Üniter bir devlet istiyoruz

Üniter bir devlet istiyoruz

Kıbrıs'ta iki devletli çözümü kesinlikle reddediyoruz. Üniter bir devletin yasallığını engelleyecek sistemi kabul edemem. Annan Planı'nı çözümü reddetmiş olmak için değil yürümeyeceğinden geri çevirdik

09/05/2006 RADIKAL

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Fransız gazetesi L'Express'e söyleşisi:
Adanın AB'ye üye olmasından ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu yeniden birleşme planını Kıbrıslı Rumların ezici çoğunlukla reddetmesinden 2 yıl sonra nasıl bir durum değerlendirmesi yapıyorsunuz?
Hiç unutmamak gerekir ki, Kıbrıs problemi 1974'te Türkiye tarafından karar verilen bir istila ve işgalle bağlantılı bir konu. Nüfusun içinde her 10 kişiden 2'den azı Türk kökenli. Diğer yandan 8'den fazlası Rum. Mülk konusunda ise ormanların dışında, arazilerin yüzde 88'i Rumlara, yüzde 12'si de Türklere ait. İşgalden önce sadece Türklerin çoğunluk olduğu tek bir yerleşim birimi yoktu; onlar her yerde azınlıktı. Bu da pratikte bölünmeye yönelik tüm savları kesinlikle geçersiz kılıyor. Buradan da tek bir soru ortaya çıkıyor: Türkiye ne istiyor?
Ne demek istiyorsunuz yani?
Kıbrıs'ta tek bir devlet mi istiyorsunuz yoksa iki tane mi? Tek bir anayasa, tek millet, tek bir dayanışma ve uluslararası kimlik mi istiyorsunuz?
Yoksa zararlı olabilecek iki devletli bir sistem mi? Örneğin, Fransa'nın bir AB Komisyonu üyesi varken, Kıbrıs'ın Brüksel'de iki kişiyle temsil edildiğini düşünebiliyor musunuz? Türkiye'nin şu ana kadarki bütün politikası iki ayrı devlet yapısı kurmaya dayalıydı.
Türkler size Annan Planı'nı kabul ettiklerini söyleyerek yanıt vereceklerdir...
Birçok kişinin bizim planı reddetmiş olmamızdan ötürü duygusal açıdan çok etkilendiğini biliyorum. Fakat bizim bakış açımıza göre, bu metin üzerinde uzlaşılmış bir anlaşmanın ürünü, ortak ve uyumlu bir duruşun meyvesi olan bir barış planı değildi. Daha ziyade bir hakem kararına benziyordu. Elbette ki Kofi Annan'ın iyi niyet misyonu ona görüşmeleri içinde bulunduğu çıkmazdan çıkarma görevini veriyordu; fakat sadece bu görüşmelerin ilgili tüm tarafların katılımıyla yürütüldüğü sürece. Bu da bizi bölen tüm konuların ele alınmasına ve tartışılmasını öngörüyordu. Aslında bazı noktalar müzakere unsuru olarak ele alındı, ama diğer bazı konular gündeme bile gelmedi. Örneğin ortak para politikası görüşmelerin dışında bırakıldı, aynı şekilde, olayın finansman ve ekonomik boyutları bir ad-hoc komisyona havale edildi.
Bu garip durumu nasıl açıklarsınız?
BM Genel Sekreteri açısından, 1 Mayıs 2004'ten yani Kıbrıs'ın AB üyeliğinden önce, bunun Türkiye'ye getireceği yükümlülüklere bakılmaksızın, bir plan her ne pahasına olursa olsun kabul edilmeliydi. Sonuçlar planın kabul edilmesinden sonra değerlendirilecekti...
Ve bu durum da yeniden birleşme konusundaki kesin soruyu sürüncemede bırakıyor...
Bir şekilde. Ve ben bu yaklaşıma katılmıyorum. Benim için, tüm toprakların, toplumların, ekonominin ve en sonunda da kurumların tamamen birleşmeyeceği bir anlaşmayı tahayyül etmek mümkün değil. Bunların hiçbiri Annan Planı'nda yoktu. Kıbrıs Rum halkı planı bu yüzden reddetti: Nüfusun yaklaşık yüzde 82'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz. İnanın ki, Kanada ve Belçika örneklerini büyük bir ilgiyle takip ediyorum; fakat o ülkelerde toplumlardan herhangi biri kendi görüşünü diğerine dayatamaz, hiçbiri herhangi bir engelleme veya ülkenin tamamen bölünmesine yol açacak bir felç yaratamaz. Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin engellenmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik. Sebep gerçekte böyle bir senaryonun yürümeyecek olmasıydı. Bundan sonraki tüm yeni girişimlerin de bu gerçeği dikkate alması gerekiyor: Herbir noktayı gözönünde bulundurarak nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Her tarafın duruşunu dikkate almalıyız, armudu rastgele ortadan ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm olmayacak.
Çözüm her zaman BM'den doğacak. Bu çıkmazdan nasıl çıkılacak peki?
Biz Güvenlik Konseyi'nin bazı daimi üyelerinin konuyu tekelleştirmesini istemiyoruz. Özellikle Britanya ve Amerika'yı kastediyorum ki onların adada doğrudan çıkarları söz konusu. Britanya'nın adada askeri üsleri var, ABD, Türkiye'ye ve AB üyeliğine destek veriyor. Ben BM'nin misyonunu yürütmesi ve Kıbrıs'ın daha tarafsız bir muamele görmesi için Fransa, Rusya veya Çin gibi diğer daimi ülkelerin de işin içine katılması gerektiğini Kofi Annan'a ilettim.
Camp David'de bir sürece ne dersiniz: Siz ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aynı masa etrafında?
Bu iyi bir şey getirmeyecek. Daha önce bahsettiğim şartları sağlayacak uzun ve faydalı bir hazırlık dönemi olmadan olmaz.
Bu olmadan Camp David gibi bir yerde buluştuğumuzda iki taraf da kendi pozisyonunu savunacak ve iki ay veya iki hafta gibi bir sürenin sonunda görüşmeler duracak. Peki, dünyaya vereceğimiz mesaj ne olacak? Kıbrıs sorununun çözümsüz olduğu ve en iyi çözümün taksimden veya statükodan başka bir şey olmadığı.
Size göre, Türkiye'nin kısaca aradığı nedir?
Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs hükumeti üzerindeki etkisi ağır basıyor. Ankara'nın stratejisi, Avrupa ile ilişkiler gündemi açısından zaman kazanacak biçimde Kıbrıs konusundaki tartışmayı sürdürmek. Bu şekilde, önümüzdeki eylülde AB Türkiye'nin kat ettiği yolu değerlendirmek için hesap soracağı zaman, Türkiye ortamı zehirlediği konusunda haksızlığa uğradığını söyleyecek ve bu arada da görüşmeler başlamış olacak. Fakat kimse kolay kanmaz. 25 ülke, Türkiye ile görüşmelerde barış planından bağımsız olarak, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği Anlaşması'nın şartlarını yerine getirerek limanlarını Kıbrıs filolarına açmasını talep etti. Umuyorum ki Avrupa, Türkiye'ye şart koşulan yükümlülüklerin yerine getirilmesini talep ederken doğruluk ve adalet konularında da hassas olacak. (4 Mayıs 2006)

Papadopulos'un ifşaatı

Erdal Güven

12/05/2006 RADIKAL

Kıbrıs'ta halihazırdaki açmazın nedeni ne? Bu soruya tarihsel ya da konjonktürel birçok yanıt üretilebilir. Siyasi, ekonomik, toplumsal, bölgesel, uluslararası nice neden gösterilebilir. Eminim, her biri de açmazı açıklamaya katkıda bulunacaktır.
Ancak mevcut duruma ilişkin temel unsuru gözden geçirmemekte yarar var. Papadopulos'un iktidara geldiği günden bu yana izlediği politika ışığında benim vardığım sonuç şu: Kıbrıs'ta bugün karşı karşıya bulunduğumuz açmazın ardındaki belirleyici neden, Rum seçkinlerin iktidarı Kıbrıslı Türk seçkinlerle paylaşmaya hazır olmaması. Diğer tüm nedenler, ya bu temel unsurdan kaynaklanıyor ya da bu temel unsuru besliyor, pekiştiriyor.
Bu açıdan bakıldığında, Papadopulos'un Fransız L'express dergisinde yayımlanan sözleri tarihe geçecek bir 'ifşaat' niteliğinde (Derginin 5 Mayıs tarihli sayısında çıkan söyleşi 9 Mayıs tarihli Radikal'de aynen yayımlandı). Rum lider, tabir caizse, baklayı ağzından çıkarıyor.
Bakın ne diyor Papadopulos: "Benim için, tüm toprakların, toplumların, ekonominin ve en sonunda da kurumların tamamen birleşmeyeceği bir anlaşmayı tahayyül etmek mümkün değildir. Bunların hiçbiri Annan Planı'nda yoktu. Kıbrıs Rum halkı, planı işte bu yüzden reddetti: Nüfusun yüzde 82'si Rum iken, iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz. İnanın ki Kanada ve Belçika örneklerini büyük bir ilgiyle takip ediyorum; fakat o ülkelerde toplumlardan herhangi biri kendi görüşünü diğerine empoze edemez, hiçbiri herhangi bir blokaj veya ülkenin tamamen bölünmesine yol açacak bir felç yaratamaz. Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem. Biz Annan Planı'nı bir çözümü reddetmiş olmak için reddetmedik, reddettik çünkü gerçekte öyle bir senaryo yürümeyecekti. Bundan sonraki tüm yeni inisiyatiflerin de bu gerçeği kaale alması gerekiyor: Her bir noktayı göz önünde bulundurarak nasıl ayrı değil, nasıl birlikte yaşayacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Her tarafın pozisyonlarını ekleyerek ve armudu rastgele ortadan ikiye bölmek Kıbrıs için hiçbir zaman iyi bir çözüm teşkil etmeyecektir."
Altı çizilmesi gereken iki cümle var burada: İlki, '... iki belirgin bölge ve iki tip toplumsal yapı içeren bir devleti kesinlikle reddediyoruz.'
İkincisi de, 'Üniter bir devletin yasallığının ve iyi işleyişinin bloke edilmesine müsaade edecek bir sistemi kabul edemem...'
Papadopulos, Kıbrıs için 40 yıldır sürdürülen çözüm arayışlarının hem temelini hem de çerçevesini oluşturan federal yapıya kökten karşı çıkıyor ve bu yöndeki çabalara bir son verilmesini istiyor.
Papadopulos, iktidara geldiğinden bu yana bir 'çözüm adamı' portresi çizmedi. Annan Planı'na ilişkin referandum sürecinde de, ortak bir çözümün değil, kendi çözümünün peşinde olduğunu ortaya koydu. Ancak meramını ilk kez bu kadar açık biçimde dile getiriyor.
Kıbrıs için iki bölgeli, iki toplumlu yapı, Denktaş ile Makarios arasında 1977'de imzalanan Doruk Anlaşması'ndan beri gündemde. BM'nin tüm kararları ve çözüm girişimleri de aynı yapıya vurgu yapar. Hedeflenen amaç, Papadopulos'un dikkat çektiği demografik dengesizliğe karşın, Papadopulos'un ağzına almadığı iki bölgenin özerkliğini ve iki toplumun siyasal eşitliğini gözetmektir. Bu amaçtan tek taraflı olarak vazgeçildiğinin ifade edilmesi, Kıbrıs sorununu çözme olasılığını, sıfırla çarpmak demek.
Rum liderin yaptığı, çözümün parametrelerini değiştirmek; önerdiği parametre, yani üniter yapı, ne Kıbrıs'ın tarihi ve toplumsal gerçeklerine uyuyor ne Kıbrıs Türk liderliğince kale alınabilir.
Papadopulos'un 'ayrı değil birlikte yaşamak'tan bahsetmesi, kulağa hoş gelmekle birlikte, hümanizmle de realizmle de bağdaşmaz. Kıbrıs'ın bugünkü koşullarında, 'birlikte' yaşamaktan bahsetmek, asimilasyon amaçlı bir milliyetçliğin, cilalı ve sahte bir ifadesinden başka bir şey değil. Hele bunu söyleyen, 'Kıbrıslı Türkleri sevdiği için boğazlarına sarıldığını' belirtmekten çekinmemiş bir liderse...