Koridor açıldı ama Rumlara değil



Uçakların bir yerden bir yere giderken kullanmak zorunda oldukları hava koridorlarının acayip isimleri var.
Bunun da adı Okesa-Bergo. Türkiye'nin kontrolünde bulunan bir Ege hava koridoru.
Türkiye Okesa-Bergo'yu (Bergo Bergama'dan geliyor) Yunanistan'la ilişkilerin had safhada kötü olduğu 1974 yılında kapattı ve 20 yıla yakın bir süre kapalı tuttu. Bir buçuk yıl kadar önce de uluslararası hava trafiğine açtı. Kıbrıs'a uçan uçaklar ve Kıbrıs kayıtlı uçaklar hariç.
Bir buçuk ay kadar önce koridor Kıbrıs'a uçan uçaklara da açıldı. Ama gene birkaç önemli istisnayla: Kıbrıs kayıtlı uçaklar bu koridoru kullanamaz. Kıbrıs'ın güneyinden kalkan uçaklar bu koridoru sadece transit amaçlı kullanabilir. Yani, İngiliz Havayolları BA Larnaka'dan Londra'ya uçarken bu hattı kullanıp (rüzgârın nereden estiğine bağlı olarak) yolunu yarım saat ile bir saat arasında kısaltabilir. Ama Larnaka'dan kalkıp direkt İstanbul'a uçamaz. Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'nin resmi havayolu Cyprus Airways ise bu koridoru kullanarak ne Avrupa'ya uçabilir ne de herhangi bir Türkiye havalimanına.

Türkiye'den ret cevabı
Okesa-Bergo, Türkiye ile Yunanistan arasındaki güven ortamının bozulması sonucunda kapanmıştı. Düzelmesi sonucunda açıldı.
Bunun, Türkiye'nin Avrupa Birliği bağlamında Kıbrıs uçak ve gemilerine Türk liman ve havalimanlarını açmasına bir üvertür teşkil etmesi gibi bir yönü yoktur.
Bu, konuyu çok yakından bilen bir yetkiliye göre, "Hiçbir şekilde söz konusu değil."
Nitekim koridor ilk açıldığında Cyprus Airways Larnaka-Moskova hattında bu koridoru kullanmak için başvurdu ama Türkiye'den ret cevabı aldı.
Ankara'nın kararı Kıbrıslı Rumların durumunu olduğundan daha kötü bir hale getirmektedir. Şu nedenle: Bu koridor onu kullanmayanlara oranla kullananlara bir avantaj sağlıyor.
Eskiden Larnaka'dan kalkan bir uçak batıya yönelip sonra Yunanistan üzerinden kuzeye çıkıyordu. Şimdi direkt kuzeye doğru gidebiliyor. Bir uzmandan öğrendiğime göre, bu, şirketlere havada yarım saat tasarruf sağlıyor.

Türkiye kazançlı çıkar
Uzmanın sözleriyle: "Havadaki bir saat maliyeti 5.000 dolardır. Her gün uçan bir havayolu için bu ayda en az 150.000 dolar, yılda 1.8 milyon dolar tasarruf demektir. Kâr marjlarının çok sıkışık olduğu bu sektörde bu oldukça önemli bir tasarruftur. Rakiplerinin sahip olduğu bu fiyat avantajı normal şartlarda bu Cyprus Airways'i çökertir."
Limanları Rumlara açmak esasında önemsiz bir konudur. Açılsa yolcu ve yük trafiği açısından kazançlı çıkacak olan Türkiye'dir.
Ama hükümet, Avrupa Birliği müzakereleri yönünden olumsuz etkilense bile, bu konuda taviz vermemeye kararlı. Çünkü seçimlerin arifesinde rakiplerinin eline koz vermek istemiyor.

METIN MUNIR MILLIYET 25/03/06

 

Rum polisi: Erdal burada değil

Kıbrıs Rum Polisi, Belçika’dan kaçtığı iddia edilen terörist Fehriye Erdal’ın “Larnaka’da olduğuna dair belirti veya bilgi bulunmadığını” açıkladı.

 

NTV

Güncelleme: 14:38 TSİ 25 Mart 2006 Cumartesi

LARNAKA - Rum basınına göre, güvenlik güçleri, “Gerek Türkiye, gerekse Belçika’daki İnterpol’e, Fehriye Erdal’ın Güney Kıbrıs’ta bulunduğuna dair iddiaları doğrulayacak herhangi bir kanıt bulunmadığı yönünde mesaj gönderdi.

Rum Polis Sözcüsü de, “Fehriye Erdal’ın Larnaka’da bulunduğuna dair belirti veya başka bir bilgi olmadığını” kaydetti. Rum basını, Rum polisinin, Türk makamlarından daha fazla bilgi talep etmeye hazırlandığını yazdı.

Rum yalanının belgesi

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Rum lider Tasos Papadopulos’un 28 Şubat’ta Paris’te yaptıkları görüşme sonrasında yalan söylediğini, Maraş’ın Rumlara iadesi, Türk askerinin adadan çekilmesi gibi konularda anlaşmaya varmadıklarını, aksine masaya Türkiye’nin eylem planını koyduğunu açıkladı.

Annan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a gönderdiği resmi belgede, Rum liderin söyledikleri ile yaptıklarının birbirini tutmaması nedeniyle Kıbrıs’ta yeni görüşmeler başlatmayı düşünmediğini vurguladı. Annan, yardımcısı İbrahim Gambari imzalı belgede, Rum lideri resmen yalanladı.

Papadopulos, Paris’teki görüşmenin ardından basına, "Genel Sekreter ile Maraş’ın Rumlara iadesi, adanın askersizleştirilmesi, mayınların temizlenmesi ve askeri birliklerin sınır hattından çekilmesi konularında anlaştık, bunlara Türkler de onay verdi, teknik komitelerde adada ele alacağız" demişti. Türkiye, ABD ve KKTC’yi şoke eden açıklamanın ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Annan’ı telefonla arayarak ’izahat’ istedi. Gül ve Talat ile ayrı ayrı telefon konuşması yapan ve iddiaları yalanlayan Annan, ayrıca Papadopulos ile görüşmenin içeriğini de yazılı olarak KKTC Cumhurbaşkanı Talat’a iletti. Mektuptaki görüşme tutanağı şöyle:

Papadopulos: Maraş’ın iadesi, adanın askersizleştirilmesi, askerin sınırlardan çekilmesi, mayınların temizlenmesi konularında anlaştık. Türkler de onay verdi. Adada teknik komitelerde ele alınacak.

Annan:Bu konular teknik komitelerde ele alınmayacak. Anlaşma olmadı, Magosa konusunu dile getirdik ama Türkiye’nin eylem planı çerçevesinde KKTC’ye uygulanan ambargoların kaldırılması çerçevesinde görüşüldü.

Papadopulos: Türkiye’nin eylem planı görüşülmedi.

Annan: Papadopulos’a, Türkiye’nin eylem planını AB yükümlülüklerinden kaçmak için ortaya attığı şeklinde düşünmemesini, dikkate almasını söyledim.

Papadopulos: BM bize güveniyor, yeni girişimi teknik görüşmelerle başlattı.

Annan: Teknik görüşmeler BM’nin yeni Kıbrıs görüşmeleri anlamına gelmez. Söylenenler ile yapılanlar birbirini tutmuyor. Annan planından vazgeçmedik, ayrıca Papadopulos, istediğimiz planda değişiklikler listesini hala vermedi.

HURRIYET 25/03/06

Hava sahası polemiği

25/03/2006

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, AB'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmasını beklediği Türkiye'nin Rum Yönetimi'ne 'iyi niyet' yaklaşımı olarak hava sahasını açması için Ankara ile birkaç ay önce mutabakata vardıklarını ileri sürdü. "Zamanlamasını Türkiye ne zaman yapar, nasıl yapar o ayrı bir hikâye ama yapılmasında hemfikir olduğumuz bir adımdır" dedi.
Ama KKTC'yi ziyaret eden Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, ve Türk Dışişleri bunu yalanladı. Dışişleri, Denktaş'ın bahsettiği mutabakatın da Türkiye'nin KKTC'ye tecridin kaldırılması karşılığı ortaya konulan yeni eylem planının 2. maddesi uyarınca hava sahasının açılması olduğunu kaydetti. Denktaş da Ankara'yı telefonla arayıp yanlış anlaşıldığını iletti.
Rum Kesimi'ne giden yabancı havayollarına Türk hava sahası zaten açık. Sağlandığı söylenen mutabakatın ise Rum Havayolları'nı kapsadığı belirtiliyor. Rum sözcüsü Yorgos Lillikas ise, "Türkiye böyle bir adım atarsa AB'ye yükümlülüklerini yerine getirmediğini doğrular" diye konuştu.

 

BM'den Tassos'a "şamar"

KIBRIS, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gönderdiği ve Türk tarafında memnuniyet yaratan mektubu ele geçirdi

BM'den Tassos'a "şamar"


RUM TEZLERİ ÇÜRÜTÜLDÜ... Annan'la Papadopulos arasında, 28 Şubat'ta Paris'te gerçekleşen ve üzerinde çeşitli spekülasyonlar yapılan görüşmenin içeriğinin anlatıldığı mektupta, Rum yönetiminin tüm tezleri açık bir dille çürütülüyor. Siyasi gözlemciler, Rum yönetiminin Kıbrıs konusunda dünyayı kandırma çabaları çerçevesinde ortaya koyduğu tüm argüman ve söylemleri "yalanlar" nitelikteki BM mektubunun "Rum'a şamar" niteliği taşıdığı yorumunda bulundular

PAPADOPULOS "ÖNCELİKLERİNİ" SUNMADI... Rum yönetiminin  "Önceliklerimizi Annan'a sunduk" şeklindeki açıklaması, BM mektubuyla yalanlanıyor. Mektupta 'Sn. Papadopulos önceliklerini sunmadı' diye açık bir ifade yer alıyor. Siyasi gözlemciler, BM mektubuyla, Rum yönetiminin bu yönde yapmış olduğu açıklamanın tamamen gerçek dışı olduğunun ortaya çıktığına dikkat çekiyor

TEKNİK KOMİTELERE DE YALANLAMA... BM mektubuyla, Rum yönetiminin teknik komitelerle ilgili açıklama ve yaklaşımlarının da doğru olmadığı anlaşılıyor. Mektupta "teknik görüşmelerin Sn. Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu çerçevesindeki görüşme sürecinin yerini tutamayacağı"nın altı çiziliyor.  Siyasi gözlemcilere göre bu ifadeler de "Rum tarafının, teknik komitelerin kapsamlı çözüm çerçevesinde çalışacağı iddiasını da çürütmektedir" şeklinde değerlendiriliyor

MARAŞ VE ASKERSİZLEŞTİRMEDE DE ÇUVALLADILAR... Rum yönetimi sözcüleri ve Papadopoulos'un, teknik komitelerin, askersizleştirme ve Maraş gibi, sadece kapsamlı çözüm çerçevesinde ele alınabilecek konuları da görüşeceği yönündeki iddialar BM mektubuyla çürütülüyor. Mektupta, Maraş ve askersizleştirme konularının "teknik komitelerle bağdaştırmaksızın, tarafların üzerinde anlaşacağı zaman ve şekilde olmak kaydıyla, kapsamlı bir çözüme yönelik ilerleme sağlanabilmesi için"  görüşülebileceği belirtiliyor

ANNAN, TALAT'LA GÖRÜŞMEK İSTİYOR...BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşme isteğini de söz konusu mektupla ortaya koydu.  Annan,  Cumhurbaşkanı  Mehmet Ali Talat'a kapsamlı bir çözüm bulunması yönündeki kararlılığından ötürü duyduğu memnuniyeti bir kez daha vurgulayarak, kendisiyle görüşme talebinde bulundu

Dilek ÇETEREİSİ
    KIBRIS, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, Genel Sekreter Kofi Annan adına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gönderdiği mektubu ele geçirdi.
    Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, 20 Mart 2006 tarihli 2.5 sayfadan oluşan mektup, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos arasında, 28 Şubat'ta Paris'te yapılan görüşmenin içeriğiyle ilgili bilgileri içeriyor.
   Tartışma yaratan ve özellikle Rum yönetimi tarafından farklı noktalara çekilmeye çalışılan Annan-Papadopulos görüşmesinin perde gerisini gözler önüne seren BM mektubu, Türk tarafında memnuniyet yarattı.
    Siyasi gözlemciler, Rum yönetiminin Kıbrıs konusunda dünyayı kandırma çabaları çerçevesinde ortaya koyduğu tüm argüman ve söylemleri "yalanlar" nitelikteki BM mektubunun "Rum'a şamar" niteliği taşıdığı yorumunda bulundular.
    Mektup, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Rum yönetimi lideri Tassos Papadopoulos'un Paris görüşmesiyle ilgili ortaya koyduğu argümanları yalanladığı ve samimiyeti konusunda tatmin olmadığını gösteriyor.
    BM mektubunda ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının 24 Nisan referandumunda ortaya koyduğu iradeye de atıfta bulunuluyor.


Mektubun analizi

    BM mektubunu satır satır analiz eden siyasi gözlemciler, Papadopulos ve Rum yönetiminin Paris görüşmesiyle ilgili bugüne kadar yapılmakta olan manipülasyonları da gözler önüne serdi.
    Papadopoulos'un Paris toplantısında, Annan'dan en kısa sürede bir özel danışman ataması talebinde bulunduğu yönündeki Rum açıklamalarını  anımsatan siyasi gözlemciler, oysa Gambari'nin mektubunda konuyla ilgili şu ifadeleri kullandığını belirterek şöyle konuştu:
    " 'Sn. Genel Sekreter kapsamlı bir çözüme gidecek geniş kapsamlı siyasi görüşmelerin başlayabilmesi için uygun zamanın henüz gelmediğine inanmaktadır. .... Sözcüklerle eylemler arasındaki ayrılıkların, hala daha çok fazla olduğuna inanmaktadır'.
     BM Genel Sekreteri'nin, sürekli olarak 'ben yapılan işe bakarım', 'sözcüklerle eylemler arasında fark bulunmaktadır' şeklindeki açıklamaları bilinmektedir. Bu konuda Annan'ın 28 Mayıs 2004'te BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporda yer alan Kıbrıs Rum kesimine dair bölüme ve Paris'te yapılan görüşme sonrası soruları yanıtlarken, söylediklerine bakılabilir.
   Dolayısıyla bu mektup Papadopulos'un, çözüm konusundaki isteksizliğini ve gayrı ciddi tutumunu açık bir şekilde belirtmektedir"

Rumun "öncelikleri" sunulmadı

    Rum yönetiminin yine "Önceliklerimizi Annan'a sunduk" şeklindeki açıklaması da Gambari'nin mektubunda yalanlanıyor.
    Siyasi gözlemciler bu konuda şu bilgileri verdi:
   "Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma yönünde müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için Annan, referandumda planı reddeden Papadopoulos'tan (28 Mayıs 2004'te konseye sunduğu raporda ve bunu takiben hemen tüm açıklamalarında...) Annan Planı'ndaki önceliklerini, yani yapılmasını istediği değişiklikleri kesin ve son bir şekilde, yazılı olarak sunmasını talep etmişti.
    Papadopoulos'un söz konusu değişiklik önerilerini Paris toplantısında da sunmamış olduğu Gambari'nin mektubuyla teyit edilmiştir.
    'Sn. Papadopulos önceliklerini sunmadı' diye mektupta açık bir ifade vardır. Bu konuda Rum liderliğinin çeşitli zamanlarda, değişiklik önerilerini sunduğu (özellikle geçtiğimiz yıl Mayıs ayında Papadopulos'un Siyasi ve Diplomatik Büro şefi, danışmanı Tassos Conis tarafından New York'ta Sn. Prendergast'a sunulduğu belirtiliyordu...) yönünde yapmış olduğu açıklamanın tamamen gerçek dışı olduğu bir kez daha ortaya çıkmış bulunmaktadır.
   Papadopulos'un BM Genel Sektereri Kofi Annan'ın beklediği cevapları vermemesinin yarattığı güven bunalımı, böylece bir kez daha kapsamlı bir çözüme dönük ilerlemeyi engelleyenin kim olduğunu ortaya koymaktadır".

Anlaşma yok

    BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, mektubunda, Paris görüşmesi sonrasında yapılan ortak açıklamayı, kamuoyuna, "Rum tarafı-BM arasında gerçekleşen bir anlaşma" olarak yansıtan Rum yönetimini yalanladı.
    Gambari mektubunda konuyla ilgili şöyle dedi:
    "Sizi temin ederim ki bu açıklamanın maksadı birkaç husus hakkında yapılan değerlendirmelerle ilgili olarak net bir tablo çizmekti ve katiyen, herhangi bir şekilde Kıbrıs Türk tarafıyla anlaşmaya varmaksızın yeni veriler ortaya atmak değildi....  Sn. Genel Sekreter'in Sn. Papadopulos ile 'anlaştığı' ve 'ortak temenni' belirttiği konular, açıklamanın dilinden de anlaşılabileceği üzere Kıbrıs Türk tarafıyla görüşülecek konulardır. Her iki tarafça üzerinde mutabakata varılması gerektiği bariz olan konular üzerinde hiçbir tek taraflı anlaşma olmamıştır".
    Siyasi gözlemciler, mektupta konuyla ilgili ifadeleri "Kıbrıs Rum liderliğinin, Kıbrıs Türk tarafını yok sayan yaklaşım ve girişimlerinin önüne geçmiş, Rum tarafının bu tür tek yanlı tavırlarını kabul etmediğini  açık bir şekilde ortaya koymuştur" sözleriyle değerlendirdi.

Teknik komiteler

    BM mektubunda, Rum yönetiminin teknik komitelerle ilgili açıklama ve yaklaşımları da yalanlanıyor.
    Gambari, mektubunda "teknik görüşmelerin Sn. Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu çerçevesindeki görüşme sürecinin yerini tutamayacağı"nın altını çiziyor.
    Siyasi gözlemcilere göre bu ifadeler de "Rum tarafının, teknik komitelerin kapsamlı çözüm çerçevesinde çalışacağı iddiasını da çürütmektedir" şeklinde değerlendiriliyor.
   "Mektuba göre, teknik komitelerin çalışması, Rum tarafının iddia ettiği gibi Kıbrıs sorununu, parça parça çözmeyecek, sadece kapsamlı bir çözüme yönelik adımları oluşturacaktır" diyen siyasi gözlemciler, mektubun ilgili bölümlerini şöyle anlattı:
   "Önerilen yöntem 'parça parça' yaklaşımı değil 'adım adım' yaklaşımıdır ki, bu yaklaşım, iki taraf arasında halen var olan açığı doldurmak için öncelikle teknik konularda dikkatli ve bilinçli bir şekilde çalışarak güveni yeniden tesis etmeyi ve kapsamlı bir çözüme yönelik nihai görüşmeler için gerekli şartları ve güveni yaratmayı amaçlar."

Bir yalanlama da Maraş ve askersizleştirme konularına

   
    Kıbrıs Rum tarafı sözcüleri ve Papadopoulos'un, teknik komitelerin, askersizleştirme ve Maraş gibi, sadece kapsamlı çözüm çerçevesinde ele alınabilecek konuları da görüşeceği yönündeki iddiaları da BM mektubuyla yalanlanıyor.
    Gambari mektubunda Maraş ve askersizleştirme konularının "teknik komitelerle bağdaştırmaksızın, tarafların üzerinde anlaşacağı zaman ve şekilde olmak kaydıyla, kapsamlı bir çözüme yönelik ilerleme sağlanabilmesi için"  görüşülebileceğini belirtiyor.
    Siyasi gözlemciler bu durumu şöyle yorumladı:
   "Paris görüşmesi ardından yapılan açıklamanın ve açıklama sırasındaki görüntü ve söylemin, Genel Sekreterin iki lideri eşit tutmadığı, tüm Kıbrıs adına "Kıbrıs Cumhuriyeti" lideri Papadopulos'u muhatap aldığı yönündeki yorumlar konusunda ise,  'sizi temin ederim ki açıklama Sn. Genel Sekreter ve çalışma arkadaşlarının nezdindeki saygınlık ve itibarınıza halel getirmemektedir.  Açıklama sizin Kıbrıs Türk lideri olarak ve Sn. Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm arayışında tam yetkili bir ortak olarak rolünüzü zayıflatmamaktadır' açıklamasını yapmıştır".

Görüşme talebi

    Bu arada BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşme isteğini de söz konusu mektupla ortaya koydu.
    Annan,  Cumhurbaşkanı  Mehmet Ali Talat'a kapsamlı bir çözüm bulunması yönündeki kararlılığından ötürü duyduğu memnuniyeti bir kez daha vurgulayarak, kendisiyle görüşme talebinde bulundu.

 

İşte BM mektubu

   BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, Genel Sekreter Kofi Annan adına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gönderdiği 20 Mart 2006 tarihli mektubun Türkçe tercümesi aynen şöyle:


Ekselansları,

   Sn. Genel Sekreter, sizinle 3 Mart tarihinde gerçekleştirdiği görüşmenin akabinde, Sn. Serdar Denktaş'ın 28 Şubat tarihli telgraf mesajında talep etmiş olduğu açıklamalara cevap vermem yönünde bana talimat vermiştir.
   Öncelikle, Sn. Genel Sekreter'in Kıbrıs konusunda İyi Niyet Ofisi'ni sunmaya hazır olduğunu yeniden tekrar etmek isterim. Sn. Genel Sekreter kendi İyi Niyet Ofisi Misyonu altında kapsamlı bir çözüm bulunması yönündeki kararlılığınızı yeniden tekrar etmenizden ötürü size minnettardır. Kendisine duyduğunuz güveni dile getirmiş olmanızdan da ayrıca onur duymaktadır.
   Yakın geçmişte birkaç kez kamuoyu önünde de ifade etmiş olduğu gibi, Sn. Genel Sekreter kapsamlı bir çözüme gidecek geniş kapsamlı siyasi görüşmelerin başlayabilmesi için uygun zamanın henüz gelmediğine inanmaktadır. Iki toplum arasındaki ayrılıkların, ve sözcüklerle eylemler arasındaki ayrılıkların, hâlâ daha çok fazla olduğuna inanmaktadır. Aynı zamanda, Sn. Genel  Sekreter Kıbrıs konusunda yeni bir atılıma ihtiyaç duyulduğunun son derece farkındadır ve dolayısıyla, size ve Sn. Papadolulos'a Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi tarafından önerilen adım adım gitme yaklaşımına tamamen katılmaktadır. Kamuoyu önünde söyleme şansını haiz olduğu gibi, kendisi her iki tarafın da bu öneriyi kabul etmiş olmalarından büyük memnuniyet duymaktadır.
   Sn. Papadopulos ile Paris'te gerçekleştirilen görüşmenin gayesi Kıbrıs'taki durumu gözden geçirmek, ve adayı yeniden birleştirme yönünde kaydedilecek ilerlemenin yollarını irdelemekti. Sn. Genel Sekreterin 3 Mart tarihindeki telefon görüşmenizde fırsat bularak size izah ettiği gibi, sözkonusu görüşme sonrasında bir açıklama yayınlandı, ve bu açıklamada Sn. Genel Sekreter ile Sn. Papadopulos görüşmelerinin ana hatlarını kamuoyuna açıkladılar.
   Sizi temin ederim ki bu açıklamanın maksadı birkaç husus hakkında yapılan değerlendirmelerle ilgili olarak net bir tablo çizmekti ve katiyen, başka herhangi bir şekilde, Kıbrıs Türk tarafiyla anlaşmaya varmaksızın yeni veriler ortaya atmak değildi. Dikkatinizi çekerim ki Sn. Denktaş'ın mesajı bu açıklamadan "ortak anlaşma" olarak söz etmektedir, oysa açıklamanın resmi başlığı "28 Şubat 2006- Sn. Genel Sekreter ve Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos arasındaki görüşmeden sonra yayınlanan açıklama"dır.

Ekselansları
Sn. Mehmet Ali Talat
Lefkoşa

 

   Şeffaflık adına, Paris görüşmesinde neler ele alındığını size sunmak istiyorum. Kıbrıs sorununa her iki tarafça da kabul görebilecek yaşayabilir ve sürdürülebilir bir çözüm bulunması yönünde Kıbrıs Rum tarafı sağlam bir taahhüt verdi, ve Sn. Genel Sekreter İyi Niyet Ofisi'nin hâlâ daha mevcut olduğunu teyit etti.   Sn. Genel Sekreter tarafların ilerlemek istemelerinin bir göstergesi olarak somut adımlara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Bu kapsamda her iki toplumun liderlerinin, Paris toplantısının arifesinde, üzerinde mutabakata varılan birtakım konularda teknik seviyede görüşmek üzere anlaşmış oldukları, ancak teknik görüşmelerin Sn. Genel Sekreter'in İyi Niyet Ofisi Misyonu çerçevesindeki görüşme sürecinin yerini tutamayacağı teyit edildi.
   Sn. Genel Sekreter ve Sn. Papadopulos mayınlardan arındırma, askerlerin karşılıklı olarak geri çekilmesi ve Mağusa gibi konularda ilerleme kaydedilmesinin de tüm ilgili taraflar için son derece faydalı olabileceği  hususunda ortak inançlarını ifade ettiler. Teknik komitelerle bağdaştırmaksızın, tarafların üzerinde anlaşacağı zaman ve şekilde olmak kaydıyla, kapsamlı bir çözüme yönelik ilerleme sağlanabilmesi için  bu konular üzerinde daha fazla çalışılması gerektiğine karar verildi.
    Oldukça önemli bir konu olarak görülen kayıp şahıslar meselesi tartışıldı. Bu hususta, Sn. Papadopulos, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesinin göreve atınması münasebetiyle sizinle biraraya gelmeye hazır olduğunu yeniden dile getirdi. Sn. Genel Sekreter'in Özel Temsilcisi halihazırda bu konuyu Kıbrıs Türk tarafının bilgisine sunmuştu. Sn. Genel Sekreter bunun Kayıp Şahıslar Komitesi'ne duyulan yüksek bağlılık ve verilen desteğin güzel bir göstergesi olacağını düşünmektedir.
    Paris görüşmesinde, Dışişleri Bakanı Gül'ün 24 Ocak'ta açıkladığı Eylem Planı da gündeme geldi. Sn. Genel Sekreter, bunu Türkiye'nin AB yükümlülüklerinden kaçmaya çalışması olarak görmemesi konusunda Sn. Papadopulos'u uyardı. Bu konuda ilerleme kaydedebilmek için her iki tarafın da ne istediğini gösteren bir tablo oluşturulmasını önerdi.   Paris görüşmesinden sonra Mağusa'ya yapılan atıfla ilgili olarak, belirtmek isterim ki Eylem Planı da aynı konuya atıf yapmaktaydı (3. paragraf) ve dolayısıyla da konu ilgili tartışma esnasında gündeme geldi, bu da son derece doğaldı.
   Yeniden tekrar etmek isterim ki, Sn. Genel Sekreter'in Sn. Papadopulos ile "anlaştığı" ve "ortak temenni" belirttiği konular, açıklamanın dilinden de anlaşılabileceği üzere Kıbrıs Türk tarafıyla görüşülecek konulardır. Her iki tarafça üzerinde mutabakata varılması gerektiği bariz olan konular üzerinde hiçbir tek taraflı anlaşma olmamıştır. Bu söylemler, herhangi bir şekilde, ortak mutabakata varan süreci etkilemeye çalışır gibi görülmemelidir.
   Önerilen yöntem "parça parça" yaklaşımı değil "adım adım" yaklaşımıdır ki bu yaklaşım, iki taraf arasında halen var olan açığı doldurmak için öncelikle teknik konularda dikkatli ve bilinçli bir şekilde çalışarak güveni yeniden tesis etmeyi ve kapsamlı bir çözüme yönelik nihai görüşmeler için gerekli şartları ve itimatı yaratmayı amaçlar.
   Sn. Denktaş'ın "Annan Planı" hakkında yönelttiği soruya gelince, Sn. Papadopulos önceliklerini sunmadı. Bu toplantıda, Sn. Genel Sekreter ve Sn. Papadopulos son iki yıldır süregelen tıkanıklığı aşmak ve ilerleme sağlayabilmek için her iki tarafça kabul edilebilir yollar üzerinde durdular.
   Bu açıklamanın iki lideri eşit tutmadığı yönündeki yorumlar konusunda ise, sizi temin ederim ki açıklama Sn. Genel Sekreter ve çalışma arkadaşlarının nezdindeki saygı ve itibarınıza halel getirmemektedir. Açıklama sizin Kıbrıs Türk Lideri olarak ve Sn. Genel Sekreter'in İyi Niyet Misyonu çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm arayışında tam yetkili bir ortak olarak rolünüzü zayıflatmamaktadır.
   Sn. Genel Sekreter Paris görüşmesinin neticesi hakkında sizinle kısaca görüşme şansına sahip olmaktan dolayı mutludur. Kendisi size telefonda vermiş olduğu mesajı tekrarlamamı istedi: İki taraf arasındaki farklılıkları aşmaya yönelik pratik yaklaşımlar geliştirebilmek için kendisinin Özel Temsilcisi ile birlikte çalışınız, dolayısıyla da görüşmelere yeniden başlayabilmek için ortamı iyileştiriniz. Sn. Genel Sekreter ayrıca uygun bir zamanda sizinle de biraraya gelerek ortak ilgi ve kaygı alanları üzerinde daha fazla durabilmeyi arzu etmektedir.
   Ekselansları, en içten saygılarımı arz ederim.

KIBRIS 25/03/06

Girne Çevre Yolu'nun temeli atıldı

ŞENER: BU YATIRIMIN ÖNEMİNİN FARKINDAYIM... Girne'de trafik sıkışıklığını önemli ölçüde rahatlatması beklenen çevre yolunun temeli dün törenle atıldı. Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener törende yaptığı konuşmada, kısa aralıklarla yaptığı ziyaretlerde Girnelilerin trafik sıkışıklığını yaşamış birisi olarak bu yatırımın öneminin farkında bulunduğunu belirtti. Şener, 8 milyon 988 bin 43 YTL'ye METS İnşaat Şirketi'ne ihale edilen yolun bu sıkıntıları gidereceğine ümit ettiğini kaydetti
  

Girne Çevre Yolu'nun temeli dün sabah gerçekleştirilen törenle atıldı.
   Törende konuşan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, temeli atılan 11 kilometrelik yolun Girne trafiğinde önemli bir açılım getireceğini belirtti.
   Başbakan Soyer, turizm gelirlerinde 2006'da 500 milyon doların aşılmasının hedeflendiğini kaydetti.
   Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ise, KKTC'de son yıllarda yapılan çalışmalarla turizmde 7 yılda içinde 19 bin 500 yatak kapasitesine ulaşılmış olacağını, üniversitelerde öğrenci sayısının ise 60 bine çıkacağını kaydetti.
   Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar da törendeki konuşmasında, KKTC'de son iki yıldaki kalkınma hızına dünyada hiçbir devletin ulaşamayacağını kaydetti. 
   Girne Nurettin Ersin Paşa Camii'nin arkasında gerçekleştirilen törene Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Ekonomi Bakanı Derviş Deniz, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ve diğer üst düzey yetkililer katıldı. Yolun temelini törenin sonunda Soyer, Şener ve Usar attı.

Usar:
Her türlü çabayı
ortaya koyuyoruz

   Törende ilk konuşmayı yapan Usar, Girne'de inanılmaz bir trafik sıkışıklığının yaşandığını, sabah yolu yapacak METS firmasının yöneticilerinin törene gelirken trafiğe yakalandıklarını anlattıklarını belirterek, trafiğin sıkıntılarını bizzat yaşayan firma yöneticilerine projeyi erken bitirmeleri çağrısını yaptıklarını, onların da ellerinden geleni yapacaklarını ifade ettiklerini anlattı.
   Usar, hükümetin politikaların merkezine insanı koyduğunu belirterek, her türlü çabayı ortaya koyduklarını kaydetti.
   Bakan, Güney'e geçişlerin başlamasından itibaren insanların, iki taraf arasındaki fiyat uçurumunu görüp oraya alışverişe yöneldiklerini, KDV oranlarında indirim ve fonları kaldırarak fiyatların düşmesini sağladıklarını ve insanların artık Güney'deki fiyatları yakalamak değil, kuzeyden daha ucuz mal alınmasını sağladıklarını kaydetti.
   Ekonominin gelişmesi için gereken programları yaptıklarını kaydeden Usar, son iki yıldaki kalkınma hızına dünyada hiçbir ülkenin ulaşamayacağını belirtti.
   Karayolları Dairesi'nin, TC Karayolları ve TC Hükümeti ile yerel kaynakların da katkısıyla karayollarında önemli gelişme yaptıklarını belirten Usar, Girne Çevre Yolu'nun Lefkoşa ile Zeytinlik, Karaoğlanoğlu, Alsancak ve daha ilerideki trafiğe büyük rahatlama getireceğini ifade etti.
   Usar, bir taraftan güzel şeyler yaparken başka şeyleri bozmamak gerektiğini, yol üzerinde bulunan yaklaşık 750 zeytin ağacının sökülerek başka yere nakledileceklerini kaydetti, bunu yapacak METS firmasına, projenin hayata geçirilmesini sağlayan Türkiye Cumhuriyeti ve halkına, katkı koyan herkese teşekkür etti.

Şener:
Girne'nin sorununu
çözmek için buradayız

   Abdüllatif Şener ise konuşmasında, KKTC'nin ve Akdeniz'in incisi Girne'nin bir sorununu çözmek için burada olduklarını belirterek, kısa aralıklarla yaptığı ziyaretlerde Girnelilerin trafik sıkışıklığını yaşamış birisi olarak bu yatırımın öneminin farkında bulunduğunu belirtti.
   Şener, 8 milyon 988 bin 43 YTL'ye METS İnşaat Şirketi'ne ihale edilen yolun bu sıkıntıları gidereceğine ümit ettiğini kaydetti.
   Şener, turizmle ilgili yatırımlardan bahsederek, 2002'den itibaren yatak sayısının artırılması ve mevcut otellerin geliştirilmesi, yarım inşaatların tamamlanması amacıyla, KKTC hükümetiyle işbirliğinde yeni bir teşvik sisteminin başlatıldığını, uygulanacak teşvik sisteminin meyvelerinin bu yıldan itibaren alınmaya başlanacağını kaydetti.
   1974'ten 2002'ye kadar 28 yılda toplam yatak kapasitesi 6 bin civarında artışla 10 bin 611'e ulaşmışken yeni teşvik sistemiyle yatak kapasitesindeki artışın çok daha büyük olduğunu kaydeden Şener, toplam yatırım bedeli 1 milyar 100 milyon ABD Doları olan 29 bin 525 yatak kapasiteli seksen otel için teşvik belgesi verildiğini açıkladı.
   Şener, 3 yıl içerisinde yatak sayısının 2 bin 710 artış gösterdiğini, 16 bin 849 yatak kapasiteli otellerin inşaatlarına başlandığını, tamamlanan ve devam eden 19 bin 559 yatak kapasitesinin yaklaşık 10 bin kadarına TC kaynaklı finansman sağlandığını söyledi. Bakan Şener, buna göre 2006 yılında 16 bin, 2007 yılında 20 bin, 2008 yılında 25 bin, 2009 yılında 30 bin yatak kapasitesine ulaşılmasının beklendiğini, böylece 28 yılda altı bin yatak kapasitesi artışı sağlanırken, 7 yılda 19 bin 559 yatak kapasitesinin gerçekleştirilmiş olacağını vurgulandı.
   Yüksek Öğretimde de önümüzdeki yıllarda büyük atılımların devam etmesini ve öğrenci sayasının birkaç yılda 60 bine ulaşmasını beklediklerini kaydeden Şener, ekonominin bu iki öncü sektörünün KKTC ekonomisini daha yüksek noktalara ulaştırmasının yakın olduğunu belirterek şöyle devam etti:
    "Kıbrıs Türkü'nün geleceği aydınlıktır. Türkiye bu aydınlık yolda hep yanınızda olacaktır. Temelini atacağımız Girne Çevre Yolu'nun KKTC'ye ve herkese hayırlar getirmesini dilerim."

Soyer:
Girne'deki trafik
sıkışıklığına önemli bir açılım

   Soyer ise konuşmasında, çok güzel bir atılımın daha gerçekleştiğini ifade ederek, yolun Girne'de gelişmenin yarattığı trafik sıkışıklığına önemli bir açılım vereceğini, böylece Girne'nin kendi içindeki akışkanlığını sağlayacağını vurguladı.
   Temellerini önceki gün attıkları hastane ve yol ile bu olayın iyi bir süreçte ilerlendiğini gösterdiğini belirten Soyer, kişi başına düşen milli gelirin 5 bin dolardan 10 bin dolara yükseldiğini kaydederek, bunu sağlayan faktörün, izolasyonların büyük ölçüde Türkiye ile birlikte izlenen çözüm ve AB siyasetinde ulaşılan yeni konak nedeniyle oluşan ve bir adım dahi pozitif yönde ileriye gitmenin hem yabancı hem de yerli yatırımcının kendi dinamiğini orta yere koyma fırsatını sağlamış olmasından kaynaklandığını belirtti.
   Soyer, bu yatırımcıların dinamik ortaya koyduktan sonra Kıbrıs Türk halkının her kesimiyle bu dinamiğe cevap olarak kendini hazırlayan bir noktaya geldiğini söyledi.
   Başbakan 2003'te 250 milyon dolar olan turizm gelirlerinin, 400 milyon doları aşan bir sürece girdiğini ve hedeflerinin bu yıl 500 milyon doları aşmak olduğunu, üniversitelerin hızlı gelişmesiyle birlikte, üniversite sektöründen ülkeye gelen katma değerin artışının, hizmet sektörlerindeki gelişme ve açılımın ülkeye getirdiği katkıların ilerleyen bir süreci yarattığını ancak bunun yeterli olmadığını vurguladı.  
   Bununla yetinmenin durağanlığa davetiye çıkarmak olduğunu söyleyen Soyer, yeni yatırımlar getirirken alt yapıları geliştirmek gerektiğini ve Türkiye'nin bu alanda yaptığı desteğin doğru kullanılarak ileriye taşınması gerektiğini vurguladı.
   Yollar ve diğer altyapının yanı sıra elektrikte ve suda yeni bakış açılarıyla bu gelişmeyi sağlayacak yatırımların her açıdan teşvik edilmesi gerektiğini kaydeden Soyer, elbette Türkiye'nin desteğinin isteneceğini ancak kendi kaynaklarını da harekete geçirecek bir dinamizmi bunun yanına katmazlarsa ihtiyaçlara yanıt verilemeyeceğini söyledi.
   Soyer, örneğin elektrikte Türkiye'nin yaptığı katkıların yanı sıra, elektrik ücretlerine koydukları "2 YKr yatırım katkı payı" ile toplumdan alacakları destekle bu yatırımları ileriye götürmenin toplumsal bir görev olduğunu belirtti.
   Başbakan, bu bakımdan kendi kaynaklarını da harekete geçirmenin, emek, entelektüel, finans ve sermaye güçlerini bu dinamik çerçevesinde ayakta kalkmak için yaşama geçirmenin yollarını kararlı bir şekilde ileriye götürmek gerektiğini ifade etti.
   Bu yeni gelişmeye tepkisel yaklaşanların da olacağını kaydeden Soyer, demokrasinin eleştiriyle ileriye gidebileceğini ve gelişebileceğini kaydetti. Soyer, bu topraklarda ayakta kalmak istediklerini, çözümle, 21'inci yüzyılın dinamiğiyle, sıkıntılara karşın ayakta tutarak başarmak zorunda olduklarını, Türkiye ile birlikte çalışarak başarıya ulaşmanın kaçınılmaz olduğunu belirtti. Soyer, yeni yolun herkese hayırlı olmasını da diledi.

 KIBRIS 25/03/06

 

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyannis: İki toplumlu, birleşik Kıbrıs'a inanıyoruz

Washington'u ziyaret eden Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis, "İki toplumlu, birleşik Kıbrıs'a inanıyoruz. Kıbrıs problemine çözüm, sadece ilgili Güvenlik Konseyi kararı, BM Genel Sekreteri'nin önerileri ve Kıbrıs'ın ait olduğu AB normlarına dayalı olarak mümkündür" dedi.
   Bakoyannis, Türkiye'nin Avrupa'daki geleceğinin AB normlarını kabul edip uygulamasında yattığını da söyledi.
   Bakoyannis, Washington'da ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile ikili bir görüşme gerçekleştirdikten sonra bakanlıktaki Benjamin Franklin odasında basın toplantısı düzenledi.
   Basın toplantısında Bakoyannis  Kıbrıs konusundaki bir soruya karşılık, "İki toplumlu, birleşik Kıbrıs'a inanıyoruz. Kıbrıs problemine çözüm, sadece ilgili Güvenlik Konseyi kararı, BM Genel Sekreteri'nin önerileri ve Kıbrıs'ın ait olduğu AB normlarına dayalı olarak mümkün" yanıtını verdi.
   Rice'ı Yunanistan'a davet ettiğini ifade eden Bakoyannis, bu davetin ABD Dışişleri Bakanı tarafından da kabul edildiğini kaydetti.
   Bakoyannis, dün ABD Başkanı George W. Bush'un Beyaz Saray'da Yunanistan'ın milli günü dolayısıyla verdiği resepsiyona katıldı. Yunanistan Dışişleri Bakanı'nın, Bush ile kısa bir süre ikili görüşmede bulunmasının da söz konusu olduğu belirtildi.
   Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin bir soru üzerine Bakoyannis, Türkiye'nin Avrupa Birliği emelini desteklediklerini belirtti ve "Ancak şunu söylemeliyim ki, Türkiye'nin Avrupalı geleceği kendi ellerinde yatıyor. Avrupa normlarını kabulü, hem içerde hem de Yunanistan ve Kıbrıs gibi komşularıyla ilişkilerinde uygulamasında yatıyor" dedi.
   Rice da Türkiye ile Yunanistan arasında iyi ilişkilerin ABD tarafından kuvvetle desteklendiğini söyledi. Rice, "İki taraftan da yapabilecekleri kadar çok şey yapmalarını istiyoruz. Birçok cesur adım atıldı" diye konuştu.
   Bakoyannis'in, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması konusunu görüşmede gündeme getirdiğini belirten Rice, bu meseleyi ABD olarak defalarca Türk hükümetine en üst düzeyde ilettiklerini kaydetti.
   Yunanistan ve Türkiye'nin NATO'nun iki müttefiki olarak istikrarlı Balkanlar ve istikrarlı bir Irak'ta çıkarı bulunduğuna işaret eden Rice, Türkiye'nin "zaman içinde çok daha demokratik bir ülke haline geldiğini" söyledi. Her iki tarafın da "iyi niyet ve çabasıyla" ilişkilerin iyileştirilmesinde başarılı olacağına inandığını belirten Rice, Yunanistan'ın bağımsızlığının 185'inci yıldönümünü de kutladı.

Stratejik Ortaklık

   Bakoyannis ile ABD-Yunanistan "stratejik ortaklığını" konuşma fırsatı bulduklarını, iki ülke ilişkilerinin ortak değerler temeline dayalı olduğunu belirten Rice, "Yunanistan'ı, ortak değerlerimizin beşiği olarak tanıyoruz. Demokratik değerlerin yayılmasında, gerek geniş Ortadoğu girişimi, gerekse Balkanlar'da istikrar ve refahın teşviki, aynı zamanda Kıbrıs'ın bu demokratik değerlere dayalı bir şekilde birleştirilmesi arayışında Yunanistan bir ortak" dedi.
   Stratejik ortaklıktan neyi kastettiği sorulan Rice, "Uluslararası sistemde problemleri çözme arzusunu paylaşmak, çözüm üretmek ve bu çözümleri ortak değerler temelinde uygulamak" yanıtını verdi. Ancak Rice bunun, iki ülkenin her zaman her konuda anlaştığı anlamına gelmediğini söyledi.
   Rice, "Yunanistan çok iyi bir dost ve müttefik. İlişkilerimiz harika" dedi.

KIBRIS 25/03/06

Şener'den UBP'ye sitem

Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Türkiye hükümetinin, mülkiyet yasasının iptali için mahkemeye gidilmemesi yönündeki bakışına karşın, UBP'nin Anayasa Mahkemesi'ne başvurmasını eleştirdi

Şener'den UBP'ye sitem

KOMİSYON KIBRIS TÜRKLERİNİN HAKLARINI KORUYOR... Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'yla oluşturulan komisyonun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarını karşıladığını, Kıbrıs Türklerinin hakkını koruduğunu ve iki kesimliliğin korunacağını hüküm altına aldığını söyledi. Şener, mal-mülk konusunda yapılan yasal düzenlemelerle Kıbrıs Türkü'nün hakkına halel gelmeyeceğinin açıkça ortada olduğunu vurguladı ve komisyonun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarını karşıladığını, Kıbrıs Türklerinin hakkını korumak bir yana iki kesimliliğin korunacağını da hüküm altına aldığını kaydetti

 
   Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'yla oluşturulan komisyonun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarını karşıladığını, Kıbrıs Türklerinin hakkını koruduğunu ve iki kesimliliğin  korunacağını hüküm altına aldığını söyledi.
   Abdüllatif Şener, Türkiye hükümetinin, yasanın iptali için mahkemeye gidilmemesi yönündeki bakışına karşın Kuzey Kıbrıs'ta konunun mahkemeye intikal ettirilmesini onaylamadıklarını belirtti.
   Abtüllatif Şener, BRT'ye yaptığı açıklamada, Kuzey Kıbrıs'ta iç hukuk mekanizmasının sağlanması gerektiğini kaydederek, dünyayı anlayan, dünyadaki gelişmeleri gören ve ona göre basiretli politikalarla yola devam edilmesinin önemine işaret etti. Şener, aksi halde yanlış sonuçların ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.
   Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Taşınmaz Mal Komisyonu'na karşı olduğuna dikkati çeken Şener, komisyonun Kuzey Kıbrıs'ta kurulmasını önemli bir sonuç olarak niteledi.
   Yasada eski Rum evlerinde 30 yıldır oturan Kıbrıslı Türklerin haklarını koruyacağının açıkça belirtildiğine işaret eden Şener, "30 yıla aşkın bir süredir Kıbrıs Türkü, Rum evinde oturuyorsa, evin sahibi Rum ise komisyona başvurduğu takdirde, bu evde şu an kalan oturma hakkını kazanmış demektir. Komisyon, eski Rum arazilerini işleten ve inkişaf ettirenleri de dikkate alacaktır" dedi.
   Şener, mal-mülk konusunda yapılan yasal düzenlemelerle Kıbrıs Türkü'nün hakkına halel gelmeyeceğinin açıkça ortada olduğunu vurguladı. Komisyonun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarını karşıladığını, Kıbrıs Türklerinin hakkını korumak bir yana iki kesimliliğin korunacağını da hüküm altına aldığını anlatan Şener,  "Komisyon, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde meşru ve uluslar arası hukuk nezdinde geçerli bir kurum olarak gösterilmektedir. İlgili yasaya konulan maddelerle Kıbrıs Türklerinin hakkı korunuyor ve iki kesimlilik böylece korunmuş oluyor" şeklinde konuştu. 
   Şener, Taşınmaz Mal Komisyonu tartışmalarının gerekli olmadığını ve konunun Anayasa Mahkemesi'ne götürülmüş olmasını da doğru bulmadığını ifade etti.
   Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel başkanı Hüseyin Özgürgün'ü telefonla arayarak mal mülk yasasının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmasının yanlış olacağını aktardığını da açıklayan Şener, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de UBP eski genel başkanı Derviş Eroğlu'nu telefonla arayarak konunun anayasa mahkemesine başvurulmasının hata olacağını ilettiğini söyledi.
   Şener, Türkiye hükümetinin yasanın iptali için mahkemeye gidilmemesi yönündeki bakışına karşın Kuzey Kıbrıs'ta konunun mahkemeye intikal ettirilmesini tasvip etmediklerini vurguladı.

 KIBRIS 25/03/06

Independent’tan Atatürk’e övgü

Robert Fisk, Atatürk’ün, “Şimdi dost bir ülkenin topraklarında yatıyorsunuz. Bizim için Mehmetler ile Johnnyler arasında bir fark yok” ifadelerinin bir Müslüman lider tarafından söylenmiş en merhametli sözler olduğunu yazdı.

 

NTV

Güncelleme: 11:58 tsi 26 Mart 2006 Pazar

LONDRA - İngiliz Independent gazetesinin Ortadoğu uzmanı köşe yazarı Robert Fisk, Gelibolu Savaşı’nın, batının bir Müslüman ordu karşısında 20. yüzyılda aldığı en büyük yenilgi olduğunu yazdı.

“Yeni Zelanda’nın Gelibolu’daki büyük kayıpları karşısında acı duymamak için insanın kalbinin taş olması gerekir” diyen Fisk, Gelibolu’ya gönderilen 8450 askerden 2721’inin öldüğünü, 4752’sinin de yaralandığını söyledi ve “Başka hangi ülke bir savaşta ordusunun yüzde 88’ini bu şekilde kaybetmiştir?” diye sordu.

Mustafa Kemal Atatürk’ten, “Laikti, sigara tiryakisiydi ve Arapça harfleri, peçeyi kullanımdan kaldırmıştı, Halifeliği lağvetmişti; ancak bir Müslüman’dı” diye söz eden yazar, Atatürk’ün evlatlarını Gelibolu’da yitiren Avustralyalı ve Yeni Zelandalı aileler için söylediklerinin önemine işaret etti.

Fisk, Atatürk’ün “Şimdi dost bir ülkenin topraklarında yatıyorsunuz. Huzur içinde uyuyun. Bizim için Mehmetler ile Johnnyler arasında bir fark yok”, “Oğullarını uzak ülkelerden buraya gönderen anneler siz de gözyaşlarınızı silin. Canlarını bu ülkede kaybeden oğullarınız artık bizim de evlatlarımız oldu” sözlerinin, bir Müslüman lider tarafından söylenmiş en merhametli ifadeler olduğunu yazdı.

Robert Fisk, yazısını “Merak ediyorum, acaba Usame Bin Ladin bu konuda ne düşünüyordur?” sözleriyle noktaladı.

Papadopulos: Ben Türkiye üzerinden uçuyorum

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Türkiye’nin Rumlara hava sahasını açmasıyla ilgili son 2 gündür devam eden tartışmalara Rum lider Tasos Papadopulos son noktayı koydu. Papadolulos önceki akşam Brüksel dönüşünde yaptığı açıklamada, "Avusturya havayolları ile uçtuğum zaman sürekli Türkiye üzerinden geçiyorum. Türkiye zaten üçüncü ülkelerin kendi hava sahasını kullanarak Kıbrıs’a uçuş gerçekleştirmelerine yasak koymamıştı, olmayan bir yasak da kaldırılamaz" dedi.

Türk hava sahasının tartışmalarına medyanın, ’Türkiye geçen hafta Rumlara uçan üçüncü ülkelerin uçaklarına yasağı kaldırdı’ iddiası neden oldu. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin zaten üçüncü ülkelere Rum kesimine uçuş yapmalarına yasak koymadığını belirtti.

KKTC’de önceki gün temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de, ’Türkiye Rumlara hava sahası ve limanlarını açmayacak. Üçüncü ülkelerden uçaklar Kıbrıs Rum kesimine gidecekse, Türkiye hava sahasını kullanıyor. Bu her zaman böyleydi’ dedi. KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ise, ’Biz Türkiye ile iki üç ay önce bir protokol imzaladık, Rumlara iyi niyet jesti olarak Türkiye sadece hava sahasını açacak’ diye konuştu. Denktaş daha sonra yanlış anlaşıldığını, Türkiye’nin ilan ettiği Kıbrıs eylem planından bahsettiğini ve Rumların KKTC’ye uyguladığı ambargoyu kaldırması halinde Türkiye’nin eşzamanlı olarak Rumlara uyguladığı yasakları kaldıracağını belirtti.

HURRIYET 26/03/06

Erdoğan: Kıbrıs'ta ödün veremeyiz

ERDOĞAN: TAVİZ VERMEDİK, VEREMEYİZ... Şu anda KKTC kovalıyor, birileri de kaçıyor. Bu noktaya gelinmiştir. Dünya siyaseti içerisinde, Kuzey Kıbrıs şimdi çok daha onurlu bir yere oturdu. En ufak bir şey de verilmemiştir ve asla da verilemez. Yani Kuzey Kıbrıs kazanacak, Güney Kıbrıs da kazanacak. Ona eyvallah. Ama, Güney Kıbrıs kazanacak, Kuzey Kıbrıs kaybedecek... Kusura bakma arkadaş, yoluna devam et. Bundan sonraki süreç de böyle devam edecek. Kuzey Kıbrıs bizim milli davamız. Burada ödün veremeyiz

lRUMLAR KUZEY KIBRISLA MASAYA OTURSUN... AB üyesi ülkeler bize rica etmişlerdir, (Şu Annan Planı geçsin) demişlerdir. Güney Kıbrıs'tan geçmemiştir, Kuzey Kıbrıs'tan geçmiştir. Biz de gerekli desteği verdik, Kuzey Kıbrıs bu işe (evet) dedi, ama Güney (hayır) dedi. Güneyi taltif ettiler, Kuzeyi cezalandırdılar. Adalet bu değildir. Biz şu anda adaletin tecellisini istiyoruz. Bu gerçekleşmedikten sonra kimse Kıbrıs konusunda gelip de bizimle masaya oturmasın. Ve şu anda bu konunun muhatabı da Kuzey Kıbrıs'tır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile oturursunuz, konuşursunuz. Önce haklarını verirsiniz, ondan sonra da netice alınır. Yoksa netice almak mümkün değil

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, dünya siyaseti içerisinde KKTC'nin çok daha onurlu bir yere oturduğunu belirterek, "Kuzey Kıbrıs bizim milli davamız. Burada ödün veremeyiz" dedi.

Partisinin Kartal İlçesi 2. Olağan Kongresi'nde konuşan Erdoğan, MHP'nin Kıbrıs politikasıyla ilgili eleştirilerine cevap vererek, şöyle konuştu:

"(Efendim, bunlar Kıbrıs'ı peşkeş çekiyor)... Neyle söylüyorsun bunu? Kıbrıs'ta ne peşkeş çekildi söyle bakalım? Tam aksine şu anda KKTC kovalıyor, birileri de kaçıyor. Bu noktaya gelinmiştir. Dünya siyaseti içerisinde, Kuzey Kıbrıs şimdi çok daha onurlu bir yere oturdu. En ufak bir şey de verilmemiştir ve asla da verilemez."

"Kazan kazan" ifadesini yineleyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yani Kuzey Kıbrıs kazanacak, Güney Kıbrıs da kazanacak. Ona eyvallah. Ama, Güney Kıbrıs kazanacak, Kuzey Kıbrıs kaybedecek... Kusura bakma arkadaş, yoluna devam et. Bundan sonraki süreç de böyle devam edecek. Kuzey Kıbrıs bizim milli davamız. Burada ödün veremeyiz. Kimse gelip Annan Planı çerçevesinde, mutabık kaldığımız, farklı bir şey istemeye kalkanlar olursa kusura bakmasınlar, hiç yorulmasınlar. Biz orada sözümüzde durduk. Sözünde durmayan Güney Kıbrıs ve Güney Kıbrıs'ı destekleyenlerdir. Güney Kıbrıs sözünde durmamıştır. AB üyesi ülkeler bize rica etmişlerdir, (Şu Annan Planı geçsin) demişlerdir. Güney Kıbrıs'tan geçmemiştir, Kuzey Kıbrıs'tan geçmiştir. Biz de gerekli desteği verdik, Kuzey Kıbrıs bu işe (evet) dedi, ama Güney (hayır) dedi. Güneyi taltif ettiler, Kuzeyi cezalandırdılar. Adalet bu değildir. Biz şu anda adaletin tecellisini istiyoruz. Bu gerçekleşmedikten sonra kimse Kıbrıs konusunda gelip de bizimle masaya oturmasın. Ve şu anda bu konunun muhatabı da Kuzey Kıbrıs'tır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile oturursunuz, konuşursunuz. Önce haklarını verirsiniz, ondan sonra da netice alınır. Yoksa netice almak mümkün değil."

Güney Kıbrıs'ın yeni reform paketine de (evet) diyemediğini anlatan Başbakan Erdoğan, "Niye? Dertleri yok. Dertleri hep (ver, ver, ver...) Yok, bunlar tarihte kaldı. Şu anda öyle bir hükümet iş başında değil" dedi.

Geçmiş hükümetler döneminde AB müktesebatına atılan imzaları hatırlatan Erdoğan, "Bu MHP zihniyeti öyle bir zihniyet ki AB müktesebatında, özellikle o dönem içerisinde, o müktesebatın birçoğunu kabul etmelerine, (evet) demelerine rağmen, şimdi o müktesebatı inkâr eder hale geldiler. Aynı şeyi terörist başıyla ilgili de yapıyorlar. Terörist başının idamıyla ilgili ertelemeyi kendileri imzalamıştır, şimdi onu inkâr eder hale geldiler. Ama elimizde belgeler var"

şeklinde konuştu.

AK Parti iktidarına bu şekilde gölge düşürülemeyeceğini kaydeden Başbakan Erdoğan, "AK Parti iktidarını terörle iç içe göstermek, AK Parti iktidarını AB müktesebatı nedeniyle Türkiye'yi peşkeş çekiyormuş gibi göstermek... Bu tür safsatalara karnımız toktur. Bunu da çok açık söylüyorum" dedi.

"Vatan", "millet" ve "bayrak" konularında çok katı olduklarını vurgulayan Erdoğan, "Bu konularda hassasiyetimiz var" diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hedeflerinin çalışarak, birlik beraberlik içinde, dayanışmayla Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne taşımak olduğunu kaydetti.

KIBRIS 26/03/06

Cumhurbaşkanı Talat, Moller ve ABD elçisiyle görüşecek

Geçirdiği by-pass ameliyatının ardından nekahat dönemini Girne'deki evinde geçiren Cumhurbaşkanı Talat, yarın BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'le saat 11.30'da görüşecek. Talat, aynı gün saat 16.00'da da Amerika'nın Lefkoşa Büyükelçisi Romald Schlicher'i kabul edecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yarın saat 11.30'da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'le Girne'deki evinde görüşecek.

Geçirdiği bay-pass ameliyatının ardından nekahat dönemini evinde geçiren ve doktorların tavsiyesi gereğince ziyaretçi kabul etmeyen Cumhurbaşkanı Talat, yakın mesai arkadaşlarıyla kısa süreli toplantılar yaparak çalışmalarını evinde sürdürüyor.

Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanı Talat'ın yarın Moller'le saat 11.30'da yapacağı görüşmeden sonra aynı gün saat 16.00'da Amerika'nın Lefkoşa Büyükelçisi Romald Schlicher'i kabul ederek görüşeceğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Moller'le yapacağı görüşmede son gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunacak.

BM mektubu

Bu arada Birleşmiş Milletler tarafından Genel Sekreter Kofi Annan ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos

Papadopulos arasında Paris'te yapılan görüşme ve teknik komitelerle ilgili mektup hafta içinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gönderilmişti. Mektupta belirtilen görüşler Cumhurbaşkanınca değerlendirilmeye alınmıştı.

BM Genel Sekreteri Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari tarafından kaleme alınan mektup dün bazı gazetelerde yayımlandı.

Medyaya yansıyan mektupta, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusundaki iyi niyet misyonunun devam ettiği, Paris görüşmesinin arifesinde, her iki toplum liderinin , üzerinde mutabakata varılan bir takım konularda teknik seviyede görüşmek üzere anlaşmış oldukları, ancak teknik görüşmelerin Genel Sekreter'in İyi Niyet Misyonu çerçevesindeki görüşme sürecinin yerini tutamayacağının teyit edildiği belirtiliyor. Mektupta Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un önceliklerini sunmadığı da açıklandı.

Annan- Papadopulos arasında Paris görüşmesinden sonra yapılan açıklama sonunda iki liderin eşit tutulmadığına ilişkin yorumlar yapıldığına da dikkat çekilen mektupta, "Sizi temin ederim ki açıklama, Sayın Genel Sekreter ve çalışma arkadaşlarının nezdindeki saygı ve itibarınıza halel getirmemektedir. Açıklama, sizin Kıbrıs Türk Lideri olarak ve Sayın Genel Sekreter'in İyi Niyet Misyonu çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm arayışında tam yetkili bir ortak olarak rolünüzü zayıflatmamaktadır" ifadelerine yer verildi.

Mektubun sonunda, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın "İki taraf arasındaki farklılıkları aşmaya yönelik pratik yaklaşımlar geliştirmek için, Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Moller'le çalışarak görüşmelere yeniden başlayabilmek için ortamı iyileştirmesi" mesajı iletildi ve "Sayın Genel Sekreter ayrıca uygun bir zamanda, sizinle bir araya gelerek ortak ilgi ve kaygı alanları üzerinde daha fazla durabilmeyi arzu etmektedir" ifadelerine yer verildi.

KIBRIS 26/03/06

Kral Tepesi kazısına Rum çomağı

Kıbrıs'ta arkeoloji ve tarih bilgilerini değiştiren Kral Tepesi kazısına Rumlardan engel geldiBütçesi 56 bin Euro olan projeye destek veren Almanya'daki "Fritz Thyssen Foundation", Kıbrıslı Rumların baskısı sonucu mali yardımı dondurdu

Kral Tepesi kazısına Rum çomağı

ALMAN VAKFI YARDIMINI DONDURDU Bir krallığın merkezi olduğu düşünülen, Geç Tunç Çağı'na tarihlendirilen, Kral Tepesi yerleşim yerinde, arkeolojik toprağın üzerindeki kalıntılar ve yerleşim yerinin üzerine kurulmuş olduğu tepe bölümündeki alanların her geçen gün önlenemez bir erozyonla yok olması tehlikesi bulunuyor. Arkeologlar bu gerçekler ışığında kurtarma kazısının yapılmasına karar verdi. Ancak, kazının yapılabilmesi için gerekli olan miktarı sağlayacağı sözünü veren Almanya Fritz Thyssen Foundation, Güney Kıbrıs Rum kesiminin baskıları sonucu, 56 bin Euro bütçe biçilen projeye 30 bin Euroluk mali yardımı dondurdu

BİR KÜLTÜR HAZİNESİ YOK OLABİLİR Projeyi yürütenler Kıbrıs arkeolojisinde bilinen ama aydınlatılamayan bir çok noktayı su yüzüne çıkaran projede kurtarma kazısını yürütmekte kararlı. Kazı sonucunda elde edilen çok sayıda eser Mağusa'daki müze depolarına taşındı, ancak yüzeyde duran mimari ve kazı yapılmayan alandaki tabakalar yok olma tehlikesi ile yüz yüze. Projeyi yürütenlerden biri olan Arkeolog Bülent Kızılduman, erozyonla birlikte kayan toprağın, arkeolojik tabakaları da beraberinde götürdüğünü söyledi. Kızılduman, tepede yaşayan insanların sarayları, tapınakları, evleri kullanmış oldukları eserleri, çanak çömlekleri, dinsel törenlerde kullandıkları malzemeleri ve eşyalarının hızla yok olduğunu kaydetti

KURTARMA KAZISI ŞART Proje başkanı Yrd. Doç Dr. Uwe Müller, 2005 Şubat ayında Kral Tepesi yerleşim yerinde kendisi, Dr. Habil Martin Bartelheim, Dr. Christiane Hemker ve Bülent Kızılduman tarafından yapılan bir haftalık ilk incelemelerin ardından Eski Eserler ve Müzeler Dairesi'ne bir rapor sunulduğunu söyledi. Müller, rapor sonucunda Kral Tepesi'nin erozyon nedeniyle hızlı bir şekilde tahrip olduğunun belirlendiğini vurguladı. Müller, Geç Tunç Çağı'na tarihlendirilen yerleşim yerinin, her geçen gün önlenemez bir erozyon sürecine bağlı olarak, yok olma tehlikesine sürüklendiğini ve acilen önlem alınarak, kurtarma kazısının yapılmasının şart olduğunu belirtti

Gizem ÖZGEÇ

Sonuçları Kıbrıs arkeolojisi açısından büyük önem taşıyan Kral Tepesi'nde, Kıbrıslı Türk ve Alman bilim adamları işbirliğinde yürütülen kazı çalışmasına Kıbrıslı Rumlar engel oluyor.

Rumların arkeolojik kazıyı engelleme girişimleri, Karpaz'ın Kaleburnu Köyü yakınlarındaki 152 metre yüksekliğindeki Kral Tepesi'nde keşfedilen eşsiz yerleşim, ticaret ve üretim merkezini tehlike altında bırakıyor.

Çünkü kazılar sonrasında yapılan ilk incelemeler, Kral Tepesi'nin erozyon nedeniyle hızlı bir şekilde tahrip olduğunu ortaya koydu. Kazılar sonrasında açığa çıkan mimarilerin korunması için, tepeye acil olarak müdahale edilmesi gerekiyor.

Bir krallığın merkezi olduğu düşünülen, Geç Tunç Çağı'na tarihlendirilen, yerleşim yerinde, arkeolojik toprağın üzerindeki kalıntılar ve yerleşim yerinin üzerine kurulmuş olduğu tepe bölümündeki alanların her geçen gün önlenemez bir erozyonla yok olması tehlikesi bulunuyor. Arkeologlar bu gerçekler ışığında kurtarma kazısının yapılmasına karar verdi.

Ancak, Kuzey Kıbrıs'ta ilk uluslar arası bilimsel kazı niteliği taşıyan çalışmada, kurtarma kazısının yapılabilmesi için gerekli olan miktarı sağlayacağı sözünü veren Almanya'daki Fritz Thyssen Foundation, Güney Kıbrıs Rum kesiminin baskıları sonucu, 56 bin Euro bütçe biçilen projeye 30 bin Euroluk mali yardımı dondurdu.

Doğu Akdeniz Üniversitesi'ne (DAÜ) bağlı, Doğu Akdeniz Kültür Mirasını Araştırma Merkezi (DAKMAR) tarafından ve farklı bilim dallarında uzman kişiler yanında, çeşitli ülkelerden öğrencilerle yürütülen proje, Kıbrıslı Türkler ve Almanların işbirliği çerçevesinde yapılıyor.

Projenin başkanlığını yürüten DAKMAR Başkanı Doç. Dr. Uwe Müller, yapılan engelleme girişimlerini kınadıklarını ancak projeyi devam ettirmekte kararlı olduklarını söyledi. Müller, kazı çalışmaları sonrasında eşsiz bir arkeolojik alanın saptandığını, oldukça başarıyla yürütülen çalışmanın politik nedenlerle engellemesine anlam veremediklerini ifade etti ve "Bu kültür mirasının yok olmasın izin vermeyeceğiz. Biz arkeolog ve bilim adamıyız. Kıbrıs arkeolojisi için önem taşıyan eşsiz bir yerleşim alanın bile bile yok olmasına göz yummayacağız" dedi.

 

Tepedeki arkeolojik hazine yok oluyor

Projeyi yürütenler Kıbrıs arkeolojisinde bilinen ama aydınlatılamayan bir çok noktayı su yüzüne çıkaran projede kurtarma kazısını yürütmekte kararlı.

Kazı sonucunda elde edilen çok sayıda eser Mağusa'daki müze depolarına taşındı, ancak yüzeyde duran mimari tabakalar ve kazı yapılmayan alandaki tabakalar yok olma tehlikesi ile yüz yüze. Kazı sonuçları, Kıbrıs'ın bugüne kadar bilinen yerleşim şemasının dışında, olağan dışı bir yerleşim şeması olarak tanımlanıyor.

Arkeologlar ise rüzgâr, yağmur gibi etkilerin tepenin jeolojik yapısını ve toprağını bozarak yok ettiğini söylüyor. Projeyi yürütenlerden biri olan Arkeolog Bülent Kızılduman, erozyonla birlikte kayan toprağın, arkeolojik tabakaları da beraberinde götürdüğü söyledi. Kızılduman, tepede yaşayan insanların sarayları, tapınakları, evleri kullanmış oldukları eserleri, çanak çömlekleri, dinsel törenlerde kullandıkları malzemeleri ve eşyalarının hızla yok olduğunu kaydetti.

Keşif yolculuğu ne zaman başladı?

Haziran 2004'de, Nathanael May tarafından tamamen tesadüfen tespit edilen Kaleburnu Kral Tepesi'nde ilk kurtarma kazıları 1 Temmuz 2004'de, KKTC Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Şube Amiri Hasan Tekel' in başkanlığında, DAÜ öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Uwe Müller, Yrd. Doç. Dr. Sheelagh Frame ve Bülent Kızılduman'ın katkılarıyla gerçekleştirildi.

Yürütülen bu çalışmanın amacı yüzeyde tespit edilen ve bir küp içinde bulunan 26 adet tunçtan yapılmış arkeolojik eserin koruma altına alınmasıydı.

Yapılan çeşitli görüşmelerin ardından "Dünya Kültür Mirası" kapsamında Kaleburnu Kral Tepesi yerleşim yerinde, Kuzey Kıbrıs'ta bir ilk olarak, Alman ve Kıbrıslı Türk bilim insanlarının ortak çalışma yapmasına karar verildi. Bu kararın ardından DAKMAR ve Almanya Fritz Thyssen Foundation'ın maddi katkıları aracılığı ile Kaleburnu Kral Tepesi Kurtarma Kazısı Projesi başlatıldı.

Kaleburnu Kral Tepesi Kurtarma Kazı Projesi'nin DAKMAR Başkanı Yrd. Doç. Dr. Uwe Müller, Almanya'dan Prof. Dr. Ernst Pernicka eş başkanlık görevini üstlenirken kazı başkan yardımcılıklarını DAKMAR yönetim kurulu üyesi Bülent Kızılduman ve yine Almanya'dan Dr. Habil. Martin Bartelheim yürütüyor.

Projeye ilk olarak 28 Temmuz-3 Eylül 2005 tarihinde başlandı ve en yüksek akademik-bilimsel standartlara uygun olarak sürdürüldü. Bütün bulunan eserler gerekli sistematik bilimsel süzgeçten geçirilerek kaydedilerek, koruma altına alındı.

 

Müller: Kurtarma kazısı şart

Proje başkanı Yrd. Doç Dr. Uwe Müller, 2005 Şubat ayında Kral Tepesi yerleşim yerinde kendisi, Dr. Habil Martin Bartelheim, Dr. Christiane Hemker ve Bülent Kızılduman tarafından yapılan bir haftalık ilk incelemelerin ardından Eski Eserler ve Müzeler Dairesi'ne bir rapor sunulduğunu söyledi. Müller, rapor sonucunda Kral Tepesi'nin erozyon nedeniyle hızlı bir şekilde tahrip olduğunun belirlendiğini vurguladı. Müller, Geç Tunç Çağı'na tarihlendirilen yerleşim yerinin her geçen gün önlenemez bir erozyon sürecine bağlı olarak, yok olma bu tehlikesine sürüklendiğini ve acilen önlem alınarak, kurtarma kazısının yapılmasının şart olduğunu belirtti.

Müller, Almanya'nın Freiberg Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ernst Pernicka ve yine Almanya'nın Tubingen Üniversitesi'nden Dr. Martin Bartelheim ile temasa geçilerek, uluslararası bir proje grubu oluşturulduğunu anlattı. Çağdaş bilimsel kazı standartlarında yürütülecek olan proje için gerekli yasal izinlerin alındığını ifade eden Müller, DAKMAR ve Almanya Fritz Thyssen Foundation'ın maddi katkıları aracılığı ile Kaleburnu Kral Tepesi Kurtarma Kazısı Projesi başlatıldığını kaydetti.

Rumlardan engelleme girişimi

Müller, projenin başarılı bir şekilde devam ederken, Rum kesiminde bulunan Kıbrıs Üniversitesi'nin devreye girdiğini ve bu kazıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu ileri sürdüğünü iddia etti. Müller bu projede yer alan Alman üniversitelerini ve Alman vakfını bu projeden çıkmaya davet ettiklerini de belirtti ve şunları kaydetti:

"İddialarındaki en önemli dayanakları, Rum kesiminde bulunan yetkili makamdan gerekli izinlerin alınmamış olmasıydı. Bu nedenle de kazıların UNESCO'nun hukuki düzenlemelerine aykırı olduğu, KKTC'nin tanınmadığı, 1954, 1970 ve 1972 yıllarında imzalanan UNESCO Konvansiyonlarına taraf olmadığını ve Kıbrıs'ta bu tur bir izni vermeye ancak Rum makamların yetkili olduğu yönünde tezler ortaya koydular. Rumların UNESCO konvansiyonlarını yorumlayış biçimi tamamen yanlıştır. UNESCO'nun birincilik gayesi hiçbir zaman diplomatik veya siyasi bir çözüm arayışı olmamıştır. UNESCO'nun asıl amacı doğal ve kültürel mirasın korunmasıdır. Ve bu koruma amaçlı projeler yapılırken akademik ve bilimsel olarak en üst standartlarda işlem yapılması, doğal ve kültürel mirasa bir zararın gelmesinin önlenmesidir."

 

Kalıntıların korunması Kıbrıslı

Rumların da sorumluluğunda

Müller, UNESCO'nun 26 Mart 1999 yılında silahlı çatışma olan ve egemenlik hususu tartışmalı toprak parçalarında kültürel ve doğal mirasın korunmasına yönelik bir protokol hazırladığını ve "the Second Protocol to the Hague Convention of 1954 for the Protection of Cultural Property in the Event of Armed Conflict the Hague" adı verilen bu antlaşmaya Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de taraf olduğunu belirtti. Müller bu protokolün 5.maddesinin iki taraf arasında ihtilaflı bir toprak parçasında bulunan doğal veya kültürel mirasın korunması için acil müdahale gerektiği durumlarda yetkisi olsun olmasın o toprak parçasını kontrol eden tarafa müdahale yetkisi verdiğini vurgulayarak sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:

"UNESCO kurallarına göre Kıbrıs sorununun çözümlenmesini beklemekten ziyade, şu anda sürekli erozyona tabi olan arkeolojik eserlerin yok olmasına göz yummamak gerekiyor. Doğal ve kültürel mirasın korunması için acil önlem alınması gerektiğinden ve Kıbrıs sorununun çözümünü bekleyecek vaktimiz olmadığından, Rum kesiminin yapabileceği en doğru iş çalışmaları durdurmak yerine, işbirliği teklifinde bulunmaktır. Unutulmamalıdır ki Kaleburnu'ndaki kalıntıların korunması ve kurtarılması Kıbrıs Türk halkının olduğu kadar Kıbrıslı Rumların da sorumluluğundadır."

 

Proje neleri açığa çıkardı?

Müller, Kral Tepesi yerleşim yerinin Geç Tunç Çağı'nın Kıbrıs için bilinen yerleşim şemasından oldukça farklı özellikler gösterdiğini söyledi. Müller, yerleşimin, tepenin en üst bölümünde yer alan plato ve aşağıdan yukarıya doğru uzanan birçok teras üzerine inşa edildiğini anlattı. İlk kazı sezonunda, ekibin yerleşim yerinin en üst bölümünde yer alan plato da çalışmalarına yoğunluk verdiğini ve Geç Tunç Çağının M.Ö. 13-12 yy. larına tarihlendirilen bir saray-tapınağın açığa çıkarıldığını açıklayan Müller, günümüze değin mimari yapı olarak hiç karşılarına çıkmayan yuvarlak planlı farklı bir yapı tarzının belirlendiğini söyledi. Müller, arkeolojik alanda inanılmaz boyuttaki erozyonun bazı alanlarda mimari öğelerden geriye herhangi bir iz bırakmadığını ifade etti ve ilk incelemelerin ardından saray olabileceği tartışılan yapı kompleksinin bazı bölümlerinde dinsel ritüellerde kullanıldığı belirlenen atlarların da gün ışığına çıkarıldığını kaydetti. Müller, ayrıca yapının birçok odasında zeytinyağı, şarap, kokulu yağlar, hububat, afyon depolamak için kullanılmış olabilecek olan çok sayıda büyük küpün açığa çıkartıldığını ve bunların yanı sıra ölçüm işlemi için kullanılmış olabilecek bazı kaplarla, ağırlıklar bulunduğunu belirtti. Müller, silahlar ve dokumacılıkta kullanılmış olan çok sayıda tezgâh ağırlıklarıyla, ağırşakların Kral Tepesi yerleşim yerinin önemli buluntuları arasında yer aldığını dile getirdi.

Müller, kazılar sonucunda yerleşim yerinde oldukça zengin buluntuların açığa çıkarıldığını ve özellikle 5 farklı materyal üzerinde Kıbrıs'a özgü yazı örneklerinin belirlendiğini kaydetti ve şöyle devam etti:

"Bu dönemin önemli özelliklerinden birisi olan yazı kullanımı Kral tepesi yerleşim yerinin kimliğinin ortaya konulmasında önemli bir etmen olmuştur. Kıbrıslı özelliklerin yoğun olarak belirlendiği Kral Tepesi yerleşim yerinde günümüzün aksine Karpaz yarımadasının geçmiş dönemlerde oldukça önemli bir konuma sahip olduğu yürütülen kazıların ardından tespit edilmiştir. Merkezi bir yerleşim yeri olan Kral Tepesi deniz aşırı kültürlerle de yoğun bir ilişki içerisinde olmuştur. Özellikle Suriye-Filistin-İsrail ve Ege bölgesi kültürleri ile var olan ilişkilerin varlığı arkeolojik kalıntılarla ispatlanmıştır."

 

Kızılduman: 2000'li yılların en önemli keşfi

DAKMAR Yönetim Kurulu üyesi, Öğretim Görevlisi Bülent Kızılduman, tamamen tesadüfen yapmış oldukları bu keşfin, aslında 2000'li yıllarda dünyada yapılmış olan en önemli arkeolojik keşiflerden birisi olduğunu belirtti. Kızılduman, ilk kez bu şekilde tespit edilen Kaleburnu Kral Tepesi yerleşim yerinin, 1900'lü yıllardan itibaren bölgede çalışan hiçbir ekip tarafından belirlenememesini ise hayret verici bir gelişme olarak değerlendirdi. Kızılduman, gerçekleştirilen kurtarma kazısının ardından 26 adet tunçtan yapılmış, birçoğu dünyada ilk kez bulunan eşsiz arkeolojik eserlerin yaklaşık olarak 3200 yıl öncesine tarihlendirildiğini söyledi.

Kızılduman, çalışma sonucunda yerleşim yerinin erozyon nedeniyle hızlı ve inanılmaz ölçüde tahrip olduğunun belirlendiğini söyledi. "Bu inanılmaz kentin bu şekilde yok olmasına göz yumamayacağız" diyen Kızılduman, yerleşim yerinin yok olmasını engellemek ve arkeolojik kültür tabakalarının aydınlatılabilmesi için Kral Tepesi'nde çalışmaların uzun yıllar sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.

Kazıyı politikaya feda ediyorlar

Kızılduman, gerçeklerin Kral Tepesi'nin bir kurtarma kazısına ihtiyacı olduğunu ortaya koyduğunu ve çalışmaların her koşulda devam edeceğini söyledi. Kazı çalışmaları için gerekli tüm izinlere sahip olduklarını, uluslararası anlaşmalara ve AB'nin 2002'de aldığı kararlar doğrultusunda kazı çalışmalarının yasal olduğunun üzerinde duran Kızılduman, Rum tarafının politikaları çerçevesinde kazıyı engellemeye çalıştığını kaydetti ve şöyle konuştu:

"Rumların kaygıları KTTC'nin tanınması, arkeolojik çalışmaların başlamış, ambargoların delinmiş olması ve en önemlisi kendilerinin taraflı olarak yazdığı Kıbrıs tarihinin artık değişmeye başlayacağını düşünmeleri. Biz onların aksine göz ardı ettikleri bazı noktaları kuvvetli bir şekilde ortaya çıkarmaya başladık. Bu sonuçlar onları rahatsız ediyor. Güneyde yaşayan arkeologların, bilim adamlarının, meslektaşlarımızın politikaya arkeolojik alanı tahrip olmasını tercih etmeleri bizi derinden üzüyor. Kazıyı politikaya feda ediyorlar. Ama ne olursa olsun 2006'nın yaz ayında kazı devam edecek. Ekip azalsa da, bizim görevimiz geçmişi aydınlatmaktır. Geçmişin yok olmasın göz yumamayacağımız için çalışmamıza devam edeceğiz."

Kızılduman kazılar sonrasında Güney Kıbrıs Rum kesiminde Rumlar ve yabancı arkeologların 120 kişiye e-mail göndererek hakarete varan sözlerle kazı çalışmasını protesto ettiklerini, projeyi karalamaya çalıştıklarını iddia etti. Kızılduman son olarak, "Politika bizi ilgilendirmez. Söz konusu olan bilimdir ve bir kültür mirasının kurtarılmasıdır. Görevimiz bu mirasa sahip çıkmaktır" dedi.

KIBRIS 26/03/06

"Türkiye Kıbrıs'ta girişimde bulunmaz"


26 Mart, 2006 21:22:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Erdoğan Kıbrıs konusunda yine net konuştu ve KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalkmadan Türkiye'nin Kıbrıs'ta yeni bir girişimde bulunmayacağını söyledi.

AKP Keçiören ilçe teşkilatı kongresinde konuşan Başbakan Erdoğan, son dönemlerde Avrupa Birliği konusunu istismar edenlerin ortaya çıktığını söyledi.
 
Kimsenin süreci provoke etme yoluna gitmemesi gerektiğini belirten Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda üzerine düşeni yaptığını vurguladı. Erdoğan, "Annan planının üzerine çıkmamız mümkün değil" dedi.
 
Başbakan, “Annan planı çıtanın uzatıldığı, yükseltildiği bir konumdur. Bunun üzerine çıkmak da mümkün değildir. Çıtanın yükseltildiği noktaya gelmeyenler, o noktaya gelsinler” diyerek Rum yönetimini eleştirdi.
 
“Güney Kıbrıs yönetimi AB'ye üye olduk diye kendini ağırdan satmasın” diyen Erdoğan “Türkiye kalkıpta Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle bir pazarlığın içine girmez. KKTC'yi kalkıpta masaya kabul etmekten kaçınanlar, karşılarında bizi de masada bulamazlar bunu bilsinler" diye konuştu.
 
"Atina'daki 3 cami restore edilemiyor"
 
Başbakan Erdoğan konuşmasında, Yunanistan'ı ise dini özgürlükler konusunda  yeterince samimi olmamakla suçladı.
 
Erdoğan konuşmasında Atina’daki cami restorasyonuna değindi. "Batı Trakya’da yaşayan Müslümanlar kendi dini liderlerini seçemiyorlar. Ama Türkiye'de biz patrikhanenin başını belirlemiyoruz. Demek ki biz daha özgürlükçüyüz” diyen Başbakan, Yunanistan’ın Türkiye’deki kiliseleri restore etmesine müsaade edildiğini, buna karşın Atina’daki 3 caminin restorasyonuna Yunan tarafınca müsaade edilmediğini kaydetti.
 
Erdoğan, Türkiye'nin Yunanistan'la ilişkilerini her zaman dostluk ve anlayış içinde yürütmeye çalıştığını da vurguladı.
 
Erdoğan'ın Kıbrıs tavrı net
 
Başbakan Erdoğan geçtiğimiz günlerde Avusturya'da yayımlanan haftalık Profil dergisine verdiği demeçte de, Kıbrıs Türklerine uygulanan yaptırımlar kaldırılmadıkça, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rumlarına açmayacağını yinelemişti.
 
Erdoğan, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmasına ilişkin bir soruya şu yanıtı vermişti:
 
''AB ülkeleri sözünde durmadı. Gümrük Birliği bazında buna hakkımız var. 1996'da Gümrük Birliği'ne katıldık. 1 mayıs 2004'te Kıbrıs Rumları AB'ye katıldı. Gümrük Birliği'ne üye olmalarına karşı çıkabilirdik, ama 'hayır' demedik."
 
"Öte yandan, Kıbrıs Türklerinin izolasyonuna son verilmediği sürece, parlamentomuzun limanların ve havaalanlarının açılmasını öngören Ek Protokolü onaylamayacağını da söyledik" diyen Erdoğan, bu konuda ısrarlı olduğunu belirtti.
 
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor?

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması. 
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.

"Talat ile görüşmeye hazırım"


27 Mart, 2006 09:34:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile insancıl konuları, özellikle kayıplar konusunu görüşmeye hazır olduğunu açıkladı.

Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos görüşmenin kayıplar konusunda Kızılhaç temsilcisiyle yapılacak görüşmenin ardından olacağını belirtti.
 
Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin 28 şubatta Paris'te yapılan Annan-Papadopulos görüşmesine ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Talat'a gönderdiği mektupla ilgili olarak, gazete başlıklarına katılmadığını ifade etti, mektupta değinilen her şeyin kendisini tatmin ettiğini söyledi.
 
Paris'te anlaşmaya varılan her şeyin yerinde durduğunu ve görüşmelerin günlük konular ve özlü konularda olacağını belirten Papadopulos, ''aksi takdirde hiç görüşme olmayacaktır'' dedi.
 
Kıbrıs Rum basını, Paris görüşmesine ilişkin, BM'nin KKTC Cumhurbaşkanı'na gönderdiği mektupla ilgili olarak, Rum tarafının Annan tarafından ortada bırakıldığı yorumları yaptı.
 
Haberlerde, 'Annan'ın mektubunun Rum yönetimi ve basınının Paris görüşmesinin sonuçlarına ilişkin yorumlarını yalanladığına' yer verildi.
 
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor?

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.

Kıbrıs'ın beklenmedik koridorları

Hava sahamızı Güney Kıbrıs'a uçan Kıbrıs Havayolları dışındaki taşıyıcılara açtığımızı yazmam ortalığı karıştırdı. Dışişleri bunun 1974'ten bu yana zaten mümkün olduğunu söyleyerek hatamı ortaya çıkardı. Ancak önemli bir hususu söylemedi. Bunu da Metin Münir ortaya çıkardı.
Meğerse, Türkiye, kısa bir süre önce, "Okesa-Bergo" adlı Ege hava koridorunu Güney Kıbrıs'a uçan taşıyıcılara açmış. Rum uçakları buna dahil değil tabii. "Avusturya Havayolları'yla daha yeni Türk hava sahasından uçtum" diyen Rum lideri Papadopulos da, büyük olasılıkla, bu koridordan geçti.
Özetle, Türkiye artık Yunanistan üzerinden gelen taşıyıcılara Kıbrıs Rum kesimi için avantajlı bir bağlantı sağlıyor. "Olympic Airways" de buna dahil. Tabii, Metin Münir'in dediği gibi, bu karar aynı zamanda Rumları "rekabeten" ve dolayısıyla "maddeten" sıkıştırıyor.

Ankara açıklamıyor
Bu da, KKTC'nin üzerindeki ambargonun kalkması için Ankara'ya ek bir "enstrüman" sağlıyor. Ankara, nedense, bazı şeyleri açıklamıyor. Oysa burada, olumlu bir durum söz konusu.
Öte yandan, "Tazmin Komisyonu" konusunda da olumlu gelişmeler görüyoruz. Kuzey'de kalan malları için Türkiye'yi AİHM'de dava eden Mira Ksenides-Arestis ile Ankara şu anda, garip bir şekilde, aynı safta görünüyorlar. Çünkü iki taraf da KKTC'de kurulan ve AİHM'nin onayını bekleyen bu komisyonun işlemesini istiyor.
Oysa hem Kuzey'de, hem Güney'de buna karşı olanlar var. KKTC'de, muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi, komisyonun lağvedilmesi için Anayasa Mahkemesi'ne gitti. Güney'de ise, bir grup avukat, komisyonun kurulmasına neden olan kararını iptal etmesi için AİHM'ye başvurdu.

Ankara'nın telkinleri
Ancak her iki girişimin sonuçsuz kalacağı ortada. Geçen hafta KKTC'yi ziyaret eden Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Tazmin Komisyonu'nun Anayasa Mahkemesi'ne şikâyet edilmiş olmasını "tasvip etmediklerini" açıkça söyledi.
Şener, Başbakan Erdoğan'ın UBP Başkanı Hüseyin Özgürgün'ü, Dışişleri Bakanı Gül'ün de UBP eski genel başkanı Derviş Eroğlu'nu arayarak benzeri bu konuda uyarıda bulunduklarını açıkladı. Bunlar Ankara'dan gelen ve kolay göz ardı edilemeyecek "ağır telkinler"dir.
Ankara bu komisyonun işlemesini istiyor çünkü bu seçeneğin ortadan kalkmasının Türkiye'ye ağır bir fatura getireceğini biliyor. KKTC'nin iç işlerine müdahale anlamına gelse de, bu "ağır telkinleri," kuşkusuz, bu nedenle yaptı.

Çözüm bu koridorlarda
Adanın Güney'ine gelince, Ksenides-Arestis'in avukatı Achilleas Demetriades, Tazmin Komisyonu kararının iptal edilmesi için başvuran Rum avukatların sonuç alamayacaklarını açıkladı.
Bu tür bir başvurunun sadece davaya taraf olanlar tarafından yapılabileceğini belirten Demetriades, "Adaleti, dolayısıyla istediğiniz tazminatı, sağlayacak bir mahkemeyi şikâyet etmenin anlamı yok" diye konuştu. Kısacası, Güney'dekilerin derdi de, ya evlerini, ya da paralarını bir an evvel almak.
Kıbrıs gerçekten ilginç bir yer. Kendinizi karşı tarafla, ansızın ve hiç beklemediğiniz bir "koridor"da bulabiliyorsunuz. Çözüm de herhalde sonunda bu koridorlardan gelecek

SEMIH IDIZ MILLIYET 27/03/06

'Rum'a hava koridoru açık'

Dışişleri yalanladı, ancak Ulaştırma Bakanı Yıldırım dün 'Kıbrıs Havayolları dahil bütün yolcu uçaklarına hava koridorumuz açık' dedi. Yıldırım'a göre Rumlar da aynısını Türkiye'ye yapıyor

27/03/2006  RADIKAL

AHMET KIVANÇ

MUSKAT/ANKARA - Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ne giden uçaklar için hava koridorunu açıp açmadığına dair bilmece çözülemiyor. Dışişleri'nin geçen hafta boyu yalanladığı haberleri dün Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım doğruladı. Yıldırım, 2001'den beri Kıbrıs Hava Yolları dahil olmak üzere Rum Kesimi'ne uçan tüm yolcu uçaklarına Türk hava sahasının açık olduğunu açıkladı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yıldırım, bu kararın Dışişleri tarafından alındığını ve Kıbrıs Rum hava sahasının da aynı şekilde Türk yolcu uçaklarına açık tutulduğunu belirterek şöyle dedi: "Onların yolcu uçaklarına bizim koridorumuzun açık olduğu gibi gerek Kıbrıs'ın kuzeyi, gerekse güneyi üzerinden de bizim yolcu uçaklarımız transit geçiş yapıyor. Rum kesimine ait olsun olmasın tüm yolcu uçakları transit uçuşlar için hava sahamızı kullanıyor, fakat Türk hava alanlarına inemiyorlar. İnişlere ancak acil durumlarda izin verilebiliyor" dedi.

Kargo uçağına yasak var
Ancak Kıbrıs'a uçan kargo uçak-larına Türk hava sahasının kapalı olduğunu belirten Yıldırım, geçen yıl Rum Kesimi'nden bir yük uçağının emrivaki yapmak istediğini anımsattı. Kıbrıs sorununun bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan, "Sadece hava veya deniz taşımacılığındaki izolasyonların değil, tüm izolasyonların bir bütün olarak ele alınmasını istiyoruz. Aksi halde parça parça taviz koparma girişimlerine izin vermeyiz" diye konuştu.
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş geçen cuma bir televizyona demecinde, Türk hava sahasının Rum uçaklarına açılması konusunda Türk Dışişleri ile geçtiğimiz aylarda mutakabata varıldığını açıklamıştı. Ama Türk Dışişleri, Denktaş'ın söz ettiği mutabakatın, Ankara'nın KKTC'ye tecridin kaldırılması karşılığı sunduğu yeni eylem planı olduğunu açıklamıştı. KKTC Dışişleri de Denktaş'ın yanlış anlaşıldığını duyurmuştu. Türk Dışişleri açıklamasında ayrıca, Türk hava sahasının Kıbrıs Hava Yolları dışında Kıbrıs Rum Kesimi'ne giden tüm yabancı ülkelerin uçaklarına açık olduğunu da belirtilmişti. Geçen hafta KKTC'yi ziyaret eden Devlet Bakanı Abdüllatif Şener de Kıbrıs Rum uçaklarına böyle bir iznin verilmesinin söz konusu olmadığını söylemişti.

Talat'la görüşmeye hazırım

Rum Yönetimi Lideri Papadopulos, Türk tarafının çözüm yönündeki samimi politikası karşısında, Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmeme politikasından 180 derece dönüş yaptı:

 

İNSANCIL KONULAR... Rum radyosunun haberine göre, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la insancıl konuları, özellikle kayıplar konusunu görüşmeye hazır olduğunu söyledi. Papadopulos, bu görüşmenin kayıplar konusunda "Kızılhaç temsilcisiyle yapılacak görüşmenin ardından" gerçekleşeceğini belirterek, "Talat ile toplantı bu konuyla ilgili olacaktır" dedi

MEKTUP OLUMSUZ DEĞİL... Papadopulos, BM Genel Sekreteri Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Paris görüşmesine ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Talat'a gönderdiği mektupla ilgili gazete başlıklarına katılmadığını belirterek, mektupta değinilen her şeyin kendisini tatmin ettiğini kaydetti. Paris'te anlaşmaya varılan her şeyin yerinde durduğunu ve görüşmelerin günlük konular ve özlü konularda olacağını ifade eden Papadopulos, "Aksi takdirde hiç görüşme olmayacaktır" dedi

Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos, Türk tarafının çözüm yönündeki samimi politikası karşısında, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeme politikasından 180 derece dönüş yaptı: "Talat'la insancıl konuları, özellikle kayıplar konusunu görüşmeye hazırım"

Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, bu görüşmenin kayıplar konusunda "Kızılhaç temsilcisiyle yapılacak görüşmenin ardından" gerçekleşeceğini belirterek, "Talat ile toplantı bu konuyla ilgili olacaktır" dedi.

Papadopulos, BM Genel Sekreteri Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Paris görüşmesine ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Talat'a gönderdiği mektuba ilişkin soruya karşılık, gazete başlıklarına katılmadığını belirterek, mektupta değinilen her şeyin kendisini tatmin ettiğini kaydetti.

Paris'te anlaşmaya varılan her şeyin yerinde durduğunu ve görüşmelerin günlük konular ve özlü konularda olacağını ifade eden Papadopulos, "Aksi takdirde hiç görüşme olmayacaktır" dedi.

Bu arada, Rum Yönetimi Sözcüsü Yorgos Lillikas, bugün Baf'taki bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Paris'te Annan-Papadopulos arasında yapılan görüşmede, iki toplum liderinin temsilcileri aracılığıyla görüşme hazırlığına başlayabileceği konusunda anlaşmaya varıldığını söyledi. Lillikas, iki taraf arasındaki uçuruma köprüler kurulması yönünde ilerleme kaydedilmesinin ardından Kıbrıs sorununa çözüm getirecek konularda üst düzey görüşmelerin gündeme gelebileceğini kaydetti.

"Annan'ın Papadopulos-Talat arasında bir görüşme arzuladığı" sorusu üzerine Lillikas, böyle bir görüşme yapılmasının Annan'a Papadopulos tarafından önerildiğini söyledi. Lillikas, bu görüşmenin Türk tarafının Kayıplar Komitesi'ndeki üçüncü üyenin (BM'nin temsilcisi) atanmasını kabul etmesinden sonra olacağını kaydetti.

KIBRIS 27/03/06

Avustralya'daki KKTC bayrağına tepki gösterildi

Avustralya'daki, Brinbag Belediyesi Meclis Üyesi, Rum asıllı Kostas Sokratus'un, çok sayıda "Kıbrıslının" yaşadığı bir yer olan Brinbag bölgesi Belediyesi'nin; Commonwealth müsabakaları çerçevesinde diğer ülkelerin yanında, KKTC bayrağını da göndere çekmesini kınadığını belirtti.

Alithia gazetesinin verdiği habere göre, olayı protesto eden Sokratus, "konu burada kalmayacak" dedi ve olayı "hakaret" olarak değerlendirdi.

Gazete, daha sonra yapılan Belediye Meclis toplantısında, Kıbrıslı Türk asıllı Belediye Başkanı Natali Süleyman ve bir başka Kıbrıslı Türk üyenin takındığı tutumun, Belediye ilkelerine hakaret ettiği gerekçesiyle, Sokratus'u azarladığını da yazdı.

Habere göre, Sokratus ayrıca, olayla ilgili sorumluların, "tanınmayan bir devletin" bayrağını göndere çekerek, Hellenizme hakaret ettiğini savunarak, konuyu Yerel Yönetim Bakanlığı'nın bilgisine getireceğini de belirtti.

KIBRIS 26/03/06

NATO, Güney Kıbrıs'a Akdeniz'de bir rol sunabilir

Rand örgütü analizörü Ian Leser, Güney Kıbrıs-NATO ile işbirliğini değerlendirdi:

NATO, Güney Kıbrıs'a Akdeniz'de bir rol sunabilir

Rand örgütü analizörü Ian Leser, "NATO, Güney Akdeniz ülkeleriyle sağlayacağı işbirliği ve diyalogla, Akdeniz'de daha aktif olduğu zaman, Güney Kıbrıs'a; bu bölgede oynaması gereken bir rol sunabilir" şeklinde konuşarak, NATO'nun yeni hedefleri içerisinde, Güney Kıbrıs'ın dahil olmaya ilgi göstereceği bir çok şeyin bulunacağına ilişkin inancını dile getirdi.

Kıbrıs'taki Amerikan Büyükelçiliği'nin geçen hafta düzenlediği iki günlük sempozyuma katılan RAND örgütü analizörü Ian Leser, Güney Kıbrıs'ın, NATO ile işbirliğine gidip gitmeyeceği konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Fileleftheros'ta yayımlanan habere göre, Güney Kıbrıs ve NATO arasında işbirliği kurulmasına ilişkin içte bazı çekincelerin olmasının ötesinde, Türkiye'nin de buna tepki gösterdiğini söyleyen Laser, bu unsurların da işbirliği için sorun yarattığını belirtti.

Amerikalıların; Kıbrıs'a ilişkin karar merkezinin Washighton'da bulunmasını istediğine ve arzuladığına dair Kıbrıs'ta genel bir kanı bulunduğunu belirten Laser, bunun aksini savunarak, karar merkezinin Brüksel'de olduğunu söyledi.

ABD'nin, bugün, 10-15 yıl öncesinde Kıbrıs'ta oynadığı rolden daha az bir role sahip olduğunu belirten Laser, bunun ABD'nin Kıbrıs'a ilişkin ilgisinin azalması veya rolünü kaybetmesinden kaynaklanmadığını, bunun; önemli kararların, adada, Brüksel'de, Atina'da, Ankara'da ve özellikle Ankara'da alınacak olmasına bağlı olduğunu da ifade etti.

Laser, adadaki durumun, Brüksel ve BM tarafından şekillendirildiğini yineleyerek, ABD'nin bu rolü, bugün değil 10-15 yıl önce oynadığını sözlerine ekledi.

KIBRIS 27/03/06

Bakoyanni: BM girişim başlatmalı

New York’ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la görüşen Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni; “BM, Kıbrıs konusunda yeni bir girişim başlatmalı” dedi.

NTV

Güncelleme: 11:18 TSİ 28 Mart 2006 Salı

NEW YORK - Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, “Annan ile Papadopulos arasındaki Paris görüşmesinin ardından, Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlenme başladı” dedi. Bakoyanni, “Teknik görüşmeler, uygun biçimde hazırlanmış yeni bir Birleşmiş Milletler girişimine dönüşmeli ve bu girişim de Kıbrıs sorununa kalıcı ve işlevsel bir çözüm bulmalı” ifadesini kullandı.

Yunanistan Dışişleri Bakanı, iki tarafın girişim konusunda anlaşmaları ve ilerlemelerinin zamanının geldiğini belirterek, yeni bir başarısızlığa tahammül olmadığını vurguladı. Bakoyanni; yeni BM girişiminin sıkı zaman sınırlamaları ve ön kararlar alınmadan ilerlemesi gerektiğini de savundu.

Hava sahası muamması

28/03/2006

RADİKAL - ANKARA - Rum Havayolları'na ait yolcu uçaklarının Türk hava sahasını kullanması muamma oldu. Dışişleri'nin yalanlamasına karşın Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, önceki gün Türk hava sahasını Rum uçaklarının kullanabildiğini söylemişti. Ama dün Ulaştırma Bakanlığı kendi bakanını yalanladı. Açıklamada 'Rum Yönetimi tescilli uçakların hava sahasını kullanmasına izin verilmiyor' denildi.

BM ile ABD'den diplomasi atağı

PARİS ANLAŞMASI" DİYE BİR ŞEY YOK... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, saat 11.20'de başlayıp iki saatten fazla süren Talat- Möller görüşmesinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kendilerine Annan-Papadopulos arasındaki Paris görüşmesiyle ilgili mektup gönderdiğini anımsatarak, Möller'in dün yapılan görüşmede de Paris görüşmesiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi aktardığını ve bunları değerlendirmekte olduklarını açıkladı. Müsteşar Pertev, Rum tarafınca "Paris Anlaşması" şeklinde sunulan Annan-Papadopulos görüşmesinin rutin bir toplantı olduğunun ortaya çıktığını, "Paris Anlaşması" diye bir şey olmadığının görüldüğünü belirtti .

ABD BÜYÜKELÇİSİ TALAT'IN EVİNE BUKETLE GİTTİ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Ronald Schlicher ile Girne'deki evinde saat 16.00'da yapıldı. Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmede olduğu gibi Talat'ın evindeki görüşmeden sonra da açıklama yapılmadı gazetecilerin görüntü almasına izin verilmedi. Görüşmeye Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, ABD Büyükelçiliği Türk İşleri Sorumlusu Mark Libby de katıldı. Bu arada ABD Büyükelçisi'nin binaya girerken elinde bir buket olduğu gözlemlendi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller ile Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schlicher dün

KKTC Cumhurbaşkanlığı'ndaydı. BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel Temsilcisi Möller ve ABD Büyükelçisi Schlicher Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdiler. Türk ve Rum gazetecilerin büyük ilgi gösterdiği görüşmelerden sonra basına açıklama yapılmadı, foto muhabirlerinin görüntü almasına bile izin verilmedi. Sadece Talat-Möller görüşmesine ilişkin bir açıklama yapıldı, bu da, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'den geldi.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, swaat 11.20'de başlayıp iki saatten fazla süren görüşmeden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kendilerine Annan-Papadopulos arasındaki Paris görüşmesiyle ilgili mektup gönderdiğini anımsatarak, Möller'in dün yapılan görüşmede de Paris görüşmesiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi aktardığını ve bunları değerlendirmekte olduklarını açıkladı.

"Paris Anlaşması" diye

bir şey yok

Müsteşar Pertev, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile yaptığı görüşmenin Rum tarafınca "Paris Anlaşması" şeklinde sunulduğunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin mektubu ve Möller görüşmesinden çıkan sonuçla bunun rutin bir toplantı olduğunun ortaya çıktığını, "Paris Anlaşması" diye bir şey olmadığının görüldüğünü belirtti.

Pertev, toplantıda Paris'in yanı sıra teknik komitelerin toplanması konusunu da ele aldıklarını anlattı. Teknik komitelerin toplanmasıyla ilgili Paris toplantısı öncesinde varılan mutabakata sadık olduklarını Möller'in dikkatine getirdiklerini söyleyen Pertev, daha önce Genel Sekreter'e bugün de Möller'e, Kıbrıs konusunun parça-parça değil, kapsamlı biçimde ele alınmasının öneminin iletildiğini kaydetti.

Raşit Pertev, bir soru üzerine, Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Talat ile kayıp şahıslar konusunda görüşebileceği yönündeki açıklamasına da değinerek, Talat'ın, Rum lider ile görüşmeye hazır olduğunu, ancak kayıplar konusunun insani bir konu olduğunu ve politize edilmesine karşı olduklarını vurguladı.

Pertev, "kayıplar konusuyla ilgili çalışmaların zaten çok iyi gittiğini" belirterek, ailelerin de iyiliği için konunun siyasete alet edilmemesi ve hali hazırda sürdürülen çalışmaların devam etmesi gerektiğini söyledi.

Parçalı çözüm oyalama taktiği

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev, parça-parça çözüm yaklaşımının oyalama taktiği olduğundan kuşkulandıklarını ve bunun zaman kaybettireceğini Möller'e aktardıklarını, Annan Planı temelinde kapsamlı çözüm için masaya oturmanın gerekliliğini de vurguladıklarını söyledi. Pertev, Möller ile genel bir değerlendirme yapıldığını da kaydetti.

Rum basın mensuplarının talebi üzerine açıklamalarını İngilizce olarak da yapan Pertev, pratik konularla ilgili teknik komitelerin toplanması konusuna Paris görüşmesinden önce karar verildiğini de vurguladı. Pertev, teknik komitelerin toplanmasıyla ilgili kararlarına ve taahhütlerine sadık olduklarını söyledi.

Basın yoluyla diyalog pek iyi olmuyor

Pertev, konuyla ilgili verdiği yanıta rağmen gazetecilerin ısrarlı soruları üzerine Talat'ın, Papadopulos ile görüşüp görüşmemesi konusunda şu yanıtı verdi:

"Biz de sayın Papadopulos'un sayın Talat ile görüşme isteğini gazetelerden okuduk. Son iki sene içerisinde sayın Cumhurbaşkanımız, bu konuda barış elini uzatmıştı ve sayın Papadopulos ile görüşmeye hazır olduğunu yinelemişti. Ama basından okuduğumuz kadarıyla daha çok kayıp şahıslarla ilgili görüşmeden bahsediliyor. Bu konularda basın yoluyla diyalog pek iyi olmuyor. Kayıp şahıslar konusu çok hassas ve insancıl bir konu, politikanın dışına alınmış, iki tarafın da ilerleme kaydettiği bir konu. Bunu tekrardan siyasi projektörlerin altına atarak zarar getirmek istemeyiz. Tekrardan politize edilmesi için hiçbir neden yoktur."

Pertev; bir gazetecinin, Türk tarafının Möller ile rahatsızlığı olduğunu belirterek, rahatsızlıkların görüşmede dile getirilip getirilmediğini sorması üzerine de şöyle dedi:

"Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımızın ameliyatı planlanmamıştı. Bir pazar akşamı ortaya çıktı ve pazartesi ameliyata alındı. Bunun hemen akabinde de Paris görüşmesi ortaya çıktı ve gündeme okkalı şekilde oturdu. Rum tarafında seçim dönemi olduğundan istismar da edildi. Bu çerçeve içerisinde sayın Cumhurbaşkanımızın isteği doğrultusunda, Möller ile olan görüşme, O Kıbrıs'a dönmeden yapılmadı.

Cumhurbaşkanı, Möller ile yüz yüze görüşme talebi yönünde talimat vermişti. O talimat doğrultusunda şimdi sayın Möller'i kabul ettik ve görüştük."

Pertev, kapsamlı görüşmelerin başlaması konusunda tarih olup olmadığıyla ilgili soru üzerine, BM'nin, Rumlardan Annan Planı'nda hangi değişiklikleri önerdiklerini sunmasını istediğini, kapsamlı çözüme doğru adım atılması konusunda bunun önemli bir adım teşkil edeceğini, ancak bunun henüz yapılmadığını belirtti.

Pertev, BM Genel Sekreteri'nin ısrarla sözler ve eylemler arasındaki farktan bahsettiğini ve bu çerçeve içinde kendilerinin de Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı çözüme olan ciddiyetini gösterir adımlar atmasını istediklerini söyledi.

Talat - Schlicher görüşmesi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Ronald Schlicher'i ise Girne'deki evinde kabul etti ve görüşme saat 16.00'da başladı.

Görüşmeye Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, ABD Büyükelçiliği Türk İşleri Sorumlusu Mark Libby de katıldı.

Schlicher bir buketle geldi

Bu arada ABD Büyükelçisi'nin binaya girerken elinde bir buket olduğu gözlemlendi.

Basına açıklama yapılmazken, görüşmeden görüntü de alınamadı, ancak Cumhurbaşkanlığı'nın basına görüşmeyle ilgili fotoğraf sağlayacağı belirtildi.

KIBRIS 28/03/06

Serdar Denktaş, Brüksel'e gidiyor

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Avrupa Parlamentosu'ndaki çeşitli gruplarla görüşmeler yapmak üzere bugün Brüksel'e gidiyor.

AB'nin merkezi konumundaki Brüksel için dün akşam KKTC'den ayrılan Denktaş, geceyi İstanbul'da geçirecek. Denktaş, bu sabah Brüksel'e uçacak.

İki düşünce kuruluşunun organize ettiği yuvarlak masa toplantılarına katılacak olan bakan Denktaş'ın, Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleriyle de görüşmesi bekleniyor.

Siyasi Danışmanı Kudret Akay ve Bakanlık Genel Müdürü Hilmi Akil'in eşlik edeceği Serdar Denktaş, 30 Mart Perşembe akşamı yurda dönecek.

KIBRIS 28/03/06

Hager: Direkt Ticaret Tüzüğü ortadan kalkmadı

KKTC'de faaliyet gösteren 12 kadın örgütünü temsil eden heyet, Avusturya'nın

Lefkoşa Büyükelçisi Eva Hager ile görüşerek, Kıbrıs sorunuyla ilgili bir mektup verdi:

Hager: Direkt Ticaret Tüzüğü ortadan kalkmadı

KAYGILAR İLETİLDİ... 12 kadın örgütü tarafından Avusturya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Eva Hager'a takdim edilen mektupta, 12 kadın örgütünün Kıbrıs sorunundaki görüşleri, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle duydukları kaygı ve görüşmeleri Annan Planı temelinde bir an önce başlaması talepleri ifade edildi. Mektupta, AB Dönem Başkanı Avusturya'dan Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında daha aktif rol almasının beklendiği kaydedildi

TÜZÜK GÜNDEMDEN DÜŞMEDİ... AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Eva Hager, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün ortadan kalkmadığını ve halen gündemde olduğunu, onaylanan mali yardımın hangi kanallardan aktarılacağının da halen tartışıldığını söyledi. Hager, konuya politik değil, teknik olarak ve ülkenin gelişimi açısından bakılması gerektiğini söyledi.

 

 

AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Eva Hager, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün ortadan kalkmadığını ve hala gündemde olduğunu, onaylanan mali yardımın hangi kanallardan aktarılacağının da hala daha tartışıldığını söyledi.

KKTC'de faaliyet gösteren 12 kadın örgütünü temsil eden heyet, Avusturya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Eva Hager ile görüşerek, kendisine Kıbrıs sorunuyla ilgili bir mektup verdi. Saat 10.00'da başlayan ve yarım saat süren görüşmede Büyükelçi Hager, Mali Yardım Tüzüğü, Direkt Ticaret Tüzüğü ve Annan Planı hakkında açıklamalarda bulundu

Büyükelçiye takdim edilen mektupta, 12 kadın örgütünün Kıbrıs sorunundaki görüşleri, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle duydukları kaygı ve görüşmelerin Annan Planı temelinde bir an önce başlaması talepleri ifade edildi. Heyetin sunduğu mektupta, AB Dönem Başkanı Avusturya'dan Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında daha aktif rol almasının beklendiği kaydedildi.

Heyete yer alan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Kadın Birimi Temsilcisi Emel Kişi, kadın örgütlerinin Mart ayı başlarında Kıbrıs'ı ziyaret eden Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Gurubu heyetine de benzer bir mektup, daha önce de İngiltere Yüksek Komiserliği'ne daha farklı içerikte bir mektup verdiğini hatırlattı.

Güneye geçerek Avusturya Büyükelçisi Hager'i makamında ziyaret eden heyet şu örgütleri temsil ediyordu:

CTP, Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Tel-Sen, Basın-Sen, Yurtsever Kadınlar Birliği, Barış ve Federal Çözüm İçin Kadın Hareketi, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası, Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası, Esnaf ve Zanaatkarlar Odası, Belediye Emekçileri Sendikası, Kamu-Sen, Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası Fırsat Eşitliği Komitesi.

Büyükelçi Hager ile görüşme

Heyete yer alan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Temsilcisi Emel Kişi yaptığı açıklamada, Büyükelçi Hager'in görüşmede, AB tarafından sunulan ve daha sonra birbirinden ayrılan Mali Yardım ve Direkt Ticaret tüzüklerine değindiğini, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün ortadan kalkmadığını ve hala gündemde olduğunu söylediğini belirtti.

Emel Kişi'ye göre Hager, AB tarafından onaylanan Mali Yardım Tüzüğü'nde öngörülen 139 milyon Euro'luk mali yardımın hangi kanallardan aktarılacağının halen tartışılmakta olduğunu, konuya politik değil, teknik olarak ve ülkenin gelişimi açısından bakılması gerektiğini söyledi.

İki toplumu ilgilendiren konularda

Rum görüşleri de alınıyor

Bu konunun Rum tarafının vetosuyla karşılaşmasının söz konusu olmadığını, ancak iki toplumu ilgilendiren konularda Rum tarafının görüşlerinin de alındığını belirten Büyükelçi Hager, Mali Yardım Tüzüğü'nün yalnızca ülkenin ekonomik gelişmesine değil, bir kısım ortak projelerin gerçekleşmesinde de kullanılacağını belirterek bunun çözüm sürecine katkı yapacağını kaydetti.

120 Milyon Euro

yine gündemde

139 milyon Euro'luk mali yardımın bir an önce aktarılması çalışmaları sürdüğünü belirten Hager, zaman aşımından dolayı 2005 sonu kaybedilen 120 milyon Euro'luk mali yardımın tekrardan gündeme geldiğini ve bu konudaki çalışmaların sürdüğünü kaydetti.

Kişi'ye göre Hager, Annan Planı'nın bir takım düzeltmelerden sonra tekrardan gündeme gelebileceğini, bu arada adada iki toplumun sürekli ilişki içerisinde olması gerektiğini belirterek, karşılıklı ilişkilerin yeniden yapılanması için pratik ve akılcı yolların kullanılması gerektiğini vurguladı.

Talat'a ihtiyaç var

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a geçmiş olsun dileklerini ifade eden Avusturya Büyükelçisi Hager, Cumhurbaşkanı Talat'a ileriki süreçte ihtiyaç duyacaklarını kaydetti.

Rum müdahalesi

Emel Kişi, Hager'in, Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı temsilcisinin, Rum kesiminin müdahalesi üzerine, Avusturya'nın Viyana şehrinde önceki gün gerçekleştirilen Kıdemli Çalışma Müfettişleri Komitesi Toplantısı'na katılmasının engellenmesi konusunda da bilgilendirildiğini aktardı

Mektup

Avusturya Büyükelçisi Eva Hager'e verilen mektupta, Kıbrıs sorunundaki son durumla ilgili olarak Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının farklı görüşleri bulunduğu, sürdürülebilir bir çözüme ulaşmak için uzlaşmacı yaklaşımın yanında bir tarafın karşı tarafın görüş ve kaygılarına saygı duyması gerektiği vurgulandı.

Kıbrıs olaylarının ardından 40 yıl geçtiğini Kıbrıs Türk insanının yaşamını yeniden kurduğunu, mülk konusunun karmaşık bir hal aldığını ve zaman içerisinde daha da karmaşık bir hale geleceği belirtilen mektupta, Annan Planı'nın en gerçekçi çözüm yolu olduğu ancak Rum kesiminin yüzde 76'lık bir kısmının plana hayır demesinin Kıbrıs sorununu bugünkü çıkmaza getirdiğini kaydetti.

Rum Yönetimi'nin tek taraflı olarak AB'ye alınmasının adadaki eşitsizliği daha da bozduğu ve çözümsüzlüğün adadaki bölünmüşlüğü daha da kalıcılaştırmakta olduğu vurgulanan mektupta, görüşmelerin bir an önce başlaması ve çözümsüzlüğü pekiştirecek davranışlardan kaçınılması gerektiği belirtildi.

Mali Yardım Tüzüğü'nün şartlı olarak Direkt Ticaret Tüzüğü'nden ayrılarak onaylanmasının doğru olmadığı görüşü belirtilen yazıda, izolasyonların kaldırılmasının tanınma hedefi gütmediği, bunun, Rum tarafının çözüme zorlanması yönünde önemli bir etken olduğu ifade edildi.

Mektupta, AB dönem başkanı olarak Avusturya'dan sürdürülebilir bir çözüm arayışında daha aktif rol almasının beklendiği belirtildi.

KIBRIS 29/03/06

 

Lagendijk: AB Kıbrıs'ta çok büyük hatalar yaptı

HALEN ZEMİN BULMAK ÇOK ZOR... AB-Türkiye Ortak Parlamenterler Komitesi ve AB parlamentosu Üyesi Joost Lagendijk, Kıbrıs konusunun önemine işaret ederek, "Kıbrıs konusunda AB çok büyük hatalar yaptı. Bu yüzden halen zemin bulmak çok zor. Türkiye AB'ye 'sözünü yerine getir' demekte çok haklı" dedi.

AB-Türkiye Ortak Parlamenterler Komitesi ve AB parlamentosu Üyesi Joost Lagendijk, Kıbrıs konusunun önemine işaret ederek, "Kıbrıs konusunda AB çok büyük hatalar yaptı. Bu yüzden halen zemin bulmak çok zor. Türkiye AB'ye 'sözünü yerine getir' demekte çok haklı" dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya'dan Sorumlu Müsteşarı Matt Bryza, ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğine verdiği desteğin, kısmen dünyadaki ideolojik tartışmanın bir parçası olduğunu söyledi.

Amerikan-Türk Konseyi (ATK) ve Türk-Amerikan İş Konseyi (TAİK) 25'inci yıllık konferansında düzenlenen bir panelde Türkiye-AB ilişkileri ele alındı. Panelde konuşan Bryza, laik, demokratik ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman bir ülke olarak Türkiye'nin bir "başarı ülkesi" olduğunu ifade etti.

Bryza, "Türkiye'nin Avrupalı bir ülke olarak başarısı, ideolojik cephede neredeyse varoluşsal bir önem taşıyor" dedi. Bu çerçevede ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, 3 Ekim'de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması için Avrupalı meslektaşlarına telefon ettiğini anlatan Bryza, ABD'nin, Türkiye için istediğinin, AB'ye tam üyelik olduğunu vurguladı. Bryza, ideolojik savaşın, bir anlamda "İslam'ın kendi içinde bir savaş olduğunu" ve bir tarafta laik demokrasi, diğer tarafta ise radikal İslam'ın olduğunu öne sürdü.

Lagendijk: Türkiye çok haklı

AB-Türkiye Ortak Parlamenterler Komitesi ve AB parlamentosu Üyesi Joost Lagendijk de aynı panelde, Türkiye-AB ilişkilerinde en önemli konuların başında ifade özgürlüğünün geldiğini söyledi ve yazar Orhan Pamuk'un Ermenilerle ilgili sözlerinin ardından ortaya çıkan gelişmeleri hatırlattı. Dini azınlıklar gibi azınlıklara genel olarak iyi muamele ve Kıbrıs konularının önemine işaret eden Lagendijk, "Kıbrıs konusunda AB çok büyük hatalar yaptı. Bu yüzden halen zemin bulmak çok zor. Türkiye AB'ye 'sözünü yerine getir' demekte çok haklı" dedi.

Lagendijk, diğer taraftan, AB üyeliği için Güney Kıbrıs'a limanların açılması gerektiğini savundu. Joost Lagendijk, "Eğer Türkiye, kendinden farklı olanı kabul edip onunla yaşamayı başarırsa o zaman gerçekten Avrupalı olacak. Bir kişi, Türkiye'ye sadık kalarak da Protestan dininden olabilir" dedi.

Bağış: Zor dönemler tabii ki olacak

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı AK Parti İstanbul Milletvekili Egemen Bağış da konuşmasında, "Zor dönemler tabii ki olacak ama biz AB yolunda kararlıyız. Tam üyelikten başka bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil" dedi. Bağış, ABD'nin, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasını destekleyerek, AB'nin de bu adımı atarak bütün dünyada Müslümanlara önemli bir mesaj verdiğini kaydetti.

Hagel: Türkiye kilit

ATK-TAİK konferansında bir konuşma yapan Amerikalı Senatör Chuck Hagel da bütün dünyada, tarihte bir değişim noktasında bulunulduğunu belirterek, içinde yaşanılan yüzyılın sıkıntılarına işaret etti. Hagel, Türkiye ile ABD'nin özellikle Irak'ta gergin bir dönemden geçtiğini söyledi ve "Ancak bunların üstesinden gelmek için beraber çalışıyoruz. Hiçbir ilişki kusursuz değil. Türkiye kilit, yakın, güvenilir bir dost" dedi.

KIBRIS 29/03/06

 

KKTC'ye yardımı AB komisyonu dağıtacak

Avrupa Birliği'nin 24 Şubat'ta Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onayladığı mali yardımın dağıtım idaresini AB Komisyonu gerçekleştirecek. Söz konusu paranın Türk kesimine Rum yetkililerince verileceği yönünde Rum basınında çıkan haberlere tepki veren AB Komisyonu, mali yardım tüzüğünün uygulanmasının kendilerince yönetileceğini açıkladı.

AB Haber'in Zaman gazetesine dayandırdığı haberine göre, AB Komisyonu Genişleme Komiseri Olli Rehn'in Sözcüsü Krisztina Nagy, Zaman'a yaptığı açıklamada, "Mali yardımın yönetim ve uygulamasından Komisyon doğrudan sorumludur" dedi.

Komisyon yetkilileri, onaylanan tüzükte belirtildiği gibi paranın kullanımı sırasında 'bazı büyük konularda' Rumlara danışabileceklerini; ancak paranın Rum yetkililerince verilmesinin söz konusu olmadığını belirtiyor. Paranın PHARE Programı kapsamında olduğuna işaret eden yetkililer, üye ülke temsilcilerinin oluşturacağı PHARE Komitesi'nin projelere onay vereceğini, ardından komisyonun da finansmanın temin ve yönetiminden sorumlu olacağını kaydetti.

Rum Yönetimi de PHARE Komitesi'nde temsil ediliyor; ancak komitede kararlar nitelikli oy çoğunluğuyla alındığı için Rumların tek başına yardımı engellemesi söz konusu değil. Kaynaklar, paranın nasıl ulaştırılacağı, yani KKTC'ye bir ofis açılıp açılmayacağı konusunda henüz karar olmadığına işaret ederken, onaylanan tüzükte yardımın Rum Kesimi'ndeki ofislerden yapılacağı kaydediliyor.

KIBRIS 29/03/06

 

Rumlar Rehn’in uyarılarından memnun

Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in Türkiye’ye yönelik uyarılarından memnuniyet duyduklarını belirtti.

 

NTV

Güncelleme: 00:46 TSİ 31 Mart 2006 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in, “AB-Türkiye ilişkilerinde bu yıl Kıbrıs konusunda bir sıkıntıyla karşılaşılabilir. Komisyon yıl sonunda bu tür bir tren kazasını önlemek için çalışıyor” sözlerini değerlendirdi.

Yakovu açıklamanın, fiili müzakerelere başlama zamanı geldiğinde Türkiye’den birliğe karşı sorumluluklarını yerine getirmesinin bekleneceği yönünde bir uyarı olduğunu savundu.

Yorgo Yakovu, “Bu durum, Türkiye’nin sunmaya çalıştığı gibi Türkiye ile Kıbrıs arasında iki taraflı bir konu değildir; bu bir Avrupa konusudur” dedi. Rum bakan, Türkiye’nin bu konuda kışkırtıcı bir tutum izlediğini iddia etti.

‘Annan planını yine reddederiz’

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı’nın yeniden gündeme gelmesi durumunda daha büyük bir çoğunluk tarafından reddedileceğini savundu.

 

NTV

Güncelleme: 02:23 ET 30 Mart 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, “Annan planı, adanın yeniden birleşmesine olanak vermiyordu ve Kıbrıs’ı yeni maceralara sürükleyecekti” dedi.

Yeniden gündeme gelmesi halinde daha büyük bir çoğunluğun planı reddedeceğini iddia eden Rum lider, “Annan planını reddetmekle Kıbrıs Rum tarafının çözüm istemediği” yönündeki görüşlerin büyük hata olduğunu savundu.

Papadopulos’a göre, Ada’da statükoyu korumak isteyen taraf Türkiye. Rum yönetimi lideri, kalıcı bir çözümden yana olduklarını; Avrupa Birliği üyeliğinin, Kıbrıs Rum tarafının pazarlık gücünü artırdığını belirtti.

Hristofyas: Diyalog Türkiye’ye bağlı

Rum Meclisi Başkanı ve AKEL partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında kapsamlı bir diyalogun, “Türkiye’nin tutumuna bağlı” olduğunu iddia etti.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 07:51 TSİ 31 Mart 2006 Cuma

LEFKOŞA - Rum haber ajansına göre, Baf’ta katıldığı bir etkinlikte konuşan Hristofyas, “Türkiye’nin Kıbrıs sorunundaki tutumunun şu ana kadar olumsuz olduğu” ve “Ankara’nın verdiği mesajların Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını istemediğini kanıtladığı” iddiasında bulundu.

İki lider arasında herhangi bir görüşmenin iyi hazırlanması gerektiğini kaydeden Hristofyas, “Görüşmenin hedefi Kıbrıs sorunundaki çıkmazın aşılması olmalıdır” dedi.

Hristofyas, bir soruya karşılık, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in, “AB ile Türkiye ilişkilerinde bu yıl Kıbrıs konusunda bir sıkıntıyla karşılaşılabileceği, Komisyon’un yıl sonunda bir ‘tren kazası’nı önlemek için çalıştığı” yönündeki açıklamasını “memnuniyetle” karşıladığını söyledi.

Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile, “insancıl konuları, özellikle kayıplar konusunu görüşmeye hazır olduğunu” açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Talat da, Papadopulos’un, kendisiyle görüşme çağrısını “seçimlik” olarak niteleyerek, Papdopulos ile “kayıplar konusunda değil, kayıplar vesilesiyle görüşmenin” gündemde olduğunu söylemişti.

Görüşmenin BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller’in konutunda yapılabileceğini, ancak tarihin belirlenmediğini belirten Talat, “Özlü konuları görüşmemiz için Rum tarafının Annan Planı ile ilgili değişiklik önerilerini sunması gerekir” demişti.

 

Rum tarafı yanlış yaptı

31/03/2006 RADIKAL

Glafkos Ksenos

Barikatların geçişe açılmasından sonra sokağa dökülen Kıbrıs halkı, bölünmüş bir adanın uzlaştırıcı bir çözüm çerçevesinde birleşmesi için birlikte yaşamanın mümkün olduğu yönünde sarsıcı bir mesaj verdi. Denktaş'ın ısrarlı 'iki devletli çözüm' arzusuyla 'bir arada yaşamanın imkânsız' olduğunu savunmuş olmasına rağmen...
Rum tarafının Annan Planı'na verdiği 'hayır' yanıtı, birçok Kıbrıslı Türk'e 'onları istemediğimiz'i düşündürttü. Kuzey'de en yüksek tiraja sahip 'Kıbrıs' gazetesinin bir yazarı, "Bizler, 30 yıl Denktaş'ın uzlaşmazlığından çektik. Sizler, iki toplumun da yararlanabileceği çözüm için sunulan eşsiz fırsatları değerlendirmede sizi yönetenlerin zayıflığından çekme tehlikesiyle karşı karşıyasınız" demişti. Kuzey lideri Mehmet Ali Talat da yeni olumsuz atmosfer ve halkın bugünkü statükoya 'alışma' tehlikesine dair kaygısını belirtti. Yani, bölünmeyi uzatan ve adanın birleşmesini engelleyen türden komşuluk ilişkilerine alışma...
Bu gerçeklerin, Rum tarafında gerçekçi bir kaygı ile görülmesinin ve Kuzey ile Türkiye'nin açıklanmış tezlerinin uluslararası alanda sınava tabi tutulmasının zamanı geldi. Teknik komitelerde önemsiz konuları görüşerek değil, izlememiz gereken tek yolu bize gösteren BM Güvenlik Konseyi'nin 1475 sayılı kararına pratikte uymakla... Herkes için bağlayıcı olan bu kararı değerlendirmekten kaçınıyoruz ve hükümet çevreleri Annan Planı'nın mezara gömülmesinden bahsediyor. 'Tuzağa düşmemek için' planın herhangi bir maddesini görüşmekten kaçıyoruz. Bu durum, Güvenlik Konseyi'nin kararını etkisiz hale getiriyor ve zamanın kısır bir şekilde geçmesiyle yapılamadığı kanıtlanan 'uygun önhazırlık' ile ilgili mazereti ortaya koyuyor. (Rum Gazetesi, 28 Mart 2006)

 

Rumlar değişiklik önerilerini sunmadan özlü konulara giremeyiz

Cumhurbaşkanı Talat, ameliyatı sonrası geçen bir aylık süreçte ilk kez ayrıntılı açıklama yaptı. Pazartesi mesaiye başlayacak olan Talat, sağlığı yanında Kıbrıs ağırlıklı gündeme ilişkin soruları da yanıtladı

Rumlar değişiklik önerilerini sunmadan özlü konulara giremeyiz

PAPADOPULOS'LA RESEPSİYONDA GÖRÜŞECEĞİZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos ile kayıplar konusunda değil, kayıplarla ilgili komiteye BM'nin temsilcisi olarak atanan 3'üncü üye için verilecek resepsiyon dolayısıyla görüşmelerinin gündemde olduğunu söyledi. Görüşmenin BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Michael Moller'in konutunda yapılabileceğini, ancak tarihin belirlenmediğini söyleyen Talat, "Özlü konuları görüşmemiz için Rum tarafının Annan planıyla ilgili değişiklik önerilerini sunması gerekir" dedi

ANNAN'LA KONUŞURKEN NABZIM YÜKSELDİ... Talat, ameliyat sürecinde en fazla etkilendiği olayın BM Genel Sekreteri Annan ile telefon görüşmesi yapması olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Yoğun bakımdan çıktıktan sonra Türkiye cumhurbaşkanı, başbakanı ve Sayın Rauf Denktaş aradı. Kısa konuşmalar oldu ve hiçbir sorun olmadı. Ardından BM Genel Sekreteri Annan aradı. Benim o telefona kadar Papadopulos'la Annan'ın Paris görüşmesinden haberim yoktu. Genel Sekreter Papadopulos'la görüşmesini anlattı. Ben görüşmelere hazır olduğumuzu söylemeye başladım...Ve bu konuşma sırasında nabzım yükseldi, terlemeye başladım. Meğer çok tehlikeliymiş..."

 

 

 

 

Nezire GÜRKAN (TAK)

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile kayıplar konusunda değil, kayıplarla ilgili komiteye BM'nin temsilcisi olarak atanan 3'üncü üye için verilecek resepsiyon dolayısıyla görüşmelerinin gündemde olduğunu söyledi. Görüşmenin BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Michael Moller'in konutunda yapılabileceğini, ancak tarihin belirlenmediğini söyleyen Talat, "Özlü konuları görüşmemiz için Rum tarafının Annan planıyla ilgili değişiklik önerilerini sunması gerekir" dedi.

Talat, AB mali yardımı konusunda da, "Durum netleşmedi. Daha bir sürü dönemeçler var. Hatta Rumların yaklaşımları zemin bulursa uygulanması imkansız. Bu nedenle kabul ve ret tartışmaları gereksiz ve abartılı" ifadelerini kullandı.

Pazartesi görevi başında olacak

İstanbul'da 27 Şubat'ta geçirdiği by-pass ameliyatının ardından istirahat dönemi devam eden Cumhurbaşkanı Talat, ameliyat sonrası geçen bir aylık süreçte ilk kez ayrıntılı açıklama yaptı. Girne'deki konutunda yaklaşık 2 saat süren röportajda Talat, sağlığı yanında Kıbrıs ağırlıklı gündeme ilişkin soruları da yanıtladı.

Ameliyatın ardından iki hafta hastanede kontrol altında kalan Talat, yaklaşık iki haftadan beri de Girne'deki konutunda istirahat ediyor. Bu sürede yakın mesai arkadaşlarıyla günlük toplantılar yaparak çalışmalarını aksatmamaya çalışan Talat, Başbakan, bakanlar ve komutanlarla da gerektiği zamanlarda görüşerek boşluk yaratmamaya çalıştı. Dün akşam saatlerinde ilk kez Cumhurbaşkanlığı'ndaki makamına giderek hukuk komitesiyle toplantı yapan Talat, cuma günü konutunda İngiltere Yüksek Komiseri Peter Millet görüşecek ve pazartesi de makamında mesaiye başlayacak. Talat doktorlarının önerisi çerçevesinde makamında sınırlı sürede mesai yapacak ve haftanın birkaç gününü dinlenerek geçirecek.

10 kilo verdi... "Kriz geçirmeden ameliyat şans"

Diyet, spor ve ameliyatın da etkisiyle kısa sürede yaklaşık 10 kilo veren Cumhurbaşkanı Talat, kendini son derece iyi hissettiğine, moralinin de çok iyi olduğuna özellikle vurgu yaptı. Her sabah evinde yürüyüş bandında yaklaşık yarım saat spor yapan, beslenmesine büyük özen gösteren Talat, laptop bilgisayarını, bilgisayarlı cep telefonunu da yanından ayırmıyor. Hatta ziyaretçiler, arayanlar, gündeme ilişkin soruları cep bilgisayarındaki detaylı notlarından yanıtlıyor.

Ana kalp damarlarından birinde meydana gelen ciddi daralmaya karşın kriz yaşamadan ameliyat olmasını büyük şans olarak niteleyen Talat, kalp rahatsızlığını stres yanında beslenme şekli, 15 yıl önce bırakmasına karşın uzun yıllar sigara ve içki içmesine bağladı. Talat, diyabet hastası olmamasına karşın genetik olarak şekerinin yüksek olmasının da etken olduğu inancında.

Ani ameliyata karar verirken zorlanmadığını söyleyen Talat, "Kalbim sinyal vermedi, herhangi bir sorun yoktu ama son zamanlarda aşırı yemek yemişim gibi midede şişkinlik olurdu. Meğer bu belirtiymiş ama bunu sonradan öğrendim. İstanbul'da anjioda yüzde 60 daralma görülünce doktorlar ameliyat önerdi. Zaten ameliyatın hikmetine inanırım, ilaç yerine ameliyatı tercih ederim. Bu nedenle karar vermem zor olmadı...." diye konuştu.

Ameliyat sonrası ziyaretçi, hareket sınırlaması gibi kısıtlamalardan rahatsızlık duymasına karşın moralinin çok iyi olduğunu söyleyen Talat, en büyük sıkıntısının ise bir aydan beri sırtüstü yatmak olduğunu anlattı. Öksürük, hapşırık gibi durumlarda göğsüne bastırdığı küçük yastığı yanından eksik etmeyen Talat, her sabah sporunu rahatlıkla ve aksatmadan yaptığını söyledi.

Papadopulos'un adı yetti!

Talat, ameliyat sürecinde en fazla etkilendiği olay sorulunca da BM Genel Sekreteri Annan ile telefon görüşmesini anlattı...

"Yoğun bakımdan çıktıktan sonra Türkiye cumhurbaşkanı, başbakanı, Sayın Rauf Denktaş aradı. Kısa konuşmalar oldu ve hiçbir sorun olmadı. Ardından BM Genel Sekreteri Annan aradı. Benim o telefona kadar Papadopulos'la Annan'ın Paris görüşmesinden haberim yoktu. Genel Sekreter Papadopulos'la görüşmesini anlattı. Ben görüşmelere hazır olduğumuzu söylemeye başladım...Ve bu konuşma sırasında nabzım yükseldi, terlemeye başladım. Meğer çok tehlikeliymiş..."

Ve ayın gündemi

Cumhurbaşkanı Talat'tan sağlık sorunuyla ilgili gelişmelerin ardından, son bir ayın gündemine ilişkin bazı önemli konularda değerlendirmeler de aldık. Soruları rahatsızlığına rağmen sınır koymadan yanıtlayan Talat, Kıbrıs sorunu odaklı gündeme ilişkin açıklamalar yaptı.

Papadopulos'la görüşme

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un sürpriz görüşme çağrısını "seçimlik" olarak niteledi ve "kayıplar konusunda değil, kayıplar vesilesiyle görüşmenin" gündemde olduğunu söyledi. Talat, görüşmenin BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Moller'in konutunda olabileceğini, ancak tarihin belli olmadığını belirtti.

Talat'ın verdiği bilgiye göre, Papadopulos'la görüşme, Paris buluşması öncesinde Moller'in önerisiyle gündeme geldi. Moller, Otonom Kayıplar Komitesi'nde BM'yi temsil eden 3'üncü üyenin atanması dolayısıyla düzenlenecek resepsiyonda iki lideri buluşturmayı önerdi. Bu öneriyi kabul ettiğini söyleyen Talat, Genel Sekreter Annan'ın da bu buluşmaya sıcak baktığını belirtti.

Ancak Papadopulos'un geçtiğimiz gün "insancıl konular ve kayıplar" gündemiyle görüşme yapabileceğine ilişkin açıklamasını yadırgadığını söyleyen Talat, özetle şunları söyledi:

"Kayıplar konusu yolunda giden tek konu, bu konuda problem yok. Bu konu uzaktan centilmenlik anlaşması yaptığımız ve politize etmemek için konuşmadığımız bir konu. Şimdi neyi konuşacağız...Kayıplar konusunda değil, kayıplar vesilesiyle görüşme söz konusu. Sayın Papadopulos'un yanlış anladığını sanmıyorum, seçim dolayısıyla bilerek yapıyor. Ama buna karşın bizim görüşmeden kaçınmamız mümkün değil, görüşmek zaten bizim politikamız."

Teknik komiteler...Özlü konular önerilerden sonra

İki taraf arasında günlük konuları görüşmek amacıyla teknik komite oluşturulmasının, cumhurbaşkanlığı görevine başlamasının hemen ardından kendi önerisi olduğunu da anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, geçtiğimiz ay BM Genel Sekreteri'nin Özel Temsilcisi Moller'in 10 komite kurulmasına ilişkin öneride bulunduğunu ve bu öneriyi kabul ederek Genel Sekreter'e yazıyla bildirdiklerini söyledi.

Rum liderliğinin, "teknik komitelerde özlü konular konuşulmazsa günlük konular ele alınamaz" yaklaşımının kabul edilmez olduğunu vurgulayan Talat, "Özlü konuları konuşmaya karşı değiliz. Ama önce Rum tarafı Annan planıyla ilgili değişiklik önerilerini hazırlayıp bize ve BM'ye sunmalı. Bizden ne istediğini görelim, ona göre özlü konulara girelim" dedi.

Mülkiyet yasası iki kesimlilik için önemli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aylardan beri gündemden düşmeyen, son günlerde iki siyasi partinin Anayasa Mahkemesi'nde iptal davasıyla gündem oluşturan mülkiyet yasasıyla ilgili önemli açıklamalarda da bulundu.

Rumlara 1974 öncesinde Kuzey'de kalan malları için belli şartlarda takas, tazminat ve iade öngören yasanın önemini vurgulayan Talat, özetle şunları söyledi:

"Türkiye'nin yükümlülüklerini azaltacağı veya erteleyeceği üzerinde duruluyor. Oysa bundan daha önemlisi iki kesimliliğin bozulması riskidir. Çözümsüzlük şartlarında iki kesimlilik gibi en önemli parametremizin korunmasıdır. İlk defa AİHM çerçevesinde mülkiyet meselesini değerlendirme imkanı bulduk. İlk defa çözümsüzlük şartlarında mülkiyet rejiminde çok büyük değişikliğe yol açacak ve çözüm parametrelerimizi olumlu etkileyecek yasa yaptık..."

UBP ve TKP'yi ikna için çalıştım...

 

Ulusal Birlik Partisi ve Toplumcu Kurtuluş Partisi'nin yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmalarıyla ilgili olarak, "yasanın hazırlanmasında fiilen emeği olan bir kişi olarak memnun olduğumu söyleyemem" diyen Talat, bu iki partiyle mahkemeye başvurmamaları için ameliyat öncesi ve sonrasında görüştüğünü de açıkladı.

"Başvurmamaları için uğraştım, görüşerek bunun sakıncalarını anlattım" diyen Talat, iptal başvurusunun, yasayla oluşturulması öngörülen mahkeme niteliğindeki komisyona AİHM nezdinde gölge düşürebileceğini ve gecikme yaratabileceğini, Rumlarda da iptal yönünde umut yarattığını kaydetti.

Talat, "Yasanın iptali halinde ciddi sorun olacak, ancak ben yasanın iptal edileceğini sanmıyorum. Edilse bile bazı maddeler iptal edilebilir" dedi.

Yasanın anayasaya uygunluğu bakımından rahat olduğunu söyleyen Talat, yasanın hazırlanması aşamasında Meclis'e ve parti liderlerine bilgi verildiğini, gizlilik iddialarının gerçekleri yansıtmadığını belirtti.

AİHM'nin dayatması... Referandum olmaz

Yasanın referanduma sunulması gerektiğine ilişkin görüşlere de Talat, "Arzularımıza göre değil, AİHM'nin dayatmasıyla hazırlanan bir yasadır. Bu nedenle halkoyuna sunma yaklaşımı abesle iştigaldir. Halkın seçtiği temsilcilerin halk yararına değerlendirme yaparak hazırladığı bir yasadır" ifadeleriyle yanıt verdi.

Türkiye çare istedi...

Yasanın "Türkiye'nin dayatması" olduğuna ilişkin görüşlere de Talat şu ifadelerle karşılık verdi:

"Doğrudur, AİHM işaret edince Türkiye yerel çare üretilmesini istedi ama yasayı biz hazırladık. Aresti davasından aylar önce Meclis'te milletvekillerine 'bu devletin yükü sadece benim değil hepimizin sırtındadır. Nasıl olsa Türkiye halleder diye geçiştiremeyiz. Türkiye çare bulmamızı bekliyor' dedim. Bize şöyle yapın demiyor ama çare bekliyor. Çare bulmazsak çok daha kötü olacak diye herkesi uyardım. Ve yasayı biz hazırladık. Meclis'e, liderlere bilgi vererek hazırladık. Türkiye sadece uluslararası hukukçulardan bizim için görüş istedi. Bunları da bizim şartlarımıza uygun hale getirdik."

Eşdeğerle ilgili son düzenlemeye karşı

Cumhurbaşkanı Talat, mülkiyet yasasıyla ilgili süreci anlatırken, Meclis'te günlerce süren görüşme aşamasında eşdeğer kapsamındaki malların iade kapsamı dışına alınmasına komite aşamasında karşı çıktığını da ilk kez açıkladı. Talat bunun gerekçesini açıklarken de, "Eşdeğerci zaten yasanın başka maddeleriyle güvence altına alınıyordu. Bu nedenle bu konuda değişiklik yapmak yerine, tasarının ilk haliyle kalmasını ve yasayla oluşturulacak komisyonun inisiyatifi olmasını istedim. Komisyon çok önemli, Komisyon'da ne kadar çok yetki varsa iç hukuk yolu olma ihtimali o kadar yüksek. Ama değişiklik yapıldı..." dedi.

Yasayla oluşturulan mahkeme yetkisindeki Komisyon'un çalışacağına ve iç hukuk olarak kabul edileceğine inandığını söyleyen Talat, ancak bu durumun AİHM tarafından öngörülen 3 aylık sürede davalarla netleşeceğini kaydetti. Talat, Aresti veya AİHM gündemindeki diğer davalarla ilgili aşamalarda Komisyon'un iç hukuk yolu olarak kabul edilip edilmeyeceğinin netleşeceğini vurguladı.

Mali yardım konusu net değil

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, son günlerde gündemden düşmeyen 139 milyon euroluk AB mali yardımıyla ilgili soruları da yanıtladı.

Mali yardımla ilgili uygulamanın AB Komisyonu'nun sorumluluğunda olduğunu ve görüşmelerin sürdüğünü, ancak uygulamanın nasıl yapılacağı konusunun henüz netleşmediğini söyleyen Talat, "Mali yardımla ilgili ekibin nerede görev yapacağı, ihaleler ve ödemelerin nasıl olacağı, örneğin elektrik yatırımı için ithal edilecek trafonun hangi limandan geleceği, ihaleye katılacak şirketlerin hangi sosyal güvenlik sistemine bağlı olacağı gibi bir dizi konu hâlâ netleşmedi. Bunlar esas sorunlar. Daha bir sürü dönemeçler var" dedi.

AB Komisyonu'nun ilgili birimini KKTC'ye davet ettiklerini ve bu amaçla bir heyetin önümüzdeki günlerde adaya geleceğini söyleyen Talat, "Gelecekler, konuşacağız. Önemli olan bizim kurallarımız. AB bizi kabul etmeyeceğimiz birşeye zorlayamaz. Nereye kadar esneyebileceğimize de biz ilgili kurumlarımızla birlikte karar vereceğiz" diye konuştu.

Kabul-red tartışmaları abartı

Mali yardımla ilgili durum netleşmeden, hükümette kriz boyutuna varan tartışmaların ve kabul veya ret açıklamalarının yanlış ve abartı olduğunu söyleyen Talat, mali yardımın uygulaması konusunda ciddi kaygıları olduğunu bildirdi. Talat, "Rumların 'Mağusa limanı yasa dışıdır, oradan çivi bile gelmeyecek' gibi yaklaşımları AB'de zemin bulursa mali yardımın uygulanması tamamen imkansız olur" diye de ekledi.

KIBRIS 31/03/06

 

Bostancı Kapısı, yeniden hizmete açıldı

KKTC ve Güney Kıbrıs arasındaki 5 geçiş noktasından biri olan Bostancı Kapısı'ndan geçişler, dün sabah yeniden başladı. Kötü durumda olan ara bölgedeki yolun, Avrupa standartlarında yeniden yapılması için 2005 yılı sonunda geçişlere kapatılan Bostancı Kapısı, çalışmaların tamamlanmasıyla dün sabah yeniden hizmete girdi.

Polis Basın Subaylığı'ndan alınan bilgiye göre, dün sabah saat 07.00'den itibaren kapıdan karşılıklı geçişler başladı.

BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly, önceki gün yaptığı açıklamada, hizmet saatleriyle ilgili olarak, Bostancı Sınır Kapısı'nda da diğer sınır kapılarıyla aynı prosedürün uygulanacağını ve 24 saat karşılıklı geçiş yapılabileceğini belirtmişti.

Bostancı Sınır Kapısı ilk açıldığında, ara bölgede 2 kilometreyi bulan yolun durumu gerekçe gösterilerek geçişler belirli saatlerle kısıtlı tutulmuştu. Ancak yol AB'nin finansmanıyla Avrupa standartlarında yeniden yapıldı.

KKTC ve Güney Kıbrıs arasında araç ve yaya trafiğine açık 4, yanlı yaya trafiğine açık 1 kapı bulunuyor. Metehan, Akyar (İkibuçukmil), Beyarmudu, Bostancı kapılarından araç ve yaya geçişi yapılabilirken, Ledra Palace Kapısı'ndan sadece yaya geçişi yapılabiliyor. Ledra Palace'tan diplomatik plakalı bazı araçlar da geçebiliyor.

KIBRIS 31/03/06

Vakıflar İaresi Eski Genel Müdürü Derviş uyardı: Arestis davası iade ile sonuçlanabilir

Vakıflar İdaresi Eski Genel Müdürü Taner Derviş, KKTC tarafından hukuki argümanlar ve mülkiyet belgeleri temelinde kapsamlı ve planlı bir girişim başlatılmadığı takdirde, Arestis davasının iade ile sonuçlanabileceğini söyledi.

Derviş, bunun gerçekleşmesi halinde, domino etkisi ile ilk etapta Maraş'ın tazminatlarla birlikte tümüyle iadesinin; ikinci etapta ise bin 400 müracaat sahibine tazminatlarla birlikte mülk iadesinin gündeme gelebileceği uyarsında da bulundu.

Derviş dün yazılı açıklama yaparak, Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin (I)inci Fıkrasının (B) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası çerçevesinde oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nda yer alan yabancı üye Hans Christian Krueger'in Güney Kıbrıs'ta haftalık olarak yayınlanan Cyprus Mail gazetesinin 24 Mart tarihli sayısında "Komisyon Fiyasko" başlığıyla manşetten verdiği haberde yer alan ifadelerini eleştirdi.

"Yabancı üye Krueger önyargılı"

Krueger'in, Cyprus Weekly'ye verdiği özel demeçte, Komisyon'un misyonuna atfen, "Bu bir fiyasko ile sonuçlanabilir veya sonuçlanmayabilir" ifadelerine dikkat çeken Derviş, bu ifade ile Krueger'in Komisyon'un saygınlığına gölge düşürdüğünü belirtti.

Krueger'in; Kıbrıslı Türklerin Komisyon'daki çoğunluğuna atfen de, "Görüşlerimizin kabul edilmesini görmemiz lazım" dediğine işaret deden Derviş, "Sayın Krueger'in bu ifadesi de kesin bir ön yargı içermektedir" dedi.

"İki kesimlilik ortadan kalkar"

Krueger'in gazeteye demecinde devamla, "taşınır ve taşınmaz malların iadesi temelinde hareket edilmelidir" dediğine dikkat çeken Derviş, "Bu ifadeye göre karar alınması durumunda, iki kesimlilik ilkesi ortadan kalkmış olacaktır" uyarısında bulundu.

Yabancı üye Krueger'in "işe, Arestis'e mülkünün iadesi için çaba göstermekle başlamalıyız" şeklindeki sözlerine de atıfta bulunan Taner Derviş, "Bu ifadeye göre karar alınması durumunda, Vakıflar İdaresi'nin Kapalı Maraş'taki mülkiyet hakları ortadan kalkmış olacaktır" dedi ve şunları söyledi:

"Sayın Krueger'in ifadeleri önyargı içermekte olup Komisyonun tarafsızlığını ve güvenirliğini önemli ölçüde erozyona uğratmıştır.

KKTC tarafından hukuki argümanlar ve mülkiyet belgeleri temelinde kapsamlı ve planlı bir girişim başlatılmadığı takdirde, Arestis davası iade ile sonuçlanabilir. Bu gerçekleştiği takdirde, domino etkisi ile ilk etapta Maraş'ın tazminatlarla birlikte tümüyle iadesi; ikinci etapta ise 1400 müracaat sahibine tazminatlarla birlikte mülk iadesi gündeme gelebilir.

Söz konusu olumsuz gelişmelerin önlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının mülkiyet haklarının korunması için öngörülen eylem planları iki başlık altında özetlenmiştir:

1-Hukuk kurallarına aykırı bir şekilde gasp edilmiş Vakıf emlaktan kaynaklanan mülkiyet ve tazminat hakları için ayrıntılı tespit ve eylem planlarının hazırlanması.

2-1960 yılından günümüze kadar gasp edilmiş, statüsü değiştirilmiş, zarara uğratılmış, Kıbrıs Türk halkına ve kuruluşlarına ait varlıkların tespiti ve eylem planlarının geliştirilmesi."

KIBRIS 31/03/06

 

Dr. Teoman Sırrı, Kraliçe Elizabeth'den ödülünü aldı

SARAYDA ÖZEL TÖREN İngiltere Kraliçesi Elizabeth, Hizmet ve Onur Listesi'ne giren Mağusalı Dr. Teoman Sırrı'ya ödülünü , 29 Mart Çarşamba günü Buckingham Sarayı'nda düzenlenen özel bir törenle verdi. İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in 2005 yılı Hizmet ve Onur Listesi'ne giren ilk Türk doktoru olan Teoman Sırrı , sağlık alanındaki başarılı çalışmalarından ve Kıbrıslı Türk ve Rum toplumlarına verdiği hizmetlerden dolayı bu ödüle layık görüldü

YARDIMSEVERLİĞİYLE TANINIYOR Dr. Teoman Sırrı, halen St. Mary's Hastenesi'nin Doktorlar Cemiyeti ve Londra Görmezler Derneği'nin başkanlığını yapıyor. Yardımseverliliği ile tanınan Dr. Sırrı, St. Ann's ve North Middlesex hastanelerinde çalışıyor ve Haringey'de ki özel kliniğinde de İngiltere'de yaşayan Türk ve Rum toplumuna hizmet veriyor

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiltere Kraliçesi Elizabeth, Hizmet ve Onur Listesi'ne giren Mağusalı Dr. Teoman Sırrı'ya ödülünü , 29 Mart Çarşamba günü Buckingham Sarayı'nda düzenlenen özel bir törenle verdi.

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in 2005 yılı Hizmet ve Onur Listesi'ne giren ilk Türk doktoru olan Teoman Sırrı , sağlık alanındaki başarılı çalışmalarından ve Kıbrıslı Türk ve Rum toplumlarına verdiği hizmetlerden dolayı bu ödüle layık görüldü.

Kraliçenin Sarayı Buckingham'da yapılan ödül törenine eşi Esin Sırrı, çocukları Saner ve Sinem Sırrı ile birlikte katılan başarılı Dr. Teoman Sırrı, 80 kişinin katıldığı törende Kraliçe Elizabeth'in özel ilgisi ile karşılaştı. Dr. Sırrı, ödülü alırken duyduğu heyecanı ve Kraliçe Elizabeth'le arasında geçen konuşmayı şöyle anlattı.

"İngiltere Kraliçesi Elizabeth'ten bu ödülü bir Türk doktoru olarak almak benim için büyük bir şeref ve onurdur. Törende Kraliçe, öncelikle giydiğim mavi desenli smokini çok beğendiğini söyleyerek ve bu kıyafeti eşimin mi benim mi seçtiğimi sordu. Arkasından kendisine mezun olduğum St. Mary's Hastanesin'den mezuniyet diplomamı annesinden aldığımı söyledim. Ve annesinin o günkü güler yüzünü ve gözlerinin parıltısını hiç unutamadığımı ifade ettim. Bunun üzerine Kraliçe Elizabeth çok duygulandı ve tüm çocuklarının o hastanede doğduğunu belirterek, sağlık alanındaki hizmetlerime devam etmemi diledi ve beni tebrik etti.'

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in 2005 yılı Hizmet ve Onur Listesi'ne girerek büyük başarı sağlayan Dr.Sırrı ile birlikte bu ödülü alanlar arasında İngiltere'nin efsanevi şarkıcısı Tom Jones da bulunuyor.

Dr. Teoman Sırrı, halen St. Mary's Hastenesi'nin Doktorlar Cemiyeti ve Londra Görmezler Derneği'nin başkanlığını yapıyor. Yardımseverliliği ile tanınan Dr. Sırrı, St. Ann's ve North Middlesex hastanelerinde çalışıyor ve Haringey'de ki özel kliniğinde de İngiltere'de yaşayan Türk ve Rum toplumuna hizmet veriyor. Sırrı, daha önce de sağlık alanında ki hizmetlerinin yanısıra özellikle uyuşturucu konusunda yaptığı çalışma ve araştırmalar nedeniyle de bir çok ödüle layık görülmüştü.

KIBRIS 31/03/06

 

Rum polisinin utancı

Dayak videosu Rum Kesimi'ni karıştırdı


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Kıbrıs Rum Kesimi'nde sivil polislerin cinsel taciz suçlamasıyla gözaltına aldıkları Marcos Papageorgiu ve Yannis Nikolau isimli iki genci, ellerini kelepçeledikten sonra, sokak ortasında feci şekilde dövdüğünü gösteren video görüntülerinin ortaya çıkması, Ada'nın Güneyi'ni karıştırdı. Rum Politis gazetesi, Rum polisinin, iki Rum gencini 20 Aralık 2005 gecesi dövdüğünü gösteren amatör video görüntülerini yayımladı. Emniyet Genel Müdürlüğü, görüntülerin medyaya yansıması üzerine soruşturma başlattı.

MILLIYET 01/04/06

 

EOKA terör örgütü, kuruluş yıldönümünde kınandı

Kıbrıs'ta Türk halkını yok edip, adayı Yunanistan'a bağlamak için kurulan terör örgütü EOKA'nın yıldönümü nedeniyle açıklama yapan sivil toplum örgütleri, yıllarca Kıbrıs Türküne yapılan zulümleri kınadı

Bugün 1 Nisan EOKA'nın kuruluş yıldönümü... Kıbrıs'ta Türk halkını yok edip, adayı Yunanistan'a bağlamak için kurulmuş olan terör örgütü EOKA'nın yıldönümü nedeniyle açıklama yapan örgütler, gün dolayısıyla Rumların yıllarca Kıbrıs Türküne yaptığı zulümleri kınadı.

EOKA, eylemlerde bulunduğu süre içinde yüzlerce Türk yanında 100 İngiliz ve yüzlerce Rumu katletmiş, 30 Türk köyünü yakıp yıkmış ve bu köylerde, yaşayan Türklerin göç etmesine neden olarak adayı kan ve ateşe boğmuştu...

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan, EOKA'nın kuruluş yıldönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Hiç unutmadık" dedi.

Ertan Ersan yazılı açıklamasında, Rumların yıllarca Kıbrıs Türk halkına yaptığı zulümleri, yollardan işlerine giden vatandaşları kurşunlamalarını ve yollardan alıp bilinmeyen yerlerde katletmelerini unutmadıklarını belirtti.

EOKA tedhiş örgütünün 21 bin üyesine Türkleri katlettikleri için madalya verilmesinin insanlık onuruna yakışmadığını da vurgulayan Ersan, Rumların EOKA'nın tekrar faaliyete geçirileceğine dair açıklamalarının da barış istemediklerinin bir göstergesi olduğunu kaydetti.

Emekli Astsubaylar Derneği

Emekli Astsubaylar Derneği, gelinen noktada hiçbir gücün, Kıbrıs Türkünü egemenlik ve devletinden vazgeçirmeyeceğini belirtti.

Dernek Başkanı Esen Ömürlü, 1 Nisan EOKA tedhiş örgütünün kuruluş yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesajda, Rum siyasilerin görüş ve düşüncelerinde yarım asırdır hiçbir değişiklik gözlemlemediklerini, Rum-Yunan tarafının AB'nin de desteğiyle Kıbrıs'ın bütününe sahip çıkma savaşını siyaseten sürdürdüğünü kaydetti

Ömürlü, son Türk var oldukça KKTC devletinin de var olacağını ve göndere çekilen ay yıldızlı bayrakların dalgalanacağını ifade etti.

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği

EOKA'nın kuruluş yıldönümü dolayısıyla Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği de mesaj yayımladı.

Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği Başkanı Vural Türkmen, Genel Merkez Yönetim Kurulu adına yayımladığı mesajda; Rum terör örgütü EOKA'nın faaliyete geçişinin 51'inci yıldönümünde Kıbrıs üzerindeki Rum-Yunan emellerinin geçerliliğini hâlâ koruduğunu belirterek, EOKA'ya Rum gençlerin özendirilmesi için EOKA'cılara çeşitli ödüller verildiğini kaydetti.

Etkinliklerin tarihe karışmış bir örgütü anmak için değil, nihai amacın gerçekleştirilmesi için yapıldığını ifade eden Türkmen, Kıbrıs'ın tümüyle Elenleştirilmesi ve adadaki Türk varlığına son verilmesi amacını içerdiğini söyledi.

Türkmen, EOKA günü etkinliklerinde Rumların ideallerini hiçbir kamuflaja gerek duymadan ortaya koyduğunu belirterek, Rumların Kıbrıslı Türklerle anlaşmaya niyeti olmadığını vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının rehavete kapılma lüksüne sahip olmadığını da işaret eden Türkmen, "Rum'un bize bu topraklarda yaşama hakkı tanıyacağı gibi ham hayallerle avunmak aymazlığın ta kendisidir. Kıbrıs'taki bütün felaketlerin tetikleyicisi olan EOKA'yı ve yaşayan ideallerini tarihin çöplüğüne gömmeden Kıbrıs'a kalıcı barış, huzur ve çözüm gelemez" dedi.

Türkmen, var oluş mücadelesinin tüm bunların bilinciyle birlik ve beraberlik içinde yürütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

DP Gençlik Kolları

DP Gençlik Kolları da mesajında, faşist terör örgütü EOKA ile onun zihniyetini kınadığını belirterek, Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs adası üzerindeki varlığını, siyasal eşitliğini korumak ve Kıbrıs'ın barış içinde geleceğe taşınması için her türlü mücadeleye devam edeceklerini belirtti. Mesajda şu ifadelere yer verildi: "Savaş çığırtkanlığı yapan her türlü faşist ve terörist düşünceyi kınarken, DP Gençlik Kolları olarak hiçbir faşist harekete geçit vermeyeceğiz."

EOKA nedir, ne zaman kurulmuştur?

EOKA, Kıbrıs'ta Türk halkını yok edip, adayı Yunanistan'a bağlamak için kurulmuş olan bir terör örgütüdür. EOKA için ilk gizli görüşmeler 2 Temmuz 1952'de Atina'da Makarios'un başkanlığında yapılmıştı. Bu toplantıların ardından 7 Mart 1953'de bir "İHTİLAL KONSEYİ" kurulmuş ve bu konseyin kurucuları Enosis için şu gizli yemini etmişlerdir:

"Enosis davası hakkında bildiklerimi ve bundan böyle bileceklerimi işkence altında ve canım pahasına bile olsa bir sır olarak gizli tutmaya Tanrı huzurunda yemin ederim. Bana verilen tüm emirlere sorusuz olarak itaat edeceğim..."

Bunun ardından 1954 yılının ilk aylarında Yunanistan hükümetinin bilgisi dahilinde Kıbrıs'a gizli silah sevkiyatı başladı. Grivas ise 9 Kasım 1954'de gizlice adaya çıktı. Bir süre sonra ise Yunan Dışisleri Bakanı Stefanoplus'un direktifi ile 1 Nisan 1955'de EOKA, ilk bombalarını patlatarak resmen eyleme geçti. EOKA'nın amacı önce İngilizleri adadan atmak,ardından da topyekün bir imha hareketi ile Türk halkını yok ederek adayı Yunanistan'a bağlamaktı. Nitekim kısa süre sonra İngilizlerin adadan ayrılmasını dahi beklemeden, 21 Haziran 1955'den itibaren saldırılarını Türklere de yöneltmeye başladı.

Grivas hatıralarında 22 Kasım 1954'de Makarios'un, kurduğu PEON adlı gençlik örgütünü eğitip silahlandırması için karar aldığını yazmakta, böylece EOKA'nın gerisinde Makarios'un olduğunu vurgulamaktadır. Makarios'un, önceleri Atina'ya yaptığı çeşitli ziyaretlerde konuyu Yunan yetkilileri ile kararlaştırdığı da bilinmektedir. Grivas, 4.6.1959 tarihli bir mektubunda Makarios'un kendisini EOKA'yı yönetmek üzere Kıbrıs'a çağırdığından söz etmekte ve tedhiş örgütüne silah alınması için para yardımında bulunduğunu açıklamaktadır. Nitekim 27 Mart 1955 tarihinde de Grivas'ı çağırıp,eyleme geçmesi emrini bizzat Makarios vermiştir. Makarios'un, EOKA'nın siyasi lideri olduğunu ögrenen İngilizler ise, 9 Mart 1956 tarihinde onu tutuklayıp Seyşel adalarına sürgüne göndermişti.

EOKA, eylemlerde bulunduğu süre içinde yüzlerce Türk yanında 100 İngiliz ve yüzlerce Rumu katletmiş, 30 Türk köyünü yakıp yıkmış ve bu köylerde, yaşayan Türklerin göç etmesine neden olarak adayı kan ve ateşe boğmuştur. Aynı EOKA, 1963'de yeniden saldırılara başlamış ve bu kez de 103 Türk köyünü yakıp yıkarak onbinlerce Türk'ü göçe zorlamış, 500'den fazla Türk'ü de katletmiştir. EOKA, 15 Temmuz 1974'de bu kez EOKA B adı ile silahlarını kendi halkına çevirerek 2000 Rum'u katletmiştir.

KIBRIS 01/04/06

 

Kıbrıs AB Derneği Başkanı Erel: KKTC zemininde uluslararası hukuku tatmin etmek mümkün değil

Kıbrıs AB Derneği, Kıbrıs'taki mülkiyet sorunu konusundaki davalarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne çare üretme iddiası ile yapılan yasanın (Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren Taşınmaz Malların İadesi, Takası ve Tazmini Yasası) Türkiye'nin iç hukuku olarak sunulmasının, AİHM'nin "KKTC, Türkiye'nin bölgesel alt yönetimidir" tanımını teyit eder nitelikte olduğunu belirtti.

Dernek Başkanı Ali Erel yazılı açıklamasında, Kıbrıs politikasında doğru yolun, süratle ve Annan Planı zemininde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasından geçtiğini ve hem KKTC yasal zemini iddiasında olmanın hem de uluslararası hukukun talep ettiği çareleri üretmenin mümkün olmadığını kaydetti.

"Kıbrıs'ta kapsamlı çözümü tüm gücümüzle zorlamalıyız" diyen Erel, AİHM'de açılan davaların Türkiye aleyhine olduğuna ve KKTC'nin AİHM'de taraf olarak kabul edilmediğine işaret etti. Erel, açıklamasında, AİHM'in ifadeleriyle bu bakış açısından örnekler de verdi.

Ali Erel, hazırlanan yasanın referanduma sunulmamasını eleştirerek, hükümet partilerinin yasanın sorgulanmasını kabullenmesi gerektiğini belirtti. Erel, şöyle dedi:

"Diğer yandan, 'bu yasa, Türkiye'den gelen talep ve baskı üzerine yapıldı' tartışması devam ederken, Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in, 'Başbakan Erdoğan müdahil olmuş ve yasaya itiraz edilmemesini istemiştir' şeklindeki ifadesi bir kez daha, 'KKTC, Türkiye'nin bölgesel alt yönetimidir' şeklindeki AİHM görüşünü gündeme taşımıştır.

AİHM', 'Türkiye aleyhine açılan 1400 benzeri davada Türkiye'nin, üç ay içinde çare üretmek ve diğer üç ay içinde ihlalleri ortadan kaldırmak mecburiyeti vardır' şeklinde karar vermiştir.

KKTC Hükümet yetkililerinin; 'mülk hakları, toplumlararası görüşmelerin bir parçasıdır, Kıbrıs sorunu çözülmeden hiç bir Kıbrıslı Rum'a mülkü iade edilmeyecektir' yönünde açıklamaları niyet ifadesidir. Niyet bu ise, AİHM de bu niyeti fark edecek ve tatmin olmayacaktır. 'Kıbrıs sorununun çözülmemiş olması, Kıbrıs'ta özel hayatın, aile hayatının ve mülkiyetin korunması hakkını ortadan kaldırmaz' görüşüne sahip olan AİHM'in yasadan tatmin olacağını söylemek kolay değildir.

AİHM kararından sonra Türkiye adım atmak mecburiyetindedir. Çünkü Türkiye, AİHM kararlarını uygulayacağını taahhüt eden ülkelerden biridir, çare üretmek zorundadır, aksi halde Avrupa Konseyi'nden ihraç edilmek ve AB üyelik sürecinde sıkıntılar yaşamak ile karşı karşıya kalabilecektir."

Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel, Kıbrıs politikasında doğru yolun, süratle ve Annan Planı zemininde Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunmasından geçtiğini de ifade ederek, "Çözüm yönünde yeterince çaba harcanmamasının ne kadar hatalı olduğu, sadece mülk konusuna bakarak bile görülebilir" dedi.

Erel, KKTC Anayasası içinde Kıbrıs sorununa parça parça çözüm üretmenin mümkün olmadığını belirterek, "Mülk yasasına benzer atılacak her adım, bugün içinde yaşadığımız KKTC Anayasası'na çarpıp geri dönecektir. Hem KKTC yasal zemini iddiasında olmak hem de uluslararası hukukun talep ettiği çareleri üretmek mümkün değildir. Bunlar birbirleri ile çelişmektedir" görüşlerine yer verdi.

01/04/06

 

Kıbrıs’ı konuştular

Ardıç AYTALAR/İSTANBUL

Bahçeşehir Üniversitesi "Hükümet ve Liderlik Okulu" tarafından düzenlenen "Siyaset Okulu"nun son programında eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ile KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kursiyerlere seslendiler.

Ecevit, Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’in güvenliği açısından da önem taşıdığını vurguladı. Denktaş ise Kıbrıs davasında kararlılığın esas olduğunu söyledi.

HURRIYET 02/04/06

 

Türkiye limanlarını açtı

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Kıbrıs Rum yönetiminde en büyük 1 Nisan şakası, "Türkiye’nin havasahası ve limanlarını Rumlara açtığı" haberi oldu. Rum kesiminin önde gelen gazetelerinden Haravgi, birinci sayfasından kullandığı haberde Türk Dışişleri Bakanlığı’nın önceki gece ani bir karar alarak Rumlara hava ve deniz limanlarını açtığını ileri sürdü.

Haberde, Türkiye’nin liman ve hava sahasının açıldığı kararını bir mektupla Rum Dışişleri Bakanlığı’na bildirildiği belirtildi. Ancak gazete haberin 1 Nisan şakası olup olmadığını yazmadı. Bir diğer Rum gazetesi Simerini ise, Tarım Bakanlığı’nın diken incirine muz aşılamayı başardığını ve bu muzların sulanmadan yılda 3 kez muz verdiğini şaka haber olarak yayınladı.

Alithia gazetesinin şaka haberi ise şöyle:

Rum liderin oğlu Nikola Papadopulos geçtiğimiz günlerde bir otelde seçim toplantısı sırasında yangın çıkardı. Toplantıya katılan Rum lider Tasos Papadopulos söndürme sistemi tavandan su püskürtünce ıslandı.

HURRIYET  02/04/06

 

Planınızı inceliyorum

Uğur ERGAN / ANKARA

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e bir mektup göndererek, Türkiye’nin Kıbrıs Eylem Planı’nı incelediğini bildirdi. Annan’ın 28 Mart tarihinde kaleme aldığı mektup, postadaki teknik aksaklık nedeniyle önceki gün Dışişleri Bakanlığı’na ulaştı.

Mektubuna Gül’e geçirdiği kulak ameliyatı nedeniyle geçmiş olsun dileklerini ileterek başlayan Annan, Türkiye’nin 24 Ocak’ta açıkladığı 10 maddelik Kıbrıs Eylem Planı’nı incelemeyi sürdürdüğünü ve konuyla ilgili bazı temaslarının devam ettiğini söyledi. Annan, eylem planıyla ilgili Gül’e en kısa sürede bir yanıt vereceğini de bildirdi.

HURRIYET  02/04/06

Rumların 1 Nisan şakası:

Türkiye limanları açtı!

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan "Haravgi" gazetesi, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum Kesimi'ne açtığı müjdesiyle okurlarını kısa bir süre sevindirdi. Ancak bunun 1 Nisan şakası olduğunu belirtti. Haravgi'nin haberi şöyle: Türk Dışişleri Bakanlığı, önceki akşam geç saatte aldığı bir kararla Rum Yönetimi'ne hava ve deniz limanlarını açacağını duyurdu. Türkler, bunu bir mektupla Rum Dışişleri'ne bildirdi. Rum tarafının ilk tepkisinin bugün belli olması bekleniyor.
"Alithia" gazetesi ise 1 Nisan şakasında, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un oğlu Nikola Papadopulos'un bir otelde düzenlenen seçim toplantısı sırasında küçük bir yangın çıkardığını yazdı.

MILLIYET 02/04/06

Kıbrıs'ta çözüm isteğimiz güçlüdür

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin AB mücadelesi ile ilgili açıklamalarda bulundu:

Kıbrıs'ta çözüm isteğimiz güçlüdür

ÇÖZÜM İSTEĞİMİZ GÜÇLÜDÜR... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "Milli davamız 'Kıbrıs meselesinin', Kıbrıs Türk halkının istek ve beklentileri doğrultusunda kalıcı ve adil bir çözüme kavuşturulması yönündeki kararlılığımızı muhafaza etmekte olup, bu yöndeki çabalarında sergilediği azim, hiçbir kışkırtıcı eylemlerden etkilenmeyecek kadar güçlüdür" dedi

ÇÖZÜMDEN SONRA BÜYÜK İŞBİRLİĞİ... Gül: Türkiye, komşularıyla ilişkilerine çok büyük önem veriyor. Doğu Akdeniz; Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum kesimiyle çok büyük işbirliği alanı haline gelebilir, AB içinde ayrı bir sütun oluşturabilirler. Ekonomi ve turizm alanlarında büyük işbirliği geliştirebilirler. Şüphesiz ki bununla ilgili, önce Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün sona ermesi gerekir. Bununla ilgili Türkiye'nin attığı iyi adımlar var, açıkladığımız eylem planı var, bununla ilgili çok olumlu tepkiler de aldık

AKINCILAR'DA ÖNLEMLER ARTIRILDI... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in, Rum Milletvekili Marios Matsakis'in KKTC'den Türk bayrağını almasıyla ilgili yazılı soru önergesini cevaplarken, KKTC'de insan ve hayvan kaçakçılığının geçiş noktası üzerinde bulunan Akıncılar bölgesinde kontrollerin sıklaştırıldığını bildirdi

 

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ın milli davaları olduğunu anımsatarak, "Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk halkının istek ve beklentileri doğrultusunda kalıcı ve adil bir çözüme kavuşturulması yönündeki kararlılığımızı muhafaza etmekte olup, bu yöndeki çabalarımızda sergilediğimiz azim, bir takım kışkırtıcı eylemlerden etkilenmeyecek kadar güçlüdür" dedi.

Abdullah Gül, KKTC'de insan ve hayvan kaçakçılığının geçiş noktası üzerinde bulunan Akıncılar bölgesinde kontrollerin sıklaştırıldığını da bildirdi.

Gül, CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in, Rum Milletvekili Marios Matsakis'in KKTC'den Türk bayrağını almasıyla ilgili yazılı soru önergesini cevapladı.

Hem BM Barış Gücü hem de BM Sekretaryası nezdinde girişimde bulunularak, Matsakis'in Türk bayrağına karşı yapmış olduğu saygısız eylemin gerçekleşmesine imkan tanınmasının şiddetle kınandığını bildiren Gül, dengesiz davranışlarıyla sürekli ön planda olmaya çalışan Matsakis'in söz konusu eyleminin Güney Kıbrıs Rum yönetimi tarafından da kınandığını hatırlattı.

Matsakis'in olayı Avrupa Parlamentosu'nda (AP) şova dönüştürme çabalarının da sonuçsuz kaldığını kaydeden Gül, AP Başkanı'nın Rum milletvekilini sert şekilde eleştirdiğini söyledi.

Gül, KKTC'de insan ve hayvan kaçakçılığının geçiş noktası üzerinde bulunan Akıncılar bölgesinde kontrollerin sıklaştığını bildirerek, "Türkiye, milli davamız 'Kıbrıs meselesinin', Kıbrıs Türk halkının istek ve beklentileri doğrultusunda kalıcı ve adil bir çözüme kavuşturulması yönündeki kararlılığını muhafaza etmekte olup, bu yöndeki çabalarında sergilediği azim, bu tür kışkırtıcı eylemlerden etkilenmeyecek kadar güçlüdür" dedi.

"AB sürecinde rehavete girmedik"

Öte yandan TRT'nin sorularını yanıtlayan Abdullah Gül, AB sürecinde rehavete girildiği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine, bu haberleri hayretle karşıladığını belirtti.

"Bunları söyleyenler ya bizim anlattıklarımıza kulak asmıyorlar ya da AB çevrelerinin de söylediğini çok iyi takip etmiyorlar" diyen Gül, müzakere sürecinin başlamasıyla yeni bir sürece girildiğini, tarama sürecinin çok başarılı devam ettiğini, 10'a yakın fasılda taramanın bitirildiğini, Türkiye'nin müzakere heyetlerinin AB üzerinde çok olumlu etki bıraktığını kaydetti.

Avusturya'nın dönem başkanlığı sırasında en az 2 fasılda müzakerelerin başlayacağını söyleyen Gül, "Bunlarla ilgili pozisyon kağıtlarımızı hazırlıyoruz. Dolayısıyla bu konuda her şey gayet iyi devam etmektedir. Ama ne yazık ki zaman zaman bazı olumsuz beklentiler vardır. Müzakere süreci kolay bir süreç değildir, iniş çıkışlar olacaktır ama biz bunlara hazırız, bunları en iyi şekilde yöneteceğiz" dedi.

Yunanistan ile ilişkilere dair bir soru üzerine de Gül, Türkiye'nin komşularıyla ilişkilerine çok önem verdiğine işaret ederek, Doğu Akdeniz'in, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum kesimiyle çok büyük işbirliği alanı haline gelebileceği ve AB içinde ayrı bir sütun oluşturabileceklerini, büyük ekonomi ve turizm alanlarında büyük işbirliği geliştirebileceklerini düşündüğünü söyledi.

Gül, şöyle konuştu:

"Şüphesiz ki bununla ilgili, önce Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün sona ermesi gerekir. Bununla ilgili Türkiye'nin attığı iyi adımlar var, açıkladığımız eylem planı var, bununla ilgili çok olumlu tepkiler de aldık. Ümit ederim BM Genel Sekreteri yakında bir açıklama yapacaktır. Bugün aldığım bir mektupta bunu çok dikkatli şekilde incelediklerini söylüyor. Yunanistan-Türkiye ilişkilerinin geliştirilmesi hem bizim, hem onlar için iyi, Avrupa için de iyidir. Muhakkak bazı farklı görüşler vardır, bunları görüşerek, konuşarak, güven artırıcı tedbirleri daha da geliştirerek halledeceğimize inanıyorum."

KIBRIS 02/04/06

Avrupa Halk Partisi "Kıbrıs" için güçlü bir karar onaylandı: Gerginliğin azaltılması için Türk askeri çekilsin

Avrupa Halk Partisi'nin 17. toplantısında, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in önerisi ve bir dizi temaslarından sonra "Kıbrıs" için güçlü bir karar onaylandığı bildirildi.Politis gazetesine göre, onaylanan kararda, "adada gerginliğin azaltılması, aynı zamanda kalıcı bir çözümün ön hazırlığı için Türk askerinin çekilmesi" de talep ediliyor. Kararı onaylayanlar arasında Avrupa Birliği üyesi 11 devlet başkanının bulunmasının kararı önemli kılan unsurlar olduğu da iddia edildi.

Gazeteye göre, Avrupa Halk Partisi'nin Roma'daki perşembe günkü toplantısında onaylanan karar 9 maddeden oluşuyor. Kararda;

"1.Kıbrıs Cumhuriyeti'nin birliğine, bağımsızlığına, temel bütünlüğüne ve egemenliğine destek teyit ediliyor.

2.Kıbrıs Rum toplumunun demokratik iradesine saygı gösteriliyor ve çözüme henüz ulaşılmaması nedeniyle üzüntü dile getiriliyor.

3. BM Genel Sekreterine, Kıbrıs'ın tüm toplumlarınca kabul edilebilecek bir çözüm için girişiminin tekrarlanması çağrısı yapılıyor.

4. Kıbrıs sorununa çözüm bulunması konusunda uluslararası girişimlere aktif şekilde katılması için AB'ye çağrı yapılıyor.

5. Kıbrıs sorununa BM kararları ve AB ilkelerine dayanan dengeli bir çözüm bulunması çabalarına olumlu katkı yapmaya devam etmesi için Türkiye hükümetine çağrıda bulunuluyor.

6. Adada gerginliğin azaltılması ve kalıcı çözümün ön hazırlığı için gerekli adım olduğuna inanıldığından, Türk hükümetine adadaki askeri güçlerini, BM kararlarına göre somut bir takvim içerisinde ve en yakın zamanda geri çekme çağrısı yapılıyor.

7. Türk hükümetine AB'nin 25 üyesini de kapsayacak şekilde ek protokolü onaylayıp uygulama çağrısı yapılıyor.

8. Türk hükümetine Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması çağrısı yapılıyor. İlgili müzakerelerin Türkiye ve birisi Kıbrıs Cumhuriyeti olan 25 AB üyesi ülkeyle yapılacağına dikkat çekiliyor.

9. Uluslararası hukuka uygun olması kaydıyla, Kıbrıs Türk toplumuna ekonomik ve ticari yardımla ilgili tüm çabalara destek belirtiliyor."

Gazeteye göre, yukarıdaki kararın onaylanmasından sonra Anastasiadis bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi, "Kıbrıs konusunda ileriye gidilmesi yönünde güçlü bir çerçeve bulunduğunu, Avrupa Halk Partisi'nin en üst düzeyde belirttiği dayanışmayı iyi değerlendirmeleri gerektiğini" söyledi.

Mahi gazetesi haberi manşetten "DİSİ'nin BaşarısıKıbrıs İçin Önemli KararKararda Diğer Şeyler Yanında Türk Askerinin Adadan Çekilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye Tarafından Tanınması Çağrısı Yapılıyor" başlık ve spotlarıyla verdi.

Simerini de haberi "Avrupa Halk Partisi; Kıbrıs'ı TanıyınParti Toplantısında Kıbrıs İçin Güçlü KararAnastasiadis Memnun" başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 02/04/06

800 yolcu kapasiteli terminal bir yıl sonra hizmete girecek

Girne Turizm Limanı'nda liman binası tadilat ve ilave bina projesinin temeli dün düzenlenen törenle Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile Türkiye Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından atıldı

800 yolcu kapasiteli terminal bir yıl sonra hizmete girecek

Türkiye Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, yıllardır Kıbrıs Türk halkına uygulanan kısıtlama, izolasyon ve adaletsizlikler ortadan kaldırılmadan, Türkiye'nin limanlarını tek taraflı olarak Rumlara açmasını kimsenin beklememesi gerektiğini vurguladı.

Yıldırım dün Girne Limanı Yolcu Salonunun temel atma töreninde yaptığı konuşmada, "Şimdi artık tüm kısıtlamaların eş zamanlı olarak kaldırılma, ticaretin önündeki engelleri aşma zamanıdır. Onun için bu önemli fırsatı ilgili tarafların heba etmemelerini öneriyoruz" dedi.

Girne Turizm Limanı liman binası tadilat ve ilave bina projesinin temeli dün saat 10.30'da düzenlenen törenle Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından atıldı.

İhalesi Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Planlama İnşaat Dairesi, finansmanı Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan projeye göre, yeni yolcu salonu 3323 metre kare büyüklüğünde ve 800 yolcu kapasiteli olacak. Günümüz koşullarında hizmet verecek modern yolcu salonu mevcut terminal binası bitişiğinde olacak.

Emek İnşaat Şirketi Ltd. tarafından yapılacak salon yaklaşık 4.5 milyon YTL'ye mal olacak.

Bu arada Girne Turizm Limanı ile ilgili DAÜ tarafından hazırlanan Master Plan çerçevesinde Girne Turizm Limanı'nın sadece yolcu taşıma amaçlı hizmet vermesi, yük taşıma işlemleri için ise Girne'nin batısında Karşıyaka-Güzelyalı mevkiinde ikinci bir liman inşa edilmesi hedefleniyor.

Temel atma töreni saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başladı. Geçitkale Gençlik Merkezi Folkor Ekibi tarafından gösteriler sunulmasının ardından Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile TC Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından konuşmalar yapıldı, ardından ek terminal binasının temeli atıldı.

Törene, TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, İçişleri Bakanı Özkan Murat, TC Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Girne Polis Müdürü Can Sinan Karlıova, Planlama İnşaat Dairesi Müdürü İsmail Gökbulut, Limanlar Dairesi Müdürü Davut İzkar, Başkılavuzluk ve Girne Liman Başkanı Bayram Kutluoğlu, CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı Ahmet çağman, bazı milletvekilleri, TC Yardım Heyeti üyeleri ve üst düzey yöneticiler katıldı.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, 1987 yılında hizmete giren Girne Turizm Limanı'nın ülkede meydana gelen ekonomik gelişme sonrasında yolcu ve yük taşımacılığında yeterli hizmetleri veremeyecek bir duruma geldiğini belirterek, yeni terminal binasının yaşanan yoğunluğa büyük bir rahatlama getireceğini söyledi.

Ekonomide son iki yılda ciddi atılımlar olduğunu ve gelecekte de gerek turizm gerek yüksek öğrenim alanında önemli gelişmeler yaşanacağına işaret eden Usar, ekonomik gelişmenin sağlanması için yakın gelecekte alt yapı ve ulaşım alanlarında ciddi yatırımların yapılacağını, Girne ve İskele bölgelerinde özel sektör işbirliğinde marina projelerinin hayata geçirileceğini söyledi.

Dün temeli atılan Girne Turizm Limanı ek binasının ulaşıma, turizme ve ekonomiye büyük katkılar sağlayacağını kaydeden Salih Usar, projenin hayata geçirilmesinde teknik ve mali yönden katkılarda bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne, bakanına ve Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan'a teşekkürlerini sundu.

TC Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs ekonomisini geliştirecek, halkın refahını artıracak iki önemli sektör bulunduğunu, bunların turizm ve yüksek öğrenim sektörleri olduğunu belirtti. Bu sektörlerin de sağlıklı gelişiminde ulaşımın ve alt yapı tesislerinin önemine dikkat çeken Yıldırım, bunun için gereken katkıyı sağlayacaklarını belirtti.

Ulaşımın ülkeler arasında karşılıklı ticaretin gelişmesinde önemli olduğuna dikkat çeken Yıldırım, Türkiye'den Güney Kıbrıs Rum yönetimine limanlarını ve hava limanlarını açması yönünde yapılmakta olan çağrılarla ilgili olarak şöyle konuştu:

"Limanlarını ve hava limanlarınızı açın diyorlar, bizim limanlarımız ve hava limanlarımız eskiden beri açıktır ancak, her şeyin bir karşılığı var. Yıllardır Kıbrıs Türk halkına uygulanan kısıtlama, izolasyon ve adaletsizlik görmezden gelinerek, tek taraflı olarak, 'siz gelin limanlarınızı açın' denilirse kimse kusura bakmasın bizden böyle bir şeyi kimse beklemesin."

Kıbrıs Türk halkının yakın zamanda çözümden yana bir irada ortaya koyduğunu ve böylece çözüm istemeyen tarafın kim olduğunun da dünya kamuoyunca görüldüğünü hatırlatan Yıldırım, "Şimdi artık tüm kısıtlamaları eş zamanlı olarak kaldırmak, ticaretin önündeki engelleri kaldırma zamandır. Onu için bu önemli fırsatı ilgili tarafların heba etmemelerini öneriyoruz" dedi.

KIBRIS 02/04/06