NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:46 TSİ 01 Ekim 2007 Pazartesi
LEFKOŞA
- Rum lider Papadopulos, 2003 seçimlerinde, ülkenin en büyük partisi AKELin
desteğiyle seçilmişti. ama AKEL, Şubat 2008de yapılacak
başkanlık seçimlerine bu kez kendi adayıyla, Parti Genel
Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyasla
katılıyor. Hristofyas, Annan Planına karşı da
kampanya yürütmüştü.
Hristofyas, aradan geçen 3 yılda Rumların uzlaşmaz
tutumu nedeniyle Kıbrıslı Türklerin artık iki devletli
çözümü tercih etmeye başlamalarını değerlendirdi. Ancak
Hristofyasa göre bunda Rumların uzlaşmazlığının
değil, Kıbrıslı Türk liderlerle Ankaranın
açıklamaları etkili oldu.
İki ayrı devletli çözümü isteyen Kıbrıslı Türklerin
sayısı nasıl artmasın! Bakın yakın bir dönem
içinde, Türkiye Cumhuriyetinin cumhurbaşkanı yasadışı
bir şekilde adanın Kuzey kesimini ziyaret etti ve bu ziyaret
Birleşmiş Milletler kararları gözetilmeksizn yapıldı.
Bu ziyareti sırasında Sayın Gül, Adada iki halktan, iki dinden,
iki ayrı devletten bahsetti.
Diğer yandan dostum Talat, Sayın Turgay Avcıyı sürekli
olarak yurtdışına gönderiyor ve bu ziyaretlerde sürekli olarak
Adada 2 devletin olduğu vurgulanıyor. Yani, 2 bölgeli, 2 toplumlu
çözüm mesajı yerine, bu mesajlar veriliyor. Bakın kamuoyu üzerinde
liderlerin etkisi vardı. Eğer birlikten yana mesajlar verirseniz
kamuoyunu birlikten yana etkilersiniz. Bu verilen mesajlar birlikten yana
olmaktan ziyade bölünmeden yana. Doğru mesajlar değil.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile Rum Dışişleri
Bakanı Markuilinin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili sözlerine de
değinen Hristofyas, Adadaki orduların çözümü güçleştirdiği
görüşünde.
Sert olan açıklamalar değil, 33 yıldır Türkiyenin
ordusunun bulunması. Sadece Kıbrıslı Rumların
değil, Kıbrıslı Türklerin de insan haklarını
ihlal eden bir olgudur. 33 yıldır ülkemde yabancı bir ülkenin
askerleri, orduları var diye benim onları alkışlamamı
mı beklerdiniz. Ya da 33 yıldır ben köyüme gidebilmiş, köyümü,
evimi görebilmiş değilim. Doğduğum büyüdüğüm
toprakları görebilmiş değilim. Bu koşullarda bu askeri gücü
alkışlamamı mı beklerdiniz.
ASKERLERİN VARLIĞI, SİYASİ KOŞULLARI
ETKİLİYOR
Maalesef benim görüşüme göre, askerin ya da orduların mevcudiyeti,
siyasi koşulları da etkiliyor. Eğer Adada Türk ordusunun
mevcudiyeti olmasaydı, Uzunyol, Ledra Caddesi açılmış
olmayacak mıydı. Ya da Yeşil Hat boyundaki askeri güçlerin
birbirinden uzaklaştırılması sözkonusu olmayacak
mıydı. Benim kanaatime göre bunlar gerçekleşecekti.
İki toplumun da kendini güvende hissedeceği bir uluslararası
barış gücünün Adada varolması üzerinde anlaşmaya
varılabilir. Bugüne kadar dışarıdan Adaya
yapılmış olan müdahalelerin Kıbrıslılarda
güvenlik hissine yardımcı olmadıklarını gördük.
İster Atina tarafından, Yunanistan tarafından
yapılmış olan darbe olsun, ister Türkiyenin ordusu
aracılığıyla yaptığı müdahale olsun. Bunlar
Kıbrıslıların güvenlik hissinin gelişmesine
yardımcı olmadılar.
Hristoftyas, Kıbrıs sorununun çözümünün büyük ölçüde Ankaranın
elinde olduğunu da düşünüyor.
Kıbrıs sorununun çözümü için Talat yerine Ankara ile görüşmek
gerektiğini söylemiyorum. Bu, Kıbrıs Türk liderliğiyle
görüşmek istemiyorum gibi yorumlanabilir. Ama Ankaranın rolünü kim
inkar edebilir? Sadece Rumlar değil, bunu tek bir Kıbrıslı
Türk bile inkar edemez.
Farzedinki ben yarın Talatla anlaşmaya varıyorum ve diyoruz ki
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti askerlerden
arındırılmış olacaktır. Böyle bir
anlaşmanın uygulamaya geçmesinin yolu Ankaradan geçmeyecek mi? Ya da
son 33 yılda Adaya yerleşen Türkiyelilerin geri dönmesi için
Türkiyenin onayı, izni gerekmeyecek mi?
Sayın Papadopulosa çatmak çoğunlukla kolay bir hedef. Kolaycı
bir şekilde Papadopulos hedef alınıyor. Çünkü Sayın
Papaopulos hakkında bir önyargı sözkonusu. İki toplum
arasında çözüme varılması için evet biz oturup
görüşeceğiz. Ama pek çok konuda alınacak olan kararlarda da
Ankaranın önemli rolü var.
Dimitris Hristofyas, Rum kesiminin, Ankaranın Avrupa Birliği
sürecine en fazla destek veren ülkelerin başında geldiğini de
savunuyor.
Türkiyenin AB sürecini bu kadar açık şekilde destekleyen az
sayıda ülkeden biriyiz. Bunun Kıbrıs sorununun çözümüne
faydaları olacağına inanıyoruz. Ancak Türkiye, AB üyesi bir
ülkeyi yani Kıbrıs Cumhuriyetini tanımıyor. Buradan
kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiyor. Türkiye, yükümlülüklerini
yerine getirerek bu süreci yürütebilir. Ankara bu yoğurdu öyle yiyeyim ki
üzeri bozulmasın istiyor. Bu mümkün değil.
2008de yapılacak seçimin iddialı adaylarından olan Dimitris
Hristofyas, seçilirse nasıl bir politika izleyeği hakkında da
ipuçları verdi. Türk tarafının pozisyonunu
değiştirmemesi halinde kendisinin de sert bir müzakereci olabileceğini
söyleyen Hristofyas, Rum yönetiminin bugüne dek reddettiği
uluslararası konferans önerisine de sıcak bakıyor.
Sanıyorum şu anda bir taktik oyun oynanıyor ve bu durum
şahsen benim hoşuma gitmiyor. 14 aylık bir gecikmeden sonra
Sayın Talat ve Sayın Papadopulos bir araya geldiler. Ancak 8 Temmuz
anlaşmasını hayata geçirmek yerine Sayın Talat yeni bir
öneri sundu.
Çözüm için sizin kafanızda bir tarih var mı diye sordunuz. Size eski
başkanlardan Vasiliunun sözleriyle yanıt vereyim. İleride
değil, dün, çoktan çözüme varılması gerekirdi Ana konularda
hala ciddi anlaşmazlıklar var.
FEDERASYON ÇÖZÜMÜ, RUMLARIN ÖNEMLİ BİR
TAVİZİDİR
Biz iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon tezini savunuyoruz ve şu
gözardı edilmesin ki, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü,
Kıbrıs Rum toplumunun verdiği önemli bir tavizdir. Çözüm iki
toplumun insan haklarını güvence altına almalıdır.
İki toplum tarafından bir ortaklık oluşturtulacaktır.
Bu ortaklık, iki toplumun siyasi eşitliğini, tıpkı
Birleşmiş Milletler kararlarında ifade edildiği gibi,
öngörecektir. Ama bu sayısaal eşitlik anlamına gelmemektedir.
Bir bölgede Kıbrıs Türk toplumu diğer bölgede Kıbrıs
Rum toplumu kendisini idare edecektir. Kıbrıslı Rumların
idare ettiği bölgede Kıbrıslı Türkler yaşamak
istiyorsa yaşayacaktır ya da Kıbrıs Rumlarından,
Kıbrıslı Türklerin idare ettiği bölgede yaşamak
isteyenler de olacaktır.
Merkezi hükümette de iki toplumun yer alacaktır, eğer garantör bir
güç kalacaksa, bu garantör güçlerin tek yanlı müdahale hakkının
olmaması, Kıbrısın askerlerden
arındırılması gerektiğini savunuyoruz. Çözüm
çerçevesinde göçmenlerin, evlerine köylerine, topraklarına geri
dönebilmeleri hakkı olması gerektiğini belirtiyoruz.
Adaya geçen 33 yıl zarfında dışarıdan gelmiş
olan nüfusun büyük çoğunluğunun, çözümle birlikte Adadan gitmesi
gerektiğini vurguluyoruz. Bildiğiniz gibi Kıbrıs,
Kıbrıslı Türklerle Rumların ortak vatanıdır.
GEREKİRSE SERT BİR MÜZAKERECİ OLURUM
Şimdi bütün bu gerçekliklerin ışığında yarın
Sayın Mehmet Ali Talatla görüşme olduğunda Sayın Talat,
Adanın gerçekleri var, Adada iki devlet var, bu taraftaki
mallarını Kıbrıslı Rumlar unutsunlar, Adada varolan
150 bin - 180 bin Türkiyeli kalmaya devam edecek derse, böyle bir durumda
elbette ben de çok sert bir müzakereci olacağım.
Bizim sorunumuz İngilizlerin, Yunanların ya da Türkiyelilerin lehine
bir çözme ulaşmak değil. Biz Kıbrıslıların lehine
olacak bir çözüm uğraşısı içindeyiz. Ayrıca
Kıbrıs sorununun çözümü için uluslararası konferans
düzenlenebilir. Taraflar BM çatısı altında oturup,
uluslararası konferansta bu meseleyi konuşabilir.
Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla da en kısa
sürede görüşmek istediğini söyledi.
Biz hiçbir zaman AKEL olarak, Talatın ikinci bir Denktaş
olduğunu söylemedik. Bir Kıbrıslı Türk dostumun bana
söylediğini aktaracağım. Ama bu yanlış
anlaşılmasın, espri olarak söylüyorum. Talat önceleri
Kıbrıslıydı. Sonra Kıbrıslı Türk oldu.
Şimdilerde ise Talat sadece Türk.
Sayın Talatla eskiden yoldaşlar olarak çok kez bir araya geldik.
Ülkesini seven iki dost olarak kısa süre içinde tekrar bir araya
geleceğimizi umuyorum. Ama ben Kıbrıslı bir Mehmet Ali
Talatla buluşmak istiyorum.
Avcı, Erdoğan'la birlikte ABD'de halk
toplantısına katıldı
Dışişleri Bakanlığı Basın
Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, toplantıda Başbakan
Erdoğan ve Bakan Avcı'nın yanı sıra Türkiye
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Devlet Bakanı
Mehmet Şahin ve bazı AKP'li milletvekilleri de hazır bulundu.
Türkiye Cumhuriyeti Washington Büyükelçisi Nami Şensoy ve
Başbakan Erdoğan'ın birer konuşma yaptığı
halk toplantısında, ABD'de yaşayan Türk toplumun sorunları
dinlendi. Aralarında Kıbrıslı Türklerin de bulunduğu
toplantının açılışında Başbakan
Erdoğan, Bakan Avcı'yı da takdim ederek, "Kardeş ülke
KKTC'nin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Sayın Turgay Avcı bey de aramızda, sizinle
birliktedir. Burada yaşayan Türk toplumuna destek vermek amacıyla
buradayız" dedi.
Yaklaşık 2 buçuk saat süren halk toplantısında
ABD'de yaşayan Türklere birlik içerisinde olunması ve Türkiye'nin
tanıtımı ve güçlenmesi için daha etkin
çalışılması mesajı verildi. Toplantı öncesi ve
sonrasında Bakan Avcı ABD'de yaşayan gerek Türkiyeli gerekse
KKTC'li birçok vatandaşla sohbet etme imkanı bularak
sorunlarını dinledi.
İtalyan parlamento üyeleri ile görüşme
New York' ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sonrası
İslam Koferansı Örgütü Dışişleri Bakanları
Koordinasyon toplantısını bekleyen Bakan Avcı ve heyeti
İtalya Parlamentosu üyesi Sergio D'elia ve Matteo Mecaci ile yemekte bir
araya geldi.
İtalya ile süren ilişkilerin daha çok geliştirilmesi
konularının tartışıldığı yemekte Bakan
Avcı, parlamento üyeleriyle uzun süre sohbet etme fırsatı buldu.
Avcı, parlamento üyelerine İtalya'da yaptığı temaslar
ve hemen ardından Rum Yönetimi'nin verdiği tepkiler hakkında
bilgiler vererek, Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türlere adeta nefes
bile aldırmak istemeyişini eleştirdi.
New York'ta İslam Konferansı Örgütü Dışişleri
Bakanları Koordinasyon toplantısını bekleyen Bakan
Avcı, bazı Birleşmiş Milletler yetkilileri ve bazı ülke
bakanları ile de bir araya gelecek.
KIBRIS 01/10/2007
Dışişleri Bakanı Babacan:
Kıbrıs sorunu bir an önce çözülmeli
Lüksemburg'un dönem başkanlığı sırasında
Kıbrıs'la ilgili sıkıntılar
çıktığını hatırlatan kaynaklar, Babacan'ın
bu konudaki tutumlarını Asselborn'a izah ettiği ve
görüşmede büyük ölçüde AB sürecinin ele
alındığını anlattılar.
Kıbrıs sorununun bir an önce çözülmesi gerektiğini
kaydeden Babacan'ın, Asselborn'a, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a
sunduğu önerilerin örneklerini sunduğu ve bu önerilerin Papadopulos
tarafından yine reddedildiğini hatırlattığı
aktarıldı.
Kaynaklar, Asselborn'un cevaben, bunun çözüm yerinin kesinlikle AB
olmadığını, BM olduğunu söylediğini ve bunun Türk
tarafının görüşüyle aynı olması bakımından
önemli olduğuna dikkat çektiler.
Daha evvel Brüksel'de Büyükelçi olan Papua Yeni Gine
Dışişleri Bakanı Sam Abal'ın ise Babacan ile
görüşmesinde, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini çok iyi bildiğini
belirten kaynaklar, Abal'ın Babacan'a, Türkiye'nin o bölgeye
açılımından duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini
söylediler.
KIBRIS 01/10/2007
Kıbrıs, bölünmüş halkın sorunudur
BİRLEŞİK KIBRIS İSTEYENLER AZALIYOR...
Cumhurbaşkanı Talat, referandumdan sonra halkların
"yabancılaştığını" belirterek,
"Sınırlar açıldığı zaman halk kuzeyden
güneye, güneyden de kuzeye koştu. Bugün güneyden kuzeye günlük geçiş
bin kişiden az. Kıbrıslı 6 ila 7 bin Türk her gün
geçiş yaparken, Rumların sayısı git gide
azalıyor" dedi. Bütün bu gelişmenin var olan
yabancılaşmayı vurgulamakta olduğunu ifade eden Talat,
Kıbrıslı Türklerin nabzını yoklayan bir
araştırmanın, her geçen gün daha az insanın
birleşmiş Kıbrıs'ta yaşamak istediğini ortaya
koyduğunu bildirdi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs sorununun
bölünmüş siyasetçilerin sorunu olmaktan
çıktığını, bölünmüş halkın sorunu
olduğunu" söyledi.
Atina'da yayımlanan To Vima gazetesine demeç veren Talat,
"Kıbrıs sorunu siyasetçiler arası bir sorundu. Tabii ki
halklarla başladı, ancak siyasetçilere yansıdı.
Siyasetçiler de bölünmüş durumdaydı. Şimdi halklar da
bölünmüş durumda. Siyasetçiler şu anda bir çözümü kabul etseler bile,
kimse halkın kabul edeceğinden emin değil" diye
konuştu.
Referandumdan sonra halkların
"yabancılaştığını" kaydeden Talat,
"Sınırlar açıldığı zaman halk kuzeyden
güneye, güneyden de kuzeye koştu. Bugün güneyden kuzeye günlük geçiş
bin kişiden az. Kıbrıslı 6 ila 7 bin Türk her gün
geçiş yaparken, Rumların sayısı git gide
azalıyor" dedi.
Bütün bu gelişmenin var olan yabacılaşmayı vurgulamakta
olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıslı Türklerin
nabzını yoklayan bir araştırmanın, her geçen gün daha
az insanın birleşmiş Kıbrıs'ta yaşamak
istediğini ortaya koyduğunu belirtti. Talat,
"Kıbrıslı Türklere neden güneyi ziyaret ettiklerini
sorduğumuzda, eski evlerini görmeye, çalışmaya veya
alışverişe gittiklerini söylüyorlar. Rumlarla eski
temasları yok. Bu da endişe verici" ifadelerini kullandı.
"Türkiye'de oluşmakta olan siyasi durumun AB sürecinde nefes
olacağını" kaydeden Talat, bu durumun Kıbrıs konusunu
da dolaylı şekilde etkileyeceğini kaydetti. KKTC
Cumhurbaşkanı, "İnanıyorum ki, bugüne kadar hareketsiz
olan süreçte tekrar kımıldanma meydana gelecek" diye
konuştu.
Türkiye ile AB arasında, Kıbrıs Rum
bayrağının Türk limanlarına giriş yapamaması nedeniyle
ortaya çıkan duruma da değinen Talat, şöyle konuştu:
"Bizim isteğimiz, aleyhimize olan kısıtlamalarla
Kıbrıs Rum gemileri için yapılan uygulamanın eş
zamanlı olarak kaldırılması. Bunun adil ve
mantıklı olduğunu düşünüyoruz. Bize, Kıbrıs
çözümünü kabul edersek aleyhimize olan kısıtlamaların
kalkacağına dair söz verdiler. Tüm politik sistemimizi
değiştirdik ve tam demokratik olarak yeniledik. Ancak yine de
Rumların tepkileri nedeniyle izole durumdayız."
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC ziyaretine de değinen
ve Ankara ile herhangi bir sorun yaşanmadığını
belirten Talat, Gül'ün Ankara'nın KKTC'ye destek vermeye devam
edeceğini söylediğini, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın ise Kıbrıs konusunda hareketlenme ve
değişikliğin en büyük garantisi olduğunu belirtti.
Kıbrıs diyaloğunun yeniden başlaması
konusunda, Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un hiçbir zaman
çizelgesini tanımadığını belirten Talat, "2,5 ay
süresince konuları hazırlayacak olan heyetler arasında
görüşmelerin başlamasını önerdim. Devamında ise 2008
içinde bitirilmesi gereken diyaloğa gidilmesini söyledim. Ancak
Papadopulos hiçbir zaman kısıtlamasını kabul
etmediğini söyledi" dedi.
KIBRIS 01/10/2007
Ryan: Kıbrıs'ta çözüm olmasını
yürekten istiyorum
Eylem ERAYDIN/ LONDRA
İngiltere Hükümeti Kıbrıs Özel Temsilciliği'ne
atanan Joan Ryan, bugün Kıbrıs'a geliyor.
İngiltere Hükümeti Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan,
Londra'dan ayrılmadan önce İngiltere Dışişleri
Bakanlığı aracılığı ile
hazırladığı bildiride "Kıbrıs'a
gösteriş için gitmiyorum. Çantamda da yeni bir plan yok. Tek amacım
Kıbrıs'taki insanları dinlemek, Kıbrıs sorununu daha
iyi öğrenmek ve BM'nin adada daha fazla neler yapması
gerektiğini bulmak" dedi
Kıbrıs Özel Temsilcisi olduktan sonra ilk defa
Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini belirten milletvekili Joan Ryan,
görevinin Kıbrıs ile İngiltere arasındaki ilişkileri
daha güçlü hale getirmek, Kıbrıs sorunun bir an önce çözülmesine
yardımcı olmak olduğunu söyledi.
İngiltere'de yaşayan 300 bine yakın
Kıbrıslı Türk'ün, ülkenin sosyal ve ekonomik
yaşantısında oldukça etkili olduğunun altını
çizen Joan Ryan, "Buradaki Kıbrıslı Türkler,
Kıbrıs sorunu ile çok yakından ilgileniyorlar.
Kıbrıs'ta yaşanan sorun, onların en büyük problemi ve
çözülmesi konusunda da gereken çabayı gösteriyorlar" diye konuştu.
Kıbrıs deyince aklımıza gelen güneş ve denizin
yanı sıra bu güzel Akdeniz adasında, 40 yıldır
ayrı yaşayan 2 halkın da düşünülmesi gerektiğini
kaydeden Ryan, "Bu ayrılık neden? BM, bu adayı neden
ayırdı? Modern bir ülke için bu durum AB'de kabul edilemez bir
gerçek. Zaman geçiyor, bir an önce çözüm bulunması gerekiyor. 2008'de
bölgede bir seçim olmaması durumunda, çözüm için yeni şartlar
oluşturulabilir" dedi.
Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, sözlerine şu
şekilde devam etti:
"Ada'daki sorunun devam etmesi, yani 2 tarafın
uzlaşamaması durumunda bu yanlışlığı uzatmak
her iki tarafa da zarar verecektir. Papadopoulos ve Mehmet Ali Talat ile de
görüşmelerimde bunu onlara da söyleyeceğim. BM ile birlikte bir çözüm
yolu sağlayabiliriz. BM ve İngiliz Hükümetinin desteklediği 8
Temmuz anlaşması hala bölgede tek geçerli anlaşmadır."
Milletvekili Joan Ryan, Kıbrıs'ta Mehmet Ali Talat ve
Papadopoulos ile yapacağı görüşmelerden sonra, politik gruplarla
da görüşerek onların düşüncelerini alacak. Ayrıca sokaktaki
Kıbrıs halkıyla da birebir konuşacağını ve
onların konuya nasıl baktıklarını öğrenmek
istediğini belirten Ryan, "Kıbrıs sorunun çözümü benim için
çok önemli. Çözümün olmasını yürekten istiyorum. Kuzey İrlanda
örnek alınarak, Kıbrıs'ta da bir çözüm bulunabilir. Ayrıca
buradaki özellikle Kuzey Londra'daki Kıbrıs Türk ve Rum toplumu
birlikte nasıl yaşıyorsa, Kıbrıs'ta da bu
sağlanabilir" dedi.
KIBRIS 02/10/07
Talat Türkleşiyor
AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas,
seçilirse 2 toplumlu federasyondan yana irade kullanacağını
belirterek, Talat'ın "Türkleştiğini" ileri sürdü.
Hristofyas, Talat için "Bir Kıbrıslı Türk dostumun
bana söylediğini aktaracağım. Ama bu yanlış
anlaşılmasın, espri olarak söylüyorum. Talat önceleri
Kıbrıslıydı. Sonra Kıbrıslı Türk oldu.
Şimdilerde ise Talat sadece Türk" ifadelerini kullandı.
2008 başkanlık seçimleri adayı, AKEL Genel Sekreteri ve
Meclis Başkanı Hristofyas, NTV'nin Kıbrıs temsilcisi Selim
Sayarı'nın sorularını yanıtladı.
Rum lider Papadopulos, 2003 seçimlerinde, ülkenin en büyük partisi
AKEL'in desteğiyle seçildi ancak, AKEL, Şubat 2008'de yapılacak
başkanlık seçimlerine bu kez kendi adayıyla, Parti Genel
Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la katılıyor.
Hristofyas, Annan Planı'na karşı da kampanya yürütmüştü.
Hristofyas, aradan geçen 3 yılda Rumların uzlaşmaz
tutumu nedeniyle Kıbrıslı Türklerin artık iki devletli
çözümü tercih etmeye başlamalarını değerlendiren
Hristofyas'a göre bunda Rumların uzlaşmazlığının
değil, Kıbrıslı Türk liderlerle Ankara'nın
açıklamaları etkili oldu.
Hristofyas şöyle konuştu:
"İki ayrı devletli çözümü isteyen
Kıbrıslı Türklerin sayısı nasıl artmasın!
Bakın yakın bir dönem içinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin
cumhurbaşkanı yasadışı bir şekilde adanın
Kuzey kesimini ziyaret etti ve bu ziyaret Birleşmiş Milletler
kararları gözetilmeksizin yapıldı. Bu ziyareti
sırasında Sayın Gül, Ada'da iki halktan, iki dinden, iki
ayrı devletten bahsetti. Diğer yandan dostum Talat, Sayın Turgay
Avcı'yı sürekli olarak yurtdışına gönderiyor ve bu ziyaretlerde
sürekli olarak Ada'da 2 devletin olduğu vurgulanıyor. Yani, 2
bölgeli, 2 toplumlu çözüm mesajı yerine, bu mesajlar veriliyor. Bakın
kamuoyu üzerinde liderlerin etkisi vardı. Eğer birlikten yana
mesajlar verirseniz kamuoyunu birlikten yana etkilersiniz. Bu verilen mesajlar
birlikten yana olmaktan ziyade bölünmeden yana. Doğru mesajlar
değil."
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile Rum Dışişleri
Bakanı Markuili'nin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili sözlerine de
değinen Hristofyas, Ada'daki orduların çözümü
güçleştirdiğini söyledi.
Hristofyas, "Sert olan açıklamalar değil, 33
yıldır Türkiye'nin ordusunun bulunması. Sadece
Kıbrıslı Rumların değil, Kıbrıslı
Türklerin de insan haklarını ihlal eden bir olgudur. 33
yıldır ülkemde yabancı bir ülkenin askerleri, orduları var
diye benim onları alkışlamamı mı beklerdiniz. Ya da 33
yıldır ben köyüme gidebilmiş, köyümü, evimi görebilmiş
değilim. Doğduğum büyüdüğüm toprakları görebilmiş
değilim. Bu koşullarda bu askeri gücü alkışlamamı
mı beklerdiniz."dedi.
Askerlerin varlığı, siyasi koşulları etkiliyor
Hristofyas sözlerini şöyle sürdürdü:
"Maalesef benim görüşüme göre, askerin ya da orduların
mevcudiyeti, siyasi koşulları da etkiliyor. Eğer Ada'da Türk
ordusunun mevcudiyeti olmasaydı, Uzunyol, Ledra Caddesi
açılmış olmayacak mıydı. Ya da Yeşil Hat
boyundaki askeri güçlerin birbirinden uzaklaştırılması söz
konusu olmayacak mıydı. Benim kanaatime göre bunlar
gerçekleşecekti. İki toplumun da kendini güvende hissedeceği bir
uluslararası barış gücünün Ada'da var olması üzerinde
anlaşmaya varılabilir. Bugüne kadar dışarıdan Ada'ya
yapılmış olan müdahalelerin Kıbrıslılarda
güvenlik hissine yardımcı olmadıklarını gördük.
İster Atina tarafından, Yunanistan tarafından
yapılmış olan darbe olsun, ister Türkiye'nin ordusu
aracılığıyla yaptığı müdahale olsun. Bunlar
Kıbrıslıların güvenlik hissinin gelişmesine
yardımcı olmadılar."
Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümünün büyük ölçüde
Ankara'nın elinde olduğunu da belirtti.
"Kıbrıs sorununun çözümü için Talat yerine Ankara ile
görüşmek gerektiğini söylemiyorum. Bu, Kıbrıs Türk
liderliğiyle görüşmek istemiyorum gibi yorumlanabilir. Ama
Ankara'nın rolünü kim inkar edebilir? Sadece Rumlar değil, bunu tek
bir Kıbrıslı Türk bile inkar edemez.
Farz edin ki ben yarın Talat'la anlaşmaya varıyorum ve
diyoruz ki 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti askerlerden
arındırılmış olacaktır'. Böyle bir
anlaşmanın uygulamaya geçmesinin yolu Ankara'dan geçmeyecek mi? Ya da
son 33 yılda Ada'ya yerleşen Türkiyelilerin geri dönmesi için
Türkiye'nin onayı, izni gerekmeyecek mi?
Papadopulos'a çatmak çoğunlukla kolay bir hedef. Kolaycı bir
şekilde Papadopulos hedef alınıyor. Çünkü Sayın Papaopulos
hakkında bir önyargı söz konusu. İki toplum arasında çözüme
varılması için evet biz oturup görüşeceğiz. Ama pek çok
konuda alınacak olan kararlarda da Ankara'nın önemli rolü var"
diyen Hristofyas, Rum kesiminin, Ankara'nın Avrupa Birliği sürecine
en fazla destek veren ülkelerin başında geldiğini de savunuyor.
Hristofyas, "Türkiye'nin AB sürecini bu kadar açık
şekilde destekleyen az sayıda ülkeden biriyiz. Bunun Kıbrıs
sorununun çözümüne faydaları olacağına inanıyoruz. Ancak
Türkiye, AB üyesi bir ülkeyi yani Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımıyor. Buradan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiyor.
Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirerek bu süreci yürütebilir. Ankara 'bu
yoğurdu öyle yiyeyim ki üzeri bozulmasın' istiyor. Bu mümkün
değil" dedi.
2008'de yapılacak seçimin iddialı adaylarından olan
Dimitris Hristofyas, seçilirse nasıl bir politika izleyeceği
hakkında da ipuçları verdi. Türk tarafının pozisyonunu
değiştirmemesi halinde kendisinin de sert bir müzakereci
olabileceğini söyleyen Hristofyas, Rum yönetiminin bugüne dek
reddettiği uluslararası konferans önerisine de sıcak
bakıyor.
Hristofyas, şöyle konuştu:
"Sanıyorum şu anda bir taktik oyun oynanıyor ve bu
durum şahsen benim hoşuma gitmiyor. 14 aylık bir gecikmeden
sonra Sayın Talat ve Sayın Papadopulos bir araya geldiler. Ancak 8
Temmuz anlaşmasını hayata geçirmek yerine Sayın Talat yeni
bir öneri sundu.
Çözüm için sizin kafanızda bir tarih var mı diye sordunuz.
Size eski başkanlardan Vasiliu'nun sözleriyle yanıt vereyim.
"İleride değil, dün, çoktan çözüme varılması
gerekirdi" Ana konularda hala ciddi anlaşmazlıklar var."
Federasyon çözümü, Rumların önemli bir tavizidir
İki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon tezini
savunduklarını ifade eden Hristofyas, "şu göz ardı
edilmesin ki, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü, Kıbrıs Rum
toplumunun verdiği önemli bir tavizdir. Çözüm iki toplumun insan
haklarını güvence altına almalıdır. İki toplum
tarafından bir ortaklık oluşturulacaktır. Bu ortaklık,
iki toplumun siyasi eşitliğini, tıpkı Birleşmiş
Milletler kararlarında ifade edildiği gibi, öngörecektir. Ama bu
sayısal eşitlik anlamına gelmemektedir.
Bir bölgede Kıbrıs Türk toplumu diğer bölgede
Kıbrıs Rum toplumu kendisini idare edecektir. Kıbrıslı
Rumların idare ettiği bölgede Kıbrıslı Türkler
yaşamak istiyorsa yaşayacaktır ya da Kıbrıs Rumlarından,
Kıbrıslı Türklerin idare ettiği bölgede yaşamak
isteyenler de olacaktır.
Merkezi hükümette de iki toplumun yer alacaktır, eğer
garantör bir güç kalacaksa, bu garantör güçlerin tek yanlı müdahale
hakkının olmaması, Kıbrıs'ın askerlerden
arındırılması gerektiğini savunuyoruz. Çözüm
çerçevesinde göçmenlerin, evlerine köylerine, topraklarına geri
dönebilmeleri hakkı olması gerektiğini belirtiyoruz.
Ada'ya geçen 33 yıl zarfında dışarıdan
gelmiş olan nüfusun büyük çoğunluğunun, çözümle birlikte Ada'dan
gitmesi gerektiğini vurguluyoruz. Bildiğiniz gibi Kıbrıs,
Kıbrıslı Türklerle Rumların ortak vatanıdır"
dedi.
Gerekirse sert bir müzakereci olurum
Gerekirse çok sert bir müzakereci olabileceğini kaydeden
Hristofyas "şimdi bütün bu gerçekliklerin
ışığında yarın Sayın Mehmet Ali Talat'la
görüşme olduğunda Sayın Talat, "Ada'nın gerçekleri
var, Ada'da iki devlet var, bu taraftaki mallarını
Kıbrıslı Rumlar unutsunlar, Ada'da varolan 150 bin - 180 bin
Türkiyeli kalmaya devam edecek" derse, böyle bir durumda elbette ben de
çok sert bir müzakereci olacağım" dedi.
Hristofyas, Kıbrıslıların lehine olacak bir çözüm
istediklerine vurgu yaparak, "bizim sorunumuz İngilizlerin,
Yunanların ya da Türkiyelilerin lehine bir çözme ulaşmak değil.
Biz Kıbrıslıların lehine olacak bir çözüm
uğraşısı içindeyiz. Ayrıca Kıbrıs sorununun
çözümü için uluslararası konferans düzenlenebilir. Taraflar BM
çatısı altında oturup, uluslararası konferansta bu meseleyi
konuşabilir" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la da en kısa sürede
görüşmek istediğini söyleyen Hristofyas, "biz hiçbir zaman AKEL
olarak, Talat'ın ikinci bir Denktaş olduğunu söylemedik. Bir
Kıbrıslı Türk dostumun bana söylediğini
aktaracağım. Ama bu yanlış anlaşılmasın,
espri olarak söylüyorum. "Talat önceleri Kıbrıslıydı.
Sonra Kıbrıslı Türk oldu. Şimdilerde ise Talat sadece
Türk" dedi.
"Sayın Talat'la eskiden yoldaşlar olarak çok kez bir
araya geldik. Ülkesini seven iki dost olarak kısa süre içinde tekrar bir
araya geleceğimizi umuyorum" diyen Hristofyas, "ama ben
Kıbrıslı bir Mehmet Ali Talat'la buluşmak istiyorum"
dedi.
KIBRIS 02/10/07
AKPM'den Türk yargıçlara ret
AKPM'nin AİHM yargıçlarının seçiminden sorumlu alt
komisyonunun, Türk yargıç adaylarının hiçbir eleme prosedüründen
geçirilmeden aday belirlenmesini ve adaylar arasındaki seviye
farkını gerekçe gösterdiği belirtiliyor.
Türk hükümeti Türmen'den boşalacak Türk yargıç makamına
Prof. Dr. Ruşen Ergeç (Brüksel Üniversitesi), Prof. Dr. Mustafa
Erdoğan (Hacettepe Üniversitesi) ve Prof. Dr. Arzu Oğuz'u (Ankara
Üniversitesi) aday göstermişti.
Adaylar eylül ayında AKPM alt komisyonu tarafından Paris'te
düzenlenen kapalı bir oturumda mülakattan geçmişti.
AİHM'de görev yapan yargıçların yarısının
görev süresi, Rusya'nın AİHM'in işleyişini yeniden
düzenleyen 14 numaralı ek protokolü onaylamamış olması
nedeniyle bu yılın ikinci yarısında sona eriyor. Rusya
protokolü 30 Haziran tarihine kadar onaylamış olsaydı, 1
Kasım 1998 tarihinden bu yana AİHM'de yargıçlık yapan
Rıza Türmen'in görev süresi otomatik olarak 2 yıl daha
uzayacaktı.
Rıza Türmen'in yaş sınırını
aşmamış olmasına rağmen Türk hükümeti tarafından
yeniden aday gösterilmemesi geçtiğimiz aylarda Strasbourg kulislerinde
tartışma konusu olmuş, birçok gözlemci bu durumu Türmen'in
"türban davası" olarak bilinen Leyla Şahin davasındaki
tavrına bağlayan yorumlarda bulunmuştu.
KIBRIS 02/10/07
Gül, Strazburg'daki Kıbrıslı Türk
parlamenterlerle de görüşecek
Cumhurbaşkanı olarak Avrupa'ya ilk ziyaretini Strasbourg'a
yapacak olan Gül, bu akşam bu kentteki Türk dernek temsilcileriyle bir
sohbet toplantısı yapacak.
Gül, yarın AKPM genel kurulunda konuşacak ve bu
konuşmanın ardından AKPM üyesi parlamenterlerin
sorularını yanıtlayacak. Konuşmasının
ardından bir basın toplantısı düzenleyecek olan Gül,
aynı gün AKPM Başkanı Rene van der Linden, Avrupa Konseyi
İnsan Hakları Temsilcisi Thomas Hamamarberg ve Avrupa Konseyi Yerel
Yönetimler Kongresi Başkanı Yavuz Mildon ile ayrı ayrı
görüşecek.
AKPM Başkanı van der Linden'in, onuruna vereceği
öğle yemeğine katılacak olan Gül, daha sonra Avrupa Konseyi ve
AİHM'de çalışan Türk memurları kabul edecek.
Cumhurbaşkanı Gül ayrıca, Avrupa Konseyi'ndeki KKTC
bürosunu ziyaret ederek Kıbrıslı Türk parlamenterlerle
görüşecek.
Gül, akşam Avrupa Konseyi nezdindeki daimi temsilci Büyükelçi
Deryal Batıbay'ın onuruna vereceği resepsiyona katılacak.
Gül, Avrupa Konseyi'ndeki temaslarının ardından
perşembe günü Strasbourg'dan ayrılacak.
1992-2001 yılları arasında AKPM üyeliği yapan Gül,
bu süre içinde AKPM'nin genel kurul ve uzmanlık komisyonlarında aktif
görev almıştı.
Gül, daha önce 2003 yılı ocak ayında AKPM'yi
Başbakan sıfatıyla ziyaret etmişti.
Avrupa Konseyi-Türkiye ilişkileri
Türkiye'de insan hakları ve demokrasi alanında son
yıllarda yapılan reformlar, Avrupa Konseyi ile Türkiye
arasındaki sorunları önemli ölçüde azalttı.
Avrupa Konseyi ile Türkiye arasında son yıllarda sorun yaratan
konuların başında gelen, AKPM'nin Türkiye'ye
uyguladığı denetim sürecinin 2004 yılında
kalkmasından sonra, AKPM'de Türkiye yönelik eleştiriler de
azaldı. Genelde konseye yeni üye olan ülkeler için uygulanan ve bu
ülkelerin tam üyelikten önce bulundukları taahhütleri yerine getirip
getirmediğinin incelendiği denetim mekanizmasının Türkiye
için 1996 yılında uygulanmaya başlaması, Ankara ile
Strasbourg arasında sorun olmuştu.
AKPM'nin 2004 yılı yaz dönemi genel kurul
çalışmaları sırasında kabul edilen kararla, Türkiye'de
yapılan reformlar dikkati alınarak denetim mekanizmasının
kaldırılması kararlaştırılmıştı.
Avrupa Konseyi, soğuk savaşın ardından,
1990'lı yılların başından itibaren Orta ve Doğu
Avrupa ülkelerinin demokrasiye geçiş sürecinde önemli rol oynadı.
AİHM'de davalar azalıyor
Türkiye'de yapılan reformlara ilişkin olarak Avrupa
Konseyi'nden destekleyici ve teşvik edici çağrılar gelirken,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) özellikle
Güneydoğu Anadolu'dan gelen başvuruların azalması, son
dönemde önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
AİHM yetkilileri, yaptıkları açıklamalarda,
Türkiye'de yapılan reformlarla birlikte gelen şikâyetlerin
içeriğinde de önemli değişiklik görüldüğünü, bunun son
derece olumlu bir gelişme olduğunu söylüyor.
Türkiye'nin başını son dönemde AİHM'de
ağrıtan en önemli konuların başında, Rumların
KKTC'deki mal-mülk iddialarıyla ilgili açtığı davalar
geliyor.
AİHM, 2005 yılında aldığı bir kararda,
Kıbrıs'ta mülkiyetle ilgili şikâyetlerde pilot dava seçilen bir
Rum başvurusunun incelenmeye alınmasını kabul etmiş,
ancak KKTC'de Rumların mal-mülk taleplerini araştırmakla görevli
Tazmin Komisyonu'nu da tanıyabileceği mesajını
vermişti. Mahkemenin bu komisyonu tanımasıyla birlikte, Rum
başvuruları, "iç hukuk yollarının tüketilmesi"
ilkesi gereği KKTC'ye yönlendirilecek.
Türkiye'nin Rum kadın Titiana Loizidou'ya AİHM kararı
gereği maddi tazminat ödemeyi uzun süre reddetmesi, geçen yıllarda
Ankara ile Strasbourg arasında önemli sorun yaratmıştı.
KIBRIS 02/10/07
Turgay Avcı, ABD'deki Kıbrıslı
Türklerle bir araya geldi
Dışişleri Bakanlığı'nın
açıklamasına göre New Windsor bölgesinde yaşayan
Kıbrıslı Türklerle bir araya gelen Avcı, vatandaşlarla
sohbet etti.
Avcı ABD'de yaşayan Kıbrıslı Türklerce
Kıbrıs sorununda yaşanan son gelişmeleri, hükümetin
Kıbrıs'taki çalışmalarını ve hedeflerini
anlattı.
Yeni nesle güzel bir KKTC bırakmak için hükümet olarak var
güçleriyle çalıştıklarını ifade eden Avcı,
Kıbrıs sorununda bir çözüme ulaşmak için gayret gösterdiklerini
kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin haklarının
uluslararası arenada savunulması konusunda yurt
dışında yaşayan her Kıbrıslı Türkün
yardım etmesi gerektiğini söyleyen Avcı, ancak bu şekilde
açılımlar elde edilebileceğini belirtti.
Kıbrıslı Türklere uygulanan insanlık
dışı ambargoların her yerde seslendirilmesini ve
uluslararası camianın dikkatinin çekilmesini isteyen Avcı,
yaşanan olumsuzluklar karşısında yılmamak
gerektiğinin altını çizdi.
KIBRIS 02/10/07
Babacan: BM himayesinde müzakereyi destekliyoruz
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için Türkiye'nin elinden
geleni yapmaya devam edeceğini söyledi.
Babacan, Birleşmiş Milletler Genel Kurul
toplantıları nedeniyle New York'ta yaptığı tüm
görüşmelerde Kıbrıs konusunu da gündeme getirdi.
Ali Babacan Amerikan-Türk Cemiyeti'nde yaptığı
konuşmada Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin sorunun çözümü için
Birleşmiş Milletler himayesinde müzakereler
başlatılmasını halen desteklediğini belirtti.
Yapıcı taraf olan Kıbrıslı Türklerin
cezalandırılmaya devam edildiğini, işbirliği
göstermeyen tarafın ise Avrupa Birliği üyeliğiyle
ödüllendirildiğini kaydeden Babacan, Rumların şimdi Avrupa
Birliği'ne dahil olduklarını ve sorunun Avrupa Birliği'nin sorunu
olduğunu ifade etti.
Babacan, önümüzdeki dönemde Türkiye ve Türk tarafının yine de
bu sorunun çözümlenmesi için elinden geleni yapacağını belirtti.
Ali Babacan, Birleşmiş Milletler 62'nci Genel Kurul
toplantıları vesilesiyle New York'ta Türkevi'nde bir de resepsiyon
verdi.
Resepsiyona, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da katıldı.
Bu arada, Babacan'ın perşembe günü Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'ne günübirlik bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.
KIBRIS 03/10/07
Türk ordusu yasaldır
RUM, YUNAN ORDULARINDAN ÇOK DAHA
MEŞRU...Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
haftalık basın brifinginde, "Türk ordusunun
varlığı, Rum ve Yunan ordularının
varlığından çok daha meşrudur" dedi. Erçakıca,
Kıbrıs sorunu ve iki halkın ilişkilerinin, adadaki
askerlerin yoğunluğundan etkilendiğini, buna karşın
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmadan adadaki askeri
varlığın nasıl bir şekil alacağını
belirlemenin de mümkün olmadığını belirtti. Hasan
Erçakıca, "Bu sorun, kapsamlı çözümle birlikte sonuçlanacak bir
sorundur" dedi
BÖLÜNMENİN PANZEHİRİ KAPSAMLI ÇÖZÜM... Erçakıca,
"Kapsamlı çözüm korkulacak bir şey değildir. Tam tersine,
en korktukları şey olan 'bölünme', kapsamlı çözüm çabaları
sona erdiği ve umutlar tükendiği zaman ciddi bir tehlike olarak
karşılarına dikilecektir. Bölünmenin panzehiri, acil ve
kapsamlı bir çözümdür" şeklinde konuştu. Hasan
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının ise 8 Temmuz
kararlarını etkin bir şekilde uygulayarak, kapsamlı çözüm
müzakerelerini en erken zamanda başlatmayı ve 2008 sonuna kadar
Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmayı
amaçladığını belirtti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs sorununu askeri varlığın yoğunluğuna
indirgeyip, çözümsüzlüğü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
varlığıyla açıklamaya çalışan Rum siyasilerin
sorunun başlıca sorumluları olduğunu söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs sorunu ve iki halkın
ilişkilerinin, adadaki askerlerin yoğunluğundan
etkilendiğini, buna karşın Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulunmadan adadaki askeri varlığın
nasıl bir şekil alacağını belirlemenin de mümkün
olmadığını belirtti. Hasan Erçakıca, "Bu sorun,
kapsamlı çözümle birlikte sonuçlanacak bir sorundur" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
haftalık brifinginde yaptığı açıklamada, Rum
Cumhurbaşkanı adaylarından AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ın NTV'ye verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'ı çözüm konusundaki çabaların önemini azaltmaya
çalışmakla suçladığını söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs sorununun varlığını
ve çözümsüzlüğünü adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
varlığıyla açıklamaya çalışan Hristofyas'ın
söyleşisinin yayınlandığı gün, Güney
Kıbrıs'ta büyük bir askeri geçit töreni düzenlendiğine
işaret etti.
Adanın kuzeyinde ve güneyinde, bu kadar yoğun asker
bulunmasının, Kıbrıs sorununun yarattığı bir
sonuç olduğunu kaydeden Erçakıca, "Kıbrıs sorununun
ortaya çıkmasının başlıca sorumlusu, Kıbrıs
Türk halkının varlığını ve egemenlikteki
haklarını kabul etmek istemeyen Kıbrıs Rum
tarafıdır" dedi.
Hasan Erçakıca, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun (RMMO) 1964'de
Türklere karşı kurulduğuna işaret ederek, RMMO'nun yasa
dışı olduğunu söyledi. Erçakıca, "Türk ordusunun
varlığı, Rum ve Yunan ordularının
varlığından çok daha meşrudur" dedi.
"Sorumluluklarını başkalarına yüklemeye
çalışıyorlar"
Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:
"Siyasi liderlerin, sorunu, adamızdaki askeri
varlığın yoğunluğuna indirgemeleri, kendi rollerini
küçümsemeleri veya başka bir deyişle, kendi
sorumluluklarını başkalarına yüklemeleri demek olur.
Nitekim, Dimitris Hristofyas, sorumlu siyasi bir lider olarak BM kapsamlı
çözüm planının Kıbrıs Rum halkı tarafından
onaylanmasına katkı koymuş olsaydı, adamızdaki askeri
varlıklar bugün çok daha sınırlı bir noktaya
ulaşmış olacaktı."
Erçakıca, "Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum
halklarının barış içinde yaşaması hedefini
benimsemiş liderlerin, sorumluluğu başkalarına yüklemek
yerine, üzerlerine düşeni ve hatta daha fazlasını yaparak,
Kıbrıs sorununa acil ve kapsamlı bir çözüm bulunması için
çalışması; bunun için halklarına öncülük etmesi
gerekmektedir" dedi.
"Kapsamlı çözüm korkulacak bir şey değil"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca; Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "kapsamlı ve erken
çözümü amaçlayan yeni girişimler" ve Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis
Palmas'ın "kapsamlı bir çözüme gitmek için kısa zamanda bir
çözüme ulaşılacak beklentisi verilmemeli" sözlerine
değinerek, şunları söyledi:
"Kapsamlı çözüm korkulacak bir şey değildir. Tam
tersine, en korktukları şey olan 'bölünme', kapsamlı çözüm
çabaları sona erdiği ve umutlar tükendiği zaman ciddi bir
tehlike olarak karşılarına dikilecektir. Bölünmenin panzehiri,
acil ve kapsamlı bir çözümdür."
Kıbrıs Rum tarafının, müzakereler yoluyla çözüm
arama pozisyonunda olmadığını kaydeden Erçakıca,
"Kıbrıs Rum tarafının 8 Temmuz sürecinden
beklentisinin, kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmak değil,
zaman kazanmak olduğu bir kez daha açığa çıkmış
olmalıdır" dedi.
Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının ise 8
Temmuz kararlarını etkin bir şekilde uygulayarak, kapsamlı
çözüm müzakerelerini en erken zamanda başlatmayı ve 2008 sonuna kadar
Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmayı
amaçladığını belirtti.
İngiliz temsilcinin ziyareti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
gazetecilerin sorusu üzerine, adaya gelen İngiltere'nin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Joan Ryan'ın adanın kuzeyinde ve güneyinde temaslarda
bulunacağını, ancak programının henüz
kesinleşmediğini kaydetti.
KIBRIS 03/10/07
Turgay Avcı, Yemen ve Azerbaycan
Dışişleri Bakanları ile görüştü
Dışişleri Bakanlığı Basın
Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Avcı'nın, Yemen
Dışişleri Bakanı Abubakır Al Qirbi'yle, New York'da
bulunan Yemen'in Birleşmiş Milletler nezdindeki daimi temsilcilik
binasında yaptığı görüşme yaklaşık 1 saat
sürdü.
İki ülke arasındaki ikili ilişkilerin daha da ileriye
götürülmesi amacını taşıyan görüşmede, Bakan
Avcı, muhatabı Oirbi'ye, Kıbrıslı Türklerin haklı
davasına verdiği destekten dolayı teşekkür etti.
Avcı, görüşmede ayrıca, Kıbrıs sorununun
geldiği son aşama hakkında bilgiler aktardı.
Yemen'li Bakan Qirbi de, görüşmede, Kıbrıslı
Türkler'in mücadelesinde yanlarında oldukları mesajını
vererek, ilişkilerin güçlendirilmesi konusunda işbirliğine
gidilmesini gündeme getirdi.
İki Bakan arasındaki görüşmede ayrıca, Yemenli
öğrencilerin KKTC üniversitelerinde öğrenim imkanları üzerinde
duruldu ve Avcı tarafından üniversiteler hakkındaki bilgi
verildi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, gün içerisindeki ikinci görüşmesini
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Maharram'la
gerçekleştirdi. Birleşmiş Milletler Binası'nda
gerçekleşen görüşme yaklaşık yarım saat sürdü.
Bakan Avcı, Azerbaycan ile KKTC arasındaki ilişkilerin
çok iyi bir boyutta olduğunun altını çizerek, bu
ilişkilerin son dönemlerde işadamlarının yoğun
ilgisiyle yatırımlar nezdinde daha da güçlendiğini ifade etti.
Özellikle turizm yatırımları konusunda daha yakın
ilişkiler içerisine girilebileceğini belirten Bakan Avcı, bu
konuda hükümet olarak üzerlerine düşen görevi yerine getireceklerini ifade
etti.
Bakan Avcı, muhatabı Maharram'a iki dost ve kardeş ülke
gördükleri KKTC ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin daha da
güçlenmesi için çalışacakları mesajını verdi.
Görüşmede ayrıca bölgesel alanda yaşanan son
gelişmeler de ele alındı.
KIBRIS 03/10/07
AP Raportörü Klamp, kazı yerlerinde inceleme yapacak
Alman Parlamenter, bu çerçevede, Güney'de Taşkent
şehitlerinin arandığı Limasol yakınlarındaki
Yerasa, Kuzey'de ise Girne dağlarında devam eden kazıları
yerinde inceleyecek; ayrıca Kayıplar Komitesi üyeleri yanında
kayıplarla ilgili iki toplumdan örgütlerle de görüşecek
Kıbrıs'taki kayıplarla ilgili çalışmaları
yerinde incelemek amacıyla pazar günü adaya gelen Avrupa Parlamentosu
Raportörü Alman Parlamenter Ewa Klamp, Kayıplar Komitesi üyeleri
yanında kayıplarla ilgili iki toplumdan örgütlerle de görüşüyor.
Bu çerçevede bugün Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'ni ziyaret
edecek olan Klamp, iki taraftaki kazı yerlerinde de inceleme yapacak.
TAK muhabirinin Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki
Türk Üye Gülden Plümer Küçük'ten aldığı bilgiye göre inceleme
yapmak amacıyla pazar günü adaya gelen AP Raportörü Alman Parlamenter
Klamp, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyeleriyle işbirliği
içinde çalışma yapıyor.
Komite üyeleri yanında kayıp yakınlarıyla ve ilgili
örgütlerle de görüşen Klamp, bugün Şehit Aileleri ve Malul Gaziler
Derneği'ni ziyaret edecek. Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'ndeki Türk Üye Gülden Plümer Küçük'ün de hazır bulunacağı
görüşmede Klamp, kayıp ve şehit yakınlarını
dinleyecek.
Kazılarda da inceleme
Avrupa Parlamentosu bünyesindeki Siyasi Özgürlükler, Adalet ve İç
Meselelerle ilgili komite tarafından raportör olarak atanan Alman
Parlamenter Klamp, Türk ve Rum tarafında devam eden kazılarda da
inceleme yapacak.
Alman Parlamenter'in bu çerçevede Güney'de Taşkent
şehitlerinin arandığı Limasol yakınlarındaki
Yerasa, Kuzey'de ise Girne dağlarında devam eden kazıları
yerinde inceleyeceği öğrenildi.
Otonom Kayıp Şahıs Komitesi'nin
hazırladığı program uyarınca iki tarafta eş
zamanlı yapılan kazılar çerçevesinde, Güney'de uzun süreden beri
Yerasa'da 42 Taşkent şehidinin bulunması için kazı
yapılıyor. Buradaki kazılarda, aranan kayıpların
yarısından fazlasına ulaşılırken, Türk tarafında
uzun süredir kazılan Balıkesir'de de 5 civarında Rum kayba ait
kalıntı bulunmuştu. Türk tarafı geçtiğimiz günlerde
Balıkesir'deki kazılara bir süre ara verip, Girne
dağlarında kazıya başlamıştı.
Finansal destek sağlayacak
AP Raportörü Ewa Klamp, Kıbrıs'ta kayıplarla ilgili
incelemelerinin ardından Avrupa Parlamentosu'na rapor sunacak.
Avrupa Parlamentosu'nun, Komite'nin 3 üyesini mart ayında
Strasburg'a davet ederek konuyla ilgili oturum düzenlemesinin ardından,
Parlamento raportör atamaya karar vermişti. Raportör olarak atanan Alman
Parlamenter Klamp'ın tavsiye niteliğindeki raporunun ardından
Parlamento'nun kayıplar konusunda finansal destek dâhil
çalışmaların hızlandırılması için çalışma
yapması bekleniyor.
Çözümsüzlüğe rağmen ...
Kıbrıs'ın 1960'lı yıllardan beri kanayan
yarası olarak çözüm bekleyen ve BM kararıyla 1981 yılında
oluşturulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
çalışmalarına rağmen bir türlü çözümlenemeyen kayıplar
konusu, referandumun ardından 2004 yılı ortalarında
hazırlanan projeyle ilk kez kazıların da gündeme
alınmasıyla çözüm sürecine girdi.
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne rağmen iki taraf
arasında çözüm sürecine giren ender konulardan biri olan kayıplar
sorununa, uluslararası toplumun da katkısıyla 2010
yılına kadar köklü çözüm getirilmesi hedefleniyor.
BM Genel Sekreteri'nin temsilcisi Christophe Girod
başkanlığındaki Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nde Kıbrıs Türk tarafını Gülden Plümer Küçük, Rum
tarafını ise Elias Georgiades temsil ediyor.
Bugüne kadar 19'ü Türk, 38'i de Rum olmak üzere toplam 57 kaybı
kimlik tespitlerinin ardından ailelere teslim eden Komite, toplu veya
münferit kazılardan çıkarılan 320 kayba ait
kalıntıları antropoloji ve DNA testleriyle kimlik tespitinin
ardından ailelere teslim edecek. Kimlik tespitiyle ilgili
çalışmaların tamamlanmasıyla ekim ayı içinde bir grup
kaybın daha ailelere teslim edilmesi planlanıyor.
Resmi kayıtlara göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere
Kıbrıs'ta kayıtlı 2 bin civarında kayıp bulunuyor
KIBRIS 03/10/07
BM sürecini desteklemek için buradayım
Güney Kıbrıs'ı ziyaret etmekte olan İngiltere'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Rum Meclis Başkanı
Dimitris Hristofyas'la görüştü.
Rum radyosunun haberine göre, Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas'la yaptığı görüşmenin ardından açıklamalarda
bulunan Ryan, "dinlemek, öğrenmek ve de BM sürecini desteklemek için
elimden geleni yapmak için buradayım" şeklinde konuştu.
Ryan, Güney'deki seçimlerin ardından yeni bir fırsatın
bulunacağını ve de herkesin bu konuya
yoğunlaşması gerektiğini söyledi. Bu fırsatın,
kimsenin kaybetmek istemediği fırsat olacağını
kaydeden Ryan, şu andan, o zamana kadar, oturulmaması ve bir
şeyler yapılması gerektiğini belirtti.
Ryan, İngiltere Başbakanı tarafından Özel Temsilci
görevine atanmasının, İngiltere Hükümeti ile
Başbakan'ın, garantör ülke olarak üstlendiği sorumluluklarda ne
kadar ciddi olduğuna yönelik işaret olduğunu söyledi. Ryan,
kendilerinin, BM, "Kıbrıslılar" ve adanın yeniden
birleşmesini isteyenlerle olan çalışmalarda çok ciddi
olduklarını ifade etti.
Çözümü üstelemesinin kendisine bağlı
olmadığını, buraya çantasında bir planla
gelmediğini dile getiren Ryan, bunun,
"Kıbrıslılara" ve liderlerinin 8 Temmuz
anlaşması üzerinde çalışmasına bağlı
olduğunu dile getirdi.
KIBRIS 03/10/07
İzolasyonu kaldırın
çağrısı
Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'nda dün yaptığı konuşmanın
ardından AKPM'de KKTC'yi temsil eden Kıbrıslı Türk
milletvekillerinden Özdil Nami'nin sorusuna verdiği yanıtta,
Kıbrıs'ta çözüm ve ortaklık devleti kurulması vizyonuna
bağlılıklarını vurgulayarak, uluslararası
camiaya, konuya daha yakın ilgi göstermesi ve izolasyonların
kaldırılması yönünde somut adımlar atması
çağrısında bulundu
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta
taraflar arasında varılacak bir anlaşmanın sadece
Türkiye'nin çabalarıyla sağlanamayacağını,
dünyanın da buna destek vermesi gerektiğini vurguladı.
TC Cumhurbaşkanı Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
(AKPM) Genel Kurulu'nda dün yaptığı konuşmanın
ardından AKPM'de KKTC'yi temsil eden Kıbrıslı Türk
milletvekillerinden Özdil Nami'nin sorusunu yanıtladı.
Gül, Nami'nin sorusuna yanıtında, Kıbrıs'ta çözüm
ve ortaklık devleti kurulması vizyonuna
bağlılıklarını vurgulayarak, uluslararası
camiaya, konuya daha yakın ilgi göstermesi ve izolasyonların
kaldırılması yönünde somut adımlar atması
çağrısında bulundu.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van
der Linden'in davetlisi olarak Strazburg'da bulunan Abdullah Gül, AKPM'deki
konuşmasının ardından parlamenterlerin sorularını
yanıtladı.
Gül'e soru yönelten 9 parlamenterden biri de Özdil Nami oldu. TAK
muhabirinin Strazburg'da bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler
Milletvekili Özdil Nami'den aldığı bilgiye göre, TC
Cumhurbaşkanı Gül, AKPM'de konuşmasını yaptıktan
sonra parlamenterlerin sorularını yanıtladı.
Soru yöneltmek isteyen 40 parlamenter arasından 9 kişiye söz
hakkı verildiğini kaydeden Nami, bunlardan birinin de kendisi
olduğunu söyledi.
Nami'nin sorusu
Nami, AKPM Genel Kurulu'nda, Gül'e KKTC ziyaretinde, Cumhuriyet
Meclisi'ne hitaben yaptığı konuşmada, bölgedeki gelecek
işbirliği vizyonlarının Kıbrıs'ta kurulacak yeni
ortaklık devletini de içerdiği yönündeki sözlerini hatırlatarak,
şu soruyu yönelttiğini söyledi:
"Biz, bu vizyonunuzu paylaşıyoruz. Ancak Rum
tarafının, AB üyeliğini aleyhimize
kullandıklarını, Kıbrıs sorununun çözümü için takvimi
ve BM hakemliğini reddetmelerini, Kıbrıs Türk yetkililerle
Kıbrıs veya uluslararası platformlarda işbirliğine
girmemelerini göz önünde tutarsak, bu ortaklık devleti vizyonu sizce hala
gerçekçi bir vizyon mudur yoksa tehlike altına mı girmektedir?"
Gül'ün yanıtı
Özdil Nami, Cumhurbaşkanı Gül'ün, bu soru üzerine çözümü
desteklediklerini, ortaklık devleti kurulması vizyonuna sahip
olduklarını vurguladığını, ancak çözümün sadece
Türkiye'nin çabalarıyla olamayacağı, dünyanın da buna
destek vermesi gerektiği üzerinde durduğunu belirtti.
Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki iradesini
referandumda ortaya koyarak üzerine düşeni yaptığını
hatırlatan Gül, uluslararası camiayı, konuya daha yakın
ilgi göstermeye ve Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonların kaldırılması için somut adımlar atmaya
çağırdı.
Nami Gül ile görüşecek
Cumhurbaşkanı Gül, dünkü temasları çerçevesinde Avrupa
Konseyi'ndeki KKTC Bürosu'nu ziyaret ederek, AKPM'de KKTC'yi temsil eden
milletvekillerinden Özdil Nami ile görüştü. Görüşme KKTC saatiyle
saat 17.45'te gerçekleşti.
KIBRIS 04/10/07
Şubata kadar çözüm yolunda gelişme olmaz
LAZKİYE SEFERLERİ HAFTADA 2'YE ÇIKACAK... Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, son dönemde Suriye'yle yaşanan kimi açılımlardan da
söz ederek Lâzkiye-Gazimağusa arasında feribot seferlerinin
başlatıldığını ve seferlerin yakında haftada
2'ye çıkacağını belirtti
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Güney Kıbrıs'ta gelecek yıl
şubat ayında yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde
adada çözüm yolunda bir gelişme beklemediklerini, ancak şubat
ayından sonra BM'nin yeni bir inisiyatif alabileceğini söyledi.
Turgay Avcı, New York'taki temaslarını
değerlendirmek üzere önceki gün Türkevi'nde bir basın
toplantısı düzenledi ve dün de adaya döndü.
Avcı, New York'a 27 Eylül'de gelmeden önce hem İtalya'da hem
de İngiltere'de kimi temaslarda bulunduğunu açıklayarak bu
temaslarla ilgili bilgi verdi.
Gazimağusa-Lâzkiye haftada 2
Avcı, son dönemde Suriye'yle yaşanan kimi
açılımlardan söz ederek Lâzkiye-Gazimağusa arasında feribot
seferlerinin başlatıldığını ve seferlerin
yakında haftada 2'ye çıkacağını belirtti.
İtalya temasları
İtalya'da yaptığı temaslarda ise İtalyan
milletvekili Maurizio Turco ve Radikal Parti MKYK Üyesi Marco Perduca'nın
KKTC vatandaşlığına geçtiğini hatırlatan
Avcı, İtalya'da özellikle Radikal Parti yetkileriyle son derece
verimli görüşmeler yaptığını söyledi.
Avcı, vatandaşlığa geçen İtalyan
milletvekillerin, "Bundan sonra KKTC'ye yapılan her saldırı
bize yapılmış sayılır" dediklerini, bunun son
derece önemli olduğunu belirtirken, bir soru üzerine AB ülkelerinden
İngiltere, İsveç ve İtalya'dan KKTC'ye karşı daha
fazla açılım beklediklerini, ancak beklenilen bu tür
açılımlarla ilgili olarak yorum yapmak istemediğini, çünkü her
açılımı hem olmadan hem de olduktan sonra Rumların
engellemeye çalıştıklarını vurguladı.
Rumların şımarık davranışı
bıktırdı
AB'nin, Rum yönetiminin şımarık davranışlarından
bıktığını, AB'nin artık Rum yönetiminin
uzlaşmaz tutumuna "dur" demek istediğini belirten
Avcı, AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de çıkmasını
zor gördüklerini bildirdi.
Avcı, Suriye ile yaşanan bu gelişmelerin ABD'nin
tepkisini alıp almayacağının sorulması üzerine,
"Rum yönetiminin 30 yıldır Suriye'yle her türlü ilişkisi
var, onlara bugüne dek bir şey söylenmemiş" dedi.
İKT ile ilişkiler
KKTC'nin her ülkeyle ilişkilerini geliştirmek istediğini
belirten Avcı, özellikle İslam Konferansı
Teşkilatı'nın (İKT) hem kendisiyle hem de üye ülkeleriyle
ilişkilerini son dönemde geliştirdiklerini anlattı. Avcı,
BM'de Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan'ın da Türkiye'yi temsilen katılacağı İKT
Dışişleri Bakanları koordinasyon toplantısında
bir konuşma yapacağını, İKT ülkeleri Kuveyt, Katar ve
Oman'ın temsilciliklerini açmasının çok olumlu olduğunu,
İKT'nin Gençlik Forumu toplantısının da Girne'de
yapıldığını hatırlattı.
16 Ekim Talat-Ban buluşması
Avcı, BM'de, genel sekreter Ban Ki-Moon'un siyasal işlerden
sorumlu yardımcısı Lynn Pascoe ile görüştüğünü
belirterek, görüşmede 5 Eylül sürecini değerlendirdiklerini söyledi.
Avcı, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile 16 Ekim'de
görüşeceğini hatırlatarak, bu görüşmede "(Annan
planı) referandumu, 8 Temmuz ve 5 Eylül süreçlerinin"
değerlendirilmesinin beklendiğini anlattı.
Avcı, şöyle konuştu:
"Biliyorsunuz Güney Kıbrıs'ta 2008'de bir
başkanlık seçimi yapılacaktır. Güney'in bu ortamda (çözüm
yolunda) hiçbir hareket yapacağı veya çözüm için masada
olabileceği görünmüyor. Biz bunu Papadopulos görüşmeye geldiği
gün de söylemiştik. Papadopulos, tamamen iç politikaya oynuyor. O yüzden
şubat ayından sonra BM, yeni bir inisiyatif alabilir. BM'nin, bu
sorumluluğu üstlenmesi gerekiyor."
New York'ta Kıbrıslı Türkler ile de bir araya
geldiğini, burada tanıştığı tüm
Kıbrıslı Türklerin 1960-1970'lerin milli duygularıyla
yaşadıklarını ifade eden Avcı, 4 Ekim'de
Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın KKTC'ye
geleceğini hatırlattı.
Adaya gelmek için önceki gece New York'tan ayrılan Avcı,
İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un temsilcisiyle de KKTC'ye
gelir gelmez buluşacaklarını sözlerine ekledi.
KIBRIS 04/10/07
"Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağı
ile ilgili dava reddedildi
Kıbrıslı Türk sanatçı İsmet Vahit Güney'in,
"Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağını, amblemini ve
ilk üç posta pulunu çizmesine karşın bedelini alamaması üzerine
tazminat talebiyle "Kıbrıs Cumhuriyeti" aleyhine açtığı
davanın, Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi Baş Yargıcı
Nikolas Sadis tarafından, davacının talebi üzerine
reddedildiği bildirildi.
Fileleftheros gazetesinin haberine göre; Rum yönetimini temsil eden
avukat Elli Papagapiu, duruşmada İsmet Güney'in iddialarını
belgelerle çürüttü.
Gazeteye göre İsmet Güney mahkemede, "Kıbrıs
Cumhuriyeti" bayrağını, "Kıbrıs'ın 1.
Cumhurbaşkanı" III. Makarios'un önerisinden sonra 1960
yılının Şubat ayında yaptığını
söylerken, Elli Papagapiu ise, "bayrak konusunda 29 Temmuz 1960 tarihinde
bir karara varıldığını tarihi belgelerle
kanıtladı."
"Haberde; "İsmet Vahit Güney'in sözlü
tanıklığı ile dönemin tarihi belgelerinin
çelişmesi" nedeniyle davanın ertelendiği, bunun üzerine
davacı Güney'in, davanın geri çekilmesi talebiyle mahkemeye
başvurmasının ardından bu talebin mahkeme tarafından
kabul edilerek davanın reddedildiği belirtildi.
KIBRIS 04/10/07
8 Temmuz antlaşması kapsamlı
görüşmelere yol açacak "esnek çerçeveye" sahip
Kıbrıs'ta temaslarda bulunan İngiltere'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, iki lider arasında 8 Temmuz
2006'da varılan anlaşmanın esnek bir çerçeveye sahip
olduğunu ve bu anlaşmanın uygulamaya konması için
taraflarda gerekli azmi gördüğünü söyledi.
İki tarafta da temaslarda bulunan Joan Ryan, İngiliz Yüksek
Komiserliği'nin KKTC'deki binasında basın toplantısı
düzenledi. Toplantıda, İngiltere'nin Kıbrıs Yüksek Komiseri
Peter Millet de hazır bulundu.
Amaç tespitlerde bulunmak, garantör olarak görevimiz
Joan Ryan ziyaretlerdeki esas amacın, Kıbrıs'ın
garantör ülkelerinden biri olarak üzerlerine düşen görevi yerine getirmek
için neler yapılabileceğini tespit etmek olduğunu, bu çerçevede
siyasiler ve sivil toplum liderleri ile temaslarda bulunduğunu kaydetti.
8 Temmuz anlaşması görüşmeler için esnek
Adanın yeniden birleşmesini sağlayacak görüşmelerin
8 Temmuz süreci temelinde başlaması için tarafları teşvik
etmenin garantör ülke olarak görevleri olduğunu belirten Ryan,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Lideri Tasos
Papadopulos tarafından BM yetkilisi nezdinde 8 Temmuz'da imzalanan anlaşmanın,
kapsamlı görüşmelerin başlatılması için gerekli
"esnek çerçeveye" sahip olduğunu kaydetti.
Ryan, "Kıbrıs'ta toplumlararası kapsamlı
kalıcı bir çözüm elde etmek için elimizden gelen her şeyi
tapmaya hazırız" dedi.
Gerekli istek var
KKTC'de dün yaptığı temaslara da değinen Joan Ryan,
sivil toplum örgütleri ve siyasi liderlerle yaptığı
görüşmelerde, kapsamlı çözümü getirecek bir sürecin ileriye
götürülmesi için gerekli isteği insanlarda gördüğünü kaydetti.
"Kıbrıs'ta çözüm arayışlarını
ileriye götürecek Kuzey Kıbrıs'taki bazı önemli kişilerde
olumlu bir tavır olduğunu gördüm. Bu çok memnuniyet verici"
diyen Ryan, olumlu tavrın yanında olumsuz düşünen bazı
kesimlerin de bulunduğunu söyledi.
Atandığı yeni görevinde, İngiltere'deki
Kıbrıslı toplumlarla temas kurmanın da sorumluluğu
altında olduğunu kaydeden Ryan, Kıbrıslı Türk ile Rum
toplumları arasındaki ilişkilerin gelişmesinin adadaki
çözüme yardımcı olacağını kaydetti.
İngiltere Başbakanı'nın özel temsilci
atamasının Kıbrıs'a verilen önemin göstergesi olduğunu
vurgulayan Joan Ryan, "İki toplumu kalıcı ve kapsamlı
bir çözüme teşvik etme yönünde yapabileceğimiz her şeyi yapmaya
hazırız" dedi.
Süreci ileriye götürmek taraflara düşer
Toplantıda sadece iki soru kabul eden Ryan, "8 Temmuz
sürecinin uygulamaya konamamasında esas nedenin ne olduğu"
yönündeki bir soruya şu karşılığı verdi:
"İlerleme kaydedilmemesi çok üzücü oldu ancak bu
anlaşma, iki liderin siyasi istekle süreci ileriye götürebilecekleri esnek
bir yapıya sahiptir. Yapılması gereken, olumlu bir
yaklaşımın ve azmin mevcut olduğundan emin olmaktır.
Bunun da var olduğunu düşünüyorum."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "8 Temmuz
sürecinin takvime bağlanması" yönündeki önerisinin İngiliz
hükümeti tarafından desteklenip desteklenmediği yönündeki bir soruya
da Ryan, "Süreci ileriye götürmek iki tarafa düşen bir görevdir. Bize
düşen görev de gerekli desteği vermek" ifadelerini
kullandı.
Destek ofisi
Avrupa Komisyonu Destek Ofisi'ne de ziyarette bulunduğunu ifade
eden Ryan, Ofis'in Kıbrıslı Türklerin günlük yaşam
standardını yükseltmek için bir çok proje
hazırlığı içerisinde olduğunu ve bu projelerin
desteklenmesi için 259 milyon Euro'luk bir kaynağın
ayrılmasının memnuniyet verici olduğunu dile getirdi. Ryan,
yardımın AB tarafından yapılan en büyük yardım
olduğunu da kaydetti.
KIBRIS 04/10/07
Hurma davasında Rum tarafı adil
yargılanmaya engel oldu
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'na
(AGİT) bağlı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları
Ofisi tarafından Polonya'nın başkenti Varşova'da düzenlenen
"İnsani Boyut" başlıklı toplantılara
katılan Kıbrıs Türk sivil toplum örgütü temsilcileri, insan
hakları konusunda bugüne kadar uluslararası platformlara
taşınmayan konuları gündeme getirmeye devam ediyor.
Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı'nın
(KTİHV) koordinasyonunda Kuzey Kıbrıs'tan çeşitli sivil
toplum örgütlerinin dönüşümlü olarak katıldığı
toplantılar çerçevesinde KTİHV Mütevelli Heyeti Üyesi Yrd. Doç. Dr.
Tufan Erhürman iki konuşma yaptı.
Adil yargılanma
Vakıftan verilen bilgiye göre, ilk konuşmasında
"adil yargılanma" konusu üzerinde duran Erhürman, "Hurma"
davasını örnek göstererek, Kıbrıs Rum liderliğinin
mahkemeye Türk yargıç atamayarak, adil yargılanmaya engel
olduğunu kaydetti.
Rum Yönetimi'nin, 1960 Anayasası'nın 159'uncu maddesinde
öngörülen "çifte yargıç" prensibine
uymadığını ifade eden Tufan Erhürman, bu durumda adil
yargılanmanın mümkün olmadığını belirtti.
Rum liderliğinin Türk yargıç atamama tavrına gerekçe
olarak Kıbrıs'taki "olağanüstü koşulları"
gösterdiğine dikkati çeken Erhürman, aynı "olağanüstü
koşullar"ın, Kuzey Kıbrıs'ta eski Rum mallarının
kullanımı konusunda da geçerli olduğunu vurguladı.
2004'te Annan Planı'na "hayır" denmesi için çaba
sarfeden Kıbrıs Rum liderliğinin, "hayır" diyerek
kazançlı çıktıklarını ve daha güçlü duruma
geldiklerini kanıtlamak için Kıbrıslı Türklere ve Kuzey'de
yaşayan yabancı uyruklu kişilere karşı mülkiyet
konusuyla ilgili davalar açılmasını teşvik ettiğini
anlatan Tufan Erhürman, mülkiyet sorununun ancak bütünlüklü bir çözümle
halledilebileceğini, Kıbrıslı Türklerin referandumda bu
yönde irade ortaya koyduğunu, ancak Rumların bunu reddettiğini
anımsattı.
Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman, Kıbrıs'ın 1963'te
bölündüğünü ve o tarihten itibaren hem Kıbrıslı
Rumların, hem de Kıbrıslı Türklerin evlerini ve mülklerini
terk etmek zorunda kaldığını belirtti.
Demokratik haklar
İkinci konuşmasını "Demokratik Haklar"
başlıklı toplantıda yapan Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman,
1960 Anayasası'nın iki toplum arasındaki yetki
paylaşımı prensibine dayandığını, ancak
1964'ten bu yana Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin hiçbir organında yer almadığını
kaydetti.
1968'de başlayan iki toplumlu görüşmelerden bir sonuç
çıkmadığını, 1974'te Yunan cuntasının darbe
girişimi ve Türkiye'nin müdahalesiyle ortaya yeni bir durum
çıktığını, 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları
ile Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu bir federal çözüm
öngörüldüğünü, ancak şu ana kadar bunun
başarılamadığını anlatan Erhürman; Kuzey'de,
Türkiye dışında hiçbir ülkenin tanımadığı
KKTC'nin, Güney'de ise BM'nin tanıdığı, ancak bütün
kurumları anayasa dışı olan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin
mevcudiyetini sürdürdüğünü belirtti.
2004 yılına kadar Kıbrıs Rum liderliğinin
anayasaya aykırı davranışlarını ülkedeki
"olağanüstü koşullar"la meşrulaştırmaya
çalıştığını, ancak referandumdan sonra bu
gerekçenin de tartışmalı hale geldiğini belirten Erhürman,
toplumunu "hayır" demeye teşvik eden Kıbrıs Rum
liderliğinin, adadaki "olağanüstü koşullar"ın
devamının tek sorumlusu olduğunu vurguladı ve 1960 Anayasası'na
aykırı uygulamaları, devam etmesini kendisinin
sağladığı olağandışı koşullarla meşrulaştırmaya
çalışmasını eleştirdi.
KTİHV Mütevelli Heyeti Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman,
Kıbrıslı Türkleri dışlayan "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin sadece anayasa dışı değil, aynı
zamanda anti demokratik ve gayri meşru duruma düştüğünü de
vurguladı.
KIBRIS 04/10/07
Klamp, şehit ailelerini ziyaret etti
Klamp, dün saat 10:00'da gerçekleştirdiği ziyarette,
Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği Başkanı Ertan
Ersan'la görüştü. Görüşmeye kayıp çocuğu iki kişi de
katılarak, Klamp'a bilgilerini aktardı.
Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmenin
ardından açıklama yapan Şehit Aileleri ve Malül Gaziler
Derneği, Dernek Başkanı Ersan'ın, Klamp'a,
Kıbrıslı Türk kayıpları konusunda bilgi verdiğini
ve kayıpların 1963-1974 yılları arasında olduğunu
belirttiğini kaydetti.
Açıklamaya göre, görüşmede, Kıbrıs Rum kesiminin
kayıplar konusunu istismar ve politize ettiğini söyleyen Ersan,
Rumlar'ın sadece 1974 yılında kayıplar olduğunu
söylediğini, fakat bunun yanlış olduğunu belirtti.
Klamp'a Kıbrıslı Türkler ile Rumlar'ın bir arada
yaşayamayacağını da söyleyen Ersan, Kıbrıs'ta tek
güvencelerinin Güvenlik Kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
varlığı olduğunu ifade etti.
Ersan, ayrıca, Güney Kıbrıs'ta bulunan şehit
mezarlarının durumunu gösteren bir albümü de Klamp'a takdim etti.
Klamp ise, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta yaptığı
görüşmelerle ilgili bir rapor hazırlayacağını ve bu
raporu Avrupa Parlamentosu'na sunacağını söyledi.
KIBRIS 04/10/07
Takas için AİHM kararında geriye sayım
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde
başvurusu olmasına karşın KKTC Taşınmaz Mal
Komisyonu'na başvurarak Kuzey'deki eski malına
karşılık Güney'deki Vakıf malını alma konusunda
uzlaşmaya varan Mike Timvios'un Komisyon'la anlaşması,
AİHM'in gündeminde bulunuyor. İlgili anlaşmanın AİHM
tarafından onaylanmasıyla Komisyon'un "iç hukuk" olarak
kabulü yönünde önemli bir adım atılacağı belirtilirken, Rum
Yönetimi AİHM'e başvurarak ilgili anlaşmanın kabul
edilmemesi için çalışma yapıyor.
Kıbrıs sorununun temel noktalarından mülkiyet konusuna
"iç hukuk" oluşturma hedefiyle mahkeme statüsüyle
çalışmalarını sürdüren Taşınmaz Mal Komisyonu,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündeminde başvurusu
bulunan Timvios ile ilgili "takas" kararıyla bir ilke imza
atmıştı. Örnek niteliğindeki söz konusu kararın
AİHM tarafından da onaylanmasıyla mahkeme gündemindeki
diğer davalara da emsal oluşturması bekleniyor.
TAK muhabirinin Taşınmaz Mal Komisyonu'ndan
aldığı bilgiye göre, yaklaşık 2 yıldan beri
çalışmalarını sürdüren Komisyon'a Rumlardan gelen
başvuru sayısı 257'ye ulaştı.
Bu dosyalardan 21'inin görüşülerek
sonuçlandırıldığını, diğer dosyalarla ilgili
çalışmaların sürdüğünü belirten Komisyon yetkilileri,
karara bağlanan 21 dosyadan 3'ü için iade, 2'si için takas, geri kalanlar
için de tazminat kararı alındığını belirttiler.
Komisyon'da karara bağlanan tazminatların miktarı
hakkında bilgi vermeyen yetkililer, iade kararı verilen 3 malın
2'sinin Tatlısu, 1'inin de Ziyamet'te olduğunu yinelediler.
Taşınmaz Mal Komisyonu'un tarafların
karşılıklı anlaşmasıyla "takas" formülüyle
karara bağladığı 2 dosya ise, AİHM gündeminde
başvurusu bulunan Mike Timvios'a ait.
Uzmanlar, "Arestis" davasıyla Taşınmaz Mal
Komisyonu'nu "selamlayan" AİHM'in, gündeminde bulunan
dosyalardan birinin buraya taşınmasıyla Komisyon'u "iç
hukuk" olarak kabul etme sürecinin hızlanabileceği
inancında.
Rum tarafında da benzer yorumlar yapılırken, Rum
basını hükümeti konuyla ilgili yeterli girişim yapmamakla
suçluyor.
Rum Başsavcı Petros Kliridis, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne gönderdiği mektupta, ilgili Rum'un Taşınmaz Mal
Komisyonu ile anlaşmasının onaylanmamasını ve
"askıda bulunan davalar listesinde muhafaza edilmesini" talep
etmişti.
Gündemde bin 400 dava var...
Karara bağlanarak sonuçlandırılan Loizidu ve Arestis
davaları yanında, "ihlal" saptamasına karşın
AİHM'de henüz karara bağlanmayan Rumlara ait yaklaşık 50
dava var.
Bunların "iç hukuk" sürecini aşan davalar
olduğuna dikkat çeken uzmanlar, ancak bu davalara ek olarak AİHM
önünde beklemesine karşın henüz herhangi bir saptama
yapılmamış ve görüşülmemiş bin 400 civarında
Rumlara ait dosya bulunduğuna vurgu yaptılar.
Uzmanlar, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun "iç hukuk"
olarak kabul edilmesiyle, söz konusu bin 400 dosyanın AİHM
gündeminden düşerek Komisyon'a yönlendirileceğine dikkat çekiyorlar.
Loizidu'ya iade askıda
Rumların mülkiyetle ilgili davalarında ilk örneği
oluşturan Loizidu davasında AİHM, tazminat ödenmesi ve
malın iadesi yönünde karar almıştı. Loizidu'ya
tazminatı Türkiye tarafından ödenirken, Girne'deki malın iadesi
"iç hukuk" ile ilgili gelişmeler nedeniyle askıya
alınmıştı.
AİHM, yıllar süren davanın ardından Arestis
davasını da sonuçlandırmış ve bu ikinci davada
Türkiye'yi yaklaşık 1 milyon Euro tazminata mahkûm etmişti.
Arestis davası devam ederken kurulan Taşınmaz Mal
Komisyonu, bu davanın hukuki süreci bakımından etkili
olamamasına karşın, Arestis'e tazminat miktarının
belirlenmesinde rol oynamıştı. Arestis'in 2 milyon Euro tazminat
talebine karşın AİHM, Komisyon tarafından önerilen
yaklaşık 1 milyon Euro'yu tazminat olarak karara
bağlamış, buna ek olarak Komisyon'un kurulmasını
"selamlayarak" bundan sonraki davalarda "iç hukuk" olarak
kabul edilebileceğine ilişkin mesaj vermişti.
Tazminatla mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor
Mülkiyet Yasası uyarınca mülkiyet veya kullanım
hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği
uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını
tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade
kapsamında.
Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş
malların iadesi yönünde karar alınması halinde ise, iade yasayla
çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer
karşılığı mallar ise iade kapsamı
dışında.
Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar
devlet adına İçişleri Bakanlığı tarafından
ödeniyor. Tazminat alan Rum'un mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor.
Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun Rumlar tarafından
yoğun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
taşınmasıyla, bu süreci KKTC'de ödeme yaparak durdurma hedefiyle
19 Aralık 2005'te Anayasa'nın 159'uncu maddesine göre hazırlanan
"Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve
İadesi" adlı yasa çıkarılmış, Komisyon da bu
yasayla kurulmuştu.
KIBRIS 04/10/07
Rumlar KKTC üzerinden yurtdışına kaçıyor
5 Ekim, 2007 15:56:00 (TSİ) CNN TURK
Askerlik görev süresi gelen Rum gençlerin askere gitmemek için,
altı aylık ertelemeden sonra ülke dışında üniversite
eğitimi almak için KKTC'nin Ercan Havaalanı üzerinden
yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı.
Rum basınında yer alan haberlere göre, Rum Savunma
Bakanlığı Genel Müdürü Petros Kareklas, dün, Rum Meclisi Savunma
Komitesi toplantısında, celpleri gelmiş Rumların, askerlik
yapmamak için KKTC üzerinden yurtdışına
kaçtıklarını açıkladı.
Kareklas'ın açıklamasına göre, celpleri gelenler, Rum Milli
Muhafız Ordusu'ndaki (RMMO) görevleri için 6 ay erteleme alarak,
psikolojik sorunlar başta olmak üzere sağlık
sorunlarını bahane ederek, yurtdışındaki
üniversitelere kayıt yaptırdılar; kendilerine bir altı ay
daha erteleme ve yurtdışına çıkış izni
verilmemesi ihtimali nedeniyle KKTC üzerinden adayı terkettiler.
Kareklas, "Biz bu kişileri kaçak ilan ediyoruz. Ama tutuklanmamak
için 'Kıbrıs'a gelmiyorlar" dedi.
Kareklas, RMMO'daki görevden 6 ay tehir alabilenlerin yüzde 90'ının
derhal ya Güney Kıbrıs'ta veya yurtdışında üniversite
eğitimine başladığını, yurtdışında
üniversiteye başlayanların da tatile gideceklerini bahane ederek
yurtdışına çıkış izni aldıklarını
kaydetti.
Kareklas, eğitim için yurtdışına giden ve tehir sürelerinin
bitiminde geri dönmeyenlerin yoklama kaçağı ilan edildiğini
belirtti.
Kıbrıs Türklerinde değişim
LEFKOŞA
DIŞİŞLERİ Bakanı Ali Babacan, ilk ikili görüşme
ziyaretini KKTC'ye yapıyor. Uçakta beraberiz. KKTC'de milli gelirin 4500
dolardan 11 bin doların üstüne çıktığını
anlatıyor. Bakan'ın siyasi açıklamalarını yarın
yazacağım.
Benim merak ettiğim konu, KKTC'de duyguların,
davranışların ne yönde geliştiği...
2004 yılının ilk aylarında KKTC Türkleri adeta
karşıt iki kampa bölünmüştü; bir grup Türk bayraklarıyla,
öbür grup AB bayraklarıyla miting yapıyordu.
Rum pasaportu almak isteyen Türklerin sayısı hızla
artıyordu.
Sorunun çözümünü Türkiye'nin engellediğini, Türkiye bir bıraksa,
Rumlarla birlikte AB'ye girip zengin ve özgür olabileceklerini düşünenler
az değildi.
Aradan üç yıl geçti, Annan Planı, referandum, iktidara
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın gelmesi gibi süreçler
yaşandı. Bugün Türkler ne hissediyordu, gündemlerindeki konular
neydi?
Kutuplaşma gitmiş
Lefkoşa'da Kıbrıs gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Süleyman
Ergüçlü, aynı günkü gazetesini gösteriyor: Manşet haber: Partiler
anayasa değişikliğini görüşüyor; KKTC anayasası...
İkincil, üçüncül haberler: Gül Strasbourg'da KKTC üzerindeki izolasyonun
kalkmasını istedi... Karpaz bölgesine elektrik hattı çekilmesi
tartışmaları büyüyor.
Süleyman Ergüçlü, Türk toplumunda artık eski kamplaşmanın kalmadığını,
kutuplaşma yaratan umutların da tepkilerin de
dağıldığını anlatıyor:
- Artık çevre, eğitim, ekonomi konuşuyoruz.
Karpaz bölgesine elektrik hattı çekilmesi turizmi mi geliştirir?
Yoksa çevreyi mi öldürür?!
Referandum, çözüm istemeyenin Rumlar olduğu gerçeğini herkese
göstermiş. Ergüçlü'nün şu sözleri önemli:
- Böyle Rumlarla birleşmeden, ambargo kalkmadan da
yaşayabileceğimizi herkes gördü! Rumlarla sınır açık,
günlük gidip gelişler oluyor ama herkes yerinde duruyor!
Referandum, Türklerle Rumların ayrı yaşamasını adeta
tescil etmiş! Gerilim kalkınca eski kutuplaşma
dağılmış. Ankara'ya daha sıcak bakılıyor.
Bu tablo Kıbrıs meselesinde KKTC'nin ve Türkiye'nin direncini
artırıyor.
11 bin dolar!
Ekonomi önemli bir faktör, milli gelir 11 bin doları aşmış.
Milli gelir artışının temelinde üç kaynak var:
Sayıları 6'ya çıkan üniversitelerin
sağladığı gelir, yabancılara villa
satışı, bu sene biraz gerilese de turizmÖ Ambargo varken turizm,
ekonomi nasıl gelişiyor?!
KKTC uçakları dünya ile Türkiye arasında THY uçağı gibi
işlem görüyor; bir Türk havalimanına indikten sonra KKTC
işlemiyle Ercan'a uçuyor. Biraz dolambaçlı da olsa bu mekanizma
işliyor.
Turizmde bu yılki düşüş siyasi sebeplerden değil, tur
operatörleriyle bazı anlaşmazlıklardan kaynaklanmış.
KKTC'de asgari ücret Türkiye'nin iki katı!
Ortalama öğretmen maaşı 3 bin YTL civarında!
Üniversite eğitimi yabancı öğrencilerin ödediği paralarla
burada bir sektör haline gelmiş!
Son zamanlarda yabancı sermayenin de ilgisi artmış.
Ambargo hava trafiğini önemli ölçüde kısıtlasa da deniz
trafiğinde bazı kolaylıklar ve açık koridorlar var. Mesela
Suriye'nin Lazkiye limanıyla Mağusa arasında deniz
trafiğinin başlaması, KKTC'li işadamlarında "Ortadoğu
ülkelerine gıda ihracatı" fikrini uyandırmış.
Kıbrıs Türklerini iyimser, direnci artmış buldum.
"Akdeniz'in en büyük marinasını Karpaz'da yapma" projesini
dinlerken heyecanlandım. Başka bir yazımda
anlatacağım.
TAHA AKYOL MILLIYET 05/10/07
Adil ve kalıcı barış istiyoruz
AKLI SELİMİN GALİP GELMESİNİ
BEKLİYORUZ... Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan, Kıbrıs'ta çözüme ulaşabilmek
için sorunu iyi anlayabilmek ve varılacak çözümün, BM Genel Sekreteri'nin
iyi niyet misyonu çerçevesinde, BM parametrelerinde, iki tarafın siyasi
eşitliğine dayalı uzlaşıya dayanması
gerektiğini söyledi. 2004 referandumlarından sonra gerek Avrupa'da,
gerekse BM'de bu tecridin sona ermesi gereğine vurgu
yapıldığına işaret eden Babacan, "Bu konuda
aklı selimin galip gelmesini bekliyoruz" dedi
TÜRKİYE KKTC'YE DESTEĞİNİ SÜRDÜRECEKTİR... Ali
Babacan, KKTC'nin her alanda kalkınması, güçlenmesi ve
Kıbrıs Türklerinin geleceklerinin güvence altında olması
için Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da desteğini
esirgemeyeceğini söyledi. Babacan, "Kıbrıs Türk
halkının refahını artıracak, kalkınma
çabalarına ivme kazandıracak tedbirler ve ekonomik hamleler
kararlılıkla sürdürülecektir. Kıbrıs Türkü'nün huzur,
refah, kalkınma ve güvenliğinin sağlanması, hükümetimiz
için bir sorumluluktur" dedi
Türkiye'nin yeni Dışişleri Bakanı Ali Babacan
KKTC'ye yaptığı ilk ziyaretinde, Türkiye'nin Kıbrıs
Türk halkı gibi adil ve kalıcı barış istediğini,
Kıbrıs Türkü'nün barış ve uzlaşı yönündeki çaba
ve açılımlarını desteklediklerini belirtti.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan, dün öğle
saatlerinde KKTC'ye ilk ziyaretini gerçekleştirdi.
Babacan ve heyetini Ercan Havaalanı'nda Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali,
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Namık Korhan ve Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği
Müsteşarı İbrahim Mete Yağlı karşıladı.
Babacan'a günübirlik KKTC ziyaretinde Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan,
Kuzeydoğu Akdeniz Genel Müdürü Berki Dibek, Enformasyon Dairesi
Başkanı Levent Bilman ve diğer üst düzey yetkililer eşlik
etti.
Ercan Havaalanı'na gelişinin ardından, Kıbrıs
Türk Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün
Anıt Tepe'deki kabrine çelenk koyan Babacan ve beraberindeki heyet daha
sonra Cumhurbaşkanlığı'nda Cumhurbaşkanı Talat'la
baş başa görüştü, bunun ardından da heyetler arası
görüşmelerini gerçekleştirdi.
Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ortak bir
basın toplantısı düzenledi.
Gün içinde devlet ve hükümet yetkilileri tarafından kabul edilen
ve çeşitli ziyaretler yapan Ali Babacan, temaslarının
ardından dün gece Türkiye'ye döndü.
Babacan, Dr. Fazıl Küçük'ün
Anıt Tepe'deki kabrini ziyaret etti
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan adaya gelişinin ardından ilk olarak Anıttepe'yi ziyaret
ederek, Kıbrıs Türk Halkı'nın Özgürlük Mücadelesi Önderi
Dr. Fazıl Küçük'ün kabrine çelenk koydu.
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in
eşliğinde Anıttepe'ye giden Babacan kabre çelenk koyduktan sonra
saygı duruşunda bulundu.
İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların
göndere çekildiği tören Babacan'ın Anıt Özel Defteri'ni
imzalamasıyla son buldu.
Anıttepe'deki törenin ardından Babacan ve beraberindeki
heyet, Cumhurbaşkanlığı'na hareket etti.
Anıt Özel defteri
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan Anıt Özel
Defterine şunları yazdı:
"Aziz Önder Dr. Fazıl Küçük;
Kıbrıs Türk halkının dirayetli ve özverili
önderliğinizde sürdürdüğü şanlı mücadeledeki
liderliğinizi minnet ve şükranla anıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti,
tarihi ve ahdi sorumluluklarının bilinciyle geçmişte olduğu
gibi budan sonra da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde
Kıbrıs Türk halkının yanında olmaya devam edecektir.
Ruhunuz şah olsun."
Babacan'ı, cumhurbaşkanlığında
Pertev karşıladı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'ye günü birlik ziyarette
bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan ile Cumhurbaşkanlığı'nda bir araya geldi.
Talat ve Babacan başkanlığındaki KKTC ve TC
heyetlerinin toplantısı yaklaşık 2 saat sürdü.
Cumhurbaşkanı Talat görüşmeden çıkışta
yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK)
çekilmesiyle Kıbrıs sorununun çözümleneceği iddiasında
bulunan Rum Lider Papadopulos'un sorunu ters-yüz ettiğini söyledi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs
sorununun bir an önce çözümlenmesi için bütünlüklü çözüm müzakerelerinin
başlamasından yana olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu
KKTC'deki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varlığına
dayandırmaya çalışan Rum lider Tasos Papadopulos'un yeni bir
zemin peşinde koştuğunu ifade etti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan da
konuşmasında, ikili düzeyde ilk ziyaretini KKTC'ye
yaptığına işaret ederek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile samimi bir görüş alışverişinde bulunduklarını
söyledi.
Cumhurbaşkanlığına TC Lefkoşa Büyükelçisi
Türkekul Kurttekin'le birlikte gelen Babacan'ı kapıda
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev
karşıladı.
Cumhurbaşkanı Talat'ın Babacan ve beraberindeki heyetle
görüşmesine Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı da katıldı.
Cumhurbaşkanı Talat ile Babacan, görüşmenin
ardından basına açıklamalarda bulundu.
Talat: (Papadopulos) Kıbrıs sorununu
bütünüyle ters yüz etme çabasında
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum lider Tasos
Papadopulos'un BM genel kurulunda yaptığı konuşmada,
Kıbrıs sorununa yeni bir zemin yaratma peşinde olduğunun
bir kez daha ortaya çıktığını söyledi.
Rum liderin yeni bir zemin yaratmak ve Kıbrıs sorununun
gerçeklerini saptırma, ortadan kaldırma girişiminde
bulunduğunu kaydeden Talat, "Kıbrıs sorununu KKTC'deki Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin varlığı gibi göstermeye
çabalaması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çekilmesiyle Kıbrıs
sorununun çözülmüş olacağını iddia etmesi, Kıbrıs
sorununu bütünüyle ters yüz etme çabasından başka bir şey
olmamıştır" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat açıklamasında,
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın göreve
başlamasının hemen ardından KKTC'ye ziyaret düzenlemesinin,
başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, tüm sorunları ve
gelişmeleri değerlendirme fırsatı verdiğini söyledi.
Talat, her alanda ve her konuda KKTC'yi destekleyen bir ülke olarak
Türkiye'nin Kıbrıs'ta BM çerçevesindeki çözüm politikasını
desteklediğini ve Babacan'ın ziyaretinin bunun teyidi olduğunu belirtti.
Talat, "Görüşlerimizi bir kez daha gözden geçirerek,
aramızda hiçbir fark olmadığını tespit etme sonucunu
elde ettiğimiz bu çalışmadan dolayı içtenlikle
teşekkür ediyorum" dedi.
Bütünlüklü çözüm görüşmeleri
biran önce başlamalı
Cumhurbaşkanı Talat, BM çerçevesinde 2 kesimli yeni bir
ortaklığı ileriye götürmek için bütünlüklü çözüm
görüşmelerinin bir an önce başlaması çabası içinde olan
Kıbrıs Türkü'nün bunun için elinden gelen bütün gayreti ortaya koyduğunu
kaydetti.
Talat, son olarak 5 Eylül'de bir araya geldiği Rum Lider
Papadopulos'a başarı gösterememiş 8 Temmuz sürecinin disipline
edilmesi, etkinleştirilmesi ve sonuç alıcı hale getirilmesi için
önerilerde bulunduğunu ancak ret cevabı aldıklarını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
"Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün bir an evvel
gerçekleşmesine ilgi göstermediğini biliyorduk ama bir kez daha teyit
edildi. Nitekim bunun arkasından yaşanan gelişmeler bize
aynı yaklaşımı sürdürdüklerini açıkça
göstermektedir."
Müzakereler bir an önce başlamalı
Talat, şöyle devam etti:
"BM'nin birikmiş çabaları, çözümü Kıbrıs
sorununun iki halkın eşitliğine, iki kurucu devletin
eşitliğine, Türkiye'nin garantörlüğünün devam edeceği
federal çatı altında Kıbrıs'ın bütünleşmesi
olarak görmüş ve bunu ileriye götürmüştür. Bu anlayışa
bağlılığımızı sürdürüyoruz. Kıbrıs
sorununun bir an önce çözüme kavuşması için müzakerelerin bir an önce
başlaması gerektiğine inanıyoruz... Ve bunun için elimizden
gelen çabayı ortaya koyacağız."
Türkiye'nin Kıbrıs Türkü'nün bu anlayışına
desteğinin, son derece önemli olduğunu kaydeden
Cumhurbaşkanı Talat, bu desteğin, Kıbrıs Türkü'nün
haklarını koruyabilmek ve haklarının korunabileceği
adil bir çözüm için iyi niyetli ve yapıcı tutumunu sürdürürken çok
büyük değeri olduğunu sözlerine ekledi.
Babacan: Kıbrıs Türkü'nden azınlık olarak
yaşamayı
kabul edeceği bir çözüm beklemek boş bir hayal
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan, Kıbrıs Türkleri'nden iki tarafın siyasi
eşitliğine dayalı çözümden vazgeçip, adeta adada
azınlık olarak yaşamayı kabul edecekleri bir çözüm
beklemenin boş bir hayal olduğunu söyledi.
KKTC'nin Kıbrıs sorununa kalıcı ve
barışçı bir çözüm bulunması amacıyla bugüne kadar
yapıcı bir yaklaşım ortaya koyduğuna işaret eden
Babacan, "Cumhurbaşkanı Talat başta olmak üzere KKTC'nin bu
yönde sergilediği yorulmak bilmeyen mücadelesini takdirle
karşılar ve destekliyoruz" dedi.
TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Babacan,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesinin ardından
yaptığı açıklamada, ikili düzeyde ilk temasını
gerçekleştirdiği KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
samimi bir görüş alışverişinde bulunduğunu söyledi.
Türkiye'nin, Kıbrıs Türk halkı gibi adil ve
kalıcı bir barış istediğini ve uzlaşı
yönünde gösterilen çaba ve açılımları takdirle
karşılayıp, desteklediklerini kaydeden Babacan, BM Genel
Kurulu'nda gerçekleştirdiği temaslarda Cumhurbaşkanı
Talat'ın 5 Eylül'de yaptığı öneri ve yapıcı
yaklaşımları izah ettiğini belirtti.
Ayrımcılık, kısıtlama ve tecride son verilmeli
Babacan, "Türk tarafının özveriyle ortaya koyduğu
bu yapıcı yaklaşım uluslararası alanda ne yazık
ki yeterince yankı bulmamaktadır. Uluslararası toplumun
Kıbrıs Türk halkına uygulanan ayrımcılık,
kısıtlama ve tecrite son vermesini istiyoruz" dedi.
Kıbrıs'ta çözüme ulaşabilmek için sorunu iyi
anlayabilmek gerektiğini kaydeden Babacan, Kıbrıs'ta
varılacak çözümün, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde,
BM parametrelerinde, iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı
uzlaşıya dayanması gerektiğini söyledi.
2004 referandumlarından sonra gerek Avrupa'da, gerekse BM'de bu
tecridin sona ermesi gereğine vurgu yapıldığına
işaret eden Babacan, "Bu konuda aklı selimin galip gelmesini
bekliyoruz" dedi.
KKTC'nin her alanda kalkınmasına destek
Ali Babacan, KKTC'nin her alanda kalkınması, güçlenmesi ve
Kıbrıs Türkleri'nin geleceklerinin güvence altında olması
için Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da desteğini
esirgemeyeceğini söyledi.
Babacan, "Kıbrıs Türk halkının
refahını artıracak, kalkınma çabalarına ivme kazandıracak
tedbirler ve ekonomik hamleler kararlılıkla sürdürülecektir.
Kıbrıs Türkü'nün huzur, refah, kalkınma ve güvenliğinin
sağlanması, hükümetimiz için bir sorumluluktur" dedi.
Sorular
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının
ortak bir devlette yaşama isteğinin azaldığı yönündeki
sözlerinin hatırlatılması üzerine, bu yöndeki sözlerinin hem
uluslararası topluma hem de Kıbrıs'ta federal bir çözüm
istediğini savunan taraflara bir uyarı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Aynaya siz ne yüz
gösterirseniz o da size aynısını gösterir. Bu bir
uyarıydı" dedi.
Rum'un silahları
Ali Babacan, Güney Kıbrıs'ın silahlanmasıyla ilgili
bir başka soruyu yanıtında, Türkiye'nin Kıbrıs
sorununun çözümüyle ilgili bakış açısının çok
açık olduğuna işaret ederek, 5 yıldır güçlü çözüm
iradesinin ortaya konduğunu belirtti. Babacan, şöyle devam etti:
"Kıbrıs'ta barışın, huzurun,
güvenliğin, istikrarın sağlanması hepimizin görevi. Türkiye
ilk günden bu yana bu sorumluluğunun, garantör devlet olmanın
kendisine yüklediği sorumluluğun hep bilincinde olmuştur.
Gereken zamanda gereken adımlar atılmıştır. Bundan
sonraki dönemlerde de her şey kapsamlı çözüm ve BM parametreleri
çerçevesinde konuşulacak. Bunun haricinde bir adım olmaz" dedi.
Türk limanlarının açılması
Ali Babacan, Türkiye'nin Türk limanlarının Rum gemilerine
açılmasıyla ilgili tavrının sorulması üzerine, AB ile
ilişkilerden en önemli gündem maddesi olan limanlar konusunda Türk
tarafının kararlı tavrının bundan sonra da devam
edeceğini söyledi. Türkiye'nin "kısıtlamaların
kalkmasını istiyorsanız, siz öncelikle KKTC üzerindeki
sınırlamaları kaldırın, biz de eş zamanlı
olarak aynı adımları atalım" önerisine olumlu
yanıt almadığını hatırlatan Babacan, şöyle
devam etti:
"Kimse Türk tarafından bu konuda tek taraflı adım
atmasını beklemesin. Olmayacak.... Çözümsüzlük isteyen tarafı
ödüllendirirken, çözüm isteyen Türk tarafını zorluklarla
karşı karşıya bırakmak, ek taleplerle karşı
karşıya bırakmak, hiçbir adalet ölçüsüne sığmaz"
Türkiye'nin Akdeniz'de petrol aramaktan vazgeçtiği yönündeki
iddiaların hatırlatılması üzerine Babacan,
"Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan ne kadar ekonomik,
siyasi hakkı varsa, kullanabilir. Bu bizim kendi tercihimizdir" dedi.
Talat: Genel Sekreter'den inisiyatif
üstlenmesini talep edeceğim
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat görüşmeden
çıkışta gazetecilerin sorularını da
yanıtladı, Türk tarafının kapsamlı bir çözüm için
müzakereye ve -kendisi öyle düşünmese de- gerekli olduğu söylenen
müzakere öncesi hazırlığa da -sınırlı bir zaman
içinde olması kaydıyla- her zaman hazır olduğunu söyledi.
Talat, sonsuza kadar sürmeyecek ve sınırlı bir zaman
sürecinde gerçekleşecek hazırlık süreci sonrasında
kapsamlı çözüm müzakerelerine başlamayı arzu ettiklerini dile
getirdi.
Tüm dünyaya bu mesajı verdiğini kaydeden Talat, BM Genel
Sekreteri'nden de konuda inisiyatif üstlenmesi talebinde
bulunacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,.
Lâskîye feribot seferleri ticari bir konu ve yasal
KKTC ile Suriye arasında feribot seferleri
başlatılmasının ise tamamıyla ticari bir konu
olduğunu ifade eden Talat, geçmişte de benzeri seferler
yapıldığını ancak bir şekilde ara verilmek
zorunda kalındığını, şimdi yeniden
başlandığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, feribot seferlerinin devam
edeceğine vurgu yaparak, feribotların Gazimağusa'dan herhangi
bir uluslararası limana sefer düzenlemesini
kısıtlayıcı herhangi bir uluslararası hukuki düzenleme
bulunmadığını söyledi. Talat, uluslararası hukukun da
bunu bloke etmediğini, seferlerin tamamıyla yasal olduğunu
belirtti.
Papadopulos'la görüşme uygun zamanda
Talat, bir başka soruya yanıtında, Rum lider Tasos
Papadopulos ile görüşme konusunda herhangi bir sorunu
olmadığını, uygun zamanda görüşmeye hazır
olduğunu söyledi. Talat, "BM Genel Sekreteri ile
görüşeceğim. Belki o inisiyatif üstlenir, böyle bir görüşme
talebinde bulunur ya da koşullar böyle bir görüşmeyi gerektirir"
dedi.
Ekenoğlu Babacan'ı kabul etti
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ve
heyetini kabul etti.
Ekenoğlu, kabulde yaptığı konuşmada, TBMM
Başkanı Köksal Toptan'ın ülkeyi ziyaret ettiğini,
ardından Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ilk dış
ziyaretini KKTC'ye yaptığını ve şimdi de
Dışişleri Bakanı Babacan'ın ilk ikili dış
teması yapmak üzere KKTC'ye geldiğini söyledi.
Ekenoğlu, bu ziyaretlerin KKTC ile Türkiye'nin ilişkilerinin
ne kadar üst düzeyde olduğunun en büyük işareti olduğunu
kaydederek, bundan sonraki süreçlerde de aynı şekilde devam
edileceğinin ve siyasi eşitlik temelinde çözümü yakalamak için birlikte
uğraş verileceğinin en güzel göstergesi olduğunu ifade
etti.
Meclis Başkanı Ekenoğlu, bundan sonraki süreçte de
birlikte en güzelin yakalanmaya çalışılacağını
söyledi.
Babacan
Babacan da konuşmasında, ikili düzeyde ilk ziyaretini KKTC'ye
yaptığını belirterek, Türkiye ile KKTC arasındaki
ilişkilerin bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çok güçlü bir
şekilde devam edeceğini, Türkiye'nin her açıdan desteklerinin
yükselerek süreceğini vurguladı.
Babacan, iki ülkenin birlikte yürüttüğü adadaki sorunlarla ilgili
kapsamlı çözüm çalışmalarını da
yoğunlaştırarak devam ettireceklerini ifade etti.
Babacan, diyalogdan kaçmayan, tam tersine çözüm isteyen ve
yapıcı olan tarafın Türk tarafı olduğunu, bundan sonra
da bu üslubun süreceğini kaydetti.
Babacan, KKTC meclisine yeni yasama döneminde başarılı
bir çalışma diledi.
Babacan Soyer'le görüştü
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan, 60'ıncı Türkiye Hükümeti'nin Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne barış, istikrar, refah ve kalkınma için hür tür
desteği vermeye devam edeceğini yineledi.
Babacan, temasları çerçevesinde Başbakan Ferdi Sabit Soyer
tarafından da kabul edildi.
Başbakanlık Şeref Salonu'nda gerçekleşen
görüşmede konuşan Babacan, Dışişleri Bakanı
olarak KKTC'yi ilk kez ziyaret etmekte olduğuna işaret ederek,
adadaki sorunun çözümü konusunda KKTC hükümetiyle birlikte yürüyeceklerini
söyledi.
Babacan, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler
parametreleri çerçevesinde, kalıcı, kapsayıcı çözüm
arayışının sürdürüleceğini ifade ederek,
"Kıbrıs Türklerinin her alanda yaşam
standartlarının iyileştirilmesi, güven ve huzur içinde
yaşaması için Türkiye olarak her türlü katkıyı yapmaya
devam edeceğiz" dedi.
Ali Babacan, Türkiye'de olduğu gibi KKTC'de yeni yasama
yılının başladığını, bu dönemde yasalar
ve anayasa değişikliğinin gündemde olduğuna işaret
ederek, yeni dönemde Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve hükümetine
başarı dileğinde bulundu.
Soyer: Çözüm perspektifimiz örtüşüyor
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise konuşmasında, Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün gelenekselleşen ilk
yurtdışı ziyaretini KKTC'ye yapması gibi Ali
Babacan'ın da ilk ikili görüşmeleri KKTC'de
başlatmasının önemli olduğunu söyledi.
Soyer, bu nedenle halk adına Ali Babacan'a teşekkür ederek
devam ettiği konuşmasında, Türkiye Başbakanı Tayyip
Erdoğan'ın New York temaslarında, BM Genel Kurulu'nda; Türkiye
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Avrupa Konseyi Parlamenterler
Asamblesi'nde dünya kamuoyuna deklare ettiği, Babacan'ın bugün
vurguladığı Kıbrıs sorununa çözüm perspektifinin,
Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı, kapsamlı
çözüm iradesiyle örtüştüğünü ifade etti.
Çözümsüzlüğe oynamıyoruz
Soyer, adada BM parametrelerine dayalı, iki kesimli, siyasi
eşitliğe dayalı, Türkiye'nin garantörlüğünde yeni bir
ortaklıktan bahsedildiğini, Türkiye'nin de BM parametrelerine
dayalı çözüme vurgu yaptığını anımsatarak,
"Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı olarak çözümsüzlüğe
oynamıyoruz" dedi.
Ferdi Sabit Soyer, amacın adadaki sorunu çözerek, Doğu
Akdeniz'i Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın ortak ilgi alanı
haline getirmek olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin adaya verdiği desteğin yadsınamaz
olduğuna vurgu yapan Başbakan Soyer, Türkiye'nin sürekli gündemde
olan bir anayasa sorunu olduğunu, KKTC'de de aynı durumun söz konusu
olduğunu belirtti.
Başbakan Soyer, Türkiye Dışişleri Bakını
ve Başmüzakereci Ali Babacan'a ziyareti için teşekkür ederek, Türkiye
ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm ve Avrupa Birliği
sürecine devam ederek birlikte daha çok yol yürüyeceklerini söyledi.
Avcı, Babacan ile bir araya geldi
Avcı'nın makamında gerçekleşen ve iki ülkeden
Dışişleri Bakanlığı bürokratlarının da
katıldığı Avcı ile Babacan görüşmesi planlanandan
geç başladı ve yaklaşık yarım saat sürdü.
Konuk Bakan Babacan görüşmenin başında basına
yaptığı açıklamada, KKTC'yle olan ilişkilerde
özellikle iki ülke dışişleri bakanlıkları
arasındaki işbirliğini yoğunlaştırarak sürdürme
azminde olduklarını ve desteklerinin süreceğini vurguladı.
KKTC Dışişleri Bakanlığı'yla yakın
dönemde işbirliği çalışmalarının
başladığı, birçok bakanlık
mensubunun Ankara'da eğitim çalışmalarına
katılmakta olduğunu kaydeden Babacan, KKTC'nin artan sayıda
ülkede temsilcilik açması için de bakanlık olarak ellerinden gelen
katkıyı vermeye çalıştığını söyledi.
Babacan, "Önümüzdeki dönemde de yoğun işbirliğimiz
devam edecek" dedi.
KKTC'ye farklı yönlerden verdikleri desteğin devam
edeceğini de vurgulayan Babacan, bu konularda ve Kıbrıs
sorununun çözümüyle ilgili Bakan Avcı'yla yakın mesailerinin
olacağını kaydetti.
Yakın ilişki ve paralel politikalar
Bakan Avcı da, TC Dışişleri
Bakanlığı'yla daha yakın ilişkiler ve paralel
politikalar içinde olunmasının önemine işaret ederek Babacan'la
bundan sonraki süreçte de KKTC'nin açılımı için birlikte çok
daha yoğun çalışacaklarını söyledi ve
"Anavatansız Yavruvatan düşünülemez" dedi.
Dışişleri Bakanlığı olarak ortaya
koydukları hedeflerin, KKTC'nin ikili ilişkilerindeki
açılımların geliştirilmesi; daha fazla ülkede temsilcilik
açılması ve Kıbrıs Türkü'nün haklı davasının
dünyaya daha sağlıklı duyurulması için
çalışmaların sürdürülmesi yönünde olduğunu kaydeden
Avcı, TC Dışişleri Bakanlığı'na, bugüne
kadar verdiği ve bundan sonra vereceği destek için teşekkür
etti.
Bakanlığının en önemli hedeflerinden birinin de
yeniden yapılanma olduğunu belirten Avcı, bunun için de
doğal olarak TC Dışişleri'nin desteğine
ihtiyaçları bulunduğunu ifade ederken "Gördük ve görmeye devam
edeceğiz" dedi.
Avcı, Babacan'ı KKTC'de misafir etmekten duyduğu
memnuniyeti de dile getirdi.
Babacan, Denktaş'ı ziyaret etti
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan Kurucu
Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ı ziyaret etti.
Denktaş'ın ofisinde gerçekleşen görüşmede Babacan'a
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşlik etti.
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş görüşmede
yaptığı konuşmada Babacan'ın KKTC ziyaretinin olumlu
sonuçlar doğurmasını diledi ve Kıbrıs
davasının önemli bir dava olduğunu vurguladı. "Rum ve
Yunanlar Kıbrıs'ın tümünü istiyorlar" diyen Denktaş,
ABD ve diğer ülkeler tarafından "meşru devlet" olarak
kabul gören Rum Yönetimi'nin tüm dünyaya sorunun "1974'te bir işgal
sorunu olarak başladığını" lanse etmeye
çalıştığına işaret etti.
Asker emellerini engelledi...
Denktaş, "Asker (adanın tümüne sahip olma) emellerini
engelledi diye şimdi esas sorun olarak askeri görmektedirler" diyerek
Türkiye'nin bu açıdan bakıldığında baskı
altında; fiili olarak çok güçlü bir durumda olduğunu kaydetti.
Halkın gerekirse tekrar ayağa kalkıp Rum'a
karşı direnebileceğini de ifade eden Rauf Denktaş,
Türkiye'yi ve Türk askerini adadan çıkaracak hiçbir anlaşmaya
"Evet" denilemeyeceğini vurguladı.
Babacan: Türkiye'nin haklı
olduğunu görmeye başladılar
TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan da
konuşmasında Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu ve
Türkiye'nin her zaman olduğu gibi Kıbrıs Türklerinin destekçisi
olduğunu kaydetti.
Derin bir geçmişe sahip Kıbrıs sorununda Türkiye'ye her
geçen gün daha fazla hak verildiğini söyleyen Babacan, bazı
devletlerin yüksek sesle olmasa da birebir görüşmelerde Türkiye'nin
haklı olduğunu söylediklerini dile getirdi.
Önümüzdeki dönemde ağır bir görüşme trafiğinin
beklendiğini de kaydeden Ali Babacan, KKTC ve Türkiye'nin
kazanımlarından taviz vermeden, eşit statü çerçevesinde,
bazı prensiplerden de taviz vermeden çözüme ulaşmayı
hedeflediklerini belirtti.
Babacan KKTC'nin daha müreffeh daha istikrarlı bir ülke olabilmesi
adına eğitim, altyapı ve teknik destek vermeye devam
edeceklerini de sözlerine ekledi.
Babacan KTBK, GKK'yı ve
Boğaz Şehitliği'ni ziyaret etti
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Boğaz
Şehitliği'ni ziyaret etti.
Babacan, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı
Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı
Tümgeneral Mehmet Eröz'ü ziyaretinin ardından Boğaz
Şehitliğini ziyaret etti.
Şehitlikte düzenlenen törene Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi
Türkekul Kurttekin, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz,
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı Tuğgeneral
Salih Cengâver Cem katıldı.
Tören, TC Dışişleri Bakan'ı Ali Babacan'ın
şehitlik anıtına çelenk koymasıyla başladı.
Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı'nın ardından
bayraklar göndere çekildi. Tören, Babacan'ın Şehitlik Özel Defteri'ni
imzalamasıyla sona erdi.
Anıt özel defteri
Babacan Şehitlik Özel Defteri'ne şunları yazdı:
"Aziz Şehitlerimiz;
Kıbrıs Türk halkının varlık,
bağımsızlık, özgürlük mücadelesi uğruna
canlarınızı korkusuzca feda ederek mukaddes şahadet
mertebesine eriştiniz. Büyük Türk ulusunun şanlı tarihindeki
müstesna yerinizi aldınız. Kutsal hatıranız şanlı
Türk ulusunun hafızasında sonsuza dek yaşatılacaktır.
Bu duygularla manevi huzurunuzda minnet ve şükranla eğiliyoruz.
Ruhlarınız şad olsun."
Babacan ve beraberindeki heyet, törenden sonra şehitlerin
mezarlarını gezerek karanfil koydu.
Cumhurbaşkanı Talat Babacan
onuruna yemek verdi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan onuruna
akşam yemeği verdi.
Cumhurbaşkanlığında saat 19.00'da başlayan
yemeğe, Babacan ve beraberindeki heyet yanında KKTC'den devlet ve
hükümet yetkilileri katıldı.
Babacan, akşam yemeğinin ardından, yoğun bir temas
trafiğinde bulunduğu günübirlik KKTC ziyaretini tamamlamış
olarak adadan ayrıldı.
Babacan, temaslarını
tamamlayarak adadan ayrıldı
Türkiye'nin yeni Dışişleri Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan, KKTC'ye günübirlik ziyaretini tamamladı.
Babacan ve beraberindeki heyet saat 20:45'te adaya geldikleri özel ATA
uçağıyla adadan ayrıldı.
Babacan'ı Ercan Havaalanı'ndan Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
uğurladı.
Öğle saatlerinde adaya gelen ve yoğun bir görüşme
trafiğinde bulunan Babacan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Soyer
tarafından kabul edildi, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı, KTBK Komutanı Korgeneral Hayri
Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Mehmet Eröz'ü
ziyaret etti.
Babacan, adadan ayrılmadan önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın, onuruna verdiği yemeğe katıldı.
Babacan'a günübirlik KKTC ziyaretinde Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan, Kuzeydoğu
Akdeniz Genel Müdürü Berki Dibek, Enformasyon Dairesi Başkanı Levent
Bilman ve diğer üst düzey yetkililer eşlik etti.
KIBRIS
05/10/07
Kayıplar konusunda yaralar açık kaldıkça
Kıbrıs sorunu çözülemez
ŞAHİTLER ÖLEBİLİR, 20 YIL DAHA
BEKLEYEMEYİZ"... Alman parlamenter Klamt, Kıbrıs'taki
kayıp şahıslarla ilgili çalışmalar konusunda büyük
ilerleme kaydedildiğini, fakat olayın yakın bir gelecekte
nihayetlenemeyeceğini, zaman alacağını söyledi. Klamt,
çalışmaların hızlandırılması
gerektiğini belirterek, "Şahitler ölebilir, 20 yıl daha
bekleyemeyiz" dedi.
Özlem Güran AKKORLU (TAK)
Kıbrıs'taki kayıplarla ilgili çalışmaları
yerinde incelemek ve kayıp aileleri ve sivil toplum örgütleriyle
görüşerek Avrupa Parlamentosu'na bir rapor sunmak amacıyla
Kıbrıs'a gelen Avrupa Parlamentosu Raportörü Alman Parlamenter Ewa
Klamt, kayıplar konusundaki yaralar açık olduğu müddetçe,
Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini söyledi.
Kayıplar konusundaki ilerlemelerin doğru yönde
atılmış ilk adımlar olduğunu düşündüğünü
belirten Klamt, kayıp şahıslarla ilgili
çalışmaların neticelendirilmesinin, Kıbrıs sorununun
çözümüne katkı sağlayabileceğini kaydetti.
Ewa Klamt, Kıbrıs'taki kayıp şahıslarla ilgili
çalışmalar konusunda büyük ilerleme kaydedildiğini, fakat
olayın yakın bir gelecekte nihayetlenemeyeceğini, zaman
alacağını söyledi. Klamt, çalışmaların
hızlandırılması gerektiğini belirterek,
"Şahitler ölebilir, 20 yıl daha bekleyemeyiz" dedi.
Yürütülen çalışmalarla ilgili izlenimlerinin son derece
olumlu olduğunu ifade eden Klamt, AP'ye sunacağı raporda,
çalışmaların hızlandırılmasını ve maddi
yardım yapılmasını önereceğinin mesajını
verdi.
Halen yürütülen çalışmaların 2004 yılından bu
yana sürdüğünü hatırlatan Klamt, ilerleme elde edilebilmesi için iki
tarafta da iyi niyet ortaya konması gerektiğini belirtti.
Kayıplar konusuyla ilgili çalışmalar yapan kişilerin çok
istekli olduğunu gördüğünü ve çalışma yürüten
insanların bir birleriyle iyi bir diyaloğunun bulunduğunu söyleyen
Klamt, her iki tarafta da duyguları incinmiş,
kırılmış çok insan bulunduğunu, 1963-1964 ve 1974-1975
yıllarında yaşananlardan dolayı bu şekilde hissetmenin
normal olduğunu söyledi.
Temas ve incelemelerini sonlandırıp dün adadan ayrılan
Ewa Klamt, adadan ayrılmadan önce TAK muhabirinin sorularını
yanıtladı.
"Umduğumdan çoğunu buldum, çok duygusaldı"
Kıbrıs'taki temaslarının beklediği gibi geçip
geçmediğinin sorulması ve değerlendirme yapmasının
istenmesi üzerine Klamt, "Her şeyden önce beklediğimden,
umduğumdan daha çoğunu buldum. İnsanlar bana karşı çok
açık davrandılar. Konuştuğum kayıp yakınları
tüm acılarını ve üzüntülerini benimle paylaştılar. Bu
hem onlar hem de benim için çok duygusaldı. Brüksel'de kağıt
okumaktan daha iyi. Okurken insanları bu kadar iyi
anlayamıyorsunuz" diye konuştu.
Yürütülen kazı çalışmalarını görmenin de
kendisini çok etkilediğini ifade eden Klamt, neler
yapıldığını, niçin zaman aldığını
anlamak için, yapılan çalışmaları görmek gerektiğini
kaydetti ve "Onlar için bir kemik bulmak çok önemli" dedi.
"Temaslarım iyi geçti"
"Kazılarda kemikler bulunuyor, laboratuara gittiğiniz
zaman ise bir insan bulduğunuzu anlıyorsunuz" diyen Ewa Klamt,
Kıbrıs'a gelerek her iki tarafta da temaslarda bulunmasının
kendisi için çok önemli olduğunu, temaslarının olumlu olarak
değerlendirebileceğini söyledi. Klamt, hem Kıbrıs Türk hem
de Rum tarafında çok sıcak
karşılandığını ve görüştüğü herkesin
kendisine çak yardımsever davrandığını vurguladı.
Her iki tarafta da duygularını gizleyen kişiler
olduğunu dile getiren Klamt, birçok kişinin, "iki taraf
arasında nefret olmadığını, sadece sevdikleri
kişinin nerede olduğunu, ona ne olduğunu bilmek
istediklerini" söylediğini kaydetti.
"Rapor sonbahar bitmeden sunulacak"
Raporun 22 dile çevrilmesinin zaman alacağını belirten
Klamt, hazırlayacağı raporu, sonbahar bitmeden AP'ye
sunmayı düşündüğünü dile getirdi. Klamt, her altı ayda bir
rapor hazırlaması gerektiğini ve sunacağı raporun
konuyla ilgili kararın alınmasından sonra yazılan ilk rapor
olacağını belirtti.
AP Raportörü Klamt, bir sonraki raporu yazmak ve gelişmeleri incelemek
için 2008'in Nisan ya da Mayıs ayında yeniden Kıbrıs'a
geleceğini ifade etti.
"Büyük miktarda paraya ihtiyaç var"
Kazı ve kemik arama çalışmalarını yürütmek
için büyük miktarda paraya ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Klamt, AP'ye, daha
fazla maddi yardım yapma önerisinde bulunma imkânı olduğunu
kaydetti.
"Çalışmaların
hızlandırılmasını öneriyorum"
AP'ye sunacağı raporun nasıl bir rapor
olacağının sorulması üzerineyse Klamt, "AB'de ilginç
bir terminolojimiz var, konuları şöyle açıklarız: Bir
şeyleri işaret ederiz, hoş karşılarız, öneririz.
Örneğin; burada 2004 yılından beri yürütülen
çalışmaları ve olanları hoş
karşılıyorum. Çalışmaların
hızlandırılmasını öneriyorum, çünkü burada
yaşananlara şahit olmuş iki grup insan var. Bu insanların
yaşlandığını düşünüyorum. Bu gerçekten de uzun
zaman önceydi ve şahitler yaşamlarını yitirebilir. Mesela
20 yıl daha bekleyemeyiz" diye konuştu.
"Artık huzura kavuşmaya hakları var"
Kayıp yakınlarının, aile bireylerine ne
olduğunu bilmeye hakkı olduğunu söyleyen Klamt, şunları
dile getirdi:
"Ne olduğunu öğrenip artık huzura
kavuşmaları gerektiğine inanıyorum. Önceki gün, iki
kaybın oğullarıyla görüştüm. Birinin babasının
kemikleri bulunmuş, diğerininki ise aranıyor.
Babasının kemikleri bulunanın, bundan duygusal olarak ne kadar
çok etkilendiğini gördüm. Ama düşünüyorum da babası
kaçırıldığı zaman sadece 5 yaşındaydı.
Babasını bizim babalarımızı bildiğimiz gibi
bilmiyor, ama bu onun hayatı boyunca süren bir hikaye oldu. Hayatına
şekil veren etken buydu. Sürekli acı ve üzüntü içinde yaşayan
bir anne, üstelik sürekli ümit içinde olan... Sürekli büyüyen bir duygu
yoğunluğu. Onu dinleyince hislerini anladım. Diğerlerinin
de kayıp aile bireylerine ne olduğunu bilmeye hakkı
olduğunu düşünüyorum."
"Çoğu Kıbrıs'ta kayıplar olduğunu bilmiyor"
AP'nin, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne nasıl
katkı sağlayabileceğinin sorulması üzerine Alman
Parlamenter Ewa Klamt, AP'de bulunan ülke temsilcilerinin, Kıbrıs'ta
neler olduğuna bakmasının, Komite için yararlı
olduğunu söyleyerek, AP'de temsil edilen birçok ülkenin,
Kıbrıs'ta kayıplar olduğunu bilmediğini kaydetti.
AP'nin maddi yardım konusunda da Komiteye yardımı
olabileceğini belirten Klamt, "Önce çalışmaları
insanlar için anlaşılır bir şekilde göstermeniz lazım
ki, size daha çok para versinler" dedi.
"Beni dinleyebilirler"
AP'deki birçok kişinin bağımsız olduğunu
söyleyen Klamt, "Benim ne söylediğimi, dinleyebilirler. Ben
yardım etmek için elimden geleni yapacağım" diye
konuştu.
Klamt, kendi ziyaretine de bakılacak olursa, AP'nin
Kıbrıs'taki kayıplar konusuna bundan sonra daha fazla ilgi
gösterip, netice alınması için daha büyük çaba sarf edeceğini
vurguladı ve "Umarım konunun Parlamento'daki ülke temsilcileri
tarafından öğrenilmesini sağlayan kişi olabilirim. Çünkü
herşeyden önce bilinmesini sağlamanız gerekiyor.
Yıllardır insan haklarıyla ilgili çalışmalar
yapıyorum. Benim geçmişteki çalışmalarımı,
dengeli ve ılımlı bir insan olduğumu, fakat nereye varmak
istediğimi bildiğimi, sonuç alıcı hareketlerimi biliyorlar.
Diğer siyasi gruplar da bana güveniyor. Başarılı
olacağım konusunda umutluyum" dedi.
"Sağlanan para en iyi şekilde
kullanılıyor"
AP'nin sağlayabileceği maddi yardımın
sorulmasına karşılık Klamt, 1,5 milyon Euro'nun
kullanılıyor olduğunu belirtti ve bir rakamın her yıl
bütçede olacağı hususunda emin olunması gerektiğini
kaydetti. Klamt, verilen paranın iyi bir şekilde
kullanıldığını rapor etmesi halinde bunun yararlı
olacağını söyledi. Klamt, sağlanan paranın Kıbrıs'ta
iyi bir şekilde kullanıldığını ve daha fazla
paraya ihtiyaç duyulduğunu gördüğünü ve yapılması gereken
daha çok şey olduğunu belirtti.
"Yaralar açık olduğu müddetçe sorunu çözemezsiniz"
"Kıbrıs'taki kayıp şahıslar sorununun
çözümünün, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında
karşılıklı güvenin artmasına ve çözüme gidilmesine fayda
sağlayabilir mi?" şeklindeki bir soruyu yanıtlayan AP
Raportörü Klamt, şöyle dedi:
"Ben Almanya'dan geliyorum ve bildiğiniz gibi Almanya 1989'a
kadar bölünmüş bir ülkeydi. Almanya'nın birleşmesinin mümkün
olmadığını düşünüyordum. Diğer taraftaki askerlerden
korkuyordum. İyi hissetmiyordum. Yıllar geçtikçe her iki taraf da
farklı yönlere gitti. Bizi bir arada tutacak hiç bir şey
kalmamıştı. Ama şimdi birleşmenin işe
yaradığını söyleyebilirim. Bir arada yaşayabiliyoruz.
Bir birimiz hakkında birçok şey öğrendik. Kıbrıs'a
gelince şunu söyleyebilirim. Yaralar açık olduğu müddetçe,
sorunu çözemezsiniz."
"Doğru yöne atılmış ilk adımlar"
Kayıplar konusundaki ilerlemelerin doğru yönde
atılmış ilk adımlar olduğunu düşündüğünü
vurgulayan Klamt, "Bu insanların kaderiyle ilgili bir şeyler
bulabilmek, en azından yaraları iyileştirmeye başlayabilir.
Kalıntılar bulunduğu zaman ailelerin büyük bir üzüntü içine
girdiğini biliyorum. Ama birisinin ölümünün üstesinden gelebilmenin tek
yolu onu gömebilmek, mezara gitmek ve sevdiğiniz kişinin orada
olduğunu bilmektir. Bunlar olunca artık yaranız açık
değil" diye konuştu.
Hala bazı insanların kalbinde nefret olmasını
anladığını söyleyen Ewa Klamt, birçok insanın, içinde
nefret taşımadığını kendisine söylediğini;
ancak bazı insanlarda, "Benim sevdiğim birine bir şey oldu
ve bunu diğer taraf yaptı" düşüncesi bulunduğunu
belirtti.
"Bardağın dolu tarafına bakmalı"
Klamt, bardağın boş değil dolu tarafına
bakmanın her zaman için yararlı olduğunu söyleyerek,
"Eğer bir şeyleri daha iyi ve daha olumlu yapma vizyonunuz yoksa
bırakın" şeklinde bir deyiş olduğunu
anımsattı ve bunun Kıbrıs için de uygun olduğunu
kaydetti
Klamt, "Almanya Kıbrıs için doğru bir örnek mi?
Burada iki ayrı dil, din, halk var" sorusunu cevaplarken ise,
"Hiç bir zaman bir durumu diğeriyle kıyaslayamazsınız.
Bizim dilimiz aynıydı, ama çok farklılıklarımız
vardı. Bir taraf daha dindarken diğer taraf dinden çok uzaktı.
Tamamen bölünmüştük, hiç bir şeyimiz aynı değildi
artık. Bir araya geldiğimiz zaman, Kıbrıslı Türkler ile
Rumlar arasında bulunandan daha fazla farklılıklarımız
vardı" dedi.
"İki ayrı tarafta yaşamaya
zorlandınız"
Kıbrıslı Türkler ile Rumların, iki farklı din
ve dile sahip olmalarına rağmen, geçmişte birçok köyde bir arada
yaşadıklarını söyleyen Klamt, "1974'ten sonra iki
ayrı tarafta yaşamaya zorlandınız. İstediğiniz
için değil. Arkasında bir zorlama vardı. Her iki taraftaki
Kıbrıslıların da kalbinde ve kafasında Almanya'da
bizde olandan daha çok ortak şey kaldığına
inanıyorum" iddiasında bulundu.
Avrupa Parlamentosu Raportörü Alman Parlamenter Ewa Klamt, sözlerinin
sonunda, Kıbrıs ziyaretinin başarılı bir ziyaret
olmasını sağlayan herkese ve özellikle kendisiyle
duygularını paylaşan kayıp yakınlarına
teşekkür etti ve "Yardım etmek için yapabileceğimin en iyisini
yapmaya ve yeniden gelmeye söz veriyorum" dedi.
KIBRIS
05/10/07
Joan Ryan, Oya Talat'la görüştü
İngiliz Yüksek Komiserliği'nin KKTC'deki binasında yer
alan görüşme, önceki akşam gerçekleşti. Görüşmede, Oya
Talat ve Joan Ryan'a, KKTC'deki bazı kadın örgütleri temsilcileri de
eşlik etti.
Cumhurbaşkanlığı'ndan alınan bilgiye göre,
kadın örgütleri temsilcilerinin görüşlerini dinleyen
İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Kıbrıs
Rum tarafında şubat ayında gerçekleşecek olan
başkanlık seçimlerinin ardından Kıbrıs sorunu için
yeni bir pencere açılacağına inandığını dile
getirdi.
Ryan, adada hâkim olan karamsarlığı ve olumsuz atmosferi
değiştirmek için kadınların aktif mücadele etmesi
gerektiğine inandığı vurguladı.
Ryan, AB ve İngiltere'nin, Kuzey Kıbrıs'taki ekonomik
gelişmenin adanın birleşmesine katkıda
bulunacağını düşündüğü için Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomisinin gelişimini desteklediklerini ifade
etti.
Ryan, zor da olsa geçmişte yaşanan acıları geride
bırakmak ve adada kalıcı, barışçıl bir çözüm için
geleceğe yönelmek gerektiğini söyleyerek, İngiltere Hükümeti'nin
elinden geleni yapması için çalışacağını
belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat da,
geçmişte yaşanan acılara rağmen, adada siyasi
eşitliğe dayanan, kalıcı, güvenli bir barışı
getirmek için geleceğe bakılması gerektiğini söyledi ve
Kıbrıslı Türkler olarak isteklerinin gelecek nesillere
barış bırakmak olduğunun altını çizdi.
Oya Talat, Ryan'a, Sanatçı Ayhatun Ateşin'in "Sessiz
Yürüyüş" sergisinden bir çift ayakkabı armağan ederek
teşekkür etti.
Oya Talat'a teşekkür eden Ryan ise, "Bu ayakkabı ile
sizin yerinizde durmaya ve hissettiklerinizi daha iyi anlamaya
çalışacağım. Gelecek günlerde barış içinde bir
arada olma dileğiyle" dedi.
KIBRIS
05/10/07
Kıbrıslı Türkler'in artık Avrupa
Konseyi Genel Kurulu'nda yer alması önemli bir gelişme
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir zamanlar
Kıbrıs Türkleri'nin Avrupa Konseyi'nin kafeteryasında otururken,
bugün artık genel kurul salonunda yer almalarının önemli bir
gelişme olduğunu vurguladı.
AA'nın haberine göre, Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
(AKPM) Genel Kurulu'nda konuşma yapmak üzere gittiği Strazburg'dan
ayrılmadan önce kaldığı Hilton Oteli'nde basın
toplantısı düzenledi.
Basın toplantısında, Parlamenterler Meclisi'nde
Kıbrıs Türklerinin bürosunu ziyaret ettiğini anımsatan Gül,
bir zamanlar Kıbrıs Türkleri'nin Avrupa Konseyi'nin
kafeteryasında otururken, bugün artık genel kurul salonunda yer
almalarının önemli bir gelişme olduğunu belirtti.
Gül, AKPM Genel Kurulu'nun Kıbrıs Türklerinin seslerini
duyurabildiği önemli bir platform olduğunu ifade ederek,
Kıbrıs'taki referandumdan sonra sadece Rumlara değil, Türklere
de temsil yetkisi verildiğini kaydetti.
KIBRIS
05/10/07
Kıbrıs'ta gelinen nokta eskiye oranla daha iyi
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van
der Linden'in davetlisi olarak Strazburg'da bulunan TC Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, AKPM'deki KKTC ofisini ziyaret etti.
A.A.'nın haberine göre Gül'ü, CTP-BG Milletvekili Özdil Nami,
Cumhuriyet Meclisi Dış İlişkiler Müdürü Seyit Yolak ve
KKTC'li diplomatlar karşıladı.
Cumhurbaşkanı Gül, ofisi ziyareti sırasında
yaptığı konuşmada, geçmiş dönemlerde AKPM'de sadece
kafeterya veya kulislere girebilen KKTC'li parlamenterlerin, şimdi burada
ofisleri olmasının önemli bir gelişme olduğunu, yine
KKTC'li parlamenterlerin genel kurulda söz almalarının dikkate
değer bir gelişme olduğunu ifade etti.
Gül, CTP-BG Milletvekili Özdil Nami'ye dönerek, "AKPM Genel
Kurulu'nda bugün bana soru yönelten milletvekillerinden birisi de sizdiniz.
Bugün Kıbrıs sorununun çözümünde gelinen nokta, eskiye oranla daha
iyi" diye konuştu.
CTP-BG Milletvekili Özdil Nami, AKPM Genel Kurulu'nda, TC
Cumhurbaşkanı Gül'e, KKTC ziyaretinde, Cumhuriyet Meclisi'ne hitaben
yaptığı konuşmada, bölgedeki gelecek işbirliği
vizyonlarının Kıbrıs'ta kurulacak yeni ortaklık
devletini de içerdiği yönündeki sözlerini hatırlatarak, şu
soruyu yöneltmişti:
"Biz, bu vizyonunuzu paylaşıyoruz. Ancak Rum
tarafının, AB üyeliğini aleyhimize
kullandıklarını, Kıbrıs sorununun çözümü için takvimi
ve BM hakemliğini reddetmelerini, Kıbrıs Türk yetkililerle
Kıbrıs veya uluslararası platformlarda işbirliğine
girmemelerini göz önünde tutarsak, bu ortaklık devleti vizyonu sizce hala
gerçekçi bir vizyon mudur yoksa tehlike altına mı girmektedir?"
Gül'ün yanıtı
Cumhurbaşkanı Gül, soruya verdiği yanıtta, çözümü
desteklediklerini, ortaklık devleti kurulması vizyonuna sahip
olduklarını vurguladığını, ancak çözümün sadece
Türkiye'nin çabalarıyla olamayacağı, dünyanın da buna destek
vermesi gerektiği üzerinde durduğunu belirtmişti.
Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki iradesini
referandumda ortaya koyarak üzerine düşeni yaptığını
hatırlatan Gül, uluslararası camiayı, konuya daha yakın
ilgi göstermeye ve Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonların kaldırılması için somut adımlar atmaya
çağırmıştı.
Özdil Nami'nin değerlendirmesi
Öte yandan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde KKTC'yi temsil
eden Milletvekili Özdil Nami, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün,
AKPM'deki KKTC ofisine ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek
"ilk yurt dışı ziyaretini KKTC'ye gerçekleştirmesinin
ardından buradaki KKTC ofisini ziyareti, Kıbrıs Türkü'nün
haklı siyasetine verdiği desteğin işareti" dedi.
Gül'ün, AKPM'deki KKTC ofisine gerçekleştirdiği nezaket
ziyareti değerlendiren Nami, geçmişte Kıbrıslı
Türklere AKPM'de tanınan imkânlarla bugün sağlanan imkânlar
arasında büyük fark bulunduğuna işaret ederek bunların,
Kıbrıslı Türklerin adadaki referandumda Annan Planı'na
"evet" diyerek çözüm istencini ortaya koymasının
neticesinde gerçekleştiğini ifade ettiğini belirtti.
Nami'ye göre Cumhurbaşkanı Gül, KKTC'li parlamenterlerin,
şimdi burada ofisleri olmasının önemli bir gelişme
olduğunu belirtirken Türk tarafının yapıcı ve
barışçıl tavrını sürdüreceğinin de
altını çizdi.
Kıbrıs Türk halkının bunu takdirle
karşıladığını belirten Nami, ziyaretin AKPM'de de
büyük yankı yarattığını ve ofisin yabancı
milletvekillerinin de bilgisine gelmiş olduğunu anlattı. Nami,
tüm bunların Kıbrıs Türkü'nün AKPM çatısı altında
giderek daha fazla kurumsallaşmaya, kökleşmeye doğru
gittiğinin de bir işareti olduğunu söyledi.
KIBRIS
05/10/07
KTHY, yarın elektronik bilete geçiyor
KTHY Genel Müdürü Ahmet Akpınar yazılı
açıklamasında, bir yılı aşkın süredir devam eden
modernizasyon çalışmaları kapsamında, bu gece saat
24.00'ten itibaren eski rezervasyon sisteminin devre dışı
bırakılacağını ve yeni sistemin yarın günün ilk
saatlerinden itibaren devreye gireceğini bildirdi.
Akpınar, "Sabre Airlines Solutions" şirketinin
Amerika, İngiltere ve diğer ülkelerden gelen temsilcilerinden
oluşan 15 kişilik teknik ekiple birlikte kurulan yeni sistemin
rezervasyon, satış, bilet ve check-in işlemlerini
kapsadığını kaydetti.
Akpınar, sistem geçişinde sorun yaşanmaması ve KTHY
personeline yardımcı olunması için tüm hava alanlarında ve
belli başlı satış ofislerinde 10 gün süreyle Sabre
temsilcilerinin de hazır bulunacağını belirtti.
KTHY'nın Kıbrıs, Türkiye ve İngiltere'de faaliyet
gösteren satış ofisleri ve tüm acentelerinin yanı sıra, 8
Ekim Pazartesi gününden itibaren www.kthy.aero veya www.kthy.net
adreslerinden internet üzerinden rezervasyon ve biletleme de
yapılabileceğini bildiren Akpınar, internet üzerinden
yapılacak rezervasyonlarda yolcuların koltuk seçimi imkânına
sahip olduklarını vurguladı.
KTHY Genel Müdürü Ahmet Akpınar, elektronik biletle ilgili sistem
modernizasyonu çalışmalarının başarıyla
tamamlandığını ve yarın rezervasyon ve bilet
satış sisteminde elektronik bilete geçileceğini
açıkladı.
Akpınar, Uluslararası Hava Taşımacıları
Birliği'nin kurallarına göre Mayıs 2008'e kadar dünyadaki tüm
hava
yollarının elektronik bilete geçmesi kararına istinaden,
SABRE Airline Solutions firmasıyla geçen yıl bir anlaşma
imzalandığını hatırlatarak, anlaşmanın,
elektronik bilet sisteminin yanı sıra, ekip ve uçuş planlama,
gelir muhasebesi, maliyet kontrolü, tarifelendirme sistemlerini elektronik
ortama taşıyacak olan topyekun bir sistem modernizasyonu projesinin
başlangıç adımı olduğunu belirtti.
Sistemin, KTHY'nin Kıbrıs, Türkiye ve İngiltere'de
faaliyet gösteren satış ofisleri ve tüm acenteleri ile birlikte
eş zamanlı olarak kullanılacağını
açıklayan Akpınar, elektronik bilet sisteminde, rezervasyon ve
uçuş kayıtlarının güvenli bir şekilde elektronik
ortamda yer alacağını, olası rezervasyon
değişikliği, iade bilet talebi ve check-in işlemlerinin
yine elektronik ortamda kayıtlı bilet bilgisi üzerinden
gerçekleştirileceğini bildirdi.
Akpınar, bu sayede alışılmış
kağıt biletle yaşanılan çalınma ve kaybolma gibi
risklerin, elektronik bilet ile ortadan kalkacağını,
seyahatlerin çok daha hızlı ve pratik bir şeklide
gerçekleşeceğini, işlemlerin tümünün elektronik ortamda
yapılması sonucunda, KTHY'nin her kademesinde yapılan
işlerde verimlilik artarak, maliyetlerde de ciddi oranda tasarruf
sağlanacağını vurguladı.
Atılan adımın, KTHY için sadece IATA'nın bir
kuralını yerine getirmenin ötesinde kendileri için KKTC'de hava
ulaşımında uluslararası standartların
sağlanması ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi adına önemli bir
anlam taşıdığının altını çizen
Akpınar, bundan sonra da yolcuların memnuniyetinin ve hizmet
standardının artırılması yönünde tamamlanan yeni
projeleri hayata geçireceklerini belirtti.
KTHY Genel Müdür Ahmet Akpınar, her sistemin başlangıç
aşamasında bir uyum sürecinin olduğuna ve bu süreçte bazı
aksamaların yaşanabileceğine dikkat çekerek, böylesine bir
durumla karşılaşmamak için çaba içerisinde
olduklarını, ancak olası aksamalarda da KTHY yolcularından
anlayış beklediklerini de ekledi.
Akpınar, bu sürece katkı sağlayan eski ve yeni tüm
yöneticiler ile çalışanlara teşekkür etti.
KIBRIS
05/10/07
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 09:21 ET 06 Ekim 2007 Cumartesi
LEFKOŞA
- Gazimağusa-Lazkiye arasında perşembe ve cumartesi günleri
yapılacak tarifeli feribot seferleri 18 Ekimde başlıyor.
Arife ve bayramın 3. günü de Gazimağusa Limanından
Lazkiyeye ve Lazkiyeden Gazi Mağusaya seferler düzenlenecek.
3 saat 10 dakika sürecek seferlerde KKTC vatandaşları, KKTC
pasaportuyla ve vizeyle Suriyeye giriş yapabilecek.
KKTC ile Suriye arasında 30 yıl aradan sonra yolcu
taşımasına yönelik ilk gemi seferi 22 Eylülde
yapılmıştı.
Bu sefer Rum tarafının tepkisini çekmiş, Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos, konuyu Şamla çözeceklerini söylemişti.
NTV
Güncelleme: 08:34 ET 06 Ekim 2007 Cumartesi
ATİNA
- Atinada bir konferansta konuşan Clinton, Türkiye ve Yunanistanı
karşı karşıya getiren bu trajik olay, uluslararası
toplumda önemsenmediyse de benim daha iyi bir başkan olmamı
sağladı dedi.
Clinton, Kardak krizinin ardından ülkeler arasında sorun
teşkil eden bu gibi konulara daha fazla önem vermeye
başladığını söyledi.
1996 yılında, Türkiye ve Yunanistan arasında Kardaka
karşılıklı bayrak dikilmesi ile tırmanan gerilim, iki
ülkeyi savaşın eşiğine getirmiş, Clinton, dönemin
başbakanları Tansu Çiller ve Kostas Simitisle uzun telefon
görüşmeleri yaparak sorunun aşılmasında rol
oynamıştı.
NTV
Güncelleme: 16:37 TSİ 06 Ekim 2007 Cumartesi
ANKARA
- Türkiyenin AB üyeliğine karşı çıkan Fransanın
Dışişleri Bakanı Bernard Kouchnerin Ankaradaki son
durağı Çankaya Köşkü oldu. Cumhurbaşkanı Gül,
Kouchnere Kıbrıs ve Türkiyeyi de içine alan bir Avrupa haritası
uzattı.
Gül, Fransız bakana Haritayı görüyorsunuz. Hangi ülke daha
doğuda, Kıbrıs mı, Türkiye mi? diye sordu.
Kısa süreli bir şaşkınlık yaşayan Kouchner,
haritayı danışmanıyla inceledikten sonra Güle geri verdi.
Gül, Kouchnere İstanbul da bir zamanlar Avrupaya başkentlik
yapmış bir şehirdir dedi.
Gülün bu tepkisi, Kıbrısı Avrupada gören Türkiyeyi ise
dışlama eğilimindeki Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozye
bir mesaj olarak algılandı. Gülün harita üzerinde
Kıbrısın Türkiyenin daha doğusunda olduğunu
göstermesi, ABnin yeni madeni Eurolar üzerindeki haritadan Türkiyenin
çıkarılmasına da tepki olarak yorumlandı. Ancak Gülün bu
konuya doğrudan girmediği öğrenildi.
Edinilen bilgilere göre görüşmede Gül, Türkiyenin önüne birtakım
engeller çıkarılsa da ABye tam üyelik politikasını
kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.
Kouchner ise Ankara temaslarında Fransız firmalara uygulanan
ambargolar ile askeri amaçlı uydu projelerine katılabilmenin önündeki
engellerin kaldırılmasını istedi. Türk tarafı
Fransız bakana, bu konudaki tavrını gelişmelere göre
belirleyeceği mesajını verdi.
DIŞİŞLERİ Bakanı Ali Babacan'la Kıbrıs
yolunda uçakta konuşuyoruz. AB konusunda iyimser. "İlerleme
Raporu"nda Türkiye'yi çok rahatsız edecek bazı sivri cümlelerin
çıkarıldığını söylüyor. Yine de ihtiyatı
elden bırakmıyor:
"Fakat son ana kadar hiçbir şey kesin değildir tabii."
Sarkozy'nin Fransa cumhurbaşkanı seçilmesi Türkiye için bir
şanssızlık değil mi?
Ali Babacan artık "pazarlık dili" kullanmıyor,
"diplomatik dil" kullanıyor:
- AB'ın genişlemesi ve Türkiye'nin üyeliği gibi konularda
Sarkozy'nin kendine göre görüşleri var. Ama o cumhurbaşkanı
olduktan sonra, iki faslın müzakerelerini açtık, engellemedi.
Mali Kontrol ve İstatistik fasılları.
Babacan Fransa hakkında fazla konuşmak istemiyor:
- Dışişleri Bakanı Kouchner geliyor, şimdi fazla
konuşmayayım.
Zaman kimin lehine?
Babacan, Türk-AB ilişkilerinde zaten 8 faslın dondurulduğunu,
artık Kıbrıs konusunda Türkiye'ye yapılacak baskı
kalmadığını, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm
veya karşılıklı açılımlar olmadıkça
Türkiye'nin liman ve hava meydanlarını asla Rumlara
açmayacağını söylüyor. AB konusunda Türkiye'nin kendi takvimini
yürüttüğünü anlatıyor:
- Hatta dondurulmuş fasıllarda bile AB teknisyenleriyle
görüşmelerimiz sürüyor!
Ben şunu anlıyorum: Bugün AB'de genişlemeye karşı bir
eğilim var, yarın eğilim Türkiye lehine değişir. Biz
reformlarımızı sürdürelim; siyaseten zamanı geldikçe
dondurulmuş fasıllar bile açılır.
Kıbrıs meselesi çözülmeden fasılların
açılmasını Rumlar veto etmez mi? Bakan burada açık
konuşuyor:
- Kıbrıs meselesini bugünkü çözümsüzlük haliyle AB uzun süre
taşıyamaz, ABD ve BM de taşıyamaz! Türkiye'nin reformlarda
kararlılığı Rumlar üzerindeki baskıyı
artırır...
Babacan Şubat 2008'deki Rum seçimlerinden sonra Kıbrıs'ta
yeniden çözüm sürecinin
"başlattırılacağını" düşünüyor.
"Reformları ciddiyetle yürütmemiz şartıyla"
zamanın Türkiye lehine işleyeceğine inanıyor.
Peki TCK'nın 301. maddesi? O konuda aceleleri yok gibi geldi bana; iç
politika kaygılarıyla.
Ve bir girişimci
Kıbrıs Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ile
görüşüyorum. Erdil Bey, 1963-64 döneminde Rumlarla savaşmış
bir 'mücahit', küçük kardeşi şehit düşmüş. Kendisini
"liberal bir vatansever" olarak niteliyor. Kıbrıs Türklüğü
için duyguları alev alev...
"Referandumda iyi ki evet dedik; artık top Rum'da, bizi
sıkıştıramazlar" diyor.
İngiliz sermaye ortaklığıyla Karpaz'da "Akdeniz'in en
büyük yat limanı"nı ve "iki tane de 7
yıldızlı otel" inşaatını yürütüyor; toplam
tutarı 150 milyon sterlin! Ambargodan ve 'mevzuat'tan kaynaklanan
sıkıntıları var. İngiliz ortağı Davis Lewis
ambargonun hava trafiğinde nasıl hokkabazlıklara yol
açtığını Tony Blair'e kadar anlatmış.
Uğramadığı ülkeye kâğıt üzerinde
uğrayıp uçuş numarası almak gibi numaralar!
Nami Bey'e göre, "Kıbrıs Türkleri ambargoyu ticaret ve
sermayeyle aşar."
KKTC'de yabancı sermaye ve yatırım mevzuatının buna
göre elden geçirilmesini istiyor.
"Türkiye'nin ve hepimizin ufkunu Turgut Özal açtı" diyor,
müthiş dinamik, heyecanlı bir girişimci!
- AB çok önemli ama AB tanrı değildir! Ortadoğu da var,
Uzakdoğu da var!
Ve vedalaşırken şunları söylüyor:
- Gençliğimde Kıbrıs Türkü olarak silahla savaştım,
şimdi yatırımla, işle, piyasayla savaşıyorum!
TAHA AKYOL MILLIYET 06/10/07
8 Temmuz mutabakatı ivedilikle uygulanmalı
Anıl
IŞIK
Üst
düzey batılı bir diplomat, adadaki iki toplum liderine,
Kıbrıs sorununun nihai çözümüne yol açacak kapsamlı
müzakerelerin başlamasına yardımcı olacak BM himayesinde
mutabık kalınan 8 Temmuz anlaşmasını ivedilikle
uygulama çağrısında bulundu.
Adadaki
iki toplum liderinin, kendi iradeleriyle 8 Temmuz anlaşması üzerinde
mutabık kaldıklarını vurgulayan diplomat, her iki tarafa
herhangi bir sapma olmaksızın 8 Temmuz mutabakatını
uygulaması gerektiğini söyledi.
Yabancı
diplomat, Kıbrıs sorununa, adadaki iki toplumun
çoğunluğunun mutabık kalacağı Birleşmiş
Milletleri (BM) kararları ve prensipleri zemininde iki toplumlu ve iki
kesimli federal çözüm bulunmasını desteklediklerini belirtti.
Kıbrıs
sorununun çözümlenmemiş bir sorun olarak süregelmesinin uluslararası
topluluğun kabahati olmadığını ifade eden yabancı
diplomat, çözümün "dayatma" olamayacağına işaret
ederek, Kıbrıslıların kendilerinin bir çözüm bulması
gerektiğini vurguladı.
Güney
Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak başkanlık
seçimlerinin ardından Kıbrıs sorununda bir hareketlilik
yaşanmasını bekleyip beklemediğiyle ilgili bir soru üzerine
yabancı diplomat, bir hareketlilik yaşanması için Türkiye'deki
seçimlerin ve ardından da güneydeki seçimlerin geçmesinin beklendiğini,
ancak bunların Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunmaması
için bir gerekçe olmadığı inancını dile getirdi.
Batılı diplomat, güneydeki seçimlerin ardından yaratılacak
bahanenin ne olduğunu sorarak, "bir çözüm bulmak her iki tarafın
elindedir, tarafların yeterince suçlama oyunu (birbirlerine sorumluluk
yükleme oyunu) oynadılar" dedi.
Bu
yılsonu adaya ziyarette bulunması beklenen ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın Siyasi
İşler Müsteşarı Nicholas Burns'ün toplum liderlerine ne
mesaj getireceğinin sorulması üzerine batılı diplomat,
"taraflara, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulunması için 8 Temmuz mutabakatını zemininde birlikte çaba
gösterme mesajını getirecek. Biz daha önceden de 8 Temmuz
mutabakatının uygulanmasını desteklemekte olduğumuz
mesajını verdik ki, bu iyi önemli bir mesajdır" diye
konuştu.
Yabancı
diplomat, "Biz her iki tarafın da daha çok irade ve çaba
gösterebileceğine inanıyoruz. 8 Temmuz mutabakatı, Papadopulos
ile Talat'ın birlikte karar verdiği bir mutabakattı. 8 Temmuz
süreci ayrıca Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm
bulunması için özlü müzakerelerin başlamasına yardımcı
olacak esnek bir süreçtir. Kıbrıs sorununa en kısa sürede bir
çözüm bulunması için bu süreçte ileri gitmenin tek yolu, Moller (BM
Kıbrıs Özel Temsilcisi), Conis (Papadopulos'un
danışmanı) ve Pertev'in (Cumhurbaşkanı Talat'ın
danışmanı) bir araya gelip süreçle ilgili ortak bir karara
varması gerekiyor" dedi.
Rum
tarafının, 8 Temmuz mutabakatının uygulanması için
Türk tarafına baskı yapması için uluslararası
topluluğa çağrıda bulunduğunun
hatırlatılması üzerine üst düzey yetkili, bu sürecin iki taraf
arasında mutabık kalındığını
anımsatarak, Türk tarafına baskı yapılmasına gerek duyulmadan
sürecin öngörüldüğü gibi uygulanması gerektiğini belirtti.
Annan
Planı'yla ilgili bir soru üzerine batılı yetkili,
Kıbrıs sorunun siyasi çözümünde Annan Planı'nın önemli bir
kaynak olduğunu ancak 8 Temmuz anlaşmasının da süreci
ileriye getirecek önemli bir anlaşma olduğunu kaydetti.
Batılı
yetkili ayrıca Kıbrıs'ta çözümün sağlanmasında
toplumlararası yakınlaşmanın önemine de işaret ederek,
iki toplumlu etkinliklerin ve faaliyetlerin, iki toplum arasında
karşılıklı anlayışın ve
yakınlaşmanın büyük katkısı olduğunu söyledi.
Diplomat,
ayrıca Kıbrıs sorunun siyasi çözümüne yönelik ilerleme kaydedilmesinin
de ayrıca iki toplumlu faaliyetleri teşvik ederek,
geliştireceği görüşünü de ortaya koydu.
Hükümetin
Karpaz bölgesine 11 bin voltluk enerji nakil hattı götürülmesiyle ilgili
değerlendirmede de bulunan batılı diplomat, yetkililerin Karpaz
bölgesine elektrik götürürken, bölgenin doğal yapısına ve
güzelliğini korunmasına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek,
hükümetin bunun sağlanması için yasal çalışma içerisinde
bulunduğuna işaret etti.
KIBRIS 06/10/2007
Güneydeki Türk mülklerinde oturan Rumlardan eylem
Fileleftheros
gazetesi, "Kiralama Belgesi Değil Tapu İstiyorlar - Göçmenler
Hükümeti Ayrımcılık Yapmakla Suçluyor"
başlığıyla yansıttığı haberinde, dünkü
protesto eylemini düzenleyen "Tapu Talep Eden Bağımsız
Göçmenler Hareketi"nin, Rum Yönetimi'nin ilgili kararının,
"ayrımcılığa ve haksızlığa
uğramış göçmenler yarattığı"
şikayetinde bulunduğunu yazdı.
Gazeteye
göre, "göçmenler; evlerinin tapularını alanlar ve kiralama
belgesi alanlar olarak ikiye ayrıldı" diyen Hareket üyesi 300
Rum göçmen; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas'a, onayladıkları kararın
birer suretini verdi.
Üzerinde
"eşitlik" ve "tapu" yazıları bulunan siyah
T-shirtler giyen eylemciler, arabalarıyla Rum Başkanlık
Köşkü önüne gitti. Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un,
kendileriyle görüşmeyi reddetmesi üzerine öfkelenen eylemciler, karar
suretlerini Papadopulos'un sözcüsüne vermeyi reddettiler. Eylemciler daha sonra
Rum Meclisine gitti. Aralarından bazılarının trafiği
kesmeye çalışması üzerine gerginlik yaşandı, ancak
polisin müdahalesi üzerine araçlarını yolun bir şeridine park
eden eylemciler Meclis binası önünde toplandılar.
Gazete,
eylemcilerden bir heyetin, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas
tarafından kabul edildiğini ve karar suretini Hristofyas'a
verdiğini, geriye kalanlarının ise Meclis binası önünde
"Tapu istiyoruz, eşit muamele istiyoruz" diye slogan
attıklarını yazdı.
Habere
göre, eylemcilerin, Papadopulos'a ve Hristofyas'a verdikleri karar suretinde,
"Bize verdiği belgelerle; çocuklarımızın
hayatını ve geleceğini üzerine inşa ettiğimiz
toprağın Kıbrıs Türk mülkü değil devlet malı
olduğunu söyleyen hükümet, bizimle dalga geçtiğini pek çok kez
vurguladı" deniliyor.
Rum
göçmenler, Rum Yönetimi'nden, ikinci kez göçmen olmalarını
engellemesini; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'tan da, konuyu
yeniden gözden geçirmesini ve meseleyi, ya istimlake giderek ya da üzerine ev
inşa ettikleri mülklerin sahibi olan Kıbrıslı Türklerle çözüme
vararak halletmesini talep ediyorlar.
KIBRIS
06/10/2007
Yeşil Hat Tüzüğü, ekonomimizi canlandıracak
düzeyde değil
"İSTENİLEN
DÜZEY YAKALANAMADI"... Kıbrıs Türk Ticaret Odası
Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında
yapılan ticaretin istenilen düzeyde olmadığını,
tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs
ekonomisini canlandıracak, hayat standardını yükseltecek ve
Güney Kıbrıs ekonomisiyle denk hale getirecek ölçüden çok uzak
olduğunu söyledi.
"TÜZÜĞÜN
KAPSAMI GENİŞLETİLSİN"... Yeşil Hat Tüzüğü
kapsamında yapılan ticaretin artması ve canlanması için
atılması gereken adımlar olduğunu kaydeden KTTO
Başkanı Erdil Nami, Gümrük Birliği'ne dahil olan ülkelerden
gelen malların da tüzük kapsamına alınmasının ve bu çerçevede
Türkiye'den gelen ürünlerin Güney'e satılmasının ticareti önemli
ölçüde canlandıracağına inandığını
vurguladı.
Gözde
SÜREÇ
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat
Tüzüğü kapsamında Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a
yapılan ticaretin istenilen düzeyde olmadığını
belirtti. Nami, tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey
Kıbrıs ekonomisini canlandıracak, aktive edecek, hayat
standardını yükseltecek ve Güney Kıbrıs ekonomisiyle denk
hale getirecek ölçüden çok uzak olduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası'ndan verilen istatistiki bilgilere göre Yeşil Hat
Tüzüğü kapsamında ticareti yapılan ürünlerden Ağustos
2004-2007 yılları arasında elde edilen toplam kazanç 4 milyon
614 bin 886 Kıbrıs Lirası (KL) olarak belirlendi. Bu
rakamın her yıl düzenli bir artış göstermesine rağmen,
rakamın genel toplamda tatmin edici olmaktan uzak, çok yetersiz ve
düşük bir rakam olduğu ifade edildi.
Buna
göre 2004 yılında tüzük kapsamında yapılan ticaretten elde
edilen kazancın 275 bin 559 KL olduğu görülürken, bu rakam 2005
yılında artış göstererek 979 bin 432 KL'ye yükseldi.
Aynı artış 2006 yılında da devam ederken,
rakamının 1 milyon 889 bin 465 KL olduğu görüldü. 2007
yılı ağustos ayında kadar olan toplam kazanç ise 1 milyon
470 bin 429 KL olarak kayıtlara geçti.
Tüzük
dahilinde Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a en çok satışı
yapılan ürünlere bakıldığında sebze ve meyvenin ilk
sırada olduğu görülürken, Güney'e 2004-2007 Ağustos tarihleri
arasında toplam 1milyon 084 bin 332 KL tutarında satış yapıldığı
rakamlarla gösterildi.
Tahta
ürünler ve mobilya tüzük dahilinde Güney'e satışı yapılan
başlıca ürünler arasında ikinci sırada yer alırken,
dört yılda toplam 832 bin 386 KL değerinde satış
yapıldı.
Tüzük
kapsamında satışı en çok yapılan üçüncü ürünün
yapıtaşı ve taş ürünler olduğu görülürken, bu
ürünlerden dört yılda elde edilen kazanç 570 bin 404 KL olarak belirlendi.
Hammadde,
plastik ürünler, alüminyum ve PVC ürünleri, elektrik ürünleri, kimyasal
ürünler, el sanatı ürünleri ile toprak ve taş ürünler Kuzey'den
Güney'e en çok ticareti yapılan ürünler arasında bulunuyor.
Ekonomimizi
canlandıracak düzeyde değil
Yeşil
Hat Tüzüğünün bilinenin aksine iki taraflı bir tüzük
olmadığını anlatan Nami, Avrupa Birliği'nin
referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs ekonomisinin Güney Kıbrıs
ile uyumlaştırılması ve Kuzey Kıbrıs ekonomisine
ivme kazandırılması için düşünülmüş üç enstrümandan
biri olduğuna işaret ederek, "tüzük Kuzey'de üretilen veya imal
edilen ürünlerin Güney'e satılmasını sağlayan bir
tüzüktür" dedi.
Tüzüğün
başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini
canlandıracak durumda olmadığını belirten Nami, bunun
nedenlerini de açıkladı.
Nami,
şöyle devam etti:
"Bunun
en önemli nedeni Güney Kıbrıs'ın Kuzey'le ticaret konusunda
psikolojisinin düzelmemesidir. Bizim ticaret yaptığımız
ürünlerin çoğu raflara girmeyen ürünlerdir. Bu ürünlerin ambalajında
Kuzey Kıbrıs malıdır, şeklinde bir sunum yoktur. Çünkü
buna tahammülsüzlük vardır. Dükkân sahipleri de baskılar nedeniyle
ürünleri rafa koymakta çekiniyor. Bu psikolojik engel bir türlü ortadan kaldırılamıyor"
Tüzük
kapsamında Kuzey'den Güney'e satılan ürünlerin Güney'de
reklâmının yapılamamasının da ürünlerin
satışına olumsuz etkisi olduğunu söyleyen Nami, Güney
Kıbrıs'taki dükkân sahiplerinin Kuzey Kıbrıs'ta hiçbir baskıyla
karşılaşmadan ürünlerinin reklâmını yapabildiğine
işaret etti.
"Kıbrıslı
Türkler parasını vermesine rağmen ürünleriyle ilgili Güney
Kıbrıs'ta reklâm yapamıyor" diyen Nami, yasal yasak
koyulmadığı halde baskılar nedeniyle hiçbir matbaanın
ilanları basmadığını belirtti.
Rum
hükümetinin Kuzey ile Güney arasındaki ticareti teşvik etmek için 32
milyon Euro'luk bütçe ayırdığını
açıklamasını da değerlendiren Nami, bu hareketi
"gayrı ciddi" olarak niteledi. Nami, "hükümet baskı
unsurunu ortadan kaldırsa bütçe ayırmaya da gerek kalmaz"
şekilde konuştu.
Yeşil
Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin artması ve
canlanması için Gümrük Birliği'ne dahil olan ülkelerden gelen
malların da tüzük kapsamına alınmasını istediklerini
anlatan Nami, bu çerçevede Türkiye'den gelen ürünlerinin satılmasının
ticareti önemli ölçüde canlandıracağına inandığını
vurguladı.
Güney
ile Kuzey arasında ticari aktivitenin gelişmesinin iki halkı
yakınlaştırıcı etkisi olacağına vurgu yapan
Nami, "ticaretin çoğalması örneğin 100-200 milyonlara varan
karşılıklı alışveriş
başlatılması, ortak yatırımların olması durumunda
menfaat birlikteliği doğurmuş olursunuz. Daha sıkı
diyalog olur ve bunun barışa katkısı daha ciddi oranda
olur" dedi.
Bal
ve balık
Bal
ve balık konusunda yaşanan sıkıntının
nedenleriyle ilgili de bilgi veren KTTO Başkanı Erdil Nami,
Yeşil Hat uygulamalarından sorumlu Avrupa Birliği'ndeki
komiserliğin bal ve balık için değiştirildiğini ve
ayrıca farklı bir prosedür uygulanmaya
başlandığını kaydetti.
Bal
ve balıkla ilgili konuların AB'de DG Sanco adı verilen
Sağlık ve Tüketicileri Korumadan Sorumlu Komiserliğe
bağlandığını anlatan Nami, bu komiserliğin
sorumlu üyesinin Rum Kiprianu olduğuna işaret etti.
Uygulanan
prosedürün de değiştirildiğini belirten Nami, "ticareti
yapacak gemilerin listesinin önceden Güney Kıbrıs'taki resmi hükümete
bildirilmesi gerektiği AB tarafından bize söylendi ancak bizim resmi
makamlarımızın bu sistemi uygun bulmadığını
anlattık. Bu uygulama bizim tarafta ticaret kisvesi altında Güney
yönetiminin egemenliğini bizim tarafa uzatması olarak
algılandı"
Görüşlerini
bildirdikleri Avrupa Birliği yetkililerinden konunun bu şekilde
olmadığı yönünde bir yanıt aldıklarını
söyleyen Nami, sadece ticaretle ilgili bazı bilgilerin web sayfasında
yayınlanacağının söylendiğini kaydetti.
Nami,
bal ve balık ticareti konusunun görüşüldüğünü ve henüz bir karar
alınmadığını ifade etti.
KIBRIS
06/10/2007
17 09 07
NEWS
TURKISH DAILY NEWS
Papadopoulos disputes
history
The Turkish invasion
army is our only enemy, said Greek Cypriot leader Tassos Papadopoulos in
provocative remarks last week, calling on Greek Cypriots to act in unity
against the common foe. The Greek Cypriot leader's harsh accusation targeting
the Turkish military's presence on the island drew strong reaction from Turkey,
with the Foreign Ministry labeling such rhetoric as unhelpful to peace.
Turkish Cypriot authorities did not stay up late to respond to Papadopoulos'
charges... Although Papadopoulos' latest move sent shock waves across the
entire island and was seen as a political maneuver to placate voters in the
south ahead of elections, what the Greek Cypriot leader said is actually
contradictory to history. Archbishop Makarios, first president of the then
Republic of Cyprus, once accused Greece of having invaded Cyprus and posing a
threat to all Cypriots, no matter whether they are Turks or Greeks. This
confession came during his address to the U.N. Security Council on July 19,
1974 just a day before the Turkish intervention on the island in the wake of
an Athens-backed coup with supporters of union with Greece.
. the events in
Cyprus do not constitute an internal matter of the Greeks of Cyprus. The Turks
of Cyprus are also affected. The coup by the Greek junta is an invasion, and
from its consequences all the people of Cyprus suffer, both Greeks and Turks,
he said. Makarios was an active supporter of enosis (union of Cyprus with
Greece) in the 1940s and 1950s but after a military junta seized power in
Athens in 1967, his relations with the regime got tense. Makarios argued that
the ruling Greek military junta was backing EOKA-B, a Greek Cypriot right-wing
pro-enosis paramilitary organization that claimed the lives of hundreds of
Turkish Cypriots before 1974, one of the two co-founding communities of the
Republic of Cyprus. What has been happening in Cyprus since last Monday
morning is a real tragedy. The military regime of Greece has callously violated
the independence of Cyprus. Without a trace of respect for the democratic
rights of the Cypriot people, without a trace of respect for the independence
and sovereignty of the Republic of Cyprus, the Greek junta has extended its
dictatorship to Cyprus. It is indeed a fact that for some time now their
intention was becoming obvious. The people of Cyprus had for a long time a
feeling that a coup by the Greek junta was brewing, and this feeling became
more intense during recent weeks when the terrorist organization EOKA-B,'
directed from Athens, had renewed its wave of violence, Makarios told the
Security Council. EOKA-B wanted to overthrow Makarios and attempted to
assassinate him in 1970. The speech delivered at the Security Council is said
to have played a significant role in Turkey's peace operation on the island.
But before his address at the U.N., the Greek Cypriot leader sent two letters
to Greece and insisted that Greek troops be removed from Cyprus. I regret to
say, Mr. President, that the root of the evil is too deep and reaches as far as
Athens. From there it is fed and from there it is conserved and spreads growing
into a tree of evil, the bitter fruit of which Greek Cypriots are tasting
today. And in order to be more and absolutely specific I state that members of
the military regime of Greece support and direct the activities of the
terrorist organization EOKA-B.' This explains the involvement of Greek
officers of the National Guard in the illegal actions, conspiracies and other
unacceptable situations, said Makarios in the second letter dated July 2, 1974
to Greek President General Ghizikis...
FINANCIAL MIRROR
Turkey's embargo on
Cypriot ships to be discussed
Turkeys refusal to open
its ports to ships flying the Cypriot flag will be discussed during the 10th
Maritime Cyprus Conference that will be held in Limassol from 23 - 26
September, in the presence of Vice President of the European Commission and
Commissioner for Transport Jacques Barrot. Permanent Secretary of the Ministry
of Communications and Works and Chairman of the Conferences Organizing
Committee, Makis Constantinides said that unless Turkey lifts the embargo it
has imposed on ships flying the Cypriot flag, the EU Turkey negotiating
chapter on transport will not open. Constantinides, who was speaking during a
press conference on Maritime Cyprus 2007, said that the government is
considering various countermeasures to be granted to ship owners to offset the
losses resulting from Turkeys embargo, imposed since 1987. This issue will be
raised at the Maritime Cyprus 2007 Conference in the presence of Vice President
of the European Commission and Commissioner for Transport Jacques Barrot. The
Turkish embargo is the only negative aspect in the field of Cypriot shipping,
he said. Cyprus Shipping Council Secretary General, Thomas Kazakos, has said
that efforts are underway to offer owners of ships under Cypriot flag tax
incentives to counterbalance the Turkish embargo. Asked whether the European
Commission gave its green light for granting tax incentives, Constantinides
said that Cyprus is holding consultations with the European Commission, adding
that the issue will be discussed with EU Commissioner Barrot. Let me remind
you of the European Commissions decision not to open the EU Turkey
negotiating chapter on transport unless Turkey shows in actions that it behaves
in a European manner, respecting all EU member states, including the Republic
of Cyprus, he said. He noted that the embargo imposed on Cyprus has not
influenced the qualitative or quantitative upgrading of the Cypriot vessel,
which is ranked 10th worldwide and third in Europe. In his statements, Director
of the Department of Maritime Commerce, Sergios Sergiou, said that shipping
contributes 2,5% to 3% to the states GDP.
Sunday, September 16
SUNDAY MAIL
Playing without hope
Although just 16 years
old, Tunc Ozgurgun may have already reached the pinnacle of his footballing
career. Last season was his first in the Cetinkaya A team a season in which
he helped the club reach the top of the Turkish Cypriot league. But as the days
go by before the start of a new season, Tunc wonders whether the endless
training under searing heat and the sacrificing of time out with friends will
be worth it in the long run. The kids have so much talent, but they dont have
ambition because they know it will take them nowhere, Cetinkaya chairman Zeki
Ziya says of Tunc and his fellow young players. Talented or not, Tunc has
little or no chance of going beyond the success he established last season
and the reason for that is purely political. Since 1955, when clashes first
broke out between the Greek and Turkish Cypriot communities on the island,
Turkish Cypriot teams have played in their own, unrecognised league. This
means that none of our teams have been able to play internationally since
then, Ziya explains. Tuncs father Mehmet Ali Ozgurgun also played for
Cetinkaya, as did his grandfather Sonel. From the sidelines, they watch their
son and grandson train, hoping that, unlike themselves, Tunc will one day see
his dream of playing internationally for his team come true. But Mehmet Ali,
now 40, is far from optimistic about Tuncs prospects. I am worried about my
son. He is very a talented player, but I dont know how far he will get under
these conditions. There does, however, exist one small ray of hope. Our
chances have come and gone, and nothing can be done about that now. But its
time something is done to help my son, and for that we have put our faith in
FIFA and UEFA, Mehmet Ali says. Mehmet Alis hope hinges on a meeting that
will take place in Zurich on Thursday, September 20, in which FIFA, UEFA and
the Cyprus Football Association (CFA) will try to find a way to bypass the
political obstructions of the Cyprus problem, enabling them to allow Turkish
Cypriots at least partial access to international football. Their chances of
success are slim, and the most likely outcome of the meeting which, much to the
chagrin of the Turkish Cypriots, will see a Greek Cypriot representing FIFA
will be that Turkish Cypriots teams might eventually be allowed to play
international friendlies, but with the proviso that they only play on the Greek
Cypriot-controlled part of the island under the jurisdiction of the recognised
Cypriot CFA. While such a compromise might sound reasonable to those not
familiar with Cyprus, for many Turkish Cypriots it would be entirely
unacceptable. Ziya insists that when the Cyprus Republic was formed in 1960, it
was with a ruling that the two communities administer their sports separately
a ruling he and other Turkish Cypriot sportsmen and women want to see
re-established on an official basis. Currently, not only sport but virtually
all aspects of life are separate, but with only the Greek Cypriot side having
the luxury of international recognition as a state, and therefore membership to
FIFA and UEFA. When asked if he considers sidestepping politics and taking his
club to join the Greek Cypriot CFA, Ziya is adamant that it is not an option.
When you see the way they treat us now, by preventing us from playing even
friendly matches with teams from abroad, how could we go to them and say we
want to join their association? The friendly match Ziya is referring to was
one scheduled to take place between Englands Luton Town and Cetinkaya last
July. The CFA protested to FIFA, and Luton pulled out of the game at the last
moment. As testament to Turkish Cypriot sensitivities over the sports issue, the
CFAs action led the breakaway administration to call off a rare meeting
between the two community leaders. But politics is of course far from Tuncs
mind as he goes through his daily training regime. More likely his mind on his
far away dream of one day being like Ronaldo. And if FIFA and UEFA cannot
make his dreams come true, what then? Ill continue playing, but without big
dreams. Itll just be for the sport, Tunc says.
Saturday, September 15
CYPRUS NEWS AGENCY
Nicolas Burns says
embargo is a matter of a technocratic nature
U.S. Undersecretary of
State for Political Affairs Nicolas Burns has said that US administration
insists on a solution to the Cyprus problem, adding that this solution lies in
the framework of US-Turkey relations. Furthermore, he reiterated US support to
the initiatives of the UN General Secretary, saying that the US administration
is asking him to proceed to the appointment of a UN Special Representative to
the Cyprus problem. Speaking in Washington at the US Atlantic Council on the
Future of the relations between USA and Turkey, Burns underlined that the
Cyprus problem must be solved. Commenting on the recent meeting between
Papadopoulos and Talat, Burns expressed the view that the meeting demonstrated
the willingness of the two leaders for a solution. Burns reiterated US support
to the initiatives of the UN General Secretary, saying that ''US administration
is asking him to proceed to the appointment of a UN Special Representative to
the Cyprus problem''. It is a fact that Cyprus is divided. It is in our
interest as allies both of Greece and Turkey to find a solution to the Cyprus
issue on the basis of a bizonal, bicommunal federation Burns said. He also
reiterated his intention to visit Cyprus soon. Responding to a question on
embargos against the T/C, the U.S. official pointed out that this is a matter
of a technocratic nature concerning both Europeans and Cypriots. We want a
solution of the Cyprus problem Burns emphasized once more.
COMMENTARY
Sunday, September 16
SUNDAY MAIL
Why we do need a better
understanding of Makarios by Loucas Charalambous
The Council of Ministers
decided to set as the target of the new school year the acquaintance with the
life and work of Makarios. This wise decision of the government instructs
schools to arrange writing and music competitions, the publication of studies
as well as the staging of shows and exhibitions about the life and work of
Makarios; it also urges schools to use material that would be provided by the
ministry. I do not know if this decision was the personal initiative of
President Tassos Papadopoulos. What I do know is that it illustrates the wisdom
of the people who are running the country today and especially the presidents.
If we were in the North Korea of Kim Il Sung, the Russia of Stalin or the China
of Mao Tse Tung countries in which the first priority of the state was the
deification of the dictator/leader and the mass brain-washing of the population
we may have been forgiven. I read critical comments about this absurd
decision in at least two newspapers, which appears to confirm the view of the
German chancellor Angela Merkel that our entry into the EU was a mistake, as we
remain, essentially, a Third World state. While others move forward,
deconstructing DNA, looking to close the hole in the ozone layer, researching
possible cures for cancer, proposing new forms of energy
we are going
backwards, worshipping our myths, wrote Chrystalla Hadjidemetriou in
Phileleftheros last Monday. I would like to approach the subject from a
different angle. Logically, Papadopoulos has every reason not to dig up the
past, especially as regards the life and work of Makarios. It is a guilty past,
which produced the seeds of the quandary that Cyprus is in today a guilty past
in which the current president is immersed up to his neck. But as the challenge
has been made, I would propose a more serious study. Instead of distorting
historical fact and then brainwashing the innocent minds of underage children
with the official lies and myths, they could ask university students to carry
out an objective study about Makarios and his era. If the saying about
history teaching countries important lessons is valid, then a study of the
Makarios era would indeed teach a great deal both to children and adults. I am
more than certain that the most important conclusion that such a study would
arrive at would be that the Greek Cypriots were condemned as soon as they
decided to entrust their future to a 37-year-old monk. It goes without saying
that an academic study would not be based on the material that would be
provided by the Education Ministry, nor would it seek to establish historical
accuracy from the exhibitions and studies held by primary school kids. An
academic study would have evaluated the wealth of written sources, government
documents and the personal accounts of people who were around at the time, not
to mention the revelations about that period that have seen the light in the
last three years. For instance, the activities of the notorious Organisation
of which Papadopoulos was the deputy leader could not be ignored by any
self-respecting researcher. Activities, such as the placing of bombs at statues
of EOKA heroes and the arson attacks on Greek schools, which were subsequently
blamed on the Turkish Cypriots, would be extremely useful material for such a
study. What does the President say about this? Would he dare ask the Cyprus
University to undertake such a project? Or does he prefer the hagiographic
studies that would be carried out by school-kids, because he fears the truth
and would prefer the continuation of the worship of the shining but fake
monument of Mao?
SUNDAY MAIL
We have sovereignty, we
(most probably) have oil, but we have no grey matter in our heads by Nicos A Rolandis
Oil and energy in a wider
sense constitute the strongest economic power on our planet today. Eighty-three
million barrels of crude oil are consumed every day, 30 billion barrels per
year, of a total value of $2 trillion. Millions of people are occupied
worldwide with the exploration, development, production, refining,
transportation and distribution of oil and other energy products. Big players:
the United States, Russia, Europe, China. What about Cyprus? We do not even
qualify for the category of amateurs. Despite this and instead of behaving with
modesty, prudence and care and of keeping the necessary balances in an
unassuming manner on a subject which may be rife with dangers and potentially
explosive, we had the fallacious impression that we might have things our way
and that we might impose the solution of our choice on account of our
sovereignty. In reality, we wanted to deprive the Turkish Cypriots of the oil
bonanza. We shunned Turkey and her menacing attitude, even if such an attitude
was illegal. We sat comfortably back, anticipating the oil colossuses, who
would be jostling to enter our front door. But, alas, the colossuses did not
turn up. I predicted this deplorable outcome on a number of occasions during
the past two years, taking into account our attitude towards the Turkish
Cypriots. Actually, this is the inference to which anyone with a few grams of
grey matter in his skull would have been led. It is a question of simple logic:
Where would the colossuses come from?
1. Would the western oil
behemoths, like ExxonMobil, BP, Royal Dutch Shell, Total, Chevron,
ConocoPhillips, ENI, Repsol, etc, each one of which has a size 10 to 25 times
larger than the economy of Cyprus, ever jeopardise their huge interests or risk
a clash with Turkey for the sake of the Cyprus oil uncertainty? Could they ever
act in such a frivolous and thoughtless manner?
2. The Russian titans,
which are effectively controlled by the Kremlin, like Gazprom, Rosneft, Lukoil,
SurgutNeftegaz, Sibneft, TNK and others have not displayed any interest in
overseas oil exploration anywhere so far (with the exception of a limited
activity by Lukoil). Consequently, how could they ever be interested in Cyprus,
a frontier area, in a venture which might also incur the risk of damaging
relations between Russia and Turkey in the sectors of oil, electricity, natural
gas and energy? (It should be noted that Russia supplies almost all the natural
gas requirements of Turkey). I still recall when then Foreign Minister George
Lillikas, in a show-off endeavour, had a meeting in Moscow with representatives
of 25 Russian oil companies, which supposedly were very interested in Cyprus.
They had moved nowhere outside Russia, but they were interested in Cyprus!
Their big interest ended up in a big zero.
3. China: the Yellow
Dragon. She has $1.4 trillion in cash in her pocket, an amount not matched in
history by any country or entity ever before. Would it be possible that the
state-owned oil majors of such a mighty country, like PetroChina, Sinopec, CNOOC
would ignore Chinas vast interests with Turkey, a country which, inter alia,
is closely connected with the oil producing countries of Central Asia, which
are Chinas energy partners? China has recently unilaterally cancelled a
contract to supply military equipment to Cyprus in order to satisfy Turkey. It
has now brought us down to earth again by ignoring us in our oil ambitions.
Unfortunately our possible
oil reserves suffer from the same incurable malady which has afflicted the
Cyprus problem as well. A disease of the brain: Arrogancitis a stupid
feeling of self-importance, an absolute distancing from realism.
We sweep under the carpet
and we do not want to admit the fact that we (like the Turkish Cypriots) have
contributed to the present predicament of Cyprus through our many blunders,
omissions and crimes of the first 14 years of the Republic of Cyprus. And when
someone, acting in a haughty manner, conceals his own mistakes and divorces
himself from truth, he inevitably reaches the wrong conclusions about justice.
This is how the people of Cyprus on both sides of the dividing line have been
misguided over the years; they have been taught by politicians to base their
judgment on the sins of the other community only and to hush up their own. This
is also why the Cyprus problem has remained unresolved for so long
Until a
certain moment in time when a Mr Matsakis (most popular MP of his party in
Limassol and the only member of the European Parliament elected by the
Presidents party) emerges and suggests the partition of Cyprus, the creation
of two states. And why should he not? Mr Matsakis simply reflects the deeds of
his own government. Through a number of articles, I suggested a methodology,
under the auspices of the United Nations, on the basis of which the Turkish
Cypriots might also benefit in a fair way from the possible oil reserves of
Cyprus. Such a process would also move away the Turkish threat. Of the Cypriot
political parties, only AKEL supported that the Turkish Cypriots would be
entitled to a share of the Cyprus oil. Some other parties kept silent. There
are also those who are strongly opposed, because, as they put it, we still
suffer the Turkish occupation and the Turkish Cypriots still exploit our
properties. They argue as if Hellenism and the Greek Cypriots had been saints,
innocent and sinless in the 1960s. As if the 1974 coup détat (for union with
Greece) was executed by extraterrestrials. As if we Greek Cypriots are not to
blame when we rejected over the past 33 years every initiative on Cyprus
proposed by four UN Secretaries-general (Waldheim, Perez de Cuelliar, Boutros
Ghali and Annan), all of which were unanimously approved and endorsed by the UN
Security Council, and all of which were contemptuously rejected by us. With
such a mentality, we shall never recover our oil, if it exists. Part of the oil
will be pumped by multinationals working in the area on the basis of agreements
with other countries. The one or two small companies which showed an interest
in the Cyprus bid round will not manage to face off Turkey. They will invoke
force majeure and they will depart. With such a mentality, the Cyprus problem
will never be solved either. Besides, one wonders what is left for there to be
resolved. Partition is gradually sprawling all over in recent years, supported
by a large chunk of the population. After all, have we not noticed what
happened in Greece the other day? In a three-hour TV election debate, none of
the six candidates for Prime Minister, and none of the six journalists present,
uttered a single word about the Cyprus problem. And why should they do so? Why
should they bother if we ourselves are not really interested and we simply
waste our time with the empty July 8 agreement and other absurdities?
EA
=============================================================
19 09 07 Cyprus Mail
A new community emerging
in Cyprus
By
Martyna Kolodziej
E.U.
ACCESSION has seen up to 5,000 Polish people move to Cyprus, with many now
bringing their families and settling.
The largest number work in the building trade 876 out of 3,403 [Polish
nationals] registered [as living in Cyprus], says Przemyslaw Dropiewski,
Polish consul in Cyprus. Hotels and restaurants take the second position of
most popular jobs for Poles, and manufacturing comes after.
But the Poles who came after 2004 werent the first to arrive. They joined a
group who came here in the seventies and eighties, as they married Cypriot
students in Poland and decided to move with them to Cyprus.
Those Poles, mostly women, found themselves in a difficult situation, they had
very little knowledge about Cyprus culture, language, and at that time there
was not even a Polish-Greek dictionary, says Ewa Ioannou, but she adds that
this group of Poles had an advantage, which was higher education and support
of their husbands families.
Because from the very beginning they came here to stay for good, one of their
needs was to establish some kind of Polish community here. They set up a Polish
afternoon school, and a magazine called From Under the Sign of Aphrodite, there
is even Polish mass in each big city of the island.
EU accession in 2004 brought to Cyprus a completely new group of Poles. They
werent interested in staying or setting up national groups. As 22-year-old
Gosia says: I try not to interact with other Poles too much. They are in
closed groups, and I came here to meet a new culture, so Id rather bond with
foreigners than Poles.
At the beginning, they came here to earn money, save as much as they can and go
back to their country.
According to the owner of one Cypriot employment agency, the coming of Polish
people was a complete shock for Cypriots; they thought they would simply
replace the Pakistani and Sri Lankan workers, with the advantage of no visa
problems at the same time. But the Poles came here as EU citizens, they knew
their rights and they spoke out.
Twenty-four-year-old Partrycja remembers the early days: When I first came
here, two years ago, the owner of the pub I used to work in took my passport, I
had to call the police to finally get it back.
The Polish embassy started to have plenty of work as well.
People came to us because they didnt get their salaries, says Dropiewski.
We sent these cases to the labour tribunals, and we won all of them, but to do
that a person needs to be registered and not everybody does that.
But its not only the Cypriots who dont keep contract deals, according to the
employment agent.
Polish workers often resign without giving notice and then demand the money,
whatever is written in the contract. The misunderstanding often starts in the
agencies back in Poland; they dont check either the future employer or the
employees, and the job offers arent described in enough detail.
So the person who comes may not have the skills that the employer wanted. The
Polish agencies dont have representatives here as they should only then will
bringing people for contracts be successful.
This seems to be a major problem. As one post on a Polish internet forum
explains: Good agencies are like Yeti, people say they exists, but nobody has
ever seen it.
Another factor thing that puts Poles in a bad light in Cyprus is alcoholism,
especially among builders. It is estimated that there are one million
alcoholics in Poland, with a further three million said to be alcohol
abusers. The World Health Organisation recently found that 38 per cent of
Polish men identified themselves as binge drinkers.
Having remained sober for five years, Waldek tried to set up Alcoholics Anonymous
meetings for Poles, but as he says: The men are interested in staying sober
only till the next salary.
They are far from their families, paid weekly, if they lose the roof over
their heads they can sleep on the beach, and if they lose their job, its very
easy to find another.
So its mainly luck if the newcomer succeeds or not. Those who didnt succeed
went back, but many of those who did decided to stay here and bring their
families, sending their children to Greek schools since they cant afford the
private English ones.
Slowly, the settlement of the new EU Poles here might bring them closer to the
first Poles who have been here for many years, seeing the emergence of a fully-
fledged and increasingly integrated community.
Cyprus Mail 2007
19 09 07 Cyprus Mail
FIFA to mediate in
Cyprus row
By
Mark Ledsom
WORLD
SOCCER'S governing body FIFA will hold high-level talks today aimed at ending
more than 50 years of deadlock in Cypriot football.
Convened by FIFA president Sepp Blatter, the meeting will involve delegates
from the divided island's official football association as well as officials
from the unofficial Cyprus Turkish football association.
Turkish Cypriot teams were involved in the founding of the Cypriot FA in 1934
but withdrew from the island's unified league in 1955 as disputes between the
Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities worsened.
Following the establishment of the breakaway Turkish Cypriot enclave, a
statelet recognised only by Ankara, teams and players based in the area have
found themselves unable to participate in official international matches.
"We want to leave no stone unturned in our efforts to resolve this
problem," FIFA's director of international relations Jerome Champagne told
Reuters on Wednesday.
"We are not so preposterous as to believe that football can solve
everything, make peace or destroy racism but there are thousands of examples
where football has played a part, such as with the acceptance of Arab and
Palestinian players in the Israeli national team.
"Our overall aim is to promote football everywhere in the world and right
now the Turkish Cypriot players are suffering from not being able to play
outside their home, although they do have a strong domestic league."
The Cypriot FA insisted ahead of today's meeting that any agreement would have
to be based on Turkish Cypriots joining their organisation.
"If they join the Cyprus FA we can discuss the unification of
football," vice-president Elias Pitsillides told Reuters yesterday.
"They must be registered as clubs as the other clubs and submit an
application with their regulations which the board of directors will examine
for approval and apply to the club regulator."
The Cyprus Turkish FA has repeatedly rejected calls to submit to the official
organisation, arguing that the Cypriot FA does not represent their region.
FIFA's own statutes ensure that a separate Turkish Cypriot FA will not be up
for discussion at today's meeting which will be opened by Blatter and chaired
by FIFA and UEFA vice-president Geoff Thompson.
"Article 10 of our statutes says that any football association may become
a member of FIFA provided that it represents a country which is an independent
state recognised by the international community," Champagne said.
"We are football people and it is clear we cannot go faster than the music
but what we can do is check whether there is some football solution.
"Thursday's meeting could last just half an hour if it erupts along the
old political stances or it could really open a process towards a solution.
Until the meeting starts it is impossible to say which way it will go."
(R)
Cyprus Mail 2007
===============================================================
19 09 07 Cyprus Mail
Racism in Cyprus and in
the world
By
Emilios Lemonaris
EXCLUSION as
a systematic political practice was applied in Germany by the Nazis and the
Third Reich. It was applied by the National Party in South Africa between the
years 1948 and 1994, and by the Ku Klux Klan in the American South.
In Cyprus, the attempt to impose exclusion shortly after independence in 1963
finally led to the Turkish invasion and to the occupation of northern Cyprus,
which continues to the present day. Between the years 1974 and 2004, exclusion
in the Turkish Community with Rauf Denktash as its spokesman stood as the
obstacle to the attempts by the International Community to assist in the
solution of the Cyprus Problem. Ever since Tassos Papadopoulos was elected
President of the Republic, exclusion is again the cause of the impasse in which
the efforts to reunite Cyprus are presently to be found.
Systematic attempts of the ruling class in an organised community to prevent
another weaker community from participating in government or from enjoying
certain basic political or social rights is called Racism in political
terminology.
In administrations founded on such a philosophy of racism, society is divided
into two classes. The class of the privileged, who participate in the
administration and enjoy all the rights of the citizen. And the class of the
less privileged, who are excluded from the government of the country and are
deprived of certain important rights enjoyed by those who belong to the
privileged class. The Fatherland and Religion are the philosophical foundations
of exclusion.
In the Germany of the Third Reich, only those who belonged to the Arian race
enjoyed civil rights. Jews, communists, homosexuals and gypsies were deprived
of all their rights. Ultimately, the right to life was denied to them. The
state made systematic efforts to eliminate them in order to safeguard the
purity of the race.
Such barbarities led to the terrors of the Second World War. After the end of
the war, the peoples of Europe resolved to put a definite end to the policy of
exclusion. They laid the foundations of co-operation, tolerance, understanding
and mutual respect which finally led to the creation of a United Europe. Cyprus
was accepted as a full member of the United Europe, but the problem of Cyprus,
which in substance is a problem of exclusion, continues to remain unresolved.
As an organised society we have failed as yet to comprehend the true spirit of
the United Europe. In the United States as a result of the movement led by the
robust personality of Martin Luther King, the remnants of exclusion gave way to
the establishment of social peace. In South Africa, the apartheid
administration collapsed. The country, under the wise guidance of Nelson
Mandela during its first steps, started building its democratic future resting
on the equality and co-operation of its white and black populations.
But in Cyprus, exclusion among the Greek Cypriot community is on the spur. And
as long as exclusion is not brushed aside, the problem of Cyprus shall continue
to remain unresolved. The day-to-day excuses of politicians and high priests
about conspiring foreigners are fairy tales.
Those who govern us, politicians, priests, teachers, the media and those who
control the economy of the country refuse to share power with the Turkish
Cypriots. To achieve their goal, they cultivate the feeling of exclusion among
the people. And as long as the mentality of exclusion remains the prevalent
feeling pervading the community, the Cyprus problem shall continue to remain
unresolved.
n Emilios Lemonaris is a barrister-at-law
Cyprus Mail 2007
23 09 07 Cyprus Mail
Why the Republic of
Cyprus is institutionally racist
By
Alkan Chaglar
LAST week, I
accompanied a friend who wanted to apply for Republic of Cyprus citizenship to
the Cyprus High Commission in London. My friend, whose identity I have promised
to keep confidential (lets just call her Mrs X), is a Turkish national, born
in Turkey, whose spouse is a Republic of Cyprus citizen. This was not Mrs Xs
first trip to the visa section of the Cyprus High Commission, where citizenship
forms are filled up, inspected and sent to Nicosia bureaucrats for a final
rubber stamp of approval.
Around four years ago, she stood at the same counter and was informed that for
her to be eligible for citizenship, which would make her life easy if she ever
decides to emigrate to Cyprus with her husband, she would need to get married
abroad, as marriage certificates from the breakaway TRNC are unrecognised and
classed as illegal.
Mrs X was led to believe that since she was not a Turkish settler she had a
chance of success. By contrast, marriage between Republic of Cyprus citizens
and Turkish settlers in north Cyprus are considered a result of the invasion
and are not recognised by the government. Part of the governments opposition
is based on the assumption that it was the invasion that forced them to fall in
love
By some quirk of Cypriot political games, Mrs X was also informed that she had
to reside with her husband for at least three years (not an unreasonable
request), but as long as they did not live in northern Cyprus, where the entire
family of her spouse live.
The couple were effectively told that they could live together anywhere in the
world they wanted to, that could be the Polynesia, Canada or even Outer
Mongolia but under no circumstances in the native country of her husband.
Anywhere but a part of the country whose citizenship you seek to acquire,
sounds logical right? The process, they were informed, could take a year as the
Cyprus Council of Ministers works slowly but that citizenship would be hers
after a years patience.
Consequently, the couple decided to marry and stay in the UK, since this is
where they met; her Cypriot husband informed me that Canada was too nippy for
them, while they did not fancy living on a Polynesian atoll, which was too far
away and detached from the rest of civilisation, besides the nuclear fall-out
might leave a bad taste in their coconut. Married in the UK with a UK marriage
certificate, the couple who have always intended to return to Cyprus, have now
waited four years before attempting to apply for Cyprus citizenship again.
Mrs X had researched what she had to bring with her before making her way to
the High Commission using the Republic of Cyprus own government information
portal. She obtained from the police a report of good character as required,
and evidence of her residency in the UK for the past three years by way of bank
statements and utility bills. She had even brought the £120 required to make
the M.125 application as advised by the Cyprus government on their own official
website.
However, upon arrival at the High Commission, Mrs X was asked to forget the
portal and was asked if she had ever visited the occupied areas, to which she
replied yes. Why would she not? After all, the family of her husband reside
there and it is highly likely that her husband would return to this part of the
island, where 99 per cent of all Turkish Cypriots in Cyprus reside. Did the
government really expect her to stay behind while her husband went to see his
family?
Without having any of her papers even looked at, she was informed that on
account of this, her application would be immediately unsuccessful, so she
neednt bother. Recent legislation was also against her she was told, so she
was told that her application would not even be considered. An absurd law, it
is clearly designed to filter out Turkish applications for Cypriot citizenship.
Had she been a Greek national would she be treated the same way I wonder?
Confused and visibly angered by such blatant discrimination on the part of the
government, her Cypriot husband said: It is her legal right I dont
understand what is going on! How can this happen in an EU country? Why is she
being treated like this?
Fed up of playing the waiting game for what seems to be a losing battle, the
couple plan to take the issue to the Cyprus government and the European Courts.
In Britain we have to wait four years before we can apply for citizenship, in
New Zealand it is three years, but in Cyprus if you are Turkish you have to
wait for all eternity, he remarked.
What are we expected to do if most Turkish Cypriots happen to live in the
occupied territories? her husband asks. Should I not visit that part of the
island even though thats where my parents and my grand parents, and my school
friends live it is as if they [the government] are trying to suffocate and
weaken us politically
he adds.
The assertion is not implausible from a political point of view, since it does
not take a political expert to note that a larger population means greater
political power after a political settlement for that community. Nevertheless,
its a very devious way to safely keep power in the Republic of Cyprus in the
hands of the Greek Cypriot majority and it does rather stink of racism. Surely,
the government must be aware that marriage between Turkish Cypriots, Turks and
Kurds is common.
But on the other hand, the government of the Republic of Cyprus which claims to
be all embracing towards Turkish Cypriots and pro-reunification must ensure
that it does not push away Turkish Cypriots by grossly unfair citizenship
policies that bare the hallmark of institutionalised racism. Petty political
games over labelling as illegal and banning anything that has even the faintest
links with the north of Cyprus will achieve nothing but give momentum to
Turkish extremists and pro-partitionists who seek every opportunity to convince
Turkish Cypriots that Cypriot Mediterranean apartheid is a solution. The
difficulties presented by this petty game will have the opposite effect of
forcing Turkish Cypriot citizens of the Republic to abandon their rights in
that state and embrace the illegality.
As a citizen of the Republic, it is scandalous that Cypriots of Turkish descent
who place their trust and credibility in the Republic of Cyprus should be
punished for falling in love with a Turkish national. Surely, the government
must be aware that such signals are dangerous as they question the
inclusiveness of the government of Cyprus.
To avoid appearing like a Greek Cypriot state, legislators in the Republic in
fact need more Turkish Cypriots to queue up for citizenship, for without them
the Republic would fall in the embarrassing position of being seen as a Greek
Cypriot state and this will in turn lead to an upgrade of the north of Cyprus.
Politically, such practices of institutionalised racism may secretly serve a
sort-term murky desire to keep the numbers of Turkish Cypriots down, lest they
demand greater rights in their own country, but they do nothing but hamper
efforts for reconciliation and reunification.
Cyprus Mail 2007
25 09 07 Cyprus Mail
Government seeks
explanations after on reports of ferry to Syria from north
By
Jean Christou
CYPRUS IS
seeking clarifications from Syria about a planned ferry service between the
north and the Syrian port of Latakia, reports of which emerged at the weekend.
Government Spokesman Vassilis Palmas said explanations given so far by Syria
were not satisfactory and further questions needed to be answered.
Palmas said the government would react dynamically if the Syrian response did
not give adequate justification as to the development.
"The deputy foreign minister met today with the Syrian charge d'affaires
and posed three succinct questions on this matter," he said. "We were
not given clear answers and we will wait for them to clarify their position.
Until today at least, our relations with Syria have been excellent and we would
wish that they continue this way. There was no immediate comment from Syria.
According to a Reuters report, when Cyprus broached the issue with Syria,
Damascus countered by expressing unease at the island's relations with Israel,
a source familiar with the issue said.
"It was something they [the Syrians] raised in discussions, and it appears
to bother them," said the source, who requested anonymity.
Turkish press on Saturday said daily ferry services between occupied Famagusta
port and Latakia in Syria were due to commence on October 12. However reports
yesterday said the inaugural trip took place on Saturday.
A Turkish Cypriot delegation which travelled over the weekend by ferry from
the Turkish Republic of Northern Cyprus [KKTC] to Syria was able to enter
Syrian soil by presenting passports issued by KKTC, developments widely
considered a step forward in the easing of the international isolation of the
country's citizens, Turkish Zaman reported.
Turkish Cypriot Prime Minister Turgay Avc? said the re-started service came
about after a series of meetings between Turkish Cypriot and Syrian officials
responsible for maritime, commerce, industry and tourism.
Avci was present on Saturday when the ship left Famagusta harbour. It was part
of efforts to lift the so-called "unfair" isolation of the Turkish
Cypriots by the Cyprus government, he said.
Palmas said the government wanted to know whether it was true that Turkish
Cypriot officials had met Syrian ministers, whether there was an agreement
between the TRNC and whether the trips would go ahead.
We expect them to clarify their position on this matter, Palmas said.
Acting Foreign Minister Fotis Fotiou met with the Syrias Charge d Affaires in
Cyprus Nader Nader yesterday morning, who was asked to answer the three
questions.
We consider it unacceptable that a government and in particular a government
of such a friendly country as Syria could proceed to such agreements with the
occupation regime, Fotiou said.
Fotiou said that Nader had explained that as far as the Syrian Foreign Ministry
was concerned, no meetings had taken place with Turkish Cypriot officials.
Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis who is in New York for the UN General
Assembly is also expected to talk with the Foreign Minister of Syria.
Acting President Demetris Christofias said such actions harm the friendly
relations between the two countries.
Cyprus Mail 2007
30 09 07 Cyprus Mail
Why wouldnt foreigners
want Tassos for
another five years?
OUT OF the
blue, all the artful dodgers of this island are scrambling to launch a new
initiative to solve the Cyprus problem. Those who for four entire years
couldnt care less, looking on contently as partition was being cemented, now,
all of a sudden, just five months before the presidential elections, are
shouting 24/7 that the time has come for progress! It boggles the mind to see
who these people are. President Papadopoulos, former foreign minister George
Lillikas, DIKO leader Marios Karoyian, Evroko president Demetris Syllouris and
vice president Nicos Koutsou, EDEK leader Yiannakis Omirou and even DIKO stalwart
Nicos Pittokopitis are all bending over backwards to achieve progress on the
Cyprus issue. These are the same individuals who last December drove us deaf
with their daily broadsides to the effect that, because of the elections in
Turkey and Cyprus, the year 2007 was not conducive to a settlement and that
2008 was the right time, provided of course that this would come after the
notorious proper preparation without stifling timetables. Now they have
forgotten all about the preparation and the timetables. Their hearts beat to
the rhythm of solution. Thus, without warning, a few months before the
elections, they have fallen in love with the solution! They are eager to meet
Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, they are begging the United Nations, the
Americans and anyone else they come across to pull strings so that we can solve
the Cyprus problem. Now that partition has been cemented and the reality of two
states looms before us, it has occurred to them that a solution is urgent. They
act as if theyve not realised they solved the Cyprus problem permanently back
in 2004. As Ive said many times before, if there were a Nobel Prize for
hypocrisy, Cyprus would have a lifetime patent on it.
Naturally, this collective involvement of Papadopoulos local mouthpieces in
his absurd election gimmick comes as no surprise. Youd have to be a moron not
to see through all this, namely, that the sole purpose of this piece of cunning
by Papadopoulos is to fool the electorate, especially the AKEL faithful - who
are worried about the cementing of partition - and steal their votes. Moreover,
one should not be surprised at the stance of Greek Foreign Minister Dora
Bakoyiannis, who has turned into a pitiful cheerleader for Papadopoulos,
repeating, like a gramophone, every single bit of drivel he utters.
What is strange, at first sight, is the eagerness and speed with which the
Americans have become part of this farce. Nicholas Burns seems to have jumped
the gun more than anyone else. According to Burns, there needs to be progress
within two months. In other words, the establishment of a dozen committees, who
for the next 10 years will toy around with 93 chapters and hundreds of
sub-chapters of the ludicrous list that Tasos Tzionis handed to Rasit Pertev,
will be considered great progress.
The question is, havent the Americans figured Papadopoulos out yet? Dont they
realise that the mans only goal is to remain in power? Even toddlers have
figured that out. It defies belief that the clever Americans havent caught on.
So why, then, are they so eager to lend credence to Papadopoulos ploys? Why
would they want him to get re-elected? The answer is simple: because in
reality, Papadopoulos is a good deal for the Americans and Turkey alike. As
long as hes in power, they have no trouble whatsoever. A look at the past four
years suffices to convince even the biggest skeptic. Let anyone point out just
one instance during all this time when the combative Papadopoulos made waves
for either Turkey or the Americans. At the end of the day, it turns out that
our Turk-slayer of a President, this rock of resistance to foreign designs,
is in fact the best choice. Papadopoulos continued presence suits Turkey and
the foreigners just fine. Why wouldn't they want him for another five years?
Cyprus Mail 2007
29 09 07 Cyprus Mail
So what exactly would
make a good solution for our leaders?
By
Nick Pittas
THERE is a
widely held view in the Greek Cypriot community that no solution to the Cyprus
problem is preferable to a bad solution.
To those who hold this view, the Annan plan in all its five iterations was bad,
all the various UN sponsored plans that were tabled between 1978 and 1999 were
bad, the tentative agreement reached between interlocutors Glafcos Clerides and
Rauf Denktash in 1973 and rejected by Makarios was bad, the 1964 Acheson plan
was bad, the Zurich and London Agreements that established the Republic in
their time were considered bad (but not so bad now with the benefit of
hindsight according to President Papadopoulos who advised Makarios not to sign
at the London conference in 1959). All the various proposals made by the
British colonial government in the 1940s and 1950s to address the
self-determination claims of Greek Cypriots and the fears of the minority
Turkish Cypriots were bad, and on and on.
What we are never told by the rejectionists is what would make a settlement
plan good, or at least acceptable to the Greek Cypriot community.
We know that in principle we are prepared to accept a solution for a federal,
bi-communal and bi-zonal Cyprus, based on the political equality of the two
main communities, provided the solution is workable and capable of being
long lasting. What exactly would satisfy those conditions we are never told.
All we know is that every UN initiative since 1977 did not reach the mark.
The strategy it seems, is to create a Dunkirk spirit within the Greek Cypriot
community, whereby our current President is all that stands between us and
those unnamed but nefarious forces within the international community that day
and night are working to undermine the Republic and to serve it up to satisfy
the voracious appetite of their friends in Turkey.
The wonder is that the people of Cyprus can still be sold this jejune bill of
goods after all these years.
The candidates for the presidency should have their feet put to the fire and be
required to tell the voters exactly what sort of a federal, bi-communal and
bi-zonal plan they envision could realistically form the basis for a
comprehensive settlement. This does not mean they have to produce a draft
constitution and map, or the other terms of a settlement to address the various
aspects of the problem. What the people have a right to insist on is for each
candidate to come forward with their vision in concrete terms of what would
satisfy the requirement for a workable and lasting solution that could be
accepted by both sides.
The time for vague generalities has long passed. The public can only make an
informed and constructive choice among the candidates if they know what each
one submits as the principles and the essential conditions that would render a
plan acceptable to the two main Cypriot communities. If they want to talk about
a European settlement, they will have to tell us what that means, as the EU is
a cultural and political mosaic with many different forms of government
resulting from political compromises and historic rapprochements. Let us not
forget that at the time the Annan plan was considered quite European by the EU.
For a candidate to say only what he rejects arbitration, tight time frames,
every existing plan tabled to date is simply not good enough. Sure, the next
round of talks has to be carefully prepared, but the best prepared talks will
not go anywhere if there is not the willingness to advance reasonable positions
and engage in some give and take.
Eventually, we will have to sit down at the table and stop talking about
process and negotiate the terms of settlement based on the principles already
agreed to.
Our leader did not negotiate effectively at Burgenstock, and having accepted
arbitration by the UN Secretary-general he got the plan that we rejected
massively in 2004.
The world, however, does not stand still and we cannot develop a forward
looking policy if we fixate on the past and all the plans we have rejected.
I suspect the international community and the EU is prepared to give us another
chance to put Humpty Dumpty together again in 2008 and 2009. If there is
another effort that fails, the party or parties that the international
community decides is responsible will have to wear it. If that party is us, as
it was in 2004, it will mean almost certainly the legitimisation of the
so-called TRNC, and effectively put an end to any efforts by the international
community to sponsor a settlement. The world, to the extent that it thinks
about Cyprus at all, will be happy to allow Turkey to police the area, and
accept the so-called TRNC as the de facto administration in northern Cyprus.
With one exception, over 60 years we have rejected every plan and initiative
put forward to solve the Cyprus problem on terms acceptable to both sides. Even
the exception, which established the independence of Cyprus, was widely
attacked at the time as unworkable and a sell-out of Greek Cypriot ideals.
We undermined the bi-communal nature of the Cyprus Republic between 1963 and
1974, and by our fanaticism and civil divisions we opened the doors to the
Turkish invasion of 1974.
During this sad period of history every plan that was undermined or rejected by
our side resulted in changed circumstances to the detriment of Cyprus and the
Greek Cypriot community. Each rejected plan is succeeded by another that is
worse.
One of these days, we have to wake up and realise that we are largely the
authors of our own woes and misfortunes. Until and unless we face our problems
honestly, and with a willingness to negotiate an honorable compromise with our
Turkish Cypriot brothers and sisters, we will continue our dreary march to a
permanent partition.
Cyprus Mail 2007
25 09 07 Cyprus Mail
More could be done to
facilitate trade
By
Jean Christou
EU praises
3.3m in 2006 Green Line goods
PRESSURE groups on both sides of the Green Line are active in preventing trade
across the Green Line, something that is particularly regrettable within the
Turkish Cypriot community, the EU Commission said yesterday.
In its latest report the Commission said that in comparison to the previous
reporting period, figures show a large increase in the total value of goods
crossing between the two sides.
The total trade value of goods which actually crossed from north to south
almost doubled and was about 3,380,805 compared to 1,734,770 in the previous
reporting period.
Vegetables, wooden products and furniture still constitute the main groups of
products traded.
The Commission also noted that although not covered by the scope of the
regulations, trade from the government-controlled areas to the north amounted
to 1,027,688 in the reporting period compared to 442,408 in the previous one.
Despite these positive developments, many obstacles for trade across the Green
Line continue to exist, the report said.
Still existing obstacles and difficulties concerning the movement of goods
include Turkish Cypriot commercial vehicles and in particular lorries and buses
still unable to move freely through the island.
It said the government still refused to accept roadworthiness certificates of
commercial vehicles or professional driving licences issued by the Turkish
Cypriot community, although it does accept roadworthiness certificates for
passenger cars.
And despite proposed legislation to facilitate Turkish Cypriot traders,
parliament had still not taken a decision following protests from Greek Cypriot
truck drivers.
It acknowledged however that the Greek Cypriot side did provide various forms
of help for Turkish Cypriots to make use of the governments own services such
as the employment of a Turkish Cypriot, who, amongst other tasks, acts as an
interpreter for licence examinations and takes care of announcements in Turkish
Cypriot newspapers.
However, the response of Turkish Cypriot lorry drivers is limited. A more
liberal approach on the side of the authorities of the Republic of Cyprus would
enhance economic co-operation between both communities across the Green Line,
the Commission said.
Turkish Cypriot traders also have problems in stocking their products in
shelves of supermarkets in the government-controlled areas and to advertise in
parts of the press in the south of the island.
However the report also notes the pressure that Turkish Cypriot producers come
under on their own side where they are often discouraged from trading with the
Greek Cypriots.
It spoke of a recent incident involving a major consignment of about 3,800 tons
of potatoes almost a quarter of the whole spring harvest in the north
involving 50 potato growers.
The potatoes were to cross the Green Line and possibly subsequently to be
shipped through Limassol to other EU member states.
However, following pressure from within the Turkish Cypriot community on the
growers and the Turkish Cypriot traders, this Green Line trade was finally
cancelled, the report said.
Cyprus Mail 2007
Nicosia looks into
reports of TRNC passports being presented to Italian politicians
THE CYPRUS
government is looking into press reports that two Italian politicians are about
to become holders of TRNC passports, issued by the Turkish Cypriot
administration in the north.
Government Spokesman Vasilis Palmas said yesterday that the government has made
certain moves following reports that the Turkish Cypriot foreign minister is
currently visiting Italy to hand over two passports to Italian politicians,
during a ceremony at the Italian Parliament.
Replying to questions, Palmas said the government has been monitoring the
Turkish and Turkish Cypriot press reports and contacted the Italian ambassador
to Cyprus seeking clarifications.
At the same time, the Italian Ambassador to Cyprus is looking into the issue
and is making all necessary representations, he added.
Palmas said there are some efforts by the Turkish Cypriots to have contacts in
Italy.
Replying to other questions, the Spokesman said that the Italian Ambassador
said he would look into the matter and come back to the government with the
information.
Cyprus Mail 2007
25 09 07 Cyprus mail
Tassos: land swap is a
standalone case
By
Elias Hazou
PRESIDENT
Papadopoulos has conceded that a land-swap deal between a Greek and Turkish
Cypriot through the European courts is an adverse development, though not the
end of the road as far as the property issue is concerned.
The case of Greek Cypriot refugee Mike Tymvios, who is seeking to swap land
with a Turkish Cypriot, has got the Greek Cypriot side on the defensive.
According to reports, Mike Tymvios, a chemist by profession, stands to get $1.2
million in cash from the deal, plus a large tract of land located near Palm
Beach, Larnaca.
There are concerns the ECHR may accept the deal made through the norths
controversial property commission as an adequate domestic remedy. This could
likely result in thousands of ECHR applications by Greek Cypriot refugees being
forwarded to the property commission for settlement.
Moreover, it could put the spot on the Guardian of Turkish Cypriot Properties,
which is part of the Cyprus government, and is the only recognised authority
endowed with the power to return land to Turkish Cypriots. This can only take
place if the applicant has been residing in the Republic for six months or
more.
Assuming the ECHR gave the go-ahead for the land swap, not only would that
legitimise the property commission, it might put the Guardianship in a bind
because the Greek Cypriot refugee would be claiming Turkish Cypriot land not
legally returned by the Guardian.
So far, around 200 Greek Cypriots are believed to have filed applications with
the norths compensation commission.
Certainly this is an adverse development, but I hope everyone realises that we
cannot influence the court [the ECHR], Papadopoulos said of the land swap.
Nevertheless, he warned against jumping the gun, noting that it was too early
to speak of a debacle.
The wording [of the decision] has yet to be finalised, nor we do know if the
court shall issue a ruling or merely allow the application to be withdrawn due
to a friendly settlement between the parties, said Papadopoulos.
So I think that on the one hand it is somewhat premature for people to jump to
conclusions and voice these to the media, whether they are informed on legal
procedures or not; and on the other hand, the fears heard that this spells the
end of the property issue in Cyprus are exaggerated.
It does not mean that at all. This is a standalone case, and it does not
necessarily follow that it will set a precedent.
He added that foreign legal experts were assisting the Attorney-generals
office.
Papadopoulos critics blame him for turning the Cyprus problem into a
legalistic issue instead of a political one, and say his poor diplomatic skills
have alienated potential friends in international forums, which in turn
manifests through unfavourable decisions at the EU level.
Socialist leader Yiannakis Omirou yesterday had a different spin on the matter.
He proposed that the Annan plan of 2004 was the source of all evils as it
created the backdrop for how the ECHR would handle refugee claims.
The plan contained an unprecedented clause, according to which [under a
settlement] the so-called co-presidents were to have withdrawn all applications
made by European Cypriots to the ECHR.
It planted the seeds of this policy and set the stage for the dangers we face
today, said Omirou.
Cyprus Mail 2007
NTV
Güncelleme: 11:32 ET 06 Ekim 2007 Cumartesi
WASHINGTON
- Tespit, bağımsız araştırma şirketi Pewin,
Türkiyede dahil 42 ülkede 45 bini aşkın kişiyle
yaptığı araştırmanın sonuçlarından sadece biri.
2002 yılındaki ankette din, siyasetten ayrı
tutulmalıdır görüşünü savunanların oranı Türkiyede
yüzde 73tü, 2007ye gelindiğinde bu oran yüzde 55e kadar geriledi.
Türkiye, bu alanda Hindistanın ardından laikliğe desteğin
bu kadar hızlı düştüğü ikinci ülke konumunda.
Anketin Türkiyeye ilişkin bir diğer çarpıcı sonucu
da tesettüre ilişkin. Ankete katılan Türklerin yüzde 93ü, Tesettüre
girip girmemek kadının tercihidir diyor. Bu, 42 ülke arasında
en yüksek oran.
Türklerin büyük çoğunluğu hayat tarzlarının yabancı
tehdidi altında olduğunu düşünüyor ve geleneklerin
korunmasını istiyor.
Kadınların ve erkeklerin işyerinde birarada
çalışmasına sınırlama getirilmesini ister misiniz
sorusuna Evet diyenlerin oranı ise Türkiyede yüzde 24te kaldı. Türkiyede
bu oran 5 yıl önce yüzde 37ydi.
Son dönemde Türkiye ile karşılaştırılan Malezyada ise
ankete katılanların yüzde 80i işyerinde haremlik-selamlık
uygulamasını destekliyor.
Demokrasi ülkemizde işleyebilir diyenlerin oranına
bakıldığında ise Türkiye, tüm İslam dünyası
içinde en düşük orana sahip. Türk halkının sadece yüzde 31i
böyle düşünüyor.
AP, 25 Kasım'da Maraş'ı ziyaret etme
kararı aldı
Avrupa Parlamentosu'nun Dilekçeler Komisyonu, Rum Mağusa Göçmenler
Hareketi'nin Mağusa (Maraş) şehrine geri dönüşünü isteyen
dilekçesini görüştü.
Dilekçe Komisyonu, AP üyelerinden oluşan bir heyeti, 25-28
Kasım tarihleri arasında askeri yetkililerin izin vermesi halinde
Maraş'ı ziyarette bulunması için gönderecek.
Rum Mağusa Göçmenler Hareketi, Kıbrıslı Rumların
kendi evlerine dönmesini talep ederek, Avrupa vatandaşları
olmalarına rağmen hâlâ temel hakları olan Mağusa'ya dönme
hakkından mahrum olduklarını vurguluyor.
Kıbrıslı Rum AP üyesi Yiannakis Matsis, görüşme
sırasında, yasal sakinlerin Mağusa'ya dönüşünün
Kıbrıs'ta iki toplum arasında daha iyi bir atmosfer
oluşmasına katkıda bulunacağını söyledi.
Yunanlı AP üyesi Manolis Mavrommatis, Mağusa'yı ziyaret
edecek AP heyetinin, sadece Göçmenler Hareketi'nin dilekçesini incelemesi
gerektiğini böylelikle konunun AP Dilekçe Komisyonu'nun görevi
çerçevesinde kalacağını belirtti.
KIBRIS 07/10/07
Rumlar, Lazkiye'ye feribot seferlerini engellemede çaresiz
Gazete, Rum Yönetimi'nin, Gazimağusa-Lazkiye tarifeli feribot
seferlerinin başlamasını önleme çabalarında ciddi
zorluklarla karşılaşıyor göründüğünü, çünkü Rum
Yönetimi'nin Şam nezdindeki sert girişim ve protestolarına
rağmen söz konusu hatta yeni seferler yapılacağının
açıklandığını vurguladı.
Bir Rum kaynağa dayanarak, Rum Dışişleri
Bakanı Erato Kozaku-Markulli'nin, feribot seferleriyle ilgili kesin
kararlar alınmasını önlemek hedefiyle bu hafta sonu Suriye
Dışişleri Bakanı ile görüşmeye
çalışacağını yazan gazete, Suriye
Dışişleri Bakanı'nın Şam'da olmamasının
(BM Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York'tan daha dün
döndü) Suriye'nin Güney Kıbrıs'ın girişimi
karşısında suskun kalmasına bahane gösterilemeyeceği
görüşüne yer verdi.
Alithia gazetesi, "Suriye Suskunluğunu Bozdu... Seferleri
İlan Etti - Hükümet; Suriye'yle Temasların Sürdüğü ve
İlişkilerin % 100 Düzeleceği Yanıtını Veriyor -
Suriye 'KKTC' Pasaportlarına Vize Uygulamasına Resmen
Başlıyor" başlıklı haberinde, Suriye'nin
suskunluğunu nihayet bozduğunu ve önceki gün Gazimağusa'dan
Lazkiye'ye haftada iki sefer düzenleneceğinin resmen
açıklandığını yazdı.
Rum Yönetimi'nin ise halen Suriye'den yanıt beklediğini ve
Yunanistan'ın da halen Şam nezdinde girişimde bulunduğunu,
Vasos Lissaridis'in ve Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin
Suriye'ye resmî ziyaret yapmaları konusunun henüz havada bulunduğunu
hatırlatan gazete, Suriye'nin gözünü budaktan sakınmaz
göründüğünü ve Gazimağusa-Lazkiye feribot seferlerine ilişkin
kararını geri çekmek niyetinde olmadığını
belirtti.
KIBRIS 07/10/07
AP Raportörü'nün kayıplarla ilgili raporu yıl
sonuna
Haravgi gazetesinin haberine göre, Klamt açıklamasında,
Ada'ya gerçekleştirdiği ziyareti "çok yararlı bir
tecrübe" olarak nitelendirerek, konuyla ilgili olarak "ilk elden
edindiği tecrübenin" çok değerli olduğunu ifade etti.
Ada'ya gerçekleştirdiği ziyaretini tamamlamasının
ardından Kıbrıs Rum Haber Ajansı'yla (KİPE) bir
söyleşi gerçekleştiren Klamt, açıklamasında, kayıplar
konusuyla ilgili raporunu, yıl sonuna kadar hazırlamış
olacağını kaydetti.
Kendisiyle görüşmeyi kabul eden kayıpların ailelerine
derin bir minnet duyduğunu ifade eden Klamt, kendisinin şu an Avrupa
Meclisi'ni bilgilendirmesi ve konuyu Avrupa Meclisi'nde ileriye götürmesi
gerektiğini söyledi.
Klamt, kazı ve kimlik tespit çalışmalarının
hızlandırılması için, üye ülkelerin fiili
yardımını istemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
AP Raportörü Klamt, amacının, konuyu, Avrupa Parlamentosu
milletvekilleri arasında daha da bilinir hale getirerek, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarına devam etmesi ve
mümkün olan en kısa zamanda kayıp yakınlarının
yararına olacak bir şekilde tamamlaması için, ekonomik destek
sağlamak olduğunu dile getirdi.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 1.5 milyon Euro'luk
bütçesinin, 2008 yılının sonuna kadar Komitenin ekonomik
ihtiyaçlarını karşılamasının beklendiğini
söyleyen Klamt, sözlerine şöyle devam etti:
"Kıbrıs'ın Avrupa Parlamentosu'nda kendisine ait
bir sesi daha olacak. Bu ses, kayıplar konusunu ileriye götürecek ve üye
ülkeleri, bu insanlık konusunun çözülmesi amacıyla yapılan
çalışmaları ekonomik ya da başka bir şekilde
destekleme konusunda cesaretlendirecek."
Klamt, söyleşisinde ayrıca, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi üyelerine, işlerini ileriye götürmekteki
kararlılık ve iradelerinden dolayı teşekkür etti.
Klamt, bir soruya cevaben ise, iki toplumun, kayıplar konusuyla
ilgili olarak gerçekleştirilen çalışmaların devam etmesini
arzuladığını belirterek; konunun engelsiz bir şekilde
ilerlemesi için "siyasi yönetimin" de konuya destek vermesinin
gerektiğini savundu.
Klamt, ayrıca, Kıbrıs'taki kayıplar listesine
kayıtlı olan kişilerin tümünün yerlerinin tespit edilmesinin ve
bu kişilere kimlik tespiti yapılmasının muhtemelen mümkün
olmayabileceği görüşünü dile getirdi.
Klamt, kayıplar konusuyla ilgili çabaları zora sokan
problemlere de değinerek, bunlardan ikisinin, değişik bölgelerde
gerçekleştirilen inşaat faaliyetleri ve tanıkların
ölmesinden kaynaklanan problemler olduğunu söyledi.
Klamt, kayıp yakınlarının, kayıp
kişilerin hangi şartlar altında hayatlarını
kaybettiklerine dair bilgi istemeye başladıklarını da ifade
etti.
Klamt, Türk Ordusu tarafından esir alındığı
iddia edilen Kıbrıslı Rum kayıplarla ilgili olarak ise,
konunun Türk Ordusu'nun önüne konması gerektiğini; Ordu'nun ise
zamanında esir alınan kişilerle ilgili dosyaları
açması ve söz edilen kişilerin akıbetleriyle ilgili gereken tüm
bilgileri vermesi gerektiğini kaydetti.
KIBRIS 07/10/07
'Kıbrıs Cumhuriyeti' bayrak davası sürüyor
RUM BASININI YALANLADI... Kıbrıslı Türk İsmet Vehit
Güney'in tazminat talebiyle Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine
açtığı davanın devam ettiği bildirildi. Rum
basınında tazminat davasının, Lefkoşa Rum Kaza
Mahkemesi Baş Yargıcı Nikolas Sadis tarafından,
davacının talebi üzerine reddedildiği yönünde haberler
çıkmasının ardından KIBRIS'a açıklamada bulunan Güney,
böyle bir olayın olmadığını haberin asılsız
olduğunu belirterek davanın görüşülmesine devam edildiğini
söyledi
Fazile ÇUKUROVALI
Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen
Kıbrıslı Türk sanatçı İsmet Vehit Güney'in tazminat
talebiyle Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine açtığı
davanın devam ettiği bildirildi.
Rum basınında tazminat davasının, Lefkoşa Rum
Kaza Mahkemesi Baş Yargıcı Nikolas Sadis tarafından,
davacının talebi üzerine reddedildiği yönünde haberler
çıkmasının ardından KIBRIS'a açıklamada bulunan
sanatçı Güney, böyle bir olayın olmadığını
haberin asılsız olduğunu belirtti.
Sanatçı İsmet Vehit Güney, "Kıbrıs
Cumhuriyeti" bayrağını, amblemini ve ilk üç posta pulunu
çizmesine karşın bedelini alamaması üzerine tazminat talebiyle
"Kıbrıs Cumhuriyeti" aleyhine dava açmıştı.
Tazminat davasının görüşülmesine Lefkoşa Rum Kaza
Mahkemesi'nde devam edilirken, geçtiğimiz günlerde Fileleftheros gazetesi,
davanın Baş Yargıç Nikolas Sadis tarafından,
davacının talebi üzerine reddedildiğini yazdı.
Konuyla ilgili KIBRIS'a açıklamalarda bulunan
Kıbrıslı Türk sanatçı İsmet Vehit Güney, kendisi ve
avukatının davanın reddedildiği konusunda bir bilgisi
olmadığını söyledi.
Yayınlanan haberi "Rum yönetiminin yaptığı bir
engelleme" olarak niteleyen Güney, davanın devam ettiğini ve
henüz sonuçlanmadığını bildirdi.
Önemli olan kimin yaptığı
Sanatçı İsmet Vehit Güney, Fileleftheros gazetesinde
yayınlanan haberde eksik ve yanlış bilgilerin bulunduğunu
söyledi.
Davada, bayrağın verildiği tarihin bir önemi
olmadığını vurgulayan Güney, davada önemli olanın
bayrağın kimin tarafından yapıldığının
ispat edilmesi olduğunu belirtti.
Güney, bayrağın verildiği tarihin 4-5 gün önce veya
sonra olmasının bir önemi olmadığını yineledi ve
bayrağı 1960 yılında ya da 1959 yılında
vermiş olabileceğini söyledi.
Rumlar tarafından evine girildiğinde tüm belgelerini
kaybettiğini ifade eden Güney, Rumların, bayrağı ve amblemi
kendisinin yaptığını kabul etmediklerini belirtti.
Makarios'un yazdığı bir kitapta bayrağın bir
Türk tarafından yapıldığının beyan
edildiğine dikkat çeken Güney, avukatının bu delilleri bularak
ortaya koyduğunu anlattı.
Güney, bayrağı kendisinin yaptığını
ispatlayan belgelerin yok edildiğini ifade ederek, yaptığı
amblemin askeri kıyafetlerde kullanıldığını
anımsattı ve davanın halen devam ettiğini söyledi.
KIBRIS 07/10/07
Yeşil Hat Tüzüğü, ekonomimizi canlandıracak
düzeyde değil
İSTENİLEN DÜZEY YAKALANAMADI"... Kıbrıs Türk
Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat Tüzüğü
kapsamında yapılan ticaretin istenilen düzeyde
olmadığını, tüzüğün başlangıçta
öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini canlandıracak,
hayat standardını yükseltecek ve Güney Kıbrıs ekonomisiyle
denk hale getirecek ölçüden çok uzak olduğunu söyledi.
"TÜZÜĞÜN KAPSAMI GENİŞLETİLSİN"...
Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin artması
ve canlanması için atılması gereken adımlar olduğunu
kaydeden KTTO Başkanı Erdil Nami, Gümrük Birliği'ne dahil olan
ülkelerden gelen malların da tüzük kapsamına
alınmasının ve bu çerçevede Türkiye'den gelen ürünlerin Güney'e
satılmasının ticareti önemli ölçüde
canlandıracağına inandığını vurguladı.
Gözde SÜREÇ
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami,
Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Kuzey Kıbrıs'tan Güney
Kıbrıs'a yapılan ticaretin istenilen düzeyde
olmadığını belirtti. Nami, tüzüğün
başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini
canlandıracak, aktive edecek, hayat standardını yükseltecek ve
Güney Kıbrıs ekonomisiyle denk hale getirecek ölçüden çok uzak
olduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan verilen istatistiki
bilgilere göre Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında ticareti yapılan
ürünlerden Ağustos 2004-2007 yılları arasında elde edilen
toplam kazanç 4 milyon 614 bin 886 Kıbrıs Lirası (KL) olarak
belirlendi. Bu rakamın her yıl düzenli bir artış
göstermesine rağmen, rakamın genel toplamda tatmin edici olmaktan
uzak, çok yetersiz ve düşük bir rakam olduğu ifade edildi.
Buna göre 2004 yılında tüzük kapsamında yapılan
ticaretten elde edilen kazancın 275 bin 559 KL olduğu görülürken, bu
rakam 2005 yılında artış göstererek 979 bin 432 KL'ye
yükseldi. Aynı artış 2006 yılında da devam ederken,
rakamının 1 milyon 889 bin 465 KL olduğu görüldü. 2007
yılı ağustos ayında kadar olan toplam kazanç ise 1 milyon
470 bin 429 KL olarak kayıtlara geçti.
Tüzük dahilinde Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a en
çok satışı yapılan ürünlere bakıldığında
sebze ve meyvenin ilk sırada olduğu görülürken, Güney'e 2004-2007
Ağustos tarihleri arasında toplam 1milyon 084 bin 332 KL
tutarında satış yapıldığı rakamlarla
gösterildi.
Tahta ürünler ve mobilya tüzük dahilinde Güney'e satışı
yapılan başlıca ürünler arasında ikinci sırada yer
alırken, dört yılda toplam 832 bin 386 KL değerinde
satış yapıldı.
Tüzük kapsamında satışı en çok yapılan üçüncü
ürünün yapıtaşı ve taş ürünler olduğu görülürken, bu
ürünlerden dört yılda elde edilen kazanç 570 bin 404 KL olarak belirlendi.
Hammadde, plastik ürünler, alüminyum ve PVC ürünleri, elektrik
ürünleri, kimyasal ürünler, el sanatı ürünleri ile toprak ve taş
ürünler Kuzey'den Güney'e en çok ticareti yapılan ürünler arasında
bulunuyor.
Ekonomimizi canlandıracak düzeyde değil
Yeşil Hat Tüzüğünün bilinenin aksine iki taraflı bir
tüzük olmadığını anlatan Nami, Avrupa Birliği'nin
referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs ekonomisinin Güney Kıbrıs
ile uyumlaştırılması ve Kuzey Kıbrıs ekonomisine
ivme kazandırılması için düşünülmüş üç enstrümandan
biri olduğuna işaret ederek, "tüzük Kuzey'de üretilen veya imal
edilen ürünlerin Güney'e satılmasını sağlayan bir
tüzüktür" dedi.
Tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey
Kıbrıs ekonomisini canlandıracak durumda
olmadığını belirten Nami, bunun nedenlerini de
açıkladı.
Nami, şöyle devam etti:
"Bunun en önemli nedeni Güney Kıbrıs'ın Kuzey'le
ticaret konusunda psikolojisinin düzelmemesidir. Bizim ticaret
yaptığımız ürünlerin çoğu raflara girmeyen ürünlerdir.
Bu ürünlerin ambalajında Kuzey Kıbrıs malıdır,
şeklinde bir sunum yoktur. Çünkü buna tahammülsüzlük vardır. Dükkân
sahipleri de baskılar nedeniyle ürünleri rafa koymakta çekiniyor. Bu
psikolojik engel bir türlü ortadan kaldırılamıyor"
Tüzük kapsamında Kuzey'den Güney'e satılan ürünlerin Güney'de
reklâmının yapılamamasının da ürünlerin
satışına olumsuz etkisi olduğunu söyleyen Nami, Güney
Kıbrıs'taki dükkân sahiplerinin Kuzey Kıbrıs'ta hiçbir
baskıyla karşılaşmadan ürünlerinin reklâmını
yapabildiğine işaret etti.
"Kıbrıslı Türkler parasını vermesine
rağmen ürünleriyle ilgili Güney Kıbrıs'ta reklâm
yapamıyor" diyen Nami, yasal yasak koyulmadığı halde
baskılar nedeniyle hiçbir matbaanın ilanları
basmadığını belirtti.
Rum hükümetinin Kuzey ile Güney arasındaki ticareti teşvik
etmek için 32 milyon Euro'luk bütçe ayırdığını
açıklamasını da değerlendiren Nami, bu hareketi
"gayrı ciddi" olarak niteledi. Nami, "hükümet baskı
unsurunu ortadan kaldırsa bütçe ayırmaya da gerek kalmaz"
şekilde konuştu.
Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin
artması ve canlanması için Gümrük Birliği'ne dahil olan
ülkelerden gelen malların da tüzük kapsamına
alınmasını istediklerini anlatan Nami, bu çerçevede Türkiye'den
gelen ürünlerinin satılmasının ticareti önemli ölçüde
canlandıracağına inandığını vurguladı.
Güney ile Kuzey arasında ticari aktivitenin gelişmesinin iki
halkı yakınlaştırıcı etkisi olacağına
vurgu yapan Nami, "ticaretin çoğalması örneğin 100-200
milyonlara varan karşılıklı alışveriş
başlatılması, ortak yatırımların olması
durumunda menfaat birlikteliği doğurmuş olursunuz. Daha
sıkı diyalog olur ve bunun barışa katkısı daha
ciddi oranda olur" dedi.
Bal ve balık
Bal ve balık konusunda yaşanan sıkıntının
nedenleriyle ilgili de bilgi veren KTTO Başkanı Erdil Nami,
Yeşil Hat uygulamalarından sorumlu Avrupa Birliği'ndeki
komiserliğin bal ve balık için değiştirildiğini ve
ayrıca farklı bir prosedür uygulanmaya
başlandığını kaydetti.
Bal ve balıkla ilgili konuların AB'de DG Sanco adı
verilen Sağlık ve Tüketicileri Korumadan Sorumlu Komiserliğe
bağlandığını anlatan Nami, bu komiserliğin
sorumlu üyesinin Rum Kiprianu olduğuna işaret etti.
Uygulanan prosedürün de değiştirildiğini belirten Nami,
"ticareti yapacak gemilerin listesinin önceden Güney Kıbrıs'taki
resmi hükümete bildirilmesi gerektiği AB tarafından bize söylendi
ancak bizim resmi makamlarımızın bu sistemi uygun
bulmadığını anlattık. Bu uygulama bizim tarafta
ticaret kisvesi altında Güney yönetiminin egemenliğini bizim tarafa
uzatması olarak algılandı"
Görüşlerini bildirdikleri Avrupa Birliği yetkililerinden konunun
bu şekilde olmadığı yönünde bir yanıt
aldıklarını söyleyen Nami, sadece ticaretle ilgili bazı
bilgilerin web sayfasında yayınlanacağının
söylendiğini kaydetti.
Nami, bal ve balık ticareti konusunun görüşüldüğünü ve
henüz bir karar alınmadığını ifade etti.
KIBRIS 07/10/07
Kuzey ve Güney arasındaki fiyatlar..
Arın TAŞARKAN
Konuyla ilgili görüşüne
başvurduğumuz vatandaşlar, Güney ile Kuzey arasındaki
fiyatların dengelenmesi gerektiğini, aksi takdirde Güney`den
alışveriş yapılmasının önüne geçilemeyeceğini
vurguladı. ``Güney Kıbrıs`ta bilinçsiz alışveriş
yapanlar KKTC ekonomisini zayıflatıyor.`` diyen vatandaşlar
hükümetin bu konuda önlem alması gerektiğini söyledi.
Hatırlanacağı üzere İşadamları Derneği de
geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada hükümeti,
yakın geçmişe kadar uyguladığı politikalara geri
dönerek, Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs rekabetini Kuzey
aleyhine bozan vergi ve fon uygulamalarından vazgeçmeye
çağırmıştı. İşadamları Derneği,
Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs`ta sadece kredi
kartları ile ayda 5 milyon Kıbrıs Lirası harcamakta
olduğunu ve bu rakamın ayda 15 milyon YTL demek olduğunu ifade
etmişti.
Vatandaş
ne dedi? Vatandaş ne dedi? Vatandaş ne dedi?
Vatandaş ne dedi?
Murat Esemen
``Vatandaşlarımız, KKTC`de
alış veriş yapmaya gayret göstermesi gerekir. Güney
Kıbrıs`ta bilinçsiz alış veriş yapanlar KKTC`deki
ekonomi düzeyini zayıflatıyor. Kendi ekonomimizin güçlü
olması için fiyatlar dengelenmeli ve Güney`den alışverişe
son verilmeli.``
Dilek Taçoy
İnsanlarımız alış
verişlerini KKTC`de yapsınlar. Burada, Güney Kıbrıs`ta daha
pahalı ürün fiyatı varsa en azından aynı seviyeye gelsin.
Böylece vatandaşımız KKTC`nin esnafını
çarşını tercih etmiş olur``
Hakan Maaşoğlu
Güney Kıbrıs`taki
fiyatların bizde de aynı olmasını istiyorum. Güney
Kıbrıs`taki ekonomi düzeyi gibi KKTC ekonomisi de öyle olmalı.
Fiyatlar dengelenmeli``
Orhan Sarısaçlı
``KKTC pahalı olsa dahi Güney
Kıbrıs`a para akmaması için vatandaşlar kendi
alışverişlerini burada yapmalı. İşte o zaman
kuzeyin de ekonomisi gelişip büyüyecektir.``
HALKIN
SESI 08/10/09
Doğrudan ticaret ile ilgili Avrupa Komisyonu
kararını veto edeceğiz
YİNE VETO SİLAHI... Güney Kıbrıs'ın Avrupa
Birliği'ndeki Büyükelçisi Nikolas Emiliu, Güney Kıbrıs'ın,
Kuzey Kıbrıs'a yönelik doğrudan ticaret ile ilgili Avrupa
Komisyonu kararını veto edeceğini belirtti
Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ndeki Büyükelçisi
Nikolas Emiliu, Güney Kıbrıs'ın, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne yönelik doğrudan ticaret ile ilgili Avrupa Komisyonu kararını
veto edeceğini belirtti.
Büyükelçi Nikolas Emiliu, Güney Kıbrıs'ın, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik doğrudan ticaret ile ilgili
Avrupa Komisyonu kararını vetosunun sadece hükümete bağlı
olmayacağını; Güney Kıbrıs'taki bütün partilerinin bu
yönde davranacağını söyledi.
Emiliu, Kıbrıs konusunun Birleşmiş Milletler
nezdinde çözümlenmesi konusunda ise, Avrupa Birliği, Ankara ve Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki uzlaşmaya rağmen,
Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği ile beraber
durumun değiştiğini savundu.
KIBRIS 09/10/07
Başbakan halka seslendi
Başbakan Soyer, bu gece televizyon kanallarından yayınlanan ulusa sesleniş konuşmasında, ülke ekonomisinde meydana gelen gelişmeler ve sorunları değerlendirdi.
Soyer, gerek ülkenin genelindeki uygulamalar hakkında bilgi vermek ve hükümetin politikalarını halka doğrudan aktarabilmek, gerekse ülkenin genel istatistik konularını doğrudan tartışabilmek, konuşabilmek ve görüşlerini anlatabilmek için belirli periyotlarla halka sesleneceğini söyledi. Soyer, bunun düşüncelerin gelişip zenginleşmesi açısından önemine işaret etti.
Ekonomideki gelişmeler
Başbakan Soyer, 2003 ile 2006 yılları arasındaki dönemde ülke ekonomisinde yaşanan büyümeye dikkat çekerken, buna bağlı olarak bir takım sorunların da var olduğunu söyledi.
Ciddi ekonomik büyümeye rağmen büyümenin ortaya çıkardığı sıkıntıları da hiçbir şey gizlemeden her şeyi açıklıkla kamuoyumuzda tartışmayı görev saymaktayız diyen Soyer, gelişmelerle ilgili rakamsal veriler sundu.
Soyer, 2003te 941 milyon dolar olan Gayrı Safi Milli Hasılanın 2006da 2 milyon 654 milyon dolara yükseldiğine işaret ederek, Bu, ülke ekonomisinde çok ciddi bir büyümenin göstergesidir dedi.
Soyer, şöyle konuştu:
Ülke ekonomimizdeki gelişmelere bağlı olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devlet bütçesinde 2006nın kesin hesaplarına göre çok önemli ve çok ciddi bir gelişmeyi görmekteyiz. Buna bağlı olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bütçesinde yerel gelirlerle tüm bütçeyi karşılama oranının yüzde 80i aştığını, yüzde 84.2ye doğru ulaştığını görmekteyiz. Bu bizim için fevkalade önemli bir gelişmedir.
TC Yardımlarında düşüş... bu gerileme değil
Yerel gelirlerimizle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bütçesinin yüzde 80ini aşkın bir yapıyı karşılayabilmek, ülkemizde oldukça önemli bir hedefe yaklaşmayı bize göstermektedir. Bu cümleden olmak üzere özellikle Türkiye Cumhuriyeti yardımlarının bütçemiz içerisindeki payı bu anlayış ve gelişmelere bağlı olarak yüzde 21e düşmüş bulunmaktadır. Bu düşüş gerileme anlamında değildir. Bu düşüş, yerel yönüyle artması ve cari giderlerimizin yüzde 80 aşkın yerel gelirlerle karşılanması nedeniyledir.
Böylece Türkiye hükümetinin yardımlarının daha fazla alt yapıya, üretken sektörlere, yola, elektriğe, suya, hastaneye ve yerel sektörlerin desteklenmesine doğru aktarılma imkanı doğmaktadır. Bu trendi devam ettirmemiz gerekmektedir.
Yerel gelirlerin artışından söz ettim, burada en ilginç noktalardan bir tanesi şudur: Bu yerel gelirlerin artışı kurumlar vergisinin yüzde 15 den yüzde 10 a düşürülmesi, şahsi vergilerin yüzde 45 ten yüzde 37ye geriletilmesi, ayni zamanda pek çok fon ve verginin doğrudan doğruya kaydırıldığı koşullarda gerçekleşmiştir.
Sağlıklı yapıda sorunlar da devam ediyor
Başbakan Soyer, sağlıklı bir yapı içerisinde sorunların da devam etmekte olduğunu vurguladığı konuşmasında, vergilerle ilgili olarak da şu rakamları verdi:
Sağlıklı bir yapı vardır ama sorunlar da devam etmektedir. Örneğin bu sorunların en temel noktalarından bir tanesi 2003 yılı itibarıyla baktığımızda direkt gelir vergileri 168 milyon Yeni Türk Lirası iken, bu, 2006 itibariyle baktığımızda toplam olarak 323 milyon Yeni Türk Lirasına çıktığını görüyoruz. Arada çok büyük bir artış olmasına rağmen şahsi vergilerde ve direkt gelir vergilerinde durumun sağlıklı olmadığını görmekteyiz. Direk vergilerde 168 milyon YTLden 300 milyon YTLyi aşkın bir trende ulaşmış olmamıza karşın bu ekonominin kayıt altına alınması ve vergi gelirleriyle birlikte bu anlamda ciddiyetin gerçekleşmesi görevini önümüzde bize bir unsur olarak göstermektedir.
İthalattaki artışa da değinen Soyer :
2003 yılında toplam olarak 477 milyon dolar olan ithalatımızın ülke ekonomisinin büyümesine bağlı olarak 1 milyar 376 milyon dolara çıkmıştır. Ancak bütün bunların hepsi yeterli değildir. Burada yapmamız gereken en önemli unsurlardan bir tanesi ülkemizin rekabet edebilme kabiliyetini artırmaktır. Bir kısım çevreler kurumlar vergisini, şahsi vergisini, pek çok fonu kaldırmış olmamıza rağmen stopaj vergisinin gelmesini bu noktada eleştirmişlerdir ama bunun da bir sorumluluk nedeniyle olduğunu açık bir şekilde söylemek istiyorum.
Transferler kaleminin büyüklüğü bütçenin handikaplarından
Başbakan Soyer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bütçesinin en önemli handikaplarından bir tanesinin transferler kaleminin büyüklüğü olduğuna vurgu yaptı.
Soyer, emekli maaşları, sosyal yardımlar, sosyal transferler ve özellikle devlet katkı ile sübvansiyon payları gibi unsurlardan oluşan transferler kaleminin, 2003 yılında toplam bütçe içerisindeki payı yüzde 49 iken 2006 yılına bunun yüzde 40a gerilediğine işaret etti.
Devralınan borçlar
Başbakan Soyer, hükümetin göreve geldiğinde devraldığı borçlara da değindi.
Soyer, Bu bir mazeret değildir. Bir mazeret olsun diye bunu yapmıyorum, gerçeğin ne olduğunun bilinmesi yolunda yürüyebilmemiz için diyerek, şu örnekleri de verdi:
Örneğin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümeti olarak geçmişten dönük olarak yeniden sosyal konut fonunda 50 trilyonluk bir borcu devralmış bulunmaktayız. Devletin de devamlılığı ilkesine bağlı olarak bu borcu da ödemek zorundayız. Türk Telekoma 30 milyon dolar borcumuz bulunmaktadır. Bunu da ödemek durumundayız. Ancak buraya ödediğimiz başka borçlar da vardır. Geçmiş dönemden devraldığımız Kooperatif Merkez Bankasına ait devlet borcunun 55 trilyonunu, Vakıflar Bankasına olan 10 trilyonluk borcu da ödemiş bulunmaktayız. Dolayısıyla önümüzdeki yıl eski devlet borçlarına dönük ödeme planımızı da sürdürmek durumundayız.
Kuraklığa rağmen tedbir
Hükümetin, kuraklığa bağlı olarak ortaya çıkan arpa fiyatlarındaki artış karşısında aldığı tedbirlere de dikkat çeken Soyer, şöyle devam etti:
Örneğin kuraklıktan dolayı arpa fiyatı 27 kuruştan 55 kuruşa, inek davar yeminin fiyatı 493.7 YTL, yine buna bağlı olarak ham sütün fiyatı 96 kuruş olmuştur. Bu fiyatlarla yetinmek demek üretimi ve tüketiciyi ağır maliyetler altında bırakmak demektir.
Bunun için hükümetimiz bir tedbir aldı. Bu yeni durumu dikkate alarak hem transferleri düşürmek hem ülkedeki tüketicinin korunması, üretimin de darbelenmemesi ve Güney Kıbrısla rekabet edebilmemiz için süt ürünleri ihracatına ödenen 8.5 trilyonluk ihracatı teşvik primi ortadan kaldırılmıştır.
Aldığımız tedbirlerle özellikle süt ve diğer başka ürünlere ve arpaya verdiğimiz destek ve doğrudan destekle süt fiyatlarının dengeli bir şekilde olmasının bilincine vardık.
Tarım sektöründe kullanılan mazotu destekleyerek, düşük fiyatlı vererek hem üreticilerin bu kaybını üretim temelinde kapatmak, hem de bir kutu uzun ömürlü sütün, hellimin ve diğer bütün süt ürünlerinin fiyatının tüketiciye zam yapmadan gerçekleşmesini sağladık. Aynı zamanda ihracatçılarımız da bu politika sayesinde dış pazarlarda ihracatı teşvik primi almadan ürünlerini satma imkanı buldu ve rekabet kabiliyetine gitti.
Güneyle Kuzey arasındaki ticarette dengesizlik
Başbakan Soyer, Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasında yaşanan geçişlere bağlı olarak ticarette Kıbrıs Türk halkının aleyhine yaşanan dengesizliğe dikkat çekerek, bu konunun yasaklarla değil düşünceyle ele alınmasının önemini de vurguladı ve halka da bu konuda iyice düşünmesi gerektiği mesajını verdi.
Bundan ötürü özellikle vergiler, fonlar ve diğer başka noktalarda ve özellikle dolar kurunun da bu anlamda düştüğü şartlarda fiyat politikalarını hem iş dünyasının, hem de hükümetin takip etmesi ve bizim Güney Kıbrıstan pek çok alanda sahip olduğumuz fiyat avantajını daha da geliştirmemiz gerekmektedir. Bu bakımdan da yurttaşlarımızın bu genel durumu dikkate alarak 135 euroluk özellikle şahsi ticaretin yarattığı imkanları değerlendirmek gerekir ama bunun tek taraflı olduğunu da insanlarımızın görmesi, düşünmesi ve ona göre hareket etmesi gerekmektedir.
Güney Kıbrısta bir gazeteye Kıbrıs Türk halkına ait bir ticari kuruluşun reklamını dahi koymaktan imtina eden ve bunu yasaklayan, basın organlarını böylesine baskı altına alan bir zihniyetle de uğraşmak zorundayız. Bunun için ticarette, dolaşımda hiçbir yasak öngörmedik ama halkımızın bunun bilincinde hareket etmesinin de bir gerçek olduğunun altını çizmek istiyorum. Hem dolaşımda, hem diğer anlamda böylesi despot davranışların karşısında ezilmemek gerektiği kanısındayım
DAÜdeki gelişmeler
KKTCdeki üniversitelerin son derece yetenekli bir performans gösterdiğini, bunun KKTCye hem dış dünyada hem de ülke ekonomisi açısından önemli bir konum sağladığını vurgulayan Soyer, özellikle DAÜnün dünya üniversiteler sıralamasında 1760lardan 1401e çıkmasının ve Türkiye üniversiteleri arasında 13. sırada bulunmasının ciddi bir gelişme olduğunu anlattı.
Bu yıl DAÜye 3 bin 300 öğrencinin kaydolduğunu ve ileriki günlerde bunun 4 bine yaklaşmasının beklendiğini kaydeden Soyer, böylece DAÜnün toplam öğrenci sayısının 15 bine yaklaşmasının söz konusu olduğunu kaydetti.
Soyer, bu gelişmenin yalnız hükümetin, rektörlüğün veya yöneticilerinin değil DAÜde çalışan akademisyen, memur ve işçilerin, öğrencilerin, ailelerin ve KKTCde yaşayan her insanın yarattığı bir değer olduğunu vurgulayarak, bu değeri geliştirmemiz, gözetmemiz ve ileriye doğru götürmemiz gerekmektedirdedi.
Son dönemde dolar kurunda yaşanan düşüşe bağlı olarak çalışanların maaşlarında belirsizlik yaşandığını ve bazı sıkıntıların doğduğunu da anlatan Soyer, maaşların belirgin hale gelmesi için ellerinden gelen katkıyı ortaya koyacaklarını vurguladı.
Soyer, şunları kaydetti:
DAÜde çalışanların maaş ve ücretlerinde bir belirsizlik oluşmuştur. Bu belirsizliği ele almak da en temel görevimizdir. aylarca önce DAÜyü açılış günü açtırmayacağız diye yapılan beyanatların o günkü gerekçesi DAÜ Yasasıydı. DAÜ Yasasını meclise sevketmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki dönemde komitelerde görüştükten sonra meclisten geçireceğiz ve bu sorun giderilecektir. Ancak o gün yasayla ilgili olarak DAÜyü açtırmayız diyenler maalesef dolar kurundaki bu gerilemeyi dikkate alarak bu kez üniversitenin açılış günü grev ilan etmişlerdir. Biraz da bile bile yapılmıştır, hükümetimizi zora koymak için, grevi yasaklamak zorunda bırakmak için .
Başbakan Soyer, DAÜdeki sendikaların yaptıkları tüm eylemlere ve kendilerini siyasal platforma çekme çabasına rağmen hükümet olarak hiçbir zaman DAÜye, çalışanlarına, akademisyenlerine, örgütlerine siyasi olarak yaklaşmayacaklarını vurguladığı konuşmasında, şunları kaydetti:
Sorunları çözeceğiz. Bizi tahrik edip siyasal tartışmanın içine çekme çabalarına rağmen ülkemizin bütün ihtiyacı için bunu ele alıp gerçekleştireceğiz.
Birlikte hareket şart
Bütün bu çalışmalarla bu sorunları çözmemiz lazım. Bundan ötürü tüm halkımıza, hangi kesimlerden olursa olsun, kesinlikle birlikte hareket etmemiz gerekmektedir. Bu ülkeden başka bir ülkemiz yoktur. Siyasi görüşümüz, sosyal konumumuz ne olursa olsun temel görevimiz, tartışırken düşüncelerimizi özgürce ifade etmek, sorunları yapıcı, diyalog içinde, düşünsel ortamda aşmaya çalışan enerjiyi üretmektir. Bu enerjiyi beraber üretelim. Kısır, polemik tartışmalarıyla bir yere varmak mümkün değildir. Şahsi ve bireysel kinlere dayanan spekülasyonlarla ülkemizin sorunlarını aşmak mümkün değildir. Bunları birlikte, özgürce, doğru bilgiye dayanarak aşmamız ve ileriye götürmemiz lazımdır.
Değişimi gerçekleştireceğiz
Değişimi gerçekleştireceğiz. Değişim şarttır. Değişmeden kalan bir halk geriler. 21. yüzyılın içerisinde üretken, dinamik, düşüncesi zengin, demokrasisi gelişmiş, kurumsallaşmış ve ekonomisi de istikrarlı büyüyen bir halk olmaya ihtiyacımız vardır. Bunu başaracak olan da tek bir güçtür. Bu güç de siyasi görüşü ne olursa olsun Kıbrıs Türk halkının bizatihi kendisidir ve Kıbrıs Türk halkında bu enerji vardır. Bu kabiliyet vardır. Bunun da birlikte başaracağız. (tak/yd)
YENIDUZEN 09/10/2007
NTV
Güncelleme: 13:13 TSİ 10 Ekim 2007 Çarşamba
LEFKOŞA
- Rum Politis gazetesi, KKTC ile Kırgızistan arasında
doğrudan uçuş planlandığı, bu yöndeki bilgilerin Rum
yönetimini alarma geçirdiğini yazdı.
Gazete, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku
Markullinin Kırgızistan ziyaretinin
alışılagelmiş bir yurt dışı ziyareti
olduğunu söylemesine karşın, bu ziyaretinin tesadüf
olmadığını yazdı.
Kırgızistan ile KKTCnin uzun zamandan beri 15 Ekim tarihinde iki
ülke arasında doğrudan uçuşların başlayacağını
duyurmayı planladıklarını belirten gazete,
uçuşların başlayacağına dair açıklamanın
aynı gün yapılması konusunda anlaşmaya
varıldığını kaydetti.
Habere göre, Rum Dışişleri Bakanlığına
ulaşan bu bilgiler, hükümetin alarma geçmesine neden oldu.
Bu arada, Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, Markullinin ziyaretine
ilişkin açıklamasında, ziyaretin, hükümetin yabancı
devletlerle ilişkilerin güçlendirilmesi çabası çerçevesinde
gerçekleşeceğini söyledi.
Palmas, ziyaretin, Kırgızistan ile Türkiye arasındaki
ilişkilerin daha da geliştirilmesini önleyici nitelik
taşıdığı yönünde basında yer alan haberlerle
alakalı olmadığını belirtti.
Kırgızistan ve Suriyenin, Güney Kıbrısın önem
verdiği ülkeler olup olmadığı sorusuna
karşılık Palmas, uluslararası toplumun tüm ülkelerinin
kendileri için önemli olduğunu kaydetti.
BBC Türkçe
Servisi/ Deutsche Welle
Güncelleme: 13:04 TSİ 10 Ekim 2007 Çarşamba
LONDRA/BONN
- Türkiyede hükümetten gelen Iraka sınırötesi operasyon
işaretleri, Avrupa basınında yer buldu. Türkiyenin askerlerini
Kuzey Iraka göndermeye bir adım daha
yaklaştığını yazan yazan Financial Times, Türkiye son
aylarda Irak sınırına 100 bin kadar asker yığdı.
Özel timlerin de sınırı geçerek PKKya nokta operasyonları
yaptığı belirtiliyor. Ancak kapsamlı bir müdahale,
Meclisin onayını gerektiriyor ve hükümetin böyle bir izin istemeye
hazır olduğunu gösteren hiçbir işaret yok ifadelerini
kullandı.
Guardian
ise hükümetin açıklamasını, orduya verilen bir ödün olarak
yorumladı. Gazetenin Avrupa editörü Ian Traynorın imzasını
taşıyan haberde, Türk hükümeti dün ordunun komuta kademesindeki
muhaliflerine teslim olarak, ayrılıkçı Kürt isyancılara
karşı Kuzey Iraka baskınlar düzenlenmesine yeşil
ışık yaktı cümlelerine yer verildi.
Orduyla hükümet arasında Nisan ayından beri yaşanan
gerginliklere geniş yer veren Guardian, Erdoğan generallerden daha
hızlı hareket ederek sürekli bir adım ilerde gittiği için,
ordudaki şahinlerin ve Kürtler arasındaki militan çevrelerin
şiddeti tırmandırarak hükümeti zor durumda
bırakacağı öne sürülüyordu diye yazdı.
BASININ
BASKISIYLA OPERASYONA YEŞİL IŞIK
Türkiyenin Irakın kuzeyine operasyon ihtimali, Alman basınında
öne çıkan konular arasında. Süddeutsche Zeitung gazetesi,
PKKnın 15 Türk askerini öldürmesi üzerine Türk kamuoyunda
başgösteren infial ve basının Başbakan Recep Tayyip
Erdoğana aşırı baskısı sonucu
Erdoğanın askere olası bir operasyon için yeşil ışık
yakma zorunda kaldığını belirtiyor.
AB
OPSİYONU TEHLİKEDE, GENERALLERİN ELİNE DÜŞTÜ
Gazete şöyle devam ediyor: Başbakan bu girişimiyle askere çok
tehlikeli bir hareket serbestisi tanımıştır ve bu
girişimin faturası Erdoğana çok pahalıya malolabilir. PKK
bitirmek isteniyorsa, bu örgütün liderlerinin bu anlamsız mücadeleyi sona
erdirmeleri için girişimde bulunmak gerekir. Bu da Iraklı Kürt
liderlerin görevidir ve onlara da yarar sağlayacaktır. Ankara ise bu
komşularına tehdit savuracağına, onlarla diyalog
aramalıdır. Erdoğan, olası bir Irak operasyonu ile sadece
Türkiyenin AB opsiyonunu tehlikeye düşürmekle kalmıyor; genarallerin
elinden kendini kurtarmak isterken, kendi rızasıyla onların
eline düşmüş oluyor.
Rum gazetesi: KKTC ve Kırgızistan 15 Ekim'de doğrudan
uçuş planlıyor
KKTC ile
Kırgızistan arasında doğrudan uçuş planlandığı,
bu yöndeki bilgilerin Rum yönetimini alarma geçirdiği bildirildi.
Rum Politis gazetesi, Rum yönetiminin
Dışişleri Bakanı Erato Kozakou Markullinin
Kırgızistan ziyaretinin "alışılagelmiş bir
yurt dışı ziyareti" olduğunu söylemesine
karşın, bu ziyaretinin tesadüf olmadığını
yazdı.
Kırgızistan ile KKTCnin uzun zamandan
beri 15 Ekim tarihinde iki ülke arasında doğrudan uçuşların
başlayacağını duyurmayı planladıklarını
belirten gazete, uçuşların başlayacağına dair
açıklamanın aynı gün yapılması konusunda
anlaşmaya varıldığını kaydetti.
Habere göre, Rum Dışişleri
Bakanlığına ulaşan bu bilgiler, hükümetin alarma geçmesine
neden oldu.
Bu arada, Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas,
Markullinin ziyaretine ilişkin açıklamasında, ziyaretin,
"hükümetin yabancı devletlerle ilişkilerin güçlendirilmesi
çabası" çerçevesinde gerçekleşeceğini söyledi.
Palmas, ziyaretin, "Kırgızistan
ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesini
önleyici nitelik taşıdığı yönünde basında yer
alan haberlerle" alakalı olmadığını belirtti.
Kırgızistan ve Suriyenin, Güney
Kıbrısın önem verdiği ülkeler olup olmadığı
sorusuna karşılık Palmas, "uluslararası toplumun tüm
ülkelerinin kendileri için önemli olduğunu" kaydetti.
MILLIYET 10/10/07
Talat, öneriyle gidecek
İLİŞKİLERİ İYİLEŞTİRECEK
ÖNERİLER... Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 16 Ekim'de
görüşeceği BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a, talep ve önerilerde
bulunacağını söyledi. Görüşmenin, Kıbrıs Türkü'nün
politik duruşu çerçevesinde gerçekleşeceğini kaydeden
Erçakıca, genel sekreterden daha aktif olmasını talep etmenin
yanı sıra iki halk arasındaki ilişkilerin
iyileştirilmesini öngören öneri yapacaklarını belirtti
TALAT, BURNS İLE DE GÖRÜŞECEK...Erçakıca, Talat'ın,
genel sekreterin yanı sıra ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Nicholas Burns ile de
görüşeceğini belirtti. Erçakıca, New York ziyareti
sırasında Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u da ziyaret eden
Burns'ün, Cumhurbaşkanı Talat'ı da ziyaret etmesinin
planlandığını belirtti. Erçakıca, "Daha
başka ziyaretleri de olabilir ancak bu ziyaretin amacı genel sekreter
ile görüşmektir. Ziyaret, 'Amerika seferi' gibi düşünülmüyor ancak
New York'ta bulunmanın getirdiği bazı görüşmeler de
olacak" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 16 Ekim'de
görüşeceği BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a, kapsamlı çözüm için
neler yapılması gerektiğine dair Kıbrıs Türk
tarafının görüşünü aktararak, Kıbrıs'ta iki halk
arasındaki durumun iyileştirilmesine dönük önerilerde
bulunacağını söyledi.
Haftalık basın brifinginde gazetecilerin sorusu üzerine
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın pazar günü gideceği New
York'tan 18 Ekim Perşembe günü döneceğini söyleyen Erçakıca,
Türk tarafının Talat-Ban görüşmesinin mümkün olduğunca en
üst düzeyde verimli olabilmesi için "ev ödevini iyi
yapacağını" kaydetti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moon'un yanı sıra ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Nicholas Burns ile de görüşeceğini
belirtti. Erçakıca, New York ziyareti sırasında Rum Yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'u da ziyaret eden Burns'ün, Cumhurbaşkanı
Talat'ı da ziyaret etmesinin planlandığını belirtti.
Erçakıca, "Daha başka ziyaretleri de olabilir ancak bu
ziyaretin amacı BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşmektir.
Ziyaret, 'Amerika seferi' gibi düşünülmüyor ancak New York'ta
bulunmanın getirdiği bazı görüşmeler de olacak" dedi.
Talat'ın talepleri
Hasan Erçakıca, bir başka soruya yanıtında,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ban'a talep ve önerilerde
bulunacağını söyledi.
Görüşmenin Kıbrıs Türkü'nün politik duruşu
çerçevesinde gerçekleşeceğini kaydeden Erçakıca, genel
sekreterden daha aktif olmasını talep etmenin yanı sıra iki
halk arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesini öngören öneri
yapacaklarını belirtti.
Erçakıca, "Bunlar yıllara yayılan politikamıza
damgasını vuran hedeflerdir. Kapsamlı çözüm için
çalışmak, çalışırken de Kıbrıs'taki iki
halkın yaşamını, aralarındaki ilişkileri
geliştirecek tedbirler almaktır" şeklinde konuştu.
Papadopulos-Ban görüşmesi
Erçakıca, bir başka soruya yanıtında, BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moon'un önce Rum lider Papadopulos'la görüşmesinin Türk
tarafı için bir dezavantaj oluşturmayacağını söyledi.
Ban'ın Papadopulos'la gerçekleştirdiği görüşmeyi
"Çok kısa ve etkisiz" olarak niteleyen Erçakıca,
"Etkili olmasını tercih ederdik. Çünkü etkili bir
konuşmadan sonra Cumhurbaşkanı Talat'ın Ban Ki Moon'la
görüşmesinin de daha etkili olma olasılığı ortaya
çıkmış olurdu" dedi.
KIBRIS
10/10/07
Süre uzadıkça, çözüm zorlaşıyor
RYAN'DAN LİDERLERE ÇAĞRI: ADIM ATIN...
İngiltere'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, bugüne
kadar Kıbrıs'ta yaşananları hayal
kırıklığı yaratan bir durum olarak özetledi ve her iki
toplum liderini de müzakereler için adım atmaya çağırdı.
Ryan, "Liderler temsil ettikleri toplumlara bu konuda örnek olmalı,
bu onların sorumluluklarıdır" dedi
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere Başbakanı Gordon Brown'ın
Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak görevlendirdiği Enfiled
Milletvekili Joan Ryan, adada çözümün sağlanması için iki
taraflı olarak görüşmelerin hemen başlatılması
gerektiğini vurguladı. Joan Ryan, "Süre uzadıkça çözüm
zorlaşıyor" dedi.
Süreç uzadıkça ilerleme sağlamanın
zorlaştığına da dikkat çeken Joan Ryan, "Daha da
zorlaşmadan harekete geçmeliyiz, çünkü zaten şu anda da yeterince
zorluk var" şeklinde konuştu.
Geçtiğimiz hafta İngiltere Kıbrıs Özel Temsilcisi
olarak Kıbrıs'ı ziyaret eden Enfield Milletvekili Joan Ryan,
Londra'da düzenlediği basın toplantısı ile Kıbrıs
ziyaretini değerlendirdi.
Enfield Bölgesi'ndeki İşçi Partisi seçim bürosunda Türk
basın mensupları ile bir araya gelen milletvekili Joan Ryan, ilk kez
Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak geçtiğimiz hafta adaya
gittiğini ve orada birçok siyasetçi, toplum liderleri ve dernekle
görüştüğünü belirtti. Kıbrıs ziyaretinden oldukça
etkilendiğini ifade eden Joan Ryan, bu görüşmelerin oldukça olumlu
geçtiğini ifade etti.
Kıbrıs'taki iki tarafın da oldukça umutsuz ve karamsar
bir yapıda olduğunu tespit ettiğini kaydeden özel temsilci Ryan,
"Bu karamsar atmosfer hemen değiştirilmeli" diye
konuştu.
2008'in şubat ayında Rum kesiminde yapılacak olan
seçimlerden sonra Ada'da daha kapsamlı ve uzun dönemli bir anlaşma
için bir fırsat doğacağına inandığını
söyleyen Ryan, Kıbrıs adasında yaşayan herkesin
karşılıklı anlayış için çaba göstermesi
gerektiğini belirtti.
Müzakerelerin başlaması için ciddi bir görüşme sürecinin
başlatılması gerektiğini kaydeden Ryan,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bu anlamda son derce faydalı
bir görüşme yaptığını ifade etti.
Aynı dönemde Papadopulos ile de aynı yönde bir görüşme
yaptığına dikkat çeken Joan Ryan, Ada'da birleşmenin acil
bir hedef olduğu görüşüne herkesin destek verdiğini söyledi.
Bugüne kadar Kıbrıs'ta yaşananları hayal
kırıklığı yaratan bir durum olarak özetleyen Joan
Ryan, her iki toplum liderini de müzakereler için adım atmaya
çağırdı ve "Liderler temsil ettikleri toplumlara bu konuda
örnek olmalı, bu onların sorumluluklarıdır" dedi.
Ryan, Kıbrıs'taki çözüm sürecine İngiltere'de
yaşayan Kıbrıs Türk toplumu ve Rum toplumunun da destek vermesi
gerektiğini kaydetti.
Ryan, bu anlamda İngiltere'deki Kıbrıslı Türk ve
Rum diyasporalarıyla da sürece katkılarını arttırmak
için görüşmeler yapacağını vurguladı.
Kıbrıs'ta Yeşil Hat üzerinden iki taraf arasında
geçişler yapıldığını ve böyle bir ortamda
anlaşma sağlanamamasının çılgınlık
olduğunu ifade eden Ryan, "Anlıyorum Ada'da yaşayanlar
öfke, üzüntü ve bıkkınlık duyguları içindeler. Kimseye
geçmişi unutun demiyorum ama affedin, ileri bakın, ülkenize istikrar
ve barışı getirin. Bu iki toplumun da yararına
olacaktır" şeklinde konuştu.
Türk okullarına destek
Ryan ayrıca, Londra'da faaliyet gösteren Türk okullarına ve
Türk öğrencilerinin eğitimine destek vermek için çalışmalar
başlatacağını söyledi.
Bunun için bir sempozyum düzenleyeceklerini ifade eden Ryan,
İngiltere Eğitim Bakanı ile Türk Okulu yönetcilerini biraraya
getirerek sorunlarına direkt olarak çözüm yolları
arayacaklarını kaydetti.
Ünlü sanatçı Sezen Aksu'nun da bu anlamdaki çabalarına destek
sözü verdiğini belirten Ryan, Aksu'nun 2008 yılı içinde
İngiltere Parlamentosu'nda bir konser vereceğini söyledi.
KIBRIS
10/10/07
"Bomba öneriler"
"KIBRIS SABOTAJI"...İşte makale:
"Şubat'taki Kıbrıs (Rum)
cumhurbaşkanlığı seçimine kadar Türkiye mevcut pozisyonuna
bağlı kalmalı: Kıbrıslı Türklerin sorunu
hafifletilmedikçe limanlar açılmaz. Eğer Papadopulos kaybederse,
Türkiye'nin, düzenli müzakerelere geçilmesine çalışması
beklenebilir ve herhalde siyasi olarak limanları açmayı ve
müzakereler yoluyla çözüm konusunda iyi niyetini kanıtlamayı daha
kolay bulabilir. Eğer Papadopulos kazanırsa, Ankara, ciddi olarak
radikal değişikleri düşünmek zorunda kalacak. Her halükarda
Türkiye'nin siyasi değişimi, Kıbrıs sorunu tarafından
sabotaj edilmemeli"
Eski ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz, Türkiye'nin bu aşamada
limanlarını Kıbrıslı Rumlara açmama
yaklaşımını sürdürmesini tavsiye ederken,
Kıbrıslı Rumlar ve AB'nin "gerçek" müzakerelere
hazır olmaması halinde Ankara'nın önündeki seçenekler
arasında Kuzey Kıbrıs'ın gelecek statüsü konusunda
bağımsızlık ve ilhak alternatiflerini de içeren bir
referandum düzenlenmenin bulunduğunu öne sürdü.
AB Haber'e göre, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin önünde
bazı radikal seçeneklerin bulunduğu öne sürüldü. ABD'nin eski Ankara
Büyükelçisi Morton Abramowitz, Türkiye'nin bu aşamada
limanlarını Kıbrıslı Rumlara açmama
yaklaşımını sürdürmesini tavsiye ederken,
Kıbrıslı Rumlar ve AB'nin "gerçek" müzakerelere
hazır olmaması halinde Ankara'nın önündeki seçenekler
arasında Kuzey Kıbrıs'ın gelecek statüsü konusunda
bağımsızlık ve ilhak alternatiflerini de içeren bir
referandum düzenlenmenin bulunduğu savundu.
Morton Abramowitz ve Lehigh Üniversitesi Uluslararası
İlişkiler Profesörü Henri Barkey, Wall Street Journal gazetesinde
yayınladıkları "Kıbrıs sabotajı"
başlıklı makalede Kıbrıs sorununun devam etmesinden
önemli ölçüde sorumlu olan ve Annan Planı'nı reddetmelerinin
ertesinde Kıbrıs Rum kesimini üyeliğe alan AB'nin, Rum kesiminin
inatçılığını kırmasının kuşkulu
olduğunu belirttiler.
Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB süreci için ciddi engel
oluşturacağı görüşü dile getirilen makalede
"Başbakan Erdoğan, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunun sona erdirileceği güvencesi olmadan Türkiye'nin
limanlarını Kıbrıslı Rum gemilerine açıp açmama
konusunda bir karar vermek durumunda" denildi.
Bunun sadece yüksek bir siyasi bedeli olmadığı,
aynı zamanda Kıbrıs sorununun Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde
daimi bir sancı olarak kalması riskinin bulunduğu belirtilen
makalede, risk alan ve aynı zamanda gelişmeleri tetikleyebilen biri olarak
değerlendirilen Erdoğan için, "Kıbrıs sorununun
çözümünün, iki bölgeli ve iki toplumlu federasyon temelinde müzakere etmeyi
planladığını açık bir biçimde dile getirirken,
limanları açmama konusunda sağlam durmalı" önerisinde
bulunuldu.
Erdoğan'ın önünde seçenekler
Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos ve AB'nin gerçek
müzakereler için hazır olmaması halinde Erdoğan'ın önünde
çeşitli seçeneklerin olduğu belirtilen makalede, bu seçenekler,
"Kuzey Kıbrıs'ı güçlendirmek için ciddi bir ekonomik kalkınma
programı, KKTC'nin İslam dünyasınca tanınmasını
sağlama çabası ve 'nükleer seçenek' olarak adlandırılan
Kuzey Kıbrıs'ın gelecek statüsü konusunda
bağımsızlık ve Türkiye'ye ilhak alternatiflerini de içeren
bir referandum düzenlemek" olarak sıralandı.
Sadece bu tür bir meydan okumanın Kıbrıslı
Rumların iyi niyetle müzakere masasına dönmesini
sağlayabileceği savunulan makalede, ancak bu tür bir hareketin
"ekonomik ve siyasi olarak Türkiye için çok pahalıya mal
olabileceği", Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin sonu
getirebileceği uyarısı yapıldı.
Makalede şöyle denildi:
"Şubat'taki Kıbrıs (Rum)
cumhurbaşkanlığı seçimine kadar Türkiye mevcut pozisyonuna
bağlı kalmalı: Kıbrıslı Türklerin sorunu
hafifletilmedikçe limanlar açılmaz. Eğer Sayın Papadopulos kaybederse
Türkiye'nin, düzenli müzakerelere geçilmesine çalışması
beklenebilir ve herhalde siyasi olarak limanları açmayı ve
müzakereler yoluyla çözüm konusunda iyi niyetini kanıtlamayı daha
kolay bulabilir. Eğer Sayın Papadopulos kazanırsa Ankara, ciddi
olarak radikal değişikleri düşünmek zorunda kalacak. Her
halükarda Türkiye'nin siyasi değişimi Kıbrıs sorunu
tarafından sabotaj edilmemelidir."
KIBRIS
10/10/07
Papadopulos, görüşmeleri olanaksız hale
getirmeye çalışıyor
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ortada üzerinde
konuşabilecek herhangi bir değer bırakmamaya ve böylece
görüşmeleri olanaksız hale getirmeye
çalıştığını vurguladı.
Rum liderin "kapsamlı çözüm"
tanımlamasını ağzına almadığına dikkat
çeken Erçakıca, Kıbrıs sorununu "işgal" sorunu
olarak göstermeye çalışan Papadopulos'un tek amacının, Türk
ordusunun adadan çekilmesiyle birlikte Kıbrıslı Türkleri
"ozmosis" yoluyla kendi yönetimi içinde eritmek olduğunu
söyledi.
Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmayı ve Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan ile Dışişleri
Bakanı Ali Babacan'ın KKTC'ye ziyaretlerini değerlendirdi.
"Papadopulos'un konuşması net anlatıyor"
Hasan Erçakıca, Papadopulos'un BM Genel Kurulu'ndaki
konuşmasında, Kıbrıs sorununa ve dolayısıyla
Kıbrıslı Türklere yönelik bakış açısını
bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. Papadopulos'un buradaki
konuşmasında dile getirdiği hususların, 2004 yılından
beri Kıbrıs sorununda yaşanan
tıkanıklığı ve bunun 8 Temmuz süreci yoluyla neden
aşılamadığını çok net
anlattığını söyleyen Erçakıca, "Kıbrıs
sorununu çözme çabalarının 'bir değerler sistemi ve
uluslararası hukuk normları süzgecinden geçirilmediğini' ileri
sürerek, bugüne kadar ortaya konan bütün çabaları ve BM çerçevesinde
yaratılmış bütün zemini berhava etme eğiliminde
olduğunu açıkça ilan etti" dedi.
Erçakıca, 8 Temmuz süreci de dahil Kıbrıs sorunuyla
ilgili her BM girişimini Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum
taraflarının siyasi eşitliğine dayalı,
kalıcı ve adil bir çözüm bulunabilmesi amacıyla
yapılmış olmasına rağmen, Rum liderin sorunun
'diğer tarafı' olarak Türkiye'yi hedef alarak Kıbrıslı
Türkleri ve onların Kıbrıs'taki haklarını hiçe
saydığını söyledi.
Erçakıca, şöyle dedi:
"Kıbrıs sorununu 'işgal' ve kendi yönetimiyle
Türkiye arasında bir sorunmuş gibi lanse ederken, 1964
yılından beridir BM Barış Gücü'nün neden adada
olduğunu, neden Kıbrıslı Türkler ile
Kıbrıslı Rumlar arasındaki sorunların çözümü yönünde
çaba harcadığını açıklamamakta ve
Kıbrıs'taki sorunu bu misyonun görev alanı
dışında bir sorunmuş gibi göstermeye
çalışmaktadır."
Tek amacı ozmosis
"Daha önceki konuşmasında ozmosise açıkça
atıfta bulunan Papadopulos, bu kez 'ozmosis' kelimesini açıkça
telaffuz etmeden bu hedefe giden yolun parametrelerini
konuşmasının satır aralarında anlatmaktan yine kendini
alamamıştır" diyen Erçakıca, Papadopulos'un gerçek
niyetinin iki tarafın uzlaşısı yoluyla ve eşitlik
temelinde bir çözüm bulunması olmadığının bu
konuşmayla bir kez daha ortaya çıktığını
anlattı. Erçakıca, "8 Temmuz anlaşmasının veya
herhangi bir başka BM girişiminin sonucunda varılacak bir
anlaşma bu temelde bir çözümü öngöreceği için de bunun yolunu açacak
yapıcı tavrı niye sergilemediği kolayca
anlaşılmaktadır" dedi.
Gül ve diğer yetkililerin KKTC ziyaretleri
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal
Toptan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın KKTC
ziyaretinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkına ve
devletine verdiği destek ile önemin fiili göstergesi olduğunu da
söyledi.
Erçakıca, "Bu ziyaretlerde, Kıbrıs sorununa
bütünlüklü bir çözüm bulunabilmesi için Sayın
Cumhurbaşkanımız tarafından harcanan çabalara Türkiye'nin
en üst düzey yetkililerinden destek ve takdir belirtilmesi bizleri memnun
etmiş, bu yolda yalnız olmadığımızı bizlere
bir kez daha göstermiştir" dedi.
Türkiye ve KKTC hükümetlerinin, Kıbrıs'ta en erken zamanda
çözüme ulaşılması vizyonuna sıkı sıkıya
bağlı olmaya ve bu yöndeki çabalara destek vermeye devam etme
kararlılığında olduğunu kaydeden Erçakıca,
"Bu çabaların, adada varolan gerçeklere dayanması gereğinin
dile getirilmiş olması bir çelişki olarak
algılanmamalı ve Kıbrıs'ta adil bir çözüm için varolan
niyetin Türk tarafınca bir kez daha tescil edilmiş olmasına
odaklanılması gerekir" dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün son Avrupa
Konseyi Parlamenterler Assamblesi Genel Kurulu'na hitaben
yaptığı konuşmada da belirttiği gibi Türk tarafı,
yerleşik BM parametreleri temelinde ve BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet
misyonu çerçevesinde Ada'nın yeniden birleşmesini sağlayacak
siyasi bir çözümü desteklemeye devam etmektedir. Türkiye'den ülkemize
yapılan ziyaretlerden ve yapılan açıklamalardan bunun ötesinde
anlamlar çıkarmaya çalışmak sadece çözümsüzlüğe ve
gerginliğe hizmet edecektir."
KIBRIS
10/10/07
Almanya'daki Türk kökenli işadamlarının Kuzey
Kıbrıs'a yatırımları konusu ele alındı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Berlin'deki ilk gününde Berlin
Branderburg Türk Alman İşadamları Birliği yetkilileriyle
bir araya geldi.
Başbakan Soyer ve beraberindeki heyet, Türk Alman
İşadamları Birliği Remzi Kaplan, birlik yöneticileriyle
yaptığı görüşmede, Almanya'daki Türk kökenli
işadamlarının Kuzey Kıbrıs'a yatırımlar
yapması üzerinde durdu.
Başbakan Soyer, görüşmenin ardından Alman Sosyal
Demokrat Parti Federal Milletvekili Lale Akgün ve bir grup milletvekiliyle
Almanya parlamentosunda görüşecek.
Başbakan Soyer'e görüşmeleri sırasında CTP
Lefkoşa Milletvekili Mustafa Yektaoğlu, Özel Kalem Müdürü Yonca
Şenyiğit ve Alman Sosyal Demokrat Parti Avrupa Parlamentosu eski
Milletvekili Ozan Ceyhun eşlik etti.
KIBRIS
10/10/07
Tek çözüm yolu iki devletli, iki kesimli ve AB çatısı
altında kurulacak oluşumdan geçer
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, Kuzey'in Sesi
Radyo Vatan'da yayınlanan "Serbest Kürsü" programına
katıldı.
Sivil Savunma'dan verilen bilgiye göre Denktaş, SSTB'ye
girişinde Teşkilat Başkanı Ömer Faruk Bozdemir ve
diğer yetkililer tarafından karşılandı. Denktaş,
kendisiyle SSTB'nin ön bahçesinde yapılan program öncesinde Şeref
Defteri'ni de imzaladı.
Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesine değindiği
konuşmasında, Kıbrıs Rum tarafının niyetinin
Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak olduğunu belirtti.
Kıbrıs meselesine bulunacak çözüm için sürekli olarak
"Birleşik Kıbrıs" ifadesinin
kullanıldığını, ancak bu ifadeye açıklık
getirilmediğini belirten Denktaş, adada varılacak tek çözüm
yolunun iki devletli, iki kesimli ve AB çatısı altında kurulacak
bir oluşumdan geçtiğini söyledi.
Denktaş, Annan Planı'nı ve 1960
anlaşmalarını desteklemek yerine Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü ve
bağımsızlığını destekleyerek bir çözüm
yolunun aranması gerektiğini de söyledi.
Türkiye'nin, AB sürecinin devam etmesinden dolayı bu konuyu
açıkça belirtmekten geri durduğunu; bu yüzden bunu
Kıbrıslı Türk toplumunun ifade etmesi gerektiğini belirtti.
Denktaş, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
verdiği beyanatlarda "KKTC'nin bugün Rum kesiminden ve Türk askerinin
buradaki varlığının da güneydeki askerden daha meşru
olduğunu" belirttiğini söyleyerek; Talat'ın bu
düşüncelerini daha ileriye götürmek gerektiğini söyledi. Denktaş
böyle davranarak; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin esas
olacağını da söyledi.
KIBRIS
10/10/07