Troika Dialog, Kıbrıs Rum Kesimi'nde ne
yapıyor?
Türkiye'nin 11. büyük şirketi Petkim'i Kazak ortaklarıyla birlikte
hükümetten satın almaya çalışan Rus Troika Dialog'un
yurtdışındaki dört ofisinden birinin Kıbrıs (Rum)
Cumhuriyeti'nde olduğunu okuyunca şaşırmıştım.
Troika Dialog, Rusya'nın en eski ve en büyük yatırım
bankasıdır. Birkaç hafta önce yapılan Petkim
özelleştirmesini kazanan fiyatı veren ortaklığın
çoğunluk hissesine sahiptir.
Troika'nın diğer denizaşırı ofisleri, dünyanın en
büyük finans merkezi olan New York, Londra ve Rusya'nın arka bahçesi
sayılan Ukrayna'nın başkenti Kiev'dedir.
Ama Kıbrıs? Ne alaka?
Bu sorunun cevabını araştırırken bakın neler
öğrendim:
Kıbrıs, Rusya'ya en çok yabancı sermaye yatırımı
yapan ülkelerden biridir. 2002'de Almanya ve Amerika Birleşik
Devletleri'nden sonra üçüncü sıradaydı.
Ancak Kıbrıs'tan Rusya'ya yatırım yapan Rumlar değil,
paravan şirketlerin arkasına saklanan Ruslardır.
Kıbrıs, Rusya'nın en büyük para aklama merkezlerinden biridir.
Sadece Rusların değil. Slobodan Miloseviç, 1990'larda Bosna ve
Kosova'ya karşı savaş açmadan önce Yugoslavya'ya ambargo
uygulanmasına önlem olarak Kıbrıs'ta binlerce off shore paravan
şirket kurdu.
Birleşmiş Milletler'e göre savaş bu şirketlerin
hesaplarındaki paralarla finanse edildi.
Kıbrıs'taki paravan şirketler
Miloseviç'in Kıbrıs'taki işlerini o zaman avukat, şimdi
cumhurbaşkanı olan Tasos Papadopulos'un firması yürütüyordu.
Papadopulos, Birleşmiş Milletler kaynaklarına dayanarak bu
iddiaları yayımlayan Financial Times'ı mahkemeye verdi. Dava
Lefkoşa'da devam ediyor ama, Papadopulos cumhurbaşkanı
olduğu için, karınca adımlarıyla.
Kıbrıslı Rumlar şirketleri ve bankaları
aracılığıyla Miloseviç'in barbarlığını
finanse ederken Rus gangsterler de Lefkoşa'da kurdukları kabuk
şirketlerle özelleştirmeden çaldıkları milyonları
aklandırmakla meşguldü.
Rusya özelleştirme kanalıyla komünizmden kapitalizme geçerken
hırsız yöneticilerle gözü kara işadamları
kaynaklarını talan etti. Bu operasyonların bazılarında
Kıbrıs'taki paravan şirketler kullanıldı.
Kazanılan paralar Akdeniz'in en büyük off shore merkezi olan
Kıbrıs'ta sterilize edildi.
Kıbrıs'ı Rusya'daki en büyük yabancı sermaye
yatırımcılarından biri yapan bu paralardır.
Fransa Para Aklamayı Önleme Komitesi Başkanı Roger-Louis Cazalet,
geçenlerde Financial Times'ta yayımlanan bir yazıda Avrupa
Birliği ülkesi olan Kıbrıs'ı para aklamaya karşı
gerekli önlemleri almamakla suçladı.
Cazalet, Kıbrıs'ın, gelecek sene euro'ya geçmesiyle Avrupa
Birliği'ne servet aktarmak isteyen teröristler, organize suç örgütleri ve
diğer kara para aklayıcıları için bir cennet
olacağını söyledi.
Araştırırken, Troika Dialog'un Kıbrıs'ta dönen bu pis
işlerde rolü olduğuna dair herhangi bir emareye rastlamadım.
Ama dönen işlerin bu kadar pis olduğu, Rus para aklama merkezi olarak
bilinen bir ülkede neden ofis kurduğunu ve bu ofisin ne iş
yaptığını bilmek ilginç olurdu.
Özellikle Petkim'i satın alırken ortak olarak yanına
aldığı Kazak işadamlarının da kendi ülkelerinin
yeni zenginlerinden oldukları göze alınırsa.
METIN MUNIR MILLIYET 01/08/07
Talat: Toplumsal varlığımız için önemli
bir gün
1 AĞUSTOS KIBRIS TARİHİNİN DÖNÜM NOKTASI...
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz, ziyereter
sırasında yaptığı konuşmada 1 Ağustos'un
Kıbrıs tarihinin dönüm noktası olduğunu vurguladı.
Meclis Başkan Vekili Mehmet Bayram da "GKK'nın
sağladığı güveni hissetmek, mutluluk verici" derken
Başbakan Soyer, "GKK anayasal kurumsallaşma süreci içerisinde
iyi bir organizasyon" dedi
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ve
beraberindeki heyet, 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı
nedeniyle Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, Meclis Başkan
Vekili Mehmet Bayram'ı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i ziyaret etti.
Tümgeneral Eröz ziyaretleri sırasında Cumhurbaşkanı
Talat'a Meclis Başkan Vekili Bayram'a ve Başbakan Soyer'e GKK
şildini hediye ederek kendisine sunulan plaketleri aldı.
Eröz: Kıbrıs tarihinin dönüm noktası
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz ziyaretler
sırasında yaptığı konuşmada,
Kıbrıs'ın tarihinde birer dönüm noktası olan
Kıbrıs'ın fethinin 436'ıncı, TMT'nin kuruluşunun
49'uncu ve GKK'nın kuruluşunun 31'inci yıldönümünde yetkililer
tarafından kabul edilmekten şükran duyduklarını belirtti.
Eröz, GKK'nın Kıbrıs Türk halkının her türlü
tehdit ve tehlikelerden uzak, huzur ve güven içerisinde yaşaması ve
KKTC'nin bağımsızlığının korunması için
başlatmış olduğu gelişim hamlesine artan bir hız
ve azimle devam ettiğini söyledi.
Hedeflerinin daha güçlü daha eğitimli silah ve teçhizata sahip,
dosta güven, düşmana korku salan caydırıcılık gücüne
sahip ve gereğinde vatan ve millet uğruna hayatını feda
etmeye hazır birlikler yetiştirmek olduğunu ifade eden Eröz,
GKK'nın bugünlere gelmesinde hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan,
her türlü desteği veren Kıbrıs Türk halkına
şükranlarını sundu.
Talat: Toplumsal varlığımız için önemli bir gün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, 1 Ağustos tarihinin
Kıbrıs için özellikle de Kıbrıs Türk halkının
toplumsal varlığının bugünlere taşınması
konusunda çok önemli bir gün olduğunu vurguladı.
GKK'nın çok uzun yıllar süren var oluş mücadelesinin zor
ve meşakkatli ortamından süzülerek kurulup bugünlere geldiğine
işaret eden Talat, bugün üstün bir teknoloji ve eğitimli insan
gücüyle çok iyi bir noktaya
ulaşan GKK'nin, bundan sonra da verilecek görevleri yerine
getirerek, Kıbrıs Türk halkının korunmasında ve
geleceğe güvenle ilerlemesinde önemli roller üstlenecek kurumlardan biri
olduğunu belirtti.
GKK düşmanca yaklaşanları caydıracak
Talat, GKK'nın yıllar boyunca önemli gelişmeler gösterdiğine
ve bugün geldiği noktaya KKTC halkının ve TC'nin desteğiyle
ulaştığına dikkati çekerek, Güvenlik Kuvvetleri'nin
Kıbrıs Türk halkının güvenliğini sağlamadaki öncü
rolüne aynı destekle devam ettiğini belirtti. GKK'nın bundan
sonra da Kıbrıs Türk halkına güven vermeye devam edeceğini
ve yanlış gözle bakanlara, düşmanca yaklaşanlara korku
vererek onları caydıracağına inandığını
söyledi.
Güvenlik Kuvvetleri'nin Kıbrıslı Türklerin
evlatlarından oluştuğuna işaret eden Talat,
komutanların onlara vatan savunmasının nasıl
yapılacağını, özverinin nasıl gösterileceğini
öğrettiklerini ve onların geleceğe iyi birer insan olarak
ilerlemelerini sağladığını belirtti.
Talat, GKK'nın bugün bulunduğu noktaya gelmesine katkı
koyan herkese teşekkür ederek başarılarından dolayı
Kıbrıs Türk halkı adına kutladı.
Bayram: Sağlanan güven mutluluk verici
Cumhuriyet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Bayram ise, 1
Ağustos'un kendisine GKK'nın kuruluşuna oy veren bir
milletvekili olarak ayrı bir gurur verdiğini belirterek,
Kıbrıs Türk halkı adına GKK'ya şükranlarını
sundu.
Bayram, Kıbrıs Türk halkının geleceğe ümit ve
güvenle bakmasını sağlayan GKK'nın gelişmesini
görmenin ve sağladığı güvenliği hissetmenin
kendilerine ayrı bir mutluluk verdiğini ifade etti.
Soyer: GKK iyi bir organizasyon
Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Kıbrıs Türk
halkının 1 Ağustos'a ulaşmak için çok özgün bir mücadele
verdiğini söyleyerek, bu mücadele sürecinde Kıbrıs Türk
halkının Rumların yarattığı tüm olaylara
karşın kendi
toplumsal kimliğini ve siyasal varlığını korumak
için özgün bir mücadele verdiğini ve kendi dar imkânlarıyla
güvenliğini de sağlayabilecek ve saldırganlıkları yok
edebilecek organizasyonlar yaptığını da belirtti.
Kıbrıs Türk halkının bu mücadeleleri kendi
varlığıyla sürdürürken Türkiye'nin etkin desteğini de
hayatın her alanında yanında bulduğunu ifade eden Soyer,
Kıbrıs Türk halkının, 1963 yılından itibaren bir
devlet prototipi ve süreç içerisinde KKTC olgusunu
yarattığını ve devletin bütün fonksiyonlarını
yerine getiren bir düzenleme içerisinde olmaya
çalıştığını söyledi.
Kıbrıs Türk halkının bunları yaparken
aynı zamanda anayasal süreçlere de büyük önem verdiğini ve bu
örgütlenme içerisinde gerek TMT gerek GKK komutanlığını
oluşturduğunu ifade eden Soyer, GKK'nın bugün anayasal
kurumsallaşma süreci içerisinde iyi bir organizasyonla, tüm yönleriyle
Kıbrıs Türk halkının güvenliğini yerine getirmeye
çalıştığını belirtti.
Soyer, Kıbrıs'ta eşitlik temelinde siyasi bir çözümü
sağlamaya çalışırlarken GKK'nın, ekonomik
gelişime de katkı sağlayacak desteğinin devam ettiğini
söyledi.
KIBRIS 01/08/07
Papadopulos "görüşme şovu" yapıyor
GÖRÜŞMEYE HAZIRIZ... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Hasan Erçakıca: Türk tarafı görüşme tarihini belirlemeye ve
görüşmeye hazır... Görüşme konusunda bizim yerine getirmemiz
gereken bir yükümlülük yok...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Türk tarafının, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile Rum Lider Tasos Papadopulos'un görüşme tarihinin belirlenmesi ve
görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.
Kıbrıs Rum liderliği ile Yunanistan Cumhurbaşkanı
Papulyas'ı ilgilendiren başlıca konunun, BM Çözüm
Planı'nı gündemden kaldırmak olduğunu ifade eden
Erçakıca, "Artık tarih belirlemeyi konuşabiliriz.
Kızgınlığımız kolay kolay bitmez, ancak
görüşmenin de olması lazım.
Kızgınlığımızın geçmesini beklersek, çok
beklemek durumunda kalabiliriz" dedi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri
değerlendirdi. Erçakıca, 8 Temmuz sürecinde yaşanan
tıkanıklıkları aşmak için Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un bir
araya gelmesi üzerinde durulurken, Rum-Yunan tarafından yükselen seslerden
dolayı dikkatli bir çaba harcamak gerektiğini söyledi.
Papulyas'ın sözleri
Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'ı ziyaret eden
Yunanistan Cumhurbaşkanı Papulyas'ın, Kıbrıs sorununu
çözmek için, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyesi ülkeler tarafından
sıkıştırılmasını beklemeyi tercih
ettiği izlenimi edindiklerini ifade etti. Rum Dışişleri
Bakanı Markulli'nin de benzeri demeçleri bulunduğuna dikkat çeken
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Bu demeçlerden anlaşıldığına göre
Kıbrıs Rum liderler ve Yunanistan Cumhurbaşkanı
Papulyas'ı ilgilendiren başlıca konu, Kıbrıs sorununu
çıkmazdan kurtarmak değil, uzun süren müzakerelerle
hazırlanmış olan ve önemli miktarda emekle yoğrulmuş
olan Birleşmiş Milletler Çözüm Planı'nı gündemden
kaldırmaktır."
Rum-Yunan ikilisinin bu planın Kıbrıs Türk halkı
tarafından desteklendiğini unuttuğunu kaydeden Erçakıca,
"Papadopulos'un yalana dayalı kampanyasına rağmen,
Kıbrıs Rum halkının iradesine saygı duyacak olsak
bile, aynı şekilde Kıbrıs Türk halkının iradesine
saygı duyulmasını beklemek hakkımız vardır"
dedi.
"Herkes katkı koymalı"
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Talat-Papadopulos görüşmesinin verimli ve sonuç alıcı olması
için ilgili bütün çevrelerin bu sürece katkı koyması gerektiğini
söyledi.
Kıbrıs Türk tarafının, bu görüşmelerin
etkinliği ve verimliliği üzerinde önemle durduğuna dikkat çeken
Erçakıca, Talat-Papadopulos görüşmesinin yararlı olması
için gerekli çalışmaların yapıldığını
belirtti.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Talat-Papadopulos görüşmesine büyük önem veriyoruz. Süreçte
yaşanan tıkanıklıkların aşılmasına
yardımcı olabilmesi için ve 8 Temmuz sürecinin kapsamlı çözüm
müzakere hedefine doğru gelişebilmesi için etkin katkı koymaya
devam edeceğiz."
Pertev-Conis görüşmesi
Hasan Erçakıca, BM Kıbrıs Temsilcisi Michael Möller ile
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos'un Siyasi
İşler Müdürü Tasos Conis'in Talat-Papadopulos görüşmesi
konusunda KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev'den telefon bekledikleri yönündeki Rum basınında
yer alan haberlere de değindi.
Erçakıca, "KKTC Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev herkesin kolayca ulaşabileceği
bir kişidir. Henüz daha yaz tatiline de çıkmamıştır.
Telefonları tamamen servistedir ve arayan herkese yanıt
verilmektedir" dedi.
Erçakıca, Türk tarafının Talat-Papadopulos
görüşmesi konusunda yerine getirmesi gereken bir yükümlülüğü
bulunmadığını ifade ederek, Kıbrıs Rum
tarafının, bu görüşmeyi bir "halkla ilişkiler
çalışmasına" indirgemek için elinden geleni
yaptığını söyledi.
Rum basınında yer alan "Möller de Pertev'den telefon
bekliyor" yönündeki haberlere de değinen Erçakıca, Moller'in bu
konuda bir açıklama yapmamış olmasına da dikkat çekti.
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, ağustos ayının BM
Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in izin
ayı olduğunu kaydetti.
Türk araçlarının Güney Kıbrıs'a geçişi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, KKTC
plakalı salon ve ticari araçlarla kamyonların, bugün itibaren, Metehan
ve Bostancı kapılarından Güney Kıbrıs'a sadece mesai
saatlerinde geçebileceği yönündeki Rum basını kaynaklı
haberlerle ilgili soruya şu yanıtı verdi:
"Bunu gazetede çıkan bir ilandan bu sabah öğrendik.
Anladığım, bu düzenleme, geçişlerin saatiyle ilgili
değil, belli bir formalitenin yerine getirilmesiyle ilgilidir
sanırım."
KIBRIS 01/08/07
Karpaz, AB gündeminde
AB BİR HAFTA İÇİNDE TEPKİ VERECEK... Bazı
bakanlıklara siyah çelenk bıraktıkları eylemlerinin
ardından görüştükleri AB yetkililerinin Karpaz ile ilgili olarak
sorumluluklarının bilinciyle çalışacaklarını ve
raporlarında bu konuya değinip ivediliğinin ne kadar önemli
olduğunu aktaracaklarını kaydettiklerini belirten Sahir,
"Konuyu AB politikaları ile birleştirip bir hafta içinde bize
döneceklerini söylediler" dedi
KARPAZ İLE İLGİLİ BAZI DÜŞÜNCELER VAR, AMA
SAKLANIYOR... Karpaz ile ilgili olarak yetkililerin bazı beklenti ve
düşünceleri olduğunu ve bunların gerçekleştirilmesi için
harekete geçtiklerini ifade eden Doğan Sahir, "Biz o noktada
değiliz. Burada bir milli park söz konusudur ve ülkemizin son kalan
doğal alanlarından birisi olması bakımından çok daha
hassas davranılması gerekir" dedi.
"KORUMA İÇİN GÖTÜRECEĞİZ" DİYORLAR,
SONRA DA KALKINMADAN SÖZ EDİYORLAR... Son birkaç gün içerisinde siyasilerin
Karpaz ile ilgili olarak "Buraya biz ille de bu elektriği
götüreceğiz. Ama korumak niyeti ile götüreceğiz" dediklerini
hatırlatan Sahir, bunun inandırıcı
olmadığını söyledi. Sahir, diğer taraftan yetkililerin
"Biz kalkınmak için elektriği götürüyoruz" dediklerine de
işaret ederek burada ciddi bir çelişki olduğunu söyledi
Ali CANSU
Genişletilmiş Sürdürülebilir Çevre Platformu adına
KIBRIS'a önemli açıklamalarda bulunan Yeşil Barış Hareketi
Derneği Başkanı Doğan Sahir, Karpaz'a elektrik götürülmesi
konusunun artık AB'nin gündemine girdiğini söyledi.
Sahir, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdikleri eylemde AB'nin
KKTC ofisi önüne koydukları çelenk ve verdikleri metinden bir saat sonra
AB KKTC ofisi yetkililerinin kendilerini arayarak görüşme talep
ettiğini ve Karpaz konusunda bir görüşme yaptıklarını
söyledi.
Görüşmede AB yetkililerinin kendilerine Karpaz ile ilgili olarak
sorumluluklarının bilinci içerisinde
çalışacaklarını ve raporlarında bu konuya değinip
ivediliğinin ne kadar önemli olduğunu aktaracaklarını
kaydeden Sahir, "Konuyu AB politikaları ile birleştirip bir
hafta on gün içerisinde bize döneceklerini söylemelerine rağmen KKTC'deki
bakanlıklardan bugüne kadar hiç bir ses çıkmadı" dedi.
Karpaz, KKTC'nin son doğal alanı
Karpaz ile ilgili olarak bazı beklenti ve düşünceler
olduğunu ve bunların gerçekleştirilmesi için yetkililerin
harekete geçirildiğini iddia eden Doğan Sahir, "Biz o noktada
değiliz. Burada bir milli park söz konusudur ve ülkemizin son kalan doğal
alanlarından biri olması bakımından çok daha hassas
davranılması gerekir. Birçok noktada hassasiyetlerimizi yetkililere
ilettik ama bir şey kazanmadık. Çünkü, biraz yumuşak
kaldığımızı düşünüyorum. Daha fazla bir
kararlılık ortaya konması ve bunun ne kadar önemli
olduğunun ortaya çıkarılması gerekiyordu. Biz de bu
bağlamda önümüze bir dizi kararlılık belirten ve öneriler içeren
bir çalışma koyduk" dedi.
Olayı saptırmaya çalışanlar var
Karpaz ile ilgili birçok söylemler bulunduğu, hatta olayı
saptırmaya yönelik tartışma ve polemikler
yaratıldığını ifade eden Sahir, Karpaz'da bir halk
kitlesi bulunduğunu ve bu kitlenin, bu ülkede yaşamıyormuş
gibi farklı bir ülkedeymişler gibi ilgisiz bir tavırla
yıllarca orada yaşadıklarını söyledi.
Karpaz ile ilgili bugüne kadar hiçbir devlet politikasının
net olarak ortaya konmadığını anlatan Doğan Sahir,
verilen sözlerinde uygulanmamasının ise güvensizlik
yarattığını ifade etti.
Güvensizlik kelimesinin son zamanlarda açığa
çıktığını ve yetkililer tarafından da telaffuz
edilmeye başlandığını kaydeden Sahir, Cumhurbaşkanı,
Başbakan, bazı bakan ve milletvekillerinin de kendilerinden önce bunu
bahsetmeye başladıklarını söyledi.
Son günlerdeki haberlerde yeni bir güvensizlik yaratan olguya da
rastladığını anlatan Sahir şöyle devem etti:
"Bunlara sebep olan bugüne kadar gelmiş geçmiş
politikacılardır. Söz verip yapmazlarsa tabii ki insanlar güvenmez.
Son birkaç gün içerisinde siyasiler 'Buraya biz ille de bu elektriği
götüreceğiz, ama korumak niyeti ile götüreceğiz' diyorlar. Şimdi,
bu da inandırıcı değil. Bir de denetim mekanizması
kuracaklarını söylüyorlar. Biz burada hiçbir şekilde bir
gelişmeye izin vermiyoruz diyorlar. Bir taraftan
baktığınız zaman biz kalkınmak için elektriği
götürüyoruz diyorlar. Burada da bir çelişki vardır. Hangisi
doğrudur? Bir de inandırıcılık ve güvenden habis
ediyorlar. Biz, buna nasıl inanıp, nasıl güveneceğiz.
Buraya elektriği götürüyorsanız ve adına da
'kalkınmadır' diyorsanız bir şeyler yapıyorsunuz ama
bunu da söylemiyorsunuz!
Bizi enerjiye ve gelişmeye karşıyız diye lanse
ediyorlar. Bu şekilde yaklaşımlar olabilir ama bizim
yaklaşımlarımızın böyle olmadığını
söyledik. Burada önemli olan gelişme planları, proje önerileri ve
kalkınma modellerinden söz ederek dünyadan örnekler gösterdik. Yerli
halkla konuştuk ve koyduğumuz planları geliştirerek
kalkınma modeli ne olmalıdır diye tartıştık.
Karpaz bölgesi bir örnek olarak ortaya çıkacaktır. Biz, çözüm
önerileriyle birlikte bir 'yapılamaz' diye tavır koyarken, çizgiyi
çektik. Biz, diyoruz ki buralarda yaşayan insanlara çağdaş bütün
imkanların tanınmasına biz de varız. Bizler buradaki
insanların enerji ihtiyaçları varsa buna sahip olmalarına ve
bizim de kendilerinin yanında olduğumuzu söylüyoruz. Oysaki bu
söylemleri hiç duymayanlar bizim onları geri bırakmak
istediğimizi sanarak bize saldırılarda bulunuyorlar.
İnsanların yaşamamakta olduğu ve sadece doğal
olduğu söylenen, doğal bir park olacağı 1970'li
yılların sonundan itibaren hatta Bakanlar Kurulu kararlarına ve
yasalarına yansımış olan milli park alanı, milli parka
yakışır bir şekilde yaşatılabilmesini istiyoruz.
Ayrıca, oradaki diğer canlılara saygılı, korunacaksa
elektrik hattının buraya gitmesine tüm yerleşim alanları
bittikten sonra doğal ve arkeolojik sit alanını bahsederek
burada bir gereksinme varsa ancak burada yapılacak yasal bir çalışmayla
düşünülmesi doğru yaklaşım olduğunu
söylüyoruz."dedi.
Karpaz, uluslararası bir boyutta değere sahip
Doğan Sahir, Karpaz'ın uluslararası bir boyutta
değere sahip olduğunu kaydederek, yetkililer, halk ve
yabancılarla konuştuklarını belirterek, ülkemizdeki
yasalara uyulması gerektiği talebini de bu yüzden ortaya
attıklarını söyledi.
Yasaların uygulanması durumunda bu gibi sorunların
ortaya çıkmayacağını anlatan Sahir, devletin
mekanizmasının kendilerinin de kabul ettiği gibi yetersiz
olduğunu ifade etti. Denetleme şüphesi bulunan bir ortamda hiçbir
plan ve hedef olmadan böyle bir yatırımın
yapıldığına bir anlam veremediğini kaydeden Sahir,
yetkililerin son günlerde Karpaz'a bir çevre planı hazırlandığını
ifade ettiklerini belirterek, "Bunun da düne kadar olduğundan bir
bilgimiz yok. Üstelik biz de komitede değiliz, davet de edilmedik. Biz,
yasalara ve uygulamalara sadığız ve katkıyla
birikimlerimizi paylaşmak istiyoruz" dedi.
Hatırlatma eylemi yaptık
Yetkililere yasaları işletmeleri için hatırlatma ve
siyah çelenk eylemi yaptıklarını ifade eden Doğan Sahir,
eylemi yapmaktaki amaçlarının her bakanlığın kendi
yürütmekle yükümlü olduğu yasaları hatırlatmalarını
sağlamak olduğunu kaydetti.
Her bakanlığa Karpaz ile ilgili olarak birer bildiri
verdiklerini çünkü bugünlerde Avrupa Birliği'nin ülkemize maddi bir
hibesinin söz konusu olduğunu, bunun da çoğunun çevreye yönelik
olduğunu hatırlatan Sahir, hem ülkemizdeki yetkililerin, hem de
ülkemizdeki AB temsilcilerinin ilgisini çekmek için de söz konusu eylemi
gerçekleştirdiklerini söyledi.
Aradan bir saat geçti, AB bizi toplantıya çağırdı
Eylem sırasında Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, İçişleri v
Bakanlığı ve Başbakanlık yanında AB KKTC ofisine
de bir bildiri verdiklerini kaydeden Doğan Sahir, AB temsilcilerinin
kendilerini bir saat içerisinde arayarak toplantıya
çağırmalarına rağmen diğer yetkililerden ses
çıkmadığını söyledi.
AB KKTC ofisine çelenk bıraktıktan sadece bir saat sonra
kendilerini toplantıya çağırdıklarını ifade eden
Sahir, "Biz, bildiriyi kendilerine verdikten bir saat sonra aradılar
ve toplantı için saat belirledik. Ama, maalesef bizim hiçbir makam bugüne
kadar bizi aramadı" dedi.
AB yetkilileriyle yaptıkları görüşmede, bütün
düşüncelerini masaya yatırdıklarını anlatan Sahir,
Karpaz'ın bir dünya mirası olduğu düşünülürse gelecek
kuşakları da düşünerek AB'nin de bu sorumluluğu alması
gerektiğini vurguladıklarını kaydetti.
AB yetkililerinin, bu sorumluluğun bilinci içerisinde
çalışacaklarını ve raporlarında bu konuya değinip
ivediliğinin ne kadar önemli olduğunun altını çizeceklerini
söylediklerini kaydeden Sahir, "Bizim asıl
sorguladığımız Karpaz'a kaynak aktarılırken,
alternatif enerji kaynaklarına yönlendirilip yönlendirilemeyeceği
konusu idi. Kendileri bize bu konuda uğraşacaklarını
söylediler. Konuyu AB politikaları ile birleştirip konuyu bir hafta
on gün içerisinde bitireceklerini söylediler.
Daha önce KKTC'ye gelen AP yeşiller grubu ile bu konuyu
görüştüklerini ve AB gündemine konunun
taşınacağını kaydeden Sahir, işe sadece
Kıbrıs'ın uluslararası
tanımışlığı ile ilgilenen bu insanlar çevreye de
baktıkları zaman, bazı şeyleri fark ettiklerini bize
söyledi.
Sahir, gittikleri zaman orada çevre komisyonu ile de görüşüp
komisyon başkanından da toplantı alarak konuyu görüştükten
sonra da konuyu AB'nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn'le de konuyu
değerlendirip ve bir basın açıklaması yaparak
Kıbrıs'ta çevreye olan hızlı tahribatların kontrol
altına alınmasını içeren bir bildiri de
yayınladıklarını söyledi.
KKTC'nin duruşu da zedeleniyor
Karpaz'da yaşananları politik olarak da kendilerini
ilgilendirdiğini ifade den Sahir, siyasi konum nedeniyle KKTC'nin
tanınmaması söz konu olduğunu, ancak kazanmaya
çalıştığı uluslar arası bir iletişim
duruşu olduğunu ve bunun zedelenmesi gerektiğini ifade etti.
Sahir, "Ülkemizde AB için çalışmalar
başlatıldığını ve KKTC'nin AB'ye giderken, ama
Avrupalı gibi davranmıyorsak o zaman yine inandırıcı
olmayız ve insanlarımız gibi yabancılar da bize inanmamaya
başlarsa o zaman uluslar arası politikalarımız ve biz de
zedeleniriz. Bir bakıldığı zaman Türkiye'de zedelenebilir.
Türkiye kendi ülkesinde yaptığı bir çalışmayı
burada neden yapmıyor gibi sorularla karşılaşacaktır.
Burayı harcadığı konusunda da ciddi baş
ağrısı olacaktır. Karpaz'a elektrik götürülmesiyle ilgili
maddi kaynak da Türkiye'den geleceğini biliyoruz. Bu bozulmaya niye para
verdiği Türkiye'ye sorgulanırsa onun da başı
ağrıyacaktır" dedi.
"Bir yıl içerisinde Karpaz'a imar yapılamaz
"açıklamalarına ise Sahir şu açıklamayı
yaptı:
"Ülkemizde çevre yasası buluyor ve koruma bölgesi övünerek
anlatılıyor. Ancak, yine de bu bölgelerde faaliyetler
yapılıyor. Çevre yasasında diyor ki 11'nci maddenin ikinci ve
üçüncü fıkrası koruma bölgesi ilan edilen alanlarda bir plan
yapılıncaya kadar hiçbir şekilde imar ve alt yapı
yapılamaz. İmarın temeli ve kan damarıdır
altyapı. Yasaya göre bu da yapılmaması gerekiyor. Biz ihale
açtık ve ihaleyi bağladık. Biz en son mahkemeye gittik. Bu olayın
durdurulması için mahkemeye gidip ara emri almak istedik. Aslında bu
bizim talebimiz değil yasanın gereğidir. Bunun gibi çok yasalar
vardır. Anıtlar Yüksek Kurulu'nun kararına göre bölgede elektrik
olmaması gerekir" dedi.
Milli Parklar yasası yok
Ülkemizde milli parklarla ilgili bir yasanın
olmadığını anlatan Sahir, bu yasanın en kısa
zamanda yapılması gerektiği vurguladı.
Yapılacak planın milli parklar yasası altında Zafer
Burnu milli parkı yönetmeliği olarak nasıl işletilip
yönetileceğinin tanımlanması gerektiğini anlatan Sahir, bu
parklara zarar verenlerin nelerle karşılaşacağıyla
ilgili bir düzenleme gerektiğini söyledi.
Projeyi alan şirketle temas kurmaya
çalıştıklarını ancak bugüne kadar bir
temaslarının olmadığını söyledi. Yarın bir
basın toplantısı yaparak yapmayı düşündüklerini halka
ve basına açıklayacaklarını söyledi.
KIBRIS 01/08/07
Economist: Türk generaller memnun değil, geri adım atmayı
reddediyorlar
Dünyanın önde gelen
haftalık haber dergilerinden Economist, 22 Temmuz seçimleri
sonrasında yaşanan siyasi gelişmelerden, generallerin memnun
olmadığı değerlendirmesinde bulundu. "Milliyetçi
Kürtlerin" Meclise girdiği, AKPnin de oylarını
arttırdığı kaydedilen haberde, bu durumun Generalleri mutlu
etmediği ifade edildi.
Economist dergisinin son sayısında
yayınlanan haberde, 15 gün önce 32 yaşındaki eski hemşire
Sebahat Tuncelin terör örgütü PKK üyesi olduğu gerekçesiyle
İstanbulda hapiste tutulduğu ancak 22 Temmuz seçimlerinde
milletvekili seçildiği için serbest bırakıldığı
hatırlatıldı.
'SIK SIK PKK KAMPLARINI ZİYARET EDEN
TUNCEL YARGILANMAYACAK'
Haberde, dokunulmazlık alan Tuncelin
böylece Kuzey Iraktaki PKK kamplarını sık sık ziyaret
ziyaret etmesi dahil diğer suçlamalardan yargılanamayacağı
vurgulandı. Haberde Tuncelin kayıp kardeşini
aradığı için PKK kamplarını gittiği
savunmasını yaptığı ifade edildi.
Haberde, 1990lardan bu yana ilk kez
"açıkça milliyetçi Kürt" olan politikacıların 550
sandalyeli Meclise girdiği kaydedilen haberde, MHPnin de 71 milletvekili
ile temsil edileceği hatırlatıldı.
'DTPLİLER PKKYI AÇIKÇA KINAMAYA HAZIR
DEĞİL'
Kürt siyasilerin bazılarının
bölücü örgüt başı Abdullah Öcalanı mahkemede savunan avukatlar
olduğuna dikkat çekilen haberde, söz konusu politikacıların
Mecliste uygun şekilde hareket edecekleri ve Kürtçe yemin etmeyeceklerini
söylediği kaydedildi. Haberde ancak şimdiden
bazılarının özgeçmişlerindeki yabancı diller bölümüne
Türkçe yazdığı ifade edildi.
Haberde, bundan daha da kötüsü, hiçbirinin
Güneydoğudaki şiddet eylemlerini arttıran PKKyı açık
olarak kınamaya hazır olmadığı kaydedildi.
Türkiyedeki generallerin "kendisine Türk
demeyenleri devletin düşmanı olarak gördüğü" öne sürülen
haberde, generallerin bu durumdan memnun olmadığı
değerlendirmesi yapıldı.
Haberde, Generallerin, AKPnin ülkeyi
İslami kurallara götürmekle suçlaması ve darbe tehdidinde
bulunmasının muhtemelen AKPnin oylarının yüzde 46.7ye
yükseltmesine neden olduğu yorumu yapıldı.
Haberde, AKP ile ordu arasındaki gerilimin,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Dışişleri
Bakanı Abdullah Gülün güçlü şekilde laik olan
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin yerine aday göstermesiyle
başladığı kaydedildi.
'ERDOĞAN GÜLÜ ENGELLEYİP
MİLLETVEKİLİ KAYBEDEBİLİR'
4 Ağustosta açılacak Meclisin Eylül
ayı ortalarına kadar yeni Cumhurbaşkanını seçmesi aksi
takdirde yeniden seçimlere gitmesi gerektiği ifade edilen haberde,
Başbakan Erdoğanın Gülü tekrar aday gösterip göstermeme
kararıyla karşı karşıya olduğu ifade edildi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Yaşar Büyükanıtın "sözlerimizin
arkasındayız" dediğini ve Güle muhalefetlerini
sürdürdüğü hatırlatılan haberde, "Erdoğanın
askerlerin sözünü dinlemesi halinde ise partisinde çatlaklar yaşanmasına
neden olabileceği" değerlendirmesi yapıldı.
Haberde, adı açıklanmayan bir Türkiye
gözlemcisinin, "Erdoğan Gülü engelleyip birkaç milletvekili
kaybedebilir ya da Güle sahip çıkarak bütün gücün kaybedebilir. Tabii
eğer Gül kendiliğinden çekilmezse" dediği ifade edildi. (ANKA)
MILLIYET 03/08/2007
Türkleri kötülemeyen tarih kitabı
değiştirildi
03/08/2007 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Yunanistan'da 'kötü Türk' imajını
hafiflettiği için kilise, siyasiler ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
tepkisini çeken ilkokul 6. sınıf tarih kitabı büyük revizyona
uğradı. Osmanlı dönemi, 1821'de başlayan
bağımsızlık mücadelesi, 1922'deki kurtuluş
savaşı ile 1974 Kıbrıs olaylarına dair ifadeler
yüzünden kopan büyük gürültü karşısında, Eğitim Bakanı
Marieta Yiannaku'nun emriyle kitapta 80'den fazla değişiklik
yapıldı. Kitabın yazarları Rum Yönetimi, Atina Pedagoji
Enstitüsü ve Atina Akademisi'nin belirlediği noktalarda
değişikliklere gitti.
Tarih kitabı, Yunan bağımsızlık mücadelesinin
kahramanlarının tümüne yer vermediği, Türklere karşı
savaşan din adamlarına atıf yapmadığı,
Yunanlıların kazandığı 'zaferlere' yeterince
değinmediği, 1922'deki İzmir olaylarını
hafiflettiği' ve 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı işgal
ettiğini' yazmadığı için kilise ve aydınlar tarafından
yaylım ateşine tutulmuştu. Rum Yönetimi'nin toplatıp
Yunanistan'a iade ettiği kitap, Atina'daki milli bayram
sırasında bir grup aşırı milliyetçi tarafından
ateşe verilmişti. Yeni ders yılı için baskıya yollanan
kitapta ise şu unsurlar var:
· '1922'de Yunanlılar İzmir
Limanı'nda izdiham oluşturdu' yerine 'Yunanlılar dramatik
koşullarda evlerini terk etmek zorunda kaldı ve limanda bekleyen
gemilerde kurtuluş aradı' ifadeleri kullanıldı.
· 'Kemal Atütürk Türklerin kurtuluş
mücadelesinin lideriydi' yerine 'Kemal Atatürk, Türklerin milli mücadelesinin
lideriydi' denildi.
· 'Kıbrıs meselesi' ifadesi
'Kıbrıs sorunu' diye değişti. İki farklı renkle
gösterilen Kıbrıs haritası tek renk yapıldı ve KKTC
ile sınır ince bir yeşil çizgiyle çizildi.
Dido Sotiriu'nun kitabı
da okutulacak
Yunanistan Eğitim Bakanı Yiannaku, tepkiler sürerse kitabın gelecek
yıl yeniden yazılacağını ekledi.
Değiştirilmiş tarih kitabı ile birlikte okullara
Aydınlı yazar Dido Sotiriu'nun (1909-2005) 'Benden Selam Söyle
Anadolu'ya' romanının da dağıtılması
kararlaştırıldı.
"Papulyas'ın koşulu kabul edilemez"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yunanistanın müzakereler yoluyla Kıbrıs sorununun çözüm bulma çabalarına katılmayı reddeden Papadopulosa destek vermesinin ve Türk Yunan ilişkilerinin geliştirilmesini bile Türkiyeye, Kıbrıs sorununu Kıbrıs Rum tarafının istediği şekilde çözümlemek için baskı yapılması koşuluna bağlamasının kabul edilemez bir davranış olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat Bu düşünce şekli, bölgemizdeki diğer bazı sorunlar gibi, Kıbrıs sorununun neden hala çözümsüz beklediğini de izah etmektedir dedi.
Yunanistan Cumhurbaşkanı Karalos Papulyasın Güney Kıbrısı ziyareti sırasında yaptığı konuşmalarda, Türkiyenin AB üyesi olmak istemesinin kendileri için bir dönüm noktası oluşturduğunu belirterek Avrupalı ortaklarımız er ya da geç Kıbrıs sorunuyla ilgilenmek zorundadırlar ifadelerini kullanmıştı.
Papulyasın bu yöndeki sözleriyle ilgili TAKın sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat şunları söyledi.
Bu konuşması ile Papulyas, Rum-Yunan tarafının tutumunu bir kez daha açığa vurarak, Kıbrıs sorununa erken ve adil bir çözüm bulmak yerine sorunu zamana yaymayı ve AB üyelerinin Türkiyeye baskı yapabilecekleri aşamaya kadar beklemeyi tercih ettiklerini ortaya koymuş oldu.
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların siyasi eşitliğine dayanan 1960 düzeninin garantörlerinden biri olan Yunanistanın müzakereler yolu ile çözüm bulma çabalarına katılmayı reddeden Kıbrıslı Rum lider Papadopulosa destek vermesi ve Türk-Yunan ilişkilerini geliştirmeyi bile Türkiyeye Kıbrıs sorununu Kıbrıs Rum tarafının istediği şekilde çözümlemek için baskı yapılması koşuluna bağlaması kabul edilemez bir davranıştır. (tak)
YENIDUZEN 02/08/07
AA
Güncelleme: 13:46 TSİ 06 Ağustos 2007 Pazartesi
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, petrol aramak için
ihale açan Rum yönetiminin egemenlik haklarını
kullandığını savundu ve uluslararası anlaşmalar
ile hukuka uygun hareket ettiklerini belirtti.
Rum yönetimi sözcüsü, Türkiyenin benzer bir girişimde
bulunmasına ise sert tepki gösterdi. Vasilis Palmas, Türkiyenin Güney
Kıbrısın araştırma yapacağı bölgeyi de
içine alan sahalarda çalışma yürüteceğini belirterek, bunu
kabul edilemez olarak niteledi.
Güney Kıbrısın, sadece egemenlik hakkını
kullandığını, bundan ne daha az ne daha fazla bir şey
yapmadığını iddia eden Palmas,
araştırmaların da uluslararası hukuk ve anlaşmalar
çerçevesinde yapıldığını kaydetti.
Uluslararası hukuk ve anlaşmaları ihlal eden Türkiyedir
iddiasında bulunan Palmas, Türkiye tarafından yapılan bu tür
yaklaşımların ve kulakları sağır eden
düşüncelerin kendilerini ilgilendirmediğini, çalışmalarını
sürdüreceklerini söyledi.
Bu arada, komünist AKEL partisi Basın Sözcüsü Antros Kiprianu ise bu
konudaki açıklamasında, Türkiyenin hareketlerinin dikkatli ve
ciddiyetle takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Kiprianu, gerekirse uluslararası örgütlere yönelik girişimlerde
bulunulmasını da talep etti.
Geçen hafta Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının Akdeniz
sahil şeridi ve Kıbrısın batısında
yapacağı arama için firma seçimini Ağustos sonuna kadar
tamamlayacağı açıklanmıştı.
Rusya'dan Rumlar'a mektup
Rusya Federal Parlamento
Konseyi Başkanı Sergey Mironov, "Kıbrısta tüm
Kıbrıslıların çıkarlarını dikkate alacak bir
çözümün Doğu Akdenizin güvenlik ve istikrarına katkıda
bulunacağını" bildirdi.
Rum basınında yer alan haberlere göre
Mironov, Rum Meclis Başkanı ve komünist parti AKELin Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyasa gönderdiği mektupta, Rusya Federal Parlamento
Konseyinin Kıbrıstaki gelişmeleri yakından izlediğini
belirtti.
Mektubunda, "Kıbrıs sorununa adil
ve kapsamlı bir çözüm, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla ve genel
olarak kabul gören uluslararası ilke ve kanunlarının etkili bir
biçimde uygulanmasıyla yalnız mümkün olduğu kanaatindeyiz"
ifadesini kullanan Mironov, ülkesinin, "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin bağımsızlığına,
egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve birliğine olan
desteğinin gayet iyi bilindiğini kaydetti.
MILLIYET 06/08/07
AB, Karpaz'ı incelemeye aldı
UZMANLAR, KARPAZ İLE İLGİLİ RAPOR HAZIRLIYOR...
Karpaz bölgesine elektrik götürülmesiyle ilgili tepkilere rağmen hükümetin
çalışmaları sürerken, çevrecilerin AB KKTC Ofisi önüne
bıraktığı siyah çelenk ve ilettikleri mektup AB'yi harekete
geçirdi. Uygulanması düşünülen elektrik projesi, güneş enerjisi
ve bu projelerin çevreye etkisiyle ilgili üç ayrı rapor hazırlayan
uluslararası alanda uzman üç kişi, raporları AB yetkililerine,
ardından da ülkemizdeki siyasilere iletecek
KARPAZ YÖNETSEL PLANI İÇİN DE UZMAN BİR
KİŞİ GELİYOR... Agro Turizm Danışmanı
Ayşe Dönmezer, KIBRIS'a yaptığı açıklamada milli park
olarak uluslararası öneme sahip olan Karpaz bölgesinin yönetsel
planını da hazırlayacak uzman bir kişinin bu ay içerisinde
ülkemize AB Koordinasyon Merkezi tarafından getirtileceğini
belirterek, uzman kişilerin hazırlayacağı raporların
karşılaştırma yapılabilmesi için büyük bir öneme sahip
olduğunu söyledi
Ergül ERNUR
Karpaz bölgesine elektrik götürülmesiyle ilgili tartışmalar
hem yetkililer hem de vatandaşlar arasında devam ediyor.
Avrupa Birliği'nden ülkemize konuyla ilgili rapor hazırlamaya
gelen uluslararası üç uzman kişinin yanı sıra bu ay
içerisinde de Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi tarafından Karpaz
Milli Parkı'nın yönetsel planını ele almak için uzman bir
kişiyi getiriyor.
Agro Turizm Danışmanı Ayşe Dönmezer, uzman
kişiler tarafından Karpaz ile ilgili hazırlanacak
raporların önemine dikkat çekerek planlı çalışmanın
yararına işaret etti.
Dört farklı uzmanın hazırlayacağı
raporların Karpaz bölgesine uygulanacak proje için etkili
olacağını belirten Dönmezer, "Plansız yola
çıkarsak başarısız oluruz. O yüzden uzmanlar tarafından
verilecek bilgiler bölgenin geleceği için çok önemli ve
değerlidir" dedi.
AB KKTC Ofisi'ne bırakılan çelenk
ve mektup AB'yi harekete geçirdi
Karpaz'a elektrik götürülmesiyle ilgili çevreciler ve Karpaz sakinleri
iki ayrı gruba ayrılırken, konunun gündeme geldiği ilk
dönemlerde Karpaz'daki doğal yapıyı bozacağı
gerekçesiyle bölgeye elektrik götürülmesine karşı çıkan
çevreciler, AB'nin KKTC ofisi önüne siyah çelenk
bırakmıştı.
Bu olayın üzerine Avrupa Birliği (AB), Karpaz'a elektrik
götürülmesiyle ilgili çalışmaları gündemine aldı ve
ülkemizde faaliyet gösteren AB KKTC Ofisi yetkilileri devreye girerek
yurtdışından konuyla ilgili uluslararası 3 uzman getirdi.
Agro Turizm Danışmanı Ayşe Dönmezer, yapılan
eylemin ardından AB KKTC Ofisi'ndeki yetkililerle bir toplantıya
girdiklerini belirterek AB yetkililerinin, bu sorumluluğun bilinci
içerisinde çalışacaklarını ve raporlarında bu konuya
değinip ivediliğinin ne kadar önemli olduğunun altını
çizeceklerini söylediklerini kaydetti.
Dönmezer, yapılan görüşmenin ardından mevcut elektrik
projesi, güneş enerjisi ve çevre uzmanlarından oluşan üç
ayrı uzman kişinin Karpaz'a elektrik götürülmesiyle ilgili
görevlendirdiklerini ve konu hakkında rapor
hazırlayacaklarını kaydetti.
Uzmanlar ne yapacak?
AB'nin KKTC'deki ofisi tarafından görevlendirilen üç
uluslararası uzman şu anda gündemden düşmeyen Karpaz'a elektrik
götürülmesiyle ilgili üç ayrı rapor hazırlıyor.
Uzmanlardan biri Karpaz'a götürülmesi düşünülen mevcut elektrik
projesiyle ilgili bir rapor hazırlarken, diğer bir uzman ise Karpaz'a
güneş enerjisi götürülürse karşılaşılacak
kolaylıklar, zorluklar ve maddiyatla ilgili çalışıyor.
Çevre uzmanı olarak görev yapan üçüncü bilirkişi ise Karpaz'a
elektrik veya güneş enerjisi götürülmesi durumunda doğal yapıya
etkilerinin ne olacağıyla ilgili bir rapor hazırlıyor.
Agro Turizm Danışmanı Ayşe Dönmezer, raporları
hazırlayacak olan uzman kişilerinin görüşlerinin çok önemeli
olduğuna dikkat çekerek hazırlanan raporların önce AB Ofisi'ne
oradan da ülkemizdeki siyasilere iletileceğini söyledi.
Projelerin karşılaştırılmalı olarak
incelenmesine yardımcı olacak raporların, yetkililerin
vereceği kararda etkili olabileceğini belirten Dönmezer,
uluslararası uzman kişilerin görüşlerinin, Karpaz'a elektrik
götürülmesiyle ilgili raporlarının ve oradan çıkacak olan sonucun
etkisinin büyük olduğunu ifade etti.
Üç ayrı uzmanın çalışmalarının bugünlerde
sonlanacağından bahseden Dönmezer, bu ay içerisinde ülkemize AB
Koordinasyon Merkezi tarafından getirilecek olan başka bir uzman
kişinin de Milli Park olarak uluslararası niteliklere sahip olan
Karpaz bölgesinin yönetsel planını
hazırlayacağını açıkladı.
Dönmezer, yönetsel planı ele alacak uzmanın Karpaz Milli
Parkı'nın bozulmasını önlemek için araştırmalar
yaparak rapor hazırlayacağını belirtti.
Yönetsel planının önümüzdeki yıl
hazırlanacağını kaydeden Dönmezer, Karpaz bölgesiyle ilgili
yoğun gündem oluşturan elektrik projesinin bu süreci erkene almaya
zorladığını söyledi.
"Plansız yola çıkarsak başarısız
oluruz"
Ayşe Dönmezer, uluslararası uzman kişilerin
görüşlerine önem verdiğini yineleyerek Karpaz gibi yerlerin dünya
mirası olduğunu ifade etti.
Uzman kişilerin hazırlayacağı raporların
ülkemizde uygulanması gerektiğini belirten Dönmezer, "Ülkemizde
yıkımın son bulması gerekiyor. Plansız yola
çıkarsak başarısız oluruz" dedi.
Yeşil Barış Hareketi'nin bir üyesi olduğunu
hatırlatan Dönmezer, Karpaz için sonuna kadar mücadele edeceklerini
söyleyerek, "Bu ülke hepimizin, o yüzden kimse bizi yanlış
anlamasın" şeklinde konuştu.
"Elektrik, refah getirmeyecek"
Karpaz bölgesinin kalkınmasının bölgeye elektrik
götürülmesiyle bağlantılı olmadığını iddia
eden Dönmezer, "Elektrik, eşek sorununu çözmeyeceği gibi
bölgesel kalkınmayı, köylünün refahını da
sağlamayacaktır" dedi.
Karpaz ile ilgili şimdiki projenin sadece bölgede çok az
sayıda istihdam yaratabileceğini söyleyen Dönmezer, köylerde
yapılacak olan en güzel yatırımın pansiyonculuk projeleri
olduğunu onların da bölgede zaten bulunduğunu kaydetti.
KIBRIS 06/08/07
Papadopulos önde gidiyor
PAPADOPULOS % 32'DE... Ankete göre, seçimin ilk turunda Tasos
Papadopulos'a yüzde 32,1, ana muhalefet DİSİ'nin desteklediği
bağımsız aday Yannakis Kasulidis'e yüzde 28,7, AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas'a yüzde 28,3 ve Kostas Themistokleus'a yüzde 0,7
destek çıktı. Kararsızların oranı yüzde 10,1 olarak
belirlendi
Güney Kıbrıs'ta Şubat 2008'de yapılacak
"başkanlık" seçimine ilişkin kamuoyu anketleri,
şimdiki Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u önde gösteriyor.
Fileleftheros gazetesinde yayımlanan, Symmetron Market Research şirketinin
800 kişinin katılımıyla 30 Temmuz-3 Ağustos tarihleri
arasında yaptığı anketin sonuçlarına göre,
Papadopulos, ikinci tura kalması halinde seçimi kazanacak.
Söz konusu ankette, seçiminin ilk turunda Tasos Papadopulos'a yüzde
32,1, ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ)
desteklediği bağımsız aday Yannakis Kasulidis'e yüzde 28,7,
AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'a yüzde 28,3 ve Kostas Themistokleus'a
yüzde 0,7 destek çıktı. Kararsızların oranı yüzde 10,1
olarak belirlendi.
Papadopulos ve Hristofyas'ın ikinci tura kalması durumunda,
Papadopulos yüzde 42,8, Hristofyas yüzde 39,7 oy alacak. Bu iki aday
arasında karar vermeyenlerin oranı yüzde 17,5 olarak ortaya
çıktı.
Seçimde Papadopulos ve Kasulidis'in ikinci tura kalması durumunda,
Papadopulos yüzde 51,6, Kasulidis yüzde 35,2 oranlarında destek verilecek.
Bu seçenekte kararsızların oranı yüzde 13,2.
Hristofyas ve Kasulidis'in ikinci tura kalması durumunda ise
Hristofyas yüzde 41,8, Kasulidis yüzde 37,9 oy alacak. İkisi arasında
kalan kararsızların oranı yüzde 20,3'e çıkıyor.
Başkanlık sisteminin uygulandığı Güney
Kıbrıs'ta, ilk turda başkan seçilebilmek için adaylardan birinin
toplam oyların yüzde 50'den fazlasını alması gerekiyor.
Bunun olmaması halinde en çok oyu alan iki aday ikinci turda
yarışıyor. İkinci turda en çok oyu alan aday Rum yönetimi
lideri seçiliyor.
Papadopulos, 2003'teki seçimde, Annan Planı
tartışmaları arasında, en güçlü rakibi Glafkos Klerides'i
ilk turda geride bırakarak başkan seçilmişti. Papadopulos'un seçilmesinde,
bu seçimlerde kendi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı aday gösteren
AKEL partisinin önemli desteği olmuştu.
KIBRIS 06/08/07
Denktaş: 1973'te, 13 noktada tavizde bulundum
BÖLGESEL ÖZERKLİĞE RAZIYDIK... Klerides'in, "kaybedilen
fırsatın çözüme çok yaklaşıldığı 1973'te
olduğuna inandığı" şeklindeki
açıklamasına katıldığını söyleyen
Denktaş, "Bölgesel özerkliğe sahip olacaktık. Klerides bunu
kabul etmesi için Makarios'a öneride bulundu. Ancak yanıtı olumlu
değildi. Bu anlaşmada Makarios'un istediği hemen hemen 13
noktada tavizlerde bulundum. Bize bölgesel özerklik vermesi yeterliydi"
dedi
KKTC Eski Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, Fileleftheros
gazetesine verdiği söyleşide, Kıbrıs sorunu ve bugünkü özel
yaşamı konusunda açıklamalarda bulundu. Fileleftheros gazetesi
söyleşiye geniş bir biçimde yer verdi.
Kıbrıs sorununun çözüm fırsatının kaybedilip
kaybedilmediği şeklindeki bir soru üzerine, kaybedilen
fırsatın 1960'ta anlaşmaya varılanların 1963'te
Makarios'un çabalarıyla yok edilmesiyle başladığını
belirten Rauf Denktaş, hükümete karşı ayaklananların
Kıbrıslı Türkler olduğu yalanın hemen dünyada
dolaşmaya başladığını söyledi. Denktaş,
Güvenlik Konseyi'nin bu konuyu incelediği zaman Makarios'un, elinde
"Kıbrıs Cumhuriyeti" ile
ayrıldığını, kendisinin ise, Makarios'un,
istediği Kıbrıs Hükümeti unvanını
aldığı için Kıbrıs sorununu çözmeyeceğini
bildiğinden dolayı Güvenlik Konseyi'ni ağlayarak terk
ettiğini anlattı, bunun "kaybedilen bir fırsat"
olduğunu ifade etti.
Rum Yönetimi eski başkanlarından Glafkos Klerides'in,
"kaybedilen fırsatın çözüme çok
yaklaşıldığı 1973'te olduğuna
inandığı" şeklinde bir değerlendirmede
bulunulması üzerine Denktaş "Buna katılıyorum.
Bölgesel özerkliğe sahip olacaktık. Klerides bunu kabul etmesi için
Makarios'a öneride bulundu. Ancak yanıtı olumlu değildi. Bu
anlaşmada Makarios'un istediği hemen hemen 13 noktada tavizlerde
bulundum. Bize bölgesel özerklik vermesi yeterliydi. Ancak Makarios'un
gerçekten istediği şey Türkiye'nin tek taraflı müdahale
hakkı ile garantörlüğünün terk edilmesi ve bizim azınlık
olduğumuzu kabul etmemizdi. Bölgesel özerlikle ilgili anlaşmayla
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ortak kurucusu olduğumuz
korunacaktı" dedi.
Söyleşide yer alan diğer soru ve yanıtlar ise
şöyle:
Soru: Sizin görüşünüze göre Kıbrıs sorunu çözümlenebilir
mi?
Denktaş: Amerikalılar, İngilizler, Ruslar ve
diğerleri onları "Kıbrıs Hükümeti" olarak kabul
etmeye sürdürdükçe, Kıbrıslı Rum liderlerin gerekli tavizlerde
bulunması ve iki bölgeli, eşitlik temelinde uzlaşmaya
varması için bir sebep görmüyorum. Türkiye'nin giremediği bir örgüte
Kıbrıs'ın giremeyeceği şeklindeki anlaşmaya
rağmen Kıbrıs'ın AB'a girmesini başardılar.
Soru. 21. yüzyıldayız. Bölücü duvarların inşa
edildiği zaman değil, herkesin silah ve asker olmaksızın
birleşik Avrupa'da hep birlikte yaşadığı bir dönemdir.
Denktaş: Uluslararası bir anlaşma altında -ki bu
anlaşmada Kıbrıslı Türklere, Kıbrıslı
Rumlara kötülük yapma ve Kıbrıs Helenizm'ini yok etme hakkı
verilmedi- birlikte yaşadık. Bir Kıbrıs'ta yaşamak
istiyorsak işbirliğine açık iki evde yaşayalım. Belki,
konfederasyondan federasyona geçmemizin daha iyi olacağına kara
vereceğimiz bir an gelebilir. Kıbrıslı Rumlar bize, biz de
Kıbrıslı Rumlara güvenmiyoruz.
Soru: Kendinizi Kıbrıslı Türk mü Türk olarak mı
hissediyorsunuz?
Denktaş: Sizin kendinizi hissettiğiniz Kıbrıs
Helen'i gibi ben de kendimi Kıbrıs Türkü olarak hissediyorum.
'Kıbrıs milleti' yoktur. 1960 Anlaşmaları bize birlikte
yaşamamızı ve Kıbrıs tabiiyetini
yapısallaştırma fırsatı verdi. Bunu yok etmeseydik
bugün bunu başarmamız olasıydı. Bu nedenden dolayı
şu anda sahip olduğumuz şeyle başlamayı söylüyorum.
Sınırlarla, mülkler ve işbirliğiyle ilgili anlaşmayla
başlamalıyız. Zamanla bunun
çalıştığını görürsek bu federasyonla
noktalanır.
Soru: Mülk konusu Kıbrıs sorunun büyük sorunlarından
biri...
Denktaş: Evet. Mülk konusunun takas ve tazminatla halledilmesi
gerektiği konusunda anlaşmıştık. Ancak bu Klerides
tarafından Annan Planı görüşüldüğü zaman ve ben
hastandayken değiştirildi. Bugün herkes, şahsi
başvuruların bu konunun çözümlenmesi yöntemi
olmadığını söylüyor.
Soru: Toprağa inşaat yapmak çözüm değildir.
Denktaş: 33 yıl sonra Kıbrıslı Türklerin
oldukları yerde saymasını bekleyemezsiniz. Siyasi zorluklar
olduğunu söyleyerek yaşamı durduramazsınız.
Soru: Girne'de bir Kıbrıs Rum malında oturuyorsunuz.
Denktaş: Rum malıydı. Güney'de bırakılan mal
karşılığın da Kuzey'de mal alınması
temelinde insanlara verilen yasal hakla bunu aldım. Yarı
yıkılmış olan ev bize verildi ve biz onu tamir ettik.
Soru: Evet ama bir başkasının evinde oturuyorsunuz...
Denktaş: Ben öyle hissetmiyorum. Çünkü bir başkası da
Güney'deki malımı kullanıyor.
Soru: Sizi, Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına
değil de Ankara'nın çıkarlarına hizmet etmekle suçluyorlar.
Sizi desteklemeyen Ankara tarafından ihanete uğratılmış
olarak hissediyor musunuz?
Denktaş: Hayır. Türkiye'nin Kıbrıs'taki
çıkarları, Kıbrıslı Türklerin çıkarlarıyla
sıkı sıkıya bağlıdır. Türkiye'nin
garantörlüğü olmaksızın Kıbrıs'ta var olmamız
mümkün olmazdı. Bu ortak çıkara hizmet ettim.
Soru: 180 bin yerleşik getirerek mi...
Denktaş. Bu abartıdır. Son sayım temelinde
yerleşikler 40 ile 45 bindir. İşçi olarak adaya gelen
diğerleri ise yerleşik değildir zira izinleri bitince geri
dönüyorlar."
Türk Hükümeti ve Annan Planı
Soru: Türkiye tarafından ihanete
uğratıldığınızı hissediyor musunuz?
Denktaş: Hayır. Bugünkü hükümet aldatıldı. Sözler
aldı ve Kıbrıslı Rumların çözüm için hazır
olduğunu ve Annan Planı'na evet diyeceğini ve
Denktaş'ın engel olduğunu sandı. Ancak benim istediğim
tek şey müzakere etmek için zamandı.
Soru: Zamana sahip olsaydınız farklı mı
olacaktı...
Denktaş: Tazminat ve takas konusundaki mal
başlığının değiştirilmemesi
fırsatını bulacaktım. İncelenmesi gereken konular
vardı. Papadopulos daha çok şey istedi, ben ise sadece zaman istedim ve
çıkmaz konusunda suçlandım. Herkes, Kıbrıslı
Rumların 'evet' diyeceğine ikna olduğunu söylüyordu.
Soru: Siz ne bekliyordunuz?
Denktaş: "Evet" demelerinin mümkün
olmayacağını biliyordum. Zira milli politikaları
Kıbrıs Hükümeti unvanı üzerinde uzlaşılar sağlanması
değildi.
Kayıplar
Soru: Kayıp kemiklerinin kimliklerinin tespit edilebilmesi için
neden 33 yıl geçmesi gerekti?
Denktaş: Çünkü Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs
sorunun 1974'te kayıplarla başladığını
söylüyordur. Biz ise Kıbrıslı Rumların hiçbir zaman kabul
etmediği iki tarafın da kaybının bulunduğu 1963'te
başladığını söylüyorduk. Şimdi
başlaması bile iyidir. Eğer o zaman başlasaydık daha
çok kemik bulabilirdik. Zira insanlar kemik bulduğu zaman, binaların
inşaatlarını sürdürebilmek için susup kalıyordu.
Soru: Kayıplar yaşıyor mu?
Denktaş: Hayır.
KIBRIS 06/08/07
Koreli tutsaklar krizinde Türk askerleri örnek oldu
Afganistanda Koreli rehinler
krizi sürerken ABDdeki Köreli ve Müslüman örgütleri, Afgan ve Taliban
liderlerine çağrıda bulundu. Bu kuruluşlardan birinin
başında bulunan Steven Kwon da, Kore Savaşı
sırasında Güney Korenin yardımına giden Türk askerlerini
örnek gösterdi.
Steven Kwon, Koreye giden Türk askerlerinin
yanlarında Kuranı getirdikleri ve günde beş defa ibadet
ettiklerini belirterek "Koreliler için çok yeni ve alışık
olmayan bir sahne idi ancak hiçbir Koreli, Türk askerlerinin hareketlerini
eleştirmedi veya karşı çıkmadı" dedi.
ABDdeki Koreli örgütler, Afganistanda Taliban
elinde bulunan Güney Koreli rehinlerin serbest bırakılması için
Afgan ve Taliban liderlerine çağrıda bulundu.
Washingtondaki Afgan Büyükelçiliğine
iletilen ortak mektubunu kaleme alan Los Angelesdeki bir grubun
başında bulunan Amerikan Koreli bilim adamı Steven Kwon, rehin
alınan Korelilerin doktorlar, hemşireler, öğrenciler ve
yardımcılarından oluştuğuna dikkat çekerek Korelilerin
amacının Kandahardaki yoksullaşmış köylülere
yardım sağlamak olduğunu vurguladı.
Korelileri, misyonerlik projelerini yapmaya Kore
Savaşı mirası ve bunun ardından yaşanan
sıkıntıların teşvik ettiğini kaydeden Kwon, bu
çerçevede Kore Savaşı sırasında destek amacıyla bu
ülkeye giden Türk askerlerini örnek gösterdi.
Steven Kwon, Los Angeles Times gazetesine
yaptığı açıklamalarda Türkiyenin Kore Savaşı
sırasında Güney Korenin yardımına gelen 16 ülkeden biri
olduğunu belirterek "Türk askerleri Güney Koreye yanlarında
Kuranı getirdi ve günde beş defa Mekkeye dönerek namaz
kılıyorlardı" dedi. Kwon şöyle devam etti:
"Koreliler için çok yeni ve
alışık olmayan bir sahne idi ancak hiç bir Koreli, Türk
askerlerinin, İslam geleneklerine itaat etmelerini ve Koreli
topraklarında İslami usullerle ibadet etmelerini
eleştirmedi."(ANKA)
MILLIYET 08/08/07
Forbes, 'En zengin Slim' dedi
DIŞ
HABERLER SERVİSİ Meksika telekomünikasyon kralı kökleri
Osmanlılara dayanan Carlos Slim, 2007 yılı boyunca servetini 12
milyar dolar (15 milyar 120 milyon YTL) artırarak "dünyanın en
zengin işadamları listesi"nin zirvesine yerleşti.
Amerikan ekonomi dergisi Forbes'in hazırladığı
listede geçen yıl ikinci sırada yer alan Slim'in bu yıl 59
milyar dolarlık (74 milyar 340 milyon YTL) bir servete
ulaştığı ve 13 yıldır listenin zirvesinden
inmeyen Microsoft şirketinin sahibi Bill Gates'i geride
bıraktığı bildirildi. Dergi Bill Gates'in servetinin 58
milyar dolarda (73 milyar YTL) kaldığını duyurdu.
Lübnanlı bir göçmen babanın oğlu
olan 67 yaşındaki Slim'in, Meksika telekomünikasyon devi Telmex ve
Güney Amerika'nın en büyük cep telefonu üreticisi America Movil'in
yanı sıra, bankadan hava yoluna, restorandan sigaraya çeşitli
alanlarda yatırımı bulunuyor. Slim'in şirketlerinin Meksika
borsasında işlem gören hisse senetleri, ülkedeki tüm hisse
senetlerinin yüzde 33'ünü oluşturuyor.
Meksikalı dolar milyarderinin, Bill Gates'i
geride bırakarak dünyanın en zengin işadamı olduğunu
geçen ay saygın bir Meksikalı gazeteci de
açıklamıştı. Dünyanın en zengini olmanın
nasıl bir duygu olduğunu soran gazetecilere Slim, "Umrumda bile
değil" karşılığını vermişti.
11 yaşından beri her yediğini
bir yere not ediyor
Slimin servetinin kaynağını
babasından kalan miras oluşturuyor. İlk işi, Şark
Yıldızı anlamına gelen La Estralla Del Oriente adlı
kuru gıda dükkanıydı. En büyük atılımını ise
Meksikanın ana telekom operatörü Telmexi 1990 yılında
özelleştirmeden alarak yaptı.
Slim son derece sade ve tutumlu olmasıyla
da tanınıyor. İlk yatırımını 11
yaşında hazine bonosu alarak yapan Slimin, 12 yaşından
bugüne kadar yediği çörekler, içtiği içecekler dahil tüm
harcamalarını bir kenara not ettiği belirtiliyor.
ASLINDA SOYADI SELİM
Meksikalılar, Haddadın Selim olan
soyadını tam telaffuz edemedikleri için ailenin soyadı zaman
içerisinde Slim olarak değişti. İnşaat mühendisi olan
Slimin asıl başarısı 1990 yılında Meksikada
özelleştirilen telekom şirketi Telmexi satın almasıyla
başladı. Bugün şirketlerinin yönetimini üç oğluna devreden
Slim, sağlık ve eğitim yardımları için kurduğu
fona dört yıl içinde 10 milyar dolar ödemeyi taahhüt etti.
Dünyanın en zenginlerinin listesini
yayınlayan Forbes Dergisi Nisan ayında Slimin Warren Buffettan
ikinci sırayı devraldığını ancak Gatesin
ardında olduğunu kaydetmişti. Mart ile Haziran ayları arasında
yaşanan gelişmeler sonucunda Carlos Slimin, yaklaşık 9
milyar Dolar Gatesin önüne geçtiği kaydediliyor. Bill Gatesin serveti de
yaklaşık 60 milyar Dolar olarak tahmin ediliyor.
MILLIYET
08/08/07
Doğu Akdeniz'de gerginlik artabilir
ÖNCE ÇÖZÜM"... Erçakıca, "Doğu Akdeniz'de
olduğu varsayılan petrol ve gaz rezervlerinin bölge
insanlarının yararına kullanılabilmesi için
Kıbrıs sorununa erken ve adil bir çözüm bulunması gerekmektedir.
Bu nedenle konuyla ilgilenenler, bu kaynakların kimler tarafından
kullanılacağından önce Kıbrıs sorununun çözümüyle
ilgilenmelidirler" dedi
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
tarafının Doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz arama
çalışmalarını 16 Ağustos'ta başlatma
kararından sonra Türkiye'nin de bölgede çalışma
başlatmasının gerginliği artıracağını
söyledi.
Erçakıca, dünkü haftalık basın brifinginde Türkiye'nin,
sorunu derinleştiren Rumlara engel olma girişimleri
yaptığını, Kıbrıs Rum tarafının
çabalarının önümüzdeki haftadan itibaren yoğunlaşması
beklendiğine göre bu gerginliğin de giderek
tırmanmasının beklenmesi gerektiğini belirtti.
Gerginliğin, Rumların kendini "hiçbir iç ve
dış sorunu olmayan bir devlet" yerine koyarak Doğu
Akdeniz'i parsellemeye kalkışmasından
kaynaklandığını kaydeden Hasan Erçakıca, Rum tarafının
bu çabalarına Mısır ve Lübnan gibi ülkeleri de ortak ederek sorunu
derinleştirmeye çalıştığına işaret etti.
"Kapkaççı zihniyet"
Hasan Erçakıca, Kıbrıs'ın hem kendi içinde, hem de
uluslararası alanda önemli sorunları bulunan bir ülke olduğuna
dikkat çekerek, "bu ülkedeki siyasi sorunları çözmeden, kapkaççı
bir zihniyetle yapılacak uygulamalar, bölgemizde gerginliği
tırmandırmaktan ve Kıbrıs'ta yaşayan iki halk
arasındaki ilişkileri bozmaktan başka işe
yaramayacaktır" dedi.
Kıbrıs Rum tarafının Doğu Akdeniz'de yeni
krizler yaratarak Kıbrıs sorununu kendi amaçları doğrultusunda
ilerletmeye çalıştığını ifade eden Erçakıca,
Rum Yönetimi lideri Papadopulos'un "egemenlik" söylemine dikkat
çekti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca,
Kıbrıs'ın kendisi gibi hava sahası ve
karasularının da sorunlu bölgeler olduğunu, mevcut durumu taraflardan
biri lehine, diğerinin aleyhine olacak şekilde değiştirmeye
çalışmanın, tepki gösterilecek bir durum olduğunu
vurguladı.
Rezervlerin bölge insanlarının yararına
kullanılması için çözüm gerekir
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de Kıbrıs sorunundan
bağımsız hakları bulunduğunu ve bunların
uluslararası deniz hukukuna dayandığını ifade eden
Erçakıca, "Bu nedenle Doğu Akdeniz'de olduğu
varsayılan petrol ve gaz rezervlerinin bölge insanlarının
yararına kullanılabilmesi için Kıbrıs sorununa erken ve
adil bir çözüm bulunması gerekmektedir. Bu nedenle konuyla ilgilenenler,
bu kaynakların kimler tarafından kullanılacağından
önce Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgilenmelidirler" diye
konuştu.
Rumlar çözüm çabalarına destek olmalı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
tarafından geçtiğimiz hafta sonu Maraş'ın eski sakinlerine
iade edilmesi istemiyle düzenlenen gösterinin, Rum tarafının
çabalarına örnek oluşturduğunu belirterek, "Maraş
sorununun çözümlenmesini isteyen Kıbrıslı Rumlar, kapsamlı
ve acil çözüm çabalarına destek olmalıdırlar" dedi.
Erçakıca, haftalık basın brifinginde, Maraş için
yapılan gösteriye değinirken, Rum tarafının
Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün peşinde koşmak
yerine, sorunun bazı yanlarını ilerletmek ve böylece ozmosis
politikasına destek sağlamak gayreti gösterdiğini belirtti.
Maraş'ın Kıbrıs'ta bütünlüklü çözümün parçası
olduğunu Rum tarafına hatırlatmak istediğini kaydeden Hasan
Erçakıca, BM kapsamlı çözüm planını reddeden Rumların,
kapalı Maraş gibi daha başka bazı bölgelere dönüşü de
engellediğini söyledi.
Erçakıca şöyle konuştu:
"Kıbrıs sorunu tarafların kendi lehlerine
olabileceğini düşündükleri hususları güncelleştirerek çözüm
bulabilecekleri bir sorun değildir. Uzun yıllardan beri devam eden bu
soruna, kapsamlı bir çözüm bulunması gerekmektedir. Türk tarafı
bu çözümün aciliyeti üzerinde de önemle durmaktadır. Bu nedenle Maraş
sorununun çözümlenmesini isteyen Kıbrıslı Rumlar, kapsamlı
ve acil çözüm çabalarına destek olmalıdırlar."
Kültürel mirasın siyasi malzeme yapılması ilişkileri
olumsuz etkiler
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
tarihi ve kültürel mirasın bütün insanlığın ortak malı
olduğuna işaret ederek, bu miras kullanılarak ve istismar
edilerek siyasi sorunları etkilemeye çalışmanın,
ilişkileri olumsuz etkilediğini vurguladı.
Erçakıca, Cumhurbaşkanlığının, maddi
olanakları ölçüsünde 6 dini eserin bakımını
yaptırdığını, son olarak da Boltaşlı
köyündeki Kanakarya Kilisesi'nin bakım ve temizliğiyle
yardımcı binalarının tamirinin sürdürüldüğünü
bildirdi.
Hasan Erçakıca, dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde, Pazar günü Türkiye gazetelerinden birinde yayımlanan haberde
Rodos adasındaki Osmanlı eserlerinden Muradiye Camii'nin AB
fonları da kullanılarak kiliseye çevrileceği haberinin yer
aldığını, bu haberin önceki gün Türkiye'nin Rodos
Başkonsolosu Ahmet Arda tarafından yalanlandığını
kaydetti. Arda'nın "Bu haberler tümüyle yalandır,
provokasyondur" dediğini belirten Erçakıca, Türkiye ve
Yunanistan yanında Kıbrıs Türk ve Rum halklarının da
bu tür haberlerden etkilendiğine işaret etti.
Kıbrıs'ta özellikle Rum Ortodoks Kilisesi yetkililerinin
Kuzey Kıbrıs'taki tarihi ve dini eserlerin durumunu istismar etmeye
çalıştıklarını belirten Sözcü Hasan Erçakıca,
"Kilise yetkilileri bu tür istismarlarla kendilerinin 'milli dava' dedikleri
amaçlarına hizmet etmeye çalışırken, Kıbrıs Türk
ve Rum halkları arasındaki ilişkilerin olumsuz etkilenmesine de
yol açmaktadırlar" dedi.
Erçakıca, Rum Ortodoks Kilisesi yetkililerinin olumsuz tutumuna
karşın, Kuzey Kıbrıs'taki tarihi ve dini mirasın
korunması için çalışıldığını, ilgili
dairelerin çalışmaları yanında
Cumhurbaşkanlığı'nın maddi olanaklarının
imkan sağladığı ölçüde dini yerlerin
bakımını sürdürdüğünü açıkladı. Bu kapsamda 6
dini eserin bakımının yapıldığını
bildiren Erçakıca, son olarak da daha önce basında çok yer alan
Boltaşlı köyündeki Kanakarya Kilisesi'nin bakım ve temizlik
işleriyle yardımcı binalarının tamirinin tamamlanmak
üzere olduğunu ifade etti.
Tarihi ve kültürel mirasın tüm insanlığın ortak
malı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca, "Bu miras kullanılarak veya istismar edilerek siyasi
sorunları etkilemeye çalışmak boşuna bir uğraş
olduğu kadar, halklar arasındaki ilişkileri olumsuz
etkilemektedir. Farklı kültürlere ev sahipliği yapmış
topraklarda, kültürel mirası siyasi malzeme yapmak, kültürel mirasın
korunmasına hizmet etmemekte, tam tersine bu mirasın hor görülmesine
ve hatta tehlikeye düşmesine neden olmaktadır" diye
konuştu.
KIBRIS 08/08/2007
Çevre Master Planı olumlu bir adım
İYİ HAZIRLANIRSA OLUMLU BİR ADIM... İbrahim Alkan,
"KKTC Çevre Master Planı"nın iyi hazırlanması
durumunda çevresel sorunların önlenmesi açısından önemli ve
olumlu bir adım olacağını söyledi. Alkan, planın
kısa vadede değil, uzun vadede sorunların çözülmesine
yardımcı olacağı düşüncesini ortaya koydu
Fazile K. ÇUKUROVALI
Kıbrıs Türk Çevre Mühendisleri Odası, ülkemizde, birçok
etkenin neden olduğu çevre sorunlarının önlenebilmesi
amacıyla üzerinde çalışma başlatılan "KKTC Çevre
Master Planı"nı olumlu bir adım olarak nitelendirdi.
Çevre Master Planı kapsamında, ortaya konacak verilerin
sorunların çözümünü kolaylaştıracağı üzerinde
duruluyor.
AB standartlarında olacak şekilde, her yıl
hazırlanması durumunda Çevre Master Planı'nın çevresel
sorunların çözümünde çok büyük fayda sağlayacağı ifade
ediliyor.
Özellikle, toplanan verilerin değerlendirilerek projelendirilmesi
ve sorunların çözümüne ilişkin veriler dikkate alınarak program
yapılması halinde, ülkede ciddi bir çevre politikasından
bahsedilebileceği belirtiliyor.
Master Planı'nın kısa vadede değil, uzun vadede
çevresel sorunların çözülmesine yardımcı olacağı
kaydedilirken, planın hazırlanıp uygulamaya konmamasından
endişe ediliyor.
Kıbrıs Türk Çevre Mühendisleri Odası Başkanı
İbrahim Alkan KIBRIS'a "KKTC Master Planı" ile ilgili
değerlendirmede bulundu.
Çevre Master Planı'nda çevre kirliğine neden olan
sorunların ele alınacağını ve ülkede ne kadar
kirliliğin yaşandığı, nasıl
giderilebileceği, finansmanın ne olacağı gibi
olguların ortaya konacağını anımsatan Alkan, ülkedeki
en büyük sorunun veri bulunmaması olduğunu belirtti.
İyi yapılacaksa...
Çevre Mühendisleri Odası Başkanı İbrahim Alkan, iyi
hazırlanması durumunda master planının önemli ve olumlu bir
adım olduğunu yineledi.
Master planı kapsamında, ülkedeki çevre sektörlerindeki tüm
verilerin toplanacağını ve ülkedeki durumun
değerlendirileceğini belirten Alkan, yapılacak
değerlendirmeler ışığında, ilerleyen
yıllarda çevrenin ne olacağına ilişkin projelerin
yapılıp planların hazırlanabileceğini söyledi.
Ülkede birçok noktada plansız
davranıldığını anımsatan Alkan, iyi
hazırlanan bir planının sorunların çözümü
açısından önemli bir çalışma olacağını
kaydetti.
Bir master planı hazırlık denemesi
Alkan, geçmiş yıllarda bir master plan hazırlanması
için denemelerin yapıldığını anımsattı.
Planın tamamlanıp tamamlanmadığı konusunda bir
bilgiye sahip olmadığını ifade eden Alkan, planın
İstanbul Teknik Üniversitesi, YDÜ ve Çevre Koruma Dairesi
ortaklığında hazırlanması
çalışmalarının yapıldığını
belirtti.
1998-99 yıllarında hazırlanması için
çalışma başlatılan planın yüzeysel olduğunu
kaydeden Alkan, KKTC Çevre Master Planı'nın da yüzeysel olarak
hazırlanması durumunda ortaya bazı
sıkıntıların çıkabileceğine dikkat çekti.
Alkan, mevcut sistemde gerçek bir master planı hazırlanmasının
fayda sağlayacağını ve AB'ye bir adım daha
yaklaşılmış olunacağını söyledi.
Sorunlar karşılaştırılabilir
Avrupa Birliği'nde her yıl çevrenin durumu adı
altında rapor hazırlandığını anımsatan
Alkan, ülkemizde bunun ilk adımının da KKTC Çevre Master Planı
ile atılmış olacağını belirtti ve
şunları söyledi:
"Toplanan verilere göre 2007 çevre raporu da hazırlanabilir.
Bu planlar doğrultusunda çevresel sorunlar her sene bir önceki seneyle
karşılaştırılabilinir. Çevresel sorunların her
sene ne duruma geldiği belirlenmiş olur. AB bunu 25 üye devleti için
yapıyor. Standart bilgilerini tüm ülkelere yollayarak gelen bilgiler
doğrultusunda çevre ile ilgili rapor hazırlar. Eğer biz de bunu
AB standartlarında her yıl olacak şekilde hazırlarsak,
çevresel sorunların çözümünde bize çok büyük fayda
sağlayacaktır. Verilerin sonucuna göre program yaparsanız ve
bunu uygularsınız ülkemizde ciddi bir çevre politikası var
diyebiliriz, ancak ülkemizdeki en büyük sorun uygulama olmamasıdır"
Çevre politikamız var, uygulama yok
Çevre Mühendisleri Odası Başkanı İbrahim Alkan,
ülkemizde 15 Şubat 2006 tarihinde yürürlüğe giren Çevre
Politikası'nın olduğunu söyledi.
Çevre politikasının, sürdürülebilir kalkınma, AB
uyumlaştırma ve ortaklaşa çevre yönetimi olmak üzere üç
bacağının bulunduğunu kaydeden Alkan, bunun Bakanlar Kurulu
tarafından onaylandığını kaydetti.
"Ortaklaşa çevre yönetimi alınan kararların halkla
ve sivil toplum örgütleriyle paylaşılarak alınmasıdır.
Yaklaşık bir bucuk yıl geçti ancak bu üç konunun
uygulanmasında sorunlar yaşanıyor" diyerek
konuşmasını sürdüren Alkan, ülkede çevre politikasının
bulunduğunu ancak uygulamanın yapılmadığını
söyledi.
Master planında öncelikli sorunlar
Alkan, ülkemizde en büyük sorunun veri bulunmaması olduğunu
kaydetti.
"Taş ocakları tos kirliliği yapar ama bilimsel bir
veri yoktur. Ölçüm yapılmadığı için de standartları
ortaya koyamıyoruz. Ancak, ölçümler yapılır ve veriler ortaya
konursa sorunların çözümü daha da kolay olur" diyen Alkan, bilimsel
olarak soruna dair veri ortaya konması halinde bunun uzman kişilere
yardımcı olacağını söyledi.
Bu yönden master planının ayrı bir öneme sahip
olduğunu kaydeden Alkan, master planında öncelikli sırada su
sorunu, katı atıklar ve doğa korumanın olacağı
yönünden görüş belirtti.
Alkan, master planının kısa vadede değil uzun
vadede sorunların giderilmesi için yardımcı olacağı
görüşünü de ortaya koydu.
Henüz işbirliğine gidilmedi
Sivil toplum örgütleri ile master planıyla ilgili henüz
işbirliğine gidilmediğini belirten Alkan, master
planının gerçekten çok önemli bir konu olduğunu belirtti.
Bazı ülkelerde birinci hedefin hazırlanan planın sivil
toplum örgütleri ile halka sunulması ve onların da içine çekilerek
planın uygulanması olduğunu söyleyen Alkan, master
planının da sivil toplum örgütlerinin uygulama süreci içinde
olması gereken bir konu olduğunu söyledi.
Eksoz ölçümleri olumlu
Ülkede çevre kirliliğinin önlenmesi için yetkili mercilerin
adım attığını kaydeden Alkan, şu anda eksoz
ölçümleri yapılmaya başlandığını ifade etti.
Çevre Mühendisleri Odası olarak eksoz ölçümlerini
desteklediklerini söyleyen Alkan, özellikle iş başlangıç ve
bitiş saatlerindeki trafik yoğunluğunda eksoz gazından
çıkan emisyonların AB standartlarının çok üzerinde
olduğunun tespit edildiğini vurguladı.
Bundan ötürü atılan adımın olumlu olduğunu, yeni
uygulama olduğu için de sıkıntıların
yaşanabileceğini belirten Alkan, özellikle garaj
sayısının artırılması ve garajların denetlenmesi
gerektiğini söyledi.
KIBRIS 09/08/07
Rum Yönetimi, BM'ye petrol arama
çalışmalarına ilişkin mektup gönderdi
Rum basınında yer alan habere göre, Güney
Kıbrıs'ın BM'deki Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis,
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato
Kozaku-Markulli'nin talimatı üzerine söz konusu mektubu 6 Ağustos'ta
iletti.
Mektubunda, "yeraltı kaynaklarının tespit edilmesi
ve çıkarılmasıyla ilgili araştırmalar konusunda hesap
vermeye niyetli olmadıklarını" belirten Mavroyannis,
Türkiye'nin deniz hukukuyla ilgili uluslararası anlaşmayı
imzalamak istemediğini yazdı.
Rum basını, Mavroyannis'in mektubunun, Türkiye'nin BM Daimi
Temsilcisi Büyükelçi Baki İlgin'in geçen hafta gönderdiği mektuba
yanıt teşkil ettiğini belirtti.
KIBRIS 09/08/07
KKTC Meclis Heyeti Almanya'da temaslarını
sürdürüyor
KKTC heyetini davet eden Waldkirchen Belediyesinin de bağlı
bulunduğu Freyunggrafenau bölgesinin kaymakamı Alexander
Muthmann'ı ziyaret eden heyet, burada KKTC'ye yönelik haksız
izolasyonların kaldırılması yönünde sürdürülen çabalar
hakkında kaymakama bilgi verdi.
Bölgedeki bir kristal-cam fabrikasını da gezen 22
kişilik KKTC heyeti, yerel gazete ve basın mensuplarıyla da bir
araya geldi.
Waldkirchen Halkevi'nde bu akşam düzenlenecek Bavyera-KKTC
Gecesi'ne de katılacak olan heyet, 10 Ağustos'ta Almanya'dan
ayrılacak.
KIBRIS 09/08/07
Türkiye Rumlarla aynı bölgede petrol arayacak
Genelkurmay
bastırınca TPAO'ya Akdeniz'de Türk karasuları
dışında Rumlarla aynı petrol arama alanı için izin
verildi
10/08/2007 RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Doğu Akdeniz'deki
münhasır ekonomik bölgede petrol aramaya başlamasına aynı
şekilde misilleme yapan Türkiye, ada açıklarında Rumların
çalışma yapacağı bölgeyle kesişen bir bölgede petrol
ve doğalgaz araştırmasına çıkacak. Genelkurmay'ın
bastırması sonucu, Petrol İşleri Genel Müdürlüğü
(PİGM), Rum Kesimi'nin araştırma yapacağını ilan
ettiği Türk karasuları dışındaki bir alan için Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı'na (TPAO) jeofizik
araştırma izni verdi. Üç bölge için arama ruhsatı alan TPAO,
Antalya Petrol Bölgesi'ndeki TPO/XVI/A, TPO/XVI/D, TPO/XVI/E ve TPO/XVI/F
işaretli, 34, 35 ve 36 enlem, 30, 31, 32 boylamlarında belirlenen
bölgelerde jeofizik yöntemlerle petrol ve doğalgaz
araştırabilecek. Petrol bulursa arama da yapabilecek.
Dışişleri
sorunsuz alan istiyordu ama...
Dışişleri'nin "Akdeniz'de sadece sorunsuz alanlar tercih
edilecek" yaklaşımına Genelkurmay'ın itirazı
üzerine iki kurumun yaptığı değerlendirmelerde
Rumların ilan ettiği bölge özellikle seçildi. Genelkurmay,
Rumların ilan ettiği arama alanlarının Türkiye ve KKTC'nin
de münhasır ekonomik bölgesinde olduğuna dikkat çekip aynı
alanın ruhsatlandırılmasında ısrarcı oldu. 16
Ağustos'ta ihaleyi tamamlayıp aramayı başlatmayı
planlayan Rum Yönetimi'ni daha önce BM'ye şikâyet etmiş olan Türkiye,
bu adımla 'son uyarı' ve 'gözdağı' veriyor.
Mısır ve Lübnan'la anlaşma imzalayıp Doğu Akdeniz'de
petrol arama çalışmaları için düğmeye basan Rum Yönetimi,
15 Şubat'ta uluslararası doğalgaz ve petrol arama ihalesi
açmış, çok sayıda büyük şirketin ilgi göstermesi üzerine
lisans almak isteyen şirketlere 16 Ağustos'a dek başvuru süresi
tanımıştı. Ardından Türk savaş gemileri Doğu
Akdeniz'de gövde gösterisi yapmış ve TPAO'nun bölgede arama
çalışmalarına başlayacağı açıklanmıştı.
Ancak Dışişleri, Türkiye'nin kriz peşinde
olmadığını söyleyip daha önce Ege Denizi'nde Yunanistan'la
yaşanan krizin benzerine alet olmayacağını ima
etmişti.
'Türkiye
çıkarlarını korumaya kararlı'
PİGM'in dün Resmi Gazete'de yayımlanan ve Türkiye'nin karasuları
dışında arama ruhsatı veren kararı, krizi yeni bir
aşamaya getirdi. TPAO'ya da izin verilen bölge için Güney
Kıbrıs'tan lisans isteyecek uluslararası petrol
şirketlerinin çıkacak hukuki sorunlara hazırlıklı
olması gerektiği belirtiliyor. Dışişleri Sözcüsü
Levent Bilman, "Türkiye, Akdeniz'deki meşru hak ve
çıkarlarını korumakta gayet kararlı. Rum Yönetimi'nin
uluslararası hukuk ve meşruiyete aykırı girişimlerinin
takipçisiyiz" dedi. KKTC, önceki gün BM'ye gönderdiği mektupta,
"Bu bölgeler tartışmalıdır. Rum Yönetimi ve ilgili
şirketler bu konuda uyarılsın" mesajı verdi.
'Ankara'nın
hareketlerini takip ediyoruz'
Bunun üzerine Rum Yönetimi sözcüsü Vasilis Palmas, "Egemenlik
haklarımızın çiğnenip çiğnenmediğini saptamak
amacıyla Türkiye'nin hareketlerini takip ediyoruz. Saptarsak,
uluslararası örgütlere başvuracağız" dedi.
Mısır'ın Lefkoşa Büyükelçisi Muhammed Abdel Hakam,
Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz arama
çalışmalarında tüm ülkelerin uluslararası hukuka ve
petrolle ilgili yapılan anlaşmalara saygı duyması
gerektiğini söyledi. ABD Büyükelçisi Ronald Schlicher, Rumların ihale
faaliyetlerinin tamamen yasal olduğunu savundu.
Ankara Rum lobisine tepkili
10/08/2007 RADIKAL
RADİKAL - ANKARA -
ABD'de Rum ve Yunan lobisinin etkisiyle Temsilciler Meclisi'ne Türk askerinin
Kıbrıs'tan çekilmesini isteyen iki tasarı sunulurken, Türk
Dışişleri tepki gösterdi. Tasarılarda, 2003'ten beri
sınır kapılarından 13 milyon karşılıklı
geçiş olduğu belirtilerek 'varlık nedeni ortadan kalkan' Türk
askerinin çekilmesi istendi. Bağlayıcı olmayan bu tür
tasarılar Kongre'de destek bulmuyor. Dışişleri sözcüsü
Levent Bilman ise, tasarıların 'çıkar gruplarına hizmet
ettiğini' belirtip "Türkiye KKTC'de uluslararası
anlaşmalardan kaynaklanan hakları çerçevesinde asker
bulunduruyor" dedi.
Palmas: Petrol konusunda uluslararası örgütlere
başvurabiliriz
Palmas, Fileleftheros gazetesine verdiği demeçte, egemenlik
haklarının çiğnendiğinin tespit edilmesi durumunda,
uluslararası örgütlere başvuruda bulunmaktan çekinilmeyeceğini
ifade etti.
Rum yönetiminin egemenlik haklarının ihlal edildiğini
kanıtlayan herhangi bir hareketi şimdiye kadar tespit etmediklerini
ifade eden Palmas, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca'nın "Doğu Akdeniz'de gerilimin
artabileceği" şeklindeki açıklamasını da yorumladı.
Palmas, uluslararası meşruiyet ve uluslararası deniz hukuku
çerçevesinde hareket ettiklerini, bu nedenle Erçakıca'nın dile
getirdiği "tehditler ve siyasi
mantıksızlığın" kendilerini
bağlamadığını ileri sürdü.
Bu arada, Politis gazetesi, petrol araştırması için 16
Ağustosa kadar devam edecek ihale sürecine, ABD, Rusya ve Çin'den 3
şirketin başvuruda bulunmasının beklendiğini bildirdi.
KIBRIS 10/08/07
Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuru süresi 2
yıl uzatılıyor
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yönlendirmesi ve
mevzuatın bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin bir gereği olarak insan hakları temelinde
yaşama geçirilen" Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvuru
için belirlenen 2 yıllık süre, ilgili yasada yapılan
değişiklikle 2 yıl daha uzatılacak.
Anayasa'nın 159. Maddesi'nin 1'inci Fıkrası'nın (b)
Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini,
Takası ve İadesi (Değişiklik) Yasa Tasarısı,
Resmi Gazete'nin önceki günkü sayısında yayımlanarak halkın
bilgisine sunuldu.
Değişiklikle, Komisyon'a 21 Aralık 2007 tarihinde sona
erecek 2 yıllık başvuru süresi, 21 Aralık 2009 tarihine
kadar uzatılıyor.
Tasarının genel gerekçesinde, "hakların
devamlılığı açısından hak düşürücü sürenin 2
yıl daha uzatılmasının büyük önem
taşıdığı" belirtilerek, şöyle denildi:
"Taşınmaz Mal Komisyonu'nun meşruiyetinin
tanınmasıyla ilgili sürecin geç tamamlanması, bu arada Rum
liderliğinin sürdürdüğü, başvurucuları karalayıp
caydırma politikasının neden olduğu tereddütlerin
giderilmesi için böyle bir değişiklik gerekmektedir."
Tasarıya ilişkin görüş ve öneriler, tasarının Resmi Gazete'de yayımlanmasını izleyen 20 gün içinde Meclis Başkanlığı'na yazılı olarak yapılabilecek.
KIBRIS 10/08/07
Arabulucular bastırıyor
BM, ABD VE İNGİLTERE UMUTSUZ DEĞİL...
Kıbrıs sorununda "arabuluculuk" görevi üstlenen BM, ABD ve
İngiltere'nin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, eylül
ayı başında görüşmelerini istedikleri ileri sürüldü.
Arabulucuların görüşmeden umutsuz olmadıkları da belirtildi
BM, ABD ve İngiltere gibi Kıbrıs sorununda
"arabuluculuk" görevi üstlenen tarafların,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un, eylül ayı başında
görüşmelerini istedikleri ileri sürüldü.
Rum gazetesi Politis'in haberine göre, "arabulucular, bu
isteklerine karşın, görüşmenin sonuçları konusunda umutlu
değiller".
Gazete, Papadopulos'un, seçim öncesi dönemde olması, rakiplerinin
kendisini Kıbrıs sorununda adım atmamak ve Talat'la
görüşmemekle suçlaması nedeniyle Cumhurbaşkanı Talat ile
görüşmeyi istediğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat'ın ise "Papadopulos'a seçim
öncesi dönemde koz vermemek için bu görüşmenin olmasını
istemediğini" iddia eden gazete, ancak Talat'ın bu yöndeki
baskılara daha fazla direnemediğini savundu.
Rum gazetesi ayrıca, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Michael Möller'in, eylül başında Kıbrıs'a
dönecek olması nedeniyle Talat-Papadopulos görüşmesinin zaman
kaybedilmeden yapılmasını istediğini öne sürdü.
Gazete, ABD ve İngiltere'nin de, ABD Dışişleri
Bakan Yardımcısı Nicholas Burns ve İngiliz yetkili John
Ryan'ın adaya yapmayı planladıkları ziyaretlerden önce,
görüşmenin yapılmasını istediklerini yazdı.
ABD ve İngiltere'nin Güney Kıbrıs Büyükelçiliklerinin,
Ryan ve Burns'ün ziyaretleri için en uygun tarih konusunda Rum hükümetiyle
istişare halinde olduklarını belirten gazete, Papadopulos'un
eylül ayının ikinci yarısında BM Genel Kurulu
toplantısına katılacak olması nedeniyle tarih
belirlenmesinin zorlaştığını kaydetti.
Gazete, Ryan ve Burns'ün, Rum kesimindeki başkanlık seçimi
öncesi çok sıcak bir dönem olacağı düşünülen Ekim
ayında Kıbrıs'ı ziyaret etmeyi istemediklerini belirtirken,
iki yetkilinin ziyaret amacının, belirli bir öneride bulunmak
değil "Gambari sürecinin" devam edebilmesi umutlarının
olup olmadığını görmek olduğunu yazdı.
KIBRIS 10/08/07
Kıbrıs'ta 7 bin Yunan askeri var
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Levent Bilman, ABD Kongresi'nin alt kanadı olan Temsilciler Meclisi'ne
sunulan, Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesi yönündeki yasa
tasarısının belli çıkar gruplarına hitap ettiğini
belirtti. Bilman Yunanistan'ın Rum kesiminde 7 binden fazla askeri
olduğunu açıkladı.
Bilman düzenlediği haftalık basını bilgilendirme
toplantısında, ABD Kongresi'nde "Kıbrıs'tan Türk
askerinin çekilmesi yönünde bir tasarı hazırlığı
olduğu" yönündeki haberlerin hatırlatılması ve bu
konudaki değerlendirmesinin sorulması üzerine, belli bir çıkar
grubunun lobi çalışmaları çerçevesinde zaman zaman bu tür karar
tasarılarının ABD Kongresi'ne sunulduğunu belirtti.
Sözcü, bunun geçmişte de olduğunu ve bu tasarıların
hepsinin "kadük kaldığını" ifade ederek,
"Kongre'nin kapanmasının son günlerinde böyle alelacele karar
tasarıları sunuluyor. Bunlar belli çıkar gruplarına hitap
eden şeylerdir" diye konuştu.
Yunan askerleri Rum ordusunda
Bilman, "Türkiye KKTC'de uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan
meşru hakları çerçevesinde askeri birlik bulundurmaktadır. Tabii
bu karar tasarılarını sunan değerli Kongre üyelerinin adada
7 binden fazla Yunan askerinin bulunduğunu ve esasen 1960
Anlaşmalarına göre yasadışı olması gereken
Kıbrıs Rum tarafının ordusunda subay, astsubay seviyesinde
Yunan askerlerinin de görev yaptığını herhalde bilmeleri
gerekir" dedi.
KIBRIS 10/08/07
43 yıl sonra burada olmak güzel
Kıbrıslı Türklerin Erenköy'de Rum
saldırılarına direnişi sırasında,
Birleşmiş Milletler (BM) Kıbrıs Barış Gücü'nde
görev yapmış İsveçli emekli komutan Willy Lindh,
Kıbrıs Türk halkının geçtiğimiz gün Erenköy'deki
direnişi ve şehitleri anma törenine katıldı.
Yıllar önce yaşadığı zor anlardan çok,
insanların ve doğanın güzelliğinden söz etmeyi tercih eden
Lindh, Kıbrıs'ı sık sık ziyaret ettiğini söyledi.
Lindh, 1964 yılında Erenköy'de görev yapmasının,
Kıbrıs sorunu ve Kıbrıs'ta yaşananlarla ilgili dünya
basınına yansıyanlardan çok farklı görüşler edinmesini
sağladığını vurguladı.
Erenköy'de geçtiğimiz günkü tören sırasında TAK
muhabirine konuşan Willy Lindh, "Buraya sık sık gelmeye
çalışıyorum. İlk kez 43 yıl önce gelmiştim.
Burada olmak güzel, buraları, insanları görmek, o zamanlar
savaşan insanları tekrardan görmek, olanları hatırlama
fırsatı buluyorum" dedi.
BM Barış Gücü'nde Erenköy bölgesi komutanı olarak görev
yapan Lindh, 43 yıl önce yaşananların, buradaki insanlar için
çok önemli olduğunu belirtti.
Lindh, Erenköy'de başka insanların göremediği
şeyleri gördüğünü ifade ederek, "Burada bulunmam, bütün dünyada
basına yansıyanlardan farklı görüşler edinmemi
sağladı" diye konuştu.
Bugün 60'lı yaşlarını yaşayan İsveçli
Willy Lindh, Kıbrıs'taki görevi sırasında
Kıbrıslı Türklere silah sağladığı
gerekçesiyle yargılanıp ülkesinde hapis de yatmış...
KIBRIS 10/08/07