Hristofyas: Talat Türkleşiyor

2008 başkanlık seçimleri adayı, AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Hristofyas, NTV’nin sorularını yanıtladı. Başkan seçilirse 2 toplumlu federasyondan yana irade kullanacağını söyleyen Hristofyas, Talat’ın ‘Türkleştiğini’ ileri sürdü.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:46 TSİ 01 Ekim 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - Rum lider Papadopulos, 2003 seçimlerinde, ülkenin en büyük partisi AKEL’in desteğiyle seçilmişti. ama AKEL, Şubat 2008’de yapılacak başkanlık seçimlerine bu kez kendi adayıyla, Parti Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas’la katılıyor. Hristofyas, Annan Planı’na karşı da kampanya yürütmüştü.

Hristofyas, aradan geçen 3 yılda Rumların uzlaşmaz tutumu nedeniyle Kıbrıslı Türklerin artık iki devletli çözümü tercih etmeye başlamalarını değerlendirdi. Ancak Hristofyas’a göre bunda Rumların uzlaşmazlığının değil, Kıbrıslı Türk liderlerle Ankara’nın açıklamaları etkili oldu.

İki ayrı devletli çözümü isteyen Kıbrıslı Türklerin sayısı nasıl artmasın! Bakın yakın bir dönem içinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı yasadışı bir şekilde adanın Kuzey kesimini ziyaret etti ve bu ziyaret Birleşmiş Milletler kararları gözetilmeksizn yapıldı. Bu ziyareti sırasında Sayın Gül, Ada’da iki halktan, iki dinden, iki ayrı devletten bahsetti.

Diğer yandan dostum Talat, Sayın Turgay Avcı’yı sürekli olarak yurtdışına gönderiyor ve bu ziyaretlerde sürekli olarak Ada’da 2 devletin olduğu vurgulanıyor. Yani, 2 bölgeli, 2 toplumlu çözüm mesajı yerine, bu mesajlar veriliyor. Bakın kamuoyu üzerinde liderlerin etkisi vardı. Eğer birlikten yana mesajlar verirseniz kamuoyunu birlikten yana etkilersiniz. Bu verilen mesajlar birlikten yana olmaktan ziyade bölünmeden yana. Doğru mesajlar değil.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile Rum Dışişleri Bakanı Markuili’nin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili sözlerine de değinen Hristofyas, Ada’daki orduların çözümü güçleştirdiği görüşünde.

Sert olan açıklamalar değil, 33 yıldır Türkiye’nin ordusunun bulunması. Sadece Kıbrıslı Rumların değil, Kıbrıslı Türklerin de insan haklarını ihlal eden bir olgudur. 33 yıldır ülkemde yabancı bir ülkenin askerleri, orduları var diye benim onları alkışlamamı mı beklerdiniz. Ya da 33 yıldır ben köyüme gidebilmiş, köyümü, evimi görebilmiş değilim. Doğduğum büyüdüğüm toprakları görebilmiş değilim. Bu koşullarda bu askeri gücü alkışlamamı mı beklerdiniz.

ASKERLERİN VARLIĞI, SİYASİ KOŞULLARI ETKİLİYOR
Maalesef benim görüşüme göre, askerin ya da orduların mevcudiyeti, siyasi koşulları da etkiliyor. Eğer Ada’da Türk ordusunun mevcudiyeti olmasaydı, Uzunyol, Ledra Caddesi açılmış olmayacak mıydı. Ya da Yeşil Hat boyundaki askeri güçlerin birbirinden uzaklaştırılması sözkonusu olmayacak mıydı. Benim kanaatime göre bunlar gerçekleşecekti.

İki toplumun da kendini güvende hissedeceği bir uluslararası barış gücünün Ada’da varolması üzerinde anlaşmaya varılabilir. Bugüne kadar dışarıdan Ada’ya yapılmış olan müdahalelerin Kıbrıslılarda güvenlik hissine yardımcı olmadıklarını gördük. İster Atina tarafından, Yunanistan tarafından yapılmış olan darbe olsun, ister Türkiye’nin ordusu aracılığıyla yaptığı müdahale olsun. Bunlar Kıbrıslıların güvenlik hissinin gelişmesine yardımcı olmadılar.


Hristoftyas, Kıbrıs sorununun çözümünün büyük ölçüde Ankara’nın elinde olduğunu da düşünüyor.

Kıbrıs sorununun çözümü için Talat yerine Ankara ile görüşmek gerektiğini söylemiyorum. Bu, Kıbrıs Türk liderliğiyle görüşmek istemiyorum gibi yorumlanabilir. Ama Ankara’nın rolünü kim inkar edebilir? Sadece Rumlar değil, bunu tek bir Kıbrıslı Türk bile inkar edemez.

Farzedinki ben yarın Talat’la anlaşmaya varıyorum ve diyoruz ki ‘Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti askerlerden arındırılmış olacaktır’. Böyle bir anlaşmanın uygulamaya geçmesinin yolu Ankara’dan geçmeyecek mi? Ya da son 33 yılda Ada’ya yerleşen Türkiyelilerin geri dönmesi için Türkiye’nin onayı, izni gerekmeyecek mi?

Sayın Papadopulos’a çatmak çoğunlukla kolay bir hedef. Kolaycı bir şekilde Papadopulos hedef alınıyor. Çünkü Sayın Papaopulos hakkında bir önyargı sözkonusu. İki toplum arasında çözüme varılması için evet biz oturup görüşeceğiz. Ama pek çok konuda alınacak olan kararlarda da Ankara’nın önemli rolü var.


Dimitris Hristofyas, Rum kesiminin, Ankara’nın Avrupa Birliği sürecine en fazla destek veren ülkelerin başında geldiğini de savunuyor.

Türkiye’nin AB sürecini bu kadar açık şekilde destekleyen az sayıda ülkeden biriyiz. Bunun Kıbrıs sorununun çözümüne faydaları olacağına inanıyoruz. Ancak Türkiye, AB üyesi bir ülkeyi yani Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımıyor. Buradan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiyor. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirerek bu süreci yürütebilir. Ankara ‘bu yoğurdu öyle yiyeyim ki üzeri bozulmasın’ istiyor. Bu mümkün değil.


2008’de yapılacak seçimin iddialı adaylarından olan Dimitris Hristofyas, seçilirse nasıl bir politika izleyeği hakkında da ipuçları verdi. Türk tarafının pozisyonunu değiştirmemesi halinde kendisinin de sert bir müzakereci olabileceğini söyleyen Hristofyas, Rum yönetiminin bugüne dek reddettiği uluslararası konferans önerisine de sıcak bakıyor.

Sanıyorum şu anda bir taktik oyun oynanıyor ve bu durum şahsen benim hoşuma gitmiyor. 14 aylık bir gecikmeden sonra Sayın Talat ve Sayın Papadopulos bir araya geldiler. Ancak 8 Temmuz anlaşmasını hayata geçirmek yerine Sayın Talat yeni bir öneri sundu.

Çözüm için sizin kafanızda bir tarih var mı diye sordunuz. Size eski başkanlardan Vasiliu’nun sözleriyle yanıt vereyim. “İleride değil, dün, çoktan çözüme varılması gerekirdi” Ana konularda hala ciddi anlaşmazlıklar var.

FEDERASYON ÇÖZÜMÜ, RUMLARIN ÖNEMLİ BİR TAVİZİDİR
Biz iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon tezini savunuyoruz ve şu gözardı edilmesin ki, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü, Kıbrıs Rum toplumunun verdiği önemli bir tavizdir. Çözüm iki toplumun insan haklarını güvence altına almalıdır. İki toplum tarafından bir ortaklık oluşturtulacaktır. Bu ortaklık, iki toplumun siyasi eşitliğini, tıpkı Birleşmiş Milletler kararlarında ifade edildiği gibi, öngörecektir. Ama bu sayısaal eşitlik anlamına gelmemektedir.

Bir bölgede Kıbrıs Türk toplumu diğer bölgede Kıbrıs Rum toplumu kendisini idare edecektir. Kıbrıslı Rumların idare ettiği bölgede Kıbrıslı Türkler yaşamak istiyorsa yaşayacaktır ya da Kıbrıs Rumlarından, Kıbrıslı Türklerin idare ettiği bölgede yaşamak isteyenler de olacaktır.

Merkezi hükümette de iki toplumun yer alacaktır, eğer garantör bir güç kalacaksa, bu garantör güçlerin tek yanlı müdahale hakkının olmaması, Kıbrıs’ın askerlerden arındırılması gerektiğini savunuyoruz. Çözüm çerçevesinde göçmenlerin, evlerine köylerine, topraklarına geri dönebilmeleri hakkı olması gerektiğini belirtiyoruz.

Ada’ya geçen 33 yıl zarfında dışarıdan gelmiş olan nüfusun büyük çoğunluğunun, çözümle birlikte Ada’dan gitmesi gerektiğini vurguluyoruz. Bildiğiniz gibi Kıbrıs, Kıbrıslı Türklerle Rumların ortak vatanıdır.

GEREKİRSE SERT BİR MÜZAKERECİ OLURUM
Şimdi bütün bu gerçekliklerin ışığında yarın Sayın Mehmet Ali Talat’la görüşme olduğunda Sayın Talat, “Ada’nın gerçekleri var, Ada’da iki devlet var, bu taraftaki mallarını Kıbrıslı Rumlar unutsunlar, Ada’da varolan 150 bin - 180 bin Türkiyeli kalmaya devam edecek” derse, böyle bir durumda elbette ben de çok sert bir müzakereci olacağım.

Bizim sorunumuz İngilizlerin, Yunanların ya da Türkiyelilerin lehine bir çözme ulaşmak değil. Biz Kıbrıslıların lehine olacak bir çözüm uğraşısı içindeyiz. Ayrıca Kıbrıs sorununun çözümü için uluslararası konferans düzenlenebilir. Taraflar BM çatısı altında oturup, uluslararası konferansta bu meseleyi konuşabilir.


Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la da en kısa sürede görüşmek istediğini söyledi.

Biz hiçbir zaman AKEL olarak, Talat’ın ikinci bir Denktaş olduğunu söylemedik. Bir Kıbrıslı Türk dostumun bana söylediğini aktaracağım. Ama bu yanlış anlaşılmasın, espri olarak söylüyorum. “Talat önceleri Kıbrıslıydı. Sonra Kıbrıslı Türk oldu. Şimdilerde ise Talat sadece Türk.”

Sayın Talat’la eskiden yoldaşlar olarak çok kez bir araya geldik. Ülkesini seven iki dost olarak kısa süre içinde tekrar bir araya geleceğimizi umuyorum. Ama ben Kıbrıslı bir Mehmet Ali Talat’la buluşmak istiyorum.

 

Avcı, Erdoğan'la birlikte ABD'de halk toplantısına katıldı

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, toplantıda Başbakan Erdoğan ve Bakan Avcı'nın yanı sıra Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Devlet Bakanı Mehmet Şahin ve bazı AKP'li milletvekilleri de hazır bulundu.

Türkiye Cumhuriyeti Washington Büyükelçisi Nami Şensoy ve Başbakan Erdoğan'ın birer konuşma yaptığı halk toplantısında, ABD'de yaşayan Türk toplumun sorunları dinlendi. Aralarında Kıbrıslı Türklerin de bulunduğu toplantının açılışında Başbakan Erdoğan, Bakan Avcı'yı da takdim ederek, "Kardeş ülke KKTC'nin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Turgay Avcı bey de aramızda, sizinle birliktedir. Burada yaşayan Türk toplumuna destek vermek amacıyla buradayız" dedi.

Yaklaşık 2 buçuk saat süren halk toplantısında ABD'de yaşayan Türklere birlik içerisinde olunması ve Türkiye'nin tanıtımı ve güçlenmesi için daha etkin çalışılması mesajı verildi. Toplantı öncesi ve sonrasında Bakan Avcı ABD'de yaşayan gerek Türkiyeli gerekse KKTC'li birçok vatandaşla sohbet etme imkanı bularak sorunlarını dinledi.

İtalyan parlamento üyeleri ile görüşme

New York' ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sonrası İslam Koferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Koordinasyon toplantısını bekleyen Bakan Avcı ve heyeti İtalya Parlamentosu üyesi Sergio D'elia ve Matteo Mecaci ile yemekte bir araya geldi.

İtalya ile süren ilişkilerin daha çok geliştirilmesi konularının tartışıldığı yemekte Bakan Avcı, parlamento üyeleriyle uzun süre sohbet etme fırsatı buldu. Avcı, parlamento üyelerine İtalya'da yaptığı temaslar ve hemen ardından Rum Yönetimi'nin verdiği tepkiler hakkında bilgiler vererek, Rum Yönetimi'nin Kıbrıslı Türlere adeta nefes bile aldırmak istemeyişini eleştirdi.

New York'ta İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Koordinasyon toplantısını bekleyen Bakan Avcı, bazı Birleşmiş Milletler yetkilileri ve bazı ülke bakanları ile de bir araya gelecek.

KIBRIS 01/10/2007

 

Dışişleri Bakanı Babacan: Kıbrıs sorunu bir an önce çözülmeli

Lüksemburg'un dönem başkanlığı sırasında Kıbrıs'la ilgili sıkıntılar çıktığını hatırlatan kaynaklar, Babacan'ın bu konudaki tutumlarını Asselborn'a izah ettiği ve görüşmede büyük ölçüde AB sürecinin ele alındığını anlattılar.

Kıbrıs sorununun bir an önce çözülmesi gerektiğini kaydeden Babacan'ın, Asselborn'a, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a sunduğu önerilerin örneklerini sunduğu ve bu önerilerin Papadopulos tarafından yine reddedildiğini hatırlattığı aktarıldı.

Kaynaklar, Asselborn'un cevaben, bunun çözüm yerinin kesinlikle AB olmadığını, BM olduğunu söylediğini ve bunun Türk tarafının görüşüyle aynı olması bakımından önemli olduğuna dikkat çektiler.

Daha evvel Brüksel'de Büyükelçi olan Papua Yeni Gine Dışişleri Bakanı Sam Abal'ın ise Babacan ile görüşmesinde, Türkiye'nin AB üyeliği sürecini çok iyi bildiğini belirten kaynaklar, Abal'ın Babacan'a, Türkiye'nin o bölgeye açılımından duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini söylediler.

KIBRIS 01/10/2007

 

Kıbrıs, bölünmüş halkın sorunudur

BİRLEŞİK KIBRIS İSTEYENLER AZALIYOR... Cumhurbaşkanı Talat, referandumdan sonra halkların "yabancılaştığını" belirterek, "Sınırlar açıldığı zaman halk kuzeyden güneye, güneyden de kuzeye koştu. Bugün güneyden kuzeye günlük geçiş bin kişiden az. Kıbrıslı 6 ila 7 bin Türk her gün geçiş yaparken, Rumların sayısı git gide azalıyor" dedi. Bütün bu gelişmenin var olan yabancılaşmayı vurgulamakta olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıslı Türklerin nabzını yoklayan bir araştırmanın, her geçen gün daha az insanın birleşmiş Kıbrıs'ta yaşamak istediğini ortaya koyduğunu bildirdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs sorununun bölünmüş siyasetçilerin sorunu olmaktan çıktığını, bölünmüş halkın sorunu olduğunu" söyledi.

Atina'da yayımlanan To Vima gazetesine demeç veren Talat, "Kıbrıs sorunu siyasetçiler arası bir sorundu. Tabii ki halklarla başladı, ancak siyasetçilere yansıdı. Siyasetçiler de bölünmüş durumdaydı. Şimdi halklar da bölünmüş durumda. Siyasetçiler şu anda bir çözümü kabul etseler bile, kimse halkın kabul edeceğinden emin değil" diye konuştu.

Referandumdan sonra halkların "yabancılaştığını" kaydeden Talat, "Sınırlar açıldığı zaman halk kuzeyden güneye, güneyden de kuzeye koştu. Bugün güneyden kuzeye günlük geçiş bin kişiden az. Kıbrıslı 6 ila 7 bin Türk her gün geçiş yaparken, Rumların sayısı git gide azalıyor" dedi.

Bütün bu gelişmenin var olan yabacılaşmayı vurgulamakta olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıslı Türklerin nabzını yoklayan bir araştırmanın, her geçen gün daha az insanın birleşmiş Kıbrıs'ta yaşamak istediğini ortaya koyduğunu belirtti. Talat, "Kıbrıslı Türklere neden güneyi ziyaret ettiklerini sorduğumuzda, eski evlerini görmeye, çalışmaya veya alışverişe gittiklerini söylüyorlar. Rumlarla eski temasları yok. Bu da endişe verici" ifadelerini kullandı.

"Türkiye'de oluşmakta olan siyasi durumun AB sürecinde nefes olacağını" kaydeden Talat, bu durumun Kıbrıs konusunu da dolaylı şekilde etkileyeceğini kaydetti. KKTC Cumhurbaşkanı, "İnanıyorum ki, bugüne kadar hareketsiz olan süreçte tekrar kımıldanma meydana gelecek" diye konuştu.

Türkiye ile AB arasında, Kıbrıs Rum bayrağının Türk limanlarına giriş yapamaması nedeniyle ortaya çıkan duruma da değinen Talat, şöyle konuştu:

"Bizim isteğimiz, aleyhimize olan kısıtlamalarla Kıbrıs Rum gemileri için yapılan uygulamanın eş zamanlı olarak kaldırılması. Bunun adil ve mantıklı olduğunu düşünüyoruz. Bize, Kıbrıs çözümünü kabul edersek aleyhimize olan kısıtlamaların kalkacağına dair söz verdiler. Tüm politik sistemimizi değiştirdik ve tam demokratik olarak yeniledik. Ancak yine de Rumların tepkileri nedeniyle izole durumdayız."

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün KKTC ziyaretine de değinen ve Ankara ile herhangi bir sorun yaşanmadığını belirten Talat, Gül'ün Ankara'nın KKTC'ye destek vermeye devam edeceğini söylediğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise Kıbrıs konusunda hareketlenme ve değişikliğin en büyük garantisi olduğunu belirtti.

Kıbrıs diyaloğunun yeniden başlaması konusunda, Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un hiçbir zaman çizelgesini tanımadığını belirten Talat, "2,5 ay süresince konuları hazırlayacak olan heyetler arasında görüşmelerin başlamasını önerdim. Devamında ise 2008 içinde bitirilmesi gereken diyaloğa gidilmesini söyledim. Ancak Papadopulos hiçbir zaman kısıtlamasını kabul etmediğini söyledi" dedi.

KIBRIS 01/10/2007

 

Ryan: Kıbrıs'ta çözüm olmasını yürekten istiyorum

Eylem ERAYDIN/ LONDRA

İngiltere Hükümeti Kıbrıs Özel Temsilciliği'ne atanan Joan Ryan, bugün Kıbrıs'a geliyor.

İngiltere Hükümeti Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Londra'dan ayrılmadan önce İngiltere Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile hazırladığı bildiride "Kıbrıs'a gösteriş için gitmiyorum. Çantamda da yeni bir plan yok. Tek amacım Kıbrıs'taki insanları dinlemek, Kıbrıs sorununu daha iyi öğrenmek ve BM'nin adada daha fazla neler yapması gerektiğini bulmak" dedi

Kıbrıs Özel Temsilcisi olduktan sonra ilk defa Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini belirten milletvekili Joan Ryan, görevinin Kıbrıs ile İngiltere arasındaki ilişkileri daha güçlü hale getirmek, Kıbrıs sorunun bir an önce çözülmesine yardımcı olmak olduğunu söyledi.

İngiltere'de yaşayan 300 bine yakın Kıbrıslı Türk'ün, ülkenin sosyal ve ekonomik yaşantısında oldukça etkili olduğunun altını çizen Joan Ryan, "Buradaki Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs sorunu ile çok yakından ilgileniyorlar. Kıbrıs'ta yaşanan sorun, onların en büyük problemi ve çözülmesi konusunda da gereken çabayı gösteriyorlar" diye konuştu.

Kıbrıs deyince aklımıza gelen güneş ve denizin yanı sıra bu güzel Akdeniz adasında, 40 yıldır ayrı yaşayan 2 halkın da düşünülmesi gerektiğini kaydeden Ryan, "Bu ayrılık neden? BM, bu adayı neden ayırdı? Modern bir ülke için bu durum AB'de kabul edilemez bir gerçek. Zaman geçiyor, bir an önce çözüm bulunması gerekiyor. 2008'de bölgede bir seçim olmaması durumunda, çözüm için yeni şartlar oluşturulabilir" dedi.

Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, sözlerine şu şekilde devam etti:

"Ada'daki sorunun devam etmesi, yani 2 tarafın uzlaşamaması durumunda bu yanlışlığı uzatmak her iki tarafa da zarar verecektir. Papadopoulos ve Mehmet Ali Talat ile de görüşmelerimde bunu onlara da söyleyeceğim. BM ile birlikte bir çözüm yolu sağlayabiliriz. BM ve İngiliz Hükümetinin desteklediği 8 Temmuz anlaşması hala bölgede tek geçerli anlaşmadır."

Milletvekili Joan Ryan, Kıbrıs'ta Mehmet Ali Talat ve Papadopoulos ile yapacağı görüşmelerden sonra, politik gruplarla da görüşerek onların düşüncelerini alacak. Ayrıca sokaktaki Kıbrıs halkıyla da birebir konuşacağını ve onların konuya nasıl baktıklarını öğrenmek istediğini belirten Ryan, "Kıbrıs sorunun çözümü benim için çok önemli. Çözümün olmasını yürekten istiyorum. Kuzey İrlanda örnek alınarak, Kıbrıs'ta da bir çözüm bulunabilir. Ayrıca buradaki özellikle Kuzey Londra'daki Kıbrıs Türk ve Rum toplumu birlikte nasıl yaşıyorsa, Kıbrıs'ta da bu sağlanabilir" dedi.

KIBRIS 02/10/07

Talat Türkleşiyor

AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, seçilirse 2 toplumlu federasyondan yana irade kullanacağını belirterek, Talat'ın "Türkleştiğini" ileri sürdü.

Hristofyas, Talat için "Bir Kıbrıslı Türk dostumun bana söylediğini aktaracağım. Ama bu yanlış anlaşılmasın, espri olarak söylüyorum. Talat önceleri Kıbrıslıydı. Sonra Kıbrıslı Türk oldu. Şimdilerde ise Talat sadece Türk" ifadelerini kullandı.

2008 başkanlık seçimleri adayı, AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Hristofyas, NTV'nin Kıbrıs temsilcisi Selim Sayarı'nın sorularını yanıtladı.

Rum lider Papadopulos, 2003 seçimlerinde, ülkenin en büyük partisi AKEL'in desteğiyle seçildi ancak, AKEL, Şubat 2008'de yapılacak başkanlık seçimlerine bu kez kendi adayıyla, Parti Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la katılıyor. Hristofyas, Annan Planı'na karşı da kampanya yürütmüştü.

Hristofyas, aradan geçen 3 yılda Rumların uzlaşmaz tutumu nedeniyle Kıbrıslı Türklerin artık iki devletli çözümü tercih etmeye başlamalarını değerlendiren Hristofyas'a göre bunda Rumların uzlaşmazlığının değil, Kıbrıslı Türk liderlerle Ankara'nın açıklamaları etkili oldu.

Hristofyas şöyle konuştu:

"İki ayrı devletli çözümü isteyen Kıbrıslı Türklerin sayısı nasıl artmasın! Bakın yakın bir dönem içinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı yasadışı bir şekilde adanın Kuzey kesimini ziyaret etti ve bu ziyaret Birleşmiş Milletler kararları gözetilmeksizin yapıldı. Bu ziyareti sırasında Sayın Gül, Ada'da iki halktan, iki dinden, iki ayrı devletten bahsetti. Diğer yandan dostum Talat, Sayın Turgay Avcı'yı sürekli olarak yurtdışına gönderiyor ve bu ziyaretlerde sürekli olarak Ada'da 2 devletin olduğu vurgulanıyor. Yani, 2 bölgeli, 2 toplumlu çözüm mesajı yerine, bu mesajlar veriliyor. Bakın kamuoyu üzerinde liderlerin etkisi vardı. Eğer birlikten yana mesajlar verirseniz kamuoyunu birlikten yana etkilersiniz. Bu verilen mesajlar birlikten yana olmaktan ziyade bölünmeden yana. Doğru mesajlar değil."

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile Rum Dışişleri Bakanı Markuili'nin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili sözlerine de değinen Hristofyas, Ada'daki orduların çözümü güçleştirdiğini söyledi.

Hristofyas, "Sert olan açıklamalar değil, 33 yıldır Türkiye'nin ordusunun bulunması. Sadece Kıbrıslı Rumların değil, Kıbrıslı Türklerin de insan haklarını ihlal eden bir olgudur. 33 yıldır ülkemde yabancı bir ülkenin askerleri, orduları var diye benim onları alkışlamamı mı beklerdiniz. Ya da 33 yıldır ben köyüme gidebilmiş, köyümü, evimi görebilmiş değilim. Doğduğum büyüdüğüm toprakları görebilmiş değilim. Bu koşullarda bu askeri gücü alkışlamamı mı beklerdiniz."dedi.

Askerlerin varlığı, siyasi koşulları etkiliyor

Hristofyas sözlerini şöyle sürdürdü:

"Maalesef benim görüşüme göre, askerin ya da orduların mevcudiyeti, siyasi koşulları da etkiliyor. Eğer Ada'da Türk ordusunun mevcudiyeti olmasaydı, Uzunyol, Ledra Caddesi açılmış olmayacak mıydı. Ya da Yeşil Hat boyundaki askeri güçlerin birbirinden uzaklaştırılması söz konusu olmayacak mıydı. Benim kanaatime göre bunlar gerçekleşecekti. İki toplumun da kendini güvende hissedeceği bir uluslararası barış gücünün Ada'da var olması üzerinde anlaşmaya varılabilir. Bugüne kadar dışarıdan Ada'ya yapılmış olan müdahalelerin Kıbrıslılarda güvenlik hissine yardımcı olmadıklarını gördük. İster Atina tarafından, Yunanistan tarafından yapılmış olan darbe olsun, ister Türkiye'nin ordusu aracılığıyla yaptığı müdahale olsun. Bunlar Kıbrıslıların güvenlik hissinin gelişmesine yardımcı olmadılar."

Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümünün büyük ölçüde Ankara'nın elinde olduğunu da belirtti.

"Kıbrıs sorununun çözümü için Talat yerine Ankara ile görüşmek gerektiğini söylemiyorum. Bu, Kıbrıs Türk liderliğiyle görüşmek istemiyorum gibi yorumlanabilir. Ama Ankara'nın rolünü kim inkar edebilir? Sadece Rumlar değil, bunu tek bir Kıbrıslı Türk bile inkar edemez.

Farz edin ki ben yarın Talat'la anlaşmaya varıyorum ve diyoruz ki 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti askerlerden arındırılmış olacaktır'. Böyle bir anlaşmanın uygulamaya geçmesinin yolu Ankara'dan geçmeyecek mi? Ya da son 33 yılda Ada'ya yerleşen Türkiyelilerin geri dönmesi için Türkiye'nin onayı, izni gerekmeyecek mi?

Papadopulos'a çatmak çoğunlukla kolay bir hedef. Kolaycı bir şekilde Papadopulos hedef alınıyor. Çünkü Sayın Papaopulos hakkında bir önyargı söz konusu. İki toplum arasında çözüme varılması için evet biz oturup görüşeceğiz. Ama pek çok konuda alınacak olan kararlarda da Ankara'nın önemli rolü var" diyen Hristofyas, Rum kesiminin, Ankara'nın Avrupa Birliği sürecine en fazla destek veren ülkelerin başında geldiğini de savunuyor.

Hristofyas, "Türkiye'nin AB sürecini bu kadar açık şekilde destekleyen az sayıda ülkeden biriyiz. Bunun Kıbrıs sorununun çözümüne faydaları olacağına inanıyoruz. Ancak Türkiye, AB üyesi bir ülkeyi yani Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımıyor. Buradan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiyor. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirerek bu süreci yürütebilir. Ankara 'bu yoğurdu öyle yiyeyim ki üzeri bozulmasın' istiyor. Bu mümkün değil" dedi.

2008'de yapılacak seçimin iddialı adaylarından olan Dimitris Hristofyas, seçilirse nasıl bir politika izleyeceği hakkında da ipuçları verdi. Türk tarafının pozisyonunu değiştirmemesi halinde kendisinin de sert bir müzakereci olabileceğini söyleyen Hristofyas, Rum yönetiminin bugüne dek reddettiği uluslararası konferans önerisine de sıcak bakıyor.

Hristofyas, şöyle konuştu:

"Sanıyorum şu anda bir taktik oyun oynanıyor ve bu durum şahsen benim hoşuma gitmiyor. 14 aylık bir gecikmeden sonra Sayın Talat ve Sayın Papadopulos bir araya geldiler. Ancak 8 Temmuz anlaşmasını hayata geçirmek yerine Sayın Talat yeni bir öneri sundu.

Çözüm için sizin kafanızda bir tarih var mı diye sordunuz. Size eski başkanlardan Vasiliu'nun sözleriyle yanıt vereyim. "İleride değil, dün, çoktan çözüme varılması gerekirdi" Ana konularda hala ciddi anlaşmazlıklar var."

Federasyon çözümü, Rumların önemli bir tavizidir

İki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon tezini savunduklarını ifade eden Hristofyas, "şu göz ardı edilmesin ki, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü, Kıbrıs Rum toplumunun verdiği önemli bir tavizdir. Çözüm iki toplumun insan haklarını güvence altına almalıdır. İki toplum tarafından bir ortaklık oluşturulacaktır. Bu ortaklık, iki toplumun siyasi eşitliğini, tıpkı Birleşmiş Milletler kararlarında ifade edildiği gibi, öngörecektir. Ama bu sayısal eşitlik anlamına gelmemektedir.

Bir bölgede Kıbrıs Türk toplumu diğer bölgede Kıbrıs Rum toplumu kendisini idare edecektir. Kıbrıslı Rumların idare ettiği bölgede Kıbrıslı Türkler yaşamak istiyorsa yaşayacaktır ya da Kıbrıs Rumlarından, Kıbrıslı Türklerin idare ettiği bölgede yaşamak isteyenler de olacaktır.

Merkezi hükümette de iki toplumun yer alacaktır, eğer garantör bir güç kalacaksa, bu garantör güçlerin tek yanlı müdahale hakkının olmaması, Kıbrıs'ın askerlerden arındırılması gerektiğini savunuyoruz. Çözüm çerçevesinde göçmenlerin, evlerine köylerine, topraklarına geri dönebilmeleri hakkı olması gerektiğini belirtiyoruz.

Ada'ya geçen 33 yıl zarfında dışarıdan gelmiş olan nüfusun büyük çoğunluğunun, çözümle birlikte Ada'dan gitmesi gerektiğini vurguluyoruz. Bildiğiniz gibi Kıbrıs, Kıbrıslı Türklerle Rumların ortak vatanıdır" dedi.

Gerekirse sert bir müzakereci olurum

Gerekirse çok sert bir müzakereci olabileceğini kaydeden Hristofyas "şimdi bütün bu gerçekliklerin ışığında yarın Sayın Mehmet Ali Talat'la görüşme olduğunda Sayın Talat, "Ada'nın gerçekleri var, Ada'da iki devlet var, bu taraftaki mallarını Kıbrıslı Rumlar unutsunlar, Ada'da varolan 150 bin - 180 bin Türkiyeli kalmaya devam edecek" derse, böyle bir durumda elbette ben de çok sert bir müzakereci olacağım" dedi.

Hristofyas, Kıbrıslıların lehine olacak bir çözüm istediklerine vurgu yaparak, "bizim sorunumuz İngilizlerin, Yunanların ya da Türkiyelilerin lehine bir çözme ulaşmak değil. Biz Kıbrıslıların lehine olacak bir çözüm uğraşısı içindeyiz. Ayrıca Kıbrıs sorununun çözümü için uluslararası konferans düzenlenebilir. Taraflar BM çatısı altında oturup, uluslararası konferansta bu meseleyi konuşabilir" dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la da en kısa sürede görüşmek istediğini söyleyen Hristofyas, "biz hiçbir zaman AKEL olarak, Talat'ın ikinci bir Denktaş olduğunu söylemedik. Bir Kıbrıslı Türk dostumun bana söylediğini aktaracağım. Ama bu yanlış anlaşılmasın, espri olarak söylüyorum. "Talat önceleri Kıbrıslıydı. Sonra Kıbrıslı Türk oldu. Şimdilerde ise Talat sadece Türk" dedi.

"Sayın Talat'la eskiden yoldaşlar olarak çok kez bir araya geldik. Ülkesini seven iki dost olarak kısa süre içinde tekrar bir araya geleceğimizi umuyorum" diyen Hristofyas, "ama ben Kıbrıslı bir Mehmet Ali Talat'la buluşmak istiyorum" dedi.

KIBRIS 02/10/07

 

AKPM'den Türk yargıçlara ret

AKPM'nin AİHM yargıçlarının seçiminden sorumlu alt komisyonunun, Türk yargıç adaylarının hiçbir eleme prosedüründen geçirilmeden aday belirlenmesini ve adaylar arasındaki seviye farkını gerekçe gösterdiği belirtiliyor.

Türk hükümeti Türmen'den boşalacak Türk yargıç makamına Prof. Dr. Ruşen Ergeç (Brüksel Üniversitesi), Prof. Dr. Mustafa Erdoğan (Hacettepe Üniversitesi) ve Prof. Dr. Arzu Oğuz'u (Ankara Üniversitesi) aday göstermişti.

Adaylar eylül ayında AKPM alt komisyonu tarafından Paris'te düzenlenen kapalı bir oturumda mülakattan geçmişti.

AİHM'de görev yapan yargıçların yarısının görev süresi, Rusya'nın AİHM'in işleyişini yeniden düzenleyen 14 numaralı ek protokolü onaylamamış olması nedeniyle bu yılın ikinci yarısında sona eriyor. Rusya protokolü 30 Haziran tarihine kadar onaylamış olsaydı, 1 Kasım 1998 tarihinden bu yana AİHM'de yargıçlık yapan Rıza Türmen'in görev süresi otomatik olarak 2 yıl daha uzayacaktı.

Rıza Türmen'in yaş sınırını aşmamış olmasına rağmen Türk hükümeti tarafından yeniden aday gösterilmemesi geçtiğimiz aylarda Strasbourg kulislerinde tartışma konusu olmuş, birçok gözlemci bu durumu Türmen'in "türban davası" olarak bilinen Leyla Şahin davasındaki tavrına bağlayan yorumlarda bulunmuştu.

KIBRIS 02/10/07

 

Gül, Strazburg'daki Kıbrıslı Türk parlamenterlerle de görüşecek

Cumhurbaşkanı olarak Avrupa'ya ilk ziyaretini Strasbourg'a yapacak olan Gül, bu akşam bu kentteki Türk dernek temsilcileriyle bir sohbet toplantısı yapacak.

Gül, yarın AKPM genel kurulunda konuşacak ve bu konuşmanın ardından AKPM üyesi parlamenterlerin sorularını yanıtlayacak. Konuşmasının ardından bir basın toplantısı düzenleyecek olan Gül, aynı gün AKPM Başkanı Rene van der Linden, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Temsilcisi Thomas Hamamarberg ve Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Kongresi Başkanı Yavuz Mildon ile ayrı ayrı görüşecek.

AKPM Başkanı van der Linden'in, onuruna vereceği öğle yemeğine katılacak olan Gül, daha sonra Avrupa Konseyi ve AİHM'de çalışan Türk memurları kabul edecek.

Cumhurbaşkanı Gül ayrıca, Avrupa Konseyi'ndeki KKTC bürosunu ziyaret ederek Kıbrıslı Türk parlamenterlerle görüşecek.

Gül, akşam Avrupa Konseyi nezdindeki daimi temsilci Büyükelçi Deryal Batıbay'ın onuruna vereceği resepsiyona katılacak.

Gül, Avrupa Konseyi'ndeki temaslarının ardından perşembe günü Strasbourg'dan ayrılacak.

1992-2001 yılları arasında AKPM üyeliği yapan Gül, bu süre içinde AKPM'nin genel kurul ve uzmanlık komisyonlarında aktif görev almıştı.

Gül, daha önce 2003 yılı ocak ayında AKPM'yi Başbakan sıfatıyla ziyaret etmişti.

Avrupa Konseyi-Türkiye ilişkileri

Türkiye'de insan hakları ve demokrasi alanında son yıllarda yapılan reformlar, Avrupa Konseyi ile Türkiye arasındaki sorunları önemli ölçüde azalttı.

Avrupa Konseyi ile Türkiye arasında son yıllarda sorun yaratan konuların başında gelen, AKPM'nin Türkiye'ye uyguladığı denetim sürecinin 2004 yılında kalkmasından sonra, AKPM'de Türkiye yönelik eleştiriler de azaldı. Genelde konseye yeni üye olan ülkeler için uygulanan ve bu ülkelerin tam üyelikten önce bulundukları taahhütleri yerine getirip getirmediğinin incelendiği denetim mekanizmasının Türkiye için 1996 yılında uygulanmaya başlaması, Ankara ile Strasbourg arasında sorun olmuştu.

AKPM'nin 2004 yılı yaz dönemi genel kurul çalışmaları sırasında kabul edilen kararla, Türkiye'de yapılan reformlar dikkati alınarak denetim mekanizmasının kaldırılması kararlaştırılmıştı.

Avrupa Konseyi, soğuk savaşın ardından, 1990'lı yılların başından itibaren Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin demokrasiye geçiş sürecinde önemli rol oynadı.

AİHM'de davalar azalıyor

Türkiye'de yapılan reformlara ilişkin olarak Avrupa Konseyi'nden destekleyici ve teşvik edici çağrılar gelirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) özellikle Güneydoğu Anadolu'dan gelen başvuruların azalması, son dönemde önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

AİHM yetkilileri, yaptıkları açıklamalarda, Türkiye'de yapılan reformlarla birlikte gelen şikâyetlerin içeriğinde de önemli değişiklik görüldüğünü, bunun son derece olumlu bir gelişme olduğunu söylüyor.

Türkiye'nin başını son dönemde AİHM'de ağrıtan en önemli konuların başında, Rumların KKTC'deki mal-mülk iddialarıyla ilgili açtığı davalar geliyor.

AİHM, 2005 yılında aldığı bir kararda, Kıbrıs'ta mülkiyetle ilgili şikâyetlerde pilot dava seçilen bir Rum başvurusunun incelenmeye alınmasını kabul etmiş, ancak KKTC'de Rumların mal-mülk taleplerini araştırmakla görevli Tazmin Komisyonu'nu da tanıyabileceği mesajını vermişti. Mahkemenin bu komisyonu tanımasıyla birlikte, Rum başvuruları, "iç hukuk yollarının tüketilmesi" ilkesi gereği KKTC'ye yönlendirilecek.

Türkiye'nin Rum kadın Titiana Loizidou'ya AİHM kararı gereği maddi tazminat ödemeyi uzun süre reddetmesi, geçen yıllarda Ankara ile Strasbourg arasında önemli sorun yaratmıştı.

KIBRIS 02/10/07

 

Turgay Avcı, ABD'deki Kıbrıslı Türklerle bir araya geldi

Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre New Windsor bölgesinde yaşayan Kıbrıslı Türklerle bir araya gelen Avcı, vatandaşlarla sohbet etti.

Avcı ABD'de yaşayan Kıbrıslı Türklerce Kıbrıs sorununda yaşanan son gelişmeleri, hükümetin Kıbrıs'taki çalışmalarını ve hedeflerini anlattı.

Yeni nesle güzel bir KKTC bırakmak için hükümet olarak var güçleriyle çalıştıklarını ifade eden Avcı, Kıbrıs sorununda bir çözüme ulaşmak için gayret gösterdiklerini kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin haklarının uluslararası arenada savunulması konusunda yurt dışında yaşayan her Kıbrıslı Türkün yardım etmesi gerektiğini söyleyen Avcı, ancak bu şekilde açılımlar elde edilebileceğini belirtti.

Kıbrıslı Türklere uygulanan insanlık dışı ambargoların her yerde seslendirilmesini ve uluslararası camianın dikkatinin çekilmesini isteyen Avcı, yaşanan olumsuzluklar karşısında yılmamak gerektiğinin altını çizdi.

KIBRIS 02/10/07

 

Babacan: BM himayesinde müzakereyi destekliyoruz

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için Türkiye'nin elinden geleni yapmaya devam edeceğini söyledi.

Babacan, Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantıları nedeniyle New York'ta yaptığı tüm görüşmelerde Kıbrıs konusunu da gündeme getirdi.

Ali Babacan Amerikan-Türk Cemiyeti'nde yaptığı konuşmada Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin sorunun çözümü için Birleşmiş Milletler himayesinde müzakereler başlatılmasını halen desteklediğini belirtti.

Yapıcı taraf olan Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmaya devam edildiğini, işbirliği göstermeyen tarafın ise Avrupa Birliği üyeliğiyle ödüllendirildiğini kaydeden Babacan, Rumların şimdi Avrupa Birliği'ne dahil olduklarını ve sorunun Avrupa Birliği'nin sorunu olduğunu ifade etti.

Babacan, önümüzdeki dönemde Türkiye ve Türk tarafının yine de bu sorunun çözümlenmesi için elinden geleni yapacağını belirtti.

Ali Babacan, Birleşmiş Milletler 62'nci Genel Kurul toplantıları vesilesiyle New York'ta Türkevi'nde bir de resepsiyon verdi.

Resepsiyona, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da katıldı.

Bu arada, Babacan'ın perşembe günü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne günübirlik bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor.

KIBRIS 03/10/07

 

Türk ordusu yasaldır

RUM, YUNAN ORDULARINDAN ÇOK DAHA MEŞRU...Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, haftalık basın brifinginde, "Türk ordusunun varlığı, Rum ve Yunan ordularının varlığından çok daha meşrudur" dedi. Erçakıca, Kıbrıs sorunu ve iki halkın ilişkilerinin, adadaki askerlerin yoğunluğundan etkilendiğini, buna karşın Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmadan adadaki askeri varlığın nasıl bir şekil alacağını belirlemenin de mümkün olmadığını belirtti. Hasan Erçakıca, "Bu sorun, kapsamlı çözümle birlikte sonuçlanacak bir sorundur" dedi

BÖLÜNMENİN PANZEHİRİ KAPSAMLI ÇÖZÜM... Erçakıca, "Kapsamlı çözüm korkulacak bir şey değildir. Tam tersine, en korktukları şey olan 'bölünme', kapsamlı çözüm çabaları sona erdiği ve umutlar tükendiği zaman ciddi bir tehlike olarak karşılarına dikilecektir. Bölünmenin panzehiri, acil ve kapsamlı bir çözümdür" şeklinde konuştu. Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının ise 8 Temmuz kararlarını etkin bir şekilde uygulayarak, kapsamlı çözüm müzakerelerini en erken zamanda başlatmayı ve 2008 sonuna kadar Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmayı amaçladığını belirtti

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununu askeri varlığın yoğunluğuna indirgeyip, çözümsüzlüğü Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varlığıyla açıklamaya çalışan Rum siyasilerin sorunun başlıca sorumluları olduğunu söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs sorunu ve iki halkın ilişkilerinin, adadaki askerlerin yoğunluğundan etkilendiğini, buna karşın Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmadan adadaki askeri varlığın nasıl bir şekil alacağını belirlemenin de mümkün olmadığını belirtti. Hasan Erçakıca, "Bu sorun, kapsamlı çözümle birlikte sonuçlanacak bir sorundur" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, haftalık brifinginde yaptığı açıklamada, Rum Cumhurbaşkanı adaylarından AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın NTV'ye verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı çözüm konusundaki çabaların önemini azaltmaya çalışmakla suçladığını söyledi.

Erçakıca, Kıbrıs sorununun varlığını ve çözümsüzlüğünü adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varlığıyla açıklamaya çalışan Hristofyas'ın söyleşisinin yayınlandığı gün, Güney Kıbrıs'ta büyük bir askeri geçit töreni düzenlendiğine işaret etti.

Adanın kuzeyinde ve güneyinde, bu kadar yoğun asker bulunmasının, Kıbrıs sorununun yarattığı bir sonuç olduğunu kaydeden Erçakıca, "Kıbrıs sorununun ortaya çıkmasının başlıca sorumlusu, Kıbrıs Türk halkının varlığını ve egemenlikteki haklarını kabul etmek istemeyen Kıbrıs Rum tarafıdır" dedi.

Hasan Erçakıca, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun (RMMO) 1964'de Türklere karşı kurulduğuna işaret ederek, RMMO'nun yasa dışı olduğunu söyledi. Erçakıca, "Türk ordusunun varlığı, Rum ve Yunan ordularının varlığından çok daha meşrudur" dedi.

"Sorumluluklarını başkalarına yüklemeye çalışıyorlar"

Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:

"Siyasi liderlerin, sorunu, adamızdaki askeri varlığın yoğunluğuna indirgemeleri, kendi rollerini küçümsemeleri veya başka bir deyişle, kendi sorumluluklarını başkalarına yüklemeleri demek olur. Nitekim, Dimitris Hristofyas, sorumlu siyasi bir lider olarak BM kapsamlı çözüm planının Kıbrıs Rum halkı tarafından onaylanmasına katkı koymuş olsaydı, adamızdaki askeri varlıklar bugün çok daha sınırlı bir noktaya ulaşmış olacaktı."

Erçakıca, "Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halklarının barış içinde yaşaması hedefini benimsemiş liderlerin, sorumluluğu başkalarına yüklemek yerine, üzerlerine düşeni ve hatta daha fazlasını yaparak, Kıbrıs sorununa acil ve kapsamlı bir çözüm bulunması için çalışması; bunun için halklarına öncülük etmesi gerekmektedir" dedi.

"Kapsamlı çözüm korkulacak bir şey değil"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "kapsamlı ve erken çözümü amaçlayan yeni girişimler" ve Rum Hükümet Sözcüsü Vasilis Palmas'ın "kapsamlı bir çözüme gitmek için kısa zamanda bir çözüme ulaşılacak beklentisi verilmemeli" sözlerine değinerek, şunları söyledi:

"Kapsamlı çözüm korkulacak bir şey değildir. Tam tersine, en korktukları şey olan 'bölünme', kapsamlı çözüm çabaları sona erdiği ve umutlar tükendiği zaman ciddi bir tehlike olarak karşılarına dikilecektir. Bölünmenin panzehiri, acil ve kapsamlı bir çözümdür."

Kıbrıs Rum tarafının, müzakereler yoluyla çözüm arama pozisyonunda olmadığını kaydeden Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının 8 Temmuz sürecinden beklentisinin, kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmak değil, zaman kazanmak olduğu bir kez daha açığa çıkmış olmalıdır" dedi.

Hasan Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının ise 8 Temmuz kararlarını etkin bir şekilde uygulayarak, kapsamlı çözüm müzakerelerini en erken zamanda başlatmayı ve 2008 sonuna kadar Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmayı amaçladığını belirtti.

İngiliz temsilcinin ziyareti

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, gazetecilerin sorusu üzerine, adaya gelen İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan'ın adanın kuzeyinde ve güneyinde temaslarda bulunacağını, ancak programının henüz kesinleşmediğini kaydetti.

KIBRIS 03/10/07

 

 

Turgay Avcı, Yemen ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları ile görüştü

Dışişleri Bakanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Avcı'nın, Yemen Dışişleri Bakanı Abubakır Al Qirbi'yle, New York'da bulunan Yemen'in Birleşmiş Milletler nezdindeki daimi temsilcilik binasında yaptığı görüşme yaklaşık 1 saat sürdü.

İki ülke arasındaki ikili ilişkilerin daha da ileriye götürülmesi amacını taşıyan görüşmede, Bakan Avcı, muhatabı Oirbi'ye, Kıbrıslı Türklerin haklı davasına verdiği destekten dolayı teşekkür etti.

Avcı, görüşmede ayrıca, Kıbrıs sorununun geldiği son aşama hakkında bilgiler aktardı.

Yemen'li Bakan Qirbi de, görüşmede, Kıbrıslı Türkler'in mücadelesinde yanlarında oldukları mesajını vererek, ilişkilerin güçlendirilmesi konusunda işbirliğine gidilmesini gündeme getirdi.

İki Bakan arasındaki görüşmede ayrıca, Yemenli öğrencilerin KKTC üniversitelerinde öğrenim imkanları üzerinde duruldu ve Avcı tarafından üniversiteler hakkındaki bilgi verildi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, gün içerisindeki ikinci görüşmesini Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Maharram'la gerçekleştirdi. Birleşmiş Milletler Binası'nda gerçekleşen görüşme yaklaşık yarım saat sürdü.

Bakan Avcı, Azerbaycan ile KKTC arasındaki ilişkilerin çok iyi bir boyutta olduğunun altını çizerek, bu ilişkilerin son dönemlerde işadamlarının yoğun ilgisiyle yatırımlar nezdinde daha da güçlendiğini ifade etti.

Özellikle turizm yatırımları konusunda daha yakın ilişkiler içerisine girilebileceğini belirten Bakan Avcı, bu konuda hükümet olarak üzerlerine düşen görevi yerine getireceklerini ifade etti.

Bakan Avcı, muhatabı Maharram'a iki dost ve kardeş ülke gördükleri KKTC ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin daha da güçlenmesi için çalışacakları mesajını verdi.

Görüşmede ayrıca bölgesel alanda yaşanan son gelişmeler de ele alındı.

KIBRIS 03/10/07

 

AP Raportörü Klamp, kazı yerlerinde inceleme yapacak

Alman Parlamenter, bu çerçevede, Güney'de Taşkent şehitlerinin arandığı Limasol yakınlarındaki Yerasa, Kuzey'de ise Girne dağlarında devam eden kazıları yerinde inceleyecek; ayrıca Kayıplar Komitesi üyeleri yanında kayıplarla ilgili iki toplumdan örgütlerle de görüşecek

Kıbrıs'taki kayıplarla ilgili çalışmaları yerinde incelemek amacıyla pazar günü adaya gelen Avrupa Parlamentosu Raportörü Alman Parlamenter Ewa Klamp, Kayıplar Komitesi üyeleri yanında kayıplarla ilgili iki toplumdan örgütlerle de görüşüyor. Bu çerçevede bugün Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'ni ziyaret edecek olan Klamp, iki taraftaki kazı yerlerinde de inceleme yapacak.

TAK muhabirinin Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk Üye Gülden Plümer Küçük'ten aldığı bilgiye göre inceleme yapmak amacıyla pazar günü adaya gelen AP Raportörü Alman Parlamenter Klamp, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyeleriyle işbirliği içinde çalışma yapıyor.

Komite üyeleri yanında kayıp yakınlarıyla ve ilgili örgütlerle de görüşen Klamp, bugün Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği'ni ziyaret edecek. Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk Üye Gülden Plümer Küçük'ün de hazır bulunacağı görüşmede Klamp, kayıp ve şehit yakınlarını dinleyecek.

Kazılarda da inceleme

Avrupa Parlamentosu bünyesindeki Siyasi Özgürlükler, Adalet ve İç Meselelerle ilgili komite tarafından raportör olarak atanan Alman Parlamenter Klamp, Türk ve Rum tarafında devam eden kazılarda da inceleme yapacak.

Alman Parlamenter'in bu çerçevede Güney'de Taşkent şehitlerinin arandığı Limasol yakınlarındaki Yerasa, Kuzey'de ise Girne dağlarında devam eden kazıları yerinde inceleyeceği öğrenildi.

Otonom Kayıp Şahıs Komitesi'nin hazırladığı program uyarınca iki tarafta eş zamanlı yapılan kazılar çerçevesinde, Güney'de uzun süreden beri Yerasa'da 42 Taşkent şehidinin bulunması için kazı yapılıyor. Buradaki kazılarda, aranan kayıpların yarısından fazlasına ulaşılırken, Türk tarafında uzun süredir kazılan Balıkesir'de de 5 civarında Rum kayba ait kalıntı bulunmuştu. Türk tarafı geçtiğimiz günlerde Balıkesir'deki kazılara bir süre ara verip, Girne dağlarında kazıya başlamıştı.

Finansal destek sağlayacak

AP Raportörü Ewa Klamp, Kıbrıs'ta kayıplarla ilgili incelemelerinin ardından Avrupa Parlamentosu'na rapor sunacak.

Avrupa Parlamentosu'nun, Komite'nin 3 üyesini mart ayında Strasburg'a davet ederek konuyla ilgili oturum düzenlemesinin ardından, Parlamento raportör atamaya karar vermişti. Raportör olarak atanan Alman Parlamenter Klamp'ın tavsiye niteliğindeki raporunun ardından Parlamento'nun kayıplar konusunda finansal destek dâhil çalışmaların hızlandırılması için çalışma yapması bekleniyor.

Çözümsüzlüğe rağmen ...

Kıbrıs'ın 1960'lı yıllardan beri kanayan yarası olarak çözüm bekleyen ve BM kararıyla 1981 yılında oluşturulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarına rağmen bir türlü çözümlenemeyen kayıplar konusu, referandumun ardından 2004 yılı ortalarında hazırlanan projeyle ilk kez kazıların da gündeme alınmasıyla çözüm sürecine girdi.

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne rağmen iki taraf arasında çözüm sürecine giren ender konulardan biri olan kayıplar sorununa, uluslararası toplumun da katkısıyla 2010 yılına kadar köklü çözüm getirilmesi hedefleniyor.

BM Genel Sekreteri'nin temsilcisi Christophe Girod başkanlığındaki Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nde Kıbrıs Türk tarafını Gülden Plümer Küçük, Rum tarafını ise Elias Georgiades temsil ediyor.

Bugüne kadar 19'ü Türk, 38'i de Rum olmak üzere toplam 57 kaybı kimlik tespitlerinin ardından ailelere teslim eden Komite, toplu veya münferit kazılardan çıkarılan 320 kayba ait kalıntıları antropoloji ve DNA testleriyle kimlik tespitinin ardından ailelere teslim edecek. Kimlik tespitiyle ilgili çalışmaların tamamlanmasıyla ekim ayı içinde bir grup kaybın daha ailelere teslim edilmesi planlanıyor.

Resmi kayıtlara göre 502'si Türk, 1468'i de Rum olmak üzere Kıbrıs'ta kayıtlı 2 bin civarında kayıp bulunuyor

KIBRIS 03/10/07

 

 

BM sürecini desteklemek için buradayım

Güney Kıbrıs'ı ziyaret etmekte olan İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la görüştü.

Rum radyosunun haberine göre, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'la yaptığı görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan Ryan, "dinlemek, öğrenmek ve de BM sürecini desteklemek için elimden geleni yapmak için buradayım" şeklinde konuştu.

Ryan, Güney'deki seçimlerin ardından yeni bir fırsatın bulunacağını ve de herkesin bu konuya yoğunlaşması gerektiğini söyledi. Bu fırsatın, kimsenin kaybetmek istemediği fırsat olacağını kaydeden Ryan, şu andan, o zamana kadar, oturulmaması ve bir şeyler yapılması gerektiğini belirtti.

Ryan, İngiltere Başbakanı tarafından Özel Temsilci görevine atanmasının, İngiltere Hükümeti ile Başbakan'ın, garantör ülke olarak üstlendiği sorumluluklarda ne kadar ciddi olduğuna yönelik işaret olduğunu söyledi. Ryan, kendilerinin, BM, "Kıbrıslılar" ve adanın yeniden birleşmesini isteyenlerle olan çalışmalarda çok ciddi olduklarını ifade etti.

Çözümü üstelemesinin kendisine bağlı olmadığını, buraya çantasında bir planla gelmediğini dile getiren Ryan, bunun, "Kıbrıslılara" ve liderlerinin 8 Temmuz anlaşması üzerinde çalışmasına bağlı olduğunu dile getirdi.

KIBRIS 03/10/07

 

  İzolasyonu kaldırın çağrısı

Türkiye Cumhurbaşkanı Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'nda dün yaptığı konuşmanın ardından AKPM'de KKTC'yi temsil eden Kıbrıslı Türk milletvekillerinden Özdil Nami'nin sorusuna verdiği yanıtta, Kıbrıs'ta çözüm ve ortaklık devleti kurulması vizyonuna bağlılıklarını vurgulayarak, uluslararası camiaya, konuya daha yakın ilgi göstermesi ve izolasyonların kaldırılması yönünde somut adımlar atması çağrısında bulundu

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta taraflar arasında varılacak bir anlaşmanın sadece Türkiye'nin çabalarıyla sağlanamayacağını, dünyanın da buna destek vermesi gerektiğini vurguladı.

TC Cumhurbaşkanı Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'nda dün yaptığı konuşmanın ardından AKPM'de KKTC'yi temsil eden Kıbrıslı Türk milletvekillerinden Özdil Nami'nin sorusunu yanıtladı.

Gül, Nami'nin sorusuna yanıtında, Kıbrıs'ta çözüm ve ortaklık devleti kurulması vizyonuna bağlılıklarını vurgulayarak, uluslararası camiaya, konuya daha yakın ilgi göstermesi ve izolasyonların kaldırılması yönünde somut adımlar atması çağrısında bulundu.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden'in davetlisi olarak Strazburg'da bulunan Abdullah Gül, AKPM'deki konuşmasının ardından parlamenterlerin sorularını yanıtladı.

Gül'e soru yönelten 9 parlamenterden biri de Özdil Nami oldu. TAK muhabirinin Strazburg'da bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler Milletvekili Özdil Nami'den aldığı bilgiye göre, TC Cumhurbaşkanı Gül, AKPM'de konuşmasını yaptıktan sonra parlamenterlerin sorularını yanıtladı.

Soru yöneltmek isteyen 40 parlamenter arasından 9 kişiye söz hakkı verildiğini kaydeden Nami, bunlardan birinin de kendisi olduğunu söyledi.

Nami'nin sorusu

Nami, AKPM Genel Kurulu'nda, Gül'e KKTC ziyaretinde, Cumhuriyet Meclisi'ne hitaben yaptığı konuşmada, bölgedeki gelecek işbirliği vizyonlarının Kıbrıs'ta kurulacak yeni ortaklık devletini de içerdiği yönündeki sözlerini hatırlatarak, şu soruyu yönelttiğini söyledi:

"Biz, bu vizyonunuzu paylaşıyoruz. Ancak Rum tarafının, AB üyeliğini aleyhimize kullandıklarını, Kıbrıs sorununun çözümü için takvimi ve BM hakemliğini reddetmelerini, Kıbrıs Türk yetkililerle Kıbrıs veya uluslararası platformlarda işbirliğine girmemelerini göz önünde tutarsak, bu ortaklık devleti vizyonu sizce hala gerçekçi bir vizyon mudur yoksa tehlike altına mı girmektedir?"

Gül'ün yanıtı

Özdil Nami, Cumhurbaşkanı Gül'ün, bu soru üzerine çözümü desteklediklerini, ortaklık devleti kurulması vizyonuna sahip olduklarını vurguladığını, ancak çözümün sadece Türkiye'nin çabalarıyla olamayacağı, dünyanın da buna destek vermesi gerektiği üzerinde durduğunu belirtti.

Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki iradesini referandumda ortaya koyarak üzerine düşeni yaptığını hatırlatan Gül, uluslararası camiayı, konuya daha yakın ilgi göstermeye ve Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için somut adımlar atmaya çağırdı.

Nami Gül ile görüşecek

Cumhurbaşkanı Gül, dünkü temasları çerçevesinde Avrupa Konseyi'ndeki KKTC Bürosu'nu ziyaret ederek, AKPM'de KKTC'yi temsil eden milletvekillerinden Özdil Nami ile görüştü. Görüşme KKTC saatiyle saat 17.45'te gerçekleşti.

KIBRIS 04/10/07

 

Şubata kadar çözüm yolunda gelişme olmaz

LAZKİYE SEFERLERİ HAFTADA 2'YE ÇIKACAK... Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, son dönemde Suriye'yle yaşanan kimi açılımlardan da söz ederek Lâzkiye-Gazimağusa arasında feribot seferlerinin başlatıldığını ve seferlerin yakında haftada 2'ye çıkacağını belirtti

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Güney Kıbrıs'ta gelecek yıl şubat ayında yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde adada çözüm yolunda bir gelişme beklemediklerini, ancak şubat ayından sonra BM'nin yeni bir inisiyatif alabileceğini söyledi.

Turgay Avcı, New York'taki temaslarını değerlendirmek üzere önceki gün Türkevi'nde bir basın toplantısı düzenledi ve dün de adaya döndü.

Avcı, New York'a 27 Eylül'de gelmeden önce hem İtalya'da hem de İngiltere'de kimi temaslarda bulunduğunu açıklayarak bu temaslarla ilgili bilgi verdi.

Gazimağusa-Lâzkiye haftada 2

Avcı, son dönemde Suriye'yle yaşanan kimi açılımlardan söz ederek Lâzkiye-Gazimağusa arasında feribot seferlerinin başlatıldığını ve seferlerin yakında haftada 2'ye çıkacağını belirtti.

İtalya temasları

İtalya'da yaptığı temaslarda ise İtalyan milletvekili Maurizio Turco ve Radikal Parti MKYK Üyesi Marco Perduca'nın KKTC vatandaşlığına geçtiğini hatırlatan Avcı, İtalya'da özellikle Radikal Parti yetkileriyle son derece verimli görüşmeler yaptığını söyledi.

Avcı, vatandaşlığa geçen İtalyan milletvekillerin, "Bundan sonra KKTC'ye yapılan her saldırı bize yapılmış sayılır" dediklerini, bunun son derece önemli olduğunu belirtirken, bir soru üzerine AB ülkelerinden İngiltere, İsveç ve İtalya'dan KKTC'ye karşı daha fazla açılım beklediklerini, ancak beklenilen bu tür açılımlarla ilgili olarak yorum yapmak istemediğini, çünkü her açılımı hem olmadan hem de olduktan sonra Rumların engellemeye çalıştıklarını vurguladı.

Rumların şımarık davranışı bıktırdı

AB'nin, Rum yönetiminin şımarık davranışlarından bıktığını, AB'nin artık Rum yönetiminin uzlaşmaz tutumuna "dur" demek istediğini belirten Avcı, AB Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de çıkmasını zor gördüklerini bildirdi.

Avcı, Suriye ile yaşanan bu gelişmelerin ABD'nin tepkisini alıp almayacağının sorulması üzerine, "Rum yönetiminin 30 yıldır Suriye'yle her türlü ilişkisi var, onlara bugüne dek bir şey söylenmemiş" dedi.

İKT ile ilişkiler

KKTC'nin her ülkeyle ilişkilerini geliştirmek istediğini belirten Avcı, özellikle İslam Konferansı Teşkilatı'nın (İKT) hem kendisiyle hem de üye ülkeleriyle ilişkilerini son dönemde geliştirdiklerini anlattı. Avcı, BM'de Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın da Türkiye'yi temsilen katılacağı İKT Dışişleri Bakanları koordinasyon toplantısında bir konuşma yapacağını, İKT ülkeleri Kuveyt, Katar ve Oman'ın temsilciliklerini açmasının çok olumlu olduğunu, İKT'nin Gençlik Forumu toplantısının da Girne'de yapıldığını hatırlattı.

16 Ekim Talat-Ban buluşması

Avcı, BM'de, genel sekreter Ban Ki-Moon'un siyasal işlerden sorumlu yardımcısı Lynn Pascoe ile görüştüğünü belirterek, görüşmede 5 Eylül sürecini değerlendirdiklerini söyledi.

Avcı, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ile 16 Ekim'de görüşeceğini hatırlatarak, bu görüşmede "(Annan planı) referandumu, 8 Temmuz ve 5 Eylül süreçlerinin" değerlendirilmesinin beklendiğini anlattı.

Avcı, şöyle konuştu:

"Biliyorsunuz Güney Kıbrıs'ta 2008'de bir başkanlık seçimi yapılacaktır. Güney'in bu ortamda (çözüm yolunda) hiçbir hareket yapacağı veya çözüm için masada olabileceği görünmüyor. Biz bunu Papadopulos görüşmeye geldiği gün de söylemiştik. Papadopulos, tamamen iç politikaya oynuyor. O yüzden şubat ayından sonra BM, yeni bir inisiyatif alabilir. BM'nin, bu sorumluluğu üstlenmesi gerekiyor."

New York'ta Kıbrıslı Türkler ile de bir araya geldiğini, burada tanıştığı tüm Kıbrıslı Türklerin 1960-1970'lerin milli duygularıyla yaşadıklarını ifade eden Avcı, 4 Ekim'de Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın KKTC'ye geleceğini hatırlattı.

Adaya gelmek için önceki gece New York'tan ayrılan Avcı, İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un temsilcisiyle de KKTC'ye gelir gelmez buluşacaklarını sözlerine ekledi.

KIBRIS 04/10/07

 

"Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağı ile ilgili dava reddedildi

Kıbrıslı Türk sanatçı İsmet Vahit Güney'in, "Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağını, amblemini ve ilk üç posta pulunu çizmesine karşın bedelini alamaması üzerine tazminat talebiyle "Kıbrıs Cumhuriyeti" aleyhine açtığı davanın, Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi Baş Yargıcı Nikolas Sadis tarafından, davacının talebi üzerine reddedildiği bildirildi.

Fileleftheros gazetesinin haberine göre; Rum yönetimini temsil eden avukat Elli Papagapiu, duruşmada İsmet Güney'in iddialarını belgelerle çürüttü.

Gazeteye göre İsmet Güney mahkemede, "Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağını, "Kıbrıs'ın 1. Cumhurbaşkanı" III. Makarios'un önerisinden sonra 1960 yılının Şubat ayında yaptığını söylerken, Elli Papagapiu ise, "bayrak konusunda 29 Temmuz 1960 tarihinde bir karara varıldığını tarihi belgelerle kanıtladı."

"Haberde; "İsmet Vahit Güney'in sözlü tanıklığı ile dönemin tarihi belgelerinin çelişmesi" nedeniyle davanın ertelendiği, bunun üzerine davacı Güney'in, davanın geri çekilmesi talebiyle mahkemeye başvurmasının ardından bu talebin mahkeme tarafından kabul edilerek davanın reddedildiği belirtildi.

KIBRIS 04/10/07

 

8 Temmuz antlaşması kapsamlı görüşmelere yol açacak "esnek çerçeveye" sahip

Kıbrıs'ta temaslarda bulunan İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, iki lider arasında 8 Temmuz 2006'da varılan anlaşmanın esnek bir çerçeveye sahip olduğunu ve bu anlaşmanın uygulamaya konması için taraflarda gerekli azmi gördüğünü söyledi.

İki tarafta da temaslarda bulunan Joan Ryan, İngiliz Yüksek Komiserliği'nin KKTC'deki binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıda, İngiltere'nin Kıbrıs Yüksek Komiseri Peter Millet de hazır bulundu.

Amaç tespitlerde bulunmak, garantör olarak görevimiz

Joan Ryan ziyaretlerdeki esas amacın, Kıbrıs'ın garantör ülkelerinden biri olarak üzerlerine düşen görevi yerine getirmek için neler yapılabileceğini tespit etmek olduğunu, bu çerçevede siyasiler ve sivil toplum liderleri ile temaslarda bulunduğunu kaydetti.

8 Temmuz anlaşması görüşmeler için esnek

Adanın yeniden birleşmesini sağlayacak görüşmelerin 8 Temmuz süreci temelinde başlaması için tarafları teşvik etmenin garantör ülke olarak görevleri olduğunu belirten Ryan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulos tarafından BM yetkilisi nezdinde 8 Temmuz'da imzalanan anlaşmanın, kapsamlı görüşmelerin başlatılması için gerekli "esnek çerçeveye" sahip olduğunu kaydetti.

Ryan, "Kıbrıs'ta toplumlararası kapsamlı kalıcı bir çözüm elde etmek için elimizden gelen her şeyi tapmaya hazırız" dedi.

Gerekli istek var

KKTC'de dün yaptığı temaslara da değinen Joan Ryan, sivil toplum örgütleri ve siyasi liderlerle yaptığı görüşmelerde, kapsamlı çözümü getirecek bir sürecin ileriye götürülmesi için gerekli isteği insanlarda gördüğünü kaydetti.

"Kıbrıs'ta çözüm arayışlarını ileriye götürecek Kuzey Kıbrıs'taki bazı önemli kişilerde olumlu bir tavır olduğunu gördüm. Bu çok memnuniyet verici" diyen Ryan, olumlu tavrın yanında olumsuz düşünen bazı kesimlerin de bulunduğunu söyledi.

Atandığı yeni görevinde, İngiltere'deki Kıbrıslı toplumlarla temas kurmanın da sorumluluğu altında olduğunu kaydeden Ryan, Kıbrıslı Türk ile Rum toplumları arasındaki ilişkilerin gelişmesinin adadaki çözüme yardımcı olacağını kaydetti.

İngiltere Başbakanı'nın özel temsilci atamasının Kıbrıs'a verilen önemin göstergesi olduğunu vurgulayan Joan Ryan, "İki toplumu kalıcı ve kapsamlı bir çözüme teşvik etme yönünde yapabileceğimiz her şeyi yapmaya hazırız" dedi.

Süreci ileriye götürmek taraflara düşer

Toplantıda sadece iki soru kabul eden Ryan, "8 Temmuz sürecinin uygulamaya konamamasında esas nedenin ne olduğu" yönündeki bir soruya şu karşılığı verdi:

"İlerleme kaydedilmemesi çok üzücü oldu ancak bu anlaşma, iki liderin siyasi istekle süreci ileriye götürebilecekleri esnek bir yapıya sahiptir. Yapılması gereken, olumlu bir yaklaşımın ve azmin mevcut olduğundan emin olmaktır. Bunun da var olduğunu düşünüyorum."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın "8 Temmuz sürecinin takvime bağlanması" yönündeki önerisinin İngiliz hükümeti tarafından desteklenip desteklenmediği yönündeki bir soruya da Ryan, "Süreci ileriye götürmek iki tarafa düşen bir görevdir. Bize düşen görev de gerekli desteği vermek" ifadelerini kullandı.

Destek ofisi

Avrupa Komisyonu Destek Ofisi'ne de ziyarette bulunduğunu ifade eden Ryan, Ofis'in Kıbrıslı Türklerin günlük yaşam standardını yükseltmek için bir çok proje hazırlığı içerisinde olduğunu ve bu projelerin desteklenmesi için 259 milyon Euro'luk bir kaynağın ayrılmasının memnuniyet verici olduğunu dile getirdi. Ryan, yardımın AB tarafından yapılan en büyük yardım olduğunu da kaydetti.

KIBRIS 04/10/07

 

Hurma davasında Rum tarafı adil yargılanmaya engel oldu

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'na (AGİT) bağlı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi tarafından Polonya'nın başkenti Varşova'da düzenlenen "İnsani Boyut" başlıklı toplantılara katılan Kıbrıs Türk sivil toplum örgütü temsilcileri, insan hakları konusunda bugüne kadar uluslararası platformlara taşınmayan konuları gündeme getirmeye devam ediyor.

Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı'nın (KTİHV) koordinasyonunda Kuzey Kıbrıs'tan çeşitli sivil toplum örgütlerinin dönüşümlü olarak katıldığı toplantılar çerçevesinde KTİHV Mütevelli Heyeti Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman iki konuşma yaptı.

Adil yargılanma

Vakıftan verilen bilgiye göre, ilk konuşmasında "adil yargılanma" konusu üzerinde duran Erhürman, "Hurma" davasını örnek göstererek, Kıbrıs Rum liderliğinin mahkemeye Türk yargıç atamayarak, adil yargılanmaya engel olduğunu kaydetti.

Rum Yönetimi'nin, 1960 Anayasası'nın 159'uncu maddesinde öngörülen "çifte yargıç" prensibine uymadığını ifade eden Tufan Erhürman, bu durumda adil yargılanmanın mümkün olmadığını belirtti.

Rum liderliğinin Türk yargıç atamama tavrına gerekçe olarak Kıbrıs'taki "olağanüstü koşulları" gösterdiğine dikkati çeken Erhürman, aynı "olağanüstü koşullar"ın, Kuzey Kıbrıs'ta eski Rum mallarının kullanımı konusunda da geçerli olduğunu vurguladı.

2004'te Annan Planı'na "hayır" denmesi için çaba sarfeden Kıbrıs Rum liderliğinin, "hayır" diyerek kazançlı çıktıklarını ve daha güçlü duruma geldiklerini kanıtlamak için Kıbrıslı Türklere ve Kuzey'de yaşayan yabancı uyruklu kişilere karşı mülkiyet konusuyla ilgili davalar açılmasını teşvik ettiğini anlatan Tufan Erhürman, mülkiyet sorununun ancak bütünlüklü bir çözümle halledilebileceğini, Kıbrıslı Türklerin referandumda bu yönde irade ortaya koyduğunu, ancak Rumların bunu reddettiğini anımsattı.

Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman, Kıbrıs'ın 1963'te bölündüğünü ve o tarihten itibaren hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı Türklerin evlerini ve mülklerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti.

Demokratik haklar

İkinci konuşmasını "Demokratik Haklar" başlıklı toplantıda yapan Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman, 1960 Anayasası'nın iki toplum arasındaki yetki paylaşımı prensibine dayandığını, ancak 1964'ten bu yana Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hiçbir organında yer almadığını kaydetti.

1968'de başlayan iki toplumlu görüşmelerden bir sonuç çıkmadığını, 1974'te Yunan cuntasının darbe girişimi ve Türkiye'nin müdahalesiyle ortaya yeni bir durum çıktığını, 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları ile Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu bir federal çözüm öngörüldüğünü, ancak şu ana kadar bunun başarılamadığını anlatan Erhürman; Kuzey'de, Türkiye dışında hiçbir ülkenin tanımadığı KKTC'nin, Güney'de ise BM'nin tanıdığı, ancak bütün kurumları anayasa dışı olan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin mevcudiyetini sürdürdüğünü belirtti.

2004 yılına kadar Kıbrıs Rum liderliğinin anayasaya aykırı davranışlarını ülkedeki "olağanüstü koşullar"la meşrulaştırmaya çalıştığını, ancak referandumdan sonra bu gerekçenin de tartışmalı hale geldiğini belirten Erhürman, toplumunu "hayır" demeye teşvik eden Kıbrıs Rum liderliğinin, adadaki "olağanüstü koşullar"ın devamının tek sorumlusu olduğunu vurguladı ve 1960 Anayasası'na aykırı uygulamaları, devam etmesini kendisinin sağladığı olağandışı koşullarla meşrulaştırmaya çalışmasını eleştirdi.

KTİHV Mütevelli Heyeti Üyesi Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman, Kıbrıslı Türkleri dışlayan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin sadece anayasa dışı değil, aynı zamanda anti demokratik ve gayri meşru duruma düştüğünü de vurguladı.

KIBRIS 04/10/07

 

Klamp, şehit ailelerini ziyaret etti

Klamp, dün saat 10:00'da gerçekleştirdiği ziyarette, Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan'la görüştü. Görüşmeye kayıp çocuğu iki kişi de katılarak, Klamp'a bilgilerini aktardı.

Basına kapalı gerçekleştirilen görüşmenin ardından açıklama yapan Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği, Dernek Başkanı Ersan'ın, Klamp'a, Kıbrıslı Türk kayıpları konusunda bilgi verdiğini ve kayıpların 1963-1974 yılları arasında olduğunu belirttiğini kaydetti.

Açıklamaya göre, görüşmede, Kıbrıs Rum kesiminin kayıplar konusunu istismar ve politize ettiğini söyleyen Ersan, Rumlar'ın sadece 1974 yılında kayıplar olduğunu söylediğini, fakat bunun yanlış olduğunu belirtti.

Klamp'a Kıbrıslı Türkler ile Rumlar'ın bir arada yaşayamayacağını da söyleyen Ersan, Kıbrıs'ta tek güvencelerinin Güvenlik Kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varlığı olduğunu ifade etti.

Ersan, ayrıca, Güney Kıbrıs'ta bulunan şehit mezarlarının durumunu gösteren bir albümü de Klamp'a takdim etti.

Klamp ise, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta yaptığı görüşmelerle ilgili bir rapor hazırlayacağını ve bu raporu Avrupa Parlamentosu'na sunacağını söyledi.

KIBRIS 04/10/07

 

Takas için AİHM kararında geriye sayım

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde başvurusu olmasına karşın KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurarak Kuzey'deki eski malına karşılık Güney'deki Vakıf malını alma konusunda uzlaşmaya varan Mike Timvios'un Komisyon'la anlaşması, AİHM'in gündeminde bulunuyor. İlgili anlaşmanın AİHM tarafından onaylanmasıyla Komisyon'un "iç hukuk" olarak kabulü yönünde önemli bir adım atılacağı belirtilirken, Rum Yönetimi AİHM'e başvurarak ilgili anlaşmanın kabul edilmemesi için çalışma yapıyor.

Kıbrıs sorununun temel noktalarından mülkiyet konusuna "iç hukuk" oluşturma hedefiyle mahkeme statüsüyle çalışmalarını sürdüren Taşınmaz Mal Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündeminde başvurusu bulunan Timvios ile ilgili "takas" kararıyla bir ilke imza atmıştı. Örnek niteliğindeki söz konusu kararın AİHM tarafından da onaylanmasıyla mahkeme gündemindeki diğer davalara da emsal oluşturması bekleniyor.

TAK muhabirinin Taşınmaz Mal Komisyonu'ndan aldığı bilgiye göre, yaklaşık 2 yıldan beri çalışmalarını sürdüren Komisyon'a Rumlardan gelen başvuru sayısı 257'ye ulaştı.

Bu dosyalardan 21'inin görüşülerek sonuçlandırıldığını, diğer dosyalarla ilgili çalışmaların sürdüğünü belirten Komisyon yetkilileri, karara bağlanan 21 dosyadan 3'ü için iade, 2'si için takas, geri kalanlar için de tazminat kararı alındığını belirttiler.

Komisyon'da karara bağlanan tazminatların miktarı hakkında bilgi vermeyen yetkililer, iade kararı verilen 3 malın 2'sinin Tatlısu, 1'inin de Ziyamet'te olduğunu yinelediler.

Taşınmaz Mal Komisyonu'un tarafların karşılıklı anlaşmasıyla "takas" formülüyle karara bağladığı 2 dosya ise, AİHM gündeminde başvurusu bulunan Mike Timvios'a ait.

Uzmanlar, "Arestis" davasıyla Taşınmaz Mal Komisyonu'nu "selamlayan" AİHM'in, gündeminde bulunan dosyalardan birinin buraya taşınmasıyla Komisyon'u "iç hukuk" olarak kabul etme sürecinin hızlanabileceği inancında.

Rum tarafında da benzer yorumlar yapılırken, Rum basını hükümeti konuyla ilgili yeterli girişim yapmamakla suçluyor.

Rum Başsavcı Petros Kliridis, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gönderdiği mektupta, ilgili Rum'un Taşınmaz Mal Komisyonu ile anlaşmasının onaylanmamasını ve "askıda bulunan davalar listesinde muhafaza edilmesini" talep etmişti.

Gündemde bin 400 dava var...

Karara bağlanarak sonuçlandırılan Loizidu ve Arestis davaları yanında, "ihlal" saptamasına karşın AİHM'de henüz karara bağlanmayan Rumlara ait yaklaşık 50 dava var.

Bunların "iç hukuk" sürecini aşan davalar olduğuna dikkat çeken uzmanlar, ancak bu davalara ek olarak AİHM önünde beklemesine karşın henüz herhangi bir saptama yapılmamış ve görüşülmemiş bin 400 civarında Rumlara ait dosya bulunduğuna vurgu yaptılar.

Uzmanlar, Taşınmaz Mal Komisyonu'nun "iç hukuk" olarak kabul edilmesiyle, söz konusu bin 400 dosyanın AİHM gündeminden düşerek Komisyon'a yönlendirileceğine dikkat çekiyorlar.

Loizidu'ya iade askıda

Rumların mülkiyetle ilgili davalarında ilk örneği oluşturan Loizidu davasında AİHM, tazminat ödenmesi ve malın iadesi yönünde karar almıştı. Loizidu'ya tazminatı Türkiye tarafından ödenirken, Girne'deki malın iadesi "iç hukuk" ile ilgili gelişmeler nedeniyle askıya alınmıştı.

AİHM, yıllar süren davanın ardından Arestis davasını da sonuçlandırmış ve bu ikinci davada Türkiye'yi yaklaşık 1 milyon Euro tazminata mahkûm etmişti.

Arestis davası devam ederken kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu, bu davanın hukuki süreci bakımından etkili olamamasına karşın, Arestis'e tazminat miktarının belirlenmesinde rol oynamıştı. Arestis'in 2 milyon Euro tazminat talebine karşın AİHM, Komisyon tarafından önerilen yaklaşık 1 milyon Euro'yu tazminat olarak karara bağlamış, buna ek olarak Komisyon'un kurulmasını "selamlayarak" bundan sonraki davalarda "iç hukuk" olarak kabul edilebileceğine ilişkin mesaj vermişti.

Tazminatla mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor

Mülkiyet Yasası uyarınca mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.

Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde ise, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.

Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar devlet adına İçişleri Bakanlığı tarafından ödeniyor. Tazminat alan Rum'un mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor.

Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun Rumlar tarafından yoğun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşınmasıyla, bu süreci KKTC'de ödeme yaparak durdurma hedefiyle 19 Aralık 2005'te Anayasa'nın 159'uncu maddesine göre hazırlanan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adlı yasa çıkarılmış, Komisyon da bu yasayla kurulmuştu.

KIBRIS 04/10/07

 

Rumlar KKTC üzerinden yurtdışına kaçıyor


5 Ekim, 2007 15:56:00 (TSİ) CNN TURK

 

Askerlik görev süresi gelen Rum gençlerin askere gitmemek için, altı aylık ertelemeden sonra ülke dışında üniversite eğitimi almak için KKTC'nin Ercan Havaalanı üzerinden yurtdışına kaçtıkları ortaya çıktı.

Rum basınında yer alan haberlere göre, Rum Savunma Bakanlığı Genel Müdürü Petros Kareklas, dün, Rum Meclisi Savunma Komitesi toplantısında, celpleri gelmiş Rumların, askerlik yapmamak için KKTC üzerinden yurtdışına kaçtıklarını açıkladı.
 
Kareklas'ın açıklamasına göre, celpleri gelenler, Rum Milli Muhafız Ordusu'ndaki (RMMO) görevleri için 6 ay erteleme alarak, psikolojik sorunlar başta olmak üzere sağlık sorunlarını bahane ederek, yurtdışındaki üniversitelere kayıt yaptırdılar; kendilerine bir altı ay daha erteleme ve yurtdışına çıkış izni verilmemesi ihtimali nedeniyle KKTC üzerinden adayı terkettiler.
 
Kareklas, "Biz bu kişileri kaçak ilan ediyoruz. Ama tutuklanmamak için 'Kıbrıs'a gelmiyorlar" dedi.
 
Kareklas, RMMO'daki görevden 6 ay tehir alabilenlerin yüzde 90'ının derhal ya Güney Kıbrıs'ta veya yurtdışında üniversite eğitimine başladığını, yurtdışında üniversiteye başlayanların da tatile gideceklerini bahane ederek yurtdışına çıkış izni aldıklarını kaydetti.
 
Kareklas, eğitim için yurtdışına giden ve tehir sürelerinin bitiminde geri dönmeyenlerin yoklama kaçağı ilan edildiğini belirtti.

 

 

Kıbrıs Türklerinde değişim

LEFKOŞA

DIŞİŞLERİ Bakanı Ali Babacan, ilk ikili görüşme ziyaretini KKTC'ye yapıyor. Uçakta beraberiz. KKTC'de milli gelirin 4500 dolardan 11 bin doların üstüne çıktığını anlatıyor. Bakan'ın siyasi açıklamalarını yarın yazacağım.
Benim merak ettiğim konu, KKTC'de duyguların, davranışların ne yönde geliştiği...
2004 yılının ilk aylarında KKTC Türkleri adeta karşıt iki kampa bölünmüştü; bir grup Türk bayraklarıyla, öbür grup AB bayraklarıyla miting yapıyordu.
Rum pasaportu almak isteyen Türklerin sayısı hızla artıyordu.
Sorunun çözümünü Türkiye'nin engellediğini, Türkiye bir bıraksa, Rumlarla birlikte AB'ye girip zengin ve özgür olabileceklerini düşünenler az değildi.
Aradan üç yıl geçti, Annan Planı, referandum, iktidara Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın gelmesi gibi süreçler yaşandı. Bugün Türkler ne hissediyordu, gündemlerindeki konular neydi?

Kutuplaşma gitmiş
Lefkoşa'da Kıbrıs gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü, aynı günkü gazetesini gösteriyor: Manşet haber: Partiler anayasa değişikliğini görüşüyor; KKTC anayasası...
İkincil, üçüncül haberler: Gül Strasbourg'da KKTC üzerindeki izolasyonun kalkmasını istedi... Karpaz bölgesine elektrik hattı çekilmesi tartışmaları büyüyor.
Süleyman Ergüçlü, Türk toplumunda artık eski kamplaşmanın kalmadığını, kutuplaşma yaratan umutların da tepkilerin de dağıldığını anlatıyor:
- Artık çevre, eğitim, ekonomi konuşuyoruz.
Karpaz bölgesine elektrik hattı çekilmesi turizmi mi geliştirir? Yoksa çevreyi mi öldürür?!
Referandum, çözüm istemeyenin Rumlar olduğu gerçeğini herkese göstermiş. Ergüçlü'nün şu sözleri önemli:
- Böyle Rumlarla birleşmeden, ambargo kalkmadan da yaşayabileceğimizi herkes gördü! Rumlarla sınır açık, günlük gidip gelişler oluyor ama herkes yerinde duruyor!
Referandum, Türklerle Rumların ayrı yaşamasını adeta tescil etmiş! Gerilim kalkınca eski kutuplaşma dağılmış. Ankara'ya daha sıcak bakılıyor.
Bu tablo Kıbrıs meselesinde KKTC'nin ve Türkiye'nin direncini artırıyor.

11 bin dolar!
Ekonomi önemli bir faktör, milli gelir 11 bin doları aşmış. Milli gelir artışının temelinde üç kaynak var: Sayıları 6'ya çıkan üniversitelerin sağladığı gelir, yabancılara villa satışı, bu sene biraz gerilese de turizmÖ Ambargo varken turizm, ekonomi nasıl gelişiyor?!
KKTC uçakları dünya ile Türkiye arasında THY uçağı gibi işlem görüyor; bir Türk havalimanına indikten sonra KKTC işlemiyle Ercan'a uçuyor. Biraz dolambaçlı da olsa bu mekanizma işliyor.
Turizmde bu yılki düşüş siyasi sebeplerden değil, tur operatörleriyle bazı anlaşmazlıklardan kaynaklanmış.
KKTC'de asgari ücret Türkiye'nin iki katı!
Ortalama öğretmen maaşı 3 bin YTL civarında!
Üniversite eğitimi yabancı öğrencilerin ödediği paralarla burada bir sektör haline gelmiş!
Son zamanlarda yabancı sermayenin de ilgisi artmış.
Ambargo hava trafiğini önemli ölçüde kısıtlasa da deniz trafiğinde bazı kolaylıklar ve açık koridorlar var. Mesela Suriye'nin Lazkiye limanıyla Mağusa arasında deniz trafiğinin başlaması, KKTC'li işadamlarında "Ortadoğu ülkelerine gıda ihracatı" fikrini uyandırmış.
Kıbrıs Türklerini iyimser, direnci artmış buldum. "Akdeniz'in en büyük marinasını Karpaz'da yapma" projesini dinlerken heyecanlandım. Başka bir yazımda anlatacağım.

TAHA AKYOL MILLIYET 05/10/07

 

Adil ve kalıcı barış istiyoruz

AKLI SELİMİN GALİP GELMESİNİ BEKLİYORUZ... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Kıbrıs'ta çözüme ulaşabilmek için sorunu iyi anlayabilmek ve varılacak çözümün, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, BM parametrelerinde, iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı uzlaşıya dayanması gerektiğini söyledi. 2004 referandumlarından sonra gerek Avrupa'da, gerekse BM'de bu tecridin sona ermesi gereğine vurgu yapıldığına işaret eden Babacan, "Bu konuda aklı selimin galip gelmesini bekliyoruz" dedi

TÜRKİYE KKTC'YE DESTEĞİNİ SÜRDÜRECEKTİR... Ali Babacan, KKTC'nin her alanda kalkınması, güçlenmesi ve Kıbrıs Türklerinin geleceklerinin güvence altında olması için Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da desteğini esirgemeyeceğini söyledi. Babacan, "Kıbrıs Türk halkının refahını artıracak, kalkınma çabalarına ivme kazandıracak tedbirler ve ekonomik hamleler kararlılıkla sürdürülecektir. Kıbrıs Türkü'nün huzur, refah, kalkınma ve güvenliğinin sağlanması, hükümetimiz için bir sorumluluktur" dedi

Türkiye'nin yeni Dışişleri Bakanı Ali Babacan KKTC'ye yaptığı ilk ziyaretinde, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkı gibi adil ve kalıcı barış istediğini, Kıbrıs Türkü'nün barış ve uzlaşı yönündeki çaba ve açılımlarını desteklediklerini belirtti.

Dışişleri Bakanı Ali Babacan, dün öğle saatlerinde KKTC'ye ilk ziyaretini gerçekleştirdi.

Babacan ve heyetini Ercan Havaalanı'nda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Namık Korhan ve Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği Müsteşarı İbrahim Mete Yağlı karşıladı.

Babacan'a günübirlik KKTC ziyaretinde Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan, Kuzeydoğu Akdeniz Genel Müdürü Berki Dibek, Enformasyon Dairesi Başkanı Levent Bilman ve diğer üst düzey yetkililer eşlik etti.

Ercan Havaalanı'na gelişinin ardından, Kıbrıs Türk Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrine çelenk koyan Babacan ve beraberindeki heyet daha sonra Cumhurbaşkanlığı'nda Cumhurbaşkanı Talat'la baş başa görüştü, bunun ardından da heyetler arası görüşmelerini gerçekleştirdi.

Görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan ortak bir basın toplantısı düzenledi.

Gün içinde devlet ve hükümet yetkilileri tarafından kabul edilen ve çeşitli ziyaretler yapan Ali Babacan, temaslarının ardından dün gece Türkiye'ye döndü.

Babacan, Dr. Fazıl Küçük'ün

Anıt Tepe'deki kabrini ziyaret etti

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan adaya gelişinin ardından ilk olarak Anıttepe'yi ziyaret ederek, Kıbrıs Türk Halkı'nın Özgürlük Mücadelesi Önderi Dr. Fazıl Küçük'ün kabrine çelenk koydu.

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'in eşliğinde Anıttepe'ye giden Babacan kabre çelenk koyduktan sonra saygı duruşunda bulundu.

İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekildiği tören Babacan'ın Anıt Özel Defteri'ni imzalamasıyla son buldu.

Anıttepe'deki törenin ardından Babacan ve beraberindeki heyet, Cumhurbaşkanlığı'na hareket etti.

Anıt Özel defteri

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan Anıt Özel Defterine şunları yazdı:

"Aziz Önder Dr. Fazıl Küçük;

Kıbrıs Türk halkının dirayetli ve özverili önderliğinizde sürdürdüğü şanlı mücadeledeki liderliğinizi minnet ve şükranla anıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, tarihi ve ahdi sorumluluklarının bilinciyle geçmişte olduğu gibi budan sonra da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Kıbrıs Türk halkının yanında olmaya devam edecektir. Ruhunuz şah olsun."

Babacan'ı, cumhurbaşkanlığında

Pertev karşıladı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'ye günü birlik ziyarette bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile Cumhurbaşkanlığı'nda bir araya geldi.

Talat ve Babacan başkanlığındaki KKTC ve TC heyetlerinin toplantısı yaklaşık 2 saat sürdü. Cumhurbaşkanı Talat görüşmeden çıkışta yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) çekilmesiyle Kıbrıs sorununun çözümleneceği iddiasında bulunan Rum Lider Papadopulos'un sorunu ters-yüz ettiğini söyledi.

Talat, Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorununun bir an önce çözümlenmesi için bütünlüklü çözüm müzakerelerinin başlamasından yana olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu KKTC'deki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varlığına dayandırmaya çalışan Rum lider Tasos Papadopulos'un yeni bir zemin peşinde koştuğunu ifade etti.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan da konuşmasında, ikili düzeyde ilk ziyaretini KKTC'ye yaptığına işaret ederek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile samimi bir görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanlığına TC Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin'le birlikte gelen Babacan'ı kapıda Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev karşıladı.

Cumhurbaşkanı Talat'ın Babacan ve beraberindeki heyetle görüşmesine Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da katıldı.

Cumhurbaşkanı Talat ile Babacan, görüşmenin ardından basına açıklamalarda bulundu.

Talat: (Papadopulos) Kıbrıs sorununu

bütünüyle ters yüz etme çabasında

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum lider Tasos Papadopulos'un BM genel kurulunda yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununa yeni bir zemin yaratma peşinde olduğunun bir kez daha ortaya çıktığını söyledi.

Rum liderin yeni bir zemin yaratmak ve Kıbrıs sorununun gerçeklerini saptırma, ortadan kaldırma girişiminde bulunduğunu kaydeden Talat, "Kıbrıs sorununu KKTC'deki Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varlığı gibi göstermeye çabalaması ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin çekilmesiyle Kıbrıs sorununun çözülmüş olacağını iddia etmesi, Kıbrıs sorununu bütünüyle ters yüz etme çabasından başka bir şey olmamıştır" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat açıklamasında, Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın göreve başlamasının hemen ardından KKTC'ye ziyaret düzenlemesinin, başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, tüm sorunları ve gelişmeleri değerlendirme fırsatı verdiğini söyledi.

Talat, her alanda ve her konuda KKTC'yi destekleyen bir ülke olarak Türkiye'nin Kıbrıs'ta BM çerçevesindeki çözüm politikasını desteklediğini ve Babacan'ın ziyaretinin bunun teyidi olduğunu belirtti.

Talat, "Görüşlerimizi bir kez daha gözden geçirerek, aramızda hiçbir fark olmadığını tespit etme sonucunu elde ettiğimiz bu çalışmadan dolayı içtenlikle teşekkür ediyorum" dedi.

Bütünlüklü çözüm görüşmeleri

biran önce başlamalı

Cumhurbaşkanı Talat, BM çerçevesinde 2 kesimli yeni bir ortaklığı ileriye götürmek için bütünlüklü çözüm görüşmelerinin bir an önce başlaması çabası içinde olan Kıbrıs Türkü'nün bunun için elinden gelen bütün gayreti ortaya koyduğunu kaydetti.

Talat, son olarak 5 Eylül'de bir araya geldiği Rum Lider Papadopulos'a başarı gösterememiş 8 Temmuz sürecinin disipline edilmesi, etkinleştirilmesi ve sonuç alıcı hale getirilmesi için önerilerde bulunduğunu ancak ret cevabı aldıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

"Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün bir an evvel gerçekleşmesine ilgi göstermediğini biliyorduk ama bir kez daha teyit edildi. Nitekim bunun arkasından yaşanan gelişmeler bize aynı yaklaşımı sürdürdüklerini açıkça göstermektedir."

Müzakereler bir an önce başlamalı

Talat, şöyle devam etti:

"BM'nin birikmiş çabaları, çözümü Kıbrıs sorununun iki halkın eşitliğine, iki kurucu devletin eşitliğine, Türkiye'nin garantörlüğünün devam edeceği federal çatı altında Kıbrıs'ın bütünleşmesi olarak görmüş ve bunu ileriye götürmüştür. Bu anlayışa bağlılığımızı sürdürüyoruz. Kıbrıs sorununun bir an önce çözüme kavuşması için müzakerelerin bir an önce başlaması gerektiğine inanıyoruz... Ve bunun için elimizden gelen çabayı ortaya koyacağız."

Türkiye'nin Kıbrıs Türkü'nün bu anlayışına desteğinin, son derece önemli olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, bu desteğin, Kıbrıs Türkü'nün haklarını koruyabilmek ve haklarının korunabileceği adil bir çözüm için iyi niyetli ve yapıcı tutumunu sürdürürken çok büyük değeri olduğunu sözlerine ekledi.

Babacan: Kıbrıs Türkü'nden azınlık olarak yaşamayı

kabul edeceği bir çözüm beklemek boş bir hayal

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Kıbrıs Türkleri'nden iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı çözümden vazgeçip, adeta adada azınlık olarak yaşamayı kabul edecekleri bir çözüm beklemenin boş bir hayal olduğunu söyledi.

KKTC'nin Kıbrıs sorununa kalıcı ve barışçı bir çözüm bulunması amacıyla bugüne kadar yapıcı bir yaklaşım ortaya koyduğuna işaret eden Babacan, "Cumhurbaşkanı Talat başta olmak üzere KKTC'nin bu yönde sergilediği yorulmak bilmeyen mücadelesini takdirle karşılar ve destekliyoruz" dedi.

TC Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Babacan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, ikili düzeyde ilk temasını gerçekleştirdiği KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile samimi bir görüş alışverişinde bulunduğunu söyledi.

Türkiye'nin, Kıbrıs Türk halkı gibi adil ve kalıcı bir barış istediğini ve uzlaşı yönünde gösterilen çaba ve açılımları takdirle karşılayıp, desteklediklerini kaydeden Babacan, BM Genel Kurulu'nda gerçekleştirdiği temaslarda Cumhurbaşkanı Talat'ın 5 Eylül'de yaptığı öneri ve yapıcı yaklaşımları izah ettiğini belirtti.

Ayrımcılık, kısıtlama ve tecride son verilmeli

Babacan, "Türk tarafının özveriyle ortaya koyduğu bu yapıcı yaklaşım uluslararası alanda ne yazık ki yeterince yankı bulmamaktadır. Uluslararası toplumun Kıbrıs Türk halkına uygulanan ayrımcılık, kısıtlama ve tecrite son vermesini istiyoruz" dedi.

Kıbrıs'ta çözüme ulaşabilmek için sorunu iyi anlayabilmek gerektiğini kaydeden Babacan, Kıbrıs'ta varılacak çözümün, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, BM parametrelerinde, iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı uzlaşıya dayanması gerektiğini söyledi.

2004 referandumlarından sonra gerek Avrupa'da, gerekse BM'de bu tecridin sona ermesi gereğine vurgu yapıldığına işaret eden Babacan, "Bu konuda aklı selimin galip gelmesini bekliyoruz" dedi.

KKTC'nin her alanda kalkınmasına destek

Ali Babacan, KKTC'nin her alanda kalkınması, güçlenmesi ve Kıbrıs Türkleri'nin geleceklerinin güvence altında olması için Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da desteğini esirgemeyeceğini söyledi.

Babacan, "Kıbrıs Türk halkının refahını artıracak, kalkınma çabalarına ivme kazandıracak tedbirler ve ekonomik hamleler kararlılıkla sürdürülecektir. Kıbrıs Türkü'nün huzur, refah, kalkınma ve güvenliğinin sağlanması, hükümetimiz için bir sorumluluktur" dedi.

Sorular

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının ortak bir devlette yaşama isteğinin azaldığı yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, bu yöndeki sözlerinin hem uluslararası topluma hem de Kıbrıs'ta federal bir çözüm istediğini savunan taraflara bir uyarı olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Aynaya siz ne yüz gösterirseniz o da size aynısını gösterir. Bu bir uyarıydı" dedi.

Rum'un silahları

Ali Babacan, Güney Kıbrıs'ın silahlanmasıyla ilgili bir başka soruyu yanıtında, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili bakış açısının çok açık olduğuna işaret ederek, 5 yıldır güçlü çözüm iradesinin ortaya konduğunu belirtti. Babacan, şöyle devam etti:

"Kıbrıs'ta barışın, huzurun, güvenliğin, istikrarın sağlanması hepimizin görevi. Türkiye ilk günden bu yana bu sorumluluğunun, garantör devlet olmanın kendisine yüklediği sorumluluğun hep bilincinde olmuştur. Gereken zamanda gereken adımlar atılmıştır. Bundan sonraki dönemlerde de her şey kapsamlı çözüm ve BM parametreleri çerçevesinde konuşulacak. Bunun haricinde bir adım olmaz" dedi.

Türk limanlarının açılması

Ali Babacan, Türkiye'nin Türk limanlarının Rum gemilerine açılmasıyla ilgili tavrının sorulması üzerine, AB ile ilişkilerden en önemli gündem maddesi olan limanlar konusunda Türk tarafının kararlı tavrının bundan sonra da devam edeceğini söyledi. Türkiye'nin "kısıtlamaların kalkmasını istiyorsanız, siz öncelikle KKTC üzerindeki sınırlamaları kaldırın, biz de eş zamanlı olarak aynı adımları atalım" önerisine olumlu yanıt almadığını hatırlatan Babacan, şöyle devam etti:

"Kimse Türk tarafından bu konuda tek taraflı adım atmasını beklemesin. Olmayacak.... Çözümsüzlük isteyen tarafı ödüllendirirken, çözüm isteyen Türk tarafını zorluklarla karşı karşıya bırakmak, ek taleplerle karşı karşıya bırakmak, hiçbir adalet ölçüsüne sığmaz"

Türkiye'nin Akdeniz'de petrol aramaktan vazgeçtiği yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine Babacan, "Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan ne kadar ekonomik, siyasi hakkı varsa, kullanabilir. Bu bizim kendi tercihimizdir" dedi.

Talat: Genel Sekreter'den inisiyatif

üstlenmesini talep edeceğim

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat görüşmeden çıkışta gazetecilerin sorularını da yanıtladı, Türk tarafının kapsamlı bir çözüm için müzakereye ve -kendisi öyle düşünmese de- gerekli olduğu söylenen müzakere öncesi hazırlığa da -sınırlı bir zaman içinde olması kaydıyla- her zaman hazır olduğunu söyledi.

Talat, sonsuza kadar sürmeyecek ve sınırlı bir zaman sürecinde gerçekleşecek hazırlık süreci sonrasında kapsamlı çözüm müzakerelerine başlamayı arzu ettiklerini dile getirdi.

Tüm dünyaya bu mesajı verdiğini kaydeden Talat, BM Genel Sekreteri'nden de konuda inisiyatif üstlenmesi talebinde bulunacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,.

Lâskîye feribot seferleri ticari bir konu ve yasal

KKTC ile Suriye arasında feribot seferleri başlatılmasının ise tamamıyla ticari bir konu olduğunu ifade eden Talat, geçmişte de benzeri seferler yapıldığını ancak bir şekilde ara verilmek zorunda kalındığını, şimdi yeniden başlandığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, feribot seferlerinin devam edeceğine vurgu yaparak, feribotların Gazimağusa'dan herhangi bir uluslararası limana sefer düzenlemesini kısıtlayıcı herhangi bir uluslararası hukuki düzenleme bulunmadığını söyledi. Talat, uluslararası hukukun da bunu bloke etmediğini, seferlerin tamamıyla yasal olduğunu belirtti.

Papadopulos'la görüşme uygun zamanda

Talat, bir başka soruya yanıtında, Rum lider Tasos Papadopulos ile görüşme konusunda herhangi bir sorunu olmadığını, uygun zamanda görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Talat, "BM Genel Sekreteri ile görüşeceğim. Belki o inisiyatif üstlenir, böyle bir görüşme talebinde bulunur ya da koşullar böyle bir görüşmeyi gerektirir" dedi.

Ekenoğlu Babacan'ı kabul etti

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ve heyetini kabul etti.

Ekenoğlu, kabulde yaptığı konuşmada, TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın ülkeyi ziyaret ettiğini, ardından Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ilk dış ziyaretini KKTC'ye yaptığını ve şimdi de Dışişleri Bakanı Babacan'ın ilk ikili dış teması yapmak üzere KKTC'ye geldiğini söyledi.

Ekenoğlu, bu ziyaretlerin KKTC ile Türkiye'nin ilişkilerinin ne kadar üst düzeyde olduğunun en büyük işareti olduğunu kaydederek, bundan sonraki süreçlerde de aynı şekilde devam edileceğinin ve siyasi eşitlik temelinde çözümü yakalamak için birlikte uğraş verileceğinin en güzel göstergesi olduğunu ifade etti.

Meclis Başkanı Ekenoğlu, bundan sonraki süreçte de birlikte en güzelin yakalanmaya çalışılacağını söyledi.

Babacan

Babacan da konuşmasında, ikili düzeyde ilk ziyaretini KKTC'ye yaptığını belirterek, Türkiye ile KKTC arasındaki ilişkilerin bundan önce olduğu gibi bundan sonra da çok güçlü bir şekilde devam edeceğini, Türkiye'nin her açıdan desteklerinin yükselerek süreceğini vurguladı.

Babacan, iki ülkenin birlikte yürüttüğü adadaki sorunlarla ilgili kapsamlı çözüm çalışmalarını da yoğunlaştırarak devam ettireceklerini ifade etti.

Babacan, diyalogdan kaçmayan, tam tersine çözüm isteyen ve yapıcı olan tarafın Türk tarafı olduğunu, bundan sonra da bu üslubun süreceğini kaydetti.

Babacan, KKTC meclisine yeni yasama döneminde başarılı bir çalışma diledi.

Babacan Soyer'le görüştü

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, 60'ıncı Türkiye Hükümeti'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne barış, istikrar, refah ve kalkınma için hür tür desteği vermeye devam edeceğini yineledi.

Babacan, temasları çerçevesinde Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından da kabul edildi.

Başbakanlık Şeref Salonu'nda gerçekleşen görüşmede konuşan Babacan, Dışişleri Bakanı olarak KKTC'yi ilk kez ziyaret etmekte olduğuna işaret ederek, adadaki sorunun çözümü konusunda KKTC hükümetiyle birlikte yürüyeceklerini söyledi.

Babacan, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde, kalıcı, kapsayıcı çözüm arayışının sürdürüleceğini ifade ederek, "Kıbrıs Türklerinin her alanda yaşam standartlarının iyileştirilmesi, güven ve huzur içinde yaşaması için Türkiye olarak her türlü katkıyı yapmaya devam edeceğiz" dedi.

Ali Babacan, Türkiye'de olduğu gibi KKTC'de yeni yasama yılının başladığını, bu dönemde yasalar ve anayasa değişikliğinin gündemde olduğuna işaret ederek, yeni dönemde Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve hükümetine başarı dileğinde bulundu.

Soyer: Çözüm perspektifimiz örtüşüyor

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise konuşmasında, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün gelenekselleşen ilk yurtdışı ziyaretini KKTC'ye yapması gibi Ali Babacan'ın da ilk ikili görüşmeleri KKTC'de başlatmasının önemli olduğunu söyledi.

Soyer, bu nedenle halk adına Ali Babacan'a teşekkür ederek devam ettiği konuşmasında, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın New York temaslarında, BM Genel Kurulu'nda; Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi'nde dünya kamuoyuna deklare ettiği, Babacan'ın bugün vurguladığı Kıbrıs sorununa çözüm perspektifinin, Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı, kapsamlı çözüm iradesiyle örtüştüğünü ifade etti.

Çözümsüzlüğe oynamıyoruz

Soyer, adada BM parametrelerine dayalı, iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye'nin garantörlüğünde yeni bir ortaklıktan bahsedildiğini, Türkiye'nin de BM parametrelerine dayalı çözüme vurgu yaptığını anımsatarak, "Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı olarak çözümsüzlüğe oynamıyoruz" dedi.

Ferdi Sabit Soyer, amacın adadaki sorunu çözerek, Doğu Akdeniz'i Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın ortak ilgi alanı haline getirmek olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin adaya verdiği desteğin yadsınamaz olduğuna vurgu yapan Başbakan Soyer, Türkiye'nin sürekli gündemde olan bir anayasa sorunu olduğunu, KKTC'de de aynı durumun söz konusu olduğunu belirtti.

Başbakan Soyer, Türkiye Dışişleri Bakını ve Başmüzakereci Ali Babacan'a ziyareti için teşekkür ederek, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm ve Avrupa Birliği sürecine devam ederek birlikte daha çok yol yürüyeceklerini söyledi.

Avcı, Babacan ile bir araya geldi

Avcı'nın makamında gerçekleşen ve iki ülkeden Dışişleri Bakanlığı bürokratlarının da katıldığı Avcı ile Babacan görüşmesi planlanandan geç başladı ve yaklaşık yarım saat sürdü.

Konuk Bakan Babacan görüşmenin başında basına yaptığı açıklamada, KKTC'yle olan ilişkilerde özellikle iki ülke dışişleri bakanlıkları arasındaki işbirliğini yoğunlaştırarak sürdürme azminde olduklarını ve desteklerinin süreceğini vurguladı.

KKTC Dışişleri Bakanlığı'yla yakın dönemde işbirliği çalışmalarının başladığı, birçok bakanlık

mensubunun Ankara'da eğitim çalışmalarına katılmakta olduğunu kaydeden Babacan, KKTC'nin artan sayıda ülkede temsilcilik açması için de bakanlık olarak ellerinden gelen katkıyı vermeye çalıştığını söyledi.

Babacan, "Önümüzdeki dönemde de yoğun işbirliğimiz devam edecek" dedi.

KKTC'ye farklı yönlerden verdikleri desteğin devam edeceğini de vurgulayan Babacan, bu konularda ve Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili Bakan Avcı'yla yakın mesailerinin olacağını kaydetti.

Yakın ilişki ve paralel politikalar

Bakan Avcı da, TC Dışişleri Bakanlığı'yla daha yakın ilişkiler ve paralel politikalar içinde olunmasının önemine işaret ederek Babacan'la bundan sonraki süreçte de KKTC'nin açılımı için birlikte çok daha yoğun çalışacaklarını söyledi ve "Anavatansız Yavruvatan düşünülemez" dedi.

Dışişleri Bakanlığı olarak ortaya koydukları hedeflerin, KKTC'nin ikili ilişkilerindeki açılımların geliştirilmesi; daha fazla ülkede temsilcilik açılması ve Kıbrıs Türkü'nün haklı davasının dünyaya daha sağlıklı duyurulması için çalışmaların sürdürülmesi yönünde olduğunu kaydeden Avcı, TC Dışişleri Bakanlığı'na, bugüne kadar verdiği ve bundan sonra vereceği destek için teşekkür etti.

Bakanlığının en önemli hedeflerinden birinin de yeniden yapılanma olduğunu belirten Avcı, bunun için de doğal olarak TC Dışişleri'nin desteğine ihtiyaçları bulunduğunu ifade ederken "Gördük ve görmeye devam edeceğiz" dedi.

Avcı, Babacan'ı KKTC'de misafir etmekten duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Babacan, Denktaş'ı ziyaret etti

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ı ziyaret etti.

Denktaş'ın ofisinde gerçekleşen görüşmede Babacan'a Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin eşlik etti.

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş görüşmede yaptığı konuşmada Babacan'ın KKTC ziyaretinin olumlu sonuçlar doğurmasını diledi ve Kıbrıs davasının önemli bir dava olduğunu vurguladı. "Rum ve Yunanlar Kıbrıs'ın tümünü istiyorlar" diyen Denktaş, ABD ve diğer ülkeler tarafından "meşru devlet" olarak kabul gören Rum Yönetimi'nin tüm dünyaya sorunun "1974'te bir işgal sorunu olarak başladığını" lanse etmeye çalıştığına işaret etti.

Asker emellerini engelledi...

Denktaş, "Asker (adanın tümüne sahip olma) emellerini engelledi diye şimdi esas sorun olarak askeri görmektedirler" diyerek Türkiye'nin bu açıdan bakıldığında baskı altında; fiili olarak çok güçlü bir durumda olduğunu kaydetti.

Halkın gerekirse tekrar ayağa kalkıp Rum'a karşı direnebileceğini de ifade eden Rauf Denktaş, Türkiye'yi ve Türk askerini adadan çıkaracak hiçbir anlaşmaya "Evet" denilemeyeceğini vurguladı.

Babacan: Türkiye'nin haklı

olduğunu görmeye başladılar

TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan da konuşmasında Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu ve Türkiye'nin her zaman olduğu gibi Kıbrıs Türklerinin destekçisi olduğunu kaydetti.

Derin bir geçmişe sahip Kıbrıs sorununda Türkiye'ye her geçen gün daha fazla hak verildiğini söyleyen Babacan, bazı devletlerin yüksek sesle olmasa da birebir görüşmelerde Türkiye'nin haklı olduğunu söylediklerini dile getirdi.

Önümüzdeki dönemde ağır bir görüşme trafiğinin beklendiğini de kaydeden Ali Babacan, KKTC ve Türkiye'nin kazanımlarından taviz vermeden, eşit statü çerçevesinde, bazı prensiplerden de taviz vermeden çözüme ulaşmayı hedeflediklerini belirtti.

Babacan KKTC'nin daha müreffeh daha istikrarlı bir ülke olabilmesi adına eğitim, altyapı ve teknik destek vermeye devam edeceklerini de sözlerine ekledi.

Babacan KTBK, GKK'yı ve

Boğaz Şehitliği'ni ziyaret etti

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Boğaz Şehitliği'ni ziyaret etti.

Babacan, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz'ü ziyaretinin ardından Boğaz Şehitliğini ziyaret etti.

Şehitlikte düzenlenen törene Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengâver Cem katıldı.

Tören, TC Dışişleri Bakan'ı Ali Babacan'ın şehitlik anıtına çelenk koymasıyla başladı. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı'nın ardından bayraklar göndere çekildi. Tören, Babacan'ın Şehitlik Özel Defteri'ni imzalamasıyla sona erdi.

Anıt özel defteri

Babacan Şehitlik Özel Defteri'ne şunları yazdı:

"Aziz Şehitlerimiz;

Kıbrıs Türk halkının varlık, bağımsızlık, özgürlük mücadelesi uğruna canlarınızı korkusuzca feda ederek mukaddes şahadet mertebesine eriştiniz. Büyük Türk ulusunun şanlı tarihindeki müstesna yerinizi aldınız. Kutsal hatıranız şanlı Türk ulusunun hafızasında sonsuza dek yaşatılacaktır. Bu duygularla manevi huzurunuzda minnet ve şükranla eğiliyoruz.

Ruhlarınız şad olsun."

Babacan ve beraberindeki heyet, törenden sonra şehitlerin mezarlarını gezerek karanfil koydu.

 

Cumhurbaşkanı Talat Babacan

onuruna yemek verdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan onuruna akşam yemeği verdi.

Cumhurbaşkanlığında saat 19.00'da başlayan yemeğe, Babacan ve beraberindeki heyet yanında KKTC'den devlet ve hükümet yetkilileri katıldı.

Babacan, akşam yemeğinin ardından, yoğun bir temas trafiğinde bulunduğu günübirlik KKTC ziyaretini tamamlamış olarak adadan ayrıldı.

Babacan, temaslarını

tamamlayarak adadan ayrıldı

Türkiye'nin yeni Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, KKTC'ye günübirlik ziyaretini tamamladı.

Babacan ve beraberindeki heyet saat 20:45'te adaya geldikleri özel ATA uçağıyla adadan ayrıldı.

Babacan'ı Ercan Havaalanı'ndan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Türkekul Kurttekin, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, uğurladı.

Öğle saatlerinde adaya gelen ve yoğun bir görüşme trafiğinde bulunan Babacan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Soyer tarafından kabul edildi, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, KTBK Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Mehmet Eröz'ü ziyaret etti.

Babacan, adadan ayrılmadan önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, onuruna verdiği yemeğe katıldı.

Babacan'a günübirlik KKTC ziyaretinde Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ertuğrul Apakan, Kuzeydoğu Akdeniz Genel Müdürü Berki Dibek, Enformasyon Dairesi Başkanı Levent Bilman ve diğer üst düzey yetkililer eşlik etti.

KIBRIS 05/10/07

 

 

Kayıplar konusunda yaralar açık kaldıkça Kıbrıs sorunu çözülemez

ŞAHİTLER ÖLEBİLİR, 20 YIL DAHA BEKLEYEMEYİZ"... Alman parlamenter Klamt, Kıbrıs'taki kayıp şahıslarla ilgili çalışmalar konusunda büyük ilerleme kaydedildiğini, fakat olayın yakın bir gelecekte nihayetlenemeyeceğini, zaman alacağını söyledi. Klamt, çalışmaların hızlandırılması gerektiğini belirterek, "Şahitler ölebilir, 20 yıl daha bekleyemeyiz" dedi.

Özlem Güran AKKORLU (TAK)

Kıbrıs'taki kayıplarla ilgili çalışmaları yerinde incelemek ve kayıp aileleri ve sivil toplum örgütleriyle görüşerek Avrupa Parlamentosu'na bir rapor sunmak amacıyla Kıbrıs'a gelen Avrupa Parlamentosu Raportörü Alman Parlamenter Ewa Klamt, kayıplar konusundaki yaralar açık olduğu müddetçe, Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini söyledi.

Kayıplar konusundaki ilerlemelerin doğru yönde atılmış ilk adımlar olduğunu düşündüğünü belirten Klamt, kayıp şahıslarla ilgili çalışmaların neticelendirilmesinin, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayabileceğini kaydetti.

Ewa Klamt, Kıbrıs'taki kayıp şahıslarla ilgili çalışmalar konusunda büyük ilerleme kaydedildiğini, fakat olayın yakın bir gelecekte nihayetlenemeyeceğini, zaman alacağını söyledi. Klamt, çalışmaların hızlandırılması gerektiğini belirterek, "Şahitler ölebilir, 20 yıl daha bekleyemeyiz" dedi.

Yürütülen çalışmalarla ilgili izlenimlerinin son derece olumlu olduğunu ifade eden Klamt, AP'ye sunacağı raporda, çalışmaların hızlandırılmasını ve maddi yardım yapılmasını önereceğinin mesajını verdi.

Halen yürütülen çalışmaların 2004 yılından bu yana sürdüğünü hatırlatan Klamt, ilerleme elde edilebilmesi için iki tarafta da iyi niyet ortaya konması gerektiğini belirtti. Kayıplar konusuyla ilgili çalışmalar yapan kişilerin çok istekli olduğunu gördüğünü ve çalışma yürüten insanların bir birleriyle iyi bir diyaloğunun bulunduğunu söyleyen Klamt, her iki tarafta da duyguları incinmiş, kırılmış çok insan bulunduğunu, 1963-1964 ve 1974-1975 yıllarında yaşananlardan dolayı bu şekilde hissetmenin normal olduğunu söyledi.

Temas ve incelemelerini sonlandırıp dün adadan ayrılan Ewa Klamt, adadan ayrılmadan önce TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

"Umduğumdan çoğunu buldum, çok duygusaldı"

Kıbrıs'taki temaslarının beklediği gibi geçip geçmediğinin sorulması ve değerlendirme yapmasının istenmesi üzerine Klamt, "Her şeyden önce beklediğimden, umduğumdan daha çoğunu buldum. İnsanlar bana karşı çok açık davrandılar. Konuştuğum kayıp yakınları tüm acılarını ve üzüntülerini benimle paylaştılar. Bu hem onlar hem de benim için çok duygusaldı. Brüksel'de kağıt okumaktan daha iyi. Okurken insanları bu kadar iyi anlayamıyorsunuz" diye konuştu.

Yürütülen kazı çalışmalarını görmenin de kendisini çok etkilediğini ifade eden Klamt, neler yapıldığını, niçin zaman aldığını anlamak için, yapılan çalışmaları görmek gerektiğini kaydetti ve "Onlar için bir kemik bulmak çok önemli" dedi.

"Temaslarım iyi geçti"

"Kazılarda kemikler bulunuyor, laboratuara gittiğiniz zaman ise bir insan bulduğunuzu anlıyorsunuz" diyen Ewa Klamt, Kıbrıs'a gelerek her iki tarafta da temaslarda bulunmasının kendisi için çok önemli olduğunu, temaslarının olumlu olarak değerlendirebileceğini söyledi. Klamt, hem Kıbrıs Türk hem de Rum tarafında çok sıcak karşılandığını ve görüştüğü herkesin kendisine çak yardımsever davrandığını vurguladı.

Her iki tarafta da duygularını gizleyen kişiler olduğunu dile getiren Klamt, birçok kişinin, "iki taraf arasında nefret olmadığını, sadece sevdikleri kişinin nerede olduğunu, ona ne olduğunu bilmek istediklerini" söylediğini kaydetti.

"Rapor sonbahar bitmeden sunulacak"

Raporun 22 dile çevrilmesinin zaman alacağını belirten Klamt, hazırlayacağı raporu, sonbahar bitmeden AP'ye sunmayı düşündüğünü dile getirdi. Klamt, her altı ayda bir rapor hazırlaması gerektiğini ve sunacağı raporun konuyla ilgili kararın alınmasından sonra yazılan ilk rapor olacağını belirtti.

AP Raportörü Klamt, bir sonraki raporu yazmak ve gelişmeleri incelemek için 2008'in Nisan ya da Mayıs ayında yeniden Kıbrıs'a geleceğini ifade etti.

"Büyük miktarda paraya ihtiyaç var"

Kazı ve kemik arama çalışmalarını yürütmek için büyük miktarda paraya ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Klamt, AP'ye, daha fazla maddi yardım yapma önerisinde bulunma imkânı olduğunu kaydetti.

"Çalışmaların hızlandırılmasını öneriyorum"

AP'ye sunacağı raporun nasıl bir rapor olacağının sorulması üzerineyse Klamt, "AB'de ilginç bir terminolojimiz var, konuları şöyle açıklarız: Bir şeyleri işaret ederiz, hoş karşılarız, öneririz. Örneğin; burada 2004 yılından beri yürütülen çalışmaları ve olanları hoş karşılıyorum. Çalışmaların hızlandırılmasını öneriyorum, çünkü burada yaşananlara şahit olmuş iki grup insan var. Bu insanların yaşlandığını düşünüyorum. Bu gerçekten de uzun zaman önceydi ve şahitler yaşamlarını yitirebilir. Mesela 20 yıl daha bekleyemeyiz" diye konuştu.

"Artık huzura kavuşmaya hakları var"

Kayıp yakınlarının, aile bireylerine ne olduğunu bilmeye hakkı olduğunu söyleyen Klamt, şunları dile getirdi:

"Ne olduğunu öğrenip artık huzura kavuşmaları gerektiğine inanıyorum. Önceki gün, iki kaybın oğullarıyla görüştüm. Birinin babasının kemikleri bulunmuş, diğerininki ise aranıyor. Babasının kemikleri bulunanın, bundan duygusal olarak ne kadar çok etkilendiğini gördüm. Ama düşünüyorum da babası kaçırıldığı zaman sadece 5 yaşındaydı. Babasını bizim babalarımızı bildiğimiz gibi bilmiyor, ama bu onun hayatı boyunca süren bir hikaye oldu. Hayatına şekil veren etken buydu. Sürekli acı ve üzüntü içinde yaşayan bir anne, üstelik sürekli ümit içinde olan... Sürekli büyüyen bir duygu yoğunluğu. Onu dinleyince hislerini anladım. Diğerlerinin de kayıp aile bireylerine ne olduğunu bilmeye hakkı olduğunu düşünüyorum."

"Çoğu Kıbrıs'ta kayıplar olduğunu bilmiyor"

AP'nin, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne nasıl katkı sağlayabileceğinin sorulması üzerine Alman Parlamenter Ewa Klamt, AP'de bulunan ülke temsilcilerinin, Kıbrıs'ta neler olduğuna bakmasının, Komite için yararlı olduğunu söyleyerek, AP'de temsil edilen birçok ülkenin, Kıbrıs'ta kayıplar olduğunu bilmediğini kaydetti. AP'nin maddi yardım konusunda da Komiteye yardımı olabileceğini belirten Klamt, "Önce çalışmaları insanlar için anlaşılır bir şekilde göstermeniz lazım ki, size daha çok para versinler" dedi.

"Beni dinleyebilirler"

AP'deki birçok kişinin bağımsız olduğunu söyleyen Klamt, "Benim ne söylediğimi, dinleyebilirler. Ben yardım etmek için elimden geleni yapacağım" diye konuştu.

Klamt, kendi ziyaretine de bakılacak olursa, AP'nin Kıbrıs'taki kayıplar konusuna bundan sonra daha fazla ilgi gösterip, netice alınması için daha büyük çaba sarf edeceğini vurguladı ve "Umarım konunun Parlamento'daki ülke temsilcileri tarafından öğrenilmesini sağlayan kişi olabilirim. Çünkü herşeyden önce bilinmesini sağlamanız gerekiyor. Yıllardır insan haklarıyla ilgili çalışmalar yapıyorum. Benim geçmişteki çalışmalarımı, dengeli ve ılımlı bir insan olduğumu, fakat nereye varmak istediğimi bildiğimi, sonuç alıcı hareketlerimi biliyorlar. Diğer siyasi gruplar da bana güveniyor. Başarılı olacağım konusunda umutluyum" dedi.

"Sağlanan para en iyi şekilde kullanılıyor"

AP'nin sağlayabileceği maddi yardımın sorulmasına karşılık Klamt, 1,5 milyon Euro'nun kullanılıyor olduğunu belirtti ve bir rakamın her yıl bütçede olacağı hususunda emin olunması gerektiğini kaydetti. Klamt, verilen paranın iyi bir şekilde kullanıldığını rapor etmesi halinde bunun yararlı olacağını söyledi. Klamt, sağlanan paranın Kıbrıs'ta iyi bir şekilde kullanıldığını ve daha fazla paraya ihtiyaç duyulduğunu gördüğünü ve yapılması gereken daha çok şey olduğunu belirtti.

"Yaralar açık olduğu müddetçe sorunu çözemezsiniz"

"Kıbrıs'taki kayıp şahıslar sorununun çözümünün, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar arasında karşılıklı güvenin artmasına ve çözüme gidilmesine fayda sağlayabilir mi?" şeklindeki bir soruyu yanıtlayan AP Raportörü Klamt, şöyle dedi:

"Ben Almanya'dan geliyorum ve bildiğiniz gibi Almanya 1989'a kadar bölünmüş bir ülkeydi. Almanya'nın birleşmesinin mümkün olmadığını düşünüyordum. Diğer taraftaki askerlerden korkuyordum. İyi hissetmiyordum. Yıllar geçtikçe her iki taraf da farklı yönlere gitti. Bizi bir arada tutacak hiç bir şey kalmamıştı. Ama şimdi birleşmenin işe yaradığını söyleyebilirim. Bir arada yaşayabiliyoruz. Bir birimiz hakkında birçok şey öğrendik. Kıbrıs'a gelince şunu söyleyebilirim. Yaralar açık olduğu müddetçe, sorunu çözemezsiniz."

"Doğru yöne atılmış ilk adımlar"

Kayıplar konusundaki ilerlemelerin doğru yönde atılmış ilk adımlar olduğunu düşündüğünü vurgulayan Klamt, "Bu insanların kaderiyle ilgili bir şeyler bulabilmek, en azından yaraları iyileştirmeye başlayabilir. Kalıntılar bulunduğu zaman ailelerin büyük bir üzüntü içine girdiğini biliyorum. Ama birisinin ölümünün üstesinden gelebilmenin tek yolu onu gömebilmek, mezara gitmek ve sevdiğiniz kişinin orada olduğunu bilmektir. Bunlar olunca artık yaranız açık değil" diye konuştu.

Hala bazı insanların kalbinde nefret olmasını anladığını söyleyen Ewa Klamt, birçok insanın, içinde nefret taşımadığını kendisine söylediğini; ancak bazı insanlarda, "Benim sevdiğim birine bir şey oldu ve bunu diğer taraf yaptı" düşüncesi bulunduğunu belirtti.

"Bardağın dolu tarafına bakmalı"

Klamt, bardağın boş değil dolu tarafına bakmanın her zaman için yararlı olduğunu söyleyerek, "Eğer bir şeyleri daha iyi ve daha olumlu yapma vizyonunuz yoksa bırakın" şeklinde bir deyiş olduğunu anımsattı ve bunun Kıbrıs için de uygun olduğunu kaydetti

Klamt, "Almanya Kıbrıs için doğru bir örnek mi? Burada iki ayrı dil, din, halk var" sorusunu cevaplarken ise, "Hiç bir zaman bir durumu diğeriyle kıyaslayamazsınız. Bizim dilimiz aynıydı, ama çok farklılıklarımız vardı. Bir taraf daha dindarken diğer taraf dinden çok uzaktı. Tamamen bölünmüştük, hiç bir şeyimiz aynı değildi artık. Bir araya geldiğimiz zaman, Kıbrıslı Türkler ile Rumlar arasında bulunandan daha fazla farklılıklarımız vardı" dedi.

"İki ayrı tarafta yaşamaya zorlandınız"

Kıbrıslı Türkler ile Rumların, iki farklı din ve dile sahip olmalarına rağmen, geçmişte birçok köyde bir arada yaşadıklarını söyleyen Klamt, "1974'ten sonra iki ayrı tarafta yaşamaya zorlandınız. İstediğiniz için değil. Arkasında bir zorlama vardı. Her iki taraftaki Kıbrıslıların da kalbinde ve kafasında Almanya'da bizde olandan daha çok ortak şey kaldığına inanıyorum" iddiasında bulundu.

Avrupa Parlamentosu Raportörü Alman Parlamenter Ewa Klamt, sözlerinin sonunda, Kıbrıs ziyaretinin başarılı bir ziyaret olmasını sağlayan herkese ve özellikle kendisiyle duygularını paylaşan kayıp yakınlarına teşekkür etti ve "Yardım etmek için yapabileceğimin en iyisini yapmaya ve yeniden gelmeye söz veriyorum" dedi.

KIBRIS 05/10/07

 

Joan Ryan, Oya Talat'la görüştü

İngiliz Yüksek Komiserliği'nin KKTC'deki binasında yer alan görüşme, önceki akşam gerçekleşti. Görüşmede, Oya Talat ve Joan Ryan'a, KKTC'deki bazı kadın örgütleri temsilcileri de eşlik etti.

Cumhurbaşkanlığı'ndan alınan bilgiye göre, kadın örgütleri temsilcilerinin görüşlerini dinleyen İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, Kıbrıs Rum tarafında şubat ayında gerçekleşecek olan başkanlık seçimlerinin ardından Kıbrıs sorunu için yeni bir pencere açılacağına inandığını dile getirdi.

Ryan, adada hâkim olan karamsarlığı ve olumsuz atmosferi değiştirmek için kadınların aktif mücadele etmesi gerektiğine inandığı vurguladı.

Ryan, AB ve İngiltere'nin, Kuzey Kıbrıs'taki ekonomik gelişmenin adanın birleşmesine katkıda bulunacağını düşündüğü için Kuzey Kıbrıs'ın ekonomisinin gelişimini desteklediklerini ifade etti.

Ryan, zor da olsa geçmişte yaşanan acıları geride bırakmak ve adada kalıcı, barışçıl bir çözüm için geleceğe yönelmek gerektiğini söyleyerek, İngiltere Hükümeti'nin elinden geleni yapması için çalışacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat da, geçmişte yaşanan acılara rağmen, adada siyasi eşitliğe dayanan, kalıcı, güvenli bir barışı getirmek için geleceğe bakılması gerektiğini söyledi ve Kıbrıslı Türkler olarak isteklerinin gelecek nesillere barış bırakmak olduğunun altını çizdi.

Oya Talat, Ryan'a, Sanatçı Ayhatun Ateşin'in "Sessiz Yürüyüş" sergisinden bir çift ayakkabı armağan ederek teşekkür etti.

Oya Talat'a teşekkür eden Ryan ise, "Bu ayakkabı ile sizin yerinizde durmaya ve hissettiklerinizi daha iyi anlamaya çalışacağım. Gelecek günlerde barış içinde bir arada olma dileğiyle" dedi.

KIBRIS 05/10/07

 

Kıbrıslı Türkler'in artık Avrupa Konseyi Genel Kurulu'nda yer alması önemli bir gelişme

Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir zamanlar Kıbrıs Türkleri'nin Avrupa Konseyi'nin kafeteryasında otururken, bugün artık genel kurul salonunda yer almalarının önemli bir gelişme olduğunu vurguladı.

AA'nın haberine göre, Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kurulu'nda konuşma yapmak üzere gittiği Strazburg'dan ayrılmadan önce kaldığı Hilton Oteli'nde basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısında, Parlamenterler Meclisi'nde Kıbrıs Türklerinin bürosunu ziyaret ettiğini anımsatan Gül, bir zamanlar Kıbrıs Türkleri'nin Avrupa Konseyi'nin kafeteryasında otururken, bugün artık genel kurul salonunda yer almalarının önemli bir gelişme olduğunu belirtti.

Gül, AKPM Genel Kurulu'nun Kıbrıs Türklerinin seslerini duyurabildiği önemli bir platform olduğunu ifade ederek, Kıbrıs'taki referandumdan sonra sadece Rumlara değil, Türklere de temsil yetkisi verildiğini kaydetti.

KIBRIS 05/10/07

 

Kıbrıs'ta gelinen nokta eskiye oranla daha iyi

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden'in davetlisi olarak Strazburg'da bulunan TC Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, AKPM'deki KKTC ofisini ziyaret etti.

A.A.'nın haberine göre Gül'ü, CTP-BG Milletvekili Özdil Nami, Cumhuriyet Meclisi Dış İlişkiler Müdürü Seyit Yolak ve KKTC'li diplomatlar karşıladı.

Cumhurbaşkanı Gül, ofisi ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, geçmiş dönemlerde AKPM'de sadece kafeterya veya kulislere girebilen KKTC'li parlamenterlerin, şimdi burada ofisleri olmasının önemli bir gelişme olduğunu, yine KKTC'li parlamenterlerin genel kurulda söz almalarının dikkate değer bir gelişme olduğunu ifade etti.

Gül, CTP-BG Milletvekili Özdil Nami'ye dönerek, "AKPM Genel Kurulu'nda bugün bana soru yönelten milletvekillerinden birisi de sizdiniz. Bugün Kıbrıs sorununun çözümünde gelinen nokta, eskiye oranla daha iyi" diye konuştu.

CTP-BG Milletvekili Özdil Nami, AKPM Genel Kurulu'nda, TC Cumhurbaşkanı Gül'e, KKTC ziyaretinde, Cumhuriyet Meclisi'ne hitaben yaptığı konuşmada, bölgedeki gelecek işbirliği vizyonlarının Kıbrıs'ta kurulacak yeni ortaklık devletini de içerdiği yönündeki sözlerini hatırlatarak, şu soruyu yöneltmişti:

"Biz, bu vizyonunuzu paylaşıyoruz. Ancak Rum tarafının, AB üyeliğini aleyhimize kullandıklarını, Kıbrıs sorununun çözümü için takvimi ve BM hakemliğini reddetmelerini, Kıbrıs Türk yetkililerle Kıbrıs veya uluslararası platformlarda işbirliğine girmemelerini göz önünde tutarsak, bu ortaklık devleti vizyonu sizce hala gerçekçi bir vizyon mudur yoksa tehlike altına mı girmektedir?"

Gül'ün yanıtı

Cumhurbaşkanı Gül, soruya verdiği yanıtta, çözümü desteklediklerini, ortaklık devleti kurulması vizyonuna sahip olduklarını vurguladığını, ancak çözümün sadece Türkiye'nin çabalarıyla olamayacağı, dünyanın da buna destek vermesi gerektiği üzerinde durduğunu belirtmişti.

Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki iradesini referandumda ortaya koyarak üzerine düşeni yaptığını hatırlatan Gül, uluslararası camiayı, konuya daha yakın ilgi göstermeye ve Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için somut adımlar atmaya çağırmıştı.

Özdil Nami'nin değerlendirmesi

Öte yandan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde KKTC'yi temsil eden Milletvekili Özdil Nami, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, AKPM'deki KKTC ofisine ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade ederek "ilk yurt dışı ziyaretini KKTC'ye gerçekleştirmesinin ardından buradaki KKTC ofisini ziyareti, Kıbrıs Türkü'nün haklı siyasetine verdiği desteğin işareti" dedi.

Gül'ün, AKPM'deki KKTC ofisine gerçekleştirdiği nezaket ziyareti değerlendiren Nami, geçmişte Kıbrıslı Türklere AKPM'de tanınan imkânlarla bugün sağlanan imkânlar arasında büyük fark bulunduğuna işaret ederek bunların, Kıbrıslı Türklerin adadaki referandumda Annan Planı'na "evet" diyerek çözüm istencini ortaya koymasının neticesinde gerçekleştiğini ifade ettiğini belirtti.

Nami'ye göre Cumhurbaşkanı Gül, KKTC'li parlamenterlerin, şimdi burada ofisleri olmasının önemli bir gelişme olduğunu belirtirken Türk tarafının yapıcı ve barışçıl tavrını sürdüreceğinin de altını çizdi.

Kıbrıs Türk halkının bunu takdirle karşıladığını belirten Nami, ziyaretin AKPM'de de büyük yankı yarattığını ve ofisin yabancı milletvekillerinin de bilgisine gelmiş olduğunu anlattı. Nami, tüm bunların Kıbrıs Türkü'nün AKPM çatısı altında giderek daha fazla kurumsallaşmaya, kökleşmeye doğru gittiğinin de bir işareti olduğunu söyledi.

KIBRIS 05/10/07

 

KTHY, yarın elektronik bilete geçiyor

KTHY Genel Müdürü Ahmet Akpınar yazılı açıklamasında, bir yılı aşkın süredir devam eden modernizasyon çalışmaları kapsamında, bu gece saat 24.00'ten itibaren eski rezervasyon sisteminin devre dışı bırakılacağını ve yeni sistemin yarın günün ilk saatlerinden itibaren devreye gireceğini bildirdi.

Akpınar, "Sabre Airlines Solutions" şirketinin Amerika, İngiltere ve diğer ülkelerden gelen temsilcilerinden oluşan 15 kişilik teknik ekiple birlikte kurulan yeni sistemin rezervasyon, satış, bilet ve check-in işlemlerini kapsadığını kaydetti.

Akpınar, sistem geçişinde sorun yaşanmaması ve KTHY personeline yardımcı olunması için tüm hava alanlarında ve belli başlı satış ofislerinde 10 gün süreyle Sabre temsilcilerinin de hazır bulunacağını belirtti.

KTHY'nın Kıbrıs, Türkiye ve İngiltere'de faaliyet gösteren satış ofisleri ve tüm acentelerinin yanı sıra, 8 Ekim Pazartesi gününden itibaren www.kthy.aero veya www.kthy.net adreslerinden internet üzerinden rezervasyon ve biletleme de yapılabileceğini bildiren Akpınar, internet üzerinden yapılacak rezervasyonlarda yolcuların koltuk seçimi imkânına sahip olduklarını vurguladı.

KTHY Genel Müdürü Ahmet Akpınar, elektronik biletle ilgili sistem modernizasyonu çalışmalarının başarıyla tamamlandığını ve yarın rezervasyon ve bilet satış sisteminde elektronik bilete geçileceğini açıkladı.

Akpınar, Uluslararası Hava Taşımacıları Birliği'nin kurallarına göre Mayıs 2008'e kadar dünyadaki tüm hava

yollarının elektronik bilete geçmesi kararına istinaden, SABRE Airline Solutions firmasıyla geçen yıl bir anlaşma imzalandığını hatırlatarak, anlaşmanın, elektronik bilet sisteminin yanı sıra, ekip ve uçuş planlama, gelir muhasebesi, maliyet kontrolü, tarifelendirme sistemlerini elektronik ortama taşıyacak olan topyekun bir sistem modernizasyonu projesinin başlangıç adımı olduğunu belirtti.

Sistemin, KTHY'nin Kıbrıs, Türkiye ve İngiltere'de faaliyet gösteren satış ofisleri ve tüm acenteleri ile birlikte

eş zamanlı olarak kullanılacağını açıklayan Akpınar, elektronik bilet sisteminde, rezervasyon ve uçuş kayıtlarının güvenli bir şekilde elektronik ortamda yer alacağını, olası rezervasyon değişikliği, iade bilet talebi ve check-in işlemlerinin yine elektronik ortamda kayıtlı bilet bilgisi üzerinden gerçekleştirileceğini bildirdi.

Akpınar, bu sayede alışılmış kağıt biletle yaşanılan çalınma ve kaybolma gibi risklerin, elektronik bilet ile ortadan kalkacağını, seyahatlerin çok daha hızlı ve pratik bir şeklide gerçekleşeceğini, işlemlerin tümünün elektronik ortamda yapılması sonucunda, KTHY'nin her kademesinde yapılan işlerde verimlilik artarak, maliyetlerde de ciddi oranda tasarruf sağlanacağını vurguladı.

Atılan adımın, KTHY için sadece IATA'nın bir kuralını yerine getirmenin ötesinde kendileri için KKTC'de hava ulaşımında uluslararası standartların sağlanması ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi adına önemli bir anlam taşıdığının altını çizen Akpınar, bundan sonra da yolcuların memnuniyetinin ve hizmet standardının artırılması yönünde tamamlanan yeni projeleri hayata geçireceklerini belirtti.

KTHY Genel Müdür Ahmet Akpınar, her sistemin başlangıç aşamasında bir uyum sürecinin olduğuna ve bu süreçte bazı aksamaların yaşanabileceğine dikkat çekerek, böylesine bir durumla karşılaşmamak için çaba içerisinde olduklarını, ancak olası aksamalarda da KTHY yolcularından anlayış beklediklerini de ekledi.

Akpınar, bu sürece katkı sağlayan eski ve yeni tüm yöneticiler ile çalışanlara teşekkür etti.

KIBRIS 05/10/07

 

KKTC ile Suriye arası feribot seferleri başlıyor

KKTC ile Suriye arasındaki feribot seferleri 18 Ekim’de başlıyor. Bu tarihten önce arife ve bayramın 3. günlerinde de özel sefer düzenlenecek.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 09:21 ET 06 Ekim 2007 Cumartesi

 

LEFKOŞA - Gazimağusa-Lazkiye arasında perşembe ve cumartesi günleri yapılacak tarifeli feribot seferleri 18 Ekim’de başlıyor.

Arife ve bayramın 3. günü de Gazimağusa Limanı’ndan Lazkiye’ye ve Lazkiye’den Gazi Mağusa’ya seferler düzenlenecek.

3 saat 10 dakika sürecek seferlerde KKTC vatandaşları, KKTC pasaportuyla ve vizeyle Suriye’ye giriş yapabilecek.

KKTC ile Suriye arasında 30 yıl aradan sonra yolcu taşımasına yönelik ilk gemi seferi 22 Eylül’de yapılmıştı.

Bu sefer Rum tarafının tepkisini çekmiş, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, konuyu Şam’la çözeceklerini söylemişti.

 

Clinton: Kardak daha iyi başkan olmamı sağladı

ABD’nin eski başkanı Bill Clinton, 1996’da Ege’de yaşanan Kardak kayalıkları krizinin, daha iyi bir başkan olmasına yardımcı olduğunu belirtti.

NTV

Güncelleme: 08:34 ET 06 Ekim 2007 Cumartesi

 

ATİNA - Atina’da bir konferansta konuşan Clinton, “Türkiye ve Yunanistan’ı karşı karşıya getiren bu trajik olay, uluslararası toplumda önemsenmediyse de benim daha iyi bir başkan olmamı sağladı” dedi.

 

Clinton, Kardak krizinin ardından ülkeler arasında sorun teşkil eden bu gibi konulara daha fazla önem vermeye başladığını söyledi.

1996 yılında, Türkiye ve Yunanistan arasında Kardak’a karşılıklı bayrak dikilmesi ile tırmanan gerilim, iki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiş, Clinton, dönemin başbakanları Tansu Çiller ve Kostas Simitis’le uzun telefon görüşmeleri yaparak sorunun aşılmasında rol oynamıştı.

Gül’den Kouchner’e coğrafya dersi

Cumhurbaşkanı Gül, dün kabul ettiği Fransa Dışişleri Bakanı Kouchner’e, Türkiye ve Kıbrıs’ı gösteren bir harita verdi. Gül, “Hangisi daha doğuda? Türkiye mi, Kıbrıs mı?” diye sorarak, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’ye dolaylı tepkide bulundu.

NTV

Güncelleme: 16:37 TSİ 06 Ekim 2007 Cumartesi

 

ANKARA - Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Fransa’nın Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in Ankara’daki son durağı Çankaya Köşkü oldu. Cumhurbaşkanı Gül, Kouchner’e Kıbrıs ve Türkiye’yi de içine alan bir Avrupa haritası uzattı.

Gül, Fransız bakana “Haritayı görüyorsunuz. Hangi ülke daha doğuda, Kıbrıs mı, Türkiye mi?” diye sordu.

Kısa süreli bir şaşkınlık yaşayan Kouchner, haritayı danışmanıyla inceledikten sonra Gül’e geri verdi. Gül, Kouchner’e “İstanbul da bir zamanlar Avrupa’ya başkentlik yapmış bir şehirdir” dedi.

Gül’ün bu tepkisi, Kıbrıs’ı Avrupa’da gören Türkiye’yi ise dışlama eğilimindeki Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’e bir mesaj olarak algılandı. Gül’ün harita üzerinde Kıbrıs’ın Türkiye’nin daha doğusunda olduğunu göstermesi, AB’nin yeni madeni Eurolar üzerindeki haritadan Türkiye’nin çıkarılmasına da tepki olarak yorumlandı. Ancak Gül’ün bu konuya doğrudan girmediği öğrenildi.

Edinilen bilgilere göre görüşmede Gül, Türkiye’nin önüne birtakım engeller çıkarılsa da AB’ye tam üyelik politikasını kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.

Kouchner ise Ankara temaslarında Fransız firmalara uygulanan ambargolar ile askeri amaçlı uydu projelerine katılabilmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istedi. Türk tarafı Fransız bakana, bu konudaki tavrını gelişmelere göre belirleyeceği mesajını verdi.

Kıbrıs ve AB yolunda iyimserlik


DIŞİŞLERİ Bakanı Ali Babacan'la Kıbrıs yolunda uçakta konuşuyoruz. AB konusunda iyimser. "İlerleme Raporu"nda Türkiye'yi çok rahatsız edecek bazı sivri cümlelerin çıkarıldığını söylüyor. Yine de ihtiyatı elden bırakmıyor:
"Fakat son ana kadar hiçbir şey kesin değildir tabii."
Sarkozy'nin Fransa cumhurbaşkanı seçilmesi Türkiye için bir şanssızlık değil mi?
Ali Babacan artık "pazarlık dili" kullanmıyor, "diplomatik dil" kullanıyor:
- AB'ın genişlemesi ve Türkiye'nin üyeliği gibi konularda Sarkozy'nin kendine göre görüşleri var. Ama o cumhurbaşkanı olduktan sonra, iki faslın müzakerelerini açtık, engellemedi.
Mali Kontrol ve İstatistik fasılları.
Babacan Fransa hakkında fazla konuşmak istemiyor:
- Dışişleri Bakanı Kouchner geliyor, şimdi fazla konuşmayayım.

Zaman kimin lehine?
Babacan, Türk-AB ilişkilerinde zaten 8 faslın dondurulduğunu, artık Kıbrıs konusunda Türkiye'ye yapılacak baskı kalmadığını, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm veya karşılıklı açılımlar olmadıkça Türkiye'nin liman ve hava meydanlarını asla Rumlara açmayacağını söylüyor. AB konusunda Türkiye'nin kendi takvimini yürüttüğünü anlatıyor:
- Hatta dondurulmuş fasıllarda bile AB teknisyenleriyle görüşmelerimiz sürüyor!
Ben şunu anlıyorum: Bugün AB'de genişlemeye karşı bir eğilim var, yarın eğilim Türkiye lehine değişir. Biz reformlarımızı sürdürelim; siyaseten zamanı geldikçe dondurulmuş fasıllar bile açılır.
Kıbrıs meselesi çözülmeden fasılların açılmasını Rumlar veto etmez mi? Bakan burada açık konuşuyor:
- Kıbrıs meselesini bugünkü çözümsüzlük haliyle AB uzun süre taşıyamaz, ABD ve BM de taşıyamaz! Türkiye'nin reformlarda kararlılığı Rumlar üzerindeki baskıyı artırır...
Babacan Şubat 2008'deki Rum seçimlerinden sonra Kıbrıs'ta yeniden çözüm sürecinin "başlattırılacağını" düşünüyor.
"Reformları ciddiyetle yürütmemiz şartıyla" zamanın Türkiye lehine işleyeceğine inanıyor.
Peki TCK'nın 301. maddesi? O konuda aceleleri yok gibi geldi bana; iç politika kaygılarıyla.

Ve bir girişimci
Kıbrıs Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ile görüşüyorum. Erdil Bey, 1963-64 döneminde Rumlarla savaşmış bir 'mücahit', küçük kardeşi şehit düşmüş. Kendisini "liberal bir vatansever" olarak niteliyor. Kıbrıs Türklüğü için duyguları alev alev...
"Referandumda iyi ki evet dedik; artık top Rum'da, bizi sıkıştıramazlar" diyor.
İngiliz sermaye ortaklığıyla Karpaz'da "Akdeniz'in en büyük yat limanı"nı ve "iki tane de 7 yıldızlı otel" inşaatını yürütüyor; toplam tutarı 150 milyon sterlin! Ambargodan ve 'mevzuat'tan kaynaklanan sıkıntıları var. İngiliz ortağı Davis Lewis ambargonun hava trafiğinde nasıl hokkabazlıklara yol açtığını Tony Blair'e kadar anlatmış.
Uğramadığı ülkeye kâğıt üzerinde uğrayıp uçuş numarası almak gibi numaralar!
Nami Bey'e göre, "Kıbrıs Türkleri ambargoyu ticaret ve sermayeyle aşar."
KKTC'de yabancı sermaye ve yatırım mevzuatının buna göre elden geçirilmesini istiyor.
"Türkiye'nin ve hepimizin ufkunu Turgut Özal açtı" diyor, müthiş dinamik, heyecanlı bir girişimci!
- AB çok önemli ama AB tanrı değildir! Ortadoğu da var, Uzakdoğu da var!
Ve vedalaşırken şunları söylüyor:
- Gençliğimde Kıbrıs Türkü olarak silahla savaştım, şimdi yatırımla, işle, piyasayla savaşıyorum!

TAHA AKYOL MILLIYET 06/10/07

 

8 Temmuz mutabakatı ivedilikle uygulanmalı

Anıl IŞIK

Üst düzey batılı bir diplomat, adadaki iki toplum liderine, Kıbrıs sorununun nihai çözümüne yol açacak kapsamlı müzakerelerin başlamasına yardımcı olacak BM himayesinde mutabık kalınan 8 Temmuz anlaşmasını ivedilikle uygulama çağrısında bulundu.

Adadaki iki toplum liderinin, kendi iradeleriyle 8 Temmuz anlaşması üzerinde mutabık kaldıklarını vurgulayan diplomat, her iki tarafa herhangi bir sapma olmaksızın 8 Temmuz mutabakatını uygulaması gerektiğini söyledi.

Yabancı diplomat, Kıbrıs sorununa, adadaki iki toplumun çoğunluğunun mutabık kalacağı Birleşmiş Milletleri (BM) kararları ve prensipleri zemininde iki toplumlu ve iki kesimli federal çözüm bulunmasını desteklediklerini belirtti.

Kıbrıs sorununun çözümlenmemiş bir sorun olarak süregelmesinin uluslararası topluluğun kabahati olmadığını ifade eden yabancı diplomat, çözümün "dayatma" olamayacağına işaret ederek, Kıbrıslıların kendilerinin bir çözüm bulması gerektiğini vurguladı.

Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak başkanlık seçimlerinin ardından Kıbrıs sorununda bir hareketlilik yaşanmasını bekleyip beklemediğiyle ilgili bir soru üzerine yabancı diplomat, bir hareketlilik yaşanması için Türkiye'deki seçimlerin ve ardından da güneydeki seçimlerin geçmesinin beklendiğini, ancak bunların Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunmaması için bir gerekçe olmadığı inancını dile getirdi. Batılı diplomat, güneydeki seçimlerin ardından yaratılacak bahanenin ne olduğunu sorarak, "bir çözüm bulmak her iki tarafın elindedir, tarafların yeterince suçlama oyunu (birbirlerine sorumluluk yükleme oyunu) oynadılar" dedi.

Bu yılsonu adaya ziyarette bulunması beklenen ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Siyasi İşler Müsteşarı Nicholas Burns'ün toplum liderlerine ne mesaj getireceğinin sorulması üzerine batılı diplomat, "taraflara, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için 8 Temmuz mutabakatını zemininde birlikte çaba gösterme mesajını getirecek. Biz daha önceden de 8 Temmuz mutabakatının uygulanmasını desteklemekte olduğumuz mesajını verdik ki, bu iyi önemli bir mesajdır" diye konuştu.

Yabancı diplomat, "Biz her iki tarafın da daha çok irade ve çaba gösterebileceğine inanıyoruz. 8 Temmuz mutabakatı, Papadopulos ile Talat'ın birlikte karar verdiği bir mutabakattı. 8 Temmuz süreci ayrıca Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması için özlü müzakerelerin başlamasına yardımcı olacak esnek bir süreçtir. Kıbrıs sorununa en kısa sürede bir çözüm bulunması için bu süreçte ileri gitmenin tek yolu, Moller (BM Kıbrıs Özel Temsilcisi), Conis (Papadopulos'un danışmanı) ve Pertev'in (Cumhurbaşkanı Talat'ın danışmanı) bir araya gelip süreçle ilgili ortak bir karara varması gerekiyor" dedi.

Rum tarafının, 8 Temmuz mutabakatının uygulanması için Türk tarafına baskı yapması için uluslararası topluluğa çağrıda bulunduğunun hatırlatılması üzerine üst düzey yetkili, bu sürecin iki taraf arasında mutabık kalındığını anımsatarak, Türk tarafına baskı yapılmasına gerek duyulmadan sürecin öngörüldüğü gibi uygulanması gerektiğini belirtti.

Annan Planı'yla ilgili bir soru üzerine batılı yetkili, Kıbrıs sorunun siyasi çözümünde Annan Planı'nın önemli bir kaynak olduğunu ancak 8 Temmuz anlaşmasının da süreci ileriye getirecek önemli bir anlaşma olduğunu kaydetti.

Batılı yetkili ayrıca Kıbrıs'ta çözümün sağlanmasında toplumlararası yakınlaşmanın önemine de işaret ederek, iki toplumlu etkinliklerin ve faaliyetlerin, iki toplum arasında karşılıklı anlayışın ve yakınlaşmanın büyük katkısı olduğunu söyledi.

Diplomat, ayrıca Kıbrıs sorunun siyasi çözümüne yönelik ilerleme kaydedilmesinin de ayrıca iki toplumlu faaliyetleri teşvik ederek, geliştireceği görüşünü de ortaya koydu.

Hükümetin Karpaz bölgesine 11 bin voltluk enerji nakil hattı götürülmesiyle ilgili değerlendirmede de bulunan batılı diplomat, yetkililerin Karpaz bölgesine elektrik götürürken, bölgenin doğal yapısına ve güzelliğini korunmasına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, hükümetin bunun sağlanması için yasal çalışma içerisinde bulunduğuna işaret etti.

KIBRIS 06/10/2007

 

Güneydeki Türk mülklerinde oturan Rumlardan eylem

Fileleftheros gazetesi, "Kiralama Belgesi Değil Tapu İstiyorlar - Göçmenler Hükümeti Ayrımcılık Yapmakla Suçluyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, dünkü protesto eylemini düzenleyen "Tapu Talep Eden Bağımsız Göçmenler Hareketi"nin, Rum Yönetimi'nin ilgili kararının, "ayrımcılığa ve haksızlığa uğramış göçmenler yarattığı" şikayetinde bulunduğunu yazdı.

Gazeteye göre, "göçmenler; evlerinin tapularını alanlar ve kiralama belgesi alanlar olarak ikiye ayrıldı" diyen Hareket üyesi 300 Rum göçmen; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'a, onayladıkları kararın birer suretini verdi.

Üzerinde "eşitlik" ve "tapu" yazıları bulunan siyah T-shirtler giyen eylemciler, arabalarıyla Rum Başkanlık Köşkü önüne gitti. Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, kendileriyle görüşmeyi reddetmesi üzerine öfkelenen eylemciler, karar suretlerini Papadopulos'un sözcüsüne vermeyi reddettiler. Eylemciler daha sonra Rum Meclisine gitti. Aralarından bazılarının trafiği kesmeye çalışması üzerine gerginlik yaşandı, ancak polisin müdahalesi üzerine araçlarını yolun bir şeridine park eden eylemciler Meclis binası önünde toplandılar.

Gazete, eylemcilerden bir heyetin, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas tarafından kabul edildiğini ve karar suretini Hristofyas'a verdiğini, geriye kalanlarının ise Meclis binası önünde "Tapu istiyoruz, eşit muamele istiyoruz" diye slogan attıklarını yazdı.

Habere göre, eylemcilerin, Papadopulos'a ve Hristofyas'a verdikleri karar suretinde, "Bize verdiği belgelerle; çocuklarımızın hayatını ve geleceğini üzerine inşa ettiğimiz toprağın Kıbrıs Türk mülkü değil devlet malı olduğunu söyleyen hükümet, bizimle dalga geçtiğini pek çok kez vurguladı" deniliyor.

Rum göçmenler, Rum Yönetimi'nden, ikinci kez göçmen olmalarını engellemesini; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'tan da, konuyu yeniden gözden geçirmesini ve meseleyi, ya istimlake giderek ya da üzerine ev inşa ettikleri mülklerin sahibi olan Kıbrıslı Türklerle çözüme vararak halletmesini talep ediyorlar.

KIBRIS 06/10/2007

 

Yeşil Hat Tüzüğü, ekonomimizi canlandıracak düzeyde değil

"İSTENİLEN DÜZEY YAKALANAMADI"... Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin istenilen düzeyde olmadığını, tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini canlandıracak, hayat standardını yükseltecek ve Güney Kıbrıs ekonomisiyle denk hale getirecek ölçüden çok uzak olduğunu söyledi.

"TÜZÜĞÜN KAPSAMI GENİŞLETİLSİN"... Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin artması ve canlanması için atılması gereken adımlar olduğunu kaydeden KTTO Başkanı Erdil Nami, Gümrük Birliği'ne dahil olan ülkelerden gelen malların da tüzük kapsamına alınmasının ve bu çerçevede Türkiye'den gelen ürünlerin Güney'e satılmasının ticareti önemli ölçüde canlandıracağına inandığını vurguladı.

Gözde SÜREÇ

 

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a yapılan ticaretin istenilen düzeyde olmadığını belirtti. Nami, tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini canlandıracak, aktive edecek, hayat standardını yükseltecek ve Güney Kıbrıs ekonomisiyle denk hale getirecek ölçüden çok uzak olduğuna dikkat çekti.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan verilen istatistiki bilgilere göre Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında ticareti yapılan ürünlerden Ağustos 2004-2007 yılları arasında elde edilen toplam kazanç 4 milyon 614 bin 886 Kıbrıs Lirası (KL) olarak belirlendi. Bu rakamın her yıl düzenli bir artış göstermesine rağmen, rakamın genel toplamda tatmin edici olmaktan uzak, çok yetersiz ve düşük bir rakam olduğu ifade edildi.

Buna göre 2004 yılında tüzük kapsamında yapılan ticaretten elde edilen kazancın 275 bin 559 KL olduğu görülürken, bu rakam 2005 yılında artış göstererek 979 bin 432 KL'ye yükseldi. Aynı artış 2006 yılında da devam ederken, rakamının 1 milyon 889 bin 465 KL olduğu görüldü. 2007 yılı ağustos ayında kadar olan toplam kazanç ise 1 milyon 470 bin 429 KL olarak kayıtlara geçti.

Tüzük dahilinde Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a en çok satışı yapılan ürünlere bakıldığında sebze ve meyvenin ilk sırada olduğu görülürken, Güney'e 2004-2007 Ağustos tarihleri arasında toplam 1milyon 084 bin 332 KL tutarında satış yapıldığı rakamlarla gösterildi.

Tahta ürünler ve mobilya tüzük dahilinde Güney'e satışı yapılan başlıca ürünler arasında ikinci sırada yer alırken, dört yılda toplam 832 bin 386 KL değerinde satış yapıldı.

Tüzük kapsamında satışı en çok yapılan üçüncü ürünün yapıtaşı ve taş ürünler olduğu görülürken, bu ürünlerden dört yılda elde edilen kazanç 570 bin 404 KL olarak belirlendi.

Hammadde, plastik ürünler, alüminyum ve PVC ürünleri, elektrik ürünleri, kimyasal ürünler, el sanatı ürünleri ile toprak ve taş ürünler Kuzey'den Güney'e en çok ticareti yapılan ürünler arasında bulunuyor.

Ekonomimizi canlandıracak düzeyde değil

Yeşil Hat Tüzüğünün bilinenin aksine iki taraflı bir tüzük olmadığını anlatan Nami, Avrupa Birliği'nin referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs ekonomisinin Güney Kıbrıs ile uyumlaştırılması ve Kuzey Kıbrıs ekonomisine ivme kazandırılması için düşünülmüş üç enstrümandan biri olduğuna işaret ederek, "tüzük Kuzey'de üretilen veya imal edilen ürünlerin Güney'e satılmasını sağlayan bir tüzüktür" dedi.

Tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini canlandıracak durumda olmadığını belirten Nami, bunun nedenlerini de açıkladı.

Nami, şöyle devam etti:

"Bunun en önemli nedeni Güney Kıbrıs'ın Kuzey'le ticaret konusunda psikolojisinin düzelmemesidir. Bizim ticaret yaptığımız ürünlerin çoğu raflara girmeyen ürünlerdir. Bu ürünlerin ambalajında Kuzey Kıbrıs malıdır, şeklinde bir sunum yoktur. Çünkü buna tahammülsüzlük vardır. Dükkân sahipleri de baskılar nedeniyle ürünleri rafa koymakta çekiniyor. Bu psikolojik engel bir türlü ortadan kaldırılamıyor"

Tüzük kapsamında Kuzey'den Güney'e satılan ürünlerin Güney'de reklâmının yapılamamasının da ürünlerin satışına olumsuz etkisi olduğunu söyleyen Nami, Güney Kıbrıs'taki dükkân sahiplerinin Kuzey Kıbrıs'ta hiçbir baskıyla karşılaşmadan ürünlerinin reklâmını yapabildiğine işaret etti.

"Kıbrıslı Türkler parasını vermesine rağmen ürünleriyle ilgili Güney Kıbrıs'ta reklâm yapamıyor" diyen Nami, yasal yasak koyulmadığı halde baskılar nedeniyle hiçbir matbaanın ilanları basmadığını belirtti.

Rum hükümetinin Kuzey ile Güney arasındaki ticareti teşvik etmek için 32 milyon Euro'luk bütçe ayırdığını açıklamasını da değerlendiren Nami, bu hareketi "gayrı ciddi" olarak niteledi. Nami, "hükümet baskı unsurunu ortadan kaldırsa bütçe ayırmaya da gerek kalmaz" şekilde konuştu.

Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin artması ve canlanması için Gümrük Birliği'ne dahil olan ülkelerden gelen malların da tüzük kapsamına alınmasını istediklerini anlatan Nami, bu çerçevede Türkiye'den gelen ürünlerinin satılmasının ticareti önemli ölçüde canlandıracağına inandığını vurguladı.

Güney ile Kuzey arasında ticari aktivitenin gelişmesinin iki halkı yakınlaştırıcı etkisi olacağına vurgu yapan Nami, "ticaretin çoğalması örneğin 100-200 milyonlara varan karşılıklı alışveriş başlatılması, ortak yatırımların olması durumunda menfaat birlikteliği doğurmuş olursunuz. Daha sıkı diyalog olur ve bunun barışa katkısı daha ciddi oranda olur" dedi.

Bal ve balık

Bal ve balık konusunda yaşanan sıkıntının nedenleriyle ilgili de bilgi veren KTTO Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat uygulamalarından sorumlu Avrupa Birliği'ndeki komiserliğin bal ve balık için değiştirildiğini ve ayrıca farklı bir prosedür uygulanmaya başlandığını kaydetti.

Bal ve balıkla ilgili konuların AB'de DG Sanco adı verilen Sağlık ve Tüketicileri Korumadan Sorumlu Komiserliğe bağlandığını anlatan Nami, bu komiserliğin sorumlu üyesinin Rum Kiprianu olduğuna işaret etti.

Uygulanan prosedürün de değiştirildiğini belirten Nami, "ticareti yapacak gemilerin listesinin önceden Güney Kıbrıs'taki resmi hükümete bildirilmesi gerektiği AB tarafından bize söylendi ancak bizim resmi makamlarımızın bu sistemi uygun bulmadığını anlattık. Bu uygulama bizim tarafta ticaret kisvesi altında Güney yönetiminin egemenliğini bizim tarafa uzatması olarak algılandı"

Görüşlerini bildirdikleri Avrupa Birliği yetkililerinden konunun bu şekilde olmadığı yönünde bir yanıt aldıklarını söyleyen Nami, sadece ticaretle ilgili bazı bilgilerin web sayfasında yayınlanacağının söylendiğini kaydetti.

Nami, bal ve balık ticareti konusunun görüşüldüğünü ve henüz bir karar alınmadığını ifade etti.

KIBRIS 06/10/2007

 

17 09 07

NEWS


TURKISH DAILY NEWS

Papadopoulos disputes history

The “Turkish invasion army” is our only enemy, said Greek Cypriot leader Tassos Papadopoulos in provocative remarks last week, calling on Greek Cypriots to act in unity against the common “foe.” The Greek Cypriot leader's harsh accusation targeting the Turkish military's presence on the island drew strong reaction from Turkey, with the Foreign Ministry labeling such rhetoric as “unhelpful to peace.” Turkish Cypriot authorities did not stay up late to respond to Papadopoulos' charges... Although Papadopoulos' latest move sent shock waves across the entire island and was seen as a political maneuver to placate voters in the south ahead of elections, what the Greek Cypriot leader said is actually contradictory to history. Archbishop Makarios, first president of the then Republic of Cyprus, once accused Greece of having invaded Cyprus and posing a threat to all Cypriots, no matter whether they are Turks or Greeks. This confession came during his address to the U.N. Security Council on July 19, 1974 – just a day before the Turkish intervention on the island in the wake of an Athens-backed coup with supporters of union with Greece. “…. the events in Cyprus do not constitute an internal matter of the Greeks of Cyprus. The Turks of Cyprus are also affected. The coup by the Greek junta is an invasion, and from its consequences all the people of Cyprus suffer, both Greeks and Turks,” he said. Makarios was an active supporter of enosis (union of Cyprus with Greece) in the 1940s and 1950s but after a military junta seized power in Athens in 1967, his relations with the regime got tense. Makarios argued that the ruling Greek military junta was backing EOKA-B, a Greek Cypriot right-wing pro-enosis paramilitary organization that claimed the lives of hundreds of Turkish Cypriots before 1974, one of the two co-founding communities of the Republic of Cyprus. “What has been happening in Cyprus since last Monday morning is a real tragedy. The military regime of Greece has callously violated the independence of Cyprus. Without a trace of respect for the democratic rights of the Cypriot people, without a trace of respect for the independence and sovereignty of the Republic of Cyprus, the Greek junta has extended its dictatorship to Cyprus. It is indeed a fact that for some time now their intention was becoming obvious. The people of Cyprus had for a long time a feeling that a coup by the Greek junta was brewing, and this feeling became more intense during recent weeks when the terrorist organization ‘EOKA-B,' directed from Athens, had renewed its wave of violence,” Makarios told the Security Council. EOKA-B wanted to overthrow Makarios and attempted to assassinate him in 1970. The speech delivered at the Security Council is said to have played a significant role in Turkey's peace operation on the island. But before his address at the U.N., the Greek Cypriot leader sent two letters to Greece and insisted that Greek troops be removed from Cyprus. “I regret to say, Mr. President, that the root of the evil is too deep and reaches as far as Athens. From there it is fed and from there it is conserved and spreads growing into a tree of evil, the bitter fruit of which Greek Cypriots are tasting today. And in order to be more and absolutely specific I state that members of the military regime of Greece support and direct the activities of the terrorist organization ‘EOKA-B.' This explains the involvement of Greek officers of the National Guard in the illegal actions, conspiracies and other unacceptable situations,” said Makarios in the second letter dated July 2, 1974 to Greek President General Ghizikis...”


FINANCIAL MIRROR

Turkey's embargo on Cypriot ships to be discussed

Turkey’s refusal to open its ports to ships flying the Cypriot flag will be discussed during the 10th Maritime Cyprus Conference that will be held in Limassol from 23 - 26 September, in the presence of Vice President of the European Commission and Commissioner for Transport Jacques Barrot. Permanent Secretary of the Ministry of Communications and Works and Chairman of the Conference’s Organizing Committee, Makis Constantinides said that unless Turkey lifts the embargo it has imposed on ships flying the Cypriot flag, the EU – Turkey negotiating chapter on transport will not open. Constantinides, who was speaking during a press conference on Maritime Cyprus 2007, said that the government is considering various countermeasures to be granted to ship owners to offset the losses resulting from Turkey’s embargo, imposed since 1987. “This issue will be raised at the Maritime Cyprus 2007 Conference in the presence of Vice President of the European Commission and Commissioner for Transport Jacques Barrot. The Turkish embargo is the only negative aspect in the field of Cypriot shipping”, he said. Cyprus Shipping Council Secretary General, Thomas Kazakos, has said that efforts are underway to offer owners of ships under Cypriot flag tax incentives to counterbalance the Turkish embargo. Asked whether the European Commission gave its green light for granting tax incentives, Constantinides said that Cyprus is holding consultations with the European Commission, adding that the issue will be discussed with EU Commissioner Barrot. “Let me remind you of the European Commission’s decision not to open the EU – Turkey negotiating chapter on transport unless Turkey shows in actions that it behaves in a European manner, respecting all EU member states, including the Republic of Cyprus”, he said. He noted that the embargo imposed on Cyprus has not influenced the qualitative or quantitative upgrading of the Cypriot vessel, which is ranked 10th worldwide and third in Europe. In his statements, Director of the Department of Maritime Commerce, Sergios Sergiou, said that shipping contributes 2,5% to 3% to the state’s GDP.


Sunday, September 16

SUNDAY MAIL

Playing without hope

“Although just 16 years old, Tunc Ozgurgun may have already reached the pinnacle of his footballing career. Last season was his first in the Cetinkaya A team – a season in which he helped the club reach the top of the Turkish Cypriot league. But as the days go by before the start of a new season, Tunc wonders whether the endless training under searing heat and the sacrificing of time out with friends will be worth it in the long run. “The kids have so much talent, but they don’t have ambition because they know it will take them nowhere,” Cetinkaya chairman Zeki Ziya says of Tunc and his fellow young players. Talented or not, Tunc has little or no chance of going beyond the success he established last season – and the reason for that is purely political. Since 1955, when clashes first broke out between the Greek and Turkish Cypriot communities on the island, Turkish Cypriot teams have played in their own, unrecognised league. “This means that none of our teams have been able to play internationally since then,” Ziya explains. Tunc’s father Mehmet Ali Ozgurgun also played for Cetinkaya, as did his grandfather Sonel. From the sidelines, they watch their son and grandson train, hoping that, unlike themselves, Tunc will one day see his dream of playing internationally for his team come true. But Mehmet Ali, now 40, is far from optimistic about Tunc’s prospects. “I am worried about my son. He is very a talented player, but I don’t know how far he will get under these conditions.” There does, however, exist one small ray of hope. “Our chances have come and gone, and nothing can be done about that now. But it’s time something is done to help my son, and for that we have put our faith in FIFA and UEFA,” Mehmet Ali says. Mehmet Ali’s hope hinges on a meeting that will take place in Zurich on Thursday, September 20, in which FIFA, UEFA and the Cyprus Football Association (CFA) will try to find a way to bypass the political obstructions of the Cyprus problem, enabling them to allow Turkish Cypriots at least partial access to international football. Their chances of success are slim, and the most likely outcome of the meeting – which, much to the chagrin of the Turkish Cypriots, will see a Greek Cypriot representing FIFA – will be that Turkish Cypriots teams might eventually be allowed to play international friendlies, but with the proviso that they only play on the Greek Cypriot-controlled part of the island under the jurisdiction of the recognised Cypriot CFA. While such a compromise might sound reasonable to those not familiar with Cyprus, for many Turkish Cypriots it would be entirely unacceptable. Ziya insists that when the Cyprus Republic was formed in 1960, it was with a ruling that the two communities administer their sports separately – a ruling he and other Turkish Cypriot sportsmen and women want to see re-established on an official basis. Currently, not only sport but virtually all aspects of life are separate, but with only the Greek Cypriot side having the luxury of international recognition as a state, and therefore membership to FIFA and UEFA. When asked if he considers sidestepping politics and taking his club to join the Greek Cypriot CFA, Ziya is adamant that it is not an option. “When you see the way they treat us now, by preventing us from playing even friendly matches with teams from abroad, how could we go to them and say we want to join their association?” The friendly match Ziya is referring to was one scheduled to take place between England’s Luton Town and Cetinkaya last July. The CFA protested to FIFA, and Luton pulled out of the game at the last moment. As testament to Turkish Cypriot sensitivities over the sports issue, the CFA’s action led the breakaway administration to call off a rare meeting between the two community leaders. But politics is of course far from Tunc’s mind as he goes through his daily training regime. More likely his mind on his far away dream of one day “being like Ronaldo”. And if FIFA and UEFA cannot make his dreams come true, what then? “I’ll continue playing, but without big dreams. It’ll just be for the sport,” Tunc says.


Saturday, September 15

CYPRUS NEWS AGENCY

Nicolas Burns says embargo is a matter of a technocratic nature

U.S. Undersecretary of State for Political Affairs Nicolas Burns has said that US administration insists on a solution to the Cyprus problem, adding that this solution lies in the framework of US-Turkey relations. Furthermore, he reiterated US support to the initiatives of the UN General Secretary, saying that the US administration is asking him to proceed to the appointment of a UN Special Representative to the Cyprus problem. Speaking in Washington at the US Atlantic Council on the “Future of the relations between USA and Turkey”, Burns underlined that the “Cyprus problem must be solved”. Commenting on the recent meeting between Papadopoulos and Talat, Burns expressed the view that the meeting demonstrated the willingness of the two leaders for a solution. Burns reiterated US support to the initiatives of the UN General Secretary, saying that ''US administration is asking him to proceed to the appointment of a UN Special Representative to the Cyprus problem''. It is a fact that Cyprus is divided. It is in our interest as allies both of Greece and Turkey to find a solution to the Cyprus issue on the basis of a bizonal, bicommunal federation” Burns said. He also reiterated his intention to visit Cyprus soon. Responding to a question on embargos against the T/C, the U.S. official pointed out that this is a matter of a technocratic nature concerning both Europeans and Cypriots. “We want a solution of the Cyprus problem” Burns emphasized once more.


COMMENTARY

Sunday, September 16

SUNDAY MAIL

Why we do need a better understanding of Makarios by Loucas Charalambous

“The Council of Ministers decided to “set as the target of the new school year the acquaintance with the life and work of Makarios”. This wise decision of the government instructs schools to arrange writing and music competitions, the publication of studies as well as the staging of shows and exhibitions about the life and work of Makarios; it also urges schools to use material that would be provided by the ministry. I do not know if this decision was the personal initiative of President Tassos Papadopoulos. What I do know is that it illustrates the wisdom of the people who are running the country today and especially the president’s. If we were in the North Korea of Kim Il Sung, the Russia of Stalin or the China of Mao Tse Tung – countries in which the first priority of the state was the deification of the dictator/leader and the mass brain-washing of the population – we may have been forgiven. I read critical comments about this absurd decision in at least two newspapers, which appears to confirm the view of the German chancellor Angela Merkel that our entry into the EU was a mistake, as we remain, essentially, a Third World state. “While others move forward, deconstructing DNA, looking to close the hole in the ozone layer, researching possible cures for cancer, proposing new forms of energy… we are going backwards, worshipping our myths,” wrote Chrystalla Hadjidemetriou in Phileleftheros last Monday. I would like to approach the subject from a different angle. Logically, Papadopoulos has every reason not to dig up the past, especially as regards the life and work of Makarios. It is a guilty past, which produced the seeds of the quandary that Cyprus is in today – a guilty past in which the current president is immersed up to his neck. But as the challenge has been made, I would propose a more serious study. Instead of distorting historical fact and then brainwashing the innocent minds of underage children with the official lies and myths, they could ask university students to carry out an objective study about Makarios and his era. If the saying – about history teaching countries important lessons – is valid, then a study of the Makarios era would indeed teach a great deal both to children and adults. I am more than certain that the most important conclusion that such a study would arrive at would be that the Greek Cypriots were condemned as soon as they decided to entrust their future to a 37-year-old monk. It goes without saying that an academic study would not be based on the “material” that would be provided by the Education Ministry, nor would it seek to establish historical accuracy from the exhibitions and studies held by primary school kids. An academic study would have evaluated the wealth of written sources, government documents and the personal accounts of people who were around at the time, not to mention the revelations about that period that have seen the light in the last three years. For instance, the activities of the notorious ‘Organisation’ of which Papadopoulos was the deputy leader could not be ignored by any self-respecting researcher. Activities, such as the placing of bombs at statues of EOKA heroes and the arson attacks on Greek schools, which were subsequently blamed on the Turkish Cypriots, would be extremely useful material for such a study. What does the President say about this? Would he dare ask the Cyprus University to undertake such a project? Or does he prefer the hagiographic ‘studies’ that would be carried out by school-kids, because he fears the truth and would prefer the continuation of the worship of the shining but fake monument of Mao?”


SUNDAY MAIL

We have sovereignty, we (most probably) have oil, but we have no grey matter in our heads by Nicos A Rolandis

“Oil and energy in a wider sense constitute the strongest economic power on our planet today. Eighty-three million barrels of crude oil are consumed every day, 30 billion barrels per year, of a total value of $2 trillion. Millions of people are occupied worldwide with the exploration, development, production, refining, transportation and distribution of oil and other energy products. Big players: the United States, Russia, Europe, China. What about Cyprus? We do not even qualify for the category of amateurs. Despite this and instead of behaving with modesty, prudence and care and of keeping the necessary balances in an unassuming manner on a subject which may be rife with dangers and potentially explosive, we had the fallacious impression that we might have things our way and that we might impose the solution of our choice on account of our sovereignty. In reality, we wanted to deprive the Turkish Cypriots of the oil bonanza. We shunned Turkey and her menacing attitude, even if such an attitude was illegal. We sat comfortably back, anticipating the oil colossuses, who would be jostling to enter our front door. But, alas, the colossuses did not turn up. I predicted this deplorable outcome on a number of occasions during the past two years, taking into account our attitude towards the Turkish Cypriots. Actually, this is the inference to which anyone with a few grams of grey matter in his skull would have been led. It is a question of simple logic: Where would the colossuses come from?

1. Would the western oil behemoths, like ExxonMobil, BP, Royal Dutch Shell, Total, Chevron, ConocoPhillips, ENI, Repsol, etc, each one of which has a size 10 to 25 times larger than the economy of Cyprus, ever jeopardise their huge interests or risk a clash with Turkey for the sake of the Cyprus oil uncertainty? Could they ever act in such a frivolous and thoughtless manner?

2. The Russian titans, which are effectively controlled by the Kremlin, like Gazprom, Rosneft, Lukoil, SurgutNeftegaz, Sibneft, TNK and others have not displayed any interest in overseas oil exploration anywhere so far (with the exception of a limited activity by Lukoil). Consequently, how could they ever be interested in Cyprus, a frontier area, in a venture which might also incur the risk of damaging relations between Russia and Turkey in the sectors of oil, electricity, natural gas and energy? (It should be noted that Russia supplies almost all the natural gas requirements of Turkey). I still recall when then Foreign Minister George Lillikas, in a show-off endeavour, had a meeting in Moscow with representatives of 25 Russian oil companies, which supposedly were very interested in Cyprus. They had moved nowhere outside Russia, but they were interested in Cyprus! Their big interest ended up in a big zero.

3. China: the Yellow Dragon. She has $1.4 trillion in cash in her pocket, an amount not matched in history by any country or entity ever before. Would it be possible that the state-owned oil majors of such a mighty country, like PetroChina, Sinopec, CNOOC would ignore China’s vast interests with Turkey, a country which, inter alia, is closely connected with the oil producing countries of Central Asia, which are China’s energy partners? China has recently unilaterally cancelled a contract to supply military equipment to Cyprus in order to satisfy Turkey. It has now brought us down to earth again by ignoring us in our oil ambitions.

Unfortunately our possible oil reserves suffer from the same incurable malady which has afflicted the Cyprus problem as well. A disease of the brain: “Arrogancitis” – a stupid feeling of self-importance, an absolute distancing from realism.

We sweep under the carpet and we do not want to admit the fact that we (like the Turkish Cypriots) have contributed to the present predicament of Cyprus through our many blunders, omissions and crimes of the first 14 years of the Republic of Cyprus. And when someone, acting in a haughty manner, conceals his own mistakes and divorces himself from truth, he inevitably reaches the wrong conclusions about justice. This is how the people of Cyprus on both sides of the dividing line have been misguided over the years; they have been taught by politicians to base their judgment on the sins of the other community only and to hush up their own. This is also why the Cyprus problem has remained unresolved for so long… Until a certain moment in time when a Mr Matsakis (most popular MP of his party in Limassol and the only member of the European Parliament elected by the President’s party) emerges and suggests the partition of Cyprus, the creation of two states. And why should he not? Mr Matsakis simply reflects the deeds of his own government. Through a number of articles, I suggested a methodology, under the auspices of the United Nations, on the basis of which the Turkish Cypriots might also benefit in a fair way from the possible oil reserves of Cyprus. Such a process would also move away the Turkish threat. Of the Cypriot political parties, only AKEL supported that the Turkish Cypriots would be entitled to a share of the Cyprus oil. Some other parties kept silent. There are also those who are strongly opposed, because, as they put it, we still suffer the Turkish occupation and the Turkish Cypriots still exploit our properties. They argue as if Hellenism and the Greek Cypriots had been saints, innocent and sinless in the 1960s. As if the 1974 coup d’état (for union with Greece) was executed by extraterrestrials. As if we Greek Cypriots are not to blame when we rejected over the past 33 years every initiative on Cyprus proposed by four UN Secretaries-general (Waldheim, Perez de Cuelliar, Boutros Ghali and Annan), all of which were unanimously approved and endorsed by the UN Security Council, and all of which were contemptuously rejected by us. With such a mentality, we shall never recover our oil, if it exists. Part of the oil will be pumped by multinationals working in the area on the basis of agreements with other countries. The one or two small companies which showed an interest in the Cyprus bid round will not manage to face off Turkey. They will invoke “force majeure” and they will depart. With such a mentality, the Cyprus problem will never be solved either. Besides, one wonders what is left for there to be resolved. Partition is gradually sprawling all over in recent years, supported by a large chunk of the population. After all, have we not noticed what happened in Greece the other day? In a three-hour TV election debate, none of the six candidates for Prime Minister, and none of the six journalists present, uttered a single word about the Cyprus problem. And why should they do so? Why should they bother if we ourselves are not really interested and we simply waste our time with the empty July 8 agreement and other absurdities?”



EA

=============================================================

19 09 07 Cyprus Mail

A new community emerging in Cyprus
By Martyna Kolodziej

E.U. ACCESSION has seen up to 5,000 Polish people move to Cyprus, with many now bringing their families and settling.

“The largest number work in the building trade – 876 out of 3,403 [Polish nationals] registered [as living in Cyprus],” says Przemyslaw Dropiewski, Polish consul in Cyprus. “Hotels and restaurants take the second position of most popular jobs for Poles, and manufacturing comes after.”

But the Poles who came after 2004 weren’t the first to arrive. They joined a group who came here in the seventies and eighties, as they married Cypriot students in Poland and decided to move with them to Cyprus.

“Those Poles, mostly women, found themselves in a difficult situation, they had
very little knowledge about Cyprus culture, language, and at that time there was not even a Polish-Greek dictionary,” says Ewa Ioannou, but she adds that “this group of Poles had an advantage, which was higher education and support of their husband’s families.”

Because from the very beginning they came here to stay for good, one of their needs was to establish some kind of Polish community here. They set up a Polish afternoon school, and a magazine called From Under the Sign of Aphrodite, there is even Polish mass in each big city of the island.

EU accession in 2004 brought to Cyprus a completely new group of Poles. They weren’t interested in staying or setting up national groups. As 22-year-old Gosia says: “I try not to interact with other Poles too much. They are in closed groups, and I came here to meet a new culture, so I’d rather bond with foreigners than Poles.”

At the beginning, they came here to earn money, save as much as they can and go back to their country.

According to the owner of one Cypriot employment agency, “the coming of Polish people was a complete shock for Cypriots; they thought they would simply replace the Pakistani and Sri Lankan workers, with the advantage of no visa problems at the same time. But the Poles came here as EU citizens, they knew their rights and they spoke out.”

Twenty-four-year-old Partrycja remembers the early days: “When I first came here, two years ago, the owner of the pub I used to work in took my passport, I had to call the police to finally get it back.”

The Polish embassy started to have plenty of work as well.
“People came to us because they didn’t get their salaries,” says Dropiewski. “We sent these cases to the labour tribunals, and we won all of them, but to do that a person needs to be registered and not everybody does that.”

But it’s not only the Cypriots who don’t keep contract deals, according to the employment agent.

“Polish workers often resign without giving notice and then demand the money, whatever is written in the contract. The misunderstanding often starts in the agencies back in Poland; they don’t check either the future employer or the employees, and the job offers aren’t described in enough detail.

“So the person who comes may not have the skills that the employer wanted. The Polish agencies don’t have representatives here as they should – only then will bringing people for contracts be successful.”

This seems to be a major problem. As one post on a Polish internet forum explains: “Good agencies are like Yeti, people say they exists, but nobody has ever seen it.”

Another factor thing that puts Poles in a bad light in Cyprus is alcoholism, especially among builders. It is estimated that there are one million alcoholics in Poland, with a further three million said to be ‘alcohol abusers’. The World Health Organisation recently found that 38 per cent of Polish men identified themselves as ‘binge drinkers’.

Having remained sober for five years, Waldek tried to set up Alcoholics Anonymous meetings for Poles, but as he says: “The men are interested in staying sober only till the next salary.

“They are far from their families, paid weekly, if they lose the roof over their heads they can sleep on the beach, and if they lose their job, it’s very easy to find another.”

So it’s mainly luck if the newcomer succeeds or not. Those who didn’t succeed went back, but many of those who did decided to stay here and bring their families, sending their children to Greek schools since they can’t afford the private English ones.

Slowly, the settlement of the new EU Poles here might bring them closer to the first Poles who have been here for many years, seeing the emergence of a fully-
fledged and increasingly integrated community.
Cyprus Mail 2007

19 09 07 Cyprus Mail

FIFA to mediate in Cyprus row
By Mark Ledsom

WORLD SOCCER'S governing body FIFA will hold high-level talks today aimed at ending more than 50 years of deadlock in Cypriot football.

Convened by FIFA president Sepp Blatter, the meeting will involve delegates from the divided island's official football association as well as officials from the unofficial Cyprus Turkish football association.
Turkish Cypriot teams were involved in the founding of the Cypriot FA in 1934 but withdrew from the island's unified league in 1955 as disputes between the Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities worsened.

Following the establishment of the breakaway Turkish Cypriot enclave, a statelet recognised only by Ankara, teams and players based in the area have found themselves unable to participate in official international matches.

"We want to leave no stone unturned in our efforts to resolve this problem," FIFA's director of international relations Jerome Champagne told Reuters on Wednesday.

"We are not so preposterous as to believe that football can solve everything, make peace or destroy racism but there are thousands of examples where football has played a part, such as with the acceptance of Arab and Palestinian players in the Israeli national team.

"Our overall aim is to promote football everywhere in the world and right now the Turkish Cypriot players are suffering from not being able to play outside their home, although they do have a strong domestic league."

The Cypriot FA insisted ahead of today's meeting that any agreement would have to be based on Turkish Cypriots joining their organisation.

"If they join the Cyprus FA we can discuss the unification of football," vice-president Elias Pitsillides told Reuters yesterday.

"They must be registered as clubs as the other clubs and submit an application with their regulations which the board of directors will examine for approval and apply to the club regulator."

The Cyprus Turkish FA has repeatedly rejected calls to submit to the official organisation, arguing that the Cypriot FA does not represent their region.

FIFA's own statutes ensure that a separate Turkish Cypriot FA will not be up for discussion at today's meeting which will be opened by Blatter and chaired by FIFA and UEFA vice-president Geoff Thompson.
"Article 10 of our statutes says that any football association may become a member of FIFA provided that it represents a country which is an independent state recognised by the international community," Champagne said.

"We are football people and it is clear we cannot go faster than the music but what we can do is check whether there is some football solution.

"Thursday's meeting could last just half an hour if it erupts along the old political stances or it could really open a process towards a solution. Until the meeting starts it is impossible to say which way it will go."
(R)
 Cyprus Mail 2007

===============================================================

19 09 07 Cyprus Mail

Racism in Cyprus and in the world
By Emilios Lemonaris

EXCLUSION as a systematic political practice was applied in Germany by the Nazis and the Third Reich. It was applied by the National Party in South Africa between the years 1948 and 1994, and by the Ku Klux Klan in the American South.

In Cyprus, the attempt to impose exclusion shortly after independence in 1963 finally led to the Turkish invasion and to the occupation of northern Cyprus, which continues to the present day. Between the years 1974 and 2004, exclusion in the Turkish Community with Rauf Denktash as its spokesman stood as the obstacle to the attempts by the International Community to assist in the solution of the Cyprus Problem. Ever since Tassos Papadopoulos was elected President of the Republic, exclusion is again the cause of the impasse in which the efforts to reunite Cyprus are presently to be found.

Systematic attempts of the ruling class in an organised community to prevent another weaker community from participating in government or from enjoying certain basic political or social rights is called Racism in political terminology.
In administrations founded on such a philosophy of racism, society is divided into two classes. The class of the privileged, who participate in the administration and enjoy all the rights of the citizen. And the class of the less privileged, who are excluded from the government of the country and are deprived of certain important rights enjoyed by those who belong to the privileged class. The Fatherland and Religion are the philosophical foundations of exclusion.

In the Germany of the Third Reich, only those who belonged to the Arian race enjoyed civil rights. Jews, communists, homosexuals and gypsies were deprived of all their rights. Ultimately, the right to life was denied to them. The state made systematic efforts to eliminate them in order to safeguard the purity of the race.

Such barbarities led to the terrors of the Second World War. After the end of the war, the peoples of Europe resolved to put a definite end to the policy of exclusion. They laid the foundations of co-operation, tolerance, understanding and mutual respect which finally led to the creation of a United Europe. Cyprus was accepted as a full member of the United Europe, but the problem of Cyprus, which in substance is a problem of exclusion, continues to remain unresolved.
As an organised society we have failed as yet to comprehend the true spirit of the United Europe. In the United States as a result of the movement led by the robust personality of Martin Luther King, the remnants of exclusion gave way to the establishment of social peace. In South Africa, the apartheid administration collapsed. The country, under the wise guidance of Nelson Mandela during its first steps, started building its democratic future resting on the equality and co-operation of its white and black populations.

But in Cyprus, exclusion among the Greek Cypriot community is on the spur. And as long as exclusion is not brushed aside, the problem of Cyprus shall continue to remain unresolved. The day-to-day excuses of politicians and high priests about conspiring foreigners are fairy tales.

Those who govern us, politicians, priests, teachers, the media and those who control the economy of the country refuse to share power with the Turkish Cypriots. To achieve their goal, they cultivate the feeling of exclusion among the people. And as long as the mentality of exclusion remains the prevalent feeling pervading the community, the Cyprus problem shall continue to remain unresolved.

n Emilios Lemonaris is a barrister-at-law

 Cyprus Mail 2007

 

23 09 07 Cyprus Mail

 

Why the Republic of Cyprus is institutionally racist
By Alkan Chaglar

LAST week, I accompanied a friend who wanted to apply for Republic of Cyprus citizenship to the Cyprus High Commission in London. My friend, whose identity I have promised to keep confidential (let’s just call her Mrs X), is a Turkish national, born in Turkey, whose spouse is a Republic of Cyprus citizen. This was not Mrs X’s first trip to the visa section of the Cyprus High Commission, where citizenship forms are filled up, inspected and sent to Nicosia bureaucrats for a final rubber stamp of approval.

Around four years ago, she stood at the same counter and was informed that for her to be eligible for citizenship, which would make her life easy if she ever decides to emigrate to Cyprus with her husband, she would need to get married abroad, as marriage certificates from the breakaway ‘TRNC’ are unrecognised and classed as illegal.

Mrs X was led to believe that since she was not a Turkish settler she had a chance of success. By contrast, marriage between Republic of Cyprus citizens and Turkish settlers in north Cyprus are considered a “result of the invasion” and are not recognised by the government. Part of the government’s opposition is based on the assumption that it was the invasion that forced them to fall in love…

By some quirk of Cypriot political games, Mrs X was also informed that she had to reside with her husband for at least three years (not an unreasonable request), but as long as they did not live in northern Cyprus, where the entire family of her spouse live.

The couple were effectively told that they could live together anywhere in the world they wanted to, that could be the Polynesia, Canada or even Outer Mongolia but under no circumstances in the native country of her husband. Anywhere but a part of the country whose citizenship you seek to acquire, sounds logical right? The process, they were informed, could take a year as the Cyprus Council of Ministers works slowly but that citizenship would be hers after a year’s patience.

Consequently, the couple decided to marry and stay in the UK, since this is where they met; her Cypriot husband informed me that Canada was too nippy for them, while they did not fancy living on a Polynesian atoll, which was too far away and detached from the rest of civilisation, besides the nuclear fall-out might leave a bad taste in their coconut. Married in the UK with a UK marriage certificate, the couple who have always intended to return to Cyprus, have now waited four years before attempting to apply for Cyprus citizenship again.

Mrs X had researched what she had to bring with her before making her way to the High Commission using the Republic of Cyprus’ own government information portal. She obtained from the police a report of good character as required, and evidence of her residency in the UK for the past three years by way of bank statements and utility bills. She had even brought the £120 required to make the M.125 application as advised by the Cyprus government on their own official website.

However, upon arrival at the High Commission, Mrs X was asked to forget the portal and was asked if she had ever visited the “occupied areas”, to which she replied yes. Why would she not? After all, the family of her husband reside there and it is highly likely that her husband would return to this part of the island, where 99 per cent of all Turkish Cypriots in Cyprus reside. Did the government really expect her to stay behind while her husband went to see his family?

Without having any of her papers even looked at, she was informed that on account of this, her application would be immediately unsuccessful, so she needn’t bother. Recent legislation was also against her she was told, so she was told that her application would not even be considered. An absurd law, it is clearly designed to filter out Turkish applications for Cypriot citizenship. Had she been a Greek national would she be treated the same way I wonder?

Confused and visibly angered by such blatant discrimination on the part of the government, her Cypriot husband said: “It is her legal right – I don’t understand what is going on! How can this happen in an EU country? Why is she being treated like this?”

Fed up of playing the waiting game for what seems to be a losing battle, the couple plan to take the issue to the Cyprus government and the European Courts. “In Britain we have to wait four years before we can apply for citizenship, in New Zealand it is three years, but in Cyprus if you are Turkish you have to wait for all eternity,” he remarked.

“What are we expected to do if most Turkish Cypriots happen to live in the occupied territories?” her husband asks. “Should I not visit that part of the island even though that’s where my parents and my grand parents, and my school friends live – it is as if they [the government] are trying to suffocate and weaken us politically…” he adds.

The assertion is not implausible from a political point of view, since it does not take a political expert to note that a larger population means greater political power after a political settlement for that community. Nevertheless, it’s a very devious way to safely keep power in the Republic of Cyprus in the hands of the Greek Cypriot majority and it does rather stink of racism. Surely, the government must be aware that marriage between Turkish Cypriots, Turks and Kurds is common.

But on the other hand, the government of the Republic of Cyprus which claims to be all embracing towards Turkish Cypriots and pro-reunification must ensure that it does not push away Turkish Cypriots by grossly unfair citizenship policies that bare the hallmark of institutionalised racism. Petty political games over labelling as ‘illegal’ and banning anything that has even the faintest links with the north of Cyprus will achieve nothing but give momentum to Turkish extremists and pro-partitionists who seek every opportunity to convince Turkish Cypriots that Cypriot Mediterranean apartheid is a solution. The difficulties presented by this petty game will have the opposite effect of forcing Turkish Cypriot citizens of the Republic to abandon their rights in that state and embrace the illegality.

As a citizen of the Republic, it is scandalous that Cypriots of Turkish descent who place their trust and credibility in the Republic of Cyprus should be punished for falling in love with a Turkish national. Surely, the government must be aware that such signals are dangerous as they question the inclusiveness of the government of Cyprus.

To avoid appearing like a Greek Cypriot state, legislators in the Republic in fact need more Turkish Cypriots to queue up for citizenship, for without them the Republic would fall in the embarrassing position of being seen as a Greek Cypriot state and this will in turn lead to an upgrade of the north of Cyprus.

Politically, such practices of institutionalised racism may secretly serve a sort-term murky desire to keep the numbers of Turkish Cypriots down, lest they demand greater rights in their own country, but they do nothing but hamper efforts for reconciliation and reunification.
Cyprus Mail 2007

 

25 09 07 Cyprus Mail

Government seeks explanations after on reports of ferry to Syria from north
By Jean Christou

CYPRUS IS seeking clarifications from Syria about a planned ferry service between the north and the Syrian port of Latakia, reports of which emerged at the weekend.
Government Spokesman Vassilis Palmas said explanations given so far by Syria were not satisfactory and further questions needed to be answered.

Palmas said the government would react dynamically if the Syrian response did not give adequate justification as to the development.

"The deputy foreign minister met today with the Syrian charge d'affaires and posed three succinct questions on this matter," he said. "We were not given clear answers and we will wait for them to clarify their position. Until today at least, our relations with Syria have been excellent and we would wish that they continue this way. There was no immediate comment from Syria.

According to a Reuters report, when Cyprus broached the issue with Syria, Damascus countered by expressing unease at the island's relations with Israel, a source familiar with the issue said.

"It was something they [the Syrians] raised in discussions, and it appears to bother them," said the source, who requested anonymity.
Turkish press on Saturday said daily ferry services between occupied Famagusta port and Latakia in Syria were due to commence on October 12. However reports yesterday said the inaugural trip took place on Saturday.

“A Turkish Cypriot delegation which travelled over the weekend by ferry from the Turkish Republic of Northern Cyprus [KKTC] to Syria was able to enter Syrian soil by presenting passports issued by KKTC, developments widely considered a step forward in the easing of the international isolation of the country's citizens,” Turkish Zaman reported.

Turkish Cypriot ‘Prime Minister’ Turgay Avc? said the re-started service came about after a series of meetings between Turkish Cypriot and Syrian officials responsible for maritime, commerce, industry and tourism.

Avci was present on Saturday when the ship left Famagusta harbour. It was part of efforts to lift the so-called "unfair" isolation of the Turkish Cypriots by the Cyprus government, he said.

Palmas said the government wanted to know whether it was true that Turkish Cypriot officials had met Syrian ministers, whether there was an agreement between the ‘TRNC’ and whether the trips would go ahead.

“We expect them to clarify their position on this matter,” Palmas said.
Acting Foreign Minister Fotis Fotiou met with the Syria’s Charge d’ Affaires in Cyprus Nader Nader yesterday morning, who was asked to answer the three questions.
“We consider it unacceptable that a government and in particular a government of such a friendly country as Syria could proceed to such agreements with the occupation regime,” Fotiou said.
Fotiou said that Nader had explained that as far as the Syrian Foreign Ministry was concerned, no meetings had taken place with Turkish Cypriot officials.
Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis who is in New York for the UN General Assembly is also expected to talk with the Foreign Minister of Syria.
Acting President Demetris Christofias said such actions harm the friendly relations between the two countries.

 Cyprus Mail 2007

30 09 07 Cyprus Mail

Why wouldn’t foreigners want Tassos for

another five years?

OUT OF the blue, all the artful dodgers of this island are scrambling to launch a new initiative to solve the Cyprus problem. Those who for four entire years couldn’t care less, looking on contently as partition was being cemented, now, all of a sudden, just five months before the presidential elections, are shouting 24/7 that the time has come for progress! It boggles the mind to see who these people are. President Papadopoulos, former foreign minister George Lillikas, DIKO leader Marios Karoyian, Evroko president Demetris Syllouris and vice president Nicos Koutsou, EDEK leader Yiannakis Omirou and even DIKO stalwart Nicos Pittokopitis are all bending over backwards to achieve progress on the Cyprus issue. These are the same individuals who last December drove us deaf with their daily broadsides to the effect that, because of the elections in Turkey and Cyprus, the year 2007 was not conducive to a settlement and that 2008 was the right time, provided of course that this would come after the notorious “proper preparation without stifling timetables.” Now they have forgotten all about the preparation and the timetables. Their hearts beat to the rhythm of solution. Thus, without warning, a few months before the elections, they have fallen in love with the solution! They are eager to meet Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, they are begging the United Nations, the Americans and anyone else they come across to pull strings so that we can solve the Cyprus problem. Now that partition has been cemented and the reality of two states looms before us, it has occurred to them that a solution is urgent. They act as if they’ve not realised they solved the Cyprus problem permanently back in 2004. As I’ve said many times before, if there were a Nobel Prize for hypocrisy, Cyprus would have a lifetime patent on it.

Naturally, this collective involvement of Papadopoulos’ local mouthpieces in his absurd election gimmick comes as no surprise. You’d have to be a moron not to see through all this, namely, that the sole purpose of this piece of cunning by Papadopoulos is to fool the electorate, especially the AKEL faithful - who are worried about the cementing of partition - and steal their votes. Moreover, one should not be surprised at the stance of Greek Foreign Minister Dora Bakoyiannis, who has turned into a pitiful cheerleader for Papadopoulos, repeating, like a gramophone, every single bit of drivel he utters.

What is strange, at first sight, is the eagerness and speed with which the Americans have become part of this farce. Nicholas Burns seems to have jumped the gun more than anyone else. According to Burns, there needs to be progress within two months. In other words, the establishment of a dozen committees, who for the next 10 years will toy around with 93 chapters and hundreds of sub-chapters of the ludicrous list that Tasos Tzionis handed to Rasit Pertev, will be considered great progress.

The question is, haven’t the Americans figured Papadopoulos out yet? Don’t they realise that the man’s only goal is to remain in power? Even toddlers have figured that out. It defies belief that the clever Americans haven’t caught on. So why, then, are they so eager to lend credence to Papadopoulos’ ploys? Why would they want him to get re-elected? The answer is simple: because in reality, Papadopoulos is a good deal for the Americans and Turkey alike. As long as he’s in power, they have no trouble whatsoever. A look at the past four years suffices to convince even the biggest skeptic. Let anyone point out just one instance during all this time when the “combative” Papadopoulos made waves for either Turkey or the Americans. At the end of the day, it turns out that our “Turk-slayer” of a President, this rock of resistance to “foreign designs,” is in fact the best choice. Papadopoulos’ continued presence suits Turkey and the foreigners just fine. Why wouldn't they want him for another five years?

 Cyprus Mail 2007

 

29 09 07 Cyprus Mail

So what exactly would make a good solution for our leaders?
By Nick Pittas

THERE is a widely held view in the Greek Cypriot community that no solution to the Cyprus problem is preferable to a bad solution.

To those who hold this view, the Annan plan in all its five iterations was bad, all the various UN sponsored plans that were tabled between 1978 and 1999 were bad, the tentative agreement reached between interlocutors Glafcos Clerides and Rauf Denktash in 1973 and rejected by Makarios was bad, the 1964 Acheson plan was bad, the Zurich and London Agreements that established the Republic in their time were considered bad (but not so bad now with the benefit of hindsight according to President Papadopoulos who advised Makarios not to sign at the London conference in 1959). All the various proposals made by the British colonial government in the 1940s and 1950s to address the self-determination claims of Greek Cypriots and the fears of the minority Turkish Cypriots were bad, and on and on.
What we are never told by the rejectionists is what would make a settlement plan good, or at least acceptable to the Greek Cypriot community.

We know that in principle we are prepared to accept a solution for a federal, bi-communal and bi-zonal Cyprus, based on the political equality of the two main communities, provided the solution is ‘workable’ and capable of being ‘long lasting’. What exactly would satisfy those conditions we are never told. All we know is that every UN initiative since 1977 did not reach the mark.
The strategy it seems, is to create a Dunkirk spirit within the Greek Cypriot community, whereby our current President is all that stands between us and those unnamed but nefarious forces within the international community that day and night are working to undermine the Republic and to serve it up to satisfy the voracious appetite of their friends in Turkey.

The wonder is that the people of Cyprus can still be sold this jejune bill of goods after all these years.
The candidates for the presidency should have their feet put to the fire and be required to tell the voters exactly what sort of a federal, bi-communal and bi-zonal plan they envision could realistically form the basis for a comprehensive settlement. This does not mean they have to produce a draft constitution and map, or the other terms of a settlement to address the various aspects of the problem. What the people have a right to insist on is for each candidate to come forward with their vision in concrete terms of what would satisfy the requirement for a ‘workable’ and ‘lasting’ solution that could be accepted by both sides.
The time for vague generalities has long passed. The public can only make an informed and constructive choice among the candidates if they know what each one submits as the principles and the essential conditions that would render a plan acceptable to the two main Cypriot communities. If they want to talk about a ‘European settlement’, they will have to tell us what that means, as the EU is a cultural and political mosaic with many different forms of government resulting from political compromises and historic rapprochements. Let us not forget that at the time the Annan plan was considered quite European by the EU.

For a candidate to say only what he rejects – arbitration, tight time frames, every existing plan tabled to date – is simply not good enough. Sure, the next round of talks has to be carefully prepared, but the best prepared talks will not go anywhere if there is not the willingness to advance reasonable positions and engage in some give and take.

Eventually, we will have to sit down at the table and stop talking about process and negotiate the terms of settlement based on the principles already agreed to.
Our leader did not negotiate effectively at Burgenstock, and having accepted arbitration by the UN Secretary-general he got the plan that we rejected massively in 2004.
The world, however, does not stand still and we cannot develop a forward looking policy if we fixate on the past and all the plans we have rejected.

I suspect the international community and the EU is prepared to give us another chance to put Humpty Dumpty together again in 2008 and 2009. If there is another effort that fails, the party or parties that the international community decides is responsible will have to wear it. If that party is us, as it was in 2004, it will mean almost certainly the legitimisation of the so-called TRNC, and effectively put an end to any efforts by the international community to sponsor a settlement. The world, to the extent that it thinks about Cyprus at all, will be happy to allow Turkey to police the area, and accept the so-called TRNC as the de facto administration in northern Cyprus.

With one exception, over 60 years we have rejected every plan and initiative put forward to solve the Cyprus problem on terms acceptable to both sides. Even the exception, which established the independence of Cyprus, was widely attacked at the time as ‘unworkable’ and a ‘sell-out’ of Greek Cypriot ideals. We undermined the bi-communal nature of the Cyprus Republic between 1963 and 1974, and by our fanaticism and civil divisions we opened the doors to the Turkish invasion of 1974.
During this sad period of history every plan that was undermined or rejected by our side resulted in changed circumstances to the detriment of Cyprus and the Greek Cypriot community. Each rejected plan is succeeded by another that is worse.

One of these days, we have to wake up and realise that we are largely the authors of our own woes and misfortunes. Until and unless we face our problems honestly, and with a willingness to negotiate an honorable compromise with our Turkish Cypriot brothers and sisters, we will continue our dreary march to a permanent partition.

 Cyprus Mail 2007

25 09 07 Cyprus Mail

‘More could be done to facilitate trade’
By Jean Christou

EU praises €3.3m in 2006 Green Line goods
PRESSURE groups on both sides of the Green Line are active in preventing trade across the Green Line, something that is “particularly regrettable” within the Turkish Cypriot community, the EU Commission said yesterday.

In its latest report the Commission said that in comparison to the previous reporting period, figures show a large increase in the total value of goods crossing between the two sides.
The total trade value of goods which actually crossed from north to south almost doubled and was about €3,380,805 compared to €1,734,770 in the previous reporting period.
Vegetables, wooden products and furniture still constitute the main groups of products traded.
The Commission also noted that although not covered by the scope of the regulations, trade from the government-controlled areas to the north amounted to €1,027,688 in the reporting period compared to €442,408 in the previous one.

“Despite these positive developments, many obstacles for trade across the Green Line continue to exist,” the report said.

Still existing obstacles and difficulties concerning the movement of goods include Turkish Cypriot commercial vehicles and in particular lorries and buses still unable to move freely through the island.

It said the government still refused to accept roadworthiness certificates of commercial vehicles or professional driving licences issued by the Turkish Cypriot community, “although it does accept roadworthiness certificates for passenger cars”.
And despite proposed legislation to facilitate Turkish Cypriot traders, parliament had still not taken a decision following protests from Greek Cypriot truck drivers.

It acknowledged however that the Greek Cypriot side did provide various forms of help for Turkish Cypriots to make use of the government’s own services such as the employment of a Turkish Cypriot, who, amongst other tasks, acts as an interpreter for licence examinations and takes care of announcements in Turkish Cypriot newspapers.

“However, the response of Turkish Cypriot lorry drivers is limited. A more liberal approach on the side of the authorities of the Republic of Cyprus would enhance economic co-operation between both communities across the Green Line,” the Commission said.
Turkish Cypriot traders also have problems in stocking their products in shelves of supermarkets in the government-controlled areas and to advertise in parts of the press in the south of the island.

However the report also notes the pressure that Turkish Cypriot producers come under on their own side where they are often discouraged from trading with the Greek Cypriots.
It spoke of a recent incident involving a major consignment of about 3,800 tons of potatoes – almost a quarter of the whole spring harvest in the north involving 50 potato growers.
The potatoes were to cross the Green Line and possibly subsequently to be shipped through Limassol to other EU member states.

“However, following pressure from within the Turkish Cypriot community on the growers and the Turkish Cypriot traders, this Green Line trade was finally cancelled,” the report said.

Cyprus Mail 2007

 

Nicosia looks into reports of ‘TRNC’ passports being presented to Italian politicians

THE CYPRUS government is looking into press reports that two Italian politicians are about to become holders of ‘TRNC’ passports, issued by the Turkish Cypriot administration in the north.

Government Spokesman Vasilis Palmas said yesterday that the government has made certain moves following reports that the Turkish Cypriot ‘foreign minister’ is currently visiting Italy to hand over two passports to Italian politicians, during a ceremony at the Italian Parliament.

Replying to questions, Palmas said the government has been monitoring the Turkish and Turkish Cypriot press reports and contacted the Italian ambassador to Cyprus seeking clarifications.

“At the same time, the Italian Ambassador to Cyprus is looking into the issue and is making all necessary representations,” he added.

Palmas said there are some efforts by the Turkish Cypriots to have contacts in Italy.
Replying to other questions, the Spokesman said that the Italian Ambassador said he would look into the matter and come back to the government with the information.

 Cyprus Mail 2007

25 09 07 Cyprus mail

Tassos: land swap is a standalone case
By Elias Hazou

PRESIDENT Papadopoulos has conceded that a land-swap deal between a Greek and Turkish Cypriot through the European courts is an adverse development, though not the end of the road as far as the property issue is concerned.

The case of Greek Cypriot refugee Mike Tymvios, who is seeking to swap land with a Turkish Cypriot, has got the Greek Cypriot side on the defensive.

According to reports, Mike Tymvios, a chemist by profession, stands to get $1.2 million in cash from the deal, plus a large tract of land located near Palm Beach, Larnaca.
There are concerns the ECHR may accept the deal made through the north’s controversial property commission as an adequate domestic remedy. This could likely result in thousands of ECHR applications by Greek Cypriot refugees being forwarded to the property commission for settlement.

Moreover, it could put the spot on the Guardian of Turkish Cypriot Properties, which is part of the Cyprus government, and is the only recognised authority endowed with the power to return land to Turkish Cypriots. This can only take place if the applicant has been residing in the Republic for six months or more.

Assuming the ECHR gave the go-ahead for the land swap, not only would that legitimise the property commission, it might put the Guardianship in a bind because the Greek Cypriot refugee would be claiming Turkish Cypriot land not legally returned by the Guardian.
So far, around 200 Greek Cypriots are believed to have filed applications with the north’s compensation commission.

“Certainly this is an adverse development, but I hope everyone realises that we cannot influence the court [the ECHR],” Papadopoulos said of the land swap.
Nevertheless, he warned against jumping the gun, noting that it was too early to speak of a debacle.

“The wording [of the decision] has yet to be finalised, nor we do know if the court shall issue a ruling or merely allow the application to be withdrawn due to a friendly settlement between the parties,” said Papadopoulos.

“So I think that on the one hand it is somewhat premature for people to jump to conclusions and voice these to the media, whether they are informed on legal procedures or not; and on the other hand, the fears heard that this spells the end of the property issue in Cyprus are exaggerated.

“It does not mean that at all. This is a standalone case, and it does not necessarily follow that it will set a precedent.”

He added that foreign legal experts were assisting the Attorney-general’s office.
Papadopoulos’ critics blame him for turning the Cyprus problem into a legalistic issue instead of a political one, and say his poor diplomatic skills have alienated potential friends in international forums, which in turn manifests through unfavourable decisions at the EU level.
Socialist leader Yiannakis Omirou yesterday had a different spin on the matter. He proposed that the Annan plan of 2004 was the source of all evils as it created the backdrop for how the ECHR would handle refugee claims.

“The plan contained an unprecedented clause, according to which [under a settlement] the so-called co-presidents were to have withdrawn all applications made by European Cypriots to the ECHR.

“It planted the seeds of this policy and set the stage for the dangers we face today,” said Omirou.

 Cyprus Mail 2007

 

 

PEW: Türkiye’de laiklik erezyona uğruyor

Merkezi Washington’da bulunan bağımsız araştırma şirketi PEW’in yaptığı kapsamlı anket, Türkiye’de laikliğe verilen desteğin ciddi biçimde azaldığını gösterdi.

NTV

Güncelleme: 11:32 ET 06 Ekim 2007 Cumartesi

 

WASHINGTON - Tespit, bağımsız araştırma şirketi Pew’in, Türkiye’de dahil 42 ülkede 45 bini aşkın kişiyle yaptığı araştırmanın sonuçlarından sadece biri. 2002 yılındaki ankette “din, siyasetten ayrı tutulmalıdır” görüşünü savunanların oranı Türkiye’de yüzde 73’tü, 2007’ye gelindiğinde bu oran yüzde 55’e kadar geriledi. Türkiye, bu alanda Hindistan’ın ardından laikliğe desteğin bu kadar hızlı düştüğü ikinci ülke konumunda.

Anketin Türkiye’ye ilişkin bir diğer çarpıcı sonucu da tesettüre ilişkin. Ankete katılan Türklerin yüzde 93’ü, “Tesettüre girip girmemek kadının tercihidir” diyor. Bu, 42 ülke arasında en yüksek oran.

Türklerin büyük çoğunluğu hayat tarzlarının yabancı tehdidi altında olduğunu düşünüyor ve geleneklerin korunmasını istiyor.

“Kadınların ve erkeklerin işyerinde birarada çalışmasına sınırlama getirilmesini ister misiniz” sorusuna “Evet” diyenlerin oranı ise Türkiye’de yüzde 24’te kaldı. Türkiye’de bu oran 5 yıl önce yüzde 37’ydi.

Son dönemde Türkiye ile karşılaştırılan Malezya’da ise ankete katılanların yüzde 80’i işyerinde haremlik-selamlık uygulamasını destekliyor.

“Demokrasi ülkemizde işleyebilir” diyenlerin oranına bakıldığında ise Türkiye, tüm İslam dünyası içinde en düşük orana sahip. Türk halkının sadece yüzde 31’i böyle düşünüyor.

AP, 25 Kasım'da Maraş'ı ziyaret etme kararı aldı

Avrupa Parlamentosu'nun Dilekçeler Komisyonu, Rum Mağusa Göçmenler Hareketi'nin Mağusa (Maraş) şehrine geri dönüşünü isteyen dilekçesini görüştü.

Dilekçe Komisyonu, AP üyelerinden oluşan bir heyeti, 25-28 Kasım tarihleri arasında askeri yetkililerin izin vermesi halinde Maraş'ı ziyarette bulunması için gönderecek.

Rum Mağusa Göçmenler Hareketi, Kıbrıslı Rumların kendi evlerine dönmesini talep ederek, Avrupa vatandaşları olmalarına rağmen hâlâ temel hakları olan Mağusa'ya dönme hakkından mahrum olduklarını vurguluyor.

Kıbrıslı Rum AP üyesi Yiannakis Matsis, görüşme sırasında, yasal sakinlerin Mağusa'ya dönüşünün Kıbrıs'ta iki toplum arasında daha iyi bir atmosfer oluşmasına katkıda bulunacağını söyledi.

Yunanlı AP üyesi Manolis Mavrommatis, Mağusa'yı ziyaret edecek AP heyetinin, sadece Göçmenler Hareketi'nin dilekçesini incelemesi gerektiğini böylelikle konunun AP Dilekçe Komisyonu'nun görevi çerçevesinde kalacağını belirtti.

KIBRIS 07/10/07

 

Rumlar, Lazkiye'ye feribot seferlerini engellemede çaresiz

Gazete, Rum Yönetimi'nin, Gazimağusa-Lazkiye tarifeli feribot seferlerinin başlamasını önleme çabalarında ciddi zorluklarla karşılaşıyor göründüğünü, çünkü Rum Yönetimi'nin Şam nezdindeki sert girişim ve protestolarına rağmen söz konusu hatta yeni seferler yapılacağının açıklandığını vurguladı.

Bir Rum kaynağa dayanarak, Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku-Markulli'nin, feribot seferleriyle ilgili kesin kararlar alınmasını önlemek hedefiyle bu hafta sonu Suriye Dışişleri Bakanı ile görüşmeye çalışacağını yazan gazete, Suriye Dışişleri Bakanı'nın Şam'da olmamasının (BM Genel Kurulu dolayısıyla bulunduğu New York'tan daha dün döndü) Suriye'nin Güney Kıbrıs'ın girişimi karşısında suskun kalmasına bahane gösterilemeyeceği görüşüne yer verdi.

Alithia gazetesi, "Suriye Suskunluğunu Bozdu... Seferleri İlan Etti - Hükümet; Suriye'yle Temasların Sürdüğü ve İlişkilerin % 100 Düzeleceği Yanıtını Veriyor - Suriye 'KKTC' Pasaportlarına Vize Uygulamasına Resmen Başlıyor" başlıklı haberinde, Suriye'nin suskunluğunu nihayet bozduğunu ve önceki gün Gazimağusa'dan Lazkiye'ye haftada iki sefer düzenleneceğinin resmen açıklandığını yazdı.

Rum Yönetimi'nin ise halen Suriye'den yanıt beklediğini ve Yunanistan'ın da halen Şam nezdinde girişimde bulunduğunu, Vasos Lissaridis'in ve Rum Dışişleri Bakanı Markulli'nin Suriye'ye resmî ziyaret yapmaları konusunun henüz havada bulunduğunu hatırlatan gazete, Suriye'nin gözünü budaktan sakınmaz göründüğünü ve Gazimağusa-Lazkiye feribot seferlerine ilişkin kararını geri çekmek niyetinde olmadığını belirtti.

KIBRIS 07/10/07

 

AP Raportörü'nün kayıplarla ilgili raporu yıl sonuna

Haravgi gazetesinin haberine göre, Klamt açıklamasında, Ada'ya gerçekleştirdiği ziyareti "çok yararlı bir tecrübe" olarak nitelendirerek, konuyla ilgili olarak "ilk elden edindiği tecrübenin" çok değerli olduğunu ifade etti.

Ada'ya gerçekleştirdiği ziyaretini tamamlamasının ardından Kıbrıs Rum Haber Ajansı'yla (KİPE) bir söyleşi gerçekleştiren Klamt, açıklamasında, kayıplar konusuyla ilgili raporunu, yıl sonuna kadar hazırlamış olacağını kaydetti.

Kendisiyle görüşmeyi kabul eden kayıpların ailelerine derin bir minnet duyduğunu ifade eden Klamt, kendisinin şu an Avrupa Meclisi'ni bilgilendirmesi ve konuyu Avrupa Meclisi'nde ileriye götürmesi gerektiğini söyledi.

Klamt, kazı ve kimlik tespit çalışmalarının hızlandırılması için, üye ülkelerin fiili yardımını istemesi gerektiğini sözlerine ekledi.

AP Raportörü Klamt, amacının, konuyu, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri arasında daha da bilinir hale getirerek, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarına devam etmesi ve mümkün olan en kısa zamanda kayıp yakınlarının yararına olacak bir şekilde tamamlaması için, ekonomik destek sağlamak olduğunu dile getirdi.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 1.5 milyon Euro'luk bütçesinin, 2008 yılının sonuna kadar Komitenin ekonomik ihtiyaçlarını karşılamasının beklendiğini söyleyen Klamt, sözlerine şöyle devam etti:

"Kıbrıs'ın Avrupa Parlamentosu'nda kendisine ait bir sesi daha olacak. Bu ses, kayıplar konusunu ileriye götürecek ve üye ülkeleri, bu insanlık konusunun çözülmesi amacıyla yapılan çalışmaları ekonomik ya da başka bir şekilde destekleme konusunda cesaretlendirecek."

Klamt, söyleşisinde ayrıca, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyelerine, işlerini ileriye götürmekteki kararlılık ve iradelerinden dolayı teşekkür etti.

Klamt, bir soruya cevaben ise, iki toplumun, kayıplar konusuyla ilgili olarak gerçekleştirilen çalışmaların devam etmesini arzuladığını belirterek; konunun engelsiz bir şekilde ilerlemesi için "siyasi yönetimin" de konuya destek vermesinin gerektiğini savundu.

Klamt, ayrıca, Kıbrıs'taki kayıplar listesine kayıtlı olan kişilerin tümünün yerlerinin tespit edilmesinin ve bu kişilere kimlik tespiti yapılmasının muhtemelen mümkün olmayabileceği görüşünü dile getirdi.

Klamt, kayıplar konusuyla ilgili çabaları zora sokan problemlere de değinerek, bunlardan ikisinin, değişik bölgelerde gerçekleştirilen inşaat faaliyetleri ve tanıkların ölmesinden kaynaklanan problemler olduğunu söyledi.

Klamt, kayıp yakınlarının, kayıp kişilerin hangi şartlar altında hayatlarını kaybettiklerine dair bilgi istemeye başladıklarını da ifade etti.

Klamt, Türk Ordusu tarafından esir alındığı iddia edilen Kıbrıslı Rum kayıplarla ilgili olarak ise, konunun Türk Ordusu'nun önüne konması gerektiğini; Ordu'nun ise zamanında esir alınan kişilerle ilgili dosyaları açması ve söz edilen kişilerin akıbetleriyle ilgili gereken tüm bilgileri vermesi gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 07/10/07

 

'Kıbrıs Cumhuriyeti' bayrak davası sürüyor

RUM BASININI YALANLADI... Kıbrıslı Türk İsmet Vehit Güney'in tazminat talebiyle Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine açtığı davanın devam ettiği bildirildi. Rum basınında tazminat davasının, Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi Baş Yargıcı Nikolas Sadis tarafından, davacının talebi üzerine reddedildiği yönünde haberler çıkmasının ardından KIBRIS'a açıklamada bulunan Güney, böyle bir olayın olmadığını haberin asılsız olduğunu belirterek davanın görüşülmesine devam edildiğini söyledi

Fazile ÇUKUROVALI

Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağını çizen Kıbrıslı Türk sanatçı İsmet Vehit Güney'in tazminat talebiyle Kıbrıs Cumhuriyeti aleyhine açtığı davanın devam ettiği bildirildi.

Rum basınında tazminat davasının, Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi Baş Yargıcı Nikolas Sadis tarafından, davacının talebi üzerine reddedildiği yönünde haberler çıkmasının ardından KIBRIS'a açıklamada bulunan sanatçı Güney, böyle bir olayın olmadığını haberin asılsız olduğunu belirtti.

Sanatçı İsmet Vehit Güney, "Kıbrıs Cumhuriyeti" bayrağını, amblemini ve ilk üç posta pulunu çizmesine karşın bedelini alamaması üzerine tazminat talebiyle "Kıbrıs Cumhuriyeti" aleyhine dava açmıştı.

Tazminat davasının görüşülmesine Lefkoşa Rum Kaza Mahkemesi'nde devam edilirken, geçtiğimiz günlerde Fileleftheros gazetesi, davanın Baş Yargıç Nikolas Sadis tarafından, davacının talebi üzerine reddedildiğini yazdı.

Konuyla ilgili KIBRIS'a açıklamalarda bulunan Kıbrıslı Türk sanatçı İsmet Vehit Güney, kendisi ve avukatının davanın reddedildiği konusunda bir bilgisi olmadığını söyledi.

Yayınlanan haberi "Rum yönetiminin yaptığı bir engelleme" olarak niteleyen Güney, davanın devam ettiğini ve henüz sonuçlanmadığını bildirdi.

Önemli olan kimin yaptığı

Sanatçı İsmet Vehit Güney, Fileleftheros gazetesinde yayınlanan haberde eksik ve yanlış bilgilerin bulunduğunu söyledi.

Davada, bayrağın verildiği tarihin bir önemi olmadığını vurgulayan Güney, davada önemli olanın bayrağın kimin tarafından yapıldığının ispat edilmesi olduğunu belirtti.

Güney, bayrağın verildiği tarihin 4-5 gün önce veya sonra olmasının bir önemi olmadığını yineledi ve bayrağı 1960 yılında ya da 1959 yılında vermiş olabileceğini söyledi.

Rumlar tarafından evine girildiğinde tüm belgelerini kaybettiğini ifade eden Güney, Rumların, bayrağı ve amblemi kendisinin yaptığını kabul etmediklerini belirtti.

Makarios'un yazdığı bir kitapta bayrağın bir Türk tarafından yapıldığının beyan edildiğine dikkat çeken Güney, avukatının bu delilleri bularak ortaya koyduğunu anlattı.

Güney, bayrağı kendisinin yaptığını ispatlayan belgelerin yok edildiğini ifade ederek, yaptığı amblemin askeri kıyafetlerde kullanıldığını anımsattı ve davanın halen devam ettiğini söyledi.

KIBRIS 07/10/07

 

Yeşil Hat Tüzüğü, ekonomimizi canlandıracak düzeyde değil

İSTENİLEN DÜZEY YAKALANAMADI"... Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin istenilen düzeyde olmadığını, tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini canlandıracak, hayat standardını yükseltecek ve Güney Kıbrıs ekonomisiyle denk hale getirecek ölçüden çok uzak olduğunu söyledi.

"TÜZÜĞÜN KAPSAMI GENİŞLETİLSİN"... Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin artması ve canlanması için atılması gereken adımlar olduğunu kaydeden KTTO Başkanı Erdil Nami, Gümrük Birliği'ne dahil olan ülkelerden gelen malların da tüzük kapsamına alınmasının ve bu çerçevede Türkiye'den gelen ürünlerin Güney'e satılmasının ticareti önemli ölçüde canlandıracağına inandığını vurguladı.

Gözde SÜREÇ

 

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a yapılan ticaretin istenilen düzeyde olmadığını belirtti. Nami, tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini canlandıracak, aktive edecek, hayat standardını yükseltecek ve Güney Kıbrıs ekonomisiyle denk hale getirecek ölçüden çok uzak olduğuna dikkat çekti.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan verilen istatistiki bilgilere göre Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında ticareti yapılan ürünlerden Ağustos 2004-2007 yılları arasında elde edilen toplam kazanç 4 milyon 614 bin 886 Kıbrıs Lirası (KL) olarak belirlendi. Bu rakamın her yıl düzenli bir artış göstermesine rağmen, rakamın genel toplamda tatmin edici olmaktan uzak, çok yetersiz ve düşük bir rakam olduğu ifade edildi.

Buna göre 2004 yılında tüzük kapsamında yapılan ticaretten elde edilen kazancın 275 bin 559 KL olduğu görülürken, bu rakam 2005 yılında artış göstererek 979 bin 432 KL'ye yükseldi. Aynı artış 2006 yılında da devam ederken, rakamının 1 milyon 889 bin 465 KL olduğu görüldü. 2007 yılı ağustos ayında kadar olan toplam kazanç ise 1 milyon 470 bin 429 KL olarak kayıtlara geçti.

Tüzük dahilinde Kuzey Kıbrıs'tan Güney Kıbrıs'a en çok satışı yapılan ürünlere bakıldığında sebze ve meyvenin ilk sırada olduğu görülürken, Güney'e 2004-2007 Ağustos tarihleri arasında toplam 1milyon 084 bin 332 KL tutarında satış yapıldığı rakamlarla gösterildi.

Tahta ürünler ve mobilya tüzük dahilinde Güney'e satışı yapılan başlıca ürünler arasında ikinci sırada yer alırken, dört yılda toplam 832 bin 386 KL değerinde satış yapıldı.

Tüzük kapsamında satışı en çok yapılan üçüncü ürünün yapıtaşı ve taş ürünler olduğu görülürken, bu ürünlerden dört yılda elde edilen kazanç 570 bin 404 KL olarak belirlendi.

Hammadde, plastik ürünler, alüminyum ve PVC ürünleri, elektrik ürünleri, kimyasal ürünler, el sanatı ürünleri ile toprak ve taş ürünler Kuzey'den Güney'e en çok ticareti yapılan ürünler arasında bulunuyor.

Ekonomimizi canlandıracak düzeyde değil

Yeşil Hat Tüzüğünün bilinenin aksine iki taraflı bir tüzük olmadığını anlatan Nami, Avrupa Birliği'nin referandumdan sonra Kuzey Kıbrıs ekonomisinin Güney Kıbrıs ile uyumlaştırılması ve Kuzey Kıbrıs ekonomisine ivme kazandırılması için düşünülmüş üç enstrümandan biri olduğuna işaret ederek, "tüzük Kuzey'de üretilen veya imal edilen ürünlerin Güney'e satılmasını sağlayan bir tüzüktür" dedi.

Tüzüğün başlangıçta öngörüldüğü gibi Kuzey Kıbrıs ekonomisini canlandıracak durumda olmadığını belirten Nami, bunun nedenlerini de açıkladı.

Nami, şöyle devam etti:

"Bunun en önemli nedeni Güney Kıbrıs'ın Kuzey'le ticaret konusunda psikolojisinin düzelmemesidir. Bizim ticaret yaptığımız ürünlerin çoğu raflara girmeyen ürünlerdir. Bu ürünlerin ambalajında Kuzey Kıbrıs malıdır, şeklinde bir sunum yoktur. Çünkü buna tahammülsüzlük vardır. Dükkân sahipleri de baskılar nedeniyle ürünleri rafa koymakta çekiniyor. Bu psikolojik engel bir türlü ortadan kaldırılamıyor"

Tüzük kapsamında Kuzey'den Güney'e satılan ürünlerin Güney'de reklâmının yapılamamasının da ürünlerin satışına olumsuz etkisi olduğunu söyleyen Nami, Güney Kıbrıs'taki dükkân sahiplerinin Kuzey Kıbrıs'ta hiçbir baskıyla karşılaşmadan ürünlerinin reklâmını yapabildiğine işaret etti.

"Kıbrıslı Türkler parasını vermesine rağmen ürünleriyle ilgili Güney Kıbrıs'ta reklâm yapamıyor" diyen Nami, yasal yasak koyulmadığı halde baskılar nedeniyle hiçbir matbaanın ilanları basmadığını belirtti.

Rum hükümetinin Kuzey ile Güney arasındaki ticareti teşvik etmek için 32 milyon Euro'luk bütçe ayırdığını açıklamasını da değerlendiren Nami, bu hareketi "gayrı ciddi" olarak niteledi. Nami, "hükümet baskı unsurunu ortadan kaldırsa bütçe ayırmaya da gerek kalmaz" şekilde konuştu.

Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin artması ve canlanması için Gümrük Birliği'ne dahil olan ülkelerden gelen malların da tüzük kapsamına alınmasını istediklerini anlatan Nami, bu çerçevede Türkiye'den gelen ürünlerinin satılmasının ticareti önemli ölçüde canlandıracağına inandığını vurguladı.

Güney ile Kuzey arasında ticari aktivitenin gelişmesinin iki halkı yakınlaştırıcı etkisi olacağına vurgu yapan Nami, "ticaretin çoğalması örneğin 100-200 milyonlara varan karşılıklı alışveriş başlatılması, ortak yatırımların olması durumunda menfaat birlikteliği doğurmuş olursunuz. Daha sıkı diyalog olur ve bunun barışa katkısı daha ciddi oranda olur" dedi.

Bal ve balık

Bal ve balık konusunda yaşanan sıkıntının nedenleriyle ilgili de bilgi veren KTTO Başkanı Erdil Nami, Yeşil Hat uygulamalarından sorumlu Avrupa Birliği'ndeki komiserliğin bal ve balık için değiştirildiğini ve ayrıca farklı bir prosedür uygulanmaya başlandığını kaydetti.

Bal ve balıkla ilgili konuların AB'de DG Sanco adı verilen Sağlık ve Tüketicileri Korumadan Sorumlu Komiserliğe bağlandığını anlatan Nami, bu komiserliğin sorumlu üyesinin Rum Kiprianu olduğuna işaret etti.

Uygulanan prosedürün de değiştirildiğini belirten Nami, "ticareti yapacak gemilerin listesinin önceden Güney Kıbrıs'taki resmi hükümete bildirilmesi gerektiği AB tarafından bize söylendi ancak bizim resmi makamlarımızın bu sistemi uygun bulmadığını anlattık. Bu uygulama bizim tarafta ticaret kisvesi altında Güney yönetiminin egemenliğini bizim tarafa uzatması olarak algılandı"

Görüşlerini bildirdikleri Avrupa Birliği yetkililerinden konunun bu şekilde olmadığı yönünde bir yanıt aldıklarını söyleyen Nami, sadece ticaretle ilgili bazı bilgilerin web sayfasında yayınlanacağının söylendiğini kaydetti.

Nami, bal ve balık ticareti konusunun görüşüldüğünü ve henüz bir karar alınmadığını ifade etti.

KIBRIS 07/10/07

 

 

Kuzey ve Güney arasındaki fiyatlar..

Arın TAŞARKAN

Konuyla ilgili görüşüne başvurduğumuz vatandaşlar, Güney ile Kuzey arasındaki fiyatların dengelenmesi gerektiğini, aksi takdirde Güney`den alışveriş yapılmasının önüne geçilemeyeceğini vurguladı. ``Güney Kıbrıs`ta bilinçsiz alışveriş yapanlar KKTC ekonomisini zayıflatıyor.`` diyen vatandaşlar hükümetin bu konuda önlem alması gerektiğini söyledi. Hatırlanacağı üzere İşadamları Derneği de geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada hükümeti, yakın geçmişe kadar uyguladığı politikalara geri dönerek, Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs rekabetini Kuzey aleyhine bozan vergi ve fon uygulamalarından vazgeçmeye çağırmıştı. İşadamları Derneği, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs`ta sadece kredi kartları ile ayda 5 milyon Kıbrıs Lirası harcamakta olduğunu ve bu rakamın ayda 15 milyon YTL demek olduğunu ifade etmişti.

 

Vatandaş  ne dedi? Vatandaş  ne dedi? Vatandaş  ne dedi? Vatandaş  ne dedi?

Murat Esemen

 ``Vatandaşlarımız, KKTC`de alış veriş yapmaya gayret göstermesi gerekir. Güney Kıbrıs`ta bilinçsiz alış veriş yapanlar KKTC`deki ekonomi düzeyini  zayıflatıyor. Kendi ekonomimizin güçlü olması için fiyatlar dengelenmeli ve Güney`den alışverişe son verilmeli.``

 Dilek Taçoy

İnsanlarımız alış verişlerini KKTC`de yapsınlar. Burada, Güney Kıbrıs`ta daha pahalı ürün fiyatı varsa en azından aynı seviyeye gelsin. Böylece  vatandaşımız KKTC`nin esnafını çarşını tercih etmiş olur``                            

Hakan Maaşoğlu

Güney  Kıbrıs`taki fiyatların bizde de aynı olmasını istiyorum. Güney  Kıbrıs`taki ekonomi düzeyi gibi KKTC ekonomisi de öyle olmalı. Fiyatlar dengelenmeli``         

Orhan Sarısaçlı

 ``KKTC pahalı olsa dahi Güney Kıbrıs`a para akmaması için vatandaşlar  kendi alışverişlerini burada yapmalı. İşte o  zaman kuzeyin de ekonomisi gelişip büyüyecektir.``

HALKIN SESI 08/10/09

 

Doğrudan ticaret ile ilgili Avrupa Komisyonu kararını veto edeceğiz

YİNE VETO SİLAHI... Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ndeki Büyükelçisi Nikolas Emiliu, Güney Kıbrıs'ın, Kuzey Kıbrıs'a yönelik doğrudan ticaret ile ilgili Avrupa Komisyonu kararını veto edeceğini belirtti

Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ndeki Büyükelçisi Nikolas Emiliu, Güney Kıbrıs'ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik doğrudan ticaret ile ilgili Avrupa Komisyonu kararını veto edeceğini belirtti.

Büyükelçi Nikolas Emiliu, Güney Kıbrıs'ın, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik doğrudan ticaret ile ilgili Avrupa Komisyonu kararını vetosunun sadece hükümete bağlı olmayacağını; Güney Kıbrıs'taki bütün partilerinin bu yönde davranacağını söyledi.

Emiliu, Kıbrıs konusunun Birleşmiş Milletler nezdinde çözümlenmesi konusunda ise, Avrupa Birliği, Ankara ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasındaki uzlaşmaya rağmen, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği ile beraber durumun değiştiğini savundu.

KIBRIS 09/10/07

 

Başbakan halka seslendi

Başbakan Soyer, bu gece televizyon kanallarından yayınlanan “ulusa sesleniş” konuşmasında, ülke ekonomisinde meydana gelen gelişmeler ve sorunları değerlendirdi.

 

Soyer, gerek ülkenin genelindeki uygulamalar hakkında bilgi vermek ve hükümetin politikalarını halka doğrudan aktarabilmek, gerekse ülkenin genel istatistik konularını doğrudan tartışabilmek, konuşabilmek ve görüşlerini anlatabilmek için belirli periyotlarla halka sesleneceğini söyledi. Soyer, bunun düşüncelerin gelişip zenginleşmesi açısından önemine işaret etti.

 

Ekonomideki gelişmeler                    

 

Başbakan Soyer, 2003 ile 2006 yılları arasındaki dönemde ülke ekonomisinde yaşanan büyümeye dikkat çekerken, buna bağlı olarak bir takım sorunların da var olduğunu söyledi.

 

“Ciddi ekonomik  büyümeye rağmen büyümenin ortaya çıkardığı sıkıntıları da hiçbir şey gizlemeden her şeyi açıklıkla kamuoyumuzda  tartışmayı görev saymaktayız” diyen Soyer, gelişmelerle ilgili rakamsal veriler sundu.

                                  

Soyer, 2003’te 941 milyon dolar olan Gayrı Safi Milli Hasıla’nın 2006’da 2 milyon 654 milyon dolara yükseldiğine işaret ederek, “Bu, ülke ekonomisinde çok ciddi bir büyümenin göstergesidir” dedi.

 

Soyer, şöyle konuştu:

 

“Ülke ekonomimizdeki gelişmelere bağlı olarak Kuzey  Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devlet bütçesinde  2006’nın kesin  hesaplarına göre çok önemli ve çok ciddi bir gelişmeyi görmekteyiz. Buna  bağlı olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bütçesinde yerel gelirlerle tüm bütçeyi karşılama oranının yüzde 80’i aştığını, yüzde 84.2’ye doğru ulaştığını görmekteyiz. Bu bizim için fevkalade önemli bir gelişmedir.

 

TC Yardımlarında düşüş... bu gerileme değil

 

Yerel gelirlerimizle  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bütçesinin yüzde 80’ini aşkın bir yapıyı  karşılayabilmek, ülkemizde oldukça önemli bir hedefe yaklaşmayı bize göstermektedir. Bu cümleden olmak üzere özellikle Türkiye Cumhuriyeti yardımlarının bütçemiz içerisindeki payı bu anlayış ve gelişmelere bağlı olarak yüzde 21’e düşmüş bulunmaktadır. Bu düşüş gerileme anlamında değildir. Bu düşüş,  yerel yönüyle artması ve cari giderlerimizin yüzde 80 aşkın  yerel gelirlerle karşılanması nedeniyledir.

 

Böylece Türkiye  hükümetinin yardımlarının daha fazla alt yapıya,  üretken sektörlere, yola, elektriğe,  suya, hastaneye ve yerel sektörlerin desteklenmesine  doğru aktarılma imkanı doğmaktadır. Bu trendi devam ettirmemiz gerekmektedir.

 

Yerel gelirlerin artışından söz ettim, burada en ilginç noktalardan bir tanesi şudur: Bu yerel gelirlerin artışı kurumlar vergisinin yüzde 15 den yüzde 10 a düşürülmesi, şahsi vergilerin yüzde  45 ten yüzde 37’ye geriletilmesi, ayni zamanda pek çok fon ve verginin doğrudan doğruya kaydırıldığı koşullarda gerçekleşmiştir.”

 

Sağlıklı yapıda sorunlar da devam ediyor

                       

Başbakan Soyer, sağlıklı bir yapı içerisinde sorunların da devam etmekte olduğunu vurguladığı konuşmasında, vergilerle ilgili olarak da şu rakamları verdi:

 

             “Sağlıklı bir yapı vardır ama sorunlar da devam etmektedir. Örneğin bu sorunların en temel noktalarından bir tanesi 2003 yılı  itibarıyla baktığımızda direkt gelir vergileri 168 milyon Yeni Türk Lirası iken, bu, 2006  itibariyle baktığımızda toplam olarak 323 milyon Yeni Türk Lirası’na çıktığını görüyoruz. Arada çok büyük bir artış olmasına rağmen şahsi vergilerde ve direkt gelir vergilerinde durumun sağlıklı olmadığını görmekteyiz. Direk  vergilerde 168 milyon YTL’den  300 milyon  YTL’yi  aşkın bir trende  ulaşmış olmamıza karşın bu ekonominin kayıt altına alınması ve vergi gelirleriyle birlikte bu anlamda ciddiyetin gerçekleşmesi  görevini önümüzde bize bir unsur olarak göstermektedir.”

 

İthalattaki artış’a da değinen Soyer :

                    “2003 yılında toplam  olarak 477 milyon  dolar olan ithalatımızın ülke ekonomisinin   büyümesine bağlı olarak 1 milyar 376 milyon dolara çıkmıştır. Ancak bütün bunların hepsi yeterli değildir. Burada yapmamız gereken en önemli unsurlardan bir tanesi ülkemizin  rekabet edebilme kabiliyetini artırmaktır. Bir kısım çevreler kurumlar vergisini, şahsi vergisini,  pek çok fonu kaldırmış olmamıza  rağmen stopaj vergisinin  gelmesini bu noktada eleştirmişlerdir ama bunun da bir sorumluluk  nedeniyle olduğunu açık bir şekilde  söylemek istiyorum.”

 

Transferler kaleminin büyüklüğü bütçenin handikaplarından

 

Başbakan Soyer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti  bütçesinin en önemli handikaplarından bir tanesinin transferler  kaleminin  büyüklüğü olduğuna vurgu yaptı.

 

Soyer, emekli maaşları, sosyal yardımlar,  sosyal transferler ve özellikle devlet katkı ile sübvansiyon  payları gibi unsurlardan oluşan  transferler kaleminin, 2003 yılında toplam bütçe içerisindeki payı yüzde  49 iken 2006 yılına  bunun yüzde 40’a gerilediğine işaret etti.

 

Devralınan borçlar

 

Başbakan Soyer, hükümetin göreve geldiğinde devraldığı borçlara da değindi.

 

Soyer, “Bu bir mazeret değildir. Bir mazeret olsun diye bunu yapmıyorum, gerçeğin ne olduğunun  bilinmesi  yolunda yürüyebilmemiz için…” diyerek, şu örnekleri de verdi:

 

“Örneğin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti  hükümeti olarak geçmişten dönük olarak yeniden sosyal konut fonunda 50 trilyonluk bir  borcu devralmış bulunmaktayız. Devletin de devamlılığı ilkesine bağlı olarak bu borcu da  ödemek zorundayız. Türk Telekom’a 30 milyon dolar borcumuz bulunmaktadır. Bunu da ödemek  durumundayız. Ancak buraya ödediğimiz başka borçlar da vardır. Geçmiş dönemden devraldığımız Kooperatif Merkez Bankası’na ait devlet borcunun  55 trilyonunu, Vakıflar Bankası’na olan 10 trilyonluk borcu da ödemiş bulunmaktayız. Dolayısıyla önümüzdeki yıl  eski devlet borçlarına dönük ödeme planımızı da sürdürmek durumundayız.

 

Kuraklığa rağmen tedbir

                       

Hükümetin, kuraklığa bağlı olarak ortaya çıkan arpa fiyatlarındaki artış karşısında aldığı tedbirlere de dikkat çeken Soyer, şöyle devam etti:

 

 “Örneğin kuraklıktan dolayı arpa fiyatı 27 kuruştan 55 kuruşa, inek davar yeminin fiyatı 493.7 YTL,  yine buna bağlı olarak ham sütün fiyatı 96 kuruş olmuştur. Bu fiyatlarla yetinmek demek üretimi ve tüketiciyi ağır maliyetler altında bırakmak  demektir.

 

Bunun için hükümetimiz bir tedbir aldı. Bu yeni durumu dikkate alarak hem transferleri düşürmek hem ülkedeki tüketicinin korunması,  üretimin de darbelenmemesi ve Güney Kıbrıs’la rekabet edebilmemiz için süt ürünleri ihracatına ödenen 8.5 trilyonluk ihracatı teşvik primi ortadan kaldırılmıştır.

 

Aldığımız tedbirlerle  özellikle süt ve diğer başka ürünlere ve arpaya verdiğimiz destek ve doğrudan destekle süt fiyatlarının dengeli bir şekilde olmasının bilincine vardık.

 

Tarım sektöründe kullanılan mazotu destekleyerek,  düşük fiyatlı vererek  hem üreticilerin bu kaybını üretim temelinde kapatmak, hem de bir kutu uzun ömürlü sütün, hellimin ve diğer bütün süt ürünlerinin fiyatının tüketiciye  zam yapmadan gerçekleşmesini sağladık. Aynı zamanda ihracatçılarımız da bu politika sayesinde dış pazarlarda ihracatı teşvik primi almadan ürünlerini satma imkanı buldu ve rekabet kabiliyetine gitti.

 

Güney’le Kuzey arasındaki ticarette dengesizlik

 

 

Başbakan Soyer, Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasında yaşanan geçişlere bağlı olarak ticarette Kıbrıs Türk halkının aleyhine yaşanan dengesizliğe dikkat çekerek, bu konunun yasaklarla değil düşünceyle ele alınmasının önemini de vurguladı ve halka da bu konuda “iyice düşünmesi gerektiği” mesajını verdi.

 

Bundan ötürü özellikle vergiler, fonlar ve diğer başka noktalarda ve özellikle dolar kurunun da bu anlamda düştüğü şartlarda fiyat politikalarını hem iş dünyasının,  hem de hükümetin takip etmesi  ve bizim Güney Kıbrıs’tan pek çok alanda sahip olduğumuz  fiyat avantajını daha da  geliştirmemiz gerekmektedir. Bu bakımdan da yurttaşlarımızın bu genel durumu dikkate alarak 135 euro’luk özellikle şahsi ticaretin yarattığı imkanları  değerlendirmek gerekir ama bunun tek taraflı olduğunu da insanlarımızın görmesi, düşünmesi ve ona göre hareket etmesi gerekmektedir.

 

Güney Kıbrıs’ta bir gazeteye Kıbrıs Türk halkına ait bir ticari kuruluşun reklamını dahi koymaktan imtina eden ve bunu yasaklayan, basın organlarını böylesine baskı altına alan bir zihniyetle de uğraşmak zorundayız. Bunun için ticarette, dolaşımda hiçbir yasak öngörmedik ama halkımızın bunun bilincinde hareket etmesinin de bir gerçek olduğunun altını çizmek istiyorum. Hem dolaşımda, hem diğer anlamda böylesi despot davranışların karşısında ezilmemek gerektiği kanısındayım…”

 

DAܒdeki gelişmeler

 

KKTC’deki üniversitelerin son derece yetenekli bir performans gösterdiğini, bunun KKTC’ye hem dış dünyada hem de ülke ekonomisi açısından önemli bir konum sağladığını vurgulayan Soyer, özellikle DAܒnün dünya üniversiteler sıralamasında 1760’lardan 1401’e çıkmasının ve Türkiye üniversiteleri arasında 13. sırada bulunmasının ciddi bir gelişme olduğunu anlattı.

 

Bu yıl DAܒye 3 bin 300 öğrencinin kaydolduğunu ve ileriki günlerde bunun 4 bine yaklaşmasının beklendiğini kaydeden Soyer, böylece DAܒnün toplam öğrenci sayısının 15 bine yaklaşmasının söz konusu olduğunu kaydetti.

 

Soyer, bu gelişmenin yalnız hükümetin, rektörlüğün veya yöneticilerinin değil DAܒde çalışan akademisyen, memur ve işçilerin, öğrencilerin, ailelerin ve KKTC’de yaşayan her  insanın yarattığı bir değer olduğunu vurgulayarak, “bu değeri geliştirmemiz, gözetmemiz ve ileriye doğru götürmemiz gerekmektedir”dedi.

 

Son dönemde dolar kurunda yaşanan düşüşe bağlı olarak çalışanların maaşlarında belirsizlik yaşandığını ve bazı sıkıntıların doğduğunu da anlatan Soyer, maaşların belirgin hale gelmesi için ellerinden gelen katkıyı ortaya koyacaklarını vurguladı.

 

Soyer, şunları kaydetti:

 

“DAܒde çalışanların maaş ve ücretlerinde bir belirsizlik oluşmuştur. Bu belirsizliği ele almak da en temel görevimizdir. aylarca önce ‘DAܒyü açılış günü açtırmayacağız’ diye yapılan beyanatların o günkü gerekçesi DAÜ Yasası’ydı. DAÜ Yasası’nı meclise sevketmiş bulunuyoruz. Önümüzdeki dönemde komitelerde görüştükten sonra meclisten geçireceğiz ve bu sorun giderilecektir. Ancak o gün yasayla ilgili olarak DAܒyü açtırmayız diyenler maalesef dolar kurundaki bu gerilemeyi dikkate alarak bu kez üniversitenin açılış günü grev ilan etmişlerdir. Biraz da bile bile yapılmıştır, hükümetimizi zora koymak için, grevi yasaklamak zorunda bırakmak için…. ”

                                  

 

Başbakan Soyer, DAܒdeki sendikaların yaptıkları tüm eylemlere ve kendilerini siyasal platforma çekme çabasına rağmen hükümet olarak hiçbir zaman DAܒye, çalışanlarına, akademisyenlerine, örgütlerine siyasi olarak yaklaşmayacaklarını vurguladığı konuşmasında,  şunları kaydetti:

“Sorunları çözeceğiz. Bizi tahrik edip siyasal tartışmanın içine çekme çabalarına rağmen ülkemizin bütün ihtiyacı için bunu ele alıp gerçekleştireceğiz.

 

Birlikte hareket şart

                       

Bütün bu çalışmalarla bu sorunları çözmemiz lazım. Bundan ötürü tüm halkımıza, hangi kesimlerden olursa olsun, kesinlikle birlikte hareket etmemiz gerekmektedir. Bu ülkeden başka bir ülkemiz yoktur. Siyasi görüşümüz, sosyal konumumuz ne olursa olsun temel görevimiz, tartışırken düşüncelerimizi özgürce ifade etmek, sorunları yapıcı, diyalog içinde, düşünsel ortamda aşmaya çalışan enerjiyi üretmektir. Bu enerjiyi beraber üretelim. Kısır, polemik tartışmalarıyla bir yere varmak mümkün değildir. Şahsi ve bireysel kinlere dayanan spekülasyonlarla ülkemizin sorunlarını aşmak mümkün değildir. Bunları birlikte, özgürce, doğru bilgiye dayanarak aşmamız ve ileriye götürmemiz lazımdır. 

 

Değişimi gerçekleştireceğiz

                                  

Değişimi gerçekleştireceğiz. Değişim şarttır. Değişmeden kalan bir halk geriler. 21. yüzyılın içerisinde üretken, dinamik, düşüncesi zengin, demokrasisi gelişmiş, kurumsallaşmış ve ekonomisi de istikrarlı büyüyen bir halk olmaya ihtiyacımız vardır. Bunu başaracak olan da tek bir güçtür. Bu güç de siyasi görüşü ne olursa olsun Kıbrıs Türk halkının bizatihi kendisidir ve Kıbrıs Türk halkında bu enerji  vardır. Bu kabiliyet vardır. Bunun da birlikte başaracağız.”  (tak/yd)

YENIDUZEN 09/10/2007

KKTC-Kırgızistan uçuşları başlıyor’ iddiası

KKTC ile Kırgızistan arasında 15 Ekim tarihinden itibaren doğrudan uçak seferleri başlatılacağı öne sürüldü.

NTV

Güncelleme: 13:13 TSİ 10 Ekim 2007 Çarşamba

 

LEFKOŞA - Rum Politis gazetesi, KKTC ile Kırgızistan arasında doğrudan uçuş planlandığı, bu yöndeki bilgilerin Rum yönetimini alarma geçirdiğini yazdı.

Gazete, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli’nin Kırgızistan ziyaretinin “alışılagelmiş bir yurt dışı ziyareti” olduğunu söylemesine karşın, bu ziyaretinin tesadüf olmadığını yazdı.

Kırgızistan ile KKTC’nin uzun zamandan beri 15 Ekim tarihinde iki ülke arasında doğrudan uçuşların başlayacağını duyurmayı planladıklarını belirten gazete, uçuşların başlayacağına dair açıklamanın aynı gün yapılması konusunda anlaşmaya varıldığını kaydetti.

Habere göre, Rum Dışişleri Bakanlığına ulaşan bu bilgiler, hükümetin alarma geçmesine neden oldu.

Bu arada, Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, Markulli’nin ziyaretine ilişkin açıklamasında, ziyaretin, hükümetin yabancı devletlerle ilişkilerin güçlendirilmesi çabası çerçevesinde gerçekleşeceğini söyledi.

Palmas, ziyaretin, “Kırgızistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesini önleyici nitelik taşıdığı yönünde basında yer alan haberlerle” alakalı olmadığını belirtti.

Kırgızistan ve Suriye’nin, Güney Kıbrıs’ın önem verdiği ülkeler olup olmadığı sorusuna karşılık Palmas, uluslararası toplumun tüm ülkelerinin kendileri için önemli olduğunu kaydetti.

Avrupa basını: Erdoğan’a pahalıya malolabilir

İngiliz Guardian gazetesi sınırötesi operasyon açıklamasını orduya verilen bir ödün olarak yorumladı. Alman Süddeutsche Zeitung ise Erdoğan’ın askere tehlikeli bir hareket serbestisi tanıdığını, faturanın Erdoğan’a pahalıya malocağını yazdı.

BBC Türkçe Servisi/ Deutsche Welle

Güncelleme: 13:04 TSİ 10 Ekim 2007 Çarşamba

 

LONDRA/BONN - Türkiye’de hükümetten gelen Irak’a sınırötesi operasyon işaretleri, Avrupa basınında yer buldu. Türkiye’nin askerlerini Kuzey Irak’a göndermeye bir adım daha yaklaştığını yazan yazan Financial Times, “Türkiye son aylarda Irak sınırına 100 bin kadar asker yığdı. Özel timlerin de sınırı geçerek PKK’ya nokta operasyonları yaptığı belirtiliyor. Ancak kapsamlı bir müdahale, Meclis’in onayını gerektiriyor ve hükümetin böyle bir izin istemeye hazır olduğunu gösteren hiçbir işaret yok” ifadelerini kullandı.

Guardian ise hükümetin açıklamasını, orduya verilen bir ödün olarak yorumladı. Gazetenin Avrupa editörü Ian Traynor’ın imzasını taşıyan haberde, “Türk hükümeti dün ordunun komuta kademesindeki muhaliflerine teslim olarak, ayrılıkçı Kürt isyancılara karşı Kuzey Irak’a baskınlar düzenlenmesine yeşil ışık yaktı” cümlelerine yer verildi.

 

Orduyla hükümet arasında Nisan ayından beri yaşanan gerginliklere geniş yer veren Guardian, “Erdoğan generallerden daha hızlı hareket ederek sürekli bir adım ilerde gittiği için, ordudaki şahinlerin ve Kürtler arasındaki militan çevrelerin şiddeti tırmandırarak hükümeti zor durumda bırakacağı öne sürülüyordu” diye yazdı.

BASININ BASKISIYLA OPERASYONA YEŞİL IŞIK
Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine operasyon ihtimali, Alman basınında öne çıkan konular arasında. Süddeutsche Zeitung gazetesi, PKK’nın 15 Türk askerini öldürmesi üzerine Türk kamuoyunda başgösteren infial ve basının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a aşırı baskısı sonucu Erdoğan’ın askere olası bir operasyon için yeşil ışık yakma zorunda kaldığını belirtiyor.

AB OPSİYONU TEHLİKEDE, GENERALLERİN ELİNE DÜŞTÜ
Gazete şöyle devam ediyor: “Başbakan bu girişimiyle askere çok tehlikeli bir hareket serbestisi tanımıştır ve bu girişimin faturası Erdoğan’a çok pahalıya malolabilir. PKK bitirmek isteniyorsa, bu örgütün liderlerinin bu anlamsız mücadeleyi sona erdirmeleri için girişimde bulunmak gerekir. Bu da Iraklı Kürt liderlerin görevidir ve onlara da yarar sağlayacaktır. Ankara ise bu komşularına tehdit savuracağına, onlarla diyalog aramalıdır. Erdoğan, olası bir Irak operasyonu ile sadece Türkiye’nin AB opsiyonunu tehlikeye düşürmekle kalmıyor; genarallerin elinden kendini kurtarmak isterken, kendi rızasıyla onların eline düşmüş oluyor.”

Rum gazetesi: KKTC ve Kırgızistan 15 Ekim'de doğrudan uçuş planlıyor

      KKTC ile Kırgızistan arasında doğrudan uçuş planlandığı, bu yöndeki bilgilerin Rum yönetimini alarma geçirdiği bildirildi.
      Rum Politis gazetesi, Rum yönetiminin Dışişleri Bakanı Erato Kozakou Markulli’nin Kırgızistan ziyaretinin "alışılagelmiş bir yurt dışı ziyareti" olduğunu söylemesine karşın, bu ziyaretinin tesadüf olmadığını yazdı.
      Kırgızistan ile KKTC’nin uzun zamandan beri 15 Ekim tarihinde iki ülke arasında doğrudan uçuşların başlayacağını duyurmayı planladıklarını belirten gazete, uçuşların başlayacağına dair açıklamanın aynı gün yapılması konusunda anlaşmaya varıldığını kaydetti.
      Habere göre, Rum Dışişleri Bakanlığına ulaşan bu bilgiler, hükümetin alarma geçmesine neden oldu.
      Bu arada, Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, Markulli’nin ziyaretine ilişkin açıklamasında, ziyaretin, "hükümetin yabancı devletlerle ilişkilerin güçlendirilmesi çabası" çerçevesinde gerçekleşeceğini söyledi.
      Palmas, ziyaretin, "Kırgızistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesini önleyici nitelik taşıdığı yönünde basında yer alan haberlerle" alakalı olmadığını belirtti.
      Kırgızistan ve Suriye’nin, Güney Kıbrıs’ın önem verdiği ülkeler olup olmadığı sorusuna karşılık Palmas, "uluslararası toplumun tüm ülkelerinin kendileri için önemli olduğunu" kaydetti.

MILLIYET 10/10/07

Talat, öneriyle gidecek

İLİŞKİLERİ İYİLEŞTİRECEK ÖNERİLER... Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 16 Ekim'de görüşeceği BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a, talep ve önerilerde bulunacağını söyledi. Görüşmenin, Kıbrıs Türkü'nün politik duruşu çerçevesinde gerçekleşeceğini kaydeden Erçakıca, genel sekreterden daha aktif olmasını talep etmenin yanı sıra iki halk arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesini öngören öneri yapacaklarını belirtti

TALAT, BURNS İLE DE GÖRÜŞECEK...Erçakıca, Talat'ın, genel sekreterin yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicholas Burns ile de görüşeceğini belirtti. Erçakıca, New York ziyareti sırasında Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u da ziyaret eden Burns'ün, Cumhurbaşkanı Talat'ı da ziyaret etmesinin planlandığını belirtti. Erçakıca, "Daha başka ziyaretleri de olabilir ancak bu ziyaretin amacı genel sekreter ile görüşmektir. Ziyaret, 'Amerika seferi' gibi düşünülmüyor ancak New York'ta bulunmanın getirdiği bazı görüşmeler de olacak" dedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın 16 Ekim'de görüşeceği BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'a, kapsamlı çözüm için neler yapılması gerektiğine dair Kıbrıs Türk tarafının görüşünü aktararak, Kıbrıs'ta iki halk arasındaki durumun iyileştirilmesine dönük önerilerde bulunacağını söyledi.

Haftalık basın brifinginde gazetecilerin sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın pazar günü gideceği New York'tan 18 Ekim Perşembe günü döneceğini söyleyen Erçakıca, Türk tarafının Talat-Ban görüşmesinin mümkün olduğunca en üst düzeyde verimli olabilmesi için "ev ödevini iyi yapacağını" kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un yanı sıra ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Nicholas Burns ile de görüşeceğini belirtti. Erçakıca, New York ziyareti sırasında Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u da ziyaret eden Burns'ün, Cumhurbaşkanı Talat'ı da ziyaret etmesinin planlandığını belirtti.

Erçakıca, "Daha başka ziyaretleri de olabilir ancak bu ziyaretin amacı BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşmektir. Ziyaret, 'Amerika seferi' gibi düşünülmüyor ancak New York'ta bulunmanın getirdiği bazı görüşmeler de olacak" dedi.

Talat'ın talepleri

Hasan Erçakıca, bir başka soruya yanıtında, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Ban'a talep ve önerilerde bulunacağını söyledi.

Görüşmenin Kıbrıs Türkü'nün politik duruşu çerçevesinde gerçekleşeceğini kaydeden Erçakıca, genel sekreterden daha aktif olmasını talep etmenin yanı sıra iki halk arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesini öngören öneri yapacaklarını belirtti.

Erçakıca, "Bunlar yıllara yayılan politikamıza damgasını vuran hedeflerdir. Kapsamlı çözüm için çalışmak, çalışırken de Kıbrıs'taki iki halkın yaşamını, aralarındaki ilişkileri geliştirecek tedbirler almaktır" şeklinde konuştu.

Papadopulos-Ban görüşmesi

Erçakıca, bir başka soruya yanıtında, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un önce Rum lider Papadopulos'la görüşmesinin Türk tarafı için bir dezavantaj oluşturmayacağını söyledi.

Ban'ın Papadopulos'la gerçekleştirdiği görüşmeyi "Çok kısa ve etkisiz" olarak niteleyen Erçakıca, "Etkili olmasını tercih ederdik. Çünkü etkili bir konuşmadan sonra Cumhurbaşkanı Talat'ın Ban Ki Moon'la görüşmesinin de daha etkili olma olasılığı ortaya çıkmış olurdu" dedi.

KIBRIS 10/10/07

Süre uzadıkça, çözüm zorlaşıyor

RYAN'DAN LİDERLERE ÇAĞRI: ADIM ATIN... İngiltere'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Joan Ryan, bugüne kadar Kıbrıs'ta yaşananları hayal kırıklığı yaratan bir durum olarak özetledi ve her iki toplum liderini de müzakereler için adım atmaya çağırdı. Ryan, "Liderler temsil ettikleri toplumlara bu konuda örnek olmalı, bu onların sorumluluklarıdır" dedi

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiltere Başbakanı Gordon Brown'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak görevlendirdiği Enfiled Milletvekili Joan Ryan, adada çözümün sağlanması için iki taraflı olarak görüşmelerin hemen başlatılması gerektiğini vurguladı. Joan Ryan, "Süre uzadıkça çözüm zorlaşıyor" dedi.

Süreç uzadıkça ilerleme sağlamanın zorlaştığına da dikkat çeken Joan Ryan, "Daha da zorlaşmadan harekete geçmeliyiz, çünkü zaten şu anda da yeterince zorluk var" şeklinde konuştu.

Geçtiğimiz hafta İngiltere Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak Kıbrıs'ı ziyaret eden Enfield Milletvekili Joan Ryan, Londra'da düzenlediği basın toplantısı ile Kıbrıs ziyaretini değerlendirdi.

Enfield Bölgesi'ndeki İşçi Partisi seçim bürosunda Türk basın mensupları ile bir araya gelen milletvekili Joan Ryan, ilk kez Kıbrıs Özel Temsilcisi olarak geçtiğimiz hafta adaya gittiğini ve orada birçok siyasetçi, toplum liderleri ve dernekle görüştüğünü belirtti. Kıbrıs ziyaretinden oldukça etkilendiğini ifade eden Joan Ryan, bu görüşmelerin oldukça olumlu geçtiğini ifade etti.

Kıbrıs'taki iki tarafın da oldukça umutsuz ve karamsar bir yapıda olduğunu tespit ettiğini kaydeden özel temsilci Ryan, "Bu karamsar atmosfer hemen değiştirilmeli" diye konuştu.

2008'in şubat ayında Rum kesiminde yapılacak olan seçimlerden sonra Ada'da daha kapsamlı ve uzun dönemli bir anlaşma için bir fırsat doğacağına inandığını söyleyen Ryan, Kıbrıs adasında yaşayan herkesin karşılıklı anlayış için çaba göstermesi gerektiğini belirtti.

Müzakerelerin başlaması için ciddi bir görüşme sürecinin başlatılması gerektiğini kaydeden Ryan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bu anlamda son derce faydalı bir görüşme yaptığını ifade etti.

Aynı dönemde Papadopulos ile de aynı yönde bir görüşme yaptığına dikkat çeken Joan Ryan, Ada'da birleşmenin acil bir hedef olduğu görüşüne herkesin destek verdiğini söyledi.

Bugüne kadar Kıbrıs'ta yaşananları hayal kırıklığı yaratan bir durum olarak özetleyen Joan Ryan, her iki toplum liderini de müzakereler için adım atmaya çağırdı ve "Liderler temsil ettikleri toplumlara bu konuda örnek olmalı, bu onların sorumluluklarıdır" dedi.

Ryan, Kıbrıs'taki çözüm sürecine İngiltere'de yaşayan Kıbrıs Türk toplumu ve Rum toplumunun da destek vermesi gerektiğini kaydetti.

Ryan, bu anlamda İngiltere'deki Kıbrıslı Türk ve Rum diyasporalarıyla da sürece katkılarını arttırmak için görüşmeler yapacağını vurguladı.

Kıbrıs'ta Yeşil Hat üzerinden iki taraf arasında geçişler yapıldığını ve böyle bir ortamda anlaşma sağlanamamasının çılgınlık olduğunu ifade eden Ryan, "Anlıyorum Ada'da yaşayanlar öfke, üzüntü ve bıkkınlık duyguları içindeler. Kimseye geçmişi unutun demiyorum ama affedin, ileri bakın, ülkenize istikrar ve barışı getirin. Bu iki toplumun da yararına olacaktır" şeklinde konuştu.

Türk okullarına destek

Ryan ayrıca, Londra'da faaliyet gösteren Türk okullarına ve Türk öğrencilerinin eğitimine destek vermek için çalışmalar başlatacağını söyledi.

Bunun için bir sempozyum düzenleyeceklerini ifade eden Ryan, İngiltere Eğitim Bakanı ile Türk Okulu yönetcilerini biraraya getirerek sorunlarına direkt olarak çözüm yolları arayacaklarını kaydetti.

Ünlü sanatçı Sezen Aksu'nun da bu anlamdaki çabalarına destek sözü verdiğini belirten Ryan, Aksu'nun 2008 yılı içinde İngiltere Parlamentosu'nda bir konser vereceğini söyledi.

KIBRIS 10/10/07

"Bomba öneriler"

"KIBRIS SABOTAJI"...İşte makale: "Şubat'taki Kıbrıs (Rum) cumhurbaşkanlığı seçimine kadar Türkiye mevcut pozisyonuna bağlı kalmalı: Kıbrıslı Türklerin sorunu hafifletilmedikçe limanlar açılmaz. Eğer Papadopulos kaybederse, Türkiye'nin, düzenli müzakerelere geçilmesine çalışması beklenebilir ve herhalde siyasi olarak limanları açmayı ve müzakereler yoluyla çözüm konusunda iyi niyetini kanıtlamayı daha kolay bulabilir. Eğer Papadopulos kazanırsa, Ankara, ciddi olarak radikal değişikleri düşünmek zorunda kalacak. Her halükarda Türkiye'nin siyasi değişimi, Kıbrıs sorunu tarafından sabotaj edilmemeli"

Eski ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz, Türkiye'nin bu aşamada limanlarını Kıbrıslı Rumlara açmama yaklaşımını sürdürmesini tavsiye ederken, Kıbrıslı Rumlar ve AB'nin "gerçek" müzakerelere hazır olmaması halinde Ankara'nın önündeki seçenekler arasında Kuzey Kıbrıs'ın gelecek statüsü konusunda bağımsızlık ve ilhak alternatiflerini de içeren bir referandum düzenlenmenin bulunduğunu öne sürdü.

AB Haber'e göre, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin önünde bazı radikal seçeneklerin bulunduğu öne sürüldü. ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz, Türkiye'nin bu aşamada limanlarını Kıbrıslı Rumlara açmama yaklaşımını sürdürmesini tavsiye ederken, Kıbrıslı Rumlar ve AB'nin "gerçek" müzakerelere hazır olmaması halinde Ankara'nın önündeki seçenekler arasında Kuzey Kıbrıs'ın gelecek statüsü konusunda bağımsızlık ve ilhak alternatiflerini de içeren bir referandum düzenlenmenin bulunduğu savundu.

Morton Abramowitz ve Lehigh Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Henri Barkey, Wall Street Journal gazetesinde yayınladıkları "Kıbrıs sabotajı" başlıklı makalede Kıbrıs sorununun devam etmesinden önemli ölçüde sorumlu olan ve Annan Planı'nı reddetmelerinin ertesinde Kıbrıs Rum kesimini üyeliğe alan AB'nin, Rum kesiminin inatçılığını kırmasının kuşkulu olduğunu belirttiler.

Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB süreci için ciddi engel oluşturacağı görüşü dile getirilen makalede "Başbakan Erdoğan, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona erdirileceği güvencesi olmadan Türkiye'nin limanlarını Kıbrıslı Rum gemilerine açıp açmama konusunda bir karar vermek durumunda" denildi.

Bunun sadece yüksek bir siyasi bedeli olmadığı, aynı zamanda Kıbrıs sorununun Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde daimi bir sancı olarak kalması riskinin bulunduğu belirtilen makalede, risk alan ve aynı zamanda gelişmeleri tetikleyebilen biri olarak değerlendirilen Erdoğan için, "Kıbrıs sorununun çözümünün, iki bölgeli ve iki toplumlu federasyon temelinde müzakere etmeyi planladığını açık bir biçimde dile getirirken, limanları açmama konusunda sağlam durmalı" önerisinde bulunuldu.

Erdoğan'ın önünde seçenekler

Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos ve AB'nin gerçek müzakereler için hazır olmaması halinde Erdoğan'ın önünde çeşitli seçeneklerin olduğu belirtilen makalede, bu seçenekler, "Kuzey Kıbrıs'ı güçlendirmek için ciddi bir ekonomik kalkınma programı, KKTC'nin İslam dünyasınca tanınmasını sağlama çabası ve 'nükleer seçenek' olarak adlandırılan Kuzey Kıbrıs'ın gelecek statüsü konusunda bağımsızlık ve Türkiye'ye ilhak alternatiflerini de içeren bir referandum düzenlemek" olarak sıralandı.

Sadece bu tür bir meydan okumanın Kıbrıslı Rumların iyi niyetle müzakere masasına dönmesini sağlayabileceği savunulan makalede, ancak bu tür bir hareketin "ekonomik ve siyasi olarak Türkiye için çok pahalıya mal olabileceği", Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin sonu getirebileceği uyarısı yapıldı.

Makalede şöyle denildi:

"Şubat'taki Kıbrıs (Rum) cumhurbaşkanlığı seçimine kadar Türkiye mevcut pozisyonuna bağlı kalmalı: Kıbrıslı Türklerin sorunu hafifletilmedikçe limanlar açılmaz. Eğer Sayın Papadopulos kaybederse Türkiye'nin, düzenli müzakerelere geçilmesine çalışması beklenebilir ve herhalde siyasi olarak limanları açmayı ve müzakereler yoluyla çözüm konusunda iyi niyetini kanıtlamayı daha kolay bulabilir. Eğer Sayın Papadopulos kazanırsa Ankara, ciddi olarak radikal değişikleri düşünmek zorunda kalacak. Her halükarda Türkiye'nin siyasi değişimi Kıbrıs sorunu tarafından sabotaj edilmemelidir."

KIBRIS 10/10/07

 

Papadopulos, görüşmeleri olanaksız hale getirmeye çalışıyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ortada üzerinde konuşabilecek herhangi bir değer bırakmamaya ve böylece görüşmeleri olanaksız hale getirmeye çalıştığını vurguladı.

Rum liderin "kapsamlı çözüm" tanımlamasını ağzına almadığına dikkat çeken Erçakıca, Kıbrıs sorununu "işgal" sorunu olarak göstermeye çalışan Papadopulos'un tek amacının, Türk ordusunun adadan çekilmesiyle birlikte Kıbrıslı Türkleri "ozmosis" yoluyla kendi yönetimi içinde eritmek olduğunu söyledi.

Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı ve Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan ile Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın KKTC'ye ziyaretlerini değerlendirdi.

"Papadopulos'un konuşması net anlatıyor"

Hasan Erçakıca, Papadopulos'un BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında, Kıbrıs sorununa ve dolayısıyla Kıbrıslı Türklere yönelik bakış açısını bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. Papadopulos'un buradaki konuşmasında dile getirdiği hususların, 2004 yılından beri Kıbrıs sorununda yaşanan tıkanıklığı ve bunun 8 Temmuz süreci yoluyla neden aşılamadığını çok net anlattığını söyleyen Erçakıca, "Kıbrıs sorununu çözme çabalarının 'bir değerler sistemi ve uluslararası hukuk normları süzgecinden geçirilmediğini' ileri sürerek, bugüne kadar ortaya konan bütün çabaları ve BM çerçevesinde yaratılmış bütün zemini berhava etme eğiliminde olduğunu açıkça ilan etti" dedi.

Erçakıca, 8 Temmuz süreci de dahil Kıbrıs sorunuyla ilgili her BM girişimini Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının siyasi eşitliğine dayalı, kalıcı ve adil bir çözüm bulunabilmesi amacıyla yapılmış olmasına rağmen, Rum liderin sorunun 'diğer tarafı' olarak Türkiye'yi hedef alarak Kıbrıslı Türkleri ve onların Kıbrıs'taki haklarını hiçe saydığını söyledi.

Erçakıca, şöyle dedi:

"Kıbrıs sorununu 'işgal' ve kendi yönetimiyle Türkiye arasında bir sorunmuş gibi lanse ederken, 1964 yılından beridir BM Barış Gücü'nün neden adada olduğunu, neden Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasındaki sorunların çözümü yönünde çaba harcadığını açıklamamakta ve Kıbrıs'taki sorunu bu misyonun görev alanı dışında bir sorunmuş gibi göstermeye çalışmaktadır."

Tek amacı ozmosis

"Daha önceki konuşmasında ozmosise açıkça atıfta bulunan Papadopulos, bu kez 'ozmosis' kelimesini açıkça telaffuz etmeden bu hedefe giden yolun parametrelerini konuşmasının satır aralarında anlatmaktan yine kendini alamamıştır" diyen Erçakıca, Papadopulos'un gerçek niyetinin iki tarafın uzlaşısı yoluyla ve eşitlik temelinde bir çözüm bulunması olmadığının bu konuşmayla bir kez daha ortaya çıktığını anlattı. Erçakıca, "8 Temmuz anlaşmasının veya herhangi bir başka BM girişiminin sonucunda varılacak bir anlaşma bu temelde bir çözümü öngöreceği için de bunun yolunu açacak yapıcı tavrı niye sergilemediği kolayca anlaşılmaktadır" dedi.

Gül ve diğer yetkililerin KKTC ziyaretleri

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın KKTC ziyaretinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs Türk halkına ve devletine verdiği destek ile önemin fiili göstergesi olduğunu da söyledi.

Erçakıca, "Bu ziyaretlerde, Kıbrıs sorununa bütünlüklü bir çözüm bulunabilmesi için Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından harcanan çabalara Türkiye'nin en üst düzey yetkililerinden destek ve takdir belirtilmesi bizleri memnun etmiş, bu yolda yalnız olmadığımızı bizlere bir kez daha göstermiştir" dedi.

Türkiye ve KKTC hükümetlerinin, Kıbrıs'ta en erken zamanda çözüme ulaşılması vizyonuna sıkı sıkıya bağlı olmaya ve bu yöndeki çabalara destek vermeye devam etme kararlılığında olduğunu kaydeden Erçakıca, "Bu çabaların, adada varolan gerçeklere dayanması gereğinin dile getirilmiş olması bir çelişki olarak algılanmamalı ve Kıbrıs'ta adil bir çözüm için varolan niyetin Türk tarafınca bir kez daha tescil edilmiş olmasına odaklanılması gerekir" dedi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün son Avrupa Konseyi Parlamenterler Assamblesi Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmada da belirttiği gibi Türk tarafı, yerleşik BM parametreleri temelinde ve BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde Ada'nın yeniden birleşmesini sağlayacak siyasi bir çözümü desteklemeye devam etmektedir. Türkiye'den ülkemize yapılan ziyaretlerden ve yapılan açıklamalardan bunun ötesinde anlamlar çıkarmaya çalışmak sadece çözümsüzlüğe ve gerginliğe hizmet edecektir."

KIBRIS 10/10/07

Almanya'daki Türk kökenli işadamlarının Kuzey Kıbrıs'a yatırımları konusu ele alındı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Berlin'deki ilk gününde Berlin Branderburg Türk Alman İşadamları Birliği yetkilileriyle bir araya geldi.

Başbakan Soyer ve beraberindeki heyet, Türk Alman İşadamları Birliği Remzi Kaplan, birlik yöneticileriyle yaptığı görüşmede, Almanya'daki Türk kökenli işadamlarının Kuzey Kıbrıs'a yatırımlar yapması üzerinde durdu.

Başbakan Soyer, görüşmenin ardından Alman Sosyal Demokrat Parti Federal Milletvekili Lale Akgün ve bir grup milletvekiliyle Almanya parlamentosunda görüşecek.

Başbakan Soyer'e görüşmeleri sırasında CTP Lefkoşa Milletvekili Mustafa Yektaoğlu, Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit ve Alman Sosyal Demokrat Parti Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Ozan Ceyhun eşlik etti.

KIBRIS 10/10/07

Tek çözüm yolu iki devletli, iki kesimli ve AB çatısı altında kurulacak oluşumdan geçer

Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, Kuzey'in Sesi Radyo Vatan'da yayınlanan "Serbest Kürsü" programına katıldı.

Sivil Savunma'dan verilen bilgiye göre Denktaş, SSTB'ye girişinde Teşkilat Başkanı Ömer Faruk Bozdemir ve diğer yetkililer tarafından karşılandı. Denktaş, kendisiyle SSTB'nin ön bahçesinde yapılan program öncesinde Şeref Defteri'ni de imzaladı.

Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesine değindiği konuşmasında, Kıbrıs Rum tarafının niyetinin Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak olduğunu belirtti.

Kıbrıs meselesine bulunacak çözüm için sürekli olarak "Birleşik Kıbrıs" ifadesinin kullanıldığını, ancak bu ifadeye açıklık getirilmediğini belirten Denktaş, adada varılacak tek çözüm yolunun iki devletli, iki kesimli ve AB çatısı altında kurulacak bir oluşumdan geçtiğini söyledi.

Denktaş, Annan Planı'nı ve 1960 anlaşmalarını desteklemek yerine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü ve bağımsızlığını destekleyerek bir çözüm yolunun aranması gerektiğini de söyledi.

Türkiye'nin, AB sürecinin devam etmesinden dolayı bu konuyu açıkça belirtmekten geri durduğunu; bu yüzden bunu Kıbrıslı Türk toplumunun ifade etmesi gerektiğini belirtti.

Denktaş, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın verdiği beyanatlarda "KKTC'nin bugün Rum kesiminden ve Türk askerinin buradaki varlığının da güneydeki askerden daha meşru olduğunu" belirttiğini söyleyerek; Talat'ın bu düşüncelerini daha ileriye götürmek gerektiğini söyledi. Denktaş böyle davranarak; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin esas olacağını da söyledi.

KIBRIS 10/10/07