Gün TV geçen hafta yayına başladı

İşte ilk Kürtçe yerel televizyon

Tarihimizin ilk Kürtçe yerel televizyonu Gün TV'nin yayına başlama öyküsü, Türkiye'de bazı hakların nasıl kazanılabildiğinin adeta canlı belgesi

Diyarbakır Galeria'nın üst kat bürolarından birinde sancılı bir devrim yaşanıyor bugünlerde... Türkiye tarihinin ilk Kürtçe yerel televizyonu Gün TV, her gün 45 dakika yayın yapıyor. Tabii buna yayın denebilirse...
Gün TV'nin Kürtçe yayına başlama öyküsü, Türkiye'de bazı hakların nasıl kazanılabildiğinin canlı belgesi adeta.

Dostlar alışverişte
12 yıldır yayında olan bir istasyon Gün Rd-TV... Günde 16 saat Türkçe yayın yapıyor. 2000'de yasal imkan doğunca Kürtçe müzik ve klip de yayınlamaya başlamış.
Bilindiği gibi 2002'de Kürtçe yayına izin verildi. "Zor görev" TRT'ye yıkıldı.
TRT bir yıl düşünüp "Benim yönetmeliğim uygun değil, yapamam" dedi. Yönetmelik değiştirildi. Göstermelik bir yayın başladı. "Büyük reform hamlesi"nin suya düşme tehlikesi belirince 25 Ocak 2004'te yönetmeliğe eklenen bir madde ile yerel ve bölgesel yayınlara da izin verildi.
Ama ne izin!
Buna göre TV'ler günde sadece
45 dakika yayın yapabilecek, haftada dört saati geçmeyecekti.
Bitmedi.
O 45 dakikalık yayın akışları günlük, haftalık, aylık ve yıllık olarak RTÜK'e gönderilecekti.
Bitmedi.
Yapılan yayının Türkçe çevirisi altyazı ile verilecekti.
Bitmedi.
Çocuklara dil öğretici yayınlar, çizgi filmler, tartışma ve din programları, belgeseller, reklamlar yayınlanamayacaktı.
Bitmedi.
RTÜK'te Kürtçe bilen eleman olmadığından yapılan yayının Türkçe deşifresi derhal RTÜK'e gönderilecekti.
Yani tamamen "dostlar alışverişte göre"cekti.

Büyük yollar, dar kapılar
Gün TV'nin çoğu avukat olan beş ortağı oturup düşündüler.
Bu göstermelik bir oyunsa, başvurmakla kandırmacaya alet olacaklardı. Ama bazen büyük yollara dar kapılardan çıkıldığı da bir gerçekti.
Denemeye, zorlamaya karar verdiler ve 23 Mart 2004'te başvurdular.
İşte o andan itibaren bürokrasinin taarruzu başladı. Yayın yapmak isteyenler için caydırıcı bir "koşullar barikatı" kuruldu.
Yayın yapacak şirketin yönetim kurulu üyelerinden haber merkezi çalışanlarına, program yapımcılarına kadar tümünün kimlik belgeleri...
Yönetmeliğe aykırı yayın yapmayacaklarına dair taahhütname... Yayın akışında değişiklik yapılırsa derhal RTÜK'e haber vereceklerine dair taahhütname istendi.

İyi dayandılar
Gün TV verdi belgeleri. Bir yıl bekledi. Ses çıkmadı. Sorunca "İzleyici araştırması yapıyoruz" yanıtını aldılar.
O arada RTÜK Diyarbakır Valiliği ve Dicle Üniversitesi'ne "Bölgede Kürtçe konuşulup konuşulmadığını" sordu.
İkinci yıla girilirken Gün TV'ye "evraklarınız eksik" dendi.
Evraklar tamamlanırken Başbakan Erdoğan, Güneydoğu'ya gelip "Kürt sorunu"nu tanıdı, süreç hızlandı.
RTÜK 12 kuruluşun başvurduğunu söyleyip, belgeleri yeniden istedi. Dokuz kuruluş bu aşamada pes etti; Gün TV sebat edip hepsini yeniden verdi. Yine "Evraklar eksik" haberi geldi.
Bu arada başvurunun iki yılı doldu. RTÜK'te yönetim değişti. Mart başında Zahit Akman'lı yeni RTÜK, üç yayıncı adayını Ankara'ya davet etti:
Diyarbakır'dan Gün TV ve Söz TV ile Urfa'dan Medya FM...
Öğütler verildi. Yayın içerikleri sabitlendi. Gün TV, "Derguşa Cande" (Kültür Beşiği) adlı bir kültür-sanat programı yapmak istediğini beyan etti.
Ve nihayet 23 Mart 2006 akşamı (diğer ikisiyle birlikte) yayına geçti.
Tesadüf bu ya o gün başvurularının ikinci yıldönümüydü. Bir RTÜK yetkilisi "Siz iyi dayandınız" dedi.

Hayırlar içinde...
Geçen pazartesi akşamı saat 20.55'te Türkçe yayın kesildi. Ve sunucu Adil Kurt, "Hayırlar içinde olun" diyerek tarihimizin ilk Kürtçe yerel yayınını başlattı.
İlk programda 11 yıldır Kürtçe yayın yapan bir haftalık gazetenin yöneticisiyle sohbet vardı.
Kürtçe konuştular.
Kıyamet kopmadı.

Gün TV'nin yayın yönetmeni Cemal Doğan:
"Dirhemle verdiler, burnumuzdan geldi"



Memnun musunuz?
Çok kısıtlayıcı bir yönetmelikle, süre ve içerik yönünden çok sınırlı bir yayına başladık. Üstelik çevremizde 24 saat Kürtçe yayın yapan 10 kadar televizyon var: Roj TV, Mezopotamya TV, Kürdistan TV, Kürt-Sat vs... Çoğu çanak antenle buradan izlenebiliyor. Bunlara karşı bizim günde 45 dakikalık yayınımız çok küçük bir adım...

Buna rağmen niye bu kadar ısrarcı oldunuz?
"Bu, tamamen göstermelik bir adım; yapmıyoruz" diyebilirdik. Yapmadık. Çünkü küçük bir adım bile demokratikleşme sürecine, önyargıların kırılmasına önemli katkı sunar diye düşündük. 2000'e kadar varlığı bile kabul edilmeyen bir dilde yayın yapmak önemliydi. Bir hak mücadelesi olarak gördük ve yola koyulduk.

Kürtçe kurslar ilgisizlikten kapandı. Aynı şey Kürtçe TV'lerin başına gelebilir mi?
Kürtçe olması şimdi yeni olduğu için ilginç geliyor ama yakında bu kanıksanacak, içerik önem kazanacak. İçeriği iyi yapabilirsek izlenir, kapanmaz.

45'er dakikalık üç yayın yaptınız. İlk tepkiler nasıl?
Roj TV'ye kıyasla daha Diyarbakır ağzıyla yayın yapıyoruz. Kürtçenin gündelik hayata, edebiyata girmesi yönünden de önemli bir adım bu... Kürtçe yayınlarda bir canlanma oldu. Tercüme yapmak, senaryo yazmak isteyenler çoğaldı. Ama seyirci için hâlâ yetersiz tabii... Bölgede yapılan araştırmalar en çok Roj TV'nin izlendiğini gösteriyor. Saat 7 oldu mu, evlerde, kahvelerde Roj'un haberleri izleniyor. Roj'u kapattırsanız ne olacak, 10 kanal daha var. Yerel televizyonlara da diğer kanallar gibi 24 saat yayın hakkı verilmelidir. Hak verilecekse doğru dürüst verilsin. Dirhemle verilen hak, burnumuzdan getirilmesin.

CAN DUNDAR MILLIYET 09/04/2006

 

Askeri müşterek



Bir "masa" lafı ortalığı birbirine kattı. Başbakan "Silahı bırakın, masaya gelin" deyince zıpladı herkes...
Başbakan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu, ABD'de Hamas için "Binde bir değişme ihtimali varsa teröristle bile masaya oturulur" deyince infial büyüdü.
Sivil bir çözümün ihtimali bile bütün partileri bir anda "askeri müşterek"te birleştirdi.
Muhalefet masayı taşlamaya başladı.
Başbakan öyle korktu ki, 3 gündür ağzından kaçırdığı lafı düzeltmeye çalışıyor.
***
Buna şaşmamak lazım; çünkü toplum (evde, okulda, trafikte, dizide, bilgisayar oyununda) her alanda şiddet yoluyla sonuç alınacağına inandırılmış durumda...
"Kana kan, intikam" sloganı itidal telkinlerinden daha fazla taraftar topluyor.
Sükûnet çağrıları, TV'deki şiddet görüntülerinin, şehit cenazelerinin çığlığında eriyor.
PKK vurdukça milliyetçilik, şovenizm büyüyor.
Muhalefetin "O masayı yıkarız" diyerek askeri çözümde buluşması da diyalog arayışını suç haline getiriyor.
Öyle bir ortam ki "masa" lanetli sözcük; "silah" kutsal....
***
Ama silahı denedi Türkiye...
Şiddeti yücelten mesajlara alkış tutarak 20 yıl aralıksız savaştı.
Sonuç:
Güneydoğu'ya 30 bin ölü, 150 milyar dolar para gömüldü.
Sonunda Abdullah Öcalan yakalandı, savaş bitti sanıldı.
Bugünse başa dönmüş gibiyiz; hatta daha tehlikeli bir noktada:
Türkler ile Kürtlerin birbirine düşman edilmesi riskinin kenarında...
Bir dostun korkuyla söylediği gibi, "İnsanların birbirinin ismini sorup ateş açacağı bir Yugoslavya faciasının arifesinde..."
***
Zorlu bir kavşak bu:
Bir yol bizi Lübnan'ı harabeye çeviren türden etnik bir iç savaşa götürüyor.
Diğeri, bu sorunu geride bırakarak dünyaya açılmış bir demokratik refah toplumuna...
"Kan dökelim, ayrılalım" ya da "Kan dökelim, ezelim" diyenler ilk yola çekiştirip duruyorlar.
Oysa biz dağılmış bir imparatorluğun çocuklarıyız:
Ayrılmanın acısını biliyoruz; birlikte yaşamanın keyfini bildiğimiz kadar...
O yüzden ilk yola çekiştirenlerin dışında kalan büyük çoğunluk olarak aklıselimi konuşturup bu tehlikeli gidişe barışçıl bir çare bulmak zorundayız.
***
Evet, durum kötü görünüyor, ama avantajlarımız da var:
Asırlık, bir arada yaşama geleneğimiz...
Kız alıp vermiş, aynı türküleri söylemiş, etle tırnak kadar iç içe geçmiş oluşumuz...
Örgüte kızıp halka vurmanın sonuç vermediğini, sorunu daha da kökleştirdiğini gören askeri ve sivil yönetici kadrolar...
Ve bölgede, kışlada, dağda 20 yıllık savaşın yorgunluğu...
***
Son 10 günde yaşananlar, silahların yeniden konuşmasının nelere yol açtığını hepimize gösterdi.
Şimdi siyaset, silahın yerini ele almalıdır.
Herkes çözüm için seferber olmalıdır.
Çözümün ilk koşulu herkesin, şiddeti, terörü, silahı bir yöntem olarak kesinkes reddetmesidir.
Bakın Avrupa'da geçen yıl IRA, geçen hafta da ETA silah bıraktı.
Nasıl oldu bu?
Yarın da ona bakacağız.

CAN DUNDAR MILLIYET 10/04/06

 

IRA ve ETA nasıl silah bıraktı?



Avrupa'nın terörden en çok çekmiş iki ülkesinden İngiltere geçen yaz IRA'ya silah bıraktırmıştı.
Geçen hafta da İspanya'da 50 yıldır Bask bölgesinin bağımsızlığı için silahlı mücadele veren ETA ateşkes ilan etti.
Nasıl oldu bunlar?

IRA formülü
Önce İngiltere'ye bakalım:
3 gelişme oldu:
1) IRA güçlü İngiliz ordusuyla baş edemeyeceğini gördü. Şiddetle sonuç alamadığını, kamuoyu desteğini de kaybettiğini anladı. Seçimlere katılıp yerel yönetimde söz sahibi oldu. Sonra da silah bıraktı.
2) İngilizler de IRA ile mücadelenin zorluğunu gördü. Örgütün arkasındaki halk desteğini fark etti. Sonunda Başbakan Blair "Silahını bırakması şarkıyla şeytanla bile görüşürüm" dedi ve IRA'nın siyasi temsilcisi Sinn Fein ile önce gayri resmi, sonra resmi diyalog başlattı.
3) Bu arada dış dinamik değişti. O güne dek göçmen İrlandalıların baskısıyla IRA'ya destek veren ABD, 11 Eylül'den sonra tavır değiştirdi. Örgütü siyasi çözüme zorladı.
Ve çatışmalar bıçak gibi kesildi.

ETA formülü
Gelelim İspanya'ya...
İspanya Başbakanı Zapatero iktidara geldiği 2004'ten beri soruna diyalogla çözüm arıyordu. Ama terör konusunda tavizsizdi: "Şiddet durmadan Bask sorunu çözülmez" dedi. O da 3 şey yaptı:
1) Madrid'deki El Kaide terörünün halkta yarattığı tepkiyi iyi kullandı. Toplum şiddeti lanetleyince ETA tabanından yalıtıldı. Teröre destek veren yayın organları ve örgütler kapatıldı. ETA köşeye sıkıştı.
2) Ama Zapatero "Sıkıştılar, saldırayım" demedi. İntikam saldırılarına zemin hazırlamadı. Tersine, 2005'te Oslo'da ETA ile "sessiz diplomasi" başlattı. Örgütü silah bırakmaya zorladı. Bir yandan da ETA kurbanlarının yakınlarıyla görüşüp onları bunun bir taviz pazarlığı olmadığına ikna etti.
3) Şimdi iki çalışma grubu oluşacak. İlk grup ETA'nın silahsızlanma yöntemini, militanların ve hapistekilerin durumunu görüşecek. İkinci grupsa Bask bölgesinin demokratikleştirilmesi üzerinde çalışacak.
Kamuoyu yoklamalarına göre halkın yüzde 80'i süreci destekliyor.

Tanrıkulu formülü
Avrupa'daki bu ani baharın ardında muhtemelen Amerika'nın dayattığı anti-terör rüzgârı var. Yarın rüzgâr değişebilir. Ama yine de, tek çıkar yol olarak silahı gösteren dar görüşlü şahinlere karşı dünyayı izlemek, barış seçeneğinin de var olduğunu bilmek zorundayız.
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu ile görüştüm. IRA ve ETA gibi PKK'nın da ortam oluşturulursa silah bırakabileceği görüşünde... Dağdakilerin yüzde 70'inin örgüte 1999'dan sonra katıldığına dair askeri istihbaratı hatırlatıyor, eylem yapmayanların çoğunlukta olduğunu tahmin ediyor.
"Silahlı eyleme katılmayanların yurttaşlık haklarını iade eden bir yasa çıkarılabilir" diyor.
Çatışmalar durursa zaman içinde yaraların kapanabileceğini umuyor.

İnşallahla olmuyor
IRA silah bıraktığında Erdoğan "İnşallah Kürt sorunu da İrlanda'daki gibi biter" demişti.
"İnşallah"la olmuyor bu işler; cesaret ve kararlılık gerektiriyor.
Terörü kesinkes reddeden ama kalıcı barış için her yolu zorlayan siyasi çözümler istiyor.
Türkiye daha önce bunu da denemişti.
Unutanlar için onu da hatırlatacağım.

CAN DUNDAR MILLIYET 11/04/06