Tutuklanan
Rumlar bugün serbest
KKTCde,
yasak askeri bölgede çekim yaptıkları gerekçesiyle tutuklanan 2
Rumun bugün serbest bırakılacağı bildirildi.
AA
Güncelleme: 11:15 TSİ 28 Ağustos 2006 Pazartesi
LEFKOŞA - KKTC polisi, Nikitas Dalitis ve Adonis Palikarides
adlı 2 Rumun, yetkili makamlardan izin almadan Lokmacı Barikatı
Köprüsünde çekim yapması üzerine tutuklandıklarını ve
haklarında soruşturma açıldığını bildirdi.
Rum Simerini gazetesi ise
Rumların basın mensubu olduğunu ve yetkili makamlardan izin
almalarına rağmen tutuklandığını ileri sürdü.
Lefkoşa Kaza Mahkemesi, Dalitis ve Palikaridesin söz konusu suçla
alakaları olabileceği ve serbest kalmaları halinde karara etki
edebilecekleri gerekçesiyle 2 gün tutuklu kalmalarına hükmetti. Karar
doğrultusunda, Rumlar bugün serbest kalacak.
Bu arada, Rum asıllı İngiliz vatandaşı John Nicolas
Orphanounun da Gazimağusadaki askeri bir bölgede çekim
yaptığı için tutuklandığı ve hakkında
soruşturma başlatıldığı bildirildi.
F1
ödülünü Talatın vermesine tepki
Türkiyenin
ikinci kez evsahipliği yaptığı Formula 1 İstanbul
Grand Prixsi dün koşuldu. Yarışın ardından,
İstanbulun galibi Ferrarinin Brezilyalı Pilotu Felipe Massa kadar,
Massaya kupasını veren isim de gündeme oturdu.
NTV
Güncelleme: 14:57 TSİ 28 Ağustos 2006 Pazartesi
İSTANBUL - Massaya kupasını, Türkiye
dışında hiçbir ülkenin resmen tanımadığı
KKTCnin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu sıfatla verdi.
Türkiyenin bu tanıtım atağı nedeniyle uyarılması
ya da cezaya çarptırılması gündemde.
İstanbulda
ikincisi düzenlenen Formula 1 Petrolofisi Türkiye Grand Prixsini dün
dünyanın dört biryanından milyonlarca kişi ekranları
başında izledi.
Başından sonuna heyecan dolu geçen yarışı, Ferrarinin
Brezilyalı Pilotu Felipe Massa kazandı.
Massaya kupasını ise KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
verdi.
203 ülkede 2 milyar kişinin izlenen bu görüntüler sayesinde dünya, Türkiye
dışında hiçbir ülkenin tanımadığı Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve onun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatı ekranları başından izledi.
RUM KESİMİNDE TEPKİ
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın İstanbulda dün
yapılan Formula1 yarışında birinci gelen Ferrari pilotu
Massaya ödülünü vermesi ve törende KKTC Cumhurbaşkanı olarak anons
edilmesi Rum kesiminde infial yarattı.
Talatı yasadışı devletin sahte cumhurbaşkanı
diye niteleyen Rumlar, dünyada 200e yakın ülkede milyonlarca kişi
tarafından izlenen ödül töreninde kupayı Talatın vermesini ve
KKTC Cumhurbaşkanı olarak lanse edilmesini Formula 1i düzenleyen
FİAya şikayet etmeye hazırlanıyor.
Cumhurbaşkanı Talat, İstanbul Park pistinde yapılan Grand
Prixde birinci gelen Ferrari takımının pilotu Felipe Massaya
ödülünü vermiş ve Talat milyonlarca kişinin televizyonlardan
izlediği organizasyonda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
olarak anons edilmişti.
Aralarında Kıbrıs Rum Kesiminin de bulunduğu, dünyada
yüzlerce televizyon kanalından canlı olarak yayınlanan ödül
töreni, Rum devlet televizyonu RİKte de ekrana geldi. RİK
televizyonundaki canlı yayında ekrana gelen altyazıda Talat,
KKTC Cumhurbaşkanı olarak tanıtıldı.
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, olayı
kışkırtma olarak niteledi ve Formula 1 organizasyonunun bu
eyleminin cevapsız kalmayacağı tehdidinde bulundu. Paşardis
Talatın KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla ödül vermesini
Formula 1i düzenleyen FİAya şikayet edeceklerini kaydetti.
RUM BASININDAN YANKILAR
Olay Rum basınında da geniş yankı buldu. Rumların en
yüksek tirajlı gazetesi Fileleftheros, Türkler Grand Prix ödülünü vermesi
için Talatı görevlendirdi. Formula 1le kışkırtmaya cevap
geliyor başlığını kullandı. Rum Yönetiminin
Talatın büyük ödülü vermesini ilgili makamlara şikayet
edeceğini yazan Fileleftheros, Türk yetkililerin dünyanın en büyük
organizasyonunu politik amaçlı kullandıklarını iddia etti.
Yarışı kazanan pilota ödülünü vermek üzere podyuma
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
çağrılmasını ve KKTC Cumhurbaşkanı olarak anons
edilmesini ağır tahrik olarak niteleyen gazete , Rum yönetiminin
konuyu yarışın organizasyonundan sorumlu Uluslararası
Otomobil Sporları Federasyonu başta olmak üzere diğer
uluslararası kuruluşlara şikayet edeceğini kaydetti.
Rum Politis gazetesiyse Talat zorla başkan ifadesini kullandı.
Gazete haberinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın dünyanın
en büyük organizasyonu olarak kabul edilen Formula-1in ödül töreninde podyuma
çıktığını ve KKTC Cumhurbaşkanı olarak
tanıtıldığını, olayın canlı
yayında dünyadaki milyonlarca izleyiciye ulaştığını
yazdı.
Politis gazetesi Talatın KKTC Cumhurbaşkanı olarak ödül
verdiği yayının, Rum Devlet Radyo Televizyon Kurumu RİKte
de aynen yayınlandığına dikkat çekti.
UYARI YADA PARA CEZASI
Rumların konuyu FİAya şikayet etmesi halinde, Formula 1
İstanbul Grand Prixsine uyarı ve para cezası gelebileceği
iddia ediliyor. Talatın KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla
podyuma çıkarak birinci gelen pilota ödül vermesinin, Formula 1in patronu
Bernard Ecclstonela Türk organizatörler arasında varılan sözlü
mutabakat çerçevesinde gerçekleştiği belirtiliyor.
Rumlardan Talat'ın kupa vermesine tepki
A.A.
İstanbul'da dün düzenlenen Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye
Grand Prix'sinde birinci gelen Ferrari pilotu Felipe Massa'ya kupayı KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesi, Rum
basınında geniş yer buldu. Gazeteler, Rum yönetiminin, durumu
ilgili mercilere şikayet edeceğini yazdı.
Formula-1 yarışının politik amaçlı
kullanıldığını öne süren Fileleftheros gazetesi, Rum
yönetiminin, ödül töreninde Talat'ın KKTC Cumhurbaşkanı olarak
anons edilmesini ilgili tüm uluslararası kuruluşlara şikayet
edeceğini belirtti.
Haberde, Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Paşardis'in gazeteye
yaptığı açıklamada, Grand-Prix organizatörlerinin bu
eyleminin herkes için bir kışkırtma olduğunu ve
cevapsız kalmayacağını söylediği ifade edildi.
Politis gazetesi de Talat'ın dünyanın en popüler sporlarından
olan ve birçok ülkede canlı yayımlanan Formula-1
yarışının ödül töreninde kürsüye çıkarak, KKTC
Cumhurbaşkanı olarak ödül verdiğini ve canlı yayında
milyonlarca izleyiciye ulaştığını yazdı.
Gazete, Talat'ın KKTC Cumhurbaşkanı olarak ödül vermesinin, Rum
devlet radyo ve televizyon kanalında yayımlandığına da
dikkat çekti.
HURRIYET 28/08/06
Talat'a
startta söyledi
ANKA
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, Massa'ya ödülü KKTC
Cumhurbaşkanı Talatın vereceğini, Protokolden kimin gelip
gelmeyeceği henüz belli değil diyerek Formula yöneticilerden
sakladığını söyledi. Ödül işini Talata da
yarışlar başlarken söyledi. Öneriyi duyan Talat, Sizi
sıkıntıya sokmayayım dedi.
TOBB Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu, Formula 1 PO Türkiye Grand Prixinin galibi
Felipe Massanın ödülünü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın vermesinin, kendi fikri
olduğunu ve tartışma olmaması için yarış
başlayıncaya kadar bunu hem Talattan hem de Formula yöneticilerinden
sakladığını açıkladı.
Formula yöneticilerinin bir gece önceden ödül
verecek ismi sorması üzerine Hisarcıklıoğlu, Protokolden
kimin gelip gelmeyeceği henüz belli değil diyerek, Talat sürprizini
son ana kadar sakladı.
SİYASİ TARTIŞMA OLMASIN
DİYE SAKLADIM
Ödülü Talatın verişinin perde
arkasını anlatan Hisarcıklıoğlu, Benim fikrimdi
dedi. Geçen hafta Talatı yarışlara davet ettiğini ifade
etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın salı günü bir
misafiri olacağı için yarışlara gelemeyeceğini
bildirdiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, Ödülü Talatın
vermesini düşündüm fakat açıklamadım, açıklasaydım
işin içine siyaset girecekti, verir-veremez tartışması
olacaktı, yarışlar başlayıncaya kadar sakladık
diye konuştu.
TALAT: SIKINTIYA SOKMAYAYIM
Ödülü Talatın vermesini kendisine dahi
söylemediklerini ifade eden Hisarcıklıoğlu, yarışlar
başlarken, Talata teklif götürdüklerini bildirdi.
Hisarcıklıoğlu, Talatın. Sizin için uygunsa olur. Ancak
sizi sıkıntıya sokmayayım dediğini aktardı.
Hisarcıklıoğlunun sorun olmayacağını söylemesi
üzerine Talat, ödülü vermekten memnun olacağını söyledi.
FORMULACILARA PROTOKOL OYALAMASI
Formula yöneticilerinin bir akşam önceden
yarışın galibine ödül verecek ismin belirlenmesini
istediğini anlatan Hisarcıklıoğlu, Protokolden kimin gelip
gelmeyeceği belli değil dediğini aktardı.
Hisarcıklıoğlu, Formula yöneticilerine ödülü Talatın
vereceğini yarışlar başlarken söylediklerin kaydetti.
"TEPKİYİ YANSITMADIK"
Formula yöneticilerinin tepki gösterdiği
iddialarına karşılık, Hiç kimse bir şey söylemedi
diyen Hisarcıklıoğlu, O zaman yöneticilerin tepkisi size
yansımadı öyle mi? sorusuna da Yansısa da
yansıtmadık yanıtını vererek,
tartışmayı kendi içlerinde çözdüklerini ifade etti.
Ödül sürprizi ile 203 ülkede yayınlanan
yarışmada tüm ekranlarda Talatın yer
aldığını ve KKTC Cumhurbaşkanı diye
sunulduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, buna
yarışmayı dünya çapında izleyen yaklaşık 2 milyar
kişinin tanıklık ettiğini ifade etti. KKTCnin gündeme
gelmesinin uluslararası arenadaki önemine işaret eden
Hisarcıklıoğlu, AB sürecinde, Kıbrısın
yoğun olarak tartışıldığı 2003
yılında KKTCye bir çıkartma yaparak dönemin
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa açık destek verdiklerini de
anımsattı.
PUTİNE DE SÜRPRİZ YAPMIŞTIM
KKTCye verdiği desteği benzer bir sürprizle
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putinin önünde
gerçekleştirdiğini anlatan Hisarcıklıoğlu, Bir buçuk
sene önce, Putinin önünde, yanıma aldığım Kıbrıs
Sanayi Odası Başkanına konuşma yaptırdım. Orada
da yine önceden tasarlamıştım. Böylece ambargonun
kaldırılması isteği Putinin önünde dillendirilmiş
oldu. Putin de buna karşılık destek vereceğini
açıkladı. Bir hafta sonra, Güney Kıbrıs Rum Kesimi
bakanları soluğu Moskovada aldı" dedi.
HURRIYET 28/08/06
Diplomat yorumu: Sıkıntı olabilir
Turan YILMAZ ANKARA
DİPLOMATİK kaynaklar, Formula 1deki Talat sürprizi,
"KKTCnin tanıtımı için çok önemli. Ancak ileride Türkiye
açısından sıkıntı yaratabilir" diye
yorumladılar. Hürriyete görüşlerini aktaran bu kaynaklar,
"Aslında bakarsanız bu olağanüstü bir şey. Ancak bu
tür şeyleri, Böyle bir olayı siyasi amaçlarla kullanıyorsunuz
diyerek sıkıntı yaratmak isteyenler çıkabilir"
dediler.
Siyasilerin yorumları ise farklıydı. CHP Hatay Milletvekili ve
emekli Büyükelçi İnal Batu, "Dünyada KKTCnin kabul düzeyinde önemli
gelişmeler var. Formula 1 ile bütün dünya çok ilgili, bu nedenle bu olumlu
gelişmeyi sağlayanları kutluyorum" diye konuştu. AKP
Antalya Milletvekili Mehmet Dülger ise şunları söyledi: "Formula
1de bütün gözler daha çok yarışmayı kazananların üzerinde.
Ödülü Talatın vermesinin uluslararası açıdan KKTCnin durumuna
bir etkisi olacağını düşünmüyorum."
HURRIYET 28/08/06
Formula 1, sınırları zorlayan
şirketle çok iyi uyuşuyor
PETROL Ofisinin (PO) Oxford Üniversitesi bünyesindeki nanoteknoloji şirketi
Oxonicayla başta "nanodizel" olmak üzere, akaryakıtta
nanoteknolojik ürünlere geçişe dönük anlaşma töreni için Oxforddaki
otemilize vardığımızda Jan Nahum bizi kapıda
bekliyordu.
Odalarımıza yerleştikten hemen sonra Petrol Ofisi Genel Müdürü Jan
Nahumla birlikte otelin hemen yanındaki restorana geçtik.
Yemeklerimizi ısmarlarken Jan Nahum, söze peşin özürle girdi:
"Saat 15.00de bir randevum var. Dolayısıyla belki ana
yemeği bile yemeden kalkmam gerekecek. Lütfen kusuruma
bakmayın."
Jan Nahum, kıpır kıpırdı, belli ki
kafasında Petrol Ofisinin adını bir adım daha öne
çıkaracak yeni planlar peşindeydi: "Formula 1deki Honda
Takımı benimle görüşmek istemiş. Hazır Oxforda
gelmişken, kendileriyle randevulaştık, bir görüşme
yapacağız."
Bu görüşme yeni bir anlaşmaya işaret olabilir miydi? Nahum,
henüz kendisini de görüşmenin sonunun nereye varacağını
bilmiyordu. Ancak, hedefinde Honda Takımıyla birşeyler yapmak
vardı: "Belki görüşmemiz sonrasında Formula 1de Honda
Takımıyla birşeyler yapabiliriz..."
Nitekim Nahum, ana yemeğine dokunamadan Honda
Takımının yetkilileriyle buluşmaya gitti. Dönüşünde
bu kez akşam yemeğinde buluştuk. Honda Takımıyla
görüşmesi konusunda pek renk vermedi. Belli ki sürprizi İstanbul
Parkta Formula 1 heyecanının arttığı günlere
saklamayı yeğlemişti.
Nitekim hafta içinde Petrol Ofisi ile Honda Takımı eş
zamanlı açıklama yaptı. Petrol Ofisi, İstanbul Parktaki
yarışta Honda Takımının sponsorları arasına
girdi. Dünyada 2.5 milyar kişinin televizyon ekranlarından
izlediği İstanbul Parktaki Formula 1 yarışında piste
çıkan Honda Takımı araçlarından birine Petrol Ofisinin
adı da yazıldı.
Peki Petrol Ofisi, Formula 1 için neden bu kadar çaba ve para harcıyor?
Sorunun yanıtı, Jan Nahumun çizdiği şirket
politikasında var: "Yaptığımız iş
müşterilere 24 saat aralıksız hizmet vermeyi gerektiriyor.
Petrol Ofisinin geçmişte pazar payı yüzde 50lere kadar
çıkmış. Özelleştirme öncesi bu oran yüzde 18e inmiş.
Şimdi yüzde 35i aştık. Pazardaki payımızı
artırmamız için sınırlarımızı zorlamamız
gerekiyor."
Petrol Ofisi, faaliyetlerini yürütürken "sınırları
zorladığını" müşterilerine, kamuoyuna daha da
iyi anlatmak, marka bilinirliğini hem Türkiyede, hem de dünyada
artırmak için önce Formula 1 İstanbul Parkın önüne
adını koydu. Elbette bunun bedelini ödedi.
Arkasından GP2de takım sponsoru oldu, Türk pilotları da devreye
soktu. Bu sponsorluğunun ilk yılında takım dünyada
başarıya imza attı. Petrol Ofisi, son atağını da
Honda Takımının sponsorları arasına girmekle
yaptı...
Formula 1de elbette kaza yapmadan, "sınırları
zorlayan" öne geçiyor, kazanıyor...
Jan Nahum ve ekibi de Petrol Ofisinde "sınırları
zorluyor"...
Şirketler "hizmette sınırları zorlayınca",
bundan müşteri kazançlı çıkıyor...
Hisarcıklıoğlu planladı, Talat kupayı verdi
İSTANBUL Parkta Formula 1 yarışı öncesi, Paddock
Clubda sponsor şirketlere ayrılan salonları turladım.
Petrol Ofisinin salonunda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)
Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Yönetim Kurul
Üyesi ve TOBBun Formula 1 sorumlusu İlhan Parsakel ve
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat
Yalçıntaşla karşılaştım.
Hisarcıklıoğlu, Petrol Ofisi Genel Müdürü Jan Naumu
kutlamak için uğramış:
"Sizi kutluyorum Jan Bey. Bu işe çok destek verdiniz, emek
harcadınız. Doğru yapıyorsunuz. Teşekkür
ediyoruz."
Hisarcıklıoğluna, "Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan gelemedi. Kazanana kupayı kim verecek" diye sordum. Hisarcıklıoğlu
planını anlattı: "Formula 1in patronu Bernie
Ecclestoneu inka edebilirsem KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın vermesini istiyorum."
Hisarcıklıoğlu ardından bu planının
arkasında yatan ana fikri açıkladı: "Tüm dünya kupa
töreninde televizyon ekranlarında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatı görecek. KKTC için de önemli bir tanıtım
fırsatı olacak."
Yarışın bitmesine 10 tur kala Hisarcıklıoğlunun
yanındaki dostlardan bilgi geldi: "Kupayı KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verecek."
Dünyada 2-2,5 milyar insan dün ekranlardan yine İstanbulu izledi,
kulaklarda istanbul çınladı. Bu büyük tanıtıma dün
ayrıca KKTC de eklendi. Sınırları zorlayan Formula 1de
KKTCde sırıları zorlamış oldu...
Bunların çoğu klasik değil, eski otomobil
AK Emeklilik Genel Müdürü Meral Ak Egemen, geçen akşam
Sakıp Sabancı Müzesindeki heykelin büyük ustası Rodinin
eserlerinden oluşan sergiyi birlikte gezmeye davet etti, gittik.
Meral Ak Egemen de motor sporları tutkunlarından... Egemen,
geçen yıl "klasik otomobil" ekibiyle İstanbul
Parkta Formula 1 pilotlarına "halkı selamlama turu" yaptırdı.
Bu yıl aynı tur için farklı bir yöntem düşünüldüğünü
öğrenince Meral Ak Egemene nedenini sordum: "Sanıyorum
yeteri kadar klasik otomobil başvurusu olmadı bu sefer..."
Egemen, emin olamadığı için sorumu davetliler
arasındaki Klasik Otomobilciler Derneği yöneticilerine de
aktardı.
Aldığım yanıt ilginçti: "Formula 1in patronu
Bernie Ecclestone, geçen yılki klasik otomobilleri beğenmedi, Bunların
çoğu klasik değil, ancak eski otomobil sayılabilir dedi. Bu
yüzden klasik otomobillere bu kez rol düşmedi."
Ecclestoneun titizliğine bakın...
HURRIYET 28/08/06
ABD'den yeni girişim
BRYZA, ÖNERİLER ÜZERİNDE ÇALIŞIYOR... ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Bryza, Güney Kıbrıs'ın Maraş
önerileri ile Türkiye Dışişleri Bakanı Gül'ün
Kıbrıs sorunuyla ilgili önerilerini değerlendirerek, fikirler üzerinde
çalışmalar yapıyor. Verilen bilgiye göre, Ercan ve
Kıbrıslı Türklerin kontrolü altındaki limanların
açılması, buna karşılık olarak da Türkiye liman ve
havalimanlarının "Kıbrıs Cumhuriyeti" gemi ve
uçaklarına açılması ve Maraş konusu üzerinde duruluyor
ABD'nin, Avrupa Komisyonu'nun 24 Ekim'de Türkiye'yle ilgili ilerleme
raporunu sunmasının ardından, AB-Türkiye arasındaki krizden
kaçınılması amacıyla fikirler paketi sunacağı
belirtildi.
Fileleftheros gazetesi haberi "Sağdıcı Bryza Olan
Ekim'le İlgili Formül" başlıklarıyla veren gazete,
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı
kaynaklarının; İngilizlerle uzlaşan
Amerikalıların, hem Ankara, hem de Güney Kıbrıs
tarafından kabul görecek olan bir formülü oluşturma girişiminde
bulunacağına ilişkin belirtiler bulunduğunu
vurguladıklarını yazdı.
Habere göre, ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, "Güney
Kıbrıs yönetiminin Maraş önerileri ile Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Kıbrıs sorunuyla
ilgili önerilerini değerlendirerek, fikirler üzerinde çalışmalar
yapıyor.
Gazete gelen bilgilerin; Ercan ve "Kıbrıslı
Türklerin kontrolündeki limanların" açılması, buna
karşılık olarak da Türkiye liman ve havalimanlarının
"Kıbrıs Cumhuriyeti" gemi ve uçaklarına
açılması ve Maraş konusu üzerinde durulduğunu gösterdiğini
savundu.
Gazeteye göre "Amerikalılar; bir anlaşma olması
durumunda, Maraş sakinlerinin, kapalı Maraş bölgesinin yeniden
inşa edilmesinin derhal başlaması fikrini ileriye götürme
girişiminde bulunmayı düşünürken, Maraş bölgesindeki
malların seçilerek Kıbrıslı Rumlara verilmesine
ilişkin Tük senaryolarını da inceliyor."
Gazete şunları da yazdı:
"Diplomatik kaynaklar, söz konusu fikirlerin, Türkiye'nin; AB
karşısındaki yükümlülüğünü yerine getirmesinin Güney
Kıbrıs'ın vereceği karşılıkla (bedel) yapılamayacağını
düşünen Lefkoşa tarafından karşılık
bulmayacağını da belirttiler."
Habere göre Rum yönetimi, AB'den, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmeyi reddetmesinin birlikte göğüslenmesini isteyecek.
Gazete Atina'nın ise; diğer ortakların Türkiye'ye
"göz yummaya" karar vermesi durumunda, Yunanistan ve
"Kıbrıs'ın", AB içerisinde
ağırlığı tek başına
kaldırmasının yanlış olduğunu belirtmekte olduğunu
da yazdı.
Gazete ayrıca Bryza'nın, yeni tur görüşmeler için
sonbaharda bölgeye ziyaret gerçekleştirmesinin de ihtimal
dışı bırakılmadığını, ayrıca
tarafların eylül ayında yapılacak olan BM Genel Kurulu'na
katılmalarından da yararlanarak, formülün sunulmasından önce,
tarafların tepkilerini kayda geçirmek istediğini de belirtti.
KIBRIS 28/08/06
AİHM'e kayıplar konusuna sunulan dava pilot dava
olabilir
Politis gazetesi, "AİHM'de Yeni Olgular -Kayıplarla
İlgili Pilot Dava İleriye Götürülüyor" başlıklı
haberinde,
söz konusu davayı üstlenen Avukat Ahilleas Dimitriadis
(Loizidu'nun avukatı) gazeteye yaptığı açıklamada,
"Girne" kökenli kaybın akrabaları tarafından
açılan davanın, diğer davalar için pilot olabilme ihtimali
taşıdığını söyleyerek, AİHM'de kayıplar
konusuna ilişkin olarak Türkiye aleyhine olan ve kabul gören 9 dava
bulunduğunu, ancak bunların AİHM'de henüz ileriye
götürülmediğini de belirtti.
Dimitriadis ayrıca, AİHM'in muhtemelen, söz konusu
kişinin akıbetinin araştırılması konusunda,
Türkiye'nin yükümlülüğünü çiğneyip çiğnemediğini
inceleyeceğini de savundu.
Dimitriasdis ayrıca, kayıplar konusunun derinlemesine
araştırılması hedefini taşıyan bir komitenin
kurulması önerisini de yineledi.
KIBRIS 28/08/06
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, CNN Türk'e
konuştu:
Cumhurbaşkanı Talat, İstanbul'da dün sabah CNN Türk'te
yayınlanan "Yeni Gün Hafta Sonu" programına katılarak
soruları yanıtladı...
Ziyareti ile ilgili bir soruya karşılık Talat,
temasları çerçevesinde, Genel Kurmay Başkanlığı Devir
teslim törenine katılacağını anımsattı,
ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile de bir araya
gelerek, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili görüş
alış verişinde bulunacağını belirtti.
"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Limanlarının
Birleşmiş Milletler'e devredilmesi ile ilgili size resmi bir öneri
geldi mi?" şeklindeki bir soruya Cumhurbaşkanı, bu konuda
kendilerine resmi bir öneri gelmediğini söyledi...
Söz konusu öneriye sıcak bakmadıklarını anlatan
Talat, "Biz bütün fonksiyonlarını yürüten bir devlet
mekanizmasına sahibiz. Savaş ya da terör gibi, Birleşmiş
Milletler'in göreve çağrılmasını gerektirecek bir durum
yok. Niye Birleşmiş Milletler bu görevi aslın. Zaten
Birleşmiş Milletler böyle bir görevi de yok" dedi.
Talat, bu son öneriyi, 93 - 94'te ortaya atılan güven
yaratıcı önlemler düşünülerek yapılmış gazete
haberi olarak da nitelendirdi...
AB'nin de zaman zaman çeşitli öneriler yaptığına,
ancak bunların, kapsamlı çözümden çok günlük sorunlarla ilgili
olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı, "Çünkü, içinde
Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ı barındıran Avrupa
Birliği taraftır. Kıbrıs konusunda aktif rolü,
tarafsız olan Birleşmiş Milletler üstlenmeli" dedi.
Fransa'nın Güney Kıbrıs'ta bir üs kurması ile
ilgili sorulara da yanıt veren Cumhurbaşkanı Talat, elde
ettikleri bilgiye göre böyle bir şeyin olmadığını,
sadece Fransa'nın Savunma ve İşbirliği Anlaşması
istediğini söyledi.
Konuyla ilgili olarak, Fransa'nın Kıbrıs Büyükelçisi ile
de görüştüğünü anımsatan Talat, "Sayın büyükelçi bana
üssün söz konusu olmadığını, Fransa'nın, Avrupa
Güvenlik ve Savunma Politikası kapsamında, diğer Avrupa
Birliği üyesi ülkelerle birlikte Güney Kıbrıs ile de Savunma ve
işbirliği anlaşması istediğini söyledi" diye
konuştu.
Fransız Büyükelçiye, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası
dışında kalan Güney Kıbrıs ve onun yasal olmayan Milli
Muhafız Ordusu ile Fransa'nın böyle bir işbirliği
yapmasının sakıncalı olacağını
ilettiğini belirten Talat, görüşleri ile ilgili olarak, ayrıca
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a da bir mektup gönderdiğini
açıkladı.
"Kofi Annan'ın ardından gelecek yeni Genel Sekreteri ile
Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs konusunda tavır
değiştirir mi?" sorusu üzerine de Talat, Kıbrıs
konusunda Perez De Cuellar ve Butros Gali'nin önemli çalışmaları
olduğunu, bu çalışmaların Kofi Annan ile en üst düzeye
çıktığını söyledi...
Annan döneminde, bir plan hazırlandığını ve
referanduma gidildiğini kaydeden Talat, Annan dönemini, girişimler
açısından en iyi dönem olarak nitelendirdi.
Yeni Genel Sekreter isimleri arasında Kemal Derviş'in de
isminin geçtiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Talat,
"Sayın Derviş'in olması bizim için iyi olurdu. Ama olmayacaksa,
Kıbrıs konusuna bulaşmayan, tarafsız bir ülkeden
olması iyi olabilir. Sıra Asya'da olduğuna göre bu bizim için de
iyi olabilir" dedi.
Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs konusunda tavır
değiştireceğine inanmadığını da dile getiren
Cumhurbaşkanı,
"Yeni Genel sekreter önce Kıbrıs sorununu
öğrenecek, ilgilenecek, karar verecek. Eğer Annan dönemini
atlatırsak ki bu da 1- 1.5 yıl daha demektir. Biz bunu istemiyoruz.
Annan döneminde bir adım atmak, müzakereleri başlatmak ve yeni genel
sekretere bunu devretmek için çalışıyoruz" diye
konuştu.
KIBRIS 28/08/06
Talat, bugün Sezer ile görüşüyor
Talat, bugün Ankara'da, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'le görüşecek, TC Genelkurmay Başkanlığı'nın
devir teslim törenine katılacak.
Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya
göre dünü İstanbul'da geçiren Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu'nun daveti üzerine, 2006 Formula 1 Türkiye GP'si
final yarışlarını da izledi. "Formula 1 Petrol Ofisi
Türkiye Grand Prix"sinde birinci gelen Ferrari'nin Brezilyalı pilotu
Felipe Massa'ya ödülünü de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat verdi.
Talat ayrıca, İstanbul'da bazı basın
kuruluşlarıyla da görüşme yaptı. Bu çerçevede,
Cumhurbaşkanı Talat saat 09.00'da CNN Türk'te Mehmet Sümer'in
sunduğu Yeni Gün Hafta Sonu programına katıldı
İstanbul'dan Ankara'ya geçecek Talat, bugün saat 14:30'da Türkiye
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile bir görüşme
yapacak.
Talat, saat 16:30'da da Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün daveti üzerine, Genelkurmay
Başkanlığı devir teslim törenine katılacak.
Cumhurbaşkanı Talat, bu gece adaya dönecek.
KIBRIS 28/08/06
Taraflar arasındaki baştan beri var olan
anlaşmazlık hâlâ mevcut
Politis gazetesi, Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ)
Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Ioannis Kasulidis ve AKEL Milletvekili
Kipros Hrisostomos'le yaptığı söyleşileri
yayımladı.
Teknik komitelerin çalışmaya başlaması sürecinde
yaşanan zorlukların sebeplerinin sorulması üzerine Kasulidis; sebeplerin
ne olduğunu tam olarak bilmediğini, Paris görüşmesi ve BM Genel
Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari'yle yapılan görüşmelerde de görüldüğü
üzere, konuların özünün görüşülmesiyle ilgili olarak iki taraf
arasında baştan beri var olan anlaşmazlığın hâlâ
mevcut olduğunu ve bu konuda henüz bir uzlaşma
sağlanamadığını ifade etti.
Kasulidis sözlerine şöyle devam etti:
"Eğer doğru anlıyorsam, Teknik Komitelerin günlük
konular üzerinde, uzmanların ise öze ilişkin konular üzerinde
gerçekleşecek süreçleri olacak. Hangi konuların
görüşüleceğine ve uzmanların rolünün de ne olacağına
dair anlaşmaya varılmadığı gibi, iki toplum liderinin
ne zaman ve nasıl görüşeceği konusu üzerinde de anlaşmaya
varılmadı."
İki toplum arasındaki farklılıklar arasında
nasıl ve ne ölçüde köprü kurulabileceğiyle ilgili olarak ise
Kasulidis, Teknik Komitelerin, uzmanların ve genel olarak
teknokratların çıkmazı çözemediğini ve sadece iki toplum
liderinin görüşmelerinin çıkmazı çözebileceğini ve Rum
Hükümet Sözcüsü Paşardis'in başlangıçta Rum Yönetimi Lideri
Tasos Papadopulos'un KKTC Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmeyi
istediğini ilan ettiğini söyledi. Kasulidis, "Yazılı
olarak ya da BM aracılığıyla, bunun önemi yoktur... Ben bu
ilan edilen hareketi tasvip ediyorum ve şu an geri çekiliyor gibi
olmamızı anlayamıyorum" dedi.
Papadopulos ile Talat görüşmesinin hangi şartlar altında
olması gerektiğiyle ilgili olarak ise Kasulidis, çıkmaz meydana
geldiğinde ya da komitelerin, bir takım şeyleri politik kararlar
alınması gerektiği noktasına
taşıdıkları zaman görüşmenin olması
gerektiğini söyledi.
Kasulidis, çıkmazları aşmak için iki tarafın da
nedenleri bulunduğunu söyledi.
Kasulidis sözlerine şöyle devam etti:
"Hiçbir taraf şu an
başarısızlığın sorumluluğunu yüklenmek istemiyor.
Zannetmiyorum ki Cumhurbaşkanı Papadopulos, bazı kişilerin
kendisine yakıştırdığı 'uzlaşmaz'
damgasını onaylamak istesin. Sayın Talat ise, bazı
kişilerin kendisine atfettiği uzlaşmacı imgesini,
Türkiye'nin müzakere sürecinde ek problemler yaratabilir diye gevşetmek
istemiyor. Bana göre liderler düzeyinde yapılacak olan görüşmeler, bu
süreçten hızlı bir şekilde sonuç almak istiyorsak muntazam bir
şekilde yapılmalıdır. Bu sürecin sonsuza kadar sürmesi ise
çözümün sonsuzluğa gömülmesi tehlikesini içeriyor, bu ise işgal
edilenin değil işgal edenin yararına olacaktır."
Hrisostomidis ise Teknik Komiteler süreciyle ilgili olarak, iki taraf
arasındaki amaçlarda sapma olduğunu ve 8 Temmuz
anlaşmasıyla ilgili olarak yorum farklılıkları
bulunduğunu söyledi.
Hrisostomidis ayrıca Kıbrıs Türk tarafının
"iki varlık"lı bir çözüm istediğini de ifade ederken,
"Kıbrıslı Türk vatandaşlarının sadece
Kıbrıslıların yararına olacak bir çözüm istemeleri
gerektiğini" de söyledi. Hrisostomidis, iki toplum arasındaki
anlaşmazlıkların, sadece günlük konuların
görüşülmesiyle uzlaştırılmasının
başarılmayacağını ve bunun komiteler düzeyinde
başarılmasının mümkün olmadığını da
savundu. Hrisostomidis son olarak Talat-Papadopulos görüşmesiyle ilgili
olarak ise, komitelerde görüş ayrılıkları ve bunların
çözümünün saptanması durumunda, iki toplum liderinin görüşmesinin
zaruri olacağını belirtti.
KIBRIS 28/08/06
Yakovu: Türkiye'nin hiçbir konuda geri adım
atacağını sanmıyorum
Kıbrıs Rum yönetiminin eski Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak
"Türkiye'nin hiçbir konuda geri adım atacağını
sanmıyorum" dedi.
Yakovu, Rum Haravgi gazetesine verdiği demeçte,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Tasos Papadopulos'un 8
Temmuz anlaşmasıyla Kıbrıs sorununun çözümünde
"sembolik olarak" yeni bir sürecin
başladığını söyledi.
Sürecin temellerinin Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la 28
Şubatta yaptığı görüşmeye, hatta geçen yıl eylül
ayındaki görüşmelere dayandığını savunan Yakovu,
"Kıbrıs Türk tarafının süreci yavaşlatması
ve kayıtsızlığıyla karşı karşıya
olunduğunu" ileri sürdü.
Türkiye'nin, Gümrük Birliği ek protokolünün limanlarını
ve havaalanlarını Güney Kıbrıs'a açmasını öngören
maddesini uygulamaya koyacağına ve Rum yönetimi tarafından
sunulan Maraş'ın iadesi önerisini kabul edeceğine
inanmadığını belirten Yakovu, "Türkiye'nin hiçbir
konuda geri adım atacağını sanmıyorum" dedi.
KIBRIS 28/08/06
En büyük tehlike statükoya alışmak
Kıbrıs Rum tarafındaki ana muhalefet partisi Demokratik
Seferberlik Partisi (DİSİ) AB Milletvekili Panayotis Dimitriu,
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin koşulların zor
olduğunu, şu anda tüm oyunun "sahte devletin düzeyinin
yükseltilmesi" üzerinde oynandığını, Kıbrıs
Türk tarafının, tanınma olmasa dahi en azından düzey
yükseltilmesini amaçlarken, Kıbrıs Rum tarafının ise bunu
engellemekle uğraştığını savundu.
Alithia, Dimitriu ile Kıbrıs sorununa ilişkin
gerçekleştirilen bir söyleşiye yer verdi.
Dimitriu, Kıbrıs'taki durumun "kısmi
normalleşmesinin, anomalinin normalleşmesine, anomaliye
alışılmasına Kıbrıs Türk tarafına uygun olan
yöntemlerin bulunmasına sebep olduğunu" iddia etti.
Dimitriu, uluslararası faktörlerin Kıbrıs sorununun
çözülmesinin mümkün olmadığına inanmaları durumunda gerek
Kıbrıs Rum gerek Kıbrıslı Türklere karşı tutumlarının
değişeceğini ve "yasa dışı Kıbrıs
Türk devletçiğinin" düzeyini mümkün olduğu kadar yükseltmeye
çalışacakları görüşünü belirtti.
AB Raportörü Eurlings'in Türkiye'nin AB sürecine ilişkin Avrupa
Parlamentosu'na sunacağı raporun, bir önceki raporu gibi Türkiye'nin
lehine olmayacağını savunan Dimitriu, ancak Türkiye'nin AB
sürecinin Eurlings'in raporu yüzünden duraklayacağını
zannetmediğini, bu raporun sadece Türkiye'ye sert mesajlar vereceğini
kaydetti.
KIBRIS 28/08/06
Talat'lı törene Rumlar öfkeli
'Formula 1'in Türkiye ayağında birincilik kupasını
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesi Rum kesimini
öfkelendirdi. Rum yetkililer, Türkiye'yi FIA'ya şikâyete
hazırlanırken TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu
'müthiş tanıtım fırsatı'nı
planladığını ve son ana kadar
sakladığını söyledi
29/08/2006
RADIKAL
İSTANBUL
- Türkiye'nin ikinci kez ev sahipliği yaptığı Formula 1
yarışında birincilik ödülünün KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat tarafından verilmesinin yankıları sürüyor.
Kıbrıs Rum kesimini kızdıran Türkiye'nin tanıtım
atağı nedeniyle, Formula 1'i düzenleyen FIA'dan ceza gelmesi
beklenirken, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu
Başkanı Murat Yalçıntaş, 'büyük bir fırsatı
kullandıklarını' açıkladı.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı (TOBB) Rifat
Hisarcıklıoğlu'yla birlikte 'iki başkan risk
aldıklarını' belirten Yalçıntaş, şöyle
konuştu: "Böyle bir tanıtımın maddi değerini
ölçemezsiniz. Ölçseniz bile herhalde o kadar parayı
toparlayamazsınız. Formula 1 yarışı, bunun için büyük
bir fırsattı. Ve biz de bu fırsatı kullandık.
Kıbrıs, bizim milli davamızdır. Hiçbir ülke,
uluslararası alanda savunduğu hiçbir davasını tek yönlü
anlatarak kendi haklılığını ispatlayamaz."
'Benim fikrimdi'
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da ödülü
Talat'ın vermesinin, kendi fikri olduğunu ve yarış
başlayıncaya kadar bunu hem Talat'tan hem de Formula yöneticilerinden
sakladığını açıkladı.
Hisarcıklıoğlu "Geçen hafta Talat'ı yarışa
davet ettim. Ödülü Talat'ın vermesini düşündüm ama
açıklamadım, açıklasam işin içine siyaset girecekti,
yarışlar başlayıncaya kadar sakladık. Sonra Talat'a
teklif götürdük. Talat 'Sizi sıkıntıya sokmayayım' dedi.
Sorun olmayacağını söyleyince 'memnun olacağını'
söyledi."
Türkiye Otomobil ve Motorsporları Federasyonu Başkanı Mümtaz
Tahincioğlu'ysa NTV'ye verdiği demecinde ödül töreni
programından sonradan haberdar olduğunu belirterek, "Bence o
denli büyütülecek bir olay değil. Futbol jargonuyla söylersek en fazla bir
sarı kart görürüz.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın ödül vermesi ve törende KKTC
Cumhurbaşkanı olarak anons edilmesi Rum kesiminiyse
kızdırdı. Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis,
olayı kışkırtma olarak niteledi ve durumu FIA'ya
şikâyet edeceklerini açıkladı.
Olay Rum basınında geniş yankı buldu. Fileleftheros
gazetesi "Formula 1'le kışkırtmaya cevap geliyor"
başlığını kullandı ve Türk yetkililerin
dünyanın en büyük organizasyonunu politik amaçlı
kullandıklarını söyledi. Rum Politis gazetesiyse "Talat
zorla başkan" ifadesini kullandı.
Talat'ın turları
sürüyor
Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı'ndaki devir teslim töreni
için Ankara'ya gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün
Cumhurbaşkanı Sezer'le 45 dakikalık bir görüşme yaptı.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 6 Eylül'de Ankara'ya yapacağı
ziyaret öncesinde gerçekleşen buluşmada, Talat, son gelişmelerle
ilgili Sezer'e bilgi verdi.
Bakanlan Kurulu sonrası, konuyla ilgili soruya yanıt veren hükümet
sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek'se F1 töreni, "Hükümet bunu
düzenlemiyor. KKTC, resmen tanıdığımız ülkedir.
Dolayısıyla Talat da bu hükümetin meşru seçilmiş ve
saygıyla ilişki içerisinde bulunduğumuz bir devletin
temsilcisidir. Biz öyle baktık. Başkalarının nasıl
baktığı da bu saat itibarıyla çok da önemli
değildir" dedi.
2 milyar kişi izledi
İstanbul'da ikincisi düzenlenen Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand
Prix'sini Ferrari'nin Brezilyalı Pilotu Felipe Massa kazandı.
Massa'ya kupasını 'KKTC Cumhurbaşkanı' anonsuyla Mehmet Ali
Talat verdi. 203 ülkede izlenen bu görüntüler sayesinde dünya, Türkiye
dışında hiçbir ülkenin tanımadığı Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve onun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ı ekranları başından izledi. İstanbul Park'taki
yarışları 10 bini VIP olmak üzere toplam 80 bin kişi
yerinde takip etti. Araç parkına 35 bin araç giriş yaparken 250'den
fazla da helikopter seferinin düzenlendi. Bu arada üç günde
yarışları toplam 135 bin kişinin izledi.
(Radikal, aa)
Rumlar: Tahrik tiyatrosu
Yorgo KIRBAKİ / ATİNA
2.5 milyar
izleyicinin önünde Ferrari pilotu Felipe Massaya Talat tarafından ödül
verilmesi ve kendi televizyonlarında bile, "Mehmet Ali Talat
President of Turkish Republic of Northern Cyprus" diye yazılması
Kıbrıslı Rumları kızdırdı. Ankarayı
şikayet edeceklerini bildiren Rumlar, "Tahrik tiyatrosu"
nitelemesinde bulundular.
FORMULA 1 Petrol Ofisi Türkiye
Grand Prixsini kazanan Ferrari pilotu Felipe Massanın ödülünü KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talattan alması ve
yarışları izleyen 2.5 milyar insanın, 203 ülkenin
televizyonunda "Mehmet Ali Talat President of Turkish Republic of Northern
Cyprus" yazısının çıkması Rumları küplere
bindirdi. Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Paşardis "Ankaranın
yaptığı bu kabul edilemez ve tahrik edici tiyatroyu şikayet
edeceğiz" dedi.
Türkiyenin Uluslararası Otomobil Federasyonunu (FIA)
kandırdığını ve sportif bir etkinlikten siyasi
çıkar sağlamaya çalıştığını söyleyen
Paşardis, "Türk tarafı tahrik edici oyunlara ve küstah
propaganda metotlarına başvurdu" diye konuştu.
Talatın Türkiyenin bir yetkilisi olmadığını
dolayısıyla Formula 1 galibine ödül vermesi için davet
edilemeyeceğini ileri süren Paşardis, "Önceden
planlanmış bu senaryo Türk tarafının ve Talatı tatmin
etmiş olabilir. Ancak, Kıbrısın üyesi olduğu
FIAyı tatmin edemez" dedi.
Kıbrıs Rum Yönetimi, FIAdan tepki göstermesini isteyeceğini ve
Kıbrıs Rum otomobil derneğinin de girişimde
bulunacağını açıkladı. Rum basını da,
olayı büyük tahrik olarak değerlendirdi.
ZORLA BAŞKAN
FILELEFTHEROS "F1
aracılığıyla kışkırtmaya cevap"
başlıklı haberde "Dünkü Grand Prixte Türkler ödül vermesi
için Talatı görevlendirdiler. Formula-1 yarışı Türk
organizatörler tarafından, "sahte devletin" sunulması için
politik amaçlı kullanıldı" denildi.
POLITIS "Zorla Başkan" başlığını
kullanan gazete haberinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın
dünyanın en popüler sporlarından olan ve birçok ülkede canlı
yayınlanan Formula-1 yarışının ödül töreninde kürsüye
çıkarak "KKTC Cumhurbaşkanı" olarak ödül
verdiğini ve canlı yayında milyonlarca izleyiciye ulaştığını
yazdı. Gazete, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın KKTC
Cumhurbaşkanı olarak ödül vermesinin Rum Devlet Radyo Televizyon
Kanalı RİKte de yayınlandığına dikkat çekti.
Diğer gazeteler de habere aynı yaklaşımlarla geniş yer
verdiler
HURRIYET 29/08/06
Talat: Şu duttan dal isterim
Faik KAPTAN / İSTANBUL
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Genelkurmay
Başkanlığı devir teslim törenine katılmak için dün
sabah İstanbuldan Ankaraya uçtu.
Saat 10.40da eşi Oya Talatla Atatürk Havalimanı Devlet Konuk Evine
gelen Talat, kendisini karşılayan Atatürk Havalimanından
Sorumlu İstanbul Vali Yardımcısı Vedat Müftüoğlundan
ilginç bir istekte bulundu. Müftüoğluna bahçede bulunan sarkık dut
(Morus Nigra) ağacını gösteren Talat, "Şuradaki dut
ağacını her gelişimde görüyorum ve çok beğeniyorum.
Bir dal alabilir miyim? Bahçemdeki dut ağacına aşı
yapacağım" dedi. Bunun üzerine mühendislerin aşı için
hazırladığı dal, uçakla Talata gönderilecek.
HURRIYET 29/08/06
RTL gafı: Bölge başkanı
Murat GÖKMEN / KÖLN
Alman RTL televizyonu İstanbul Grand Prixi Formula 1
yarışını kazanan Felipe Massaya birincilik
kupasını veren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat için
"Bölge Başkanı" (President der Region) ifadesini
kullandı.
Türkiyede protestolara yol açan olayla ilgili olarak Kölnden yayın yapan
RTL spor müdürü Matthias Bohlhöfer, Hürriyete konuştu:
"Yarış sırasında yorumcu Heiko Wasserin önüne
çeşitli notlar konur. Yorumcu da konuşması sırasında
bu notlardan bilgi alır. Yorumcumuz bana, kağıdın
üzerindeki yazıyı tam olarak okuyamadığını ve
yanlış bir şey yapmak istemediği için böyle bir
tanımlama kullandığını söyledi. Bunda kesinlikle bir
kasıt aramamak gerekir. Yarış heyecanından ve
kağıttaki yazının zor okunduğundan bu şekilde bir
yanlışlık olmuş."
HURRIYET 29/08/06
FINANCIAL TIMES SORDU:
Nerede bu Ali Babacan?
Financial Times gazetesi, AKP'nin AB'ye ilgisizleştiğini,
"AKP ve Erdoğan, AİHM'nin türban kararıyla şoke
oldu" sözleriyle yorumladı
DIŞ HABERLER SERVİSİ
Dünyanın finans çevrelerinin yakından izlediği Financial Times
gazetesi, Türk hükümetinin son dönemde AB'ye karşı
"şaşırtıcı derecede ilgisiz" olduğunu
yazdı. Gazete, AKP ve Başbakan'ın AB'yi kullanarak türban
konusundaki yasaklamaları kaldırmayı düşündüklerini, ancak
AİHM'nin yasağı destekleyen kararının ardından
şoke olarak AB'ye yönelik düşüncelerini değiştirdiklerini
belirtti.
AB'nin Taksim'deki Enformasyon Bürosu'nun kapısında duran AB
yıldızlarından birinin ilgisizlikten düşmek üzere
olduğunu vurgulayan gazete, "AB ile tüm siyasi konuları koordine
etmesi gereken Ali Babacan Brüksel'in kapılarını çalmıyor
bile, Ali Babacan nerede?" ifadelerini kullandı.
Vincent Boland imzasıyla yayımlanan,
"Karşılıklı anlayışsızlık
Türkiye'nin AB isteğini engelliyor" başlıklı
yazıda, AB'ye üye olmayı hedefleyen pek çok ülkede olduğunun
aksine Türkiye'nin Başmüzakerecisi Babacan'ın Brüksel'e çok az
gittiğine dikkat çekildi.
Taraflar çıkmazda
Gazetede Türkiye'nin AB'ye ilgisizliğine ilişkin şu ifadeler yer
aldı:
"Taksim'e çıkan kıyıda köşede kalmış bir
caddedeki AB Enformasyon Bürosu, daha çok ikinci el bir kıyafet
dükkânını andırıyor. Türkiye'nin AB müzakerelerine
başlamasından 10 ay sonrasında AB Enformasyon Bürosu'nun bu
bakımsızlığı, Türkiye ve AB arasındaki soğuk
ilişkilerin küçük bir göstergesi. Her iki taraf da hemen her konuda
çıkmaza girmiş durumda ve bu çıkmazı aşmak için kimse
istekli görünmüyor."
Yazı şöyle devam ediyor:
"Diğer aday ülkelerin Brüksel'de diplomatik ve müzakere ekipleri
bulunurken, yetenekli, ancak tecrübesiz bir bakan olan Babacan, bir yıl
geçmesine rağmen Avrupa Komisyonu'nu çok az ziyaret etti. "
'Ciddiye almıyor'
FT yazısında vurgulanan diğer noktalar şöyle: "London
School of Economics'ten (Londra Ekonomi Okulu) Türkiye-AB ilişkilerini
yakından inceleyen Kirsty Hughes, 'Babacan Brüksel'in
kapılarını çalmıyor, bu da Türkiye'nin AB üyeliğini
pek ciddiye almadığını gösteriyor' dedi.
Diplomatlara göre AKP'de AB'ye yönelik büyük bir hayal
kırıklığı yaşanıyor. Türban gibi konularda
AB'nin desteğine inanan AKP ve Başbakan Erdoğan, AİHM'nin
türban kararıyla şoke oldu. Bu yüzden Türkiye'nin AB üyeliğine
yönelik görüşleri değişen Erdoğan, AB'nin
kullanılabilirliğini sorguluyor."
'AB yıldızı düşüyor'
'Babacan'ın Brüksel'e çok az gittiğini belirten Financial Times
gazetesi, bakımsız bir durumda olan Taksim'deki AB Enformasyon
Bürosu'nun kapısındaki AB yıldızlarından birinin
düşmek üzere olduğunu kaydetti.
MILLIYET 29/08/06
Rumlardan Türkiye'ye onay yok
29 Ağustos, 2006 17:17:00 (TSİ) CNN
TURK
Kıbrıs Rum basını, Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'ın ''Türkiye'nin
müzakere sürecinde, diğer başlıkların açılıp
kapanmasına onay vermemiz söz konusu değil'' dediğini
yazdı.
Alithia gazetesi, Lillikas'ın bu açıklamayı, Rum
yönetiminin yurtdışındaki diplomatik misyon şeflerine
yaptığını bildirdi.
Fileleftheros gazetesine göreyse, Rum yönetimi, Türkiye'nin yükümlülüklerini
yerine getirmemesi durumunda, diğer müzakere
başlıklarının açılıp kapanmasına onay
vermeyecek.
Rumlar, Maraş'ın iadesini değil, yeniden inşasını
öngören senaryoları da kabul etmeyecek.
Rum yönetiminin, 24 ekimde Türkiye'nin ilerleme raporunun sunulması ile
aralık ayındaki Avrupa Birliği zirvesine kadarki sürede, güçlü
kulis faaliyetleri yapması bekleniyor.
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum
kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda
başlamıştı.
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp
kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi'nde
aşılmıştı.
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk
liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalışmıştı.
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen
Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni incelemiş ve Ortaklık
Konseyi'ne katılma kararı almıştı.
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açılmıştı.
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık
Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi
vurgulanmıştı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı
deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili
müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde
başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere
başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ta diretmesi krize neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
Formula 1 için soruşturma
'Formula
1'de kupa jesti' ortalığı karıştırdı: TOBB
Başkanı Hisarcıklıoğlu TOSFED Başkanı
Tahincioğlu'na 'Tabansız' dedi. FIA da kupa töreniyle ilgili
soruşturma başlattı
30/08/2006
RADIKAL
RADİKAL -
İSTANBUL - Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinin galibi Felipe
Massa'ya kupasını KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın vermesi sadece Kıbrıs Rum kesimini değil,
Türkiye'yi de karıştırdı! Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
(TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile Türkiye Otomobil
ve Motor Sporları Federasyonu (TOSFED) Başkanı Mümtaz
Tahincioğlu tören nedeniyle atışırken Uluslararası
Motor Sporları Federasyonu (FIA) da 203 ülkenin TV'lerinde canlı
yayımlanan törenle ilgili soruşturma başlattı.
Kupayı Talat'ın vermesinin kendi fikri olduğunu söyleyen
Hisarcıklıoğlu, dün "Benim haberim yoktu. Olsa
engellerdim" dediği iddia edilen Tahincioğlu'na şöyle
yüklendi: "Ödül töreni kâğıdının altında
imzası var. Sıkıştı mı 'Haberim yok' diyor. Böyle
tabansız insanlarla Türkiye bir yere gidemez. Engellemeye
çalıştığın kim? Türkiye Cumhuriyeti devlet
protokolünde 1 nolu insan."
'Gazetecilerden
öğrendim'
Yurtdışındaki Tahincioğlu'ysa dün
Hisarcıklıoğlu'yla telefonla görüştüğünü ve bu
sözlerini 'kızgınlığına'
bağladığını belirterek Hisarcıklıoğlu'nun
iddialarını reddetti: "Kendisi kupa töreni öncesi arayıp
benim vereceğim kupayı, İTO Başkanı Murat
Yalçıntaş'ın vermesini talep etti. Uygun buldum ve önüme gelen
belgeyi imzaladım. Belgede yalnız Yalçıntaş'ın
adı vardı. Talat'ın kupayı verdiğini, gazetecilerden
öğrendim."
Protokol listesini Motor Sporları Organizasyonu'nun (MSO)
düzenlediğini vurgulayan Tahincioğlu, "Şimdi organizasyonu
düzenleyen MSO, FIA'ya çağrılacak. Bu olayı büyütmeye son
verirsek sarı kart alırız. Büyütürsek ihtar cezası da verilebilir.
Pistin kapatılması mümkün değil. Türkiye'nin savunması
Talat'ın 'uluslararası tanınırlıkta bir kişilik'
olduğu noktasında olacak" dedi.
'FIA Türkiye'ye ceza
veremez'
Uluslararası Motor Sporları Federasyonu (FIA), İstanbulpark'taki
ödül töreniyle ilgili soruşturma başlattı. FIA yetkililerinin
dün yaptığı açıklamada, "Federasyon bu olayın
kurumun tarafsızlığına zarar verdiğini düşünüyor.
Kurumun tarafsızlığını ihlal etmek ya da tehlikeye
atmak kabul edilebilir değil. Ayrıntılı soruşturma
başlatıldı" denildi.
Sözcüler soruşturmayla ilgili ayrıntılı bilgi vermekten
kaçınırken, Türkiye'ye uyarı cezası gelebileceği
belirtiliyor. Bazı çevrelerse ödülü Talat'a verdirerek Türkiye'nin F1
takvimindeki yerini riske atmış olabileceğini ifade ediyor.
'Kural yok ki,
çiğnensin'
Radikal gazetesi otomobil sayfası yazarı İskender Aruoba'ysa
FIA'nın Türkiye'ye veya Türkiye Otomobil Federasyonu'na ceza vermeye
yetkili olmadığını söyledi. Aruoba, "Sportif anlamda
her şey kurallara uygun olarak gerçekleşmiştir, FIA Türkiye'ye
ceza verilip, verilemeyeciğini bile tartışamaz. FIA
organizasyonda otomobil kurallarına aykırılık
olmadığı sürece ceza veremez. Ödül töreni için FIA'nın
kurallarının bulunmadığını vurgulayan Aruoba,
'Ancak teamül vardır. Genellikle yarışın yapıldığı
ülkenin başbakanı, cumhurbaşkanı ödülü verir bu bir kural
değildir" dedi.
Geçmişteki cezalar
Formula 1 tarihinde çeşitli cezalar verilmişti. 1997
yılında Avrupa Grand Prix'sinin ödül törenindeki düzensizlik
nedeniyle İspanya'daki Jerez pisti takvimden çıkarıldı.
2002 yılında da Avusturya Grand Prix'sinin ödül töreninde Ferrari
pilotları Michael Schumacher ve Rubens Barrichello podyumda yer
değiştirdiği için Ferrari 1 milyon dolar para cezasına çarptırıldı.
Türkiye 2007 takviminde
Öte yandan FIA'dan yapılan açıklamaya göre önümüzdeki sezon Formula 1
bu sene olduğu gibi yine 17 ayaktan oluşacak. Türkiye Grand Prix'si
2007'de de yerini korudu. Takımlar 2007'de Macaristan Grand Prix'sinden
sonra verilen üç haftalık aranın ardından 26 Ağustos'ta
İstanbul Park'ta yarışacak. Gelecek seneki en büyük sürpriz uzun
yıllardır ikişer yarışa ev sahipliği yapan
Almanya ve İtalya'da birer yarışın takvimden
çıkarılacak olması oldu. San Marino ve Avrupa Grand Prix'leri
takvimde yer almazken, bu sene takvimden çıkarılan Belçika'daki Spa
pisti tekrar şampiyonaya dahil edildi.
Rum tarafı Kıbrıs Türkü'nü izolasyon
altında boğmaya çalışıyor
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri
izolasyon altında boğmak ve kendine teslim olmaya zorlamak
amacıyla bütün olanaklarını kullandığını
söyledi.
Erçakıca, "Kıbrıs Rum tarafının bu
tutumu, düşünceleri ve yöntemleri Kıbrıs sorununa çözüm
bulmayı zorlaştırıyor. Kıbrıslı Türkler
arasında güvensizlik ve öfke yaratıyor" dedi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca dün
düzenlediği brifingde Kıbrıs Rum tarafının son
zamanlardaki tutumu değerlendirdi. Erçakıca, Rum tarafının
Kıbrıslı Türkleri soyutlamak, nefessiz bırakarak
boğmak veya teslim olmaya zorlamak için bütün olanaklarıyla
saldırı halinde olduğunu söyledi.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Formula
1 yarışında ödül vermesi, İngiliz GSM operatörü Vodafone'un
KKTC Telsim'i alması ve KKTC'nin Lübnan'a yönelik insani yardımda
kullanılması karşısında Rumların ortaya
koyduğu yaklaşımların, yapılanların ve
söylenenlerin insanlık idealleriyle yakından veya uzaktan ilgisi
olmadığını kaydetti.
Rumların Kıbrıs'ı ziyaret eden veya etmek isteyen
çeşitli ülkelerdeki siyasi liderlere veya üst düzey bürokratlara
baskı uygulayıp, Kıbrıslı Türklerle görüşmelerini
engellemeye çalıştığını söyleyen Erçakıca,
"İşte kanunsuzluk bunlardır" dedi.
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Kıbrıs Rum tarafı, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
olarak tanınmanın kendilerine sağladığı
avantajları Kıbrıslı Türklere kıyasla daha büyük
iş olanaklarına sahip olmalarını ve ellerindeki diğer
bütün olanakları Kıbrıslı Türkleri izolasyonlar
altında boğmak ve kendilerine teslim olmaya zorlamak için
kullanıyorlar."
Kıbrıs sorununa bu yöntemlerle çözüm bulmanın mümkün
olmadığını kaydeden Erçakıca, "Rum tarafının
arzuladığı çözümü Kıbrıslı Türklere bu
yöntemlerle kabul ettirmek mümkün değildir" dedi.
Erçakıca, Rumların bu tutumunun sonuçlarının
uluslararası toplumlarca da görülmesi, prim verilmemesi ve çözüme zorlama
konusunda daha aktif olunması gerektiğini belirtti. Erçakıca,
"Kıbrıslı Türk toplumuna uygulanan izolasyonların
kaldırılması, Rumları barış yönünde motive etmede
çok yararlı olabilir" şeklinde konuştu.
Talat'ın Ankara ziyareti
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı
Talat'ın Ankara ziyaretinin iş gezisi olmayıp, sadece
alınan davete katılmak amacıyla gerçekleştiğine
işaret ederek, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile
yaptığı görüşmede Kıbrıs sorunu ve diğer
sorunlar hakkında görüş alışverişinde
bulunduklarını söyledi.
Erçakıca, Talat'ın Ankara'da üniversitelerdeki boş
kontenjanlar konusunu gündeme getirip getirmediğine ilişkin soruyu
yanıtında, YÖDAK koordinasyonunda Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığı'yla işbirliği içinde başlatılan
çözüm bulma çalışmalarıyla makro düzeyde ilgilenip destek veren
Cumhurbaşkanı Talat'ın, daha etkin girişimlerde de
bulunabileceğini belirtti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin dün Güvenlik Konseyi'ne
Kıbrıs'ta devam eden süreçle ilgili rapor sunacağı
yönündeki haberlerin sorulması üzerine Erçakıca, "Sunuş
yapacağı bilgisi bize de geldi. Rapor mu yoksa sözlü bilgilendirme mi
olacağı konusunda kesin bir bilgi yok" dedi.
Erçakıca, Türk tarafının defalarca dile getirdiği
süreçle ilgili tavrının Cumhurbaşkanı Talat tarafından,
telefonda görüştüğü Gambari'ye yinelendiğini belirterek, olumlu
bir raporun Gambari'nin başlattığı sürece ivme
kazandıracağına inanç belirtti.
Hasan Erçakıca, "BM'nin üst düzeyde yaptığı
müdahaleler, sürecin içinde bulunduğu derin durgunluğun aşılmasına
katkıda bulundu. Şimdi de sorunlar var. Çözüm amaçlı
müzakerelere başlamayı henüz başaramadık. BM'nin benzer
müdahalelerinin faydalı olacağına inanıyoruz" dedi.
Erçakıca, Gambari'nin sunuşunun ardından benzer ziyaret
ve temasların gündeme gelmesi beklentisi içinde olduklarını da
söyledi.
Rum Gazetecilerin tutuklanması
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
KKTC'ye geçen Rum gazetecilerin, Güney Kıbrıs'a geçen Türk
meslektaşlarının sahip olduğu sorumluluk ve profesyonellik
ilkeleri çerçevesinde hareket etmeleri halinde bir sıkıntı
yaşanmayacağını söyledi.
Kıbrıs sorununun yarattığı bir durum olan
askeri bölgelerin görüntülenemeyeceğinin bilindiğine işaret eden
Erçakıca, "Buna rağmen Rum gazetecilerin askeri bölge veya
askeri alanları ihlal ederek çekim yapmaya çalışması
kasıtlı ise tam bir provakasyon, değilse
işbilmezliktir" ifadelerini kullandı.
Erçakıca, Rum medya mensuplarının son dönemlerde KKTC'de
sorunlara neden olan görüntü kayıtları yapmasını
değerlendirdi.
Adada askeri yasak bölgelerin bulunmasının, Kıbrıs
sorununun çözümsüzlüğünün dayattığı bir sonuç ve problem
olduğunu söyleyen Erçakıca, "Eğer Kıbrıs sorununu
çözseydik Lefkoşa gibi bir kentin ortasında askeri bölge
olmayacaktı. Annan Planı çerçevesinde bir çözüm,
Kıbrıs'ın askersizleştirilmesini de öngörüyordu" dedi.
Rum gazetecilerin KKTC'de "askeri bölge" diye tanımlanan
alanları görüntüleyemeyeceklerinin bilincinde olduğunu ve bu bilinçle
hareket etmesi gerektiğini kaydeden Erçakıca, "Buna rağmen
Rum gazetecilerin askeri bölge veya askeri alanları ihlal ederek çekim
yapmaya çalışması, kasıtlı ise tam bir provakasyon,
değilse işbilmezliktir" yorumunu yaptı.
Kıbrıslı Türk gazetecilerin de haber amaçlı olarak
Güney Kıbrıs'a geçerek çekim yaptığını ancak
şu ana kadar Kıbrıslı Türk gazetecilerin askeri
alanları ihlal etme girişiminde bulunmadığına
işaret eden Erçakıca, şöyle devam etti:
"KKTC'ye geçen Rum gazeteciler Güney Kıbrıs'a geçen Türk
meslektaşlarının sahip olduğu sorumluluk ve profesyonellik
ilkeleri çerçevesinde hareket ederse bu konuda başka bir
sıkıntı yaşanmayacağına inanıyoruz."
Erçakıca, Rum gazetecilerin bu
davranışlarının, aynı zamanda barış
gazeteciliği ilkesine de ters düştüğünü söyledi. Erçakıca,
"İki toplumu yakınlaştırma ve iki toplum arasında
güven artırılmasına yardımcı olmak yerine, bu tarz
provakatif hareketlere yönelmek, Kıbrıs'taki hassas durumu daha da
artırmakta ve çözüm bulma çabalarına destek olmamaktadır"
dedi.
Hasan Erçakıca, talepleri halinde Rum gazetecilere Enformasyon
Dairesi'nin rehberlik hizmeti verebileceğini de kaydetti.
KIBRIS 30/08/06
Rum medya mensupları, 2 hafta boyunca kuzeye
geçmeyecek
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre,
Kıbrıslı Rum Gazeteciler Birliği (CJU), Rum Gazeteler ve
Magazin Yayımcıları Birliği Temsilcileri, ülke genelinde TV
kanalları ve Rum Kameramanlar Birliği, dün bir araya gelerek, KKTC
tarafından iki ay içinde üçüncü "tutuklama" olan, iki
Kıbrıslı Rum gazetecinin tutuklanması konusunu ele
aldı.
Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, "bu
önlemin, işgal güçlerinin gazetecilere yönelik artış gösteren ve
zalimce olan tutumlarına karşı sembolik ve pratik bir yanıt
olarak ve kendini korumanın bir göstergesi olarak
alındığı" ifade edildi.
Toplantıda, "işgal rejiminin zalimce ve keyfi
uygulamalarının, uluslararası hukuka, demokratik yasallığın
özüne, basın özgürlüğü prensiplerine ve özellikle BM Evrensel
İnsan Hakları Deklarasyonu'nun 19'uncu maddesine aykırı
olmasından dolayı uluslararası olarak kınama
kararı" alındı.
İki ay içinde 3 Kıbrıslı Rum televizyon muhabirinin
tutuklanmasının, "işgal güçlerinin ve işgal rejiminin
açık savaş ilan etmesi" olarak nitelendirilen açıklamada,
"hiçbir gazetecinin görevi sırasında, ya işgal bölgelerinde
ya da herhangi başka bir yerde, tutuklanamayacağına ve
tutuklanmasına izin verilmediğine" dikkat çekildi.
Açıklamada, toplantıda, "BM'nin, AB'nin,
uluslararası ve Avrupa örgütlerinin, basın özgürlüğünü,
işgal güçlerinin ve işgal rejiminin keyfi ihlaline yönelik bireysel
hakların kararlılıkla harekete geçirilmesini ve gazetecilerin
görevlerinin etkili bir şekilde korunmasını savunması"
talep edildi.
Bu talebin, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisine,
Avrupa Komisyonu'nun Lefkoşa Temsilcisine ve BM Güvenlik Konseyi daimi
üyelerinin büyükelçilerine iletileceği ifade edildi.
Toplantıdan bir heyet, ayrıca Kıbrıs Rum toplumu
lideri Tassos Papadopulos ve Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris
Hristofyas'la görüşme talebinde bulunarak, görüşmede,
Kıbrıs Türk toplum liderlerinin temsilcilerinden, gazetecilerin
güvenliğinin ve korunmasının olacağına dair açık
bir taahhüdünde bulunmalarını isteyecekler.
KIBRIS
30/08/06
BM Güvenlik Konseyi'nin 8 Temmuz mutabakatını
destekleyeceğini umuyoruz
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, dün
yaptığı açıklamada, Kıbrıs Rum hükümetinin,
Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin, 8 Temmuz'da
Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos ile
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında, BM Genel Sekreteri'nin
Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim
Gambari huzurunda, varılan mutabakatı destekleyeceğini
umduğunu söyledi.
Lillikas, açıklamasında, Gambari'nin Güvenlik Konseyi daimi
üyelerini bilgilendirmiş olduğunu ve bugün de Konsey'i
Kıbrıs hakkında bilgilendireceğini belirtti.
Rum Dışişleri Bakanı, "Güvenlik Konseyi'nin,
görüşmelerin hazırlanması için yapılan çabaları ve 8
Temmuz mutabakatını destekleyeceğini ümit ediyoruz ve
bekliyoruz" dedi.
Raporun, iki liderin temsilcilerinin toplantılarıyla ilgili
konuları içerip içermeyeceğinin sorulması üzerine Lillikas,
"Gambari, son gelişmeler ve iki liderin temsilcileri arasında
yer alan görüşmeler hakkında kapsamlı olarak
bilgilendirildi" dedi.
Konsey'in tarafsız bir tutum sergilemesi
olasılığıyla ilgili bir soru üzerine Lillikas,
"Kıbrıs Rum tarafı bu aşamada bir suçlama oyunu
beklemiyor" diye konuştu.
Lilikas, "Bizim çabalarımız, görüşmelerin
devamını, 8 Temmuz mutabakatının uygulanmasını ve
ilerlemeyi hedefliyor ve böylelikle, çeşitli komiteler, anlaşma
çerçevesinde, başlayacak ki, bu da özlü konuların ve günlük
yaşamı etkileyen konuların görüşülmesi ve
hazırlanmasıdır" dedi.
Talat'ın Türkiye Grand Prix'de ödül töreninde hazır
bulunmasıyla ilgili olarak Lillikas, gerekli tüm girişimlerin
yapılmış olduğunu söyledi.
Lillikas, "tabii ki bu eylemin, Uluslararası Otomobil
Federasyonu'nun (FIA) bilgisinde olmadığına ve sadece Türkiye'nin,
işgal bölgelerini desteklemek ve tanıtmak amacıyla yapılan
tek taraflı bir eylemi olduğuna inanıyorum" diyerek,
"hiçbir sahte devlet bu tür eylemlerle yasal statü kazanamaz" dedi
KIBRIS 30/08/06
BMde
Kıbrıs toplantısı
BM
Güvenlik Konseyi, Adada kapsamlı bir çözümden yana olduğunu
bildirdi; ancak iki toplum arasında kapsamlı görüşmelere
başlaması için uygun zemin olmadığı sonucuna
vardı.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 16:28 TSİ 30 Ağustos 2006 Çarşamba
NEW YORK - Kıbrıs için toplanan Güvenlik Konseyinde, BM
Genel Sekreteri Kofi Annanın siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı İbrahim Gambari, Temmuz ayında Adaya
yaptığı ziyaretle ilgili izlenimleri ve konuyla ilgili
gelişmeler hakkında bilgi verdi.
Gambari, Adadaki tarafların 8 Temmuzda bir çerçeve
anlaşması imzaladıklarını hatırlattı.
Gambari buna rağmen, anlaşmada öngörülen adımların hala
atılmamasını eleştirerek Güvenlik Konseyine,
Kıbrısta barış görüşmeleri için uygun zemin
oluşmadığını iletti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, iki toplum arasında bazı günlük sorunların çözümüne
yönelik teknik komitelerin kurulması ve ay sonuna dek çalışmaya
başlaması için bir anlaşma imzalamıştı.
BM Güvenlik Konseyinin dönem başkanı Gananın Daimi Temsilcisi
Nana Effaf-Apenteg de, Türk ve Rum liderleri eleştirdi. Konsey
Başkanı, Çerçeve anlaşması uyarınca tarafların
kurduğu komite çalışmaları Temmuz sonunda
başlamalıydı; ama hala başlamadılar dedi.
Papadopulos,
DİKO başkanlığından ayrılıyor
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis ise, dün
yaptığı açıklamada, Tasos Papadopulos'un, DİKO
başkanlığından ayrılmasının Papadopulos'un
aktif politik yaşamdan çekileceği anlamına gelmediğini
söyledi.
SİMERİNİ ve diğer gazetelerin haberine göre
Papadopulos, parti başkanlığından istifasının
yürürlükte olmasına karşın, yeni liderliğin seçilmesine
yönelik kurultayın yapılmasıyla ilgili prosedürün harekete
geçmesi için de 15 Ekim'e kadar bekleyeceğini de söyledi.
Gazete, Papadopulos'un, DİKO başkanlığından
ayrılması kararının ardından, parti
başkanlığı için DİKO Başkan Vekili Nikos
Kleanthus ile milletvekili Marios Karayon'nın isimlerinin geçtiğini
de yazdı.
Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün
ansızın parti başkanlığından istifa ettiğini
yazan POLİTİS ise, yerel seçimler için önceki gün
gerçekleştirilen DİKO Yürütme Bürosu toplantısına
katılan Papadopulos'un istifa ettiğini duyurmasının, parti
yetkililerini şoke ettiğini de belirtti.
Gazete, Papadopulos'un istifasının, 2008'de yapılacak
olan başkanlık seçimlerine yeniden aday olmak istemesiyle
bağlantılı olduğunu, bunu da parti örtüsü
olmaksızın gerçekleştirmek istediğinin açık
olduğunu da yazdı.
Gazete, DİKO Başkanlığı için, AB
Sağlık Komiseri Markos Kiprianu'nun isminin de geçtiğini de
belirtti.
Haberle ilgili diğer gazete başlıkları ise
şöyle yer aldı:
ALİTHİA: "Tasos'un Bombası, Kleanthus için
Hediye"
MAHİ: "Papadopulos DİKO
Başkanlığından İstifa Etti"
FİLELEFTHEROS: "DİKO'da Tasos Bombası
-"Başkanlıktan Hemen Şimdi Ayrılıyorum"
Paşardis: Papadopulos aktif politikada kalacak
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, dün, Papadopulos'un,
DİKO başkanlığından ayrılmasının
Papadopulos'un aktif politik yaşamdan çekileceği anlamına
gelmediğini söyledi.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre,
Papadopulos'un DİKO başkanlığını
bırakmış olmasının nedeninin sorulması üzerine
Paşardis, "Bu, Cumhurbaşkanının bir
kararıdır ve kararın kimseyi şaşırttığını
düşünmüyorum" dedi.
Papadopulos'un DİKO başkanlığından
ayrılma kararının bir süreden beridir açıklanmış
olduğunu ifade eden sözcü, "Bu kararı açıklama
zamanını kendisine bırakalım" dedi.
Papadopulos'un, DİKO başkanlığından
ayrılmasıyla siyasette çekilmesinin ardından birinin yerini
alıp almayacağının sorulması üzerine Paşardis,
"Papadopulos'un DİKO başkanlığından istifası
herhangi bir şekilde aktif politikadan ayrılacağı
anlamına gelmiyor" dedi.
Papadopulos, partinin dün akşamki yürütme kurulu
toplantısında, DİKO başkanlığı görevinden
istifa etti.
KIBRIS
31/08/06
Restleştiler!
SÖZ DÜELLOSU... Defalarca bir araya gelip çözüm
arayışlarını sürdürmelerine karşın, kopma
noktasına gelen hükümetin ortakları arasında, soğuk
rüzgârlar esmeye devam ediyor. Kamuoyu hükümet krizinin çözümü için somut
adımlar yerine, her iki partinin üst düzey kurmayları arasındaki
söz düellolarına tanık oluyor
"DEĞİŞİME AÇIK OLMAYAN YOSUNLAŞMAYA
GİDER"... DP Genel Başkanı, Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar
Denktaş'ın uzun süren sessizliğinin ardından "CTP
dönüp dolaşıp DP'ye gelecek" şeklindeki
açıklaması, hükümetin büyük ortağının başkanı,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i kızdırdı. Soyer, Denktaş
için, "Değişime açık olmayan yosunlaşmaya gider.
Serdar Bey, beklemeye devam etsin" dedi
"KABAK TADI" VERDİ... Yerel seçimler sonrasında
patlak veren ve yaklaşık iki aydır süren hükümet krizinde, koalisyon
ortakları, yetkili kurullarında durum değerlendirmesi yapmaya
devam ededursun, vatandaş, bu konudaki belirsizlikten bıktı.
Vatandaşlar, "kabak tadı" veren hükümet krizinde
ortakların bir an önce ne yapacaklarına karar vermesini bekliyor
Gizem ÖZGEÇ
Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler(CTP/BG)- Demokrat
Parti(DP) koalisyon hükümetindeki kriz, her iki parti kanadından gelen
"sert açıklamalarla" daha da büyüyor.
Defalarca bir araya gelmelerine ve çözüm
arayışlarını sürdürmelerine karşın ya
"tamam", ya da "yola devam" kararı alamayan hükümet
ortakları arasında, soğuk rüzgârlar esmeye devam ediyor.
25 Haziran'da gerçekleşen yerel ve ara genel seçimlerde,
CTP/BG'nin, 2 milletvekilliği daha elde ederek, mecliste 25 milletvekiline
ulaşmasının ardından masaya yatırılan koalisyon
hükümetinin akıbeti bir türlü netleşmezken, ortakların birbirine
yönelik sert eleştirileri dikkat çekiyor.
Kamuoyu, hükümet sorununun çözümü için somut adımlar yerine, her
iki partinin üst düzey kurmayları arasındaki söz düellolarına
tanık oluyor.
DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın uzun süren
sessizliğinin ardından, "CTP dönüp dolaşıp, DP'ye
gelecek" açıklamasında bulunması, hükümetin büyük
ortağının başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i kızdırdı.
Soyer, Denktaş için, "Değişime açık olmayan
yosunlaşmaya gider. Serdar Bey, beklemeye devam etsin" dedi.
Soyer'den Denktaş'a...
CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün
yerel bir gazetede yayımlanan Serdar Denktaş'ın "CTP dönüp
dolaşıp DP'ye gelecek" sözlerine anında yanıt verdi.
KIBRIS'ın hükümet kriziyle ilgili sorularını
yanıtlama yerine Serdar Denktaş'a yanıt vermeyi tercih eden
Başbakan Soyer, "Her statükoda olan yosunlaşma oldu. Hayat
değişkendir. Değişikliğe cevap veremeyenler, beklemede
olanlar, yosunlaşırlar. Serdar Bey, beklemeye devam etsin" dedi.
Üç hükümet formülünden biri, ya da erken seçim
Yerel seçimlerin sonrasında patlak veren ve yaklaşık iki
aydır süren hükümet krizinde, koalisyon ortakları, yetkili
kurullarında durum değerlendirmesi yapmaya devam ediyor.
Vatandaş ise, hükümette bir değişiklik yaşanıp
yaşanmayacağı sorusuna acilen yanıt istiyor. Yıllardan
beri belirsizlik içinde sürüklenen Kıbrıs Türk halkı da,
karşısında "ayakları yere basan ve çözüm üreten"
bir hükümet modelini özlüyor.
CTP'nin, 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'nde iki
milletvekilliğini kazanarak, koltuk sayısını 25'e
çıkarmasının ardından patlak veren hükümet kriziyle
birlikte kamuoyunda değişik hükümet senaryoları da
konuşulmaya başlandı.
Özellikle siyasi kulislerde, CTP'nin, 1 milletvekili bulunan
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) ve Ulusal Birlik Partisi'nden (UBP)
istifa ederek bağımsız kalan Erden Özaşkın'ın da
destek vereceği bir hükümet modeli, en çok konuşulan
senaryoların başında geliyor.
Yeni bir oluşumun yanı sıra, CTP'nin, ana muhalefet
partisi UBP ile bir hükümet kurabileceği üzerinde de duruluyor. Böyle bir
hükümet modeli, 42 sandalyeli sağlam bir yapı olsa da, iki parti
arasında var olan, özellikle de Kıbrıs sorununda taban tabana zıt
görüş ayrılıkları nedeniyle pek ihtimal dahilinde
görünmüyor.
Üçüncü hükümet formülü ise, CTP-BDH koalisyonu. 26'ya dayalı böyle
bir oluşumda, BDH Milletvekili Mustafa Akıncı'nın destek
vereceği hükümetin ise ip üstünde olacağı görüşü hakim.
Nasıl bu noktaya gelindi?
25 Haziran'da yapılan yerel ve ara genel seçimlerde CTP ve DP
arasındaki ipler gerilmeye başladı.
Zaten iki parti arasında, özellikle Annan Planı'nın
gündemde olduğu dönemde, ciddi anlamda siyasi görüş
ayrılıkları vardı.
Özellikle, DP'nin geçtiğimiz kış, Kıbrıs'a
temaslarda bulunmak için gelen Avrupa Parlamentosu Üst Düzet Temas Grubu'nun
ziyaretine, yumurtalı protestosu, koalisyonun ip üstünde dans
ettiğinin ilk sinyalleriydi. Ayrıca Turizm Bakanlığı'na
bağlı turizm fonu ve fonun kullanımıyla ilgili
tartışmalar ortaklar arasındaki anlaşmazlığı
körükledi.
İki aydır devam eden "hükümeti kurtaralım"
görüşmelerinde, CTP'nin talep ettiği noktalara, ortağı DP
tarafından "hayır" cevabı gelmesi üzerine ise hükümet
ayrılma aşamasına geldi.
Meclisteki durum
2005 milletvekilliği genel seçimlerinde 24 milletvekilliği
kazanan CTP'nin, Lefkoşa Milletvekili Mehmet Ali Talat'ın
cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle sandalye sayısı
23'e indi. Ancak CTP, 25 Haziran'da yapılan ara seçimlerde 2 sandalyeyi
kazanarak meclisteki sayısını 25'e
çıkarmıştı.
2005 genel seçimlerinde 6 milletvekilliği kazanan DP, UBP'den
Hüseyin Kayım'ın katılımıyla sandalye
sayısını 7'ye çıkarmıştı. BDH'nın ise
parlamentoda 1 milletvekili bulunuyor.
Cumhuriyet Meclisi'nde halen 50 sandalyenin 25'i CTP'ye, 16'sı
UBP'ye, 7'si DP'ye ve 1'i de BDH'ya ait. Son istifayla birlikte mecliste 1 de
bağımsız milletvekili bulunuyor.
KIBRIS
31/08/06
'Her Türk aynı şeyi yapardı'
TOBB
Başkanı, Formula-1 tartışmaları için 'Her TC
vatandaşı aynı şeyi yapardı' diyor
01/09/2006
RADIKAL
Petrol Ofisi
Formula-1 İstanbul yarışı birincilik ödülünü KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın vermesi ardından
başlayan tartışmanın baş aktörü TOBB Başkanı
Rifat Hisarcıklıoğlu. Ödülü Talat'ın vermesini öneren
kişi olarak Hisarcıklıoğlu'nu eleştirenlerin
başında Kıbrıs Rum Cumhuriyeti hükümeti geliyor.
Kıbrıs Rumları uluslararası otomobil sporları
federasyonu FIA'ya başvurarak Türkiye'nin bu nedenle
cezalandırılmasını istediler. Hisarcıklıoğlu
bu nedenle Türkiye'den de bazı eleştiriler aldı. Bunların
başında, yıllarını bu işe vermiş Türkiye
otomobil Sporları Federasyonu TOSFED Başkanı Mümtaz
Tahincioğlu geliyordu. Tahincioğlu, Hisarcıklıoğlu'nu
kendisine imzalattığı kâğıtta Talat'ın ismi
olmadığını ve bilse imzalamayacağını
söyledi. Hisarcıklıoğlu ise bunun doğru
olmadığını söyleyerek Tahincioğlu'nu
'tabansızlıkla' suçladı ve böylece tartışma başka
bir boyuta sıçradı. Hisarcıklıoğlu, basında da
Kıbrıs davasına zarar vermekten spora siyaset
bulaştırmaya dek çeşitli yönlerden suçlandı.
Hisarcıklıoğlu ile konuşmadan önce,
Dışişleri Bakanlığı'nı arayarak bu durumdan
kendilerinin haberli olup olmadığını ve haberli
olsalardı ne yapacaklarını sordum. Bu durum Türkiye'ye (uzun
yıllar uğraşıldıktan sonra Türkiye'ye getirilebilen)
Formula-1 yarışlarının iptali ya da Kıbrıs
siyaseti açısından zarar verebilir miydi?
Hukuk kökeni de olan bir Dışişleri yetkilisi, "Önceden bize
söylenmedi" dedi ve şu açıklamayı getirdi: "Ama söylenseydi,
biz bu girişimi engellemezdik. Fikir doğru. Belki yöntem
açısından daha farklı davranılabilirdi. Kurallar
açısından da bir sorun olmadığı
anlaşılıyor."
Dışişleri yetkilisiyle bu konuşmamdan kısa süre sonra,
Anadolu Ajansı TOSFED'in bir açıklamasını
yayımladı. Tahincioğlu'nun daha önce Talat'ın ödül
vermesinden pişmanlık duyan açıklamasının tersine bu
kez yapılan işin doğru ve kurallara uygun olduğu
savunuluyordu. 'Son derece başarılı geçen Petrol Ofisi Türkiye
Grand Prix'sinin' gölgelenmemesi isteniyor, "Türkiye olarak elde
ettiğimiz tüm kazanımlarımızın birlik ve beraberlik
duygusu içinde korunacağına inanıyoruz" deniyordu.
Öyleyse son birkaç gündür kopan fırtına neydi?
Öğleden sonra Hisarcıklıoğlu ile buluştuğumuzda
kendisine yöneltilen eleştirileri anımsatarak, Talat'ın ödül
vermesi fikrinin nereden çıktığını, ne
amaçladığını sordum. Yanıtlarını
aktarıyorum:
· "Bu hadise neden dünya ile
ilişkilerimizi zedelesin? Neden spora siyaset karıştırmak
olsun. Zaten kurallarında ödülü cumhurbaşkanı, başbakan,
FIA başkanı ya da uluslararası şahsiyet verir diyor. Onay
olmadan bir fotoğrafçı dahi oraya çıkarılmıyor. Bir
kere şunu söyleyeyim, bu bir komplo değil. Hadise öyle gelişti,
öyle denk geldi.
· Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
törene katılamayacağı belli olunca, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da oradayken, o olabilir diye düşündük. Bunu ilk olarak
MSO Organizasyon Başkan Yardımcısı ve İstanbul Ticaret
Odası Başkanı Murat Yalçıntaş ve yönetim kurulu üyesi
İlhan Parseker'e açtım. Başka yetkililerle de konuşup onay
alınca, FIA adına tören başkanına sunduk. Zaten onun
onayı olmadan, hiç kimsenin o podyuma çıkması mümkün değil.
İncelenip, onay verilince de tören gerçekleşti.
· KKTC bizim
tanıdığımız bir ülke.
Ayrıca 24 Nisan 2004'teki Annan Planı referandumundan beri,
ululararası planda da meşru bir konuma sahip. Kurallardaki
uluslararası statüsü tanınan isim tanımına uyuyor. BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'dan, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza
Rice'a dek pek çok uluslararası siyasi temasta bulunmuş bir kişi.
Benim yerimde hangi TC vatandaşı olsa aynı şeyi
yapardı diye düşünüyorum. Yapması gerekirdi.
· İnsanların kafası 'ceza
alınacak' diye karıştırıldı. Bana bu nedenle çok
yerden destek mesajları geliyor. Ama eleştirenlerden birisi lütfedip
kurallara baksaydı, sorun olmadığını görürdü.
Kendimizi hep haksız görerek, haksız duruma düşürerek,
kamuoyunun moralini bozuyoruz. Bu belki de yüzyıllardır
uluslararası kamuoyuna karşı savunma konumunda kalmaktan
kaynaklanan bir psikoloji. Neden suçluluk psikolojisi ile hareket
edildiğini anlayabilmiş değilim. Haklı olduğumuz yerde
dahi, 'Başkaları ne der?' psikolojisi içinde hakkımızı
savunamıyoruz, sesimizi duyuramıyoruz. Bundan kurtulmamız
lazım."
Formula 1 olayını artık
konuşmayalım
TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, heyecanlı, iyi
niyetli, ülkesi için birşeyler yapmak amacıyla çırpınan
biridir.
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş
da, aynı şekilde iyi niyet dolu bir insan.
Formula 1 yarışlarında birden bire akıllarına gelen
fikri uygulattılar ve Talat'a büyük ödülü verdirttiler. Ben de dahil olmak
üzere, milyonlarca kişi "Aferin yahu, iyi oldu" dedi. Ancak
bunlar bir anın heyecanıyla söylenmiş sözlerdi. Aradan kısa
bir süre geçtikten sonra çoğumuz "Acaba akıllı bir iş
mi yaptık? Ofsayttan gol atalım derken, kendi kalemize mi gol
attık?" diye tartışmaya başladık. Zira bu
gösteri, KKTC'nin tanınmasıyla sonuçlanmadığı gibi,
somut açıdan hiçbir işe yaramadı. Sadece kendi kendimize moral
dopingi yapmış olduk. Ayrıca, unutmayalım ki, eğer
aynı fırsat, başka koşul veya şekillerde
Rumlar'ın ellerine geçmiş olsaydı, belki de yüz defa
fazlasını yaparlardı.
Bütün bunları artık bir kenara bırakalım.
Karşılıklı suçlamaları bırakalım ve
artık soğukkanlı şekilde düşünmeye
başlayalım.
Kendi kendimizi düşürdüğümüz bu durumdan kurtulmanın bir tek
yolu var.
Kahramanlıkta ısrar etmemek.
Kimin daha vatanperver olduğu gösterilerine girmemek.
Susup, sipere yatmak.
Belki bu şekilde işin içinden çıkabiliriz.
Konuştukça, yorumladıkça, olay yaygınlaşacak ve
Rumlar'ın eline altın bir fırsat verilecek. Onlar da sazı
ellerine alıp, gelecek yılki Formula 1'i iptal ettirebilmek için
ellerinden geleni yapacaklar.
İyisi mi, gelin olayı burada noktayalım.
* * *
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 01/09/06
Kıbrıs ve Kerkük için destek istenecek
Hükümet, Lübnan'a gidecek Türk birliğinin çalışma
ayrıntılarının yanı sıra Kıbrıs ve
Kerkük sorunlarını da BM Genel Sekreteri'ne bildirecek
UTKU
ÇAKIRÖZER Ankara
Türkiye, Lübnan'da konuşlanacak BM gücüne yapacağı katkı
konusundaki kaygı ve çekincelerini BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
iletecek. Ankara, Annan'dan, Kıbrıs ve Kerkük konularında da
destek isteyecek.
Ortadoğu ülkelerini kapsayan bölge turu kapsamında 5 Eylül
akşamı Ankara'ya gelecek Annan, 6 Eylül'de Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüşecek.
Dışişleri kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Annan'la
şu konular ele alınacak:
LÜBNAN: Hükümet, Annan ile Lübnan'a gidecek Türk birliğinin özelliği,
görev yapacağı yer ve konuşlanma zamanlamasının
ayrıntılarını masaya yatıracak.
Lübnan'ın yanı sıra İsrail-Filistin
anlaşmazlığının giderilmesi için neler
yapılabileceği de görüşmelerin ana konularından biri
olacak.
KIBRIS: Annan'ın turunun tek gündemi Lübnan olmasına rağmen,
Ankara, Kıbrıs konusunu da açacak. Kıbrıs Türkleri
üzerindeki ekonomik ve siyasi izolasyonların kalkması için Annan'dan
girişimde bulunması istenecek. Türkiye'nin ocak ayında
yaptığı öneri paketine destek istenecek.
KERKÜK: Ankara, Kerkük'ün statüsünün korunması için BM'nin devreye
girmesini isteyecek.
MILLIYET
01/09/06
YKP'den Rum gazetecilerin tutuklanmasına tepki
Kanatlı açıklamasında bir süre önce başlayan
askersiz Lefkoşa kampanyasının yaşamdaki değerinin bu
yaşananlarla bir kez daha ortaya çıktığının,
Lefkoşa'nın tamamının askeri bölge olduğunun ve bu
nedenle askeri bölgede fotoğraf çekilemeyeceği gerçeği ile
Lefkoşa'da aslında gazetecilik de
yapılamayacağının ama ancak kimi makamların keyfi
olarak verdikleri izinlerle gazetecilerin görevlerini yapabileceğinin bu
son olayla bir kez daha hatırlatıldığını
belirtti.
Kanatlı son yaşananlarla yalnızca Lefkoşa'nın
değil tüm yerleşim alanlarının askersizleştirilmesi
gerektiğinin öneminin anlaşıldığına da vurgu
yaptı.
Kanatlı, tüm çözüm ve barış isteyen
Kıbrıslıların önünde duran önemli görevin askeri
sınırdan uzaklaştırarak, yaşam alanları
dışındaki kampına hemen göndermek olduğunu
vurguladı.
Kanatlı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca'nın açıklamalarına da değinerek askeri rejime
'sol' makyaj yapmaya çalışan bu tip yetkililerin ciddiye
alınmasının imkânsız olduğunu, Hitler, Mussolini
dönemindeki gibi gazetecilerin peşine enformasyon görevlisi adı
altında polis konmasının basın özgürlüğüne karşı
girişilen ciddi bir uygulama olduğunu söyleyerek bu tip
davranışları kınadıklarını kaydetti.
Kanatlı, "mevcut hükümetin askeri uygulamaları sol
lafazanlıklarla makyaj etme girişimlerine karşı tüm
ilericileri duyarlı olmaya ve tepki koymaya" çağırdı.
KIBRIS
01/09/06
Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi
uluslararası toplumun çıkarınadır
BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs konusunda 29 Ağustos
Salı günü yapılan toplantı dolayısıyla
yazılı bir açıklama yapan Rehn, BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin misyonu çerçevesinde 8
Temmuz'da taraflar arasında varılan anlaşmayı ve Gambari'nin
"iki toplum liderleri Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat ile
görüşmesini" daha önce memnuniyetle
karşıladığını hatırlattı.
Görüşmelerde uzlaşma sağlanan prensiplerin ve iki
liderin, günlük meseleler için teknik komitelerin ve temel sorunlara eğilecek
iki toplumlu uzman çalışma gruplarının çalışmaya
başlatılması kararının önemli ve ileri adımlar
olduğunu belirten Rehn, şunları kaydetti:
"Beklendiği gibi temmuz ayının sonunda, iki
toplumun temsilcileri tartışılacak konuları birbirlerine
sundu. Şimdi esas müzakerelerin hızla başlayabilmesi için bu
liste daha fazla geciktirilmeden sonuçlandırılmalıdır.
Olumlu sonuçlar, her iki topluma fayda sağlarken, BM Genel Sekreteri'nin
iyi niyet misyonu çerçevesinde, kapsamlı çözüm çabalarının
kaldığı yerden sürdürülmesine hazırlık teşkil
edecektir. Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesi sürecinde
ilerleme sağlanması daha geniş uluslararası toplumun
çıkarınadır."
BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs konusunda önceki gün
yaptığı toplantıda, adada kapsamlı bir çözümden yana
olduğunu yaklaşımıyla, Genel Sekreter Kofi Annan'ın
çabalarına destek vermişti.
KIBRIS
01/09/06
Vodafone'nun KKTC'de faaliyete başlamasını
içlerine sindiremiyorlar
Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı, dünya iletişim sektörünün en büyük
şirketlerinden biri olan Vodafone'un, KKTC Telsim'i satın
almasına ilişkin olarak Rum tarafından gelen tepkileri
değerlendirdi.
Bakanlık tarafından dün yapılan yazılı
açıklamada, "Sürekli olarak Kıbrıslı Türkler üzerinde
herhangi bir izolasyonun bulunmadığından söz eden
Kıbrıslı Rum yöneticilerin, Vodafone'un Telsim'i satın
almasını içlerine sindirememelerini ve bu gelişmeyi bertaraf
etmek için sergiledikleri tavrı haklı gösterecek herhangi bir hususun
olmadığının altını çizmek isteriz" denildi.
KKTC Telekomünikasyon Dairesi ile Vodafone arasında imzalanan
sözleşme sonucunda, Vodafone'un, Türkiye ve KKTC'de faaliyet gösteren
Telsim'in mal varlığını satın alarak KKTC'de de
faaliyete başladığı anımsatılan bakanlık
açıklamasında, konu ile ilgili olarak Rum basınından
aktarılan haberlere bakıldığı zaman, ne yazık ki
Rum yönetiminin, her konuda olduğu gibi, bu konuda da, meseleye
"toplumlararası ilişkileri nasıl daha ileri ve olumlu
noktalara götürebiliriz ya da gerginlikleri nasıl aşabiliriz"
mantığı ile değil, aksine "Kıbrıs Rum toplumunu
Kıbrıslı Türkler aleyhine nasıl biçimlendirebiliriz"
mantığı ile yaklaştıklarının görüldüğü
kaydedildi.
Bakanlık açıklamasında, son günlerde gerek Rum hükümet
sözcüsünün demeçleri ve Rum medyasında yer alan yazılar gerekse kimi
siyasilerin konu ile ilgili açıklamalarının, toplumlararası
işbirliğinin geliştirilmesine katkı koymaktan ve
Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların iyi
ilişkiler kurmalarından uzak, hasmane ve Kıbrıslı
Türkleri yok farz eden bir içerik taşıdığına
işaret edildi.
Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı olarak, sadece telekomünikasyon alanında
değil, her alanda Kıbrıs Türk insanının yaşam
standardını artırmak ve onun günlük yaşamını
kolaylaştırmak için her türlü çalışmayı ortaya koyma
çabası içinde olunacağına işaret edilen açıklamada,
şöyle denildi:
"Bu çalışmaları ortaya koyarken,
Kıbrıslı Rum yöneticilerden beklentimiz, engelleyici
tavırlar sergilemek yerine Kıbrıslı Türklerin güvenini
kazanacak davranışlar ortaya koymalarıdır. Sürdürülebilir
ve Kıbrıs sorununu çözmeye katkı koyacak davranış
biçiminin bu olduğuna vurgu yapmak isteriz.
Kıbrıslı Rum yöneticilerin bu doğrultudaki
gayretleri bizleri yolumuzdan alıkoyamaz. Sürekli olarak
Kıbrıslı Türkler üzerinde herhangi bir izolasyonun
bulunmadığından söz eden Kıbrıslı Rum
yöneticilerin Vodafone'un Telsim'i satın almasını içlerine
sindirememelerini ve bu gelişmeyi bertaraf etmek için sergiledikleri
tavrı haklı gösterecek herhangi bir hususun
olmadığının altını çizmek isteriz."
KIBRIS
01/09/06
Hükümeti bozmak için değil,
sıkıntıları aşmak için uğraşıyoruz
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, bazı demeçlerinin restleşme olarak görülmemesini istedi
ve DP'nin hükümetten çekileceği sözlerinin de dedikodu olduğunu
söyledi.
Serdar Denktaş, bir takım kesimlerden yükselen,
"hükümetin yıkılacağı" söylemleriyle ilgili
KIBRIS'a konuştu.
Serdar Denktaş, hükümetteki sıkıntıların halen
aşılamadığını ancak hiçbir şekilde
karşılıklı restleşmenin
olmadığını, ancak birtakım mercilerin sürekli dedikodu
mekanizmasını çalıştırdığını ifade
etti.
Denktaş, kendilerinin imzalanan hükümet protokolüne
bağlı olduklarını ve vatandaşa hizmetin
aksamaması için protokole sadık kalmaya devam edeceklerini belirtti.
Denktaş, "Birileri hükümetin yıkılacağı
şekilde her gün dedikodu üretmeye devam ediyor. Hükümette bir takım
sıkıntılar var, bunu biz de ortağımız da inkar
etmiyor ancak, biz sıkıntıları aşmak için
uğraşıyoruz.
Halkımız dedikodulara inanmasın, zira bunlar boş
şeyler. Soğukkanlılıkla gelişmeleri bekleyip hep birlikte
göreceğiz. Hükümet görev başındadır" dedi.
KIBRIS
01/09/06
Kıbrıs
kayıp şahıslarını arıyor
Kıbrısta
kayıp şahısları bulmak amacıyla çalışan
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, 4 Eylülde kazılara
başlıyor.
AA
Güncelleme: 21:05 TSİ 01 Eylül 2006 Cuma
LEFKOŞA - Kıbrıslı Türk ve Rum kayıpların
akıbetini araştırmak için yıllardır
çalışmalar yapan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi,
Arjantin Adli Tıp Antropoloji Ekibi ile işbirliği içinde bir
proje başlatıyor. Proje kapsamında, mezar kazılarına 4
Eylülde Türk tarafında başlanacak.
İki ay sürmesi planlanan proje kapsamında, Kuzey ve Güney
Kıbrıstaki kazılarda elde edilen kalıntılar,
Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından ara bölgede inşa
ettirilen antropoloji laboratuvarına nakledilecek. Burada,
Kıbrıslı Türk ve Rum antropologlardan oluşan bir ekip EAAF
bilim adamlarının rehberliğinde kimlik belirleme
çalışmaları yapacak.
Kürtler radikal İslama kayıyor
İngiliz
The Economist Dergisi, Türkiyenin özellikle güneydoğusunda yükselen
asıl tehdidin aşırı İslam olduğunu öne sürdü.
Dergi, "PKK şiddeti ile Türk milliyetçiliği arasında
sıkışıp kalan Kürtler gitgide artan sayıda radikal
İslama yöneliyorlar" yorumunu yaptı.
Dergi, son sayısında terör bombalarının ülkenin
imajına etkisini sınırlı tutmak konusunda hassas olan
siyasi liderlerin, bu konuda yorum yapmaya yanaşmazken, yanıtın
Türk Silahlı Kuvvetlerinden geldiğini öne sürdü. Dergi şu
yorumu yaptı: "Saldırıya bir yanıt verildiyse bu
Silahlı Kuvvetlerden geldi. 1990larda Diyarbakırda görev yaparken
şahin ünü kazanan yeni Genelkurmay Başkanı Yaşar
Büyükanıt, isyancılarla mücadelenin
yoğunlaşacağını söyledi. Ancak Orgeneral
Büyükanıt bugün bölgeye dönse, karşısında yeni bir
düşman olduğunu sezecek. Diyarbakırın başlıca
meydanında Mustazaflar adlı yeni bir İslamcı grup dev
çadırlar kurmuş, Lübnanda ölen çocukların resimlerini
asmış durumda."
60 İSLAMİ ÖRGÜT KURULDU
İngiliz dergisi, burada 60 kadar İslami örgüt kurulduğunu,
yoksullara burs, mali yardım ve manevi rehberlik
sağladıklarını, yaz için açılan Kuran kurslarına
yazılanların sayısı ikiye katlanıp 20 bine
çıktığını da yazdı. Dergi, 2002de ülkeyi
Avrupaya taşıma vaadiyle iktidara gelen ılımlı
İslamcıların bugünlerde Avrupanın adını nadiren
andıklarını belirtirken, kamuoyunda da ABye destek
azaldığından, Avrupa Birliğinin bu gidişata
karşı durma gücünün de zayıfladığını
vurguladı.
HURRIYET 02/09/06
Ödülü Talat verince...
BİR bardak suda fırtına; belki biraz da Rifat
Hisarcıklıoğlu'nun deyimiyle, "başkaları ne der
psikolojisi" yüzünden...
KKTC'nin uluslararası planda "diplomatik olarak
tanınmış" olmaması, KKTC Cumhurbaşkanı
Talat'ı da "uluslararası statüde saygıdeğer bir
isim" olmaktan çıkarır mı?
Mesele budur.
Tabii, Formula 1 Petrol Ofisi İstanbul yarışında birinci
gelen Ferrari sürücüsü Massa'nın ödülünü Mehmet Ali Talat'ın
vermesinden bahsediyorum.
Hikâyeyi biliyorsunuz. Ödül törenine Başbakan gelemedi, bu durumda ödülü
kim verecekti?
İstanbul Park'ın patronu TOBB Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu orada bulunan Mehmet Ali Talat'ı
düşünüyor. İlgililerle istişare ediyor. "Tören
Yönetmeliği"ne bakıyorlar, ödülü Talat'ın vermesine
yönetmelikte engel bir hüküm olmadığını düşünüyorlar.
Ve ödülü Talat veriyor.
Rumların iddiası
Böylece Türkiye, Formula 1 yarışlarına "siyaset
karıştırmış" mı oldu? Türkiye Otomobil
Sporları Federasyonu Başkanı Mümtaz Tahincioğlu, ödülü
Talat'ın vermesini bu endişeyle eleştirdi, sonra
eleştirisinin yanlış olduğunu görerek yapılanın
kurallara uygun olduğunu söyledi.
Evvela, Formula 1'in çok önemli bir uluslararası etkinlik olduğu, uzun
yıllar uğraştan sonra Türkiye'ye getirildiği bir gerçektir.
Kural ihlalinden dolayı Türkiye'ye ceza verilmesi, hele de
yarışın iptal edilmesi Türkiye'nin prestijine zarar verir. Bu da
bir gerçek.
Ama kural ihlali var mı?
Rumlar, Talat'ın ödül vermesini sorun yaptılar. Uluslararası
Otomobil Sporları Federasyonu FIA'ya başvurdular, FIA soruşturma
açtı. Rumların amacı en ağır ceza olan
"iptal" kararını çıkararak Türkiye'nin itibarını
zedelemek, KKTC üzerindeki haksız izolasyon zincirine bir halka daha eklemektir.
Bu noktada asıl sınavda olan FIA'dır. FIA, kendi Tören
Yönetmeliği'ni "metindeki terimler"e göre mi, yoksa
Rumların iddia ettiği şekilde "siyasi" anlam vererek
mi uygulayacak?
Hukuk ne diyor?
Tören Yönetmeliği'nin 11. maddesinde, ödülü verecek Cumhurbaşkanı,
Başbakan veya FIA Başkanı orada yoksa, "uluslararası
statüde saygıdeğer bir ismin" ödülü vereceğini belirtiyor.
İngilizce metni "a dignitary of international status"tur.
Bunun diplomatik anlamdaki "tanınma" (recognition) ile hiçbir
ilgisi yok.
Nitekim Mehmet Ali Talat, uluslararası planda Kofi Annan ve Condoleezza
Rice dahil birçok üst düzey devlet adamıyla görüşmüş,
onları kabul etmiş, müzakerelerde bulunmuştur ama bu
"tanınma" anlamına gelmiyor, Talat'ın
"uluslararası statüde saygıdeğer bir isim"
olduğunu gösteriyor. Rifat Hisarcıklıoğlu'nun da
söylediği bu.
Hukukta "terim"lerin ne kadar önemli olduğunu, hukuki
düşüncenin temelinde "terimler"in bulunduğunu bilen her
makul insan, Talat'ın ödül vermesini FIA yönetmeliğinin ihlali olarak
göremez.
Formula 1 yarışları Türkiye'de ilk sene 110 bin, ikinci sene 80
bin kişi tarafından izlendi. Bunlar dünyada
ulaştıkları en yüksek rakamlar arasındadır. FIA için
izleyici nezdindeki itibarı da çok önemlidir, yanlış bir kararla
kendi itibarını da zedeleyeceğini sanmıyorum.
TAHA
AKYOL MILLIYET 02/09/06
AB'de kimse büyük bir Türkiye krizi istemiyor
Kıbrıs yüzünden Türkiye ve Avrupa Birliği arasında kriz
yaşanmasına kesin gözüyle bakılıyor ancak hiçbir üye ülke
bu yüzden müzakerelerin askıya alınmasını istemiyor
Güven Özalp
Avrupa Birliği'yle (AB) Türkiye arasında Ankara'nın limanlarla
havalimanlarını Rum bandıralı gemi ve uçaklara
açmaması nedeniyle kriz yaşanmasına kesin gözüyle
bakılıyor. Tüm çabalar ise yıl sonuna doğru
yaşanması beklenen bu krizin boyutunun küçük olmasını
sağlama üzerine yoğunlaşmış durumda. Müzakerelerin
Kıbrıs nedeniyle tamamen askıya alınması fikrine ise
yoğun bir muhalefet var.
Fransa'nın formülleri
Bu fikre karşı çıkanlar arasında, zaman zaman müzakere
sürecini zorlaştırma yönünde manevralar yapan Fransa da yer
alıyor. Fransız kaynaklar, Paris'in bu krizin "mümkün
olduğu kadar sessiz sedasız ve kavgasız
geçiştirilmesinden" yana olduğunu dile getiriyorlar.
Fransa kanadında iki formül üzerinde duruluyor. Bunlardan ilki genel kabul
gören Ek Protokol'le bağlantılı müzakere
başlıklarının açılmasına izin verilmemesi. Bu
formül ilk etapta gümrük birliği, ulaştırma ve malların
serbest dolaşımı gibi başlıkları etkileme
potansiyeline sahip olsa da farklı ve teknik yorumlarla etki
alanındaki başlık sayısının artabileceği
vurgulanıyor. Müzakerelere "düşünme arası" verme de
bir başka olası formül. Ancak bunun "askıya alma"
olarak algılanma riski yüksek olduğundan hayata geçirilmesi zor
gözüküyor. Fransız diplomatik kaynaklar, önümüzdeki yıl yapılacak
başkanlık seçimleri öncesinde Türkiye'yle AB arasında
Kıbrıs nedeniyle müzakereleri askıya almaya kadar gidebilecek
ciddi boyutta kriz yaşanmasının Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac'ın da "işine gelmeyeceği" yorumunu
yapıyorlar.
Komisyon'da ikilem
AB Komisyonu ve Türkiye de daha şimdiden hesaplamalarını
olası bir krize göre yapıyor. Odaklanılan noktayı ise
"iyi bir kriz yönetimiyle sürecin fazla zarar görmesini engellemek"
oluşturuyor. Komisyon yetkilileri, ekim ayında yayımlanacak
İlerleme Raporu öncesinde Türkiye'nin adım atması yönünde
ümitlerinin bulunmadığını dile getiriyorlar. Komisyon, Ek
Protokol'le ilgili olarak yapacağı değerlendirmede üye ülkelere
müzakere sürecini etkileyebilecek bir tavsiyede bulunmakla, sadece
"Türkiye bu konuda adım atmadı" tespitinde bulunmak
arasında seçim yapmaya çalışıyor.
Avrupa Birliği: Hamas değişmeli
AB dışişleri bakanları Finlandiya'nın
güneydoğusundaki Lappeenranta kentinde gayri resmi formatta (GYMNICH)
Ortadoğu gündemiyle bir araya geldi.
Türkiye ve diğer adayların uzun zamandır ilk kez davet
edilmedikleri toplantıda AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Filistin'de
Hamas'ın da ortak olacağı bir ulusal birlik hükümetini muhatap
alabileceklerini söyledi. Solana, "Hamas, böyle bir hükümete dahil olarak
zaten uluslararası toplumun şartlarını kabul etmiş
durumda olacak" dedi.
MILLIYET 02/09/06
Kıbrıs'ın bölünmüşlüğü Lübnan'daki
rolünü kısıtlıyor
|
|
Akdeniz'deki
stratejik önemi Lübnan kriziyle bir kez daha anlaşılan
Kıbrıs, bölünmemiş olsaydı çözüme daha çok destek verebilir
ve daha fazla söz alabilirdi
02/09/2006
RADIKAL
Filippos Savvidis
Lübnan'daki kriz kuşkusuz Kıbrıs'ın Doğu
Akdeniz'deki konumunun önemini bir kez daha vurguladı. Kıbrıs
şu anda tahliye ve Beyrut'a insani yardım gönderilmesinde bir transit
taşıma istasyonu. Lübnan'a çokuluslu bir barış gücünün
gönderilmesi halinde, Kıbrıs muhtemelen bu gücün bir bölümünün
taşınması ve yönetilmesinde merkez olarak kullanılacak.
Adanın konumundan dolayı birçok kez Kıbrıs hükümetlerinden
Ortadoğu'daki faaliyetlerinde NATO'ya kolaylık sağlaması
talep edildi. Başka bir deyişle, Kıbrıs yıllardır
izleme noktası veya insani misyonların idare merkezi olarak
kullanılıyor. Bunlar hükümet onayıyla yapılıyor. Gerek
ABD'nin gerekse Britanya ve Fransa'nın Lübnan krizi sırasında
tesislerin kullanılması için Lefkoşa'dan izin alması
bizleri şaşırtmamalı. Kıbrıs, Avrupa ülkelerinin
savaş veya savaşın yarattığı kriz yüzünden ortaya
çıkan sorunları etkili biçimde çözebilmesi için işbirliği
yapmak zorunda.
Buna rağmen adanın bölünmüşlüğü rolünü
kısıtlıyor. Sorun çözülmüş olsaydı ve
Kıbrıslı Rumlarla Türkler bir arada yaşasaydı,
Kıbrıs farklı bir rol oynayabilirdi. Öte yandan,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin NATO'nun dışında kalmayı
seçmesi konumunu daha fazla kullanmasını engelliyor. Kıbrıs,
çözülmüş bir Kıbrıs sorunuyla gerek pratik, gerekse sembolik
düzeyde daha fazla katkı yapabilirdi.
Kültür
çatışmasını yalanlayacaktı
Örneğin, sorunla karşılaşmadan Avrupa Ortak Dış
Siyaset ve Savunma Politikası çerçevesinde Avrupa mekanizmalarına katılacaktı.
Böylece AB, olası siyasi karmaşalardan kaçınmak için alternatif
aramak yerine Kıbrıs'ın sunduğu imkânlardan
yararlanacaktı. Sorun çözülmüş olsaydı, Kıbrıs
savaşın neden olduğu insani krizin aşılmasına
daha etkili biçimde yardım edebilecekti. Kıbrıslı Rumlarla
Türklerin bir arada yaşaması, Batı-İslam ilişkilerinin
bu zor döneminde Hıristiyanlarla Müslümanların birlikte
yaşayabileceklerine dair sembolik ama özlü bir mesaj verecekti. Kıbrıs
bir örnek teşkil edecekti ve 'medeniyetler çatışması' teorisinin
kanıtlandığına inananlara yanıt olacaktı.
Yine de, bölünmüş Kıbrıs, Lübnan savaşının neden
olduğu sorunların ve insani krizin aşılmasına olumlu
katkıda bulunmayı başardı; buna devam da edecek. (Rum
gazetesi Politis, Uluslararası ilişkiler uzmanı, 28 Ağustos
2006)
RADIKAL
02/09/06
Amaç etkin yönetim
ÇALIŞMANIN ANA EKSENİ... AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu
Erhan Erçin, hükümetin kendilerine başvurarak, günümüzün ekonomik ve
sosyal ihtiyaçlarına göre halka daha iyi hizmet sunmak ve
bakanlıkların daha etkin politika üretebilmesini sağlamak
amacıyla bir çalışma yapmalarını istediğini
söyledi. AB Koordinasyon Merkezi aracılığıyla uzmanlara bu
çalışmanın yaptırıldığını ve iki
hafta önce bu çalışmanın hükümete sunulduğunu kaydeden
Erçin, çalışmanın ana ekseninin, küreselleşen dünyanın
koşularıyla rekabet edebilecek reformları yapacak bir kamu
düzeni sağlamak olduğuna işaret etti
ÇEVRE, EN ÖNDE GELEN SORUNLARDAN BİRİ... Ülkede refahın
artırılması ve hükümetin halka daha iyi hizmet
sunmasının sağlanması için öncelikle politika üretmede
sıkıntı çekilen alanlara bakıldığını
söyleyen Erçin, çevre konusunun bu anlamda en önde gelen sorunlardan biri
olduğunu vurguladı. Erçin, Annan Planı'yla birlikte KKTC'de çok
ciddi bir ekonomik büyüme yaşandığını bu ekonomik büyümenin
sürdürülebilir olması için Kıbrıs adasının
güzelliklerinin korunmasının son derece önemli bir unsur
olduğunun tespit edildiğini kaydetti. Erhan Erçin,
çalışmada bir çevre bakanlığı
oluşturulmasının ön görüldüğünü de bildirdi
Gözde SÜREÇ
Hükümetin, halka daha iyi hizmet sunması, Avrupa Birliğiyle
uyumlu bir sistem yaratılması ve bakanlıkların daha etkin
politika üretmesi amacı taşıyan "Hükümetin Yeniden
Yapılandırılması Çalışması" metni
yaklaşık iki hafta önce hükümete sunuldu.
AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin,
çalışmanın içeriğini ve amaçlarını KIBRIS'a
anlattı.
Erçin, yaklaşık yedi sekiz ay önce hükümet yetkililerinin AB
Koordinasyon Merkezi aracılığıyla uzmanlardan, günümüzün
ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına göre kamunun yani bakanlıkların
daha etkin politika üretebilmesi için bir çalışma yapmasını
istediğini kaydetti.
Erhan Erçin hükümetin bu çalışmaya ihtiyaç
duymasının nedenlerini şöyle sıraladı:
"KKTC'de son yıllarda yaşanan ekonomik ve sosyal
büyümenin, uzun yıllardır süregelen koalisyon hükümetlerinin
bakanlıkların yapısını deforme etmiş olması,
Avrupa Birliğine uyum hedefi, halkın refah standardını
yükseltme isteğinin sonucu hükümet böyle bir çalışmaya ihtiyaç
duymuştur"
"Öncelikle politika üretmede sıkıntı çekilen
alanlara bakıldı"
Çalışmanın ana ekseninin, küreselleşen
dünyanın koşularıyla rekabet edebilecek reformları yapacak
bir kamu düzeni sağlamak olduğunu kaydeden Erçin, bu raporda bu
konuyla ilgili öneriler yapıldığını vurguladı.
Ülkede refahın artırılması ve hükümetin halka daha
iyi hizmet sunmasının sağlanması için öncelikle politika
üretmede sıkıntı çekilen alanlara
bakıldığını söyleyen Erçin, çevre konusunun bu anlamda
en önde gelen sorunlardan biri olduğunu vurguladı.
Erçin, Annan Planı'yla birlikte KKTC'de çok ciddi bir ekonomik
büyüme yaşandığını bu ekonomik büyümenin
sürdürülebilir olması için Kıbrıs adasının
güzelliklerinin korunmasının son derece önemli bir unsur
olduğunun tespit edildiğini kaydetti.
Bu konudaki hassasiyetin bakanlık düzeyinde dikkate
alınması için bir çevre bakanlığı
oluşturulmasının ön görüldüğünü belirten Erçin,
"Kıbrıs Türk halkının yaşamış
olduğu bu ekonomik büyümenin devam edebilmesi ve ülkemizin harap olmasının
engellenmesi için bunu yapmamız lazım" dedi.
Anayasada, bakanlıkların sadece 10 tane olabileceği
belirtildiğinden bir bakanlık
oluşturulamayacağını söyleyen Erçin, çalışmada,
mevcut olan bakanlıkların bazılarının
birleştirilerek çevre konularına olan hassasiyetin ön plana
çıkarılmasının gerekli görüldüğünü ifade etti.
Uluslararası ekonomik camiada, hükümetlerin rolünün denetleyici ve
düzenleyici olduğunu söyleyen Erçin, bunun sağlanabilmesi için,
Avrupa Birliği'ne uyumlu ekonomik yapının dikkate alınarak
politikalar oluşturulmasının son derece önemli olduğunu
belitti.
Yapılan çalışmadaki tavsiyelerin reformun
başlangıcı olduğunu dile getiren Erçin,
çalışmanın sadece hükümetin ve kamu kurumlarının
yeniden yapılandırılarak, reformların hayata
geçirilebilmesi için bir ilk adım olduğunu, bu ilk adıma
karşı çıkanların başka hiçbir reformu yapamayacağını
kaydetti.
Avrupa Birliği'yle uyum
Hükümetin yeniden yapılandırılmasının, Avrupa
Birliğiyle uyumu sağlamak açısından da yararlı
olacağını belirten Erçin, çalışmada, Avrupa
Birliğine üye olacak ülkelerin idari yapılarının da göz
önünde bulundurulduğunu kaydetti.
KKTC'nin hükümet yapılarının AB mevzuatına uyumlu
olmasının halkı AB'ye
yakınlaştıracağını ve her konudaki rekabet gücünü
artıracağını vurgulayan Erçin, çözüm olduğu zaman
Kıbrıs Türk halkının buna hazır olmasının da
sağlanmış olacağının altını çizdi.
İzolasyonlar nedeniyle dünyadaki gelişmelerden çok uzak
kaldığımızı söyleyen Erçin, bugün kurulması
gereken birçok yapının kamu düzeni içinde yer
almadığını söyledi.
AB'ye uyum stratejisiyle atılacak olan bu adımların,
yapısal reformların, yapılmasının özel sektörün önünü
de açacağını kaydeden Erçin, bunun halkın sosyal
ihtiyaçlarına yönelik politikaların oluşturulmasında da
anahtar teşkil edeceğini ve katalizör rolü oynayacak yapıyı
oluşturacağını söyledi
Erçin, Bakanlıkların sorumluluklarının AB'ye uyumlu
değiştirilmesinin teknik bir ihtiyaç olduğuna da dikkati çekti.
"Bu hükümetin talebi doğrultusunda hazırlanmış
bir çalışmadır"
Yapılan çalışmanın hükümetin talebi
doğrultusunda yapılan bir çalışma olduğunun
altını çizen Erçin, altı ay boyunca uzmanların,
müsteşarlar ve üst kademe yöneticilerle sürekli görüşerek, görüş
alış verişinde bulunduğunu kaydetti.
Çalışmanın, alınan görüşler doğrultusunda
hazırlandığını söyleyen Erçin, müsteşarlar ve üst
kademe yöneticilerin günlük yaşadığı
sıkıntıların da göz önünde tutulduğunu belirtti.
Erçin, çalışmanın ara döneminde Bakanlar Kuruluna
çalışmanın gidişatı ile ilgili bilgiler
sunulduğunu da ekledi.
"Değişim cesaret ister"
Değişimlerin zaman alan uzun süreçler içerdiğini
söyleyen Erçin, değişim için cesaretli olmak gerektiğinin
altını çizdi.
Hükümetin yeniden yapılandırılması için sunulan
önerilerin beraberinde zor görevleri de getirdiğini söyleyen Erçin,
toplumun ilerleyebilmesi için bunların hayata geçirilmesinin zaruri
olduğuna dikkati çekti.
Yapılan çalışmanın herhangi bir yapının
gücünü azaltmaya yönelik bir çalışma olmadığına
değinen Erçin, amacın ortaklaşa politika üretimini sağlamak
ve koalisyon hükümetleri dönemi içinde süregelmiş olan irrasyonel
yapının yeniden şekillendirilmesini sağlamak olduğunu
vurguladı.
Erçin şöyle devam etti:
"Bu çalışma uygulanırsa, son derece faydalı
olacak. Çalışmanın herhangi bir siyasi partinin gücünü
azaltacağını veya düşüreceğini düşünmüyorum. Tam
tersine hükümetin ileriye gitmesini ve daha iyi hizmet verilmesini sağlayacağını
düşünüyorum"
"Başbakanlık kurumlar tarafından
şişirilmiştir"
Başbakanlığın esas rolünün daha iyi
politikaların oluşabilmesi için bakanlıklar arası
koordinasyonu sağlamak olduğunu vurgulayan Erçin,
Başbakanlığın kurumlar tarafından çok fazla şişirilmiş
olduğundan esas sorumluluğu olan iyi politikalar üretilmesine yönelik
eşgüdümü sağlamak konusunda istenilen etkinliğe
ulaşamadığını dile getirdi.
Bir ada ülkesi olduğumuzu ancak balıkçılıkla ilgili
bir politikamız olmadığını kaydeden Erçin, bununla
ilgili bir dairenin de olmadığını, bu ve bunun gibi birçok
yeni yapının kurulması gerektiğini vurguladı.
Yapılan çalışmada Başbakanlığın
altındaki birçok kurum ve kuruluşun teknik olarak daha doğru
olabileceği yerlere gitmesinin önerildiğini dile getiren Erçin,
bankalar, Lefke Avrupa Üniversitesi, BRT ve Cypfruvex gibi kurumların
Bakanlıktan ayrılması gerektiğini belirtti.
KIBRIS
02/09/06
Kıbrıs'a barış ne zaman gelecek?
GÖRÜŞMELER DERHAL BAŞLASIN... Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP), Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ve BM'ye bir bildiriyle seslenerek birleşik federal Kıbrıs için görüşmelerin derhal başlaması çağrısı yapacak. Platform, barış istencini yüksek sesle haykırmak için Kıbrıs'taki tüm barış güçlerini Lefkoşa'daki 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) buluşmaya çağırdı
ETKİNLİK PROGRAMI... BMBP'nin 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlik programına göre saat 17.00'de Kuğulu Park'ta toplanılacak ve saat 17.45'te bildiri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak. Saat 18.15'te bildiri, BM Genel Sekreteri'ne ulaştırılmak üzere Ledra Palace'tan BM yetkililerine verilecek. Saat 18.30'da ise bildiriyi Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ulaştıracak örgüt liderleri Ledra Palace'ta otobüslere binecek
"BARIŞA BİR MUM YAK" EYLEMİ... İstanbul'da eğitim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu "Kıbrıslı Gençlik Platformu" ise 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle "Barışa Bir Mum Yak" sloganıyla eylem düzenliyor. Lefkoşa 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) yer alacak barış eylemi saat 20.00'de başlayacak.
Bugün "1 Eylül Dünya Barış Günü". Tüm dünyada bugün barış özlemini en yüksek sesle haykırmak için sivil toplum örgütleri yollara dökülüyor. Örgütler gün dolayısıyla, savaşların yerini barışın almasını, topların tüfeklerin yerine çiçeklerin açmasını bir kez daha dile getirmek için seferber olacak.
Ülkemizde de 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla sivil toplum örgütleri eylem ve etkinlikler düzenliyor.
Bu Memleket Bizim Platformu (BMBP), Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ve BM'ye bir bildiriyle seslenerek birleşik federal Kıbrıs için görüşmelerin derhal başlaması çağrısı yapacak. Platform, 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde barış istencini yüksek sesle haykırmak için Kıbrıs'taki tüm barış güçlerini Lefkoşa'daki 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) buluşmaya çağırdı.
İstanbul'da eğitim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu "Kıbrıslı Gençlik Platformu" ise, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle "Barışa Bir Mum Yak" sloganıyla eylem düzenliyor.
Lefkoşa 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) yer alacak barış eylemi saat 20.00'de başlayacak.
BMBP'nin 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlik programına göre saat 17.00'de Kuğulu Park'ta toplanılacak ve saat 17.45'te bildiri Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak. Saat 18.15'te bildiri, BM Genel Sekreteri'ne ulaştırılmak üzere Ledra Palace'tan BM yetkililerine verilecek. Saat 18.30'da ise bildiriyi Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a ulaştıracak örgüt liderleri Ledra Palace'ta otobüslere binecek.
Ortak mücadele çağrısı
BMBP içindeki sendikalar ve odalar adına açıklama yapan Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Genel Sekreteri Tahir Gökçebel, Kıbrıs'ın gerçek bir barış adası olması için adanın kuzey ve güneyindeki tüm örgütleri ortak mücadeleye çağırdı.
Gökçebel, siyasi liderliklere, adaya barışı getirmek için sorumlu davranmaları, ortamı gerginleştirmekten uzaklaşarak, silahlardan ve tüm yabancı askeri üslerden arınmış, bağımsız birleşik federal Kıbrıs hedefine ulaşmak için sonuç alınıncaya kadar derhal görüşmeleri çağrısı yaptı.
Kıbrıs'ta yaşayan insanlar olarak dünyanın barışa çok ihtiyacı olduğuna ve barışın yüksek bir erdem olduğuna inandıklarını ifade eden Tahir Gökçebel, "BMBP olarak savaşları, emperyalist çıkarlar uğruna yürütülen acımasız saldırıları ve saldırganları kınamak, barış istencimizi yüksek sesle haykırmak için tüm Kıbrıslıları Kuğulu Park'a davet ediyoruz" dedi.
KTOEÖS Genel Sekreteri Tahir Gökçebel, BMBP adına yaptığı açıklamada BM'nin dünya barışını koruyamaz duruma geldiğini, başta ABD ve AB gibi emperyalist güçlerin türlü bahaneler ve yöntemlerle çıkar uğruna savaşı sürekli kışkırttığını, bölgesel ve dünya barışını yok ettiğini belirterek, acımasızca yürütülen bu küresel siyaset yüzünden dünyanın kan gölüne çevrildiğine işaret etti. Gökçebel, "İşledikleri büyük suçlarla dünya tarihine karanlık bir sayfa daha açmışlardır" dedi.
Barışa bir mum eylemi
İstanbul'da eğitim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrencilerin oluşturduğu "Kıbrıslı Gençlik Platformu" 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle "Barışa Bir Mum Yak" sloganıyla eylem düzenliyor.
Lefkoşa 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) yer alacak barış eylemi saat 20.00'de başlayacak.
"Kıbrıslı Gençlik Platformu" Başkanı Osman Erçal, yayımladığı bildiride barışın ve solda birliğin önemini vurgulayarak eyleme katılım çağrısı yaptı.
İkinci Dünya Savaşı'nın üzerinde 67 yıl geçmesine rağmen egemen güçlerin hep kendi çıkarları doğrultusunda çalışmaya devam ettiğini belirten Erçal, "67 yıl önce Polonya'da yaşananların daha modern silahlarla olan şekli bugün Filistin ve Lübnan'da yaşanmaktadır. Yarın belki Kıbrıs'ta yaşanacaktır. Bugün yaşananlara göz yummak, suç ortaklığı yapmaktır" dedi.
Erçal, eylemi, sol görüşlü bir gençlik örgütü olarak Kıbrıs'ta ve dünyada barış isteklerini bir kez daha vurgulamak amacıyla düzenlediklerini belirtti.
Osman Erçal şöyle dedi:
"Terörle savaşmak bahanesiyle terörün en üst seviyedeki şekli olan devlet terörünü uygulamak insanlığın hiçbir kitabına sığmamaktadır.
Şiddet ve terör politikalarında ısrar edenlerin, barışın kalıcı hale getirilmesinden kaçınanların, bizlerin yaşama hakkımızı elimizden almaya çalıştıklarının farkındayız.
Biz barışın ve insan haklarının yerleşmediği bir ülkede, devam ettirmeye çalıştığımız emekçilerin haklarının korunması, sosyal adaletin sağlanması ve hukuk devleti olma mücadelesinde de başarılı olamayacağımızın farkındayız."
Kıbrıslı Gençlik Platformu Başkanı Erçal, solda birlik konusunda da duyarlı olduklarını ancak sol örgütlerin bunu başaramamış olmasına üzüldüklerini belirterek, şunları kaydetti:
"Solun insanla uğraştığını ve enternasyonalist olduğunu unuttuğumuz, birlik ve ortak mücadelemizden koptuğumuz zaman, yok olmaya gideriz. Ayakta kalmamızın tek yolu, tek yumruk olmak ve hep beraber çalışmaktır; buna inanmalıyız.
Kıbrıslı Gençlik Platformu olarak, halkların kardeşliğine inanan, tüm dünyada ve Kıbrıs'ta barış isteyen tüm Kıbrıs halkını kimlik, din, dil, ırk gözetmeden mücadelemize katılmaya davet ediyoruz. Birlik ve mücadelenin tam zamanıdır.
Barışa bir mum da siz yakın..."
KIBRIS
02/09/06
Kıbrıslı Türk ve Rum kadınlardan ortak
etkinlik
Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ)
ile PEO'nun kadın büroları, "1 Eylül Dünya Barış Günü
Sendikalar Eylem Günü" çerçevesinde ortak etkinlik düzenliyor.
Larnaka'nın Pervolia köyünde PEO'ya ait "Garden's View"
tesislerinde gerçekleştirilecek etkinlik, yarın ve Pazar günü
gerçekleştirilecek.
DEV-İŞ Kadın Bürosu adına açıklama yapan
Sevgül Uludağ, DEV-İŞ ve PEO kadın bürolarının
üyesi olan kadınların, "iki toplumdan kadınların,
barış ve Kıbrıs'ın birleştirilmesi ile bir
işbirliği atmosferi yaratılmasındaki rolü"nü
tartışacaklarını belirtti.
Uludağ, iki günlük etkinliğe kadınların aileleriyle
birlikte katılacaklarını ve böylelikle aile üyelerinin de, iki
toplum arasında işbirliği ve dostluğun
geliştirilmesine yönelik çeşitli etkinliklere katılma
olanağı bulacağını ifade etti.
Etkinliklerin yarın akşam saat 17.00'de PEO Genel Sekreteri
Pambos Kiritsis ile DEV-İŞ Genel Başkanı Mehmet Seyis'in
konuşmalarıyla başlayacağını belirten
Uludağ, daha sonra PEO Kadın Bürosu Sekreteri Marina Kuku ile
DEV-İŞ Kadın Bürosu adına Sevgül Uludağ'ın birer
konuşma yapacağını kaydetti.
Uludağ, konuşmaların ardından PEO ve
DEV-İŞ kadın büroları üyelerinin, "iki toplumdan
kadınların barış ve Kıbrıs'ın
birleştirilmesi ile bir işbirliği atmosferi
yaratılmasındaki rolü"nü tartışacaklarını ve
önümüzdeki aylarda yapılacak ortak etkinliklere yönelik bir program
çıkaracaklarını belirtti. Saat 19.30'a dek devam edecek
tartışmalar esnasında Türkçe-Rumca simültâne çeviri
yapılacağını ve ardından ortak bir deklarasyon
açıklanacağını ifade eden Sevgül Uludağ,
toplantıya PEO Örgütlenme Sekreteri Sotirulla Haralambus ile PEO ve
DEV-İŞ kadın büroları adına Marina Kuku ve kendisinin
katkı koyacağını kaydetti.
Uludağ bu arada, etkinliğe katılacak çocuklar için ise
barış kavramını işleyecekleri ayrı bir program
yapılacağını bildirdi.
KIBRIS
02/09/06
Talat'a Pakistan'dan resmi davet
2 Eylül, 2006 21:29:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan
Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak,
eşi Oya Talat ile birlikte yarın Pakistan'a gidiyor.
Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan'ın başkenti
İslamabad'da, Müşerref'in yanı sıra, Meclis
Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Başbakan Şevket Aziz, Turizm
Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile de
görüşecek.
KKTC lideri Talat ve eşi Oya Talat'a Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
Talat, 6 eylül çarşamba gecesi Ada'ya dönecek.
Davet, KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması yönünde
bir adım olarak nitelendiriliyor.
KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla ilk resmi gezi
Pakistan Devlet Başkanı Müşerref, Talat'ı 'KKTC
Cumhurbaşkanı' sıfatıyla davet etti. Talat, ilk kez bir
ülke liderinden bu sıfatla davet aldı.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "KKTC
Cumhurbaşkanı" sıfatıyla Pakistan Devlet
Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak bugün
İstanbul üzerinden Pakistan'a gidecek. Talat, böylece ilk kez bir
yabancı ülkenin liderinden "KKTC Cumhurbaşkanı"
sıfatıyla resmi davet almış oldu.
KKTC Cumhurbaşkanlığı kaynakları da Pakistan davetinin
Kıbrıs Türk halkına verilen önemin bir göstergesi olduğunu
savundu. Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan'a yapacağı resmi
ziyaret sırasında, Pervez Müşerref'in yanı sıra Meclis
Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Başbakan Şevket Aziz, Turizm
Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Eğitim Bakanı Cavit Eşref'le
görüşmeler yapacak. Talat'a ziyaretinde Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek.
'Halk lideri' formülü uygulanıyordu
Talat, daha önce de ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice,
eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya
Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'le
görüşmüş, ancak bu görüşmelere "Kıbrıs Türk
halkının lideri" sıfatıyla gitmişti.
Talat'ın, geçen hafta Formula 1 İstanbul ayağında KKTC
Cumhurbaşkanı sıfatıyla birincilik ödülünü vermesi,
tartışma yaratmıştı.
MILLIYET 03/09/06
AB: Kriz kaçınılmaz değil
GÜVEN ÖZALP Lappeenranta
Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığı'nı yürüten
Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja,
Türkiye'yle olası bir krizi engellemeye
çalıştıklarını belirterek, "Kriz
kaçınılmaz değil" dedi.
Finlandiya'nın Lappeenranta kentinde düzenlenen gayri resmi formatlı
AB dışişleri bakanları toplantısı (GYMNICH) sonrasında
soruları yanıtlayan Tuomioja, Türkiye'den liman ve
havalimanlarını Rum bandıralı gemilere açmasını
talep eden Ek Protokol'le ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi.
Tuomioja, "Bu yapılmazsa ciddi bir durumla karşı
karşıya kalacağız" dedi.
Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan
yükümlülüklerini yerine getirmesinin bağlantılı
olmadığını söyleyen Tuomioja, belgenin gereklerinin
yapılmaması halinde tek pazarla bağlantılı
başlıklarda müzakereleri sürdürmenin mümkün olmayacağını
söyledi. AB'nin krizden kaçınmaya
çalıştığını belirten Tuomioja, "Kriz
kaçınılmaz değil" dedi.
MILLIYET 03/09/06
Rumlar, Ay Mamas Kilisesi'nde ayin yaptı
RUMLAR, AYİN İÇİN GÜZELYURT'TAYDI... Hıristiyan
Ortodoks Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden biri olan Güzelyurt'taki
Ay Mamas Kilisesi'nde, Kıbrıs'ta kapıların
açılmasından sonra üçüncü kez KKTC hükümetinin izniyle dün akşam
ayin yapıldı. Saat 19.00'da başlayan ayini sözde "Omorfo
Metropoliti" Neofitos yönetti
BU SABAH DA DEVAM EDECEK... Ayin, Neofitos'un kilise girişindeki
ikonu öpmesi ve ardından da kiliseye girişiyle başladı.
Kilisede ayine katılan Rumlar ilahiler okudular, mum yaktılar,
ikonları öptüler ve yerlere mersin dalları serptiler.
Yaklaşık 500 kişinin katıldığı ayin için büyük
güvenlik önlemleri alındı. Ayin bu sabah da devam edecek. Saat
07:00'de başlayacak olan ayin, saat 11:00'de tamamlanacak
Hıristiyan Ortodoks Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden
biri olan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde, Kıbrıs'ta
kapıların açılmasından sonra üçüncü kez KKTC hükümetinin
izniyle dün akşam ayin yapıldı.
Ayin bu sabah da devam edecek. Saat 07:00'de başlayacak olan ayin,
saat 11:00'de tamamlanacak.
Güzelyurt'ta dün akşam saat 19.00'da başlayan ayini sözde
"Omorfo Metropoliti" Neofitos yönetti. Ayin, Neofitos'un kilise
girişindeki ikonu öpmesi ve ardından da kiliseye girişiyle
başladı.
Kilisede ayine katılan Rumlar ilahiler okudular, mum
yaktılar, ikonları öptüler ve yerlere mersin dalları serptiler.
Yaklaşık 500 kişinin katıldığı ayinde
alınan büyük güvenlik önlemleri dikkat çekerken, Rum basını
ayine ilgi göstermedi.
Ayine iki yıldır katılan Rum siyasiler bu yıl pek
ilgi göstermezken, yine de AKEL'den Eleni Mavrou ve sözde "Omorfo Belediye
Başkanı" Haralambos Pittas'ın katıldığı
gözlemlendi.
Geçen yıl meydana gelen araç yangınları nedeniyle kilise
çevresinde büyük güvenlik önlemleri alınırken, Rum araçları
ayrı park yerine alındı ve polis kontrolünde tutuldu.
Barış Harekatı'ndan beri orijinal hali korunarak
İkon Müzesi olarak kullanılan Ay Mamas Kilisesi'nde, 30 yıl
aradan sonra ilk kez 2004 yılında ayin
yapılmıştı.
2004 yılındaki ayinde uydu aracılığıyla
canlı yayın yapılmış, ayine Rum parti liderleri ile
yabancı misyon temsilcileri de katılmıştı.
KIBRIS
02/09/06
Türk hellimi Rumları rahatsız etti
Haberi, "Kıbrıs Türk Hellimi Arap Ülkelerinde - Yetkili
Makamlar Elleri Kolları Bağlı Duruyor"
başlığıyla yansıtan gazete, Arap piyasasında
bulunan Kıbrıs Türk ürünlerinden birinin adının
"Almas" olduğunu ve üretim yerinin Kuzey Kıbrıs (North
Cyprus) olarak belirtildiğini, Avrupa pazarları başta olmak
üzere diğer pek çok pazarda Kıbrıs Türk ürünlerinin
"hellim" ismini taşıdığını yazdı,
şöyle devam etti:
"Ancak çoğu Kıbrıs Türk sanayi ürünleri için
Kıbrıs Rum isimleri kullanıyor; Yorsan Halloumi Cheese, Bahcivan
Halloumi Cheese gibi... K.T. Koop. Merk. Bankası Ltd. Süt Fabrikası
ve COOP Dairy Products Industry şirketleri de Halloumi Cheezse
adını kullanıyor.
"Tüm Kıbrıs Sığır Üreticileri
Örgütü" Müdürü Nikos Papakiriaku, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
hellimin AB'de menşe ismi olarak tesis edilmesi için derhal çaba harcama
dışında; Kıbrıs sanayicilerini ve üreticilerini de
koruması gerekir diyor.
Papakiriaku, hükümetin konuyu incelemek amacıyla derhal hukukçular
ataması ve bu ürünlerin ithal edildiği bütün ülkelerde gerekli
girişimlerin yapılması, AB'de gerekli baskıları
yapması gerektiğini söyledi.
KIBRIS
03/09/06
Talat'ın ödül vermesi kesinlikle kurallara uygundur
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu, geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen
Formula 1 yarışında, birincilik ödülünün Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat tarafından verilmesine ilişkin olarak
"Yapılan iş kesinlikle kurallara uygundur" dedi.
Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleriyle TOBB Ekonomi ve
Teknoloji Üniversitesinde bir sohbet toplantısı yapan
Hisarcıklıoğlu, Formula 1'deki ödül töreni konusunda FIA
kurallarını hatırlatarak, podyum kurallarının
uygulanmasından sorumlu bir kişinin bulunduğunu kaydetti.
Bu sorumlunun FIA tarafından tespit edildiğini ve ödül
verecek ismin anonsundan, alt yazılarının yazılmasına
kadar podyumdaki her şeyin onun sorumluluğunda olduğunu kaydeden
Hisarcıklıoğlu, podyumda ödül verecek kişilerin ise
cumhurbaşkanı, başbakan, FIA başkanı ya da orada
hazır bulunan enternasyonal statüde olan bir şahıs
olabileceğini söyledi.
"Tartışma konusu burada herhalde" diyen
Hisarcıkloğlu, "Talat'ın bu statüsü var mı" diye
sordu. Talat'ın Türkiye Cumhuriyeti tarafından
Cumhurbaşkanı olarak tanındığını ve burada
bir problem olmadığını ifade eden TOBB Başkanı,
KKTC Cumhurbaşkanı'nın dış ilişkilerine de dikkat
çekti ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, ABD
Dışışleri Bakanı Condaleezza Rice ve İngiltere Dışışleri
Bakanı Jack Straw ile bir araya gelişine ilişkin
fotoğraflarla örnekler gösterdi.
Türkiye'nin "Yabancılar söylerse doğrudur"
psikolojisinden kurtulması gerektiğini vurgulayan TOBB
Başkanı, "(Yabancılar böyle değerlendirdi, biz hata
yapmışızdır) psikolojisinden kurtulmamız
lazım" diye konuştu.
"'Haklı bir platformda, kendi içimizde tartışmalara
girdik" diyen Hisarcıklıoğlu, "'(Acaba Güney
Kıbrıs Rum Kesimi ne der) bu zihniyetten kurtulmak lazım.
Eğer kendimize bulunduğumuz coğrafyada artı dünyada rol
biçiyorsak, hakkınızı kullanıyor ve istiyor
olmalısın" diye konuştu.
Çıkan haberlere de değinen Hisarcıklıoğlu,
"İçeride bile tartışma var arkadaş, kendi
medyaları, insanları bile kabul etmiyor deyip, alıp bu metni
karşı taraftaki federasyona gittiği zaman adamların da
kafası karışıyor. Diyor ki (Kurala göre bir şey yok,
acaba biz atlıyor muyuz) Çünkü içerde tartışma var. Acaba verir
miydi vermez miydi? Ceza gelecek mi? Eğer kural doğruysa, elimizdeki
İngilizce metin doğruysa, bir ceza gelmez" dedi.
"Hak verilmez alınır" diye konuşan
Hisarcıklıoğlu, serbest dolaşım konusunda Türkiye'nin anlaşma
olmasına karşın bu hakkını unuttuğunu, ancak
suçluluk psikolojisi içinde dile getirilemediğini kaydetti.
Kim olsa aynını yapardı
Orada kendisinin yerinde kim olsa aynını
yapacağını söyleyen Hisarcıklıoğlu,
"Yapmayacak bir babayiğit var mı? Çünkü sana kural bunu
söylüyor" dedi ve Türk örf ve adetlerinin de orada yaş ya da protokol
gereği büyük olan kim varsa onun çıkarılmasını
gerektirdiğini kaydetti.
Haklı olunan yerde hakkın savunulması ve korunması
gerektiğini söyleyen Hisarcıklıoğlu,
tartışmaların Fenerbahçe-Beşiktaş-Galatasaray gibi
olmaya başladığını belirtti ve şöyle devam etti:
"Bu işte kural neyse o. Bu iş taraftarlık işi
falan da değil, akıl yoluyla. Bunun dışında başka
bir iş yapılabilirmiydi. Mümkün değildi. Bunu
tartışmayı menfi görüyoruz. Federasyon böyle diyor, kural böyle
diyor. Neyi tartışayım o zaman... Verir miydi vermez miydi,
uygun muydu, değil miydi, verdiği için kapanır mıydı?
İşin kuralları gereği hiç bir şey olmaz. FIA muhakkak
bu işi kendi kuralları içinde değerlendirecek. Çünkü burada bir
kasıt, son dakika hadisesi yok."
İspanya örneğini vermek yanlış
Basında İspanya'daki F1 pistinin kapatılmasına
ilişkin haberleri de hatırlatan Hisarcıklıoğlu, çok
yanlış bir karşılaştırmanın
yapıldığını, İspanya'da pisti hazırlayan
Belediye Başkanı'nın podyum kuralları gereği ödülü
veremediği için kapıyı kırarak ödülü verdiği, bu
nedenle pistin kapatıldığını anlattı.
Hisarcıklıoğlu, "O kadar yanlış
değerlendirmeler var ki, kendi ayağımıza kendimiz
kurşun sıkıyoruz" dedi.
Limanların Rum kesimine açılışı konusunda da
"aman bizi baskıya alacaklar" şeklinde
konuşmaların yapıldığını hatırlatan
TOBB Başkanı, 2004 yılında verilen sözlere karşın
KKTC üzerindeki izalosyanların hala kalkmadığına
işaret etti.
KIBRIS
03/09/06
Talat, Pervez Müşerref ile görüşecek
Cumhurbaşkanı Talat, bugün eşiyle birlikte Pakistan'a
gidiyor
Talat, Pervez Müşerref ile görüşecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet
Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak, eşi Oya
Talat ile birlikte bugün Pakistan'a gidecek.
Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan'ın başkenti
İslamabad'da, Pervez Müşerref'in yanı sıra, Pakistan Meclis
Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Pakistan Başbakanı
Şevket Aziz, Pakistan Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Pakistan
Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile de görüşecek.
Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre,
Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat'a
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy
eşlik edecek. Cumhurbaşkanı Talat, 6 Eylül Çarşamba gecesi
adaya dönecek.
KIBRIS
03/09/06
DP, CTP'yi bekliyor
"HÜKÜMET KRİZİ ÇOK UZADI"... DP Genel Sekreteri
Ertuğrul Hasipoğlu, hükümet krizinin çok
uzadığını, halkın huzursuz olduğunu,
sorunların halledilebilir türden olduğunu belirterek, bu konuda CTP'nin
kararını beklediklerini vurguladı
"BAKANLIKLARIN İÇİNİ BOŞALTMAK
İSTİYORLAR"... Hasipoğlu, hükümet protokolüne sadık
olduklarının altını çizerken, CTP'yi
"bakanlıkların içini boşaltmak istemekle" suçladı
ve bunu kabul etmelerinin söz konusu olmadığını bildirdi
Ülkede patlak veren hükümet krizi tam bir arapsaçına dönüşürken,
ortaklar koalisyonun akıbetiyle ilgili alınacak karar konusunda topu
birbirine atıyor.
Basın yoluyla birbirlerini kıyasıya eleştirmekten
çekinmeyen ortaklar, somut adımlar konusunda aceleci davranmıyor.
Hükümet konusunda geçtiğimiz günlerde genişletilmiş MYK
toplantısı yapan ve bu konuda atılacak adımlarla ilgili
başbakan ve genel sekreteri yetkilendiren CTP, yarın da belediye
başkanlarıyla hükümeti değerlendirecek.
Koalisyonun küçük ortağı Demokrat Parti (DP) cephesinde ise
bekleme hâkim.
Dün KIBRIS muhabirinin sorularını yanıtlayan DP Genel
Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, bu konudaki tutumlarının
belli olduğunu, protokolde bir değişikliğe gidilmesini
kabul etmediklerini kaydetti.
Sorunlar bulunduğunu, bunların bu gün değil
geçmişten gelen sorunlar olduğunu belirten Hasipoğlu,
sorunların halledilebilir olduğunu söyledi.
Bu yönde her türlü çalışmayı yapmaya ve
fedakârlığı göstermeye hazır olduklarını ifade
eden Hasipoğlu, halkın zararına olacak hiçbir şeyi
onaylamayacaklarını ifade etti.
Protokole sadık olduklarını yineleyen Hasipoğlu,
burada değişiklik yapılmasını kabul etmeyeceklerini,
söyledi.
Hasipoğlu, "Bakanlıkların içini
boşaltılmak istiyorlar. Bakanlıkların fonksiyon ve
ağırlığı ortadan kaldırılacak, bu
değişiklikleri kabul etmiyoruz"dedi.
Hasipoğlu, hükümetin bu şekilde iyi çalışmalar
yaptığını vurguladı.
Hükümet krizi konusunda CTP'nin kararını beklediklerini
söyleyen Hasipoğlu, karar verecek olanın CTP olduğunu,
onların verecekleri karara saygı duyacaklarını ifade etti.
KIBRIS
03/09/06
|
Talat Pakistanda Rumlar alarmda KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet
Başkanı Pervez Müşerrefin resmi davetlisi olarak Pakistana
gitti. Yunanistan ve Rum kesimi ziyaretten rahatsız. |
AA
Güncelleme: 08:05 ET 04 Eylül 2006 Pazartesi
LEFKOŞA - THYnin tarifeli uçağıyla KKTCden
İstanbula gelen Mehmet Ali Talat, Atatürk Havalimanı Devlet
Konukevinde, İstanbul Vali Yardımcısı Fikret
Kasapoğlu ve öteki yetkililerce karşılandı.
Dubai aktarmalı olarak Pakistana giden Talat ve beraberindeki
heyet, bir süre burada dinlendi.
Talatın gezi kapsamında bugün Pakistan Turizm Bakanı Nilüfer
Bahtiyar ile görüşeceği, akşam saatlerinde de Devlet
Başkanı Pervez Müşerref ile biraraya geleceği ve
Müşerrefin Talat onuruna bir yemek vereceği kaydedildi.
Talat, yarın da Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyinin
yanı sıra Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile
görüşecek.
Cumhurbaşkanı Talatın eşi Oya Talatın da gezi
kapsamında yarın Kadın ve Gençlik İşleri Bakanı
Sümeyra Malik ve Pervez Müşerrefin eşi Sehba Müşerref ile
görüşeceği bildirildi.
Talat, daha önce de ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice,
eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya
Dışişleri Bakanı Frank Walter-Steinmeierle
görüşmüş; ancak bu görüşmelere Kıbrıs Türk
halkının lideri sıfatıyla katılmıştı.
YUNANİSTAN
VE RUM KESİMİNDEN PAKİSTANA BASKI
Öte yandan Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros
gazetesi, Talatın Pakistan ziyaretinin, Yunanistan ve Rum yönetimini
alarma geçirdiğini yazdı.
Gazetenin haberinde, Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney
Kıbrısta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan
hükümetiyle birlikte, Talatın cumhurbaşkanı olarak
değil, Kıbrıs Türk toplumu lideri olarak kabul edilmesi
yönünde Pakistan hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu belirtildi.
Haberde, Talatın son anda kamuoyuna açıklanan ziyaretinin,
Ankaranın KKTCnin tanınması için ortaya koyduğu
yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü
olduğu ifade edildi.
Talat 'KKTC lideri' olarak Pakistan'da
4 Eylül, 2006 09:29:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan
Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak,
eşi Oya Talat ile birlikte Pakistan'a gitti. Talat, ilk kez Türkiye
dışındaki bir ülkeden 'KKTC Cumhurbaşkanı'
sıfatıyla davet aldı. Ziyaret, Rum basınında ise
'alarm' ifadesi ile yer aldı.
Talat, başkent İslamabad'da, Müşerref'in yanı
sıra, Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Başbakan
Şevket Aziz, Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Eğitim
Bakanı Cavit Eşref ile de görüşecek.
Davet, KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması yönünde
atılmış bir adım olarak görülüyor. Pakistan yönetimi,
daveti Talat'a üç ay önce iletti.
Ancak Talat, o sırada Birleşmiş Milletler yetkilisi İbrahim
Gambari Ada'da olduğu için davete hemen cevap veremedi.
KKTC lideri Talat ve eşi Oya Talat'a Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek. Talat, 6 eylül
çarşamba gecesi Ada'ya dönecek.
İlk kez yabancı bir ülkenin liderinden 'KKTC Cumhurbaşkanı'
sıfatıyla resmi davet alan Talat, daha önce ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya
Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile
görüşmüş, ancak bu görüşmelere 'Kıbrıs Türk toplumu
lideri' sıfatıyla gitmişti.
Rum basını: 'Yunan ve Rum yönetimi alarmda'
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Pakistan ziyaretinin,
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimini 'alarma geçirdiğini'
yazdı.
Gazetenin haberinde, Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney
Kıbrıs'ta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan
hükümetiyle birlikte, Talat'ın 'cumhurbaşkanı' olarak
değil, 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' olarak kabul edilmesi
yönünde Pakistan hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu belirtildi.
Haberde, Talat'ın 'son anda kamuoyuna açıklanan' ziyaretinin,
'Ankara'nın KKTC'nin tanınması için ortaya koyduğu
yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü' olduğu ifade edildi.
Fileleftheros gazetesi, İstanbul'daki Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand
Prix'sinde birinci gelen Ferrari pilotu Felipe Massa'ya kupayı
Talat'ın vermesini daha ziyade bir 'şov' olarak niteleyen 'diplomatik
kaynakların', Talat'ın Pakistan ziyaretini 'çok daha ciddi ve olumsuz
bir gelişme' olarak nitelendirdiklerini yazdı.
|
AZİZ'DEN TÜRKİYE'YE DESTEK |
|
Bu arada, Lübnan'a hareketinden önce Atatürk Havalimanı
Devlet Konukevi'nde açıklama yapan Pakistan Başbakanı
Şevket Aziz, KKTC lideri Talat'ın Pakistan ziyaretini
değerlendirdi. |
CNN
TURK 04/09/06
Talat'ın
Pakistan gezisine Rum tepkisi
LEFKOŞA (A.A)
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Pakistan ziyaretinin,
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimini "alarma geçirdiğini"
yazdı.
Gazetenin haberinde, "Pakistan ziyareti
öğrenilir öğrenilmez, Güney Kıbrıs'ta diplomatik bir
hareketlilik görüldüğü ve Yunan hükümetiyle birlikte, Talat'ın
'cumhurbaşkanı' olarak değil, 'Kıbrıs Türk toplumu
lideri' olarak kabul edilmesi yönünde Pakistan hükümeti nezdinde girişimde
bulunulduğu" belirtildi.
Haberde, Talat'ın "son anda
kamuoyuna açıklanan" ziyaretinin, "Ankara'nın KKTC'nin
tanınması için ortaya koyduğu yoğun ve sistematik
çabanın bir ürünü" olduğu ifade edildi.
Fileleftheros gazetesi, İstanbul'daki
Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinde birinci gelen Ferrari pilotu
Felipe Massa'ya kupayı Talat'ın vermesini daha ziyade bir
"şov" olarak niteleyen "diplomatik kaynakların",
Talat'ın Pakistan ziyaretini "çok daha ciddi ve olumsuz bir
gelişme" olarak nitelendirdiklerini yazdı.
HURRIYET
04/09/06
Talat'a ilk kez devlet başkanı protokolü
04/09/2006
RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
İSLAMABAD
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye dışında
bir ülkenin lideri tarafından ilk kez kabul ediliyor. Pakistan Devlet
Baskanı Pervez Müşerref ile bugün İslamabad'daki makamında
görüşecek olan Talat, 2004'teki referandumlar sonrası KKTC'nin tanınması
sürecinde önemli bir adım atacak. KKTC'nin 1983'te kurulması
sonrası Bangladeş ile birlikte resmen tanıma kararı
almış olan Pakistan, ABD baskısıyla geri adım atmak
zorunda kalmıştı.
Referandumlar sonrası ABD, Rusya, Britanya ve Almanya gibi ülkelerin
dışişleri bakanlarıyla görüşen Talat, bugün ilk kez
bir devlet başkanı ile buluşuyor. Dün Ercan Havalimanı'ndan
yola çıkıp İstanbul ve Dubai aktarmalı olarak
İslamabad'a giden Talat ve KKTC heyetine 'devlet başkanı
protokolü' uygulanacak. Talat, Müşerref'in yanı sıra
görüşeceği Pakistanlı yetkililerle KKTC'ye desteğin
artırılması çabalarını ele alacak.
'KKTC'yi
tam tanımama durumu yok'
Ziyaret öncesi Pakistan Dişişleri Sözcüsü Tasnim Aslam, KKTC'nin
tanınmasıyla ilgili soru üzerine, "KKTC'yi belki resmen
tanımıyoruz ama tam tanımama durumu da yok. KKTC'nin burada bir
bürosu var. İkisi arasında bir yerdeyiz. Kıbrıs Türk
halkına mümkün olan her desteğe hazırız" dedi. Aslam,
"Muşerref tanıma konusunda sürpriz karar alır mı"
sorusuna ise "Bu tamamen başkanımıza bağlı.
Görüşmede ne olur bilemeyiz" yanıtını verdi. KKTC'nin
Pakistan'da bayrak dalgalandırdığı ofisi ve diğer
elçiler gibi bayraklı makam aracı var.
Rum korkusu
açıklatmadı
KKTC için büyük önem taşıyan bu ziyaretin Kıbrıslı
Rumlar ve Yunanistan tarafından engellenmemesi amacıyla son dakikaya
kadar gizli tutulduğu öğrenildi.
Talat'a davet, "KKTC Cumhurbaşkanı" sıfatıyla yapıldı
BUGÜN PAKİSTAN'DA
OLACAK... Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan Devlet Başkanı
Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak, İslamabad'a gidiyor. Dün
öğleden sonra saat 16.40'da KKTC'den ayrılan Talat'ın, bu sabah
saat 07.00 sıralarında İslamabad'da olması bekleniyor. Öte
yandan, Müşerref'in Talat'a daveti "KKTC
Cumhurbaşkanı" sıfatıyla yaptığı
bildirildi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in
resmi davetlisi olarak, eşi Oya Talat ile birlikte başkent
İslamabad'a gidiyor.
Pervez Müşerref'in
Talat'a daveti "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı" sıfatıyla yaptığı
bildirildi.
THY'nin
"Gelibolu" uçağıyla dün öğleden sonra saat 16.40'da
İstanbul'a gitmek üzere adadan ayrılan Cumhurbaşkanı
Talat'ın, bu sabah saat 07.00 sıralarında İslamabad'da
olması bekleniyor.
Cumhurbaşkanı
Talat ve eşi Oya Talat'ı, Ercan Havaalanı'nda Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral
Mehmet Eröz uğurladı. Talat, ayrılışı öncesinde
açıklama yapmadı.
Cumhurbaşkanı
Talat, İslamabad temasları sırasında Devlet
Başkanı Pervez Müşerref'in yanı sıra, Pakistan Meclis
Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Pakistan Başbakanı
Şevket Aziz, Pakistan Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar ve Pakistan
Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile görüşecek.
İlk kez yabancı
bir ülkenin liderinden "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı" sıfatıyla resmi davet alan Talat, daha
önce ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya
Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier il
görüşmüş, ancak bu görüşmelere "Kıbrıs Türk
toplumu lideri" sıfatıyla gitmişti.
Pakistan ziyaretinde
Cumhurbaşkanı Talat ve eşi Oya Talat'a,
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy
eşlik edecek. Cumhurbaşkanı Talat, İslamabad
temaslarını tamamlamasının ardından, 6 Eylül
Çarşamba gecesi adaya dönecek.
KIBRIS
04/09/06
ABD, AB-Türkiye
çatışmasını önlemek için Kıbrıs
Planı'nı gündeme getirecek
ABD'nin, Türkiye'nin AB'ye
katılım müzakereleri süresince, Kıbrıs konusunda büyük bir
kriz çıkmasını önlemek için diplomatik bir çaba içine
gireceği bildirildi.
Brüksel merkezli haber
portalı Euobserver'in haberine göre, Türkiye'nin AB gümrük
yükümlülüklerini yerine getirmesi karşılığında, BM'nin
Kuzey Kıbrıs ile ticareti denetlemesi önerildi.
Konuyla ilgili kaynaklar,
Washington'un, Türkiye'nin AB ile süregelen katılım müzakerelerindeki
çok önemli bir engeli kaldırabilecek karşılıklı bir
anlaşma önermesi konusunda geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Rum
basınında çıkan haberleri doğruladılar.
AB diplomatları
tarafından da düşünülen planın, Türkiye'nin asker
bulundurduğu Kuzey kesiminin liman ve havaalanlarını da
kapsayacağı, hava ve deniz trafiğinin AB'nin denetimine
geçmesinin, Kıbrıs Rum Hükümetinin daha önceleri şiddetle
karşı çıktığı Kuzey tarafı ve AB
arasındaki ticarete de olumlu bakmasını
sağlayabileceği, bunun karşılığında, Türkiye'nin
de, Rum Kesimi gemi ve uçakları üzerinde halihazırdaki ambargosuna
son verebileceği bildirildi.
Türkiye'nin AB'yle
yapacağı yeni müzakere başlıklarını veto etmeye
kararlı olan Kıbrıs Rum Kesimi ile mevcut ilişkiler
düzelmedikçe, AB'li diplomatlar Kıbrıs ve limanlar meselesini
"oldukça zorlayıcı" olarak tanımlıyorlar ve de bu
durumun AB'ye üyelik sürecinde Türkiye açısından "büyük bir
krize" yol açacağı yorumunda bulunuyorlar.
KIBRIS
04/09/06
Araçlarıyla, Güney
Lefkoşa'dan geçen iki genç Kıbrıslı Türk, Yunanistan
bayraklı gençlerin saldırısına uğradı.
Dün saat 17.00
sıralarında, Larnaka Havaalanı'ndan gelerek, Lefkoşa'da
Hilton Otel yakınlarındaki trafik ışıklarında
duran, Sedef Delibaş ve Kaan Alpagut'un içinde bulunduğu araca, o
sırada bir kafede bulunan grup tarafından sert cisim
fırlatıldı.
Araçta hasar meydana
gelince, gençler, Güney Lefkoşa'daki Lykavitos Polis Karakolu'na
başvurdu.
Delibaş ve Alpagut,
bunun ilk olay olmadığını ancak son saldırı
olmasını temenni ettiklerini söyledi.
KIBRIS
04/09/06
Kayıplar için Türk tarafındaki
kazılar bugün başlıyor
Kıbrıslı
Türk ve Rum kayıpların akıbetini araştırmak için
yıllardır çalışmalar yapan Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi, Arjantin'den gelen "Arjantin Adli Tıp
Antropoloji Ekibi"nin (EAAF) 4 üyesiyle işbirliği içinde
başlattığı proje kapsamında mezar kazılarına
bugün Kıbrıs Türk tarafında başlıyor.
TAK muhabirinin Komitenin
Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük'ten aldığı bilgiye göre, daha
önce ön çalışma niteliğinde Atalassa Ormanı'nda ve
Alaminyo'da yapılan kazıların ardından kazıların
Türk tarafında başlaması kararlaştırıldı.
İki ay sürecek çalışmalar çerçevesinde kazılar, hem kuzey
hem de güney Kıbrıs'ta birlikte yürütülecek.
KIBRIS
04/09/06
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 15:11 TSİ 05 Eylül 2006 Salı
STRASBOURG/BRÜKSEL - AP Dışişleri Komisyonunda dün
oylanarak kabul edilen Türkiye raporuyla ilgili bugün basın
toplantısı düzenleyen Camiel Eurlings, ek protokol ile birlikte
KKTCye yönelik izolasyonlara da dikkati çekerek, Kıbrıslı
Türklerle ticari ilişkilerin geliştirilmesinden yana olduğunu
belirtti ve bunun için gerekli düzenlemelere destek verdi.
Eurlings, ek protokolün Türkiye tarafından
uygulanmamasının, AB kurumlarının itibarının
sorgulanmasına neden olacağını da savundu.
Kabul edilen değişikliklerin, raporun ruhunu çok fazla
değiştirmediğini ifade eden Eurlings, bununla birlikte raporun
tonunun sertleştiğini kabul etti ve Türkiyeye daha olumlu bir mesaj
vermek isterdim diye konuştu.
Sözde Ermeni soykırımının AB üyeliğinden önce
Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin dün kabul edilen
değişiklik önergesiyle ilgili bir soru üzerine Hollandalı
parlamenter, bu konunun AB üyeliği için bir kriter olarak getirilmesini
istemediğini belirtmekle birlikte, Türkiyenin soykırım iddialarını
tanınmasının gerekliliğinden söz etti.
Türkiyede demokratik reformlar konusunda bir yavaşlama gözlendiğini
savunan Eurlings, bunun üzüntü verici olduğunu söyledi.
ASIL
SORUMLU AB KOMİSYONU
Öte yandan Avrupa Birliği Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehnin sözcüsü Krisztina Nagy, Avrupa Parlamentosu
Dışişleri Komisyonundan geçen raporun, Türkiyedeki
gelişmeler hakkında fikir sahibi olmak için bir katkı
oluşturduğunu; ancak burada asıl sorumlunun AB Komisyonu
olduğunu hatırlattı.
Sözcü, 3 Ekim 2005te AB Konseyi, Türkiyenin müzakere çerçeve belgesini
hazırlarken ilerleme raporunu yazma yetkisini AB Komisyonuna verdi.
Komisyon, Türkiyenin tam üyelik konusundaki hazırlıkları
hakkında üye ülkelere bilgi veriyor dedi.
Brükseldeki diplomatik kaynaklar da, Eurlingsin raporunun, siyasi bir önemi
olmasına karşın üyelik müzakerelerini etkileyecek nitelikte
olmadığını belirtiyor.
Türkiye
raporuna soykırım damgası
APnin Türkiye raporu Türkiye aleyhinde
ağırlaştırılarak kabul edildi. Raporda tam üyelik
öncesi Türkiyenin sözde Ermeni soykırımın tanınması
bir kez daha istenirken, Süryani ve Pontus soykırımı ifadeleri
de eklendi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:11 TSİ 05 Eylül 2006 Salı
STRASBOURG - Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu,
Türkiye Raportörü Camiel Eurlingsin hazırladığı raporu
değişiklikler ve Türkiye aleyhinde
ağırlaştırılarak kabul etti.
|
|
Strasbourgdaki oturumda
oylamaya sunulan rapor 6ya karşı 52 evet oyuyla kabul edildi.
Raporda, Ankaranın söyleminin tersine, Türkiyede reform sürecinin
yavaşladığı ısrarla dile getiriliyor.
SÜRYANİ VE PONTUS SOYKIRIMI
Ana mesajı Türkiyedeki reform sürecinin yavaşlaması olan karar
taslağına, Ermeni soykırımı iddialarının
tanınmasının üyelik öncesi önkoşul olduğuna
ilişkin bir madde de eklendi. Dışişleri komisyonundaki
oylamada ayrıca, bir Avrupa Parlamentosu raporuna ilk defa Yunan
parlamenterlerin girişimiyle Süryani ve Pontus soykırımları
ibareleri de girdi.
SİYASİ PARTİLERE PKK MESAJI
Dışişleri Komisyonunda Türkiyenin Kıbrıstaki
askerlerini belirli bir takvime göre geri çekmesine ilişkin bir madde de
kabul gördü. Buna karşılık DTP de dahil olmak üzere Kürt
partilerinin PKK ile aralarına mesafe koymaya çağıran
değişiklik önergesi reddedildi.
TÜRBANI TOPLUMSAL UZLAŞIYLA ÇÖZÜN MESAJI
Taslak metne ayrıca türban konusunda da bir madde eklendi ve Türkiyeye bu
konuyu Türkiyeye toplumsal uzlaşıyla çözmesi çağrısı
yapıldı.
LAGENDIJK: RAPORUN DİLİ AĞIR
Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter
Joost Lagendijk de yaptığı konuşmada, raporun dilini
ağır bulduğunu söyledi. Hollandalı parlamenter, özellikle
Kıbrıs konusunda APnin Türkiye ile müzakerelerin askıya
alınabileceği mesajını vermemesi gerektiğini ifade
eti.
BARROSO: SOYKIRIM İDDİALARINDA EMRİVAKİ YAPILAMAZ
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso,
Türkiyenin Avrupa Birliğine üyeliğinde, Ermeni
soykırımı iddialarını tanıma koşulunun
getirilmesini reddettiğini açıkladı.
Barroso, soykırım iddialarını tanıması konusunda
Türkiyeye emrivaki yapılamayacağını söylerken, bu konudaki
tartışmaların zorluğu üzerinde durarak, Türkiyeye ek bir
koşul getirilemeyeceğini belirtti.
İLİŞKİLER ZARAR GÖREBİLİR
Toplantıyı izleyen Türkiyenin AB nezdindeki büyükelçisi Volkan
Bozkır, belgenin Türkiye-AB ilişkilerine son derece zarar verebilecek
nitelikte olduğunu söyledi.
Raporu hazırlayan Hollandalı parlementer Camiel Eurlings ise;
Türkiyenin Avrupa Birliğine girmemesini istiyoruz demediklerini, ancak
reformları hızlandırması yönünde Türkiyeye net bir mesaj
gönderdiklerini savundu.
Rapor Eylül ayının son haftasında Strasbourgda parlamentonun
genel kurulunda oylamaya sunulacak. Parlamento raporunda yer alan talep ve
beklentilerin tamamının Avrupa Birliği Komisyonunun Ekimde
açıklayacağı ilerleme raporunda da yer alması bekleniyor.
|
Müşerreften KKTCye destek KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet
Başkanı Pervez Müşerrefin resmi davetlisi olarak Pakistana
gitti. Müşerref, her konuda KKTCye destek vereceklerini söyledi. |
AA
Güncelleme: 15:38 TSİ 05 Eylül 2006 Salı
LEFKOŞA - Pakistan Devlet Başkanı Müşerrefin resmi
davetlisi olarak İslamabada giden Talat, Müşerref ile
Cumhurbaşkanlığı Sarayında bir araya geldi.
MÜŞERREFTEN KKTCYE DESTEK
Görüşmede, Müşerrefin, izolasyonların
kaldırılması konusunda Kıbrıslı Türklerin
yürüttüğü politikaya destek verdiğini dile getirerek,
Pakistanın her koşulda Kıbrıslı Türklerin
yanında olacağını söylediği bildirildi. Müşerref,
ülkesinin, Kıbrısta kalıcı bir barışa
ulaşılması konusunda da gerekli her türlü desteği vermeye
hazır olduğunun altını çizdi.
Talat, bugün de Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyinin
yanı sıra Eğitim Bakanı Cavit Eşref ile
görüşecek. Cumhurbaşkanı Talatın eşi Oya
Talatın da gezi kapsamında Kadın ve Gençlik İşleri
Bakanı Sümeyra Malik ve Pervez Müşerrefin eşi Sehba Müşerref
ile görüşeceği bildirildi.
Talat, daha önce de ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice,
eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve Almanya
Dışişleri Bakanı Frank Walter-Steinmeierle
görüşmüş; ancak bu görüşmelere Kıbrıs Türk
halkının lideri sıfatıyla katılmıştı.
YUNANİSTAN VE RUM KESİMİNDEN PAKİSTANA BASKI
Öte yandan Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros
gazetesi, Talatın Pakistan ziyaretinin, Yunanistan ve Rum yönetimini
alarma geçirdiğini yazdı.
Gazetenin haberinde, Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney
Kıbrısta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan
hükümetiyle birlikte, Talatın cumhurbaşkanı olarak
değil, Kıbrıs Türk toplumu lideri olarak kabul edilmesi yönünde
Pakistan hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu belirtildi.
Haberde, Talatın son anda kamuoyuna açıklanan ziyaretinin,
Ankaranın KKTCnin tanınması için ortaya koyduğu
yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü
olduğu ifade edildi.
Pakistan'dan KKTC ile işbirliği kararı
5 Eylül, 2006 10:22:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Pakistan
Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in resmi davetlisi olarak
Pakistan'da. İlk kez Türkiye dışında bir ülkeden 'KKTC
Cumhurbaşkanı' sıfatıyla davet alan Talat, Müşerref
ile biraraya geldi. Görüşmeden turizm ve eğitim alanında
işbirliği kararı çıktı.
İslamabad'da CNN TÜRK'e konuşan Talat, "bu
sıradan bir ziyaret değil, sadece devlet başkanıyla
değil, birçok bakanla da görüşüyoruz" dedi.
"Herhangi bir devlet başkanı bu kadar geniş bir
görüşme süreci yaşamazdı" diyen Talat, "burada,
Kıbrıslı Türkleri, sizin keyfiniz istemiyor diye
dışlamayacağız mesajı veriliyor" ifadesini
kullandı.
"Ekonomik ve ticari alanda mesafe katetmeyi düşünüyoruz" diyen
KKTC lideri, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerde, Pakistanlı
gençlere, özellikle turizm eğitimi verme ve turizm alanında
işbirliği konusunda prensip kararı aldıklarını
söyledi.
Formula 1'de kupa tartışması
Talat, Formula 1'in İstanbul ayağında kupa vermesiyle ilgili
olarak da "elbette tepki bekliyorduk ama bu kadarını değil,
bu, Rumların tahammülsüzlüğünün göstergesi" dedi.
Rumların olumsuz tavrının zaman içinde diğer ülkeleri de
etkileyeceğini söyleyen Talat, Pakistan'ı başka ülkelerin
izleyebileceği mesajını verdi.
Talat, teknik komisyonlar konusunda da "eğer BM doğrudan
girişimde bulunmazsa Kıbrıs sorunundaki çıkmaz
sürecek" diyerek Birleşmiş Milletler'i göreve
çağırdı.
Erçakıca: "Ziyaret tanıma isteme değil"
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da
haftalık basın toplantısında, KKTC Cumhurbaşkanı
Talat'ın Pakistan ziyaretinin, bazı gazetelerde iddia edildiği
gibi bir 'tanınma isteme' ziyareti olmadığını söyledi.
Erçakıca, İslamabad'da temaslarını sürdüren Talat'ın
Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs sorununa
bakışını anlatmak ve Pakistan ile ilişkileri
geliştirmek olanağı bulduğunu belirtti.
Kıbrıslı Türklerin uluslararası
bağlantılarının artmasının ve Kıbrıs'ta
çözüm isteklerini dünyaya anlatma olanaklarının
çoğalmasının, barışa, çözüme ve yeniden
birleşmeye hizmet edeceğini belirten Erçakıca,
"Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tavrını
aşabilmemiz için daha fazla uluslararası desteğe
ihtiyacımız vardır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın
çabaları da bu desteği artırmaya dönüktür" diye
konuştu.
Talat'ın ziyareti Rum basınında
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın Pakistan'a
yaptığı ziyaret, Kıbrıs Rum basınında
geniş yer buldu.
Fileleftheros:
Gazete, Talat'ın Pakistan'da KKTC Cumhurbaşkanı olarak
değil, Kıbrıs Türk toplumu lideri olarak kabul edilmesi için
geçtiğimiz pazar günü başta Rum yönetimi ve Yunanistan olmak üzere
bazı ülkelerin girişimde bulunduğunu yazdı.
Habere göre, Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis, KKTC'yi tanımama
politikasında hiçbir değişiklik olmadığı yönünde
Pakistan'dan güvence aldıklarını söyledi.
Sözcü, 'Türk tarafının tanınma konusunda örgütlü çabaları
olduğunu' ileri sürdü.
Alithia:
Gazete, Rum yönetimi sözcüsünün Talat'ı davet eden ve devlet
başkanı olarak karşılayan Pakistan'a değil, Talat'a
yanıt vermesinin, Rum yönetiminin uğradığı şok ve
çaresizliğini gösterdiğini yazdı.
Ziyaretin 'Rum tarafı için olumsuz bir gelişme' olarak
nitelendiği haberde, Pashiardis'in, ''Sayın Talat bu tür
ziyaretlerden zevk alır ve ona 'cumhurbaşkanı' olarak hitap
edildiğinde duygulansa da, bu kendisinin sadece Kıbrıs Türk
toplumu lideri olduğu gerçeğini değiştiremez'' dediği
belirtildi.
Simerini:
Gazete, DİSİ Başkanvekili Averof Neofitu'nun KKTC'nin her türlü
tanınma çabasıyla ilgili Türkiye ve Talat'ın girişimlerini
'kabul edilmez' olarak nitelediğini ve Rum yönetimini bu konuda pasif
kalmakla suçladığını yazdı.
Politis:
Haber, Politis gazetesinde de, 'Müşerref'ten Destek... Talat'ın
Pakistan'a Ziyareti Tarihi Bir Adım' başlığıyla
verildi.
Dışişleri Türkiye Raporu'ndan memnun
değil
5 Eylül, 2006 13:16:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Namık Tan, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler
Komitesi'nde oylanan Türkiye raporunda 'sağduyu ve nesnellikten uzak
unsurlara ağırlık verildiğini' söyleyerek, Genel Kurul'daki
oylamada bu durumun düzeltilmesini beklediklerini söyledi.
Sözcü Tan, konuyla ilgili açıklamasında, Hollandalı
Hristiyan Demokrat parlamenter Camiel Eurlings tarafından hazırlanan
Türkiye Raporu'nu değerlendirdi.
Sözcü Tan, raporun dün Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler
Komitesi'nde oylanarak, 25-28 eylülde toplanacak Genel Kurul'a
gönderildiğini hatırlattı.
Tan raporun yazım aşamasında olduğunu belirterek, ''ancak
alınan bilgiler çerçevesinde Türkiye-AB ilişkilerinin yönelimiyle
ilgili olmayan ve bu ilişkilere katkıda bulunmayacağı
aşikar olan, sağduyu ve nesnellikten uzak unsurlara
ağırlık verdiği anlaşılan söz konusu raporun bu
haliyle bir anlam ifade etmesi beklenmemelidir'' dedi.
'Gerçeklikten uzak unsurlar'
Tan, raporda 'gerçekçilikten uzak ve siyasi saiklerle kaleme
alınmış bazı unsurların AP'nin itibar ve ciddiyetiyle
bağdaşmadığını düşündüklerini' söyleyedi.
Namık Tan, ''AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'nun da
ifade ettiği gibi 'emrivaki yaratmak suretiyle' Ermeni
soykırımı gibi ciddi bir akademik disiplin gerektiren konularda
dahi objektiviteden uzak koşullar getirme arayışı
tarafımızdan büyük üzüntüyle
karşılanmıştır'' diye konuştu.
Sözcü Tan, Parlamento'nun Türkiye-AB ilişkilerini teşvik eden bir
yaklaşım içerisinde olmasının temel beklentileri
olduğunu ifade ederek, bu çerçevede Genel Kurul'da yapılacak görüşme
ve oylamada bu durumun düzeltilmesi için AP milletvekillerinin gerekli
sağduyu ve ileri görüşlülüğü göstermelerini beklediklerini ifade
etti.
Eurlings: "Olumlu mesaj vermek isterdim"
Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raportörü Camiel Eurlings ise, Gümrük
Birliği'nin 25 ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesini
öngören Ek Protokolün Türkiye tarafından uygulanmamasının, AB
kurumlarının itibarının sorgulanmasına neden
olacağını savundu.
Türkiye raporuyla ilgili basın toplantısı düzenleyen Eurlings,
Ek Protokol ile birlikte KKTC'ye yönelik izolasyonlara da dikkati çekerek,
Kıbrıslı Türklerle ticari ilişkilerin
geliştirilmesinden yana olduğunu belirtti ve bunun için gerekli
düzenlemelere destek verdi.
Kabul edilen değişikliklerin, 'raporun ruhunu çok fazla
değiştirmediğini' ifade eden Eurlings, bununla birlikte raporun
'tonunun sertleştiğini' kabul etti ve "Türkiye'ye daha olumlu
bir mesaj vermek isterdim" diye konuştu.
Ermeni soykırımının AB üyeliğinden önce Türkiye
tarafından tanınmasına ilişkin dün kabul edilen
değişiklik önergesiyle ilgili bir soru üzerine Hollandalı
parlamenter, bu konunun AB üyeliği için bir kriter olarak getirilmesini
istemediğini belirtmekle birlikte, Türkiye'nin soykırım
iddialarını tanınmasının 'gerekliliğinden' söz
etti.
Türkiye'de demokratik reformlar konusunda bir yavaşlama gözlendiğini
savunan Eurlings, bunun 'üzüntü verici olduğunu' söyledi.
Rapora tepkiler
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa
Parlamentosu'nun Türkiye'yi Ermeni soykırımı
iddialarını tanımaya davet eden raporu için,
"bağlayıcılığı yok, bizden böyle bir
şey istemek hayalle uğraşmaktır" dedi.
Erdoğan, Türkiye'nin Ermeni soykırımı iddialarıyla
ilgili olarak tavır değiştirmeyeceğini de belirtti.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca
raporula ilgili olarak, 'Türkiye'den, Kıbrıs sorununu
Kıbrıslı Türkler aleyhine etkileyecek bazı taleplerde
bulunulmasının büyük bir çelişki olduğunu' söyledi.
AP'nin önemli bir kamuoyu yaratma gücü bulunduğunu söyleyen Erçakıca,
"olumsuz bir gelişmedir. Raporun tümünü görüp değerlendirmek
lazım. Her şeyden önce Türkiye'nin bu değerlendirmeyi
yapması lazım'' dedi.
Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı Joost
Lagendijk'ın, 'AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik
taahhütlerini de yerine getirmesi çağrısında bulunduğunu'
hatırlatan Erçakıca, çıkış yolunun, Türkiye'nin
Kıbrıs Eylem Planı'nda gösterildiğini, soruna bir bütün
olarak yaklaşılması gerektiğini vurguladı.
Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn
adına yapılan açıklamadaysa, raporun Türkiye
tartışmasına katkı sağladığı
vurgulandı.
Türkiye'nin, AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan
Bozkır,
raporun Türkiye-AB arasındaki ilişkilerine zarar verecek unsurlar
taşıdığını söyledi.
Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk
da, 'raporun dilini ağır bulduğunu' belirtti.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso da,
soykırım iddialarının ön şart haline getirilmesini
reddettiğini açıkladı.
Rapor dün oylandı
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nun dün akşam
yapılan oturumunda, Hollandalı Hristiyan Demokrat üye Camiel
Eurlingsin hazırladığı Türkiye Raporu kabul edildi.
Türkiye raporu, verilen değişiklik önergeleriyle sertleştirilirken,
Yunan ve Rum parlamenterlerin önerisiyle Türkiye'nin Ermeni
soykırımı dışında, 'Pontuslu Rumlara ve
Süryanilere de soykırım yaptığı' iddia edildi.
Raporda, özellikle ifade özgürlüğü, dini ve azınlık
hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın hakları, sendikalar,
kültürel haklar ve yargının
bağımsızlığı gibi alanlarda reform sürecinin
hızlandırılması isteniyor.
Hollandalı Hristiyan Demokrat Camiel Eurlings tarafından
hazırlanan Türkiye Raporu, 25-28 eylül tarihlerinde toplanacak AP Genel Kurulu'nda
ele alınacak.
Türkiye raporuna 'soykırım' gölgesi
5 Eylül, 2006 00:00:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda
dün akşam yapılan oturumda, Türkiye raporuna Ankara'nın aleyhine
daha sert ifadelerin yer aldığı paragraflar eklendi. Kabul
edilen bir değişiklik önergesiyle Türkiye'nin, Ermeni
soykırımı iddialarını AB'ye tam üyelik öncesinde
tanıması istendi.
Hollandalı Hristiyan Demokrat üye Camiel Eurlingsin
hazırladığı Türkiye raporu kabul edildi.
Oylamada, 52 parlamenter evet, 6 parlamenter hayır ve 8 parlamenter de
çekimser oy kullandı.
Oylamadan önce konuşan Eurlings, Türkiye'de reformların
uygulanmasında gecikme olduğunu belirterek, AP'nin bu raporla,
Türkiye'ye ciddi bir mesaj vermesi gerektiğini söyledi.
Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter
Joost Lagendijk de yaptığı konuşmada, raporun dilini
ağır bulduğunu söyledi.
Hollandalı parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP'nin
Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceği
mesajını vermemesi gerektiğini ifade etti.
Lagendijk, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de
yerine getirmesi çağrısında bulundu.
Liberal grup adına
konuşan İngiliz parlamenter Andrew Duff da konuşmasında,
Avrupa'nın modern ve demokratik bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu
belirterek, Türkiye'nin savunma ve güvenlik alanında Avrupa'nın
istikrarı için oynadığı rolün gözardı edilmemesi
gerektiğini kaydetti.
AP Dışişleri Komisyonu'na sunulan 300'den fazla
değişiklik önergesinin oylanmasının
geceyarısını bulması bekleniyor.
Bağlayıcı niteliği olmayan tavsiye niteliği
taşıyan taslak rapor, Strasbourg'da Avrupa Parlamentosu'nun 25-28
eylülde yapacağı genel oturumda nihai olarak oylanacak.
Raporun detayları
Taslak raporda, Türkiye'den, reform süreci, özellikle ifade özgürlüğü,
dini haklar ve azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri,
kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının
bağımsızlığı ve reformların uygulanmasının
hızlandırılması isteniyor.
Hükümetin hazırladığı dokuzuncu reform paketinin memnuniyetle
karşılandığı ifade edilen raporda, yeni terörle
mücadele yasasının temel hak ve özgürlükleri
kısıtlayıcı unsurlar içermemesi talep ediliyor.
Kabul edilen değişiklik önergeleriyle, Türkiye aleyhine
sertleştiği gözlenen raporda, ayrıca yine Yunan ve Rum
parlamenterlerin önerisiyle Türkiye'nin, Ermeni soykırımı
dışında 'Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de soykırım
yaptığı' iddia edildi.
Bu arada, Yeşil grup parlamenterleri Joost Lagendijk ve Cem Özdemir'in
sunduğu ve kabul edilen bir değişiklik önergesiyle Türkiye'de
üniversitelerdeki türban sorununa bir çözüm bulunması
çağrısında bulunuldu.
Raporda ayrıca, 'Türkiye topraklarında yaşayan farklı
azınlıklara yapılan hak ihlallerinin, tam üyelik hedefine uygun
olmadığı' görüşü öne sürüldü.
PKK terörü kınandı:
'Güneydoğu' başlığı altında terör örgütü
PKK'nın saldırılarını
yoğunlaştırmasının şiddetle
kınandığı raporun taslağında, terörle mücadelesinde
Türkiye ile dayanışma içinde olunduğuna vurgu
yapılıyor.
Raporda, Türkiye'ye 'koruculuk sistemini lağvetmesi', 'Kürt sorununa
demokratik çözüm araması', 'gözaltı ve tutuklamalarda Avrupa
standartlarını uygulaması' gibi çağrılarda
bulunuluyor.
Van savcısı da raporda:
Raporda, eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın
görevden alınmasının 'derin endişe kaynağı'
olduğu ifade edilirken, Şemdinli olaylarından sonraki
gelişmelerin 'Türk toplumunda ordunun rolünün yeniden
canlandığını değil, devam ettiğini
gösterdiği' ileri sürülüyor.
Seçim barajı tartışması:
Yüzde 10 olan seçim barajının indirilmesi istenen raporda, bu sayede
TBMM'de daha geniş temsil sağlanacağı görüşü
savunuluyor.
Danıştay saldırısı:
AB yolunda yapılan reformları yansıtacak yeni bir anayasaya
ihtiyaç olabileceği görüşüne yer verilen raporda,
Danıştay'a yapılan saldırı da şiddetle kınanıyor.
İnsan hakları:
Raporun 'İnsan Hakları ve Azınlıkların Korunması'
başlığı altında, AP'nin son raporundan bu yana dini
özgürlükler bağlamında ilerleme sağlanmamış
olmasından 'esef duyulduğu' ifade edilirken, Türkiye'ye dini
azınlıkların ruhbanlarını eğitmede ve mülk
edinmede karşılaştıkları sorunları ortadan
kaldırması çağrısı yapılıyor.
Alevilerin durumu:
Raporda, Alevilerin tanınması ve korunması istenirken, cem
evlerinin de dini merkezler olarak tescil edilmesi, dini eğitimin
gönüllülük esasına göre düzenlenmesi ve sadece Sünni inancını
yansıtmaması gibi talepler yer alıyor.
Ermenistan ile ilişkiler:
'Modern, demokratik ve laik Türkiye, medeniyetlerin birbirini daha iyi
anlamasında yapıcı rol oynayabilir' denilen taslak raporda,
Ermenistan ile diplomatik ve iyi komşuluk ilişkilerinin
başlatılmasında Türkiye'nin ön koşulsuz olarak gerekli
adımları atması ve bu ülkeyle sınır
kapısını bir an önce açması isteniyor.
Kıbrıs sorunu:
Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması da talep edilen raporda,
''Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB üyelerinin tanınması,
müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır'' deniliyor.
Barroso: "Ermeni iddiaları emrivaki
yapılmasın"
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin AB'ye
üyeliğinde, Ermeni soykırımıyla ilgili iddialaları
tanıma koşulunun getirilmesini reddettiğini açıkladı.
Belçika Parlamentosunda Liberal Parti Reformcu Hareket temsilcileri ile bir
toplantıya katılan konuşan Barroso, soykırımla ilgili
iddiaları tanıması konusunda Türkiyeye emrivaki
yapılamayacağını söyledi.
Barroso, bu konudaki tartışmaların zorluğu ve zaman
gerektirdiği üzerinde durarak, Türkiye'ye ek bir koşul
getirilemeyeceğini belirtti.
Ermenilerin yeni hedefi İspanya Meclisi
Bu arada Ermeni soykırımıyla ilgili iddialar iki Katalan
milletvekili tarafından İspanyol Meclisi'ne getirildi.
Dışişleri Komisyonu'a gönderilen mektupla sunulan öneride,
insanlığa karşı bir suç işlendiği gerekçesiyle
İspanyol Meclisi'nin Ermeni soykırımı iddialarını
tanıması talep edildi.
Türkiye'nin Madrid Büyükelçisi Volkan Vural önerinin, Meclis
Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilmesinin çok zayıf bir
ihtimal olduğunu belirtti.
|
AB KOMİSYONU |
|
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in
sözcüsü Krisztina Nagy, günlük olağan basın
toplantısında AP'nin raporunun Türkiye hakkındaki
tartışmaya 'katkı yaptığını' söyledi. Raporun henüz Dışişleri Komisyonu'nda kabul
edildiğini kaydeden Nagy, "AP tarafından kabul edildikten
sonra raporu inceleyeceğiz" dedi. Diplomatik kaynaklar, AP'de Türkiye'nin üyeliğine
karşı çıkan çevrelerin çabalarıyla AB Komisyonu'nun 24
ekimde yayınlayacağı ilerleme raporundan hemen önce
çıkarılmaya çalışan Türkiye Raporu'nun, İlerleme Raporu'nu
etkileme amacını taşıdığına dikkati
çekiyor. |
CNN TURK 05/09/06
Rumlardan
Pakistan protestosu
Oshan SABIRLI / LEFKOŞA, (DHA)
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın,
Cumhurbaşkanı sıfatıyla Pakistana gerçekleşen
ziyareti Güney Kıbrısta tepkiyle karşılandı.
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis,
Talatın Pakistan ziyaretinin protesto ettiklerini açıkladı. Rum
sözcü Pakistanın Rum Yönetimine KKTCnin tanınmayacağı
yönündeki politikalarının değişmediğine ilişkin
sözü olduğunu söyledi.
TALAT MUTLU OLSA DA GERÇEK
DEĞİŞEMEZ
Rum Sözcü açıklamasında,
"Pakistanın sözünden şüphe etmemizi gerektirecek bir neden
yoktur ancak Türk tarafının "yasadışı
rejimin" siyasal açıdan güçlendirilmesine yönelik planlı
çabaları olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Talat bu tür
ziyaretlerden ve kendisine cumhurbaşkanı denmesinden mutlu olsa da,
Ankara her yönüyle Kıbrıs Cumhuriyetinin kuzeyini denetimi
altında tuttuğu sürece Kıbrıs Türk toplumunun lideri
olduğu gerçeği değişmez ve Talatın rolünü
işgal ve Türkiyenin işgal bölgelerindeki askeri
varlığı belirler. Siyasi açıdan güçlendirme
çabalarıyla 8 Temmuz Anlaşmasının uygulanması
arasındaki çelişkiye bir kez daha işaret etmek isterim. Bu
girişim bu çabalara zarar veriyor" dedi.
Bu girişimin, Türk tarafının bugün esas amacının
yasadışı rejimi güçlendirmek olduğu gerçeğini ortaya
koyduğunu, Türk tarafının 8 Temmuz Anlaşmasının
uygulanmasıyla ilgilenmediği sonucuna varılabileceğini
belirten Hükümet Sözcüsü, Talatın ziyaretini kendilerini ilgilendiren
bir gelişmeö olduğunu söyledi.
RUMLARDAN ENDİŞELİYİZ
İTİRAFI
Sözcü, BM Güvenlik Konseyinin ilgili
kararlarının edildiğini iddia ederek Rum hükümetinin, bu tür
çabalardan endişe duyduğunu söyledi. Sözcü şöyle konuştu:
"Siyasi güçlenmeyi ve dolaylı olarak sahte devletin tanınmasını
amaçlayan böylesi hareketler, Kıbrıs sorununda yaşayabilir ve
işleyebilir, iki tarafın kabul edebileceği bir anlaşma
çabalarına katkıda bulunmaz. Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunmasını istemeyenler ancak bu tür girişimlere başvururlar."
RUM BASINI ŞAŞKIN
Rum basını KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Pakistanda KKTC
Cumhurbaşkanı olarak değil de Kıbrıs Türk toplumu
lideri olarak kabul edilmesi için Pazar günü çok yoğun diplomasi
trafiği yaşandığını kaydetti. Öte yandan Rum basını
mevcut girişimi Kıbrıs Türklerinin zaferi, Rum yönetimininse
yapılan tüm girişimler karşında aciz kalıp yenilgiye
düştüğünü belirtti.
RUM GAZETELERİNDEN BAŞLIKLAR
FİLELEFTHEROS: "Pakistan
kartlarını kapalı tutuyor" başlıklı haberde
"Lefkoşa güvenceler, Talat ise üst düzey temaslar
sağladı" denildi.
ALİTHİA : "Şok ve Çaresizlik" başlıklı
haberde "ziyaretin geriye dönüşü olmadığı zaman
girişimler yapıldı" denildi. Başkan Müşerrefin
Mehmet Ali Talatı bizzat karşıladığına dikkat
çekildi. Gazetede "Lefkoşanın bu ciddi gelişme
karşısındaki açıklamaları ciddiyetten yoksundur"
yorumu yapıldı.
SİMERİNİ : "Anlaşmayı katlettiler"
başlıklı haberde 8 Temmuzda üzerinde mutabık
kalınanların ortadan kaldırılmaya
çalışıldığı öne sürüldü. Gazete Pakistanın
KKTCyi tanımayacaklarına dair garanti verdiğini iddia etti.
POLİTİS: "Müşerreften destek" başlıklı
haberde "Talatın Pakistana ziyareti tarihi bir adım. Türkiye
bayram ediyor" yorumu yapıldı. Gazetedeki haberde şöyle
devam edildi: "Tony Blairden de davet bekliyorlar."
MAHİ: "Talat Başkan olarak İslamabadta"
başlıklı haberde Pakistanın Rumlara güvence verdiği
öne sürülüyor.
HARAVGİ : "Hükümet Talatın Pakistan ziyaretiyle ilgili
girişimlerde bulundu" yorumuyla başlayan haberde "Talat,
Kıbrıs konusunda Türk politikasını savundu" denildi.
HURRIYET
05/09/06
KKTC
Dışişleri Bakanı Denktaş Polonya'ya gitti
İSTANBUL (A.A)
KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, AP Dışişleri
Komisyonunda kabul edilen Türkiye raporunda yer alan, Türkiye'nin
limanlarını Rum gemilerine açması talebiyle ilgili olarak, Onlar
ısrarla talep edecek. Biz de ısrarla kendi verdikleri sözü yerine
getirmelerini, Kıbrıs'ta bizim limanlarımızın
açılmasıyla birlikte Türkiye'nin limanlarının
açılmasının, Kıbrıs'ta barışı da,
çözümü de kolaylaştıracağını söylemekte
ısrarcı olacağız dedi.
Denktaş, bu yıl 16'ncısı
düzenlenen Krynica-Zdoj Ekonomik Forumuna katılmak üzere Polonya'ya
gitti.
THY'ye ait uçakla Polonya'ya geçmek üzere Viyana'ya hareket eden Denktaş,
Atatürk Havalimanı VIP Salonu'nda gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Serdar Denktaş, AP
Dışişleri Komisyonunda kabul edilen Türkiye raporundaki,
Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması talebine
ilişkin ifadeleri değerlendirdi. Bu konuda gerek Türkiye'nin gerekse
KKTC'nin farklı bir duruşu bulunmadığını kaydeden
Denktaş, şunları söyledi:
Onlar ısrarla talep edecek. Biz de
ısrarla kendi verdikleri sözü yerine getirmelerini, Kıbrıs'ta
bizim limanlarımızın açılmasıyla birlikte Türkiye'nin
limanlarının açılmasının, Kıbrıs'ta
barışı da, çözümü de kolaylaştıracağını
söylemekte ısrarcı olacağız. Geri adım atma niyeti yok
Türkiye'nin, Kıbrıs'ta bizim de farklı bir duruşumuz yok.
Sağlam durursak göreceğiz. Bu konuda istenilen hedefe
ulaşılacaktır.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla Pakistan'a
yaptığı resmi ziyaretle ilgili soru üzerine de Serdar
Denktaş, Pakistan'ın yıllardan beri kardeş ülke olarak
kabul ettikleri ülkelerden biri olduğunu belirterek, Her platformda
elinden geldiğince destek olmaya çalışan bir ülke. Bu ziyaret de
izolasyonların kaldırılmasının gereğini
işaret eden bir ziyaret. Pakistan'a müteşekkiriz. Umarım bundan
sonra diğer İslam ülkelerinden gerisi gelir diye konuştu.
HURRIYET 05/09/06
Yüzde 10
barajı için gözler AİHM'de
Seçim barajıyla ilgili AİHM tarafları dinledi. Karar
akşama çıkacak.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM), Türkiye'de uygulanan yüzde 10'luk seçim barajına
karşı açılan davada tarafların görüşlerini dinledi.
Türk hükümetinin avukatı Münci Özmen,
seçim barajının siyasi istikrar için gerekli olduğunu savunurken,
başvuruyu yapanların avukatı, barajın, çoğulcu
demokrasi açısından temsil ve meşruiyet sorunu
yarattığını öne sürdü.
Özmen, yüzde 10'luk barajla birlikte siyasi
istikrarın dışında, ekonomik büyüme
sağlandığını ve demokrasinin güçlendiğini, tek parti
iktidarının demokratik reformları daha kolay ve hızlı
biçimde uyguladığını belirtti.
Seçimlerde yüzde 10'luk baraja Anayasa
Mahkemesinin onay verdiğini kaydeden Özmen, diğer ülkelerdeki
davalardan da örnekler vererek, AİHM'nin Anayasa Mahkemesinin bu konudaki
kararına müdahale etmemesini istedi.
Baraj yüzünden sadece DEHAP üyelerinin meclis
dışında kalmadığını, daha önceki koalisyon
hükümetini oluşturan üç partinin de meclise üye
sokamadığını ifade eden Özmen, baraj sisteminin Türkiye'deki
diğer partiler tarafından da kabul gördüğünü söyledi.
DEHAP üyelerinin yüzde 10'luk seçim
barajını bilerek seçime girdiklerine işaret eden Özmen, DEHAP
üyeleri isteselerdi, bağımsız listeden
adaylıklarını koyarak ve başka partilerle koalisyon yaparak
meclise girebilirlerdi. Ayrıca, Türkiye'de yerel seçimlerde baraj yok ve
bu partinin üyeleri bölgelerinden belediye başkanı seçildiler diye
konuştu.
DEHAP'ın avukatı Tahir Elçi ise
yaptığı savunmada, seçim barajı yüzünden Güneydoğu
Anadolu'daki seçmenlerin siyasi tercihlerinin meclise
yansıtılmadığını savundu ve bu durumun
demokrasi ve çoğulcu parlamenter sistem açısından sorun
teşkil ettiğini söyledi.
Güneydoğu seçmenlerinin
oylarının meclise tam yansımaması yüzünden diyalog ve
uzlaşı arayışları da zarlaştı diyen Elçi,
Baraj yüzünden, seçmen tercihleri manipüle edildi. Seçmenler kendi ilk
tercihleri yerine ikinci-üçüncü tercihleri olan partilere oy atmak veya hiç
sandığa gitmeme yolunu tercih ettiler dedi.
Baraj sistemiyle istikrar adına
istikrasızlık yaratığını öne süren Elçi,
koalisyon hükümetlerinin demokratik toplumlarda yaygın görülen bir tercih
olduğunu belirtti ve AB ülkelerinin hiç birinde yüzde 10'luk seçim
barajı olmadığını söyledi.
Elçi, baraj yüzünden 2002 yılında
düzenlenen seçimlerde oyların yüzde 54'nün boşa gittiğini
savundu.
Duruşmada tarafların savunmalarını dinleyen AİHM,
kararını ileri bir tarihte verecek.
DAVANIN GEÇMİŞİ
DEHAP üyeleri Resul Sadak ve Mehmet Yumak, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin (AİHS) özgür seçimlerle ilgili ek protokolün 3.
maddesini gerekçe göstererek, yüzle 10'luk seçim barajının,
seçmenlerin kendilerini özgürce ifade edebilme haklarına engel teşkil
ettiğini savunuyor.
3 Kasım 2002 tarihinde düzenlenen genel
seçimlerde Şırnak'tan aday olan Sadak ve Yumak, partilerinin kentte
yüzde 45,95 oranında oy almasına rağmen milletvekilli
seçilemedikleri gerekçesiyle 2003 yılında AİHM'ye
başvurmuşlardı.
AİHM, 26 Mart 2006 tarihinde,
başvurunun kısmen incelenmeye alınmasın kabul etmişti.
HURRIYET 05/09/06
Soykırımı
tanıma üyelik şartı olsun
Zeynel LÜLE / STRASBOURG/A.A
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu, Türkiyenin
sözde Ermeni soykırımını tanımasının Avrupa
Birliği üyeliğinin ön şartı olmasını talep etti.
Hollandalı Hıristiyan Demokrat
milletvekili Camiel Eurlingsin kaleme aldığı, tavsiye
niteliği taşıyan ve dün geç saatlerde oylanan rapora bu yönde
sunulan değişiklik önerileri kabul edildi. Fransız
sosyalistlerin sunduğu bu ön şart önerisi, 23 oya karşılık
31 oyla kabul edildi. Yunan parlamenterlerin sunduğu bir başka
değişiklik önerisinin kabulüyle de "Ermeni, Pontus Rumları
ve Süryanilere yönelik soykırım yapıldığı"
ifadesi de raporda yer aldı.
Dün AP Dışişleri Komisyonunun toplam 343 değişiklik
önergesinin oylaması hareketli geçti. Parlamenterlerin geç saatte
olmasına rağmen toplantıya büyük ilgi gösterdikleri görüldü.
Raporu Türkiye açısından "olumsuz" hale getirebilecek tüm
değişik önergeleri kabul edildi.
Daha önce "Ermeni
Soykırımı"nın tanınması yönünde karar alan
AP Komisyonu, Türkiye'nin AB üyeliği için ilk kez bunu bir ön şart
olarak kabul etti.
PONTUS-SÜRYANİ
Kabul edilen değişiklik önergeleriyle, Türkiye
aleyhine sertleştiği gözlenen raporda, ayrıca yine Yunan ve Rum
parlamenterlerin önerisiyle Türkiye'nin, sözde Ermeni soykırımı
dışında "Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de
soykırım yaptığı" iddia edildi.
TÜRBAN
Bu arada, Yeşil grup parlamenterleri Joost Lagendijk
ve Cem Özdemir'in sunduğu ve kabul edilen bir değişiklik
önergesiyle Türkiye'de üniversitelerdeki türban sorununa bir çözüm bulunması
çağrısında bulunuldu.
AZINLIKLAR
Kabul edilen değişiklik önergeleriyle,
"Türkiye topraklarında yaşayan farklı azınlıklara
yapılan hak ihlallerinin, tam üyelik hedefine uygun
olmadığı" görüşü öne sürüldü.
Oylamanın ardından soruları yanıtlayan
Türkiye raportörü Camiel Eurlings, Türkiye'nin dostu olduğunu ve bu
raporun Türkiye'nin demokratikleşme yolunda adım atması için
hazırlanmış olumlu bir rapor olduğunu söyledi.
Hollandalı parlamenter, kabul edilen değişiklik önergelerinin,
raporunun ruhunu çok fazla değiştirmediğini ve genel olarak
sonuçtan memnun olduğunu ifade etti.
PKK TERÖRÜNÜ BÜTÜN PARLAMENTO KINIYOR
Raporda, bölücü terör örgütü eylemlerinin sert biçimde
kınandığını kaydeden Eurlings, "PKK terörü
kesinlikle hoş görülemez ve haklı çıkartılamaz. Bu rapor,
teröre kesinlikle müsamaha etmeyeceğimizi gösteriyor" diye
konuştu.
Hollandalı parlamenter, bununla birlikte, terörün
önlenmesi konusunda Güneydoğu Anadolu'daki seçilmiş kişilerin
muhatap alınarak bu sorunun çözülmesini arzu ettiklerini söyledi.
Dışişleri Komisyonu'nda bu akşam kabul
edilen ve bağlayıcı niteliği olmayan tavsiye niteliği
taşıyan taslak rapor, Strasbourg'da Avrupa Parlamentosu'nun 25-28
Eylül'de yapacağı genel oturumda nihai olarak oylanacak.
TASLAK RAPOR
Taslak raporda, Türkiye'den, reform süreci, özellikle ifade
özgürlüğü, dini haklar ve azınlık hakları, sivil-asker
ilişkileri, kadın hakları, sendikalar, kültürel haklar,
yargının bağımsızlığı ve
reformların uygulanmasının
hızlandırılması isteniyor.
Hükümetin hazırladığı 9. reform
paketinin memnuniyetle karşılandığı ifade edilen
raporda, yeni terörle mücadele yasasının temel hak ve özgürlükleri
kısıtlayıcı unsurlar içermemesi talep ediliyor.
TCK'DA DEĞİŞİKLİK TALEBİ
Hükümet yetkilileriyle, askeri personel ve güvenlik
personeline ayrıcalık yapılmadan yargı önünde herkese
eşit muamele yapılması istenen raporda, Türk Ceza Kanununda
keyfi yorumlamaya uygun olduğu öne sürülen 216, 277, 288, 301, 305 ve
318. maddelerin değiştirilmesi çağrısında
bulunuluyor.
KÜRT SORUNU
Taslak raporda, terör örgütü PKK sert bir dille
kınanırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen
yıl yaptığı cesaretlendirici açıklamanın
ardından Türk hükümetinin Kürt sorununa demokratik çözüm araması
çağrısına yer veriliyor.
ŞEMDİNLİ SAVCISI
Raporda, eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat
Sarıkaya'nın görevden alınmasının derin endişe
kaynağı olduğu ifade edilirken, Şemdinli olaylarından
sonraki gelişmelerin Türk toplumunda ordunun rolünün yeniden
canlandığını değil, devam ettiğini
gösterdiği ileri sürülüyor.
SEÇİM BARAJI
Yüzde 10 olan seçim barajının indirilmesi istenen
raporda, bu sayede TBMM'de daha geniş temsil sağlanacağı
görüşü savunuluyor.
DANIŞTAY'A SALDIRI
AB yolunda yapılan reformları yansıtacak
yeni bir anayasaya ihtiyaç olabileceği görüşüne yer verilen raporda,
Danıştaya yapılan saldırı da şiddetle
kınanıyor.
DİNİ ÖZGÜRLÜKLER
Raporun İnsan Hakları ve
Azınlıkların Korunması başlığı altında,
AP'nin son raporundan bu yana dini özgürlükler bağlamında ilerleme
sağlanmamış olmasından esef duyulduğu ifade
edilirken, Türkiye'ye dini azınlıkların ruhbanlarını
eğitmede ve mülk edinmede karşılaştıkları
sorunları ortadan kaldırması çağrısı yapılıyor.
ALEVİLER
Raporda, Alevilerin tanınması ve korunması
istenirken, cem evlerinin de dini merkezler olarak tescil edilmesi, dini
eğitimin gönüllülük esasına göre düzenlenmesi ve sadece Sünni
inancını yansıtmaması gibi talepler yer alıyor.
LAGENDIJK: RAPORUN DİLİ AĞIR
Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eşbaşkanı
Hollandalı parlamenter Joost Lagendijk de yaptığı
konuşmada, "raporun dilini ağır bulduğunu"
söyledi.
Hollandalı parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP'nin
Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceği
mesajını vermemesi gerektiğini ifade eti. Lagendijk, AB'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de yerine getirmesi
çağrısında bulundu.
Liberal grup adına konuşan İngiliz parlamenter Andrew Duff da
konuşmasında, Avrupa'nın modern ve demokratik bir Türkiye'ye
ihtiyacı olduğunu belirterek, Türkiye'nin savunma ve güvenlik
alanında Avrupa'nın istikrarı için oynadığı rolün
gözardı edilmememsi gerektiğini kaydetti.
HURRIYET 05/09/06
Dış basın: Avrupa
Parlamentosu Türkiye'yi azarladı
Avrupa Parlamentosunun güçlü
Dışişleri Komisyonunca benimsenen sert bir Türkiye raporu
benimsemesi yabancı gazetelerde yankı buldu. ABnin Türkiyeyi
azarladığıö, uyardığı" yorumlarına
yer veren gazeteler, Türkiye ile AB arasındaki en büyük
çatlağın" Türk limanlarının Rumlara açılması
konusunda göründüğünü belirtirken reformlardaki ağır
temposu" nedeniyle ABnin sabrının tükendiğiöni de öne
sürdüler.
INTERNATIONAL HERALD TRIBUNE
AP milletvekillerinin sert bir biçimde
Türkiyeyi eleştirdiklerini belirten IHT, APnin aday ülkelerin ABye
katılımını onayladığını
anımsatırken AB Türkiyeyi azarladı" ifadesini
kullandı. Türkiyedeki reformların kayda değer bir biçimde
yavaşladığı savına da yer veren gazete, bu çerçevede
gayrimüslim azınlıkların hakları ile yazar ve
aydınlara açılan davalara dikkat çekti. Gazete, Türkiye ile AB
arasındaki hala en derin çatlağı, Türkiyenin liman ve
havaalanlarını Kıbrısın bir kısmına
açmamasını oluşturuyor" görüşünü öne sürdü.
THE TIMES
İngiliz The Times gazetesi ise, ABnin
insan hakları konusunda Türkiyeyi uyardığını
belirtti. AP milletvekillerinin Türkiyenin insan hakları sicilini sert
dille eleştirdiklerini kaydeden gazete, Türkiyenin müzakere sürecinin dondurulabileceği
uyarısını da yapıldığına dikkat çekti.
Gazete Türkiyenin Rumlara uygulanan hava ve deniz ambargosu sorunun
çözmemesi, reform temposu konusunda Brükselin sabrının
tükendiği izlenimini güçlendirdi" yorumunu yaptı. (ANKA)
MILLIYET 05/09/06
Sert rapora AP'den de tepki geldi
Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler
Komitesince onaylanan sert Türkiye raporuna AP milletvekillerinden de tepki
geldi. Yeşil milletvekili Cem Özdemir Strasburgda kahraman olmak kolayö
derken İngiliz liberal parlamenter Andrew Duffy, Ermeni
soykırımıönın tanınması
çağrısını Parlamentonun aşırı sağ ve
aşırı sol güçlerini birleştiren çok kötüö bir öneri olarak
nitelendirdi Raporu kaleme alan Hollandalı Hıristiyan Demokrat Camiel
Eurlings, EUObservere yaptığı açıklamada Türk
yetkililerinin mesajımızı alacağını umuyorumö
diyerek Gerçekleri gizleyerek ülkeye yardımcı olmazdıkö
şeklinde konuştu. Ancak bazı parlamenterler, raporun sert
üslubunu, Ermeni soykırımıö iddiasına yer verilmesini ve
Türkiyenin güvenlik girişimlerine katkılarından gözardı
edilmesini eleştirdiler.
Yeşil milletvekili Cem Özdemir,
Strasburgda kahraman olmak kolay ancak bu rapor, mevcut haliyle Türkiyedeki
gerçek reformculara yardımcı olacak mı? Hayır,
yaşamlarını, çalışmalarını daha da zorlaştıracakö
tepkisini gösterdi.
SOYKIRIM" ÖNERİSİNE
TEPKİLER
Bazı AP milletvekilleri, Belçika sosyalist
milletvekili Veronique de Keyserin önerisi üzerine benimsenen Ermeni
soykırımıönın tanınması koşulunu
eleştirdi.
Hollandalı sosyalist milletvekili Jan
Marinus Wiersma da, Türkiyede en çok Ermeni soykırımıönın
tanınması çağrısının dikkat çekmesinden
korktuğunu belirterek Bu konu, şimdiye kadar resmi kriterler arasında
yer verilmemişti bu nedenle şimdi Türkiyenin katılımı
için bir ön koşul olduğunu söylemek tartışma yaratması
kaçınılmazö değerlendirmesini yaptı.
TÜRKİYENİN GÜVENLİĞE
KATKISI TAKDİR EDİLMELİYDİ
İngiliz liberal parlamenter Andrew Duffy
ise, öneri için Parlamentonun aşırı sağ ve
aşırı sol güçlerini birleştiren çok kötüö bir öneri olarak
nitelendirirken Komite, Türkiyenin ABnin de yer aldığı
dış politika ve güvenlik girişimlerine olan
katkılarını daha iyi bir biçimde takdir etmeliydiö siteminde
bulundu.
MILLIYET 05/09/06
Pakistan'dan 'unvan' jesti
|
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı Talat,
İslamabad'da önce Pakistan Turizm Bakanı Bahtiyar ile bir araya
geldi. İkili, turizm alanında yeni işbirliği
olanaklarını değerlendirdi. FOTOĞRAF: AA |
Müşerref'in
'KKTC Cumhurbaşkanı' sıfatıyla davet ettiği Talat,
İslamabad'da KKTC bayraklı araçla dolaşıp devlet
televizyonunda aynı sıfatla tanıtıldı. Talat, 'Rumlar
telaşlanıyor, haklılar' dedi
05/09/2006
RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
İSLAMABAD
- Kıbrıs Türk lideri Mehmet Ali Talat, Türkiye dışında
ilk kez kendisini resmen KKTC Cumhurbaşkanı olarak davet eden
Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref tarafından dün
makamında ağırlandı. İslamabad'da KKTC bayraklı
makam aracıyla dolaşan Talat, devlet televizyonunda da KKTC
Cumhurbaşkanı olarak tanıtıldı. Tanınma
beklemediklerini, ancak bu görüşmenin Kıbrıs Rumları için
önemli bir uyarı olması gerektiğini belirten Talat, Pakistan'la
turizm işbirliğini geliştirmeyi kararlaştırdıklarını,
iki ülke bakanlarının karşılıklı ziyarette
bulunacaklarını açıkladı.
Dün temaslarına Turizm Bakanı Nilüfer Bahtiyar'la başlayan
Talat, Müşerref'le de yaklaşık bir saat görüştü. İkili
ilişkilerin geliştirilmesi için niyet ortaya koyan iki lider,
özellikle turizm, eğitim ve hafif sanayi alanlarında ortak ekonomik
girişim olasılıklarını değerlendirdi. Talat,
resmi davetten ve Pakistanlıların yakın ilgi ve desteğinden
duyduğu memnuniyeti dile getirirken, Müşerref de tecridin
kaldırılmasına desteğini dile getirip, Pakistan'ın her
koşulda Kıbrıslı Türklerin yanında
olacağını söyledi.
Talat, devlet televizyonuna demeç verirken, altyazıyla KKTC
Cumhurbaşkanı olarak takdim edildi. Talat'ın arka fonuna KKTC
bayrağı konuldu.
"Pakistan'ın yardımlarından dolayı minnettarız.
Tecridi reddediyor. Yeni işbirliği yolları bulup bu adil olmayan
tecridin kaldırılacağını düşünüyorum. Pakistan'a
ilk ziyaretim ama son olmayacak" mesajı veren Talat, Türk
gazetecilerin sorularını yanıtlarken de "Müşerref'in
daveti, Kıbrıslı Türklerin politikalarının kabul
görmesi demek. Pakistan önemli bir bölgesel güç, desteği son derece
önemli" dedi.
'Bu davet
Rumlara uyarıdır'
KKTC Cumhurbaşkanı, bugün de Meclis Başkanı Çavduri Emir
Hüseyin, Başbakanı Şevket Aziz ve Eğitim Bakanı Cavit
Eşref'le görüşecek. Talat, bunun İstanbul'da Formula 1
Kupası'nı vermesinden daha siyasi boyutlu bir davet olduğunu
belirterek, "Herhangi bir devlet adamı, devlet başkanı
gelse herhalde cumhurbaşkanı, meclis başkanı, başbakan
ve bakanlarla bu kadar geniş görüşme süreci yaşanmazdı. Çok
iyi ağırlanıyoruz. Rumların telaşlanması
haklıdır. Bu, uluslararası topluma da Rumlara da, 'Sizin
keyfiniz istiyor diye biz KKTC'yi dışlamayacağız'
uyarısıdır da" dedi.
Rumların F1'e gösterdiği tepkiyi, "Kızacaklarını
biliyordum, ama Türkiye'de F1 düzenlenmesini engellemeye
çalışacaklarını düşünmüyordum. Bu, Türkiye'de ön
sırada birinin kupa vermesi. Yani GS-FB şampiyonluk maçının
kupasını verseydim, Avrupa kupalarından
çıkarılmalarını mı isteyeceklerdi" diye
değerlendiren Talat, başka ülkeleri de Pakistan kadar cesur ve
akıldan yana tavır takınmaya çağırdı.
'F1'den çok
daha ciddi'
Rum Fileleftheros gazetesi, ziyaretin, Rumlarla Atina'yı alarma
geçirdiğini ve derhal Talat'ın 'Kıbrıs Türk toplumu lideri'
olarak kabul edilmesi için İslamabad'a girişimde bulunulduğunu
yazdı. 'Ankara'nın KKTC'nin tanınması için yoğun ve
sistematik çabasının ürünü' diye yorumlanan ziyaret, F1 şovundan
'çok daha ciddi ve olumsuz bir gelişme' görüldü.
YOĞUN GÖRÜŞME
PROGRAMI... Cumhurbaşkanı Talat, dün ilk olarak Pakistan Turizm
Bakanı Nilüfer Bahtiyar ile görüştü. Pakistan Devlet
Başkanı Pervez Müşerref ile akşam saatlerinde bir araya
gelen Talat, Pakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı Aiwan-e
Sadr'da gerçekleşen görüşme sonrasında Müşerref'in onuruna
verdiği yemeğe katıldı. Cumhurbaşkanı Talat bugün
de Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Pakistan
Başbakanı Shaukat Aziz ve Pakistan Eğitim Bakanı Cavit Eşref
ile görüşecek. Cumhurbaşkanı Talat'ın eşi Oya Talat
ise dün Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in eşi
Sehba Musharraf Kadın ve Gençlik İşleri Bakanı Sümeyra
Malik ile bir araya geldi
TALAT, MÜŞERREF'E,
KIBRIS SORUNUNDAKİ SON GELİŞMELERİ ANLATTI...
Cumhurbaşkanlığı'ndan verilen bilgiye göre
yaklaşık bir saat süren görüşme esnasında
Cumhurbaşkanı Talat ve Pakistan Devlet Başkanı
Müşerref, ikili ilişkilerin geliştirilmesi için çeşitli
konularda işbirliği yapılması yönünde niyetlerini ortaya
koydular. Talat ve Müşerref, özellikle turizm, eğitim ve hafif sanayi
alanlarında ortak ekonomik girişim olasılıklarını
değerlendirdiler. Cumhurbaşkanı Talat, Pakistan Devlet
Başkanı Müşerref'e Kıbrıs sorunu ile ilgili son
gelişmeleri aktardı ve kendisine yapılan resmi davetten ve tüm
Pakistanlıların yakın ilgi ve desteğinden duyduğu
yüksek memnuniyeti dile getirdi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in
resmi davetlisi olarak İslamabad'a gitti.
Cumhurbaşkanlığı'ndan
yapılan açıklamaya göre, Dubai aktarmalı Emirates
Havayolları uçağı ile Pakistan'a giden Cumhurbaşkanı
Talat'ı İslamabad'a varışında Pakistan
Dışişleri Bakanlığı yetkilileri
karşıladı.
Cumhurbaşkanı
Talat, dün ilk olarak Pakistan Turizm Bakanı Nilüfar Bahtiyar ile
görüştü. Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref ile
akşam saatlerinde bir araya gelen Talat, Pakistan
Cumhurbaşkanlığı Sarayı Aiwan-e Sadr'da
gerçekleşen görüşme sonrasında Müşerref'in onuruna
verdiği yemeğe katıldı.
Yemekte, Pakistan Devlet
Başkanı Müşerref ve eşi Sehba Müşerref'in yanı
sıra, Pakistan Sanayi Bakanı Cihangir Han Tarin, Pakistan Enformasyon
Bakanı Muhammed Durani, Pakistan Genelkurmay Başkanı İhsan
ül-Hak, Pakistan Kadın ve Gençlik İşleri Bakanı Sümeyra
Malik ve üst düzey Pakistan Dışişleri Bakanlığı
yetkilileri bulundu.
Cumhurbaşkanı
Talat bugün de Pakistan Meclis Başkanı Çavduri Emir Hüseyin, Pakistan
Başbakanı Shaukat Aziz ve Pakistan Eğitim Bakanı Cavit
Eşref ile görüşecek.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın eşi Oya Talat ise dün Pakistan Devlet Başkanı
Pervez Müşerref'in eşi Sehba Musharraf Kadın ve Gençlik
İşleri Bakanı Sümeyra Malik ile bir araya geldi.
Pakistan Devlet
Başkanı Pervez Müşerref, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile yaptığı görüşmede ülkesinin her koşulda
Kıbrıs Türklerinin yanında olacağını dile getirdi
ve izolasyonların kaldırılması konusundaki KKTC politikasına
tam destek belirtti.
İkili
ilişkilerin geliştirilmesi ve çeşitli
alanlarda
işbirliği yapılması konuları ele alındı
Cumhurbaşkanlığı'ndan
verilen bilgiye göre yaklaşık bir saat süren görüşme
esnasında Cumhurbaşkanı Talat ve Pakistan Devlet Başkanı
Müşerref, ikili ilişkilerin geliştirilmesi için çeşitli
konularda işbirliği yapılması yönünde niyetlerini ortaya
koydular. Talat ve Müşerref, özellikle turizm, eğitim ve hafif sanayi
alanlarında ortak ekonomik girişim olasılıklarını
değerlendirdiler.
Cumhurbaşkanı
Talat, Pakistan Devlet Başkanı Müşerref'e Kıbrıs
sorunu ile ilgili son gelişmeleri aktardı ve kendisine yapılan
resmi davetten ve tüm Pakistanlıların yakın ilgi ve desteğinden
duyduğu yüksek memnuniyeti dile getirdi.
Pakistan Devlet
Başkanı Müşerref ise izolasyonların
kaldırılması konusunda Kıbrıslı Türklerin
yürüttüğü politikaya tam destek belirtti ve Pakistan'ın her
koşulda Kıbrıslı Türklerin yanında olacağını
söyledi. Müşerref, ülkesinin, Kıbrıs'ta kalıcı bir
barışa ulaşılması konusunda da gerekli her türlü
desteği vermeye hazır olduğunun altını çizdi.
Aziz: Kıbrıs
sorununun adil çözümü için
her zaman Türkiye'nin
arkasındayız
Pakistan
Başbakanı Şevket Aziz, Kıbrıs sorununun adil çözümü
için her zaman Türkiye'nin arkasında olduklarını kaydetti.
Aziz, Lübnan'a
hareketinden önce Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde AA muhabirinin
sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın Pakistan Devlet Başkanı Pervez
Müşerref'in resmi daveti üzerine yapmakta olduğu ziyarete
ilişkin soru üzerine Şevket Aziz, şunları kaydetti:
"Türkiye ile Pakistan
arasında çok eskiye dayanan kardeşlik ve dostluk ilişkisi
vardır. O yüzden Türkiye'yi her zaman destekledik. Kıbrıs
sorununun çözümü çok büyük önem taşıyor. Biz Türkiye'yi bu konuda her
zaman destekliyoruz ve Kıbrıs sorununun adil çözümü için her zaman
Türkiye'nin arkasındayız."
Talat, Pakistan Turizm
Bakanı
Nilüfer Bahtiyar'la
görüştü
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, dün ilk olarak Pakistan Turizm Bakanı Sayın Nilüfer
Bahtiyar ile bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Bahtiyar'ı kaldığı otelde kabul etti.
Cumhurbaşkanlığı'ndan
verilen bilgiye göre Yaklaşık bir saat süren görüşme
sırasında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Pakistan
arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve turizm alanında
çeşitli işbirliği olanakları değerlendirildi.
Pakistan Turizm
Bakanı Bahtiyar Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonlarının kaldırılması politikasına destek
belirtirken, Cumhurbaşkanı Talat da, Pakistan'ın gösterdiği
yakınlık ve destek için Bahtiyar'a teşekkür etti.
Talat, Pakistan Devlet
Televizyonu'nda
Kıbrıs'ın
bulunduğu durumu değerlendirdi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonların sadece adaletsiz değil, aynı zamanda adanın
bölünmüşlüğünü pekiştiren bir unsur olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Pakistan Devlet Televizyonu'nda Profesör İştahak Ahmet'e
verdiği mülakatta, Kıbrıs'ın bugün içinde bulunduğu
durumu değerlendirdi.
Cumhurbaşkanlığı'ndan
verilen bilgiye göre asıl amacı Avrupa'daki ülkeleri
birleştirmek olan Avrupa Birliği'nin bölünmüş bir ülkeyi
üyeliğe kabul etmesinin kendi içinde bir çelişki olduğunu
belirten Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin Rum tarafını
üyeliğe kabul etmesinin kendi ilkelerine ters düşmesi anlamına
geldiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, politikalarında esaslı değişiklikler yaparak, siyasi
yapılarını tamamen değiştirerek adanın
birleşmesi için çaba harcayan ve oy veren Kıbrıslı Türkler
üzerindeki izolasyonun devam etmesinin hiçbir anlamı olmadığını
da sözlerine ekledi. Talat, izolasyonların sadece adaletsiz değil,
aynı zamanda adanın bölünmüşlüğünü pekiştiren bir
unsur olduğunun altını çizdi.
AB'nin
Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri yerine getirmemesinin
büyük hayal kırıklığına neden olduğunu söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği üyesi olmuş Rum
tarafının artık Kıbrıs'ı birleştirmek için
fazla bir nedeni olmadığını da belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, röportajın sonunda, tüm Pakistan halkına, gösterdikleri
yakınlık ve verdikleri destekten dolayı teşekkür etti ve
iki ülke arasındaki işbirliğinin artırılması
temennisinde bulundu.
KIBRIS 05/09/06
Kıbrıs Türkü'nün izolasyonlar altında yaşadığını unutmayın
KIBRIS AB ÜYESİ OLDU
AMA BİZ OLAMADIK... Başbakan Soyer, Kıbrıs'ta,
Kıbrıs Türk halkı olarak BM çözüm planına tam destek
verdiklerini hatırlattı ve şöyle konuştu: Bu desteği
verirken İslam inancına sahip Kıbrıs Türk halkı ile
Hıristiyan inancı olan Kıbrıs Rum halkının
eşitlik temelinde bir ortaklığa kavuşması ve AB bütünlüğü
içinde siyasal eşitlik temelinde bir çözümün gerçekleşmesini
arzuladık. Ülkemiz AB'ye üye oldu ama halkımız AB
dışında kaldı
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, "Bütün İslam ülkelerinden her zaman için Kıbrıs Türk
halkının izolasyonlar altında
yaşadığını unutmamalarını diliyorum"
dedi.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndaki İKÖ Gençlik Forumu
Gençlik Merkezi'nin açılış yemeğinde yaptığı
konuşmada, Allah'ın yarattığı varlıkların en
yücelerinden birinin insan olduğunu belirterek, insanın daha güzel,
ileri ve sorunsuz yaşaması için gösterilen çabalarda tüm tarihsel
süreçlerde İslam kültürü ve uygarlığının büyük
payı bulunduğunu söyledi.
Soyer, günümüzde pek çok
güzelliğin yanı sıra sorunlar da yaşandığına
dikkat çekerek, "Hemen yanı başımızda Lübnan ve
Filistin halkının çektiği acıları, çileleri birlikte
paylaşıyor ve tüm dayanışmamızla onların
yanında olmaya çalışıyoruz" diye konuştu.
Kıbrıs'ta da,
Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmek için kendi
toplumsal ve dini inançlarıyla, eşitlik temelinde
varlığını sürdürmek için büyük çaba gösterdiğini
vurgulayan Soyer, Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türk halkı olarak
BM çözüm planına tam destek verdiklerini hatırlattı.
Başbakan Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu desteği
verirken İslam inancına sahip Kıbrıs Türk halkı ile
Hıristiyan inancı olan Kıbrıs Rum halkının
eşitlik temelinde bir ortaklığa kavuşması ve AB
bütünlüğü içinde siyasal eşitlik temelinde bir çözümün
gerçekleşmesini arzuladık. Ülkemiz AB'ye üye oldu ama
halkımız AB dışında kaldı."
Türkiye'nin desteği
Tüm bu
uğraşılarında Türkiye'nin kendilerine verdiği
desteği her zaman takdir ve saygıyla andıklarını ifade
eden Soyer, bu desteğe dayanarak kendilerinin de Türkiye ile bölgesel
barışın gelişmesi ve çözüm süreçlerini ileriye
taşımak istediklerini söyledi.
Konuşmasında
yemeğe katılan İslam ülkelerinden gelen temsilcilere de seslenen
Başbakan Soyer, şunları kaydetti:
"Bütün İslam
ülkelerinden, her zaman için Kıbrıs Türk halkının
izolasyonlar altında yaşadığını, gençlerimizin
dünyanın hiçbir yerinde bir spor yarışmasına
gidemediklerini, Kıbrıs Türk halkının doğrudan
uçamadığını, global bir dünyada ticaret yapma hakkı
elinden alınmış tek halkın bu küçücük halk olduğunu
unutmamalarını diliyorum."
Konuşmaların
ardından sırasıyla Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham
Aliyev, TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr.
Ekmeleddin İhsanoğlu, TOBB Yönetim Kurulu Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı Dr. Kadir Topbaş ile Başbakanlık
Başdanışmanı Ahmet Davudoğlu'na İKÖ Gençlik
Forumu'nun kuruluşuna verdikleri katkılardan dolayı plaket
verildi.
Soyer ve
Yorgancıoğlu yurda döndü
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ile Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, İslam
Konferansı Diyalog ve İşbirliği Gençlik Forumu'nun
açılış törenine katılmak amacıyla gittikleri
İstanbul'dan dün saat 11.00'de döndü.
Başbakan Soyer, Ercan
Havaalanı'nda basın mensuplarına açıklamalarda bulunarak
İstanbul'da gerçekleştirdiği görüşmelerin olumlu sonuçlar
verdiğini söyledi.
Toplantıya
katılan ülke temsilcileriyle faydalı görüşmeler
yaptıklarına işaret eden Başbakan Soyer, önceki akşam
gerçekleştirilen açılış töreninde yaptığı
konuşmada Kıbrıs Türk halkının çözümden yana
olduğunu, BM'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde gerçekleştirilecek
görüşmeleri desteklediğini ve adayı eşitlik temelinde
birleştirmek arzusunda olunduğunu vurguladığını
söyledi.
KIBRIS 05/09/06
Hükümeti biz bozmayız
BÖYLE
BELİRSİZLİK OLMAZ... Uzun bir zamandan beridir süregelen hükümet
sorununun iki şekilde çözülebileceğine işaret eden Serdar Denktaş,
"Birincisi, hükümeti kuran parti olan CTP, hükümeti bozar ve bu iş
biter. Diğer yöntem ise, 'yürürken sakız çiğneme yöntemi ile
sorunları çözeceğiz der' ve sorun çözülür. Ama bu iş böyle
belirsizlik içinde bırakılmaz" diye konuştu
"BENDEN RAHATSIZ
OLABİLİRLER"... "Dışişleri Bakanı
olarak benim yaptığım çalışmalardan bazı
CTP'liler rahatsızlık duyuyor olabilir. Ama bunu bilemem" diyen
Denktaş, Annan planının referanduma sunulmasının
ardından ortaya çıkan yüzde 65 'Evet' ve yüzde 35 'Hayır' diyen
her iki kesimin hassasiyetinin göz önünde bulundurulması gerektiğini,
kendisinin de aynen böyle yaptığını söyledi
Aral MORAL
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti (DP)
Genel Başkanı Serdar Denktaş, hükümeti bozan taraf
olmayacaklarını belirterek, "Hükümeti bozacak taraf, hükümeti
kuran parti olacaktır" dedi.
Cumhuriyetçi Türk Partisi-
Birleşik Güçler (CTP-BG) ile Demokrat Parti arasındaki hükümet krizi,
parti liderlerinin birbirlerine yönelik suçlama ve eleştirileriyle
sürüyor.
Yarın, 6-9 Eylül
tarihleri arasında Polonya'da gerçekleştirilecek olan
"Krynica-Zdoj Ekonomik Forumu"na katılacak olan Denktaş,
KKTC'den ayrılmadan önce KIBRIS'a hükümet konusunda gelinen son
aşamayı değerlendirdi.
"CTP tabanı bizi
istiyor"
CTP'nin, hükümet sorunuyla
ilgili kendi kurullarındaki değerlendirme
toplantılarının devam ettiğini ifade eden Denktaş,
DP'nin görüşlerini ilettiğini ve karar verme konusunda topun hükümet
ortaklarında olduğunu kaydetti.
CTP'den çıkacak
karara saygı göstereceklerini belirten DP lideri, "Bildiğimiz
kadarıyla, CTP tabanında hükümetin devam etmesi yönünde istek var.
Niçin? Çünkü yapılması gereken bir sürü şey varken, yapay
krizlerle uğraşıyoruz" diye konuştu.
"Böyle belirsizlik
olmaz"
Uzun bir zamandan beridir
süregelen hükümet sorunun iki şekilde çözülebileceğine işaret
eden Dışişleri Bakanı, "Birincisi, hükümeti kuran
parti olan CTP hükümeti bozar ve bu iş biter. Diğer yöntem ise,
'yürürken sakız çiğneme yöntemi ile sorunları çözeceğiz'
der ve sorun çözülür. Ama bu iş böyle belirsizlik içinde
bırakılmaz" dedi.
"CTP'nin talepleri
resmen bize ulaşmadı"
Denktaş, basında
yer aldığı şekliyle 'kamu reformu' adı altında
hazırlanan ve CTP tarafından DP'ye sunulan öneri paketinin
kendilerine resmen ulaşmadığının altını
çizdi.
Serdar Denktaş, 'kamu
reformu' adı altında toplanan taslak çalışma metninin,
bakanlıkların yeniden şekillenmesine yönelik
hazırlandığını ve AB Koordinasyon Merkezi'nde
çalışan İngiliz uzman ekipleri tarafından
oluşturulduğunu dile getirdi.
DP lideri ayrıca, söz
konusu taslak metnin eksik ve yanlışlıklarla dolu olduğunu
belirterek, "Böyle bir metne fikir beyan etmemiz doğru
olmazdı" dedi.
"Talat
Cumhurbaşkanı olunca CTP gibi hareket etmedik"
Mehmet Ali Talat'ın
Cumhurbaşkanı olmasının ardından CTP'nin milletvekili
sayısının 23'e düştüğünü hatırlatan
Dışişleri Bakanı, "Talat'ın
Cumhurbaşkanı olmasının ardından, CTP'nin 25 Haziran
yerel ve iki milletvekilliği seçimlerinden sonra yaptığı
gibi "denge değişti" deyip talepler sunmadık. Ayni
mantıkla hareket etseydik, bir sürü taleple ortaya çıkardık. Biz
öyle yapmadık ve ayni şeyi onlardan da bekliyorduk" diye
konuştu.
"Dışişleri
bakanı olarak çalışmalarımdan rahatsız
olabilirler"
"Dışişleri
Bakanı olarak benim yaptığım çalışmalardan
bazı CTP'liler rahatsızlık duyuyor olabilir. Ama bunu
bilemem" diyen Denktaş, Annan planının referanduma
sunulmasının ardından ortaya çıkan yüzde 65 'Evet' ve yüzde
35 'Hayır' oyunu kullanan her iki kesimin hassasiyetinin göz önünde
bulundurulması gerektiğini, kendisinin de böyle
yaptığını söyledi.
Denktaş ayrıca,
hiçbir gazeteciyle sorunu olmadığını ve "Bana
saldırılarının nedenleri ortadadır" diyerek
açık konuşmaktan kaçındı.
Sedar Denktaş
yarın Polonya'ya gidiyor
Serdar Denktaş bu
arada, 6-9 Eylül tarihleri arasında Polonya'da gerçekleştirilecek
olan "Krynica-Zdoj Ekonomik Forumu"na katılmak için yarın
KKTC'den ayrılıyor.
KKTC'yi bu yıl
Denktaş'ın temsil edeceği forumda, Kıbrıs konusu,
"Tek Standarda Doğru Giden Yol: AB, Türkiye ve Kıbrıs"
başlığı altında düzenlenecek panelle tartışılacak.
Panele konuşmacı
olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Denktaş, Türk Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar
Vakfı (TESEV) Proje Koordinatörü Sylvia Tiryaki ile Turkish Daily News
gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Kanlı katılacak.
KIBRIS 05/09/06
Kıbrıslı
Türk ve Rum kayıpların akıbetlerini araştırmak için
yıllardır çalışmalar yapan Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi, Arjantin'den gelen "Arjantin Adli Tıp
Antropoloji Ekibi"nin (EAAF) 4 üyesiyle işbirliği içinde
başlattığı proje kapsamında mezar kazılarına
dün Türk tarafında başladı. Kazının
yapıldığı yer hakkında henüz bir bilgi edinilemedi.
Daha önce ön
çalışma niteliğinde Güney'de Atalassa Ormanı'nda ve
Alaminyo'da yapılan kazıların ardından uzmanlar
eşliğinde kazıların Türk tarafından
başlaması kararlaştırılmıştı. İki
ay sürecek çalışmalar çerçevesinde, hem Kuzey hem de Güney
Kıbrıs'ta kazılar birlikte yürütülecek.
KIBRIS 05/09/06
İngiliz Yüksek
Mahkemesi, başta KKTC'de ev sahibi olan İngilizler için çok büyük bir
önem taşıyan Orams davasıyla ilgili kararını
yarın açıklayacak.
İngiltere'de faaliyet
gösteren Vahib Avukatlık Bürosu'ndan dava yetkilisi ve sözcüsü Hasan Vahib
tarafından yapılan açıklamada, İngiliz Yüksek
Mahkemesi'nden çıkacak sonuçla ilgili değerlendirme yapmak için
bürodan bir ekibin 7 Eylül akşamı saat 19:30'da The Colony Otel'de
bir basın toplantısı düzenleyeceği belirtildi. Hasan Vahib,
8 Eylül Cuma günü ise saat 16:00'da halka açık bir toplantı
düzenleneceğini de açıkladı.
Mekânın ölçüsünden
dolayı ilgilenenlerin rezervasyon yapmasını tavsiye eden Vahib,
0044 20 8348 00 55 veya 00 44 7904 911 477 telefon numaralarından yer
ayırtılabileceğini belirtti.
Orams davası
Kıbrıslı
Rum Meletis Abosdolides, Rum Avukat Konstantis Kandunas aracılığıyla
KKTC'de ev alan İngiliz Orams çifti aleyhine Güney Lefkoşa
Mahkemesi'ne başvuruda bulunmuş ve mahkeme, Rum mülkü üzerinde
inşa edildiği gerekçesiyle evin yıkılmasını ve mülkün
iade edilmesini emretmişti.
Kararı,
uygulanabilmesi için İngiltere mahkemesinde tescil ettirme
girişiminde bulunan Rum avukat, tescil işleminin ardından söz
konusu kararı onaylatmak için İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne
başvurmuştu.
İngiltere Yüksek
Mahkemesi kararı onaylarsa Orams çiftinin İngiltere'deki mülklerine
el konulabilecek.
"Orams davası", KKTC'de 1974'ten önce Rumlara ait mülkler üzerinde inşaat yapan veya mal satın alan yabancılar için çok önemli bir emsal teşkil ediyor.
KIBRIS 05/09/06
Kıbrıs Rum
kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın Pakistan ziyaretinin, Yunanistan ve Güney
Kıbrıs Rum Yönetimini "alarma geçirdiğini" yazdı.
Gazetenin haberinde,
"Pakistan ziyareti öğrenilir öğrenilmez, Güney
Kıbrıs'ta diplomatik bir hareketlilik görüldüğü ve Yunan hükümetiyle
birlikte, Talat'ın 'cumhurbaşkanı' olarak değil,
'Kıbrıs Türk toplumu lideri' olarak kabul edilmesi yönünde Pakistan
hükümeti nezdinde girişimde bulunulduğu" belirtildi.
Haberde, Talat'ın
"son anda kamuoyuna açıklanan" ziyaretinin,
"Ankara'nın KKTC'nin tanınması için ortaya koyduğu
yoğun ve sistematik çabanın bir ürünü" olduğu ifade edildi.
Fileleftheros gazetesi,
İstanbul'daki Formula 1 Petrol Ofisi Türkiye Grand Prix'sinde birinci
gelen Ferrari pilotu Felipe Massa'ya kupayı Talat'ın vermesini daha
ziyade bir "şov" olarak niteleyen "diplomatik
kaynakların", Talat'ın Pakistan ziyaretini "çok daha ciddi
ve olumsuz bir gelişme" olarak nitelendirdiklerini yazdı.
KIBRIS 05/09/06
SERDAR DENKTAŞ
TEMSİL EDECEK... Her yıl yaklaşık 160 ülkenin devlet
başkanı, başbakan veya bakan düzeyinde temsil edildiği,
ekonomistler, akademisyenler, medya kuruluş temsilcileri ile sivil toplum
örgütü temsilcilerinin de katıldığı forumda bu yıl,
KKTC de Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş tarafından temsil edilecek
Davos'tan sonra dünya
çapında ikinci büyük ekonomik forum olarak bilinen ve "Mini
Davos" olarak tanımlanan "Krynica-Zdoj Ekonomik Forumu"nun
16'ncısı, bu yıl 6-9 Eylül tarihleri arasında
gerçekleştirilecek.
Söz konusu ekonomik forum,
Polonya'nın güneyinde yer alan ve forumun adını
aldığı Krynica kasabasında yer alacak.
Her yıl
yaklaşık 160 ülkenin devlet başkanı, başbakan veya
bakan düzeyinde temsil edildiği, ekonomistler, akademisyenler, medya
kuruluş temsilcileri ile sivil toplum örgütü temsilcilerinin de
katıldığı forumda bu yıl, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti de Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş tarafından temsil
edilecek.
Bakan Denktaş'a
Polonya ziyaretinde Siyasi Danışmanı Kudret Akay eşlik
edecek.
Forumda Kıbrıs
konusu, "Tek Standarda Doğru Giden Yol: AB, Türkiye ve
Kıbrıs" başlığı altında 6 Eylül
akşamı düzenlenecek panelde tartışılacak.
Panele konuşmacı
olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, Türk Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar
Vakfı (TESEV) Proje Koordinatörü Sylvia Tiryaki ile Turkish Daily News
gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Kanlı katılacak.
Foruma katılmak amacıyla bugün sabah saat 07.00'de KKTC'den ayrılacak olan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, Polonya temasları sırasında yabancı ülke yetkilileri ile de görüşmeler yapması bekleniyor. Bakan Denktaş, forumun tamamlamasının ardından 10 Eylül gecesi İstanbul üzerinden KKTC'ye dönecek.
KIBRIS 05/09/06
AB
Kıbrısa formül arıyor
|
NTV
Güncelleme: 11:23 TSİ 06 Eylül 2006 Çarşamba
LONDRA - Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununu aşmaya
çalışıyor. İngiliz Financial Times, AB Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnin, Türkiye ve Rum kesiminii limanlar
konusunu Avrupa Adalet Divanına sevk etmeye iknaya
çalıştığını yazdı.
Gazete, Brükselin bu şekilde, Türkiyenin 43 yıllık
Avrupa sürecini bütünüyle çökertmemek için en patlamaya hazır konulardan
birini, ülkede gelecek yılki seçimlerin sonrasına ertelemeye
çalıştığını ifade etti.
Kuzey Kıbrısa yönelik izolasyonlar
kaldırılmadığı sürece limanlarını Rum gemi
ve uçaklarına açmayacağını defalarca tekrarlayan
Türkiyenin, bu öneriyi kabul etmesi uzak bir olasılık. Avrupalı
yetkililer de, Türkiyenin, davayı kaybetmesinin muhtemel olduğunu
vurguluyor.
Kıbrıs Rum kesiminin ise, ABnin bu yıl harekete geçme talebini
sulandıracağı gerekçesiyle, girişime direndiği
belirtiliyor. Ancak Komisyon, birliğin üç büyüğü Fransa,
İngiltere ve Almanyadan gelecek baskının, tarafları ikna
etmesini umuyor.
Rumların açtığı davada KKTC lehine
6 Eylül, 2006 16:40:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
|
KKTC'de mülk alan İngiliz 'Orams' ailesi aleyhine
Rumlar tarafından İngiltere'de açılan gasp davasında, karar
açıklandı. Karar, Orams ailesi, dolayısıyla KKTC'nin
lehine. Duruşmalarda, KKTC'yi, İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in avukat eşi Cherie Blair savundu.
Kıbrıs Rum kesimi vatandaşı Meletis
Apostolides, KKTC'deki toprağı üzerine ev inşa ettikleri
gerekçesiyle, İngiliz Orams çifti aleyhine Kıbrıs Rum kesiminde
dava açmış ve bu davayı kazanmıştı.
Ancak İngiliz yüksek mahkemesi yargıcı, Kıbrıs Rum
kesiminde alınan bu kararın İngiltere'yi
bağlamayacağı hükmüne vardı.
Yargıç, Rum mahkemesince alınan bir kararın İngiltere'de
geçerli olamayacağına hükmetti. Karar metninde sık
sık KKTC ifadesine yer verildi.
Yargıç, aldığı bu kararın, KKTC'de mülkü olan ya da
mülk edinmek isteyen diğer İngilizler için de bir örnek
oluşturacağını söyledi.
İngiliz yargıç, Kıbrıs Rum kesimi vatandaşı
Apostolides'in temyize götürebileceğini de sözlerine ekledi.
Cherie Blair: "KKTC ayrı bir devlettir"
Cherie blair savunmasını, 'KKTC'nin ayrı bir devlet
olduğu' üzerine kurmuş ve Rum taleplerinin reddedilmesini
istemişti.
Rum tarafı, benzer durumlar için hem Türkiye hem de KKTC aleyhine
başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olmak üzere tüm Avrupa
mahkemelerinde mülkiyet davaları açıyordu.
Rumlar, Linda ve David Orams aleyhine, 1974 öncesinde bir Ruma ait arsayı
gasp ettiği gerekçesiyle dava açmıştı.
Orams'ın evlerinin yıkılmasına ve tazminat ödemelerine de
hükmedilmişti.
FT: Brüksel müzakereler için B planı
arıyor
Financial Times gazetesi, Türkiyenin Rum gemilerine
uyguladığı yasak nedeniyle müzakerelerin çökmemesi için formül
arandığını belirterek, Brükselin bir B planına
ihtiyaç olduğunu düşündüğünü yazdı. Üzerinde durulan formül
ise, sorunun Türkiyedeki seçimler sonrasına kadar
dondurulmasıdır.
Türkiyenin Rum gemilerine
uyguladığı yasağı nedeniyle üyelik müzakerelerinin
çökmemesini engellemek için Brükselde formül aranıyor. Financial Times
gazetesine konuşan Avrupa Komisyonunun üst düzey bir yetkilisi, Bir B planına
ihtiyacımız var derken, sorunun Türkiyedeki seçimler sonrasına
kadar dondurulması için bir yol bulunması gerektiğini söyledi.
Gazete, Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehnin anlaşmazlığının
dondurulabilmesi için Avrupa Adalet Divanı formülünü kabul ettirmeye
çalıştığını yazdı.
DURURSA, BAŞLAMAZ KAYGISI
İngiliz Financial Times gazetesi, ABnin
limanlar sorunu nedeniyle Türkiye ile üyelik müzakerelerinin çökmesini önlemek
için çaba gösterdiğini belirterek Brükselin patlamaya çok açabilecek bu
sorunu Türkiyede gelecek yıl yapılacak seçimler sonrasına
ertelemeye çabaladığını belirterek şunları
yazdı: Yetkililer, Türkiyedeki reform temposunun yavaşlaması
ve ABnin genişlemesine ilişkin kaygıları nedeniyle
Türkiyenin üyelik müzakerelerinin şu aşamada durması halinde
yeniden başlamayabileceğinden kaygı duyuyorlar. Ancak, AB üyesi
olan ama Türkiye tarafından tanınmadan Kıbrıs (Rum Kesimi)
ile bir anlaşmazlık tüm sürecini durdurmakla tehdit ediyor.
Financial Timesa konuşan Avrupa
Komisyonunun üst düzey bir yetkilisi de, Zararı asgariye indirmek ve
müzakerelerin tamamen durdurulmasını önlemek için bir B planına
ihtiyacımız var dedi. Yetkili, sorunun Türk seçimleri sonrasına
kadar ertelenmesi için yollarının bulunması gerektiğini de
söyledi.
MÜZARELERİN ASKIYA ALINMASI FELAKET
OLACAK KAYGISI
ABnin limanlar konusunda Türkiyeye
yaptığı uyarılarını ve Rumların veto
tehditlerini anımsatan gazete, AB içerisinde Ankara ile müzakerelerin
askıya alınmasının ülkenin Batı ile bağları
açısında bir felaket olacağı yolundaki kaygı
artıyor yorumunu yaptı.
AVRUPA ADALET DİVANI FORMÜLÜ
Avrupa Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu
Üyesi Olli Rehnin Türkiye ve Kıbrıs Rum Kesimini limanlar sorununun
Avrupa Adalet Divanına götürülmesi için ikna etmeyi
çalıştığını kaydeden gazete, Böylece, Komisyon,
sorunun, tarafların müzakere etmesi için daha çok olanağı
olacağı Türkiyedeki seçim sonrasına kadar
dondurulabileceğine inanıyor diye yazdı.
İngiliz gazetesi, Ankaradaki
yetkililerin bu konuda bir yorum bulunmadıklarını ancak
diplomatların Türkiyenin sorunu mahkemeye havale etmeye istekli
olmayacağını söylediklerini kaydetti. AB yetkililerinin
Türkiyenin divanda kaybedeceğini söylediklerine dikkat çeken gazete,
Rumların da Türkiyenin bu yıl harekete geçmesi taleplerinin
sulandırılacağı inancıyla divan formülüne
direndiğini belirtti.
Komisyonun, ABnin en büyük üç gücü Fransa,
Almanya ve İngilterenin baskılarının tarafları ikna
edeceği umudunu taşıdığını belirten gazete,
haberinin son bölümünde Türkiyenin Avrupa Parlamentosunun Ermeni
soykırımını tanıması
çağrısını geri çevirdiğine de dikkat çekti.
HURRIYET 06/09/06
AB ile krizin ayak
sesleri
Türkiye'de dikkatler haftalardan beri Lübnan üzerinde
odaklandığı için, AB konusundaki gelişmeler pek ilgi
çekmedi. Ancak önceki akşam Avrupa Parlamentosu'ndan gelen bir haber -tam
Meclis Lübnan tezkeresini görüşmeye hazırlanırken- gözlerin
AB'ye çevrilmesine yol açtı.
Haber, Avrupa Parlamentosu'nun Dışişleri Komisyonu'nun 2006
Türkiye raporuyla ilgili. Raporun Türkiye'de ifade özgürlüğü ve insan
hakları konularında yasal değişiklikler gibi meselelerde
AP'nin beklentilerini ve eleştirilerini dile getirmesi normal. Zaten
raporda sadece bu sorunlara değinilseydi, haber dünya ajanslarına ("Reuters"in
deyişiyle) "Yaklaşan kriz için geri sayım
başladı" gibi başlıklarla yansımazdı.
Haberi "sıcak" hale getiren husus, Avrupalı
parlamenterlerin sorun olmayan veya olmaması gereken birtakım
konuları Türkiye'nin AB üyeliği için önşart olarak öne
sürmesiydi.
Bu konuların bir kısmı, "Biz bu filmi daha önce
görmüştük" dedirten cinsten! Örneğin Ermeni
soykırımı iddiası. Komisyon, "Türkiye
soykırımı tam üyelik öncesi tanımalı" diye
buyuruyor...
Bir de, piyasaya yeni sürülmek istenen konular var. Örneğin Türkiye'nin
"Süryani ve Pontus Rum soykırımını
tanıması" isteniyor... Bu da nereden çıktı?
Komisyondaki Yunan parlamenterlerin çantasından!
Bir dizi saçmalık
Komisyon toplantısında 2006 raporuna tam 349
"değişiklik önergesi" sunuldu ve bunların çoğu da
onaylandı. Bunların başında Türkiye'nin Kıbrıs
Rumlarına limanlarını açması önkoşulu da geliyor
tabii...
Şimdi deniyor ki, bu raporun "bağlayıcı" bir
yanı yok. Tavsiyeden ibaret. Üstelik rapor ay sonunda parlamentonun genel
kuruluna gittiği zaman, komisyonun getirdiği değişiklikler
de değiştirilebilir!.. Kaldı ki, esas karar mercii AB
Komisyonu'dur ve Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso raporun bu
halini hiç beğenmediği gibi, Ermeni sorununun Türkiye'ye tam üyelik
için bir koşul olarak öne sürülemeyeceğini açıklamak
zorunluğunu duydu.
Bunlar ilk bakışta rahatlatıcı görünebilir; ama gerçek
şu ki, AP Dışişleri Komisyonu'nda bu rapora (sadece 6'ya
karşı) 52 milletvekili olumlu oy verdi. Bunlar Hollanda'dan
Yunanistan'a kadar çeşitli ülkelerden ve Hıristiyan Demokratlardan
Sosyalistlere kadar çeşitli partilerden...
Bu parlamenterlerin bir kısmı seslerini duyuran güçlü
politikacılar. Yani bu rapor Strasbourg'da AP Genel Kurulu'nda da,
Brüksel'deki AB merkezinde de yankı bulabilir.
Herhalde, AB Komisyonu'nun ekim ayında yayımlayacağı
"İlerleme Raporu", parlamenterlerin raporu gibi saçmalıklar
(Pontus Rumları misali) içermeyecek. Ama orada da Türkiye
açısından başka olumsuzlukların yer alacağı
kesin. Örneğin Rumlara limanların açılması talebi gibi...
Esas amaç ne?
Özetle, AP raporunun pratik anlamda fazla bir "kıymeti
harbiyesi" olmasa bile, parlamenterlerin öylesine bir çoğunlukla
gündeme olmayacak konuları getirmeleri, bu çevrelerde Türkiye konusunda
hâkim olan havayı göstermesi bakımından çok anlamlı. Ve de
tabii çok üzücü...
İnsan 38 maddelik raporu okuyunca, "acaba bu
politikacıların asıl amacı Türkiye'yi müzakereleri
sürdürmekten vazgeçirtmek mi?" diye soramadan edemiyor.
Son zamanlarda Türkiye'nin üyeliğini isteyen birçok AB yetkilisi,
"Türklerin AB heyecanını kaybetmelerinden" şikâyet
ediyorlar. Kabahat kimde? Bu tür raporlar ve davranışlarla heves mi
kalır?
SAMI
KOHEN 06/09/06
Erdoğan: Kararın bağlayıcılığı
yok
06/09/2006
RADIKAL
ANKARA -
Başbakan Tayyip Erdoğan, Avrupa Parlamentosu Dışişleri
Komisyonu'nun, Ermeni soykırımının kabulünü AB
üyeliğinin koşulu sayan raporunun
'bağlayıcılığı' olmadığını
söyledi. Erdoğan, "Sözde Ermeni soykırımı konusunda
tavrımız çok açık ve net. AP raporunu çok da önemsemeyin"
diye konuştu.
Arnavutluk Başbakanı Sali Berişa'yla dün düzenlediği
basın toplantısında AP raporunu değerlendiren Erdoğan,
şöyle konuştu: "Sözde Ermeni soykırımı
konusundaki kararlılığımız bundan önce neyse bugün de
odur. Kimse bizden bunun değiştirilmesini beklemesin. AP daha önce
soykırımı reddetmişti. Şimdi bunun yeniden
pişirilerek gündeme getirilmesi uygun bir yaklaşım
değil."
Soykırım iddialarının araştırılması
için Ermenistan'a 'hodri meydan' niteliğinde çağrıda
bulunduğunu anlatan Erdoğan, "AP'nin aldığı bu
kararın bir bağlayıcılığı yoktur. Bunu da
çok fazla abartmanıza hiç gerek yoktur. Çok da önemsemeyin bu
işleri" diye konuştu.
Dışişleri:
Ciddiyetle bağdaşmıyor
Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, AP raporunu 'sağduyu ve
nesnellikten uzak' diye tanımladı. Tan, şunları söyledi:
"Rapordaki gerçekçilikten uzak ve siyasi saiklerle kaleme
alınmış bazı unsurlar AP'nin itibar ve ciddiyetiyle de
bağdaşmıyor. Komisyon Başkanı Barroso'nun da ifade
ettiği gibi 'emrivaki yaratarak' Ermeni soykırımı gibi
ciddi bir akademik disiplin gerektiren konularda dahi objektiviteden uzak
koşullar getirme arayışı tarafımızdan büyük
üzüntüyle karşılanmıştır." (Radikal, aa)
Müşerref, Talat'a 'Sonuna kadar arkanızdayız' dedi
|
|
|
Pakistan lideri 2.5 saat süren
görüşme boyunca Talat'a 'President' (Cumhurbaşkanı) diye hitap
etti. FOTOĞRAF: AA |
06/09/2006 RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
İSLAMABAD
- Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, İslamabad'da
ağırladığı KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a 'Ne olursa olsun sonuna dek arkanızdayız" mesajı
verdi. Talat önceki akşam 2.5 saatlik görüşme boyunca kendisine
'President' (Cumhurbaşkanı) diye seslenen Müşerref'e
Kıbrıs Türklerine uygulanan tecride dair bilgi verirken, iki lider
başta ekonomik ilişkiler olmak üzere ilişkileri ilerletme
konusunda uzlaştı.
Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın 1989'daki ziyaretinin
ardından ilk kez bir KKTC Cumhurbaşkanı bir ülkeye resmi ziyaret
düzenledi. Müşerref, Talat'a "KKTC'ye desteğimiz her platformda
sürecek. Ne olursa olsun sonuna kadar arkanızdayız. Size güveniyoruz.
Pakistan'ın desteği konusunda emin olabilirsiniz" dedi. KKTC'li
üst düzey bir yetkili, Pakistan'ın KKTC'yi tanımasının
gündeme gelmediğini aktararak, ziyaretin somut sonuçlarının
ileride ortaya çıkacağını belirtti. Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca da bunun 'tanınma isteme' ziyareti olarak
algılanmamasını istedi.
Rumlar
hellimi nasıl engelliyor
Talat, Müşerref'e tecride dair bilgi verirken, son dönemde Rumların,
KKTC'nin Arap ülkelerine yönelik hellim satışını engelleme
çabalarını örnek gösterip alıcı ülkeler nezdinde
girişimlerde bulunduğunu anlattı. Pakistan özel sektörünün KKTC
ile ilgilenmesi için harekete geçmesini isteyen KKTC lideri, "Pakistan
dünyanın beşinci büyük süt ürünleri üreticisi. Bizde bu konuda ciddi know-how
var, işbirliği yapabiliriz" önerisi iletti. KKTC lideri turizmde
de işbirliği önerip yetişmiş eleman
kıtlığı olan Pakistan'ın KKTC üniversitelerinin turizm
ve otelcilik bölümlerine öğrenci gönderebileceğini iletti.
Rum sözcü Hristodulos Paşiardis, Pakistan'dan KKTC'yi tanımama
politikasında değişiklik olmadığı güvencesi
aldıklarını söylerken, "Talat bu tür ziyaretlerden zevk
alsa ve ona 'cumhurbaşkanı' denildiğinde duygulansa da, bu,
kendisinin sadece Kıbrıs Türk toplumu lideri olduğu
gerçeğini değiştiremez" dedi.
"Orams Davası"nda KARAR GÜNÜ
KARARIN KKTC LEHİNDE
OLMASI BEKLENİYOR... Kıbrıs sorununu etkileyebilecek önemli
davalardan biri olan "Orams Davası"nın kararı bugün
açıklanacak. İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin, başta KKTC'de ev sahibi
olan İngilizler için çok büyük bir önem taşıyan
kararının KKTC lehine çıkacağı tahmin ediliyor.
Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Orams çiftinin avukatları
güçlü savunmalarıyla mahkemeden Rum tarafının istemi
doğrultusunda bir karar çıkmasını önledi.
DAVA
YETKİLİSİ AVUKAT VAHİB SONUCU DEĞERLENDİRECEK...
İngiltere'de faaliyet gösteren Vahib Avukatlık Bürosu'ndan dava
yetkilisi ve sözcüsü Hasan Vahib İngiliz Yüksek Mahkemesi'nden
çıkacak sonuçla ilgili değerlendirme yapmak için bürodan bir ekibin
yarın akşam saat 19:30'da The Colony Otel'de bir basın
toplantısı düzenleyecek. Hasan Vahib, Cuma günü ise saat 16:00'da
halka açık bir toplantı düzenleyecek.
Kıbrıs sorununu
etkileyebilecek önemli davalardan biri olan "Orams
Davası"nın kararı bugün açıklanıyor. .
İngiliz Yüksek
Mahkemesi'nin, başta KKTC'de ev sahibi olan İngilizler için çok büyük
bir önem taşıyan ve kararının KKTC lehine
çıkacağı tahmin ediliyor.
Güvenilir kaynaklardan
edinilen bilgiye göre, Orams çiftinin avukatları güçlü savunmalarıyla
mahkemeden Rum tarafının istemi doğrultusunda bir karar
çıkmasını önledi.
İngiltere'de faaliyet
gösteren Vahib Avukatlık Bürosu'ndan dava yetkilisi ve sözcüsü Hasan Vahib
İngiliz Yüksek Mahkemesi'nden çıkacak sonuçla ilgili
değerlendirme yapmak için bürodan bir ekibin yarın akşam saat
19:30'da The Colony Otel'de bir basın toplantısı düzenleyecek.
Hasan Vahib, Cuma günü ise
saat 16:00'da halka açık bir toplantı düzenleyecek.
Bu arada, "Orams
Davası"nda karşı tarafin avukatı Konstantis
Kandunas'ın da güneyde Ledra Palas yakınlarındaki Goethe
Enstitüsü'nde yarın saat 11.00'de dava ile ilgili olarak bir basın
toplantısı düzenleyeceği öğrenildi.
Dava nasıl
başladı
Bu dava,
Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in, şu anda KKTC'de Lapta
köyündeki malına, Orams'ların ek inşaat ve havuz yapması
nedeniyle 'evini boşaltmaları, ek inşaatları
yıkmaları ve tazminat ödemeleri' için mahkemeye
başvurmasıyla başladı.
Meletios Apostolides
isimli Rum vatandaşı, KKTC'nin Girne ilçesine bağlı Lapta
bölgesinde 1974'ten önce sahibi olduğu mülke ev inşa ettikleri
gerekçesiyle İngiliz Linda Elizabeth ve David Chrlef Orams aleyhine, Rum
kesiminde dava açmıştı.
Rum mahkemesi,
İngiliz çiftin evi boşaltarak iade etmesi ve tazminat ödemesi yönünde
karar almıştı. İngiliz çiftin, Rum mahkemesinin verdiği
kararı yerine getirmesi ve gerekirse çiftin oradaki malına haciz
konulması amacıyla İngiltere'de de dava açılmış
ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie
Blair, Orams çiftinin savunmasını üstlenmişti.
Orams çiftini Blair'in
eşi savundu
Orams davasında Linda
Elizabeth Orams ve David Charlef Orams çiftini Vahib Avukatlık Bürosu
savundu. Vahib Avukatlık Şirketi, barrister olarak bu davada ünlü bir
ismi kiraladı. Cherie Booth QC. İngiltere Başbakanının
eşi.
Cherie Booth QC dava
süresince Kıbrıs Cumhuriyeti'nin KKTC üzerinde etkili kontrolü
olmadığını ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bir
mahkemesi tarafından verilen kararın KKTC'de
uygulanamayacağını savundu.
Ayrıca, Kuzey
Kıbrıs'ın AB'nin bir parçası olmadığını
da belirten Cherie Booth QC, AB'nin herhangi bir mahkemesinde alınan
kararın KKTC vatandaşlarını
bağlamayacağını da belirtmişti.
Booth QC tek çözümün
Rumların tazmin komisyonu gibi KKTC'de kurulan makamlara müracaatı ya
da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmaları
olduğunu iddia etmişti.
"Orams
davası", KKTC'de 1974'ten önce Rumlara ait mülkler üzerinde
inşaat yapan veya mal satın alan yabancılar için çok önemli bir
emsal teşkil ediyor.
KIBRIS 06/09/06
SOYER'DEN AB'YE
ÇAĞRI... Başbakan Soyer dün, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi
Aydan Karahan, göreve yeni atanan Müsteşarı İbrahim
Yağlı ile Uzman Müşavir Sipahi Recep Özkara'yı kabulünde
yaptığı konuşmada, "Avrupa Birliği, kendi ilkelerine
bağlılık göstermek ve çözüme katkı yapmak istiyorsa,
limanlar üstündeki kısıtlamaların izolasyonlarla birlikte
kaldırılması tavrını desteklemelidir" dedi
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Türkiye'nin açıklamış olduğu, eş zamanlı
olarak limanların açılması ve izolasyonların
kaldırılmasını öngören eylem planına bağlı
olduklarını söyledi.
"Avrupa Birliği,
kendi ilkelerine bağlılık göstermek ve çözüme katkı yapmak
istiyorsa, limanlar üstündeki kısıtlamaların izolasyonlarla
birlikte kaldırılması tavrını desteklemelidir"
diyen Başbakan Soyer, eylem planının yaşama geçmesi için
çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.
Başbakan Soyer dün,
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, göreve yeni atanan
Müsteşarı İbrahim Yağlı ile Uzman Müşavir Sipahi
Recep Özkara'yı kabul etti.
Ziyaret
sırasında yaptığı konuşmada gazetecilerin sorusu
üzerine Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi'nin Türkiye
raporunu değerlendiren Başbakan Soyer, raporda belirtilenler
hakkında Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının
açıklanmış siyaseti olduğuna dikkat çekerek, eylem
planına bağlı olduklarını vurguladı.
Avrupa Parlamentosu
Dışişleri Komitesi tarafından hazırlanan taslak
raporda, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması ve Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi dahil tüm Avrupa Birliği üyelerini
tanınmasının istendiğini belirten Soyer, eylem
planıyla bunların çözülebileceğini, planın Avrupa kültürüne
uygun olduğunu söyledi.
Başbakan Soyer, kabul
edilen raporun, Avrupa Parlamentosu Dış İşleri
Komitesi'ndeki değişik siyasi eğilimlere mensup
milletvekillerinin sonuçta direttiği bir karar olduğunu ifade ederek
şunları kaydetti:
"Ancak burada
açık olan bir hadise vardır; Kıbrıs Türk halkı AB
ilkelerine bağlı bir halktır, Kıbrıs Türk halkı
çözümde eşit taraf olarak AB'de yer almayı istemektedir...
Avrupa Birliği
ilkeleri arasında Kıbrıs'ta çözümü öngören Annan
Planı'nı desteklemek de vardır ve bu onların
kararıdır... Bu karara uymayan, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni gasp
edip işgal eden Rum idaresidir. Bu idare Avrupa Birliği ilkelerine
aykırıdır."
Başbakan Soyer,
AB'nin Kıbrıs Türk halkı üzerindeki tüm izolasyonların
kaldırılması kararı bulunduğunu anımsatarak, bu
kararın yine AB'nin kendi üyeleri tarafından engellendiğini
vurguladı.
İşbirliği-diyalog
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, konuşmasında hükümet olarak Türkiye hükümetiyle her zaman
işbirliği ve diyalog içerisinde olduklarını kaydetti.
TC hükümetiyle birlikte,
Kıbrıs sorununun çözümünde, ekonomik ve sosyal sorunların
aşılmasında ortak politikalar geliştirip ileriye doğru
taşıdıklarını söyleyen Başbakan Soyer, zor ve kritik
dönemlerde büyükelçi ve büyükelçilik yetkilileriyle oldukça önemli
çalışmalar yaptıklarını, birlikte çok önemli görevler
başardıklarını söyledi.
Başbakan Soyer, yeni
atanan Müsteşar İbrahim Yağlı ve Müşavir Özkara ile
birlikte daha önce olduğu gibi çok sıkı diyalog ve
işbirliği içerisinde çalışacaklarına, ortak çıkarları
ileriye götüreceklerine inandığını belirtti.
Yeni atanan
Yağlı ve Özkara'ya başarılar dileyen Başbakan Soyer,
önemli olanın, Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye'nin
çözüm sürecinde ortak çıkarlarını birlikte ileriye götürmek
olduğunu belirtti.
Karahan'ın
konuşması
Büyükelçi Karahan
yaptığı konuşmada, ziyaretin amacının
Müsteşar İbrahim Yağlı ve Uzman Müşavir Özkara'yı
Başbakan Soyer'e tanıştırmak olduğunu söyledi.
KKTC ve Türkiye'nin
çıkarlarına hizmet etme ve KKTC hükümetine destek olmaya
çalıştıklarını ifade eden Büyükelçi Karahan, "Hem
Kıbrıs sorununun üstesinden gelmek, hem de Kıbrıs Türkü'nün
mutluluk ve refahına katkıda bulunmak istiyoruz" dedi.
KIBRIS 06/09/06
TÜRKİYE'YE,
LİMANLARI AÇ, KIBRIS'I TANI ÇAĞRISI... AP Dışişleri
Komisyonu, Hollandalı Parlamenter Eurlings tarafından hazırlanan
Türkiye raporunu önceki akşam oylayarak kabul etti. Oylama sonucunda,
rapora Türkiye aleyhine daha sert ifadelerin yer aldığı
paragraflar eklendi. Raporda, Türkiye'nin limanlarını
Kıbrıs Rum gemilerine açması talebinde bulunurken, Türkiye'nin,
"Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB üyelerinin
tanınması, müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır"
deniliyor
"AB, KIBRISLI
TÜRKLERE VERDİĞİ SÖZLERİ TUTMALI"... Karma Parlamento
Komisyonu Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter Lagendijk,
"raporun dilini ağır bulduğunu" söyledi.
Hollandalı parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP'nin
Türkiye ile müzakerelerin askıya alınabileceği
mesajını vermemesi gerektiğini ifade etti. Lagendijk, AB'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de yerine getirmesi
çağrısında bulundu
Avrupa Parlamentosu (AP)
Dışişleri Komisyonu, Hollandalı Parlamenter Camiel Eurlings
tarafından hazırlanan Türkiye raporunu önceki akşam oylayarak
kabul etti. Oylamada, 52 parlamenter "evet", 6 parlamenter
"hayır" ve 8 parlamenter de "çekimser" oy
kullandı.
Komisyonda yapılan
oylama sonucunda, rapora Türkiye aleyhine daha sert ifadelerin yer
aldığı paragraflar eklendi.
Raporda, Türkiye'nin
limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açılması talebinde
bulunurken, Türkiye'nin, "Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB
üyelerinin tanınması, müzakere sürecinin zorunlu
parçasıdır" deniliyor.
Dışişleri
Komisyonu'nda önceki akşam yapılan oylamada kabul edilen bir
değişiklik önergesiyle, Türkiye'nin tam üyelik öncesi sözde Ermeni
soykırımını tanıması yolunda Avrupa Parlamentosu
tarafından daha önce yapılan çağrı yinelendi.
Kabul edilen
değişiklik önergeleriyle, Türkiye aleyhine sertleştiği
gözlenen raporda, ayrıca yine Yunan ve Rum parlamenterlerin önerisiyle
Türkiye'nin, sözde Ermeni soykırımı dışında
"Pontuslu Rumlara ve Süryanilere de soykırım
yaptığı" iddia edildi.
Bu arada, Yeşil grup
parlamenterleri Joost Lagendijk ve Cem Özdemir'in sunduğu ve kabul edilen
bir değişiklik önergesiyle Türkiye'de üniversitelerdeki türban
sorununa bir çözüm bulunması çağrısında bulunuldu.
Kabul edilen
değişiklik önergeleriyle, "Türkiye topraklarında
yaşayan farklı azınlıklara yapılan hak ihlallerinin,
tam üyelik hedefine uygun olmadığı" görüşü öne
sürüldü. Oylamanın ardından A.A muhabirinin sorularını
yanıtlayan Türkiye raportörü Camiel Eurlings, Türkiye'nin dostu
olduğunu ve bu raporun Türkiye'nin demokratikleşme yolunda adım
atması için hazırlanmış olumlu bir rapor olduğunu
söyledi.
Hollandalı
parlamenter, kabul edilen değişiklik önergelerinin, raporunun ruhunu
çok fazla değiştirmediğini ve genel olarak sonuçtan memnun
olduğunu ifade etti.
Raporda, bölücü terör
örgütü eylemlerinin sert biçimde kınandığını kaydeden
Eurlings, "PKK terörü kesinlikle hoş görülemez ve haklı
çıkartılamaz. Bu rapor, teröre kesinlikle müsamaha
etmeyeceğimizi gösteriyor" diye konuştu.
Hollandalı
parlamenter, bununla birlikte, terörün önlenmesi konusunda Güneydoğu
Anadolu'daki seçilmiş kişilerin muhatap alınarak bu sorunun
çözülmesini arzu ettiklerini söyledi.
Dışişleri
Komisyonu'nda kabul edilen ve bağlayıcı niteliği olmayan
tavsiye niteliği taşıyan taslak rapor, Strasbourg'da Avrupa
Parlamentosu'nun 25-28 Eylül'de yapacağı genel oturumda nihai olarak
oylanacak.
Barroso'dan
soykırım iddialarını tanıma koşuluna sert tepki
Avrupa Birliği
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne üyeliğinde, Ermeni soykırımı
iddialarını tanıma koşulunun getirilmesini
reddettiğini açıkladı.
Barroso,
soykırım iddialarını tanıması konusunda Türkiye'ye
emrivaki yapılamayacağını söylerken, bu konudaki
tartışmaların zorluğu üzerinde durarak, Türkiye'ye ek bir
koşul getirilemeyeceğini belirtti.
Lagendijk:
Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütleri yerine getirmemiz gerekir
Oylamadan önce
konuşan Eurlings, Türkiye'de reformların uygulanmasında gecikme
olduğunu belirterek, AP'nin bu raporla, Türkiye'ye ciddi bir mesaj vermesi
gerektiğini söyledi.
Karma Parlamento Komisyonu
(KPK) Eşbaşkanı Hollandalı parlamenter Joost Lagendijk de
yaptığı konuşmada, "raporun dilini ağır
bulduğunu" söyledi.
Hollandalı
parlamenter, özellikle Kıbrıs konusunda AP'nin Türkiye ile
müzakerelerin askıya alınabileceği mesajını vermemesi
gerektiğini ifade eti.
Lagendijk, AB'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik taahhütlerini de yerine getirmesi çağrısında
bulundu.
Liberal grup adına
konuşan İngiliz parlamenter Andrew Duff da konuşmasında,
Avrupa'nın modern ve demokratik bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu
belirterek, Türkiye'nin savunma ve güvenlik alanında Avrupa'nın
istikrarı için oynadığı rolün gözardı edilmemesi
gerektiğini kaydetti.
AP
dışişleri komisyonuna sunulan 300'den fazla değişiklik
önergesinin oylanmasının geceyarısını bulması
bekleniyor.
Türkiye raporu,
dışişleri komisyonunun ardından eylül ayı sonunda
Strasbourg'da genel kurul oturumunda nihai olarak bir kez daha oylanacak.
Bozkır: Rapor,
Türkiye AB ilişkilerine
zarar verecek
unsurları taşıyor
Türkiye'nin AB nezdindeki
Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır, AP Dışişleri
Komisyonu'nda kabul edilen raporun, Türkiye ve AB arasındaki ilişkilere
zarar verecek unsurlar taşıdığını söyledi.
Bozkır,
Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilen metnin, Türkiye ve AB
arasındaki ilişkilere katkıda bulunur bir durumda
olmadığını ifade etti.
Önceki akşam
yaklaşık 300'ü aşkın değişiklik önergesinin
oylandığını hatırlatan Bozkır,
"Oylamanın sonucunu daha dikkatli değerlendireceğiz, ancak
görülen o ki dışişleri komisyonu üyeleri daha önce
yaptığımız uyarıları dikkate almış
gözükmüyorlar" diye konuştu.
Karma Parlamento Komisyonu
(KPK) Eşbaşkanı Joost Lagendijk de, A.A muhabirine
yaptığı açıklamada, bu akşamki oylamanın
sonucundan memnun olmadığını ifade etti.
Değişiklik
önergeleriyle Ermeni konusunun da daha sert ifadelerle metinde yer
aldığını kaydeden Lagendijk, Kıbrıs konusunda
eklenen önergelerin de kendisini memnun etmediğini belirtti.
Parlamentonun Yeşil
grup üyesi Türk asıllı Alman parlamenter Cem Özdemir de
yaptığı açıklamada, Ermeni konusunda da parlamentonun
farklı bir yaklaşım getirmediğini belirtti.
Cem Özdemir şöyle
konuştu:
"Şunu unutmamak
gerekir. Çek Cumhuriyeti AB'ye girmek istediğinde Almanya, Çek
Cumhuriyeti'nin 2. Dünya Savaşı'ndan sonra kovulan Almanlarla ilgili
kararın geri alınmasını ön şart olarak istemişti.
Çek Cumhuriyeti hiçbir zaman bu kararı geri almadı ve buna
rağmen AB'ye girdi ve bugün de üyesi. Demek ki bu tür kararları biraz
da siyasi kararlar olarak yorumlamak gerek. Bence Türkiye AB'ye giden
inişli çıkışlı yoldan şaşmadan devam
etmeli."
Taslak rapor
Taslak raporda,
Türkiye'den, reform süreci, özellikle ifade özgürlüğü, dini haklar ve
azınlık hakları, sivil-asker ilişkileri, kadın
hakları, sendikalar, kültürel haklar, yargının
bağımsızlığı ve reformların
uygulanmasının hızlandırılması isteniyor.
Hükümetin hazırladığı 9. reform paketinin memnuniyetle
karşılandığı ifade edilen raporda, yeni terörle
mücadele yasasının temel hak ve özgürlükleri
kısıtlayıcı unsurlar içermemesi talep ediliyor.
"Hükümet
yetkilileriyle, askeri personel ve güvenlik personeline ayrıcalık
yapılmadan yargı önünde herkese eşit muamele
yapılması" istenen raporda, Türk Ceza Kanununda "keyfi
yorumlamaya uygun olduğu" öne sürülen 216, 277, 288, 301, 305 ve 318.
maddelerin değiştirilmesi çağrısında bulunuluyor.
Taslak raporda, terör
örgütü PKK sert bir dille kınanırken, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın geçen yıl yaptığı
"cesaretlendirici açıklamanın ardından Türk hükümetinin
Kürt sorununa demokratik çözüm araması" çağrısına yer
veriliyor. Raporda, eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya'nın
görevden alınmasının "derin endişe
kaynağı" olduğu ifade edilirken, Şemdinli
olaylarından sonraki gelişmelerin "Türk toplumunda ordunun
rolünün yeniden canlandığını değil, devam
ettiğini gösterdiği" ileri sürülüyor.
Yüzde 10 olan seçim
barajının indirilmesi istenen raporda, bu sayede TBMM'de daha
geniş temsil sağlanacağı görüşü savunuluyor.
AB yolunda yapılan
reformları yansıtacak yeni bir anayasaya ihtiyaç olabileceği
görüşüne yer verilen raporda, Danıştay'a yapılan
saldırı da şiddetle kınanıyor.
Raporun "İnsan
Hakları ve Azınlıkların Korunması"
başlığı altında, AP'nin son raporundan bu yana dini
özgürlükler bağlamında ilerleme sağlanmamış
olmasından "esef duyulduğu" ifade edilirken, Türkiye'ye
dini azınlıkların ruhbanlarını eğitmede ve mülk
edinmede karşılaştıkları sorunları ortadan
kaldırması çağrısı yapılıyor.
Raporda, Alevilerin
tanınması ve korunması istenirken, cem evlerinin de dini
merkezler olarak tescil edilmesi, dini eğitimin gönüllülük esasına
göre düzenlenmesi ve sadece Sünni inancını yansıtmaması
gibi talepler yer alıyor.
"Güneydoğu"
başlığı altında terör örgütü PKK'nın
saldırılarını yoğunlaştırmasının
şiddetle kınandığı raporun taslağında,
terörle mücadelesinde Türkiye ile dayanışma içinde olunduğuna
vurgu yapılıyor. Raporda, Türkiye'ye "koruculuk sistemini
lağvetmesi", "Kürt sorununa demokratik çözüm araması",
"gözaltı ve tutuklamalarda Avrupa standartlarını
uygulaması" gibi çağrılarda bulunuluyor.
"Modern, demokratik
ve laik Türkiye, medeniyetlerin birbirini daha iyi anlamasında
yapıcı rol oynayabilir" denilen taslak raporda, Ermenistan ile
diplomatik ve iyi komşuluk ilişkilerinin
başlatılmasında Türkiye'nin ön koşulsuz olarak gerekli
adımları atması ve bu ülkeyle sınır
kapısını bir an önce açması isteniyor. Türkiye'nin
limanlarını Rum gemilerine açması da talep edilen raporda,
"Kıbrıs (Rum kesimi) dahil tüm AB üyelerinin
tanınması, müzakere sürecinin zorunlu parçasıdır"
deniliyor.
KIBRIS 06/09/06
Magos, KKTC'den dönerken
Ledra Palace Rum barikatında Türkçe öğrenmesinde kendisine
yardımcı olacağını düşünüp satın
aldığı birçok dergiye Rum polisi ve gümrük
memurlarının el koyduğunu, ardından ifade vermek için Baf
Polis Karakolu'na çağrıldığını ve 45 dakika
burada ifade verdiğini anlattı. Magos, polisin Kuzey Turizm, Tourism
Monthly ve North Cyprus Magazine dergilerine el koyarken, bu dergilerde
"Rumlara ait mülklerin reklamının
yapıldığı" iddialarının öne
sürüldüğünü, halbuki yine beraberinde taşıdığı ve
daha fazla reklam içeren Türk gazetelerine ise ses
çıkarılmadığını belirtti.
Magos, Rum polisinin
elinde bulundurduğu 9 Kıbrıs Türk dergisine el koyduğunu da
açıkladı, bu anlamsız el koymalardan duyduğu öfkeyi dile
getirdi.
KIBRIS 06/09/06
EK PROTOKOLÜN
UYGULANMAMASI AB'NİN İTİBARINI SARSAR... AP Türkiye raportörü
Eurlings, Gümrük Birliği'nin 25 AB ülkesini kapsayacak şekilde
genişletilmesini öngören Ek Protokol'ün Türkiye tarafından
uygulanmamasının, AB kurumlarının itibarının
sorgulanmasına neden olacağını savundu.
Eurlings,
Kıbrıslı Türkler'le ticari ilişkilerin
geliştirilmesinden yana olduğunu belirtti ve bunun için gerekli
düzenlemelere destek verdi
Avrupa Parlamentosu (AP)
Türkiye raportörü Camiel Eurlings, Gümrük Birliği'nin Avrupa
Birliği'nin 25 ülke ülkesini kapsayacak şekilde genişletilmesini
öngören Ek Protokol'ün Türkiye tarafından uygulanmamasının, AB
kurumlarının
itibarının sorgulanmasına neden olacağını
savundu.
AP
Dışişleri Komisyonundan dün oylanarak kabul edilen Türkiye
raporuyla ilgili dün basın toplantısı düzenleyen Eurlings, Ek
Protokol ile birlikte Kıbrıslı Türkler'e yönelik izolasyonlara
da dikkati çekerek, Kıbrıslı Türkler'le ticari
ilişkilerin
geliştirilmesinden yana olduğunu belirtti ve bunun için gerekli
düzenlemelere destek verdi.
Kabul edilen
değişikliklerin, "raporun ruhunu çok fazla
değiştirmediğini" ifade eden Eurlings, bununla birlikte
raporun "tonunun sertleştiğini" kabul etti ve
"Türkiye'ye daha olumlu bir mesaj vermek isterdim" diye konuştu.
Sözde Ermeni
soykırımının AB üyeliğinden önce Türkiye
tarafından tanınmasına ilişkin dün kabul edilen
değişiklik önergesiyle ilgili bir soru üzerine Hollandalı
parlamenter, bu konunun AB üyeliği için bir kriter olarak getirilmesini
istemediğini belirtmekle birlikte, Türkiye'nin sözde
soykırımı tanınmasının "gerekliliğinden"
söz etti.
Türkiye'de demokratik
reformlar konusunda bir yavaşlama gözlendiğini savunan Eurlings,
bunun "üzüntü verici olduğunu" söyledi.
KIBRIS 06/09/06
Talat
Pakistandan döndü
|
NTV
Güncelleme: 10:33 TSİ 07 Eylül 2006 Perşembe
İSTANBUL - İki günlük ziyaretin ardından akşam
saatlerinde uçakla Pakistandan İstanbula gelen KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ziyaretiyle ilgili basın toplantısı düzenledi.
Pakistanın Cumhurbaşkanı
olarak resmi davet ile gittiği ilk ülke olduğunu söyleyen Talat, son
derece yararlı görüşmeler yaptıklarını belirtti.
Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref ve üst düzey hükümet
yetkilileriyle görüştüklerini belirten Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
Türklerinin mücadelesine koşulsuz destek sözü aldıklarını
ve ekonomik işbirliğini arttıracak adımlar attıklarını
söyledi.
Ciddi bir tecrit altında olduklarını da ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat sadece Pakistanın değil tüm
dünyanın desteğini beklediklerini belirtti.
Rumlar
mülk davasına tepkili
Kuzey Kıbrıstaki eski Rum arazisine ev inşa ettikleri
için Rum kesiminde tazminat ödemeye mahkum edilen İngiliz Orams çiftinin,
İngiliz Yüksek Mahkemesine taşınan davayı kazanması,
Rum tarafında soğuk duş etkisi yarattı.
NTV
Güncelleme: 14:25 TSİ 07 Eylül 2006 Perşembe
LEFKOŞA - Politis gazetesi, kararla KKTCde Rum
mallarının satışının yasal hale geldiğini
yazdı. Alitihia gazetesi, Orams davasında karar tersine çevrilmezse
yıkıcı sonuçlar doğuracak
başlığını kullanırken, İngiltere
gaspçılara arka çıktı manşetiyle çıkan Fileleftheros
gazetesi, mahkemenin siyasi bir karar aldığını savundu.
Hukukçuların görüşlerine de yer veren gazeteler, davanın
önce temyize ardından da Adalet Divanına götürülmesi gerektiği
üzerinde birleşti.
Basının aksine, İngiliz mahkemesinin Kuzey Kıbrısta
kalan Rum mallarını Kıbrıs Cumhuriyeti toprağı
olarak nitelendirdiğine vurgu yapan Rum yönetimi hükümet sözcüsü ise,
davanın Adalet Divanına götürüleceğini açıkladı.
Mülk davası İngiliz basınında
7 Eylül, 2006 14:18:00 (TSİ) CNN TURK
İngiliz David -
Elizabeth Orams çiftinin KKTC'deki evleriyle ilgili bir Rum vatandaşı
tarafından İngiliz Yüksek Mahkemesi'nde açılan davayı
kazanmaları, İngiliz basını tarafından 'aynı
durumdaki binlerce kişiye rahat nefes aldırtan bir gelişme'
olarak yorumlandı.
Daily Mail:
Daily Mail gazetesi, 'İngiliz çifti, Kıbrıs Türk
tarafında evi olan herkes adına zafer kazandı'
başlığını kullanırken, ilk olan bu dava sayesinde
benzeri durumdaki kişilerin de haklarını garanti altına
alabildiklerini vurguladı.
The Daily Telegraph:
The Daily Telegraph gazetesi de, kararın sadece Orams çifti
açısından değil, bölgeye yatırım yapmaya
hazırlanan İngilizler için de önem
taşıdığına dikkati çekti.
Gazete, Orams çiftinin KKTC'deki emlak simsarları, davacı Rum Meletis
Apostolides'in de aynı durumdaki bazı Rumlar tarafından maddi
olarak desteklendiklerine dair spekülasyonlara da yer verdi.
Guardian:
Guardian gazetesi, Oram davası haberine yarım sayfa ayırdı.
Orams'ları dava boyunca temsil eden Cherie Blair'e yönelik tepkilere
dikkat çekilen haberde, Rum Meletis Apostolides'in kararı temyiz etmeye
hazırlandığı kaydedildi.
Kararın KKTC'de kutlamalara yol açtığına, ayrıca
KKTC'de ev sahibi olan 6 bin İngilizin de kararı büyük sevinçle
karşıladığına dikkat çekilen haberde, "Orams
çifti davayı kaybetseydi, istenen tazminatı ödeyebilmek için
Sussex'deki evlerini satmak zorunda kalabilecekti" denildi.
Davanın gelişimi
Kıbrıs Rum kesimi vatandaşı Meletis Apostolides, KKTC'deki
toprağı üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle, İngiliz
Orams çifti aleyhine Kıbrıs Rum kesiminde dava açmış ve bu
davayı kazanmıştı.
Ancak İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin yargıcı, Kıbrıs Rum
kesiminde alınan bu kararın İngiltere'yi
bağlamayacağı hükmüne vardı. Yargıç, Rum mahkemesince
alınan bir kararın İngiltere'de geçerli olamayacağına
hükmetti.
Rum tarafı, benzer durumlar için hem Türkiye hem de KKTC aleyhine
başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olmak üzere tüm Avrupa
mahkemelerinde mülkiyet davaları açıyordu.
Rumlar, Linda ve David Orams aleyhine, 1974 öncesinde bir Ruma ait arsayı
gasp ettiği gerekçesiyle dava açmıştı. Orams'ın
evlerinin yıkılmasına ve tazminat ödemelerine de
hükmedilmişti.
Almanya'nın Kıbrıs
kararlılığı
Gül: ''Problemleri konuşarak çözebileceğimize
inanıyorum''
7 Eylül, 2006 13:12:00 (TSİ) CNN TURK
Almanya
Dışişleri Bakanı Walter Steinmeier,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
başlattıkları 'Kültürlerarası Diyalog ve Anlayış
için Ernst Reuter Girişimi' için İstanbul'da. Alman Bakan, AB dönem
başkanlığı öncesinde özellikle Kıbrıs'ın
yaratacağı sıkıntılar konusunda yoğun bir
çalışma içinde olduklarını söyledi.
İki bakan, Kültürlerarası Diyalog Konferansı
öncesinde Çırağan Sarayı'nda bir basın toplantısı
düzenledi.
Walter Steinmeier, 2007'nin ilk yarısında Avrupa Birliği'nin
dönem başkanlığını üstlenecek olan Almanya'nın
Kıbrıs sorunu ve limanların Rumlara açılması konusunda
yaşanan sıkıntılara karşı yoğun bir
çalışma içinde olduklarını söyledi.
Steinmeier, "engelleri aşmak için birlikte
çalışacağız. Türkiye bu konuda katkılarını
sürdürecek. Biz de şekil olarak ortaya çıkacak engellere takılmama
konusundaki kararlılığımızı
sürdüreceğiz" dedi.
Gül: "Problemler konuşarak çözülür"
Dışişleri Bakanı Gül de, 'Türkiye - AB süreci kapanacak,
tren kazası olacak' gibi görüşleri daima öne çıkarmanın
negatif bir enerji verdiğini söyledi.
Gül, "önemli olan düz asfalt yolda yürümek değildir. Bu yolun
inişli çıkışlı yol olduğunu her zaman söyledim.
Problemleri konuşarak çözebileceğimize inanıyorum" dedi.
Lübnan'a asker gönderme
Walter Steinmeier basın toplantısında Lübnan'a asker gönderme
konusuna da değindi.
Steinmeier, ''ben, TBMM'nin birkaç gün önce, Türkiye'nin Lübnan'daki hala
hassas olan ateşkesin sağlamlaştırılmasına
katkıda bulunmak amacıyla onay vermesini memnuniyetle
karşıladım" dedi.
Steinmeier, ''biz, siyaset, siyasetçiler olarak da bu girişimin temelini
sağlamak istiyoruz. Biz de kısa sürede Almanya'da bir karar
vereceğiz'' diye konuştu.
Cherie
İngilizlere nefes aldırdı
LONDRA (A.A)
İngiliz
David-Elizabeth Orams çiftinin KKTC'deki evleriyle ilgili bir Rum
vatandaşı tarafından İngiliz Yüksek Mahkemesinde
açılan davayı kazanmaları, İngiliz basını
tarafından "aynı durumdaki binlerce kişiye rahat nefes
aldırtan bir gelişme" olarak yorumlandı.
Daily Mail gazetesi, "İngiliz çifti,
Kıbrıs Türk tarafında evi olan herkes adına zafer kazandı"
başlığını kullanırken, ilk olan bu dava sayesinde
benzeri durumdaki kişilerin de haklarını garanti altına
alabildiklerini vurguladı.
The Daily Telegraph gazetesi de, kararın sadece Orams çifti
açısından değil, bölgeye yatırım yapmaya
hazırlanan İngilizler için de önem
taşıdığına dikkati çekti. Gazete, Orams çiftinin
KKTC'deki emlak simsarları, davacı Rum Meletis Apostolides'in de
aynı durumdaki bazı Rumlar tarafından maddi olarak
desteklendiklerine dair spekülasyonlara da yer verdi.
Guardian gazetesi, Oram davası haberine
yarım sayfa ayırdı. Orams'ları dava boyunca temsil eden
Cherie Blair'e yönelik tepkilere dikkat çekilen haberde, Rum Meletis
Apostolides'in kararı temyiz etmeye hazırlandığı
kaydedildi.
Kararın KKTC'de kutlamalara yol açtığına, ayrıca
KKTC'de ev sahibi olan 6 bin İngiliz'in de kararı büyük sevinçle
karşıladığına dikkat çekilen haberde, "Orams
çifti davayı kaybetseydi, istenen tazminatı ödeyebilmek için
Sussex'deki evlerini satmak zorunda kalabilecekti" denildi.
HURRIYET 07/09/06
KKTC'nin zaferi
Kıbrıslı Rum Apostolides, KKTC'de kalan arazilerini
işgal ettikleri gerekçesiyle İngiliz Orams çifti aleyhine Londra'da
açtığı davayı kaybetti. Karar, KKTC'deki İngiliz mülk
yatırımlarının önünü açtı
NEVSAL ELEVLİ Londra
Kıbrıs Rum Kesimi vatandaşı Meletios Apostolides'in,
KKTC'de kalan arazisi üzerine ev inşa ettikleri gerekçesiyle İngiliz
Linda ve David Orams çifti hakkında Ru