belirtti.

İmzalayanlar

1.Prof. Dr. Hakkı Keskin, Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili

2.Fatma Pehlivan, Belçika Senatosu Üyesi

3.Hüseyin Araç, Danimarka Parlamentosu Milletvekili

4.Cemal Çavdarlı, Belçika Federal Parlamentosu Milletvekili

5.Ozan Ceyhun, Eski Avrupa Parlamentosu Milletvekili

6.Özcan Mutlu, Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili

7.Nebahat Güçlü, Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili

8.Gülsen Öztürk, Basel Kanton Meclisi Milletvekili

9.Bilkay Öney, Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili

10.Uğur Çamlıbel, Basel Kanton Meclisi Milletvekili

11.Güle İletmiş, Bremen Eyalet Parlamentosu Milletvekili

12.Hasan Kanber, Basel Kanton Meclisi Milletvekili

13.Filiz Polat, Niedersachsen Eyalet Parlamentosu Milletvekili

14.Alev Korun, Viyana Eyalet Milletvekili

15.Murat Kalmış, Delmenhorst İl Genel Meclisi Üyesi

16.Adil Oyan, Rosenheim İl Genel Meclisi Üyesi

17.Sevgi Hamuroğlu, Rhein-Gau-Taunus İl Genel Meclis Üyesi

18.Yaşar Fincan, Münih Belediye Encümeni Üyesi

19.Nebahat Pohlreich, Bielefeld Belediye Meclis Üyesi

20.Turgut Yüksel, Frankfurt Kent Belediye Meclis Üyesi

KIBRIS 01/04/07

 

Yeni Rum paketinin hedefi Osmozis

PAKET, YARIN AÇIKLANACAK... Rum yönetimi tarafından hazırlanan ve AB'ye de iletilen Kıbrıslı Türklere ekonomik destek önlemleri paketin, KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ticaretin geliştirilmesine dönük olduğu ve bu ticaretin de "iyi şekilde osmozis" (Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesi) olarak görüldüğü belirtiliyor

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın dün Alman dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'e sunduğu Kıbrıslı Türklere ekonomik destek önlemleri paketi yarın açıklanacak.

Yeni paketin daha çok, KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ticaretin geliştirilmesine dönük olduğu ve bu ticaretin de "iyi şekilde osmozis" (Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesi) olarak görüldüğü haber veriliyor.

Fileleftheros gazetesi; "Toplumlararası Ticaretin Güçlendirilmesi - Yeşil Hat Tüzüğü'nün Genişletilmesi, Sıfır Vergi, v.b" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum yönetiminin; detaylarını daha sonra açıklayacağı "önlemler paketinin" ana ekseninin, Kıbrıslı Türklerin ekonomik durumunu iyileştirme çabası olduğunu yazdı ve "toplumlararası ticaretin güçlendirilmesi iki toplumun iyi şekilde osmozisi (Kıbrıslı Türkleri asimile etme) olarak görülüyor" ifadesini kullandı.

Gazete edindiği bilgilere dayanarak Rum paketinin; balık, bal, süt ürünleri gibi ürünler de eklenerek Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesi temelinde Kıbrıslı Türklerin ürünlerinin ihracı için Larnaka Limanı'nın kullanılmasını öngördüğünü yazdı, şöyle devam etti:

"Yine; Yeşil Hat Tüzüğü aracılığıyla dolaşan Kıbrıs Türk ürünlerinin hacminin ve değerinin artırılmasına dönük yeni olanaklar öneriliyor. Kıbrıs hükümeti; son aylarda işgal bölgelerinden özgür bölgelere ticarette önemli artış kaydedildiğini reklam ediyor. Dahası; iki toplum arasındaki karşılıklı ticareti güçlendirme önlemleri de öneriyor. Bu önlemler arasında; ihraç edilen ürünlere sıfır ek vergi, vergi iadesi, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında karma işletmeler kurulması gibi bu perspektifi güçlendirecek teşvikler yer alacak.

Kıbrıs hükümeti, bu yeni paketi önerirken; paketin uygulanmasıyla AB tüzüğündeki dikenlerin; özellikle de ihracatın işgal bölgelerindeki Mağusa Limanı ve Timbu (Ercan) Havaalanı'ndan yapılmasının aşılabileceğine işaret ediyor. Böyle bir gelişme (Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı'nın kullanılması), Kıbrıs'ın kesin taksiminin, bölünmüşlüğün kesinleşmesi anlamına gelecek. Lefkoşa; muhataplarının dikkatini; Mağusa Limanı'nın açılmasının kapalı Maraş'ın iadesine bağlı olduğuna çekiyor.

Bu arada İngiltere'nin Lefkoşa'daki Yüksek Komiseri Peter Millet, devlet televizyonuna (RİK) yaptığı açıklamada, Londra'nın; bu aşamada 'statükoyu' daimileştirecek, ayrılıkçı meyilleri ve taksimi güçlendirecek olan AB ile Kıbrıslı Türkler arasındaki doğrudan ticaret önerisini desteklediği tezini reddetti. İngiliz Yüksek Komiseri; bunun doğru görüntü olmadığını belirterek, doğrudan ticaret için inisiyatif hakkına yalnızca Avrupa Komisyonu'nun ve sorumluluğa da dönem başkanı Almanya'nın sahip olduğunu söyledi.

Millet, Kıbrıslı Türk ve Rum, bütün Kıbrıslıların ekonomik perspektiflerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, kararın AB üyesi 27 ülke tarafından alınacağını kaydetti."

Simerini gazetesi; "Ticaret Gündemde - Bremen'deki Lillikas-Steinmeier Görüşmesi Bugün - Peter Millett: Ticaretle İlgili İnisiyatif Hakkı Komisyon'un" başlıklı haberinde, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın; Bremen'deki AB Dışişleri Bakanları Konseyi çalışmaları çerçevesinde Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'le bugün görüşeceğini, görüşmenin ana konusunu da AB-KKTC arasında doğrudan ticaretin oluşturacağını yazdı.

Gazete, son haftalarda Rum yönetimi, Avrupa Komisyonu ve AB Dönem Başkanlığı arasında Brüksel'de gerçekleştirilen görüşmelerin ardından; doğrudan ticaretin ilk kez bakanlar düzeyinde ele alınacağına dikkat çektiği haberinde, Lillikas-Steinmeier görüşmesinin, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in Brüksel'deki temaslarını tamamlamasından yalnız birkaç gün sonra gerçekleşeceğini vurguladı, özetle şunları yazdı:

"İşgal bölgelerinden heyete, dönem başkanlığı tarafından; ticaretle ilgili kararın ortak kabul ile alınması gerektiği bildirildi.

Bu Avrupa Komisyonu'nun; kararın 133. madde uyarınca oyçokluğuyla alınması çabalarını etkisiz hale getiren bir olgudur. Edindiğimiz bilgilere göre Lillikas bavulunda; Komisyon çevreleri ve Kıbrıs Türk tarafı tüzüğün Avrupa Komisyonu'nca önerildiği gibi benimsenmesinde ısrar ettiği için, sahneyi değiştirmesi beklenmeyen belirli fikirlerle gidiyor.

Lefkoşa'nın; öneri, işgal bölgelerinin yasadışı hava ve deniz limanlarının işletilmesini öngördüğü için sahte devletin yükseltilmesine atıfta bulunan mantığı defalarca reddettiğini hatırlatalım."

Haravgi gazetesi de haberi; "Kıbrıslı Türklere Yönelik Yeni Paket Bugün Bremen'de" başlıklı haberinde, RİK'in haberini kaynak göstererek, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik yeni "önlemler paketinin"; Kıbrıslı Türklerin şartlarını iyileştirme ve kolaylaştırmaya yönelik metotlu inisiyatifi çerçevesindeki 5-6 değişik genel mesele-başlıkla ilgili olduğunu yazdı.

Gazeteye göre bu çerçevede; ürünlerini ihraç etmeleri için Kıbrıslı Türklere Larnaka Limanı'nda yer verilecek ve muhtemelen Kıbrıslı Türk memurların çalıştırılması öngörüsü de olacak. Kıbrıslı Türk tüccarların ek vergi veya gümrük ödememeleri kolaylığı sağlanacak.

Gazete RİK'in atıfta bulunduğu Avrupalı kaynakların; Rum yönetiminin bu yeni paketinin Kıbrıslı Türkler tarafından reddedilmesi durumunda; bunun arkasında siyasi maksatlar bulunduğunun apaçık ortaya çıkacağını söylediklerini kaydetti.

Öte yandan Politis gazetesi; "AKEL: Kıbrıslı Türklere Yönelik Önlemlere Evet" başlıklı haberinde AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun; "Kıbrıs Türk toplumu liderliği ve Türkiye; Kıbrıslı Türklerin desteklenmesi önlemlerinin gerek kendilerinin, gerek Kıbrıs meselesinin çıkarına olduğuna ikna edilmelidir" dediğini bildirdi.

Gazeteye göre Kiprianu; Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik yeni paketiyle ilgili bir soruyu yanıtlarken; önlemlerin neler olduğunu söyleyebilecek durumda olmadığını belirtti, ancak "Kıbrıs Rum tarafının yükümlülüğü, Kıbrıslı Türkleri destekleyecek ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik daha iyi bir ortam yaratacak önlemler ortaya koymaktır. Ondan sonra elbette, bu çalışmaların verimli olup olmayacağı, diğer tarafın vereceği yanıt çok önemlidir" dedi.

BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi 5 ülkenin büyükelçilerinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmelerini de yorumlayan Kiprianu, "BM tarafından son zamanlarda yapılan açıklamalar olumlu yönde hareket ediyor; yani 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesinde ısrar ediyorlar" dedi.

KIBRIS 01/04/07

 

BM'ye belge göndereceğiz

DEĞERLENDİRME TAMAMLANMAK ÜZERE... Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, çeşitli kesimlerle istişarede bulunduğunu ve bu değerlendirmeler sonunda Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz sürecinin ilerletilmesine ilişkin görüşlerinin bir belge ile BM Genel Sekreterliği'ne iletilmesine ve bu tutumun diğer ilgililerin bilgisine getirilmesine karar verildiğini açıkladı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının; Kıbrıs sorununun çözümünü ertelemek ve Türk tarafının Avrupa Birliği ile geliştirmeye çalıştığı ilişkileri torpillemek amacıyla kullanmaya çalıştığı 8 Temmuz sürecine ilişkin değerlendirme çalışmalarını Cumhurbaşkanlığı olarak büyük ölçüde tamamladıklarını bildirdi.

Erçakıca dün yaptığı yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, bu süreç içinde KKTC Hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kıbrıs'taki muhalefet partileri ve BM Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin Kıbrıs'taki büyükelçileri başta olmak üzere, çeşitli kesimlerle istişarede bulunduğunu vurguladı.

"Bu süreçte, değişik düzeylerdeki temaslardan elde edilen bilgiler de değerlendirilmiştir" diyen Erçakıca, bu değerlendirmeler sonunda, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz sürecinin ilerletilmesine ilişkin görüşlerinin bir belge ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'ne iletilmesine ve bu tutumun diğer ilgililerin de bilgisine getirilmesine karar verildiğini açıkladı.

Erçakıca, söz konusu belgenin hazırlanması çalışmalarının, pazartesi günü BM Genel Sekreterliği'ne iletilmesi hedefi ile devam etmekte olduğunu da belirtti.

KIBRIS 01/04/07

 

 

Yunanlılar Türk adası almayı planlıyor


2 Nisan, 2007 09:53:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra

Yunanlılara ait Midilli adası sakinlerinin kendilerine birkaç mil uzaklıkta olan küçük bir Türk adasını satın almaya hazırlanıkları iddia edildi. Ancak haber Midilli adası Valisi tarafından yalanlandı.

Habere göre, Nüfusu 100 bin olan Midilli adası halkı satın almak istedikleri Garip adası için kendi aralarında 22 milyon dolar toplamaya çalışıyor.
 
İngiliz The Guardian gazetesi konuyla ilgili haberinde, bu satışın gerçekleşmesi halinde ezeli rakip olan iki millet arasında "eşi benzeri görülmemiş" bir emlak alışverişi olacağını yazdı.
 
Gazete "Eğer Midilli adası sakinleri bu 'fethi' barışçı yollardan gerçekleştirebilirse, diplomasi ve askeri girişimlerin başarısız olduğu yerde ticaret galip gelecek" diye yazdı.
 
"Her Yunanlı Türk toprağı satın almak ister"
 
Midilli adasının belediye başkanı Nassos Yakalis, konuyla ilgili Proto Thema gazetesine yaptığı açıklamada, "Her Yunanlı Türk toprağı satın almak ister. Özellikle de bu toprağın tarihi bir önemi varsa" diye konuştu.
 
İzmir'in Bademli Körfezi'nde bulunan antik Truva kentinden yaklaşık 90 mil uzaklıkta bulunan Garip adası M.Ö. 406'da Ispartalılar ile Atinalılar arasındaki ünlü savaşın yer aldığı mevki olmakla biliniyor.
 
Yunanlıların elinde olan ada, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesi ve Bizans İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla birlikte Osmanlıların eline geçmişti.

Midilli Valisi: "İddialar asılsız"
 
Yunanistan'ın Midilli (Lesbos) Adası Valisi Pavlos Voyacis ise, Ada sakinlerinin Türkiye'nin Ege'deki ''Garip'' adasını satın almaya hazırlandıklarını öne süren haberlerin asılsız olduğunu söyledi. 
 
Voyacis, ''Valilik olarak böyle böyle bir niyet sergilemiş değiliz. Buna ilişkin yazılanlar, onları kaleme alan gazetecinin hayal mahsulüdür. Bildiğim kadarıyla da kimse böyle bir niyeti dile getirmemiştir. Bu konu üç yıl kadar önce de bir Yunan gazetesi tarafından gündeme getirildiğinde yine yalanlamıştım'' dedi.
 
Valiliğin, iki ülke arasındaki ilişkilerin olabilecek en iyi düzeyde bulunması için çaba harcadığını belirten Voyacis, ''Ayvalık, Altınoluk belediyeleri ve İzmir Ticaret Odası ile çok iyi ilişkilerimiz var. Geçen yaz aylarında da Dikili Belediyesi ile karşılıklı olarak çocukları misafir ettik. Bizi ilgilendiren ilişkilerimizin iyi olmasıdır'' diye konuştu.

 

Yunan tarih kitaplarında temizlik

      Yunanistan Milli Eğitim Konseyi Başkanı Profesör Thanos Veremis, "Yunanların da bağımsızlık savaşı sırasında ve küçük Asya’da Türklere karşı aşırılıklar yaptığını" söyledi.
      Veremis, Atina’da yayımlanan Elefteros Tipos gazetesindeki demecinde, ilk öğretim 6. sınıf tarih kitabında yapılan ve geçmişi abartılardan arındırılmış bir biçimde sunmaya dayalı değişikliklere gösterilen tepkilere değindi.
      Tarih olgusunu "aynı anda her tarafı görülmesi mümkün olmayan bir dağa" benzeten Veremis, "Tarihte sürekli Türkleri itham etmenin doğru bir yaklaşım olmadığını" söyledi.
      Veremis, "Türkleri sürekli kötü ve canavar olarak gösteren mantığı anlayamıyorum. Küçük Asya’da biz de büyük aşırılıklar yaptık ve aşırılıklara maruz kaldık" dedi.
      Türklerin tarihinde "belirli kişilerin hata yaptıklarının" söylenebileceğini ancak, "Türklerin hepsinin birer canavar olduklarının iddia edilemeyeceğini" söyleyen Veremis, şunları kaydetti:
      "Kendi aşırılıklarımızı unutmayalım. Yunanlar (Mora Yarımadası’ndaki)
      Tripolis’e girdiklerinde taş taş üstünde bırakmadılar. Bütün bunları anlatalım mı?" Veremis, "Tarih kitaplarının bir İncil olmadığını ve bu kitapların yeniden yazılabileceğini" belirterek, "Şiddet tarihin bir parçasıdır. Ancak, sürekli bunları anlatmanın da bir anlamı yok. Okul kitaplarının hedefi bu değil" dedi.
     
     "DİL BİRLİĞİ OLMASAYDI YUNAN OLMAYACAKTIK"
      Yunanistan halkının bugün bir ulus olarak var olmasında, "bağımsızlık savaşı öncesinde Yunan yarımadasında bulunan çeşitli halklar arasında dil birliği sağlanmasının önemli rol oynadığını" belirten Veremis, "Osmanlı’nın böyle bir şeyi başaramadığı için çöktüğünü" söyledi. Veremis, şöyle dedi:
      "Bizim yaptığımızı Osmanlı daha önce yapmış olsaydı, Balkanların tarihi farklı olacaktı. Bizler de, bunu yapmamış olsaydık, bugün Yunan olmayacaktık.
      Farklı dilleri konuşan sadece Hristiyan Ortodokslar olarak kalacaktık.
      Osmanlı’nın çöküşünün nedeni, adalet sisteminde reform yapamamış ve çağa ayak uyduramamış olmasıdır. Bu, onların yanlışı oldu. Türkler, bunu bizden 100 yıl sonra, kilisenin (dinin) rolünü ortadan kaldıran (Mustafa Kemal) Atatürk sayesinde başarabildiler. Daha önce yapamazlardı, çünkü bu kültürün başlıca belirleyici özelliği din unsuruydu." İlköğretim tarih kitabında yapılan ve Yunan bağımsızlık savaşıyla Anadolu işgalini anlatan bölümlerde, "Türkler İzmir’de Yunanları katletti" örneği tek taraflı anlatımlara yer verilmemesi başta aşırı sağcılar olmak üzere çeşitli siyasi ve sosyal çevrelerin tepkisine yol açmıştı.

MILLIYET 02/04/07

 

Guardian: Yunanlılar Türk adasını ticaretle ele geçirebilir

      Ege’deki Yunan Midilli adası halkının, Türkiye’ye ait yanıbaşındaki Garip adasını satın almak istemesi, dünya basınında da yankı buldu. İngiliz The Guardian gazetesi, bu alımın gerçekleşmesi halinde iki "ezeli rakip" ülke arasında "görülmemiş" bir anlaşma olacağını yazdı.
      The Guardian gazetesi, 100 bin nüfuslu Midilli halkının Garip adasını satın almak amacıyla gerekli olan 22 milyon doları bulmak istediğini belirterek şöyle devam etti:
      "Diplomasi ve askeri gücün sonuçsuz kaldığı yerde ticaret galip gelebilir, eğer Midilliler, ‘fethi’ barışçıl bir biçimde gerçekleştirmeyi başarırsa.ö İngiliz gazetesi, Midilli kaymakamı Pavlos Voyiatzis’in "Herhangi bir Yunan, Türk toprağını satın almak ister. Özellikle tarihi değeri olan toprak" açıklamasına da dikkat çekti. Garip adasının, Bizans’ın çöküşüne kadar Yunanlıların kontrolünde kaldığına, 19 yılından sonra Osmanlıların eline geçtiğini belirten gazete şunları yazdı:
      "Sınırlarının daralması ile ilgili bir saplantısı olan bir ülkede ne zaman, ne de askeri yenilgi, Türklere kaybedilen toprakları geri alma isteğini azaltmadı.ö Garip adası sahiplerinden Ali Dartar’ın da "Yunanlılara karşı olumsuz duygularımız yok. Birçok Yunan dostum var ve eğer ilgi gösterirlerse ön yargılı olmayacağımızı söyleyebilirim" değerlendirmesini de aktaran gazete, Yunan hükümetinin ise, Garip adası alımının iki ülke vatandaşları arasında özel bir konu olarak görmeye yeğlediğine dikkat çekti.
      The Guardian, Garip adasındaki mülkün sahibi kim olursa olsun Türkiye’nin ada üzerindeki egemenliğini koruyacağına da işaret etti.(ANKA)
     
    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 YUNAN VALİ: İDDİA ASILSIZ

      Yunanistan’ın Midilli (Lesbos) Adası Valisi Pavlos Boyacis, Ada sakinlerinin Türkiye’nin Ege’deki "Garip" adasını satın almaya hazırlandıklarını öne süren haberlerin asılsız olduğunu söyledi.
      Boyacis, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, "Valilik olarak böyle böyle bir niyet sergilemiş değiliz. Buna ilişkin yazılanlar, onları kaleme alan gazetecinin hayal mahsulüdür. Bildiğim kadarıyla da kimse böyle bir niyeti dile getirmemiştir. Bu konu 3 yıl kadar önce de bir Yunan gazetesi tarafından gündeme getirildiğinde yine yalanlamıştım" dedi.
      Valiliğin, iki ülke arasındaki ilişkilerin olabilecek en iyi düzeyde bulunması için çaba harcadığını belirten Boyacis, şunları söyledi:
      "Ayvalık, Altınoluk Belediyeleri ve İzmir Ticaret Odası ile çok iyi ilişkilerimiz var. Geçen yaz aylarında da Dikili Belediyesi ile karşılıklı olarak çocukları misafir ettik. Bizi ilgilendiren ilişkilerimizin iyi olmasıdır."

MILLIYET 02/04/07

 

YILDIZ SERTEL, BİKET İLHAN, YETKİN DİKİNCİLER'LE NÂZIM HİKMET VE FİLMİNİ KONUŞTUK

Nâzım çok benzemiş film de güzel

Filme adını veren 'Mavi Gözlü Dev' kitabının yazarı ve Nâzım Hikmet'in dostu Zekeriya Sertel'in kızı olan Yıldız Sertel, 'Bu filmin devamı çekilmeli' dedi


SOHBET ODASI
DERYA SAZAK


DERYA SAZAK: "Mavi Gözlü Dev, Nâzım Hikmet" filmi, ünlü şairin 1938-1950 yılları arasında Bursa Cezaevi'nde geçen günlerinin, eşi Piraye'ye olan aşkının, memleket sevdasının, ülkesini terk etmek zorunda bırakıldığı için Moskova'da son bulan çileli yaşamının sinemaya aktarıldığı başarılı bir "biyografi." Nâzım'ın dostları Sertellerin kızları Yıldız Sertel ile filmi ve o dönemi konuşacağız. Yönetmen Biket İlhan ve Nâzım Hikmet'i canlandıran Yetkin Dikinciler ile birlikte... Yıldız Hanım filmi seyrettiniz mi?
YILDIZ SERTEL: Seyretmez olur muyum, ilk hafta gittim ve çok beğendim.

Film, adını babanız Zekeriya Sertel'in 'Mavi Gözlü Dev' adlı kitabından almış. O döneme ilişkin neler hatırlıyorsunuz?
SERTEL: Nâzım benim çocukluk aşkımdı.

Evinize gelir gider miydi?
SERTEL: Tabii çok küçüktüm ilk geldiği sıralar. 5 yaşında sanırım. Filmdeki Nâzım daha sessiz sakin gözüküyor. Öyle değildi. Coşkulu, gümbür gümbür bir insandı. Devrimciydi. Moskova'dan gelmiş. Vala Nurettin, babamın çıkardığı "Resimli Ay"a getirmiş. "Duvar" şiirini okumuş. Bizim evde de okurdu:
'O duvar,/ O duvarınız vız gelir bize vız!/ Bizim imanımızdaki hız/ Ne bir din adamının...'
Nâzım beni hep etkilemiştir. Ancak filimde hapishane koşullarında daha sönük bir Nâzım olması çok doğal. Çünkü orada haksız yere hapsedilmenin ezikliğini çekiyor.

Sinemada Nâzım Hikmet projesi nasıl doğdu? Pek çok belgesel çekildi ama ilk filmine yönetmen olarak siz imza attınız. Aşk ön planda gibi... Siyasi arka plan biraz zayıf mı kalmış?

Nâzım'ı putlaştırmadık

BİKET İLHAN (Yönetmen): UNESCO, Türkçenin büyük şairinin 100. doğum yılını dünyada "Nâzım Hikmet Yılı" ilan etmişti. Proje o sırada ortaya çıktı. Çekimlere başlamamız 2006'yı buldu.
Elbette "Nâzım Hikmet" filmi çekmek kolay değildi. Tüm yaşamını bir filme nasıl sığdırabilirdik? Nâzım'ın bir aydın olarak, düşüncelerinden ötürü 12 yıl haksız yere ceza çektiği Bursa Cezaevi dönemini beyazperdeye yansıtmayı seçtik.
"Ben Türk Şairi Nâzım Hikmet,/ Ben tepeden tırnağa insan,/ Tepeden tırnağa kavga/ Hasret ve ümitten ibaret' diyen bir şairi, aşklarıyla, acılarıyla kavgalarıyla, direnciyle, zaaflarıyla anlatmaya çalıştım. O bir efsane ama aynı zamanda bir insan. Nâzım'ı putlaştırmadık!
Pablo Neruda'nın İtalya'daki sürgün hayatını anlatan "Postacı" filmi nasılsa, Picasso'nun aşkları beyazperdeye nasıl aktarıldıysa öyle bir film yapmaya çalıştık.

Nâzım Hikmet'i canlandıran Yetkin Dikinciler'e soralım... Sizi "Babam ve Oğlum" filminden tanımıştık. Nâzım'ı oynama düşüncesi nasıl doğdu? Nâzım'a benzerlik...
YETKİN DİKİNCİLER: Senaryoyu Metin Belgin bana ilk verdiğinde Nâzım'ı oynayacağım hiç aklıma gelmemişti. Okumamı istedi. Sonra tiyatroda sahnelediğimiz bir oyunun galasına yönetmen Biket İlhan geldi. Kalabalıkta tanıştık. Bir ara uzaktan beni izlediğini sezdim. O an içime bir şeyler düştü. Senaryoyu okuyup Metin'i aradım, başarı diledim. "Bizim Nâzım'ımız olur musun?" diye sordu. Bir saniye bile düşünmedim. "Olmaz mıyım?" dedim.

Çocukluk aşkınız Nâzım karşınızda. Olmuş mu, benzemiş mi?
SERTEL: Benziyor... Nâzım da dev gibi bir adamdı.

Nâzım'ı oynarken en çok nerede zorlandınız?
DİKİNCİLER: Tutsaklığını hissetmek çok zordu.

Yıldız Hanım, 1930-40'lı yılların Türkiye'sinde siz çocuk yaşta olmanıza karşın Sertellerin kızı olmanız, Nâzım'ın evinize geliş gidişi nedeniyle o dönemin siyasi havasını da yakından soludunuz. Bir şairin "komünist" diye, askeri okulda genç bir subayın üzerinde çıkan şiir kitabı nedeniyle "orduyu isyana teşebbüs"ten 12 yıl cezaevinde süründürülmesi nasıl bir duygudur?

Atatürk, Nâzım'ı severdi

SERTEL: Atatürk öldükten sonra bunlar Nâzım'ın başına geldi. Mustafa Kemal severdi Nâzım'ı. Koruyordu. Sonradan "komünizm propagandası"yla suçlandı. Ve ağır bir haksızlığa uğradı. 1950'de af çıkmasaydı belki de cezaevinde ölecekti. Açlık grevine dahi başladı. O günler korkunç günlerdi. Bir gün babam Nâzım'ı ziyaretten geldi ve "Nâzım'ın hali fena, karnı şiş, ateşi var" dedi. Bu çok ürkütücüydü.
Sonunda babam Zekeriya Sertel, Abidin Dino, Mehmet Ali Aybar gibi bazı aydın Nâzım'a mektup yazdılar. Türkiye'nin seçim arifesinde bulunduğunu, hakkında karar alabilecek hükümet bile bulunmadığını söyleyip grevi seçim sonrasına ertelemesini istediler. Nâzım zorla açlık grevini bıraktı da kurtuldu.

İşgal ve mandacılar

 

 

 

 

 

 

 

 

Moskova'ya ilk gidişi, Milli Mücadele sırasında. İstanbul işgal altında. Sonradan Bursa cezaevinde 7 yılda yazdığı "Kurtuluş Savaşı" destanında İstanbul'u dizelerine yansıtır: "Biz ki İstanbul şehriyiz,/ Fransız, İngiliz, İtalyan, Amerikan/ bir de Yunan/ Vahdettin Sultan ve damadı Ferit/ ve İngiliz muhipleri ve Mandacılar/ Biz ki İstanbul şehriyiz Yüce Türk halkı,/ malumun olsun çektiğimiz acılar..."
SERTEL: O zamanki aydınların ruh hali buydu. Osmanlı çökmüş. İstanbul işgal altında. Nâzım'ın isyanı da emperyalist işgaleydi. Namık Kemal şiirleriyle büyümüş bir kuşaktı Nâzım da, Mustafa Kemal de...
Milli Mücadele başlayınca 1921'de Anadolu'ya geçti. Rusya'da devrim yaşanıyordu. 19 yaşında Moskova'ya gitti. Biraz gençlik serüveni, üniversiteye giriyor, Rusça öğrenmek derdinde hatta kiliseye bile gidiyor ama kızlarla konuşmak için. Doğasında aşk vardı. "19 yaşım" şiiri vardır. Bu şiir onun daha o yaşlarda Moskova'da devrim coşkusunu duyduğunu anlatan şiirdir. Vatanını seven bir insandı Nâzım. 1928'de İstanbul'a dönüyor. Resimli Ay'da çalışmaya başlıyor. Düzeltmen olarak... Edebiyatçılara bayrak açıyorlar "putları kırıyoruz" diye...

Kaçış öyküsü

Nasıl kaçtı? Sonradan öyküsü yazıldı ama yurtdışında karşılaştığınız oldu, anlatmış mıydı motorla kaçışını?..
SERTEL: Hayır. Sormazdık da. Uzun yıllar sır olarak kaldı. Sonradan Refik Erduran'ın kaçışına yardımcı olduğu anlaşıldı. Ama neden kaçtığını biliyorum. 1950'de cezaevinden çıktıktan sonra huzursuzdu. Yine takip ediliyordu. Onu askere alacaklardı. 35 yaşında ve anjinpuatrini olan bir insanı askere almaları maksatlıydı. Bunun kendisi için büyük bir tehlike olduğunun farkındaydı. Kaçmasının nedeni buydu.
O yıllarda hepimiz aynı durumdaydık. Ben üniversiteye İngiltere'de gittim, ABD'ye geçtim. Döndüğümde baktım İstanbul'da takip ediliyorum. Oysa, siyasetle hiç ilgim yoktu.
Nâzım hapisten çıktıktan sonra Üsküdar'ın sapa bir köşesinde Vâlâ Nurettin'in evinde kalıyordu. Annem babam ve ben ziyarete gittik. Gece yarısından sonraya kalmışız, "Bu saatten sonra nasıl taksi bulacağız" diye düşünürek dışarıya çıktık ki, taksi bizi bekliyor. Eve kadar götürdü. Bugünkü gibi öyle uzaktan dinleme falan değil, alenen, peşinize birisi düşüyor ve nereye gitseniz orada. Böyle de hizmet verirlerdi.
Mesela bizim evin karşısında parkta bir boyacı vardı ama hiç ayakkabı boyamazdı. Çünkü işi Sertellerin evini gözetlemekti. MİT o zaman böyle çalışırdı.

 

 

 

 

 

 

MİT, filminin peşinde

Filmde de takip sahneleri var.
İLHAN: Evet, takip sahneleri var. Bir de araba ile suikast girişimi olduğunu biliyoruz ama Bursa Cezaevi'nden çıktıktan sonra... MİT deyince, filmi çekmeden önce ilginç bir olay yaşadık. Destek almak için Tanıtma Fonu'na başvurmuştuk, bir gün kapı çaldı, açtığımda iyi giyimli, son derece saygılı bir beyefendi kendisini "Milli İstihbarat Teşkilatı'ndanım" diye tanıtarak "Mavi Gözlü Dev" filmiyle ilgili bilgi almak istediğini söyledi. Arkasında bir teşkilat olup olmadığını sordu. Çok şaşırdım. Yani hâlâ Nâzım Hikmet ile ilgili bir şey yapmak takip konusu oluyor.

Yetkin Bey (Nâzım), sizin başınıza böyle bir şey geldi mi?
DİKİNCİLER: Ben filmde yeterince takip ediliyorum zaten.

'Kurtuluş Savaşı Destanı'

Mavi Gözlü Dev kitabında Sertel anlatıyor. Bir gün dergiye geldiğinde kapakta "Kerem Gibi" şiirini okuyor: "Ben yanmasam,/ Biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..." Şaşırıyor Zekeriya Sertel: "Üstat bu ne komünist manifestosu mu?" diye soruyor. Aslı'nın aşkıyla yanıp tutuşan Kerem'den çıkarak müthiş bir başkaldırı şiiri yazıyor. Nâzım, sayfada boşluk kalınca cebindeki buruşuk kâğıttan çıkan mısraları dizgiye gönderdiğini söylüyor.
SERTEL: Türkiye Nâzım'ın değerini bilemedi. Kurtuluş Savaşı destanını ondan başkası bu kadar güzel yazamazdı.

Mavi Gözlü Dev, Atatürk'ü de çağrıştırmıyor mu? Kocatepe'de Büyük Taarruzu tasvir eden mısralar... "Sarışın bir kurda benziyordu/ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı/ Yürüdü uçurumun başına kadar/ eğildi, durdu/ Bıraksalar/ ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı..." Kurtuluş Savaşı'nı bu denli güzel coşkuyla anlatan bir şair 'vatan haini' olabilir mi?
SERTEL: Nâzım bir vatanseverdi. Ama "vatan haini" suçlaması çok ağırına gidiyordu. Ülkesini terk etmek zorunda kaldıktan sonra hep memleket sevdasıyla yaşadı. Moskova'ya gittikten sonra da düş kırıklıkları yaşadı. TKP onu üyelikten çıkardı. Stalin dönemi Rusya'sını ise sevmedi. Orada dünyanın en güzel sıla şiirlerini yazdı. Vatan hasreti en büyük yarasıydı. Bir de o dönemde şiirlerinin Türkiye'de yayımlanmaması onu çok üzüyordu. "Bütün dünya benim şiirlerimi okuyor, benim halkım beni tanımıyor" der ağlamaklı olurdu.

Tan Matbaası olayı

Nâzım'ın çilesine tanık olanlardan birisiniz Yıldız Hanım, bugün de Türkiye'de aydınları hedef alan cinayetler işleniyor. Hrant Dink suikastı örneğin.
SERTEL: Maalesef bunlar bizim aydınımızın kaderi. Sabahattin Ali'yi de göz göre göre öldürdüler. Aslında bu aydın ve fikir düşmanlığı daha Namık Kemal'lere kadar uzanıyor.

Devamı çekilmeli

Devrimci bir şairdi, işçi sınıfı mücadelesine inanıyordu, '68 kuşağı' onun şiirleriyle yollara düştü. Aristokrat bir yanı da var mıydı?
SERTEL: Paşazadeydi ama bundan bir nevi utanırdı. Proleter olduğunu ispatlamak için kasket giyerdi.

"Mavi Gözlü Dev, Nâzım" filmiyle noktalayalım.
SERTEL: Nâzım filmi burada bitmedi. Devamı çekilmeli.

Ne diyorsunuz?
İLHAN: Yıldız hanımın filmle ilgili söyledikleri benim için çok değerli. Nâzım'ı yakın tanıyan, onu çok iyi bilen bir tanık olarak filmden etkilenmesi ve başarılı bulması beni çok heyecanlandırdı.

MILLIYET 02/04/07

 

Yunanlıları kızdıran tarih bakışı...

Yunanlıları kızdıran tarih bakışı...

6. sınıf tarih kitabı kinden temizlenmişti.

02/04/2007 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Yunanlıların tepki gösterdiği tarih kitabında yer alan bazı örnekler şöyle:
1821'de başlatılan Yunan bağımsızlık mücadelesi kahramanlarıyla ilgili bölüm: "Silahlı mukavemette hırsızların da rolü vardır. Silahlı gruplar oluşturan hırsızlar, devlet yetkililerine, sehayat edenlere saldırmakta, köylere, şehirlere girip para, silah ve yiyecek çalmaktadır. Her silahlı hırsız grubunun başında bir kaptan vardır. Zamanla bu hırsızlar Osmanlılar için büyük dert olur. Bir de eşkıya grupları vardır. Eşkıya grubu da hırsızlar grubuna karşı koymak için Osmanlı ile anlaşır. Ancak, onlar da sözünde durmayıp hırsızların safhasına geçer".
1922 Kurtuluş Savaşı (küçük Asya felaketi) bölümü: "1921 yazında Yunan ordusu Ankara'yı işgal için saldırdı. Bu gidişat Sakarya'da durduruldu ve hedefe ulaşılamadı. Bir yıl sonra Kemal önderliğindeki Türk güçleri Yunan ordularını denize doğru gerilemeye mecbur bıraktı. 27 Ağustos 1922'de Türk orduları İzmir'e girdi. Binlerce Yunanlı Yunanistan'a gitmek amacıyla gemilere binmek için limanda birikti."
1974 Kıbrıs olayları: "Yunan cuntası darbe ile Kıbrıs Cumhurbaşkanı'nı devirmeye çalıştı. Türkiye Kıbrıs'a girip adanın kuzeyini ele geçirdi. Orada uluslararası toplum tarafından tanınmayan bir Kıbrıs Türk devleti ilan etti. Çok sayıda Kıbrıslı Rum zorla yurdundan edildi ve ada bölündü. O zamandan beri Kıbrıs bölünmüş durumda ve sorun hâlâ çözümlenmedi."

Olli Rehn'in gündemi yalnızca doğrudan ticaret

Rum yönetiminin "kapalı Maraş'ın verilmesi karşılığında Gazimağusa Limanı'ndan ticaret yapılması" önerisinin Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile Avrupa Komisyonu'ndan ilgi görmediği belirtildi.

Maraş'a karşılık Gazimağusa Limanı'ndan ticaret yapılması önerisinde bulunan Rum yönetiminin bu girişimi bekledikleri etkiyi yapmadı.

Rum basınında yer alan haberlere göre Avrupa Birliğinin Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu Raporlar Komitesi Başkanı Marsin Limpiki'ye 19 Ocak'ta gönderdiği mektupta "Maraş'a değil sadece doğrudan ticarete yoğunlaştığını" yazdı.

Habere göre Rehn mektubunda, Mağusa Limanı'nın modernleştirme çalışmalarının finanse edilmesinin, sadece doğrudan ticaret hedefleri için mümkün olduğunu açıkça ifade etti.

Rehn'in, mektubunda, "Mağusa Limanı şu anda Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yasadışı giriş noktası olarak addedilmektedir" şeklindeki ifadesiyle, " Mağusa Limanı'nı sadece Kıbrıs Cumhuriyeti yasa dışı olarak addediyor, ben farklı görüşe sahibim" izlenimi yarattığı da belirtildi.

KIBRIS 02/04/07

 

Lobicilik faaliyetleri, çok yönlü olarak artacak

GİRİŞİMLERDE BULUNACAKLAR... Kıbrıs Türkü'nün susmayıp, daha atak davranması ve Kıbrıs sorununu sürekli olarak gündeme getirmesi gerektiğini vurgulayan Türk kökenli milletvekilleri, ülkelerine dönünce burada yakaladıkları motivasyonu sürdürüp, çeşitli girişimlerde bulunacaklarını vurguladılar

Fezile Atüf ÖKSÜZ

KKTC'de 2 günden beri geniş kapsamlı bir zirveye katılan Avrupa'daki Türkiye kökenli milletvekilleri, lobicilik faaliyetlerinin çok yönlü olarak artacağına inanıyor.

Kıbrıs Türkü'nün susmayıp, daha atak davranması ve Kıbrıs sorununu sürekli olarak gündeme getirmesi gerektiğini vurgulayan Türk kökenli milletvekilleri, ülkelerine dönünce burada yakaladıkları motivasyonu sürdürüp, çeşitli girişimlerde bulunacaklarını vurguladılar.

Milletvekilleri, Kıbrıs Türkü'nün resmi kurumları, sivil toplum örgütleri ve bireyleriyle Avrupa'da ve uluslararası ortamda atak politika izlemesinin, kendini daha etkin bir şekilde izah etmesinin önemine de vurgu yaptılar.

Almanya Federal Parlamentosu'nda Kıbrıs konusunda gruplar üstü girişim içinde olan Almanya Federal Parlamento Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin grupların ortak kararıyla, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılması için çalışma yapacağını söyledi.

Avrupa Parlamentosu eski milletvekili Ozan Ceyhun ise, Avrupa Parlamentosu'ndaki lobicilik faaliyetlerinin artarak devam edeceğini kaydetti. Ceyhun, AP'da Kuzey Kıbrıs'ı temsil eden milletvekilleri Özdil Nami ile Hasan Taçoy'un 2 ayda bir düzenleyeceği "AP'da Kuzey Kıbrıs dostları öğle yemekleri"nin lobicilik açısından büyük önem taşıdığını da kaydetti.

Görev yaptığı Belçika Senatosu Dışişleri Komisyonu'na Kıbrıs konusunda bir genelge sunan Belçika Senatosu Milletvekili Fatma Pehlivan da, genelgenin tartışmaya alınması halinde, bugüne kadar olduğu gibi sadece Güney Kıbrıs'tan değil Kuzey Kıbrıs'tan da bilirkişilerin davet edilmesi için girişimlerde bulunacağını belirtti.

Uyuşturucuyla mücadele için ortak çalışma

Almanya'da yaşayan Türklerin Kuzey Kıbrıs ile işbirliği çalışmaları, yaşamın farklı alanlarına da aktarılacak. Ozan Ceyhun'un verdiği bilgiye göre, 27-28 Nisan tarihleri arasında, Almanya'dan uzmanların katılımıyla uyuşturucuyla mücadele konferansı gerçekleştirilecek. Başbakanlık Müsteşarı Öntaç Düzgün öncülüğünde yapılacak konferansa katılacak Alman parlamenterler, polis memurları ve sosyal görevliler, Kuzey Kıbrıs'taki uyuşturucu sorunuyla mücadelede kendi deneyimlerini anlatarak katkı sağlayacak.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Almanya Federal Parlamentosu'ndan Sosyal Demokratlar Grubu'nun davetlisi olarak 4-6 Mayıs tarihleri arasında Frankfurt'a resmi bir ziyaret düzenleyecek.

Lobicilik çok yönlü artacak... Yılda bir kez toplantı olacak

TAK muhabiri, Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi katılımcıları Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin ile Belçika Senato üyesi Fatma Pehlivan ve Avrupa Parlamentosu eski milletvekili Ozan Ceyhun ile Avrupa'da yürütülecek lobicilik çalışmaları ve Kıbrıs Türkü'ne düşen görevleri konuştu.

Avrupa Parlamentosu'nda ve Almanya'da başlatılan lobicilik çalışmalarının Kuzey Kıbrıs'ta gerçekleştirilen zirve sonunda çok yönlü olarak tüm Avrupa ülkelerinde çoğalmasını beklediklerini söyleyen Ozan Ceyhun, "Yani Danimarka'daki arkadaşım Danimarka'da, Belçika'daki arkadaşım Brüksel'de buna benzer faaliyetlerle Kuzey Kıbrıslı politikacılar ile sorumluların parlamentolarına gelmelerini sağlayacak ve bu şekilde her alanda var olan izolasyonun de facto yok edilmesine katkıda bulunacağız" dedi.

Zirveye katılan milletvekillerinin yılda bir defa toplanma kararı aldığına işaret eden Ceyhun, Avrupa'daki Türk kökenli milletvekilleri ile Kuzey Kıbrıs arasında bilgi alışverişi sağlamak amacıyla iyi bir koordinasyon kurulmasını uygun bulduklarını söyledi.

Ceyhun, şöyle devam etti:

"Kuzey Kıbrıs'ta başlatılan atılım politikası, Avrupa Parlamentosu'nda ve diğer Avrupa parlamentolarındaki Türk milletvekillerinin de desteğiyle yeni bir ivme kazanacak. Hedefimiz sadece Türk kökenli milletvekillerinin desteği değil, diğer parlamenterlerin de sahip çıkıp, konuyu iyi bilmesini sağlamak."

Amaç çözüme katkı

Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin de, uluslararası barışa ve Kıbrıs Türk halkının uzun yıllardır çözüm bekleyen sorununa bir katkı koymak adına, Kıbrıs sorununa ivedilikle çözüm istediklerini, ancak konunun Avrupa parlamentolarında ya da AB ülkelerindeki değişik eyalet ve ülkelerdeki milletvekillerinin bireysel katkılarıyla çözümünün mümkün olmadığını söyledi.

Yaşadıkları ülke parlamentolarını veya mensubu oldukları siyasi partileri objektif doğrularla etkilemeye çalışacaklarını kaydeden Keskin, "Yani gerçekler nedir, sorun nedir, bu sorunun çözümü nasıl olmalıdır... Bu konularda objektif bilgi olmalı" dedi.

Keskin, kamuoyunu, parlamentoyu ve siyasi partileri etkilemek açısından kendilerine düşeni yapmaya hazır olduklarına işaret ederek, şunları söyledi:

"Biz kendimiz bilgileneceğiz. Kıbrıs konusunu iyice kavrayacağız. Kıbrıs'ta haksızlık olduğunu, Kıbrıs Türk halkına haksızlık yapıldığını anlayacağız, göreceğiz ve bunu geldiğimiz ülke parlamentolarına, halkına ve kamuoyuna açıklayacağız."

Esas hedef ortak bir savunma

Belçika Senatosu Üyesi Fatma Pehlivan da, Avrupa'nın değişik ülkelerinde federal ve yerel çapta görev yapan Türk kökenli milletvekilleri olarak sadece yaşadıkları ülkelerin değil, Türkiye ve KKTC'nin sorunlarını da konuşma durumunda kaldıklarına işaret ederek, ziyaretin Kuzey Kıbrıs'ın sorunlarını daha yakından tanımak, bilgi sahibi olmak açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.

Pehlivan, farklı Avrupa ülkelerinden gelen kişiler olarak burada gerçekleştirdikleri toplantı sonrasında lobicilik faaliyetlerini daha da güçlenerek sürdürebilecek duruma geleceklerini belirtti. Pehlivan, "Parlamentolarımızda veya görev yaptığımız diğer platformlarda bu konular, bu dosyalar gündeme geldiğinde, ister istemez bizler söz sahibi oluyoruz. Bir şeyi savunurken o şeyi iyi bilmek gerekir" dedi.

Pehlivan, esas hedefin ortak bir fikir oluşturup, ortak bir çözüm bulmak ve ortak bir şekilde Kıbrıs davasını savunabilmek olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Bu günlük bir iş değil. Bu bir ilkti. Zirve çok olumlu geçti. Farklı ülkelerden ilk defa bir araya gelen bu milletvekillerinin imza attığı ortak açıklamayı kendi ülkelerimize taşıyıp, Kuzey Kıbrıs'ın sorunlarını tartışıp, savunabilmemiz çok iyi olacak."

Bir nevi köprü görevi üsteleneceğiz

Görev yaptığı Belçika Senatosu Dışişleri Komisyonu'na Kıbrıs konusunda sunduğu bir genelge bulunduğuna işaret eden Pehlivan, tartışmaya alınması halinde, bugüne kadar olduğu gibi sadece Güney Kıbrıs'tan değil, Kuzey Kıbrıs'tan da bilirkişilerin davet edilmesi önerisinde bulunacağını belirtti.

Ülke bazında tüm parlamenterleri Kuzey Kıbrıs hakkında bilgilendirmeyi hedefleyen siyasi bir tartışma açmayı amaçladığını söyleyen Pehlivan, Kuzey Kıbrıs'tan siyasileri, iş adamlarını, sivil toplum örgüt temsilcilerini de Avrupa'ya davet ederek, Avrupalılara kendilerini anlatmaları ve direkt diyalog kurabilmeleri için platformlar hazırlayacaklarını, bir nevi köprü görevi üstleneceklerini kaydetti.

Kıbrıs Türk'ü susmamalı

Fatma Pehlivan, koşullar oldukça zor olmasına rağmen, Kıbrıs Türkü'nün de susmaması gerektiğini söyledi. Pehlivan, "Ne kadar çok sesinizi duyurabilirseniz, haklı olduğunuzu da o kadar fazla insana anlatabilirsiniz ve inandırabilirsiniz" dedi.

Kıbrıs Türkü'nün kendi eşit kurumlarıyla her türlü diyaloğa girmesi gerektiğini kaydeden Pehlivan, kendilerinin buna yardımcı olabilmek için elden gelen gayreti göstermeye hazır olduklarını söyledi.

Pehlivan, Avrupa'nın Kıbrıs davasını bilmediğini, soruna sadece Güney Kıbrıs'ın bakış açısıyla baktığına işaret ederek, Kıbrıs Türkü'nün ne amaçla olursa olsun, gittiği her ülkede sorunu anlatması ve adada neler yaşandığı konusunda bilgi vermesinin şart olduğunu belirtti.

Referandumun bir başlangıç olduğunu, o ana kadar hep çözümü istemeyen taraf olarak bilinen Kuzey Kıbrıs'ın çözüm istencini ortaya koymasıyla Kıbrıs Türkü'ne bakış açısının yavaş yavaş değişmeye

başladığını kaydeden Pehlivan, talep edilenin, Avrupalıların büyük önem verdiği "eşit haklar" talebi olduğunun vurgulanması gerektiğini söyledi.

Daha atak davranmalı

Gerek Türkiye'nin, gerekse Kıbrıs Türkü'nün bugüne kadar dünya kamuoyunu bilgilendirme konusunda gerekli çalışmayı yaptığına inanmayan Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Keskin de, bundan sonra daha atak davranmak gerektiğini belirtti.

Keskin, "Gerek Kıbrıs Türk toplumu, gerek Türkiye bu konudaki haklılığına inanıyorsa, bunu AB ülkelerinde tüm kamuoyuna, oradaki siyasi partilere, parlamenterlere aktarmalı ve bunu da birebir görüşmeler yaparak gerçekleştirmeli" dedi.

Kıbrıs sorununun sürekli gündeme getirilmesi ve çözüm istenmesi gerektiğini kaydeden Keskin, şöyle devam etti:

"Öncelikle, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması, Ercan'a doğrudan uçuşların başlaması ve Kıbrıs Türk toplumuyla diyaloğa geçilerek çözüm sürecine doğrudan katılımları sağlanmalı."

Kıbrıs Türkü profesyonelleşmeli

Kıbrıs Türkü'nün her şeyden önce profesyonelleşmesi gerektiğini düşünen AP eski parlamenteri Ceyhun, öncelikle, KKTC dış temsilciliklerinin Türkiye elçiliklerinin bir yan kuruluşu olmaktan kurtarılması gerektiğini söyledi.

KKTC dış temsilciliklerinin sayıca çoğaltılıp, kadrolarının güçlendirilmesinin de şart olduğunu kaydeden Ceyhun, parlamenter ilişkilerin de artırılması gerektiğini kaydetti. Ceyhun, Kuzey Kıbrıs'ı temsil etmek amacıyla yurt dışına çıkanların, Türk toplumunun Avrupa'daki genel imajını kanıtlayan tarzdan uzaklaşması gerektiğini belirtti.

Ozan Ceyhun, profesyonelleşmek için sanıldığı kadar maddi imkana ihtiyaç duyulmadığını, sadece işine ve yaptığına inanmanın yeterli olacağına işaret ederek, Cumhurbaşkanlığı, Ticaret Odası ve kendisinin girişimleriyle gerçekleştirilen zirvenin de bunun en iyi örneği olduğunu söyledi.

Kuzey Kıbrıs'ın kısıtlı imkanlarını en iyi şekilde kullanması gerektiğini kaydeden Ceyhun, "İstenirse ve kendinize inanıp güvenirseniz, ileriye doğru atak yapmak isterseniz, böyle adımları birlikte atabiliriz. Bunlar ilk başta pek bir şey getirmeyebilir ancak sayılarının artmasına bağlı olarak, Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası alandaki imajı çok farklı olacak" dedi.

Ziyaret ve zirvenin olumsuz yankıları

Avrupa'daki Türkiye kökenli milletvekilleri, Ercan üzerinden Kuzey Kıbrıs'ı ziyaretleri ve gerçekleştirilen zirvenin olası olumsuz yankılarını ise pek düşünmüyor.

Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyaret ve imza attığı ortak açıklamanın siyasi duruşunun bir parçası olduğuna işaret eden Fatma Pehlivan, "Biz buraya, karşımıza çıkacakları bilerek geldik. Bir demokrat, bir sosyalist parti üyesi olarak haksızlığa uğramış bir bölgenin yanında olmak ve bu haksızlığa müdahale için buradayız. Bu bugün Kıbrıs için geçerli. Başka bir ülkede de olsa, aynı şeyi yaparız. Bu benim siyasi duruşumla alakalı" dedi.

Ozan Ceyhun ise, Kuzey Kıbrıs'a gelen herkesin ne yaptığını çok iyi bildiğini söyledi.

Ziyaret ile zirvenin bir şey getirmeyeceği yönünde Rum basında yer alan haberlere de değinen Ceyhun, şunları söyledi:

"Kedi ulaşamadığı ciğere 'tu kaka' dermiş. Eğer bir şey getirmeyecek olsaydı, Rum kesiminde Kuzey Kıbrıs'a karşı haber yazmak isteyen bir gazeteci, bugüne kadar tanımadığı ve bize muhalefet eden bir milletvekilinin peşine düşmezdi. Demek ki çok şey getiriyor ve birileri bundan çok rahatsız."

KIBRIS 02/04/07

 

8 Temmuz süreci görüş belgesi bugün BM Genel Sekreterliği'ne iletilecek

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafınca hazırlanan belgenin bugün, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği'ne iletilmesinin hedeflendiği açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, Rumların, Kıbrıs sorununun çözümünü ertelemek ve Avrupa Birliği ile geliştirilmeye çalışılan ilişkileri torpillemek amacıyla, 8 Temmuz sürecini etkilemeye çalıştığına işaret ederek, Türk tarafının, bu çerçevedeki değerlendirme çalışmalarının büyük ölçüde tamamlandığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, bu süreçte hükümet yetkilileri, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, Kuzey Kıbrıs'taki muhalefet partileri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri'nin Kıbrıs'taki büyükelçileri başta olmak üzere çeşitli kesimlerle istişarede bulunduğunu ifade eden Erçakıca, değişik düzeylerdeki temaslardan elde edilen bilgilerin de değerlendirildiğini belirtti.

Erçakıca, bu değerlendirmeler sonunda, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz sürecinin ilerletilmesine ilişkin görüşlerinin bir belge ile Birleşmiş Milletler Örgütü Genel Sekreterliği'ne iletilmesine ve bu tutumun diğer ilgililerin de bilgisine getirilmesine karar verildiğini vurguladı.

Erçakıca, belgenin bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'ne iletilmesinin hedeflendiğini açıkladı.

KIBRIS 02/04/07

 

Hoon: Mülkiyet sorunu, bütünlüklü çözümle çözülür

İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Geof Hoon, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun ancak bütünlüklü çözüm çerçevesinde çözülebileceğini söyledi.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Geof Hoon, İngiliz İşçi Partisi milletvekillerinden Edward O'Hara'nın "Güzelyurt'taki mal mülk" konusuyla ilgili sorularını yanıtladı.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesinin haberine göre Hoon, "İngiliz hükümetinin Kuzey Kıbrıs'taki mal-mülkle ilgili gelişmeleri kontrol edecek pozisyonda olmadığını" söyledi.

Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun ancak bütünlüklü çözüm çerçevesinde çözülebileceğini vurgulayan Hoon, Kıbrıs'taki iki tarafı mümkün olan en kısa zamanda çözüm hedefiyle müzakerelere çağırdı.

Hoon, "Güzelyurt bölgesindeki kalkınmayı biliyoruz. Mal-mülk konusuyla ilgili olarak Kıbrıs Türk toplumu liderleriyle diyalog halindeyiz, fakat Kuzey Kıbrıs'taki mal-mülklerin gelişmesini kontrol edecek pozisyonda değiliz" dedi.

Hoon, mal-mülk konusunun "zor ve karmaşık" bir konu olduğunu da vurguladı.

KIBRIS 02/04/07

 

Antalya'dan KKTC'ye günlük kültür turları başlıyor

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Antalya'dan KKTC'ye günlük kültür turlarının başlayacağını duyurdu.

6 Nisan'dan itibaren, haftada üç gün, çarşamba, perşembe ve cuma günleri Antalya bölgesindeki otellerde tatillerini yapmakta olan İsviçreli, Avusturyalı, Hollandalı ve Alman turistlere günübirlik KKTC kültür turu düzenleniyor.

Sabah gelip akşam dönecek olan turistlerin tur programı içerisinde Lefkoşa, Bellapais ve Gazimağusa olacak.

Turistler Lefkoşa ve

Gazimağusa'da çarşıya iniyor

Lefkoşa'yı Girne Kapısı'ndan itibaren yürüyerek gezecek olan turistler, belediye pazarı, Selimiye Camii ve Büyükhan'ı da ziyaret ettikten sonra Arasta'da 1.30 saatlik bir süreyi serbest olarak geçirecek.

Lefkoşa'dan Bellapais'e gidecek olan turistler, burada Bellapais Manastırı'nı ziyaret edip öğle yemeğini de aldıktan sonra Salamis Harabeleri ile Lala Mustafa Paşa Camii'ni ziyaret edecek.

Bu ziyaretlerinin ardından Gazimağusa Çarşısı'nda 1.30 saatlik bir alışveriş zamanının ardından turistler Antalya'ya geri dönmek için Ercan Havaalanı'na gidecek.

KKTC'yi Antalya'daki turistlere pazarlayacak

olan profesyoneller KKTC'yi gezdi

Türkiye'de kış turizmini ilk başlatan acente Bronz Turizm'in düzenleyeceği günlük turlar 6 Nisan ile 30 Haziran tarihleri arasında yapılacak.

Türkiye'ye Almanya, İsviçre ve Avusturya'dan yılda 100 bin turist getiren ve bu rakamın %70'i kültür turizminde yoğunlaşan Bronz Turizm yetkilileri, Antalya'daki otellerde bu turu birebir turiste pazarlayacak profesyonel otel rehberleri ile birlikte KKTC'ye geldi.

100 kişilik otel rehberinin pazarlayacakları turu tanımaları amacıyla organize edilen ve gelecek turist kafilelerinin de izleyecekleri programa göre ayarlanan, tek günlük kültür turuna katılan rehberler, işlerinin çok kolay olacağı noktasında birleştiler.

Rehberler, turistlerin böyle bir tura katılması için bu turun varlığından haberdar edilmelerinin yeterli olacağını söyledi.

Salamis Harabeleri'ni ziyaretleri esnasında görüşlerini aldığımız profesyonel otel rehberleri, Bellapais'teki yemekte Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ile biraraya gelme fırsatı bulduklarını ifade etti.

Bu görüşme esnasında, KKTC devletinin ülke turizmine vermiş olduğu önemi hissettiklerini, bunun da kendilerine artı bir motivasyon kazandırdığını bildirdiler.

Profesyonel otel rehberleri, KKTC Turizm Bakanı ile görüşmüş olmanın üzerlerinde bıraktığı etkinin ülkeye turist olarak geri döneceğini de sözlerine eklediler.

"Bir tadımlık tanıtım turu"

Özel ilgi turizminin önemli bir dalı olan kültür turizmi alanında Kuzey Kıbrıs'ın büyük potansiyel taşıdığını belirten Bronz Turizm Operasyon Müdürü Serdar Sevinç, KKTC'ye bu yıl başlattıkları günübirlik Kültür Turlarının Alman, İsviçreli ve Avusturyalı turiste yönelik yapılan 'bir tadımlık tanıtım turu' olarak nitelendiriyor.

Sevinç, önümüzdeki yıldan itibaren Almanya, İsviçre ve Avusturya pazarının Kuzey Kıbrıs'a ısınması yönünde bir basamak olarak değerlendirdikleri tek günlük Kuzey Kıbrıs Kültür Turları süresince, KKTC turist rehberlerinden de yararlanacaklarını sözlerine ekledi.

KIBRIS 02/04/07

 

KKTC'nin görüşü BM'ye iletildi

3 Nisan 2007

 

LEFKOŞA (A.A)

 

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, 8 Temmuz sürecine ilişkin değerlendirme çalışmalarının tamamlandığını ve sürece ilişkin Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini içeren mektubu Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın imzaladığını belirterek, mektubun bugün, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'e iletildiğini bildirdi.

Erçakıca, haftalık basın brifinginde, 8 Temmuz sürecini nasıl algıladıklarını ve Kıbrıs Türk tarafının tutumunu ortaya koyan mektubun, KKTC'nin New York Temsilciliği aracılığıyla Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliğine de iletileceğini kaydetti.

"Bu belgede, Kıbrıs Türk tarafı 8 Temmuz sürecini nasıl gördüğünü anlatmaktadır" diyen Erçakıca, "Hep diyoruz, Kıbrıs Rum tarafınca 8 Temmuz süreci saptırılıyor, rayından çıkarılıyor. Dolayısıyla bu saptırmayı önlemek için, biz 8 Temmuz sürecini nasıl gördüğümüzü bu belgede anlatıyoruz" ifadesini kullandı.

Belge hazırlanırken, çeşitli görüşmeler yapıldığını anımsatan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz sürecine ilişkin görüşlerinin, belgeye dökülmeden önce de ilgili çevrelere aktarıldığın belirtti.

8 TEMMUZ SÜRECİNİN ÖNGÖRDÜKLERİ

8 Temmuz sürecinin, esas olarak iki yoldan ilerlenmesini öngördüğünü anımsatan Erçakıca, şöyle konuştu:

"Bunlardan birisi, Şubat 2006'da Birleşmiş Milletler tarafından önerilen ve Kıbrıs Türk tarafınca hemen kabul edilen 'teknik komiteler' çalışmasıdır. Bu çalışma, iki halkın günlük yaşamını ilgilendiren sorunları çözerek, adadaki yaşamı ve iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirmeyi amaçlamaktadır.

Diğeri, çalışma grupları eksersizidir. Bu grupların, Kıbrıs sorununun esaslarını ele alarak, iki liderin kapsamlı çözüm müzakereleri için bir araya gelebilmelerinin koşullarını yaratmaları beklenmektedir. Kıbrıs Türk tarafı, 8 Temmuz sürecinden ne anladığını açık bir şekilde ortaya koyarak, bu sürecin ilerlemesine katkıda bulunmuştur. Sürecin ilerleyebilmesi için, Kıbrıs Rum tarafının, 8 Temmuz anlaşmasının özünü ve sözünü oluşturan bu anlayışı kabul etmesi gerekmektedir."

Kıbrıs Rum tarafının son günlerdeki faaliyetlerinin 8 Temmuz sürecine büyük ölçüde zarar verdiğini ve süreci neredeyse işlevsiz hale getirdiğini vurgulayan Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıslı Türklerin AB ile ilişkilerini engellemek gayretindedir. Taraflardan biri diğerine düşmanlık yaparken, bu sürecin ilerlemesini beklemek ne kadar gerçekçidir?" dedi.

Kıbrıs Rum tarafının, aslında teknik komitelerin ve çalışma gruplarının konusu olması gereken hususlarda paketler hazırladığını ve bunları kendi başına uygulamaya çalıştığına işaret eden Erçakıca, şunları söyledi:

"Ortada böyle tek taraflı ve Kıbrıslı Türkleri hiçe sayan girişimler varken 8 Temmuz sürecinin ilerlemesi mümkün mü? Konuyla ilgilenen tarafların, kendilerine bu soruları sorması ve 8 Temmuz sürecinde yaşanan sıkıntıların nedenlerini biraz da çerçevede araması gerekmektedir."

 

HURRIYET 03/04/07

 

Şener bugün geliyor, protokol yarın imzalanıyor

EKONOMİK PROGRAM DA ÖNGÖRÜLÜYOR... TC Heyeti Başkanı Halil İbrahim Akça, dün, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk tarafından kabulünde yaptığı konuşmada, 20 Temmuz'da, Türkiye'nin önümüzdeki 3 yıl içerisinde KKTC'ye sağlayacağı destekleri içeren bir protokol imzalandığını hatırlattı; bu protokolde, KKTC ile TC arasında bir ekonomik program yapılmasının da öngörüldüğünü kaydetti

Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geliyor.

Şener'in KKTC ziyareti sırasında TC-KKTC arasında çarşamba günü bir protokol imzalanması bekleniyor.

Heyet çalışmalarını tamamladı

Şener'in ziyareti öncesinde adaya gelen TC-KKTC Teknik Heyeti TC kanadı, çeşitli temaslar yaptı.

Heyet dün Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk tarafından kabul edildi. Öztürk, heyeti kabulünde KKTC ekonomisinin güçlenerek, AB normlarına denk bir üretime erişmesinin ve adil paylaşıma ulaşmasının ancak Türkiye'nin yardım ve katkılarıyla gerçekleşebileceğini söyledi.

TC Heyeti Başkanı Halil İbrahim Akça, Bakan Öztürk'e, TC Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in bugün KKTC'ye gelişinin ardından imzalanacak olan protokol hakkında bilgi verdi.

Akça, 20 Temmuz'da, Türkiye'nin önümüzdeki 3 yıl içerisinde KKTC'ye sağlayacağı destekleri içeren bir protokol imzalandığını hatırlatarak, bu protokolde KKTC ile TC arasında bir ekonomik program yapılmasının da öngörüldüğünü belirtti. Aradan geçen zamanda KKTC tarafından bir protokol hazırlanarak Türkiye Cumhuriyeti'ne gönderildiğini ifade eden Akça, teknik heyetlerin bu protokol üzerinde çalışmalar yaparak belli bir mutabakata vardığını söyledi.

Akça, yapılan son çalışmaların ardından TC Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in bugün KKTC'ye geleceğini ve aksilik olmaması durumunda yarın bu protokolün imzalanacağını belirtti.

Bugüne kadarki çalışmalar sonucunda karşılıklı mutabakata varıldığını ifade eden Akça, protokolün KKTC ekonomisini daha güçlü bir vizyona getirmek amacıyla hazırlandığını da vurguladı.

Öztürk

Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ise konuşmasında, Dr. Fazıl Küçük'ün yıllar önce dile getirdiği "Kıbrıs davası Türkiyesiz halledilemez" sözünün sadece siyasi alanda değil ekonomik alanda da geçerli olduğunu söyledi.

KKTC ekonomisinin güçlenerek AB normlarına denk bir üretime erişmesinin ve adil paylaşıma ulaşmasının ancak Türkiye'nin yardım ve katkılarıyla gerçekleşebileceğini vurgulayan Öztürk, Türkiye'nin 2007-2008-2009 yıllarında KKTC'ye katkılarını içeren protokolün de kısa bir süre sonra imzalanmış olacağından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Öztürk, bu protokolle, sanayi ve turizm yatırımlarının altyapısını ve standartlarını yükseltmeyi amaçladıklarını belirterek, bu protokolün teknik ve maddi açıdan çok önemli olduğunu söyledi. KKTC'de turizmin son yıllarda kabuk değiştirdiğine dikkati çeken Öztürk, turizm yatırımları konusunda ayrıntılı bilgi verdi.

Öztürk, turizm alanında yapılan yeni çalışmalar ve pazarlama imkânları için bu protokolde ek kaynaklar ayrılmasının önemli olduğunu söyledi ve bunun sosyal adaletin sağlanması için de önemini anlattı.

KIBRIS 03/04/07

 

Atina'daki konferansa Rumlarla eşit statüde katıldık

Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği, Atina'da gerçekleştirilen 10. Akdeniz Ülkeleri Kızılay Kızılhaç Dernekleri Konferansı'na Kıbrıs Rum Kızılhaç Derneği ile eşit, gözlemci statüsünde katıldı.

Merkezi Cenevre'de bulunan ve 1863 yılında kurulan Kızılay Kızılhaç Dernekleri Federasyonu'na (IFRC) istisnalar dışındaki tüm dünya devletleri üye olabiliyor. IFRC'ye Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği ile Kıbrıs Rum Kızılhaç Derneği de müracaat etti ancak üyelikleri henüz kabul edilmedi.

1980 yılından beri Akdeniz'e sahili bulunan devletlerin Kızılay Kızılhaç Dernekleri bölgesel sorunlarını daha iyi tartışabilmek için ayrı bir konferansta bir araya geliyorlar. 2000 yılında gerçekleşen 8. Konferans Fransa'da, 2004 yılında gerçekleşen 9. konferans Mısır'da toplanmıştı. 10. Konferans ise Yunanistan'ın başkenti Atina'da 27-31 Mart 2007 tarihleri arasında toplandı.

7 üye devletten oluşan Hazırlık Komitesi, son yıllarda Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin faaliyetlerini dikkate alarak diğer Akdeniz Kızılay Kızılhaç Dernekleri'nin yanı sıra Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneğini de gözlemci statüsünde konferansa davet etti.

Rum Kızılhaç Derneği de gözlemci statüsünde davet edildi. Bu davete Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği olumlu yanıt vererek konferansa katılacağını bildirdi. Bir süre sonra Hazırlık Komitesi derneğe ikinci bir yazı göndererek derneğin "Kıbrıs Delegasyonu" adı altında konferansa katılabileceğini bildirdi. Bu yazıya Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği olumsuz yanıt verdi ve konferansa katılamayacağını bildirdi.

Verilen olumsuz yanıttan sonra görüşmeler ve yazışmalar devam etti. Federasyona ve Hazırlık Komitesine, Kıbrıs'ta iki devlet ve iki ülke olduğu, bu ülkelerde faaliyet gösteren birbirinden bağımsız ve eşit statüde iki dernek olduğu, KKTC yasalarına göre kurulan Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin başka bir isim altında konferansa katılmasının mümkün olmadığı anlatıldı.

Uzun ikna çabalarından ve diplomasi trafiğinden sonra, Hazırlık Komitesi, iki derneği birbirlerinden bağımsız ve eşit, misafir-gözlemci statüsünde konferansa davet etti. Böylece derneği temsilen; Genel Başkan Taner Erginel, Genel Sekreter Murat Gökhan Kodak, Genel Merkez Kurulu Üyeleri Işılay Arkan ve Tarkan Tombak'tan oluşan dört kişilik heyet konferansa katıldı. Heyet, konferansın sona ermesinin ardından 1 Nisan 2007 Pazar gecesi KKTC'ye döndü.

Konferansta fakir ülkelerden zengin ülkelere göç, göçmenlerin rehabilitasyonu ve bunun yanı sıra dünyamızın karşı karşıya olduğu diğer büyük felaketler tartışılmış ve felakete uğrayanlara nasıl yardım yapılabileceği konusunda görüşler ortaya kondu.

Siyasi gözlemciler; Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin bağımsız bir devletin, bağımsız ulusal derneği olarak konferansa davet edilmesinin ve eşit statüde katılmasının önemli bir gelişme olduğunu ve bir ilk oluşturduğunu ifade ediyor.

Siyasal yönü olmayan Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin amacı, Kıbrıs Türk halkının dünyanın en insancıl ve yardımsever halklarından biri olduğunu tüm dünyaya göstermek olarak açıklanıyor.

KIBRIS 03/04/07

 

 

Lord Maginnis: Gerçekleri dünyaya anlatmanızda yardım etmeye hazırız

İngiltere Lordlar Kamarası'ndan bir heyet Kuzey Kıbrıs'ta temaslar yapıyor.

Türk İngiliz Dostluk Grubu'nun organizasyonuyla Kuzey Kıbrıs'a gelen Lord Maginnis, Lord Harrison ve Lord Ahmet, önceki gün Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı tarafından kabul edildi.

Kıbrıs konusunda görüş alış verişinde bulunulan görüşmede Lordlar, Kıbrıs Türklerinin, Kıbrıs konusundaki gerçekleri daha koordineli bir şekilde dış dünyaya anlatması gerektiğini vurguladı.

Lord Magginnis: Dünyayla

iletişiminizde yardıma hazırız

Lord Maginnis ziyaret sırasında yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türklerinin dünyayla iletişimde sorunlar yaşadığına ve Rum tarafının etkin lobi çalışmaları yürüttüğüne işaret etti.

Kıbrıs Türklerine Kıbrıs konusundaki pozisyonları ve sorunlarını Avrupa Birliği ve İngiliz yetkililerine aktarmaları konusunda yardım etmeye hazır olduklarını anlatan Lord Maginnis, Londra'daki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Temsilciliği'nin ileriye yönelik strateji belirlemesi ve bu çerçevede çalışmalar yapmasının önemine işaret etti.

Lord Maginnis, Kıbrıs Türk Tarafının dış politikada daha fazla rol almasının önemini de vurguladı.

Rum tarafının Kıbrıs konusunda dünyaya empoze etmeye çalıştığı bilgilere karşılık Türk tarafının da dış çevreleri sürekli bilgilendirmesi gerektiğini dile getiren Lord Maginnis, Kıbrıs Türklerinin Orams Davası ve İngiltere'deki reklam konusundaki başarılarının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nde de kazanılacağına olan inancını belirtti.

Türk tarafının yapıcı tavrının bilincindeyiz

Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs konusunun çözülmesiyle ilgili ortaya koyduğu yapıcı tavrının bilincinde olduklarını anlatan Lord Maginnis, Avrupa Birliği yetkililerine bu görüşlerinin yer aldığı mektup göndereceklerini de açıkladı.

Lord Harrison: Destek için

elimizden geleni yapmaya hazırız

Lord Harrison da konuşmasında, Kıbrıs Türklerine haklı davalarında destek olmak için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının Avrupa Birliği ve diğer ülkelerle olan ilişkilerini geliştirmek için yardım etmeye hazır olduklarını kaydeden Lord Harrison, varolan fırsatları iyi değerlendirmek gerektiğini belirtti.

Lord Ahmet: İzolasyonlar sona ermeli...

Lord Ahmet de, Kıbrıs Türk toplumunun İngiltere'de önemli bir rol oynadığını ifade ederek, Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonun sona ermesi gerektiğini vurguladı.

Direkt uçuşların bir an önce başlamasının önemine de işaret eden Lord Ahmet, "Direkt uçuşlara yönelik sorunun giderilmesini istiyoruz. Bu sorunun giderilmesi halinde Kuzey Kıbrıs'a daha çok turist gelecektir" şeklinde konuştu.

Avcı: Gerçekler yerinde öğrenilebilir...

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, heyeti kabulünde yaptığı konuşmada, Kıbrıs gerçeklerinin ancak Kuzey Kıbrıs'a gelinmesi halinde daha net öğrenilebileceğini belirtti.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne daha çok Lord ve yabancı diplomatların gelmesini beklediklerini ifade eden Avcı, "Kıbrıs'ın gerçeği burada yatıyor" dedi.

Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların insanlık dışı olduğunu kaydeden Avcı, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü hayata geçirmesini beklediklerini ifade etti.

Avcı, Lokmacı kapısını, diğer kapılardaki koşullar gibi açmaya hazır olduklarını da kaydetti...

KIBRIS 03/04/07

 

ABHaber'e göre: KKTC-AB ilişkileri yol ayırımında

ABHaber'in haberine göre Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda yan çizmesi durumunda Kıbrıslı Türklerin AB'den kopması gündeme gelecek.

Kıbrıslı Türklerde büyük beklentiler yaratan Almanya'dan Tüzük ile ilgili olumsuz sinyaller gelmesi, Kıbrıslı Türklerde AB vizyonunun sorgulanmasını gündeme getirdi.

AB Dönem Başkanlığı'nı 1 Ocak 2007'de devralan Almanya'nın görev süresi 1 Temmuz 2007'de sona eriyor. ABHaber'e konuşan AB gözlemcileri, AB'nin lokomotif ülkesi Almanya eğer Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusuna bir çözüm bulamazsa Almanya'dan sonra AB Dönem Başkanlığı görevini üstlenecek Portekiz ve Slovenya'nın bu işi çözmesinin zor olduğunu Slovenya'dan sonra AB Dönem Başkanı olacak Fransa'nın ise Türkiye ve Kıbrıslı Türklere mesafeli yaklaşımından dolayı bu işin tamamen rafa kaldırılacağını belirttiler.

26 Nisan 2004'den bugüne Rumların engellemesi yüzünden Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü hayata geçiremeyen AB, KKTC ile ilişkileri hızla kriz ortamına sürükleniyor.

ABHaber'in aldığı bilgilere göre Kıbrıslı Türkler Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Alman Dönem Başkanlığı'nı son şans olarak görülüyor.

Almanya Dönem Başkanlığı'nda bile Kıbrıslı Türklere AB tarafından verilen sözlerin yerine getirilmemesi durumunda bu AB'ye yönelik büyük bir güven kaybına yol açacak. Kıbrıslı Türkler artık tüzük konusunda Almanya'nın atacağı adımları AB açısından da bir test olarak görüyor

ABHaber'e konuşan yetkililer tüzük geçmezse AB sınıfta kalacak, Kıbrıslı Türkler AB ile ilişkileri yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak diye konuşuyorlar.

KIBRIS 03/04/07

 

Paşardis: AB ve Almanya'nın yorumunu bekliyoruz

Rum radyosunun haberine göre Paşardis, "tedbirlerin; Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan kalkınması aracılığıyla iki taraf arasında ekonomik entegrasyonun ileriye götürülmesini hedeflediğini" iddia etti.

Türk tarafının hedefinin ise; KKTC Devleti'nin düzeyinin yükseltilmesi olduğunu ileri süren Paşardis, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının, "monoton Türk teranesi" olduğu iddiasında bulundu.

Paşardis bir soru üzerine, Kıbrıslı Türklerle ilgili yeni tedbirler sunulması ihtimalinin de bulunduğunu belirtti.

"Önlemler" paketinin kamuoyu önünde tartışılmasının söz konusu olmadığını kaydeden Paşardis, "Kıbrıslı Türklerin bu tedbirleri, AB'nin görmesinden sonra öğreneceklerini" söyledi.

Bir başka soru üzerine, "hazırladıkları önlemlerden bazılarını tek taraflı olarak uygulamalarının mümkün olduğunu" belirten Paşardis, ancak bunun ötesinde bu "önerilerin" kabul edilmesinin Türk tarafının kendine de ait olduğu görüşünü savundu.

KIBRIS 03/04/07

 

Türki cumhuriyetlerle işbirliği için nabız yoklanıyor

Türk Cumhuriyetleri yanında Güney Kore, Ukrayna gibi ülkelerin de katılımıyla oluşturulacak "Ekonomi ve Kültür Platformu"nun ön çalışmaları için adada bulunan Azerbaycanlı Dış Ticaret Uzmanı Erşat Aliyev dün Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk tarafından kabul edildi.

KKTC ile Türk Cumhuriyetleri arasında ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi yönünde temaslar yapmak için adaya gelen Erşat Aliyev, amaçlarının, tüm Türk Cumhuriyetleri yanında Güney Kore ve Ukrayna gibi stratejik ortakların da katılımıyla Kıbrıs Türk Sanayi Odası, Ticaret Odası ile İşadamları Derneği işbirliğinde bir "Ekonomi ve Kültür Platformu" oluşturmak olduğunu söyledi.

Platformun ön çalışmalarını yürüten Aliyev, Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kaldırılmasında devlet otoritesi dışında yer alan özel sektör temsilcilerinin faaliyet göstermesi gerektiğini ifade ederek, bakanlıktan bu konuda destek istedi.

Enver Öztürk de konuşmasında tüm Türk Cumhuriyetleri ile yakın işbirliği ve dayanışma kurulması gerektiğini belirterek, izolasyon ve ambargoların bir ölçüde kalkması için iş insanları çerçevesinde oluşturulacak işbirliğinin önemli olduğunu kaydetti.

Öztürk, Azerbaycan'la turizmde başlayan işbirliğinin daha da gelişmesi gerektiğini ifade ederek, turizm açısından önemli bir mekân olan Kuzey Kıbrıs'ın turizm alanlarını genişletmeye çalıştıklarını kaydetti.

KIBRIS 03/04/07

 

"KKTC Kuveyt'te ticaret ofisi açabilir"


4 Nisan, 2007 14:08:00 (TSİ) CNN TURK

CNN TÜRK

Kuveyt Başbakanı Nasır El Sabah'ın Ankara ziyaretinden KKTC için sürpriz bir gelişme çıktı. El Sabah ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ortak basın toplantısında, KKTC'nin Kuveyt'te ticaret ofisi açmaya hazırlandığı açıklandı.

Görüşmede ikili, bölgesel ve uluslararası konuların yanı sıra Kıbrıs sorunu da ele alındı.
 
Konuk Başbakan, daha sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve TBMM Başkanı Bülent Arınç tarafından kabul edilecek.
 
Kuveyt Başbakanı'nın bugün İstanbul'a gelerek iş çevreleriyle görüşmesi bekleniyor.

 

'KKTC'nin kalkınması gıpta ile izleniyor'


4 Nisan, 2007 13:27:00 (TSİ) CNN TURK

Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, dünyanın uyguladığı tüm zorluklara rağmen, KKTC'nin ekonomik kalkınmasının dünyada gıpta ile izlenen bir durum olduğunu belirterek, KKTC'nin kalkınmasının Türkiye ile kurulan ekonomik işbirliği sayesinde olduğunu söyledi.

Türkiye ile KKTC arasında 'Ekonomik Program ve Mutabakat Metni Protokolü' Devlet Bakanı Şener ile KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk tarafından Lefkoşa'da imzalandı.
 
Bakan Şener, Türkiye ile KKTC arasındaki yürekten dayanışmanın dünyanın hiçbir yerinde ortaya çıkmadığına işaret ederek, ''Bu yüzden Türkiye ile KKTC ilişkilerinin niteliği farklıdır'' dedi.
 
Kıbrıs Türkleri'nin karşılaştığı zorlukların 1974 Barış Harekatı ve KKTC'nin ilanı ile 1983'de aşıldığını ve Kıbrıs Türkleri'nin barış ve huzur içinde yaşayacakları bir ortam oluştuğunu kaydeden Şener, bu güvenlik şemsiyesinin her zaman ekonomik kalkınma ile desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
 
Şener, izolasyonların, KKTC'nin performansını etkilediğini belirtti, Türkiye ile kurulan ekonomik işbirliği sayesinde KKTC'deki ekonomik kalkınmanın, dünyanın gıpta ile izlediği bir durum olduğunu ifade etti.
 
Bakan Şener, dünyadaki hiçbir ekonominin, KKTC'ye uygulanan baskılara maruz kalsa ayakta kalamayacağına işaret etti.
 
"Omuz omuzayız"
 
Şener, Türkiye ve KKTC'nin ele ele vererek, dünyanın haksız tutumuna karşı her platformda mücadele verdiğini belirterek, ''Biz heyecanımızla birlikteyiz. Omuz omuzayız'' dedi.
 
Dünyanın onca baskısına rağmen, gelinen noktanın umut verici olduğunu dile getiren Şener, KKTC'de kişi başına düşen milli gelirin 2002'den 2006'ya kadar yüzde 68 artış gösterdiğini, kişi başına düşen milli gelirin 4.400 dolardan 11.800 dolara çıktığını, şimdi hedefin, bu ekonomik gelişmeyi kalıcı ve sürekli hale getirmek olduğunu vurguladı.
 
''AB sihirli değnek değil"
 
Şener, AB'nin Mali Yardım Tüzüğü kapsamında KKTC'ye vermeyi kararlaştırdığı 259 milyon euronun sürekli gündemde tutulmasını eleştirerek, ''259 milyon eurocuk için, Kuzey Kıbrıs'a veriliyor mu verilmiyor mu'' diye heyecan yaratıldığını belirtti.
 
Türkiye'nin her yıl 400 milyon doları, kamuoyu gündeminde tartışılmadan sessizce, 'Kıbrıs Türkünün refah düzeyi iyileşsin, ekonomik faaliyetler artsın, ambargoyu hissetmesin' diye her yıl bütçesinden ayırarak verdiğine işaret eden Şener, AB'yi bir sihirli değnek gibi görmemek gerektiğini bildirdi.
 
Şener, AB'nin yardımının, Türkiye'nin her yıl yaptığı yardımın yarısı kadar olduğunu ifade etti, AB yardımının sihirli bir değnekmiş gibi sürekli tartışıldığını, ancak ''bir türlü de damlamayan bir kaynak'' olduğunu söyledi.
 
AB fonlarının nasıl kullandırıldığını Türkiye'den bildiklerini belirten Şener, ''İşin içine çeşitli hesaplar girer'' dedi. Şener, ambargonun daralttığı faaliyet alanlarını Türkiye olarak açmayı görev bildiklerini, bunun birlik, beraberliğin ve kardeşliğin bir sonucu olduğunu söyledi.

 

 

BRT belgeseli: Barış Harekatı istiladır

4 Nisan 2007

 

hurriyet.com.tr

 

BRT belgeseli: Barış Harekatı istiladırKKTC’de resmi kurum olan Bayrak Radyo Televizyonu’nda (BRT) yayınlanan “Duvarımız” adlı belgeselde Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekatı “istila” olarak tanımladı, 1974 öncesi Rum saldırılarına karşı direnen Kıbrıslı Türklerin kurduğu TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı’nı (TMT) ise eleştirildi.

BRT'de yayınlanan belgeselde 1974 yılında Samson darbesi üzerine garantörlük anlaşması uyarınca, Türkleri korumak için Kıbrıs'a çıkan Türk subayları hakkında Rumların eleştirel ifadelerine yer veriliyor.

 

Belgeselde Rumlar, Türk subayların kendi kızlarına tecavüz ettiklerini ve çocuklarını annelerinin kucaklarından alıp yere attıklarını öne sürüyor.

 

Belgesel üzerine KKTC medyası hükümete ve BRT yönetimine karşı kampanya başlattı. BRT Genel Müdürü Hüseyin Gürşan için “Gürşan istifa” manşetini atan Volkan Gazetesi, “Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Soyer, BRT Yönetim Kurulu ve Yüksek Yayın Kurulu bu rezalete ve ahlaksızlığa seyirci mi kalacak?” ifadesine yer verdi.

 

BRT Genel Müdürü Gürşan ise "Duvarımız" adlı belgeselinin Kıbrıslı Türk ve Rumların yaşadığı acıları yansıttığını savunuyor.

 

Gürşan, belgeselde, Kıbrıs basınında yer alan yorumların aksine, EOKA’nın eleştirildiğini söylüyor. Gürşan, belgeselin, EOKA’nın kuruluş yıldönümü olan 1 Nisan'da yayınlandığına dikkat çekerek, "EOKA’nın Kıbrıs’ta neler yaptığını, nelere neden olduğunu göstermek için belgeseli yayınladık" diyor.

 

Türk basının belgeselin sadece Türk tarafını dikkate alarak eleştiride bulunduğunu söyleyen Gürşan, belgeselde Rumların şiddetle eleştirildiğini belirtiyor. BRT Genel Müdürü, belgeselin Avrupa’da ve Türkiye'deki film festivallerinde gösterildiğini söylüyor.

 

“Duvarımız” belgesel i1993 yılında Alman ZDF televizyonun katkısıyla çekilmişti.

 

HURRIYET 04/04/07

 

Lordlar: Doğrudan uçuşun destekçisiyiz

EKENOĞLU'NA DAVET... İngiltere Lordlar Kamarası heyetinde bulunan Lord Ahmet, Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki bir heyeti Lordlar Kamarası'nda ve Avam Kamarası'nda ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını belirtti. Lord Maginnis ise AB'de Kıbrıslı Türklerle ilgili bir etki yaratmak ve olumlu sonuçlar almak için koordineli bir şekilde yürütülecek ciddi bir planlamaya ihtiyaç duyulduğunu kaydetti

Kuzey Kıbrıs'ta temaslarda bulunan İngiltere Lordlar Kamarası üyeleri, Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuşlar yapılmasına destek vererek, Kıbrıs Türkü'nün önüne çıkan güçlüklerin kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Lordlar, Kuzey Kıbrıs'taki temasları çerçevesinde dün sabah Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i ziyaret etti.

Ziyarette ilk konuşmayı yapan Lord Maginnis, "KKTC'nin destekçileri" olduklarını belirterek, burada bulunmaktan çok mutluluk duyduklarını kaydetti.

Temaslarıyla ilgili başbakana bilgi aktaran Maginnis, Kıbrıs Türkü'nün davasına sempatiyle baktıklarını kaydetti.

Maginnis, KKTC yetkililerinin halkın iyiliği için çaba gösterirken birçok güçlüklerle karşılaştıklarını ve Kıbrıs sorununun çözümünde iyi niyetli davrandıklarını bildiklerini kaydetti.

Ahmet ise konuşmasında, güzel adaya ilk kez geldiğini belirterek, İngiltere'deki Kıbrıslı Türklerin ekonomik, sosyal ve şimdi de ülkenin siyasi hayatında çok önemli rol oynadıklarını kaydetti.

Ahmet, bu insanların şimdi köklerinin olduğu ülkeye gelerek yatırım yaptıklarını belirterek, KKTC'yi desteklediklerini, direkt uçuşun hayata geçmesini ve hava yollarının daha çok turist getirmesini istediklerini söyledi. Ahmet, böylece Kıbrıslı Türklerin dünyaya direkt bağlanabileceklerini de söyledi.

Önceki gün DAÜ'yü de ziyaret ettiklerini belirten Lord Ahmet, kendisinin ve diğer iki lordun KKTC üniversitelerinin de AB üniversiteler sisteminin bir parçası olmasını talep eden bir mektuba imza attıklarını kaydetti.

Ahmet, KKTC hükümetine destek vermekten çok büyük mutluluk duyduklarını kaydetti.

Lord Harrison ise konuşmasında, gördükleri ilgiye teşekkür ederek, direkt uçuşlar ve Kıbrıs Türkü'nün mücadele verdiği diğer konularda desteğini belirtti. Harrison, ülkede çok iyi üniversiteler olduğunu gözlemlediklerini de belirterek, Kıbrıslı Türklerin çeşitli konularda karşılaştıkları güçlükler hakkında da bilgi edindiklerini, bunların kesinlikle kabul edilemez olduğunu kaydetti.

Soyer ise konuşmasında ziyaretten dolayı Lordlar Kamarası üyelerine teşekkür ederek, Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik temelinde BM parametrelerine dayalı barış ve çözüm istediğini kaydetti.

Kıbrıs Türkü'nün izolasyonlar altında olduğunu söyleyen Soyer, izolasyonların kaldırılması mücadelesinde kendileriyle bu değerleri paylaştıkları için Lordlara teşekkür etti.

Soyer, Kıbrıs Türk halkı çözüm isterken Rumların çözümsüzlüğü politika haline getirdiklerini kaydederek, bunun AB ve BM prensiplerine aykırı olduğunu vurguladı. Kıbrıs Türklerinin büyük bir mücadele verdiğini, izolasyonların kabullenemeyeceğini ifade eden Soyer, direkt uçuş yapılamadığını, sportif etkinliklere de katılım gerçekleştiremediklerini anlattı.

Soyer, AB genişlemesi başladığında "Akdeniz Serbest Ekonomik Bölge Olmalı" hedefinin konulduğunu, ancak bunun gerçekleştirilemediğini söyledi.

Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü hakkındaki gelişmeleri de anlatan Soyer, Rum egemenliğini kabul etmediklerini, Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'ta kurulduğunda iki toplumlu bir cumhuriyet olduğunu, ancak şu anki "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin Elen bir karakteri olduğunu ve 1960 Cumhuriyeti'ne ters olduğunu kaydetti. Soyer, "Hemen, BM parametrelerine dayalı bir çözüm istiyoruz" dedi.

Ekenoğlu'na davet

Kuzey Kıbrıs'ta temaslarda bulunan İngiltere Lordlar Kamarası heyeti Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından kabul edildi.

Lord Harrison ziyarete yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Türklerin sıkıntılarını azaltmak için Lordlar Kamarası'nda ve AB'de ellerinden geleni yapacaklarını kaydetti.

Lord Ahmet, Ekenoğlu başkanlığındaki bir heyeti ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını söyledi.

Lord Maginnis ise AB'de Kıbrıslı Türklerle ilgili bir etki yaratmak ve olumlu sonuçlar almak için koordineli bir şekilde yürütülecek ciddi bir planlamaya ihtiyaç duyulduğunu kaydetti. Maginnis, KKTC'nin Londra Temsilciliği'nin bu yönde bir çalışma yapmak için gerekli olanaklara kavuşturulması gerektiğini de vurguladı.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu da KKTC'de yaşanan zorlukları aşmak için yoğun bir çaba harcadıklarını ve daha planlı çalışma yöntemlerinden oluşan yeni bir döneme girileceğini kaydetti.

Lord Harrison

Lord Harrison, Kıbrıs ziyaretlerinin oldukça ilginç geçtiğini kaydetti ve Kuzey Kıbrıs'ı görüp tanıma fırsatları bulunduğunu söyledi. Kıbrıslı Türklerin yaşadığı zorlukların yanında, eğitim seviyesinin yüksek olduğunu ve turizm alanındaki zenginliği de gördüklerini ifade eden Lord Harrison, Kıbrıslı Türklerin misafirperverliğinden etkilendiklerini de belirtti.

Lord Harrison, Kıbrıslı Türklerin sıkıntılarını azaltmak için Lordlar Kamarası'nda ve AB'de ellerinden geleni yapacaklarını kaydetti.

Lord Ahmet

Lord Ahmet de Lord Harrison'un söylediklerine katıldığını ifade ederek, Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki bir heyeti Lordlar Kamarası'nda ve Avam Kamarası'nda ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını belirtti.

Lord Maginnis

Lord Maginnis ise 20 yılı aşkın bir süredir KKTC'ye gelip gittiğini, Kıbrıslı Türklerin sorunlarını ve her türlü gelişmeyi takip ettiğini kaydetti. Kıbrıslı Türklerin her seferinde yaşadığı hayal kırıklığını da gözlemlediğini dile getiren Maginnis, "Örneğin Londra'da ne kadar dostunuz olduğunu biliyor musunuz" diye konuştu.

Maginnis, Kıbrıslı Türklerin Londra'daki dostlarının siyasi partileri vasıtasıyla Brüksel'de etkili olabileceğini de belirtti.

KKTC'nin Londra Temsilciliği'nin bu yönde 3-5 yıllık stratejik bir planlama yapmasına olanak tanıyacak bütçeye sahip olmasının faydalı olacağını dile getiren Maginnis, koordineli bir şekilde yürütülecek ciddi bir planlamaya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

"Avrupa Parlamentosu'nda iyi bir planlamaya sahip olmamız halinde bize olumlu tepkiler verecek arkadaşlarımız var" diyen Maginnis, Ekenoğlu'ndan, KKTC meclisini, koordineli bir şekilde yürütülecek planlamayı hazırlamaya olanak tanıyacak zemini oluşturma konusunda teşvik etmesini istedi.

Kıbrıslı Rumların yürüttüğü faaliyetler sonucunda Kıbrıslı Türklerin insan haklarının ihlal edildiğini de vurgulayan Maginnis, planlı ve zorlu bir çalışmayla ancak bu durumun değiştirilebileceğini ifade etti.

Ekenoğlu: Sürekli Rum engeliyle karşılaşıyoruz

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu da heyeti mecliste görmekten memnun olduğunu belirtti ve özellikle Ercan Havaalanı'nı kullanarak KKTC'ye gelmelerinden mutluluk duyduğunu kaydetti.

"KKTC'ye bir yolcuğun ne kadar zor olduğunu da görmüş oldunuz" diyen Ekenoğlu, KKTC'nin yaşadığı belli zorluklar olduğunu ve bu zorlukları aşmak için çaba harcadıklarını vurguladı. Takip ettikleri yolun, sürekli Rumların engeliyle karşılaşıldığı için kolay olmadığını ifade eden Ekenoğlu, sportif, sosyal ve kültürel faaliyetlerin Rumlar tarafından engellendiğine işaret etti. Yakın bir geçmişte Mali Yardım Tüzüğü'nün geçtiğini ve uygulamaya konulduğunu anlatan Ekenoğlu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçmesi için çaba verildiğini belirtti. Ekenoğlu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçmesiyle izolasyonların bir noktada kırılacağına inandığını ifade etti.

Ekenoğlu, Kıbrıslı Rumların güçlü lobicilikle Kıbrıslı Türklerin haklılığını nötrleştirdiğinin farkında olduklarını da belirtti ve daha planlı çalışma yönetmelerinden oluşan yeni bir sürece gireceklerini kaydetti.

Heyet üyeleri Ekenoğlu'ndan KKTC'de bayanların daha aktif şekilde siyasete katılması için neler yapıldığı, bayanlar için kotalar uygulanıp uygulanmadığı ve meclis çalışmalarıyla ilgili bilgiler de aldı.

Hristofyas'la gayrı resmi selamlaşıyoruz

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la temas kurma fırsatının bulunup bulunmadığının sorulması üzerine ise Ekenoğlu, "Rumlar bizim meclisimizi tanımıyor, dolayısıyla siyasi partilerle görüşürken parti başkanları olarak görüşüyorlar. Benimle resmi bir görüşme yapmaları gibi bir şey yok. Sivil toplum örgütlerinin ya da elçilerin toplantılarında karşılaşıp gayrı resmi selamlaşıyoruz, onun dışında bir temasımız yok" dedi.

KIBRIS 04/04/07

 

Mesafe alıyoruz, olumlu sinyaller geliyor, ama başarmış değiliz

"HİÇ BİR EKONOMİ, İZOLASYON ALTINDA BAŞARI GÖSTEREMEZ"... Abdüllatif Şener, KKTC ekonomisinin dünyaya açılma ihtiyacı duyduğuna işaret ederek, "Mesafe alıyoruz, olumlu sinyaller geliyor, ama başarmış değiliz" dedi. Hiçbir ekonominin izolasyon altında başarı gösteremeyeceğini belirten Şener, KKTC'deki milli gelirin artması ve ekonominin gösterdiği iyi performansın en önemli etkenlerinden birinin, Türkiye Cumhuriyeti'nden yapılan yardımlar olduğunu söyledi

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Ekonomik Program Mutabakat Metni"ni imzalamak ve temaslarda bulunmak amacıyla dün KKTC'ye geldi.

Bakan Şener'i, dün Ercan Devlet Havaalanı'nda, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun ve diğer yetkililer karşıladı.

Şener, Talat'ı ziyaret etti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'i kabul etti.

TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in de hazır bulunduğu görüşmeyle ilgili basına açıklama yapılmadı, sadece görüntü alınmasına olanak sağlandı.

Şener, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesinin ardından, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından kabul edildi.

Şener: Ekonomi izolasyon altında başarı gösteremez

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Cumhuriyet Meclisi Balkanı Fatma Ekenoğlu'nu ziyaret etti.

Abdüllatif Şener, ziyarette yaptığı konuşmada, ikili ekonomik ve siyasi ilişkilerin önemine dikkat çekerek, KKTC ziyaretinin çok yönlü hedeflere dayandığını söyledi.

Geçtiğimiz yıl Başbakanlar arası imzalanan ekonomik ve mali işbirliği protokollerine dayanan ekonomik bir program hazırladıklarını söyleyen Şener, bu nedenle Kıbrıs'ta bulunduğunu, protokol ve mutabakat metninin Kıbrıs Türkleri için önemli olduğunu ifade etti.

Abdüllatif Şener, KKTC ekonomisinin dünyaya açılma ihtiyacı duyduğuna da işaret ederek, "Mesafe alıyoruz, olumlu sinyaller geliyor, ama başarmış değiliz" şeklinde konuştu.

Hiçbir ekonominin izolasyon altında başarı gösteremeyeceğini belirten Şener, KKTC'deki milli gelirin artması ve ekonominin gösterdiği iyi performansın en önemli etkenlerinden birinin, Türkiye Cumhuriyeti'nden yapılan yardımlar olduğunu söyledi.

Şener, ambargo ve izolasyona rağmen KKTC ile ilgili rakamlara bakıldığında bunların memnuniyet verici olduğunu da sözlerine ekledi.

Ekenoğlu: Türkiye ile ikili ilişkiler devam edecek

Cumhuriyet Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Şener'e, yoğun programı içerisinde kendisine ziyaret gerçekleştirmesinden dolayı teşekkür etti.

Ekenoğlu, TC ile ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin süreceğini kaydederek, bu tür ekonomik programların sürekli incelenip gözden geçirildiğini söyledi.

2004 yılı referandumunun ardından gelen gelişmelerin kendilerini mutlu ettiğini kaydeden Meclis Başkanı Ekenoğlu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün uygulanmasının Kıbrıslı Türkler için önemli olduğunu söyledi. Ekenoğlu, KKTC üzerindeki izolasyonun kalkmasıyla Kıbrıs Türklerinin kendi ekonomik gücünü ayakta tutabileceğini belirterek, Türkiye ile ikili ilişkilerin her alanda devam edeceğini bildirdi.

Programı

Bakan Şener, saat 20.00'de, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk'ün, Girne Ambiance Restoran'da onuruna verilen yemeğe katıldı.

TC ve KKTC arasındaki "Ekonomik Program Mutabakat Metni" ise, bugün saat 10.00'da Sayıştay Toplantı Salonu'nda imzalanıyor.

TC Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, imza töreninin ardından, saat 10.45'te, Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından kabul edilecek. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı saat 11.30'da ziyaret edecek Şener, öğleyin Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Saray Otel'de onuruna vereceği yemeğe katılacak. Şener, saat 16.15'te KKTC'den ayrılacak.

KIBRIS 04/04/07

 

Kayıp Şahıslar Komitesi:Kayıp kalıntılarına ilişkin genetik teşhis çalışmaları başladı

Komiteden yapılan açıklamada, Kıbrıslı Türk ve Rum genetikçilerden oluşan bir grubun, Kıbrıs Nöroloji ve Genetik (CING) Enstitüsü'ne bağlı Forensic Genetik Laboratuarı'nda (LabFoG) yürütülen çalışmalara katıldığı belirtildi.

Kayıp Kıbrıslı Türklerin yakınlarına ait DNA örneklerinin CING'e gönderildiği belirtilen açıklamada, kayıp Rumların yakınlarına ait DNA örneklerinin ise daha önceden CING'e gönderildiği hatırlatıldı.

Açıklamada, komiteye bağlı Antropoloji Laboratuarı'nın ilk kemik örneklerini CING'e sunduğu ve bununla çıkarılacak DNA'lar sayesinde ilgili kişilerin kimliklerinin belirlenmesinin ümit edildiği kaydedildi.

Sürecin bilimsel zorluğunun vurgulandığı açıklamada, kalıntıların kime ait olduğunun belirlenmesinin ne kadar zaman alacağının önceden belirlenmesinin zorluk yarattığı ifade edildi.

Açıklamada, kalıntıların ilkbahar sonunda kayıp şahıs ailelerine teslim edilebileceği de kaydedildi.

KIBRIS 04/04/07

 

Almanya, tarafların neyi kabul edip neyi kabul etmeyeceğini sorguluyor

"AB DÖNEM BAŞKANI ÇOK KETUM... NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ BİLMİYORUZ"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda tarafların neyi kabul edip, neyi kabul etmeyeceğini sorgulayan AB Dönem Başkanı Almanya'nın çok ciddi, ketum, dışa bilgi sızdırmayan bir çalışma yürütmesinden dolayı ne düşündüğünün bilinmediğini söyledi

"PAKETİN AMACI EKONOMİK GELİŞMEMİZİ BALTALAMAK"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türkler için "ekonomik paket" hazırlama çabasının, bütünüyle düşmanlık koktuğuna işaret ederek, amacın, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik gelişmesini baltalamak veya kontrol altına almak olduğunu belirtti

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda tarafların neyi kabul edip, neyi kabul etmeyeceğini sorgulayan AB Dönem Başkanı Almanya'nın çok ciddi, ketum, dışa bilgi sızdırmayan bir çalışma yürütmesinden dolayı ne düşündüğünün bilinmediğini söyledi.

Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili gelişmelerin sorulması üzerine, Almanya'nın yürüttüğü çalışmalar konusunda dışarıya bilgi sızdırmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in geçen hafta Brüksel ve Berlin'de temaslar yaptığını ancak Almanya'nın ne düşündüğü konusunda Türk tarafının elinde yeterli bilgi bulunmadığını belirten Erçakıca, "Elimizde bilgi olsa bile bu aşamada, bu bilgiyi basınla tartışmak doğru olmayabilir. Çalışmaları sekteye uğratabilir" dedi.

Türk tarafının, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kuzeydeki deniz ve hava limanlarından AB ile iyi ticari ilişki kuracak şekilde kabul edilmesi üzerinde durduğuna işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:

"Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi halinde, KKTC ekonomisinin yıllar içinde yeniden şekillenmesi ve AB ülkeleri ile olan ticaretin artması beklenmektedir. Bu ekonominin doğal bir kuralıdır. Bu tüzüğün ihtiyaca cevap verecek bir içerikle onaylanması durumunda, ABAD kararının ülkemiz ekonomisi üzerinde yarattığı olumsuz etkiler ortadan kalkacak ve ekonomik izolasyonların kaldırılması yönünde önemli bir adım atılmış olacaktır. AB ülkelerinden beklentimiz, Kıbrıs Rum tarafının engelleme girişimlerine prim vermemeleri ve Kıbrıslı Türklerin dünya ile bütünleşme mücadelesini desteklemeleridir."

Paketin amacı; ekonomik

gelişimizi kontrol altına almak

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türkler için "ekonomik paket" hazırlama çabasının, bütünüyle düşmanlık koktuğuna işaret ederek, amacın; Kıbrıs Türk tarafının ekonomik gelişmesini baltalamak veya kontrol altına almak olduğunu belirtti.

Söz konusu paketin, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türkler ile ilişki kurmasını engellemek amacıyla hazırlandığını söyleyen Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu çabasının, özel olarak, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesini engellemek olduğunu belirtti.

Kıbrıslı Türklerin kalkınmasının hiçbir koşulda Kıbrıs Rum tarafının insafına ve idaresine teslim edilmesinin mümkün olmadığını kaydeden Erçakıca, şunları söyledi:

"Kıbrıs Rum tarafı, 1963 yılından beri Kıbrıslı Türklere en koyu ambargoları uygulamaktadır. Kıbrıs Rum tarafının, 1960'lı yıllarda, Kıbrıs Türk bölgelerine samandan çiviye; çimentodan demire kadar her çeşit malın girmesini yasakladığı unutulmamalıdır. Yeşil Hat Tüzüğü'ne karşın, AB standartlarını karşılayan Kıbrıs Türk malları bile Güney Kıbrıs'taki market raflarında yer bulamıyor."

Hasan Erçakıca dün düzenlediği brifinginde, Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs Türklerine yönelik hazırladığı "ekonomik paketi" de değerlendirdi.

Söz konusu paketin, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türkler ile ilişki kurmasını engellemek amacıyla hazırlandığını söyleyen Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının bu çabasının, özel olarak, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesini engellemek olduğunu belirtti.

Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının; Kuzey Kıbrıs'taki ekonomik kalkınmadan kendine pay çıkardığını ve Kuzey Kıbrıs'ta kişi başı düşen gelirin yaklaşık yüzde 300 artmasının Kıbrıs Rum tarafının aldığı önlemlerle sağlandığı iddiasında bulunduğuna dikkat çekti.

Kıbrıs Türk ekonomisinin son yıllarda sağladığı gelişmede, son yıllarda izlenen barış ve çözüme yönelik politikaların büyük rolü olduğunun herkes tarafından kabul edildiğine işaret eden Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafı, bir yandan Kıbrıslı Türklerin ekonomik refahında kendilerinin pay sahibi olduğunu iddia ederken; diğer yandan, AB ile ticaretimizin çok küçük olduğundan ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne gerek olmadığından söz etmektedir" dedi. Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:

"1994 yılında alınan Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) kararını hatırlatmak gerekir. Bu kararla AB ülkelerinin, Kuzey Kıbrıs ile ticari ilişkileri yeniden düzenlenmiştir. Bunun da, Kuzey Kıbrıs'ın dış ticareti üzerine olumsuz etkileri olmuştur. 1993 verilerine göre, AB'nin KKTC'nin toplam ihracatı içindeki payı % 67 iken, 2005 itibarıyla bu oran %27'ye düşmüştür. Bu durum, AB'den yapılan ithalatı da olumsuz yönde etkilemiştir."

KIBRIS 04/04/07

 

Şeyh KKTC'ye ofis sözü verdi

05/04/2007 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Türkiye'yi ziyaret eden Kuveyt Başbakanı Şeyh Nasın el Sabah, 'Kuveyt'te KKTC ofisi' açma sözü verdi. Erdoğan, ortak basın toplantısında Şeyh'in kendilerine müjdeyi verdiğini belirterek, "Bu akşam da güzel bir tevafuk doğdu. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da burada olacak. Onlar için bu güzel bir vesile olacak" dedi. El Sabah da, Körfez İşbirliği Konseyi olarak KKTC ile işbirliğinden memnun olacaklarını vurguladı. El Sabah ayrıca, yakında Türkiye'nin tüm sanayi ürünlerini Körfez pazarında görmeyi umduklarını belirtti. İki ülke işbirliğinin gelişmesiyle Kuveyt'in yatırımlarda Türkiye'de 'farklı konuma' geldiğini kaydeden Erdoğan ise, örnek olarak Şişli'de bir alışveriş merkezinin Kuveytliler tarafından satın alınmasını gösterdi.

KKTC'de 'Duvarımız' belgeseline tepki

05/04/2007 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de 1974 sonrası Kıbrıslı Türk ve Rumların başına gelenleri aktaran Abdi İpekçi ödüllü 'Duvarımız' belgeselinin geçen perşembe Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nda (BRTK) yayımı tepki çekti. Belgeselde Türkiye'nin 'işgalci', Türk askerinin 'tecavüzcü', Türk Mukavemet Teşkilatı'nın 'ırz düşmanı' gösterildiğini savunanlar sert tepki verdi. Güney Kıbrıs'ta yaşayan Niyazi Kızılyürek ile Panikos Hrisantu'nun ortaklaşa hazırladığı büyük kısmı Rumca olan ve Türkçe altyazıyla yayımlanan belgeselde, 1974 sonra göç etmek zorunda kalan Rumların ve birbirinden ayrı düşen Türklerle Rumların duygularına yer veriliyor. Filmde, Güney Kıbrıs'ta yaşayan şair Neşe Yaşın da şiir okuyor.
Muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi'nin Genel Sekreteri Nazım Çavuşoğlu, milli duyguların ayaklar altına alındığını söylerken, BRTK'yı iktidarın yayın organına dönüşmekle suçladı. Çavuşoğlu soruşturma talep ederken, KKTC Yayın Kurulu Başkanı İlkay Diren, belgeseli izleyip gerekli değerlendirmeyi yapacaklarını söyledi.

Gül'den ticaret tüzüğü atağı

ALMANYA: AB SÖZÜNÜ TUTMALI... Doğrudan ticaret tüzüğünün fonksiyonel bir şekilde geçirilip izolasyonların kaldırılması için temaslarda bulunan Gül ile bir araya gelen Steinmeier, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması konusunda AB'nin verdiği sözleri tutması gerektiğini vurguladı

Almanya Dışişleri Bakanı Frank Steinmeier ile Berlin'de görüşen Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Türkiye'nin AB sürecine destek istedi. Gül temasları sırasında doğrudan ticaret tüzüğünün fonksiyonel bir şekilde geçmesi için girişimlerde bulundu:.

Almanya ile Türkiye arasındaki yakın ve çok yönlü ilişkilere dikkat çeken Gül, "İki ülkenin birbirlerine desteklerinin de buna paralel olması gerekir" dedi. Türkiye'nin AB'nin Berlin'deki 50'nci kuruluş yıldönümü etkinliklerine davet edilmemesi de görüşmede gündeme geldi.

"Kesinlikle herhangi bir ülkeye karşı bir davranış değildir" diyen Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier, törenler sırasında kabul edilen belgede AB'nin şu anki durumu ve geleceğine ilişkin ifadelerin de yer alması nedeniyle hiçbir aday ülkenin davet edilmediğini savundu. Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması konusunda AB'nin verdiği sözleri tutması gerektiğini vurgulayan Steinmeier, İran'ın gözaltına aldığı İngiliz askerler konusunda Türkiye'nin attığı adımlardan dolayı da teşekkür etti.

Esenboğa'da açıklama

Esenboğa havaalanında hareketinden önce yaptığı açıklamada Türklerin Almanya siyasetinde, meclisinde, kültür ve sanat alanında faaliyet gösterdiğini vurgulayan Gül, ikili ilişkileri daha da ileriye taşıyacaklarını söyledi.

Köln'de faaliyete geçecek e-konsolosluk ile ilgili olarak da bilgi veren Türkiye Dışişleri Bakanı, yurtdışında yaşayan 5 milyon Türk'ten 4 milyon 800 bininin konsolosluklara gitmeden işlemlerinin büyük bölümünü bilgisayar aracılığıyla gerçekleştirebileceğini söyledi.

Almanya'daki ikinci durağı Köln'e geçecek olan Gül, burada düzenleyeceği toplantıda, ziyaretinin önemli bir boyutunu oluşturan e-konsolosluk projesini uygulamaya koyacak. Bakan Gül, Almanya'da Türk çatı kuruluşları temsilcileriyle de bir araya gelecek.

Türkiye'nin AB müzakere sürecinde işletmeler ve sanayi politikası faslı geçen hafta içinde müzakerelere açılmıştı. Türkiye, işletmeler ve sanayi politikası dışında ekonomik ve parasal politika, istatistik ve mali kontrol fasıllarının da Almanya dönem başkanlığı sırasında müzakerelere açılmasını bekliyor.

Diplomatik kaynaklar, AB dönem başkanı Almanya'nın da dönem başkanlığı sırasında yeni bazı fasılların açılmasına sıcak baktığını kaydediyorlar. Türkiye Başbakan Erdoğan ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, 16-20 Nisan günleri arasında düzenlenecek Hannover Sanayi Fuarı çerçevesinde "Alman-Türk İş Zirvesi ve 13. Alman-Türk İşbirliği Konseyi" toplantısına katılacaklar.

KIBRIS 05/04/07

 

Kuveyt'te ticaret ofisi açıyoruz

KUVEYT'TEN MÜJDE... Kuveytli iş adamlarının KKTC'de yatırıma girmesi noktasında adım atması kararlaştırılırken, KKTC'nin Kuveyt'te ticaret ofisi açacağı müjdesi verildi. Kuveyt Başbakanı KKTC ile işbirliğini memnuniyetle karşıladıklarını belirtti

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuveyt Başbakanı Şeyh Nasır AL Muhammed Al Ahmed Al Sabah'ın, Kuveytli iş adamlarının KKTC'de yatırıma girmesi noktasındaki atacakları adımlar ve KKTC'nin Kuveyt'te bir Ticaret Ofisi açabileceğine dair kendilerine müjde verdiğini söyledi.

Erdoğan, Kuveyt Başbakanı Şeyh Nasır Al Muhammed Al Ahmet Al Sabah ile Başbakanlık Merkez Bina'da, baş başa ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın toplantısı yaptılar ve soruları yanıtladılar.

Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili olarak, KKTC'de Kuveytli iş adamlarının yatırıma girmesi noktasındaki atacakları adım ve KKTC'nin, Kuveyt'te Ticaret Ofisi açabileceğine dair sayın başbakanın müjde verdiğini söyledi. Erdoğan, "Bu (dün) akşam da güzel bir tevafuk doğdu. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da bu (dün) akşam burada olacak, kendileriyle de bir görüşmemiz var. Onlar için de bu güzel bir vesile olacak, zira gerek Umman gerek Katar gerekse Birleşik Arap Emirlikleri'nden sonra Kuveyt'te de böyle bir adımın atılması, körfez ülkelerinde bu işin ne kadar önemsendiğinin de güzel bir ispatı durumundadır" dedi.

El Sabah: KKTC ile işbirliğini memnuniyetle karşılıyoruz

Kuveyt Başbakanı Nasır El Muhammed El Ahmed El Sabah, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri olarak, KKTC ile işbirliği yapmaktan memnun olacaklarını, KKTC'nin ülkesinde bir ticaret ofisi açacağını bildirdi.

El Sabah, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Kuveyt ile Türkiye arasında her alanda işbirliğinin devam ettiğini, iki ülkenin bölgesel ve uluslararası meselelerde siyasi tavırları arasında paralellik bulunduğunu söyledi.

Türkiye ile Kuveyt arasında önemli anlaşmalara imza atıldığına işaret eden El Sabah, iki ülke arasında muhtelif alanlarda daha önce imzalanmış anlaşmalar bulunduğunu hatırlattı.

El Sabah, sadece Kuveyt değil, tüm KİK ülkeleri olarak Türkiye ile tüm alanlarda işbirliğine hazır olduklarını vurgulayarak, Kuveyt'in Türkiye'deki yatırımlarının memnuniyet verici düzeyde olacağını ifade etti.

Hava ulaşımı alanında önümüzdeki dönemde işbirliği olabileceğini belirten El Sabah, sağlık alanında ve diğer alanlarda ilgili bakanlar arasında görüşmelerin devam edeceğini kaydetti.

El Sabah, "kardeşim" diye hitap ettiği Başbakan Erdoğan ile görüşmesi sırasında, genel olarak Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında hava ulaşımı alanında işbirliğinin desteklenmesi hususunda talepte bulunduğunu ve bu çerçevede iki ülkenin resmi hava yolu kuruluşlarının görüşmelerde bulunacağını söyledi.

Körfez ülkelerine de çağrıda bulunan El Sabah, "Gelin siz de Türkiye'de varlığınızı gösterin" ifadesini kullandı.

El Sabah, KKTC için de yatırım projeleri olup olmadığının sorulması üzerine, "Körfez İşbirliği Konseyine üye tüm ülkeler olarak KKTC ile işbirliğini memnuniyetle karşılıyoruz" diye konuştu. El Sabah, TC Başbakanı Erdoğan'ın da ifade ettiği üzere, KKTC'nin Kuveyt'te bir ticaret ofisi açacağını kaydetti.

Kuveyt Başbakanı El Sabah, Türk sanayi ürünleri ve ticaret mallarının Kuveyt üzerinden Körfez ülkelerine ulaştırılabileceğini, Kuveyt'ten Umman Sultanlığı'na kadar uzanan şeritteki pazarlara Türk ürünlerinin tamamının ulaşmasını istediklerini belirtti. El Sabah, yakın gelecekte Türkiye'nin bütün ürünlerini Körfez pazarlarında görmeyi umduklarını ifade etti.

Erdoğan ile görüşmelerinde kültürel ve askeri alanlarda işbirliğine ilişkin temennilerini de ifade ettiklerini söyleyen El Sabah, ayrıca veteriner hekimliği alanında işbirliğine ihtiyaç duyduklarını ve görüşmede Başbakan Erdoğan'dan hayvan sağlığı alanında yardım talebinde bulunduğunu, bunun da kabul gördüğünü bildirdi.

Basın toplantısından önce iki ülke arasında çeşitli belge ve anlaşmalara imza atıldı. Bu çerçevede resmi pasaport hamillerinin karşılıklı olarak giriş vizesinden muaf tutulmalarına ilişkin mutabakat muhtırası, Türkiye ile Kuveyt Arasında Kültürel Değişim Programı ile TOKİ ile Kuveyt Finance House arasında ortak ön girişim çalışma anlaşması ilgili yetkililer tarafından imzalandı.

KIBRIS 05/04/07

 

Türkiye'den 600 trilyonluk yardım

AMAÇ, ÜRETKEN BİR EKONOMİ KURULMASI... Türkiye'nin, Kıbrıs işlerinden de sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Kuzey Kıbrıs'ta üretken bir ekonomi kurulması için KKTC'ye ekonomik yardım yapıldığını bildirdi ve 600 trilyon TL'lik bu yardımın 560 trilyonunun devlet harcamalarına, 40 trilyonunun da teşvik ödeneklerine ayrıldığını belirtti

BÜTÇE DENGELERİNE DİKKAT EDİLMELİ... "Ekonomik programın özeti, üretken bir ekonominin kurulmasıdır. Rasyonel bir politika izlenmesidir. Bütçe dengelerine dikkat edilmelidir. Kıbrıs Türkü'nün üretken karakterinin artırılmasına yönelik destekler verilmektedir" diyen bakan Şener, ekonomik programın üretime yönelik olduğunu vurguladı

Yeliz K. SARICA

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, TC-KKTC arasında dün imzalanan "Ekonomik Program ve Mutabakat Metni Protokolü" çerçevesinde Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'a 2007 yılı için 600 trilyon TL yardımda bulunacağını bildirdi.

Kıbrıs işlerinden de sorumlu Abdüllatif Şener, bu yardımdan 560 trilyon TL'nin devlet harcamalarına ve 40 trilyon TL'nin de teşvik ödeneklerine ayrıldığını belirtti.

"Ekonomik Program ve Mutabakat Metni"ni KIBRIS'a değerlendiren Bakan Şener, "Ekonomik programın özeti, üretken bir ekonominin kurulmasıdır. Rasyonel bir politika izlenmesidir. Bütçe dengelerine dikkat edilmelidir. Kıbrıs Türkü'nün üretken karakterinin artırılmasına yönelik destekler verilmektedir" dedi.

Şener, ekonomik programın genel ilkeleri olduğunu, ekonominin rasyonel hale dönüştürülmesi için hangi ilkeler doğrultusunda iş yapılmasıyla ilgili prensipler olduğunu kaydetti.

Hangi işlerin yapılacağına ilişkin bir sıralama olmadığını ifade eden bakan Şener, Türkiye'nin KKTC'ye vereceği para miktarını belirlediğini, hizmetlerin de ona göre planlandığını ifade etti.

Şener, "2007 için 600 trilyon TL verilecek. 40 trilyon TL değişik yatırımlar için teşvik ödenekleridir. Bunlar özel girişimlere verilen ödeneklerdir. Geri kalan 560 trilyon TL ise doğrudan doğruya hükümetin yapmış olduğu işlerin finansmanında kullanılan kaynaktır" diye konuştu..

Memur maaşlarının, yol, okul, hastane inşaatları, üniversite yatırımları, havaalanı yatırımı gibi işlerin Türkiye'nin verdiği finansmandan sağlandığını anlatan Şener, bazı işlerin de Türkiye hibeleriyle gerçekleştirildiğini, birçok şeyde ilave destek verildiğini kaydetti.

"Kıbrıs politikası maaşlara kilitlenmiş"

Türkiye Başbakan Yardımcısı Şener, Kıbrıs'taki politikaların maaşlara kilitlendiğini, bundan daha büyük şanssızlık olamayacağını söyledi.

Bunun ülke ekonomisi için iyi bir durum olmadığını ifade eden Şener, şöyle konuştu:

"KKTC'de hemen hemen her evde birkaç kişi devletten maaş alıyor. Herkesin zihninde maaşlarda belli bir artışın sağlanması, refah içerinde bir yaşam düzeyinin kurulmasıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde bir ekonominin performansı bu tüketim kalıpları içerisinde yorumlanamaz. Dünyada ileri ülkeler, geri kalmış ülkeler vardır. Sefalet içerisinde, yoksulluk düzeyinde ülkeler vardır. Bunlar birbirinden ayıran temel kavram ülke ekonomilerinin üretim kapasitesidir. Yani üretim kapasitesi iyi olan ülkeler gelişmiştir, kalkınmıştır. Üretime yönelmeyip, hep bir yerden para bulmak isteyen ülkeler, varlığını sürdürmeye çalışan ülkeler hep sorunlu olmuşlardır. Gelecekte de bu sorunlar her zaman karşılarına çıkacaktır. Kıbrıs'ı böyle değerlendirmemek lazım. Kıbrıs'ta ambargo var."

Kıbrıslı Türklere destek veriyoruz

Bakan Şener, Kuzey Kıbrıs'ta ambargo uygulandığını, bu ambargonun ortaya çıkardığı birçok olumsuzluklar ve sıkıntılar olduğunu belirtti.

Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargonun sıkıntılarını Kıbrıslı Türklere yaşatmamak için destek verildiğini ve önemli miktarda kaynak aktarıldığını ifade eden bakan Şener, şöyle devam etti:

"Kıbrıs ekonomisi tamamıyla Türkiye'nin verdiği desteklerle ayakta. Hatta özel sektörün, piyasanın işleyişi bile Türkiye'nin verdiği desteklerle sağlanıyor. Burada 6 üniversitenin kurulmasını sağlamışız, destek vermişizdir. Üniversitelerde 40 binin üzerinde öğrenci okumaktadır. Öğrencilerin büyük çoğunluğu hemen hemen Türkiye'den gelen öğrencilerdir. Bu öğrenciler, üniversitelere para vermektedirler. Üniversitelerdeki profesörlerin finansını sağlıyor. Öğrenciler buraya birçok harcama yapıyor. Piyasadaki alışveriş de öğrencilerden kaynaklanmaktadır.

Turizme büyük destek veriyoruz. Turizm tesislerine Türkiye çok büyük finansman destek sağlanmıştır. Bunun ötesinde buraya ambargo nedeniyle gelen turistin büyük kısmı Türkiye'den gelmektedir. Bu yine piyasanın ekonominin canlı kalmasına yardımcı olmaktadır. Burada altyapı yatırımlarının ekonomik varlığının devamı için önemlidir. Yolundan havaalanına kadar belediyelerin altyapısına kadar her konuda Türkiye'nin vermiş olduğu destekler vardır. Devletin burada yaptığı harcamalara doğrudan katkı sağlıyoruz. Memurların aldığı maaşlara, bütçeden yapılan cari harcamalara, transfer harcamalarına, çiftçiye yapılan desteklere, yatırım harcamalarına Türkiye'den yapmış olduğu katkıların büyük payı vardır. Buradaki potansiyeli ortaya çıkaran Türkiye'yle kurulmuş olan işbirliğidir. Buradaki diplomalar geçersizdir dendiğinde 40 bin öğrenci sıfıra iner.

Türkiye'de memur maaşı en düşük 500 dolardır. Kıbrıs'ta en düşük 900 dolardır. Demek ki Türkiye ekmeğini burayla paylaşmaktadır. Milli gelir 5 bin 500 dolar, Kıbrıs'ta 11 bin 800 dolar. Satın alma gücüne bakıyorsunuz 22 bin dolar. Türkiye, Kıbrıs'ı kendi onuru saymıştır. Kıbrıs Türkü'nün refahını ve dünyaya karşı görünüşünü kendi onuru olarak görmüştür. Bu nedenle dünya KKTC'ye baktığı zaman burada yoksulluk, sefalet görmesin perişanlık görmesin. Mutlu huzurlu insanlar görsün. Refah düzeyi yüksek insanlar görsün diye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yaptığından daha fazla desteği KKTC vatandaşlarına yapmaktadır."

Dünyanın ambargolarını yenme kararlılığındayız

Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'a verdiği desteğin, gelecekte dünyanın Kuzey Kıbrıs'a karşı direncini kıracağı bir politika olacağını ifade eden Şener, bu kararlılıklarının dünyanın ambargosunu yenecek bir kararlılık olduğunu söyledi.

Bakan Şener, "Bu durum, dünyanın olumsuz bakışını da ortadan kaldıracak bir durumdur. Kuzey Kıbrıs'ta yoksulluk, perişanlık olsaydı "bize teslim olacaklar" diyeceklerdi. Şimdi Kuzey Kıbrıs vardır. Anayasal kurumları vardır. Demokrasi geleneği oluşmuştur. Ekonomik potansiyeli ve performansı vardır. Bu şekilde bakıyorlar. Rumlar da, dünya da, Yunanistan da, Avrupa Birliği de Kuzey Kıbrıs da. Bunu ortaya çıkaran mekanizma ise Türkiye'yle birlikte yürütülen işbirliğidir." diye konuştu.

Türkiye'nin Kıbrıs politikası

Kıbrıs konusunda Türkiye'nin politikalarının belli olduğunu, Kıbrıs'ın milli bir mesele olduğunu söyleyen bakan Şener, şöyle konuştu:

"Her Kıbrıslı açısından da Kıbrıs milli bir mesele olmalıdır. Türkiye açısında Kıbrıs milli bir mesele olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'nin izlediği politikanın ne olduğu açıktır. Kıbrıs Türkü'nün güven ve refah içerisinde olmasıdır. Refah düzeyinin yüksek olmasıdır. Kıbrıs Türkü'nün mutlu ve huzurlu olmasıdır. Bunu sağlamak için ekonomik programlar uyguluyoruz. Kıbrıs Türkü'nü uluslararası camiada yalnız bırakmıyoruz. Her zaman yanlarındayız. Dünya, Kıbrıs ve Kıbrıs Türkü'nü tanımıyor aslında. Bir ilişkiye girmek istemiyor ama Türkiye Cumhuriyeti bugün dünyanın 19 büyük ekonomisinden biridir. Diplomasi ve devlet geleneği dünyanın en eski geleneğinden biridir. Kıbrıs'ın da yanındadır. KKTC'nin ve Kıbrıs Türkü'nün hakkını hukukunu başta Avrupa Birliği olmak üzere dünyanın dört bir yanında, her toplantıda savunmaktadır. Türkiye'nin bu gayreti, Kıbrıs Türkü'nün hakkını koruma yönündeki uluslararası alandaki faaliyetleri olmasa, Kıbrıs, kendini dışarıya anlatamayacaktır. Bu çerçevede, işbirliği ve beraberliğin çok büyük yeri olduğu görülmektedir. Kuzey Kıbrıs'ta izolasyonun kaldırılması her toplantıda Türkiye'nin temel gündem maddelerinden biri olmuştur. Asya, Afrika, Avrupa, Amerika ve diğer ülkeler nezdinde sürekli her toplantıda bunları konuşuyoruz. Geçen yıl, Küba'da toplantıya gitmiştim. Duymadığım ülke temsilcileriyle yaptığımız toplantılarda Kıbrıs'ı ve KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılmasını aktardım. Aynı politikamız devam ediyor. Avrupa nezdinde de aynı politikaları sürdürüyoruz. Türkiye, bu politikalarla sürekli Avrupa Birliği ilişkilerinde mesafe alınması için baskı yapıyor. Nitekim son gelinen noktada ticaret tüzüğünün dikkate alınması yönünde bazı gelişmeler sağlanmıştır. Ama gerek AB'nin gerekse dünyanın birçok ülkesinin Kıbrıs Türkü'ne bakışının olumlu olmadığını gördükçe üzüntü duyuyoruz. AB, Rum taleplerinin etkisi altındadır. Rumlar, AB'yi derinden etkilemektedir. 2004 Nisan referandumunu reddeden taraf Rum tarafı olmasına rağmen AB Rumların etkisindedir. Biz bu haksız tutumun ve tavrın karşısında Kıbrıs Türkü'nü yalnız bırakmıyoruz. Beraber ve gelecekten her zaman emin bir şekilde hareket ediyoruz."

Kıbrıs Türkü üretmeli

Bakan Şener, Kıbrıs Türkü'ne mutlu ve güven dolu yarınlar dileyerek, "Kıbrıslı Türkler, daha çok çalışmanın ve daha çok üretmenin ekonominin temel kuralı olduğunu bilmeli ve bu güçle geleceğin dünyasına hazırlanmalıdır" dedi.

KIBRIS 05/04/07

 

İzolasyonların kalkması, çözüm için gördüğüm yegâne yoldur

OLUMLU BİR ADIM... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kalkmasının çözüm için gördüğü yegâne yol olduğunu söyledi. Talat, Kuveyt'te bir KKTC ticaret ofisinin açılması konusuna da değinerek, bunun ülke ekonomisine önemli destek oluşturabileceğini söyledi. Talat, Kuveyt'in Asya ve Orta Doğu ile olan bağlantıları açısından önemli olduğuna dikkati çekerek, bunun çok olumlu bir adım olduğunu kaydetti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kalkmasının çözüm için gördüğü yegâne yol olduğunu söyledi. Talat, Kuveyt'te bir KKTC ticaret ofisinin açılması konusuna da değinerek, bunun

ülke ekonomisine önemli destek oluşturabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'da ODTÜ'de konferans verdi, akşam da Başbakan Erdoğan'la basına kapalı bir görüşme yaptı. Talat konferansında Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri anlattı, izolasyonların kalkmasının önemi üzerinde durdu:

Kuveyt'te bir KKTC ticaret ofisinin açılması konusundaki bir soruyu Talat, "Kuveyt'te ticaret ofisi açılması KKTC ekonomisine önemli bir destek oluşturabilir" diye yanıtladı.

Talat, Kuveyt'in Asya ve Orta Doğu ile olan bağlantıları açısından önemli olduğuna dikkati çekerek, bunun çok olumlu bir adım olduğunu söyledi.

İngiltere'de de bir KKTC temsilciliği olduğunu hatırlatan Talat, "Rum tarafı bu adımın engellenmesi için dünyayı ayağa kaldıracaktır. Ancak böyle bir yarışın da galibi her zaman yeni adımlar atan taraf olur, engellemeye çalışan taraf olmaz" dedi.

KKTC'nin tanınması konusundaysa tanımanın ön planda olmadığı bir uluslararası ortamın olduğunu söyleyen Talat, diğer ülkelerin kurum ve kuruluşlarıyla iyi ilişkiler kurmanın izolasyonların kaldırılması stratejisi açısından önemli olduğunu söyledi.

Güney Kıbrıs'ın AB'ye ilettiği paket

Basında yer alan ve Kıbrıs Rum tarafının AB'ye sunduğu, KKTC'nin bal ve balıkçılık ürünlerini Güney Kıbrıs'a satabilmesi gibi konuları içeren paketle ilgili basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, "Prensip olarak eğer Kıbrıslı Türklerle ilgili bir paket hazırlanacaksa, bu paketin öncelikle bizimle istişare edilmesi gerekir" dedi.

Talat, paketin AB'ye iletildiğini, ancak kendilerinin bu konuda dolaylı bilgi sahibi olduklarını belirterek, şunları söyledi:

"Biliyorsunuz Kıbrıs'ta yürümekte olan, ancak kısa bir kesintiye uğrayan Gambari süreci var. O da teknik komiteleri gündeme getiriyordu. Böyle bir paket eğer ele alınacaksa, teknik komitelerde görüşülmesi gerekirdi. Bütün bunlar yapılmadan Kıbrıs Rum tarafı, Direkt Ticaret Tüzüğü'nü öldürmek maksadıyla böyle bir paket hazırladı. Paketin içeriğinde daha önceden sözünü ettikleri bazı uydurma önlemler var. Artık Güney Kıbrıs'a bal ve balık da satabileceğiz."

Bu tür girişimlerin tamamen hedef şaşırtmaya ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü öldürmeye yönelik olduğunu söyleyen Talat, "Eğer Kıbrıslı Türkler için bir paket hazırlanacaksa bu paket, Kıbrıslı Türklerden gizli olarak hazırlanıp AB'ye sunulma yoluna gidilmez" diye konuştu.

Kıbrıslı Türklerin kendi ekonomilerini ve kendi ekonomi yönetimlerini kendilerinin belirleyeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Rum tarafının icazeti ya da yönetimi altında bir ekonomi, Kıbrıslı Türkler için cazip olmadığı gibi söz konusu bile değildir" dedi.

İzolasyonların kalkması çözüm

için gördüğüm yegâne yoldur

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda çözüm için tek yolun Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kalkması olduğunu söyledi.

Orta Doğu Teknik Üniversitesinde (ODTÜ) Kıbrıs konulu bir konferans veren Cumhurbaşkanı Talat, basın mensuplarının ve öğrencilerin sorularını da yanıtladı.

"Kıbrıs konusunda çözüm platformunun AB mi yoksa BM mi olduğunu düşünüyorsunuz?" şeklindeki soru üzerine Talat, AB'nin bir çözüm platformu olamayacağını belirterek, "AB, Kıbrıs sorununu bilmiyor" dedi.

AB'nin Kıbrıs konusunda tarafsız olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusunda çözüm platformunun Birleşmiş Milletler (BM) olduğunu, Türkiye'nin BM üyesi olmasının da bu açıdan önemli olduğunu söyledi.

"Kıbrıs sorunu BM'nin önüne ilk kez gelmiyor" diyen Talat, bu konunun 1954'ten beri BM'nin gündeminde bulunduğunu belirtti.

"Müzakere sürecini sabırla sürdürmeliyiz" diyen Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusunda ilgili diplomatik girişimlerde yer almaya devam edeceklerini söyledi.

Her zaman için barış isteyen bir politika yürüteceklerini söyleyen Talat, "Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kalkması çözüm için gördüğüm yegane yoldur" diye konuştu.

RMMO'ya bin paralı asker alınması

Rum Milli Muhafız Ordusu'na (RMMO) "Yunanistan'dan bin paralı asker alındığı" haberlerinin hatırlatılması ve buna karşılık KKTC'nin Türkiye'den asker talebinde bulunup bulunmadığına ilişkin soru üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi:

"Herhangi bir pazarlık söz konusu değildir. Bine karşı bin gibi bir politika yerine, ihtiyaç olduğu kadar askerin bulunması uygundur."

Rum yönetiminin, adadaki Yunan askerleri konusunda gerçek dışı bilgiler yaymaya çalıştığını söyleyen Talat, "Adada 4 bin-5 bin Yunan askeri olduğunu tahmin ediyoruz" dedi.

CTP Genel Kurulu'nda İstiklal

Marşı'nın çalınmaması

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Olağan Genel Kurulu'nda, İstiklal Marşı'nın çalınmaması konusundaki soruyu da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'de İstiklal Marşı'nın ve Türk bayrağının nasıl kullanılacağının yasa ve geleneklerle belirlenmiş olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

"Parti çalışmalarında genel olarak İstiklal Marşı kullanılmaz. Kullanan partiler de vardır. Doğru bulmayan partiler de vardır. Bu bir tartışma konusu ve tercih meselesidir."

KKTC yasalarına göre, hem Türk bayrağının hem de KKTC bayrağının birlikte kullanıldığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi:

"Oradaki Türk bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağı değildir. Kıbrıslı Türklerin de bayrağıdır. KKTC bayrağı kabul edilinceye kadar Kıbrıslı Türkler, Türk bayrağını kendi bayrakları kabul ettiler."

Erdoğan'la görüşme

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Talat, saat 19.40'ta Başbakanlık Resmi Konutu'na geldi. Ziyaret basına kapalı gerçekleşti.

KIBRIS 05/04/07

 

Protokol imzalandı, hedef sürekli gelişme

EKONOMİ GELİŞME GÖSTERDİ... Ekonomik Program Mutabakat Metni, 2007-2009 arasındaki 3 yıllık dönemde KKTC'de sürdürülebilir kalkınma için yapılandırma ve ekonomik destek içeriyor. Şener, son 5 yılda KKTC ekonomisinin büyük gelişme gösterdiğini, hedefin; bu ekonomik gelişmeyi kalıcı ve sürekli kılmak olduğunu söyledi

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında 2006 yılında imzalanan Ekonomik İşbirliği Protokolü çerçevesinde "Ekonomik Program Mutabakat Metni" imzalandı.

Sayıştay binasındaki toplantı salonunda düzenlenen törende, TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk metne imza koydu.

Ekonomik Program Mutabakat Metni, 2007-2009 arasındaki 3 yıllık dönemde KKTC'de sürdürülebilir kalkınma için yapılandırma ve ekonomik destek içeriyor.

Kıbrıs işlerinden de sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener törende yaptığı konuşmada, son 5 yılda KKTC ekonomisinin büyük gelişme gösterdiğini, hedefin; bu ekonomik gelişmeyi kalıcı ve sürekli kılmak olduğunu söyledi.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ise, programın temelinde AB standartlarında üreten, gelirini adil paylaşan bir ekonomik yapıya ulaşmanın, hukukun üstünlüğünü, katılımcı demokrasiyi benimseyen bir devlet yapısını oluşturmanın hedeflendiğini ifade etti.

Şener: Dünyanın KKTC'ye bakışı farklı

Kıbrıs işlerinden de sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener törende yaptığı konuşmada, Ekonomik Program Mutabakat Metni nedeniyle adada bulunmaktan mutlu olduğunu belirtti.

Şener, metnin, geçen yıl 20 Temmuz'da TC ve KKTC başbakanları tarafından imzalanan Ekonomik İşbirliği Protokolü çerçevesinde hazırlanan ve 2007-2009 arasındaki 3 yıllık dönemde sürdürülebilir kalkınma için yapılandırma ve destek içerdiğini kaydetti.

Dünyanın KKTC'ye bakışının farklı olduğuna dikkat çeken Abdüllatif Şener, KKTC'nin ve Kıbrıs Türkü'nün, güçlü bir şekilde var olması ve geleceğe umutla yürüyebilmesi için ihtiyaçlarının Türkiye tarafından karşılanması gerektiğini ifade etti.

Güvenlik şemsiyesi ve ekonomik performans

1974 Barış Harekatı sonrasında Kıbrıs Türkü'nün adada güven içinde yaşayabileceği bir ortam yaratıldığına dikkat çeken Abdüllatif Şener, güvenliğin en önemli duygu olduğunu, daha önce yaşanan zorlu sürecin, 1974 Mutlu Barış Harekatı ve daha sonra da KKTC'nin kurulması ile ortadan kalktığını vurguladı.

Şener, "Bu güvenlik çerçevesinin ekonomik performans ile desteklenmesi şart" dedi.

KKTC'nin dünyanın farklı bakış açısı ile izolasyonlara tabii tutulduğunu hatırlatan Abdüllatif Şener, KKTC'nin; performansını etkili biçimde kullanmasının engellenmeye çalışıldığını, ancak KKTC ile TC arasında kurulan ekonomik- mali çok yönlü ilişkiler ile KKTC'nin ekonomik düzeyinin dünyanın hayranlıkla izlediği bir konuma ulaştığını söyledi.

Şener, KKTC'ye halen uygulanmakta olan izolasyonlar ile, ABD de dahil, dünya devletlerinin karşı karşıya kalması halinde, bu ülkelerin ayakta kalamayarak ekonomik olarak çöküntüye uğrayacağını belirtti.

TC-KKTC el ele

TC ile KKTC'nin el ele vererek haksız izolasyonlara karşı koyduğunu ifade eden Şener, "Çünkü TC, anavatan ve KKTC de, yavruvatan" dedi.

İki ülkenin, birbirinin ekmeğini paylaştığını, yaralarını birlikte sardığını ve can güvenliğini birlikte sağladığını anlatan Abdüllatif Şener, "Bu anlayış dünyanın hiçbir yerinde yok... Kıbrıs Türkü için KKTC ne anlama geliyorsa TC de o anlama gelir. Aynı şekilde bir Türk için de TC ne anlama gelirse KKTC de o anlama gelir" şeklinde konuştu.

Şener, "Heyecanımızla birlikte geleceğe umutla yürüyoruz. Geldiğimiz nokta umut verici" dedi.

AB Süreci

AB sürecinde de, TC ve KKTC'nin; dünyaya açık olarak yüzlerini gösterdiğini belirten Abdüllatif Şener, "Sorun varsa bunu gidermek için gerekli adımları atarız" dendiğini, referandumdan "evet" sonucunun çıktığını anlattı.

Rum tarafının referandumda "hayır" diyerek, sorun olarak görülen şeylere zemin hazırladığını ifade eden Abdüllatif Şener, buna rağmen AB'nin hala Rum tezlerini kendi tezleri haline dönüştürmekte olduğunu kaydetti.

Şener, "Biz kararlılıkla AB'nin sergilediği olumsuz tavırları değiştirmek için gerekli mücadeleyi ortaya koyuyoruz" dedi.

Referandum öncesi verilen sözlerin hala yerine getirilmediğine de dikkat çeken Abdüllatif Şener, verilen sözlerin Rum görüşleri çerçevesinde manipüle edildiğini belirtti.

Türkiye olarak uluslararası zeminde Kıbrıs Türk halkını korumak için mücadelelerini sürdürmekte olduklarını vurgulayan Şener, dünyanın KKTC'ye karşı normalleşmesini beklerken, ekonomik kalkınmasına katkı koymayı da sürdürdüklerini söyledi.

5 yılda ekonomide gelişme

Son 5 yılda KKTC ekonomisinde iyi bir gelişme yaşandığını ifade eden Kıbrıs işlerinden de sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, kişi başına düşen milli gelirin yüzde 68 arttığını belirtti.

Şener, KKTC'de 2002 yılında 4 bin 400 dolar olan kişi başına düşen milli gelirin, bugün 11 bin 800 dolar civarına ulaştığını söyledi.

Abdüllatif Şener, "Hedefimiz bu ekonomik gelişmeyi kalıcı ve sürekli hale getirmektir" dedi.

AB'nin yardımı

Kıbrıs işlerinden de sorumlu TC Devlet Bakanı Şener, son 3 yıllık dönemde AB'nin Kuzey Kıbrıs'a yapmayı planladığı 259 milyon Euro'luk yardımın "verildi-veriliyor" tartışmalarının yaşanmakta olduğunu belirten Abdüllatif Şener, "Halbuki TC, bütçesinden yıllık 400 milyon ABD Doları KKTC refah seviyesini yükseltsin, ambargoları hissetmesin diye ayırarak Kuzey Kıbrıs'a aktarıyor" şeklinde konuştu.

AB'nin sihirli değnek olarak görülmemesi gerektiğini de kaydeden Şener, TC'nin KKTC'de ambargoların daralttığı faaliyet alanını genişletmeyi görev bildiklerini, önemli olanın; Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik performansın iyi olması olduğunu söyledi.

Turizm ve üniversiteler

KKTC'nin turizm kapasitesinin işbirliği içinde artırılmakta olduğunu, 3 yılda yatak kapasitesinin 3 bin artırıldığını anlatan Şener, hedefin; 2009 yılında 30 bin yatak kapasitesine ulaşmak olduğunu belirtti.

KKTC'de üst üste yeni üniversiteler kurulduğunu ve TC'nin buna büyük destek verdiğini kaydeden Şener, bu üniversitelerde okuyan öğrenci sayısının 40 bine ulaştığını ve bunun büyük çoğunluğunun TC'den gelmekte olduğunu ifade etti.

Şener, tarım ve ticaret sektörü için de spesifik çalışmalar yapılmakta olduğunu vurguladı.

Öztürk: Amaç sürdürülebilir kalkınma

Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk de konuşmasında, 2006 yılında imzalanan protokol çerçevesinde 2007-2009 dönemini kapsayacak olan "Sürdürülebilir Kalkınma İçin Yapılandırma ve Destek Programı"nın, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti teknik heyetlerinin özverili çalışmaları sonucunda kısa sürede hazırlandığını belirtti.

Programın temelinde, AB standartlarında üreten, gelirini adil paylaşan bir ekonomik yapıya ulaşmanın, hukukun üstünlüğünü, katılımcı demokrasiyi benimseyen bir devlet yapısını oluşturmanın hedeflendiğini kaydeden Enver Öztürk, "Bu bağlamda, devletin yeniden yapılandırılması, eğitim ve sağlık düzeylerinin yükseltilmesi, gelir dağılımı dengesinin düzeltilmesi, alt yapı hizmetlerinde standartların yükseltilmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amaçlanmaktadır" dedi.

Kamu hizmetinin etkinleştirilmesi

Bakan Öztürk, orta vadeli stratejilerde yer alan temel hedef ve amaçlar doğrultusunda, insan gücü ve iktisadi kaynaklar yanında TC ile AB ve diğer dış kaynaklı mali ve teknik yardımların, ülkenin uzun vadeli hedeflerine uygun biçimde etkinlikle kullanılmasının sağlanacağını belirtti.

Bu amaçlara ulaşılmasına yönelik "Kamu Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi" çerçevesinde ekonominin toplam verimliliğinin artırılması ve toplumun refah düzeyinin yükseltilmesi için yönetimin etkinleştirilmesinin sağlanacağını ifade eden Enver Öztürk, "Kayıt dışılık ile mücadeleye devam edilecek" dedi.

Reel sektörün güçlenmesi

Reel sektörün güçlendirilmesi ve desteklenmesi çerçevesinde, sektörün ihtiyaç duyduğu altyapı yatırımlarının yapılması ve sektörün önündeki engellerin kaldırılması çalışmalarına devam edileceğini de vurgulayan Bakan Enver Öztürk şöyle devam etti:

"KKTC Kalkınma Bankası aracılığı ile mevcut turizm tesislerinin yenilenmesi, ek ve yeni turizm yatırımlarının, sanayi sektöründeki mevcut tesislerin ek yatırım ve yeni yenileme projelerinin desteklenmesi, KOBİ'lerin yatırım ve işletme kredisi ihtiyaçlarının karşılanması ve yeni kurulacak KOBİ ve genç girişimcilere kredi sağlanmasının, özellikle sağlık turizmi ve iletişim projelerinin desteklenmesinin sağlanması için çalışmalar başlatılacak."

Eğitim, tarım ve özel sektörün desteklenmesinin, altyapı hizmetlerinin güçlendirilmesinin, turizm sektörünün desteklenmesinin ve dış ticaret uygulamalarının etkinleştirilmesinin, her alandaki üretim süreçlerinde verimlilik, rekabet edebilirlik ve sürdürebilirlik ilkelerinin gözetileceğini kaydeden Öztürk, "Dış kaynak bağımlılığının azaltılması, artan gelirin adil dağılımının gözetilmesi ve ülkesel kaynakların sürdürülebilir kalkınma ilkelerine bağlı kalarak, optimal seviyede kullanılması esas alınacaktır" şeklinde konuştu.

İnşaatlar

Çevreye uyumlu alternatif malzemeler ile üretilen inşaatlara yönelmenin sağlanacağını ve taş ocaklarının yeni çevre teknolojileri ile yeniden yapılandırılarak kontrol altına alınacağını belirten Bakan Öztürk konuşmasını şöyle tamamladı:

"Yukarıda sayılan hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla, kamu kesiminin yeniden yapılandırılması; reel sektörün desteklenmesi; mali sektörün yeniden yapılandırılması için kapsamlı ve somut düzenlemeler öngörülmüştür."

KIBRIS 05/04/07

 

Moller, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi büyükelçisiyle görüştü

Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KHA) haberine göre, görüşme, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'taki gelişmeleri canlandırmak amacıyla yaptığı açıklamanın ve geçen hafta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın beş daimi üye ülkenin büyükelçileriyle görüşmesinden sonra yapılan açıklama ile Talat ve Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopoulos arasında varılan Temmuz Anlaşması'yla ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafının değerlendirme belgesinin sunulmasının ardından gerçekleştirildi.

8 Temmuz 2006 Anlaşması, bir çözüme götürecek anlamlı görüşmelerin yolunu açacak, günlük ve özlü konularda, ayrıca önemli konularda teknik düzeyde ve çalışma grupları tarafından görüşmeler yapılmasını öngörüyor.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KHA) diplomatik kaynaklardan elde ettiği bilgiye göre, beş büyükelçi görüşmelerin yeniden canlandırılması sürecine tam destek vermeyi kararlaştırdı. Ayrıca, Birleşmiş Milletlerin çabalarını ve BM'nin adadaki temsilcisinin Temmuz Anlaşması'nın uygulanması çabalarını destekleme kararı aldıkları belirtildi.

Beş diplomat, Kıbrıs sorunu üzerinde kapsamlı bir anlaşma sağlanmasına yönelik görüşmelerin başlamasını ve çalışma gruplarıyla teknik komitelerin Temmuz Anlaşması çerçevesinde oluşturulmasını desteklediklerini kaydettiler; kalıcı ve kapsamlı bir anlaşmaya varılması için iki tarafa yardıma hazır olduklarını tekrarladılar.

KIBRIS 05/04/07

Rumların Kuveyt ofisi rahatsızlığı

KKTC’nin Kuveyt’te ticari ofis açacağı yönündeki haberler Kıbrıs Rum yönetiminde rahatsızlık yarattı.

NTV

Güncelleme: 15:39 TSİ 06 Nisan 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - Rum basınında çıkan haberlere göre, Rum Dışişleri Bakanlığı, Kuveyt nezdinde itirazda bulundu. Rum yönetimi sözcüsü de girişimi “hoş olmayan bir gelişme” olarak niteledi.

Kuveyt’in yıllar önce işgal kurbanı olduğunu hatırlatan sözcü, “Kuveyt’in yasadışı bir varlığı siyasi açıdan güçlendirme çabalarına hiçbir şekilde kolaylık sağlamaması gerekir” dedi.

Kuveyt Başbakanı Şeyh Nasır Es Sabah, önceki gün Ankara’da Başbakan Erdoğan’la görüşmesinin ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kuveyt’te bir ticari ofis açacağını duyurmuştu.

Güney Kıbrıs gemisi karaya oturdu


6 Nisan, 2007 14:25:00 (TSİ) cnn turk

 

 

Kıbrıs Rum Kesimi bandıralı ''Kyriakos-M'' adlı yük gemisi, Çanakkale Boğazı'nın Marmara Denizi girişinde karaya oturdu.

Ukrayna'dan Senegal'e 27 bin 500 metrik ton sülfür yükü götüren 185 metre uzunluğunda, 20 bin 83 grostonluk yük gemisi, rotasından çıkarak Doğaslan mevkisinde karaya oturdu.

Yetkililer, gemi kaptanının henüz yardım talebinde bulunmadığını ve geminin
yaklaşık 1 metre karaya oturduğunu belirterek, çevre kirliliğinin söz konusu
olmadığını kaydetti.

Bu arada, Lapseki'de konuşlanan "Kıyı Emniyeti-2" adlı tahliye botu da olay yerine gitti.

 

Rumlardan "Kuveyt'e ticari ofis" itirazı


6 Nisan, 2007 14:07:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC'nin Kuveyt'te ticari ofis açacağı yönündeki haberler, Kıbrıs Rum yönetimini harekete geçirdi.

Rum basın haberlerine göre, KKTC'nin Kuveyt'te ticari büro açacağının açıklanmasından sonra, Rum Dışişleri Bakanlığı Kuveyt nezdinde itirazda bulundu.
 
Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Paşardis de, KKTC'nin Kuveyt'te ticari ofis açacak olmasını, ''hoş olmayan bir gelişme'' olarak nitelendirdi.
 
Paşardis, bu gelişmenin, ''yasa dışı rejim'' olarak nitelediği KKTC'ye ''meşruiyet verilmesi anlamına gelmediğini'' savundu.
 
''Kuveyt'in yıllar önce işgal kurbanı olduğunu'' söyleyen Paşardis, ''Bu trajik tecrübenin, Kuveyt'in devam eden bir 'işgalin' kurbanı olan 'Kıbrıs'a destek olmasında yeterli sebep olduğunu, Kuveyt'in 'Kıbrıs'ı kurban edene, 'yasadışı' bir varlığı siyasi açıdan güçlendirme çabalarında hiçbir şekilde kolaylık sağlamaması gerektiğini'' savundu.
 
''Tayvanlaştırma tehlikesi'' olup olmadığının sorulması üzerine ise Rum sözcü, bugün Kuveyt'te, yarın başka ülkelerde KKTC'nin ticari büro açmasının "Tayvanlaştırma anlamına gelmeyeceğini" söyledi.
 
Bu tarz faaliyetlerin KKTC'nin siyasi olarak konumunun güçlendirilmesi anlamına gelmediğini savunan Paşardis, ''ancak yine de bu çeşit faaliyetleri engellemeye çabaladıklarını'' kaydetti.
 
Kuveyt Başbakanı Nasır El Muhammed El Ahmed El Sabah'ın geçtiğimiz çarşamba günü Ankara'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerinin ardından yaptığı açıklamada, KKTC'nin Kuveyt'te bir ticari ofis açacağı söylemişti.

 

 

Talat: KKTC'de asker-sivil gerginliği gereksiz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs'ta askerle-sivil idare arasında gerginlik olduğunu kabul etti. Talat, "KKTC'nin böyle bir kavga yaşama lüksü yoktur. Bunu yapan büyük bir günah işler" dedi.

NTV'nin canlı yayınına katılan Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'deki bazı marjinal ve ideolojik çevrelerin asker-sivil gerginliğini kışkırttığını söyledi.

Kıbrıs'ta askerle sivil idarenin kavga etme lüksü olmadığını belirten Talat, "Bunu zamanında Rum kesimine Yunanistan yaptı ve davasını kaybetti. Onun için bu konularda çok dikkatli olmak lazım" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı olarak bu tür gerginlikler konusunda çok hassas olduğunu ifade eden Mehmet Ali Talat, "Nereden gelirse gelsin böyle bir çatışmanın engellenmesi konusunda tam bir görüş sahibiyim. Ne sivil idareye yönelik, ne de sivil idarenin askere yönelik dışlayıcı ve aşağılayıcı bir yola gitmemesi gerekir" dedi.

Talat, son yaşanan gerginliklerin KKTC'nin uluslararası imajına zarar verdiğine de dikkat çekti.

KKTC'de hükümetin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) kurultayında "İstiklal Marşı'nın okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmaması" yüzünden Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ile KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer arasında bir gerginlik yaşanmıştı.

KIBRIS 06/04/07

 

 

Talat: Rum tarafı Lokmacı konusunda Steinmeier'i de yanılttı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün AB Dönem Başkanı Almanya'nın Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla ilgili bir telefon görüşmesi yaptığını bildirerek, Rum tarafının bu konuda Steinmeier'i de yanılttığını bildirdi.

Ankara'da ODTÜ AB Merkezi'nde Kıbrıs sorunuyla ilgili konferans veren ve dün akşam TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile basına kapalı bir görüşme gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'ye döndü.

Ankara'dan KTHY'nin tarifeli uçağıyla saat 15.00'te Ercan Havaalanı'na gelen Talat'ı, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Cumhurbaşkanlığı yetkilileri ile üst düzey devlet yetkilileri karşıladı.

Ercan Havaalanı VİP Salonu'nun çıkışında gazetecilerin, dün Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile yaptığı telefon görüşmesini anımsatması üzerine, Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede üzerinde durduğu konunun Lokmacı Kapısı'nın açılması olduğunu ifade ederek, Rum tarafının bu konuda Steinmeier'i de yanılttığını vurguladı.

Talat, Lokmacı Kapısı'ndaki tek sorunun; "askerlerin 100 metre çekilmesi" olduğunu ifade ederek, "Sayın Dışişleri Bakanı (Steinmeier) da bana bunu sordu. Bunun yapay bir sorun olduğunu, böyle bir sorun olmadığını, oradaki kontrolün askerler tarafından yapılmayacağını ve oradaki güvenlik gereksinimleri neyi gerektiriyorsa askerlerin o kadar uzakta bulunacağını söyledim" diye konuştu.

"Rumlar steinmeier'i istedikleri gibi ikna etme yoluna gidiyor"

Steinmeier'e ayrıca, "Lokmacı'nın şehir içi olduğunu, arada duvarların, sokakların bulunduğunu, dolayısıyla

böyle kesin bir metre hesabı yapılmasının mantık dışı olduğunu ve yer yer karşılıklı mevzilerin 10 metre mesafede olduğunu" anlattığını söyleyen Talat, Almanya Dışişleri Bakanı'nın bunları hiç bilmediğini, çünkü Rum tarafı ile sürekli görüştüklerinden dolayı Rumların Steinmeier'i istedikleri gibi ikna etme yoluna gittiklerini kaydetti.

Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier'in, Birleşmiş Milletler, Türk ve Rum askeri yetkilileriyle görüştüğünü de ifade eden Talat, onların askeri düzenlemelerini yaparak, o bölgenin düzenlemesini yapacaklarını, ancak kontrolün polis tarafından yapıldığına dikkati çektiğini söyledi.

Talat, Steinmeier'e askerlerin yaklaşık 100 metre mesafede olduğunu ve bu konuyu tartışmanın bile anlamı olmadığını aktardığını dile getirerek, "Ama sanki öyle bir şey yaratıldı ki; sanki sorun oymuş ve kapı o nedenle açılmıyormuş gibi bir hava yaratmaya çalıştı Rum tarafı" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Alman Bakan ile görüşmede Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü de konuştuklarını ifade ederek, bakana o konudaki beklentilerini anlattığını söyledi.

Talat, Steinmeier'e Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün çok önemli olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin bunu ısrarla beklediğini anlattığını da belirterek, AB Dönme Başkanı Almanya'nın bu konuda çalıştığını ve çalışmaya da devam edeceğini kaydetti.

KIBRIS 06/04/07

 

 

Bir Rumun üzerinden 32 bin 400 sahte Euro çıktı

KİMLİĞİMİ, PASAPORTUMU ALIN, BIRAKIN GİDEYİM"... Girne Pois Müdürlüğü ekiplerinin önceki gün gerçekleştirdiği kumarhane operasyonunda 32 bin 400 sahte Euro ele geçirildi. Olayla ilgili olarak gözaltına alınan ve dün Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarılan Kıbrıslı Rum Sofokleous aleyhine bir günlük tutukluluk kararı alındı. Mahkeme yargıcı, "bugün paskaları olduğunu, ailesiyle birlikte kiliseye gitmek istediğini" ifade eden zanlının, "pasaport ve kimlik kartımı alın beni bırakın" istemini reddetti. Yargıç Fügen Ulutekin, tahkikatın tamamlanmadığını, bu nedenle zanlının serbest bırakılamayacağını, polise yardımcı olması halinde soruşturmanın erken biteceğini söyledi.

Yeliz K. SARICA

Polis Genel Müdürlüğü'ne bağlı Girne Polis Müdürlüğü ekiplerinin önceki gün gerçekleştirdiği kumarhane operasyonunda, 162 adet 200 Euro'luk sahte banknotlar halinde 32 bin 400 sahte Euro ele geçirildi.

Girne polisi tarafından Alsancak'ta Merit Casino'da "tasarrufunda sahte para bulundurma ve tedavüle sürme" suçundan gözaltına alınan Kıbrıslı Rum zanlı Sotiris Sofokleous dün Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarıldı. Sofokleous aleyhine bir gün tutukluluk kararı alındı.

Girne Kaza Mahkemesi Yargıcı Fügen Ulutekin huzuruna çıkarılan zanlı Sofokleous'un Rumca dil tercümanlığını Hikmet Kurtarıcıoğluları yaptı.

162 adet 200 Euro'luk sahte banknotlar

İddia makamı adına, Savcı Egemen Metay, Girne Polis Müdürlüğü Lapta Polis Karakolu'nda görevli polis memuru Şükrü Baz'ı tanık olarak dinletti.

Tahkikat memuru Baz, Lapta Polis Karakolu'nda görev yaptığını söyledi ve 4 Nisan 2007'de 16.00-18.00 saatleri arasında Alsancak'ta Merit Casino'da zanlı Sotiris Sofokleous'un "tasarrufunda sahte para bulundurma ve tedavüle sürme" suçundan gözaltına alındığını belirtti.

Polis memuru Baz, 162 adet 200 Euro'luk sahte banknotlar şeklinde 32 bin 400 sahte Euro'nun ele geçirildiğini ifade etti.

Meseleyle ilgili temin edilmesi gereken ifadeler olduğunu söyleyen Baz, mahkemeden zanlı Sotiris Sofokleous aleyhine bir gün tutukluluk talebinde bulundu.

Dini görevlerini yerine getirmek istedi

Zanlı Sotiris Sofokleous, Girne Kaza Mahkemesi Yargıcı Fügen Ulutekin'in "polisin tutukluluk talebine bir itirazı var mı?" şeklindeki soruya şikayeti olmadığını söyledi.

Bugün paskaları olduğunu, ailesiyle birlikte kiliseye gitmek istediğini ifade eden zanlı Sofokleous, "pasaport ve kimlik kartımı alın beni bırakın" dedi.

Bunun üzerine Yargıç Fügen Ulutekin, tahkikatın tamamlanmadığını, bu nedenle zanlının serbest bırakılamayacağını, polise yardımcı olması halinde soruşturmanın erken biteceğini kaydetti.

Yargıç Ulutekin, tahkikatın devam ettiğini, soruşturmanın salimen yürütülmesi için zanlının bir gün tutuklu kalmasına karar verdi.

KIBRIS 06/04/07

 

Sürecin tıkanmasını önlemek için Türk tarafı yeni öneriler sundu

Kıbrıs Türk tarafının durum değerlendirmesi talebiyle verilen yaklaşık iki haftalık aranın ardından 8 Temmuz sürecine ilişkin görüşmeler dün yeniden başladı.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis dün yaklaşık 3 saatlik bir görüşme yaptı.

TAK muhabirinin edindiği bilgiye göre, görüşmede Türk tarafı tıkanmış süreci aşabilmek amacıyla yeni öneriler sundu. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından BM Genel Sekreterliği'ne gönderilen ve Rum tarafına da dün iletilen mektupta yer almayan pratik önerilerin içeriği hakkında bilgi verilmedi.

Kıbrıs sorununun özüne ilişkin müzakerelere Rum tarafının yanaşmaması üzerine BM'nin talebiyle teknik ve günlük konuların ele alınacağı komiteler oluşturulması için müsteşarlar düzeyinde görüşmeler başlatılmıştı.

Ortak çalışma grupları ve teknik komitelerin nasıl oluşturulacağına yönelik sürece, Rum tarafının tutum ve açıklamaları nedeniyle Türk tarafının değerlendirme talebiyle 19 Mart'tan itibaren ara verilmişti.

KIBRIS 06/04/07

 

Kıbrıs'ta 5 bin kadar Yunanistan askeri var

Cumhurbaşkanı Mehmet Talat, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Avrupa Çalışmaları Merkezi tarafından düzenlenen bir panele konuşmacı olarak katıldı. Kıbrıs hakkında bilgi veren Talat, daha sonra öğrencilerin ve habercilerin sorularını yanıtladı.

Talat, 1000 Yunan askerinin Kıbrıs Rum kesimine paralı asker olarak geldiği yönünde çıkan haberlerin hatırlatılması üzerine, Kıbrıslı Rumların Kıbrıs'ta garantörlük anlaşmaları çerçevesinde sadece 950 Yunan askeri olduğunu öne sürdüğünü oysa kendi tahminlerine göre Rum ordusu içinde, Rum Milli Muhafız ordusu üniforması giyen 4 ila 5 bin arasında Yunanistan askeri olduğunu belirtti. Talat, Rum ordusunun üst kademelerinde çok sayıda Yunan komutan olduğunu da ifade etti.

Kıbrıs Rum kesiminin toplamda 10-12 bin askeri olduğunu ifade eden Talat, son olarak 1000 Yunan askerin de paralı asker olarak Ada'ya gittiğini kaydetti. Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Rum kesiminde 80 bin kadar da ihtiyat kuvveti bulunduğunu, askerlik çağına gelmiş 80 bin kadar Rum'un evinde silah ve mermi bulunduğunu söyledi.

"Türk askeri için pazarlık etmeyiz"

Talat, KKTC'de ise garanti ve ittifak anlaşmaları çerçevesinde 650 kişilik bir Türk alayı olduğunu bunun dışında 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs'a müdahale eden Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri bulunduğunu vurguladı.

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri bağlamında adada bulunacak asker sayısında pazarlıklarının ise söz konusu olmadığını ifade eden Talat, Rum kesimine gelen 1000 askere karşılık Türkiye'den de 1000 asker talepleri olmadığını söyledi. Talat, kendileri için önemli olanın Kıbrıs'ta ihtiyaç kadar asker bulunması olduğunu belirtti.

"Rumların öneri

paketi aldatmaca"

Talat, Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıslı Türkler hakkında bir öneri paketi hazırladığı yönünde gelen haberler hakkında da Kıbrıslı Türkler konusunda bir adım atılacaksa bu konuda kendileriyle istişare edilmesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı, Rum kesiminin bu çıkışını Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü öldürmek için yaptığını ifade etti.

"Kıbrıs'ta asıl sorun güç paylaşımı"

Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün asıl sebebinin de ortaya konulan nedenler değil Kıbrıslı Türklerle güç bölüşümü konusundaki isteksizlik olduğunu söyledi. Rumların Kıbrıslı Türklerle eşit olmadığını savunduklarını belirten Talat, oysa AB içinde 700 binlik Rum kesimi ile yaklaşık 100 milyonluk Almanya'nın eşit olduğunu, ikisini de veto hakkı bulunduğunu hatırlattı.

"Türkiye değil Kıbrıslı

Türklerin bayrağı"

KKTC'de parti çalışmaları sırasında İstiklal Marşı'nın kullanılmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı, bir dönem kendisinin de liderliğini yaptığı Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin tarihinde, parti toplantılarında İstiklal Marşı çalmadığını ancak bayrak bulundurduklarını söyledi.

"Bu söylediklerime bazılarınız kızacak biliyorum" diyen Talat, "Oradaki Türk bayrağı Türkiye Cumhuriyeti bayrağı değil, Kıbrıslı Türklerin bayrağıdır. Çünkü KKTC bayrağı kabul edilene kadar Türkiye Cumhuriyeti bayrağı kullanılırdı" dedi.

Talat, halen KKTC'de Türk ve KKTC bayraklarının birlikte kullanıldığını aynı şekilde Rum kesiminde de Rum ve Yunan bayraklarının yan yana kullanıldığını söyledi.

Kıbrıs sorununda çözüm yerinin AB değil BM olduğunu kaydeden Talat, Bayrak Radyo TV'de Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini işgal olarak değerlendiren bir belgesel yayınlandığı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine de "Siz belgeseli gördünüz mü? Ben de görmedim? Ne diyeyim" şeklinde yanıt verdi.

KIBRIS 06/04/07

 

Para nerede Tasos

7 Nisan 2007

 

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

 

Para nerede TasosSırbistan Başsavcılığı eski Devlet Başkanı Miloseviç’in 1990’lı yıllarda Yugoslavya dağılırken, o dönemde avukatı olan Tasos Papadopulos aracılığıyla buharlaştırdığı 4 milyar doların peşine düştü. Savcılık Güney Kıbrıs’a özel bir ekip gönderiyor. Rum lider Papadopulos ise, Sırp paralarıyla ilgisi olmadığını açıkladı.

GEÇEN yıl Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanırken ölen eski Sırbistan Lideri Slobodan Miloseviç’in, 1990’lı yıllarda şimdiki Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos aracılığıyla buharlaştırdığı 4 milyar dolar, Belgrad ile Rum Kesimi arasında sorun oldu. Sırbistan Başsavcılığı, özel bir savcı ve ekibini, ’off-shore’ şirketlerde buharlaşan Sırbistan Merkez Bankası’na ait paraları bulmak için Kıbrıs Rum yönetimine gönderme kararı aldı.

Papadopulos, önce Sırp medyası ardında da Rum medyasında yer alan haberler

üzerine dün sözcüsü Hristodulos Paşardis aracılığıyla iddiaları reddetti. Paşardis, Papadopulos’un Sırpların kayıp paralarıyla hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirterek, "Papadopulos, başkan olduktan sonra sahibi olduğu avukatlık şirketiyle tüm bağlantısını kesti, yapılan suçlamalar tamamen siyasi" dedi.

Kıbrıs’a bavullarla kaçırılan ve Rum off shore şirketlerinde izi kaybolan milyarlarca dolar yıllardır Sırbistan yönetimini meşgul ediyordu. Sırbistan Başsavcılığı Miloseviç ile Papadopulos arasındaki ticari ilişkileri araştırarak, paraların transferinde kilit rol oynayan Mihail Kertez ile para transferlerine adı karışan Merkez Bankası çalışanları hakkında tutuklama kararı çıkardı.

ABD SIRPLARA YARDIM EDİYOR

’Kayıp milyarlarla’ ilgili soruşturmayı yürüten özel savcı Slobodan Radovanoviç, Merkez Bankası’nın 1990’lı yıllardaki gizli kayıtlarına ulaştıklarını belirterek, "Paraların transferine adı karışan birçok kişi hakkında tutuklama kararı çıkardık. Daha önce uluslararası yardım alamıyorduk. Ancak artık ABD Büyükelçiliği bize yardım ediyor ve paraların izini sürebiliyoruz. Paralar Rum kesiminde. Nasıl gittiyse öyle gelecek" dedi.

Papadopulos 8 off-shore şirketi kurdurdu

RUM basınındaki haberlere göre Tasos Papadopulos 1990’lı yıllarda, sahibi olduğu avukatlık bürosu aracılığıyla Miloseviç’e Rum Kesimi’nde 8 paravan off-shore şirketi kurdurdu. Paralar bavullar içinde uçakla G.Kıbrıs’a getirildi. Off-shore şirketlerinden bir kısmı milyarlarca doları Rum tarafındaki Beogratska Bankası’na yatırdı. Rum Merkez Bankası’nın da işbirliği ile paralar off-shore şirketler ile bankalar arasında kayboldu.

HURRIYET 07/04/07

 

 

Geçmiş hatalar


GENELKURMAY Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 16 Mart’ta, Harp Akademileri’ndeki konuşmasında, geçmiş yıllarda güvenlik politikasında ve dış politikada yapıldığına inandığı hatalar üzerinde durdu.

 Genelkurmay Başkanı’na göre, 1991 yılında, 36. paralelin kuzeyinde Irak’a dayatılan uçuş yasağını desteklemekle, Kuzey Irak’ta bugünkü durumun yaratılmasına katkıda bulunduk.

İkinci hata Kıbrıs’ta Annan Planı’nı desteklemekti, çünkü bu planda Türkler lehine sanılan AB müktesebatına derogasyonlar gerçek avantajlar oluşturmuyordu.Rumlar Avrupa mahkemelerine başvurarak bu derogasyonların hepsini iptal ettirebilirlerdi. Her iki konuya biraz daha yakından bakmakta zannedersem fayda var.

* * *

1991 yılını hatırlayalım. Birinci Körfez Savaşı’nın sonunda Irak Kürtleri isyan ettikleri için Saddam’ın hışmına uğramışlardı. Yüz binlerce Iraklı Kürt Türkiye ve İran sınırındaki dağlık bölgelere iltica etmişlerdi.

1988 yılında Halepçe katliamını takiben 60.000 kadar Iraklı Kürt’e melce vermiş olan Türkiye, bu defa sınırlarına dayanmış olan 500.000 Iraklı Kürdü mülteci olarak kabul etmek istemiyordu. Bunun alternatifi Kürtlerin Kuzey Irak’ta güvenlik içinde yaşamasına imkán verecek koşulların sağlanmasıydı. BM Güvenlik Konseyi de bu yönde bir karar kabul etmişti. İlkönce Huzur Harekátı, daha sonra Çekiç güç ve Kuzey Keşfi aynı amacı güdüyorlardı.

Bu operasyonların Türkiye’nin de yararına olduğu kanaatini hem hükümet ve hem de Genelkurmay paylaşıyordu. Zaten operasyonların sürdürülmesi her altı ayda bir TBMM’nin verdiği iznin yenilenmesi ile mümkündü. Çekiç Güç veya Kuzey Keşfi’nin Türkiye’ye zarar verdiği düşünülseydi Meclis’ten yetki istenmeye devam edilebilir miydi? Unutmamak gerekir ki Çekiç Güç devrinde Türk kuvvetleri Barzani’yi para ve silahla destekleyerek onunla birlikte PKK’ya ağır darbeler indiren operasyonlar yürütebilmişlerdi.

O yıllarda Saddam’ın gazabından kurtulabildikleri için Iraklı Kürtlerin otonom yönetimlerini ve kurumlarını kuvvetlendirdikleri doğrudur. Fakat Irak’a müdahaleden sonra, nasıl olsa bu evrim gerçekleşmeyecek miydi? Irak Kürtlerinin Bağdat’a karşı uzun bir mücadele geleneğine sahip olduklarını unutabilir miyiz? Mart 2003’te ellerine geçen fırsatı kaçırırlar mıydı?

* * *

Genelkurmay Başkanı’nın Annan Planı’na yönelttiği eleştirilere gelince, Annan Planı’nın ideal bir plan olduğunu kimse iddia edemez. Fakat Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, her zaman, Denktaş’ın Makarios ile 12 Şubat 1977’de imzaladığı belgedeki model çerçevesinde, iki bölgeli federal bir çözüm arayışı içinde olmuşlardır.

KKTC’nin 1983’te kurulması politikamızı değiştirmemiştir. Annan Planı işte bu modelin, birleşmiş bir Kıbrıs’ın AB üyesi olacağını da hesaba katan, çok ayrıntılı bir formülasyonundan ibarettir. AB müktesabatına derogasyonların AB Adalet Divanı tarafından otomatik olarak iptal edileceği görüşünün ne kadar geçerli olduğu hususunda ise tereddüdüm var.

Birçok katılım antlaşması katılan ülkenin özelliğine göre derogasyonlar içeriyor. Bunların iptal edildiğini pek duymadık. Taşınmazlar konusunun tabii bir özelliği var. Taşınmazların eski sahipleri planın öngördüğü çözümden tatmin olmadıkları takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne herhalde başvurabileceklerdi.

Ancak, şimdiden bu yola gittikleri ve Mahkeme kararı ile mülkiyet haklarından istifade edemeyenlere çok yüksek tazminat ödediğimiz de göz ardı edilemez. Annan Planı bu yükü mutlaka azaltacaktı.

* * *

Geçmiş hatalar üzerinde elbette durulabilir. Fakat bugün nerede olduğumuzu da değerlendirmeliyiz. Bazı fırsatların kaçırılması da hataydı!

ILTER TURKMEN HURRIYET 07/04/07

 

 

Kıbrıs Türktür Türk kalacaktır


GİRNE
Girne, bir "Anadolu kasabası" olmuş. Her şeyiyle... Sokakları, binaları, insanlarıyla Girne'deki Kıbrıslı Rumlar 1974 yılında Güney'e gitti. Onların yerine Girne'ye Kıbrıslı Türkler yerleşti. Şimdilerde de Girne'deki Kıbrıslı Türkler İngiltere'ye gitmiş. Girne'ye Anadolu'dan gelen Türkiyeli Türkler yerleşmiş. Ve de Girne'yi Anadolu'ya benzetmiş.
1974'ten Sonra Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıs'ı terk etmemekte direnen İngilizlerin işlettiği dükkânları, lokantaları, kahveleri şimdi bizim Türkiyeli Türkler işletiyor.
Girne'nin küçük çarşısında eskiden ithal malı (daha çok İngiltere'den getirilen) kumaşları, giyim eşyaları, tabak-çanağı, alkollü içkileri, çay-kahveyi, gıda maddelerini satan dükkânlar artık yok. Kumaşçı Adem Kaner, tabakçı Arif Kale, Tan Market Tankut ve İnci Tevfikoğlu artık yok.
Limanda indim. Liman Girne'nin en tipik yeridir. Sahil boyu sıra sıra kahveler ve lokantalar vardır. 1974 yılından sonra bu kahve ve lokantaları Güney'den gelen Kıbrıslı Türkler işletirdi.

Anadolulular gelmiş
Yolun başını Limasollu Naci'nin kardeşi Halil Bozak tutar, gelen geçeni "şeftali kebabı" yemeye davet ederdi.
Limasollu Halil yaşlanınca lokantası kapandı. Oğlu İsmail Bozak küçük bir kahve işletmeye başladı. Halil'in eski lokantasının yerinde şimdi hiçbir özelliği olmayan "kişiliksiz" kahveler açılmış.
Yol üzerinde bu kahvelere müşteri davet eden gençler ilgimi çekti. Uzun boylu, yakışıklı, esmer, Kıbrıslı Türke benzemeyen ama gelip geçeni düzgün bir İngilizceyle buyur eden gençlerden biriyle konuştum.
Hayat hikâyesi beni etkiledi. İsmi, Abdurrahman Çalışkan. Adıyaman'ın 75 haneli Karakoç köyünden, 30 yaşında. Babasının 80-90 küçükbaş hayvanı varmış. "Bizi Ecevit yaktı. Ecevit zamanında Ziraat Bankası kredisini ödeyemedik. Kefiller malımıza mülkümüze el koydu. Babam bizi aldı, Malatya'ya götürdü. İnşaatlarda çalıştı. Para biriktirdi. Borcumuzu ödedik. Köye döndük. Üç kardeşim var. Biri üniversite okudu. Matematikçi. İş arıyor. Öbürü liseyi bıraktı. Askere gidiyor. Ben köyde ilkokul okudum. İngilizce öğrenmeyi kafaya koydum. Kendi kendime İngilizce öğrendim... İnşaatlarda çalışıyordum.

Ekmek parası peşinde
Dayım Kıbrıs'ta inşaatlarda iş bulmuştu. Beni yanına çağırdı. Üç yıl önce geldim. İnşaatlarda çalıştım. Bir yıldır garsonluk yapıyorum. İngilizce bildiğim için iyi para kazanıyorum. Evliyim. İki çocuğum ile karım köyde. Para biriktirerek köye döneceğim. Hayvancılık yapacağım" diyor.
Biraz ötede rastladığım Müslim ve Ziyaettin Ceri kardeşler ise Urfa'nın Halfeti'sinin Kınık köyünden gelmiş. Onlar da İngilizce biliyor.
Limanda 33 yıldır Kıbrıslı bir Türk tarafından işletilen tek lokanta Canlıbalık. Aydın Canlıbalık, 1974 yılında Larnaka'dan gelmiş.
Girne'de Kıbrıslı Türkler tarafından işletilen bir işletme arayışım sürdü. Eski hal binasının çevresinde kahveci Con Ahmet'in dükkânı duruyor ama sadece "levhası" yaşıyor. Dükkân ölmüş. Eskiden kasapların ve manavların bulunduğu Belediye Hali şimdi modern kahve olarak işletiliyor. Hal binasının iki yanındaki küçük dükkânları işleten Balıkçı Arif ile Kahveci Şükrü Kanber değişime direniyor.
Şükrü Kanber az şekerli bir kahve hazırladı. Dükkânın önündeki hasır iskemleye oturdum. Küçük bir tepsi içinde Con Ahmet fincanıyla gelen kahveyi ve bir bardak suyu içtim. 1 YTL ödedim. Boş yere dememişler, "Kıbrıs Türktür. Türk kalacaktır" diye... Kıbrıs gerçekten Türkiye olmuş... İnsanıyla, yaşamıyla...

GUNGOR URAS MILLIYET 07/04/07

 

 

Güzelyurt'ta artık inşaat yapılıyor

REKORU İSKELE VE GİRNE PAYLAŞIYOR... KKTC'de son iki yılda yapılan inşaatlara bakıldığında, Girne ve İskele'de yeni bina yapımının diğer ilçelerden fazla olduğu; ancak, yeni inşaatların yapımının durduğu Güzelyurt'ta patlama yaşanarak, Lefkoşa ve Gazimağusa'nın oranına yakın sayıda yeni binalar yapıldığı görülüyor.. Araştırma sonuçlarına göre, son 2 yılda yapılan ev, dükkan, ek oda gibi inşaatlara bakıldığında, İskele yüzde 13.7 ve Girne de yüzde 13.5 oranıyla en fazla inşaat yapılan iki ilçe. Diğer üç ilçede ise, yüzde 8 civarında bir inşaat yapımı var

KKTC'de son iki yılda yapılan inşaatlara bakıldığında, Girne ve İskele'de yeni bina yapımının diğer ilçelerden fazla olduğu; ancak, yeni inşaatların yapımının durduğu Güzelyurt'ta patlama yaşanarak, Lefkoşa ve Gazimağusa oranına yakın yeni binalar yapıldığı görülüyor..

KKTC'de, tüketicilerin, "inşaat ürünlerinin kalitesinden memnun olmadığı"; inşaat yaptıranlar için, "ürünün fiyatından çok kalitesi ve özelliklerinin önemli olduğu" belirtildi.

İnşaat yaptıran kişilerin yüzde 35.3'ünün, firma ve ürün seçimi konusunda, profesyonellerin (mühendis, mimar ve müteahhitlerin) tavsiyesine güvendiği kaydedilirken; profesyonellerin de, konu hakkında fazla bilgili olmadığı öne sürüldü.

Araştırma sonuçları

Tosunoğlu Group tarafından Aralık 2006'da KADEM'e yaptırılan "Ürün Kullanım Araştırması"nın sonuçları, dün Saray Otel'de düzenlenen basın toplantısı ile açıklandı.

Basın Toplantısına Tosunoğlu Group Direktörü Hasan Tosunoğlu, KADEM Direktörü Muharrem Faiz ve Tosunoğlu Group yetkilileri katıldı.

Tosunoğlu Group Direktörü Hasan Tosunoğlu, yaptığı konuşmada, KKTC'nin son yıllardaki önemli sektörlerinden biri olan inşaat sektöründe veri eksikliği olduğunu görerek, bir ilki gerçekleştirdiklerini ve bir araştırma yaptırdıklarını kaydetti.

DAÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü ile inşaat ürünlerinin geliştirilmesine yönelik projede birlikte çalışmak için protokol imzalama hazırlığı içinde olduklarına dikkat çeken Tosunoğlu, "üniversite-sanayi işbirliğinin bir örnek oluşturacağını" söyledi.

Hasan Tosunoğlu, Group olarak, sosyal sorumluluk bilinciyle, Tosunoğlu Group Okul Öncesi ve Özel Eğitim Merkezi kurma çalışmalarını sürdürdüklerini de dile getirdi. Tosunoğlu, ayrıca, DAÜ'nün bir öğretim görevlisinin, "hazır betonun faydaları" konusundaki yazısını da okudu.

Soruları da yanıtlayan Tosunoğlu, depremler dikkate alındığında, hazır beton kullanımının devlet politikası haline gelmesi gerektiğini belirtti.

Emirnameler konusundaki bir soru üzerine ise Tosunoğlu, "Kısa sürede hazırlanarak çıkarılan emirnameler, ekonomiye zarar veriyor" iddiasında bulundu.

İnşaat ürünlerinde bir standart bulunmadığını da kaydeden Tosunoğlu, üretimin ne denetimi ne de uyulacak kuralları gösteren bir yasası bulunduğunu söyledi.

Oranlar

Basın toplantısında araştırma sonuçları ise, KADEM Direktörü Muharrem Faiz tarafından, slayt gösterisi eşliğinde tablolarla açıklandı.

Muharrem Faiz, araştırmanın, inşaat sektöründe müşterilerin, beklentileri, şikâyetleri, ürün memnuniyeti ve ürün alımı konusunda, kimler tarafından yönlendirildiklerini saptamaya yönelik olduğunu söyledi.

Faiz, araştırmanın, Aralık 2006'da, 724 hane, 237 iş yeri ve 212 profesyonel (mimar ve mühendis) üzerinde yapıldığını belirtti.

KADEM Direktörü Faiz, inşaat sektöründe önce profesyonellerin bilgilendirilmesi ve daha sonra da halkın bilgi seviyesinin yukarı çekilmesi gerektiğini de söyledi.

Araştırma sonuçlarına göre, son 2 yılda yapılan ev, dükkan, ek oda gibi inşaatlara bakıldığında, İskele yüzde 13.7 ve Girne de yüzde 13.5 oranıyla en fazla inşaat yapılan iki ilçe. Diğer üç ilçede ise, yüzde 8 civarında bir inşaat yapımı var.

İnşaatlara kullanılan malzemeler çerçevesinde bakıldığında ise, Girne ve İskele'de, yoğurma betona göre "daha sağlam" olduğu belirtilen hazır beton kullanımı düşük.

Lefkoşa, Gazimağusa ve Güzelyurt'ta hazır beton kullanımı yüzde 65 ile 70 arasında değişirken; İskele'de hazır beton kullanımı yüzde 58.5 ve Girne'de yüzde 57.9 düzeyinde.

Memnuniyet

İnşaat yaptıranların, inşaat ürünlerinden memnun olma oranı ise çok düşük. Birçok üründen yoğun şikâyet var. Kullanılan üründen memnuniyet açısından ise, birinci sırada, yüzde 93.3'le hazır beton var.

İnşaat ürünlerinin tercihinde, en çok dikkat edilen nokta ise, ürünün TSE ve ISO belgesi olması.

KIBRIS 07/04/07

 

Pertev, temaslarda bulunmak üzere New York'a gidiyor

Pertev, 9 Nisan Pazartesi günü gideceği New York'ta, BM ve ilgili kurum yetkilileriyle Kıbrıs konusunda görüşmeler yapacak.

Bu arada, Pertev, Rum basın-yayın organlarında, Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'le önceki gün yaptığı görüşmede ilerleme sağlanamadığı yönünde çıkan haberleri yalanladı.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, BRT'ye yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Conis'le görüşmelerinin devam edeceğini vurguladı.

Pertev, 8 Temmuz süreciyle ilgili tıkanıklığın daha önce yaşandığına ve sürecin ele alınacağı Rum Ulusal Konseyi toplantısının tarihininse önceki günkü görüşmeden önce belirlendiğine dikkati çekti.

Pazartesi günü ABD'ye gideceği için Conis'le bundan sonraki görüşmesinin tarihinin belli olmadığını belirten Pertev, dönüşünden sonra Conis'le 8 Temmuz sürecine yönelik çalışmalarını sürdüreceklerini bildirdi.

Süreç konusunda yaşanan tıkanıklığın aşılması için Türk tarafı olarak belge sunduklarına dikkat çeken Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, önceki gün ise, bu mektubun dışında, tıkanıklığının aşılması için pratik öneriler içeren belge olmayan belge sunduklarını anımsattı.

Pertev, Türk tarafı olarak hiçbir görüşmeden kaçmadıklarını ve Conis'le de bu çerçevede görüşmelerinin devam edeceğini vurguladı.

KIBRIS 07/04/07

 

İkininiz de KKTC'yi savunuyorsunuz Türkiye'ye "biz bunu isteriz" deyin

"KARIŞTIRMAYA DEVAM EDECEĞİM"... Denktaş, Kıbrıs gerçeklerini anlatmak için Türkiye'ye başlattığı ziyaretlerin "yine karıştırıyor" şeklinde yorumlanabileceğine de işaret ederek, "Karıştırmaya devam edeceğiz. Gerçekler kabul edilene kadar. Başka çaremiz yoktur" dedi

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti'ye (DP) işbirliği çağrısında bulunarak, "Siz de aynı şeyleri söylüyorsunuz, Serdar da aynı şeyleri söylüyor. İşbirliği yapmak suretiyle belki diğer iyimserlerle bu konuları görüşüp, görüş birliğine vararak, Türkiye'ye 'biz bunu isteriz' demeniz lazım" dedi.

Denktaş, KKTC'den vazgeçilmeyeceğini dile getiren UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu ile DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın, bunu; temas edecekleri diğer partilere de anlatıp, bir noktada buluşulmasına katkı koyması gerektiğini belirtti.

Denktaş, "Siz de aynı şeyleri söylüyorsunuz. Serdar da aynı şeyleri söylüyor. İşbirliği yapmak suretiyle belki diğer iyimserlerle bu konuları görüşüp, görüş birliğine vararak Türkiye'ye 'biz bunu isteriz' demeniz lazım" dedi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile de görüşülerek, iki toplumlu formülden vazgeçmesi için baskı yapılması gerektiğini savunan Denktaş, böyle yapılması halinde Türkiye'nin pazarlık gücünün de güçleneceğini kaydetti.

Denktaş, Kıbrıs gerçeklerini anlatmak için başlattığı ziyaretlerin "yine karıştırıyor" şeklinde yorumlanabileceğine de işaret ederek, "Karıştırmaya devam edeceğiz. Gerçekler kabul edilene kadar. Başka çaremiz yoktur" dedi.

Denktaş, dün ana muhalefet UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nu ziyaret etti.

Ziyarette yaptığı konuşmaya, başkanlığa seçilen Tahsin Ertuğruloğlu'nu "Genç ve dinamik bir başkana kavuştunuz. Yolunuz açık olsun" sözleriyle kutlayarak başlayan Denktaş, Türkiye'ye gerçekleştireceği ziyaret sonrasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile görüşerek, 8 Temmuz süreciyle ilgili endişelerini dile getireceğini söyledi.

"Annan Planı istenmiş"

Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat'ın BM'ye yolladığı mektupta Annan Planı'nın ele alınmasını istediği yönündeki haberleri hatırlatarak, "İnşallah doğru değildir... Yapılacak olan baskılar bizedir. Rumların kabul edebileceği bir formata döndürmek için yapılacaktır" dedi.

Denktaş, böyle bir talepte bulunulması halinde, "Kıbrıs meselesinin bir asker meselesi ve mal-mülk meselesi olduğu" ve "Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması" talebiyle karşı karşıya kalınacağını kaydetti.

Kıbrıs Türkü'nün masaya oturabilmesi için eşitliğinin kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Denktaş, bir tarafın hükümet, diğer tarafın da toplum olduğu eşitsizlik devam ettiği sürece, 43 yıldır olduğu gibi bir yere varmanın mümkün olamayacağını söyledi

BM ile AB'nin görüşme çağrısının, bugüne kadar oynanan oyunların devamı olduğunu söyleyen Denktaş, "Biz görüşmeye hazırız, ancak (Rum), benim hükümetim olmadığını ve benim devlet olduğumu kabul etsin. Bu esaslar ve eşitlik şartında görüşmeye hazırım" denmesi gerektiğini belirtti.

Denktaş, konfederasyona dahi gidebilmek için iki tarafın birbirinin devlet olduğunu kabul etmesi gerektiğine işaret ederek, şöyle devam etti:

" 'Gelin konuşalım' deniyor. Neyi konuşacaksınız? Ne konuşacağını söyle? Nereye kadar eğileceğini söyle? ... Kırmızı çizgisiz pazarlık, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Araba almaya gittiğinde bile kırmızı çizgin, elindeki paradır. Bu bir milli dava, kırmızı çizgin yok, ama görüşmeye hazırsın."

Rauf Denktaş, "görüşmeler başlasın" diye çağrılar yapılarak halkın boş yere, sahte ümitlerle oyalanmasının ve Türk milletinin kandırılmasının doğru olmadığını söyledi.

 

"Federasyon formülü çıkmaza sürükleyecek"

İki toplumlu federasyon esasına dayalı Gambari formülünün, Kıbrıs Türkü'nü çıkmaz sokağa sürükleyeceğine işaret eden Eski Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların şartlarını artık toparlamak gerektiğini kaydetti. Kıbrıs sorununun işgal sorunu olduğunu savunan Rumların, Kıbrıs Türkü'nü üniter bir devlet içinde azınlık görmek istediğini belirtti.

Denktaş, bundan başka bir anlaşma istemediği aşikar olan bir taraf ile eşitsizlik devam ederken, oturup konuşmanın zaman kaybından başka bir şey olmadığını vurguladı.

Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesinin hallinde ekonomiyi güçlendirip, Kıbrıs Türkü'nün kendi ayakları üzerinde durmasının iki ayaktan biri olduğuna dikkat çekerek, ekonomi güçlendirilirken, KKTC'den asla vazgeçilmeyeceğinin dünyaya anlatılması gerektiğini söyledi.

Ertuğruloğlu: KKTC çözümsüzlüğün simgesi değildir

UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu da konuşmasında, Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ortaya koyduğu görüşleri yoğun bir şekilde savunduklarına işaret ederek, Kıbrıs Türkü'nün artık boş çıkacak beklentiler içine sokulmaması gerektiğini söyledi.

Kıbrıs konusunun "çözümü" diyerek halkın "çözümsüzlük" psikolojisine sokulduğunu savunan Ertuğruloğlu, parti olarak "Kıbrıs sorunu" tanımlamasını ve "çözüm" kelimesini kullanmadıklarına dikkat çekti.

Tahsin Ertuğruloğlu, "Kıbrıs'ta barış da vardır, çözüm de vardır. Eksik olan, bunların anlaşmasıdır. Yani KKTC çözümsüzlüğün simgesi değildir, çözümün ta kendisidir. Ama halkımıza KKTC'nin geçici bir safha olduğu imajını yayan bir iktidarla zaafiyet yaşıyoruz" dedi.

Kıbrıs konusunda, öncelikle konunun ne olduğunun teşhis edilmesi gerektiğini söyleyen Ertuğruloğlu, 186 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararıyla başlayan BM sürecindeki yolun yanlış olduğunu savundu.

Tahsin Ertuğruloğlu, Gambari sürecinin tehlikelerine de dikkat çekerek, esas görevin; KKTC'yi güçlendirerek, konunun özüne yönelik süreçleri zorlamak olduğunu belirtti.

UBP Genel Başkanı Ertuğruloğlu, öncelikle "Kıbrıs'ta tek halk-iki toplum vardır" yalanından vazgeçip, adada iki ayrı halk, iki ayrı hukuk, iki ayrı demokrasi, iki ayrı devlet gerçeğiyle hareket etmek gerektiğini söyledi.

Güney Kıbrıs'ın ırkçı politikalarından vazgeçmesi halinde ileriki yıllarda konfederal zeminde bir uzlaşının da gündeme gelebileceğini kaydeden Ertuğruloğlu, KKTC devleti statüsüyle yer alınması halinde birleşik Kıbrıs hedefine ilkesel olarak karşı olmadıklarını belirtti.

Ulusal davaların partiler üstü olması gerektiğini söyleyen UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu, "Maalesef KKTC'de bu gerçekleştirilemedi. Siyasi varlık nedenlerini ulusal davanın muhalifi olma şeklinde belirleyen yapılanmalar var. Bu sakat düşünce, bugün, KKTC Devleti'nin ve Hükümeti'nin makamlarını işgal ediyor" dedi.

KIBRIS 07/04/07

 

Kıbrıs, Bodrum olmuş


OZANKÖY - KAZAFANA
Kıbrıs'ta dağ-bayır "otomobil ve bina" dolmuş. Bodrum usulü nerede bir boşluk varsa bina dikilmiş. Ve de dikiliyor. Beş bin yeni ev, alıcı bekliyormuş.
İthalat harcamalarında otomobil ilk sırada. İthal otomobiller iki grup. Birinci grupta lüksün lüksü otomobiller. Gümrük düşük olduğundan en pahalısı 80 bin İngiliz lirası dolayında. İkinci grupta kullanılmış otomobiller. Ortalama 5 bin İngiliz lirası dolayında.
Evler üç grup. Apartman daireleri 75 bin İngiliz lirası, en küçük evler 150 bin İngiliz lirası, orta boy evler 250 bin İngiliz lirası.
Kıbrıs, Bodrum olmuş. Dağ, bayır, nerede boş arsa varsa oraya bir bina konduruluyor. Binalarda 3 kat izin var, ama Bodrum usulü, arazi meyilli, çatı eğimli diye önüne gelen kat sayısını artırıyor. Binaların mimarileri bir curcuna (!) Çirkinlik yarışı başlamış.
Evleri İngilizler alıyor. İngiltere'deki evlerini 300 bin İngiliz lirasına satanlar, Ada'da 100 bin İngiliz lirasına bir ev alıyor. 200 bin İngiliz lirasını YTL'ye çevirerek bankaya koyuyor. Bankadan ayda 5-6 bin YTL faiz alıyor. İngiltere'deki sosyal güvenlik ödeneklerini de buna ekleyerek gül gibi geçiniyor.

Kıbrıs'ın ormanları ünlü
Dün, Ozanköy'de Metin Münir'in evine gittik. Kıbrıs mücahidi (Mülkiyeli) Metin Münir, Ozanköy'de Kıbrıslı Türk bir çiftçinin evini 30 yıl önce satın almış. Ozanköy, "Bella Pais Manastırı"nın altındaki yamaçta eski bir Kıbrıs köyü. Venedikliler kurmuş. Adını da "Kazafana" koymuş. Bizimkiler 1968'lerden bu yana "Ozanköy" diyorlar.
Metin Münir ile sabahın erken saatlerinde Beşparmak Dağları'nda yürüyüş yaptık.
Kıbrıs Adası bir zamanlar sedir ve çam ağaçlarıyla kaplıymış. Büyük İskender'in gemileri Kıbrıs'ta yapılmış. İngiliz İmparatorluğu ülkelerindeki ilk ormancılık okulu Kıbrıs'ta kurulmuş. Metin Münir'in babası bu okulda okumuş. Metin Münir'e ağaç, bitki sevgisi babasından geçmiş.
Beşparmak Dağları'nda çamlar altında yürüdük. Hava mis gibi çam kokuyordu. Etraf yemyeşildi. Ağaçların dibinde yabani orkideler, adaçayları, kekikler çiçek açmıştı.
Altı yıl önceki yangının çırılçıplak bıraktığı dağlar, tepeler insanın içini sızlatıyor.

Dağ-ova satılıyor
Kıbrıs'ın Bodrum'a benzeyen bir başka özelliğinden söz etmek istiyorum. Bodrumlular nasıl tarlalarını, arsalarını yap-satçılara satarak zenginleşmiş, işi gücü bırakarak bu paraları yiyerek yaşamaya başlamışsa aynısı şimdilerde Kıbrıs'ta oluyor.
1974 yılından sonra sahip oldukları topraklar şimdilerde kapışılıyor. İşte bunun için Kıbrıslılar işi gücü bırakmış, para yiyor.
Kıbrıslı Türklerin tamamı devletten (şu veya bu şekilde) ücret veya emekli maaşı aldıklarından zaten kendilerini çalışmak zorunda hissetmiyor. Şimdilerde toprağı olanların kapısının önünde yap-satçılar sıraya girdiğinden, durum "aliyyülâlâ"(!)
Anlayamadığım şu: Diyelim ki devlet her Kıbrıslıya maaş ödemeyi sürdürecek. Ama dağdaki, ovadaki arsalar tükenince ne olacak... Merak ettiğim bir konu da arsaların satışı karşılığı alınan paraların ne olduğu? Nerelerde harcandığı, nerelere yatırıldığı?

GUNGOR URAS MILLIYET 08/04/07

 

Kıbrıslı Rumların en iyi dostu Denktaş'tı!

Kıbrıslı Rumların en iyi dostu Denktaş'tı!

Denktaş'ın sert tonu uluslararası toplumun Kıbrıslı Rumları haklı görmesini sağlıyordu. Batı yanlısı Talat'la birlikte, Rum tarafının uzlaşmaz tavrı gözler önüne serildi

08/04/2007 RADIKAL

Koalisyon partileri durum ne zaman bunu gerektirse, Kıbrıs sorununda
farklı görüşe sahip olan bazı kişilerin tezlerini koro halinde küçük düşürmeye çalışıyor ve bunları Türk tarafına hizmet eden veya Türk tarafıyla aynı dümenin suyunda giden tezler olarak nitelendiriyorlar. Kısacası siyasi diyalog, 'sifonun kulpu'yla özdeşleşti. Öte yandan siyasi düşüncemiz de, 'kötü kokulu siyasi foseptik çukuru' içinde kayıtsızca yıkanıyor.
Politikada beyazla siyahın neden birbirine yakışmadığını anlayabilmek için gelin biraz Kıbrıs Rum tarafının içindeki olaylardan uzaklaşalım, 'İşgal bölgesi'ne gidelim ve temel bir soru soralım: 1974'ten 2004'e kadar Kıbrıslı Rumların en iyi müttefiki kimdi?
Yanıtın kolay olduğuna inanıyoruz. En iyi müttefikimiz Rauf Denktaş'tı. Onun mutlak tezleri, maksimalizmi ve uluslararası topluma karşı kullandığı küfürlü tonları, Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'ni muhafaza etmesine izin verdi. Sadece bu da değil, aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olmasını da sağladı.

Denktaş o kadar tarif edilemez bir kişiydi ki, kendi hakkında yarattığı vatansever profile rağmen, Ankara'yı kendisini kovmaya ve yerine daha ılımlı bir politikacı olan Mehmet Ali Talat'ı getirmeye mecbur bırakmıştı.
Sayın Talat, hâlâ solcu olduğu söylenmesine rağmen açıkça Batı yanlısı profiliyle Türk tarafının olumsuz görüntüsünü ortadan kaldırmayı ve sorumluluğun önemli bir bölümünü Kıbrıs Rum tarafına yüklemeyi başardı. Burada ortaya çıkan soru da açık: Kıbrıs Türk tarafının çıkarlarına
en iyi kim hizmet ediyordu? Katı Denktaş mı yoksa ılımlı Talat mı?
Şimdi yeniden Rum tarafına dönelim. Aynı soruya yanıt verecek olursak ortaya anlamlı bir orantı çıkıyor: Kıbrıslı Rumların çıkarlarına en iyi kim hizmet ediyor? Kıbrıs sorununda katı olan yabancıların düşmanı Papadopulos mu yoksa ılımlı muhalefet mi? Bir gün hepimizin, partilerin ötesinde bu ülkenin çıkarını bir bütün olarak görmemiz gerekecek. Ne yazık ki koalisyondaki bazı partiler öylesine körleşti ki, dayanma gücü kuşku yaratan bir 'pide'yi ne pahasına olursa olsun paylaşma uğruna Kıbrıs'ı felakete sürüklüyorlar.
(Rum gazetesi Politis, başyazı, 6 Nisan 2007)

 

Rum kayıplara ilişkin kimlik tespitinde hedef haziran başı

200 cesedin gömülmesi için yakınlarına teslim edilmesinin de ifade edilen zamanda başlamasının beklendiğini ifade eden Simerini gazetesi, manşete çıkardığı haberinde, gazeteye göre, teslim işlemleri Güney Kıbrıs ve KKTC'de eş zamanlı olarak yürütülecek.

Gazete, konuyla ilgili olarak edindiği bilgilere dayandırdığı haberinde, kemiklerin teslim edilmesinin gecikmesinin nedeninin, çıkarılan bazı kemiklerin kötü durumda olması ve bu durumun kimlik tespit çalışmalarını güçleştirmesinden kaynaklandığını kaydetti.

Gazete, içerisinde ceset bulunan mezarların Girne, Kazafana (Ozanköy), Karava (Alsancak), Templos (Zeytinlik), Karpasia (Karpaşa) ve Çatoz'da (Serdarlı) bulunduklarını; kimlik tespit aşamasında olan cesetler arasında sivillere ait cesetler bulunduğunu da belirtti. Gazete, Kıbrıslı Rum askerlere ait olarak kemiklerin, söz konusu kişilerin postal ve askeri kemerlerinden anlaşıldığını yazdı.

Öte yandan, Kıbrıslı Rum kayıplara ait cesetlerin teslim edilmesiyle beraber, Kıbrıslı Türk kayıplara ait oldukları düşünülen 50 cesedin de teslim edileceği, bunların ise; Alaminos (Alaminyo), Oroklini, Protaras, Ay.Georgiyo Alamanu, Parisino ve Latça'da bulundukları belirtildi.

Gazete, teslim işlemleri hakkında ayrıntılara da yer verdi.

KIBRIS 08/04/07

 

Türkiye'nin maddi yardımları 415 projede kullanılacak

Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne, 2007 yılı içinde 783 milyon 622 bin 664 YTL'lik yardım yapmayı planlıyor. Türkiye'nin yardımı, toplam 415 altyapı yatırımı ve reel sektör projesinde kullanılacak.

Türkiye'nin KKTC'ye yönelik yardımının ayrıntıları, Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım Heyeti Başkanlığı'nca yayımlanan "2007 Yılında Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İşbirliğiyle Gerçekleştirilmesi Planlanan Yatırımlar" kitapçığında yer aldı.

415 projenin dökümüne yer verilen kitapçıkta, 26 Şubat 2007'de, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in imzaladığı "2007 Mali Yılında Türkiye Cumhuriyeti Kaynaklarından Finanse Edilecek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Projelerine İlişkin Protokol" de bulunuyor.

Kitapçıkta yer alan bilgilere göre, 2007 yılı için öngörülen Türkiye yardımlarının 125 milyon YTL'si, savunma ödeneği ve hibe olarak verilecek. 210 milyon YTL, altyapı projelerine hibe edilecek. Yardımın 40 milyon YTL'si teşvik kredisi; 225 milyon YTL'si de kamu, reel ve mali sektöre kredi olarak öngörülüyor. Bu rakamlara geçen yıldan devreden yardım kalemleri de eklenince, bu yıl için planlanan yardım miktarı, 783 milyon 622 bin 664 YTL'ye ulaşıyor.

Yardımlarla gerçekleştirilecek yatırım projeleri çerçevesinde, yeni baraj, ana isale hatları ve diğer su etüt-proje ve yatırımları projesi için 21 milyon YTL; Karayolları Master Plan Uygulama Projesi için 12 milyon 500 bin YTL; ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Giderlerine Katkı Projesi için 30 milyon YTL; Ercan Havaalanı SMART Projesi için 7 milyon 500 bin YTL ve KKTC'de Nirengi Ağı Oluşturulması Projesi için de 1 milyon 500 bin YTL bütçe ayrıldı.

Ankara kaynaklı projelerin toplamı, 72 milyon 500 bin YTL; Lefkoşa kaynaklı projelerin toplamı ise, 218 milyon 452 bin 186 YTL olarak öngörülüyor.

Türkiye yardımlarıyla 2007 yılında yapılacak veya geçen yıldan devam eden yatırımlardan bazıları şöyle:

"Elektrik Altyapılarının Tamamlanmasına Katkı Projesi (39 milyon 500 bin YTL), Otomasyon Projelerine Katkı Projesi (3 milyon 400 bin YTL), Belediyelerin Altyapı Yatırımlarına Katkı Projesi (1 milyon 200 bin YTL), Televizyon ve Radyo Yayıncılığının Geliştirilmesi ve Katkı Projesi (1 milyon 190 bin YTL), Toplu Sosyal Konut Projelerinin Altyapılarına Katkı Projesi (3 milyon YTL), İşçi Yatı Elerinin Altyapı Giderlerine Katkı Projesi (2 milyon YTL), Az Gelişmiş Yörelerin Sosyal ve Ekonomik Rehabilitasyonu ve Katkı Projesi (2 milyon 500 bin YTL), İçme Suları, İsale Hatları, Şebeke ve Türbin Yenileme, Dere Islahı ve Katkı Projesi (11 milyon 350 bin YTL), Lefkoşa-Güzelyurt Duble Yolu Projesi (9 milyon YTL), Yolların Yapım, Bakım ve Onarımları Projesi (10 milyon 600 bin YTL), Telefon Şebekelerinin Geliştirilmesi Projesi (6 milyon 850 bin TYL), DAÜ Yatırım Giderlerine Katkı Projesi (6 milyon 500 bin YTL), LAÜ'nün Geliştirilmesine Katkı Projesi (12 milyon 500 bin YTL), Eğitim ve Öğretim Hizmetlerinin Geliştirilmesi ve Katkı Projesi (6 milyon 100 bin YTL), Modern Sulama Sistemlerinin Geliştirilmesi Projesi (1 milyon 500 bin YTL), Hayvancılığın ve Organize Hayvan Barınaklarının Geliştirilmesi ve Katkı Projesi (2 milyon 100 bin YTL, Sağlık Hizmetlerinin Geliştirilmesi ve Gazimağusa Devlet Hastanesi Projesi (15 milyon YTL), Atıksu Arıtma Hizmetlerinin Geliştirilmesi ve Katkı Projesi (5 milyon 350 bin YTL), Turizmin Geliştirilmesi ve Turistik Bölgelerde Altyapı Çalışmalarına Katkı Projesi (15 milyon 600 bin YTL), Eski Eserlerin Restorasyonu Projesi (2 milyon 150 bin YTL), Polis Teşkilatının Geliştirilmesi Projesi 2 milyon 175 bin YTL), Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi (8 milyon 525 bin YTL), Kalkınmada Öncelikli Bölgelerde Kendi Konutunu Yapanlara Kredi Projesi (1 milyon 500 bin YTL)."

KIBRIS 09/04/07

 

Erdoğan: KKTC'de son 4 yılda önemli adımlar atıldı

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, son 4 yılda atılan adımlar sayesinde KKTC'nin uluslararası zeminde öncesiyle kıyaslanamayacak noktalara geldiğini belirterek, dünyanın önemli ülkelerinde siyasi muhatap kabul edilme noktasında önemli kazanımlar elde ettiğini vurguladı.

Türkiye'de yayınlanan TRUE dergisi son sayısında KKTC'de Yeni Vizyon başlığıyla, TC Başbakanı Recep Tayyp Erdoğan, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı. K.T Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami'nin değerlendirmelerine ve Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Kim Jurgensen'in mülakatına yer verdi.

Derginin bir sayfasında da, KKTC'nin tarihi, iklimi, bitki örtüsü ve politik sistemi hakkında bilgi veren turist rehberi yayımlandı.

TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğan dergide yayınlanan yazısında, Kıbrıs'ta BM zemininde adil ve kalıcı bir çözümden yana olduklarını belirtti.

Erdoğan, Rum ve Yunan tarafının çözümsüzlükten nemalanarak çıkar sağladığını ve Kıbrıs Türk tarafıyla siyasi eşitlik temelinde çözüme girmek istemediğinin AB üyesi ülkeler tarafından da görülmesini istediklerini ifade etti.

Kıbrıs'ta taviz verdiğimizi iddia edenler, Türkiye'nin ve KKTC'nin kazanımlarını görmek istemeyenlerdir" diye konuşan Erdoğan, 4 yıldır attıkları adımlar sayesinde bugün KKTC'nin uluslararası zeminde öncesiyle kıyaslanamayacak ağırlığa ve güce kavuştuğunu vurguladı.

KKTC'nin dünyanın önemli ülkelerinde siyasi muhatap kabul edilme noktasında ne kadar önemli kazanımlar elde ettiğinin kolaylıkla görülebileceğini söyleyen Erdoğan, 2004 yılında İstanbul'da toplanan İKÖ Dışişleri Bakanları Konferansı'nın da KKTC için tarihi dönüm noktası olduğunu belirtti. Erdoğan, KKTC'de 4 yıl içinde yaşanan değişikliklere örnekler vererek, tüm bu adımların hem Türkiye'nin, hem de KKTC'nin önünü açacak adımlar olduğuna işaret etti.

Avcı: KKTC'nin bugünkü

varlığı ve gücü dikkate alınmalı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ise yazısında, KKTC'nin bugünkü varlığının ve gücünün, Kıbrıs Türkü'nün geldiği aşamayı göstermesi açısından dikkate alınması gereken bir olgu olduğunu belirtti.

Annan Planı sürecinin ve referandumun dünyaya çok önemli bir mesaj verdiğine işaret eden Avcı, bütün haksız engellemelerle insan hakları ve hukuka aykırı girişimlere karşın Kıbrıs Türkünün Anavatan Türkiye'nin her aşamadaki desteği ve işbirliğiyle adada egemen ve bağımsız kimliklerden ödün vermeden yaşama aşamasına gelindiğini ifade etti.

Avcı, Kıbrıs'ta iki halk arasındaki çözüm çabalarına iyi niyetle yaklaşmalarına karşın, çözümün gerçekleşmesi için asla vazgeçemeyecekleri temel ilkeleri bulunduğunu da söyledi. Avcı bu ilkeler doğrultusunda çözümün, siyasi eşitlik ilkesine dayanan, kapsamlı, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğünde, iki bölgeli ve BM çatısı altında gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı.

Nami: AB Rumlar üzerinde

baskı oluşturmalı

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ise, Ticaret Odası'nın AB'nin manevi olduğu kadar maddi olarak da Kıbrıs'taki taraflar arasındaki dengeyi sağlamak ve şartları eşitlemek için Rumlar üzerinde baskı oluşturarak, BM kontrolünde görüşme masasına oturmalarını sağlamasını, Kıbrıslı Türklerle olan ilişkilerini geliştirmesini ve yoğunlaştırmasını, AB müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta uygulanacağı zaman için teknik ve finansal açıdan destek vermesini beklediklerini dile getirdi.

2004 Nisan ayında yürürlüğe giren Yeşil Hat Tüzüğü'yle ilgili olarak Ticaret Odası'nın üzerine düşen tüm görevleri yerine getirdiğini belirten Nami, ancak bu kapsamdaki ada içi ticaretin Kıbrıslı Türklerin refahını arttırmak için çok kısıtlı potansiyeli bulunduğunu da ifade etti.

259 milyon euro yardım öneren Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasından duydukları memnuniyeti de dile getiren Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili çalışmaların da AB nezdinde halen sürdüğünü belirtti.

Ticaret Odası'nın doğrudan ticaretten anladığının Kuzey Kıbrıs, deniz ve hava limanlarından doğrudan ticaret yapmak ve ulaşımı sağlamak olduğuna işaret eden Nami, Kıbrıslı Türklerin AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü vaadini ivedilikle yerine getirmesini istediğini söyledi.

Jurgensen: Kıbrıs sorunu Türkiye'nin

AB üyeliği önünde bir engel olmamalı

TRUE Dergisi'nin sorularını cevaplayan Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Kim Jurgensen, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB üyeliği önünde bir engel olmaması gerektiğini belirterek, Ada'da çözüm için tüm tarafların taviz vermesi gereken durumlar olduğunu söyledi.

Danimarka'nın Kıbrıs sorununu BM'nin sorunu olarak gördüğünü ifade eden Jurgensen, "çözüm için bu yönde atılacak adımları sonunda kadar desteklemeye kararlıyız" dedi.

KIBRIS 09/04/07

 

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş: Kıbrıs meselesi Yunanistan'ın Kıbrıs'ı devralma meselesidir

Denktaş, Türk Eğitim-Sen Amasya Şubesi tarafından düzenlenen "Kıbrıs" konulu konferansta, Türkiye ve Kıbrıs'ın et ve tırnak gibi birbirinden ayrılmaz olduklarını söyledi.

Stratejik açıdan Kıbrıs'ın Türkiye için son derece önemli olduğunu ifade eden Denktaş, "Kıbrıs'ın Türkiye'den ayrılması durumunda Türkiye, Yunan adaları ile kapanacak ve açık denizlere önü kesilecek" dedi.

Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu belirten Denktaş, şöyle konuştu:"1974'de, 20 Temmuz'da göklerden yağmur gibi yağdınız denizlerimize kahramanca çıktınız. Şehitler vererek yürüdünüz ama hedeften şaşmadınız. Kıbrıs'ı Yunan'a, Kıbrıs'ı Rum'a bırakmayacaktınız. Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmayacaktınız ve stratejik bir adayı terk etmeyecektiniz. Biz doğum günümüzü 20 Temmuz 1974 olarak belirledik eğer gelmemiş olsaydınız bugün Kıbrıs'ta tek bir Türk olmayacaktı. Bunun bilinci içerisindeyiz ve şükran duygularıyla doluyuz. Şehitlerimiz şehitlerinizle kucak kucağa yatarken size şükrediyoruz Allah bu güzel ülkeye zeval vermesin diye dua ediyoruz."

Kıbrıs meselesi

Kıbrıs meselesinin hâlâ ne olduğuna ilişkin net kavramların ortaya konulmadığını ifade eden Denktaş, "Kıbrıs meselesi nedir?" diye soracak olanlara bunun cevabını veren olmadığını savundu.

"Kıbrıs meselesini halledin" diyenin çok ancak meseleyi tanımlayanın olmadığını kaydeden Denktaş, meseleyi bilmeden halletmenin de mümkün olmayacağını söyledi.

"Meseleyi teşhis etmek istemiyorlar çünkü meseleyi teşhis ederlerse o zaman 43 yıldır Türklere haksızlık yaptıklarını kendileri de kabul etmek zorunda kalacaklar" diyen Denktaş, şöyle devam etti:

"O halde gözleri kapalı 'Kıbrıs meselesini halledin' diye dışardan gelen planlar ile 43 yıldır vakit geçiriyorlar ve hâlâ anlamıyorlar ki Kıbrıs meselesi Yunanistan'ın Kıbrıs Rumlarını kullanarak Kıbrıs'ı devralma meselesidir. Bu meselenin çaresi Kıbrıs Türklerinin ana vatanları ile birlikte aşınmaz bir duvar gibi önlerinde durmalıdır. Mücadelemiz bu olmuştur ve bu duvar KKTC olarak karşılarında aşılmaz bir şekilde durmaktadır."

Kıbrıs ve AB

Kıbrıs'ın, Türkiye'nin de üye olmadığı bir topluluğa giremeyeceğini vurgulayan Denktaş, Rum kesiminin AB'ye üye olmasını da sert bir dille eleştirdi. Denktaş, şöyle dedi:

"16 günlük bebekleri, genç anneleri toplu mezarlara gömen eli kanlı Rum idaresi Avrupa Birliği'ne üye yapılmıştır. 1960 anlaşmalarına bakmaksızın Türkiye'nin hakları nedir, Kıbrıs Türklerinin haklarına bakmaksızın üye yapılmıştır. Biz buna itiraz ettik. Türkiye buna itiraz etti. Dinleyen yok. Çünkü karar verilmiştir, Avrupa tarafından ve Amerika tarafından Kıbrıs Yunanistan'a verilecektir. 1964'ten bu yana ABD'nin kararı bu. Bu nedenledir ki 1963'ten 1974'e kadar biz aç susuz adanın bir bölümüne hapsedilmiş şekilde yaşarken, toplu mezarlara gömülürken ne Amerika ne İngiltere bize elini uzatmamıştır. Çökmemizi beklemiştir."

Ulusal basını Kıbrıs meselesi konusunda duyarlı olmamakla suçlayan Denktaş, bu konuda "toz pembe" bir hava yaratıldığını öne sürdü.

KIBRIS 09/04/07