Bizzat Stalin istemiş: Kars, Ardahan ve Boğaz'da üs

Bizzat Stalin istemiş: Kars, Ardahan ve Boğaz'da üs

Stalin, 1921 öncesi sınırları istiyormuş

İngiltere'nin kopyasını ABD'ye de verdiği 1945'teki İngiltere-SSCB görüşmelerinin tutanakları Türkiye açısından da hayli ilginç. Stalin'in istekleri: Boğazlar'da üs, Kars ve Ardahan

02/12/2007 RADIKAL

AA - ANKARA- 2. Dünya Savaşı sırasında Nazilere karşı müttefik olan ABD, İngiltere ve SSCB arasında 16-26 Aralık 1945'te Moskova'da düzenlenen dışişleri bakanları konferansının tutanakları, Sovyetlerin Türkiye'ye yönelik toprak ve üs taleplerinin en yetkili ağızdan, bizzat Stalin tarafından dile getirildiğini belgeliyor. Sovyetlerin Türkiye'den toprak ve üs iddialarının varlığı bugüne kadar biliniyordu ancak Türkiye'ye verilen notalarda diplomatik ve belirsiz bir üslup kullanıldığı için tartışmaya açıktı. Üstelik Stalin'in bu talepleri bu kadar açıklıkla ortaya koyduğu da bilinmiyordu.
Moskova konferansı sırasında İngiliz ve Sovyet heyeti arasında 19 Aralık 1945 tarihinde, Kremlin Sarayı'nda bir görüşme yapıldı. Görüşmede Sovyet tarafına Stalin ve Dışişleri Bakanı Vyacheslav Molotov, İngiltere tarafına ise Dışişleri Bakanı Ernest Bevin başkanlık yaptı. İngiltere heyeti daha sonra bu görüşmenin tutanaklarını Amerikan heyetine de verdi. Amerikan arşivlerine 740.00119 Council/12-1745 numarasıyla giren bu tarihi belge kamuoyuna açıklandı.

Petrol, İran ve Türkiye
Görüşme tutanağına göre, toplantıda önce Bakü petrolleri ve İran konuşuluyor, sonra Türkiye ele alınıyor. Türkiye konusunu açansa İngiltere tarafı, yani Bevin oluyor: "Türkiye ile ilgili sorun nedir? Terim yanlış anlaşılabilir ama bir 'sinir savaşının' sürdüğünü gösteren belirtiler var. Biz Türkiye'nin müttefikiyiz ve bu sorunu anlamak istiyoruz." Stalin, Bevin'e verdiği cevapta bir değil iki sorun olduğunu, birinin Boğazlar, diğerinin ise Kars-Ardahan olduğunu söylüyor.

'1921 öncesine dönelim'
Stalin'in cevabı üzerine İngiltere Dışişleri Bakanı Bevin, "Boğazlar'da bir Sovyet üssü kurulması konusunda konuşmalar olmuştu" hatırlatmasını yapıyor. Tutanaklara göre bu hatırlatma üzerine Stalin bunu teyit ediyor ve açıkça "Boğazlar'da üs istediklerini, bu isteklerinin sürdüğünü" ifade ediyor.
Konuşmanın devamında Kars ve Ardahan konusuna da giren Sovyetlerin lideri Stalin, buraların, "Türkiye'nin ele geçirdiği topraklar" olduğunu iddia ediyor ve "Bu durum düzeltilsin, 1921 öncesi sınıra geri dönülsün" diyor.
Stalin dönemindeki Sovyetler Birliği devletinin istediği Kars ve Ardahan, 1870'li yıllarda birçok kez Osmanlı ve Çarlık Rusyası devletleri arasında el değiştirmiş ve 1877-78 Savaşı'nda da (93 Harbi) Rusya tarafından işgal edilmişti. Kurtuluş Savaşı sonrası Atatürk ve Lenin liderliğindeki yönetimlerin mutabakatı sonucu 1921 Kars ve Moskova antlaşmalarıyla da geri alınmıştı. Stalin dönemindeki Sovyet yönetimi ise, isteklerini, "1921'de zayıftık, Türkiye bundan faydalandı, bu haksızlık giderilsin" iddiasına dayandırıyordu.

 

Talat: Ülke ve halkın geleceğine yapılan en ulvi yatırım

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, eğitimin bir ülke ve halkın geleceği olduğunu belirterek, ülke ve halkın geleceğine yapılan yatırımın en ulvi yatırım olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Eğitim Vakfı'nın (KTEV) başkent Lefkoşa ve Gazimağusa'nın ardından kendi imkânlarıyla Girne 23 Nisan İlkokulu bahçesinde yaptırdığı Eğitim Kitabevi'ni dün düzenlenen törenle hizmete koydu.

KTEV'in Girne Eğitim Kitabevi projesine, mimar Mehmet Vahip ücretsiz olarak projelendirerek katkı koydu.

Açılışta konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Eğitim Vakfı'na ait kitabevinin bölge okullarında eğitim gören çok sayıda öğrenciye önemli hizmetlerde bulunacağını ifade ederek, kuruluş fikrinin kendinden çıkmasına karşın, tartışılıp hayata geçirilmesinde birçok değerli insanın katkısı bulunduğunu hatırlattı.

Konuşmasında vakfın kuruluşuyla ilgili bilgi veren Cumhurbaşkanı, siyasi ve eğitim ortamının gergin olduğu 1994 yılında kurulan KTEV'in siyasi alanda barış getirdiğini belirterek, o dönemde kurulurken vakıf Yönetim Kurulu'nun tüm siyasi parti üye ve sempatizanlarından oluşturulmasına özen gösterildiğini hatırlattı

"Önemli bir başarıydı. O günlerde siyasi ve eğitim ortamı gergindi. İşte Eğitim Vakfı, eğitime aslında barışı da taşıdı. Eğitim, toplumsal görüş ve anlayış birliğiyle desteklenmesi gerek bir alan olduğunu ortaya koyuyordu. O günlerde eğitim savaş alanı gibiydi. Aslında bugün de öyle ve ne yazık ki bugün de eğitimin çeşitli unsurları arasında bir görüş birliği oluşturup bir barış ortamı yaratılamıyor. Bunun nedenlerini son derece dikkatli bir şekilde incelemek ve halkın da desteğiyle çare üretmek gerekiyor" şeklinde konuşan Cumhurbaşkanı Talat, vakfın bugün eğitime barış ve işbirliğini taşıyan bu güzel eserinin bu anlayışla açılmasının öngörüldüğünü vurguladı.

Bu çerçevede Lefkoşa'da başlatılan "Okul Gelişim Modeli Projesi"ne (OGEM) de değinen Mehmet Ali Talat, tam gün eğitimi kapsayan bu projenin eğitim yaşı içerisinde olan bir öğrencinin tüm zamanını eğitime harcaması anlamına geldiğini ve olması gerekenin de bu olduğunu ifade ederek, son derece önemli ve değerli olan bu projenin herkes tarafından desteklenmesi gerektiğini kaydetti.

Bunun aksinin; şu an sabahtan öğleye kadar yürütülen eğitimin, aynen devlet daireleri ve hastanelerde olduğu gibi, sabahtan öğleye kadar çalışmaya denk geldiğini, makul, mantıklı ve rasyonel bir yaklaşım olmadığını da kaydeden Mehmet Ali Talat, eğitim yaşındaki bir çocuğun günün gerekli kısmını okulda geçirmesi gerektiğini, ancak o zaman yeterli eğitimi alarak okulunu sevip, bütünleşebileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı, eğitimde başarı sağlanabilmesinin ancak tam gün eğitime geçilmesi halinde yakalanabileceğini ifade ederek, eğitimin; halkın desteğiyle daha iyi noktalara taşınmasını sağlayabilmenin öneminin altını çizdi.

Talat, konuşmasına binanın yapımına katkı koyan bakanlık, vakıf ve okul idarecilerine teşekkür ederek son verdi.

Öztoprak: Bir sonraki proje kültür merkezi

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak da konuşmasında, bakanlığın Kıbrıs Türk Eğitim Vakfı ile birlikte yürüttüğü projeye değinerek, Şehit Ertuğrul İlkokulu'nda başlatılan; "Okul Gelişim Modeli Projesi"nin (OGEM) eğitimin gün içerisinde daha fazla saate yayılmasını içerdiğini söyledi.

Bakanlıkla yakın işbirliği içerisinde bu projeyi yürüten vakıf ile bu yıl eğitim adına önemli bir ilke imza attıklarını ifade eden Bakan Öztoprak, sisteme 2 okul bağışlayan vakfın hazırladıkları yarışma ve şölenlerle öğretmen ve öğrencilerin motivasyon ve bilgi düzeylerini ileri seviyelere taşıyarak eğitime büyük katkılarda bulunduğunu kaydetti.

Öztoprak, vakfın sisteme kattığı 2 okul ve kitabevlerinin ardından sırada kendileriyle bu konuda mutabık kaldıkları eğitime kültür merkezi kazandırma bulunduğunu belirterek, gelecek dönem projelerinden bir tanesinin kültür konusunda olacağını söyledi.

Okul bina ve bahçelerini eğitimle birebir örtüşen böylesine yararlı konularda eğitim vakfıyla paylaşmaktan gurur duyduklarını dile getiren Bakan Canan Öztoprak, bu tür işbirliklerini daha ileri noktalara taşıyarak eğitimin kazanacağı ortamlar yaratacaklarını kaydetti.

Özgü: Topluma eğitim ve

kültür alanında katkı yapıyoruz

Kıbrıs Türk Eğitim Vakfı (KTEV) Başkanı Mustafa Özgü ise yaptığı konuşmada, vakfın kuruluş ve faaliyetleri hakkında bilgiler vererek, 1994 yılında bir hayır kurumu olarak kurulan vakfın ileriki yıllarda modern bir işletmeye dönüştürülerek, topluma eğitim ve kültür alanında birçok eser kazandırdığını kaydetti.

KTEV'in Lefkoşa ve Gazimağusa'da 2 anaokul, birçok okula alt yapı ve bilgisayar donanımı desteği vermesi yanında her yıl 50-60 öğrenciye de burs verdiğini ifade eden Mustafa Özgü, vakfın eğitim ve kültür alanında öğrencilerin motivasyonunu artırıcı çeşitli şölen ve yarışmalar da düzenlemekte olduğunu söyledi.

Vakıfların, bugünün dünyasında çağdaş ve modern anlamda, kamu ve özel sektörün ardından 3. sektör olarak görev yaparak toplumları yönetmek ve şekillendirme gibi çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Özgü, KTEV'in amacı gereği bakanlıkla eğitim ve kültür alanında işbirliğinde yeni projelere imza atmaya devam edeceğini belirtti.

KIBRIS 02/12/2007

 

KKTC’lilerin Güney’deki alışverişine kısıtlama

Kıbrıs’ta iki taraf arasında geçişler serbest bırakılınca çarşı pazar alışverişi de son 4 yılda Güney’e kayıverdi. Bu alışveriş Kuzey Kıbrıs’ın ekonomisini allak bullak edince, hükümet devreye girdi, alışverişe kısıtlama getirildi.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:52 TSİ 03 Aralık 2007 Pazartesi

 

LEFKOŞA - 2003’te KKTC ile Rum kesimi arasındaki geçişlerin serbest bırakılmasının ardından Kıbrıslı Türkler, alışveriş için Güney’i tercih etmeye başladı. Bu eğilim geçen 4 yılda giderek arttı.

Kuzey’den Rum tarafına akan paranın yılda 250 milyon doları aşması, bütçedeki cari açığın artması ve Ankara’nın da bu açığın kapatılmasına destek vermeyeceğini bildirmesi, KKTC hükümetini koruyucu önlemler almaya itti.

Rum kesiminden alışverişlere daha önce konulan; ancak uygulanmayan 135 Euro limiti devreye girdi. Hükümet Güney’den sadece hediyelik eşya alınmasına izin verirken sınırlardaki denetimi sıkılaştırıldı.

İki kesim arasındaki alışveriş dengesinin bu kadar bozulmasının sebebi ise, Güney’deki ürünlerin ucuzluğunun yanı sıra dövizdeki önemli düşüş.

KKTC’liler uygulamalara tepkili; ancak hükümet halktan anlayış bekliyor. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, “KKTC olarak limanlarımız üzerindeki izolasyonlar, direkt uçuş kısıtlamaları ve AB ile ilişkilerden yoksunluk içinden çıktığımız zaman her türlü serbest ticaret uygulamasından hiçbir korkumuz yoktur. Ancak günümüzde bu alanlarındaki dezavantajlarımız sürdüğü serece belli düzenlere ve tedbirlere ihtiyaç vardır”dedi.

Başbakanlık, sınır kapılarında anket yaparak Kıbrıslı Türklerin harcamalarına ilişkin bilgi toplamaya da çalışıyor. Veriler, alınacak önlemleri şekillendirecek.

 

Independent: Kıbrıslı Türkler fikir değiştirdi

      İngiliz Independent gazetesinde bugün ilginç bir başlık dikkat çekiyor: "Kıbrıslı Türkler, güneyden tamamen kopmaktan yana".
      "Bundan üç yıl önce, adalarının bölünmüşlüğüne barışçıl bir şekilde son vermek için yüksek oranda oy vermişlerdi. Bunun ödülü, Avrupa Birliği'ne girmelerinin engellenmesi oldu. Şimdi ise, Brüksel ve uluslararası toplumun tutmadığı bir dizi söz sayesinde, Kuzey Kıbrıs nüfusu, Akdeniz'deki bu adanın kalıcı olarak bölünmesinden yana tavır koyuyor".
      "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nce yaptırılan bir ankete göre, Kıbrıslı Türklerin yüzde 60'ı iki devletli bir çözüm istiyor. Uzlaşma yanlısı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a göre bu, Kuzey'in izolasyonuna son verip doğrudan ticareti teşvik etmeyen Avrupa Birliği ve uluslararası toplumun eseri."
 MILLIYET 03/12/07

İsveç Dışişleri Bakanı'nın girişimi resmi hükümet politikası değil

Rum radyosunun haberine göre Papadopulos yaptığı açıklamada; İsveç Başbakanı ile görüştüğünü ve bu görüşmede İsveç Başbakanının, ülkenin Dışişleri Bakanı Carl Bild'in KKTC ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün ileri götürülmesi yönündeki girişimlerinin "hükümetinin resmi politikası olmadığını" söylediğini belirtti.

Kıbrıslı Türklerin toplam üretiminin 8 milyon Euro olabileceğini söyleyen Papadopulos, bu miktar ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesinin tek başlarına Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmalarını sağlayacağının "yanlış bir değerlendirme" olduğunu savundu.

"Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun söz konusu olmadığını" da iddia eden Papadopulos, "sahte devlet" diye nitelediği KKTC'nin ayrı bir varlık olarak tanınma girişiminde bulunmasından ötürü izolasyonun olduğunu iddia etti.

Doğrudan Ticarette İsveç baskısı

Fileleftheros gazetesi "Doğrudan Ticarette İsveç Müdahalesi -'İzolasyonun' Sona Ermesi Yönünde Slovenya Başkanlığına Baskılar" başlığı altında dün verdiği haberde; İsveç'in Kıbrıslı Türkler ile AB arasında doğrudan ticaretin başlamasını istediği ve 1 Ocak 2008 tarihinde AB Başkanlığını devralacak Slovenya'ya bu yönde baskılarda bulunduğunu yazdı.

Gazete, elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde; İsveç Dışişleri Bakanı Carl Blid'in bu girişimde başrolü oynadığını ve Slovenya'ya AB dönem başkanlığını üstlenir üstlenmez doğrudan ticaret konusunu gündeme getirmesi yönünde baskıda bulunulduğunu savundu.

Elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde gazete; İsveç'in hali hazırda siyasi arenada bu konuyu gündeme getirdiğini ve Slovenya'dan, 22 Ocak 2007 tarihinde gerçekleştirilen AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında alınan "Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün bir an evvel uygulanması yönündeki çabaların yeniden başlaması" şeklindeki kararların uygulanmasını talep ettiğini kaydetti.

Gazete; Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması yönündeki mesajların yalnızca İsveç'e değil AB'nin diğer üye devletlerine de gönderildiğini belirtirken, doğrudan ticaret konusuna çözüm bulunmasının "özellikle kendi gibi küçük bir ülke için çok zor olduğunun bilincinde olan Slovenya'nın şimdilik konuya ilişkin düşük tonlar tercih ettiğini" yazdı.

İsveç'in de Slovenya'nın bu duruma bel bağladığını ve AB Komisyonu ile İngiltere'nin de desteğini alarak Slovenya'ya baskı uygulamayı planladığını savunan gazete; "bu oyuna" Türkiye ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da dâhil olduğunu, Cumhurbaşkanı Talat'ın bugün Brüksel'e temsilcisini göndereceğini savundu.

Gazete; CTP Milletvekili Özdil Nami'nin Brüksel'de gerek Komisyon gerek KKTC'ye dost ülkelerle bir dizi temaslar gerçekleştireceğini ve Cumhurbaşkanı Talat'ın Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunun Slovenya Başkanlığı döneminde gündemde olması yönündeki mesajını ileteceğini belirtirken, tüzüğün gündeme getirilmesine ilişkin planların Cumhurbaşkanı Talat'ın İsveç Dışişleri Bakanı Blid ile 26 Haziran'da Stockholm'da gerçekleştirdiği görüşme esnasında yapıldığını savundu.

Gazete ayrıca Cumhurbaşkanı Talat ile Bild'in; doğrudan ticaret konusunun AB Komisyonu'nun 6 Kasım 2007 tarihli ilerleme raporunun yayınlanmasının ardından gündeme getirilmesi konusunda anlaştıklarını da iddia ederken; konu hakkında Slovenya'nın AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi İgor Sencar'ın gazeteye yapmış olduğu açıklamaya yer verdi.

Sencar: Çok hassas bir konu

Habere göre Sencar, Doğrudan Ticaret Tüzüğü için "çok hassas bir konu" nitelendirmesinde bulunurken, ülkesinin "olası bir anlaşma ihtimalini inceleyeceğini" söyledi, ancak "Eğer anlaşma umudu yoksa olayları neden zorlayalım..." diye ekledi.

Gazete; Slovenya'nın, Almanya ve Portekiz dönem başkanlıkları sırasında izlemiş oldukları taktiği izleyeceğini ve diplomatik düzeyde temaslarda bulunarak doğrudan ticaret konusunda anlaşma perspektifi olup olmadığını araştıracağını da kaydetti.

KIBRIS 03/12/07

 

AB, Kıbrıs konusuyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmedi

İsveç'in Ankara Büyükelçisi Christer Asp, AB'nin KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılacağı konusunda söz verdiğini, ancak bu siyasi kararlılığın gerçekleşmediğini belirterek, "İsveç, bunun gerçekleşmemesinden üzüntü duyuyor. Bazı adımlar attık, ama daha fazla adım atılmalı. AB, Kıbrıs konusuyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmedi. Diğer taraftan da, Türkiye Ankara Protokolüne ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmelidir" dedi.

Büyükelçi Asp, PKK terörüyle mücadele, Türkiye'nin AB müzakere süreci, Kıbrıs sorunu ve Türkiye-İsveç ilişkileri gibi konularda AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmadan önce çözülmesi gerektiğini savunan Büyükelçi Asp, İsveç hükümetinin Kıbrıs sorununun BM şemsiyesi altında çözülmesi gerektiğini düşündüğünü kaydetti.

Büyükelçi Asp, AB'nin, uluslararası toplumun ve BM Genel Sekreterliğinin Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için konuyu gündemin üst sıralarına taşıması gerektiğini belirtti.

Konuyla ilgili, 2008 yılındaki koşulların 2005 ve 2006'da olduğundan daha iyi olmasını umut ettiğini söyleyen Asp, Rum kesiminde şubat ayında yapılması planlanan "başkanlık seçiminin" ardından ulusal toplumun ve BM Genel Sekreterliğinin Kıbrıs sorununu ele almak durumunda kalacağını söyledi ve "2008 yılı bence Kıbrıs konusu için fırsat olacaktır" dedi.

KIBRIS 03/12/07

 

Mülteci taşıdığı gerekçesiyle bir Türk güneyde tutuklandı

Rum radyosunun haberine göre Larnaka-Dikelya yolu üzerinde önceki gece saat 23:00 civarında polis tarafından aranmak üzere durdurulan taksideki biri çocuk 5 kişiden 2'si ve taksi şoförü kaçtı. Daha sonra yakalanan şoförün 27 yaşındaki bir Türk olduğu saptandı. Türk taksi şoförü hakkında 5 gün tutukluluk emri alındığı, yaya olarak kaçan 2 kaçak göçmenin arandığı belirtildi.

Başka 3 kaçak mültecinin de Larnaka'da yakalandığını bildiren Rum radyosu, Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Sofoklis Sofokleus'un kaçak göçmenlerin KKTC'den Güney Kıbrıs'a götürülmesine karışan Türk'ün tutuklanmasına değinerek, bunun, kaçak göçmenlik konusunun Türkiye ve KKTC tarafından güçlendirildiği ve kızıştırıldığını gösterdiğini iddia ettiğini kaydetti.

Rum polisi 29 kaçak göçmen daha yakaladı

Rum polisinin önceki gün Pile bölgesinde 29 kaçak göçmen daha yakaladığı bildirildi.

Mahi; söz konusu göçmenlerin Pile'deki bir restoranın önünde yakalandıklarını ve çoğunluğunun Irak'ta yaşayan Filistinlilerden oluştuğunu belirtirken, mültecilerin verdikleri ifadede para karşılığında ülkelerinden gemiyle geldiklerini söylediklerini kaydetti.

Papadopulos: Kaçak göçmenler ciddi bir sorun

Güney Kıbrıs'a siyasi iltica veya sığınma taleplerinde bulunan kaçak göçmenlerin büyük bir kısmının KKTC'den Güney'e geçtiğini belirten Fileleftheros ve diğer gazeteler; kaçak göçmenlerin Güney Kıbrıs için büyük bir sorun teşkil ettiği yönünde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un yaptığı açıklamaya yer verdiler.

KKTC'den Güney Kıbrıs'a kaçak yollarla geçen çoğunluğu Irak uyruklu kaçak göçmenlerin yarattığı sorunun Güney Kıbrıs'ta büyük sosyal sorunlara yol açan ve Rum devlet fonlarını tüketen bir "kan emici parazit" haline geldiği belirtildi.

Gazete; KKTC'den Güney Kıbrıs'a geçen kaçak göçmenlerin KKTC'ye hava yoluyla veya kaçak gemilerle, ya da Lazkiye-Gazi Mağusa gemi seferleriyle giriş yaptıklarını, buradan da Pile ve Beyarmudu'ndan geçerek Güney Kıbrıs'a ulaştıklarını savundu.

Haberde; önceki gün Larnaka bölgesini ziyaret eden Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un kaçak mülteciler konusuna değindiği ve kaçak mülteci sorununun çok ciddi bir sorun olduğunu vurguladığı belirtildi. Habere göre Papadopulos; "Ne yazık ki AB karşısında yükümlülüklerimiz vardır ve zaman kaybına yol açan prosedürleri izlemek zorundayız" şeklinde konuştu.

Papadopulos ayrıca; kaçak mülteci sorununun yalnız Kıbrıs'ta değil, Malta, İtalya ve Yunanistan'da da ciddi bir sorun teşkil ettiğine işaret etti.

KIBRIS 03/12/07

 

Turkish Cypriots favour a permanent split with south

By Jerome Taylor in northern Cyprus

The Indpendent 03 December 2007

 

They were the people who, three years ago, voted overwhelmingly for a peaceful resolution to the division of their island and were rewarded by being denied entry into the European Union. Now for the first time in years, thanks to a string of broken promises by Brussels and the wider international community, the population of north Cyprus favour the permanent partition of their Mediterranean island.

According to a recent poll conducted by the self-declared Turkish Republic of North Cyprus, 60 per cent of Turkish Cypriots now favour a two-state solution that would see their population permanently separated from their Greek counterparts on the south of the island along the infamous Green Line border that carves the island in two.

The findings are in stark contrast to the results of a referendum held three years ago in which just under 65 per cent of Turkish Cypriots voted for a UN-backed peace plan in favour of reunification with the south. In the same referendum the Greek Cypriots overwhelmingly rejected the peace plan but were able to enter the EU because their government is recognised internationally.

According to Mehmet Ali Talat, the pro-reconciliation President of Turkish Cyprus, the change in popular opinion is the legacy of the international community, and the EU in particular, failing to live up to its promises to end the isolation of the north and encourage greater direct trade.

In an interview, Mr Talat expressed frustration at the lack of progress in peace talks. "I find myself continuously warning the international community and the Greek Cypriot side that the Green Line is becoming more and more permanent, not less," he said.

"Turkish Cypriots have started to say if they don't want a solution with us, if they don't want to live with us why should we continue to ask to live together, what is the point? A growing number of Turkish Cypriot's are thinking this every day. The walls between the two peoples are growing taller every day."

Business as usual on the checkpoints yesterday
By Leo Leonidou

LIFE AT the checkpoints seems to have returned to normal following the north authority’s clampdown last week on shopping from the south.

At the Ledra Palace crossing yesterday, people carrying shopping bags containing fruit, vegetables and other food products were allowed to pass through without being checked.
A customs official stated that only meat and dairy products produced in Cyprus were forbidden, as well as flowers or plants in soil.

“Yes, checks have been a little more stringent recently, but that’s only due to the foot and mouth outbreak,” he said.

Turkish Cypriot ‘Prime Minister’ Ferdi Sabit Soyer yesterday announced that his administration was determined to implement the measures taken at crossings between the two sides.

He added that any goods over the €135 cut-off point would now be taxed at a rate of 30 per cent for the protection of the economy. He also called on the people to show the necessary sensitivity to the issue.

Tolga Devrim, who was returning home after a trip to Debenhams said that he crosses over once a month to do his shopping, as quality and prices are much better in the south. He said he wasn’t concerned at all about the possibility of having his shopping checked by officials.
Mayda Devin, 39, said she comes to Greek Cypriot markets due to the wide variety.

“I don’t mind that products are slightly more expensive as I cannot find certain things back home.”

Supermarkets have criticised Turkish Cypriot authorities over the embargo.

The marketing manager for the Alpha Mega supermarket chain explained that the supermarket enjoys the custom of many Turkish Cypriot shoppers.

“If they were led to believe that they were no longer able to take food back home, this would not be a good thing.”

Management for Carrefour agreed. Spokesman Alain Bogard said that the supermarket offers “quality and good-value products for everybody”.

There was growing anger among Turkish Cypriots returning north this week, who were told that they were no longer allowed to bring any food into the north from the south, with one incident where customs officials actually confiscated chocolate from a small child. In another incident a man was fined for trying to bring two charis across.

At the Ayios Dhometios crossing in Nicosia on Thursday, Turkish Cypriot customs officials told the Mail they had received instructions “on Wednesday last week” to confiscate all supermarket shopping from people travelling from the south to the north, regardless of whether the products contained dairy or meat derivatives.

“You can buy a shirt or a jacket and bring them across, but no more food,” the official said.
When asked what had become of the law that allows people to bring €135 worth of shopping across the official said, “Yes, you can bring €135 worth of shopping, but no food.”

However, a spokesman for the Turkish Cypriot leadership on Wednesday explained that customs, “were implementing the law incorrectly”, adding that he would look into the matter with the view to correct the error.

Cyprus Mail 03/12/2007

 

Yeni güven artırıcı önlemler paketine imza


4 Aralık, 2007 13:55:00 (TSİ) CNN TURK

Atina'da bulunan Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile görüştü. İki bakan yeni ''güven artırıcı önlemler'' paketini imzaladı.

Yeni pakette daha çok askeri konularda önlemler var. Buna göre:
 
- İki ülkenin askeri komutanları düzenli görüşmeler gerçekleştirecek.
- NATO çerçevesinde barışı destekleme harekatlarına katılmak üzere birleşik müşterek bir hareket birliği kurulacak.
- Bİrleşik bir kara birliği teşkil edilecek.
- Birleşik doğal afet, kurtarma, insani yardım görev birliği oluşturulacak.
- Trakya'da, Türk-Yunan sınırındaki birliklerin komutanları arasında görüşmeler yapılacak. 

Bu arada, Türkiye ile Yunanistan arasında açıklanan yeni güven artırıcı önlemler çerçevesinde iki ülkenin ortak askeri birlik oluşturması öngörülüyor.
 
Diplomatik kaynaklar, iki ülke arasında ilk kez yapılacak bu uygulamanın detaylarının askeri makamlarca ilerleyen günlerde yapılacak görüşmelerde kararlaştırılacağını, ortak birliğin Afganistan gibi dünyanın sorunlu bölgelerinde görev yapabileceğini kaydetti.

Babacan - Bakoyanni basın toplantısı
 
Dışişleri Bakanı Babacan, Bakoyanni ile yaptığı ortak basın toplantısında Türkiye ile Yunanistan arasında açıklanmış olan 5 yeni güven artırıcı önlemin, iki ülke arasındaki ilişkileri ilerletme yönündeki ortak iradenin kanıtı olduğunu söyledi.
 
Kıbrıs konusunun her iki ülkeyi ilgilendiren bir konu olduğunu belirten Babacan, Türkiye'nin kapsamlı bir çözüme BM parametreleri çerçevesinde ulaşabilmek için elinden geleni şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada yapacağını bildirdi.
 
Babacan, "Bu vesileyle yeniden belirtmek istiyorum ki, Yunanistan'ın ülkemizin AB sürecine verdiği destekten memnunuz, bu desteğin güçlenerek devam etmesini de beklemekteyiz. Türkiye ile Yunanistan arasındaki diyalog süreci, atılan önemli adımlarla artık bir ortaklık ilişkisine dönüşmüştür. Enerji, ticaret, bankacılık, turizm ve ulaştırma gibi sektörlerde sağlanan gelişmeler bunun açık bir kanıtıdır" dedi.
 
AB'nin değerler ve idealler bütünü olduğunu, AB üyelerinin ortak değerler ve idealler etrafında bütünleştiğini belirtten Babacan, "AB'yi tanımlarken coğrafi sınırlardan, kültürel özelliklerden, etnik unsurlardan bahsedecek olursak burada çok büyük bir hataya düşeriz diye düşünüyorum" dedi.
 
Babacan, "Türkiye tarih boyu Avrupa'nın bir parçası olarak anılan ve Avrupa'nın tarihinde etkin bir yer alan ülkedir" dedi ve Türkiye'nin sadece bir aday ülke değil, katılımcı bir ülke olduğunun altını çizdi.
 
Bakoyanni'den sıcak mesajlar
 
Dora Bakoyanni de ülkesinin ikili ilişkiler çerçevesinde karşılıklı çıkarlar yolunda sabırla yürüme kararlılığında olduğunu belirtti.
 
Kıbrıs sorununun kalıcı ve adil çözümü için, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temeline dayanmasının son derece önemli olduğunu belirten Bakoyanni, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin bu çerçevede değerlendirilmesi ve AB kriterleri bağlamında tam üyelik amacının gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.
 
Bakoyanni, "Bölgede güvenliğin ve istikrarın hakim olması, ayrıca daha da güçlü bir demokrasi için Türkiye'nin AB'ye üye olması şart" diye konuştu.
 
İkili ilişkileri geliştirme yönündeki çabaları kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Bakoyanni, her iki ülkede de yeni hükümetler olduğunu hatırlatarak, "Önümüzde açılacak fırsatlar penceresi bulunmaktadır" dedi.
 
Halklar arası dostluğu ve işbirliğinin samimi görüşmelerle daha ileri götürülebileceğini kaydeden Bakoyanni, ekonomik ilişkiler alanındaki başarıyı diğer alanlarda da göstermeye kararlı olduklarına işaret etti.
 
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, görüşmelerin dostane ortamda geçtiğini belirterek, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel, uluslararası, Balkanlar, Ortadoğu gibi konuları ele aldıklarını ve yapıcı görüşmelere devam ettirme niyetinde olduklarını sözlerine ekledi.
 
"Terörle mücadelede Türkiye'nin yanındayız"
 
Türkiye'nin terörle mücadelesine Yunanistan'ın nasıl bir destek verdiğinin ve AB ülkelerinin Türkiye'nin terörle mücadelesini daha çok desteklemesi için neler yapmayı düşündüklerinin sorulması üzerine de Bakoyanni, terör konusunda kişisel bir hassasiyeti olduğunu belirterek, "Terör kurbanlarının ailelerinin ve bütün Türk halkının karşı karşıya olduğu sorunu çok iyi anlıyorum" diye konuştu.
 
Yunanistan'ın terörün her türlüsünü şiddetle kınadığını kaydeden Bakoyanni, "Türkiye'nin maruz kaldığı terör saldırılarını kesinlikle kınıyoruz ve şiddetin hiçbir zaman, hiçbir sorunun çözümüne fayda sağlamayacağını bir kere daha belirtmek istiyorum" dedi.
 
Bakoyanni, Yunanistan'ın terör konusunda Türkiye ile işbirliği içinde olduğunu da belirterek, "Terörle mücadelenin işbirliği ve uluslararası hukuk çerçevesinde yapılması gerektiğine inanıyoruz" diye konuştu.
 
Karamanlis ocak sonunda Türkiye'ye gelecek
 
Görüşmeden çıkan bir diğer önemli sonuç da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in Türkiye ziyareti oldu. Karamanlis'in ocak ayı sonunda Ankara'ya geleceği açıklandı.
 
Böylece Karamanlis, 48 yıl aradan sonra Türkiye'yi ziyaret eden ilk Yunanistan Başbakanı olacak.
 
Yunan Cumhurbaşkanı Babacan'ı kabul etti
 
Görüşmenin ardından Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Ali Babacan'ı kabul etti.
 
Papulyas, Babacan'ı Atina'da görmekten büyük memnuniyet duyduğunu belirterek, bu ziyaretin Karamanlis'in Ankara'ya yapacağı ziyarete ön hazırlık niteliği taşıdığını söyledi.
 
Babacan'ı çok sıcak karşıladığı görülen Papulyas, kendisinin de geçmişte Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesine emeği geçtiğini hatırlatarak, "Yılmaz-Papulyas mutabakatı (1988 yılında dönemin dışişleri bakanları Papulyas ve Mesut Yılmaz tarafından imzalanan ilk güven artırıcı önlemler paketini içeren mutabakat) hala aşılamadı. Bu da bir gecikmenin ifadesidir" dedi.
 
"Arkadaşınızı seçebilirsiniz ama komşunuzu seçemezseniz" diyen Papulyas, "İki halk barış ve işbirliği içinde yaşamalıdır. Bunu devam ettirmek görevimizdir" ifadesini kullandı.

 

 

Kadınlarımız örtünüyor, ben korkuyorum

Binlerce başı açık kadını, son dönemde neredeyse eşlerinden boşanma noktasına getirecek tartışmaya Milliyet ve KONDA, noktayı koydu



Sadece cenazelerde başlarını örten kentli, iyi eğitimli, orta üst gelirli kadınlarla eşleri arasında, son 5-6 aydır birdenbire alevlenen hararetli bir tartışma konusu var.
Bu ailelerde kadınlar, 22 Temmuz seçimlerinden sonra "Türkiye'de perde perde yükselen muhafazakârlık, 8-10 yıl sonra bize kadar uzanır mı?" diye derin bir endişe duymaya başlamışken, eşleri - ilginçtir- bu konuda en ufak bir kaygı taşımıyor.
Bu endişeyi duyan kadınların, AKP iktidarını kategorik olarak reddetmediğini, önyargısız olarak değerlendirmeye çalıştıklarını da belirtmeliyim.

Hemen kavga çıkıyor
Neredeyse her akşam ailece yemeğe oturulduğunda laf dönüp dolaşıp bu konuya geliyor ve eşler arasında çocukların hiç de alışık olmadıkları şekilde, ses tonlarının yükseldiği, hatta masadan buz gibi soğuk bir ifadeyle kalkıldığı karı-koca kavgası çıkıyor!
Tuhaftır ama lise-üniversite yıllarından beri içtikleri su ayrı gitmeyen arkadaş gruplarında bile, bir araya geldiklerinde bu türban meselesi bir anda alevlenebiliyor. Yine erkekler bir yanda, kadınlar diğer yanda...
KONDA'nın dün gazetemizde yayımlanmaya başlayan "Gündelik yaşamda din, laiklik ve türban" başlıklı büyük araştırması, "son ayların modası" olan bu eşler arası tartışmada umarım erkeklerin ufkunu açacaktır!
KONDA'nın araştırmalarının ne kadar güvenilir olduğu hepimizin malumu. 1999 seçimleri öncesinde tüm araştırma şirketleri MHP'yi göz ardı ederken Tarhan Erdem'in % 17.2'lik tahmini tuttuğunda KONDA, benim için farklı bir klasmana geçmişti. 22 Temmuz öncesinde nabız tutmak için gittiğim İç Anadolu'da karşılaştığım manzara, KONDA'nın AKP için seçimlere 1 hafta kala yaptığı % 47'lik oy tahminiyle tamamen örtüşüyordu; dolayısıyla bana çok gerçekçi görünmüştü.

Kadınlar örtünüyor
Şimdi de KONDA diyor ki:
"Türkiye'de başını örtmeyenlerin oranı 2003'te % 35.8'ken, AKP'nin iktidarda olduğu son 4 yılda % 30.6'ya düşmüştür; dolayısıyla başını örtenlerin oranı son 4 yılda % 64.2'den % 69.4'e yükselmiştir. Başını başörtüsüyle değil de türbanla örtenlerin oranı ise 4.7 kat artarak % 3.5'ten % 16.2'ye yükselmiştir.
2003 araştırmasında yetişkin kadınlar arasında başını örtenlerin sayısı 13 milyondu. Bugün 14 milyon. Türban takan kadınların sayısı 500 binden 2 milyona çıkmış bulunuyor."

Ya Tanrı, ya devlet!
Durum budur. Bu tablonun AKP'ye önyargısız yaklaşmaya çalışan kadınları sadece kendileri için değil, çocuklarının da geleceği açısından endişelendirmesi doğaldır. KONDA ekibinden Bekir Ağırdır'ın özel sohbetimizde altını çizdiği gibi "Türkiye'de milliyetçilik de, muhafazakârlık da hızla siyasallaşıyor. İnsanlar urganlarla kendilerini bir yerlere bağlama ihtiyacıyla ya devlete, ya da Tanrı'ya bağlanıyor."
Evet, karşımızda Tanrı ile devlet arasında sıkışmış bir siyaset var. Bu siyaset çözümden çok korku üretiyor. Ve bu korkuları da yukarıda tarif ettiğim kadınlar, en derinden hissediyor.
Not: Başlıktaki "Ben korkuyorum" ifadesi, korkularını bana her fırsatta ileten kadınların sesini duyurmak içindir.

MERAL TAMER MILLIYET 04/12/07

 

Türban, mini etek modası gibi yayılıyor


Milliyet Gazetesi için Tarhan Erdem'in yaptığı araştırma ve geçen hafta da Sabancı Üniversitesi ile Açık Toplum Enstitüsü'nün, Ali Çarkoğlu-Ersin Kalaycıoğlu ikilisine yaptırdıkları araştırma, Türkiye'de dindarlığın ve örtünmenin arttığını, ancak korkulacak bir düzeyde olmadığını ortaya koydu.
Her iki araştırmayı, iki türlü okuyabilirsiniz.
Bir bölüm "Felaket. Türkiye elden gidiyor. Örtünme giderek artıyor, din devleti geliyor" diyerek karalar bağlayabilir.
Bir diğer bölüm, muhafazakarlaşmanın yüzde 5 oranında olduğunu, bunun da doğal karşılanması gerektiğini söyleyebilir.
Ben ikinci kesimdeyim.
Tarhan Erdem de aynı görüşte. Yorumunda muhafazakarlaşan toplumun, batı aleyhtarı, koyu bir islamcı anlayışla hareket etmediğini söylüyor.
Türban'ın örtünenler arasındaki oranının yüzde 15 artması ise ilginç.
Türban'ı da iki türlü değerlendirebilirsiniz. Siyasi bir sembol veya"uzun etek giyenlerin, mini etek modasına uyup modernleşme rüzgarına kapılmaları" gibi de görebilirsiniz.
Bence türban'ın yükselişinde AKP iktidarının direkt etkisi var. Gençler, mini etek gibi, çarşaf yerine türbanı tercih ediyorlar mutlaka, ancak öte yandan da, AKP'nin getirdiği modeller çok etkili oluyor.
Sonuçta, Türkiye muhafazakarlaşıyor ancak gidişten rahatsız olup karalar bağlanmasına gerek görmüyorum.


Ankara uyan artık!

Koskoca bir 2007 yılını, seçimler nedeniyle kaybettik. Önce, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve yaşanan karmaşa gündemi kapattı. Ardından, genel seçimler kapıya dayandı. Sonuçları kimse önceden tahmin edemedi. Ne AK Parti, ne de muhalefe, sandıktan neyin çıkacağını görebildi.
Özellikle, AK Parti'nin beklentisi son derece cılızdı. Durum böyle olunca da, oy kaybettirecek potansiyelde hangi politika var idiyse kepenk indirtti. AKP'nin korkusu, MHP ve CHP'nin Avrupa Birliği üzerinden politika yapmaları ve kabaran milliyetçilik rüzgarıyla oylarını arttırmalarıydı. Sonuçta, AB ile ilgili bütün kapılar kapatıldı. Reformlar durdu. AB konusu, köşe bucak kaçılan bir tabu haline geldi. AKP seçimlerden çıkınca, AB konusunda da ne kadar yanıldığını gördü. Türk toplumu Avrupa ile ilişkilerden, AB'ye tam üyelik hedefinden memnun olduğunu gösterdi. Seçim sonuçları, AB üzerindeki kaygıların yok olmasına yol açtı.
Peki, böyle olunca ne beklersiniz?
AK Parti'nin bu topluma verdiği sözleri tutmasını ve reform sürecini hızlandırmasını, başta 301 olmak üzere, Türkiye-AB ilişkilerine gölge düşüren bir dizi konuda, reformların yeniden gündeme sokulmasını beklemez misiniz?
Hayır, hala yapabilmiş değiller.
301 artık öylesine çiğnendi, öylesine yerden yere vuruldu ki, çoktan çözülmesi gerekirdi. Adalet Bakanı'nın tüm güvencelerine rağmen, bir türlü adım atılamadı.


Reform süreci durdu

Değiştirilmesi gereken nice yasa sırada bekliyor.
Beni en çok rahatsız eden unsur, bu iktidarın en önemli meşruiyetini oluşturan, Türkiye hakkında gizli bir gündemi bulunmadığını gösteren AB dosyasının Ankara'da doğru dürüst ele dahi alınmaması. Kimse ne yapılacağını bilmiyor. Herşey Başbakan'ın iki dudağı arasında ve onun sinyali bekleniyor.
İşin acı yanı, reformlardan daha kolay yürütülebilecek olan İLETİŞİM alanında dahi somut ve doğru dürüst hiçbir program başlatılamamasıdır. Bu açılardan, Ankara'da sinek bile uçmuyor. Oysa, yapılması gekeren o kadar çok şey var ki...
AB hakkında bilgisizlik kol geziyor. Üniversite öğrencileri başta olmak üzere, AB ile ilgili sadece kulaktan dolma ve genelde de ulusalcıların yaydıkları yalan yanlış veriler üzerinden tartışma yapılıyor. Hükümet bugüne kadar, bu yanlışları düzeltmek için hiç adım atmadı veya atamadı. Ne halkın anlayacağı şekilde bir program teşvik edildi. Ne TRT'de ilgi çekecek programlar dizisi yayınlatıldı. Ne de konferanslar serisi yapıldı. Ankara, Türk kamuoyunun aydınlanmaya ihtiyacı olduğunun dahi farkında değil.
Türkiye'deki bu cehalet bir yana, Avrupa'daki cehalet konusunda da tek bir adım atılamadı.


Gül'ün yokluğu kendini hissettiriyor

Abdullah Gül'ün yokluğu her yönden kendini hissettiriyor.
Dışişleri Bakanlığı döneminde hızla giden bir lokomotif gibiydi. Hükümeti harekete geçirir, teker teker bakanlıkları uyarır, bürokrasiyi kamçılar, kabinenin her toplantısında AB konusunu gündeme getirirdi. Başbakan Erdoğan'a HAYIR diyebilen, atılması gereken adımları anlatabilen nadir siyasilerden biriydi.
Bugün, hükümet saflarında AB bayrağını ayakta tutabilecek kimse yok. Gül de Çankaya'dan eskisi gibi müdahale edemiyor. Hareket yeteneği artık eskisi gibi değil. Son derece kısıtlı. Şimdi AB bayrağı Başbakan'ın elinde. Ancak onun da o kadar çok işi var ki, AB'yi düşünecek zamanı yok. PKK terörü, Irak operasyonu gündemi öylesine işgal etti ki, kimsenin sağına soluna bakacak hali kalmadı. Eskiden Gül'ün yapabildiği gibi, Başbakanı uyaracak, geri kalındığını anlatabilecek kimse de yok.
O zaman da yerimizde sayıyoruz. Bu gidiş bize zaman kaybettirecek. Uyanıp harekete geçtiğimizde, çok daha fazla çaba harcamak zorunda kalacağız.
İçimden, Ankara'nın yakasına yapışıp " Haydi uyanın artık " diye bağırmak geliyor.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 04/12/07

 

Türbanın iktidarı


Katı din kurallarının, güçlü önyargıların, resmi yasakların cirit attığı bir alanda konuşmak kolay değil.
Ama tartışılmadıkça sorun kangrenleşiyor.
Ben konuyu, "inanç hürriyeti" ya da "giyim-kuşam özgürlüğü" boyutunda ele almıyorum.
"İsteyen açılır, isteyen örtünür" diyen liberallerden de değilim.
Tersine, itikadın yerine aklı koyan cumhuriyeti kollayan, toplumcu, eşitlikçi bir fikir dünyasına mensubum.
Buna rağmen -aslında bu yüzden- üniversitede türban yasağına karşı çıkıyorum.
Çünkü:
1. Yasağın, siyasal simge haline gelen türbanı daha da cazip kılmaktan öte işe yaramadığını görüyorum.
2. Cumhuriyetin, özellikle de üniversitenin dışlayıcı değil, kucaklayıcı olması gerektiğine inanıyorum. Gençleri kazanması, buluşturup aydınlatması gereken üniversite, türbanlıya kapısını kapatarak en temel işlevini yerine getirmemiş ve asıl ulaşmayı hedeflediği kitleyi sokağa itmiş oluyor.
3. "Aynı kafa"daki erkekleri üniversiteye alırken başı örtülü diye kızları almamak, kadını erkekten ayrı yere oturtan softalarınkine benzer bir ayrımcılıktır. İnsan haklarına aykırı bu yaklaşımla kadını örtünmeye zorladığına inanılan erkekler ödüllendirilirken, "mağdur" cezalandırılıyor.
4. Birçok genç kız, ancak örtünerek evdeki baskıdan kurtulabiliyor. Bu yasakla, okulda farklı yaşam tarzlarıyla buluşup sosyalleşme imkânı yakalayabilecek genç kızlar gerisin geri baba-koca evine yollanıyor.
* * *
Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım:
1. Genel olarak örtünün kadını baskı altına aldığına, kadın-erkek eşitsizliğini perçinlediğine inanıyorum.
2. Türbanı, kendilerini yeniden tutsak edecek bir tehdit olarak gören laik kadınların kaygılarını anlıyorum. (Sadece tepkilerini, bu sürecin mağduru saydıkları kadınlara yöneltmelerini anlamıyorum.)
3. Tüm mağdur görüntüsüne rağmen, türbanın son dönemde iktidar olduğunu da biliyorum. Hükümet, neredeyse tüm bürokrat atamalarında "eşin türbanlı olması"nı bir koşul olarak dayatıyor. Üniversitede negatif ayrımcılık yaratan türban, bürokraside pozitif ayrımcılıkta kullanılıyor.
* * *
Dün Milliyet'te yayımlanan KONDA araştırması, türbanı "İslam modernleşmesinin simgesi" sayanları doğrularcasına bunun, orta üstü gelir grubundan, eğitimli, genç, kentli kadınların örtüsü haline geldiğini kanıtlıyor.
Peki neden, yıllar yılı üniversitede içeri alınmadıkları ve ikinci sınıf muamele gördüğü için gösteri yürüyüşleri yapan türbanlı kızlar, bugün yasak sürdüğü halde o yürüyüşlere son verdikleri gibi "türbanlarıyla eşlerine iktidar kapısını açan ikinci sınıf kadın rolü"ne itiraz etmiyorlar?
* * *
Benim türbanlı öğrencilerim oldu; şimdi de okurlarım var.
Çoğu, araştırmada çıktığı gibi, varlıklı, en az lise tahsilli, şehirli, genç kadınlar...
Eşleri, artık onlar sayesinde iş buluyor, ama kendileri hâlâ üniversitesiz, işsiz durumdalar.
Örtülerinden dolayı kendilerini eğitim hakkından mahrum bırakanlar kadar, kendilerini değil örtülerini (ya da eşlerini) taltif edenlerin de onlara parya rolü biçtiğinin, çözüm yerine siyasi rant peşine düştüğünün farkındalar.
İlkin "İslamcı feministler"de baş gösteren bu rahatsızlığın yakında daha da yaygınlaşacağına ve burada kadınlar arasında bir çıkar birliği oluşacağına inanıyorum.
Yeter ki, dışlamak yerine kazanmayı deneyelim.

CAN DUNDAR MILLIYET 04/12/07

 

Kıbrıslı Türkler iki devletli çözümden yana

İngiltere gazetesi The Independent, Kıbrıslı Türklerin yüzde 60'ının iki devletli bir çözümden yana olduğunu bildirdi.

"Kıbrıslı Türkler, güneyden tamamen kopma" başlıklı haberinde gazete, "bundan üç yıl önce, adalarının bölünmüşlüğüne barışçıl bir şekilde son vermek için yüksek oranda oy vermişlerdi. Bunun ödülü, Avrupa Birliği'ne girmelerinin engellenmesi oldu. Şimdi ise, Brüksel ve uluslararası toplumun tutmadığı bir dizi söz sayesinde, Kuzey Kıbrıs nüfusu, Akdeniz'deki bu adanın kalıcı olarak bölünmesinden yana tavır koyuyor" diye yazdı.

Haberde, "Kuzey Kıbrıs'ta yaptırılan bir ankete göre, Kıbrıslı Türklerin yüzde 60'ı iki devletli bir çözüm istiyor. Uzlaşma yanlısı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a göre bu, Kuzey'in izolasyonuna son verip doğrudan ticareti teşvik etmeyen Avrupa Birliği ve uluslararası toplumun eseri" şeklinde görüşe yer verildi.

Haberde ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir mülakatta, çözüm müzakerelerindeki ilerleme eksikliğinden duyduğu üzüntüyü ifade ederek, "kendimi Yeşil Hat'tın azalmadığını ve her geçen gün daha da daimileştiği konusunda uluslararası topluluğu ve Kıbrıs Rum tarafını sürekli olarak uyarırken buluyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türkler eğer bizimle bir çözüm istemiyorlarsa, bizimle yaşamak istemiyorlarsa neden biz bizimle birlikte yaşamalarını istemeye devam edelim, bunun anlamı ne diye sormaya başladılar. Artan sayıda Kıbrıslı Türk her gün bu şekilde düşünüyor. İki halk arasındaki duvarlar her gün yükseliyor" dedi.

KIBRIS 04/12/07

 

İnşaat sektörü yüzde 14 geriledi

İnşaat Müteahhitleri Birliği'nin, KADEM Araştırma Merkezi'ne yaptırdığı ev envanteri çalışmasının ikinci bölümünün sonuçları açıklandı.

İnşaat Müteahhitleri Birliği'nde bir basın toplantısı düzenleyen Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer ile KADEM Direktörü Muharrem Faiz, Annan Planı referandumu sonrası Girne ve Karpaz bölgelerinde inşa edilen ve edilmekte olan evlerin envanter araştırmasının sonuçlarını duyurdu.

Muharrem Faiz, İthal edilen demir ve çimento oranlarına bakıldığında, inşaat sektöründe yüzde 14'lük gerileme olduğunun görüldüğünü; fakat bunun çok büyütülecek bir gerileme olmadığını kaydetti.

İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, çalışmanın amacının yabancı işgücünü kontrol altına almak ve çözüm olana kadar KKTC ekonomisine katkı yapan inşaat sektörünün geriye gitmemesi için katkı yapmak olduğunu söyledi.

Gürcafer, inşaat sektörünün gerilediği yönündeki söylentilerde doğruluk payı olduğunu, fakat gerilemenin çok fazla abartıldığını anlattı. Gürcafer, yapılan araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, devletin kendileri ile paylaştığı verilerin doğru olmadığının da ortaya çıktığını savundu.

KADEM Araştırma Merkezi Direktörü Muharrem Faiz, araştırmada Girne'ye yeni yapılan inşaatların sayısının en fazla 2006 yılı içinde arttığına dikkat çekti ve yeni inşaatların yüzde 40.8'inin bu dönemde ortaya çıktığını söyledi. Faiz, Karpaz bölgesinde en önemli artışın ise, 2007 yılı içinde, yüzde 19.8 oranıyla gerçekleştiğini belirtti.

Girne'de evlerin yüzde 73'ü boş

Araştırmaya göre, ortaya çıkan bir diğer sonuç ise, Girne'de sayımı yapılan 4700 yeni evin 1263'ünün (yüzde 26.9) dolu, 3437'sinin (yüzde 73.1) ise boş olması. Tek katlı villalar ve dubleks villalar, en yüksek oranda dolu olan ev tipleri.

Karpazda inşa edilen 1367 evin 560'ı (yüzde 41) dolu, geri kalan 807 (yüzde 59) evin 424 tanesi inşa halinde, 383 tanesi ise tamamlandığı halde boş.

Muharrem Faiz, İthal edilen demir ve çimento oranlarına bakıldığında, inşaat sektöründe yüzde 14'lük gerileme olduğunun görüldüğünü; fakat bunun çok büyütülecek bir gerileme olmadığını kaydetti.

Araştırmaya göre, ülkede ikamet edilen ev türlerinin yüzde 30.4'ü apartman dairesi, yüzde 50.8'i müstakil tek katlı, yüzde 11.9'u müstakil dubleks ev. Evlerde ortalama oda sayısı 3.58, her evde ortalama araba sayısı 1.51.

Halk ev alırken, ses kirliliğinin olmaması, yeşil alan, ağaçlık ve görüş bölgesinin iyi olmasına önem verirken; ev alan kişilerin yüzde 20'sinin müteahhit kaynaklı sorunlar yaşıyor.

Gürcafer: İnşaat sektörü kayıt altına alındıktan sonra yüzde 1'lerden yüzde 40-50'lere çıktı

İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer, inşaat sektörü hakkında kamuoyunun yeterince bilgilendirilmesi gerektiğini kaydederek, inşaat sektörünün kayıt altına alınmasının yüzde 1'lerden yüzde 40-50'lere çıktığını belirtti.

Kayıtsız çalışan müteahhitleri meslekten men etmeye çalıştıklarını da dile getiren Gürcafer, KKTC vatandaşı olmayan, sigorta, vergi, ihtiyat sandığı borcu bulunan, mimar-mühendis çalıştırmayan, araç park yeri bulunmayan müteahhitlerin, yüzde 20 olan müteahhit kaynaklı memnuniyetsizliğin yüzde 15'inin sebebi olduğunu söyledi.

Gürcafer, araştırma sonuçlarının ekonomi politikaları açısından ve sektöre bağlı firmaların bundan sonraki yapacağı yatırımlar açısından önem taşıdığını kaydetti ve sonuçların müteahhit firmaları ve hükümetle de paylaşılacağını söyledi.

Gürcafer, "Müteahhit firmalarının, yaptıkları evleri ucuz mal edip pahalıya sattıkları" konusundaki bir soruyaysa, Annan Planı döneminde çok yüksek kâr marjıyla satış yapan firmalar bulunduğunu, fakat şimdilerde bazı firmaların yüzde 20-25 kârla ev sattığını, bazılarınınsa banka borçlarını ödeyebilmek adına 30-40 bin Sterlin civarına ev verdiklerini söyleyerek yanıt verdi.

KIBRIS 04/12/07

 

Big day tomorrow for ECHR action against Turkey
By Elias Hazou

THE NEXT chapter in the fate of Greek Cypriot properties in the north likely unfolds tomorrow, with the Council of Europe set to rule on at least two cases before it.

The CoE will be convening at its highest level, the Committee of Ministers, to look at the cases of Titina Loizidou and Myra Xenides-Aresti.

Deliberations are being held behind closed doors, and news of the outcome is not expected anytime before tomorrow or even Thursday.

Greek Cypriot refugee Loizidou won a case against Turkey at the European Court of Human Rights (ECHR) in 2003 when the court ordered Turkey to pay almost one million pounds in compensation for preventing her from enjoying her property in Kyrenia for almost 30 years.

Turkey is also obliged to restore possession to Loizidou of her house.

But according to press reports, confirmed to the Mail yesterday, Turkey has pulled another rabbit out of the hat, proposing an out-of-court settlement via the property commission in the north.

The commission was set up in March 2005, after the ECHR handed the baton to Turkey to find a way of offering redress to Greek Cypriot Myra Xenides-Arestis, who lost her property in Varosha during the 1974 Turkish invasion.

Turkey accepted the challenge and has in turn given the Turkish Cypriot authorities – as its ‘subordinate local authority’ – the task of delivering justice on Greek Cypriot property claims.

If accepted as legitimate by the ECHR, the body could be handling Greek Cypriot applications for the reinstatement of properties in the north. As such, the fate of some 1,400 similar Greek Cypriot claims hangs in the balance.

Matters were further complicated when, earlier this year, reports surfaced of a land-swap deal between a Greek and Turkish Cypriot through the European courts.

Greek Cypriot refugee Mike Tymvios, who sought to swap land with a Turkish Cypriot, already had an application with the ECHR when he applied to the property commission.

Another emanating concern relates to the Guardian of Turkish Cypriot Properties, which is part of the Cyprus government, and is the only recognised authority endowed with the power to return land to Turkish Cypriots.

This can only take place if the applicant has been residing in the Republic for six months or more.

Assuming the ECHR gave the nod to the land swap, not only would that legitimise the property commission, it would also put the Guardianship on the spot because the Greek Cypriot refugee would be claiming Turkish Cypriot land not legally returned by the Guardian.

The commission’s offer to Loizidou, which logically excludes her returning to her property, is apparently based on the argument that the land is currently being used by a third party.

Achilleas Demetriades, lawyer for Loizidou, yesterday called the latest Turkish move a “disguised expropriation.”

Under no circumstances would his client consider the offer, he said.

“This is contrary to the letter and spirit of the [ECHR] judgment. Moreover, under international law Turkey does not have the right to expropriate any properties located in occupied areas.”

Besides, he added, Loizidou’s whole case was built on the premise that it is her human rights that are being violated.

He said he was working on a rebuttal to Turkey’s offer, but would not comment further.

Meanwhile Xenides-Aresti has demanded the immediate execution of the ECHR ruling.

“We are awaiting Turkey’s explanation for its failure to pay 885,000 euros since August 2007, and when it will allow Mrs Aresti to return to her property in the fenced-off area of Famagusta,” Demetriades told the Mail.

Another case pending before the ECHR is that of Ioannis Demades, a refugee from Kyrenia whose house has been occupied by top Turkish military brass since 1974. In 2003 a judgment came out establishing a violation of Demades’ human rights. The refugee is claiming an amount in excess of £500,000 for loss of use of his property.

Attorney-general Petros Clerides yesterday declined to comment on Turkey’s manoeuvre on the Loizidou case.

“We shall wait until the CoE makes an announcement,” he told the Mail.

Government spokesman Vasilis Palmas could not be reached for comment.

The Papadopoulos administration has appealed to people’s sense of patriotism, cautioning Greek Cypriots not to be lured by the glitter of gold as they seek compensation for their lost properties from the commission in the north.

But critics accuse the government of losing the moral high ground and the diplomatic battle in the halls of Europe, while Greek Cypriot properties in the north are being bulldozed to make way for development projects.
Cyprus Mail 04/12/2007

 

Is it illegal to work in the north?
By Stefanos Evripidou

THE ATTORNEY-GENERAL has ordered a police investigation into a Greek Cypriot man working as a ‘Greek Public Relations officer’ for a casino/hotel in the north, Simerini reported yesterday.

According to the paper, Fanos Drousiotis lives and works in the north as a university teacher and a PR man for Jasmine Court Casino and hotel in Kyrenia. Greens deputy Georgios Perdikis wrote a letter to the Attorney-general notifying him of Drousiotis’ alleged activities.

He accused the PR man of fishing for Greek Cypriot clients on behalf of the casino by sending out emails, inviting them for a free dinner at the hotel.

The police press office yesterday could neither confirm nor deny the report. It is unclear what charges will be connected to the investigation, though illegal gambling activities might play a part.

Justice Minister Sophocles Sophocleous was quoted in the newspaper saying: “Apart from the legal aspects of the issue, one thing’s for sure; it is nationally unacceptable and politically impermissible.

“Such behaviour only creates shame and at least he should be thinking that our country is paying the heavy price of invasion and occupation.”

This is not the first time Drousiotis has come under fire. A quick perusal of the Cyprus Forum website reveals a number of allegations against the man. A number of people posting on the website accused Drousiotis of collecting cash for a cancer centre in the north without authorisation and then failing to hand in the money. A man claiming to be Drousiotis replied to the allegations, saying he was planning to give the money to the charity soon.

Earlier this year, Drousiotis was accused of plagiarism by Turkish Cypriot journalist Alkan Chaglar, who said Drousiotis put his byline on an article written by him which appeared in the Turkish Daily News.

Meanwhile, Drousiotis, believed to be writing in the online forum under the title ‘fanourıo’ thanked Simerini for putting his story on the front page, saying the hotel saved thousands of pounds in advertising as a result.

He said he received many phone calls regarding the casino’s free dinner offer after the paper published three articles on him in the last two weeks.

He asked other posters on the forum who have a less than amicable relationship with him: ‘What is the crime? Working in the north?’

On the issue of Turkish Cypriots working in the government-controlled areas, he said: “Deep inside, you know that you accept them to do the heavy jobs such as building for a cheaper cost... but would you imagine them teaching your kids as I do at the university, or reading News on National TV, or writing for Phileleftheros or Simerini newspapers like I do in the North? Or even working for a PR position in a five-star hotel in the south? NO because you are just lazy buggers!”

The same poster accused his accuser, Perdikis, of gambling in the north, and threatened to send him a list of prominent business and political figures who visit the casino Drousiotis works at.
Cyprus Mail 04/12/2007

 

State broadcaster poll puts Papadopoulos ahead
By Alexia Saoulli

THE MAJORITY of voters believe President Tassos Papadoupolos will win next year’s presidential elections irrespective of their own voting preferences, if a CyBC poll on voters’ political attitudes is to be believed.

The poll, aired on CyBC television last night, said 40 per cent of the population believe Papadopoulos will win irrespective of their own voting preference. Twenty-four per cent believe AKEL leader Demetris Christofias will win and only 14 per cent believe DISY favourite Ioannis Kasoulides is in with a chance. Independent candidate Costas Themistocleous got zero per cent.

The poll was carried out on behalf of CyBC by Public Issue and CYMAR Market Research Ltd between November 12 and 21. The randomly selected sample involved personal interviews with 1,000 people from all over the island.

Despite the conviction that Papadopoulos is the favourite to win, if elections were called next Sunday the results would be a close call between the top three contenders with 30.5 per cent casting a vote for Papadopoulos, 30 per cent for Christofias, and 28 per cent for Kasoulides.

Moreover the belief in Papadopoulos’ success is surprising when his government was only rated as average regarding its handling of the Cyprus problem (5.17 out of 10) and its handling of domestic policies such as the economy, crime, drugs, healthcare and education.

The poll indicated that Christofias is still considered the most popular of all four candidates, with Papadopoulos four points behind. However, Papadopoulos is five points ahead of Christofias with 31 per cent when asked who was the most able of all the candidates to handle the Cyprus problem today.

Although only 23 per cent of those polled said Kasoulides was the most able of all candidates to handle the Cyprus problem, he far outranked the other candidates with 32 per cent regarding his international acceptance. Christofias and Papadopoulos were seen as equally popular internationally with 24 per cent and 23 per cent respectively.

Of all the candidates Christofias far exceeds the rest when asked ‘who is the closest to the people’ with 45 per cent. Papadopoulos lags behind with 22 per cent and Kasoulides with 16 per cent.

Christofias is also seen as the most able to deal with the country’s domestic problems (32 per cent), followed by Papadopoulos (28 per cent) and Kasoulides (23 per cent).

Nevertheless, according to the poll, Papadopoulos is seen as more of a leader than the other candidates and best able to promote Cyprus internationally, handle the economy and govern without political party influence.

Christofias on the other hand is seen as the candidate that best understands young people’s problems, the most honest, the most convincing, the most dynamic, the most conscientious in standing by his election promises, and the most able to handle social problems.

The majority of voters (53 per cent) said both the Cyprus problem and domestic government would determine who they cast their vote for, while 29 per cent said the Cyprus problem would mostly influence their final decision and only 15 per cent would focus solely on domestic government.

Ninety per cent of those polled said that unlike the elections in 2003 when Papadopoulos was voted in from the first round, there would be second round of elections this time.

If the second round is between Kasoulides and Papadopoulos, 47 per cent said they would vote Papadopoulos and 33 per cent Kasoulides.

However, whichever candidate goes up against Christofias is expected to lose according to those polled. In the event of a Papadopoulos/Christofias round, 42 per cent said they would support Christofias and 36 per cent Papadopoulos. In the event voters much decide between Kasoulides and Christofias, 43 per cent said they would vote for the AKEL leader and 34 per cent would vote for Kasoulides.

Cyprus Mail 04/12/2007

 

Gloria Jean’s Coffee Rumlara rağmen KKTC’de

Gloria Jean’s Coffee’nin Lefkoşa’daki ilk şubesi, KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın katıldığı açılışla hizmete girdi. Rum kesiminde de faaliyet gösteren uluslararası bir zincirin KKTC’de açılması, izolasyonların aşılması açısından önemli bir adım sayılıyor.

Selim Sayarı

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:25 TSİ 05 Aralık 2007 Çarşamba

 

LEFKOŞA - KKTC’de ilk kez bir uluslararası marka orijinal ismini koruyarak hizmet vermeye başladı. Dünyanın 28 ülkesinde 780’i aşkın noktada şubeleri bulunan kahve dükkanları zinciri Gloria Jeans Coffee’nin başkent Lefkoşa’nın en popüler caddesindeki ilk şubesini, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat açtı.

Gloria Jean’s, KKTC’deki ilk halkasını ülkenin önde gelen şirketlerinden olan Kaner grubuyla açtı. Kaner grubu adına konuşan Kaan Kaner, Gloria Jean’s’in KKTC’ye gelişini Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarla mücadelesindeki önemli bir başansı olarak değerlendirdi.

Rumların engellemeleriyle karşılaştıklarına dikkat çeken Kaan Kaner, “İlk kez bir uluslararası şirket kendi adıyla KKTC’de şube açtı. Bu diğer uluslararası şirketlere de örnek olacak, onları cesaretlendirecek” dedi.

Gloria Jean’s KKTC Genel Müdürü Tayfun Tahmas ise Gloria Jean’s’in KKTC’de şube açacağını duyan Rumların, “Kuzey’deki devlet yasadışıdır” iddiasıyla şirketi tehdit ettiğini ve operasyonu engellemek için çaba sarfettiğini söyledi.

Rumların tezlerini çürüterek şirketi ikna etmek için büyük çaba harcadıklarını belirten Tahmas, “Sonunda KKTC ve Avusturalya bayraklarının yer aldığı bir toplantıda anlaşmayı imzaldık” dedi.

Gloria Jean’s de, ilk şubesinin açılışına bölge sorumlusu Andreu Mugliftone’u göndererek şirketin konuya verdiği önemi vurguladı. Gloria Jean’s, KKTC’de 5 yıl içinde 7 şube daha açmayı planlıyor.

Rumların KKTC’ye yönelik ekonomik alandaki ambargoları nedeniyle hiçbir uluslararası şirket ülkede şube açmaya yanaşmıyordu. Bazı uluslararası şirketler, KKTC’ye özel isimler yaratarak ülkede faaliyet gösteriyordu.

Ban'dan izolasyonlar kaldırılsın çağrısı

KIBRIS TÜRK TOPLUMUNUN GELİŞİMİ TEŞVİK EDİLMELİ"... BM Genel Sekreteri Ban, UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasıyla ilgili son raporunda; Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması mücadelesinin önemine vurgu yaparak, izolasyonların kaldırılması çabalarının hedefinin, "Kıbrıs Türk toplumunun gelişimini daha çok teşvik ederek, taraflar arasında daha fazla ekonomik ve sosyal eşitliğe yol açmak olması gerektiğini" söyledi

 "TARAFLARDA, SİYASİ NİYET EKSİKLİĞİ VAR"... Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde ilerleme sağlanması için önemli engellerden birinin tam katılım yönündeki siyasi niyet eksikliği olduğunu ifade eden Ban, taraflara daha fazla esneklik ve daha büyük siyasi cesaret gösterme çağrısında bulundu. Ban, raporunda Kıbrıs sorununun çözümü konusuna 2008 yılının "kritik bir yıl teşkil edebileceğini, ancak bunun "somut eylemlere dönüşebilen siyasi arzunun olması halinde mümkün olabileceğini" vurguladı

"8 TEMMUZ MUTABAKATININ UYGULANAMAMASINDAN İKİ TARAF DA SORUMLU" ... Ban'ın raporunda 5 Eylül 2007 tarihinde Rum toplumu lideri Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Talat arasında gerçekleştirilen görüşmenin "hayal kırıklığı yaratıcı" ve "kaybedilmiş bir fırsat" olarak nitelendirildiği belirtilerek; 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konmamasının sorumluluğu ise dolaylı yoldan her iki tarafa da, eşit mesafeler korunarak yüklendi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasıyla ilgili son raporunda; Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması mücadelesinin önemine vurgu yaparak, izolasyonların kaldırılması çabalarının hedefinin, "Kıbrıs Türk toplumunun gelişimini daha çok teşvik ederek, taraflar arasında daha fazla ekonomik ve sosyal eşitliğe yol açmak olması gerektiğini" söyledi.

Ban, raporunda Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde ilerleme sağlanması için önemli engellerden birinin tam katılım yönündeki siyasi niyet eksikliği olduğunu ifade ederek, taraflara daha fazla esneklik ve daha büyük siyasi cesaret gösterme çağrısında bulundu.

Genel Sekreter Ban, ayrıca raporunda Kıbrıs sorununun çözümü konusuna 2008 yılının "kritik bir yıl teşkil edebileceğini, ancak bunun "somut eylemlere dönüşebilen siyasi arzunun olması halinde mümkün olabileceğini" vurguladı.

Ban, raporunda 5 Eylül 2007 tarihinde Rum toplumu lideri Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Talat arasında gerçekleştirilen görüşmeyi "hayal kırıklığı yaratıcı" ve "kaybedilmiş bir fırsat" olarak nitelendirerek; 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konmamasının sorumluluğunu dolaylı yoldan her iki tarafa da, eşit mesafeler korunarak yükledi.

BM Genel Sekreteri Ban, 26 Mayıs - 15 Kasım 2007 tarihleri arasında gelişmeleri kapsayan söz konusu raporunu önceki gün BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesine iletti.

Ban raporunda, Kıbrıs'ta görev yapan Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün görev süresinin 6 ay daha uzatılmasını önerdi.

Rum basını; BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Kıbrıs'ta görev yapan UNFICYP'in görev süresinin uzatılması konusu talebiyle hazırlamış olduğu raporunda Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasına ilk kez açıkça destek belirttiğini yazdı.

Politis; "İzolasyonlar' Konusu Yeniden Geliyor -Lefkoşa'dan UNFICYP Raporuna Sert Tepki" başlıkları altında verdiği haberinde; BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un UNFICYP raporunda Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların kalkmasını ilk kez açıkça desteklediğini ve raporunda izolasyonların kalkmasının "tanınma teşkil etmeyeceğini" de vurguladığını yazdı.

Haberde; Ban'ın raporunda ayrıca; siyasi istek olması durumunda Kıbrıs sorununun çözümü için 2008 yılının "kritik yıl" olabileceğini vurguladığı belirtilirken, Rum yönetiminin ise Ban'ın raporuna sert tepki gösterdiği kaydedildi.

Gazete; Ban'ın raporunun; yakın çalışma arkadaşlarının özellikle Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması konusundaki görüşlerini ifade ederken kullandıkları "çok olumsuz bir terminolojinin" yazıya dökülmesi olduğunu belirtirken, bu terminolojinin kullanılmasının Rum hükümetinin sert tepkisine yol açtığını bildirdi.

İzolasyonlar kaldırılması adanın

yeniden birleşmesine yardımcı olacaktır

Genel Sekreter'in söz konusu raporunun önceki gün BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesine iletildiğini ve diğer 10 üyeye de iletilmesinin beklendiğini yazan gazete; raporun büyük oranda BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lyn Pascoe'nin "görüşlerinin yansıması" olduğunu savundu.

Kıbrıslı Türklerin izolasyonları konusunun raporun "olaylar" kısmında değil "gözlemler" bölümünde yer aldığını da belirten gazete; raporda "Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması konusunun tanınma tartışmasına dönüştürülmesinden üzüntü duyulduğunun" belirtildiğini yazdı. Habere göre söz konusu raporda; "Tanınmanın ya da bölünmeye yardımcı olmanın Güvenlik Konseyi kararlarına ters düştüğü" belirtilirken izolasyona ilişkin şu ifadeler yer aldı:

"Bu yöndeki çabaların; adanın olağan bir şekilde yeniden birleşmesinin başarılabilmesi için Kıbrıslı Türklerin kalkınması ileri götürülerek, iki taraf arasında daha büyük bir ekonomik ve sosyal eşitliğin sağlanmasını amaçlaması tercih sebebidir. Ekonomik, sosyal, kültürel, sportif ve benzeri ilişki ve temasların desteklenmesi tanınma değildir. Aksine güvenin artması, daha dengeli bir ortamın oluşması ve adanın yeniden birleşmesi yönünde tüm Kıbrıslılara yardımcı olacaktır."

Gazete; Ban'ın raporunda ayrıca; Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon Euroluk mali yardımının uygulanmasına ilişkin AB Komisyonu'nun 18/09/2007 tarihli raporunun sonuçlarına da yer verildiğini vurguladı.

2008 kritik yıl

Gazete; Ban Ki Moon'un raporunda ayrıca Kıbrıs sorununun çözümü konusuna da değindiğini ve bu bağlamda 2008 yılının "kritik bir yıl teşkil edebileceğini" söylediğini yazdı.

Habere göre Ban raporunda; 2008'in Kıbrıs sorununun çözümü için kritik bir yıl olabileceğini, ancak bunun "somut eylemlere dönüşebilen siyasi arzunun olması halinde mümkün olabileceğini" vurguladı.

Talat-Papadopulos görüşmesi "hayal kırıklığı"

Genel Sekreter Ban'ın raporunda 5 Eylül 2007 tarihinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında gerçekleştirilen görüşmenin "hayal kırıklığı yaratıcı" ve "kaybedilmiş bir fırsat" olarak nitelendirildiğini belirten gazete; 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konmamasının sorumluluğunun ise dolaylı yoldan her iki tarafa da, eşit mesafeler korunarak yüklendiğini yazdı.

"Siyasi niyet eksikliği"

Habere göre raporda şu ifadelere yer verildi:

"İlerleme sağlanması için önemli engellerden birinin tam katılım yönündeki siyasi niyet eksikliği olduğu sonucunu çıkarmamamız mümkün değildir. Taraflar daha fazla esneklik ve daha büyük siyasi cesaret göstermelidirler."

Gazete raporda ayrıca; UNFICYP'in Kıbrıs'taki görev süresinin, görev şekli, görevli sayısı ve operasyon doktrininde herhangi bir değişiklik yapılmaksızın 6 ay daha uzatılmasının önerildiğini belirtirken raporun gelecek cuma günü Güvenlik Konseyi'nde görüşülmesinin, 15 Aralığa kadar da onaylanmasının beklendiğini kaydetti.

KIBRIS 05/12/07

 

Palmas, Ban'ın Kıbrıs raporunu değerlendirdi

Rum radyosunun haberine göre Palmas, raporda, Türk askerleri tarafından, Strovilya (Akyar) ve Luricina'da (Akıncılar) statükonun sürekli olarak ihlâl edildiğine, ayrıca Mağusa, Karpaz ve diğer yerlerde Barış Gücü'nün dolaşımına ilişkin olarak getirilen kısıtlamalara değinildiğini söyledi.

Vasilis Palmas, raporda yer alan olumsuz unsurun ise; "Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının" kaldırılması olduğunu savunarak, bu konudaki tezlerinin; "bu masala artık bir son verilmesi olduğunu" söyledi.

Palmas, Kıbrıslı Türklerin ne kişisel, ne toplu ne de Kıbrıs Türk toplumu olarak izolasyonun bulunduğunu da iddia etti.

Rapor içerisinde bu olumsuz unsura değinilmesine karşın, izolasyonların kaldırılmasına yönelik hareketlerin BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde yapılmasının vurgulandığını söyleyen Vasilis Palmas, Rum Yönetimi'nin rapora tepki gösterip göstermeyeceğine ilişkin bir soru üzerine, Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi'nin ilk düşünceleri ortaya koyduğunu, ancak siyasi anlamda başka protestolarda bulunmaları gerektiğine karar verilmesi durumunda bunun yapılacağını söyledi.

KIBRIS 05/12/07

 

Kıbrıs'ta AB ve UNDP arasındaki işbirliğinin 6'ncı yılı onuruna bugün kutlama yapılacak

AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nin açıklamasına göre, Komisyon'un "Kıbrıs Türk Toplumu Çalışma Birimi" Başkanı Andrew Rasbash'ın, UNDP-PFF Program yöneticisi Tiziana Zennaro'nun ve Kıbrıslı Türk temsilcilerin de katılacağı kutlama bugün saat 13.00'te Bedesten'de yer alacak.

Basın mensuplarının davet edildiği açıklamada, katılımcıların güvenlik kurallarına saygılı olması da rica edildi.

Kamu alanlarının geliştirilmesi, köy meydanlarının rehabilitasyonu, küçük ölçekli su ve kanalizasyon altyapısının geliştirilmesi gibi konularla Kıbrıs Türk halkının yaşam koşullarını geliştirmek için altyapı ve kentsel yeniden yapılandırma projelerinin başlatılacağı kaydedilen açıklamaya göre, bu proje de Kıbrıs Türk halkına yönelik 259 milyon Euroluk yardım programından finanse ediliyor.

UNDP-PFF'nin 2001'den beri Kuzey Kıbrıs'ta yürüttüğü projelerin 51 milyon Euro'ya ulaştığı da kaydedildi.

KIBRIS 05/12/07

 

Rumdan Ban'a tepki

"BU MİTE ARTIK SON VERMEK GEREKİR"... Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Andreas Mavroyannis, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasıyla ilgili son raporunda Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna ilişkin kullanılan terminoloji ile "bazı olayların anlatış şekline" sert tepki gösterdi. Mavroyannis, "Kıbrıs Türk toplumunun sözde izolasyonuna yapılan değinmelere ilişkin tarafımızın itirazlarını belirtmek isterim. Bizce artık bu mite bir son vermek gerekir."

Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Andreas Mavroyannis, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasıyla ilgili son raporunda Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna ilişkin kullanılan terminoloji ile "bazı olayların anlatış şekline" sert tepki gösterdi.

Politis gazetesinin haberine göre Mavroyannis şu açıklamada bulundu:

"Kıbrıs Türk toplumunun sözde izolasyonuna yapılan değinmelere ilişkin tarafımızın itirazlarını belirtmek isterim. Bizce artık bu mite bir son vermek gerekir."

Mavroyannis; Ban'ın raporunda Kıbrıslı Türklerin izolasyonundan söz edilmesine karşın bu yönde gerçekleşecek tüm hareketlerin BM Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olması gerektiğini de "açıkça vurguladığını" belirtirken, bu bağlamda Kıbrıslı Türklerin tüm alanlarda uluslararası temaslar kurmaları konusundaki her şeyin BM Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olması gerektiğini söyledi. Mavroyannis; "Rapor olması gerektiği gibi yasallığın özünü geri getirmektedir ve başka türlü yorumlanması mümkün değildir" ifadelerini kullandı.

Kıbrıs büyükelçileri toplandı

Öte yandan Fileleftheros gazetesi: Ban Ki-Moon'un UNFICYP raporuna ilişkin haberleri "Ban Ki-Moon Miti Koruyor -Genel Sekreter 'İzolasyonların' Kaldırılmasının Tanınma Anlamına Gelmediğini İddia Ediyor -5'lerin Rapor Toplantısı" başlıkları altında verirken Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin Kıbrıs büyükelçilerinin önceki gün bir araya gelerek raporu görüştüklerini yazdı.

Gazete; 5 ülkenin büyükelçilerinin İngiltere Büyükelçisi Peter Millet'in ev sahipliğinde önceki gün bir araya geldiklerini ve toplantıya BM Genel Sekreterinin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in de katıldığını yazdı.

Tüm rapor taslaklarının hazırlanması sorumluluğunu üstlenmekte olan İngiltere'nin, izolasyonların kaldırılmasına ilişkin ifadeleri BM Genel Sekreteri'nin raporuna taşımasının yanında Brüksel'deki girişimleriyle de bilindiğini ifade etti. İngiltere'nin bu girişimlerinin AB Zirve Toplantısı'nın Kıbrıs sorununa ilişkin sonuçlarının içeriğine yönelik olduğunu ifade eden gazete; İngiltere'nin, hali hazırda Türkiye'yle imzalanan stratejik işbirliği anlaşması ile Güney Kıbrıs'ın tepkisini çekmiş olmasından ötürü, bu tepkilerin daha fazla büyümemesi içinse "şimdilik düşük tonları" tercih ettiğini kaydetti.

Gazete; bu yöndeki çalışmaların New York'ta da devam etmesinin beklendiğini ifade etti ve Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri Çin, Fransa ve Rusya'nın ise İngiltere'nin tezlerini desteklemediklerini yazdı.

Gazete ayrıca; Ban'ın raporu hakkında geçen hafta yoğun kulis faaliyetlerinin gerçekleştiği ve Rum hükümetinin yoğun itirazları sonucunda, başta bir o kadar daha "olumsuz" olan raporun iyileştirildiğini belirtti.

Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu başlıklarla yansıttılar:

Alithia: "Ban Ki-Moon Da Bizi Ortada Bıraktı -Yalnızca Kıbrıslı Türklerin Ambargosunun Kalkmasıyla İlgileniyor."

Haravgi: "İzolasyonun Kalkması Tanınma Anlamına Gelmez -Genel Sekreter Niyet Eksikliği Tespit Ediyor."

Simerini: "Ban Ki-Moon'un Güvenlik Konseyi'ne Raporu 'İzolasyon' Esansıyla."

KIBRIS 05/12/07

 

Çözümün iki toplum ve iki bölge temeline dayanması son derece önemli

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Kıbrıs sorununun kalıcı ve adil çözümü için, iki toplum ve iki bölge temeline dayanmasının son derece önemli olduğunu, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin bu çerçevede değerlendirilmesi ve AB kriterleri bağlamında tam üyelik amacının gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.bölgede güvenliğin ve istikrarın hâkim olması, ayrıca daha güçlü bir demokrasi için Türkiye'nin AB'ye üye olmasının şart olduğunu söyledi.

Bakoyanni, Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan ile yaptığı ortak basın toplantısında, ülkesinin ikili ilişkiler çerçevesinde karşılıklı çıkarlar yolunda sabırla yürüme karalılığında olduğunu belirtti.

İyi komşuluk ilişkilerine büyük önem verdiklerini ifade eden Bakoyanni, Türkiye'nin AB süreciyle birlikte yeni bir dönemin başladığını, bunun sadece Türk halkı için değil, ikili ilişkiler ve bütün bölge için yeni bir dönem anlamına geldiğini kaydetti.

Bakoyanni, "Bölgede güvenliğin ve istikrarın hâkim olması, ayrıca daha da güçlü bir demokrasi için Türkiye'nin AB'ye üye olması şart" diye konuştu.

İkili ilişkileri geliştirme yönündeki çabaları kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Bakoyanni, her iki ülkede de yeni hükümetler olduğunu hatırlatarak, "Önümüzde açılacak fırsatlar penceresi bulunmaktadır" dedi.

Halklar arası dostluğu ve işbirliğinin samimi görüşmelerle daha ileri götürülebileceğini kaydeden Bakoyanni, ekonomik ilişkiler alanındaki başarıyı diğer alanlarda da göstermeye kararlı olduklarına işaret etti.

Yeni beş güven

Artırıcı önlem

Bakoyanni, Babacan'ın temasları sırasında iki ülke arasındaki güven ortamının daha da iyileşmesi için yeni bir adım daha attıklarını belirtti.

Buna göre, 19'dan 24'e çıkan güven artırıcı önlemler şöyle sıralanıyor:

"İki ülke kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ve diğer komutanlar arasında karşılıklı düzenli ziyaretler yapılması, NATO çerçevesinde barışı destekleme harekâtlarına katılmak üzere birleşik-müşterek bir Harekât Birliği teşkil edilmesi, NATO'nun acil müdahale gücü harekâtlarına katılmak üzere birleşik bir kara birliği teşkil edilmesi, geniş bir görev yelpazesinde ve alanında çalışma yeteneğine sahip birleşik-müşterek doğal afet kurtarma/insani yardım görev kuvveti teşkil edilmesi ve Trakya'da Türk-Yunan sınırında görev yapan birliklerin komutanları arasında karşılıklı ziyaretler yapılması."

Bakoyanni, bu çerçevede Meriç Nehri'nin yol açtığı sel felaketinin etkilerinin en kısa zamanda giderilmesi konusunda görüş birliği içinde olunduğunu kaydetti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, görüşmelerin dostane ortamda geçtiğini belirterek, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel, uluslararası, Balkanlar, Orta Doğu gibi konuları ele aldıklarını ve yapıcı görüşmelere devam ettirme niyetinde olduklarını sözlerine ekledi.

Bu arada, diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Türkiye ile Yunanistan arasında açıklanan yeni güven artırıcı önlemler çerçevesinde iki ülkenin ortak askeri birlik oluşturması öngörülüyor.

Kaynaklar, iki ülke arasında ilk kez yapılacak bu uygulamanın detaylarının askeri makamlarca ilerleyen günlerde yapılacak görüşmelerde kararlaştırılacağını, ortak birliğin Afganistan gibi dünyanın sorunlu bölgelerinde görev yapabileceğini kaydettiler.

Babacan: Ziyaret sıcak ve yapıcı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye ile Yunanistan arasında açıklanmış olan 5 yeni güven artırıcı önlemin, iki ülke arasındaki ilişkileri ilerletme yönündeki ortak iradenin kanıtı olduğunu söyledi.

Babacan, Atina'ya yaptığı ziyaretin "sıcak ve yapıcı" bir ortamda geçtiğini belirtti ve gösterilen misafirperverlikten dolayı teşekkür etti.

Bakoyanni ile yararlı görüşmeler yaptıklarını kaydeden Babacan, "Bu çerçevede ikili ilişkilerimizin tüm veçheleriyle bazı bölgesel konularda görüş alışverişinde bulunduk" dedi ve görüşmelerin bugün öğleden sonra da devam edeceğini belirtti.

Babacan, Yunanistan Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmenin öncelikli konusunun Türkiye ile Yunanistan arasındaki mevcut diyalog ve işbirliği sürecinin daha da ileriye götürülmesi olduğunu, görüşmede ayrıca ikili ilişkilere yeni bir boyut kazandırılması yönünde karşılıklı neler yapılabileceğinin değerlendirildiğini ifade etti.

Dışişleri Bakanı Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dolayısıyla ziyaretimin temel hedefi, ülkelerimiz arasında mevcut dostluk ve işbirliği köprülerini güçlendirmek ve birlikte yeni köprüler inşa etmektir. Diyalog ve işbirliğini ilerletmek için iki tarafta da güçlü bir siyasi iradenin mevcut olduğunu memnuniyetle gözlemledim. Açıklanmış olan 5 yeni güven artırıcı önlem, süreci (ikili ilişkileri) ilerletme yönündeki ortak irademizin kanıtıdır."

Kıbrıs konusu

Kıbrıs konusunun her iki ülkeyi ilgilendiren bir konu olduğunu belirten Babacan, Türkiye'nin kapsamlı bir çözüme BM parametreleri çerçevesinde ulaşabilmek için elinden geleni şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da yapacağını bildirdi. Babacan, şöyle konuştu:

"AB sürecine verdikleri

destekten memnunuz"

"Bu vesileyle yeniden belirtmek istiyorum ki, Yunanistan'ın ülkemizin AB sürecine verdiği destekten memnunuz, bu desteğin güçlenerek devam etmesini de beklemekteyiz.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki diyalog süreci, atılan önemli adımlarla artık bir ortaklık ilişkisine dönüşmüştür. Enerji, ticaret, bankacılık, turizm ve ulaştırma gibi sektörlerde sağlanan gelişmeler bunun açık bir kanıtıdır. Özel sektörlerimizin diyalog sürecine gösterdikleri güven, ilişkilerimizin güçlenerek gelişmesi anlamında da umut vericidir. Başbakanlarımız tarafından 18 Kasımda hizmete açılan Karacabey-Gümülcine doğal gaz boru hattı, iki ülkeyi birbirine bağlarken, geniş anlamda da bölgemizin refah ve istikrarına katkıda bulunmaktadır."

Babacan, bu tür projelerin iki ülke arasındaki mevcut yapıcı atmosfere ve karşılıklı anlayış ve komşuluk ilişkilerine katkıda bulunacağını da belirtti.

KIBRIS 05/12/07

 

Nami, Brüksel ile başlıyor

GÜNDEM DOĞRUDAN TİCARET... Özdil Nami, Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi olarak ilk resmi temasını gelecek hafta gideceği Brüksel'de yapacağını belirterek, ziyaretin AB Dönem Başkanı Portekiz'in "Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve diğer konuları görüşmek" amacıyla yaptığı davet üzerine gerçekleşeceğini belirtti. Brüksel'e pazartesi gideceğini söyleyen Nami, Avrupa Komisyonu ve üye ülke temsilcileriyle temaslarda bulunacağını kaydetti

Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu Özel Temsilcisi Özdil Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nde yaşanan sorunun sadece Kıbrıs Rum Kesimi'nden kaynaklanmadığına işaret ederek, sorunun devamının Kıbrıs'ı Türkiye'ye karşı koz olarak kullanan başka büyük ülkelerin menfaatlerine de hizmet ettiğini söyledi.

Nami, 2008'de yeniden hareketlenmesi beklenen Kıbrıs sorununa çözüm bulma sürecinin Türk tarafının istediği şekilde yeniden düzenlenmesi ve dışsal dinamiklerin değişmesi halinde dahi, izolasyonlar konusunda verilen sözlerin tutulmaması durumunda Rum tarafının çözüm yönünde motive edilmesinin mümkün olmayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Özel Temsilciliği'ne atanan Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi Kıbrıs Türk Toplumu Seçilmiş Temsilcisi, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Gözlemci üyesi, CTP-BG Milletvekili Özdil Nami, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri ve AB cephesinde olup bitenleri TAK'a değerlendirdi.

Nami, göreve gelir gelmez, son 3-4 yıldır siyasi açıdan makro düzeyde ilgilendiği AB ile Avrupa Konseyi'ndeki lobi çalışmaları ve Kıbrıs sorunu, örneğin Pertev-Conis görüşmelerinin detaylarıyla ilgili çok yoğun bir çalışma temposuna girdi.

Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi olarak ilk resmi ziyaretini gelecek hafta Brüksel'e gerçekleştirecek Nami, Güney Kıbrıs'taki seçimlerden dolayı durgunlaşan müzakere süreci yeniden hareketlenene kadar milletvekili olarak Avrupa'daki lobicilik faaliyetlerine devam edecek.

Milletvekilliği ile Cumhurbaşkanı temsilciliğinin birlikte götürülmesi konusunda bir sıkıntı görmeyen Nami, "Aynı dünya vizyonunu paylaşan insanların bu tip yardımlaşma içine girmesinde ben bir mahsur görmedim. Parti de görmedi. Cumhurbaşkanı da görmedi. Toplumun genelinde de böyle bir endişe doğmadı" dedi.

Gönüllülük esas

Özdil Nami, Cumhurbaşkanlığı'ndaki yeni görevin, Cumhurbaşkanlığı içindeki koordinasyon görevlerinin yanı sıra Cumhurbaşkanı adına BM ve AB ile görüşmeleri de yürüten eski müsteşar Raşit Pertev'in istifa etmesi sonrasında, 2008'de yoğun bir müzakere sürecinin beklendiği göz önünde bulundurulmasından dolayı gündeme geldiğini söyledi.

Nami, müsteşarın klasik görevleri ile BM-AB müzakere çalışmalarının birbirinden ayrılmasını uygun gören Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın isteği üzerine gönüllülük esasına dayan bu göreve getirildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanlığı'ndaki yeni görevlendirmelerin bununla da kalmadığına işaret eden Nami, Kıbrıs Türkü'nün pozisyonunun dünyaya anlatılmasındaki eksikliklerin giderilmesi amacıyla Cumhurbaşkanı Özel Temsilciliği'ne atanan Kutlay Erk'in Kıbrıs Türkü'nün olaylara bakış açısını değerlendirerek, dünyanın çeşitli merkezlerine izah edeceğini ve onların görüşlerini getireceğini söyledi.

Nami, Cumhurbaşkanlığı'nda bu görevlere bakan hala hazırda gerek Cumhurbaşkanlığı'nda bulunan, gerekse kadrosu Dışişleri Bakanlığı'nda olup, Cumhurbaşkanlığı'nda görevlendirilmiş, gerekse dıştaki bazı kurumlarda olup da buraya çağrılan uzman ve hukukçulardan oluşan bir ekip bulunduğuna işaret etti.

"Saray"daki ikinci deneyim

Cumhurbaşkanlığı'nda böyle bir çalışma tarzının her zaman olageldiğini, benzeri ekipler oluşturulduğuna işaret eden Nami, eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da bir dönem kendisinin de yer aldığı Ergün Olgun ile Necati Münir Ertegün gibi kişilerin yer aldığı ekipleri bulunduğunu söyledi.

Nami, "Bugün oluşturulan yapının aynısı 90'lı yılların başında vardı. Ergün Olgun, Görüşmelerden Sorumlu Başdanışman olarak görev yaparken de Göral Tanova da müsteşarlığı yürütüyordu. Cumhurbaşkanlığı için çok yeni bir olgu değil. Geçmişte de örnekleri var" dedi.

Kıbrıs sorununda dolaylı görüşmelerin başladığı döneme rastlayan 1996-99 döneminde Cumhurbaşkanlığı Siyasi Analiz Görevlisi olarak çalışan Nami, liderlerin Glion'da gerçekleştirdiği görüşmelere giden ekipte de görev yaptı.

İlk ziyaret Brüksel'e

Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi olarak ilk resmi temasını gelecek hafta gideceği Brüksel'de yapacağını söyleyen Nami, ziyaretin AB Dönem Başkanı Portekiz'in "Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve diğer konuları görüşmek" amacıyla yaptığı davet üzerine gerçekleşeceğini belirtti. Brüksel'e pazartesi gideceğini söyleyen Nami, Avrupa Komisyonu ve üye ülke temsilcileriyle temaslarda bulunacağını kaydetti.

Nami, Mali Yardım Tüzüğü'nün uygulanmasının ilerlediğini Portekiz'in dönem başkanlığında gerek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, gerekse kendisinin çeşitli teması bulunduğunu söyledi. Mali Yardım Tüzüğü'nün henüz beklenen performansı üretmediğini, bütün sıkıntıların aşılmadığını ancak ağır da olsa bir ilerlemenin yaşandığını kaydeden Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili olarak ise henüz olumlu bir gelişme yaşanmadığını belirtti. Nami, "Gündemden de çekilmedi, ilerlemedi de, olduğu yerde aynen duruyor Bir tıkanma var. Anladığım kadarıyla bundan çok rahatsızlar. Bu nedenle Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü de gündemlerinde belirttiler. Ne tip bir öneriyle gelecekler. Bir açılım mı var. Bilmiyoruz. Karşılıklı görüşmeler yoluyla bir şeyler yapmaya çalışacağız" dedi.

 

Yeni dönem başkanından beklentiler

AB'nin küçük adımlarla ilerlemeyi tercih ettiğini özümsemek gerektiğini kaydeden Nami, bir gecede alınacak çok önemli kararlarla hayatımızı gündüzden geceye çevirecek olaylar yerine yavaş yavaş iyileşme beklemek gerektiğini söyledi.

2008'den itibaren AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak Slovenya'dan da bu süreçte böyle bir rol beklemek gerektiğini kaydeden Nami, "Almanya büyük ülkeydi de ne oldu. Mali Yardım Tüzüğü, küçük bir ülke kabul edilen Avusturya dönem başkanlığında geçti" dedi.

Nami, dönem başkanlığının asli görevinin, uzlaşı noktasını bulup, onu ortaya koymak olduğuna işaret ederek, dönem başkanının kendi gündemini empoze etmek gibi bir rolü bulunmadığını söyledi. Nami, "Bunun en güzel örneğini İngiltere Dönem Başkanlığı'nda yaşadık. İngiltere'nin Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili pozisyonu çok net. Onlar bile bu tüzüklerin kabul edilmesini sağlayamadılar. Çünkü dönem başkanı olarak görevleri asgari müştereki bulmaktı" şeklinde konuştu.

Sadece Rum olsa aşılırdı

Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda sorunun sadece Kıbrıs Rum Kesimi'nden kaynaklanmadığını, bu sorunun devamının başka büyük ülkelerin menfaatlerine de hizmet ettiğini söyledi.

Nami, "Sadece Rumlar olsaydı, AB'daki uzlaşı mekanizmalarının onları bir noktaya gelmeye mecbur bırakmak durumunda kalacaktı" dedi.

AB'nin Türkiye ile ilişkilerinin de gündeme geldiğini kaydeden Nami, Türkiye'nin üyelik müzakerelerini hızlandırmak isteyen ülkelerin yanı sıra, yavaşlatmak, hatta tamamen durdurmak isteyen büyük ülkeler bulunduğunu söyledi.

Nami, "Maalesef bizi de bu konuda rehin tutan AB üyesi ülkeler var. Umarım önümüzdeki dönemlerde Kıbrıs konusunu Türkiye'ye karşı koz olarak kullanma teamülünden vazgeçerler" dedi.

Eskiden Kıbrıs'ı rehin tutmakla suçlanan Türkiye'nin bunun böyle olmadığını Annan Planı döneminde çok net bir şekilde ortaya koyduğunu kaydeden Nami, "İşin gerçeği şimdi tam tersi oldu" dedi.

Kıbrıs sorunu ve 2008

Özdil Nami, Kıbrıs sorununda görünürde bir harekelilik yaratmanın çok zor olmadığını, Güney Kıbrıs'taki seçimler sonrasında BM girişimleriyle böyle bir girişimin başlayacağının kesin gibi olduğunu söyledi. Nami, "Önemli olan bunun bizi neticeye götürecek bir hareket olup olmayacağıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Gambari sürecine eleştirilerinin de bu yönde olduğunu ve bu nedenle somut, karşı tarafı bağlayıcı öneriler sunduğunu hatırlatan Nami, sonuca ulaşmaya değil de zamana oynayan Rum tarafının ise amacının AB üyelik kozunu Türk tarafının aleyhine kullanmak olduğunu belirtti.

Nami, sonuca ulaştırılmayan sürece yeni unsurlar eklenmesi mesajı veren Türk tarafının uluslararası camiadan destek ve Kıbrıs üzerindeki dışsal dinamiklerin değiştirilmesini beklediklerini söyledi.

Özellikle izolasyonlar konusunda AB'nin 26 Nisan 2004 tarihinde aldığı "Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonlara son vermeye karar veriyoruz" kararının uygulama konması gerektiğini kaydeden Nami, şöyle devam etti:

"BM, 8 Temmuz sürecini bizim istediğimiz şekilde yeniden dizayn etse ve yeniden yapılandırsa bile, izolasyonlar konusunda verilen sözler tutulmazsa, Rum tarafında çözüm yönünde motivasyon yaratmak pek fazla mümkün olmayacak. Bunun bir paket olarak görülüp, bütün unsurların devreye konması gerekir. Eğer BM gündeminde en uzun kalan bu soruna gerçekten çözüm bulmak isteniyorsa. Çözüme en çok yaklaşılan Annan Planı döneminde olduğu gibi, benzer bir dinamiğin yaratılması gerekir"

Nami'nin diğer görevleri

Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi toplantılarında "Kıbrıs Türk toplumu seçilmiş temsilcisi" olan Nami, ayrıca Avrupa Parlamentosu'nda Sosyalist Grup'un daveti üzerine sadece o grubun toplantılarına "gözlemci üye" olarak katılıyor.

Bu toplantılarda lobicilik faaliyetleri yürüten Nami, Cumhurbaşkanlığı'ndaki yeni görev durumun ortaya çıkması sonrasında Kıbrıs konusunda yoğun bir görüşme süreci yaşanmamasından dolayı hemen acil bir görev değişikliğine gitmek yerine, bunu tedrici bir şekilde gerçekleştirmeye karar verdiklerini söyledi.

Nami, "Önümüzdeki aylarda AKPA ve AP'daki temaslarına partiden diğer milletvekili arkadaşlarla gitmeye başlayacağız ve belirli bir süre sonra olayı tamamıyla onlara devretme durumunda kalacağım" dedi.

Milletvekilliği ve temsilcilik birlikte

Özdil Nami, milletvekilliği ile Cumhurbaşkanı temsilciliğinin birlikte götürülmesi konusunda bir sıkıntı görmediğini kaydetti ve "Benim hangi vizyon siyasete girdiğim, hangi misyonla aday olduğum belli. Cumhurbaşkanıyla tam bir uyum söz konusu" dedi.

Dünyanın pek çok yerinde bir devlet başkanının gerekli gördüğü durumlarda, seçilmişlerden, milletvekillerinden faydalandığına işaret eden Nami, bunun Türkiye'de, Avrupa'da ve ABD'de örnekleri bulunduğunu söyledi.

Dış temasları muhalefet milletvekilleriyle birlikte, partiler üstü bir çalışma tarzını uygulamaya koyduklarını kaydeden Nami, burada da aynı çalışma tarzını hayata geçireceklerini belirtti.

KIBRIS 05/12/07

 

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca: Ekonomik gelişme için çevre ekonomilerle rekabet edebilecek bir yapıya kavuşmak gerekir

Erçakıca, "Bu konudaki tartışmalar, kamuoyu ile hükümeti bu konuda daha duyarlı olmaya yöneltti. Bundan sonraki aşamada bu tartışma ve arayışların, Kıbrıs Türk ekonomisinin rekabet gücünün nasıl artırılabileceğine dair somut sonuçlar üretmesi halinde, bu süreçten büyük bir kazançla çıkacağımızı söylemek abartı olmayacaktır" dedi.

Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetinin Kıbrıs Türk ekonomisini geliştirmek amacıyla aldığı kararları değerlendirdi. Bu kararların, Kıbrıs Rum tarafının gayretleriyle devam eden ekonomik izolasyonu yeniden gündeme taşıdığına işaret eden Erçakıca Rum sözcülerinin Kuzey Kıbrıs'taki bazı karşı çıkışları gerekçe yaparak, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun Kıbrıslı Türklerin kendilerinden kaynaklandığını ileri sürmeye kalkışmasının tam anlamıyla gülünç olduğunu belirtti.

AB, Rum tarafının ekonomi dışı

engelleri konusunda uyarıcı olmalı

Kıbrıs Türklerinin ekonomik sorunlarının Kuzey Kıbrıs'taki yapısal ve güncel zorluklar kadar, Kıbrıs Rum tarafının gayretleriyle devam ettirilen izolasyonlardan kaynaklandığını kaydeden Erçakıca, Kıbrıs Türk ekonomisinin çevre ekonomilerle rekabet edebilir bir duruma gelebilmesi için, bu ekonomilerle eşit koşullara sahip olması gerektiğini söyledi. Bunu engelleyen başlıca faktörün Kıbrıs Rum tarafının çabalarıyla devam ettirilen izolasyonlar olduğunu belirten Erçakıca, Kuzey'den güneye mal ve hizmet akışını engelleyen ekonomi dışı engellerin mutlaka dikkate alınması ve Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Rum tarafı nezdinde uyarıcı olması gerektiğini kaydetti.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"AB Komisyonu tarafından hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü'yle ilgili raporlarda, ekonomi dışı engeller olarak 'Kıbrıslı Türk işletmelerin Güney Kıbrıs'ta reklâm yapmaması', 'mallarımızın market raflarında yer bulamaması', 'taşıma araçlarının Güney'e geçişlerindeki kısıtlamalar' ve buna benzer görünmeyen engellere vurgu yapılmıştı. Bu engellere, raporda yer almayan basın ve kilise baskısını da eklemek gerekmektedir."

Kıbrıs Türk ekonomisini izolasyon altında tutuma çabalarının özellikle girdi maliyetlerini etkilediğini kaydeden Erçakıca, "Sadece ulaşımdaki maliyet farklarını hatırlatmak bile, çevre ekonomileri ile rekabette ne kadar dezavantajlı olduğumuzu göstermeye yeterli olmaktadır" dedi.

Yeşihat Tüzüğü'nün amacı Kıbrıs

Türk ekonomisini güçlendirmek

Erçakıca, esas izolasyonun, ithalatta değil, mal ve hizmet ihracında yaşandığına işaret ederek "Kuzey Kıbrıs Türk ekonomisinin rekabet gücünü artırıcı çalışmalar, bütün bu faktörleri dikkate alan bir bilinçle yönlendirilmelidir. Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki ticaret, bu prensipler ve mütekabiliyet çerçevesinde sürdürülmelidir" şeklinde konuştu.

Yeşil Hat Tüzüğü'nün, Kıbrıs Türk ekonomisinin geliştirilmesini amaçladığına işaret eden Erçakıca, alınacak önlemlerin de bu amaca uygun olması gerektiğini kaydetti. Erçakıca, "Kaldı ki bu önlemlerin Kıbrıs Rum ekonomisinde zorluklar yaratması halinde, Kıbrıs Rum tarafına, bu tüzüğü bir defada 3 ayı geçmeyecek şekilde askıya alınması yetkisi verilmiştir" dedi.

Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kendi içimizde sürdürdüğümüz bütün tartışmalar; bu korumanın nasıl olması gerektiğine ilişkin olmalıdır. Cumhurbaşkanımız, Kıbrıs Türk ekonomisinin geliştirilmesi için çevre ekonomilerle rekabet edebilecek bir yapıya kavuşturulması gerektiğinin altını özellikle çizmektedir."

KIBRIS 05/12/07

 

 

North declares price war on south
By Simon Bahceli

Turkish Cypriot traders cut margins to lure shoppers back

SUPERMARKET owners in the north say they have launched a price war in an effort to win back Turkish Cypriot consumers who prefer to shop in the south.

The move comes after a clampdown on shopping at the checkpoints failed because of widespread protests from Turkish Cypriot consumers last week.

Turkish Cypriot daily Halkin Sesi yesterday reported ‘prime minister’ Ferdi Sabit Soyer as saying the north’s economy recorded a growth rate of 13 per cent in 2006, but the growth was 0% in 2007.

The consumers, backed by trades unions and other non-governmental groups, insist they have the right to shop wherever they find the best deals.

“Our aim is to stop our economy shifting into the south,” manager at a north Nicosia branch of Lemar supermarkets, Huseyin Ergil, told the Cyprus Mail yesterday, adding: “We’re cutting our profit margin by fifty per cent, which is painful, but we’re doing it nevertheless.”

Ergil said yesterday his prices were now low enough to compete and even undercut prices in stores in the south.

“For example, we’re selling chicken at 8.5 Turkish lira (just under £3) a kilo. In the south it generally sells for around £5.20,” he said. He also claimed prices for feta cheese, halloumi, pasta and eggs were markedly lower than their Greek Cypriot counterparts.

Prices on other products such as shampoo and soaps, he said, had been cut to achieve parity.
Other traders also talked of massive reductions in the price of fresh fruit and vegetables.

“Some products have been cut by 50 per cent. Bananas, for example, were 3YTL (£1) a kilo. Now they are 1.5YTL (50 cents),” owner of Korman supermarket Fetin Korman told the Mail.

The only product area Turkish Cypriot traders said they found it hard to compete in was breakfast cereals, because of their exemption from VAT in the south.

The price cuts, shopkeepers were saying yesterday, had been achieved by an agreement reached between wholesalers, retailers and the administration.

“Everyone is making sacrifices,” Korman said.

“First the retailers, and then the wholesalers agreed to accept a cut in profits. Then the government agreed to reduce taxes on imported goods,” Korman said.

He added that the shortfall in taxes will be footed by the Turkish government, which he said would rather increase subsidies to the Turkish Cypriot authorities than see the north’s consumers shopping predominantly in the south.

It riled the Turkish government, he said, that it paid the salaries of Turkish Cypriot civil servants only to see those salaries spent those in Greek Cypriot-owned shops.

But it remains to be seen whether Turkish Cypriot traders can compete in the long term with larger multi-national retail companies. Traders in the north are hampered by high freight cost caused by the fact that all shipping comes via Turkey. Added to this, northern farmers are disadvantaged because they do not receive subsidies from the EU, thus making their produce more expensive.

Ergil was however confident that fewer Turkish Cypriot consumers would continue shopping in the south.

“I’ve always believed that shopping in the south was not generally cheaper, but now we have begun to make a concerted effort to compete with that market,” he said, adding that while the big stores in the south offered certain products at knockdown prices, his reductions were “broader”.

“This means that when you compare prices for the whole of a shopping trip, it ends up being a cheaper trip,” he said.
Cyprus Mail 05/12/ 2007

 

Ireland donates funds for missing

THE COMMITTEE on Missing Persons in Cyprus (CMP) yesterday expressed its gratitude to the government of Ireland for its second donation of €50,000 in a year made in favour of the CMP Project on the Exhumation, Identification and Return of Remains of Missing Persons on the island.

Remains exhumed so far relate to over 350 individuals, with 57 having been identified so far and their remains returned to their families, the CMP said yesterday.

It noted that this renewed donation will help the CMP pursue its endeavours well into 2008, adding that next year will see more exhumations and more identifications taking place.

The CMP, a three-member committee comprising representatives of the island’s two communities, is trying to ascertain the fate of Greek and Turkish Cypriots, missing in Cyprus from the mid-70s when Turkish troops invaded and occupied the north and the mid-60s when intercommunal fighting broke out.

United Nations Secretary-General Ban Ki-moon said he was gratified that the CMP has maintained momentum and is advancing toward resolving one of the most painful aspects of the Cyprus problem.

Ban noted that the success of the endeavour will depend on the continued and welcomed respect and restraint shown by both communities, which has allowed this humanitarian issue to proceed in a depoliticised manner.

He expressed hope that the progress achieved can contribute towards closer understanding between the two communities.

Ban commended both communities for showing the necessary respect in relation to the return of the first sets of remains, “a significant and sensitive moment for both communities” and encouraged all concerned to build on this momentum towards the final resolution so as to put closure to this painful issue.

Cyprus Mail 05/12/2007

 

Rum gazeteciye saldırı

06/12/2007 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Yunan Mega televizyonunun Türkiye muhabiri ve İstanbul'da Rumca yayınlanan İho (Yankı) gazetesinin sahibi Andreas Rombopulos dün Beyoğlu'da kimliği meçhul iki kişi tarafından dövüldü. Serçe parmağı kırılan İstanbullu Rum Rombopulos'un kafasına dört dikiş atıldı. Rombopulos, saat 16.30 sularında kendisine muhtemelen sopalarla saldıran iki kişiyi göremediğini söyledi. Rombopulos, son olarak Mehmet Ali Birand'ın 32. Gün programında yayınlanan ve Türk-Yunan ekonomik ilişkileriyle ilgili haber belgeseli için Rıdvan Akar ile çalıştı. Dışişleri Bakanı Ali Babacan saldırıyı kınadı.

Güney'e kayan alış veriş için anket

REKABET KOŞULLARININ KKTC LEHİNE DÖNMESİ İÇİN... Güney Kıbrıs'a kayan alış verişlerin nedenini araştırmak için DPÖ tarafından başlatılan anket çalışması, "rekabet koşullarının KKTC lehine geliştirilebilmesiyle ilgili politikalar üretilmesi"ni de hedefliyor

Ergül ERNUR

Kuzey Kıbrıs'taki alış verişlerin Güney Kıbrıs'a kaymasıyla ilgili tartışmalar güncelliğini korurken, Başbakanlık, nedenlerinin belirlenmesi için kolları sıvadı.

Devlet Planlama Örgütü (DPÖ), son zamanlarda ticaretin Güney Kıbrıs'a kaymasının nedenlerini belirlemek için sınır kapılarında anket çalışması başlattı.

DPÖ, geçtiğimiz günlerde Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in başkanlığında gerçekleşen bir toplantıda alınan bir kararla, Metehan ile Ledra Palas Sınır Kapıları'nda KKTC vatandaşlarının Güney Kıbrıs'ta yaptıkları harcamalara ilişkin anket yapmaya başladı.

Anketin cumartesi günü sona ereceği, sonuçların da Ocak 2008 ortalarında açıklanacağı bildirildi.

Söz konusu iki sınır kapısında gerçekleştirilen anket geçen hafta başlatıldı ve iki hafta boyunca pazartesi, çarşamba ve cumartesi günleri gerçekleştirildi.

DPÖ İstatistik Araştırma Dairesi Başkanı Güner Mükellef, uygulanan anketle vatandaşlarımızın ne kadar sıklıkla Güney Kıbrıs'a geçtiğini, geçme nedenlerini, orada gerçekleşen harcama miktarını, yolcu beraberi ticaretin hangi mal ve hizmetlerde yoğunlaştığını ve yapılan harcamanın hangi neden veya nedenlerle Güney Kıbrıs'ta yapıldığı gibi sorulara yanıt bulmayı hedeflediklerini kaydetti.

Kamuoyunu doğru bilgilendirmek adına yapılan anket çalışmasının toplam 8 sorudan oluştuğunu aktaran Mükellef, yeterince cevaplanmış ankete ulaşılması halinde sağlıklı istatistiki sonuçlar elde edilebileceğini ve böylelikle KKTC lehine geliştirilecek politikalara ışık tutulabileceğini söyledi.

Sınır kapılarından geçen KKTC vatandaşları tarafından doldurulan anketin üzerinde Güney Kıbrıs'taki harcamalara ilişkin istatistiki verilere derlemesine ihtiyaç duyulduğunu belirten Mükellef, anket yoluyla derlenecek bilgilerin 'KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki yolcu beraberi ticaretin hangi mal ve hizmetlerde yoğunlaştığının saptanacağını ve rekabet koşullarının KKTC lehine geliştirilebilmesiyle ilgili politikalar üretilmesi' yönünde kullanılacağını belirtti.

Anket formlarında 'sağlıklı bilgilerin derlenmesi durumunda üretilecek olan politika ve tedbirlerin etkinliğine doğrudan yansıyacağı' ifadesi yer alıyor.

Mükellef: Genelleme yapılmayacak

Mevcut durumu tespit etmek için anket çalışmasına başvurduklarına dikkat çeken Mükellef, Metehan ve Ledra Palas Sınır Kapıları'nda DPÖ ve Ticaret Dairesi'nde görevli toplam 8 personelin çalıştığını kaydetti.

Yapılan anket çalışmasının kısa bir süreyi kapsaması ve sadece iki sınır kapısında uygulanması nedeniyle sonuçların bir genellemede ve toplam değerlere ulaşmada kullanılamayacağını, sadece ankete katılanlarla ilgili açıklamaların yapılacağını kaydeden Mükellef, yapılan tüm istatistikî çalışmalarda kapsam ve çalışmanın mahiyetiyle istatistiki verilerin temsiliyetinin açıklanmasının da önemine işaret etti.

Gidiş-dönüşte 4'er soru

KKTC vatandaşlarının Güney Kıbrıs'tan yaptıkları harcamalara ilişkin DPÖ tarafından hazırlanan anket 8 sorudan oluşuyor.

Anketi dolduran kişiyle ilgili isim, adres veya herhangi bir tanımlayıcı bilgi bulunmazken anket formunun ilk 4 sorusu Güney Kıbrıs'a, diğer 4 sorusu ise KKTC'ye geri dönerken soruluyor.

Cevaplandırılan anket formları ise ülkeye dönüşte kontrol noktasındaki görevlinin gösterdiği kutulara bırakılıyor.

Anket formunda yer alan sorular

Güney Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı Türklere giderken "Ne kadar sıklıkla Güney Kıbrıs'a geçiyorsunuz?", "Güney Kıbrıs'a geçme nedeniniz nedir", "Güney Kıbrıs'a genelde araba ile mi geçiyorsunuz", "Çalışma durumunuz nedir" soruları soruluyor.

KKTC'ye geri dönerken ise cevaplandırılması istenen sorularda birçok seçenek bulunuyor. "Güney Kıbrıs'ta ne kadar para harcadınız?" sorusu "Güney Kıbrıs'ta tüketilen yeme, içme" ve "Kuzey Kıbrıs'a götürmek üzere satın aldığınız mallar" olarak iki ayrı kategoride cevaplandırılıyor.

Anket formunu oluşturan "Kuzey Kıbrıs'a götürmek üzere en sık satın aldığınız mallara örnekler veriniz" sorusu da gıda (alkollü içecekler dahil), giyecek ve ayakkabı, kişisel bakım malzemeleri ve diğer olmak üzere kendi içinde kategorilere ayrılıyor.

Anketin son iki sorusunda ise "Yukarıdaki harcamalarınızı Güney Kıbrıs'ta yapma nedenleriniz nedir?" ile "KKTC standartlarına göre hangi gelir düzeyinde olduğunuzu düşünüyorsunuz?" ifadeleri yer alıyor.

KIBRIS 06/12/07

 

Aralık ayı gündeminde Kıbrıs da var

BM Güvenlik Konseyi'nin yeni dönem başkanı İtalya Büyükelçisi Marcello Spatafora, konseyin aralık ayında Ortadoğu, Afrika, Kosova'nın nihai statüsü ve Kıbrıs'ta görev yapan BM Barış Gücü (UNFICYP) başta olmak üzere pek çok konuyu ele alacağını açıkladı.

İtalya'nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Spatafora, Güvenlik Konseyi'nin bir aylık dönem başkanlığının Endonezya'dan, İtalya'ya geçmesi dolayısıyla dün bir basın toplantısı düzenleyerek, Güvenlik Konseyi'nin aralık ayı çalışma programıyla ilgili gazetecilere bilgi verdi.

Büyükelçi Spatafora, Konsey'in aralık ayındaki gündeminin yoğun olduğunu belirtti.

Kıbrıs

Spatafora, Konsey'in, 15 Aralık'ta 6 aylık görev süresi dolacak olan UNFICYP'nin görev süresinin yenilenmesine ilişkin BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un raporunu ve son gelişmeleri 7 Aralık'ta ele alacağını kaydetti. Spatafora, Genel Sekreterin Kıbrıs özel temsilcisi Michael Moller'in de Adada tarafların 8 Temmuz 2006 anlaşmasını uygulamalarına ilişkin yürüttüğü temaslar hakkında Konsey'i bilgilendireceğini söyledi.

Spatafora, bu çerçevede amacın tarafların bir an önce kapsamlı bir çözüme ulaşmalarını sağlayacak özlü müzakerelere geçmelerini sağlayacak ortamı oluşturmak olduğunu ifade etti. Spatafora, Konsey'in UNFICYP'nin görev süresini uzatan yeni karar tasarısını 14 Aralık'ta kabul etmesinin öngörüldüğünü de belirtti.

İran

Büyükelçi Spatafora, İran'ın nükleer programına ilişkin yayınlanan son ABD istihbarat raporunun, İran'a karşı Konsey'de hazırlanması planlanan yeni bir karar tasarısını nasıl etkileyeceği sorusu üzerine ise bu konuda şu anki konumu gereği yorumda bulunamayacağını belirtti.

Spatafora, ABD Büyükelçisi Zalmay Halilzad'ın bu konuda açıklamaları olduğunu anımsatarak, "Gelişmeleri hep birlikte göreceğiz" dedi.

Diğer konular

Büyükelçi Spatafora, Afrika'daki sorunların başında gelen Sudan'ın Darfur bölgesine BM-Afrika Birliği askerlerinden oluşan karma birlik gönderilmesi ve Somali'deki gelişmelerin, Konsey'in gündeminde baş sıralarda olacağını belirtti. Spatafora, bu kapsamda Somali'de Afrika'nın en büyük insani krizlerinden birinin yaşandığını anımsattı.

Konsey'in aylık Orta Doğu toplantısını 17 Aralık'ta gerçekleştireceğini duyuran Büyükelçi Spatafora, aynı gün Paris'te Filistinliler'e yardım toplantısının yapılacağını hatırlattı. Spatafora, eski Lübnan Başbakanı

Refik Hariri suikastını araştırmak üzere kurulan BM Uluslararası Bağımsız Soruşturma Komisyonu Başkanı Serge Brammertz'in ise bugün Konsey'e son raporuyla ilgili bilgi vereceğini söyledi.

İtalyan Büyükelçi, Kosova'nın nihai statüsü konusunun ise 19 Aralık'ta yapılması planlanan Konsey toplantısında ele alınmasının beklendiğini belirtti.

BM Güvenlik Konseyi'nin, önemli gelişmeler olmaması durumunda, Noel ve yılbaşı tatili nedeniyle 21 Aralık'tan sonra 2 Ocak'a kadar gündem maddesi bulunmuyor.

KIBRIS 06/12/07

 

Başbakan Ferdi Soyer'den AKEL'e sert yanıt

SOYER: ANLAŞMAYI İMZALARIMIZLA YAYIMLASIN... Kiprianu'nun açıklaması gerçek dışı... Ne anlaşma varsa elinde, bu metni imzalarımızla beraber yayımlasın... CTP, bu topraklarda yaşayan, aynı kaderi bizimle yaşayan ve burada doğan, büyüyen bu insanların adada bizimle beraber kalışını savunmaktadır... Kiprianu gerçeği kendi insanına anlatma cesaretine sahip değil

Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum kesimindeki komünist AKEL partisinin Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun AKEL ile CTP arasındaki "anlaşmaya" ilişkin açıklamasının gerçek dışı olduğunu ifade ederek, "Ne anlaşma varsa elinde, bu metni imzalarımızla beraber yayımlasın. Bu kabul edilecek bir davranış değildir" dedi.

Başbakan Soyer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AKEL Basın Sözcüsü Kiprianu'nun, "AKEL ile CTP arasında yapılan anlaşmanın; iki toplumlu, iki kesimli federasyonu, askersizleştirmeyi, göçmenlerin istemeleri

halinde evlerine dönme haklarının tesis edilmesi" ile "yerleşik" diye nitelediği Türkiye'den KKTC'ye yerleşenlerin "Ada'dan uzaklaştırılmasını ve siyasi eşitliği öngördüğü" yönündeki iddialarına sert tepki gösterdi.

Soyer, AKEL Basın Sözcüsü'nün, Rum tarafında yapılacak "başkanlık" seçimlerinin etkisiyle, "bütün Rum göçmenlerin evine dönemeyeceği, Türkiye'nin garantörlüğünün bir anlaşmada yer alacağı ve Türkiye'den gelen

göçmenlerin de adada kalacağı gerçeğini kendi insanına anlatma cesaretine sahip olmadığı için bu tür spekülasyonlarla kendisine bir konum yaratmaya çalıştığını" söyledi.

CTP, BM çözüm planına evet dedi

CTP-Birleşik Güçlerin, Kıbrıs'ta çözüm sürecinde iki bölgeli, iki kurucu devletin eşitliğinde, siyasi eşitliğe dayalı, federal ilkelerde bir çözümden yana olduğunu herkesin bildiğini, bunun CTP'nin temel görüşü olduğunu kaydeden Soyer, CTP'nin BM çözüm planına (Anna planı) "evet" diyen bir parti olduğunu, bu çözüm planının içeriğinin ne olduğunun da herkesçe bilindiğini söyledi.

KKTC Başbakanı Soyer ve CTP Genel Başkanı Soyer, şunları söyledi:

"Bu çözüm planın bir unsuru, adada 1974'ten sonra gelip yerleşen ve bizimle aynı kaderi paylaşan Türkiye'den gelen göçmenlerin 45 bin miktarında adada kalacağını bu anlaşma içermekteydi. Ve o dönemin Başbakanı Sayın Talat da (Mehmet Ali Talat) bu tarzda bir listeyi BM'ye vermişti. En ilginci burada, AKEL'in Basın Sözcüsü'nün gerçek dışı beyanatıdır" dedi.

AKEL, 58 bin göçmenin adada kalmasını istedi

AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, o günlerde Kıbrıs Türk basınına yaptığı açıklamada, "Türkiye'den gelen 58 bin göçmenin adada kalmasını kabul etiklerini" açıklıkla ifade ettiğine işaret eden Soyer,

CTP'nin böyle bir anlaşmada taraf olmadığını vurguladı.

CTP'nin, siyaseti açık bir parti ve "sözünün eri" olduğunu ifade eden Soyer, "Bu topraklarda yaşayan, aynı kaderi bizimle yaşayan ve burada doğan, büyüyen bu insanların adada bizimle beraber kalışını savunmaktadır" diye konuştu.

CTP'nin AKEL ve dünya ile yaptığı görüşmelerde "tüm Kıbrıs Rum göçmenlerinin geri yerine dönmesinin bir siyaset olamayacağını ve Kıbrıs sorununa çözüm getiremeyeceğini" açıkça söylediğini anlatan Başbakan Soyer, şöyle devam etti:

"Annan planında Kıbrıs Türk halkı kısmi bir toprak tavizi ile eşitliğini savunan bir halk olarak 'evet' derken, Kıbrıs Rum tarafından belli sayıda göçmenin kısmi olarak dönüşünü de Annan planı ile onayladı. Bütün göçmenlerin evlerine dönme gibi bir koşulu olamayacağını, bu halk bu tarzda CTP ile birlikte kararına vardı. Bu gerçek ortada dururken, şimdi bunlarla ilgili böyle sözler söylemek anlamsızdır. Bu anlaşmayı yayımlasın."

Kabul edilecek bir davranış değil

AKEL ve diğer Rum partilerle yaptıkları ikili mutabakatların hep basında yayımlandığını anlatan Soyer, Annan planı temelinde bir çözüm istediklerini o zaman herkesin bildiğini kaydetti. Bunun dışında bir unsur olmadığını dile getiren Soyer, "Ne anlaşma varsa elinde, bu metni imzalarımızla beraber yayımlasın, bu söylediklerimizin dışında. Bu kabul edilecek bir davranış değildir" dedi.

Çözümün bir unsurunun da Türkiye'nin garantörlüğü olduğunun altını çizen Soyer, "Türkiye garantör ülke olarak bu çözümde yerini almalıdır. CTP bunu kurulduğu 1970'den beri savunmaktadır ve herkese karşı savunmaktadır" diye konuştu.

Çözümle birlikte adadaki asker sayısının azalacağını, ancak garantörlük çerçevesinde, anlaşma uyarınca belli sayıda askerin de adada kalacağının bir gerçek olduğunu belirten Soyer, Kıbrıs Türk halkının referandumda buna

karar verdiğini anımsattı.

"Bu kararların dışında bir çözümde CTP yoktur" diyen Soyer, Kıbrıs Türk halkının bu anlaşmanın dışındaki, ilkelerin dışında bir olguyu anlaşma olarak kabul etmeyeceğini kaydetti. Soyer, şöyle devam etti:

"Onun için iki kurucu devlet, iki bölge, iki kurucu devletin eşitliği ve federal ilkelerde ortak bir çözümde de bizim siyasi eşitliğimiz ve Türkiye'nin garantörlüğü bir anlaşmanın esasıdır."

Seçimlerin etkisiyle...

Başbakan Soyer, "Andros Kiprianu neden böyle bir açıklama yapma gereği duymuş olabilir?" sorusu üzerine, Kıbrıs Rum kesiminde şubat ayında "başkanlık" seçimleri yapılacağını anımsatarak, kendisinin "Biz AKEL'le

iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm konusunda görüş birliğimiz vardı" dediğini anımsatarak şunları söyledi:

"Rum tarafında kendine (AKEL) muhalif siyasi partilerce, (savunulan) 'bütün göçmenler evlerine dönsün, Türkiye'den gelen göçmenler geri çekilsin, Türk askeri derhal adadan ayrılsın' gibi gerçekçi olmayan bir politikaya cesaretle karşı çıkacağına ve 'bu politika yanlıştır' deyip bununla ilgili, bütün göçmenlerin evine dönemeyeceği gerçeğini, Türkiye'nin garantörlüğünün bir anlaşmada yer alabileceği gerçeğini ve adada bizimle birlikte varolan Türkiye'den gelen göçmenlerin, yurttaşlarımızın da adada kalacağı gerçeğini kendi insanına anlatma cesaretine sahip olmadığı için bu tür spekülasyonlarla kendisine bir konum yaratmaya çalışmaktadır. Meselenin özü budur inancındayım."

KIBRIS 06/12/07

 

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı Brüksel'e gitti

Bakanlıktan verilen bilgiye göre Avrupa Parlamentosu'ndaki konferanslarda konuşma yapacak olan Bakan Avcı, Brüksel'de bulunacağı süre zarfında başta Avrupa Parlamentosu üyeleri olmak üzere çeşitli makamlarla temaslarda bulunacak. Avcı'nın, Avrupa için Liberal ve Demokratlar İttifakı'nın başkanı Graham Watson ile de bir araya gelmesi bekleniyor.

Avrupa Parlamentosu'nda bazı AP milletvekilleriyle birlikte basın toplantısı düzenleyerek Kıbrıs Türk halkının haklı davası ve Kıbrıs'ta gelinen son aşama hakkında bilgi vereceği belirtilen Bakan Avcı, Brüksel'de çeşitli basın yayın organlarına mülakatlar da verecek.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, yarın gece yurda dönecek. Avcı'ya Brüksel ziyaretinde İkinci Sekreter İsmet Korukoğlu ile Basın Danışmanı Burhan Canbaz eşlik edecek.

Lazkiye seferleri

Bu arada, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, adadan ayrılmadan önce katıldığı bir televizyon programında Suriye-Lazkiye seferleri ve özellikle son dönemlerde basında çıkan, Suriye'den kaçak göç haberleri hakkındaki düşüncelerini açıkladı.

Dışişleri Bakanlığı Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre Suriye hattının açıldığı günden bu yana gerek Rum Yönetimi, gerek Rum Dışişleri Bakanı Markulli tarafından kapatılmaya çalışıldığına dikkati çeken Avcı, çünkü bu hattın önemini Rum tarafının çok iyi bildiğini belirtti.

Önümüzdeki kış döneminde işadamlarının Suriye'yle temaslar yaparak ekonomik ilişkiler kuracağını söyleyen Avcı, ülkedeki birçok kurumu da Suriye'de muhataplarıyla biraraya getireceklerini belirtti.

Suriye ile feribot seferlerinin başlamasından önce de gerek gemilerle gerek başka yollardan kaçak göçün yaşandığına dikkati çeken Avcı, bu olayın başlamasını Suriye seferlerinin başlangıcıyla birlikte göstermenin son derece yanlış olduğunu kaydetti.

Avcı, seferler konusunda, gerek KKTC, gerek Suriye'nin son derece hassas davrandığını ifade ederek, eksiklikler yaşanıyorsa bunu düzeltmek için gerekli çalışmaların da yapılacağını söyledi.

Medyayı bu konuda daha hassas olmaya davet eden Bakan Avcı, KKTC medyasında yer alan bir haberin Güney'e yansımasının çok farklı olacağına dikkat çekerek, Rum Dışişleri Bakanı'nın, çıkan bu haberleri, ülke ülke gezerek anlattığını ve gerçekleri çarpıttığını belirtti.

KIBRIS 06/12/07

 

Tassos spills the wrong beans on Bildt
By Leo Leonidou

THE SWEDISH embassy was yesterday put in the awkward position of correcting President Tassos Papadopoulos over comments he made regarding the country’s foreign policy.

Papadopoulos raised eyebrows in diplomatic circles on Sunday by announcing that Swedish Prime Minister Fredrik Reinfeld told him Foreign Minister Carl Bildt is not following the country’s position regarding the Cyprus problem.

According to the President, Reinfeld made the comment during a phonecall between the two leaders.

Behind the scenes, Stockholm has informed Nicosia that its policy on direct trade is constant and formulated by the Swedish government’s Foreign Ministry. They added that there are no disagreements, labelling Papadopoulos’ comments as “unfortunate”.

Commenting, Swedish Ambassador to Nicosia Ingemar Lindahl yesterday told the Mail that a trip by Cyprus Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoulli to Stockholm planned for December 18 has since been postponed.

“Sweden has one common foreign policy, decided by the government and executed by the Foreign Minister. Any other interpretation is unfounded,” he said.

The issue is apparently over attempts to establish direct trade with Turkish Cypriots. According to Papadopoulos, Reinfeld told him that it was his Foreign Minister who wants direct trade with the north and not the government of Sweden.

The Cypriot President also said that it was also well-known that former Prime Minister Bildt has always maintained that direct trade would help the Turkish Cypriots economically and would therefore help with the reunification of the island.

However, the Swedish government, along with the governments of several other member states, consider the EU regulation over trade with the north can’t just disappear as it’s a vital issue in bargaining between the EU, Cyprus and Turkey as regards the latter’s EU accession hopes.

Ankara has been trying to link direct trade between the north and the EU with its obligation to open ports and airports to Cypriot vessels.

Cyprus Mail 06/12/2007

 

Marcoullis: Turkish Cypriot isolation is a non-issue
By Jean Christou

FOREIGN Minister Erato Kozakou-Marcoullis yesterday called on the UN stop making an issue out of the isolation of the Turkish Cypriots, saying it was in fact a ‘non-issue’.

Marcoullis was commenting on UN Secretary-general Ban Ki-moon’s latest report on Cyprus, which said it was regrettable that the ongoing debate on the lifting of the isolation had become one about recognition.

Marcoullis said that if Turkish Cypriots felt isolated, it was a direct result of the Turkish occupation and the secessionist policies of the illegal Turkish Cypriot administration.

“Efforts by the UN Secretariat to make an issue out of something which does not exist – the myth about a so-called isolation of the Turkish Cypriots – must finally come to an end,” Marcoullis said on her return from a visit to Israel yesterday.

She also mentioned the current attempts by the authorities in the north to stop Turkish Cypriots from doing their shopping on the Greek Cypriot side.

“This is what I would call isolation imposed by the Turkish Cypriot leadership on our Turkish Cypriot compatriots,” Marcoullis said.

The Foreign Minister did however welcome Ban’s reference to
the need for compliance with Security Council resolutions when it came to ending the so-called isolation.

“This is a safeguard for us, we have never said we oppose the economic development of our Turkish Cypriot compatriots but everything should be done in line with legality,” Marcoullis added.

Commenting on her trip to Israel, Marcoullis said she had raised the activities of some Israel businessmen in the north. She said the Israeli government had finally issued a travel advice and warning to its citizens to be careful when they purchase property in the north of Cyprus.

“Our request met with the understanding of the Israeli government and I believe we will have
further cooperation with them,” she said.

Cyprus Mail 06/12/2007

 

 

RUMLAR SERT KAYAYA ÇARPTI

KKTC Dışişleri Bakanı AP'de konuştu

GÜVEN ÖZALP Brüksel


Rum Kesimi tüm girişimlerine karşın, KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın Avrupa Parlamentosu'nda (AP) Liberal Grup tarafından gerçekleştirilen, "Avrupa ve Demokrasi Teşviki" konulu konferansta "resmi sıfatıyla" konuşmasını engelleyemedi. Liberal Grup Başkanı Graham Watson da Avcı'yla yaptığı görüşmede, Kıbrıs Türkleri ve KKTC yetkilileriyle işbirliğinin artırılacağı mesajını verdi.

İtalyan parlamenterlerin rolü

Avcı'nın resmi sıfatıyla toplantıya katılmasında ve konuşmasını da yine bu sıfatla yapmasında İtalyan parlamenterler büyük rol oynadı. Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Avcı, Rumların, Avrupa Birlği (AB) üyeliğiyle birlikte çözüme yönelik olarak çaba harcamalarını gerektirecek bir nedenleri kalmadığını söyledi.
"Rumlar, 10-12 yaşlarındaki çocukları bile yasadışı olarak gören bir zihniyete sahipler" diyen Avcı, AP'de Kıbrıs Türk toplumunun sesinin de duyulması gerektiğini söyledi.
AB yetkililerinin Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş temsilcileriyle görüşmeyi reddettiğini ya da görüşmekten çekindiğini belirten Avcı, KKTC'ye destek olunmasını ve maruz kaldığı ayrımcılığa son verilmesini istedi.

MILLIYET 07/12/07

 

Kıbrıs'ta attığımız adımlarla övünüyoruz

KUZEY KIBRIS'TA NE KAYBETTİK Kİ?... Erdoğan: Çok açık ve net söylüyorum, biz özellikle Kuzey Kıbrıs ile ilgili attığımız adımlarda aldığımız neticelerle övünüyoruz. İktidar olduğumuzda KKTC'de 4-5 bin dolar olan milli gelir, bugün 12 bin dolara çıktı. Biz, Kuzey Kıbrıs'ta ne kaybettik de şimdi konuşuluyor. Bakınız, şu anda Avrupa'nın değişik yerlerinde, KKTC temsilcilikler açıyor. AB geldi, KKTC'ye temsilciliğini açtı. Bütün bunlar bir gelişim. İstenilen noktaya gelindi mi? Hayır ama mücadele sürüyor, sürecek

ENGELLEMELERE RAĞMEN... "KKTC ile Suriye arasında feribot seferleri de başladı. Bütün engellemelere rağmen bunları yapıldı. Konuyla ilgili olarak Ürdün ile de görüşüldü. Biz, bugüne kadar KKTC ile ilgili olarak kimseye prim vermedik. Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan'a gitti ve resmi kabul gördü. Bütün bunların çalışmasını hükümet, birçok kanaldan attığı adımlarla gerçekleştirdi"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs ile ilgili attıkları adımlarda aldıkları neticelerle övündüklerini söyledi.

TÜRK-İŞ Olağan Genel Kurulu'nda konuşan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununa da değindi.

Erdoğan, "Çok açık ve net söylüyorum, biz özellikle Kuzey Kıbrıs ile ilgili attığımız adımlarda aldığımız neticelerle övünüyoruz. İktidar olduğumuzda KKTC'de 4-5 bin dolar olan milli gelir, bugün 12 bin dolara çıktı" dedi. .

Erdoğan, "Biz, Kuzey Kıbrıs'ta ne kaybettik de şimdi konuşuluyor. Bakınız, şu anda Avrupa'nın değişik yerlerinde, KKTC temsilcilikler açıyor. AB geldi, KKTC'ye temsilciliğini açtı. Bütün bunlar bir gelişim. İstenilen noktaya gelindi mi? Hayır. Ama mücadele sürüyor, sürecek" diye konuştu.

KKTC ile Suriye arasında feribot seferlerinin de başladığını anımsatan Başbakan Erdoğan, bütün engellemelere rağmen bunların yapıldığını, konuyla ilgili olarak Ürdün ile de görüşüldüğünü anlattı.

Bütün bu adımları atarken, "Bir haklılığı oluşturmak gerektiğini" belirten Başbakan Erdoğan, "Biz, bugüne kadar KKTC ile ilgili olarak kimseye prim vermedik" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Pakistan'a gittiğini ve resmi kabul gördüğünü anlatan Başbakan Erdoğan, bütün bunların çalışmasını hükümetin bir çok kanaldan attığı adımlarla gerçekleştirdiğini söyledi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Yani bunlar, sadece hedef saptırmaya yönelik olarak yapılan söylemlerle olmuyor. Bu mücadeledir, devam edecek. Bu mücadeleyi de kararlı şekilde sürdüren bir iktidar var.

Bu arada sözde bir ermeni soykırımı meselesi... Bu da kararlılıkla devam ediyor. Olur, olmaz. Bize düşen, mücadelemizi sonuna kadar vermektir. Biz, bu mücadeleyi de sonuna kadar kararlı şekilde veriyoruz, vermeye devam ediyoruz."

KIBRIS 07/12/07

 

Kıbrıs Türk halkının uğradığı haksızlık sona erdirilsin

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Brüksel'de, Avrupa Parlamentosu'nda düzenlenen konferansta, Kıbrıslı Türklere yardım eli uzatılması ve Kıbrıs Türk halkının uğradığı haksızlığın sona erdirilmesi çağrısı yaptı.

Dışişleri Bakanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, Avrupa İçin Liberal ve Demokratlar İttifakı'nın daveti üzerine Belçika'nın başkenti Brüksel'de bulunan Turgay Avcı, "Avrupalı ve Demokrasinin

Güçlendirilmesi, Ortadoğu ve Çevre Ülkeleri İçin Milliyetçiliğe Bir Alternatif" başlıklı konferansta yaptığı konuşmada, "Bizler burada Ortadoğu'daki durumu konuşurken, Irak, Lübnan ve Filistin'de, bölgenin ve de dünyanın barış ve güvenliğini olumsuz yönde etkileyen olayların devam ediyor oluşu son derece üzücüdür. Bu nedenle sizi ve çabalarınızı alkışlıyorum" dedi. Avcı, konferanstaki görüşlerin, sorunlu olan bölgelere barışı ve demokrasiyi ulaştırmak anlamında önemli katkıları olacağına inandığını kaydetti.

Devam eden silahlı çatışmalar ve terörün, herkesi yakından ilgilendiren sorunlar olduğunu ve sivillerin hayatına mal olan bu tür olayların sonlandırılması için yoğun çabanın şart olduğunu belirten Avcı, "Bu fırsattan istifade ederek, Kıbrıs'ta şu an süren, ancak herkes tarafından devam edemeyeceği teslim edilen durumdan söz etmek istediğini" kaydetti.

"Kıbrıs Türk tarafı olarak bizler, sürekli olarak uluslararası topluma, Kıbrıs Rum tarafını, Kıbrıs sorununun çözümü konusuna yapıcı bir tutum alması için cesaretlendirmesi konusunda çağrı yapıyoruz" diyen Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, özetle şöyle devam etti:

Rum tarafının işbirliğinden uzak tutumu

"Eminim ki sizler, 1963'te başlayan Kıbrıs sorununun çözümünün, bölgedeki diğer sorunların çözümüne örnek teşkil edeceği ve bölgedeki barış ve istikrara katkıda bulunacağı görüşüne katılırsınız. Ancak uluslararası oyuncuların çözüm konusuna yeteri kadar ilgi göstermemeleri, Kıbrıs Rum tarafının işbirliğinden uzak bir tutum almasına neden oldu. Bu da sorunun daha da karmaşıklaşmasına neden oluyor.

Rumların provokasyon faaliyetleri arasında komşu ülkeler ile yaptıkları yasadışı anlaşmalar ve saldırı

senaryoları içeren askeri tatbikatlar bulunmaktadır. Birçok örnekten sadece birkaçı olan bunlar bölgede gerginliğe yol açmaktadır.

Kıbrıs sorunu yaklaşık 40 yıldır BM'nin gündemindedir. Çözüm için görüşmeler 1968'den beridir sürüyor. Ancak bir çözüm hala gerçekleşmedi.1963'te Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yıkmaları sonrasında herhangi bir birleşik yönetim olmamasına karşın, dünya Kıbrıs Rumlarına Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal hükümeti muamelesi yapıyor. Bu da Kıbrıs sorununun çözülmesinin önünde en büyük engeldir."

1974'ten beridir Kıbrıs'ta kan akmıyorsa, bunun, Türkiye'nin zamanlı olarak adaya müdahale edip Kıbrıslı Türkleri toptan yok edilmekten kurtarması ve şu anda güvenliği sağlamasından kaynaklandığını dile getiren Avcı, Kıbrıs Türk tarafının çözüm için yapıcı yaklaşımlarına karşın Rumların tek taraflı olarak Avrupa Birliği'ne

adanın tümü adına üye olmalarının, onlara Kıbrıs sorununu çözmek ve herhangi bir güç paylaşımı anlaşmasına girmek konusunda bir dürtü bırakmadığını vurguladı.

AB'nin yaklaşımı

Avcı, Avrupa Birliği yetkililerinin Kıbrıs Türklerinin seçilmiş temsilcileri ile görüşmek konusunda, ya olumsuz ya da en iyi ihtimalle tereddütlü bir yaklaşım sergilemekte olduklarına dikkat çekti.

"Buna Kıbrıs Türk insanının doğrudan ilgilendiren konular bile dahildir. Mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerine giden süreç, bizim AB ile ilişkilerimizde bize uygulanan haksız muameleye örnektir" diyen Avcı, izolasyonların kaldırılması konusuna da değinerek, şöyle konuştu:

"İzolasyonların kaldırılması gereğini sürekli olarak tekrarlıyoruz. İnancımız odur ki izolasyonların kaldırılması Kıbrıs Rumlarının daha yapıcı bir tutum içerisine girmeleri konusunda ikna edici rol oynayacaktır.

Kıbrıs Türk tarafı izolasyonların kaldırılmasını çözümün yerini tutacak bir durum olarak değil de Kıbrıs'ı çözüme götürecek bir araç olarak görüyor. Uluslararası camiaya ve özellikle de Avrupa Birliği'ne çağrımız, Rumların şantajlarına boyun eğmeyip Kıbrıslı Türklerin üzerindeki ambargoların kaldırılması konusundaki çabalarını yoğunlaştırmalarıdır.

BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, izolasyonların kaldırılmasının tüm Kıbrıslılara faydalı olacağı şeklindeki açık ifadesi, beni cesaretlendiriyor. İnancım odur ki izolasyonların kaldırılması sadece Kıbrıs sorununun çözümüne değil de 40 yılı aşkın bir süredir haksızlığa uğrayan ve 21'inci yüzyılda hala temel insan hakları çiğnenen Kıbrıslı Türkler aleyhine yapılanları da ortadan kaldırmış olur."

Avcı, televizyon programında

Turgay Avcı, uğradığı İstanbul'da, Kanal 24 televizyonunun canlı "Mederatör" programına katılarak soruları yanıtladı.

Son dönemlerde yapılan açılımlardan Rumların son derece rahatsız olduğunu ve uzun bir süre daha Rumları rahatsız etmeyi sürdüreceklerini belirten Avcı, Rumların şımarık tutumundan Avrupa'nın artık rahatsızlık duyduğunu kaydetti.

Avrupa'dan, direkt uçuşların başlamasını, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesini ve KKTC ile ilişkileri geliştirilmesini istediklerini; çözümün ancak bu şekilde kolaylaşacağı ve Rumların masaya yanaşabileceğini ifade eden Avcı, "Bugüne kadar gelinen süreçte, her aşamada Kıbrıs Türk tarafı olarak yapıcı ve sonuç alıcı çözüm çabalarını biz destekledik. Ama gelinen noktada Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu hala sürdürdüğü de açıkça görülmektedir. Dünyanın Rumları Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak görmediği ve adada Kıbrıslı Türklerin de varlığını kabul ettiği an, bu mesele çözülecektir" dedi.

Avcı, Brüksel'de de NTV Brüksel Muhabiri Nevim Sungur'un sorularını yanıtladı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin son yayınladığı raporu değerlendiren Avcı, Ban Ki-Moon'un özellikle izolasyonların kaldırılası konusunda verdiği mesajın, son derece önemli olduğunu; ama uluslararası camiadan, verilen bu mesajın havada kalmamasını beklediklerini belirtti.

Geçmişte de izolasyonların kalkması yönünde mesajlar ve sözler verildiğini anımsatan Bakan Avcı, artık bu mesajın yerine ulaşması gerektiğini ifade etti.

Avrupa Birliği'nin en büyük hatasının Rum Yönetimi'ni 2004'te tek yanlı olarak Birliğe üye yapmak olduğunu belirten Bakan Avcı, Rumların tutumu karşısında bugüne kadar sessiz kalan Avrupa'nın artık yavaş yavaş rahatsızlığını dile getirmeye başladığını kaydetti. Avcı, baskıların artması halinde adadaki çözümün daha da kolaylaşacağını söyledi.

Kilisenin adada çözüm konusunda plan hazırlığı içerisinde olduğu yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Avcı, kilisenin bu yöndeki çalışmalarını talihsizlik olarak değerlendirdi.

Avcı, Güneyde geçmişten bugüne kadar kilisenin ülke siyasetinin hep üstüne çıktığını vurgulayarak, aradan geçen yıllara rağmen kilisenin Kıbrıslı Türklere bakış açısının değişmediğini ifade etti.

KIBRIS 07/12/07

 

33 yıl sonra Yeşil Hat'ta buluştular

ARADA KALAN BÖLÜM GEZİLDİ... Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti temsilcileri ile Lefkoşa'nın iki belediye başkanı, 33 yıl aradan sonra Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin rehberliğinde, kuzey ile güney arasında sınır kapısı açılması düşünülen Lokmacı bölgesinin (Ledra Caddesi) ara bölgede kalan bölümünü gezdi

MAVRU: POLİTİK KARAR ALINMALI... Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Mavru, dünkü ziyaretin Lokmacı Barikatı'nın hızlı bir şekilde açılması ve Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini teyit edildiğini kaydetti. Mavru, Lokmacı Barikatı'nın açılması için "politik kararlar alındığı takdirde çalışmaları bir iki günde yağacağımızı defalarca söyledik" dedi

BULUTOĞLULARI: SİYASİLER İZİN VERSİN AÇALIM... Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları, "Siyasiler konuya müdahale ederek devamlı olarak ortaya bahaneler atıyorlar" diyerek, Lokmacı Barikatı'nın sorumluluğunun kendisine verildiği takdirde yolu geçişlere bugünden itibaren açmaya hazır olduğunu söyledi. Bulutoğluları, bölgedeki binaların iki belediyenin işbirliği içerisinde restorasyonuna başlanacağını da söyledi

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti temsilcileri ile Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları ve Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni Mavru, 33 yıl aradan sonra kuzey ile güney arasında sınır kapısı açılması düşünülen Lokmacı bölgesinin (Ledra Caddesi) ara bölgede kalan bölümünü gezdi.

Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü (UNFICYP) askerlerinin rehberliğinde gerçekleşen geziyi, basın görevlilerinin izlemesine olanak tanınmazken; geziden sonra, iki Belediye Başkanı, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basına bilgi verdi.

Gezi, Slovakya Büyükelçiliği'nin girişimiyle Ledra Palace Otel'de bir araya gelen Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti lider ve temsilcilerinin ortak inisiyatifi ile gerçekleşti.

Mavru

Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru, yaptığı açıklamada, dünkü ziyaretin Lokmacı Barikatı'nın hızlı bir şekilde açılması ve Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini teyit edildiğini kaydetti.

Bölgede asırlık binaların yıkılmakta olduğunu, bununla birlikte tüm "Kıbrıs"ın mimari mirasının yok olduğunu söyleyen Mavru, dünkü ziyaretten çıkacak olan mesajın Lokmacı Barikatı'nın en kısa zamanda açılması ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması olduğunu söyledi.

Bunun nasıl yapılacağı konusunda bir anlaşmazlığın bulunduğuna işaret eden Mavru, yerel yönetimler bazında Lokmacı Barikatı'nın güvenli bir biçimde açılması için gerekli çalışmaların hazırlıklarının yapıldığını söyledi. Mavru, "Politik kararlar alındığı takdirde bu çalışmaları bir iki günde yapacağımızı defalarca söyledik" dedi.

Kapının açılmasındaki anlaşmazlığın çözümüne yönelik bir de öneri sunan Mavru, ara bölgede yapılan ve iki taraftan siyasi parti temsilcilerinin katıldığı toplantıların yapıcı olduğunu, bu toplantılarda başlatılacak bir açık tartışma ortamının, Lokmacı Barikatı ile ilgili sorunun aşılması için bir adım olabileceğini kaydetti.

Bulutoğluları

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal Bulutoğluları ise, konuşmasına, Lefkoşa'nın dünyanın mimarlık alanında en prestijli ödülü olarak bilinen "Ağa Han Mimarlık Ödülü" aldığını anımsatarak başladı ve bölgedeki restorasyon planlarının ödülün alınmasına önemli rol oynadığını kaydetti.

Bulutoğluları, Lokmacı Barikatı'nın açılmasıyla bölgedeki binaların iki belediyenin işbirliği içerisinde restorasyonuna başlanacağını söyledi.

"Siyasiler konuya müdahale ederek devamlı olarak ortaya bahaneler atıyorlar" diyen Bulutoğluları, Lokmacı Barikatı'nın sorumluluğunun kendisine verildiği takdirde yolu geçişlere bugünden itibaren açmaya hazır olduğunu söyledi.

Bölgede 15 dakikalık bir gezi gerçekleştirdiklerine işret eden Bulutoğluları, bölgedeki asker durumu ile ilgili bir soruya karşılık, bölgede asker bulunmadığının ziyarette görüldüğüne ve en yakın askerin diğer geçiş noktalarında olduğu gibi 200-300 metre uzakta olduğuna dikkat çekti.

Fındık

TAK muhabirine izlenimleri hakkında açıklama yapan CTP-BG Dış İlişkiler Sekreteri Ünal Fındık ise, Lokmacı Barikatı'nın açılması ile ilgili olarak, "Bizim tarafta sorun yoktur... Bu konudaki sıkıntı Papadopulos'tan kaynaklanıyor" dedi.

Amacın, kapının bir an önce açılması için ortaya konan çabalara katkıda bulunmak olduğunu ifade eden Fındık, "Umarım Papadopulos bu mesajı alır ve yılbaşından önce bu kapının açılması sağlanmış oldur" diye konuştu.

Gerçekte hiçbir sorun bulunmadığını kapının bir günde açılabileceğini kaydeden Fındık, bölgede asker bulunmadığını da vurguladı.

Kıbrıs Türk tarafının, açılan diğer kapılarda uygulanan yöntemin Lokmacı Barikatı'nda uygulanmasını istediğini anlatan Fındık, ortaya atılan sınır tartışmalarının Kıbrıs sorununun çözümü görüşmelerinde ele alınması gerektiğini söyledi.

Çakıcı

Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise, Lokmacı Barikatı'nın açılmasındaki sıkıntıda, "iki tarafın ateş kes hattı ile ilgili bir inadının" söz konusu olduğunu iddia etti.

İki taraftaki siyasi liderin inisiyatif alıp cesaret gösterip bu sorunu çözmesi gerektiğini kaydeden Çakıcı, "Maalesef karşılıklı irade ortaya konamıyor" dedi.

Çakıcı, ziyaretten anlaşıldığı kadarıyla, anlaşmazlık unsurunun, ara bölgedeki 20 metrelik bir mesafede iki tarafın anlaşmazlığı olduğunu kaydetti.

Gezi öncesi

Slovakya Büyükelçisi Anna Turenicova ise, gezi öncesi yaptığı açıklamada, ara bölgedeki gezi hakkında basına bilgi verdi.

Lokmacı Barikatı'nın açılmasının, iki toplum arasındaki sosyal ve ekonomik ilişkiyi geliştirmek amacı taşıdığını kaydeden Turenicova, aya ilk adım atan astronot Neil Armstrong'un "Bugün kısa bir yürüyüş olabilir ancak gelecekte bir açılım için bir başlangıç olabilir" dediğini anımsattı.

Konunun 14 Kasım tarihli toplantılarında görüşüldüğünü ve Lokmacı Barikatı'nın açılmasının iki toplum arasındaki sosyal ve ekonomik ilişkiyi kalkındıracağının konuşulduğunu anımsatan Turenicova, dün ise toplantının meyvesi olarak gezinin gerçekleştirileceğini söyledi.

Turenicova, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi parti temsilcileri, iki Belediye Başkanı ve UNFICYP yetkililerine işbirlikleri için teşekkür etti.

KIBRIS 07/12/07

 

Rumlarla aramız limoni

Emir ERTORUN- T.A.K

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ODTÜ Denizli Kolejine yaptığı ziyarette, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlarla arasının 2004 referandumuna kadar iyi olduğunu ancak referandumdan sonra bu durumun değiştiğini söyledi ve "Rumlarla aramız limoni" dedi.

Denizli Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (DESİAD) davetlisi olarak Denizli'ye gitmek üzere dün sabah adadan ayrılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat İzmir'e gitti.

Talat'ı İzmir Adnan Menderes Havalimanı VİP Salonu'nda DESİAD Başkanı Gültekin Solgar ile KKTC İzmir Konsolosluğu ve İzmir Valiliği yetkilileri karşıladı.

VİP Salonu'nda dinlenmek üzere kısa süreliğine oturan Talat'ı, aynı saatlerde salonda bulunan Türkiye Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ziyaret etti. Gönül ile ayaküstü sohbet ettikten sonra İzmir'den ayrılan Talat, dün Denizli'de bir dizi ziyaretlerde bulundu ve Denizlili sanayicilerle işadamlarına "Kıbrıs Gündemi" başlıklı bir konferans verdi.

Talat, Denizli Valiliği, Denizli Belediyesi ve Pamukkale Üniversitesi'ni de ziyaret etti.

Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile Cumhurbaşkanlığı yetkililerinin eşlik ettiği Talat, ilk ziyaretini Denizli Valiliği'ne gerçekleştirdi ve Denizli Valisi Hasan Canpolat ile görüştü.

Görüşmede, Denizli Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Cemal Temizöz, Denizli Emniyet Müdürü Muzaffer Erkan ve Valilik yetkilileri de hazır bulundu.

Belediye

Valiliğin ardından Denizli Belediyesi'ni ziyaret eden Cumhurbaşkanı Talat, Belediye önünde resmi törenle karşılandı, askerleri selamlayan Talat, burada Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi ile bir araya geldi.

Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi, Cumhurbaşkanı Talat'a, KKTC'nin Denizli için ayrı bir anlamı olduğunu belirterek, Denizli'de Kıbrıs Şehitleri Caddesi olduğunu anımsattı. Denizli'nin her zaman Kıbrıslı Türklerin yanında olduğunu da vurgulayan Zeybekçi, Talat'a, Belediye ve Denizli hakkında bilgi verdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Denizli halkının kendisini çok misafirperver bir şekilde karşıladığını ifade ederek, bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

"Rumlar Avrupa Konseyi'ndeki yeri boşaltmalı"

Talat, Kıbrıs Türk belediyelerinin uluslararası izolasyonlar altında dünyadan soyutlanmış bir durumda olduğunu ifade ederek, Avrupa Konseyi yerel ve bölgesel temsiliyetler bölümündeki hakkının Kıbrıslı Rum belediyeler tarafından gasp edildiğini söyledi. Avrupa Konseyi'nde "Kıbrıs"ın 3 belediyeyle temsil edildiğine ve bu 3 temsiliyeti de Rum belediyelerinin kullandığına işaret eden Talat, Avrupa Konseyi'nin Rum belediyelerine 3 koltuktan birini boşaltın çağrısında bulunduğunu, ancak Rumların henüz buna uymadığını söyledi.

Talat, Rumların "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni gasp ettiği gibi Kıbrıslı Türk belediyelerin Avrupa Konseyi'ndeki yerini de gasp etmesini eleştirerek, en kısa zamanda bu yeri boşaltmaları temennisinde bulundu.

Türkiye'nin her zaman olduğu gibi bu alanda da Kıbrıslı Türklerin yanında olduğunu ve Kıbrıslı Türklere destek verdiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, en kısa zamanda bu yönde sonuç alınacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, belediyelerin halk için önemine de dikkat çekerek, halkına hizmet veren tüm belediyelere teşekkür etti.

Konuşmaların ardından Denizli Belediye Başkanı Zeybekçi, Cumhurbaşkanı Talat'a Denizli'ye özgü hediyeler sundu.

Talat, Denizli Belediyesi Özel Defteri'ni de imzaladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Belediyenin ardından Pamukkale Üniversitesi'ni ziyaret etti. Üniversite girişinde kendisini karşılayan Üniversite Rektörü Prof. Dr. Fazıl Necdet Ardıç'tan üniversite hakkında bilgiler aldı.

Talat, ziyaretlerinin ardından Denizli Valiliği'nin, onuruna verdiği öğle yemeğine katıldı.

Talat ODTÜ Denizli Koleji'ni ziyaret etti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Denizli ziyareti çerçevesinde ODTÜ Geliştirme Vakfı Denizcilik Koleji okulunu ziyaret etti.

Talat'ın okulu ziyareti dolayısıyla bir tören gerçekleştirildi. Okul Konferans Salonu'nda yer alan tören, Kıbrıs'ın tarihçesi ve Talat'ın özgeçmişinin okunmasıyla başladı.

Tören Talat'ın öğrencilere hitabının ardından sona erdi.

Bu arada toplantı salonu Talat'ın okula yaptığı ziyaret dolayısıyla KKTC bayraklarıyla süslendi.

"İzolasyonların kaldırılması için çalışıyoruz"

Talat öğrencilere yaptığı hitapta, Kıbrıs'ın tarihçesini KKTC'nin kuruluş aşamasını ve Kıbrıs sorununda son gelinen noktayı anlattı.

Bir ODTÜ mezunu olarak bu kolejde çocuklarla bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Talat, ODTÜ'den mezun olduktan sonraki hayatını anlattı.

Konuşmasında, eğitim, politika ve tam gün eğitim gibi konulara değinen Talat, okulların çocuklar için birer eğitim yuvası olduğunu, bu yüzden çocukların okullarına ve derslerine gereken önemi vermelerini ve bol bol kitap okumalarını istedi.

Çocukların bu okulda okumakla şanslı olduğunu ve çağdaş eğitime uygun bir eğitim aldıklarına da ifade eden Talat, bu okulda uygulanan tam gün eğitimin ise çocukların eğitimi ve gelişimine çok büyük bir fayda sağladığını söyledi.

KKTC'de özel okullarda tam gün eğitimin verildiğini, devlette ise tam gün eğitimin henüz tam olarak yaygınlaştırılamadığını ifade eden Talat, bir okulda örnek olarak tam gün eğitim başlattıklarını ve diğer okullara da yayılacağını kaydetti.

Kıbrıslı Türklerin mücadele yıllarından da çocuklara bilgiler veren Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin geçmişte çok sıkıntı çektiğini, uluslar arası toplum tarafından bu mücadele yıllarında anlaşılamadığına söyleyen Talat, ancak Kıbrıs'ta yapılan Annan Planı'ndan sonra bunun değiştiğini kaydetti.

Talat KKTC'ye uygulanan izolasyon ve ambargoların kaldırılması amacıyla büyük bir çaba verdiklerini ve çalıştıklarını ifade etti ve bu konuda Türkiye'nin de desteklerinin yanlarında olduğunu kaydetti.

Mehmet Ali Talat, 1974 yılında yapılan Kıbrıs Barış Harekatı'ndan ötürü Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'nin diğer ülkeler tarafından hep suçlandığını hatırlatarak, şunları kaydetti:

''Bu 2004'e kadar devam etti. 2004 yılında Birleşmiş Milletlerin (BM) Annan Planı'nı, Kıbrıslı Türkler destekleyince, sandığa gidip oy kullanınca artık dünyanın ezberi bozuldu. Kıbrıslı Türkler artık suçlanamamaya başladı. Kıbrıslı Türkler kabahatli bulunmamaya başladı. Yaklaşım daha farklı olmaya başladı".

Talat, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması konusunda gereken çalışmaları yaptıklarını ifade ederek, ''Elimizden gelen bütün gayretle, izolasyonlardan kurtulmaya çalışıyoruz. Sanıyorum bunu da ciddi ölçüde ilerletiyoruz. BM, bu olaya çok daha olumlu bakmaya başladı. Birkaç gün önce Genel Sekreter hazırladığı raporla 'İzolasyonlar kalkmalıdır' dedi. O yüzden Türkiye ile birlikte bu mücadeleyi yürütüyoruz'' diye konuştu.

Talat konuşmasının ardından çocukların kendisine ve Kıbrıs'a yönelik sorularını da yanıtladı. Talat çocuklardan birinin 'Rumlarla ilişkiniz nasıl?' sorusuna "Limoni" diye cevap vererek, bazen iyi bazen kötü olduğunu söyledi.

Talat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı Rumlarla arasının 2004 referandumuna kadar iyi olduğunu ancak referandumdan sonra bu durumun değiştiğini belirtti.

Uşak ziyareti

Cumhurbaşkanı Talat, Denizli ziyaretinin ardından bugün Türk Genç İşadamları Konfederasyonu'nun (TUGİK) davetlisi olarak Uşak'a gidecek.

Talat, burada da "Kıbrıs Gündemi" konulu konferans verecek ve aynı akşam adaya dönecek. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a Denizli ve Uşak ziyaretlerinde Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve Cumhurbaşkanlığı yetkilileri eşlik ediyor.

KIBRIS 07/12/07

 

Talat: Ban'ın raporunun izolasyonlarla ilgili bölümü olumlu

TALAT'TAN AKEL'E YANIT... Cumhurbaşkanı Talat, AKEL Basın Sözcüsü Kiprianu'nun CTP ile anlaşmaya ilişkin açıklamasının seçimlere yönelik manevra olduğunu da vurguladı ve böyle bir anlaşmanın söz konusu olmadığını söyledi. Talat: "Güney Kıbrıs'ta seçim var. Bu seçimde avantaj sağlamak için her türlü politik manevra yapılacak. Onun (Kiprianu'nun) açıkladığı çerçevede bir anlaşma söz konusu değil."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs'la ilgili son raporunda izolasyonlara yaptığı güçlü vurgunun önemine dikkat çekti.

Denizli'de temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması için Türk dünyasının desteğine ihtiyaç duyduklarını, ancak bekledikleri ölçüde destek alamadıklarını söyledi.

Talat, AKEL Basın Sözcüsü Kiprianu'nun CTP ile anlaşmaya ilişkin önceki günkü açıklamasının seçimlere yönelik manevra olduğunu da vurguladı ve böyle bir anlaşmanın söz konusu olmadığını söyledi.

İzolasyonlara vurgu önemli...

Denizli Valiliği'nde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un son Kıbrıs raporuna ilişkin soru üzerine, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda izolasyonları tespit ettiğini ve kaldırılmasını istediğini hatırlattı.

Ban Ki-Moon'un raporunda izolasyonları daha geniş anlamda tarif ettiğine dikkat çeken Talat, "Genel Sekreter izolasyonların kalkmasının ne anlama geldiğini ve ne işe yarayacağını söyledi. Bu bizim uzun zamandır ifade ettiğimiz tanımla uyuşuyor. Raporun bütününün Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini yansıttığı iddiasında bulunmak yanlış olur ama en azından bu bölümü bizim açımızdan olumlu olmuştur" dedi.

İzolasyonların devam etmesi durumunda KKTC'nin tanınmasına yönelik ne gibi çalışmalar yapılacağına yönelik soru üzerine de Talat, birinci hedeflerinin izolasyonların kaldırılması değil Kıbrıs sorununun çözümü olduğunu kaydetti.

AKEL'in açıklaması manevra

Başka bir soru üzerine, AKEL Basın Sözcüsü Kiprianu'nun "CTP ile anlaşma yapıldığına" ilişkin iddialarını da yanıtlayan Talat, özetle şunları söyledi:

"Birçok anlaşma yapıldı. Benim parti başkanlığım döneminde de ortak deklarasyonlar yapıldı değişik partilerle. Bunların arasında AKEL de var. Ama bunlar bir araya geldiğimizde üzerinde anlaştığımız noktaları bir deklarasyon haline dönüştürmekten ibaretti. AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun yaptığı açıklamada söylediği hususlar, bizim anlaşmamızın unsurları değil. Bunlar da açıklandı, basında da yayınlandı, gizli şeyler değil. Orada üzerinde anlaştığımız konular, çözümle ilgili hususlardı. Ancak Güney Kıbrıs'ta seçim var. Bu seçimde avantaj sağlamak için her türlü politik manevra yapılacak. Onun açıkladığı çerçevede bir anlaşma söz konusu değil."

Kahve zinciri şubesi önemli... Daha güçlü destek

KKTC'de Gloria Jean's Coffes zincirinin bir şubesinin açılmasıyla ilgili görüşleri de sorulan Talat, açılışın KKTC'de ilk resmi uluslararası zincir açılışı olduğunu, izolasyonların kırılması yönünde önemli bir adım atıldığını ifade etti.

Azerbaycan'da düzenlenen Türk Devlet ve Toplulukları 11'inci Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı çalışmalarında, KKTC'nin izolasyondan çıkarılması için tüm Türk devletlerinin güçlerinin birleştirilmesine yönelik adım atılmasına ilişkin maddeler yer aldığının hatırlatılması üzerine Talat, şöyle konuştu:

"Türk dünyasının desteğine ihtiyacımız var, çünkü her şeyden önce aynı soydan geliyoruz. Bunu istemek doğal hakkımız. Türk dünyasının henüz beklediğimiz ölçüde desteğini almış değiliz. Türkiye Cumhuriyeti tabii ki herhangi bir karşılık beklemeden, koşul öne sürmeden bizi destekleyen bir ülke. Bunun dışında Azerbaycan'dan, Kırgızistan'dan belli ölçüde destekler alıyoruz. Türk dünyası dışında Pakistan'dan destek alıyoruz. Bunun dışında münferit olaylarda bizden yana tavır ortaya çıkabiliyor. Ama daha güçlü destek istiyoruz. Sadece Türk dünyasına değil tüm dünyaya çağrı yapıyoruz."

Talat, Denizli İhracatçılar

Birliği'ni ziyaret etti

Temaslarda bulunmak ve konferans vermek amacıyla Denizli'ye giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Denizli Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçılar Birliği'ni ziyaret etti.

Talat, Denizli Organize Sanayi Bölgesi'nde de incelemelerde bulundu.

Denizli İhracatçılar Birliği ziyareti sırasında Birlik Başkanı Raşit Güntaş ve Birlik Yönetim Kurulu üyeleriyle bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat, burada yaptığı konuşmada, ihracatın bir ülkenin ekonomisi için büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, ekonominin sağlıklı olması için sanayinin çok büyük yer tuttuğunu söyledi.

Sanayinin zor koşullar altınca yapıldığına işaret eden Talat, Kıbrıslı Türklerin de geçmişte Türk Lirası'nın değer kaybetmesinden dolayı ticaret konusunda sıkıntılar yaşadığını dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, YTL'nin değer kazanmasının ise Güney ile Kuzey arasındaki rekabeti etkilediğini aktardı.

Denizli'nin bir sanayi kenti olarak Türkiye ekonomisine yaptığı katkılara da değinen Cumhurbaşkanı Talat, Denizlili sanayicilere ve ihracatçılarına çalışmalarında başarılar diledi.

Talat, Denizlili sanayicilerin, Kıbrıslı Türk sanayicilerle işbirliği yapmaları için de temennilerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat konuşmasının ardından, birlik özel defterini de imzaladı. Birlik Başkanı Güntaş da Talat'a Denizli'ye has hediyeler takdim etti.

Ziyaretin ardından Cumhurbaşkanı Talat, organize sanayi bölgesinde incelemelerde bulundu.

İlk olarak Denizli Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü'nü ziyaret eden Talat'a burada Denizli'nin tanıtım filmi gösterildi.

Talat, Müdürlüğü ziyaretinden sonra cam ve iplik fabrikalarında incelemelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a ziyareti ve incelemeleri sırasında, Denizli Valisi Dr. Hasan Canpolat, Denizli Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Cemal Temizöz, Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekci, Denizli Emniyet Müdürü Muzaffer Erkan ve Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile cumhurbaşkanı yetkilileri eşlik etti.

KIBRIS 07/12/07

 

İsveç'in Güney Kıbrıs Büyükelçiliği: Papadopulos'un İsveç'in dış politikası hakkında yaptığı yorumlar doğru değil

Cyprus Mail, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un; İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeld'le telefonda yaptığı görüşmede, Reinfield'in kendisine, "İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in Kıbrıs sorunu konusunda İsveç'in duruşuna aykırı hareket ettiğini" söylediğini iddia etmekle diplomatik arenada şimşekleri üzerine çektiğini yazdı.

"Papadopulos'un açıklamaları talihsiz"

Habere göre Stockholm perde gerisinde İsveç'in Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret konusundaki politikasının istikrarlı olduğu ve bunun Dışişleri Bakanlığı tarafından açıkça ifade edildiği konusunda Güney Kıbrıs'ı bilgilendirdi.

Haberde, Stockholm'un; Papadopulos'un açıklamalarını "talihsiz" olarak nitelendirdiği de vurgulandı.

Cyprus Mail'e açıklama yapan İsveç'in Güney Kıbrıs Büyükelçisi Ingemar Lindahl, Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin, Stockholm'e 18 Aralık'ta yapacağı gezinin iptal edildiğini bildirdi.

Lindahl, "İsveç'in, hükümet tarafından kararlaştırılan ve Dışişleri tarafından uygulanan bir dış politikası var. Aksi bir yorum asılsızdır" dedi.

"Yok edilemeyecek bir gerçek"

Cyprus Mail'in haberinde, İsveç hükümetinin, "diğer AB'ye üye ülkeler gibi", AB'nin Kuzey Kıbrıs'la doğrudan ticaret yapılmasını öngören tüzüğü "yok edilemeyecek bir gerçek ve Türkiye'nin üyelik sürecinde de hayati bir pazarlık" konusu olarak gördüğü belirtildi.

Papadopulos daha önce yaptığı açıklamada, İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeld'in kendisine, İsveç hükümetinin değil, Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in Kuzey Kıbrıs'la direkt ticaret istediğini söylediğini iddia etmişti.

Papadopulos ayrıca, eski Başbakan Bildt'in doğrudan ticaretin Kıbrıslı Türklere ekonomik olarak katkı yapacağını ve böylece adanın birleşmesine yardım edeceğini söylediğinin de bilinen bir gerçek olduğunu kaydetmişti.

KIBRIS 07/12/07

 

İzolasyonlara karşı ortak çalışma yapacağız

Özgül Gürkut MUTLUYAKALI-T.A.K

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Almanya'nın Hamburg Eyalet Hükümeti Ekonomi Bakanı Günter Bonz'la, Hamburg'daki yatırımcılarla KKTC'ye ne tür işbirliklerine gidilebileceği konusunda son derece yararlı bir görüşme yaptıklarını ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan ekonomik izolasyonlara karşı ortak çalışmaya girişilmesinde mutabakata vardıklarını söyledi.

Usar önceki gün öğleden sonra gittiği Almanya'nın Hamburg şehrinde temaslarını sürdürüyor. CTP Lefkoşa Milletvekili Mustafa Yektaoğlu, Alman Sosyal Demokrat Parti AP eski milletvekili Ozan Ceyhun, KIBTEK Santralar Sorumlusu Başmühendis Mehmet Salih Gürkan ve Limanlar Dairesi'nden Niyazi Öykener'in eşlik ettiği Bakan Usar, dün SAG firması yetkililerinin verdiği brifingin ardından eyaletin Ekonomi Bakanı Bonz'la Hamburg Eyalet Parlamentosu'nda bir araya geldi.

Bir saatlik görüşmenin başında basına poz veren Usar ve Bonz, daha sonra açıklama yaptı. Bakan Usar, Bonz'a Kıbrıs şarabı armağan etti. Görüşmenin ardından Bonz, KKTC heyetine tarihi parlamento binasını gezdirdi ve bilgi verdi.

Bonz-Usar görüşmesi, Hamburg Eyalet Parlamentosu'nun haftalık gündem takvimine de girerek basına dağıtıldı.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, görüşmede Bonz'a Kıbrıs'taki genel durumla ilgili bilgiler verdiklerini ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan ekonomik izolasyonların nasıl aşılabileceği konusunda ortak çalışma içine girilmesinde mutabakat sağladıklarını açıkladı.

İşbirliği iradesi

Hamburglu yatırımcıların KKTC'de teknik incelemeler yapacağını belirten Usar, "Bu incelemeler sonrasında ortak yatırımların hayata geçmesi noktasında gerçek anlamda işbirliği iradesi ortaya konulmuştur" diye konuştu.

Usar, görüşmelerinin gelecekte de süreceğini belirterek, Hamburglu yatırımcılarla KKTC'de elektrik ve su başta olmak üzere çeşitli konularda ortak çalışmalara girişecekleri inancını dile getirdi.

Görüşmelerini "iyi bir başlangıç" diye niteleyen Usar, Hamburg Eyalet Hükümeti Ekonomi Bakanı Günter Bonz'u KKTC'ye davet ettiğini ve kendisini ağırlamaktan mutluluk duyacaklarını ifade etti.

Bakan Usar bir soru üzerine, Rum Yönetimi'nin KKTC'nin her alanda yaptığı girişimleri engellediğini, akademik bilimsel toplantılara katılacak yabancılara bile engeller çıkardıklarını kaydederek, "Ancak bu tür engellemeler artık dünya tarafından ciddiye alınmıyor" diye konuştu.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Kıbrıs'la ilgili son raporuna işaret eden Salih Usar, izolasyonların kalkmasının adanın yeniden birleşmesine katkı yapacağının altını çizen Ban'ın mesajının Kıbrıs Türk halkına uygulanan kısıtlamaların kaldırılmasında tüm dünyayı yüreklendirecek bir girişim olduğunu söyledi. Usar, Kıbrıs Türk halkının bunu büyük sevinçle karşıladığını belirtti.

Bonz: Uluslararası mali kaynakları transfer olanakları

Hamburg Eyalet Hükümeti Ekonomi Bakanı Günter Bonz da basına açıklamasında, çok başarılı ve iyi bir görüşme yaptıklarını, özellikle Hamburg'daki SAG firmasının Kuzey Kıbrıs'ta altyapı yatırımlarına ilgi duymasından sonra bu görüşmenin gündeme geldiğini ve hükümet olarak devreye girdiklerini söyledi.

Bonz, Bakan Usar ve heyetiyle görüşmelerinde uluslararası mali kaynak transferi olanaklarını da ele aldıklarını belirterek, Hamburglu bir firmanın Kuzey Kıbrıs'ta faaliyette olmasının getireceği konu olarak AB nezdinde var olan kaynakları değerlendirme konusunu da konuştuklarını bildirdi.

Bonz, bir soru üzerine görüşmelerini, politik değil ekonomik çerçevede tanımladığını ifade etti.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Usar ve heyet öğleden sonra Tiefstack Santralı'nda incelemelerde bulundu.

Usar ve heyeti temaslarını yarın tamamlayarak gece yarısından sonra yurda dönecek.

KIBRIS 07/12/07

 

AKEL dahil Rum siyasiler kendi insanına doğruyu söylemiyor

TAK'A TEPKİ... Soyer: En üzücü nokta da Başbakanlığa bağlı TAK ajansının bu haberi veriş şeklidir. Biz, bizden farklı siyasi görüşü olan tüm insanlarla beraber çalıştık, çalışmaya da devam ettik. Bizden farklıdır diye kimseyi hor görmedik. Yine bu görüşümüze devam edeceğiz. Ama Kıbrıs Rum tarafından yapılan bir açıklamayı 'AKEL genel sekreteri gizli açıklamayı açıkladı' diye yayınlamak, hangi etik değere sığar soruyorum" dedi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AKEL dahil Rum tarafındaki siyasilerin kendi insanlarına doğruyu söyleyemediğine işaret ederek, "Onlar kendi insanlarına 'bütün insanlar kendi evlerine dönecek' yalanını söylüyor. Bu noktada güneyde seçim var diye bu demagojiye sarılmanın ne manası, ne mantığı, ne de vicdanı yoktur" dedi.

Başbakan Soyer, dün bir kabulü sırasında sorulan soru üzerine, AKEL ile CTP arasında yapıldığı iddia edilen anlaşmayla ilgili haberlerin gerçekleri yansıtmadığını vurguladı.

Soyer, devletin en gizli bilgilerine sahip olan bir Başbakan ve pek çok arkadaşı Bakanlar Kurulu'nda görev alan siyasi hareketin temsilcisi olarak, üstelik de eski genel başkanlarının Cumhurbaşkanı olduğu bir noktada, yeniden "vatan haini" nitelemesiyle karşı karşıya kaldığını ve bunun bir çelişki olduğunu söyledi.

Soyer, Kıbrıs Türkünü, halk, sivil toplum örgütleri ve kendilerinden farklı düşünen insanlarla da diyalog içerisinde bir noktaya getirmeye çalışan bir idarenin Başbakanı olarak bu tip olaylardan usandıklarını ve halkın bu haberlere itibar etmeyeceğinin bilincinde olduklarını belirtti.

Güney Kıbrıs'ta başkanlık seçiminin yakın olması nedeniyle AKEL'in kendi konumunu geliştirebilmek için böyle iddialarda bulunduğunu ifade eden Soyer, "Başkasının çiğnediği sakızı çiğnemeye meraklı olanlar, hemen bu sakızın toza toprağa bulanmış olduğuna bakmadan ağızlarına atıp çiğnemeye başladılar. Ama bu sakız kumludur dişleri kırılacak fazla çiğnemesinler" dedi.

"Sadece CTP'nin değil halkın da tavrı net"

"Kurulduğu yıllardan beri CTP'nin ve bağlı olduğu siyasi hareketin Kıbrıs'ta karşılıklı kabul edilebilir bir çözümün temeli olarak 1977-1979 doruk anlaşmalarına bağlı, iki bölgeli, Kıbrıs Türk Kurucu Devletinin diğer devletle eşit olduğu, ortaklık idaresinde de siyasal eşitliğe sahip federal ilkelerde bir çözümü savunmaktadır" diyen Soyer, kendilerinin bu çözüm şeklini yurt içinde ve dışında, parmaklarının arkasına saklanmadan herkesle konuşup tartışarak şekillendirdiklerini ifade etti.

Bahsedilen konularla ilgili sadece CTP'nin değil Kıbrıs Türk halkının da duruşunun net olduğunu ifade eden Soyer, 24 Nisan referandumunda bu çözümün diğer unsurunun garantörlük olacağının ve çözümde TC'nin garantörlüğü devam ederken, sonrasında adada kalacak TSK mensupları dahil, her şeyin halkın iradesiyle tecelli ettiğini vurguladı.

Annan Planı'yla 45 bin

kişinin kalacağını benimsettik

Soyer, 1974'den sonra adaya gelerek yerleşen ve Kıbrıs Türk halkıyla aynı kaderi paylaşan insanların da Annan Planı konusunda yapılan tartışmalara katıldığını ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası camiaya bu 45 bin kişinin kalacağı gerçeğini benimsettiğini ifade etti.

Annan Planı döneminde AKEL Genel Sekreteri Hristofyas'ın da Kanal T'de bir programa katılarak kendi görüşü olarak "yerleşik" olarak tabir ettiği 45 bin kişinin adada kalmasını kabul eden açıklamalar yaptığını hatırlatan Soyer, "Bu noktada Güney'de seçim var diye bu demagojiye sarılmanın ne manası, ne mantığı, ne de vicdanı yoktur. Ama en büyük vicdansızlık benimle aynı dili konuşan, aynı toprakları paylaşan insanların, bizden farklı siyasal görüşlere sahiptir diye bu çiğnenip tükürülerek yere atılmış sakızı tiksinmeden yeniden çiğnemesidir" diye konuştu.

Bu olayların kendi insanları adına kendisini çok üzdüğünü dile getiren Soyer, Kıbrıs Türkünün, onların "yerleşik" olarak tabir ettiği insanlar da dahil bir bütün olduğunu ve çözümün asıl ve esas unsuru olacağını vurguladı.

"Kendi insanlarına doğruyu söylemiyorlar"

Soyer, Kıbrıs Türk halkının toprak konusunun yüzde 29.9 esasıyla şekilleneceğini ve kendi yerinden ayrılmayı da göze alarak Annan Planı'na evet diyerek bunu dünyaya ilan ettiğini belirtti.

AKEL dahil Rum tarafındaki siyasilerin kendi insanlarına doğruyu söyleyemediğine işaret eden Soyer, "Onlar kendi insanlarına bütün insanlar kendi evlerine dönecek yalanını söylüyor. Bu imkânsızdır. Dönüş ancak kısmi olacaktır ve Kuzey'de nüfus ve mülkiyet çoğunluğu Kıbrıs Türküne sahip olacaktır" dedi.

Kendilerinin tüm tartışmalara rağmen belli bir miktar taviz vereceklerini halka söylediklerini ve insanların da bunu benimseyerek onayladıklarını yineleyen Soyer, "akan suda iki kez yıkanılamayacağını" ve bu nedenlerle de açıklamaların gerçek dışı olduğunu belirtti.

En üzücü nokta TAK'ın haberi veriş tarzı

Soyer, en üzücü noktanın da Başbakanlığa bağlı TAK ajansının bu haberi veriş şekli olduğunu söyleyerek, "Biz, bizden farklı siyasi görüşü olan tüm insanlarla beraber çalıştık, çalışmaya da devam ettik. Bizden farklıdır diye kimseyi hor görmedik. Yine bu görüşümüze devam edeceğiz. Ama Kıbrıs Rum tarafından yapılan bir açıklamayı 'AKEL genel sekreteri gizli açıklamayı açıkladı' diye yayınlamak, hangi etik değere sığar soruyorum" dedi

TAK ajansının Başbakan olarak kendisinin yaptığı bütün açıklamaları dahi "Başbakan Ferdi Sabit Soyer iddia etti' diye verirken bu haberi "açıklandı" diye kesin bir vurguyla yaptığını söyleyen Soyer, "Açıklandıysa bunun muhatabı hemen seninle bir telefon ötede olan bu ülkenin başbakanına bunu sormak ve bunu dengeli bir şekilde yayınlamak bir görev değil miydi. Etik bir görev. Ama siyasi hırs bazen insanları kör edebiliyor" diye konuştu.

Soyer, "odunun cinsinin dumanın kokusundan belli olduğunu" her zaman söylediğini belirterek, "Bu haberin kokusu da burada yanan odunun cinsini belli ediyor... Çürük bir odundur bu" dedi.

KIBRIS 07/12/07

 

Half of travellers on ferry to north from Syria are missing

AROUND half of the passengers who travelled to the occupied north on a controversial ferry line from Syria are missing, believed to have stayed in Cyprus illegally, Turkish Cypriot media reported yesterday.

From the 697 people who travelled from Latakia to occupied Cyprus, 341 are missing, daily newspaper Bakis said, citing exclusive information from officials.

Only a small number of those have been caught trying to cross to the government-controlled areas, Bakis said.

The rest probably found their way south through illegal channels, the daily added.

Last month, Cyprus protested to Syria over illegal immigrants using the Turkish Cypriot ferry service from Latakia to occupied Famagusta.

Before that, police arrested 10 illegal immigrants, nine Iraqi Palestinians and one Jordanian in Larnaca.

The men had come on the ferry service several days earlier, police said.

The government has been trying for around two months to persuade Syria to put a stop to the service and said recently the assurances they had been given from Damascus that the ferry would be stopped.

Meanwhile Georgia struck off its ship registry the two ships carrying out the service because of the “violation of international treaties and contracts”, the Cypriot foreign ministry said yesterday.

The ferry service began in October but has not been doing well and recently cut back to one trip a week from two due to average passenger numbers of around 20 people per trip even though the vessel has the capacity for 297.

 Cyprus Mail 07/12/2007

 

Leaders from both sides tour buffer zone

LEADERS AND representatives of Greek and Turkish Cypriot political parties yesterday toured the UN-controlled buffer zone.

The tour was organised by the Slovak embassy in cooperation with the United Nations in Cyprus. Slovak Ambassador Anna Turenicova described the event as “a special day” for the island’s political status.

Turenicova referred to the delegation’s previous meeting on November 14, when the issue of opening the Ledra Street checkpoint was raised. The move would open one of the capital’s main commercial streets and help boost economic and social relations.

“At that meeting, we elaborated on the idea of organising a tour of the buffer zone for all the leaders and representatives of the political parties.

“Today is the day. I am very happy and thankful to all leaders for a very constructive discussion which was very emotional as well,” Turenicova said.

She expressed her gratitude to UNFICYP for its readiness to help organise the tour, as well as Nicosia Mayor Eleni Mavrou and North Nicosia Mayor Cemal Bulutoglulari, who were also present at yesterday’s meeting.

“Today it might be only a short walk, but it might give impetus for future development”, Turenicova pointed out.
Efforts to create a crossing at the end of Ledra Street have so far failed.

Cyprus Mail 07/12/2007

 

Papadopus: Veto kullanmak doğru değil

Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, hiçbir ülkenin Türkiye’nin, Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin kesilmesine neden olmak istemeyeceğini, kendilerinin bu süreci veto etmeleri halinde yalnız kalacaklarını söyledi.

NTV

Güncelleme: 18:24 TSİ 09 Aralık 2007 Pazar

 

LEFKOŞA - Kıbrıslı Türklerin izole olduklarını kabul etmeyen Papadopulos, Kıbrıs sorunun çözümü için son fırsatlarla karşı karşıya olmadıklarını da söyledi.

Rum “Simerini” gazetesine bir demeç veren Papadopulos, AB’de bazı kesimlerin Türkiye’nin katılımını istemiyor olabileceklerini, “Ancak hiçbir ülkenin öne çıkarak Türkiye’nin üyelik sürecini bloke etmeyi üstlenmeyeceğini” söyledi.

Rum Yönetimi olarak Türkiye’nin Avrupa perspektifini kesintiye uğratmaları halinde, ellerinde Türkiye’ye karşı baskı unsuru kalmayacağını belirten Papadopulos, “Sayısal açıdan küçük iki parti dışında, ulusal konseyin hiçbir üyesi, bunun altını çiziyorum, hiçbir üyesi, veto kullanılması gerektiğini asla tavsiye etmedi. Veto kullanılmasının doğru bir politika olacağına da inanmıyorum. Çünkü, böyle bir şey, bütün planlarımızı havaya uçurur” dedi.

Karagöz AB’ye tescil ettiriliyor

Uluslararası Kukla ve Gölge Oyunu Birliği Türkiye Milli Merkezi, Türk gölge oyunu klasiklerinden Karagöz’ü Avrupa Birliği’ne tescil ettirmek için harekete geçti.

NTV

Güncelleme: 12:55 TSİ 09 Aralık 2007 Pazar

 

ANKARA - Merkez Başkanı Mevlüt Özhan, uzmanlara ve hukukçulara bu konuda inceleme yaptırdıklarını, gelecek rapor doğrultusunda tescil için başvuracaklarını söyledi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir Yunan gazetecinin başvurusuyla ilgili kararında, Karagöz’ün Türk kültüründen alınan bir gölge oyunu olduğunu belirtmesinin tescil anlamı taşıdığına dikkat çeken Özhan, bunun Türkiye’ye avantaj sağladığını vurguladı.

Yunanistan’da ülkenin hemen her yerinde Karagözis adı altında gölge oyunu gösterimi yapıldığını da söyleyen Mevlüt Özhan, Türklerin de kendi kültürüne sahip çıkması gerektiğini belirtti.

9 Aralık 2007

Soner YALÇIN

 sonery@hurriyet.com.tr

Bakire Kraliçe’nin ’bekáretini’ Osmanlı Padişahı korudu!


Vizyondaki "Altın Çağ" filmindeki "Bakire Kraliçe" I. Elizabeth sadece bizde değil, İngiltere’de de gündemde.

Bunun başlıca nedeni, İngiltere’de dinin ve milliyetçiliğin yükselişe geçmesi. Bu çevreler "kutsallık" mertebesine çıkardıkları "Bakire Kraliçe"yi özlemle anıyor. Ve dolayısıyla bu durum "Bakire Kraliçe" dönemine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bizim açımızdan ilginç olan ise, bu tartışmaların merkezinde biz Türklerin olmasıÉ

"Bakire Kraliçe"yle ilgili tartışmalara geçmeden önce yazımıza bir tespitle başlayayım:

Deniyor ki, "Altın Çağ" filminde I. Elizabeth "Türk Sultanı’yla mı evleneyim" sözünü müstehzi bir ifadeyle söyledi!

Sanıyorum kendisiyle alay ediyordu! Ya da filmi çekenlerle!

"Bakire Kraliçe" (1533-1603) 16. yüzyılda yaşadı.

Bu yüzyılda Osmanlı Devleti bir dünya imparatoruydu; Mısır, Tunus, Libya, Cezayir, Yemen, Hicaz, Suriye, Kıbrıs, Azerbaycan, Gürcistan, Kırım, Romanya, Macaristan, Bulgaristan, Yunanistan vs Osmanlı’nın hákimiyet alınıydı. Osmanlı kara ordusu Viyana kapılarında, donanması Fransa Nice kıyılarındaydı. Karadeniz ve Kızıldeniz tamamen Türk iç denizi, Akdeniz ise "Türk Gölü"ne dönüşmek üzereydi.

Böyle bir imparatorluk karşısında, sosyal ve politik meselelerle uğraşan; İspanya’nın her an yutmaya hazır olduğu bir İngiltere Kraliçesi, Türk Padişah’ından alay eder gibi bahsedecek öyle mi? Hadi oradan!

Kraliçe I. Elizabeth biyografisine geçmeden önce dönem şartlarını bilmemiz gerekiyor. Bunun için ise bir aşk hikáyesi hakkında bilgi sahibi olmamız şart!

TENİ BEYAZ DİYE İDAM EDİLECEKTİ

I. Elizabeth’in babası VIII. Henry farklı bir kraldı. 1491’de dünyaya geldi. 11 yaşında, İspanya Kralı Ferdinand’ın dul kızı Catherine d’Aragon ile evlenmesine karar verildi.

18 yaşında hem kral oldu hem de dünya evine girdi. 25 yaşında Anne Boleyn adlı genç bir kıza aşık oldu.

Evlenmek istedi. AmaÉ

Ama İngiltere, Batı Avrupa ülkeleri gibi Katolik’ti.

Katoliklerde boşanma ancak Papa’nın izniyle olabiliyordu.

Henry, Papa'dan boşanmak için gereken izni alamadı. Katolik İspanya'nın kralı da bu boşanmaya karşı çıktı ve Kraliçe Catherine aracılığıyla İngiliz sarayındaki ağırlığını sürdürmek istedi. Papa'ya baskı yaptı.

Diğer yanda Kral Henry de İspanya’nın, içişlerine müdahalesinden rahatsızdı.

Sonuçta: Bir yıl önce Martin Luther'in tüm kitaplarını yaktıran, Protestanları idam ettiren ve bu nedenle Papa tarafından "Dinin Savunucusu" unvanını alan Kral Henry, yeni bir kilise ve mezhep kurdu: Anglikanizm.

Görünür neden aşk gözükse de, iki ülke arasındaki kıyasıya çekişme, İngiltere reformlarını ateşleyen fitil oldu. Böylece Avrupa’da doğmakta olan Rönesans İngiltere’ye geldi.

Bu gelişmenin bir diğer boyutu ise, İngiltere’de burjuvazinin tarih sahnesine çıkmasıydı; bu yeni üretim biçimi kendi değerlerini topluma kabul ettirmek istiyordu.

"Reformist" Kral Henry bu arada áşık olduğu Anne Boleyn ile gizlice evlendi.

Aynı yıl, 7 Eylül 1533’te I. Elizabeth doğdu.

Ancak şansızdı: Teninin fazla beyaz olması nedeniyle hayalet olduğu söylenerek celláda teslim edildi. Elizabeth, annesi Boleyn sayesinde kurtarıldı.

Elizabeth kurtarıldı ama annesi üç yıl sonra, başka erkeklerle zina yaptığı gerekçesiyle kafası uçurularak idam edildi.

Kral Henry on gün sonra Jane Seymour ile evlendi.

Jane Seymour, bir yıl sonra Kral Henry’e en büyük armağanı verirken; Prens Edward’ı doğururken öldü.

Kral Henry 1543’te ölünce, Edward 9 yaşında, "VI. Edward" olarak tahta çıktı. VI. Edward 16 yaşında çocuksuz olarak ölünce, I. Elizabeth'in diğer üvey kardeşi (Kraliçe Catherine’in kızı) I. Mary, Kraliçe oldu. İlk kez İngiltere tahtında bir kadın oturdu.

I. Mary de çocuksuz öldü ve böylece I.Elizabeth 17 Kasım 1558 tarihinde 25 yaşındayken tahta çıktı.

Evet, bu bilgilerden sonra Kraliçe I. Elizabeth’in "müstehzi ifadeyle konuşması" meselesine gelebilirizÉ

OSMANLI TARİHİNİ DEĞİŞTİRDİ

Önce bir olgu:

16. yüzyıl boyunca en güçlü Hıristiyan devleti İspanya idi.

Osmanlı ise yazdığım gibi bir dünya deviydi.

Bu iki süper güç yüzyıl boyunca birbirleriyle çatıştı.

Osmanlı siyaseti gereği, Katolik İspanya’ya karşı, hep Protestan Hıristiyanların koruyucusu oldu.

İspanya tahtında Kral II. Felipe (1527-1598) vardı. Sadece İspanya’nın değil Sicilya, Napoli, Portekiz ve Hollanda’nın da hükümdarıydı. Venedik, Ceneviz, Malta kontrolü altındaydı.

I. Elizabeth’in üvey kız kardeşi Mary ile dört yıl evli kaldı.

Mary ölünce tahta geçen Kraliçe I. Elizabeth ile de evlenmek istedi. Olmadı.

İspanya, İngiltere üzerindeki nüfuzunun bitmesini, hele hele Protestanlığın gelişmesini istemiyordu. "Bakire Kraliçe"yi gözüne kestirdi!

I. Elizabeth’i zor günler bekliyordu. Kendisi ve ülkesi tehdit altındaydı.

İmdadına Osmanlı yetişti.

Osmanlı, önce İngiliz ticaretini destekledi. 11 Eylül 1581 anlaşmasına göre, İngiliz gemileri Akdeniz’deki Türk limanlarına rahatça girip ticaret yapabilecekti.

İspanya Kralı II. Felipe, Osmanlı’yı karşısına almak istemedi; ince bir diplomasi yürütüp, "barış çubuğu" içmek istedi.

Bu hal, Fransa ve İngiltere’yi korkuttu; biliyorlardı ki Osmanlı yanlarında olmazsa, İspanya onları yutardı.

Osmanlı, II. Felipe’e yüz vermedi. İngiltere’nin koruyuculuğuna devam etti. İlk İngiltere elçisi William Harborne, 26 Mart 1583’te İstanbul’a gelerek göreve başladı.

O tarihlerde Osmanlı tahtında Sultan III. Murad (1546-1595) vardı. Osmanlı, topraklarını genişletmeyi sürdürdü: Fas, Lehistan, Tebriz ve Şirvan gibi İran’ın bir bölümü vs.

Kraliçe I. Elizabeth, Osmanlı yönetiminin gönlünü hoş etmek için, yalnız padişahı değil, padişahın annesi Valide Sultan Nurbanu’yu, eşi Safiye Sultan’ı, hocası Sadeddin Efendi’yi, vezirlere, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa gibi komutanları hediyelere boğdu. Mektuplarında, "putperest" dediği Katoliklere karşı Türk yardımı istedi. Kendini İslam’a yakın göstermek için, Protestanlıkta da tıpkı Müslümanlıkta olduğu gibi resimlere ibadetin yasak olduğunu yazdı.

III. Murad yanıt mektubunda şöyle dedi:

"Siz dahi südde-i sa’adetime ita’at ve inkıyada sabit-kadem olup, ol caniblerde vakıf ve muttali olduğunuz ahbarı arz ve ila’m etmekden hali olmıyasız."

Kısaca, "siz büyük bir mutlulukla Osmanlı’ya bağlandınız, gerisini merak etmeyiniz" diyordu.

Osmanlı desteğini alan I.Elizabeth, 1588’de "İspanya Armadası" denilen deniz savaşında İspanya’yı yendi. Osmanlı donanması bu savaş sırasında İspanyol gemilerini Akdeniz’de oyaladı ve savaşın, dolayısıyla tarihin seyrini değiştirdi.

Bu savaş sonrasında İngiltere büyük bir güç olarak tarih sahnesine çıkarken, Protestanlık artık durdurulamaz oldu.

TARİH YENİDEN YAZILIYOR

Gelelim bugüne:

İngiltere’de tarih kitaplarının yeniden yazılması gündemde.

Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Trevor Philips, Türkler’in, İngiltere-İspanya Savaşı’nda Kraliçe I. Elizabeth’i kurtardığını, bunu tarih kitaplarına yazmak gerektiğini söyledi.

İngiliz Daily Mail gazetesi, "Şimdi de azınlıkları mutlu etmek için mi tarih kitaplarımızı değiştireceğiz" başlığını attı.

İngiliz milliyetçileri, "İngiltere tarihi şanlı zaferlerle doludur, kimsenin yardımına ihtiyacımız yok" diye tepki gösterdi.

Yani mesele döndü dolaştı yine bizim başımıza "patladı!"

Londra Üniversitesi’nden Jerry Brotton, Kraliçe’nin, Osmanlılardan yardım istediği mektubu, 2004 yılında ortaya çıkardı. Ancak bu belgeye karşı çıkanlar da oldu. Dr. Simon Adams, "Mektup 1585’te yazılmış. Yani savaştan tam üç yıl önce" diyordu.

Tartışmalar hala sürüyorÉ

Sonuç olarak, kim ne derse desin, hangi filmi nasıl çekerse çeksin; I. Elizabeth bekasını, yani kalıcı olmasını ve ölümsüzlüğünü Osmanlı Padişahına borçluydu!

’Bakire Kraliçe’ istese OsmanlI PadiŞahI’yla evlenebilir miydi?

I. Elizabeth 17 Kasım 1558 tarihinde iktidar koltuğuna oturduğunda, Osmanlı Sarayı’nın tahtında Kanuni Sultan Süleyman vardı. Aralarında 39 yıl gibi büyük bir yaş farkı vardı.

Üstelik Sultan Süleyman, baş kadını Hürrem Sultan’a hala áşıktı.

Ayrıca iki eşi daha vardı; Mahidevran Kadın ve Gülfem Hatun.

Kraliçe Elizabeth’in kafasındaki "Doğu" ve "Türk" imajı nasıldı, bilmiyoruz. Ama Harem öyle uzaktan görüldüğü gibi Batı masallarına pek benzemiyordu.

Sultan Süleyman’ın eşleri arasında özellikle Hürrem Sultan ile Mahidevran Kadın arasında sürekli saç saça kavga vardı. İki sultanı, ancak Padişah’ın annesi Valide Hafsa Sultan araya girip durdurabiliyordu.

Kayınvalide Hafsa Sultan Saray’a cariye olarak alınmış ve Yavuz Sultan Selim’in karısı olmuştu. İddiaya göre Leh Yahudi’siydi.

Diğer sultanlar gibi, Hürrem Sultan da bu topraklara yabancıydı.

Batı tarihçilerine göre Hürrem Sultan’ın gerçek adı: Roxelana, Roza, Rossa, Rosanne, Ruziac veya La Rossa idi.

İtalyan ve Fransız olduğu iddia edilmekle birlikte, kökeni kesin olarak bilinmiyordu. Rus Papaz Rogatino’nun kızı olduğu da, Kırım Hanı Mengli Giray’ın kızı olduğu da söyleniyordu. Kimilerine göre ise Hazar Yahudi’siydi.

Dünyayı titreten Sultan Süleyman, Hürrem Sultan’ın bir sözünü iki etmiyordu.

Bir hükümdarla köle kökenli bir kadın arasındaki bu tutkuyu yadırgayan halk, Hürrem Sultan’ın padişaha büyü yaptırdığına inanıyordu.

Kim ne yaparsa yapsın, ne derse desin sonunda Hürrem Sultan amacına ulaştı:

Sarayın tek hákimi oldu. Böylece Osmanlı tarihindeki "kadınlar saltanatı" Hürrem Sultan ile başladı.

Kraliçe I. Elizabeth, Sultan Süleyman’ı eş olarak seçmemekle kendisine ve ülkesine iyilik yapmıştı. Yoksa Hürrem Sultan’dan çekeceği vardı!

NURBANU SULTAN

Kraliçe I. Elizabeth’in koca adayları arasında, Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra tahta geçen II. Selim (1524Ğ1574) de vardı.

Kraliçe I. Elizabeth, Hürrem Sultan gibi bir kayınvalide ister miydi, bilinmez!

Ama II. Selim’in eşi Nurbanu Sultan da çok dişliydi.

Nurbanu Sultan kimi tarihçilere göre İtalyan/Venedikli, kimilerine göre ise Yahudi’ydi!

Ahmet Refik gibi tarihçiler, Nurbanu Sultanı Yahudileri devlet işlerine karıştırmakla suçladılar hep. Yahudi iş kadını Ester Kira’yla olan ticari ilişkileri bu iddiayı güçlendiriyordu.

Nurbanu Sultan, tıpkı kendisini yetiştiren kayınvalidesi Hürrem Sultan gibi devlet işleriyle yakından ilgilendi.

Kraliçe I. Elizabeth, II. Selim’e eş olabilir miydi? Sanmam. Padişah eşi ve kızlarından çok çekmişti ve kraliçeyi görecek gözü yoktu.

Peki, Kraliçe I. Elizabeth tahtın bundan sonraki hákimi III. Murad’la evlenebilir miydi?

Bunun yanıtı için sadece bir örnek olay yazalım:

Nurbanu Sultan kocası II. Selim vefat edince, ölüm haberini kimselere haber vermedi. Kocasının cesedini, oğlu III. Murad Manisa’dan İstanbul’a gelip tahta oturana kadar sarayın buzhanesinde sakladı.

SAFİYE SULTAN

Kraliçe I. Elizabeth kuşkusuz Nurbanu Sultan gibi sert bir kayınvalide istemezdi.

Ama III. Murad’ın eşi Safiye Sultan da Valide Sultan’ı aratmayacak bir kişilikteydi.

Safiye Sultan’ın biyografisi hakkında türlü iddialar var:

Adriyatik denizinden bir gemiyle geçerken korsanlara esir düşmüş, önce Ferhad Paşa’ya sonra güzel ve zeki oluşu nedeniyle Osmanlı Sarayı’na satılmıştı. III. Murad Safiye Sultan’ı çok sevdi. AmaÉ

Bu durum annesi Nurbanu ile aralarının açılmasına neden oldu.

Nurbanu Sultan, gelini Safiye Sultan’ı gözden düşürmek için oğluna dünyalar güzeli cariyeler sundu. Ne yapsa ne etse III. Murad’ı Safiye Sultan’dan vazgeçiremedi.

Nurbanu Sultan ölünce, Safiye Sultan Osmanlı Sarayı’nın tek hákimi oldu. Rahmetli kayınvalidesi Nurbanu Sultan’ın Yahudi Ester Kira’yla yürüttüğü ilişkileri bile devam ettirdi! Kraliçe I. Elizabeth’le iyi ilişkiler kurdu.

HANDAN SULTAN

16. yüzyıl artık geride kalıyordu.

Kraliçe I. Elizabeth hala bekárdı. Ama artık yaşlanmıştı. Safiye Sultan’ın oğlu III. Mehmed tahta çıktığında 29 yaşındaydı. Kraliçe ise 58 yaşında.

Bu evlilik gerçekleşebilir miydi?

Sultan III. Mehmed’in gözü Handan Sultan’dan başkasını görmüyordu. Dolayısıyla bu evliliğin gerçekleşmesine de olanak yoktu.

Kraliçe I. Elizabeth ile Sultan III. Mehmed aynı yıl 1603’te vefat ettiler.

Şaka bir yana, gelelim sorumuza:

Hani filmde Kraliçe soruyor ya, "Türk Sultanı’yla mı evleneyim" diye?

Öncelikle belirtelim: "Seçen" Kraliçe değil, Osmanlı Padişah’ı olurdu.

Ve "veraset" meselesi yüzünden "Bakire Kraliçe"nin de pek şansı yoktu.

Yazmadan edemeyeceğim: İngiltere feodalizmi tasfiye edip "kapitalizmin" çarklarını döndürüp toplumu harekete geçirirken, Osmanlı siyasi açıdan dünya devi olmasına rağmen, ticari hayatındaki dinsel gelenekçilik yüzünden hem ticari hem de kültürel anlamda gericileşme sürecine girdi.

Bugün durum ortada; İngiltere nerede biz neredeyiz? Onlar Kraliçe I. Elizabeth için film üzerine film çekiyor.

Biz her şeyi sineye çekiyoruz!

HURRIYET 09/12/2007

 

Gözler Güvenlik Konseyi'nde

BAN'IN DEĞERLENDİRMELERİNE DESTEK... BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller, Güvenlik Konseyi'ne Ban'ın son Kıbrıs raporu ışığında bilgi verdi. Güvenlik Konseyi Başkanı Marcello Spatafora, Konsey'in, Ban'ın raporundaki değerlendirmeleri desteklediğini söyledi. Şimdi gözler, "Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının" önemine değinen paragrafın, 14 Aralık'ta kabul edilmesi beklenen Konsey kararında yer alıp almayacağına çevrildi

SİYASAL İSTEK, ESNEKLİK VE CESARET ŞART... Marcello Spatafora, Konsey'in, anlaşmanın uygulanması konusunda bir ilerleme olmamasından düş kırıklığı ve üzüntü duyduğunu ifade etti. Spatafora, Konsey'in gelecek dönemde taraflardan özlü müzakereler için "siyasal istek, esneklik ve cesaret" göstermelerini istediklerini belirterek, tarafların usule yönelik sorunları aşıp biran önce öze yönelik konulara yönelmeleri gerektiğini dile getirdi

ETKİLEŞİME GEREKSİNİM VAR... Spatafora, Genel Sekreter ve Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin, tarafları müzakereler yönünde cesaretlendirmeyi sürdürdüğünü vurguladı. Güvenlik Konseyi Başkanı, Ban'ın raporunda yer alan "izolasyonların kaldırılması" konusunun özel olarak ele alınmadığını söyledi. Spatafora, Ada'da iki taraf arasında "etkileşime" gereksinim olduğunu vurgulayarak, toplantıda izolasyona yol açan etmenlerin ortadan kaldırılmasının cesaretlendirilmesi konusunun üzerinde durulduğunu anlattı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller, önceki gün konseye Ban'ın son Kıbrıs raporu ışığında bilgi verdi.

Güvenlik Konseyi Başkanı Marcello Spatafora, Konsey'in, Ban'ın raporundaki değerlendirmeleri desteklediklerini açıkladı. Şimdi gözler, "Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının" önemine değinen paragrafın, 14 Aralık'ta kabul etmesi beklenen Konsey kararında yer alıp almayacağına çevrildi.

Konsey'in dönem başkanı İtalya'nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Marcello Spatafora, toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, Moller'in 8 Temmuz anlaşmasının uygulanması konusunda ne aşamada olunduğuyla ilgili konsey üyelerini bilgilendirdiğini söyledi.

Konseyin, anlaşmanın uygulanması konusunda bir ilerleme olmamasından düş kırıklığı ve üzüntü duyduğunu ifade eden Spatafora, Ban'ın raporundaki değerlendirmeleri desteklediklerini kaydetti.

Marcello Spatafora, Konsey'in gelecek dönemde taraflardan özlü müzakereler için "siyasal istek, esneklik ve cesaret" göstermelerini istediklerini belirterek, tarafların usule yönelik sorunları aşıp biran önce öze yönelik konulara yönelmeleri gerektiğini dile getirdi.

Spatafora, Genel Sekreter ve Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin, tarafları müzakereler yönünde cesaretlendirmeyi sürdürdüğünü vurguladı.

Güvenlik Konseyi Başkanı, Ban'ın raporunda yer alan "izolasyonların kaldırılması" konusunun gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine ise, toplantıda teknik ve pratik konuların da görüşüldüğünü, ancak bu konunun özel olarak ele alınmadığını söyledi.

Spatafora, Ada'da iki taraf arasında "etkileşime" gereksinim olduğunu vurgulayarak, toplantıda izolasyona yol açan etmenlerin ortadan kaldırılmasının cesaretlendirilmesi konusunun üzerinde durulduğunu anlattı.

Rum tarafının, Ban'ın raporunun "Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının" önemine değinmesinden rahatsızlık duyduğu ve paragrafın, konseyin 14 Aralık'ta kabul etmesi beklenen konsey kararında yer almaması için uğraş verdiği öğrenildi.

Konsey üyelerinin 1 hafta içinde bir taslak metin üzerinde anlaşmaya vararak, görev süresi 15 Aralık'ta dolacak Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün görev süresini 6 aylığına uzatan bir karar alması bekleniyor.

Bu arada, Rum Basını, Kıbrıs'ta görev yapan Birleşmiş Milletler Barış Gücü'nün görev süresinin, görev şeklinde herhangi bir değişiklik yapmaksızın 6 ay daha uzatılması konusunda Güvenlik Konseyi üyelerinin uzlaşıya vardıklarını iddia etti.

Kıbrıs Rum tarafı rapordan rahatsız

Kıbrıs Rum tarafının, Ban'ın raporunun "Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının" önemine değinmesinden rahatsızlık duyduğu ve söz konusu paragrafın, konseyin 14 Aralık'ta kabul etmesi beklenen konsey kararında yer almaması için uğraş verdiği öğrenildi.

Raporun KKTC açısından en olumlu taraflarından biri, Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının önemine değinmesi olmuştu.

Konsey üyelerinin 1 hafta içinde bir taslak metin üzerinde anlaşmaya vararak görev süresi 15 Aralık'ta dolacak Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 6 aylığına uzatan bir karar alması bekleniyor. Konseyin bu konudaki karar tasarıları, genellikle BM Genel Sekreteri'nin raporunu destekler nitelikte oluyor.

Rum basını neler yazdı?

Fileleftheros: "Güvenlik Konseyi 8 Temmuzu Destekliyor" başlığı altında verdiği haberinde; BM Güvenlik Konseyi'nin önceki günkü toplantısında Kıbrıs'ta görev yapan UNFICYP'in görev süresinin, görev şeklinde herhangi bir değişiklik yapmaksızın 6 ay daha uzatılması konusunda üye devletlerin uzlaşıya vardıklarını belirtirken Güvenlik Konseyi üyelerinin ayrıca 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konulması ve "güven artırıcı önlemlere" yönelik desteklerini yinelediklerini yazdı.

Gazete; BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in; Kıbrıs'ta son 6 ayda meydana gelen girişim ve çabalar konusunda Güvenlik Konseyi üyelerini bilgilendirdiğini ve özellikle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Eylül ayında yaptıkları görüşmeler ile sunulan "güven artırıcı önlemlere" ağırlık verdiğini ifade etti.

Gazete, diplomatik bir kaynağa dayandırdığı haberinde Möller'in; "8 Temmuz anlaşmasının, iki taraf arasındaki ortamı iyileştirecek önlemlerin paralel olarak uygulanmasıyla özlü müzakerelere giden yolu açacağını" savunduğunu yazdı.

Gazete; Güvenlik Konseyi'ne üye ülkelerin temsilcilerinin ise dile getirdikleri görüşlerden 2008 yılında bir hareketlilik beklentisi içerisinde olduklarının görüldüğünü belirterek, Konsey üyelerinin BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un çabalarına destek verdiklerini kaydetti.

Haberde; Güvenlik Konseyi üye ülkelerden "birinin", "yaptığı yapıcı çalışmalardan ötürü Möller'in görevinde kalmasını talep ettiği" belirtildi.

Gazete; UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararda; BM Genel Sekreteri Ban'ın "Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması, tanınma anlamına gelmez" ifadelerinin yer aldığı raporunun memnunlukla karşılanmasına kesin gözüyle bakıldığını belirtirken; UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararda bu konuya atıfta bulunulmaması için ise Güney Kıbrıs ve Yunanistan tarafından büyük çaba sarf edilmekte olduğunu vurguladı. Gazete; Rusya ve Çin'in bu konudaki tutumu sayesinde böyle bir şeyin gerçekleşmesinin beklenmediğini de yazdı.

Mahi: "Güvenlik Konseyi Kıbrıs Sorununda Gelişmeler Görüyor -Girne Koordinasyon Komitesi BM Genel Sekreteri'nin Raporuna Tepkili" başlıkları altında verdiği haberinde; Güvenlik Konseyi üyelerinin UNFICYP raporuna ilişkin gayrı resmi toplantısının tamamlandığını belirtirken, sözde "Girne Koordinasyon Komitesi'nin" ise BM Genel Sekreteri Ban'ın raporunda yer alan Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna ilişkin ifadelere tepki gösterdiğini yazdı.

Habere göre komite tarafından yapılan açıklamada; Ban'ın raporunda yer verdiği "Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması" ifadelerinin "kabul edilemez" olduğu savunulurken, Ban'a "Kıbrıs sorununun işgal ve istila sorunu olan özüyle ilgilenmesi ve Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonunu şeklindeki Türk propagandasına alet olmaması" çağrısında bulunuldu.

Haravgi ise konuya ilişkin haberi: "UNFICYP'in Görev Süresi Yenileniyor" başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 09/12/2007

 

Avrupa Parlamentosu salonunda KKTC bayrağı açıldı

Bakan Avcı'nın konuşma yaptığı Avrupa Parlamentosu salonunda kürsüde KKTC bayrağı da açıldı.

Avcı konuşmasında genel kurulda bulunan üyelere Kıbrıs sorununun nasıl başladığı ve bugünlere gelindiğini kısaca özetleyerek 21. Yüzyıl'da hala Kıbrıs Türkü'ne uluslararası camianın izolasyon uygulamasına bir anlam veremediğini ifade ederek, 40 yıldır karşı karşıya bulundukları ambargolara artık bir son verilmesi çağrısına bulundu.

Avcı, Birleşmiş Milletler zemininde kalıcı bir çözüme Kıbrıs Türkü'nün her zaman hazır olduğunu dile getirerek bu anlamda da sürekli olarak yapıcı tavırlar sergilediklerine dikkati çekti. Avcı konuşmasında, Transnasyonal Radikal Parti'nin bir sonraki Genel Kurulu'nun KKTC'de yapılması için üyelere davette bulundu.

Avcı-Babacan görüşmesi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ayrıca NATO Dışişleri Bakanları toplantısı nedeniyle Brüksel'de bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'la da bir araya geldi.

Kıbrıs sorunu konusunun ele alındığı görüşmede Avcı, Brüksel'de yaptığı temaslar hakkında Babacan'a bilgiler verdi ve Kıbrıs Türkü'nün dışa açılımı konusunda son dönemlerde yapılan girişimlerle ilgili fikir alışverişinde bulunuldu.

Avcı, KKTC'ye döndü

Turgay Avcı, kısa adı ELDR olan Avrupa Liberal ve Demokratik Reform Partisi'ne KKTC'de Genel Başkanı olduğu Özgürlük ve Reform Partisi adına üyelik başvurusunda bulundu.

Avrupa Parlamentosu'nda ELDR'nin Genel Sekreteri Fredericca Sabathi'ye üyelik başvuru yazısını sunan Avcı, partisi hakkında bilgiler verdi ve ÖRP'nin Liberal Demokrasi siyasetini savunduğunu söyledi.

Öte yandan, Belçika'nın başkenti Brüksel'de temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı önceki gece adaya döndü.

KIBRIS 09/12/2007

 

İsrail, KKTC'ye büro açıp, deniz seferi başlatmayı reddetmiş

Türkiye'nin İsrail'den Kuzey Kıbrıs'ta büro açması ve Gazimağusa Limanı'na deniz seferleri başlatması yönündeki taleplerinin İsrail tarafından reddedildiği iddia edildi.

Fileleftheros ve diğer gazeteler; İsrail basınına dayandırarak verdiği haberinde İsrail'in, Rum hükümetine, Türkiye'nin KKTC'ye yönelik iki talebini reddedeceği konusunda bilgi verdiğini; Rum Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin İsrail'in bu görüşü konusunda geçtiğimiz hafta İsrail'e gerçekleştirdiği ziyaret çerçevesinde haberdar edildiğini savundu.

Habere göre Markulli; "Haaretz" isimli İsrail gazetesine yaptığı açıklamada; gerek İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez gerek Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'den Türkiye'nin taleplerinin reddedileceği yönünde taahhüt aldığını iddia etti.

Gazete; İsrail'in Türkiye'nin bu taleplerini reddedeceği yönündeki haberlerin İsrail hükümet yetkilisi tarafından da doğrulandığını ve yaptığı açıklamada; "İsrail'in konu hakkındaki hassasiyetlerin farkında olduğunu ve BM'nin ortak kabul gören görüşünden sapmaya niyetli olmadıklarını" söylediğini savundu.

POLİTİS ise; "İsrail Kapıyı Gösterdi -Seferler ve 'Temsilcilik' Talepleri Reddedildi" başlıkları altında verdiği haberini Türk basınına dayandırdı.

Gazete ayrıca; Türkiye'nin Ürdün'den de gemi seferleri talebinde bulunduğunu; KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar'ın ise Almanya'daki temaslarında Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması taleplerine karşılık bulduğunu ifade etti.

KIBRIS 09/12/2007

 

Rumların, COREPER raporuyla ilgili çabaları sonuç vermiş

Rum gazetesi Fileleftheros; "Türkiye'nin Suçlarından Arınması Ortadan Kalktı -Sert Mücadelelerin Ardından Lefkoşa Sonuç Aldı" başlıkları altında verdiği haberinde; AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) tarafından önceki gün benimsenen Türkiye raporunu ele geçirdiğini ve Rum yönetimin, "yoğun mücadeleler sonucunda" taleplerinin büyük ölçüde raporda yer almasının başarıldığını iddia etti.

Gazete; Rum yönetiminin öncekigün, COREPER çerçevesinde bir araya gelen 27 AB ülkesi nezdinde yoğun uğraşlar verdiğini ve Pazartesi günü 27 ülkenin dışişleri bakanları tarafından onaylanması beklenen sonuç raporunda, "Türkiye'nin, 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konmasına katkıda bulunması gerektiğinin" vurgulandığını savundu.

Gazete Rum yönetiminin; başta İngiltere ve İsveç olmak üzere; İspanya, İtalya, Polonya, Finlandiya, Letonya, Estonya ve Litvanya karşısında yoğun bir mücadele sarf ederek söz konusu raporda şu ifadelerin yer almasını sağladığını iddia etti:

"Komite; müzakere çerçevesinin altını çizerken, Türkiye'den; Kıbrıs sorununa BM ve AB'nin temel aldığı ilkeler çerçevesinde kalıcı ve bütünlüklü bir çözüm bulunmasını sağlayacak, üzerinde uzlaşılmış 8 Temmuz anlaşmasının uygulanması çabalarını, böyle bütünlüklü bir çözüm için uygun ortamın oluşmasına katkı koyacak belirli adımlar da atarak aktif olarak desteklemesini beklemektedir."

Gazete; söz konusu kararda Türkiye'ye sadece Kıbrıs sorununa ilişkin çözüm çabalarını desteklemesi yönünde çağrı yapılmakla kalmayıp aynı zamanda "üzerinde uzlaşıya varılmış 8 Temmuz anlaşmasının uygulanması için", "net bir öneri yapıldığını" savundu.

"9 ülkenin itirazının da asıl sebebinin yukarıdaki ifade olduğunu" savunan gazete; "sözü edilen ülkelerin 'kalıcı çözüme' yapılan değinmenin silinmesini talep ettiklerini" yazdı. Gazete; bu 9 ülkenin Türkiye'nin müzakerelerine ilişkin genel bir çatışmadan kaçınmak ve olası bir Fransa-Güney Kıbrıs ittifakı oluşması koşullarını yaratmamak için geri adım attığını da savundu.

Haberde ayrıca; söz konusu raporda "Türkiye'nin Ankara Protokolü'nden doğan yükümlülüklerini uygulamamasından ve Güney Kıbrıs'la ilişkilerini normalleştirmemesinden ötürü üzüntü duyulduğunun" da kaydedildiğini yazdı.

Güney Kıbrıs-İsveç çatışması

Öte yandan gazete; COREPER'in önceki günkü toplantısında Güney Kıbrıs ile İsveç arasında 8 Temmuz süreci konusunda anlaşmazlık yaşandığını yazdı.

Gazetenin elde ettiği bilgilere göre İsveç Daimi Temsilcisi "Kıbrıs sorununun çözümüne götürecek tek bir süreç olmadığını" ve raporda 8 Temmuz süreci "tek çözüm süreci" olarak gösterildiği için, bu değinmenin "ağırlığının hafifletilmesi" talebinde bulundu.

Haberde; Rum Daimi Temsilci Nikos Emiliu'nun ise buna itiraz ederek Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunduğu ve bunun sonucunda söz konusu ifadenin olduğu şekliyle raporda yer almasını sağladığı kaydedildi.

KIBRIS 09/12/2007

 

Rumlar komisyona koşuyor

İADE, 22 TAZMİNAT, 2 TAKAS... Taşınmaz Mal Komisyonu'na Rumlardan gelen başvuru sayısı her geçen gün artıyor. Komisyon, 293'e ulaşan başvurulardan 28'ini karara bağladı. Komisyon, 3'ü için iade, 1 dosyaya çözümden sonra iade, 22 dosya için tazminat ve 2'si için de takas kararı aldı. Takas formülüyle karara bağlanan dosyalardan her ikisi de AİHM gündeminde başvurusu bulunan Mike Timvios'a isimli Rum'a ait. Timvios'la ilgili AİHM kararının önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor

 

Kıbrıs sorununun temel noktalarından mülkiyet konusuna "iç hukuk" oluşturma hedefiyle mahkeme statüsüyle çalışmalarını sürdüren Taşınmaz Mal Komisyonu üyeleri Strasburg'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yetkilileriyle görüştü.

Bu arada AİHM'in önerisiyle yaklaşık 2 yıl önce kurulan ve Rumlardan gelen mülkiyetle ilgili talepleri değerlendiren komisyona Rumlardan gelen başvuru sayısı 293'e ulaştı, bunlardan 28'i de karara bağlandı.

Komisyonun Strasburg temasları

Komisyon üyeleri Strasburg'da AİHM yetkililerine çalışmaları hakkında bilgi verdi.

Taşınmaz Mal Komisyonu Başkanı Sümer Erkmen başkanlığındaki komisyon üyeleri, 4 gün süren temaslarını tamlayarak önceki akşam adaya döndü.

Erkmen, temaslarında komisyonun çalışmaları hakkında bilgi verdiklerini söyledi ve "Çok yararlı geçti" dedi.

Başvuru sayısı 293...28'i karara bağlandı...

Bu arada komisyona Rumların başvuruları sürüyor.

TAK muhabirinin derlediği bilgilere göre Taşınmaz Mal Komisyonu'na Rumlardan gelen başvuru sayısı 293'e ulaştı.

Başvurulardan 28'ini karara bağlayan Komisyon, 3'ü için iade, 1 dosyaya çözümden sonra iade, 22 dosya için tazminat ve 2'si için de takas kararı aldı. Takas formülüyle karara bağlanan dosyalardan her ikisi de AİHM gündeminde başvurusu bulunan Mike Timvios'a ait.

Timvios'la ilgili takas kararı emsal...

Öte yandan AİHM gündeminde başvurusu bulunan Mike Timvios isimli Rum'un komisyonla "takas" konusunda uzlaşmaya varmasıyla ilgili AİHM kararının, önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde başvurusu olmasına karşın KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurarak kuzeydeki eski malına karşılık güneydeki Vakıf malını alma konusunda uzlaşmaya varan Mike Timvios'un komisyonla anlaşması, AİHM'in gündeminde bulunuyor. Rum Yönetimi'nin yoğun girişimlerine rağmen ilgili anlaşmanın AİHM tarafından onaylanmasıyla komisyonun "iç hukuk" olarak kabulü yönünde önemli bir adım atılacağı belirtiliyor.

Taşınmaz Mal Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündeminde başvurusu bulunan Timvios ile ilgili "takas" kararıyla bir ilke imza atmıştı. Örnek niteliğindeki söz konusu kararın AİHM tarafından da onaylanmasıyla, AİHM gündemindeki diğer davalara da emsal oluşturması bekleniyor.

İade hangi şartlarda... Tazminatla mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor

Taşınmaz Mal Komisyonu, uzun tartışmaların ardından 19 Aralık 2005'te yasalaşarak uygulamaya giren mülkiyet yasası uyarınca oluşturulmuştu. Anayasa'nın 159'uncu maddesine göre hazırlanan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adlı yasayla oluşturulan Komisyon, Kuzey'de kalan eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi öngören yasayı uygulamakla yükümlü bulunuyor.

Mülkiyet Yasası uyarınca mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.

Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde ise, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.

Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar devlet adına İçişleri Bakanlığı tarafından ödeniyor. Tazminat alan Rum'un mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor.

KIBRIS 08/12/2007

 

25 Kıbrıslı Türk ve 25 Kıbrıslı Rum öğrenci, Avrupa Parlamentosu'ndaydı

Zaman zaman tansiyonun yükseldiği panelde öğrenciler, Kıbrıs konusunda fikir alışverişinde bulundu.

Aynı saatlerde bir konferans için Parlamentoda bulunan Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile de bir araya gelen Kıbrıslı Türk öğrenciler, Avcı'yı da yanlarına alarak, 27 Avrupa Birliği üyesi ülkenin bayrakları önünde KKTC bayrağı açarak fotoğraf çektirdi.

Avrupa Parlamentosu Liberal Grup ve Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Karin Resetaris'in daveti ve Erasmus Öğrenci Ağı'nın organizasyonuyla Brüksel'de bulunan 25 Kıbrıslı Türk öğrenci temaslarını tamamladı.

Erasmus Öğrenci Ağı'ndan verilen bilgiye göre temasları çerçevesinde perşembe günü Avrupa Parlamentosu'nu ziyaret eden öğrenciler, burada, Kıbrıslı Rum Parlamenter Marios Matsakis'in davetiyle Belçika'da bulunan Kıbrıslı Rum öğrencilerle bir panelde buluştu.

Açılışta kısa bir konuşma yapan Kıbrıslı Rum parlamenter Marios Matsakis, 27 üye ülkeden farklı görüşlerdeki parlamenterlerin bu çatı altında demokratik tartışmalar yaptığını söyledi. Kıbrıs konusunun Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar açısından son derece önemli olduğunu belirten Matsakis, "Ancak Parlamento'nun kalbi Kıbrıs'la atmıyor. Kıbrıs burada ele alınan konuların küçük bir parçası" dedi.

Matsakis'in ardından söz alan Avusturyalı Parlamenter Resetaris ise, "Kıbrıs konusu ufak ama bizim için özel bir konu. Tüm bu öğrenciler bu nedenle burada" diye konuştu.

Öğrencilerin Brüksel ziyaretinin ve panelin önemine işaret eden Resetaris, "Kıbrıs son derece özel bir konu... Ve sizler de mevcut durumu tartışmak ve Avrupa Birliği'nden beklentilerinizi ifade etmek amacıyla buradasınız" dedi.

Erasmus Öğrenci Ağı Kıbrıs Temsilcisi Moner Murtaja da, yeni nesiller arasında güven tesis edilmesinin gerektiğine dikkat çekerek, eğitim, kültür ve spor alanlarında işbirliğinin önemine değindi.

Öncelikle öğrencilere, Avrupa Parlamentosu'nun yapısı ve işleyişiyle ilgili bilgi verilen panelde daha sonra interaktif bölüme geçildi ve bu bölümde Kıbrıs konusu tartışıldı.

Oldukça hararetli tartışmalara sahne olan panelde Kıbrıslı Türk öğrenciler, eğitim ve kültür alanında maruz kaldıkları izolasyonların kaldırılmasını ve Bologna sürecinde yer almak istediklerini söylerken, Kıbrıslı Rum öğrenciler ise Türk askeri adadan gitmeden ve tüm göçmenler evlerine dönmeden sorunun çözümlenemeyeceğini savundu.

Resetaris ve Matsakis zaman zaman ortamı sakinleştirmek için tartışmalara müdahale etmek zorunda kalırken, Resetaris'in Kıbrıs sorununun tarihi gelişimiyle ilgili bilgisi ve Kıbrıslı Rumların bazı iddialarına Kıbrıslı Türkler lehine verdiği yanıtlar dikkat çekti.

Kıbrıs sorunu çözülmeden adanın Birliğe üye yapılmasının büyük bir hata olduğunu vurgulayan Resetaris, "Kıbrıs sorunu 1974'te başladı" diyen Rum öğrencilere, 1963 yılının Aralık ayında yaşananları gözden kaçırmamalarını salık verirken, olası bir çözümde tüm göçmenlerin evlerine dönmesini beklemenin de mümkün olmadığını ifade etti.

Panelin ardından Kıbrıslı Türk öğrenciler, Liberal grubun davetiyle bir konferans vermek için Parlamento binasında bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile bir araya geldi.

Öğrenciler ve Avcı, 27 Avrupa Birliği üyesi ülkenin bayrakları önünde, beraberlerindeki KKTC bayrağı ile fotoğraf çektirdi.

KIBRIS 09/12/2007

 

‘Come clean on Swedish gaffe’
By Jean Christou

THE spokesman for presidential candidate Ioannis Kasoulides yesterday called on President Tassos Papadopoulos to come clean on the actual statements he made that upset the Swedish government.

Kasoulides’ spokesman Loucas Fourlas said the public had a right to hear what the President had actually said, as opposed to what Papadopoulos claimed he said about Swedish Foreign Minister Carl Bildt.

“People have the right to hear what was said, and the truth cannot be hidden from them,” Fourlas said. He said voters wanted an honest President and not one that tried to make a fool of the public.

The government has spent a week trying to fudge what Papadopoulos clearly said at an EDEK gathering last Sunday when asked by reporters what Sweden’s stance was on the issue of direct trade with the Turkish Cypriots.

Bildt favours direct trade as a means to aid the reunification of the island. But Papadopoulos told reporters the Swedish Foreign Minister’s view was not shared by the Swedish government and that he himself had spoken to Swedish Prime Minister Fredrik Reinfeld.

The government has spent days denying that Papadopoulos had said or implied any difference of opinion between Bildt and his government.

Spokesman Vassilis Palmas’ interpretation of what Papadopoulos said was: “He did not say that different opinions existed within the Swedish government. The President said he had spoken to the Prime Minister and left it at that.”

A day later Papadopoulos said: “When I was categorically asked about the opinion of Mr Bildt, I said the positions of Mr Bildt were known, and I added that I had spoken with the Prime Minister of Sweden,” Papadopoulos said. “It doesn't mean one [comment] is connected to the other.”

However, television clips from state broadcaster CyBC’s main evening news bulletin last Sunday show the President saying word for word: “The position of Mr Bildt is separate from Sweden, because I have spoken with the Prime Minister of Sweden.”

The Swedish government took the comment to mean exactly what it said, and made it known that Bildt did in fact speak for the government of Sweden.

Papadopoulos’ gaffe also prompted Sweden to cancel a meeting with Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoullis. This led to a new round of fudging by the government, which also ended in embarrassment.

The Annapolis Middle East Peace Conference was cited as the reason why the Foreign Minister’s visit to Sweden was cancelled, even though it took place on November 27 – three weeks before her scheduled trip.

The day after Palmas’ Annapolis excuse was debunked by media reports that the Marcoullis visit was scheduled on December 18, Papadopoulos said the date had been merely suggested but not finalised.

Cyprus Mail 09/12/2007

 

Rum'dan Annan planına daha güçlü "hayır"

ANNAN PLANI KONFEDERASYON ÖNGÖRÜYORDU"... Papadopulos: Betonlaşma ve kolonizasyon Annan planının kabul edilemez öngörülerinden yalnızca birkaçıdır... Bugün olanlar ve peşinen yasadışı ve kabul edilemez olan Annan planını kabul etseydik olacak olanlardan çok daha kötü değildir. Ancak o zaman yasal ve bizim imzamızla olacaktı. Şimdi sadece, meşruiyet örtüsü yoktur ve bu büyük bir şeydir... Annan planının önerdiği rejim incelendiğinde, bunun federasyondan başka bir rejim olduğunu anlar. O, dünyada bir benzeri daha olmayan bir konfederasyondu. Biz tek uluslararası temsiliyeti ve tek egemenliği olan bir devlet istiyoruz

Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Annan planının yeniden gündeme gelmesi halinde Rum halkının daha gür bir sesle, yüzde 76'dan daha büyük oranda "hayır" diyeceğini söyledi.

Papadopulos'un Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Simerini gazetesiyle yaptığı mülakatta, Türkiye'nin AB süreciyle, BM Genel Sekreteri Ban'ın Kıbrıs raporunu da değerlendirdi.

Simerini gazetesi söyleşiyi şu şekilde yer verdi:

"Rum Yönetimi Lideri Papadopulos lafı dolandırmadan, Kıbrıs sorunundaki son gelişmelere değindi. BM Genel Sekreteri'nin raporuna, şekillenmekte olan hareketliliğe atıfta bulundu ve kendisine yönelik eleştirileri sert bir dille yanıtladı. Açık mesajlar göndermek suretiyle Kıbrıslı Türk lidere de değinmekte tereddüt etmedi. 'Kırmızı çizgiler' belirliyor, seçilmesi halinde, yeni 5 yıllık iç politikamızın eksenlerini tarif ediyor ve mümkün olduğunca çabuk çözüm vaadinin altını çiziyor.

Ban'ın Kıbrıs raporu

Soru: Sayın Başkan, BM Genel Sekreteri'nin UNFICYP'in görev süresinin uzatılmasına ilişkin raporunun olumsuz bir gelişme olduğu genel kabul görüyor. Siz bu değerlendirmeye katılıyor musunuz?

Yanıt: Gerçekten de olumsuz unsurları var ancak, daha önceki olumlu tezlerimizin tekrar edilmesi gibi çok sayıda olumlu unsur da içeriyor. Ancak gerçekten de raporda ifade edilenlerden ilk birkaçına ve ifade edilmeyenlere katılmıyoruz. Mesela; Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türklerin 'izolasyonları' olduğunu kabul etmiyoruz. Kıbrıslı Türklerin var olduğunu iddia ettikleri tek 'izolasyon' işgal askerinin varlığının ve denetiminin sonucudur. Doğal olarak başka şeyler de var. Boyunduruk altındaki sahte devlet; Kıbrıs'ta ayrı hukuki varlık olduğunu öne çıkarmak ve talep etmek için uluslar arası örgütlerde varlık göstermeye çalıştığında, her seferinde bizi karşısında bulur. Bunu, 5 Eylül 2007'deki görüşmemizde Talat'a da söyledim. Bugüne kadar bu taktikleri özde tanınmaya yönelikti. Bu sonucu elde edemediler. Tek başına bu olgu; faaliyetlerimizin sonuç getiriciliğinin göstergesidir. İstisnalar kaideyi bozmaz. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, Türk tarafının bu aşamada tanınma değil siyasi açıdan yükselme talep ettiğini anlayacağını bekliyoruz.

Soru: Bazı unsurların 'ifade edilmemesinden' dolayı karşı çıktığınızı söylediniz.

Yanıt: Evet. Rapordaki ihmallere de yoğun şekilde karşı çıkıyoruz. Genel Sekreter Kıbrıslı Türklerin 'izolasyonundan' bahsedip, Kıbrıslı Türklerin insan haklarının ihlal edilmesinden, Kıbrıs Rum malı gasplarından, kültürel miras tahribinden ve diğer onca şeyden söz etmemezlik edemez. İnsan haklarına saygı tek taraflı olamaz. Türk askerinin ve Kıbrıs Türk liderliğinin süregelen, her gün olan ihlalleri, maksatlı olarak ve 'önceki BM raporlarında ifade edildiği' gerekçesiyle görmezden gelinemez.

Soru: Sayın Başkan, acaba bu rapor; dış politikamızın sonuç getiricilik konusundaki acizliğini mi gösteriyor? Acaba ikna mı edemedik?

Yanıt: Asla. Türk tarafının bu dönemdeki hedefinin işgal bölgelerinin yükseltilmesi olduğunu ve bütün çabalarını bunun üzerinde yoğunlaştırdığını tekrarlıyorum. BM'nin iyi niyet misyonu sunma ve rolünü oynama çabasında, BM birimlerinin 'dengeli tutumlara' sahip görünmek istediklerinden kuşkulanıyorum. Belki de Türk tarafına bu tatmini vermenin iyi olduğunu düşündüler. Ancak Strovilya'da (Akyar) ihlaller olduğunu ve UNFICYP'in görev süresinin; teşekkülünde ve yetkilerinde hiçbir değişiklik olmaksızın yenilenmekte olduğunu gözden kaçırmamamız gerekir. Bunu; Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti için olumlu ifadeler içine katıyorum.

Soru: Ban Ki-Moon'un raporunda işaret ettiği onca şey ile 2008 bir inisiyatifler yılı mı olacak? Somut hareketler bekliyor musunuz?

"Son fırsatlar yoktur"

Yanıt: BM Genel Sekreteri'nin açıklamasının, bu yön açısından; elimizde bulunan diplomatik ve basın bilgilerine eklenen en güvenilir bilgi olduğunu düşünüyorum. Bunu; Annan planının reddedilmesi ile 'son fırsatın' da yitirildiğini iddia edenler artık iyi duysunlar. Söylemekten yorulmayacağım. 'Son' fırsatlar yoktur. Genel Sekreter; 2008'de bir inisiyatif almak istediğini söylüyor. İki toplumun Kıbrıs sorununu çözme yönünde siyasi iradesini pratikte görmek istiyor. Bizim siyasi irademiz vardır. Ancak Türk tarafının da aynı siyasi iradeye sahip olması gerekir, ki şu ana kadar böyle bir şey yoktur. BM inisiyatifinin ne zaman ve nasıl cereyan edeceği henüz açıklığa kavuşmadı. Biz hareketlilik ve inisiyatif istiyoruz. Bunu uzun zamandır istiyoruz. Dolayısıyla Genel Sekreter'in yeni bir inisiyatifini memnuniyetle karşılarız.

"Planı reddettik, çözümü değil"

Soru: Referandumdan bugüne kadar çözüm yönünde özlü bir inisiyatif üstlenmemekle suçlanıyorsunuz. Kıbrıs halkının iradesini doğru yönetmediğinizi söylüyorlar.

Yanıt: Tamamen dayanaksız bir iddia. Bu bir slogandır. Aldatıcı bir slogan. Çünkü 'EVET'i yönetmek zorunda kaldık. Çünkü referandumdan önce bizim tarafça verilmiş; Annan planının kabul edileceği sözleri ve vaatleri vardı. Planı halk reddetti. Dolayısıyla ilk önce, bu planı reddetmekle çözümü de reddetmediğimizi izah etmemiz gerekti. Planın reddedilmesinin ardından Avrupa'da ve başka yerlerde; hayal kırıklığından öfkeye kadar varan tepkilerle karşılaştığımızı bilmeyen biri olduğunu zannetmiyorum. Hemen sonrasında, inisiyatifler BM ilgisinin yeniden gündeme gelmesi üzerinde yoğunlaştı. Siyasi mücadele alanında bir gün içerisinde bir şeyler başarılmaz. Çeşitli ülkelere bir dizi ziyaret gerçekleştirerek, görüşerek, argümanlar, inisiyatifler ortaya koyarak ve faaliyetlerde bulunarak; Annan planını reddetmemizin 'çözümü' de reddettiğimiz anlamına gelmediği konusunda ikna etmeyi başardık. Kıbrıs'taki siyasi güçlerin sürekli 'Bu Başkan çözüm istemiyor' şikayetlerine rağmen. Ana isteğimiz Annan planından kaçmaktı. Bunu başardık. Bugün sadece Türk tarafı; müzakerelerin ve yeni inisiyatifin yeniden başlamasını ve kabul etmek için Annan planının yeniden gündeme gelmesinde ısrar ediyor. Yeni inisiyatifin, üzerinde bazı değişiklikler yapılarak; ben buraya dekoratif ifadesini ekliyorum, Annan planına dayanması gerektiğini durmadan tekrarlıyorlar. Ve maalesef, bazı Kıbrıslı Rumlar da benzer tezler ortaya koyuyor. Acaba, bizim inisiyatifimizle başarılan ve 8 Temmuz anlaşmasını gündeme getiren Şubat 2006'da Paris'te Annan'la görüşmeyi küçük bir başarı olarak mı görüyorlar? Maalesef yalnızca burada, Ada'mızda bazı vatandaşlarımız bu anlaşmayı küçümsüyor ve hatta hakaret ediyorlar. Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesini desteklerken, hayata geçirilmesinde şahsen Genel Sekreter de, bütün AB üye ülkeleri de ısrar ederken. Ancak başka bir şeye işaret etmek istiyorum. Başka zamanlarda tamamen Amerikalıların ve İngilizlerin ayrıcalığıyken bugün Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerin beşinin de Kıbrıs sorununa müdahil olması bizim inisiyatifimiz değil mi? Son olarak; Türkiye'nin AB ile Müzakere Çerçevesi'ne Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı yükümlüklerinin eklenmesi bizim inisiyatifimiz ve ısrarımızla olmadı mı? Bunlar ve zamanın sıralamama müsaade etmediği daha birçok şeyin önemini ancak kötü niyetliler görmez ve anlamaz.

"Türkiye'yi veto etseydik yalnız kalırdık"

Soru: Sayın Başkan, Müzakere Çerçevesi'nde yer alanlar hiçbir zaman hayata geçirilmedi. Açık çekler duruyor mu?

Yanıt: Bu da ne demek? Acaba bu Türkiye'nin yükümlülüklerini azaltıyor mu? Acaba, Türkiye'nin kabul ettiği AB kararları, tıpkı BM kararları gibi; karşılıksız çek olarak kaldığı için faydalı dolmadığını söyleyen mantığı mı benimseyeceğiz? AB Türkiye'nin önüne şartlar koydu. Bu ülke bu şartlara uymadığı sürece, bu şartlar Türkiye'ye sürekli tekrarlanacak ve Türkiye gerekli bedeli ödeyecek.

Soru: Türkiye'nin üyelik talebini veto etmemekle suçlanıyorsunuz.

Yanıt: Beni eleştirenler ne diyorlar? Veto kullanmalı mıydım? Tamamen yalnız kalmayı o zaman yaşardık. Çünkü bir şeyi anlamamız gerekir. AB'de bazı halklar, Türkiye'nin AB'ne katılmasını istemiyor olabilirler, hatta bazı hükümetler de aynı şeyi isteyebilir ancak hiçbir ülke öne çıkarak Ankara'nın üyelik sürecini bloke etmeyi üstlenmez. Hiçbir ülke Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin kesilmesine neden olmak istemez. Kıbrıs bunu yapabilecek durumda mı, hangi bedele karşılık? Türkiye'nin Avrupa perspektifini kesintiye uğratırsak, elimizde Türkiye'ye karşı hangi baskı unsuru kalacak? Sayısal açıdan küçük iki parti dışında Ulusal Konsey'in hiçbir üyesi, bunun altını çiziyorum; hiçbir üyesi veto kullanılması gerektiğini asla tavsiye etmedi. Veto kullanılmasının doğru bir politika olacağına da inanmıyorum. Çünkü, tekrarlıyorum; böyle bir şey bütün planlarımızı havaya uçurur. Şu anda Portekiz dönem başkanlığının açmak istediği iki müzakere başlığı var. 35 başlıktan tamamen teknik olan ve hiçbir siyasi alanı ve önemi olmayan 2'si. Acaba tavsiye her ne olursa olsun veto kullanmamız gerektiği mi? ne başarmak için? Kıbrıs diğer bütün 26 AB üyesi ülke tarafından suçlansın diye mi? Buna inanan biri varsa, bunu resmen kamuoyuna söylesin. Her başlığın görüşülmesinde Kıbrıs sorununun yönlerini ve Türkiye'nin ihlallerini gündeme getiriyoruz, itirazlarımızı ortaya ve şartlarımızı ortaya koyuyoruz. Bazıları benimseniyor ve Türkiye'nin yükümlülüklerine ekleniyor.

Kıbrıs sorunu siyasi sorundur

Soru: Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak neredeyse 35 yıldır tartışılıyor. Acaba geriye kalan sorunun hukuki yönleri mi? Nihayetinde Kıbrıs sorunu hukuki mi, siyasi mi?

Yanıt: Kıbrıs sorunu en başta, siyasi sorundur. Esasa ilişkin yönleri geçmişte de tartışıldı. Ancak mantıklı görüşlerimiz ve tezlerimiz benimsendi. Aksine, bütün bu yıllar içerisinde her seferinde Türkiye kabul edilemez taleplerini yükseltiyor. Türk tarafı federasyonu kabul ile başladı ve bugün iki devlet istiyor. 'Her şey tartışıldı, elimizde olanı söyleyelim ve söyledik' tezi Talat'ın tezlerine benziyor. Sayın Talat 'her şey görüşmeye açıktır, Annan planı çok dikkatle hazırlandı ve hazırlanması için yıllar gerekti, daha fazla çabaya gerek yok' diyor. Bu açıklama, tek başına, Gambari Anlaşmasının iptalini öngörüyor. Çünkü Gambari Anlaşmasının özü, bu müzakerelerden Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm çıkması için, Kıbrıs sorununun önemli yönlerinin çalışma gruplarında 'hazırlanması'dır.

Soru: Acaba, radikal bir çözüm önerisinin zamanı mı? Acaba tamamen yeni bir teori ve yaklaşımın zamanı mıdır?

Yanıt: Böyle olanaklar görmüyorum ama iki toplumlu iki kesimli federasyon çerçevesinden kaçarsak da hiçbir şey kazanmayacağız. Tam aksine çok şey kaybedeceğiz, en başta da itibarımızı...

Soru: Zürih'e dönüş arzu edilen bir istikamet olabilir mi?

Yanıt: Zürih statüsüne dönüş talep etmiyoruz. Kesinlikle hayır. Zürih-Londra Anlaşmaları'nın öngördüğü gibi 'üniter' devlete geri dönebileceğimiz yönündeki her türlü beklenti geride kalmıştır.

Soru: 'Biz burada onlar orada' diyen seslerin arttığı söyleniyor ve yazılıyor. Üçüncü tarafların önünde; Kıbrıs sorununa özlü çözüm bulunmasından sonra, mevcut durumun ikinci en iyi çözüm olduğunu söylemekle suçlanıyorsunuz

Yanıt: Asla böyle bir şey demedim. Bunu yayanın, İngilizce olarak ne dediğimi anlamadığı ortadadır çünkü İngilizcesi iyi değildir. Bunu o zamanlardan yalanlamıştım. 'Onlar orada, biz burada' çözüm değildir. Hiçbir şekilde. Kıbrıs sorununun sonu da olmaz. Aksine, yeni çok daha beter maceraların başlangıcı olur. Kıbrıs, nihayetinde tamamen Türkleşmeye sürüklenmeden; sınırlara ve bölünmeye tahammül edemez. Fanatik şekilde bu teorinin karşısındayım. Ancak, kamuoyunda bu görüşlerin artmakta olduğuna da katılmıyorum. BM'nin yaptıkları da dahil olmak üzere, kamuoyu araştırmaları tekrar incelenecek olursa, Kıbrıslıların gerçek talepleri saptanır. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk vatandaşların ikinci tercihi de Kıbrıs'ın yeniden birleşmesidir.

Yeniden hayır

Soru: Annan planı bazı dekoratif değişikliklerle yeniden gündeme gelecek olursa yine gür bir hayır diyeceğinizi açıkladınız.

Yanıt: Bunu tekrar tekrar söylüyorum. Annan planı yeniden gündeme gelirse vatandaşlar yine gür bir hayır diyecekler. %76'dan da büyük bir oranda.

Soru: Bundan sonra hangi plan gelirse gelsin, daha iyi olacağından emin miyiz?

Yanıt: Uluslar arası sahneyi ve müzakerelerdeki güçler dengesizliğini çok iyi biliyorsunuz. Sonuçtan kimse emin olamaz. Emin olduğumuz şey, ne talep edeceğimizdir. Cesaret ve kararlılıkla. Daha iyi bir çözüm başarabileceğinden 'emin olmadığı' için yılgınlığa teslim olur ve daha iyi bir kader için mücadele etmezse, halk ve tarih neslimizi kınayacak.

Soru: bekleme tasarrufumuz var mı? İşgal bölgelerindeki 'gerçekler' katlanarak artıyor ve her gün nahoş gelişmelerle karşılaşıyoruz.

Yanıt: hangi 'gerçeklerden' söz ediyorsunuz?

Soru: Kolonizasyondan, betonlaşmadan, sahte devletin yükseltilmesinden...

Yanıt: Betonlaşma ve kolonizasyon Annan planının kabul edilemez öngörülerinden yalnızca birkaçıdır. Haritaya bakın ve ne kadar büyük bir alandaki vatandaşlarımızın, Türkler tarafından gaspedilen mülklerinin betonlaştığını görün. (Annan planına evet deseydik) Kıbrıslı Türklerin imzalarımızla alacakları ve kendi rızamız ve onayımızla onların sahipliğinde kalacak olanlar bunlardır. Kolonizasyona gelince, Annan planının yerleşiklerle ilgili öngörüsünü hatırlıyorum. Yabancıların Türklere 'gitmek istemeyen tek bir yerleşik bile gitmeyecek' şeklindeki vaatlerini. Dolayısıyla, bugün olanlar ve peşinen yasadışı ve kabul edilemez olan, Annan planını kabul etseydik olacak olanlardan çok daha kötü değildir. Ancak o zaman yasal ve bizim imzamızla olacaktı. Şimdi sadece, meşruiyet örtüsü yoktur ve bu büyük bir şeydir.

Soru: Herhangi yeni bir inisiyatif için ön hazırlığa gerek var mı? Sayın Talat maksatlı olarak oyaladığınızı söylüyor.

Yanıt: Sayın Talat iki aylık bir ön hazırlık arzu ediyor çünkü prosedürün bu şekilde hızlanacağına inanıyor. Bize göre; bu dikkate alınırsa, hızlanacak tek şey çıkmazın teyidi olacak. Çünkü ön hazırlık olmadan görüşmeler nereye varacak? Sayın Talat kendi tezini ben de kendi tezimi söyleyim ve sadece çıkmazı saptayalım, BM ve AB de; Kıbrıs sorununun çözümsüz olduğu, tek çözümün mevcut fiilî durumun idamesi ve iki devlet çözümü olduğu görüşünün temelini oluşturacak çıkmazı resmileştirsin.

Ama iyi bir ön hazırlıkla, her bir konunun çözümü için dengeli öneriler hazırlanacak, biz de bunları görüşmeye hazır olacağız.

Soru: İki kesimli iki toplumlu federasyon talep ediyoruz. Siz ise açıklamalarınızda 'doğru içerikle' ifadesini ekliyorsunuz. Bu tam olarak nedir?

Yanıt: Çeşitli türlerde federasyonlar var, çoğu federatif oluşumlarda farklılıklar var. Ancak hepsi; bir başka şey değil, federasyon olması için bazı ilkeler içerir. Mesela, Annan planının önerdiği rejim incelendiğinde, bunun federasyondan başka bir rejim olduğunu anlar. O, dünyada bir benzeri daha olmayan bir konfederasyondu. Biz tek uluslar arası temsiliyeti ve tek egemenliği olan bir devlet istiyoruz. Herhangi başka bir şey, talebimizin dışındadır. Hiçbir şekilde, sakinlerinin ırk kriterleriyle oy kullandığı etnik açıdan arı bölgeleri kabul etmeyiz. Bizi taksim ve ayrılma olasılığından koruyacak bağlayıcı bir halkaya ihtiyacımız var. Belçika'da olanlara bakın, Çekoslovakya'da olanlara bakın. Dolayısıyla, federal bir çözümün 'doğru' içeriğini güvence altına almamız hayati öneme sahiptir. Talep ettiğimiz çözüm felsefesi; işleyebilir, yaşayabilir ve daimi olacak bir iki bölgeli iki toplumlu federasyondur."

KIBRIS 10/12/07

 

BM'nin KKTC raporu Rusya’yı kızdırdı

      Ali RUHLUEL DHA

       BİRLEŞMİŞ Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban-Ki Moon’un son raporunda yer alan ‘izolasyon’ vurgusu Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi konumundaki Rusya’yı kızdırdı.
      Güney Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un son raporunda Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonlara ilişkin ortaya koyduğu tutumu eleştirti. Bugün Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile bir araya gelen Sergey Lavrov, Kıbrıs konusunda belirli kanıtlar ve gerçeğe dayanan olaylardan bahsetmek gerektiğini iddia etti. Lavrov, “Umarım Ban- Ki Moon’un gelecekte hazırlayacağı raporlar gerçeği yansıtır'' ifadelerini kullandı.
      Lavrov, hazırlanan raporların yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda konunun siyasi boyutunu da yansıtması gerektiğini belirtti.
      Sergey Lavrov, Genel Sekreter’in hazırladığı raporda, Papadopulos’un girişiminden ve bu konuda Genel Sekreter’e gönderdiği mektuptan bahsetmemesinden dolayı şok olduğunu da ifade etti. Görüşmeden sonra Papadopulos ve Lavrov, Güney Kıbrıs ile Rusya arasındaki sıkı işbirliğinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.

MILLIYET 11/12/07

 

Rumlar hariç AB'den Kosova'ya destek var

11/12/2007 RADIKAL

PRİŞTİNE - AB-ABD-Rusya troykasının Kosova'nın çoktan çökmüş nihai statü müzakerelerinde 'uzlaşmaya varılamadığına' dair raporunu dün BM'ye sunmasıyla, Kosovalı Arnavutların tek yanlı bağımsızlık ilanına gidecek süreç başladı. Vakit yitirmeyen Arnavut liderler, Sırbistan'dan bağımsızlığı öngörülen mayıstan çok önce ilan edecekleri ve konuyu kendilerini destekleyen ABD ve AB'yle görüşmeye derhal başlayacaklarını duyurdu. Dünkü AB dışişleri bakanları toplantısında, KKTC'nin uluslararası tanınmasının yolunu açacağından korkan Kıbrıs Rum Yönetimi hariç, 26 üye Kosova'nın bağımsızlığına yeşil ışık yaktı.

'Mayıstan bile önce bağımsız oluruz'
Müzakere heyetinden İskender Hüseyni, "Bağımsızlık ilanına gidecek adımları koordine etmek için kilit uluslararası ortaklarımızla istişarelere bugün başlıyoruz" dedi. Hüseyni, Kosova kurumlarının bölgenin geleceğini çok yakında açıklığa kavuşturacağını söyleyip mayıstan önce bağımsızlık ilanından söz ederken, diplomatlar olası tarihi Sırbistan başkanlık seçiminin zamanlamasına göre ocak ya da şubat olarak yorumladı. Priştine'de binlerce öğrenci, 'Bağımsızlık' diye bağırıp 'Avrupa birlik göster' pankartlarıyla yürüdü.
Dün AB dışişleri bakanları toplantısına ortak tutum belirleme çabası damgasını vurdu. Britanyalı bakan David Miliband, BM kararı olmadan Kosova'nın bağımsızlığını tanımaya istekli olduklarını söyledi. İsveçli bakan Carl Bildt "Fiili görüş birliği hasıl. BM kararı olmadan çözümü kabul edemeyen tek ülke var" derken, Lüksemburglu bakan Jean Asselborn "Kosova'nın bağımsızlığıyla ilgili kocaman sorunları olan Kıbrıs hariç, tüm ülkeler bu yönde gidiyor" diye ekledi. Ama ayrılıkçı bölgelerin azacağı endişesiyle İspanya, Yunanistan, Romanya, Slovakya'nın da rahatsızlığı var. Dışişleri bakanları bildirisi, "Sırbistan'ın da Kosova'nın da geleceği AB'de" tesellisi sundu.

Lavrov: Zincirleme etki yaratır
Yazın BM Temsilcisi Martti Ahtisaari'nin şartlı bağımsızlık planını BM Güvenlik Konseyi'nde bloke edip 19 Aralık'ta yapılacak yeni oturumda veto kartını hazır tutan Rusya ise, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'u Rum Yönetimi'ne gönderdi. Rum lider Tasos Papadopulos'la görüşen Lavrov, "Kosova'nın tek taraflı bağımsızlığının sonuçları olur. Uluslararası hukukun ihlali, Balkanlar ve dünyanın diğer bölgelerinde zircirleme tepkimeye yol açar" uyarısı yaptı. BM Genel Sekreteri Ban ki Mun'un son raporunda Kıbrıslı Türklere tecridin kaldırılması çağrısı yapmasının, Güvenlik Konseyi'nin onaylayacağı kararda yer almayacağı güvencesi veren Rus bakan, "Kıbrıs ve Kosova sorunlarında yapay takvim dayatılmasına karşıyız" çıkışını yaptı. Lavrov, raporu Papadopoulos'un önerilerine yer vermediği gerekçesiyle eleştirdi. (afp, Reuters, aa)

 

Rum gencinin Türkçe ilgisi

11/12/2007 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesimindeki lise öğrencisinin Türkçe'ye ilgisinin arttığı, bu yıl her 15 öğrenciden birinin Türkçe öğrendiği kaydedildi. Fileleftheros'a göre, İngilizce ve İtalyanca'nın ilk sırayı paylaştığı yabancı dillere ilgi sıralamasında Türkçe, Rusça ve Almanca'nın önüne geçti. Hükümetin Türkçe'nin okutulması kararı aldığı 2003'te Türkçe dersini lise 2. sınıflardan sadece 84 öğrenci (yüzde 1) seçerken, bu yıl 587 öğrenci (yüzde 7.45) Türkçe öğreniyor. Bu da her 15 öğrenciden birinin Türkçe'yi seçmesi demek. Fransızca'ya talep düşerken, İtalyanca ve İspanyolca öğrenmek moda.

 

AB, BM'nin devreye girmesini bekliyor

Avrupa Birliği'nin BM Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın Kosova'nın bağımsızlığını tanımaya hazır olduğunu ancak AB üyesi olan Kıbrıs Rum tarafının bunu destekletme "büyük sorun yaşadığı" ve bu sorunun aşılması için BM Güvenlik Konseyi'nin devreye girmesinin beklendiği bildirildi.

İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, AB'nin BM Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın Kosova'nın bağımsızlığını tanımaya hazır olduğunu söyledi.

Bildt, AB dışişleri bakanlarını buluşturan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'ne girişinde yaptığı açıklamada, bu konuda AB'de "fiili görüş birliği" bulunduğunu belirterek, 27 üyeden sadece birinin çekincesi olduğunu bildirdi.

Bildt, ısrarlı sorulara rağmen Kosova'nın bağımsızlığını tanımaya hazır olmayan AB üyesini söylemekten kaçındı.

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ise üye adı vererek Kıbrıs Rum kesiminin Kosova'nın bağımsızlığını desteklemede "büyük sorun yaşadığını" ve konunun BM Güvenlik Konseyi tarafından çözülmesini beklediğini ifade etti.

Kıbrıs Rum kesimi, Kosova'nın bağımsızlığının KKTC için model oluşturmasından endişe ediyor.

Kosova Hükümet Sözcüsü: Mayıstan

önce bağımsızlığınızı ilan edeceğiz

Öte yandan Kosova hükümet sözcüsü İskender Hüseyini, dün yaptığı açıklamada, Kosova'nın mayıs ayından önce Sırbistan'dan bağımsızlığını elde edeceğini söyledi.

Kosovalı Arnavut liderlerle görüştükten sonra Associated Press haber ajansına konuşan Hüseyini, Kosova'nın bundan sonra kendi gündemiyle ilgileneceğini, ancak bağımsızlığın kesinlikle mayıstan önce ilan edileceğini kaydetti.

Kosova'nın gelecek yılın ilk aylarında bağımsızlığını resmen ilan etmesi bekleniyor. Kosovalı liderler, AB ve ABD'nin onayı olmadan tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan etmeyecekleri konusunda söz vermişlerdi.

KIBRIS 11/12/07

 

Raporda Rum tarafının reddettiği ifadeler Güvenlik Konseyi kararı dışında kalacak

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un son Kıbrıs raporunda yer alan ve Rum tarafınca reddedilen ifadelerin, ileriki günlerde Güvenlik Konseyi tarafından onaylanacak karar tasarısının dışında kalacağını söyledi.

Rum basın haberlerine göre, resmi temaslarda bulunmak için önceki gün Kıbrıs Rum kesimine giden Lavrov, Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, tüm raporları dikkatlice incelediklerini, ancak bunların karar değil, rapor olduğunu, kararların Güvenlik Konseyi metinlerinde bulunduğunu kaydetti.

Lavrov, "önemli olan ve de ölçü kabul edilenin BM raporları değil, Güvenlik Konseyi kararları olduğunu" belirtti.

Ban'ın 2008'in "Kıbrıs sorununun çözüm yılı" olması şeklindeki arzusuna değinen Lavrov, saygısını dile getirdiği Genel Sekreterin herhangi bir müzakereye ilişkin zaman çerçevesini belirleme hakkına sahip olmadığını, zaman çerçevesini tarafların kendilerinin belirleyebileceğini ifade etti. Lavrov, çözümün yaşayabilir, adil ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına dayalı olması gerektiğini yineledi.

Çözüm süreciyle ilgili gecikme konusunda ise Lavrov, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunun faaliyete geçmesi için her şeyin yapılması gerektiğini de ifade etti.

Kıbrıs ve Kosova konusunda "yapay takvimler"

Kıbrıs ve Kosova sorunları gibi konularda "yapay takvimlerin" dayatılmasına karşı olduğunu belirten Lavrov, "Kim bazı takvimlerden bahsediyorsa, özünde, uzlaşıcı çözüm bulunmasıyla ilgili herhangi bir çabaya son verir" diye konuştu.

Ülkesinin 8 Temmuz sürecini desteklediğini ifade eden Lavrov, 8 Temmuz anlaşmasıyla bazı iyimserlik belirtilerinin var olduğunu, ancak o dönemden itibaren Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde bir çıkmazın gözlemlendiğini söyledi.

Markulli

Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli de, Lavrov'a Kıbrıs sorunundaki "son gelişmeler hakkında bilgi verdiğini" ifade ederek, Rusya ve halkının Kıbrıs sorununa uluslararası hukuk ve BM kararları çerçevesinde çözüm bulunmasıyla ilgili desteğine yönelik, Rum hükümeti ve halkının minnettarlığını dile getirdiğini söyledi.

BM Genel Sekreterinin "2008'in Kıbrıs sorununun çözüm yılı olması" şeklindeki öngörüsünün sorulması üzerine Markulli, Rum tarafının, Kıbrıs sorununun BM kararları, 8 Temmuz anlaşması ve Gambari süreci temelinde çözümlenmesiyle ilgili BM girişimlerine yanıt vermeye hazır olduğunu, bu yönde siyasi iradelerinin mevcut olduğunu savundu.

Rum tarafının 8 Temmuz anlaşmasının derhal yerine getirilmesine hazır olduğunu söyleyen Markulli, "Türk tarafının seçimi bahane ederek buna yanıt vermediğini" ileri sürdü.

Markulli, Lavrov ile iki ülke arasındaki ilişkileri de ele aldıklarını, bu ilişkilerin tüm alanlarda genişletilmesi konusunu görüştüklerini ifade etti.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, temasları kapsamında, önceki gün Limasol'da Rusya Ticari Bankasının yeni şubesinin açılışını da yaptı.

Lavrov, ayrıca Limasol Belediye Başkanı Andreas Hristu'ya "Aleksander Puşkin" ödülü verdi.

KIBRIS 11/12/07

 

Babacan: Kıbrıs Türklerinin cezalandırılması birçok ülkenin vicdanını rahatsız ediyor

Babacan, 2008 bütçe görüşmelerinin ele alındığı TBMM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, nihai hedefinden herhangi bir sapma olmadan kendi mecrasında ilerlediğini belirterek, reform sürecinin yavaşladığı yolundaki değerlendirmelerin doğru olmadığını bildirdi.

Reform sürecini devam ettirmekte kararlı olduklarını ifade eden Babacan, Türkiye'nin AB'nin sözünü yerine getirmesini beklediğini kaydetti.

Babacan, AB'nin 2004 yılında KKTC üzerindeki izolasyonları kaldırma kararına rağmen, uluslararası toplumun gerisinde kaldığına işaret etti.

Babacan, Kıbrıs Türk halkının, Ada'da çözüm için gerekli duyarlığı sergileyen taraf olduğu halde, hala cezalandırılmasının pek çok ülkenin vicdanını rahatsız etmeye başladığını söyledi.

TC Dışişleri Bakanı Babacan, KKTC'nin dış temsilciliklerinin sayısının 14'e çıktığını, ülkede açılan yabancı temsilcilik sayısının da 7'ye ulaştığını belirterek, ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere pek çok ülkenin KKTC pasaportlarını kabul ettiğini kaydetti.

KIBRIS 11/12/07

 

2008'de görüşme süreci hızlandırılmalı ve bir an önce görüşme masası oluşturulmalı

DÜNYA ARTIK İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI SÖYLEMLERİNDE BULUNUYOR"...

Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'na "evet" demesiyle gerek ekonomide gerekse dış politikada birçok gelişmeler yaşandığının altını çizen Başbakan Soyer, "Dünya artık Kıbrıs Türkü'ne yönelik izolasyonların kaldırılması ve eşitlik gibi söylemlerde bulunuyor" dedi

"KIBRIS TÜRK İŞ DÜNYASI DÜNYA İLE REKABET EDEBİLECEK NOKTADA AMA..." Kıbrıs Türk iş dünyasının dünya ile rekabet edebilecek bir noktada olduğunu, ancak eşit şartlarda olunmasının da çok önemli olduğunu anlatan Başbakan Soyer, izolasyonların kalkması, direkt uçuşların başlaması ile uluslararası alanda da ticaret yapma konumuna gelinebileceğini vurguladı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 2008 yılında görüşme sürecinin hızlandırılması ve bir an önce görüşme masasının oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, Kıbrıs sorununun her zaman için gerek Türkiye gerekse Kıbrıs Türk halkı için önemli olduğunu ve bu konuda tarihsel perspektiflerin hiçbir zaman unutulmaması gerektiğini söyledi.

Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre Başbakan Soyer, Türkiye'deki bir televizyon kanalına verdiği röportajda Kıbrıs konusunu ve iç gelişmeleri değerlendirdi.

Konuşmasında Kıbrıs'ın tarihçesini de anlatan Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü için hem Türkiye'nin, hem de Kıbrıs Türk kamuoyunun hiç ilgisini eksiltmemesinin önemini vurguladı.

Çözüm için iki önemli nokta

Kıbrıs sorununun çözümü için iki noktanın çok önemli olduğunu dile getiren Başbakan Soyer, bunlardan birincisinin; Kıbrıs Türk halkının kendi bölgesinde kendi kendini yöneteceği ve Rum tarafı ile eşit olabileceği bir çözüm şekli olduğunu söyledi.

Başbakan Soyer, Türkiye'nin Kıbrıs'taki 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları'nda yer alan garantörlüğün devamının ise ikinci temel nokta olduğunu kaydetti.

Soyer, bu iki temel konuyu zemin alan bir yaklaşımla Kıbrıs sorununu çözüme götürmenin mümkün olduğunu dile getirerek "Çözümsüzlük, hem Kıbrıs Türk halkına hem de Türkiye'ye sürekli sıkıntılar getirir" dedi.

"Güney Kıbrıs çözümden

daha fazla kaçamayacak"

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Avrupa Birliği'ne üye olmasıyla sahip olduğu avantajları kullanarak, çözümden daha fazla kaçamayacağını belirten Başbakan Soyer, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik birtakım fırsatların denendiğini, ancak Rum Yönetimi'nin olumsuz tavırları nedeniyle sorunun çözümlenemediğini kaydetti.

Başbakan Soyer, Kopenhag ve Lahey'de Türk tarafının sergilediği tutumdaki pozisyondan sonra Güney Kıbrıs ile Yunanistan'ın hak etmediği bir şansı kullandığının önemli bir konu olduğunu ifade etti.

"Kopenhag ve Lahey'de Kıbrıs Türk tarafı, pozitif bir yaklaşım sergileseydi Rum Yönetimi görüşme sürecine girmeyecekti. Nasıl ki referandumlarda 'hayır' dediler, o zaman da çözüme yönelik isteksizlikleri ortaya çıkacaktı ve Rumların uzlaşmacı olmadığı ortaya çıkacaktı. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden de Avrupa Birliği'ne de giremeyecekti" diyen Başbakan Soyer, Rum yönetiminin çözüm olmadan Avrupa Birliği'ne girmesinin olumsuz bir durum olduğunu söyledi.

Güney Kıbrıs'taki seçim kampanyalarında yapılan konuşmalarda Lahey'den sonra Rum Yönetimi'nin pozitif durum sergilediğinin, ancak Avrupa Birliği'ne üye olunsa bile Birleşmiş Milletler'e anlaşma yönünde çabaların devam edeceği yönünde söz verildiğinin dile getirildiğini ifade eden Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin bu söze uymadığını ve Tasos Papadopulos'un Bürgenstock'ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmediğini, aynı zamanda da Annan Planı'nı reddettiğini, böylece çözümden kaçan taraf olarak belirlendiğini anımsattı.

"Dünya artık Kıbrıs Türk halkından söz ediyor"

Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'na "evet" demesiyle gerek ekonomide gerekse dış politikada birçok gelişmeler yaşandığının altını çizen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dünyanın artık Kıbrıs Türk halkından söz ettiğini ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ismini söylediğini belirterek, "Dünya artık Kıbrıs Türkü'ne yönelik izolasyonların kaldırılması ve eşitlik gibi söylemlerde bulunuyor" dedi.

"BM Genel Sekreteri'nin açıklamaları ve belge olumlu"

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un yaptığı açıklamalar ile hazırladığı belgeyi "olumlu bir gelişme" olarak değerlendiren Soyer, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs konusuna yönelik yürüttüğü siyasetin yanlış olduğu yönünde bir açıklama yapılmasının çok önemli olduğunu söyledi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs sorununun çözümü için kararlı olunması gerektiğinin altını çizerek, sorunun çözümlenmesine yönelik bugüne kadar gösterilen çabanın bundan sonra da devam edeceğini vurguladı.

Ada'nın bütünündeki egemenlik hakları çerçevesinde Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta eşit haklara sahip olduğunu dile getiren Soyer, Rum Yönetimi'nin Kuzey Kıbrıs'ta egemenlik hakkı bulunmadığını ifade etti.

Kıbrıs Türkü'nün 1995 yılına kadar ithalat ve ihracat yaptığını, ancak 1995 yılında mühürde değişiklik yapıldığını ve bu değişikliği Rum Yönetimi'nin Adalet Divanı'na götürerek oradan alınan karar ile ihracatlara gümrük vergisi istendiğini anlatan Başbakan Soyer, geçmişte yapılan bir hata ile ithalatın ve ihracatın durduğunu, ancak bu sorunun aşılması amacıyla Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile Mali Yardım Tüzüğü'nün gündeme geldiğini anlattı.

Annan planı sonrasındaki gelişmeler

Annan Planı'ndan sonra Kıbrıs Türkü'ne yönelik birçok gelişmeler yaşandığını anlatan Başbakan Soyer, Kuzey Kıbrıs'ta AB ofisi açıldığını ve 24 Nisan Referandumu'na kadar Ada'ya gelen diplomatların Güney'de kaldığını, ancak referandumlardan sonra Avrupa Birliği ofisinde çalışanların Kuzey'de kaldığını söyledi.

Güney Kıbrıs ile ticaret

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'la ticaret konusunda ise, Dolar'da yaşanan dalgalanmadan dolayı kısa süreliğine Güney Kıbrıs'la Kuzey Kıbrıs arasında bazı ürünlerde fiyat farkı olduğunu, ancak yapılan çalışmalar sonucunda bunun büyük ölçüde giderildiğini belirtti.

Bu farkın giderilmesi için hükümetin, esnaf ve diğer kesimlerle çalışmalar yaptığını belirten Başbakan Soyer, iş dünyası gerekli tedbirleri alarak her türlü rekabete hazır olurken, hükümetin de boş durmadığını ve yapılan çalışmalarla birçok malda Güney'den yine daha ucuz duruma gelindiğini anlattı.

Güney Kıbrıs'tan yolcu beraberinde 135 Euro'luk alış verişin her zaman gündemde olduğunu, ancak uygulanmadığını belirten Soyer, ekonomide yaşanan son gelişmelerle bunun uygulanmaya başlandığını ifade ederek, "Rum Yönetimi, kapılar açıldıktan sonra kendi insanını didik didik arıyor ve hiçbir şekilde burada alış-veriş yapmasına izin vermiyordu. Ancak biz, ekonomide yaşanan bazı dalgalanmalardan sonra, zaten var olan bir kuralı uyguluyoruz" dedi.

Kıbrıs Türk iş dünyasının dünya ile rekabet edebilecek bir noktada olduğunu, ancak eşit şartlarda olunmasının da çok önemli olduğunu anlatan Başbakan Soyer, izolasyonların kalkması, direkt uçuşların başlaması ile uluslararası alanda da ticaret yapma konumuna gelinebileceğini vurguladı.

Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünde Rum Ortodoks Kilisesi'nin önemli bir etken olduğunu anlatan Soyer, Güney Kıbrıs'ta Kilise'nin sorunun çözümüne yönelik bir plan hazırladığını belirterek, böyle bir yapının nasıl bir laik devlet olduğunu ve nasıl Avrupa Birliği'nde yer aldığını sordu.

Başbakan Soyer, bu konunun sorgulanması ve dünyaya gösterilerek deşifre edilmesi gerektiğini vurguladı.

"Demokratik olduğu kadar laik bir devlet..."

Kıbrıs Türk halkının demokratik olduğu kadar laik bir devlete sahip olduğunu da anlatan Soyer, "Biz toplumun inançlarını ve din özgürlüğünü her yönü ile idrak edip içselleştiriyoruz ve Rum tarafının bu tutumunu kaygı ile izliyoruz" dedi.

Avrupa Birliği'nin, Güney Kıbrıs'ı çözüm olmadan üye almasının hata olduğu yönünde son zamanlarda söylemlerde bulunduğunu ve bunun önemli bir adım olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, Avrupa Birliği'nin yaptığı bu tespitten sonra, Birleşmiş Milletler temelinde bir çözümden yana Rum Yönetimi'ni ikna etmesi gerektiğini vurguladı.

"Birleşmeyi eşitlik temelinde isteyen, Avrupa Birliği'nin savunduğu bir tezi isteyen Kıbrıs Türk halkını Avrupa Birliği'nin dışında bırakıyorsun. Kosova'yı, Karadağ'ı tanıyorsun, o zaman Avrupa Birliği'nin ilkeselliği nerede?" diye soran Başbakan Soyer, 2008 yılında görüşme sürecinin hızlandırılması ve bir an önce görüşme masasının oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin; Birleşmiş Milletler zeminini yok etmeye çalıştığına ve bütün yaşananları sil baştan yapmak istediğine de işaret etti.

KIBRIS 11/12/07

 

Lavrov pledges Russian backing for Cyprus
By Jean Christou

RUSSIAN Foreign Minister Sergei Lavrov said yesterday he would be proposing to the UN Security Council that it pay special attention to Greek Cypriot proposals to move the Cyprus issue forward.

He was referring to the recent eight-point initiative by President Tassos Papadopoulos, addressed to the UN to help move forward the stalled July 8, 2006 agreement, and said he was surprised UN Secretary-General Ban Ki-moon did not mention it in his recent report on Cyprus.

Speaking to reporters after his meeting with Papadopoulos yesterday morning, Lavrov said relations between Cyprus and Russia were very satisfactory.

“We had a rich agenda,” he said of his meeting with Papadopoulos.

“We discussed the economy, trade, investments, culture, tourism, military and technical co-operation, education, science. We discussed yesterday and today ways to promote these relations,” said Lavrov, who ended his two-day visit yesterday afternoon.

“We are grateful to President Papadopoulos for his consistent position in favour of developing the Russia-EU partnership and other issues which concern the international community and the EU,” Lavrov said.

He said Russia was interested in helping find a settlement to the Cyprus issue based on the Security Council resolutions,

“We welcome the recent eight-point initiative by President Papadopoulos, which was addressed to the United Nations, and we believe that this initiative is an offer, a very good mechanism to start implementing the July 8 Agreement, which was endorsed by the leaders of the two communities and supported by the UN,” he added.

“When we discuss Cyprus at the Security Council, our suggestion will be to pay special attention to the proposals by President Papadopoulos and I hope this will bring results.”

Asked to comment on the issue of isolation of the Turkish Cypriots, Lavrov said: “When we discuss the Cyprus issue we should mention the real facts, because the Cyprus government makes a lot of efforts to support the Turkish Cypriot community.”

He said that these facts were supported by the statistics included in the reports of the European Commission.

“I express the hope that in the future the Secretary-General’s reports will reflect the true facts,” Lavrov added.

Asked later yesterday if Russia, one of the Security Council’s Big Five, might not approve Ban’s references to Turkish Cypriot isolation in his report, Government Spokesman Vassilis Palmas said he not wish to jump to conclusions, but: “Russia will not accept such a proposal at the Security Council.”

CYPRUS MAIL 11/12/07

 

AB'den 145 Kıbrıslı Türk'e 1 yıllık burs


12 Aralık, 2007 15:28:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Komisyonu, 2008-2009 akademik yılı için 145 Kıbrıslı Türk'e bir yıllık eğitim bursu vereceğini açıkladı.

Güney Kıbrıs'taki Avrupa Komisyonu temsilciliğinden yapılan açıklamaya göre, burs için uygun görülecek Kıbrıslı Türklere, yaşam giderlerini karşılamak için 15 bin euro verilecek, bunun yanında 2 bin euroya kadar okul masrafları karşılanacak.
 
Bursların master ve doktora eğitimleri dahil lisans ve lisansüstü eğitim için verileceği kaydedilen açıklamada, AB bursu almaya hak kazananların AB'nin 26 üye ülkesinin herhangi birinde bir yıllık eğitim alabileceği belirtildi.
 
5 milyon euro kaynak
 
Avrupa Komisyonu burs programı bu yıl ikinci yılına girdi. Komisyon 2006-2007 eğitim yılına yönelik geçen yıl 30 Kıbrıslı Türk öğrenci ve öğretmene burs vermişti.
 
AB'nin Kıbrıslı Türklere ayırdığı 259 milyon euroluk mali yardım desteğinden finanse edilen program için 2007/2008, 2008/2009 ile 2009/2010 eğitim dönemlerine yönelik 5 milyon euro ayrılmıştı.

 

AB Bölgeler Komitesi stajyerleri Kıbrıs'ta temaslarda bulunuyor

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Brüksel Temsilciliği'nin öncülüğünde organize edilen gezi programı çerçevesinde grup KKTC'de çeşitli kuruluşlarla görüşecek ve AB Bölgeler Komitesi'nde temsiliyeti engellenen, AB'nin bölgesel fonlarından yararlanamayan KKTC'nin nasıl bölgesel gelişim sağladığını yerinde görecek. Grup, KKTC'nin AB ilişkileriyle ilgili bilgiler de alacak.

KTTO'dan yapılan açıklamaya göre grup üyeleri, dün saat 17.00'de Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nı ziyaret ederek Oda Başkanı Hasan Kutlu İnce ve Yönetim Kurulu üyeleriyle görüştü.

Görüşmede, stajyerlere Ticaret Odası'nın, Avrupa Birliği ile ilişkileri ve Yeşil Hat ticareti çerçevesinde oynadığı rol hakkında bilgi verildi.

Stajyerler, dün, Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Cemal Bulutoğluları ile de bir araya gelerek, ardından eski Lefkoşa'yı gezip BM ve AB fonlarıyla restore edilen proje alanlarını inceledi.

Stajyerler, bugün, AB Program Destek Ofisi'ni ziyaret ederek, Mali Yardım Tüzüğü ve bu çerçevede uygulanacak projeler hakkında bilgi alacak.

14 Aralık Cuma günü ise AB Koordinasyon Merkezi'ni ziyaret edecek olan stajyerler, KKTC'de uygulanmakta olan AB uyum süreci çalışmaları hakkında bilgi alacak.

Doğu Akdeniz Üniversitesi'ne de ziyarette bulunacak olan stajyerler, Kıbrıs sorununda gelinen son nokta ve üniversitelerin Bologna Süreci'nde yaşadıkları sorunlar hakkında bilgi alacaklar.

Daha sonra, Namık Kemal Meydanı'nda Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp ile öğle yemeğinde bir araya gelecek olan stajyerler, Güney Kıbrıs'ta da bölgesel düzeyde temaslarda bulunacaklar.

Stajyerler, önceki gün de Girne'de temaslar yapmalarının ardından Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın ile akşam yemeğinde bir araya gelmişti.

KIBRIS 12/12/07

 

Lavrov, bizi ziyaret etmemekle kalmadı, aynı zamanda bizi çok üzen açıklamalar da yaptı

Cumhurbaşkanı Talat, önceki gün temaslarını tamamlayarak Güney Kıbrıs'tan ayrılan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'u, Rus elçi vasıtasıyla davet ettiklerini ancak ziyaretin gerçekleşmediğini belirterek, "Lavrov sadece bizi ziyaret etmemekle kalmadı, aynı zamanda bizi çok üzen açıklamalar da yaptı" dedi.

Talat, Rusya gibi büyük bir ülkenin, kayıtsız şartsız Kıbrıs Rum tarafını desteklemesinin çok üzücü olduğunu ifade ederek, "İşte Türk dünyasından ricamız etkisini ve yetkisini kullanarak Rusya'nın bu tutumunu değiştirmekte bizlere yardımcı olmalarıdır" dedi.

KIBRIS 12/12/07

 

Papadopulos görüşme zeminini dahi yok etmeye çalışıyor

UMUTLARI SONUÇSUZ BIRAKIYOR... Papadopulos'un verdiği demeçlerde Annan Planı temelinde çözüm arayışlarına katılmayacağını açıkça ilan ettiğini belirten Erçakıca, "Papadopulos, son yıllardaki bütün faaliyetlerinin bu plandan kurtulmak olduğunu da itiraf ederek, büyük emekler verilerek ortaya çıkmış olan birikimi bir çırpıda çöpe atmak niyetini sergilemiştir" dedi. Erçakıca, Rum liderin dünyanın umutla beklediği şubat sonrasındaki inisiyatifleri de sonuçsuz bırakmaktan çekinmediğini şimdiden ilan ettiğini savundu

RUSYA, ÇÖZÜME YARDIMCI OLMUYOR... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Güney Kıbrıs ziyaretinde yaptığı açıklamalarla Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmadığını vurguladı. Erçakıca, Lavrov'un açıklamalarının Rusya'nın Rum Yönetimi'nin Kıbrıs politikalarını koşulsuz desteklediğini gösterdiğine işaret ederek, "Rusya'nın bu koşulsuz desteği Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmaz" dedi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafındaki seçim tartışmalarının, Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarını etkileyecek sonuçlar üretmeye devam ettiğini ifade ederek Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un görüşme zeminini dahi yok etmeye çalıştığını belirtti.

Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlediği haftalık rutin basın brifinginde, Rum Yönetimi Lideri Papadopulos'un, hafta sonu Simerini gazetesinde yayımlanan söyleşisinde dile getirdiği bazı görüşlerini değerlendirdi.

Papadopulos'un, bu söyleşide, Annan Planı olarak isimlendirilen BM kapsamlı çözüm planı temelinde çözüm arayışlarına katılmayacağını açıkça ilan ettiğini belirten Erçakıca, "Papadopulos, son yıllardaki bütün faaliyetlerinin bu plandan kurtulmak olduğunu da itiraf ederek, büyük emekler verilerek ortaya çıkmış olan birikimi bir çırpıda çöpe atmak niyetini sergilemiştir" dedi.

Erçakıca, Papadopulos'un bu çabasına karşılık, bütün dünya gibi Kıbrıs Türk tarafının da Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün, BM Genel Sekreteri'nin son raporunda da ifade edildiği gibi "muhtemel bir anlaşma arayışı sırasında her iki tarafın da kullanabilecekleri, hatta kullanmaları gereken, geçtiğimiz yıllar boyunca halihazırda üzerinde çalışılmış olan önemli miktarda çalışma/müktesebat ve kabul edilmiş parametreler konusundaki temel anlaşmalara dayalı olacağı" görüşünde olduğunu anımsattı. Annan Planı'nın, BM Genel Sekreteri'nin son raporunda "the considerable body of work" olarak tanımlanan bu çalışmaların en önemli parçası olduğunu da kaydetti.

Sorunun çözümsüz kalmasından rahatsız değil

Papadopulos'un, "Söylemekten yorulmayacağım.'Son' fırsatlar yoktur" şeklindeki sözlerine de dikkat çeken Erçakıca, Rum liderin bu sözleriyle, bütün dünyanın umutla beklediği şubat sonrasındaki inisiyatifleri de sonuçsuz bırakmaktan çekinmediğini şimdiden ilan ederken; sorunun çözümsüz kalmasından rahatsız olmadığını da ortaya koyduğunu anlattı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Papadopulos'un söz konusu söyleşide, "Türkiye'nin Avrupa perspektifini kesintiye uğratırsak, elimizde Türkiye'ye karşı hangi baskı unsuru kalacak?" sorusunu ortaya atarak, Türkiye'nin AB üyeliği çabalarını, basitçe kendi çıkarları için kullanmak stratejisini de bütün açıklığı ile ortaya serdiğini belirterek "Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı çözüm planına 'hayır' dedikten sonra, haksızca elde ettiği AB üyeliğini Kıbrıs sorununa kendi istediği çözümü dayatmak için kullanma gayreti içinde olduğu bu söyleşi ile bir kez daha açığa çıkmıştır" şeklinde konuştu.

Çabaları sonuçsuz kalacak

Papadopulos'un çözüm zeminini yok etme, sorunu çözümsüzlüğe itme ve Türkiye'nin AB üyeliği sürecini Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı aleyhine kullanma çabalarının sonuçsuz kalacağına işaret eden Erçakıca, şunları kaydetti:

"Papadopulos'un çözüm zeminini yok etme, sorunu çözümsüzlüğe itme ve Türkiye'nin AB üyeliği sürecini Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı aleyhine kullanma çabaları elbette sonuçsuz kalacaktır. Ne var ki, Papadopulos'un gayretleri ve seçim kampanyası nedeniyle bu gayretlerini açıkça savunmak için ortaya koyduğu görüşler, Papadopulos ile sadece çözümün değil, çözüm arayışlarını etkili bir şekilde sürdürmenin de imkansız olacağını ortaya koymaktadır."

"Rusya çözüm için yapıcı rol oynamak niyetinde değil"

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rusya'nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne koşulsuz açık desteğinin, çözüm çabalarına katkı sağlamayacağına, aksine Ada'da çözümsüzlüğü sürdürmeye yardımcı olacağına işaret etti.

Hasan Erçakıca, Rusya'nın Kıbrıs sorununun çözümü için yapıcı rol oynamak niyetinde olmadığını da söyledi.

Erçakıca, Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un Güney Kıbrıs'a yaptığı ziyareti değerlendirdi.

"Üzücü ve olumsuz bir gelişme" olarak nitelediği ziyaretin, Rusya'nın Kıbrıs konusundaki tutumu konusundaki endişelerini bir kez daha teyit ettiğini kaydeden Hasan Erçakıca, Lavrov'a, 2005 yılında Kıbrıs'a yaptığı ziyarette, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmemesinin üzüntüyle karşılandığının belirtilmiş olmasına rağmen, aynı hatayı ısrarla tekrarlamasının, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan bir ülkenin sergilemesi gereken hakkaniyetli tutumla bağdaşmadığını vurguladı.

2004 yılında yapılan referandumlardan sonra Kıbrıs'a yönelik olarak daha dengeli bir politika izlemesini bekledikleri Rusya'nın, bu beklentileri boşa çıkardığını kaydeden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, "Hatta Cumhurbaşkanımızın daha önce de dile getirdiği gibi, BM Güvenlik Konseyi'nde adeta 'Rum militanı' gibi davranmaya devam etmekte ve 'Rum tarafınca reddedilen ifadelerin Güvenlik Konsey'i tarafından onaylanmayacağını' söyleyecek kadar diplomatik teamülleri zorlamaktadır" dedi.

"Rusya'nın tutumu yapıcı değil"

Erçakıca, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un "zaman sınırlaması" gibi iki tarafın üzerinde uzlaşmaya varması gereken bir konuda Rum tarafının bilinen pozisyonuna uygun, kesin ve retçi bir anlayışı dile getirmesini de eleştirerek, bunu; "Rusya'nın Kıbrıs sorunu konusunda oynaması gereken yapıcı rolün çok uzağında bir tutum" olarak değerlendirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un politikasına verdiği açık desteğin, sonuçta Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü sürdürmeye yardımcı olacağının açık olduğunu söyleyen Erçakıca, şunları kaydetti:

"8 Temmuz sürecinin bir an önce hayata geçirilmesi ve Kıbrıs sorununun çözülmesi yönünde çağrıda bulunan Lavrov'un, sergilediği tavır ve dile getirdiği görüşlerle de bunu desteklemesi gerekir ve beklenirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı'nın, Kıbrıslı Rum lider Papadopulos'un politikasına verdiği açık desteğin, uzlaşmazlığı bütün dünya tarafından kabul edilen bu politikayı güçlendirmeye ve sonuçta Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü sürdürmeye yardımcı olacağı açıktır."

KIBRIS 12/12/07

 

Four Cypriot youths killed in Australian crash tragedy
By Leo Leonidou

FOUR Cypriot teenagers – two Greek Cypriots and two Turkish Cypriots – have been killed in Australia after a high-speed road race turned deadly.

The incident took place on the West Gate Freeway in the state of Victoria on Sunday night as the youths were returning from a memorial service for a friend who died after being pulled unconscious from the surf in the seaside town of Blairgowrie last week.
The victims have been identified as Peter Stavrou, 17, of Taylors Lakes, George Loizou, 17, of Sunshine West, Hassan Burke, 18, and Salih Niyazi, 18.

According to The Age, their white Holden Commodore sedan clipped a barrier and skidded across four lanes before smashing rear-end first into a tree and bursting into flames. The bodies were so badly burnt that the disaster victim unit identification unit had to be called.

The 18-year-old driver of a dark Holden Commodore sedan, who is thought to have been travelling near the crashed car, reported the accident to distressed relatives who arrived at the scene soon after.

The paper quotes Loizou’s father, Andrew, describing his son as a, “happy-go-lucky young guy with a heart of gold,” but that he trusted his friends too much. He preferred his friends to listening to us, but that’s the age. He was a beautiful kid and he’ll be missed forever. We’ll never get over it.”

Inspector Richard Watkins, of the major collision unit, asked witnesses to the crash, which happened between Williamstown and Millers roads off-ramps about 6.45pm, to come forward.

Inspector Watkins said some witnesses had already said the car was travelling at high speed, but that it was still unclear whether the second Holden was involved in the accident.

“The key issue in relation to allegations of racing is that one car certainly was at high speed and another car was seen travelling with that vehicle,” he said. “It’s a tragic crash and a waste of life.”

Also reporting on the incident, the Herald Sun said two cars were locked in a three-kilometre race at up to 160km/h and may have started racing the instant they passed speed cameras at the top of the West Gate Bridge.

“Virtually as soon as they got past the cameras, it was on,” a source said.

Paramedic Darren Sutton described the scene as horrifying. “We go there and there’s four young people in the car with great lives ahead of them and it’s all been stopped short,” he said.

“People really need to think about the consequences before they do silly things on the roads.”

The four victims were among 23 people who died on Australia’s roads that weekend, including 11 in Victoria, in one of the worst-ever weekends on the state’s roads.

CYPRUS MAIL 12/12/07

 

New spokesman for UNFICYP

JOSE Luis Diaz, a United Nations official with extensive experience in media liaison with the world body, has been appointed as spokesman of the United Nations Peacekeeping Force in Cyprus (UNFICYP).
An UNFICYP statement said Diaz, who is from the Dominican Republic, was coming to Cyprus from Geneva, where he served as spokesman for United Nations High Commissioner for Human Rights Louise Arbour and her Office.

He has also been based in Cambodia and South Africa, working as part of United Nations peacekeeping and electoral operations. Among his public information activities within the United Nations, he worked as spokesperson of an investigative team established by the Secretary-General in 1997 to look into allegations of massive human rights violations in the Democratic Republic of the Congo. He joined the media operation of the UN human rights office in 1998, working since then with former High Commissioners Mary Robinson and the late Sergio Vieira de Mello, as well as with the present United Nations human rights chief.

Before joining the United Nations as information officer in Geneva in 1990, Diaz worked in the United States for publications including The Nation magazine and the New York-based Guardian Newsweekly.

CYPRUS MAIL 12/12/07

 

Raporun ne dediği ortada, yoruma gerek yok

BM Sözcü Yardımcısı Marie Okabe, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un son Kıbrıs raporuna yönelik eleştirileri konusunda "raporunun ne dediğinin ortada olduğunu, ayrıca yorum yapmaya gerek olmadığını" söyledi.

Marie Okabe, önceki gün bir Rum gazetecinin, genel sekreter Ban'ın, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un son Kıbrıs raporunu eleştiren kimi ifadeler kullanmasına ilişkin bir tepkisinin olup olmadığını sorması üzerine "Raporun ne dediği ortada, yorum yapmaya gerek yok" dedi.

Lavrov, önceki gün Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşmesinin ardından, "Ban'ın Kıbrıs raporunun Papadopulos'un 8 Temmuz mutabakatının uygulanması için yaptığı önerilerden söz etmemesine hayret ettiğini" belirterek, raporun Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmasından söz eden bölümünün BM Güvenlik Konseyi kararının dışında kalacağını ileri sürmüştü.

BM Güvenlik Konseyi'nin, 14 Aralık'ta karar alarak Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 6 aylığına uzatması bekleniyor.

Kıbrıs Rum tarafının raporun, "Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının" önemine değinmesinden rahatsızlık duyduğu ve söz konusu paragrafın konsey kararında yer almaması için uğraş verdiği biliniyor.

KIBRIS 13/12/07

 

Bazı Türk ve Rum siyasi partiler Ledra Palas'ta bir araya geldi

Birleşik Kıbrıs Partisi'nin (BKP) ev sahipliğini yaptığı toplantı sonunda yapılan ortak açıklamada, parti temsilcileri BM Genel Sekreteri'ne, 8 Temmuz Antlaşması'nı yaşama geçirip bütünlükçü bir çözüme en erken zamanda ulaşılabilmesi için her iki toplum liderini cesaretlendirmesi çağrısı yaptı.

BKP'den verilen bilgiye göre ortak açıklamada Türk ve Rum siyasi parti lider ve temsilcileri arasındaki gelecek görüşmenin 16 Ocak saat 10.30'da Ledra Palace Hotel'de yapılacağı bildirildi.

KIBRIS 13/12/07

 

AB bursu için 145 kontenjan açıklandı

Kıbrıs'taki Avrupa Komisyonu Temsilciliği'nden yapılan açıklamaya göre, burs için uygun görülecek Kıbrıslı Türklere, yaşam giderlerini karşılamak için 15 bin Euro verilecek, bunun yanında 2 bin Euro'ya kadar okul masrafları karşılanacak.

Bursların, Master ve Doktora eğitimleri dahil lisans ve lisansüstü eğitim için verileceği kaydedilen açıklamada, AB bursu almaya hak kazananların Avrupa Birliği'nin 26 üye ülkesinin herhangi birinde bir yıllık lisan ve lisansüstü eğitim alabileceği belirtildi.

Bilgilendirme toplantıları

Burs başvuruları ve konu hakkında daha ayrıntılı bilgiye, Avrupa Birliği Burs Programı için oluşturulan www.benavrupadaokumakistiyorum.org adresli internet sitesinden ulaşılabiliyor.

Avrupa Komisyonu konuyla ilgili bugün bir de bilgilendirme semineri düzenleyecek. Seminer, Saray Otel'de saat 17:00'de başlayacak.

Açıklamada, tanıtım çalışmaları çerçevesinde üniversitelerin de bilgi seminerleri organize ettiği ve bu seminer tarihlerinin de internet sitesinden öğrenilebileceği kaydedildi.

5 milyon Euro kaynak

Avrupa Komisyonu burs programı bu yıl ikinci yılına girdi. Komisyon 2006-2007 eğitim yılına yönelik geçen yıl 30 Kıbrıslı Türk öğrenci ve öğretmene burs vermişti.

Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere ayırdığı 259 milyon Euro'luk Mali Yardım desteğinden finanse edilen program için 2007/2008, 2008/2009 ile 2009/2010 eğitim dönemlerine yönelik 5 Milyon Euro ayrılmıştı.

Öğrenciler Rehn ile görüştü

Bu arada, Belçika'da AB bursu ile eğitim gören 3 öğrencinin Brüksel'de Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Oli Rehn ile görüştüğü bildirildi.

Avrupa Komisyonu Temsilciliği'nden yapılan açıklamaya göre Rehn görüşmede, burs programının Kıbrıslı Türklere sunduğu faydalara değindi ve öğrencilerin bu fırsatı kullanıp uluslararası iletişim kurabileceklerini söyledi.

KIBRIS 13/12/07

 

Belçika Parlamentosu Kosova'yı tartıştı, Kıbrıslı Türkler'den endişe etti

AB zirvesi öncesinde tavır belirlemek için, Başbakan Guy Verhofstadt'ın da katılımıyla yapılan özel oturumda Kosova'nın bağımsızlık ilanının "domino etkisi" yapacağını ileri süren Belçikalı Valon politikacılar, böyle bir gelişmenin, ülkenin Flaman kesimindeki bağımsızlık yandaşlarını ve Kıbrıslı Türkleri de cesaretlendireceğini anlattılar.

Federal yapılı Belçika'da, etnik gruplar arasındaki uzlaşmazlık nedeniyle 6 aydan fazla süredir hükümet kurulamazken, konfederal sisteme geçiş ve bağımsız devletler oluşturulmasına yönelik tartışmalar sürüyor. Ülkenin Flaman kesiminde bağımsızlık yandaşları giderek artıyor.

Kosova konulu parlamento tartışmalarında Valon politikacılar "endişelerini" dile getirirken, Flamanların suskun kalmayı tercih ettikleri gözlemlendi.

Valon liberal parti üyesi François Xavier De Donnea, küçük bağımsız devletlerin çoğalmasının engellenmesi gerektiğini savunarak, Kosova'nın bağımsızlığının tanınması halinde Bosna'nın da bölünebileceğini anlattı.

Valon sosyalist milletvekili Patrick Moriau, "Avrupa'da bölücülüğe son verilmesi" gereğinden söz etti ve "Flaman Parlamentosu'nun da bağımsızlık ilan etmesi riski bulunduğunu" belirtti.

Türkiye karşıtı ve Ermeni yandaşı tavırlarıyla tanınan, 1915 olaylarıyla ilgili iddiaları sürekli olarak siyasi gündeme taşımaya çalışan Valon senatör François Roelants du Vivier, "Kosova'nın tanınmasının ardından KKTC'nin de tanınması korkusu yaşadığını" bildirdi.

Aynı eğilimdeki Valon yeşillerden Jossy Dubié de bu görüşü paylaşırken, Kosova'nın tanınmasının, "geriye dönüşü olmayan çarkları döndürmeye başlayacağını" anlattı.

Flaman Hristiyan Demokrat Parti üyesi senatör Luc Van den Brande ise endişe edecek bir şey olmadığı, halkların görüşlerine saygı duyulması gereği üzerinde durdu.

KIBRIS 13/12/07

 

EU scholarships for Turkish Cypriots

THE European Commission is offering 145 one-year scholarships for Turkish Cypriots for the academic year 2008/09, it said yesterday.

Recipients will receive a grant of €15,000 to cover their living expenses, as well as up to €2,000 towards tuition fees.

Scholarships will be available both for undergraduate and for postgraduate studies (e.g. Masters, PhD studies), a statement from the Commission said.

The scheme will allow Turkish Cypriots to study at any undergraduate or postgraduate programme in any university of 26 other member states.

An information seminar will take place today at the Saray Hotel at 5pm, the statement said.

The EU scholarship programme is in now in its second year.

Last year, grants were awarded to 30 students and teachers and most have already started their courses in a different Member State.

Three of the students who are studying in Belgium met European Commissioner Olli Rehn, who congratulated them and wished them success.

He also underlined the benefits of the programme to the Turkish Cypriot community more generally, as the selected students will benefit from international contacts and will return to Cyprus with enhanced knowledge and skills.

The €5 million worth of grants are financed under the European Union Aid Programme for the Turkish Cypriot community. The scholarship programme will run until 2010.

Cyprus Mail 13/12/2007

 

Avcı: Lizbon Anlaşması lekelendi!

KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin liderlerinin dün imzaladığı Lizbon Anlaşması’nın, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un tüm Kıbrıs adına attığı imza ile lekelendiğini belirtti.

AA

Güncelleme: 17:05 TSİ 14 Aralık 2007 Cuma

 

LEFKOŞA - Adadaki gerçekleri görmezden gelerek Rum tarafını üyeliğe kabul eden AB’nin böylelikle adadaki çözümsüzlüğün mimarlarından biri haline geldiğini ifade eden Avcı, bunun, dün sözde Kıbrıs adına atılan imza ile bu bir kez daha teyit edildiğini ve adanın olası bir çözümden daha da uzaklaştığını kaydetti.

KKTC Dışişleri Bakanı Avcı, yaptığı yazılı açıklamada, AB devlet başkanlarının dün Portekiz’in başkenti Lizbon’da bir araya gelerek Lizbon Anlaşması’nı imzaladığını anımsatarak, şunları kaydetti.

“Ne yazık ki bu önemli belge gaspçı Rum lideri Papadopulos’un sözde tüm Kıbrıs adına attığı imzayla lekelenmiş bulunmaktadır. Kıbrıs Türk halkının her türlü anayasal ve tarihi haklarını ve adadaki gerçekleri görmezden gelerek Rum tarafını üyeliğe kabul eden Avrupa Birliği böylelikle adadaki çözümsüzlüğün mimarlarından biri haline gelmiştir. Dün sözde Kıbrıs adına atılan imzayla bu bir kez daha teyit edilmiş, ada olası bir çözümden daha da uzaklaşmıştır.”

Kıbrıs Rum liderliğinin, “yasa dışı AB üyeliğini Kıbrıs Türk halkına ve Türkiye’ye karşı bir silah olarak kullanmayı marifet saydığını ve Kıbrıs
Türkü’ne reva görülen insanlık dışı izolasyonlar konusunda laf üretmekten başka hiçbir somut girişimde bulunmayan AB’nin bu kayıtsızlığı karşısında daha da katılaştığını” dile getiren Avcı, şöyle devam etti: Diğer taraftan bazı AB üyesi ülkeler bununla da kalmamakta uluslararası temas ve açılımlarımızı da engellemek için gaspçı Rum yönetiminin adeta taşeronluğunu yapmaktadırlar. Bu tutumu bir kez daha şiddetle kınıyoruz.

İmza töreninde konuşan Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Lizbon Anlaşmasının, ‘Akdeniz’den Baltık Denizine ve Atlantik Okyanusu’ndan Karadeniz’e kadar genişleyen bir Avrupa’nın’ antlaşması olduğunu ifade etmiştir. Başta Sayın Barroso olmak üzere anlaşmaya imza koyan tüm devlet başkanlarına AB’nin en uç noktası olan Akdeniz’de AB’nin işlediği tarihi hata ve tutmadığı sözleri neticesinde kanayan bir yaranın da bulunduğunu hatırlatmak isteriz.”

Özal, Denktaş, Türkeş ve çocukları

Ünlü birinin çocuğu olmak, dışarıdan bakıldığında çok imrenilecek bir durum gibi görünür. Ama hiç de öyle değil. Tüm dikkatler üzerinizdedir. Daha da önemlisi, ne yaparsanız yapın hep aile büyüklerinin gölgesinde kalırsınız.
Şan, şöhret, koltuk gittiğinde, hele hele bir de o ünlü ebeveynler öldüğünde, kin kusanlar, öç almaya çalışanlar, dalga geçmek için yanıp tutuşanlar bir anda ortaya çıkıverirler. Size, bazen yapmadıklarınızın da diyetini ödetirler.
Önceki geceki Genç Bakış'ta Ahmet Özal, Serdar Denktaş ve Tuğrul Türkeş'i izlerken aklımdan bunlar geçti. Ünlü çocuğu olmak, meğerse ne zormuş... İşte programdan bazı satırbaşları:

Ahmet Özal:

·  Babam kesinlikle tarikat üyesi değildi. Beş vakit namaz kılardı ama namaz kıldığını en yakınları bile görmezdi.

·  Kartal Demirağ suikastı çözüldü. Ama o günün koşullarında açıklanması uygun görülmedi. Günün birinde açıklanacaktır.

·  Hiçbir gazeteciyi mahkemeye vermedi. Hatta en ağır karikatürlerin orijinali ister, Başbakanlığın duvarına asardı. Yabancı konuklar geldiğinde de onlara gösterirdi.

·  Babamı o gün anlamayanlar, bugün arıyorlar.

·  İlk kez şortla gezen, ilk kez araba kullanan bir başbakandı.

·  Babamın en büyük hayali pilot olmaktı. Küçükken eşekten düşüp kolu kırılınca bu sevdadan vazgeçmiş

·  Babam, Kuzey Irak'a girin dediğinde tek Alparslan Türkeş destekledi, onun dışında hiç kimse destek olmadı. Türkiye terör ve Kuzey Irak yüzünden 15 yıl sonra çok büyük sorunlar yaşayacak demişti. Ne söylediyse çıktı.

·  1984'te iktidara geldiğinde ilk işi, IMF' yi Türkiye'den göndermek oldu. Vefat etti, 1 yıl sonra IMF tekrar geri geldi.

·  Devlet tahvili, bono yabancıların elinde, ekonomi çok iyi görünmüyor.

·  Hükümet kendi yandaşlarını hâkim-savcı yapacak endişesi çok fazla.

Serdar Denktaş:

·  Babamın en ağırına giden olay, Başbakan Erdoğan'ın "Git yaşadığın yerde konuş" sözü oldu.

·  Kıbrıs sorununun çözümünde, hani en büyük engel Denktaş'tı? Neden hâlâ çözülemiyor?

·  Babam çok kez ölümdün döndü.

·  Günü geldiğinde çekileceğini bile bile yaşadı.

·  Ben kendi kurduğum partideyim. Zaman zaman ayrı düştüğümüz konular oldu.

·  Annan Planı geçti. Yarın ne olacak diye baktığımızda ne hedef var ne de plan

·  Eskiden muhatabımız Rumdu şimdi AB oldu.

·  KKTC'de ray değişikliği gerekiyor.

Tuğrul Türkeş:

·  Nâzım Hikmet'i, Türkçeyi en güzel kullanan yazarlardan birisi olarak herkes okumalıdır.

·  Sürgünler, hapisler babamı çok üzdü. Çok ağırına gitti. Ama Silahlı Kuvvetler'e toz kondurmadı. Kişilerin yaptığı hataları orduya yükleyemeyiz derdi.

·  60 sonrası, 2.5 yıl Hindistan'da sürgünde kaldık, o zaman 5 kardeştik, sonra 7 olduk.

·  1974 sonrası çok farklıydı. İhtilal sonrası 4.5 yıl hapis yattı. Aile olarak çok sıkıntı çektik.

·  Siyaseti, kendi milletine hizmet olarak nitelendirirdi.

·  Çok güçlü siyasi bir figürle aynı evde olmak çok zor.Toplumun sizden beklentisi çok fazla oluyor. Sizin yaptığınız çalışma babanızınkiyle ölçülüyor, başarıyı elde etmek için çok çalışmak gerekiyor.

·  Eve dönüş yasası kesinlikle terörü azaltmaz, aksine, terörü azdırır.

·  Babam terör odaklı siyaset yapmamıştır. Evde çocukları olan birisi nasıl böyle bir şey yapar?

·  Keşke terörden hiç kimsenin eli bile kanamasa da bize de kimse oy vermese.

·  Hrant Dink'in öldürülmesi yanlış bir fiildi. Kendisi Türk vatandaşıydı. Çok da kabul edilebilir fikirleri yoktu tabii ki. Milliyetçilerin bu işi yaptığını düşünmüyorum.

Hâlâ saygı görüyorlar
Özal, Denktaş, Türkeş ismi, eleştirenleri olsa da hâlâ fazlasıyla saygı görüyor. Çocuklarının vizyon ve karizmaları babalarınınki kadar olmasa da, pek çok siyasetçiye taş çıkaracak donanıma sahipler.
Onlar aslında yakın tarihimizin en yakın tanıkları. Öylesine ilginç anekdotlar anlattılar ki onları ne tarih kitaplarında bulabiliriz ne de başkalarından dinleyebiliriz.
Özetin özeti: Siyaset zor zanaat. Dışarıdan görüldüğü gibi değil.

ABBAS GUCLU MILLIYET 14/12/07

 

Ermenilere strateji çağrısı

14/12/2007 RADIKAL

WASHINGTON - ABD'de California Courier'in sahibi ve başyazarı olan önde gelen Ermeni gazeteci Harut Sasunyan, 'Ermenilerin nihai hedefinin tanınma, tazminat ve toprak olduğunu' söyledi. İnternet gazetesi AZG Daily'ye konuşan Sasunyan tanınmanın ötesine geçip asıl hedefe dönük yeni strateji çağrısı yaptı. Sasunyan, bu çerçevede Ermenilerin talepleri 'uygun ulusal ve uluslararası mahkemeler nezdinde' dile getirmelerini istedi. Bu arada önceki gece Erivan'da muhalif gazete Çorrord İşhanutyun bombalı saldırıya uğradı. Bina önündeki patlamada maddi hasar oluştu. (aa, afp)

KKTC'ye haksızlık yapılıyor

TİPİK BİR ÇİFTE STANDART ÖRNEĞİ... TC Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Türkiye ve KKTC'nin, Avrupa Birliği'nin (AB) kararlarına elinden geldiğince uyum göstermeye ve dünya ile birlikte hareket etmeye çalıştığını, ancak beraber hareket etmeye çalıştıkları dünyanın bazı ülkelerinin Türkiye'yi ve KKTC'yi çok haksız muamelelere tabi tuttuğunu söyledi. Tüzmen, AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözü tutmamasını, "Tipik bir çifte standart örneği. Hatta bu çifte standardın da ötesinde ben bunlara üçlü, dörtlü standartlar diyorum" ifadesiyle değerlendirdi

KKTC'NİN TİCARETİNİN ARTIRILMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ... Rum yönetiminin, Gazimağusa-Lazkiye gemi seferinin engellenmesi için AB nezdindeki girişimleriyle ilgili olarak da "Bu da haksız izolasyonların ayrı bir parçası" diyen Tüzmen, yaptıkları çalışmalarla Türk dünyasını KKTC'de topladıklarını; KKTC'nin deniz, hava ve diğer ulaşım kanallarının açık tutulması ve özellikle Türk Cumhuriyetleriyle olan ticaretinin ve bütün komşu ve çevre ülkelerle olan ticaretin arttırılması için ellerinden geleni yapmaya gayret ettiklerini söyledi

TC Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Türkiye ve KKTC'nin, Avrupa Birliği'nin (AB) kararlarına elinden geldiğince uyum göstermeye ve dünya ile birlikte hareket etmeye çalıştığını, ancak beraber hareket etmeye çalıştıkları dünyanın bazı ülkelerinin Türkiye'yi ve KKTC'yi çok haksız muamelelere tabi tuttuğunu söyledi.

Bakan Tüzmen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nin sonuç bildirgesine gönderme yaparak, "Hatta bazen, son aşamada da 'katılım' sözcüğünün bile ne kadar kendilerini rahatsız ettiğini ortaya koymuş oluyorlar" dedi.

Lefkoşa'da yapılan 7. Türk Dünyası Ekonomi, Bilişim ve Kültür Forumu'nun açılışına katılmak üzere KKTC'de bulunan Devlet Bakanı Tüzmen, AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözü tutmadığının anımsatılması üzerine, "Tipik bir çifte standart örneği. Hatta bu çifte standardın da ötesinde ben bunlara üçlü, dörtlü standartlar diyorum" ifadesini kullandı.

Bakan Tüzmen, sözlerine şöyle devam etti:

"Türkiye olarak, KKTC olarak AB'nin kararlarına elimizden gelen uyumu göstermeye çalışmamıza rağmen, dünya ile birlikte hareket etmeye çalışmamıza rağmen, bu beraber hareket etmeye çalıştığımız dünyanın bazı ülkeleri maalesef çok haksız muamelelere tabi tutuyorlar, gerek Türkiye'yi, gerek KKTC'yi."

Ciddi ekonomik performans

Tüzmen, haksız izolasyon altındaki KKTC'nin bütün bunlara rağmen kendi ayakları üstünde çok ciddi bir ekonomik performans gösterdiğini kaydetti.

Türkiye'nin de çok ciddi büyüme hızı yakaladığını, ihracat artışında OECD ülkeleri arasında rekortmen, AB içerisinde en iyi ihracat yapan 6. ülke olduğunu ve AB üyesi 8 ülkenin alt alta ihracat toplamlarından daha fazla ihracat yaptığını anlatan Tüzmen, şunları belirtti:

"İş AB'ye üyelik konusuna gelince çok fazla standardın önümüze sürüldüğünü, çok farklı konuların haksızca önümüze koyulduğunu görüyoruz. Hatta bazen, son aşamada da 'katılım' sözcüğünün bile ne kadar kendilerini rahatsız ettiğini ortaya koymuş oluyorlar. Dolayısıyla aynı şey KKTC için de geçerli. Ama biz bildiğimiz yolda, haklı olduğumuz bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğiz."

Haksız izolasyonların bir parçası

Tüzmen, Kıbrıs Rum yönetiminin, Gazimağusa-Lazkiye gemi seferinin engellenmesi için AB nezdindeki girişimleriyle ilgili olarak da "Bu da haksız izolasyonların ayrı bir parçası" dedi.

Yaptıkları çalışmalarla Türk dünyasını KKTC'de topladıklarını ifade eden Tüzmen, KKTC'nin deniz, hava ve diğer ulaşım kanallarının açık tutulması ve özellikle Türk Cumhuriyetleriyle olan ticaretinin ve bütün komşu ve çevre ülkelerle olan ticaretin arttırılması için ellerinden geleni yapmaya gayret ettiklerini söyledi.

Suriye ve diğer ülkelerden iş adamlarını KKTC'ye yönlendirdiklerini anlatan Tüzmen, ticari ve yatırım faaliyetlerinin artmasının ülke ekonomisinin gelişmesini fayda sağlayacağını, bu konudaki çalışmaları sürdüreceklerini belirtti.

Türkiye ve KKTC'nin bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğini kaydeden Tüzmen, "Bir karar alınabilir, öbürleri çalışma yapabilir, ama biz haklı bulduğumuz bu mücadelede sonuna kadar gideceğiz" dedi.

Kıbrıs'ın ideal konumu

Devlet Bakanı Tüzmen, KKTC'nin hava ve deniz taşımacılığı için ideal bir konumu olduğuna işaret ederek, "Gerek hava, gerek deniz taşımacılığı için ideal konumu olan Kıbrıs'ın bu imkânlardan yararlandırılması lazım. Bu mücadelemiz de sonuna kadar devam edecek" diye konuştu.

"Ekonomi ekseninde artık batıdan doğuya bir kayış olduğunu ve bu kayışın da Türkiye ve Kıbrıs'ın üzerinden geçtiğini" dile getiren Tüzmen, "Bunu çok iyi değerlendirmemiz lazım. Bu ekonomik ekseni, bizim üstümüzde bir yatırım bulutu, bir üretim bulutu olarak yağdırmamız lazım" ifadesini kullandı.

Kıbrıs Rum tarafına, "Böylesine suni izolasyonların sonu olmaz" çağrısı yapan Tüzmen, şunları söyledi:

"Haksızlıklara son verilmesini istiyoruz açıkçası. Bizim istediğimiz tamamıyla burada, barış içerisinde, huzur içerisinde insanlarımızın geleceğe güvenle baktığı bir ortamın yaşatılması, bunun için çalışıyoruz. Bence bu tip engellemeler sonunda mutlaka ortadan kalkar. Böylesine suni izolasyonların sonu olmaz, ama hatırlanır."

Pazartesi akşamı KKTC'ye gelen Tüzmen, devlet ve hükümet yetkililerini ziyaret ederek temaslarda bulundu. Tüzmen dün saat 12.00'de Ankara'ya döndü.

KIBRIS 14/12/07

 

1974 yılı öncesi Kıbrıslı Türklere yapılan etnik temizlik, dünya kamuoyuna duyurulacak

Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği'nce 9-10 Aralık tarihlerinde Ankara'da düzenlenen "Demokrasinin İnsan Hakları Üzerindeki Etkileri" konulu sempozyumun sonuç bildirgesi açıklandı.

Bildirgede, 1974 yılı öncesi Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıslı Türklere yapılan soykırım amaçlı etnik temizliğin dünya kamuoyuna duyurulmasına karar verildi

Sempozyuma katılan 17 ülkenin temsilcilerince, Avrasya coğrafyasında sürdürülecek insan hakları çalışmalarında daha etkin rol üstlenilmesi amacıyla "Uluslararası Avrasya İnsan Hakları Federasyonu" kurulmasına karar verildiği ifade edilen bildirgede, "Avrasya çerçevesinde bugüne kadar yapılan her türlü asimilasyon, etnik temizlik, soykırım, katliam gibi insan hakları ihlalleri ile ilgili geniş kapsamlı ortak raporlar hazırlanması ve hazırlanan bu raporların Birleşmiş Milletler, Afrika İnsan Hakları Federasyonu, ABD de bulunan insan hakları örgütleri ile Avrupa Birliği ve ilgili platformlara sunulması kararlaştırıldı" denildi.

İnsanların en temel hakkı olan can ve mal güvenliğini ortadan kaldıran PKK terör örgütünün tüm katılımcılar tarafından "terör örgütü" olarak kabul edildiği belirtilen bildirgede, şunlar kaydedildi:

"Dağlık Karadağ'da Ermenilerce yapılan insan hakları ihlalleri ve Hocalı katliamının soykırım olarak tanınması ve bu konuda hazırlanacak belgelerin dünya kamuoyuna duyurulmasına, Azerbaycan'da yaşanan demokratik gelişmelerin, insan hakların alanında yansıması yönünden sürece yapıcı önerilerle destek verilmesine, 1974 yılı öncesi Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıslı Türklere yapılan soykırım amaçlı etnik temizliğin dünya kamuoyuna duyurulmasına karar verildi"

Irak'ın kuzeyinde ortaya çıkan fiili durumdan etkilenen Türkmenlerin, insanca yaşayabilmeleri için diğer etnik guruplara sağlanan haklardan faydalandırılması için gerekli girişimlerde de bulunulacağı vurgulanan bildirgede, Bosna-Hersek'te yaşananların soykırım olarak kabul edilmesinin tüm katılımcılarca olumlu bulunduğu, ancak suçlularının aklanmasının kınandığı bildirildi.

Afganistan'da bulunan insan hakları kuruluşu ile uluslararası insan hakları federasyonun ortak bir insan hakları raporu hazırlamasına karar verildiği ifade edilen bildirge, şu görüşlere yer verildi:

"Bazı AB ülkelerinde temel insan hakkı olan düşünme ve ifade özgürlüğüne tamamen aykırı olarak uygulamaya konulmuş ya da konulmaya çalışan 'Ermeni soykırımı yoktur' diyenlerin yargılanması uygulamasının ortadan kaldırılması için ilgili ülke ve kuruluşlar nezrinde girişimlerde bulunulması, Azerbaycan Türklerine karşı Ermeniler tarafından yapılan soykırımın başlangıç tarihi olan 1918 yılının 90 yılı münasebetiyle gelecek yıl Baku'da 'Ermenilerce Türklere Yapılan Soykırım Anma Toplantısı' düzenlenmesine ve alınacak soykırım kararının uluslar arası insan hakları kuruluşlarına bildirilmesi kararlaştırılmıştır."

KIBRIS 14/12/07

 

Nicosia optimistic on UN resolution