Tutuklanan Rumlar bugün serbest

KKTC’de, yasak askeri bölgede çekim yaptıkları gerekçesiyle tutuklanan 2 Rum’un bugün serbest bırakılacağı bildirildi.

 

AA

Güncelleme: 11:15 TSİ 28 Ağustos 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - KKTC polisi, Nikitas Dalitis ve Adonis Palikarides adlı 2 Rum’un, yetkili makamlardan izin almadan Lokmacı Barikatı Köprüsü’nde çekim yapması üzerine tutuklandıklarını ve haklarında soruşturma açıldığını bildirdi.

Rum Simerini gazetesi ise “Rumların basın mensubu olduğunu ve yetkili makamlardan izin almalarına rağmen tutuklandığını” ileri sürdü.

Lefkoşa Kaza Mahkemesi, Dalitis ve Palikarides’in söz konusu suçla alakaları olabileceği ve serbest kalmaları halinde karara etki edebilecekleri gerekçesiyle 2 gün tutuklu kalmalarına hükmetti. Karar doğrultusunda, Rumlar bugün serbest kalacak.

Bu arada, Rum asıllı İngiliz vatandaşı John Nicolas Orphanou’nun da Gazimağusa’daki askeri bir bölgede çekim yaptığı için tutuklandığı ve hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi.

 

F1 ödülünü Talat’ın vermesine tepki

Türkiye’nin ikinci kez evsahipliği yaptığı Formula 1 İstanbul Grand Prix’si dün koşuldu. Yarışın ardından, İstanbul’un galibi Ferrari’nin Brezilyalı Pilotu Felipe Massa kadar, Massa’ya kupasını veren isim de gündeme oturdu.

NTV

Güncelleme: 14:57 TSİ 28 Ağustos 2006 Pazartesi

İSTANBUL - Massa’ya kupasını, Türkiye dışında hiçbir ülkenin resmen tanımadığı KKTC’nin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu sıfatla verdi. Türkiye’nin bu tanıtım atağı nedeniyle uyarılması ya da cezaya çarptırılması gündemde.

İstanbul’da ikincisi düzenlenen Formula 1 Petrolofisi Türkiye Grand Prix’sini dün dünyanın dört biryanından milyonlarca kişi ekranları başında izledi.

Başından sonuna heyecan dolu geçen yarışı, Ferrari’nin Brezilyalı Pilotu Felipe Massa kazandı.
Massa’ya kupasını ise KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verdi.

203 ülkede 2 milyar kişinin izlenen bu görüntüler sayesinde dünya, Türkiye dışında hiçbir ülkenin tanımadığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve onun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı ekranları başından izledi.

RUM KESİMİNDE TEPKİ
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın İstanbul’da dün yapılan Formula1 yarışında birinci gelen Ferrari pilotu Massa’ya ödülünü vermesi ve törende KKTC Cumhurbaşkanı olarak anons edilmesi Rum kesiminde infial yarattı.

Talat’ı “yasadışı devletin sahte cumhurbaşkanı” diye niteleyen Rumlar, dünyada 200’e yakın ülkede milyonlarca kişi tarafından izlenen ödül töreninde kupayı Talat’ın vermesini ve KKTC Cumhurbaşkanı olarak lanse edilmesini Formula 1’i düzenleyen FİA’ya şikayet etmeye hazırlanıyor.

Cumhurbaşkanı Talat, İstanbul Park pistinde yapılan Grand Prix’de birinci gelen Ferrari takımının pilotu Felipe Massa’ya ödülünü vermiş ve Talat milyonlarca kişinin televizyonlardan izlediği organizasyonda “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” olarak anons edilmişti.

Aralarında Kıbrıs Rum Kesimi’nin de bulunduğu, dünyada yüzlerce televizyon kanalından canlı olarak yayınlanan ödül töreni, Rum devlet televizyonu RİK’te de ekrana geldi. RİK televizyonundaki canlı yayında ekrana gelen altyazıda Talat, KKTC Cumhurbaşkanı olarak tanıtıldı.

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, olayı kışkırtma olarak niteledi ve Formula 1 organizasyonunun bu eyleminin cevapsız kalmayacağı tehdidinde bulundu. Paşardis Talat’ın KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla ödül vermesini Formula 1’i düzenleyen FİA’ya şikayet edeceklerini kaydetti.

RUM BASININDAN YANKILAR
Olay Rum basınında da geniş yankı buldu. Rumların en yüksek tirajlı gazetesi Fileleftheros, “Türkler Grand Prix ödülünü vermesi için Talat’ı görevlendirdi. Formula 1’le kışkırtmaya cevap geliyor” başlığını kullandı. Rum Yönetimi’nin Talat’ın büyük ödülü vermesini ilgili makamlara şikayet edeceğini yazan Fileleftheros, Türk yetkililerin dünyanın en büyük organizasyonunu politik amaçlı kullandıklarını iddia etti.

Yarışı kazanan pilota ödülünü vermek üzere podyuma Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın çağrılmasını ve ‘KKTC Cumhurbaşkanı’ olarak anons edilmesini ağır tahrik olarak niteleyen gazete , Rum yönetiminin konuyu yarışın organizasyonundan sorumlu Uluslararası Otomobil Sporları Federasyonu başta olmak üzere diğer uluslararası kuruluşlara şikayet edeceğini kaydetti.

Rum Politis gazetesiyse “Talat zorla başkan” ifadesini kullandı. Gazete haberinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın dünyanın en büyük organizasyonu olarak kabul edilen Formula-1’in ödül töreninde podyuma çıktığını ve “KKTC Cumhurbaşkanı” olarak tanıtıldığını, olayın canlı yayında dünyadaki milyonlarca izleyiciye ulaştığını yazdı.

Politis gazetesi Talat’ın KKTC Cumhurbaşkanı olarak ödül verdiği yayının, Rum Devlet Radyo Televizyon Kurumu RİK’te de aynen yayınlandığına dikkat çekti.

UYARI YADA PARA CEZASI
Rumların konuyu FİA’ya şikayet etmesi halinde, Formula 1 İstanbul Grand Prix’sine uyarı ve para cezası gelebileceği iddia ediliyor. Talat’ın KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla podyuma çıkarak birinci gelen pilota ödül vermesinin, Formula 1’in patronu Bernard Ecclstone’la Türk organizatörler arasında varılan sözlü mutabakat çerçevesinde gerçekleştiği belirtiliyor.

 

Rumlardan Talat'ın kupa vermesine tepki

A.A.

İstanbul'da dün düzenlenen Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinde birinci gelen Ferrari pilotu Felipe Massa'ya kupayı KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesi, Rum basınında geniş yer buldu. Gazeteler, Rum yönetiminin, durumu ilgili mercilere şikayet edeceğini yazdı.

Formula-1 yarışının politik amaçlı kullanıldığını öne süren Fileleftheros gazetesi, Rum yönetiminin, ödül töreninde Talat'ın “KKTC Cumhurbaşkanı” olarak anons edilmesini ilgili tüm uluslararası kuruluşlara şikayet edeceğini belirtti.
Haberde, Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Paşardis'in gazeteye yaptığı açıklamada, “Grand-Prix organizatörlerinin bu eyleminin herkes için bir kışkırtma olduğunu ve cevapsız kalmayacağını” söylediği ifade edildi.

Politis gazetesi de Talat'ın dünyanın en popüler sporlarından olan ve birçok ülkede canlı yayımlanan Formula-1 yarışının ödül töreninde kürsüye çıkarak, ”KKTC Cumhurbaşkanı” olarak ödül verdiğini ve canlı yayında milyonlarca izleyiciye ulaştığını yazdı.

Gazete, Talat'ın KKTC Cumhurbaşkanı olarak ödül vermesinin, Rum devlet radyo ve televizyon kanalında yayımlandığına da dikkat çekti.

HURRIYET 28/08/06

 

Talat'a startta söyledi

ANKA

TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, Massa'ya ödülü KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın vereceğini, “Protokolden kimin gelip gelmeyeceği henüz belli değil” diyerek Formula yöneticilerden sakladığını söyledi. Ödül işini Talat’a da yarışlar başlarken söyledi. Öneriyi duyan Talat, “Sizi sıkıntıya sokmayayım” dedi.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Formula 1 PO Türkiye Grand Prix’inin galibi Felipe Massa’nın ödülünü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın vermesinin, kendi fikri olduğunu ve tartışma olmaması için yarış başlayıncaya kadar bunu hem Talat’tan hem de Formula yöneticilerinden sakladığını açıkladı.

Formula yöneticilerinin bir gece önceden ödül verecek ismi sorması üzerine Hisarcıklıoğlu, “Protokolden kimin gelip gelmeyeceği henüz belli değil” diyerek, Talat sürprizini son ana kadar sakladı.

“SİYASİ TARTIŞMA OLMASIN DİYE SAKLADIM”

Ödülü Talat’ın verişinin perde arkasını anlatan Hisarcıklıoğlu, “Benim fikrim”di dedi. Geçen hafta Talat’ı yarışlara davet ettiğini ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın salı günü bir misafiri olacağı için yarışlara gelemeyeceğini bildirdiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, “Ödülü Talat’ın vermesini düşündüm fakat açıklamadım, açıklasaydım işin içine siyaset girecekti, verir-veremez tartışması olacaktı, yarışlar başlayıncaya kadar sakladık” diye konuştu.

TALAT: SIKINTIYA SOKMAYAYIM

Ödülü Talat’ın vermesini kendisine dahi söylemediklerini ifade eden Hisarcıklıoğlu, yarışlar başlarken, Talat’a teklif götürdüklerini bildirdi. Hisarcıklıoğlu, Talat’ın. “Sizin için uygunsa olur. Ancak sizi sıkıntıya sokmayayım” dediğini aktardı. Hisarcıklıoğlu’nun sorun olmayacağını söylemesi üzerine Talat, ödülü vermekten memnun olacağını söyledi.

FORMULACILARA PROTOKOL OYALAMASI

Formula yöneticilerinin bir akşam önceden yarışın galibine ödül verecek ismin belirlenmesini istediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, “Protokolden kimin gelip gelmeyeceği belli değil” dediğini aktardı. Hisarcıklıoğlu, Formula yöneticilerine ödülü Talat’ın vereceğini yarışlar başlarken söylediklerin kaydetti.

"TEPKİYİ YANSITMADIK"

Formula yöneticilerinin tepki gösterdiği iddialarına karşılık, “Hiç kimse bir şey söylemedi” diyen Hisarcıklıoğlu, “O zaman yöneticilerin tepkisi size yansımadı öyle mi?” sorusuna da “Yansısa da yansıtmadık” yanıtını vererek, tartışmayı kendi içlerinde çözdüklerini ifade etti.

Ödül sürprizi ile 203 ülkede yayınlanan yarışmada tüm ekranlarda Talat’ın yer aldığını ve “KKTC Cumhurbaşkanı” diye sunulduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, buna yarışmayı dünya çapında izleyen yaklaşık 2 milyar kişinin tanıklık ettiğini ifade etti. KKTC’nin gündeme gelmesinin uluslararası arenadaki önemine işaret eden Hisarcıklıoğlu, AB sürecinde, Kıbrıs’ın yoğun olarak tartışıldığı 2003 yılında KKTC’ye bir çıkartma yaparak dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a açık destek verdiklerini de anımsattı.

“PUTİN’E DE SÜRPRİZ YAPMIŞTIM”

KKTC’ye verdiği desteği benzer bir sürprizle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önünde gerçekleştirdiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, “Bir buçuk sene önce, Putin’in önünde, yanıma aldığım Kıbrıs Sanayi Odası Başkanı’na konuşma yaptırdım. Orada da yine önceden tasarlamıştım. Böylece ambargonun kaldırılması isteği Putin’in önünde dillendirilmiş oldu. Putin de buna karşılık destek vereceğini açıkladı. Bir hafta sonra, Güney Kıbrıs Rum Kesimi bakanları soluğu Moskova’da aldı" dedi.

HURRIYET 28/08/06

 

Diplomat yorumu: Sıkıntı olabilir

Turan YILMAZ ANKARA

DİPLOMATİK kaynaklar, Formula 1’deki Talat sürprizi, "KKTC’nin tanıtımı için çok önemli. Ancak ileride Türkiye açısından sıkıntı yaratabilir" diye yorumladılar. Hürriyet’e görüşlerini aktaran bu kaynaklar, "Aslında bakarsanız bu olağanüstü bir şey. Ancak bu tür şeyleri, ’Böyle bir olayı siyasi amaçlarla kullanıyorsunuz’ diyerek sıkıntı yaratmak isteyenler çıkabilir" dediler.

Siyasilerin yorumları ise farklıydı. CHP Hatay Milletvekili ve emekli Büyükelçi İnal Batu, "Dünyada KKTC’nin kabul düzeyinde önemli gelişmeler var. Formula 1 ile bütün dünya çok ilgili, bu nedenle bu olumlu gelişmeyi sağlayanları kutluyorum" diye konuştu. AKP Antalya Milletvekili Mehmet Dülger ise şunları söyledi: "Formula 1’de bütün gözler daha çok yarışmayı kazananların üzerinde. Ödülü Talat’ın vermesinin uluslararası açıdan KKTC’nin durumuna bir etkisi olacağını düşünmüyorum."

HURRIYET 28/08/06

 

Formula 1, ’sınırları zorlayan şirket’le çok iyi uyuşuyor


PETROL Ofisi’nin (PO) Oxford Üniversitesi bünyesindeki nanoteknoloji şirketi Oxonica’yla başta "nanodizel" olmak üzere, akaryakıtta nanoteknolojik ürünlere geçişe dönük anlaşma töreni için Oxford’daki otemilize vardığımızda Jan Nahum bizi kapıda bekliyordu.

Odalarımıza yerleştikten hemen sonra Petrol Ofisi Genel Müdürü Jan Nahum’la birlikte otelin hemen yanındaki restorana geçtik. Yemeklerimizi ısmarlarken Jan Nahum, söze peşin özürle girdi:

"Saat 15.00’de bir randevum var. Dolayısıyla belki ana yemeği bile yemeden kalkmam gerekecek. Lütfen kusuruma bakmayın."

Jan Nahum, kıpır kıpırdı, belli ki kafasında Petrol Ofisi’nin adını bir adım daha öne çıkaracak yeni planlar peşindeydi: "Formula 1’deki Honda Takımı benimle görüşmek istemiş. Hazır Oxford’a gelmişken, kendileriyle randevulaştık, bir görüşme yapacağız."

Bu görüşme yeni bir anlaşmaya işaret olabilir miydi? Nahum, henüz kendisini de görüşmenin sonunun nereye varacağını bilmiyordu. Ancak, hedefinde Honda Takımı’yla birşeyler yapmak vardı: "Belki görüşmemiz sonrasında Formula 1’de Honda Takımı’yla birşeyler yapabiliriz..."

Nitekim Nahum, ana yemeğine dokunamadan Honda Takımı’nın yetkilileriyle buluşmaya gitti. Dönüşünde bu kez akşam yemeğinde buluştuk. Honda Takımı’yla görüşmesi konusunda pek renk vermedi. Belli ki sürprizi İstanbul Park’ta Formula 1 heyecanının arttığı günlere saklamayı yeğlemişti.

Nitekim hafta içinde Petrol Ofisi ile Honda Takımı eş zamanlı açıklama yaptı. Petrol Ofisi, İstanbul Park’taki yarışta Honda Takımı’nın sponsorları arasına girdi. Dünyada 2.5 milyar kişinin televizyon ekranlarından izlediği İstanbul Park’taki Formula 1 yarışında piste çıkan Honda Takımı araçlarından birine Petrol Ofisi’nin adı da yazıldı.

Peki Petrol Ofisi, Formula 1 için neden bu kadar çaba ve para harcıyor? Sorunun yanıtı, Jan Nahum’un çizdiği şirket politikasında var: "Yaptığımız iş müşterilere 24 saat aralıksız hizmet vermeyi gerektiriyor. Petrol Ofisi’nin geçmişte pazar payı yüzde 50’lere kadar çıkmış. Özelleştirme öncesi bu oran yüzde 18’e inmiş. Şimdi yüzde 35’i aştık. Pazardaki payımızı artırmamız için sınırlarımızı zorlamamız gerekiyor."

Petrol Ofisi, faaliyetlerini yürütürken "sınırları zorladığını" müşterilerine, kamuoyuna daha da iyi anlatmak, marka bilinirliğini hem Türkiye’de, hem de dünyada artırmak için önce Formula 1 İstanbul Park’ın önüne adını koydu. Elbette bunun bedelini ödedi.

Arkasından GP2’de takım sponsoru oldu, Türk pilotları da devreye soktu. Bu sponsorluğunun ilk yılında takım dünyada başarıya imza attı. Petrol Ofisi, son atağını da Honda Takımı’nın sponsorları arasına girmekle yaptı...

Formula 1’de elbette kaza yapmadan, "sınırları zorlayan" öne geçiyor, kazanıyor...

Jan Nahum ve ekibi de Petrol Ofisi’nde "sınırları zorluyor"...

Şirketler "hizmette sınırları zorlayınca", bundan müşteri kazançlı çıkıyor...

Hisarcıklıoğlu planladı, Talat kupayı verdi

İSTANBUL Park’ta Formula 1 yarışı öncesi, Paddock Club’da sponsor şirketlere ayrılan salonları turladım. Petrol Ofisi’nin salonunda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Yönetim Kurul Üyesi ve TOBB’un Formula 1 sorumlusu İlhan Parsakel ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat Yalçıntaş’la karşılaştım.

Hisarcıklıoğlu, Petrol Ofisi Genel Müdürü Jan Naum’u kutlamak için uğramış:

"Sizi kutluyorum Jan Bey. Bu işe çok destek verdiniz, emek harcadınız. Doğru yapıyorsunuz. Teşekkür ediyoruz."

Hisarcıklıoğlu’na, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gelemedi. Kazanana kupayı kim verecek" diye sordum. Hisarcıklıoğlu planını anlattı: "Formula 1’in patronu Bernie Ecclestone’u inka edebilirsem KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın vermesini istiyorum."

Hisarcıklıoğlu ardından bu planının arkasında yatan ana fikri açıkladı: "Tüm dünya kupa töreninde televizyon ekranlarında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ı görecek. KKTC için de önemli bir tanıtım fırsatı olacak."

Yarışın bitmesine 10 tur kala Hisarcıklıoğlu’nun yanındaki dostlardan bilgi geldi: "Kupayı KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verecek."

Dünyada 2-2,5 milyar insan dün ekranlardan yine İstanbul’u izledi, kulaklarda istanbul çınladı. Bu büyük tanıtıma dün ayrıca KKTC de eklendi. Sınırları zorlayan Formula 1’de KKTC’de sırıları zorlamış oldu...

Bunların çoğu klasik değil, eski otomobil

AK Emeklilik Genel Müdürü Meral Ak Egemen, geçen akşam Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki heykelin büyük ustası Rodin’in eserlerinden oluşan sergiyi birlikte gezmeye davet etti, gittik.

Meral Ak Egemen de motor sporları tutkunlarından... Egemen, geçen yıl "klasik otomobil" ekibiyle İstanbul Park’ta Formula 1 pilotlarına "halkı selamlama turu" yaptırdı.

Bu yıl aynı tur için farklı bir yöntem düşünüldüğünü öğrenince Meral Ak Egemen’e nedenini sordum: "Sanıyorum yeteri kadar klasik otomobil başvurusu olmadı bu sefer..."

Egemen,
emin olamadığı için sorumu davetliler arasındaki Klasik Otomobilciler Derneği yöneticilerine de aktardı.

Aldığım yanıt ilginçti: "Formula 1’in patronu Bernie Ecclestone, geçen yılki klasik otomobilleri beğenmedi, ’Bunların çoğu klasik değil, ancak eski otomobil sayılabilir’ dedi. Bu yüzden ’klasik otomobiller’e bu kez rol düşmedi."

Ecclestone
’un titizliğine bakın...

HURRIYET 28/08/06

 

ABD'den yeni girişim

BRYZA, ÖNERİLER ÜZERİNDE ÇALIŞIYOR... ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Bryza, Güney Kıbrıs'ın Maraş önerileri ile Türkiye Dışişleri Bakanı Gül'ün Kıbrıs sorunuyla ilgili önerilerini değerlendirerek, fikirler üzerinde çalışmalar yapıyor. Verilen bilgiye göre, Ercan ve Kıbrıslı Türklerin kontrolü altındaki limanların açılması, buna karşılık olarak da Türkiye liman ve havalimanlarının "Kıbrıs Cumhuriyeti" gemi ve uçaklarına açılması ve Maraş konusu üzerinde duruluyor

ABD'nin, Avrupa Komisyonu'nun 24 Ekim'de Türkiye'yle ilgili ilerleme raporunu sunmasının ardından, AB-Türkiye arasındaki krizden kaçınılması amacıyla fikirler paketi sunacağı belirtildi.

Fileleftheros gazetesi haberi "Sağdıcı Bryza Olan Ekim'le İlgili Formül" başlıklarıyla veren gazete, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı kaynaklarının; İngilizlerle uzlaşan Amerikalıların, hem Ankara, hem de Güney Kıbrıs tarafından kabul görecek olan bir formülü oluşturma girişiminde bulunacağına ilişkin belirtiler bulunduğunu vurguladıklarını yazdı.

Habere göre, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, "Güney Kıbrıs yönetiminin Maraş önerileri ile Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Kıbrıs sorunuyla ilgili önerilerini değerlendirerek, fikirler üzerinde çalışmalar yapıyor.

Gazete gelen bilgilerin; Ercan ve "Kıbrıslı Türklerin kontrolündeki limanların" açılması, buna karşılık olarak da Türkiye liman ve havalimanlarının "Kıbrıs Cumhuriyeti" gemi ve uçaklarına açılması ve Maraş konusu üzerinde durulduğunu gösterdiğini savundu.

Gazeteye göre "Amerikalılar; bir anlaşma olması durumunda, Maraş sakinlerinin, kapalı Maraş bölgesinin yeniden inşa edilmesinin derhal başlaması fikrini ileriye götürme girişiminde bulunmayı düşünürken, Maraş bölgesindeki malların seçilerek Kıbrıslı Rumlara verilmesine ilişkin Tük senaryolarını da inceliyor."

Gazete şunları da yazdı:

"Diplomatik kaynaklar, söz konusu fikirlerin, Türkiye'nin; AB karşısındaki yükümlülüğünü yerine getirmesinin Güney Kıbrıs'ın vereceği karşılıkla (bedel) yapılamayacağını düşünen Lefkoşa tarafından karşılık bulmayacağını da belirttiler."

Habere göre Rum yönetimi, AB'den, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmesinin birlikte göğüslenmesini isteyecek.

Gazete Atina'nın ise; diğer ortakların Türkiye'ye "göz yummaya" karar vermesi durumunda, Yunanistan ve "Kıbrıs'ın", AB içerisinde ağırlığı tek başına kaldırmasının yanlış olduğunu belirtmekte olduğunu da yazdı.

Gazete ayrıca Bryza'nın, yeni tur görüşmeler için sonbaharda bölgeye ziyaret gerçekleştirmesinin de ihtimal dışı bırakılmadığını, ayrıca tarafların eylül ayında yapılacak olan BM Genel Kurulu'na katılmalarından da yararlanarak, formülün sunulmasından önce, tarafların tepkilerini kayda geçirmek istediğini de belirtti.

KIBRIS 28/08/06

 

AİHM'e kayıplar konusuna sunulan dava pilot dava olabilir

Politis gazetesi, "AİHM'de Yeni Olgular -Kayıplarla İlgili Pilot Dava İleriye Götürülüyor" başlıklı haberinde,

söz konusu davayı üstlenen Avukat Ahilleas Dimitriadis (Loizidu'nun avukatı) gazeteye yaptığı açıklamada, "Girne" kökenli kaybın akrabaları tarafından açılan davanın, diğer davalar için pilot olabilme ihtimali taşıdığını söyleyerek, AİHM'de kayıplar konusuna ilişkin olarak Türkiye aleyhine olan ve kabul gören 9 dava bulunduğunu, ancak bunların AİHM'de henüz ileriye götürülmediğini de belirtti.

Dimitriadis ayrıca, AİHM'in muhtemelen, söz konusu kişinin akıbetinin araştırılması konusunda, Türkiye'nin yükümlülüğünü çiğneyip çiğnemediğini inceleyeceğini de savundu.

Dimitriasdis ayrıca, kayıplar konusunun derinlemesine araştırılması hedefini taşıyan bir komitenin kurulması önerisini de yineledi.

 

KIBRIS 28/08/06

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, CNN Türk'e konuştu:

Cumhurbaşkanı Talat, İstanbul'da dün sabah CNN Türk'te yayınlanan "Yeni Gün Hafta Sonu" programına katılarak soruları yanıtladı...

Ziyareti ile ilgili bir soruya karşılık Talat, temasları çerçevesinde, Genel Kurmay Başkanlığı Devir teslim törenine katılacağını anımsattı, ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile de bir araya gelerek, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili görüş alış verişinde bulunacağını belirtti.

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Limanlarının Birleşmiş Milletler'e devredilmesi ile ilgili size resmi bir öneri geldi mi?" şeklindeki bir soruya Cumhurbaşkanı, bu konuda kendilerine resmi bir öneri gelmediğini söyledi...

Söz konusu öneriye sıcak bakmadıklarını anlatan Talat, "Biz bütün fonksiyonlarını yürüten bir devlet mekanizmasına sahibiz. Savaş ya da terör gibi, Birleşmiş Milletler'in göreve çağrılmasını gerektirecek bir durum yok. Niye Birleşmiş Milletler bu görevi aslın. Zaten Birleşmiş Milletler böyle bir görevi de yok" dedi.

Talat, bu son öneriyi, 93 - 94'te ortaya atılan güven yaratıcı önlemler düşünülerek yapılmış gazete haberi olarak da nitelendirdi...

AB'nin de zaman zaman çeşitli öneriler yaptığına, ancak bunların, kapsamlı çözümden çok günlük sorunlarla ilgili olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı, "Çünkü, içinde Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ı barındıran Avrupa Birliği taraftır. Kıbrıs konusunda aktif rolü, tarafsız olan Birleşmiş Milletler üstlenmeli" dedi.

Fransa'nın Güney Kıbrıs'ta bir üs kurması ile ilgili sorulara da yanıt veren Cumhurbaşkanı Talat, elde ettikleri bilgiye göre böyle bir şeyin olmadığını, sadece Fransa'nın Savunma ve İşbirliği Anlaşması istediğini söyledi.

Konuyla ilgili olarak, Fransa'nın Kıbrıs Büyükelçisi ile de görüştüğünü anımsatan Talat, "Sayın büyükelçi bana üssün söz konusu olmadığını, Fransa'nın, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası kapsamında, diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelerle birlikte Güney Kıbrıs ile de Savunma ve işbirliği anlaşması istediğini söyledi" diye konuştu.

Fransız Büyükelçiye, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası dışında kalan Güney Kıbrıs ve onun yasal olmayan Milli Muhafız Ordusu ile Fransa'nın böyle bir işbirliği yapmasının sakıncalı olacağını ilettiğini belirten Talat, görüşleri ile ilgili olarak, ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a da bir mektup gönderdiğini açıkladı.

"Kofi Annan'ın ardından gelecek yeni Genel Sekreteri ile Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs konusunda tavır değiştirir mi?" sorusu üzerine de Talat, Kıbrıs konusunda Perez De Cuellar ve Butros Gali'nin önemli çalışmaları olduğunu, bu çalışmaların Kofi Annan ile en üst düzeye çıktığını söyledi...

Annan döneminde, bir plan hazırlandığını ve referanduma gidildiğini kaydeden Talat, Annan dönemini, girişimler açısından en iyi dönem olarak nitelendirdi.

Yeni Genel Sekreter isimleri arasında Kemal Derviş'in de isminin geçtiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, "Sayın Derviş'in olması bizim için iyi olurdu. Ama olmayacaksa, Kıbrıs konusuna bulaşmayan, tarafsız bir ülkeden olması iyi olabilir. Sıra Asya'da olduğuna göre bu bizim için de iyi olabilir" dedi.

Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs konusunda tavır değiştireceğine inanmadığını da dile getiren Cumhurbaşkanı,

"Yeni Genel sekreter önce Kıbrıs sorununu öğrenecek, ilgilenecek, karar verecek. Eğer Annan dönemini atlatırsak ki bu da 1- 1.5 yıl daha demektir. Biz bunu istemiyoruz. Annan döneminde bir adım atmak, müzakereleri başlatmak ve yeni genel sekretere bunu devretmek için çalışıyoruz" diye konuştu.

 

KIBRIS 28/08/06

 

Talat, bugün Sezer ile görüşüyor

Talat, bugün Ankara'da, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le görüşecek, TC Genelkurmay Başkanlığı'nın devir teslim törenine katılacak.

Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre dünü İstanbul'da geçiren Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun daveti üzerine, 2006 Formula 1 Türkiye GP'si final yarışlarını da izledi. "Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix"sinde birinci gelen Ferrari'nin Brezilyalı pilotu Felipe Massa'ya ödülünü de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verdi.

Talat ayrıca, İstanbul'da bazı basın kuruluşlarıyla da görüşme yaptı. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Talat saat 09.00'da CNN Türk'te Mehmet Sümer'in sunduğu Yeni Gün Hafta Sonu programına katıldı

İstanbul'dan Ankara'ya geçecek Talat, bugün saat 14:30'da Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile bir görüşme yapacak.

Talat, saat 16:30'da da Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün daveti üzerine, Genelkurmay Başkanlığı devir teslim törenine katılacak.

Cumhurbaşkanı Talat, bu gece adaya dönecek.

 

KIBRIS 28/08/06

 

Taraflar arasındaki baştan beri var olan anlaşmazlık hâlâ mevcut

Politis gazetesi, Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Ioannis Kasulidis ve AKEL Milletvekili Kipros Hrisostomos'le yaptığı söyleşileri yayımladı.

Teknik komitelerin çalışmaya başlaması sürecinde yaşanan zorlukların sebeplerinin sorulması üzerine Kasulidis; sebeplerin ne olduğunu tam olarak bilmediğini, Paris görüşmesi ve BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'yle yapılan görüşmelerde de görüldüğü üzere, konuların özünün görüşülmesiyle ilgili olarak iki taraf arasında baştan beri var olan anlaşmazlığın hâlâ mevcut olduğunu ve bu konuda henüz bir uzlaşma sağlanamadığını ifade etti.

Kasulidis sözlerine şöyle devam etti:

"Eğer doğru anlıyorsam, Teknik Komitelerin günlük konular üzerinde, uzmanların ise öze ilişkin konular üzerinde gerçekleşecek süreçleri olacak. Hangi konuların görüşüleceğine ve uzmanların rolünün de ne olacağına dair anlaşmaya varılmadığı gibi, iki toplum liderinin ne zaman ve nasıl görüşeceği konusu üzerinde de anlaşmaya varılmadı."

İki toplum arasındaki farklılıklar arasında nasıl ve ne ölçüde köprü kurulabileceğiyle ilgili olarak ise Kasulidis, Teknik Komitelerin, uzmanların ve genel olarak teknokratların çıkmazı çözemediğini ve sadece iki toplum liderinin görüşmelerinin çıkmazı çözebileceğini ve Rum Hükümet Sözcüsü Paşardis'in başlangıçta Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un KKTC Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmeyi istediğini ilan ettiğini söyledi. Kasulidis, "Yazılı olarak ya da BM aracılığıyla, bunun önemi yoktur... Ben bu ilan edilen hareketi tasvip ediyorum ve şu an geri çekiliyor gibi olmamızı anlayamıyorum" dedi.

Papadopulos ile Talat görüşmesinin hangi şartlar altında olması gerektiğiyle ilgili olarak ise Kasulidis, çıkmaz meydana geldiğinde ya da komitelerin, bir takım şeyleri politik kararlar alınması gerektiği noktasına taşıdıkları zaman görüşmenin olması gerektiğini söyledi.

Kasulidis, çıkmazları aşmak için iki tarafın da nedenleri bulunduğunu söyledi.

Kasulidis sözlerine şöyle devam etti:

"Hiçbir taraf şu an başarısızlığın sorumluluğunu yüklenmek istemiyor. Zannetmiyorum ki Cumhurbaşkanı Papadopulos, bazı kişilerin kendisine yakıştırdığı 'uzlaşmaz' damgasını onaylamak istesin. Sayın Talat ise, bazı kişilerin kendisine atfettiği uzlaşmacı imgesini, Türkiye'nin müzakere sürecinde ek problemler yaratabilir diye gevşetmek istemiyor. Bana göre liderler düzeyinde yapılacak olan görüşmeler, bu süreçten hızlı bir şekilde sonuç almak istiyorsak muntazam bir şekilde yapılmalıdır. Bu sürecin sonsuza kadar sürmesi ise çözümün sonsuzluğa gömülmesi tehlikesini içeriyor, bu ise işgal edilenin değil işgal edenin yararına olacaktır."

Hrisostomidis ise Teknik Komiteler süreciyle ilgili olarak, iki taraf arasındaki amaçlarda sapma olduğunu ve 8 Temmuz anlaşmasıyla ilgili olarak yorum farklılıkları bulunduğunu söyledi.

Hrisostomidis ayrıca Kıbrıs Türk tarafının "iki varlık"lı bir çözüm istediğini de ifade ederken, "Kıbrıslı Türk vatandaşlarının sadece Kıbrıslıların yararına olacak bir çözüm istemeleri gerektiğini" de söyledi. Hrisostomidis, iki toplum arasındaki anlaşmazlıkların, sadece günlük konuların görüşülmesiyle uzlaştırılmasının başarılmayacağını ve bunun komiteler düzeyinde başarılmasının mümkün olmadığını da savundu. Hrisostomidis son olarak Talat-Papadopulos görüşmesiyle ilgili olarak ise, komitelerde görüş ayrılıkları ve bunların çözümünün saptanması durumunda, iki toplum liderinin görüşmesinin zaruri olacağını belirtti.

 

KIBRIS 28/08/06

 

Yakovu: Türkiye'nin hiçbir konuda geri adım atacağını sanmıyorum

Kıbrıs Rum yönetiminin eski Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak "Türkiye'nin hiçbir konuda geri adım atacağını sanmıyorum" dedi.

Yakovu, Rum Haravgi gazetesine verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Tasos Papadopulos'un 8 Temmuz anlaşmasıyla Kıbrıs sorununun çözümünde "sembolik olarak" yeni bir sürecin başladığını söyledi.

Sürecin temellerinin Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la 28 Şubatta yaptığı görüşmeye, hatta geçen yıl eylül ayındaki görüşmelere dayandığını savunan Yakovu, "Kıbrıs Türk tarafının süreci yavaşlatması ve kayıtsızlığıyla karşı karşıya olunduğunu" ileri sürdü.

Türkiye'nin, Gümrük Birliği ek protokolünün limanlarını ve havaalanlarını Güney Kıbrıs'a açmasını öngören maddesini uygulamaya koyacağına ve Rum yönetimi tarafından sunulan Maraş'ın iadesi önerisini kabul edeceğine inanmadığını belirten Yakovu, "Türkiye'nin hiçbir konuda geri adım atacağını sanmıyorum" dedi.

 

KIBRIS 28/08/06

 

En büyük tehlike statükoya alışmak

Kıbrıs Rum tarafındaki ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) AB Milletvekili Panayotis Dimitriu, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin koşulların zor olduğunu, şu anda tüm oyunun "sahte devletin düzeyinin yükseltilmesi" üzerinde oynandığını, Kıbrıs Türk tarafının, tanınma olmasa dahi en azından düzey yükseltilmesini amaçlarken, Kıbrıs Rum tarafının ise bunu engellemekle uğraştığını savundu.

Alithia, Dimitriu ile Kıbrıs sorununa ilişkin gerçekleştirilen bir söyleşiye yer verdi.

Dimitriu, Kıbrıs'taki durumun "kısmi normalleşmesinin, anomalinin normalleşmesine, anomaliye alışılmasına Kıbrıs Türk tarafına uygun olan yöntemlerin bulunmasına sebep olduğunu" iddia etti.

Dimitriu, uluslararası faktörlerin Kıbrıs sorununun çözülmesinin mümkün olmadığına inanmaları durumunda gerek Kıbrıs Rum gerek Kıbrıslı Türklere karşı tutumlarının değişeceğini ve "yasa dışı Kıbrıs Türk devletçiğinin" düzeyini mümkün olduğu kadar yükseltmeye çalışacakları görüşünü belirtti.

AB Raportörü Eurlings'in Türkiye'nin AB sürecine ilişkin Avrupa Parlamentosu'na sunacağı raporun, bir önceki raporu gibi Türkiye'nin lehine olmayacağını savunan Dimitriu, ancak Türkiye'nin AB sürecinin Eurlings'in raporu yüzünden duraklayacağını zannetmediğini, bu raporun sadece Türkiye'ye sert mesajlar vereceğini kaydetti.

 

KIBRIS 28/08/06

 

Talat'lı törene Rumlar öfkeli

'Formula 1'in Türkiye ayağında birincilik kupasını KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesi Rum kesimini öfkelendirdi. Rum yetkililer, Türkiye'yi FIA'ya şikâyete hazırlanırken TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu 'müthiş tanıtım fırsatı'nı planladığını ve son ana kadar sakladığını söyledi

29/08/2006 RADIKAL

İSTANBUL - Türkiye'nin ikinci kez ev sahipliği yaptığı Formula 1 yarışında birincilik ödülünün KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından verilmesinin yankıları sürüyor. Kıbrıs Rum kesimini kızdıran Türkiye'nin tanıtım atağı nedeniyle, Formula 1'i düzenleyen FIA'dan ceza gelmesi beklenirken, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Yalçıntaş, 'büyük bir fırsatı kullandıklarını' açıkladı.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı (TOBB) Rifat Hisarcıklıoğlu'yla birlikte 'iki başkan risk aldıklarını' belirten Yalçıntaş, şöyle konuştu: "Böyle bir tanıtımın maddi değerini ölçemezsiniz. Ölçseniz bile herhalde o kadar parayı toparlayamazsınız. Formula 1 yarışı, bunun için büyük bir fırsattı. Ve biz de bu fırsatı kullandık. Kıbrıs, bizim milli davamızdır. Hiçbir ülke, uluslararası alanda savunduğu hiçbir davasını tek yönlü anlatarak kendi haklılığını ispatlayamaz."

'Benim fikrimdi'
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da ödülü Talat'ın vermesinin, kendi fikri olduğunu ve yarış başlayıncaya kadar bunu hem Talat'tan hem de Formula yöneticilerinden sakladığını açıkladı.
Hisarcıklıoğlu "Geçen hafta Talat'ı yarışa davet ettim. Ödülü Talat'ın vermesini düşündüm ama açıklamadım, açıklasam işin içine siyaset girecekti, yarışlar başlayıncaya kadar sakladık. Sonra Talat'a teklif götürdük. Talat 'Sizi sıkıntıya sokmayayım' dedi. Sorun olmayacağını söyleyince 'memnun olacağını' söyledi."
Türkiye Otomobil ve Motorsporları Federasyonu Başkanı Mümtaz Tahincioğlu'ysa NTV'ye verdiği demecinde ödül töreni programından sonradan haberdar olduğunu belirterek, "Bence o denli büyütülecek bir olay değil. Futbol jargonuyla söylersek en fazla bir sarı kart görürüz.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın ödül vermesi ve törende KKTC Cumhurbaşkanı olarak anons edilmesi Rum kesiminiyse kızdırdı. Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, olayı kışkırtma olarak niteledi ve durumu FIA'ya şikâyet edeceklerini açıkladı.
Olay Rum basınında geniş yankı buldu. Fileleftheros gazetesi "Formula 1'le kışkırtmaya cevap geliyor" başlığını kullandı ve Türk yetkililerin dünyanın en büyük organizasyonunu politik amaçlı kullandıklarını söyledi. Rum Politis gazetesiyse "Talat zorla başkan" ifadesini kullandı.

Talat'ın turları sürüyor
Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı'ndaki devir teslim töreni için Ankara'ya gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Cumhurbaşkanı Sezer'le 45 dakikalık bir görüşme yaptı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 6 Eylül'de Ankara'ya yapacağı ziyaret öncesinde gerçekleşen buluşmada, Talat, son gelişmelerle ilgili Sezer'e bilgi verdi.
Bakanlan Kurulu sonrası, konuyla ilgili soruya yanıt veren hükümet sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'se F1 töreni, "Hükümet bunu düzenlemiyor. KKTC, resmen tanıdığımız ülkedir. Dolayısıyla Talat da bu hükümetin meşru seçilmiş ve saygıyla ilişki içerisinde bulunduğumuz bir devletin temsilcisidir. Biz öyle baktık. Başkalarının nasıl baktığı da bu saat itibarıyla çok da önemli değildir" dedi.

2 milyar kişi izledi
İstanbul'da ikincisi düzenlenen Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sini Ferrari'nin Brezilyalı Pilotu Felipe Massa kazandı. Massa'ya kupasını 'KKTC Cumhurbaşkanı' anonsuyla Mehmet Ali Talat verdi. 203 ülkede izlenen bu görüntüler sayesinde dünya, Türkiye dışında hiçbir ülkenin tanımadığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve onun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ekranları başından izledi. İstanbul Park'taki yarışları 10 bini VIP olmak üzere toplam 80 bin kişi yerinde takip etti. Araç parkına 35 bin araç giriş yaparken 250'den fazla da helikopter seferinin düzenlendi. Bu arada üç günde yarışları toplam 135 bin kişinin izledi.
(Radikal, aa)

Rumlar: Tahrik tiyatrosu

Yorgo KIRBAKİ / ATİNA

2.5 milyar izleyicinin önünde Ferrari pilotu Felipe Massa’ya Talat tarafından ödül verilmesi ve kendi televizyonlarında bile, "Mehmet Ali Talat President of Turkish Republic of Northern Cyprus" diye yazılması Kıbrıslı Rumları kızdırdı. Ankara’yı şikayet edeceklerini bildiren Rumlar, "Tahrik tiyatrosu" nitelemesinde bulundular.

FORMULA 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix’sini kazanan Ferrari pilotu Felipe Massa’nın ödülünü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan alması ve yarışları izleyen 2.5 milyar insanın, 203 ülkenin televizyonunda "Mehmet Ali Talat President of Turkish Republic of Northern Cyprus" yazısının çıkması Rumları küplere bindirdi. Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis "Ankara’nın yaptığı bu kabul edilemez ve tahrik edici tiyatroyu şikayet edeceğiz" dedi.

Türkiye’nin Uluslararası Otomobil Federasyonu’nu (FIA) kandırdığını ve sportif bir etkinlikten siyasi çıkar sağlamaya çalıştığını söyleyen Paşardis, "Türk tarafı tahrik edici oyunlara ve küstah propaganda metotlarına başvurdu" diye konuştu.

Talat’ın Türkiye’nin bir yetkilisi olmadığını dolayısıyla Formula 1 galibine ödül vermesi için davet edilemeyeceğini ileri süren Paşardis, "Önceden planlanmış bu senaryo Türk tarafının ve Talat’ı tatmin etmiş olabilir. Ancak, Kıbrıs’ın üyesi olduğu FIA’yı tatmin edemez" dedi.

Kıbrıs Rum Yönetimi, FIA’dan tepki göstermesini isteyeceğini ve Kıbrıs Rum otomobil derneğinin de girişimde bulunacağını açıkladı. Rum basını da, olayı büyük tahrik olarak değerlendirdi.

ZORLA BAŞKAN

FILELEFTHEROS "F1 aracılığıyla kışkırtmaya cevap" başlıklı haberde "Dünkü Grand Prix’te Türkler ödül vermesi için Talat’ı görevlendirdiler. Formula-1 yarışı Türk organizatörler tarafından, "sahte devletin" sunulması için politik amaçlı kullanıldı" denildi.

POLITIS "Zorla Başkan" başlığını kullanan gazete haberinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın dünyanın en popüler sporlarından olan ve birçok ülkede canlı yayınlanan Formula-1 yarışının ödül töreninde kürsüye çıkarak "KKTC Cumhurbaşkanı" olarak ödül verdiğini ve canlı yayında milyonlarca izleyiciye ulaştığını yazdı. Gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın KKTC Cumhurbaşkanı olarak ödül vermesinin Rum Devlet Radyo Televizyon Kanalı RİK’te de yayınlandığına dikkat çekti. Diğer gazeteler de habere aynı yaklaşımlarla geniş yer verdiler

HURRIYET 29/08/06

 

Talat: Şu duttan dal isterim

Faik KAPTAN / İSTANBUL

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Genelkurmay Başkanlığı devir teslim törenine katılmak için dün sabah İstanbul’dan Ankara’ya uçtu.

Saat 10.40’da eşi Oya Talat’la Atatürk Havalimanı Devlet Konuk Evi’ne gelen Talat, kendisini karşılayan Atatürk Havalimanı’ndan Sorumlu İstanbul Vali Yardımcısı Vedat Müftüoğlu’ndan ilginç bir istekte bulundu. Müftüoğlu’na bahçede bulunan sarkık dut (Morus Nigra) ağacını gösteren Talat, "Şuradaki dut ağacını her gelişimde görüyorum ve çok beğeniyorum. Bir dal alabilir miyim? Bahçemdeki dut ağacına aşı yapacağım" dedi. Bunun üzerine mühendislerin aşı için hazırladığı dal, uçakla Talat’a gönderilecek.

HURRIYET 29/08/06

 

RTL gafı: Bölge başkanı

Murat GÖKMEN / KÖLN

Alman RTL televizyonu İstanbul Grand Prix’i Formula 1 yarışını kazanan Felipe Massa’ya birincilik kupasını veren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat için "Bölge Başkanı" (President der Region) ifadesini kullandı.

Türkiye’de protestolara yol açan olayla ilgili olarak Köln’den yayın yapan RTL spor müdürü Matthias Bohlhöfer, Hürriyet’e konuştu: "Yarış sırasında yorumcu Heiko Wasser’in önüne çeşitli notlar konur. Yorumcu da konuşması sırasında bu notlardan bilgi alır. Yorumcumuz bana, kağıdın üzerindeki yazıyı tam olarak okuyamadığını ve yanlış bir şey yapmak istemediği için böyle bir tanımlama kullandığını söyledi. Bunda kesinlikle bir kasıt aramamak gerekir. Yarış heyecanından ve kağıttaki yazının zor okunduğundan bu şekilde bir yanlışlık olmuş."

HURRIYET 29/08/06

 

FINANCIAL TIMES SORDU:

Nerede bu Ali Babacan?

Financial Times gazetesi, AKP'nin AB'ye ilgisizleştiğini, "AKP ve Erdoğan, AİHM'nin türban kararıyla şoke oldu" sözleriyle yorumladı

DIŞ HABERLER SERVİSİ


Dünyanın finans çevrelerinin yakından izlediği Financial Times gazetesi, Türk hükümetinin son dönemde AB'ye karşı "şaşırtıcı derecede ilgisiz" olduğunu yazdı. Gazete, AKP ve Başbakan'ın AB'yi kullanarak türban konusundaki yasaklamaları kaldırmayı düşündüklerini, ancak AİHM'nin yasağı destekleyen kararının ardından şoke olarak AB'ye yönelik düşüncelerini değiştirdiklerini belirtti.
AB'nin Taksim'deki Enformasyon Bürosu'nun kapısında duran AB yıldızlarından birinin ilgisizlikten düşmek üzere olduğunu vurgulayan gazete, "AB ile tüm siyasi konuları koordine etmesi gereken Ali Babacan Brüksel'in kapılarını çalmıyor bile, Ali Babacan nerede?" ifadelerini kullandı.
Vincent Boland imzasıyla yayımlanan, "Karşılıklı anlayışsızlık Türkiye'nin AB isteğini engelliyor" başlıklı yazıda, AB'ye üye olmayı hedefleyen pek çok ülkede olduğunun aksine Türkiye'nin Başmüzakerecisi Babacan'ın Brüksel'e çok az gittiğine dikkat çekildi.

Taraflar çıkmazda
Gazetede Türkiye'nin AB'ye ilgisizliğine ilişkin şu ifadeler yer aldı:
"Taksim'e çıkan kıyıda köşede kalmış bir caddedeki AB Enformasyon Bürosu, daha çok ikinci el bir kıyafet dükkânını andırıyor. Türkiye'nin AB müzakerelerine başlamasından 10 ay sonrasında AB Enformasyon Bürosu'nun bu bakımsızlığı, Türkiye ve AB arasındaki soğuk ilişkilerin küçük bir göstergesi. Her iki taraf da hemen her konuda çıkmaza girmiş durumda ve bu çıkmazı aşmak için kimse istekli görünmüyor."
Yazı şöyle devam ediyor:
"Diğer aday ülkelerin Brüksel'de diplomatik ve müzakere ekipleri bulunurken, yetenekli, ancak tecrübesiz bir bakan olan Babacan, bir yıl geçmesine rağmen Avrupa Komisyonu'nu çok az ziyaret etti. "

'Ciddiye almıyor'
FT yazısında vurgulanan diğer noktalar şöyle: "London School of Economics'ten (Londra Ekonomi Okulu) Türkiye-AB ilişkilerini yakından inceleyen Kirsty Hughes, 'Babacan Brüksel'in kapılarını çalmıyor, bu da Türkiye'nin AB üyeliğini pek ciddiye almadığını gösteriyor' dedi.
Diplomatlara göre AKP'de AB'ye yönelik büyük bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Türban gibi konularda AB'nin desteğine inanan AKP ve Başbakan Erdoğan, AİHM'nin türban kararıyla şoke oldu. Bu yüzden Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik görüşleri değişen Erdoğan, AB'nin kullanılabilirliğini sorguluyor."


'AB yıldızı düşüyor'


'Babacan'ın Brüksel'e çok az gittiğini belirten Financial Times gazetesi, bakımsız bir durumda olan Taksim'deki AB Enformasyon Bürosu'nun kapısındaki AB yıldızlarından birinin düşmek üzere olduğunu kaydetti.

MILLIYET 29/08/06

 

Rumlardan Türkiye'ye onay yok


29 Ağustos, 2006 17:17:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum basını, Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın ''Türkiye'nin müzakere sürecinde, diğer başlıkların açılıp kapanmasına onay vermemiz söz konusu değil'' dediğini yazdı.

Alithia gazetesi, Lillikas'ın bu açıklamayı, Rum yönetiminin yurtdışındaki diplomatik misyon şeflerine yaptığını bildirdi.
 
Fileleftheros gazetesine göreyse, Rum yönetimi, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumunda, diğer müzakere başlıklarının açılıp kapanmasına onay vermeyecek.
 
Rumlar, Maraş'ın iadesini değil, yeniden inşasını öngören senaryoları da kabul etmeyecek.
 
Rum yönetiminin, 24 ekimde Türkiye'nin ilerleme raporunun sunulması ile aralık ayındaki Avrupa Birliği zirvesine kadarki sürede, güçlü kulis faaliyetleri yapması bekleniyor.
 
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
 
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda başlamıştı.
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşılmıştı.
 
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalışmıştı.
 
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni incelemiş ve Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı almıştı.
 
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
 
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmıştı.
 
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulanmıştı.
 
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

 

Formula 1 için soruşturma

'Formula 1'de kupa jesti' ortalığı karıştırdı: TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu TOSFED Başkanı Tahincioğlu'na 'Tabansız' dedi. FIA da kupa töreniyle ilgili soruşturma başlattı

30/08/2006 RADIKAL

RADİKAL - İSTANBUL - Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinin galibi Felipe Massa'ya kupasını KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesi sadece Kıbrıs Rum kesimini değil, Türkiye'yi de karıştırdı! Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile Türkiye Otomobil ve Motor Sporları Federasyonu (TOSFED) Başkanı Mümtaz Tahincioğlu tören nedeniyle atışırken Uluslararası Motor Sporları Federasyonu (FIA) da 203 ülkenin TV'lerinde canlı yayımlanan törenle ilgili soruşturma başlattı.
Kupayı Talat'ın vermesinin kendi fikri olduğunu söyleyen Hisarcıklıoğlu, dün "Benim haberim yoktu. Olsa engellerdim" dediği iddia edilen Tahincioğlu'na şöyle yüklendi: "Ödül töreni kâğıdının altında imzası var. Sıkıştı mı 'Haberim yok' diyor. Böyle tabansız insanlarla Türkiye bir yere gidemez. Engellemeye çalıştığın kim? Türkiye Cumhuriyeti devlet protokolünde 1 nolu insan."

'Gazetecilerden öğrendim'
Yurtdışındaki Tahincioğlu'ysa dün Hisarcıklıoğlu'yla telefonla görüştüğünü ve bu sözlerini 'kızgınlığına' bağladığını belirterek Hisarcıklıoğlu'nun iddialarını reddetti: "Kendisi kupa töreni öncesi arayıp benim vereceğim kupayı, İTO Başkanı Murat Yalçıntaş'ın vermesini talep etti. Uygun buldum ve önüme gelen belgeyi imzaladım. Belgede yalnız Yalçıntaş'ın adı vardı. Talat'ın kupayı verdiğini, gazetecilerden öğrendim."
Protokol listesini Motor Sporları Organizasyonu'nun (MSO) düzenlediğini vurgulayan Tahincioğlu, "Şimdi organizasyonu düzenleyen MSO, FIA'ya çağrılacak. Bu olayı büyütmeye son verirsek sarı kart alırız. Büyütürsek ihtar cezası da verilebilir. Pistin kapatılması mümkün değil. Türkiye'nin savunması Talat'ın 'uluslararası tanınırlıkta bir kişilik' olduğu noktasında olacak" dedi.


 

'FIA Türkiye'ye ceza veremez'
Uluslararası Motor Sporları Federasyonu (FIA), İstanbulpark'taki ödül töreniyle ilgili soruşturma başlattı. FIA yetkililerinin dün yaptığı açıklamada, "Federasyon bu olayın kurumun tarafsızlığına zarar verdiğini düşünüyor. Kurumun tarafsızlığını ihlal etmek ya da tehlikeye atmak kabul edilebilir değil. Ayrıntılı soruşturma başlatıldı" denildi.
Sözcüler soruşturmayla ilgili ayrıntılı bilgi vermekten kaçınırken, Türkiye'ye uyarı cezası gelebileceği belirtiliyor. Bazı çevrelerse ödülü Talat'a verdirerek Türkiye'nin F1 takvimindeki yerini riske atmış olabileceğini ifade ediyor.

'Kural yok ki, çiğnensin'
Radikal gazetesi otomobil sayfası yazarı İskender Aruoba'ysa FIA'nın Türkiye'ye veya Türkiye Otomobil Federasyonu'na ceza vermeye yetkili olmadığını söyledi. Aruoba, "Sportif anlamda her şey kurallara uygun olarak gerçekleşmiştir, FIA Türkiye'ye ceza verilip, verilemeyeciğini bile tartışamaz. FIA organizasyonda otomobil kurallarına aykırılık olmadığı sürece ceza veremez. Ödül töreni için FIA'nın kurallarının bulunmadığını vurgulayan Aruoba, 'Ancak teamül vardır. Genellikle yarışın yapıldığı ülkenin başbakanı, cumhurbaşkanı ödülü verir bu bir kural değildir" dedi.

Geçmişteki cezalar
Formula 1 tarihinde çeşitli cezalar verilmişti. 1997 yılında Avrupa Grand Prix'sinin ödül törenindeki düzensizlik nedeniyle İspanya'daki Jerez pisti takvimden çıkarıldı. 2002 yılında da Avusturya Grand Prix'sinin ödül töreninde Ferrari pilotları Michael Schumacher ve Rubens Barrichello podyumda yer değiştirdiği için Ferrari 1 milyon dolar para cezasına çarptırıldı.

Türkiye 2007 takviminde
Öte yandan FIA'dan yapılan açıklamaya göre önümüzdeki sezon Formula 1 bu sene olduğu gibi yine 17 ayaktan oluşacak. Türkiye Grand Prix'si 2007'de de yerini korudu. Takımlar 2007'de Macaristan Grand Prix'sinden sonra verilen üç haftalık aranın ardından 26 Ağustos'ta İstanbul Park'ta yarışacak. Gelecek seneki en büyük sürpriz uzun yıllardır ikişer yarışa ev sahipliği yapan Almanya ve İtalya'da birer yarışın takvimden çıkarılacak olması oldu. San Marino ve Avrupa Grand Prix'leri takvimde yer almazken, bu sene takvimden çıkarılan Belçika'daki Spa pisti tekrar şampiyonaya dahil edildi.

Rum tarafı Kıbrıs Türkü'nü izolasyon altında boğmaya çalışıyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri izolasyon altında boğmak ve kendine teslim olmaya zorlamak amacıyla bütün olanaklarını kullandığını söyledi.

Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının bu tutumu, düşünceleri ve yöntemleri Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı zorlaştırıyor. Kıbrıslı Türkler arasında güvensizlik ve öfke yaratıyor" dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca dün düzenlediği brifingde Kıbrıs Rum tarafının son zamanlardaki tutumu değerlendirdi. Erçakıca, Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri soyutlamak, nefessiz bırakarak boğmak veya teslim olmaya zorlamak için bütün olanaklarıyla saldırı halinde olduğunu söyledi.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Formula 1 yarışında ödül vermesi, İngiliz GSM operatörü Vodafone'un KKTC Telsim'i alması ve KKTC'nin Lübnan'a yönelik insani yardımda kullanılması karşısında Rumların ortaya koyduğu yaklaşımların, yapılanların ve söylenenlerin insanlık idealleriyle yakından veya uzaktan ilgisi olmadığını kaydetti.

Rumların Kıbrıs'ı ziyaret eden veya etmek isteyen çeşitli ülkelerdeki siyasi liderlere veya üst düzey bürokratlara baskı uygulayıp, Kıbrıslı Türklerle görüşmelerini engellemeye çalıştığını söyleyen Erçakıca, "İşte kanunsuzluk bunlardır" dedi.

Erçakıca, şöyle devam etti:

"Kıbrıs Rum tarafı, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak tanınmanın kendilerine sağladığı avantajları Kıbrıslı Türklere kıyasla daha büyük iş olanaklarına sahip olmalarını ve ellerindeki diğer bütün olanakları Kıbrıslı Türkleri izolasyonlar altında boğmak ve kendilerine teslim olmaya zorlamak için kullanıyorlar."

Kıbrıs sorununa bu yöntemlerle çözüm bulmanın mümkün olmadığını kaydeden Erçakıca, "Rum tarafının arzuladığı çözümü Kıbrıslı Türklere bu yöntemlerle kabul ettirmek mümkün değildir" dedi.

Erçakıca, Rumların bu tutumunun sonuçlarının uluslararası toplumlarca da görülmesi, prim verilmemesi ve çözüme zorlama konusunda daha aktif olunması gerektiğini belirtti. Erçakıca, "Kıbrıslı Türk toplumuna uygulanan izolasyonların kaldırılması, Rumları barış yönünde motive etmede çok yararlı olabilir" şeklinde konuştu.

Talat'ın Ankara ziyareti

Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Talat'ın Ankara ziyaretinin iş gezisi olmayıp, sadece alınan davete katılmak amacıyla gerçekleştiğine işaret ederek, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile yaptığı görüşmede Kıbrıs sorunu ve diğer sorunlar hakkında görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi.

Erçakıca, Talat'ın Ankara'da üniversitelerdeki boş kontenjanlar konusunu gündeme getirip getirmediğine ilişkin soruyu yanıtında, YÖDAK koordinasyonunda Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı'yla işbirliği içinde başlatılan çözüm bulma çalışmalarıyla makro düzeyde ilgilenip destek veren Cumhurbaşkanı Talat'ın, daha etkin girişimlerde de bulunabileceğini belirtti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin dün Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs'ta devam eden süreçle ilgili rapor sunacağı yönündeki haberlerin sorulması üzerine Erçakıca, "Sunuş yapacağı bilgisi bize de geldi. Rapor mu yoksa sözlü bilgilendirme mi olacağı konusunda kesin bir bilgi yok" dedi.

Erçakıca, Türk tarafının defalarca dile getirdiği süreçle ilgili tavrının Cumhurbaşkanı Talat tarafından, telefonda görüştüğü Gambari'ye yinelendiğini belirterek, olumlu bir raporun Gambari'nin başlattığı sürece ivme kazandıracağına inanç belirtti.

Hasan Erçakıca, "BM'nin üst düzeyde yaptığı müdahaleler, sürecin içinde bulunduğu derin durgunluğun aşılmasına katkıda bulundu. Şimdi de sorunlar var. Çözüm amaçlı müzakerelere başlamayı henüz başaramadık. BM'nin benzer müdahalelerinin faydalı olacağına inanıyoruz" dedi.

Erçakıca, Gambari'nin sunuşunun ardından benzer ziyaret ve temasların gündeme gelmesi beklentisi içinde olduklarını da söyledi.

Rum Gazetecilerin tutuklanması

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, KKTC'ye geçen Rum gazetecilerin, Güney Kıbrıs'a geçen Türk meslektaşlarının sahip olduğu sorumluluk ve profesyonellik ilkeleri çerçevesinde hareket etmeleri halinde bir sıkıntı yaşanmayacağını söyledi.

Kıbrıs sorununun yarattığı bir durum olan askeri bölgelerin görüntülenemeyeceğinin bilindiğine işaret eden Erçakıca, "Buna rağmen Rum gazetecilerin askeri bölge veya askeri alanları ihlal ederek çekim yapmaya çalışması kasıtlı ise tam bir provakasyon, değilse işbilmezliktir" ifadelerini kullandı.

Erçakıca, Rum medya mensuplarının son dönemlerde KKTC'de sorunlara neden olan görüntü kayıtları yapmasını değerlendirdi.

Adada askeri yasak bölgelerin bulunmasının, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün dayattığı bir sonuç ve problem olduğunu söyleyen Erçakıca, "Eğer Kıbrıs sorununu çözseydik Lefkoşa gibi bir kentin ortasında askeri bölge olmayacaktı. Annan Planı çerçevesinde bir çözüm, Kıbrıs'ın askersizleştirilmesini de öngörüyordu" dedi.

Rum gazetecilerin KKTC'de "askeri bölge" diye tanımlanan alanları görüntüleyemeyeceklerinin bilincinde olduğunu ve bu bilinçle hareket etmesi gerektiğini kaydeden Erçakıca, "Buna rağmen Rum gazetecilerin askeri bölge veya askeri alanları ihlal ederek çekim yapmaya çalışması, kasıtlı ise tam bir provakasyon, değilse işbilmezliktir" yorumunu yaptı.

Kıbrıslı Türk gazetecilerin de haber amaçlı olarak Güney Kıbrıs'a geçerek çekim yaptığını ancak şu ana kadar Kıbrıslı Türk gazetecilerin askeri alanları ihlal etme girişiminde bulunmadığına işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:

"KKTC'ye geçen Rum gazeteciler Güney Kıbrıs'a geçen Türk meslektaşlarının sahip olduğu sorumluluk ve profesyonellik ilkeleri çerçevesinde hareket ederse bu konuda başka bir sıkıntı yaşanmayacağına inanıyoruz."

Erçakıca, Rum gazetecilerin bu davranışlarının, aynı zamanda barış gazeteciliği ilkesine de ters düştüğünü söyledi. Erçakıca, "İki toplumu yakınlaştırma ve iki toplum arasında güven artırılmasına yardımcı olmak yerine, bu tarz provakatif hareketlere yönelmek, Kıbrıs'taki hassas durumu daha da artırmakta ve çözüm bulma çabalarına destek olmamaktadır" dedi.

Hasan Erçakıca, talepleri halinde Rum gazetecilere Enformasyon Dairesi'nin rehberlik hizmeti verebileceğini de kaydetti.

KIBRIS 30/08/06

Rum medya mensupları, 2 hafta boyunca kuzeye geçmeyecek

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Kıbrıslı Rum Gazeteciler Birliği (CJU), Rum Gazeteler ve Magazin Yayımcıları Birliği Temsilcileri, ülke genelinde TV kanalları ve Rum Kameramanlar Birliği, dün bir araya gelerek, KKTC tarafından iki ay içinde üçüncü "tutuklama" olan, iki Kıbrıslı Rum gazetecinin tutuklanması konusunu ele aldı.

Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, "bu önlemin, işgal güçlerinin gazetecilere yönelik artış gösteren ve zalimce olan tutumlarına karşı sembolik ve pratik bir yanıt olarak ve kendini korumanın bir göstergesi olarak alındığı" ifade edildi.

Toplantıda, "işgal rejiminin zalimce ve keyfi uygulamalarının, uluslararası hukuka, demokratik yasallığın özüne, basın özgürlüğü prensiplerine ve özellikle BM Evrensel İnsan Hakları Deklarasyonu'nun 19'uncu maddesine aykırı olmasından dolayı uluslararası olarak kınama kararı" alındı.

İki ay içinde 3 Kıbrıslı Rum televizyon muhabirinin tutuklanmasının, "işgal güçlerinin ve işgal rejiminin açık savaş ilan etmesi" olarak nitelendirilen açıklamada, "hiçbir gazetecinin görevi sırasında, ya işgal bölgelerinde ya da herhangi başka bir yerde, tutuklanamayacağına ve tutuklanmasına izin verilmediğine" dikkat çekildi.

Açıklamada, toplantıda, "BM'nin, AB'nin, uluslararası ve Avrupa örgütlerinin, basın özgürlüğünü, işgal güçlerinin ve işgal rejiminin keyfi ihlaline yönelik bireysel hakların kararlılıkla harekete geçirilmesini ve gazetecilerin görevlerinin etkili bir şekilde korunmasını savunması" talep edildi.

Bu talebin, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisine, Avrupa Komisyonu'nun Lefkoşa Temsilcisine ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin büyükelçilerine iletileceği ifade edildi.

Toplantıdan bir heyet, ayrıca Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos ve Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas'la görüşme talebinde bulunarak, görüşmede, Kıbrıs Türk toplum liderlerinin temsilcilerinden, gazetecilerin güvenliğinin ve korunmasının olacağına dair açık bir taahhüdünde bulunmalarını isteyecekler.

KIBRIS 30/08/06

BM Güvenlik Konseyi'nin 8 Temmuz mutabakatını destekleyeceğini umuyoruz

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, dün yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum hükümetinin, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin, 8 Temmuz'da Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari huzurunda, varılan mutabakatı destekleyeceğini umduğunu söyledi.

Lillikas, açıklamasında, Gambari'nin Güvenlik Konseyi daimi üyelerini bilgilendirmiş olduğunu ve bugün de Konsey'i Kıbrıs hakkında bilgilendireceğini belirtti.

Rum Dışişleri Bakanı, "Güvenlik Konseyi'nin, görüşmelerin hazırlanması için yapılan çabaları ve 8 Temmuz mutabakatını destekleyeceğini ümit ediyoruz ve bekliyoruz" dedi.

Raporun, iki liderin temsilcilerinin toplantılarıyla ilgili konuları içerip içermeyeceğinin sorulması üzerine Lillikas, "Gambari, son gelişmeler ve iki liderin temsilcileri arasında yer alan görüşmeler hakkında kapsamlı olarak bilgilendirildi" dedi.

Konsey'in tarafsız bir tutum sergilemesi olasılığıyla ilgili bir soru üzerine Lillikas, "Kıbrıs Rum tarafı bu aşamada bir suçlama oyunu beklemiyor" diye konuştu.

Lilikas, "Bizim çabalarımız, görüşmelerin devamını, 8 Temmuz mutabakatının uygulanmasını ve ilerlemeyi hedefliyor ve böylelikle, çeşitli komiteler, anlaşma çerçevesinde, başlayacak ki, bu da özlü konuların ve günlük yaşamı etkileyen konuların görüşülmesi ve hazırlanmasıdır" dedi.

Talat'ın Türkiye Grand Prix'de ödül töreninde hazır bulunmasıyla ilgili olarak Lillikas, gerekli tüm girişimlerin yapılmış olduğunu söyledi.

Lillikas, "tabii ki bu eylemin, Uluslararası Otomobil Federasyonu'nun (FIA) bilgisinde olmadığına ve sadece Türkiye'nin, işgal bölgelerini desteklemek ve tanıtmak amacıyla yapılan tek taraflı bir eylemi olduğuna inanıyorum" diyerek, "hiçbir sahte devlet bu tür eylemlerle yasal statü kazanamaz" dedi

KIBRIS 30/08/06

 

BM’de Kıbrıs toplantısı

BM Güvenlik Konseyi, Ada’da kapsamlı bir çözümden yana olduğunu bildirdi; ancak iki toplum arasında kapsamlı görüşmelere başlaması için uygun zemin olmadığı sonucuna vardı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 16:28 TSİ 30 Ağustos 2006 Çarşamba

NEW YORK - Kıbrıs için toplanan Güvenlik Konseyi’nde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari, Temmuz ayında Ada’ya yaptığı ziyaretle ilgili izlenimleri ve konuyla ilgili gelişmeler hakkında bilgi verdi.

Gambari, Ada’daki tarafların 8 Temmuz’da bir çerçeve anlaşması imzaladıklarını hatırlattı. Gambari buna rağmen, anlaşmada öngörülen adımların hala atılmamasını eleştirerek Güvenlik Konseyi’ne, Kıbrıs’ta barış görüşmeleri için uygun zemin oluşmadığını iletti.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, iki toplum arasında bazı günlük sorunların çözümüne yönelik teknik komitelerin kurulması ve ay sonuna dek çalışmaya başlaması için bir anlaşma imzalamıştı.

BM Güvenlik Konseyi’nin dönem başkanı Gana’nın Daimi Temsilcisi Nana Effaf-Apenteg de, Türk ve Rum liderleri eleştirdi. Konsey Başkanı, “Çerçeve anlaşması uyarınca tarafların kurduğu komite çalışmaları Temmuz sonunda başlamalıydı; ama hala başlamadılar” dedi.

Papadopulos, DİKO başkanlığından ayrılıyor

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis ise, dün yaptığı açıklamada, Tasos Papadopulos'un, DİKO başkanlığından ayrılmasının Papadopulos'un aktif politik yaşamdan çekileceği anlamına gelmediğini söyledi.

SİMERİNİ ve diğer gazetelerin haberine göre Papadopulos, parti başkanlığından istifasının yürürlükte olmasına karşın, yeni liderliğin seçilmesine yönelik kurultayın yapılmasıyla ilgili prosedürün harekete geçmesi için de 15 Ekim'e kadar bekleyeceğini de söyledi.

Gazete, Papadopulos'un, DİKO başkanlığından ayrılması kararının ardından, parti başkanlığı için DİKO Başkan Vekili Nikos Kleanthus ile milletvekili Marios Karayon'nın isimlerinin geçtiğini de yazdı.

Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün ansızın parti başkanlığından istifa ettiğini yazan POLİTİS ise, yerel seçimler için önceki gün gerçekleştirilen DİKO Yürütme Bürosu toplantısına katılan Papadopulos'un istifa ettiğini duyurmasının, parti yetkililerini şoke ettiğini de belirtti.

Gazete, Papadopulos'un istifasının, 2008'de yapılacak olan başkanlık seçimlerine yeniden aday olmak istemesiyle bağlantılı olduğunu, bunu da parti örtüsü olmaksızın gerçekleştirmek istediğinin açık olduğunu da yazdı.

Gazete, DİKO Başkanlığı için, AB Sağlık Komiseri Markos Kiprianu'nun isminin de geçtiğini de belirtti.

Haberle ilgili diğer gazete başlıkları ise şöyle yer aldı:

ALİTHİA: "Tasos'un Bombası, Kleanthus için Hediye"

MAHİ: "Papadopulos DİKO Başkanlığından İstifa Etti"

FİLELEFTHEROS: "DİKO'da Tasos Bombası -"Başkanlıktan Hemen Şimdi Ayrılıyorum"

Paşardis: Papadopulos aktif politikada kalacak

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, dün, Papadopulos'un, DİKO başkanlığından ayrılmasının Papadopulos'un aktif politik yaşamdan çekileceği anlamına gelmediğini söyledi.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Papadopulos'un DİKO başkanlığını bırakmış olmasının nedeninin sorulması üzerine Paşardis, "Bu, Cumhurbaşkanının bir kararıdır ve kararın kimseyi şaşırttığını düşünmüyorum" dedi.

Papadopulos'un DİKO başkanlığından ayrılma kararının bir süreden beridir açıklanmış olduğunu ifade eden sözcü, "Bu kararı açıklama zamanını kendisine bırakalım" dedi.

Papadopulos'un, DİKO başkanlığından ayrılmasıyla siyasette çekilmesinin ardından birinin yerini alıp almayacağının sorulması üzerine Paşardis, "Papadopulos'un DİKO başkanlığından istifası herhangi bir şekilde aktif politikadan ayrılacağı anlamına gelmiyor" dedi.

Papadopulos, partinin dün akşamki yürütme kurulu toplantısında, DİKO başkanlığı görevinden istifa etti.

KIBRIS 31/08/06

Restleştiler!

SÖZ DÜELLOSU... Defalarca bir araya gelip çözüm arayışlarını sürdürmelerine karşın, kopma noktasına gelen hükümetin ortakları arasında, soğuk rüzgârlar esmeye devam ediyor. Kamuoyu hükümet krizinin çözümü için somut adımlar yerine, her iki partinin üst düzey kurmayları arasındaki söz düellolarına tanık oluyor

"DEĞİŞİME AÇIK OLMAYAN YOSUNLAŞMAYA GİDER"... DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın uzun süren sessizliğinin ardından "CTP dönüp dolaşıp DP'ye gelecek" şeklindeki açıklaması, hükümetin büyük ortağının başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i kızdırdı. Soyer, Denktaş için, "Değişime açık olmayan yosunlaşmaya gider. Serdar Bey, beklemeye devam etsin" dedi

"KABAK TADI" VERDİ... Yerel seçimler sonrasında patlak veren ve yaklaşık iki aydır süren hükümet krizinde, koalisyon ortakları, yetkili kurullarında durum değerlendirmesi yapmaya devam ededursun, vatandaş, bu konudaki belirsizlikten bıktı. Vatandaşlar, "kabak tadı" veren hükümet krizinde ortakların bir an önce ne yapacaklarına karar vermesini bekliyor

Gizem ÖZGEÇ

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler(CTP/BG)- Demokrat Parti(DP) koalisyon hükümetindeki kriz, her iki parti kanadından gelen "sert açıklamalarla" daha da büyüyor.

Defalarca bir araya gelmelerine ve çözüm arayışlarını sürdürmelerine karşın ya "tamam", ya da "yola devam" kararı alamayan hükümet ortakları arasında, soğuk rüzgârlar esmeye devam ediyor.

25 Haziran'da gerçekleşen yerel ve ara genel seçimlerde, CTP/BG'nin, 2 milletvekilliği daha elde ederek, mecliste 25 milletvekiline ulaşmasının ardından masaya yatırılan koalisyon hükümetinin akıbeti bir türlü netleşmezken, ortakların birbirine yönelik sert eleştirileri dikkat çekiyor.

Kamuoyu, hükümet sorununun çözümü için somut adımlar yerine, her iki partinin üst düzey kurmayları arasındaki söz düellolarına tanık oluyor.

DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın uzun süren sessizliğinin ardından, "CTP dönüp dolaşıp, DP'ye gelecek" açıklamasında bulunması, hükümetin büyük ortağının başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i kızdırdı.

Soyer, Denktaş için, "Değişime açık olmayan yosunlaşmaya gider. Serdar Bey, beklemeye devam etsin" dedi.

Soyer'den Denktaş'a...

CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün yerel bir gazetede yayımlanan Serdar Denktaş'ın "CTP dönüp dolaşıp DP'ye gelecek" sözlerine anında yanıt verdi.

KIBRIS'ın hükümet kriziyle ilgili sorularını yanıtlama yerine Serdar Denktaş'a yanıt vermeyi tercih eden Başbakan Soyer, "Her statükoda olan yosunlaşma oldu. Hayat değişkendir. Değişikliğe cevap veremeyenler, beklemede olanlar, yosunlaşırlar. Serdar Bey, beklemeye devam etsin" dedi.

Üç hükümet formülünden biri, ya da erken seçim

Yerel seçimlerin sonrasında patlak veren ve yaklaşık iki aydır süren hükümet krizinde, koalisyon ortakları, yetkili kurullarında durum değerlendirmesi yapmaya devam ediyor. Vatandaş ise, hükümette bir değişiklik yaşanıp yaşanmayacağı sorusuna acilen yanıt istiyor. Yıllardan beri belirsizlik içinde sürüklenen Kıbrıs Türk halkı da, karşısında "ayakları yere basan ve çözüm üreten" bir hükümet modelini özlüyor.

CTP'nin, 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'nde iki milletvekilliğini kazanarak, koltuk sayısını 25'e çıkarmasının ardından patlak veren hükümet kriziyle birlikte kamuoyunda değişik hükümet senaryoları da konuşulmaya başlandı.

Özellikle siyasi kulislerde, CTP'nin, 1 milletvekili bulunan Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ve Ulusal Birlik Partisi'nden (UBP) istifa ederek bağımsız kalan Erden Özaşkın'ın da destek vereceği bir hükümet modeli, en çok konuşulan senaryoların başında geliyor.

Yeni bir oluşumun yanı sıra, CTP'nin, ana muhalefet partisi UBP ile bir hükümet kurabileceği üzerinde de duruluyor. Böyle bir hükümet modeli, 42 sandalyeli sağlam bir yapı olsa da, iki parti arasında var olan, özellikle de Kıbrıs sorununda taban tabana zıt görüş ayrılıkları nedeniyle pek ihtimal dahilinde görünmüyor.

Üçüncü hükümet formülü ise, CTP-BDH koalisyonu. 26'ya dayalı böyle bir oluşumda, BDH Milletvekili Mustafa Akıncı'nın destek vereceği hükümetin ise ip üstünde olacağı görüşü hakim.

Nasıl bu noktaya gelindi?

25 Haziran'da yapılan yerel ve ara genel seçimlerde CTP ve DP arasındaki ipler gerilmeye başladı.

Zaten iki parti arasında, özellikle Annan Planı'nın gündemde olduğu dönemde, ciddi anlamda siyasi görüş ayrılıkları vardı.

Özellikle, DP'nin geçtiğimiz kış, Kıbrıs'a temaslarda bulunmak için gelen Avrupa Parlamentosu Üst Düzet Temas Grubu'nun ziyaretine, yumurtalı protestosu, koalisyonun ip üstünde dans ettiğinin ilk sinyalleriydi. Ayrıca Turizm Bakanlığı'na bağlı turizm fonu ve fonun kullanımıyla ilgili tartışmalar ortaklar arasındaki anlaşmazlığı körükledi.

İki aydır devam eden "hükümeti kurtaralım" görüşmelerinde, CTP'nin talep ettiği noktalara, ortağı DP tarafından "hayır" cevabı gelmesi üzerine ise hükümet ayrılma aşamasına geldi.

Meclisteki durum

2005 milletvekilliği genel seçimlerinde 24 milletvekilliği kazanan CTP'nin, Lefkoşa Milletvekili Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle sandalye sayısı 23'e indi. Ancak CTP, 25 Haziran'da yapılan ara seçimlerde 2 sandalyeyi kazanarak meclisteki sayısını 25'e çıkarmıştı.

2005 genel seçimlerinde 6 milletvekilliği kazanan DP, UBP'den Hüseyin Kayım'ın katılımıyla sandalye sayısını 7'ye çıkarmıştı. BDH'nın ise parlamentoda 1 milletvekili bulunuyor.

Cumhuriyet Meclisi'nde halen 50 sandalyenin 25'i CTP'ye, 16'sı UBP'ye, 7'si DP'ye ve 1'i de BDH'ya ait. Son istifayla birlikte mecliste 1 de bağımsız milletvekili bulunuyor.

KIBRIS 31/08/06

 

'Her Türk aynı şeyi yapardı'

Murat Yetkin

TOBB Başkanı, Formula-1 tartışmaları için 'Her TC vatandaşı aynı şeyi yapardı' diyor

01/09/2006 RADIKAL

Petrol Ofisi Formula-1 İstanbul yarışı birincilik ödülünü KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesi ardından başlayan tartışmanın baş aktörü TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu. Ödülü Talat'ın vermesini öneren kişi olarak Hisarcıklıoğlu'nu eleştirenlerin başında Kıbrıs Rum Cumhuriyeti hükümeti geliyor. Kıbrıs Rumları uluslararası otomobil sporları federasyonu FIA'ya başvurarak Türkiye'nin bu nedenle cezalandırılmasını istediler. Hisarcıklıoğlu bu nedenle Türkiye'den de bazı eleştiriler aldı. Bunların başında, yıllarını bu işe vermiş Türkiye otomobil Sporları Federasyonu TOSFED Başkanı Mümtaz Tahincioğlu geliyordu. Tahincioğlu, Hisarcıklıoğlu'nu kendisine imzalattığı kâğıtta Talat'ın ismi olmadığını ve bilse imzalamayacağını söyledi. Hisarcıklıoğlu ise bunun doğru olmadığını söyleyerek Tahincioğlu'nu 'tabansızlıkla' suçladı ve böylece tartışma başka bir boyuta sıçradı. Hisarcıklıoğlu, basında da Kıbrıs davasına zarar vermekten spora siyaset bulaştırmaya dek çeşitli yönlerden suçlandı.
Hisarcıklıoğlu ile konuşmadan önce, Dışişleri Bakanlığı'nı arayarak bu durumdan kendilerinin haberli olup olmadığını ve haberli olsalardı ne yapacaklarını sordum. Bu durum Türkiye'ye (uzun yıllar uğraşıldıktan sonra Türkiye'ye getirilebilen) Formula-1 yarışlarının iptali ya da Kıbrıs siyaseti açısından zarar verebilir miydi?
Hukuk kökeni de olan bir Dışişleri yetkilisi, "Önceden bize söylenmedi" dedi ve şu açıklamayı getirdi: "Ama söylenseydi, biz bu girişimi engellemezdik. Fikir doğru. Belki yöntem açısından daha farklı davranılabilirdi. Kurallar açısından da bir sorun olmadığı anlaşılıyor."
Dışişleri yetkilisiyle bu konuşmamdan kısa süre sonra, Anadolu Ajansı TOSFED'in bir açıklamasını yayımladı. Tahincioğlu'nun daha önce Talat'ın ödül vermesinden pişmanlık duyan açıklamasının tersine bu kez yapılan işin doğru ve kurallara uygun olduğu savunuluyordu. 'Son derece başarılı geçen Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinin' gölgelenmemesi isteniyor, "Türkiye olarak elde ettiğimiz tüm kazanımlarımızın birlik ve beraberlik duygusu içinde korunacağına inanıyoruz" deniyordu.
Öyleyse son birkaç gündür kopan fırtına neydi?
Öğleden sonra Hisarcıklıoğlu ile buluştuğumuzda kendisine yöneltilen eleştirileri anımsatarak, Talat'ın ödül vermesi fikrinin nereden çıktığını, ne amaçladığını sordum. Yanıtlarını aktarıyorum:

·  "Bu hadise neden dünya ile ilişkilerimizi zedelesin? Neden spora siyaset karıştırmak olsun. Zaten kurallarında ödülü cumhurbaşkanı, başbakan, FIA başkanı ya da uluslararası şahsiyet verir diyor. Onay olmadan bir fotoğrafçı dahi oraya çıkarılmıyor. Bir kere şunu söyleyeyim, bu bir komplo değil. Hadise öyle gelişti, öyle denk geldi.

·  Başbakan Tayyip Erdoğan'ın törene katılamayacağı belli olunca, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da oradayken, o olabilir diye düşündük. Bunu ilk olarak MSO Organizasyon Başkan Yardımcısı ve İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş ve yönetim kurulu üyesi İlhan Parseker'e açtım. Başka yetkililerle de konuşup onay alınca, FIA adına tören başkanına sunduk. Zaten onun onayı olmadan, hiç kimsenin o podyuma çıkması mümkün değil. İncelenip, onay verilince de tören gerçekleşti.

·  KKTC bizim tanıdığımız bir ülke.
Ayrıca 24 Nisan 2004'teki Annan Planı referandumundan beri, ululararası planda da meşru bir konuma sahip. Kurallardaki uluslararası statüsü tanınan isim tanımına uyuyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'a dek pek çok uluslararası siyasi temasta bulunmuş bir kişi. Benim yerimde hangi TC vatandaşı olsa aynı şeyi yapardı diye düşünüyorum. Yapması gerekirdi.

·  İnsanların kafası 'ceza alınacak' diye karıştırıldı. Bana bu nedenle çok yerden destek mesajları geliyor. Ama eleştirenlerden birisi lütfedip kurallara baksaydı, sorun olmadığını görürdü. Kendimizi hep haksız görerek, haksız duruma düşürerek, kamuoyunun moralini bozuyoruz. Bu belki de yüzyıllardır uluslararası kamuoyuna karşı savunma konumunda kalmaktan kaynaklanan bir psikoloji. Neden suçluluk psikolojisi ile hareket edildiğini anlayabilmiş değilim. Haklı olduğumuz yerde dahi, 'Başkaları ne der?' psikolojisi içinde hakkımızı savunamıyoruz, sesimizi duyuramıyoruz. Bundan kurtulmamız lazım."

Formula 1 olayını artık konuşmayalım


TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, heyecanlı, iyi niyetli, ülkesi için birşeyler yapmak amacıyla çırpınan biridir.

İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş da, aynı şekilde iyi niyet dolu bir insan.

Formula 1 yarışlarında birden bire akıllarına gelen fikri uygulattılar ve Talat'a büyük ödülü verdirttiler. Ben de dahil olmak üzere, milyonlarca kişi "Aferin yahu, iyi oldu" dedi. Ancak bunlar bir anın heyecanıyla söylenmiş sözlerdi. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra çoğumuz "Acaba akıllı bir iş mi yaptık? Ofsayttan gol atalım derken, kendi kalemize mi gol attık?" diye tartışmaya başladık. Zira bu gösteri, KKTC'nin tanınmasıyla sonuçlanmadığı gibi, somut açıdan hiçbir işe yaramadı. Sadece kendi kendimize moral dopingi yapmış olduk. Ayrıca, unutmayalım ki, eğer aynı fırsat, başka koşul veya şekillerde Rumlar'ın ellerine geçmiş olsaydı, belki de yüz defa fazlasını yaparlardı.

Bütün bunları artık bir kenara bırakalım. Karşılıklı suçlamaları bırakalım ve artık soğukkanlı şekilde düşünmeye başlayalım.

Kendi kendimizi düşürdüğümüz bu durumdan kurtulmanın bir tek yolu var.

Kahramanlıkta ısrar etmemek.

Kimin daha vatanperver olduğu gösterilerine girmemek.

Susup, sipere yatmak.

Belki bu şekilde işin içinden çıkabiliriz.

Konuştukça, yorumladıkça, olay yaygınlaşacak ve Rumlar'ın eline altın bir fırsat verilecek. Onlar da sazı ellerine alıp, gelecek yılki Formula 1'i iptal ettirebilmek için ellerinden geleni yapacaklar.

İyisi mi, gelin olayı burada noktayalım.

* * *

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 01/09/06

 

Kıbrıs ve Kerkük için destek istenecek

Hükümet, Lübnan'a gidecek Türk birliğinin çalışma ayrıntılarının yanı sıra Kıbrıs ve Kerkük sorunlarını da BM Genel Sekreteri'ne bildirecek

UTKU ÇAKIRÖZER Ankara


Türkiye, Lübnan'da konuşlanacak BM gücüne yapacağı katkı konusundaki kaygı ve çekincelerini BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletecek. Ankara, Annan'dan, Kıbrıs ve Kerkük konularında da destek isteyecek.
Ortadoğu ülkelerini kapsayan bölge turu kapsamında 5 Eylül akşamı Ankara'ya gelecek Annan, 6 Eylül'de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüşecek. Dışişleri kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Annan'la şu konular ele alınacak:
LÜBNAN: Hükümet, Annan ile Lübnan'a gidecek Türk birliğinin özelliği, görev yapacağı yer ve konuşlanma zamanlamasının ayrıntılarını masaya yatıracak.
Lübnan'ın yanı sıra İsrail-Filistin anlaşmazlığının giderilmesi için neler yapılabileceği de görüşmelerin ana konularından biri olacak.
KIBRIS: Annan'ın turunun tek gündemi Lübnan olmasına rağmen, Ankara, Kıbrıs konusunu da açacak. Kıbrıs Türkleri üzerindeki ekonomik ve siyasi izolasyonların kalkması için Annan'dan girişimde bulunması istenecek. Türkiye'nin ocak ayında yaptığı öneri paketine destek istenecek.
KERKÜK: Ankara, Kerkük'ün statüsünün korunması için BM'nin devreye girmesini isteyecek.

MILLIYET 01/09/06

 

YKP'den Rum gazetecilerin tutuklanmasına tepki

Kanatlı açıklamasında bir süre önce başlayan askersiz Lefkoşa kampanyasının yaşamdaki değerinin bu yaşananlarla bir kez daha ortaya çıktığının, Lefkoşa'nın tamamının askeri bölge olduğunun ve bu nedenle askeri bölgede fotoğraf çekilemeyeceği gerçeği ile Lefkoşa'da aslında gazetecilik de yapılamayacağının ama ancak kimi makamların keyfi olarak verdikleri izinlerle gazetecilerin görevlerini yapabileceğinin bu son olayla bir kez daha hatırlatıldığını belirtti.

Kanatlı son yaşananlarla yalnızca Lefkoşa'nın değil tüm yerleşim alanlarının askersizleştirilmesi gerektiğinin öneminin anlaşıldığına da vurgu yaptı.

Kanatlı, tüm çözüm ve barış isteyen Kıbrıslıların önünde duran önemli görevin askeri sınırdan uzaklaştırarak, yaşam alanları dışındaki kampına hemen göndermek olduğunu vurguladı.

Kanatlı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın açıklamalarına da değinerek askeri rejime 'sol' makyaj yapmaya çalışan bu tip yetkililerin ciddiye alınmasının imkânsız olduğunu, Hitler, Mussolini dönemindeki gibi gazetecilerin peşine enformasyon görevlisi adı altında polis konmasının basın özgürlüğüne karşı girişilen ciddi bir uygulama olduğunu söyleyerek bu tip davranışları kınadıklarını kaydetti.

Kanatlı, "mevcut hükümetin askeri uygulamaları sol lafazanlıklarla makyaj etme girişimlerine karşı tüm ilericileri duyarlı olmaya ve tepki koymaya" çağırdı.

KIBRIS 01/09/06

 

Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi uluslararası toplumun çıkarınadır

BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs konusunda 29 Ağustos Salı günü yapılan toplantı dolayısıyla yazılı bir açıklama yapan Rehn, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin misyonu çerçevesinde 8 Temmuz'da taraflar arasında varılan anlaşmayı ve Gambari'nin "iki toplum liderleri Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat ile görüşmesini" daha önce memnuniyetle karşıladığını hatırlattı.

Görüşmelerde uzlaşma sağlanan prensiplerin ve iki liderin, günlük meseleler için teknik komitelerin ve temel sorunlara eğilecek iki toplumlu uzman çalışma gruplarının çalışmaya başlatılması kararının önemli ve ileri adımlar olduğunu belirten Rehn, şunları kaydetti:

"Beklendiği gibi temmuz ayının sonunda, iki toplumun temsilcileri tartışılacak konuları birbirlerine sundu. Şimdi esas müzakerelerin hızla başlayabilmesi için bu liste daha fazla geciktirilmeden sonuçlandırılmalıdır. Olumlu sonuçlar, her iki topluma fayda sağlarken, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, kapsamlı çözüm çabalarının kaldığı yerden sürdürülmesine hazırlık teşkil edecektir. Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi sürecinde ilerleme sağlanması daha geniş uluslararası toplumun çıkarınadır."

BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs konusunda önceki gün yaptığı toplantıda, adada kapsamlı bir çözümden yana olduğunu yaklaşımıyla, Genel Sekreter Kofi Annan'ın çabalarına destek vermişti.

KIBRIS 01/09/06

 

Vodafone'nun KKTC'de faaliyete başlamasını içlerine sindiremiyorlar

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, dünya iletişim sektörünün en büyük şirketlerinden biri olan Vodafone'un, KKTC Telsim'i satın almasına ilişkin olarak Rum tarafından gelen tepkileri değerlendirdi.

Bakanlık tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, "Sürekli olarak Kıbrıslı Türkler üzerinde herhangi bir izolasyonun bulunmadığından söz eden Kıbrıslı Rum yöneticilerin, Vodafone'un Telsim'i satın almasını içlerine sindirememelerini ve bu gelişmeyi bertaraf etmek için sergiledikleri tavrı haklı gösterecek herhangi bir hususun olmadığının altını çizmek isteriz" denildi.

KKTC Telekomünikasyon Dairesi ile Vodafone arasında imzalanan sözleşme sonucunda, Vodafone'un, Türkiye ve KKTC'de faaliyet gösteren Telsim'in mal varlığını satın alarak KKTC'de de faaliyete başladığı anımsatılan bakanlık açıklamasında, konu ile ilgili olarak Rum basınından aktarılan haberlere bakıldığı zaman, ne yazık ki Rum yönetiminin, her konuda olduğu gibi, bu konuda da, meseleye "toplumlararası ilişkileri nasıl daha ileri ve olumlu noktalara götürebiliriz ya da gerginlikleri nasıl aşabiliriz" mantığı ile değil, aksine "Kıbrıs Rum toplumunu Kıbrıslı Türkler aleyhine nasıl biçimlendirebiliriz" mantığı ile yaklaştıklarının görüldüğü kaydedildi.

Bakanlık açıklamasında, son günlerde gerek Rum hükümet sözcüsünün demeçleri ve Rum medyasında yer alan yazılar gerekse kimi siyasilerin konu ile ilgili açıklamalarının, toplumlararası işbirliğinin geliştirilmesine katkı koymaktan ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların iyi ilişkiler kurmalarından uzak, hasmane ve Kıbrıslı Türkleri yok farz eden bir içerik taşıdığına işaret edildi.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı olarak, sadece telekomünikasyon alanında değil, her alanda Kıbrıs Türk insanının yaşam standardını artırmak ve onun günlük yaşamını kolaylaştırmak için her türlü çalışmayı ortaya koyma çabası içinde olunacağına işaret edilen açıklamada, şöyle denildi:

"Bu çalışmaları ortaya koyarken, Kıbrıslı Rum yöneticilerden beklentimiz, engelleyici tavırlar sergilemek yerine Kıbrıslı Türklerin güvenini kazanacak davranışlar ortaya koymalarıdır. Sürdürülebilir ve Kıbrıs sorununu çözmeye katkı koyacak davranış biçiminin bu olduğuna vurgu yapmak isteriz.

Kıbrıslı Rum yöneticilerin bu doğrultudaki gayretleri bizleri yolumuzdan alıkoyamaz. Sürekli olarak Kıbrıslı Türkler üzerinde herhangi bir izolasyonun bulunmadığından söz eden Kıbrıslı Rum yöneticilerin Vodafone'un Telsim'i satın almasını içlerine sindirememelerini ve bu gelişmeyi bertaraf etmek için sergiledikleri tavrı haklı gösterecek herhangi bir hususun olmadığının altını çizmek isteriz."

 

KIBRIS 01/09/06

 

Hükümeti bozmak için değil, sıkıntıları aşmak için uğraşıyoruz

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, bazı demeçlerinin restleşme olarak görülmemesini istedi ve DP'nin hükümetten çekileceği sözlerinin de dedikodu olduğunu söyledi.

Serdar Denktaş, bir takım kesimlerden yükselen, "hükümetin yıkılacağı" söylemleriyle ilgili KIBRIS'a konuştu.

Serdar Denktaş, hükümetteki sıkıntıların halen aşılamadığını ancak hiçbir şekilde karşılıklı restleşmenin olmadığını, ancak birtakım mercilerin sürekli dedikodu mekanizmasını çalıştırdığını ifade etti.

Denktaş, kendilerinin imzalanan hükümet protokolüne bağlı olduklarını ve vatandaşa hizmetin aksamaması için protokole sadık kalmaya devam edeceklerini belirtti.

Denktaş, "Birileri hükümetin yıkılacağı şekilde her gün dedikodu üretmeye devam ediyor. Hükümette bir takım sıkıntılar var, bunu biz de ortağımız da inkar etmiyor ancak, biz sıkıntıları aşmak için uğraşıyoruz.

Halkımız dedikodulara inanmasın, zira bunlar boş şeyler. Soğukkanlılıkla gelişmeleri bekleyip hep birlikte göreceğiz. Hükümet görev başındadır" dedi.

KIBRIS 01/09/06

 

Kıbrıs ‘kayıp şahıs’larını arıyor

Kıbrıs’ta kayıp şahısları bulmak amacıyla çalışan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, 4 Eylülde kazılara başlıyor.

 

AA

Güncelleme: 21:05 TSİ 01 Eylül 2006 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıslı Türk ve Rum kayıpların akıbetini araştırmak için yıllardır çalışmalar yapan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Arjantin Adli Tıp Antropoloji Ekibi ile işbirliği içinde bir proje başlatıyor. Proje kapsamında, mezar kazılarına 4 Eylül’de Türk tarafında başlanacak.

İki ay sürmesi planlanan proje kapsamında, Kuzey ve Güney Kıbrıs’taki kazılarda elde edilen kalıntılar, Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından ara bölgede inşa ettirilen antropoloji laboratuvarına nakledilecek. Burada, Kıbrıslı Türk ve Rum antropologlardan oluşan bir ekip EAAF bilim adamlarının rehberliğinde kimlik belirleme çalışmaları yapacak.

Kürtler radikal İslam’a kayıyor



İngiliz The Economist Dergisi, Türkiye’nin özellikle güneydoğusunda yükselen asıl tehdidin aşırı İslam olduğunu öne sürdü. Dergi, "PKK şiddeti ile Türk milliyetçiliği arasında sıkışıp kalan Kürtler gitgide artan sayıda radikal İslam’a yöneliyorlar" yorumunu yaptı.

Dergi, son sayısında terör bombalarının ülkenin imajına etkisini sınırlı tutmak konusunda hassas olan siyasi liderlerin, bu konuda yorum yapmaya yanaşmazken, yanıtın Türk Silahlı Kuvvetleri’nden geldiğini öne sürdü. Dergi şu yorumu yaptı: "Saldırıya bir yanıt verildiyse bu Silahlı Kuvvetler’den geldi. 1990’larda Diyarbakır’da görev yaparken şahin ünü kazanan yeni Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, isyancılarla mücadelenin yoğunlaşacağını söyledi. Ancak Orgeneral Büyükanıt bugün bölgeye dönse, karşısında yeni bir düşman olduğunu sezecek. Diyarbakır’ın başlıca meydanında Mustazaflar adlı yeni bir İslamcı grup dev çadırlar kurmuş, Lübnan’da ölen çocukların resimlerini asmış durumda."

60 İSLAMİ ÖRGÜT KURULDU

İngiliz dergisi, burada 60 kadar İslami örgüt kurulduğunu, yoksullara burs, mali yardım ve manevi rehberlik sağladıklarını, yaz için açılan Kuran kurslarına yazılanların sayısı ikiye katlanıp 20 bine çıktığını da yazdı. Dergi, 2002’de ülkeyi Avrupa’ya taşıma vaadiyle iktidara gelen ılımlı İslamcıların bugünlerde Avrupa’nın adını nadiren andıklarını belirtirken, kamuoyunda da AB’ye destek azaldığından, Avrupa Birliği’nin bu gidişata karşı durma gücünün de zayıfladığını vurguladı.

HURRIYET 02/09/06

 

Ödülü Talat verince...



BİR bardak suda fırtına; belki biraz da Rifat Hisarcıklıoğlu'nun deyimiyle, "başkaları ne der psikolojisi" yüzünden...
KKTC'nin uluslararası planda "diplomatik olarak tanınmış" olmaması, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ı da "uluslararası statüde saygıdeğer bir isim" olmaktan çıkarır mı?
Mesele budur.
Tabii, Formula 1 Petrol Ofisi İstanbul yarışında birinci gelen Ferrari sürücüsü Massa'nın ödülünü Mehmet Ali Talat'ın vermesinden bahsediyorum.
Hikâyeyi biliyorsunuz. Ödül törenine Başbakan gelemedi, bu durumda ödülü kim verecekti?
İstanbul Park'ın patronu TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu orada bulunan Mehmet Ali Talat'ı düşünüyor. İlgililerle istişare ediyor. "Tören Yönetmeliği"ne bakıyorlar, ödülü Talat'ın vermesine yönetmelikte engel bir hüküm olmadığını düşünüyorlar. Ve ödülü Talat veriyor.

Rumların iddiası
Böylece Türkiye, Formula 1 yarışlarına "siyaset karıştırmış" mı oldu? Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu Başkanı Mümtaz Tahincioğlu, ödülü Talat'ın vermesini bu endişeyle eleştirdi, sonra eleştirisinin yanlış olduğunu görerek yapılanın kurallara uygun olduğunu söyledi.
Evvela, Formula 1'in çok önemli bir uluslararası etkinlik olduğu, uzun yıllar uğraştan sonra Türkiye'ye getirildiği bir gerçektir.
Kural ihlalinden dolayı Türkiye'ye ceza verilmesi, hele de yarışın iptal edilmesi Türkiye'nin prestijine zarar verir. Bu da bir gerçek.
Ama kural ihlali var mı?
Rumlar, Talat'ın ödül vermesini sorun yaptılar. Uluslararası Otomobil Sporları Federasyonu FIA'ya başvurdular, FIA soruşturma açtı. Rumların amacı en ağır ceza olan "iptal" kararını çıkararak Türkiye'nin itibarını zedelemek, KKTC üzerindeki haksız izolasyon zincirine bir halka daha eklemektir.
Bu noktada asıl sınavda olan FIA'dır. FIA, kendi Tören Yönetmeliği'ni "metindeki terimler"e göre mi, yoksa Rumların iddia ettiği şekilde "siyasi" anlam vererek mi uygulayacak?

Hukuk ne diyor?
Tören Yönetmeliği'nin 11. maddesinde, ödülü verecek Cumhurbaşkanı, Başbakan veya FIA Başkanı orada yoksa, "uluslararası statüde saygıdeğer bir ismin" ödülü vereceğini belirtiyor. İngilizce metni "a dignitary of international status"tur.
Bunun diplomatik anlamdaki "tanınma" (recognition) ile hiçbir ilgisi yok.
Nitekim Mehmet Ali Talat, uluslararası planda Kofi Annan ve Condoleezza Rice dahil birçok üst düzey devlet adamıyla görüşmüş, onları kabul etmiş, müzakerelerde bulunmuştur ama bu "tanınma" anlamına gelmiyor, Talat'ın "uluslararası statüde saygıdeğer bir isim" olduğunu gösteriyor. Rifat Hisarcıklıoğlu'nun da söylediği bu.
Hukukta "terim"lerin ne kadar önemli olduğunu, hukuki düşüncenin temelinde "terimler"in bulunduğunu bilen her makul insan, Talat'ın ödül vermesini FIA yönetmeliğinin ihlali olarak göremez.
Formula 1 yarışları Türkiye'de ilk sene 110 bin, ikinci sene 80 bin kişi tarafından izlendi. Bunlar dünyada ulaştıkları en yüksek rakamlar arasındadır. FIA için izleyici nezdindeki itibarı da çok önemlidir, yanlış bir kararla kendi itibarını da zedeleyeceğini sanmıyorum.

TAHA AKYOL MILLIYET 02/09/06

 

AB'de kimse büyük bir Türkiye krizi istemiyor

Kıbrıs yüzünden Türkiye ve Avrupa Birliği arasında kriz yaşanmasına kesin gözüyle bakılıyor ancak hiçbir üye ülke bu yüzden müzakerelerin askıya alınmasını istemiyor

Güven Özalp


Avrupa Birliği'yle (AB) Türkiye arasında Ankara'nın limanlarla havalimanlarını Rum bandıralı gemi ve uçaklara açmaması nedeniyle kriz yaşanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Tüm çabalar ise yıl sonuna doğru yaşanması beklenen bu krizin boyutunun küçük olmasını sağlama üzerine yoğunlaşmış durumda. Müzakerelerin Kıbrıs nedeniyle tamamen askıya alınması fikrine ise yoğun bir muhalefet var.

Fransa'nın formülleri
Bu fikre karşı çıkanlar arasında, zaman zaman müzakere sürecini zorlaştırma yönünde manevralar yapan Fransa da yer alıyor. Fransız kaynaklar, Paris'in bu krizin "mümkün olduğu kadar sessiz sedasız ve kavgasız geçiştirilmesinden" yana olduğunu dile getiriyorlar.
Fransa kanadında iki formül üzerinde duruluyor. Bunlardan ilki genel kabul gören Ek Protokol'le bağlantılı müzakere başlıklarının açılmasına izin verilmemesi. Bu formül ilk etapta gümrük birliği, ulaştırma ve malların serbest dolaşımı gibi başlıkları etkileme potansiyeline sahip olsa da farklı ve teknik yorumlarla etki alanındaki başlık sayısının artabileceği vurgulanıyor. Müzakerelere "düşünme arası" verme de bir başka olası formül. Ancak bunun "askıya alma" olarak algılanma riski yüksek olduğundan hayata geçirilmesi zor gözüküyor. Fransız diplomatik kaynaklar, önümüzdeki yıl yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde Türkiye'yle AB arasında Kıbrıs nedeniyle müzakereleri askıya almaya kadar gidebilecek ciddi boyutta kriz yaşanmasının Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın da "işine gelmeyeceği" yorumunu yapıyorlar.

Komisyon'da ikilem
AB Komisyonu ve Türkiye de daha şimdiden hesaplamalarını olası bir krize göre yapıyor. Odaklanılan noktayı ise "iyi bir kriz yönetimiyle sürecin fazla zarar görmesini engellemek" oluşturuyor. Komisyon yetkilileri, ekim ayında yayımlanacak İlerleme Raporu öncesinde Türkiye'nin adım atması yönünde ümitlerinin bulunmadığını dile getiriyorlar. Komisyon, Ek Protokol'le ilgili olarak yapacağı değerlendirmede üye ülkelere müzakere sürecini etkileyebilecek bir tavsiyede bulunmakla, sadece "Türkiye bu konuda adım atmadı" tespitinde bulunmak arasında seçim yapmaya çalışıyor.

Avrupa Birliği: Hamas değişmeli

AB dışişleri bakanları Finlandiya'nın güneydoğusundaki Lappeenranta kentinde gayri resmi formatta (GYMNICH) Ortadoğu gündemiyle bir araya geldi.
Türkiye ve diğer adayların uzun zamandır ilk kez davet edilmedikleri toplantıda AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Filistin'de Hamas'ın da ortak olacağı bir ulusal birlik hükümetini muhatap alabileceklerini söyledi. Solana, "Hamas, böyle bir hükümete dahil olarak zaten uluslararası toplumun şartlarını kabul etmiş durumda olacak" dedi.

MILLIYET 02/09/06

 

Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü Lübnan'daki rolünü kısıtlıyor

Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü Lübnan'daki rolünü kısıtlıyor

Akdeniz'deki stratejik önemi Lübnan kriziyle bir kez daha anlaşılan Kıbrıs, bölünmemiş olsaydı çözüme daha çok destek verebilir ve daha fazla söz alabilirdi

02/09/2006 RADIKAL

Filippos Savvidis

Lübnan'daki kriz kuşkusuz Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'deki konumunun önemini bir kez daha vurguladı. Kıbrıs şu anda tahliye ve Beyrut'a insani yardım gönderilmesinde bir transit taşıma istasyonu. Lübnan'a çokuluslu bir barış gücünün gönderilmesi halinde, Kıbrıs muhtemelen bu gücün bir bölümünün taşınması ve yönetilmesinde merkez olarak kullanılacak.
Adanın konumundan dolayı birçok kez Kıbrıs hükümetlerinden Ortadoğu'daki faaliyetlerinde NATO'ya kolaylık sağlaması talep edildi. Başka bir deyişle, Kıbrıs yıllardır izleme noktası veya insani misyonların idare merkezi olarak kullanılıyor. Bunlar hükümet onayıyla yapılıyor. Gerek ABD'nin gerekse Britanya ve Fransa'nın Lübnan krizi sırasında tesislerin kullanılması için Lefkoşa'dan izin alması bizleri şaşırtmamalı. Kıbrıs, Avrupa ülkelerinin savaş veya savaşın yarattığı kriz yüzünden ortaya çıkan sorunları etkili biçimde çözebilmesi için işbirliği yapmak zorunda.
Buna rağmen adanın bölünmüşlüğü rolünü kısıtlıyor. Sorun çözülmüş olsaydı ve Kıbrıslı Rumlarla Türkler bir arada yaşasaydı, Kıbrıs farklı bir rol oynayabilirdi. Öte yandan, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin NATO'nun dışında kalmayı seçmesi konumunu daha fazla kullanmasını engelliyor. Kıbrıs, çözülmüş bir Kıbrıs sorunuyla gerek pratik, gerekse sembolik düzeyde daha fazla katkı yapabilirdi.

Kültür çatışmasını yalanlayacaktı
Örneğin, sorunla karşılaşmadan Avrupa Ortak Dış Siyaset ve Savunma Politikası çerçevesinde Avrupa mekanizmalarına katılacaktı. Böylece AB, olası siyasi karmaşalardan kaçınmak için alternatif aramak yerine Kıbrıs'ın sunduğu imkânlardan yararlanacaktı. Sorun çözülmüş olsaydı, Kıbrıs savaşın neden olduğu insani krizin aşılmasına daha etkili biçimde yardım edebilecekti. Kıbrıslı Rumlarla Türklerin bir arada yaşaması, Batı-İslam ilişkilerinin bu zor döneminde Hıristiyanlarla Müslümanların birlikte yaşayabileceklerine dair sembolik ama özlü bir mesaj verecekti. Kıbrıs bir örnek teşkil edecekti ve 'medeniyetler çatışması' teorisinin kanıtlandığına inananlara yanıt olacaktı.
Yine de, bölünmüş Kıbrıs, Lübnan savaşının neden olduğu sorunların ve insani krizin aşılmasına olumlu katkıda bulunmayı başardı; buna devam da edecek. (Rum gazetesi Politis, Uluslararası ilişkiler uzmanı, 28 Ağustos 2006)

RADIKAL 02/09/06

 

Amaç etkin yönetim

ÇALIŞMANIN ANA EKSENİ... AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin, hükümetin kendilerine başvurarak, günümüzün ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına göre halka daha iyi hizmet sunmak ve bakanlıkların daha etkin politika üretebilmesini sağlamak amacıyla bir çalışma yapmalarını istediğini söyledi. AB Koordinasyon Merkezi aracılığıyla uzmanlara bu çalışmanın yaptırıldığını ve iki hafta önce bu çalışmanın hükümete sunulduğunu kaydeden Erçin, çalışmanın ana ekseninin, küreselleşen dünyanın koşularıyla rekabet edebilecek reformları yapacak bir kamu düzeni sağlamak olduğuna işaret etti

ÇEVRE, EN ÖNDE GELEN SORUNLARDAN BİRİ... Ülkede refahın artırılması ve hükümetin halka daha iyi hizmet sunmasının sağlanması için öncelikle politika üretmede sıkıntı çekilen alanlara bakıldığını söyleyen Erçin, çevre konusunun bu anlamda en önde gelen sorunlardan biri olduğunu vurguladı. Erçin, Annan Planı'yla birlikte KKTC'de çok ciddi bir ekonomik büyüme yaşandığını bu ekonomik büyümenin sürdürülebilir olması için Kıbrıs adasının güzelliklerinin korunmasının son derece önemli bir unsur olduğunun tespit edildiğini kaydetti. Erhan Erçin, çalışmada bir çevre bakanlığı oluşturulmasının ön görüldüğünü de bildirdi

Gözde SÜREÇ

Hükümetin, halka daha iyi hizmet sunması, Avrupa Birliğiyle uyumlu bir sistem yaratılması ve bakanlıkların daha etkin politika üretmesi amacı taşıyan "Hükümetin Yeniden Yapılandırılması Çalışması" metni yaklaşık iki hafta önce hükümete sunuldu.

AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin, çalışmanın içeriğini ve amaçlarını KIBRIS'a anlattı.

Erçin, yaklaşık yedi sekiz ay önce hükümet yetkililerinin AB Koordinasyon Merkezi aracılığıyla uzmanlardan, günümüzün ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına göre kamunun yani bakanlıkların daha etkin politika üretebilmesi için bir çalışma yapmasını istediğini kaydetti.

Erhan Erçin hükümetin bu çalışmaya ihtiyaç duymasının nedenlerini şöyle sıraladı:

"KKTC'de son yıllarda yaşanan ekonomik ve sosyal büyümenin, uzun yıllardır süregelen koalisyon hükümetlerinin bakanlıkların yapısını deforme etmiş olması, Avrupa Birliğine uyum hedefi, halkın refah standardını yükseltme isteğinin sonucu hükümet böyle bir çalışmaya ihtiyaç duymuştur"

"Öncelikle politika üretmede sıkıntı çekilen alanlara bakıldı"

Çalışmanın ana ekseninin, küreselleşen dünyanın koşularıyla rekabet edebilecek reformları yapacak bir kamu düzeni sağlamak olduğunu kaydeden Erçin, bu raporda bu konuyla ilgili öneriler yapıldığını vurguladı.

Ülkede refahın artırılması ve hükümetin halka daha iyi hizmet sunmasının sağlanması için öncelikle politika üretmede sıkıntı çekilen alanlara bakıldığını söyleyen Erçin, çevre konusunun bu anlamda en önde gelen sorunlardan biri olduğunu vurguladı.

Erçin, Annan Planı'yla birlikte KKTC'de çok ciddi bir ekonomik büyüme yaşandığını bu ekonomik büyümenin sürdürülebilir olması için Kıbrıs adasının güzelliklerinin korunmasının son derece önemli bir unsur olduğunun tespit edildiğini kaydetti.

Bu konudaki hassasiyetin bakanlık düzeyinde dikkate alınması için bir çevre bakanlığı oluşturulmasının ön görüldüğünü belirten Erçin, "Kıbrıs Türk halkının yaşamış olduğu bu ekonomik büyümenin devam edebilmesi ve ülkemizin harap olmasının engellenmesi için bunu yapmamız lazım" dedi.

Anayasada, bakanlıkların sadece 10 tane olabileceği belirtildiğinden bir bakanlık oluşturulamayacağını söyleyen Erçin, çalışmada, mevcut olan bakanlıkların bazılarının birleştirilerek çevre konularına olan hassasiyetin ön plana çıkarılmasının gerekli görüldüğünü ifade etti.

Uluslararası ekonomik camiada, hükümetlerin rolünün denetleyici ve düzenleyici olduğunu söyleyen Erçin, bunun sağlanabilmesi için, Avrupa Birliği'ne uyumlu ekonomik yapının dikkate alınarak politikalar oluşturulmasının son derece önemli olduğunu belitti.

Yapılan çalışmadaki tavsiyelerin reformun başlangıcı olduğunu dile getiren Erçin, çalışmanın sadece hükümetin ve kamu kurumlarının yeniden yapılandırılarak, reformların hayata geçirilebilmesi için bir ilk adım olduğunu, bu ilk adıma karşı çıkanların başka hiçbir reformu yapamayacağını kaydetti.

Avrupa Birliği'yle uyum

Hükümetin yeniden yapılandırılmasının, Avrupa Birliğiyle uyumu sağlamak açısından da yararlı olacağını belirten Erçin, çalışmada, Avrupa Birliğine üye olacak ülkelerin idari yapılarının da göz önünde bulundurulduğunu kaydetti.

KKTC'nin hükümet yapılarının AB mevzuatına uyumlu olmasının halkı AB'ye yakınlaştıracağını ve her konudaki rekabet gücünü artıracağını vurgulayan Erçin, çözüm olduğu zaman Kıbrıs Türk halkının buna hazır olmasının da sağlanmış olacağının altını çizdi.

İzolasyonlar nedeniyle dünyadaki gelişmelerden çok uzak kaldığımızı söyleyen Erçin, bugün kurulması gereken birçok yapının kamu düzeni içinde yer almadığını söyledi.

AB'ye uyum stratejisiyle atılacak olan bu adımların, yapısal reformların, yapılmasının özel sektörün önünü de açacağını kaydeden Erçin, bunun halkın sosyal ihtiyaçlarına yönelik politikaların oluşturulmasında da anahtar teşkil edeceğini ve katalizör rolü oynayacak yapıyı oluşturacağını söyledi

Erçin, Bakanlıkların sorumluluklarının AB'ye uyumlu değiştirilmesinin teknik bir ihtiyaç olduğuna da dikkati çekti.

"Bu hükümetin talebi doğrultusunda hazırlanmış bir çalışmadır"

Yapılan çalışmanın hükümetin talebi doğrultusunda yapılan bir çalışma olduğunun altını çizen Erçin, altı ay boyunca uzmanların, müsteşarlar ve üst kademe yöneticilerle sürekli görüşerek, görüş alış verişinde bulunduğunu kaydetti.

Çalışmanın, alınan görüşler doğrultusunda hazırlandığını söyleyen Erçin, müsteşarlar ve üst kademe yöneticilerin günlük yaşadığı sıkıntıların da göz önünde tutulduğunu belirtti.

Erçin, çalışmanın ara döneminde Bakanlar Kuruluna çalışmanın gidişatı ile ilgili bilgiler sunulduğunu da ekledi.

"Değişim cesaret ister"

Değişimlerin zaman alan uzun süreçler içerdiğini söyleyen Erçin, değişim için cesaretli olmak gerektiğinin altını çizdi.

Hükümetin yeniden yapılandırılması için sunulan önerilerin beraberinde zor görevleri de getirdiğini söyleyen Erçin, toplumun ilerleyebilmesi için bunların hayata geçirilmesinin zaruri olduğuna dikkati çekti.

Yapılan çalışmanın herhangi bir yapının gücünü azaltmaya yönelik bir çalışma olmadığına değinen Erçin, amacın ortaklaşa politika üretimini sağlamak ve koalisyon hükümetleri dönemi içinde süregelmiş olan irrasyonel yapının yeniden şekillendirilmesini sağlamak olduğunu vurguladı.

Erçin şöyle devam etti:

"Bu çalışma uygulanırsa, son derece faydalı olacak. Çalışmanın herhangi bir siyasi partinin gücünü azaltacağını veya düşüreceğini düşünmüyorum. Tam tersine hükümetin ileriye gitmesini ve daha iyi hizmet verilmesini sağlayacağını düşünüyorum"

"Başbakanlık kurumlar tarafından şişirilmiştir"

Başbakanlığın esas rolünün daha iyi politikaların oluşabilmesi için bakanlıklar arası koordinasyonu sağlamak olduğunu vurgulayan Erçin, Başbakanlığın kurumlar tarafından çok fazla şişirilmiş olduğundan esas sorumluluğu olan iyi politikalar üretilmesine yönelik eşgüdümü sağlamak konusunda istenilen etkinliğe ulaşamadığını dile getirdi.

Bir ada ülkesi olduğumuzu ancak balıkçılıkla ilgili bir politikamız olmadığını kaydeden Erçin, bununla ilgili bir dairenin de olmadığını, bu ve bunun gibi birçok yeni yapının kurulması gerektiğini vurguladı.

Yapılan çalışmada Başbakanlığın altındaki birçok kurum ve kuruluşun teknik olarak daha doğru olabileceği yerlere gitmesinin önerildiğini dile getiren Erçin, bankalar, Lefke Avrupa Üniversitesi, BRT ve Cypfruvex gibi kurumların Bakanlıktan ayrılması gerektiğini belirtti.

KIBRIS 02/09/06

 

Kıbrıs'a barış ne zaman gelecek?

 

GÖRÜŞMELER DERHAL BAŞLASIN... Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP), Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ve BM'ye bir bildiriyle seslenerek birleşik federal Kıbrıs için görüşmelerin derhal başlaması çağrısı yapacak. Platform, barış istencini yüksek sesle haykırmak için Kıbrıs'taki tüm barış güçlerini Lefkoşa'daki 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) buluşmaya çağırdı

ETKİNLİK PROGRAMI... BMBP'nin 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlik programına göre saat 17.00'de Kuğulu Park'ta toplanılacak ve saat 17.45'te bildiri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak. Saat 18.15'te bildiri, BM Genel Sekreteri'ne ulaştırılmak üzere Ledra Palace'tan BM yetkililerine verilecek. Saat 18.30'da ise bildiriyi Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ulaştıracak örgüt liderleri Ledra Palace'ta otobüslere binecek

 "BARIŞA BİR MUM YAK" EYLEMİ... İstanbul'da eğitim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu "Kıbrıslı Gençlik Platformu" ise 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle "Barışa Bir Mum Yak" sloganıyla eylem düzenliyor. Lefkoşa 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) yer alacak barış eylemi saat 20.00'de başlayacak.

Bugün "1 Eylül Dünya Barış Günü". Tüm dünyada bugün barış özlemini en yüksek sesle haykırmak için sivil toplum örgütleri yollara dökülüyor. Örgütler gün dolayısıyla, savaşların yerini barışın almasını, topların tüfeklerin yerine çiçeklerin açmasını bir kez daha dile getirmek için seferber olacak.

Ülkemizde de 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla sivil toplum örgütleri eylem ve etkinlikler düzenliyor.

Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP), Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ve BM'ye bir bildiriyle seslenerek birleşik federal Kıbrıs için görüşmelerin derhal başlaması çağrısı yapacak. Platform, 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde barış istencini yüksek sesle haykırmak için Kıbrıs'taki tüm barış güçlerini Lefkoşa'daki 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) buluşmaya çağırdı.

İstanbul'da eğitim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu "Kıbrıslı Gençlik Platformu" ise, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle "Barışa Bir Mum Yak" sloganıyla eylem düzenliyor.

Lefkoşa 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) yer alacak barış eylemi saat 20.00'de başlayacak.

BMBP'nin 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlik programına göre saat 17.00'de Kuğulu Park'ta toplanılacak ve saat 17.45'te bildiri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak. Saat 18.15'te bildiri, BM Genel Sekreteri'ne ulaştırılmak üzere Ledra Palace'tan BM yetkililerine verilecek. Saat 18.30'da ise bildiriyi Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ulaştıracak örgüt liderleri Ledra Palace'ta otobüslere binecek.

Ortak mücadele çağrısı

BMBP içindeki sendikalar ve odalar adına açıklama yapan Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Genel Sekreteri Tahir Gökçebel, Kıbrıs'ın gerçek bir barış adası olması için adanın kuzey ve güneyindeki tüm örgütleri ortak mücadeleye çağırdı.

Gökçebel, siyasi liderliklere, adaya barışı getirmek için sorumlu davranmaları, ortamı gerginleştirmekten uzaklaşarak, silahlardan ve tüm yabancı askeri üslerden arınmış, bağımsız birleşik federal Kıbrıs hedefine ulaşmak için sonuç alınıncaya kadar derhal görüşmeleri çağrısı yaptı.

Kıbrıs'ta yaşayan insanlar olarak dünyanın barışa çok ihtiyacı olduğuna ve barışın yüksek bir erdem olduğuna inandıklarını ifade eden Tahir Gökçebel, "BMBP olarak savaşları, emperyalist çıkarlar uğruna yürütülen acımasız saldırıları ve saldırganları kınamak, barış istencimizi yüksek sesle haykırmak için tüm Kıbrıslıları Kuğulu Park'a davet ediyoruz" dedi.

KTOEÖS Genel Sekreteri Tahir Gökçebel, BMBP adına yaptığı açıklamada BM'nin dünya barışını koruyamaz duruma geldiğini, başta ABD ve AB gibi emperyalist güçlerin türlü bahaneler ve yöntemlerle çıkar uğruna savaşı sürekli kışkırttığını, bölgesel ve dünya barışını yok ettiğini belirterek, acımasızca yürütülen bu küresel siyaset yüzünden dünyanın kan gölüne çevrildiğine işaret etti. Gökçebel, "İşledikleri büyük suçlarla dünya tarihine karanlık bir sayfa daha açmışlardır" dedi.

Barışa bir mum eylemi

İstanbul'da eğitim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu "Kıbrıslı Gençlik Platformu" 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle "Barışa Bir Mum Yak" sloganıyla eylem düzenliyor.

Lefkoşa 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) yer alacak barış eylemi saat 20.00'de başlayacak.

"Kıbrıslı Gençlik Platformu" Başkanı Osman Erçal, yayımladığı bildiride barışın ve solda birliğin önemini vurgulayarak eyleme katılım çağrısı yaptı.

İkinci Dünya Savaşı'nın üzerinde 67 yıl geçmesine rağmen egemen güçlerin hep kendi çıkarları doğrultusunda çalışmaya devam ettiğini belirten Erçal, "67 yıl önce Polonya'da yaşananların daha modern silahlarla olan şekli bugün Filistin ve Lübnan'da yaşanmaktadır. Yarın belki Kıbrıs'ta yaşanacaktır. Bugün yaşananlara göz yummak, suç ortaklığı yapmaktır" dedi.

Erçal, eylemi, sol görüşlü bir gençlik örgütü olarak Kıbrıs'ta ve dünyada barış isteklerini bir kez daha vurgulamak amacıyla düzenlediklerini belirtti.

Osman Erçal şöyle dedi:

"Terörle savaşmak bahanesiyle terörün en üst seviyedeki şekli olan devlet terörünü uygulamak insanlığın hiçbir kitabına sığmamaktadır.

Şiddet ve terör politikalarında ısrar edenlerin, barışın kalıcı hale getirilmesinden kaçınanların, bizlerin yaşama hakkımızı elimizden almaya çalıştıklarının farkındayız.

Biz barışın ve insan haklarının yerleşmediği bir ülkede, devam ettirmeye çalıştığımız emekçilerin haklarının korunması, sosyal adaletin sağlanması ve hukuk devleti olma mücadelesinde de başarılı olamayacağımızın farkındayız."

Kıbrıslı Gençlik Platformu Başkanı Erçal, solda birlik konusunda da duyarlı olduklarını ancak sol örgütlerin bunu başaramamış olmasına üzüldüklerini belirterek, şunları kaydetti:

"Solun insanla uğraştığını ve enternasyonalist olduğunu unuttuğumuz, birlik ve ortak mücadelemizden koptuğumuz zaman, yok olmaya gideriz. Ayakta kalmamızın tek yolu, tek yumruk olmak ve hep beraber çalışmaktır; buna inanmalıyız.

Kıbrıslı Gençlik Platformu olarak, halkların kardeşliğine inanan, tüm dünyada ve Kıbrıs'ta barış isteyen tüm Kıbrıs halkını kimlik, din, dil, ırk gözetmeden mücadelemize katılmaya davet ediyoruz. Birlik ve mücadelenin tam zamanıdır.

Barışa bir mum da siz yakın..."

KIBRIS 02/09/06

 

Kıbrıslı Türk ve Rum kadınlardan ortak etkinlik

Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ) ile PEO'nun kadın büroları, "1 Eylül Dünya Barış Günü Sendikalar Eylem Günü" çerçevesinde ortak etkinlik düzenliyor.

Larnaka'nın Pervolia köyünde PEO'ya ait "Garden's View" tesislerinde gerçekleştirilecek etkinlik, yarın ve Pazar günü gerçekleştirilecek.

DEV-İŞ Kadın Bürosu adına açıklama yapan Sevgül Uludağ, DEV-İŞ ve PEO kadın bürolarının üyesi olan kadınların, "iki toplumdan kadınların, barış ve Kıbrıs'ın birleştirilmesi ile bir işbirliği atmosferi yaratılmasındaki rolü"nü tartışacaklarını belirtti.

Uludağ, iki günlük etkinliğe kadınların aileleriyle birlikte katılacaklarını ve böylelikle aile üyelerinin de, iki toplum arasında işbirliği ve dostluğun geliştirilmesine yönelik çeşitli etkinliklere katılma olanağı bulacağını ifade etti.

Etkinliklerin yarın akşam saat 17.00'de PEO Genel Sekreteri Pambos Kiritsis ile DEV-İŞ Genel Başkanı Mehmet Seyis'in konuşmalarıyla başlayacağını belirten Uludağ, daha sonra PEO Kadın Bürosu Sekreteri Marina Kuku ile DEV-İŞ Kadın Bürosu adına Sevgül Uludağ'ın birer konuşma yapacağını kaydetti.

Uludağ, konuşmaların ardından PEO ve DEV-İŞ kadın büroları üyelerinin, "iki toplumdan kadınların barış ve Kıbrıs'ın birleştirilmesi ile bir işbirliği atmosferi yaratılmasındaki rolü"nü tartışacaklarını ve önümüzdeki aylarda yapılacak ortak etkinliklere yönelik bir program çıkaracaklarını belirtti. Saat 19.30'a dek devam edecek tartışmalar esnasında Türkçe-Rumca simültâne çeviri yapılacağını ve ardından ortak bir deklarasyon açıklanacağını ifade eden Sevgül Uludağ, toplantıya PEO Örgütlenme Sekreteri Sotirulla Haralambus ile PEO ve DEV-İŞ kadın büroları adına Marina Kuku ve kendisinin katkı koyacağını kaydetti.

Uludağ bu arada, etkinliğe katılacak çocuklar için ise barış kavramını işleyecekleri ayrı bir program yapılacağını bildirdi.

KIBRIS 02/09/06

 

Talat'a Pakistan'dan resmi davet


2 Eylül, 2006 21:29:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak, eşi Oya Talat ile birlikte yarın Pakistan'a gidiyor.

Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, Müşerref'in yanı sıra, Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Başbakan Şevket Aziz, Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile de görüşecek.
 
KKTC lideri Talat ve eşi Oya Talat'a Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
 
Talat, 6 eylül çarşamba gecesi Ada'ya dönecek.
 
Davet, KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması yönünde bir adım olarak nitelendiriliyor.

 

 

KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk resmi gezi


Pakistan Devlet Başkanı Müşerref, Talat'ı 'KKTC Cumhurbaşkanı' sıfatıyla davet etti. Talat, ilk kez bir ülke liderinden bu sıfatla davet aldı.

 

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "KKTC Cumhurbaşkanı" sıfatıyla Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak bugün İstanbul üzerinden Pakistan'a gidecek. Talat, böylece ilk kez bir yabancı ülkenin liderinden "KKTC Cumhurbaşkanı" sıfatıyla resmi davet almış oldu.
KKTC Cumhurbaşkanlığı kaynakları da Pakistan davetinin Kıbrıs Türk halkına verilen önemin bir göstergesi olduğunu savundu. Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan'a yapacağı resmi ziyaret sırasında, Pervez Müşerref'in yanı sıra Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Başbakan Şevket Aziz, Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Eğitim Bakanı Cavit Eşref'le görüşmeler yapacak. Talat'a ziyaretinde Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.

'Halk lideri' formülü uygulanıyordu
Talat, daha önce de ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'le görüşmüş, ancak bu görüşmelere "Kıbrıs Türk halkının lideri" sıfatıyla gitmişti.
Talat'ın, geçen hafta Formula 1 İstanbul ayağında KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla birincilik ödülünü vermesi, tartışma yaratmıştı.

MILLIYET 03/09/06

 

AB: Kriz kaçınılmaz değil

GÜVEN ÖZALP Lappeenranta


Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığı'nı yürüten Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Türkiye'yle olası bir krizi engellemeye çalıştıklarını belirterek, "Kriz kaçınılmaz değil" dedi.
Finlandiya'nın Lappeenranta kentinde düzenlenen gayri resmi formatlı AB dışişleri bakanları toplantısı (GYMNICH) sonrasında soruları yanıtlayan Tuomioja, Türkiye'den liman ve havalimanlarını Rum bandıralı gemilere açmasını talep eden Ek Protokol'le ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi. Tuomioja, "Bu yapılmazsa ciddi bir durumla karşı karşıya kalacağız" dedi.
Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesinin bağlantılı olmadığını söyleyen Tuomioja, belgenin gereklerinin yapılmaması halinde tek pazarla bağlantılı başlıklarda müzakereleri sürdürmenin mümkün olmayacağını söyledi. AB'nin krizden kaçınmaya çalıştığını belirten Tuomioja, "Kriz kaçınılmaz değil" dedi.

MILLIYET 03/09/06

 

Rumlar, Ay Mamas Kilisesi'nde ayin yaptı

RUMLAR, AYİN İÇİN GÜZELYURT'TAYDI... Hıristiyan Ortodoks Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden biri olan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde, Kıbrıs'ta kapıların açılmasından sonra üçüncü kez KKTC hükümetinin izniyle dün akşam ayin yapıldı. Saat 19.00'da başlayan ayini sözde "Omorfo Metropoliti" Neofitos yönetti

BU SABAH DA DEVAM EDECEK... Ayin, Neofitos'un kilise girişindeki ikonu öpmesi ve ardından da kiliseye girişiyle başladı. Kilisede ayine katılan Rumlar ilahiler okudular, mum yaktılar, ikonları öptüler ve yerlere mersin dalları serptiler. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı ayin için büyük güvenlik önlemleri alındı. Ayin bu sabah da devam edecek. Saat 07:00'de başlayacak olan ayin, saat 11:00'de tamamlanacak

Hıristiyan Ortodoks Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden biri olan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde, Kıbrıs'ta kapıların açılmasından sonra üçüncü kez KKTC hükümetinin izniyle dün akşam ayin yapıldı.

Ayin bu sabah da devam edecek. Saat 07:00'de başlayacak olan ayin, saat 11:00'de tamamlanacak.

Güzelyurt'ta dün akşam saat 19.00'da başlayan ayini sözde "Omorfo Metropoliti" Neofitos yönetti. Ayin, Neofitos'un kilise girişindeki ikonu öpmesi ve ardından da kiliseye girişiyle başladı.

Kilisede ayine katılan Rumlar ilahiler okudular, mum yaktılar, ikonları öptüler ve yerlere mersin dalları serptiler. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı ayinde alınan büyük güvenlik önlemleri dikkat çekerken, Rum basını ayine ilgi göstermedi.

Ayine iki yıldır katılan Rum siyasiler bu yıl pek ilgi göstermezken, yine de AKEL'den Eleni Mavrou ve sözde "Omorfo Belediye Başkanı" Haralambos Pittas'ın katıldığı gözlemlendi.

Geçen yıl meydana gelen araç yangınları nedeniyle kilise çevresinde büyük güvenlik önlemleri alınırken, Rum araçları ayrı park yerine alındı ve polis kontrolünde tutuldu.

Barış Harekatı'ndan beri orijinal hali korunarak İkon Müzesi olarak kullanılan Ay Mamas Kilisesi'nde, 30 yıl aradan sonra ilk kez 2004 yılında ayin yapılmıştı.

2004 yılındaki ayinde uydu aracılığıyla canlı yayın yapılmış, ayine Rum parti liderleri ile yabancı misyon temsilcileri de katılmıştı.

KIBRIS 02/09/06

 

Türk hellimi Rumları rahatsız etti

Haberi, "Kıbrıs Türk Hellimi Arap Ülkelerinde - Yetkili Makamlar Elleri Kolları Bağlı Duruyor" başlığıyla yansıtan gazete, Arap piyasasında bulunan Kıbrıs Türk ürünlerinden birinin adının "Almas" olduğunu ve üretim yerinin Kuzey Kıbrıs (North Cyprus) olarak belirtildiğini, Avrupa pazarları başta olmak üzere diğer pek çok pazarda Kıbrıs Türk ürünlerinin "hellim" ismini taşıdığını yazdı, şöyle devam etti:

"Ancak çoğu Kıbrıs Türk sanayi ürünleri için Kıbrıs Rum isimleri kullanıyor; Yorsan Halloumi Cheese, Bahcivan Halloumi Cheese gibi... K.T. Koop. Merk. Bankası Ltd. Süt Fabrikası ve COOP Dairy Products Industry şirketleri de Halloumi Cheezse adını kullanıyor.

"Tüm Kıbrıs Sığır Üreticileri Örgütü" Müdürü Nikos Papakiriaku, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hellimin AB'de menşe ismi olarak tesis edilmesi için derhal çaba harcama dışında; Kıbrıs sanayicilerini ve üreticilerini de koruması gerekir diyor.

Papakiriaku, hükümetin konuyu incelemek amacıyla derhal hukukçular ataması ve bu ürünlerin ithal edildiği bütün ülkelerde gerekli girişimlerin yapılması, AB'de gerekli baskıları yapması gerektiğini söyledi.

KIBRIS 03/09/06

 

Talat'ın ödül vermesi kesinlikle kurallara uygundur

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen Formula 1 yarışında, birincilik ödülünün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından verilmesine ilişkin olarak "Yapılan iş kesinlikle kurallara uygundur" dedi.

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleriyle TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesinde bir sohbet toplantısı yapan Hisarcıklıoğlu, Formula 1'deki ödül töreni konusunda FIA kurallarını hatırlatarak, podyum kurallarının uygulanmasından sorumlu bir kişinin bulunduğunu kaydetti.

Bu sorumlunun FIA tarafından tespit edildiğini ve ödül verecek ismin anonsundan, alt yazılarının yazılmasına kadar podyumdaki her şeyin onun sorumluluğunda olduğunu kaydeden Hisarcıklıoğlu, podyumda ödül verecek kişilerin ise cumhurbaşkanı, başbakan, FIA başkanı ya da orada hazır bulunan enternasyonal statüde olan bir şahıs olabileceğini söyledi.

"Tartışma konusu burada herhalde" diyen Hisarcıkloğlu, "Talat'ın bu statüsü var mı" diye sordu. Talat'ın Türkiye Cumhuriyeti tarafından Cumhurbaşkanı olarak tanındığını ve burada bir problem olmadığını ifade eden TOBB Başkanı, KKTC Cumhurbaşkanı'nın dış ilişkilerine de dikkat çekti ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, ABD Dışışleri Bakanı Condaleezza Rice ve İngiltere Dışışleri Bakanı Jack Straw ile bir araya gelişine ilişkin fotoğraflarla örnekler gösterdi.

Türkiye'nin "Yabancılar söylerse doğrudur" psikolojisinden kurtulması gerektiğini vurgulayan TOBB Başkanı, "(Yabancılar böyle değerlendirdi, biz hata yapmışızdır) psikolojisinden kurtulmamız lazım" diye konuştu.

"'Haklı bir platformda, kendi içimizde tartışmalara girdik" diyen Hisarcıklıoğlu, "'(Acaba Güney Kıbrıs Rum Kesimi ne der) bu zihniyetten kurtulmak lazım. Eğer kendimize bulunduğumuz coğrafyada artı dünyada rol biçiyorsak, hakkınızı kullanıyor ve istiyor olmalısın" diye konuştu.

Çıkan haberlere de değinen Hisarcıklıoğlu, "İçeride bile tartışma var arkadaş, kendi medyaları, insanları bile kabul etmiyor deyip, alıp bu metni karşı taraftaki federasyona gittiği zaman adamların da kafası karışıyor. Diyor ki (Kurala göre bir şey yok, acaba biz atlıyor muyuz) Çünkü içerde tartışma var. Acaba verir miydi vermez miydi? Ceza gelecek mi? Eğer kural doğruysa, elimizdeki İngilizce metin doğruysa, bir ceza gelmez" dedi.

"Hak verilmez alınır" diye konuşan Hisarcıklıoğlu, serbest dolaşım konusunda Türkiye'nin anlaşma olmasına karşın bu hakkını unuttuğunu, ancak suçluluk psikolojisi içinde dile getirilemediğini kaydetti.

Kim olsa aynını yapardı

Orada kendisinin yerinde kim olsa aynını yapacağını söyleyen Hisarcıklıoğlu, "Yapmayacak bir babayiğit var mı? Çünkü sana kural bunu söylüyor" dedi ve Türk örf ve adetlerinin de orada yaş ya da protokol gereği büyük olan kim varsa onun çıkarılmasını gerektirdiğini kaydetti.

Haklı olunan yerde hakkın savunulması ve korunması gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu, tartışmaların Fenerbahçe-Beşiktaş-Galatasaray gibi olmaya başladığını belirtti ve şöyle devam etti:

"Bu işte kural neyse o. Bu iş taraftarlık işi falan da değil, akıl yoluyla. Bunun dışında başka bir iş yapılabilirmiydi. Mümkün değildi. Bunu tartışmayı menfi görüyoruz. Federasyon böyle diyor, kural böyle diyor. Neyi tartışayım o zaman... Verir miydi vermez miydi, uygun muydu, değil miydi, verdiği için kapanır mıydı? İşin kuralları gereği hiç bir şey olmaz. FIA muhakkak bu işi kendi kuralları içinde değerlendirecek. Çünkü burada bir kasıt, son dakika hadisesi yok."

İspanya örneğini vermek yanlış

Basında İspanya'daki F1 pistinin kapatılmasına ilişkin haberleri de hatırlatan Hisarcıklıoğlu, çok yanlış bir karşılaştırmanın yapıldığını, İspanya'da pisti hazırlayan Belediye Başkanı'nın podyum kuralları gereği ödülü veremediği için kapıyı kırarak ödülü verdiği, bu nedenle pistin kapatıldığını anlattı. Hisarcıklıoğlu, "O kadar yanlış değerlendirmeler var ki, kendi ayağımıza kendimiz kurşun sıkıyoruz" dedi.

Limanların Rum kesimine açılışı konusunda da "aman bizi baskıya alacaklar" şeklinde konuşmaların yapıldığını hatırlatan TOBB Başkanı, 2004 yılında verilen sözlere karşın KKTC üzerindeki izalosyanların hala kalkmadığına işaret etti.

KIBRIS 03/09/06

 

Talat, Pervez Müşerref ile görüşecek

Cumhurbaşkanı Talat, bugün eşiyle birlikte Pakistan'a gidiyor

Talat, Pervez Müşerref ile görüşecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak, eşi Oya Talat ile birlikte bugün Pakistan'a gidecek.

Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, Pervez Müşerref'in yanı sıra, Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, Pakistan Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Pakistan Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile de görüşecek.

Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat'a Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek. Cumhurbaşkanı Talat, 6 Eylül Çarşamba gecesi adaya dönecek.

 

KIBRIS 03/09/06

 

DP, CTP'yi bekliyor

"HÜKÜMET KRİZİ ÇOK UZADI"... DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, hükümet krizinin çok uzadığını, halkın huzursuz olduğunu, sorunların halledilebilir türden olduğunu belirterek, bu konuda CTP'nin kararını beklediklerini vurguladı

"BAKANLIKLARIN İÇİNİ BOŞALTMAK İSTİYORLAR"... Hasipoğlu, hükümet protokolüne sadık olduklarının altını çizerken, CTP'yi "bakanlıkların içini boşaltmak istemekle" suçladı ve bunu kabul etmelerinin söz konusu olmadığını bildirdi

Ülkede patlak veren hükümet krizi tam bir arapsaçına dönüşürken, ortaklar koalisyonun akıbetiyle ilgili alınacak karar konusunda topu birbirine atıyor.

Basın yoluyla birbirlerini kıyasıya eleştirmekten çekinmeyen ortaklar, somut adımlar konusunda aceleci davranmıyor.

Hükümet konusunda geçtiğimiz günlerde genişletilmiş MYK toplantısı yapan ve bu konuda atılacak adımlarla ilgili başbakan ve genel sekreteri yetkilendiren CTP, yarın da belediye başkanlarıyla hükümeti değerlendirecek.

Koalisyonun küçük ortağı Demokrat Parti (DP) cephesinde ise bekleme hâkim.

Dün KIBRIS muhabirinin sorularını yanıtlayan DP Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, bu konudaki tutumlarının belli olduğunu, protokolde bir değişikliğe gidilmesini kabul etmediklerini kaydetti.

Sorunlar bulunduğunu, bunların bu gün değil geçmişten gelen sorunlar olduğunu belirten Hasipoğlu, sorunların halledilebilir olduğunu söyledi.

Bu yönde her türlü çalışmayı yapmaya ve fedakârlığı göstermeye hazır olduklarını ifade eden Hasipoğlu, halkın zararına olacak hiçbir şeyi onaylamayacaklarını ifade etti.

Protokole sadık olduklarını yineleyen Hasipoğlu, burada değişiklik yapılmasını kabul etmeyeceklerini, söyledi.

Hasipoğlu, "Bakanlıkların içini boşaltılmak istiyorlar. Bakanlıkların fonksiyon ve ağırlığı ortadan kaldırılacak, bu değişiklikleri kabul etmiyoruz"dedi.

Hasipoğlu, hükümetin bu şekilde iyi çalışmalar yaptığını vurguladı.

Hükümet krizi konusunda CTP'nin kararını beklediklerini söyleyen Hasipoğlu, karar verecek olanın CTP olduğunu, onların verecekleri karara saygı duyacaklarını ifade etti.

KIBRIS 03/09/06

 

Talat Pakistan’da Rumlar alarmda

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in resmi davetlisi olarak Pakistan’a gitti. Yunanistan ve Rum kesimi ziyaretten rahatsız.

 

AA

Güncelleme: 08:05 ET 04 Eylül 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - THY’nin tarifeli uçağıyla KKTC’den İstanbul’a gelen Mehmet Ali Talat, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi’nde, İstanbul Vali Yardımcısı Fikret Kasapoğlu ve öteki yetkililerce karşılandı.

Dubai aktarmalı olarak Pakistan’a giden Talat ve beraberindeki heyet, bir süre burada dinlendi.

Talat’ın gezi kapsamında bugün Pakistan Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ile görüşeceği, akşam saatlerinde de Devlet Başkanı Pervez Müşerref ile biraraya geleceği ve Müşerref’in Talat onuruna bir yemek vereceği kaydedildi.

Talat, yarın da Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin’in yanı sıra Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile görüşecek.

Cumhurbaşkanı Talat’ın eşi Oya Talat’ın da gezi kapsamında yarın Kadın ve Gençlik İşleri Bakanı Sümeyra Malik ve Pervez Müşerref’in eşi Sehba Müşerref ile görüşeceği bildirildi.

Talat, daha önce de ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter-Steinmeier’le görüşmüş; ancak bu görüşmelere Kıbrıs Türk halkının lideri sıfatıyla katılmıştı.

YUNANİSTAN VE RUM KESİMİ’NDEN PAKİSTAN’A BASKI
Öte yandan Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Talat’ın Pakistan ziyaretinin, Yunanistan ve Rum yönetimini alarma geçirdiğini yazdı.

Gazetenin haberinde, Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney Kıbrıs’ta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan hükümetiyle birlikte, Talat’ın ‘cumhurbaşkanı’ olarak değil, ‘Kıbrıs Türk toplumu lideri’ olarak kabul edilmesi yönünde Pakistan hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu belirtildi.

Haberde, Talat’ın son anda kamuoyuna açıklanan ziyaretinin, Ankara’nın KKTC’nin tanınması için ortaya koyduğu yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü
olduğu ifade edildi.

 

Talat 'KKTC lideri' olarak Pakistan'da


4 Eylül, 2006 09:29:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak, eşi Oya Talat ile birlikte Pakistan'a gitti. Talat, ilk kez Türkiye dışındaki bir ülkeden 'KKTC Cumhurbaşkanı' sıfatıyla davet aldı. Ziyaret, Rum basınında ise 'alarm' ifadesi ile yer aldı.

Talat, başkent İslamabad'da, Müşerref'in yanı sıra, Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Başbakan Şevket Aziz, Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile de görüşecek.
 
Davet, KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması yönünde atılmış bir adım olarak görülüyor. Pakistan yönetimi, daveti Talat'a üç ay önce iletti.
 
Ancak Talat, o sırada Birleşmiş Milletler yetkilisi İbrahim Gambari Ada'da olduğu için davete hemen cevap veremedi.
 
KKTC lideri Talat ve eşi Oya Talat'a Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek. Talat, 6 eylül çarşamba gecesi Ada'ya dönecek.
 
İlk kez yabancı bir ülkenin liderinden 'KKTC Cumhurbaşkanı' sıfatıyla resmi davet alan Talat, daha önce ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile görüşmüş, ancak bu görüşmelere 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' sıfatıyla gitmişti.
 
Rum basını: 'Yunan ve Rum yönetimi alarmda'
 Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Pakistan ziyaretinin, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimini 'alarma geçirdiğini' yazdı.
 
Gazetenin haberinde, Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney Kıbrıs'ta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan hükümetiyle birlikte, Talat'ın 'cumhurbaşkanı' olarak değil, 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' olarak kabul edilmesi yönünde Pakistan hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu belirtildi.
 
Haberde, Talat'ın 'son anda kamuoyuna açıklanan' ziyaretinin, 'Ankara'nın KKTC'nin tanınması için ortaya koyduğu yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü' olduğu ifade edildi.
 
Fileleftheros gazetesi, İstanbul'daki Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinde birinci gelen Ferrari pilotu Felipe Massa'ya kupayı Talat'ın vermesini daha ziyade bir 'şov' olarak niteleyen 'diplomatik kaynakların', Talat'ın Pakistan ziyaretini 'çok daha ciddi ve olumsuz bir gelişme' olarak nitelendirdiklerini yazdı.

 

AZİZ'DEN TÜRKİYE'YE DESTEK

Bu arada, Lübnan'a hareketinden önce Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde açıklama yapan Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, KKTC lideri Talat'ın Pakistan ziyaretini değerlendirdi.
 
Şevket Aziz, ''Türkiye ile Pakistan arasında çok eskiye dayanan kardeşlik ve dostluk ilişkisi vardır. O yüzden Türkiye'yi her zaman destekledik" dedi.
 
"Kıbrıs sorununun çözümü çok büyük önem taşıyor" diyen Aziz, "biz Türkiye'yi bu konuda her zaman destekliyoruz ve Kıbrıs sorununun adil çözümü için her zaman Türkiye'nin arkasındayız" diye konuştu.

CNN TURK 04/09/06

 

Talat'ın Pakistan gezisine Rum tepkisi

LEFKOŞA (A.A)

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Pakistan ziyaretinin, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimini "alarma geçirdiğini" yazdı.

Gazetenin haberinde, "Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney Kıbrıs'ta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan hükümetiyle birlikte, Talat'ın 'cumhurbaşkanı' olarak değil, 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' olarak kabul edilmesi yönünde Pakistan hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu" belirtildi.

Haberde, Talat'ın "son anda kamuoyuna açıklanan" ziyaretinin, "Ankara'nın KKTC'nin tanınması için ortaya koyduğu yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü" olduğu ifade edildi.

Fileleftheros gazetesi, İstanbul'daki Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinde birinci gelen Ferrari pilotu Felipe Massa'ya kupayı Talat'ın vermesini daha ziyade bir "şov" olarak niteleyen "diplomatik kaynakların", Talat'ın Pakistan ziyaretini "çok daha ciddi ve olumsuz bir gelişme" olarak nitelendirdiklerini yazdı.

HURRIYET 04/09/06

 

Talat'a ilk kez devlet başkanı protokolü

04/09/2006 RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ

İSLAMABAD - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye dışında bir ülkenin lideri tarafından ilk kez kabul ediliyor. Pakistan Devlet Baskanı Pervez Müşerref ile bugün İslamabad'daki makamında görüşecek olan Talat, 2004'teki referandumlar sonrası KKTC'nin tanınması sürecinde önemli bir adım atacak. KKTC'nin 1983'te kurulması sonrası Bangladeş ile birlikte resmen tanıma kararı almış olan Pakistan, ABD baskısıyla geri adım atmak zorunda kalmıştı.
Referandumlar sonrası ABD, Rusya, Britanya ve Almanya gibi ülkelerin dışişleri bakanlarıyla görüşen Talat, bugün ilk kez bir devlet başkanı ile buluşuyor. Dün Ercan Havalimanı'ndan yola çıkıp İstanbul ve Dubai aktarmalı olarak İslamabad'a giden Talat ve KKTC heyetine 'devlet başkanı protokolü' uygulanacak. Talat, Müşerref'in yanı sıra görüşeceği Pakistanlı yetkililerle KKTC'ye desteğin artırılması çabalarını ele alacak.

'KKTC'yi tam tanımama durumu yok'
Ziyaret öncesi Pakistan Dişişleri Sözcüsü Tasnim Aslam, KKTC'nin tanınmasıyla ilgili soru üzerine, "KKTC'yi belki resmen tanımıyoruz ama tam tanımama durumu da yok. KKTC'nin burada bir bürosu var. İkisi arasında bir yerdeyiz. Kıbrıs Türk halkına mümkün olan her desteğe hazırız" dedi. Aslam, "Muşerref tanıma konusunda sürpriz karar alır mı" sorusuna ise "Bu tamamen başkanımıza bağlı. Görüşmede ne olur bilemeyiz" yanıtını verdi. KKTC'nin Pakistan'da bayrak dalgalandırdığı ofisi ve diğer elçiler gibi bayraklı makam aracı var.

Rum korkusu açıklatmadı
KKTC için büyük önem taşıyan bu ziyaretin Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan tarafından engellenmemesi amacıyla son dakikaya kadar gizli tutulduğu öğrenildi.

Talat'a davet, "KKTC Cumhurbaşkanı" sıfatıyla yapıldı

BUGÜN PAKİSTAN'DA OLACAK... Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak, İslamabad'a gidiyor. Dün öğleden sonra saat 16.40'da KKTC'den ayrılan Talat'ın, bu sabah saat 07.00 sıralarında İslamabad'da olması bekleniyor. Öte yandan, Müşerref'in Talat'a daveti "KKTC Cumhurbaşkanı" sıfatıyla yaptığı bildirildi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak, eşi Oya Talat ile birlikte başkent İslamabad'a gidiyor.

Pervez Müşerref'in Talat'a daveti "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı" sıfatıyla yaptığı bildirildi.

THY'nin "Gelibolu" uçağıyla dün öğleden sonra saat 16.40'da İstanbul'a gitmek üzere adadan ayrılan Cumhurbaşkanı Talat'ın, bu sabah saat 07.00 sıralarında İslamabad'da olması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat'ı, Ercan Havaalanı'nda Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz uğurladı. Talat, ayrılışı öncesinde açıklama yapmadı.

Cumhurbaşkanı Talat, İslamabad temasları sırasında Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in yanı sıra, Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, Pakistan Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Pakistan Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile görüşecek.

İlk kez yabancı bir ülkenin liderinden "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı" sıfatıyla resmi davet alan Talat, daha önce ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier il görüşmüş, ancak bu görüşmelere "Kıbrıs Türk toplumu lideri" sıfatıyla gitmişti.

Pakistan ziyaretinde Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat'a, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek. Cumhurbaşkanı Talat, İslamabad temaslarını tamamlamasının ardından, 6 Eylül Çarşamba gecesi adaya dönecek.

KIBRIS 04/09/06

 

ABD, AB-Türkiye çatışmasını önlemek için Kıbrıs Planı'nı gündeme getirecek

ABD'nin, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri süresince, Kıbrıs konusunda büyük bir kriz çıkmasını önlemek için diplomatik bir çaba içine gireceği bildirildi.

Brüksel merkezli haber portalı Euobserver'in haberine göre, Türkiye'nin AB gümrük yükümlülüklerini yerine getirmesi karşılığında, BM'nin Kuzey Kıbrıs ile ticareti denetlemesi önerildi.

Konuyla ilgili kaynaklar, Washington'un, Türkiye'nin AB ile süregelen katılım müzakerelerindeki çok önemli bir engeli kaldırabilecek karşılıklı bir anlaşma önermesi konusunda geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Rum basınında çıkan haberleri doğruladılar.

AB diplomatları tarafından da düşünülen planın, Türkiye'nin asker bulundurduğu Kuzey kesiminin liman ve havaalanlarını da kapsayacağı, hava ve deniz trafiğinin AB'nin denetimine geçmesinin, Kıbrıs Rum Hükümetinin daha önceleri şiddetle karşı çıktığı Kuzey tarafı ve AB arasındaki ticarete de olumlu bakmasını sağlayabileceği, bunun karşılığında, Türkiye'nin de, Rum Kesimi gemi ve uçakları üzerinde halihazırdaki ambargosuna son verebileceği bildirildi.

Türkiye'nin AB'yle yapacağı yeni müzakere başlıklarını veto etmeye kararlı olan Kıbrıs Rum Kesimi ile mevcut ilişkiler düzelmedikçe, AB'li diplomatlar Kıbrıs ve limanlar meselesini "oldukça zorlayıcı" olarak tanımlıyorlar ve de bu durumun AB'ye üyelik sürecinde Türkiye açısından "büyük bir krize" yol açacağı yorumunda bulunuyorlar.

 

KIBRIS 04/09/06

 

Güney Kıbrıs'ta Türk aracına saldırı

Araçlarıyla, Güney Lefkoşa'dan geçen iki genç Kıbrıslı Türk, Yunanistan bayraklı gençlerin saldırısına uğradı.

Dün saat 17.00 sıralarında, Larnaka Havaalanı'ndan gelerek, Lefkoşa'da Hilton Otel yakınlarındaki trafik ışıklarında duran, Sedef Delibaş ve Kaan Alpagut'un içinde bulunduğu araca, o sırada bir kafede bulunan grup tarafından sert cisim fırlatıldı.

Araçta hasar meydana gelince, gençler, Güney Lefkoşa'daki Lykavitos Polis Karakolu'na başvurdu.

Delibaş ve Alpagut, bunun ilk olay olmadığını ancak son saldırı olmasını temenni ettiklerini söyledi.

KIBRIS 04/09/06

 

Kayıplar için Türk tarafındaki kazılar bugün başlıyor

Kıbrıslı Türk ve Rum kayıpların akıbetini araştırmak için yıllardır çalışmalar yapan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Arjantin'den gelen "Arjantin Adli Tıp Antropoloji Ekibi"nin (EAAF) 4 üyesiyle işbirliği içinde başlattığı proje kapsamında mezar kazılarına bugün Kıbrıs Türk tarafında başlıyor.

TAK muhabirinin Komitenin Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük'ten aldığı bilgiye göre, daha önce ön çalışma niteliğinde Atalassa Ormanı'nda ve Alaminyo'da yapılan kazıların ardından kazıların Türk tarafında başlaması kararlaştırıldı. İki ay sürecek çalışmalar çerçevesinde kazılar, hem kuzey hem de güney Kıbrıs'ta birlikte yürütülecek.

KIBRIS 04/09/06

 

 

Eurlings Türkiye raporunu savundu

Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Eurlings, Türkiye raporunun sertleştiğini ama temelde çok fazla değişmediğini savundu. AB Komisyonu ise Türkiye’nin kaydetmiş olduğu gelişmeleri üye ülkelere bildirme yükümlülüğünün komisyona ait olduğunu belirtti.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 15:11 TSİ 05 Eylül 2006 Salı

STRASBOURG/BRÜKSEL - AP Dışişleri Komisyonu’nda dün oylanarak kabul edilen Türkiye raporuyla ilgili bugün basın toplantısı düzenleyen Camiel Eurlings, ek protokol ile birlikte KKTC’ye yönelik izolasyonlara da dikkati çekerek, Kıbrıslı Türklerle ticari ilişkilerin geliştirilmesinden yana olduğunu belirtti ve bunun için gerekli düzenlemelere destek verdi.

Eurlings, ek protokolün Türkiye tarafından uygulanmamasının, AB kurumlarının itibarının sorgulanmasına neden olacağını da savundu.

Kabul edilen değişikliklerin, raporun ruhunu çok fazla değiştirmediğini ifade eden Eurlings, bununla birlikte raporun tonunun sertleştiğini kabul etti ve “Türkiye’ye daha olumlu bir mesaj vermek isterdim” diye konuştu.

Sözde Ermeni soykırımının AB üyeliğinden önce Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin dün kabul edilen değişiklik önergesiyle ilgili bir soru üzerine Hollandalı parlamenter, bu konunun AB üyeliği için bir kriter olarak getirilmesini istemediğini belirtmekle birlikte, Türkiye’nin soykırım iddialarını tanınmasının gerekliliğinden söz etti.

Türkiye’de demokratik reformlar konusunda bir yavaşlama gözlendiğini savunan Eurlings, bunun üzüntü verici olduğunu söyledi.

‘ASIL SORUMLU AB KOMİSYONU’
Öte yandan Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in sözcüsü Krisztina Nagy, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’ndan geçen raporun, Türkiye’deki gelişmeler hakkında fikir sahibi olmak için bir katkı oluşturduğunu; ancak burada asıl sorumlunun AB Komisyonu olduğunu hatırlattı.

Sözcü, “3 Ekim 2005’te AB Konseyi, Türkiye’nin müzakere çerçeve belgesini hazırlarken ilerleme raporunu yazma yetkisini AB Komisyonu’na verdi. Komisyon, Türkiye’nin tam üyelik konusundaki hazırlıkları hakkında üye ülkelere bilgi veriyor” dedi.

Brüksel’deki diplomatik kaynaklar da, Eurlings’in raporunun, siyasi bir önemi olmasına karşın üyelik müzakerelerini etkileyecek nitelikte olmadığını belirtiyor.

Türkiye raporuna soykırım damgası

AP’nin Türkiye raporu Türkiye aleyhinde ağırlaştırılarak kabul edildi. Raporda tam üyelik öncesi Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımın tanınması bir kez daha istenirken, Süryani ve Pontus soykırımı ifadeleri de eklendi.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:11 TSİ 05 Eylül 2006 Salı

STRASBOURG - Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu, Türkiye Raportörü Camiel Eurlings’in hazırladığı raporu değişiklikler ve Türkiye aleyhinde ağırlaştırılarak kabul etti.

 

Strasbourg’daki oturumda oylamaya sunulan rapor 6’ya karşı 52 evet oyuyla kabul edildi. Raporda, Ankara’nın söyleminin tersine, Türkiye’de reform sürecinin yavaşladığı ısrarla dile getiriliyor.

SÜRYANİ VE PONTUS SOYKIRIMI
Ana mesajı Türkiye’deki reform sürecinin yavaşlaması olan karar taslağına, Ermeni soykırımı iddialarının tanınmasının üyelik öncesi önkoşul olduğuna ilişkin bir madde de eklendi. Dışişleri komisyonundaki oylamada ayrıca, bir Avrupa Parlamentosu raporuna ilk defa Yunan parlamenterlerin girişimiyle Süryani ve Pontus soykırımları ibareleri de girdi.

SİYASİ PARTİLERE PKK MESAJI
Dışişleri Komisyonu’nda Türkiye’nin Kıbrıs’taki askerlerini belirli bir takvime göre geri çekmesine ilişkin bir madde de kabul gördü. Buna karşılık DTP de dahil olmak üzere Kürt partilerinin PKK ile aralarına mesafe koymaya çağıran değişiklik önergesi reddedildi.

TÜRBANI TOPLUMSAL UZLAŞIYLA ÇÖZÜN MESAJI
Taslak metne ayrıca türban konusunda da bir madde eklendi ve Türkiye’ye bu konuyu Türkiye’ye toplumsal uzlaşıyla çözmesi çağrısı yapıldı.

LAGENDIJK: RAPORUN DİLİ AĞIR
Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter Joost Lagendijk de yaptığı konuşmada, raporun dilini ağır bulduğunu söyledi. Hollandalı parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP’nin Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceği mesajını vermemesi gerektiğini ifade eti.

BARROSO: SOYKIRIM İDDİALARINDA EMRİVAKİ YAPILAMAZ
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliğinde, Ermeni soykırımı iddialarını tanıma koşulunun getirilmesini reddettiğini açıkladı.

Barroso, soykırım iddialarını tanıması konusunda Türkiye’ye emrivaki yapılamayacağını söylerken, bu konudaki tartışmaların zorluğu üzerinde durarak, Türkiye’ye ek bir koşul getirilemeyeceğini belirtti.

‘İLİŞKİLER ZARAR GÖREBİLİR’
Toplantıyı izleyen Türkiye’nin AB nezdindeki büyükelçisi Volkan Bozkır, belgenin Türkiye-AB ilişkilerine son derece zarar verebilecek nitelikte olduğunu söyledi.

Raporu hazırlayan Hollandalı parlementer Camiel Eurlings ise; “Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmemesini istiyoruz” demediklerini, ancak reformları hızlandırması yönünde Türkiye’ye net bir mesaj gönderdiklerini savundu.

Rapor Eylül ayının son haftasında Strasbourg’da parlamentonun genel kurulunda oylamaya sunulacak. Parlamento raporunda yer alan talep ve beklentilerin tamamının Avrupa Birliği Komisyonu’nun Ekim’de açıklayacağı ilerleme raporunda da yer alması bekleniyor.

Müşerref’ten KKTC’ye destek

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in resmi davetlisi olarak Pakistan’a gitti. Müşerref, her konuda KKTC’ye destek vereceklerini söyledi.

 

AA

Güncelleme: 15:38 TSİ 05 Eylül 2006 Salı

LEFKOŞA - Pakistan Devlet Başkanı Müşerref’in resmi davetlisi olarak İslamabad’a giden Talat, Müşerref ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bir araya geldi.

MÜŞERREF’TEN KKTC’YE DESTEK
Görüşmede, Müşerref’in, izolasyonların kaldırılması konusunda Kıbrıslı Türkler’in yürüttüğü politikaya destek verdiğini dile getirerek, Pakistan’ın her koşulda Kıbrıslı Türklerin yanında olacağını söylediği bildirildi. Müşerref, ülkesinin, Kıbrıs’ta kalıcı bir barışa ulaşılması konusunda da gerekli her türlü desteği vermeye hazır olduğunun altını çizdi.

Talat, bugün de Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin’in yanı sıra Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile görüşecek. Cumhurbaşkanı Talat’ın eşi Oya Talat’ın da gezi kapsamında Kadın ve Gençlik İşleri Bakanı Sümeyra Malik ve Pervez Müşerref’in eşi Sehba Müşerref ile görüşeceği bildirildi.

Talat, daha önce de ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter-Steinmeier’le görüşmüş; ancak bu görüşmelere Kıbrıs Türk halkının lideri sıfatıyla katılmıştı.

YUNANİSTAN VE RUM KESİMİ’NDEN PAKİSTAN’A BASKI
Öte yandan Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Talat’ın Pakistan ziyaretinin, Yunanistan ve Rum yönetimini alarma geçirdiğini yazdı.

Gazetenin haberinde, Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney Kıbrıs’ta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan hükümetiyle birlikte, Talat’ın ‘cumhurbaşkanı’ olarak değil, ‘Kıbrıs Türk toplumu lideri’ olarak kabul edilmesi yönünde Pakistan hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu belirtildi.

Haberde, Talat’ın son anda kamuoyuna açıklanan ziyaretinin, Ankara’nın KKTC’nin tanınması için ortaya koyduğu yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü
olduğu ifade edildi.

 

Pakistan'dan KKTC ile işbirliği kararı


5 Eylül, 2006 10:22:00 (TSİ) CNN TURK

 

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak Pakistan'da. İlk kez Türkiye dışında bir ülkeden 'KKTC Cumhurbaşkanı' sıfatıyla davet alan Talat, Müşerref ile biraraya geldi. Görüşmeden turizm ve eğitim alanında işbirliği kararı çıktı.

İslamabad'da CNN TÜRK'e konuşan Talat, "bu sıradan bir ziyaret değil, sadece devlet başkanıyla değil, birçok bakanla da görüşüyoruz" dedi.
 
"Herhangi bir devlet başkanı bu kadar geniş bir görüşme süreci yaşamazdı" diyen Talat, "burada, Kıbrıslı Türkleri, sizin keyfiniz istemiyor diye dışlamayacağız mesajı veriliyor" ifadesini kullandı.
 
"Ekonomik ve ticari alanda mesafe katetmeyi düşünüyoruz" diyen KKTC lideri, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerde, Pakistanlı gençlere, özellikle turizm eğitimi verme ve turizm alanında işbirliği konusunda prensip kararı aldıklarını söyledi.
 
Formula 1'de kupa tartışması
 
Talat, Formula 1'in İstanbul ayağında kupa vermesiyle ilgili olarak da "elbette tepki bekliyorduk ama bu kadarını değil, bu, Rumların tahammülsüzlüğünün göstergesi" dedi.
 
Rumların olumsuz tavrının zaman içinde diğer ülkeleri de etkileyeceğini söyleyen Talat, Pakistan'ı başka ülkelerin izleyebileceği mesajını verdi.
 
Talat, teknik komisyonlar konusunda da "eğer BM doğrudan girişimde bulunmazsa Kıbrıs sorunundaki çıkmaz sürecek" diyerek Birleşmiş Milletler'i göreve çağırdı.
 
Erçakıca: "Ziyaret tanıma isteme değil"
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da haftalık basın toplantısında, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın Pakistan ziyaretinin, bazı gazetelerde iddia edildiği gibi bir 'tanınma isteme' ziyareti olmadığını söyledi.
 
Erçakıca, İslamabad'da temaslarını sürdüren Talat'ın Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununa bakışını anlatmak ve Pakistan ile ilişkileri geliştirmek olanağı bulduğunu belirtti.
 
Kıbrıslı Türklerin uluslararası bağlantılarının artmasının ve Kıbrıs'ta çözüm isteklerini dünyaya anlatma olanaklarının çoğalmasının, barışa, çözüme ve yeniden birleşmeye hizmet edeceğini belirten Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tavrını aşabilmemiz için daha fazla uluslararası desteğe ihtiyacımız vardır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın çabaları da bu desteği artırmaya dönüktür" diye konuştu.
 
Talat'ın ziyareti Rum basınında
 
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın Pakistan'a yaptığı ziyaret, Kıbrıs Rum basınında geniş yer buldu.
 
Fileleftheros:
Gazete, Talat'ın Pakistan'da KKTC Cumhurbaşkanı olarak değil, Kıbrıs Türk toplumu lideri olarak kabul edilmesi için geçtiğimiz pazar günü başta Rum yönetimi ve Yunanistan olmak üzere bazı ülkelerin girişimde bulunduğunu yazdı.
 
Habere göre, Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis, KKTC'yi tanımama politikasında hiçbir değişiklik olmadığı yönünde Pakistan'dan güvence aldıklarını söyledi.
 
Sözcü, 'Türk tarafının tanınma konusunda örgütlü çabaları olduğunu' ileri sürdü.
 
Alithia:
Gazete, Rum yönetimi sözcüsünün Talat'ı davet eden ve devlet başkanı olarak karşılayan Pakistan'a değil, Talat'a yanıt vermesinin, Rum yönetiminin uğradığı şok ve çaresizliğini gösterdiğini yazdı.
 
Ziyaretin 'Rum tarafı için olumsuz bir gelişme' olarak nitelendiği haberde, Pashiardis'in, ''Sayın Talat bu tür ziyaretlerden zevk alır ve ona 'cumhurbaşkanı' olarak hitap edildiğinde duygulansa da, bu kendisinin sadece Kıbrıs Türk toplumu lideri olduğu gerçeğini değiştiremez'' dediği belirtildi.
 
Simerini:
Gazete, DİSİ Başkanvekili Averof Neofitu'nun KKTC'nin her türlü tanınma çabasıyla ilgili Türkiye ve Talat'ın girişimlerini 'kabul edilmez' olarak nitelediğini ve Rum yönetimini bu konuda pasif kalmakla suçladığını yazdı.
 
Politis:
Haber, Politis gazetesinde de, 'Müşerref'ten Destek... Talat'ın Pakistan'a Ziyareti Tarihi Bir Adım' başlığıyla verildi.

 

Dışişleri Türkiye Raporu'ndan memnun değil


5 Eylül, 2006 13:16:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'nde oylanan Türkiye raporunda 'sağduyu ve nesnellikten uzak unsurlara ağırlık verildiğini' söyleyerek, Genel Kurul'daki oylamada bu durumun düzeltilmesini beklediklerini söyledi.

Sözcü Tan, konuyla ilgili açıklamasında, Hollandalı Hristiyan Demokrat parlamenter Camiel Eurlings tarafından hazırlanan Türkiye Raporu'nu değerlendirdi.
 
Sözcü Tan, raporun dün Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi'nde oylanarak, 25-28 eylülde toplanacak Genel Kurul'a gönderildiğini hatırlattı.
 
Tan raporun yazım aşamasında olduğunu belirterek, ''ancak alınan bilgiler çerçevesinde Türkiye-AB ilişkilerinin yönelimiyle ilgili olmayan ve bu ilişkilere katkıda bulunmayacağı aşikar olan, sağduyu ve nesnellikten uzak unsurlara ağırlık verdiği anlaşılan söz konusu raporun bu haliyle bir anlam ifade etmesi beklenmemelidir'' dedi.
 
'Gerçeklikten uzak unsurlar'
 
Tan, raporda 'gerçekçilikten uzak ve siyasi saiklerle kaleme alınmış bazı unsurların AP'nin itibar ve ciddiyetiyle bağdaşmadığını düşündüklerini' söyleyedi.
 
Namık Tan, ''AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun da ifade ettiği gibi 'emrivaki yaratmak suretiyle' Ermeni soykırımı gibi ciddi bir akademik disiplin gerektiren konularda dahi objektiviteden uzak koşullar getirme arayışı tarafımızdan büyük üzüntüyle karşılanmıştır'' diye konuştu.
 
Sözcü Tan, Parlamento'nun Türkiye-AB ilişkilerini teşvik eden bir yaklaşım içerisinde olmasının temel beklentileri olduğunu ifade ederek, bu çerçevede Genel Kurul'da yapılacak görüşme ve oylamada bu durumun düzeltilmesi için AP milletvekillerinin gerekli sağduyu ve ileri görüşlülüğü göstermelerini beklediklerini ifade etti.
 
Eurlings: "Olumlu mesaj vermek isterdim"
 
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raportörü Camiel Eurlings ise, Gümrük Birliği'nin 25 ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören Ek Protokolün Türkiye tarafından uygulanmamasının, AB kurumlarının itibarının sorgulanmasına neden olacağını savundu.
 
Türkiye raporuyla ilgili basın toplantısı düzenleyen Eurlings, Ek Protokol ile birlikte KKTC'ye yönelik izolasyonlara da dikkati çekerek, Kıbrıslı Türklerle ticari ilişkilerin geliştirilmesinden yana olduğunu belirtti ve bunun için gerekli düzenlemelere destek verdi.
 
Kabul edilen değişikliklerin, 'raporun ruhunu çok fazla değiştirmediğini' ifade eden Eurlings, bununla birlikte raporun 'tonunun sertleştiğini' kabul etti ve "Türkiye'ye daha olumlu bir mesaj vermek isterdim" diye konuştu.
 
Ermeni soykırımının AB üyeliğinden önce Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin dün kabul edilen değişiklik önergesiyle ilgili bir soru üzerine Hollandalı parlamenter, bu konunun AB üyeliği için bir kriter olarak getirilmesini istemediğini belirtmekle birlikte, Türkiye'nin soykırım iddialarını tanınmasının 'gerekliliğinden' söz etti.
 
Türkiye'de demokratik reformlar konusunda bir yavaşlama gözlendiğini savunan Eurlings, bunun 'üzüntü verici olduğunu' söyledi.
 
Rapora tepkiler
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye'yi Ermeni soykırımı iddialarını tanımaya davet eden raporu için, "bağlayıcılığı yok, bizden böyle bir şey istemek hayalle uğraşmaktır" dedi.
 
Erdoğan, Türkiye'nin Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili olarak tavır değiştirmeyeceğini de belirtti.
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca raporula ilgili olarak, 'Türkiye'den, Kıbrıs sorununu Kıbrıslı Türkler aleyhine etkileyecek bazı taleplerde bulunulmasının büyük bir çelişki olduğunu' söyledi.
 
AP'nin önemli bir kamuoyu yaratma gücü bulunduğunu söyleyen Erçakıca, "olumsuz bir gelişmedir. Raporun tümünü görüp değerlendirmek lazım. Her şeyden önce Türkiye'nin bu değerlendirmeyi yapması lazım'' dedi.
 
Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Joost Lagendijk'ın, 'AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de yerine getirmesi çağrısında bulunduğunu' hatırlatan Erçakıca, çıkış yolunun, Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nda gösterildiğini, soruna bir bütün olarak yaklaşılması gerektiğini vurguladı.
 
Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn adına yapılan açıklamadaysa, raporun Türkiye tartışmasına katkı sağladığı vurgulandı.
 
Türkiye'nin, AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır,
raporun Türkiye-AB arasındaki ilişkilerine zarar verecek unsurlar taşıdığını söyledi.
 
Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk da, 'raporun dilini ağır bulduğunu' belirtti.
 
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso da, soykırım iddialarının ön şart haline getirilmesini reddettiğini açıkladı.
 
Rapor dün oylandı
 
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nun dün akşam yapılan oturumunda, Hollandalı Hristiyan Demokrat üye Camiel Eurlings’in hazırladığı Türkiye Raporu kabul edildi.
 
Türkiye raporu, verilen değişiklik önergeleriyle sertleştirilirken, Yunan ve Rum parlamenterlerin önerisiyle Türkiye'nin Ermeni soykırımı dışında, 'Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de soykırım yaptığı' iddia edildi.
 
Raporda, özellikle ifade özgürlüğü, dini ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar ve yargının bağımsızlığı gibi alanlarda reform sürecinin hızlandırılması isteniyor.
 
Hollandalı Hristiyan Demokrat Camiel Eurlings tarafından hazırlanan Türkiye Raporu, 25-28 eylül tarihlerinde toplanacak AP Genel Kurulu'nda ele alınacak.

 

Türkiye raporuna 'soykırım' gölgesi


5 Eylül, 2006 00:00:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda dün akşam yapılan oturumda, Türkiye raporuna Ankara'nın aleyhine daha sert ifadelerin yer aldığı paragraflar eklendi. Kabul edilen bir değişiklik önergesiyle Türkiye'nin, Ermeni soykırımı iddialarını AB'ye tam üyelik öncesinde tanıması istendi.

Hollandalı Hristiyan Demokrat üye Camiel Eurlings’in hazırladığı Türkiye raporu kabul edildi.
 
Oylamada, 52 parlamenter ‘evet’, 6 parlamenter ‘hayır’ ve 8 parlamenter de ‘çekimser’ oy kullandı.
 
Oylamadan önce konuşan Eurlings, Türkiye'de reformların uygulanmasında gecikme olduğunu belirterek, AP'nin bu raporla, Türkiye'ye ciddi bir mesaj vermesi gerektiğini söyledi.
 
Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter Joost Lagendijk de yaptığı konuşmada, ‘raporun dilini ağır bulduğunu’ söyledi.
 
Hollandalı parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP'nin Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceği mesajını vermemesi gerektiğini ifade etti.
 
Lagendijk, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de yerine getirmesi çağrısında bulundu. 

Liberal grup adına konuşan İngiliz parlamenter Andrew Duff da konuşmasında, Avrupa'nın modern ve demokratik bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu belirterek, Türkiye'nin savunma ve güvenlik alanında Avrupa'nın istikrarı için oynadığı rolün gözardı edilmemesi gerektiğini kaydetti.
 
AP Dışişleri Komisyonu'na sunulan 300'den fazla değişiklik önergesinin oylanmasının geceyarısını bulması bekleniyor.
 
Bağlayıcı niteliği olmayan tavsiye niteliği taşıyan taslak rapor, Strasbourg'da Avrupa Parlamentosu'nun 25-28 eylülde yapacağı genel oturumda nihai olarak oylanacak.
 
Raporun detayları
 
Taslak raporda, Türkiye'den, reform süreci, özellikle ifade özgürlüğü, dini haklar ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının bağımsızlığı ve reformların uygulanmasının hızlandırılması isteniyor.
 
Hükümetin hazırladığı dokuzuncu reform paketinin memnuniyetle karşılandığı ifade edilen raporda, yeni terörle mücadele yasasının temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı unsurlar içermemesi talep ediliyor.
 
Kabul edilen değişiklik önergeleriyle, Türkiye aleyhine sertleştiği gözlenen raporda, ayrıca yine Yunan ve Rum parlamenterlerin önerisiyle Türkiye'nin, Ermeni soykırımı dışında 'Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de soykırım yaptığı' iddia edildi.
 
Bu arada, Yeşil grup parlamenterleri Joost Lagendijk ve Cem Özdemir'in sunduğu ve kabul edilen bir değişiklik önergesiyle Türkiye'de üniversitelerdeki türban sorununa bir çözüm bulunması çağrısında bulunuldu.
 
Raporda ayrıca, 'Türkiye topraklarında yaşayan farklı azınlıklara yapılan hak ihlallerinin, tam üyelik hedefine uygun olmadığı' görüşü öne sürüldü.
 
PKK terörü kınandı:
'Güneydoğu' başlığı altında terör örgütü PKK'nın saldırılarını yoğunlaştırmasının şiddetle kınandığı raporun taslağında, terörle mücadelesinde Türkiye ile dayanışma içinde olunduğuna vurgu yapılıyor.
 
Raporda, Türkiye'ye 'koruculuk sistemini lağvetmesi', 'Kürt sorununa demokratik çözüm araması', 'gözaltı ve tutuklamalarda Avrupa standartlarını uygulaması' gibi çağrılarda bulunuluyor.
 
Van savcısı da raporda:
Raporda, eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın görevden alınmasının 'derin endişe kaynağı' olduğu ifade edilirken, Şemdinli olaylarından sonraki gelişmelerin 'Türk toplumunda ordunun rolünün yeniden canlandığını değil, devam ettiğini gösterdiği' ileri sürülüyor.
 
Seçim barajı tartışması:
Yüzde 10 olan seçim barajının indirilmesi istenen raporda, bu sayede TBMM'de daha geniş temsil sağlanacağı görüşü savunuluyor.
 
Danıştay saldırısı:
AB yolunda yapılan reformları yansıtacak yeni bir anayasaya ihtiyaç olabileceği görüşüne yer verilen raporda, Danıştay'a yapılan saldırı da şiddetle kınanıyor.
 
İnsan hakları:
Raporun 'İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması' başlığı altında, AP'nin son raporundan bu yana dini özgürlükler bağlamında ilerleme sağlanmamış olmasından 'esef duyulduğu' ifade edilirken, Türkiye'ye dini azınlıkların ruhbanlarını eğitmede ve mülk edinmede karşılaştıkları sorunları ortadan kaldırması çağrısı yapılıyor.
 
Alevilerin durumu:
Raporda, Alevilerin tanınması ve korunması istenirken, cem evlerinin de dini merkezler olarak tescil edilmesi, dini eğitimin gönüllülük esasına göre düzenlenmesi ve sadece Sünni inancını yansıtmaması gibi talepler yer alıyor.
 
Ermenistan ile ilişkiler:
'Modern, demokratik ve laik Türkiye, medeniyetlerin birbirini daha iyi anlamasında yapıcı rol oynayabilir' denilen taslak raporda, Ermenistan ile diplomatik ve iyi komşuluk ilişkilerinin başlatılmasında Türkiye'nin ön koşulsuz olarak gerekli adımları atması ve bu ülkeyle sınır kapısını bir an önce açması isteniyor.
 
Kıbrıs sorunu:
Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması da talep edilen raporda, ''Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB üyelerinin tanınması, müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır'' deniliyor.
 
Barroso: "Ermeni iddiaları emrivaki yapılmasın"
 
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinde, Ermeni soykırımıyla ilgili iddialaları tanıma koşulunun getirilmesini reddettiğini açıkladı.
 
Belçika Parlamentosu’nda Liberal Parti Reformcu Hareket temsilcileri ile bir toplantıya katılan konuşan Barroso, soykırımla ilgili iddiaları tanıması konusunda Türkiye’ye ‘emrivaki yapılamayacağını’ söyledi.
 
Barroso, bu konudaki tartışmaların ‘zorluğu’ ve ‘zaman gerektirdiği’ üzerinde durarak, Türkiye'ye ek bir koşul getirilemeyeceğini belirtti.
 
Ermenilerin yeni hedefi İspanya Meclisi
 
Bu arada Ermeni soykırımıyla ilgili iddialar iki Katalan milletvekili tarafından İspanyol Meclisi'ne getirildi.
 
Dışişleri Komisyonu'a gönderilen mektupla sunulan öneride, ‘insanlığa karşı bir suç işlendiği’ gerekçesiyle İspanyol Meclisi'nin Ermeni soykırımı iddialarını tanıması talep edildi.
 
Türkiye'nin Madrid Büyükelçisi Volkan Vural önerinin, Meclis Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilmesinin ‘çok zayıf’ bir ihtimal olduğunu belirtti.

AB KOMİSYONU

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, günlük olağan basın toplantısında AP'nin raporunun Türkiye hakkındaki tartışmaya 'katkı yaptığını' söyledi.

 

Raporun henüz Dışişleri Komisyonu'nda kabul edildiğini kaydeden Nagy, "AP tarafından kabul edildikten sonra raporu inceleyeceğiz" dedi.

 

Diplomatik kaynaklar, AP'de Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan çevrelerin çabalarıyla AB Komisyonu'nun 24 ekimde yayınlayacağı ilerleme raporundan hemen önce çıkarılmaya çalışan Türkiye Raporu'nun, İlerleme Raporu'nu etkileme amacını taşıdığına dikkati çekiyor.

CNN TURK 05/09/06

Rumlar’dan Pakistan protestosu

Oshan SABIRLI / LEFKOŞA, (DHA)

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Cumhurbaşkanı sıfatıyla Pakistan’a gerçekleşen ziyareti Güney Kıbrıs’ta tepkiyle karşılandı.

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Talat’ın Pakistan ziyaretinin protesto ettiklerini açıkladı. Rum sözcü Pakistan’ın Rum Yönetimi’ne KKTC’nin tanınmayacağı yönündeki politikalarının değişmediğine ilişkin sözü olduğunu söyledi.

‘TALAT MUTLU OLSA DA GERÇEK DEĞİŞEMEZ’

Rum Sözcü açıklamasında, "Pakistan’ın sözünden şüphe etmemizi gerektirecek bir neden yoktur ancak Türk tarafının "yasadışı rejimin" siyasal açıdan güçlendirilmesine yönelik planlı çabaları olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Talat bu tür ziyaretlerden ve kendisine ‘cumhurbaşkanı’ denmesinden mutlu olsa da, Ankara her yönüyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuzeyini denetimi altında tuttuğu sürece Kıbrıs Türk toplumunun lideri olduğu gerçeği değişmez ve Talat’ın rolünü ‘işgal’ ve Türkiye’nin ‘işgal bölgelerindeki’ askeri varlığı belirler. Siyasi açıdan güçlendirme çabalarıyla 8 Temmuz Anlaşması’nın uygulanması arasındaki çelişkiye bir kez daha işaret etmek isterim. Bu girişim bu çabalara zarar veriyor" dedi.
Bu girişimin, Türk tarafının bugün esas amacının yasadışı rejimi güçlendirmek olduğu gerçeğini ortaya koyduğunu, Türk tarafının 8 Temmuz Anlaşması’nın uygulanmasıyla ilgilenmediği sonucuna varılabileceğini belirten Hükümet Sözcüsü, Talat’ın ziyaretini “kendilerini ilgilendiren bir gelişmeö olduğunu söyledi.

RUMLAR’DAN ‘ENDİŞELİYİZ’ İTİRAFI

Sözcü, BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarının edildiğini iddia ederek Rum hükümetinin, bu tür çabalardan endişe duyduğunu söyledi. Sözcü şöyle konuştu: "Siyasi güçlenmeyi ve dolaylı olarak ‘sahte’ devletin tanınmasını amaçlayan böylesi hareketler, Kıbrıs sorununda yaşayabilir ve işleyebilir, iki tarafın kabul edebileceği bir anlaşma çabalarına katkıda bulunmaz. Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmasını istemeyenler ancak bu tür girişimlere başvururlar."

RUM BASINI ŞAŞKIN

Rum basını KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Pakistan’da KKTC Cumhurbaşkanı olarak değil de Kıbrıs Türk toplumu lideri olarak kabul edilmesi için Pazar günü çok yoğun diplomasi trafiği yaşandığını kaydetti. Öte yandan Rum basını mevcut girişimi Kıbrıs Türklerinin zaferi, Rum yönetimininse yapılan tüm girişimler karşında aciz kalıp yenilgiye düştüğünü belirtti.

RUM GAZETELERİNDEN BAŞLIKLAR

FİLELEFTHEROS: "Pakistan kartlarını kapalı tutuyor" başlıklı haberde "Lefkoşa güvenceler, Talat ise üst düzey temaslar sağladı" denildi.
ALİTHİA : "Şok ve Çaresizlik" başlıklı haberde "ziyaretin geriye dönüşü olmadığı zaman girişimler yapıldı" denildi. Başkan Müşerref’in Mehmet Ali Talat’ı bizzat karşıladığına dikkat çekildi. Gazetede "Lefkoşa’nın bu ciddi gelişme karşısındaki açıklamaları ciddiyetten yoksundur" yorumu yapıldı.
SİMERİNİ : "Anlaşmayı katlettiler" başlıklı haberde 8 Temmuz’da üzerinde mutabık kalınanların ortadan kaldırılmaya çalışıldığı öne sürüldü. Gazete Pakistan’ın KKTC’yi tanımayacaklarına dair garanti verdiğini iddia etti.
POLİTİS: "Müşerref’ten destek" başlıklı haberde "Talat’ın Pakistan’a ziyareti tarihi bir adım. Türkiye bayram ediyor" yorumu yapıldı. Gazetedeki haberde şöyle devam edildi: "Tony Blair’den de davet bekliyorlar."
MAHİ: "Talat ’Başkan’ olarak İslamabad’ta" başlıklı haberde Pakistan’ın Rumlar’a güvence verdiği öne sürülüyor.
HARAVGİ : "Hükümet Talat’ın Pakistan ziyaretiyle ilgili girişimlerde bulundu" yorumuyla başlayan haberde "Talat, Kıbrıs konusunda Türk politikasını savundu" denildi.

HURRIYET  05/09/06

KKTC Dışişleri Bakanı Denktaş Polonya'ya gitti

İSTANBUL (A.A)

KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, AP Dışişleri Komisyonunda kabul edilen Türkiye raporunda yer alan, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması talebiyle ilgili olarak, ”Onlar ısrarla talep edecek. Biz de ısrarla kendi verdikleri sözü yerine getirmelerini, Kıbrıs'ta bizim limanlarımızın açılmasıyla birlikte Türkiye'nin limanlarının açılmasının, Kıbrıs'ta barışı da, çözümü de kolaylaştıracağını söylemekte ısrarcı olacağız” dedi.

Denktaş, bu yıl 16'ncısı düzenlenen “Krynica-Zdoj Ekonomik Forumu”na katılmak üzere Polonya'ya gitti.
THY'ye ait uçakla Polonya'ya geçmek üzere Viyana'ya hareket eden Denktaş, Atatürk Havalimanı VIP Salonu'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Serdar Denktaş, AP Dışişleri Komisyonunda kabul edilen Türkiye raporundaki, ”Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması talebine” ilişkin ifadeleri değerlendirdi. Bu konuda gerek Türkiye'nin gerekse KKTC'nin farklı bir duruşu bulunmadığını kaydeden Denktaş, şunları söyledi:

“Onlar ısrarla talep edecek. Biz de ısrarla kendi verdikleri sözü yerine getirmelerini, Kıbrıs'ta bizim limanlarımızın açılmasıyla birlikte Türkiye'nin limanlarının açılmasının, Kıbrıs'ta barışı da, çözümü de kolaylaştıracağını söylemekte ısrarcı olacağız. Geri adım atma niyeti yok Türkiye'nin, Kıbrıs'ta bizim de farklı bir duruşumuz yok. Sağlam durursak göreceğiz. Bu konuda istenilen hedefe ulaşılacaktır.”

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın “KKTC Cumhurbaşkanı” sıfatıyla Pakistan'a yaptığı resmi ziyaretle ilgili soru üzerine de Serdar Denktaş, Pakistan'ın yıllardan beri kardeş ülke olarak kabul ettikleri ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Her platformda elinden geldiğince destek olmaya çalışan bir ülke. Bu ziyaret de izolasyonların kaldırılmasının gereğini işaret eden bir ziyaret. Pakistan'a müteşekkiriz. Umarım bundan sonra diğer İslam ülkelerinden gerisi gelir” diye konuştu.

HURRIYET 05/09/06

 

Yüzde 10 barajı için gözler AİHM'de



Seçim barajıyla ilgili AİHM tarafları dinledi. Karar akşama çıkacak.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye'de uygulanan yüzde 10'luk seçim barajına karşı açılan davada tarafların görüşlerini dinledi.

Türk hükümetinin avukatı Münci Özmen, “seçim barajının siyasi istikrar için gerekli olduğunu” savunurken, başvuruyu yapanların avukatı, “barajın, çoğulcu demokrasi açısından temsil ve meşruiyet sorunu yarattığını” öne sürdü.

Özmen, yüzde 10'luk barajla birlikte siyasi istikrarın dışında, ekonomik büyüme sağlandığını ve demokrasinin güçlendiğini, tek parti iktidarının demokratik reformları daha kolay ve hızlı biçimde uyguladığını belirtti.

Seçimlerde yüzde 10'luk baraja Anayasa Mahkemesinin onay verdiğini kaydeden Özmen, diğer ülkelerdeki davalardan da örnekler vererek, AİHM'nin Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararına müdahale etmemesini istedi.

Baraj yüzünden sadece DEHAP üyelerinin meclis dışında kalmadığını, daha önceki koalisyon hükümetini oluşturan üç partinin de meclise üye sokamadığını ifade eden Özmen, baraj sisteminin Türkiye'deki diğer partiler tarafından da kabul gördüğünü söyledi.

DEHAP üyelerinin yüzde 10'luk seçim barajını bilerek seçime girdiklerine işaret eden Özmen, “DEHAP üyeleri isteselerdi, bağımsız listeden adaylıklarını koyarak ve başka partilerle koalisyon yaparak meclise girebilirlerdi. Ayrıca, Türkiye'de yerel seçimlerde baraj yok ve bu partinin üyeleri bölgelerinden belediye başkanı seçildiler” diye konuştu.

DEHAP'ın avukatı Tahir Elçi ise yaptığı savunmada, “seçim barajı yüzünden Güneydoğu Anadolu'daki seçmenlerin siyasi tercihlerinin meclise yansıtılmadığını” savundu ve “bu durumun demokrasi ve çoğulcu parlamenter sistem açısından sorun teşkil ettiğini” söyledi.

“Güneydoğu seçmenlerinin oylarının meclise tam yansımaması yüzünden diyalog ve uzlaşı arayışları da zarlaştı” diyen Elçi, “Baraj yüzünden, seçmen tercihleri manipüle edildi. Seçmenler kendi ilk tercihleri yerine ikinci-üçüncü tercihleri olan partilere oy atmak veya hiç sandığa gitmeme yolunu tercih ettiler” dedi.

Baraj sistemiyle istikrar adına istikrasızlık yaratığını öne süren Elçi, koalisyon hükümetlerinin demokratik toplumlarda yaygın görülen bir tercih olduğunu belirtti ve AB ülkelerinin hiç birinde yüzde 10'luk seçim barajı olmadığını söyledi.

Elçi, baraj yüzünden 2002 yılında düzenlenen seçimlerde oyların yüzde 54'nün boşa gittiğini savundu.
Duruşmada tarafların savunmalarını dinleyen AİHM, kararını ileri bir tarihte verecek.
   
DAVANIN GEÇMİŞİ
    
DEHAP üyeleri Resul Sadak ve Mehmet Yumak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) özgür seçimlerle ilgili ek protokolün 3. maddesini gerekçe göstererek, yüzle 10'luk seçim barajının, seçmenlerin kendilerini özgürce ifade edebilme haklarına engel teşkil ettiğini savunuyor.

3 Kasım 2002 tarihinde düzenlenen genel seçimlerde Şırnak'tan aday olan Sadak ve Yumak, partilerinin kentte yüzde 45,95 oranında oy almasına rağmen milletvekilli seçilemedikleri gerekçesiyle 2003 yılında AİHM'ye başvurmuşlardı.

AİHM, 26 Mart 2006 tarihinde, başvurunun kısmen incelenmeye alınmasın kabul etmişti.

HURRIYET 05/09/06

’Soykırım’ı tanıma üyelik şartı olsun

Zeynel LÜLE / STRASBOURG/A.A

Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu, Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını tanımasının Avrupa Birliği üyeliğinin ön şartı olmasını talep etti.

Hollandalı Hıristiyan Demokrat milletvekili Camiel Eurlings’in kaleme aldığı, tavsiye niteliği taşıyan ve dün geç saatlerde oylanan rapora bu yönde sunulan değişiklik önerileri kabul edildi. Fransız sosyalistlerin sunduğu bu ön şart önerisi, 23 oya karşılık 31 oyla kabul edildi. Yunan parlamenterlerin sunduğu bir başka değişiklik önerisinin kabulüyle de "Ermeni, Pontus Rumları ve Süryanilere yönelik soykırım yapıldığı" ifadesi de raporda yer aldı.

Dün AP Dışişleri Komisyonu’nun toplam 343 değişiklik önergesinin oylaması hareketli geçti. Parlamenterlerin geç saatte olmasına rağmen toplantıya büyük ilgi gösterdikleri görüldü. Raporu Türkiye açısından "olumsuz" hale getirebilecek tüm değişik önergeleri kabul edildi.

Daha önce "Ermeni Soykırımı"nın tanınması yönünde karar alan AP Komisyonu, Türkiye'nin AB üyeliği için ilk kez bunu bir ön şart olarak kabul etti.

PONTUS-SÜRYANİ

Kabul edilen değişiklik önergeleriyle, Türkiye aleyhine sertleştiği gözlenen raporda, ayrıca yine Yunan ve Rum parlamenterlerin önerisiyle Türkiye'nin, sözde Ermeni soykırımı dışında "Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de soykırım yaptığı" iddia edildi.

   

TÜRBAN

 

Bu arada, Yeşil grup parlamenterleri Joost Lagendijk ve Cem Özdemir'in sunduğu ve kabul edilen bir değişiklik önergesiyle Türkiye'de üniversitelerdeki türban sorununa bir çözüm bulunması çağrısında bulunuldu.

    

AZINLIKLAR

 

Kabul edilen değişiklik önergeleriyle, "Türkiye topraklarında yaşayan farklı azınlıklara yapılan hak ihlallerinin, tam üyelik hedefine uygun olmadığı" görüşü öne sürüldü.

    

Oylamanın ardından soruları yanıtlayan Türkiye raportörü Camiel Eurlings, Türkiye'nin dostu olduğunu ve bu raporun Türkiye'nin demokratikleşme yolunda adım atması için hazırlanmış olumlu bir rapor olduğunu söyledi. Hollandalı parlamenter, kabul edilen değişiklik önergelerinin, raporunun ruhunu çok fazla değiştirmediğini ve genel olarak sonuçtan memnun olduğunu ifade etti.

    

PKK TERÖRÜNÜ BÜTÜN PARLAMENTO KINIYOR

    

Raporda, bölücü terör örgütü eylemlerinin sert biçimde kınandığını kaydeden Eurlings, "PKK terörü kesinlikle hoş görülemez ve haklı çıkartılamaz. Bu rapor, teröre kesinlikle müsamaha etmeyeceğimizi gösteriyor" diye konuştu.

    

Hollandalı parlamenter, bununla birlikte, terörün önlenmesi konusunda Güneydoğu Anadolu'daki seçilmiş kişilerin muhatap alınarak bu sorunun çözülmesini arzu ettiklerini söyledi.

    

Dışişleri Komisyonu'nda bu akşam kabul edilen ve bağlayıcı niteliği olmayan tavsiye niteliği taşıyan taslak rapor, Strasbourg'da Avrupa Parlamentosu'nun 25-28 Eylül'de yapacağı genel oturumda nihai olarak oylanacak.

 

TASLAK RAPOR

    

Taslak raporda, Türkiye'den, reform süreci, özellikle ifade özgürlüğü, dini haklar ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının bağımsızlığı ve reformların uygulanmasının  hızlandırılması isteniyor.     

 

Hükümetin hazırladığı 9. reform paketinin memnuniyetle karşılandığı ifade edilen raporda, yeni terörle mücadele yasasının temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı unsurlar içermemesi talep ediliyor.     

 

TCK'DA DEĞİŞİKLİK TALEBİ

 

”Hükümet yetkilileriyle, askeri personel ve güvenlik personeline ayrıcalık yapılmadan yargı önünde herkese eşit muamele yapılması” istenen raporda, Türk Ceza Kanununda “keyfi yorumlamaya uygun olduğu” öne sürülen 216, 277, 288, 301, 305 ve 318. maddelerin değiştirilmesi çağrısında bulunuluyor.     

 

KÜRT SORUNU

 

Taslak raporda, terör örgütü PKK sert bir dille kınanırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl yaptığı “cesaretlendirici açıklamanın ardından Türk hükümetinin Kürt sorununa demokratik çözüm araması” çağrısına yer veriliyor.     

 

ŞEMDİNLİ SAVCISI

 

Raporda, eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın görevden alınmasının ”derin endişe kaynağı” olduğu ifade edilirken, Şemdinli olaylarından sonraki gelişmelerin “Türk toplumunda ordunun rolünün yeniden canlandığını değil, devam ettiğini gösterdiği” ileri sürülüyor.     

 

SEÇİM BARAJI

 

Yüzde 10 olan seçim barajının indirilmesi istenen raporda, bu sayede TBMM'de daha geniş temsil sağlanacağı görüşü savunuluyor.     

 

DANIŞTAY'A SALDIRI

 

AB yolunda yapılan reformları yansıtacak yeni bir anayasaya ihtiyaç olabileceği görüşüne yer verilen raporda, Danıştay’a yapılan saldırı da şiddetle kınanıyor.     

 

DİNİ ÖZGÜRLÜKLER

 

Raporun “İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması” başlığı altında, AP'nin son raporundan bu yana dini özgürlükler bağlamında ilerleme sağlanmamış olmasından “esef duyulduğu” ifade edilirken, Türkiye'ye dini azınlıkların ruhbanlarını eğitmede ve mülk edinmede karşılaştıkları sorunları ortadan kaldırması çağrısı yapılıyor.     

 

ALEVİLER

 

Raporda, Alevilerin tanınması ve korunması istenirken, cem evlerinin de dini merkezler olarak tescil edilmesi, dini eğitimin gönüllülük esasına göre düzenlenmesi ve sadece Sünni inancını yansıtmaması gibi talepler yer alıyor.

 

LAGENDIJK: RAPORUN DİLİ AĞIR

 

Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter Joost Lagendijk de yaptığı konuşmada, "raporun dilini ağır bulduğunu" söyledi.
    
Hollandalı parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP'nin Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceği mesajını vermemesi gerektiğini ifade eti. Lagendijk, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de yerine getirmesi çağrısında bulundu.
    
Liberal grup adına konuşan İngiliz parlamenter Andrew Duff da konuşmasında, Avrupa'nın modern ve demokratik bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu belirterek, Türkiye'nin savunma ve güvenlik alanında Avrupa'nın istikrarı için oynadığı rolün gözardı edilmememsi gerektiğini kaydetti.    

 

HURRIYET 05/09/06

Dış basın: Avrupa Parlamentosu Türkiye'yi azarladı


      Avrupa Parlamentosu’nun güçlü Dışişleri Komisyonunca benimsenen sert bir Türkiye raporu benimsemesi yabancı gazetelerde yankı buldu. AB’nin Türkiye’yi “azarladığıö, “uyardığı" yorumlarına yer veren gazeteler, Türkiye ile AB arasındaki “en büyük çatlağın" Türk limanlarının Rumlara açılması konusunda göründüğünü belirtirken reformlardaki “ağır temposu" nedeniyle AB’nin “sabrının tükendiğiöni de öne sürdüler.
     
     INTERNATIONAL HERALD TRIBUNE

      AP milletvekillerinin sert bir biçimde Türkiye’yi eleştirdiklerini belirten IHT, AP’nin aday ülkelerin AB’ye katılımını onayladığını anımsatırken “AB Türkiye’yi azarladı" ifadesini kullandı. Türkiye’deki reformların kayda değer bir biçimde yavaşladığı savına da yer veren gazete, bu çerçevede gayrimüslim azınlıkların hakları ile yazar ve aydınlara açılan davalara dikkat çekti. Gazete, “Türkiye ile AB arasındaki hala en derin çatlağı, Türkiye’nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs’ın bir kısmına açmamasını oluşturuyor" görüşünü öne sürdü.
     
     THE TIMES

      İngiliz The Times gazetesi ise, AB’nin insan hakları konusunda Türkiye’yi uyardığını belirtti. AP milletvekillerinin Türkiye’nin insan hakları sicilini sert dille eleştirdiklerini kaydeden gazete, Türkiye’nin müzakere sürecinin dondurulabileceği uyarısını da yapıldığına dikkat çekti. Gazete Türkiye’nin “Rumlara uygulanan hava ve deniz ambargosu sorunun çözmemesi, reform temposu konusunda Brüksel’in sabrının tükendiği izlenimini güçlendirdi" yorumunu yaptı. (ANKA)

MILLIYET 05/09/06

Sert rapora AP'den de tepki geldi


      Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komitesi’nce onaylanan sert Türkiye raporuna AP milletvekillerinden de tepki geldi. Yeşil milletvekili Cem Özdemir “Strasburg’da kahraman olmak kolayö derken İngiliz liberal parlamenter Andrew Duffy, “Ermeni soykırımıönın tanınması çağrısını “Parlamentonun aşırı sağ ve aşırı sol güçlerini birleştiren çok kötüö bir öneri olarak nitelendirdi Raporu kaleme alan Hollandalı Hıristiyan Demokrat Camiel Eurlings, EUObserver’e yaptığı açıklamada “Türk yetkililerinin mesajımızı alacağını umuyorumö diyerek “Gerçekleri gizleyerek ülkeye yardımcı olmazdıkö şeklinde konuştu. Ancak bazı parlamenterler, raporun sert üslubunu, “Ermeni soykırımıö iddiasına yer verilmesini ve Türkiye’nin güvenlik girişimlerine katkılarından gözardı edilmesini eleştirdiler.
      Yeşil milletvekili Cem Özdemir, “Strasburg’da kahraman olmak kolay ancak bu rapor, mevcut haliyle Türkiye’deki gerçek reformculara yardımcı olacak mı? Hayır, yaşamlarını, çalışmalarını daha da zorlaştıracakö tepkisini gösterdi.
     
     “SOYKIRIM" ÖNERİSİNE TEPKİLER
      Bazı AP milletvekilleri, Belçika sosyalist milletvekili Veronique de Keyser’in önerisi üzerine benimsenen “Ermeni soykırımıönın tanınması koşulunu eleştirdi.
      Hollandalı sosyalist milletvekili Jan Marinus Wiersma da, Türkiye’de en çok “Ermeni soykırımıönın tanınması çağrısının dikkat çekmesinden korktuğunu belirterek “Bu konu, şimdiye kadar resmi kriterler arasında yer verilmemişti bu nedenle şimdi Türkiye’nin katılımı için bir ön koşul olduğunu söylemek tartışma yaratması kaçınılmazö değerlendirmesini yaptı.
     
      TÜRKİYE’NİN GÜVENLİĞE KATKISI TAKDİR EDİLMELİYDİ
      İngiliz liberal parlamenter Andrew Duffy ise, öneri için “Parlamentonun aşırı sağ ve aşırı sol güçlerini birleştiren çok kötüö bir öneri olarak nitelendirirken “Komite, Türkiye’nin AB’nin de yer aldığı dış politika ve güvenlik girişimlerine olan katkılarını daha iyi bir biçimde takdir etmeliydiö siteminde bulundu.

MILLIYET 05/09/06

Pakistan'dan 'unvan' jesti

Pakistan'dan 'unvan' jesti

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, İslamabad'da önce Pakistan Turizm Bakanı Bahtiyar ile bir araya geldi. İkili, turizm alanında yeni işbirliği olanaklarını değerlendirdi. FOTOĞRAF: AA

Müşerref'in 'KKTC Cumhurbaşkanı' sıfatıyla davet ettiği Talat, İslamabad'da KKTC bayraklı araçla dolaşıp devlet televizyonunda aynı sıfatla tanıtıldı. Talat, 'Rumlar telaşlanıyor, haklılar' dedi

05/09/2006 RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ

İSLAMABAD - Kıbrıs Türk lideri Mehmet Ali Talat, Türkiye dışında ilk kez kendisini resmen KKTC Cumhurbaşkanı olarak davet eden Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref tarafından dün makamında ağırlandı. İslamabad'da KKTC bayraklı makam aracıyla dolaşan Talat, devlet televizyonunda da KKTC Cumhurbaşkanı olarak tanıtıldı. Tanınma beklemediklerini, ancak bu görüşmenin Kıbrıs Rumları için önemli bir uyarı olması gerektiğini belirten Talat, Pakistan'la turizm işbirliğini geliştirmeyi kararlaştırdıklarını, iki ülke bakanlarının karşılıklı ziyarette bulunacaklarını açıkladı.
Dün temaslarına Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar'la başlayan Talat, Müşerref'le de yaklaşık bir saat görüştü. İkili ilişkilerin geliştirilmesi için niyet ortaya koyan iki lider, özellikle turizm, eğitim ve hafif sanayi alanlarında ortak ekonomik girişim olasılıklarını değerlendirdi. Talat, resmi davetten ve Pakistanlıların yakın ilgi ve desteğinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, Müşerref de tecridin kaldırılmasına desteğini dile getirip, Pakistan'ın her koşulda Kıbrıslı Türklerin yanında olacağını söyledi.
Talat, devlet televizyonuna demeç verirken, altyazıyla KKTC Cumhurbaşkanı olarak takdim edildi. Talat'ın arka fonuna KKTC bayrağı konuldu.
"Pakistan'ın yardımlarından dolayı minnettarız. Tecridi reddediyor. Yeni işbirliği yolları bulup bu adil olmayan tecridin kaldırılacağını düşünüyorum. Pakistan'a ilk ziyaretim ama son olmayacak" mesajı veren Talat, Türk gazetecilerin sorularını yanıtlarken de "Müşerref'in daveti, Kıbrıslı Türklerin politikalarının kabul görmesi demek. Pakistan önemli bir bölgesel güç, desteği son derece önemli" dedi.

'Bu davet Rumlara uyarıdır'
KKTC Cumhurbaşkanı, bugün de Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Başbakanı Şevket Aziz ve Eğitim Bakanı Cavit Eşref'le görüşecek. Talat, bunun İstanbul'da Formula 1 Kupası'nı vermesinden daha siyasi boyutlu bir davet olduğunu belirterek, "Herhangi bir devlet adamı, devlet başkanı gelse herhalde cumhurbaşkanı, meclis başkanı, başbakan ve bakanlarla bu kadar geniş görüşme süreci yaşanmazdı. Çok iyi ağırlanıyoruz. Rumların telaşlanması haklıdır. Bu, uluslararası topluma da Rumlara da, 'Sizin keyfiniz istiyor diye biz KKTC'yi dışlamayacağız' uyarısıdır da" dedi.
Rumların F1'e gösterdiği tepkiyi, "Kızacaklarını biliyordum, ama Türkiye'de F1 düzenlenmesini engellemeye çalışacaklarını düşünmüyordum. Bu, Türkiye'de ön sırada birinin kupa vermesi. Yani GS-FB şampiyonluk maçının kupasını verseydim, Avrupa kupalarından çıkarılmalarını mı isteyeceklerdi" diye değerlendiren Talat, başka ülkeleri de Pakistan kadar cesur ve akıldan yana tavır takınmaya çağırdı.

'F1'den çok daha ciddi'
Rum Fileleftheros gazetesi, ziyaretin, Rumlarla Atina'yı alarma geçirdiğini ve derhal Talat'ın 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' olarak kabul edilmesi için İslamabad'a girişimde bulunulduğunu yazdı. 'Ankara'nın KKTC'nin tanınması için yoğun ve sistematik çabasının ürünü' diye yorumlanan ziyaret, F1 şovundan 'çok daha ciddi ve olumsuz bir gelişme' görüldü.

Pakistan dostluğu

YOĞUN GÖRÜŞME PROGRAMI... Cumhurbaşkanı Talat, dün ilk olarak Pakistan Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ile görüştü. Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref ile akşam saatlerinde bir araya gelen Talat, Pakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı Aiwan-e Sadr'da gerçekleşen görüşme sonrasında Müşerref'in onuruna verdiği yemeğe katıldı. Cumhurbaşkanı Talat bugün de Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Pakistan Başbakanı Shaukat Aziz ve Pakistan Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile görüşecek. Cumhurbaşkanı Talat'ın eşi Oya Talat ise dün Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in eşi Sehba Musharraf Kadın ve Gençlik İşleri Bakanı Sümeyra Malik ile bir araya geldi

TALAT, MÜŞERREF'E, KIBRIS SORUNUNDAKİ SON GELİŞMELERİ ANLATTI... Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre yaklaşık bir saat süren görüşme esnasında Cumhurbaşkanı Talat ve Pakistan Devlet Başkanı Müşerref, ikili ilişkilerin geliştirilmesi için çeşitli konularda işbirliği yapılması yönünde niyetlerini ortaya koydular. Talat ve Müşerref, özellikle turizm, eğitim ve hafif sanayi alanlarında ortak ekonomik girişim olasılıklarını değerlendirdiler. Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref'e Kıbrıs sorunu ile ilgili son gelişmeleri aktardı ve kendisine yapılan resmi davetten ve tüm Pakistanlıların yakın ilgi ve desteğinden duyduğu yüksek memnuniyeti dile getirdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak İslamabad'a gitti.

Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Dubai aktarmalı Emirates Havayolları uçağı ile Pakistan'a giden Cumhurbaşkanı Talat'ı İslamabad'a varışında Pakistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri karşıladı.

Cumhurbaşkanı Talat, dün ilk olarak Pakistan Turizm Bakanı Nilüfar Bahtiyar ile görüştü. Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref ile akşam saatlerinde bir araya gelen Talat, Pakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı Aiwan-e Sadr'da gerçekleşen görüşme sonrasında Müşerref'in onuruna verdiği yemeğe katıldı.

Yemekte, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref ve eşi Sehba Müşerref'in yanı sıra, Pakistan Sanayi Bakanı Cihangir Han Tarin, Pakistan Enformasyon Bakanı Muhammed Durani, Pakistan Genelkurmay Başkanı İhsan ül-Hak, Pakistan Kadın ve Gençlik İşleri Bakanı Sümeyra Malik ve üst düzey Pakistan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat bugün de Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Pakistan Başbakanı Shaukat Aziz ve Pakistan Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile görüşecek.

Cumhurbaşkanı Talat'ın eşi Oya Talat ise dün Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in eşi Sehba Musharraf Kadın ve Gençlik İşleri Bakanı Sümeyra Malik ile bir araya geldi.

Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yaptığı görüşmede ülkesinin her koşulda Kıbrıs Türklerinin yanında olacağını dile getirdi ve izolasyonların kaldırılması konusundaki KKTC politikasına tam destek belirtti.

İkili ilişkilerin geliştirilmesi ve çeşitli

alanlarda işbirliği yapılması konuları ele alındı

Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre yaklaşık bir saat süren görüşme esnasında Cumhurbaşkanı Talat ve Pakistan Devlet Başkanı Müşerref, ikili ilişkilerin geliştirilmesi için çeşitli konularda işbirliği yapılması yönünde niyetlerini ortaya koydular. Talat ve Müşerref, özellikle turizm, eğitim ve hafif sanayi alanlarında ortak ekonomik girişim olasılıklarını değerlendirdiler.

Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref'e Kıbrıs sorunu ile ilgili son gelişmeleri aktardı ve kendisine yapılan resmi davetten ve tüm Pakistanlıların yakın ilgi ve desteğinden duyduğu yüksek memnuniyeti dile getirdi.

Pakistan Devlet Başkanı Müşerref ise izolasyonların kaldırılması konusunda Kıbrıslı Türklerin yürüttüğü politikaya tam destek belirtti ve Pakistan'ın her koşulda Kıbrıslı Türklerin yanında olacağını söyledi. Müşerref, ülkesinin, Kıbrıs'ta kalıcı bir barışa ulaşılması konusunda da gerekli her türlü desteği vermeye hazır olduğunun altını çizdi.

Aziz: Kıbrıs sorununun adil çözümü için

her zaman Türkiye'nin arkasındayız

Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, Kıbrıs sorununun adil çözümü için her zaman Türkiye'nin arkasında olduklarını kaydetti.

Aziz, Lübnan'a hareketinden önce Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde AA muhabirinin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi daveti üzerine yapmakta olduğu ziyarete ilişkin soru üzerine Şevket Aziz, şunları kaydetti:

"Türkiye ile Pakistan arasında çok eskiye dayanan kardeşlik ve dostluk ilişkisi vardır. O yüzden Türkiye'yi her zaman destekledik. Kıbrıs sorununun çözümü çok büyük önem taşıyor. Biz Türkiye'yi bu konuda her zaman destekliyoruz ve Kıbrıs sorununun adil çözümü için her zaman Türkiye'nin arkasındayız."

Talat, Pakistan Turizm Bakanı

Nilüfer Bahtiyar'la görüştü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün ilk olarak Pakistan Turizm Bakanı Sayın Nilüfer Bahtiyar ile bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Talat, Bahtiyar'ı kaldığı otelde kabul etti.

Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre Yaklaşık bir saat süren görüşme sırasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Pakistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve turizm alanında çeşitli işbirliği olanakları değerlendirildi.

Pakistan Turizm Bakanı Bahtiyar Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonlarının kaldırılması politikasına destek belirtirken, Cumhurbaşkanı Talat da, Pakistan'ın gösterdiği yakınlık ve destek için Bahtiyar'a teşekkür etti.

Talat, Pakistan Devlet Televizyonu'nda

Kıbrıs'ın bulunduğu durumu değerlendirdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların sadece adaletsiz değil, aynı zamanda adanın bölünmüşlüğünü pekiştiren bir unsur olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan Devlet Televizyonu'nda Profesör İştahak Ahmet'e verdiği mülakatta, Kıbrıs'ın bugün içinde bulunduğu durumu değerlendirdi.

Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre asıl amacı Avrupa'daki ülkeleri birleştirmek olan Avrupa Birliği'nin bölünmüş bir ülkeyi üyeliğe kabul etmesinin kendi içinde bir çelişki olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin Rum tarafını üyeliğe kabul etmesinin kendi ilkelerine ters düşmesi anlamına geldiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, politikalarında esaslı değişiklikler yaparak, siyasi yapılarını tamamen değiştirerek adanın birleşmesi için çaba harcayan ve oy veren Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonun devam etmesinin hiçbir anlamı olmadığını da sözlerine ekledi. Talat, izolasyonların sadece adaletsiz değil, aynı zamanda adanın bölünmüşlüğünü pekiştiren bir unsur olduğunun altını çizdi.

AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri yerine getirmemesinin büyük hayal kırıklığına neden olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği üyesi olmuş Rum tarafının artık Kıbrıs'ı birleştirmek için fazla bir nedeni olmadığını da belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, röportajın sonunda, tüm Pakistan halkına, gösterdikleri yakınlık ve verdikleri destekten dolayı teşekkür etti ve iki ülke arasındaki işbirliğinin artırılması temennisinde bulundu.

KIBRIS 05/09/06

Kıbrıs Türkü'nün izolasyonlar altında yaşadığını unutmayın

KIBRIS AB ÜYESİ OLDU AMA BİZ OLAMADIK... Başbakan Soyer, Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türk halkı olarak BM çözüm planına tam destek verdiklerini hatırlattı ve şöyle konuştu: Bu desteği verirken İslam inancına sahip Kıbrıs Türk halkı ile Hıristiyan inancı olan Kıbrıs Rum halkının eşitlik temelinde bir ortaklığa kavuşması ve AB bütünlüğü içinde siyasal eşitlik temelinde bir çözümün gerçekleşmesini arzuladık. Ülkemiz AB'ye üye oldu ama halkımız AB dışında kaldı

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Bütün İslam ülkelerinden her zaman için Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında yaşadığını unutmamalarını diliyorum" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndaki İKÖ Gençlik Forumu Gençlik Merkezi'nin açılış yemeğinde yaptığı konuşmada, Allah'ın yarattığı varlıkların en yücelerinden birinin insan olduğunu belirterek, insanın daha güzel, ileri ve sorunsuz yaşaması için gösterilen çabalarda tüm tarihsel süreçlerde İslam kültürü ve uygarlığının büyük payı bulunduğunu söyledi.

Soyer, günümüzde pek çok güzelliğin yanı sıra sorunlar da yaşandığına dikkat çekerek, "Hemen yanı başımızda Lübnan ve Filistin halkının çektiği acıları, çileleri birlikte paylaşıyor ve tüm dayanışmamızla onların yanında olmaya çalışıyoruz" diye konuştu.

Kıbrıs'ta da, Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmek için kendi toplumsal ve dini inançlarıyla, eşitlik temelinde varlığını sürdürmek için büyük çaba gösterdiğini vurgulayan Soyer, Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türk halkı olarak BM çözüm planına tam destek verdiklerini hatırlattı. Başbakan Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu desteği verirken İslam inancına sahip Kıbrıs Türk halkı ile Hıristiyan inancı olan Kıbrıs Rum halkının eşitlik temelinde bir ortaklığa kavuşması ve AB bütünlüğü içinde siyasal eşitlik temelinde bir çözümün gerçekleşmesini arzuladık. Ülkemiz AB'ye üye oldu ama halkımız AB dışında kaldı."

Türkiye'nin desteği

Tüm bu uğraşılarında Türkiye'nin kendilerine verdiği desteği her zaman takdir ve saygıyla andıklarını ifade eden Soyer, bu desteğe dayanarak kendilerinin de Türkiye ile bölgesel barışın gelişmesi ve çözüm süreçlerini ileriye taşımak istediklerini söyledi.

Konuşmasında yemeğe katılan İslam ülkelerinden gelen temsilcilere de seslenen Başbakan Soyer, şunları kaydetti:

"Bütün İslam ülkelerinden, her zaman için Kıbrıs Türk halkının izolasyonlar altında yaşadığını, gençlerimizin dünyanın hiçbir yerinde bir spor yarışmasına gidemediklerini, Kıbrıs Türk halkının doğrudan uçamadığını, global bir dünyada ticaret yapma hakkı elinden alınmış tek halkın bu küçücük halk olduğunu unutmamalarını diliyorum."

Konuşmaların ardından sırasıyla Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, TOBB Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Kadir Topbaş ile Başbakanlık Başdanışmanı Ahmet Davudoğlu'na İKÖ Gençlik Forumu'nun kuruluşuna verdikleri katkılardan dolayı plaket verildi.

Soyer ve Yorgancıoğlu yurda döndü

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu'nun açılış törenine katılmak amacıyla gittikleri İstanbul'dan dün saat 11.00'de döndü.

Başbakan Soyer, Ercan Havaalanı'nda basın mensuplarına açıklamalarda bulunarak İstanbul'da gerçekleştirdiği görüşmelerin olumlu sonuçlar verdiğini söyledi.

Toplantıya katılan ülke temsilcileriyle faydalı görüşmeler yaptıklarına işaret eden Başbakan Soyer, önceki akşam gerçekleştirilen açılış töreninde yaptığı konuşmada Kıbrıs Türk halkının çözümden yana olduğunu, BM'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde gerçekleştirilecek görüşmeleri desteklediğini ve adayı eşitlik temelinde birleştirmek arzusunda olunduğunu vurguladığını söyledi.

KIBRIS 05/09/06

Hükümeti biz bozmayız

BÖYLE BELİRSİZLİK OLMAZ... Uzun bir zamandan beridir süregelen hükümet sorununun iki şekilde çözülebileceğine işaret eden Serdar Denktaş, "Birincisi, hükümeti kuran parti olan CTP, hükümeti bozar ve bu iş biter. Diğer yöntem ise, 'yürürken sakız çiğneme yöntemi ile sorunları çözeceğiz der' ve sorun çözülür. Ama bu iş böyle belirsizlik içinde bırakılmaz" diye konuştu

 "BENDEN RAHATSIZ OLABİLİRLER"... "Dışişleri Bakanı olarak benim yaptığım çalışmalardan bazı CTP'liler rahatsızlık duyuyor olabilir. Ama bunu bilemem" diyen Denktaş, Annan planının referanduma sunulmasının ardından ortaya çıkan yüzde 65 'Evet' ve yüzde 35 'Hayır' diyen her iki kesimin hassasiyetinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, kendisinin de aynen böyle yaptığını söyledi

Aral MORAL

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, hükümeti bozan taraf olmayacaklarını belirterek, "Hükümeti bozacak taraf, hükümeti kuran parti olacaktır" dedi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG) ile Demokrat Parti arasındaki hükümet krizi, parti liderlerinin birbirlerine yönelik suçlama ve eleştirileriyle sürüyor.

Yarın, 6-9 Eylül tarihleri arasında Polonya'da gerçekleştirilecek olan "Krynica-Zdoj Ekonomik Forumu"na katılacak olan Denktaş, KKTC'den ayrılmadan önce KIBRIS'a hükümet konusunda gelinen son aşamayı değerlendirdi.

"CTP tabanı bizi istiyor"

CTP'nin, hükümet sorunuyla ilgili kendi kurullarındaki değerlendirme toplantılarının devam ettiğini ifade eden Denktaş, DP'nin görüşlerini ilettiğini ve karar verme konusunda topun hükümet ortaklarında olduğunu kaydetti.

CTP'den çıkacak karara saygı göstereceklerini belirten DP lideri, "Bildiğimiz kadarıyla, CTP tabanında hükümetin devam etmesi yönünde istek var. Niçin? Çünkü yapılması gereken bir sürü şey varken, yapay krizlerle uğraşıyoruz" diye konuştu.

"Böyle belirsizlik olmaz"

Uzun bir zamandan beridir süregelen hükümet sorunun iki şekilde çözülebileceğine işaret eden Dışişleri Bakanı, "Birincisi, hükümeti kuran parti olan CTP hükümeti bozar ve bu iş biter. Diğer yöntem ise, 'yürürken sakız çiğneme yöntemi ile sorunları çözeceğiz' der ve sorun çözülür. Ama bu iş böyle belirsizlik içinde bırakılmaz" dedi.

"CTP'nin talepleri resmen bize ulaşmadı"

Denktaş, basında yer aldığı şekliyle 'kamu reformu' adı altında hazırlanan ve CTP tarafından DP'ye sunulan öneri paketinin kendilerine resmen ulaşmadığının altını çizdi.

Serdar Denktaş, 'kamu reformu' adı altında toplanan taslak çalışma metninin, bakanlıkların yeniden şekillenmesine yönelik hazırlandığını ve AB Koordinasyon Merkezi'nde çalışan İngiliz uzman ekipleri tarafından oluşturulduğunu dile getirdi.

DP lideri ayrıca, söz konusu taslak metnin eksik ve yanlışlıklarla dolu olduğunu belirterek, "Böyle bir metne fikir beyan etmemiz doğru olmazdı" dedi.

"Talat Cumhurbaşkanı olunca CTP gibi hareket etmedik"

Mehmet Ali Talat'ın Cumhurbaşkanı olmasının ardından CTP'nin milletvekili sayısının 23'e düştüğünü hatırlatan Dışişleri Bakanı, "Talat'ın Cumhurbaşkanı olmasının ardından, CTP'nin 25 Haziran yerel ve iki milletvekilliği seçimlerinden sonra yaptığı gibi "denge değişti" deyip talepler sunmadık. Ayni mantıkla hareket etseydik, bir sürü taleple ortaya çıkardık. Biz öyle yapmadık ve ayni şeyi onlardan da bekliyorduk" diye konuştu.

"Dışişleri bakanı olarak çalışmalarımdan rahatsız olabilirler"

"Dışişleri Bakanı olarak benim yaptığım çalışmalardan bazı CTP'liler rahatsızlık duyuyor olabilir. Ama bunu bilemem" diyen Denktaş, Annan planının referanduma sunulmasının ardından ortaya çıkan yüzde 65 'Evet' ve yüzde 35 'Hayır' oyunu kullanan her iki kesimin hassasiyetinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, kendisinin de böyle yaptığını söyledi.

Denktaş ayrıca, hiçbir gazeteciyle sorunu olmadığını ve "Bana saldırılarının nedenleri ortadadır" diyerek açık konuşmaktan kaçındı.

Sedar Denktaş yarın Polonya'ya gidiyor

Serdar Denktaş bu arada, 6-9 Eylül tarihleri arasında Polonya'da gerçekleştirilecek olan "Krynica-Zdoj Ekonomik Forumu"na katılmak için yarın KKTC'den ayrılıyor.

KKTC'yi bu yıl Denktaş'ın temsil edeceği forumda, Kıbrıs konusu, "Tek Standarda Doğru Giden Yol: AB, Türkiye ve Kıbrıs" başlığı altında düzenlenecek panelle tartışılacak.

Panele konuşmacı olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Denktaş, Türk Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TESEV) Proje Koordinatörü Sylvia Tiryaki ile Turkish Daily News gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Kanlı katılacak.

KIBRIS 05/09/06

Arjantinli uzmanlar eşliğindeki kazılar başladı

Kıbrıslı Türk ve Rum kayıpların akıbetlerini araştırmak için yıllardır çalışmalar yapan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Arjantin'den gelen "Arjantin Adli Tıp Antropoloji Ekibi"nin (EAAF) 4 üyesiyle işbirliği içinde başlattığı proje kapsamında mezar kazılarına dün Türk tarafında başladı. Kazının yapıldığı yer hakkında henüz bir bilgi edinilemedi.

Daha önce ön çalışma niteliğinde Güney'de Atalassa Ormanı'nda ve Alaminyo'da yapılan kazıların ardından uzmanlar eşliğinde kazıların Türk tarafından başlaması kararlaştırılmıştı. İki ay sürecek çalışmalar çerçevesinde, hem Kuzey hem de Güney Kıbrıs'ta kazılar birlikte yürütülecek.

 

KIBRIS 05/09/06

 

Orams davası sonuçlanıyor

İngiliz Yüksek Mahkemesi, başta KKTC'de ev sahibi olan İngilizler için çok büyük bir önem taşıyan Orams davasıyla ilgili kararını yarın açıklayacak.

İngiltere'de faaliyet gösteren Vahib Avukatlık Bürosu'ndan dava yetkilisi ve sözcüsü Hasan Vahib tarafından yapılan açıklamada, İngiliz Yüksek Mahkemesi'nden çıkacak sonuçla ilgili değerlendirme yapmak için bürodan bir ekibin 7 Eylül akşamı saat 19:30'da The Colony Otel'de bir basın toplantısı düzenleyeceği belirtildi. Hasan Vahib, 8 Eylül Cuma günü ise saat 16:00'da halka açık bir toplantı düzenleneceğini de açıkladı.

Mekânın ölçüsünden dolayı ilgilenenlerin rezervasyon yapmasını tavsiye eden Vahib, 0044 20 8348 00 55 veya 00 44 7904 911 477 telefon numaralarından yer ayırtılabileceğini belirtti.

Orams davası

Kıbrıslı Rum Meletis Abosdolides, Rum Avukat Konstantis Kandunas aracılığıyla KKTC'de ev alan İngiliz Orams çifti aleyhine Güney Lefkoşa Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuş ve mahkeme, Rum mülkü üzerinde inşa edildiği gerekçesiyle evin yıkılmasını ve mülkün iade edilmesini emretmişti.

Kararı, uygulanabilmesi için İngiltere mahkemesinde tescil ettirme girişiminde bulunan Rum avukat, tescil işleminin ardından söz konusu kararı onaylatmak için İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne başvurmuştu.

İngiltere Yüksek Mahkemesi kararı onaylarsa Orams çiftinin İngiltere'deki mülklerine el konulabilecek.

"Orams davası", KKTC'de 1974'ten önce Rumlara ait mülkler üzerinde inşaat yapan veya mal satın alan yabancılar için çok önemli bir emsal teşkil ediyor.

KIBRIS 05/09/06

 

Rum'da Pakistan paniği

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Pakistan ziyaretinin, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimini "alarma geçirdiğini" yazdı.

Gazetenin haberinde, "Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney Kıbrıs'ta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan hükümetiyle birlikte, Talat'ın 'cumhurbaşkanı' olarak değil, 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' olarak kabul edilmesi yönünde Pakistan hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu" belirtildi.

Haberde, Talat'ın "son anda kamuoyuna açıklanan" ziyaretinin, "Ankara'nın KKTC'nin tanınması için ortaya koyduğu yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü" olduğu ifade edildi.

Fileleftheros gazetesi, İstanbul'daki Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinde birinci gelen Ferrari pilotu Felipe Massa'ya kupayı Talat'ın vermesini daha ziyade bir "şov" olarak niteleyen "diplomatik kaynakların", Talat'ın Pakistan ziyaretini "çok daha ciddi ve olumsuz bir gelişme" olarak nitelendirdiklerini yazdı.

 

KIBRIS 05/09/06

 

Kıbrıs "Mini Davos'ta" tartışılacak

SERDAR DENKTAŞ TEMSİL EDECEK... Her yıl yaklaşık 160 ülkenin devlet başkanı, başbakan veya bakan düzeyinde temsil edildiği, ekonomistler, akademisyenler, medya kuruluş temsilcileri ile sivil toplum örgütü temsilcilerinin de katıldığı forumda bu yıl, KKTC de Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş tarafından temsil edilecek

Davos'tan sonra dünya çapında ikinci büyük ekonomik forum olarak bilinen ve "Mini Davos" olarak tanımlanan "Krynica-Zdoj Ekonomik Forumu"nun 16'ncısı, bu yıl 6-9 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Söz konusu ekonomik forum, Polonya'nın güneyinde yer alan ve forumun adını aldığı Krynica kasabasında yer alacak.

Her yıl yaklaşık 160 ülkenin devlet başkanı, başbakan veya bakan düzeyinde temsil edildiği, ekonomistler, akademisyenler, medya kuruluş temsilcileri ile sivil toplum örgütü temsilcilerinin de katıldığı forumda bu yıl, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş tarafından temsil edilecek.

Bakan Denktaş'a Polonya ziyaretinde Siyasi Danışmanı Kudret Akay eşlik edecek.

Forumda Kıbrıs konusu, "Tek Standarda Doğru Giden Yol: AB, Türkiye ve Kıbrıs" başlığı altında 6 Eylül akşamı düzenlenecek panelde tartışılacak.

Panele konuşmacı olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türk Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı (TESEV) Proje Koordinatörü Sylvia Tiryaki ile Turkish Daily News gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Kanlı katılacak.

Foruma katılmak amacıyla bugün sabah saat 07.00'de KKTC'den ayrılacak olan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, Polonya temasları sırasında yabancı ülke yetkilileri ile de görüşmeler yapması bekleniyor. Bakan Denktaş, forumun tamamlamasının ardından 10 Eylül gecesi İstanbul üzerinden KKTC'ye dönecek.

KIBRIS 05/09/06

 

AB Kıbrıs’a formül arıyor

Financial Times gazetesinin haberine göre, AB’nin Kıbrıs anlaşmazlığında üzerinde durduğu ana formül, konunun Avrupa Adalet Divanı’na götürülmesini sağlamak.

 

 

 

NTV

Güncelleme: 11:23 TSİ 06 Eylül 2006 Çarşamba

 

LONDRA - Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununu aşmaya çalışıyor. İngiliz Financial Times, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in, Türkiye ve Rum kesiminii limanlar konusunu Avrupa Adalet Divanı’na sevk etmeye iknaya çalıştığını yazdı.

Gazete, Brüksel’in bu şekilde, Türkiye’nin 43 yıllık Avrupa sürecini bütünüyle çökertmemek için en patlamaya hazır konulardan birini, ülkede gelecek yılki seçimlerin sonrasına ertelemeye çalıştığını ifade etti.

Kuzey Kıbrıs’a yönelik izolasyonlar kaldırılmadığı sürece limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmayacağını defalarca tekrarlayan Türkiye’nin, bu öneriyi kabul etmesi uzak bir olasılık. Avrupalı yetkililer de, Türkiye’nin, davayı kaybetmesinin muhtemel olduğunu vurguluyor.

Kıbrıs Rum kesiminin ise, AB’nin bu yıl harekete geçme talebini sulandıracağı gerekçesiyle, girişime direndiği belirtiliyor. Ancak Komisyon, birliğin üç büyüğü Fransa, İngiltere ve Almanya’dan gelecek baskının, tarafları ikna etmesini umuyor.

 

 

 

Rumların açtığı davada KKTC lehine


6 Eylül, 2006 16:40:00 (TSİ) CNN TURK

 

 

KKTC'de mülk alan İngiliz 'Orams' ailesi aleyhine Rumlar tarafından İngiltere'de açılan gasp davasında, karar açıklandı. Karar, Orams ailesi, dolayısıyla KKTC'nin lehine. Duruşmalarda, KKTC'yi, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair savundu.

Kıbrıs Rum kesimi vatandaşı Meletis Apostolides, KKTC'deki toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle, İngiliz Orams çifti aleyhine Kıbrıs Rum kesiminde dava açmış ve bu davayı kazanmıştı.
 
Ancak İngiliz yüksek mahkemesi yargıcı, Kıbrıs Rum kesiminde alınan bu kararın İngiltere'yi bağlamayacağı hükmüne vardı.
 
Yargıç, Rum mahkemesince alınan bir kararın İngiltere'de geçerli olamayacağına hükmetti. Karar metninde sık sık KKTC ifadesine yer verildi.
 
Yargıç, aldığı bu kararın, KKTC'de mülkü olan ya da mülk edinmek isteyen diğer İngilizler için de bir örnek oluşturacağını söyledi.
 
İngiliz yargıç, Kıbrıs Rum kesimi vatandaşı Apostolides'in temyize götürebileceğini de sözlerine ekledi.
 
Cherie Blair: "KKTC ayrı bir devlettir"
 
Cherie blair savunmasını, 'KKTC'nin ayrı bir devlet olduğu' üzerine kurmuş ve Rum taleplerinin reddedilmesini istemişti.
 
Rum tarafı, benzer durumlar için hem Türkiye hem de KKTC aleyhine başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olmak üzere tüm Avrupa mahkemelerinde mülkiyet davaları açıyordu.
 
Rumlar, Linda ve David Orams aleyhine, 1974 öncesinde bir Ruma ait arsayı gasp ettiği gerekçesiyle dava açmıştı.
 
Orams'ın evlerinin yıkılmasına ve tazminat ödemelerine de hükmedilmişti.

 

 

 

FT: Brüksel müzakereler için B planı arıyor



Financial Times gazetesi, Türkiye’nin Rum gemilerine uyguladığı yasak nedeniyle müzakerelerin çökmemesi için formül arandığını belirterek, Brüksel’in bir B planına ihtiyaç olduğunu düşündüğünü yazdı. Üzerinde durulan formül ise, sorunun Türkiye’deki seçimler sonrasına kadar dondurulmasıdır.

Türkiye’nin Rum gemilerine uyguladığı yasağı nedeniyle üyelik müzakerelerinin çökmemesini engellemek için Brüksel’de formül aranıyor. Financial Times gazetesine konuşan Avrupa Komisyonu’nun üst düzey bir yetkilisi, “Bir B planına ihtiyacımız” var derken, sorunun Türkiye’deki seçimler sonrasına kadar dondurulması için bir yol bulunması gerektiğini söyledi. Gazete, Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in anlaşmazlığının dondurulabilmesi için Avrupa Adalet Divanı formülünü kabul ettirmeye çalıştığını yazdı.

DURURSA, BAŞLAMAZ KAYGISI

İngiliz Financial Times gazetesi, AB’nin limanlar sorunu nedeniyle Türkiye ile üyelik müzakerelerinin çökmesini önlemek için çaba gösterdiğini belirterek Brüksel’in patlamaya çok açabilecek bu sorunu Türkiye’de gelecek yıl yapılacak seçimler sonrasına ertelemeye çabaladığını belirterek şunları yazdı: “Yetkililer, Türkiye’deki reform temposunun yavaşlaması ve AB’nin genişlemesine ilişkin kaygıları nedeniyle Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin şu aşamada durması halinde yeniden başlamayabileceğinden kaygı duyuyorlar. Ancak, AB üyesi olan ama Türkiye tarafından tanınmadan Kıbrıs (Rum Kesimi) ile bir anlaşmazlık tüm sürecini durdurmakla tehdit ediyor.”

Financial Times’a konuşan Avrupa Komisyonu’nun üst düzey bir yetkilisi de, “Zararı asgariye indirmek ve müzakerelerin tamamen durdurulmasını önlemek için bir B planına ihtiyacımız var” dedi. Yetkili, sorunun Türk seçimleri sonrasına kadar ertelenmesi için yollarının bulunması gerektiğini de söyledi.

MÜZARELERİN ASKIYA ALINMASI FELAKET OLACAK KAYGISI

AB’nin limanlar konusunda Türkiye’ye yaptığı uyarılarını ve Rumların veto tehditlerini anımsatan gazete, “AB içerisinde Ankara ile müzakerelerin askıya alınmasının ülkenin Batı ile  bağları açısında bir felaket olacağı yolundaki kaygı artıyor” yorumunu yaptı.

AVRUPA ADALET DİVANI FORMÜLÜ

Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in Türkiye ve Kıbrıs Rum Kesimi’ni limanlar sorununun Avrupa Adalet Divanı’na götürülmesi için ikna etmeyi çalıştığını kaydeden gazete, “Böylece, Komisyon, sorunun, tarafların müzakere etmesi için daha çok olanağı olacağı Türkiye’deki seçim sonrasına kadar dondurulabileceğine inanıyor” diye yazdı.

İngiliz gazetesi, Ankara’daki yetkililerin bu konuda bir yorum bulunmadıklarını ancak diplomatların Türkiye’nin sorunu mahkemeye havale etmeye istekli olmayacağını söylediklerini kaydetti. AB yetkililerinin Türkiye’nin divanda kaybedeceğini söylediklerine dikkat çeken gazete, Rumların da Türkiye’nin bu yıl harekete geçmesi taleplerinin sulandırılacağı inancıyla divan formülüne direndiğini belirtti.

Komisyon’un, AB’nin en büyük üç gücü Fransa, Almanya ve İngiltere’nin baskılarının tarafları ikna edeceği umudunu taşıdığını belirten gazete, haberinin son bölümünde Türkiye’nin Avrupa Parlamentosu’nun “Ermeni soykırımı”nı tanıması çağrısını geri çevirdiğine de dikkat çekti.

HURRIYET 06/09/06

 

AB ile krizin ayak sesleri



Türkiye'de dikkatler haftalardan beri Lübnan üzerinde odaklandığı için, AB konusundaki gelişmeler pek ilgi çekmedi. Ancak önceki akşam Avrupa Parlamentosu'ndan gelen bir haber -tam Meclis Lübnan tezkeresini görüşmeye hazırlanırken- gözlerin AB'ye çevrilmesine yol açtı.
Haber, Avrupa Parlamentosu'nun Dışişleri Komisyonu'nun 2006 Türkiye raporuyla ilgili. Raporun Türkiye'de ifade özgürlüğü ve insan hakları konularında yasal değişiklikler gibi meselelerde AP'nin beklentilerini ve eleştirilerini dile getirmesi normal. Zaten raporda sadece bu sorunlara değinilseydi, haber dünya ajanslarına ("Reuters"in deyişiyle) "Yaklaşan kriz için geri sayım başladı" gibi başlıklarla yansımazdı.
Haberi "sıcak" hale getiren husus, Avrupalı parlamenterlerin sorun olmayan veya olmaması gereken birtakım konuları Türkiye'nin AB üyeliği için önşart olarak öne sürmesiydi.
Bu konuların bir kısmı, "Biz bu filmi daha önce görmüştük" dedirten cinsten! Örneğin Ermeni soykırımı iddiası. Komisyon, "Türkiye soykırımı tam üyelik öncesi tanımalı" diye buyuruyor...
Bir de, piyasaya yeni sürülmek istenen konular var. Örneğin Türkiye'nin "Süryani ve Pontus Rum soykırımını tanıması" isteniyor... Bu da nereden çıktı? Komisyondaki Yunan parlamenterlerin çantasından!

Bir dizi saçmalık
Komisyon toplantısında 2006 raporuna tam 349 "değişiklik önergesi" sunuldu ve bunların çoğu da onaylandı. Bunların başında Türkiye'nin Kıbrıs Rumlarına limanlarını açması önkoşulu da geliyor tabii...
Şimdi deniyor ki, bu raporun "bağlayıcı" bir yanı yok. Tavsiyeden ibaret. Üstelik rapor ay sonunda parlamentonun genel kuruluna gittiği zaman, komisyonun getirdiği değişiklikler de değiştirilebilir!.. Kaldı ki, esas karar mercii AB Komisyonu'dur ve Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso raporun bu halini hiç beğenmediği gibi, Ermeni sorununun Türkiye'ye tam üyelik için bir koşul olarak öne sürülemeyeceğini açıklamak zorunluğunu duydu.
Bunlar ilk bakışta rahatlatıcı görünebilir; ama gerçek şu ki, AP Dışişleri Komisyonu'nda bu rapora (sadece 6'ya karşı) 52 milletvekili olumlu oy verdi. Bunlar Hollanda'dan Yunanistan'a kadar çeşitli ülkelerden ve Hıristiyan Demokratlardan Sosyalistlere kadar çeşitli partilerden...
Bu parlamenterlerin bir kısmı seslerini duyuran güçlü politikacılar. Yani bu rapor Strasbourg'da AP Genel Kurulu'nda da, Brüksel'deki AB merkezinde de yankı bulabilir.
Herhalde, AB Komisyonu'nun ekim ayında yayımlayacağı "İlerleme Raporu", parlamenterlerin raporu gibi saçmalıklar (Pontus Rumları misali) içermeyecek. Ama orada da Türkiye açısından başka olumsuzlukların yer alacağı kesin. Örneğin Rumlara limanların açılması talebi gibi...

Esas amaç ne?
Özetle, AP raporunun pratik anlamda fazla bir "kıymeti harbiyesi" olmasa bile, parlamenterlerin öylesine bir çoğunlukla gündeme olmayacak konuları getirmeleri, bu çevrelerde Türkiye konusunda hâkim olan havayı göstermesi bakımından çok anlamlı. Ve de tabii çok üzücü...
İnsan 38 maddelik raporu okuyunca, "acaba bu politikacıların asıl amacı Türkiye'yi müzakereleri sürdürmekten vazgeçirtmek mi?" diye soramadan edemiyor.
Son zamanlarda Türkiye'nin üyeliğini isteyen birçok AB yetkilisi, "Türklerin AB heyecanını kaybetmelerinden" şikâyet ediyorlar. Kabahat kimde? Bu tür raporlar ve davranışlarla heves mi kalır?

SAMI KOHEN 06/09/06

 

Erdoğan: Kararın bağlayıcılığı yok

06/09/2006 RADIKAL

ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan, Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nun, Ermeni soykırımının kabulünü AB üyeliğinin koşulu sayan raporunun 'bağlayıcılığı' olmadığını söyledi. Erdoğan, "Sözde Ermeni soykırımı konusunda tavrımız çok açık ve net. AP raporunu çok da önemsemeyin" diye konuştu.
Arnavutluk Başbakanı Sali Berişa'yla dün düzenlediği basın toplantısında AP raporunu değerlendiren Erdoğan, şöyle konuştu: "Sözde Ermeni soykırımı konusundaki kararlılığımız bundan önce neyse bugün de odur. Kimse bizden bunun değiştirilmesini beklemesin. AP daha önce soykırımı reddetmişti. Şimdi bunun yeniden pişirilerek gündeme getirilmesi uygun bir yaklaşım değil."
Soykırım iddialarının araştırılması için Ermenistan'a 'hodri meydan' niteliğinde çağrıda bulunduğunu anlatan Erdoğan, "AP'nin aldığı bu kararın bir bağlayıcılığı yoktur. Bunu da çok fazla abartmanıza hiç gerek yoktur. Çok da önemsemeyin bu işleri" diye konuştu.

Dışişleri: Ciddiyetle bağdaşmıyor
Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, AP raporunu 'sağduyu ve nesnellikten uzak' diye tanımladı. Tan, şunları söyledi: "Rapordaki gerçekçilikten uzak ve siyasi saiklerle kaleme alınmış bazı unsurlar AP'nin itibar ve ciddiyetiyle de bağdaşmıyor. Komisyon Başkanı Barroso'nun da ifade ettiği gibi 'emrivaki yaratarak' Ermeni soykırımı gibi ciddi bir akademik disiplin gerektiren konularda dahi objektiviteden uzak koşullar getirme arayışı tarafımızdan büyük üzüntüyle karşılanmıştır." (Radikal, aa)

 

Müşerref, Talat'a 'Sonuna kadar arkanızdayız' dedi

Müşerref, Talat'a 'Sonuna kadar arkanızdayız' dedi

Pakistan lideri 2.5 saat süren görüşme boyunca Talat'a 'President' (Cumhurbaşkanı) diye hitap etti. FOTOĞRAF: AA

06/09/2006  RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ

İSLAMABAD - Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, İslamabad'da ağırladığı KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a 'Ne olursa olsun sonuna dek arkanızdayız" mesajı verdi. Talat önceki akşam 2.5 saatlik görüşme boyunca kendisine 'President' (Cumhurbaşkanı) diye seslenen Müşerref'e Kıbrıs Türklerine uygulanan tecride dair bilgi verirken, iki lider başta ekonomik ilişkiler olmak üzere ilişkileri ilerletme konusunda uzlaştı.
Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın 1989'daki ziyaretinin ardından ilk kez bir KKTC Cumhurbaşkanı bir ülkeye resmi ziyaret düzenledi. Müşerref, Talat'a "KKTC'ye desteğimiz her platformda sürecek. Ne olursa olsun sonuna kadar arkanızdayız. Size güveniyoruz. Pakistan'ın desteği konusunda emin olabilirsiniz" dedi. KKTC'li üst düzey bir yetkili, Pakistan'ın KKTC'yi tanımasının gündeme gelmediğini aktararak, ziyaretin somut sonuçlarının ileride ortaya çıkacağını belirtti. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da bunun 'tanınma isteme' ziyareti olarak algılanmamasını istedi.

Rumlar hellimi nasıl engelliyor
Talat, Müşerref'e tecride dair bilgi verirken, son dönemde Rumların, KKTC'nin Arap ülkelerine yönelik hellim satışını engelleme çabalarını örnek gösterip alıcı ülkeler nezdinde girişimlerde bulunduğunu anlattı. Pakistan özel sektörünün KKTC ile ilgilenmesi için harekete geçmesini isteyen KKTC lideri, "Pakistan dünyanın beşinci büyük süt ürünleri üreticisi. Bizde bu konuda ciddi know-how var, işbirliği yapabiliriz" önerisi iletti. KKTC lideri turizmde de işbirliği önerip yetişmiş eleman kıtlığı olan Pakistan'ın KKTC üniversitelerinin turizm ve otelcilik bölümlerine öğrenci gönderebileceğini iletti.
Rum sözcü Hristodulos Paşiardis, Pakistan'dan KKTC'yi tanımama politikasında değişiklik olmadığı güvencesi aldıklarını söylerken, "Talat bu tür ziyaretlerden zevk alsa ve ona 'cumhurbaşkanı' denildiğinde duygulansa da, bu, kendisinin sadece Kıbrıs Türk toplumu lideri olduğu gerçeğini değiştiremez" dedi.

"Orams Davası"nda KARAR GÜNÜ

KARARIN KKTC LEHİNDE OLMASI BEKLENİYOR... Kıbrıs sorununu etkileyebilecek önemli davalardan biri olan "Orams Davası"nın kararı bugün açıklanacak. İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin, başta KKTC'de ev sahibi olan İngilizler için çok büyük bir önem taşıyan kararının KKTC lehine çıkacağı tahmin ediliyor. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Orams çiftinin avukatları güçlü savunmalarıyla mahkemeden Rum tarafının istemi doğrultusunda bir karar çıkmasını önledi.

DAVA YETKİLİSİ AVUKAT VAHİB SONUCU DEĞERLENDİRECEK... İngiltere'de faaliyet gösteren Vahib Avukatlık Bürosu'ndan dava yetkilisi ve sözcüsü Hasan Vahib İngiliz Yüksek Mahkemesi'nden çıkacak sonuçla ilgili değerlendirme yapmak için bürodan bir ekibin yarın akşam saat 19:30'da The Colony Otel'de bir basın toplantısı düzenleyecek. Hasan Vahib, Cuma günü ise saat 16:00'da halka açık bir toplantı düzenleyecek.

Kıbrıs sorununu etkileyebilecek önemli davalardan biri olan "Orams Davası"nın kararı bugün açıklanıyor. .

İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin, başta KKTC'de ev sahibi olan İngilizler için çok büyük bir önem taşıyan ve kararının KKTC lehine çıkacağı tahmin ediliyor.

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Orams çiftinin avukatları güçlü savunmalarıyla mahkemeden Rum tarafının istemi doğrultusunda bir karar çıkmasını önledi.

İngiltere'de faaliyet gösteren Vahib Avukatlık Bürosu'ndan dava yetkilisi ve sözcüsü Hasan Vahib İngiliz Yüksek Mahkemesi'nden çıkacak sonuçla ilgili değerlendirme yapmak için bürodan bir ekibin yarın akşam saat 19:30'da The Colony Otel'de bir basın toplantısı düzenleyecek.

Hasan Vahib, Cuma günü ise saat 16:00'da halka açık bir toplantı düzenleyecek.

Bu arada, "Orams Davası"nda karşı tarafin avukatı Konstantis Kandunas'ın da güneyde Ledra Palas yakınlarındaki Goethe Enstitüsü'nde yarın saat 11.00'de dava ile ilgili olarak bir basın toplantısı düzenleyeceği öğrenildi.

Dava nasıl başladı

Bu dava, Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in, şu anda KKTC'de Lapta köyündeki malına, Orams'ların ek inşaat ve havuz yapması nedeniyle 'evini boşaltmaları, ek inşaatları yıkmaları ve tazminat ödemeleri' için mahkemeye başvurmasıyla başladı.

Meletios Apostolides isimli Rum vatandaşı, KKTC'nin Girne ilçesine bağlı Lapta bölgesinde 1974'ten önce sahibi olduğu mülke ev inşa ettikleri gerekçesiyle İngiliz Linda Elizabeth ve David Chrlef Orams aleyhine, Rum kesiminde dava açmıştı.

Rum mahkemesi, İngiliz çiftin evi boşaltarak iade etmesi ve tazminat ödemesi yönünde karar almıştı. İngiliz çiftin, Rum mahkemesinin verdiği kararı yerine getirmesi ve gerekirse çiftin oradaki malına haciz konulması amacıyla İngiltere'de de dava açılmış ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair, Orams çiftinin savunmasını üstlenmişti.

Orams çiftini Blair'in eşi savundu

Orams davasında Linda Elizabeth Orams ve David Charlef Orams çiftini Vahib Avukatlık Bürosu savundu. Vahib Avukatlık Şirketi, barrister olarak bu davada ünlü bir ismi kiraladı. Cherie Booth QC. İngiltere Başbakanının eşi.

Cherie Booth QC dava süresince Kıbrıs Cumhuriyeti'nin KKTC üzerinde etkili kontrolü olmadığını ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir mahkemesi tarafından verilen kararın KKTC'de uygulanamayacağını savundu.

Ayrıca, Kuzey Kıbrıs'ın AB'nin bir parçası olmadığını da belirten Cherie Booth QC, AB'nin herhangi bir mahkemesinde alınan kararın KKTC vatandaşlarını bağlamayacağını da belirtmişti.

Booth QC tek çözümün Rumların tazmin komisyonu gibi KKTC'de kurulan makamlara müracaatı ya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmaları olduğunu iddia etmişti.

"Orams davası", KKTC'de 1974'ten önce Rumlara ait mülkler üzerinde inşaat yapan veya mal satın alan yabancılar için çok önemli bir emsal teşkil ediyor.

KIBRIS 06/09/06

 

Türkiye'nin eylem planına bağlıyız

SOYER'DEN AB'YE ÇAĞRI... Başbakan Soyer dün, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, göreve yeni atanan Müsteşarı İbrahim Yağlı ile Uzman Müşavir Sipahi Recep Özkara'yı kabulünde yaptığı konuşmada, "Avrupa Birliği, kendi ilkelerine bağlılık göstermek ve çözüme katkı yapmak istiyorsa, limanlar üstündeki kısıtlamaların izolasyonlarla birlikte kaldırılması tavrını desteklemelidir" dedi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye'nin açıklamış olduğu, eş zamanlı olarak limanların açılması ve izolasyonların kaldırılmasını öngören eylem planına bağlı olduklarını söyledi.

"Avrupa Birliği, kendi ilkelerine bağlılık göstermek ve çözüme katkı yapmak istiyorsa, limanlar üstündeki kısıtlamaların izolasyonlarla birlikte kaldırılması tavrını desteklemelidir" diyen Başbakan Soyer, eylem planının yaşama geçmesi için çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.

Başbakan Soyer dün, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, göreve yeni atanan Müsteşarı İbrahim Yağlı ile Uzman Müşavir Sipahi Recep Özkara'yı kabul etti.

Ziyaret sırasında yaptığı konuşmada gazetecilerin sorusu üzerine Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi'nin Türkiye raporunu değerlendiren Başbakan Soyer, raporda belirtilenler hakkında Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının açıklanmış siyaseti olduğuna dikkat çekerek, eylem planına bağlı olduklarını vurguladı.

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi tarafından hazırlanan taslak raporda, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi dahil tüm Avrupa Birliği üyelerini tanınmasının istendiğini belirten Soyer, eylem planıyla bunların çözülebileceğini, planın Avrupa kültürüne uygun olduğunu söyledi.

Başbakan Soyer, kabul edilen raporun, Avrupa Parlamentosu Dış İşleri Komitesi'ndeki değişik siyasi eğilimlere mensup milletvekillerinin sonuçta direttiği bir karar olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:

"Ancak burada açık olan bir hadise vardır; Kıbrıs Türk halkı AB ilkelerine bağlı bir halktır, Kıbrıs Türk halkı çözümde eşit taraf olarak AB'de yer almayı istemektedir...

Avrupa Birliği ilkeleri arasında Kıbrıs'ta çözümü öngören Annan Planı'nı desteklemek de vardır ve bu onların kararıdır... Bu karara uymayan, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gasp edip işgal eden Rum idaresidir. Bu idare Avrupa Birliği ilkelerine aykırıdır."

Başbakan Soyer, AB'nin Kıbrıs Türk halkı üzerindeki tüm izolasyonların kaldırılması kararı bulunduğunu anımsatarak, bu kararın yine AB'nin kendi üyeleri tarafından engellendiğini vurguladı.

İşbirliği-diyalog

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, konuşmasında hükümet olarak Türkiye hükümetiyle her zaman işbirliği ve diyalog içerisinde olduklarını kaydetti.

TC hükümetiyle birlikte, Kıbrıs sorununun çözümünde, ekonomik ve sosyal sorunların aşılmasında ortak politikalar geliştirip ileriye doğru taşıdıklarını söyleyen Başbakan Soyer, zor ve kritik dönemlerde büyükelçi ve büyükelçilik yetkilileriyle oldukça önemli çalışmalar yaptıklarını, birlikte çok önemli görevler başardıklarını söyledi.

Başbakan Soyer, yeni atanan Müsteşar İbrahim Yağlı ve Müşavir Özkara ile birlikte daha önce olduğu gibi çok sıkı diyalog ve işbirliği içerisinde çalışacaklarına, ortak çıkarları ileriye götüreceklerine inandığını belirtti.

Yeni atanan Yağlı ve Özkara'ya başarılar dileyen Başbakan Soyer, önemli olanın, Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye'nin çözüm sürecinde ortak çıkarlarını birlikte ileriye götürmek olduğunu belirtti.

Karahan'ın konuşması

Büyükelçi Karahan yaptığı konuşmada, ziyaretin amacının Müsteşar İbrahim Yağlı ve Uzman Müşavir Özkara'yı Başbakan Soyer'e tanıştırmak olduğunu söyledi.

KKTC ve Türkiye'nin çıkarlarına hizmet etme ve KKTC hükümetine destek olmaya çalıştıklarını ifade eden Büyükelçi Karahan, "Hem Kıbrıs sorununun üstesinden gelmek, hem de Kıbrıs Türkü'nün mutluluk ve refahına katkıda bulunmak istiyoruz" dedi.

 

KIBRIS 06/09/06

 

AP, "Kıbrıs"ın tanıması şartında ısrarlı

TÜRKİYE'YE, LİMANLARI AÇ, KIBRIS'I TANI ÇAĞRISI... AP Dışişleri Komisyonu, Hollandalı Parlamenter Eurlings tarafından hazırlanan Türkiye raporunu önceki akşam oylayarak kabul etti. Oylama sonucunda, rapora Türkiye aleyhine daha sert ifadelerin yer aldığı paragraflar eklendi. Raporda, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açması talebinde bulunurken, Türkiye'nin, "Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB üyelerinin tanınması, müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır" deniliyor

"AB, KIBRISLI TÜRKLERE VERDİĞİ SÖZLERİ TUTMALI"... Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter Lagendijk, "raporun dilini ağır bulduğunu" söyledi. Hollandalı parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP'nin Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceği mesajını vermemesi gerektiğini ifade etti. Lagendijk, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de yerine getirmesi çağrısında bulundu

Avrupa Parlamentosu (AP) Dışişleri Komisyonu, Hollandalı Parlamenter Camiel Eurlings tarafından hazırlanan Türkiye raporunu önceki akşam oylayarak kabul etti. Oylamada, 52 parlamenter "evet", 6 parlamenter "hayır" ve 8 parlamenter de "çekimser" oy kullandı.

Komisyonda yapılan oylama sonucunda, rapora Türkiye aleyhine daha sert ifadelerin yer aldığı paragraflar eklendi.

Raporda, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açılması talebinde bulunurken, Türkiye'nin, "Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB üyelerinin tanınması, müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır" deniliyor.

Dışişleri Komisyonu'nda önceki akşam yapılan oylamada kabul edilen bir değişiklik önergesiyle, Türkiye'nin tam üyelik öncesi sözde Ermeni soykırımını tanıması yolunda Avrupa Parlamentosu tarafından daha önce yapılan çağrı yinelendi.

Kabul edilen değişiklik önergeleriyle, Türkiye aleyhine sertleştiği gözlenen raporda, ayrıca yine Yunan ve Rum parlamenterlerin önerisiyle Türkiye'nin, sözde Ermeni soykırımı dışında "Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de soykırım yaptığı" iddia edildi.

Bu arada, Yeşil grup parlamenterleri Joost Lagendijk ve Cem Özdemir'in sunduğu ve kabul edilen bir değişiklik önergesiyle Türkiye'de üniversitelerdeki türban sorununa bir çözüm bulunması çağrısında bulunuldu.

Kabul edilen değişiklik önergeleriyle, "Türkiye topraklarında yaşayan farklı azınlıklara yapılan hak ihlallerinin, tam üyelik hedefine uygun olmadığı" görüşü öne sürüldü. Oylamanın ardından A.A muhabirinin sorularını yanıtlayan Türkiye raportörü Camiel Eurlings, Türkiye'nin dostu olduğunu ve bu raporun Türkiye'nin demokratikleşme yolunda adım atması için hazırlanmış olumlu bir rapor olduğunu söyledi.

Hollandalı parlamenter, kabul edilen değişiklik önergelerinin, raporunun ruhunu çok fazla değiştirmediğini ve genel olarak sonuçtan memnun olduğunu ifade etti.

Raporda, bölücü terör örgütü eylemlerinin sert biçimde kınandığını kaydeden Eurlings, "PKK terörü kesinlikle hoş görülemez ve haklı çıkartılamaz. Bu rapor, teröre kesinlikle müsamaha etmeyeceğimizi gösteriyor" diye konuştu.

Hollandalı parlamenter, bununla birlikte, terörün önlenmesi konusunda Güneydoğu Anadolu'daki seçilmiş kişilerin muhatap alınarak bu sorunun çözülmesini arzu ettiklerini söyledi.

Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilen ve bağlayıcı niteliği olmayan tavsiye niteliği taşıyan taslak rapor, Strasbourg'da Avrupa Parlamentosu'nun 25-28 Eylül'de yapacağı genel oturumda nihai olarak oylanacak.

Barroso'dan soykırım iddialarını tanıma koşuluna sert tepki

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğinde, Ermeni soykırımı iddialarını tanıma koşulunun getirilmesini reddettiğini açıkladı.

Barroso, soykırım iddialarını tanıması konusunda Türkiye'ye emrivaki yapılamayacağını söylerken, bu konudaki tartışmaların zorluğu üzerinde durarak, Türkiye'ye ek bir koşul getirilemeyeceğini belirtti.

Lagendijk: Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütleri yerine getirmemiz gerekir

Oylamadan önce konuşan Eurlings, Türkiye'de reformların uygulanmasında gecikme olduğunu belirterek, AP'nin bu raporla, Türkiye'ye ciddi bir mesaj vermesi gerektiğini söyledi.

Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter Joost Lagendijk de yaptığı konuşmada, "raporun dilini ağır bulduğunu" söyledi.

Hollandalı parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP'nin Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceği mesajını vermemesi gerektiğini ifade eti.

Lagendijk, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de yerine getirmesi çağrısında bulundu.

Liberal grup adına konuşan İngiliz parlamenter Andrew Duff da konuşmasında, Avrupa'nın modern ve demokratik bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu belirterek, Türkiye'nin savunma ve güvenlik alanında Avrupa'nın istikrarı için oynadığı rolün gözardı edilmemesi gerektiğini kaydetti.

AP dışişleri komisyonuna sunulan 300'den fazla değişiklik önergesinin oylanmasının geceyarısını bulması bekleniyor.

Türkiye raporu, dışişleri komisyonunun ardından eylül ayı sonunda Strasbourg'da genel kurul oturumunda nihai olarak bir kez daha oylanacak.

Bozkır: Rapor, Türkiye AB ilişkilerine

zarar verecek unsurları taşıyor

Türkiye'nin AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır, AP Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilen raporun, Türkiye ve AB arasındaki ilişkilere zarar verecek unsurlar taşıdığını söyledi.

Bozkır, Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilen metnin, Türkiye ve AB arasındaki ilişkilere katkıda bulunur bir durumda olmadığını ifade etti.

Önceki akşam yaklaşık 300'ü aşkın değişiklik önergesinin oylandığını hatırlatan Bozkır, "Oylamanın sonucunu daha dikkatli değerlendireceğiz, ancak görülen o ki dışişleri komisyonu üyeleri daha önce yaptığımız uyarıları dikkate almış gözükmüyorlar" diye konuştu.

Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Joost Lagendijk de, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, bu akşamki oylamanın sonucundan memnun olmadığını ifade etti.

Değişiklik önergeleriyle Ermeni konusunun da daha sert ifadelerle metinde yer aldığını kaydeden Lagendijk, Kıbrıs konusunda eklenen önergelerin de kendisini memnun etmediğini belirtti.

Parlamentonun Yeşil grup üyesi Türk asıllı Alman parlamenter Cem Özdemir de yaptığı açıklamada, Ermeni konusunda da parlamentonun farklı bir yaklaşım getirmediğini belirtti.

Cem Özdemir şöyle konuştu:

"Şunu unutmamak gerekir. Çek Cumhuriyeti AB'ye girmek istediğinde Almanya, Çek Cumhuriyeti'nin 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kovulan Almanlarla ilgili kararın geri alınmasını ön şart olarak istemişti. Çek Cumhuriyeti hiçbir zaman bu kararı geri almadı ve buna rağmen AB'ye girdi ve bugün de üyesi. Demek ki bu tür kararları biraz da siyasi kararlar olarak yorumlamak gerek. Bence Türkiye AB'ye giden inişli çıkışlı yoldan şaşmadan devam etmeli."

Taslak rapor

Taslak raporda, Türkiye'den, reform süreci, özellikle ifade özgürlüğü, dini haklar ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının bağımsızlığı ve reformların uygulanmasının hızlandırılması isteniyor. Hükümetin hazırladığı 9. reform paketinin memnuniyetle karşılandığı ifade edilen raporda, yeni terörle mücadele yasasının temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı unsurlar içermemesi talep ediliyor.

"Hükümet yetkilileriyle, askeri personel ve güvenlik personeline ayrıcalık yapılmadan yargı önünde herkese eşit muamele yapılması" istenen raporda, Türk Ceza Kanununda "keyfi yorumlamaya uygun olduğu" öne sürülen 216, 277, 288, 301, 305 ve 318. maddelerin değiştirilmesi çağrısında bulunuluyor.

Taslak raporda, terör örgütü PKK sert bir dille kınanırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen yıl yaptığı "cesaretlendirici açıklamanın ardından Türk hükümetinin Kürt sorununa demokratik çözüm araması" çağrısına yer veriliyor. Raporda, eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın görevden alınmasının "derin endişe kaynağı" olduğu ifade edilirken, Şemdinli olaylarından sonraki gelişmelerin "Türk toplumunda ordunun rolünün yeniden canlandığını değil, devam ettiğini gösterdiği" ileri sürülüyor.

Yüzde 10 olan seçim barajının indirilmesi istenen raporda, bu sayede TBMM'de daha geniş temsil sağlanacağı görüşü savunuluyor.

AB yolunda yapılan reformları yansıtacak yeni bir anayasaya ihtiyaç olabileceği görüşüne yer verilen raporda, Danıştay'a yapılan saldırı da şiddetle kınanıyor.

Raporun "İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması" başlığı altında, AP'nin son raporundan bu yana dini özgürlükler bağlamında ilerleme sağlanmamış olmasından "esef duyulduğu" ifade edilirken, Türkiye'ye dini azınlıkların ruhbanlarını eğitmede ve mülk edinmede karşılaştıkları sorunları ortadan kaldırması çağrısı yapılıyor.

Raporda, Alevilerin tanınması ve korunması istenirken, cem evlerinin de dini merkezler olarak tescil edilmesi, dini eğitimin gönüllülük esasına göre düzenlenmesi ve sadece Sünni inancını yansıtmaması gibi talepler yer alıyor.

"Güneydoğu" başlığı altında terör örgütü PKK'nın saldırılarını yoğunlaştırmasının şiddetle kınandığı raporun taslağında, terörle mücadelesinde Türkiye ile dayanışma içinde olunduğuna vurgu yapılıyor. Raporda, Türkiye'ye "koruculuk sistemini lağvetmesi", "Kürt sorununa demokratik çözüm araması", "gözaltı ve tutuklamalarda Avrupa standartlarını uygulaması" gibi çağrılarda bulunuluyor.

"Modern, demokratik ve laik Türkiye, medeniyetlerin birbirini daha iyi anlamasında yapıcı rol oynayabilir" denilen taslak raporda, Ermenistan ile diplomatik ve iyi komşuluk ilişkilerinin başlatılmasında Türkiye'nin ön koşulsuz olarak gerekli adımları atması ve bu ülkeyle sınır kapısını bir an önce açması isteniyor. Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması da talep edilen raporda, "Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB üyelerinin tanınması, müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır" deniliyor.

KIBRIS  06/09/06

 

Kuzeye gelen Kıbrıslı Rum'lara sıkı denetim

Magos, KKTC'den dönerken Ledra Palace Rum barikatında Türkçe öğrenmesinde kendisine yardımcı olacağını düşünüp satın aldığı birçok dergiye Rum polisi ve gümrük memurlarının el koyduğunu, ardından ifade vermek için Baf Polis Karakolu'na çağrıldığını ve 45 dakika burada ifade verdiğini anlattı. Magos, polisin Kuzey Turizm, Tourism Monthly ve North Cyprus Magazine dergilerine el koyarken, bu dergilerde "Rumlara ait mülklerin reklamının yapıldığı" iddialarının öne sürüldüğünü, halbuki yine beraberinde taşıdığı ve daha fazla reklam içeren Türk gazetelerine ise ses çıkarılmadığını belirtti.

Magos, Rum polisinin elinde bulundurduğu 9 Kıbrıs Türk dergisine el koyduğunu da açıkladı, bu anlamsız el koymalardan duyduğu öfkeyi dile getirdi.

 

KIBRIS  06/09/06

 

AP'den Kıbrıslı Türkler'e destek

 

EK PROTOKOLÜN UYGULANMAMASI AB'NİN İTİBARINI SARSAR... AP Türkiye raportörü Eurlings, Gümrük Birliği'nin 25 AB ülkesini kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören Ek Protokol'ün Türkiye tarafından uygulanmamasının, AB kurumlarının itibarının sorgulanmasına neden olacağını savundu.

Eurlings, Kıbrıslı Türkler'le ticari ilişkilerin geliştirilmesinden yana olduğunu belirtti ve bunun için gerekli düzenlemelere destek verdi

Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raportörü Camiel Eurlings, Gümrük Birliği'nin Avrupa Birliği'nin 25 ülke ülkesini kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören Ek Protokol'ün Türkiye tarafından uygulanmamasının, AB

kurumlarının itibarının sorgulanmasına neden olacağını savundu.

AP Dışişleri Komisyonundan dün oylanarak kabul edilen Türkiye raporuyla ilgili dün basın toplantısı düzenleyen Eurlings, Ek Protokol ile birlikte Kıbrıslı Türkler'e yönelik izolasyonlara da dikkati çekerek, Kıbrıslı Türkler'le ticari

ilişkilerin geliştirilmesinden yana olduğunu belirtti ve bunun için gerekli düzenlemelere destek verdi.

Kabul edilen değişikliklerin, "raporun ruhunu çok fazla değiştirmediğini" ifade eden Eurlings, bununla birlikte raporun "tonunun sertleştiğini" kabul etti ve "Türkiye'ye daha olumlu bir mesaj vermek isterdim" diye konuştu.

Sözde Ermeni soykırımının AB üyeliğinden önce Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin dün kabul edilen değişiklik önergesiyle ilgili bir soru üzerine Hollandalı parlamenter, bu konunun AB üyeliği için bir kriter olarak getirilmesini istemediğini belirtmekle birlikte, Türkiye'nin sözde soykırımı tanınmasının "gerekliliğinden" söz etti.

Türkiye'de demokratik reformlar konusunda bir yavaşlama gözlendiğini savunan Eurlings, bunun "üzüntü verici olduğunu" söyledi.

 

KIBRIS  06/09/06

 

Talat Pakistan’dan döndü

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ilk resmi ziyareti olan Pakistan’daki temasları sona erdi. Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı yapan Talat, “Pakistan’ın daveti anlamlı ve cesaret vericiydi” dedi.

 

 

NTV

Güncelleme: 10:33 TSİ 07 Eylül 2006 Perşembe

İSTANBUL - İki günlük ziyaretin ardından akşam saatlerinde uçakla Pakistan’dan İstanbul’a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ziyaretiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.

Pakistan’ın Cumhurbaşkanı olarak resmi davet ile gittiği ilk ülke olduğunu söyleyen Talat, son derece yararlı görüşmeler yaptıklarını belirtti.

Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref ve üst düzey hükümet yetkilileriyle görüştüklerini belirten Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin mücadelesine koşulsuz destek sözü aldıklarını ve ekonomik işbirliğini arttıracak adımlar attıklarını söyledi.

Ciddi bir tecrit altında olduklarını da ifade eden Cumhurbaşkanı Talat sadece Pakistan’ın değil tüm dünyanın desteğini beklediklerini belirtti.

 

Rumlar mülk davasına tepkili

Kuzey Kıbrıs’taki eski Rum arazisine ev inşa ettikleri için Rum kesiminde tazminat ödemeye mahkum edilen İngiliz Orams çiftinin, İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne taşınan davayı kazanması, Rum tarafında soğuk duş etkisi yarattı.

 

NTV

Güncelleme: 14:25 TSİ 07 Eylül 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Politis gazetesi, kararla KKTC’de Rum mallarının satışının yasal hale geldiğini yazdı. Alitihia gazetesi, “Orams davasında karar tersine çevrilmezse yıkıcı sonuçlar doğuracak” başlığını kullanırken, “İngiltere gaspçılara arka çıktı” manşetiyle çıkan Fileleftheros gazetesi, mahkemenin siyasi bir karar aldığını savundu.

Hukukçuların görüşlerine de yer veren gazeteler, davanın önce temyize ardından da Adalet Divanı’na götürülmesi gerektiği üzerinde birleşti.

Basının aksine, İngiliz mahkemesinin Kuzey Kıbrıs’ta kalan Rum mallarını Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı olarak nitelendirdiğine vurgu yapan Rum yönetimi hükümet sözcüsü ise, davanın Adalet Divanı’na götürüleceğini açıkladı.

Mülk davası İngiliz basınında


7 Eylül, 2006 14:18:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz David - Elizabeth Orams çiftinin KKTC'deki evleriyle ilgili bir Rum vatandaşı tarafından İngiliz Yüksek Mahkemesi'nde açılan davayı kazanmaları, İngiliz basını tarafından 'aynı durumdaki binlerce kişiye rahat nefes aldırtan bir gelişme' olarak yorumlandı.

Daily Mail:
Daily Mail gazetesi, 'İngiliz çifti, Kıbrıs Türk tarafında evi olan herkes adına zafer kazandı' başlığını kullanırken, ilk olan bu dava sayesinde benzeri durumdaki kişilerin de haklarını garanti altına alabildiklerini vurguladı.
 
The Daily Telegraph:
The Daily Telegraph gazetesi de, kararın sadece Orams çifti açısından değil, bölgeye yatırım yapmaya hazırlanan İngilizler için de önem taşıdığına dikkati çekti.
 
Gazete, Orams çiftinin KKTC'deki emlak simsarları, davacı Rum Meletis Apostolides'in de aynı durumdaki bazı Rumlar tarafından maddi olarak desteklendiklerine dair spekülasyonlara da yer verdi.
 
Guardian:
Guardian gazetesi, Oram davası haberine yarım sayfa ayırdı. Orams'ları dava boyunca temsil eden Cherie Blair'e yönelik tepkilere dikkat çekilen haberde, Rum Meletis Apostolides'in kararı temyiz etmeye hazırlandığı kaydedildi.
 
Kararın KKTC'de kutlamalara yol açtığına, ayrıca KKTC'de ev sahibi olan 6 bin İngilizin de kararı büyük sevinçle karşıladığına dikkat çekilen haberde, "Orams çifti davayı kaybetseydi, istenen tazminatı ödeyebilmek için Sussex'deki evlerini satmak zorunda kalabilecekti" denildi.
 
Davanın gelişimi
 
Kıbrıs Rum kesimi vatandaşı Meletis Apostolides, KKTC'deki toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle, İngiliz Orams çifti aleyhine Kıbrıs Rum kesiminde dava açmış ve bu davayı kazanmıştı.
 
Ancak İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin yargıcı, Kıbrıs Rum kesiminde alınan bu kararın İngiltere'yi bağlamayacağı hükmüne vardı. Yargıç, Rum mahkemesince alınan bir kararın İngiltere'de geçerli olamayacağına hükmetti.
 
Rum tarafı, benzer durumlar için hem Türkiye hem de KKTC aleyhine başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olmak üzere tüm Avrupa mahkemelerinde mülkiyet davaları açıyordu.
 
Rumlar, Linda ve David Orams aleyhine, 1974 öncesinde bir Ruma ait arsayı gasp ettiği gerekçesiyle dava açmıştı. Orams'ın evlerinin yıkılmasına ve tazminat ödemelerine de hükmedilmişti.

 

Almanya'nın Kıbrıs kararlılığı

 

Gül: ''Problemleri konuşarak çözebileceğimize inanıyorum''



7 Eylül, 2006 13:12:00 (TSİ) CNN TURK

Almanya Dışişleri Bakanı Walter Steinmeier, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile başlattıkları 'Kültürlerarası Diyalog ve Anlayış için Ernst Reuter Girişimi' için İstanbul'da. Alman Bakan, AB dönem başkanlığı öncesinde özellikle Kıbrıs'ın yaratacağı sıkıntılar konusunda yoğun bir çalışma içinde olduklarını söyledi.

İki bakan, Kültürlerarası Diyalog Konferansı öncesinde Çırağan Sarayı'nda bir basın toplantısı düzenledi.
 
Walter Steinmeier, 2007'nin ilk yarısında Avrupa Birliği'nin dönem başkanlığını üstlenecek olan Almanya'nın Kıbrıs sorunu ve limanların Rumlara açılması konusunda yaşanan sıkıntılara karşı yoğun bir çalışma içinde olduklarını söyledi.
 
Steinmeier, "engelleri aşmak için birlikte çalışacağız. Türkiye bu konuda katkılarını sürdürecek. Biz de şekil olarak ortaya çıkacak engellere takılmama konusundaki kararlılığımızı sürdüreceğiz" dedi.
 
Gül: "Problemler konuşarak çözülür"
 
Dışişleri Bakanı Gül de, 'Türkiye - AB süreci kapanacak, tren kazası olacak' gibi görüşleri daima öne çıkarmanın negatif bir enerji verdiğini söyledi.
 
Gül, "önemli olan düz asfalt yolda yürümek değildir. Bu yolun inişli çıkışlı yol olduğunu her zaman söyledim. Problemleri konuşarak çözebileceğimize inanıyorum" dedi.
 
Lübnan'a asker gönderme
 
Walter Steinmeier basın toplantısında Lübnan'a asker gönderme konusuna da değindi.
 
Steinmeier, ''ben, TBMM'nin birkaç gün önce, Türkiye'nin Lübnan'daki hala hassas olan ateşkesin sağlamlaştırılmasına katkıda bulunmak amacıyla onay vermesini memnuniyetle karşıladım" dedi.
 
Steinmeier, ''biz, siyaset, siyasetçiler olarak da bu girişimin temelini sağlamak istiyoruz. Biz de kısa sürede Almanya'da bir karar vereceğiz'' diye konuştu.

 

Cherie İngilizlere nefes aldırdı

LONDRA (A.A)

İngiliz David-Elizabeth Orams çiftinin KKTC'deki evleriyle ilgili bir Rum vatandaşı tarafından İngiliz Yüksek Mahkemesinde açılan davayı kazanmaları, İngiliz basını tarafından "aynı durumdaki binlerce kişiye rahat nefes aldırtan bir gelişme" olarak yorumlandı.

Daily Mail gazetesi, "İngiliz çifti, Kıbrıs Türk tarafında evi olan herkes adına zafer kazandı" başlığını kullanırken, ilk olan bu dava sayesinde benzeri durumdaki kişilerin de haklarını garanti altına alabildiklerini vurguladı.
The Daily Telegraph gazetesi de, kararın sadece Orams çifti açısından değil, bölgeye yatırım yapmaya hazırlanan İngilizler için de önem taşıdığına dikkati çekti. Gazete, Orams çiftinin KKTC'deki emlak simsarları, davacı Rum Meletis Apostolides'in de aynı durumdaki bazı Rumlar tarafından maddi olarak desteklendiklerine dair spekülasyonlara da yer verdi.

Guardian gazetesi, Oram davası haberine yarım sayfa ayırdı. Orams'ları dava boyunca temsil eden Cherie Blair'e yönelik tepkilere dikkat çekilen haberde, Rum Meletis Apostolides'in kararı temyiz etmeye hazırlandığı kaydedildi.
Kararın KKTC'de kutlamalara yol açtığına, ayrıca KKTC'de ev sahibi olan 6 bin İngiliz'in de kararı büyük sevinçle karşıladığına dikkat çekilen haberde, "Orams çifti davayı kaybetseydi, istenen tazminatı ödeyebilmek için Sussex'deki evlerini satmak zorunda kalabilecekti" denildi.

HURRIYET 07/09/06

 

KKTC'nin zaferi

Kıbrıslı Rum Apostolides, KKTC'de kalan arazilerini işgal ettikleri gerekçesiyle İngiliz Orams çifti aleyhine Londra'da açtığı davayı kaybetti. Karar, KKTC'deki İngiliz mülk yatırımlarının önünü açtı

NEVSAL ELEVLİ Londra


Kıbrıs Rum Kesimi vatandaşı Meletios Apostolides'in, KKTC'de kalan arazisi üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle İngiliz Linda ve David Orams çifti hakkında Ru