Bizzat
Stalin istemiş: Kars, Ardahan ve Boğaz'da üs
|
|
|
Stalin, 1921 öncesi
sınırları istiyormuş |
İngiltere'nin
kopyasını ABD'ye de verdiği 1945'teki İngiltere-SSCB
görüşmelerinin tutanakları Türkiye açısından da hayli
ilginç. Stalin'in istekleri: Boğazlar'da üs, Kars ve Ardahan
02/12/2007
RADIKAL
AA - ANKARA- 2. Dünya Savaşı
sırasında Nazilere karşı müttefik olan ABD, İngiltere
ve SSCB arasında 16-26 Aralık 1945'te Moskova'da düzenlenen
dışişleri bakanları konferansının tutanakları,
Sovyetlerin Türkiye'ye yönelik toprak ve üs taleplerinin en yetkili
ağızdan, bizzat Stalin tarafından dile getirildiğini
belgeliyor. Sovyetlerin Türkiye'den toprak ve üs iddialarının
varlığı bugüne kadar biliniyordu ancak Türkiye'ye verilen
notalarda diplomatik ve belirsiz bir üslup kullanıldığı
için tartışmaya açıktı. Üstelik Stalin'in bu talepleri bu
kadar açıklıkla ortaya koyduğu da bilinmiyordu.
Moskova konferansı sırasında İngiliz ve Sovyet heyeti
arasında 19 Aralık 1945 tarihinde, Kremlin Sarayı'nda bir
görüşme yapıldı. Görüşmede Sovyet tarafına Stalin ve
Dışişleri Bakanı Vyacheslav Molotov, İngiltere
tarafına ise Dışişleri Bakanı Ernest Bevin
başkanlık yaptı. İngiltere heyeti daha sonra bu görüşmenin
tutanaklarını Amerikan heyetine de verdi. Amerikan arşivlerine
740.00119 Council/12-1745 numarasıyla giren bu tarihi belge kamuoyuna
açıklandı.
Petrol, İran ve
Türkiye
Görüşme tutanağına göre, toplantıda önce Bakü petrolleri ve
İran konuşuluyor, sonra Türkiye ele alınıyor. Türkiye
konusunu açansa İngiltere tarafı, yani Bevin oluyor: "Türkiye
ile ilgili sorun nedir? Terim yanlış anlaşılabilir ama bir
'sinir savaşının' sürdüğünü gösteren belirtiler var. Biz
Türkiye'nin müttefikiyiz ve bu sorunu anlamak istiyoruz." Stalin, Bevin'e
verdiği cevapta bir değil iki sorun olduğunu, birinin
Boğazlar, diğerinin ise Kars-Ardahan olduğunu söylüyor.
'1921 öncesine
dönelim'
Stalin'in cevabı üzerine İngiltere Dışişleri
Bakanı Bevin, "Boğazlar'da bir Sovyet üssü kurulması
konusunda konuşmalar olmuştu" hatırlatmasını
yapıyor. Tutanaklara göre bu hatırlatma üzerine Stalin bunu teyit
ediyor ve açıkça "Boğazlar'da üs istediklerini, bu isteklerinin
sürdüğünü" ifade ediyor.
Konuşmanın devamında Kars ve Ardahan konusuna da giren
Sovyetlerin lideri Stalin, buraların, "Türkiye'nin ele geçirdiği
topraklar" olduğunu iddia ediyor ve "Bu durum düzeltilsin, 1921
öncesi sınıra geri dönülsün" diyor.
Stalin dönemindeki Sovyetler Birliği devletinin istediği Kars ve
Ardahan, 1870'li yıllarda birçok kez Osmanlı ve Çarlık
Rusyası devletleri arasında el değiştirmiş ve 1877-78
Savaşı'nda da (93 Harbi) Rusya tarafından işgal
edilmişti. Kurtuluş Savaşı sonrası Atatürk ve Lenin
liderliğindeki yönetimlerin mutabakatı sonucu 1921 Kars ve Moskova
antlaşmalarıyla da geri alınmıştı. Stalin
dönemindeki Sovyet yönetimi ise, isteklerini, "1921'de zayıftık,
Türkiye bundan faydalandı, bu haksızlık giderilsin"
iddiasına dayandırıyordu.
Talat: Ülke ve halkın geleceğine yapılan en ulvi yatırım
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, eğitimin bir ülke ve halkın geleceği
olduğunu belirterek, ülke ve halkın geleceğine yapılan
yatırımın en ulvi yatırım olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Eğitim Vakfı'nın (KTEV)
başkent Lefkoşa ve Gazimağusa'nın ardından kendi
imkânlarıyla Girne 23 Nisan İlkokulu bahçesinde yaptırdığı
Eğitim Kitabevi'ni dün düzenlenen törenle hizmete koydu.
KTEV'in Girne Eğitim
Kitabevi projesine, mimar Mehmet Vahip ücretsiz olarak projelendirerek
katkı koydu.
Açılışta
konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
Eğitim Vakfı'na ait kitabevinin bölge okullarında eğitim
gören çok sayıda öğrenciye önemli hizmetlerde
bulunacağını ifade ederek, kuruluş fikrinin kendinden
çıkmasına karşın, tartışılıp hayata
geçirilmesinde birçok değerli insanın katkısı
bulunduğunu hatırlattı.
Konuşmasında
vakfın kuruluşuyla ilgili bilgi veren Cumhurbaşkanı, siyasi
ve eğitim ortamının gergin olduğu 1994 yılında
kurulan KTEV'in siyasi alanda barış getirdiğini belirterek, o
dönemde kurulurken vakıf Yönetim Kurulu'nun tüm siyasi parti üye ve
sempatizanlarından oluşturulmasına özen gösterildiğini
hatırlattı
"Önemli bir
başarıydı. O günlerde siyasi ve eğitim ortamı
gergindi. İşte Eğitim Vakfı, eğitime aslında
barışı da taşıdı. Eğitim, toplumsal
görüş ve anlayış birliğiyle desteklenmesi gerek bir alan
olduğunu ortaya koyuyordu. O günlerde eğitim savaş alanı
gibiydi. Aslında bugün de öyle ve ne yazık ki bugün de eğitimin
çeşitli unsurları arasında bir görüş birliği
oluşturup bir barış ortamı yaratılamıyor. Bunun
nedenlerini son derece dikkatli bir şekilde incelemek ve halkın da desteğiyle
çare üretmek gerekiyor" şeklinde konuşan Cumhurbaşkanı
Talat, vakfın bugün eğitime barış ve işbirliğini
taşıyan bu güzel eserinin bu anlayışla açılmasının
öngörüldüğünü vurguladı.
Bu çerçevede
Lefkoşa'da başlatılan "Okul Gelişim Modeli
Projesi"ne (OGEM) de değinen Mehmet Ali Talat, tam gün eğitimi
kapsayan bu projenin eğitim yaşı içerisinde olan bir
öğrencinin tüm zamanını eğitime harcaması
anlamına geldiğini ve olması gerekenin de bu olduğunu ifade
ederek, son derece önemli ve değerli olan bu projenin herkes
tarafından desteklenmesi gerektiğini kaydetti.
Bunun aksinin; şu an
sabahtan öğleye kadar yürütülen eğitimin, aynen devlet daireleri ve
hastanelerde olduğu gibi, sabahtan öğleye kadar çalışmaya
denk geldiğini, makul, mantıklı ve rasyonel bir yaklaşım
olmadığını da kaydeden Mehmet Ali Talat, eğitim
yaşındaki bir çocuğun günün gerekli kısmını
okulda geçirmesi gerektiğini, ancak o zaman yeterli eğitimi alarak
okulunu sevip, bütünleşebileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı,
eğitimde başarı sağlanabilmesinin ancak tam gün
eğitime geçilmesi halinde yakalanabileceğini ifade ederek,
eğitimin; halkın desteğiyle daha iyi noktalara
taşınmasını sağlayabilmenin öneminin altını
çizdi.
Talat,
konuşmasına binanın yapımına katkı koyan
bakanlık, vakıf ve okul idarecilerine teşekkür ederek son verdi.
Öztoprak: Bir sonraki
proje kültür merkezi
Milli Eğitim ve
Kültür Bakanı Canan Öztoprak da konuşmasında,
bakanlığın Kıbrıs Türk Eğitim Vakfı ile
birlikte yürüttüğü projeye değinerek, Şehit Ertuğrul
İlkokulu'nda başlatılan; "Okul Gelişim Modeli
Projesi"nin (OGEM) eğitimin gün içerisinde daha fazla saate
yayılmasını içerdiğini söyledi.
Bakanlıkla yakın
işbirliği içerisinde bu projeyi yürüten vakıf ile bu yıl
eğitim adına önemli bir ilke imza attıklarını ifade
eden Bakan Öztoprak, sisteme 2 okul bağışlayan vakfın
hazırladıkları yarışma ve şölenlerle
öğretmen ve öğrencilerin motivasyon ve bilgi düzeylerini ileri
seviyelere taşıyarak eğitime büyük katkılarda
bulunduğunu kaydetti.
Öztoprak, vakfın
sisteme kattığı 2 okul ve kitabevlerinin ardından
sırada kendileriyle bu konuda mutabık kaldıkları
eğitime kültür merkezi kazandırma bulunduğunu belirterek,
gelecek dönem projelerinden bir tanesinin kültür konusunda
olacağını söyledi.
Okul bina ve bahçelerini
eğitimle birebir örtüşen böylesine yararlı konularda eğitim
vakfıyla paylaşmaktan gurur duyduklarını dile getiren Bakan
Canan Öztoprak, bu tür işbirliklerini daha ileri noktalara
taşıyarak eğitimin kazanacağı ortamlar yaratacaklarını
kaydetti.
Özgü: Topluma eğitim
ve
kültür alanında katkı
yapıyoruz
Kıbrıs Türk
Eğitim Vakfı (KTEV) Başkanı Mustafa Özgü ise
yaptığı konuşmada, vakfın kuruluş ve faaliyetleri
hakkında bilgiler vererek, 1994 yılında bir hayır kurumu
olarak kurulan vakfın ileriki yıllarda modern bir işletmeye
dönüştürülerek, topluma eğitim ve kültür alanında birçok eser
kazandırdığını kaydetti.
KTEV'in Lefkoşa ve
Gazimağusa'da 2 anaokul, birçok okula alt yapı ve bilgisayar
donanımı desteği vermesi yanında her yıl 50-60
öğrenciye de burs verdiğini ifade eden Mustafa Özgü, vakfın
eğitim ve kültür alanında öğrencilerin motivasyonunu
artırıcı çeşitli şölen ve yarışmalar da
düzenlemekte olduğunu söyledi.
Vakıfların,
bugünün dünyasında çağdaş ve modern anlamda, kamu ve özel
sektörün ardından 3. sektör olarak görev yaparak toplumları yönetmek
ve şekillendirme gibi çalışmalar yaptıklarını
vurgulayan Özgü, KTEV'in amacı gereği bakanlıkla eğitim ve
kültür alanında işbirliğinde yeni projelere imza atmaya devam
edeceğini belirtti.
KIBRIS 02/12/2007
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:52 TSİ 03 Aralık 2007 Pazartesi
LEFKOŞA - 2003te KKTC
ile Rum kesimi arasındaki geçişlerin serbest
bırakılmasının ardından Kıbrıslı
Türkler, alışveriş için Güneyi tercih etmeye başladı.
Bu eğilim geçen 4 yılda giderek arttı.
Kuzeyden Rum
tarafına akan paranın yılda 250 milyon doları
aşması, bütçedeki cari açığın artması ve
Ankaranın da bu açığın kapatılmasına destek
vermeyeceğini bildirmesi, KKTC hükümetini koruyucu önlemler almaya itti.
Rum kesiminden alışverişlere daha önce konulan; ancak
uygulanmayan 135 Euro limiti devreye girdi. Hükümet Güneyden sadece hediyelik
eşya alınmasına izin verirken sınırlardaki denetimi
sıkılaştırıldı.
İki kesim arasındaki alışveriş dengesinin bu kadar
bozulmasının sebebi ise, Güneydeki ürünlerin ucuzluğunun
yanı sıra dövizdeki önemli düşüş.
KKTCliler uygulamalara tepkili; ancak hükümet halktan anlayış
bekliyor. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, KKTC olarak limanlarımız
üzerindeki izolasyonlar, direkt uçuş kısıtlamaları ve AB
ile ilişkilerden yoksunluk içinden çıktığımız
zaman her türlü serbest ticaret uygulamasından hiçbir korkumuz yoktur.
Ancak günümüzde bu alanlarındaki dezavantajlarımız sürdüğü
serece belli düzenlere ve tedbirlere ihtiyaç vardırdedi.
Başbakanlık, sınır kapılarında anket yaparak
Kıbrıslı Türklerin harcamalarına ilişkin bilgi
toplamaya da çalışıyor. Veriler, alınacak önlemleri
şekillendirecek.
Independent: Kıbrıslı Türkler fikir
değiştirdi
İngiliz Independent gazetesinde bugün ilginç bir başlık dikkat
çekiyor: "Kıbrıslı Türkler, güneyden tamamen kopmaktan
yana".
"Bundan üç yıl önce,
adalarının bölünmüşlüğüne barışçıl bir
şekilde son vermek için yüksek oranda oy vermişlerdi. Bunun ödülü,
Avrupa Birliği'ne girmelerinin engellenmesi oldu. Şimdi ise, Brüksel
ve uluslararası toplumun tutmadığı bir dizi söz sayesinde,
Kuzey Kıbrıs nüfusu, Akdeniz'deki bu adanın kalıcı
olarak bölünmesinden yana tavır koyuyor".
"Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nce yaptırılan bir ankete göre, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 60'ı iki devletli bir çözüm istiyor. Uzlaşma
yanlısı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a göre bu, Kuzey'in
izolasyonuna son verip doğrudan ticareti teşvik etmeyen Avrupa
Birliği ve uluslararası toplumun eseri."
MILLIYET 03/12/07
İsveç Dışişleri Bakanı'nın
girişimi resmi hükümet politikası değil
Rum radyosunun haberine göre Papadopulos yaptığı
açıklamada; İsveç Başbakanı ile görüştüğünü ve bu
görüşmede İsveç Başbakanının, ülkenin
Dışişleri Bakanı Carl Bild'in KKTC ile Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün ileri götürülmesi yönündeki girişimlerinin
"hükümetinin resmi politikası olmadığını"
söylediğini belirtti.
Kıbrıslı Türklerin toplam üretiminin 8 milyon Euro
olabileceğini söyleyen Papadopulos, bu miktar ve Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün hayata geçirilmesinin tek başlarına
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmalarını
sağlayacağının "yanlış bir
değerlendirme" olduğunu savundu.
"Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun söz konusu
olmadığını" da iddia eden Papadopulos, "sahte
devlet" diye nitelediği KKTC'nin ayrı bir varlık olarak
tanınma girişiminde bulunmasından ötürü izolasyonun
olduğunu iddia etti.
Doğrudan Ticarette İsveç baskısı
Fileleftheros gazetesi "Doğrudan Ticarette İsveç
Müdahalesi -'İzolasyonun' Sona Ermesi Yönünde Slovenya
Başkanlığına Baskılar" başlığı
altında dün verdiği haberde; İsveç'in Kıbrıslı
Türkler ile AB arasında doğrudan ticaretin başlamasını
istediği ve 1 Ocak 2008 tarihinde AB Başkanlığını
devralacak Slovenya'ya bu yönde baskılarda bulunduğunu yazdı.
Gazete, elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği
haberinde; İsveç Dışişleri Bakanı Carl Blid'in bu
girişimde başrolü oynadığını ve Slovenya'ya AB
dönem başkanlığını üstlenir üstlenmez doğrudan
ticaret konusunu gündeme getirmesi yönünde baskıda bulunulduğunu
savundu.
Elde ettiği bilgilere dayandırarak verdiği haberinde
gazete; İsveç'in hali hazırda siyasi arenada bu konuyu gündeme
getirdiğini ve Slovenya'dan, 22 Ocak 2007 tarihinde gerçekleştirilen
AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında
alınan "Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün bir an evvel uygulanması
yönündeki çabaların yeniden başlaması" şeklindeki
kararların uygulanmasını talep ettiğini kaydetti.
Gazete; Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması
yönündeki mesajların yalnızca İsveç'e değil AB'nin
diğer üye devletlerine de gönderildiğini belirtirken, doğrudan
ticaret konusuna çözüm bulunmasının "özellikle kendi gibi küçük
bir ülke için çok zor olduğunun bilincinde olan Slovenya'nın
şimdilik konuya ilişkin düşük tonlar tercih ettiğini"
yazdı.
İsveç'in de Slovenya'nın bu duruma bel
bağladığını ve AB Komisyonu ile İngiltere'nin de
desteğini alarak Slovenya'ya baskı uygulamayı
planladığını savunan gazete; "bu oyuna" Türkiye
ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da dâhil olduğunu, Cumhurbaşkanı
Talat'ın bugün Brüksel'e temsilcisini göndereceğini savundu.
Gazete; CTP Milletvekili Özdil Nami'nin Brüksel'de gerek Komisyon gerek
KKTC'ye dost ülkelerle bir dizi temaslar gerçekleştireceğini ve
Cumhurbaşkanı Talat'ın Doğrudan Ticaret Tüzüğü
konusunun Slovenya Başkanlığı döneminde gündemde
olması yönündeki mesajını ileteceğini belirtirken,
tüzüğün gündeme getirilmesine ilişkin planların
Cumhurbaşkanı Talat'ın İsveç Dışişleri
Bakanı Blid ile 26 Haziran'da Stockholm'da gerçekleştirdiği görüşme
esnasında yapıldığını savundu.
Gazete ayrıca Cumhurbaşkanı Talat ile Bild'in;
doğrudan ticaret konusunun AB Komisyonu'nun 6 Kasım 2007 tarihli
ilerleme raporunun yayınlanmasının ardından gündeme
getirilmesi konusunda anlaştıklarını da iddia ederken; konu
hakkında Slovenya'nın AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi İgor
Sencar'ın gazeteye yapmış olduğu açıklamaya yer verdi.
Sencar: Çok hassas bir konu
Habere göre Sencar, Doğrudan Ticaret Tüzüğü için "çok
hassas bir konu" nitelendirmesinde bulunurken, ülkesinin "olası
bir anlaşma ihtimalini inceleyeceğini" söyledi, ancak
"Eğer anlaşma umudu yoksa olayları neden
zorlayalım..." diye ekledi.
Gazete; Slovenya'nın, Almanya ve Portekiz dönem
başkanlıkları sırasında izlemiş oldukları
taktiği izleyeceğini ve diplomatik düzeyde temaslarda bulunarak
doğrudan ticaret konusunda anlaşma perspektifi olup
olmadığını araştıracağını da
kaydetti.
KIBRIS 03/12/07
AB, Kıbrıs konusuyla ilgili yükümlülüklerini yerine
getirmedi
İsveç'in Ankara Büyükelçisi Christer Asp, AB'nin KKTC'ye uygulanan
izolasyonların kaldırılacağı konusunda söz
verdiğini, ancak bu siyasi kararlılığın
gerçekleşmediğini belirterek, "İsveç, bunun
gerçekleşmemesinden üzüntü duyuyor. Bazı adımlar attık, ama
daha fazla adım atılmalı. AB, Kıbrıs konusuyla ilgili
yükümlülüklerini yerine getirmedi. Diğer taraftan da, Türkiye Ankara
Protokolüne ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmelidir" dedi.
Büyükelçi Asp, PKK terörüyle mücadele, Türkiye'nin AB müzakere süreci,
Kıbrıs sorunu ve Türkiye-İsveç ilişkileri gibi konularda AA
muhabirinin sorularını yanıtladı.
Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB'ye tam üye olmadan önce
çözülmesi gerektiğini savunan Büyükelçi Asp, İsveç hükümetinin
Kıbrıs sorununun BM şemsiyesi altında çözülmesi
gerektiğini düşündüğünü kaydetti.
Büyükelçi Asp, AB'nin, uluslararası toplumun ve BM Genel
Sekreterliğinin Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için konuyu
gündemin üst sıralarına taşıması gerektiğini
belirtti.
Konuyla ilgili, 2008 yılındaki koşulların 2005 ve
2006'da olduğundan daha iyi olmasını umut ettiğini söyleyen
Asp, Rum kesiminde şubat ayında yapılması planlanan
"başkanlık seçiminin" ardından ulusal toplumun ve BM
Genel Sekreterliğinin Kıbrıs sorununu ele almak durumunda
kalacağını söyledi ve "2008 yılı bence
Kıbrıs konusu için fırsat olacaktır" dedi.
KIBRIS 03/12/07
Mülteci taşıdığı gerekçesiyle bir Türk
güneyde tutuklandı
Rum radyosunun haberine göre Larnaka-Dikelya yolu üzerinde önceki gece
saat 23:00 civarında polis tarafından aranmak üzere durdurulan
taksideki biri çocuk 5 kişiden 2'si ve taksi şoförü kaçtı. Daha
sonra yakalanan şoförün 27 yaşındaki bir Türk olduğu
saptandı. Türk taksi şoförü hakkında 5 gün tutukluluk emri
alındığı, yaya olarak kaçan 2 kaçak göçmenin
arandığı belirtildi.
Başka 3 kaçak mültecinin de Larnaka'da
yakalandığını bildiren Rum radyosu, Rum Adalet ve Kamu
Düzeni Bakanı Sofoklis Sofokleus'un kaçak göçmenlerin KKTC'den Güney
Kıbrıs'a götürülmesine karışan Türk'ün tutuklanmasına
değinerek, bunun, kaçak göçmenlik konusunun Türkiye ve KKTC
tarafından güçlendirildiği ve
kızıştırıldığını gösterdiğini
iddia ettiğini kaydetti.
Rum polisi 29 kaçak göçmen daha yakaladı
Rum polisinin önceki gün Pile bölgesinde 29 kaçak göçmen daha
yakaladığı bildirildi.
Mahi; söz konusu göçmenlerin Pile'deki bir restoranın önünde
yakalandıklarını ve çoğunluğunun Irak'ta yaşayan
Filistinlilerden oluştuğunu belirtirken, mültecilerin verdikleri
ifadede para karşılığında ülkelerinden gemiyle
geldiklerini söylediklerini kaydetti.
Papadopulos: Kaçak göçmenler ciddi bir sorun
Güney Kıbrıs'a siyasi iltica veya sığınma
taleplerinde bulunan kaçak göçmenlerin büyük bir kısmının
KKTC'den Güney'e geçtiğini belirten Fileleftheros ve diğer gazeteler;
kaçak göçmenlerin Güney Kıbrıs için büyük bir sorun teşkil
ettiği yönünde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un
yaptığı açıklamaya yer verdiler.
KKTC'den Güney Kıbrıs'a kaçak yollarla geçen çoğunluğu
Irak uyruklu kaçak göçmenlerin yarattığı sorunun Güney
Kıbrıs'ta büyük sosyal sorunlara yol açan ve Rum devlet
fonlarını tüketen bir "kan emici parazit" haline
geldiği belirtildi.
Gazete; KKTC'den Güney Kıbrıs'a geçen kaçak göçmenlerin
KKTC'ye hava yoluyla veya kaçak gemilerle, ya da Lazkiye-Gazi Mağusa gemi
seferleriyle giriş yaptıklarını, buradan da Pile ve
Beyarmudu'ndan geçerek Güney Kıbrıs'a
ulaştıklarını savundu.
Haberde; önceki gün Larnaka bölgesini ziyaret eden Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un kaçak mülteciler konusuna
değindiği ve kaçak mülteci sorununun çok ciddi bir sorun
olduğunu vurguladığı belirtildi. Habere göre Papadopulos;
"Ne yazık ki AB karşısında yükümlülüklerimiz vardır
ve zaman kaybına yol açan prosedürleri izlemek zorundayız"
şeklinde konuştu.
Papadopulos ayrıca; kaçak mülteci sorununun yalnız
Kıbrıs'ta değil, Malta, İtalya ve Yunanistan'da da ciddi
bir sorun teşkil ettiğine işaret etti.
KIBRIS 03/12/07
They were the people who, three years ago, voted overwhelmingly for a peaceful resolution to the division of their island and were rewarded by being denied entry into the European Union. Now for the first time in years, thanks to a string of broken promises by Brussels and the wider international community, the population of north Cyprus favour the permanent partition of their Mediterranean island.
According to a recent poll conducted by the self-declared Turkish Republic of North Cyprus, 60 per cent of Turkish Cypriots now favour a two-state solution that would see their population permanently separated from their Greek counterparts on the south of the island along the infamous Green Line border that carves the island in two.
The findings are in stark contrast to the results of a referendum held three years ago in which just under 65 per cent of Turkish Cypriots voted for a UN-backed peace plan in favour of reunification with the south. In the same referendum the Greek Cypriots overwhelmingly rejected the peace plan but were able to enter the EU because their government is recognised internationally.
According to Mehmet Ali Talat, the pro-reconciliation President of Turkish Cyprus, the change in popular opinion is the legacy of the international community, and the EU in particular, failing to live up to its promises to end the isolation of the north and encourage greater direct trade.
In an interview, Mr Talat expressed frustration at the lack of progress in peace talks. "I find myself continuously warning the international community and the Greek Cypriot side that the Green Line is becoming more and more permanent, not less," he said.
"Turkish Cypriots have started to say if they don't want a solution with us, if they don't want to live with us why should we continue to ask to live together, what is the point? A growing number of Turkish Cypriot's are thinking this every day. The walls between the two peoples are growing taller every day."
Business as usual on the
checkpoints yesterday
By Leo
Leonidou
LIFE AT the checkpoints
seems to have returned to normal following the north authoritys clampdown last
week on shopping from the south.
At the Ledra Palace crossing yesterday, people carrying shopping bags containing
fruit, vegetables and other food products were allowed to pass through without
being checked.
A customs official stated that only meat and dairy products produced in Cyprus
were forbidden, as well as flowers or plants in soil.
Yes, checks have been a little more stringent recently, but thats only due to
the foot and mouth outbreak, he said.
Turkish Cypriot Prime Minister Ferdi Sabit Soyer yesterday announced that his
administration was determined to implement the measures taken at crossings
between the two sides.
He added that any goods over the 135 cut-off point would now be taxed at a
rate of 30 per cent for the protection of the economy. He also called on the
people to show the necessary sensitivity to the issue.
Tolga Devrim, who was returning home after a trip to Debenhams said that he
crosses over once a month to do his shopping, as quality and prices are much
better in the south. He said he wasnt concerned at all about the possibility
of having his shopping checked by officials.
Mayda Devin, 39, said she comes to Greek Cypriot markets due to the wide
variety.
I dont mind that products are slightly more expensive as I cannot find
certain things back home.
Supermarkets have criticised Turkish Cypriot authorities over the embargo.
The marketing manager for the Alpha Mega supermarket chain explained that the
supermarket enjoys the custom of many Turkish Cypriot shoppers.
If they were led to believe that they were no longer able to take food back
home, this would not be a good thing.
Management for Carrefour agreed. Spokesman Alain Bogard said that the
supermarket offers quality and good-value products for everybody.
There was growing anger among Turkish Cypriots returning north this week, who
were told that they were no longer allowed to bring any food into the north
from the south, with one incident where customs officials actually confiscated
chocolate from a small child. In another incident a man was fined for trying to
bring two charis across.
At the Ayios Dhometios crossing in Nicosia on Thursday, Turkish Cypriot customs
officials told the Mail they had received instructions on Wednesday last week
to confiscate all supermarket shopping from people travelling from the south to
the north, regardless of whether the products contained dairy or meat
derivatives.
You can buy a shirt or a jacket and bring them across, but no more food, the
official said.
When asked what had become of the law that allows people to bring 135 worth of
shopping across the official said, Yes, you can bring 135 worth of shopping,
but no food.
However, a spokesman for the Turkish Cypriot leadership on Wednesday explained
that customs, were implementing the law incorrectly, adding that he would
look into the matter with the view to correct the error.
Cyprus
Mail 03/12/2007
Yeni güven artırıcı önlemler paketine imza
4 Aralık, 2007 13:55:00 (TSİ) CNN TURK
Atina'da bulunan Dışişleri Bakanı Ali Babacan,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile
görüştü. İki bakan yeni ''güven artırıcı önlemler''
paketini imzaladı.
Yeni
pakette daha çok askeri konularda önlemler var. Buna göre:
- İki ülkenin askeri komutanları düzenli görüşmeler
gerçekleştirecek.
- NATO çerçevesinde barışı destekleme harekatlarına
katılmak üzere birleşik müşterek bir hareket birliği
kurulacak.
- Bİrleşik bir kara birliği teşkil edilecek.
- Birleşik doğal afet, kurtarma, insani yardım görev
birliği oluşturulacak.
- Trakya'da, Türk-Yunan sınırındaki birliklerin komutanları
arasında görüşmeler yapılacak.
Bu arada, Türkiye ile Yunanistan arasında açıklanan yeni güven
artırıcı önlemler çerçevesinde iki ülkenin ortak askeri birlik
oluşturması öngörülüyor.
Diplomatik kaynaklar, iki ülke arasında ilk kez yapılacak bu
uygulamanın detaylarının askeri makamlarca ilerleyen günlerde
yapılacak görüşmelerde
kararlaştırılacağını, ortak birliğin
Afganistan gibi dünyanın sorunlu bölgelerinde görev yapabileceğini
kaydetti.
Babacan - Bakoyanni basın toplantısı
Dışişleri Bakanı Babacan, Bakoyanni ile
yaptığı ortak basın toplantısında Türkiye ile
Yunanistan arasında açıklanmış olan 5 yeni güven
artırıcı önlemin, iki ülke arasındaki ilişkileri
ilerletme yönündeki ortak iradenin kanıtı olduğunu söyledi.
Kıbrıs konusunun her iki ülkeyi ilgilendiren bir konu olduğunu
belirten Babacan, Türkiye'nin kapsamlı bir çözüme BM parametreleri
çerçevesinde ulaşabilmek için elinden geleni şimdiye kadar
olduğu gibi bundan sonrada yapacağını bildirdi.
Babacan, "Bu vesileyle yeniden belirtmek istiyorum ki, Yunanistan'ın
ülkemizin AB sürecine verdiği destekten memnunuz, bu desteğin
güçlenerek devam etmesini de beklemekteyiz. Türkiye ile Yunanistan
arasındaki diyalog süreci, atılan önemli adımlarla artık
bir ortaklık ilişkisine dönüşmüştür. Enerji, ticaret,
bankacılık, turizm ve ulaştırma gibi sektörlerde
sağlanan gelişmeler bunun açık bir
kanıtıdır" dedi.
AB'nin değerler ve idealler bütünü olduğunu, AB üyelerinin ortak
değerler ve idealler etrafında bütünleştiğini belirtten
Babacan, "AB'yi tanımlarken coğrafi sınırlardan,
kültürel özelliklerden, etnik unsurlardan bahsedecek olursak burada çok büyük
bir hataya düşeriz diye düşünüyorum" dedi.
Babacan, "Türkiye tarih boyu Avrupa'nın bir parçası olarak
anılan ve Avrupa'nın tarihinde etkin bir yer alan ülkedir" dedi
ve Türkiye'nin sadece bir aday ülke değil, katılımcı
bir ülke olduğunun altını çizdi.
Bakoyanni'den sıcak mesajlar
Dora Bakoyanni de ülkesinin ikili ilişkiler çerçevesinde
karşılıklı çıkarlar yolunda sabırla yürüme
kararlılığında olduğunu belirtti.
Kıbrıs sorununun kalıcı ve adil çözümü için, iki bölgeli,
iki toplumlu federasyon temeline dayanmasının son derece önemli
olduğunu belirten Bakoyanni, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin bu
çerçevede değerlendirilmesi ve AB kriterleri bağlamında tam
üyelik amacının gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.
Bakoyanni, "Bölgede güvenliğin ve istikrarın hakim olması,
ayrıca daha da güçlü bir demokrasi için Türkiye'nin AB'ye üye olması
şart" diye konuştu.
İkili ilişkileri geliştirme yönündeki çabaları
kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Bakoyanni, her iki ülkede de
yeni hükümetler olduğunu hatırlatarak, "Önümüzde açılacak
fırsatlar penceresi bulunmaktadır" dedi.
Halklar arası dostluğu ve işbirliğinin samimi
görüşmelerle daha ileri götürülebileceğini kaydeden Bakoyanni,
ekonomik ilişkiler alanındaki başarıyı diğer
alanlarda da göstermeye kararlı olduklarına işaret etti.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, görüşmelerin
dostane ortamda geçtiğini belirterek, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel,
uluslararası, Balkanlar, Ortadoğu gibi konuları ele aldıklarını
ve yapıcı görüşmelere devam ettirme niyetinde
olduklarını sözlerine ekledi.
"Terörle mücadelede Türkiye'nin yanındayız"
Türkiye'nin terörle mücadelesine Yunanistan'ın nasıl bir destek
verdiğinin ve AB ülkelerinin Türkiye'nin terörle mücadelesini daha çok
desteklemesi için neler yapmayı düşündüklerinin sorulması
üzerine de Bakoyanni, terör konusunda kişisel bir hassasiyeti
olduğunu belirterek, "Terör kurbanlarının ailelerinin ve
bütün Türk halkının karşı karşıya olduğu
sorunu çok iyi anlıyorum" diye konuştu.
Yunanistan'ın terörün her türlüsünü şiddetle
kınadığını kaydeden Bakoyanni, "Türkiye'nin maruz
kaldığı terör saldırılarını kesinlikle
kınıyoruz ve şiddetin hiçbir zaman, hiçbir sorunun çözümüne
fayda sağlamayacağını bir kere daha belirtmek
istiyorum" dedi.
Bakoyanni, Yunanistan'ın terör konusunda Türkiye ile işbirliği
içinde olduğunu da belirterek, "Terörle mücadelenin
işbirliği ve uluslararası hukuk çerçevesinde yapılması
gerektiğine inanıyoruz" diye konuştu.
Karamanlis ocak sonunda Türkiye'ye gelecek
Görüşmeden çıkan bir diğer önemli sonuç da Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis'in Türkiye ziyareti oldu. Karamanlis'in
ocak ayı sonunda Ankara'ya geleceği açıklandı.
Böylece Karamanlis, 48 yıl aradan sonra Türkiye'yi ziyaret eden ilk
Yunanistan Başbakanı olacak.
Yunan Cumhurbaşkanı Babacan'ı kabul etti
Görüşmenin ardından Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos
Papulyas, Ali Babacan'ı kabul etti.
Papulyas, Babacan'ı Atina'da görmekten büyük memnuniyet duyduğunu
belirterek, bu ziyaretin Karamanlis'in Ankara'ya yapacağı ziyarete ön
hazırlık niteliği taşıdığını
söyledi.
Babacan'ı çok sıcak karşıladığı görülen
Papulyas, kendisinin de geçmişte Türk-Yunan ilişkilerinin
gelişmesine emeği geçtiğini hatırlatarak,
"Yılmaz-Papulyas mutabakatı (1988 yılında dönemin
dışişleri bakanları Papulyas ve Mesut Yılmaz
tarafından imzalanan ilk güven artırıcı önlemler paketini
içeren mutabakat) hala aşılamadı. Bu da bir gecikmenin ifadesidir"
dedi.
"Arkadaşınızı seçebilirsiniz ama komşunuzu
seçemezseniz" diyen Papulyas, "İki halk barış ve
işbirliği içinde yaşamalıdır. Bunu devam ettirmek
görevimizdir" ifadesini kullandı.
Kadınlarımız
örtünüyor, ben korkuyorum
Binlerce başı
açık kadını, son dönemde neredeyse eşlerinden boşanma
noktasına getirecek tartışmaya Milliyet ve KONDA, noktayı
koydu
Sadece cenazelerde başlarını örten kentli, iyi eğitimli,
orta üst gelirli kadınlarla eşleri arasında, son 5-6 aydır
birdenbire alevlenen hararetli bir tartışma konusu var.
Bu ailelerde kadınlar, 22 Temmuz seçimlerinden sonra "Türkiye'de
perde perde yükselen muhafazakârlık, 8-10 yıl sonra bize kadar
uzanır mı?" diye derin bir endişe duymaya
başlamışken, eşleri - ilginçtir- bu konuda en ufak bir
kaygı taşımıyor.
Bu endişeyi duyan kadınların, AKP iktidarını kategorik
olarak reddetmediğini, önyargısız olarak değerlendirmeye
çalıştıklarını da belirtmeliyim.
Hemen kavga çıkıyor
Neredeyse her akşam ailece yemeğe oturulduğunda laf dönüp
dolaşıp bu konuya geliyor ve eşler arasında çocukların
hiç de alışık olmadıkları şekilde, ses
tonlarının yükseldiği, hatta masadan buz gibi soğuk bir
ifadeyle kalkıldığı karı-koca kavgası
çıkıyor!
Tuhaftır ama lise-üniversite yıllarından beri içtikleri su
ayrı gitmeyen arkadaş gruplarında bile, bir araya geldiklerinde
bu türban meselesi bir anda alevlenebiliyor. Yine erkekler bir yanda,
kadınlar diğer yanda...
KONDA'nın dün gazetemizde yayımlanmaya başlayan "Gündelik
yaşamda din, laiklik ve türban" başlıklı büyük
araştırması, "son ayların modası" olan bu
eşler arası tartışmada umarım erkeklerin ufkunu
açacaktır!
KONDA'nın araştırmalarının ne kadar güvenilir
olduğu hepimizin malumu. 1999 seçimleri öncesinde tüm araştırma
şirketleri MHP'yi göz ardı ederken Tarhan Erdem'in % 17.2'lik tahmini
tuttuğunda KONDA, benim için farklı bir klasmana geçmişti. 22
Temmuz öncesinde nabız tutmak için gittiğim İç Anadolu'da
karşılaştığım manzara, KONDA'nın AKP için
seçimlere 1 hafta kala yaptığı % 47'lik oy tahminiyle tamamen
örtüşüyordu; dolayısıyla bana çok gerçekçi görünmüştü.
Kadınlar örtünüyor
Şimdi de KONDA diyor ki:
"Türkiye'de başını örtmeyenlerin oranı 2003'te %
35.8'ken, AKP'nin iktidarda olduğu son 4 yılda % 30.6'ya
düşmüştür; dolayısıyla başını örtenlerin
oranı son 4 yılda % 64.2'den % 69.4'e yükselmiştir.
Başını başörtüsüyle değil de türbanla örtenlerin
oranı ise 4.7 kat artarak % 3.5'ten % 16.2'ye yükselmiştir.
2003 araştırmasında yetişkin kadınlar arasında
başını örtenlerin sayısı 13 milyondu. Bugün 14 milyon.
Türban takan kadınların sayısı 500 binden 2 milyona
çıkmış bulunuyor."
Ya Tanrı, ya devlet!
Durum budur. Bu tablonun AKP'ye önyargısız yaklaşmaya
çalışan kadınları sadece kendileri için değil,
çocuklarının da geleceği açısından
endişelendirmesi doğaldır. KONDA ekibinden Bekir
Ağırdır'ın özel sohbetimizde altını çizdiği
gibi "Türkiye'de milliyetçilik de, muhafazakârlık da hızla
siyasallaşıyor. İnsanlar urganlarla kendilerini bir yerlere
bağlama ihtiyacıyla ya devlete, ya da Tanrı'ya
bağlanıyor."
Evet, karşımızda Tanrı ile devlet arasında
sıkışmış bir siyaset var. Bu siyaset çözümden çok
korku üretiyor. Ve bu korkuları da yukarıda tarif ettiğim
kadınlar, en derinden hissediyor.
Not: Başlıktaki "Ben korkuyorum" ifadesi,
korkularını bana her fırsatta ileten kadınların sesini
duyurmak içindir.
MERAL
TAMER MILLIYET 04/12/07
Türban,
mini etek modası gibi yayılıyor
Milliyet Gazetesi için Tarhan Erdem'in yaptığı
araştırma ve geçen hafta da Sabancı Üniversitesi ile Açık
Toplum Enstitüsü'nün, Ali Çarkoğlu-Ersin Kalaycıoğlu ikilisine
yaptırdıkları araştırma, Türkiye'de
dindarlığın ve örtünmenin arttığını, ancak
korkulacak bir düzeyde olmadığını ortaya koydu.
Her iki araştırmayı, iki türlü okuyabilirsiniz.
Bir bölüm "Felaket. Türkiye elden gidiyor. Örtünme giderek artıyor,
din devleti geliyor" diyerek karalar bağlayabilir.
Bir diğer bölüm, muhafazakarlaşmanın yüzde 5 oranında
olduğunu, bunun da doğal karşılanması gerektiğini
söyleyebilir.
Ben ikinci kesimdeyim.
Tarhan Erdem de aynı görüşte. Yorumunda muhafazakarlaşan
toplumun, batı aleyhtarı, koyu bir islamcı anlayışla
hareket etmediğini söylüyor.
Türban'ın örtünenler arasındaki oranının yüzde 15
artması ise ilginç.
Türban'ı da iki türlü değerlendirebilirsiniz. Siyasi bir sembol
veya"uzun etek giyenlerin, mini etek modasına uyup modernleşme
rüzgarına kapılmaları" gibi de görebilirsiniz.
Bence türban'ın yükselişinde AKP iktidarının direkt etkisi
var. Gençler, mini etek gibi, çarşaf yerine türbanı tercih ediyorlar
mutlaka, ancak öte yandan da, AKP'nin getirdiği modeller çok etkili
oluyor.
Sonuçta, Türkiye muhafazakarlaşıyor ancak gidişten rahatsız
olup karalar bağlanmasına gerek görmüyorum.
Ankara uyan
artık!
Koskoca bir 2007
yılını, seçimler nedeniyle kaybettik. Önce,
Cumhurbaşkanlığı seçimi ve yaşanan karmaşa
gündemi kapattı. Ardından, genel seçimler kapıya dayandı.
Sonuçları kimse önceden tahmin edemedi. Ne AK Parti, ne de muhalefe,
sandıktan neyin çıkacağını görebildi.
Özellikle, AK Parti'nin beklentisi son derece cılızdı. Durum
böyle olunca da, oy kaybettirecek potansiyelde hangi politika var idiyse kepenk
indirtti. AKP'nin korkusu, MHP ve CHP'nin Avrupa Birliği üzerinden
politika yapmaları ve kabaran milliyetçilik rüzgarıyla
oylarını arttırmalarıydı. Sonuçta, AB ile ilgili bütün
kapılar kapatıldı. Reformlar durdu. AB konusu, köşe bucak
kaçılan bir tabu haline geldi. AKP seçimlerden çıkınca, AB
konusunda da ne kadar yanıldığını gördü. Türk toplumu
Avrupa ile ilişkilerden, AB'ye tam üyelik hedefinden memnun olduğunu
gösterdi. Seçim sonuçları, AB üzerindeki kaygıların yok
olmasına yol açtı.
Peki, böyle olunca ne beklersiniz?
AK Parti'nin bu topluma verdiği sözleri tutmasını ve reform
sürecini hızlandırmasını, başta 301 olmak üzere,
Türkiye-AB ilişkilerine gölge düşüren bir dizi konuda,
reformların yeniden gündeme sokulmasını beklemez misiniz?
Hayır, hala yapabilmiş değiller.
301 artık öylesine çiğnendi, öylesine yerden yere vuruldu ki, çoktan
çözülmesi gerekirdi. Adalet Bakanı'nın tüm güvencelerine rağmen,
bir türlü adım atılamadı.
Reform süreci durdu
Değiştirilmesi
gereken nice yasa sırada bekliyor.
Beni en çok rahatsız eden unsur, bu iktidarın en önemli meşruiyetini
oluşturan, Türkiye hakkında gizli bir gündemi
bulunmadığını gösteren AB dosyasının Ankara'da
doğru dürüst ele dahi alınmaması. Kimse ne
yapılacağını bilmiyor. Herşey Başbakan'ın
iki dudağı arasında ve onun sinyali bekleniyor.
İşin acı yanı, reformlardan daha kolay yürütülebilecek olan
İLETİŞİM alanında dahi somut ve doğru dürüst
hiçbir program başlatılamamasıdır. Bu açılardan,
Ankara'da sinek bile uçmuyor. Oysa, yapılması gekeren o kadar çok
şey var ki...
AB hakkında bilgisizlik kol geziyor. Üniversite öğrencileri
başta olmak üzere, AB ile ilgili sadece kulaktan dolma ve genelde de
ulusalcıların yaydıkları yalan yanlış veriler
üzerinden tartışma yapılıyor. Hükümet bugüne kadar, bu yanlışları
düzeltmek için hiç adım atmadı veya atamadı. Ne halkın anlayacağı
şekilde bir program teşvik edildi. Ne TRT'de ilgi çekecek programlar
dizisi yayınlatıldı. Ne de konferanslar serisi
yapıldı. Ankara, Türk kamuoyunun aydınlanmaya ihtiyacı
olduğunun dahi farkında değil.
Türkiye'deki bu cehalet bir yana, Avrupa'daki cehalet konusunda da tek bir
adım atılamadı.
Gül'ün yokluğu
kendini hissettiriyor
Abdullah
Gül'ün yokluğu her yönden kendini hissettiriyor.
Dışişleri Bakanlığı döneminde hızla giden
bir lokomotif gibiydi. Hükümeti harekete geçirir, teker teker bakanlıkları
uyarır, bürokrasiyi kamçılar, kabinenin her toplantısında
AB konusunu gündeme getirirdi. Başbakan Erdoğan'a HAYIR diyebilen,
atılması gereken adımları anlatabilen nadir siyasilerden
biriydi.
Bugün, hükümet saflarında AB bayrağını ayakta tutabilecek kimse
yok. Gül de Çankaya'dan eskisi gibi müdahale edemiyor. Hareket yeteneği
artık eskisi gibi değil. Son derece kısıtlı.
Şimdi AB bayrağı Başbakan'ın elinde. Ancak onun da o
kadar çok işi var ki, AB'yi düşünecek zamanı yok. PKK terörü,
Irak operasyonu gündemi öylesine işgal etti ki, kimsenin sağına
soluna bakacak hali kalmadı. Eskiden Gül'ün yapabildiği gibi,
Başbakanı uyaracak, geri kalındığını
anlatabilecek kimse de yok.
O zaman da yerimizde sayıyoruz. Bu gidiş bize zaman kaybettirecek.
Uyanıp harekete geçtiğimizde, çok daha fazla çaba harcamak zorunda
kalacağız.
İçimden, Ankara'nın yakasına yapışıp " Haydi
uyanın artık " diye bağırmak geliyor.
MEHMET
ALI BIRAND MILLIYET 04/12/07
Türbanın
iktidarı
Katı din kurallarının, güçlü önyargıların, resmi
yasakların cirit attığı bir alanda konuşmak kolay
değil.
Ama tartışılmadıkça sorun kangrenleşiyor.
Ben konuyu, "inanç hürriyeti" ya da "giyim-kuşam
özgürlüğü" boyutunda ele almıyorum.
"İsteyen açılır, isteyen örtünür" diyen liberallerden
de değilim.
Tersine, itikadın yerine aklı koyan cumhuriyeti kollayan, toplumcu,
eşitlikçi bir fikir dünyasına mensubum.
Buna rağmen -aslında bu yüzden- üniversitede türban
yasağına karşı çıkıyorum.
Çünkü:
1. Yasağın, siyasal simge haline gelen türbanı daha da cazip
kılmaktan öte işe yaramadığını görüyorum.
2. Cumhuriyetin, özellikle de üniversitenin dışlayıcı
değil, kucaklayıcı olması gerektiğine inanıyorum.
Gençleri kazanması, buluşturup aydınlatması gereken
üniversite, türbanlıya kapısını kapatarak en temel
işlevini yerine getirmemiş ve asıl ulaşmayı
hedeflediği kitleyi sokağa itmiş oluyor.
3. "Aynı kafa"daki erkekleri üniversiteye alırken
başı örtülü diye kızları almamak, kadını erkekten
ayrı yere oturtan softalarınkine benzer bir
ayrımcılıktır. İnsan haklarına aykırı
bu yaklaşımla kadını örtünmeye zorladığına
inanılan erkekler ödüllendirilirken, "mağdur"
cezalandırılıyor.
4. Birçok genç kız, ancak örtünerek evdeki baskıdan kurtulabiliyor.
Bu yasakla, okulda farklı yaşam tarzlarıyla buluşup
sosyalleşme imkânı yakalayabilecek genç kızlar gerisin geri
baba-koca evine yollanıyor.
* * *
Bir de madalyonun öbür yüzüne bakalım:
1. Genel olarak örtünün kadını baskı altına
aldığına, kadın-erkek eşitsizliğini
perçinlediğine inanıyorum.
2. Türbanı, kendilerini yeniden tutsak edecek bir tehdit olarak gören laik
kadınların kaygılarını anlıyorum. (Sadece
tepkilerini, bu sürecin mağduru saydıkları kadınlara
yöneltmelerini anlamıyorum.)
3. Tüm mağdur görüntüsüne rağmen, türbanın son dönemde iktidar
olduğunu da biliyorum. Hükümet, neredeyse tüm bürokrat atamalarında
"eşin türbanlı olması"nı bir koşul olarak
dayatıyor. Üniversitede negatif ayrımcılık yaratan türban,
bürokraside pozitif ayrımcılıkta kullanılıyor.
* * *
Dün Milliyet'te yayımlanan KONDA araştırması, türbanı
"İslam modernleşmesinin simgesi" sayanları
doğrularcasına bunun, orta üstü gelir grubundan, eğitimli, genç,
kentli kadınların örtüsü haline geldiğini kanıtlıyor.
Peki neden, yıllar yılı üniversitede içeri
alınmadıkları ve ikinci sınıf muamele gördüğü
için gösteri yürüyüşleri yapan türbanlı kızlar, bugün yasak
sürdüğü halde o yürüyüşlere son verdikleri gibi
"türbanlarıyla eşlerine iktidar kapısını açan
ikinci sınıf kadın rolü"ne itiraz etmiyorlar?
* * *
Benim türbanlı öğrencilerim oldu; şimdi de okurlarım var.
Çoğu, araştırmada çıktığı gibi,
varlıklı, en az lise tahsilli, şehirli, genç kadınlar...
Eşleri, artık onlar sayesinde iş buluyor, ama kendileri hâlâ
üniversitesiz, işsiz durumdalar.
Örtülerinden dolayı kendilerini eğitim hakkından mahrum
bırakanlar kadar, kendilerini değil örtülerini (ya da eşlerini)
taltif edenlerin de onlara parya rolü biçtiğinin, çözüm yerine siyasi rant
peşine düştüğünün farkındalar.
İlkin "İslamcı feministler"de baş gösteren bu
rahatsızlığın yakında daha da
yaygınlaşacağına ve burada kadınlar arasında bir
çıkar birliği oluşacağına inanıyorum.
Yeter ki, dışlamak yerine kazanmayı deneyelim.
CAN
DUNDAR MILLIYET 04/12/07
Kıbrıslı Türkler iki devletli çözümden yana
İngiltere gazetesi The Independent, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 60'ının iki devletli bir çözümden yana olduğunu
bildirdi.
"Kıbrıslı Türkler, güneyden tamamen kopma"
başlıklı haberinde gazete, "bundan üç yıl önce,
adalarının bölünmüşlüğüne barışçıl bir
şekilde son vermek için yüksek oranda oy vermişlerdi. Bunun ödülü,
Avrupa Birliği'ne girmelerinin engellenmesi oldu. Şimdi ise, Brüksel
ve uluslararası toplumun tutmadığı bir dizi söz sayesinde,
Kuzey Kıbrıs nüfusu, Akdeniz'deki bu adanın kalıcı
olarak bölünmesinden yana tavır koyuyor" diye yazdı.
Haberde, "Kuzey Kıbrıs'ta yaptırılan bir
ankete göre, Kıbrıslı Türklerin yüzde 60'ı iki devletli bir
çözüm istiyor. Uzlaşma yanlısı Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'a göre bu, Kuzey'in izolasyonuna son verip doğrudan ticareti
teşvik etmeyen Avrupa Birliği ve uluslararası toplumun
eseri" şeklinde görüşe yer verildi.
Haberde ayrıca Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir
mülakatta, çözüm müzakerelerindeki ilerleme eksikliğinden duyduğu
üzüntüyü ifade ederek, "kendimi Yeşil Hat'tın
azalmadığını ve her geçen gün daha da
daimileştiği konusunda uluslararası topluluğu ve
Kıbrıs Rum tarafını sürekli olarak uyarırken
buluyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türkler
eğer bizimle bir çözüm istemiyorlarsa, bizimle yaşamak istemiyorlarsa
neden biz bizimle birlikte yaşamalarını istemeye devam edelim,
bunun anlamı ne diye sormaya başladılar. Artan sayıda
Kıbrıslı Türk her gün bu şekilde düşünüyor. İki
halk arasındaki duvarlar her gün yükseliyor" dedi.
KIBRIS 04/12/07
İnşaat sektörü yüzde 14 geriledi
İnşaat Müteahhitleri Birliği'nin, KADEM
Araştırma Merkezi'ne yaptırdığı ev envanteri çalışmasının
ikinci bölümünün sonuçları açıklandı.
İnşaat Müteahhitleri Birliği'nde bir basın
toplantısı düzenleyen Müteahhitler Birliği Başkanı
Cafer Gürcafer ile KADEM Direktörü Muharrem Faiz, Annan Planı referandumu
sonrası Girne ve Karpaz bölgelerinde inşa edilen ve edilmekte olan
evlerin envanter araştırmasının sonuçlarını
duyurdu.
Muharrem Faiz, İthal edilen demir ve çimento oranlarına
bakıldığında, inşaat sektöründe yüzde 14'lük gerileme
olduğunun görüldüğünü; fakat bunun çok büyütülecek bir gerileme olmadığını
kaydetti.
İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer
Gürcafer, çalışmanın amacının yabancı
işgücünü kontrol altına almak ve çözüm olana kadar KKTC ekonomisine
katkı yapan inşaat sektörünün geriye gitmemesi için katkı yapmak
olduğunu söyledi.
Gürcafer, inşaat sektörünün gerilediği yönündeki
söylentilerde doğruluk payı olduğunu, fakat gerilemenin çok
fazla abartıldığını anlattı. Gürcafer,
yapılan araştırmanın sonuçlarına
bakıldığında, devletin kendileri ile
paylaştığı verilerin doğru
olmadığının da ortaya çıktığını
savundu.
KADEM Araştırma Merkezi Direktörü Muharrem Faiz,
araştırmada Girne'ye yeni yapılan inşaatların
sayısının en fazla 2006 yılı içinde
arttığına dikkat çekti ve yeni inşaatların yüzde
40.8'inin bu dönemde ortaya çıktığını söyledi. Faiz,
Karpaz bölgesinde en önemli artışın ise, 2007 yılı
içinde, yüzde 19.8 oranıyla gerçekleştiğini belirtti.
Girne'de evlerin yüzde 73'ü boş
Araştırmaya göre, ortaya çıkan bir diğer sonuç ise,
Girne'de sayımı yapılan 4700 yeni evin 1263'ünün (yüzde 26.9) dolu,
3437'sinin (yüzde 73.1) ise boş olması. Tek katlı villalar ve
dubleks villalar, en yüksek oranda dolu olan ev tipleri.
Karpazda inşa edilen 1367 evin 560'ı (yüzde 41) dolu, geri
kalan 807 (yüzde 59) evin 424 tanesi inşa halinde, 383 tanesi ise tamamlandığı
halde boş.
Muharrem Faiz, İthal edilen demir ve çimento oranlarına
bakıldığında, inşaat sektöründe yüzde 14'lük gerileme
olduğunun görüldüğünü; fakat bunun çok büyütülecek bir gerileme
olmadığını kaydetti.
Araştırmaya göre, ülkede ikamet edilen ev türlerinin yüzde
30.4'ü apartman dairesi, yüzde 50.8'i müstakil tek katlı, yüzde 11.9'u
müstakil dubleks ev. Evlerde ortalama oda sayısı 3.58, her evde
ortalama araba sayısı 1.51.
Halk ev alırken, ses kirliliğinin olmaması, yeşil
alan, ağaçlık ve görüş bölgesinin iyi olmasına önem
verirken; ev alan kişilerin yüzde 20'sinin müteahhit kaynaklı
sorunlar yaşıyor.
Gürcafer: İnşaat sektörü kayıt altına
alındıktan sonra yüzde 1'lerden yüzde 40-50'lere çıktı
İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer
Gürcafer, inşaat sektörü hakkında kamuoyunun yeterince
bilgilendirilmesi gerektiğini kaydederek, inşaat sektörünün
kayıt altına alınmasının yüzde 1'lerden yüzde
40-50'lere çıktığını belirtti.
Kayıtsız çalışan müteahhitleri meslekten men etmeye
çalıştıklarını da dile getiren Gürcafer, KKTC
vatandaşı olmayan, sigorta, vergi, ihtiyat sandığı
borcu bulunan, mimar-mühendis çalıştırmayan, araç park yeri
bulunmayan müteahhitlerin, yüzde 20 olan müteahhit kaynaklı
memnuniyetsizliğin yüzde 15'inin sebebi olduğunu söyledi.
Gürcafer, araştırma sonuçlarının ekonomi
politikaları açısından ve sektöre bağlı
firmaların bundan sonraki yapacağı yatırımlar
açısından önem taşıdığını kaydetti ve
sonuçların müteahhit firmaları ve hükümetle de
paylaşılacağını söyledi.
Gürcafer, "Müteahhit firmalarının, yaptıkları
evleri ucuz mal edip pahalıya sattıkları" konusundaki bir
soruyaysa, Annan Planı döneminde çok yüksek kâr marjıyla
satış yapan firmalar bulunduğunu, fakat şimdilerde
bazı firmaların yüzde 20-25 kârla ev sattığını,
bazılarınınsa banka borçlarını ödeyebilmek adına
30-40 bin Sterlin civarına ev verdiklerini söyleyerek yanıt verdi.
KIBRIS 04/12/07
Big day tomorrow for
ECHR action against Turkey
By Elias
Hazou
THE
NEXT chapter in the fate of Greek Cypriot properties in the north likely unfolds
tomorrow, with the Council of Europe set to rule on at least two cases before
it.
The CoE will be convening at its highest level, the Committee of Ministers, to
look at the cases of Titina Loizidou and Myra Xenides-Aresti.
Deliberations are being held behind closed doors, and news of the outcome is
not expected anytime before tomorrow or even Thursday.
Greek Cypriot refugee Loizidou won a case against Turkey at the European Court
of Human Rights (ECHR) in 2003 when the court ordered Turkey to pay almost one
million pounds in compensation for preventing her from enjoying her property in
Kyrenia for almost 30 years.
Turkey is also obliged to restore possession to Loizidou of her house.
But according to press reports, confirmed to the Mail yesterday, Turkey has
pulled another rabbit out of the hat, proposing an out-of-court settlement via
the property commission in the north.
The commission was set up in March 2005, after the ECHR handed the baton to
Turkey to find a way of offering redress to Greek Cypriot Myra Xenides-Arestis,
who lost her property in Varosha during the 1974 Turkish invasion.
Turkey accepted the challenge and has in turn given the Turkish Cypriot
authorities as its subordinate local authority the task of delivering
justice on Greek Cypriot property claims.
If accepted as legitimate by the ECHR, the body could be handling Greek Cypriot
applications for the reinstatement of properties in the north. As such, the
fate of some 1,400 similar Greek Cypriot claims hangs in the balance.
Matters were further complicated when, earlier this year, reports surfaced of a
land-swap deal between a Greek and Turkish Cypriot through the European courts.
Greek Cypriot refugee Mike Tymvios, who sought to swap land with a Turkish
Cypriot, already had an application with the ECHR when he applied to the
property commission.
Another emanating concern relates to the Guardian of Turkish Cypriot
Properties, which is part of the Cyprus government, and is the only recognised
authority endowed with the power to return land to Turkish Cypriots.
This can only take place if the applicant has been residing in the Republic for
six months or more.
Assuming the ECHR gave the nod to the land swap, not only would that legitimise
the property commission, it would also put the Guardianship on the spot because
the Greek Cypriot refugee would be claiming Turkish Cypriot land not legally
returned by the Guardian.
The commissions offer to Loizidou, which logically excludes her returning to
her property, is apparently based on the argument that the land is currently
being used by a third party.
Achilleas Demetriades, lawyer for Loizidou, yesterday called the latest Turkish
move a disguised expropriation.
Under no circumstances would his client consider the offer, he said.
This is contrary to the letter and spirit of the [ECHR] judgment. Moreover,
under international law Turkey does not have the right to expropriate any
properties located in occupied areas.
Besides, he added, Loizidous whole case was built on the premise that it is
her human rights that are being violated.
He said he was working on a rebuttal to Turkeys offer, but would not comment
further.
Meanwhile Xenides-Aresti has demanded the immediate execution of the ECHR
ruling.
We are awaiting Turkeys explanation for its failure to pay 885,000 euros
since August 2007, and when it will allow Mrs Aresti to return to her property
in the fenced-off area of Famagusta, Demetriades told the Mail.
Another case pending before the ECHR is that of Ioannis Demades, a refugee from
Kyrenia whose house has been occupied by top Turkish military brass since 1974.
In 2003 a judgment came out establishing a violation of Demades human rights.
The refugee is claiming an amount in excess of £500,000 for loss of use of his
property.
Attorney-general Petros Clerides yesterday declined to comment on Turkeys
manoeuvre on the Loizidou case.
We shall wait until the CoE makes an announcement, he told the Mail.
Government spokesman Vasilis Palmas could not be reached for comment.
The Papadopoulos administration has appealed to peoples sense of patriotism,
cautioning Greek Cypriots not to be lured by the glitter of gold as they seek
compensation for their lost properties from the commission in the north.
But critics accuse the government of losing the moral high ground and the
diplomatic battle in the halls of Europe, while Greek Cypriot properties in the
north are being bulldozed to make way for development projects.
Cyprus Mail 04/12/2007
Is it illegal to work in
the north?
By Stefanos
Evripidou
THE
ATTORNEY-GENERAL has ordered a police investigation into a Greek Cypriot man
working as a Greek Public Relations officer for a casino/hotel in the north,
Simerini reported yesterday.
According to the paper, Fanos Drousiotis lives and works in the north as a
university teacher and a PR man for Jasmine Court Casino and hotel in Kyrenia.
Greens deputy Georgios Perdikis wrote a letter to the Attorney-general
notifying him of Drousiotis alleged activities.
He accused the PR man of fishing for Greek Cypriot clients on behalf of the
casino by sending out emails, inviting them for a free dinner at the hotel.
The police press office yesterday could neither confirm nor deny the report. It
is unclear what charges will be connected to the investigation, though illegal
gambling activities might play a part.
Justice Minister Sophocles Sophocleous was quoted in the newspaper saying:
Apart from the legal aspects of the issue, one things for sure; it is
nationally unacceptable and politically impermissible.
Such behaviour only creates shame and at least he should be thinking that our
country is paying the heavy price of invasion and occupation.
This is not the first time Drousiotis has come under fire. A quick perusal of
the Cyprus Forum website reveals a number of allegations against the man. A
number of people posting on the website accused Drousiotis of collecting cash
for a cancer centre in the north without authorisation and then failing to hand
in the money. A man claiming to be Drousiotis replied to the allegations,
saying he was planning to give the money to the charity soon.
Earlier this year, Drousiotis was accused of plagiarism by Turkish Cypriot
journalist Alkan Chaglar, who said Drousiotis put his byline on an article
written by him which appeared in the Turkish Daily News.
Meanwhile, Drousiotis, believed to be writing in the online forum under the
title fanourıo thanked Simerini for putting his story on the front page,
saying the hotel saved thousands of pounds in advertising as a result.
He said he received many phone calls regarding the casinos free dinner offer
after the paper published three articles on him in the last two weeks.
He asked other posters on the forum who have a less than amicable relationship
with him: What is the crime? Working in the north?
On the issue of Turkish Cypriots working in the government-controlled areas, he
said: Deep inside, you know that you accept them to do the heavy jobs such as
building for a cheaper cost... but would you imagine them teaching your kids as
I do at the university, or reading News on National TV, or writing for
Phileleftheros or Simerini newspapers like I do in the North? Or even working
for a PR position in a five-star hotel in the south? NO because you are just
lazy buggers!
The same poster accused his accuser, Perdikis, of gambling in the north, and
threatened to send him a list of prominent business and political figures who
visit the casino Drousiotis works at.
Cyprus Mail 04/12/2007
State broadcaster poll
puts Papadopoulos ahead
By Alexia
Saoulli
THE MAJORITY of voters
believe President Tassos Papadoupolos will win next years presidential
elections irrespective of their own voting preferences, if a CyBC poll on
voters political attitudes is to be believed.
The poll, aired on CyBC television last night, said 40 per cent of the
population believe Papadopoulos will win irrespective of their own voting
preference. Twenty-four per cent believe AKEL leader Demetris Christofias will
win and only 14 per cent believe DISY favourite Ioannis Kasoulides is in with a
chance. Independent candidate Costas Themistocleous got zero per cent.
The poll was carried out on behalf of CyBC by Public Issue and CYMAR Market
Research Ltd between November 12 and 21. The randomly selected sample involved
personal interviews with 1,000 people from all over the island.
Despite the conviction that Papadopoulos is the favourite to win, if elections
were called next Sunday the results would be a close call between the top three
contenders with 30.5 per cent casting a vote for Papadopoulos, 30 per cent for
Christofias, and 28 per cent for Kasoulides.
Moreover the belief in Papadopoulos success is surprising when his government
was only rated as average regarding its handling of the Cyprus problem (5.17
out of 10) and its handling of domestic policies such as the economy, crime,
drugs, healthcare and education.
The poll indicated that Christofias is still considered the most popular of all
four candidates, with Papadopoulos four points behind. However, Papadopoulos is
five points ahead of Christofias with 31 per cent when asked who was the most
able of all the candidates to handle the Cyprus problem today.
Although only 23 per cent of those polled said Kasoulides was the most able of
all candidates to handle the Cyprus problem, he far outranked the other
candidates with 32 per cent regarding his international acceptance. Christofias
and Papadopoulos were seen as equally popular internationally with 24 per cent
and 23 per cent respectively.
Of all the candidates Christofias far exceeds the rest when asked who is the
closest to the people with 45 per cent. Papadopoulos lags behind with 22 per
cent and Kasoulides with 16 per cent.
Christofias is also seen as the most able to deal with the countrys domestic
problems (32 per cent), followed by Papadopoulos (28 per cent) and Kasoulides
(23 per cent).
Nevertheless, according to the poll, Papadopoulos is seen as more of a leader
than the other candidates and best able to promote Cyprus internationally,
handle the economy and govern without political party influence.
Christofias on the other hand is seen as the candidate that best understands
young peoples problems, the most honest, the most convincing, the most
dynamic, the most conscientious in standing by his election promises, and the
most able to handle social problems.
The majority of voters (53 per cent) said both the Cyprus problem and domestic
government would determine who they cast their vote for, while 29 per cent said
the Cyprus problem would mostly influence their final decision and only 15 per
cent would focus solely on domestic government.
Ninety per cent of those polled said that unlike the elections in 2003 when
Papadopoulos was voted in from the first round, there would be second round of
elections this time.
If the second round is between Kasoulides and Papadopoulos, 47 per cent said
they would vote Papadopoulos and 33 per cent Kasoulides.
However, whichever candidate goes up against Christofias is expected to lose
according to those polled. In the event of a Papadopoulos/Christofias round, 42
per cent said they would support Christofias and 36 per cent Papadopoulos. In
the event voters much decide between Kasoulides and Christofias, 43 per cent
said they would vote for the AKEL leader and 34 per cent would vote for
Kasoulides.
Cyprus
Mail 04/12/2007
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:25 TSİ 05 Aralık 2007 Çarşamba
LEFKOŞA - KKTCde ilk kez
bir uluslararası marka orijinal ismini koruyarak hizmet vermeye
başladı. Dünyanın 28 ülkesinde 780i aşkın noktada
şubeleri bulunan kahve dükkanları zinciri Gloria Jeans Coffeenin
başkent Lefkoşanın en popüler caddesindeki ilk şubesini,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat açtı.
Gloria Jeans, KKTCdeki ilk halkasını ülkenin önde gelen
şirketlerinden olan Kaner grubuyla açtı. Kaner grubu adına
konuşan Kaan Kaner, Gloria Jeansin KKTCye gelişini
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarla mücadelesindeki önemli bir
başansı olarak değerlendirdi.
Rumların engellemeleriyle karşılaştıklarına dikkat
çeken Kaan Kaner, İlk kez bir uluslararası şirket kendi
adıyla KKTCde şube açtı. Bu diğer uluslararası
şirketlere de örnek olacak, onları cesaretlendirecek dedi.
Gloria Jeans KKTC Genel Müdürü Tayfun Tahmas ise Gloria Jeansin KKTCde
şube açacağını duyan Rumların, Kuzeydeki devlet
yasadışıdır iddiasıyla şirketi tehdit
ettiğini ve operasyonu engellemek için çaba sarfettiğini söyledi.
Rumların tezlerini çürüterek şirketi ikna etmek için büyük çaba
harcadıklarını belirten Tahmas, Sonunda KKTC ve Avusturalya
bayraklarının yer aldığı bir toplantıda
anlaşmayı imzaldık dedi.
Gloria Jeans de, ilk şubesinin açılışına bölge
sorumlusu Andreu Mugliftoneu göndererek şirketin konuya verdiği
önemi vurguladı. Gloria Jeans, KKTCde 5 yıl içinde 7 şube daha
açmayı planlıyor.
Rumların KKTCye yönelik ekonomik alandaki ambargoları nedeniyle
hiçbir uluslararası şirket ülkede şube açmaya
yanaşmıyordu. Bazı uluslararası şirketler, KKTCye
özel isimler yaratarak ülkede faaliyet gösteriyordu.
Ban'dan izolasyonlar kaldırılsın
çağrısı
KIBRIS TÜRK TOPLUMUNUN GELİŞİMİ TEŞVİK
EDİLMELİ"... BM Genel Sekreteri Ban, UNFICYP'in görev süresinin
uzatılmasıyla ilgili son raporunda; Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonların kaldırılması mücadelesinin önemine
vurgu yaparak, izolasyonların kaldırılması
çabalarının hedefinin, "Kıbrıs Türk toplumunun
gelişimini daha çok teşvik ederek, taraflar arasında daha fazla
ekonomik ve sosyal eşitliğe yol açmak olması
gerektiğini" söyledi
"TARAFLARDA, SİYASİ NİYET
EKSİKLİĞİ VAR"... Kıbrıs sorununun çözüm
sürecinde ilerleme sağlanması için önemli engellerden birinin tam
katılım yönündeki siyasi niyet eksikliği olduğunu ifade
eden Ban, taraflara daha fazla esneklik ve daha büyük siyasi cesaret gösterme çağrısında
bulundu. Ban, raporunda Kıbrıs sorununun çözümü konusuna 2008
yılının "kritik bir yıl teşkil
edebileceğini, ancak bunun "somut eylemlere dönüşebilen siyasi
arzunun olması halinde mümkün olabileceğini" vurguladı
"8 TEMMUZ MUTABAKATININ UYGULANAMAMASINDAN İKİ TARAF DA
SORUMLU" ... Ban'ın raporunda 5 Eylül 2007 tarihinde Rum toplumu
lideri Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Talat arasında
gerçekleştirilen görüşmenin "hayal
kırıklığı yaratıcı" ve "kaybedilmiş
bir fırsat" olarak nitelendirildiği belirtilerek; 8 Temmuz
anlaşmasının uygulamaya konmamasının sorumluluğu
ise dolaylı yoldan her iki tarafa da, eşit mesafeler korunarak
yüklendi
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Moon,
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin
uzatılmasıyla ilgili son raporunda; Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonların kaldırılması mücadelesinin önemine
vurgu yaparak, izolasyonların kaldırılması
çabalarının hedefinin, "Kıbrıs Türk toplumunun
gelişimini daha çok teşvik ederek, taraflar arasında daha fazla
ekonomik ve sosyal eşitliğe yol açmak olması
gerektiğini" söyledi.
Ban, raporunda Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde ilerleme
sağlanması için önemli engellerden birinin tam katılım
yönündeki siyasi niyet eksikliği olduğunu ifade ederek, taraflara
daha fazla esneklik ve daha büyük siyasi cesaret gösterme
çağrısında bulundu.
Genel Sekreter Ban, ayrıca raporunda Kıbrıs sorununun
çözümü konusuna 2008 yılının "kritik bir yıl
teşkil edebileceğini, ancak bunun "somut eylemlere
dönüşebilen siyasi arzunun olması halinde mümkün
olabileceğini" vurguladı.
Ban, raporunda 5 Eylül 2007 tarihinde Rum toplumu lideri Papadopulos
ile Cumhurbaşkanı Talat arasında gerçekleştirilen
görüşmeyi "hayal kırıklığı
yaratıcı" ve "kaybedilmiş bir fırsat" olarak
nitelendirerek; 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya
konmamasının sorumluluğunu dolaylı yoldan her iki tarafa
da, eşit mesafeler korunarak yükledi.
BM Genel Sekreteri Ban, 26 Mayıs - 15 Kasım 2007 tarihleri
arasında gelişmeleri kapsayan söz konusu raporunu önceki gün BM
Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesine iletti.
Ban raporunda, Kıbrıs'ta görev yapan Birleşmiş
Milletler Barış Gücü'nün görev süresinin 6 ay daha
uzatılmasını önerdi.
Rum basını; BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un
Kıbrıs'ta görev yapan UNFICYP'in görev süresinin uzatılması
konusu talebiyle hazırlamış olduğu raporunda
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılmasına ilk kez açıkça destek belirttiğini
yazdı.
Politis; "İzolasyonlar' Konusu Yeniden Geliyor
-Lefkoşa'dan UNFICYP Raporuna Sert Tepki" başlıkları
altında verdiği haberinde; BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un UNFICYP
raporunda Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoların
kalkmasını ilk kez açıkça desteklediğini ve raporunda
izolasyonların kalkmasının "tanınma teşkil
etmeyeceğini" de vurguladığını yazdı.
Haberde; Ban'ın raporunda ayrıca; siyasi istek olması
durumunda Kıbrıs sorununun çözümü için 2008 yılının
"kritik yıl" olabileceğini vurguladığı
belirtilirken, Rum yönetiminin ise Ban'ın raporuna sert tepki
gösterdiği kaydedildi.
Gazete; Ban'ın raporunun; yakın çalışma
arkadaşlarının özellikle Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunun kaldırılması konusundaki görüşlerini ifade
ederken kullandıkları "çok olumsuz bir terminolojinin"
yazıya dökülmesi olduğunu belirtirken, bu terminolojinin
kullanılmasının Rum hükümetinin sert tepkisine yol
açtığını bildirdi.
İzolasyonlar kaldırılması adanın
yeniden birleşmesine yardımcı olacaktır
Genel Sekreter'in söz konusu raporunun önceki gün BM Güvenlik
Konseyi'nin 5 daimi üyesine iletildiğini ve diğer 10 üyeye de
iletilmesinin beklendiğini yazan gazete; raporun büyük oranda BM Genel
Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Lyn
Pascoe'nin "görüşlerinin yansıması" olduğunu
savundu.
Kıbrıslı Türklerin izolasyonları konusunun raporun
"olaylar" kısmında değil "gözlemler"
bölümünde yer aldığını da belirten gazete; raporda
"Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılması konusunun tanınma tartışmasına
dönüştürülmesinden üzüntü duyulduğunun" belirtildiğini
yazdı. Habere göre söz konusu raporda; "Tanınmanın ya da
bölünmeye yardımcı olmanın Güvenlik Konseyi kararlarına
ters düştüğü" belirtilirken izolasyona ilişkin şu
ifadeler yer aldı:
"Bu yöndeki çabaların; adanın olağan bir
şekilde yeniden birleşmesinin başarılabilmesi için
Kıbrıslı Türklerin kalkınması ileri götürülerek, iki
taraf arasında daha büyük bir ekonomik ve sosyal eşitliğin
sağlanmasını amaçlaması tercih sebebidir. Ekonomik, sosyal,
kültürel, sportif ve benzeri ilişki ve temasların desteklenmesi
tanınma değildir. Aksine güvenin artması, daha dengeli bir
ortamın oluşması ve adanın yeniden birleşmesi yönünde
tüm Kıbrıslılara yardımcı olacaktır."
Gazete; Ban'ın raporunda ayrıca; Kıbrıslı
Türklere yönelik 259 milyon Euroluk mali yardımının
uygulanmasına ilişkin AB Komisyonu'nun 18/09/2007 tarihli raporunun
sonuçlarına da yer verildiğini vurguladı.
2008 kritik yıl
Gazete; Ban Ki Moon'un raporunda ayrıca Kıbrıs sorununun
çözümü konusuna da değindiğini ve bu bağlamda 2008
yılının "kritik bir yıl teşkil
edebileceğini" söylediğini yazdı.
Habere göre Ban raporunda; 2008'in Kıbrıs sorununun çözümü
için kritik bir yıl olabileceğini, ancak bunun "somut eylemlere
dönüşebilen siyasi arzunun olması halinde mümkün
olabileceğini" vurguladı.
Talat-Papadopulos görüşmesi "hayal
kırıklığı"
Genel Sekreter Ban'ın raporunda 5 Eylül 2007 tarihinde Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat arasında gerçekleştirilen görüşmenin "hayal
kırıklığı yaratıcı" ve
"kaybedilmiş bir fırsat" olarak nitelendirildiğini
belirten gazete; 8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya
konmamasının sorumluluğunun ise dolaylı yoldan her iki
tarafa da, eşit mesafeler korunarak yüklendiğini yazdı.
"Siyasi niyet eksikliği"
Habere göre raporda şu ifadelere yer verildi:
"İlerleme sağlanması için önemli engellerden
birinin tam katılım yönündeki siyasi niyet eksikliği olduğu
sonucunu çıkarmamamız mümkün değildir. Taraflar daha fazla
esneklik ve daha büyük siyasi cesaret göstermelidirler."
Gazete raporda ayrıca; UNFICYP'in Kıbrıs'taki görev
süresinin, görev şekli, görevli sayısı ve operasyon doktrininde
herhangi bir değişiklik yapılmaksızın 6 ay daha
uzatılmasının önerildiğini belirtirken raporun gelecek cuma
günü Güvenlik Konseyi'nde görüşülmesinin, 15 Aralığa kadar da
onaylanmasının beklendiğini kaydetti.
KIBRIS 05/12/07
Palmas, Ban'ın Kıbrıs raporunu değerlendirdi
Rum radyosunun haberine göre Palmas, raporda, Türk askerleri
tarafından, Strovilya (Akyar) ve Luricina'da (Akıncılar)
statükonun sürekli olarak ihlâl edildiğine, ayrıca Mağusa,
Karpaz ve diğer yerlerde Barış Gücü'nün
dolaşımına ilişkin olarak getirilen kısıtlamalara
değinildiğini söyledi.
Vasilis Palmas, raporda yer alan olumsuz unsurun ise;
"Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının"
kaldırılması olduğunu savunarak, bu konudaki tezlerinin;
"bu masala artık bir son verilmesi olduğunu" söyledi.
Palmas, Kıbrıslı Türklerin ne kişisel, ne toplu ne
de Kıbrıs Türk toplumu olarak izolasyonun bulunduğunu da iddia
etti.
Rapor içerisinde bu olumsuz unsura değinilmesine karşın,
izolasyonların kaldırılmasına yönelik hareketlerin BM
Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde yapılmasının
vurgulandığını söyleyen Vasilis Palmas, Rum Yönetimi'nin
rapora tepki gösterip göstermeyeceğine ilişkin bir soru üzerine,
Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi'nin ilk düşünceleri
ortaya koyduğunu, ancak siyasi anlamda başka protestolarda bulunmaları
gerektiğine karar verilmesi durumunda bunun
yapılacağını söyledi.
KIBRIS 05/12/07
Kıbrıs'ta AB ve UNDP arasındaki
işbirliğinin 6'ncı yılı onuruna bugün kutlama
yapılacak
AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nin
açıklamasına göre, Komisyon'un "Kıbrıs Türk Toplumu
Çalışma Birimi" Başkanı Andrew Rasbash'ın,
UNDP-PFF Program yöneticisi Tiziana Zennaro'nun ve Kıbrıslı Türk
temsilcilerin de katılacağı kutlama bugün saat 13.00'te
Bedesten'de yer alacak.
Basın mensuplarının davet edildiği açıklamada,
katılımcıların güvenlik kurallarına saygılı
olması da rica edildi.
Kamu alanlarının geliştirilmesi, köy
meydanlarının rehabilitasyonu, küçük ölçekli su ve kanalizasyon
altyapısının geliştirilmesi gibi konularla Kıbrıs
Türk halkının yaşam koşullarını geliştirmek
için altyapı ve kentsel yeniden yapılandırma projelerinin
başlatılacağı kaydedilen açıklamaya göre, bu proje de
Kıbrıs Türk halkına yönelik 259 milyon Euroluk yardım
programından finanse ediliyor.
UNDP-PFF'nin 2001'den beri Kuzey Kıbrıs'ta yürüttüğü
projelerin 51 milyon Euro'ya ulaştığı da kaydedildi.
KIBRIS 05/12/07
Rumdan Ban'a tepki
"BU MİTE ARTIK SON VERMEK GEREKİR"... Güney
Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Andreas Mavroyannis, BM
Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, Kıbrıs'taki BM Barış
Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasıyla ilgili son raporunda
Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna ilişkin kullanılan
terminoloji ile "bazı olayların anlatış
şekline" sert tepki gösterdi. Mavroyannis, "Kıbrıs
Türk toplumunun sözde izolasyonuna yapılan değinmelere ilişkin
tarafımızın itirazlarını belirtmek isterim. Bizce
artık bu mite bir son vermek gerekir."
Güney Kıbrıs'ın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Andreas
Mavroyannis, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, Kıbrıs'taki BM
Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasıyla
ilgili son raporunda Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna
ilişkin kullanılan terminoloji ile "bazı olayların
anlatış şekline" sert tepki gösterdi.
Politis gazetesinin haberine göre Mavroyannis şu açıklamada
bulundu:
"Kıbrıs Türk toplumunun sözde izolasyonuna yapılan
değinmelere ilişkin tarafımızın itirazlarını
belirtmek isterim. Bizce artık bu mite bir son vermek gerekir."
Mavroyannis; Ban'ın raporunda Kıbrıslı Türklerin
izolasyonundan söz edilmesine karşın bu yönde gerçekleşecek tüm
hareketlerin BM Güvenlik Konseyi kararlarına uygun olması gerektiğini
de "açıkça vurguladığını" belirtirken, bu
bağlamda Kıbrıslı Türklerin tüm alanlarda uluslararası
temaslar kurmaları konusundaki her şeyin BM Güvenlik Konseyi
kararlarına uygun olması gerektiğini söyledi. Mavroyannis;
"Rapor olması gerektiği gibi yasallığın özünü
geri getirmektedir ve başka türlü yorumlanması mümkün
değildir" ifadelerini kullandı.
Kıbrıs büyükelçileri toplandı
Öte yandan Fileleftheros gazetesi: Ban Ki-Moon'un UNFICYP raporuna
ilişkin haberleri "Ban Ki-Moon Miti Koruyor -Genel Sekreter
'İzolasyonların' Kaldırılmasının Tanınma
Anlamına Gelmediğini İddia Ediyor -5'lerin Rapor
Toplantısı" başlıkları altında verirken
Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin Kıbrıs büyükelçilerinin önceki
gün bir araya gelerek raporu görüştüklerini yazdı.
Gazete; 5 ülkenin büyükelçilerinin İngiltere Büyükelçisi Peter
Millet'in ev sahipliğinde önceki gün bir araya geldiklerini ve
toplantıya BM Genel Sekreterinin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi
Michael Möller'in de katıldığını yazdı.
Tüm rapor taslaklarının hazırlanması
sorumluluğunu üstlenmekte olan İngiltere'nin, izolasyonların
kaldırılmasına ilişkin ifadeleri BM Genel Sekreteri'nin
raporuna taşımasının yanında Brüksel'deki
girişimleriyle de bilindiğini ifade etti. İngiltere'nin bu
girişimlerinin AB Zirve Toplantısı'nın Kıbrıs
sorununa ilişkin sonuçlarının içeriğine yönelik
olduğunu ifade eden gazete; İngiltere'nin, hali hazırda
Türkiye'yle imzalanan stratejik işbirliği anlaşması ile
Güney Kıbrıs'ın tepkisini çekmiş olmasından ötürü, bu
tepkilerin daha fazla büyümemesi içinse "şimdilik düşük
tonları" tercih ettiğini kaydetti.
Gazete; bu yöndeki çalışmaların New York'ta da devam
etmesinin beklendiğini ifade etti ve Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri
Çin, Fransa ve Rusya'nın ise İngiltere'nin tezlerini
desteklemediklerini yazdı.
Gazete ayrıca; Ban'ın raporu hakkında geçen hafta
yoğun kulis faaliyetlerinin gerçekleştiği ve Rum hükümetinin
yoğun itirazları sonucunda, başta bir o kadar daha
"olumsuz" olan raporun iyileştirildiğini belirtti.
Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberleri şu
başlıklarla yansıttılar:
Alithia: "Ban Ki-Moon Da Bizi Ortada Bıraktı
-Yalnızca Kıbrıslı Türklerin Ambargosunun Kalkmasıyla
İlgileniyor."
Haravgi: "İzolasyonun Kalkması Tanınma
Anlamına Gelmez -Genel Sekreter Niyet Eksikliği Tespit Ediyor."
Simerini: "Ban Ki-Moon'un Güvenlik Konseyi'ne Raporu
'İzolasyon' Esansıyla."
KIBRIS 05/12/07
Çözümün iki toplum ve iki bölge temeline dayanması son derece
önemli
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni,
Kıbrıs sorununun kalıcı ve adil çözümü için, iki toplum ve
iki bölge temeline dayanmasının son derece önemli olduğunu,
Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin bu çerçevede değerlendirilmesi ve AB
kriterleri bağlamında tam üyelik amacının
gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.bölgede güvenliğin ve
istikrarın hâkim olması, ayrıca daha güçlü bir demokrasi için
Türkiye'nin AB'ye üye olmasının şart olduğunu söyledi.
Bakoyanni, Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan ile yaptığı ortak basın
toplantısında, ülkesinin ikili ilişkiler çerçevesinde
karşılıklı çıkarlar yolunda sabırla yürüme
karalılığında olduğunu belirtti.
İyi komşuluk ilişkilerine büyük önem verdiklerini ifade
eden Bakoyanni, Türkiye'nin AB süreciyle birlikte yeni bir dönemin
başladığını, bunun sadece Türk halkı için
değil, ikili ilişkiler ve bütün bölge için yeni bir dönem
anlamına geldiğini kaydetti.
Bakoyanni, "Bölgede güvenliğin ve istikrarın hâkim
olması, ayrıca daha da güçlü bir demokrasi için Türkiye'nin AB'ye üye
olması şart" diye konuştu.
İkili ilişkileri geliştirme yönündeki çabaları
kararlılıkla sürdüreceklerini belirten Bakoyanni, her iki ülkede de
yeni hükümetler olduğunu hatırlatarak, "Önümüzde açılacak
fırsatlar penceresi bulunmaktadır" dedi.
Halklar arası dostluğu ve işbirliğinin samimi
görüşmelerle daha ileri götürülebileceğini kaydeden Bakoyanni,
ekonomik ilişkiler alanındaki başarıyı diğer
alanlarda da göstermeye kararlı olduklarına işaret etti.
Yeni beş güven
Artırıcı önlem
Bakoyanni, Babacan'ın temasları sırasında iki ülke
arasındaki güven ortamının daha da iyileşmesi için yeni bir
adım daha attıklarını belirtti.
Buna göre, 19'dan 24'e çıkan güven artırıcı
önlemler şöyle sıralanıyor:
"İki ülke kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ve
diğer komutanlar arasında karşılıklı düzenli
ziyaretler yapılması, NATO çerçevesinde barışı
destekleme harekâtlarına katılmak üzere birleşik-müşterek
bir Harekât Birliği teşkil edilmesi, NATO'nun acil müdahale gücü
harekâtlarına katılmak üzere birleşik bir kara birliği teşkil
edilmesi, geniş bir görev yelpazesinde ve alanında çalışma
yeteneğine sahip birleşik-müşterek doğal afet
kurtarma/insani yardım görev kuvveti teşkil edilmesi ve Trakya'da
Türk-Yunan sınırında görev yapan birliklerin komutanları
arasında karşılıklı ziyaretler
yapılması."
Bakoyanni, bu çerçevede Meriç Nehri'nin yol açtığı sel
felaketinin etkilerinin en kısa zamanda giderilmesi konusunda görüş
birliği içinde olunduğunu kaydetti.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni,
görüşmelerin dostane ortamda geçtiğini belirterek, iki ülkeyi
ilgilendiren bölgesel, uluslararası, Balkanlar, Orta Doğu gibi
konuları ele aldıklarını ve yapıcı
görüşmelere devam ettirme niyetinde olduklarını sözlerine
ekledi.
Bu arada, diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Türkiye ile
Yunanistan arasında açıklanan yeni güven artırıcı
önlemler çerçevesinde iki ülkenin ortak askeri birlik oluşturması
öngörülüyor.
Kaynaklar, iki ülke arasında ilk kez yapılacak bu
uygulamanın detaylarının askeri makamlarca ilerleyen günlerde
yapılacak görüşmelerde
kararlaştırılacağını, ortak birliğin
Afganistan gibi dünyanın sorunlu bölgelerinde görev yapabileceğini
kaydettiler.
Babacan: Ziyaret sıcak ve yapıcı
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan, Türkiye ile Yunanistan arasında açıklanmış olan 5
yeni güven artırıcı önlemin, iki ülke arasındaki
ilişkileri ilerletme yönündeki ortak iradenin kanıtı
olduğunu söyledi.
Babacan, Atina'ya yaptığı ziyaretin "sıcak ve
yapıcı" bir ortamda geçtiğini belirtti ve gösterilen
misafirperverlikten dolayı teşekkür etti.
Bakoyanni ile yararlı görüşmeler yaptıklarını
kaydeden Babacan, "Bu çerçevede ikili ilişkilerimizin tüm
veçheleriyle bazı bölgesel konularda görüş
alışverişinde bulunduk" dedi ve görüşmelerin bugün
öğleden sonra da devam edeceğini belirtti.
Babacan, Yunanistan Dışişleri Bakanı ile
yaptığı görüşmenin öncelikli konusunun Türkiye ile
Yunanistan arasındaki mevcut diyalog ve işbirliği sürecinin daha
da ileriye götürülmesi olduğunu, görüşmede ayrıca ikili
ilişkilere yeni bir boyut kazandırılması yönünde karşılıklı
neler yapılabileceğinin değerlendirildiğini ifade etti.
Dışişleri Bakanı Babacan, sözlerini şöyle
sürdürdü:
"Dolayısıyla ziyaretimin temel hedefi, ülkelerimiz
arasında mevcut dostluk ve işbirliği köprülerini güçlendirmek ve
birlikte yeni köprüler inşa etmektir. Diyalog ve işbirliğini
ilerletmek için iki tarafta da güçlü bir siyasi iradenin mevcut olduğunu
memnuniyetle gözlemledim. Açıklanmış olan 5 yeni güven
artırıcı önlem, süreci (ikili ilişkileri) ilerletme
yönündeki ortak irademizin kanıtıdır."
Kıbrıs konusu
Kıbrıs konusunun her iki ülkeyi ilgilendiren bir konu
olduğunu belirten Babacan, Türkiye'nin kapsamlı bir çözüme BM
parametreleri çerçevesinde ulaşabilmek için elinden geleni şimdiye
kadar olduğu gibi bundan sonra da yapacağını bildirdi.
Babacan, şöyle konuştu:
"AB sürecine verdikleri
destekten memnunuz"
"Bu vesileyle yeniden belirtmek istiyorum ki, Yunanistan'ın
ülkemizin AB sürecine verdiği destekten memnunuz, bu desteğin
güçlenerek devam etmesini de beklemekteyiz.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki diyalog süreci, atılan
önemli adımlarla artık bir ortaklık ilişkisine
dönüşmüştür. Enerji, ticaret, bankacılık, turizm ve
ulaştırma gibi sektörlerde sağlanan gelişmeler bunun
açık bir kanıtıdır. Özel sektörlerimizin diyalog sürecine
gösterdikleri güven, ilişkilerimizin güçlenerek gelişmesi
anlamında da umut vericidir. Başbakanlarımız
tarafından 18 Kasımda hizmete açılan Karacabey-Gümülcine
doğal gaz boru hattı, iki ülkeyi birbirine bağlarken, geniş
anlamda da bölgemizin refah ve istikrarına katkıda
bulunmaktadır."
Babacan, bu tür projelerin iki ülke arasındaki mevcut
yapıcı atmosfere ve karşılıklı anlayış
ve komşuluk ilişkilerine katkıda bulunacağını da
belirtti.
KIBRIS 05/12/07
Nami, Brüksel ile başlıyor
GÜNDEM DOĞRUDAN TİCARET... Özdil Nami,
Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi olarak ilk resmi temasını
gelecek hafta gideceği Brüksel'de yapacağını belirterek,
ziyaretin AB Dönem Başkanı Portekiz'in "Doğrudan Ticaret
Tüzüğü ve diğer konuları görüşmek" amacıyla
yaptığı davet üzerine gerçekleşeceğini belirtti.
Brüksel'e pazartesi gideceğini söyleyen Nami, Avrupa Komisyonu ve üye ülke
temsilcileriyle temaslarda bulunacağını kaydetti
Cumhurbaşkanı'nın BM ve AB ile Müzakerelerden Sorumlu
Özel Temsilcisi Özdil Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nde yaşanan
sorunun sadece Kıbrıs Rum Kesimi'nden
kaynaklanmadığına işaret ederek, sorunun
devamının Kıbrıs'ı Türkiye'ye karşı koz
olarak kullanan başka büyük ülkelerin menfaatlerine de hizmet
ettiğini söyledi.
Nami, 2008'de yeniden hareketlenmesi beklenen Kıbrıs sorununa
çözüm bulma sürecinin Türk tarafının istediği şekilde
yeniden düzenlenmesi ve dışsal dinamiklerin değişmesi
halinde dahi, izolasyonlar konusunda verilen sözlerin tutulmaması
durumunda Rum tarafının çözüm yönünde motive edilmesinin mümkün
olmayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Özel Temsilciliği'ne atanan Avrupa Konseyi
Parlamenterler Asamblesi Kıbrıs Türk Toplumu Seçilmiş
Temsilcisi, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Gözlemci üyesi, CTP-BG
Milletvekili Özdil Nami, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri ve
AB cephesinde olup bitenleri TAK'a değerlendirdi.
Nami, göreve gelir gelmez, son 3-4 yıldır siyasi açıdan
makro düzeyde ilgilendiği AB ile Avrupa Konseyi'ndeki lobi
çalışmaları ve Kıbrıs sorunu, örneğin
Pertev-Conis görüşmelerinin detaylarıyla ilgili çok yoğun bir
çalışma temposuna girdi.
Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi olarak ilk resmi ziyaretini
gelecek hafta Brüksel'e gerçekleştirecek Nami, Güney Kıbrıs'taki
seçimlerden dolayı durgunlaşan müzakere süreci yeniden hareketlenene
kadar milletvekili olarak Avrupa'daki lobicilik faaliyetlerine devam edecek.
Milletvekilliği ile Cumhurbaşkanı temsilciliğinin
birlikte götürülmesi konusunda bir sıkıntı görmeyen Nami,
"Aynı dünya vizyonunu paylaşan insanların bu tip
yardımlaşma içine girmesinde ben bir mahsur görmedim. Parti de görmedi.
Cumhurbaşkanı da görmedi. Toplumun genelinde de böyle bir endişe
doğmadı" dedi.
Gönüllülük esas
Özdil Nami, Cumhurbaşkanlığı'ndaki yeni görevin,
Cumhurbaşkanlığı içindeki koordinasyon görevlerinin
yanı sıra Cumhurbaşkanı adına BM ve AB ile
görüşmeleri de yürüten eski müsteşar Raşit Pertev'in istifa
etmesi sonrasında, 2008'de yoğun bir müzakere sürecinin
beklendiği göz önünde bulundurulmasından dolayı gündeme
geldiğini söyledi.
Nami, müsteşarın klasik görevleri ile BM-AB müzakere
çalışmalarının birbirinden ayrılmasını uygun
gören Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın isteği üzerine
gönüllülük esasına dayan bu göreve getirildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı'ndaki yeni görevlendirmelerin
bununla da kalmadığına işaret eden Nami, Kıbrıs
Türkü'nün pozisyonunun dünyaya anlatılmasındaki eksikliklerin
giderilmesi amacıyla Cumhurbaşkanı Özel Temsilciliği'ne
atanan Kutlay Erk'in Kıbrıs Türkü'nün olaylara bakış
açısını değerlendirerek, dünyanın çeşitli
merkezlerine izah edeceğini ve onların görüşlerini
getireceğini söyledi.
Nami, Cumhurbaşkanlığı'nda bu görevlere bakan hala
hazırda gerek Cumhurbaşkanlığı'nda bulunan, gerekse
kadrosu Dışişleri Bakanlığı'nda olup,
Cumhurbaşkanlığı'nda görevlendirilmiş, gerekse
dıştaki bazı kurumlarda olup da buraya çağrılan uzman
ve hukukçulardan oluşan bir ekip bulunduğuna işaret etti.
"Saray"daki ikinci deneyim
Cumhurbaşkanlığı'nda böyle bir çalışma
tarzının her zaman olageldiğini, benzeri ekipler
oluşturulduğuna işaret eden Nami, eski Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın da bir dönem kendisinin de yer aldığı
Ergün Olgun ile Necati Münir Ertegün gibi kişilerin yer
aldığı ekipleri bulunduğunu söyledi.
Nami, "Bugün oluşturulan yapının aynısı
90'lı yılların başında vardı. Ergün Olgun,
Görüşmelerden Sorumlu Başdanışman olarak görev yaparken de
Göral Tanova da müsteşarlığı yürütüyordu.
Cumhurbaşkanlığı için çok yeni bir olgu değil.
Geçmişte de örnekleri var" dedi.
Kıbrıs sorununda dolaylı görüşmelerin
başladığı döneme rastlayan 1996-99 döneminde
Cumhurbaşkanlığı Siyasi Analiz Görevlisi olarak
çalışan Nami, liderlerin Glion'da gerçekleştirdiği
görüşmelere giden ekipte de görev yaptı.
İlk ziyaret Brüksel'e
Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi olarak ilk resmi
temasını gelecek hafta gideceği Brüksel'de
yapacağını söyleyen Nami, ziyaretin AB Dönem Başkanı
Portekiz'in "Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve diğer konuları
görüşmek" amacıyla yaptığı davet üzerine
gerçekleşeceğini belirtti. Brüksel'e pazartesi gideceğini
söyleyen Nami, Avrupa Komisyonu ve üye ülke temsilcileriyle temaslarda
bulunacağını kaydetti.
Nami, Mali Yardım Tüzüğü'nün uygulanmasının
ilerlediğini Portekiz'in dönem başkanlığında gerek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, gerekse kendisinin
çeşitli teması bulunduğunu söyledi. Mali Yardım
Tüzüğü'nün henüz beklenen performansı üretmediğini, bütün sıkıntıların
aşılmadığını ancak ağır da olsa bir
ilerlemenin yaşandığını kaydeden Nami, Doğrudan
Ticaret Tüzüğü ile ilgili olarak ise henüz olumlu bir gelişme
yaşanmadığını belirtti. Nami, "Gündemden de
çekilmedi, ilerlemedi de, olduğu yerde aynen duruyor Bir tıkanma var.
Anladığım kadarıyla bundan çok rahatsızlar. Bu nedenle
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü de gündemlerinde belirttiler. Ne tip bir
öneriyle gelecekler. Bir açılım mı var. Bilmiyoruz.
Karşılıklı görüşmeler yoluyla bir şeyler yapmaya
çalışacağız" dedi.
Yeni dönem başkanından beklentiler
AB'nin küçük adımlarla ilerlemeyi tercih ettiğini özümsemek
gerektiğini kaydeden Nami, bir gecede alınacak çok önemli kararlarla
hayatımızı gündüzden geceye çevirecek olaylar yerine yavaş
yavaş iyileşme beklemek gerektiğini söyledi.
2008'den itibaren AB Dönem Başkanlığı'nı
devralacak Slovenya'dan da bu süreçte böyle bir rol beklemek gerektiğini
kaydeden Nami, "Almanya büyük ülkeydi de ne oldu. Mali Yardım
Tüzüğü, küçük bir ülke kabul edilen Avusturya dönem
başkanlığında geçti" dedi.
Nami, dönem başkanlığının asli görevinin,
uzlaşı noktasını bulup, onu ortaya koymak olduğuna
işaret ederek, dönem başkanının kendi gündemini empoze
etmek gibi bir rolü bulunmadığını söyledi. Nami,
"Bunun en güzel örneğini İngiltere Dönem Başkanlığı'nda
yaşadık. İngiltere'nin Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret
Tüzüğü ile ilgili pozisyonu çok net. Onlar bile bu tüzüklerin kabul
edilmesini sağlayamadılar. Çünkü dönem başkanı olarak
görevleri asgari müştereki bulmaktı" şeklinde konuştu.
Sadece Rum olsa aşılırdı
Nami, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda sorunun sadece
Kıbrıs Rum Kesimi'nden kaynaklanmadığını, bu
sorunun devamının başka büyük ülkelerin menfaatlerine de hizmet
ettiğini söyledi.
Nami, "Sadece Rumlar olsaydı, AB'daki uzlaşı
mekanizmalarının onları bir noktaya gelmeye mecbur bırakmak
durumunda kalacaktı" dedi.
AB'nin Türkiye ile ilişkilerinin de gündeme geldiğini
kaydeden Nami, Türkiye'nin üyelik müzakerelerini hızlandırmak isteyen
ülkelerin yanı sıra, yavaşlatmak, hatta tamamen durdurmak
isteyen büyük ülkeler bulunduğunu söyledi.
Nami, "Maalesef bizi de bu konuda rehin tutan AB üyesi ülkeler
var. Umarım önümüzdeki dönemlerde Kıbrıs konusunu Türkiye'ye
karşı koz olarak kullanma teamülünden vazgeçerler" dedi.
Eskiden Kıbrıs'ı rehin tutmakla suçlanan Türkiye'nin
bunun böyle olmadığını Annan Planı döneminde çok net
bir şekilde ortaya koyduğunu kaydeden Nami, "İşin
gerçeği şimdi tam tersi oldu" dedi.
Kıbrıs sorunu ve 2008
Özdil Nami, Kıbrıs sorununda görünürde bir harekelilik
yaratmanın çok zor olmadığını, Güney
Kıbrıs'taki seçimler sonrasında BM girişimleriyle böyle bir
girişimin başlayacağının kesin gibi olduğunu
söyledi. Nami, "Önemli olan bunun bizi neticeye götürecek bir hareket olup
olmayacağıdır" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Gambari sürecine
eleştirilerinin de bu yönde olduğunu ve bu nedenle somut,
karşı tarafı bağlayıcı öneriler sunduğunu
hatırlatan Nami, sonuca ulaşmaya değil de zamana oynayan Rum
tarafının ise amacının AB üyelik kozunu Türk
tarafının aleyhine kullanmak olduğunu belirtti.
Nami, sonuca ulaştırılmayan sürece yeni unsurlar
eklenmesi mesajı veren Türk tarafının uluslararası camiadan
destek ve Kıbrıs üzerindeki dışsal dinamiklerin
değiştirilmesini beklediklerini söyledi.
Özellikle izolasyonlar konusunda AB'nin 26 Nisan 2004 tarihinde
aldığı "Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonlara
son vermeye karar veriyoruz" kararının uygulama konması
gerektiğini kaydeden Nami, şöyle devam etti:
"BM, 8 Temmuz sürecini bizim istediğimiz şekilde yeniden
dizayn etse ve yeniden yapılandırsa bile, izolasyonlar konusunda
verilen sözler tutulmazsa, Rum tarafında çözüm yönünde motivasyon yaratmak
pek fazla mümkün olmayacak. Bunun bir paket olarak görülüp, bütün
unsurların devreye konması gerekir. Eğer BM gündeminde en uzun
kalan bu soruna gerçekten çözüm bulmak isteniyorsa. Çözüme en çok yaklaşılan
Annan Planı döneminde olduğu gibi, benzer bir dinamiğin
yaratılması gerekir"
Nami'nin diğer görevleri
Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi toplantılarında
"Kıbrıs Türk toplumu seçilmiş temsilcisi" olan Nami,
ayrıca Avrupa Parlamentosu'nda Sosyalist Grup'un daveti üzerine sadece o
grubun toplantılarına "gözlemci üye" olarak
katılıyor.
Bu toplantılarda lobicilik faaliyetleri yürüten Nami,
Cumhurbaşkanlığı'ndaki yeni görev durumun ortaya
çıkması sonrasında Kıbrıs konusunda yoğun bir
görüşme süreci yaşanmamasından dolayı hemen acil bir görev
değişikliğine gitmek yerine, bunu tedrici bir şekilde
gerçekleştirmeye karar verdiklerini söyledi.
Nami, "Önümüzdeki aylarda AKPA ve AP'daki temaslarına
partiden diğer milletvekili arkadaşlarla gitmeye
başlayacağız ve belirli bir süre sonra olayı tamamıyla
onlara devretme durumunda kalacağım" dedi.
Milletvekilliği ve temsilcilik birlikte
Özdil Nami, milletvekilliği ile Cumhurbaşkanı
temsilciliğinin birlikte götürülmesi konusunda bir sıkıntı
görmediğini kaydetti ve "Benim hangi vizyon siyasete girdiğim,
hangi misyonla aday olduğum belli. Cumhurbaşkanıyla tam bir uyum
söz konusu" dedi.
Dünyanın pek çok yerinde bir devlet başkanının
gerekli gördüğü durumlarda, seçilmişlerden, milletvekillerinden
faydalandığına işaret eden Nami, bunun Türkiye'de,
Avrupa'da ve ABD'de örnekleri bulunduğunu söyledi.
Dış temasları muhalefet milletvekilleriyle birlikte,
partiler üstü bir çalışma tarzını uygulamaya
koyduklarını kaydeden Nami, burada da aynı çalışma
tarzını hayata geçireceklerini belirtti.
KIBRIS 05/12/07
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca:
Ekonomik gelişme için çevre ekonomilerle rekabet edebilecek bir
yapıya kavuşmak gerekir
Erçakıca, "Bu konudaki tartışmalar, kamuoyu ile
hükümeti bu konuda daha duyarlı olmaya yöneltti. Bundan sonraki
aşamada bu tartışma ve arayışların,
Kıbrıs Türk ekonomisinin rekabet gücünün nasıl
artırılabileceğine dair somut sonuçlar üretmesi halinde, bu
süreçten büyük bir kazançla çıkacağımızı söylemek
abartı olmayacaktır" dedi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık brifingde, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetinin Kıbrıs Türk ekonomisini
geliştirmek amacıyla aldığı kararları
değerlendirdi. Bu kararların, Kıbrıs Rum
tarafının gayretleriyle devam eden ekonomik izolasyonu yeniden
gündeme taşıdığına işaret eden Erçakıca Rum
sözcülerinin Kuzey Kıbrıs'taki bazı karşı
çıkışları gerekçe yaparak, Kıbrıslı
Türklerin izolasyonunun Kıbrıslı Türklerin kendilerinden
kaynaklandığını ileri sürmeye
kalkışmasının tam anlamıyla gülünç olduğunu
belirtti.
AB, Rum tarafının ekonomi dışı
engelleri konusunda uyarıcı olmalı
Kıbrıs Türklerinin ekonomik sorunlarının Kuzey
Kıbrıs'taki yapısal ve güncel zorluklar kadar, Kıbrıs
Rum tarafının gayretleriyle devam ettirilen izolasyonlardan
kaynaklandığını kaydeden Erçakıca, Kıbrıs
Türk ekonomisinin çevre ekonomilerle rekabet edebilir bir duruma gelebilmesi
için, bu ekonomilerle eşit koşullara sahip olması
gerektiğini söyledi. Bunu engelleyen başlıca faktörün
Kıbrıs Rum tarafının çabalarıyla devam ettirilen
izolasyonlar olduğunu belirten Erçakıca, Kuzey'den güneye mal ve
hizmet akışını engelleyen ekonomi dışı
engellerin mutlaka dikkate alınması ve Avrupa Birliği'nin
Kıbrıs Rum tarafı nezdinde uyarıcı olması
gerektiğini kaydetti.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"AB Komisyonu tarafından hazırlanan Yeşil Hat
Tüzüğü'yle ilgili raporlarda, ekonomi dışı engeller olarak
'Kıbrıslı Türk işletmelerin Güney Kıbrıs'ta
reklâm yapmaması', 'mallarımızın market raflarında yer
bulamaması', 'taşıma araçlarının Güney'e
geçişlerindeki kısıtlamalar' ve buna benzer görünmeyen engellere
vurgu yapılmıştı. Bu engellere, raporda yer almayan
basın ve kilise baskısını da eklemek gerekmektedir."
Kıbrıs Türk ekonomisini izolasyon altında tutuma
çabalarının özellikle girdi maliyetlerini etkilediğini kaydeden
Erçakıca, "Sadece ulaşımdaki maliyet farklarını
hatırlatmak bile, çevre ekonomileri ile rekabette ne kadar
dezavantajlı olduğumuzu göstermeye yeterli olmaktadır"
dedi.
Yeşihat Tüzüğü'nün amacı Kıbrıs
Türk ekonomisini güçlendirmek
Erçakıca, esas izolasyonun, ithalatta değil, mal ve hizmet
ihracında yaşandığına işaret ederek "Kuzey
Kıbrıs Türk ekonomisinin rekabet gücünü artırıcı
çalışmalar, bütün bu faktörleri dikkate alan bir bilinçle
yönlendirilmelidir. Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs
arasındaki ticaret, bu prensipler ve mütekabiliyet çerçevesinde
sürdürülmelidir" şeklinde konuştu.
Yeşil Hat Tüzüğü'nün, Kıbrıs Türk ekonomisinin
geliştirilmesini amaçladığına işaret eden
Erçakıca, alınacak önlemlerin de bu amaca uygun olması
gerektiğini kaydetti. Erçakıca, "Kaldı ki bu önlemlerin
Kıbrıs Rum ekonomisinde zorluklar yaratması halinde,
Kıbrıs Rum tarafına, bu tüzüğü bir defada 3 ayı
geçmeyecek şekilde askıya alınması yetkisi
verilmiştir" dedi.
Hasan Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kendi içimizde sürdürdüğümüz bütün tartışmalar; bu
korumanın nasıl olması gerektiğine ilişkin
olmalıdır. Cumhurbaşkanımız, Kıbrıs Türk
ekonomisinin geliştirilmesi için çevre ekonomilerle rekabet edebilecek bir
yapıya kavuşturulması gerektiğinin altını
özellikle çizmektedir."
KIBRIS 05/12/07
North declares price war
on south
By Simon
Bahceli
Turkish
Cypriot traders cut margins to lure shoppers back
SUPERMARKET owners in the north say they have launched a price war in an effort
to win back Turkish Cypriot consumers who prefer to shop in the south.
The move comes after a clampdown on shopping at the checkpoints failed because
of widespread protests from Turkish Cypriot consumers last week.
Turkish Cypriot daily Halkin Sesi yesterday reported prime minister Ferdi
Sabit Soyer as saying the norths economy recorded a growth rate of 13 per cent
in 2006, but the growth was 0% in 2007.
The consumers, backed by trades unions and other non-governmental groups,
insist they have the right to shop wherever they find the best deals.
Our aim is to stop our economy shifting into the south, manager at a north
Nicosia branch of Lemar supermarkets, Huseyin Ergil, told the Cyprus Mail
yesterday, adding: Were cutting our profit margin by fifty per cent, which is
painful, but were doing it nevertheless.
Ergil said yesterday his prices were now low enough to compete and even
undercut prices in stores in the south.
For example, were selling chicken at 8.5 Turkish lira (just under £3) a kilo.
In the south it generally sells for around £5.20, he said. He also claimed
prices for feta cheese, halloumi, pasta and eggs were markedly lower than their
Greek Cypriot counterparts.
Prices on other products such as shampoo and soaps, he said, had been cut to
achieve parity.
Other traders also talked of massive reductions in the price of fresh fruit and
vegetables.
Some products have been cut by 50 per cent. Bananas, for example, were 3YTL
(£1) a kilo. Now they are 1.5YTL (50 cents), owner of Korman supermarket Fetin
Korman told the Mail.
The only product area Turkish Cypriot traders said they found it hard to
compete in was breakfast cereals, because of their exemption from VAT in the
south.
The price cuts, shopkeepers were saying yesterday, had been achieved by an
agreement reached between wholesalers, retailers and the administration.
Everyone is making sacrifices, Korman said.
First the retailers, and then the wholesalers agreed to accept a cut in
profits. Then the government agreed to reduce taxes on imported goods, Korman
said.
He added that the shortfall in taxes will be footed by the Turkish government,
which he said would rather increase subsidies to the Turkish Cypriot
authorities than see the norths consumers shopping predominantly in the south.
It riled the Turkish government, he said, that it paid the salaries of Turkish
Cypriot civil servants only to see those salaries spent those in Greek
Cypriot-owned shops.
But it remains to be seen whether Turkish Cypriot traders can compete in the
long term with larger multi-national retail companies. Traders in the north are
hampered by high freight cost caused by the fact that all shipping comes via
Turkey. Added to this, northern farmers are disadvantaged because they do not
receive subsidies from the EU, thus making their produce more expensive.
Ergil was however confident that fewer Turkish Cypriot consumers would continue
shopping in the south.
Ive always believed that shopping in the south was not generally cheaper, but
now we have begun to make a concerted effort to compete with that market, he
said, adding that while the big stores in the south offered certain products at
knockdown prices, his reductions were broader.
This means that when you compare prices for the whole of a shopping trip, it
ends up being a cheaper trip, he said.
Cyprus Mail 05/12/ 2007
Ireland donates funds
for missing
THE COMMITTEE on Missing
Persons in Cyprus (CMP) yesterday expressed its gratitude to the government of
Ireland for its second donation of 50,000 in a year made in favour of the CMP
Project on the Exhumation, Identification and Return of Remains of Missing
Persons on the island.
Remains exhumed so far relate to over 350 individuals, with 57 having been
identified so far and their remains returned to their families, the CMP said
yesterday.
It noted that this renewed donation will help the CMP pursue its endeavours
well into 2008, adding that next year will see more exhumations and more
identifications taking place.
The CMP, a three-member committee comprising representatives of the islands
two communities, is trying to ascertain the fate of Greek and Turkish Cypriots,
missing in Cyprus from the mid-70s when Turkish troops invaded and occupied the
north and the mid-60s when intercommunal fighting broke out.
United Nations Secretary-General Ban Ki-moon said he was gratified that the CMP
has maintained momentum and is advancing toward resolving one of the most
painful aspects of the Cyprus problem.
Ban noted that the success of the endeavour will depend on the continued and
welcomed respect and restraint shown by both communities, which has allowed
this humanitarian issue to proceed in a depoliticised manner.
He expressed hope that the progress achieved can contribute towards closer
understanding between the two communities.
Ban commended both communities for showing the necessary respect in relation to
the return of the first sets of remains, a significant and sensitive moment
for both communities and encouraged all concerned to build on this momentum
towards the final resolution so as to put closure to this painful issue.
Cyprus
Mail 05/12/2007
Rum gazeteciye saldırı
06/12/2007 RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - Yunan
Mega televizyonunun Türkiye muhabiri ve İstanbul'da Rumca yayınlanan
İho (Yankı) gazetesinin sahibi Andreas Rombopulos dün Beyoğlu'da
kimliği meçhul iki kişi tarafından dövüldü. Serçe
parmağı kırılan İstanbullu Rum Rombopulos'un
kafasına dört dikiş atıldı. Rombopulos, saat 16.30
sularında kendisine muhtemelen sopalarla saldıran iki kişiyi
göremediğini söyledi. Rombopulos, son olarak Mehmet Ali Birand'ın 32.
Gün programında yayınlanan ve Türk-Yunan ekonomik ilişkileriyle
ilgili haber belgeseli için Rıdvan Akar ile çalıştı.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan saldırıyı
kınadı.
Güney'e kayan alış veriş için anket
REKABET KOŞULLARININ KKTC LEHİNE DÖNMESİ
İÇİN... Güney Kıbrıs'a kayan alış verişlerin
nedenini araştırmak için DPÖ tarafından başlatılan
anket çalışması, "rekabet koşullarının KKTC
lehine geliştirilebilmesiyle ilgili politikalar üretilmesi"ni de
hedefliyor
Ergül ERNUR
Kuzey Kıbrıs'taki alış verişlerin Güney
Kıbrıs'a kaymasıyla ilgili tartışmalar
güncelliğini korurken, Başbakanlık, nedenlerinin belirlenmesi
için kolları sıvadı.
Devlet Planlama Örgütü (DPÖ), son zamanlarda ticaretin Güney
Kıbrıs'a kaymasının nedenlerini belirlemek için
sınır kapılarında anket çalışması
başlattı.
DPÖ, geçtiğimiz günlerde Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in
başkanlığında gerçekleşen bir toplantıda
alınan bir kararla, Metehan ile Ledra Palas Sınır
Kapıları'nda KKTC vatandaşlarının Güney
Kıbrıs'ta yaptıkları harcamalara ilişkin anket yapmaya
başladı.
Anketin cumartesi günü sona ereceği, sonuçların da Ocak 2008
ortalarında açıklanacağı bildirildi.
Söz konusu iki sınır kapısında
gerçekleştirilen anket geçen hafta başlatıldı ve iki hafta
boyunca pazartesi, çarşamba ve cumartesi günleri gerçekleştirildi.
DPÖ İstatistik Araştırma Dairesi Başkanı Güner
Mükellef, uygulanan anketle vatandaşlarımızın ne kadar
sıklıkla Güney Kıbrıs'a geçtiğini, geçme nedenlerini,
orada gerçekleşen harcama miktarını, yolcu beraberi ticaretin
hangi mal ve hizmetlerde yoğunlaştığını ve
yapılan harcamanın hangi neden veya nedenlerle Güney
Kıbrıs'ta yapıldığı gibi sorulara yanıt
bulmayı hedeflediklerini kaydetti.
Kamuoyunu doğru bilgilendirmek adına yapılan anket
çalışmasının toplam 8 sorudan oluştuğunu aktaran
Mükellef, yeterince cevaplanmış ankete ulaşılması
halinde sağlıklı istatistiki sonuçlar elde edilebileceğini
ve böylelikle KKTC lehine geliştirilecek politikalara ışık
tutulabileceğini söyledi.
Sınır kapılarından geçen KKTC
vatandaşları tarafından doldurulan anketin üzerinde Güney
Kıbrıs'taki harcamalara ilişkin istatistiki verilere derlemesine
ihtiyaç duyulduğunu belirten Mükellef, anket yoluyla derlenecek bilgilerin
'KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki yolcu beraberi ticaretin hangi
mal ve hizmetlerde yoğunlaştığının saptanacağını
ve rekabet koşullarının KKTC lehine geliştirilebilmesiyle
ilgili politikalar üretilmesi' yönünde kullanılacağını
belirtti.
Anket formlarında 'sağlıklı bilgilerin derlenmesi
durumunda üretilecek olan politika ve tedbirlerin etkinliğine doğrudan
yansıyacağı' ifadesi yer alıyor.
Mükellef: Genelleme yapılmayacak
Mevcut durumu tespit etmek için anket çalışmasına
başvurduklarına dikkat çeken Mükellef, Metehan ve Ledra Palas
Sınır Kapıları'nda DPÖ ve Ticaret Dairesi'nde görevli
toplam 8 personelin çalıştığını kaydetti.
Yapılan anket çalışmasının kısa bir
süreyi kapsaması ve sadece iki sınır kapısında
uygulanması nedeniyle sonuçların bir genellemede ve toplam
değerlere ulaşmada kullanılamayacağını, sadece
ankete katılanlarla ilgili açıklamaların yapılacağını
kaydeden Mükellef, yapılan tüm istatistikî çalışmalarda kapsam
ve çalışmanın mahiyetiyle istatistiki verilerin temsiliyetinin
açıklanmasının da önemine işaret etti.
Gidiş-dönüşte 4'er soru
KKTC vatandaşlarının Güney Kıbrıs'tan
yaptıkları harcamalara ilişkin DPÖ tarafından
hazırlanan anket 8 sorudan oluşuyor.
Anketi dolduran kişiyle ilgili isim, adres veya herhangi bir
tanımlayıcı bilgi bulunmazken anket formunun ilk 4 sorusu Güney
Kıbrıs'a, diğer 4 sorusu ise KKTC'ye geri dönerken soruluyor.
Cevaplandırılan anket formları ise ülkeye dönüşte
kontrol noktasındaki görevlinin gösterdiği kutulara
bırakılıyor.
Anket formunda yer alan sorular
Güney Kıbrıs'a geçen Kıbrıslı Türklere
giderken "Ne kadar sıklıkla Güney Kıbrıs'a
geçiyorsunuz?", "Güney Kıbrıs'a geçme nedeniniz
nedir", "Güney Kıbrıs'a genelde araba ile mi
geçiyorsunuz", "Çalışma durumunuz nedir" soruları
soruluyor.
KKTC'ye geri dönerken ise cevaplandırılması istenen
sorularda birçok seçenek bulunuyor. "Güney Kıbrıs'ta ne kadar
para harcadınız?" sorusu "Güney Kıbrıs'ta
tüketilen yeme, içme" ve "Kuzey Kıbrıs'a götürmek üzere
satın aldığınız mallar" olarak iki ayrı
kategoride cevaplandırılıyor.
Anket formunu oluşturan "Kuzey Kıbrıs'a götürmek
üzere en sık satın aldığınız mallara örnekler
veriniz" sorusu da gıda (alkollü içecekler dahil), giyecek ve
ayakkabı, kişisel bakım malzemeleri ve diğer olmak üzere
kendi içinde kategorilere ayrılıyor.
Anketin son iki sorusunda ise "Yukarıdaki
harcamalarınızı Güney Kıbrıs'ta yapma nedenleriniz
nedir?" ile "KKTC standartlarına göre hangi gelir düzeyinde
olduğunuzu düşünüyorsunuz?" ifadeleri yer alıyor.
KIBRIS 06/12/07
Aralık ayı gündeminde Kıbrıs da var
BM Güvenlik Konseyi'nin yeni dönem başkanı İtalya
Büyükelçisi Marcello Spatafora, konseyin aralık ayında Ortadoğu,
Afrika, Kosova'nın nihai statüsü ve Kıbrıs'ta görev yapan BM
Barış Gücü (UNFICYP) başta olmak üzere pek çok konuyu ele
alacağını açıkladı.
İtalya'nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Spatafora, Güvenlik
Konseyi'nin bir aylık dönem başkanlığının
Endonezya'dan, İtalya'ya geçmesi dolayısıyla dün bir basın
toplantısı düzenleyerek, Güvenlik Konseyi'nin aralık ayı
çalışma programıyla ilgili gazetecilere bilgi verdi.
Büyükelçi Spatafora, Konsey'in aralık ayındaki gündeminin
yoğun olduğunu belirtti.
Kıbrıs
Spatafora, Konsey'in, 15 Aralık'ta 6 aylık görev süresi
dolacak olan UNFICYP'nin görev süresinin yenilenmesine ilişkin BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon'un raporunu ve son gelişmeleri 7 Aralık'ta ele
alacağını kaydetti. Spatafora, Genel Sekreterin Kıbrıs
özel temsilcisi Michael Moller'in de Adada tarafların 8 Temmuz 2006
anlaşmasını uygulamalarına ilişkin yürüttüğü
temaslar hakkında Konsey'i bilgilendireceğini söyledi.
Spatafora, bu çerçevede amacın tarafların bir an önce
kapsamlı bir çözüme ulaşmalarını sağlayacak özlü
müzakerelere geçmelerini sağlayacak ortamı oluşturmak
olduğunu ifade etti. Spatafora, Konsey'in UNFICYP'nin görev süresini
uzatan yeni karar tasarısını 14 Aralık'ta kabul etmesinin
öngörüldüğünü de belirtti.
İran
Büyükelçi Spatafora, İran'ın nükleer programına
ilişkin yayınlanan son ABD istihbarat raporunun, İran'a
karşı Konsey'de hazırlanması planlanan yeni bir karar
tasarısını nasıl etkileyeceği sorusu üzerine ise bu
konuda şu anki konumu gereği yorumda bulunamayacağını
belirtti.
Spatafora, ABD Büyükelçisi Zalmay Halilzad'ın bu konuda
açıklamaları olduğunu anımsatarak, "Gelişmeleri
hep birlikte göreceğiz" dedi.
Diğer konular
Büyükelçi Spatafora, Afrika'daki sorunların başında
gelen Sudan'ın Darfur bölgesine BM-Afrika Birliği askerlerinden
oluşan karma birlik gönderilmesi ve Somali'deki gelişmelerin,
Konsey'in gündeminde baş sıralarda olacağını belirtti.
Spatafora, bu kapsamda Somali'de Afrika'nın en büyük insani krizlerinden
birinin yaşandığını anımsattı.
Konsey'in aylık Orta Doğu toplantısını 17
Aralık'ta gerçekleştireceğini duyuran Büyükelçi Spatafora,
aynı gün Paris'te Filistinliler'e yardım toplantısının
yapılacağını hatırlattı. Spatafora, eski Lübnan
Başbakanı
Refik Hariri suikastını araştırmak üzere kurulan BM
Uluslararası Bağımsız Soruşturma Komisyonu
Başkanı Serge Brammertz'in ise bugün Konsey'e son raporuyla ilgili
bilgi vereceğini söyledi.
İtalyan Büyükelçi, Kosova'nın nihai statüsü konusunun ise 19
Aralık'ta yapılması planlanan Konsey toplantısında ele
alınmasının beklendiğini belirtti.
BM Güvenlik Konseyi'nin, önemli gelişmeler olmaması
durumunda, Noel ve yılbaşı tatili nedeniyle 21 Aralık'tan
sonra 2 Ocak'a kadar gündem maddesi bulunmuyor.
KIBRIS 06/12/07
Başbakan Ferdi Soyer'den AKEL'e sert yanıt
SOYER: ANLAŞMAYI İMZALARIMIZLA YAYIMLASIN... Kiprianu'nun
açıklaması gerçek dışı... Ne anlaşma varsa
elinde, bu metni imzalarımızla beraber yayımlasın... CTP,
bu topraklarda yaşayan, aynı kaderi bizimle yaşayan ve burada
doğan, büyüyen bu insanların adada bizimle beraber
kalışını savunmaktadır... Kiprianu gerçeği kendi
insanına anlatma cesaretine sahip değil
Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel
Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum kesimindeki komünist
AKEL partisinin Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun AKEL ile CTP
arasındaki "anlaşmaya" ilişkin
açıklamasının gerçek dışı olduğunu ifade
ederek, "Ne anlaşma varsa elinde, bu metni imzalarımızla
beraber yayımlasın. Bu kabul edilecek bir davranış
değildir" dedi.
Başbakan Soyer, AA muhabirine yaptığı
açıklamada, AKEL Basın Sözcüsü Kiprianu'nun, "AKEL ile CTP
arasında yapılan anlaşmanın; iki toplumlu, iki kesimli
federasyonu, askersizleştirmeyi, göçmenlerin istemeleri
halinde evlerine dönme haklarının tesis edilmesi" ile
"yerleşik" diye nitelediği Türkiye'den KKTC'ye
yerleşenlerin "Ada'dan uzaklaştırılmasını ve
siyasi eşitliği öngördüğü" yönündeki iddialarına sert
tepki gösterdi.
Soyer, AKEL Basın Sözcüsü'nün, Rum tarafında yapılacak
"başkanlık" seçimlerinin etkisiyle, "bütün Rum
göçmenlerin evine dönemeyeceği, Türkiye'nin garantörlüğünün bir
anlaşmada yer alacağı ve Türkiye'den gelen
göçmenlerin de adada kalacağı gerçeğini kendi
insanına anlatma cesaretine sahip olmadığı için bu tür
spekülasyonlarla kendisine bir konum yaratmaya
çalıştığını" söyledi.
CTP, BM çözüm planına evet dedi
CTP-Birleşik Güçlerin, Kıbrıs'ta çözüm sürecinde iki
bölgeli, iki kurucu devletin eşitliğinde, siyasi eşitliğe
dayalı, federal ilkelerde bir çözümden yana olduğunu herkesin
bildiğini, bunun CTP'nin temel görüşü olduğunu kaydeden Soyer,
CTP'nin BM çözüm planına (Anna planı) "evet" diyen bir
parti olduğunu, bu çözüm planının içeriğinin ne
olduğunun da herkesçe bilindiğini söyledi.
KKTC Başbakanı Soyer ve CTP Genel Başkanı Soyer,
şunları söyledi:
"Bu çözüm planın bir unsuru, adada 1974'ten sonra gelip
yerleşen ve bizimle aynı kaderi paylaşan Türkiye'den gelen
göçmenlerin 45 bin miktarında adada kalacağını bu
anlaşma içermekteydi. Ve o dönemin Başbakanı Sayın Talat da
(Mehmet Ali Talat) bu tarzda bir listeyi BM'ye vermişti. En ilginci
burada, AKEL'in Basın Sözcüsü'nün gerçek dışı
beyanatıdır" dedi.
AKEL, 58 bin göçmenin adada kalmasını istedi
AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın, o günlerde
Kıbrıs Türk basınına yaptığı
açıklamada, "Türkiye'den gelen 58 bin göçmenin adada
kalmasını kabul etiklerini" açıklıkla ifade
ettiğine işaret eden Soyer,
CTP'nin böyle bir anlaşmada taraf olmadığını
vurguladı.
CTP'nin, siyaseti açık bir parti ve "sözünün eri"
olduğunu ifade eden Soyer, "Bu topraklarda yaşayan, aynı
kaderi bizimle yaşayan ve burada doğan, büyüyen bu insanların
adada bizimle beraber kalışını savunmaktadır"
diye konuştu.
CTP'nin AKEL ve dünya ile yaptığı görüşmelerde
"tüm Kıbrıs Rum göçmenlerinin geri yerine dönmesinin bir siyaset
olamayacağını ve Kıbrıs sorununa çözüm
getiremeyeceğini" açıkça söylediğini anlatan Başbakan
Soyer, şöyle devam etti:
"Annan planında Kıbrıs Türk halkı kısmi
bir toprak tavizi ile eşitliğini savunan bir halk olarak 'evet'
derken, Kıbrıs Rum tarafından belli sayıda göçmenin
kısmi olarak dönüşünü de Annan planı ile onayladı. Bütün
göçmenlerin evlerine dönme gibi bir koşulu olamayacağını,
bu halk bu tarzda CTP ile birlikte kararına vardı. Bu gerçek ortada
dururken, şimdi bunlarla ilgili böyle sözler söylemek
anlamsızdır. Bu anlaşmayı yayımlasın."
Kabul edilecek bir davranış değil
AKEL ve diğer Rum partilerle yaptıkları ikili
mutabakatların hep basında yayımlandığını
anlatan Soyer, Annan planı temelinde bir çözüm istediklerini o zaman
herkesin bildiğini kaydetti. Bunun dışında bir unsur
olmadığını dile getiren Soyer, "Ne anlaşma varsa
elinde, bu metni imzalarımızla beraber yayımlasın, bu
söylediklerimizin dışında. Bu kabul edilecek bir
davranış değildir" dedi.
Çözümün bir unsurunun da Türkiye'nin garantörlüğü olduğunun
altını çizen Soyer, "Türkiye garantör ülke olarak bu çözümde
yerini almalıdır. CTP bunu kurulduğu 1970'den beri
savunmaktadır ve herkese karşı savunmaktadır" diye
konuştu.
Çözümle birlikte adadaki asker sayısının
azalacağını, ancak garantörlük çerçevesinde, anlaşma
uyarınca belli sayıda askerin de adada kalacağının bir
gerçek olduğunu belirten Soyer, Kıbrıs Türk halkının
referandumda buna
karar verdiğini anımsattı.
"Bu kararların dışında bir çözümde CTP
yoktur" diyen Soyer, Kıbrıs Türk halkının bu
anlaşmanın dışındaki, ilkelerin dışında
bir olguyu anlaşma olarak kabul etmeyeceğini kaydetti. Soyer,
şöyle devam etti:
"Onun için iki kurucu devlet, iki bölge, iki kurucu devletin
eşitliği ve federal ilkelerde ortak bir çözümde de bizim siyasi
eşitliğimiz ve Türkiye'nin garantörlüğü bir anlaşmanın
esasıdır."
Seçimlerin etkisiyle...
Başbakan Soyer, "Andros Kiprianu neden böyle bir
açıklama yapma gereği duymuş olabilir?" sorusu üzerine,
Kıbrıs Rum kesiminde şubat ayında
"başkanlık" seçimleri yapılacağını
anımsatarak, kendisinin "Biz AKEL'le
iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir
çözüm konusunda görüş birliğimiz vardı" dediğini
anımsatarak şunları söyledi:
"Rum tarafında kendine (AKEL) muhalif siyasi partilerce,
(savunulan) 'bütün göçmenler evlerine dönsün, Türkiye'den gelen göçmenler geri
çekilsin, Türk askeri derhal adadan ayrılsın' gibi gerçekçi olmayan
bir politikaya cesaretle karşı çıkacağına ve 'bu
politika yanlıştır' deyip bununla ilgili, bütün göçmenlerin
evine dönemeyeceği gerçeğini, Türkiye'nin garantörlüğünün bir
anlaşmada yer alabileceği gerçeğini ve adada bizimle birlikte
varolan Türkiye'den gelen göçmenlerin, yurttaşlarımızın da
adada kalacağı gerçeğini kendi insanına anlatma cesaretine
sahip olmadığı için bu tür spekülasyonlarla kendisine bir konum
yaratmaya çalışmaktadır. Meselenin özü budur
inancındayım."
KIBRIS 06/12/07
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı Brüksel'e
gitti
Bakanlıktan verilen bilgiye göre Avrupa Parlamentosu'ndaki
konferanslarda konuşma yapacak olan Bakan Avcı, Brüksel'de
bulunacağı süre zarfında başta Avrupa Parlamentosu üyeleri
olmak üzere çeşitli makamlarla temaslarda bulunacak. Avcı'nın,
Avrupa için Liberal ve Demokratlar İttifakı'nın
başkanı Graham Watson ile de bir araya gelmesi bekleniyor.
Avrupa Parlamentosu'nda bazı AP milletvekilleriyle birlikte
basın toplantısı düzenleyerek Kıbrıs Türk
halkının haklı davası ve Kıbrıs'ta gelinen son
aşama hakkında bilgi vereceği belirtilen Bakan Avcı,
Brüksel'de çeşitli basın yayın organlarına mülakatlar da
verecek.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, yarın gece yurda dönecek. Avcı'ya
Brüksel ziyaretinde İkinci Sekreter İsmet Korukoğlu ile
Basın Danışmanı Burhan Canbaz eşlik edecek.
Lazkiye seferleri
Bu arada, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, adadan ayrılmadan
önce katıldığı bir televizyon programında
Suriye-Lazkiye seferleri ve özellikle son dönemlerde basında çıkan,
Suriye'den kaçak göç haberleri hakkındaki düşüncelerini
açıkladı.
Dışişleri Bakanlığı Basın
Bürosu'ndan verilen bilgiye göre Suriye hattının
açıldığı günden bu yana gerek Rum Yönetimi, gerek Rum
Dışişleri Bakanı Markulli tarafından kapatılmaya
çalışıldığına dikkati çeken Avcı, çünkü bu
hattın önemini Rum tarafının çok iyi bildiğini belirtti.
Önümüzdeki kış döneminde işadamlarının
Suriye'yle temaslar yaparak ekonomik ilişkiler kuracağını
söyleyen Avcı, ülkedeki birçok kurumu da Suriye'de muhataplarıyla
biraraya getireceklerini belirtti.
Suriye ile feribot seferlerinin başlamasından önce de gerek
gemilerle gerek başka yollardan kaçak göçün
yaşandığına dikkati çeken Avcı, bu olayın
başlamasını Suriye seferlerinin başlangıcıyla birlikte
göstermenin son derece yanlış olduğunu kaydetti.
Avcı, seferler konusunda, gerek KKTC, gerek Suriye'nin son derece
hassas davrandığını ifade ederek, eksiklikler
yaşanıyorsa bunu düzeltmek için gerekli çalışmaların
da yapılacağını söyledi.
Medyayı bu konuda daha hassas olmaya davet eden Bakan Avcı,
KKTC medyasında yer alan bir haberin Güney'e yansımasının
çok farklı olacağına dikkat çekerek, Rum
Dışişleri Bakanı'nın, çıkan bu haberleri, ülke
ülke gezerek anlattığını ve gerçekleri
çarpıttığını belirtti.
KIBRIS 06/12/07
Tassos spills the wrong
beans on Bildt
By Leo
Leonidou
THE
SWEDISH embassy was yesterday put in the awkward position of correcting
President Tassos Papadopoulos over comments he made regarding the countrys
foreign policy.
Papadopoulos raised eyebrows in diplomatic circles on Sunday by announcing that
Swedish Prime Minister Fredrik Reinfeld told him Foreign Minister Carl Bildt is
not following the countrys position regarding the Cyprus problem.
According to the President, Reinfeld made the comment during a phonecall
between the two leaders.
Behind the scenes, Stockholm has informed Nicosia that its policy on direct
trade is constant and formulated by the Swedish governments Foreign Ministry.
They added that there are no disagreements, labelling Papadopoulos comments as
unfortunate.
Commenting, Swedish Ambassador to Nicosia Ingemar Lindahl yesterday told the
Mail that a trip by Cyprus Foreign Minister Erato Kozakou-Marcoulli to
Stockholm planned for December 18 has since been postponed.
Sweden has one common foreign policy, decided by the government and executed
by the Foreign Minister. Any other interpretation is unfounded, he said.
The issue is apparently over attempts to establish direct trade with Turkish
Cypriots. According to Papadopoulos, Reinfeld told him that it was his Foreign
Minister who wants direct trade with the north and not the government of
Sweden.
The Cypriot President also said that it was also well-known that former Prime
Minister Bildt has always maintained that direct trade would help the Turkish
Cypriots economically and would therefore help with the reunification of the
island.
However, the Swedish government, along with the governments of several other
member states, consider the EU regulation over trade with the north cant just
disappear as its a vital issue in bargaining between the EU, Cyprus and Turkey
as regards the latters EU accession hopes.
Ankara has been trying to link direct trade between the north and the EU with
its obligation to open ports and airports to Cypriot vessels.
Cyprus Mail 06/12/2007
Marcoullis: Turkish
Cypriot isolation is a non-issue
By Jean
Christou
FOREIGN Minister Erato
Kozakou-Marcoullis yesterday called on the UN stop making an issue out of the
isolation of the Turkish Cypriots, saying it was in fact a non-issue.
Marcoullis was commenting on UN Secretary-general Ban Ki-moons latest report
on Cyprus, which said it was regrettable that the ongoing debate on the lifting
of the isolation had become one about recognition.
Marcoullis said that if Turkish Cypriots felt isolated, it was a direct result
of the Turkish occupation and the secessionist policies of the illegal Turkish
Cypriot administration.
Efforts by the UN Secretariat to make an issue out of something which does not
exist the myth about a so-called isolation of the Turkish Cypriots must
finally come to an end, Marcoullis said on her return from a visit to Israel
yesterday.
She also mentioned the current attempts by the authorities in the north to stop
Turkish Cypriots from doing their shopping on the Greek Cypriot side.
This is what I would call isolation imposed by the Turkish Cypriot leadership
on our Turkish Cypriot compatriots, Marcoullis said.
The Foreign Minister did however welcome Bans reference to
the need for compliance with Security Council resolutions when it came to
ending the so-called isolation.
This is a safeguard for us, we have never said we oppose the economic
development of our Turkish Cypriot compatriots but everything should be done in
line with legality, Marcoullis added.
Commenting on her trip to Israel, Marcoullis said she had raised the activities
of some Israel businessmen in the north. She said the Israeli government had
finally issued a travel advice and warning to its citizens to be careful when
they purchase property in the north of Cyprus.
Our request met with the understanding of the Israeli government and I believe
we will have
further cooperation with them, she said.
Cyprus
Mail 06/12/2007
RUMLAR SERT KAYAYA ÇARPTI
KKTC Dışişleri Bakanı AP'de konuştu
GÜVEN ÖZALP Brüksel
Rum Kesimi tüm girişimlerine karşın, KKTC
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın Avrupa
Parlamentosu'nda (AP) Liberal Grup tarafından gerçekleştirilen,
"Avrupa ve Demokrasi Teşviki" konulu konferansta "resmi
sıfatıyla" konuşmasını engelleyemedi. Liberal
Grup Başkanı Graham Watson da Avcı'yla yaptığı
görüşmede, Kıbrıs Türkleri ve KKTC yetkilileriyle işbirliğinin
artırılacağı mesajını verdi.
İtalyan parlamenterlerin rolü
Avcı'nın
resmi sıfatıyla toplantıya katılmasında ve
konuşmasını da yine bu sıfatla yapmasında İtalyan
parlamenterler büyük rol oynadı. Konuşması sık sık
alkışlarla kesilen Avcı, Rumların, Avrupa Birlği (AB)
üyeliğiyle birlikte çözüme yönelik olarak çaba harcamalarını
gerektirecek bir nedenleri kalmadığını söyledi.
"Rumlar, 10-12 yaşlarındaki çocukları bile
yasadışı olarak gören bir zihniyete sahipler" diyen
Avcı, AP'de Kıbrıs Türk toplumunun sesinin de duyulması
gerektiğini söyledi.
AB yetkililerinin Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş
temsilcileriyle görüşmeyi reddettiğini ya da görüşmekten
çekindiğini belirten Avcı, KKTC'ye destek olunmasını ve
maruz kaldığı ayrımcılığa son verilmesini
istedi.
MILLIYET
07/12/07
Kıbrıs'ta attığımız adımlarla
övünüyoruz
KUZEY KIBRIS'TA NE KAYBETTİK Kİ?... Erdoğan: Çok
açık ve net söylüyorum, biz özellikle Kuzey Kıbrıs ile ilgili
attığımız adımlarda aldığımız
neticelerle övünüyoruz. İktidar olduğumuzda KKTC'de 4-5 bin dolar
olan milli gelir, bugün 12 bin dolara çıktı. Biz, Kuzey
Kıbrıs'ta ne kaybettik de şimdi konuşuluyor.
Bakınız, şu anda Avrupa'nın değişik yerlerinde,
KKTC temsilcilikler açıyor. AB geldi, KKTC'ye temsilciliğini
açtı. Bütün bunlar bir gelişim. İstenilen noktaya gelindi mi?
Hayır ama mücadele sürüyor, sürecek
ENGELLEMELERE RAĞMEN... "KKTC ile Suriye arasında
feribot seferleri de başladı. Bütün engellemelere rağmen
bunları yapıldı. Konuyla ilgili olarak Ürdün ile de
görüşüldü. Biz, bugüne kadar KKTC ile ilgili olarak kimseye prim vermedik.
Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan'a gitti ve resmi kabul gördü. Bütün
bunların çalışmasını hükümet, birçok kanaldan
attığı adımlarla gerçekleştirdi"
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey
Kıbrıs ile ilgili attıkları adımlarda
aldıkları neticelerle övündüklerini söyledi.
TÜRK-İŞ Olağan Genel Kurulu'nda konuşan
Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununa da değindi.
Erdoğan, "Çok açık ve net söylüyorum, biz özellikle
Kuzey Kıbrıs ile ilgili attığımız adımlarda
aldığımız neticelerle övünüyoruz. İktidar
olduğumuzda KKTC'de 4-5 bin dolar olan milli gelir, bugün 12 bin dolara
çıktı" dedi. .
Erdoğan, "Biz, Kuzey Kıbrıs'ta ne kaybettik de
şimdi konuşuluyor. Bakınız, şu anda Avrupa'nın
değişik yerlerinde, KKTC temsilcilikler açıyor. AB geldi,
KKTC'ye temsilciliğini açtı. Bütün bunlar bir gelişim.
İstenilen noktaya gelindi mi? Hayır. Ama mücadele sürüyor,
sürecek" diye konuştu.
KKTC ile Suriye arasında feribot seferlerinin de
başladığını anımsatan Başbakan Erdoğan,
bütün engellemelere rağmen bunların
yapıldığını, konuyla ilgili olarak Ürdün ile de görüşüldüğünü
anlattı.
Bütün bu adımları atarken, "Bir
haklılığı oluşturmak gerektiğini" belirten
Başbakan Erdoğan, "Biz, bugüne kadar KKTC ile ilgili olarak
kimseye prim vermedik" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Pakistan'a
gittiğini ve resmi kabul gördüğünü anlatan Başbakan
Erdoğan, bütün bunların çalışmasını hükümetin bir
çok kanaldan attığı adımlarla gerçekleştirdiğini
söyledi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Yani bunlar, sadece hedef saptırmaya yönelik olarak
yapılan söylemlerle olmuyor. Bu mücadeledir, devam edecek. Bu mücadeleyi
de kararlı şekilde sürdüren bir iktidar var.
Bu arada sözde bir ermeni soykırımı meselesi... Bu da
kararlılıkla devam ediyor. Olur, olmaz. Bize düşen, mücadelemizi
sonuna kadar vermektir. Biz, bu mücadeleyi de sonuna kadar kararlı
şekilde veriyoruz, vermeye devam ediyoruz."
KIBRIS 07/12/07
Kıbrıs Türk halkının
uğradığı haksızlık sona erdirilsin
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Brüksel'de, Avrupa Parlamentosu'nda düzenlenen
konferansta, Kıbrıslı Türklere yardım eli uzatılması
ve Kıbrıs Türk halkının uğradığı
haksızlığın sona erdirilmesi çağrısı
yaptı.
Dışişleri Bakanlığı Basın
Bürosu'ndan yapılan açıklamaya göre, Avrupa İçin Liberal ve
Demokratlar İttifakı'nın daveti üzerine Belçika'nın
başkenti Brüksel'de bulunan Turgay Avcı, "Avrupalı ve
Demokrasinin
Güçlendirilmesi, Ortadoğu ve Çevre Ülkeleri İçin
Milliyetçiliğe Bir Alternatif" başlıklı konferansta
yaptığı konuşmada, "Bizler burada Ortadoğu'daki
durumu konuşurken, Irak, Lübnan ve Filistin'de, bölgenin ve de
dünyanın barış ve güvenliğini olumsuz yönde etkileyen
olayların devam ediyor oluşu son derece üzücüdür. Bu nedenle sizi ve
çabalarınızı alkışlıyorum" dedi. Avcı,
konferanstaki görüşlerin, sorunlu olan bölgelere barışı ve
demokrasiyi ulaştırmak anlamında önemli katkıları
olacağına inandığını kaydetti.
Devam eden silahlı çatışmalar ve terörün, herkesi
yakından ilgilendiren sorunlar olduğunu ve sivillerin hayatına
mal olan bu tür olayların sonlandırılması için yoğun
çabanın şart olduğunu belirten Avcı, "Bu
fırsattan istifade ederek, Kıbrıs'ta şu an süren, ancak
herkes tarafından devam edemeyeceği teslim edilen durumdan söz etmek
istediğini" kaydetti.
"Kıbrıs Türk tarafı olarak bizler, sürekli olarak
uluslararası topluma, Kıbrıs Rum tarafını,
Kıbrıs sorununun çözümü konusuna yapıcı bir tutum
alması için cesaretlendirmesi konusunda çağrı
yapıyoruz" diyen Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Avcı, özetle şöyle devam etti:
Rum tarafının işbirliğinden uzak tutumu
"Eminim ki sizler, 1963'te başlayan Kıbrıs
sorununun çözümünün, bölgedeki diğer sorunların çözümüne örnek
teşkil edeceği ve bölgedeki barış ve istikrara katkıda
bulunacağı görüşüne katılırsınız. Ancak
uluslararası oyuncuların çözüm konusuna yeteri kadar ilgi
göstermemeleri, Kıbrıs Rum tarafının
işbirliğinden uzak bir tutum almasına neden oldu. Bu da sorunun
daha da karmaşıklaşmasına neden oluyor.
Rumların provokasyon faaliyetleri arasında komşu ülkeler
ile yaptıkları yasadışı anlaşmalar ve
saldırı
senaryoları içeren askeri tatbikatlar bulunmaktadır. Birçok
örnekten sadece birkaçı olan bunlar bölgede gerginliğe yol
açmaktadır.
Kıbrıs sorunu yaklaşık 40 yıldır BM'nin
gündemindedir. Çözüm için görüşmeler 1968'den beridir sürüyor. Ancak bir
çözüm hala gerçekleşmedi.1963'te Rumların Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni yıkmaları sonrasında herhangi bir birleşik
yönetim olmamasına karşın, dünya Kıbrıs Rumlarına
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal hükümeti muamelesi yapıyor. Bu da
Kıbrıs sorununun çözülmesinin önünde en büyük engeldir."
1974'ten beridir Kıbrıs'ta kan akmıyorsa, bunun,
Türkiye'nin zamanlı olarak adaya müdahale edip Kıbrıslı
Türkleri toptan yok edilmekten kurtarması ve şu anda güvenliği
sağlamasından kaynaklandığını dile getiren
Avcı, Kıbrıs Türk tarafının çözüm için
yapıcı yaklaşımlarına karşın Rumların
tek taraflı olarak Avrupa Birliği'ne
adanın tümü adına üye olmalarının, onlara
Kıbrıs sorununu çözmek ve herhangi bir güç paylaşımı
anlaşmasına girmek konusunda bir dürtü
bırakmadığını vurguladı.
AB'nin yaklaşımı
Avcı, Avrupa Birliği yetkililerinin Kıbrıs
Türklerinin seçilmiş temsilcileri ile görüşmek konusunda, ya olumsuz
ya da en iyi ihtimalle tereddütlü bir yaklaşım sergilemekte
olduklarına dikkat çekti.
"Buna Kıbrıs Türk insanının doğrudan
ilgilendiren konular bile dahildir. Mali yardım ve doğrudan ticaret
tüzüklerine giden süreç, bizim AB ile ilişkilerimizde bize uygulanan
haksız muameleye örnektir" diyen Avcı, izolasyonların
kaldırılması konusuna da değinerek, şöyle
konuştu:
"İzolasyonların kaldırılması
gereğini sürekli olarak tekrarlıyoruz. İnancımız odur
ki izolasyonların kaldırılması Kıbrıs
Rumlarının daha yapıcı bir tutum içerisine girmeleri
konusunda ikna edici rol oynayacaktır.
Kıbrıs Türk tarafı izolasyonların
kaldırılmasını çözümün yerini tutacak bir durum olarak
değil de Kıbrıs'ı çözüme götürecek bir araç olarak görüyor.
Uluslararası camiaya ve özellikle de Avrupa Birliği'ne
çağrımız, Rumların şantajlarına boyun
eğmeyip Kıbrıslı Türklerin üzerindeki ambargoların
kaldırılması konusundaki çabalarını
yoğunlaştırmalarıdır.
BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda, BM Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon'un, izolasyonların kaldırılmasının tüm
Kıbrıslılara faydalı olacağı şeklindeki
açık ifadesi, beni cesaretlendiriyor. İnancım odur ki
izolasyonların kaldırılması sadece Kıbrıs
sorununun çözümüne değil de 40 yılı aşkın bir süredir
haksızlığa uğrayan ve 21'inci yüzyılda hala temel
insan hakları çiğnenen Kıbrıslı Türkler aleyhine
yapılanları da ortadan kaldırmış olur."
Avcı, televizyon programında
Turgay Avcı, uğradığı İstanbul'da, Kanal
24 televizyonunun canlı "Mederatör" programına
katılarak soruları yanıtladı.
Son dönemlerde yapılan açılımlardan Rumların son
derece rahatsız olduğunu ve uzun bir süre daha Rumları
rahatsız etmeyi sürdüreceklerini belirten Avcı, Rumların
şımarık tutumundan Avrupa'nın artık
rahatsızlık duyduğunu kaydetti.
Avrupa'dan, direkt uçuşların başlamasını,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesini ve KKTC ile
ilişkileri geliştirilmesini istediklerini; çözümün ancak bu
şekilde kolaylaşacağı ve Rumların masaya
yanaşabileceğini ifade eden Avcı, "Bugüne kadar gelinen süreçte,
her aşamada Kıbrıs Türk tarafı olarak yapıcı ve
sonuç alıcı çözüm çabalarını biz destekledik. Ama gelinen
noktada Rum tarafının uzlaşmaz tutumunu hala sürdürdüğü de
açıkça görülmektedir. Dünyanın Rumları Kıbrıs'ın
meşru hükümeti olarak görmediği ve adada Kıbrıslı
Türklerin de varlığını kabul ettiği an, bu mesele
çözülecektir" dedi.
Avcı, Brüksel'de de NTV Brüksel Muhabiri Nevim Sungur'un
sorularını yanıtladı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin son
yayınladığı raporu değerlendiren Avcı, Ban Ki-Moon'un
özellikle izolasyonların kaldırılası konusunda verdiği
mesajın, son derece önemli olduğunu; ama uluslararası camiadan,
verilen bu mesajın havada kalmamasını beklediklerini belirtti.
Geçmişte de izolasyonların kalkması yönünde mesajlar ve
sözler verildiğini anımsatan Bakan Avcı, artık bu
mesajın yerine ulaşması gerektiğini ifade etti.
Avrupa Birliği'nin en büyük hatasının Rum Yönetimi'ni
2004'te tek yanlı olarak Birliğe üye yapmak olduğunu belirten
Bakan Avcı, Rumların tutumu karşısında bugüne kadar
sessiz kalan Avrupa'nın artık yavaş yavaş
rahatsızlığını dile getirmeye
başladığını kaydetti. Avcı, baskıların
artması halinde adadaki çözümün daha da kolaylaşacağını
söyledi.
Kilisenin adada çözüm konusunda plan hazırlığı
içerisinde olduğu yönündeki haberlerin hatırlatılması
üzerine Avcı, kilisenin bu yöndeki çalışmalarını
talihsizlik olarak değerlendirdi.
Avcı, Güneyde geçmişten bugüne kadar kilisenin ülke
siyasetinin hep üstüne çıktığını vurgulayarak, aradan
geçen yıllara rağmen kilisenin Kıbrıslı Türklere
bakış açısının değişmediğini ifade
etti.
KIBRIS
07/12/07
33 yıl sonra Yeşil Hat'ta buluştular
ARADA KALAN BÖLÜM GEZİLDİ... Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum siyasi parti temsilcileri ile Lefkoşa'nın
iki belediye başkanı, 33 yıl aradan sonra Kıbrıs'taki
Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin
rehberliğinde, kuzey ile güney arasında sınır
kapısı açılması düşünülen Lokmacı bölgesinin
(Ledra Caddesi) ara bölgede kalan bölümünü gezdi
MAVRU: POLİTİK KARAR ALINMALI... Lefkoşa Rum Belediyesi
Başkanı Mavru, dünkü ziyaretin Lokmacı Barikatı'nın
hızlı bir şekilde açılması ve Kıbrıs
sorununun çözülmesi gerektiğini teyit edildiğini kaydetti. Mavru,
Lokmacı Barikatı'nın açılması için "politik
kararlar alındığı takdirde çalışmaları bir
iki günde yağacağımızı defalarca söyledik" dedi
BULUTOĞLULARI: SİYASİLER İZİN VERSİN
AÇALIM... Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal
Bulutoğluları, "Siyasiler konuya müdahale ederek devamlı
olarak ortaya bahaneler atıyorlar" diyerek, Lokmacı
Barikatı'nın sorumluluğunun kendisine verildiği takdirde
yolu geçişlere bugünden itibaren açmaya hazır olduğunu söyledi.
Bulutoğluları, bölgedeki binaların iki belediyenin
işbirliği içerisinde restorasyonuna başlanacağını
da söyledi
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum siyasi
parti temsilcileri ile Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Cemal
Bulutoğluları ve Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Eleni
Mavru, 33 yıl aradan sonra kuzey ile güney arasında sınır
kapısı açılması düşünülen Lokmacı bölgesinin
(Ledra Caddesi) ara bölgede kalan bölümünü gezdi.
Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler Barış
Gücü (UNFICYP) askerlerinin rehberliğinde gerçekleşen geziyi,
basın görevlilerinin izlemesine olanak tanınmazken; geziden sonra,
iki Belediye Başkanı, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basına
bilgi verdi.
Gezi, Slovakya Büyükelçiliği'nin girişimiyle Ledra Palace
Otel'de bir araya gelen Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı
Rum siyasi parti lider ve temsilcilerinin ortak inisiyatifi ile
gerçekleşti.
Mavru
Lefkoşa Rum Belediyesi Başkanı Eleni Mavru,
yaptığı açıklamada, dünkü ziyaretin Lokmacı
Barikatı'nın hızlı bir şekilde açılması ve
Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini teyit edildiğini
kaydetti.
Bölgede asırlık binaların yıkılmakta
olduğunu, bununla birlikte tüm "Kıbrıs"ın mimari
mirasının yok olduğunu söyleyen Mavru, dünkü ziyaretten
çıkacak olan mesajın Lokmacı Barikatı'nın en kısa
zamanda açılması ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
olduğunu söyledi.
Bunun nasıl yapılacağı konusunda bir
anlaşmazlığın bulunduğuna işaret eden Mavru,
yerel yönetimler bazında Lokmacı Barikatı'nın güvenli bir
biçimde açılması için gerekli çalışmaların
hazırlıklarının yapıldığını
söyledi. Mavru, "Politik kararlar alındığı takdirde bu
çalışmaları bir iki günde yapacağımızı
defalarca söyledik" dedi.
Kapının açılmasındaki
anlaşmazlığın çözümüne yönelik bir de öneri sunan Mavru,
ara bölgede yapılan ve iki taraftan siyasi parti temsilcilerinin
katıldığı toplantıların yapıcı
olduğunu, bu toplantılarda başlatılacak bir açık
tartışma ortamının, Lokmacı Barikatı ile ilgili
sorunun aşılması için bir adım olabileceğini kaydetti.
Bulutoğluları
Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Cemal
Bulutoğluları ise, konuşmasına, Lefkoşa'nın
dünyanın mimarlık alanında en prestijli ödülü olarak bilinen
"Ağa Han Mimarlık Ödülü" aldığını
anımsatarak başladı ve bölgedeki restorasyon
planlarının ödülün alınmasına önemli rol
oynadığını kaydetti.
Bulutoğluları, Lokmacı Barikatı'nın
açılmasıyla bölgedeki binaların iki belediyenin
işbirliği içerisinde restorasyonuna başlanacağını
söyledi.
"Siyasiler konuya müdahale ederek devamlı olarak ortaya
bahaneler atıyorlar" diyen Bulutoğluları, Lokmacı
Barikatı'nın sorumluluğunun kendisine verildiği takdirde
yolu geçişlere bugünden itibaren açmaya hazır olduğunu söyledi.
Bölgede 15 dakikalık bir gezi gerçekleştirdiklerine
işret eden Bulutoğluları, bölgedeki asker durumu ile ilgili bir
soruya karşılık, bölgede asker
bulunmadığının ziyarette görüldüğüne ve en yakın
askerin diğer geçiş noktalarında olduğu gibi 200-300 metre
uzakta olduğuna dikkat çekti.
Fındık
TAK muhabirine izlenimleri hakkında açıklama yapan CTP-BG
Dış İlişkiler Sekreteri Ünal Fındık ise,
Lokmacı Barikatı'nın açılması ile ilgili olarak,
"Bizim tarafta sorun yoktur... Bu konudaki sıkıntı
Papadopulos'tan kaynaklanıyor" dedi.
Amacın, kapının bir an önce açılması için
ortaya konan çabalara katkıda bulunmak olduğunu ifade eden
Fındık, "Umarım Papadopulos bu mesajı alır ve
yılbaşından önce bu kapının açılması
sağlanmış oldur" diye konuştu.
Gerçekte hiçbir sorun bulunmadığını
kapının bir günde açılabileceğini kaydeden
Fındık, bölgede asker bulunmadığını da
vurguladı.
Kıbrıs Türk tarafının, açılan diğer
kapılarda uygulanan yöntemin Lokmacı Barikatı'nda
uygulanmasını istediğini anlatan Fındık, ortaya
atılan sınır tartışmalarının Kıbrıs
sorununun çözümü görüşmelerinde ele alınması gerektiğini
söyledi.
Çakıcı
Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet
Çakıcı ise, Lokmacı Barikatı'nın
açılmasındaki sıkıntıda, "iki tarafın
ateş kes hattı ile ilgili bir inadının" söz konusu olduğunu
iddia etti.
İki taraftaki siyasi liderin inisiyatif alıp cesaret gösterip
bu sorunu çözmesi gerektiğini kaydeden Çakıcı, "Maalesef
karşılıklı irade ortaya konamıyor" dedi.
Çakıcı, ziyaretten anlaşıldığı
kadarıyla, anlaşmazlık unsurunun, ara bölgedeki 20 metrelik bir
mesafede iki tarafın anlaşmazlığı olduğunu
kaydetti.
Gezi öncesi
Slovakya Büyükelçisi Anna Turenicova ise, gezi öncesi
yaptığı açıklamada, ara bölgedeki gezi hakkında
basına bilgi verdi.
Lokmacı Barikatı'nın açılmasının, iki
toplum arasındaki sosyal ve ekonomik ilişkiyi geliştirmek
amacı taşıdığını kaydeden Turenicova, aya
ilk adım atan astronot Neil Armstrong'un "Bugün kısa bir
yürüyüş olabilir ancak gelecekte bir açılım için bir
başlangıç olabilir" dediğini anımsattı.
Konunun 14 Kasım tarihli toplantılarında
görüşüldüğünü ve Lokmacı Barikatı'nın
açılmasının iki toplum arasındaki sosyal ve ekonomik
ilişkiyi kalkındıracağının
konuşulduğunu anımsatan Turenicova, dün ise
toplantının meyvesi olarak gezinin gerçekleştirileceğini
söyledi.
Turenicova, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum
siyasi parti temsilcileri, iki Belediye Başkanı ve UNFICYP yetkililerine
işbirlikleri için teşekkür etti.
KIBRIS
07/12/07
Rumlarla aramız limoni
Emir ERTORUN- T.A.K
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ODTÜ Denizli Kolejine
yaptığı ziyarette, Kıbrıslı Türklerin
Kıbrıslı Rumlarla arasının 2004 referandumuna kadar
iyi olduğunu ancak referandumdan sonra bu durumun
değiştiğini söyledi ve "Rumlarla aramız limoni"
dedi.
Denizli Sanayici ve İşadamları Derneği'nin
(DESİAD) davetlisi olarak Denizli'ye gitmek üzere dün sabah adadan
ayrılan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat İzmir'e gitti.
Talat'ı İzmir Adnan Menderes Havalimanı VİP
Salonu'nda DESİAD Başkanı Gültekin Solgar ile KKTC İzmir
Konsolosluğu ve İzmir Valiliği yetkilileri
karşıladı.
VİP Salonu'nda dinlenmek üzere kısa süreliğine oturan
Talat'ı, aynı saatlerde salonda bulunan Türkiye Milli Savunma
Bakanı Vecdi Gönül ziyaret etti. Gönül ile ayaküstü sohbet ettikten sonra
İzmir'den ayrılan Talat, dün Denizli'de bir dizi ziyaretlerde bulundu
ve Denizlili sanayicilerle işadamlarına "Kıbrıs
Gündemi" başlıklı bir konferans verdi.
Talat, Denizli Valiliği, Denizli Belediyesi ve Pamukkale
Üniversitesi'ni de ziyaret etti.
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile
Cumhurbaşkanlığı yetkililerinin eşlik ettiği
Talat, ilk ziyaretini Denizli Valiliği'ne gerçekleştirdi ve Denizli
Valisi Hasan Canpolat ile görüştü.
Görüşmede, Denizli Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Cemal
Temizöz, Denizli Emniyet Müdürü Muzaffer Erkan ve Valilik yetkilileri de
hazır bulundu.
Belediye
Valiliğin ardından Denizli Belediyesi'ni ziyaret eden
Cumhurbaşkanı Talat, Belediye önünde resmi törenle
karşılandı, askerleri selamlayan Talat, burada Belediye
Başkanı Nihat Zeybekçi ile bir araya geldi.
Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi,
Cumhurbaşkanı Talat'a, KKTC'nin Denizli için ayrı bir
anlamı olduğunu belirterek, Denizli'de Kıbrıs
Şehitleri Caddesi olduğunu anımsattı. Denizli'nin her zaman
Kıbrıslı Türklerin yanında olduğunu da vurgulayan
Zeybekçi, Talat'a, Belediye ve Denizli hakkında bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, Denizli halkının
kendisini çok misafirperver bir şekilde
karşıladığını ifade ederek, bundan duyduğu
memnuniyeti dile getirdi.
"Rumlar Avrupa Konseyi'ndeki yeri boşaltmalı"
Talat, Kıbrıs Türk belediyelerinin uluslararası
izolasyonlar altında dünyadan soyutlanmış bir durumda
olduğunu ifade ederek, Avrupa Konseyi yerel ve bölgesel temsiliyetler
bölümündeki hakkının Kıbrıslı Rum belediyeler
tarafından gasp edildiğini söyledi. Avrupa Konseyi'nde
"Kıbrıs"ın 3 belediyeyle temsil edildiğine ve bu
3 temsiliyeti de Rum belediyelerinin kullandığına işaret eden
Talat, Avrupa Konseyi'nin Rum belediyelerine 3 koltuktan birini
boşaltın çağrısında bulunduğunu, ancak
Rumların henüz buna uymadığını söyledi.
Talat, Rumların "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni gasp
ettiği gibi Kıbrıslı Türk belediyelerin Avrupa
Konseyi'ndeki yerini de gasp etmesini eleştirerek, en kısa zamanda bu
yeri boşaltmaları temennisinde bulundu.
Türkiye'nin her zaman olduğu gibi bu alanda da
Kıbrıslı Türklerin yanında olduğunu ve
Kıbrıslı Türklere destek verdiğini ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, en kısa zamanda bu yönde sonuç
alınacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, belediyelerin halk için önemine de
dikkat çekerek, halkına hizmet veren tüm belediyelere teşekkür etti.
Konuşmaların ardından Denizli Belediye Başkanı
Zeybekçi, Cumhurbaşkanı Talat'a Denizli'ye özgü hediyeler sundu.
Talat, Denizli Belediyesi Özel Defteri'ni de imzaladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Belediyenin ardından
Pamukkale Üniversitesi'ni ziyaret etti. Üniversite girişinde kendisini
karşılayan Üniversite Rektörü Prof. Dr. Fazıl Necdet
Ardıç'tan üniversite hakkında bilgiler aldı.
Talat, ziyaretlerinin ardından Denizli Valiliği'nin, onuruna
verdiği öğle yemeğine katıldı.
Talat ODTÜ Denizli Koleji'ni ziyaret etti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Denizli ziyareti çerçevesinde
ODTÜ Geliştirme Vakfı Denizcilik Koleji okulunu ziyaret etti.
Talat'ın okulu ziyareti dolayısıyla bir tören
gerçekleştirildi. Okul Konferans Salonu'nda yer alan tören,
Kıbrıs'ın tarihçesi ve Talat'ın özgeçmişinin
okunmasıyla başladı.
Tören Talat'ın öğrencilere hitabının ardından
sona erdi.
Bu arada toplantı salonu Talat'ın okula
yaptığı ziyaret dolayısıyla KKTC bayraklarıyla
süslendi.
"İzolasyonların kaldırılması için
çalışıyoruz"
Talat öğrencilere yaptığı hitapta,
Kıbrıs'ın tarihçesini KKTC'nin kuruluş
aşamasını ve Kıbrıs sorununda son gelinen noktayı
anlattı.
Bir ODTÜ mezunu olarak bu kolejde çocuklarla bir araya gelmekten
duyduğu memnuniyeti dile getiren Talat, ODTÜ'den mezun olduktan sonraki
hayatını anlattı.
Konuşmasında, eğitim, politika ve tam gün eğitim
gibi konulara değinen Talat, okulların çocuklar için birer
eğitim yuvası olduğunu, bu yüzden çocukların
okullarına ve derslerine gereken önemi vermelerini ve bol bol kitap
okumalarını istedi.
Çocukların bu okulda okumakla şanslı olduğunu ve
çağdaş eğitime uygun bir eğitim aldıklarına da
ifade eden Talat, bu okulda uygulanan tam gün eğitimin ise çocukların
eğitimi ve gelişimine çok büyük bir fayda
sağladığını söyledi.
KKTC'de özel okullarda tam gün eğitimin verildiğini, devlette
ise tam gün eğitimin henüz tam olarak
yaygınlaştırılamadığını ifade eden
Talat, bir okulda örnek olarak tam gün eğitim
başlattıklarını ve diğer okullara da
yayılacağını kaydetti.
Kıbrıslı Türklerin mücadele yıllarından da
çocuklara bilgiler veren Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı
Türklerin geçmişte çok sıkıntı çektiğini, uluslar
arası toplum tarafından bu mücadele yıllarında
anlaşılamadığına söyleyen Talat, ancak
Kıbrıs'ta yapılan Annan Planı'ndan sonra bunun
değiştiğini kaydetti.
Talat KKTC'ye uygulanan izolasyon ve ambargoların
kaldırılması amacıyla büyük bir çaba verdiklerini ve
çalıştıklarını ifade etti ve bu konuda Türkiye'nin de
desteklerinin yanlarında olduğunu kaydetti.
Mehmet Ali Talat, 1974 yılında yapılan Kıbrıs
Barış Harekatı'ndan ötürü Kıbrıslı Türkler ve
Türkiye'nin diğer ülkeler tarafından hep
suçlandığını hatırlatarak, şunları kaydetti:
''Bu 2004'e kadar devam etti. 2004 yılında
Birleşmiş Milletlerin (BM) Annan Planı'nı,
Kıbrıslı Türkler destekleyince, sandığa gidip oy
kullanınca artık dünyanın ezberi bozuldu. Kıbrıslı
Türkler artık suçlanamamaya başladı. Kıbrıslı
Türkler kabahatli bulunmamaya başladı. Yaklaşım daha
farklı olmaya başladı".
Talat, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması
konusunda gereken çalışmaları yaptıklarını ifade
ederek, ''Elimizden gelen bütün gayretle, izolasyonlardan kurtulmaya
çalışıyoruz. Sanıyorum bunu da ciddi ölçüde ilerletiyoruz.
BM, bu olaya çok daha olumlu bakmaya başladı. Birkaç gün önce Genel
Sekreter hazırladığı raporla 'İzolasyonlar kalkmalıdır'
dedi. O yüzden Türkiye ile birlikte bu mücadeleyi yürütüyoruz'' diye
konuştu.
Talat konuşmasının ardından çocukların
kendisine ve Kıbrıs'a yönelik sorularını da
yanıtladı. Talat çocuklardan birinin 'Rumlarla ilişkiniz
nasıl?' sorusuna "Limoni" diye cevap vererek, bazen iyi bazen
kötü olduğunu söyledi.
Talat, Kıbrıslı Türklerin Kıbrıslı
Rumlarla arasının 2004 referandumuna kadar iyi olduğunu ancak
referandumdan sonra bu durumun değiştiğini belirtti.
Uşak ziyareti
Cumhurbaşkanı Talat, Denizli ziyaretinin ardından bugün
Türk Genç İşadamları Konfederasyonu'nun (TUGİK) davetlisi
olarak Uşak'a gidecek.
Talat, burada da "Kıbrıs Gündemi" konulu konferans
verecek ve aynı akşam adaya dönecek. Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat'a Denizli ve Uşak ziyaretlerinde Özel Kalem Müdürü Asım
Akansoy ve Cumhurbaşkanlığı yetkilileri eşlik ediyor.
KIBRIS
07/12/07
Talat: Ban'ın raporunun izolasyonlarla ilgili bölümü olumlu
TALAT'TAN AKEL'E YANIT... Cumhurbaşkanı Talat, AKEL
Basın Sözcüsü Kiprianu'nun CTP ile anlaşmaya ilişkin
açıklamasının seçimlere yönelik manevra olduğunu da
vurguladı ve böyle bir anlaşmanın söz konusu
olmadığını söyledi. Talat: "Güney Kıbrıs'ta
seçim var. Bu seçimde avantaj sağlamak için her türlü politik manevra
yapılacak. Onun (Kiprianu'nun) açıkladığı çerçevede
bir anlaşma söz konusu değil."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon'un Kıbrıs'la ilgili son raporunda izolasyonlara
yaptığı güçlü vurgunun önemine dikkat çekti.
Denizli'de temaslarını sürdüren Cumhurbaşkanı
Talat, KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması için
Türk dünyasının desteğine ihtiyaç duyduklarını, ancak
bekledikleri ölçüde destek alamadıklarını söyledi.
Talat, AKEL Basın Sözcüsü Kiprianu'nun CTP ile anlaşmaya
ilişkin önceki günkü açıklamasının seçimlere yönelik
manevra olduğunu da vurguladı ve böyle bir anlaşmanın söz
konusu olmadığını söyledi.
İzolasyonlara vurgu önemli...
Denizli Valiliği'nde gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon'un son Kıbrıs raporuna ilişkin soru üzerine, eski BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda
izolasyonları tespit ettiğini ve kaldırılmasını
istediğini hatırlattı.
Ban Ki-Moon'un raporunda izolasyonları daha geniş anlamda
tarif ettiğine dikkat çeken Talat, "Genel Sekreter
izolasyonların kalkmasının ne anlama geldiğini ve ne
işe yarayacağını söyledi. Bu bizim uzun zamandır ifade
ettiğimiz tanımla uyuşuyor. Raporun bütününün Kıbrıs
Türk tarafının görüşlerini yansıttığı iddiasında
bulunmak yanlış olur ama en azından bu bölümü bizim
açımızdan olumlu olmuştur" dedi.
İzolasyonların devam etmesi durumunda KKTC'nin
tanınmasına yönelik ne gibi çalışmalar
yapılacağına yönelik soru üzerine de Talat, birinci hedeflerinin
izolasyonların kaldırılması değil Kıbrıs
sorununun çözümü olduğunu kaydetti.
AKEL'in açıklaması manevra
Başka bir soru üzerine, AKEL Basın Sözcüsü Kiprianu'nun
"CTP ile anlaşma yapıldığına" ilişkin
iddialarını da yanıtlayan Talat, özetle şunları
söyledi:
"Birçok anlaşma yapıldı. Benim parti
başkanlığım döneminde de ortak deklarasyonlar
yapıldı değişik partilerle. Bunların arasında
AKEL de var. Ama bunlar bir araya geldiğimizde üzerinde
anlaştığımız noktaları bir deklarasyon haline
dönüştürmekten ibaretti. AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu'nun
yaptığı açıklamada söylediği hususlar, bizim
anlaşmamızın unsurları değil. Bunlar da
açıklandı, basında da yayınlandı, gizli şeyler
değil. Orada üzerinde anlaştığımız konular,
çözümle ilgili hususlardı. Ancak Güney Kıbrıs'ta seçim var. Bu
seçimde avantaj sağlamak için her türlü politik manevra yapılacak.
Onun açıkladığı çerçevede bir anlaşma söz konusu
değil."
Kahve zinciri şubesi önemli... Daha güçlü destek
KKTC'de Gloria Jean's Coffes zincirinin bir şubesinin
açılmasıyla ilgili görüşleri de sorulan Talat,
açılışın KKTC'de ilk resmi uluslararası zincir
açılışı olduğunu, izolasyonların
kırılması yönünde önemli bir adım
atıldığını ifade etti.
Azerbaycan'da düzenlenen Türk Devlet ve Toplulukları 11'inci
Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı
çalışmalarında, KKTC'nin izolasyondan çıkarılması
için tüm Türk devletlerinin güçlerinin birleştirilmesine yönelik adım
atılmasına ilişkin maddeler yer aldığının
hatırlatılması üzerine Talat, şöyle konuştu:
"Türk dünyasının desteğine ihtiyacımız
var, çünkü her şeyden önce aynı soydan geliyoruz. Bunu istemek
doğal hakkımız. Türk dünyasının henüz
beklediğimiz ölçüde desteğini almış değiliz. Türkiye
Cumhuriyeti tabii ki herhangi bir karşılık beklemeden,
koşul öne sürmeden bizi destekleyen bir ülke. Bunun dışında
Azerbaycan'dan, Kırgızistan'dan belli ölçüde destekler alıyoruz.
Türk dünyası dışında Pakistan'dan destek alıyoruz.
Bunun dışında münferit olaylarda bizden yana tavır ortaya
çıkabiliyor. Ama daha güçlü destek istiyoruz. Sadece Türk dünyasına
değil tüm dünyaya çağrı yapıyoruz."
Talat, Denizli İhracatçılar
Birliği'ni ziyaret etti
Temaslarda bulunmak ve konferans vermek amacıyla Denizli'ye giden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Denizli Tekstil ve Konfeksiyon
İhracatçılar Birliği'ni ziyaret etti.
Talat, Denizli Organize Sanayi Bölgesi'nde de incelemelerde bulundu.
Denizli İhracatçılar Birliği ziyareti
sırasında Birlik Başkanı Raşit Güntaş ve Birlik
Yönetim Kurulu üyeleriyle bir araya gelen Cumhurbaşkanı Talat, burada
yaptığı konuşmada, ihracatın bir ülkenin ekonomisi
için büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, ekonominin
sağlıklı olması için sanayinin çok büyük yer tuttuğunu
söyledi.
Sanayinin zor koşullar altınca
yapıldığına işaret eden Talat, Kıbrıslı
Türklerin de geçmişte Türk Lirası'nın değer kaybetmesinden
dolayı ticaret konusunda sıkıntılar
yaşadığını dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, YTL'nin değer
kazanmasının ise Güney ile Kuzey arasındaki rekabeti
etkilediğini aktardı.
Denizli'nin bir sanayi kenti olarak Türkiye ekonomisine
yaptığı katkılara da değinen Cumhurbaşkanı
Talat, Denizlili sanayicilere ve ihracatçılarına
çalışmalarında başarılar diledi.
Talat, Denizlili sanayicilerin, Kıbrıslı Türk
sanayicilerle işbirliği yapmaları için de temennilerde bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat konuşmasının
ardından, birlik özel defterini de imzaladı. Birlik Başkanı
Güntaş da Talat'a Denizli'ye has hediyeler takdim etti.
Ziyaretin ardından Cumhurbaşkanı Talat, organize sanayi
bölgesinde incelemelerde bulundu.
İlk olarak Denizli Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü'nü
ziyaret eden Talat'a burada Denizli'nin tanıtım filmi gösterildi.
Talat, Müdürlüğü ziyaretinden sonra cam ve iplik
fabrikalarında incelemelerde bulundu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a ziyareti ve incelemeleri
sırasında, Denizli Valisi Dr. Hasan Canpolat, Denizli Jandarma
Komutanı Kıdemli Albay Cemal Temizöz, Denizli Belediye
Başkanı Nihat Zeybekci, Denizli Emniyet Müdürü Muzaffer Erkan ve
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile
cumhurbaşkanı yetkilileri eşlik etti.
KIBRIS
07/12/07
İsveç'in Güney Kıbrıs Büyükelçiliği:
Papadopulos'un İsveç'in dış politikası hakkında
yaptığı yorumlar doğru değil
Cyprus Mail, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un;
İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeld'le telefonda
yaptığı görüşmede, Reinfield'in kendisine, "İsveç
Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in Kıbrıs sorunu
konusunda İsveç'in duruşuna aykırı hareket
ettiğini" söylediğini iddia etmekle diplomatik arenada
şimşekleri üzerine çektiğini yazdı.
"Papadopulos'un açıklamaları talihsiz"
Habere göre Stockholm perde gerisinde İsveç'in
Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret konusundaki
politikasının istikrarlı olduğu ve bunun
Dışişleri Bakanlığı tarafından açıkça
ifade edildiği konusunda Güney Kıbrıs'ı bilgilendirdi.
Haberde, Stockholm'un; Papadopulos'un açıklamalarını
"talihsiz" olarak nitelendirdiği de vurgulandı.
Cyprus Mail'e açıklama yapan İsveç'in Güney Kıbrıs
Büyükelçisi Ingemar Lindahl, Rum Dışişleri Bakanı Erato
Kozaku Markulli'nin, Stockholm'e 18 Aralık'ta yapacağı gezinin
iptal edildiğini bildirdi.
Lindahl, "İsveç'in, hükümet tarafından
kararlaştırılan ve Dışişleri tarafından
uygulanan bir dış politikası var. Aksi bir yorum
asılsızdır" dedi.
"Yok edilemeyecek bir gerçek"
Cyprus Mail'in haberinde, İsveç hükümetinin, "diğer
AB'ye üye ülkeler gibi", AB'nin Kuzey Kıbrıs'la doğrudan
ticaret yapılmasını öngören tüzüğü "yok edilemeyecek
bir gerçek ve Türkiye'nin üyelik sürecinde de hayati bir pazarlık"
konusu olarak gördüğü belirtildi.
Papadopulos daha önce yaptığı açıklamada,
İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeld'in kendisine, İsveç
hükümetinin değil, Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in
Kuzey Kıbrıs'la direkt ticaret istediğini söylediğini iddia
etmişti.
Papadopulos ayrıca, eski Başbakan Bildt'in doğrudan
ticaretin Kıbrıslı Türklere ekonomik olarak katkı
yapacağını ve böylece adanın birleşmesine yardım
edeceğini söylediğinin de bilinen bir gerçek olduğunu
kaydetmişti.
KIBRIS
07/12/07
İzolasyonlara karşı ortak çalışma
yapacağız
Özgül Gürkut MUTLUYAKALI-T.A.K
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, Almanya'nın Hamburg Eyalet Hükümeti Ekonomi Bakanı Günter
Bonz'la, Hamburg'daki yatırımcılarla KKTC'ye ne tür
işbirliklerine gidilebileceği konusunda son derece yararlı bir
görüşme yaptıklarını ve Kıbrıs Türk halkına
uygulanan ekonomik izolasyonlara karşı ortak çalışmaya
girişilmesinde mutabakata vardıklarını söyledi.
Usar önceki gün öğleden sonra gittiği Almanya'nın
Hamburg şehrinde temaslarını sürdürüyor. CTP Lefkoşa
Milletvekili Mustafa Yektaoğlu, Alman Sosyal Demokrat Parti AP eski
milletvekili Ozan Ceyhun, KIBTEK Santralar Sorumlusu Başmühendis Mehmet
Salih Gürkan ve Limanlar Dairesi'nden Niyazi Öykener'in eşlik ettiği
Bakan Usar, dün SAG firması yetkililerinin verdiği brifingin
ardından eyaletin Ekonomi Bakanı Bonz'la Hamburg Eyalet
Parlamentosu'nda bir araya geldi.
Bir saatlik görüşmenin başında basına poz veren
Usar ve Bonz, daha sonra açıklama yaptı. Bakan Usar, Bonz'a
Kıbrıs şarabı armağan etti. Görüşmenin
ardından Bonz, KKTC heyetine tarihi parlamento binasını gezdirdi
ve bilgi verdi.
Bonz-Usar görüşmesi, Hamburg Eyalet Parlamentosu'nun haftalık
gündem takvimine de girerek basına dağıtıldı.
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, görüşmede Bonz'a Kıbrıs'taki genel durumla ilgili bilgiler
verdiklerini ve Kıbrıs Türk halkına uygulanan ekonomik
izolasyonların nasıl aşılabileceği konusunda ortak
çalışma içine girilmesinde mutabakat
sağladıklarını açıkladı.
İşbirliği iradesi
Hamburglu yatırımcıların KKTC'de teknik incelemeler
yapacağını belirten Usar, "Bu incelemeler sonrasında
ortak yatırımların hayata geçmesi noktasında gerçek anlamda
işbirliği iradesi ortaya konulmuştur" diye konuştu.
Usar, görüşmelerinin gelecekte de süreceğini belirterek,
Hamburglu yatırımcılarla KKTC'de elektrik ve su başta olmak
üzere çeşitli konularda ortak çalışmalara girişecekleri
inancını dile getirdi.
Görüşmelerini "iyi bir başlangıç" diye
niteleyen Usar, Hamburg Eyalet Hükümeti Ekonomi Bakanı Günter Bonz'u
KKTC'ye davet ettiğini ve kendisini ağırlamaktan mutluluk
duyacaklarını ifade etti.
Bakan Usar bir soru üzerine, Rum Yönetimi'nin KKTC'nin her alanda
yaptığı girişimleri engellediğini, akademik bilimsel
toplantılara katılacak yabancılara bile engeller
çıkardıklarını kaydederek, "Ancak bu tür engellemeler
artık dünya tarafından ciddiye alınmıyor" diye
konuştu.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon'un Kıbrıs'la ilgili son
raporuna işaret eden Salih Usar, izolasyonların kalkmasının
adanın yeniden birleşmesine katkı yapacağının
altını çizen Ban'ın mesajının Kıbrıs Türk
halkına uygulanan kısıtlamaların
kaldırılmasında tüm dünyayı yüreklendirecek bir girişim
olduğunu söyledi. Usar, Kıbrıs Türk halkının bunu
büyük sevinçle karşıladığını belirtti.
Bonz: Uluslararası mali kaynakları transfer olanakları
Hamburg Eyalet Hükümeti Ekonomi Bakanı Günter Bonz da basına
açıklamasında, çok başarılı ve iyi bir görüşme
yaptıklarını, özellikle Hamburg'daki SAG firmasının
Kuzey Kıbrıs'ta altyapı yatırımlarına ilgi
duymasından sonra bu görüşmenin gündeme geldiğini ve hükümet
olarak devreye girdiklerini söyledi.
Bonz, Bakan Usar ve heyetiyle görüşmelerinde uluslararası
mali kaynak transferi olanaklarını da ele aldıklarını
belirterek, Hamburglu bir firmanın Kuzey Kıbrıs'ta faaliyette
olmasının getireceği konu olarak AB nezdinde var olan
kaynakları değerlendirme konusunu da konuştuklarını
bildirdi.
Bonz, bir soru üzerine görüşmelerini, politik değil ekonomik
çerçevede tanımladığını ifade etti.
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Usar ve
heyet öğleden sonra Tiefstack Santralı'nda incelemelerde bulundu.
Usar ve heyeti temaslarını yarın tamamlayarak gece
yarısından sonra yurda dönecek.
KIBRIS
07/12/07
AKEL dahil Rum siyasiler kendi insanına doğruyu
söylemiyor
TAK'A TEPKİ... Soyer: En üzücü nokta da
Başbakanlığa bağlı TAK ajansının bu haberi
veriş şeklidir. Biz, bizden farklı siyasi görüşü olan tüm
insanlarla beraber çalıştık, çalışmaya da devam ettik.
Bizden farklıdır diye kimseyi hor görmedik. Yine bu görüşümüze
devam edeceğiz. Ama Kıbrıs Rum tarafından yapılan bir
açıklamayı 'AKEL genel sekreteri gizli açıklamayı
açıkladı' diye yayınlamak, hangi etik değere
sığar soruyorum" dedi
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, AKEL dahil Rum tarafındaki
siyasilerin kendi insanlarına doğruyu söyleyemediğine
işaret ederek, "Onlar kendi insanlarına 'bütün insanlar kendi
evlerine dönecek' yalanını söylüyor. Bu noktada güneyde seçim var
diye bu demagojiye sarılmanın ne manası, ne
mantığı, ne de vicdanı yoktur" dedi.
Başbakan Soyer, dün bir kabulü sırasında sorulan soru
üzerine, AKEL ile CTP arasında yapıldığı iddia edilen
anlaşmayla ilgili haberlerin gerçekleri
yansıtmadığını vurguladı.
Soyer, devletin en gizli bilgilerine sahip olan bir Başbakan ve
pek çok arkadaşı Bakanlar Kurulu'nda görev alan siyasi hareketin
temsilcisi olarak, üstelik de eski genel başkanlarının
Cumhurbaşkanı olduğu bir noktada, yeniden "vatan
haini" nitelemesiyle karşı karşıya
kaldığını ve bunun bir çelişki olduğunu söyledi.
Soyer, Kıbrıs Türkünü, halk, sivil toplum örgütleri ve
kendilerinden farklı düşünen insanlarla da diyalog içerisinde bir
noktaya getirmeye çalışan bir idarenin Başbakanı olarak bu
tip olaylardan usandıklarını ve halkın bu haberlere itibar
etmeyeceğinin bilincinde olduklarını belirtti.
Güney Kıbrıs'ta başkanlık seçiminin yakın
olması nedeniyle AKEL'in kendi konumunu geliştirebilmek için böyle
iddialarda bulunduğunu ifade eden Soyer, "Başkasının
çiğnediği sakızı çiğnemeye meraklı olanlar, hemen
bu sakızın toza toprağa bulanmış olduğuna
bakmadan ağızlarına atıp çiğnemeye başladılar.
Ama bu sakız kumludur dişleri kırılacak fazla
çiğnemesinler" dedi.
"Sadece CTP'nin değil halkın da tavrı net"
"Kurulduğu yıllardan beri CTP'nin ve bağlı
olduğu siyasi hareketin Kıbrıs'ta karşılıklı
kabul edilebilir bir çözümün temeli olarak 1977-1979 doruk
anlaşmalarına bağlı, iki bölgeli, Kıbrıs Türk
Kurucu Devletinin diğer devletle eşit olduğu, ortaklık
idaresinde de siyasal eşitliğe sahip federal ilkelerde bir çözümü
savunmaktadır" diyen Soyer, kendilerinin bu çözüm şeklini yurt
içinde ve dışında, parmaklarının arkasına
saklanmadan herkesle konuşup tartışarak
şekillendirdiklerini ifade etti.
Bahsedilen konularla ilgili sadece CTP'nin değil Kıbrıs
Türk halkının da duruşunun net olduğunu ifade eden Soyer,
24 Nisan referandumunda bu çözümün diğer unsurunun garantörlük
olacağının ve çözümde TC'nin garantörlüğü devam ederken,
sonrasında adada kalacak TSK mensupları dahil, her şeyin
halkın iradesiyle tecelli ettiğini vurguladı.
Annan Planı'yla 45 bin
kişinin kalacağını benimsettik
Soyer, 1974'den sonra adaya gelerek yerleşen ve Kıbrıs
Türk halkıyla aynı kaderi paylaşan insanların da Annan
Planı konusunda yapılan tartışmalara
katıldığını ve Kıbrıs Türk halkının
uluslararası camiaya bu 45 bin kişinin kalacağı
gerçeğini benimsettiğini ifade etti.
Annan Planı döneminde AKEL Genel Sekreteri Hristofyas'ın da
Kanal T'de bir programa katılarak kendi görüşü olarak
"yerleşik" olarak tabir ettiği 45 bin kişinin adada
kalmasını kabul eden açıklamalar yaptığını
hatırlatan Soyer, "Bu noktada Güney'de seçim var diye bu demagojiye
sarılmanın ne manası, ne mantığı, ne de
vicdanı yoktur. Ama en büyük vicdansızlık benimle aynı dili
konuşan, aynı toprakları paylaşan insanların, bizden
farklı siyasal görüşlere sahiptir diye bu çiğnenip tükürülerek
yere atılmış sakızı tiksinmeden yeniden
çiğnemesidir" diye konuştu.
Bu olayların kendi insanları adına kendisini çok
üzdüğünü dile getiren Soyer, Kıbrıs Türkünün, onların
"yerleşik" olarak tabir ettiği insanlar da dahil bir bütün
olduğunu ve çözümün asıl ve esas unsuru olacağını vurguladı.
"Kendi insanlarına doğruyu söylemiyorlar"
Soyer, Kıbrıs Türk halkının toprak konusunun yüzde
29.9 esasıyla şekilleneceğini ve kendi yerinden
ayrılmayı da göze alarak Annan Planı'na evet diyerek bunu
dünyaya ilan ettiğini belirtti.
AKEL dahil Rum tarafındaki siyasilerin kendi insanlarına
doğruyu söyleyemediğine işaret eden Soyer, "Onlar kendi
insanlarına bütün insanlar kendi evlerine dönecek yalanını
söylüyor. Bu imkânsızdır. Dönüş ancak kısmi olacaktır
ve Kuzey'de nüfus ve mülkiyet çoğunluğu Kıbrıs Türküne
sahip olacaktır" dedi.
Kendilerinin tüm tartışmalara rağmen belli bir miktar
taviz vereceklerini halka söylediklerini ve insanların da bunu
benimseyerek onayladıklarını yineleyen Soyer, "akan suda
iki kez yıkanılamayacağını" ve bu nedenlerle de
açıklamaların gerçek dışı olduğunu belirtti.
En üzücü nokta TAK'ın haberi veriş tarzı
Soyer, en üzücü noktanın da Başbakanlığa
bağlı TAK ajansının bu haberi veriş şekli
olduğunu söyleyerek, "Biz, bizden farklı siyasi görüşü olan
tüm insanlarla beraber çalıştık, çalışmaya da devam
ettik. Bizden farklıdır diye kimseyi hor görmedik. Yine bu
görüşümüze devam edeceğiz. Ama Kıbrıs Rum tarafından
yapılan bir açıklamayı 'AKEL genel sekreteri gizli açıklamayı
açıkladı' diye yayınlamak, hangi etik değere
sığar soruyorum" dedi
TAK ajansının Başbakan olarak kendisinin
yaptığı bütün açıklamaları dahi "Başbakan
Ferdi Sabit Soyer iddia etti' diye verirken bu haberi
"açıklandı" diye kesin bir vurguyla yaptığını
söyleyen Soyer, "Açıklandıysa bunun muhatabı hemen seninle
bir telefon ötede olan bu ülkenin başbakanına bunu sormak ve bunu
dengeli bir şekilde yayınlamak bir görev değil miydi. Etik bir
görev. Ama siyasi hırs bazen insanları kör edebiliyor" diye
konuştu.
Soyer, "odunun cinsinin dumanın kokusundan belli
olduğunu" her zaman söylediğini belirterek, "Bu haberin
kokusu da burada yanan odunun cinsini belli ediyor... Çürük bir odundur
bu" dedi.
KIBRIS
07/12/07
Half of travellers on
ferry to north from Syria are missing
AROUND half of the
passengers who travelled to the occupied north on a controversial ferry line
from Syria are missing, believed to have stayed in Cyprus illegally, Turkish
Cypriot media reported yesterday.
From the 697 people who travelled from Latakia to occupied Cyprus, 341 are
missing, daily newspaper Bakis said, citing exclusive information from
officials.
Only a small number of those have been caught trying to cross to the
government-controlled areas, Bakis said.
The rest probably found their way south through illegal channels, the daily
added.
Last month, Cyprus protested to Syria over illegal immigrants using the Turkish
Cypriot ferry service from Latakia to occupied Famagusta.
Before that, police arrested 10 illegal immigrants, nine Iraqi Palestinians and
one Jordanian in Larnaca.
The men had come on the ferry service several days earlier, police said.
The government has been trying for around two months to persuade Syria to put a
stop to the service and said recently the assurances they had been given from
Damascus that the ferry would be stopped.
Meanwhile Georgia struck off its ship registry the two ships carrying out the
service because of the violation of international treaties and contracts, the
Cypriot foreign ministry said yesterday.
The ferry service began in October but has not been doing well and recently cut
back to one trip a week from two due to average passenger numbers of around 20
people per trip even though the vessel has the capacity for 297.
Cyprus Mail 07/12/2007
Leaders from both sides
tour buffer zone
LEADERS AND representatives
of Greek and Turkish Cypriot political parties yesterday toured the
UN-controlled buffer zone.
The tour was organised by the Slovak embassy in cooperation with the United
Nations in Cyprus. Slovak Ambassador Anna Turenicova described the event as a
special day for the islands political status.
Turenicova referred to the delegations previous meeting on November 14, when
the issue of opening the Ledra Street checkpoint was raised. The move would
open one of the capitals main commercial streets and help boost economic and
social relations.
At that meeting, we elaborated on the idea of organising a tour of the buffer
zone for all the leaders and representatives of the political parties.
Today is the day. I am very happy and thankful to all leaders for a very
constructive discussion which was very emotional as well, Turenicova said.
She expressed her gratitude to UNFICYP for its readiness to help organise the
tour, as well as Nicosia Mayor Eleni Mavrou and North Nicosia Mayor Cemal
Bulutoglulari, who were also present at yesterdays meeting.
Today it might be only a short walk, but it might give impetus for future
development, Turenicova pointed out.
Efforts to create a crossing at the end of Ledra Street have so far failed.
Cyprus
Mail 07/12/2007
NTV
Güncelleme: 18:24 TSİ 09 Aralık 2007 Pazar
LEFKOŞA -
Kıbrıslı Türklerin izole olduklarını kabul etmeyen
Papadopulos, Kıbrıs sorunun çözümü için son fırsatlarla
karşı karşıya olmadıklarını da söyledi.
Rum Simerini gazetesine
bir demeç veren Papadopulos, ABde bazı kesimlerin Türkiyenin
katılımını istemiyor olabileceklerini, Ancak hiçbir
ülkenin öne çıkarak Türkiyenin üyelik sürecini bloke etmeyi
üstlenmeyeceğini söyledi.
Rum Yönetimi olarak Türkiyenin Avrupa perspektifini kesintiye
uğratmaları halinde, ellerinde Türkiyeye karşı baskı
unsuru kalmayacağını belirten Papadopulos, Sayısal
açıdan küçük iki parti dışında, ulusal konseyin hiçbir
üyesi, bunun altını çiziyorum, hiçbir üyesi, veto
kullanılması gerektiğini asla tavsiye etmedi. Veto
kullanılmasının doğru bir politika olacağına da
inanmıyorum. Çünkü, böyle bir şey, bütün planlarımızı
havaya uçurur dedi.
NTV
Güncelleme: 12:55 TSİ 09 Aralık 2007 Pazar
ANKARA - Merkez
Başkanı Mevlüt Özhan, uzmanlara ve hukukçulara bu konuda inceleme
yaptırdıklarını, gelecek rapor doğrultusunda tescil için
başvuracaklarını söyledi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir Yunan gazetecinin
başvurusuyla ilgili kararında, Karagözün Türk kültüründen
alınan bir gölge oyunu olduğunu belirtmesinin tescil anlamı
taşıdığına dikkat çeken Özhan, bunun Türkiyeye avantaj
sağladığını vurguladı.
Yunanistanda ülkenin hemen her yerinde Karagözis adı altında gölge
oyunu gösterimi yapıldığını da söyleyen Mevlüt Özhan,
Türklerin de kendi kültürüne sahip çıkması gerektiğini belirtti.
|
9 Aralık 2007 |
|
|
|
|
Bunun başlıca nedeni, İngilterede dinin ve
milliyetçiliğin yükselişe geçmesi. Bu çevreler
"kutsallık" mertebesine çıkardıkları
"Bakire Kraliçe"yi özlemle anıyor. Ve dolayısıyla bu
durum "Bakire Kraliçe" dönemine ilişkin
tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bizim
açımızdan ilginç olan ise, bu tartışmaların
merkezinde biz Türklerin olmasıÉ
"Bakire Kraliçe"yle ilgili tartışmalara geçmeden önce
yazımıza bir tespitle başlayayım:
Deniyor ki, "Altın Çağ" filminde I. Elizabeth "Türk
Sultanıyla mı evleneyim" sözünü müstehzi bir ifadeyle
söyledi!
Sanıyorum kendisiyle alay ediyordu! Ya da filmi çekenlerle!
"Bakire Kraliçe" (1533-1603) 16. yüzyılda yaşadı.
Bu yüzyılda Osmanlı Devleti bir dünya imparatoruydu;
Mısır, Tunus, Libya, Cezayir, Yemen, Hicaz, Suriye,
Kıbrıs, Azerbaycan, Gürcistan, Kırım, Romanya,
Macaristan, Bulgaristan, Yunanistan vs Osmanlının hákimiyet alınıydı.
Osmanlı kara ordusu Viyana kapılarında, donanması Fransa
Nice kıyılarındaydı. Karadeniz ve Kızıldeniz
tamamen Türk iç denizi, Akdeniz ise "Türk Gölü"ne dönüşmek
üzereydi.
Böyle bir imparatorluk karşısında, sosyal ve politik
meselelerle uğraşan; İspanyanın her an yutmaya
hazır olduğu bir İngiltere Kraliçesi, Türk
Padişahından alay eder gibi bahsedecek öyle mi? Hadi oradan!
Kraliçe I. Elizabeth biyografisine geçmeden önce dönem
şartlarını bilmemiz gerekiyor. Bunun için ise bir aşk
hikáyesi hakkında bilgi sahibi olmamız şart!
TENİ BEYAZ DİYE İDAM EDİLECEKTİ
I. Elizabethin babası VIII. Henry farklı bir kraldı. 1491de
dünyaya geldi. 11 yaşında, İspanya Kralı
Ferdinandın dul kızı Catherine dAragon ile evlenmesine karar
verildi.
18 yaşında hem kral oldu hem de dünya evine girdi. 25
yaşında Anne Boleyn adlı genç bir kıza aşık
oldu.
Evlenmek istedi. AmaÉ
Ama İngiltere, Batı Avrupa ülkeleri gibi Katolikti.
Katoliklerde boşanma ancak Papanın izniyle olabiliyordu.
Henry, Papa'dan boşanmak için gereken izni alamadı. Katolik
İspanya'nın kralı da bu boşanmaya karşı
çıktı ve Kraliçe Catherine aracılığıyla
İngiliz sarayındaki ağırlığını
sürdürmek istedi. Papa'ya baskı yaptı.
Diğer yanda Kral Henry de İspanyanın, içişlerine
müdahalesinden rahatsızdı.
Sonuçta: Bir yıl önce Martin Luther'in tüm kitaplarını
yaktıran, Protestanları idam ettiren ve bu nedenle Papa
tarafından "Dinin Savunucusu" unvanını alan Kral
Henry, yeni bir kilise ve mezhep kurdu: Anglikanizm.
Görünür neden aşk gözükse de, iki ülke arasındaki
kıyasıya çekişme, İngiltere reformlarını
ateşleyen fitil oldu. Böylece Avrupada doğmakta olan Rönesans
İngiltereye geldi.
Bu gelişmenin bir diğer boyutu ise, İngilterede burjuvazinin
tarih sahnesine çıkmasıydı; bu yeni üretim biçimi kendi
değerlerini topluma kabul ettirmek istiyordu.
"Reformist" Kral Henry bu arada áşık olduğu Anne
Boleyn ile gizlice evlendi.
Aynı yıl, 7 Eylül 1533te I. Elizabeth doğdu.
Ancak şansızdı: Teninin fazla beyaz olması nedeniyle
hayalet olduğu söylenerek celláda teslim edildi. Elizabeth, annesi
Boleyn sayesinde kurtarıldı.
Elizabeth kurtarıldı ama annesi üç yıl sonra, başka
erkeklerle zina yaptığı gerekçesiyle kafası uçurularak
idam edildi.
Kral Henry on gün sonra Jane Seymour ile evlendi.
Jane Seymour, bir yıl sonra Kral Henrye en büyük armağanı
verirken; Prens Edwardı doğururken öldü.
Kral Henry 1543te ölünce, Edward 9 yaşında, "VI. Edward"
olarak tahta çıktı. VI. Edward 16 yaşında çocuksuz olarak
ölünce, I. Elizabeth'in diğer üvey kardeşi (Kraliçe Catherinein
kızı) I. Mary, Kraliçe oldu. İlk kez İngiltere
tahtında bir kadın oturdu.
I. Mary de çocuksuz öldü ve böylece I.Elizabeth 17 Kasım 1558 tarihinde
25 yaşındayken tahta çıktı.
Evet, bu bilgilerden sonra Kraliçe I. Elizabethin "müstehzi ifadeyle
konuşması" meselesine gelebilirizÉ
OSMANLI TARİHİNİ DEĞİŞTİRDİ
Önce bir olgu:
16. yüzyıl boyunca en güçlü Hıristiyan devleti İspanya idi.
Osmanlı ise yazdığım gibi bir dünya deviydi.
Bu iki süper güç yüzyıl boyunca birbirleriyle çatıştı.
Osmanlı siyaseti gereği, Katolik İspanyaya karşı,
hep Protestan Hıristiyanların koruyucusu oldu.
İspanya tahtında Kral II. Felipe (1527-1598) vardı. Sadece
İspanyanın değil Sicilya, Napoli, Portekiz ve
Hollandanın da hükümdarıydı. Venedik, Ceneviz, Malta kontrolü
altındaydı.
I. Elizabethin üvey kız kardeşi Mary ile dört yıl evli
kaldı.
Mary ölünce tahta geçen Kraliçe I. Elizabeth ile de evlenmek istedi.
Olmadı.
İspanya, İngiltere üzerindeki nüfuzunun bitmesini, hele hele
Protestanlığın gelişmesini istemiyordu. "Bakire
Kraliçe"yi gözüne kestirdi!
I. Elizabethi zor günler bekliyordu. Kendisi ve ülkesi tehdit
altındaydı.
İmdadına Osmanlı yetişti.
Osmanlı, önce İngiliz ticaretini destekledi. 11 Eylül 1581
anlaşmasına göre, İngiliz gemileri Akdenizdeki Türk limanlarına
rahatça girip ticaret yapabilecekti.
İspanya Kralı II. Felipe, Osmanlıyı
karşısına almak istemedi; ince bir diplomasi yürütüp,
"barış çubuğu" içmek istedi.
Bu hal, Fransa ve İngiltereyi korkuttu; biliyorlardı ki
Osmanlı yanlarında olmazsa, İspanya onları yutardı.
Osmanlı, II. Felipee yüz vermedi. İngilterenin
koruyuculuğuna devam etti. İlk İngiltere elçisi William
Harborne, 26 Mart 1583te İstanbula gelerek göreve başladı.
O tarihlerde Osmanlı tahtında Sultan III. Murad (1546-1595)
vardı. Osmanlı, topraklarını genişletmeyi sürdürdü:
Fas, Lehistan, Tebriz ve Şirvan gibi İranın bir bölümü vs.
Kraliçe I. Elizabeth, Osmanlı yönetiminin gönlünü hoş etmek için,
yalnız padişahı değil, padişahın annesi Valide
Sultan Nurbanuyu, eşi Safiye Sultanı, hocası Sadeddin
Efendiyi, vezirlere, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa gibi
komutanları hediyelere boğdu. Mektuplarında,
"putperest" dediği Katoliklere karşı Türk
yardımı istedi. Kendini İslama yakın göstermek için,
Protestanlıkta da tıpkı Müslümanlıkta olduğu gibi
resimlere ibadetin yasak olduğunu yazdı.
III. Murad yanıt mektubunda şöyle dedi:
"Siz dahi südde-i saadetime itaat ve inkıyada sabit-kadem olup,
ol caniblerde vakıf ve muttali olduğunuz ahbarı arz ve ilam
etmekden hali olmıyasız."
Kısaca, "siz büyük bir mutlulukla Osmanlıya
bağlandınız, gerisini merak etmeyiniz" diyordu.
Osmanlı desteğini alan I.Elizabeth, 1588de "İspanya
Armadası" denilen deniz savaşında İspanyayı
yendi. Osmanlı donanması bu savaş sırasında
İspanyol gemilerini Akdenizde oyaladı ve savaşın,
dolayısıyla tarihin seyrini değiştirdi.
Bu savaş sonrasında İngiltere büyük bir güç olarak tarih
sahnesine çıkarken, Protestanlık artık durdurulamaz oldu.
TARİH YENİDEN YAZILIYOR
Gelelim bugüne:
İngilterede tarih kitaplarının yeniden yazılması
gündemde.
Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Trevor
Philips, Türklerin, İngiltere-İspanya Savaşında Kraliçe
I. Elizabethi kurtardığını, bunu tarih kitaplarına
yazmak gerektiğini söyledi.
İngiliz Daily Mail gazetesi, "Şimdi de
azınlıkları mutlu etmek için mi tarih
kitaplarımızı değiştireceğiz"
başlığını attı.
İngiliz milliyetçileri, "İngiltere tarihi şanlı
zaferlerle doludur, kimsenin yardımına ihtiyacımız
yok" diye tepki gösterdi.
Yani mesele döndü dolaştı yine bizim başımıza
"patladı!"
Londra Üniversitesinden Jerry Brotton, Kraliçenin, Osmanlılardan
yardım istediği mektubu, 2004 yılında ortaya
çıkardı. Ancak bu belgeye karşı çıkanlar da oldu.
Dr. Simon Adams, "Mektup 1585te yazılmış. Yani
savaştan tam üç yıl önce" diyordu.
Tartışmalar hala sürüyorÉ
Sonuç olarak, kim ne derse desin, hangi filmi nasıl çekerse çeksin; I.
Elizabeth bekasını, yani kalıcı olmasını ve
ölümsüzlüğünü Osmanlı Padişahına borçluydu!
Bakire Kraliçe istese OsmanlI PadiŞahIyla evlenebilir miydi?
I. Elizabeth 17 Kasım 1558 tarihinde iktidar koltuğuna
oturduğunda, Osmanlı Sarayının tahtında Kanuni
Sultan Süleyman vardı. Aralarında 39 yıl gibi büyük bir
yaş farkı vardı.
Üstelik Sultan Süleyman, baş kadını Hürrem Sultana hala
áşıktı.
Ayrıca iki eşi daha vardı; Mahidevran Kadın ve Gülfem
Hatun.
Kraliçe Elizabethin kafasındaki "Doğu" ve
"Türk" imajı nasıldı, bilmiyoruz. Ama Harem öyle
uzaktan görüldüğü gibi Batı masallarına pek benzemiyordu.
Sultan Süleymanın eşleri arasında özellikle Hürrem Sultan ile
Mahidevran Kadın arasında sürekli saç saça kavga vardı.
İki sultanı, ancak Padişahın annesi Valide Hafsa Sultan
araya girip durdurabiliyordu.
Kayınvalide Hafsa Sultan Saraya cariye olarak alınmış ve
Yavuz Sultan Selimin karısı olmuştu. İddiaya göre Leh
Yahudisiydi.
Diğer sultanlar gibi, Hürrem Sultan da bu topraklara
yabancıydı.
Batı tarihçilerine göre Hürrem Sultanın gerçek adı: Roxelana,
Roza, Rossa, Rosanne, Ruziac veya La Rossa idi.
İtalyan ve Fransız olduğu iddia edilmekle birlikte, kökeni
kesin olarak bilinmiyordu. Rus Papaz Rogatinonun kızı olduğu
da, Kırım Hanı Mengli Girayın kızı olduğu
da söyleniyordu. Kimilerine göre ise Hazar Yahudisiydi.
Dünyayı titreten Sultan Süleyman, Hürrem Sultanın bir sözünü iki
etmiyordu.
Bir hükümdarla köle kökenli bir kadın arasındaki bu tutkuyu
yadırgayan halk, Hürrem Sultanın padişaha büyü
yaptırdığına inanıyordu.
Kim ne yaparsa yapsın, ne derse desin sonunda Hürrem Sultan amacına
ulaştı:
Sarayın tek hákimi oldu. Böylece Osmanlı tarihindeki
"kadınlar saltanatı" Hürrem Sultan ile başladı.
Kraliçe I. Elizabeth, Sultan Süleymanı eş olarak seçmemekle
kendisine ve ülkesine iyilik yapmıştı. Yoksa Hürrem Sultandan
çekeceği vardı!
NURBANU SULTAN
Kraliçe I. Elizabethin koca adayları arasında, Kanuni Sultan
Süleymandan sonra tahta geçen II. Selim (1524Ğ1574) de vardı.
Kraliçe I. Elizabeth, Hürrem Sultan gibi bir kayınvalide ister miydi,
bilinmez!
Ama II. Selimin eşi Nurbanu Sultan da çok dişliydi.
Nurbanu Sultan kimi tarihçilere göre İtalyan/Venedikli, kimilerine göre
ise Yahudiydi!
Ahmet Refik gibi tarihçiler, Nurbanu Sultanı Yahudileri devlet
işlerine karıştırmakla suçladılar hep. Yahudi
iş kadını Ester Kirayla olan ticari ilişkileri bu
iddiayı güçlendiriyordu.
Nurbanu Sultan, tıpkı kendisini yetiştiren kayınvalidesi
Hürrem Sultan gibi devlet işleriyle yakından ilgilendi.
Kraliçe I. Elizabeth, II. Selime eş olabilir miydi? Sanmam.
Padişah eşi ve kızlarından çok çekmişti ve kraliçeyi
görecek gözü yoktu.
Peki, Kraliçe I. Elizabeth tahtın bundan sonraki hákimi III. Muradla
evlenebilir miydi?
Bunun yanıtı için sadece bir örnek olay yazalım:
Nurbanu Sultan kocası II. Selim vefat edince, ölüm haberini kimselere
haber vermedi. Kocasının cesedini, oğlu III. Murad Manisadan
İstanbula gelip tahta oturana kadar sarayın buzhanesinde
sakladı.
SAFİYE SULTAN
Kraliçe I. Elizabeth kuşkusuz Nurbanu Sultan gibi sert bir
kayınvalide istemezdi.
Ama III. Muradın eşi Safiye Sultan da Valide Sultanı
aratmayacak bir kişilikteydi.
Safiye Sultanın biyografisi hakkında türlü iddialar var:
Adriyatik denizinden bir gemiyle geçerken korsanlara esir düşmüş,
önce Ferhad Paşaya sonra güzel ve zeki oluşu nedeniyle
Osmanlı Sarayına satılmıştı. III. Murad Safiye
Sultanı çok sevdi. AmaÉ
Bu durum annesi Nurbanu ile aralarının açılmasına neden
oldu.
Nurbanu Sultan, gelini Safiye Sultanı gözden düşürmek için
oğluna dünyalar güzeli cariyeler sundu. Ne yapsa ne etse III.
Muradı Safiye Sultandan vazgeçiremedi.
Nurbanu Sultan ölünce, Safiye Sultan Osmanlı Sarayının tek
hákimi oldu. Rahmetli kayınvalidesi Nurbanu Sultanın Yahudi Ester
Kirayla yürüttüğü ilişkileri bile devam ettirdi! Kraliçe I.
Elizabethle iyi ilişkiler kurdu.
HANDAN SULTAN
16. yüzyıl artık geride kalıyordu.
Kraliçe I. Elizabeth hala bekárdı. Ama artık
yaşlanmıştı. Safiye Sultanın oğlu III. Mehmed
tahta çıktığında 29 yaşındaydı. Kraliçe
ise 58 yaşında.
Bu evlilik gerçekleşebilir miydi?
Sultan III. Mehmedin gözü Handan Sultandan başkasını
görmüyordu. Dolayısıyla bu evliliğin gerçekleşmesine de
olanak yoktu.
Kraliçe I. Elizabeth ile Sultan III. Mehmed aynı yıl 1603te vefat
ettiler.
Şaka bir yana, gelelim sorumuza:
Hani filmde Kraliçe soruyor ya, "Türk Sultanıyla mı
evleneyim" diye?
Öncelikle belirtelim: "Seçen" Kraliçe değil, Osmanlı
Padişahı olurdu.
Ve "veraset" meselesi yüzünden "Bakire Kraliçe"nin de pek
şansı yoktu.
Yazmadan edemeyeceğim: İngiltere feodalizmi tasfiye edip
"kapitalizmin" çarklarını döndürüp toplumu harekete
geçirirken, Osmanlı siyasi açıdan dünya devi olmasına
rağmen, ticari hayatındaki dinsel gelenekçilik yüzünden hem ticari
hem de kültürel anlamda gericileşme sürecine girdi.
Bugün durum ortada; İngiltere nerede biz neredeyiz? Onlar Kraliçe I.
Elizabeth için film üzerine film çekiyor.
Biz her şeyi sineye çekiyoruz!
HURRIYET 09/12/2007
BAN'IN
DEĞERLENDİRMELERİNE DESTEK... BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un
Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller, Güvenlik Konseyi'ne
Ban'ın son Kıbrıs raporu ışığında bilgi
verdi. Güvenlik Konseyi Başkanı Marcello Spatafora, Konsey'in,
Ban'ın raporundaki değerlendirmeleri desteklediğini söyledi.
Şimdi gözler, "Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan
izolasyonların kaldırılmasının" önemine
değinen paragrafın, 14 Aralık'ta kabul edilmesi beklenen Konsey
kararında yer alıp almayacağına çevrildi
SİYASAL İSTEK,
ESNEKLİK VE CESARET ŞART... Marcello Spatafora, Konsey'in,
anlaşmanın uygulanması konusunda bir ilerleme olmamasından
düş kırıklığı ve üzüntü duyduğunu ifade
etti. Spatafora, Konsey'in gelecek dönemde taraflardan özlü müzakereler için
"siyasal istek, esneklik ve cesaret" göstermelerini istediklerini
belirterek, tarafların usule yönelik sorunları aşıp biran
önce öze yönelik konulara yönelmeleri gerektiğini dile getirdi
ETKİLEŞİME
GEREKSİNİM VAR... Spatafora, Genel Sekreter ve Kıbrıs Özel
Temsilcisi'nin, tarafları müzakereler yönünde cesaretlendirmeyi
sürdürdüğünü vurguladı. Güvenlik Konseyi Başkanı,
Ban'ın raporunda yer alan "izolasyonların
kaldırılması" konusunun özel olarak ele
alınmadığını söyledi. Spatafora, Ada'da iki taraf
arasında "etkileşime" gereksinim olduğunu
vurgulayarak, toplantıda izolasyona yol açan etmenlerin ortadan
kaldırılmasının cesaretlendirilmesi konusunun üzerinde
durulduğunu anlattı
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un Kıbrıs Özel Temsilcisi
Michael Moller, önceki gün konseye Ban'ın son Kıbrıs raporu
ışığında bilgi verdi.
Güvenlik Konseyi
Başkanı Marcello Spatafora, Konsey'in, Ban'ın raporundaki
değerlendirmeleri desteklediklerini açıkladı. Şimdi gözler,
"Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların
kaldırılmasının" önemine değinen paragrafın,
14 Aralık'ta kabul etmesi beklenen Konsey kararında yer alıp
almayacağına çevrildi.
Konsey'in dönem
başkanı İtalya'nın Birleşmiş Milletler Daimi
Temsilcisi Marcello Spatafora, toplantıdan sonra yaptığı
açıklamada, Moller'in 8 Temmuz anlaşmasının
uygulanması konusunda ne aşamada olunduğuyla ilgili konsey
üyelerini bilgilendirdiğini söyledi.
Konseyin,
anlaşmanın uygulanması konusunda bir ilerleme olmamasından
düş kırıklığı ve üzüntü duyduğunu ifade eden
Spatafora, Ban'ın raporundaki değerlendirmeleri desteklediklerini
kaydetti.
Marcello Spatafora,
Konsey'in gelecek dönemde taraflardan özlü müzakereler için "siyasal
istek, esneklik ve cesaret" göstermelerini istediklerini belirterek,
tarafların usule yönelik sorunları aşıp biran önce öze
yönelik konulara yönelmeleri gerektiğini dile getirdi.
Spatafora, Genel Sekreter
ve Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin, tarafları müzakereler yönünde
cesaretlendirmeyi sürdürdüğünü vurguladı.
Güvenlik Konseyi
Başkanı, Ban'ın raporunda yer alan "izolasyonların
kaldırılması" konusunun gündeme gelip gelmediğinin
sorulması üzerine ise, toplantıda teknik ve pratik konuların da
görüşüldüğünü, ancak bu konunun özel olarak ele
alınmadığını söyledi.
Spatafora, Ada'da iki
taraf arasında "etkileşime" gereksinim olduğunu
vurgulayarak, toplantıda izolasyona yol açan etmenlerin ortadan
kaldırılmasının cesaretlendirilmesi konusunun üzerinde
durulduğunu anlattı.
Rum tarafının,
Ban'ın raporunun "Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan
izolasyonların kaldırılmasının" önemine
değinmesinden rahatsızlık duyduğu ve paragrafın,
konseyin 14 Aralık'ta kabul etmesi beklenen konsey kararında yer
almaması için uğraş verdiği öğrenildi.
Konsey üyelerinin 1 hafta
içinde bir taslak metin üzerinde anlaşmaya vararak, görev süresi 15
Aralık'ta dolacak Kıbrıs'taki Birleşmiş Milletler
Barış Gücü'nün görev süresini 6 aylığına uzatan bir
karar alması bekleniyor.
Bu arada, Rum
Basını, Kıbrıs'ta görev yapan Birleşmiş Milletler
Barış Gücü'nün görev süresinin, görev şeklinde herhangi bir
değişiklik yapmaksızın 6 ay daha uzatılması
konusunda Güvenlik Konseyi üyelerinin uzlaşıya
vardıklarını iddia etti.
Kıbrıs Rum
tarafı rapordan rahatsız
Kıbrıs Rum
tarafının, Ban'ın raporunun "Kıbrıslı Türklere
uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılmasının"
önemine değinmesinden rahatsızlık duyduğu ve söz konusu
paragrafın, konseyin 14 Aralık'ta kabul etmesi beklenen konsey
kararında yer almaması için uğraş verdiği
öğrenildi.
Raporun KKTC
açısından en olumlu taraflarından biri, Kıbrıslı
Türklere uygulanmakta olan izolasyonların
kaldırılmasının önemine değinmesi olmuştu.
Konsey üyelerinin 1 hafta
içinde bir taslak metin üzerinde anlaşmaya vararak görev süresi 15
Aralık'ta dolacak Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün
(UNFICYP) görev süresini 6 aylığına uzatan bir karar alması
bekleniyor. Konseyin bu konudaki karar tasarıları, genellikle BM
Genel Sekreteri'nin raporunu destekler nitelikte oluyor.
Rum basını neler
yazdı?
Fileleftheros:
"Güvenlik Konseyi 8 Temmuzu Destekliyor" başlığı
altında verdiği haberinde; BM Güvenlik Konseyi'nin önceki günkü
toplantısında Kıbrıs'ta görev yapan UNFICYP'in görev
süresinin, görev şeklinde herhangi bir değişiklik yapmaksızın
6 ay daha uzatılması konusunda üye devletlerin uzlaşıya
vardıklarını belirtirken Güvenlik Konseyi üyelerinin ayrıca
8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konulması ve "güven
artırıcı önlemlere" yönelik desteklerini yinelediklerini
yazdı.
Gazete; BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in;
Kıbrıs'ta son 6 ayda meydana gelen girişim ve çabalar konusunda
Güvenlik Konseyi üyelerini bilgilendirdiğini ve özellikle
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un Eylül ayında yaptıkları görüşmeler ile
sunulan "güven artırıcı önlemlere"
ağırlık verdiğini ifade etti.
Gazete, diplomatik bir
kaynağa dayandırdığı haberinde Möller'in; "8
Temmuz anlaşmasının, iki taraf arasındaki ortamı
iyileştirecek önlemlerin paralel olarak uygulanmasıyla özlü
müzakerelere giden yolu açacağını" savunduğunu
yazdı.
Gazete; Güvenlik
Konseyi'ne üye ülkelerin temsilcilerinin ise dile getirdikleri görüşlerden
2008 yılında bir hareketlilik beklentisi içerisinde
olduklarının görüldüğünü belirterek, Konsey üyelerinin BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moon'un çabalarına destek verdiklerini kaydetti.
Haberde; Güvenlik Konseyi
üye ülkelerden "birinin", "yaptığı
yapıcı çalışmalardan ötürü Möller'in görevinde
kalmasını talep ettiği" belirtildi.
Gazete; UNFICYP'in görev
süresinin uzatılmasına ilişkin kararda; BM Genel Sekreteri
Ban'ın "Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılması, tanınma anlamına gelmez"
ifadelerinin yer aldığı raporunun memnunlukla
karşılanmasına kesin gözüyle
bakıldığını belirtirken; UNFICYP'in görev süresinin
uzatılmasına ilişkin kararda bu konuya atıfta
bulunulmaması için ise Güney Kıbrıs ve Yunanistan
tarafından büyük çaba sarf edilmekte olduğunu vurguladı. Gazete;
Rusya ve Çin'in bu konudaki tutumu sayesinde böyle bir şeyin
gerçekleşmesinin beklenmediğini de yazdı.
Mahi: "Güvenlik
Konseyi Kıbrıs Sorununda Gelişmeler Görüyor -Girne Koordinasyon
Komitesi BM Genel Sekreteri'nin Raporuna Tepkili"
başlıkları altında verdiği haberinde; Güvenlik Konseyi
üyelerinin UNFICYP raporuna ilişkin gayrı resmi toplantısının
tamamlandığını belirtirken, sözde "Girne Koordinasyon
Komitesi'nin" ise BM Genel Sekreteri Ban'ın raporunda yer alan
Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna ilişkin ifadelere tepki
gösterdiğini yazdı.
Habere göre komite
tarafından yapılan açıklamada; Ban'ın raporunda yer
verdiği "Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının
kaldırılması" ifadelerinin "kabul edilemez"
olduğu savunulurken, Ban'a "Kıbrıs sorununun işgal ve
istila sorunu olan özüyle ilgilenmesi ve Kıbrıslı Türklerin sözde
izolasyonunu şeklindeki Türk propagandasına alet olmaması"
çağrısında bulunuldu.
Haravgi ise konuya
ilişkin haberi: "UNFICYP'in Görev Süresi Yenileniyor"
başlığıyla yansıttı.
KIBRIS 09/12/2007
Avrupa Parlamentosu salonunda KKTC bayrağı açıldı
Bakan Avcı'nın
konuşma yaptığı Avrupa Parlamentosu salonunda kürsüde KKTC
bayrağı da açıldı.
Avcı
konuşmasında genel kurulda bulunan üyelere Kıbrıs sorununun
nasıl başladığı ve bugünlere gelindiğini
kısaca özetleyerek 21. Yüzyıl'da hala Kıbrıs Türkü'ne
uluslararası camianın izolasyon uygulamasına bir anlam
veremediğini ifade ederek, 40 yıldır karşı
karşıya bulundukları ambargolara artık bir son verilmesi
çağrısına bulundu.
Avcı,
Birleşmiş Milletler zemininde kalıcı bir çözüme
Kıbrıs Türkü'nün her zaman hazır olduğunu dile getirerek bu
anlamda da sürekli olarak yapıcı tavırlar sergilediklerine dikkati
çekti. Avcı konuşmasında, Transnasyonal Radikal Parti'nin bir
sonraki Genel Kurulu'nun KKTC'de yapılması için üyelere davette
bulundu.
Avcı-Babacan
görüşmesi
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ayrıca NATO Dışişleri Bakanları toplantısı
nedeniyle Brüksel'de bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Ali
Babacan'la da bir araya geldi.
Kıbrıs sorunu
konusunun ele alındığı görüşmede Avcı, Brüksel'de
yaptığı temaslar hakkında Babacan'a bilgiler verdi ve
Kıbrıs Türkü'nün dışa açılımı konusunda son
dönemlerde yapılan girişimlerle ilgili fikir
alışverişinde bulunuldu.
Avcı, KKTC'ye döndü
Turgay Avcı,
kısa adı ELDR olan Avrupa Liberal ve Demokratik Reform Partisi'ne
KKTC'de Genel Başkanı olduğu Özgürlük ve Reform Partisi
adına üyelik başvurusunda bulundu.
Avrupa Parlamentosu'nda
ELDR'nin Genel Sekreteri Fredericca Sabathi'ye üyelik başvuru
yazısını sunan Avcı, partisi hakkında bilgiler verdi
ve ÖRP'nin Liberal Demokrasi siyasetini savunduğunu söyledi.
Öte yandan,
Belçika'nın başkenti Brüksel'de temaslarda bulunan Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı önceki gece adaya döndü.
KIBRIS
09/12/2007
İsrail, KKTC'ye büro
açıp, deniz seferi başlatmayı reddetmiş
Türkiye'nin
İsrail'den Kuzey Kıbrıs'ta büro açması ve Gazimağusa
Limanı'na deniz seferleri başlatması yönündeki taleplerinin
İsrail tarafından reddedildiği iddia edildi.
Fileleftheros ve
diğer gazeteler; İsrail basınına dayandırarak
verdiği haberinde İsrail'in, Rum hükümetine, Türkiye'nin KKTC'ye
yönelik iki talebini reddedeceği konusunda bilgi verdiğini; Rum
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli'nin İsrail'in
bu görüşü konusunda geçtiğimiz hafta İsrail'e
gerçekleştirdiği ziyaret çerçevesinde haberdar edildiğini
savundu.
Habere göre Markulli;
"Haaretz" isimli İsrail gazetesine yaptığı
açıklamada; gerek İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez
gerek Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'den Türkiye'nin
taleplerinin reddedileceği yönünde taahhüt aldığını
iddia etti.
Gazete; İsrail'in
Türkiye'nin bu taleplerini reddedeceği yönündeki haberlerin İsrail
hükümet yetkilisi tarafından da doğrulandığını ve
yaptığı açıklamada; "İsrail'in konu
hakkındaki hassasiyetlerin farkında olduğunu ve BM'nin ortak
kabul gören görüşünden sapmaya niyetli olmadıklarını"
söylediğini savundu.
POLİTİS ise;
"İsrail Kapıyı Gösterdi -Seferler ve 'Temsilcilik'
Talepleri Reddedildi" başlıkları altında verdiği
haberini Türk basınına dayandırdı.
Gazete ayrıca;
Türkiye'nin Ürdün'den de gemi seferleri talebinde bulunduğunu; KKTC
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar'ın ise Almanya'daki temaslarında Kıbrıslı
Türklerin izolasyonunun kaldırılması taleplerine
karşılık bulduğunu ifade etti.
KIBRIS
09/12/2007
Rumların, COREPER
raporuyla ilgili çabaları sonuç vermiş
Rum gazetesi
Fileleftheros; "Türkiye'nin Suçlarından Arınması Ortadan
Kalktı -Sert Mücadelelerin Ardından Lefkoşa Sonuç
Aldı" başlıkları altında verdiği haberinde;
AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) tarafından önceki gün benimsenen
Türkiye raporunu ele geçirdiğini ve Rum yönetimin, "yoğun
mücadeleler sonucunda" taleplerinin büyük ölçüde raporda yer
almasının başarıldığını iddia etti.
Gazete; Rum yönetiminin
öncekigün, COREPER çerçevesinde bir araya gelen 27 AB ülkesi nezdinde
yoğun uğraşlar verdiğini ve Pazartesi günü 27 ülkenin
dışişleri bakanları tarafından onaylanması
beklenen sonuç raporunda, "Türkiye'nin, 8 Temmuz
anlaşmasının uygulamaya konmasına katkıda
bulunması gerektiğinin" vurgulandığını
savundu.
Gazete Rum yönetiminin;
başta İngiltere ve İsveç olmak üzere; İspanya, İtalya,
Polonya, Finlandiya, Letonya, Estonya ve Litvanya karşısında
yoğun bir mücadele sarf ederek söz konusu raporda şu ifadelerin yer
almasını sağladığını iddia etti:
"Komite; müzakere
çerçevesinin altını çizerken, Türkiye'den; Kıbrıs sorununa
BM ve AB'nin temel aldığı ilkeler çerçevesinde kalıcı
ve bütünlüklü bir çözüm bulunmasını sağlayacak, üzerinde
uzlaşılmış 8 Temmuz anlaşmasının
uygulanması çabalarını, böyle bütünlüklü bir çözüm için uygun
ortamın oluşmasına katkı koyacak belirli adımlar da
atarak aktif olarak desteklemesini beklemektedir."
Gazete; söz konusu kararda
Türkiye'ye sadece Kıbrıs sorununa ilişkin çözüm
çabalarını desteklemesi yönünde çağrı yapılmakla
kalmayıp aynı zamanda "üzerinde uzlaşıya
varılmış 8 Temmuz anlaşmasının uygulanması
için", "net bir öneri yapıldığını"
savundu.
"9 ülkenin
itirazının da asıl sebebinin yukarıdaki ifade
olduğunu" savunan gazete; "sözü edilen ülkelerin
'kalıcı çözüme' yapılan değinmenin silinmesini talep
ettiklerini" yazdı. Gazete; bu 9 ülkenin Türkiye'nin müzakerelerine
ilişkin genel bir çatışmadan kaçınmak ve olası bir
Fransa-Güney Kıbrıs ittifakı oluşması
koşullarını yaratmamak için geri adım
attığını da savundu.
Haberde ayrıca; söz
konusu raporda "Türkiye'nin Ankara Protokolü'nden doğan
yükümlülüklerini uygulamamasından ve Güney Kıbrıs'la
ilişkilerini normalleştirmemesinden ötürü üzüntü
duyulduğunun" da kaydedildiğini yazdı.
Güney
Kıbrıs-İsveç çatışması
Öte yandan gazete;
COREPER'in önceki günkü toplantısında Güney Kıbrıs ile
İsveç arasında 8 Temmuz süreci konusunda anlaşmazlık
yaşandığını yazdı.
Gazetenin elde ettiği
bilgilere göre İsveç Daimi Temsilcisi "Kıbrıs sorununun
çözümüne götürecek tek bir süreç olmadığını" ve
raporda 8 Temmuz süreci "tek çözüm süreci" olarak gösterildiği
için, bu değinmenin "ağırlığının
hafifletilmesi" talebinde bulundu.
Haberde; Rum Daimi
Temsilci Nikos Emiliu'nun ise buna itiraz ederek Güvenlik Konseyi
kararlarına atıfta bulunduğu ve bunun sonucunda söz konusu
ifadenin olduğu şekliyle raporda yer almasını
sağladığı kaydedildi.
KIBRIS
09/12/2007
Rumlar komisyona
koşuyor
İADE, 22
TAZMİNAT, 2 TAKAS... Taşınmaz Mal Komisyonu'na Rumlardan gelen
başvuru sayısı her geçen gün artıyor. Komisyon, 293'e
ulaşan başvurulardan 28'ini karara bağladı. Komisyon, 3'ü
için iade, 1 dosyaya çözümden sonra iade, 22 dosya için tazminat ve 2'si için
de takas kararı aldı. Takas formülüyle karara bağlanan
dosyalardan her ikisi de AİHM gündeminde başvurusu bulunan Mike
Timvios'a isimli Rum'a ait. Timvios'la ilgili AİHM kararının
önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor
Kıbrıs sorununun
temel noktalarından mülkiyet konusuna "iç hukuk" oluşturma
hedefiyle mahkeme statüsüyle çalışmalarını sürdüren
Taşınmaz Mal Komisyonu üyeleri Strasburg'da Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi yetkilileriyle görüştü.
Bu arada AİHM'in
önerisiyle yaklaşık 2 yıl önce kurulan ve Rumlardan gelen
mülkiyetle ilgili talepleri değerlendiren komisyona Rumlardan gelen
başvuru sayısı 293'e ulaştı, bunlardan 28'i de karara
bağlandı.
Komisyonun Strasburg
temasları
Komisyon üyeleri
Strasburg'da AİHM yetkililerine çalışmaları hakkında
bilgi verdi.
Taşınmaz Mal
Komisyonu Başkanı Sümer Erkmen başkanlığındaki
komisyon üyeleri, 4 gün süren temaslarını tamlayarak önceki
akşam adaya döndü.
Erkmen, temaslarında
komisyonun çalışmaları hakkında bilgi verdiklerini söyledi
ve "Çok yararlı geçti" dedi.
Başvuru
sayısı 293...28'i karara bağlandı...
Bu arada komisyona
Rumların başvuruları sürüyor.
TAK muhabirinin
derlediği bilgilere göre Taşınmaz Mal Komisyonu'na Rumlardan
gelen başvuru sayısı 293'e ulaştı.
Başvurulardan 28'ini
karara bağlayan Komisyon, 3'ü için iade, 1 dosyaya çözümden sonra iade, 22
dosya için tazminat ve 2'si için de takas kararı aldı. Takas
formülüyle karara bağlanan dosyalardan her ikisi de AİHM gündeminde
başvurusu bulunan Mike Timvios'a ait.
Timvios'la ilgili takas
kararı emsal...
Öte yandan AİHM gündeminde
başvurusu bulunan Mike Timvios isimli Rum'un komisyonla "takas"
konusunda uzlaşmaya varmasıyla ilgili AİHM kararının,
önümüzdeki günlerde netleşmesi bekleniyor.
Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi nezdinde başvurusu olmasına karşın
KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurarak kuzeydeki eski
malına karşılık güneydeki Vakıf malını alma
konusunda uzlaşmaya varan Mike Timvios'un komisyonla anlaşması,
AİHM'in gündeminde bulunuyor. Rum Yönetimi'nin yoğun
girişimlerine rağmen ilgili anlaşmanın AİHM
tarafından onaylanmasıyla komisyonun "iç hukuk" olarak
kabulü yönünde önemli bir adım atılacağı belirtiliyor.
Taşınmaz Mal
Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gündeminde
başvurusu bulunan Timvios ile ilgili "takas" kararıyla bir
ilke imza atmıştı. Örnek niteliğindeki söz konusu
kararın AİHM tarafından da onaylanmasıyla, AİHM
gündemindeki diğer davalara da emsal oluşturması bekleniyor.
İade hangi
şartlarda... Tazminatla mülkiyet hakkı ortadan kalkıyor
Taşınmaz Mal
Komisyonu, uzun tartışmaların ardından 19 Aralık
2005'te yasalaşarak uygulamaya giren mülkiyet yasası uyarınca
oluşturulmuştu. Anayasa'nın 159'uncu maddesine göre
hazırlanan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve
İadesi" adlı yasayla oluşturulan Komisyon, Kuzey'de kalan
eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi öngören yasayı
uygulamakla yükümlü bulunuyor.
Mülkiyet Yasası
uyarınca mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel
kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal
güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye
düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.
Tahsisten kullanımda
olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar
alınması halinde ise, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor.
Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı
dışında.
Aynı yasaya göre tazminata
karar verilmesi halinde, bu miktar devlet adına İçişleri
Bakanlığı tarafından ödeniyor. Tazminat alan Rum'un
mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor.
KIBRIS
08/12/2007
25
Kıbrıslı Türk ve 25 Kıbrıslı Rum öğrenci,
Avrupa Parlamentosu'ndaydı
Zaman zaman tansiyonun
yükseldiği panelde öğrenciler, Kıbrıs konusunda fikir
alışverişinde bulundu.
Aynı saatlerde bir
konferans için Parlamentoda bulunan Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile de bir araya gelen
Kıbrıslı Türk öğrenciler, Avcı'yı da yanlarına
alarak, 27 Avrupa Birliği üyesi ülkenin bayrakları önünde KKTC
bayrağı açarak fotoğraf çektirdi.
Avrupa Parlamentosu
Liberal Grup ve Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu
üyesi Karin Resetaris'in daveti ve Erasmus Öğrenci Ağı'nın
organizasyonuyla Brüksel'de bulunan 25 Kıbrıslı Türk
öğrenci temaslarını tamamladı.
Erasmus Öğrenci
Ağı'ndan verilen bilgiye göre temasları çerçevesinde
perşembe günü Avrupa Parlamentosu'nu ziyaret eden öğrenciler, burada,
Kıbrıslı Rum Parlamenter Marios Matsakis'in davetiyle Belçika'da
bulunan Kıbrıslı Rum öğrencilerle bir panelde buluştu.
Açılışta
kısa bir konuşma yapan Kıbrıslı Rum parlamenter Marios
Matsakis, 27 üye ülkeden farklı görüşlerdeki parlamenterlerin bu
çatı altında demokratik tartışmalar yaptığını
söyledi. Kıbrıs konusunun Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumlar açısından son derece önemli
olduğunu belirten Matsakis, "Ancak Parlamento'nun kalbi
Kıbrıs'la atmıyor. Kıbrıs burada ele alınan
konuların küçük bir parçası" dedi.
Matsakis'in ardından
söz alan Avusturyalı Parlamenter Resetaris ise, "Kıbrıs
konusu ufak ama bizim için özel bir konu. Tüm bu öğrenciler bu nedenle
burada" diye konuştu.
Öğrencilerin Brüksel
ziyaretinin ve panelin önemine işaret eden Resetaris,
"Kıbrıs son derece özel bir konu... Ve sizler de mevcut durumu
tartışmak ve Avrupa Birliği'nden beklentilerinizi ifade etmek
amacıyla buradasınız" dedi.
Erasmus Öğrenci
Ağı Kıbrıs Temsilcisi Moner Murtaja da, yeni nesiller
arasında güven tesis edilmesinin gerektiğine dikkat çekerek,
eğitim, kültür ve spor alanlarında işbirliğinin önemine
değindi.
Öncelikle
öğrencilere, Avrupa Parlamentosu'nun yapısı ve
işleyişiyle ilgili bilgi verilen panelde daha sonra interaktif bölüme
geçildi ve bu bölümde Kıbrıs konusu tartışıldı.
Oldukça hararetli
tartışmalara sahne olan panelde Kıbrıslı Türk
öğrenciler, eğitim ve kültür alanında maruz kaldıkları
izolasyonların kaldırılmasını ve Bologna sürecinde yer
almak istediklerini söylerken, Kıbrıslı Rum öğrenciler ise
Türk askeri adadan gitmeden ve tüm göçmenler evlerine dönmeden sorunun
çözümlenemeyeceğini savundu.
Resetaris ve Matsakis
zaman zaman ortamı sakinleştirmek için tartışmalara
müdahale etmek zorunda kalırken, Resetaris'in Kıbrıs sorununun
tarihi gelişimiyle ilgili bilgisi ve Kıbrıslı Rumların
bazı iddialarına Kıbrıslı Türkler lehine verdiği
yanıtlar dikkat çekti.
Kıbrıs sorunu
çözülmeden adanın Birliğe üye yapılmasının büyük bir
hata olduğunu vurgulayan Resetaris, "Kıbrıs sorunu 1974'te
başladı" diyen Rum öğrencilere, 1963 yılının
Aralık ayında yaşananları gözden kaçırmamalarını
salık verirken, olası bir çözümde tüm göçmenlerin evlerine dönmesini
beklemenin de mümkün olmadığını ifade etti.
Panelin ardından
Kıbrıslı Türk öğrenciler, Liberal grubun davetiyle bir
konferans vermek için Parlamento binasında bulunan Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı ile bir araya geldi.
Öğrenciler ve
Avcı, 27 Avrupa Birliği üyesi ülkenin bayrakları önünde,
beraberlerindeki KKTC bayrağı ile fotoğraf çektirdi.
KIBRIS
09/12/2007
Come clean on Swedish gaffe
By Jean Christou
THE
spokesman for presidential candidate Ioannis Kasoulides yesterday called on
President Tassos Papadopoulos to come clean on the actual statements he made
that upset the Swedish government.
Kasoulides spokesman Loucas Fourlas said the public had a right to hear what
the President had actually said, as opposed to what Papadopoulos claimed he
said about Swedish Foreign Minister Carl Bildt.
People have the right to hear what was said, and the truth cannot be hidden
from them, Fourlas said. He said voters wanted an honest President and not one
that tried to make a fool of the public.
The government has spent a week trying to fudge what Papadopoulos clearly said
at an EDEK gathering last Sunday when asked by reporters what Swedens stance
was on the issue of direct trade with the Turkish Cypriots.
Bildt favours direct trade as a means to aid the reunification of the island.
But Papadopoulos told reporters the Swedish Foreign Ministers view was not
shared by the Swedish government and that he himself had spoken to Swedish
Prime Minister Fredrik Reinfeld.
The government has spent days denying that Papadopoulos had said or implied any
difference of opinion between Bildt and his government.
Spokesman Vassilis Palmas interpretation of what Papadopoulos said was: He
did not say that different opinions existed within the Swedish government. The
President said he had spoken to the Prime Minister and left it at that.
A day later Papadopoulos said: When I was categorically asked about the
opinion of Mr Bildt, I said the positions of Mr Bildt were known, and I added
that I had spoken with the Prime Minister of Sweden, Papadopoulos said. It
doesn't mean one [comment] is connected to the other.
However, television clips from state broadcaster CyBCs main evening news
bulletin last Sunday show the President saying word for word: The position of
Mr Bildt is separate from Sweden, because I have spoken with the Prime Minister
of Sweden.
The Swedish government took the comment to mean exactly what it said, and made
it known that Bildt did in fact speak for the government of Sweden.
Papadopoulos gaffe also prompted Sweden to cancel a meeting with Foreign
Minister Erato Kozakou-Marcoullis. This led to a new round of fudging by the
government, which also ended in embarrassment.
The Annapolis Middle East Peace Conference was cited as the reason why the
Foreign Ministers visit to Sweden was cancelled, even though it took place on
November 27 three weeks before her scheduled trip.
The day after Palmas Annapolis excuse was debunked by media reports that the
Marcoullis visit was scheduled on December 18, Papadopoulos said the date had
been merely suggested but not finalised.
Cyprus Mail
09/12/2007
Rum'dan Annan planına daha güçlü "hayır"
ANNAN PLANI KONFEDERASYON ÖNGÖRÜYORDU"... Papadopulos:
Betonlaşma ve kolonizasyon Annan planının kabul edilemez
öngörülerinden yalnızca birkaçıdır... Bugün olanlar ve
peşinen yasadışı ve kabul edilemez olan Annan planını
kabul etseydik olacak olanlardan çok daha kötü değildir. Ancak o zaman
yasal ve bizim imzamızla olacaktı. Şimdi sadece, meşruiyet
örtüsü yoktur ve bu büyük bir şeydir... Annan planının
önerdiği rejim incelendiğinde, bunun federasyondan başka bir
rejim olduğunu anlar. O, dünyada bir benzeri daha olmayan bir konfederasyondu.
Biz tek uluslararası temsiliyeti ve tek egemenliği olan bir devlet
istiyoruz
Rum yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Annan
planının yeniden gündeme gelmesi halinde Rum halkının daha
gür bir sesle, yüzde 76'dan daha büyük oranda "hayır"
diyeceğini söyledi.
Papadopulos'un Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Simerini
gazetesiyle yaptığı mülakatta, Türkiye'nin AB süreciyle, BM
Genel Sekreteri Ban'ın Kıbrıs raporunu da değerlendirdi.
Simerini gazetesi söyleşiyi şu şekilde yer verdi:
"Rum Yönetimi Lideri Papadopulos lafı dolandırmadan,
Kıbrıs sorunundaki son gelişmelere değindi. BM Genel
Sekreteri'nin raporuna, şekillenmekte olan hareketliliğe atıfta
bulundu ve kendisine yönelik eleştirileri sert bir dille yanıtladı.
Açık mesajlar göndermek suretiyle Kıbrıslı Türk lidere de
değinmekte tereddüt etmedi. 'Kırmızı çizgiler' belirliyor,
seçilmesi halinde, yeni 5 yıllık iç politikamızın
eksenlerini tarif ediyor ve mümkün olduğunca çabuk çözüm vaadinin
altını çiziyor.
Ban'ın Kıbrıs raporu
Soru: Sayın Başkan, BM Genel Sekreteri'nin UNFICYP'in görev
süresinin uzatılmasına ilişkin raporunun olumsuz bir
gelişme olduğu genel kabul görüyor. Siz bu değerlendirmeye
katılıyor musunuz?
Yanıt: Gerçekten de olumsuz unsurları var ancak, daha önceki
olumlu tezlerimizin tekrar edilmesi gibi çok sayıda olumlu unsur da
içeriyor. Ancak gerçekten de raporda ifade edilenlerden ilk birkaçına ve
ifade edilmeyenlere katılmıyoruz. Mesela; Kıbrıs'ta
Kıbrıslı Türklerin 'izolasyonları' olduğunu kabul
etmiyoruz. Kıbrıslı Türklerin var olduğunu iddia ettikleri
tek 'izolasyon' işgal askerinin varlığının ve
denetiminin sonucudur. Doğal olarak başka şeyler de var.
Boyunduruk altındaki sahte devlet; Kıbrıs'ta ayrı hukuki
varlık olduğunu öne çıkarmak ve talep etmek için uluslar
arası örgütlerde varlık göstermeye
çalıştığında, her seferinde bizi
karşısında bulur. Bunu, 5 Eylül 2007'deki görüşmemizde
Talat'a da söyledim. Bugüne kadar bu taktikleri özde tanınmaya yönelikti.
Bu sonucu elde edemediler. Tek başına bu olgu; faaliyetlerimizin
sonuç getiriciliğinin göstergesidir. İstisnalar kaideyi bozmaz. BM
Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un, Türk tarafının bu aşamada
tanınma değil siyasi açıdan yükselme talep ettiğini
anlayacağını bekliyoruz.
Soru: Bazı unsurların 'ifade edilmemesinden' dolayı
karşı çıktığınızı söylediniz.
Yanıt: Evet. Rapordaki ihmallere de yoğun şekilde
karşı çıkıyoruz. Genel Sekreter Kıbrıslı
Türklerin 'izolasyonundan' bahsedip, Kıbrıslı Türklerin insan
haklarının ihlal edilmesinden, Kıbrıs Rum malı
gasplarından, kültürel miras tahribinden ve diğer onca şeyden
söz etmemezlik edemez. İnsan haklarına saygı tek taraflı
olamaz. Türk askerinin ve Kıbrıs Türk liderliğinin süregelen,
her gün olan ihlalleri, maksatlı olarak ve 'önceki BM raporlarında
ifade edildiği' gerekçesiyle görmezden gelinemez.
Soru: Sayın Başkan, acaba bu rapor; dış
politikamızın sonuç getiricilik konusundaki acizliğini mi
gösteriyor? Acaba ikna mı edemedik?
Yanıt: Asla. Türk tarafının bu dönemdeki hedefinin
işgal bölgelerinin yükseltilmesi olduğunu ve bütün
çabalarını bunun üzerinde yoğunlaştırdığını
tekrarlıyorum. BM'nin iyi niyet misyonu sunma ve rolünü oynama
çabasında, BM birimlerinin 'dengeli tutumlara' sahip görünmek
istediklerinden kuşkulanıyorum. Belki de Türk tarafına bu tatmini
vermenin iyi olduğunu düşündüler. Ancak Strovilya'da (Akyar) ihlaller
olduğunu ve UNFICYP'in görev süresinin; teşekkülünde ve yetkilerinde
hiçbir değişiklik olmaksızın yenilenmekte olduğunu
gözden kaçırmamamız gerekir. Bunu; Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti
için olumlu ifadeler içine katıyorum.
Soru: Ban Ki-Moon'un raporunda işaret ettiği onca şey
ile 2008 bir inisiyatifler yılı mı olacak? Somut hareketler
bekliyor musunuz?
"Son fırsatlar yoktur"
Yanıt: BM Genel Sekreteri'nin açıklamasının, bu yön
açısından; elimizde bulunan diplomatik ve basın bilgilerine eklenen
en güvenilir bilgi olduğunu düşünüyorum. Bunu; Annan
planının reddedilmesi ile 'son fırsatın' da
yitirildiğini iddia edenler artık iyi duysunlar. Söylemekten
yorulmayacağım. 'Son' fırsatlar yoktur. Genel Sekreter; 2008'de
bir inisiyatif almak istediğini söylüyor. İki toplumun
Kıbrıs sorununu çözme yönünde siyasi iradesini pratikte görmek
istiyor. Bizim siyasi irademiz vardır. Ancak Türk tarafının da
aynı siyasi iradeye sahip olması gerekir, ki şu ana kadar böyle
bir şey yoktur. BM inisiyatifinin ne zaman ve nasıl cereyan
edeceği henüz açıklığa kavuşmadı. Biz
hareketlilik ve inisiyatif istiyoruz. Bunu uzun zamandır istiyoruz.
Dolayısıyla Genel Sekreter'in yeni bir inisiyatifini memnuniyetle
karşılarız.
"Planı reddettik, çözümü değil"
Soru: Referandumdan bugüne kadar çözüm yönünde özlü bir inisiyatif
üstlenmemekle suçlanıyorsunuz. Kıbrıs halkının
iradesini doğru yönetmediğinizi söylüyorlar.
Yanıt: Tamamen dayanaksız bir iddia. Bu bir slogandır.
Aldatıcı bir slogan. Çünkü 'EVET'i yönetmek zorunda kaldık. Çünkü
referandumdan önce bizim tarafça verilmiş; Annan planının kabul
edileceği sözleri ve vaatleri vardı. Planı halk reddetti.
Dolayısıyla ilk önce, bu planı reddetmekle çözümü de
reddetmediğimizi izah etmemiz gerekti. Planın reddedilmesinin
ardından Avrupa'da ve başka yerlerde; hayal
kırıklığından öfkeye kadar varan tepkilerle
karşılaştığımızı bilmeyen biri
olduğunu zannetmiyorum. Hemen sonrasında, inisiyatifler BM ilgisinin
yeniden gündeme gelmesi üzerinde yoğunlaştı. Siyasi mücadele
alanında bir gün içerisinde bir şeyler başarılmaz.
Çeşitli ülkelere bir dizi ziyaret gerçekleştirerek, görüşerek,
argümanlar, inisiyatifler ortaya koyarak ve faaliyetlerde bulunarak; Annan
planını reddetmemizin 'çözümü' de reddettiğimiz anlamına
gelmediği konusunda ikna etmeyi başardık. Kıbrıs'taki
siyasi güçlerin sürekli 'Bu Başkan çözüm istemiyor' şikayetlerine
rağmen. Ana isteğimiz Annan planından kaçmaktı. Bunu
başardık. Bugün sadece Türk tarafı; müzakerelerin ve yeni
inisiyatifin yeniden başlamasını ve kabul etmek için Annan
planının yeniden gündeme gelmesinde ısrar ediyor. Yeni
inisiyatifin, üzerinde bazı değişiklikler yapılarak; ben
buraya dekoratif ifadesini ekliyorum, Annan planına dayanması
gerektiğini durmadan tekrarlıyorlar. Ve maalesef, bazı
Kıbrıslı Rumlar da benzer tezler ortaya koyuyor. Acaba, bizim
inisiyatifimizle başarılan ve 8 Temmuz anlaşmasını
gündeme getiren Şubat 2006'da Paris'te Annan'la görüşmeyi küçük bir
başarı olarak mı görüyorlar? Maalesef yalnızca burada,
Ada'mızda bazı vatandaşlarımız bu anlaşmayı
küçümsüyor ve hatta hakaret ediyorlar. Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi 8
Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesini desteklerken, hayata
geçirilmesinde şahsen Genel Sekreter de, bütün AB üye ülkeleri de
ısrar ederken. Ancak başka bir şeye işaret etmek istiyorum.
Başka zamanlarda tamamen Amerikalıların ve İngilizlerin
ayrıcalığıyken bugün Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerin
beşinin de Kıbrıs sorununa müdahil olması bizim
inisiyatifimiz değil mi? Son olarak; Türkiye'nin AB ile Müzakere
Çerçevesi'ne Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı
yükümlüklerinin eklenmesi bizim inisiyatifimiz ve ısrarımızla
olmadı mı? Bunlar ve zamanın sıralamama müsaade
etmediği daha birçok şeyin önemini ancak kötü niyetliler görmez ve
anlamaz.
"Türkiye'yi veto etseydik yalnız kalırdık"
Soru: Sayın Başkan, Müzakere Çerçevesi'nde yer alanlar hiçbir
zaman hayata geçirilmedi. Açık çekler duruyor mu?
Yanıt: Bu da ne demek? Acaba bu Türkiye'nin yükümlülüklerini
azaltıyor mu? Acaba, Türkiye'nin kabul ettiği AB kararları,
tıpkı BM kararları gibi; karşılıksız çek
olarak kaldığı için faydalı dolmadığını
söyleyen mantığı mı benimseyeceğiz? AB Türkiye'nin
önüne şartlar koydu. Bu ülke bu şartlara uymadığı
sürece, bu şartlar Türkiye'ye sürekli tekrarlanacak ve Türkiye gerekli
bedeli ödeyecek.
Soru: Türkiye'nin üyelik talebini veto etmemekle suçlanıyorsunuz.
Yanıt: Beni eleştirenler ne diyorlar? Veto kullanmalı
mıydım? Tamamen yalnız kalmayı o zaman yaşardık.
Çünkü bir şeyi anlamamız gerekir. AB'de bazı halklar,
Türkiye'nin AB'ne katılmasını istemiyor olabilirler, hatta
bazı hükümetler de aynı şeyi isteyebilir ancak hiçbir ülke öne
çıkarak Ankara'nın üyelik sürecini bloke etmeyi üstlenmez. Hiçbir
ülke Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin kesilmesine neden olmak istemez. Kıbrıs
bunu yapabilecek durumda mı, hangi bedele karşılık?
Türkiye'nin Avrupa perspektifini kesintiye uğratırsak, elimizde
Türkiye'ye karşı hangi baskı unsuru kalacak? Sayısal
açıdan küçük iki parti dışında Ulusal Konsey'in hiçbir
üyesi, bunun altını çiziyorum; hiçbir üyesi veto kullanılması
gerektiğini asla tavsiye etmedi. Veto kullanılmasının
doğru bir politika olacağına da inanmıyorum. Çünkü,
tekrarlıyorum; böyle bir şey bütün planlarımızı havaya
uçurur. Şu anda Portekiz dönem başkanlığının
açmak istediği iki müzakere başlığı var. 35
başlıktan tamamen teknik olan ve hiçbir siyasi alanı ve önemi
olmayan 2'si. Acaba tavsiye her ne olursa olsun veto kullanmamız
gerektiği mi? ne başarmak için? Kıbrıs diğer bütün 26
AB üyesi ülke tarafından suçlansın diye mi? Buna inanan biri varsa,
bunu resmen kamuoyuna söylesin. Her başlığın
görüşülmesinde Kıbrıs sorununun yönlerini ve Türkiye'nin
ihlallerini gündeme getiriyoruz, itirazlarımızı ortaya ve
şartlarımızı ortaya koyuyoruz. Bazıları
benimseniyor ve Türkiye'nin yükümlülüklerine ekleniyor.
Kıbrıs sorunu siyasi sorundur
Soru: Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili olarak neredeyse 35
yıldır tartışılıyor. Acaba geriye kalan sorunun
hukuki yönleri mi? Nihayetinde Kıbrıs sorunu hukuki mi, siyasi mi?
Yanıt: Kıbrıs sorunu en başta, siyasi sorundur.
Esasa ilişkin yönleri geçmişte de tartışıldı.
Ancak mantıklı görüşlerimiz ve tezlerimiz benimsendi. Aksine,
bütün bu yıllar içerisinde her seferinde Türkiye kabul edilemez
taleplerini yükseltiyor. Türk tarafı federasyonu kabul ile
başladı ve bugün iki devlet istiyor. 'Her şey
tartışıldı, elimizde olanı söyleyelim ve söyledik'
tezi Talat'ın tezlerine benziyor. Sayın Talat 'her şey
görüşmeye açıktır, Annan planı çok dikkatle
hazırlandı ve hazırlanması için yıllar gerekti, daha
fazla çabaya gerek yok' diyor. Bu açıklama, tek başına, Gambari
Anlaşmasının iptalini öngörüyor. Çünkü Gambari
Anlaşmasının özü, bu müzakerelerden Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm çıkması için, Kıbrıs sorununun
önemli yönlerinin çalışma gruplarında
'hazırlanması'dır.
Soru: Acaba, radikal bir çözüm önerisinin zamanı mı? Acaba
tamamen yeni bir teori ve yaklaşımın zamanı
mıdır?
Yanıt: Böyle olanaklar görmüyorum ama iki toplumlu iki kesimli
federasyon çerçevesinden kaçarsak da hiçbir şey kazanmayacağız.
Tam aksine çok şey kaybedeceğiz, en başta da itibarımızı...
Soru: Zürih'e dönüş arzu edilen bir istikamet olabilir mi?
Yanıt: Zürih statüsüne dönüş talep etmiyoruz. Kesinlikle
hayır. Zürih-Londra Anlaşmaları'nın öngördüğü gibi
'üniter' devlete geri dönebileceğimiz yönündeki her türlü beklenti geride
kalmıştır.
Soru: 'Biz burada onlar orada' diyen seslerin arttığı
söyleniyor ve yazılıyor. Üçüncü tarafların önünde;
Kıbrıs sorununa özlü çözüm bulunmasından sonra, mevcut durumun
ikinci en iyi çözüm olduğunu söylemekle suçlanıyorsunuz
Yanıt: Asla böyle bir şey demedim. Bunu yayanın,
İngilizce olarak ne dediğimi anlamadığı ortadadır
çünkü İngilizcesi iyi değildir. Bunu o zamanlardan
yalanlamıştım. 'Onlar orada, biz burada' çözüm değildir.
Hiçbir şekilde. Kıbrıs sorununun sonu da olmaz. Aksine, yeni çok
daha beter maceraların başlangıcı olur. Kıbrıs,
nihayetinde tamamen Türkleşmeye sürüklenmeden; sınırlara ve
bölünmeye tahammül edemez. Fanatik şekilde bu teorinin
karşısındayım. Ancak, kamuoyunda bu görüşlerin
artmakta olduğuna da katılmıyorum. BM'nin yaptıkları
da dahil olmak üzere, kamuoyu araştırmaları tekrar incelenecek
olursa, Kıbrıslıların gerçek talepleri saptanır.
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk
vatandaşların ikinci tercihi de Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesidir.
Yeniden hayır
Soru: Annan planı bazı dekoratif değişikliklerle
yeniden gündeme gelecek olursa yine gür bir hayır diyeceğinizi
açıkladınız.
Yanıt: Bunu tekrar tekrar söylüyorum. Annan planı yeniden
gündeme gelirse vatandaşlar yine gür bir hayır diyecekler. %76'dan da
büyük bir oranda.
Soru: Bundan sonra hangi plan gelirse gelsin, daha iyi
olacağından emin miyiz?
Yanıt: Uluslar arası sahneyi ve müzakerelerdeki güçler
dengesizliğini çok iyi biliyorsunuz. Sonuçtan kimse emin olamaz. Emin
olduğumuz şey, ne talep edeceğimizdir. Cesaret ve
kararlılıkla. Daha iyi bir çözüm başarabileceğinden 'emin
olmadığı' için yılgınlığa teslim olur ve
daha iyi bir kader için mücadele etmezse, halk ve tarih neslimizi
kınayacak.
Soru: bekleme tasarrufumuz var mı? İşgal bölgelerindeki
'gerçekler' katlanarak artıyor ve her gün nahoş gelişmelerle
karşılaşıyoruz.
Yanıt: hangi 'gerçeklerden' söz ediyorsunuz?
Soru: Kolonizasyondan, betonlaşmadan, sahte devletin
yükseltilmesinden...
Yanıt: Betonlaşma ve kolonizasyon Annan planının
kabul edilemez öngörülerinden yalnızca birkaçıdır. Haritaya
bakın ve ne kadar büyük bir alandaki
vatandaşlarımızın, Türkler tarafından gaspedilen
mülklerinin betonlaştığını görün. (Annan planına
evet deseydik) Kıbrıslı Türklerin imzalarımızla
alacakları ve kendi rızamız ve onayımızla onların
sahipliğinde kalacak olanlar bunlardır. Kolonizasyona gelince, Annan
planının yerleşiklerle ilgili öngörüsünü hatırlıyorum.
Yabancıların Türklere 'gitmek istemeyen tek bir yerleşik bile
gitmeyecek' şeklindeki vaatlerini. Dolayısıyla, bugün olanlar ve
peşinen yasadışı ve kabul edilemez olan, Annan
planını kabul etseydik olacak olanlardan çok daha kötü değildir.
Ancak o zaman yasal ve bizim imzamızla olacaktı. Şimdi sadece,
meşruiyet örtüsü yoktur ve bu büyük bir şeydir.
Soru: Herhangi yeni bir inisiyatif için ön hazırlığa gerek
var mı? Sayın Talat maksatlı olarak
oyaladığınızı söylüyor.
Yanıt: Sayın Talat iki aylık bir ön hazırlık
arzu ediyor çünkü prosedürün bu şekilde hızlanacağına
inanıyor. Bize göre; bu dikkate alınırsa, hızlanacak tek
şey çıkmazın teyidi olacak. Çünkü ön hazırlık olmadan
görüşmeler nereye varacak? Sayın Talat kendi tezini ben de kendi
tezimi söyleyim ve sadece çıkmazı saptayalım, BM ve AB de;
Kıbrıs sorununun çözümsüz olduğu, tek çözümün mevcut fiilî durumun
idamesi ve iki devlet çözümü olduğu görüşünün temelini
oluşturacak çıkmazı resmileştirsin.
Ama iyi bir ön hazırlıkla, her bir konunun çözümü için
dengeli öneriler hazırlanacak, biz de bunları görüşmeye
hazır olacağız.
Soru: İki kesimli iki toplumlu federasyon talep ediyoruz. Siz ise
açıklamalarınızda 'doğru içerikle' ifadesini ekliyorsunuz.
Bu tam olarak nedir?
Yanıt: Çeşitli türlerde federasyonlar var, çoğu
federatif oluşumlarda farklılıklar var. Ancak hepsi; bir
başka şey değil, federasyon olması için bazı ilkeler
içerir. Mesela, Annan planının önerdiği rejim
incelendiğinde, bunun federasyondan başka bir rejim olduğunu
anlar. O, dünyada bir benzeri daha olmayan bir konfederasyondu. Biz tek uluslar
arası temsiliyeti ve tek egemenliği olan bir devlet istiyoruz.
Herhangi başka bir şey, talebimizin dışındadır.
Hiçbir şekilde, sakinlerinin ırk kriterleriyle oy
kullandığı etnik açıdan arı bölgeleri kabul etmeyiz.
Bizi taksim ve ayrılma olasılığından koruyacak
bağlayıcı bir halkaya ihtiyacımız var. Belçika'da
olanlara bakın, Çekoslovakya'da olanlara bakın. Dolayısıyla,
federal bir çözümün 'doğru' içeriğini güvence altına
almamız hayati öneme sahiptir. Talep ettiğimiz çözüm felsefesi;
işleyebilir, yaşayabilir ve daimi olacak bir iki bölgeli iki toplumlu
federasyondur."
KIBRIS 10/12/07
BM'nin KKTC raporu Rusyayı
kızdırdı
Ali RUHLUEL
DHA
BİRLEŞMİŞ Milletler
(BM) Genel Sekreteri Ban-Ki Moonun son raporunda yer alan izolasyon vurgusu
Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi konumundaki Rusyayı
kızdırdı.
Güney Kıbrısta temaslarda bulunan
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, BM Genel Sekreteri
Ban Ki-Moonun son raporunda Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonlara ilişkin ortaya koyduğu tutumu eleştirti. Bugün Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile bir araya gelen Sergey Lavrov,
Kıbrıs konusunda belirli kanıtlar ve gerçeğe dayanan
olaylardan bahsetmek gerektiğini iddia etti. Lavrov, Umarım Ban- Ki
Moonun gelecekte hazırlayacağı raporlar gerçeği
yansıtır'' ifadelerini kullandı.
Lavrov, hazırlanan raporların
yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda konunun siyasi boyutunu da
yansıtması gerektiğini belirtti.
Sergey Lavrov, Genel Sekreterin
hazırladığı raporda, Papadopulosun girişiminden ve bu
konuda Genel Sekretere gönderdiği mektuptan bahsetmemesinden dolayı
şok olduğunu da ifade etti. Görüşmeden sonra Papadopulos ve
Lavrov, Güney Kıbrıs ile Rusya arasındaki sıkı
işbirliğinden duydukları memnuniyeti dile getirdi.
MILLIYET 11/12/07
Rumlar
hariç AB'den Kosova'ya destek var
11/12/2007
RADIKAL
PRİŞTİNE -
AB-ABD-Rusya troykasının Kosova'nın çoktan çökmüş nihai
statü müzakerelerinde 'uzlaşmaya varılamadığına' dair
raporunu dün BM'ye sunmasıyla, Kosovalı Arnavutların tek
yanlı bağımsızlık ilanına gidecek süreç
başladı. Vakit yitirmeyen Arnavut liderler, Sırbistan'dan
bağımsızlığı öngörülen mayıstan çok önce
ilan edecekleri ve konuyu kendilerini destekleyen ABD ve AB'yle görüşmeye
derhal başlayacaklarını duyurdu. Dünkü AB
dışişleri bakanları toplantısında, KKTC'nin
uluslararası tanınmasının yolunu açacağından
korkan Kıbrıs Rum Yönetimi hariç, 26 üye Kosova'nın
bağımsızlığına yeşil ışık
yaktı.
'Mayıstan bile
önce bağımsız oluruz'
Müzakere heyetinden İskender Hüseyni,
"Bağımsızlık ilanına gidecek adımları
koordine etmek için kilit uluslararası ortaklarımızla
istişarelere bugün başlıyoruz" dedi. Hüseyni, Kosova
kurumlarının bölgenin geleceğini çok yakında
açıklığa kavuşturacağını söyleyip
mayıstan önce bağımsızlık ilanından söz ederken,
diplomatlar olası tarihi Sırbistan başkanlık seçiminin
zamanlamasına göre ocak ya da şubat olarak yorumladı. Priştine'de
binlerce öğrenci, 'Bağımsızlık' diye
bağırıp 'Avrupa birlik göster' pankartlarıyla yürüdü.
Dün AB dışişleri bakanları toplantısına ortak
tutum belirleme çabası damgasını vurdu. Britanyalı bakan
David Miliband, BM kararı olmadan Kosova'nın bağımsızlığını
tanımaya istekli olduklarını söyledi. İsveçli bakan Carl
Bildt "Fiili görüş birliği hasıl. BM kararı olmadan
çözümü kabul edemeyen tek ülke var" derken, Lüksemburglu bakan Jean
Asselborn "Kosova'nın bağımsızlığıyla
ilgili kocaman sorunları olan Kıbrıs hariç, tüm ülkeler bu yönde
gidiyor" diye ekledi. Ama ayrılıkçı bölgelerin
azacağı endişesiyle İspanya, Yunanistan, Romanya,
Slovakya'nın da rahatsızlığı var. Dışişleri
bakanları bildirisi, "Sırbistan'ın da Kosova'nın da
geleceği AB'de" tesellisi sundu.
Lavrov: Zincirleme
etki yaratır
Yazın BM Temsilcisi Martti Ahtisaari'nin şartlı
bağımsızlık planını BM Güvenlik Konseyi'nde bloke
edip 19 Aralık'ta yapılacak yeni oturumda veto kartını
hazır tutan Rusya ise, Dışişleri Bakanı Sergey
Lavrov'u Rum Yönetimi'ne gönderdi. Rum lider Tasos Papadopulos'la görüşen
Lavrov, "Kosova'nın tek taraflı
bağımsızlığının sonuçları olur.
Uluslararası hukukun ihlali, Balkanlar ve dünyanın diğer bölgelerinde
zircirleme tepkimeye yol açar" uyarısı yaptı. BM Genel
Sekreteri Ban ki Mun'un son raporunda Kıbrıslı Türklere tecridin
kaldırılması çağrısı yapmasının,
Güvenlik Konseyi'nin onaylayacağı kararda yer almayacağı
güvencesi veren Rus bakan, "Kıbrıs ve Kosova sorunlarında
yapay takvim dayatılmasına karşıyız"
çıkışını yaptı. Lavrov, raporu Papadopoulos'un
önerilerine yer vermediği gerekçesiyle eleştirdi. (afp, Reuters, aa)
Rum gencinin Türkçe ilgisi
11/12/2007 RADIKAL
AA - LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum kesimindeki lise öğrencisinin Türkçe'ye ilgisinin
arttığı, bu yıl her 15 öğrenciden birinin Türkçe
öğrendiği kaydedildi. Fileleftheros'a göre, İngilizce ve
İtalyanca'nın ilk sırayı paylaştığı
yabancı dillere ilgi sıralamasında Türkçe, Rusça ve
Almanca'nın önüne geçti. Hükümetin Türkçe'nin okutulması kararı
aldığı 2003'te Türkçe dersini lise 2. sınıflardan
sadece 84 öğrenci (yüzde 1) seçerken, bu yıl 587 öğrenci (yüzde
7.45) Türkçe öğreniyor. Bu da her 15 öğrenciden birinin Türkçe'yi
seçmesi demek. Fransızca'ya talep düşerken, İtalyanca ve
İspanyolca öğrenmek moda.
AB, BM'nin devreye girmesini bekliyor
Avrupa Birliği'nin BM Güvenlik Konseyi kararı
olmaksızın Kosova'nın
bağımsızlığını tanımaya hazır
olduğunu ancak AB üyesi olan Kıbrıs Rum tarafının bunu
destekletme "büyük sorun yaşadığı" ve bu sorunun
aşılması için BM Güvenlik Konseyi'nin devreye girmesinin
beklendiği bildirildi.
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, AB'nin BM
Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın Kosova'nın
bağımsızlığını tanımaya hazır
olduğunu söyledi.
Bildt, AB dışişleri bakanlarını
buluşturan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'ne
girişinde yaptığı açıklamada, bu konuda AB'de
"fiili görüş birliği" bulunduğunu belirterek, 27
üyeden sadece birinin çekincesi olduğunu bildirdi.
Bildt, ısrarlı sorulara rağmen Kosova'nın
bağımsızlığını tanımaya hazır
olmayan AB üyesini söylemekten kaçındı.
Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ise üye
adı vererek Kıbrıs Rum kesiminin Kosova'nın
bağımsızlığını desteklemede "büyük
sorun yaşadığını" ve konunun BM Güvenlik Konseyi
tarafından çözülmesini beklediğini ifade etti.
Kıbrıs Rum kesimi, Kosova'nın
bağımsızlığının KKTC için model
oluşturmasından endişe ediyor.
Kosova Hükümet Sözcüsü: Mayıstan
önce bağımsızlığınızı ilan
edeceğiz
Öte yandan Kosova hükümet sözcüsü İskender Hüseyini, dün
yaptığı açıklamada, Kosova'nın mayıs ayından
önce Sırbistan'dan bağımsızlığını elde
edeceğini söyledi.
Kosovalı Arnavut liderlerle görüştükten sonra Associated
Press haber ajansına konuşan Hüseyini, Kosova'nın bundan sonra
kendi gündemiyle ilgileneceğini, ancak
bağımsızlığın kesinlikle mayıstan önce ilan
edileceğini kaydetti.
Kosova'nın gelecek yılın ilk aylarında
bağımsızlığını resmen ilan etmesi
bekleniyor. Kosovalı liderler, AB ve ABD'nin onayı olmadan tek
taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan
etmeyecekleri konusunda söz vermişlerdi.
KIBRIS 11/12/07
Raporda Rum tarafının reddettiği ifadeler Güvenlik
Konseyi kararı dışında kalacak
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon'un son Kıbrıs raporunda yer alan ve Rum
tarafınca reddedilen ifadelerin, ileriki günlerde Güvenlik Konseyi
tarafından onaylanacak karar tasarısının
dışında kalacağını söyledi.
Rum basın haberlerine göre, resmi temaslarda bulunmak için önceki
gün Kıbrıs Rum kesimine giden Lavrov, Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli ile
görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, tüm
raporları dikkatlice incelediklerini, ancak bunların karar
değil, rapor olduğunu, kararların Güvenlik Konseyi metinlerinde
bulunduğunu kaydetti.
Lavrov, "önemli olan ve de ölçü kabul edilenin BM raporları
değil, Güvenlik Konseyi kararları olduğunu" belirtti.
Ban'ın 2008'in "Kıbrıs sorununun çözüm
yılı" olması şeklindeki arzusuna değinen Lavrov,
saygısını dile getirdiği Genel Sekreterin herhangi bir
müzakereye ilişkin zaman çerçevesini belirleme hakkına sahip
olmadığını, zaman çerçevesini tarafların kendilerinin
belirleyebileceğini ifade etti. Lavrov, çözümün yaşayabilir, adil ve
BM Güvenlik Konseyi kararlarına dayalı olması gerektiğini
yineledi.
Çözüm süreciyle ilgili gecikme konusunda ise Lavrov, BM Genel
Sekreteri'nin iyi niyet misyonunun faaliyete geçmesi için her şeyin
yapılması gerektiğini de ifade etti.
Kıbrıs ve Kosova konusunda "yapay takvimler"
Kıbrıs ve Kosova sorunları gibi konularda "yapay
takvimlerin" dayatılmasına karşı olduğunu
belirten Lavrov, "Kim bazı takvimlerden bahsediyorsa, özünde,
uzlaşıcı çözüm bulunmasıyla ilgili herhangi bir çabaya son
verir" diye konuştu.
Ülkesinin 8 Temmuz sürecini desteklediğini ifade eden Lavrov, 8
Temmuz anlaşmasıyla bazı iyimserlik belirtilerinin var
olduğunu, ancak o dönemden itibaren Kıbrıs sorununun çözüm
sürecinde bir çıkmazın gözlemlendiğini söyledi.
Markulli
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli
de, Lavrov'a Kıbrıs sorunundaki "son gelişmeler
hakkında bilgi verdiğini" ifade ederek, Rusya ve
halkının Kıbrıs sorununa uluslararası hukuk ve BM
kararları çerçevesinde çözüm bulunmasıyla ilgili desteğine
yönelik, Rum hükümeti ve halkının minnettarlığını
dile getirdiğini söyledi.
BM Genel Sekreterinin "2008'in Kıbrıs sorununun çözüm
yılı olması" şeklindeki öngörüsünün sorulması üzerine
Markulli, Rum tarafının, Kıbrıs sorununun BM
kararları, 8 Temmuz anlaşması ve Gambari süreci temelinde
çözümlenmesiyle ilgili BM girişimlerine yanıt vermeye hazır
olduğunu, bu yönde siyasi iradelerinin mevcut olduğunu savundu.
Rum tarafının 8 Temmuz anlaşmasının derhal
yerine getirilmesine hazır olduğunu söyleyen Markulli, "Türk
tarafının seçimi bahane ederek buna yanıt vermediğini"
ileri sürdü.
Markulli, Lavrov ile iki ülke arasındaki ilişkileri de ele
aldıklarını, bu ilişkilerin tüm alanlarda genişletilmesi
konusunu görüştüklerini ifade etti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov,
temasları kapsamında, önceki gün Limasol'da Rusya Ticari
Bankasının yeni şubesinin açılışını da
yaptı.
Lavrov, ayrıca Limasol Belediye Başkanı Andreas
Hristu'ya "Aleksander Puşkin" ödülü verdi.
KIBRIS 11/12/07
Babacan: Kıbrıs Türklerinin
cezalandırılması birçok ülkenin vicdanını
rahatsız ediyor
Babacan, 2008 bütçe
görüşmelerinin ele alındığı TBMM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin, nihai hedefinden herhangi bir sapma
olmadan kendi mecrasında ilerlediğini belirterek, reform sürecinin
yavaşladığı yolundaki değerlendirmelerin doğru
olmadığını bildirdi.
Reform sürecini devam ettirmekte kararlı olduklarını
ifade eden Babacan, Türkiye'nin AB'nin sözünü yerine getirmesini
beklediğini kaydetti.
Babacan, AB'nin 2004 yılında KKTC üzerindeki
izolasyonları kaldırma kararına rağmen, uluslararası
toplumun gerisinde kaldığına işaret etti.
Babacan, Kıbrıs Türk halkının, Ada'da çözüm için
gerekli duyarlığı sergileyen taraf olduğu halde, hala
cezalandırılmasının pek çok ülkenin vicdanını
rahatsız etmeye başladığını söyledi.
TC Dışişleri Bakanı Babacan, KKTC'nin dış
temsilciliklerinin sayısının 14'e
çıktığını, ülkede açılan yabancı temsilcilik
sayısının da 7'ye ulaştığını
belirterek, ABD, İngiltere ve Fransa başta olmak üzere pek çok
ülkenin KKTC pasaportlarını kabul ettiğini kaydetti.
KIBRIS 11/12/07
2008'de görüşme süreci hızlandırılmalı ve
bir an önce görüşme masası oluşturulmalı
DÜNYA ARTIK İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI SÖYLEMLERİNDE
BULUNUYOR"...
Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'na
"evet" demesiyle gerek ekonomide gerekse dış politikada
birçok gelişmeler yaşandığının altını
çizen Başbakan Soyer, "Dünya artık Kıbrıs Türkü'ne
yönelik izolasyonların kaldırılması ve eşitlik gibi
söylemlerde bulunuyor" dedi
"KIBRIS TÜRK İŞ DÜNYASI DÜNYA İLE REKABET
EDEBİLECEK NOKTADA AMA..." Kıbrıs Türk iş
dünyasının dünya ile rekabet edebilecek bir noktada olduğunu,
ancak eşit şartlarda olunmasının da çok önemli
olduğunu anlatan Başbakan Soyer, izolasyonların kalkması,
direkt uçuşların başlaması ile uluslararası alanda da
ticaret yapma konumuna gelinebileceğini vurguladı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 2008 yılında görüşme
sürecinin hızlandırılması ve bir an önce görüşme
masasının oluşturulması gerektiğini vurgulayarak,
Kıbrıs sorununun her zaman için gerek Türkiye gerekse
Kıbrıs Türk halkı için önemli olduğunu ve bu konuda
tarihsel perspektiflerin hiçbir zaman unutulmaması gerektiğini söyledi.
Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nden
verilen bilgiye göre Başbakan Soyer, Türkiye'deki bir televizyon
kanalına verdiği röportajda Kıbrıs konusunu ve iç
gelişmeleri değerlendirdi.
Konuşmasında Kıbrıs'ın tarihçesini de anlatan
Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü için hem Türkiye'nin, hem de
Kıbrıs Türk kamuoyunun hiç ilgisini eksiltmemesinin önemini
vurguladı.
Çözüm için iki önemli nokta
Kıbrıs sorununun çözümü için iki noktanın çok önemli
olduğunu dile getiren Başbakan Soyer, bunlardan birincisinin;
Kıbrıs Türk halkının kendi bölgesinde kendi kendini
yöneteceği ve Rum tarafı ile eşit olabileceği bir çözüm
şekli olduğunu söyledi.
Başbakan Soyer, Türkiye'nin Kıbrıs'taki 1960 Garanti ve
İttifak Anlaşmaları'nda yer alan garantörlüğün
devamının ise ikinci temel nokta olduğunu kaydetti.
Soyer, bu iki temel konuyu zemin alan bir yaklaşımla
Kıbrıs sorununu çözüme götürmenin mümkün olduğunu dile getirerek
"Çözümsüzlük, hem Kıbrıs Türk halkına hem de Türkiye'ye
sürekli sıkıntılar getirir" dedi.
"Güney Kıbrıs çözümden
daha fazla kaçamayacak"
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Avrupa Birliği'ne üye
olmasıyla sahip olduğu avantajları kullanarak, çözümden daha
fazla kaçamayacağını belirten Başbakan Soyer,
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik birtakım fırsatların
denendiğini, ancak Rum Yönetimi'nin olumsuz tavırları nedeniyle
sorunun çözümlenemediğini kaydetti.
Başbakan Soyer, Kopenhag ve Lahey'de Türk tarafının
sergilediği tutumdaki pozisyondan sonra Güney Kıbrıs ile
Yunanistan'ın hak etmediği bir şansı
kullandığının önemli bir konu olduğunu ifade etti.
"Kopenhag ve Lahey'de Kıbrıs Türk tarafı, pozitif
bir yaklaşım sergileseydi Rum Yönetimi görüşme sürecine
girmeyecekti. Nasıl ki referandumlarda 'hayır' dediler, o zaman da
çözüme yönelik isteksizlikleri ortaya çıkacaktı ve Rumların
uzlaşmacı olmadığı ortaya çıkacaktı.
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden de Avrupa Birliği'ne de
giremeyecekti" diyen Başbakan Soyer, Rum yönetiminin çözüm olmadan
Avrupa Birliği'ne girmesinin olumsuz bir durum olduğunu söyledi.
Güney Kıbrıs'taki seçim kampanyalarında yapılan
konuşmalarda Lahey'den sonra Rum Yönetimi'nin pozitif durum
sergilediğinin, ancak Avrupa Birliği'ne üye olunsa bile
Birleşmiş Milletler'e anlaşma yönünde çabaların devam
edeceği yönünde söz verildiğinin dile getirildiğini ifade eden
Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin bu söze uymadığını ve
Tasos Papadopulos'un Bürgenstock'ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile görüşmediğini, aynı zamanda da Annan Planı'nı
reddettiğini, böylece çözümden kaçan taraf olarak belirlendiğini
anımsattı.
"Dünya artık Kıbrıs Türk halkından söz
ediyor"
Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'na
"evet" demesiyle gerek ekonomide gerekse dış politikada
birçok gelişmeler yaşandığının altını
çizen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dünyanın artık
Kıbrıs Türk halkından söz ettiğini ve Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ismini söylediğini belirterek,
"Dünya artık Kıbrıs Türkü'ne yönelik izolasyonların
kaldırılması ve eşitlik gibi söylemlerde bulunuyor"
dedi.
"BM Genel Sekreteri'nin açıklamaları ve belge
olumlu"
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un
yaptığı açıklamalar ile hazırladığı
belgeyi "olumlu bir gelişme" olarak değerlendiren Soyer,
Rum Yönetimi'nin Kıbrıs konusuna yönelik yürüttüğü siyasetin
yanlış olduğu yönünde bir açıklama yapılmasının
çok önemli olduğunu söyledi.
Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkına yönelik
izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs sorununun
çözümü için kararlı olunması gerektiğinin altını
çizerek, sorunun çözümlenmesine yönelik bugüne kadar gösterilen çabanın
bundan sonra da devam edeceğini vurguladı.
Ada'nın bütünündeki egemenlik hakları çerçevesinde
Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs'ta eşit haklara
sahip olduğunu dile getiren Soyer, Rum Yönetimi'nin Kuzey
Kıbrıs'ta egemenlik hakkı bulunmadığını
ifade etti.
Kıbrıs Türkü'nün 1995 yılına kadar ithalat ve
ihracat yaptığını, ancak 1995 yılında mühürde değişiklik
yapıldığını ve bu değişikliği Rum
Yönetimi'nin Adalet Divanı'na götürerek oradan alınan karar ile
ihracatlara gümrük vergisi istendiğini anlatan Başbakan Soyer,
geçmişte yapılan bir hata ile ithalatın ve ihracatın
durduğunu, ancak bu sorunun aşılması amacıyla
Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile Mali Yardım Tüzüğü'nün gündeme
geldiğini anlattı.
Annan planı sonrasındaki gelişmeler
Annan Planı'ndan sonra Kıbrıs Türkü'ne yönelik birçok
gelişmeler yaşandığını anlatan Başbakan
Soyer, Kuzey Kıbrıs'ta AB ofisi açıldığını
ve 24 Nisan Referandumu'na kadar Ada'ya gelen diplomatların Güney'de
kaldığını, ancak referandumlardan sonra Avrupa Birliği
ofisinde çalışanların Kuzey'de kaldığını
söyledi.
Güney Kıbrıs ile ticaret
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Güney Kıbrıs'la ticaret
konusunda ise, Dolar'da yaşanan dalgalanmadan dolayı kısa
süreliğine Güney Kıbrıs'la Kuzey Kıbrıs arasında
bazı ürünlerde fiyat farkı olduğunu, ancak yapılan
çalışmalar sonucunda bunun büyük ölçüde giderildiğini belirtti.
Bu farkın giderilmesi için hükümetin, esnaf ve diğer
kesimlerle çalışmalar yaptığını belirten
Başbakan Soyer, iş dünyası gerekli tedbirleri alarak her türlü
rekabete hazır olurken, hükümetin de boş durmadığını
ve yapılan çalışmalarla birçok malda Güney'den yine daha ucuz
duruma gelindiğini anlattı.
Güney Kıbrıs'tan yolcu beraberinde 135 Euro'luk
alış verişin her zaman gündemde olduğunu, ancak
uygulanmadığını belirten Soyer, ekonomide yaşanan son
gelişmelerle bunun uygulanmaya başlandığını ifade
ederek, "Rum Yönetimi, kapılar açıldıktan sonra kendi
insanını didik didik arıyor ve hiçbir şekilde burada
alış-veriş yapmasına izin vermiyordu. Ancak biz, ekonomide
yaşanan bazı dalgalanmalardan sonra, zaten var olan bir kuralı
uyguluyoruz" dedi.
Kıbrıs Türk iş dünyasının dünya ile rekabet
edebilecek bir noktada olduğunu, ancak eşit şartlarda
olunmasının da çok önemli olduğunu anlatan Başbakan Soyer,
izolasyonların kalkması, direkt uçuşların
başlaması ile uluslararası alanda da ticaret yapma konumuna
gelinebileceğini vurguladı.
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünde Rum Ortodoks
Kilisesi'nin önemli bir etken olduğunu anlatan Soyer, Güney
Kıbrıs'ta Kilise'nin sorunun çözümüne yönelik bir plan
hazırladığını belirterek, böyle bir yapının
nasıl bir laik devlet olduğunu ve nasıl Avrupa Birliği'nde
yer aldığını sordu.
Başbakan Soyer, bu konunun sorgulanması ve dünyaya
gösterilerek deşifre edilmesi gerektiğini vurguladı.
"Demokratik olduğu kadar laik bir devlet..."
Kıbrıs Türk halkının demokratik olduğu kadar
laik bir devlete sahip olduğunu da anlatan Soyer, "Biz toplumun
inançlarını ve din özgürlüğünü her yönü ile idrak edip
içselleştiriyoruz ve Rum tarafının bu tutumunu kaygı ile
izliyoruz" dedi.
Avrupa Birliği'nin, Güney Kıbrıs'ı çözüm olmadan
üye almasının hata olduğu yönünde son zamanlarda söylemlerde
bulunduğunu ve bunun önemli bir adım olduğunu ifade eden
Başbakan Soyer, Avrupa Birliği'nin yaptığı bu
tespitten sonra, Birleşmiş Milletler temelinde bir çözümden yana Rum
Yönetimi'ni ikna etmesi gerektiğini vurguladı.
"Birleşmeyi eşitlik temelinde isteyen, Avrupa
Birliği'nin savunduğu bir tezi isteyen Kıbrıs Türk
halkını Avrupa Birliği'nin dışında
bırakıyorsun. Kosova'yı, Karadağ'ı tanıyorsun, o
zaman Avrupa Birliği'nin ilkeselliği nerede?" diye soran
Başbakan Soyer, 2008 yılında görüşme sürecinin
hızlandırılması ve bir an önce görüşme
masasının oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin; Birleşmiş Milletler
zeminini yok etmeye çalıştığına ve bütün
yaşananları sil baştan yapmak istediğine de işaret
etti.
KIBRIS 11/12/07
Lavrov pledges Russian
backing for Cyprus
By Jean
Christou
RUSSIAN Foreign Minister
Sergei Lavrov said yesterday he would be proposing to the UN Security Council
that it pay special attention to Greek Cypriot proposals to move the Cyprus
issue forward.
He was referring to the recent eight-point initiative by President Tassos
Papadopoulos, addressed to the UN to help move forward the stalled July 8, 2006
agreement, and said he was surprised UN Secretary-General Ban Ki-moon did not
mention it in his recent report on Cyprus.
Speaking to reporters after his meeting with Papadopoulos yesterday morning,
Lavrov said relations between Cyprus and Russia were very satisfactory.
We had a rich agenda, he said of his meeting with Papadopoulos.
We discussed the economy, trade, investments, culture, tourism, military and
technical co-operation, education, science. We discussed yesterday and today
ways to promote these relations, said Lavrov, who ended his two-day visit
yesterday afternoon.
We are grateful to President Papadopoulos for his consistent position in
favour of developing the Russia-EU partnership and other issues which concern
the international community and the EU, Lavrov said.
He said Russia was interested in helping find a settlement to the Cyprus issue
based on the Security Council resolutions,
We welcome the recent eight-point initiative by President Papadopoulos, which
was addressed to the United Nations, and we believe that this initiative is an
offer, a very good mechanism to start implementing the July 8 Agreement, which
was endorsed by the leaders of the two communities and supported by the UN, he
added.
When we discuss Cyprus at the Security Council, our suggestion will be to pay
special attention to the proposals by President Papadopoulos and I hope this
will bring results.
Asked to comment on the issue of isolation of the Turkish Cypriots, Lavrov
said: When we discuss the Cyprus issue we should mention the real facts,
because the Cyprus government makes a lot of efforts to support the Turkish Cypriot
community.
He said that these facts were supported by the statistics included in the
reports of the European Commission.
I express the hope that in the future the Secretary-Generals reports will
reflect the true facts, Lavrov added.
Asked later yesterday if Russia, one of the Security Councils Big Five, might
not approve Bans references to Turkish Cypriot isolation in his report,
Government Spokesman Vassilis Palmas said he not wish to jump to conclusions,
but: Russia will not accept such a proposal at the Security Council.
CYPRUS MAIL 11/12/07
AB'den 145 Kıbrıslı Türk'e 1 yıllık burs
12 Aralık, 2007 15:28:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Komisyonu, 2008-2009 akademik yılı için 145
Kıbrıslı Türk'e bir yıllık eğitim bursu
vereceğini açıkladı.
Güney
Kıbrıs'taki Avrupa Komisyonu temsilciliğinden yapılan
açıklamaya göre, burs için uygun görülecek Kıbrıslı
Türklere, yaşam giderlerini karşılamak için 15 bin euro
verilecek, bunun yanında 2 bin euroya kadar okul masrafları
karşılanacak.
Bursların master ve doktora eğitimleri dahil lisans ve lisansüstü
eğitim için verileceği kaydedilen açıklamada, AB bursu almaya
hak kazananların AB'nin 26 üye ülkesinin herhangi birinde bir
yıllık eğitim alabileceği belirtildi.
5 milyon euro kaynak
Avrupa Komisyonu burs programı bu yıl ikinci yılına girdi.
Komisyon 2006-2007 eğitim yılına yönelik geçen yıl 30
Kıbrıslı Türk öğrenci ve öğretmene burs vermişti.
AB'nin Kıbrıslı Türklere ayırdığı 259 milyon
euroluk mali yardım desteğinden finanse edilen program için 2007/2008,
2008/2009 ile 2009/2010 eğitim dönemlerine yönelik 5 milyon euro
ayrılmıştı.
AB Bölgeler Komitesi stajyerleri Kıbrıs'ta temaslarda
bulunuyor
Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Brüksel
Temsilciliği'nin öncülüğünde organize edilen gezi programı
çerçevesinde grup KKTC'de çeşitli kuruluşlarla görüşecek ve AB
Bölgeler Komitesi'nde temsiliyeti engellenen, AB'nin bölgesel fonlarından
yararlanamayan KKTC'nin nasıl bölgesel gelişim
sağladığını yerinde görecek. Grup, KKTC'nin AB
ilişkileriyle ilgili bilgiler de alacak.
KTTO'dan yapılan açıklamaya göre grup üyeleri, dün saat
17.00'de Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nı ziyaret ederek Oda
Başkanı Hasan Kutlu İnce ve Yönetim Kurulu üyeleriyle
görüştü.
Görüşmede, stajyerlere Ticaret Odası'nın, Avrupa
Birliği ile ilişkileri ve Yeşil Hat ticareti çerçevesinde
oynadığı rol hakkında bilgi verildi.
Stajyerler, dün, Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı
Cemal Bulutoğluları ile de bir araya gelerek, ardından eski
Lefkoşa'yı gezip BM ve AB fonlarıyla restore edilen proje
alanlarını inceledi.
Stajyerler, bugün, AB Program Destek Ofisi'ni ziyaret ederek, Mali
Yardım Tüzüğü ve bu çerçevede uygulanacak projeler hakkında
bilgi alacak.
14 Aralık Cuma günü ise AB Koordinasyon Merkezi'ni ziyaret edecek
olan stajyerler, KKTC'de uygulanmakta olan AB uyum süreci
çalışmaları hakkında bilgi alacak.
Doğu Akdeniz Üniversitesi'ne de ziyarette bulunacak olan
stajyerler, Kıbrıs sorununda gelinen son nokta ve üniversitelerin
Bologna Süreci'nde yaşadıkları sorunlar hakkında bilgi
alacaklar.
Daha sonra, Namık Kemal Meydanı'nda Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp ile öğle yemeğinde bir araya gelecek
olan stajyerler, Güney Kıbrıs'ta da bölgesel düzeyde temaslarda
bulunacaklar.
Stajyerler, önceki gün de Girne'de temaslar yapmalarının
ardından Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın ile akşam
yemeğinde bir araya gelmişti.
KIBRIS 12/12/07
Lavrov, bizi ziyaret etmemekle kalmadı, aynı zamanda bizi
çok üzen açıklamalar da yaptı
Cumhurbaşkanı Talat, önceki gün temaslarını
tamamlayarak Güney Kıbrıs'tan ayrılan Rusya
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'u, Rus elçi
vasıtasıyla davet ettiklerini ancak ziyaretin
gerçekleşmediğini belirterek, "Lavrov sadece bizi ziyaret
etmemekle kalmadı, aynı zamanda bizi çok üzen açıklamalar da
yaptı" dedi.
Talat, Rusya gibi büyük bir ülkenin, kayıtsız
şartsız Kıbrıs Rum tarafını desteklemesinin çok
üzücü olduğunu ifade ederek, "İşte Türk dünyasından
ricamız etkisini ve yetkisini kullanarak Rusya'nın bu tutumunu
değiştirmekte bizlere yardımcı olmalarıdır"
dedi.
KIBRIS 12/12/07
Papadopulos görüşme zeminini dahi yok etmeye
çalışıyor
UMUTLARI SONUÇSUZ BIRAKIYOR... Papadopulos'un verdiği demeçlerde
Annan Planı temelinde çözüm arayışlarına
katılmayacağını açıkça ilan ettiğini belirten
Erçakıca, "Papadopulos, son yıllardaki bütün faaliyetlerinin bu
plandan kurtulmak olduğunu da itiraf ederek, büyük emekler verilerek
ortaya çıkmış olan birikimi bir çırpıda çöpe atmak
niyetini sergilemiştir" dedi. Erçakıca, Rum liderin
dünyanın umutla beklediği şubat sonrasındaki inisiyatifleri
de sonuçsuz bırakmaktan çekinmediğini şimdiden ilan
ettiğini savundu
RUSYA, ÇÖZÜME YARDIMCI OLMUYOR... Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rus Dışişleri Bakanı Sergey
Lavrov'un Güney Kıbrıs ziyaretinde yaptığı
açıklamalarla Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı
olmadığını vurguladı. Erçakıca, Lavrov'un
açıklamalarının Rusya'nın Rum Yönetimi'nin Kıbrıs
politikalarını koşulsuz desteklediğini gösterdiğine
işaret ederek, "Rusya'nın bu koşulsuz desteği
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmaz" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafındaki seçim
tartışmalarının, Kıbrıs sorununa çözüm
arayışlarını etkileyecek sonuçlar üretmeye devam
ettiğini ifade ederek Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos'un görüşme zeminini dahi yok etmeye
çalıştığını belirtti.
Erçakıca, Cumhurbaşkanlığı'nda
düzenlediği haftalık rutin basın brifinginde, Rum Yönetimi
Lideri Papadopulos'un, hafta sonu Simerini gazetesinde yayımlanan
söyleşisinde dile getirdiği bazı görüşlerini
değerlendirdi.
Papadopulos'un, bu söyleşide, Annan Planı olarak
isimlendirilen BM kapsamlı çözüm planı temelinde çözüm
arayışlarına katılmayacağını açıkça
ilan ettiğini belirten Erçakıca, "Papadopulos, son
yıllardaki bütün faaliyetlerinin bu plandan kurtulmak olduğunu da
itiraf ederek, büyük emekler verilerek ortaya çıkmış olan
birikimi bir çırpıda çöpe atmak niyetini sergilemiştir"
dedi.
Erçakıca, Papadopulos'un bu çabasına karşılık,
bütün dünya gibi Kıbrıs Türk tarafının da Kıbrıs
sorununa bulunacak çözümün, BM Genel Sekreteri'nin son raporunda da ifade
edildiği gibi "muhtemel bir anlaşma arayışı
sırasında her iki tarafın da kullanabilecekleri, hatta
kullanmaları gereken, geçtiğimiz yıllar boyunca halihazırda
üzerinde çalışılmış olan önemli miktarda
çalışma/müktesebat ve kabul edilmiş parametreler konusundaki
temel anlaşmalara dayalı olacağı" görüşünde
olduğunu anımsattı. Annan Planı'nın, BM Genel
Sekreteri'nin son raporunda "the considerable body of work" olarak
tanımlanan bu çalışmaların en önemli parçası
olduğunu da kaydetti.
Sorunun çözümsüz kalmasından rahatsız değil
Papadopulos'un, "Söylemekten yorulmayacağım.'Son'
fırsatlar yoktur" şeklindeki sözlerine de dikkat çeken
Erçakıca, Rum liderin bu sözleriyle, bütün dünyanın umutla
beklediği şubat sonrasındaki inisiyatifleri de sonuçsuz
bırakmaktan çekinmediğini şimdiden ilan ederken; sorunun
çözümsüz kalmasından rahatsız olmadığını da
ortaya koyduğunu anlattı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
Papadopulos'un söz konusu söyleşide, "Türkiye'nin Avrupa
perspektifini kesintiye uğratırsak, elimizde Türkiye'ye
karşı hangi baskı unsuru kalacak?" sorusunu ortaya atarak,
Türkiye'nin AB üyeliği çabalarını, basitçe kendi
çıkarları için kullanmak stratejisini de bütün
açıklığı ile ortaya serdiğini belirterek
"Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı çözüm planına
'hayır' dedikten sonra, haksızca elde ettiği AB üyeliğini
Kıbrıs sorununa kendi istediği çözümü dayatmak için kullanma
gayreti içinde olduğu bu söyleşi ile bir kez daha açığa
çıkmıştır" şeklinde konuştu.
Çabaları sonuçsuz kalacak
Papadopulos'un çözüm zeminini yok etme, sorunu çözümsüzlüğe itme
ve Türkiye'nin AB üyeliği sürecini Türkiye ve Kıbrıs Türk
halkı aleyhine kullanma çabalarının sonuçsuz
kalacağına işaret eden Erçakıca, şunları
kaydetti:
"Papadopulos'un çözüm zeminini yok etme, sorunu çözümsüzlüğe
itme ve Türkiye'nin AB üyeliği sürecini Türkiye ve Kıbrıs Türk
halkı aleyhine kullanma çabaları elbette sonuçsuz kalacaktır. Ne
var ki, Papadopulos'un gayretleri ve seçim kampanyası nedeniyle bu
gayretlerini açıkça savunmak için ortaya koyduğu görüşler,
Papadopulos ile sadece çözümün değil, çözüm
arayışlarını etkili bir şekilde sürdürmenin de
imkansız olacağını ortaya koymaktadır."
"Rusya çözüm için yapıcı rol oynamak niyetinde
değil"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Rusya'nın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne koşulsuz açık
desteğinin, çözüm çabalarına katkı
sağlamayacağına, aksine Ada'da çözümsüzlüğü sürdürmeye
yardımcı olacağına işaret etti.
Hasan Erçakıca, Rusya'nın Kıbrıs sorununun çözümü
için yapıcı rol oynamak niyetinde olmadığını da
söyledi.
Erçakıca, Rusya Dışişleri Bakanı Sergei
Lavrov'un Güney Kıbrıs'a yaptığı ziyareti
değerlendirdi.
"Üzücü ve olumsuz bir gelişme" olarak nitelediği
ziyaretin, Rusya'nın Kıbrıs konusundaki tutumu konusundaki
endişelerini bir kez daha teyit ettiğini kaydeden Hasan
Erçakıca, Lavrov'a, 2005 yılında Kıbrıs'a
yaptığı ziyarette, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşmemesinin üzüntüyle karşılandığının
belirtilmiş olmasına rağmen, aynı hatayı ısrarla
tekrarlamasının, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olan bir ülkenin
sergilemesi gereken hakkaniyetli tutumla
bağdaşmadığını vurguladı.
2004 yılında yapılan referandumlardan sonra
Kıbrıs'a yönelik olarak daha dengeli bir politika izlemesini
bekledikleri Rusya'nın, bu beklentileri boşa
çıkardığını kaydeden Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Erçakıca, "Hatta Cumhurbaşkanımızın daha
önce de dile getirdiği gibi, BM Güvenlik Konseyi'nde adeta 'Rum
militanı' gibi davranmaya devam etmekte ve 'Rum tarafınca reddedilen
ifadelerin Güvenlik Konsey'i tarafından onaylanmayacağını'
söyleyecek kadar diplomatik teamülleri zorlamaktadır" dedi.
"Rusya'nın tutumu yapıcı değil"
Erçakıca, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un
"zaman sınırlaması" gibi iki tarafın üzerinde
uzlaşmaya varması gereken bir konuda Rum tarafının bilinen
pozisyonuna uygun, kesin ve retçi bir anlayışı dile getirmesini
de eleştirerek, bunu; "Rusya'nın Kıbrıs sorunu
konusunda oynaması gereken yapıcı rolün çok uzağında
bir tutum" olarak değerlendirdi.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un politikasına verdiği açık
desteğin, sonuçta Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü sürdürmeye
yardımcı olacağının açık olduğunu söyleyen
Erçakıca, şunları kaydetti:
"8 Temmuz sürecinin bir an önce hayata geçirilmesi ve
Kıbrıs sorununun çözülmesi yönünde çağrıda bulunan
Lavrov'un, sergilediği tavır ve dile getirdiği görüşlerle
de bunu desteklemesi gerekir ve beklenirdi.
Rusya Dışişleri Bakanı'nın,
Kıbrıslı Rum lider Papadopulos'un politikasına verdiği
açık desteğin, uzlaşmazlığı bütün dünya
tarafından kabul edilen bu politikayı güçlendirmeye ve sonuçta
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü sürdürmeye yardımcı
olacağı açıktır."
KIBRIS 12/12/07
Four Cypriot youths
killed in Australian crash tragedy
By Leo
Leonidou
FOUR Cypriot teenagers
two Greek Cypriots and two Turkish Cypriots have been killed in Australia
after a high-speed road race turned deadly.
The incident took place on the West Gate Freeway in the state of Victoria on
Sunday night as the youths were returning from a memorial service for a friend
who died after being pulled unconscious from the surf in the seaside town of
Blairgowrie last week.
The victims have been identified as Peter Stavrou, 17, of Taylors Lakes, George
Loizou, 17, of Sunshine West, Hassan Burke, 18, and Salih Niyazi, 18.
According to The Age, their white Holden Commodore sedan clipped a barrier and
skidded across four lanes before smashing rear-end first into a tree and
bursting into flames. The bodies were so badly burnt that the disaster victim
unit identification unit had to be called.
The 18-year-old driver of a dark Holden Commodore sedan, who is thought to have
been travelling near the crashed car, reported the accident to distressed
relatives who arrived at the scene soon after.
The paper quotes Loizous father, Andrew, describing his son as a,
happy-go-lucky young guy with a heart of gold, but that he trusted his
friends too much. He preferred his friends to listening to us, but thats the
age. He was a beautiful kid and hell be missed forever. Well never get over
it.
Inspector Richard Watkins, of the major collision unit, asked witnesses to the
crash, which happened between Williamstown and Millers roads off-ramps about
6.45pm, to come forward.
Inspector Watkins said some witnesses had already said the car was travelling
at high speed, but that it was still unclear whether the second Holden was
involved in the accident.
The key issue in relation to allegations of racing is that one car certainly
was at high speed and another car was seen travelling with that vehicle, he
said. Its a tragic crash and a waste of life.
Also reporting on the incident, the Herald Sun said two cars were locked in a
three-kilometre race at up to 160km/h and may have started racing the instant
they passed speed cameras at the top of the West Gate Bridge.
Virtually as soon as they got past the cameras, it was on, a source said.
Paramedic Darren Sutton described the scene as horrifying. We go there and
theres four young people in the car with great lives ahead of them and its
all been stopped short, he said.
People really need to think about the consequences before they do silly things
on the roads.
The four victims were among 23 people who died on Australias roads that
weekend, including 11 in Victoria, in one of the worst-ever weekends on the
states roads.
CYPRUS MAIL 12/12/07
New spokesman for
UNFICYP
JOSE Luis Diaz, a United
Nations official with extensive experience in media liaison with the world
body, has been appointed as spokesman of the United Nations Peacekeeping Force
in Cyprus (UNFICYP).
An UNFICYP statement said Diaz, who is from the Dominican Republic, was coming
to Cyprus from Geneva, where he served as spokesman for United Nations High
Commissioner for Human Rights Louise Arbour and her Office.
He has also been based in Cambodia and South Africa, working as part of United
Nations peacekeeping and electoral operations. Among his public information
activities within the United Nations, he worked as spokesperson of an
investigative team established by the Secretary-General in 1997 to look into
allegations of massive human rights violations in the Democratic Republic of
the Congo. He joined the media operation of the UN human rights office in 1998,
working since then with former High Commissioners Mary Robinson and the late
Sergio Vieira de Mello, as well as with the present United Nations human rights
chief.
Before joining the United Nations as information officer in Geneva in 1990,
Diaz worked in the United States for publications including The Nation magazine
and the New York-based Guardian Newsweekly.
CYPRUS MAIL 12/12/07
Raporun ne dediği ortada, yoruma gerek yok
BM Sözcü Yardımcısı Marie Okabe, Rusya
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un, BM Genel Sekreteri Ban
Ki-Moon'un son Kıbrıs raporuna yönelik eleştirileri konusunda
"raporunun ne dediğinin ortada olduğunu, ayrıca yorum
yapmaya gerek olmadığını" söyledi.
Marie Okabe, önceki gün bir Rum gazetecinin, genel sekreter
Ban'ın, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un son
Kıbrıs raporunu eleştiren kimi ifadeler kullanmasına
ilişkin bir tepkisinin olup olmadığını sorması
üzerine "Raporun ne dediği ortada, yorum yapmaya gerek yok"
dedi.
Lavrov, önceki gün Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile
görüşmesinin ardından, "Ban'ın Kıbrıs raporunun
Papadopulos'un 8 Temmuz mutabakatının uygulanması için
yaptığı önerilerden söz etmemesine hayret ettiğini"
belirterek, raporun Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun
kaldırılmasından söz eden bölümünün BM Güvenlik Konseyi
kararının dışında kalacağını ileri
sürmüştü.
BM Güvenlik Konseyi'nin, 14 Aralık'ta karar alarak
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresini 6
aylığına uzatması bekleniyor.
Kıbrıs Rum tarafının raporun,
"Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların
kaldırılmasının" önemine değinmesinden
rahatsızlık duyduğu ve söz konusu paragrafın konsey
kararında yer almaması için uğraş verdiği biliniyor.
KIBRIS 13/12/07
Bazı Türk ve Rum siyasi partiler Ledra Palas'ta bir araya geldi
Birleşik Kıbrıs Partisi'nin (BKP) ev sahipliğini
yaptığı toplantı sonunda yapılan ortak
açıklamada, parti temsilcileri BM Genel Sekreteri'ne, 8 Temmuz
Antlaşması'nı yaşama geçirip bütünlükçü bir çözüme en erken
zamanda ulaşılabilmesi için her iki toplum liderini cesaretlendirmesi
çağrısı yaptı.
BKP'den verilen bilgiye göre ortak açıklamada Türk ve Rum siyasi
parti lider ve temsilcileri arasındaki gelecek görüşmenin 16 Ocak
saat 10.30'da Ledra Palace Hotel'de yapılacağı bildirildi.
KIBRIS 13/12/07
AB bursu için 145 kontenjan açıklandı
Kıbrıs'taki Avrupa Komisyonu Temsilciliği'nden
yapılan açıklamaya göre, burs için uygun görülecek Kıbrıslı
Türklere, yaşam giderlerini karşılamak için 15 bin Euro
verilecek, bunun yanında 2 bin Euro'ya kadar okul masrafları
karşılanacak.
Bursların, Master ve Doktora eğitimleri dahil lisans ve
lisansüstü eğitim için verileceği kaydedilen açıklamada, AB bursu
almaya hak kazananların Avrupa Birliği'nin 26 üye ülkesinin herhangi
birinde bir yıllık lisan ve lisansüstü eğitim alabileceği
belirtildi.
Bilgilendirme toplantıları
Burs başvuruları ve konu hakkında daha
ayrıntılı bilgiye, Avrupa Birliği Burs Programı için
oluşturulan www.benavrupadaokumakistiyorum.org adresli internet sitesinden
ulaşılabiliyor.
Avrupa Komisyonu konuyla ilgili bugün bir de bilgilendirme semineri
düzenleyecek. Seminer, Saray Otel'de saat 17:00'de başlayacak.
Açıklamada, tanıtım çalışmaları
çerçevesinde üniversitelerin de bilgi seminerleri organize ettiği ve bu
seminer tarihlerinin de internet sitesinden öğrenilebileceği
kaydedildi.
5 milyon Euro kaynak
Avrupa Komisyonu burs programı bu yıl ikinci yılına
girdi. Komisyon 2006-2007 eğitim yılına yönelik geçen yıl
30 Kıbrıslı Türk öğrenci ve öğretmene burs
vermişti.
Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere
ayırdığı 259 milyon Euro'luk Mali Yardım
desteğinden finanse edilen program için 2007/2008, 2008/2009 ile 2009/2010
eğitim dönemlerine yönelik 5 Milyon Euro ayrılmıştı.
Öğrenciler Rehn ile görüştü
Bu arada, Belçika'da AB bursu ile eğitim gören 3 öğrencinin
Brüksel'de Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Oli Rehn ile
görüştüğü bildirildi.
Avrupa Komisyonu Temsilciliği'nden yapılan açıklamaya
göre Rehn görüşmede, burs programının Kıbrıslı
Türklere sunduğu faydalara değindi ve öğrencilerin bu
fırsatı kullanıp uluslararası iletişim
kurabileceklerini söyledi.
KIBRIS 13/12/07
Belçika Parlamentosu Kosova'yı tartıştı,
Kıbrıslı Türkler'den endişe etti
AB zirvesi öncesinde tavır belirlemek için, Başbakan Guy
Verhofstadt'ın da katılımıyla yapılan özel oturumda
Kosova'nın bağımsızlık ilanının "domino
etkisi" yapacağını ileri süren Belçikalı Valon
politikacılar, böyle bir gelişmenin, ülkenin Flaman kesimindeki
bağımsızlık yandaşlarını ve
Kıbrıslı Türkleri de cesaretlendireceğini anlattılar.
Federal yapılı Belçika'da, etnik gruplar arasındaki
uzlaşmazlık nedeniyle 6 aydan fazla süredir hükümet kurulamazken,
konfederal sisteme geçiş ve bağımsız devletler
oluşturulmasına yönelik tartışmalar sürüyor. Ülkenin Flaman
kesiminde bağımsızlık yandaşları giderek
artıyor.
Kosova konulu parlamento tartışmalarında Valon
politikacılar "endişelerini" dile getirirken,
Flamanların suskun kalmayı tercih ettikleri gözlemlendi.
Valon liberal parti üyesi François Xavier De Donnea, küçük
bağımsız devletlerin çoğalmasının engellenmesi
gerektiğini savunarak, Kosova'nın
bağımsızlığının tanınması halinde
Bosna'nın da bölünebileceğini anlattı.
Valon sosyalist milletvekili Patrick Moriau, "Avrupa'da
bölücülüğe son verilmesi" gereğinden söz etti ve "Flaman
Parlamentosu'nun da bağımsızlık ilan etmesi riski
bulunduğunu" belirtti.
Türkiye karşıtı ve Ermeni yandaşı
tavırlarıyla tanınan, 1915 olaylarıyla ilgili
iddiaları sürekli olarak siyasi gündeme taşımaya
çalışan Valon senatör François Roelants du Vivier,
"Kosova'nın tanınmasının ardından KKTC'nin de
tanınması korkusu yaşadığını" bildirdi.
Aynı eğilimdeki Valon yeşillerden Jossy Dubié de bu
görüşü paylaşırken, Kosova'nın tanınmasının,
"geriye dönüşü olmayan çarkları döndürmeye
başlayacağını" anlattı.
Flaman Hristiyan Demokrat Parti üyesi senatör Luc Van den Brande ise
endişe edecek bir şey olmadığı, halkların
görüşlerine saygı duyulması gereği üzerinde durdu.
KIBRIS 13/12/07
EU scholarships for
Turkish Cypriots
THE European Commission
is offering 145 one-year scholarships for Turkish Cypriots for the academic
year 2008/09, it said yesterday.
Recipients will receive a grant of 15,000 to cover their living expenses, as
well as up to 2,000 towards tuition fees.
Scholarships will be available both for undergraduate and for postgraduate
studies (e.g. Masters, PhD studies), a statement from the Commission said.
The scheme will allow Turkish Cypriots to study at any undergraduate or postgraduate
programme in any university of 26 other member states.
An information seminar will take place today at the Saray Hotel at 5pm, the
statement said.
The EU scholarship programme is in now in its second year.
Last year, grants were awarded to 30 students and teachers and most have
already started their courses in a different Member State.
Three of the students who are studying in Belgium met European Commissioner
Olli Rehn, who congratulated them and wished them success.
He also underlined the benefits of the programme to the Turkish Cypriot
community more generally, as the selected students will benefit from
international contacts and will return to Cyprus with enhanced knowledge and
skills.
The 5 million worth of grants are financed under the European Union Aid
Programme for the Turkish Cypriot community. The scholarship programme will run
until 2010.
Cyprus
Mail 13/12/2007
AA
Güncelleme: 17:05 TSİ 14 Aralık 2007 Cuma
LEFKOŞA - Adadaki
gerçekleri görmezden gelerek Rum tarafını üyeliğe kabul eden
ABnin böylelikle adadaki çözümsüzlüğün mimarlarından biri haline
geldiğini ifade eden Avcı, bunun, dün sözde Kıbrıs
adına atılan imza ile bu bir kez daha teyit edildiğini ve
adanın olası bir çözümden daha da uzaklaştığını
kaydetti.
KKTC Dışişleri Bakanı Avcı,
yaptığı yazılı açıklamada, AB devlet
başkanlarının dün Portekizin başkenti Lizbonda bir araya
gelerek Lizbon Anlaşmasını imzaladığını
anımsatarak, şunları kaydetti.
Ne yazık ki bu önemli belge gaspçı Rum lideri Papadopulosun sözde
tüm Kıbrıs adına attığı imzayla lekelenmiş
bulunmaktadır. Kıbrıs Türk halkının her türlü anayasal
ve tarihi haklarını ve adadaki gerçekleri görmezden gelerek Rum
tarafını üyeliğe kabul eden Avrupa Birliği böylelikle
adadaki çözümsüzlüğün mimarlarından biri haline gelmiştir. Dün
sözde Kıbrıs adına atılan imzayla bu bir kez daha teyit
edilmiş, ada olası bir çözümden daha da
uzaklaşmıştır.
Kıbrıs Rum liderliğinin, yasa dışı AB
üyeliğini Kıbrıs Türk halkına ve Türkiyeye karşı
bir silah olarak kullanmayı marifet saydığını ve
Kıbrıs
Türküne reva görülen insanlık dışı izolasyonlar konusunda
laf üretmekten başka hiçbir somut girişimde bulunmayan ABnin bu
kayıtsızlığı karşısında daha da
katılaştığını dile getiren Avcı, şöyle
devam etti: Diğer taraftan bazı AB üyesi ülkeler bununla da
kalmamakta uluslararası temas ve açılımlarımızı
da engellemek için gaspçı Rum yönetiminin adeta taşeronluğunu
yapmaktadırlar. Bu tutumu bir kez daha şiddetle kınıyoruz.
İmza töreninde konuşan Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barroso, Lizbon Anlaşmasının, Akdenizden Baltık Denizine
ve Atlantik Okyanusundan Karadenize kadar genişleyen bir
Avrupanın antlaşması olduğunu ifade etmiştir. Başta
Sayın Barroso olmak üzere anlaşmaya imza koyan tüm devlet başkanlarına
ABnin en uç noktası olan Akdenizde ABnin işlediği tarihi hata
ve tutmadığı sözleri neticesinde kanayan bir yaranın da
bulunduğunu hatırlatmak isteriz.
Özal, Denktaş, Türkeş ve çocukları
Ünlü birinin çocuğu olmak,
dışarıdan bakıldığında çok imrenilecek bir
durum gibi görünür. Ama hiç de öyle değil. Tüm dikkatler üzerinizdedir.
Daha da önemlisi, ne yaparsanız yapın hep aile büyüklerinin
gölgesinde kalırsınız.
Şan, şöhret, koltuk gittiğinde, hele hele bir de o ünlü
ebeveynler öldüğünde, kin kusanlar, öç almaya çalışanlar, dalga
geçmek için yanıp tutuşanlar bir anda ortaya çıkıverirler.
Size, bazen yapmadıklarınızın da diyetini ödetirler.
Önceki geceki Genç Bakış'ta Ahmet Özal, Serdar Denktaş ve
Tuğrul Türkeş'i izlerken aklımdan bunlar geçti. Ünlü çocuğu
olmak, meğerse ne zormuş... İşte programdan bazı
satırbaşları:
Ahmet Özal:
· Babam kesinlikle tarikat üyesi değildi.
Beş vakit namaz kılardı ama namaz
kıldığını en yakınları bile görmezdi.
· Kartal Demirağ suikastı çözüldü.
Ama o günün koşullarında açıklanması uygun görülmedi. Günün
birinde açıklanacaktır.
· Hiçbir gazeteciyi mahkemeye vermedi. Hatta
en ağır karikatürlerin orijinali ister,
Başbakanlığın duvarına asardı. Yabancı
konuklar geldiğinde de onlara gösterirdi.
· Babamı o gün anlamayanlar, bugün
arıyorlar.
· İlk kez şortla gezen, ilk kez
araba kullanan bir başbakandı.
· Babamın en büyük hayali pilot
olmaktı. Küçükken eşekten düşüp kolu kırılınca bu
sevdadan vazgeçmiş
· Babam, Kuzey Irak'a girin dediğinde tek
Alparslan Türkeş destekledi, onun dışında hiç kimse destek
olmadı. Türkiye terör ve Kuzey Irak yüzünden 15 yıl sonra çok büyük
sorunlar yaşayacak demişti. Ne söylediyse çıktı.
· 1984'te iktidara geldiğinde ilk
işi, IMF' yi Türkiye'den göndermek oldu. Vefat etti, 1 yıl sonra IMF
tekrar geri geldi.
· Devlet tahvili, bono yabancıların
elinde, ekonomi çok iyi görünmüyor.
· Hükümet kendi yandaşlarını
hâkim-savcı yapacak endişesi çok fazla.
Serdar Denktaş:
· Babamın en ağırına giden
olay, Başbakan Erdoğan'ın "Git
yaşadığın yerde konuş" sözü oldu.
· Kıbrıs sorununun çözümünde, hani
en büyük engel Denktaş'tı? Neden hâlâ çözülemiyor?
· Babam çok kez ölümdün döndü.
· Günü geldiğinde çekileceğini bile
bile yaşadı.
· Ben kendi kurduğum partideyim. Zaman
zaman ayrı düştüğümüz konular oldu.
· Annan Planı geçti. Yarın ne olacak
diye baktığımızda ne hedef var ne de plan
· Eskiden muhatabımız Rumdu
şimdi AB oldu.
· KKTC'de ray değişikliği
gerekiyor.
Tuğrul Türkeş:
· Nâzım Hikmet'i, Türkçeyi en güzel
kullanan yazarlardan birisi olarak herkes okumalıdır.
· Sürgünler, hapisler babamı çok üzdü.
Çok ağırına gitti. Ama Silahlı Kuvvetler'e toz
kondurmadı. Kişilerin yaptığı hataları orduya
yükleyemeyiz derdi.
· 60 sonrası, 2.5 yıl Hindistan'da
sürgünde kaldık, o zaman 5 kardeştik, sonra 7 olduk.
· 1974 sonrası çok farklıydı.
İhtilal sonrası 4.5 yıl hapis yattı. Aile olarak çok
sıkıntı çektik.
· Siyaseti, kendi milletine hizmet olarak
nitelendirirdi.
· Çok güçlü siyasi bir figürle aynı evde
olmak çok zor.Toplumun sizden beklentisi çok fazla oluyor. Sizin
yaptığınız çalışma babanızınkiyle
ölçülüyor, başarıyı elde etmek için çok çalışmak
gerekiyor.
· Eve dönüş yasası kesinlikle terörü
azaltmaz, aksine, terörü azdırır.
· Babam terör odaklı siyaset
yapmamıştır. Evde çocukları olan birisi nasıl böyle
bir şey yapar?
· Keşke terörden hiç kimsenin eli bile
kanamasa da bize de kimse oy vermese.
·
Hrant Dink'in öldürülmesi yanlış bir fiildi. Kendisi Türk
vatandaşıydı. Çok da kabul edilebilir fikirleri yoktu tabii ki.
Milliyetçilerin bu işi yaptığını düşünmüyorum.
Hâlâ saygı görüyorlar
Özal, Denktaş, Türkeş ismi, eleştirenleri olsa da hâlâ
fazlasıyla saygı görüyor. Çocuklarının vizyon ve
karizmaları babalarınınki kadar olmasa da, pek çok siyasetçiye
taş çıkaracak donanıma sahipler.
Onlar aslında yakın tarihimizin en yakın tanıkları.
Öylesine ilginç anekdotlar anlattılar ki onları ne tarih
kitaplarında bulabiliriz ne de başkalarından dinleyebiliriz.
Özetin özeti: Siyaset zor zanaat. Dışarıdan görüldüğü gibi
değil.
ABBAS
GUCLU MILLIYET 14/12/07
Ermenilere strateji çağrısı
14/12/2007 RADIKAL
WASHINGTON - ABD'de
California Courier'in sahibi ve başyazarı olan önde gelen Ermeni
gazeteci Harut Sasunyan, 'Ermenilerin nihai hedefinin tanınma, tazminat ve
toprak olduğunu' söyledi. İnternet gazetesi AZG Daily'ye konuşan
Sasunyan tanınmanın ötesine geçip asıl hedefe dönük yeni
strateji çağrısı yaptı. Sasunyan, bu çerçevede Ermenilerin
talepleri 'uygun ulusal ve uluslararası mahkemeler nezdinde' dile
getirmelerini istedi. Bu arada önceki gece Erivan'da muhalif gazete Çorrord
İşhanutyun bombalı saldırıya uğradı. Bina
önündeki patlamada maddi hasar oluştu. (aa, afp)
KKTC'ye haksızlık yapılıyor
TİPİK BİR ÇİFTE STANDART ÖRNEĞİ... TC
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Türkiye ve KKTC'nin, Avrupa Birliği'nin
(AB) kararlarına elinden geldiğince uyum göstermeye ve dünya ile
birlikte hareket etmeye çalıştığını, ancak
beraber hareket etmeye çalıştıkları dünyanın bazı
ülkelerinin Türkiye'yi ve KKTC'yi çok haksız muamelelere tabi
tuttuğunu söyledi. Tüzmen, AB'nin Kıbrıslı Türklere
verdiği sözü tutmamasını, "Tipik bir çifte standart
örneği. Hatta bu çifte standardın da ötesinde ben bunlara üçlü,
dörtlü standartlar diyorum" ifadesiyle değerlendirdi
KKTC'NİN TİCARETİNİN ARTIRILMASI İÇİN
ÇALIŞIYORUZ... Rum yönetiminin, Gazimağusa-Lazkiye gemi seferinin
engellenmesi için AB nezdindeki girişimleriyle ilgili olarak da "Bu
da haksız izolasyonların ayrı bir parçası" diyen
Tüzmen, yaptıkları çalışmalarla Türk dünyasını
KKTC'de topladıklarını; KKTC'nin deniz, hava ve diğer
ulaşım kanallarının açık tutulması ve özellikle
Türk Cumhuriyetleriyle olan ticaretinin ve bütün komşu ve çevre ülkelerle
olan ticaretin arttırılması için ellerinden geleni yapmaya
gayret ettiklerini söyledi
TC Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Türkiye ve KKTC'nin, Avrupa
Birliği'nin (AB) kararlarına elinden geldiğince uyum göstermeye
ve dünya ile birlikte hareket etmeye çalıştığını,
ancak beraber hareket etmeye çalıştıkları dünyanın bazı
ülkelerinin Türkiye'yi ve KKTC'yi çok haksız muamelelere tabi
tuttuğunu söyledi.
Bakan Tüzmen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, AB
Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nin sonuç
bildirgesine gönderme yaparak, "Hatta bazen, son aşamada da
'katılım' sözcüğünün bile ne kadar kendilerini rahatsız
ettiğini ortaya koymuş oluyorlar" dedi.
Lefkoşa'da yapılan 7. Türk Dünyası Ekonomi, Bilişim
ve Kültür Forumu'nun açılışına katılmak üzere KKTC'de
bulunan Devlet Bakanı Tüzmen, AB'nin Kıbrıslı Türklere
verdiği sözü tutmadığının anımsatılması
üzerine, "Tipik bir çifte standart örneği. Hatta bu çifte
standardın da ötesinde ben bunlara üçlü, dörtlü standartlar diyorum"
ifadesini kullandı.
Bakan Tüzmen, sözlerine şöyle devam etti:
"Türkiye olarak, KKTC olarak AB'nin kararlarına elimizden
gelen uyumu göstermeye çalışmamıza rağmen, dünya ile birlikte
hareket etmeye çalışmamıza rağmen, bu beraber hareket
etmeye çalıştığımız dünyanın bazı
ülkeleri maalesef çok haksız muamelelere tabi tutuyorlar, gerek
Türkiye'yi, gerek KKTC'yi."
Ciddi ekonomik performans
Tüzmen, haksız izolasyon altındaki KKTC'nin bütün bunlara
rağmen kendi ayakları üstünde çok ciddi bir ekonomik performans
gösterdiğini kaydetti.
Türkiye'nin de çok ciddi büyüme hızı
yakaladığını, ihracat artışında OECD
ülkeleri arasında rekortmen, AB içerisinde en iyi ihracat yapan 6. ülke
olduğunu ve AB üyesi 8 ülkenin alt alta ihracat toplamlarından daha
fazla ihracat yaptığını anlatan Tüzmen, şunları
belirtti:
"İş AB'ye üyelik konusuna gelince çok fazla
standardın önümüze sürüldüğünü, çok farklı konuların
haksızca önümüze koyulduğunu görüyoruz. Hatta bazen, son aşamada
da 'katılım' sözcüğünün bile ne kadar kendilerini rahatsız
ettiğini ortaya koymuş oluyorlar. Dolayısıyla aynı
şey KKTC için de geçerli. Ama biz bildiğimiz yolda, haklı
olduğumuz bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğiz."
Haksız izolasyonların bir parçası
Tüzmen, Kıbrıs Rum yönetiminin, Gazimağusa-Lazkiye gemi
seferinin engellenmesi için AB nezdindeki girişimleriyle ilgili olarak da
"Bu da haksız izolasyonların ayrı bir parçası"
dedi.
Yaptıkları çalışmalarla Türk dünyasını
KKTC'de topladıklarını ifade eden Tüzmen, KKTC'nin deniz, hava
ve diğer ulaşım kanallarının açık tutulması
ve özellikle Türk Cumhuriyetleriyle olan ticaretinin ve bütün komşu ve
çevre ülkelerle olan ticaretin arttırılması için ellerinden
geleni yapmaya gayret ettiklerini söyledi.
Suriye ve diğer ülkelerden iş adamlarını KKTC'ye
yönlendirdiklerini anlatan Tüzmen, ticari ve yatırım faaliyetlerinin
artmasının ülke ekonomisinin gelişmesini fayda
sağlayacağını, bu konudaki çalışmaları
sürdüreceklerini belirtti.
Türkiye ve KKTC'nin bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğini
kaydeden Tüzmen, "Bir karar alınabilir, öbürleri çalışma
yapabilir, ama biz haklı bulduğumuz bu mücadelede sonuna kadar
gideceğiz" dedi.
Kıbrıs'ın ideal konumu
Devlet Bakanı Tüzmen, KKTC'nin hava ve deniz taşımacılığı
için ideal bir konumu olduğuna işaret ederek, "Gerek hava, gerek
deniz taşımacılığı için ideal konumu olan
Kıbrıs'ın bu imkânlardan yararlandırılması lazım.
Bu mücadelemiz de sonuna kadar devam edecek" diye konuştu.
"Ekonomi ekseninde artık batıdan doğuya bir
kayış olduğunu ve bu kayışın da Türkiye ve
Kıbrıs'ın üzerinden geçtiğini" dile getiren Tüzmen,
"Bunu çok iyi değerlendirmemiz lazım. Bu ekonomik ekseni, bizim
üstümüzde bir yatırım bulutu, bir üretim bulutu olarak
yağdırmamız lazım" ifadesini kullandı.
Kıbrıs Rum tarafına, "Böylesine suni
izolasyonların sonu olmaz" çağrısı yapan Tüzmen,
şunları söyledi:
"Haksızlıklara son verilmesini istiyoruz
açıkçası. Bizim istediğimiz tamamıyla burada,
barış içerisinde, huzur içerisinde insanlarımızın
geleceğe güvenle baktığı bir ortamın
yaşatılması, bunun için çalışıyoruz. Bence bu tip
engellemeler sonunda mutlaka ortadan kalkar. Böylesine suni izolasyonların
sonu olmaz, ama hatırlanır."
Pazartesi akşamı KKTC'ye gelen Tüzmen, devlet ve hükümet
yetkililerini ziyaret ederek temaslarda bulundu. Tüzmen dün saat 12.00'de
Ankara'ya döndü.
KIBRIS 14/12/07
1974 yılı öncesi Kıbrıslı Türklere
yapılan etnik temizlik, dünya kamuoyuna duyurulacak
Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği'nce 9-10
Aralık tarihlerinde Ankara'da düzenlenen "Demokrasinin İnsan
Hakları Üzerindeki Etkileri" konulu sempozyumun sonuç bildirgesi
açıklandı.
Bildirgede, 1974 yılı öncesi Kıbrıslı Rumlar
tarafından Kıbrıslı Türklere yapılan
soykırım amaçlı etnik temizliğin dünya kamuoyuna
duyurulmasına karar verildi
Sempozyuma katılan 17 ülkenin temsilcilerince, Avrasya
coğrafyasında sürdürülecek insan hakları
çalışmalarında daha etkin rol üstlenilmesi amacıyla
"Uluslararası Avrasya İnsan Hakları Federasyonu"
kurulmasına karar verildiği ifade edilen bildirgede, "Avrasya
çerçevesinde bugüne kadar yapılan her türlü asimilasyon, etnik temizlik,
soykırım, katliam gibi insan hakları ihlalleri ile ilgili
geniş kapsamlı ortak raporlar hazırlanması ve
hazırlanan bu raporların Birleşmiş Milletler, Afrika
İnsan Hakları Federasyonu, ABD de bulunan insan hakları
örgütleri ile Avrupa Birliği ve ilgili platformlara sunulması
kararlaştırıldı" denildi.
İnsanların en temel hakkı olan can ve mal
güvenliğini ortadan kaldıran PKK terör örgütünün tüm
katılımcılar tarafından "terör örgütü" olarak
kabul edildiği belirtilen bildirgede, şunlar kaydedildi:
"Dağlık Karadağ'da Ermenilerce yapılan insan
hakları ihlalleri ve Hocalı katliamının soykırım
olarak tanınması ve bu konuda hazırlanacak belgelerin dünya
kamuoyuna duyurulmasına, Azerbaycan'da yaşanan demokratik
gelişmelerin, insan hakların alanında yansıması
yönünden sürece yapıcı önerilerle destek verilmesine, 1974
yılı öncesi Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıslı
Türklere yapılan soykırım amaçlı etnik temizliğin
dünya kamuoyuna duyurulmasına karar verildi"
Irak'ın kuzeyinde ortaya çıkan fiili durumdan etkilenen
Türkmenlerin, insanca yaşayabilmeleri için diğer etnik guruplara
sağlanan haklardan faydalandırılması için gerekli
girişimlerde de bulunulacağı vurgulanan bildirgede, Bosna-Hersek'te
yaşananların soykırım olarak kabul edilmesinin tüm
katılımcılarca olumlu bulunduğu, ancak
suçlularının aklanmasının kınandığı
bildirildi.
Afganistan'da bulunan insan hakları kuruluşu ile
uluslararası insan hakları federasyonun ortak bir insan hakları
raporu hazırlamasına karar verildiği ifade edilen bildirge,
şu görüşlere yer verildi:
"Bazı AB ülkelerinde temel insan hakkı olan düşünme
ve ifade özgürlüğüne tamamen aykırı olarak uygulamaya
konulmuş ya da konulmaya çalışan 'Ermeni
soykırımı yoktur' diyenlerin yargılanması
uygulamasının ortadan kaldırılması için ilgili ülke ve
kuruluşlar nezrinde girişimlerde bulunulması, Azerbaycan
Türklerine karşı Ermeniler tarafından yapılan soykırımın
başlangıç tarihi olan 1918 yılının 90 yılı
münasebetiyle gelecek yıl Baku'da 'Ermenilerce Türklere Yapılan
Soykırım Anma Toplantısı' düzenlenmesine ve alınacak
soykırım kararının uluslar arası insan hakları
kuruluşlarına bildirilmesi kararlaştırılmıştır."
KIBRIS 14/12/07
Nicosia optimistic on UN
resolution