Koridor açıldı
ama Rumlara değil
Uçakların bir yerden bir yere giderken kullanmak zorunda oldukları
hava koridorlarının acayip isimleri var.
Bunun da adı Okesa-Bergo. Türkiye'nin kontrolünde bulunan bir Ege hava
koridoru.
Türkiye Okesa-Bergo'yu (Bergo Bergama'dan geliyor) Yunanistan'la
ilişkilerin had safhada kötü olduğu 1974 yılında
kapattı ve 20 yıla yakın bir süre kapalı tuttu. Bir buçuk
yıl kadar önce de uluslararası hava trafiğine açtı. Kıbrıs'a
uçan uçaklar ve Kıbrıs kayıtlı uçaklar hariç.
Bir buçuk ay kadar önce koridor Kıbrıs'a uçan uçaklara da
açıldı. Ama gene birkaç önemli istisnayla: Kıbrıs
kayıtlı uçaklar bu koridoru kullanamaz. Kıbrıs'ın
güneyinden kalkan uçaklar bu koridoru sadece transit amaçlı kullanabilir.
Yani, İngiliz Havayolları BA Larnaka'dan Londra'ya uçarken bu
hattı kullanıp (rüzgârın nereden estiğine bağlı
olarak) yolunu yarım saat ile bir saat arasında kısaltabilir.
Ama Larnaka'dan kalkıp direkt İstanbul'a uçamaz. Kıbrıs
(Rum) Cumhuriyeti'nin resmi havayolu Cyprus Airways ise bu koridoru kullanarak
ne Avrupa'ya uçabilir ne de herhangi bir Türkiye havalimanına.
Türkiye'den ret cevabı
Okesa-Bergo, Türkiye ile Yunanistan arasındaki güven ortamının
bozulması sonucunda kapanmıştı. Düzelmesi sonucunda
açıldı.
Bunun, Türkiye'nin Avrupa Birliği bağlamında Kıbrıs
uçak ve gemilerine Türk liman ve havalimanlarını açmasına bir
üvertür teşkil etmesi gibi bir yönü yoktur.
Bu, konuyu çok yakından bilen bir yetkiliye göre, "Hiçbir
şekilde söz konusu değil."
Nitekim koridor ilk açıldığında Cyprus Airways
Larnaka-Moskova hattında bu koridoru kullanmak için başvurdu ama
Türkiye'den ret cevabı aldı.
Ankara'nın kararı Kıbrıslı Rumların durumunu
olduğundan daha kötü bir hale getirmektedir. Şu nedenle: Bu koridor
onu kullanmayanlara oranla kullananlara bir avantaj sağlıyor.
Eskiden Larnaka'dan kalkan bir uçak batıya yönelip sonra Yunanistan
üzerinden kuzeye çıkıyordu. Şimdi direkt kuzeye doğru
gidebiliyor. Bir uzmandan öğrendiğime göre, bu, şirketlere
havada yarım saat tasarruf sağlıyor.
Türkiye kazançlı çıkar
Uzmanın sözleriyle: "Havadaki bir saat maliyeti 5.000 dolardır.
Her gün uçan bir havayolu için bu ayda en az 150.000 dolar, yılda 1.8
milyon dolar tasarruf demektir. Kâr marjlarının çok
sıkışık olduğu bu sektörde bu oldukça önemli bir
tasarruftur. Rakiplerinin sahip olduğu bu fiyat avantajı normal
şartlarda bu Cyprus Airways'i çökertir."
Limanları Rumlara açmak esasında önemsiz bir konudur. Açılsa
yolcu ve yük trafiği açısından kazançlı çıkacak olan
Türkiye'dir.
Ama hükümet, Avrupa Birliği müzakereleri yönünden olumsuz etkilense bile,
bu konuda taviz vermemeye kararlı. Çünkü seçimlerin arifesinde
rakiplerinin eline koz vermek istemiyor.
METIN MUNIR
MILLIYET 25/03/06
Rum polisi:
Erdal burada değil
Kıbrıs
Rum Polisi, Belçikadan kaçtığı iddia edilen terörist Fehriye
Erdalın Larnakada olduğuna dair belirti veya bilgi
bulunmadığını açıkladı.
NTV
Güncelleme: 14:38 TSİ 25 Mart 2006 Cumartesi
LARNAKA - Rum basınına göre, güvenlik güçleri, Gerek
Türkiye, gerekse Belçikadaki İnterpole, Fehriye Erdalın Güney
Kıbrısta bulunduğuna dair iddiaları doğrulayacak
herhangi bir kanıt bulunmadığı yönünde mesaj gönderdi.
Rum Polis Sözcüsü de, Fehriye Erdalın Larnakada
bulunduğuna dair belirti veya başka bir bilgi
olmadığını kaydetti. Rum basını, Rum polisinin,
Türk makamlarından daha fazla bilgi talep etmeye
hazırlandığını yazdı.
Rum yalanının belgesi
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
BM Genel Sekreteri Kofi
Annan, Rum lider Tasos Papadopulosun 28 Şubatta Pariste
yaptıkları görüşme sonrasında yalan söylediğini,
Maraşın Rumlara iadesi, Türk askerinin adadan çekilmesi gibi
konularda anlaşmaya varmadıklarını, aksine masaya
Türkiyenin eylem planını koyduğunu açıkladı.
Annan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata gönderdiği resmi
belgede, Rum liderin söyledikleri ile yaptıklarının birbirini
tutmaması nedeniyle Kıbrısta yeni görüşmeler
başlatmayı düşünmediğini vurguladı. Annan,
yardımcısı İbrahim Gambari imzalı belgede, Rum lideri
resmen yalanladı.
Papadopulos, Paristeki görüşmenin ardından basına, "Genel
Sekreter ile Maraşın Rumlara iadesi, adanın
askersizleştirilmesi, mayınların temizlenmesi ve askeri
birliklerin sınır hattından çekilmesi konularında
anlaştık, bunlara Türkler de onay verdi, teknik komitelerde adada ele
alacağız" demişti. Türkiye, ABD ve KKTCyi şoke eden
açıklamanın ardından Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Annanı telefonla arayarak izahat istedi. Gül ve Talat ile
ayrı ayrı telefon konuşması yapan ve iddiaları
yalanlayan Annan, ayrıca Papadopulos ile görüşmenin içeriğini de
yazılı olarak KKTC Cumhurbaşkanı Talata iletti. Mektuptaki
görüşme tutanağı şöyle:
Papadopulos: Maraşın iadesi, adanın
askersizleştirilmesi, askerin sınırlardan çekilmesi,
mayınların temizlenmesi konularında anlaştık. Türkler
de onay verdi. Adada teknik komitelerde ele alınacak.
Annan:Bu konular teknik komitelerde ele alınmayacak. Anlaşma
olmadı, Magosa konusunu dile getirdik ama Türkiyenin eylem planı
çerçevesinde KKTCye uygulanan ambargoların kaldırılması
çerçevesinde görüşüldü.
Papadopulos: Türkiyenin eylem planı görüşülmedi.
Annan: Papadopulosa, Türkiyenin eylem planını AB
yükümlülüklerinden kaçmak için ortaya attığı şeklinde
düşünmemesini, dikkate almasını söyledim.
Papadopulos: BM bize güveniyor, yeni girişimi teknik
görüşmelerle başlattı.
Annan: Teknik görüşmeler BMnin yeni Kıbrıs
görüşmeleri anlamına gelmez. Söylenenler ile yapılanlar
birbirini tutmuyor. Annan planından vazgeçmedik, ayrıca Papadopulos,
istediğimiz planda değişiklikler listesini hala vermedi.
HURRIYET 25/03/06
Hava
sahası polemiği
25/03/2006
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, AB'nin Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmasını beklediği
Türkiye'nin Rum Yönetimi'ne 'iyi niyet' yaklaşımı olarak hava
sahasını açması için Ankara ile birkaç ay önce mutabakata
vardıklarını ileri sürdü. "Zamanlamasını Türkiye
ne zaman yapar, nasıl yapar o ayrı bir hikâye ama
yapılmasında hemfikir olduğumuz bir adımdır"
dedi.
Ama KKTC'yi ziyaret eden Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, ve Türk
Dışişleri bunu yalanladı. Dışişleri,
Denktaş'ın bahsettiği mutabakatın da Türkiye'nin KKTC'ye
tecridin kaldırılması karşılığı ortaya
konulan yeni eylem planının 2. maddesi uyarınca hava
sahasının açılması olduğunu kaydetti. Denktaş da
Ankara'yı telefonla arayıp yanlış
anlaşıldığını iletti.
Rum Kesimi'ne giden yabancı havayollarına Türk hava sahası zaten
açık. Sağlandığı söylenen mutabakatın ise Rum
Havayolları'nı kapsadığı belirtiliyor. Rum sözcüsü
Yorgos Lillikas ise, "Türkiye böyle bir adım atarsa AB'ye
yükümlülüklerini yerine getirmediğini doğrular" diye konuştu.
BM'den
Tassos'a "şamar"
KIBRIS,
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a gönderdiği ve Türk tarafında memnuniyet yaratan mektubu ele
geçirdi
BM'den
Tassos'a "şamar"
RUM TEZLERİ ÇÜRÜTÜLDÜ... Annan'la Papadopulos arasında, 28
Şubat'ta Paris'te gerçekleşen ve üzerinde çeşitli spekülasyonlar
yapılan görüşmenin içeriğinin anlatıldığı
mektupta, Rum yönetiminin tüm tezleri açık bir dille çürütülüyor. Siyasi
gözlemciler, Rum yönetiminin Kıbrıs konusunda dünyayı
kandırma çabaları çerçevesinde ortaya koyduğu tüm argüman ve
söylemleri "yalanlar" nitelikteki BM mektubunun "Rum'a
şamar" niteliği taşıdığı yorumunda
bulundular
PAPADOPULOS
"ÖNCELİKLERİNİ" SUNMADI... Rum yönetiminin
"Önceliklerimizi Annan'a sunduk" şeklindeki
açıklaması, BM mektubuyla yalanlanıyor. Mektupta 'Sn.
Papadopulos önceliklerini sunmadı' diye açık bir ifade yer
alıyor. Siyasi gözlemciler, BM mektubuyla, Rum yönetiminin bu yönde
yapmış olduğu açıklamanın tamamen gerçek dışı
olduğunun ortaya çıktığına dikkat çekiyor
TEKNİK
KOMİTELERE DE YALANLAMA... BM mektubuyla, Rum yönetiminin teknik
komitelerle ilgili açıklama ve yaklaşımlarının da
doğru olmadığı anlaşılıyor. Mektupta
"teknik görüşmelerin Sn. Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu
çerçevesindeki görüşme sürecinin yerini
tutamayacağı"nın altı çiziliyor. Siyasi
gözlemcilere göre bu ifadeler de "Rum tarafının, teknik
komitelerin kapsamlı çözüm çerçevesinde çalışacağı
iddiasını da çürütmektedir" şeklinde değerlendiriliyor
MARAŞ
VE ASKERSİZLEŞTİRMEDE DE ÇUVALLADILAR... Rum yönetimi sözcüleri
ve Papadopoulos'un, teknik komitelerin, askersizleştirme ve Maraş
gibi, sadece kapsamlı çözüm çerçevesinde ele alınabilecek
konuları da görüşeceği yönündeki iddialar BM mektubuyla
çürütülüyor. Mektupta, Maraş ve askersizleştirme konularının
"teknik komitelerle bağdaştırmaksızın,
tarafların üzerinde anlaşacağı zaman ve şekilde olmak
kaydıyla, kapsamlı bir çözüme yönelik ilerleme sağlanabilmesi
için" görüşülebileceği belirtiliyor
ANNAN,
TALAT'LA GÖRÜŞMEK İSTİYOR...BM Genel Sekreteri Kofi Annan,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşme isteğini de söz
konusu mektupla ortaya koydu. Annan, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a kapsamlı bir çözüm bulunması yönündeki
kararlılığından ötürü duyduğu memnuniyeti bir kez daha
vurgulayarak, kendisiyle görüşme talebinde bulundu
Dilek
ÇETEREİSİ
KIBRIS, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin, Genel Sekreter Kofi Annan adına
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gönderdiği mektubu ele geçirdi.
Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, 20 Mart 2006
tarihli 2.5 sayfadan oluşan mektup, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la Rum
Yönetimi lideri Tassos Papadopulos arasında, 28 Şubat'ta Paris'te
yapılan görüşmenin içeriğiyle ilgili bilgileri içeriyor.
Tartışma yaratan ve özellikle Rum yönetimi
tarafından farklı noktalara çekilmeye çalışılan
Annan-Papadopulos görüşmesinin perde gerisini gözler önüne seren BM
mektubu, Türk tarafında memnuniyet yarattı.
Siyasi gözlemciler, Rum yönetiminin Kıbrıs
konusunda dünyayı kandırma çabaları çerçevesinde ortaya
koyduğu tüm argüman ve söylemleri "yalanlar" nitelikteki BM
mektubunun "Rum'a şamar" niteliği
taşıdığı yorumunda bulundular.
Mektup, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Rum yönetimi
lideri Tassos Papadopoulos'un Paris görüşmesiyle ilgili ortaya
koyduğu argümanları yalanladığı ve samimiyeti
konusunda tatmin olmadığını gösteriyor.
BM mektubunda ayrıca, Kıbrıs Türk
tarafının 24 Nisan referandumunda ortaya koyduğu iradeye de
atıfta bulunuluyor.
Mektubun analizi
BM mektubunu satır satır analiz eden siyasi gözlemciler, Papadopulos
ve Rum yönetiminin Paris görüşmesiyle ilgili bugüne kadar yapılmakta
olan manipülasyonları da gözler önüne serdi.
Papadopoulos'un Paris toplantısında, Annan'dan en
kısa sürede bir özel danışman ataması talebinde
bulunduğu yönündeki Rum açıklamalarını anımsatan
siyasi gözlemciler, oysa Gambari'nin mektubunda konuyla ilgili şu
ifadeleri kullandığını belirterek şöyle konuştu:
" 'Sn. Genel Sekreter kapsamlı bir çözüme gidecek
geniş kapsamlı siyasi görüşmelerin başlayabilmesi için
uygun zamanın henüz gelmediğine inanmaktadır. .... Sözcüklerle
eylemler arasındaki ayrılıkların, hala daha çok fazla olduğuna
inanmaktadır'.
BM Genel Sekreteri'nin, sürekli olarak 'ben
yapılan işe bakarım', 'sözcüklerle eylemler arasında fark
bulunmaktadır' şeklindeki açıklamaları bilinmektedir. Bu
konuda Annan'ın 28 Mayıs 2004'te BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu
raporda yer alan Kıbrıs Rum kesimine dair bölüme ve Paris'te
yapılan görüşme sonrası soruları yanıtlarken,
söylediklerine bakılabilir.
Dolayısıyla bu mektup Papadopulos'un, çözüm konusundaki
isteksizliğini ve gayrı ciddi tutumunu açık bir şekilde
belirtmektedir"
Rumun
"öncelikleri" sunulmadı
Rum yönetiminin yine "Önceliklerimizi Annan'a sunduk" şeklindeki
açıklaması da Gambari'nin mektubunda yalanlanıyor.
Siyasi gözlemciler bu konuda şu bilgileri verdi:
"Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma yönünde
müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için Annan, referandumda planı
reddeden Papadopoulos'tan (28 Mayıs 2004'te konseye sunduğu raporda
ve bunu takiben hemen tüm açıklamalarında...) Annan Planı'ndaki
önceliklerini, yani yapılmasını istediği
değişiklikleri kesin ve son bir şekilde, yazılı olarak
sunmasını talep etmişti.
Papadopoulos'un söz konusu değişiklik önerilerini
Paris toplantısında da sunmamış olduğu Gambari'nin
mektubuyla teyit edilmiştir.
'Sn. Papadopulos önceliklerini sunmadı' diye mektupta
açık bir ifade vardır. Bu konuda Rum liderliğinin çeşitli
zamanlarda, değişiklik önerilerini sunduğu (özellikle
geçtiğimiz yıl Mayıs ayında Papadopulos'un Siyasi ve
Diplomatik Büro şefi, danışmanı Tassos Conis
tarafından New York'ta Sn. Prendergast'a sunulduğu belirtiliyordu...)
yönünde yapmış olduğu açıklamanın tamamen gerçek
dışı olduğu bir kez daha ortaya çıkmış
bulunmaktadır.
Papadopulos'un BM Genel Sektereri Kofi Annan'ın
beklediği cevapları vermemesinin yarattığı güven
bunalımı, böylece bir kez daha kapsamlı bir çözüme dönük
ilerlemeyi engelleyenin kim olduğunu ortaya koymaktadır".
Anlaşma
yok
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari, mektubunda, Paris
görüşmesi sonrasında yapılan ortak açıklamayı,
kamuoyuna, "Rum tarafı-BM arasında gerçekleşen bir
anlaşma" olarak yansıtan Rum yönetimini yalanladı.
Gambari mektubunda konuyla ilgili şöyle dedi:
"Sizi temin ederim ki bu açıklamanın
maksadı birkaç husus hakkında yapılan değerlendirmelerle
ilgili olarak net bir tablo çizmekti ve katiyen, herhangi bir şekilde Kıbrıs
Türk tarafıyla anlaşmaya varmaksızın yeni veriler ortaya
atmak değildi.... Sn. Genel Sekreter'in Sn. Papadopulos ile
'anlaştığı' ve 'ortak temenni' belirttiği konular,
açıklamanın dilinden de anlaşılabileceği üzere
Kıbrıs Türk tarafıyla görüşülecek konulardır. Her iki
tarafça üzerinde mutabakata varılması gerektiği bariz olan
konular üzerinde hiçbir tek taraflı anlaşma
olmamıştır".
Siyasi gözlemciler, mektupta konuyla ilgili ifadeleri
"Kıbrıs Rum liderliğinin, Kıbrıs Türk
tarafını yok sayan yaklaşım ve girişimlerinin önüne
geçmiş, Rum tarafının bu tür tek yanlı
tavırlarını kabul etmediğini açık bir
şekilde ortaya koymuştur" sözleriyle değerlendirdi.
Teknik
komiteler
BM mektubunda, Rum yönetiminin teknik komitelerle ilgili açıklama ve
yaklaşımları da yalanlanıyor.
Gambari, mektubunda "teknik görüşmelerin Sn. Genel
Sekreter'in iyi niyet misyonu çerçevesindeki görüşme sürecinin yerini
tutamayacağı"nın altını çiziyor.
Siyasi gözlemcilere göre bu ifadeler de "Rum
tarafının, teknik komitelerin kapsamlı çözüm çerçevesinde
çalışacağı iddiasını da çürütmektedir"
şeklinde değerlendiriliyor.
"Mektuba göre, teknik komitelerin çalışması,
Rum tarafının iddia ettiği gibi Kıbrıs sorununu, parça
parça çözmeyecek, sadece kapsamlı bir çözüme yönelik adımları
oluşturacaktır" diyen siyasi gözlemciler, mektubun ilgili
bölümlerini şöyle anlattı:
"Önerilen yöntem 'parça parça' yaklaşımı
değil 'adım adım' yaklaşımıdır ki, bu
yaklaşım, iki taraf arasında halen var olan açığı
doldurmak için öncelikle teknik konularda dikkatli ve bilinçli bir şekilde
çalışarak güveni yeniden tesis etmeyi ve kapsamlı bir çözüme
yönelik nihai görüşmeler için gerekli şartları ve güveni
yaratmayı amaçlar."
Bir
yalanlama da Maraş ve askersizleştirme konularına
Kıbrıs Rum tarafı sözcüleri ve
Papadopoulos'un, teknik komitelerin, askersizleştirme ve Maraş gibi,
sadece kapsamlı çözüm çerçevesinde ele alınabilecek konuları da
görüşeceği yönündeki iddiaları da BM mektubuyla yalanlanıyor.
Gambari mektubunda Maraş ve askersizleştirme
konularının "teknik komitelerle
bağdaştırmaksızın, tarafların üzerinde
anlaşacağı zaman ve şekilde olmak kaydıyla,
kapsamlı bir çözüme yönelik ilerleme sağlanabilmesi için"
görüşülebileceğini belirtiyor.
Siyasi gözlemciler bu durumu şöyle yorumladı:
"Paris görüşmesi ardından yapılan
açıklamanın ve açıklama sırasındaki görüntü ve
söylemin, Genel Sekreterin iki lideri eşit tutmadığı, tüm
Kıbrıs adına "Kıbrıs Cumhuriyeti" lideri
Papadopulos'u muhatap aldığı yönündeki yorumlar konusunda
ise, 'sizi temin ederim ki açıklama Sn. Genel Sekreter ve
çalışma arkadaşlarının nezdindeki saygınlık
ve itibarınıza halel getirmemektedir. Açıklama sizin
Kıbrıs Türk lideri olarak ve Sn. Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu
çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm arayışında tam
yetkili bir ortak olarak rolünüzü zayıflatmamaktadır'
açıklamasını yapmıştır".
Görüşme
talebi
Bu arada BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile görüşme isteğini de söz konusu mektupla ortaya koydu.
Annan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a kapsamlı bir çözüm bulunması yönündeki
kararlılığından ötürü duyduğu memnuniyeti bir kez daha
vurgulayarak, kendisiyle görüşme talebinde bulundu.
İşte
BM mektubu
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin, Genel Sekreter Kofi Annan adına
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gönderdiği 20 Mart 2006 tarihli
mektubun Türkçe tercümesi aynen şöyle:
Ekselansları,
Sn. Genel Sekreter, sizinle 3 Mart tarihinde gerçekleştirdiği
görüşmenin akabinde, Sn. Serdar Denktaş'ın 28 Şubat tarihli
telgraf mesajında talep etmiş olduğu açıklamalara cevap
vermem yönünde bana talimat vermiştir.
Öncelikle, Sn. Genel Sekreter'in Kıbrıs konusunda
İyi Niyet Ofisi'ni sunmaya hazır olduğunu yeniden tekrar etmek
isterim. Sn. Genel Sekreter kendi İyi Niyet Ofisi Misyonu altında
kapsamlı bir çözüm bulunması yönündeki
kararlılığınızı yeniden tekrar etmenizden ötürü
size minnettardır. Kendisine duyduğunuz güveni dile getirmiş
olmanızdan da ayrıca onur duymaktadır.
Yakın geçmişte birkaç kez kamuoyu önünde de ifade
etmiş olduğu gibi, Sn. Genel Sekreter kapsamlı bir çözüme
gidecek geniş kapsamlı siyasi görüşmelerin başlayabilmesi
için uygun zamanın henüz gelmediğine inanmaktadır. Iki toplum
arasındaki ayrılıkların, ve sözcüklerle eylemler
arasındaki ayrılıkların, hâlâ daha çok fazla olduğuna
inanmaktadır. Aynı zamanda, Sn. Genel Sekreter Kıbrıs
konusunda yeni bir atılıma ihtiyaç duyulduğunun son derece
farkındadır ve dolayısıyla, size ve Sn. Papadolulos'a
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi tarafından önerilen adım
adım gitme yaklaşımına tamamen katılmaktadır.
Kamuoyu önünde söyleme şansını haiz olduğu gibi, kendisi
her iki tarafın da bu öneriyi kabul etmiş olmalarından büyük
memnuniyet duymaktadır.
Sn. Papadopulos ile Paris'te gerçekleştirilen görüşmenin
gayesi Kıbrıs'taki durumu gözden geçirmek, ve adayı yeniden
birleştirme yönünde kaydedilecek ilerlemenin yollarını
irdelemekti. Sn. Genel Sekreterin 3 Mart tarihindeki telefon görüşmenizde
fırsat bularak size izah ettiği gibi, sözkonusu görüşme
sonrasında bir açıklama yayınlandı, ve bu açıklamada
Sn. Genel Sekreter ile Sn. Papadopulos görüşmelerinin ana
hatlarını kamuoyuna açıkladılar.
Sizi temin ederim ki bu açıklamanın maksadı birkaç
husus hakkında yapılan değerlendirmelerle ilgili olarak net bir
tablo çizmekti ve katiyen, başka herhangi bir şekilde,
Kıbrıs Türk tarafiyla anlaşmaya varmaksızın yeni
veriler ortaya atmak değildi. Dikkatinizi çekerim ki Sn.
Denktaş'ın mesajı bu açıklamadan "ortak
anlaşma" olarak söz etmektedir, oysa açıklamanın resmi
başlığı "28 Şubat 2006- Sn. Genel Sekreter ve
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos arasındaki görüşmeden
sonra yayınlanan açıklama"dır.
Ekselansları
Sn. Mehmet Ali Talat
Lefkoşa
Şeffaflık adına, Paris görüşmesinde neler ele
alındığını size sunmak istiyorum. Kıbrıs
sorununa her iki tarafça da kabul görebilecek yaşayabilir ve
sürdürülebilir bir çözüm bulunması yönünde Kıbrıs Rum
tarafı sağlam bir taahhüt verdi, ve Sn. Genel Sekreter İyi Niyet
Ofisi'nin hâlâ daha mevcut olduğunu teyit etti. Sn. Genel
Sekreter tarafların ilerlemek istemelerinin bir göstergesi olarak somut
adımlara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Bu kapsamda her iki
toplumun liderlerinin, Paris toplantısının arifesinde, üzerinde
mutabakata varılan birtakım konularda teknik seviyede görüşmek
üzere anlaşmış oldukları, ancak teknik görüşmelerin
Sn. Genel Sekreter'in İyi Niyet Ofisi Misyonu çerçevesindeki görüşme
sürecinin yerini tutamayacağı teyit edildi.
Sn. Genel Sekreter ve Sn. Papadopulos mayınlardan
arındırma, askerlerin karşılıklı olarak geri
çekilmesi ve Mağusa gibi konularda ilerleme kaydedilmesinin de tüm ilgili
taraflar için son derece faydalı olabileceği hususunda ortak
inançlarını ifade ettiler. Teknik komitelerle
bağdaştırmaksızın, tarafların üzerinde
anlaşacağı zaman ve şekilde olmak kaydıyla,
kapsamlı bir çözüme yönelik ilerleme sağlanabilmesi için bu
konular üzerinde daha fazla çalışılması gerektiğine
karar verildi.
Oldukça önemli bir konu olarak görülen kayıp
şahıslar meselesi tartışıldı. Bu hususta, Sn.
Papadopulos, Kayıp Şahıslar Komitesi'nin üçüncü üyesinin göreve
atınması münasebetiyle sizinle biraraya gelmeye hazır
olduğunu yeniden dile getirdi. Sn. Genel Sekreter'in Özel Temsilcisi
halihazırda bu konuyu Kıbrıs Türk tarafının bilgisine
sunmuştu. Sn. Genel Sekreter bunun Kayıp Şahıslar
Komitesi'ne duyulan yüksek bağlılık ve verilen desteğin
güzel bir göstergesi olacağını düşünmektedir.
Paris görüşmesinde, Dışişleri
Bakanı Gül'ün 24 Ocak'ta açıkladığı Eylem Planı
da gündeme geldi. Sn. Genel Sekreter, bunu Türkiye'nin AB yükümlülüklerinden
kaçmaya çalışması olarak görmemesi konusunda Sn. Papadopulos'u
uyardı. Bu konuda ilerleme kaydedebilmek için her iki tarafın da ne
istediğini gösteren bir tablo oluşturulmasını
önerdi. Paris görüşmesinden sonra Mağusa'ya yapılan
atıfla ilgili olarak, belirtmek isterim ki Eylem Planı da aynı
konuya atıf yapmaktaydı (3. paragraf) ve dolayısıyla da
konu ilgili tartışma esnasında gündeme geldi, bu da son derece
doğaldı.
Yeniden tekrar etmek isterim ki, Sn. Genel Sekreter'in Sn.
Papadopulos ile "anlaştığı" ve "ortak
temenni" belirttiği konular, açıklamanın dilinden de
anlaşılabileceği üzere Kıbrıs Türk tarafıyla görüşülecek
konulardır. Her iki tarafça üzerinde mutabakata varılması
gerektiği bariz olan konular üzerinde hiçbir tek taraflı anlaşma
olmamıştır. Bu söylemler, herhangi bir şekilde, ortak
mutabakata varan süreci etkilemeye çalışır gibi görülmemelidir.
Önerilen yöntem "parça parça" yaklaşımı
değil "adım adım" yaklaşımıdır ki
bu yaklaşım, iki taraf arasında halen var olan
açığı doldurmak için öncelikle teknik konularda dikkatli ve
bilinçli bir şekilde çalışarak güveni yeniden tesis etmeyi ve
kapsamlı bir çözüme yönelik nihai görüşmeler için gerekli
şartları ve itimatı yaratmayı amaçlar.
Sn. Denktaş'ın "Annan Planı"
hakkında yönelttiği soruya gelince, Sn. Papadopulos önceliklerini
sunmadı. Bu toplantıda, Sn. Genel Sekreter ve Sn. Papadopulos son iki
yıldır süregelen tıkanıklığı aşmak ve
ilerleme sağlayabilmek için her iki tarafça kabul edilebilir yollar
üzerinde durdular.
Bu açıklamanın iki lideri eşit
tutmadığı yönündeki yorumlar konusunda ise, sizi temin ederim ki
açıklama Sn. Genel Sekreter ve çalışma
arkadaşlarının nezdindeki saygı ve itibarınıza
halel getirmemektedir. Açıklama sizin Kıbrıs Türk Lideri olarak
ve Sn. Genel Sekreter'in İyi Niyet Misyonu çerçevesinde Kıbrıs
sorununa çözüm arayışında tam yetkili bir ortak olarak rolünüzü
zayıflatmamaktadır.
Sn. Genel Sekreter Paris görüşmesinin neticesi hakkında
sizinle kısaca görüşme şansına sahip olmaktan dolayı
mutludur. Kendisi size telefonda vermiş olduğu mesajı
tekrarlamamı istedi: İki taraf arasındaki
farklılıkları aşmaya yönelik pratik yaklaşımlar
geliştirebilmek için kendisinin Özel Temsilcisi ile birlikte
çalışınız, dolayısıyla da görüşmelere
yeniden başlayabilmek için ortamı iyileştiriniz. Sn. Genel
Sekreter ayrıca uygun bir zamanda sizinle de biraraya gelerek ortak ilgi
ve kaygı alanları üzerinde daha fazla durabilmeyi arzu etmektedir.
Ekselansları, en içten saygılarımı arz ederim.
KIBRIS 25/03/06
Girne Çevre
Yolu'nun temeli atıldı
ŞENER:
BU YATIRIMIN ÖNEMİNİN FARKINDAYIM... Girne'de trafik
sıkışıklığını önemli ölçüde
rahatlatması beklenen çevre yolunun temeli dün törenle atıldı.
Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener törende yaptığı konuşmada, kısa
aralıklarla yaptığı ziyaretlerde Girnelilerin trafik
sıkışıklığını yaşamış
birisi olarak bu yatırımın öneminin farkında
bulunduğunu belirtti. Şener, 8 milyon 988 bin 43 YTL'ye METS
İnşaat Şirketi'ne ihale edilen yolun bu
sıkıntıları gidereceğine ümit ettiğini kaydetti
Girne
Çevre Yolu'nun temeli dün sabah gerçekleştirilen törenle atıldı.
Törende konuşan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, temeli
atılan 11 kilometrelik yolun Girne trafiğinde önemli bir
açılım getireceğini belirtti.
Başbakan Soyer, turizm gelirlerinde 2006'da 500 milyon
doların aşılmasının hedeflendiğini kaydetti.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener ise, KKTC'de son yıllarda yapılan
çalışmalarla turizmde 7 yılda içinde 19 bin 500 yatak
kapasitesine ulaşılmış olacağını,
üniversitelerde öğrenci sayısının ise 60 bine
çıkacağını kaydetti.
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı
Salih Usar da törendeki konuşmasında, KKTC'de son iki yıldaki
kalkınma hızına dünyada hiçbir devletin ulaşamayacağını
kaydetti.
Girne Nurettin Ersin Paşa Camii'nin arkasında
gerçekleştirilen törene Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif
Şener, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar,
İçişleri Bakanı Özkan Murat, Ekonomi Bakanı Derviş
Deniz, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, KKTC'nin Ankara
Büyükelçisi Tamer Gazioğlu ve diğer üst düzey yetkililer katıldı.
Yolun temelini törenin sonunda Soyer, Şener ve Usar attı.
Usar:
Her türlü çabayı
ortaya koyuyoruz
Törende ilk konuşmayı yapan Usar, Girne'de inanılmaz bir trafik
sıkışıklığının
yaşandığını, sabah yolu yapacak METS
firmasının yöneticilerinin törene gelirken trafiğe
yakalandıklarını anlattıklarını belirterek,
trafiğin sıkıntılarını bizzat yaşayan firma
yöneticilerine projeyi erken bitirmeleri çağrısını
yaptıklarını, onların da ellerinden geleni
yapacaklarını ifade ettiklerini anlattı.
Usar, hükümetin politikaların merkezine insanı
koyduğunu belirterek, her türlü çabayı ortaya koyduklarını
kaydetti.
Bakan, Güney'e geçişlerin başlamasından itibaren
insanların, iki taraf arasındaki fiyat uçurumunu görüp oraya
alışverişe yöneldiklerini, KDV oranlarında indirim ve
fonları kaldırarak fiyatların düşmesini
sağladıklarını ve insanların artık Güney'deki
fiyatları yakalamak değil, kuzeyden daha ucuz mal
alınmasını sağladıklarını kaydetti.
Ekonominin gelişmesi için gereken programları
yaptıklarını kaydeden Usar, son iki yıldaki kalkınma
hızına dünyada hiçbir ülkenin ulaşamayacağını
belirtti.
Karayolları Dairesi'nin, TC Karayolları ve TC Hükümeti
ile yerel kaynakların da katkısıyla karayollarında önemli
gelişme yaptıklarını belirten Usar, Girne Çevre Yolu'nun
Lefkoşa ile Zeytinlik, Karaoğlanoğlu, Alsancak ve daha ilerideki
trafiğe büyük rahatlama getireceğini ifade etti.
Usar, bir taraftan güzel şeyler yaparken başka
şeyleri bozmamak gerektiğini, yol üzerinde bulunan yaklaşık
750 zeytin ağacının sökülerek başka yere nakledileceklerini
kaydetti, bunu yapacak METS firmasına, projenin hayata geçirilmesini
sağlayan Türkiye Cumhuriyeti ve halkına, katkı koyan herkese
teşekkür etti.
Şener:
Girne'nin sorununu
çözmek için buradayız
Abdüllatif Şener ise konuşmasında, KKTC'nin ve Akdeniz'in incisi
Girne'nin bir sorununu çözmek için burada olduklarını belirterek,
kısa aralıklarla yaptığı ziyaretlerde Girnelilerin
trafik sıkışıklığını
yaşamış birisi olarak bu yatırımın öneminin
farkında bulunduğunu belirtti.
Şener, 8 milyon 988 bin 43 YTL'ye METS İnşaat
Şirketi'ne ihale edilen yolun bu sıkıntıları
gidereceğine ümit ettiğini kaydetti.
Şener, turizmle ilgili yatırımlardan bahsederek,
2002'den itibaren yatak sayısının artırılması ve
mevcut otellerin geliştirilmesi, yarım inşaatların
tamamlanması amacıyla, KKTC hükümetiyle işbirliğinde yeni
bir teşvik sisteminin başlatıldığını,
uygulanacak teşvik sisteminin meyvelerinin bu yıldan itibaren
alınmaya başlanacağını kaydetti.
1974'ten 2002'ye kadar 28 yılda toplam yatak kapasitesi 6 bin
civarında artışla 10 bin 611'e ulaşmışken yeni
teşvik sistemiyle yatak kapasitesindeki artışın çok daha
büyük olduğunu kaydeden Şener, toplam yatırım bedeli 1
milyar 100 milyon ABD Doları olan 29 bin 525 yatak kapasiteli seksen otel
için teşvik belgesi verildiğini açıkladı.
Şener, 3 yıl içerisinde yatak sayısının 2
bin 710 artış gösterdiğini, 16 bin 849 yatak kapasiteli
otellerin inşaatlarına başlandığını,
tamamlanan ve devam eden 19 bin 559 yatak kapasitesinin yaklaşık 10
bin kadarına TC kaynaklı finansman
sağlandığını söyledi. Bakan Şener, buna göre 2006
yılında 16 bin, 2007 yılında 20 bin, 2008 yılında
25 bin, 2009 yılında 30 bin yatak kapasitesine
ulaşılmasının beklendiğini, böylece 28 yılda
altı bin yatak kapasitesi artışı sağlanırken, 7
yılda 19 bin 559 yatak kapasitesinin gerçekleştirilmiş olacağını
vurgulandı.
Yüksek Öğretimde de önümüzdeki yıllarda büyük
atılımların devam etmesini ve öğrenci sayasının
birkaç yılda 60 bine ulaşmasını beklediklerini kaydeden
Şener, ekonominin bu iki öncü sektörünün KKTC ekonomisini daha yüksek
noktalara ulaştırmasının yakın olduğunu
belirterek şöyle devam etti:
"Kıbrıs Türkü'nün geleceği
aydınlıktır. Türkiye bu aydınlık yolda hep
yanınızda olacaktır. Temelini atacağımız Girne
Çevre Yolu'nun KKTC'ye ve herkese hayırlar getirmesini dilerim."
Soyer:
Girne'deki trafik
sıkışıklığına önemli bir açılım
Soyer ise konuşmasında, çok güzel bir atılımın daha
gerçekleştiğini ifade ederek, yolun Girne'de gelişmenin
yarattığı trafik
sıkışıklığına önemli bir açılım
vereceğini, böylece Girne'nin kendi içindeki akışkanlığını
sağlayacağını vurguladı.
Temellerini önceki gün attıkları hastane ve yol ile bu
olayın iyi bir süreçte ilerlendiğini gösterdiğini belirten
Soyer, kişi başına düşen milli gelirin 5 bin dolardan 10
bin dolara yükseldiğini kaydederek, bunu sağlayan faktörün,
izolasyonların büyük ölçüde Türkiye ile birlikte izlenen çözüm ve AB
siyasetinde ulaşılan yeni konak nedeniyle oluşan ve bir
adım dahi pozitif yönde ileriye gitmenin hem yabancı hem de yerli
yatırımcının kendi dinamiğini orta yere koyma
fırsatını sağlamış olmasından
kaynaklandığını belirtti.
Soyer, bu yatırımcıların dinamik ortaya
koyduktan sonra Kıbrıs Türk halkının her kesimiyle bu
dinamiğe cevap olarak kendini hazırlayan bir noktaya geldiğini
söyledi.
Başbakan 2003'te 250 milyon dolar olan turizm gelirlerinin,
400 milyon doları aşan bir sürece girdiğini ve hedeflerinin bu
yıl 500 milyon doları aşmak olduğunu, üniversitelerin
hızlı gelişmesiyle birlikte, üniversite sektöründen ülkeye gelen
katma değerin artışının, hizmet sektörlerindeki gelişme
ve açılımın ülkeye getirdiği katkıların ilerleyen
bir süreci yarattığını ancak bunun yeterli
olmadığını vurguladı.
Bununla yetinmenin durağanlığa davetiye
çıkarmak olduğunu söyleyen Soyer, yeni yatırımlar
getirirken alt yapıları geliştirmek gerektiğini ve
Türkiye'nin bu alanda yaptığı desteğin doğru
kullanılarak ileriye taşınması gerektiğini
vurguladı.
Yollar ve diğer altyapının yanı sıra
elektrikte ve suda yeni bakış açılarıyla bu gelişmeyi
sağlayacak yatırımların her açıdan teşvik edilmesi
gerektiğini kaydeden Soyer, elbette Türkiye'nin desteğinin
isteneceğini ancak kendi kaynaklarını da harekete geçirecek bir
dinamizmi bunun yanına katmazlarsa ihtiyaçlara yanıt
verilemeyeceğini söyledi.
Soyer, örneğin elektrikte Türkiye'nin yaptığı
katkıların yanı sıra, elektrik ücretlerine koydukları
"2 YKr yatırım katkı payı" ile toplumdan
alacakları destekle bu yatırımları ileriye götürmenin
toplumsal bir görev olduğunu belirtti.
Başbakan, bu bakımdan kendi kaynaklarını da
harekete geçirmenin, emek, entelektüel, finans ve sermaye güçlerini bu dinamik
çerçevesinde ayakta kalkmak için yaşama geçirmenin yollarını
kararlı bir şekilde ileriye götürmek gerektiğini ifade etti.
Bu yeni gelişmeye tepkisel yaklaşanların da
olacağını kaydeden Soyer, demokrasinin eleştiriyle ileriye
gidebileceğini ve gelişebileceğini kaydetti. Soyer, bu
topraklarda ayakta kalmak istediklerini, çözümle, 21'inci yüzyılın
dinamiğiyle, sıkıntılara karşın ayakta tutarak
başarmak zorunda olduklarını, Türkiye ile birlikte
çalışarak başarıya ulaşmanın kaçınılmaz
olduğunu belirtti. Soyer, yeni yolun herkese hayırlı
olmasını da diledi.
KIBRIS
25/03/06
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Bakoyannis: İki toplumlu,
birleşik Kıbrıs'a inanıyoruz
Washington'u
ziyaret eden Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis,
"İki toplumlu, birleşik Kıbrıs'a inanıyoruz.
Kıbrıs problemine çözüm, sadece ilgili Güvenlik Konseyi kararı,
BM Genel Sekreteri'nin önerileri ve Kıbrıs'ın ait olduğu AB
normlarına dayalı olarak mümkündür" dedi.
Bakoyannis, Türkiye'nin Avrupa'daki geleceğinin AB
normlarını kabul edip uygulamasında
yattığını da söyledi.
Bakoyannis, Washington'da ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice ile ikili bir görüşme gerçekleştirdikten sonra
bakanlıktaki Benjamin Franklin odasında basın toplantısı
düzenledi.
Basın toplantısında Bakoyannis
Kıbrıs konusundaki bir soruya karşılık, "İki
toplumlu, birleşik Kıbrıs'a inanıyoruz. Kıbrıs
problemine çözüm, sadece ilgili Güvenlik Konseyi kararı, BM Genel
Sekreteri'nin önerileri ve Kıbrıs'ın ait olduğu AB
normlarına dayalı olarak mümkün" yanıtını verdi.
Rice'ı Yunanistan'a davet ettiğini ifade eden
Bakoyannis, bu davetin ABD Dışişleri Bakanı tarafından
da kabul edildiğini kaydetti.
Bakoyannis, dün ABD Başkanı George W. Bush'un Beyaz
Saray'da Yunanistan'ın milli günü dolayısıyla verdiği
resepsiyona katıldı. Yunanistan Dışişleri
Bakanı'nın, Bush ile kısa bir süre ikili görüşmede
bulunmasının da söz konusu olduğu belirtildi.
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine ilişkin bir
soru üzerine Bakoyannis, Türkiye'nin Avrupa Birliği emelini
desteklediklerini belirtti ve "Ancak şunu söylemeliyim ki,
Türkiye'nin Avrupalı geleceği kendi ellerinde yatıyor. Avrupa
normlarını kabulü, hem içerde hem de Yunanistan ve Kıbrıs
gibi komşularıyla ilişkilerinde uygulamasında
yatıyor" dedi.
Rice da Türkiye ile Yunanistan arasında iyi ilişkilerin
ABD tarafından kuvvetle desteklendiğini söyledi. Rice, "İki
taraftan da yapabilecekleri kadar çok şey yapmalarını istiyoruz.
Birçok cesur adım atıldı" diye konuştu.
Bakoyannis'in, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden
açılması konusunu görüşmede gündeme getirdiğini belirten
Rice, bu meseleyi ABD olarak defalarca Türk hükümetine en üst düzeyde
ilettiklerini kaydetti.
Yunanistan ve Türkiye'nin NATO'nun iki müttefiki olarak istikrarlı
Balkanlar ve istikrarlı bir Irak'ta çıkarı bulunduğuna
işaret eden Rice, Türkiye'nin "zaman içinde çok daha demokratik bir
ülke haline geldiğini" söyledi. Her iki tarafın da "iyi
niyet ve çabasıyla" ilişkilerin iyileştirilmesinde
başarılı olacağına inandığını
belirten Rice, Yunanistan'ın
bağımsızlığının 185'inci yıldönümünü de
kutladı.
Stratejik
Ortaklık
Bakoyannis ile ABD-Yunanistan "stratejik
ortaklığını" konuşma fırsatı
bulduklarını, iki ülke ilişkilerinin ortak değerler
temeline dayalı olduğunu belirten Rice, "Yunanistan'ı,
ortak değerlerimizin beşiği olarak tanıyoruz. Demokratik
değerlerin yayılmasında, gerek geniş Ortadoğu
girişimi, gerekse Balkanlar'da istikrar ve refahın teşviki,
aynı zamanda Kıbrıs'ın bu demokratik değerlere
dayalı bir şekilde birleştirilmesi arayışında
Yunanistan bir ortak" dedi.
Stratejik ortaklıktan neyi kastettiği sorulan Rice,
"Uluslararası sistemde problemleri çözme arzusunu paylaşmak,
çözüm üretmek ve bu çözümleri ortak değerler temelinde uygulamak"
yanıtını verdi. Ancak Rice bunun, iki ülkenin her zaman her
konuda anlaştığı anlamına gelmediğini söyledi.
Rice, "Yunanistan çok iyi bir dost ve müttefik.
İlişkilerimiz harika" dedi.
KIBRIS
25/03/06
Şener'den
UBP'ye sitem
Türkiye'nin
Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Türkiye
hükümetinin, mülkiyet yasasının iptali için mahkemeye gidilmemesi
yönündeki bakışına karşın, UBP'nin Anayasa
Mahkemesi'ne başvurmasını eleştirdi
Şener'den
UBP'ye sitem
KOMİSYON
KIBRIS TÜRKLERİNİN HAKLARINI KORUYOR... Türkiye'nin Kıbrıs
İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı Başbakan
Yardımcısı Abdüllatif Şener, Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası'yla oluşturulan
komisyonun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi standartlarını
karşıladığını, Kıbrıs Türklerinin
hakkını koruduğunu ve iki kesimliliğin
korunacağını hüküm altına aldığını
söyledi. Şener, mal-mülk konusunda yapılan yasal düzenlemelerle
Kıbrıs Türkü'nün hakkına halel gelmeyeceğinin açıkça
ortada olduğunu vurguladı ve komisyonun Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi standartlarını
karşıladığını, Kıbrıs Türklerinin
hakkını korumak bir yana iki kesimliliğin
korunacağını da hüküm altına aldığını
kaydetti
Türkiye'nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu
Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
Şener, Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve
İadesi Yasası'yla oluşturulan komisyonun, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi standartlarını
karşıladığını, Kıbrıs Türklerinin hakkını
koruduğunu ve iki kesimliliğin korunacağını
hüküm altına aldığını söyledi.
Abdüllatif Şener, Türkiye hükümetinin, yasanın iptali
için mahkemeye gidilmemesi yönündeki bakışına karşın
Kuzey Kıbrıs'ta konunun mahkemeye intikal ettirilmesini
onaylamadıklarını belirtti.
Abtüllatif Şener, BRT'ye yaptığı
açıklamada, Kuzey Kıbrıs'ta iç hukuk mekanizmasının
sağlanması gerektiğini kaydederek, dünyayı anlayan,
dünyadaki gelişmeleri gören ve ona göre basiretli politikalarla yola devam
edilmesinin önemine işaret etti. Şener, aksi halde yanlış sonuçların
ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Taşınmaz Mal
Komisyonu'na karşı olduğuna dikkati çeken Şener, komisyonun
Kuzey Kıbrıs'ta kurulmasını önemli bir sonuç olarak
niteledi.
Yasada eski Rum evlerinde 30 yıldır oturan
Kıbrıslı Türklerin haklarını
koruyacağının açıkça belirtildiğine işaret eden
Şener, "30 yıla aşkın bir süredir Kıbrıs
Türkü, Rum evinde oturuyorsa, evin sahibi Rum ise komisyona
başvurduğu takdirde, bu evde şu an kalan oturma
hakkını kazanmış demektir. Komisyon, eski Rum arazilerini
işleten ve inkişaf ettirenleri de dikkate alacaktır" dedi.
Şener, mal-mülk konusunda yapılan yasal düzenlemelerle
Kıbrıs Türkü'nün hakkına halel gelmeyeceğinin açıkça
ortada olduğunu vurguladı. Komisyonun Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi standartlarını karşıladığını,
Kıbrıs Türklerinin hakkını korumak bir yana iki
kesimliliğin korunacağını da hüküm altına
aldığını anlatan Şener, "Komisyon, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde meşru ve uluslar arası
hukuk nezdinde geçerli bir kurum olarak gösterilmektedir. İlgili yasaya
konulan maddelerle Kıbrıs Türklerinin hakkı korunuyor ve iki
kesimlilik böylece korunmuş oluyor" şeklinde konuştu.
Şener, Taşınmaz Mal Komisyonu
tartışmalarının gerekli olmadığını ve
konunun Anayasa Mahkemesi'ne götürülmüş olmasını da doğru
bulmadığını ifade etti.
Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın ana
muhalefet Ulusal Birlik Partisi Genel başkanı Hüseyin Özgürgün'ü
telefonla arayarak mal mülk yasasının iptali için Anayasa
Mahkemesi'ne başvurmasının yanlış
olacağını aktardığını da açıklayan
Şener, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de UBP
eski genel başkanı Derviş Eroğlu'nu telefonla arayarak
konunun anayasa mahkemesine başvurulmasının hata
olacağını ilettiğini söyledi.
Şener, Türkiye hükümetinin yasanın iptali için mahkemeye
gidilmemesi yönündeki bakışına karşın Kuzey
Kıbrıs'ta konunun mahkemeye intikal ettirilmesini tasvip
etmediklerini vurguladı.
KIBRIS
25/03/06
|
NTV
Güncelleme: 11:58 tsi 26 Mart 2006 Pazar
LONDRA - İngiliz Independent gazetesinin Ortadoğu uzmanı
köşe yazarı Robert Fisk, Gelibolu Savaşının,
batının bir Müslüman ordu karşısında 20. yüzyılda
aldığı en büyük yenilgi olduğunu yazdı.
Yeni Zelandanın Geliboludaki büyük kayıpları
karşısında acı duymamak için insanın kalbinin taş
olması gerekir diyen Fisk, Geliboluya gönderilen 8450 askerden 2721inin
öldüğünü, 4752sinin de yaralandığını söyledi ve
Başka hangi ülke bir savaşta ordusunun yüzde 88ini bu şekilde
kaybetmiştir? diye sordu.
Mustafa Kemal Atatürkten, Laikti, sigara tiryakisiydi ve Arapça harfleri,
peçeyi kullanımdan kaldırmıştı, Halifeliği
lağvetmişti; ancak bir Müslümandı diye söz eden yazar,
Atatürkün evlatlarını Geliboluda yitiren Avustralyalı ve Yeni
Zelandalı aileler için söylediklerinin önemine işaret etti.
Fisk, Atatürkün Şimdi dost bir ülkenin topraklarında
yatıyorsunuz. Huzur içinde uyuyun. Bizim için Mehmetler ile Johnnyler
arasında bir fark yok, Oğullarını uzak ülkelerden buraya
gönderen anneler siz de gözyaşlarınızı silin. Canlarını
bu ülkede kaybeden oğullarınız artık bizim de evlatlarımız
oldu sözlerinin, bir Müslüman lider tarafından söylenmiş en
merhametli ifadeler olduğunu yazdı.
Robert Fisk, yazısını Merak ediyorum, acaba Usame Bin Ladin bu
konuda ne düşünüyordur? sözleriyle noktaladı.
Papadopulos: Ben Türkiye üzerinden uçuyorum
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Türkiyenin Rumlara
hava sahasını açmasıyla ilgili son 2 gündür devam eden
tartışmalara Rum lider Tasos Papadopulos son noktayı koydu.
Papadolulos önceki akşam Brüksel dönüşünde yaptığı
açıklamada, "Avusturya havayolları ile uçtuğum zaman
sürekli Türkiye üzerinden geçiyorum. Türkiye zaten üçüncü ülkelerin kendi hava
sahasını kullanarak Kıbrısa uçuş
gerçekleştirmelerine yasak koymamıştı, olmayan bir yasak da
kaldırılamaz" dedi.
Türk hava sahasının tartışmalarına medyanın, Türkiye
geçen hafta Rumlara uçan üçüncü ülkelerin uçaklarına yasağı
kaldırdı iddiası neden oldu. Dışişleri
Bakanlığı, Türkiyenin zaten üçüncü ülkelere Rum kesimine
uçuş yapmalarına yasak koymadığını belirtti.
KKTCde önceki gün temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener de, Türkiye Rumlara hava sahası ve
limanlarını açmayacak. Üçüncü ülkelerden uçaklar Kıbrıs Rum
kesimine gidecekse, Türkiye hava sahasını kullanıyor. Bu her
zaman böyleydi dedi. KKTC Başbakan Yardımcısı Serdar
Denktaş ise, Biz Türkiye ile iki üç ay önce bir protokol imzaladık,
Rumlara iyi niyet jesti olarak Türkiye sadece hava sahasını açacak
diye konuştu. Denktaş daha sonra yanlış
anlaşıldığını, Türkiyenin ilan ettiği
Kıbrıs eylem planından bahsettiğini ve Rumların KKTCye
uyguladığı ambargoyu kaldırması halinde Türkiyenin
eşzamanlı olarak Rumlara uyguladığı yasakları
kaldıracağını belirtti.
HURRIYET
26/03/06
Erdoğan:
Kıbrıs'ta ödün veremeyiz
ERDOĞAN:
TAVİZ VERMEDİK, VEREMEYİZ... Şu anda KKTC kovalıyor,
birileri de kaçıyor. Bu noktaya gelinmiştir. Dünya siyaseti
içerisinde, Kuzey Kıbrıs şimdi çok daha onurlu bir yere oturdu.
En ufak bir şey de verilmemiştir ve asla da verilemez. Yani Kuzey
Kıbrıs kazanacak, Güney Kıbrıs da kazanacak. Ona eyvallah.
Ama, Güney Kıbrıs kazanacak, Kuzey Kıbrıs kaybedecek...
Kusura bakma arkadaş, yoluna devam et. Bundan sonraki süreç de böyle devam
edecek. Kuzey Kıbrıs bizim milli davamız. Burada ödün veremeyiz
lRUMLAR KUZEY
KIBRISLA MASAYA OTURSUN... AB üyesi ülkeler bize rica etmişlerdir,
(Şu Annan Planı geçsin) demişlerdir. Güney Kıbrıs'tan
geçmemiştir, Kuzey Kıbrıs'tan geçmiştir. Biz de gerekli
desteği verdik, Kuzey Kıbrıs bu işe (evet) dedi, ama Güney
(hayır) dedi. Güneyi taltif ettiler, Kuzeyi cezalandırdılar.
Adalet bu değildir. Biz şu anda adaletin tecellisini istiyoruz. Bu
gerçekleşmedikten sonra kimse Kıbrıs konusunda gelip de bizimle
masaya oturmasın. Ve şu anda bu konunun muhatabı da Kuzey
Kıbrıs'tır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile
oturursunuz, konuşursunuz. Önce haklarını verirsiniz, ondan
sonra da netice alınır. Yoksa netice almak mümkün değil
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, dünya siyaseti içerisinde
KKTC'nin çok daha onurlu bir yere oturduğunu belirterek, "Kuzey
Kıbrıs bizim milli davamız. Burada ödün veremeyiz" dedi.
Partisinin
Kartal İlçesi 2. Olağan Kongresi'nde konuşan Erdoğan,
MHP'nin Kıbrıs politikasıyla ilgili eleştirilerine cevap
vererek, şöyle konuştu:
"(Efendim,
bunlar Kıbrıs'ı peşkeş çekiyor)... Neyle söylüyorsun
bunu? Kıbrıs'ta ne peşkeş çekildi söyle bakalım? Tam
aksine şu anda KKTC kovalıyor, birileri de kaçıyor. Bu noktaya
gelinmiştir. Dünya siyaseti içerisinde, Kuzey Kıbrıs şimdi
çok daha onurlu bir yere oturdu. En ufak bir şey de verilmemiştir ve
asla da verilemez."
"Kazan
kazan" ifadesini yineleyen Başbakan Erdoğan, sözlerini
şöyle sürdürdü:
"Yani
Kuzey Kıbrıs kazanacak, Güney Kıbrıs da kazanacak. Ona
eyvallah. Ama, Güney Kıbrıs kazanacak, Kuzey Kıbrıs
kaybedecek... Kusura bakma arkadaş, yoluna devam et. Bundan sonraki süreç
de böyle devam edecek. Kuzey Kıbrıs bizim milli davamız. Burada
ödün veremeyiz. Kimse gelip Annan Planı çerçevesinde, mutabık
kaldığımız, farklı bir şey istemeye kalkanlar
olursa kusura bakmasınlar, hiç yorulmasınlar. Biz orada sözümüzde
durduk. Sözünde durmayan Güney Kıbrıs ve Güney Kıbrıs'ı
destekleyenlerdir. Güney Kıbrıs sözünde durmamıştır.
AB üyesi ülkeler bize rica etmişlerdir, (Şu Annan Planı geçsin)
demişlerdir. Güney Kıbrıs'tan geçmemiştir, Kuzey Kıbrıs'tan
geçmiştir. Biz de gerekli desteği verdik, Kuzey Kıbrıs bu
işe (evet) dedi, ama Güney (hayır) dedi. Güneyi taltif ettiler,
Kuzeyi cezalandırdılar. Adalet bu değildir. Biz şu anda
adaletin tecellisini istiyoruz. Bu gerçekleşmedikten sonra kimse
Kıbrıs konusunda gelip de bizimle masaya oturmasın. Ve şu
anda bu konunun muhatabı da Kuzey Kıbrıs'tır. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile oturursunuz, konuşursunuz. Önce
haklarını verirsiniz, ondan sonra da netice alınır. Yoksa
netice almak mümkün değil."
Güney
Kıbrıs'ın yeni reform paketine de (evet) diyemediğini
anlatan Başbakan Erdoğan, "Niye? Dertleri yok. Dertleri hep
(ver, ver, ver...) Yok, bunlar tarihte kaldı. Şu anda öyle bir
hükümet iş başında değil" dedi.
Geçmiş
hükümetler döneminde AB müktesebatına atılan imzaları
hatırlatan Erdoğan, "Bu MHP zihniyeti öyle bir zihniyet ki AB
müktesebatında, özellikle o dönem içerisinde, o müktesebatın
birçoğunu kabul etmelerine, (evet) demelerine rağmen, şimdi o
müktesebatı inkâr eder hale geldiler. Aynı şeyi terörist
başıyla ilgili de yapıyorlar. Terörist başının
idamıyla ilgili ertelemeyi kendileri imzalamıştır,
şimdi onu inkâr eder hale geldiler. Ama elimizde belgeler var"
şeklinde
konuştu.
AK Parti
iktidarına bu şekilde gölge düşürülemeyeceğini kaydeden
Başbakan Erdoğan, "AK Parti iktidarını terörle iç içe
göstermek, AK Parti iktidarını AB müktesebatı nedeniyle
Türkiye'yi peşkeş çekiyormuş gibi göstermek... Bu tür
safsatalara karnımız toktur. Bunu da çok açık söylüyorum"
dedi.
"Vatan",
"millet" ve "bayrak" konularında çok katı
olduklarını vurgulayan Erdoğan, "Bu konularda
hassasiyetimiz var" diye konuştu.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, hedeflerinin çalışarak, birlik beraberlik
içinde, dayanışmayla Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin
üstüne taşımak olduğunu kaydetti.
KIBRIS
26/03/06
Cumhurbaşkanı
Talat, Moller ve ABD elçisiyle görüşecek
Geçirdiği
by-pass ameliyatının ardından nekahat dönemini Girne'deki evinde
geçiren Cumhurbaşkanı Talat, yarın BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'le saat 11.30'da
görüşecek. Talat, aynı gün saat 16.00'da da Amerika'nın
Lefkoşa Büyükelçisi Romald Schlicher'i kabul edecek
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat yarın saat 11.30'da Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'le Girne'deki
evinde görüşecek.
Geçirdiği
bay-pass ameliyatının ardından nekahat dönemini evinde geçiren
ve doktorların tavsiyesi gereğince ziyaretçi kabul etmeyen
Cumhurbaşkanı Talat, yakın mesai arkadaşlarıyla
kısa süreli toplantılar yaparak çalışmalarını
evinde sürdürüyor.
Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanı Talat'ın
yarın Moller'le saat 11.30'da yapacağı görüşmeden sonra
aynı gün saat 16.00'da Amerika'nın Lefkoşa Büyükelçisi Romald
Schlicher'i kabul ederek görüşeceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Moller'le yapacağı görüşmede son
gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulunacak.
BM mektubu
Bu arada
Birleşmiş Milletler tarafından Genel Sekreter Kofi Annan ile Rum
Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos
arasında Paris'te yapılan görüşme ve teknik komitelerle ilgili
mektup hafta içinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
gönderilmişti. Mektupta belirtilen görüşler
Cumhurbaşkanınca değerlendirilmeye
alınmıştı.
BM Genel
Sekreteri Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari tarafından kaleme
alınan mektup dün bazı gazetelerde yayımlandı.
Medyaya
yansıyan mektupta, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusundaki iyi
niyet misyonunun devam ettiği, Paris görüşmesinin arifesinde, her iki
toplum liderinin , üzerinde mutabakata varılan bir takım konularda
teknik seviyede görüşmek üzere anlaşmış oldukları,
ancak teknik görüşmelerin Genel Sekreter'in İyi Niyet Misyonu
çerçevesindeki görüşme sürecinin yerini tutamayacağının
teyit edildiği belirtiliyor. Mektupta Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un önceliklerini sunmadığı da açıklandı.
Annan-
Papadopulos arasında Paris görüşmesinden sonra yapılan
açıklama sonunda iki liderin eşit tutulmadığına
ilişkin yorumlar yapıldığına da dikkat çekilen
mektupta, "Sizi temin ederim ki açıklama, Sayın Genel Sekreter
ve çalışma arkadaşlarının nezdindeki saygı ve
itibarınıza halel getirmemektedir. Açıklama, sizin
Kıbrıs Türk Lideri olarak ve Sayın Genel Sekreter'in İyi
Niyet Misyonu çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm
arayışında tam yetkili bir ortak olarak rolünüzü zayıflatmamaktadır"
ifadelerine yer verildi.
Mektubun sonunda,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın "İki taraf arasındaki farklılıkları
aşmaya yönelik pratik yaklaşımlar geliştirmek için,
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Moller'le çalışarak
görüşmelere yeniden başlayabilmek için ortamı iyileştirmesi"
mesajı iletildi ve "Sayın Genel Sekreter ayrıca uygun bir
zamanda, sizinle bir araya gelerek ortak ilgi ve kaygı alanları
üzerinde daha fazla durabilmeyi arzu etmektedir" ifadelerine yer verildi.
KIBRIS
26/03/06
Kral Tepesi
kazısına Rum çomağı
Kıbrıs'ta
arkeoloji ve tarih bilgilerini değiştiren Kral Tepesi
kazısına Rumlardan engel geldiBütçesi 56 bin Euro olan projeye destek
veren Almanya'daki "Fritz Thyssen Foundation",
Kıbrıslı Rumların baskısı sonucu mali
yardımı dondurdu
Kral Tepesi
kazısına Rum çomağı
ALMAN VAKFI
YARDIMINI DONDURDU Bir krallığın merkezi olduğu
düşünülen, Geç Tunç Çağı'na tarihlendirilen, Kral Tepesi
yerleşim yerinde, arkeolojik toprağın üzerindeki
kalıntılar ve yerleşim yerinin üzerine kurulmuş olduğu
tepe bölümündeki alanların her geçen gün önlenemez bir erozyonla yok
olması tehlikesi bulunuyor. Arkeologlar bu gerçekler
ışığında kurtarma kazısının
yapılmasına karar verdi. Ancak, kazının yapılabilmesi
için gerekli olan miktarı sağlayacağı sözünü veren Almanya
Fritz Thyssen Foundation, Güney Kıbrıs Rum kesiminin
baskıları sonucu, 56 bin Euro bütçe biçilen projeye 30 bin Euroluk
mali yardımı dondurdu
BİR KÜLTÜR
HAZİNESİ YOK OLABİLİR Projeyi yürütenler Kıbrıs
arkeolojisinde bilinen ama aydınlatılamayan bir çok noktayı su
yüzüne çıkaran projede kurtarma kazısını yürütmekte
kararlı. Kazı sonucunda elde edilen çok sayıda eser
Mağusa'daki müze depolarına taşındı, ancak yüzeyde
duran mimari ve kazı yapılmayan alandaki tabakalar yok olma tehlikesi
ile yüz yüze. Projeyi yürütenlerden biri olan Arkeolog Bülent
Kızılduman, erozyonla birlikte kayan toprağın, arkeolojik
tabakaları da beraberinde götürdüğünü söyledi. Kızılduman,
tepede yaşayan insanların sarayları, tapınakları,
evleri kullanmış oldukları eserleri, çanak çömlekleri, dinsel
törenlerde kullandıkları malzemeleri ve eşyalarının
hızla yok olduğunu kaydetti
KURTARMA KAZISI
ŞART Proje başkanı Yrd. Doç Dr. Uwe Müller, 2005 Şubat
ayında Kral Tepesi yerleşim yerinde kendisi, Dr. Habil Martin
Bartelheim, Dr. Christiane Hemker ve Bülent Kızılduman
tarafından yapılan bir haftalık ilk incelemelerin ardından
Eski Eserler ve Müzeler Dairesi'ne bir rapor sunulduğunu söyledi. Müller,
rapor sonucunda Kral Tepesi'nin erozyon nedeniyle hızlı bir şekilde
tahrip olduğunun belirlendiğini vurguladı. Müller, Geç Tunç
Çağı'na tarihlendirilen yerleşim yerinin, her geçen gün
önlenemez bir erozyon sürecine bağlı olarak, yok olma tehlikesine
sürüklendiğini ve acilen önlem alınarak, kurtarma kazısının
yapılmasının şart olduğunu belirtti
Gizem ÖZGEÇ
Sonuçları
Kıbrıs arkeolojisi açısından büyük önem taşıyan
Kral Tepesi'nde, Kıbrıslı Türk ve Alman bilim adamları
işbirliğinde yürütülen kazı çalışmasına
Kıbrıslı Rumlar engel oluyor.
Rumların
arkeolojik kazıyı engelleme girişimleri, Karpaz'ın
Kaleburnu Köyü yakınlarındaki 152 metre yüksekliğindeki Kral
Tepesi'nde keşfedilen eşsiz yerleşim, ticaret ve üretim
merkezini tehlike altında bırakıyor.
Çünkü
kazılar sonrasında yapılan ilk incelemeler, Kral Tepesi'nin
erozyon nedeniyle hızlı bir şekilde tahrip olduğunu ortaya
koydu. Kazılar sonrasında açığa çıkan mimarilerin
korunması için, tepeye acil olarak müdahale edilmesi gerekiyor.
Bir
krallığın merkezi olduğu düşünülen, Geç Tunç
Çağı'na tarihlendirilen, yerleşim yerinde, arkeolojik
toprağın üzerindeki kalıntılar ve yerleşim yerinin
üzerine kurulmuş olduğu tepe bölümündeki alanların her geçen gün
önlenemez bir erozyonla yok olması tehlikesi bulunuyor. Arkeologlar bu
gerçekler ışığında kurtarma kazısının
yapılmasına karar verdi.
Ancak, Kuzey
Kıbrıs'ta ilk uluslar arası bilimsel kazı niteliği
taşıyan çalışmada, kurtarma kazısının
yapılabilmesi için gerekli olan miktarı sağlayacağı
sözünü veren Almanya'daki Fritz Thyssen Foundation, Güney Kıbrıs Rum
kesiminin baskıları sonucu, 56 bin Euro bütçe biçilen projeye 30 bin
Euroluk mali yardımı dondurdu.
Doğu
Akdeniz Üniversitesi'ne (DAÜ) bağlı, Doğu Akdeniz Kültür
Mirasını Araştırma Merkezi (DAKMAR) tarafından ve
farklı bilim dallarında uzman kişiler yanında, çeşitli
ülkelerden öğrencilerle yürütülen proje, Kıbrıslı Türkler
ve Almanların işbirliği çerçevesinde yapılıyor.
Projenin
başkanlığını yürüten DAKMAR Başkanı Doç. Dr.
Uwe Müller, yapılan engelleme girişimlerini
kınadıklarını ancak projeyi devam ettirmekte kararlı
olduklarını söyledi. Müller, kazı çalışmaları
sonrasında eşsiz bir arkeolojik alanın
saptandığını, oldukça başarıyla yürütülen
çalışmanın politik nedenlerle engellemesine anlam
veremediklerini ifade etti ve "Bu kültür mirasının yok
olmasın izin vermeyeceğiz. Biz arkeolog ve bilim adamıyız.
Kıbrıs arkeolojisi için önem taşıyan eşsiz bir
yerleşim alanın bile bile yok olmasına göz
yummayacağız" dedi.
Tepedeki
arkeolojik hazine yok oluyor
Projeyi
yürütenler Kıbrıs arkeolojisinde bilinen ama
aydınlatılamayan bir çok noktayı su yüzüne çıkaran projede
kurtarma kazısını yürütmekte kararlı.
Kazı
sonucunda elde edilen çok sayıda eser Mağusa'daki müze
depolarına taşındı, ancak yüzeyde duran mimari tabakalar ve
kazı yapılmayan alandaki tabakalar yok olma tehlikesi ile yüz yüze.
Kazı sonuçları, Kıbrıs'ın bugüne kadar bilinen
yerleşim şemasının dışında, olağan
dışı bir yerleşim şeması olarak
tanımlanıyor.
Arkeologlar ise
rüzgâr, yağmur gibi etkilerin tepenin jeolojik yapısını ve
toprağını bozarak yok ettiğini söylüyor. Projeyi
yürütenlerden biri olan Arkeolog Bülent Kızılduman, erozyonla
birlikte kayan toprağın, arkeolojik tabakaları da beraberinde
götürdüğü söyledi. Kızılduman, tepede yaşayan
insanların sarayları, tapınakları, evleri
kullanmış oldukları eserleri, çanak çömlekleri, dinsel
törenlerde kullandıkları malzemeleri ve eşyalarının
hızla yok olduğunu kaydetti.
Keşif
yolculuğu ne zaman başladı?
Haziran
2004'de, Nathanael May tarafından tamamen tesadüfen tespit edilen
Kaleburnu Kral Tepesi'nde ilk kurtarma kazıları 1 Temmuz 2004'de,
KKTC Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Şube Amiri Hasan Tekel' in
başkanlığında, DAÜ öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Uwe
Müller, Yrd. Doç. Dr. Sheelagh Frame ve Bülent Kızılduman'ın
katkılarıyla gerçekleştirildi.
Yürütülen bu
çalışmanın amacı yüzeyde tespit edilen ve bir küp içinde
bulunan 26 adet tunçtan yapılmış arkeolojik eserin koruma
altına alınmasıydı.
Yapılan
çeşitli görüşmelerin ardından "Dünya Kültür
Mirası" kapsamında Kaleburnu Kral Tepesi yerleşim yerinde,
Kuzey Kıbrıs'ta bir ilk olarak, Alman ve Kıbrıslı Türk
bilim insanlarının ortak çalışma yapmasına karar
verildi. Bu kararın ardından DAKMAR ve Almanya Fritz Thyssen
Foundation'ın maddi katkıları aracılığı ile
Kaleburnu Kral Tepesi Kurtarma Kazısı Projesi başlatıldı.
Kaleburnu Kral
Tepesi Kurtarma Kazı Projesi'nin DAKMAR Başkanı Yrd. Doç. Dr.
Uwe Müller, Almanya'dan Prof. Dr. Ernst Pernicka eş başkanlık
görevini üstlenirken kazı başkan
yardımcılıklarını DAKMAR yönetim kurulu üyesi Bülent
Kızılduman ve yine Almanya'dan Dr. Habil. Martin Bartelheim
yürütüyor.
Projeye ilk
olarak 28 Temmuz-3 Eylül 2005 tarihinde başlandı ve en yüksek
akademik-bilimsel standartlara uygun olarak sürdürüldü. Bütün bulunan eserler
gerekli sistematik bilimsel süzgeçten geçirilerek kaydedilerek, koruma
altına alındı.
Müller:
Kurtarma kazısı şart
Proje
başkanı Yrd. Doç Dr. Uwe Müller, 2005 Şubat ayında Kral
Tepesi yerleşim yerinde kendisi, Dr. Habil Martin Bartelheim, Dr.
Christiane Hemker ve Bülent Kızılduman tarafından yapılan
bir haftalık ilk incelemelerin ardından Eski Eserler ve Müzeler
Dairesi'ne bir rapor sunulduğunu söyledi. Müller, rapor sonucunda Kral
Tepesi'nin erozyon nedeniyle hızlı bir şekilde tahrip
olduğunun belirlendiğini vurguladı. Müller, Geç Tunç
Çağı'na tarihlendirilen yerleşim yerinin her geçen gün önlenemez
bir erozyon sürecine bağlı olarak, yok olma bu tehlikesine
sürüklendiğini ve acilen önlem alınarak, kurtarma
kazısının yapılmasının şart olduğunu
belirtti.
Müller,
Almanya'nın Freiberg Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ernst Pernicka ve yine
Almanya'nın Tubingen Üniversitesi'nden Dr. Martin Bartelheim ile temasa
geçilerek, uluslararası bir proje grubu oluşturulduğunu
anlattı. Çağdaş bilimsel kazı standartlarında
yürütülecek olan proje için gerekli yasal izinlerin
alındığını ifade eden Müller, DAKMAR ve Almanya Fritz
Thyssen Foundation'ın maddi katkıları
aracılığı ile Kaleburnu Kral Tepesi Kurtarma
Kazısı Projesi başlatıldığını kaydetti.
Rumlardan
engelleme girişimi
Müller,
projenin başarılı bir şekilde devam ederken, Rum kesiminde
bulunan Kıbrıs Üniversitesi'nin devreye girdiğini ve bu
kazıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu
ileri sürdüğünü iddia etti. Müller bu projede yer alan Alman
üniversitelerini ve Alman vakfını bu projeden çıkmaya davet
ettiklerini de belirtti ve şunları kaydetti:
"İddialarındaki
en önemli dayanakları, Rum kesiminde bulunan yetkili makamdan gerekli
izinlerin alınmamış olmasıydı. Bu nedenle de
kazıların UNESCO'nun hukuki düzenlemelerine aykırı
olduğu, KKTC'nin tanınmadığı, 1954, 1970 ve 1972 yıllarında
imzalanan UNESCO Konvansiyonlarına taraf olmadığını ve
Kıbrıs'ta bu tur bir izni vermeye ancak Rum makamların yetkili
olduğu yönünde tezler ortaya koydular. Rumların UNESCO
konvansiyonlarını yorumlayış biçimi tamamen
yanlıştır. UNESCO'nun birincilik gayesi hiçbir zaman diplomatik
veya siyasi bir çözüm arayışı olmamıştır.
UNESCO'nun asıl amacı doğal ve kültürel mirasın
korunmasıdır. Ve bu koruma amaçlı projeler yapılırken
akademik ve bilimsel olarak en üst standartlarda işlem
yapılması, doğal ve kültürel mirasa bir zararın gelmesinin
önlenmesidir."
Kalıntıların
korunması Kıbrıslı
Rumların
da sorumluluğunda
Müller,
UNESCO'nun 26 Mart 1999 yılında silahlı çatışma olan
ve egemenlik hususu tartışmalı toprak parçalarında kültürel
ve doğal mirasın korunmasına yönelik bir protokol
hazırladığını ve "the Second Protocol to the Hague
Convention of 1954 for the Protection of Cultural Property in the Event of
Armed Conflict the Hague" adı verilen bu antlaşmaya
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de taraf olduğunu belirtti. Müller bu
protokolün 5.maddesinin iki taraf arasında ihtilaflı bir toprak parçasında
bulunan doğal veya kültürel mirasın korunması için acil müdahale
gerektiği durumlarda yetkisi olsun olmasın o toprak
parçasını kontrol eden tarafa müdahale yetkisi verdiğini
vurgulayarak sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:
"UNESCO
kurallarına göre Kıbrıs sorununun çözümlenmesini beklemekten
ziyade, şu anda sürekli erozyona tabi olan arkeolojik eserlerin yok
olmasına göz yummamak gerekiyor. Doğal ve kültürel mirasın
korunması için acil önlem alınması gerektiğinden ve
Kıbrıs sorununun çözümünü bekleyecek vaktimiz
olmadığından, Rum kesiminin yapabileceği en doğru
iş çalışmaları durdurmak yerine, işbirliği
teklifinde bulunmaktır. Unutulmamalıdır ki Kaleburnu'ndaki
kalıntıların korunması ve kurtarılması
Kıbrıs Türk halkının olduğu kadar
Kıbrıslı Rumların da sorumluluğundadır."
Proje neleri
açığa çıkardı?
Müller, Kral
Tepesi yerleşim yerinin Geç Tunç Çağı'nın Kıbrıs
için bilinen yerleşim şemasından oldukça farklı özellikler
gösterdiğini söyledi. Müller, yerleşimin, tepenin en üst bölümünde
yer alan plato ve aşağıdan yukarıya doğru uzanan
birçok teras üzerine inşa edildiğini anlattı. İlk kazı
sezonunda, ekibin yerleşim yerinin en üst bölümünde yer alan plato da
çalışmalarına yoğunluk verdiğini ve Geç Tunç
Çağının M.Ö. 13-12 yy. larına tarihlendirilen bir saray-tapınağın
açığa çıkarıldığını açıklayan
Müller, günümüze değin mimari yapı olarak hiç
karşılarına çıkmayan yuvarlak planlı farklı bir
yapı tarzının belirlendiğini söyledi. Müller, arkeolojik
alanda inanılmaz boyuttaki erozyonun bazı alanlarda mimari öğelerden
geriye herhangi bir iz bırakmadığını ifade etti ve ilk
incelemelerin ardından saray olabileceği tartışılan
yapı kompleksinin bazı bölümlerinde dinsel ritüellerde kullanıldığı
belirlenen atlarların da gün ışığına
çıkarıldığını kaydetti. Müller, ayrıca
yapının birçok odasında zeytinyağı, şarap, kokulu
yağlar, hububat, afyon depolamak için kullanılmış
olabilecek olan çok sayıda büyük küpün açığa
çıkartıldığını ve bunların yanı
sıra ölçüm işlemi için kullanılmış olabilecek
bazı kaplarla, ağırlıklar bulunduğunu belirtti.
Müller, silahlar ve dokumacılıkta kullanılmış olan çok
sayıda tezgâh ağırlıklarıyla,
ağırşakların Kral Tepesi yerleşim yerinin önemli
buluntuları arasında yer aldığını dile getirdi.
Müller,
kazılar sonucunda yerleşim yerinde oldukça zengin buluntuların
açığa çıkarıldığını ve özellikle 5
farklı materyal üzerinde Kıbrıs'a özgü yazı örneklerinin
belirlendiğini kaydetti ve şöyle devam etti:
"Bu
dönemin önemli özelliklerinden birisi olan yazı kullanımı Kral
tepesi yerleşim yerinin kimliğinin ortaya konulmasında önemli
bir etmen olmuştur. Kıbrıslı özelliklerin yoğun olarak
belirlendiği Kral Tepesi yerleşim yerinde günümüzün aksine Karpaz
yarımadasının geçmiş dönemlerde oldukça önemli bir konuma
sahip olduğu yürütülen kazıların ardından tespit edilmiştir.
Merkezi bir yerleşim yeri olan Kral Tepesi deniz aşırı
kültürlerle de yoğun bir ilişki içerisinde olmuştur. Özellikle
Suriye-Filistin-İsrail ve Ege bölgesi kültürleri ile var olan
ilişkilerin varlığı arkeolojik kalıntılarla
ispatlanmıştır."
Kızılduman:
2000'li yılların en önemli keşfi
DAKMAR Yönetim
Kurulu üyesi, Öğretim Görevlisi Bülent Kızılduman, tamamen
tesadüfen yapmış oldukları bu keşfin, aslında 2000'li
yıllarda dünyada yapılmış olan en önemli arkeolojik
keşiflerden birisi olduğunu belirtti. Kızılduman, ilk kez
bu şekilde tespit edilen Kaleburnu Kral Tepesi yerleşim yerinin,
1900'lü yıllardan itibaren bölgede çalışan hiçbir ekip
tarafından belirlenememesini ise hayret verici bir gelişme olarak
değerlendirdi. Kızılduman, gerçekleştirilen kurtarma
kazısının ardından 26 adet tunçtan yapılmış,
birçoğu dünyada ilk kez bulunan eşsiz arkeolojik eserlerin
yaklaşık olarak 3200 yıl öncesine tarihlendirildiğini
söyledi.
Kızılduman,
çalışma sonucunda yerleşim yerinin erozyon nedeniyle
hızlı ve inanılmaz ölçüde tahrip olduğunun
belirlendiğini söyledi. "Bu inanılmaz kentin bu şekilde yok
olmasına göz yumamayacağız" diyen Kızılduman,
yerleşim yerinin yok olmasını engellemek ve arkeolojik kültür
tabakalarının aydınlatılabilmesi için Kral Tepesi'nde
çalışmaların uzun yıllar sürdürülmesi gerektiğini
ifade etti.
Kazıyı
politikaya feda ediyorlar
Kızılduman,
gerçeklerin Kral Tepesi'nin bir kurtarma kazısına ihtiyacı
olduğunu ortaya koyduğunu ve çalışmaların her
koşulda devam edeceğini söyledi. Kazı çalışmaları
için gerekli tüm izinlere sahip olduklarını, uluslararası
anlaşmalara ve AB'nin 2002'de aldığı kararlar
doğrultusunda kazı çalışmalarının yasal
olduğunun üzerinde duran Kızılduman, Rum tarafının
politikaları çerçevesinde kazıyı engellemeye
çalıştığını kaydetti ve şöyle konuştu:
"Rumların
kaygıları KTTC'nin tanınması, arkeolojik
çalışmaların başlamış, ambargoların
delinmiş olması ve en önemlisi kendilerinin taraflı olarak
yazdığı Kıbrıs tarihinin artık
değişmeye başlayacağını düşünmeleri. Biz
onların aksine göz ardı ettikleri bazı noktaları kuvvetli
bir şekilde ortaya çıkarmaya başladık. Bu sonuçlar
onları rahatsız ediyor. Güneyde yaşayan arkeologların,
bilim adamlarının, meslektaşlarımızın politikaya
arkeolojik alanı tahrip olmasını tercih etmeleri bizi derinden
üzüyor. Kazıyı politikaya feda ediyorlar. Ama ne olursa olsun
2006'nın yaz ayında kazı devam edecek. Ekip azalsa da, bizim
görevimiz geçmişi aydınlatmaktır. Geçmişin yok olmasın
göz yumamayacağımız için çalışmamıza devam
edeceğiz."
Kızılduman
kazılar sonrasında Güney Kıbrıs Rum kesiminde Rumlar ve
yabancı arkeologların 120 kişiye e-mail göndererek hakarete
varan sözlerle kazı çalışmasını protesto ettiklerini,
projeyi karalamaya çalıştıklarını iddia etti.
Kızılduman son olarak, "Politika bizi ilgilendirmez. Söz konusu
olan bilimdir ve bir kültür mirasının kurtarılmasıdır.
Görevimiz bu mirasa sahip çıkmaktır" dedi.
KIBRIS
26/03/06
"Türkiye Kıbrıs'ta girişimde bulunmaz"
26 Mart, 2006 21:22:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Erdoğan Kıbrıs
konusunda yine net konuştu ve KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalkmadan
Türkiye'nin Kıbrıs'ta yeni bir girişimde
bulunmayacağını söyledi.
AKP
Keçiören ilçe teşkilatı kongresinde konuşan Başbakan
Erdoğan, son dönemlerde Avrupa Birliği konusunu istismar edenlerin
ortaya çıktığını söyledi.
Kimsenin süreci provoke etme yoluna gitmemesi gerektiğini belirten
Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda üzerine düşeni
yaptığını vurguladı. Erdoğan, "Annan
planının üzerine çıkmamız mümkün değil" dedi.
Başbakan, Annan planı çıtanın uzatıldığı,
yükseltildiği bir konumdur. Bunun üzerine çıkmak da mümkün
değildir. Çıtanın yükseltildiği noktaya gelmeyenler, o
noktaya gelsinler diyerek Rum yönetimini eleştirdi.
Güney Kıbrıs yönetimi AB'ye üye olduk diye kendini ağırdan
satmasın diyen Erdoğan Türkiye kalkıpta Güney Kıbrıs
Rum yönetimiyle bir pazarlığın içine girmez. KKTC'yi
kalkıpta masaya kabul etmekten kaçınanlar,
karşılarında bizi de masada bulamazlar bunu bilsinler" diye
konuştu.
"Atina'daki 3 cami restore edilemiyor"
Başbakan Erdoğan konuşmasında, Yunanistan'ı ise dini
özgürlükler konusunda yeterince samimi olmamakla suçladı.
Erdoğan konuşmasında Atinadaki cami restorasyonuna
değindi. "Batı Trakyada yaşayan Müslümanlar kendi
dini liderlerini seçemiyorlar. Ama Türkiye'de biz patrikhanenin
başını belirlemiyoruz. Demek ki biz daha özgürlükçüyüz diyen
Başbakan, Yunanistanın Türkiyedeki kiliseleri restore etmesine
müsaade edildiğini, buna karşın Atinadaki 3 caminin
restorasyonuna Yunan tarafınca müsaade edilmediğini kaydetti.
Erdoğan, Türkiye'nin Yunanistan'la ilişkilerini her zaman dostluk ve
anlayış içinde yürütmeye çalıştığını da
vurguladı.
Erdoğan'ın Kıbrıs tavrı net
Başbakan Erdoğan geçtiğimiz günlerde Avusturya'da
yayımlanan haftalık Profil dergisine verdiği demeçte de,
Kıbrıs Türklerine uygulanan yaptırımlar
kaldırılmadıkça, Türkiye'nin limanlarını ve
havaalanlarını Kıbrıs Rumlarına
açmayacağını yinelemişti.
Erdoğan, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulanmasına
ilişkin bir soruya şu yanıtı vermişti:
''AB ülkeleri sözünde durmadı. Gümrük Birliği bazında buna
hakkımız var. 1996'da Gümrük Birliği'ne katıldık. 1
mayıs 2004'te Kıbrıs Rumları AB'ye katıldı.
Gümrük Birliği'ne üye olmalarına karşı çıkabilirdik,
ama 'hayır' demedik."
"Öte yandan, Kıbrıs Türklerinin izolasyonuna son
verilmediği sürece, parlamentomuzun limanların ve
havaalanlarının açılmasını öngören Ek Protokolü
onaylamayacağını da söyledik" diyen Erdoğan, bu konuda
ısrarlı olduğunu belirtti.
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme
ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
· BM'nin
ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına
sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını
kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.
"Talat ile görüşmeye hazırım"
27 Mart, 2006 09:34:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile insancıl
konuları, özellikle kayıplar konusunu görüşmeye hazır
olduğunu açıkladı.
Rum
radyosunun haberine göre, Papadopulos görüşmenin kayıplar konusunda
Kızılhaç temsilcisiyle yapılacak görüşmenin ardından
olacağını belirtti.
Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden
Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin 28 şubatta
Paris'te yapılan Annan-Papadopulos görüşmesine ilişkin olarak
Cumhurbaşkanı Talat'a gönderdiği mektupla ilgili olarak, gazete başlıklarına
katılmadığını ifade etti, mektupta değinilen her
şeyin kendisini tatmin ettiğini söyledi.
Paris'te anlaşmaya varılan her şeyin yerinde durduğunu ve
görüşmelerin günlük konular ve özlü konularda olacağını
belirten Papadopulos, ''aksi takdirde hiç görüşme olmayacaktır''
dedi.
Kıbrıs Rum basını, Paris görüşmesine ilişkin,
BM'nin KKTC Cumhurbaşkanı'na gönderdiği mektupla ilgili olarak,
Rum tarafının Annan tarafından ortada
bırakıldığı yorumları yaptı.
Haberlerde, 'Annan'ın mektubunun Rum yönetimi ve basınının
Paris görüşmesinin sonuçlarına ilişkin yorumlarını
yalanladığına' yer verildi.
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme
ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
· BM'nin
ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına
sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını
kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.
Kıbrıs'ın
beklenmedik koridorları
Hava sahamızı Güney Kıbrıs'a uçan Kıbrıs
Havayolları dışındaki taşıyıcılara
açtığımızı yazmam ortalığı
karıştırdı. Dışişleri bunun 1974'ten bu yana
zaten mümkün olduğunu söyleyerek hatamı ortaya çıkardı.
Ancak önemli bir hususu söylemedi. Bunu da Metin Münir ortaya
çıkardı.
Meğerse, Türkiye, kısa bir süre önce, "Okesa-Bergo"
adlı Ege hava koridorunu Güney Kıbrıs'a uçan
taşıyıcılara açmış. Rum uçakları buna dahil
değil tabii. "Avusturya Havayolları'yla daha yeni Türk hava
sahasından uçtum" diyen Rum lideri Papadopulos da, büyük olasılıkla,
bu koridordan geçti.
Özetle, Türkiye artık Yunanistan üzerinden gelen
taşıyıcılara Kıbrıs Rum kesimi için
avantajlı bir bağlantı sağlıyor. "Olympic
Airways" de buna dahil. Tabii, Metin Münir'in dediği gibi, bu karar
aynı zamanda Rumları "rekabeten" ve dolayısıyla
"maddeten" sıkıştırıyor.
Ankara açıklamıyor
Bu da, KKTC'nin üzerindeki ambargonun kalkması için Ankara'ya ek bir
"enstrüman" sağlıyor. Ankara, nedense, bazı
şeyleri açıklamıyor. Oysa burada, olumlu bir durum söz konusu.
Öte yandan, "Tazmin Komisyonu" konusunda da olumlu gelişmeler
görüyoruz. Kuzey'de kalan malları için Türkiye'yi AİHM'de dava eden
Mira Ksenides-Arestis ile Ankara şu anda, garip bir şekilde,
aynı safta görünüyorlar. Çünkü iki taraf da KKTC'de kurulan ve
AİHM'nin onayını bekleyen bu komisyonun işlemesini istiyor.
Oysa hem Kuzey'de, hem Güney'de buna karşı olanlar var. KKTC'de,
muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi, komisyonun lağvedilmesi için Anayasa
Mahkemesi'ne gitti. Güney'de ise, bir grup avukat, komisyonun kurulmasına
neden olan kararını iptal etmesi için AİHM'ye başvurdu.
Ankara'nın telkinleri
Ancak her iki girişimin sonuçsuz kalacağı ortada. Geçen hafta
KKTC'yi ziyaret eden Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
Şener, Tazmin Komisyonu'nun Anayasa Mahkemesi'ne şikâyet edilmiş
olmasını "tasvip etmediklerini" açıkça söyledi.
Şener, Başbakan Erdoğan'ın UBP Başkanı Hüseyin
Özgürgün'ü, Dışişleri Bakanı Gül'ün de UBP eski genel
başkanı Derviş Eroğlu'nu arayarak benzeri bu konuda
uyarıda bulunduklarını açıkladı. Bunlar Ankara'dan
gelen ve kolay göz ardı edilemeyecek "ağır
telkinler"dir.
Ankara bu komisyonun işlemesini istiyor çünkü bu seçeneğin ortadan
kalkmasının Türkiye'ye ağır bir fatura getireceğini
biliyor. KKTC'nin iç işlerine müdahale anlamına gelse de, bu
"ağır telkinleri," kuşkusuz, bu nedenle yaptı.
Çözüm bu koridorlarda
Adanın Güney'ine gelince, Ksenides-Arestis'in avukatı Achilleas
Demetriades, Tazmin Komisyonu kararının iptal edilmesi için
başvuran Rum avukatların sonuç alamayacaklarını
açıkladı.
Bu tür bir başvurunun sadece davaya taraf olanlar tarafından
yapılabileceğini belirten Demetriades, "Adaleti,
dolayısıyla istediğiniz tazminatı, sağlayacak bir
mahkemeyi şikâyet etmenin anlamı yok" diye konuştu.
Kısacası, Güney'dekilerin derdi de, ya evlerini, ya da
paralarını bir an evvel almak.
Kıbrıs gerçekten ilginç bir yer. Kendinizi karşı tarafla,
ansızın ve hiç beklemediğiniz bir "koridor"da
bulabiliyorsunuz. Çözüm de herhalde sonunda bu koridorlardan gelecek
SEMIH IDIZ MILLIYET
27/03/06
'Rum'a
hava koridoru açık'
Dışişleri
yalanladı, ancak Ulaştırma Bakanı Yıldırım
dün 'Kıbrıs Havayolları dahil bütün yolcu uçaklarına hava
koridorumuz açık' dedi. Yıldırım'a göre Rumlar da
aynısını Türkiye'ye yapıyor
27/03/2006 RADIKAL
AHMET KIVANÇ
MUSKAT/ANKARA
- Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ne giden uçaklar için hava koridorunu
açıp açmadığına dair bilmece çözülemiyor.
Dışişleri'nin geçen hafta boyu yalanladığı
haberleri dün Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım
doğruladı. Yıldırım, 2001'den beri Kıbrıs
Hava Yolları dahil olmak üzere Rum Kesimi'ne uçan tüm yolcu
uçaklarına Türk hava sahasının açık olduğunu açıkladı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Yıldırım, bu
kararın Dışişleri tarafından
alındığını ve Kıbrıs Rum hava
sahasının da aynı şekilde Türk yolcu uçaklarına
açık tutulduğunu belirterek şöyle dedi: "Onların yolcu
uçaklarına bizim koridorumuzun açık olduğu gibi gerek
Kıbrıs'ın kuzeyi, gerekse güneyi üzerinden de bizim yolcu
uçaklarımız transit geçiş yapıyor. Rum kesimine ait olsun
olmasın tüm yolcu uçakları transit uçuşlar için hava sahamızı
kullanıyor, fakat Türk hava alanlarına inemiyorlar. İnişlere
ancak acil durumlarda izin verilebiliyor" dedi.
Kargo
uçağına yasak var
Ancak Kıbrıs'a uçan kargo uçak-larına Türk hava
sahasının kapalı olduğunu belirten Yıldırım,
geçen yıl Rum Kesimi'nden bir yük uçağının emrivaki yapmak
istediğini anımsattı. Kıbrıs sorununun bir bütün
olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan, "Sadece hava
veya deniz taşımacılığındaki izolasyonların
değil, tüm izolasyonların bir bütün olarak ele alınmasını
istiyoruz. Aksi halde parça parça taviz koparma girişimlerine izin
vermeyiz" diye konuştu.
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş geçen cuma bir
televizyona demecinde, Türk hava sahasının Rum uçaklarına
açılması konusunda Türk Dışişleri ile geçtiğimiz
aylarda mutakabata varıldığını
açıklamıştı. Ama Türk Dışişleri,
Denktaş'ın söz ettiği mutabakatın, Ankara'nın KKTC'ye
tecridin kaldırılması karşılığı
sunduğu yeni eylem planı olduğunu
açıklamıştı. KKTC Dışişleri de Denktaş'ın
yanlış anlaşıldığını duyurmuştu.
Türk Dışişleri açıklamasında ayrıca, Türk hava
sahasının Kıbrıs Hava Yolları dışında
Kıbrıs Rum Kesimi'ne giden tüm yabancı ülkelerin uçaklarına
açık olduğunu da belirtilmişti. Geçen hafta KKTC'yi ziyaret eden
Devlet Bakanı Abdüllatif Şener de Kıbrıs Rum uçaklarına
böyle bir iznin verilmesinin söz konusu olmadığını
söylemişti.
Talat'la
görüşmeye hazırım
Rum Yönetimi
Lideri Papadopulos, Türk tarafının çözüm yönündeki samimi
politikası karşısında, Cumhurbaşkanı Talat ile
görüşmeme politikasından 180 derece dönüş yaptı:
İNSANCIL
KONULAR... Rum radyosunun haberine göre, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la insancıl konuları,
özellikle kayıplar konusunu görüşmeye hazır olduğunu
söyledi. Papadopulos, bu görüşmenin kayıplar konusunda "Kızılhaç
temsilcisiyle yapılacak görüşmenin ardından"
gerçekleşeceğini belirterek, "Talat ile toplantı bu konuyla
ilgili olacaktır" dedi
MEKTUP OLUMSUZ
DEĞİL... Papadopulos, BM Genel Sekreteri Annan'ın Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
Paris görüşmesine ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Talat'a
gönderdiği mektupla ilgili gazete başlıklarına
katılmadığını belirterek, mektupta değinilen her
şeyin kendisini tatmin ettiğini kaydetti. Paris'te anlaşmaya
varılan her şeyin yerinde durduğunu ve görüşmelerin günlük
konular ve özlü konularda olacağını ifade eden Papadopulos,
"Aksi takdirde hiç görüşme olmayacaktır" dedi
Rum Yönetimi
Lideri Tasos Papadopulos, Türk tarafının çözüm yönündeki samimi
politikası karşısında, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile görüşmeme politikasından 180 derece dönüş yaptı:
"Talat'la insancıl konuları, özellikle kayıplar konusunu
görüşmeye hazırım"
Rum radyosunun
haberine göre, Papadopulos, bu görüşmenin kayıplar konusunda
"Kızılhaç temsilcisiyle yapılacak görüşmenin
ardından" gerçekleşeceğini belirterek, "Talat ile
toplantı bu konuyla ilgili olacaktır" dedi.
Papadopulos, BM
Genel Sekreteri Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Paris görüşmesine
ilişkin olarak Cumhurbaşkanı Talat'a gönderdiği mektuba
ilişkin soruya karşılık, gazete başlıklarına
katılmadığını belirterek, mektupta değinilen her
şeyin kendisini tatmin ettiğini kaydetti.
Paris'te
anlaşmaya varılan her şeyin yerinde durduğunu ve
görüşmelerin günlük konular ve özlü konularda olacağını
ifade eden Papadopulos, "Aksi takdirde hiç görüşme
olmayacaktır" dedi.
Bu arada, Rum
Yönetimi Sözcüsü Yorgos Lillikas, bugün Baf'taki bir etkinlikte
yaptığı konuşmada, Paris'te Annan-Papadopulos arasında
yapılan görüşmede, iki toplum liderinin temsilcileri
aracılığıyla görüşme hazırlığına
başlayabileceği konusunda anlaşmaya varıldığını
söyledi. Lillikas, iki taraf arasındaki uçuruma köprüler kurulması
yönünde ilerleme kaydedilmesinin ardından Kıbrıs sorununa çözüm
getirecek konularda üst düzey görüşmelerin gündeme gelebileceğini
kaydetti.
"Annan'ın
Papadopulos-Talat arasında bir görüşme
arzuladığı" sorusu üzerine Lillikas, böyle bir görüşme
yapılmasının Annan'a Papadopulos tarafından
önerildiğini söyledi. Lillikas, bu görüşmenin Türk
tarafının Kayıplar Komitesi'ndeki üçüncü üyenin (BM'nin
temsilcisi) atanmasını kabul etmesinden sonra
olacağını kaydetti.
KIBRIS
27/03/06
Avustralya'daki
KKTC bayrağına tepki gösterildi
Avustralya'daki,
Brinbag Belediyesi Meclis Üyesi, Rum asıllı Kostas Sokratus'un, çok
sayıda "Kıbrıslının"
yaşadığı bir yer olan Brinbag bölgesi Belediyesi'nin; Commonwealth
müsabakaları çerçevesinde diğer ülkelerin yanında, KKTC
bayrağını da göndere çekmesini
kınadığını belirtti.
Alithia
gazetesinin verdiği habere göre, olayı protesto eden Sokratus,
"konu burada kalmayacak" dedi ve olayı "hakaret"
olarak değerlendirdi.
Gazete, daha
sonra yapılan Belediye Meclis toplantısında,
Kıbrıslı Türk asıllı Belediye Başkanı Natali
Süleyman ve bir başka Kıbrıslı Türk üyenin
takındığı tutumun, Belediye ilkelerine hakaret ettiği
gerekçesiyle, Sokratus'u azarladığını da yazdı.
Habere göre,
Sokratus ayrıca, olayla ilgili sorumluların, "tanınmayan
bir devletin" bayrağını göndere çekerek, Hellenizme hakaret
ettiğini savunarak, konuyu Yerel Yönetim Bakanlığı'nın
bilgisine getireceğini de belirtti.
KIBRIS
26/03/06
NATO, Güney
Kıbrıs'a Akdeniz'de bir rol sunabilir
|
Rand örgütü
analizörü Ian Leser, Güney Kıbrıs-NATO ile işbirliğini
değerlendirdi: NATO, Güney
Kıbrıs'a Akdeniz'de bir rol sunabilir Rand örgütü
analizörü Ian Leser, "NATO, Güney Akdeniz ülkeleriyle
sağlayacağı işbirliği ve diyalogla, Akdeniz'de daha
aktif olduğu zaman, Güney Kıbrıs'a; bu bölgede oynaması
gereken bir rol sunabilir" şeklinde konuşarak, NATO'nun yeni
hedefleri içerisinde, Güney Kıbrıs'ın dahil olmaya ilgi
göstereceği bir çok şeyin bulunacağına ilişkin
inancını dile getirdi. Kıbrıs'taki
Amerikan Büyükelçiliği'nin geçen hafta düzenlediği iki günlük
sempozyuma katılan RAND örgütü analizörü Ian Leser, Güney
Kıbrıs'ın, NATO ile işbirliğine gidip
gitmeyeceği konusunda değerlendirmelerde bulundu. Fileleftheros'ta
yayımlanan habere göre, Güney Kıbrıs ve NATO arasında
işbirliği kurulmasına ilişkin içte bazı çekincelerin
olmasının ötesinde, Türkiye'nin de buna tepki gösterdiğini
söyleyen Laser, bu unsurların da işbirliği için sorun
yarattığını belirtti. Amerikalıların;
Kıbrıs'a ilişkin karar merkezinin Washighton'da
bulunmasını istediğine ve arzuladığına dair
Kıbrıs'ta genel bir kanı bulunduğunu belirten Laser,
bunun aksini savunarak, karar merkezinin Brüksel'de olduğunu söyledi. ABD'nin,
bugün, 10-15 yıl öncesinde Kıbrıs'ta oynadığı
rolden daha az bir role sahip olduğunu belirten Laser, bunun ABD'nin
Kıbrıs'a ilişkin ilgisinin azalması veya rolünü
kaybetmesinden kaynaklanmadığını, bunun; önemli
kararların, adada, Brüksel'de, Atina'da, Ankara'da ve özellikle
Ankara'da alınacak olmasına bağlı olduğunu da ifade
etti. Laser,
adadaki durumun, Brüksel ve BM tarafından şekillendirildiğini
yineleyerek, ABD'nin bu rolü, bugün değil 10-15 yıl önce
oynadığını sözlerine ekledi. |
KIBRIS
27/03/06
Bakoyanni: BM
girişim başlatmalı
New
Yorkta BM Genel Sekreteri Kofi Annanla görüşen Yunanistan
Dışişleri Bakanı Bakoyanni; BM, Kıbrıs konusunda
yeni bir girişim başlatmalı dedi.
NTV
Güncelleme: 11:18 TSİ 28 Mart 2006 Salı
NEW YORK - Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanni, Annan ile Papadopulos arasındaki Paris görüşmesinin
ardından, Kıbrıs konusunda yeni bir hareketlenme
başladı dedi. Bakoyanni, Teknik görüşmeler, uygun biçimde
hazırlanmış yeni bir Birleşmiş Milletler girişimine
dönüşmeli ve bu girişim de Kıbrıs sorununa kalıcı
ve işlevsel bir çözüm bulmalı ifadesini kullandı.
Yunanistan Dışişleri Bakanı, iki tarafın
girişim konusunda anlaşmaları ve ilerlemelerinin
zamanının geldiğini belirterek, yeni bir
başarısızlığa tahammül olmadığını
vurguladı. Bakoyanni; yeni BM girişiminin sıkı zaman
sınırlamaları ve ön kararlar alınmadan ilerlemesi
gerektiğini de savundu.
Hava
sahası muamması
28/03/2006
RADİKAL - ANKARA - Rum Havayolları'na
ait yolcu uçaklarının Türk hava sahasını kullanması
muamma oldu. Dışişleri'nin yalanlamasına karşın
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, önceki gün Türk
hava sahasını Rum uçaklarının kullanabildiğini
söylemişti. Ama dün Ulaştırma Bakanlığı kendi
bakanını yalanladı. Açıklamada 'Rum Yönetimi tescilli
uçakların hava sahasını kullanmasına izin verilmiyor'
denildi.
BM ile ABD'den
diplomasi atağı
PARİS
ANLAŞMASI" DİYE BİR ŞEY YOK...
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
saat 11.20'de başlayıp iki saatten fazla süren Talat- Möller
görüşmesinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada,
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kendilerine Annan-Papadopulos
arasındaki Paris görüşmesiyle ilgili mektup gönderdiğini
anımsatarak, Möller'in dün yapılan görüşmede de Paris
görüşmesiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi
aktardığını ve bunları değerlendirmekte
olduklarını açıkladı. Müsteşar Pertev, Rum
tarafınca "Paris Anlaşması" şeklinde sunulan
Annan-Papadopulos görüşmesinin rutin bir toplantı olduğunun
ortaya çıktığını, "Paris
Anlaşması" diye bir şey olmadığının
görüldüğünü belirtti .
ABD
BÜYÜKELÇİSİ TALAT'IN EVİNE BUKETLE GİTTİ...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi
Ronald Schlicher ile Girne'deki evinde saat 16.00'da yapıldı.
Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmede olduğu gibi
Talat'ın evindeki görüşmeden sonra da açıklama
yapılmadı gazetecilerin görüntü almasına izin verilmedi. Görüşmeye
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, ABD
Büyükelçiliği Türk İşleri Sorumlusu Mark Libby de
katıldı. Bu arada ABD Büyükelçisi'nin binaya girerken elinde bir
buket olduğu gözlemlendi.
Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi ve
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü Misyon Şefi Michael Möller
ile Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Lefkoşa Büyükelçisi Ronald
Schlicher dün
KKTC
Cumhurbaşkanlığı'ndaydı. BM Genel Sekreteri
Annan'ın Özel Temsilcisi Möller ve ABD Büyükelçisi Schlicher
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la Kıbrıs konusundaki son
gelişmeleri değerlendirdiler. Türk ve Rum gazetecilerin büyük ilgi
gösterdiği görüşmelerden sonra basına açıklama
yapılmadı, foto muhabirlerinin görüntü almasına bile izin
verilmedi. Sadece Talat-Möller görüşmesine ilişkin bir açıklama
yapıldı, bu da, Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev'den geldi.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, swaat 11.20'de başlayıp iki
saatten fazla süren görüşmeden sonra gazetecilere yaptığı
açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kendilerine
Annan-Papadopulos arasındaki Paris görüşmesiyle ilgili mektup
gönderdiğini anımsatarak, Möller'in dün yapılan görüşmede
de Paris görüşmesiyle ilgili daha ayrıntılı bilgi aktardığını
ve bunları değerlendirmekte olduklarını açıkladı.
"Paris
Anlaşması" diye
bir şey
yok
Müsteşar
Pertev, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri
Kofi Annan ile yaptığı görüşmenin Rum tarafınca
"Paris Anlaşması" şeklinde sunulduğunu, ancak BM
Genel Sekreteri'nin mektubu ve Möller görüşmesinden çıkan sonuçla
bunun rutin bir toplantı olduğunun ortaya
çıktığını, "Paris Anlaşması" diye
bir şey olmadığının görüldüğünü belirtti.
Pertev,
toplantıda Paris'in yanı sıra teknik komitelerin toplanması
konusunu da ele aldıklarını anlattı. Teknik komitelerin
toplanmasıyla ilgili Paris toplantısı öncesinde varılan
mutabakata sadık olduklarını Möller'in dikkatine getirdiklerini
söyleyen Pertev, daha önce Genel Sekreter'e bugün de Möller'e, Kıbrıs
konusunun parça-parça değil, kapsamlı biçimde ele
alınmasının öneminin iletildiğini kaydetti.
Raşit
Pertev, bir soru üzerine, Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Talat ile
kayıp şahıslar konusunda görüşebileceği yönündeki
açıklamasına da değinerek, Talat'ın, Rum lider ile
görüşmeye hazır olduğunu, ancak kayıplar konusunun insani
bir konu olduğunu ve politize edilmesine karşı
olduklarını vurguladı.
Pertev,
"kayıplar konusuyla ilgili çalışmaların zaten çok iyi
gittiğini" belirterek, ailelerin de iyiliği için konunun
siyasete alet edilmemesi ve hali hazırda sürdürülen
çalışmaların devam etmesi gerektiğini söyledi.
Parçalı
çözüm oyalama taktiği
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Pertev, parça-parça çözüm yaklaşımının
oyalama taktiği olduğundan kuşkulandıklarını ve
bunun zaman kaybettireceğini Möller'e aktardıklarını, Annan
Planı temelinde kapsamlı çözüm için masaya oturmanın
gerekliliğini de vurguladıklarını söyledi. Pertev, Möller
ile genel bir değerlendirme yapıldığını da
kaydetti.
Rum basın
mensuplarının talebi üzerine açıklamalarını
İngilizce olarak da yapan Pertev, pratik konularla ilgili teknik
komitelerin toplanması konusuna Paris görüşmesinden önce karar
verildiğini de vurguladı. Pertev, teknik komitelerin
toplanmasıyla ilgili kararlarına ve taahhütlerine sadık olduklarını
söyledi.
Basın
yoluyla diyalog pek iyi olmuyor
Pertev, konuyla
ilgili verdiği yanıta rağmen gazetecilerin ısrarlı
soruları üzerine Talat'ın, Papadopulos ile görüşüp
görüşmemesi konusunda şu yanıtı verdi:
"Biz de
sayın Papadopulos'un sayın Talat ile görüşme isteğini
gazetelerden okuduk. Son iki sene içerisinde sayın
Cumhurbaşkanımız, bu konuda barış elini
uzatmıştı ve sayın Papadopulos ile görüşmeye
hazır olduğunu yinelemişti. Ama basından okuduğumuz
kadarıyla daha çok kayıp şahıslarla ilgili görüşmeden
bahsediliyor. Bu konularda basın yoluyla diyalog pek iyi olmuyor.
Kayıp şahıslar konusu çok hassas ve insancıl bir konu,
politikanın dışına alınmış, iki tarafın
da ilerleme kaydettiği bir konu. Bunu tekrardan siyasi projektörlerin
altına atarak zarar getirmek istemeyiz. Tekrardan politize edilmesi için
hiçbir neden yoktur."
Pertev; bir
gazetecinin, Türk tarafının Möller ile
rahatsızlığı olduğunu belirterek,
rahatsızlıkların görüşmede dile getirilip
getirilmediğini sorması üzerine de şöyle dedi:
"Bildiğiniz
gibi Cumhurbaşkanımızın ameliyatı
planlanmamıştı. Bir pazar akşamı ortaya
çıktı ve pazartesi ameliyata alındı. Bunun hemen akabinde
de Paris görüşmesi ortaya çıktı ve gündeme okkalı
şekilde oturdu. Rum tarafında seçim dönemi olduğundan istismar
da edildi. Bu çerçeve içerisinde sayın
Cumhurbaşkanımızın isteği doğrultusunda, Möller
ile olan görüşme, O Kıbrıs'a dönmeden yapılmadı.
Cumhurbaşkanı,
Möller ile yüz yüze görüşme talebi yönünde talimat vermişti. O
talimat doğrultusunda şimdi sayın Möller'i kabul ettik ve
görüştük."
Pertev,
kapsamlı görüşmelerin başlaması konusunda tarih olup
olmadığıyla ilgili soru üzerine, BM'nin, Rumlardan Annan
Planı'nda hangi değişiklikleri önerdiklerini sunmasını
istediğini, kapsamlı çözüme doğru adım atılması
konusunda bunun önemli bir adım teşkil edeceğini, ancak bunun
henüz yapılmadığını belirtti.
Pertev, BM
Genel Sekreteri'nin ısrarla sözler ve eylemler arasındaki farktan
bahsettiğini ve bu çerçeve içinde kendilerinin de Kıbrıs Rum
tarafının kapsamlı çözüme olan ciddiyetini gösterir adımlar
atmasını istediklerini söyledi.
Talat -
Schlicher görüşmesi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Ronald Schlicher'i ise
Girne'deki evinde kabul etti ve görüşme saat 16.00'da başladı.
Görüşmeye
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, ABD
Büyükelçiliği Türk İşleri Sorumlusu Mark Libby de
katıldı.
Schlicher bir
buketle geldi
Bu arada ABD
Büyükelçisi'nin binaya girerken elinde bir buket olduğu gözlemlendi.
Basına
açıklama yapılmazken, görüşmeden görüntü de alınamadı,
ancak Cumhurbaşkanlığı'nın basına görüşmeyle
ilgili fotoğraf sağlayacağı belirtildi.
KIBRIS 28/03/06
Serdar
Denktaş, Brüksel'e gidiyor
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, Avrupa Parlamentosu'ndaki çeşitli gruplarla görüşmeler
yapmak üzere bugün Brüksel'e gidiyor.
AB'nin merkezi
konumundaki Brüksel için dün akşam KKTC'den ayrılan Denktaş,
geceyi İstanbul'da geçirecek. Denktaş, bu sabah Brüksel'e uçacak.
İki
düşünce kuruluşunun organize ettiği yuvarlak masa
toplantılarına katılacak olan bakan Denktaş'ın, Avrupa
Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu üyeleriyle de görüşmesi
bekleniyor.
Siyasi
Danışmanı Kudret Akay ve Bakanlık Genel Müdürü Hilmi
Akil'in eşlik edeceği Serdar Denktaş, 30 Mart Perşembe
akşamı yurda dönecek.
KIBRIS 28/03/06
Hager: Direkt Ticaret Tüzüğü ortadan kalkmadı
KKTC'de
faaliyet gösteren 12 kadın örgütünü temsil eden heyet, Avusturya'nın
Lefkoşa
Büyükelçisi Eva Hager ile görüşerek, Kıbrıs sorunuyla ilgili bir
mektup verdi:
Hager: Direkt
Ticaret Tüzüğü ortadan kalkmadı
KAYGILAR
İLETİLDİ... 12 kadın örgütü tarafından
Avusturya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Eva Hager'a takdim edilen mektupta,
12 kadın örgütünün Kıbrıs sorunundaki görüşleri,
Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle duydukları
kaygı ve görüşmeleri Annan Planı temelinde bir an önce
başlaması talepleri ifade edildi. Mektupta, AB Dönem
Başkanı Avusturya'dan Kıbrıs sorununa çözüm
arayışlarında daha aktif rol almasının beklendiği
kaydedildi
TÜZÜK GÜNDEMDEN
DÜŞMEDİ... AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Lefkoşa
Büyükelçisi Eva Hager, Direkt Ticaret Tüzüğü'nün ortadan
kalkmadığını ve halen gündemde olduğunu, onaylanan
mali yardımın hangi kanallardan aktarılacağının
da halen tartışıldığını söyledi. Hager,
konuya politik değil, teknik olarak ve ülkenin gelişimi
açısından bakılması gerektiğini söyledi.
AB Dönem
Başkanı Avusturya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Eva Hager, Direkt
Ticaret Tüzüğü'nün ortadan kalkmadığını ve hala
gündemde olduğunu, onaylanan mali yardımın hangi kanallardan aktarılacağının
da hala daha tartışıldığını söyledi.
KKTC'de
faaliyet gösteren 12 kadın örgütünü temsil eden heyet, Avusturya'nın
Lefkoşa Büyükelçisi Eva Hager ile görüşerek, kendisine
Kıbrıs sorunuyla ilgili bir mektup verdi. Saat 10.00'da başlayan
ve yarım saat süren görüşmede Büyükelçi Hager, Mali Yardım
Tüzüğü, Direkt Ticaret Tüzüğü ve Annan Planı hakkında
açıklamalarda bulundu
Büyükelçiye
takdim edilen mektupta, 12 kadın örgütünün Kıbrıs sorunundaki
görüşleri, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle duydukları
kaygı ve görüşmelerin Annan Planı temelinde bir an önce
başlaması talepleri ifade edildi. Heyetin sunduğu mektupta, AB
Dönem Başkanı Avusturya'dan Kıbrıs sorununa çözüm
arayışlarında daha aktif rol almasının beklendiği
kaydedildi.
Heyete yer alan
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Kadın Birimi Temsilcisi Emel Kişi,
kadın örgütlerinin Mart ayı başlarında
Kıbrıs'ı ziyaret eden Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Gurubu
heyetine de benzer bir mektup, daha önce de İngiltere Yüksek
Komiserliği'ne daha farklı içerikte bir mektup verdiğini
hatırlattı.
Güneye geçerek
Avusturya Büyükelçisi Hager'i makamında ziyaret eden heyet şu
örgütleri temsil ediyordu:
CTP,
Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Tel-Sen,
Basın-Sen, Yurtsever Kadınlar Birliği, Barış ve Federal
Çözüm İçin Kadın Hareketi, Kıbrıs Türk Öğretmenler
Sendikası, Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası, Esnaf
ve Zanaatkarlar Odası, Belediye Emekçileri Sendikası, Kamu-Sen,
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası
Fırsat Eşitliği Komitesi.
Büyükelçi Hager
ile görüşme
Heyete yer alan
Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Temsilcisi Emel Kişi
yaptığı açıklamada, Büyükelçi Hager'in görüşmede, AB
tarafından sunulan ve daha sonra birbirinden ayrılan Mali Yardım
ve Direkt Ticaret tüzüklerine değindiğini, Direkt Ticaret
Tüzüğü'nün ortadan kalkmadığını ve hala gündemde
olduğunu söylediğini belirtti.
Emel
Kişi'ye göre Hager, AB tarafından onaylanan Mali Yardım
Tüzüğü'nde öngörülen 139 milyon Euro'luk mali yardımın hangi
kanallardan aktarılacağının halen
tartışılmakta olduğunu, konuya politik değil, teknik
olarak ve ülkenin gelişimi açısından bakılması
gerektiğini söyledi.
İki
toplumu ilgilendiren konularda
Rum
görüşleri de alınıyor
Bu konunun Rum
tarafının vetosuyla karşılaşmasının söz
konusu olmadığını, ancak iki toplumu ilgilendiren konularda
Rum tarafının görüşlerinin de
alındığını belirten Büyükelçi Hager, Mali Yardım
Tüzüğü'nün yalnızca ülkenin ekonomik gelişmesine değil, bir
kısım ortak projelerin gerçekleşmesinde de
kullanılacağını belirterek bunun çözüm sürecine katkı
yapacağını kaydetti.
120 Milyon Euro
yine gündemde
139 milyon
Euro'luk mali yardımın bir an önce aktarılması
çalışmaları sürdüğünü belirten Hager, zaman
aşımından dolayı 2005 sonu kaybedilen 120 milyon Euro'luk
mali yardımın tekrardan gündeme geldiğini ve bu konudaki
çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Kişi'ye
göre Hager, Annan Planı'nın bir takım düzeltmelerden sonra
tekrardan gündeme gelebileceğini, bu arada adada iki toplumun sürekli
ilişki içerisinde olması gerektiğini belirterek,
karşılıklı ilişkilerin yeniden yapılanması
için pratik ve akılcı yolların kullanılması
gerektiğini vurguladı.
Talat'a ihtiyaç
var
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a geçmiş olsun dileklerini ifade eden Avusturya
Büyükelçisi Hager, Cumhurbaşkanı Talat'a ileriki süreçte ihtiyaç duyacaklarını
kaydetti.
Rum müdahalesi
Emel Kişi,
Hager'in, Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığı
temsilcisinin, Rum kesiminin müdahalesi üzerine, Avusturya'nın Viyana
şehrinde önceki gün gerçekleştirilen Kıdemli Çalışma
Müfettişleri Komitesi Toplantısı'na katılmasının
engellenmesi konusunda da bilgilendirildiğini aktardı
Mektup
Avusturya
Büyükelçisi Eva Hager'e verilen mektupta, Kıbrıs sorunundaki son
durumla ilgili olarak Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum
taraflarının farklı görüşleri bulunduğu,
sürdürülebilir bir çözüme ulaşmak için uzlaşmacı
yaklaşımın yanında bir tarafın karşı
tarafın görüş ve kaygılarına saygı duyması
gerektiği vurgulandı.
Kıbrıs
olaylarının ardından 40 yıl geçtiğini Kıbrıs
Türk insanının yaşamını yeniden kurduğunu, mülk
konusunun karmaşık bir hal aldığını ve zaman
içerisinde daha da karmaşık bir hale geleceği belirtilen
mektupta, Annan Planı'nın en gerçekçi çözüm yolu olduğu ancak
Rum kesiminin yüzde 76'lık bir kısmının plana hayır
demesinin Kıbrıs sorununu bugünkü çıkmaza getirdiğini
kaydetti.
Rum
Yönetimi'nin tek taraflı olarak AB'ye alınmasının adadaki
eşitsizliği daha da bozduğu ve çözümsüzlüğün adadaki
bölünmüşlüğü daha da kalıcılaştırmakta
olduğu vurgulanan mektupta, görüşmelerin bir an önce
başlaması ve çözümsüzlüğü pekiştirecek davranışlardan
kaçınılması gerektiği belirtildi.
Mali
Yardım Tüzüğü'nün şartlı olarak Direkt Ticaret
Tüzüğü'nden ayrılarak onaylanmasının doğru
olmadığı görüşü belirtilen yazıda, izolasyonların
kaldırılmasının tanınma hedefi gütmediği, bunun,
Rum tarafının çözüme zorlanması yönünde önemli bir etken
olduğu ifade edildi.
Mektupta, AB
dönem başkanı olarak Avusturya'dan sürdürülebilir bir çözüm
arayışında daha aktif rol almasının beklendiği
belirtildi.
KIBRIS 29/03/06
Lagendijk: AB Kıbrıs'ta çok büyük hatalar yaptı
|
HALEN
ZEMİN BULMAK ÇOK ZOR... AB-Türkiye Ortak Parlamenterler Komitesi ve AB
parlamentosu Üyesi Joost Lagendijk, Kıbrıs konusunun önemine
işaret ederek, "Kıbrıs konusunda AB çok büyük hatalar
yaptı. Bu yüzden halen zemin bulmak çok zor. Türkiye AB'ye 'sözünü yerine
getir' demekte çok haklı" dedi. AB-Türkiye
Ortak Parlamenterler Komitesi ve AB parlamentosu Üyesi Joost Lagendijk,
Kıbrıs konusunun önemine işaret ederek, "Kıbrıs
konusunda AB çok büyük hatalar yaptı. Bu yüzden halen zemin bulmak çok
zor. Türkiye AB'ye 'sözünü yerine getir' demekte çok haklı" dedi. ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve
Avrasya'dan Sorumlu Müsteşarı Matt Bryza, ABD'nin Türkiye'nin AB
üyeliğine verdiği desteğin, kısmen dünyadaki ideolojik
tartışmanın bir parçası olduğunu söyledi. Amerikan-Türk
Konseyi (ATK) ve Türk-Amerikan İş Konseyi (TAİK) 25'inci
yıllık konferansında düzenlenen bir panelde Türkiye-AB
ilişkileri ele alındı. Panelde konuşan Bryza, laik,
demokratik ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman bir ülke olarak
Türkiye'nin bir "başarı ülkesi" olduğunu ifade etti.
Bryza,
"Türkiye'nin Avrupalı bir ülke olarak başarısı,
ideolojik cephede neredeyse varoluşsal bir önem taşıyor"
dedi. Bu çerçevede ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza
Rice'ın, 3 Ekim'de Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması
için Avrupalı meslektaşlarına telefon ettiğini anlatan
Bryza, ABD'nin, Türkiye için istediğinin, AB'ye tam üyelik olduğunu
vurguladı. Bryza, ideolojik savaşın, bir anlamda
"İslam'ın kendi içinde bir savaş olduğunu" ve
bir tarafta laik demokrasi, diğer tarafta ise radikal İslam'ın
olduğunu öne sürdü. Lagendijk:
Türkiye çok haklı AB-Türkiye
Ortak Parlamenterler Komitesi ve AB parlamentosu Üyesi Joost Lagendijk de
aynı panelde, Türkiye-AB ilişkilerinde en önemli konuların
başında ifade özgürlüğünün geldiğini söyledi ve yazar
Orhan Pamuk'un Ermenilerle ilgili sözlerinin ardından ortaya çıkan
gelişmeleri hatırlattı. Dini azınlıklar gibi
azınlıklara genel olarak iyi muamele ve Kıbrıs konularının
önemine işaret eden Lagendijk, "Kıbrıs konusunda AB çok
büyük hatalar yaptı. Bu yüzden halen zemin bulmak çok zor. Türkiye AB'ye
'sözünü yerine getir' demekte çok haklı" dedi. Lagendijk,
diğer taraftan, AB üyeliği için Güney Kıbrıs'a
limanların açılması gerektiğini savundu. Joost Lagendijk,
"Eğer Türkiye, kendinden farklı olanı kabul edip onunla
yaşamayı başarırsa o zaman gerçekten Avrupalı
olacak. Bir kişi, Türkiye'ye sadık kalarak da Protestan dininden
olabilir" dedi. Bağış:
Zor dönemler tabii ki olacak Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın
danışmanı AK Parti İstanbul Milletvekili Egemen
Bağış da konuşmasında, "Zor dönemler tabii ki
olacak ama biz AB yolunda kararlıyız. Tam üyelikten başka bir
şeyi kabul etmemiz mümkün değil" dedi. Bağış,
ABD'nin, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasını
destekleyerek, AB'nin de bu adımı atarak bütün dünyada Müslümanlara
önemli bir mesaj verdiğini kaydetti. Hagel:
Türkiye kilit ATK-TAİK
konferansında bir konuşma yapan Amerikalı Senatör Chuck Hagel
da bütün dünyada, tarihte bir değişim noktasında
bulunulduğunu belirterek, içinde yaşanılan yüzyılın
sıkıntılarına işaret etti. Hagel, Türkiye ile
ABD'nin özellikle Irak'ta gergin bir dönemden geçtiğini söyledi ve
"Ancak bunların üstesinden gelmek için beraber çalışıyoruz.
Hiçbir ilişki kusursuz değil. Türkiye kilit, yakın, güvenilir
bir dost" dedi. |
KIBRIS 29/03/06
KKTC'ye yardımı AB komisyonu dağıtacak
|
Avrupa
Birliği'nin 24 Şubat'ta Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden
ayırarak onayladığı mali yardımın
dağıtım idaresini AB Komisyonu gerçekleştirecek. Söz
konusu paranın Türk kesimine Rum yetkililerince verileceği yönünde
Rum basınında çıkan haberlere tepki veren AB Komisyonu, mali
yardım tüzüğünün uygulanmasının kendilerince
yönetileceğini açıkladı. AB Haber'in
Zaman gazetesine dayandırdığı haberine göre, AB Komisyonu
Genişleme Komiseri Olli Rehn'in Sözcüsü Krisztina Nagy, Zaman'a
yaptığı açıklamada, "Mali yardımın yönetim
ve uygulamasından Komisyon doğrudan sorumludur" dedi. Komisyon
yetkilileri, onaylanan tüzükte belirtildiği gibi paranın
kullanımı sırasında 'bazı büyük konularda' Rumlara
danışabileceklerini; ancak paranın Rum yetkililerince
verilmesinin söz konusu olmadığını belirtiyor.
Paranın PHARE Programı kapsamında olduğuna işaret
eden yetkililer, üye ülke temsilcilerinin oluşturacağı PHARE
Komitesi'nin projelere onay vereceğini, ardından komisyonun da
finansmanın temin ve yönetiminden sorumlu olacağını
kaydetti. Rum Yönetimi
de PHARE Komitesi'nde temsil ediliyor; ancak komitede kararlar nitelikli oy
çoğunluğuyla alındığı için Rumların tek
başına yardımı engellemesi söz konusu değil.
Kaynaklar, paranın nasıl ulaştırılacağı,
yani KKTC'ye bir ofis açılıp açılmayacağı konusunda
henüz karar olmadığına işaret ederken, onaylanan tüzükte
yardımın Rum Kesimi'ndeki ofislerden yapılacağı
kaydediliyor. |
KIBRIS 29/03/06
|
NTV
Güncelleme: 00:46 TSİ 31 Mart 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, Avrupa Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnin,
AB-Türkiye ilişkilerinde bu yıl Kıbrıs konusunda bir
sıkıntıyla karşılaşılabilir. Komisyon
yıl sonunda bu tür bir tren kazasını önlemek için
çalışıyor sözlerini değerlendirdi.
Yakovu
açıklamanın, fiili müzakerelere başlama zamanı
geldiğinde Türkiyeden birliğe karşı
sorumluluklarını yerine getirmesinin bekleneceği yönünde bir
uyarı olduğunu savundu.
Yorgo Yakovu, Bu durum, Türkiyenin sunmaya çalıştığı
gibi Türkiye ile Kıbrıs arasında iki taraflı bir konu
değildir; bu bir Avrupa konusudur dedi. Rum bakan, Türkiyenin bu konuda
kışkırtıcı bir tutum izlediğini iddia etti.
|
NTV
Güncelleme: 02:23 ET 30 Mart 2006
Perşembe
LEFKOŞA
- Rum radyosunun haberine göre, Papadopulos, Annan planı, adanın
yeniden birleşmesine olanak vermiyordu ve Kıbrısı yeni
maceralara sürükleyecekti dedi.
Yeniden
gündeme gelmesi halinde daha büyük bir çoğunluğun planı
reddedeceğini iddia eden Rum lider, Annan planını reddetmekle
Kıbrıs Rum tarafının çözüm istemediği yönündeki
görüşlerin büyük hata olduğunu savundu.
Papadopulosa göre, Adada statükoyu korumak isteyen taraf Türkiye. Rum
yönetimi lideri, kalıcı bir çözümden yana olduklarını;
Avrupa Birliği üyeliğinin, Kıbrıs Rum tarafının
pazarlık gücünü artırdığını belirtti.
|
NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 07:51 TSİ 31 Mart 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Rum haber ajansına göre, Bafta katıldığı bir
etkinlikte konuşan Hristofyas, Türkiyenin Kıbrıs sorunundaki
tutumunun şu ana kadar olumsuz olduğu ve Ankaranın
verdiği mesajların Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasını istemediğini kanıtladığı
iddiasında bulundu.
İki
lider arasında herhangi bir görüşmenin iyi hazırlanması
gerektiğini kaydeden Hristofyas, Görüşmenin hedefi Kıbrıs
sorunundaki çıkmazın aşılması olmalıdır
dedi.
Hristofyas, bir soruya karşılık, AB Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnin, AB ile Türkiye
ilişkilerinde bu yıl Kıbrıs konusunda bir
sıkıntıyla karşılaşılabileceği,
Komisyonun yıl sonunda bir tren kazasını önlemek için
çalıştığı yönündeki açıklamasını
memnuniyetle karşıladığını söyledi.
Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile, insancıl
konuları, özellikle kayıplar konusunu görüşmeye hazır
olduğunu açıklamıştı.
Cumhurbaşkanı Talat da, Papadopulosun, kendisiyle görüşme
çağrısını seçimlik olarak niteleyerek, Papdopulos ile
kayıplar konusunda değil, kayıplar vesilesiyle görüşmenin
gündemde olduğunu söylemişti.
Görüşmenin BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael
Möllerin konutunda yapılabileceğini, ancak tarihin
belirlenmediğini belirten Talat, Özlü konuları görüşmemiz için
Rum tarafının Annan Planı ile ilgili değişiklik
önerilerini sunması gerekir demişti.
Rum
tarafı yanlış yaptı
31/03/2006
RADIKAL
Glafkos Ksenos
Barikatların
geçişe açılmasından sonra sokağa dökülen Kıbrıs
halkı, bölünmüş bir adanın uzlaştırıcı bir
çözüm çerçevesinde birleşmesi için birlikte yaşamanın mümkün
olduğu yönünde sarsıcı bir mesaj verdi. Denktaş'ın
ısrarlı 'iki devletli çözüm' arzusuyla 'bir arada yaşamanın
imkânsız' olduğunu savunmuş olmasına rağmen...
Rum tarafının Annan Planı'na verdiği 'hayır'
yanıtı, birçok Kıbrıslı Türk'e 'onları
istemediğimiz'i düşündürttü. Kuzey'de en yüksek tiraja sahip
'Kıbrıs' gazetesinin bir yazarı, "Bizler, 30 yıl
Denktaş'ın uzlaşmazlığından çektik. Sizler, iki
toplumun da yararlanabileceği çözüm için sunulan eşsiz
fırsatları değerlendirmede sizi yönetenlerin
zayıflığından çekme tehlikesiyle karşı
karşıyasınız" demişti. Kuzey lideri Mehmet Ali
Talat da yeni olumsuz atmosfer ve halkın bugünkü statükoya
'alışma' tehlikesine dair kaygısını belirtti. Yani,
bölünmeyi uzatan ve adanın birleşmesini engelleyen türden
komşuluk ilişkilerine alışma...
Bu gerçeklerin, Rum tarafında gerçekçi bir kaygı ile görülmesinin ve
Kuzey ile Türkiye'nin açıklanmış tezlerinin uluslararası
alanda sınava tabi tutulmasının zamanı geldi. Teknik
komitelerde önemsiz konuları görüşerek değil, izlememiz gereken
tek yolu bize gösteren BM Güvenlik Konseyi'nin 1475 sayılı
kararına pratikte uymakla... Herkes için bağlayıcı olan bu
kararı değerlendirmekten kaçınıyoruz ve hükümet çevreleri
Annan Planı'nın mezara gömülmesinden bahsediyor. 'Tuzağa
düşmemek için' planın herhangi bir maddesini görüşmekten
kaçıyoruz. Bu durum, Güvenlik Konseyi'nin kararını etkisiz hale
getiriyor ve zamanın kısır bir şekilde geçmesiyle yapılamadığı
kanıtlanan 'uygun önhazırlık' ile ilgili mazereti ortaya
koyuyor. (Rum Gazetesi, 28 Mart 2006)
Rumlar değişiklik önerilerini sunmadan özlü konulara
giremeyiz
Cumhurbaşkanı
Talat, ameliyatı sonrası geçen bir aylık süreçte ilk kez
ayrıntılı açıklama yaptı. Pazartesi mesaiye
başlayacak olan Talat, sağlığı yanında
Kıbrıs ağırlıklı gündeme ilişkin
soruları da yanıtladı
Rumlar değişiklik
önerilerini sunmadan özlü konulara giremeyiz
PAPADOPULOS'LA
RESEPSİYONDA GÖRÜŞECEĞİZ... Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos ile kayıplar
konusunda değil, kayıplarla ilgili komiteye BM'nin temsilcisi olarak
atanan 3'üncü üye için verilecek resepsiyon dolayısıyla
görüşmelerinin gündemde olduğunu söyledi. Görüşmenin BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Michael Moller'in konutunda
yapılabileceğini, ancak tarihin belirlenmediğini söyleyen Talat,
"Özlü konuları görüşmemiz için Rum tarafının Annan
planıyla ilgili değişiklik önerilerini sunması
gerekir" dedi
ANNAN'LA KONUŞURKEN
NABZIM YÜKSELDİ... Talat, ameliyat sürecinde en fazla etkilendiği
olayın BM Genel Sekreteri Annan ile telefon görüşmesi yapması
olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Yoğun
bakımdan çıktıktan sonra Türkiye cumhurbaşkanı,
başbakanı ve Sayın Rauf Denktaş aradı. Kısa
konuşmalar oldu ve hiçbir sorun olmadı. Ardından BM Genel
Sekreteri Annan aradı. Benim o telefona kadar Papadopulos'la Annan'ın
Paris görüşmesinden haberim yoktu. Genel Sekreter Papadopulos'la
görüşmesini anlattı. Ben görüşmelere hazır olduğumuzu
söylemeye başladım...Ve bu konuşma sırasında
nabzım yükseldi, terlemeye başladım. Meğer çok
tehlikeliymiş..."
Nezire GÜRKAN (TAK)
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile
kayıplar konusunda değil, kayıplarla ilgili komiteye BM'nin
temsilcisi olarak atanan 3'üncü üye için verilecek resepsiyon
dolayısıyla görüşmelerinin gündemde olduğunu söyledi.
Görüşmenin BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Michael
Moller'in konutunda yapılabileceğini, ancak tarihin
belirlenmediğini söyleyen Talat, "Özlü konuları görüşmemiz
için Rum tarafının Annan planıyla ilgili değişiklik
önerilerini sunması gerekir" dedi.
Talat, AB mali
yardımı konusunda da, "Durum netleşmedi. Daha bir sürü
dönemeçler var. Hatta Rumların yaklaşımları zemin bulursa
uygulanması imkansız. Bu nedenle kabul ve ret
tartışmaları gereksiz ve abartılı" ifadelerini
kullandı.
Pazartesi görevi
başında olacak
İstanbul'da 27
Şubat'ta geçirdiği by-pass ameliyatının ardından
istirahat dönemi devam eden Cumhurbaşkanı Talat, ameliyat
sonrası geçen bir aylık süreçte ilk kez ayrıntılı
açıklama yaptı. Girne'deki konutunda yaklaşık 2 saat süren
röportajda Talat, sağlığı yanında Kıbrıs
ağırlıklı gündeme ilişkin soruları da
yanıtladı.
Ameliyatın
ardından iki hafta hastanede kontrol altında kalan Talat,
yaklaşık iki haftadan beri de Girne'deki konutunda istirahat ediyor.
Bu sürede yakın mesai arkadaşlarıyla günlük toplantılar
yaparak çalışmalarını aksatmamaya çalışan Talat,
Başbakan, bakanlar ve komutanlarla da gerektiği zamanlarda
görüşerek boşluk yaratmamaya çalıştı. Dün akşam
saatlerinde ilk kez Cumhurbaşkanlığı'ndaki makamına
giderek hukuk komitesiyle toplantı yapan Talat, cuma günü konutunda
İngiltere Yüksek Komiseri Peter Millet görüşecek ve pazartesi de
makamında mesaiye başlayacak. Talat doktorlarının önerisi
çerçevesinde makamında sınırlı sürede mesai yapacak ve
haftanın birkaç gününü dinlenerek geçirecek.
10 kilo verdi... "Kriz
geçirmeden ameliyat şans"
Diyet, spor ve
ameliyatın da etkisiyle kısa sürede yaklaşık 10 kilo veren
Cumhurbaşkanı Talat, kendini son derece iyi hissettiğine,
moralinin de çok iyi olduğuna özellikle vurgu yaptı. Her sabah evinde
yürüyüş bandında yaklaşık yarım saat spor yapan,
beslenmesine büyük özen gösteren Talat, laptop bilgisayarını,
bilgisayarlı cep telefonunu da yanından ayırmıyor. Hatta
ziyaretçiler, arayanlar, gündeme ilişkin soruları cep
bilgisayarındaki detaylı notlarından yanıtlıyor.
Ana kalp damarlarından
birinde meydana gelen ciddi daralmaya karşın kriz yaşamadan
ameliyat olmasını büyük şans olarak niteleyen Talat, kalp
rahatsızlığını stres yanında beslenme şekli,
15 yıl önce bırakmasına karşın uzun yıllar sigara
ve içki içmesine bağladı. Talat, diyabet hastası olmamasına
karşın genetik olarak şekerinin yüksek olmasının da
etken olduğu inancında.
Ani ameliyata karar
verirken zorlanmadığını söyleyen Talat, "Kalbim sinyal
vermedi, herhangi bir sorun yoktu ama son zamanlarda aşırı yemek
yemişim gibi midede şişkinlik olurdu. Meğer bu belirtiymiş
ama bunu sonradan öğrendim. İstanbul'da anjioda yüzde 60 daralma
görülünce doktorlar ameliyat önerdi. Zaten ameliyatın hikmetine
inanırım, ilaç yerine ameliyatı tercih ederim. Bu nedenle karar
vermem zor olmadı...." diye konuştu.
Ameliyat sonrası
ziyaretçi, hareket sınırlaması gibi kısıtlamalardan
rahatsızlık duymasına karşın moralinin çok iyi
olduğunu söyleyen Talat, en büyük sıkıntısının
ise bir aydan beri sırtüstü yatmak olduğunu anlattı. Öksürük,
hapşırık gibi durumlarda göğsüne
bastırdığı küçük yastığı yanından eksik
etmeyen Talat, her sabah sporunu rahatlıkla ve aksatmadan
yaptığını söyledi.
Papadopulos'un adı
yetti!
Talat, ameliyat sürecinde
en fazla etkilendiği olay sorulunca da BM Genel Sekreteri Annan ile
telefon görüşmesini anlattı...
"Yoğun
bakımdan çıktıktan sonra Türkiye cumhurbaşkanı,
başbakanı, Sayın Rauf Denktaş aradı. Kısa
konuşmalar oldu ve hiçbir sorun olmadı. Ardından BM Genel
Sekreteri Annan aradı. Benim o telefona kadar Papadopulos'la Annan'ın
Paris görüşmesinden haberim yoktu. Genel Sekreter Papadopulos'la
görüşmesini anlattı. Ben görüşmelere hazır olduğumuzu
söylemeye başladım...Ve bu konuşma sırasında
nabzım yükseldi, terlemeye başladım. Meğer çok
tehlikeliymiş..."
Ve ayın gündemi
Cumhurbaşkanı
Talat'tan sağlık sorunuyla ilgili gelişmelerin ardından,
son bir ayın gündemine ilişkin bazı önemli konularda
değerlendirmeler de aldık. Soruları
rahatsızlığına rağmen sınır koymadan
yanıtlayan Talat, Kıbrıs sorunu odaklı gündeme ilişkin
açıklamalar yaptı.
Papadopulos'la görüşme
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un sürpriz
görüşme çağrısını "seçimlik" olarak niteledi
ve "kayıplar konusunda değil, kayıplar vesilesiyle
görüşmenin" gündemde olduğunu söyledi. Talat, görüşmenin BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Moller'in konutunda
olabileceğini, ancak tarihin belli olmadığını
belirtti.
Talat'ın verdiği
bilgiye göre, Papadopulos'la görüşme, Paris buluşması öncesinde
Moller'in önerisiyle gündeme geldi. Moller, Otonom Kayıplar Komitesi'nde
BM'yi temsil eden 3'üncü üyenin atanması dolayısıyla düzenlenecek
resepsiyonda iki lideri buluşturmayı önerdi. Bu öneriyi kabul
ettiğini söyleyen Talat, Genel Sekreter Annan'ın da bu buluşmaya
sıcak baktığını belirtti.
Ancak Papadopulos'un
geçtiğimiz gün "insancıl konular ve kayıplar"
gündemiyle görüşme yapabileceğine ilişkin açıklamasını
yadırgadığını söyleyen Talat, özetle şunları
söyledi:
"Kayıplar konusu
yolunda giden tek konu, bu konuda problem yok. Bu konu uzaktan centilmenlik
anlaşması yaptığımız ve politize etmemek için
konuşmadığımız bir konu. Şimdi neyi konuşacağız...Kayıplar
konusunda değil, kayıplar vesilesiyle görüşme söz konusu.
Sayın Papadopulos'un yanlış anladığını
sanmıyorum, seçim dolayısıyla bilerek yapıyor. Ama buna
karşın bizim görüşmeden kaçınmamız mümkün değil,
görüşmek zaten bizim politikamız."
Teknik komiteler...Özlü
konular önerilerden sonra
İki taraf
arasında günlük konuları görüşmek amacıyla teknik komite
oluşturulmasının, cumhurbaşkanlığı görevine
başlamasının hemen ardından kendi önerisi olduğunu da
anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, geçtiğimiz ay BM Genel
Sekreteri'nin Özel Temsilcisi Moller'in 10 komite kurulmasına ilişkin
öneride bulunduğunu ve bu öneriyi kabul ederek Genel Sekreter'e
yazıyla bildirdiklerini söyledi.
Rum liderliğinin,
"teknik komitelerde özlü konular konuşulmazsa günlük konular ele
alınamaz" yaklaşımının kabul edilmez
olduğunu vurgulayan Talat, "Özlü konuları konuşmaya
karşı değiliz. Ama önce Rum tarafı Annan planıyla
ilgili değişiklik önerilerini hazırlayıp bize ve BM'ye
sunmalı. Bizden ne istediğini görelim, ona göre özlü konulara girelim"
dedi.
Mülkiyet yasası iki
kesimlilik için önemli
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, aylardan beri gündemden düşmeyen, son günlerde iki
siyasi partinin Anayasa Mahkemesi'nde iptal davasıyla gündem
oluşturan mülkiyet yasasıyla ilgili önemli açıklamalarda da
bulundu.
Rumlara 1974 öncesinde
Kuzey'de kalan malları için belli şartlarda takas, tazminat ve iade
öngören yasanın önemini vurgulayan Talat, özetle şunları
söyledi:
"Türkiye'nin
yükümlülüklerini azaltacağı veya erteleyeceği üzerinde
duruluyor. Oysa bundan daha önemlisi iki kesimliliğin bozulması
riskidir. Çözümsüzlük şartlarında iki kesimlilik gibi en önemli
parametremizin korunmasıdır. İlk defa AİHM çerçevesinde
mülkiyet meselesini değerlendirme imkanı bulduk. İlk defa
çözümsüzlük şartlarında mülkiyet rejiminde çok büyük
değişikliğe yol açacak ve çözüm parametrelerimizi olumlu
etkileyecek yasa yaptık..."
UBP ve TKP'yi ikna için
çalıştım...
Ulusal Birlik Partisi ve
Toplumcu Kurtuluş Partisi'nin yasanın iptali için Anayasa
Mahkemesi'ne başvurmalarıyla ilgili olarak, "yasanın
hazırlanmasında fiilen emeği olan bir kişi olarak memnun
olduğumu söyleyemem" diyen Talat, bu iki partiyle mahkemeye
başvurmamaları için ameliyat öncesi ve sonrasında görüştüğünü
de açıkladı.
"Başvurmamaları
için uğraştım, görüşerek bunun sakıncalarını
anlattım" diyen Talat, iptal başvurusunun, yasayla
oluşturulması öngörülen mahkeme niteliğindeki komisyona
AİHM nezdinde gölge düşürebileceğini ve gecikme
yaratabileceğini, Rumlarda da iptal yönünde umut
yarattığını kaydetti.
Talat, "Yasanın
iptali halinde ciddi sorun olacak, ancak ben yasanın iptal
edileceğini sanmıyorum. Edilse bile bazı maddeler iptal
edilebilir" dedi.
Yasanın anayasaya
uygunluğu bakımından rahat olduğunu söyleyen Talat,
yasanın hazırlanması aşamasında Meclis'e ve parti
liderlerine bilgi verildiğini, gizlilik iddialarının gerçekleri
yansıtmadığını belirtti.
AİHM'nin
dayatması... Referandum olmaz
Yasanın referanduma
sunulması gerektiğine ilişkin görüşlere de Talat,
"Arzularımıza göre değil, AİHM'nin dayatmasıyla
hazırlanan bir yasadır. Bu nedenle halkoyuna sunma
yaklaşımı abesle iştigaldir. Halkın seçtiği
temsilcilerin halk yararına değerlendirme yaparak
hazırladığı bir yasadır" ifadeleriyle yanıt
verdi.
Türkiye çare istedi...
Yasanın
"Türkiye'nin dayatması" olduğuna ilişkin
görüşlere de Talat şu ifadelerle karşılık verdi:
"Doğrudur,
AİHM işaret edince Türkiye yerel çare üretilmesini istedi ama
yasayı biz hazırladık. Aresti davasından aylar önce
Meclis'te milletvekillerine 'bu devletin yükü sadece benim değil hepimizin
sırtındadır. Nasıl olsa Türkiye halleder diye
geçiştiremeyiz. Türkiye çare bulmamızı bekliyor' dedim. Bize
şöyle yapın demiyor ama çare bekliyor. Çare bulmazsak çok daha kötü
olacak diye herkesi uyardım. Ve yasayı biz hazırladık.
Meclis'e, liderlere bilgi vererek hazırladık. Türkiye sadece
uluslararası hukukçulardan bizim için görüş istedi. Bunları da
bizim şartlarımıza uygun hale getirdik."
Eşdeğerle ilgili
son düzenlemeye karşı
Cumhurbaşkanı
Talat, mülkiyet yasasıyla ilgili süreci anlatırken, Meclis'te günlerce
süren görüşme aşamasında eşdeğer kapsamındaki
malların iade kapsamı dışına alınmasına
komite aşamasında karşı çıktığını
da ilk kez açıkladı. Talat bunun gerekçesini açıklarken de,
"Eşdeğerci zaten yasanın başka maddeleriyle güvence
altına alınıyordu. Bu nedenle bu konuda değişiklik
yapmak yerine, tasarının ilk haliyle kalmasını ve yasayla
oluşturulacak komisyonun inisiyatifi olmasını istedim. Komisyon
çok önemli, Komisyon'da ne kadar çok yetki varsa iç hukuk yolu olma ihtimali o
kadar yüksek. Ama değişiklik yapıldı..." dedi.
Yasayla oluşturulan
mahkeme yetkisindeki Komisyon'un çalışacağına ve iç hukuk
olarak kabul edileceğine inandığını söyleyen Talat,
ancak bu durumun AİHM tarafından öngörülen 3 aylık sürede davalarla
netleşeceğini kaydetti. Talat, Aresti veya AİHM gündemindeki
diğer davalarla ilgili aşamalarda Komisyon'un iç hukuk yolu olarak
kabul edilip edilmeyeceğinin netleşeceğini vurguladı.
Mali yardım konusu net
değil
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, son günlerde gündemden düşmeyen 139 milyon euroluk AB
mali yardımıyla ilgili soruları da yanıtladı.
Mali yardımla ilgili
uygulamanın AB Komisyonu'nun sorumluluğunda olduğunu ve
görüşmelerin sürdüğünü, ancak uygulamanın nasıl
yapılacağı konusunun henüz netleşmediğini söyleyen
Talat, "Mali yardımla ilgili ekibin nerede görev yapacağı,
ihaleler ve ödemelerin nasıl olacağı, örneğin elektrik
yatırımı için ithal edilecek trafonun hangi limandan
geleceği, ihaleye katılacak şirketlerin hangi sosyal güvenlik
sistemine bağlı olacağı gibi bir dizi konu hâlâ netleşmedi.
Bunlar esas sorunlar. Daha bir sürü dönemeçler var" dedi.
AB Komisyonu'nun ilgili
birimini KKTC'ye davet ettiklerini ve bu amaçla bir heyetin önümüzdeki günlerde
adaya geleceğini söyleyen Talat, "Gelecekler,
konuşacağız. Önemli olan bizim kurallarımız. AB bizi
kabul etmeyeceğimiz birşeye zorlayamaz. Nereye kadar
esneyebileceğimize de biz ilgili kurumlarımızla birlikte karar
vereceğiz" diye konuştu.
Kabul-red
tartışmaları abartı
Mali yardımla ilgili
durum netleşmeden, hükümette kriz boyutuna varan tartışmaların
ve kabul veya ret açıklamalarının yanlış ve
abartı olduğunu söyleyen Talat, mali yardımın
uygulaması konusunda ciddi kaygıları olduğunu bildirdi.
Talat, "Rumların 'Mağusa limanı yasa
dışıdır, oradan çivi bile gelmeyecek' gibi
yaklaşımları AB'de zemin bulursa mali yardımın
uygulanması tamamen imkansız olur" diye de ekledi.
KIBRIS 31/03/06
Bostancı Kapısı, yeniden hizmete açıldı
KKTC ve Güney
Kıbrıs arasındaki 5 geçiş noktasından biri olan
Bostancı Kapısı'ndan geçişler, dün sabah yeniden
başladı. Kötü durumda olan ara bölgedeki yolun, Avrupa
standartlarında yeniden yapılması için 2005 yılı
sonunda geçişlere kapatılan Bostancı Kapısı,
çalışmaların tamamlanmasıyla dün sabah yeniden hizmete
girdi.
Polis Basın
Subaylığı'ndan alınan bilgiye göre, dün sabah saat
07.00'den itibaren kapıdan karşılıklı geçişler
başladı.
BM Barış Gücü
Sözcüsü Brian Kelly, önceki gün yaptığı açıklamada, hizmet
saatleriyle ilgili olarak, Bostancı Sınır Kapısı'nda
da diğer sınır kapılarıyla aynı prosedürün uygulanacağını
ve 24 saat karşılıklı geçiş yapılabileceğini
belirtmişti.
Bostancı
Sınır Kapısı ilk açıldığında, ara
bölgede 2 kilometreyi bulan yolun durumu gerekçe gösterilerek geçişler
belirli saatlerle kısıtlı tutulmuştu. Ancak yol AB'nin
finansmanıyla Avrupa standartlarında yeniden yapıldı.
KKTC ve Güney
Kıbrıs arasında araç ve yaya trafiğine açık 4,
yanlı yaya trafiğine açık 1 kapı bulunuyor. Metehan, Akyar
(İkibuçukmil), Beyarmudu, Bostancı kapılarından araç ve
yaya geçişi yapılabilirken, Ledra Palace Kapısı'ndan sadece
yaya geçişi yapılabiliyor. Ledra Palace'tan diplomatik plakalı
bazı araçlar da geçebiliyor.
KIBRIS 31/03/06
Vakıflar
İaresi Eski Genel Müdürü Derviş uyardı: Arestis davası iade
ile sonuçlanabilir
Vakıflar İdaresi
Eski Genel Müdürü Taner Derviş, KKTC tarafından hukuki argümanlar ve
mülkiyet belgeleri temelinde kapsamlı ve planlı bir girişim
başlatılmadığı takdirde, Arestis davasının
iade ile sonuçlanabileceğini söyledi.
Derviş, bunun
gerçekleşmesi halinde, domino etkisi ile ilk etapta Maraş'ın
tazminatlarla birlikte tümüyle iadesinin; ikinci etapta ise bin 400 müracaat
sahibine tazminatlarla birlikte mülk iadesinin gündeme gelebileceği
uyarsında da bulundu.
Derviş dün
yazılı açıklama yaparak, Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin
(I)inci Fıkrasının (B) Bendi Kapsamına Giren
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası çerçevesinde oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nda
yer alan yabancı üye Hans Christian Krueger'in Güney Kıbrıs'ta
haftalık olarak yayınlanan Cyprus Mail gazetesinin 24 Mart tarihli
sayısında "Komisyon Fiyasko" başlığıyla
manşetten verdiği haberde yer alan ifadelerini eleştirdi.
"Yabancı üye
Krueger önyargılı"
Krueger'in, Cyprus
Weekly'ye verdiği özel demeçte, Komisyon'un misyonuna atfen, "Bu bir
fiyasko ile sonuçlanabilir veya sonuçlanmayabilir" ifadelerine dikkat
çeken Derviş, bu ifade ile Krueger'in Komisyon'un
saygınlığına gölge düşürdüğünü belirtti.
Krueger'in;
Kıbrıslı Türklerin Komisyon'daki çoğunluğuna atfen de,
"Görüşlerimizin kabul edilmesini görmemiz lazım"
dediğine işaret deden Derviş, "Sayın Krueger'in bu
ifadesi de kesin bir ön yargı içermektedir" dedi.
"İki kesimlilik
ortadan kalkar"
Krueger'in gazeteye
demecinde devamla, "taşınır ve taşınmaz
malların iadesi temelinde hareket edilmelidir" dediğine dikkat
çeken Derviş, "Bu ifadeye göre karar alınması durumunda,
iki kesimlilik ilkesi ortadan kalkmış olacaktır"
uyarısında bulundu.
Yabancı üye Krueger'in
"işe, Arestis'e mülkünün iadesi için çaba göstermekle
başlamalıyız" şeklindeki sözlerine de atıfta
bulunan Taner Derviş, "Bu ifadeye göre karar alınması
durumunda, Vakıflar İdaresi'nin Kapalı Maraş'taki mülkiyet
hakları ortadan kalkmış olacaktır" dedi ve
şunları söyledi:
"Sayın Krueger'in
ifadeleri önyargı içermekte olup Komisyonun
tarafsızlığını ve güvenirliğini önemli ölçüde
erozyona uğratmıştır.
KKTC tarafından hukuki
argümanlar ve mülkiyet belgeleri temelinde kapsamlı ve planlı bir
girişim başlatılmadığı takdirde, Arestis
davası iade ile sonuçlanabilir. Bu gerçekleştiği takdirde, domino
etkisi ile ilk etapta Maraş'ın tazminatlarla birlikte tümüyle iadesi;
ikinci etapta ise 1400 müracaat sahibine tazminatlarla birlikte mülk iadesi
gündeme gelebilir.
Söz konusu olumsuz
gelişmelerin önlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının
mülkiyet haklarının korunması için öngörülen eylem planları
iki başlık altında özetlenmiştir:
1-Hukuk kurallarına
aykırı bir şekilde gasp edilmiş Vakıf emlaktan
kaynaklanan mülkiyet ve tazminat hakları için ayrıntılı
tespit ve eylem planlarının hazırlanması.
2-1960 yılından
günümüze kadar gasp edilmiş, statüsü değiştirilmiş, zarara
uğratılmış, Kıbrıs Türk halkına ve
kuruluşlarına ait varlıkların tespiti ve eylem
planlarının geliştirilmesi."
KIBRIS 31/03/06
Dr. Teoman Sırrı, Kraliçe Elizabeth'den ödülünü
aldı
SARAYDA ÖZEL TÖREN
İngiltere Kraliçesi Elizabeth, Hizmet ve Onur Listesi'ne giren
Mağusalı Dr. Teoman Sırrı'ya ödülünü , 29 Mart
Çarşamba günü Buckingham Sarayı'nda düzenlenen özel bir törenle
verdi. İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in 2005 yılı Hizmet ve
Onur Listesi'ne giren ilk Türk doktoru olan Teoman Sırrı ,
sağlık alanındaki başarılı
çalışmalarından ve Kıbrıslı Türk ve Rum
toplumlarına verdiği hizmetlerden dolayı bu ödüle layık
görüldü
YARDIMSEVERLİĞİYLE
TANINIYOR Dr. Teoman Sırrı, halen St. Mary's Hastenesi'nin Doktorlar
Cemiyeti ve Londra Görmezler Derneği'nin başkanlığını
yapıyor. Yardımseverliliği ile tanınan Dr. Sırrı,
St. Ann's ve North Middlesex hastanelerinde çalışıyor ve
Haringey'de ki özel kliniğinde de İngiltere'de yaşayan Türk ve
Rum toplumuna hizmet veriyor
Eylem ERAYDIN / LONDRA
İngiltere Kraliçesi Elizabeth,
Hizmet ve Onur Listesi'ne giren Mağusalı Dr. Teoman
Sırrı'ya ödülünü , 29 Mart Çarşamba günü Buckingham
Sarayı'nda düzenlenen özel bir törenle verdi.
İngiltere Kraliçesi 2.
Elizabeth'in 2005 yılı Hizmet ve Onur Listesi'ne giren ilk Türk
doktoru olan Teoman Sırrı , sağlık alanındaki
başarılı çalışmalarından ve
Kıbrıslı Türk ve Rum toplumlarına verdiği hizmetlerden
dolayı bu ödüle layık görüldü.
Kraliçenin Sarayı
Buckingham'da yapılan ödül törenine eşi Esin Sırrı,
çocukları Saner ve Sinem Sırrı ile birlikte katılan
başarılı Dr. Teoman Sırrı, 80 kişinin
katıldığı törende Kraliçe Elizabeth'in özel ilgisi ile
karşılaştı. Dr. Sırrı, ödülü alırken
duyduğu heyecanı ve Kraliçe Elizabeth'le arasında geçen
konuşmayı şöyle anlattı.
"İngiltere
Kraliçesi Elizabeth'ten bu ödülü bir Türk doktoru olarak almak benim için büyük
bir şeref ve onurdur. Törende Kraliçe, öncelikle giydiğim mavi
desenli smokini çok beğendiğini söyleyerek ve bu kıyafeti
eşimin mi benim mi seçtiğimi sordu. Arkasından kendisine mezun
olduğum St. Mary's Hastanesin'den mezuniyet diplomamı annesinden
aldığımı söyledim. Ve annesinin o günkü güler yüzünü ve
gözlerinin parıltısını hiç
unutamadığımı ifade ettim. Bunun üzerine Kraliçe Elizabeth
çok duygulandı ve tüm çocuklarının o hastanede
doğduğunu belirterek, sağlık alanındaki hizmetlerime
devam etmemi diledi ve beni tebrik etti.'
İngiltere Kraliçesi 2.
Elizabeth'in 2005 yılı Hizmet ve Onur Listesi'ne girerek büyük
başarı sağlayan Dr.Sırrı ile birlikte bu ödülü alanlar
arasında İngiltere'nin efsanevi şarkıcısı Tom
Jones da bulunuyor.
Dr. Teoman Sırrı,
halen St. Mary's Hastenesi'nin Doktorlar Cemiyeti ve Londra Görmezler
Derneği'nin başkanlığını yapıyor.
Yardımseverliliği ile tanınan Dr. Sırrı, St. Ann's ve
North Middlesex hastanelerinde çalışıyor ve Haringey'de ki özel
kliniğinde de İngiltere'de yaşayan Türk ve Rum toplumuna hizmet
veriyor. Sırrı, daha önce de sağlık alanında ki
hizmetlerinin yanısıra özellikle uyuşturucu konusunda yaptığı
çalışma ve araştırmalar nedeniyle de bir çok ödüle
layık görülmüştü.
KIBRIS 31/03/06
Rum
polisinin utancı
Dayak videosu Rum Kesimi'ni karıştırdı

SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs Rum Kesimi'nde sivil polislerin cinsel taciz suçlamasıyla
gözaltına aldıkları Marcos Papageorgiu ve Yannis Nikolau isimli
iki genci, ellerini kelepçeledikten sonra, sokak ortasında feci
şekilde dövdüğünü gösteren video görüntülerinin ortaya
çıkması, Ada'nın Güneyi'ni karıştırdı. Rum
Politis gazetesi, Rum polisinin, iki Rum gencini 20 Aralık 2005 gecesi
dövdüğünü gösteren amatör video görüntülerini yayımladı. Emniyet
Genel Müdürlüğü, görüntülerin medyaya yansıması üzerine
soruşturma başlattı.
MILLIYET 01/04/06
EOKA terör örgütü, kuruluş yıldönümünde
kınandı
Kıbrıs'ta
Türk halkını yok edip, adayı Yunanistan'a bağlamak için
kurulan terör örgütü EOKA'nın yıldönümü nedeniyle açıklama yapan
sivil toplum örgütleri, yıllarca Kıbrıs Türküne yapılan
zulümleri kınadı
Bugün 1 Nisan
EOKA'nın kuruluş yıldönümü... Kıbrıs'ta Türk
halkını yok edip, adayı Yunanistan'a bağlamak için
kurulmuş olan terör örgütü EOKA'nın yıldönümü nedeniyle
açıklama yapan örgütler, gün dolayısıyla Rumların
yıllarca Kıbrıs Türküne yaptığı zulümleri
kınadı.
EOKA,
eylemlerde bulunduğu süre içinde yüzlerce Türk yanında 100
İngiliz ve yüzlerce Rumu katletmiş, 30 Türk köyünü yakıp
yıkmış ve bu köylerde, yaşayan Türklerin göç etmesine neden
olarak adayı kan ve ateşe boğmuştu...
Şehit
Aileleri ve Malul Gaziler Derneği
Şehit
Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan,
EOKA'nın kuruluş yıldönümü dolayısıyla
yaptığı açıklamada, "Hiç unutmadık" dedi.
Ertan Ersan
yazılı açıklamasında, Rumların yıllarca
Kıbrıs Türk halkına yaptığı zulümleri, yollardan
işlerine giden vatandaşları kurşunlamalarını ve
yollardan alıp bilinmeyen yerlerde katletmelerini
unutmadıklarını belirtti.
EOKA
tedhiş örgütünün 21 bin üyesine Türkleri katlettikleri için madalya
verilmesinin insanlık onuruna yakışmadığını
da vurgulayan Ersan, Rumların EOKA'nın tekrar faaliyete
geçirileceğine dair açıklamalarının da barış
istemediklerinin bir göstergesi olduğunu kaydetti.
Emekli
Astsubaylar Derneği
Emekli
Astsubaylar Derneği, gelinen noktada hiçbir gücün, Kıbrıs
Türkünü egemenlik ve devletinden vazgeçirmeyeceğini belirtti.
Dernek
Başkanı Esen Ömürlü, 1 Nisan EOKA tedhiş örgütünün kuruluş
yıldönümü nedeniyle yayımladığı mesajda, Rum
siyasilerin görüş ve düşüncelerinde yarım asırdır
hiçbir değişiklik gözlemlemediklerini, Rum-Yunan tarafının
AB'nin de desteğiyle Kıbrıs'ın bütününe sahip çıkma
savaşını siyaseten sürdürdüğünü kaydetti
Ömürlü, son
Türk var oldukça KKTC devletinin de var olacağını ve göndere
çekilen ay yıldızlı bayrakların
dalgalanacağını ifade etti.
Kıbrıs
Türk Mücahitler Derneği
EOKA'nın
kuruluş yıldönümü dolayısıyla Kıbrıs Türk
Mücahitler Derneği de mesaj yayımladı.
Kıbrıs
Türk Mücahitler Derneği Başkanı Vural Türkmen, Genel Merkez
Yönetim Kurulu adına yayımladığı mesajda; Rum terör
örgütü EOKA'nın faaliyete geçişinin 51'inci yıldönümünde
Kıbrıs üzerindeki Rum-Yunan emellerinin geçerliliğini hâlâ
koruduğunu belirterek, EOKA'ya Rum gençlerin özendirilmesi için
EOKA'cılara çeşitli ödüller verildiğini kaydetti.
Etkinliklerin
tarihe karışmış bir örgütü anmak için değil, nihai
amacın gerçekleştirilmesi için yapıldığını
ifade eden Türkmen, Kıbrıs'ın tümüyle Elenleştirilmesi ve
adadaki Türk varlığına son verilmesi amacını
içerdiğini söyledi.
Türkmen, EOKA
günü etkinliklerinde Rumların ideallerini hiçbir kamuflaja gerek duymadan
ortaya koyduğunu belirterek, Rumların Kıbrıslı
Türklerle anlaşmaya niyeti olmadığını vurguladı.
Kıbrıs
Türk halkının rehavete kapılma lüksüne sahip
olmadığını da işaret eden Türkmen, "Rum'un bize
bu topraklarda yaşama hakkı tanıyacağı gibi ham
hayallerle avunmak aymazlığın ta kendisidir. Kıbrıs'taki
bütün felaketlerin tetikleyicisi olan EOKA'yı ve yaşayan ideallerini
tarihin çöplüğüne gömmeden Kıbrıs'a kalıcı
barış, huzur ve çözüm gelemez" dedi.
Türkmen, var
oluş mücadelesinin tüm bunların bilinciyle birlik ve beraberlik
içinde yürütülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
DP Gençlik
Kolları
DP Gençlik
Kolları da mesajında, faşist terör örgütü EOKA ile onun
zihniyetini kınadığını belirterek, Kıbrıs
Türk halkının Kıbrıs adası üzerindeki
varlığını, siyasal eşitliğini korumak ve
Kıbrıs'ın barış içinde geleceğe
taşınması için her türlü mücadeleye devam edeceklerini belirtti.
Mesajda şu ifadelere yer verildi: "Savaş
çığırtkanlığı yapan her türlü faşist ve
terörist düşünceyi kınarken, DP Gençlik Kolları olarak hiçbir
faşist harekete geçit vermeyeceğiz."
EOKA nedir, ne
zaman kurulmuştur?
EOKA,
Kıbrıs'ta Türk halkını yok edip, adayı Yunanistan'a
bağlamak için kurulmuş olan bir terör örgütüdür. EOKA için ilk gizli
görüşmeler 2 Temmuz 1952'de Atina'da Makarios'un
başkanlığında yapılmıştı. Bu
toplantıların ardından 7 Mart 1953'de bir
"İHTİLAL KONSEYİ" kurulmuş ve bu konseyin
kurucuları Enosis için şu gizli yemini etmişlerdir:
"Enosis
davası hakkında bildiklerimi ve bundan böyle bileceklerimi
işkence altında ve canım pahasına bile olsa bir sır
olarak gizli tutmaya Tanrı huzurunda yemin ederim. Bana verilen tüm
emirlere sorusuz olarak itaat edeceğim..."
Bunun
ardından 1954 yılının ilk aylarında Yunanistan
hükümetinin bilgisi dahilinde Kıbrıs'a gizli silah sevkiyatı
başladı. Grivas ise 9 Kasım 1954'de gizlice adaya
çıktı. Bir süre sonra ise Yunan Dışisleri Bakanı
Stefanoplus'un direktifi ile 1 Nisan 1955'de EOKA, ilk bombalarını
patlatarak resmen eyleme geçti. EOKA'nın amacı önce İngilizleri
adadan atmak,ardından da topyekün bir imha hareketi ile Türk
halkını yok ederek adayı Yunanistan'a bağlamaktı.
Nitekim kısa süre sonra İngilizlerin adadan ayrılmasını
dahi beklemeden, 21 Haziran 1955'den itibaren saldırılarını
Türklere de yöneltmeye başladı.
Grivas
hatıralarında 22 Kasım 1954'de Makarios'un, kurduğu PEON
adlı gençlik örgütünü eğitip silahlandırması için karar
aldığını yazmakta, böylece EOKA'nın gerisinde
Makarios'un olduğunu vurgulamaktadır. Makarios'un, önceleri Atina'ya
yaptığı çeşitli ziyaretlerde konuyu Yunan yetkilileri ile
kararlaştırdığı da bilinmektedir. Grivas, 4.6.1959
tarihli bir mektubunda Makarios'un kendisini EOKA'yı yönetmek üzere Kıbrıs'a
çağırdığından söz etmekte ve tedhiş örgütüne
silah alınması için para yardımında bulunduğunu
açıklamaktadır. Nitekim 27 Mart 1955 tarihinde de Grivas'ı
çağırıp,eyleme geçmesi emrini bizzat Makarios vermiştir.
Makarios'un, EOKA'nın siyasi lideri olduğunu ögrenen İngilizler
ise, 9 Mart 1956 tarihinde onu tutuklayıp Seyşel adalarına
sürgüne göndermişti.
EOKA,
eylemlerde bulunduğu süre içinde yüzlerce Türk yanında 100
İngiliz ve yüzlerce Rumu katletmiş, 30 Türk köyünü yakıp
yıkmış ve bu köylerde, yaşayan Türklerin göç etmesine neden
olarak adayı kan ve ateşe boğmuştur. Aynı EOKA,
1963'de yeniden saldırılara başlamış ve bu kez de 103
Türk köyünü yakıp yıkarak onbinlerce Türk'ü göçe zorlamış,
500'den fazla Türk'ü de katletmiştir. EOKA, 15 Temmuz 1974'de bu kez EOKA
B adı ile silahlarını kendi halkına çevirerek 2000 Rum'u
katletmiştir.
KIBRIS 01/04/06
Kıbrıs AB Derneği Başkanı Erel: KKTC
zemininde uluslararası hukuku tatmin etmek mümkün değil
Kıbrıs
AB Derneği, Kıbrıs'taki mülkiyet sorunu konusundaki davalarda
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne çare üretme iddiası ile
yapılan yasanın (Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci
Fıkrasının (b) ve (c) bentleri Kapsamına Giren
Taşınmaz Malların İadesi, Takası ve Tazmini
Yasası) Türkiye'nin iç hukuku olarak sunulmasının, AİHM'nin
"KKTC, Türkiye'nin bölgesel alt yönetimidir" tanımını
teyit eder nitelikte olduğunu belirtti.
Dernek
Başkanı Ali Erel yazılı açıklamasında,
Kıbrıs politikasında doğru yolun, süratle ve Annan
Planı zemininde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasından
geçtiğini ve hem KKTC yasal zemini iddiasında olmanın hem de
uluslararası hukukun talep ettiği çareleri üretmenin mümkün
olmadığını kaydetti.
"Kıbrıs'ta
kapsamlı çözümü tüm gücümüzle zorlamalıyız" diyen Erel,
AİHM'de açılan davaların Türkiye aleyhine olduğuna ve
KKTC'nin AİHM'de taraf olarak kabul edilmediğine işaret etti.
Erel, açıklamasında, AİHM'in ifadeleriyle bu bakış
açısından örnekler de verdi.
Ali Erel,
hazırlanan yasanın referanduma sunulmamasını
eleştirerek, hükümet partilerinin yasanın sorgulanmasını
kabullenmesi gerektiğini belirtti. Erel, şöyle dedi:
"Diğer
yandan, 'bu yasa, Türkiye'den gelen talep ve baskı üzerine
yapıldı' tartışması devam ederken, Türkiye
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in,
'Başbakan Erdoğan müdahil olmuş ve yasaya itiraz edilmemesini
istemiştir' şeklindeki ifadesi bir kez daha, 'KKTC, Türkiye'nin
bölgesel alt yönetimidir' şeklindeki AİHM görüşünü gündeme
taşımıştır.
AİHM',
'Türkiye aleyhine açılan 1400 benzeri davada Türkiye'nin, üç ay içinde
çare üretmek ve diğer üç ay içinde ihlalleri ortadan kaldırmak
mecburiyeti vardır' şeklinde karar vermiştir.
KKTC Hükümet
yetkililerinin; 'mülk hakları, toplumlararası görüşmelerin bir
parçasıdır, Kıbrıs sorunu çözülmeden hiç bir
Kıbrıslı Rum'a mülkü iade edilmeyecektir' yönünde
açıklamaları niyet ifadesidir. Niyet bu ise, AİHM de bu niyeti
fark edecek ve tatmin olmayacaktır. 'Kıbrıs sorununun
çözülmemiş olması, Kıbrıs'ta özel hayatın, aile
hayatının ve mülkiyetin korunması hakkını ortadan
kaldırmaz' görüşüne sahip olan AİHM'in yasadan tatmin
olacağını söylemek kolay değildir.
AİHM
kararından sonra Türkiye adım atmak mecburiyetindedir. Çünkü Türkiye,
AİHM kararlarını uygulayacağını taahhüt eden
ülkelerden biridir, çare üretmek zorundadır, aksi halde Avrupa
Konseyi'nden ihraç edilmek ve AB üyelik sürecinde sıkıntılar
yaşamak ile karşı karşıya kalabilecektir."
Kıbrıs
AB Derneği Başkanı Ali Erel, Kıbrıs politikasında
doğru yolun, süratle ve Annan Planı zemininde Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulunmasından geçtiğini de ifade ederek,
"Çözüm yönünde yeterince çaba harcanmamasının ne kadar
hatalı olduğu, sadece mülk konusuna bakarak bile görülebilir"
dedi.
Erel, KKTC
Anayasası içinde Kıbrıs sorununa parça parça çözüm üretmenin
mümkün olmadığını belirterek, "Mülk yasasına
benzer atılacak her adım, bugün içinde
yaşadığımız KKTC Anayasası'na çarpıp geri
dönecektir. Hem KKTC yasal zemini iddiasında olmak hem de
uluslararası hukukun talep ettiği çareleri üretmek mümkün değildir.
Bunlar birbirleri ile çelişmektedir" görüşlerine yer verdi.
01/04/06
Kıbrısı konuştular
Ardıç AYTALAR/İSTANBUL
Bahçeşehir Üniversitesi "Hükümet ve Liderlik Okulu"
tarafından düzenlenen "Siyaset Okulu"nun son programında
eski Başbakanlardan Bülent Ecevit ile KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, kursiyerlere seslendiler.
Ecevit, Kıbrısın Doğu Akdenizin güvenliği
açısından da önem taşıdığını
vurguladı. Denktaş ise Kıbrıs davasında
kararlılığın esas olduğunu söyledi.
HURRIYET
02/04/06
Türkiye limanlarını açtı
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Kıbrıs Rum yönetiminde en büyük 1 Nisan şakası,
"Türkiyenin havasahası ve limanlarını Rumlara
açtığı" haberi oldu. Rum kesiminin önde gelen
gazetelerinden Haravgi, birinci sayfasından kullandığı
haberde Türk Dışişleri Bakanlığının önceki
gece ani bir karar alarak Rumlara hava ve deniz limanlarını
açtığını ileri sürdü.
Haberde, Türkiyenin liman ve hava sahasının
açıldığı kararını bir mektupla Rum
Dışişleri Bakanlığına bildirildiği
belirtildi. Ancak gazete haberin 1 Nisan şakası olup olmadığını
yazmadı. Bir diğer Rum gazetesi Simerini ise, Tarım
Bakanlığının diken incirine muz aşılamayı
başardığını ve bu muzların sulanmadan yılda
3 kez muz verdiğini şaka haber olarak yayınladı.
Alithia gazetesinin şaka haberi ise şöyle:
Rum liderin oğlu Nikola Papadopulos geçtiğimiz günlerde bir otelde
seçim toplantısı sırasında yangın çıkardı.
Toplantıya katılan Rum lider Tasos Papadopulos söndürme sistemi
tavandan su püskürtünce ıslandı.
HURRIYET 02/04/06
Planınızı inceliyorum
Uğur ERGAN / ANKARA
BM Genel Sekreteri Kofi Annan,
Dışişleri Bakanı Abdullah Güle bir mektup göndererek,
Türkiyenin Kıbrıs Eylem Planını incelediğini
bildirdi. Annanın 28 Mart tarihinde kaleme aldığı mektup,
postadaki teknik aksaklık nedeniyle önceki gün Dışişleri
Bakanlığına ulaştı.
Mektubuna Güle geçirdiği kulak ameliyatı nedeniyle geçmiş olsun
dileklerini ileterek başlayan Annan, Türkiyenin 24 Ocakta
açıkladığı 10 maddelik Kıbrıs Eylem
Planını incelemeyi sürdürdüğünü ve konuyla ilgili bazı temaslarının
devam ettiğini söyledi. Annan, eylem planıyla ilgili Güle en
kısa sürede bir yanıt vereceğini de bildirdi.
HURRIYET 02/04/06
Rumların 1 Nisan şakası:
Türkiye limanları açtı!
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan "Haravgi" gazetesi,
Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum Kesimi'ne
açtığı müjdesiyle okurlarını kısa bir süre
sevindirdi. Ancak bunun 1 Nisan şakası olduğunu belirtti.
Haravgi'nin haberi şöyle: Türk Dışişleri
Bakanlığı, önceki akşam geç saatte aldığı
bir kararla Rum Yönetimi'ne hava ve deniz limanlarını
açacağını duyurdu. Türkler, bunu bir mektupla Rum
Dışişleri'ne bildirdi. Rum tarafının ilk tepkisinin
bugün belli olması bekleniyor.
"Alithia" gazetesi ise 1 Nisan şakasında, Rum Yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un oğlu Nikola Papadopulos'un bir otelde
düzenlenen seçim toplantısı sırasında küçük bir yangın
çıkardığını yazdı.
MILLIYET
02/04/06
Kıbrıs'ta çözüm isteğimiz
güçlüdür
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin AB mücadelesi ile ilgili
açıklamalarda bulundu:
Kıbrıs'ta
çözüm isteğimiz güçlüdür
ÇÖZÜM
İSTEĞİMİZ GÜÇLÜDÜR... Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
"Milli davamız 'Kıbrıs meselesinin', Kıbrıs Türk
halkının istek ve beklentileri doğrultusunda kalıcı ve
adil bir çözüme kavuşturulması yönündeki kararlılığımızı
muhafaza etmekte olup, bu yöndeki çabalarında sergilediği azim,
hiçbir kışkırtıcı eylemlerden etkilenmeyecek kadar
güçlüdür" dedi
ÇÖZÜMDEN SONRA
BÜYÜK İŞBİRLİĞİ... Gül: Türkiye,
komşularıyla ilişkilerine çok büyük önem veriyor. Doğu
Akdeniz; Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum kesimiyle çok büyük
işbirliği alanı haline gelebilir, AB içinde ayrı bir sütun
oluşturabilirler. Ekonomi ve turizm alanlarında büyük
işbirliği geliştirebilirler. Şüphesiz ki bununla ilgili,
önce Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün sona ermesi gerekir. Bununla
ilgili Türkiye'nin attığı iyi adımlar var,
açıkladığımız eylem planı var, bununla ilgili çok
olumlu tepkiler de aldık
AKINCILAR'DA
ÖNLEMLER ARTIRILDI... Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, CHP İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen'in, Rum Milletvekili Marios Matsakis'in KKTC'den
Türk bayrağını almasıyla ilgili yazılı soru
önergesini cevaplarken, KKTC'de insan ve hayvan
kaçakçılığının geçiş noktası üzerinde
bulunan Akıncılar bölgesinde kontrollerin sıklaştırıldığını
bildirdi
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs'ın milli davaları olduğunu
anımsatarak, "Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk
halkının istek ve beklentileri doğrultusunda kalıcı ve
adil bir çözüme kavuşturulması yönündeki
kararlılığımızı muhafaza etmekte olup, bu yöndeki
çabalarımızda sergilediğimiz azim, bir takım
kışkırtıcı eylemlerden etkilenmeyecek kadar
güçlüdür" dedi.
Abdullah Gül,
KKTC'de insan ve hayvan kaçakçılığının geçiş
noktası üzerinde bulunan Akıncılar bölgesinde kontrollerin
sıklaştırıldığını da bildirdi.
Gül, CHP
İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen'in, Rum Milletvekili Marios
Matsakis'in KKTC'den Türk bayrağını almasıyla ilgili
yazılı soru önergesini cevapladı.
Hem BM
Barış Gücü hem de BM Sekretaryası nezdinde girişimde
bulunularak, Matsakis'in Türk bayrağına karşı
yapmış olduğu saygısız eylemin gerçekleşmesine
imkan tanınmasının şiddetle kınandığını
bildiren Gül, dengesiz davranışlarıyla sürekli ön planda olmaya
çalışan Matsakis'in söz konusu eyleminin Güney Kıbrıs Rum
yönetimi tarafından da kınandığını
hatırlattı.
Matsakis'in
olayı Avrupa Parlamentosu'nda (AP) şova dönüştürme
çabalarının da sonuçsuz kaldığını kaydeden Gül,
AP Başkanı'nın Rum milletvekilini sert şekilde
eleştirdiğini söyledi.
Gül, KKTC'de
insan ve hayvan kaçakçılığının geçiş noktası
üzerinde bulunan Akıncılar bölgesinde kontrollerin
sıklaştığını bildirerek, "Türkiye, milli
davamız 'Kıbrıs meselesinin', Kıbrıs Türk
halkının istek ve beklentileri doğrultusunda kalıcı ve
adil bir çözüme kavuşturulması yönündeki
kararlılığını muhafaza etmekte olup, bu yöndeki
çabalarında sergilediği azim, bu tür
kışkırtıcı eylemlerden etkilenmeyecek kadar
güçlüdür" dedi.
"AB
sürecinde rehavete girmedik"
Öte yandan
TRT'nin sorularını yanıtlayan Abdullah Gül, AB sürecinde
rehavete girildiği yönündeki haberlerin hatırlatılması
üzerine, bu haberleri hayretle karşıladığını
belirtti.
"Bunları
söyleyenler ya bizim anlattıklarımıza kulak asmıyorlar ya
da AB çevrelerinin de söylediğini çok iyi takip etmiyorlar" diyen
Gül, müzakere sürecinin başlamasıyla yeni bir sürece
girildiğini, tarama sürecinin çok başarılı devam
ettiğini, 10'a yakın fasılda taramanın bitirildiğini,
Türkiye'nin müzakere heyetlerinin AB üzerinde çok olumlu etki
bıraktığını kaydetti.
Avusturya'nın
dönem başkanlığı sırasında en az 2 fasılda
müzakerelerin başlayacağını söyleyen Gül, "Bunlarla
ilgili pozisyon kağıtlarımızı hazırlıyoruz.
Dolayısıyla bu konuda her şey gayet iyi devam etmektedir. Ama ne
yazık ki zaman zaman bazı olumsuz beklentiler vardır. Müzakere
süreci kolay bir süreç değildir, iniş çıkışlar
olacaktır ama biz bunlara hazırız, bunları en iyi
şekilde yöneteceğiz" dedi.
Yunanistan ile
ilişkilere dair bir soru üzerine de Gül, Türkiye'nin
komşularıyla ilişkilerine çok önem verdiğine işaret
ederek, Doğu Akdeniz'in, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum
kesimiyle çok büyük işbirliği alanı haline gelebileceği ve
AB içinde ayrı bir sütun oluşturabileceklerini, büyük ekonomi ve
turizm alanlarında büyük işbirliği geliştirebileceklerini
düşündüğünü söyledi.
Gül, şöyle
konuştu:
"Şüphesiz
ki bununla ilgili, önce Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün sona ermesi
gerekir. Bununla ilgili Türkiye'nin attığı iyi adımlar var,
açıkladığımız eylem planı var, bununla ilgili çok
olumlu tepkiler de aldık. Ümit ederim BM Genel Sekreteri yakında bir
açıklama yapacaktır. Bugün aldığım bir mektupta bunu
çok dikkatli şekilde incelediklerini söylüyor. Yunanistan-Türkiye
ilişkilerinin geliştirilmesi hem bizim, hem onlar için iyi, Avrupa
için de iyidir. Muhakkak bazı farklı görüşler vardır,
bunları görüşerek, konuşarak, güven artırıcı
tedbirleri daha da geliştirerek halledeceğimize
inanıyorum."
KIBRIS 02/04/06
Avrupa Halk Partisi "Kıbrıs"
için güçlü bir karar onaylandı: Gerginliğin azaltılması
için Türk askeri çekilsin
Avrupa Halk
Partisi'nin 17. toplantısında, DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadis'in önerisi ve bir dizi temaslarından sonra
"Kıbrıs" için güçlü bir karar onaylandığı
bildirildi.Politis gazetesine göre, onaylanan kararda, "adada
gerginliğin azaltılması, aynı zamanda kalıcı bir
çözümün ön hazırlığı için Türk askerinin çekilmesi" de
talep ediliyor. Kararı onaylayanlar arasında Avrupa Birliği
üyesi 11 devlet başkanının bulunmasının kararı önemli
kılan unsurlar olduğu da iddia edildi.
Gazeteye göre,
Avrupa Halk Partisi'nin Roma'daki perşembe günkü toplantısında
onaylanan karar 9 maddeden oluşuyor. Kararda;
"1.Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin birliğine, bağımsızlığına,
temel bütünlüğüne ve egemenliğine destek teyit ediliyor.
2.Kıbrıs
Rum toplumunun demokratik iradesine saygı gösteriliyor ve çözüme henüz
ulaşılmaması nedeniyle üzüntü dile getiriliyor.
3. BM Genel
Sekreterine, Kıbrıs'ın tüm toplumlarınca kabul edilebilecek
bir çözüm için girişiminin tekrarlanması çağrısı
yapılıyor.
4.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması konusunda uluslararası
girişimlere aktif şekilde katılması için AB'ye
çağrı yapılıyor.
5.
Kıbrıs sorununa BM kararları ve AB ilkelerine dayanan dengeli
bir çözüm bulunması çabalarına olumlu katkı yapmaya devam etmesi
için Türkiye hükümetine çağrıda bulunuluyor.
6. Adada gerginliğin
azaltılması ve kalıcı çözümün ön
hazırlığı için gerekli adım olduğuna
inanıldığından, Türk hükümetine adadaki askeri güçlerini,
BM kararlarına göre somut bir takvim içerisinde ve en yakın zamanda
geri çekme çağrısı yapılıyor.
7. Türk
hükümetine AB'nin 25 üyesini de kapsayacak şekilde ek protokolü
onaylayıp uygulama çağrısı yapılıyor.
8. Türk
hükümetine Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması
çağrısı yapılıyor. İlgili müzakerelerin Türkiye
ve birisi Kıbrıs Cumhuriyeti olan 25 AB üyesi ülkeyle
yapılacağına dikkat çekiliyor.
9.
Uluslararası hukuka uygun olması kaydıyla, Kıbrıs Türk
toplumuna ekonomik ve ticari yardımla ilgili tüm çabalara destek
belirtiliyor."
Gazeteye göre,
yukarıdaki kararın onaylanmasından sonra Anastasiadis bundan
duyduğu memnuniyeti dile getirdi, "Kıbrıs konusunda ileriye
gidilmesi yönünde güçlü bir çerçeve bulunduğunu, Avrupa Halk Partisi'nin
en üst düzeyde belirttiği dayanışmayı iyi
değerlendirmeleri gerektiğini" söyledi.
Mahi gazetesi
haberi manşetten "DİSİ'nin BaşarısıKıbrıs
İçin Önemli KararKararda Diğer Şeyler Yanında Türk
Askerinin Adadan Çekilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye
Tarafından Tanınması Çağrısı
Yapılıyor" başlık ve spotlarıyla verdi.
Simerini de
haberi "Avrupa Halk Partisi; Kıbrıs'ı TanıyınParti
Toplantısında Kıbrıs İçin Güçlü KararAnastasiadis
Memnun" başlığıyla yansıttı.
KIBRIS 02/04/06
800 yolcu kapasiteli terminal bir yıl sonra
hizmete girecek
Girne Turizm
Limanı'nda liman binası tadilat ve ilave bina projesinin temeli dün
düzenlenen törenle Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar ile Türkiye Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım tarafından atıldı
800 yolcu
kapasiteli terminal bir yıl sonra hizmete girecek
Türkiye
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,
yıllardır Kıbrıs Türk halkına uygulanan
kısıtlama, izolasyon ve adaletsizlikler ortadan
kaldırılmadan, Türkiye'nin limanlarını tek taraflı
olarak Rumlara açmasını kimsenin beklememesi gerektiğini
vurguladı.
Yıldırım
dün Girne Limanı Yolcu Salonunun temel atma töreninde
yaptığı konuşmada, "Şimdi artık tüm
kısıtlamaların eş zamanlı olarak kaldırılma,
ticaretin önündeki engelleri aşma zamanıdır. Onun için bu önemli
fırsatı ilgili tarafların heba etmemelerini öneriyoruz"
dedi.
Girne Turizm
Limanı liman binası tadilat ve ilave bina projesinin temeli dün saat
10.30'da düzenlenen törenle Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar ile Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım tarafından atıldı.
İhalesi
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı,
Planlama İnşaat Dairesi, finansmanı Türkiye Cumhuriyeti
tarafından yapılan projeye göre, yeni yolcu salonu 3323 metre kare
büyüklüğünde ve 800 yolcu kapasiteli olacak. Günümüz
koşullarında hizmet verecek modern yolcu salonu mevcut terminal
binası bitişiğinde olacak.
Emek
İnşaat Şirketi Ltd. tarafından yapılacak salon
yaklaşık 4.5 milyon YTL'ye mal olacak.
Bu arada Girne
Turizm Limanı ile ilgili DAÜ tarafından hazırlanan Master Plan
çerçevesinde Girne Turizm Limanı'nın sadece yolcu taşıma
amaçlı hizmet vermesi, yük taşıma işlemleri için ise
Girne'nin batısında Karşıyaka-Güzelyalı mevkiinde ikinci
bir liman inşa edilmesi hedefleniyor.
Temel atma
töreni saygı duruşu ve İstiklal Marşının
okunmasıyla başladı. Geçitkale Gençlik Merkezi Folkor Ekibi
tarafından gösteriler sunulmasının ardından
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ile TC
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım tarafından
konuşmalar yapıldı, ardından ek terminal
binasının temeli atıldı.
Törene, TC
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Salih Usar, İçişleri Bakanı
Özkan Murat, TC Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Girne Belediye
Başkanı Sümer Aygın, Girne Polis Müdürü Can Sinan Karlıova,
Planlama İnşaat Dairesi Müdürü İsmail Gökbulut, Limanlar Dairesi
Müdürü Davut İzkar, Başkılavuzluk ve Girne Liman
Başkanı Bayram Kutluoğlu, CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu,
Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı Ahmet çağman, bazı
milletvekilleri, TC Yardım Heyeti üyeleri ve üst düzey yöneticiler
katıldı.
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, 1987 yılında hizmete
giren Girne Turizm Limanı'nın ülkede meydana gelen ekonomik
gelişme sonrasında yolcu ve yük
taşımacılığında yeterli hizmetleri veremeyecek
bir duruma geldiğini belirterek, yeni terminal binasının
yaşanan yoğunluğa büyük bir rahatlama getireceğini söyledi.
Ekonomide son
iki yılda ciddi atılımlar olduğunu ve gelecekte de gerek
turizm gerek yüksek öğrenim alanında önemli gelişmeler
yaşanacağına işaret eden Usar, ekonomik gelişmenin
sağlanması için yakın gelecekte alt yapı ve
ulaşım alanlarında ciddi yatırımların
yapılacağını, Girne ve İskele bölgelerinde özel sektör
işbirliğinde marina projelerinin hayata geçirileceğini söyledi.
Dün temeli
atılan Girne Turizm Limanı ek binasının ulaşıma,
turizme ve ekonomiye büyük katkılar sağlayacağını
kaydeden Salih Usar, projenin hayata geçirilmesinde teknik ve mali yönden
katkılarda bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne, bakanına ve
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan'a teşekkürlerini sundu.
TC
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da
yaptığı konuşmada, Kuzey Kıbrıs ekonomisini
geliştirecek, halkın refahını artıracak iki önemli
sektör bulunduğunu, bunların turizm ve yüksek öğrenim sektörleri
olduğunu belirtti. Bu sektörlerin de sağlıklı
gelişiminde ulaşımın ve alt yapı tesislerinin önemine
dikkat çeken Yıldırım, bunun için gereken katkıyı
sağlayacaklarını belirtti.
Ulaşımın
ülkeler arasında karşılıklı ticaretin
gelişmesinde önemli olduğuna dikkat çeken Yıldırım,
Türkiye'den Güney Kıbrıs Rum yönetimine limanlarını ve hava
limanlarını açması yönünde yapılmakta olan
çağrılarla ilgili olarak şöyle konuştu:
"Limanlarını
ve hava limanlarınızı açın diyorlar, bizim
limanlarımız ve hava limanlarımız eskiden beri
açıktır ancak, her şeyin bir karşılığı
var. Yıllardır Kıbrıs Türk halkına uygulanan
kısıtlama, izolasyon ve adaletsizlik görmezden gelinerek, tek
taraflı olarak, 'siz gelin limanlarınızı açın'
denilirse kimse kusura bakmasın bizden böyle bir şeyi kimse
beklemesin."
Kıbrıs
Türk halkının yakın zamanda çözümden yana bir irada ortaya
koyduğunu ve böylece çözüm istemeyen tarafın kim olduğunun da
dünya kamuoyunca görüldüğünü hatırlatan Yıldırım,
"Şimdi artık tüm kısıtlamaları eş
zamanlı olarak kaldırmak, ticaretin önündeki engelleri kaldırma
zamandır. Onu için bu önemli fırsatı ilgili tarafların heba
etmemelerini öneriyoruz" dedi.
KIBRIS 02/04/06