|
NTV
Güncelleme: 02:54 ET 22 Şubat 2006 Çarşamba
VİYANA
- Schüssel, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosla görüşmesinin
ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Türkiyenin
limanlarını da Rum gemi ve uçaklarına açması
gerektiğini belirtti.
Avusturya Başbakanı, Ankaranın Avrupa Birliğine
katılım müzakerelerine başlamak için bu sözü verdiğini
hatırlattı. Papadopulos ise, Ankaranın bu yönde adım
atacağına dair bir işaret görmediklerini belirtti.
Avusturya Başbakanı ayrıca, Kıbrıslı Türklere
yönelik mali yardım ve serbest ticaret tüzüklerinin bir birinden
ayrılmasıyla ilgili, yeni bir fırsat penceresi
doğduğunu söyledi. Türk tarafı iki tüzüğün birlikte
onaylanmasını, Rumlar ise sadece mali yardım tüzüğünün
hayata geçirilmesini istiyor.
YUNANİSTAN:
TÜRKİYE İKİLEMDE
Öte yandan Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Türkiyenin
Kıbrıs konusunda büyük bir ikilemle karşı karşıya
olduğunu ileri sürdü. Papulyas, Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimine
karşı politikasını gözden geçirmesi gerektiğini aksi
takdirde üyelik müzakerelerinin tehlikeye gireceğini söyledi.
Yunanistan
Cumhurbaşkanı, Yunanistanın Türkiyenin AB sürecini
desteklediğini ancak bunun Türkiyeye açık çek vermek anlamına
gelmeyeceğini söyledi. Papulyas, Diplomasi zaten bir ahlak ve adalet
değil, güç ve çıkar meselesidir. Yunanistan ve Rum Kesimi, Gümrük
Birliği anlaşmasının Kıbrısı da kapsayacak
şekilde genişletilmesini başardı. Bu şart, ne kadar
baskı yapılırsa yapılsın zaman aşımına
uğramaz dedi.
Kıbrıs Rum Yönetimi, geçen hafta Türk limanlarının Rum gemi
ve uçaklarına açılmaması durumunda, Türkiyeyi veto
edebileceğini açıklamıştı.
|
Hristofyas: AB
soruna yanıt vermeli İtalyayı
ziyaret eden Kıbrıs Rum Kesimi Meclis Başkanı ve
İşçi Partisi (AKEL) Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, AByi
Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması için harekete
geçmeye çağırdı. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 09:05 TSİ 22 Şubat 2006 Çarşamba
ROMA
- Hristofyas, Romada düzenlediği basın toplantısında, AB,
kendi kurucu hakları doğrultusunda Kıbrıs sorununa bir
yanıt vermelidir dedi.
Hıristofyas,
Kıbrıs sorununun halen çözümlenmemiş olmasının
Türkiyenin tutumundan kaynaklandığını ileri sürerek,
şöyle konuştu:
Kıbrıs hükümeti, biri Kıbrıslı Rumlar diğeri
Kıbrıslı Türkler olmak üzere iki toplumlu bir federasyon
oluşturulmasını önermiştir. Ama Ankara, Kuzey Kıbrısta
bağımsız bir Türk cumhuriyeti istediğinden dolayı, bu
girişimimiz de fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Bizi sertlik ve
uzlaşmazlıkla suçluyorlar. Diğer 100 bin insanla birlikte sürgüne
gitmek durumunda kalmış biri olarak benim için, kendi
toprağıma geri dönme meselesinde, uzlaşmamak kadar tabii bir
şey olamaz.
Hristofyas, Türkiyenin çözüme yanaşmamasında, Amerika Birleşik
Devletleri ve İngiltereden destek görmesinden
kaynaklandığını da iddia ederek, Özellikle İngiltere,
öteden beri parçala ve yönet politikasını izlemiştir.
İngilizler bizi halen bir sömürgeleri gibi görmekten vazgeçmelidirler
dedi.
ABD, KKTC ile doğrudan ticarete hazırlanıyor
21 Şubat, 2006 20:44:00 (TSİ) CNN TURK
The Washington Times gazetesi, ABD'nin Kıbrıslı
Türklerle doğrudan ticarete hazırlandığını
yazdı.
Gazetenin
Nicholas Kralev imzalı haberinde, Annan planına dayalı
referandumda adanın birleşmesine 'evet' diyen Kıbrıslı
Türklerin izolasyonunu azaltma çabaları çerçevesinde ABD'nin Kuzey
Kıbrıs'la ilk defa doğrudan ticarete başlama
çalışmaları yürüttüğü kaydedildi.
Washington Times'a konuşan bir ABD Dışişleri
Bakanlığı yetkilisi, ABD hükümeti ve bazı ABD
şirketlerinin, Kıbrıslı Türklerle iş
dünyasının standartlarını dünya standartlarına getirme
üzerinde çalıştığını belirterek 'temeli
oluşturuyoruz' dedi.
Ereli: "Attığımız bir dizi adım var"
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Adam
Ereli, günlük basın toplantısında Washington Times
gazetesinde çıkan habere değindi.
Bir gazetecinin haberi hatırlatması üzerine Ereli Annan
planının referandumda reddedilmesinin sonucunda
sıkıntı çekmemeleri için, adanın kuzey bölümünde ekonomik
izolasyonları ortadan kaldıracak tedbirler arıyoruz.
Attığımız bir dizi adım var''
karşılığını verdi.
Rum Büyükelçinin 'tanıma' endişesi
Kıbrıs Rum kesiminin Washington büyükelçisi Euripides Evriviades,
gazeteye açıklamasında, Kuzey Kıbrıs'ın
limanlarının açılmasının, KKTC'nin tanınması
anlamına geleceğini kaydetti.
Evriviades, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw tarafından
makamında ziyaret edilmesinin, 'Kıbrıs devletinin
(Kıbrıs Rum Kesimi) meşruiyetini azaltarak KKTC'nin
meşruiyetini artırdığı' yorumunu yaptı.
Straw'un Talat'ı makamında ziyaretini destekleyen ve KKTC
Cumhurbaşkanı'nı Amerikan Dışişleri
Bakanlığı'nda karşılayan ABD, bu politikaların
KKTC'nin tanınması anlamına gelmediğini her fırsatta
vurguluyor.
Papadopulos, AB dönem başkanı Avusturya'da
AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang
Schüssel, Avusturya'ya resmi ziyarette bulunan Kıbrıs Rum Yönetimi
lideri Tasos Papadopulos ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak
basın toplantısında ''Kıbrıs sorununun çözümü için BM
himayesinde devam etmekte olan süreci desteklemek için ellerinden gelen her
şeyi yapacaklarını'' söyledi.
'Sorunun çok karmaşık ve zor olduğunun ve bu ihtilafa bir çözüm
yolu bulmanın kolay olmayacağının bilincinde
olduklarını' kaydeden Schüssel, ''Kıbrıs (Rum kesimi) ile
Türkiye arasındaki ikili ticari ilişkileri mali protokolden
ayırmak için bir fırsatlar penceresi oluştuğunu'' söyledi.
Papadopulos ise Kıbrıs sorununa ilişkin bir soru üzerine,
'AB'nin Kuzey Kıbrıs'a (KKTC) ilişkin mali yardım
tüzüğünü kendilerinin de onayladığını'
anımsaratak, 'sorunun çözümü için Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmesini beklediklerini' belirtti.
Hristofyas: "İngilizler bizi sömürgeleri gibi görüyor"
Resmi ziyaret için İtalya'da bulunan Kıbrıs Rum Kesimi Meclis
Başkanı ve İşçi Partisi (AKEL) Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas da, Avrupa Birliği'ni Kıbrıs sorununun çözüme
kavuşturulması için harekete geçmeye çağırdı.
Kıbrıs sorununun halen çözümlenmemiş olmasının
Türkiye'nin tutumundan kaynaklandığını ileri süren
Hristofyas, Türkiye'nin çözüme yanaşmamasında ise ABD ve
İngiltere'den destek görmesinin etkili olduğunu iddia etti.
Hristofyas, ''özellikle İngiltere, öteden beri 'parçala ve yönet'
politikasını izlemiştir. İngilizler bizi halen bir
sömürgeleri gibi görmekten vazgeçmelidirler'' dedi.
The Washington Times gazetesinin iddiası: ABD, KKTC ile
ticarete başlıyor
DOĞRUDAN
TİCARET... The Washington Times gazetesi, Annan planına dayalı
referandumda adanın birleşmesine "evet" diyen
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu azaltma çabaları
çerçevesinde, ABD'nin Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete
hazırlandığını yazdı.
TEMEL
OLUŞTURULUYOR... Washington Times'a konuşan bir ABD
Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Amerikan hükümeti
ve bazı Amerikan şirketlerinin, Kıbrıslı Türklerle
iş dünyasının standartlarını dünya standartlarına
getirme üzerinde çalıştığını belirtti ve
"temeli oluşturuyoruz" dedi
The Washington
Times gazetesi, Annan planına dayalı referandumda adanın
birleşmesine "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunu azaltma çabaları çerçevesinde, ABD'nin
Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete
hazırlandığını yazdı.
Gazetenin
Nicholas Kralev imzalı haberinde, ABD'nin Kuzey Kıbrıs'la ilk
defa doğrudan ticarete başlama çalışmaları
yürüttüğü kaydedildi.
Washington
Times'a konuşan bir ABD Dışişleri Bakanlığı
yetkilisi, Amerikan hükümeti ve bazı Amerikan şirketlerinin,
Kıbrıslı Türklerle iş dünyasının
standartlarını dünya standartlarına getirme üzerinde
çalıştığını belirtti ve "temeli
oluşturuyoruz" dedi.
Amerikalı
yetkililer, adayı birleşmeye hazırlamak için, ambargolar
nedeniyle ekonomisi Güney Kıbrıs kadar gelişmeyen Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomisini dünya standartlarına
ulaştırmanın şart olduğunu belirtiyor.
Kıbrıs
Rum kesiminin Washington büyükelçisi Euripides Evriviades, gazeteye
açıklamasında, Kuzey Kıbrıs'ın limanlarının
açılmasının, KKTC'nin tanınması anlamına
geleceğini kaydetti.
Evriviades,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw tarafından makamında
ziyaret edilmesinin, "Kıbrıs devletinin (Kıbrıs Rum
Kesimi) meşruiyetini azaltarak KKTC'nin meşruiyetini
artırdığı" yorumunu yaptı.
Straw'un
Talat'ı makamında ziyaretini destekleyen ve
Cumhurbaşkanı'nı Amerikan Dışişleri
Bakanlığı'nda karşılayan ABD, bu politikaların
KKTC'nin tanınması anlamına gelmediğini her fırsatta
vurguluyor.
KIBRIS 22/02/06
Rum yönetimi, KKTC'yi tanıtıcı CD ve posterlere el
koydu
|
RUM
POLİSİNE TAKILDI... Kıbrıslı Türk "Property
North Cyprus Emlak Dergisi" ekibinin Larnaka üzerinden İspanya'ya
yollamaya çalıştığı CD ve posterler Metehan
Sınır Kapısı'nda Rum polisine takıldı. Rum
polisi, emlak fuarına yollanmak istenen KKTC'yi tanıtıcı
CD ve posterlere el koydu Rum Yönetimi,
İspanya'da düzenlenecek emlak fuarına Güney Kıbrıs
üzerinden yollanmak istenen KKTC'yi tanıtıcı CD ve posterlere
Metehan Sınır Kapısı'nda el koydu. İstanbul'dan
İspanya'ya direkt uçuş bulamadığı için malzemeleri
Larnaka Hava Alanı'ndan gönderme girişiminde bulunan Property North
Cyprus dergisi ekibi, Lefkoşa'da Metehan Sınır
Kapısı'nda Rum polisinin engeliyle karşı karşıya
kaldı. Paul Gibson,
Stephen Mortimer ve Sarah Kirton'dan oluşan ekibi durdurup, sorguya
çeken Rum polisi, hiçbir gerekçe göstermeden Kuzey Kıbrıs'ı
tanıtan tüm eşyalarına el koydu. Eşyalar arasında
KKTC'yi tanıtıcı CD, poster ve çok az sayıda dergi
bulunuyor. Dergilerin tamamına yakınının daha önceden
İstanbul üzerinden İspanya'ya
ulaştırıldığı açıklandı Property
North Cyprus Direktörü Mehmet Kozansoy, konuyla ilgili
açıklamasında, İspanya'da 23-26 Şubat'ta düzenlenecek
fuar için kullanılacak CD, posterler ve stantların Rum polisi
tarafından Metehan Sınır kapısında alındığını
belirtti. Bu gibi
engellemelerin çalışmalarını engellemeyeceğini
kaydeden Kozansoy, bilgisayarlardaki bilgi ve fotoğraflarla
İspanya'da yeni posterler bastıracaklarını söyledi.
Kozansoy, "Kuzey Kıbrıs'ı en iyi bir şekilde
tanıtımını yapacağız ve Kuzey
Kıbrıs'a gelmekte olan yatırımlara ve gelişmekte
olan emlak sektörüne katkıda bulunacağız' dedi. |
KIBRIS 22/02/06
|
Mersinde Rum
gemisi krizi bitti Kıbrıs
Rum Kesimine ait bir gemi, Mersin limanına yanaşmak için izin
istedi. İzin alamayan gemi limandan ayrıldı. |
|
|
|
|
|
|
Mehmet
Miras
NTV
MERSİN
- Limana girişine izin verilmeyen gemi, yaklaşık 2 mil
açıkta demirledi.
Mersinde bir firmanın acenteliğini yaptığı
Kıbrıs Rum Kesimine ait Able F adlı konteyner gemisi, Mersin
Liman Başkanlığına müracaat ederek, limana giriş izni
istedi.
Liman Başkanlığı, geminin yanaşmasına izin
vermedi ve durumu Denizcilik Müsteşarlığına bildirdi.
Limana yaklaşık 2 mil açıkta demirleyen Rum gemisi, giriş
izni için beklemeye başladı. İçinde 16 konteyner tekstil
malzemesi bulunan gemi, sahil güvenlik botları tarafından izlendi.
İzin çıkmamasının ardından gemi limandan ayrıldı.
RUM
KESİMİNDEN TEPKİ
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Rum bayrağı taşıyan
geminin Mersin Limanına yanaşmasına Türk makamlarınca izin
verilmemesine tepki gösterdi.
Rum hükümet sözcüsü Yorgo Lilikas, yaptığı yazılı
açıklamada, Türkiyenin bu hareketiyle Avrupa Birliğine (AB)
verdiği sözleri yerine getirmediğini belirterek, bu konuda AB
nezdinde tüm gerekli girişimlerde bulunmakta olduklarını
kaydetti. Ankaranın son hareketiyle AB ile yürürlükte olan Gümrük Birliği
Anlaşmasını bir kez daha ciddi olarak ihlal ettiği ileri
süren Lilikas, Türkiyenin bu davranışıyla (AB ile) uyumu
reddettiğini bir kez daha kanıtladığını, ABye
katılım sürecinde verdiği sözleri ve sorumlulukları yerine
getirme konusunda inandırıcı olmadığını
savundu.
|
NTV
Güncelleme: 21:24 TSİ 22 Şubat 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Birleşmiş Milletlerin hakemlikten çekildiği yönündeki
haberleri değerlendiren Talat, örgütün Annan Planında iki
tarafın yetki vermesi üzerine hakemlik yaptığını
kaydetti.
Bu
görevin sürekli olmadığını kaydeden Talat, Eğer biz
yeniden biraraya gelir ve görev verirsek, Genel Sekreter yeniden hakem olacak
dedi. Tarafların görüşlerinin çok farklı olduğuna dikkat
çeken KKTC Cumhurbaşkanı, anlaşmazlıkların sonsuza
kadar ertelenmemesi için hem zaman limiti hem de hakemliğin yeniden
gündeme geleceğini söyledi.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, görüşmelere başlamanın
önşartı olarak zaman kısıtlamasıyla hakemliğin
olmamasını ve ancak iki tarafın uzlaştığı
bir anlaşmanın referanduma götürülmesini şart koşuyor.
Rum
kriz gemisi geldiği gibi gitti
Ümit ÇETİN
Rum bandıralı yük gemisinin Mersin Limanına yanaşma
isteği kabul edilmedi.
Mersin Limanının 2 mil açığına üç gün
önce demir atan geminin talebi, Dışişleri
Bakanlığının görüşü doğrultusunda Denizcilik
Müsteşarlığınca dün akşam saatlerinde geri çevrildi.
Mersin Limanı açıklarına demirleyen Kıbrıs Rum Kesimi
Bayraklı Able F adlı geminin Laskiye Limanından İtalyaya
gittiği, bu sırada Mersin Limanına 16 tane konteyner
bırakmak istediğini bildirdiği öğrenildi.
Konteynerların içindeki yükün Maraş, Kayseri ve Kuzey Iraka
gönderilmek üzere eski elbise ve pamuk olduğu bildirildi. Akşam
saatlerinde Dışişleri Bakanlığının
görüşü doğrultusunda Denizcilik Müsteşarlığı
geminin girişine izin verilmeyeceğini geminin acentesi Atako
Uluslararası Taşımacılık Şirketine bildirdi.
Şirket, geminin geri çekileceğini Denizcilik
Müsteşarlığına bildirdi. Dışişleri
Bakanlığının, Denizcilik
Müsteşarlığına gönderdiği görüşte KKTCye
uygulanan izolasyon kaldırılıncaya kadar Rum gemilerinin Türk
limanlarına yanaşmasına izin verilmeyeceği görüşünün
tekrarlandığı öğrenildi.
HURRIYET 23/02/06
Doradan Kıbrıs
siftahı
Yorgo KIRBAKİ/ATİNA
Yunanistan'ın yeni
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, Kıbrıs,
Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri için siftah yaptı. Bakoyani
dışişleri bakanı olarak Atinadaki ilk görüşmesi
çerçevesinde dün Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile bir
araya geldi.
Görüşmede, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosun önümüzdeki salı
günü Pariste görüşeceği BM Genel Sekreteri Kofi Annandan iyi
hazırlık yapılması kaydı ve bazı şartlarla
yeni bir girişim başlatmasını istemesi mutabakatına
varıldı. Papadopulos, mart ayının ilk haftasında
Atinaya gelecek. Bakoyani, Rum Yönetimi ile aynı istikametteki
görüşlerini şöyle sıraladı:
Atina-Lefkoşa işbirliği Kıbrıs sorununun çözümünde
temel taşıdır.
BMnin yeni girişimi ile belirlenecek bir çözüm planı için önce
taraflar anlaşmalı sonra referanduma gidilmeli.
Müzakereler için zaman sınırı bulunmamalı
Hakemlik öngörülmemeli.
Annan planının 2004deki referandumla tarihe
karıştığını da belirten Bakoyani yeni bir
planın üç ekseni bulunması gerektiğini söyledi: 1.AB
mevzuatı 2.BM kararları 3.Annan planı.
HURRIYET
23/02/06
Babacan görüşmesinde Kıbrıs
konuşulmadı
Yorgo KIRBAKİ/ATİNA
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, Türk-Yunan ilişkilerine
tatlı-sert bir giriş yaptı. Güneydoğu Avrupa Ekonomi
Bakanları toplantısı için Atinada bulunan Devlet Bakanı
Ali Babacan ile görüşen Bakoyani, Egedeki askeri uçuşlar ve
Heybeliada Ruhban Okulunun açılması gibi Yunanistanın
yıllardır Türkiyenin önüne koyduğu talepler listesini masaya
yatırdı.
İki bakan, görüşme sonrası herhangi bir açıklama yapmasa
da, Hürriyetin edindiği bilgilere göre, Babacan ile görüşmesinde
Kıbrıs sorunu ya da Kıbrıs Rum Yönetimi ile
bağlatılı olarak Türkiye-AB ilişkilerine girmeyen Bakoyani,
sadece Egede Türk ve Yunan savaş uçaklarının birbirlerine çok
yakın uçmalarından şikayet etti. Bakoyaninin taleplerini
yumuşak bir üslupla dile getirdiği bildirildi. Babacan da hem Yunanistanın
talepleri, hem de kendi tezleri hakkında Türkiyenin görüşlerini
aktardı.
HURRIYET
23/02/06
Rum oyunu
Bela "geliyorum demez, gelir" sözü bir yana geleceği zaten
belliydi. 26 Ocak'ta bu köşede aynen şu satırlar
yayımlandı:
"1- Rum tarafı, Ek Protokol'e dayanarak şu sıralar birkaç
gemisini Türkiye limanlarına gönderebilirdi. Türkiye reddedince, AB'ye
dönerek yaygara koparırdı; 'Türkiye, Kıbrıs'ı da
kapsadığı halde imzaladığı Ek Protokol'ü
uygulamıyor... Müzakereler durmalı' diye tuttururdu.
2- Türkiye, Ek Protokol'ü TBMM'de hâlâ onaylamadı. AB 'onaylayın'
diye bastırıyor, limanlar ve havaalanları için de
uygulamanın başlaması gerektiğinin altını
çiziyor. Ankara sıkışmakta."
Ve işte aradan 1 ay bile geçmeden Kıbrıs Rum bandıralı
bir konteyner Mersin Limanı önüne demirledi. Malını
boşaltmak başvurusunda bulundu.
Türkiye'nin baş ağrısı olan "Ek Protokol"ün bütün
AB ülkelerini ve bu bağlamda Güney Kıbrıs'ı da
kapsadığı iddiası, fiilen işleme konulmuş oluyor.
Türkiye, böyle bir olasılığı gördüğü içindir ki,
kısa süre önce BM Genel Sekreteri Annan'a yeni bir plan sunmuştu.
Kıbrıs Rumlarının Türkiye limanlarına bir şileple
dayanması gibi bir oldubitti yapmasını bu planla göğüslemek
öngörülmüştü.
Rum tarafı, bu planı "konuşmaya bile gerek yok"
diyerek reddetmişti.
Ama...
Rumların Ek Protokol şemsiyesi altında Türkiye limanlarına
şilep ya da Türkiye havaalanlarına uçak göndermek oldubittisine
karşı, "Bu ihtilaflı bir konudur. Çözümü için Annan'a plan
önerdik. Önce BM'deki süreç beklenilmeli" denebilecekti.
Rumlar, şimdi bu savunma hattını delmek çabasında.
Türkiye ile AB arasında görüşmelerin başlaması tarihi
yaklaşırken, Kıbrıs Rum Kesimi'nin engel koyabileceği
bir gerekçe, bu konteyner kriziyle oluşabilir, derinleşebilir.
..........................
Diliyoruz ki bu şilep, bir şaşkınlık ya da
kaptanın bireysel gösteri merakı sonucu Mersin Limanı önlerine
demirlemiş olsun. Yukarıdaki satırlarda çizdiğim büyük
satrancın öne sürülen piyonu gibi kullanılmasın.
Buna karşılık...
Gerçekten bu şilep, bir krizin ve büyük oyunun tetiği ise her
şeye rağmen durum zor. Hele olaylar gelişir ve Türkiye'ye bir
dayatma boyutu haline gelirse, Ek Protokol'ün Türkiye için zaten çok çetin olan
bundan sonraki TBMM'de onay aşaması daha da sorunlu hale gelir.
AB karşıtı kurtların vadisine yem olur.
Umudumuz kolektif akıl ve sağduyu ile AB'nin sessiz ve derinden bir
diplomasiyle o şilebi, kıvılcımlar aleve, alevler
yangına dönüşmeden geri çekmesidir.
Şu satırlar yazılırken, henüz böyle bir işaret yoktu.
.............................
Böyle bir kriz için sanki özel zamanlama seçilmiş.
Hamasçıların Ankara ziyareti sonucu Batı ile ortamın
gerilmesi...
Hz. Muhammed'in karikatürleri nedeniyle gösteriler ve Trabzon'da bir
papazın öldürülmesi...
"Bunlar, Türkiye'nin metabolizmasını düşürdü" diye
yorumlanmış ve "kriz çıkarmanın tam zamanı"
diye düşünülmüş olabilir.
Ancak...
Bundan Kıbrıs Rum Kesimi'nin ne yararı olacak?
AB sürecinden kopmuş bir Türkiye mi Kuzey Kıbrıs'ı
bırakacak?
Türkiye gibi büyük bir devletle AB üyesi kimlikleriyle sınır
komşusu olmak mı yararlıdır, yoksa onu AB
dışında bıraktırarak karşısına almak
mı?
Fert başına milli geliri 15 bin doları bulan Yunanistan, bu
ikilemdeki akıl yolunu çoktan gördü ve Türkiye politikasına
Türkiye'yi AB'ye çekecek önemli esneklikler getirdi.
Kıbrıs Rum Kesimi'nde de gerçekleri görenlerin sayısı az
değil ama yönetim hâlâ aynı kafa.
...............................
Dolmabahçe önünde dümeni kilitlenen ve patlaması halinde İstanbul'a
nükleer etki yapabilecek şilebin karabasanı konuşulurken,
şimdi de bu belalı şilep.
GUNERCIVAOGLU
MILLIYET 23/02/06
Rumlar
kriz peşinde
23/02/2006
RADIKAL
AA - MERSİN - Güney
Kıbrıs Rum Kesimi'ne ait bir konteyner gemisinin, dün öğlen
Mersin Limanı'na yanaşmak istemesi hareketli saatlere neden oldu.
Mersin'deki bir firmanın acenteliğini yaptığı 'Able F'
adlı Ro-Ro gemisinin başvurduğu Liman
Başkanlığı, mevzuat gereği limana giriş izni
vermedi. Akdeniz Sahil Güvenlik Komutanlığı botlarının
izlemeye aldığı gemi, 2 mil açığa demirledi.
Dışişleri, geminin uluslarası kurallara aykırı
davrandığını açıklarken, Rum hükümet sözcüsü Yorgo
Lilikas, bu konuda AB nezdinde gerekli girişimlerde bulunmakta
olduklarını açıkladı.
Bakoyani'nin
siftahı Yakovu'yla
23/02/2006 RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani,
Kıbrıs, Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri için siftah
yaptı. Bakoyani, Atina'da dün önce Rum Dışişleri
Bakanı Yorgos Yakovu, ardından Güneydoğu Avrupa Ülkeleri
İşbirliği toplantısı için Atina'da bulunan Devlet Bakanı
ve AB başmüzakerecisi Ali Babacan ile görüştü. Yunan bakan ile Yakovu,
Rum lideri Tasos Papadopulos'un, salı günü Paris'te görüşeceği
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan, iyi hazırlık yapılması
kaydı ve bazı şartlarla yeni girişim
başlatmasını istemesi mutabakatına vardı. Papadopulos,
martın ilk haftasında Atina'ya gelecek.
Bakoyani, görüşme sonrası Rum Yönetimi'yle sıkı
işbirliğinin süreceğini belirtip yeni girişim için Rum
şartlarını sahiplendi: "Çözüm planı için önce taraflar
anlaşmalı, sonra referanduma gidilmeli. Müzakereler için
sıkı zaman sınırlaması olmamalı ve hakemlik
bulunmamalı." Annan Planı'nın 2004 referandumuyla tarihe
karıştığını söyleyen Yunan bakan, yeni planda
olması gereken üç ekseni "AB mevzuatı, BM kararları, Annan
planı" diye sıraladı. Adada yeni
başarısızlıktan kaçınılması gereğine
vurgu yapan Bakoyani, Türkiye'nin AB'ye yükümlülüklerinin, BM'deki çözüm
çabalarıyla bağdaştırılmaması gerektiğinin
altını çizdi.
Yeni bir BM girişimi için koşulların
olgunlaştığını söyleyen Rum Dışişleri
Bakanı Yakovu ise Türkiye-AB ilişkileri konusunda, "Türkiye
AB'ye hesap vermeli. Her halükârda Türkiye'nin 2006 yılında AB ile
randevusu var" diyerek Türk limanlarının Rum Kesimi'ne
açılması talebini yineledi.
İt
dalaşı şikâyeti
Bakoyani, Babacan'la görüşmesinde ise Ege'deki askeri uçuşlar ve
Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması konularını ele
aldı. İki bakan da bir açıklama yapmazken, Bakoyani'nin
görüşmede Kıbrıs sorunu ya da Kıbrıs Rum Yönetimi ile
bağlantılı olarak Türkiye-AB ilişkilerine girmediği
ancak Ege'deki it dalaşlarından şikâyet ettiği
öğrenildi. Yunan Bakan, AB kriterlerine uyma gayretini takdirle
karşıladıkları Türkiye'nin AB perspektifine desteklerini
yinelerken, Başbakan Kostas Karamanlis'in Ankara ziyaretini
gerçekleştirmesi için çalışacağını ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün de Atina'ya beklendiğini ifade etti. AB
desteği için teşekkür eden Babacan ise Bakoyani'ye istediği
zaman Türkiye'ye gelebileceğini iletti. Babacan, kahve fincanı
takımı hediye ettiği Bakoyani'ye "Bir kahvenin 40 yıl
hatırı vardır" atasözünden de bahsetti.
Görüşmede bulunan Bakoyani'nin oğlu Kostas ise Harvard
Üniversitesi'nden sınıf arkadaşı olan Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'a Babacan
aracılığıyla selamlarını iletti.
Ara bölgede mayın temizliği sürüyor
MAYINDAN
ARINDIRILACAK... Mayın Hareket Merkezi Program Yöneticisi Michael Raine,
"Mayınlar temizlenince, Kıbrıs 'mayından
arındırılmış ülke' ilan edilecek ve ilk
mayınsız ülke olmasa da ilklerden biri olacak. Bu
ulaşılabilir ve gerçekçi bir hedeftir" dedi
Kıbrıs'ta
ara bölgede, "Gelecek İçin Ortaklık Projesi" çerçevesinde,
AB'nin sponsorluğunda, BM öncülüğünde Mayın Hareket Merkezi
tarafından yürütülen mayın temizleme çalışmaları
sürüyor.
2004
yılında başlayan çalışmaların ilk safhasında
RMMO'nun verdiği bilgi ışığında Rumlar
tarafından döşenen mayınlar temizlenmiş, ikinci safhada da
Türk askeri tarafından döşenen mayınlar GKK'nın
işbirliği ve koordinasyon desteğiyle temizlenmeye
başlanmıştı. Çalışmaların ikinci
safhası GKK desteğiyle, GKK'ya mensup gözlemci bir irtibat
subayının eşliğinde sürdürülüyor.
Yaklaşık
2 yıldır süren ve şu ana kadar 4 milyon Euro'yu aşan bir
rakama mal olan söz konusu çalışmalarla ilgili son gelişmeleri
Türk ve Rum kamuoyuna anlatmak amacıyla KKTC'den TAK ve BRT, Güney
Kıbrıs'tan ise RİK ve "Kıbrıs haber
Ajansı"(RIK) muhabir kameraman ve fotoğrafçılarına
yönelik önceki gün başlayan ve dün sona eren bir bilgilendirme gezisi
düzenlendi.
Metehan
bölgesindeki mayınlar
Olayın
önceki günkü bölümünde basın mensuplarına ilk olarak bir brifing
verildi. Ardından basın mensupları Metehan
yakınlarındaki ara bölgede devam eden mayın temizleme
çalışmalarının yapıldığı mayın
tarlalarına götürülerek burada mayın temizleme
çalışmalarıyla ilgili yöntem anlatıldı.
Basın
mensupları daha sonra mayın tarlalarının arasındaki
güvenli patikalardan geçirilerek çıkarılan mayınların bir
çukur içinde güvenceye alındığı yere götürüldü ve 2305
numaralı mayın tarlasından çıkarılan 8 anti-tank
mayınıyla, 62 adet anti-personel mayını ve tarlada bulunan
el bombası gösterildi.
Söz konusu
mayınlar, Denya yakınlarında, Lefkoşa Uluslararası
Havaalanı'nın 12 kilometre batısında, mayın
imhası için hazırlanan güvenli bir yerde, basının önünde
imha edildi. Basın mensupları önce üzerlerine ateşleyici fünye
ve patlayıcı yerleştirilmiş mayınların
bulunduğu yere götürüldü. Ardından yaklaşık iki kilometre
uzaklıktaki tepeye çıkıldı ve mayınlar iki bölüm
halinde uzaktan patlatıldı. İmha işleminden sonra
basın mensupları tekrar mayınların imha edildiği yere
götürüldü ve mayınların patlamasından sonra ortaya çıkan
durumu görüntüledi. Mayınların patlaması sonucu krater gibi iki
büyük çukur açıldığı gözlemlendi. İki günlük
bilgilendirme gezisi gazetecilerin UNFICYP karargahına götürülmesiyle sona
erdi.
Çalışmalar
sırasında biri irtibat subayı olmak üzere GKK'dan iki personel
de sürekli hazır bulunuyor ve koordinasyonu sağlıyor.
Raine
Mayın
Hareket Merkezi Program Yöneticisi Michael Raine, çalışmalarla ilgili
verdiği teknik bilgilerin yanı sıra genel bir de açıklama
yaptı.
Raine,
programın AB tarafından finanse edildiğini ve BM tarafından
yürütüldüğünü belirterek, ilk olarak 2004 Ekim ayında yürürlüğe
konulan çalışmalar çerçevesinde 19 mayın tarlasının,
802 bin 475 metrekare alanın temizlendiğini ve 982 anti personel ile
bin 336 anti tank olmak üzere toplam 2 bin 318 mayının
çıkarıldığını belirtti.
"İki
taraftan destek"
İki
tarafın da verdiği desteği öven ve GKK'nın da kendileriyle
yürüttükleri işbirliği ve koordinasyonun mükemmel düzeyde
olduğunu ve bunun devam etmesini umduklarını kaydeden Raine,
çalışmalarını Nisan 2006'ya kadar sürdürmeye yetecek
fonları bulunduğunu ancak AB'nin bu tarihten sonra da kendilerine
finansman sağlayacağı ve çalışmalarını
sürdürecekleri ümidinde olduklarını vurguladı.
Raine,
öncelikle ara bölgedeki tüm mayın tarlalarını temizlemeyi
hedeflediklerini ve ardından da diğer bölgelerdeki
mayınları temizlemeyi amaçladıklarını kaydetti.
"İlk
mayından arındırılmış ülkelerden"
Raine,
"Mayınlar temizlenince, Kıbrıs 'Mayından
Arındırılmış Ülke' ilan edilecek ve ilk
mayınsız ülke olmasa da ilklerden biri olacak. Bu
ulaşılabilir ve gerçekçi bir hedeftir" dedi.
Mayınların
imha edilerek bir daha kullanılamayacak duruma geldiğini anlatan
Raine, yeni finansman için AB ile görüşmelerin olumlu şekilde
sürdüğünü, Ara bölgedeki ilk etap için 4 milyon Euro, ikinci etap için 5-6
milyon Euro harcanacağını, ara bölge dışındaki
mayınların da temizlenmesiyle toplam harcamanın 11-12 milyon
Euro'ya çıkacağını kaydetti.
Mayın
Hareket Merkezi'nde Bosna, Mozambik, Zimbabwe, İsveç, Yeni Zelanda,
İngiltere ve Fransa olmak üzere toplam 7 ayrı ülkeden personel
çalışıyor. Çalışmalara AB'nin yaptığı
önemli katkının yanı sıra Kanada 250 bin dolar, Slovenya da
25 bin dolar katkı yaptı.
Mayın
temizlenen bölgeler
Bugüne kadar
şu bölgelerde mayın temizleme operasyonları yürütüldü:
"Lefkoşa, Küçükkaymaklı, Kokkinokremmos, Denya, Metehan, Xehi,
Aşağı Pirgo, Lefke, Bostancı, Skouriotissa,
Omorphita."
Kıbrıs
Mayın Hareket Merkezi
Mayın
Hareket Merkezi (MAC), AB finansmanında gerçekleştirilen
"Gelecek İçin Ortaklık" Programı çerçevesinde, BM
Kalkınma Programı'nın (UNDP), BM Proje Servisleri Ofisi
aracılığıyla yürüttüğü çalışmaların
şemsiyesi altında kuruldu.
Ara bölgede
mayın temizleme çalışmalarını yürüten MAC, bulunan
patlamamış mühimmatı da etkisiz hale getiriyor. MAC, bir sivil
toplum örgütü olan "Mayın Danışma Grubu" (MAG) ve
profesyonel bir kuruluş olan "Armorgroup Services"dan destek ve
hizmet alıyor.
MAC'dan verilen
bilgiye göre, kuruluşun çalışmaları adada
normalleşmeye ve gerek insanların, gerekse malların serbest
dolaşımını öngören AB Yeşil Hat Tüzüğü'nün uygulanmasına
yardımcı olmayı da hedefliyor. MAC açıklamasında,
yapılan çalışmalar sayesinde Bostancı kapısı gibi
geçiş noktalarının güvenli şekilde
açıldığına işaret edilerek, bu arada önemli oranda
alanın da temizlenmesi sayesinde yeniden tarımsal amaçlar için
kazandırıldığı belirtiliyor.
Mayın
temizleme çalışmalarıyla iki taraf arasında güven
yaratılması da amaçlar arasında.
KIBRIS 23/02/06
Rum, Türkiye'yi deniyor
GİRİŞİNE
İZİN VERİLMEDİ... Kıbrıs Rum kesimine ait bir
konteynır gemisi, Mersin Limanı'na yanaşmak için izin istedi.
Liman Başkanlığı tarafından limana girişine izin
verilmeyen Rum gemisi, 2 mil açıkta demirledi. Krize neden olan Rum
bandıralı gemiyi, Türk karasularından ayrılana kadar, Sahil
Güvenlik Komutanlığı'na bağlı botlar izlemeye
aldı
KURALLARA
AYKIRI HAREKET... TC Dışişleri Bakanlığı, Mersin
Limanı'na yanaşmasına izin verilmeyen Güney Kıbrıs Rum
kesimine ait bir geminin, uluslararası kurallara aykırı hareket
ettiğini bildirdi. Geminin uygulamaya aykırı olarak ve
acentesinin ikazına rağmen kendiliğinden Mersin Limanı
açıklarına gelerek, bir oldu-bittiyle limana yanaşma
başvurusunu acentesine ilettiği belirtildi
Kıbrıs
Rum kesimine ait bir konteynır gemisi, Mersin Limanı'na yanaşmak
için izin istedi. Liman Başkanlığı tarafından limana
girişine izin verilmeyen Rum gemisi, 2 mil açıkta demirledi.
Krize neden
olan Rum bandıralı gemiyi, Türk karasularından ayrılana
kadar, Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı botlar
izlemeye aldı.
İHA'nın
haberine göre, Mersin firması Atako'nun acenteliğini
yaptığı Kıbrıs Rum kesimine ait "Able F"
adlı Ro Ro gemisi, dün sabah saat 05.30'da Mersin Liman
Başkanlığı'na müracaat ederek, limana giriş için izin
istedi. Ancak mevzuat gereği Mersin Liman Başkanlığı
Rum gemisinin limana yanaşmasına izin vermeyerek, durumu Denizcilik
Müsteşarlığı'na bildirdi. Rum gemisi "Able F" ise
limana yaklaşık 2 mil açıkta demirleyerek, giriş izni için
bir süre bekledi.
Bu arada,
Denizcilik Müsteşarlığı'nın bilgi vermesi üzerine
Akdeniz Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı botlar Rum
gemisini izlemeye aldı.
TC
Dışişleri Bakanlığı: Rum gemisi
uluslararası
kurallara aykırı hareket etti
TC
Dışişleri Bakanlığı, Mersin Limanı'na
yanaşmasına izin verilmeyen Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne ait
bir
geminin,
uluslararası kurallara aykırı hareket ettiğini bildirdi.
TC
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan
açıklamada, uluslararası kurallar ve teamüle göre, bir geminin
herhangi bir limana girebilmesi için ilgili liman
başkanlığına, acentesi aracılığıyla
"yanaşma müsaadesi" talebinde bulunması gerektiği
hatırlatıldı.
Açıklamada,
dün sabah Rum bayraklı geminin uygulamaya aykırı olarak ve
acentesinin ikazına rağmen kendiliğinden Mersin Limanı
açıklarına gelerek, "bir oldu-bittiyle limana yanaşma
başvurusunu acentesine ilettiği" belirtildi.
Açıklamada,
Rum gemisinin yanaşma müsaadesi talebinin
karşılanmasının mümkün olmadığının,
Mersin Liman Başkanlığı'nca acentesine bildirildiği
kaydedildi.
KIBRIS 23/02/06
ABden Ankaraya
gemi tepkisi
AB
Komisyonunun genişlemeden sorumlu sözcüsü, Türkiyenin Gümrük
Birliği ek protokolünden doğan yükümlülüklerine, sadık
kalması gerektiğini söyledi.
NTV
Güncelleme: 23:57 ET 23 Şubat 2006 Perşembe
BRÜKSEL
- AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu sözcüsü Kriszitna Nagy,
Kıbrıs Rum bandıralı bir geminin, Mersin limanına
yanaşamamasıyla ilgili NTVye yaptığı açıklamada,
Komisyon olayı duyar duymaz, Türk yetkilileriyle temasa geçti. Geminin,
limana yanaşma izninin hangi koşullarda verilmediğini
yakından incelemek gerekiyor ve bu durumun da açıklığa
kavuşması gerekiyor dedi.
Kriszitna
Nagy, Ankaranın Gümrük Birliği ek protokolünün gereğini yerine
getirmesi gerektiğini de hatırlattı ve Brükselin, 21 Eylül
tarihli deklarasyonunda, bu konunun, yakından takip edileceğini
bildirdiklerini yineledi.
Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Kesimi de konuyla ilgili olarak
Türkiyeyi, Avrupa Birliğine şikayet etti.
Rum yönetiminden yapılan açıklamada, Türkiyenin, Gümrük Birliği
anlaşmasını bariz ve kışkırntıcı bir
şekilde ihlal ettiği öne sürüldü.
Rum Meclisinde
Türk aday
Kıbrıs
Rum Kesiminde, 21 Mayısta yapılacak meclis seçimlerinde, ilk kez
bir Kıbrıslı Türk aday olacak.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 23:55 ET 23 Şubat 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- 9 yıldır Rum kesiminde yaşayan Neşe Yaşın,
düzenlediği basın toplantısında adadaki iki toplumun
birleşmesini destekleyen, Birleşik Demokratlar Partisinden aday
olacağını belirtti.
Rum kesimindeki üniversitede öğretim görevlisi olan Neşe
Yaşın, Alacağım oyları kıbrıslı Rum
seçmenlerin, bu ülkeyi Kıbrıslı Türklerle paylaşarak,
birlikte yaşama arzusunun göstergesi sayacağım dedi.
Rum kesiminde, Ocak ayında kabul edilen yeni yasa, güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türklerin tüm seçimlerde oy kullanabilmesine, yerel ve
genel seçimlerde aday olabilmesine olanak tanıyor.
Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, Mehmet Hasgüler adlı
Kıbrıslı Türk, Rum kesimindeki seçime katılmış,
ancak çok az oy almıştı.
Kıbrıslı Türk Rum seçimlerinde aday
23 Şubat, 2006 20:59:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
Mayısta yapılacak seçimlerin en güçlü adayı
Papadopulos |
Kıbrıs Rum kesiminde 21 mayısta yapılacak
genel seçimlerde ilk kez bir Kıbrıslı Türk aday olacak.
Dokuz
yıldır Rum kesiminde yaşayan Neşe Yaşın
düzenlediği basın toplantısında, Adadaki iki toplumun
birleşmesini destekleyen Birleşik Demokratlar partisinden aday
olacağını belirtti.
Kıbrıs Rum Üniversitesi'nde Türkçe öğreten şair
Yaşın, ''alacağım oyları, Kıbrıslı Rum
seçmenlerin bu ülkeyi Kıbrıslı Türklerle paylaşarak
birlikte yaşama arzusunun göstergesi sayacağım'' dedi.
Birleşik Demokratlar partisi lideri Mihalis Papapetru da, ''Neşe
Yaşın'ın ülkemizin geleceğine ilişkin acı ve
endişeleri bizim acılarımız ve endişelerimizdir''
şeklinde konuştu.
Rum kesiminde ocak ayında kabul edilen yeni yasa, güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türklerin tüm seçimlerde oy kullanabilmesi, yerel ve
genel seçimlerde aday olabilmesine imkan tanıyor.
Ancak Kıbrıslı Türkler Rum kesiminde devlet
başkanlığına aday olamıyor.
* * *
DAHA ÇOK RUM
GEMİSİ GELECEK
Çarşamba
günkü olayı ciddiye almalıyız.
Bir Rum gemisinin Mersin limanına girmek istemesi, beklenen bir
kampanyanın fiilen başladığını gösteriyor. Yapmak
istedikleri de çok açık:
Türk limanlarına gemiler yollanacak... Türkiye, resmen
tanımadığı Rum yönetimine kayıtlı gemiyi kabul
etmeyecek. Rum yönetimi, hemen Avrupa Birliğine başvuracak ve
Türkiye'nin tam üye olmuş bir ülke gemisini engellediğini bildirecek.
Karşılığında da, Türkiye'nin verdiği sözü tutup
Gümrük Birliğine uyup limanlarını açmasını veya
müzakerelerin durdurulmasını isteyecek.
Kızmayalım, abartmayalım. Rumlar, ellerine geçen bir olanaktan
yararlanmaya çalışıyor. Aynı fırsat bizim elimize
geçse, bizde aynını yapardık.
Ancak hazırlıklı olmakta yarar var.
Önümüzdeki dönemde daha fazla gemi yollayacaklar. Önemli olan, Ankara'nın
ne yapacağı. Savunmada mı kalacağız, yoksa AB'yi
yanımıza çekebilmek için, başka kozlarımızı
mı kullaacağız?
Rum baskısını bertaraf edebilmenin tek yolu, maçı kendi
sahamıza çekmektir. Başka alanlarda adımlar atmak, bekleyen
reformları yapmak ve AB'ye farklı bir mesaj yollamak.
Özetle, Türkiye hareketlenirse Rumlar etkili olamazlar.
* * *
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 24/02/06
Ankara'ya
üç koldan liman baskısı var
|
|
|
Dışişleri, 16 kargo
giysi taşıyan Rum bandıralı 'Able F' gemisinin Mersin
Limanı'na girmesine izin vermemişti. FOTOĞRAF: DHA |
Türkiye'nin Rum
gemisini Mersin Limanı'na almamasına Atina, Rumlar ve AB öfkelendi.
Ankara: Kısıtlama yeni bir şey değil
24/02/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA/ATİNA - Türkiye'nin
limanlarını Rum gemilerine açması için yoğun
baskılarla karşılacağı öngörülen 2006'nın ilk
manevrası önceki gün Mersin'de yaşandı. Rum bayraklı 'Able
F' adlı Ro-Ro gemisi Mersin Limanı'na yanaşmak istedi, ancak
Dışişleri gemiye izin vermedi. Dışişleri, Kuzey
Kıbrıs'a tecrit kalkmadıkça, Güney Kıbrıs'a
kısıtlamaları kaldırmayacağını tekrarlarken,
Yunanistan ve Rum Yönetimi, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni ihlal
ettiğini söyleyip bunun AB'yle müzakereleri
zorlaştıracağı tehdidinde bulundu.
Yunan Dışişleri sözcüsü Yorgos Kumuçakos, Türkiye'nin AB üyelik
müzakerelerindeki ilerlemenin üzerinde uzlaşılmış bir dizi
belgedeki şartlara göstereceği uyuma bağlı olduğunu,
Türkiye'nin son tavrının ise buna yardımcı
olmadığını söylerken, "Her aday gibi Türkiye de, AB ve
üyelerine karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmekle
mükellef" dedi. Rum hükümet sözcüsü Yorgo Lilikas da, Türkiye'nin Gümrük
Birliği'ni bir kez daha ciddi olarak ihlal ettiğini öne sürerek, AB
nezdinde tüm girişimlerde bulunduklarını belirtti.
Brüksel'den tepki
Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Ek
Protokolü uygulaması gerektiğini anımsatırken, konu dün
Ankara'daki Türkiye ile AB siyasi direktörleri toplantısında da
gündeme geldi. AB heyeti, Türkiye'nin protokolü uygulaması ve liman ve
havaalanlarını açması gerektiğini savundu.
Ama Türkiye taviz vermiyor. Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım, Türk deniz taşımacılığı
rejiminde 1987 yılından beri Rum bayraklı gemilere
kısıtlama uygulandığını, bunun yeni
olmadığını anımsatıp,
Dışişleri'nin bu çerçevede gemiye izin vermediğini
aktardı. Yıldırım, Kıbrıs'ın hem kuzeyinde
hem güneyinde kısıtlamaların eşzamanlı kalkması
gerektiği tezini yineledi.
'Yazılı
belge verildi'
Çarşamba günü sabaha karşı 05.00'te Able F'nin limanın
açığına demirlemesinin ardından giriş
müracaatını gemiye acente hizmeti veren Atako yaptı. Ancak
geminin Rum bayraklı olduğu anlaşılınca Ankara'ya
bilgi verilerek 15 saatlik 'diplomatik trafik' başlatıldı.
Dışışleri'nden izin çıkmayınca, Liman
Başkanlığı geminin bölgeyi terk etmesini istedi. Sahil
güvenlik botlarınca çevrilen geminin kaptanının, 'Türk
Dışişleri'nden alınmadığımıza dair
resmi belge verirseniz, gideriz' talebinde bulundu. Akşam saat 20.15'te
ışıklarını karartarak Akdeniz'e açılan gemiyi
botlar Türk karasularından çıkıncaya dek gözetim altında
tuttu.
Mersin Deniz Ticaret Odası Genel Sekreteri Atahan Çukurova ise Rum
gemisinin limana girişine izin verilmediğine dair yazılı
belgeyi aldığını öne sürerek, "Denizcilik
Müsteşarlığı, acente hizmeti veren firmaya geminin
girişinin reddedildiğine dair bir yazılı belge verdi. Belge
verilmesinin yeni bir kriz yaratacağını düşünmüyorum"
iddiasında bulundu.
Mehmet
Ali Talat'ı dinlerken
24/02/2006
RADIKAL
Kıbrıs konusunda
yeni bir şey söylemek çok zor. Gene de, dün Boğaziçi Üniversitesi'nde
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ı dinlerken söylediği bir cümle (hem de çok tanıdık
bir cümle) bana önemli geldi.
Cumhurbaşkanı Talat, 2004 referandumunun Rumlar tarafından
reddedilmesinden bu yana 'moral üstünlüğün' (Bunu 'manevi ve ahlaki
üstünlük' olarak da okuyabilirsiniz) Türk tarafında olduğunu
belirttikten sonra, yeni stratejinin 'Hattı müdafaa değil, sathı
müdafaa' olması gerektiğini belirtti. Yani, bir çizgide değil,
tüm yüzeyde savunma!
Hayır, bunu bazılarının pek hoşuna gideceği gibi,
her santim toprak için silahla çarpışmak anlamında söylemedi,
çok yerde çok farklı yöntemlerle mücadele etmek anlamında söyledi.
Talat'a göre, Kıbrıs sorunu Türkiye'nin Avrupa Birliği
perspektifine de bağlanınca tek cepheli değil, çok
bileşenli bir sorun haline dönüşmüştü. Terk edilmiş
malların mülkiyeti, insan hakları, tazminat, göç, kayıplar...
Her biri ayrı bir uğraş gerektiriyordu...
Konu böyle kavranırsa gelecekten umutlu olduğunu söylüyordu Talat.
Bu yıl için ise pek o kadar iyimser olmadığı
anlaşılıyordu. Bunun temel nedeni Güney Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Papadopulos'un çözüm yanlısı
olmamasıydı. Papadapulos elindeki AB anahtarıyla Türkiye'yi ne kadar
kanırtabileceğinin sınamasını yapmaktaydı. Önceki
gün Mersin Limanı'na gönderilen Rum şilebi bu türden
manevraların bir örneğiydi.
İşin kötüsü, Papadopulos'un bu uzlaşmaz tutumuna karşı
bir yaptırım uygulanamıyordu. Geçmişte Türk
tarafının yaptığı hatalar yüzünden, uluslararası
camiada hiç sevilmemesine rağmen hâlâ tüm Kıbrıs'ın
temsilcisi sıfatından yaralanmaktaydı bu Rum milliyetçisi...
Ne zamana kadar? Günün birinde gerçekten sıkışıncaya
kadar... Uzlaşmazlığın faturası gözünü korkutuncaya
kadar...
Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu Papadapulos'un bu oyununa göz yumar
ya da canı gönülden katılırken, iki ülke, ABD ve İngiltere,
böyle bir faturanın nasıl çıkarılabileceğinin
hesabı içindeler.
İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw'un geçenlerde
Kuzey Kıbrıs'ı tanımaktan söz etmesi bu hesabın bir
ucu...
Washington ise, Rumları daha çok ticari sınırlamaları
delerek sıkıştırmak niyetinde görünüyor.
AKP'nin 'Katma Protokol'ü Meclis'ten geçirme tarihi yaklaştıkça bu
türden kol bükmeler de çoğalacaktır.
Amerika'nın çok önemli iki gazetesi bunun altyapısını
oluşturmaya başladılar bile. Wall Street Journal gazetesi 27
Ocak tarihli başyazısında Türk hükümetinin Kıbrıs
politikasını övdükten sonra Yunanistan'ı 'adadaki kuzenlerini
yola getirmek için' bir şeyler yapmaya çağırıyordu.
Ünlü New York Times ise 31 Aralık tarihli başyazısında
şöyle diyordu:
"Wahington ve Brüksel adanın birleştirilmesi konusunda
Kıbrıslı Rumlara yönelik baskısını
artırmalı ve çabalarından dolayı ekonomik ve siyasi olarak
Kıbrıslı Türkleri ödüllendirmeli... Batı'nın
Kıbrıs konusunda bu tür bir girişimi, Türkiye'nin Avrupa'yla
ticaret anlaşmasını, Birliğin Kıbrıs da dahil 10
yeni üyesini kapsayacak şekilde genişletmesi konusunda Meclis'te
yapılacak oylamanın yönünü değiştirebilir...
Erdoğan'ın dostlarından alacağı ufak bir yardımla
bir hamle daha yapması gerekiyor."
Kıbrıs'ın çok bileşenli bir sorun haline geldiği bu
karmaşık dönemde KKTC'nin başında 'gerçekçi' bir
cumhurbaşkanı bulunuyor.
Rum yönetimi AB'yi aldattı
TEHDİTLERİNİ
KAALE ALMAYIZ... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa
Birliği Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı Wolfgang
Schüssel'in, "Türkiye, yıl sonuna kadar Kıbrıs Rum
yönetimini tanımalıdır" şeklindeki sözlerine tepki
göstererek, "Şunu çok açık net söylüyorum, AB'de özellikle KKTC
ile alakalı olarak bizim müzakere sürecimizi aksatma tehdidini sallamayı,
kusura bakmasınlar biz hiçbir zaman kaale almayız, gündemimize
almayız" dedi
BİZ
AB'Yİ ALDATMADIK... Erdoğan: Annan planında biz AB'yi
aldatmadık, Güney Kıbrıs Rum yönetimi aldattı. KKTC samimi
davrandığı halde Güney Kıbrıs Rum yönetimi maalesef burada
AB üyesi ülkelerin arzusuna, talebine muhalefet ettiği halde ve 'biz
Kıbrıs'ta barışı' istemiyoruz dediği halde,
onları kalkıp bir hafta sonra AB'ye dahil ettiler ve Kuzey
Kıbrıs'ı yine ambargoya tabi tuttular. Biz bu anlayışa
bir defa diyoruz ki, önce yanlışınızı düzeltin
Türkiye
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği Dönem
Başkanı Avusturya Başbakanı'nın, Türk
limanlarının Rum gemilerine açılması yönündeki
isteğine tepki göstererek, Rum yönetiminin Avrupa Birliği'ni
aldattığını öne sürdü.
Erdoğan,
"Annan Planı'nda biz AB'yi aldatmadık, Güney Kıbrıs
Rum yönetimi aldattı. KKTC samimi davrandığı halde Güney
Kıbrıs Rum yönetimi maalesef burada AB üyesi ülkelerin arzusuna,
talebine muhalefet ettiği halde ve 'biz Kıbrıs'ta
barışı' istemiyoruz dediği halde, onları kalkıp
bir hafta sonra AB'ye dahil ettiler ve Kuzey Kıbrıs'ı yine
ambargoya tabi tuttular" diye konuştu.
"Tehdit
sallamayı kaale almayız"
AB süreci ile
ilgili olarak açıklamalarda bulunan Erdoğan, "Şunu çok
açık net söylüyorum, AB'de özellikle KKTC ile alakalı olarak bizim
müzakere sürecimizi aksatma tehdidini sallamayı, kusura bakmasınlar
biz hiçbir zaman kaale almayız, gündemimize almayız" dedi.
Erdoğan,
burada yaptığı konuşmada AB sürecine değinerek, AB
katılım sürecinin belirlenen takvim çerçevesinde aksamadan
ilerlediğini söyledi. Şu anda AB süreciyle ilgili fasıl
fasıl tarama çalışmalarının devam ettiğini
anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"En
kısa sürede müzakerelere de geçilmiş olacak. Bu sürecin özel
sektörümüz tarafından çok yakından takip edilmesi, uyum
çalışmalarının yapılması gerekiyor. Bugün
Türkiye, küresel ligde top koşturan bir ülke haline gelmiştir.
Artık AB ile ve dünyanın diğer bölgeleriyle rekabet etmek
durumundayız. Şunu çok açık net söylüyorum, yani AB'de özellikle
KKTC ile alakalı olarak bizim müzakere sürecimizi aksatma tehdidini
sallamayı, kusura bakmasınlar, biz hiçbir zaman kaale almayız,
gündemimize almayız.
Bunu niye
söylüyorum, biz bir defa AB katılım süreciyle ilgili olarak gündemde
olmayan, ne Kopenhag siyasi kriterlerinin içinde yer alan, ne Maastrich
kriterleri içinde yer alan bir madde olmamasına rağmen, bunu
devamlı olarak bizim önümüze sürdükleri zaman, bunu biz etik olarak
doğru bulmuyoruz. Dolayısıyla böyle bir şeye de evet
dememiz mümkün değil. Bu, Avrupalı dostlarımızın
bileceği iş..."
"Önce
yanlışınızı düzeltin"
Erdoğan,
sözlerini şöyle sürdürdü:
"İster
verirler bu kararı, ister vermezler. Kusura bakmasınlar bu konuyla
ilgili olarak biz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak, her şeyi açık
net söyledik. Annan planında biz AB'yi aldatmadık, Güney
Kıbrıs Rum yönetimi aldattı. KKTC samimi
davrandığı halde Güney Kıbrıs Rum yönetimi maalesef
burada AB üyesi ülkelerin arzusuna, talebine muhalefet ettiği halde ve
'biz Kıbrıs'ta barışı' istemiyoruz dediği halde,
onları kalkıp bir hafta sonra AB'ye dahil ettiler ve Kuzey
Kıbrıs'ı yine ambargoya tabi tuttular. Biz bu anlayışa
bir defa diyoruz ki, önce yanlışınızı düzeltin."
Erdoğan,
17 Aralık'ta tanıma noktasında AB dönem başkanı ve
birçok liderin açıklamalarda bulunduğunu hatırlatarak,
"(Bir siyasi tanıma değildir) dediler, bu kendilerinin ifadesi.
Buna uluslararası bütün medya şahittir. Kayıtlarda bu var. Bizim
kayıtlarımızda da bunlar var.
Biz bugüne
kadar kesinlikle dürüst davrandık. Karşımızdakilerden de
aynı davranışı bekliyoruz. Bu olmadıktan sonra kusura
bakmasınlar, biz bu noktada şu ana kadar izlediğimiz yolu bundan
sonra değiştirecek durumda değiliz. İnanıyorum ki,
karşımızdaki dostlarımız da bu hassasiyeti
göstereceklerdir ve sürece de inşallah barışı egemen kılacaklardır"
diye konuştu.
Erdoğan,
AB ile dünyanın diğer bölgeleriyle rekabet etme noktasında da
özel sektörün her zaman yanında olacaklarını ve
destekleyeceklerini söyledi. Özel sektörün de bunu
başaracağını belirten Erdoğan, Türkiye'nin çok
sayıda uluslararası markası olduğunu kaydetti.
KIBRIS 23/02/06
İlk kez bir
Kıbrıslı Türk Güney Kıbrıs seçimlerinde aday:
Neşe Yaşın
Güney
Kıbrısta 21 Mayısta yapılacak genel seçimlerde ilk kez
bir Kıbrıslı Türk aday olacak.
9
yıldır Güney Kıbrısta yaşayan Neşe
Yaşın, düzenlediği basın toplantısında, adadaki
iki toplumun birleşmesini destekleyen Birleşik Demokratlar
partisinden aday olacağını belirtti.
Kıbrıs
Üniversitesinde Türkçe öğreten şair Yaşın,
Alacağım oyları, Kıbrıslı Rum seçmenlerin bu
ülkeyi Kıbrıslı Türklerle paylaşarak birlikte yaşama
arzusunun göstergesi sayacağım dedi.
Kıbrıslı Türk olunca
adanın kuzeyinde yaşamak ve adanın kalan kısmını
aklından çıkarmak zorunluluğu uygulamasını kabul etmek
istemediğini söyleyen Yaşın, Türk olmasının adaylığının
esası olmadığını da belirtti.
Birleşik
Demokratlar partisi lideri Mihalis Papapetru da Neşe
Yaşının ülkemizin geleceğine ilişkin acı ve
endişeleri bizim acılarımız ve endişelerimizdir diye
konuştu.
Güneyde
Ocak ayında kabul edilen yeni yasa, güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türklerin tüm seçimlerde oy kullanabilmesi, yerel ve
genel seçimlerde aday olabilmesine imkan tanıyor. Ancak
Kıbrıslı Türkler Güney Kıbrısta devlet
başkanlığına aday olamıyor. (aa)
YENIDUZEN 24/02/06
Soyer: Türkiyeden Su Projesi, 1-2 yıl içinde gerçekleşebilir
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Türkiyeden boru hattıyla Kuzey Kıbrısa su
getirme projesine Türkiye hükümetinin desteğini kararlı şekilde
artırdığını belirterek, Şu andaki tempoya göre,
1-2 yıl içinde gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel dedi.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, projeyle ilgili olarak iki hükümet arasında
sıkı işbirliği olduğunu belirterek, bu konuda
müşterek toplantı yapıldığını, projenin en
son şeklinin görüşüldüğünü aktardı.
Şu
anda bir geminin Türkiye- Kıbrıs arasında projenin ikinci
adımı olan denizde jeolojik harita çalışması
yaptığını söyleyen Soyer, çalışmanın 4 ay
içerisinde tamamlanacağını, ortaya çıkacak mali tablo ışığında
projenin gerçekleşmesi konusunda kesin kararın verileceğini
ifade etti.
Su projesiyle
ilgili fizibilite çalışmalarının
tamamlandığını söyleyen Başbakan Soyer, gelecek olan
suyun hem içmede, hem de tarımda
kullanılacağını ve iletim hatlarıyla
Gazimağusaya da taşınacağını vurguladı.
Seracıların
sorunları...
Başbakan
Fersi Sabit Soyer ile Tarım ve Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak dün
sabah Gazimağusada Antalyalılar Kahvehanesinde seracılarla
biraraya geldi.
Başbakan
Soyer ve Bakan Öztoprak görüşmenin ardından bazı seralarda
incelemelerde de bulundu.
Toplantıda
seracılar, 30 yıldır aynı sorunları
yaşadıklarını belirterek, seralardaki üretim kapasitesinin
belli bir program dahilinde artırılması gerektiğine
işaret etti.
Üreticiler,
kaçak yaş meyve sebze konusundaki şikayetlerini de dile getirdi
ve bankalardan kredi almakta
yaşadıkları sorunları aktardı.
Seracılar,
birim alanda üretim kapasitesinin artırılmaması halinde rekabet
etme şanslarının olmadığını vurgulayarak,
entegre seracılığa geçmenin önemine işaret etti.
Öztoprak:
Seracıların sorunlarını çözmeye
çalışıyoruz
Tarım
ve Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak, seracıların
sorunlarını Seracılar Birliğiyle istişare halinde
çözmeyi amaçladıklarını belirterek, gerçek anlamda
seracılık yapanları desteklemek kararında
olduklarını söyledi.
Bakan
Öztoprak, sorunların Seracılar Birliğiyle işbirliğinde
çözüleceği için üye olmayan üreticilerin birliğe üye
olmasını istedi.
Öztoprak,
seracıların kredilerle ilgili sorunlarını da çözmeyi
hedeflediklerini kaydetti.
Bakan
Öztoprak, ithal yaş meyve sebze ithalinin sıkı bir şekilde
denetleneceğini, ithal edilecek ürünün kısıtlı miktarda
olacağını belirtti.
Öztoprak,
seracılıkta üretime geçme aşamasında birtakım sorunlar
olduğuna işaret ederek, bu konuda yatırım yapmak isteyen
yatırımcıların olduğunu, bu konuda Seracılar
Birliğiyle müşterek çalışıp merkezi şekilde
virüssüz fide temin edilebileceğini söyledi.
Soyer:
Rekabet kabiliyetinin artırılması gerekiyor
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer de, Kıbrıs Türk toplumunun
yaşadığı topraklarda ayakta kalabilmesi için en başta
rekabet kabiliyetinin artırılması gerektiğini
vurguladı.
Kaçakçılığa
karşı tedbir alacaklarını söyleyen Başbakan Soyer,
üreticiyi korumak amacıyla yaş meyve ve sebze ithali konusunda
gerekli çalışmaların yapıldığını belirtti.
İthal
konusunda uygulamada birtakım zaafların saptandığını söyleyen Başbakan Soyer,
ithal izinlerinin Tarım ve Orman Bakanlığının
koordinesinde verilmesinin yaşama geçirildiğini anlattı.
Seracılığın
bilimsel koşullarda geliştirilmesi, koşullarının
ilerletilerek en verimli noktaya ulaştırılması
gerektiğine değinen Başbakan Soyer, Verimi
arttıralım. Hem halk ucuz yesin, hem de üretici kazansın. Bu
konuda planlamaya gidiyoruz. Seracılar Birliği vasıtasıyla
gerçek anlamda seracılık yapanı destekleyecek bir yapı
üzerinde çalışılarak ileriye götürülecek, üretim teknikleri
geliştirilecek dedi.
Krediler...
Ülkedeki
ekonomik gelişme ve büyüme ışığında kredi
taleplerinin yoğun şekilde arttığını kaydeden
Başbakan Soyer, KKTCde ağırlıklı olarak Kooperatif
Merkez Bankası ile Vakıflar Bankasının kredi
verdiğini, bu iki bankanın yoğun talepleri
karşılayamama noktasına geldiğini kaydetti.
Bazı bankalar piyasaya kredi vermiyor
diyen Başbakan Soyer, Merkez Bankasıyla bankaların kredi verme
noktasına getirilmesi konusunu görüştüklerini söyledi.
Elektrik...
Türkiyeden
su getirme projesinin tamamlanmasının ardından denizden kabloyla
elektrik getirme projesinin de bulunduğunu ifade eden Başbakan Soyer,
denizdeki basınç nedeniyle 50 megawattlık bir enerji
getirilebileceğini, bunun da önemli bir destek olduğunu
vurguladı.
Elektrik
enerjisinde öncelikle 70 megawattlık bir santralin kurulması
gerektiğini söyleyen Soyer, Santrali kurduktan sonra bunun üstüne her
yıl 35 megawat eklemezsek gelişmeyi sağlayamayız dedi.
Elektrik
enerjisi konusunda niyetlerinin çalışmaları 2007ye kadar
tamamlamak olduğunu belirten Başbakan Soyer, yaşanan elektrik
sorunları nedeniyle süreci hızlandırdıklarını,
yatırımların önemli bir bölümünü bu yıl içinde
gerçekleştireceklerini kaydetti.
Başbakan Soyer, 2006 yılına ilişkin
birçok alanda yatırımların
kesilerek, elektrikle ilgili projelere aktarıldığını
da sözlerine ekledi. (tak)
YENIDUZEN 24/02/06
Tüzükler ayrıldı, 139 milyon euroluk yardım
onaylandı
COREPER
Brüksel'de olağanüstü toplanarak, AB Komisyonu tarafından
Kıbrıslı Türklere yönelik hazırlanan Mali Yardım
Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak
onayladı
Tüzükler
ayrıldı, 139 milyon euroluk yardım onaylandı
COREPER
OLAĞANÜSTÜ TOPLANDI... Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER) Brüksel'de dün olağanüstü toplanarak, AB Komisyonu
tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik
kalkınmasına mali destek sağlamak amacıyla hazırlanan
Mali Yardım Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden
ayırarak onayladı. Böylece, AB üyesi ülkeler Kıbrıslı
Türklere yönelik 139 milyon euro mali yardım paketini kullanıma
hazır hale getirdi
DOĞRUDAN
TİCARET TÜZÜĞÜ İÇİN OYBİRLİĞİ
ŞARTI... AB üyesi ülkeler, ayrıca Doğrudan Ticaret Tüzüğü
ile ilgili tartışmaların sürdürülmesi konusunda da görüş
birliğine vardı. Bununla birlikte, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün de hukuki yapısı değiştirildi. Yeni
düzenlemeyle, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi için
artık oyçokluğu ilkesi değil, birliğe üye devletlerin
tümünün onay vermesi gerekecek
"BEKLENTİLERİMİZE
CEVAP VERMEKTEN UZAK"... KKTC Cumhurbaşkanlığı, AB
Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'de onaylanan Mali Yardım Tüzüğü
kararının, Türk tarafının beklentilerine cevap vermekten
uzak olduğunu belirtti. Söz konusu kararın Türk tarafının
onayı dışında, Kıbrıs Rum vetosunu aşabilme
kaygısıyla geçirildiği vurgulandı
Avrupa
Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) Brüksel'de dün
olağanüstü toplanarak, AB Komisyonu tarafından
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına mali destek
sağlamak amacıyla hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onayladı. Böylece, AB
üyesi ülkeler, toplamda 259 milyon euro olan, ancak 2005 yılı
bütçesinden kaynaklanan 120 milyon eurosu, 31 Aralık itibariyle devre
dışı kalarak 139 milyon euroya inen Kıbrıslı
Türklere yönelik mali yardım paketini kullanıma hazır hale
getirdi.
Mali
Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün birbirinden
ayrılmasına karar veren AB üyesi ülkeler, ayrıca toplantıda
Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili tartışmaların
sürdürülmesi konusunda da görüş birliğine vardı.
Bununla
birlikte, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de hukuki yapısı
değiştirildi. Önceden Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata
geçirilmesi için oyçokluğu ilkesi benimsenmişti. Yeni düzenleme ile
AB üyesi ülkelerin tümünün onay vermesi gerekecek.
COREPER'in
kararının, gelecek pazartesi günü toplanacak olan AB Genel
İşleri Konseyi'nde tartışılmadan kabul edileceği
belirtiliyor.
Cumhurbaşkanlığı
tarafından yapılan yazılı açıklamada, AB Daimi
Temsilciler Komitesi COREPER'de onaylanan Mali Yardım Tüzüğü
kararının, Türk tarafının beklentilerine cevap vermekten
uzak olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanlığı
Basın Bürosu'ndan yapılan yazılı açıklamada, söz
konusu kararın Türk tarafının onayı dışında,
Kıbrıs Rum vetosunu aşabilme kaygısıyla
geçirildiği vurgulandı.
KKTC
Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, Rum tarafının
baskılarından dolayı AB kurumlarının bütünlüklü çözümü
zafiyete uğratabilecek kararlar üretmesinin Kıbrıs Türk
tarafını rahatsız ettiği belirtildi.
Kıbrıs
Haber Ajansı'nın haberine göre, Kıbrıs Rum tarafı,
COREPER'in Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzüklerini ayırma
kararını memnuniyetle karşıladı.
"Kıbrıs
Haber Ajansı"nın kaynaklarına göre, Avrupa Komisyonu'nun,
COREPER'in dünkü kararını memnuniyetle
karışladığı, ancak resmi bir açıklama yapmak için
Genel İşler Konseyi'nin onayını bekleyeceğini bildirdi.
Anadolu
Ajansı'nın haberine göre, diplomatik kaynaklar, Türk
tarafının tutumunun "AB'nin, Annan Planı'na 'evet' diyen
KKTC'ye verdiği sözleri yerine getirmesi, Mali Yardım ve
Doğrudan Ticaret Tüzükleri'nin birbirinden ayrılmadan
onaylanması ve yeni koşullar getirilmemesi" ekseninde
olduğunu hatırlatarak, "AB'nin tek taraflı bir adım
attığını" dile getiriyorlar.
Cumhurbaşkanlığı
açıklaması
KKTC
Cumhurbaşkanlığı'nın, COREPER'in kararıyla ilgili
yaptığı yazılı açıklama şöyle:
"Son iki
hafta içerisinde, Avusturya AB Dönem Başkanlığı'nın
başlatmış olduğu yoğun diplomasi faaliyetinin sonucu
olarak, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)
Kıbrıslı Türklere yönelik Mali Yardım Tüzüğü'nü, bir
ön metinle beraber, 24 Şubat Cuma günü kabul etmiştir.
Kıbrıs Türk tarafı da bu yoğun diplomasi trafiği
içerisinde, danışma niteliğinde yer almış, hem AB
Dönem Başkanlığıyla hem de AB Komisyonu ve üye ülkelerle
yoğun temaslarda bulunmuş görüş, öneri ve endişelerini
iletmiştir. Son aşamada, Kıbrıs Türk tarafı ön metnin
içeriğine onay vermemiş, Lüksemburg AB Dönem
Başkanlığı zamanında yapılmış,
kaydı bile bulunmayan gayri resmi görüşmelere atıf
yapılmasını, BM gündemini AB platformuna taşıma
olanağı verebileceği nedeniyle eleştirmiştir.
AB
tarafından bundan sonra atılacak adımların ve bu
kararın yorumu ve uygulamasının, Kıbrıs'ta BM
zemininde kapsamlı çözümü destekleyici nitelikte olması ve verilen
karardaki herhangi bir muğlaklığın, ancak bu yönde
algılanması gerektiği tarafımızca ısrarla
vurgulanmıştır.
Ancak,
onayımız dışında, Kıbrıs Rum vetosunu
aşabilme kaygısıyla geçirilen söz konusu karar, beklentilerimize
cevap vermekten uzak olmuştur. Rum tarafının
baskılarından dolayı, AB kurumlarının bütünlüklü
çözümü zafiyete uğratabilecek kararlar üretmesi, Kıbrıs Türk
tarafını rahatsız etmektedir.
AB Konseyi,
Daimi Temsilciler Komitesi'nin söz konusu kararını gözden geçirerek,
üyesi bulunan Kıbrıs Rum tarafını, AB'nin açıkça
desteklediği BM çözüm planı çerçevesinde görüşme masasına
oturmaya yönlendirmelidir."
Kıbrıs
Rum Hükümeti tüzüklerin
ayrılmasını
memnuniyetle karşıladı
Kıbrıs
Haber Ajansı'nın haberine göre, Kıbrıs Rum tarafı
COREPER'in Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzüklerini ayırma
kararını memnuniyetle karşıladı
Rum Hükümeti
Sözcüsü George Lillikas, dün yaptığı açıklamada, Mali
Yardım Tüzüğü'nün kabul edilmesini "önemli bir adım"
olarak nitelendirdi ve bu kararın "daha verimli ve pratik bir
şekilde uygulanması için katkıda bulunacağı"
taahhüdünde bulundu.
Lillikas,
ayrıca Avusturya Başkanlığı'na ve Avusturya'nın
önerisini destekleyen diğer AB üye ülkelerine teşekkür etti.
KIBRIS 25/02/2006
Denktaş Rum dergisine konuştu:
Yılda bir kaç kez Kuran'ı okurum
KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, bir Rum dergisine ilginç açıklamalarda bulundu. "Kıbrıs
sorunu olmasaydı adanın en zengin avukatı olurdum. Hem Rumlar,
hem de Türkler bana gelirdi" diyen Denktaş, Türk hükümeti ile
teması olmadığını, onlardan farklı
düşündüğünü söyledi. Denktaş, "Kurana inanıyorum.
Yılda birkaç defa Kuranı okuyorum" da dedi.
Güney Kıbrısta İngilizce olarak
yayınlanan Seven dergisi, KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ile bir röportaj yayınladı. Emekliliği, özel
hayatı ve ailesi gibi birçok konuya değinen Denktaş
"Kurana inanıyorum. Yılda birkaç defa Kuranı okuyorum"
dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile ilişkilerini anlatan Denktaş, Talatı ziyarete
gitmediğini ancak söyleyecek bir şey olduğunda telefonla
aradığını belirterek, "Ona saygı duyuyorum.
Cesareti var" ifadesini kullandı.
TÜRK HÜKÜMETİ İLE TEMASI YOK
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin
dışında Türk hükümeti ile temas içinde
olmadığını kaydeden Denktaş "Onlar ile aynı
görüşte değilim. Ne zaman Türk hükümetinin bir şey bilmesi
gerektiğini düşünürsem o zaman onlara yazarım, ancak onları
görmeye gitmem" dedi.
1974 yılına kadar günde üç paket
sigara içtiğini ancak
ilk torunu doğduğunda
bıraktığını ve bir kez daha içmediğini kaydeden
Denktaş, ilk aşkını anlatırken de, "Herkesin bir
ilk aşkı var ve benim ilk aşkım ilkokulunda oldu. Büyük bir
aşktı ancak o başkası ile evlendi" şeklinde
konuştu. Rauf Denktaş, akrabası olan eşi
doğduğunda, eşinin büyükannesinin bebeğini kollarına
bırakarak, "Bu senim nişanlın" dediğini,
İngiltereye okumaya gittiğinde de ailesinin "Döndüğünde
eşin olacak" sözlerini kullandığını belirterek
şunları bsöyledi: "Ve çok güzel bir kızdı. Kafamda
böyle bir ayarlama olmasaydı İngilterede kalırdım veya
orada evlenirdim. Savaş sırasında idi ve üniversite
açılıncaya kadar bir çiftliğe gönderildim ve orada işçi
olarak çalışan Alman kızları vardı. Onlardan biri ki
çok güzeldi, benimle evlenmek istiyordu, çünkü kamptan çıkmak istiyordu
ancak yapamadım." Denktaş, dini inaçlarına değinirken de
"Kurana inanıyorum. Kuranı yılda birkaç kez okuyorum. Fanatik
değilim. Dinime ve Allaha inanan Kıbrıslı bir
Türküm" ifadesini de kullandı.
ANKA
MILLIYET 26/02/06
Serbest
ticaret olmadan mali yardıma ret
Gül ile Talat, AB'nin
KKTC'ye serbest ticaret ve mali yardım tüzüklerini ayırmasına
kızdı: 139 milyon avroyu kabul etmeyiz
26/02/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA/LEFKOŞA - AB'nin
Kıbrıs referandumu sonrası hazırladığı
kuzeye tecridi kaldırma amaçlı iki tüzüğü Rumların
baskısını aşamayıp iki yıl sonra birbirinden ayırması,
Güney Kıbrıs ile Yunanistan'ı memnun ederken, KKTC ile
Türkiye'yi kızdırdı. Önceki gün AB Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER) toplantısında doğrudan ticaret tüzüğü bir kenara
konurken, zamanaşımına uğrayıp 259'dan 139 milyon
avroya inen mali yardım tüzüğü onaylanmıştı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB'nin kendi
kararlarıyla çeliştiğini belirtip, "Tüzüklerin
ayrılmasını kabul etmemiz söz konusu değil. AB'nin
yanlış yoldan dönmesini umuyoruz" dedi. Gül ile KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aksi halde AB
yardımını kabul etmeme sinyali verdi.
26 Nisan 2004'te AB Konseyi'nin Kuzey Kıbrıs'a ambargoların
kaldırılması doğrultusunda Avrupa Komisyonu'nu
görevlendirdiğini hatırlatan Gül, "Konsey kararının,
bu kez kapsamlı çözümü etkileyecek bazı koşullara
bağlanmaya çalışılması kabul edilemez.
Kıbrıs Türk tarafının onaylamadığı
tüzüğün nasıl uygulanabileceğini hayretle
karşılıyoruz. Kapsamlı çözüm çabasının
canlandırılmaya çalışıldığı ortamda
AB'nin tek taraflı kararı, yeni sorun ve zorluklar getirecek"
diye çıkıştı. Talat'ın "139 milyon avroyu kabul etmeyebiliriz"
açıklamasını 'haklı' bulan Gül, 'KKTC, mali
yardımı reddetmeli mi' sorusunu şöyle yanıtladı:
"Kıbrıs Türk halkının bileceği iş, ama
Türkiye her zaman KKTC'nin yanında olmuş, olmaya devam edecek. Biz,
KKTC'ye AB'nin verdiğinin 10 ile 100 mislini veririz. Zaten
veriyoruz"
Dün Katar'daki Medeniyetlerarası İttifak toplantısına giden
Dışişleri Bakanı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la
Kıbrıs eylem planını, AB yetkilileriyle de tüzükleri
görüşmeyi planlıyor. COREPER'de Avusturya'nın Rum tezini desteklemesinin
ardından, yarın AB Konseyi'nin kararı onaylaması
bekleniyor. Rum basını, "Brüksel'deki büyük diplomatik
başarımız. Rum tezlerinin tescili..." derken, bunun Rum
lideri Tasos Papadopulos'un AB Dönem Başkanı Avusturya'ya
yaptığı ziyaret ve bir Rum yük gemisinin Mersin Limanı'ndan
geri gönderilmesinin ardından geldiğine dikkat çekildi.
Papadopulos'tan
Annan'a üç şart
Papadopulos'un salı günü Paris'te görüşeceği BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'dan müzakerelerin yeniden başlamasının zeminini
hazırlayacak özel temsilci atamasını isteyeceği ve
müzakereler için üç önkoşul koyacağı belirtildi: 1) Türk
niyetlerinin araştırılması. Bu araştırmadan,
Türkiye'nin, Rum tarafının temel endişelerini görüşmeyi,
hakemlik ve dar takvimler içermeyen ve uzlaşı çözümüyle noktalanacak
bir prosedürü kabul edip etmediği ortaya çıkacak. Türkiye
önşartları kabul etmezse, müzakerelerin başlamasına sebep
kalmaz. 2) Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin soruna müdahil
olması. 3) AB'nin müzakerenin bütün aşamalarında aktif
şekilde hazır bulunması.
'Kuzeyle
ticaret yasal'
26/02/2006
RADIKAL
AA - WASHINGTON - ABD
Dışişleri sözcüsü Adam Ereli, Yunan gazetecilerin
'yasadışı bölge' diye niteledikleri KKTC'yle ticareti
sorgulamaları üzerine, "Kuzey Kıbrıs ile ticaret
yasal" dedi. Washington Times'ın 'ABD Kuzey Kıbrıs'la
doğrudan ticarete hazırlanıyor' haberinin ardından
brifingde "Kim orasıyla tek yanlı kararla ticaret
yapıyor" sorusuyla karşılaşan Ereli, "Bildiğim
tüm tanımlara göre, Kuzey Kıbrıs'la ticaret yapılması
yasadışı değil" dedi. "Size göre Kuzey
Kıbrıs'la ticaret yasal, öyle mi" sorusuna da "Evet"
yanıtını veren sözcü, adadaki diplomatik tanıma durumunun
ise değişmediğini belirtti.
ABD Dışişleri Bakanlığı: Kuzey
Kıbrıs ile ticaret yasal
YUNANLI
GAZETECİYE ERELİ'DEN YANIT... Bir Yunanlı gazeteci, KKTC'nin
"yasadışı bir bölge" olduğunu ileri sürerek,
"Kim orasıyla tek yanlı bir kararla ticaret yapıyor?"
diye sordu. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam
Ereli, yanıt olarak, "Bildiğim bütün tanımlara göre,
Kıbrıs'ın kuzey tarafıyla ticaret yapılması
yasadışı değil" dedi. Yunanlı gazeteci, yeniden
"Yani size göre Kuzey Kıbrıs ile ticaret yasal, öyle mi?"
diye sorunca Ereli, "evet" yanıtını verdi
ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam
Ereli,"Kuzey Kıbrıs ile ticaret yasal" dedi.
"ABD'nin
Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticarete
hazırlandığı" yönündeki haberlerin ardından konu,
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın günlük
brifinginde gündeme geldi.
Bir
Yunanlı gazeteci, KKTC'nin "yasadışı bir bölge"
olduğunu ileri sürerek, "Kim orasıyla tek yanlı bir kararla
ticaret yapıyor?" diye sordu.
ABD
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli,
yanıt olarak, "Bildiğim bütün tanımlara göre,
Kıbrıs'ın kuzey tarafıyla ticaret yapılması
yasadışı değil" dedi.
Yunanlı
gazeteci, yeniden "Yani size göre Kuzey Kıbrıs ile ticaret
yasal, öyle mi?" diye sorunca Ereli, "evet"
yanıtını verdi.
Kıbrıs
Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticaret
yapılmasının KKTC'nin dolaylı olarak tanınması
anlamına geleceğini savunarak buna karşı çıkıyor.
ABD
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ereli, Washington'ın
Kıbrıs'taki diplomatik tanıma durumuyla ilgili tutumunda ise bir
değişiklik olmadığını belirtti.
KIBRIS 26/02/06
TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül:Koşullu
yardım kabul edilemez
|
COROPER'in
Kıbrıslı Türklere yönelik hazırlanan Mali Yardım
Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak
onaylamasına Türk tarafının tepkileri sürüyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan sonra dün de TC
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den tepki geldi: TC
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül:Koşullu yardım
kabul edilemez KESİNLİKLE
BENİMSEMEYİZ... TC Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, COROPER'in tüzükler
konusunda aldığı karara tepkisini Katar'a hareketinden önce
Esenboğa Havalimanı'nda ortaya koydu. Abdullah Gül,
"Kıbrıs Türk tarafı açısından ambargoların
kaldırılması yönünde atılacak özlü adımın, mali
yardımla birlikte doğrudan ticaret olacağını"
belirterek, "Bunu sağlamaktan uzaklaşan bir
yaklaşımı benimsememiz kesinlikle mümkün
değildir"dedi AB'YE
YENİ PROBLEMLER GETİRECEK... "Kıbrıs Türk
tarafının onay vermediği bir tüzüğün nasıl
uygulanabileceğini doğrusu hayretle
karşılıyoruz" diyen Abdullah Gül, "Türk
tarafının kapsamlı çözüm sürecini canlandırmaya
çalıştığı ve 24 Ocak tarihli eylem planıyla bu
süreci güçlendirmeye çalıştığı bir ortamda, AB'nin
bu tek taraflı kararı maalesef beraberinde yeni zorlukları ve
yeni sorunları da getirecektir ve bu sorunlar AB içinde de problem
olacaktır" şeklinde konuştu TÜRKİYE
BU YARDIMLARIN 10, 100 MİSLİNİ YAPMAKTADIR... Gül,
"kararın konseyden de aynı şekilde çıkması halinde,
yardımı kabul etmeme durumunun olup olmayabileceğine
ilişkin bir soru üzerine de, "Sayın Talat, zaten bunu
açıkladı. Şüphesiz ki bu Kıbrıs Türklerinin
bileceği bir iştir. Ama bizim kanaatimiz şudur ki; bu
doğru değildir. Türkiye zaten bu yardımların on mislini,
yüz mislini KKTC'ye yapmaktadır, yapmaya da devam edecektir"
ifadelerini kullandı PERTEV'İN
TEPKİSİ... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev de, metinde epeyce bir muğlaklık olduğunu ve
bunun da bir şekilde AB üyelerinin Kıbrıs Rum vetosunu aşabilmek
için ortaya koyduklarını, AB'nin her zaman Rum tarafını
memnun etme şeklinde davranmasını sürekli
eleştirdiklerini bildirdi. Pertev, yapılması gerekenin, bir
şekilde AB'nin resmi üyesi Rum tarafını BM zemininde
görüşme masasına oturması için çağrıda
bulunması ve baskı yapması olduğunu kaydetti. Avrupa
Birliği (AB) Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER), önceki gün,
Rumların isteği doğrultusunda Kıbrıslı Türklere
yönelik Mali Yardım Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nden ayırarak kabul etmesine Türk tarafının
tepkileri sürüyor. COROPER'in
önceki gün 139 milyon euroluk yardımı tek başına
onaylaması üzerine tepki gösteren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'tan sonra dün de TC Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'den açıklama geldi. Abdullah Gül,
tüzüklerin birbirinden ayrılmasına "kabul edilemez"
diyerek tepki gösterdi. Bakan Gül,
"koşullu yardım" kararının hiçbir şekilde
kabul edilemeyeceğini söyledi. COREPER'in
önceki gün yapılan olağanüstü toplantısında, AB Komisyonu
tarafından hazırlanan KKTC'ye mali yardım tüzüğü,
doğrudan ticaret tüzüğünden ayrılarak
onaylanmıştı. 259 milyon euro olan planlanan yardım, 2005
yılı sonuna kadar onaylanmadığı için 31 Aralık
itibariyle devre dışı kalarak 139 milyon euroya inmişti. Tüzüklerin
ayrılmasına hep karşı çıktık Katar'a
hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda, bir gazetecinin,
COREPER'in kararında, AB'nin KKTC'ye yapacağı mali
yardımın koşullara bağlanmasının
tartışmalar yarattığı hatırlatılarak,
konuyla ilgili değerlendirmesini istenmesi üzerine, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın önceki gün bu gelişme
üzerine yaptığı açıklamaya aynen katıldıklarını
ve bunun kabul edilemez olduğu kanaatini
taşıdıklarını söyledi. "Bu
konuyla ilgili daha önce açıklamalarda bulunmuştuk biliyorsunuz,
böyle bir ihtimal var olduğu için, bunun doğru olmayacağını
da söylemiştik" diyen Gül, "'Türkiye'nin başından
itibaren, mali yardım tüzüğüyle doğrudan ticaret
tüzüğünün birbirinden ayrılmasına karşı
çıktığını vurguladı". Gül,
"'Kıbrıs Türk tarafı açısından ambargoların
kaldırılması yönünde atılacak özlü adımın, mali
yardımla birlikte doğrudan ticaret olacağını"
belirterek, "Bunu sağlamaktan uzaklaşan bir
yaklaşımı benimsememiz kesinlikle mümkün değildir"
dedi. "AB'nin
tek taraflı kararı yeni sorunlar getirecek" TC
Dışişleri Bakanı Gül, şöyle devam etti: "Ayrıca
AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihinde, adada referandum yapılıp,
Rum tarafı Annan planını reddettikten sonra, AB'nin de bütün
arzusu ve beklentisini hayal kırıklığına
uğrattıktan sonra, Avrupa Konseyi bir araya gelmiş ve KKTC'nin
karşı karşıya kaldığı ekonomik izolasyonu
sona erdirmek için komisyona görev vermişti. Bu, 26 Nisan 2004 tarihli
konsey kararıdır. Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonların kaldırılması yönünde almış
olduğu kararın, bir kere esasen kapsamlı çözümü
etkileyebilecek bazı koşullara bağlanmaya
çalışılması kabul edilemez. Dolayısıyla
konseyin verdiği o görevle ve kararla çelişki içindedir". "Kıbrıs
Türk tarafının onay vermediği bir tüzüğün nasıl
uygulanabileceğini doğrusu hayretle karşılıyoruz"
ifadesini kullanan Gül, "Türk tarafının kapsamlı çözüm
sürecini canlandırmaya çalıştığı ve 24 Ocak
tarihli eylem planıyla bu süreci güçlendirmeye
çalıştığı bir ortamda, AB'nin bu tek taraflı
kararı maalesef beraberinde yeni zorlukları ve yeni sorunları
da getirecektir ve bu sorunlar AB içinde de problem olacaktır" diye
konuştu. "Ümidiniz
yanlış yoldan bir an önce dönülmesi" Gül, bu
görüşlerini AB içindeki muhataplarına da her düzeyde anlatmaya
çalıştıklarını ve görüşlerini muhafaza
ettiklerini kaydederek, "Ümidimiz, Mali Yardım Tüzüğü
konusunda girilen yanlış yoldan bir an önce dönülmesidir"
dedi. Dışişleri
Bakanı Gül, AB yetkilileriyle teması olup olmadığına
ilişkin bir soruyu da şöyle yanıtladı: "Sayın
Mehmet Ali Talat ile dün (önceki) gece görüştüm. Bugün AB'den bazı
temsilcilerin gelme ihtimali var, aslında geleceklerdi ama son anda bir
komisyon toplantısı bildiğim kadarıyla öngörmüşler
karikatür krizi üzerine, gelememe durumları var. Eğer gelemezlerse
telefonla görüşeceğim kendileriyle. Ama daha önceki
bildiğimize göre onların da gelme
ihtimali kuvvetliydi, yüz yüze görüşmeyi daha çok faydalı
bulduğum için dün (önceki) gece kimseyi aramadım". Gül,
"kararın konseyden de aynı şekilde çıkması
halinde, yardımı kabul etmeme durumunun olup olmayabileceğine
ilişkin bir soru üzerine de, "Sayın Talat, zaten bunu
açıkladı. Şüphesiz ki bu Kıbrıs Türklerinin
bileceği bir iştir. Ama bizim kanaatimiz şudur ki; bu
doğru değildir. Türkiye zaten bu yardımların on mislini,
yüz mislini KKTC'ye yapmaktadır, yapmaya da devam edecektir". Raşit
Pertev: Rum tarafının BM gündemini AB'ye
taşımasından endişeliyiz Öte yandan
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev de
dün bir kabulü sırasında, AB'nin COREPER toplantısında,
önceki gün Mali Yardım ve Direkt Ticaret Tüzükleri konularında
alınan son kararları değerlendirdi. Pertev,
basın mensuplarının sorusu üzerine yaptığı
değerlendirmede, son iki haftadır yoğun bir diplomasi
trafiğinin meydana geldiğini, bunun AB Dönem Başkanı
Avusturya'nın inisiyatifiyle ortaya çıktığını
kaydetti. Pertev,
Avusturya'nın dönem başkanlığını aldıktan
sonra bütün tarafları dinleyip bir girişimde bulunduğunu
kaydederek, bu durum nedeniyle danışma niteliğinde
çeşitli temaslarda bulunduklarını söyledi. Ortaya
çıkan tabloda COROPER'de bir ön metinin ortaya
çıktığını ve Mali Yardım Tüzüğü'nün
geçirildiğini anlatan Pertev, gerek Avusturya dönem
başkanlığına, gerekse üye ülkelere ön metine onay
vermediklerini söylediklerini, bunun nedeninin söz konusu metinde çok
muğlaklık olması ve Rum tarafının muğlaklığı
kullanarak BM gündemini AB'ye taşıması endişesi
olduğunu belirtti. Bu nedenle ön
metni onaylamadıklarını ifade eden Pertev,
cumhurbaşkanlığı açıklamasında da bu
muğlaklığın yardımın uygulanmasında BM
temelinde bir çözümü destekleyici ve BM platformunu
sağlamlaştıran bir şekilde uygulanmasının
altını çizdiklerini söyledi. Pertev,
metinde epeyce bir muğlaklık olduğunu ve bunun da bir
şekilde AB üyelerinin Kıbrıs Rum vetosunu aşabilmek için
ortaya koyduklarını, AB'nin her zaman Rum tarafını memnun
etme şeklinde davranmasını sürekli eleştirdiklerini,
yapılması gerekenin, bir şekilde AB'nin resmi üyesi Rum
tarafını BM zemininde görüşme masasına oturması için
çağrıda bulunması ve baskı yapması olduğunu
kaydetti. Kıbrıs
sorununun 40 yıldan uzundur devam ettiğini ve artık bir an
önce çözümlenmesi gerektiğini ifade eden Pertev, Rumlara BM zemininden
kaçabilecekleri bir çıkış yolu açılırsa, o zaman BM
zemininde çözüm ve müzakere sürecinin zedelenebileceğini belirtti.
Pertev, Avrupa'nın bu zedelenmenin müsebbibi olmasını
istemediklerini kaydederek, bu konuda AB'ye gerekli çağrı ve
açıklamaları yaptıklarını, AB'nin kendilerini
anlayacağını ve Mali Yardım Tüzüğü'nün
uygulanmasında gerekli önlemleri alacağını
umduklarını söyledi. Pertev, mali
yardımın geleceğiyle ilgili soru üzerine, bunun COROPER'de
onaylandığını ve pazartesi AB Konseyi'nde geçmesinin
beklendiğini, konseyden bu kararı gözden geçirerek
muğlaklığı ortadan kaldırması ve
Kıbrıs Rum tarafına BM zemininde müzakerelere oturması
çağrısı yapmasını istediklerini ve buna yanıt
beklediklerini kaydetti. |
KIBRIS 26/02/06
Rumlar, Kuzey Kıbrıs turizmini engellemek için elinden
geleni yapıyor Londra'da tanıtım broşürlerimizi
kaldırttılar
Thomson
Holidays, Rum baskısına teslim oldu. Rumlar bu kez de Cyprus Paradise
aracılığı ile adaya turist gönderen İngiltere'nin en
büyük tur operatörlerinden Thomson Holidays'e baskı yaparak, tur
operatörünün İngiltere genelindeki 773 bayisinde dağıtılan
Kuzey Kıbrıs tanıtım broşürlerini kaldırttı
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
Rumlar, Kuzey
Kıbrıs turizmine darbe vurmak için, Transport For London'dan sonra
şimdi de adaya turist gönderen İngiliz tur operatörlerine baskı
yapmaya başladı.
Geçtiğimiz
yıl Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin İngiltere'de
yaptığı reklam kampanyalarını engellemek için TFL'ye
(Transport For London) baskı yapan Rumlar , Kuzey Kıbrıs Turizm
Merkezi'nin TFL'e karşı açtıkları davayı
kazanmasıyla büyük hüsrana uğramıştı. Ancak Rumlar bu
kez de Cyprus Paradise aracılığı ile adaya turist gönderen
İngiltere'nin en büyük tur operatörlerinden Thomson Holidays'e baskı
yaparak, tur operatörünün İngiltere genelindeki 773 bayisinde
dağıtılan Kuzey Kıbrıs tanıtım
broşürlerini kaldırttı.
Thomson
anlaşmayı bozdu
Thomson
Holidays, CTO'nun ( Cyprus Tourism Organisation ) baskısı üzerine Cyprus
Paradise ile mart ayı sonuna kadar broşürlerin
dağıtılması konusunda anlaşma imzalamasına
rağmen ani bir kararla geçtiğimiz hafta Cyprus Paradise'ın
sahibi Alan Süleyman'ı arayarak hiçbir neden göstermeden artık
broşürleri raflarından kaldırdıklarını açıkladı.
Tur operatörü broşürleri kaldırmasına rağmen adaya olan
paket turların satışına devam ediyor. Oysa ki TFL'ye
karşı kazanılan davadan sonra Thomson Holidays yetkilileri
Cyprus Paradise gidip, ' Birlikte Kuzey Kıbrıs'ı
pazarlayabiliriz ' diyerek iş anlaşması
yapmışlardı. Bu anlaşmaya göre tur operatörü, tüm
bayilerinde Kuzey Kıbrıs 2006 yaz broşürlerini 31 Mart tarihine
kadar mutlaka raflarında bulunduracak, ancak mart ayından sonra ise
inisiyatiflerine göre buna devam edeceklerdi. Ancak CTO'nun yoğun
baskısı sonucu anlaşmayı bozan Thomson Holidays, bu
kararından sonra suskun kalmaya devam ediyor.
CTO şantaj
yaptı
Konuya
ilişkin gazetemize açıklama yapan KKTC Londra Turizm Merkezi Müdürü
Bengü Şonya ise CTO'un, Thomson Holidays'e şantaj
yaptığını belirterek, "Bu konuda bizim
karşımıza çıkan tüm zorlukların arkasında CTO
vardır. Hep aynı taktikle fakat farklı aracılar kullanarak
bize karşı hareket ediyorlar. CTO, Thomson Holidays'e baskı
yaparak ve eğer o broşürleri dağıtmaya devam ederseniz size
olan maddi desteğimizi keseriz diyerek bir anlamda şantaj yaparak bu
kararın alınmasını sağladılar" dedi. Thomson
Holidays'ın Rumlara teslim olduğunu belirten Şonya, olaydan
sonra yetkililere 2 gün boyunca ulaşmaya
çalıştıklarını ancak hiç bir cevap alamadıklarını
kaydetti. Şonya sözlerini şöyle sürdürdü;
"Kaldırılan
reklam broşürlerinin hazırlanmasında turizm merkezi olarak,
Cyprus Paradise'a yardım ettik. Thomson Holidays'in Cyprus Paradise ile
anlaşmasına göre mart sonuna kadar bu broşürleri dağıtması
gerekiyordu. Ancak 1 ay kala böyle bir kararın çıkması
gösteriyor ki CTO, Thomson Holidays'in içindeki önemli şahısları
teslim almıştır. Thomson yetkilileri aldıkları bu
anlamsız karar ile yüzleşemedikleri için telefonlarımıza
dahi çıkmıyor".
Thomson
Holidays gibi önemli bir tur operatörünün böylesine tek taraflı bir karar
almasını eleştiren Bengü Şonya "Bu karar onlar için
olumsuz bir etki yaratmıştır. Bizim için kayıp değil ,
biz Thomson olmadan da Kuzey Kıbrıs'ın
tanıtımını yaparız. Ama onlar bu şekilde davranarak
kendi iş prensiplerinin profesyonelce olmadığını
göstermişlerdir. Thomson Holidays böylece kamuoyunda güvenirliğini
kaybetmiş ve anlaşmalarına sadık kalamayan bir tur
operatörü haline gelmiştir. Oysa onların CTO'ya ihtiyaçları
yoktur, CTO'nun onlara ihtiyacı vardır" dedi.
TFL (Transport
For London)'a karşı davayı kazanan avukatlık şirketi
Addleshaw Goddard ile yasal işlemlere başladıklarını
ve dava açacaklarını belirten Şonya, ' Thomson Holidays, ya bu
kararından vazgeçecek ya da kararın alınmasından dolayı
Cyprus Paradise'nin uğradığı tüm maddi zararı
karşılamak zorunda kalacaktır" şeklinde konuştu.
Going Places
ise mektup istedi
Thomson
Holidays'ten sonra Going Places tur şirketinin de Alan Süleyman'ı
arayarak, tanıtımlarda yer alan yerlerin yasal olarak Kuzey
Kıbrıs'a ait olduğunu kanıtlayan bir mektup istediklerini
söyleyen Bengü Şonya, "Kuzey Kıbrıs Londra Turizm Merkezi
olarak Rumların iddialarını çürütecek bir mektup
hazırlayıp, Going Places'e gönderdik. Tanıtımda yer alan
yerlerin yasal olduğunu teyit ettik. Ayrıca Kıbrıs sorunu
hakkında kısa bir bilgi verip, Birleşmiş Milletler ve
İslam Konferansı kararlarını hatırlatıp ,
referandumda çözümü isteyen tarafın biz olduğunu söyledik. Going
Places, Thomson Holidays'e göre daha profesyonelce davranıyor . Çünkü
onlar Thomson Holidays'in şu anda düştüğü durumdan
etkilendi" ifadelerini kullandı.
CTO'nun tur
operatörlerine yanlış bilgiler vererek ve şantaj yaparak
onları korkuttuğunu vurgulayan Şonya, "Bu yerler yasal
değilse neden yıllardır bu yerlerin tanıtımı
yapılıp, turizm yapılıyor Kuzey Kıbrıs'ta. CTO
daha önce neden karşı çıkmadı ya da dava açmadı Cyprus
Paradise'a. Biz turizm merkezi olarak, bize karşı yapılan her
haksızlığa karşı sonuna kadar mücadele
edeceğiz" dedi.
KIBRIS 26/02/06
Kıbrıs'ta çözüm platformu BM'dir
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüştü
Kıbrıs'ta
çözüm platformu BM'dir
Karikatür
kriziyle ilgili toplantı öncesinde yarım saat görüşen TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan,
Kıbrıs ile ilgili çözüm platformunun BM olduğunu bir kez daha
vurguladı
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs ile ilgili
çözüm platformunun Birleşmiş Milletler (BM) olduğunu
vurguladı.
Gül-Annan
görüşmesinde, Gül, Türkiye'nin görüşlerini ve eylem planı
çerçevesindeki son gelişmeleri anlatarak, KKTC'ye izolasyonun
kaldırılması hakkında Annan'a ayrıntılı
bilgi verdi. Gül ve Annan, Kıbrıs ile ilgili çözüm platformunun BM
olduğunu bir kez daha vurguladılar.
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcı Abdullah Gül ile
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Doha'da bir araya
geldi.
Karikatür
kriziyle ilgili toplantı öncesinde yarım saat görüşen Annan ve
Gül'ün, Ortadoğu sorunu, Irak meselesi ve Kıbrıs konusunda
görüş alışverişinde bulundukları öğrenildi.
Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Annan-Gül görüşmesinin
ardından gazetecilere yaptığı açıklamada,
görüşmenin yararlı ve samimi geçtiğini söyledi.
Görüşmede
Gül, Ortadoğu barış süreci ile ilgili olarak, Türkiye'nin
bakış açısını anlattı ve yapılan son
girişimler hakkında Annan'a bilgi verdi.
Annan, Gül'den,
Türkiye'nin bu girişimleri ve Hamas ziyareti hakkında bilgi aldıktan
sonra, "Bütün bu süreçte sizin rolünüz bizim için çok önemli. Hamas
konusundaki girişiminizden dolayı size müteşekkiriz. Bunun
yararlı bir girişim olduğuna inanıyorum. Hamas'a gereken
mesajların verilmesi konusunu Davos'ta Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile bir süre önce yaptığımız görüşmede
ele almıştık. O zaman, Hamas'a doğru mesajlar verilmesi
gerektiğine ben de dikkat
çekmiştim"
dedi.
Bakan Gül ve
Annan, görüşmede ayrıca Irak konusunu ve son gelişmeleri ele
aldılar. Gül, "Irak'ta savaş patlak vermeden önce,
pandoranın kutusunun açıldığını bizzat ifade
ettiğini" belirterek, krizin çok tehlikeli bir tırmanma içine
girdiğini Annan'a anlattı.
Türkiye'nin bu
son tırmanışı durdurmak amacıyla acil önlemler
alınması ve işbirliği yapılması gerektiğine
inandığını belirten Gül, bu çerçevede düzenlenen komşu
ülkeler toplantılarının çok önemli bir platform olduğuna ve
bir an önce yeniden toplanması gerektiğine Türkiye'nin
inandığını belirtti. Gül, Irak'taki bu
tırmanışın kontrol altına alınmaması halinde
sorunun çok daha derinleşme istidadının bulunduğunu
anlattı.
Annan da Gül'ün
görüşlerine katıldığını ve komşu ülkeler
platformunun sorunun çözümü için yararlı girişim olduğunu
belirterek, toplantının önümüzdeki günlerde yeniden
yapılmasının yararlı olacağını söyledi.
BM Genel
Sekreteri Annan, ayrıca Gül'e komşu ülkeler ve Güvenlik Konseyi'nin 5
daimi üyesinin katılacağı yeni bir toplantı
yapılması çağrısında bulunmayı öngördüğünü
ifade etti.
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Irak konusunda komşu ülkeler
toplantısının yararlı bir platform olduğu
görüşünü taşıdığını açıkladı.
Gül,
görüşmede Annan'a, Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelikkol'un
bölgeye gittiğini ve Iraklı yetkililerle temaslarda bulunduğunu
söyledi.
Annan da Gül'ün
bu konudaki görüşlerine katıldığını ifade ederek,
"Irak krizinin başlangıcından önce
yaptığımız görüşmeyi gayet iyi hatırlıyorum.
söz konusu görüşmede pandoranın kutusunun açılmasının
çok tehlikeli bir süreç olduğunu bana iletmiştiniz. Sizin
söylediklerinizin ne kadar önemli olduğu ve haklı
çıktığınız ortada." dedi.
BM Genel
Sekreteri Annan, ayrıca komşu ülkeler toplantısının
yararlı bir platform olduğu görüşünü
taşıdığını vurguladı.
KIBRIS 26/02/06
AB Tüzükleri, Rum ölçülerine göre ayrıldı
Rum
gazeteleri AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) Dönem Başkanı
Avusturya'nın;
Kıbrıslı Türklere 139 milyon euroluk mali yardım
verilmesi ve buna paralel olarak Mağusa
Limanı'ndan doğrudan ticareti öngören tüzüğe ilişkin
görüşmelere devam edilmesini öngören anlaşmayı benimsediğini
haber verdiler.
Gazeteler
tüzüğün onaylanmasının; kapalı Maraş kentinin Rumlara
iadesine ve gerek KKTC'deki Rum mallarının gerekse Rum
tarafındaki Türk mallarının malların kullanımına
moratoryum getirilmesi şartına bağlandığına
dikkat çektiler.
Fileleftheros
haberi "Doğrudan Ticaret Maraş'ın İadesinden Geçer -
Tüzükler, Lefkoşa'nın Tezlerinin Tescil Edilmesiyle Ayrıldı
- '25'lerin Kararı, Daha Çok Ankara'nın Gül
Aracılığıyla Ortaya Koyduğu Önerileri Ortada
Bırakıyor - İngiltere, Öneriyi Kabul Etmeleri Hedefiyle Türkler
Yönünde Müdahale Etti" başlık ve spotlarıyla
okurlarına şöyle aktardı:
"DOĞRUDAN
TİCARET MARAŞ'IN İADESİNDEN GEÇER"
"AB
Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) üyeleri, Kıbrıslı Türklerin
güçlendirilmesine ilişkin iki tüzüğün ayrılması konusunda
Lefkoşa'nın ölçülerindeki formülü
onayladı. Bu, Ankara'nın ve Kıbrıs Türk toplumunun
tepkisine neden olurken; edindiğimiz bilgilere göre İngiltere, Türk
tarafını razı etmeye ve olası krizi önlemeye
çalışıyor.
Dönem
Başkanı Avusturya'nın formülü; Kıbrıs Türk toplumuna
139 milyon avroluk AB ödeneği verilmesini,
buna paralel olarak Mağusa Limanı üzerinden doğrudan ticaret
tüzüğüne ilişkin görüşmelerin sürdürülmesi anlaşması
yapılmasını öngörüyor. Ancak bu anlaşmanın
onaylanması; kapalı Maraş kentinin yasal sakinlerine iade
edilmesi ve gerek işgal bölgelerindeki gerek özgür bölgelerindeki mülklerin kullanımına moratoryum
getirilmesi şartına bağlanıyor. Büyük mesele olan doğrudan ticaretle ilgili; konunun
görüşülmeye devam edilmesi ve bir anlaşmaya varılması
konusunda üç değişik zemin getiriyor.
RUM
KAZANIMLARI
1-
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Katılım Sözleşmesinin 10.
Protokolü temelinde: Bu hem Lefkoşa'nın büyük
kazanımıdır, hem önceki Lüksemburg dönem
başkanlığının hem de genişlemeden sorumlu komiser
Olli Rehn'in önerilerinin temel olarak
değiştirilmesidir. Bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
artık by-pass edilmediği ve alınacak herhangi bir kararın; Gunter Verheugen zamanında
Lefkoşa'yı veto hakkından mahrum etmek için Komisyon'un
önermiş olduğu oy çokluğuyla değil, oy birliğiyle
alınmasını şart koşuyor. Diğer yandan da; 10.
Protokol'ün temel ilkesini, yani; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bütün olarak AB'ne üye olduğu ve Avrupa
normlarının
Kıbrıs'ın Kuzeyi'nde sadece ertelendiği olgusu,
siyasi düzeyde önemli bir emsal yartılıyor. Bu siyasi ilkenin, Kıbrıs'ın işgal
altındaki kesimiyle ilgili olarak gelecekte alınacak herhangi bir
kararda belirleyici olması bekleniyor.
2-
Lüksemburg dönem başkanlığının sondajları
temelinde oluşturulan konular temelinde: yani; Mağusa
Limanı'nın işletilmesi,
kapalı kentin iade edilmesi ve mülklerde moratoryum
uygulanması arasında üç yönlü bir al-ver.
3-
Konsey'in 26 Nisan 2004 tarihli kararlarını takip eden bütün ilgili
konular çerçevesi: bunun; Türk tarafına yasadışı Timbu
(Ercan) Havaalanı'nın işletilmesi konusunu da gündeme geetirme
olanağı verdiği değerlendiriliyor. Bu yorum doğru olsa
bile yukarıda kaydedildiği üzere 10. Protokolü oluşturan
çerçevenin ve karar alınması için oy birliğinin şart
olmasının, caydırıcı şekilde işleyeceği
açıktır.
"ÜÇ
HEDEFİMİZİ BİRDEN BAŞARDIK"
Aynı
gazete "Lefkoşa Hedeflerini Başarmaktan Dolayı Memnun
-AB'nin Üç Eksenli Kararı - Doğrudan Ticaretin İleri
Götürülmesine Şartlar" başlığıyla
yansıttığı başka bir haberinde COREPER'in dünkü kararıyla Rum
yönetiminin üç hedefini birden
başarmış olduğuna dikkat çekti, şunları
yazdı:
"25'lerin
Daimi Temsilcileri'nin kararıyla Kıbrıs hükümeti üç hedefini
birden başarmış oldu:
a)
İki tüzüğün (Kıbrıslı Türklere mali yardım ve
doğrudan ticaret) birbirinden kesin şekilde ayrılması,
b)
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmalarının
engellendiği yolundaki şikayetlere yanıt,
c)
Doğrudan ticaret tüzüğü; Lefkoşa'nın tutumu ciddi
şekilde dikkate alınmadan ve ortaya koymuş olduğu bir
dizi koşul yerine getirilmeden
benimsenemez.
"DOĞRUDAN
TİCARET 4
ŞARTA BAĞLANDI"
Kararın
bir diğer unsuru da; doğrudan ticaret tüzüğüne ilişkin
gelecekteki görüşmelerin şu dört önemli unsura bağlanmış olmasıdır:
A)
Maraş'ın iadesi ve yasal sakinlerinin geri dönmesi
B)
Avrupa Birliğine yönelik mal dolaşımının; Mağusa
Limanı üzerinden, Avrupa Konseyi'nin nezareti altında
gerçekleşmesi, ve
C)
İşgal bölgelerindeki Kıbrıs Rum mallarının
yasadışı
istismarına; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı
uyarınca son verilmesi
D)
Yeşil Hat Tüzüğü'nün iyileştirilmesi.
Lillikas'ın
söylediği üzere yukarıda ifade edilen Konsey; Katılık
Sözleşmesi'nin 10. Protokol'ü temelinde hareket edecek. Bu gelişme de
Lefkoşa'yı memnun ediyor çünkü KKTC'nin üçüncü ülke toprağı
olarak görüldüğü AB Tüzüklerinin 133. maddesindeki ilgili ifadeye kesin
şekilde son veriliyor.
HALKIN SESI 26/02/06
|
AA
Güncelleme: 19:40 TSİ 27 Şubat 2006 Pazartesi
İSTANBUL
- Ameliyatı gerçekleştiren iki ekibin başında bulunan Prof.
Dr. Cihat Bakay ile Doç. Dr. Belhan Akpınar, düzenledikleri basın
toplantısında, ameliyatla Talatın daralma tespit edilen ana
damarının göğüsten alınan damarla
değiştirildiğini söylediler. Doktorlar, Cumhurbaşkanı
Talatın sağlık durumunun iyi olduğunu ve yoğun
bakım servisine alındığını ifade ettiler.
Prof.
Dr. Bakay, Talatın ameliyata hazırlıklı ve morali iyi
girdiğini söyledi. Ameliyatın zamanlamasının da çok ideal
olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bakay, Anjiyo sonucu ana damarda yüzde 70
daralma tespit edilmişti.
Ameliyatta göğüs damarını alarak kalbin önündeki en önemli
damarı dediğimiz LAD dediğimiz damara by-pass ameliyatı
yapıldı. İşlem olarak basit bir işlemdi. Ama çok
önemli bir damar olduğu için hastanın sağlığı
yönünden çok gerekli bir operasyondu. Ameliyat başarılı geçti.
Herhangi bir komplikasyon olmadı. Hastamız şu anda yoğun
bakımda dedi.
Herhangi bir problem olmazsa Cumhurbaşkanı Talatın hastanede
7-10 gün kalmasının yeterli olacağını ifade eden Prof.
Dr. Bakay, yarın yapılacak konsültasyona göre de yoğun
bakımda kalma süresinin 2-3 gün
olabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Cihat Bakay, ameliyatın 3-3.5 saat sürdüğünü,
Cumhurbaşkanı Talatın 2-3 hafta sonra görevinin
başına dönebileceğini sözlerine ekledi.
|
Güncelleme: 08:42 ET 27 Şubat 2006 Pazartesi
BRÜKSEL
- AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarının
katıldığı Genel İşler ve Dış
İlişkiler Konseyi, KKTCye mali yardım tüzüğünü, AB Daimi
Temsilciler Komitesinin Cuma günü vardığı uzlaşma
doğrultusunda doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak
onayladı.
KKTCnin ve Türkiyenin tepki gösterdiği haliyle onaylanan mali
yardım tüzüğüyle ilgili yazılı bir açıklama
yayımlayan AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
tüzüğün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki
izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın
atıldığını savundu ve Adanın yeniden
birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.
AB Dönem Başkanı Avusturyanın Dışişleri
Bakanı Ursula Plassnik de, mali yardımın Kıbrıslı
Türklerin yaşam koşullarını gözle görülür şekilde
iyileştireceğini belirtti ve Tüzüğün onaylanmasıyla biz
de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş olduk dedi.
Plassnikin konuya ilişkin yazılı açıklamasında, mali
yardım tüzüğünün onaylanmasının siyasi koşullara
bağlı olduğu yolunda bir ifadeye yer verilmedi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önceki gün Plassnik ile
yaptığı bir görüşmede, ABnin KKTCye yapacağı
mali yardımı siyasi koşullara bağlayan tüzüğün
onaylanmamasını istemiş ve tüzüğün bu haliyle KKTC
tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmişti.
ABDE
GÜNDEM FİLİSTİN VE SIRBİSTAN
AB dışişleri bakanlarını bir araya getiren genel
işler konseyi toplantıları iki gün sürecek.
Toplantının ilk gününde dışişleri bakanları
Filistinlilerin acil ihtiyaçlarının karşılanması için
Avrupa Komisyonunun Filistin yönetimine 140 milyon dolar yardımda
bulunmasına karar verdi.
Hamasın seçimleri kazanmasının ardından İsrailin yaklaşık
40 milyon dolarlık vergi gelirini bloke etmesi, Filistinlileri zor durumda
bırakmıştı.
SIRBİSTAN-KARADAĞA
İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
Bakanlar ayrıca, kabul ettikleri bir kararla
Sırbısitan-Karadağa Sırp komutan Ratko Mladiçin
yakalanması konusunda Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi
ile tam bir işbirliği yapması çağrısında bulundu.
Dışişleri bakanları aksi takdirde, AB ile
Sırbistan-Karadağ arasındaki istikrar ve ortaklık
anlaşması görüşmelerinin kesintiye uğrayacağı
uyarısında bulundu.
İranın nükleer programı, Iraktaki son gelişmeler ve
karikatür krizinin ardından Müslüman dünyasıyla ilişkiler de
gündem maddeleri arasında.
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 06:55 ET 27 Şubat 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- ABye üye ülkelerin büyükelçilerini bir araya getiren COREPER
toplantısında, KKTCye yapılacak 139 milyon Euroluk mali
yardım tüzüğünü karara bağlandı.
Mali yardım, 26 Nisan 2004 tarihinde
Kıbrıs Türklerinin Annan Planını kabul etmeleri
karşılığında hayata geçirildi.
KKTC ile ABye üye diğer ülkeler
arasında serbest ticareti öngören tüzük ise önümüzdeki dönemlerde hayata
geçirilecek.
Türk diplomatik kaynaklar, mali tüzüğe bağlı
koşulların Ankara ve Lefkoşayı rahatsız
edebileceğini dile getirdi.
Bu arada, mali yardımla ilgili
toplantıda İngilterenin sessiz tavrı ve Rumların
önerilerine itiraz etmemelerinin de dikkat çekici olduğunu ifade edildi.
KKTC
TEPKİLİ
Mali yardım tüzüğünün, bir ön metinle beraber kabul edilmesi ise,
KKTC tarafından tepkiyle karşılandı.
KKTC Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı
açıklamada, ön metnin içeriğine Kıbrıs Türk
tarafının onay vermediği vurgulandı. Metinde Lüksemburg
dönem başkanlığı zamanında yapılmış,
kaydı bile bulunmayan gayriresmi görüşmelere atıfta bulunulması
eleştirildi.
Açıklamada, Rum vetosunu aşabilme kaygısıyla geçirilen
sözkonusu karar, beklentilerimize cevap vermekten uzaktır. Rum
tarafının baskılarından dolayı, AB
kurumlarının bütünlüklü çözümü zafiyete uğratabilecek kararlar
üretmesi, Kıbrıs Türk tarafını rahatsız etmektedir
denildi.
Açıklamada ayrıca, Daimi Temsilciler Komitesinin sözkonusu
kararını gözden geçirmesi de talep edildi.
KKTC tarafı, mali yardımdan ziyade serbest ticaret tüzüğünün
önemine dikkat çekiyor ve 2 tüzüğün birbirinden ayrılmadan kabul
edilmesini talep ediyordu.
ATİNA,
MEMNUNİYETİNİ DİLE GETİRDİ
AB Daimi Temsilciler Komitesinin (COREPER), bugün olağanüstü toplanarak
AB Komisyonu tarafından hazırlanan KKTCye mali yardım
tüzüğünü doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak
onaylaması, Atina tarafından memnuniyetle karşılandı.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo
Kumuçakos, yaptığı yazılı açıklamada, COREPERin
kararını olumlu bir gelişme olarak niteledi.
Kumuçakos, açıklamasında, Pazartesi günü Dışişleri
Bakanları Konseyi tarafından onaylanması beklenen bu karar,
Kıbrıs Türk Toplumuna mali yardım ve ticaret konusunu
birbirinden ayırarak, uzun zamandan beri süren mali yardım
tüzüğü ile ilgili belirsizliğe doğru bir çözüm getiriyor dedi.
Koşullu
yardım kabul edilemez
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği Daimi Temsilcilerinin, KKTCye
yönelik doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüğünü, Rumların
isteği doğrultusunda birbirinden ayırmasına kabul
edilemez diyerek, tepki gösterdi.
NTV
Güncelleme: 12:56 TSİ 26 Şubat 2006 Pazar
ANKARA
- Abdulah Gül, koşullu yardım kararının hiçbir şekilde
kabul edilemeyeceğini söyledi. Gül, Kuzey Kıbrıs
açısından ambargoların kaldırılmasının, mali
yardım ile birlikte ticaretin başlamasıyla mümkün
olacağını belirtti.
Türkiyenin
kararı hayretle karşıladığını belirten Gül,
Avrupa Birliğinin bu tek taraflı kararı yeni
sıkıntılar doğuracaktır dedi.
Gül
bugün Avrupa Birliğinden bazı yetkililerin Türkiyeye gelerek
temaslarda bulunabileceğini de açıkladı. Gül, KKTC,
yardımı reddeder mi? sorusuna da Bu, KKTCnin bileceği bir
iş. Türkiye bu yardımın 10 katını, 100 katını
yapıyor ve yapmaya devam edecek yanıtını verdi. KKTC ve
Türkiye 2 tüzüğün birbirinden ayrılmadan kabul edilmesini istiyordu.
|
Papadopulos-Annan
görüşmesi yarın Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanla, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri
Tasos Papadopulos, yarın Pariste biraraya gelecek. |
NTV
Güncelleme: 17:41 TSİ 27 Şubat 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- Papadopulos Annandan, Adanın birleşmesine ilişkin
görüşmeleri yeniden başlatmasını isteyecek.
Papadopulos,
Parise gitmeden önce yaptığı açıklamada, Adanın
birleşmesine ilişkin görüşmelerin iyi hazırlanması
gerektiğini belirtti. Tasos Papadopulos, Birleşmiş Milletler
Genel Sekreterinden bu hazırlığı başlatması için
bir temsilci görevlendirmesini istiyoruz dedi.
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri, müzakerelerin, Annanın uygun zemin
bulunduğuna karar verdiği anda başlayabileceğini ifade
ederek, buna hazır olduklarını kaydetti.
3
ŞART
Papadopulosun yarınki görüşmede, Annanın önüne müzakerelerin
yeniden başlaması için üç şart koyacağı ileri
sürülüyor. Rum basını, Papadopulosun 3 şartının,
Türk önerilerinin araştırılması, BM Güvenlik Konseyi
daimi üyelerinin 5inin de müzakerelere müdahil olması ve Müzakereler
sırasında ABnin de hazır bulunması olduğunu iddia
ediyor.
Talatın ameliyatı başarılı geçti
27 Şubat, 2006 21:10:00 (TSİ) CNN TURK
By-pass
ameliyatı olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın ameliyatı
başarılı geçti.
Talat, üç gün
boyunca kontrol amaçlı yoğun bakım ünitesinde kalacak.
Dün sağlık kontrolünden geçirilen Mehmet Ali Talat'ın, kalbe
giden ana damarında daralma olduğu tespit edilmişti.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul'da Florence
Nigtingale Hastanesi'nde by-pass ameliyatı oldu.
Üç saat süren ameliyatın ardından açıklama yapan doktorlar, Talat'ın
ameliyatının çok başarılı geçtiğini söyledi.
Mehmet Ali Talatın iki hafta sonra normal çalışma temposuna
dönebileceği açıklandı.
Mehmet Ali Talat'a, KKTC Sağlık Bakanı ile eşi Oya Talat
eşlik ediyor. 52 yaşındaki Talat'ın bugüne kadar ciddi bir
kalp sorunu bulunmuyordu.
AB ile görüşler paralel değil
27 Şubat, 2006 16:40:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye,
KKTC'ye mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini ayıran AB'ye
sözünü tutma çağrısı yaparken, tüzüğü onaylayan AB
dışişleri bakanları, 'Kıbrıs Türk toplumuna
verilen sözlerin karşılanması yolunda önemli bir adım
atıldığını' savundu.
Avrupa Birliği
üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarını buluşturan
Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nden
yapılan açıklamada, tüzükle KKTC'nin ekonomik kalkınmasına
mali yardım sağlanacağı iddia edildi.
Açıklamada, ''böylece AB Konseyi'nin 26 nisan 2004 tarihinde
aldığı kararların karşılanması yolunda
önemli bir adım atılmıştır'' denildi.
Konsey açıklamasında, ''Adanın ekonomik birleşmesinin, iki
toplum arasındaki ve Türk toplumuyla AB arasındaki
bağlantının teşvik edilmesini hedeflediği'' ifade
edildi.
Açıklamada, toplam 139 milyon euroluk kaynağın 2006
yılında Kıbrıs Türk toplumunun kullanımına
sunulacağı da vurgulandı.
Bugünkü uzlaşmaya, 26 nisan 2004 tarihli Konsey kararlarının
takibinde Avusturya dönem başkanlığının
gösterdiği yoğun çabalarla varıldığı
anlatılan açıklamada, bu sayede, ''kapsamlı bir çözüme
ulaşılmasının ardından Adanın Kıbrıs
Rum kesiminin yönetiminin hala geçerli olmadığı bölgesinde, AB
müktesebatının tam olarak uygulanmasının istisnai
geçiş döneminin ardından mümkün olmasına'' hazırlık
yapıldığı ileri sürüldü.
Gül, AB'nin kararını eleştirmişti
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, 25 şubatta
yaptığı açıklamada KKTC'ye izolasyonların kaldırılmasına
yönelik mali yardım ile doğrudan ticaret tüzüğünün birbirinden
ayrılması ve KKTC'ye 139 milyon euroluk yardımın
onaylanmasını eleştirmişti.
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'nin başından
beri mali ve doğrudan yardım tüzüklerinin ayrılmasına karşı
çıktığını hatırlatmıştı. Gül,
"Türkiye'nin beklediği özlü adım, mali yardımla birlikte
doğrudan ticaret olacaktır" demişti.
Avrupa Birliği dışişleri bakanları da, AB daimi
büyükelçilerinin geçtiğimiz cuma günü verdiği karar
doğrultusunda KKTC'ye mali yardım tüzüğünü bugün onayladı.
Brüksel'de geçtiğimiz cuma günü yapılan Avrupa Birliği daimi
büyükelçileri toplantısında, Kıbrıs tüzükleri ele
alındı. Toplantıda KKTC'ye yapılması planlanan 139
milyon euroluk yardım onaylandı.
Bu yardım daha önce 259 milyon euro olarak planlanmıştı.
Ancak tüzük 2005 sonuna kadar onaylanamadığı için
yardımın, 120 milyon euroluk kısmı kadük oldu.
Avrupa Birliği üyesi ülkeler ayrıca mali yardım ile
doğrudan ticaret tüzüğünün birbirinden ayrılmasına karar
verdi.
Kıbrıs Rum kesimi, Adanın birliğe bir bütün olarak üye
olduğunu iddia ederek, AB Komisyonu'nun KKTC ile başka bir ülke
gibi ticaret yapamayacağını savunuyor ve doğrudan ticaret
tüzüğüne karşı çıkıyor.
Rumlar, tüzüğün onaylanması halinde konuyu Adalet Divanı'na
götürme tehdidinde bulunuyordu.
İzolasyonda sonun başlangıcı
Olli Rehn: ''Onay, izolasyonların
kaldırılmasında ilk adım''
27 Şubat, 2006 14:13:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Birliği
dışişleri bakanları, AB daimi büyükelçilerinin cuma günü
verdiği karar doğrultusunda KKTC'ye mali yardım tüzüğünü
onayladı.
Doğrudan
ticaret tüzüğünden ayrılarak onaylanan mali yardım tüzüğü
Kuzey Kıbrıs'a 139 milyon euro yardım yapılmasını
öngörüyor.
KKTC'nin ve Türkiye'nin tepki gösterdiği haliyle onaylanan mali
yardım tüzüğüyle ilgili yazılı bir açıklama
yayımlayan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli
Rehn, ''bu sayede enerji ve çevre gibi acil ihtiyaç duyulan alanlarda
AB'nin yardımı mümkün olacak" dedi.
Rehn, yardım tüzüğünün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk
toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması yolundaki
ilk adımın atıldığını savunarak,
Ada'nın yeniden birleştirilmesinin de
kolaylaştığını iddia etti.
Rehn, AB Konseyi'ne doğrudan ticaret tüzüğünün de
onaylanması çağrısında bulundu.
Avusturya: "Yükümlülüğümüzü yerine getirdik"
AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri
Bakanı Ursula Plassnik de yaptığı yazılı
açıklamada, mali yardım tüzüğünün onaylanmasıyla
Kıbrıslı Türklerin 139 milyon euro mali yardım
almalarının önünün açıldığını belirtti.
Açıklamasında, mali yardımın Kıbrıslı
Türklerin yaşam koşullarını gözle görülür şekilde
iyileştireceğini belirten Plassnik, ''tüzüğün
onaylanmasıyla biz de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş
olduk'' dedi.
''Kıbrıs sorununa, iki tarafın da kabul edebileceği bir
çözüm bulunması, hepimizin yararına olacaktır'' diyen Plassnik,
mali yardım tüzüğünün onaylanmış olmasının
Kıbrıs görüşmelerine yeni bir hareketlilik
kazandırmasını umduğunu söyledi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçtiğimiz cumartesi
günü Plassnik ile yaptığı bir görüşmede, AB'nin KKTC'ye
yapacağı mali yardımı siyasi koşullara bağlayan
tüzüğün onaylanmamasını istemiş ve tüzüğün bu haliyle
KKTC tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmişti.
Avrupa Birliği daimi büyükelçileri de, cuma günkü toplantıda mali
yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini ayırarak
onaylamıştı. Bu durum doğrudan ticaretin önünü
tıkadığından, Kuzey Kıbrıs yönetimi
tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Papadopulos, Annan'a 3
şartla gidiyor
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
Kofi Annan, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir girişim
başlatmak amacıyla yarın Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos'la Paris'te görüşecek.
Annan'ın, yarınki görüşmede,
Papadopulos'tan Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yeni fikirler sunmasını
istemesi bekleniyor.
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önceki gün Doha'da Annan ile
yaptığı görüşmede, Kıbrıs konusunu da gündeme
getirerek, Türkiye'nin görüşlerini ve eylem planı çerçevesindeki son
gelişmeleri anlatmıştı. Gül, KKTC'ye izolasyonun
kaldırılması hakkında Annan'a ayrıntılı
bilgi vermişti.
RUM BASININ İDDİASI
Rum basınında, toplantıyla ilgili
çıkan haberlerde, Papadopulos'un, Annan'ın önüne, Kıbrıs
sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması için üç
şart koyacağı ileri sürülüyor.
Gazeteler, Papadopulos'un üç
şartının, ''Türk önerilerinin araştırılması.
BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin de müzakerelere müdahil
olması ve müzakereler sırasında AB'nin de hazır
bulunması'' olduğunu iddia ediyor.
Haberlerde, Papadopulos'un, Kıbrıs
sorununun esasının tartışılmasını ve yeni
müzakereler için zemini hazırlaması amacıyla BM Genel
Sekreteri'nden özel temsilci atamasını da talep edeceği
görüşü savunuluyor.
MILLIYET 27/02/06
AB
yanlısı Kıbrıslı Türkler cesaretlendirilmeli
Avrupa Parlamentosu-Kıbrıslı Türkler Temas Grubu
üyesi, AP Milletvekili Macthilde Rothe:
AB yanlısı Kıbrıslı Türkler
cesaretlendirilmeli
AP milletvekili Rothe, Kıbrıslı Türklerin AB'ye,
Avrupa ve demokrasi idealine sırt çevirmemeleri için
Kıbrıslı Türkleri cesaretlendirilmesinin çok önemli
olduğunu ifade etti. Rothe, bu amaç doğrultusunda AP ile
Kıbrıslı Türkler arasındaki Temas Grubu'nda Avrupa
Sosyalist grubunu temsil etmeye karar verdiğini ve grubun insanlarla bir
iletişim aracı olduğunu söyledi
Güney Kıbrıs'ta bulunan Avrupa
Parlamentosu-Kıbrıslı Türkler Temas Grubu üyesi, AP milletvekili
Macthilde Rothe, AP milletvekili Rothe, Kıbrıslı Türklerin
AB'ye, Avrupa ve demokrasi idealine sırt çevirmemeleri için Kıbrıslı
Türkleri cesaretlendirilmesinin çok önemli olduğunu ifade etti.
Rothe, bu amaç doğrultusunda AP ile Kıbrıslı
Türkler arasındaki Temas Grubu'nda Avrupa Sosyalist grubunu temsil etmeye
karar verdiğini ve grubun insanlarla bir iletişim aracı
olduğunu söyledi.
Macthilde Rothe, Kıbrıs'a ilişkin
görüşünü değiştirmediğini, 20 yıldan beri
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi yönünde mücadele ettiğini
ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin durumuyla ilgileniyor
olmamasından ötürü belki de bazılarının
değiştiği hissine kapıldığını kaydetti.
Annan planına ilişkin referandumda
Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun "evet"
dediğine işaret eden Rothe, "Kıbrıslı Türklerin
çoğunluğu AB lehine oy kullandılar. Kıbrıslı
Türklerin AB'ye, Avrupa ve demokrasi idealine sırt çevirmemeleri için
Kıbrıslı Türkleri cesaretlendirmemizin çok önemli olduğunu
düşünüyorum" diyerek, bu amaç doğrultusunda Avrupa Parlamentosu
ile Kıbrıslı Türkler arasındaki Temas Grubu'nda Avrupa
Sosyalist grubunu temsil etmeye karar verdiğini ve bu Temas Grubu'nun
insanlarla bir iletişim aracı olduğunu vurguladı.
Fileleftheros, yukarıdaki başlık altında KS
EDEK'in davetlisi olarak Güney Kıbrıs'ta bulunan Avrupa
Parlamentosu-Kıbrıslı Türkler Temas Grubu Üyesi, AP Milletvekili
Macthilde Rothe'yle gerçekleştirdiği bir söyleşiye yer verdi.
Rothe söyleşisinde, EDEK'in davetlisi olarak Güney
Kıbrıs'ta bulunmaktan mutlu olduğunu belirtirken KS EDEK ile
Avrupa sosyal demokratları arasında birçok konuda fikir
birliğinin bulunduğunu ifade etti.
Rothe, KS EDEK ile 2 yıl önce Annan planı konusunda
fikir ayrılıklarının mevcut olduğunu belirtirken, 2
yıl sonra Kıbrıs'taki durumun nasıl olduğu yönündeki
bir soruya karşılık ise şöyle konuştu:
"Kıbrıs'a ilişkin görüşümü
değiştirmedim ve değiştirmeyeceğim. 20 yıldan
beri işgal ve bölünmeye karşı ve Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesi yönünde mücadele ediyorum. Aynı zamanda bunca
yıldır Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği için de mücadele
ettim. Kıbrıslı Türklerin durumuyla ilgileniyor olmamadan ötürü
belki de bazıları değiştiğim hissine kapılıyorlar.
Annan planına ilişkin referandumda Kıbrıslı Türklerin
çoğunluğu "evet" dedi. Ancak bu Kıbrıslı
Rumların saygı duymamız gereken "hayır"
cevabı yüzünden uygulamaya konulamadı.
Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu AB
lehine oy kullandılar. Kıbrıslı Türklerin AB'ye, Avrupa ve
demokrasi idealine sırt çevirmemeleri için Kıbrıslı
Türkleri cesaretlendirmemizin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Orada
mücadele etmemiz gereken bir işgalin bulunduğunu, ancak aynı
zamanda Kıbrıslı Türklere de yardım etmemiz gerektiğini
hepimiz biliyoruz. Bu yüzden Avrupa Parlamentosu ile Kıbrıslı
Türkler arasındaki Temas Grubu'nda Avrupa Sosyalist grubunu temsil etmeye
karar verdim. Bu Temas Grubu insanlarla bir iletişim aracıdır.
Elbette tanınmaya götürecek yorumlamalara izin vermemek için
işlemlerimizde dikkatli olmamız gereklidir.
Grupta hepimiz uluslararası hukuk, BM ve AB kararları
çerçevesinde çalışacağımızı biliyoruz. Zaman
zaman bazıları görüşlerimi değiştirdiğimi hissine
kapılabilirler, ancak bu gerçeği yansıtmamaktadır ve böyle
bir şey olmadığı konusunda onlara garanti verebilirim"
AP-Kıbrıs Türk Temas Grubu'nun Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret etmesi konusunda ise Rothe,
geçmişte bu yöndeki ziyaretlere yönelik tepkilerin
bulunmadığını, Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph
Borrell'in Cumhurbaşkanı Talat'ı yakın geçmişte
makamında ziyaret ettiğini ve hatta basın
açıklamasında da bulunduğunu, ancak o zaman herhangi bir
tepkinin gelmediğini vurguladı.
Rothe, bu yüzden şu anda kendileri için
Cumhurbaşkanı Talat'ın makamına gitmeyeceklerini ya da
Borell'in yanlış yaptığını söylemenin
mantıksız olduğunu vurguladı. Rothe "Dikkat etmemiz
gereken, oraya gittiğimizde bir çeşit 'devlet' sembolünün
bulunmamasıdır. Bizim ziyaretimiz Başkan Borell'in, Komiser
Rehn'in ve tüm diğer AB yetkililerinin ziyaretleri ile aynı
mantık içerisindedir. Elbette bu hiçbir şekilde tanıma
anlamına gelmez. Kıbrıs Türk liderinin çalışma
alanına gidiyoruz. Elbette dikkatli olmalıyız ve bu yüzden
Kıbrıslı Türkleri, bu ziyareti başka amaçlara hizmet etmesi
yönünde kullanmamaya çağırıyoruz" şeklinde
konuştu.
"Gül'ün önerisi kabul edilemez"
Rothe, Türkiye tarafından yakın zamanda
sunulan önerilere ilişkin düşüncesinin sorulması üzerine ise,
geçmişle kıyaslandığı zaman Türkiye'nin
Kıbrıs sorununun çözümünü istiyor gibi göründüğünü ifade etti.
Rothe şunları söyledi:
"Türkiye daha önce, adada iki ayrı devlet ve
konfederasyon isteyen Denktaş ile aynı çizgideydi. Türkiye'nin
değişmekte olduğunu kabul etmemiz gerekir. Türkiye şimdi AB
perspektifine bakmakta ve AB'ye katılmayı istemektedir.
Gül'ün önerilerine gelince, birbirinden tamamen farklı iki
konuyu birbirine bağlamaya çalışmasından ötürü kabul
edilemez. Türkiye'nin katılım sürecinden doğan yükümlülüklerini
Kıbrıslı Türklerin durumuyla ilişkilendirmeye
çalışmaktadır. Bu tamamen kabul edilemez bir şeydir.
Türkiye liman ve havaalanlarını AB'den doğan yükümlülükleri
temelinde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmakla yükümlüdür."
Rothe, Gümrük Birliği protokolünün Kıbrıslı
Türklere yönelik AB tüzükleriyle ilişkilendirilmesini kabul etmelerinin
söz konusu olmadığını da vurguladı.
KIBRIS 27/02/06
KKTC
ile ticaret yapmamızı hiçbir güç engelleyemez
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB ne karar
alırsa alsın Türkiye'nin KKTC'yle ticareti aynen devam
ettireceğini söyledi:
KKTC ile ticaret yapmamızı hiçbir güç engelleyemez
HANİ GEREĞİNİ YAPACAKTINIZ?... Türkiye
Başbakanı Erdoğan AB'ye sert tepki göstererek, " 'Güney
Kıbrıs'tan hayır çıkarsa ne olacak?' dediğimizde,
'Endişe etmeyin. gereğini yaparız' dediniz. Fakat Güney
Kıbrıs hayır dediğinde onları bir hafta sonra AB'ye
kabul ettiniz. Siz önce sözünüzü yerine getirin. O söz yerine gelmedikçe bizden
bir şey beklemeyin. Bu kadar açık. Biz yolumuza aynen devam
edeceğiz" dedi
AYNEN DEVAM... Erdoğan: AB ne karar alırsa alsın
biz KKTC ile yaptığımız ticareti aynen devam ettiririz.
Bunu hiçbir güç engelleyemez. ABD ile yapılan ticaretin hukuki
olduğunu onlar da ifade ettiler. Bu noktada duygusallığa yer
yok. AB öncelikle kendi görevini yerine getirecek. Şu anda müzakere
sürecinde olduğumuz halde bunu söylüyorum
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB ne karar
alırsa alsın Türkiye'nin KKTC'yle ticareti aynen devam
ettireceğini, bunu hiçbir gücün engelleyemeyeceğini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği
konusunda iyi bir sürecin devam ettiğini belirterek, Avusturya'nın
dönem başkanlığında müzakerelerin
başlayacağını sandığını söyledi.
Erdoğan, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin
değişik politikalar uyguladığını da ifade ederek,
Avrupa Birliği'nin de KKTC ile ilgili ticari münasebetler konusunda
bazı kararlar aldığını hatırlattı.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
"AB ne karar alırsa alsın biz KKTC ile
yaptığımız ticareti aynen devam ettiririz. Bunu hiçbir güç
engelleyemez. ABD ile yapılan ticaretin hukuki olduğunu onlar da
ifade ettiler. Bu noktada duygusallığa yer yok. AB öncelikle kendi
görevini yerine getirecek. Şu anda müzakere sürecinde olduğumuz halde
bunu söylüyorum.
İleride görüşmelerimizde kendilerine de söyleyeceğim.
O nedir? Bir defa siz bize verdiğiniz sözü tutmadınız. Siz 24
Nisan 2004 referandumunda 'KKTC'de evet oyunun çıkması bizim karar
sürecimizi rahatlatacak' dediniz. 'Güney Kıbrıs'tan hayır
çıkarsa ne olacak' dediğimizde 'Endişe etmeyin. Gereğini
yaparız' dediniz. Fakat Güney Kıbrıs hayır dediğinde
onları bir hafta sonra AB'ye kabul ettiniz. Siz önce sözünüzü yerine
getirin. O söz yerine gelmedikçe bizden bir şey beklemeyin. Bu kadar
açık. Biz yolumuza aynen devam edeceğiz."
KIBRIS 27/02/06
Güler:
KKTC ile ilgili büyük projeler gündemde
Türkiye
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, KKTC'ye elektrik ve su
yanında doğal gaz gönderme projesi de yaptıklarını
belirtti
Güler:
KKTC ile ilgili büyük projeler gündemde
Türkiye
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Türkiye'nin KKTC'yle ilgili
çok büyük projeleri bulunduğunu söyledi.Gazi Belediyesi Sosyal
Tesisleri'nde düzenlenen partisinin Samsun Merkez İlçe 2. Olağan
Kongresi'ne katılan Güler, burada yaptığı konuşmada
KKTC ile ilgili yeni projeler hazırladıklarını
açıkladı.
Güler, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Kıbrıs'ın elektrik ve suyunu bizler temin
ediyoruz. Kıbrıs ile ilgili çok büyük projelerimiz var.
Kıbrıs'a su götürme projesi var.
Kıbrıs'a belki doğalgaz götürme projesi var.
Bunların hepsi yürüyen çalışmalar ve bu
çalışmaların hepsi lafla, sözle olan çalışmalar
değil. Bunları yapıyoruz. Hatta sadece Kuzey Kıbrıs'a
değil, Güney Kıbrıs'a da göndereceğiz. Bizim
programımızda insan faktörü son derece önemlidir."
KIBRIS 27/02/06
|
NTV
Güncelleme: 21:28 TSİ 28 Şubat 2006 Salı
PARİS
- Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile BM Genel sekreteri Kofi Annan,
Adanın birleşmesine ilişkin görüşmeler için bir araya
geldi. Annan, yaklaşık 1 saat süren görüşmede, Rum yönetimi
liderinin bir dizi öneride bulunduğunu, öncelikle bu önerilerin
inceleneceği ve Kıbrıslı Türklerin fikirlerinin de
alınacağını belirtti.
Görüşme sonrası yapılan açıklamada, Rumların,
ABnin müzakerelerin bütün aşamalarına aktif şekilde
katılmasını şart koşacakları iddiaları
yalanlandı ve AB ile sadece teknik konularda görüş
alışverişinde bulunulacağı belirtildi.
Açıklamada, Kıbrıs sorununa gene Birleşmiş milletler
himayesinde çözüm aranacağı ifade edildi.
BM Genel Sekreteri Annan ayrıca, bu görüşmeyle iki tarafı da
dinlemiş olduklarına dikkat çekti ve yeni müzakerelere
başlamadan önce dikkkatli ve ciddi hazırlık yapılması
gerektiğini dile getirdi.
Annan, zamanı geldiğinde de Kıbrısa özel temsilci
atayacağını da sözlerine ekledi. Papadopulos da, by-pass olan
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata acil şifalar dileğini
iletti.
Rumlar, BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin de müzakerelere müdahil
olmasını talep ediyordu. Kıbrıs sorununda Türkiyeyi
destekleyen İngiltere ve ABDnin başrol üstlenmesine karşı
çıkan Rum yönetimi, Rusya başta olmak üzere Fransa ve Çinin,
müzakerelere dahil olmasını istiyor.
"Kıbrıs için dikkatli hazırlık
gerek"
28 Şubat, 2006 18:41:00 (TSİ) CNN TURK
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Paris'te
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşerek
önerilerini sundu.
Görüşme
yaklaşık bir saat sürdü. Görüşmeden sonra BM tarafından
yapılan yazılı açıklamada, daha önce olduğu gibi,
müzakere sürecinin BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde
olması, dikkatli bir hazırlık yapılması ve zamanlamanın
iyi olması üzerinde anlaşıldığı kaydedildi.
Papadopulos'un bir dizi önerisi olduğunu, bu önerilerin Türk tarafına
aktarılacağını ve Türk tarafına
danışılarak sürecin devam edeceğini söyleyen Annan,
önerilerin ayrıntısına girmedi.
Kofi Annan, Ada'ya Birleşmiş Milletler temsilcisi
atamasının ise vakti gelince düşünüleceğini söyledi.
Görüşmeler teknik seviyede başlayacak
Açıklamada, Annan'ın iki toplumun liderlerinin iki halkın da
çıkarına yönelik konularda teknik seviyede görüşmelere
başlamaya razı olmalarından memnun olduğu belirtildi.
Annan'ın bu konuda KKTC lideri Mehmet Ali Talat'tan da güvence
aldığı ve Talat'ın da Genel Sekreter ile hemfikir
olduğu kaydedildi.
BM'nin açıklamasında, Annan ve Papadopulos'un Maraş konusu ile
Kıbrıs'ın mayınlardan tamamen temizlenmesi ve adanın
silahsızlandırılması konularında gelişme
sağlanmasının, gelecekte görüşmeler için daha olumlu bir
hava yaratacağı ve ilgili tarafların çıkarına
olacağı konusunda görüş birliği içinde oldukları da
ifade edildi.
'AB'nin Kıbrıs Türk toplumunun çıkarına olan ve uzun
zamandır beklenen fonları serbest bırakması
kararının not edildiği' belirtilen açıklamada, ameliyat
olan KKTC Cumhurbaşkanı Talat'a 'geçmiş olsun' mesajı
iletildi.
"Türkiye'nin Eylem Planı görüşmede gündeme geldi"
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, görüşmeden sonra düzenlenen basın
toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Annan, ''AB, geçmişte müzakereler sürecinde BM ile yakın
işbirliği içinde oldu. Gelecekte de bu işbirliğini devam
ettireceğiz. AB'nin Kıbrıs konusuna ilgi duyması
doğal. Onların bu konuyla ilgisi var'' dedi.
BM Genel Sekreteri, ''Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki son eylem
planı hakkında ne düşünüyorsunuz?'' sorusu üzerine,
''planın Papadopulos ile yaptığı görüşmede gündeme
geldiğini'' söylemekle yetindi.
Rum basını: "Papadopulos'un üç şartı"
Rum basını, Papadopulos'un Annan'ın önüne Kıbrıs
sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması için üç
şart koyacağını ileri sürmüştü:
·
Türk önerilerinin araştırılması
· BM
Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin de müzakerelere müdahil
olması
·
Müzakereler sırasında AB'nin de hazır bulunması.
Gül, Annan'a son gelişmeleri aktarmıştı
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçtiğimiz cumartesi
günü Doha'da Annan ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs
konusunu da gündeme getirerek, Türkiye'nin görüşlerini ve eylem planı
çerçevesindeki son gelişmeleri anlatmıştı.
Gül, KKTC'ye izolasyonun kaldırılması hakkında Annan'a
ayrıntılı bilgi vermişti.
Kıbrıs Eylem Planı
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme
ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
· BM'nin
ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına
sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını
kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.
AP milletvekili KKTC'de
28 Şubat, 2006 17:08:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa
Parlamentosu Liberal Demokratlar Grubu İngiliz milletvekili Sajjad Karim,
KKTC'de ''Uluslararası Ticaret ve İnsan Hakları'' konusunda
konferans verdi.
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası'nda verdiği konferansta Karim,
Kıbrıslı Türklerin yaşadığı
sıkıntıları, onların AB'ye
bakışlarını ve hayal
kırıklıklarını anlayışla
karşıladığını belirterek, AP'nin Avrupa
Konseyi'ni, ambargoların kaldırılması yönünde adım
atmaya zorladığını söyledi.
"AB'ye güvenin"
''Kıbrıs sorunu yalnız Kıbrıslı Türkler ve
Rumları değil, AB vatandaşlarını da etkiliyor'' diyen
Karim, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in, Mali
Yardım Tüzüğü'nün yaşama geçirilmesini, ''izolasyonların
kaldırılmasına yönelik bir adım'' olarak değerlendiren
dünkü açıklamalarına prensipte katıldığını
belirterek, AB'ye güvenilmesini istedi.
İngiliz milletvekili, Kıbrıs Türk halkının AP'de tam
temsiliyetinin sağlanması ve Kıbrıs Türkü ile Türk
halkının Avrupa Birliği'ne yeniden güven kazanması için
AB'nin somut adımlar atması gerektiğini de kaydetti.
Karim, KKTC'de dün yaptığı resmi ve gayrı resmi
temasları ''yoğun bir öğrenme egzersizi'' olarak
değerlendirdi ve ziyaretinden memnun kaldığını
söyledi.
KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin davetlisi olarak KKTC'ye gelen Karim,
siyasi parti ve sivil toplum örgütleriyle temaslarına bugün de devam
edecek ve yarın sabah KKTC'den ayrılacak.
Avrupa Birliği 27 şubatta, KKTC'ye yönelik mali yardım
tüzüğünü doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak
onaylamış, Kıbrıs'a 139 milyon euro yardım
yapılmasını öngörmüştü.
Olli Rehn "bu sayede enerji ve çevre gibi acil ihtiyaç duyulan alanlarda
AB'nin yardımı mümkün olacak" açıklamasını
yapmıştı..
Annan-Papadopulos görüşmesi başladı
28 Şubat, 2006 17:05:00 (TSİ) CNN TURK
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs
sorununun çözümü için yeni bir girişim başlatmak amacıyla bugün
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la Paris'te biraraya
geldi.
Annan,
Papadopulos'tan Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yeni fikirler
sunmasını isteyecek.
Rum basını, Papadopulos'un Annan'ın önüne Kıbrıs
sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması için üç
şart koyacağını ileri sürüyor:
·
Türk önerilerinin araştırılması
·
BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin de müzakerelere
müdahil olması
· Müzakereler sırasında AB'nin de
hazır bulunması.
Haberlerde, Papadopulos'un, Kıbrıs sorununun esasının
tartışılmasını ve yeni müzakereler için zemini
hazırlaması amacıyla BM Genel Sekreteri'nden özel temsilci
atamasını da talep edeceği görüşü savunuluyor.
BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari de, Kıbrıs konusunda
olası bir arabuluculuğa girişmeden önce ilgili bütün taraflarla
görüşeceklerini söyledi.
Gambari, ABD'nin başkenti Washington'daki Uluslararası Strateji ve
Çalışmalar Merkezi'ndeki konuşmasında, ABD'liler, Ruslar,
Yunanlar, Türkler, İngilizler ve AB'yi sayarak, ''herkesle
konuşuyoruz'' ifadesini kullandı.
BM'nin olası bir arabuluculuğa soyunmadan önce ihtiyatlı
olduğunu kaydeden Gambari, ''boş bir havuza
daldığımızı keşfetmek için bir arabuluculuk
çabasına girdiğimizi görmek istemiyorum'' dedi.
Gül, son gelişmeleri aktardı
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçtiğimiz cumartesi
günü Doha'da Annan ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs
konusunu da gündeme getirerek, Türkiye'nin görüşlerini ve eylem planı
çerçevesindeki son gelişmeleri anlatmıştı.
Gül, KKTC'ye izolasyonun kaldırılması hakkında Annan'a
ayrıntılı bilgi vermişti.
Kıbrıs Eylem Planı
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme
ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
· BM'nin
ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına
sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını
kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.
ABD: KKTC ile ticaret yapıyoruz
KKTC ile ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD
Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC
arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam
Ereli, bir Yunanlı gazetecinin, Yasadışı biçimde
işgal edilmiş bir bölgeyle ticaret yapılmasının
tamamen yasal olduğunu nasıl açıklayabiliyorsunuz?
şeklindeki sorusu üzerine Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta
olduğumuz ticarete karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız
bana da haber verin yanıtını verdi.
Ereli'nin bu sözüyle Washington yönetimi, ABD ile KKTC
arasında ticaret yapılmakta olduğunu da dile getirdi.
Aynı Yunanlı gazetecinin, Bu politika değişikliğini
Kongre'ye bildirdiniz mi? Çünkü yasadışı limanların,
havalimanlarının ve ticaretin yasal olduğunu
düşünüyorsunuz diyerek sorusunu devam ettirmesi üzerine Ereli,
Kıbrıs'ın kuzeyine mal gönderilmesini yasaklayan hiçbir kanun
bulunmuyor dedi.
Ereli, geçen Cuma günü yaptığı ilk
açıklamasında da Kuzey Kıbrıs ile ticaret
yapılmasının yasal olduğunu resmen kayıtlara geçecek
şekilde ilk defa dile getirmişti.
HURRIYET 28/02/06
Gülden Plassnike rest
Uğur ERGAN
ABnin
aldığı bu karardan önce Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, AB Dönem Başkanı Avusturyanın
Dışişleri Bakanı Ursula Plassniki telefonla arayarak
Türkiyenin sert tepkisini ortaya koydu.
Gül, Plassnike şunları söyledi: "AB olarak son derece
yanlış bir tutum içindesiniz. Verilen sözün arkasında
durulmamıştır. AB bu tutumuyla Kıbrıs sorununu daha da
büyüterek kabul etmiş oluyor. Bundan sonra bizim
yapacağımız bir şey yok. Bu sorunla
yaşayacaksınız. Türkiyenin ve Kıbrıslı Türklerin
bunu kabul etmesi söz konusu olamaz. AB, sözünü yerine getirmeyerek çözümün BM
inisiyatifinde olmasını da engelliyor. Bu şartlar altında
ne ek protokol TBMMnin gündemine gelir, ne de Türk limanları ve
havaalanları Rumlara açılır."
HURRIYET 28/02/06
ABD: Kuzey Kıbrıs ile ticaret
yapıyoruz, hiçbir yasal yasak yok
KKTC ile ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD
Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC
arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu.
ABD Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, bir Yunanlı gazetecinin,
''Yasadışı biçimde işgal edilmiş bir bölgeyle ticaret
yapılmasının tamamen yasal olduğunu nasıl
açıklayabiliyorsunuz?'' şeklindeki sorusu üzerine
''Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz ticarete
karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber verin''
yanıtını verdi.
Ereli'nin bu sözüyle Washington yönetimi, ABD
ile KKTC arasında ticaret yapılmakta olduğunu da dile getirdi.
Aynı Yunanlı gazetecinin, ''Bu
politika değişikliğini Kongre'ye bildirdiniz mi? Çünkü
yasadışı limanların, havalimanlarının ve
ticaretin yasal olduğunu düşünüyorsunuz'' diyerek sorusunu devam
ettirmesi üzerine Ereli, ''Kıbrıs'ın kuzeyine mal gönderilmesini
yasaklayan hiçbir kanun bulunmuyor'' dedi.
Ereli, geçen Cuma günü yaptığı
ilk açıklamasında da Kuzey Kıbrıs ile ticaret
yapılmasının yasal olduğunu resmen kayıtlara geçecek
şekilde ilk defa dile getirmişti.
MILLIYET 28/02/06
Kıbrıs'ta
hareket: Görüşme için hazırlık sözü
|
|
|
Kofi Annan ve Tasos Papadopulos,
Paris'teki bir saatlik görüşme sonrası açıklama yapmadı.
FOTOĞRAF: MUSTAFA
YALÇIN / AA |
Paris'te Papadopulos'la
bir araya gelen Annan, Kıbrıs'ta çözüm ümidini canlı tutmak ve
nabız ölçmek için teknik görüşmelere başlama kararı
aldı
01/03/2006
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
PARİS/ATİNA
- Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile dün Paris'te görüşen BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununun çözümünde yeni girişim
başlatılması için şartların henüz elverişli olmadığına
karar verdi. Annan, çözüm ümidinin canlı tutulması ve tarafların
anlaşmaya ne kadar niyetli olduklarına dair nabız ölçmek
amacıyla güven artırıcı önlemler için teknik düzeyde
görüşmeler başlatacak. Genel Sekreter ada için özel temsilcisini ise
ancak şartlar oluşunca atayacak.
Bir saatlik görüşmede müzakere sürecinin yine BM Genel Sekreteri'nin iyi
niyet misyonu çerçevesinde olması, dikkatli bir hazırlık
yapılması ve zamanlamanın iyi olması üzerinde görüş
birliğine varıldı. Ortak açıklamada, yeni girişimin
iyi hazırlanmasına vurgu yapılarak, "Adanın
mayınlardan arındırılması, Maraş ve
askersizleşme gibi konularda ilerleme halinde bunun herkesin yararına
olacağına mutabık kalındı" denildi. Bu
konuları içerecek teknik düzeydeki görüşmelerin iki toplum
arasında güvenin artması ve müzakerelerin başlamasına
katkı yapması umudu dile getirilirken, Annan'ın, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan aynı beklentiler içinde
olduğuna dair güvence aldığı kaydedildi. Yapılacak
teknik görüşmeler, muhtemelen Annan'ın adada yeni bir girişim
üstlenip üstlenmeyeceğini belirleyecek.
'Temsilci sonra
atanır'
Annan, Alvaro De Soto'dan boşalan özel temsilcilik görevine atamayı
ise 'şartlar olgunlaştığında'
yapacağını belirterek, teknik görüşmelerde adadaki BM
temsilcisi Michael Moler'in, aktif rol oynayacağının
işaretini verdi. AB ile yakın işbirliğinin süreceğini
ifade eden Annan, birliğin sürece ilgi duymasının 'doğal'
olduğunu vurguladı. BM Genel Sekreteri Türkiye'nin yeni eylem
planını ise Papadopulos ile görüştüğünü söylemekle yetindi.
Annan, içeriğini açıklamasa da Rum liderin bazı yeni öneriler
yaptığını, bunları inceleyeceğini kaydetti.
Rum kaynaklar, görüşmeyi değerlendirirken "Her şeye
silbaştan. Her şey yine A'dan başlıyor" yorumu
yaptı.
'KKTC
ile ticaret vardı'
01/03/2006
RADIKAL
AA - WASHINGTON - KKTC ile ticaretin
yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD Dışişleri
Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC arasında ticaretin zaten
yapılmakta olduğunu duyurdu. ABD Dışişleri Sözcüsü
Adam Ereli, bir Yunanlı gazetecinin, "Yasadışı biçimde
işgal edilmiş bir bölgeyle ticaret yapılmasının yasal
olduğunu nasıl açıklayabiliyorsunuz?" sorusu üzerine
"Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz ticarete
karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber
verin" yanıtını verdi. Aynı gazetecinin, "Bu
politika değişikliğini Kongre'ye bildirdiniz mi? Çünkü
yasadışı limanların, havalimanlarının ve
ticaretin yasal olduğunu düşünüyorsunuz" demesi üzerine Ereli,
"Kıbrıs'ın kuzeyine mal gönderilmesini yasaklayan hiçbir kanun
yok" dedi. Ereli, cuma Kuzey Kıbrıs ile ticaret
yapılmasının yasal olduğunu resmen ilk defa dile
getirmişti.
Kıbrıslı
Türk'ün seçim isteği
|
|
|
Akıncı: Seçime
katılmak bizim için toplumsal bir hak. |
01/03/2006
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Meclisi'nde
temsil edilen Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı ve eski Ticaret Odası
Başkanı Ali Erel'in de aralarında bulunduğu 72
Kıbrıslı Türk, Rum Yönetimi'nden 'seçme ve seçilme hakkı'
istedi.
Dün Rum Yönetimi İçişleri Bakanı Andreas Hristu'yu ziyaret eden
grup, 21 Mayıs'ta yapılacak Rum seçiminde haklarını
kullanmalarını talep
eden bir dilekçe sundu.
Radikal'e konuşan Akıncı, başvurunun kişisel
değil, toplumsal hak olduğunu söyledi. Kıbrıslı
Türklerin 1960 Anayasası'ndan kaynaklanan haklarını
istediklerini ifade eden Akıncı şöyle konuştu:
"Toplumsal haklarımızın Rum lider Tasos Papadopulos
yönetimi tarafından erozyona uğratılmaması için bu
atılımı yaptık. Bu talebimiz yanlış
anlaşılmasın. Cevaba göre hukuksal yolları
deneyeceğiz" dedi.
'Oy kullanamazlar'
Hristu ise Kıbrıs Türklerinin toplum olarak Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm çerçevesinde seçme ve seçilme haklarını
kullanabileceklerini belirtti. Rum bakan "Anayasa'daki
değişiklik, hükümetin kontrolündeki bölgelerde yaşayan ve
şartlar gereği tecrit edilen Kıbrıslı Türklere, oy
kullanma hakkı veriyor. Başvuran Kıbrıslı Türkler
işgal altındaki bölgede yaşadıkları için bu hakka
sahip değiller" diye konuştu.
Rumlar
da 'Geçmiş olsun' dedi
|
|
|
Baypas ameliyatı olan
Talat'ın durumu iyi. FOTOĞRAF: AP |
01/03/2006
RADIKAL
AA - İSTANBUL -
İstanbul'daki Florance Nightingale Hastanesi'nde damar
tıkanıklığı nedeniyle önceki akşam
başarılı bir baypas ameliyatı geçiren ve durumu iyi olan
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a 'geçmiş olsun'
dilekleri yağıyor. Yoğun bakımda tutulan Talat'a telefon
ederek 'geçmiş olsun' diyenler arasında, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ile eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın yanı sıra, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos
ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da bulunuyor. Başbakan
Tayyip Erdoğan ile Rum Birleşik Demokratlar Hareketi Genel
Başkanı Mihalis Papapetru da Talat'a çiçek gönderdi.
Dün KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ise yoğun bakımda olan
cumhurbaşkanına bir günlük ziyaretçi yasağı konduğu
için Talat'ın eşi Oya Talat ile görüşüp geçmiş olsun
dileklerini iletti. Soyer'in bilgi aldığı Doç. Dr. Belhan
Akpınar, Talat'ın iyi olduğunu, tek başına
yemeğini yiyebildiğini, zaman zaman yürüdüğünü kaydetti.
Talat'ın ameliyat gecesini rahat geçirdiğini söyleyen Akpınar,
cumhurbaşkanının konuşabildiğini ve tüm vücut
fonksiyonlarının normal olduğunu anlattı. Talat'ın
ameliyattan sağ salim çıkmasıyla yüzü gülen Oya Talat ise
kısa süre görüşmesine izin verilen eşi için "Morali gayet
iyi. Çok fazla ağrısı yok. Yoğun bakıma
girdiğimde kendisi oturuyordu. Güzelce sohbet ettik" dedi.
AB'da
farklı hava
AB Daimi
Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) cuma günü Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nden ayırarak onayladığı Mali Yardım Tüzüğü,
dün AB Dışişleri Bakanları tarafından da
onaylandı
AB'da
farklı hava
ONLARA GÖRE
ÖNEMLİ BİR ADIM... AB Dışişleri Bakanları, Avrupa
Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklere yönelik
hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, COREPER cuma günü
vardığı uzlaşma doğrultusunda doğrudan ticaret
tüzüğünden ayırarak onayladı. AB Dışişleri
Bakanları, "Kıbrıs Türk toplumuna verilen sözlerin
karşılanması yolunda önemli bir adım atıldığını"
savundu
REHN:
DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ HEMEN ONAYLANMALI... AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Rehn, Mali Yardım Tüzüğü'nün
onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumunun üzerindeki
izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın
atıldığını savunarak, adanın yeniden
birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.
Rehn, AB Konseyi'ne Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de onaylanması
çağrısında bulundu
PLASSNİK:
YÜKÜMLÜLÜĞÜMÜZÜ YERİNE GETİRDİK... AB Dönem
Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı
Plassnik, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla
Kıbrıslı Türklerin 139 milyon avro mali yardım
almalarının önünün açıldığını bildirdi.
"Mali yardımın Kıbrıslı Türklerin yaşam
koşullarını gözle görülür şekilde
iyileştireceğini" belirten Plassnik, "Tüzüğün onaylanmasıyla
biz de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş olduk" dedi
Avrupa
Birliği (AB) üyesi ülkelerin dışişleri
bakanlarının katıldığı Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi, AB Komisyonu tarafından 2004
yılında Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı
Türklerin ekonomik kalkınmasına mali destek amacıyla
hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, AB Daimi Temsilciler
Komitesi'nin (COREPER) cuma günü vardığı uzlaşma
doğrultusunda Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak
onayladı.
Mali
yardım tüzüğünü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak
ve sıkı şartlara bağlayarak onaylayan AB
Dışişleri Bakanları, "Kıbrıs Türk toplumuna
verilen sözlerin karşılanması yolunda önemli bir adım
atıldığını" savundu.
Yardım
Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki
izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın
atıldığını savunan Rehn, adanın yeniden
birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.
AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise, Yardım
Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki
izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın
atıldığını savunarak, adanın yeniden
birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.
AB Dönem
Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik de yaptığı yazılı açıklamada,
Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıslı
Türklerin 139 milyon avro mali yardım almalarının önünün
açıldığını bildirdi.
"Mali yardımın
Kıbrıslı Türklerin yaşam koşullarını gözle
görülür şekilde iyileştireceğini" belirten Plassnik,
"Tüzüğün onaylanmasıyla biz de AB olarak yükümlülüğümüzü
yerine getirmiş olduk" dedi.
AB tüzüklerinin
ayrılarak sadece Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasını,
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye tepkiyle, Rum ve Yunanistan ise
memnuniyetle karşılamıştı.
AB,
Kıbrıs Türk toplumuna verilen sözlerin
karşılanması
yolunda önemli bir adım atıldı
KKTC'ye Mali
Yardım Tüzüğü'nü, doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak
ve sıkı şartlara bağlayarak onaylayan AB
dışişleri bakanları, "Kıbrıs Türk toplumuna
verilen sözlerin karşılanması yolunda önemli bir adım
atıldığını" savundu.
AB üyesi
ülkelerin dışişleri bakanlarını buluşturan Genel
İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nden yapılan açıklamada,
tüzükle KKTC'nin ekonomik kalkınmasına mali yardım
sağlanacağı iddia edildi.
"Böylece
AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihinde aldığı kararların
karşılanması yolunda önemli bir adım
atılmıştır" denilen açıklamada, "adanın
ekonomik birleşmesinin, iki toplum arasındaki ve Türk toplumuyla AB
arasındaki bağlantının teşvik edilmesini
hedefleyen" toplam 139 milyon avroluk kaynağın 2006
yılında Kıbrıs Türk toplumunun kullanımına
sunulacağı kaydedildi.
Dünkü
uzlaşmaya, 26 Nisan 2004 tarihli konsey kararlarının takibinde
Avusturya dönem başkanlığının gösterdiği
yoğun çabalarla varıldığı anlatılan
açıklamada, bu sayede, "kapsamlı bir çözüme
ulaşılmasının ardından adanın Kıbrıs
Rum kesiminin yönetiminin halen geçerli olmadığı bölgesinde, AB
müktesebatının tam olarak uygulanmasının istisnai
geçiş döneminin ardından mümkün olmasına"
hazırlık yapıldığı ileri sürüldü.
Plassnik: AB
olarak yükümlülüğümüzü yerine getirdik
AB Dönem
Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik de yaptığı yazılı açıklamada, Mali
Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıslı
Türklerin 139 milyon avro mali yardım almalarının önünün
açıldığını bildirdi.
Açıklamasında,
"Mali yardımın Kıbrıslı Türklerin yaşam
koşullarını gözle görülür şekilde
iyileştireceğini" belirten Plassnik, "Tüzüğün
onaylanmasıyla biz de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş
olduk" dedi.
Kıbrıs
Rum lideri Tasos Papadopulos'un geçen hafta Viyana'ya resmi ziyareti
sırasında, "kendisinin ve Başbakan Wolfgang Schüssel'in
konuya ilişkin yoğun görüşmeler yaptığını"
anımsatarak, "Tüzüğün bugün (dün) onaylanmasında
Papadopulos ile yaptıkları görüşmelerin de katkısı
olduğunu" kaydetti.
"Kıbrıs
sorununa, iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm bulunması,
hepimizin yararına olacaktır" diyen Plassnik, "Mali
Yardım Tüzüğü'nün onaylanmış olmasının, BM
himayesi altında yapılacak Kıbrıs görüşmelerine yeni
bir hareketlilik kazandırmasını umduğunu" kaydetti.
Plassnik'in
konuya ilişkin yazılı açıklamasında, Mali Yardım
Tüzüğü'nün onaylanmasının "siyasi koşullara
bağlı olduğu" yolunda bir ifadeye yer verilmedi.
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, önceki gün Plassnik ile yaptığı bir
görüşmede, "AB'nin KKTC'ye yapacağı mali yardımı
siyasi koşullara bağlayan tüzüğün
onaylanmamasını" istemiş ve tüzüğün bu haliyle KKTC
tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmişti.
Rehn:
Doğrudan Ticaret
Tüzüğü
hemen onaylanmalı
KKTC'nin ve
Türkiye'nin tepki gösterdiği haliyle onaylanan Mali Yardım
Tüzüğüyle ilgili yazılı bir açıklama yayımlayan AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, şunları
kaydetti:
"Bu sayede
enerji ve çevre gibi acil ihtiyaç duyulan alanlarda AB'nin yardımı
mümkün olacak. Gerçekleştirilecek birçok somut projeyle
Kıbrıslı Türkler AB'ye yakınlaştırılacak.
Yardım Tüzüğü ayrıca, Kıbrıs sorununun kapsamlı
çözümünün ardından AB Komisyonu'na, Kıbrıs Türk toplumunun AB
hukukunu hazırlanması yetkisi veriyor."
Yardım
Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki
izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın
atıldığını savunan Rehn, adanın yeniden
birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.
Genişleme
komiseri Rehn açıklamasında, AB Konseyi'ne Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün de onaylanması çağrısında bulunurken, AB
Komisyonu'nun uzun süredir Birleşmiş Milletler önderliğindeki
kapsamlı bir çözüme destek verdiğini hatırlattı.
KIBRIS 28/02/06
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin tüzüklerle ilgili kararını
değerlendirdi:Kararın olumlu ve olumsuz tarafı var
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin tüzüklerle ilgili kararını
değerlendirdi
Kararın
olumlu ve olumsuz tarafı var
BÜTÜNÜYLE
SİYAH BEYAZ YOK... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Avrupa
Birliği'nin Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanması ve bu
tüzüğün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılmasına
ilişkin kararının, hem olumlu hem olumsuz tarafı var...
Bütünüyle siyah veya beyaz yok. Sıkıntılar doğurabilecek
muğlâk ifadeler var. Ancak bütünlüklü olarak
bakıldığında Güney Kıbrıs'ın da
istediği sonuca ulaşamadığı görülür
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, "Avrupa Birliği'nin Mali Yardım Tüzüğü'nün
onaylanması ve bu tüzüğün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden
ayrılmasına ilişkin kararının, hem olumlu hem olumsuz
tarafı var" dedi.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Başbakanlık Müsteşarı Doğan
Şahali ve AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin ile
birlikte bir basın toplantısı düzenleyerek Avrupa
Birliği'nin tüzüklerle ilgili kararını değerlendirdi.
Basın
toplantısında geniş açıklamalarda bulunan Soyer, bugün
İstanbul'a gideceğini de açıkladı.
Soyer,
İstanbul'da çeşitli temaslarda bulunacağını ve dün
kalp ameliyatı geçiren Cumhurbaşkanı Talat'ı ziyaret
edeceğini bildirdi.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin 2004 Nisan ayından beri
gündemde olan mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini
ayırarak mali yardımı onaylamasının olumsuz bir
gelişme olduğunu, ancak mali yardım onaylanırken
doğrudan ticaret tüzüğü ile izolasyonların
kaldırılmasına atıf yapılarak gündemde
tutulmasının önemli olduğunu söyledi.
Soyer,
"Bütünüyle siyah veya beyaz yok. Sıkıntılar
doğurabilecek muğlâk ifadeler var. Ancak bütünlüklü olarak
bakıldığında Güney Kıbrıs'ın da
istediği sonuca ulaşamadığı görülür" dedi.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, konuyla ilgili basın toplantısında,
Maraş'ın iadesi ile limanların açılması gibi
konuların ise bu aşamada masaya gelemeyeceğini, bu konuların
ancak bütünlüklü çözüm çerçevesinde ele alınabileceğini kaydetti.
Basın
toplantısı
Başbakanlık
Müsteşarı Doğan Şahali ve AB Koordinasyon Merkezi
Başkanı Erhan Erçin'le birlikte düzenlediği basın
toplantısında, mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinin
referandumun hemen ardından Nisan 2004'te Avrupa Birliği
tarafından hazırlandığını anımsatan Soyer,
tüzüklerle ilgili yaşanan süreci ve Türk tarafının tüzüklerin
birbirinden ayrılmamasına ilişkin politikasını
ayrıntılarıyla anlattı. Soyer, doğrudan ticaret
tüzüğünün önemi ve izolasyonların kaldırılmasına
ilişkin politikayı kararlılıkla sürdürdüklerini belirterek,
konuyla ilgili gelişmelerin politikalarının
haklılığını vurguladığını söyledi.
Rum
tarafının yoğun girişimleri sonucu iki tüzüğün
birbirinden ayrıldığına dikkat çeken Başbakan Soyer,
buna karşın geçtiğimiz yıl bu çerçevede hazırlanan ve
Türk tarafı için olumsuz şartlar içeren deklarasyonun kabul
edilmediğini anımsattı.
Siyah veya
beyaz değil
Doğrudan
ticaret tüzüğüyle ayrılarak 139 milyon Euro'luk mali
yardımın onaylanmasına ilişkin kararı, "Bütünüyle
siyah veya beyaz yok. Sıkıntılar doğurabilecek muğlâk
ifadeler var ancak bütünlüklü olarak bakıldığında Güney
Kıbrıs'ın da istediği sonuca
ulaşamadığı görülür" diye yorumlayan Soyer, mali
yardım tüzüğü onaylanırken doğrudan ticaret tüzüğünün
rafa kaldırılmadan gündemde tutulmasının ve bu çerçevede
izolasyonların kaldırılmasına atıf
yapılmasının haklılıklarının göstergesi
olduğunu kaydetti.
Soyer, tüzük
onaylanırken 10. protokole atıf yapılmasının ise Rum
yönetimine mükellefiyetler yüklemesi ve çözüm sürecinin BM zemini olduğunu
vurgulaması bakımından olumlu olduğunu kaydetti.
Olumsuz
yanlar... Maraş bütünlüklü çözümde...
Buna
karşın tüzükler ayrılırken, doğrudan ticaret
tüzüğüyle ilgili süreci, nitelikli oy çokluğuyla çalışan
Komisyon yerine, oy birliği gerektiren Konsey'e
aktarılmasının olumsuz olduğunu söyleyen Başbakan
Soyer, bunlara ek olarak Maraş'ın iadesi veya limanların ortak
kullanımı gibi konuların tüzükler kapsamında gündeme
gelmesine karşı olduklarını bildirdi. Soyer,
Kıbrıs sorununun temeline ilişkin bu konuların ancak
bütünlüklü çözüm kapsamında ele alınabileceğine vurgu
yaptı. Soyer, "Bütünlüklü çözümün unsuru olacak konuları masaya
koymamızı kimse beklemesin" ifadelerini kullandı.
Miktar
değil ilişki önemli
Türk
tarafının izolasyonların kaldırılmasına
ilişkin talebinin kararlılıkla devam edeceğini vurgulayan
Soyer, 139 milyon Euro'luk mali yardımın kabul edilip
edilmeyeceğine ilişkin soruya da, "Elastikiyetli tutumumuzun
nedeni paranın miktarı değil, Kıbrıs Türk
halkının AB'la ilişkilerini koparmamaktır. Yoksa para
miktarı olarak Türkiye kat kat daha fazlasını veriyor"
ifadelerini kullandı.
Soyer, özetle
şunları kaydetti:
"Biz retçi
bir tutum içinde değiliz. Tüzüklerin hazırlanmasında olduğu
gibi uygulanmasında da sorumluluk AB'dadır.
Kıbrıs
Türk halkının hayatını sürdürmesi AB'ın mali
yardımına bağlı değil. Kıbrıs Türk
halkı kendi kaynakları ve Türkiye'nin yıllardır süren
desteğiyle varlığını ileriye taşıma
yeteneğine sahiptir. Esas amaç AB ile ilişkiyi koparmadan
geliştirmektir. Retçi bir tavırla AB ile ilişkilerimizi
koparmayı amaçlayan Rum hâkimiyetçi anlayışına bu
fırsatı vermemektir. Elastikiyetli tutumumuzun nedeni budur. Meydanı
Rum hâkimiyetçi anlayışına bırakmak istemeyiz..."
Türkiye'nin
üyelik süreciyle ilgili değil
Tüzüklerle
ilgili kararla Türkiye'nin AB üyelik sürecinin ilişkilendirilerek
"Kıbrıs Türk halkı yalnız
bırakıldı" şeklinde yorumlar
yapılmasının son derece yanlış ve yanıltıcı
olduğunu da söyleyen Başbakan Soyer, Türkiye'nin AB'la müzakere
sürecine desteklerini yineledi.
Rehn'e
teşekkür
Avrupa Konseyi
ve Avrupa Komisyonu'nun dün konuyla ilgili iki ayrı açıklama
yaptığına dikkat çeken Başbakan Soyer, iki
açıklamanın farklılığına işaret etti.
Soyer,
doğrudan ticaret tüzüğünün onaylanması ve BM zemininde çözüm
için görüşme sürecinin başlatılması yönünde
çağrıda bulunan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli
Rehn'e teşekkür etti.
Çözüm arzusu
Türk
tarafının karşılıklı kabul edilebilir çözüm
arzusunun ve Kıbrıs Türk halkının bu yöndeki
desteğinin devam ettiğini vurgulayan Başbakan Soyer, "Güney
Kıbrıs'taki hâkimiyetçi anlayışa boyun eğmeden
kimliğimizi ve siyasi eşitliğimizi, eşit ortaklık
hakkımızı koruyan bir çözüme mutlaka
ulaşılacaktır" dedi.
Kıbrıs
Türk halkının Rum halkı kadar Avrupa Birliği'nde yer alma
hakkına sahip olduğunu belirten Soyer, her bakımdan
gelişmiş bir ülkenin çözüm koşullarında daha avantajlı
olacağını söyledi. Soyer, "Esas olgu devletin
gelişmesi ve güçlenmesi. Bu çözüm için de, çözümün uzaması halinde
direnme gücü ve mücadele yeteneğinin artması için de şart"
dedi.
KIBRIS 28/02/06
AP
milletvekili Karim, kuzeyde temaslarda bulundu
Avrupa
Birliği (AB) Liberal Demokratlar Grubu Milletvekili Sajjad Karim, önceki
akşam geldiği Kuzey Kıbrıs'ta dün sabahtan itibaren devlet
ve hükümet yetilileriyle temaslarda ve Lokmacı Barikatı'nda
incelemelerde bulundu.
Karim, ilk
olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile öğle yemeğinde bir araya
geldi. Öğle yemeğine ayrıca Avrupa Parlamentosu'nda
Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden CTP Milletvekili Özdil Nami ile UBP
Milletvekili Hasan Taçoy da katıldı.
Karim,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş ve UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün
tarafından ayrı ayrı da kabul edildi.
Avrupa
Parlamentosu'nda Kıbrıs Türk toplumunu temsil etmekte olan CTP
Milletvekili Özdil Nami ve UBP Milletvekili Hasan Taçoy ile Lokmacı
Barikatı'nı gezen Sajjand Karim, Arasta esnafıyla da
görüştü.
Kıbrıs
Türk İnsan Hakları Vakfı'nı ziyaret ederek, Mütevelli
Heyeti Başkanı Emine Erk'le de görüşen Karim, akşam
saatlerinde de Ticaret Odası'nda "Uluslararası Ticaret ve
İnsan Hakları" konusunda konferans verdi.
İngiliz
milletvekili temaslarını bugün de sürdürecek.
Karim
,Başbakan Soyer'le
öğle
yemeğinde biraraya geldi
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Parlamentosu Liberal Demokratlar Grubu Milletvekili
Sajjad Karim ile öğle yemeğinde bir araya geldi.
Lefkoşa
Suriçi'ndeki Konak Restoran'da yer alan yemeğe, Avrupa Parlamentosu'nda
Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden CTP Milletvekili Özdil Nami ile UBP
Milletvekili Hasan Taçoy da katıldı.
Görüşmeye
ilişkin açıklama yapılmazken, yemek öncesinde Başbakan
Soyer, konuk milletvekili Karim ile Nami ve Taçoy ayakta basına poz
verdiler; ardından yemeğe geçildi.
Denktaş:
Mali yardımın bu şekilde
onaylanması
ab sempatisini zedeledi
Karim
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Serdar Denktaş tarafından Dışişleri
Bakanlığı'nda saat 16:30'da kabul edildi. Görüşmede Avrupa
Parlamentosu'nda CTP Milletvekili Özdil Nami ile birlikte Kıbrıs Türk
toplumunu temsil eden UBP Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy da hazır
bulundu.
Serdar
Denktaş, Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nden ayrılarak onaylanmasının, AB'ye büyük bir
sempatiyle bakan Kıbrıslı Türklerin sempatisini
zedelediğini belirtti. Denktaş, "ancak bazı gazetelerde
çıktığı gibi 'Türkiye bizi satıyor' şeklinde bir
kanaate varmanın mümkün olmadığını" da belirtti
ve Türkiye'deki hiç bir hükümetin Kıbrıs'taki haklarından,
Kıbrıs Türkü'nden vazgeçme durumunda olmadığını,
olmayacağını söyledi. Bu tür değerlendirmeler yapmanın
yanlış olduğunu da kaydeden Denktaş, "Bizim en büyük
üzüntümüz AB'nin Kıbrıs'taki gerçekleri kavrayamamış
olmasıdır" diye konuştu.
Karim ise
kuzeydeki temasları sırasında kendisine verilen mesajları
gerekli yerlere ileteceğini belirtti ve AB'nin Kıbrıslı
Türkler ve Türkiye'deki insanlarla diyalog girişiminde bulunması
yönünde söylemde bulunacağını kaydetti.
"Aylardır
güçlerini takip ediyoruz"
Ne Mali
Yardım Tüzüğü ne de Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün KKTC'nin
talep ettiği şeyler olmadığının, bunların
referandumdan sonra AB'nin ortaya koyduğu öneriler olduğunun
altını çizen Denktaş, "Kendi önerilerini hayata geçirip
geçirmeme konusundaki güçlerini biz aylardan beri takip ediyoruz" dedi.
Zedelediler
İki
tüzüğün birbirinden ayrılmasının bir işe
yaramayacağını AB yetkililerine uzun zamandır
anlattıklarını ifade eden Denktaş, AB'nin "mali
yardımı geçirelim böylelikle referandumda verdikleri 'evet' oyunu
ödüllendirmiş oluruz" düşüncesinden, tüm itirazlarına
rağmen vazgeçmediğini dile getirdi. Böyle bir yardımın
Kıbrıslı Türklerin Rumlara bağımlı
olmasını gerektirecek şekilde geçirilmemesi gerektiği
üzerinde de çok durduklarını ifade eden Serdar Denktaş, AB'nin
verdiği sözü yerine getiremediğini, bu durumun AB'a büyük bir
sempatiyle bakan Kıbrıslı Türklerin sempatisini ve güvenini
zedelediğini vurguladı.
"Gelse ne
olur gelmese ne olur"
Mali
Yardım Tüzüğü'nün geçirilmesiyle bir şey kazanmış ya
da kaybetmiş olmadıklarının da altını çizen
Serdar Denktaş, ortada yerine getirilemeyen bir sözün bulunduğunu
kaydetti. Denktaş, "Mevcut ekonomik yapımız ve Türkiye'nin
yardımları bizim buradaki hayatımızı
iyileştirmeye yeter. Bu yardım gelse ne olur gelmese ne olur"
şeklinde konuştu.
Denktaş,
Sajjad Karim ve bundan sonra KKTC'ye gelecek olan AB yetkililerinin
Kıbrıs Türkü'nün konumunu anlamak konusunda açık kapı
bıraktığı ve gördükleri gerçekleri aktardıkları
müddetçe AB'nin hala yapmaya devam ettiği hataların farkına
varacağını da belirtti.
Denktaş,
Kıbrıs Türkü'nün AB'ye güvensizliğinin giderek arttığını
anlatacağını da belirtti ve Kıbrıs'taki gerçekleri de
görerek Karim'ın kendilerini anlaması temennisinde bulundu.
"Açık
mesaj için söylemde bulunacağım"
Avrupa
Birliği Milletvekili Karim ise Serdar Denktaş'ın
konuşması sırasında verdiği mesajı, dünkü temasları
sırasında sıkça duyduğunu belirtti. Karim, şöyle dedi:
"Size,
duyduğum mesajları geri dönerken yanımda götüreceğim;
AB'nin adım atması ve Kıbrıslı Türkler ile
Türkiye'deki insanlarla Türkiye'nin AB süreci ve Türkiye'nin AB sürecinde her
geçen gün önemi artan Kıbrıs sorununun çözümü konusunda diyalog
girişiminde bulunması ve açık mesaj vermesi için söylemde
bulunacağım yönünde teminat veririm."
"Temsiliyet
gerektiği gibi değil"
Kıbrıslı
Türklerin AB bünyesinde gerektiği şekilde temsil edilmesi konusunda
bir eksiklik bulunduğuna da işaret eden Karim, bunu da gerekli
yerlere ileteceğini belirtti ve temsiliyet konusunun alınan
kararlarda etkili olduğunu kaydetti. "AB olarak buradaki halkın
çoğunluğunun AB üyeliği konusunda olumlu
yaklaşımı bulunduğunun farkındayız. Bunu çaba
sarf edip geri kazanmamız gerekir. Bir şey yapmak bizim
görevimizdir" diye konuşan Karim, daha önce var olan güveni
AB'ın kazanması gerektiğini vurguladı.
Buradaki
gerçekleri görmek ve bunları bildirmenin ziyaretinin esas amacı olduğunu
dile getiren Karim, diyaloga giden yolun nasıl daha fazla
açılabileceğinin değerlendirmesini yapmak istediğini de
söyledi.
Karim, UBP'de
Karim, Ulusal
Birlik Partisi Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün tarafından
partinin genel merkez binasında kabul edildi. Kıbrıs konusuna
ilişkin son gelişmelerin ele alındığı
görüşmede, UBP Genel Sekreteri Turgay Avcı ve Avrupa Parlamentosu ile
Kıbrıs Türk halkı adına temasları yürüten UBP Lefkoşa
Milletvekili Hasan Taçoy da hazır bulundu.
Karim,
Kıbrıslı Türklerin de Avrupa Parlamentosu'nun karar
mekanizmalarında artık söz hakkına sahip olması
gerektiğini vurguladı. Karim, bunun da ancak, Kıbrıs Türk
halkının Avrupa Parlamentosu'nda asli temsiliyetiyle mümkün olabileceğini
belirtti.
Kıbrıslı
Türklere karşı uygulanan izolasyonların
kaldırılması konusunda Avrupa Birliği'nin yetersiz
kaldığına dikkat çeken Karim, Avrupa Birliği'nin
sergilemekte olduğu bu tavır nedeniyle Kıbrıslı
Türkler ile Türkiye'nin birliğe olan güveninin
azaldığını söyledi.
AB'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik olarak somut adımlar atması
gerektiğine vurgu yapan Sajjad Karim, aksi takdirde birliğin
inandırıcılığının
kalmayacağını da kaydetti.
Özgürgün
Görüşme
sonrasında ilk sözü alarak basına açıklamada bulunan Hüseyin
Özgürgün, Sajjad Karim'in de kendi partileri gibi Liberal kanattan
olduğuna işaret ederek, Karim ile başlattıkları
işbirliğinin güçlenerek süreceğine
inandığını söyledi.
Özgürgün,
"Bu görüşmeyi, çok sıkı ve güçlü bir işbirliğinin
bir başlangıcı olarak görüyoruz. Bu işbirliğinin
bundan sonra da artarak devam edeceği mesajını hem biz verdik
hem de ondan aldık. Dolayısıyla bu görüşmenin çok
yararlı olduğunu söyleyebilirim. Bundan sonra Avrupa Parlamentosu'nda
da güçlü bir şekilde görüşlerimizi savunacak lobi
çalışmalarımız devam edecektir" dedi.
Görüşmede,
UBP'nin Kıbrıs konusundaki görüşleri ve partinin Avrupa
Parlamentosu ile ilişkilerinin hangi noktada olduğunu
aktardıklarını ifade eden Özgürgün, bunun yanında Avrupa
Parlamentosu ile Kıbrıs Türk halkı adına temasları
yürüten UBP Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy'un AP'de
yaptığı temaslar hakkında Karim'i bilgilendirdiklerini
kaydetti.
UBP Genel
Başkanı Özgürgün, parti olarak bütün görüşlere açık
olduklarını, her konuyu tartışabileceklerini, dünyanın
hangi ülkesinden olursa olsun tüm kişi ve kuruluşlara
kapılarının her zaman açık olduğunu da belirtti.
Hüseyin
Özgürgün, "Bu anlamda bundan sonra bu tip görüşmeleri, her yerde ve
her koşulda yapabileceğimizi kendisine aktardık. Ulusal Birlik
Partisi'nin Kıbrıs sorununa bakışı anlamındaki
ilke ve prensiplerini de aktardık" şeklinde konuştu.
Karim
UBP Genel
Başkanı Özgürgün'le gerçekleştirdiği görüşmeyi
"oldukça yapıcı ve bilgilendirici" olarak tanımlayan
Karim de yaptığı açıklamada, kendi partisi gibi UBP'nin de
liberal çizgide bir parti olduğunu ve özellikle Kıbrıs konusunda
yaptıkları görüş alış verişinin, iki parti
arasında gelecekte iyi bir diyalog oluşmasının ilk
sinyallerini verdiğini söyledi.
Kıbrıslı
Türklerin AB tarafından verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle
yaşadığı hayal kırıklığının
Özgürgün tarafından kendisine açık şekilde
aktarıldığını ve bu hayal
kırıklığını çok iyi
anladığını belirten Karim, bu yönde aldığı
mesajı Avrupa Parlamentosu'ndaki meslektaşlarına
ileteceğini ifade etti.
Kıbrıs
konusunda müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için Avrupa
Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik olarak somut
adımlar atması gerektiğini söyleyen Karim, AB'nin
çabalarını bu yönde yoğunlaştırması
gerektiğinin altını çizdi.
AP milletvekili
Karim, KKTC'de gerçekleştireceği temasların ardından Avrupa
Parlamentosu'ndaki meslektaşlarına nasıl bir mesaj
vereceğinin sorulması üzerine, AP'de iki önemli nokta üzerinde
duracağına işaret ederek, bunları şöyle
sıraladı:
"Birincisi,
Kıbrıslı Türkler de Avrupa Parlamentosu'nun karar
mekanizmalarında artık söz hakkına sahip olmalıdır. Bu
da ancak, Kıbrıs Türk halkının Avrupa Parlamentosu'nda asli
temsiliyeti ile mümkün olabilir.
İkinci
önemli husus ise; Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan
izolasyonların kaldırılması konusunda Avrupa
Birliği'nin yetersiz kaldığıdır. Avrupa
Birliği'nin sergilemekte olduğu bu tavır nedeniyle
Kıbrıslı Türklerle Türkiye'nin birliğe olan güveni
azalmaktadır.
AB,
Kıbrıslı Türklere yönelik olarak somut adımlar
atmalıdır. Aksi takdirde birliğin
inandırıcılığı kalmayacaktır."
Karim'in İnsan
Hakları
Vakfı'nı
da ziyareti
Avrupa
Birliği Milletvekili Karim, dün öğleden sonra saat 16.00'da
Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı'nı ziyaret
ederek, Mütevelli Heyeti Başkanı Emine Erk'le görüştü.
Görüşmenin
basına açık bölümünde görüntü olanağı tanındı,
Emine Erk görüşmenin görüş alış-verişi şeklinde
geçeceğini belirtti.
Görüşmede
Avrupa Parlamentosu'nda CTP Milletvekili Özdil Nami ile birlikte
Kıbrıs Türk halkını temsil eden UBP Lefkoşa
Milletvekili Hasan Taçoy da hazır bulundu.
Sajjad Karim,
Lokmacı
kapısında
incelemelerde bulundu
Avrupa
Birliği Liberal Demokratlar Grubu Milletvekili Sajjad Karim dün
Lokmacı Barikatı'nda da incelemelerde bulundu.
Avrupa
Parlamentosu'nda CTP Milletvekili Özdil Nami ile birlikte Kıbrıs Türk
Halkını temsil etmekte olan UBP Milletvekili Hasan Taçoy ile bölgeyi
gezen Sajjand Karim, Arasta esnafıyla da görüştü. Konuk parlamenter,
Belediye Pazarı'nı da dolaştı ve esnafın ikram
ettiği helva ve enginar yedi.
Esnafa genelde
"Annan Planı'na Evet mi Hayır mı
kullandınız" sorusunu yönelten Karim, çoğunlukla "
'Evet' kullandık" yanıtını alırken; Hasan Taçoy
da "Buralarda benden başka hayır kullanan
bulamazsınız" şeklinde espri yaptı.
KIBRIS 28/02/06
Talat'a
by-pass
Kalp
damarında tıkanma tespit edilen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nde ameliyat oldu
Talat'a by-pass
AMELİYAT
BAŞARILI GEÇTİ... Kalp damarında daralma tespit edilen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün İstanbul Florence
Nightingale Hastanesi'nde by-pass ameliyatı oldu. Talat'ın ameliyatının
yaklaşık üç saat sürdüğü ve başarılı geçtiği
bildirildi. Cumhurbaşkanı Talat'ın ana damarındaki
daralmada, stres ve genetik faktörlerin rolü olduğu kaydedildi. Ameliyatı
gerçekleştiren iki ekibin başında bulunan Prof. Dr. Cihat Bakay
ile Doç. Dr. Belhan Akpınar, ameliyatla Talat'ın daralma tespit
edilen ana damarının göğüsten alınan damarla
değiştirildiğini söylediler
İKİ-ÜÇ
GÜN YOĞUN BAKIMDA KALACAK... Sağlık Bakanı Eşref Vaiz,
Cumhurbaşkanı Talat'ın göğsünden alınan damarla tek
damar by-pass ameliyatı yapıldığını ve ameliyat
sırasında diğer iki damarının fevkalade iyi
olduğunun tespit edildiğini belirtti. Talat'ın takiplerinin
yoğun bakımda devam ettiğini kaydeden Vaiz,
Cumhurbaşkanı Talat'ın, 2-3 gün yoğun bakım servisinde
kalacağını, 7 veya 10 gün sonra taburcu olabileceğini ifade
etti. Vaiz, Talat'ın 2-3 hafta içerisinde de normal hayatına yeniden
başlayacağını bildirdi
AMELİYATA
HAZIRLIKLI VE MORALİ İYİ GİRDİ... Prof. Dr. Bakay:
Cumhurbaşkanı Talat, ameliyata hazırlıklı ve morali
iyi girdi. Ameliyatın zamanlaması da çok ideal. Anjiyo sonucu ana
damarda yüzde 70 daralma tespit edilmişti. Ameliyatta göğüs
damarını alarak kalbin önündeki en önemli damar olan 'LAD'
dediğimiz damara by-pass ameliyatı yapıldı. İşlem
olarak basit bir işlemdi. Ama çok önemli bir damar olduğu için
hastanın sağlığı yönünden çok gerekli bir operasyondu.
Ameliyat başarılı geçti. Herhangi bir komplikasyon olmadı.
Hastamız şu anda yoğun bakımda"
Kalp
damarında daralma tespit edilen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nde by-pass ameliyatı oldu.
Talat'ın ameliyatının yaklaşık üç saat sürdüğü ve
başarılı geçtiği bildirildi.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın ana damarındaki daralmada, stres ve genetik faktörlerin rolü
olduğu kaydedildi.
Ameliyatı
gerçekleştiren iki ekibin başında bulunan Prof. Dr. Cihat Bakay
ile Doç. Dr. Belhan Akpınar, ameliyatla Talat'ın daralma tespit
edilen ana damarının göğüsten alınan damarla
değiştirildiğini söylediler.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın by-pass ameliyatını gerçekleştiren iki ekipten
birinin başkanlığını yapan Prof. Dr. Cihat Bakay,
ameliyatın başarılı geçtiğini ve herhangi bir
koplikasyon olmadığını bildirdi.
Talat, 13.30'da
ameliyata alındı
Cumhurbaşkanı
Talat dün saat 13.30'da by-pass ameliyatına alındı. Florence
Nightingale ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden çoğunluğu
Kıbrıslı Türk kalp cerrahlarından oluşan profesörler
tarafından yapılan ameliyat yaklaşık 3 saat sürdü.
İstanbul'da
Cumhurbaşkanı Talat'ın yanında bulunan Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz'in verdiği bilgiye göre, 53 yaşındaki
Cumhurbaşkanı Talat'ın ameliyatına, önceki gün yapılan
test ve anjiyo sonunda 8 kişilik bir kurul tarafından karar verildi.
Ana damardaki tıkanıklığın balon ve stendle açılamayacağına
karar veren kurul, ilerde yaratabileceği riskleri dikkate alarak by-pass
yapılmasını uygun buldu.
Anjiyoyu yapan
Florence Nightingale uzmanlarından Prof. Dr. Vedat Aytekin, aynı
hastaneden Prof. Dr. Cihat Bakay, Doç. Belhan Akpınar ve Doç Dr. Bülent
Polat, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Kıbrıslı uzmanlar
Prof. Dr. Vural Alivural, Rasim Enar ve Prof. Dr. Zeki Öngen ile KKTC Burhan
Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Kardiyoloji Klinik Şefi Gülgün Vaiz'den
oluşan kurulun kararıyla Cumhurbaşkanı Talat saat 13.30'da
ameliyata alındı.
Yurt
dışı yerine Türkiye'de ameliyatın, cumhurbaşkanı
ile ailesinin tercihi olduğuna özellikle vurgu yapan Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz, ameliyatın ardından
Cumhurbaşkanı Talat'ın 5 gün civarında hastanede,
ardından da birkaç gün otelde istirahat etmesinin öngörüldüğünü
söyledi. Vaiz, Cumhurbaşkanı Talat'ın en erken 10 gün içinde
KKTC'ye dönebileceğini de ekledi.
Talat'ın
sağlık durumu iyi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın sağlık durumunun iyi olduğu ve
yoğun bakım servisine alındığı bildirildi.
Ameliyatı
gerçekleştiren iki ekibin başında bulunan Prof. Dr. Cihat Bakay
ile Doç. Dr. Belhan Akpınar, düzenledikleri basın
toplantısında, ameliyatla Talat'ın daralma tespit edilen ana
damarının göğüsten alınan damarla
değiştirildiğini söylediler.
Doktorlar,
Cumhurbaşkanı Talat'ın sağlık durumunun iyi
olduğunu ve yoğun bakım servisine
alındığını ifade ettiler.
Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz ise, yaptığı açıklamada,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın göğsünden alınan
damarla tek damar by-pass ameliyatı yapıldığını
ve ameliyat sırasında Talat'ın diğer iki
damarının fevkalade iyi olduğunun tespit edildiğini
belirtti.
Talat'ın
takiplerinin yoğun bakımda devam ettiğini kaydeden Vaiz,
Cumhurbaşkanı Talat'ın, 2-3 gün yoğun bakım servisinde
kalacağını, 7 veya 10 gün sonra taburcu olabileceğini ifade
etti. Vaiz, Talat'ın 2-3 hafta içerisinde de normal hayatına yeniden
başlayacağını bildirdi.
Doç. Dr.
Akpınar: Ameliyat olmasaydı enfarktüs riski yüksekti
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın by-pass ameliyatını gerçekleştiren iki
ekipten birinin başkanlığını yapan Prof. Dr. Cihat
Bakay, ameliyatın başarılı geçtiğini ve herhangi bir
koplikasyon olmadığını bildirdi.
Prof. Dr.
Bakay, ameliyata giren diğer ekibin başkanı Doç. Dr. Belhan
Akpınar ve Cumhurbaşkanı Talat'ın anjiyosunu
gerçekleştiren Prof. Dr. Vedat Aytekin'le birlikte Florence Nightingale
Hastanesi'nde basın toplantısı düzenledi.
Burada
konuşan Prof. Dr. Bakay, Talat'ın ameliyata hazırlıklı
ve morali iyi girdiğini söyledi. Ameliyatın zamanlamasının
da çok ideal olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bakay, şunları
kaydetti:
"Anjiyo
sonucu ana damarda yüzde 70 daralma tespit edilmişti. Ameliyatta
göğüs damarını alarak kalbin önündeki en önemli damar olan 'LAD'
dediğimiz damara by-pass ameliyatı yapıldı. İşlem
olarak basit bir işlemdi. Ama çok önemli bir damar olduğu için
hastanın sağlığı yönünden çok gerekli bir operasyondu.
Ameliyat başarılı geçti. Herhangi bir komplikasyon olmadı.
Hastamız şu anda yoğun bakımda."
Prof. Dr.
Bakay, göğüsten alınan damarın, yüzde 96 oranıyla uzun
yıllar boyunca açık kaldığını belirterek, 10
senedir bu tür operasyonlarda göğüs damarı
kullandıklarını söyledi.
Herhangi bir
problem olmazsa Cumhurbaşkanı Talat'ın hastanede 7-10 gün
kalmasının yeterli olacağını ifade eden Prof. Dr.
Bakay, bugün yapılacak konsültasyona göre de yoğun bakımda kalma
süresinin 2-3 gün olabileceğini söyledi.
Prof. Dr. Cihat
Bakay, ameliyatın 3- 3.5 saat sürdüğünü, Cumhurbaşkanı
Talat'ın 2-3 hafta sonra görevinin başına dönebileceğini
sözlerine ekledi.
Doç. Dr. Belhan
Akpınar da ameliyat sırasında Cumhurbaşkanı
Talat'ın diğer 2 damarının fevkalade iyi durumda
olduğunun tespit edildiğini, bunun da ileriki yaşamı için
sevindirici olduğunu söyledi.
Tek
damarın tıkalı olması halinde by-pass'ta özellikle
göğüs damarını tercih ettiklerini belirten Akpınar,
"Ameliyat olmasaydı enfarktüs riski yüksekti" dedi.
Doç. Dr.
Akpınar, Cumhurbaşkanı Talat'a bundan sonra yaşamında
diyetine dikkat etmesi, hafif egzersizler yapması, kolestrol seviyesini ve
kan yağlarını düşük tutması önerilerinde
bulunduklarını kaydetti.
Mehmet Ali
Talat'ın eşi Oya Talat da ameliyat esnasında
endişelendiğini, ancak şu anda çok güzel duygular içerisinde
bulunduğunu ifade etti.
Bu arada,
basın toplantısı öncesinde Oya Talat hekimlerin yanına
giderek tek tek hepsine teşekkür etti.
Vaiz: Stres ve
genetik faktörlerin rolü var
Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
ana damarındaki daralmada, stres ve genetik faktörlerin rolü olduğunu
bildirdi.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın, İstanbul'da Florence Nightingale Hastanesi'nde ameliyata
alındığı sırada düzenlenen basın toplantısında
konuşan Vaiz, Talat'ın bazı programları için perşembe
gününden bu yana İstanbul'da bulunduğunu hatırlattı.
Vaiz,
şunları kaydetti:
"Cumhurbaşkanımız
Talat'a, dün Florence Nightingale Hastanesi'nde kalp tetkikleri
sırasında yapılan talyum testi sonucu anjiyo
yapılmasına karar verildi ve aynı saatlerde anjiyo
yapıldı. Anjiyoyu yapan Prof. Dr. Vedat Aytekin tarafından,
anjiyo sonucu ana damarda bir daralma tespit edildi. Bu daralmanın konumu
itibariyle balon ve stent ile açılamayacağına karar verildi. Aralarında
KKTC'den bir hekimin de bulunduğu hekimlerden oluşan bir kurul,
Cumhurbaşkanı'na by-pass ameliyatı yapılmasını
uygun gördü."
Vaiz,
Talat'ın ameliyat öncesi tetkikler sırasındaki genel durumunun
çok iyi olmakla birlikte, daralmanın ciddi boyutta olmasının
olası bir enfarktüs riskini ilerde taşıması da dikkate
alınarak daha fazla risk alınmadan ameliyata alınmasına
karar verildiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın, operasyonun özellikle Türkiye'de yapılmasına karar
verdiğini belirten Vaiz, bunun Talat'ın ve ailesinin kararı
olduğunu bildirdi.
Soruları
da yanıtlayan Vaiz, 53 yaşında ve çok sağlıklı
olan Talat'ın, herhangi bir şikayeti olmadığını
ve uzun zamandır eşi ile birlikte bu tetkikleri
yaptırdığını söyledi.
Ameliyata,
hastanenin Kalp Damar Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Cihat Bakay ile Doç. Dr.
Belhan Akpınar başkanlığındaki iki ekibin
katıldığını anımsatan Vaiz, ana damardaki
daralmada, stres ve genetik faktörlerin rolü olduğunu bildirdi.
"Kıbrıs
sorunu hasta eden bir sorun"
Vaiz,
"İlk Cumhurbaşkanı da by-pass olmuştu.
Kıbrıs görüşmeleri cumhurbaşkanlarını yoruyor
diyebilir miyiz?" sorusu üzerine de "Kıbrıs sorunu
hastalık yapan bir sorun haline geldi. Uzun yıllardır devam
ediyor. Sadece liderlerimizi değil, Kıbrıs Türk toplumunu hasta
eden bir sorundur diyebilirim" dedi.
Vaiz, bir
başka soru üzerine de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in
Talat'ı ameliyata girmeden önce, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın da dün arayıp görüştüğünü söyledi.
Aytekin: Bir
hafta 10 gün içinde taburcu edilir
Hastanenin Anjiyo
Bölüm Başkanı Prof. Dr. Vedat Aytekin de genel olarak her by-pass
geçiren kişinin bir hafta, on gün içinde taburcu edildiğini bildirdi.
Prof. Dr.
Aytekin, "Konumu gözönüne aldığımızda kalp
fonksiyonları oldukça iyi. Kaybedilmiş bir şey olmadan, erken
yakalanmış bir durumda olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle
olağan şartlarda bir by-pass operasyonu bekliyoruz" diye
konuştu.
By-pass'ın
normal, klasik açık yöntemle yapılacağını da belirten
Prof. Dr. Aytekin, genelde bu tür bir ameliyatın 4 saat sürmesinin beklendiğini
söyledi.
Oya Talat:
Herkes gibi biraz endişeliyim
Toplantıyı
izleyen Oya Talat da basın mensuplarının soruları üzerine,
kendisinin, talyum testi yapılacak diye önceki gün İstanbul'a
geldiğini belirtti. Talat, "İyi ki de gelmişim. Talyumdan çıkan
sonuç anjiyo gerektirdi. Anjiyodan sonra da bu kararı vermesinde
yardımcı oldum" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın anjiyodan sonra hiçbir şikayeti
olmadığını, anjiyo sırasında da her şeyi
izlediğini belirten Oya Talat, "Çıktığı zaman
hemen doktorla görüş alışverişinde bulunduk. 'Eğer
mutlaka olacaksa böyle bir ameliyat olsun, bir hafta bir ay geciktirmeye
değmez. Her gün ne getirir belli olmaz. Buradayken takip edelim'
dedik" diye konuştu.
Eşinin
ameliyata girerken moralinin çok iyi olduğunu, doktorların çok
güvenli konuştuğunu ve yöntemin nasıl
yapılacağını birlikte izlediklerini belirten Talat,
"Herkes gibi biraz endişeliyim ama çok iyi
çıkacağını biliyorum. Ameliyat sonrası mutlaka güzel
olacak. İyi bir destekle ameliyata girdi. Özellikle doktorların dediği
gibi, bu ameliyatlarda risklerin çok az olduğunu biliyoruz. Umarım
iyi olacak" dedi.
KIBRIS 28/02/06
21 Mayıs seçimleri için...
78
KKTC'li, Rum'dan seçme ve seçilme hakkı istedi
Aralarında milletvekili Mustafa Akıncı'nın da
bulunduğu onlarca Türk, Rum İçişleri Bakanı'na elden
dilekçe verdi. Grup, istekleri reddedilirse önce Rum mahkemesine, olmazsa
AİHM'ye başvuracak
SEFA KARAHASAN
Lefkoşa
KKTC Meclisi'nde temsil edilen Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH)
Genel Başkanı Mustafa Akıncı ve eski Ticaret Odası
Başkanı Ali Erel'in de aralarında bulunduğu 78
Kıbrıslı Türk, Rum Yönetimi'nden 1960 Anayasası temelinde
"seçme ve seçilme hakkı" istedi. Grup, dün Rum
İçişleri Bakanı Andreas Hristu'yu ziyaret ederek, 21 Mayıs
2006'da yapılacak Rum parlamento seçiminde "seçme-seçilme"
hakkını talep eden dilekçeyi sundu.
Hristu, son yasa değişikliğiyle Güney Kıbrıs'ta
yaşama şartıyla Kıbrıslı Türklere seçme - seçilme
hakkının verildiğini belirtti.
Akıncı, başvurunun kişisel değil, toplumsal hak
olduğunu savundu. Kıbrıslı Türklerin 1960
Anayasası'ndan kaynaklanan haklarını istediklerini ifade eden
Akıncı, şöyle konuştu: "Toplumsal
haklarımızın Papadopulos yönetimi tarafından erozyona
uğratılmaması için bu atılımı yaptık. Bu
talebimiz yanlış anlaşılmasın. Bize gelecek cevaba
göre ise hukuksal yolları deneyeceğiz" dedi.
Erel de 1960 Anayasası temelinde Kıbrıslı Türklerin seçme
ve seçilme hakkı bulunduğunu belirterek, bu hakkı talep
ettiklerini vurguladı. Ali Erel, Hristu'nun kendilerine ne olumlu ne de
olumsuz yanıt verdiğini kaydetti.
Heyette bulunan Hasip Erel de yanıtın olumsuz olması halinde,
önce Rum mahkemelerinde, sonra da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
(AİHM) haklarını arayacaklarını bildirdi.
Dilekçede neler var?
Görüşme ardından Rum ajansına konuşan Rum Yönetimi
İçişleri Bakanı Andreas Hristu, "Maalesef şartlara
göre Kıbrıslı Türkler oy kullanamazlar" dedi.
Hristu'ya sunulan dilekçede şunlar yazıyor: "Ben,
Kıbrıs Cumhuriyeti ... Kimlik Kartı sahibi ..., Kıbrıs
Cumhuriyeti ve dolayısıyla Avrupa Birliği vatandaşı
bir Kıbrıslı Türk'üm.
Kıbrıslı Türklerin seçme ve seçilme haklarıyla ilgili Ocak
2006'da çıkarılan yasanın 3.-(1) maddesi Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası'na ve İnsan Hakları Sözleşmesi'ne
terstir.
Bu nedenle 2006 yılı içinde yapılması öngörülen
Kıbrıs Cumhuriyeti Temsilciler Meclisi seçimlerinde, 1960
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na uygun olarak, temel insan
hakkım olan seçme ve seçilme hakkımı her Kıbrıs
Cumhuriyeti ve AB vatandaşı gibi kullanmak istiyorum..."
78 Türk, Hristu ile görüşmelerinin ardından yaptıkları
ortak yazılı açıklamada, Türkiye'yi suçladı.
Açıklamada şunlar denildi: "Türkiye, çözümü
sağlayıcı proaktif politikalar izlemeden, Kıbrıs
sorununun çözümünü kendi Avrupa Birliği sürecine ve üyeliğine
endekslemiştir. Erken çözümü zorlaması umudu ile
işbaşına getirilen bugünkü KKTC hükümeti de bu yönde politikalar
üretememektedir."
Ankara'ya
karşı Rum planı
SABETAY VAROL Paris
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin
Kıbrıs sorunuyla ilgili ortaya attığı eylem
planına karşılık hazırladığı bir dizi
öneriyi dün Paris'te BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sundu. Yaklaşık
bir saat süren görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın
toplantısında Kofi Annan, yaptığı açıklamada,
Papadopulos'un bir dizi öneriyi gündeme getirdiğini, ancak bunların
ne olduğunu söylemedi. BM Genel Sekreteri Annan, "Bu önerilerin Türk
tarafına danışarak inceleneceğinin" altını
çizdi.
Yayımlanan ortak deklarasyonda, "Maraş konusunun çözüme
kavuşmasının iki taraf arasında güven
artırıcı rol oynayacağı ifadesi" yer aldı.
Bununla birlikte, deklarasyonda konu Maraş'ın "Rumlara
verilmesi" şeklinde formüle edilmedi. Başka bir deyişle
Kofi Annan, Maraş konusunda son derece diplomatça bir tutum sergiledi.
Buna karşılık bildiride Annan Planı'nda yer alan ancak Rum
tarafının lehine olan "Ada'nın kademeli olarak askerden
arındırılması, kuvvet indirimi ve mayınların
temizlenmesi" temennileri, Papadopulos'u memnun etme özelliği
taşıyor.
Basın toplantısında soruları yanıtlayan Annan,
önümüzdeki aylarda iki taraf arasında görüş ayrılıklarını
azaltma üzerinde duracaklarını ve zamanı geldiğinde
Kıbrıs konusunda yeni temsilciyi atayacağını söyledi.
Annan, Talat ile de aynı görüşmeleri yapıp yapmayacağı
sorusu üzerine, Talat'a öncelikle "geçmiş olsun" dediğini,
en kısa zamanda iyileşmesini dilediğini, kendisiyle mümkün olan
en kısa sürede görüşmek istediğini ifade etti. Annan,
"Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki son eylem planı
hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, "planın
Papadopulos ile yaptığı görüşmede gündeme
geldiğini" söylemekle yetindi.
MILLIYET
01/03/06
Müzakerelerin
başlaması çok önemli bir adımdır
Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi'nin Pazartesi günü
aldığı kararlar, Türk- AB ilişkileri ve Kıbrıs
sorununun nereye doğru gittiğinin mesajlarıyla doluydu.
Önce iyi haberden başlayalım.
AB Konseyi, Türkiye ile katılma müzakerelerinin resmen
açılmasına karar verdi.
Bu konuda çok spekülasyon yapılmıştı. Rumların veto
edecekleri, hatta Avusturya gibi Türkiye'ye ters bakan bir dönem
başkanlığında bu işin daha da zor olacağı
söylenmiş ve yazılmıştı.
Hiç biri doğru çıkmadı.
Avrupa Birliği, Kıbrıs'a rüşvet vererek (yan sütundaki
bölümü okuyabilirsiniz) engelleme yapmasının önüne geçti. Türkiye
aleyhindekiler ikna edildiler ve sonunda bir orta yol buldu ve Türkiye ile
masaya oturmakta kararlı olduğunu gösterdi.
Tabii bu adım, geri kalan 34 bölümün kazasız geçeceği
anlamına gelmiyor. Rumlar, müzakerelerin sonuna kadar veto veya engelleme
imkanını ellerinde tutuyor olacaklar. Müzakereler sırasında
da birçok sorunlarla karşılaşılacak, hatta krizler
yaşanacak. Her aday ülkenin başından geçenler, bizim de
başımızdan geçecek. Önemli olan masaya oturmaktı ve bu da
oldu.
Avrupa Birliğinin niyeti olsa, Türkiye ile müzakereleri daha bir süre
erteleyebilirdi. İstese, birçok bürokratik gerekçe de bulabilirdi. Ancak
yapmadı ve ilk adımı attı.
Müzakerelerin başlatılmasının şekil
açısından önemi büyüktür. AB dünyaya, tüm tartışmalara
rağmen Türkiye ile yola devam etmekte kararlı olduğunu
göstermiştir.
Bu yaklaşım, 25 ülkenin bürokrasisine, Uluslararası mali
çevrelere sinyal yollamıştır.
Türkiye'nin Avrupa yolundaki yürüyüşünün sürdüğü, bazı
ülkelerden ters seslerin çıkmasına, hatta son karikatür olayına
rağmen, Tam Üyelik projesinin etkilenmediği mesajı
verilmiştir.
Tren istasyondan kalktıktan sonra, arada bir arızalansa veya
bazı ara istasyonlarda bekletilse dahi, yoluna devam edecektir.
* * *
LİMANLARIN
AÇILMASI İSE, ŞİMDİ DAHA ZORLAŞTI
Türkiye ile
müzakereleri başlatma kararı alan AB Dışişleri
Bakanları, Rumları tatmin etmek ve bu süreci vetolatmamak amacıyla,
Kıbrıs konusunda rüşvet verdi. Yani Rumların istediklerini
kabul etti.
AB, bu tutumuyla bir yerde aczini gösterdi.
Hatırlayacaksınız, AB Konseyi referandum trajedisinden sonra,
Kuzey Kıbrıs üzerindeki ambargo baskısını azaltabilmek
amacıyla "159 milyon euro yardım ve KKTC ile AB arasında
doğrudan ticaret tüzüğü" hazırlatmıştı.
Bunun amacı, referandumda HAYIR oyu veren Rumları bir ölçüde
cezalandırmak, EVET diyen Türkleri de ödüllendirmekti.
Komisyon gereken tüzüğü hazırladı ve Bakanlar Konseyine yolladı.
Ancak Rumlar, Tam Üye olmanın avantajlarını kullandılar ve
bu tüzüğü Bakanlar düzeyinde durdurdular. Doğrudan ticaretin, KKTC'yi
bağımsızlık yönünde teşvik edeceğini ve çözümü
zorlaştıracağını belirttiler. Ayrıca,
tüzüğün geçmesi durumunda, Türkiye ile müzakerelerin
başlamasını veto edeceklerini de bildirdiler.
Şantaj politikası Rumların işine yaradı.
AB kendi kazdığı kuyuya düştü.
Son toplantıda, 159 milyon euro'dan geri kalan 139 milyonun (bu fon geçen
yıl kullanılamadığından dolayı 120 milyonu düşmüştü)
KKTC' ye direkt olarak -Rum Merkez Bankasından değil de, KKTC Ticaret
odası aracılığıyla- kullandırılmasına
ve Rumların istedikleri gibi, Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret
tüzüklerinin birbirinden ayrılmasına, Doğrudan Ticaret
tüzüğünün Bakanlar Konseyinde ilerde yeniden ele alınmasına ve
en önemlisi, bu tüzüğün Bakanlar Konseyinde Komisyon tarafından
önerildiği gibi Oy Çoğunluğu ile değil, Oy Birliği ile
(yani bir ülkenin reddetmesi tüzüğü engelleyebilecek) geçmesi
kararlaştırıldı.
Bunun Türkçesi şudur: KKTC' ye 139 milyon euro yardım verilmekle
yetinilecek, doğrudan Ticaret tüzüğü ise rafa kaldırılacak.
Rumlar bu şekilde istediklerinin bir bölümünü elde etmiş oldular.
Türkiye ile müzakerelerin başlamasına göz yumdular, ancak en çok
korktukları, KKTC ile Doğrudan Ticaret işinden kurtuldular.
Avrupa Birliği belki bilinçli şekilde, belki farkında olmadan,
Kıbrıs işini daha da yüzüne gözüne
bulaştırmış oldu. Zira atılan bu adımdan sonra,
artık Türk limanlarının, Gümrük Birliği çerçevesinde Rum
gemilerine açılması daha da imkansızlaştı.
Türk hükümeti bu şekilde, belki AB ilişkilerinde bir
sıkışmaya doğru gidiyor, ancak öte yandan da
limanlarını açmamak konusunda -özellikle iç kamu oyu
açısından- elini güçlendirmiş oluyor.
AB de, attığı bu adımlarla kendini köşeye
sıkıştırıyor. Brüksel, günü geldiğinde (büyük
olasılıkla bu yılın sonuna doğru) ya Türk
limanlarının açılmasını bir Komisyona havale edip,
uzunca bir süre için rafa kaldıracak veya tüm siyasi yankıları
göze alıp, Türkiye ile müzakereleri kesmek zorunda kalacak.
Anlayacağınız, tam bir karmaşa.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 01/03/06
|
Türkiye BMden
bilgi istedi Türkiye,
BM sekreteryasından, Kofi Annanın Pariste Rum lider Tasos
Papadopulosla yaptığı görüşme hakkında bilgi
istedi. Ankara, Annandan gelecek bilgiler ışığında
bundan sonra atacağı adımları belirleyecek. |
NTV
Güncelleme: 21:43 TSİ 01 Mart 2006 Çarşamba
ANKARA
- NTVnin edindiği bilgiye göre, Türkiyenin Birleşmiş Milletler
nezdindeki daimi temsilciliği, New Yorktaki Birleşmiş Milletler
sekreteryası ile temas kurarak Annan-Papadopulos görüşmesi
hakkında bilgi istedi.
Sekreteryadan
gelen yanıt, Biz de bilgi sahibi değiliz. Sizi, genel sekreter New
Yorka döndükten sonra bilgilendireceğiz oldu.
Ankara, görüşme hakkında kapsamlı bilgi aldıktan sonra,
bundan sonra atacağı adımları belirleyecek.
Türkiye, Rum Yönetiminin Kıbrıs eylem planının kabulünü
koşullara bağlamasını kabul edilemez buluyor. Bundan sonra
yapılacak Kıbrıs görüşmelerinde BM Güvenlik Konseyi daimi
üyelerinin ve Avrupa Birliğinin de masaya oturması düşüncesine
de soğuk bakıyor.
Ankaraya göre, görüşmelere, mayıs ayında Kıbrıs Rum
Kesiminde yapılacak seçimler öncesinde başlanması pek de
olası değil.
BM Genel Sekreterinin atayacağı özel temsilci konusunda ise tek bir çekince
bulunuyor. Ankara özel temsilcinin Kıbrıs sorununa doğrudan
taraf ülkelerden ve Avrupa Birliği ülkelerinden olmasını
istemiyor.
"Rumlar istediğinden de fazlasını
kopardı"
1 Mart, 2006 18:51:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi, Tasos Papadopulos
ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın dün Paris'te yaptığı
görüşmenin sonuçlarından çok memnun olduğunu açıkladı.
Rum
yönetimi sözcüsü Yorgo Lillikas, 'Papadopulos-Annan görüşmesinin verimli,
dostane bir havada geçtiğini ve Rum tarafının bütün hedeflerine
ulaştığını' söyledi.
Görüşmede, karşılıklı anlayış çerçevesinde
özlü konularda anlaşmaya varıldığını belirten
Lillikas, müzakerelerin başarılı olabilmesi için doğru ön
hazırlık yapılması gerektiğini belirtti.
Lillikas, ön hazırlık prosedürü ve iki tarafın çalışma
şekilleri üzerinde anlaşmaya varıldığını,
ayrıca hazırlık prosedürünün metnini teşkil edecek konu
dizini üzerinde de uzlaşıldığını açıkladı.
Lillikas, konu dizinini, 'oldu bittileri gündeme getirmeyecek, çözüm
bulunması yönündeki diyaloğun başlamasını
güçlendirecek' sözleriyle açıkladı.
"Ankara'nın da onayı istenecek"
Lillikas, ''Kıbrıs Türk tarafının ve Ankara'nın da
onayı istenecek. Görüşleri ortaya konulur konulmaz Genel Sekreter'in
Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller, teknik komitelerin
kurulması konusunda uzlaşılanların hayata geçirilmesi
görevini üstlenecek'' dedi.
Rum sözcü, ''Rum tarafı istediğinden de fazlasını
kazandı'' diye konuştu.
Bu arada Rum radyosu, Papadopulos'un bugün Paris'te, Fransa Meclisi ve
senatosunun Avrupa ile ilgili komitelerinin üyeleriyle biraraya geldiğini
duyurdu.
Papadopulos Güney Kıbrıs'a bu akşam dönecek.
KKTC izahat istiyor
Papadopulos-Annan görüşmesini yakından izleyen KKTC'de ise
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Annan'dan Papadopulos
ile dünkü görüşmeden sonra yapılan müşterek açıklama için
izahat istediklerini bildirdi.
Serdar Denktaş, gelecek izahata göre yeniden durum tespiti yapma
noktasında olacaklarını belirtti.
AB'nin kendi verdiği sözü yerine getirmemesinin ardından BM'de de
Kıbrıs Türkünün 'evet' oyu ile ortaya çıkan sempatinin tecavüze
uğradığını kaydeden Serdar Denktaş, Genel
Sekreter'den gelecek açıklamanın rahatlatıcı
olmasını dilediklerini söyledi.
Denktaş, ''ümit ederim gelecek izahattan tatmin oluruz. Çünkü bu
girişimler, yani önce AB sonra Genel Sekreter'le Papadopulos
görüşmeleri, yeni bir çözüm sürecini değil, olası bir çözüm
sürecini engelleyici, yolları kapatıcı bir gelişmeler
bütünüdür. Bu anlamda ele alınmalıdır. BM Genel Sekreteri
tarafından ve bu anlamda değerlendirilmelidir. İzahatı
bekliyoruz" diye konuştu.
AB, görüşmelerden hoşnut
Avrupa Birliği de, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm
bulunması yolunda iki toplum arasında görüşmelerin
başlayacak olmasından memnuniyet duyduğunu açıkladı.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina
Nagy, ''Ada'daki iki toplum liderinin teknik konularda diyaloğu
başlatacağını duymak cesaret veriyor'' dedi.
Nagy, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli olan güvenin
görüşmeler oluyla oluşturulabileceğini vurguladı.
Kıbrıs Eylem Planı
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme
ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
·
BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına
sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını
kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.
Böyle destek mi olur?
AB Türk kamuoyunu öfkelendirmek, üyelik hayallerini altüst etmek için ne
lazımsa yapıyor!
Bunun son örneği, AB Bakanlar Konseyi'nin KKTC ile ilgili aldığı
karar.
Karar, Konsey'in Nisan 2004'te Kıbrıs Türklerinin izolasyonuna son
verilmesi için öngördüğü "destek paketi"ni oluşturan iki
tüzüğü, birbirinden ayırıyor. Mali yardım tüzüğüne
göre, Kuzey Kıbrıs'a bazı altyapı (özellikle enerji ve
çevreyle ilgili) projelerinin finansmanı için toplam 139 milyon euro
ödenecek. Ancak KKTC ile "doğrudan ticaret"i öngören ikinci
tüzük askıya alınıyor ve bununla ilgili görüşmelerin
"siyasal koşullara göre" başlayabileceği belirtiliyor.
Kıbrıs Türklerinin -ve Ankara'nın- esas beklentisi AB'nin bu
ikinci tüzüğü onaylaması ve böylece gerçekten KKTC'nin izolasyonuna
son verme taahhüdünü yerine getirmesi idi. AB bu kez de sözünü tutmamakla bu
umutlara ve de güvenirliğine ciddi bir darbe indirmiş oldu...
Eski taktik
Koca AB'nin, bu topluluğa daha yeni katılan ve adanın sadece bir
kısmını temsil eden "yarım porsiyon"
Kıbrıs'ın istek ve kaprislerine nasıl boyun
eğdiğini anlamak gerçekten zor.
Gerçi Kıbrıs Rum kesimi, AB'nin 25 üyesi arasında eşit
koşullarla yer almanın avantajını kullanıyor. Kararlar
oybirliğiyle alındığı için, veto kartını hep
elinde tutuyor. Üye ülkelerin çoğu zaten Kıbrıs sorunuyla ilgili
-veya bilgili- değiller. Sürtüşme çıkmasın veya dayanışma
bozulmasın diye, sunulan önerileri veya formülleri onaylıyorlar. Son
olayda, KKTC ile direkt ticareti öngören tüzüğün kabulünden yana olan
İngiltere ve diğer bir iki ülke, sonunda pes edip
"oybirliği"ne dahil oldu...
Kabul etmek lazım ki, Papadopulos yönetimi, özellikle 2004
yılındaki referandumdan sonra dünyanın gözünde yitirdiği
diplomatik gücünü ve etkinliğini, AB içinde hızla kazanmayı
bildi.
AB'nin şimdi Kuzey Kıbrıs'a destek paketini iki parçaya bölüp
direkt ticaret kısmını saf dışı etmesi,
Kıbrıs Rum diplomasisi için bir başarıdır. Böylece
Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun
belirttiği gibi, AB Türkiye'nin son sunduğu "Eylem
Planı"nı da dikkate almadığını
göstermiş oluyor...
Yeni pazarlık
Türk tarafı buna karşı ne yapacak? Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün ve Kıbrıs Türk yetkililerinin bu
kararın kabul edilemez olduğunu beyan etmesi, pratikte ne anlam
taşıyor?
Türk tarafının 139 milyon euro'luk mali yardımı reddetmesi,
düşünülen opsiyonlardan biri. Bu zaten büyük bir para değil.
Türkiye'nin KKTC'ye yıllık mali desteği bunun neredeyse dört
katı. Kaldı ki, AB'ye finansman için sunulacak bazı projelerin
Rum onayından geçmesi de gerekecek...
AB yetkilileri -bu arada Olli Rehn- mali yardımın "direkt
ticaret yolunu açacağını" söylüyor; ama bunun gene Rum
engeline (veya şartlarına) takılmayacağının
garantisi yok. Esasen Papadopulos yönetimi daha şimdiden bu konunun ele
alınması için, Türk tarafının Maraş'ı Rumlara
iade etmesi, Mağusa limanını ortak işletmeye açması
gibi koşulları telaffuz ediyor. Diğer bir deyişle, Rumlar
KKTC ile direkt ticaret tüzüğünü, AB içinde yeni bir pazarlık konusu
haline getirmeyi planlıyor.
AB buna da razı olur mu? Hiç belli olmaz. Papadopulos'un
manevralarına alet olan ve Türk tarafına verdiği sözleri unutan
bir topluluktan her şey beklenir.
SAMI KOHEN
MILLIYET 01/03/06
ABD: Kuzey Kıbrıs ile ticaret yapıyoruz
YASAL YASAK
YOK... KKTC ile ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD
Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC
arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu. ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, Rum
gazetecilere, "Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz
ticarete karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber
verin" dedi
KKTC ile
ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD
Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC
arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu.
ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, bir
Yunanlı gazetecinin, "Yasadışı biçimde işgal
edilmiş bir bölgeyle ticaret yapılmasının tamamen yasal
olduğunu nasıl açıklayabiliyorsunuz?" şeklindeki
sorusu üzerine "Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz
ticarete karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber
verin" yanıtını verdi.
Ereli'nin bu
sözüyle Washington yönetimi, ABD ile KKTC arasında ticaret yapılmakta
olduğunu da dile getirdi.
Aynı
Yunanlı gazetecinin, "Bu politika değişikliğini
Kongre'ye bildirdiniz mi? Çünkü yasadışı limanların,
havalimanlarının ve ticaretin yasal olduğunu
düşünüyorsunuz" diyerek sorusunu devam ettirmesi üzerine Ereli,
"Kıbrıs'ın kuzeyine mal gönderilmesini yasaklayan hiçbir
kanun bulunmuyor" dedi.
Ereli, geçen
cuma günü yaptığı ilk açıklamasında da Kuzey
Kıbrıs ile ticaret yapılmasının yasal olduğunu
resmen kayıtlara geçecek şekilde ilk defa dile getirmişti.
KIBRIS 01/03/06
Somut sonuç yok
DOĞRU
ZAMANDA TEMSİLCİ ATANACAK... BM Genel Sekreteri Annan, Paris'te Rum
lider Papadopulos'la bir araya gelmesinin ardından, tarafların
önerilerini değerlendireceğini ve doğru zaman geldiğinde
özel temsilci atayacağını söyledi. Annan, yaklaşık bir
saat süren görüşmede, Rum yönetimi liderinin bir dizi öneride bulunduğunu,
öncelikle bu önerilerin inceleneceği ve Kıbrıslı Türklerin
fikirlerinin de alınacağını söyledi
TARAFLAR
TEKNİK GÖRÜŞMELER İÇİN HAZIR... Görüşmesinin
ardından BM tarafından yapılan açıklamada, Annan'ın
iki toplumun liderlerinin iki halkın da çıkarına yönelik
konularda teknik seviyede görüşmelere başlamaya razı
olmalarından memnun olduğu belirtildi. Annan ve Papadopulos, teknik
görüşmelerin adadaki iki halkın arasında güvenin yeniden
tesisine yardımcı olacağı ve müzakere sürecinin en
kısa zamanda yeniden başlamasının yolunu açacağı
inancını dile getirdiler. Açıklamada, Annan'ın bu konuda
Talat'tan da güvence aldığı ve Talat'ın da genel sekreter
ile hemfikir olduğu kaydedildi
AB- BM
İŞBİRLİĞİ SÜRECEK... Önümüzdeki aylarda iki taraf
arasında görüş ayrılıklarını azaltma üzerinde
duracaklarını vurgulayan Annan, AB'nin bundan sonraki müzakerelerde
rolüne ilişkin bir soru üzerine "AB, geçmişte müzakereler
sürecinde BM ile yakın işbirliği içinde oldu. Gelecekte de bu
işbirliğini devam ettireceğiz. AB'nin Kıbrıs konusuna
ilgi duyması doğal. Onların bu konuyla ilgisi var" dedi.
Annan, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki son eylem planının da
görüşmede gündeme geldiğini de söyledi
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
Kıbrıs'ta müzakere sürecinin daha önce olduğu gibi BM Genel
Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde olması, dikkatli bir
hazırlık yapılması ve zamanlamanın iyi olması
üzerinde görüş birliğine vardı.
Annan'ın,
Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir girişim başlatmak
amacıyla Papadopulos ile Paris'te yaptığı görüşme
yaklaşık bir saat sürdü ancak, yine ortaya somut bir sonuç
çıkmadı.
Görüşmeden
sonra BM tarafından yapılan yazılı açıklamada, Annan
ve Papadopulos'un, adanın yeniden birleşmesine yönelik sürecin ilerletilmesi
için gerekli koşulları inceledikleri ve Kıbrıs'taki durumu
gözden geçirdikleri belirtildi.
Açıklamada,
daha önce olduğu gibi, müzakere sürecinin BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet
misyonu çerçevesinde olması, dikkatli bir hazırlık
yapılması ve zamanlamanın iyi olması üzerinde
anlaşıldığı kaydedildi.
Taraflar teknik
seviyede
görüşmeye
hazır
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un görüşmesinin ardından BM tarafından yapılan
açıklamada, Annan'ın iki toplumun liderlerinin iki halkın da
çıkarına yönelik konularda teknik seviyede görüşmelere
başlamaya razı olmalarından memnun olduğu belirtildi.
Annan ve
Papadopulos, teknik görüşmelerin adadaki iki halkın arasında
güvenin yeniden tesisine yardımcı olacağı ve müzakere
sürecinin en kısa zamanda yeniden başlamasının yolunu
açacağı inancını dile getirdiler.
Açıklamada,
Annan'ın bu konuda KKTC lideri Mehmet Ali Talat'tan da güvence
aldığı ve Talat'ın da Genel Sekreter ile hemfikir
olduğu kaydedildi.
BM'nin
açıklamasında, Annan ve Papadopulos'un Maraş konusu ile
Kıbrıs'ın mayınlardan tamamen temizlenmesi ve adanın
silahsızlandırılması konularında gelişme
sağlanmasının, gelecekte görüşmeler için daha olumlu bir
hava yaratacağı ve ilgili tarafların çıkarına
olacağı konusunda görüş birliği içinde oldukları da
ifade edildi.
"AB'nin
Kıbrıs Türk toplumunun çıkarına olan ve uzun zamandır
beklenen fonları serbest bırakması kararının not
edildiği" belirtilen açıklamada, ameliyat olan KKTC
Cumhurbaşkanı Talat'a "geçmiş olsun" mesajı iletildi.
Açıklamada
ayrıca, Annan ve Papadopulos'un, Kıbrıs sorununun iki
tarafın da kabul edeceği, kapsamlı ve adil çözümü için
arayışların hızlandırılması ve
diyaloğun devam ettirilmesi konusunda hemfikir oldukları bildirildi.
Annan,
soruları yanıtladı
Görüşmeden
sonra düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Annan, önümüzdeki aylarda iki taraf
arasında görüş ayrılıklarını azaltma üzerinde
duracaklarını ve zamanı geldiğinde Kıbrıs
konusunda yeni temsilciyi atayacağını söyledi.
AB'nin bundan
sonraki müzakerelerde rolüne ilişkin bir soru üzerine Annan, "AB,
geçmişte müzakereler sürecinde BM ile yakın işbirliği
içinde oldu. Gelecekte de bu işbirliğini devam ettireceğiz.
AB'nin Kıbrıs konusuna ilgi duyması doğal. Onların bu
konuyla ilgisi var" dedi.
Annan, Talat
ile de aynı görüşmeleri yapıp yapmayacağı sorusu
üzerine, Talat'a öncelikle "geçmiş olsun" dediğini, en
kısa zamanda iyileşmesini dilediğini, kendisiyle mümkün olan en
kısa sürede görüşmek istediğini ifade etti.
BM Genel Sekreteri,
"Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki son eylem planı
hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, "planın
Papadopulos ile yaptığı görüşmede gündeme
geldiğini" söylemekle yetindi.
Annan, son
olarak "Kıbrıs konusunda ne kadar iyimsersiniz?" sorusuna,
"Ben her zaman iyimserim" yanıtını verdi.
Yakovu'nun
açıklaması
Kıbrıs
Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, "iyi ve
ciddi bir biçimde hazırlık yapıldıktan sonra
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin görüşmelerin
başlayabileceğini" söyledi.
Fransa'nın
başkenti Paris'te BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos ile yapacağı görüşmeden önce A.A
muhabirinin sorularını yanıtlayan Yakovu, "Kıbrıs
konusundaki görüşmelerin başarılı olabilmesi için
hazırlıkların da iyi ve ciddi biçimde yapılması
gerekir, aksi takdirde görüşmeler başarılı olamaz"
dedi. Türkiye'nin sunduğu önerilerin yeni olmadığını
iddia eden Yakovu, Ankara'nın sunduğu önerilerin içeriğinde yeni
bir unsur olmadığını savundu ve Türkiye'nin konunun özünü
saptırmaya çalıştığını ileri sürdü.
Rum yönetimi ve
Yunanistan'ın AB üyesi olduğunu kaydeden Yorgo Yakovu,
"Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün, AB müktesebatına uygun
olması gerekir. Dolayısıyla sorunun çözümüne ilişkin
gelişmeler AB'yi de otomatik olarak ilgilendirir" diye konuştu.
KIBRIS 01/03/06
Talat, hızla iyileşiyor
DURUMU GAYET
İYİ... Cumhurbaşkanı Talat'ın ameliyatını
yapan 2 ekipten birinin başkanlığını yürüten Doç. Dr.
Belhan Akpınar, Talat'ın geceyi rahat geçirdiğini söyledi.
Akpınar, "Sayın Cumhurbaşkanı'nın sağlığı
gayet iyi, konuşabiliyor... Tüm vücut fonksiyonları normal. Sabah
saat 07.30'da kahvaltısını yaptı. Her şey
yolunda" diye konuştu
ÇOK SAYIDA
ARAYANI VAR... Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, telefonla Talat'ın sağlık durumunu
yakından takip ediyor. AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı
Dimitris Hristofyas, Talat'ın eşi Oya Talat'ı arayarak
geçmiş olsun dileklerini iletti. Rum Lider Papadopulos'un da
danışmanı Tasos Conis aracılığıyla
geçmiş olsun dileklerini ilettiği öğrenildi
Ana kalp
damarlarından birinde tıkanma nedeniyle önceki gün İstanbul'da
by-pass ameliyatı geçiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
sağlık durumu hızla iyiye gidiyor.
İstanbul
Florence Nightingale Hastanesi'nde önceki gün yaklaşık 4 saatlik bir
ameliyat geçiren Cumhurbaşkanı Talat, enfeksiyon riskine
karşı yoğun bakımda bulunuyor. Bugün yoğun
bakımdan normal odaya alınması beklenen Talat'ın dün sabah
son derece iyi olduğu, kahvaltısını yaptığı
ve eşi Oya Talat'la sohbet ettiği bildirildi. Hatta Talat'ın
bilgisayarını istediği, ancak doktorların uygun
bulmadığı da öğrenildi.
Enfeksiyon
riskine karşılık eşi dışında odasına
ziyaretçi alınmayan Talat için hastane kapısında da bir
basın ve halkla ilişkiler bürosu oluşturuldu, ayrıca
anı defteri açıldı.
Ahmet Necdet
Sezer'den Papadopulos'a kadar...
KKTC
yanında Türkiye devlet ve hükümet yetkilileri, Rum liderler ve AB
yetkilileri, Cumhurbaşkanı Talat'ın sağlık durumunu
yakından takip ediyor. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün sabah
hastaneye giderek Talat'ın sağlık durumu hakkında bilgi
aldı ve geçmiş olsun dileklerini iletti. Türkiye
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Bülent Arınç, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
sürekli telefonla Talat'ın sağlık durumunu yakından takip
ediyor.
Rum liderlerden
AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas,
Talat'ın eşi Oya Talat'ı arayarak geçmiş olsun dileklerini
iletti. Rum Lider Papadopulos'un da danışmanı Tasos Conis
aracılığıyla geçmiş olsun dileklerini ilettiği
öğrenildi. Türkiye'deki bakanlar ve milletvekilleri ile yerel yöneticiler,
Kıbrıs'taki bazı büyükelçiler ile AB yetkililerinin de
geçmiş olsun mesajı ilettikleri bildirildi.
Ayrıca,
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Birleşik
Demokratlar Hareketi Genel Başkanı Mihalis Papapetru'nun Talat'a
çiçek de gönderdikleri öğrenildi.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın İstanbul'daki tedavisinin yaklaşık 10 gün sürmesi
bekleniyor.
Soyer
Talat'ı ziyaret etti
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Florence Nightingale Hastanesi'nde, önceki gün by-pass
ameliyatı olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
sağlık durumu hakkında doktorlardan bilgi aldı.
Hastaneye
eşi Dudu Soyer ile giden Başbakan Soyer'in ziyareti,
yaklaşık 55 dakika sürdü.
Başbakan
Soyer, yoğun bakımda bulunan Cumhurbaşkanı Talat'a
doktorların koyduğu bir günlük ziyaretçi yasağı nedeniyle,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat ile
görüştü ve "geçmiş olsun" dileğinde bulundu.
Başbakan
Soyer, ziyareti sonrası herhangi bir açıklama yapmadı.
Talat'a
"geçmiş olsun" telefonları yağıyor
Bu arada, Oya
Talat, eşini kısa süre için gördüğünü anlatarak, "Morali
gayet iyi. Çok fazla ağrısı yok. Yoğun bakıma
girdiğimde kendisi oturuyordu. Gayet güzel sohbet ettik. Biraz da
çocuklarla ilgili konuştuk" dedi.
Oya Talat,
önceki akşam kendilerini KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ile Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın
telefonla arayarak, "geçmiş olsun" dileklerini ilettiklerini
söyledi.
Öte yandan,
Cumhurbaşkanı Talat'ın ameliyatını yapan 2 ekipten
birinin başkanlığını yürüten Doç. Dr. Belhan
Akpınar da Talat'ın geceyi rahat geçirdiğini bildirdi.
Doç. Dr.
Akpınar, "Sayın Cumhurbaşkanı'nın
sağlığı gayet iyi, konuşabiliyor. Tüm vücut
fonksiyonları normal. Sabah saat 07.30'da kahvaltısını
yaptı. Her şey yolunda. Kendisine bugüne kadar ziyaretçi
yasağı koyduk" diye konuştu.
Florence
Nightingale Hastanesi yetkilileri, halen yoğun bakım ünitesinde
tedavisi süren Talat'ın tek başına yemeğini
yiyebildiğini, zaman zaman bulunduğu ünitede yürüdüğünü
kaydettiler.
KIBRIS 01/03/06
Kararın olumlu yanlarını görmek gerek
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin, Mali
Yardım Tüzüğü'nü Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak
onaylamasını değerlendirdi
Kararın olumlu yanlarını görmek gerek
İLERİ ADIM... Kıbrıs Türk
tarafının öncelikli ana hedefinin, izolasyonların
kaldırılması olduğunu söyleyen Pertev, Avrupa Konseyi
tarafından 26 Nisan 2004'te açıklanan ve Kıbrıslı
Türklere izolasyonların kaldırılmasını öngören karar
temelinde, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Mali Yardım
Tüzüğü'nün onaylanmasının ileriye doğru atılan bir
adım olarak görülebileceğini belirtti
ORTADA ZAFER YOK... Rum basınında iddia
edildiğinin aksine, kararın Rum tarafı açısından bir
zafer olmadığını vurgulayan Pertev, karar metninde,
'Maraş'ın iade edilmesi, moratoryum uygulanması ve Mağusa
Limanı'nın ortak kullanılması konuları bir
şekilde ön şart olarak geçmiştir' şeklindeki Rum
söylemlerinin tamamıyla yanlış ve yalan olduğunu söyledi
PAPADOPULOS'TAN ÖNCE VİYANA'YA
GİDİLDİ... Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un Avusturya ziyareti öncesinde Viyana'ya giderek, KKTC'nin hem
tüzüklerle ilgili, hem Kıbrıs sorununun çözüm parametreleriyle ilgili
pozisyonunu aktardığını açıkladı. Pertev
Viyana'da Avusturya Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Dr. Kyrle ile görüştü
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin(AB), Mali Yardım Tüzüğü'nü
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onaylamakla tek
taraflı bir adım attığını ve bu kararın
uygulanmasında meydana gelecek aksaklıklarda sorumluluğun Türk
tarafında değil, AB'de olacağını vurguladı.
Kıbrıs Türk tarafının öncelikli
ana hedefinin, izolasyonların kaldırılması olduğunu
söyleyen Pertev, bu açıdan bakıldığında, Avrupa
Konseyi tarafından 26 Nisan 2004'te açıklanan ve
Kıbrıslı Türklere izolasyonların
kaldırılmasını öngören karar temelinde Avrupa Komisyonu
tarafından hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nün
onaylanmasının ileriye doğru atılan bir adım olarak
görülebileceğini de belirtti.
Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER) tarafından onaylanan Mali Yardım Tüzüğü ile ilgili kararda
bazı muğlak ifadeler bulunduğuna, bu konudaki itirazlarına
karşın kararın bu muğlak ifadelerle
onaylandığına işaret eden Pertev, Rum tarafının
bu muğlak ifadeler üzerinden politika yaptığına işaret
etti.
Söz konusu kararın, Rum basınında iddia
edildiğinin aksine, Rum tarafı açısından bir zafer
olmadığını vurgulayan Pertev, karar metninde;
'Maraş'ın iade edilmesi, Kuzey Kıbrıs'taki Rum malları
üzerine inşaat yapılmasının durdurulmasını
öngören moratoryum uygulanması ve Mağusa Limanı'nın ortak
kullanılması konuları bir şekilde ön şart olarak
geçmiştir' şeklindeki Rum söylemlerinin tamamıyla
yanlış ve yalan olduğunu söyledi.
Pertev, Rum tarafında bu yönde atılan zafer
çığlıklarının içinin boş olduğunu,
"zafer kazandık" açıklamasının Rum
halkını kandırmaya yönelik bir tür seçim öncesi iç politika
malzemesi olduğunu belirtti.
İki tüzüğün bir birinden
ayrılmasını onaylamadıklarını, ancak karar
mekanizması kendileri olmadığı için bu yönde alınacak
bir kararı, buna itiraz etme hakları olmaması dolayısıyla
ret edemeyeceklerini Avrupa Birliği ile defalarca yaptıkları
görüşmelerde bir çok kez dile getirdiklerini kaydeden Pertev, KKTC'nin tüm
bu telkinlerine karşın AB'nin tek taraflı bir adım
attığını belirtti ve söz konusu COREPER kararının
Türk tarafının onayı dışında, Rum vetosunu
aşabilme kaygısıyla geçirildiğini vurguladı.
COREPER kararındaki ifadelerde herhangi bir
muğlaklık olmaması konusunda da uyarıları
bulunduğunu, kararın yorumu ve uygulamasının, BM zemininde
kapsamlı çözümü destekleyici nitelikte olması ve karardaki herhangi
bir muğlaklığın, ancak bu yönde algılanması
gerektiğini vurguladıklarını, ancak AB'nin Rum
tarafını kararın geçmesi konusunda ikna etmek amacıyla
KKTC'nin bu konudaki itirazlarını göz ardı ettiğini ifade
eden Pertev, söz konusu kararın uygulanmasındaki sorumluluğun da
artık AB'de olduğunu, Rum tarafının kararın
uygulanmasıyla ilgili çıkarabileceği sorunları kendilerinin
değil, AB'nin göğüslemesi gerektiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev bu arada, Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un Avusturya ziyareti öncesinde Viyana'ya giderek, KKTC'nin
hem tüzüklerle ilgili hem Kıbrıs sorununun çözüm parametreleriyle
ilgili pozisyonunu aktardığını da açıkladı.
Pertev, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER) tarafından geçen Cuma günü olağanüstü toplanarak mali
yardım tüzüğünü, doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak
onaylamasını değerlendirdi.
COREPER'de alınan kararla; toplamda 259 milyon
Euro olan, fakat 2005 yılı bütçesinden kaynaklanan 120 milyon
Euro'su, 31 Aralık itibariyle devre dışı kalarak 139 milyon
Euro'ya inen mali yardım paketi kullanıma hazır hale
getirilmişti.
Son iki hafta içerisinde, Avusturya AB Dönem
Başkanlığı'nın başlatmış olduğu
yoğun diplomasi faaliyetinin sonucu olarak, Avrupa Birliği Daimi
Temsilciler Komitesi (COREPER) Kıbrıslı Türklere yönelik Mali
Yardım Tüzüğü'nü, bir ön metinle beraber, 24 Şubat Cuma günü
kabul etmişti.
Kıbrıs Türk tarafı da bu yoğun
diplomasi trafiği içerisinde, danışma niteliğinde yer
almış, hem AB Dönem Başkanlığıyla hem de AB
Komisyonu ve üye ülkelerle yoğun temaslarda bulunmuş görüş,
öneri ve endişelerini iletmişti.
Son aşamada, Kıbrıs Türk tarafı ön
metnin içeriğine onay vermemiş, geçen yıl Lüksemburg AB Dönem
Başkanlığı zamanında yapılmış,
kaydı bile bulunmayan gayri resmi görüşmelere atıf
yapılmasını, BM gündemini AB platformuna taşıma
olanağı verebileceği nedeniyle eleştirmişti.
"Kararda muğlaklık olmamalı"
AB tarafından bundan sonra atılacak
adımların ve bu kararın yorumu ve uygulamasının,
Kıbrıs'ta BM zemininde kapsamlı çözümü destekleyici nitelikte
olması ve verilen karardaki herhangi bir muğlaklığın,
ancak bu yönde algılanması gerektiği de KKTC tarafından
ısrarla vurgulanmıştı.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, dün makamında çeşitli medya
kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek, KKTC'nin
COREPER kararına bakış açısının ne olduğuna
ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulundu, soruları
yanıtladı.
Pertev, AB Daimi Temsilciler Komitesi
COREPER'de onaylanan Mali Yardım Tüzüğü kararının Türk
tarafının beklentilerine cevap vermekten uzak olduğunu belirtti.
Kararda, Kıbrıs Türk ve Rum tarafları
arasında geçen yıl Brüksel'de gerçekleştirilen heyetler
arası Lüksemburg danışmaları (konsültasyonları)
temelindeki çalışmalara dayandırılan bazı muğlak
ifadeler bulunmakla birlikte, "Mali Yardım Tüzüğü,
Maraş'ın verilmesine, moratoryum uygulanmasına ve Mağusa
Limanı'nın iki tarafça ortak
çalıştırılmasına dayandırıldığı"
şeklinde Rum tarafında atılan zafer
çığlıklarının içinin boş olduğunu,
"zafer kazandık" açıklamasının Rum
halkını kandırmaya yönelik bir tür seçim öncesi iç politika
malzemesi olduğunu vurgulayan Pertev, şöyle dedi:
"Rum tarafı bir şekilde bu konuda
istedikleri olmuş gibi bir zafer havasına büründü. Kararda Mali
Yardım Tüzüğü'nün onaylandığı ifadesiyle birlikte
Lüksemburg Dönem Başkanlığı sırasında Brüksel'de
iki taraf arasında yapılan görüşmelere de atıfta bulunulan
ifadelerde muğlaklık olduğu doğrudur. Ancak aynı
zamanda Kıbrıs Rum tarafının iddia ettiği gibi,
'Rumlar istediklerini elde ettiler' demeleri doğru değildir. Karar
metninde; 'Maraş'ın verilmesi, moratoryumun uygulanması ve
Mağusa Limanı'nın ortak kullanılması konuları bir
şekilde ön şart olarak geçmiştir, bu metnin içinde yer
almıştır' söylemleri tamamıyla yanlış ve
yalandır.
Kararın ön metnindeki muğlaklık
Kararın ön metninde; Kıbrıs Türk ve Rum
tarafları arasında geçen yıl Brüksel'de gerçekleştirilen
heyetler arası Lüksemburg danışmaları
(konsültasyonları) temelindeki çalışmalara atıfta
bulunularak, bu çalışmalara devam edilmesi gerektiği ifadesi yer
aldığına işaret ederek, bunun da "Lüksemburg
konuşmalarının temelini ne teşkil etmiştir"
sorusunu gündeme getirdiğine işaret eden Pertev, esas
muğlaklığın bu noktada olduğuna
dikkat çekti.
İki artı modeli
Brüksel'de Avrupa Birliği Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn başkanlığında
Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmelerde
gündeme gelen iki artı modelinin ancak Lüksemburg görüşmelerinin
temelini oluşturabileceğine işaret eden Pertev, iki artı
modelinin Olli Rehn tarafından önerildiğini ve Mali Yardım
Tüzüğü ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Rum vetosuna
takılmadan sorunsuz bir şekilde geçebilmesi için Rum tarafına
kendi halkına karşı zor durumda kalmaması amacıyla 0
ile 1 arasında bir jest verilmesini, diğer bir deyişle küçük bir
taviz verilmesini öngördüğünü açıkladı.
Maraş, moratoryum ve Mağusa limanı
kesinlikle bu kategoride değil
Pertev, ancak bu tavizin, taviz dahi
sayılamayacak kadar küçük olduğunu, bu nedenle de Rum
tarafının iddia ettiği gibi Maraş'ın iadesi veya
Mağusa Limanı'nın ortak çalıştırılması
gibi konuları kapsamadığını, bunun kesinlikle söz
konusu bile olamayacağını vurguladı ve Rum
tarafının, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla
ilgili COREPER kararında 'Lüksemburg görüşmeleri" ifadesine
atıfta bulunulması nedeniyle böyle bir mesaj
çıkarmasının yanlış ve yanıltıcı
olduğunu söyledi.
Kıbrıs için adres BM'dir
Özellikle Maraş'ın iade edilmesi konusunun
kapsamlı çözümün bir unsuru olduğunu, Kıbrıs sorununun
çözüm adresinin ise Avrupa Birliği değil, Birleşmiş
Milletler olduğunun AB tarafından da seslendirildiğini
vurgulayan Pertev, dolayısıyla COREPER kararından böyle bir
anlam çıkarılmasının yanlış olduğunu
yineledi.
Pertev, "Avrupa Birliği, Kıbrıs
sorununun kapsamlı çözümünün parçalarını alıp AB
platformunda tartışmaya zaten artık karşıdır. AB,
Kıbrıs sorununu omuzlamaktan, yükünü çekmekten dolayı çok zor
bir durumda kalmıştır. Avrupa Birliği platformu üzerinden
böyle bir muğlak cümleden böyle bir yorum çıkarmak
aşırıya kaçmaktır. Tabii Rum tarafı, bu muğlaklığı
kendi seçim atmosferi içerisinde kendi iç politikalarına yönelik
kullanmıştır..." diye konuştu.
Avusturya önceden bilgilendirildi
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev bu arada, Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un Avusturya ziyareti öncesinde Viyana'ya giderek, KKTC'nin
hem tüzüklerle ilgili hem Kıbrıs sorununun çözüm parametreleriyle
ilgili pozisyonunu aktardığını açıkladı.
KIBRIS 02/03/06
Papadopulos'a Paris'te soğuk duş
Rum liderliği tarafından Paris zirvesi ve
sonuçları, kamuoyuna "olumlu" yansıtılmaya
çalışılsa da, birçok noktada Annan, verdiği mesajlarla
rahatsızlığını gözler önüne serdi. Türk diplomatik
kaynaklara göre Paris zirvesi, Papadopluos açısından "hezimet"
Papadopulos'a Paris'te soğuk duş
ANNAN İKNA OLMADI... Basına okunan "ortak
açıklamaya" rağmen sorulara yanıt veren Annan'ın,
Papadopulos'la görüşmesinin ardından "çözüm için siyasi irade
oluşmalı. Söylemlerle davranışlar arasında bir
paralellik kurulmalı" demesi yankı uyandırdı.
Yapılan yorumlar "Papadopulos'un Annan'ı ikna edemediği"
yönünde oldu
ORTAK AÇIKLAMAYA RAĞMEN... Paris'te yer alan
görüşmenin ardından Bristol Otel'de basının
karşısına geçen iki liderin yaptığı "ortak
açıklamaya" rağmen BM'nin yeniden bir açıklama yapma
gereği duyması, siyasi kulislerde farklı yorumlara neden oldu.
Ortak açıklamada vurgu yapılan birçok konu, kısa süre içerisinde
BM tarafından yapılan ikinci açıklama ile ortadan
kaldırılmış oldu
GENEL SEKRETER PARALELLİK İSTEDİ...
Birleşmiş Milletler tarafından yapılan özel
açıklamada, "Genel Sekreter, daha sonra basına
yaptığı açıklamada kelimeler ve hareketler arasındaki
farkı daraltmak için önümüzdeki aylar elinden geleni
yapacağını belirtti" ifadelerine yer verilerek bunun
Papadopulos'a mesaj anlamı taşıdığı belirtildi
Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos'un,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile bir araya
geldiği Paris zirvesinin ardından Rum dış
politikasının "büyük yara aldığı" ortaya
çıkıyor. Annan ile Papadopulos'un ortak basın
açıklamasının ardından, Annan'ın hem basın
karşısında sorulan sorulara verdiği yanıtlar, hem de
alışılanın aksine ortak basın
açıklamasının ardından BM'nin yeniden açıklama yapma
gereği duyması, Papadopulos ve çevresinde şok etkisi
yarattı.
Bütünlüklü çözümün parçası olan bir çok konuyu
"teknik meseleler" yapmaya çalışan Papadopulos'a en
ağır cevap yine Annan'dan geldi.
Birçok görüş ve önerisini Annan'a ileten
Papadopulos'a rağmen Annan'ın "Önemli olan söylemlerle
yapılanlar arasında paralellik olması" açıklaması
yapması, siyasi gözlemciler tarafından "Papadopulos'un
Annan'ı ikna edemediği" yorumları yapılmasına
neden oldu.
Önce ortak açıklama, ardından BM
açıklaması
Paris'te yer alan görüşmenin ardından
Bristol Otel'de basının karşısına geçen iki liderin
yaptığı "ortak açıklamaya" rağmen BM'nin
yeniden bir açıklama yapma gereği duyması, siyasi kulislerde
farklı yorumlara neden oldu.
Ortak açıklamada vurgu yapılan birçok konu,
kısa süre içerisinde BM tarafından yapılan ikinci açıklama
ile ortadan kaldırılmış oldu.
Annan, Papadopulos'a güvenmiyor
Siyasi kulislerde dikkat çeken ilk adım Annan
tarafından basın toplantısı sırasında
atıldı. Ortak açıklamanın ardından geçilen soru cevap
kısmında Annan, "Kıbrıs'a Özel Temsilci atanması
meselesine gelince, evet, iyi niyet misyonumu kullanırken genellikle
temsilci atıyorum ve zamanı geldiğinde temsilci
atayacağım, ancak bu, şimdi mesele üzerinde hiç
çalışmadığımız anlamında değildir"
cevabını verdi.
Annan'ın cevabı, Papadopulos'un kendisini
ikna edemediği yönünde algılandı.
Annan söylemlerle eylemlerin
birbirini tutmasını istedi
Annan'ın Papadopulos ile yaptığı
görüşmenin ardından vurgu yaptığı bir diğer konu
da söylemlerle eylemler arasındaki karışıklık.
Papadopulos görüşmesinin hemen ardından
"Müzakere süreçlerinde insanlar bazen diyalog devam ettiği sürece
ilerleme de kaydedildiğini söylüyorlar. Ancak benim görmek istediğim,
söylemlerle hareketler arasındaki farklılığın çok daha
aza indirgenmiş olmasıdır. Önümüzdeki birkaç ay içerisinde, bir
yanda süreci ilerletmeye çalışırken, bir yandan da söz konusu
farklılığı gidermek üzere elimizden geleni
yapacağız" açıklamasını yaptı.
Bu açıklamalar da siyasi gözlemcilere göre
Annan'ın Papadopulos'a göndermesi olarak algılandı.
"Papadopulos çözüm istediğini söylüyor ama gereğini
yapmıyor. BM planına hayır diyerek bunu kanıtlamıştır.
Rum lider pratikte Annan'ı ikna edemiyor" ifadesini kullanan siyasi
gözlemciler, Annan'ın burada açıkça Papadopulos'u kastettiğini
belirttiler.
Papadopulos'ta çözüm için siyasi irade var mı?
Annan'ın vurgu yaptığı bir
diğer nokta da "çözüm için irade gerektiği" oldu.
İrade olması halinde çözüme daha kolay
ulaşılacağını vurgulayan Annan, "Müzakerelerle
uğraşırken, taraflar arasında çözüm yönünde ortak irade
bulunması halinde çok daha süratli ilerleme kaydedilebilir. Müşterek
irade bulunmadığı zaman işiniz çok daha uzun sürebilir.
Bugün konuştuğumuz inisiyatiflerle işe başlayıp
bunları somuta indirgemeye çalışalım ve işlerin
nasıl ivme kazanacağını görelim... Ümit ederim ki bu yolla
"sözlerle hareketler arasındaki farklılık" diye tarif
ettiğim farklılığın giderilmesine yardımcı
olabiliriz..." dedi.
Bu açıklamalar da Annan'ın Papadopulos'a
"çözüme yönelik siyasi iradeniz varsa, ilerleyebiliriz. Annan
Planı'na hayır dediniz ve çözüm için önemli bir fırsatı
geri ittiniz. Siyasi iradeniz varsa çözüm de olur" mesajını
ilettiğini vurgulayan siyasi gözlemciler, her açıdan
bakıldığında Annan'ın Papadopulos'a güvenmediğini
ortaya koydu.
Ortak açıklama ile soru
cevap kısmı tutmuyor
Annan- Papadopulos zirvesini tüm
ayrıntıları ile takip eden siyasi gözlemciler, Annan'ın
ortak açıklamada yer alan ifadelerin aksine bir tavır izlediği
noktasında birleştiler.
Ortak açıklama Türk tarafını
memnun etmedi, BM düzeltti
Ortak açıklama metni içerisinde yer alan
"Bir dizi meselenin, ki bu meseleler konusunda uzlaşı
sağlanması tüm Kıbrıslıların yararına
olacaktır, taraflar arasında teknik seviyede ele alınmasına
her iki toplum liderinin de rıza göstermesi Genel Sekreteri memnun
etmiştir. Genel Sekreter ile Cumhurbaşkanı Papadopulos, teknik
seviyedeki istişarelerin iki toplum arasında yeniden güven
ortamı oluşturulmasını ve aynı zamanda müzakere
sürecinin en erken zamanda tam anlamıyla yeniden
başlatılmasına yardımcı olmasını,
müşterek umutları olarak ifade etmişlerdir" ifadeleri Türk
tarafında ilk rahatsızlık yarattı.
Bu ifadeler içerisinde yer alan teknik komiteler"
Cumhurbaşkanı Talat tarafından sıkça dile getiriliyordu.
Güzelyurtlu cinayeti ve kuş gribi konularını örnek gösteren Türk
tarafı, günlük yaşamı düzenleyen konularda işbirliği
yapılmasını sık sık tekrar etti.
Buna karşın Papadopulos'un ortak metne
"teknik komiteler" konusunu yazdırması ve bunu bütünlüklü
çözümün bir parçasıymış gibi göstermesi Türk tarafınca
yadırgandı. Bunun kapsamlı bir çözümün parçası
olamayacağını belirten Türk diplomatik kaynaklar, Papadopulos'un
bu tavrı ile teknik düzeyde çözülecek bir çok konuyu da çözümün bütünlüklü
bir parçası haline getirmeye çalışmakla suçladı. Bunun
çözüm sürecini geciktireceğini belirten Türk diplomatik kaynaklar, bunun
kabul edilemeyeceğini vurguladı.
Askerin uzaklaştırılması konusu ve
Lokmacı
Ortak açıklamada yer alan ve
rahatsızlık yaratan bir diğer konu da askeri nöbet kulübelerinin
birbirinden uzaklaştırılması konusu. Ortak metinde bu
konuyla ilgili yer alan ifade şöyle:
"Genel Sekreter ile Sayın Papadopulos
aynı zamanda; Ada'da mevcut karşıt askeri birliklerin
konumlarının birbirinden daha çok
uzaklaştırılması ve askersizleştirme konusunda,
Kıbrıs'ın tümden mayından arındırılması
konusunda ve Mağusa meselesi konusunda ilerleme sağlanması
halinde; bunun ilgili tüm tarafların yararına olacağı ve
müzakerelerin önünün açılmasına büyük katkıda
bulunacağı hususunda da mutabık
kalmışlardır."
Bu ifadelerde yer alan bir çok nokta Kıbrıs
sorununun çözüm görüşmeleri açısından ve adada günlük
yaşamın düzenlenmesi noktasında sakıncalar içeriyor. Nöbet
kulübelerinin birbirinden uzaklaştırılması konusunun daha
önceden gündeme geldiğini belirten diplomatik kaynaklar, Papadopulos'un
buna vurgu yaparak Lokmacı Barikatı'nın açılışını
2- 3 yıl geciktirebileceği görüşünde birleşti.
Adanın askersizleştirilmesi ve Maraş
konularının bütünlüklü bir çözümün bir parçası olduğunu
belirten aynı kaynaklar, "Konunun böylesi bir noktada ele
alınması anlamsız. Askersizleştirme ve Maraş ön
koşul olarak öne sürülemez. Bu bütünlüklü bir çözümün parçası..."
dedi.
BM neden açıklama yapma gereği duydu
Diplomatik kaynakların en çok dikkate
aldığı konu ise ortak basın açıklaması ve
basın mensuplarının sorularına verilen yanıtlara
rağmen, BM'nin yeni bir açıklama yapma gereği duyması.
Ortak açıklamanın aksine BM
açıklamasında "Teknik komitelerin çalışması ile
kapsamlı çözüm arasındaki bağın koparılması"
ve "Mağusa ve askeri kulübelerin birbirinden
uzaklaştırılması" konularının temize
çıkarılması Türk tarafınca olumlu bulundu.
BM açıklamasında da
Annan "paralellik" istedi
Birleşmiş Milletler tarafından
yapılan özel açıklamada da Annan, "Genel Sekreter, daha sonra
basına yaptığı açıklamada kelimeler ve hareketler
arasındaki farkı daraltmak için önümüzdeki aylar elinden geleni
yapacağını belirtti" ifadelerine yer verilmesi anlamlı
bulundu.
Moller yetersiz...
Ortak basın açıklamasında yer alan bir
çok konuyu, BM'nin daha sonra düzeltmek zorunda kalması ise BM'nin
Kıbrıs'taki temsilcisi Michael Moller'in
"başarısızlığı ve iş bilmezliği"
olarak değerlendirdi.
Moller'e rağmen, Türk tarafını
rahatsız edici ve Kıbrıs sorununun görüşme sürecini
zedeleyici ifadelerin ortak açıklamada yer alması büyük
rahatsızlık yarattı.
Türk diplomatların "Moller
başarısız" yorumunu güçlendiren bir başka nokta da Rum
sözcü Lillikas'ın açıklamasında "Temsilciye ne gerek var,
Moller'in statüsü yükseltilsin" sözlerine yer vermesi oldu. Bu
tavırlar, Türk tarafı ile BM temsilcisi Moller arasında da güven
bunalımı yaratabileceği belirtildi.
ABD "Annan Planı ile çözüm" dedi
Annan- Papadopulos Paris zirvesinin ardından,
ABD, AB ve İngiltere tarafından yapılan açıklamaları
da değerlendiren diplomatik kaynaklar şu kanıya vardı:
"ABD, bu tür ayrıntılarla
uğraşılmadan direk Annan Planı temelinde çözüm öneriyor.
Hiçbir açıklamada plana vurgu yapılmazken, ABD direk olarak bunu
söylüyor. ABD'nin aynı zamanda BM daimi temsilciler komitesinde
olması da gözden kaçmamalı.
İngiltere her zaman olduğu gibi dengeli bir
açıklama yaparak BM'nin iyi niyetli açıklamalarına destek verdi.
AB'nin ise açıklamasında BM'ye vurgu
yapması, Papadopulos'un "AB de sürece dahil edilsin"
ısrarına bir cevap niteliği taşıyor."
BM GENEL SEKRETERİ KOFİ ANNAN İLE
CUMHURBAŞKANI TASSOS PAPADOPULOS'UN 28 ŞUBAT 2006 PARİS
GÖRÜŞMESİ SONRASINDA YAPILAN BASIN TOPLANTISI
BM Sözcüsü Stephane Dujarric'in okuduğu
müşterek basın açıklaması:
BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile
Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos Kıbrıs'taki durumu gözden
geçirmek ve Ada'nın yeniden birleştirilmesi sürecini
hızlandırabilmenin modalitelerini incelemek üzere bugün Paris'te bir
araya geldiler.
Genel Sekreterin İyi Niyet Misyonu çerçevesinde
yeniden başlatılacak müzakerelerin dikkatli bir hazırlık
çalışmasına dayandırılması ve zamanında
başlatılması gerektiği hususunda eskiden olduğu gibi
yine mutabakat sağlanmıştır. Bu bağlamda, bir dizi
meselenin, ki bu meseleler konusunda uzlaşı sağlanması tüm
Kıbrıslıların yararına olacaktır, taraflar
arasında teknik seviyede ele alınmasına her iki toplum liderinin
de rıza göstermesi Genel Sekreteri memnun etmiştir. Genel Sekreter
ile Cumhurbaşkanı Papadopulos, teknik seviyedeki istişarelerin
iki toplum arasında yeniden güven ortamı
oluşturulmasını, ve aynı zamanda müzakere sürecinin en
erken zamanda tam anlamıyla yeniden başlatılmasına
yardımcı olmasını, müşterek umutları olarak ifade
etmişlerdir. Genel Sekreter aynı umudu kendileriyle paylaşmakta
olduğu hususunda Sayın Talat'tan da teminat
aldığını belirtmiştir. Genel Sekreter ile Sayın
Papadopulos aynı zamanda; Ada'da mevcut karşıt askeri
birliklerin konumlarının birbirinden daha çok uzaklaştırılması
ve askersizleştirme konusunda, Kıbrıs'ın tümden
mayından arındırılması konusunda ve Mağusa
meselesi konusunda ilerleme sağlanması halinde; bunun ilgili tüm tarafların
yararına olacağı ve müzakerelerin önünün açılmasına
büyük katkıda bulunacağı hususunda da mutabık
kalmışlardır. Avrupa Birliğinin, çoktandır beklenmekte
olan Kıbrıs Türk toplumu yararına fonları serbest
bırakan yeni kararını dikkate alan Genel Sekreter ve Sayın
Papadopulos, bu bağlamda Sayın Talat'a sıcak
duygularını ileterek acil şifa dilemişlerdir.
Genel Sekreter ve Cumhurbaşkanı Papadopulos;
Kıbrıs sorununa adil, karşılıklı olarak kabul
edilebilir ve kapsamlı bir çözüm getirmek yönündeki
arayışları hızlandırmak şeklindeki müştereken
açıklanmış amaçlarını ileriye taşıyabilmek
için; bu konuda süregelen diyaloglarını devem ettirmek üzere
mutabakata varmışlardır."
Sn. Marie
Okabe tarafından (BM Genel Sekreteri Sözcü Yardımcısı)
Tarafından Yapılan Açıklama
BM Genel Merkezi New York
"Genel Sekreter Kofi Anan Paris'te bir gün geçirip,
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile görüştü. Görüşmenin
amacı Kıbrıs'taki durumu gözden geçirmek ve adanın
birleştirilmesi yönünde atılacak adımları
sınamaktı.
Müzakere sürecinin zamanlı ve
dikkatli bir hazırlık süreci temelinde ve genel sekreterin iyi niyet
misyonu çerçevesinde başlaması gerektiği konusunda mutabakata
varıldı. Genel Sekreter ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı,
iki toplumun liderinin belli konular üzerinde teknik görüşmeler
yapmasının iki toplum arasındaki güveni
artıracağı konusunda umutlu olduklarını belirttiler.
İki lider ayrıca adanın
askersizleştirilmesi ve mayınlardan arındırılması
gibi konularda ilerleme sağlanmasının daha ileriki
görüşmeler için olumlu bir atmosfer yaratacağı konusunda
mutabakata vardılar.
Genel Sekreter, daha sonra basına
yaptığı açıklamada kelimeler ve hareketler arasındaki
farkı daraltmak için önümüzdekli aylar elinden geleni
yapacağını belirtti."
KIBRIS 02/03/06
Serdar Denktaş: Annan'dan izahat istedik
Başbakan Vekili, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'dan, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadoplos ile gerçekleştirdiği
görüşmenin ardından yapılan müşterek açıklama için izahat istediklerini bildirdi.
Serdar Denktaş, gelecek izahata göre yeniden
durum tespiti yapma noktasında olacaklarını da kaydetti.
Serdar Denktaş bu açıklamayı dün
toplanan Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde yaptı.
Toplantıya yurtdışında bulunan
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Sağlık Bakanı Eşref Vaiz
katılmadı.
Annan'dan açıklama talebi
Başbakan Vekili, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos
görüşmesi sonrasında müşterek açıklamayı hayretle
okuduklarını belirterek, "Dün itibarıyla Genel Sekreter'den
bu açıklama için izahat talebinde bulunduk. Bu açıklamanın iyi
niyet misyonuyla ne kadar örtüştüğü ve gerçekten müşterek
açıklama mı? Bunların izahı talebinde bulunduk" dedi.
AB'nin kendi verdiği sözü yerine getirmemesinin
ardından BM'de de Kıbrıs Türkü'nün "evet" oyu ile
ortaya çıkan sempatinin tecavüze uğradığını
vurgulayan Serdar Denktaş, Genel Sekreter'den gelecek
açıklamanın rahatlatıcı olmasını dileyerek,
ivedilikle izahatı beklediklerini kaydetti. Denktaş şöyle devam
etti:
"Ümit ederim gelecek izahattan tatmin oluruz. Çünkü bu
girişimler; yani önce AB sonra Genel Sekreter'le Papadopulos
görüşmeleri, yeni bir çözüm sürecini değil, olası bir çözüm sürecini engelleyici, yolları
kapatıcı bir gelişmeler bütünüdür. Bu anlamda ele
alınmalıdır BM Genel Sekreteri tarafından ve bu anlamda
değerlendirilmelidir. İzahatı bekliyoruz. Nasıl bir izahat
gelecek bakacağız ve yeniden durumumuzu tespit etmek noktasında
olacağız."
Komiteler
Annan-Papadopulos görüşmesi sonrasında
teknik komitelerin toplanmasından bahsedildiğinin
hatırlatılarak, bahsedilenlerin Annan Planı dönemindeki teknik
komiteler olup olmadığının sorulması üzerine de Serdar
Denktaş, "Hayır. Tamamen kapsamlı çözümün yerini tutmayacak
olan, ama çözüm olsa da olmasa da Güney ile Kuzey arasında
işbirliğini gerektiren konularda teknik komiteler oluşturarak
bir çalışma başlatma konusunda mutabakatımız
olmuştu" dedi.
Bunun BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'in girişimiyle
başlatılan bir olay olduğunu ifade eden Denktaş, bunun
Annan Planı dönemindeki komitelerle alakası
olmadığını tamamen günlük sıkıntıları
aşmanın yollarını arayacak komiteler olduğunu söyledi.
Rum basınında çıkan
açıklamalardan, iyi niyetli girişimin bambaşka bir boyuta
taşınmak istendiğini vurgulayan Serdar Denktaş, "Bunu
kabul etmemiz ve olur vermemiz mümkün değil. Bizim o komite
çalışmalarına bakış açımız tamamen
insancıl açıdandır. Cumhurbaşkanımız Talat'ın
da verdiği cevabi yazısında belirttiği gibi, hiçbir
şekilde kapsamlı çözümün yerini tutacak veya kapsamlı çözümle
ilişkilendirilecek çalışmalar değil bunlar" dedi.
Denktaş, iki taraf arasında kuş gribi,
sağlık, cinayet, karşılıklı ticaret
sorunları gibi konuları çözebilecek, işbirliğini
sağlayacak komitelerin oluşturulmasının söz konusu
olduğunu ve bunların çözümle ilişkisi
olmadığını da ifade etti.
Seçme ve seçilme hakkı talebi
Bir grubun dün Rum tarafına giderek, seçme ve
seçilme hakkını talep etmelerinin son derece ilginç bir gelişme
olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, "Bir kısım vatandaş
bunu yapmış olabilir. Ama bu vatandaşların içinde Meclis'te
oturan bir milletvekili de oturuyorsa bunu garipsemek ve bu
arkadaşımıza bu konuda 'ne oluyor?' diye sormak
sanırım hakkımızdır" dedi.
Denktaş, KKTC'nin Başbakan
Yardımcılığını yapma onuruna erişmiş
bir kişinin, başka bir yerde seçme ve seçilme hakkına
başvurması nedeniyle, seçilerek oturduğu koltukta neden
oturduğu sorusunu kendisine sormanın hakları olduğunu
vurguladı.
"Seçimlerde başarılı
olamamanın intikamını almak gibi bir duygu içerisindeyse, bundan
bir an önce kurtulması gerektiğini kendisine hatırlatmak
isterim" diyen Denktaş, bir milletvekilinin böyle bir
davranış içerisine girmesinin kendilerini üzdüğünü söyledi.
Denktaş, "Konumumuzu zayıflatan bir
girişim ve kararını bir daha gözden geçirmesi talebimizdir"
şeklinde konuştu.
Gündem kuş gribi maliyeti
Serdar Denktaş bu arada, Bakanlar Kurulu'nun gündeminde kuş
gribinin ülkeye maliyeti konusunda yapılan
çalışmaların bulunduğunu ve bunları gözden
geçireceklerini belirtti.
Denktaş, Bakanlar Kurulu üyelerine dünkü
Annan-Papadopulos görüşmesiyle ilgili ayrıntılı bilgi
vereceğini de söyledi.
KIBRIS 02/03/06
ABD, Annan Planı'nı destekliyor
ABD Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Adam Ereli, önceki gün yaptığı açıklamada, ABD'nin,
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından
sunulan Kıbrıs sorununun çözüm planını adanın yeniden
birleşmesi için zemin olarak desteklediğini söyledi.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine
göre, Washington tüm tarafları, Annan Planı'nı zemininde bu
hedefe ulaşılmasının yollarının
görüşülmesine ciddi bir şekilde müdahil olmaya
çağırdı.
Kıbrıs Rum toplumlu lideri Tassos
Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan arasında dün Paris'te
yapılan görüşmeyle ilgili değerlendirmede bulunulması
üzerine Ereli, ABD, "Annan Planı'nı adanın yeniden
birleşmesinin zemini olarak destekliyor" dedi.
KIBRIS 02/03/06
Cyprus Paradise, Thomson Holidays ve CTO'ya dava açacak
İngiltere'de
Thomson Holidays yetkilileri, CTO'nun şantajına boyun eğerek,
Kuzey Kıbrıs'ın tanıtıcı broşürlerini
kaldırdı ancak, olayın peşini bırakmayan Cyprus
Paradise hukuk savaşı başlatıyor
Cyprus
Paradise, Thomson Holidays ve CTO'ya dava açacak
Cyprus
Paradise'ın sahibi Alan Süleyman, hazırladıkları Kuzey
Kıbrıs tatil broşürlerinin, Rumların baskısı sonucu
İngiltere'nin en büyük tur operatörü Thomson Holidays'in tüm
acentelerinden kaldırılmasına sert tepki gösterdi. Süleyman,
"Broşürlerin yerine konması beni tatmin etmeyecek. Dava
açacağım, amacım; Rumların yıllardır bize
yaptığı haksızlıkları yok ederek, onları
durdurmaktır" dedi
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
Rumların
baskısı sonucu Cyprus Paradise'a ait Kuzey Kıbrıs'ı
tanıtan tatil broşürleri, İngiltere'nin en büyük tur operatörü
Thomson Holidays'in tüm acentelerinden kaldırılırken, Cyprus
Paradise'nın sahibi Alan Süleyman, "Broşürlerin yerine
konması beni tatmin etmeyecek. Dava açacağım, amacım;
Rumların yıllardır bize yaptığı
haksızlıkları yok ederek, onları durdurmaktır"
dedi.
Cyprus
Paradise'nın sahibi Alan Süleyman, gelişmeleri KIBRIS gazetesine
değerlendirdi.
Alan Süleyman
öncelikle aralarındaki anlaşmayı bozduğu için Thomson
Holidays'a ardında da Thomson'a baskı yaparak anlaşmanın
bozulmasına neden olan Cyprus Tourism Organisation'a (CTO) dava açmaya
hazırlanıyor. Aralarındaki anlaşma gereği 31 Mart tarihine
kadar tüm acentelerinde Cyprus Paradise'ın tatil broşürlerini
dağıtacak olan Thomson Holidays, ani bir kararla geçtiğimiz
hafta Alan Süleyman'ı arayarak artık broşürleri
dağıtamayacağını açıklamıştı.
Alan Süleyman,
Thomson Holidays'ın direkt olarak CTO'nun baskısı üzerine
broşürleri kaldırma kararı aldıklarını
kendilerine söylediğini belirterek, olayı şu şekilde
özetledi:
"Thomson
Holidays bizi arayarak 'Özür dileriz ama sizinle problemimiz var. CTO'dan gelen
büyük baskı üzerine mecburen broşürlerinizi
kaldıracağız. Çünkü CTO, bir tur operatörü olarak bize
yaptığı maddi yardımları son 3-4 aydır durdurdu
ve broşürleri kaldırmadığımız taktirde bu mali
yardımı geri ödemeyeceklerini söylediler. Bu yüzden bu kararı
almak zorundayız' şeklinde konuştular. Biz de onlara bu durumun
yasal olmadığını ve bu konuda
uğrayacağımız zararın nasıl telafi
edileceğini sorduk. Bunun üzerine bizden bir gün isteyerek toplantı
yapacaklarını belirterek, bizi arayacaklarını söylediler.
Ertesi sabah ise broşürleri kaldırma kararının
kesinleştiğini bize ilettiler" dedi.
CTO'un resmen
Thomson Holidays'e şantaj yaptığını söyleyen Süleyman,
tahminen CTO'un Thomson Holidays'e vereceği maddi yardım
miktarının 1 milyon sterlinin üzerinde olduğunu, buna
karşın Cyprus Paradise ile anlaşmasını bozarak
Thomson'un sadece 300-400 bin sterlinlik bir kayıp
yaşayacağını vurguladı ve İngiliz tur operatörün
bunu hesaplayarak kararı uyguladığını kaydetti.
CTO'nun tüm
yabancı tur operatörlerine şantaj yaptığını
yineleyen Alan Süleyman, "CTO tur operatörlerine gidip, 'Eğer bizimle
çalışacaksanız, Kuzey Kıbrıs ile
çalışmayacaksınız diyerek' yıllardır bizimle
uğraşıyor.
Zaten adadaki
turizm pastasının % 90'ını onların, bize % 10'luk
kısmı bile vermek istemiyorlar"dedi.
Son olarak 24
Şubat'ta avukatı aracılığı ile Thomson Holidays'e
kararın bozulması ve broşürlerin tekrar yerine konması için
mektup yolladıklarını kaydeden Süleyman, sözlerini şöyle
sürdürdü:
"Bu
karardan sonra her geçen gün zararım büyüyor. Thomson ile anlaşmamdan
dolayı 2006 yaz dönemi için otellerden yerler aldım, broşürler
bastırdım, tanıtım kampanyaları yaptım. Bu
çalışmalarım için 400 bin sterlinlik yatırım
yaptım. Onlardan bu durumun telafisini beklerken, Thomson 27 Şubat'ta
bize mektup göndererek kendilerine yolladığımız mektubun
yanlış departmana gittiğini bahane ederek, zaman kazanmaya
çalıştılar."
Anlaşmayı
bozduğu için Thomson'a dava açacak olan Alan Süleyman, arkasından da
CTO'ya karşı yasal işlemlere başlayacak. CTO'nun
İngiliz şirketi sıfatında olmadığını
belirten Süleyman, "Onlar nasıl kuzeyde ev alan İngilizlere
karşı, AB'de oldukları için burada dava açıyorlar, biz de
onlara Kıbrıs'ta dava açabiliriz. Onların İngilizlere
yaptıklarını biz de onlara yapabiliriz" dedi.
Going Places
daha adil
CTO'nun yasal
olmayan bu tavrına karşı savaşacağını ifade
den Alan Süleyman, "Gelinen şu aşamadan sonra broşürlerin
yerine konulması beni tatmin etmeyecek. Amacım Rumların bize
yaptığı haksızlıkları yok ederek, onları
durdurmak" şeklinde konuştu.
CTO'nun
baskı yaptığı ikinci İngiliz tur operatörü Going
Places'in 'CTO'ya biz politikaya karışmayız' diyerek, daha adil
davrandığını vurgulayan Süleyman, "Bizde Going
Places'e yanımızda oldukları için teşekkür ederek ve CTO'un
iddialarının yanlış olduğunu belirterek, otellerin
kullanım hakkının Kuzey Kıbrıs'ta olduğunu teyit
ettiğimiz bir mektup gönderdik" dedi.
Rumlar ilk
olarak 1976 yılında Kuzey Kıbrıs'taki Roks Otel'in
kendilerine ait olduğunu iddia ederek dava açmışlar, ancak dava
sonunda otellerin kullanım hakkının Kuzey Kıbrıs'a ait
olduğu kararı çıkmış ve davayı
kaybetmişlerdi. Bu karardan sonra Rumların tüm baskılarına
karşı tur operatörleri yıllardır Kuzey
Kıbrıs'taki otelleri pazarlamaya devam ediyor.
KIBRIS 03/03/06
Rumlar, yanlış bilgi aktarıyor
Güzelyurtlu
cinayeti ve kuş gribi gibi insani konularda bile işbirliği
yapmaya yanaşmayan Kıbrıs Rum yönetimi, Cumhurbaşkanı
Talat'ın önerisi olan "güncel ve pratik konularda görüşmelerin
başlatılması" önerisini, kendi başarısı
olarak yansıtmaya çalışıyor
Rumlar,
yanlış bilgi aktarıyor
BÜYÜK YALAN...
Annan-Papadopulos görüşmesinin ardından, Kıbrıs Rum
yetkililerinin, teknik konularda çalışmalar
başlatılması konusunda mutabık kalınmasını,
Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile ilişkilindirilmesi ve
aynı zamanda teknik konuların, iki taraf arasında mutabık
kalınan güncel ve pratik konular değil de
"askersizleştirme", "askeri nöbet kulübelerinin bir
birinden uzaklaştırılması", "Mağusa
konusu" ve "mayınlar konusu" olarak lanse edilmesi
Kıbrıs Türk tarafında büyük rahatsızlık yarattı
MEKTUPLAR KANIT...
Görüşme öncesi, BM ile KKTC Cumhurbaşkanlığı
arasında yapılan yazışmalar da Rumların
yalanını ortaya çıkarıyor. BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Temsilcisi Michael Moller'in, 17 Şubat 2006'da hem
Kıbrıs Türk hem de Kıbrıs Rum tarafına gönderdiği
mektupta, BM şemsiyesi altında iki-toplumlu teknik görüşmeler
çerçevesinde ele alınacak konular açıkça belirtiliyor. Talat ile
Pertev de Moller'e yanıt vererek, Kıbrıs Türk
tarafının, mektupta yer alan iki toplumlu teknik görüşmelerin
yapılması önerisini memnuniyetle karşıladığını
ve BM şemsiyesi altında pratik konuları görüşmeye
hazır olduğunu bildiriyor
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tassos Papadopulos'un, Birleşmiş Milletler (BM)
Genel Sekreteri Kofi Annan ile geçtiğimiz salı günü Paris'te bir
araya geldiği zirvenin ardından, Kıbrıs Rum yönetimi
yetkilileri tarafından görüşmenin içeriğiyle ilgili kamuoyuna
yanlış bilgi aktarılıyor.
Annan-Papadopulos
görüşmesi sonrasında, Kıbrıs Rum yetkililerinin, teknik
konularda çalışmaların başlatılması konusunda
mutabık kalınmasını, Kıbrıs sorununun bütünlüklü
çözümü ile ilişkilendirilmesi ve aynı zamanda teknik konuların,
iki taraf arasında mutabık kalınan güncel ve pratik konular
değil de askersizleştirme, askeri nöbet kulübelerinin bir birinden
uzaklaştırılması, Mağusa konusu ve mayınlar
konusu olarak lanse edilmesi Kıbrıs Türk tarafında büyük
rahatsızlık yarattı.
Birleşmiş
Milletler'in, Annan-Papadopulos görüşmesi sonrasında yapılan
ortak basın açıklamasının ardından görüşmenin
içeriğiyle ilgili bir resmi açıklama daha yapması, Kıbrıs
Rum yetkililerince yapılan açıklamaların
yarattığı yanlış izlenimi düzeltme çabası
niteliğindeydi...
BM
tarafından yapılan ikinci bildiride iki taraf arasında teknik
konularda yapılacak görüşmeler ile Kıbrıs sorunun
kapsamlı çözümü bir birinden ayrı tutuldu.
Görüşme
öncesi, BM ile Kıbrıs Türk tarafı arasında yapılan
yazışmalar da Rumların yalanını ortaya
çıkarıyor.
BM Genel
Sekreteri Kıbrıs Temsilcisi Michael Moller'in, 17 Şubat 2006
tarihinde hem Kıbrıs Türk hem de Kıbrıs Rum tarafına
gönderdiği mektupta, BM şemsiyesi altında iki-toplumlu teknik
görüşmeler çerçevesinde ele alınacak konular açıkça
belirtiliyor.
Buna göre, her
iki tarafından bilgi mutabık kaldığı iki-toplumlu
teknik görüşmelerde yer alacak konular şu başlıklar
altında yer alıyor: "Sağlık, çevre, su idaresi,
atık idaresi, kara para aklama, suçların önlenmesi, yol
güvenliği, göç ve insan kaçakçılığı, kriz yönetimi,
insani konular."
Bununla
birlikte, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, BM
Genel Sekreteri Kıbrıs Temsilcisi Michael Moller'in 17 Şubat
2006 tarihili mektubuna yanıt vererek, Kıbrıs Türk
tarafının, mektupta yer alan iki toplumlu teknik görüşmelerin
yapılması önerisini memnuniyetle karşıladığını
ve BM şemsiyesi altında pratik konuları görüşmeye
hazır olduğunu bildiriyor.
Cumhurbaşkanı
Talat imzalı mektupta özellikle pratik konulardaki görüşmelerin,
BM'nin Annan planı temelinde kapsamlı bir çözüm için iyi niyet
misyonu çerçevesinde ortaya koyduğu çabaların yerini almayacağına
da vurgu yapılıyor.
Rum
yetkilileri, Paris
zirvesini
yanlış aktarıyor
Kıbrıs
Rum yetkililerin ve ayrıca Kıbrıs Rum basınının,
Annan-Papadopulos görüşmesinin sonucunu adeta bir "zafer
kazanıldığı" şeklinde yansıtmaları ve
görüşmede teknik konuların görüşülmesine başlanması
konusunda mutabık kalınmasının farklı şekillerde
yorumlanması Kıbrıs Türk tarafında rahatsızlık
yarattı.
Annan-Papadopulos
görüşmesinin arından yapılan ortak basın
açıklamasında, "her iki liderin de teknik düzeyde
çalışmaların başlamasını kabul etmesinin",
Kıbrıs Rum yönetimi yetkililerince, Kıbrıs sorununun
bütünlüklü çözümünün bir parçası olan hayati konuların "teknik
meseleler" yapılmaya ve teknik konudaki çalışmaların,
Kıbrıs sorunun bütünlüklü çözümüyle
bağdaşlaştırılmaya çalışılıyor.
Kıbrıs
Türk diplomatik kaynaklarından elde edilen bilgiye göre, Kıbrıs
Rum tarafının zaferi olarak lanse edilen, Annan-Papadopulos
görüşmesi, "teknik düzeyde çalışmaların
başlatılması" sonucu, Kıbrıs Türk
tarafının önerisinin ardından ortaya çıktı.
Güzelyurtlu
cinayeti ve kuş gribi gibi insani konularda bile işbirliği
yapmaya yanaşmayan Kıbrıs Rum tarafı,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın önerisi olan "güncel ve
pratik konularda görüşmelerin başlatılması" önerisini,
kendi başarıları olarak yansıtmaya
çalışıyor.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın, güncel konularda görüşmelerin başlatılması
önerisini gündeme getirmesinin ardından, BM Kıbrıs Temsilcisi
Michael Moller'in adaya geldiği ve inisiyatif üstlenmek istediği
ancak, Genel Sekreter'in, BM'nin, Kıbrıs görüşmelerinin
başlatması için "henüz şartların
olgunlaşmadığını" söylemesi üzerine Moller'in,
iki taraf arasında pratik konularda görüşmelerin başlaması
için girişimde bulunulduğu öğrenildi.
Kıbrıs
Türk tarafının, adada iki taraf arasındaki pratik
sorunların görüşülmesine hazır olduğu, ancak bu teknik
konuların, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünün yerini
tutmayacağı ve bu konuların güncel konular olacağı
yönünde bir tutum ortaya koyduğu belirtildi.
Ancak,
Annan-Papadopulos görüşmesi sonrasında Kıbrıs Rum
yetkililerinin yaptığı açıklamalarda, teknik konularda
çalışmalara başlatılması konusunda mutabık
kalınmasının, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile
bağlandırıldığı ve aynı zamanda teknik konuların,
Kıbrıs sorununun en hassas konuları arasında olan,
askersizleştirme, askeri nöbet kulübelerinin bir birinden
uzaklaştırılması, Mağusa konusu ve mayınlar
konusu olarak lanse edildiği belirtiliyor.
Kıbrıs
Rum Hükümet Sözcüsü George Lillikas ve Rum Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu tarafından yapılan bu açıklamaların
ardından Birleşmiş Milletleri'in ikinci bir bildiri
yayınlaması, BM'nin de en az Kıbrıs Türk tarafı kadar
rahatsızlık duyduğunu doğrular nitelikteydi. BM
tarafından yapılan ikinci bildiride iki taraf arasında teknik
konularda yapılacak görüşmeler ile Kıbrıs sorunun
kapsamlı çözümü bir birinden ayrı tutuldu.
Talat: Pratik
konuların görüşülmesi
kapsamlı
çözümün yerini almayacak
Cumhurbaşkanı
Talat'ın, Moller'e gönderdiği 22 Şubat tarihli mektubunda,
Moller'in, 17 Şubat 2006 tarihinde sunduğu mektupta yer alan,
iki-toplumlu teknik görüşmelerin, mektupta saptanan konular çerçevesinde
yapılması önerisini memnuniyetle karşıladığı
ve BM şemsiyesi altında pratik konuları görüşmeye
hazır olduğu ifade edilirken, pratik konulardaki görüşmelerin,
BM'nin Annan planı temelinde kapsamlı bir çözüm için iyi niyet
misyonu çerçevesinde ortaya koyduğu çabaların yerini
almayacağına vurgu yapılıyor.
Pertev'den
Moller'e mektup
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev'in, Moller'e gönderdiği mektupta,
Kıbrıs Türk tarafının, "17 Şubat 2006 tarihli
mektubunuza istinaden, BM şemsiyesi altında, mektupta belirtilen
pratik konuların ele alınabilmesi için, iki-toplumlu teknik
görüşmelerin yapılması girişiminizi memnuniyetle
karşıladığımızı bildirmek isterim. En
kısa zamanda bu görüşmelerin modalitelerine karar vermek üzere
sizinle çalışmayı umuyoruz" dediği ifade edilerek,
teknik görüşmelerin yapılması girişimi için modaliteler
konusundaki önerilerini içeren eke atıfta bulunuluyor.
Kıbrıs
Türk tarafının Moller'e gönderdiği mektubun ekinde sunduğu
öneriler şöyle:
"-Her konu
için kurulan komitenin çalışmaları bir Koordinasyon Komitesi
tarafından denetlenmelidir. Bu Koordinasyon Komitesi, teknik komitelerin
oluşumu ve görüşülecek konularda karar mercii olmalıdır.
-Komiteler,
Koordinasyon Komitesi'ni bilgilendirmeli ve son kararı Koordinasyon
Komitesi vermelidir.
-Komitelerin
çalışmaları yanlış yorumlanamaz, Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözümün yerini alacakları şeklinde
değerlendirilemez.
-Komitelerin
çalışmaları, taraflarca, siyasi çıkar amacıyla
kullanılmamalıdır.
-Komitelerin
oluşturulması, tarafların Kıbrıs sorunu konusundaki
yasal ve siyasi duruşlarına halel getirmez.
-Her spesifik
konuda, her şeyde mutabık kalınmadıkça, hiçbir şeyde
mutabık kalınmaz.
-İki
tarafın komitelerdeki temsiliyeti her açıdan eşit
olmalıdır."
Moller'in
Pertev'e gönderdiği
17 Şubat
tarihli mektubu
BM Genel
Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'in, Raşit
Pertev'e gönderdiği 17 Şubat tarihli mektubunda, BM şemsiyesi
altında iki-toplumlu teknik görüşmeler çerçevesinde ele alınacak
konular ve aynı listenin Güney Kıbrıs'taki yetkililere de
göndermiş olduğunu ifade ediliyor.
Mektupta
iki-toplumlu teknik görüşmelerde yer alacak konular şu
başlıklar altında yer alıyor:
"Sağlık,
çevre, su idaresi, atık idaresi, kara para aklama, suçların önlenmesi,
yol güvenliği, göç ve insan kaçakçılığı, kriz
yönetimi, insani konular."
KIBRIS 03/03/06
Askersizleştirme
çözümden sonar
Başbakan
Soyer, Annan-Papadopulos görüşmesine işaret ederek, görüşmeden
sonra taraflarca yapılan 3 ayrı basın açıklamasında
tutarsızlıklar bulunduğunu vurguladı ve
askersizleştirme tartışmalarına açıklık getirdi:
Askersizleştirme
çözümden sonra
BÜTÜNLÜKLÜ
ÇÖZÜMÜN PARÇASI... Kıbrıs Türk halkının, 24 Nisan
referandumunda bütünlüklü çözüm için "evet" derken,
askersizleştirmeye de bu kapsamda "evet" dediğinin
unutulmaması gerektiği kaydeden Başbakan Soyer, halkına
yanlış bilgiler vererek referandumda "hayır"
kampanyası açan Papadopulos yönetiminin askersizleştirmeye de,
"hayır" dediğinin gözden uzak tutulmamasını
istedi
YANLIŞ
BİLGİLER YAYILIYOR... Rum liderliğinin; Annan-Papadopulos
görüşmesini, "olası yeni bir müzakere sürecinin çerçevesi ve
parametreleri konusunda sekreterya ve Rum tarafı arasında
Kıbrıs Türk tarafının yokluğunda bir uzlaşmaya
varıldığı" şeklinde kullanarak yanlış
haberler yaydığına da işaret eden Başbakan Soyer,
doğal olarak, Kıbrıs Türk tarafının
bulunmadığı bir ortamda bu konular üzerinde mutabakata
varılmasının mümkün olmadığına vurgu yaptı
l KABUL
EDİLEMEZ... Soyer: Ortak açıklamada, diğer unsurların
yanı sıra, kapsamlı bir çözümün parçası olan adanın
askersizleştirilmesi konusuna bu çerçeve dışında
yapılan atıf ve BM gündeminde hiçbir zaman yer almayan
'Mağusa'nın bir konuymuş gibi sunulmaya çalışılması
da kabul edilemezdir. Mağusa bağlamında dile getirilebilecek tek
husus; limanın, diğer deniz ve havalimanlarıyla birlikte, biran
önce doğrudan ticarete açılması beklentisidir.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Annan-Papadopulos görüşmesine işaret ederek,
görüşmeden sonra taraflarca yapılan 3 ayrı basın
açıklamasında tutarsızlıklar bulunduğunu
vurguladı.
Kıbrıs
Türk halkının, 24 Nisan referandumunda "evet" derken
askersizleştirmeye de "evet" dediğini belirten Soyer, Annan
Planı'na karşı "hayır" kampanyası açan
Papadopulos'un dolayısıyla askersizleştirmeye de
"hayır" dediğinin unutulmaması gerektiğini
vurguladı. Soyer, mayınların adadan
arındırılması çalışmalarının da
başarıyla devamını sağlayanın Türk tarafı
olduğunu belirtti.
Rum
liderliğinin; Annan-Papadopulos görüşmesini, "olası yeni
bir müzakere sürecinin çerçevesi ve parametreleri konusunda Sekretarya ve Rum
tarafı arasında Kıbrıs Türk tarafının
yokluğunda bir uzlaşmaya varıldığı"
şeklinde kullanarak yanlış haberler yaydığına da
işaret eden Başbakan Soyer, doğal olarak, Kıbrıs Türk
tarafının bulunmadığı bir ortamda bu konular üzerinde
mutabakata varılmasının mümkün olmadığına vurgu
yaptı.
Soyer,
geçtiğimiz gün BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos arasında Paris'te gerçekleşen
görüşmeyle ilgili yazılı açıklama yaparak önemli
değerlendirmelerde bulundu.
Görüşmeden
sonra yapılan ortak açıklamada Mağusa'nın ayrı bir
konuymuş gibi sunulmaya çalışılmasının kabul
edilemeyeceğini kaydeden Soyer, Rum Yönetimi'nin uzlaşmaz
olduğunu açıkça ortaya koymayan açıklamaların, soruna BM
şemsiyesi altında kapsamlı çözüm bulunması
çabalarını olumsuz etkileyeceğini ve Papadopulos'un
uzlaşmaz tutumunu sürdürmesine yardımcı olacağına
dikkati çekti. Başbakan konuyla ilgili açıklamasında şöyle
dedi.
"Açıklamalarda
büyük farklılıklar"
"Bilindiği
üzere, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Lideri Tassos Papadopulos, 28 Şubat 2006 tarihinde Paris'te
görüşmüştür. Bu görüşmenin ardından sırasıyla BM
Genel Sekreteri Sözcülüğünce ortak bir basın açıklaması
yapılmış, Annan ve Papadopulos gazetecilerin
sorularını yanıtlamış ve BM Genel Sekreteri Sözcü
Yardımcısı da ayrıca başka bir basın
açıklaması yapma gereğini duymuştur.
Dikkatle
incelendiğinde, bu üç metnin ton ve içerik açısından büyük
farklılıklar taşıdığı görülmektedir. Ortak
açıklamada, Rum tarafının olumsuz tutumu nedeniyle
yıllardır çözümsüz kalan günlük hayata ilişkin çeşitli
konuların teknik bir çerçevede iki taraf arasında ele
alınması amacıyla Kıbrıs Türk tarafı olarak
yaptığımız çağrıların bir sonucu olarak
oluşturulması kararlaştırılan komitelere atıfta
bulunulmaktadır. Ancak bu teknik içerikli komitelerin kapsamlı
görüşmelerin yerini tutamayacağı ve bu şekilde
yansıtılamayacağı hususundaki
anlayışımızın en üst seviyede BM'ye açık bir
şekilde iletilmesine ve bu anlayışımızın BM
tarafından da paylaşıldığının bize
söylenmiş olmasına rağmen, ortak basın
açıklamasında; teknik seviyede ele alınacak olan meselelerin
kapsamlı görüşmeler sürecinin bir parçası olarak sunulması,
taraflar arasında bu hususta varılan uzlaşıyı
doğru ve tam olarak yansıtmamaktadır."
"Askersizleştirme
bütünlüklü çözümün parçası"
Kıbrıs Türk halkın&