AA
Güncelleme: 15:21 TSİ 01 Nisan 2007 Pazar
ATİNA - Veremis, Atinada
yayımlanan Elefteros Tipos gazetesindeki demecinde, ilk öğretim 6.
sınıf tarih kitabında yapılan ve geçmişi
abartılardan arındırılmış bir biçimde sunmaya
dayalı değişikliklere gösterilen tepkilere değindi.
Veremis,
Tarihte sürekli Türkleri itham etmenin doğru bir yaklaşım
olmadığını söyledi. Veremis, Türkleri sürekli kötü ve
canavar olarak gösteren mantığı anlayamıyorum. Küçük
Asyada biz de büyük aşırılıklar yaptık ve
aşırılıklara maruz kaldık dedi.
Türklerin tarihinde belirli kişilerin hata yaptıklarının
söylenebileceğini ancak, Türklerin hepsinin birer canavar
olduklarının iddia edilemeyeceğini söyleyen Veremis, Kendi
aşırılıklarımızı unutmayalım.
Yunanlar(Mora Yarımadasındaki) Tripolise girdiklerinde taş
taş üstünde bırakmadılar. Bütün bunları anlatalım
mı? dedi.
Veremis, Tarih kitaplarının bir İncil
olmadığını ve bu kitapların yeniden
yazılabileceğini belirterek, Şiddet tarihin bir
parçasıdır. Ancak, sürekli bunları anlatmanın da bir anlamı
yok. Okul kitaplarının hedefi bu değil dedi.
İlköğretim tarih kitabında yapılan ve Yunan
bağımsızlık savaşıyla Anadolu işgalini
anlatan bölümlerde, Türkler İzmirde Yunanları katletti örneği
tek taraflı anlatımlara yer verilmemesi başta
aşırı sağcılar olmak üzere çeşitli siyasi ve
sosyal çevrelerin tepkisine yol açmıştı.
|
||
|
|
||
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA |
||
|
|
||
|
Kıbrıs Rum yönetimi, AB Dönem
Başkanı Almanyanın üzerinde
çalıştığı KKTCyle doğrudan ticaret
tüzüğünün geçmemesi için yeni öneri paketi hazırladı. |
HURRIYET 01/04/07
ZİRVEDEN ORTAK
AÇIKLAMA... AB ve özellikle Dönem Başkanı Almanya'ya "Kuzey
Kıbrıs'a verilen tüm sözlerin tutulması, izolasyonun sona
erdirilmesi, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabulü, Ercan
Havalimanı'nın uluslararası direkt uçuşlara
açılması, Türkçenin AB resmi dillerinden biri olarak kabul edilmesi"
çağrısı yapılan zirvede Kıbrıslı Türklere
yapılan haksızlıkların takipçisi olunacağı ve
Avrupa Birliği'nin, 26 Nisan 2004 sonrası aldığı
kararlara sadık kalıp gerekli yasal düzenlemeleri yapması talep
edildi
"Avrupa'daki Türkiye
Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"nde, Avrupa
Birliği'ne (AB) ve özellikle AB Dönem Başkanı Almanya'ya
"Kuzey Kıbrıs'a verilen tüm sözlerin tutulması, izolasyonun
sona erdirilmesi, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabulü, Ercan
Havalimanı'nın uluslararası direkt uçuşlara
açılması, Türkçenin AB resmi dillerinden biri olarak kabul
edilmesi" de dâhil, Kıbrıslı Türklerin mücadele
verdiği birçok konuda çağrı yapıldı.
Zirveden Avrupa
Birliği'ne yapılan çağrıda, "Bizler;
Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkların son
bulması için atılan adımları takip edeceğiz.
Ayrıca Avrupa Birliği'nin, 26 Nisan 2004 sonrası
aldığı kararlara sadık kalıp gerekli yasal
düzenlemeleri yapmasını talep ediyoruz" denildi.
Girne Mercure Accor
Otel'de dün yapılan zirveye katılan Avrupa'nın değişik
ülkelerinde görev yapan Türkiye kökenli ulusal, eyalet ve yerel düzeyde 20
parlamenter, zirve programında saat 17.30'da yapılması öngörülen
basın açıklamasını erkene alarak saat 15.15'te yaptı.
Avrupa Parlamentosu eski
Milletvekili Ozan Ceyhun tarafından okunan ortak açıklamanın
ardından Ceyhun ve milletvekilleri soruları yanıtladı.
Zirvede daha sonra
"Ulusal parlamentolarda Kuzey Kıbrıs gerçeğinin
anlatılması"; "Eyalet parlamentolarının Kuzey
Kıbrıs'a katkısı ne olabilir?" ve "Kuzey
Kıbrıs yerel düzeyde ve kentlerde Avrupa kamuoyuna nasıl
anlatılabilir?" konulu çalışma grupları
toplantılarına geçildi.
Çalışma
gruplarında Avrupalı milletvekilleri yanında KKTC'den bazı
milletvekilleri, belediye başkanları, daire müdürleri ve Ticaret
Odası üyesi işadamları da yer alıyor.
Ortak
açıklamanın tam metni
Zirve ortak
açıklamasının tam metni ve imza koyanlar şunlar:
"Bizler,
Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ulusal, eyalet ve yerel düzeyde faal
20 Türkiye kökenli parlamenter, 31 Mart 2007 tarihinde Kıbrıs Türk
Ticaret Odası'nın konuğu olarak gerçekleştirdiğimiz bu
ilk Kuzey Kıbrıs Zirvesi'ni bundan böyle Kuzey Kıbrıs
Gerçeği'ni Avrupa kamuoyuna anlatacağımız olumlu bir
adım olarak değerlendiriyoruz.
Doğu Akdeniz'de nihai
barışın gerçekleşmesi açısından
Kıbrıs'ın taşıdığı önemin bilincinde
olan bizler, Kıbrıs'ta yaşamakta olan Rum ve Türklerin
barış ortamında ve eşit koşullarda birleşik
Avrupalı modern bir ülkede yaşayabilmeleri hedefine ulaşmak için
yoğun çaba veren Kıbrıslıları destekliyoruz.
Kuzey Kıbrıs'ta
yaşamakta olan Kıbrıslılar, son yıllarda ortak bir
çözüm için ellerinden gelen her şeyi yapmalarına rağmen bugün
kesinlikle kabul edilemez haksızlıklar nedeniyle
sıkıntı çekmekteler.
Tüm dünyanın
Kıbrıs sorununun çözümü için ortaklaşa benimsediği 'Annan
Planı'nı kabul edenler, Avrupa Birliği'nin
dışında tutularak cezalandırılırken, bu
planı reddederek adayı çözümsüzlüğe ve belirsizliğe
sürükleyenler Avrupa Birliği üyesi olup bir de bunu istismar ediyorlar.
Bu nedenle Avrupa'daki
Türkiye kökenli milletvekilleri olarak özellikle Avrupa Birliği'ni ve AB
Dönem Başkanı Almanya'yı
1-Kuzey Kıbrıs'a
verdiği tüm sözleri tutmaya;
2-Özellikle haksız
bir uygulama olduğu artık tüm dünya kamuoyu tarafından bile dile
getirilen Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonun sona erdirilmesi için
"doğrudan ticareti düzenleyen tüzüğün bir an önce kabul
edilmesini", "Ercan Havalimanı'nın uluslararası
doğrudan uçuşlara açılmasını" ve bu amaçla
atılması acilen gerekli ilk adımlar olarak hayata geçirmesini;
3-Kıbrıslı
Türklerin Avrupa Parlamentosu'nda temsiliyetinin önünün
açılmasını;
4-Kıbrıs'ın
iki resmi dilinden biri olan Türkçenin de AB'nin resmi dillerinden biri olarak
kabul edilmesini;
5-Kuzey
Kıbrıslıların birer Avrupalı olmalarına
rağmen spor, üniversiteler, kültür ve benzeri daha birçok alanda
haksız bir şekilde maruz kaldıkları tüm
dışlamalara son verilmesi için gereken adımları atmaya
çağırıyoruz.
6-Bizler,
Kıbrıslı Türklere yapılan haksızlıkların son
bulması için atılan adımları takip edeceğiz.
Ayrıca Avrupa Birliği'nin 26 Nisan 2004 sonrası
aldığı kararlara sadık kalıp gerekli yasal
düzenlemeleri yapmasını talep ediyoruz.
7-Atılması
gereken adımların, Avrupa kamuoyu nezdinde anlatılarak Kuzey
Kıbrıs gerçeğinin gözler önüne serilmesi ve çözümüne
yapıcı bir katkı olmasının sağlanmasını
hedeflemekteyiz.
Baskılara rağmen
Ercan'dan geldik
"Avrupa'daki Türkiye
Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"ne katılan 20
milletvekili, Kıbrıslı Türklerin haklı mücadelesini
anlatmanın ve sonuç almanın sabır ve uzun nefes gerektiren bir
süreç olduğunu söyledi.
Zirve
katılımcıları, kamusal baskı için kendi ülkelerinde
gerekli çalışmaları sürdüreceklerini ve böylece Rumların
gerçek yüzünün görüleceğini belirtti.
"Avrupa'daki Türkiye
Kökenli Milletvekilleri Kuzey Kıbrıs Zirvesi"ne katılan 20
milletvekili, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri, ortak
açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Avrupa Parlamentosu eski
Milletvekili Ozan Ceyhun, "Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri
Kuzey Kıbrıs Zirvesi"ne katılan 20 kişinin,
çeşitli yerlerden gelen birçok baskıya rağmen Kıbrıs'a
Ercan Havalimanı'ndan girdiğini vurguladı.
Ceyhun,
katılımcıların zirve sonunda yaptıkları ortak
açıklamanın İngilizce ve Almanca'ya da çevrileceğini
belirterek, milletvekili ve meclis üyelerince kendi ülkelerinde en uygun
şekilde kullanılacağını ifade etti.
"Ambargoların
kalkmasının hangi statüde olmasını istiyorsunuz? Kuzey
Kıbrıs mı KKTC mi?" sorusuna karşılık Avrupa
Parlamentosu eski Milletvekili Ozan Ceyhun, "Bizler var olan de facto durumdan
yola çıkarak çözüm önerilerinde bulunduk. Şu an Kuzey
Kıbrıs'ta KKTC var. Kelime oyunlarına ihtiyaç
duymadığımızdan Kuzey Kıbrıs'ı
benimsedik" karşılığını verdi.
Şüphem yok
Ceyhun, bu
açıklamanın; parlamenterlerin görev yaptığı ülkelerin
yetkili makamlarına da ulaştırılıp ulaştırılmayacağı
sorusu üzerine, ortak açıklamanın; İngilizce ve Almanca'ya
çevrileceğini belirtti ve "Her arkadaşımın vicdani
sorumluluk gereği imzasını taşıyan açıklamayı
en uygun şekilde kullanacağından şüphem yok" dedi.
AB, beklenen
adımları atmazsa ne yapılacağı, KKTC olgusunu AB'de
işleyip işlemeyecekleri sorusuna karşılık Ozan Ceyhun,
şöyle konuştu:
"Biz, politikayı
Avrupa'da öğrenmiş bireyler olarak ve politikanın mümkün
olduğunca sağlıklı ve yapıcı olmasını
da partilerimizde öğrenmiş bireyler olarak, böyle bir kararı
verdikten sonra ilk olarak parti organlarımıza,
arkadaşlarımıza bu kararı iletip onların tepkisini
gördükten sonra yeniden biraraya gelip böyle bir soruyu
cevaplandırabiliriz."
Ozan Ceyhun, zirve
toplantısına katılan 20 kişinin Kıbrıs'a Ercan
Havalimanı'ndan girdiğine işaret ederek, çoğuna Rum
büyükelçilikleri veya başka çevrelerden baskılar
yapılmasına rağmen arkadaşlarının
Kıbrıs'a geldiğini vurguladı.
Mutlu: Amaç kamusal
baskı
Bu sırada söz alan
Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili Özcan Mutlu, Ercan'dan
gelişlerinin tesadüf değil, bilinçli olduğunu söyledi. Bu tür
adımların artmasının, KKTC'nin durumunu dile getirip sesini
duyurmanın önemine işaret eden Mutlu, Türkçe'nin AB dili olması
da dâhil bu konularda baskının artması gerektiğini
kaydetti. Böylece Rumların gerçek yüzünün Avrupa'da görülmesinin
sağlanacağını ifade eden Mutlu, şöyle dedi:
"Başka
yapabileceğimiz bir şey de yok. Keşke bizim durumumuzdaki
arkadaşlar AB'deki parlamentolarda yüzde 1-2 değil de, yüzde 51
temsil edilseler, bugün bu sorunları tartışmazdık. Amaç
kamusal baskı yapmak, gerçekleri anlatmak ve Avrupa ülkelerinde
Kıbrıs Türklerinin sorunları için duyarlılık
sağlamaktır. Bunu da başarırsak, ne mutlu bize."
Pehlivan: Ülke
parlamentoları da önemli
Belçika Senatosu Üyesi
Fatma Pehlivan da, geldikleri ülkelerin parlamentolarında
Kıbrıslı Türkleri ilgilendiren konuları işlemenin
önemini vurgulayarak, konuya sadece Avrupa Parlamentosu açısından
bakılmamasını istedi.
Pehlivan, Belçika
Parlamentosu'nda dile getirdikleri isteklerin Avrupa Parlamentosu'na da
yansıdığını anlattı.
Keskin: Sabır ve uzun
nefes
Almanya Federal
Parlamentosu Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin ise, parlamento
çalışmalarının yolu yordamı olduğuna işaret
ederek, "Bu tür çalışmaların çok daha etkin olması
için bir grup da etkin olabilir, ama ortak fikirlerin gruplar üstü
anlayışla ele alınması çok daha etkin olur" dedi.
Keskin, bunun için
sabır ve uzun nefes gerektiğine dikkati çekerek, Almanya
Parlamentosu'nda Kıbrıslı Türkler için gruplar üstü bir
çalışma içinde olduklarını açıkladı.
Daha önce de doğrudan
uçuşlar için bir girişimleri olduğunu kaydeden Hakkı
Keskin, kararlılık ve sabır gereğini vurguladı.
Zirvede alınan kararların önemine işaret eden Keskin,
arkadaşlarının çabalarını sürdüreceğinden emin
olduğunu da belirtti.
Çavdarlı: KKTC'de
olduğumun bilincindeyim
Belçika Federal
Parlamentosu Milletvekili Cemal Çavdarlı da konuşmasında,
"Ben KKTC'ye geldiğimin ve KKTC'de olduğumun bilincindeyim"
diyerek, bunları söylemesinin 26 Nisan 2004 Lüksemburg
Anlaşması'na halel getirmeyeceğini kaydetti.
Çavdarlı, o gün
dünyada gündem oluşturan, vaatlerde bulunan ve "statüko
değişsin yeni bir açılım olsun" diye telkin
yapıldığını, ancak yakında 3 yıl dolacak
olmasına karşın hâlâ Kıbrıslı Türklerin
beklentilerine yanıt verilmediğini anlattı.
AB'nin değişik
ülkelerinde görev yapan milletvekilleri olarak referandum sonrası sözleri
içeren 26 Nisan 2004 Lüksemburg Anlaşması'na sadık
olunmasını istedikleri için Kıbrıs'a geldiklerini ifade
eden Çavdarlı, Rumların veto taktiklerine başvurarak istismar
etmemesi halinde Belçika modelinin Kıbrıs'a uygulanabileceği
görüşünü dile getirdi.
Araç: Savunmak için bilgi
lazım
Danimarka Parlamentosu
Milletvekili Hüseyin Araç ise, Kıbrıslı Türklere destek için
geldiklerini, ancak konuyu daha iyi savunabilmek için daha çok bilgi sahibi
olmaları gerektiğini söyledi.
Araç, zirvenin
açılışında Başbakan'ın ve
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı'nın
konuşmalarından çok değerli bilgiler edindiğini kaydederek,
amaca ulaşmanın sabır, mücadele ve bilgi gerektirdiğini
vurguladı.
Burada
öğrendikleriyle partisini bilgilendirmeye
çalışacağını kaydeden Hüseyin Araç, Kuzey
Kıbrıs ve Türkiye hakkında eksik ve yanlış bilgiler
olduğunu gördüğünü belirtti.
İmzalayanlar
1.Prof. Dr. Hakkı
Keskin, Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili
2.Fatma Pehlivan, Belçika
Senatosu Üyesi
3.Hüseyin Araç, Danimarka
Parlamentosu Milletvekili
4.Cemal Çavdarlı,
Belçika Federal Parlamentosu Milletvekili
5.Ozan Ceyhun, Eski Avrupa
Parlamentosu Milletvekili
6.Özcan Mutlu, Berlin Eyalet
Parlamentosu Milletvekili
7.Nebahat Güçlü, Hamburg
Eyalet Parlamentosu Milletvekili
8.Gülsen Öztürk, Basel
Kanton Meclisi Milletvekili
9.Bilkay Öney, Berlin
Eyalet Parlamentosu Milletvekili
10.Uğur
Çamlıbel, Basel Kanton Meclisi Milletvekili
11.Güle İletmiş,
Bremen Eyalet Parlamentosu Milletvekili
12.Hasan Kanber, Basel
Kanton Meclisi Milletvekili
13.Filiz Polat,
Niedersachsen Eyalet Parlamentosu Milletvekili
14.Alev Korun, Viyana
Eyalet Milletvekili
15.Murat Kalmış,
Delmenhorst İl Genel Meclisi Üyesi
16.Adil Oyan, Rosenheim
İl Genel Meclisi Üyesi
17.Sevgi Hamuroğlu,
Rhein-Gau-Taunus İl Genel Meclis Üyesi
18.Yaşar Fincan,
Münih Belediye Encümeni Üyesi
19.Nebahat Pohlreich,
Bielefeld Belediye Meclis Üyesi
20.Turgut Yüksel,
Frankfurt Kent Belediye Meclis Üyesi
KIBRIS 01/04/07
PAKET, YARIN
AÇIKLANACAK... Rum yönetimi tarafından hazırlanan ve AB'ye de
iletilen Kıbrıslı Türklere ekonomik destek önlemleri paketin,
KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ticaretin geliştirilmesine
dönük olduğu ve bu ticaretin de "iyi şekilde osmozis"
(Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesi) olarak görüldüğü
belirtiliyor
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın dün Alman
dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'e sunduğu
Kıbrıslı Türklere ekonomik destek önlemleri paketi yarın
açıklanacak.
Yeni paketin daha çok,
KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki ticaretin geliştirilmesine
dönük olduğu ve bu ticaretin de "iyi şekilde osmozis"
(Kıbrıslı Türklerin asimile edilmesi) olarak görüldüğü haber
veriliyor.
Fileleftheros gazetesi;
"Toplumlararası Ticaretin Güçlendirilmesi - Yeşil Hat
Tüzüğü'nün Genişletilmesi, Sıfır Vergi, v.b"
başlığıyla yansıttığı haberinde, Rum
yönetiminin; detaylarını daha sonra açıklayacağı
"önlemler paketinin" ana ekseninin, Kıbrıslı Türklerin
ekonomik durumunu iyileştirme çabası olduğunu yazdı ve
"toplumlararası ticaretin güçlendirilmesi iki toplumun iyi
şekilde osmozisi (Kıbrıslı Türkleri asimile etme) olarak
görülüyor" ifadesini kullandı.
Gazete edindiği
bilgilere dayanarak Rum paketinin; balık, bal, süt ürünleri gibi ürünler
de eklenerek Yeşil Hat Tüzüğü'nün genişletilmesi temelinde
Kıbrıslı Türklerin ürünlerinin ihracı için Larnaka
Limanı'nın kullanılmasını öngördüğünü yazdı,
şöyle devam etti:
"Yine; Yeşil Hat
Tüzüğü aracılığıyla dolaşan Kıbrıs Türk
ürünlerinin hacminin ve değerinin artırılmasına dönük yeni
olanaklar öneriliyor. Kıbrıs hükümeti; son aylarda işgal
bölgelerinden özgür bölgelere ticarette önemli artış
kaydedildiğini reklam ediyor. Dahası; iki toplum arasındaki
karşılıklı ticareti güçlendirme önlemleri de öneriyor. Bu
önlemler arasında; ihraç edilen ürünlere sıfır ek vergi, vergi
iadesi, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında karma
işletmeler kurulması gibi bu perspektifi güçlendirecek teşvikler
yer alacak.
Kıbrıs hükümeti,
bu yeni paketi önerirken; paketin uygulanmasıyla AB tüzüğündeki
dikenlerin; özellikle de ihracatın işgal bölgelerindeki Mağusa
Limanı ve Timbu (Ercan) Havaalanı'ndan yapılmasının
aşılabileceğine işaret ediyor. Böyle bir gelişme
(Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı'nın
kullanılması), Kıbrıs'ın kesin taksiminin,
bölünmüşlüğün kesinleşmesi anlamına gelecek. Lefkoşa;
muhataplarının dikkatini; Mağusa Limanı'nın
açılmasının kapalı Maraş'ın iadesine
bağlı olduğuna çekiyor.
Bu arada
İngiltere'nin Lefkoşa'daki Yüksek Komiseri Peter Millet, devlet
televizyonuna (RİK) yaptığı açıklamada,
Londra'nın; bu aşamada 'statükoyu' daimileştirecek,
ayrılıkçı meyilleri ve taksimi güçlendirecek olan AB ile
Kıbrıslı Türkler arasındaki doğrudan ticaret önerisini
desteklediği tezini reddetti. İngiliz Yüksek Komiseri; bunun
doğru görüntü olmadığını belirterek, doğrudan
ticaret için inisiyatif hakkına yalnızca Avrupa Komisyonu'nun ve
sorumluluğa da dönem başkanı Almanya'nın sahip olduğunu
söyledi.
Millet,
Kıbrıslı Türk ve Rum, bütün Kıbrıslıların ekonomik
perspektiflerinin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, kararın AB
üyesi 27 ülke tarafından alınacağını kaydetti."
Simerini gazetesi;
"Ticaret Gündemde - Bremen'deki Lillikas-Steinmeier Görüşmesi Bugün -
Peter Millett: Ticaretle İlgili İnisiyatif Hakkı
Komisyon'un" başlıklı haberinde, Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın; Bremen'deki AB
Dışişleri Bakanları Konseyi çalışmaları
çerçevesinde Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter
Steinmeier'le bugün görüşeceğini, görüşmenin ana konusunu da
AB-KKTC arasında doğrudan ticaretin
oluşturacağını yazdı.
Gazete, son haftalarda Rum
yönetimi, Avrupa Komisyonu ve AB Dönem Başkanlığı
arasında Brüksel'de gerçekleştirilen görüşmelerin ardından;
doğrudan ticaretin ilk kez bakanlar düzeyinde ele alınacağına
dikkat çektiği haberinde, Lillikas-Steinmeier görüşmesinin,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in
Brüksel'deki temaslarını tamamlamasından yalnız birkaç gün
sonra gerçekleşeceğini vurguladı, özetle şunları
yazdı:
"İşgal
bölgelerinden heyete, dönem başkanlığı tarafından;
ticaretle ilgili kararın ortak kabul ile alınması gerektiği
bildirildi.
Bu Avrupa Komisyonu'nun;
kararın 133. madde uyarınca oyçokluğuyla alınması
çabalarını etkisiz hale getiren bir olgudur. Edindiğimiz
bilgilere göre Lillikas bavulunda; Komisyon çevreleri ve Kıbrıs Türk
tarafı tüzüğün Avrupa Komisyonu'nca önerildiği gibi
benimsenmesinde ısrar ettiği için, sahneyi değiştirmesi
beklenmeyen belirli fikirlerle gidiyor.
Lefkoşa'nın;
öneri, işgal bölgelerinin yasadışı hava ve deniz
limanlarının işletilmesini öngördüğü için sahte devletin
yükseltilmesine atıfta bulunan mantığı defalarca
reddettiğini hatırlatalım."
Haravgi gazetesi de
haberi; "Kıbrıslı Türklere Yönelik Yeni Paket Bugün
Bremen'de" başlıklı haberinde, RİK'in haberini kaynak
göstererek, Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik yeni
"önlemler paketinin"; Kıbrıslı Türklerin
şartlarını iyileştirme ve kolaylaştırmaya yönelik
metotlu inisiyatifi çerçevesindeki 5-6 değişik genel
mesele-başlıkla ilgili olduğunu yazdı.
Gazeteye göre bu çerçevede;
ürünlerini ihraç etmeleri için Kıbrıslı Türklere Larnaka
Limanı'nda yer verilecek ve muhtemelen Kıbrıslı Türk
memurların çalıştırılması öngörüsü de olacak.
Kıbrıslı Türk tüccarların ek vergi veya gümrük ödememeleri
kolaylığı sağlanacak.
Gazete RİK'in atıfta
bulunduğu Avrupalı kaynakların; Rum yönetiminin bu yeni
paketinin Kıbrıslı Türkler tarafından reddedilmesi
durumunda; bunun arkasında siyasi maksatlar bulunduğunun apaçık
ortaya çıkacağını söylediklerini kaydetti.
Öte yandan Politis
gazetesi; "AKEL: Kıbrıslı Türklere Yönelik Önlemlere
Evet" başlıklı haberinde AKEL Basın Sözcüsü Andros
Kiprianu'nun; "Kıbrıs Türk toplumu liderliği ve Türkiye;
Kıbrıslı Türklerin desteklenmesi önlemlerinin gerek
kendilerinin, gerek Kıbrıs meselesinin çıkarına
olduğuna ikna edilmelidir" dediğini bildirdi.
Gazeteye göre Kiprianu;
Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik yeni paketiyle ilgili
bir soruyu yanıtlarken; önlemlerin neler olduğunu söyleyebilecek
durumda olmadığını belirtti, ancak "Kıbrıs
Rum tarafının yükümlülüğü, Kıbrıslı Türkleri
destekleyecek ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik daha iyi bir ortam
yaratacak önlemler ortaya koymaktır. Ondan sonra elbette, bu
çalışmaların verimli olup olmayacağı, diğer
tarafın vereceği yanıt çok önemlidir" dedi.
BM Güvenlik Konseyi Daimi
Üyesi 5 ülkenin büyükelçilerinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşmelerini de yorumlayan Kiprianu, "BM tarafından son
zamanlarda yapılan açıklamalar olumlu yönde hareket ediyor; yani 8
Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesinde ısrar ediyorlar"
dedi.
KIBRIS 01/04/07
DEĞERLENDİRME
TAMAMLANMAK ÜZERE... Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın,
çeşitli kesimlerle istişarede bulunduğunu ve bu
değerlendirmeler sonunda Kıbrıs Türk tarafının 8
Temmuz sürecinin ilerletilmesine ilişkin görüşlerinin bir belge ile
BM Genel Sekreterliği'ne iletilmesine ve bu tutumun diğer ilgililerin
bilgisine getirilmesine karar verildiğini açıkladı
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının;
Kıbrıs sorununun çözümünü ertelemek ve Türk tarafının
Avrupa Birliği ile geliştirmeye çalıştığı
ilişkileri torpillemek amacıyla kullanmaya
çalıştığı 8 Temmuz sürecine ilişkin
değerlendirme çalışmalarını
Cumhurbaşkanlığı olarak büyük ölçüde
tamamladıklarını bildirdi.
Erçakıca dün
yaptığı yazılı açıklamada,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, bu süreç içinde KKTC
Hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanlığı, Kuzey Kıbrıs'taki muhalefet partileri ve BM
Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin Kıbrıs'taki büyükelçileri
başta olmak üzere, çeşitli kesimlerle istişarede
bulunduğunu vurguladı.
"Bu süreçte,
değişik düzeylerdeki temaslardan elde edilen bilgiler de
değerlendirilmiştir" diyen Erçakıca, bu
değerlendirmeler sonunda, Kıbrıs Türk tarafının 8
Temmuz sürecinin ilerletilmesine ilişkin görüşlerinin bir belge ile
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'ne iletilmesine ve bu
tutumun diğer ilgililerin de bilgisine getirilmesine karar
verildiğini açıkladı.
Erçakıca, söz konusu
belgenin hazırlanması çalışmalarının, pazartesi
günü BM Genel Sekreterliği'ne iletilmesi hedefi ile devam etmekte
olduğunu da belirtti.
KIBRIS 01/04/07
Yunanlılar Türk adası almayı planlıyor
2 Nisan,
2007 09:53:00 (TSİ) CNN TURK
Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra
Yunanlılara ait Midilli adası sakinlerinin kendilerine birkaç mil
uzaklıkta olan küçük bir Türk adasını satın almaya
hazırlanıkları iddia edildi. Ancak haber Midilli adası
Valisi tarafından yalanlandı.
Habere
göre, Nüfusu 100 bin olan Midilli adası halkı satın almak
istedikleri Garip adası için kendi aralarında 22 milyon dolar toplamaya
çalışıyor.
İngiliz The Guardian gazetesi konuyla ilgili haberinde,
bu satışın gerçekleşmesi halinde ezeli rakip olan iki
millet arasında "eşi benzeri görülmemiş" bir emlak
alışverişi olacağını yazdı.
Gazete "Eğer Midilli adası sakinleri bu 'fethi'
barışçı yollardan gerçekleştirebilirse, diplomasi ve askeri
girişimlerin başarısız olduğu yerde ticaret galip
gelecek" diye yazdı.
"Her Yunanlı Türk toprağı satın almak
ister"
Midilli adasının belediye başkanı Nassos
Yakalis, konuyla ilgili Proto Thema gazetesine
yaptığı açıklamada, "Her Yunanlı Türk
toprağı satın almak ister. Özellikle de bu toprağın
tarihi bir önemi varsa" diye konuştu.
İzmir'in Bademli Körfezi'nde bulunan antik Truva kentinden
yaklaşık 90 mil uzaklıkta bulunan Garip adası M.Ö. 406'da
Ispartalılar ile Atinalılar arasındaki ünlü savaşın
yer aldığı mevki olmakla biliniyor.
Yunanlıların elinde olan ada, 1453 yılında Fatih Sultan
Mehmet'in İstanbul'u fethetmesi ve Bizans İmparatorluğu'nun
yıkılmasıyla birlikte Osmanlıların eline
geçmişti.
Midilli Valisi: "İddialar asılsız"
Yunanistan'ın Midilli (Lesbos) Adası Valisi Pavlos Voyacis ise, Ada
sakinlerinin Türkiye'nin Ege'deki ''Garip'' adasını satın almaya
hazırlandıklarını öne süren haberlerin asılsız
olduğunu söyledi.
Voyacis, ''Valilik olarak böyle böyle bir niyet sergilemiş
değiliz. Buna ilişkin yazılanlar, onları kaleme alan
gazetecinin hayal mahsulüdür. Bildiğim kadarıyla da kimse böyle bir
niyeti dile getirmemiştir. Bu konu üç yıl kadar önce de bir
Yunan gazetesi tarafından gündeme getirildiğinde yine
yalanlamıştım'' dedi.
Valiliğin, iki ülke arasındaki ilişkilerin olabilecek en iyi
düzeyde bulunması için çaba harcadığını belirten
Voyacis, ''Ayvalık, Altınoluk belediyeleri ve İzmir Ticaret
Odası ile çok iyi ilişkilerimiz var. Geçen yaz aylarında da
Dikili Belediyesi ile karşılıklı olarak çocukları
misafir ettik. Bizi ilgilendiren ilişkilerimizin iyi olmasıdır''
diye konuştu.
Yunan tarih kitaplarında temizlik
Yunanistan Milli Eğitim
Konseyi Başkanı Profesör Thanos Veremis, "Yunanların da
bağımsızlık savaşı sırasında ve küçük
Asyada Türklere karşı aşırılıklar
yaptığını" söyledi.
Veremis, Atinada yayımlanan Elefteros
Tipos gazetesindeki demecinde, ilk öğretim 6. sınıf tarih
kitabında yapılan ve geçmişi abartılardan
arındırılmış bir biçimde sunmaya dayalı
değişikliklere gösterilen tepkilere değindi.
Tarih olgusunu "aynı anda her
tarafı görülmesi mümkün olmayan bir dağa" benzeten Veremis,
"Tarihte sürekli Türkleri itham etmenin doğru bir yaklaşım
olmadığını" söyledi.
Veremis, "Türkleri sürekli kötü ve canavar
olarak gösteren mantığı anlayamıyorum. Küçük Asyada biz de
büyük aşırılıklar yaptık ve
aşırılıklara maruz kaldık" dedi.
Türklerin tarihinde "belirli kişilerin
hata yaptıklarının" söylenebileceğini ancak,
"Türklerin hepsinin birer canavar olduklarının iddia
edilemeyeceğini" söyleyen Veremis, şunları kaydetti:
"Kendi
aşırılıklarımızı unutmayalım. Yunanlar
(Mora Yarımadasındaki)
Tripolise girdiklerinde taş taş
üstünde bırakmadılar. Bütün bunları anlatalım
mı?" Veremis, "Tarih kitaplarının bir İncil
olmadığını ve bu kitapların yeniden
yazılabileceğini" belirterek, "Şiddet tarihin bir parçasıdır.
Ancak, sürekli bunları anlatmanın da bir anlamı yok. Okul
kitaplarının hedefi bu değil" dedi.
"DİL BİRLİĞİ
OLMASAYDI YUNAN OLMAYACAKTIK"
Yunanistan halkının bugün bir ulus
olarak var olmasında, "bağımsızlık
savaşı öncesinde Yunan yarımadasında bulunan çeşitli
halklar arasında dil birliği sağlanmasının önemli rol
oynadığını" belirten Veremis,
"Osmanlının böyle bir şeyi başaramadığı
için çöktüğünü" söyledi. Veremis, şöyle dedi:
"Bizim yaptığımızı
Osmanlı daha önce yapmış olsaydı, Balkanların tarihi
farklı olacaktı. Bizler de, bunu yapmamış olsaydık,
bugün Yunan olmayacaktık.
Farklı dilleri konuşan sadece
Hristiyan Ortodokslar olarak kalacaktık.
Osmanlının çöküşünün nedeni,
adalet sisteminde reform yapamamış ve çağa ayak
uyduramamış olmasıdır. Bu, onların
yanlışı oldu. Türkler, bunu bizden 100 yıl sonra, kilisenin
(dinin) rolünü ortadan kaldıran (Mustafa Kemal) Atatürk sayesinde
başarabildiler. Daha önce yapamazlardı, çünkü bu kültürün
başlıca belirleyici özelliği din unsuruydu."
İlköğretim tarih kitabında yapılan ve Yunan
bağımsızlık savaşıyla Anadolu işgalini
anlatan bölümlerde, "Türkler İzmirde Yunanları katletti"
örneği tek taraflı anlatımlara yer verilmemesi başta
aşırı sağcılar olmak üzere çeşitli siyasi ve sosyal
çevrelerin tepkisine yol açmıştı.
MILLIYET 02/04/07
Guardian: Yunanlılar Türk adasını ticaretle ele
geçirebilir
Egedeki Yunan Midilli
adası halkının, Türkiyeye ait yanıbaşındaki
Garip adasını satın almak istemesi, dünya basınında da
yankı buldu. İngiliz The Guardian gazetesi, bu alımın
gerçekleşmesi halinde iki "ezeli rakip" ülke arasında
"görülmemiş" bir anlaşma olacağını
yazdı.
The Guardian gazetesi, 100 bin nüfuslu Midilli
halkının Garip adasını satın almak amacıyla
gerekli olan 22 milyon doları bulmak istediğini belirterek şöyle
devam etti:
"Diplomasi ve askeri gücün sonuçsuz
kaldığı yerde ticaret galip gelebilir, eğer Midilliler,
fethi barışçıl bir biçimde gerçekleştirmeyi
başarırsa.ö İngiliz gazetesi, Midilli kaymakamı Pavlos
Voyiatzisin "Herhangi bir Yunan, Türk toprağını satın
almak ister. Özellikle tarihi değeri olan toprak"
açıklamasına da dikkat çekti. Garip adasının,
Bizansın çöküşüne kadar Yunanlıların kontrolünde
kaldığına, 19 yılından sonra Osmanlıların
eline geçtiğini belirten gazete şunları yazdı:
"Sınırlarının
daralması ile ilgili bir saplantısı olan bir ülkede ne zaman, ne
de askeri yenilgi, Türklere kaybedilen toprakları geri alma isteğini
azaltmadı.ö Garip adası sahiplerinden Ali Dartarın da
"Yunanlılara karşı olumsuz duygularımız yok.
Birçok Yunan dostum var ve eğer ilgi gösterirlerse ön yargılı
olmayacağımızı söyleyebilirim" değerlendirmesini
de aktaran gazete, Yunan hükümetinin ise, Garip adası
alımının iki ülke vatandaşları arasında özel bir
konu olarak görmeye yeğlediğine dikkat çekti.
The Guardian, Garip adasındaki mülkün
sahibi kim olursa olsun Türkiyenin ada üzerindeki egemenliğini
koruyacağına da işaret etti.(ANKA)

YUNAN VALİ: İDDİA ASILSIZ
Yunanistanın Midilli (Lesbos) Adası
Valisi Pavlos Boyacis, Ada sakinlerinin Türkiyenin Egedeki "Garip"
adasını satın almaya hazırlandıklarını öne
süren haberlerin asılsız olduğunu söyledi.
Boyacis, A.A muhabirine yaptığı
açıklamada, "Valilik olarak böyle böyle bir niyet sergilemiş
değiliz. Buna ilişkin yazılanlar, onları kaleme alan
gazetecinin hayal mahsulüdür. Bildiğim kadarıyla da kimse böyle bir
niyeti dile getirmemiştir. Bu konu 3 yıl kadar önce de bir Yunan
gazetesi tarafından gündeme getirildiğinde yine
yalanlamıştım" dedi.
Valiliğin, iki ülke arasındaki
ilişkilerin olabilecek en iyi düzeyde bulunması için çaba
harcadığını belirten Boyacis, şunları söyledi:
"Ayvalık, Altınoluk Belediyeleri
ve İzmir Ticaret Odası ile çok iyi ilişkilerimiz var. Geçen yaz
aylarında da Dikili Belediyesi ile karşılıklı olarak
çocukları misafir ettik. Bizi ilgilendiren ilişkilerimizin iyi
olmasıdır."
MILLIYET 02/04/07
YILDIZ
SERTEL, BİKET İLHAN, YETKİN DİKİNCİLER'LE NÂZIM
HİKMET VE FİLMİNİ KONUŞTUK
Nâzım
çok benzemiş film de güzel
Filme adını veren 'Mavi Gözlü Dev'
kitabının yazarı ve Nâzım Hikmet'in dostu Zekeriya
Sertel'in kızı olan Yıldız Sertel, 'Bu filmin devamı
çekilmeli' dedi
SOHBET
ODASI
DERYA SAZAK
DERYA SAZAK: "Mavi Gözlü Dev, Nâzım Hikmet" filmi, ünlü
şairin 1938-1950 yılları arasında Bursa Cezaevi'nde geçen
günlerinin, eşi Piraye'ye olan aşkının, memleket
sevdasının, ülkesini terk etmek zorunda
bırakıldığı için Moskova'da son bulan çileli yaşamının
sinemaya aktarıldığı başarılı bir
"biyografi." Nâzım'ın dostları Sertellerin
kızları Yıldız Sertel ile filmi ve o dönemi
konuşacağız. Yönetmen Biket İlhan ve Nâzım Hikmet'i
canlandıran Yetkin Dikinciler ile birlikte... Yıldız Hanım
filmi seyrettiniz mi?
YILDIZ SERTEL: Seyretmez olur muyum, ilk hafta gittim ve çok beğendim.
Film, adını babanız Zekeriya Sertel'in 'Mavi Gözlü Dev'
adlı kitabından almış. O döneme ilişkin neler
hatırlıyorsunuz?
SERTEL: Nâzım benim çocukluk aşkımdı.
Evinize gelir gider miydi?
SERTEL: Tabii çok küçüktüm ilk geldiği sıralar. 5 yaşında
sanırım. Filmdeki Nâzım daha sessiz sakin gözüküyor. Öyle
değildi. Coşkulu, gümbür gümbür bir insandı. Devrimciydi.
Moskova'dan gelmiş. Vala Nurettin, babamın
çıkardığı "Resimli Ay"a getirmiş. "Duvar"
şiirini okumuş. Bizim evde de okurdu:
'O duvar,/ O duvarınız vız gelir bize vız!/ Bizim
imanımızdaki hız/ Ne bir din adamının...'
Nâzım beni hep etkilemiştir. Ancak filimde hapishane
koşullarında daha sönük bir Nâzım olması çok doğal.
Çünkü orada haksız yere hapsedilmenin ezikliğini çekiyor.
Sinemada Nâzım Hikmet projesi nasıl doğdu? Pek çok belgesel
çekildi ama ilk filmine yönetmen olarak siz imza attınız. Aşk ön
planda gibi... Siyasi arka plan biraz zayıf mı kalmış?
Nâzım'ı
putlaştırmadık
BİKET İLHAN
(Yönetmen): UNESCO, Türkçenin büyük şairinin 100. doğum
yılını dünyada "Nâzım Hikmet Yılı" ilan
etmişti. Proje o sırada ortaya çıktı. Çekimlere
başlamamız 2006'yı buldu.
Elbette "Nâzım Hikmet" filmi çekmek kolay değildi. Tüm
yaşamını bir filme nasıl sığdırabilirdik?
Nâzım'ın bir aydın olarak, düşüncelerinden ötürü 12 yıl
haksız yere ceza çektiği Bursa Cezaevi dönemini beyazperdeye
yansıtmayı seçtik.
"Ben Türk Şairi Nâzım Hikmet,/ Ben tepeden tırnağa
insan,/ Tepeden tırnağa kavga/ Hasret ve ümitten ibaret' diyen bir
şairi, aşklarıyla, acılarıyla kavgalarıyla,
direnciyle, zaaflarıyla anlatmaya çalıştım. O bir efsane
ama aynı zamanda bir insan. Nâzım'ı
putlaştırmadık!
Pablo Neruda'nın İtalya'daki sürgün hayatını anlatan
"Postacı" filmi nasılsa, Picasso'nun aşkları
beyazperdeye nasıl aktarıldıysa öyle bir film yapmaya
çalıştık.
Nâzım Hikmet'i canlandıran Yetkin Dikinciler'e soralım...
Sizi "Babam ve Oğlum" filminden tanımıştık.
Nâzım'ı oynama düşüncesi nasıl doğdu? Nâzım'a
benzerlik...
YETKİN DİKİNCİLER: Senaryoyu Metin Belgin bana ilk
verdiğinde Nâzım'ı oynayacağım hiç aklıma
gelmemişti. Okumamı istedi. Sonra tiyatroda sahnelediğimiz bir
oyunun galasına yönetmen Biket İlhan geldi. Kalabalıkta
tanıştık. Bir ara uzaktan beni izlediğini sezdim. O an
içime bir şeyler düştü. Senaryoyu okuyup Metin'i aradım,
başarı diledim. "Bizim Nâzım'ımız olur
musun?" diye sordu. Bir saniye bile düşünmedim. "Olmaz
mıyım?" dedim.
Çocukluk aşkınız Nâzım karşınızda.
Olmuş mu, benzemiş mi?
SERTEL: Benziyor... Nâzım da dev gibi bir adamdı.
Nâzım'ı oynarken en çok nerede zorlandınız?
DİKİNCİLER: Tutsaklığını hissetmek çok
zordu.
Yıldız Hanım, 1930-40'lı yılların
Türkiye'sinde siz çocuk yaşta olmanıza karşın Sertellerin
kızı olmanız, Nâzım'ın evinize geliş gidişi
nedeniyle o dönemin siyasi havasını da yakından soludunuz. Bir
şairin "komünist" diye, askeri okulda genç bir subayın
üzerinde çıkan şiir kitabı nedeniyle "orduyu isyana
teşebbüs"ten 12 yıl cezaevinde süründürülmesi nasıl bir
duygudur?
Atatürk,
Nâzım'ı severdi
SERTEL: Atatürk öldükten
sonra bunlar Nâzım'ın başına geldi. Mustafa Kemal severdi
Nâzım'ı. Koruyordu. Sonradan "komünizm
propagandası"yla suçlandı. Ve ağır bir
haksızlığa uğradı. 1950'de af çıkmasaydı
belki de cezaevinde ölecekti. Açlık grevine dahi başladı. O
günler korkunç günlerdi. Bir gün babam Nâzım'ı ziyaretten geldi ve
"Nâzım'ın hali fena, karnı şiş, ateşi
var" dedi. Bu çok ürkütücüydü.
Sonunda babam Zekeriya Sertel, Abidin Dino, Mehmet Ali Aybar gibi bazı
aydın Nâzım'a mektup yazdılar. Türkiye'nin seçim arifesinde
bulunduğunu, hakkında karar alabilecek hükümet bile bulunmadığını
söyleyip grevi seçim sonrasına ertelemesini istediler. Nâzım zorla
açlık grevini bıraktı da kurtuldu.
İşgal ve
mandacılar


Moskova'ya ilk
gidişi, Milli Mücadele sırasında. İstanbul işgal
altında. Sonradan Bursa cezaevinde 7 yılda yazdığı
"Kurtuluş Savaşı" destanında İstanbul'u
dizelerine yansıtır: "Biz ki İstanbul şehriyiz,/
Fransız, İngiliz, İtalyan, Amerikan/ bir de Yunan/ Vahdettin
Sultan ve damadı Ferit/ ve İngiliz muhipleri ve Mandacılar/ Biz
ki İstanbul şehriyiz Yüce Türk halkı,/ malumun olsun çektiğimiz
acılar..."
SERTEL: O zamanki aydınların ruh hali buydu. Osmanlı
çökmüş. İstanbul işgal altında. Nâzım'ın
isyanı da emperyalist işgaleydi. Namık Kemal şiirleriyle
büyümüş bir kuşaktı Nâzım da, Mustafa Kemal de...
Milli Mücadele başlayınca 1921'de Anadolu'ya geçti. Rusya'da devrim
yaşanıyordu. 19 yaşında Moskova'ya gitti. Biraz gençlik
serüveni, üniversiteye giriyor, Rusça öğrenmek derdinde hatta kiliseye
bile gidiyor ama kızlarla konuşmak için. Doğasında aşk
vardı. "19 yaşım" şiiri vardır. Bu şiir
onun daha o yaşlarda Moskova'da devrim coşkusunu duyduğunu
anlatan şiirdir. Vatanını seven bir insandı Nâzım.
1928'de İstanbul'a dönüyor. Resimli Ay'da çalışmaya
başlıyor. Düzeltmen olarak... Edebiyatçılara bayrak
açıyorlar "putları kırıyoruz" diye...
Kaçış öyküsü
Nasıl kaçtı? Sonradan öyküsü yazıldı ama
yurtdışında karşılaştığınız
oldu, anlatmış mıydı motorla
kaçışını?..
SERTEL: Hayır. Sormazdık da. Uzun yıllar sır olarak
kaldı. Sonradan Refik Erduran'ın kaçışına
yardımcı olduğu anlaşıldı. Ama neden kaçtığını
biliyorum. 1950'de cezaevinden çıktıktan sonra huzursuzdu. Yine takip
ediliyordu. Onu askere alacaklardı. 35 yaşında ve anjinpuatrini
olan bir insanı askere almaları maksatlıydı. Bunun kendisi
için büyük bir tehlike olduğunun farkındaydı.
Kaçmasının nedeni buydu.
O yıllarda hepimiz aynı durumdaydık. Ben üniversiteye
İngiltere'de gittim, ABD'ye geçtim. Döndüğümde baktım
İstanbul'da takip ediliyorum. Oysa, siyasetle hiç ilgim yoktu.
Nâzım hapisten çıktıktan sonra Üsküdar'ın sapa bir
köşesinde Vâlâ Nurettin'in evinde kalıyordu. Annem babam ve ben
ziyarete gittik. Gece yarısından sonraya kalmışız,
"Bu saatten sonra nasıl taksi bulacağız" diye
düşünürek dışarıya çıktık ki, taksi bizi
bekliyor. Eve kadar götürdü. Bugünkü gibi öyle uzaktan dinleme falan değil,
alenen, peşinize birisi düşüyor ve nereye gitseniz orada. Böyle de
hizmet verirlerdi.
Mesela bizim evin karşısında parkta bir boyacı vardı
ama hiç ayakkabı boyamazdı. Çünkü işi Sertellerin evini
gözetlemekti. MİT o zaman böyle çalışırdı.

MİT,
filminin peşinde
Filmde de takip sahneleri var.
İLHAN: Evet, takip sahneleri var. Bir de araba ile suikast girişimi
olduğunu biliyoruz ama Bursa Cezaevi'nden çıktıktan sonra...
MİT deyince, filmi çekmeden önce ilginç bir olay yaşadık. Destek
almak için Tanıtma Fonu'na başvurmuştuk, bir gün kapı
çaldı, açtığımda iyi giyimli, son derece saygılı
bir beyefendi kendisini "Milli İstihbarat
Teşkilatı'ndanım" diye tanıtarak "Mavi Gözlü
Dev" filmiyle ilgili bilgi almak istediğini söyledi. Arkasında
bir teşkilat olup olmadığını sordu. Çok
şaşırdım. Yani hâlâ Nâzım Hikmet ile ilgili bir
şey yapmak takip konusu oluyor.
Yetkin Bey (Nâzım), sizin başınıza böyle bir şey
geldi mi?
DİKİNCİLER: Ben filmde yeterince takip ediliyorum zaten.
'Kurtuluş Savaşı Destanı'
Mavi Gözlü Dev kitabında Sertel anlatıyor. Bir gün dergiye
geldiğinde kapakta "Kerem Gibi" şiirini okuyor: "Ben
yanmasam,/ Biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar
aydınlığa..." Şaşırıyor Zekeriya
Sertel: "Üstat bu ne komünist manifestosu mu?" diye soruyor.
Aslı'nın aşkıyla yanıp tutuşan Kerem'den
çıkarak müthiş bir başkaldırı şiiri yazıyor.
Nâzım, sayfada boşluk kalınca cebindeki buruşuk
kâğıttan çıkan mısraları dizgiye gönderdiğini
söylüyor.
SERTEL: Türkiye Nâzım'ın değerini bilemedi. Kurtuluş
Savaşı destanını ondan başkası bu kadar güzel
yazamazdı.
Mavi Gözlü Dev, Atatürk'ü de çağrıştırmıyor mu?
Kocatepe'de Büyük Taarruzu tasvir eden mısralar...
"Sarışın bir kurda benziyordu/ Ve mavi gözleri çakmak
çakmaktı/ Yürüdü uçurumun başına kadar/ eğildi, durdu/
Bıraksalar/ ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ ve
karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe'den Afyon
Ovası'na atlayacaktı..." Kurtuluş Savaşı'nı
bu denli güzel coşkuyla anlatan bir şair 'vatan haini' olabilir mi?
SERTEL: Nâzım bir vatanseverdi. Ama "vatan haini" suçlaması
çok ağırına gidiyordu. Ülkesini terk etmek zorunda
kaldıktan sonra hep memleket sevdasıyla yaşadı. Moskova'ya
gittikten sonra da düş kırıklıkları yaşadı.
TKP onu üyelikten çıkardı. Stalin dönemi Rusya'sını ise
sevmedi. Orada dünyanın en güzel sıla şiirlerini yazdı.
Vatan hasreti en büyük yarasıydı. Bir de o dönemde şiirlerinin
Türkiye'de yayımlanmaması onu çok üzüyordu. "Bütün dünya benim
şiirlerimi okuyor, benim halkım beni tanımıyor" der
ağlamaklı olurdu.
Tan Matbaası
olayı
Nâzım'ın çilesine tanık olanlardan birisiniz
Yıldız Hanım, bugün de Türkiye'de aydınları hedef alan
cinayetler işleniyor. Hrant Dink suikastı örneğin.
SERTEL: Maalesef bunlar bizim aydınımızın kaderi.
Sabahattin Ali'yi de göz göre göre öldürdüler. Aslında bu aydın ve
fikir düşmanlığı daha Namık Kemal'lere kadar
uzanıyor.
Devamı çekilmeli
Devrimci bir şairdi, işçi sınıfı mücadelesine
inanıyordu, '68 kuşağı' onun şiirleriyle yollara
düştü. Aristokrat bir yanı da var mıydı?
SERTEL: Paşazadeydi ama bundan bir nevi utanırdı. Proleter
olduğunu ispatlamak için kasket giyerdi.
"Mavi Gözlü Dev, Nâzım" filmiyle noktalayalım.
SERTEL: Nâzım filmi burada bitmedi. Devamı çekilmeli.
Ne diyorsunuz?
İLHAN: Yıldız hanımın filmle ilgili söyledikleri benim
için çok değerli. Nâzım'ı yakın tanıyan, onu çok iyi
bilen bir tanık olarak filmden etkilenmesi ve başarılı
bulması beni çok heyecanlandırdı.
MILLIYET 02/04/07
Yunanlıları kızdıran tarih
bakışı...
|
|
|
6. sınıf tarih kitabı kinden
temizlenmişti. |
02/04/2007 RADIKAL
RADİKAL - ATİNA -
Yunanlıların tepki gösterdiği tarih kitabında yer alan
bazı örnekler şöyle:
1821'de başlatılan Yunan bağımsızlık mücadelesi
kahramanlarıyla ilgili bölüm: "Silahlı mukavemette
hırsızların da rolü vardır. Silahlı gruplar
oluşturan hırsızlar, devlet yetkililerine, sehayat edenlere
saldırmakta, köylere, şehirlere girip para, silah ve yiyecek
çalmaktadır. Her silahlı hırsız grubunun başında
bir kaptan vardır. Zamanla bu hırsızlar Osmanlılar için
büyük dert olur. Bir de eşkıya grupları vardır.
Eşkıya grubu da hırsızlar grubuna karşı koymak
için Osmanlı ile anlaşır. Ancak, onlar da sözünde durmayıp
hırsızların safhasına geçer".
1922 Kurtuluş Savaşı (küçük Asya felaketi) bölümü: "1921
yazında Yunan ordusu Ankara'yı işgal için saldırdı. Bu
gidişat Sakarya'da durduruldu ve hedefe ulaşılamadı. Bir
yıl sonra Kemal önderliğindeki Türk güçleri Yunan
ordularını denize doğru gerilemeye mecbur bıraktı. 27
Ağustos 1922'de Türk orduları İzmir'e girdi. Binlerce
Yunanlı Yunanistan'a gitmek amacıyla gemilere binmek için limanda
birikti."
1974 Kıbrıs olayları: "Yunan cuntası darbe ile
Kıbrıs Cumhurbaşkanı'nı devirmeye
çalıştı. Türkiye Kıbrıs'a girip adanın kuzeyini
ele geçirdi. Orada uluslararası toplum tarafından tanınmayan bir
Kıbrıs Türk devleti ilan etti. Çok sayıda Kıbrıslı
Rum zorla yurdundan edildi ve ada bölündü. O zamandan beri Kıbrıs
bölünmüş durumda ve sorun hâlâ çözümlenmedi."
Olli Rehn'in gündemi yalnızca doğrudan ticaret
Rum yönetiminin "kapalı Maraş'ın verilmesi
karşılığında Gazimağusa Limanı'ndan ticaret
yapılması" önerisinin Avrupa Birliği'nin Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile Avrupa Komisyonu'ndan ilgi görmediği
belirtildi.
Maraş'a karşılık Gazimağusa Limanı'ndan
ticaret yapılması önerisinde bulunan Rum yönetiminin bu girişimi
bekledikleri etkiyi yapmadı.
Rum basınında yer alan haberlere göre Avrupa Birliğinin
Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu Raporlar
Komitesi Başkanı Marsin Limpiki'ye 19 Ocak'ta gönderdiği
mektupta "Maraş'a değil sadece doğrudan ticarete
yoğunlaştığını" yazdı.
Habere göre Rehn mektubunda, Mağusa Limanı'nın
modernleştirme çalışmalarının finanse edilmesinin,
sadece doğrudan ticaret hedefleri için mümkün olduğunu açıkça
ifade etti.
Rehn'in, mektubunda, "Mağusa Limanı şu anda
Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından yasadışı giriş
noktası olarak addedilmektedir" şeklindeki ifadesiyle, "
Mağusa Limanı'nı sadece Kıbrıs Cumhuriyeti yasa
dışı olarak addediyor, ben farklı görüşe sahibim"
izlenimi yarattığı da belirtildi.
KIBRIS 02/04/07
Lobicilik faaliyetleri, çok yönlü olarak artacak
GİRİŞİMLERDE BULUNACAKLAR... Kıbrıs
Türkü'nün susmayıp, daha atak davranması ve Kıbrıs sorununu
sürekli olarak gündeme getirmesi gerektiğini vurgulayan Türk kökenli
milletvekilleri, ülkelerine dönünce burada yakaladıkları motivasyonu
sürdürüp, çeşitli girişimlerde bulunacaklarını
vurguladılar
Fezile Atüf ÖKSÜZ
KKTC'de 2 günden beri geniş kapsamlı bir zirveye katılan
Avrupa'daki Türkiye kökenli milletvekilleri, lobicilik faaliyetlerinin çok
yönlü olarak artacağına inanıyor.
Kıbrıs Türkü'nün susmayıp, daha atak davranması ve
Kıbrıs sorununu sürekli olarak gündeme getirmesi gerektiğini
vurgulayan Türk kökenli milletvekilleri, ülkelerine dönünce burada
yakaladıkları motivasyonu sürdürüp, çeşitli girişimlerde
bulunacaklarını vurguladılar.
Milletvekilleri, Kıbrıs Türkü'nün resmi kurumları, sivil
toplum örgütleri ve bireyleriyle Avrupa'da ve uluslararası ortamda atak
politika izlemesinin, kendini daha etkin bir şekilde izah etmesinin
önemine de vurgu yaptılar.
Almanya Federal Parlamentosu'nda Kıbrıs konusunda gruplar
üstü girişim içinde olan Almanya Federal Parlamento Milletvekili Prof. Dr.
Hakkı Keskin grupların ortak kararıyla, Kuzey Kıbrıs'a
uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılması için
çalışma yapacağını söyledi.
Avrupa Parlamentosu eski milletvekili Ozan Ceyhun ise, Avrupa
Parlamentosu'ndaki lobicilik faaliyetlerinin artarak devam edeceğini
kaydetti. Ceyhun, AP'da Kuzey Kıbrıs'ı temsil eden
milletvekilleri Özdil Nami ile Hasan Taçoy'un 2 ayda bir düzenleyeceği
"AP'da Kuzey Kıbrıs dostları öğle yemekleri"nin
lobicilik açısından büyük önem
taşıdığını da kaydetti.
Görev yaptığı Belçika Senatosu Dışişleri
Komisyonu'na Kıbrıs konusunda bir genelge sunan Belçika Senatosu
Milletvekili Fatma Pehlivan da, genelgenin tartışmaya
alınması halinde, bugüne kadar olduğu gibi sadece Güney
Kıbrıs'tan değil Kuzey Kıbrıs'tan da
bilirkişilerin davet edilmesi için girişimlerde
bulunacağını belirtti.
Uyuşturucuyla mücadele için ortak çalışma
Almanya'da yaşayan Türklerin Kuzey Kıbrıs ile
işbirliği çalışmaları, yaşamın farklı
alanlarına da aktarılacak. Ozan Ceyhun'un verdiği bilgiye göre,
27-28 Nisan tarihleri arasında, Almanya'dan uzmanların
katılımıyla uyuşturucuyla mücadele konferansı
gerçekleştirilecek. Başbakanlık Müsteşarı Öntaç Düzgün
öncülüğünde yapılacak konferansa katılacak Alman parlamenterler,
polis memurları ve sosyal görevliler, Kuzey Kıbrıs'taki
uyuşturucu sorunuyla mücadelede kendi deneyimlerini anlatarak katkı
sağlayacak.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Almanya Federal Parlamentosu'ndan
Sosyal Demokratlar Grubu'nun davetlisi olarak 4-6 Mayıs tarihleri
arasında Frankfurt'a resmi bir ziyaret düzenleyecek.
Lobicilik çok yönlü artacak... Yılda bir kez toplantı olacak
TAK muhabiri, Avrupa'daki Türkiye Kökenli Milletvekilleri Kuzey
Kıbrıs Zirvesi katılımcıları Almanya Federal
Parlamentosu Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin ile Belçika Senato üyesi
Fatma Pehlivan ve Avrupa Parlamentosu eski milletvekili Ozan Ceyhun ile
Avrupa'da yürütülecek lobicilik çalışmaları ve Kıbrıs
Türkü'ne düşen görevleri konuştu.
Avrupa Parlamentosu'nda ve Almanya'da başlatılan lobicilik
çalışmalarının Kuzey Kıbrıs'ta
gerçekleştirilen zirve sonunda çok yönlü olarak tüm Avrupa ülkelerinde
çoğalmasını beklediklerini söyleyen Ozan Ceyhun, "Yani
Danimarka'daki arkadaşım Danimarka'da, Belçika'daki
arkadaşım Brüksel'de buna benzer faaliyetlerle Kuzey
Kıbrıslı politikacılar ile sorumluların
parlamentolarına gelmelerini sağlayacak ve bu şekilde her alanda
var olan izolasyonun de facto yok edilmesine katkıda
bulunacağız" dedi.
Zirveye katılan milletvekillerinin yılda bir defa toplanma
kararı aldığına işaret eden Ceyhun, Avrupa'daki Türk
kökenli milletvekilleri ile Kuzey Kıbrıs arasında bilgi
alışverişi sağlamak amacıyla iyi bir koordinasyon
kurulmasını uygun bulduklarını söyledi.
Ceyhun, şöyle devam etti:
"Kuzey Kıbrıs'ta başlatılan atılım
politikası, Avrupa Parlamentosu'nda ve diğer Avrupa
parlamentolarındaki Türk milletvekillerinin de desteğiyle yeni bir
ivme kazanacak. Hedefimiz sadece Türk kökenli milletvekillerinin desteği
değil, diğer parlamenterlerin de sahip çıkıp, konuyu iyi
bilmesini sağlamak."
Amaç çözüme katkı
Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin
de, uluslararası barışa ve Kıbrıs Türk
halkının uzun yıllardır çözüm bekleyen sorununa bir
katkı koymak adına, Kıbrıs sorununa ivedilikle çözüm
istediklerini, ancak konunun Avrupa parlamentolarında ya da AB
ülkelerindeki değişik eyalet ve ülkelerdeki milletvekillerinin
bireysel katkılarıyla çözümünün mümkün olmadığını
söyledi.
Yaşadıkları ülke parlamentolarını veya mensubu
oldukları siyasi partileri objektif doğrularla etkilemeye
çalışacaklarını kaydeden Keskin, "Yani gerçekler
nedir, sorun nedir, bu sorunun çözümü nasıl olmalıdır... Bu
konularda objektif bilgi olmalı" dedi.
Keskin, kamuoyunu, parlamentoyu ve siyasi partileri etkilemek
açısından kendilerine düşeni yapmaya hazır olduklarına
işaret ederek, şunları söyledi:
"Biz kendimiz bilgileneceğiz. Kıbrıs konusunu iyice
kavrayacağız. Kıbrıs'ta haksızlık olduğunu,
Kıbrıs Türk halkına haksızlık
yapıldığını anlayacağız, göreceğiz ve
bunu geldiğimiz ülke parlamentolarına, halkına ve kamuoyuna
açıklayacağız."
Esas hedef ortak bir savunma
Belçika Senatosu Üyesi Fatma Pehlivan da, Avrupa'nın
değişik ülkelerinde federal ve yerel çapta görev yapan Türk kökenli
milletvekilleri olarak sadece yaşadıkları ülkelerin değil,
Türkiye ve KKTC'nin sorunlarını da konuşma durumunda
kaldıklarına işaret ederek, ziyaretin Kuzey
Kıbrıs'ın sorunlarını daha yakından tanımak,
bilgi sahibi olmak açısından büyük önem
taşıdığını kaydetti.
Pehlivan, farklı Avrupa ülkelerinden gelen kişiler olarak
burada gerçekleştirdikleri toplantı sonrasında lobicilik
faaliyetlerini daha da güçlenerek sürdürebilecek duruma geleceklerini belirtti.
Pehlivan, "Parlamentolarımızda veya görev
yaptığımız diğer platformlarda bu konular, bu dosyalar
gündeme geldiğinde, ister istemez bizler söz sahibi oluyoruz. Bir
şeyi savunurken o şeyi iyi bilmek gerekir" dedi.
Pehlivan, esas hedefin ortak bir fikir oluşturup, ortak bir çözüm
bulmak ve ortak bir şekilde Kıbrıs davasını
savunabilmek olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Bu günlük bir iş değil. Bu bir ilkti. Zirve çok olumlu
geçti. Farklı ülkelerden ilk defa bir araya gelen bu milletvekillerinin
imza attığı ortak açıklamayı kendi ülkelerimize
taşıyıp, Kuzey Kıbrıs'ın sorunlarını tartışıp,
savunabilmemiz çok iyi olacak."
Bir nevi köprü görevi üsteleneceğiz
Görev yaptığı Belçika Senatosu Dışişleri
Komisyonu'na Kıbrıs konusunda sunduğu bir genelge
bulunduğuna işaret eden Pehlivan, tartışmaya
alınması halinde, bugüne kadar olduğu gibi sadece Güney
Kıbrıs'tan değil, Kuzey Kıbrıs'tan da
bilirkişilerin davet edilmesi önerisinde bulunacağını
belirtti.
Ülke bazında tüm parlamenterleri Kuzey Kıbrıs
hakkında bilgilendirmeyi hedefleyen siyasi bir tartışma
açmayı amaçladığını söyleyen Pehlivan, Kuzey
Kıbrıs'tan siyasileri, iş adamlarını, sivil toplum
örgüt temsilcilerini de Avrupa'ya davet ederek, Avrupalılara kendilerini
anlatmaları ve direkt diyalog kurabilmeleri için platformlar
hazırlayacaklarını, bir nevi köprü görevi üstleneceklerini kaydetti.
Kıbrıs Türk'ü susmamalı
Fatma Pehlivan, koşullar oldukça zor olmasına rağmen,
Kıbrıs Türkü'nün de susmaması gerektiğini söyledi.
Pehlivan, "Ne kadar çok sesinizi duyurabilirseniz, haklı
olduğunuzu da o kadar fazla insana anlatabilirsiniz ve inandırabilirsiniz"
dedi.
Kıbrıs Türkü'nün kendi eşit kurumlarıyla her türlü
diyaloğa girmesi gerektiğini kaydeden Pehlivan, kendilerinin buna
yardımcı olabilmek için elden gelen gayreti göstermeye hazır
olduklarını söyledi.
Pehlivan, Avrupa'nın Kıbrıs davasını bilmediğini,
soruna sadece Güney Kıbrıs'ın bakış açısıyla
baktığına işaret ederek, Kıbrıs Türkü'nün ne
amaçla olursa olsun, gittiği her ülkede sorunu anlatması ve adada
neler yaşandığı konusunda bilgi vermesinin şart
olduğunu belirtti.
Referandumun bir başlangıç olduğunu, o ana kadar hep
çözümü istemeyen taraf olarak bilinen Kuzey Kıbrıs'ın çözüm
istencini ortaya koymasıyla Kıbrıs Türkü'ne bakış
açısının yavaş yavaş değişmeye
başladığını kaydeden Pehlivan, talep edilenin,
Avrupalıların büyük önem verdiği "eşit haklar"
talebi olduğunun vurgulanması gerektiğini söyledi.
Daha atak davranmalı
Gerek Türkiye'nin, gerekse Kıbrıs Türkü'nün bugüne kadar
dünya kamuoyunu bilgilendirme konusunda gerekli çalışmayı
yaptığına inanmayan Almanya Federal Parlamentosu Milletvekili
Keskin de, bundan sonra daha atak davranmak gerektiğini belirtti.
Keskin, "Gerek Kıbrıs Türk toplumu, gerek Türkiye bu
konudaki haklılığına inanıyorsa, bunu AB ülkelerinde
tüm kamuoyuna, oradaki siyasi partilere, parlamenterlere aktarmalı ve bunu
da birebir görüşmeler yaparak gerçekleştirmeli" dedi.
Kıbrıs sorununun sürekli gündeme getirilmesi ve çözüm
istenmesi gerektiğini kaydeden Keskin, şöyle devam etti:
"Öncelikle, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların
kaldırılması, Ercan'a doğrudan uçuşların
başlaması ve Kıbrıs Türk toplumuyla diyaloğa geçilerek
çözüm sürecine doğrudan katılımları
sağlanmalı."
Kıbrıs Türkü profesyonelleşmeli
Kıbrıs Türkü'nün her şeyden önce profesyonelleşmesi
gerektiğini düşünen AP eski parlamenteri Ceyhun, öncelikle, KKTC
dış temsilciliklerinin Türkiye elçiliklerinin bir yan kuruluşu
olmaktan kurtarılması gerektiğini söyledi.
KKTC dış temsilciliklerinin sayıca
çoğaltılıp, kadrolarının güçlendirilmesinin de
şart olduğunu kaydeden Ceyhun, parlamenter ilişkilerin de
artırılması gerektiğini kaydetti. Ceyhun, Kuzey
Kıbrıs'ı temsil etmek amacıyla yurt dışına
çıkanların, Türk toplumunun Avrupa'daki genel imajını
kanıtlayan tarzdan uzaklaşması gerektiğini belirtti.
Ozan Ceyhun, profesyonelleşmek için sanıldığı
kadar maddi imkana ihtiyaç duyulmadığını, sadece işine
ve yaptığına inanmanın yeterli olacağına
işaret ederek, Cumhurbaşkanlığı, Ticaret Odası ve
kendisinin girişimleriyle gerçekleştirilen zirvenin de bunun en iyi
örneği olduğunu söyledi.
Kuzey Kıbrıs'ın kısıtlı
imkanlarını en iyi şekilde kullanması gerektiğini
kaydeden Ceyhun, "İstenirse ve kendinize inanıp güvenirseniz,
ileriye doğru atak yapmak isterseniz, böyle adımları birlikte
atabiliriz. Bunlar ilk başta pek bir şey getirmeyebilir ancak
sayılarının artmasına bağlı olarak, Kuzey Kıbrıs'ın
uluslararası alandaki imajı çok farklı olacak" dedi.
Ziyaret ve zirvenin olumsuz yankıları
Avrupa'daki Türkiye kökenli milletvekilleri, Ercan üzerinden Kuzey
Kıbrıs'ı ziyaretleri ve gerçekleştirilen zirvenin
olası olumsuz yankılarını ise pek düşünmüyor.
Kuzey Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyaret ve imza
attığı ortak açıklamanın siyasi duruşunun bir
parçası olduğuna işaret eden Fatma Pehlivan, "Biz buraya,
karşımıza çıkacakları bilerek geldik. Bir demokrat,
bir sosyalist parti üyesi olarak haksızlığa uğramış
bir bölgenin yanında olmak ve bu haksızlığa müdahale için
buradayız. Bu bugün Kıbrıs için geçerli. Başka bir ülkede
de olsa, aynı şeyi yaparız. Bu benim siyasi duruşumla alakalı"
dedi.
Ozan Ceyhun ise, Kuzey Kıbrıs'a gelen herkesin ne
yaptığını çok iyi bildiğini söyledi.
Ziyaret ile zirvenin bir şey getirmeyeceği yönünde Rum
basında yer alan haberlere de değinen Ceyhun, şunları
söyledi:
"Kedi ulaşamadığı ciğere 'tu kaka'
dermiş. Eğer bir şey getirmeyecek olsaydı, Rum kesiminde
Kuzey Kıbrıs'a karşı haber yazmak isteyen bir gazeteci,
bugüne kadar tanımadığı ve bize muhalefet eden bir
milletvekilinin peşine düşmezdi. Demek ki çok şey getiriyor ve
birileri bundan çok rahatsız."
KIBRIS 02/04/07
8 Temmuz süreci görüş belgesi bugün BM Genel
Sekreterliği'ne iletilecek
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafınca hazırlanan belgenin bugün,
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği'ne iletilmesinin
hedeflendiği açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada,
Rumların, Kıbrıs sorununun çözümünü ertelemek ve Avrupa
Birliği ile geliştirilmeye çalışılan ilişkileri
torpillemek amacıyla, 8 Temmuz sürecini etkilemeye çalıştığına
işaret ederek, Türk tarafının, bu çerçevedeki değerlendirme
çalışmalarının büyük ölçüde
tamamlandığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, bu süreçte hükümet
yetkilileri, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanlığı, Kuzey Kıbrıs'taki muhalefet partileri ve
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri'nin
Kıbrıs'taki büyükelçileri başta olmak üzere çeşitli
kesimlerle istişarede bulunduğunu ifade eden Erçakıca,
değişik düzeylerdeki temaslardan elde edilen bilgilerin de
değerlendirildiğini belirtti.
Erçakıca, bu değerlendirmeler sonunda, Kıbrıs Türk
tarafının 8 Temmuz sürecinin ilerletilmesine ilişkin
görüşlerinin bir belge ile Birleşmiş Milletler Örgütü Genel
Sekreterliği'ne iletilmesine ve bu tutumun diğer ilgililerin de
bilgisine getirilmesine karar verildiğini vurguladı.
Erçakıca, belgenin bugün Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterliği'ne iletilmesinin hedeflendiğini açıkladı.
KIBRIS 02/04/07
Hoon: Mülkiyet sorunu, bütünlüklü çözümle çözülür
İngiltere Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Geof Hoon, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun ancak
bütünlüklü çözüm çerçevesinde çözülebileceğini söyledi.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Geof Hoon, İngiliz İşçi Partisi
milletvekillerinden Edward O'Hara'nın "Güzelyurt'taki mal mülk"
konusuyla ilgili sorularını yanıtladı.
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesinin
haberine göre Hoon, "İngiliz hükümetinin Kuzey Kıbrıs'taki
mal-mülkle ilgili gelişmeleri kontrol edecek pozisyonda
olmadığını" söyledi.
Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun ancak bütünlüklü çözüm
çerçevesinde çözülebileceğini vurgulayan Hoon, Kıbrıs'taki iki
tarafı mümkün olan en kısa zamanda çözüm hedefiyle müzakerelere
çağırdı.
Hoon, "Güzelyurt bölgesindeki kalkınmayı biliyoruz.
Mal-mülk konusuyla ilgili olarak Kıbrıs Türk toplumu liderleriyle
diyalog halindeyiz, fakat Kuzey Kıbrıs'taki mal-mülklerin
gelişmesini kontrol edecek pozisyonda değiliz" dedi.
Hoon, mal-mülk konusunun "zor ve karmaşık" bir konu
olduğunu da vurguladı.
KIBRIS 02/04/07
Antalya'dan KKTC'ye günlük kültür turları başlıyor
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Antalya'dan KKTC'ye günlük
kültür turlarının başlayacağını duyurdu.
6 Nisan'dan itibaren, haftada üç gün, çarşamba, perşembe ve
cuma günleri Antalya bölgesindeki otellerde tatillerini yapmakta olan
İsviçreli, Avusturyalı, Hollandalı ve Alman turistlere
günübirlik KKTC kültür turu düzenleniyor.
Sabah gelip akşam dönecek olan turistlerin tur programı
içerisinde Lefkoşa, Bellapais ve Gazimağusa olacak.
Turistler Lefkoşa ve
Gazimağusa'da çarşıya iniyor
Lefkoşa'yı Girne Kapısı'ndan itibaren yürüyerek
gezecek olan turistler, belediye pazarı, Selimiye Camii ve Büyükhan'ı
da ziyaret ettikten sonra Arasta'da 1.30 saatlik bir süreyi serbest olarak
geçirecek.
Lefkoşa'dan Bellapais'e gidecek olan turistler, burada Bellapais
Manastırı'nı ziyaret edip öğle yemeğini de
aldıktan sonra Salamis Harabeleri ile Lala Mustafa Paşa Camii'ni
ziyaret edecek.
Bu ziyaretlerinin ardından Gazimağusa
Çarşısı'nda 1.30 saatlik bir alışveriş
zamanının ardından turistler Antalya'ya geri dönmek için Ercan
Havaalanı'na gidecek.
KKTC'yi Antalya'daki turistlere pazarlayacak
olan profesyoneller KKTC'yi gezdi
Türkiye'de kış turizmini ilk başlatan acente Bronz
Turizm'in düzenleyeceği günlük turlar 6 Nisan ile 30 Haziran tarihleri
arasında yapılacak.
Türkiye'ye Almanya, İsviçre ve Avusturya'dan yılda 100 bin
turist getiren ve bu rakamın %70'i kültür turizminde yoğunlaşan
Bronz Turizm yetkilileri, Antalya'daki otellerde bu turu birebir turiste
pazarlayacak profesyonel otel rehberleri ile birlikte KKTC'ye geldi.
100 kişilik otel rehberinin pazarlayacakları turu
tanımaları amacıyla organize edilen ve gelecek turist
kafilelerinin de izleyecekleri programa göre ayarlanan, tek günlük kültür
turuna katılan rehberler, işlerinin çok kolay olacağı
noktasında birleştiler.
Rehberler, turistlerin böyle bir tura katılması için bu turun
varlığından haberdar edilmelerinin yeterli
olacağını söyledi.
Salamis Harabeleri'ni ziyaretleri esnasında görüşlerini
aldığımız profesyonel otel rehberleri, Bellapais'teki
yemekte Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ile biraraya gelme
fırsatı bulduklarını ifade etti.
Bu görüşme esnasında, KKTC devletinin ülke turizmine
vermiş olduğu önemi hissettiklerini, bunun da kendilerine artı
bir motivasyon kazandırdığını bildirdiler.
Profesyonel otel rehberleri, KKTC Turizm Bakanı ile
görüşmüş olmanın üzerlerinde bıraktığı
etkinin ülkeye turist olarak geri döneceğini de sözlerine eklediler.
"Bir tadımlık tanıtım turu"
Özel ilgi turizminin önemli bir dalı olan kültür turizmi
alanında Kuzey Kıbrıs'ın büyük potansiyel
taşıdığını belirten Bronz Turizm Operasyon Müdürü
Serdar Sevinç, KKTC'ye bu yıl başlattıkları günübirlik
Kültür Turlarının Alman, İsviçreli ve Avusturyalı turiste
yönelik yapılan 'bir tadımlık tanıtım turu' olarak
nitelendiriyor.
Sevinç, önümüzdeki yıldan itibaren Almanya, İsviçre ve
Avusturya pazarının Kuzey Kıbrıs'a ısınması
yönünde bir basamak olarak değerlendirdikleri tek günlük Kuzey
Kıbrıs Kültür Turları süresince, KKTC turist rehberlerinden de
yararlanacaklarını sözlerine ekledi.
KIBRIS 02/04/07
|
||
|
|
||
|
LEFKOŞA (A.A) |
||
|
|
||
|
KKTC Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, 8 Temmuz sürecine ilişkin
değerlendirme çalışmalarının
tamamlandığını ve sürece ilişkin Kıbrıs
Türk tarafının görüşlerini içeren mektubu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
imzaladığını belirterek, mektubun bugün, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'e
iletildiğini bildirdi. Erçakıca,
haftalık basın brifinginde, 8 Temmuz sürecini nasıl
algıladıklarını ve Kıbrıs Türk
tarafının tutumunu ortaya koyan mektubun, KKTC'nin New York
Temsilciliği aracılığıyla Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Sekreterliğine de iletileceğini kaydetti. "Bu
belgede, Kıbrıs Türk tarafı 8 Temmuz sürecini nasıl
gördüğünü anlatmaktadır" diyen Erçakıca, "Hep
diyoruz, Kıbrıs Rum tarafınca 8 Temmuz süreci
saptırılıyor, rayından çıkarılıyor.
Dolayısıyla bu saptırmayı önlemek için, biz 8 Temmuz
sürecini nasıl gördüğümüzü bu belgede anlatıyoruz"
ifadesini kullandı. Belge
hazırlanırken, çeşitli görüşmeler
yapıldığını anımsatan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının 8 Temmuz sürecine ilişkin
görüşlerinin, belgeye dökülmeden önce de ilgili çevrelere
aktarıldığın belirtti. "Bunlardan
birisi, Şubat 2006'da Birleşmiş Milletler tarafından
önerilen ve Kıbrıs Türk tarafınca hemen kabul edilen 'teknik
komiteler' çalışmasıdır. Bu çalışma, iki
halkın günlük yaşamını ilgilendiren sorunları
çözerek, adadaki yaşamı ve iki halk arasındaki ilişkileri
iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Diğeri,
çalışma grupları eksersizidir. Bu grupların,
Kıbrıs sorununun esaslarını ele alarak, iki liderin
kapsamlı çözüm müzakereleri için bir araya gelebilmelerinin
koşullarını yaratmaları beklenmektedir. Kıbrıs
Türk tarafı, 8 Temmuz sürecinden ne anladığını açık
bir şekilde ortaya koyarak, bu sürecin ilerlemesine katkıda
bulunmuştur. Sürecin ilerleyebilmesi için, Kıbrıs Rum
tarafının, 8 Temmuz anlaşmasının özünü ve sözünü
oluşturan bu anlayışı kabul etmesi gerekmektedir." Kıbrıs
Rum tarafının son günlerdeki faaliyetlerinin 8 Temmuz sürecine
büyük ölçüde zarar verdiğini ve süreci neredeyse işlevsiz hale
getirdiğini vurgulayan Erçakıca, "Kıbrıs Rum
tarafı, Kıbrıslı Türklerin AB ile ilişkilerini
engellemek gayretindedir. Taraflardan biri diğerine düşmanlık
yaparken, bu sürecin ilerlemesini beklemek ne kadar gerçekçidir?" dedi. Kıbrıs
Rum tarafının, aslında teknik komitelerin ve çalışma
gruplarının konusu olması gereken hususlarda paketler
hazırladığını ve bunları kendi başına
uygulamaya çalıştığına işaret eden Erçakıca,
şunları söyledi: "Ortada
böyle tek taraflı ve Kıbrıslı Türkleri hiçe sayan
girişimler varken 8 Temmuz sürecinin ilerlemesi mümkün mü? Konuyla
ilgilenen tarafların, kendilerine bu soruları sorması ve 8
Temmuz sürecinde yaşanan sıkıntıların nedenlerini
biraz da çerçevede araması gerekmektedir." |
HURRIYET 03/04/07
Şener bugün geliyor, protokol yarın imzalanıyor
EKONOMİK PROGRAM DA ÖNGÖRÜLÜYOR... TC Heyeti Başkanı
Halil İbrahim Akça, dün, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk
tarafından kabulünde yaptığı konuşmada, 20 Temmuz'da,
Türkiye'nin önümüzdeki 3 yıl içerisinde KKTC'ye sağlayacağı
destekleri içeren bir protokol imzalandığını
hatırlattı; bu protokolde, KKTC ile TC arasında bir ekonomik
program yapılmasının da öngörüldüğünü kaydetti
Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
Şener bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne geliyor.
Şener'in KKTC ziyareti sırasında TC-KKTC arasında
çarşamba günü bir protokol imzalanması bekleniyor.
Heyet çalışmalarını tamamladı
Şener'in ziyareti öncesinde adaya gelen TC-KKTC Teknik Heyeti TC
kanadı, çeşitli temaslar yaptı.
Heyet dün Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk tarafından
kabul edildi. Öztürk, heyeti kabulünde KKTC ekonomisinin güçlenerek, AB
normlarına denk bir üretime erişmesinin ve adil paylaşıma
ulaşmasının ancak Türkiye'nin yardım ve
katkılarıyla gerçekleşebileceğini söyledi.
TC Heyeti Başkanı Halil İbrahim Akça, Bakan Öztürk'e, TC
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in bugün KKTC'ye
gelişinin ardından imzalanacak olan protokol hakkında bilgi
verdi.
Akça, 20 Temmuz'da, Türkiye'nin önümüzdeki 3 yıl içerisinde
KKTC'ye sağlayacağı destekleri içeren bir protokol
imzalandığını hatırlatarak, bu protokolde KKTC ile TC
arasında bir ekonomik program yapılmasının da
öngörüldüğünü belirtti. Aradan geçen zamanda KKTC tarafından bir
protokol hazırlanarak Türkiye Cumhuriyeti'ne gönderildiğini ifade
eden Akça, teknik heyetlerin bu protokol üzerinde çalışmalar yaparak
belli bir mutabakata vardığını söyledi.
Akça, yapılan son çalışmaların ardından TC
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in bugün KKTC'ye
geleceğini ve aksilik olmaması durumunda yarın bu protokolün
imzalanacağını belirtti.
Bugüne kadarki çalışmalar sonucunda
karşılıklı mutabakata varıldığını
ifade eden Akça, protokolün KKTC ekonomisini daha güçlü bir vizyona getirmek
amacıyla hazırlandığını da vurguladı.
Öztürk
Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ise konuşmasında,
Dr. Fazıl Küçük'ün yıllar önce dile getirdiği
"Kıbrıs davası Türkiyesiz halledilemez" sözünün sadece
siyasi alanda değil ekonomik alanda da geçerli olduğunu söyledi.
KKTC ekonomisinin güçlenerek AB normlarına denk bir üretime
erişmesinin ve adil paylaşıma ulaşmasının ancak
Türkiye'nin yardım ve katkılarıyla
gerçekleşebileceğini vurgulayan Öztürk, Türkiye'nin 2007-2008-2009
yıllarında KKTC'ye katkılarını içeren protokolün de
kısa bir süre sonra imzalanmış olacağından dolayı
duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Öztürk, bu protokolle, sanayi ve turizm
yatırımlarının altyapısını ve
standartlarını yükseltmeyi amaçladıklarını belirterek,
bu protokolün teknik ve maddi açıdan çok önemli olduğunu söyledi.
KKTC'de turizmin son yıllarda kabuk değiştirdiğine dikkati
çeken Öztürk, turizm yatırımları konusunda
ayrıntılı bilgi verdi.
Öztürk, turizm alanında yapılan yeni çalışmalar ve
pazarlama imkânları için bu protokolde ek kaynaklar
ayrılmasının önemli olduğunu söyledi ve bunun sosyal
adaletin sağlanması için de önemini anlattı.
KIBRIS 03/04/07
Atina'daki konferansa Rumlarla eşit statüde katıldık
Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği, Atina'da
gerçekleştirilen 10. Akdeniz Ülkeleri Kızılay Kızılhaç
Dernekleri Konferansı'na Kıbrıs Rum Kızılhaç
Derneği ile eşit, gözlemci statüsünde katıldı.
Merkezi Cenevre'de bulunan ve 1863 yılında kurulan
Kızılay Kızılhaç Dernekleri Federasyonu'na (IFRC)
istisnalar dışındaki tüm dünya devletleri üye olabiliyor.
IFRC'ye Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği ile
Kıbrıs Rum Kızılhaç Derneği de müracaat etti ancak
üyelikleri henüz kabul edilmedi.
1980 yılından beri Akdeniz'e sahili bulunan devletlerin
Kızılay Kızılhaç Dernekleri bölgesel sorunlarını
daha iyi tartışabilmek için ayrı bir konferansta bir araya
geliyorlar. 2000 yılında gerçekleşen 8. Konferans Fransa'da,
2004 yılında gerçekleşen 9. konferans Mısır'da
toplanmıştı. 10. Konferans ise Yunanistan'ın başkenti
Atina'da 27-31 Mart 2007 tarihleri arasında toplandı.
7 üye devletten oluşan Hazırlık Komitesi, son
yıllarda Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin
faaliyetlerini dikkate alarak diğer Akdeniz Kızılay
Kızılhaç Dernekleri'nin yanı sıra Kuzey Kıbrıs
Türk Kızılay Derneğini de gözlemci statüsünde konferansa davet
etti.
Rum Kızılhaç Derneği de gözlemci statüsünde davet
edildi. Bu davete Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği
olumlu yanıt vererek konferansa katılacağını bildirdi.
Bir süre sonra Hazırlık Komitesi derneğe ikinci bir yazı
göndererek derneğin "Kıbrıs Delegasyonu" adı
altında konferansa katılabileceğini bildirdi. Bu yazıya
Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği olumsuz yanıt
verdi ve konferansa katılamayacağını bildirdi.
Verilen olumsuz yanıttan sonra görüşmeler ve
yazışmalar devam etti. Federasyona ve Hazırlık Komitesine,
Kıbrıs'ta iki devlet ve iki ülke olduğu, bu ülkelerde faaliyet
gösteren birbirinden bağımsız ve eşit statüde iki dernek
olduğu, KKTC yasalarına göre kurulan Kuzey Kıbrıs Türk
Kızılay Derneği'nin başka bir isim altında konferansa
katılmasının mümkün olmadığı anlatıldı.
Uzun ikna çabalarından ve diplomasi trafiğinden sonra,
Hazırlık Komitesi, iki derneği birbirlerinden
bağımsız ve eşit, misafir-gözlemci statüsünde konferansa
davet etti. Böylece derneği temsilen; Genel Başkan Taner Erginel,
Genel Sekreter Murat Gökhan Kodak, Genel Merkez Kurulu Üyeleri Işılay
Arkan ve Tarkan Tombak'tan oluşan dört kişilik heyet konferansa
katıldı. Heyet, konferansın sona ermesinin ardından 1 Nisan
2007 Pazar gecesi KKTC'ye döndü.
Konferansta fakir ülkelerden zengin ülkelere göç, göçmenlerin
rehabilitasyonu ve bunun yanı sıra dünyamızın
karşı karşıya olduğu diğer büyük felaketler
tartışılmış ve felakete uğrayanlara nasıl
yardım yapılabileceği konusunda görüşler ortaya kondu.
Siyasi gözlemciler; Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay
Derneği'nin bağımsız bir devletin, bağımsız
ulusal derneği olarak konferansa davet edilmesinin ve eşit statüde
katılmasının önemli bir gelişme olduğunu ve bir ilk
oluşturduğunu ifade ediyor.
Siyasal yönü olmayan Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay
Derneği'nin amacı, Kıbrıs Türk halkının
dünyanın en insancıl ve yardımsever halklarından biri
olduğunu tüm dünyaya göstermek olarak açıklanıyor.
KIBRIS 03/04/07
Lord Maginnis: Gerçekleri dünyaya anlatmanızda yardım
etmeye hazırız
İngiltere Lordlar Kamarası'ndan bir heyet Kuzey
Kıbrıs'ta temaslar yapıyor.
Türk İngiliz Dostluk Grubu'nun organizasyonuyla Kuzey
Kıbrıs'a gelen Lord Maginnis, Lord Harrison ve Lord Ahmet, önceki gün
Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı tarafından kabul edildi.
Kıbrıs konusunda görüş alış verişinde
bulunulan görüşmede Lordlar, Kıbrıs Türklerinin,
Kıbrıs konusundaki gerçekleri daha koordineli bir şekilde
dış dünyaya anlatması gerektiğini vurguladı.
Lord Magginnis: Dünyayla
iletişiminizde yardıma hazırız
Lord Maginnis ziyaret sırasında yaptığı
konuşmada, Kıbrıs Türklerinin dünyayla iletişimde sorunlar
yaşadığına ve Rum tarafının etkin lobi
çalışmaları yürüttüğüne işaret etti.
Kıbrıs Türklerine Kıbrıs konusundaki
pozisyonları ve sorunlarını Avrupa Birliği ve İngiliz
yetkililerine aktarmaları konusunda yardım etmeye hazır
olduklarını anlatan Lord Maginnis, Londra'daki Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Temsilciliği'nin ileriye yönelik strateji belirlemesi ve
bu çerçevede çalışmalar yapmasının önemine işaret
etti.
Lord Maginnis, Kıbrıs Türk Tarafının dış
politikada daha fazla rol almasının önemini de vurguladı.
Rum tarafının Kıbrıs konusunda dünyaya empoze
etmeye çalıştığı bilgilere karşılık
Türk tarafının da dış çevreleri sürekli bilgilendirmesi
gerektiğini dile getiren Lord Maginnis, Kıbrıs Türklerinin Orams
Davası ve İngiltere'deki reklam konusundaki
başarılarının Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nde de
kazanılacağına olan inancını belirtti.
Türk tarafının yapıcı tavrının
bilincindeyiz
Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs konusunun
çözülmesiyle ilgili ortaya koyduğu yapıcı tavrının
bilincinde olduklarını anlatan Lord Maginnis, Avrupa Birliği
yetkililerine bu görüşlerinin yer aldığı mektup
göndereceklerini de açıkladı.
Lord Harrison: Destek için
elimizden geleni yapmaya hazırız
Lord Harrison da konuşmasında, Kıbrıs Türklerine
haklı davalarında destek olmak için ellerinden geleni yapmaya
hazır olduklarını söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının Avrupa Birliği ve
diğer ülkelerle olan ilişkilerini geliştirmek için yardım
etmeye hazır olduklarını kaydeden Lord Harrison, varolan
fırsatları iyi değerlendirmek gerektiğini belirtti.
Lord Ahmet: İzolasyonlar sona ermeli...
Lord Ahmet de, Kıbrıs Türk toplumunun İngiltere'de
önemli bir rol oynadığını ifade ederek, Kıbrıs
Türkleri üzerindeki izolasyonun sona ermesi gerektiğini vurguladı.
Direkt uçuşların bir an önce başlamasının
önemine de işaret eden Lord Ahmet, "Direkt uçuşlara yönelik
sorunun giderilmesini istiyoruz. Bu sorunun giderilmesi halinde Kuzey
Kıbrıs'a daha çok turist gelecektir" şeklinde konuştu.
Avcı: Gerçekler yerinde öğrenilebilir...
Başbakan Yardımcısı Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı da, heyeti kabulünde yaptığı
konuşmada, Kıbrıs gerçeklerinin ancak Kuzey Kıbrıs'a
gelinmesi halinde daha net öğrenilebileceğini belirtti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne daha çok Lord ve
yabancı diplomatların gelmesini beklediklerini ifade eden Avcı,
"Kıbrıs'ın gerçeği burada yatıyor" dedi.
Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların insanlık
dışı olduğunu kaydeden Avcı, Avrupa Birliği Dönem
Başkanı Almanya'nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü hayata
geçirmesini beklediklerini ifade etti.
Avcı, Lokmacı kapısını, diğer
kapılardaki koşullar gibi açmaya hazır olduklarını da
kaydetti...
KIBRIS 03/04/07
ABHaber'e göre: KKTC-AB ilişkileri yol
ayırımında
ABHaber'in haberine göre Almanya'nın Doğrudan Ticaret
Tüzüğü konusunda yan çizmesi durumunda Kıbrıslı Türklerin
AB'den kopması gündeme gelecek.
Kıbrıslı Türklerde büyük beklentiler yaratan Almanya'dan
Tüzük ile ilgili olumsuz sinyaller gelmesi, Kıbrıslı Türklerde
AB vizyonunun sorgulanmasını gündeme getirdi.
AB Dönem Başkanlığı'nı 1 Ocak 2007'de devralan
Almanya'nın görev süresi 1 Temmuz 2007'de sona eriyor. ABHaber'e
konuşan AB gözlemcileri, AB'nin lokomotif ülkesi Almanya eğer
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusuna bir çözüm bulamazsa Almanya'dan
sonra AB Dönem Başkanlığı görevini üstlenecek Portekiz ve
Slovenya'nın bu işi çözmesinin zor olduğunu Slovenya'dan sonra
AB Dönem Başkanı olacak Fransa'nın ise Türkiye ve Kıbrıslı
Türklere mesafeli yaklaşımından dolayı bu işin tamamen
rafa kaldırılacağını belirttiler.
26 Nisan 2004'den bugüne Rumların engellemesi yüzünden
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü hayata geçiremeyen AB, KKTC ile
ilişkileri hızla kriz ortamına sürükleniyor.
ABHaber'in aldığı bilgilere göre Kıbrıslı
Türkler Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Alman Dönem
Başkanlığı'nı son şans olarak görülüyor.
Almanya Dönem Başkanlığı'nda bile
Kıbrıslı Türklere AB tarafından verilen sözlerin yerine
getirilmemesi durumunda bu AB'ye yönelik büyük bir güven kaybına yol
açacak. Kıbrıslı Türkler artık tüzük konusunda
Almanya'nın atacağı adımları AB açısından da
bir test olarak görüyor
ABHaber'e konuşan yetkililer tüzük geçmezse AB sınıfta
kalacak, Kıbrıslı Türkler AB ile ilişkileri yeniden gözden
geçirmek zorunda kalacak diye konuşuyorlar.
KIBRIS 03/04/07
Paşardis: AB ve Almanya'nın yorumunu bekliyoruz
Rum radyosunun haberine göre Paşardis, "tedbirlerin;
Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan kalkınması
aracılığıyla iki taraf arasında ekonomik entegrasyonun
ileriye götürülmesini hedeflediğini" iddia etti.
Türk tarafının hedefinin ise; KKTC Devleti'nin düzeyinin
yükseltilmesi olduğunu ileri süren Paşardis, Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlarının, "monoton Türk teranesi"
olduğu iddiasında bulundu.
Paşardis bir soru üzerine, Kıbrıslı Türklerle
ilgili yeni tedbirler sunulması ihtimalinin de bulunduğunu belirtti.
"Önlemler" paketinin kamuoyu önünde
tartışılmasının söz konusu
olmadığını kaydeden Paşardis,
"Kıbrıslı Türklerin bu tedbirleri, AB'nin görmesinden sonra
öğreneceklerini" söyledi.
Bir başka soru üzerine, "hazırladıkları
önlemlerden bazılarını tek taraflı olarak
uygulamalarının mümkün olduğunu" belirten Paşardis,
ancak bunun ötesinde bu "önerilerin" kabul edilmesinin Türk tarafının
kendine de ait olduğu görüşünü savundu.
KIBRIS 03/04/07
Türki cumhuriyetlerle işbirliği için nabız
yoklanıyor
Türk Cumhuriyetleri yanında Güney Kore, Ukrayna gibi ülkelerin de
katılımıyla oluşturulacak "Ekonomi ve Kültür
Platformu"nun ön çalışmaları için adada bulunan
Azerbaycanlı Dış Ticaret Uzmanı Erşat Aliyev dün
Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk tarafından kabul edildi.
KKTC ile Türk Cumhuriyetleri arasında ekonomik
işbirliğinin geliştirilmesi yönünde temaslar yapmak için adaya
gelen Erşat Aliyev, amaçlarının, tüm Türk Cumhuriyetleri
yanında Güney Kore ve Ukrayna gibi stratejik ortakların da
katılımıyla Kıbrıs Türk Sanayi Odası, Ticaret
Odası ile İşadamları Derneği işbirliğinde
bir "Ekonomi ve Kültür Platformu" oluşturmak olduğunu
söyledi.
Platformun ön çalışmalarını yürüten Aliyev, Kuzey
Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kaldırılmasında
devlet otoritesi dışında yer alan özel sektör temsilcilerinin
faaliyet göstermesi gerektiğini ifade ederek, bakanlıktan bu konuda
destek istedi.
Enver Öztürk de konuşmasında tüm Türk Cumhuriyetleri ile
yakın işbirliği ve dayanışma kurulması
gerektiğini belirterek, izolasyon ve ambargoların bir ölçüde
kalkması için iş insanları çerçevesinde oluşturulacak
işbirliğinin önemli olduğunu kaydetti.
Öztürk, Azerbaycan'la turizmde başlayan işbirliğinin
daha da gelişmesi gerektiğini ifade ederek, turizm
açısından önemli bir mekân olan Kuzey Kıbrıs'ın turizm
alanlarını genişletmeye çalıştıklarını
kaydetti.
KIBRIS 03/04/07
"KKTC Kuveyt'te ticaret ofisi açabilir"
4 Nisan,
2007 14:08:00 (TSİ) CNN TURK
CNN TÜRK
Kuveyt Başbakanı Nasır El Sabah'ın Ankara ziyaretinden KKTC
için sürpriz bir gelişme çıktı. El Sabah ve Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın ortak basın toplantısında, KKTC'nin
Kuveyt'te ticaret ofisi açmaya hazırlandığı açıklandı.
Görüşmede
ikili, bölgesel ve uluslararası konuların yanı sıra Kıbrıs
sorunu da ele alındı.
Konuk Başbakan, daha sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer ve TBMM Başkanı Bülent Arınç tarafından kabul
edilecek.
Kuveyt Başbakanı'nın bugün İstanbul'a gelerek iş
çevreleriyle görüşmesi bekleniyor.
'KKTC'nin kalkınması gıpta ile izleniyor'
4 Nisan,
2007 13:27:00 (TSİ) CNN TURK
Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, dünyanın
uyguladığı tüm zorluklara rağmen, KKTC'nin ekonomik
kalkınmasının dünyada gıpta ile izlenen bir durum
olduğunu belirterek, KKTC'nin kalkınmasının Türkiye ile kurulan
ekonomik işbirliği sayesinde olduğunu söyledi.
Türkiye
ile KKTC arasında 'Ekonomik Program ve Mutabakat Metni Protokolü' Devlet
Bakanı Şener ile KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk
tarafından Lefkoşa'da imzalandı.
Bakan Şener, Türkiye ile KKTC arasındaki yürekten
dayanışmanın dünyanın hiçbir yerinde ortaya
çıkmadığına işaret ederek, ''Bu yüzden Türkiye ile
KKTC ilişkilerinin niteliği farklıdır'' dedi.
Kıbrıs Türkleri'nin karşılaştığı
zorlukların 1974 Barış Harekatı ve KKTC'nin ilanı ile 1983'de
aşıldığını ve Kıbrıs Türkleri'nin
barış ve huzur içinde yaşayacakları bir ortam
oluştuğunu kaydeden Şener, bu güvenlik şemsiyesinin her
zaman ekonomik kalkınma ile desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Şener, izolasyonların, KKTC'nin performansını
etkilediğini belirtti, Türkiye ile kurulan ekonomik işbirliği
sayesinde KKTC'deki ekonomik kalkınmanın, dünyanın gıpta
ile izlediği bir durum olduğunu ifade etti.
Bakan Şener, dünyadaki hiçbir ekonominin, KKTC'ye uygulanan baskılara
maruz kalsa ayakta kalamayacağına işaret etti.
"Omuz omuzayız"
Şener, Türkiye ve KKTC'nin ele ele vererek, dünyanın haksız
tutumuna karşı her platformda mücadele verdiğini belirterek,
''Biz heyecanımızla birlikteyiz. Omuz omuzayız'' dedi.
Dünyanın onca baskısına rağmen, gelinen noktanın umut
verici olduğunu dile getiren Şener, KKTC'de kişi
başına düşen milli gelirin 2002'den 2006'ya kadar yüzde 68
artış gösterdiğini, kişi başına düşen milli
gelirin 4.400 dolardan 11.800 dolara çıktığını,
şimdi hedefin, bu ekonomik gelişmeyi kalıcı ve sürekli hale
getirmek olduğunu vurguladı.
''AB sihirli değnek değil"
Şener, AB'nin Mali Yardım Tüzüğü kapsamında KKTC'ye vermeyi
kararlaştırdığı 259 milyon euronun sürekli gündemde
tutulmasını eleştirerek, ''259 milyon eurocuk için, Kuzey
Kıbrıs'a veriliyor mu verilmiyor mu'' diye heyecan
yaratıldığını belirtti.
Türkiye'nin her yıl 400 milyon doları, kamuoyu gündeminde
tartışılmadan sessizce, 'Kıbrıs Türkünün refah düzeyi
iyileşsin, ekonomik faaliyetler artsın, ambargoyu hissetmesin' diye
her yıl bütçesinden ayırarak verdiğine işaret eden
Şener, AB'yi bir sihirli değnek gibi görmemek gerektiğini
bildirdi.
Şener, AB'nin yardımının, Türkiye'nin her yıl
yaptığı yardımın yarısı kadar olduğunu
ifade etti, AB yardımının sihirli bir değnekmiş gibi
sürekli tartışıldığını, ancak ''bir türlü de
damlamayan bir kaynak'' olduğunu söyledi.
AB fonlarının nasıl
kullandırıldığını Türkiye'den bildiklerini
belirten Şener, ''İşin içine çeşitli hesaplar girer'' dedi.
Şener, ambargonun daralttığı faaliyet alanlarını
Türkiye olarak açmayı görev bildiklerini, bunun birlik, beraberliğin
ve kardeşliğin bir sonucu olduğunu söyledi.
|
||
|
|
||
|
hurriyet.com.tr |
||
|
|
||
|
BRT'de yayınlanan belgeselde 1974 yılında Samson darbesi üzerine garantörlük anlaşması uyarınca, Türkleri korumak için Kıbrıs'a çıkan Türk subayları hakkında Rumların eleştirel ifadelerine yer veriliyor. Belgeselde Rumlar, Türk subayların kendi kızlarına tecavüz ettiklerini ve çocuklarını annelerinin kucaklarından alıp yere attıklarını öne sürüyor.
Belgesel üzerine KKTC medyası hükümete ve BRT yönetimine karşı kampanya başlattı. BRT Genel Müdürü Hüseyin Gürşan için Gürşan istifa manşetini atan Volkan Gazetesi, Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Soyer, BRT Yönetim Kurulu ve Yüksek Yayın Kurulu bu rezalete ve ahlaksızlığa seyirci mi kalacak? ifadesine yer verdi. BRT Genel Müdürü Gürşan ise "Duvarımız" adlı belgeselinin Kıbrıslı Türk ve Rumların yaşadığı acıları yansıttığını savunuyor. Gürşan, belgeselde, Kıbrıs basınında yer alan yorumların aksine, EOKAnın eleştirildiğini söylüyor. Gürşan, belgeselin, EOKAnın kuruluş yıldönümü olan 1 Nisan'da yayınlandığına dikkat çekerek, "EOKAnın Kıbrısta neler yaptığını, nelere neden olduğunu göstermek için belgeseli yayınladık" diyor. Türk basının belgeselin sadece Türk tarafını dikkate alarak eleştiride bulunduğunu söyleyen Gürşan, belgeselde Rumların şiddetle eleştirildiğini belirtiyor. BRT Genel Müdürü, belgeselin Avrupada ve Türkiye'deki film festivallerinde gösterildiğini söylüyor. Duvarımız belgesel i1993 yılında Alman ZDF televizyonun katkısıyla çekilmişti. |
HURRIYET 04/04/07
Lordlar: Doğrudan uçuşun destekçisiyiz
EKENOĞLU'NA DAVET... İngiltere Lordlar Kamarası
heyetinde bulunan Lord Ahmet, Fatma Ekenoğlu
başkanlığındaki bir heyeti Lordlar Kamarası'nda ve
Avam Kamarası'nda ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını
belirtti. Lord Maginnis ise AB'de Kıbrıslı Türklerle ilgili bir
etki yaratmak ve olumlu sonuçlar almak için koordineli bir şekilde
yürütülecek ciddi bir planlamaya ihtiyaç duyulduğunu kaydetti
Kuzey Kıbrıs'ta temaslarda bulunan İngiltere Lordlar
Kamarası üyeleri, Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuşlar
yapılmasına destek vererek, Kıbrıs Türkü'nün önüne
çıkan güçlüklerin kabul edilemeyeceğini vurguladı.
Lordlar, Kuzey Kıbrıs'taki temasları çerçevesinde dün
sabah Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i ziyaret etti.
Ziyarette ilk konuşmayı yapan Lord Maginnis, "KKTC'nin
destekçileri" olduklarını belirterek, burada bulunmaktan çok
mutluluk duyduklarını kaydetti.
Temaslarıyla ilgili başbakana bilgi aktaran Maginnis,
Kıbrıs Türkü'nün davasına sempatiyle baktıklarını
kaydetti.
Maginnis, KKTC yetkililerinin halkın iyiliği için çaba
gösterirken birçok güçlüklerle karşılaştıklarını
ve Kıbrıs sorununun çözümünde iyi niyetli
davrandıklarını bildiklerini kaydetti.
Ahmet ise konuşmasında, güzel adaya ilk kez geldiğini
belirterek, İngiltere'deki Kıbrıslı Türklerin ekonomik,
sosyal ve şimdi de ülkenin siyasi hayatında çok önemli rol
oynadıklarını kaydetti.
Ahmet, bu insanların şimdi köklerinin olduğu ülkeye
gelerek yatırım yaptıklarını belirterek, KKTC'yi
desteklediklerini, direkt uçuşun hayata geçmesini ve hava
yollarının daha çok turist getirmesini istediklerini söyledi. Ahmet,
böylece Kıbrıslı Türklerin dünyaya direkt
bağlanabileceklerini de söyledi.
Önceki gün DAÜ'yü de ziyaret ettiklerini belirten Lord Ahmet,
kendisinin ve diğer iki lordun KKTC üniversitelerinin de AB üniversiteler
sisteminin bir parçası olmasını talep eden bir mektuba imza
attıklarını kaydetti.
Ahmet, KKTC hükümetine destek vermekten çok büyük mutluluk
duyduklarını kaydetti.
Lord Harrison ise konuşmasında, gördükleri ilgiye
teşekkür ederek, direkt uçuşlar ve Kıbrıs Türkü'nün
mücadele verdiği diğer konularda desteğini belirtti. Harrison,
ülkede çok iyi üniversiteler olduğunu gözlemlediklerini de belirterek,
Kıbrıslı Türklerin çeşitli konularda
karşılaştıkları güçlükler hakkında da bilgi
edindiklerini, bunların kesinlikle kabul edilemez olduğunu kaydetti.
Soyer ise konuşmasında ziyaretten dolayı Lordlar
Kamarası üyelerine teşekkür ederek, Kıbrıs Türk
halkının siyasi eşitlik temelinde BM parametrelerine dayalı
barış ve çözüm istediğini kaydetti.
Kıbrıs Türkü'nün izolasyonlar altında olduğunu
söyleyen Soyer, izolasyonların kaldırılması mücadelesinde
kendileriyle bu değerleri paylaştıkları için Lordlara
teşekkür etti.
Soyer, Kıbrıs Türk halkı çözüm isterken Rumların
çözümsüzlüğü politika haline getirdiklerini kaydederek, bunun AB ve BM
prensiplerine aykırı olduğunu vurguladı. Kıbrıs
Türklerinin büyük bir mücadele verdiğini, izolasyonların
kabullenemeyeceğini ifade eden Soyer, direkt uçuş
yapılamadığını, sportif etkinliklere de
katılım gerçekleştiremediklerini anlattı.
Soyer, AB genişlemesi başladığında
"Akdeniz Serbest Ekonomik Bölge Olmalı" hedefinin
konulduğunu, ancak bunun gerçekleştirilemediğini söyledi.
Mali Yardım Tüzüğü ve Direkt Ticaret Tüzüğü
hakkındaki gelişmeleri de anlatan Soyer, Rum egemenliğini kabul
etmediklerini, Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'ta kurulduğunda iki
toplumlu bir cumhuriyet olduğunu, ancak şu anki
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin Elen bir karakteri olduğunu ve
1960 Cumhuriyeti'ne ters olduğunu kaydetti. Soyer, "Hemen, BM
parametrelerine dayalı bir çözüm istiyoruz" dedi.
Ekenoğlu'na davet
Kuzey Kıbrıs'ta temaslarda bulunan İngiltere Lordlar
Kamarası heyeti Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu
tarafından kabul edildi.
Lord Harrison ziyarete yaptığı konuşmada,
Kıbrıslı Türklerin sıkıntılarını
azaltmak için Lordlar Kamarası'nda ve AB'de ellerinden geleni
yapacaklarını kaydetti.
Lord Ahmet, Ekenoğlu başkanlığındaki bir
heyeti ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını söyledi.
Lord Maginnis ise AB'de Kıbrıslı Türklerle ilgili bir
etki yaratmak ve olumlu sonuçlar almak için koordineli bir şekilde
yürütülecek ciddi bir planlamaya ihtiyaç duyulduğunu kaydetti. Maginnis,
KKTC'nin Londra Temsilciliği'nin bu yönde bir çalışma yapmak
için gerekli olanaklara kavuşturulması gerektiğini de
vurguladı.
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu da KKTC'de yaşanan
zorlukları aşmak için yoğun bir çaba
harcadıklarını ve daha planlı çalışma
yöntemlerinden oluşan yeni bir döneme girileceğini kaydetti.
Lord Harrison
Lord Harrison, Kıbrıs ziyaretlerinin oldukça ilginç
geçtiğini kaydetti ve Kuzey Kıbrıs'ı görüp tanıma
fırsatları bulunduğunu söyledi. Kıbrıslı
Türklerin yaşadığı zorlukların yanında,
eğitim seviyesinin yüksek olduğunu ve turizm alanındaki
zenginliği de gördüklerini ifade eden Lord Harrison,
Kıbrıslı Türklerin misafirperverliğinden etkilendiklerini
de belirtti.
Lord Harrison, Kıbrıslı Türklerin
sıkıntılarını azaltmak için Lordlar Kamarası'nda
ve AB'de ellerinden geleni yapacaklarını kaydetti.
Lord Ahmet
Lord Ahmet de Lord Harrison'un söylediklerine
katıldığını ifade ederek, Fatma Ekenoğlu
başkanlığındaki bir heyeti Lordlar Kamarası'nda ve
Avam Kamarası'nda ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını
belirtti.
Lord Maginnis
Lord Maginnis ise 20 yılı aşkın bir süredir KKTC'ye
gelip gittiğini, Kıbrıslı Türklerin sorunlarını
ve her türlü gelişmeyi takip ettiğini kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin her seferinde yaşadığı
hayal kırıklığını da gözlemlediğini dile
getiren Maginnis, "Örneğin Londra'da ne kadar dostunuz olduğunu
biliyor musunuz" diye konuştu.
Maginnis, Kıbrıslı Türklerin Londra'daki
dostlarının siyasi partileri vasıtasıyla Brüksel'de etkili
olabileceğini de belirtti.
KKTC'nin Londra Temsilciliği'nin bu yönde 3-5 yıllık
stratejik bir planlama yapmasına olanak tanıyacak bütçeye sahip
olmasının faydalı olacağını dile getiren
Maginnis, koordineli bir şekilde yürütülecek ciddi bir planlamaya ihtiyaç
duyulduğunu vurguladı.
"Avrupa Parlamentosu'nda iyi bir planlamaya sahip olmamız
halinde bize olumlu tepkiler verecek arkadaşlarımız var"
diyen Maginnis, Ekenoğlu'ndan, KKTC meclisini, koordineli bir şekilde
yürütülecek planlamayı hazırlamaya olanak tanıyacak zemini
oluşturma konusunda teşvik etmesini istedi.
Kıbrıslı Rumların yürüttüğü faaliyetler
sonucunda Kıbrıslı Türklerin insan haklarının ihlal
edildiğini de vurgulayan Maginnis, planlı ve zorlu bir
çalışmayla ancak bu durumun değiştirilebileceğini
ifade etti.
Ekenoğlu: Sürekli Rum engeliyle karşılaşıyoruz
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu da heyeti mecliste
görmekten memnun olduğunu belirtti ve özellikle Ercan
Havaalanı'nı kullanarak KKTC'ye gelmelerinden mutluluk duyduğunu
kaydetti.
"KKTC'ye bir yolcuğun ne kadar zor olduğunu da
görmüş oldunuz" diyen Ekenoğlu, KKTC'nin
yaşadığı belli zorluklar olduğunu ve bu
zorlukları aşmak için çaba harcadıklarını
vurguladı. Takip ettikleri yolun, sürekli Rumların engeliyle
karşılaşıldığı için kolay
olmadığını ifade eden Ekenoğlu, sportif, sosyal ve
kültürel faaliyetlerin Rumlar tarafından engellendiğine işaret
etti. Yakın bir geçmişte Mali Yardım Tüzüğü'nün
geçtiğini ve uygulamaya konulduğunu anlatan Ekenoğlu,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçmesi için çaba verildiğini
belirtti. Ekenoğlu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geçmesiyle
izolasyonların bir noktada kırılacağına
inandığını ifade etti.
Ekenoğlu, Kıbrıslı Rumların güçlü lobicilikle
Kıbrıslı Türklerin haklılığını
nötrleştirdiğinin farkında olduklarını da belirtti ve
daha planlı çalışma yönetmelerinden oluşan yeni bir sürece
gireceklerini kaydetti.
Heyet üyeleri Ekenoğlu'ndan KKTC'de bayanların daha aktif
şekilde siyasete katılması için neler
yapıldığı, bayanlar için kotalar uygulanıp
uygulanmadığı ve meclis çalışmalarıyla ilgili
bilgiler de aldı.
Hristofyas'la gayrı resmi selamlaşıyoruz
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas'la temas kurma fırsatının bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine ise Ekenoğlu,
"Rumlar bizim meclisimizi tanımıyor, dolayısıyla
siyasi partilerle görüşürken parti başkanları olarak
görüşüyorlar. Benimle resmi bir görüşme yapmaları gibi bir
şey yok. Sivil toplum örgütlerinin ya da elçilerin
toplantılarında karşılaşıp gayrı resmi
selamlaşıyoruz, onun dışında bir temasımız
yok" dedi.
KIBRIS 04/04/07
Mesafe alıyoruz, olumlu sinyaller geliyor, ama
başarmış değiliz
"HİÇ BİR EKONOMİ, İZOLASYON ALTINDA
BAŞARI GÖSTEREMEZ"... Abdüllatif Şener, KKTC ekonomisinin
dünyaya açılma ihtiyacı duyduğuna işaret ederek,
"Mesafe alıyoruz, olumlu sinyaller geliyor, ama
başarmış değiliz" dedi. Hiçbir ekonominin izolasyon
altında başarı gösteremeyeceğini belirten Şener,
KKTC'deki milli gelirin artması ve ekonominin gösterdiği iyi
performansın en önemli etkenlerinden birinin, Türkiye Cumhuriyeti'nden yapılan
yardımlar olduğunu söyledi
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, "Ekonomik Program
Mutabakat Metni"ni imzalamak ve temaslarda bulunmak amacıyla dün
KKTC'ye geldi.
Bakan Şener'i, dün Ercan Devlet Havaalanı'nda, Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Maliye Bakanı Ahmet Uzun ve diğer yetkililer
karşıladı.
Şener, Talat'ı ziyaret etti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Kıbrıs
İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener'i kabul etti.
TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin ve
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in
de hazır bulunduğu görüşmeyle ilgili basına açıklama
yapılmadı, sadece görüntü alınmasına olanak
sağlandı.
Şener, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmesinin
ardından, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
tarafından kabul edildi.
Şener: Ekonomi izolasyon altında başarı gösteremez
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, Cumhuriyet Meclisi
Balkanı Fatma Ekenoğlu'nu ziyaret etti.
Abdüllatif Şener, ziyarette yaptığı konuşmada,
ikili ekonomik ve siyasi ilişkilerin önemine dikkat çekerek, KKTC
ziyaretinin çok yönlü hedeflere dayandığını söyledi.
Geçtiğimiz yıl Başbakanlar arası imzalanan ekonomik
ve mali işbirliği protokollerine dayanan ekonomik bir program
hazırladıklarını söyleyen Şener, bu nedenle
Kıbrıs'ta bulunduğunu, protokol ve mutabakat metninin
Kıbrıs Türkleri için önemli olduğunu ifade etti.
Abdüllatif Şener, KKTC ekonomisinin dünyaya açılma
ihtiyacı duyduğuna da işaret ederek, "Mesafe alıyoruz,
olumlu sinyaller geliyor, ama başarmış değiliz"
şeklinde konuştu.
Hiçbir ekonominin izolasyon altında başarı
gösteremeyeceğini belirten Şener, KKTC'deki milli gelirin
artması ve ekonominin gösterdiği iyi performansın en önemli
etkenlerinden birinin, Türkiye Cumhuriyeti'nden yapılan yardımlar
olduğunu söyledi.
Şener, ambargo ve izolasyona rağmen KKTC ile ilgili rakamlara
bakıldığında bunların memnuniyet verici olduğunu
da sözlerine ekledi.
Ekenoğlu: Türkiye ile ikili ilişkiler devam edecek
Cumhuriyet Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Şener'e,
yoğun programı içerisinde kendisine ziyaret gerçekleştirmesinden
dolayı teşekkür etti.
Ekenoğlu, TC ile ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin
süreceğini kaydederek, bu tür ekonomik programların sürekli incelenip
gözden geçirildiğini söyledi.
2004 yılı referandumunun ardından gelen
gelişmelerin kendilerini mutlu ettiğini kaydeden Meclis
Başkanı Ekenoğlu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
uygulanmasının Kıbrıslı Türkler için önemli
olduğunu söyledi. Ekenoğlu, KKTC üzerindeki izolasyonun
kalkmasıyla Kıbrıs Türklerinin kendi ekonomik gücünü ayakta
tutabileceğini belirterek, Türkiye ile ikili ilişkilerin her alanda
devam edeceğini bildirdi.
Programı
Bakan Şener, saat 20.00'de, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver
Öztürk'ün, Girne Ambiance Restoran'da onuruna verilen yemeğe
katıldı.
TC ve KKTC arasındaki "Ekonomik Program Mutabakat Metni"
ise, bugün saat 10.00'da Sayıştay Toplantı Salonu'nda
imzalanıyor.
TC Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, imza
töreninin ardından, saat 10.45'te, Başbakan Ferdi Sabit Soyer
tarafından kabul edilecek. Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı saat 11.30'da
ziyaret edecek Şener, öğleyin Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in
Saray Otel'de onuruna vereceği yemeğe katılacak. Şener,
saat 16.15'te KKTC'den ayrılacak.
KIBRIS 04/04/07
Kayıp Şahıslar Komitesi:Kayıp
kalıntılarına ilişkin genetik teşhis
çalışmaları başladı
Komiteden yapılan açıklamada, Kıbrıslı Türk ve
Rum genetikçilerden oluşan bir grubun, Kıbrıs Nöroloji ve Genetik
(CING) Enstitüsü'ne bağlı Forensic Genetik Laboratuarı'nda
(LabFoG) yürütülen çalışmalara katıldığı
belirtildi.
Kayıp Kıbrıslı Türklerin yakınlarına ait
DNA örneklerinin CING'e gönderildiği belirtilen açıklamada,
kayıp Rumların yakınlarına ait DNA örneklerinin ise daha
önceden CING'e gönderildiği hatırlatıldı.
Açıklamada, komiteye bağlı Antropoloji
Laboratuarı'nın ilk kemik örneklerini CING'e sunduğu ve bununla
çıkarılacak DNA'lar sayesinde ilgili kişilerin kimliklerinin
belirlenmesinin ümit edildiği kaydedildi.
Sürecin bilimsel zorluğunun vurgulandığı
açıklamada, kalıntıların kime ait olduğunun
belirlenmesinin ne kadar zaman alacağının önceden
belirlenmesinin zorluk yarattığı ifade edildi.
Açıklamada, kalıntıların ilkbahar sonunda
kayıp şahıs ailelerine teslim edilebileceği de kaydedildi.
KIBRIS 04/04/07
Almanya, tarafların neyi kabul edip neyi kabul
etmeyeceğini sorguluyor
"AB DÖNEM BAŞKANI ÇOK KETUM... NE DÜŞÜNDÜĞÜNÜ
BİLMİYORUZ"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda tarafların neyi
kabul edip, neyi kabul etmeyeceğini sorgulayan AB Dönem Başkanı
Almanya'nın çok ciddi, ketum, dışa bilgi sızdırmayan
bir çalışma yürütmesinden dolayı ne düşündüğünün
bilinmediğini söyledi
"PAKETİN AMACI EKONOMİK GELİŞMEMİZİ
BALTALAMAK"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının,
Kıbrıslı Türkler için "ekonomik paket" hazırlama
çabasının, bütünüyle düşmanlık koktuğuna işaret
ederek, amacın, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik
gelişmesini baltalamak veya kontrol altına almak olduğunu
belirtti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda tarafların neyi kabul edip,
neyi kabul etmeyeceğini sorgulayan AB Dönem Başkanı
Almanya'nın çok ciddi, ketum, dışa bilgi sızdırmayan
bir çalışma yürütmesinden dolayı ne düşündüğünün
bilinmediğini söyledi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili gelişmelerin
sorulması üzerine, Almanya'nın yürüttüğü çalışmalar
konusunda dışarıya bilgi
sızdırmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev'in geçen hafta Brüksel ve Berlin'de temaslar
yaptığını ancak Almanya'nın ne düşündüğü
konusunda Türk tarafının elinde yeterli bilgi bulunmadığını
belirten Erçakıca, "Elimizde bilgi olsa bile bu aşamada, bu
bilgiyi basınla tartışmak doğru olmayabilir.
Çalışmaları sekteye uğratabilir" dedi.
Türk tarafının, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
kuzeydeki deniz ve hava limanlarından AB ile iyi ticari ilişki
kuracak şekilde kabul edilmesi üzerinde durduğuna işaret eden
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi halinde,
KKTC ekonomisinin yıllar içinde yeniden şekillenmesi ve AB ülkeleri
ile olan ticaretin artması beklenmektedir. Bu ekonominin doğal bir
kuralıdır. Bu tüzüğün ihtiyaca cevap verecek bir içerikle
onaylanması durumunda, ABAD kararının ülkemiz ekonomisi üzerinde
yarattığı olumsuz etkiler ortadan kalkacak ve ekonomik
izolasyonların kaldırılması yönünde önemli bir adım
atılmış olacaktır. AB ülkelerinden beklentimiz,
Kıbrıs Rum tarafının engelleme girişimlerine prim
vermemeleri ve Kıbrıslı Türklerin dünya ile bütünleşme
mücadelesini desteklemeleridir."
Paketin amacı; ekonomik
gelişimizi kontrol altına almak
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türkler için
"ekonomik paket" hazırlama çabasının, bütünüyle
düşmanlık koktuğuna işaret ederek, amacın;
Kıbrıs Türk tarafının ekonomik gelişmesini baltalamak
veya kontrol altına almak olduğunu belirtti.
Söz konusu paketin, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı
Türkler ile ilişki kurmasını engellemek amacıyla
hazırlandığını söyleyen Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının bu çabasının, özel olarak,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesini engellemek olduğunu
belirtti.
Kıbrıslı Türklerin kalkınmasının hiçbir
koşulda Kıbrıs Rum tarafının insafına ve
idaresine teslim edilmesinin mümkün olmadığını kaydeden
Erçakıca, şunları söyledi:
"Kıbrıs Rum tarafı, 1963 yılından beri
Kıbrıslı Türklere en koyu ambargoları uygulamaktadır.
Kıbrıs Rum tarafının, 1960'lı yıllarda,
Kıbrıs Türk bölgelerine samandan çiviye; çimentodan demire kadar her
çeşit malın girmesini yasakladığı
unutulmamalıdır. Yeşil Hat Tüzüğü'ne karşın, AB
standartlarını karşılayan Kıbrıs Türk
malları bile Güney Kıbrıs'taki market raflarında yer
bulamıyor."
Hasan Erçakıca dün düzenlediği brifinginde, Güney
Kıbrıs'ın Kıbrıs Türklerine yönelik
hazırladığı "ekonomik paketi" de
değerlendirdi.
Söz konusu paketin, Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı
Türkler ile ilişki kurmasını engellemek amacıyla
hazırlandığını söyleyen Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının bu çabasının, özel olarak,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesini engellemek olduğunu
belirtti.
Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının; Kuzey
Kıbrıs'taki ekonomik kalkınmadan kendine pay
çıkardığını ve Kuzey Kıbrıs'ta kişi
başı düşen gelirin yaklaşık yüzde 300 artmasının
Kıbrıs Rum tarafının aldığı önlemlerle
sağlandığı iddiasında bulunduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs Türk ekonomisinin son yıllarda
sağladığı gelişmede, son yıllarda izlenen
barış ve çözüme yönelik politikaların büyük rolü olduğunun
herkes tarafından kabul edildiğine işaret eden Erçakıca,
"Kıbrıs Rum tarafı, bir yandan Kıbrıslı
Türklerin ekonomik refahında kendilerinin pay sahibi olduğunu iddia
ederken; diğer yandan, AB ile ticaretimizin çok küçük olduğundan ve
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne gerek olmadığından söz
etmektedir" dedi. Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:
"1994 yılında alınan Avrupa Birliği Adalet
Divanı (ABAD) kararını hatırlatmak gerekir. Bu kararla AB
ülkelerinin, Kuzey Kıbrıs ile ticari ilişkileri yeniden
düzenlenmiştir. Bunun da, Kuzey Kıbrıs'ın dış
ticareti üzerine olumsuz etkileri olmuştur. 1993 verilerine göre, AB'nin
KKTC'nin toplam ihracatı içindeki payı % 67 iken, 2005
itibarıyla bu oran %27'ye düşmüştür. Bu durum, AB'den
yapılan ithalatı da olumsuz yönde etkilemiştir."
KIBRIS 04/04/07
Şeyh KKTC'ye ofis sözü verdi
05/04/2007 RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Türkiye'yi
ziyaret eden Kuveyt Başbakanı Şeyh Nasın el Sabah,
'Kuveyt'te KKTC ofisi' açma sözü verdi. Erdoğan, ortak basın
toplantısında Şeyh'in kendilerine müjdeyi verdiğini
belirterek, "Bu akşam da güzel bir tevafuk doğdu. KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da burada olacak. Onlar için bu güzel
bir vesile olacak" dedi. El Sabah da, Körfez İşbirliği
Konseyi olarak KKTC ile işbirliğinden memnun olacaklarını
vurguladı. El Sabah ayrıca, yakında Türkiye'nin tüm sanayi
ürünlerini Körfez pazarında görmeyi umduklarını belirtti.
İki ülke işbirliğinin gelişmesiyle Kuveyt'in
yatırımlarda Türkiye'de 'farklı konuma' geldiğini kaydeden
Erdoğan ise, örnek olarak Şişli'de bir alışveriş
merkezinin Kuveytliler tarafından satın alınmasını
gösterdi.
KKTC'de 'Duvarımız' belgeseline tepki
05/04/2007 RADIKAL
AA - LEFKOŞA -
KKTC'de 1974 sonrası Kıbrıslı Türk ve Rumların
başına gelenleri aktaran Abdi İpekçi ödüllü
'Duvarımız' belgeselinin geçen perşembe Bayrak Radyo Televizyon
Kurumu'nda (BRTK) yayımı tepki çekti. Belgeselde Türkiye'nin
'işgalci', Türk askerinin 'tecavüzcü', Türk Mukavemet
Teşkilatı'nın 'ırz düşmanı' gösterildiğini
savunanlar sert tepki verdi. Güney Kıbrıs'ta yaşayan Niyazi
Kızılyürek ile Panikos Hrisantu'nun ortaklaşa
hazırladığı büyük kısmı Rumca olan ve Türkçe
altyazıyla yayımlanan belgeselde, 1974 sonra göç etmek zorunda kalan
Rumların ve birbirinden ayrı düşen Türklerle Rumların duygularına
yer veriliyor. Filmde, Güney Kıbrıs'ta yaşayan şair
Neşe Yaşın da şiir okuyor.
Muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi'nin Genel Sekreteri Nazım
Çavuşoğlu, milli duyguların ayaklar altına
alındığını söylerken, BRTK'yı iktidarın
yayın organına dönüşmekle suçladı. Çavuşoğlu
soruşturma talep ederken, KKTC Yayın Kurulu Başkanı
İlkay Diren, belgeseli izleyip gerekli değerlendirmeyi
yapacaklarını söyledi.
Gül'den ticaret tüzüğü atağı
ALMANYA: AB SÖZÜNÜ TUTMALI... Doğrudan ticaret tüzüğünün
fonksiyonel bir şekilde geçirilip izolasyonların
kaldırılması için temaslarda bulunan Gül ile bir araya gelen
Steinmeier, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların
kaldırılması konusunda AB'nin verdiği sözleri tutması
gerektiğini vurguladı
Almanya Dışişleri Bakanı Frank Steinmeier ile
Berlin'de görüşen Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül Türkiye'nin AB sürecine destek istedi. Gül temasları
sırasında doğrudan ticaret tüzüğünün fonksiyonel bir
şekilde geçmesi için girişimlerde bulundu:.
Almanya ile Türkiye arasındaki yakın ve çok yönlü
ilişkilere dikkat çeken Gül, "İki ülkenin birbirlerine desteklerinin
de buna paralel olması gerekir" dedi. Türkiye'nin AB'nin Berlin'deki
50'nci kuruluş yıldönümü etkinliklerine davet edilmemesi de
görüşmede gündeme geldi.
"Kesinlikle herhangi bir ülkeye karşı bir
davranış değildir" diyen Alman Dışişleri
Bakanı Steinmeier, törenler sırasında kabul edilen belgede
AB'nin şu anki durumu ve geleceğine ilişkin ifadelerin de yer
alması nedeniyle hiçbir aday ülkenin davet edilmediğini savundu.
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların
kaldırılması konusunda AB'nin verdiği sözleri tutması
gerektiğini vurgulayan Steinmeier, İran'ın gözaltına
aldığı İngiliz askerler konusunda Türkiye'nin
attığı adımlardan dolayı da teşekkür etti.
Esenboğa'da açıklama
Esenboğa havaalanında hareketinden önce
yaptığı açıklamada Türklerin Almanya siyasetinde,
meclisinde, kültür ve sanat alanında faaliyet gösterdiğini vurgulayan
Gül, ikili ilişkileri daha da ileriye taşıyacaklarını
söyledi.
Köln'de faaliyete geçecek e-konsolosluk ile ilgili olarak da bilgi
veren Türkiye Dışişleri Bakanı, yurtdışında
yaşayan 5 milyon Türk'ten 4 milyon 800 bininin konsolosluklara gitmeden
işlemlerinin büyük bölümünü bilgisayar aracılığıyla
gerçekleştirebileceğini söyledi.
Almanya'daki ikinci durağı Köln'e geçecek olan Gül, burada
düzenleyeceği toplantıda, ziyaretinin önemli bir boyutunu
oluşturan e-konsolosluk projesini uygulamaya koyacak. Bakan Gül,
Almanya'da Türk çatı kuruluşları temsilcileriyle de bir araya
gelecek.
Türkiye'nin AB müzakere sürecinde işletmeler ve sanayi
politikası faslı geçen hafta içinde müzakerelere
açılmıştı. Türkiye, işletmeler ve sanayi
politikası dışında ekonomik ve parasal politika, istatistik
ve mali kontrol fasıllarının da Almanya dönem
başkanlığı sırasında müzakerelere
açılmasını bekliyor.
Diplomatik kaynaklar, AB dönem başkanı Almanya'nın da
dönem başkanlığı sırasında yeni bazı
fasılların açılmasına sıcak
baktığını kaydediyorlar. Türkiye Başbakan Erdoğan
ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, 16-20 Nisan günleri arasında
düzenlenecek Hannover Sanayi Fuarı çerçevesinde "Alman-Türk
İş Zirvesi ve 13. Alman-Türk İşbirliği Konseyi"
toplantısına katılacaklar.
KIBRIS 05/04/07
Kuveyt'te ticaret ofisi açıyoruz
KUVEYT'TEN MÜJDE... Kuveytli iş adamlarının KKTC'de
yatırıma girmesi noktasında adım atması
kararlaştırılırken, KKTC'nin Kuveyt'te ticaret ofisi
açacağı müjdesi verildi. Kuveyt Başbakanı KKTC ile
işbirliğini memnuniyetle karşıladıklarını
belirtti
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuveyt
Başbakanı Şeyh Nasır AL Muhammed Al Ahmed Al Sabah'ın,
Kuveytli iş adamlarının KKTC'de yatırıma girmesi noktasındaki
atacakları adımlar ve KKTC'nin Kuveyt'te bir Ticaret Ofisi
açabileceğine dair kendilerine müjde verdiğini söyledi.
Erdoğan, Kuveyt Başbakanı Şeyh Nasır Al
Muhammed Al Ahmet Al Sabah ile Başbakanlık Merkez Bina'da, baş
başa ve heyetler arası görüşmenin ardından ortak basın
toplantısı yaptılar ve soruları yanıtladılar.
Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili
olarak, KKTC'de Kuveytli iş adamlarının yatırıma
girmesi noktasındaki atacakları adım ve KKTC'nin, Kuveyt'te
Ticaret Ofisi açabileceğine dair sayın başbakanın müjde
verdiğini söyledi. Erdoğan, "Bu (dün) akşam da güzel bir
tevafuk doğdu. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da bu (dün)
akşam burada olacak, kendileriyle de bir görüşmemiz var. Onlar için
de bu güzel bir vesile olacak, zira gerek Umman gerek Katar gerekse
Birleşik Arap Emirlikleri'nden sonra Kuveyt'te de böyle bir
adımın atılması, körfez ülkelerinde bu işin ne kadar
önemsendiğinin de güzel bir ispatı durumundadır" dedi.
El Sabah: KKTC ile işbirliğini memnuniyetle
karşılıyoruz
Kuveyt Başbakanı Nasır El Muhammed El Ahmed El Sabah,
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri olarak, KKTC ile
işbirliği yapmaktan memnun olacaklarını, KKTC'nin ülkesinde
bir ticaret ofisi açacağını bildirdi.
El Sabah, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile
görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, Kuveyt ile Türkiye arasında her alanda
işbirliğinin devam ettiğini, iki ülkenin bölgesel ve
uluslararası meselelerde siyasi tavırları arasında
paralellik bulunduğunu söyledi.
Türkiye ile Kuveyt arasında önemli anlaşmalara imza
atıldığına işaret eden El Sabah, iki ülke
arasında muhtelif alanlarda daha önce imzalanmış anlaşmalar
bulunduğunu hatırlattı.
El Sabah, sadece Kuveyt değil, tüm KİK ülkeleri olarak
Türkiye ile tüm alanlarda işbirliğine hazır
olduklarını vurgulayarak, Kuveyt'in Türkiye'deki
yatırımlarının memnuniyet verici düzeyde
olacağını ifade etti.
Hava ulaşımı alanında önümüzdeki dönemde
işbirliği olabileceğini belirten El Sabah, sağlık
alanında ve diğer alanlarda ilgili bakanlar arasında
görüşmelerin devam edeceğini kaydetti.
El Sabah, "kardeşim" diye hitap ettiği
Başbakan Erdoğan ile görüşmesi sırasında, genel olarak
Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında hava ulaşımı
alanında işbirliğinin desteklenmesi hususunda talepte
bulunduğunu ve bu çerçevede iki ülkenin resmi hava yolu
kuruluşlarının görüşmelerde bulunacağını
söyledi.
Körfez ülkelerine de çağrıda bulunan El Sabah, "Gelin
siz de Türkiye'de varlığınızı gösterin" ifadesini
kullandı.
El Sabah, KKTC için de yatırım projeleri olup olmadığının
sorulması üzerine, "Körfez İşbirliği Konseyine üye tüm
ülkeler olarak KKTC ile işbirliğini memnuniyetle
karşılıyoruz" diye konuştu. El Sabah, TC
Başbakanı Erdoğan'ın da ifade ettiği üzere, KKTC'nin
Kuveyt'te bir ticaret ofisi açacağını kaydetti.
Kuveyt Başbakanı El Sabah, Türk sanayi ürünleri ve ticaret
mallarının Kuveyt üzerinden Körfez ülkelerine
ulaştırılabileceğini, Kuveyt'ten Umman
Sultanlığı'na kadar uzanan şeritteki pazarlara Türk
ürünlerinin tamamının ulaşmasını istediklerini
belirtti. El Sabah, yakın gelecekte Türkiye'nin bütün ürünlerini Körfez
pazarlarında görmeyi umduklarını ifade etti.
Erdoğan ile görüşmelerinde kültürel ve askeri alanlarda
işbirliğine ilişkin temennilerini de ifade ettiklerini söyleyen
El Sabah, ayrıca veteriner hekimliği alanında
işbirliğine ihtiyaç duyduklarını ve görüşmede
Başbakan Erdoğan'dan hayvan sağlığı alanında
yardım talebinde bulunduğunu, bunun da kabul gördüğünü bildirdi.
Basın toplantısından önce iki ülke arasında
çeşitli belge ve anlaşmalara imza atıldı. Bu çerçevede
resmi pasaport hamillerinin karşılıklı olarak giriş
vizesinden muaf tutulmalarına ilişkin mutabakat muhtırası,
Türkiye ile Kuveyt Arasında Kültürel Değişim Programı ile
TOKİ ile Kuveyt Finance House arasında ortak ön girişim
çalışma anlaşması ilgili yetkililer tarafından
imzalandı.
KIBRIS 05/04/07
Türkiye'den 600 trilyonluk yardım
AMAÇ, ÜRETKEN BİR EKONOMİ KURULMASI... Türkiye'nin,
Kıbrıs işlerinden de sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, Kuzey Kıbrıs'ta
üretken bir ekonomi kurulması için KKTC'ye ekonomik yardım
yapıldığını bildirdi ve 600 trilyon TL'lik bu
yardımın 560 trilyonunun devlet harcamalarına, 40 trilyonunun da
teşvik ödeneklerine ayrıldığını belirtti
BÜTÇE DENGELERİNE DİKKAT EDİLMELİ... "Ekonomik
programın özeti, üretken bir ekonominin kurulmasıdır. Rasyonel
bir politika izlenmesidir. Bütçe dengelerine dikkat edilmelidir.
Kıbrıs Türkü'nün üretken karakterinin artırılmasına
yönelik destekler verilmektedir" diyen bakan Şener, ekonomik
programın üretime yönelik olduğunu vurguladı
Yeliz K. SARICA
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, TC-KKTC arasında dün
imzalanan "Ekonomik Program ve Mutabakat Metni Protokolü"
çerçevesinde Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'a 2007 yılı için 600
trilyon TL yardımda bulunacağını bildirdi.
Kıbrıs işlerinden de sorumlu Abdüllatif Şener, bu
yardımdan 560 trilyon TL'nin devlet harcamalarına ve 40 trilyon
TL'nin de teşvik ödeneklerine ayrıldığını
belirtti.
"Ekonomik Program ve Mutabakat Metni"ni KIBRIS'a değerlendiren
Bakan Şener, "Ekonomik programın özeti, üretken bir ekonominin
kurulmasıdır. Rasyonel bir politika izlenmesidir. Bütçe dengelerine
dikkat edilmelidir. Kıbrıs Türkü'nün üretken karakterinin
artırılmasına yönelik destekler verilmektedir" dedi.
Şener, ekonomik programın genel ilkeleri olduğunu,
ekonominin rasyonel hale dönüştürülmesi için hangi ilkeler
doğrultusunda iş yapılmasıyla ilgili prensipler
olduğunu kaydetti.
Hangi işlerin yapılacağına ilişkin bir
sıralama olmadığını ifade eden bakan Şener,
Türkiye'nin KKTC'ye vereceği para miktarını belirlediğini,
hizmetlerin de ona göre planlandığını ifade etti.
Şener, "2007 için 600 trilyon TL verilecek. 40 trilyon TL
değişik yatırımlar için teşvik ödenekleridir. Bunlar
özel girişimlere verilen ödeneklerdir. Geri kalan 560 trilyon TL ise
doğrudan doğruya hükümetin yapmış olduğu işlerin
finansmanında kullanılan kaynaktır" diye konuştu..
Memur maaşlarının, yol, okul, hastane
inşaatları, üniversite yatırımları, havaalanı
yatırımı gibi işlerin Türkiye'nin verdiği finansmandan
sağlandığını anlatan Şener, bazı
işlerin de Türkiye hibeleriyle gerçekleştirildiğini, birçok
şeyde ilave destek verildiğini kaydetti.
"Kıbrıs politikası maaşlara
kilitlenmiş"
Türkiye Başbakan Yardımcısı Şener,
Kıbrıs'taki politikaların maaşlara kilitlendiğini,
bundan daha büyük şanssızlık olamayacağını
söyledi.
Bunun ülke ekonomisi için iyi bir durum olmadığını
ifade eden Şener, şöyle konuştu:
"KKTC'de hemen hemen her evde birkaç kişi devletten maaş
alıyor. Herkesin zihninde maaşlarda belli bir artışın
sağlanması, refah içerinde bir yaşam düzeyinin
kurulmasıdır.
Dünyanın hiçbir yerinde bir ekonominin performansı bu tüketim
kalıpları içerisinde yorumlanamaz. Dünyada ileri ülkeler, geri
kalmış ülkeler vardır. Sefalet içerisinde, yoksulluk düzeyinde
ülkeler vardır. Bunlar birbirinden ayıran temel kavram ülke
ekonomilerinin üretim kapasitesidir. Yani üretim kapasitesi iyi olan ülkeler
gelişmiştir, kalkınmıştır. Üretime yönelmeyip,
hep bir yerden para bulmak isteyen ülkeler, varlığını
sürdürmeye çalışan ülkeler hep sorunlu olmuşlardır.
Gelecekte de bu sorunlar her zaman karşılarına
çıkacaktır. Kıbrıs'ı böyle değerlendirmemek
lazım. Kıbrıs'ta ambargo var."
Kıbrıslı Türklere destek veriyoruz
Bakan Şener, Kuzey Kıbrıs'ta ambargo
uygulandığını, bu ambargonun ortaya
çıkardığı birçok olumsuzluklar ve sıkıntılar
olduğunu belirtti.
Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargonun
sıkıntılarını Kıbrıslı Türklere
yaşatmamak için destek verildiğini ve önemli miktarda kaynak
aktarıldığını ifade eden bakan Şener, şöyle devam
etti:
"Kıbrıs ekonomisi tamamıyla Türkiye'nin
verdiği desteklerle ayakta. Hatta özel sektörün, piyasanın
işleyişi bile Türkiye'nin verdiği desteklerle
sağlanıyor. Burada 6 üniversitenin kurulmasını
sağlamışız, destek vermişizdir. Üniversitelerde 40 binin
üzerinde öğrenci okumaktadır. Öğrencilerin büyük
çoğunluğu hemen hemen Türkiye'den gelen öğrencilerdir. Bu
öğrenciler, üniversitelere para vermektedirler. Üniversitelerdeki
profesörlerin finansını sağlıyor. Öğrenciler buraya
birçok harcama yapıyor. Piyasadaki alışveriş de
öğrencilerden kaynaklanmaktadır.
Turizme büyük destek veriyoruz. Turizm tesislerine Türkiye çok büyük
finansman destek sağlanmıştır. Bunun ötesinde buraya
ambargo nedeniyle gelen turistin büyük kısmı Türkiye'den gelmektedir.
Bu yine piyasanın ekonominin canlı kalmasına yardımcı
olmaktadır. Burada altyapı yatırımlarının
ekonomik varlığının devamı için önemlidir. Yolundan
havaalanına kadar belediyelerin altyapısına kadar her konuda
Türkiye'nin vermiş olduğu destekler vardır. Devletin burada
yaptığı harcamalara doğrudan katkı
sağlıyoruz. Memurların aldığı maaşlara,
bütçeden yapılan cari harcamalara, transfer harcamalarına, çiftçiye
yapılan desteklere, yatırım harcamalarına Türkiye'den
yapmış olduğu katkıların büyük payı vardır.
Buradaki potansiyeli ortaya çıkaran Türkiye'yle kurulmuş olan
işbirliğidir. Buradaki diplomalar geçersizdir dendiğinde 40 bin
öğrenci sıfıra iner.
Türkiye'de memur maaşı en düşük 500 dolardır.
Kıbrıs'ta en düşük 900 dolardır. Demek ki Türkiye
ekmeğini burayla paylaşmaktadır. Milli gelir 5 bin 500 dolar,
Kıbrıs'ta 11 bin 800 dolar. Satın alma gücüne bakıyorsunuz
22 bin dolar. Türkiye, Kıbrıs'ı kendi onuru
saymıştır. Kıbrıs Türkü'nün refahını ve
dünyaya karşı görünüşünü kendi onuru olarak görmüştür. Bu
nedenle dünya KKTC'ye baktığı zaman burada yoksulluk, sefalet
görmesin perişanlık görmesin. Mutlu huzurlu insanlar görsün. Refah
düzeyi yüksek insanlar görsün diye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına
yaptığından daha fazla desteği KKTC
vatandaşlarına yapmaktadır."
Dünyanın ambargolarını yenme
kararlılığındayız
Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'a verdiği desteğin,
gelecekte dünyanın Kuzey Kıbrıs'a karşı direncini
kıracağı bir politika olacağını ifade eden
Şener, bu kararlılıklarının dünyanın ambargosunu
yenecek bir kararlılık olduğunu söyledi.
Bakan Şener, "Bu durum, dünyanın olumsuz
bakışını da ortadan kaldıracak bir durumdur. Kuzey
Kıbrıs'ta yoksulluk, perişanlık olsaydı "bize
teslim olacaklar" diyeceklerdi. Şimdi Kuzey Kıbrıs
vardır. Anayasal kurumları vardır. Demokrasi geleneği oluşmuştur.
Ekonomik potansiyeli ve performansı vardır. Bu şekilde
bakıyorlar. Rumlar da, dünya da, Yunanistan da, Avrupa Birliği de
Kuzey Kıbrıs da. Bunu ortaya çıkaran mekanizma ise Türkiye'yle
birlikte yürütülen işbirliğidir." diye konuştu.
Türkiye'nin Kıbrıs politikası
Kıbrıs konusunda Türkiye'nin politikalarının belli
olduğunu, Kıbrıs'ın milli bir mesele olduğunu söyleyen
bakan Şener, şöyle konuştu:
"Her Kıbrıslı açısından da
Kıbrıs milli bir mesele olmalıdır. Türkiye
açısında Kıbrıs milli bir mesele olarak
değerlendirilmektedir. Türkiye'nin izlediği politikanın ne
olduğu açıktır. Kıbrıs Türkü'nün güven ve refah
içerisinde olmasıdır. Refah düzeyinin yüksek olmasıdır.
Kıbrıs Türkü'nün mutlu ve huzurlu olmasıdır. Bunu
sağlamak için ekonomik programlar uyguluyoruz. Kıbrıs Türkü'nü
uluslararası camiada yalnız bırakmıyoruz. Her zaman
yanlarındayız. Dünya, Kıbrıs ve Kıbrıs Türkü'nü
tanımıyor aslında. Bir ilişkiye girmek istemiyor ama
Türkiye Cumhuriyeti bugün dünyanın 19 büyük ekonomisinden biridir.
Diplomasi ve devlet geleneği dünyanın en eski geleneğinden
biridir. Kıbrıs'ın da yanındadır. KKTC'nin ve
Kıbrıs Türkü'nün hakkını hukukunu başta Avrupa
Birliği olmak üzere dünyanın dört bir yanında, her
toplantıda savunmaktadır. Türkiye'nin bu gayreti, Kıbrıs
Türkü'nün hakkını koruma yönündeki uluslararası alandaki
faaliyetleri olmasa, Kıbrıs, kendini dışarıya
anlatamayacaktır. Bu çerçevede, işbirliği ve beraberliğin
çok büyük yeri olduğu görülmektedir. Kuzey Kıbrıs'ta izolasyonun
kaldırılması her toplantıda Türkiye'nin temel gündem
maddelerinden biri olmuştur. Asya, Afrika, Avrupa, Amerika ve diğer
ülkeler nezdinde sürekli her toplantıda bunları konuşuyoruz.
Geçen yıl, Küba'da toplantıya gitmiştim.
Duymadığım ülke temsilcileriyle yaptığımız
toplantılarda Kıbrıs'ı ve KKTC'ye yönelik
izolasyonların kaldırılmasını aktardım. Aynı
politikamız devam ediyor. Avrupa nezdinde de aynı politikaları
sürdürüyoruz. Türkiye, bu politikalarla sürekli Avrupa Birliği
ilişkilerinde mesafe alınması için baskı yapıyor.
Nitekim son gelinen noktada ticaret tüzüğünün dikkate alınması
yönünde bazı gelişmeler sağlanmıştır. Ama gerek
AB'nin gerekse dünyanın birçok ülkesinin Kıbrıs Türkü'ne
bakışının olumlu olmadığını gördükçe
üzüntü duyuyoruz. AB, Rum taleplerinin etkisi altındadır. Rumlar,
AB'yi derinden etkilemektedir. 2004 Nisan referandumunu reddeden taraf Rum
tarafı olmasına rağmen AB Rumların etkisindedir. Biz bu
haksız tutumun ve tavrın karşısında Kıbrıs
Türkü'nü yalnız bırakmıyoruz. Beraber ve gelecekten her zaman
emin bir şekilde hareket ediyoruz."
Kıbrıs Türkü üretmeli
Bakan Şener, Kıbrıs Türkü'ne mutlu ve güven dolu
yarınlar dileyerek, "Kıbrıslı Türkler, daha çok
çalışmanın ve daha çok üretmenin ekonominin temel kuralı
olduğunu bilmeli ve bu güçle geleceğin dünyasına
hazırlanmalıdır" dedi.
KIBRIS 05/04/07
İzolasyonların kalkması, çözüm için gördüğüm
yegâne yoldur
OLUMLU BİR ADIM... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kalkmasının çözüm için gördüğü yegâne yol olduğunu söyledi.
Talat, Kuveyt'te bir KKTC ticaret ofisinin açılması konusuna da
değinerek, bunun ülke ekonomisine önemli destek
oluşturabileceğini söyledi. Talat, Kuveyt'in Asya ve Orta Doğu
ile olan bağlantıları açısından önemli olduğuna
dikkati çekerek, bunun çok olumlu bir adım olduğunu kaydetti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı
Türkler üzerindeki izolasyonların kalkmasının çözüm için
gördüğü yegâne yol olduğunu söyledi. Talat, Kuveyt'te bir KKTC
ticaret ofisinin açılması konusuna da değinerek, bunun
ülke ekonomisine önemli destek oluşturabileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Ankara'da ODTÜ'de konferans verdi,
akşam da Başbakan Erdoğan'la basına kapalı bir
görüşme yaptı. Talat konferansında Kıbrıs konusundaki
son gelişmeleri anlattı, izolasyonların kalkmasının
önemi üzerinde durdu:
Kuveyt'te bir KKTC ticaret ofisinin açılması konusundaki bir
soruyu Talat, "Kuveyt'te ticaret ofisi açılması KKTC ekonomisine
önemli bir destek oluşturabilir" diye yanıtladı.
Talat, Kuveyt'in Asya ve Orta Doğu ile olan
bağlantıları açısından önemli olduğuna dikkati
çekerek, bunun çok olumlu bir adım olduğunu söyledi.
İngiltere'de de bir KKTC temsilciliği olduğunu
hatırlatan Talat, "Rum tarafı bu adımın engellenmesi
için dünyayı ayağa kaldıracaktır. Ancak böyle bir
yarışın da galibi her zaman yeni adımlar atan taraf olur,
engellemeye çalışan taraf olmaz" dedi.
KKTC'nin tanınması konusundaysa tanımanın ön planda
olmadığı bir uluslararası ortamın olduğunu
söyleyen Talat, diğer ülkelerin kurum ve kuruluşlarıyla iyi
ilişkiler kurmanın izolasyonların kaldırılması
stratejisi açısından önemli olduğunu söyledi.
Güney Kıbrıs'ın AB'ye ilettiği paket
Basında yer alan ve Kıbrıs Rum tarafının AB'ye
sunduğu, KKTC'nin bal ve balıkçılık ürünlerini Güney
Kıbrıs'a satabilmesi gibi konuları içeren paketle ilgili
basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Talat, "Prensip olarak eğer
Kıbrıslı Türklerle ilgili bir paket hazırlanacaksa, bu
paketin öncelikle bizimle istişare edilmesi gerekir" dedi.
Talat, paketin AB'ye iletildiğini, ancak kendilerinin bu konuda
dolaylı bilgi sahibi olduklarını belirterek, şunları
söyledi:
"Biliyorsunuz Kıbrıs'ta yürümekte olan, ancak kısa
bir kesintiye uğrayan Gambari süreci var. O da teknik komiteleri gündeme
getiriyordu. Böyle bir paket eğer ele alınacaksa, teknik komitelerde
görüşülmesi gerekirdi. Bütün bunlar yapılmadan Kıbrıs Rum
tarafı, Direkt Ticaret Tüzüğü'nü öldürmek maksadıyla böyle bir
paket hazırladı. Paketin içeriğinde daha önceden sözünü
ettikleri bazı uydurma önlemler var. Artık Güney Kıbrıs'a
bal ve balık da satabileceğiz."
Bu tür girişimlerin tamamen hedef şaşırtmaya ve
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü öldürmeye yönelik olduğunu söyleyen
Talat, "Eğer Kıbrıslı Türkler için bir paket
hazırlanacaksa bu paket, Kıbrıslı Türklerden gizli olarak
hazırlanıp AB'ye sunulma yoluna gidilmez" diye konuştu.
Kıbrıslı Türklerin kendi ekonomilerini ve kendi ekonomi
yönetimlerini kendilerinin belirleyeceğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, "Rum tarafının icazeti ya da
yönetimi altında bir ekonomi, Kıbrıslı Türkler için cazip
olmadığı gibi söz konusu bile değildir" dedi.
İzolasyonların kalkması çözüm
için gördüğüm yegâne yoldur
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda
çözüm için tek yolun Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonların kalkması olduğunu söyledi.
Orta Doğu Teknik Üniversitesinde (ODTÜ) Kıbrıs konulu
bir konferans veren Cumhurbaşkanı Talat, basın
mensuplarının ve öğrencilerin sorularını da
yanıtladı.
"Kıbrıs konusunda çözüm platformunun AB mi yoksa BM mi
olduğunu düşünüyorsunuz?" şeklindeki soru üzerine Talat,
AB'nin bir çözüm platformu olamayacağını belirterek, "AB,
Kıbrıs sorununu bilmiyor" dedi.
AB'nin Kıbrıs konusunda tarafsız
olmadığını belirten Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs konusunda çözüm platformunun Birleşmiş Milletler
(BM) olduğunu, Türkiye'nin BM üyesi olmasının da bu açıdan
önemli olduğunu söyledi.
"Kıbrıs sorunu BM'nin önüne ilk kez gelmiyor" diyen
Talat, bu konunun 1954'ten beri BM'nin gündeminde bulunduğunu belirtti.
"Müzakere sürecini sabırla sürdürmeliyiz" diyen
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs konusunda ilgili diplomatik girişimlerde
yer almaya devam edeceklerini söyledi.
Her zaman için barış isteyen bir politika yürüteceklerini
söyleyen Talat, "Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonların kalkması çözüm için gördüğüm yegane yoldur"
diye konuştu.
RMMO'ya bin paralı asker alınması
Rum Milli Muhafız Ordusu'na (RMMO) "Yunanistan'dan bin
paralı asker alındığı" haberlerinin
hatırlatılması ve buna karşılık KKTC'nin
Türkiye'den asker talebinde bulunup bulunmadığına ilişkin
soru üzerine de Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi:
"Herhangi bir pazarlık söz konusu değildir. Bine
karşı bin gibi bir politika yerine, ihtiyaç olduğu kadar askerin
bulunması uygundur."
Rum yönetiminin, adadaki Yunan askerleri konusunda gerçek
dışı bilgiler yaymaya çalıştığını
söyleyen Talat, "Adada 4 bin-5 bin Yunan askeri olduğunu tahmin
ediyoruz" dedi.
CTP Genel Kurulu'nda İstiklal
Marşı'nın çalınmaması
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Olağan Genel Kurulu'nda,
İstiklal Marşı'nın çalınmaması konusundaki soruyu
da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'de İstiklal
Marşı'nın ve Türk bayrağının nasıl
kullanılacağının yasa ve geleneklerle belirlenmiş
olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
"Parti çalışmalarında genel olarak İstiklal
Marşı kullanılmaz. Kullanan partiler de vardır. Doğru
bulmayan partiler de vardır. Bu bir tartışma konusu ve tercih
meselesidir."
KKTC yasalarına göre, hem Türk bayrağının hem de
KKTC bayrağının birlikte kullanıldığını
belirten Cumhurbaşkanı Talat, şunları söyledi:
"Oradaki Türk bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti'nin
bayrağı değildir. Kıbrıslı Türklerin de
bayrağıdır. KKTC bayrağı kabul edilinceye kadar
Kıbrıslı Türkler, Türk bayrağını kendi
bayrakları kabul ettiler."
Erdoğan'la görüşme
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Talat, saat 19.40'ta Başbakanlık
Resmi Konutu'na geldi. Ziyaret basına kapalı gerçekleşti.
KIBRIS 05/04/07
Protokol imzalandı, hedef sürekli gelişme
EKONOMİ GELİŞME GÖSTERDİ... Ekonomik Program
Mutabakat Metni, 2007-2009 arasındaki 3 yıllık dönemde KKTC'de
sürdürülebilir kalkınma için yapılandırma ve ekonomik destek
içeriyor. Şener, son 5 yılda KKTC ekonomisinin büyük gelişme
gösterdiğini, hedefin; bu ekonomik gelişmeyi kalıcı ve
sürekli kılmak olduğunu söyledi
Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
arasında 2006 yılında imzalanan Ekonomik
İşbirliği Protokolü çerçevesinde "Ekonomik Program
Mutabakat Metni" imzalandı.
Sayıştay binasındaki toplantı salonunda düzenlenen
törende, TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener ile Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk metne imza
koydu.
Ekonomik Program Mutabakat Metni, 2007-2009 arasındaki 3
yıllık dönemde KKTC'de sürdürülebilir kalkınma için
yapılandırma ve ekonomik destek içeriyor.
Kıbrıs işlerinden de sorumlu TC Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener törende
yaptığı konuşmada, son 5 yılda KKTC ekonomisinin büyük
gelişme gösterdiğini, hedefin; bu ekonomik gelişmeyi
kalıcı ve sürekli kılmak olduğunu söyledi.
Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk ise, programın temelinde
AB standartlarında üreten, gelirini adil paylaşan bir ekonomik
yapıya ulaşmanın, hukukun üstünlüğünü,
katılımcı demokrasiyi benimseyen bir devlet
yapısını oluşturmanın hedeflendiğini ifade etti.
Şener: Dünyanın KKTC'ye bakışı farklı
Kıbrıs işlerinden de sorumlu TC Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener törende
yaptığı konuşmada, Ekonomik Program Mutabakat Metni
nedeniyle adada bulunmaktan mutlu olduğunu belirtti.
Şener, metnin, geçen yıl 20 Temmuz'da TC ve KKTC
başbakanları tarafından imzalanan Ekonomik
İşbirliği Protokolü çerçevesinde hazırlanan ve 2007-2009
arasındaki 3 yıllık dönemde sürdürülebilir kalkınma için
yapılandırma ve destek içerdiğini kaydetti.
Dünyanın KKTC'ye bakışının farklı
olduğuna dikkat çeken Abdüllatif Şener, KKTC'nin ve Kıbrıs
Türkü'nün, güçlü bir şekilde var olması ve geleceğe umutla
yürüyebilmesi için ihtiyaçlarının Türkiye tarafından
karşılanması gerektiğini ifade etti.
Güvenlik şemsiyesi ve ekonomik performans
1974 Barış Harekatı sonrasında Kıbrıs
Türkü'nün adada güven içinde yaşayabileceği bir ortam
yaratıldığına dikkat çeken Abdüllatif Şener,
güvenliğin en önemli duygu olduğunu, daha önce yaşanan zorlu
sürecin, 1974 Mutlu Barış Harekatı ve daha sonra da KKTC'nin
kurulması ile ortadan kalktığını vurguladı.
Şener, "Bu güvenlik çerçevesinin ekonomik performans ile
desteklenmesi şart" dedi.
KKTC'nin dünyanın farklı bakış açısı ile
izolasyonlara tabii tutulduğunu hatırlatan Abdüllatif Şener,
KKTC'nin; performansını etkili biçimde kullanmasının
engellenmeye çalışıldığını, ancak KKTC ile
TC arasında kurulan ekonomik- mali çok yönlü ilişkiler ile KKTC'nin
ekonomik düzeyinin dünyanın hayranlıkla izlediği bir konuma
ulaştığını söyledi.
Şener, KKTC'ye halen uygulanmakta olan izolasyonlar ile, ABD de
dahil, dünya devletlerinin karşı karşıya kalması
halinde, bu ülkelerin ayakta kalamayarak ekonomik olarak çöküntüye
uğrayacağını belirtti.
TC-KKTC el ele
TC ile KKTC'nin el ele vererek haksız izolasyonlara
karşı koyduğunu ifade eden Şener, "Çünkü TC, anavatan
ve KKTC de, yavruvatan" dedi.
İki ülkenin, birbirinin ekmeğini
paylaştığını, yaralarını birlikte
sardığını ve can güvenliğini birlikte
sağladığını anlatan Abdüllatif Şener, "Bu anlayış
dünyanın hiçbir yerinde yok... Kıbrıs Türkü için KKTC ne anlama
geliyorsa TC de o anlama gelir. Aynı şekilde bir Türk için de TC ne
anlama gelirse KKTC de o anlama gelir" şeklinde konuştu.
Şener, "Heyecanımızla birlikte geleceğe umutla
yürüyoruz. Geldiğimiz nokta umut verici" dedi.
AB Süreci
AB sürecinde de, TC ve KKTC'nin; dünyaya açık olarak yüzlerini
gösterdiğini belirten Abdüllatif Şener, "Sorun varsa bunu
gidermek için gerekli adımları atarız" dendiğini,
referandumdan "evet" sonucunun çıktığını
anlattı.
Rum tarafının referandumda "hayır" diyerek,
sorun olarak görülen şeylere zemin hazırladığını
ifade eden Abdüllatif Şener, buna rağmen AB'nin hala Rum tezlerini
kendi tezleri haline dönüştürmekte olduğunu kaydetti.
Şener, "Biz kararlılıkla AB'nin sergilediği
olumsuz tavırları değiştirmek için gerekli mücadeleyi
ortaya koyuyoruz" dedi.
Referandum öncesi verilen sözlerin hala yerine getirilmediğine de
dikkat çeken Abdüllatif Şener, verilen sözlerin Rum görüşleri
çerçevesinde manipüle edildiğini belirtti.
Türkiye olarak uluslararası zeminde Kıbrıs Türk
halkını korumak için mücadelelerini sürdürmekte olduklarını
vurgulayan Şener, dünyanın KKTC'ye karşı
normalleşmesini beklerken, ekonomik kalkınmasına katkı
koymayı da sürdürdüklerini söyledi.
5 yılda ekonomide gelişme
Son 5 yılda KKTC ekonomisinde iyi bir gelişme
yaşandığını ifade eden Kıbrıs işlerinden
de sorumlu TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener, kişi başına düşen milli gelirin
yüzde 68 arttığını belirtti.
Şener, KKTC'de 2002 yılında 4 bin 400 dolar olan
kişi başına düşen milli gelirin, bugün 11 bin 800 dolar
civarına ulaştığını söyledi.
Abdüllatif Şener, "Hedefimiz bu ekonomik gelişmeyi
kalıcı ve sürekli hale getirmektir" dedi.
AB'nin yardımı
Kıbrıs işlerinden de sorumlu TC Devlet Bakanı
Şener, son 3 yıllık dönemde AB'nin Kuzey Kıbrıs'a
yapmayı planladığı 259 milyon Euro'luk yardımın
"verildi-veriliyor" tartışmalarının
yaşanmakta olduğunu belirten Abdüllatif Şener, "Halbuki TC,
bütçesinden yıllık 400 milyon ABD Doları KKTC refah seviyesini
yükseltsin, ambargoları hissetmesin diye ayırarak Kuzey
Kıbrıs'a aktarıyor" şeklinde konuştu.
AB'nin sihirli değnek olarak görülmemesi gerektiğini de
kaydeden Şener, TC'nin KKTC'de ambargoların daralttığı
faaliyet alanını genişletmeyi görev bildiklerini, önemli
olanın; Kuzey Kıbrıs'ta ekonomik performansın iyi
olması olduğunu söyledi.
Turizm ve üniversiteler
KKTC'nin turizm kapasitesinin işbirliği içinde
artırılmakta olduğunu, 3 yılda yatak kapasitesinin 3 bin
artırıldığını anlatan Şener, hedefin; 2009
yılında 30 bin yatak kapasitesine ulaşmak olduğunu
belirtti.
KKTC'de üst üste yeni üniversiteler kurulduğunu ve TC'nin buna
büyük destek verdiğini kaydeden Şener, bu üniversitelerde okuyan
öğrenci sayısının 40 bine
ulaştığını ve bunun büyük çoğunluğunun
TC'den gelmekte olduğunu ifade etti.
Şener, tarım ve ticaret sektörü için de spesifik
çalışmalar yapılmakta olduğunu vurguladı.
Öztürk: Amaç sürdürülebilir kalkınma
Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk de konuşmasında,
2006 yılında imzalanan protokol çerçevesinde 2007-2009 dönemini
kapsayacak olan "Sürdürülebilir Kalkınma İçin
Yapılandırma ve Destek Programı"nın, Türkiye
Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti teknik heyetlerinin
özverili çalışmaları sonucunda kısa sürede
hazırlandığını belirtti.
Programın temelinde, AB standartlarında üreten, gelirini adil
paylaşan bir ekonomik yapıya ulaşmanın, hukukun
üstünlüğünü, katılımcı demokrasiyi benimseyen bir devlet
yapısını oluşturmanın hedeflendiğini kaydeden
Enver Öztürk, "Bu bağlamda, devletin yeniden
yapılandırılması, eğitim ve sağlık
düzeylerinin yükseltilmesi, gelir dağılımı dengesinin
düzeltilmesi, alt yapı hizmetlerinde standartların yükseltilmesi ve
sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması
amaçlanmaktadır" dedi.
Kamu hizmetinin etkinleştirilmesi
Bakan Öztürk, orta vadeli stratejilerde yer alan temel hedef ve amaçlar
doğrultusunda, insan gücü ve iktisadi kaynaklar yanında TC ile AB ve
diğer dış kaynaklı mali ve teknik yardımların,
ülkenin uzun vadeli hedeflerine uygun biçimde etkinlikle
kullanılmasının sağlanacağını belirtti.
Bu amaçlara ulaşılmasına yönelik "Kamu
Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi" çerçevesinde ekonominin toplam
verimliliğinin artırılması ve toplumun refah düzeyinin
yükseltilmesi için yönetimin etkinleştirilmesinin
sağlanacağını ifade eden Enver Öztürk, "Kayıt
dışılık ile mücadeleye devam edilecek" dedi.
Reel sektörün güçlenmesi
Reel sektörün güçlendirilmesi ve desteklenmesi çerçevesinde, sektörün
ihtiyaç duyduğu altyapı yatırımlarının
yapılması ve sektörün önündeki engellerin kaldırılması
çalışmalarına devam edileceğini de vurgulayan Bakan Enver
Öztürk şöyle devam etti:
"KKTC Kalkınma Bankası aracılığı ile
mevcut turizm tesislerinin yenilenmesi, ek ve yeni turizm
yatırımlarının, sanayi sektöründeki mevcut tesislerin ek
yatırım ve yeni yenileme projelerinin desteklenmesi, KOBİ'lerin
yatırım ve işletme kredisi ihtiyaçlarının
karşılanması ve yeni kurulacak KOBİ ve genç
girişimcilere kredi sağlanmasının, özellikle
sağlık turizmi ve iletişim projelerinin desteklenmesinin
sağlanması için çalışmalar başlatılacak."
Eğitim, tarım ve özel sektörün desteklenmesinin, altyapı
hizmetlerinin güçlendirilmesinin, turizm sektörünün desteklenmesinin ve
dış ticaret uygulamalarının etkinleştirilmesinin, her
alandaki üretim süreçlerinde verimlilik, rekabet edebilirlik ve sürdürebilirlik
ilkelerinin gözetileceğini kaydeden Öztürk, "Dış kaynak
bağımlılığının azaltılması, artan
gelirin adil dağılımının gözetilmesi ve ülkesel
kaynakların sürdürülebilir kalkınma ilkelerine bağlı
kalarak, optimal seviyede kullanılması esas alınacaktır"
şeklinde konuştu.
İnşaatlar
Çevreye uyumlu alternatif malzemeler ile üretilen inşaatlara
yönelmenin sağlanacağını ve taş ocaklarının
yeni çevre teknolojileri ile yeniden yapılandırılarak kontrol
altına alınacağını belirten Bakan Öztürk konuşmasını
şöyle tamamladı:
"Yukarıda sayılan hedeflerin gerçekleştirilmesi
amacıyla, kamu kesiminin yeniden yapılandırılması;
reel sektörün desteklenmesi; mali sektörün yeniden
yapılandırılması için kapsamlı ve somut düzenlemeler
öngörülmüştür."
KIBRIS 05/04/07
Moller, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi büyükelçisiyle
görüştü
Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KHA) haberine göre,
görüşme, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'taki gelişmeleri
canlandırmak amacıyla yaptığı açıklamanın ve
geçen hafta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın beş daimi üye
ülkenin büyükelçileriyle görüşmesinden sonra yapılan açıklama
ile Talat ve Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopoulos
arasında varılan Temmuz Anlaşması'yla ilgili olarak
Kıbrıs Türk tarafının değerlendirme belgesinin
sunulmasının ardından gerçekleştirildi.
8 Temmuz 2006 Anlaşması, bir çözüme götürecek anlamlı
görüşmelerin yolunu açacak, günlük ve özlü konularda, ayrıca önemli
konularda teknik düzeyde ve çalışma grupları tarafından
görüşmeler yapılmasını öngörüyor.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın (KHA) diplomatik
kaynaklardan elde ettiği bilgiye göre, beş büyükelçi
görüşmelerin yeniden canlandırılması sürecine tam destek
vermeyi kararlaştırdı. Ayrıca, Birleşmiş
Milletlerin çabalarını ve BM'nin adadaki temsilcisinin Temmuz
Anlaşması'nın uygulanması çabalarını destekleme
kararı aldıkları belirtildi.
Beş diplomat, Kıbrıs sorunu üzerinde kapsamlı bir anlaşma sağlanmasına yönelik görüşmelerin başlamasını ve çalışma gruplarıyla teknik komitelerin Temmuz Anlaşması çerçevesinde oluşturulmasını desteklediklerini kaydettiler; kalıcı ve kapsamlı bir anlaşmaya varılması için iki tarafa yardıma hazır olduklarını tekrarladılar.
KIBRIS 05/04/07
NTV
Güncelleme: 15:39 TSİ 06 Nisan 2007 Cuma
LEFKOŞA - Rum
basınında çıkan haberlere göre, Rum Dışişleri
Bakanlığı, Kuveyt nezdinde itirazda bulundu. Rum yönetimi
sözcüsü de girişimi hoş olmayan bir gelişme olarak niteledi.
Kuveytin
yıllar önce işgal kurbanı olduğunu hatırlatan sözcü,
Kuveytin yasadışı bir varlığı siyasi açıdan
güçlendirme çabalarına hiçbir şekilde kolaylık
sağlamaması gerekir dedi.
Kuveyt Başbakanı Şeyh Nasır Es Sabah, önceki gün Ankarada
Başbakan Erdoğanla görüşmesinin ardından Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Kuveytte bir ticari ofis
açacağını duyurmuştu.
Güney Kıbrıs gemisi karaya oturdu
6 Nisan, 2007 14:25:00 (TSİ) cnn turk
|
|
|
Kıbrıs Rum Kesimi bandıralı ''Kyriakos-M''
adlı yük gemisi, Çanakkale Boğazı'nın Marmara Denizi
girişinde karaya oturdu.
Ukrayna'dan
Senegal'e 27 bin 500 metrik ton sülfür yükü götüren 185 metre uzunluğunda,
20 bin 83 grostonluk yük gemisi, rotasından çıkarak Doğaslan
mevkisinde karaya oturdu.
Yetkililer, gemi kaptanının henüz yardım talebinde
bulunmadığını ve geminin
yaklaşık 1 metre karaya oturduğunu belirterek, çevre kirliliğinin
söz konusu
olmadığını kaydetti.
Bu arada, Lapseki'de konuşlanan "Kıyı Emniyeti-2"
adlı tahliye botu da olay yerine gitti.
Rumlardan "Kuveyt'e ticari ofis" itirazı
6 Nisan, 2007 14:07:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC'nin Kuveyt'te ticari ofis açacağı yönündeki
haberler, Kıbrıs Rum yönetimini harekete geçirdi.
Rum
basın haberlerine göre, KKTC'nin Kuveyt'te ticari büro
açacağının açıklanmasından sonra, Rum
Dışişleri Bakanlığı Kuveyt nezdinde itirazda
bulundu.
Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Paşardis de, KKTC'nin Kuveyt'te ticari
ofis açacak olmasını, ''hoş olmayan bir gelişme'' olarak
nitelendirdi.
Paşardis, bu gelişmenin, ''yasa dışı rejim'' olarak
nitelediği KKTC'ye ''meşruiyet verilmesi anlamına
gelmediğini'' savundu.
''Kuveyt'in yıllar önce işgal kurbanı olduğunu'' söyleyen
Paşardis, ''Bu trajik tecrübenin, Kuveyt'in devam eden bir 'işgalin'
kurbanı olan 'Kıbrıs'a destek olmasında yeterli sebep
olduğunu, Kuveyt'in 'Kıbrıs'ı kurban edene,
'yasadışı' bir varlığı siyasi açıdan
güçlendirme çabalarında hiçbir şekilde kolaylık
sağlamaması gerektiğini'' savundu.
''Tayvanlaştırma tehlikesi'' olup olmadığının
sorulması üzerine ise Rum sözcü, bugün Kuveyt'te, yarın başka
ülkelerde KKTC'nin ticari büro açmasının
"Tayvanlaştırma anlamına gelmeyeceğini" söyledi.
Bu tarz faaliyetlerin KKTC'nin siyasi olarak konumunun güçlendirilmesi
anlamına gelmediğini savunan Paşardis, ''ancak yine de bu
çeşit faaliyetleri engellemeye çabaladıklarını'' kaydetti.
Kuveyt Başbakanı Nasır El Muhammed El Ahmed El Sabah'ın geçtiğimiz
çarşamba günü Ankara'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
görüşmelerinin ardından yaptığı açıklamada,
KKTC'nin Kuveyt'te bir ticari ofis açacağı söylemişti.
Talat: KKTC'de asker-sivil
gerginliği gereksiz
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs'ta askerle-sivil idare arasında
gerginlik olduğunu kabul etti. Talat, "KKTC'nin böyle bir kavga
yaşama lüksü yoktur. Bunu yapan büyük bir günah işler" dedi.
NTV'nin canlı
yayınına katılan Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'deki
bazı marjinal ve ideolojik çevrelerin asker-sivil gerginliğini
kışkırttığını söyledi.
Kıbrıs'ta
askerle sivil idarenin kavga etme lüksü olmadığını belirten
Talat, "Bunu zamanında Rum kesimine Yunanistan yaptı ve
davasını kaybetti. Onun için bu konularda çok dikkatli olmak
lazım" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı
olarak bu tür gerginlikler konusunda çok hassas olduğunu ifade eden Mehmet
Ali Talat, "Nereden gelirse gelsin böyle bir çatışmanın engellenmesi
konusunda tam bir görüş sahibiyim. Ne sivil idareye yönelik, ne de sivil
idarenin askere yönelik dışlayıcı ve
aşağılayıcı bir yola gitmemesi gerekir" dedi.
Talat, son yaşanan
gerginliklerin KKTC'nin uluslararası imajına zarar verdiğine de
dikkat çekti.
KKTC'de hükümetin büyük
ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) kurultayında
"İstiklal Marşı'nın okunmaması ve şehitler
için saygı duruşunda bulunulmaması" yüzünden
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu ile KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer
arasında bir gerginlik yaşanmıştı.
KIBRIS
06/04/07
Talat: Rum tarafı
Lokmacı konusunda Steinmeier'i de yanılttı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, dün AB Dönem Başkanı Almanya'nın
Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile Lokmacı
Kapısı'nın açılmasıyla ilgili bir telefon
görüşmesi yaptığını bildirerek, Rum
tarafının bu konuda Steinmeier'i de
yanılttığını bildirdi.
Ankara'da ODTÜ AB
Merkezi'nde Kıbrıs sorunuyla ilgili konferans veren ve dün akşam
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile basına kapalı
bir görüşme gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
KKTC'ye döndü.
Ankara'dan KTHY'nin
tarifeli uçağıyla saat 15.00'te Ercan Havaalanı'na gelen
Talat'ı, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Güvenlik Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih
Cengaver Cem, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı,
Cumhurbaşkanlığı yetkilileri ile üst düzey devlet
yetkilileri karşıladı.
Ercan Havaalanı
VİP Salonu'nun çıkışında gazetecilerin, dün Almanya
Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile
yaptığı telefon görüşmesini anımsatması üzerine,
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmede üzerinde durduğu konunun
Lokmacı Kapısı'nın açılması olduğunu ifade ederek,
Rum tarafının bu konuda Steinmeier'i de
yanılttığını vurguladı.
Talat, Lokmacı Kapısı'ndaki
tek sorunun; "askerlerin 100 metre çekilmesi" olduğunu ifade
ederek, "Sayın Dışişleri Bakanı (Steinmeier) da
bana bunu sordu. Bunun yapay bir sorun olduğunu, böyle bir sorun olmadığını,
oradaki kontrolün askerler tarafından yapılmayacağını
ve oradaki güvenlik gereksinimleri neyi gerektiriyorsa askerlerin o kadar
uzakta bulunacağını söyledim" diye konuştu.
"Rumlar steinmeier'i
istedikleri gibi ikna etme yoluna gidiyor"
Steinmeier'e ayrıca,
"Lokmacı'nın şehir içi olduğunu, arada
duvarların, sokakların bulunduğunu, dolayısıyla
böyle kesin bir metre
hesabı yapılmasının mantık dışı
olduğunu ve yer yer karşılıklı mevzilerin 10 metre
mesafede olduğunu" anlattığını söyleyen Talat,
Almanya Dışişleri Bakanı'nın bunları hiç
bilmediğini, çünkü Rum tarafı ile sürekli görüştüklerinden
dolayı Rumların Steinmeier'i istedikleri gibi ikna etme yoluna
gittiklerini kaydetti.
Almanya
Dışişleri Bakanı Steinmeier'in, Birleşmiş
Milletler, Türk ve Rum askeri yetkilileriyle görüştüğünü de ifade
eden Talat, onların askeri düzenlemelerini yaparak, o bölgenin
düzenlemesini yapacaklarını, ancak kontrolün polis tarafından
yapıldığına dikkati çektiğini söyledi.
Talat, Steinmeier'e
askerlerin yaklaşık 100 metre mesafede olduğunu ve bu konuyu
tartışmanın bile anlamı olmadığını aktardığını
dile getirerek, "Ama sanki öyle bir şey yaratıldı ki; sanki
sorun oymuş ve kapı o nedenle açılmıyormuş gibi bir
hava yaratmaya çalıştı Rum tarafı" dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Alman Bakan ile görüşmede Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nü de konuştuklarını ifade ederek, bakana o konudaki
beklentilerini anlattığını söyledi.
Talat, Steinmeier'e
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün çok önemli olduğunu ve
Kıbrıslı Türklerin bunu ısrarla beklediğini
anlattığını da belirterek, AB Dönme Başkanı
Almanya'nın bu konuda çalıştığını ve
çalışmaya da devam edeceğini kaydetti.
KIBRIS
06/04/07
Bir Rumun üzerinden 32
bin 400 sahte Euro çıktı
KİMLİĞİMİ,
PASAPORTUMU ALIN, BIRAKIN GİDEYİM"... Girne Pois Müdürlüğü
ekiplerinin önceki gün gerçekleştirdiği kumarhane operasyonunda 32
bin 400 sahte Euro ele geçirildi. Olayla ilgili olarak gözaltına
alınan ve dün Girne Kaza Mahkemesi'ne çıkarılan
Kıbrıslı Rum Sofokleous aleyhine bir günlük tutukluluk
kararı alındı. Mahkeme yargıcı, "bugün
paskaları olduğunu, ailesiyle birlikte kiliseye gitmek
istediğini" ifade eden zanlının, "pasaport ve kimlik
kartımı alın beni bırakın" istemini reddetti.
Yargıç Fügen Ulutekin, tahkikatın
tamamlanmadığını, bu nedenle zanlının serbest
bırakılamayacağını, polise yardımcı
olması halinde soruşturmanın erken biteceğini söyledi.
Yeliz K. SARICA
Polis Genel
Müdürlüğü'ne bağlı Girne Polis Müdürlüğü ekiplerinin önceki
gün gerçekleştirdiği kumarhane operasyonunda, 162 adet 200 Euro'luk
sahte banknotlar halinde 32 bin 400 sahte Euro ele geçirildi.
Girne polisi
tarafından Alsancak'ta Merit Casino'da "tasarrufunda sahte para
bulundurma ve tedavüle sürme" suçundan gözaltına alınan
Kıbrıslı Rum zanlı Sotiris Sofokleous dün Girne Kaza
Mahkemesi'ne çıkarıldı. Sofokleous aleyhine bir gün tutukluluk
kararı alındı.
Girne Kaza Mahkemesi
Yargıcı Fügen Ulutekin huzuruna çıkarılan zanlı
Sofokleous'un Rumca dil tercümanlığını Hikmet
Kurtarıcıoğluları yaptı.
162 adet 200 Euro'luk
sahte banknotlar
İddia makamı
adına, Savcı Egemen Metay, Girne Polis Müdürlüğü Lapta Polis Karakolu'nda
görevli polis memuru Şükrü Baz'ı tanık olarak dinletti.
Tahkikat memuru Baz, Lapta
Polis Karakolu'nda görev yaptığını söyledi ve 4 Nisan
2007'de 16.00-18.00 saatleri arasında Alsancak'ta Merit Casino'da
zanlı Sotiris Sofokleous'un "tasarrufunda sahte para bulundurma ve
tedavüle sürme" suçundan gözaltına
alındığını belirtti.
Polis memuru Baz, 162 adet
200 Euro'luk sahte banknotlar şeklinde 32 bin 400 sahte Euro'nun ele
geçirildiğini ifade etti.
Meseleyle ilgili temin
edilmesi gereken ifadeler olduğunu söyleyen Baz, mahkemeden zanlı
Sotiris Sofokleous aleyhine bir gün tutukluluk talebinde bulundu.
Dini görevlerini yerine
getirmek istedi
Zanlı Sotiris
Sofokleous, Girne Kaza Mahkemesi Yargıcı Fügen Ulutekin'in
"polisin tutukluluk talebine bir itirazı var mı?"
şeklindeki soruya şikayeti olmadığını söyledi.
Bugün paskaları
olduğunu, ailesiyle birlikte kiliseye gitmek istediğini ifade eden
zanlı Sofokleous, "pasaport ve kimlik kartımı alın
beni bırakın" dedi.
Bunun üzerine Yargıç
Fügen Ulutekin, tahkikatın tamamlanmadığını, bu
nedenle zanlının serbest bırakılamayacağını,
polise yardımcı olması halinde soruşturmanın erken
biteceğini kaydetti.
Yargıç
Ulutekin, tahkikatın devam ettiğini, soruşturmanın salimen
yürütülmesi için zanlının bir gün tutuklu kalmasına karar verdi.
KIBRIS
06/04/07
Sürecin tıkanmasını önlemek için Türk tarafı yeni öneriler sundu
Kıbrıs Türk
tarafının durum değerlendirmesi talebiyle verilen
yaklaşık iki haftalık aranın ardından 8 Temmuz
sürecine ilişkin görüşmeler dün yeniden başladı.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis dün yaklaşık 3
saatlik bir görüşme yaptı.
TAK muhabirinin
edindiği bilgiye göre, görüşmede Türk tarafı
tıkanmış süreci aşabilmek amacıyla yeni öneriler
sundu. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından BM Genel
Sekreterliği'ne gönderilen ve Rum tarafına da dün iletilen mektupta
yer almayan pratik önerilerin içeriği hakkında bilgi verilmedi.
Kıbrıs sorununun
özüne ilişkin müzakerelere Rum tarafının yanaşmaması
üzerine BM'nin talebiyle teknik ve günlük konuların ele
alınacağı komiteler oluşturulması için
müsteşarlar düzeyinde görüşmeler
başlatılmıştı.
Ortak çalışma
grupları ve teknik komitelerin nasıl oluşturulacağına
yönelik sürece, Rum tarafının tutum ve açıklamaları
nedeniyle Türk tarafının değerlendirme talebiyle 19 Mart'tan
itibaren ara verilmişti.
KIBRIS
06/04/07
Kıbrıs'ta 5 bin kadar Yunanistan askeri var
Cumhurbaşkanı
Mehmet Talat, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Avrupa
Çalışmaları Merkezi tarafından düzenlenen bir panele
konuşmacı olarak katıldı. Kıbrıs hakkında
bilgi veren Talat, daha sonra öğrencilerin ve habercilerin
sorularını yanıtladı.
Talat, 1000 Yunan
askerinin Kıbrıs Rum kesimine paralı asker olarak geldiği
yönünde çıkan haberlerin hatırlatılması üzerine,
Kıbrıslı Rumların Kıbrıs'ta garantörlük
anlaşmaları çerçevesinde sadece 950 Yunan askeri olduğunu öne
sürdüğünü oysa kendi tahminlerine göre Rum ordusu içinde, Rum Milli
Muhafız ordusu üniforması giyen 4 ila 5 bin arasında Yunanistan
askeri olduğunu belirtti. Talat, Rum ordusunun üst kademelerinde çok
sayıda Yunan komutan olduğunu da ifade etti.
Kıbrıs Rum
kesiminin toplamda 10-12 bin askeri olduğunu ifade eden Talat, son olarak
1000 Yunan askerin de paralı asker olarak Ada'ya gittiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Rum kesiminde 80 bin kadar da ihtiyat
kuvveti bulunduğunu, askerlik çağına gelmiş 80 bin kadar
Rum'un evinde silah ve mermi bulunduğunu söyledi.
"Türk askeri için
pazarlık etmeyiz"
Talat, KKTC'de ise garanti
ve ittifak anlaşmaları çerçevesinde 650 kişilik bir Türk
alayı olduğunu bunun dışında 20 Temmuz 1974'te
Kıbrıs'a müdahale eden Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri bulunduğunu vurguladı.
Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri bağlamında adada bulunacak asker
sayısında pazarlıklarının ise söz konusu
olmadığını ifade eden Talat, Rum kesimine gelen 1000 askere
karşılık Türkiye'den de 1000 asker talepleri
olmadığını söyledi. Talat, kendileri için önemli olanın
Kıbrıs'ta ihtiyaç kadar asker bulunması olduğunu belirtti.
"Rumların öneri
paketi aldatmaca"
Talat, Kıbrıs
Rum kesiminin Kıbrıslı Türkler hakkında bir öneri paketi
hazırladığı yönünde gelen haberler hakkında da
Kıbrıslı Türkler konusunda bir adım atılacaksa bu
konuda kendileriyle istişare edilmesi gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı,
Rum kesiminin bu çıkışını Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nü öldürmek için yaptığını ifade etti.
"Kıbrıs'ta
asıl sorun güç paylaşımı"
Kıbrıs sorununda
çözümsüzlüğün asıl sebebinin de ortaya konulan nedenler değil
Kıbrıslı Türklerle güç bölüşümü konusundaki isteksizlik
olduğunu söyledi. Rumların Kıbrıslı Türklerle
eşit olmadığını savunduklarını belirten
Talat, oysa AB içinde 700 binlik Rum kesimi ile yaklaşık 100
milyonluk Almanya'nın eşit olduğunu, ikisini de veto hakkı
bulunduğunu hatırlattı.
"Türkiye değil
Kıbrıslı
Türklerin
bayrağı"
KKTC'de parti
çalışmaları sırasında İstiklal
Marşı'nın kullanılmadığını ifade eden
Cumhurbaşkanı, bir dönem kendisinin de liderliğini
yaptığı Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin tarihinde, parti
toplantılarında İstiklal Marşı
çalmadığını ancak bayrak bulundurduklarını
söyledi.
"Bu söylediklerime
bazılarınız kızacak biliyorum" diyen Talat,
"Oradaki Türk bayrağı Türkiye Cumhuriyeti bayrağı
değil, Kıbrıslı Türklerin bayrağıdır. Çünkü
KKTC bayrağı kabul edilene kadar Türkiye Cumhuriyeti
bayrağı kullanılırdı" dedi.
Talat, halen KKTC'de Türk
ve KKTC bayraklarının birlikte
kullanıldığını aynı şekilde Rum kesiminde de
Rum ve Yunan bayraklarının yan yana
kullanıldığını söyledi.
Kıbrıs sorununda
çözüm yerinin AB değil BM olduğunu kaydeden Talat, Bayrak Radyo TV'de
Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini işgal olarak
değerlendiren bir belgesel yayınlandığı yönündeki
haberlerin hatırlatılması üzerine de "Siz belgeseli
gördünüz mü? Ben de görmedim? Ne diyeyim" şeklinde yanıt verdi.
KIBRIS
06/04/07
|
||
|
|
||
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA |
||
|
|
||
|
|
HURRIYET
07/04/07
Geçmiş
hatalar
GENELKURMAY
Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 16 Martta, Harp
Akademilerindeki konuşmasında, geçmiş yıllarda güvenlik
politikasında ve dış politikada yapıldığına
inandığı hatalar üzerinde durdu.
Genelkurmay
Başkanına göre, 1991 yılında, 36. paralelin kuzeyinde
Iraka dayatılan uçuş yasağını desteklemekle, Kuzey
Irakta bugünkü durumun yaratılmasına katkıda bulunduk.
İkinci hata Kıbrısta Annan Planını desteklemekti,
çünkü bu planda Türkler lehine sanılan AB müktesebatına derogasyonlar
gerçek avantajlar oluşturmuyordu.Rumlar Avrupa mahkemelerine
başvurarak bu derogasyonların hepsini iptal ettirebilirlerdi. Her iki
konuya biraz daha yakından bakmakta zannedersem fayda var.
* * *
1991 yılını hatırlayalım. Birinci Körfez
Savaşının sonunda Irak Kürtleri isyan ettikleri için
Saddamın hışmına uğramışlardı. Yüz
binlerce Iraklı Kürt Türkiye ve İran sınırındaki
dağlık bölgelere iltica etmişlerdi.
1988 yılında Halepçe katliamını takiben 60.000 kadar
Iraklı Kürte melce vermiş olan Türkiye, bu defa
sınırlarına dayanmış olan 500.000 Iraklı Kürdü
mülteci olarak kabul etmek istemiyordu. Bunun alternatifi Kürtlerin Kuzey
Irakta güvenlik içinde yaşamasına imkán verecek koşulların
sağlanmasıydı. BM Güvenlik Konseyi de bu yönde bir karar kabul
etmişti. İlkönce Huzur Harekátı, daha sonra Çekiç güç ve Kuzey
Keşfi aynı amacı güdüyorlardı.
Bu operasyonların Türkiyenin de yararına olduğu kanaatini hem
hükümet ve hem de Genelkurmay paylaşıyordu. Zaten operasyonların
sürdürülmesi her altı ayda bir TBMMnin verdiği iznin yenilenmesi ile
mümkündü. Çekiç Güç veya Kuzey Keşfinin Türkiyeye zarar verdiği
düşünülseydi Meclisten yetki istenmeye devam edilebilir miydi? Unutmamak
gerekir ki Çekiç Güç devrinde Türk kuvvetleri Barzaniyi para ve silahla
destekleyerek onunla birlikte PKKya ağır darbeler indiren
operasyonlar yürütebilmişlerdi.
O yıllarda Saddamın gazabından kurtulabildikleri için
Iraklı Kürtlerin otonom yönetimlerini ve kurumlarını
kuvvetlendirdikleri doğrudur. Fakat Iraka müdahaleden sonra, nasıl
olsa bu evrim gerçekleşmeyecek miydi? Irak Kürtlerinin Bağdata
karşı uzun bir mücadele geleneğine sahip olduklarını
unutabilir miyiz? Mart 2003te ellerine geçen fırsatı
kaçırırlar mıydı?
* * *
Genelkurmay Başkanının Annan Planına yönelttiği
eleştirilere gelince, Annan Planının ideal bir plan
olduğunu kimse iddia edemez. Fakat Türkiye ve Kıbrıs Türkleri,
her zaman, Denktaşın Makarios ile 12 Şubat 1977de
imzaladığı belgedeki model çerçevesinde, iki bölgeli federal bir
çözüm arayışı içinde olmuşlardır.
KKTCnin 1983te kurulması politikamızı
değiştirmemiştir. Annan Planı işte bu modelin,
birleşmiş bir Kıbrısın AB üyesi
olacağını da hesaba katan, çok ayrıntılı bir
formülasyonundan ibarettir. AB müktesabatına derogasyonların AB
Adalet Divanı tarafından otomatik olarak iptal edileceği
görüşünün ne kadar geçerli olduğu hususunda ise tereddüdüm var.
Birçok katılım antlaşması katılan ülkenin
özelliğine göre derogasyonlar içeriyor. Bunların iptal
edildiğini pek duymadık. Taşınmazlar konusunun tabii bir özelliği
var. Taşınmazların eski sahipleri planın öngördüğü
çözümden tatmin olmadıkları takdirde Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine herhalde başvurabileceklerdi.
Ancak, şimdiden bu yola gittikleri ve Mahkeme kararı ile mülkiyet
haklarından istifade edemeyenlere çok yüksek tazminat ödediğimiz de
göz ardı edilemez. Annan Planı bu yükü mutlaka azaltacaktı.
* * *
Geçmiş hatalar üzerinde elbette durulabilir. Fakat bugün nerede
olduğumuzu da değerlendirmeliyiz. Bazı fırsatların
kaçırılması da hataydı!
ILTER TURKMEN HURRIYET 07/04/07
GİRNE
Girne,
bir "Anadolu kasabası" olmuş. Her şeyiyle...
Sokakları, binaları, insanlarıyla Girne'deki
Kıbrıslı Rumlar 1974 yılında Güney'e gitti.
Onların yerine Girne'ye Kıbrıslı Türkler yerleşti.
Şimdilerde de Girne'deki Kıbrıslı Türkler İngiltere'ye
gitmiş. Girne'ye Anadolu'dan gelen Türkiyeli Türkler yerleşmiş.
Ve de Girne'yi Anadolu'ya benzetmiş.
1974'ten Sonra Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıs'ı terk
etmemekte direnen İngilizlerin işlettiği dükkânları, lokantaları,
kahveleri şimdi bizim Türkiyeli Türkler işletiyor.
Girne'nin küçük çarşısında eskiden ithal malı (daha çok
İngiltere'den getirilen) kumaşları, giyim eşyaları,
tabak-çanağı, alkollü içkileri, çay-kahveyi, gıda maddelerini
satan dükkânlar artık yok. Kumaşçı Adem Kaner, tabakçı Arif
Kale, Tan Market Tankut ve İnci Tevfikoğlu artık yok.
Limanda indim. Liman Girne'nin en tipik yeridir. Sahil boyu sıra sıra
kahveler ve lokantalar vardır. 1974 yılından sonra bu kahve ve
lokantaları Güney'den gelen Kıbrıslı Türkler
işletirdi.
Anadolulular gelmiş
Yolun başını Limasollu Naci'nin kardeşi Halil Bozak tutar,
gelen geçeni "şeftali kebabı" yemeye davet ederdi.
Limasollu Halil yaşlanınca lokantası kapandı. Oğlu
İsmail Bozak küçük bir kahve işletmeye başladı. Halil'in
eski lokantasının yerinde şimdi hiçbir özelliği olmayan
"kişiliksiz" kahveler açılmış.
Yol üzerinde bu kahvelere müşteri davet eden gençler ilgimi çekti. Uzun
boylu, yakışıklı, esmer, Kıbrıslı Türke
benzemeyen ama gelip geçeni düzgün bir İngilizceyle buyur eden gençlerden
biriyle konuştum.
Hayat hikâyesi beni etkiledi. İsmi, Abdurrahman Çalışkan.
Adıyaman'ın 75 haneli Karakoç köyünden, 30 yaşında.
Babasının 80-90 küçükbaş hayvanı varmış.
"Bizi Ecevit yaktı. Ecevit zamanında Ziraat Bankası
kredisini ödeyemedik. Kefiller malımıza mülkümüze el koydu. Babam
bizi aldı, Malatya'ya götürdü. İnşaatlarda
çalıştı. Para biriktirdi. Borcumuzu ödedik. Köye döndük. Üç
kardeşim var. Biri üniversite okudu. Matematikçi. İş
arıyor. Öbürü liseyi bıraktı. Askere gidiyor. Ben köyde ilkokul
okudum. İngilizce öğrenmeyi kafaya koydum. Kendi kendime
İngilizce öğrendim... İnşaatlarda
çalışıyordum.
Ekmek parası peşinde
Dayım Kıbrıs'ta inşaatlarda iş bulmuştu. Beni
yanına çağırdı. Üç yıl önce geldim.
İnşaatlarda çalıştım. Bir yıldır garsonluk
yapıyorum. İngilizce bildiğim için iyi para kazanıyorum.
Evliyim. İki çocuğum ile karım köyde. Para biriktirerek köye
döneceğim. Hayvancılık yapacağım" diyor.
Biraz ötede rastladığım Müslim ve Ziyaettin Ceri kardeşler
ise Urfa'nın Halfeti'sinin Kınık köyünden gelmiş. Onlar da
İngilizce biliyor.
Limanda 33 yıldır Kıbrıslı bir Türk tarafından
işletilen tek lokanta Canlıbalık. Aydın
Canlıbalık, 1974 yılında Larnaka'dan gelmiş.
Girne'de Kıbrıslı Türkler tarafından işletilen bir
işletme arayışım sürdü. Eski hal binasının
çevresinde kahveci Con Ahmet'in dükkânı duruyor ama sadece
"levhası" yaşıyor. Dükkân ölmüş. Eskiden
kasapların ve manavların bulunduğu Belediye Hali şimdi
modern kahve olarak işletiliyor. Hal binasının iki
yanındaki küçük dükkânları işleten Balıkçı Arif ile
Kahveci Şükrü Kanber değişime direniyor.
Şükrü Kanber az şekerli bir kahve hazırladı. Dükkânın
önündeki hasır iskemleye oturdum. Küçük bir tepsi içinde Con Ahmet
fincanıyla gelen kahveyi ve bir bardak suyu içtim. 1 YTL ödedim. Boş
yere dememişler, "Kıbrıs Türktür. Türk
kalacaktır" diye... Kıbrıs gerçekten Türkiye olmuş...
İnsanıyla, yaşamıyla...
GUNGOR URAS MILLIYET 07/04/07
Güzelyurt'ta artık inşaat yapılıyor
REKORU İSKELE VE
GİRNE PAYLAŞIYOR... KKTC'de son iki yılda yapılan inşaatlara
bakıldığında, Girne ve İskele'de yeni bina
yapımının diğer ilçelerden fazla olduğu; ancak, yeni
inşaatların yapımının durduğu Güzelyurt'ta
patlama yaşanarak, Lefkoşa ve Gazimağusa'nın oranına
yakın sayıda yeni binalar yapıldığı görülüyor..
Araştırma sonuçlarına göre, son 2 yılda yapılan ev,
dükkan, ek oda gibi inşaatlara bakıldığında,
İskele yüzde 13.7 ve Girne de yüzde 13.5 oranıyla en fazla
inşaat yapılan iki ilçe. Diğer üç ilçede ise, yüzde 8
civarında bir inşaat yapımı var
KKTC'de son iki yılda
yapılan inşaatlara bakıldığında, Girne ve
İskele'de yeni bina yapımının diğer ilçelerden fazla
olduğu; ancak, yeni inşaatların yapımının
durduğu Güzelyurt'ta patlama yaşanarak, Lefkoşa ve
Gazimağusa oranına yakın yeni binalar
yapıldığı görülüyor..
KKTC'de, tüketicilerin,
"inşaat ürünlerinin kalitesinden memnun
olmadığı"; inşaat yaptıranlar için, "ürünün
fiyatından çok kalitesi ve özelliklerinin önemli olduğu"
belirtildi.
İnşaat
yaptıran kişilerin yüzde 35.3'ünün, firma ve ürün seçimi konusunda,
profesyonellerin (mühendis, mimar ve müteahhitlerin) tavsiyesine güvendiği
kaydedilirken; profesyonellerin de, konu hakkında fazla bilgili
olmadığı öne sürüldü.
Araştırma
sonuçları
Tosunoğlu Group
tarafından Aralık 2006'da KADEM'e yaptırılan "Ürün
Kullanım Araştırması"nın sonuçları, dün
Saray Otel'de düzenlenen basın toplantısı ile
açıklandı.
Basın
Toplantısına Tosunoğlu Group Direktörü Hasan Tosunoğlu,
KADEM Direktörü Muharrem Faiz ve Tosunoğlu Group yetkilileri
katıldı.
Tosunoğlu Group
Direktörü Hasan Tosunoğlu, yaptığı konuşmada, KKTC'nin
son yıllardaki önemli sektörlerinden biri olan inşaat sektöründe veri
eksikliği olduğunu görerek, bir ilki gerçekleştirdiklerini ve
bir araştırma yaptırdıklarını kaydetti.
DAÜ İnşaat
Mühendisliği Bölümü ile inşaat ürünlerinin geliştirilmesine
yönelik projede birlikte çalışmak için protokol imzalama
hazırlığı içinde olduklarına dikkat çeken
Tosunoğlu, "üniversite-sanayi işbirliğinin bir örnek
oluşturacağını" söyledi.
Hasan Tosunoğlu,
Group olarak, sosyal sorumluluk bilinciyle, Tosunoğlu Group Okul Öncesi ve
Özel Eğitim Merkezi kurma çalışmalarını
sürdürdüklerini de dile getirdi. Tosunoğlu, ayrıca, DAÜ'nün bir
öğretim görevlisinin, "hazır betonun faydaları"
konusundaki yazısını da okudu.
Soruları da
yanıtlayan Tosunoğlu, depremler dikkate
alındığında, hazır beton kullanımının
devlet politikası haline gelmesi gerektiğini belirtti.
Emirnameler konusundaki
bir soru üzerine ise Tosunoğlu, "Kısa sürede hazırlanarak
çıkarılan emirnameler, ekonomiye zarar veriyor" iddiasında
bulundu.
İnşaat
ürünlerinde bir standart bulunmadığını da kaydeden
Tosunoğlu, üretimin ne denetimi ne de uyulacak kuralları gösteren bir
yasası bulunduğunu söyledi.
Oranlar
Basın
toplantısında araştırma sonuçları ise, KADEM Direktörü
Muharrem Faiz tarafından, slayt gösterisi eşliğinde tablolarla
açıklandı.
Muharrem Faiz,
araştırmanın, inşaat sektöründe müşterilerin,
beklentileri, şikâyetleri, ürün memnuniyeti ve ürün alımı
konusunda, kimler tarafından yönlendirildiklerini saptamaya yönelik
olduğunu söyledi.
Faiz, araştırmanın,
Aralık 2006'da, 724 hane, 237 iş yeri ve 212 profesyonel (mimar ve
mühendis) üzerinde yapıldığını belirtti.
KADEM Direktörü Faiz,
inşaat sektöründe önce profesyonellerin bilgilendirilmesi ve daha sonra da
halkın bilgi seviyesinin yukarı çekilmesi gerektiğini de
söyledi.
Araştırma
sonuçlarına göre, son 2 yılda yapılan ev, dükkan, ek oda gibi
inşaatlara bakıldığında, İskele yüzde 13.7 ve
Girne de yüzde 13.5 oranıyla en fazla inşaat yapılan iki ilçe.
Diğer üç ilçede ise, yüzde 8 civarında bir inşaat yapımı
var.
İnşaatlara
kullanılan malzemeler çerçevesinde bakıldığında ise,
Girne ve İskele'de, yoğurma betona göre "daha sağlam"
olduğu belirtilen hazır beton kullanımı düşük.
Lefkoşa,
Gazimağusa ve Güzelyurt'ta hazır beton kullanımı yüzde 65
ile 70 arasında değişirken; İskele'de hazır beton
kullanımı yüzde 58.5 ve Girne'de yüzde 57.9 düzeyinde.
Memnuniyet
İnşaat
yaptıranların, inşaat ürünlerinden memnun olma oranı ise
çok düşük. Birçok üründen yoğun şikâyet var. Kullanılan
üründen memnuniyet açısından ise, birinci sırada, yüzde 93.3'le
hazır beton var.
İnşaat
ürünlerinin tercihinde, en çok dikkat edilen nokta ise, ürünün TSE ve ISO
belgesi olması.
KIBRIS 07/04/07
Pertev, temaslarda
bulunmak üzere New York'a gidiyor
Pertev, 9 Nisan Pazartesi
günü gideceği New York'ta, BM ve ilgili kurum yetkilileriyle
Kıbrıs konusunda görüşmeler yapacak.
Bu arada, Pertev, Rum
basın-yayın organlarında, Rum Yönetimi
Başkanlığı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'le önceki
gün yaptığı görüşmede ilerleme
sağlanamadığı yönünde çıkan haberleri yalanladı.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, BRT'ye yaptığı
açıklamada, Rum Yönetimi Başkanlığı Diplomatik Büro
Şefi Conis'le görüşmelerinin devam edeceğini vurguladı.
Pertev, 8 Temmuz süreciyle
ilgili tıkanıklığın daha önce
yaşandığına ve sürecin ele alınacağı Rum
Ulusal Konseyi toplantısının tarihininse önceki günkü
görüşmeden önce belirlendiğine dikkati çekti.
Pazartesi günü ABD'ye
gideceği için Conis'le bundan sonraki görüşmesinin tarihinin belli
olmadığını belirten Pertev, dönüşünden sonra Conis'le
8 Temmuz sürecine yönelik çalışmalarını sürdüreceklerini
bildirdi.
Süreç konusunda
yaşanan tıkanıklığın aşılması için
Türk tarafı olarak belge sunduklarına dikkat çeken
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, önceki gün
ise, bu mektubun dışında, tıkanıklığının
aşılması için pratik öneriler içeren belge olmayan belge
sunduklarını anımsattı.
Pertev, Türk tarafı
olarak hiçbir görüşmeden kaçmadıklarını ve Conis'le de bu
çerçevede görüşmelerinin devam edeceğini vurguladı.
KIBRIS 07/04/07
İkininiz de KKTC'yi savunuyorsunuz Türkiye'ye
"biz bunu isteriz" deyin
"KARIŞTIRMAYA
DEVAM EDECEĞİM"... Denktaş, Kıbrıs gerçeklerini
anlatmak için Türkiye'ye başlattığı ziyaretlerin "yine
karıştırıyor" şeklinde yorumlanabileceğine
de işaret ederek, "Karıştırmaya devam edeceğiz.
Gerçekler kabul edilene kadar. Başka çaremiz yoktur" dedi
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve
Demokrat Parti'ye (DP) işbirliği çağrısında bulunarak,
"Siz de aynı şeyleri söylüyorsunuz, Serdar da aynı
şeyleri söylüyor. İşbirliği yapmak suretiyle belki
diğer iyimserlerle bu konuları görüşüp, görüş
birliğine vararak, Türkiye'ye 'biz bunu isteriz' demeniz lazım"
dedi.
Denktaş, KKTC'den
vazgeçilmeyeceğini dile getiren UBP Genel Başkanı Tahsin
Ertuğruloğlu ile DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'ın, bunu; temas edecekleri diğer partilere de
anlatıp, bir noktada buluşulmasına katkı koyması
gerektiğini belirtti.
Denktaş, "Siz de
aynı şeyleri söylüyorsunuz. Serdar da aynı şeyleri
söylüyor. İşbirliği yapmak suretiyle belki diğer iyimserlerle
bu konuları görüşüp, görüş birliğine vararak Türkiye'ye
'biz bunu isteriz' demeniz lazım" dedi
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ile de görüşülerek, iki toplumlu formülden vazgeçmesi için
baskı yapılması gerektiğini savunan Denktaş, böyle
yapılması halinde Türkiye'nin pazarlık gücünün de
güçleneceğini kaydetti.
Denktaş,
Kıbrıs gerçeklerini anlatmak için başlattığı
ziyaretlerin "yine karıştırıyor" şeklinde
yorumlanabileceğine de işaret ederek,
"Karıştırmaya devam edeceğiz. Gerçekler kabul edilene
kadar. Başka çaremiz yoktur" dedi.
Denktaş, dün ana
muhalefet UBP Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nu ziyaret
etti.
Ziyarette
yaptığı konuşmaya, başkanlığa seçilen Tahsin
Ertuğruloğlu'nu "Genç ve dinamik bir başkana
kavuştunuz. Yolunuz açık olsun" sözleriyle kutlayarak
başlayan Denktaş, Türkiye'ye gerçekleştireceği ziyaret
sonrasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi
Sabit Soyer ile görüşerek, 8 Temmuz süreciyle ilgili endişelerini
dile getireceğini söyledi.
"Annan Planı
istenmiş"
Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı
Talat'ın BM'ye yolladığı mektupta Annan Planı'nın
ele alınmasını istediği yönündeki haberleri
hatırlatarak, "İnşallah doğru değildir...
Yapılacak olan baskılar bizedir. Rumların kabul edebileceği
bir formata döndürmek için yapılacaktır" dedi.
Denktaş, böyle bir
talepte bulunulması halinde, "Kıbrıs meselesinin bir asker
meselesi ve mal-mülk meselesi olduğu" ve "Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması" talebiyle
karşı karşıya kalınacağını kaydetti.
Kıbrıs Türkü'nün
masaya oturabilmesi için eşitliğinin kabul edilmesi gerektiğini
vurgulayan Denktaş, bir tarafın hükümet, diğer tarafın da
toplum olduğu eşitsizlik devam ettiği sürece, 43
yıldır olduğu gibi bir yere varmanın mümkün olamayacağını
söyledi
BM ile AB'nin görüşme
çağrısının, bugüne kadar oynanan oyunların devamı
olduğunu söyleyen Denktaş, "Biz görüşmeye
hazırız, ancak (Rum), benim hükümetim olmadığını
ve benim devlet olduğumu kabul etsin. Bu esaslar ve eşitlik şartında
görüşmeye hazırım" denmesi gerektiğini belirtti.
Denktaş,
konfederasyona dahi gidebilmek için iki tarafın birbirinin devlet
olduğunu kabul etmesi gerektiğine işaret ederek, şöyle
devam etti:
" 'Gelin
konuşalım' deniyor. Neyi konuşacaksınız? Ne
konuşacağını söyle? Nereye kadar eğileceğini
söyle? ... Kırmızı çizgisiz pazarlık, dünyanın hiçbir
yerinde yoktur. Araba almaya gittiğinde bile kırmızı
çizgin, elindeki paradır. Bu bir milli dava, kırmızı çizgin
yok, ama görüşmeye hazırsın."
Rauf Denktaş,
"görüşmeler başlasın" diye çağrılar
yapılarak halkın boş yere, sahte ümitlerle oyalanmasının
ve Türk milletinin kandırılmasının doğru
olmadığını söyledi.
"Federasyon formülü
çıkmaza sürükleyecek"
İki toplumlu
federasyon esasına dayalı Gambari formülünün, Kıbrıs
Türkü'nü çıkmaz sokağa sürükleyeceğine işaret eden Eski
Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların şartlarını
artık toparlamak gerektiğini kaydetti. Kıbrıs sorununun
işgal sorunu olduğunu savunan Rumların, Kıbrıs
Türkü'nü üniter bir devlet içinde azınlık görmek istediğini
belirtti.
Denktaş, bundan
başka bir anlaşma istemediği aşikar olan bir taraf ile
eşitsizlik devam ederken, oturup konuşmanın zaman kaybından
başka bir şey olmadığını vurguladı.
Rauf Denktaş,
Kıbrıs meselesinin hallinde ekonomiyi güçlendirip, Kıbrıs
Türkü'nün kendi ayakları üzerinde durmasının iki ayaktan biri
olduğuna dikkat çekerek, ekonomi güçlendirilirken, KKTC'den asla
vazgeçilmeyeceğinin dünyaya anlatılması gerektiğini
söyledi.
Ertuğruloğlu:
KKTC çözümsüzlüğün simgesi değildir
UBP Genel
Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu da konuşmasında, Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ortaya koyduğu
görüşleri yoğun bir şekilde savunduklarına işaret
ederek, Kıbrıs Türkü'nün artık boş çıkacak beklentiler
içine sokulmaması gerektiğini söyledi.
Kıbrıs konusunun
"çözümü" diyerek halkın "çözümsüzlük" psikolojisine
sokulduğunu savunan Ertuğruloğlu, parti olarak
"Kıbrıs sorunu" tanımlamasını ve
"çözüm" kelimesini kullanmadıklarına dikkat çekti.
Tahsin
Ertuğruloğlu, "Kıbrıs'ta barış da
vardır, çözüm de vardır. Eksik olan, bunların
anlaşmasıdır. Yani KKTC çözümsüzlüğün simgesi
değildir, çözümün ta kendisidir. Ama halkımıza KKTC'nin geçici
bir safha olduğu imajını yayan bir iktidarla zaafiyet
yaşıyoruz" dedi.
Kıbrıs
konusunda, öncelikle konunun ne olduğunun teşhis edilmesi
gerektiğini söyleyen Ertuğruloğlu, 186 sayılı BM
Güvenlik Konseyi kararıyla başlayan BM sürecindeki yolun
yanlış olduğunu savundu.
Tahsin
Ertuğruloğlu, Gambari sürecinin tehlikelerine de dikkat çekerek, esas
görevin; KKTC'yi güçlendirerek, konunun özüne yönelik süreçleri zorlamak
olduğunu belirtti.
UBP Genel
Başkanı Ertuğruloğlu, öncelikle "Kıbrıs'ta
tek halk-iki toplum vardır" yalanından vazgeçip, adada iki
ayrı halk, iki ayrı hukuk, iki ayrı demokrasi, iki ayrı
devlet gerçeğiyle hareket etmek gerektiğini söyledi.
Güney
Kıbrıs'ın ırkçı politikalarından vazgeçmesi
halinde ileriki yıllarda konfederal zeminde bir uzlaşının
da gündeme gelebileceğini kaydeden Ertuğruloğlu, KKTC devleti
statüsüyle yer alınması halinde birleşik Kıbrıs
hedefine ilkesel olarak karşı olmadıklarını belirtti.
Ulusal davaların
partiler üstü olması gerektiğini söyleyen UBP Genel Başkanı
Tahsin Ertuğruloğlu, "Maalesef KKTC'de bu
gerçekleştirilemedi. Siyasi varlık nedenlerini ulusal davanın
muhalifi olma şeklinde belirleyen yapılanmalar var. Bu sakat
düşünce, bugün, KKTC Devleti'nin ve Hükümeti'nin makamlarını
işgal ediyor" dedi.
KIBRIS 07/04/07
OZANKÖY
- KAZAFANA
Kıbrıs'ta dağ-bayır "otomobil ve
bina" dolmuş. Bodrum usulü nerede bir boşluk varsa bina
dikilmiş. Ve de dikiliyor. Beş bin yeni ev, alıcı
bekliyormuş.
İthalat harcamalarında otomobil ilk sırada. İthal
otomobiller iki grup. Birinci grupta lüksün lüksü otomobiller. Gümrük
düşük olduğundan en pahalısı 80 bin İngiliz
lirası dolayında. İkinci grupta kullanılmış
otomobiller. Ortalama 5 bin İngiliz lirası dolayında.
Evler üç grup. Apartman daireleri 75 bin İngiliz lirası, en küçük
evler 150 bin İngiliz lirası, orta boy evler 250 bin İngiliz
lirası.
Kıbrıs, Bodrum olmuş. Dağ, bayır, nerede boş arsa
varsa oraya bir bina konduruluyor. Binalarda 3 kat izin var, ama Bodrum usulü,
arazi meyilli, çatı eğimli diye önüne gelen kat
sayısını artırıyor. Binaların mimarileri bir
curcuna (!) Çirkinlik yarışı başlamış.
Evleri İngilizler alıyor. İngiltere'deki evlerini 300 bin
İngiliz lirasına satanlar, Ada'da 100 bin İngiliz lirasına
bir ev alıyor. 200 bin İngiliz lirasını YTL'ye çevirerek
bankaya koyuyor. Bankadan ayda 5-6 bin YTL faiz alıyor.
İngiltere'deki sosyal güvenlik ödeneklerini de buna ekleyerek gül gibi
geçiniyor.
Kıbrıs'ın ormanları ünlü
Dün, Ozanköy'de Metin Münir'in evine gittik. Kıbrıs mücahidi
(Mülkiyeli) Metin Münir, Ozanköy'de Kıbrıslı Türk bir çiftçinin
evini 30 yıl önce satın almış. Ozanköy, "Bella Pais
Manastırı"nın altındaki yamaçta eski bir
Kıbrıs köyü. Venedikliler kurmuş. Adını da
"Kazafana" koymuş. Bizimkiler 1968'lerden bu yana "Ozanköy"
diyorlar.
Metin Münir ile sabahın erken saatlerinde Beşparmak
Dağları'nda yürüyüş yaptık.
Kıbrıs Adası bir zamanlar sedir ve çam ağaçlarıyla
kaplıymış. Büyük İskender'in gemileri Kıbrıs'ta
yapılmış. İngiliz İmparatorluğu ülkelerindeki ilk
ormancılık okulu Kıbrıs'ta kurulmuş. Metin Münir'in
babası bu okulda okumuş. Metin Münir'e ağaç, bitki sevgisi
babasından geçmiş.
Beşparmak Dağları'nda çamlar altında yürüdük. Hava mis gibi
çam kokuyordu. Etraf yemyeşildi. Ağaçların dibinde yabani
orkideler, adaçayları, kekikler çiçek açmıştı.
Altı yıl önceki yangının çırılçıplak
bıraktığı dağlar, tepeler insanın içini
sızlatıyor.
Dağ-ova satılıyor
Kıbrıs'ın Bodrum'a benzeyen bir başka özelliğinden söz
etmek istiyorum. Bodrumlular nasıl tarlalarını,
arsalarını yap-satçılara satarak zenginleşmiş,
işi gücü bırakarak bu paraları yiyerek yaşamaya
başlamışsa aynısı şimdilerde Kıbrıs'ta
oluyor.
1974 yılından sonra sahip oldukları topraklar şimdilerde
kapışılıyor. İşte bunun için
Kıbrıslılar işi gücü bırakmış, para yiyor.
Kıbrıslı Türklerin tamamı devletten (şu veya bu
şekilde) ücret veya emekli maaşı aldıklarından zaten
kendilerini çalışmak zorunda hissetmiyor. Şimdilerde
toprağı olanların kapısının önünde
yap-satçılar sıraya girdiğinden, durum "aliyyülâlâ"(!)
Anlayamadığım şu: Diyelim ki devlet her
Kıbrıslıya maaş ödemeyi sürdürecek. Ama dağdaki,
ovadaki arsalar tükenince ne olacak... Merak ettiğim bir konu da
arsaların satışı karşılığı
alınan paraların ne olduğu? Nerelerde harcandığı,
nerelere yatırıldığı?
GUNGOR URAS MILLIYET 08/04/07
Kıbrıslı
Rumların en iyi dostu Denktaş'tı!
|
|
Denktaş'ın
sert tonu uluslararası toplumun Kıbrıslı Rumları
haklı görmesini sağlıyordu. Batı yanlısı Talat'la
birlikte, Rum tarafının uzlaşmaz tavrı gözler önüne serildi
08/04/2007
RADIKAL
Koalisyon partileri durum
ne zaman bunu gerektirse, Kıbrıs sorununda
farklı görüşe sahip olan bazı kişilerin tezlerini koro
halinde küçük düşürmeye çalışıyor ve bunları Türk
tarafına hizmet eden veya Türk tarafıyla aynı dümenin suyunda
giden tezler olarak nitelendiriyorlar. Kısacası siyasi diyalog,
'sifonun kulpu'yla özdeşleşti. Öte yandan siyasi düşüncemiz de,
'kötü kokulu siyasi foseptik çukuru' içinde kayıtsızca
yıkanıyor.
Politikada beyazla siyahın neden birbirine
yakışmadığını anlayabilmek için gelin biraz
Kıbrıs Rum tarafının içindeki olaylardan
uzaklaşalım, 'İşgal bölgesi'ne gidelim ve temel bir soru
soralım: 1974'ten 2004'e kadar Kıbrıslı Rumların en
iyi müttefiki kimdi?
Yanıtın kolay olduğuna inanıyoruz. En iyi müttefikimiz Rauf
Denktaş'tı. Onun mutlak tezleri, maksimalizmi ve uluslararası
topluma karşı kullandığı küfürlü tonları,
Kıbrıslı Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'ni muhafaza
etmesine izin verdi. Sadece bu da değil, aynı zamanda
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olmasını da
sağladı.
Denktaş o kadar tarif edilemez bir kişiydi ki,
kendi hakkında yarattığı vatansever profile rağmen,
Ankara'yı kendisini kovmaya ve yerine daha ılımlı bir
politikacı olan Mehmet Ali Talat'ı getirmeye mecbur bırakmıştı.
Sayın Talat, hâlâ solcu olduğu söylenmesine rağmen açıkça
Batı yanlısı profiliyle Türk tarafının olumsuz
görüntüsünü ortadan kaldırmayı ve sorumluluğun önemli bir
bölümünü Kıbrıs Rum tarafına yüklemeyi başardı. Burada
ortaya çıkan soru da açık: Kıbrıs Türk tarafının
çıkarlarına
en iyi kim hizmet ediyordu? Katı Denktaş mı yoksa
ılımlı Talat mı?
Şimdi yeniden Rum tarafına dönelim. Aynı soruya yanıt
verecek olursak ortaya anlamlı bir orantı çıkıyor:
Kıbrıslı Rumların çıkarlarına en iyi kim hizmet
ediyor? Kıbrıs sorununda katı olan yabancıların
düşmanı Papadopulos mu yoksa ılımlı muhalefet mi? Bir
gün hepimizin, partilerin ötesinde bu ülkenin çıkarını bir bütün
olarak görmemiz gerekecek. Ne yazık ki koalisyondaki bazı partiler
öylesine körleşti ki, dayanma gücü kuşku yaratan bir 'pide'yi ne
pahasına olursa olsun paylaşma uğruna Kıbrıs'ı
felakete sürüklüyorlar.
(Rum gazetesi Politis, başyazı, 6 Nisan 2007)
Rum kayıplara ilişkin kimlik tespitinde hedef
haziran başı
200 cesedin gömülmesi için
yakınlarına teslim edilmesinin de ifade edilen zamanda
başlamasının beklendiğini ifade eden Simerini gazetesi,
manşete çıkardığı haberinde, gazeteye göre, teslim
işlemleri Güney Kıbrıs ve KKTC'de eş zamanlı olarak
yürütülecek.
Gazete, konuyla ilgili
olarak edindiği bilgilere dayandırdığı haberinde,
kemiklerin teslim edilmesinin gecikmesinin nedeninin, çıkarılan
bazı kemiklerin kötü durumda olması ve bu durumun kimlik tespit
çalışmalarını güçleştirmesinden
kaynaklandığını kaydetti.
Gazete, içerisinde ceset
bulunan mezarların Girne, Kazafana (Ozanköy), Karava (Alsancak), Templos (Zeytinlik),
Karpasia (Karpaşa) ve Çatoz'da (Serdarlı) bulunduklarını;
kimlik tespit aşamasında olan cesetler arasında sivillere ait
cesetler bulunduğunu da belirtti. Gazete, Kıbrıslı Rum
askerlere ait olarak kemiklerin, söz konusu kişilerin postal ve askeri
kemerlerinden anlaşıldığını yazdı.
Öte yandan,
Kıbrıslı Rum kayıplara ait cesetlerin teslim edilmesiyle
beraber, Kıbrıslı Türk kayıplara ait oldukları
düşünülen 50 cesedin de teslim edileceği, bunların ise; Alaminos
(Alaminyo), Oroklini, Protaras, Ay.Georgiyo Alamanu, Parisino ve Latça'da
bulundukları belirtildi.
Gazete, teslim
işlemleri hakkında ayrıntılara da yer verdi.
KIBRIS 08/04/07
Türkiye'nin maddi yardımları 415 projede
kullanılacak
Türkiye Cumhuriyeti, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne, 2007 yılı içinde 783 milyon 622
bin 664 YTL'lik yardım yapmayı planlıyor. Türkiye'nin
yardımı, toplam 415 altyapı yatırımı ve reel
sektör projesinde kullanılacak.
Türkiye'nin KKTC'ye
yönelik yardımının ayrıntıları, Türkiye
Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım Heyeti
Başkanlığı'nca yayımlanan "2007 Yılında
Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
İşbirliğiyle Gerçekleştirilmesi Planlanan
Yatırımlar" kitapçığında yer aldı.
415 projenin dökümüne yer
verilen kitapçıkta, 26 Şubat 2007'de, Başbakan Ferdi Sabit Soyer
ile Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener'in imzaladığı "2007 Mali
Yılında Türkiye Cumhuriyeti Kaynaklarından Finanse Edilecek
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Projelerine İlişkin
Protokol" de bulunuyor.
Kitapçıkta yer alan
bilgilere göre, 2007 yılı için öngörülen Türkiye
yardımlarının 125 milyon YTL'si, savunma ödeneği ve hibe
olarak verilecek. 210 milyon YTL, altyapı projelerine hibe edilecek.
Yardımın 40 milyon YTL'si teşvik kredisi; 225 milyon YTL'si de
kamu, reel ve mali sektöre kredi olarak öngörülüyor. Bu rakamlara geçen
yıldan devreden yardım kalemleri de eklenince, bu yıl için
planlanan yardım miktarı, 783 milyon 622 bin 664 YTL'ye
ulaşıyor.
Yardımlarla
gerçekleştirilecek yatırım projeleri çerçevesinde, yeni baraj, ana
isale hatları ve diğer su etüt-proje ve yatırımları
projesi için 21 milyon YTL; Karayolları Master Plan Uygulama Projesi için
12 milyon 500 bin YTL; ODTÜ Kuzey Kıbrıs Kampusu Giderlerine
Katkı Projesi için 30 milyon YTL; Ercan Havaalanı SMART Projesi için
7 milyon 500 bin YTL ve KKTC'de Nirengi Ağı Oluşturulması
Projesi için de 1 milyon 500 bin YTL bütçe ayrıldı.
Ankara kaynaklı
projelerin toplamı, 72 milyon 500 bin YTL; Lefkoşa kaynaklı
projelerin toplamı ise, 218 milyon 452 bin 186 YTL olarak öngörülüyor.
Türkiye
yardımlarıyla 2007 yılında yapılacak veya geçen
yıldan devam eden yatırımlardan bazıları şöyle:
"Elektrik
Altyapılarının Tamamlanmasına Katkı Projesi (39 milyon
500 bin YTL), Otomasyon Projelerine Katkı Projesi (3 milyon 400 bin YTL),
Belediyelerin Altyapı Yatırımlarına Katkı Projesi (1
milyon 200 bin YTL), Televizyon ve Radyo
Yayıncılığının Geliştirilmesi ve Katkı
Projesi (1 milyon 190 bin YTL), Toplu Sosyal Konut Projelerinin Altyapılarına
Katkı Projesi (3 milyon YTL), İşçi Yatı Elerinin Altyapı
Giderlerine Katkı Projesi (2 milyon YTL), Az Gelişmiş Yörelerin
Sosyal ve Ekonomik Rehabilitasyonu ve Katkı Projesi (2 milyon 500 bin
YTL), İçme Suları, İsale Hatları, Şebeke ve Türbin
Yenileme, Dere Islahı ve Katkı Projesi (11 milyon 350 bin YTL), Lefkoşa-Güzelyurt
Duble Yolu Projesi (9 milyon YTL), Yolların Yapım, Bakım ve
Onarımları Projesi (10 milyon 600 bin YTL), Telefon
Şebekelerinin Geliştirilmesi Projesi (6 milyon 850 bin TYL), DAÜ
Yatırım Giderlerine Katkı Projesi (6 milyon 500 bin YTL),
LAÜ'nün Geliştirilmesine Katkı Projesi (12 milyon 500 bin YTL),
Eğitim ve Öğretim Hizmetlerinin Geliştirilmesi ve Katkı
Projesi (6 milyon 100 bin YTL), Modern Sulama Sistemlerinin Geliştirilmesi
Projesi (1 milyon 500 bin YTL), Hayvancılığın ve Organize
Hayvan Barınaklarının Geliştirilmesi ve Katkı Projesi
(2 milyon 100 bin YTL, Sağlık Hizmetlerinin Geliştirilmesi ve
Gazimağusa Devlet Hastanesi Projesi (15 milyon YTL), Atıksu
Arıtma Hizmetlerinin Geliştirilmesi ve Katkı Projesi (5 milyon
350 bin YTL), Turizmin Geliştirilmesi ve Turistik Bölgelerde Altyapı
Çalışmalarına Katkı Projesi (15 milyon 600 bin YTL), Eski
Eserlerin Restorasyonu Projesi (2 milyon 150 bin YTL), Polis
Teşkilatının Geliştirilmesi Projesi 2 milyon 175 bin YTL),
Din Hizmetlerinin Geliştirilmesi Projesi (8 milyon 525 bin YTL),
Kalkınmada Öncelikli Bölgelerde Kendi Konutunu Yapanlara Kredi Projesi (1
milyon 500 bin YTL)."
KIBRIS 09/04/07
Erdoğan: KKTC'de son 4 yılda önemli adımlar
atıldı
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, son 4 yılda atılan
adımlar sayesinde KKTC'nin uluslararası zeminde öncesiyle
kıyaslanamayacak noktalara geldiğini belirterek, dünyanın önemli
ülkelerinde siyasi muhatap kabul edilme noktasında önemli kazanımlar
elde ettiğini vurguladı.
Türkiye'de yayınlanan
TRUE dergisi son sayısında KKTC'de Yeni Vizyon
başlığıyla, TC Başbakanı Recep Tayyp
Erdoğan, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı. K.T
Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami'nin değerlendirmelerine ve
Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Kim Jurgensen'in mülakatına yer
verdi.
Derginin bir sayfasında
da, KKTC'nin tarihi, iklimi, bitki örtüsü ve politik sistemi hakkında
bilgi veren turist rehberi yayımlandı.
TC Başbakanı
Recep Tayip Erdoğan dergide yayınlanan yazısında,
Kıbrıs'ta BM zemininde adil ve kalıcı bir çözümden yana
olduklarını belirtti.
Erdoğan, Rum ve Yunan
tarafının çözümsüzlükten nemalanarak çıkar
sağladığını ve Kıbrıs Türk tarafıyla
siyasi eşitlik temelinde çözüme girmek istemediğinin AB üyesi ülkeler
tarafından da görülmesini istediklerini ifade etti.
Kıbrıs'ta taviz
verdiğimizi iddia edenler, Türkiye'nin ve KKTC'nin
kazanımlarını görmek istemeyenlerdir" diye konuşan
Erdoğan, 4 yıldır attıkları adımlar sayesinde
bugün KKTC'nin uluslararası zeminde öncesiyle kıyaslanamayacak
ağırlığa ve güce kavuştuğunu vurguladı.
KKTC'nin dünyanın önemli
ülkelerinde siyasi muhatap kabul edilme noktasında ne kadar önemli
kazanımlar elde ettiğinin kolaylıkla görülebileceğini
söyleyen Erdoğan, 2004 yılında İstanbul'da toplanan
İKÖ Dışişleri Bakanları Konferansı'nın da
KKTC için tarihi dönüm noktası olduğunu belirtti. Erdoğan,
KKTC'de 4 yıl içinde yaşanan değişikliklere örnekler
vererek, tüm bu adımların hem Türkiye'nin, hem de KKTC'nin önünü
açacak adımlar olduğuna işaret etti.
Avcı: KKTC'nin
bugünkü
varlığı ve
gücü dikkate alınmalı
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ise yazısında, KKTC'nin bugünkü
varlığının ve gücünün, Kıbrıs Türkü'nün
geldiği aşamayı göstermesi açısından dikkate
alınması gereken bir olgu olduğunu belirtti.
Annan Planı sürecinin
ve referandumun dünyaya çok önemli bir mesaj verdiğine işaret eden
Avcı, bütün haksız engellemelerle insan hakları ve hukuka
aykırı girişimlere karşın Kıbrıs Türkünün
Anavatan Türkiye'nin her aşamadaki desteği ve işbirliğiyle
adada egemen ve bağımsız kimliklerden ödün vermeden yaşama
aşamasına gelindiğini ifade etti.
Avcı,
Kıbrıs'ta iki halk arasındaki çözüm çabalarına iyi niyetle
yaklaşmalarına karşın, çözümün gerçekleşmesi için asla
vazgeçemeyecekleri temel ilkeleri bulunduğunu da söyledi. Avcı bu
ilkeler doğrultusunda çözümün, siyasi eşitlik ilkesine dayanan,
kapsamlı, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğünde, iki bölgeli ve BM
çatısı altında gerçekleşmesi gerektiğini
vurguladı.
Nami: AB Rumlar üzerinde
baskı
oluşturmalı
Kıbrıs Türk
Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ise, Ticaret
Odası'nın AB'nin manevi olduğu kadar maddi olarak da
Kıbrıs'taki taraflar arasındaki dengeyi sağlamak ve
şartları eşitlemek için Rumlar üzerinde baskı
oluşturarak, BM kontrolünde görüşme masasına oturmalarını
sağlamasını, Kıbrıslı Türklerle olan
ilişkilerini geliştirmesini ve yoğunlaştırmasını,
AB müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta uygulanacağı
zaman için teknik ve finansal açıdan destek vermesini beklediklerini dile
getirdi.
2004 Nisan ayında
yürürlüğe giren Yeşil Hat Tüzüğü'yle ilgili olarak Ticaret
Odası'nın üzerine düşen tüm görevleri yerine getirdiğini
belirten Nami, ancak bu kapsamdaki ada içi ticaretin Kıbrıslı
Türklerin refahını arttırmak için çok kısıtlı
potansiyeli bulunduğunu da ifade etti.
259 milyon euro
yardım öneren Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasından
duydukları memnuniyeti de dile getiren Nami, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'yle ilgili çalışmaların da AB nezdinde halen
sürdüğünü belirtti.
Ticaret
Odası'nın doğrudan ticaretten anladığının
Kuzey Kıbrıs, deniz ve hava limanlarından doğrudan ticaret
yapmak ve ulaşımı sağlamak olduğuna işaret eden
Nami, Kıbrıslı Türklerin AB'nin Doğrudan Ticaret
Tüzüğü vaadini ivedilikle yerine getirmesini istediğini söyledi.
Jurgensen:
Kıbrıs sorunu Türkiye'nin
AB üyeliği önünde bir
engel olmamalı
TRUE Dergisi'nin
sorularını cevaplayan Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Kim
Jurgensen, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB üyeliği önünde bir
engel olmaması gerektiğini belirterek, Ada'da çözüm için tüm
tarafların taviz vermesi gereken durumlar olduğunu söyledi.
Danimarka'nın
Kıbrıs sorununu BM'nin sorunu olarak gördüğünü ifade eden
Jurgensen, "çözüm için bu yönde atılacak adımları sonunda
kadar desteklemeye kararlıyız" dedi.
KIBRIS 09/04/07
Eski Cumhurbaşkanı Denktaş: Kıbrıs
meselesi Yunanistan'ın Kıbrıs'ı devralma meselesidir
Denktaş, Türk
Eğitim-Sen Amasya Şubesi tarafından düzenlenen
"Kıbrıs" konulu konferansta, Türkiye ve
Kıbrıs'ın et ve tırnak gibi birbirinden ayrılmaz
olduklarını söyledi.
Stratejik açıdan
Kıbrıs'ın Türkiye için son derece önemli olduğunu ifade
eden Denktaş, "Kıbrıs'ın Türkiye'den ayrılması
durumunda Türkiye, Yunan adaları ile kapanacak ve açık denizlere önü
kesilecek" dedi.
Kıbrıs'ın
milli bir dava olduğunu belirten Denktaş, şöyle
konuştu:"1974'de, 20 Temmuz'da göklerden yağmur gibi
yağdınız denizlerimize kahramanca çıktınız.
Şehitler vererek yürüdünüz ama hedeften şaşmadınız.
Kıbrıs'ı Yunan'a, Kıbrıs'ı Rum'a
bırakmayacaktınız. Şehitlerimizin kemiklerini
sızlatmayacaktınız ve stratejik bir adayı terk
etmeyecektiniz. Biz doğum günümüzü 20 Temmuz 1974 olarak belirledik
eğer gelmemiş olsaydınız bugün Kıbrıs'ta tek bir
Türk olmayacaktı. Bunun bilinci içerisindeyiz ve şükran
duygularıyla doluyuz. Şehitlerimiz şehitlerinizle kucak
kucağa yatarken size şükrediyoruz Allah bu güzel ülkeye zeval
vermesin diye dua ediyoruz."
Kıbrıs meselesi
Kıbrıs
meselesinin hâlâ ne olduğuna ilişkin net kavramların ortaya
konulmadığını ifade eden Denktaş,
"Kıbrıs meselesi nedir?" diye soracak olanlara bunun
cevabını veren olmadığını savundu.
"Kıbrıs
meselesini halledin" diyenin çok ancak meseleyi tanımlayanın olmadığını
kaydeden Denktaş, meseleyi bilmeden halletmenin de mümkün
olmayacağını söyledi.
"Meseleyi teşhis
etmek istemiyorlar çünkü meseleyi teşhis ederlerse o zaman 43
yıldır Türklere haksızlık yaptıklarını
kendileri de kabul etmek zorunda kalacaklar" diyen Denktaş,
şöyle devam etti:
"O halde gözleri
kapalı 'Kıbrıs meselesini halledin' diye dışardan
gelen planlar ile 43 yıldır vakit geçiriyorlar ve hâlâ
anlamıyorlar ki Kıbrıs meselesi Yunanistan'ın
Kıbrıs Rumlarını kullanarak Kıbrıs'ı
devralma meselesidir. Bu meselenin çaresi Kıbrıs Türklerinin ana
vatanları ile birlikte aşınmaz bir duvar gibi önlerinde
durmalıdır. Mücadelemiz bu olmuştur ve bu duvar KKTC olarak
karşılarında aşılmaz bir şekilde
durmaktadır."
Kıbrıs ve AB
Kıbrıs'ın,
Türkiye'nin de üye olmadığı bir topluluğa
giremeyeceğini vurgulayan Denktaş, Rum kesiminin AB'ye üye
olmasını da sert bir dille eleştirdi. Denktaş, şöyle
dedi:
"16 günlük bebekleri,
genç anneleri toplu mezarlara gömen eli kanlı Rum idaresi Avrupa
Birliği'ne üye yapılmıştır. 1960 anlaşmalarına
bakmaksızın Türkiye'nin hakları nedir, Kıbrıs
Türklerinin haklarına bakmaksızın üye
yapılmıştır. Biz buna itiraz ettik. Türkiye buna itiraz
etti. Dinleyen yok. Çünkü karar verilmiştir, Avrupa tarafından ve
Amerika tarafından Kıbrıs Yunanistan'a verilecektir. 1964'ten bu
yana ABD'nin kararı bu. Bu nedenledir ki 1963'ten 1974'e kadar biz aç
susuz adanın bir bölümüne hapsedilmiş şekilde yaşarken,
toplu mezarlara gömülürken ne Amerika ne İngiltere bize elini uzatmamıştır.
Çökmemizi beklemiştir."
Ulusal basını Kıbrıs meselesi konusunda duyarlı olmamakla suçlayan Denktaş, bu konuda "toz pembe" bir hava yaratıldığını öne sürdü.
KIBRIS
09/04/07