Rumlar yıl sonuna kadar tanınmalı’

Avrupa Birliği dönem başkanlığını yürüten Avusturya’nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye’nin yıl sonuna kadar Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması gerektiğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 02:54 ET 22 Şubat 2006 Çarşamba

VİYANA - Schüssel, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Türkiye’nin limanlarını da Rum gemi ve uçaklarına açması gerektiğini belirtti.

Avusturya Başbakanı, Ankara’nın Avrupa Birliği’ne katılım müzakerelerine başlamak için bu sözü verdiğini hatırlattı. Papadopulos ise, Ankara’nın bu yönde adım atacağına dair bir işaret görmediklerini belirtti.

Avusturya Başbakanı ayrıca, Kıbrıslı Türklere yönelik “mali yardım ve serbest ticaret” tüzüklerinin bir birinden ayrılmasıyla ilgili, yeni bir fırsat penceresi doğduğunu söyledi. Türk tarafı iki tüzüğün birlikte onaylanmasını, Rumlar ise sadece mali yardım tüzüğünün hayata geçirilmesini istiyor.

YUNANİSTAN: TÜRKİYE İKİLEMDE
Öte yandan Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, Türkiye’nin Kıbrıs konusunda büyük bir ikilemle karşı karşıya olduğunu ileri sürdü. Papulyas, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ne karşı politikasını gözden geçirmesi gerektiğini aksi takdirde üyelik müzakerelerinin tehlikeye gireceğini söyledi.

Yunanistan Cumhurbaşkanı, Yunanistan’ın Türkiye’nin AB sürecini desteklediğini ancak bunun Türkiye’ye açık çek vermek anlamına gelmeyeceğini söyledi. Papulyas, “Diplomasi zaten bir ahlak ve adalet değil, güç ve çıkar meselesidir. Yunanistan ve Rum Kesimi, Gümrük Birliği anlaşmasının Kıbrıs’ı da kapsayacak şekilde genişletilmesini başardı. Bu şart, ne kadar baskı yapılırsa yapılsın zaman aşımına uğramaz” dedi.

Kıbrıs Rum Yönetimi, geçen hafta Türk limanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmaması durumunda, Türkiye’yi veto edebileceğini açıklamıştı.

Hristofyas: AB soruna yanıt vermeli

İtalya’yı ziyaret eden Kıbrıs Rum Kesimi Meclis Başkanı ve İşçi Partisi (AKEL) Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, AB’yi Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması için harekete geçmeye çağırdı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 09:05 TSİ 22 Şubat 2006 Çarşamba

ROMA - Hristofyas, Roma’da düzenlediği basın toplantısında, “AB, kendi kurucu hakları doğrultusunda Kıbrıs sorununa bir yanıt vermelidir” dedi.

 

Hıristofyas, Kıbrıs sorununun halen çözümlenmemiş olmasının Türkiye’nin tutumundan kaynaklandığını ileri sürerek, şöyle konuştu:

“Kıbrıs hükümeti, biri Kıbrıslı Rumlar diğeri Kıbrıslı Türkler olmak üzere iki toplumlu bir federasyon oluşturulmasını önermiştir. Ama Ankara, Kuzey Kıbrıs’ta bağımsız bir Türk cumhuriyeti istediğinden dolayı, bu girişimimiz de fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Bizi sertlik ve uzlaşmazlıkla suçluyorlar. Diğer 100 bin insanla birlikte sürgüne gitmek durumunda kalmış biri olarak benim için, kendi toprağıma geri dönme meselesinde, uzlaşmamak kadar tabii bir şey olamaz.”

Hristofyas, Türkiye’nin çözüme yanaşmamasında, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’den destek görmesinden kaynaklandığını da iddia ederek, “Özellikle İngiltere, öteden beri ‘parçala ve yönet’ politikasını izlemiştir. İngilizler bizi halen bir sömürgeleri gibi görmekten vazgeçmelidirler” dedi.

 

‘ABD, KKTC ile doğrudan ticarete hazırlanıyor’


21 Şubat, 2006 20:44:00 (TSİ) CNN TURK

The Washington Times gazetesi, ABD'nin Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete hazırlandığını yazdı.

Gazetenin Nicholas Kralev imzalı haberinde, Annan planına dayalı referandumda adanın birleşmesine 'evet' diyen Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu azaltma çabaları çerçevesinde ABD'nin Kuzey Kıbrıs'la ilk defa doğrudan ticarete başlama çalışmaları yürüttüğü kaydedildi. 
 
Washington Times'a konuşan bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ABD hükümeti ve bazı ABD şirketlerinin, Kıbrıslı Türklerle iş dünyasının standartlarını dünya standartlarına getirme üzerinde çalıştığını belirterek 'temeli oluşturuyoruz' dedi.
 
Ereli: "Attığımız bir dizi adım var" 
 
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Adam Ereli,  günlük basın toplantısında Washington Times gazetesinde çıkan habere değindi.
 
Bir gazetecinin haberi hatırlatması üzerine Ereli “Annan planının referandumda reddedilmesinin sonucunda sıkıntı çekmemeleri için, adanın kuzey bölümünde ekonomik izolasyonları ortadan kaldıracak tedbirler arıyoruz. Attığımız bir dizi adım var'' karşılığını verdi.
 
Rum Büyükelçi’nin 'tanıma' endişesi
 
Kıbrıs Rum kesiminin Washington büyükelçisi Euripides Evriviades, gazeteye açıklamasında, Kuzey Kıbrıs'ın limanlarının açılmasının, KKTC'nin tanınması anlamına geleceğini kaydetti.
 
Evriviades, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw tarafından makamında ziyaret edilmesinin, 'Kıbrıs devletinin (Kıbrıs Rum Kesimi) meşruiyetini azaltarak KKTC'nin meşruiyetini artırdığı' yorumunu yaptı. 
 
Straw'un Talat'ı makamında ziyaretini destekleyen ve KKTC Cumhurbaşkanı'nı Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda karşılayan ABD, bu politikaların KKTC'nin tanınması anlamına gelmediğini her fırsatta vurguluyor.
 
Papadopulos, AB dönem başkanı Avusturya'da
 
AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Avusturya'ya resmi ziyarette bulunan Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ''Kıbrıs sorununun çözümü için BM himayesinde devam etmekte olan süreci desteklemek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını'' söyledi.  
 
'Sorunun çok karmaşık ve zor olduğunun ve bu ihtilafa bir çözüm yolu bulmanın kolay olmayacağının bilincinde olduklarını' kaydeden Schüssel, ''Kıbrıs (Rum kesimi) ile Türkiye arasındaki ikili ticari ilişkileri mali protokolden ayırmak için bir fırsatlar penceresi oluştuğunu'' söyledi.
 
Papadopulos ise Kıbrıs sorununa ilişkin bir soru üzerine, 'AB'nin Kuzey Kıbrıs'a (KKTC) ilişkin mali yardım tüzüğünü kendilerinin de onayladığını' anımsaratak, 'sorunun çözümü için Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesini beklediklerini' belirtti.
 
Hristofyas: "İngilizler bizi sömürgeleri gibi görüyor"
 
Resmi ziyaret için İtalya'da bulunan Kıbrıs Rum Kesimi Meclis Başkanı ve İşçi Partisi (AKEL) Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas da, Avrupa Birliği'ni Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması için harekete geçmeye çağırdı.
 
Kıbrıs sorununun halen çözümlenmemiş olmasının Türkiye'nin tutumundan kaynaklandığını ileri süren Hristofyas, Türkiye'nin çözüme yanaşmamasında ise ABD ve İngiltere'den destek görmesinin etkili olduğunu iddia etti.
 
Hristofyas, ''özellikle İngiltere, öteden beri 'parçala ve yönet' politikasını izlemiştir. İngilizler bizi halen bir sömürgeleri gibi görmekten vazgeçmelidirler'' dedi.

 

The Washington Times gazetesinin iddiası: ABD, KKTC ile ticarete başlıyor

DOĞRUDAN TİCARET... The Washington Times gazetesi, Annan planına dayalı referandumda adanın birleşmesine "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu azaltma çabaları çerçevesinde, ABD'nin Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete hazırlandığını yazdı.

TEMEL OLUŞTURULUYOR... Washington Times'a konuşan bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Amerikan hükümeti ve bazı Amerikan şirketlerinin, Kıbrıslı Türklerle iş dünyasının standartlarını dünya standartlarına getirme üzerinde çalıştığını belirtti ve "temeli oluşturuyoruz" dedi

The Washington Times gazetesi, Annan planına dayalı referandumda adanın birleşmesine "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu azaltma çabaları çerçevesinde, ABD'nin Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete hazırlandığını yazdı.

Gazetenin Nicholas Kralev imzalı haberinde, ABD'nin Kuzey Kıbrıs'la ilk defa doğrudan ticarete başlama çalışmaları yürüttüğü kaydedildi.

Washington Times'a konuşan bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Amerikan hükümeti ve bazı Amerikan şirketlerinin, Kıbrıslı Türklerle iş dünyasının standartlarını dünya standartlarına getirme üzerinde çalıştığını belirtti ve "temeli oluşturuyoruz" dedi.

Amerikalı yetkililer, adayı birleşmeye hazırlamak için, ambargolar nedeniyle ekonomisi Güney Kıbrıs kadar gelişmeyen Kuzey Kıbrıs'ın ekonomisini dünya standartlarına ulaştırmanın şart olduğunu belirtiyor.

Kıbrıs Rum kesiminin Washington büyükelçisi Euripides Evriviades, gazeteye açıklamasında, Kuzey Kıbrıs'ın limanlarının açılmasının, KKTC'nin tanınması anlamına geleceğini kaydetti.

Evriviades, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw tarafından makamında ziyaret edilmesinin, "Kıbrıs devletinin (Kıbrıs Rum Kesimi) meşruiyetini azaltarak KKTC'nin meşruiyetini artırdığı" yorumunu yaptı.

Straw'un Talat'ı makamında ziyaretini destekleyen ve Cumhurbaşkanı'nı Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nda karşılayan ABD, bu politikaların KKTC'nin tanınması anlamına gelmediğini her fırsatta vurguluyor.

KIBRIS 22/02/06

 

Rum yönetimi, KKTC'yi tanıtıcı CD ve posterlere el koydu

RUM POLİSİNE TAKILDI... Kıbrıslı Türk "Property North Cyprus Emlak Dergisi" ekibinin Larnaka üzerinden İspanya'ya yollamaya çalıştığı CD ve posterler Metehan Sınır Kapısı'nda Rum polisine takıldı. Rum polisi, emlak fuarına yollanmak istenen KKTC'yi tanıtıcı CD ve posterlere el koydu

Rum Yönetimi, İspanya'da düzenlenecek emlak fuarına Güney Kıbrıs üzerinden yollanmak istenen KKTC'yi tanıtıcı CD ve posterlere Metehan Sınır Kapısı'nda el koydu.

İstanbul'dan İspanya'ya direkt uçuş bulamadığı için malzemeleri Larnaka Hava Alanı'ndan gönderme girişiminde bulunan Property North Cyprus dergisi ekibi, Lefkoşa'da Metehan Sınır Kapısı'nda Rum polisinin engeliyle karşı karşıya kaldı.

Paul Gibson, Stephen Mortimer ve Sarah Kirton'dan oluşan ekibi durdurup, sorguya çeken Rum polisi, hiçbir gerekçe göstermeden Kuzey Kıbrıs'ı tanıtan tüm eşyalarına el koydu. Eşyalar arasında KKTC'yi tanıtıcı CD, poster ve çok az sayıda dergi bulunuyor. Dergilerin tamamına yakınının daha önceden İstanbul üzerinden İspanya'ya ulaştırıldığı açıklandı

Property North Cyprus Direktörü Mehmet Kozansoy, konuyla ilgili açıklamasında, İspanya'da 23-26 Şubat'ta düzenlenecek fuar için kullanılacak CD, posterler ve stantların Rum polisi tarafından Metehan Sınır kapısında alındığını belirtti.

Bu gibi engellemelerin çalışmalarını engellemeyeceğini kaydeden Kozansoy, bilgisayarlardaki bilgi ve fotoğraflarla İspanya'da yeni posterler bastıracaklarını söyledi. Kozansoy, "Kuzey Kıbrıs'ı en iyi bir şekilde tanıtımını yapacağız ve Kuzey Kıbrıs'a gelmekte olan yatırımlara ve gelişmekte olan emlak sektörüne katkıda bulunacağız' dedi.

KIBRIS 22/02/06

 

Mersin’de Rum gemisi krizi bitti

Kıbrıs Rum Kesimi’ne ait bir gemi, Mersin limanına yanaşmak için izin istedi. İzin alamayan gemi limandan ayrıldı.

 

 

Mehmet Miras

NTV

MERSİN - Limana girişine izin verilmeyen gemi, yaklaşık 2 mil açıkta demirledi.

Mersin’de bir firmanın acenteliğini yaptığı Kıbrıs Rum Kesimi’ne ait “Able F” adlı konteyner gemisi, Mersin Liman Başkanlığı’na müracaat ederek, limana giriş izni istedi.

Liman Başkanlığı, geminin yanaşmasına izin vermedi ve durumu Denizcilik Müsteşarlığı’na bildirdi.

Limana yaklaşık 2 mil açıkta demirleyen Rum gemisi, giriş izni için beklemeye başladı. İçinde 16 konteyner tekstil malzemesi bulunan gemi, sahil güvenlik botları tarafından izlendi.

İzin çıkmamasının ardından gemi limandan ayrıldı.

RUM KESİMİNDEN TEPKİ
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Rum bayrağı taşıyan geminin Mersin Limanı’na yanaşmasına Türk makamlarınca izin verilmemesine tepki gösterdi.

Rum hükümet sözcüsü Yorgo Lilikas, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’nin bu hareketiyle Avrupa Birliği’ne (AB) verdiği sözleri yerine getirmediğini belirterek, bu konuda AB nezdinde tüm gerekli girişimlerde bulunmakta olduklarını kaydetti. Ankara’nın son hareketiyle AB ile yürürlükte olan Gümrük Birliği Anlaşması’nı bir kez daha ciddi olarak ihlal ettiği ileri süren Lilikas, Türkiye’nin bu davranışıyla (AB ile) uyumu reddettiğini bir kez daha kanıtladığını, AB’ye katılım sürecinde verdiği sözleri ve sorumlulukları yerine getirme konusunda inandırıcı olmadığını savundu.

 

‘Kıbrıs sorunu hakemsiz çözülemez’

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un aksine, Kıbrıs sorununun zaman limiti ve hakemlik olmadan çözülemeyeceğini savundu.

 

NTV

Güncelleme: 21:24 TSİ 22 Şubat 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Birleşmiş Milletler’in hakemlikten çekildiği yönündeki haberleri değerlendiren Talat, örgütün Annan Planı’nda iki tarafın yetki vermesi üzerine hakemlik yaptığını kaydetti.

Bu görevin sürekli olmadığını kaydeden Talat, “Eğer biz yeniden biraraya gelir ve görev verirsek, Genel Sekreter yeniden hakem olacak” dedi. Tarafların görüşlerinin çok farklı olduğuna dikkat çeken KKTC Cumhurbaşkanı, anlaşmazlıkların sonsuza kadar ertelenmemesi için hem zaman limiti hem de hakemliğin yeniden gündeme geleceğini söyledi.

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, görüşmelere başlamanın önşartı olarak zaman kısıtlamasıyla hakemliğin olmamasını ve ancak iki tarafın uzlaştığı bir anlaşmanın referanduma götürülmesini şart koşuyor.

 

Rum ’kriz gemisi’ geldiği gibi gitti

Ümit ÇETİN

Rum bandıralı yük gemisinin Mersin Limanı’na yanaşma isteği kabul edilmedi.

Mersin Limanı’nın 2 mil açığına üç gün önce demir atan geminin talebi, Dışişleri Bakanlığı’nın görüşü doğrultusunda Denizcilik Müsteşarlığı’nca dün akşam saatlerinde geri çevrildi. Mersin Limanı açıklarına demirleyen Kıbrıs Rum Kesimi Bayraklı Able F adlı geminin Laskiye Limanı’ndan İtalya’ya gittiği, bu sırada Mersin Limanı’na 16 tane konteyner bırakmak istediğini bildirdiği öğrenildi. Konteynerların içindeki yükün Maraş, Kayseri ve Kuzey Irak’a gönderilmek üzere eski elbise ve pamuk olduğu bildirildi. Akşam saatlerinde Dışişleri Bakanlığı’nın görüşü doğrultusunda Denizcilik Müsteşarlığı geminin girişine izin verilmeyeceğini geminin acentesi Atako Uluslararası Taşımacılık Şirketi’ne bildirdi. Şirket, geminin geri çekileceğini Denizcilik Müsteşarlığı’na bildirdi. Dışişleri Bakanlığı’nın, Denizcilik Müsteşarlığı’na gönderdiği görüşte KKTC’ye uygulanan izolasyon kaldırılıncaya kadar Rum gemilerinin Türk limanlarına yanaşmasına izin verilmeyeceği görüşünün tekrarlandığı öğrenildi.

HURRIYET 23/02/06

Dora’dan Kıbrıs siftahı

Yorgo KIRBAKİ/ATİNA

Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, Kıbrıs, Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri için siftah yaptı. Bakoyani dışişleri bakanı olarak Atina’daki ilk görüşmesi çerçevesinde dün Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ile bir araya geldi.

Görüşmede, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un önümüzdeki salı günü Paris’te görüşeceği BM Genel Sekreteri Kofi Annan’dan iyi hazırlık yapılması kaydı ve bazı şartlarla yeni bir girişim başlatmasını istemesi mutabakatına varıldı. Papadopulos, mart ayının ilk haftasında Atina’ya gelecek. Bakoyani, Rum Yönetimi ile aynı istikametteki görüşlerini şöyle sıraladı:

Atina-Lefkoşa işbirliği Kıbrıs sorununun çözümünde temel taşıdır.

BM’nin yeni girişimi ile belirlenecek bir çözüm planı için önce taraflar anlaşmalı sonra referanduma gidilmeli.

Müzakereler için zaman sınırı bulunmamalı

Hakemlik öngörülmemeli.

Annan planının 2004’deki referandumla tarihe karıştığını da belirten Bakoyani yeni bir planın üç ekseni bulunması gerektiğini söyledi: 1.AB mevzuatı 2.BM kararları 3.Annan planı.

HURRIYET 23/02/06

 

Babacan görüşmesinde Kıbrıs konuşulmadı

Yorgo KIRBAKİ/ATİNA



Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, Türk-Yunan ilişkilerine tatlı-sert bir giriş yaptı. Güneydoğu Avrupa Ekonomi Bakanları toplantısı için Atina’da bulunan Devlet Bakanı Ali Babacan ile görüşen Bakoyani, Ege’deki askeri uçuşlar ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması gibi Yunanistan’ın yıllardır Türkiye’nin önüne koyduğu talepler listesini masaya yatırdı.

İki bakan, görüşme sonrası herhangi bir açıklama yapmasa da, Hürriyet’in edindiği bilgilere göre, Babacan ile görüşmesinde Kıbrıs sorunu ya da Kıbrıs Rum Yönetimi ile bağlatılı olarak Türkiye-AB ilişkilerine girmeyen Bakoyani, sadece Ege’de Türk ve Yunan savaş uçaklarının birbirlerine çok yakın uçmalarından şikayet etti. Bakoyani’nin taleplerini yumuşak bir üslupla dile getirdiği bildirildi. Babacan da hem Yunanistan’ın talepleri, hem de kendi tezleri hakkında Türkiye’nin görüşlerini aktardı.

HURRIYET 23/02/06

 

Rum oyunu



Bela "geliyorum demez, gelir" sözü bir yana geleceği zaten belliydi. 26 Ocak'ta bu köşede aynen şu satırlar yayımlandı:
"1- Rum tarafı, Ek Protokol'e dayanarak şu sıralar birkaç gemisini Türkiye limanlarına gönderebilirdi. Türkiye reddedince, AB'ye dönerek yaygara koparırdı; 'Türkiye, Kıbrıs'ı da kapsadığı halde imzaladığı Ek Protokol'ü uygulamıyor... Müzakereler durmalı' diye tuttururdu.
2- Türkiye, Ek Protokol'ü TBMM'de hâlâ onaylamadı. AB 'onaylayın' diye bastırıyor, limanlar ve havaalanları için de uygulamanın başlaması gerektiğinin altını çiziyor. Ankara sıkışmakta."
Ve işte aradan 1 ay bile geçmeden Kıbrıs Rum bandıralı bir konteyner Mersin Limanı önüne demirledi. Malını boşaltmak başvurusunda bulundu.
Türkiye'nin baş ağrısı olan "Ek Protokol"ün bütün AB ülkelerini ve bu bağlamda Güney Kıbrıs'ı da kapsadığı iddiası, fiilen işleme konulmuş oluyor.
Türkiye, böyle bir olasılığı gördüğü içindir ki, kısa süre önce BM Genel Sekreteri Annan'a yeni bir plan sunmuştu.
Kıbrıs Rumlarının Türkiye limanlarına bir şileple dayanması gibi bir oldubitti yapmasını bu planla göğüslemek öngörülmüştü.
Rum tarafı, bu planı "konuşmaya bile gerek yok" diyerek reddetmişti.
Ama...
Rumların Ek Protokol şemsiyesi altında Türkiye limanlarına şilep ya da Türkiye havaalanlarına uçak göndermek oldubittisine karşı, "Bu ihtilaflı bir konudur. Çözümü için Annan'a plan önerdik. Önce BM'deki süreç beklenilmeli" denebilecekti.
Rumlar, şimdi bu savunma hattını delmek çabasında.
Türkiye ile AB arasında görüşmelerin başlaması tarihi yaklaşırken, Kıbrıs Rum Kesimi'nin engel koyabileceği bir gerekçe, bu konteyner kriziyle oluşabilir, derinleşebilir.
..........................
Diliyoruz ki bu şilep, bir şaşkınlık ya da kaptanın bireysel gösteri merakı sonucu Mersin Limanı önlerine demirlemiş olsun. Yukarıdaki satırlarda çizdiğim büyük satrancın öne sürülen piyonu gibi kullanılmasın.
Buna karşılık...
Gerçekten bu şilep, bir krizin ve büyük oyunun tetiği ise her şeye rağmen durum zor. Hele olaylar gelişir ve Türkiye'ye bir dayatma boyutu haline gelirse, Ek Protokol'ün Türkiye için zaten çok çetin olan bundan sonraki TBMM'de onay aşaması daha da sorunlu hale gelir.
AB karşıtı kurtların vadisine yem olur.
Umudumuz kolektif akıl ve sağduyu ile AB'nin sessiz ve derinden bir diplomasiyle o şilebi, kıvılcımlar aleve, alevler yangına dönüşmeden geri çekmesidir.
Şu satırlar yazılırken, henüz böyle bir işaret yoktu.
.............................
Böyle bir kriz için sanki özel zamanlama seçilmiş.
Hamasçıların Ankara ziyareti sonucu Batı ile ortamın gerilmesi...
Hz. Muhammed'in karikatürleri nedeniyle gösteriler ve Trabzon'da bir papazın öldürülmesi...
"Bunlar, Türkiye'nin metabolizmasını düşürdü" diye yorumlanmış ve "kriz çıkarmanın tam zamanı" diye düşünülmüş olabilir.
Ancak...
Bundan Kıbrıs Rum Kesimi'nin ne yararı olacak?
AB sürecinden kopmuş bir Türkiye mi Kuzey Kıbrıs'ı bırakacak?
Türkiye gibi büyük bir devletle AB üyesi kimlikleriyle sınır komşusu olmak mı yararlıdır, yoksa onu AB dışında bıraktırarak karşısına almak mı?
Fert başına milli geliri 15 bin doları bulan Yunanistan, bu ikilemdeki akıl yolunu çoktan gördü ve Türkiye politikasına Türkiye'yi AB'ye çekecek önemli esneklikler getirdi.
Kıbrıs Rum Kesimi'nde de gerçekleri görenlerin sayısı az değil ama yönetim hâlâ aynı kafa.
...............................
Dolmabahçe önünde dümeni kilitlenen ve patlaması halinde İstanbul'a nükleer etki yapabilecek şilebin karabasanı konuşulurken, şimdi de bu belalı şilep.

GUNERCIVAOGLU MILLIYET 23/02/06

 

Rumlar kriz peşinde

23/02/2006 RADIKAL

AA - MERSİN - Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne ait bir konteyner gemisinin, dün öğlen Mersin Limanı'na yanaşmak istemesi hareketli saatlere neden oldu. Mersin'deki bir firmanın acenteliğini yaptığı 'Able F' adlı Ro-Ro gemisinin başvurduğu Liman Başkanlığı, mevzuat gereği limana giriş izni vermedi. Akdeniz Sahil Güvenlik Komutanlığı botlarının izlemeye aldığı gemi, 2 mil açığa demirledi. Dışişleri, geminin uluslarası kurallara aykırı davrandığını açıklarken, Rum hükümet sözcüsü Yorgo Lilikas, bu konuda AB nezdinde gerekli girişimlerde bulunmakta olduklarını açıkladı.

 

Bakoyani'nin siftahı Yakovu'yla

23/02/2006  RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, Kıbrıs, Türk-Yunan ve Türkiye-AB ilişkileri için siftah yaptı. Bakoyani, Atina'da dün önce Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, ardından Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği toplantısı için Atina'da bulunan Devlet Bakanı ve AB başmüzakerecisi Ali Babacan ile görüştü. Yunan bakan ile Yakovu, Rum lideri Tasos Papadopulos'un, salı günü Paris'te görüşeceği BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan, iyi hazırlık yapılması kaydı ve bazı şartlarla yeni girişim başlatmasını istemesi mutabakatına vardı. Papadopulos, martın ilk haftasında Atina'ya gelecek.
Bakoyani, görüşme sonrası Rum Yönetimi'yle sıkı işbirliğinin süreceğini belirtip yeni girişim için Rum şartlarını sahiplendi: "Çözüm planı için önce taraflar anlaşmalı, sonra referanduma gidilmeli. Müzakereler için sıkı zaman sınırlaması olmamalı ve hakemlik bulunmamalı." Annan Planı'nın 2004 referandumuyla tarihe karıştığını söyleyen Yunan bakan, yeni planda olması gereken üç ekseni "AB mevzuatı, BM kararları, Annan planı" diye sıraladı. Adada yeni başarısızlıktan kaçınılması gereğine vurgu yapan Bakoyani, Türkiye'nin AB'ye yükümlülüklerinin, BM'deki çözüm çabalarıyla bağdaştırılmaması gerektiğinin altını çizdi.
Yeni bir BM girişimi için koşulların olgunlaştığını söyleyen Rum Dışişleri Bakanı Yakovu ise Türkiye-AB ilişkileri konusunda, "Türkiye AB'ye hesap vermeli. Her halükârda Türkiye'nin 2006 yılında AB ile randevusu var" diyerek Türk limanlarının Rum Kesimi'ne açılması talebini yineledi.

İt dalaşı şikâyeti
Bakoyani, Babacan'la görüşmesinde ise Ege'deki askeri uçuşlar ve Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması konularını ele aldı. İki bakan da bir açıklama yapmazken, Bakoyani'nin görüşmede Kıbrıs sorunu ya da Kıbrıs Rum Yönetimi ile bağlantılı olarak Türkiye-AB ilişkilerine girmediği ancak Ege'deki it dalaşlarından şikâyet ettiği öğrenildi. Yunan Bakan, AB kriterlerine uyma gayretini takdirle karşıladıkları Türkiye'nin AB perspektifine desteklerini yinelerken, Başbakan Kostas Karamanlis'in Ankara ziyaretini gerçekleştirmesi için çalışacağını ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de Atina'ya beklendiğini ifade etti. AB desteği için teşekkür eden Babacan ise Bakoyani'ye istediği zaman Türkiye'ye gelebileceğini iletti. Babacan, kahve fincanı takımı hediye ettiği Bakoyani'ye "Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır" atasözünden de bahsetti.
Görüşmede bulunan Bakoyani'nin oğlu Kostas ise Harvard Üniversitesi'nden sınıf arkadaşı olan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'a Babacan aracılığıyla selamlarını iletti.

Ara bölgede mayın temizliği sürüyor

MAYINDAN ARINDIRILACAK... Mayın Hareket Merkezi Program Yöneticisi Michael Raine, "Mayınlar temizlenince, Kıbrıs 'mayından arındırılmış ülke' ilan edilecek ve ilk mayınsız ülke olmasa da ilklerden biri olacak. Bu ulaşılabilir ve gerçekçi bir hedeftir" dedi

Kıbrıs'ta ara bölgede, "Gelecek İçin Ortaklık Projesi" çerçevesinde, AB'nin sponsorluğunda, BM öncülüğünde Mayın Hareket Merkezi tarafından yürütülen mayın temizleme çalışmaları sürüyor.

2004 yılında başlayan çalışmaların ilk safhasında RMMO'nun verdiği bilgi ışığında Rumlar tarafından döşenen mayınlar temizlenmiş, ikinci safhada da Türk askeri tarafından döşenen mayınlar GKK'nın işbirliği ve koordinasyon desteğiyle temizlenmeye başlanmıştı. Çalışmaların ikinci safhası GKK desteğiyle, GKK'ya mensup gözlemci bir irtibat subayının eşliğinde sürdürülüyor.

Yaklaşık 2 yıldır süren ve şu ana kadar 4 milyon Euro'yu aşan bir rakama mal olan söz konusu çalışmalarla ilgili son gelişmeleri Türk ve Rum kamuoyuna anlatmak amacıyla KKTC'den TAK ve BRT, Güney Kıbrıs'tan ise RİK ve "Kıbrıs haber Ajansı"(RIK) muhabir kameraman ve fotoğrafçılarına yönelik önceki gün başlayan ve dün sona eren bir bilgilendirme gezisi düzenlendi.

Metehan bölgesindeki mayınlar

Olayın önceki günkü bölümünde basın mensuplarına ilk olarak bir brifing verildi. Ardından basın mensupları Metehan yakınlarındaki ara bölgede devam eden mayın temizleme çalışmalarının yapıldığı mayın tarlalarına götürülerek burada mayın temizleme çalışmalarıyla ilgili yöntem anlatıldı.

Basın mensupları daha sonra mayın tarlalarının arasındaki güvenli patikalardan geçirilerek çıkarılan mayınların bir çukur içinde güvenceye alındığı yere götürüldü ve 2305 numaralı mayın tarlasından çıkarılan 8 anti-tank mayınıyla, 62 adet anti-personel mayını ve tarlada bulunan el bombası gösterildi.

Söz konusu mayınlar, Denya yakınlarında, Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nın 12 kilometre batısında, mayın imhası için hazırlanan güvenli bir yerde, basının önünde imha edildi. Basın mensupları önce üzerlerine ateşleyici fünye ve patlayıcı yerleştirilmiş mayınların bulunduğu yere götürüldü. Ardından yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki tepeye çıkıldı ve mayınlar iki bölüm halinde uzaktan patlatıldı. İmha işleminden sonra basın mensupları tekrar mayınların imha edildiği yere götürüldü ve mayınların patlamasından sonra ortaya çıkan durumu görüntüledi. Mayınların patlaması sonucu krater gibi iki büyük çukur açıldığı gözlemlendi. İki günlük bilgilendirme gezisi gazetecilerin UNFICYP karargahına götürülmesiyle sona erdi.

Çalışmalar sırasında biri irtibat subayı olmak üzere GKK'dan iki personel de sürekli hazır bulunuyor ve koordinasyonu sağlıyor.

Raine

Mayın Hareket Merkezi Program Yöneticisi Michael Raine, çalışmalarla ilgili verdiği teknik bilgilerin yanı sıra genel bir de açıklama yaptı.

Raine, programın AB tarafından finanse edildiğini ve BM tarafından yürütüldüğünü belirterek, ilk olarak 2004 Ekim ayında yürürlüğe konulan çalışmalar çerçevesinde 19 mayın tarlasının, 802 bin 475 metrekare alanın temizlendiğini ve 982 anti personel ile bin 336 anti tank olmak üzere toplam 2 bin 318 mayının çıkarıldığını belirtti.

"İki taraftan destek"

İki tarafın da verdiği desteği öven ve GKK'nın da kendileriyle yürüttükleri işbirliği ve koordinasyonun mükemmel düzeyde olduğunu ve bunun devam etmesini umduklarını kaydeden Raine, çalışmalarını Nisan 2006'ya kadar sürdürmeye yetecek fonları bulunduğunu ancak AB'nin bu tarihten sonra da kendilerine finansman sağlayacağı ve çalışmalarını sürdürecekleri ümidinde olduklarını vurguladı.

Raine, öncelikle ara bölgedeki tüm mayın tarlalarını temizlemeyi hedeflediklerini ve ardından da diğer bölgelerdeki mayınları temizlemeyi amaçladıklarını kaydetti.

"İlk mayından arındırılmış ülkelerden"

Raine, "Mayınlar temizlenince, Kıbrıs 'Mayından Arındırılmış Ülke' ilan edilecek ve ilk mayınsız ülke olmasa da ilklerden biri olacak. Bu ulaşılabilir ve gerçekçi bir hedeftir" dedi.

Mayınların imha edilerek bir daha kullanılamayacak duruma geldiğini anlatan Raine, yeni finansman için AB ile görüşmelerin olumlu şekilde sürdüğünü, Ara bölgedeki ilk etap için 4 milyon Euro, ikinci etap için 5-6 milyon Euro harcanacağını, ara bölge dışındaki mayınların da temizlenmesiyle toplam harcamanın 11-12 milyon Euro'ya çıkacağını kaydetti.

Mayın Hareket Merkezi'nde Bosna, Mozambik, Zimbabwe, İsveç, Yeni Zelanda, İngiltere ve Fransa olmak üzere toplam 7 ayrı ülkeden personel çalışıyor. Çalışmalara AB'nin yaptığı önemli katkının yanı sıra Kanada 250 bin dolar, Slovenya da 25 bin dolar katkı yaptı.

Mayın temizlenen bölgeler

Bugüne kadar şu bölgelerde mayın temizleme operasyonları yürütüldü: "Lefkoşa, Küçükkaymaklı, Kokkinokremmos, Denya, Metehan, Xehi, Aşağı Pirgo, Lefke, Bostancı, Skouriotissa, Omorphita."

Kıbrıs Mayın Hareket Merkezi

Mayın Hareket Merkezi (MAC), AB finansmanında gerçekleştirilen "Gelecek İçin Ortaklık" Programı çerçevesinde, BM Kalkınma Programı'nın (UNDP), BM Proje Servisleri Ofisi aracılığıyla yürüttüğü çalışmaların şemsiyesi altında kuruldu.

Ara bölgede mayın temizleme çalışmalarını yürüten MAC, bulunan patlamamış mühimmatı da etkisiz hale getiriyor. MAC, bir sivil toplum örgütü olan "Mayın Danışma Grubu" (MAG) ve profesyonel bir kuruluş olan "Armorgroup Services"dan destek ve hizmet alıyor.

MAC'dan verilen bilgiye göre, kuruluşun çalışmaları adada normalleşmeye ve gerek insanların, gerekse malların serbest dolaşımını öngören AB Yeşil Hat Tüzüğü'nün uygulanmasına yardımcı olmayı da hedefliyor. MAC açıklamasında, yapılan çalışmalar sayesinde Bostancı kapısı gibi geçiş noktalarının güvenli şekilde açıldığına işaret edilerek, bu arada önemli oranda alanın da temizlenmesi sayesinde yeniden tarımsal amaçlar için kazandırıldığı belirtiliyor.

Mayın temizleme çalışmalarıyla iki taraf arasında güven yaratılması da amaçlar arasında.

KIBRIS 23/02/06

 

Rum, Türkiye'yi deniyor

GİRİŞİNE İZİN VERİLMEDİ... Kıbrıs Rum kesimine ait bir konteynır gemisi, Mersin Limanı'na yanaşmak için izin istedi. Liman Başkanlığı tarafından limana girişine izin verilmeyen Rum gemisi, 2 mil açıkta demirledi. Krize neden olan Rum bandıralı gemiyi, Türk karasularından ayrılana kadar, Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı botlar izlemeye aldı

KURALLARA AYKIRI HAREKET... TC Dışişleri Bakanlığı, Mersin Limanı'na yanaşmasına izin verilmeyen Güney Kıbrıs Rum kesimine ait bir geminin, uluslararası kurallara aykırı hareket ettiğini bildirdi. Geminin uygulamaya aykırı olarak ve acentesinin ikazına rağmen kendiliğinden Mersin Limanı açıklarına gelerek, bir oldu-bittiyle limana yanaşma başvurusunu acentesine ilettiği belirtildi

Kıbrıs Rum kesimine ait bir konteynır gemisi, Mersin Limanı'na yanaşmak için izin istedi. Liman Başkanlığı tarafından limana girişine izin verilmeyen Rum gemisi, 2 mil açıkta demirledi.

Krize neden olan Rum bandıralı gemiyi, Türk karasularından ayrılana kadar, Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı botlar izlemeye aldı.

İHA'nın haberine göre, Mersin firması Atako'nun acenteliğini yaptığı Kıbrıs Rum kesimine ait "Able F" adlı Ro Ro gemisi, dün sabah saat 05.30'da Mersin Liman Başkanlığı'na müracaat ederek, limana giriş için izin istedi. Ancak mevzuat gereği Mersin Liman Başkanlığı Rum gemisinin limana yanaşmasına izin vermeyerek, durumu Denizcilik Müsteşarlığı'na bildirdi. Rum gemisi "Able F" ise limana yaklaşık 2 mil açıkta demirleyerek, giriş izni için bir süre bekledi.

Bu arada, Denizcilik Müsteşarlığı'nın bilgi vermesi üzerine Akdeniz Sahil Güvenlik Komutanlığı'na bağlı botlar Rum gemisini izlemeye aldı.

TC Dışişleri Bakanlığı: Rum gemisi

uluslararası kurallara aykırı hareket etti

TC Dışişleri Bakanlığı, Mersin Limanı'na yanaşmasına izin verilmeyen Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne ait bir

geminin, uluslararası kurallara aykırı hareket ettiğini bildirdi.

TC Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, uluslararası kurallar ve teamüle göre, bir geminin herhangi bir limana girebilmesi için ilgili liman başkanlığına, acentesi aracılığıyla "yanaşma müsaadesi" talebinde bulunması gerektiği hatırlatıldı.

Açıklamada, dün sabah Rum bayraklı geminin uygulamaya aykırı olarak ve acentesinin ikazına rağmen kendiliğinden Mersin Limanı açıklarına gelerek, "bir oldu-bittiyle limana yanaşma başvurusunu acentesine ilettiği" belirtildi.

Açıklamada, Rum gemisinin yanaşma müsaadesi talebinin karşılanmasının mümkün olmadığının, Mersin Liman Başkanlığı'nca acentesine bildirildiği kaydedildi.

KIBRIS 23/02/06

 

AB’den Ankara’ya gemi tepkisi

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu sözcüsü, Türkiye’nin Gümrük Birliği ek protokolünden doğan yükümlülüklerine, sadık kalması gerektiğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 23:57 ET 23 Şubat 2006 Perşembe

BRÜKSEL - AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu sözcüsü Kriszitna Nagy, Kıbrıs Rum bandıralı bir geminin, Mersin limanına yanaşamamasıyla ilgili NTV’ye yaptığı açıklamada, “Komisyon olayı duyar duymaz, Türk yetkilileriyle temasa geçti. Geminin, limana yanaşma izninin hangi koşullarda verilmediğini yakından incelemek gerekiyor ve bu durumun da açıklığa kavuşması gerekiyor” dedi.

Kriszitna Nagy, Ankara’nın Gümrük Birliği ek protokolünün gereğini yerine getirmesi gerektiğini de hatırlattı ve Brüksel’in, 21 Eylül tarihli deklarasyonunda, bu konunun, yakından takip edileceğini bildirdiklerini yineledi.

Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Kesimi de konuyla ilgili olarak Türkiye’yi, Avrupa Birliği’ne şikayet etti.

Rum yönetiminden yapılan açıklamada, Türkiye’nin, Gümrük Birliği anlaşmasını bariz ve kışkırntıcı bir şekilde ihlal ettiği öne sürüldü.

Rum Meclisi’nde Türk aday

Kıbrıs Rum Kesimi’nde, 21 Mayıs’ta yapılacak meclis seçimlerinde, ilk kez bir Kıbrıslı Türk aday olacak.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 23:55 ET 23 Şubat 2006 Perşembe

LEFKOŞA - 9 yıldır Rum kesiminde yaşayan Neşe Yaşın, düzenlediği basın toplantısında adadaki iki toplumun birleşmesini destekleyen, Birleşik Demokratlar Partisi’nden aday olacağını belirtti.

Rum kesimindeki üniversitede öğretim görevlisi olan Neşe Yaşın, “Alacağım oyları kıbrıslı Rum seçmenlerin, bu ülkeyi Kıbrıslı Türklerle paylaşarak, birlikte yaşama arzusunun göstergesi sayacağım” dedi.

Rum kesiminde, Ocak ayında kabul edilen yeni yasa, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin tüm seçimlerde oy kullanabilmesine, yerel ve genel seçimlerde aday olabilmesine olanak tanıyor.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, Mehmet Hasgüler adlı Kıbrıslı Türk, Rum kesimindeki seçime katılmış, ancak çok az oy almıştı.

 

Kıbrıslı Türk Rum seçimlerinde aday


23 Şubat, 2006 20:59:00 (TSİ) CNN TURK

Mayısta yapılacak seçimlerin en güçlü adayı Papadopulos

Kıbrıs Rum kesiminde 21 mayısta yapılacak genel seçimlerde ilk kez bir Kıbrıslı Türk aday olacak.

Dokuz yıldır Rum kesiminde yaşayan Neşe Yaşın düzenlediği basın toplantısında, Ada’daki iki toplumun birleşmesini destekleyen Birleşik Demokratlar partisinden aday olacağını belirtti. 
 
Kıbrıs Rum Üniversitesi'nde Türkçe öğreten şair Yaşın, ''alacağım oyları, Kıbrıslı Rum seçmenlerin bu ülkeyi Kıbrıslı Türklerle paylaşarak birlikte yaşama arzusunun göstergesi sayacağım'' dedi. 
 
Birleşik Demokratlar partisi lideri Mihalis Papapetru da, ''Neşe Yaşın'ın ülkemizin geleceğine ilişkin acı ve endişeleri bizim acılarımız ve endişelerimizdir'' şeklinde konuştu.
 
Rum kesiminde ocak ayında kabul edilen yeni yasa, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin tüm seçimlerde oy kullanabilmesi, yerel ve genel seçimlerde aday olabilmesine imkan tanıyor.
 
Ancak Kıbrıslı Türkler Rum kesiminde devlet başkanlığına aday olamıyor.

 

* * *

DAHA ÇOK RUM GEMİSİ GELECEK

Çarşamba günkü olayı ciddiye almalıyız.
Bir Rum gemisinin Mersin limanına girmek istemesi, beklenen bir kampanyanın fiilen başladığını gösteriyor. Yapmak istedikleri de çok açık:
Türk limanlarına gemiler yollanacak... Türkiye, resmen tanımadığı Rum yönetimine kayıtlı gemiyi kabul etmeyecek. Rum yönetimi, hemen Avrupa Birliğine başvuracak ve Türkiye'nin tam üye olmuş bir ülke gemisini engellediğini bildirecek. Karşılığında da, Türkiye'nin verdiği sözü tutup Gümrük Birliğine uyup limanlarını açmasını veya müzakerelerin durdurulmasını isteyecek.
Kızmayalım, abartmayalım. Rumlar, ellerine geçen bir olanaktan yararlanmaya çalışıyor. Aynı fırsat bizim elimize geçse, bizde aynını yapardık.
Ancak hazırlıklı olmakta yarar var.
Önümüzdeki dönemde daha fazla gemi yollayacaklar. Önemli olan, Ankara'nın ne yapacağı. Savunmada mı kalacağız, yoksa AB'yi yanımıza çekebilmek için, başka kozlarımızı mı kullaacağız?
Rum baskısını bertaraf edebilmenin tek yolu, maçı kendi sahamıza çekmektir. Başka alanlarda adımlar atmak, bekleyen reformları yapmak ve AB'ye farklı bir mesaj yollamak.
Özetle, Türkiye hareketlenirse Rumlar etkili olamazlar.

* * *

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 24/02/06

 

Ankara'ya üç koldan liman baskısı var

Ankara'ya üç koldan liman baskısı var

Dışişleri, 16 kargo giysi taşıyan Rum bandıralı 'Able F' gemisinin Mersin Limanı'na girmesine izin vermemişti. FOTOĞRAF: DHA

Türkiye'nin Rum gemisini Mersin Limanı'na almamasına Atina, Rumlar ve AB öfkelendi. Ankara: Kısıtlama yeni bir şey değil

24/02/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA/ATİNA - Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması için yoğun baskılarla karşılacağı öngörülen 2006'nın ilk manevrası önceki gün Mersin'de yaşandı. Rum bayraklı 'Able F' adlı Ro-Ro gemisi Mersin Limanı'na yanaşmak istedi, ancak Dışişleri gemiye izin vermedi. Dışişleri, Kuzey Kıbrıs'a tecrit kalkmadıkça, Güney Kıbrıs'a kısıtlamaları kaldırmayacağını tekrarlarken, Yunanistan ve Rum Yönetimi, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni ihlal ettiğini söyleyip bunun AB'yle müzakereleri zorlaştıracağı tehdidinde bulundu.
Yunan Dışişleri sözcüsü Yorgos Kumuçakos, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerindeki ilerlemenin üzerinde uzlaşılmış bir dizi belgedeki şartlara göstereceği uyuma bağlı olduğunu, Türkiye'nin son tavrının ise buna yardımcı olmadığını söylerken, "Her aday gibi Türkiye de, AB ve üyelerine karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmekle mükellef" dedi. Rum hükümet sözcüsü Yorgo Lilikas da, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni bir kez daha ciddi olarak ihlal ettiğini öne sürerek, AB nezdinde tüm girişimlerde bulunduklarını belirtti.

Brüksel'den tepki
Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Ek Protokolü uygulaması gerektiğini anımsatırken, konu dün Ankara'daki Türkiye ile AB siyasi direktörleri toplantısında da gündeme geldi. AB heyeti, Türkiye'nin protokolü uygulaması ve liman ve havaalanlarını açması gerektiğini savundu.
Ama Türkiye taviz vermiyor. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Türk deniz taşımacılığı rejiminde 1987 yılından beri Rum bayraklı gemilere kısıtlama uygulandığını, bunun yeni olmadığını anımsatıp, Dışişleri'nin bu çerçevede gemiye izin vermediğini aktardı. Yıldırım, Kıbrıs'ın hem kuzeyinde hem güneyinde kısıtlamaların eşzamanlı kalkması gerektiği tezini yineledi.

'Yazılı belge verildi'
Çarşamba günü sabaha karşı 05.00'te Able F'nin limanın açığına demirlemesinin ardından giriş müracaatını gemiye acente hizmeti veren Atako yaptı. Ancak geminin Rum bayraklı olduğu anlaşılınca Ankara'ya bilgi verilerek 15 saatlik 'diplomatik trafik' başlatıldı. Dışışleri'nden izin çıkmayınca, Liman Başkanlığı geminin bölgeyi terk etmesini istedi. Sahil güvenlik botlarınca çevrilen geminin kaptanının, 'Türk Dışişleri'nden alınmadığımıza dair resmi belge verirseniz, gideriz' talebinde bulundu. Akşam saat 20.15'te ışıklarını karartarak Akdeniz'e açılan gemiyi botlar Türk karasularından çıkıncaya dek gözetim altında tuttu.
Mersin Deniz Ticaret Odası Genel Sekreteri Atahan Çukurova ise Rum gemisinin limana girişine izin verilmediğine dair yazılı belgeyi aldığını öne sürerek, "Denizcilik Müsteşarlığı, acente hizmeti veren firmaya geminin girişinin reddedildiğine dair bir yazılı belge verdi. Belge verilmesinin yeni bir kriz yaratacağını düşünmüyorum" iddiasında bulundu.

Mehmet Ali Talat'ı dinlerken

Haluk Şahin

24/02/2006 RADIKAL

Kıbrıs konusunda yeni bir şey söylemek çok zor. Gene de, dün Boğaziçi Üniversitesi'nde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı dinlerken söylediği bir cümle (hem de çok tanıdık bir cümle) bana önemli geldi.
Cumhurbaşkanı Talat, 2004 referandumunun Rumlar tarafından reddedilmesinden bu yana 'moral üstünlüğün' (Bunu 'manevi ve ahlaki üstünlük' olarak da okuyabilirsiniz) Türk tarafında olduğunu belirttikten sonra, yeni stratejinin 'Hattı müdafaa değil, sathı müdafaa' olması gerektiğini belirtti. Yani, bir çizgide değil, tüm yüzeyde savunma!
Hayır, bunu bazılarının pek hoşuna gideceği gibi, her santim toprak için silahla çarpışmak anlamında söylemedi, çok yerde çok farklı yöntemlerle mücadele etmek anlamında söyledi.
Talat'a göre, Kıbrıs sorunu Türkiye'nin Avrupa Birliği perspektifine de bağlanınca tek cepheli değil, çok bileşenli bir sorun haline dönüşmüştü. Terk edilmiş malların mülkiyeti, insan hakları, tazminat, göç, kayıplar... Her biri ayrı bir uğraş gerektiriyordu...
Konu böyle kavranırsa gelecekten umutlu olduğunu söylüyordu Talat.
Bu yıl için ise pek o kadar iyimser olmadığı anlaşılıyordu. Bunun temel nedeni Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos'un çözüm yanlısı olmamasıydı. Papadapulos elindeki AB anahtarıyla Türkiye'yi ne kadar kanırtabileceğinin sınamasını yapmaktaydı. Önceki gün Mersin Limanı'na gönderilen Rum şilebi bu türden manevraların bir örneğiydi.
İşin kötüsü, Papadopulos'un bu uzlaşmaz tutumuna karşı bir yaptırım uygulanamıyordu. Geçmişte Türk tarafının yaptığı hatalar yüzünden, uluslararası camiada hiç sevilmemesine rağmen hâlâ tüm Kıbrıs'ın temsilcisi sıfatından yaralanmaktaydı bu Rum milliyetçisi...
Ne zamana kadar? Günün birinde gerçekten sıkışıncaya kadar... Uzlaşmazlığın faturası gözünü korkutuncaya kadar...
Avrupa Birliği ülkelerinin çoğu Papadapulos'un bu oyununa göz yumar ya da canı gönülden katılırken, iki ülke, ABD ve İngiltere, böyle bir faturanın nasıl çıkarılabileceğinin hesabı içindeler.
İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw'un geçenlerde Kuzey Kıbrıs'ı tanımaktan söz etmesi bu hesabın bir ucu...
Washington ise, Rumları daha çok ticari sınırlamaları delerek sıkıştırmak niyetinde görünüyor.
AKP'nin 'Katma Protokol'ü Meclis'ten geçirme tarihi yaklaştıkça bu türden kol bükmeler de çoğalacaktır.
Amerika'nın çok önemli iki gazetesi bunun altyapısını oluşturmaya başladılar bile. Wall Street Journal gazetesi 27 Ocak tarihli başyazısında Türk hükümetinin Kıbrıs politikasını övdükten sonra Yunanistan'ı 'adadaki kuzenlerini yola getirmek için' bir şeyler yapmaya çağırıyordu.
Ünlü New York Times ise 31 Aralık tarihli başyazısında şöyle diyordu:
"Wahington ve Brüksel adanın birleştirilmesi konusunda Kıbrıslı Rumlara yönelik baskısını artırmalı ve çabalarından dolayı ekonomik ve siyasi olarak Kıbrıslı Türkleri ödüllendirmeli... Batı'nın Kıbrıs konusunda bu tür bir girişimi, Türkiye'nin Avrupa'yla ticaret anlaşmasını, Birliğin Kıbrıs da dahil 10 yeni üyesini kapsayacak şekilde genişletmesi konusunda Meclis'te yapılacak oylamanın yönünü değiştirebilir... Erdoğan'ın dostlarından alacağı ufak bir yardımla bir hamle daha yapması gerekiyor."
Kıbrıs'ın çok bileşenli bir sorun haline geldiği bu karmaşık dönemde KKTC'nin başında 'gerçekçi' bir cumhurbaşkanı bulunuyor.

Rum yönetimi AB'yi aldattı

TEHDİTLERİNİ KAALE ALMAYIZ... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'in, "Türkiye, yıl sonuna kadar Kıbrıs Rum yönetimini tanımalıdır" şeklindeki sözlerine tepki göstererek, "Şunu çok açık net söylüyorum, AB'de özellikle KKTC ile alakalı olarak bizim müzakere sürecimizi aksatma tehdidini sallamayı, kusura bakmasınlar biz hiçbir zaman kaale almayız, gündemimize almayız" dedi

BİZ AB'Yİ ALDATMADIK... Erdoğan: Annan planında biz AB'yi aldatmadık, Güney Kıbrıs Rum yönetimi aldattı. KKTC samimi davrandığı halde Güney Kıbrıs Rum yönetimi maalesef burada AB üyesi ülkelerin arzusuna, talebine muhalefet ettiği halde ve 'biz Kıbrıs'ta barışı' istemiyoruz dediği halde, onları kalkıp bir hafta sonra AB'ye dahil ettiler ve Kuzey Kıbrıs'ı yine ambargoya tabi tuttular. Biz bu anlayışa bir defa diyoruz ki, önce yanlışınızı düzeltin

Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı'nın, Türk limanlarının Rum gemilerine açılması yönündeki isteğine tepki göstererek, Rum yönetiminin Avrupa Birliği'ni aldattığını öne sürdü.

Erdoğan, "Annan Planı'nda biz AB'yi aldatmadık, Güney Kıbrıs Rum yönetimi aldattı. KKTC samimi davrandığı halde Güney Kıbrıs Rum yönetimi maalesef burada AB üyesi ülkelerin arzusuna, talebine muhalefet ettiği halde ve 'biz Kıbrıs'ta barışı' istemiyoruz dediği halde, onları kalkıp bir hafta sonra AB'ye dahil ettiler ve Kuzey Kıbrıs'ı yine ambargoya tabi tuttular" diye konuştu.

"Tehdit sallamayı kaale almayız"

AB süreci ile ilgili olarak açıklamalarda bulunan Erdoğan, "Şunu çok açık net söylüyorum, AB'de özellikle KKTC ile alakalı olarak bizim müzakere sürecimizi aksatma tehdidini sallamayı, kusura bakmasınlar biz hiçbir zaman kaale almayız, gündemimize almayız" dedi.

Erdoğan, burada yaptığı konuşmada AB sürecine değinerek, AB katılım sürecinin belirlenen takvim çerçevesinde aksamadan ilerlediğini söyledi. Şu anda AB süreciyle ilgili fasıl fasıl tarama çalışmalarının devam ettiğini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"En kısa sürede müzakerelere de geçilmiş olacak. Bu sürecin özel sektörümüz tarafından çok yakından takip edilmesi, uyum çalışmalarının yapılması gerekiyor. Bugün Türkiye, küresel ligde top koşturan bir ülke haline gelmiştir. Artık AB ile ve dünyanın diğer bölgeleriyle rekabet etmek durumundayız. Şunu çok açık net söylüyorum, yani AB'de özellikle KKTC ile alakalı olarak bizim müzakere sürecimizi aksatma tehdidini sallamayı, kusura bakmasınlar, biz hiçbir zaman kaale almayız, gündemimize almayız.

Bunu niye söylüyorum, biz bir defa AB katılım süreciyle ilgili olarak gündemde olmayan, ne Kopenhag siyasi kriterlerinin içinde yer alan, ne Maastrich kriterleri içinde yer alan bir madde olmamasına rağmen, bunu devamlı olarak bizim önümüze sürdükleri zaman, bunu biz etik olarak doğru bulmuyoruz. Dolayısıyla böyle bir şeye de evet dememiz mümkün değil. Bu, Avrupalı dostlarımızın bileceği iş..."

"Önce yanlışınızı düzeltin"

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İster verirler bu kararı, ister vermezler. Kusura bakmasınlar bu konuyla ilgili olarak biz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak, her şeyi açık net söyledik. Annan planında biz AB'yi aldatmadık, Güney Kıbrıs Rum yönetimi aldattı. KKTC samimi davrandığı halde Güney Kıbrıs Rum yönetimi maalesef burada AB üyesi ülkelerin arzusuna, talebine muhalefet ettiği halde ve 'biz Kıbrıs'ta barışı' istemiyoruz dediği halde, onları kalkıp bir hafta sonra AB'ye dahil ettiler ve Kuzey Kıbrıs'ı yine ambargoya tabi tuttular. Biz bu anlayışa bir defa diyoruz ki, önce yanlışınızı düzeltin."

Erdoğan, 17 Aralık'ta tanıma noktasında AB dönem başkanı ve birçok liderin açıklamalarda bulunduğunu hatırlatarak, "(Bir siyasi tanıma değildir) dediler, bu kendilerinin ifadesi. Buna uluslararası bütün medya şahittir. Kayıtlarda bu var. Bizim kayıtlarımızda da bunlar var.

Biz bugüne kadar kesinlikle dürüst davrandık. Karşımızdakilerden de aynı davranışı bekliyoruz. Bu olmadıktan sonra kusura bakmasınlar, biz bu noktada şu ana kadar izlediğimiz yolu bundan sonra değiştirecek durumda değiliz. İnanıyorum ki, karşımızdaki dostlarımız da bu hassasiyeti göstereceklerdir ve sürece de inşallah barışı egemen kılacaklardır" diye konuştu.

Erdoğan, AB ile dünyanın diğer bölgeleriyle rekabet etme noktasında da özel sektörün her zaman yanında olacaklarını ve destekleyeceklerini söyledi. Özel sektörün de bunu başaracağını belirten Erdoğan, Türkiye'nin çok sayıda uluslararası markası olduğunu kaydetti.

KIBRIS 23/02/06

 

İlk kez bir Kıbrıslı Türk Güney Kıbrıs seçimlerinde aday: Neşe Yaşın

   

Güney Kıbrıs’ta 21 Mayıs’ta yapılacak genel seçimlerde ilk kez bir Kıbrıslı Türk aday olacak.

9 yıldır Güney Kıbrıs’ta yaşayan Neşe Yaşın, düzenlediği basın toplantısında, adadaki iki toplumun birleşmesini destekleyen Birleşik Demokratlar partisinden aday olacağını belirtti.

“Kıbrıs Üniversitesi”nde Türkçe öğreten şair Yaşın, “Alacağım oyları, Kıbrıslı Rum seçmenlerin bu ülkeyi Kıbrıslı Türklerle paylaşarak birlikte yaşama arzusunun göstergesi sayacağım” dedi.

 “Kıbrıslı Türk olunca adanın kuzeyinde yaşamak ve adanın kalan kısmını aklından çıkarmak zorunluluğu uygulamasını kabul etmek istemediğini” söyleyen Yaşın, Türk olmasının adaylığının esası olmadığını da belirtti.

Birleşik Demokratlar partisi lideri Mihalis Papapetru da “Neşe Yaşın’ın ülkemizin geleceğine ilişkin acı ve endişeleri bizim acılarımız ve endişelerimizdir” diye konuştu.

Güney’de Ocak ayında kabul edilen yeni yasa, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin tüm seçimlerde oy kullanabilmesi, yerel ve genel seçimlerde aday olabilmesine imkan tanıyor. Ancak Kıbrıslı Türkler Güney Kıbrıs’ta devlet başkanlığına aday olamıyor. (aa)

YENIDUZEN 24/02/06

 

Soyer: “Türkiye’den Su Projesi, 1-2 yıl içinde gerçekleşebilir”

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Türkiye’den boru hattıyla Kuzey Kıbrıs’a su getirme projesine Türkiye hükümetinin desteğini kararlı şekilde artırdığını belirterek, “Şu andaki tempoya göre, 1-2 yıl içinde gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel” dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, projeyle ilgili olarak iki hükümet arasında sıkı işbirliği olduğunu belirterek, bu konuda müşterek toplantı yapıldığını, projenin en son şeklinin görüşüldüğünü aktardı.

Şu anda bir geminin Türkiye- Kıbrıs arasında projenin ikinci adımı olan denizde jeolojik harita çalışması yaptığını söyleyen Soyer, çalışmanın 4 ay içerisinde tamamlanacağını, ortaya çıkacak mali tablo ışığında projenin gerçekleşmesi konusunda kesin kararın verileceğini ifade etti.

Su projesiyle ilgili fizibilite çalışmalarının tamamlandığını söyleyen Başbakan Soyer, gelecek olan suyun hem içmede,  hem de tarımda kullanılacağını ve iletim hatlarıyla Gazimağusa’ya da taşınacağını vurguladı.

 

Seracıların sorunları...

 

Başbakan Fersi Sabit Soyer ile Tarım ve Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak dün sabah Gazimağusa’da Antalyalılar Kahvehanesi’nde seracılarla biraraya geldi.

Başbakan Soyer ve Bakan Öztoprak görüşmenin ardından bazı seralarda incelemelerde de bulundu.

Toplantıda seracılar, 30 yıldır aynı sorunları yaşadıklarını belirterek, seralardaki üretim kapasitesinin belli bir program dahilinde artırılması gerektiğine işaret etti.

Üreticiler, kaçak yaş meyve sebze konusundaki şikayetlerini de dile getirdi ve  bankalardan kredi almakta yaşadıkları sorunları aktardı.

Seracılar, birim alanda üretim kapasitesinin artırılmaması halinde rekabet etme şanslarının olmadığını vurgulayarak, entegre seracılığa geçmenin önemine işaret etti.

 

Öztoprak: “Seracıların sorunlarını çözmeye çalışıyoruz”

 

Tarım ve Orman Bakanı Hüseyin Öztoprak, seracıların sorunlarını Seracılar Birliği’yle istişare halinde çözmeyi amaçladıklarını belirterek, gerçek anlamda seracılık yapanları desteklemek kararında olduklarını söyledi.

Bakan Öztoprak, sorunların Seracılar Birliği’yle işbirliğinde çözüleceği için üye olmayan üreticilerin birliğe üye olmasını istedi.

Öztoprak, seracıların kredilerle ilgili sorunlarını da çözmeyi hedeflediklerini kaydetti.

Bakan Öztoprak, ithal yaş meyve sebze ithalinin sıkı bir şekilde denetleneceğini, ithal edilecek ürünün kısıtlı miktarda olacağını belirtti.

Öztoprak, seracılıkta üretime geçme aşamasında birtakım sorunlar olduğuna işaret ederek, bu konuda yatırım yapmak isteyen yatırımcıların olduğunu, bu konuda Seracılar Birliği’yle müşterek çalışıp merkezi şekilde virüssüz fide temin edilebileceğini söyledi.

 

Soyer: “Rekabet kabiliyetinin artırılması gerekiyor”

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Kıbrıs Türk toplumunun yaşadığı topraklarda ayakta kalabilmesi için en başta rekabet kabiliyetinin artırılması gerektiğini vurguladı.

Kaçakçılığa karşı tedbir alacaklarını söyleyen Başbakan Soyer, üreticiyi korumak amacıyla yaş meyve ve sebze ithali konusunda gerekli çalışmaların yapıldığını belirtti.

İthal konusunda uygulamada birtakım zaafların  saptandığını söyleyen Başbakan Soyer, ithal izinlerinin Tarım ve Orman Bakanlığı’nın koordinesinde verilmesinin yaşama geçirildiğini anlattı.

Seracılığın bilimsel koşullarda geliştirilmesi, koşullarının ilerletilerek en verimli noktaya ulaştırılması gerektiğine değinen Başbakan Soyer, “Verimi arttıralım. Hem halk ucuz yesin, hem de üretici kazansın. Bu konuda planlamaya gidiyoruz. Seracılar Birliği vasıtasıyla gerçek anlamda seracılık yapanı destekleyecek bir yapı üzerinde çalışılarak ileriye götürülecek, üretim teknikleri geliştirilecek” dedi.

 

Krediler...

 

Ülkedeki ekonomik gelişme ve büyüme ışığında kredi taleplerinin yoğun şekilde arttığını kaydeden Başbakan Soyer, KKTC’de ağırlıklı olarak Kooperatif Merkez Bankası ile Vakıflar Bankası’nın kredi verdiğini, bu iki bankanın yoğun talepleri karşılayamama noktasına geldiğini kaydetti.

 “Bazı bankalar piyasaya kredi vermiyor” diyen Başbakan Soyer, Merkez Bankası’yla bankaların kredi verme noktasına getirilmesi konusunu görüştüklerini söyledi.

 

Elektrik...

 

Türkiye’den su getirme projesinin tamamlanmasının ardından denizden kabloyla elektrik getirme projesinin de bulunduğunu ifade eden Başbakan Soyer, denizdeki basınç nedeniyle 50 megawattlık bir enerji getirilebileceğini, bunun da önemli bir destek olduğunu vurguladı.

Elektrik enerjisinde öncelikle 70 megawattlık bir santralin kurulması gerektiğini söyleyen Soyer, “Santrali kurduktan sonra bunun üstüne her yıl 35 megawat eklemezsek gelişmeyi sağlayamayız” dedi.

Elektrik enerjisi konusunda niyetlerinin çalışmaları 2007’ye kadar tamamlamak olduğunu belirten Başbakan Soyer, yaşanan elektrik sorunları nedeniyle süreci hızlandırdıklarını, yatırımların önemli bir bölümünü bu yıl içinde gerçekleştireceklerini kaydetti.

Başbakan Soyer, 2006 yılına ilişkin birçok  alanda yatırımların kesilerek, elektrikle ilgili projelere aktarıldığını da sözlerine ekledi. (tak)

YENIDUZEN 24/02/06

 

Tüzükler ayrıldı, 139 milyon euroluk yardım onaylandı

COREPER Brüksel'de olağanüstü toplanarak, AB Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklere yönelik hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onayladı

Tüzükler ayrıldı, 139 milyon euroluk yardım onaylandı

COREPER OLAĞANÜSTÜ TOPLANDI... Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) Brüksel'de dün olağanüstü toplanarak, AB Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına mali destek sağlamak amacıyla hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onayladı. Böylece, AB üyesi ülkeler Kıbrıslı Türklere yönelik 139 milyon euro mali yardım paketini kullanıma hazır hale getirdi

DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ İÇİN OYBİRLİĞİ ŞARTI... AB üyesi ülkeler, ayrıca Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili tartışmaların sürdürülmesi konusunda da görüş birliğine vardı. Bununla birlikte, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de hukuki yapısı değiştirildi. Yeni düzenlemeyle, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi için artık oyçokluğu ilkesi değil, birliğe üye devletlerin tümünün onay vermesi gerekecek

"BEKLENTİLERİMİZE CEVAP VERMEKTEN UZAK"... KKTC Cumhurbaşkanlığı, AB Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'de onaylanan Mali Yardım Tüzüğü kararının, Türk tarafının beklentilerine cevap vermekten uzak olduğunu belirtti. Söz konusu kararın Türk tarafının onayı dışında, Kıbrıs Rum vetosunu aşabilme kaygısıyla geçirildiği vurgulandı

Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) Brüksel'de dün olağanüstü toplanarak, AB Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına mali destek sağlamak amacıyla hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onayladı. Böylece, AB üyesi ülkeler, toplamda 259 milyon euro olan, ancak 2005 yılı bütçesinden kaynaklanan 120 milyon eurosu, 31 Aralık itibariyle devre dışı kalarak 139 milyon euroya inen Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım paketini kullanıma hazır hale getirdi.

Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün birbirinden ayrılmasına karar veren AB üyesi ülkeler, ayrıca toplantıda Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili tartışmaların sürdürülmesi konusunda da görüş birliğine vardı.

Bununla birlikte, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de hukuki yapısı değiştirildi. Önceden Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi için oyçokluğu ilkesi benimsenmişti. Yeni düzenleme ile AB üyesi ülkelerin tümünün onay vermesi gerekecek.

COREPER'in kararının, gelecek pazartesi günü toplanacak olan AB Genel İşleri Konseyi'nde tartışılmadan kabul edileceği belirtiliyor.

Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, AB Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'de onaylanan Mali Yardım Tüzüğü kararının, Türk tarafının beklentilerine cevap vermekten uzak olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu'ndan yapılan yazılı açıklamada, söz konusu kararın Türk tarafının onayı dışında, Kıbrıs Rum vetosunu aşabilme kaygısıyla geçirildiği vurgulandı.

KKTC Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, Rum tarafının baskılarından dolayı AB kurumlarının bütünlüklü çözümü zafiyete uğratabilecek kararlar üretmesinin Kıbrıs Türk tarafını rahatsız ettiği belirtildi.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Kıbrıs Rum tarafı, COREPER'in Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzüklerini ayırma kararını memnuniyetle karşıladı.

"Kıbrıs Haber Ajansı"nın kaynaklarına göre, Avrupa Komisyonu'nun, COREPER'in dünkü kararını memnuniyetle karışladığı, ancak resmi bir açıklama yapmak için Genel İşler Konseyi'nin onayını bekleyeceğini bildirdi.

Anadolu Ajansı'nın haberine göre, diplomatik kaynaklar, Türk tarafının tutumunun "AB'nin, Annan Planı'na 'evet' diyen KKTC'ye verdiği sözleri yerine getirmesi, Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret Tüzükleri'nin birbirinden ayrılmadan onaylanması ve yeni koşullar getirilmemesi" ekseninde olduğunu hatırlatarak, "AB'nin tek taraflı bir adım attığını" dile getiriyorlar.

Cumhurbaşkanlığı açıklaması

KKTC Cumhurbaşkanlığı'nın, COREPER'in kararıyla ilgili yaptığı yazılı açıklama şöyle:

"Son iki hafta içerisinde, Avusturya AB Dönem Başkanlığı'nın başlatmış olduğu yoğun diplomasi faaliyetinin sonucu olarak, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) Kıbrıslı Türklere yönelik Mali Yardım Tüzüğü'nü, bir ön metinle beraber, 24 Şubat Cuma günü kabul etmiştir. Kıbrıs Türk tarafı da bu yoğun diplomasi trafiği içerisinde, danışma niteliğinde yer almış, hem AB Dönem Başkanlığıyla hem de AB Komisyonu ve üye ülkelerle yoğun temaslarda bulunmuş görüş, öneri ve endişelerini iletmiştir. Son aşamada, Kıbrıs Türk tarafı ön metnin içeriğine onay vermemiş, Lüksemburg AB Dönem Başkanlığı zamanında yapılmış, kaydı bile bulunmayan gayri resmi görüşmelere atıf yapılmasını, BM gündemini AB platformuna taşıma olanağı verebileceği nedeniyle eleştirmiştir.

AB tarafından bundan sonra atılacak adımların ve bu kararın yorumu ve uygulamasının, Kıbrıs'ta BM zemininde kapsamlı çözümü destekleyici nitelikte olması ve verilen karardaki herhangi bir muğlaklığın, ancak bu yönde algılanması gerektiği tarafımızca ısrarla vurgulanmıştır.

Ancak, onayımız dışında, Kıbrıs Rum vetosunu aşabilme kaygısıyla geçirilen söz konusu karar, beklentilerimize cevap vermekten uzak olmuştur. Rum tarafının baskılarından dolayı, AB kurumlarının bütünlüklü çözümü zafiyete uğratabilecek kararlar üretmesi, Kıbrıs Türk tarafını rahatsız etmektedir.

AB Konseyi, Daimi Temsilciler Komitesi'nin söz konusu kararını gözden geçirerek, üyesi bulunan Kıbrıs Rum tarafını, AB'nin açıkça desteklediği BM çözüm planı çerçevesinde görüşme masasına oturmaya yönlendirmelidir."

Kıbrıs Rum Hükümeti tüzüklerin

ayrılmasını memnuniyetle karşıladı

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Kıbrıs Rum tarafı COREPER'in Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzüklerini ayırma kararını memnuniyetle karşıladı

Rum Hükümeti Sözcüsü George Lillikas, dün yaptığı açıklamada, Mali Yardım Tüzüğü'nün kabul edilmesini "önemli bir adım" olarak nitelendirdi ve bu kararın "daha verimli ve pratik bir şekilde uygulanması için katkıda bulunacağı" taahhüdünde bulundu.

Lillikas, ayrıca Avusturya Başkanlığı'na ve Avusturya'nın önerisini destekleyen diğer AB üye ülkelerine teşekkür etti.

KIBRIS 25/02/2006

 

Denktaş Rum dergisine konuştu: Yılda bir kaç kez Kuran'ı okurum


      KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bir Rum dergisine ilginç açıklamalarda bulundu. "Kıbrıs sorunu olmasaydı adanın en zengin avukatı olurdum. Hem Rumlar, hem de Türkler bana gelirdi" diyen Denktaş, Türk hükümeti ile teması olmadığını, onlardan farklı düşündüğünü söyledi. Denktaş, "Kuran’a inanıyorum. Yılda birkaç defa Kuran’ı okuyorum" da dedi.
      Güney Kıbrıs’ta İngilizce olarak yayınlanan Seven dergisi, KKTC Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir röportaj yayınladı. Emekliliği, özel hayatı ve ailesi gibi birçok konuya değinen Denktaş "Kuran’a inanıyorum. Yılda birkaç defa Kuran’ı okuyorum" dedi.
      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile ilişkilerini anlatan Denktaş, Talat’ı ziyarete gitmediğini ancak söyleyecek bir şey olduğunda telefonla aradığını belirterek, "Ona saygı duyuyorum. Cesareti var" ifadesini kullandı.
     
     TÜRK HÜKÜMETİ İLE TEMASI YOK
      Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in dışında Türk hükümeti ile temas içinde olmadığını kaydeden Denktaş "Onlar ile aynı görüşte değilim. Ne zaman Türk hükümetinin bir şey bilmesi gerektiğini düşünürsem o zaman onlara yazarım, ancak onları görmeye gitmem" dedi.
      1974 yılına kadar günde üç paket sigara içtiğini ancak
      ilk torunu doğduğunda bıraktığını ve bir kez daha içmediğini kaydeden Denktaş, ilk aşkını anlatırken de, "Herkesin bir ilk aşkı var ve benim ilk aşkım ilkokulunda oldu. Büyük bir aşktı ancak o başkası ile evlendi" şeklinde konuştu. Rauf Denktaş, akrabası olan eşi doğduğunda, eşinin büyükannesinin bebeğini kollarına bırakarak, "Bu senim nişanlın" dediğini, İngiltere’ye okumaya gittiğinde de ailesinin "Döndüğünde eşin olacak" sözlerini kullandığını belirterek şunları bsöyledi: "Ve çok güzel bir kızdı. Kafamda böyle bir ayarlama olmasaydı İngiltere’de kalırdım veya orada evlenirdim. Savaş sırasında idi ve üniversite açılıncaya kadar bir çiftliğe gönderildim ve orada işçi olarak çalışan Alman kızları vardı. Onlardan biri ki çok güzeldi, benimle evlenmek istiyordu, çünkü kamptan çıkmak istiyordu ancak yapamadım." Denktaş, dini inaçlarına değinirken de "Kuran’a inanıyorum. Kuran’ı yılda birkaç kez okuyorum. Fanatik değilim. Dinime ve Allah’a inanan Kıbrıslı bir Türk’üm" ifadesini de kullandı.

ANKA

MILLIYET 26/02/06

 

Serbest ticaret olmadan mali yardıma ret

Gül ile Talat, AB'nin KKTC'ye serbest ticaret ve mali yardım tüzüklerini ayırmasına kızdı: 139 milyon avroyu kabul etmeyiz

26/02/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA/LEFKOŞA - AB'nin Kıbrıs referandumu sonrası hazırladığı kuzeye tecridi kaldırma amaçlı iki tüzüğü Rumların baskısını aşamayıp iki yıl sonra birbirinden ayırması, Güney Kıbrıs ile Yunanistan'ı memnun ederken, KKTC ile Türkiye'yi kızdırdı. Önceki gün AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında doğrudan ticaret tüzüğü bir kenara konurken, zamanaşımına uğrayıp 259'dan 139 milyon avroya inen mali yardım tüzüğü onaylanmıştı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB'nin kendi kararlarıyla çeliştiğini belirtip, "Tüzüklerin ayrılmasını kabul etmemiz söz konusu değil. AB'nin yanlış yoldan dönmesini umuyoruz" dedi. Gül ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, aksi halde AB yardımını kabul etmeme sinyali verdi.
26 Nisan 2004'te AB Konseyi'nin Kuzey Kıbrıs'a ambargoların kaldırılması doğrultusunda Avrupa Komisyonu'nu görevlendirdiğini hatırlatan Gül, "Konsey kararının, bu kez kapsamlı çözümü etkileyecek bazı koşullara bağlanmaya çalışılması kabul edilemez. Kıbrıs Türk tarafının onaylamadığı tüzüğün nasıl uygulanabileceğini hayretle karşılıyoruz. Kapsamlı çözüm çabasının canlandırılmaya çalışıldığı ortamda AB'nin tek taraflı kararı, yeni sorun ve zorluklar getirecek" diye çıkıştı. Talat'ın "139 milyon avroyu kabul etmeyebiliriz" açıklamasını 'haklı' bulan Gül, 'KKTC, mali yardımı reddetmeli mi' sorusunu şöyle yanıtladı: "Kıbrıs Türk halkının bileceği iş, ama Türkiye her zaman KKTC'nin yanında olmuş, olmaya devam edecek. Biz, KKTC'ye AB'nin verdiğinin 10 ile 100 mislini veririz. Zaten veriyoruz"
Dün Katar'daki Medeniyetlerarası İttifak toplantısına giden Dışişleri Bakanı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la Kıbrıs eylem planını, AB yetkilileriyle de tüzükleri görüşmeyi planlıyor. COREPER'de Avusturya'nın Rum tezini desteklemesinin ardından, yarın AB Konseyi'nin kararı onaylaması bekleniyor. Rum basını, "Brüksel'deki büyük diplomatik başarımız. Rum tezlerinin tescili..." derken, bunun Rum lideri Tasos Papadopulos'un AB Dönem Başkanı Avusturya'ya yaptığı ziyaret ve bir Rum yük gemisinin Mersin Limanı'ndan geri gönderilmesinin ardından geldiğine dikkat çekildi.

Papadopulos'tan Annan'a üç şart
Papadopulos'un salı günü Paris'te görüşeceği BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan müzakerelerin yeniden başlamasının zeminini hazırlayacak özel temsilci atamasını isteyeceği ve müzakereler için üç önkoşul koyacağı belirtildi: 1) Türk niyetlerinin araştırılması. Bu araştırmadan, Türkiye'nin, Rum tarafının temel endişelerini görüşmeyi, hakemlik ve dar takvimler içermeyen ve uzlaşı çözümüyle noktalanacak bir prosedürü kabul edip etmediği ortaya çıkacak. Türkiye önşartları kabul etmezse, müzakerelerin başlamasına sebep kalmaz. 2) Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin soruna müdahil olması. 3) AB'nin müzakerenin bütün aşamalarında aktif şekilde hazır bulunması.

'Kuzeyle ticaret yasal'

26/02/2006 RADIKAL

AA - WASHINGTON - ABD Dışişleri sözcüsü Adam Ereli, Yunan gazetecilerin 'yasadışı bölge' diye niteledikleri KKTC'yle ticareti sorgulamaları üzerine, "Kuzey Kıbrıs ile ticaret yasal" dedi. Washington Times'ın 'ABD Kuzey Kıbrıs'la doğrudan ticarete hazırlanıyor' haberinin ardından brifingde "Kim orasıyla tek yanlı kararla ticaret yapıyor" sorusuyla karşılaşan Ereli, "Bildiğim tüm tanımlara göre, Kuzey Kıbrıs'la ticaret yapılması yasadışı değil" dedi. "Size göre Kuzey Kıbrıs'la ticaret yasal, öyle mi" sorusuna da "Evet" yanıtını veren sözcü, adadaki diplomatik tanıma durumunun ise değişmediğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı: Kuzey Kıbrıs ile ticaret yasal

YUNANLI GAZETECİYE ERELİ'DEN YANIT... Bir Yunanlı gazeteci, KKTC'nin "yasadışı bir bölge" olduğunu ileri sürerek, "Kim orasıyla tek yanlı bir kararla ticaret yapıyor?" diye sordu. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, yanıt olarak, "Bildiğim bütün tanımlara göre, Kıbrıs'ın kuzey tarafıyla ticaret yapılması yasadışı değil" dedi. Yunanlı gazeteci, yeniden "Yani size göre Kuzey Kıbrıs ile ticaret yasal, öyle mi?" diye sorunca Ereli, "evet" yanıtını verdi

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli,"Kuzey Kıbrıs ile ticaret yasal" dedi.

"ABD'nin Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticarete hazırlandığı" yönündeki haberlerin ardından konu, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın günlük brifinginde gündeme geldi.

Bir Yunanlı gazeteci, KKTC'nin "yasadışı bir bölge" olduğunu ileri sürerek, "Kim orasıyla tek yanlı bir kararla ticaret yapıyor?" diye sordu.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, yanıt olarak, "Bildiğim bütün tanımlara göre, Kıbrıs'ın kuzey tarafıyla ticaret yapılması yasadışı değil" dedi.

Yunanlı gazeteci, yeniden "Yani size göre Kuzey Kıbrıs ile ticaret yasal, öyle mi?" diye sorunca Ereli, "evet" yanıtını verdi.

Kıbrıs Rum yönetimi, Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticaret yapılmasının KKTC'nin dolaylı olarak tanınması anlamına geleceğini savunarak buna karşı çıkıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ereli, Washington'ın Kıbrıs'taki diplomatik tanıma durumuyla ilgili tutumunda ise bir değişiklik olmadığını belirtti.

KIBRIS 26/02/06

 

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül:Koşullu yardım kabul edilemez

COROPER'in Kıbrıslı Türklere yönelik hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onaylamasına Türk tarafının tepkileri sürüyor. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan sonra dün de TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den tepki geldi:

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül:Koşullu yardım kabul edilemez

KESİNLİKLE BENİMSEMEYİZ... TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, COROPER'in tüzükler konusunda aldığı karara tepkisini Katar'a hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda ortaya koydu. Abdullah Gül, "Kıbrıs Türk tarafı açısından ambargoların kaldırılması yönünde atılacak özlü adımın, mali yardımla birlikte doğrudan ticaret olacağını" belirterek, "Bunu sağlamaktan uzaklaşan bir yaklaşımı benimsememiz kesinlikle mümkün değildir"dedi

AB'YE YENİ PROBLEMLER GETİRECEK... "Kıbrıs Türk tarafının onay vermediği bir tüzüğün nasıl uygulanabileceğini doğrusu hayretle karşılıyoruz" diyen Abdullah Gül, "Türk tarafının kapsamlı çözüm sürecini canlandırmaya çalıştığı ve 24 Ocak tarihli eylem planıyla bu süreci güçlendirmeye çalıştığı bir ortamda, AB'nin bu tek taraflı kararı maalesef beraberinde yeni zorlukları ve yeni sorunları da getirecektir ve bu sorunlar AB içinde de problem olacaktır" şeklinde konuştu

TÜRKİYE BU YARDIMLARIN 10, 100 MİSLİNİ YAPMAKTADIR... Gül, "kararın konseyden de aynı şekilde çıkması halinde, yardımı kabul etmeme durumunun olup olmayabileceğine ilişkin bir soru üzerine de, "Sayın Talat, zaten bunu açıkladı. Şüphesiz ki bu Kıbrıs Türklerinin bileceği bir iştir. Ama bizim kanaatimiz şudur ki; bu doğru değildir. Türkiye zaten bu yardımların on mislini, yüz mislini KKTC'ye yapmaktadır, yapmaya da devam edecektir" ifadelerini kullandı

PERTEV'İN TEPKİSİ... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev de, metinde epeyce bir muğlaklık olduğunu ve bunun da bir şekilde AB üyelerinin Kıbrıs Rum vetosunu aşabilmek için ortaya koyduklarını, AB'nin her zaman Rum tarafını memnun etme şeklinde davranmasını sürekli eleştirdiklerini bildirdi. Pertev, yapılması gerekenin, bir şekilde AB'nin resmi üyesi Rum tarafını BM zemininde görüşme masasına oturması için çağrıda bulunması ve baskı yapması olduğunu kaydetti.

Avrupa Birliği (AB) Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER), önceki gün, Rumların isteği doğrultusunda Kıbrıslı Türklere yönelik Mali Yardım Tüzüğü'nü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak kabul etmesine Türk tarafının tepkileri sürüyor.

COROPER'in önceki gün 139 milyon euroluk yardımı tek başına onaylaması üzerine tepki gösteren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan sonra dün de TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'den açıklama geldi.

Abdullah Gül, tüzüklerin birbirinden ayrılmasına "kabul edilemez" diyerek tepki gösterdi.

Bakan Gül, "koşullu yardım" kararının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini söyledi.

COREPER'in önceki gün yapılan olağanüstü toplantısında, AB Komisyonu tarafından hazırlanan KKTC'ye mali yardım tüzüğü, doğrudan ticaret tüzüğünden ayrılarak onaylanmıştı. 259 milyon euro olan planlanan yardım, 2005 yılı sonuna kadar onaylanmadığı için 31 Aralık itibariyle devre dışı kalarak 139 milyon euroya inmişti.

Tüzüklerin ayrılmasına hep karşı çıktık

Katar'a hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda, bir gazetecinin, COREPER'in kararında, AB'nin KKTC'ye yapacağı mali yardımın koşullara bağlanmasının tartışmalar yarattığı hatırlatılarak, konuyla ilgili değerlendirmesini istenmesi üzerine, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın önceki gün bu gelişme üzerine yaptığı açıklamaya aynen

katıldıklarını ve bunun kabul edilemez olduğu kanaatini taşıdıklarını söyledi.

"Bu konuyla ilgili daha önce açıklamalarda bulunmuştuk biliyorsunuz, böyle bir ihtimal var olduğu için, bunun doğru

olmayacağını da söylemiştik" diyen Gül, "'Türkiye'nin başından itibaren, mali yardım tüzüğüyle doğrudan ticaret tüzüğünün birbirinden ayrılmasına karşı çıktığını vurguladı".

Gül, "'Kıbrıs Türk tarafı açısından ambargoların kaldırılması yönünde atılacak özlü adımın, mali yardımla birlikte doğrudan ticaret olacağını" belirterek, "Bunu sağlamaktan uzaklaşan bir yaklaşımı benimsememiz kesinlikle mümkün değildir" dedi.

"AB'nin tek taraflı kararı yeni sorunlar getirecek"

TC Dışişleri Bakanı Gül, şöyle devam etti:

"Ayrıca AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihinde, adada referandum yapılıp, Rum tarafı Annan planını reddettikten sonra, AB'nin de bütün arzusu ve beklentisini hayal kırıklığına uğrattıktan sonra, Avrupa Konseyi bir araya gelmiş ve KKTC'nin karşı karşıya kaldığı ekonomik izolasyonu sona erdirmek için komisyona görev vermişti. Bu, 26 Nisan

2004 tarihli konsey kararıdır. Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması yönünde almış olduğu kararın, bir kere esasen kapsamlı çözümü etkileyebilecek bazı koşullara bağlanmaya çalışılması kabul edilemez. Dolayısıyla konseyin verdiği o görevle ve kararla çelişki içindedir".

"Kıbrıs Türk tarafının onay vermediği bir tüzüğün nasıl uygulanabileceğini doğrusu hayretle karşılıyoruz" ifadesini kullanan Gül, "Türk tarafının kapsamlı çözüm sürecini canlandırmaya çalıştığı ve 24 Ocak tarihli eylem planıyla bu süreci güçlendirmeye çalıştığı bir ortamda, AB'nin bu tek taraflı kararı maalesef beraberinde yeni zorlukları ve yeni sorunları da getirecektir ve bu sorunlar AB içinde de problem olacaktır" diye konuştu.

"Ümidiniz yanlış yoldan bir an önce dönülmesi"

Gül, bu görüşlerini AB içindeki muhataplarına da her düzeyde anlatmaya çalıştıklarını ve görüşlerini muhafaza ettiklerini kaydederek, "Ümidimiz, Mali Yardım Tüzüğü konusunda girilen yanlış yoldan bir an önce dönülmesidir" dedi.

Dışişleri Bakanı Gül, AB yetkilileriyle teması olup olmadığına ilişkin bir soruyu da şöyle yanıtladı:

"Sayın Mehmet Ali Talat ile dün (önceki) gece görüştüm. Bugün AB'den bazı temsilcilerin gelme ihtimali var, aslında geleceklerdi ama son anda bir komisyon toplantısı bildiğim kadarıyla öngörmüşler karikatür krizi üzerine, gelememe durumları var. Eğer gelemezlerse telefonla görüşeceğim kendileriyle. Ama daha önceki bildiğimize göre onların da

gelme ihtimali kuvvetliydi, yüz yüze görüşmeyi daha çok faydalı bulduğum için dün (önceki) gece kimseyi aramadım".

Gül, "kararın konseyden de aynı şekilde çıkması halinde, yardımı kabul etmeme durumunun olup olmayabileceğine ilişkin bir soru üzerine de, "Sayın Talat, zaten bunu açıkladı. Şüphesiz ki bu Kıbrıs Türklerinin bileceği bir iştir. Ama bizim kanaatimiz şudur ki; bu doğru değildir. Türkiye zaten bu yardımların on mislini, yüz mislini KKTC'ye yapmaktadır, yapmaya da devam edecektir".

Raşit Pertev: Rum tarafının BM gündemini

AB'ye taşımasından endişeliyiz

Öte yandan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev de dün bir kabulü sırasında, AB'nin COREPER toplantısında, önceki gün Mali Yardım ve Direkt Ticaret Tüzükleri konularında alınan son kararları değerlendirdi.

Pertev, basın mensuplarının sorusu üzerine yaptığı değerlendirmede, son iki haftadır yoğun bir diplomasi trafiğinin meydana geldiğini, bunun AB Dönem Başkanı Avusturya'nın inisiyatifiyle ortaya çıktığını kaydetti.

Pertev, Avusturya'nın dönem başkanlığını aldıktan sonra bütün tarafları dinleyip bir girişimde bulunduğunu kaydederek, bu durum nedeniyle danışma niteliğinde çeşitli temaslarda bulunduklarını söyledi.

Ortaya çıkan tabloda COROPER'de bir ön metinin ortaya çıktığını ve Mali Yardım Tüzüğü'nün geçirildiğini anlatan Pertev, gerek Avusturya dönem başkanlığına, gerekse üye ülkelere ön metine onay vermediklerini söylediklerini, bunun nedeninin söz konusu metinde çok muğlaklık olması ve Rum tarafının muğlaklığı kullanarak BM gündemini AB'ye taşıması endişesi olduğunu belirtti.

Bu nedenle ön metni onaylamadıklarını ifade eden Pertev, cumhurbaşkanlığı açıklamasında da bu muğlaklığın yardımın uygulanmasında BM temelinde bir çözümü destekleyici ve BM platformunu sağlamlaştıran bir şekilde uygulanmasının altını çizdiklerini söyledi.

Pertev, metinde epeyce bir muğlaklık olduğunu ve bunun da bir şekilde AB üyelerinin Kıbrıs Rum vetosunu aşabilmek için ortaya koyduklarını, AB'nin her zaman Rum tarafını memnun etme şeklinde davranmasını sürekli eleştirdiklerini, yapılması gerekenin, bir şekilde AB'nin resmi üyesi Rum tarafını BM zemininde görüşme masasına oturması için çağrıda bulunması ve baskı yapması olduğunu kaydetti.

Kıbrıs sorununun 40 yıldan uzundur devam ettiğini ve artık bir an önce çözümlenmesi gerektiğini ifade eden Pertev, Rumlara BM zemininden kaçabilecekleri bir çıkış yolu açılırsa, o zaman BM zemininde çözüm ve müzakere sürecinin zedelenebileceğini belirtti. Pertev, Avrupa'nın bu zedelenmenin müsebbibi olmasını istemediklerini kaydederek, bu konuda AB'ye gerekli çağrı ve açıklamaları yaptıklarını, AB'nin kendilerini anlayacağını ve Mali Yardım Tüzüğü'nün uygulanmasında gerekli önlemleri alacağını umduklarını söyledi.

Pertev, mali yardımın geleceğiyle ilgili soru üzerine, bunun COROPER'de onaylandığını ve pazartesi AB Konseyi'nde geçmesinin beklendiğini, konseyden bu kararı gözden geçirerek muğlaklığı ortadan kaldırması ve Kıbrıs Rum tarafına BM zemininde müzakerelere oturması çağrısı yapmasını istediklerini ve buna yanıt beklediklerini kaydetti.

KIBRIS 26/02/06

 

Rumlar, Kuzey Kıbrıs turizmini engellemek için elinden geleni yapıyor Londra'da tanıtım broşürlerimizi kaldırttılar

Thomson Holidays, Rum baskısına teslim oldu. Rumlar bu kez de Cyprus Paradise aracılığı ile adaya turist gönderen İngiltere'nin en büyük tur operatörlerinden Thomson Holidays'e baskı yaparak, tur operatörünün İngiltere genelindeki 773 bayisinde dağıtılan Kuzey Kıbrıs tanıtım broşürlerini kaldırttı

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Rumlar, Kuzey Kıbrıs turizmine darbe vurmak için, Transport For London'dan sonra şimdi de adaya turist gönderen İngiliz tur operatörlerine baskı yapmaya başladı.

Geçtiğimiz yıl Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin İngiltere'de yaptığı reklam kampanyalarını engellemek için TFL'ye (Transport For London) baskı yapan Rumlar , Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin TFL'e karşı açtıkları davayı kazanmasıyla büyük hüsrana uğramıştı. Ancak Rumlar bu kez de Cyprus Paradise aracılığı ile adaya turist gönderen İngiltere'nin en büyük tur operatörlerinden Thomson Holidays'e baskı yaparak, tur operatörünün İngiltere genelindeki 773 bayisinde dağıtılan Kuzey Kıbrıs tanıtım broşürlerini kaldırttı.

Thomson anlaşmayı bozdu

Thomson Holidays, CTO'nun ( Cyprus Tourism Organisation ) baskısı üzerine Cyprus Paradise ile mart ayı sonuna kadar broşürlerin dağıtılması konusunda anlaşma imzalamasına rağmen ani bir kararla geçtiğimiz hafta Cyprus Paradise'ın sahibi Alan Süleyman'ı arayarak hiçbir neden göstermeden artık broşürleri raflarından kaldırdıklarını açıkladı. Tur operatörü broşürleri kaldırmasına rağmen adaya olan paket turların satışına devam ediyor. Oysa ki TFL'ye karşı kazanılan davadan sonra Thomson Holidays yetkilileri Cyprus Paradise gidip, ' Birlikte Kuzey Kıbrıs'ı pazarlayabiliriz ' diyerek iş anlaşması yapmışlardı. Bu anlaşmaya göre tur operatörü, tüm bayilerinde Kuzey Kıbrıs 2006 yaz broşürlerini 31 Mart tarihine kadar mutlaka raflarında bulunduracak, ancak mart ayından sonra ise inisiyatiflerine göre buna devam edeceklerdi. Ancak CTO'nun yoğun baskısı sonucu anlaşmayı bozan Thomson Holidays, bu kararından sonra suskun kalmaya devam ediyor.

CTO şantaj yaptı

Konuya ilişkin gazetemize açıklama yapan KKTC Londra Turizm Merkezi Müdürü Bengü Şonya ise CTO'un, Thomson Holidays'e şantaj yaptığını belirterek, "Bu konuda bizim karşımıza çıkan tüm zorlukların arkasında CTO vardır. Hep aynı taktikle fakat farklı aracılar kullanarak bize karşı hareket ediyorlar. CTO, Thomson Holidays'e baskı yaparak ve eğer o broşürleri dağıtmaya devam ederseniz size olan maddi desteğimizi keseriz diyerek bir anlamda şantaj yaparak bu kararın alınmasını sağladılar" dedi. Thomson Holidays'ın Rumlara teslim olduğunu belirten Şonya, olaydan sonra yetkililere 2 gün boyunca ulaşmaya çalıştıklarını ancak hiç bir cevap alamadıklarını kaydetti. Şonya sözlerini şöyle sürdürdü;

"Kaldırılan reklam broşürlerinin hazırlanmasında turizm merkezi olarak, Cyprus Paradise'a yardım ettik. Thomson Holidays'in Cyprus Paradise ile anlaşmasına göre mart sonuna kadar bu broşürleri dağıtması gerekiyordu. Ancak 1 ay kala böyle bir kararın çıkması gösteriyor ki CTO, Thomson Holidays'in içindeki önemli şahısları teslim almıştır. Thomson yetkilileri aldıkları bu anlamsız karar ile yüzleşemedikleri için telefonlarımıza dahi çıkmıyor".

Thomson Holidays gibi önemli bir tur operatörünün böylesine tek taraflı bir karar almasını eleştiren Bengü Şonya "Bu karar onlar için olumsuz bir etki yaratmıştır. Bizim için kayıp değil , biz Thomson olmadan da Kuzey Kıbrıs'ın tanıtımını yaparız. Ama onlar bu şekilde davranarak kendi iş prensiplerinin profesyonelce olmadığını göstermişlerdir. Thomson Holidays böylece kamuoyunda güvenirliğini kaybetmiş ve anlaşmalarına sadık kalamayan bir tur operatörü haline gelmiştir. Oysa onların CTO'ya ihtiyaçları yoktur, CTO'nun onlara ihtiyacı vardır" dedi.

TFL (Transport For London)'a karşı davayı kazanan avukatlık şirketi Addleshaw Goddard ile yasal işlemlere başladıklarını ve dava açacaklarını belirten Şonya, ' Thomson Holidays, ya bu kararından vazgeçecek ya da kararın alınmasından dolayı Cyprus Paradise'nin uğradığı tüm maddi zararı karşılamak zorunda kalacaktır" şeklinde konuştu.

Going Places ise mektup istedi

Thomson Holidays'ten sonra Going Places tur şirketinin de Alan Süleyman'ı arayarak, tanıtımlarda yer alan yerlerin yasal olarak Kuzey Kıbrıs'a ait olduğunu kanıtlayan bir mektup istediklerini söyleyen Bengü Şonya, "Kuzey Kıbrıs Londra Turizm Merkezi olarak Rumların iddialarını çürütecek bir mektup hazırlayıp, Going Places'e gönderdik. Tanıtımda yer alan yerlerin yasal olduğunu teyit ettik. Ayrıca Kıbrıs sorunu hakkında kısa bir bilgi verip, Birleşmiş Milletler ve İslam Konferansı kararlarını hatırlatıp , referandumda çözümü isteyen tarafın biz olduğunu söyledik. Going Places, Thomson Holidays'e göre daha profesyonelce davranıyor . Çünkü onlar Thomson Holidays'in şu anda düştüğü durumdan etkilendi" ifadelerini kullandı.

CTO'nun tur operatörlerine yanlış bilgiler vererek ve şantaj yaparak onları korkuttuğunu vurgulayan Şonya, "Bu yerler yasal değilse neden yıllardır bu yerlerin tanıtımı yapılıp, turizm yapılıyor Kuzey Kıbrıs'ta. CTO daha önce neden karşı çıkmadı ya da dava açmadı Cyprus Paradise'a. Biz turizm merkezi olarak, bize karşı yapılan her haksızlığa karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz" dedi.

KIBRIS 26/02/06

 

Kıbrıs'ta çözüm platformu BM'dir

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüştü

Kıbrıs'ta çözüm platformu BM'dir

Karikatür kriziyle ilgili toplantı öncesinde yarım saat görüşen TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs ile ilgili çözüm platformunun BM olduğunu bir kez daha vurguladı

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs ile ilgili çözüm platformunun Birleşmiş Milletler (BM) olduğunu vurguladı.

Gül-Annan görüşmesinde, Gül, Türkiye'nin görüşlerini ve eylem planı çerçevesindeki son gelişmeleri anlatarak, KKTC'ye izolasyonun kaldırılması hakkında Annan'a ayrıntılı bilgi verdi. Gül ve Annan, Kıbrıs ile ilgili çözüm platformunun BM olduğunu bir kez daha vurguladılar.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcı Abdullah Gül ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Doha'da bir araya geldi.

Karikatür kriziyle ilgili toplantı öncesinde yarım saat görüşen Annan ve Gül'ün, Ortadoğu sorunu, Irak meselesi ve Kıbrıs konusunda görüş alışverişinde bulundukları öğrenildi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Annan-Gül görüşmesinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, görüşmenin yararlı ve samimi geçtiğini söyledi.

Görüşmede Gül, Ortadoğu barış süreci ile ilgili olarak, Türkiye'nin bakış açısını anlattı ve yapılan son girişimler hakkında Annan'a bilgi verdi.

Annan, Gül'den, Türkiye'nin bu girişimleri ve Hamas ziyareti hakkında bilgi aldıktan sonra, "Bütün bu süreçte sizin rolünüz bizim için çok önemli. Hamas konusundaki girişiminizden dolayı size müteşekkiriz. Bunun yararlı bir girişim olduğuna inanıyorum. Hamas'a gereken mesajların verilmesi konusunu Davos'ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir süre önce yaptığımız görüşmede ele almıştık. O zaman, Hamas'a doğru mesajlar verilmesi gerektiğine ben de dikkat

çekmiştim" dedi.

Bakan Gül ve Annan, görüşmede ayrıca Irak konusunu ve son gelişmeleri ele aldılar. Gül, "Irak'ta savaş patlak vermeden önce, pandoranın kutusunun açıldığını bizzat ifade ettiğini" belirterek, krizin çok tehlikeli bir tırmanma içine girdiğini Annan'a anlattı.

Türkiye'nin bu son tırmanışı durdurmak amacıyla acil önlemler alınması ve işbirliği yapılması gerektiğine inandığını belirten Gül, bu çerçevede düzenlenen komşu ülkeler toplantılarının çok önemli bir platform olduğuna ve bir an önce yeniden toplanması gerektiğine Türkiye'nin inandığını belirtti. Gül, Irak'taki bu tırmanışın kontrol altına alınmaması halinde sorunun çok daha derinleşme istidadının bulunduğunu anlattı.

Annan da Gül'ün görüşlerine katıldığını ve komşu ülkeler platformunun sorunun çözümü için yararlı girişim olduğunu belirterek, toplantının önümüzdeki günlerde yeniden yapılmasının yararlı olacağını söyledi.

BM Genel Sekreteri Annan, ayrıca Gül'e komşu ülkeler ve Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin katılacağı yeni bir toplantı yapılması çağrısında bulunmayı öngördüğünü ifade etti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Irak konusunda komşu ülkeler toplantısının yararlı bir platform olduğu görüşünü taşıdığını açıkladı.

Gül, görüşmede Annan'a, Irak Özel Temsilcisi Büyükelçi Oğuz Çelikkol'un bölgeye gittiğini ve Iraklı yetkililerle temaslarda bulunduğunu söyledi.

Annan da Gül'ün bu konudaki görüşlerine katıldığını ifade ederek, "Irak krizinin başlangıcından önce yaptığımız görüşmeyi gayet iyi hatırlıyorum. söz konusu görüşmede pandoranın kutusunun açılmasının çok tehlikeli bir süreç olduğunu bana iletmiştiniz. Sizin söylediklerinizin ne kadar önemli olduğu ve haklı çıktığınız ortada." dedi.

BM Genel Sekreteri Annan, ayrıca komşu ülkeler toplantısının yararlı bir platform olduğu görüşünü taşıdığını vurguladı.

KIBRIS 26/02/06

 

AB Tüzükleri, Rum ölçülerine göre ayrıldı

Rum gazeteleri AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) Dönem Başkanı Avusturya'nın;  Kıbrıslı Türkler’e 139 milyon euroluk mali yardım verilmesi ve  buna paralel olarak Mağusa Limanı'ndan doğrudan ticareti öngören tüzüğe ilişkin görüşmelere devam edilmesini öngören anlaşmayı benimsediğini haber verdiler.

Gazeteler tüzüğün onaylanmasının; kapalı Maraş kentinin Rumlar’a iadesine ve gerek KKTC'deki Rum mallarının gerekse Rum tarafındaki Türk mallarının malların kullanımına moratoryum getirilmesi şartına bağlandığına dikkat çektiler.

Fileleftheros haberi "Doğrudan Ticaret Maraş'ın İadesinden Geçer - Tüzükler, Lefkoşa'nın Tezlerinin Tescil Edilmesiyle Ayrıldı - '25'lerin Kararı, Daha Çok Ankara'nın Gül Aracılığıyla Ortaya Koyduğu Önerileri Ortada Bırakıyor - İngiltere, Öneriyi Kabul Etmeleri Hedefiyle Türkler Yönünde Müdahale Etti" başlık ve spotlarıyla okurlarına şöyle aktardı:

"DOĞRUDAN TİCARET MARAŞ'IN İADESİNDEN GEÇER"

"AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) üyeleri, Kıbrıslı Türklerin güçlendirilmesine ilişkin iki tüzüğün ayrılması konusunda Lefkoşa'nın ölçülerindeki formülü  onayladı. Bu, Ankara'nın ve Kıbrıs Türk toplumunun tepkisine neden olurken; edindiğimiz bilgilere göre İngiltere, Türk tarafını razı etmeye ve olası krizi önlemeye çalışıyor.

Dönem Başkanı Avusturya'nın formülü; Kıbrıs Türk toplumuna 139 milyon avroluk AB ödeneği          verilmesini, buna paralel olarak Mağusa Limanı üzerinden doğrudan ticaret tüzüğüne ilişkin görüşmelerin sürdürülmesi anlaşması yapılmasını öngörüyor. Ancak bu anlaşmanın onaylanması; kapalı Maraş kentinin yasal sakinlerine iade edilmesi ve gerek işgal bölgelerindeki gerek özgür bölgelerindeki  mülklerin kullanımına moratoryum getirilmesi şartına bağlanıyor.  Büyük mesele olan doğrudan ticaretle ilgili; konunun görüşülmeye devam edilmesi ve bir anlaşmaya varılması konusunda üç değişik zemin getiriyor.

RUM KAZANIMLARI

1- Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Katılım Sözleşmesi’nin 10. Protokolü temelinde:  Bu hem  Lefkoşa'nın büyük kazanımıdır, hem önceki Lüksemburg dönem başkanlığının hem de genişlemeden sorumlu komiser Olli Rehn'in  önerilerinin temel olarak değiştirilmesidir. Bir yandan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin artık by-pass edilmediği ve alınacak herhangi bir kararın;  Gunter Verheugen zamanında Lefkoşa'yı veto hakkından mahrum etmek için Komisyon'un önermiş olduğu oy çokluğuyla değil, oy birliğiyle alınmasını şart koşuyor. Diğer yandan da; 10. Protokol'ün temel ilkesini, yani; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin  bütün olarak AB'ne üye olduğu ve Avrupa normlarının  Kıbrıs'ın Kuzeyi'nde sadece ertelendiği olgusu, siyasi düzeyde önemli bir emsal yartılıyor.  Bu siyasi ilkenin, Kıbrıs'ın işgal altındaki kesimiyle ilgili olarak gelecekte alınacak herhangi bir kararda belirleyici olması bekleniyor.

2- Lüksemburg dönem başkanlığının sondajları temelinde oluşturulan konular temelinde: yani; Mağusa Limanı'nın işletilmesi,  kapalı kentin iade edilmesi ve mülklerde moratoryum uygulanması arasında üç yönlü bir al-ver.

3- Konsey'in 26 Nisan 2004 tarihli kararlarını takip eden bütün ilgili konular çerçevesi: bunun; Türk tarafına yasadışı Timbu (Ercan) Havaalanı'nın işletilmesi konusunu da gündeme geetirme olanağı verdiği değerlendiriliyor. Bu yorum doğru olsa bile yukarıda kaydedildiği üzere 10. Protokolü oluşturan çerçevenin ve karar alınması için oy birliğinin şart olmasının, caydırıcı şekilde işleyeceği açıktır.

"ÜÇ HEDEFİMİZİ BİRDEN BAŞARDIK"

Aynı gazete "Lefkoşa Hedeflerini Başarmaktan Dolayı Memnun -AB'nin Üç Eksenli Kararı - Doğrudan Ticaretin İleri Götürülmesine Şartlar" başlığıyla yansıttığı başka bir haberinde  COREPER'in dünkü kararıyla Rum yönetiminin  üç hedefini birden başarmış olduğuna dikkat çekti, şunları yazdı:

"25'lerin Daimi Temsilcileri'nin kararıyla Kıbrıs hükümeti üç hedefini birden başarmış oldu:

a) İki tüzüğün (Kıbrıslı Türklere mali yardım ve doğrudan ticaret) birbirinden kesin şekilde ayrılması,

b) Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmalarının engellendiği yolundaki şikayetlere yanıt,

c) Doğrudan ticaret tüzüğü; Lefkoşa'nın tutumu ciddi şekilde dikkate alınmadan ve ortaya koymuş olduğu bir dizi  koşul yerine getirilmeden benimsenemez.

"DOĞRUDAN TİCARET                 4 ŞARTA BAĞLANDI"

Kararın bir diğer unsuru da; doğrudan ticaret tüzüğüne ilişkin gelecekteki görüşmelerin şu dört önemli  unsura bağlanmış olmasıdır:

A) Maraş'ın iadesi ve yasal sakinlerinin geri dönmesi

B) Avrupa Birliğine yönelik mal dolaşımının; Mağusa Limanı üzerinden, Avrupa Konseyi'nin nezareti altında gerçekleşmesi, ve

C) İşgal bölgelerindeki Kıbrıs Rum mallarının yasadışı  istismarına; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı uyarınca son verilmesi

D) Yeşil Hat Tüzüğü'nün iyileştirilmesi.

Lillikas'ın söylediği üzere yukarıda ifade edilen Konsey; Katılık Sözleşmesi'nin 10. Protokol'ü temelinde hareket edecek. Bu gelişme de Lefkoşa'yı memnun ediyor çünkü KKTC'nin üçüncü ülke toprağı olarak görüldüğü AB Tüzükleri’nin 133. maddesindeki ilgili ifadeye kesin şekilde son veriliyor.

HALKIN SESI 26/02/06

 

Talat’ın by-pass ameliyatı başarılı geçti

KTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın by-pass ameliyatından çıktığı ve sağlık durumunun iyi olduğu
açıklandı.

 

AA

Güncelleme: 19:40 TSİ 27 Şubat 2006 Pazartesi

İSTANBUL - Ameliyatı gerçekleştiren iki ekibin başında bulunan Prof. Dr. Cihat Bakay ile Doç. Dr. Belhan Akpınar, düzenledikleri basın toplantısında, ameliyatla Talat’ın daralma tespit edilen ana damarının göğüsten alınan damarla değiştirildiğini söylediler. Doktorlar, Cumhurbaşkanı Talat’ın sağlık durumunun iyi olduğunu ve yoğun bakım servisine alındığını ifade ettiler.

Prof. Dr. Bakay, Talat’ın ameliyata hazırlıklı ve morali iyi girdiğini söyledi. Ameliyatın zamanlamasının da çok ideal olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bakay, “Anjiyo sonucu ana damarda yüzde 70 daralma tespit edilmişti.
Ameliyatta göğüs damarını alarak kalbin önündeki en önemli damarı dediğimiz ‘LAD’ dediğimiz damara by-pass ameliyatı yapıldı. İşlem olarak basit bir işlemdi. Ama çok önemli bir damar olduğu için hastanın sağlığı yönünden çok gerekli bir operasyondu. Ameliyat başarılı geçti. Herhangi bir komplikasyon olmadı. Hastamız şu anda yoğun bakımda” dedi.

Herhangi bir problem olmazsa Cumhurbaşkanı Talat’ın hastanede 7-10 gün kalmasının yeterli olacağını ifade eden Prof. Dr. Bakay, yarın yapılacak konsültasyona göre de yoğun bakımda kalma süresinin 2-3 gün
olabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Cihat Bakay, ameliyatın 3-3.5 saat sürdüğünü, Cumhurbaşkanı Talat’ın 2-3 hafta sonra görevinin başına dönebileceğini sözlerine ekledi.

AB, KKTC’ye yardım tüzüğünü onayladı

AB, mali yardım tüzüğünü, Türk tarafının tepki gösterdiği haliyle onayladı. AB Komisyonu üyesi Rehn, “Bu, izolasyonların kaldırılması yolunda ilk adım” derken Dönem Başkanı Avusturya “Yükümlülüğümüzü yerine getirdik” açıklamasını yaptı.

 

Güncelleme: 08:42 ET 27 Şubat 2006 Pazartesi

BRÜKSEL - AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarının katıldığı Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi, KKTC’ye mali yardım tüzüğünü, AB Daimi Temsilciler Komitesi’nin Cuma günü vardığı uzlaşma doğrultusunda doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak onayladı.

KKTC’nin ve Türkiye’nin tepki gösterdiği haliyle onaylanan mali yardım tüzüğüyle ilgili yazılı bir açıklama yayımlayan AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, tüzüğün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın atıldığını savundu ve Ada’nın yeniden birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.

AB Dönem Başkanı Avusturya’nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik de, mali yardımın Kıbrıslı Türklerin yaşam koşullarını gözle görülür şekilde iyileştireceğini’ belirtti ve “Tüzüğün onaylanmasıyla biz de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş olduk” dedi.

Plassnik’in konuya ilişkin yazılı açıklamasında, mali yardım tüzüğünün onaylanmasının siyasi koşullara bağlı olduğu yolunda bir ifadeye yer verilmedi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önceki gün Plassnik ile yaptığı bir görüşmede, “AB’nin KKTC’ye yapacağı mali yardımı siyasi koşullara bağlayan tüzüğün onaylanmamasını” istemiş ve tüzüğün bu haliyle KKTC tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmişti.

AB’DE GÜNDEM FİLİSTİN VE SIRBİSTAN
AB dışişleri bakanlarını bir araya getiren genel işler konseyi toplantıları iki gün sürecek.

Toplantının ilk gününde dışişleri bakanları Filistinlilerin acil ihtiyaçlarının karşılanması için Avrupa Komisyonu’nun Filistin yönetimine 140 milyon dolar yardımda bulunmasına karar verdi.

Hamas’ın seçimleri kazanmasının ardından İsrail’in yaklaşık 40 milyon dolarlık vergi gelirini bloke etmesi, Filistinlileri zor durumda bırakmıştı.

SIRBİSTAN-KARADAĞ’A İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
Bakanlar ayrıca, kabul ettikleri bir kararla Sırbısitan-Karadağ’a Sırp komutan Ratko Mladiç’in yakalanması konusunda Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi ile tam bir işbirliği yapması çağrısında bulundu.

Dışişleri bakanları aksi takdirde, AB ile Sırbistan-Karadağ arasındaki istikrar ve ortaklık anlaşması görüşmelerinin kesintiye uğrayacağı uyarısında bulundu.

İran’ın nükleer programı, Irak’taki son gelişmeler ve karikatür krizinin ardından Müslüman dünyasıyla ilişkiler de gündem maddeleri arasında.

 

AB’den KKTC’ye mali yardım

 

Avrupa Birliği daimi temsilcilerinin, Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım tüzüğünü, bir ön metinle beraber kabul etmesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından tepkiyle karşılandı.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 06:55 ET 27 Şubat 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - AB’ye üye ülkelerin büyükelçilerini bir araya getiren COREPER toplantısında, KKTC’ye yapılacak 139 milyon Euro’luk mali yardım tüzüğünü karara bağlandı.

Mali yardım, 26 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs Türklerinin Annan Planı’nı kabul etmeleri karşılığında hayata geçirildi.

KKTC ile AB’ye üye diğer ülkeler arasında serbest ticareti öngören tüzük ise önümüzdeki dönemlerde hayata geçirilecek.

Türk diplomatik kaynaklar, mali tüzüğe bağlı koşulların Ankara ve Lefkoşa’yı rahatsız edebileceğini dile getirdi.

Bu arada, mali yardımla ilgili toplantıda İngiltere’nin sessiz tavrı ve Rumların önerilerine itiraz etmemelerinin de dikkat çekici olduğunu ifade edildi.

KKTC TEPKİLİ
Mali yardım tüzüğünün, bir ön metinle beraber kabul edilmesi ise, KKTC tarafından tepkiyle karşılandı.

KKTC Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, ön metnin içeriğine Kıbrıs Türk tarafının onay vermediği vurgulandı. Metinde Lüksemburg dönem başkanlığı zamanında yapılmış, kaydı bile bulunmayan gayriresmi görüşmelere atıfta bulunulması eleştirildi.

Açıklamada, “Rum vetosunu aşabilme kaygısıyla geçirilen sözkonusu karar, beklentilerimize cevap vermekten uzaktır. Rum tarafının baskılarından dolayı, AB kurumlarının bütünlüklü çözümü zafiyete uğratabilecek kararlar üretmesi, Kıbrıs Türk tarafını rahatsız etmektedir” denildi.

Açıklamada ayrıca, Daimi Temsilciler Komitesi’nin sözkonusu kararını gözden geçirmesi de talep edildi.

KKTC tarafı, mali yardımdan ziyade serbest ticaret tüzüğünün önemine dikkat çekiyor ve 2 tüzüğün birbirinden ayrılmadan kabul edilmesini talep ediyordu.

ATİNA, MEMNUNİYETİNİ DİLE GETİRDİ
AB Daimi Temsilciler Komitesi’nin (COREPER), bugün olağanüstü toplanarak AB Komisyonu tarafından hazırlanan KKTC’ye mali yardım tüzüğünü doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak onaylaması, Atina tarafından memnuniyetle karşılandı. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos, yaptığı yazılı açıklamada, COREPER’in kararını “olumlu bir gelişme” olarak niteledi.

Kumuçakos, açıklamasında, “Pazartesi günü Dışişleri Bakanları Konseyi tarafından onaylanması beklenen bu karar, Kıbrıs Türk Toplumu’na mali yardım ve ticaret konusunu birbirinden ayırarak, uzun zamandan beri süren mali yardım tüzüğü ile ilgili belirsizliğe doğru bir çözüm getiriyor” dedi.

 

‘Koşullu yardım kabul edilemez’

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği Daimi Temsilcileri’nin, KKTC’ye yönelik doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüğünü, Rumların isteği doğrultusunda birbirinden ayırmasına “kabul edilemez” diyerek, tepki gösterdi.

 

NTV

Güncelleme: 12:56 TSİ 26 Şubat 2006 Pazar

ANKARA - Abdulah Gül, koşullu yardım kararının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini söyledi. Gül, Kuzey Kıbrıs açısından ambargoların kaldırılmasının, mali yardım ile birlikte ticaretin başlamasıyla mümkün olacağını belirtti.

 

Türkiye’nin kararı hayretle karşıladığını belirten Gül, “Avrupa Birliği’nin bu tek taraflı kararı yeni sıkıntılar doğuracaktır” dedi.

Gül bugün Avrupa Birliği’nden bazı yetkililerin Türkiye’ye gelerek temaslarda bulunabileceğini de açıkladı. Gül, “KKTC, yardımı reddeder mi?” sorusuna da “Bu, KKTC’nin bileceği bir iş. Türkiye bu yardımın 10 katını, 100 katını yapıyor ve yapmaya devam edecek” yanıtını verdi. KKTC ve Türkiye 2 tüzüğün birbirinden ayrılmadan kabul edilmesini istiyordu.

Papadopulos-Annan görüşmesi yarın

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’la, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, yarın Paris’te biraraya gelecek.

 

NTV

Güncelleme: 17:41 TSİ 27 Şubat 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - Papadopulos Annan’dan, Ada’nın birleşmesine ilişkin görüşmeleri yeniden başlatmasını isteyecek.

Papadopulos, Paris’e gitmeden önce yaptığı açıklamada, Ada’nın birleşmesine ilişkin görüşmelerin iyi hazırlanması gerektiğini belirtti. Tasos Papadopulos, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nden bu hazırlığı başlatması için bir temsilci görevlendirmesini istiyoruz” dedi.

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri, müzakerelerin, Annan’ın uygun zemin bulunduğuna karar verdiği anda başlayabileceğini ifade ederek, buna hazır olduklarını kaydetti.

3 ŞART
Papadopulos’un yarınki görüşmede, Annan’ın önüne müzakerelerin yeniden başlaması için üç şart koyacağı ileri sürülüyor. Rum basını, Papadopulos’un 3 şartının, “Türk önerilerinin araştırılması”, “BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin 5’inin de müzakerelere müdahil olması” ve “Müzakereler sırasında AB’nin de hazır bulunması” olduğunu iddia ediyor.

Talat’ın ameliyatı başarılı geçti


27 Şubat, 2006 21:10:00 (TSİ) CNN TURK

By-pass ameliyatı olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın ameliyatı başarılı geçti.

Talat, üç gün boyunca kontrol amaçlı yoğun bakım ünitesinde kalacak.
 
Dün sağlık kontrolünden geçirilen Mehmet Ali Talat'ın, kalbe giden ana damarında daralma olduğu tespit edilmişti.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul'da Florence Nigtingale Hastanesi'nde by-pass ameliyatı oldu.
 
Üç saat süren ameliyatın ardından açıklama yapan doktorlar, Talat'ın ameliyatının çok başarılı geçtiğini söyledi.
 
Mehmet Ali Talat’ın iki hafta sonra normal çalışma temposuna dönebileceği açıklandı.
 
Mehmet Ali Talat'a, KKTC Sağlık Bakanı ile eşi Oya Talat eşlik ediyor. 52 yaşındaki Talat'ın bugüne kadar ciddi bir kalp sorunu bulunmuyordu.

AB ile görüşler paralel değil


27 Şubat, 2006 16:40:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye, KKTC'ye mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini ayıran AB'ye sözünü tutma çağrısı yaparken, tüzüğü onaylayan AB dışişleri bakanları, 'Kıbrıs Türk toplumuna verilen sözlerin karşılanması yolunda önemli bir adım atıldığını' savundu.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarını buluşturan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nden yapılan açıklamada, tüzükle KKTC'nin ekonomik kalkınmasına mali yardım sağlanacağı iddia edildi. 
 
Açıklamada, ''böylece AB Konseyi'nin 26 nisan 2004 tarihinde aldığı kararların karşılanması yolunda önemli bir adım atılmıştır'' denildi.
 
Konsey açıklamasında, ''Ada’nın ekonomik birleşmesinin, iki toplum arasındaki ve Türk toplumuyla AB arasındaki bağlantının teşvik edilmesini hedeflediği'' ifade edildi.
 
Açıklamada, toplam 139 milyon euroluk kaynağın 2006 yılında Kıbrıs Türk toplumunun kullanımına sunulacağı da vurgulandı.
 
Bugünkü uzlaşmaya, 26 nisan 2004 tarihli Konsey kararlarının takibinde Avusturya dönem başkanlığının gösterdiği yoğun çabalarla varıldığı anlatılan açıklamada, bu sayede, ''kapsamlı bir çözüme ulaşılmasının ardından Ada’nın Kıbrıs Rum kesiminin yönetiminin hala geçerli olmadığı bölgesinde, AB müktesebatının tam olarak uygulanmasının istisnai geçiş döneminin ardından mümkün olmasına'' hazırlık yapıldığı ileri sürüldü.
 
Gül, AB'nin kararını eleştirmişti
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, 25 şubatta yaptığı açıklamada KKTC'ye izolasyonların kaldırılmasına yönelik mali yardım ile doğrudan ticaret tüzüğünün birbirinden ayrılması ve KKTC'ye 139 milyon euroluk yardımın onaylanmasını eleştirmişti. 
 
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'nin başından beri mali ve doğrudan yardım tüzüklerinin ayrılmasına karşı çıktığını hatırlatmıştı. Gül, "Türkiye'nin beklediği özlü adım, mali yardımla birlikte doğrudan ticaret olacaktır" demişti.
 
Avrupa Birliği dışişleri bakanları da, AB daimi büyükelçilerinin geçtiğimiz cuma günü verdiği karar doğrultusunda KKTC'ye mali yardım tüzüğünü bugün onayladı.

Brüksel'de geçtiğimiz cuma günü yapılan Avrupa Birliği daimi büyükelçileri toplantısında, Kıbrıs tüzükleri ele alındı. Toplantıda KKTC'ye yapılması planlanan 139 milyon euroluk yardım onaylandı.
 
Bu yardım daha önce 259 milyon euro olarak planlanmıştı. Ancak tüzük 2005 sonuna kadar onaylanamadığı için yardımın, 120 milyon euroluk kısmı kadük oldu.
 
Avrupa Birliği üyesi ülkeler ayrıca mali yardım ile doğrudan ticaret tüzüğünün birbirinden ayrılmasına karar verdi.

Kıbrıs Rum kesimi, Ada’nın birliğe bir bütün olarak üye olduğunu iddia ederek, AB Komisyonu'nun KKTC ile ‘başka bir ülke’ gibi ticaret yapamayacağını savunuyor ve doğrudan ticaret tüzüğüne karşı çıkıyor.
 
Rumlar, tüzüğün onaylanması halinde konuyu Adalet Divanı'na götürme tehdidinde bulunuyordu.

İzolasyonda sonun başlangıcı

 

Olli Rehn: ''Onay, izolasyonların kaldırılmasında ilk adım''



27 Şubat, 2006 14:13:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, AB daimi büyükelçilerinin cuma günü verdiği karar doğrultusunda KKTC'ye mali yardım tüzüğünü onayladı.

Doğrudan ticaret tüzüğünden ayrılarak onaylanan mali yardım tüzüğü Kuzey Kıbrıs'a 139 milyon euro yardım yapılmasını öngörüyor.
 
KKTC'nin ve Türkiye'nin tepki gösterdiği haliyle onaylanan mali yardım tüzüğüyle ilgili yazılı bir açıklama yayımlayan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn, ''bu sayede enerji ve çevre gibi acil ihtiyaç duyulan alanlarda AB'nin yardımı mümkün olacak" dedi.
 
Rehn, yardım tüzüğünün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın atıldığını savunarak, Ada'nın yeniden birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.
 
Rehn, AB Konseyi'ne doğrudan ticaret tüzüğünün de onaylanması çağrısında bulundu.
 
Avusturya: "Yükümlülüğümüzü yerine getirdik"
 
AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik de yaptığı yazılı açıklamada, mali yardım tüzüğünün onaylanmasıyla Kıbrıslı Türklerin 139 milyon euro mali yardım almalarının önünün açıldığını belirtti.
 
Açıklamasında, mali yardımın Kıbrıslı Türklerin yaşam koşullarını gözle görülür şekilde iyileştireceğini belirten Plassnik, ''tüzüğün onaylanmasıyla biz de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş olduk'' dedi.
 
''Kıbrıs sorununa, iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm bulunması, hepimizin yararına olacaktır'' diyen Plassnik, mali yardım tüzüğünün onaylanmış olmasının Kıbrıs görüşmelerine yeni bir hareketlilik kazandırmasını umduğunu söyledi.
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçtiğimiz cumartesi günü Plassnik ile yaptığı bir görüşmede, AB'nin KKTC'ye yapacağı mali yardımı siyasi koşullara bağlayan tüzüğün onaylanmamasını istemiş ve tüzüğün bu haliyle KKTC tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmişti.
 
Avrupa Birliği daimi büyükelçileri de, cuma günkü toplantıda mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini ayırarak onaylamıştı. Bu durum doğrudan ticaretin önünü tıkadığından, Kuzey Kıbrıs yönetimi tarafından tepkiyle karşılanmıştı.


Papadopulos, Annan'a 3 şartla gidiyor


      Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir girişim başlatmak amacıyla yarın Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la Paris'te görüşecek.
      Annan'ın, yarınki görüşmede, Papadopulos'tan Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yeni fikirler sunmasını istemesi bekleniyor.
      Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önceki gün Doha'da Annan ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs konusunu da gündeme getirerek, Türkiye'nin görüşlerini ve eylem planı çerçevesindeki son gelişmeleri anlatmıştı. Gül, KKTC'ye izolasyonun kaldırılması hakkında Annan'a ayrıntılı bilgi vermişti.
     
     RUM BASININ İDDİASI
      Rum basınında, toplantıyla ilgili çıkan haberlerde, Papadopulos'un, Annan'ın önüne, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması için üç şart koyacağı ileri sürülüyor.
      Gazeteler, Papadopulos'un üç şartının, ''Türk önerilerinin araştırılması. BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin de müzakerelere müdahil olması ve müzakereler sırasında AB'nin de hazır bulunması'' olduğunu iddia ediyor.
      Haberlerde, Papadopulos'un, Kıbrıs sorununun esasının tartışılmasını ve yeni müzakereler için zemini hazırlaması amacıyla BM Genel Sekreteri'nden özel temsilci atamasını da talep edeceği görüşü savunuluyor.

MILLIYET 27/02/06

AB yanlısı Kıbrıslı Türkler cesaretlendirilmeli

Avrupa Parlamentosu-Kıbrıslı Türkler Temas Grubu üyesi, AP Milletvekili Macthilde Rothe:

AB yanlısı Kıbrıslı Türkler cesaretlendirilmeli

AP milletvekili Rothe, Kıbrıslı Türklerin AB'ye, Avrupa ve demokrasi idealine sırt çevirmemeleri için Kıbrıslı Türkleri cesaretlendirilmesinin çok önemli olduğunu ifade etti. Rothe, bu amaç doğrultusunda AP ile Kıbrıslı Türkler arasındaki Temas Grubu'nda Avrupa Sosyalist grubunu temsil etmeye karar verdiğini ve grubun insanlarla bir iletişim aracı olduğunu söyledi


   Güney Kıbrıs'ta bulunan Avrupa Parlamentosu-Kıbrıslı Türkler Temas Grubu üyesi, AP milletvekili Macthilde Rothe, AP milletvekili Rothe, Kıbrıslı Türklerin AB'ye, Avrupa ve demokrasi idealine sırt çevirmemeleri için Kıbrıslı Türkleri cesaretlendirilmesinin çok önemli olduğunu ifade etti.
   Rothe, bu amaç doğrultusunda AP ile Kıbrıslı Türkler arasındaki Temas Grubu'nda Avrupa Sosyalist grubunu temsil etmeye karar verdiğini ve grubun insanlarla bir iletişim aracı olduğunu söyledi.
    Macthilde Rothe, Kıbrıs'a ilişkin görüşünü değiştirmediğini, 20 yıldan beri Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi yönünde mücadele ettiğini ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin durumuyla ilgileniyor olmamasından ötürü belki de bazılarının değiştiği hissine kapıldığını kaydetti.
   Annan planına ilişkin referandumda Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun "evet" dediğine işaret eden Rothe, "Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu AB lehine oy kullandılar. Kıbrıslı Türklerin AB'ye, Avrupa ve demokrasi idealine sırt çevirmemeleri için Kıbrıslı Türkleri cesaretlendirmemizin çok önemli olduğunu düşünüyorum" diyerek, bu amaç doğrultusunda Avrupa Parlamentosu ile Kıbrıslı Türkler arasındaki Temas Grubu'nda Avrupa Sosyalist grubunu temsil etmeye karar verdiğini ve bu Temas Grubu'nun insanlarla bir iletişim aracı olduğunu vurguladı.
   Fileleftheros, yukarıdaki başlık altında KS EDEK'in davetlisi olarak Güney Kıbrıs'ta bulunan Avrupa Parlamentosu-Kıbrıslı Türkler Temas Grubu Üyesi, AP Milletvekili Macthilde Rothe'yle gerçekleştirdiği bir söyleşiye yer verdi.
   Rothe söyleşisinde, EDEK'in davetlisi olarak Güney Kıbrıs'ta bulunmaktan mutlu olduğunu belirtirken KS EDEK ile Avrupa sosyal demokratları arasında birçok konuda fikir birliğinin bulunduğunu ifade etti.
   Rothe, KS EDEK ile 2 yıl önce Annan planı konusunda fikir ayrılıklarının mevcut olduğunu belirtirken, 2 yıl sonra Kıbrıs'taki durumun nasıl olduğu yönündeki bir soruya karşılık ise şöyle konuştu:
   "Kıbrıs'a ilişkin görüşümü değiştirmedim ve değiştirmeyeceğim. 20 yıldan beri işgal ve bölünmeye karşı ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi yönünde mücadele ediyorum. Aynı zamanda bunca yıldır Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği için de mücadele ettim. Kıbrıslı Türklerin durumuyla ilgileniyor olmamadan ötürü belki de bazıları değiştiğim hissine kapılıyorlar. Annan planına ilişkin referandumda Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu "evet" dedi. Ancak bu Kıbrıslı Rumların saygı duymamız gereken "hayır" cevabı yüzünden uygulamaya konulamadı.
    Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu AB lehine oy kullandılar. Kıbrıslı Türklerin AB'ye, Avrupa ve demokrasi idealine sırt çevirmemeleri için Kıbrıslı Türkleri cesaretlendirmemizin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Orada mücadele etmemiz gereken bir işgalin bulunduğunu, ancak aynı zamanda Kıbrıslı Türklere de yardım etmemiz gerektiğini hepimiz biliyoruz. Bu yüzden Avrupa Parlamentosu ile Kıbrıslı Türkler arasındaki Temas Grubu'nda Avrupa Sosyalist grubunu temsil etmeye karar verdim. Bu Temas Grubu insanlarla bir iletişim aracıdır. Elbette tanınmaya götürecek yorumlamalara izin vermemek için işlemlerimizde dikkatli olmamız gereklidir.
   Grupta hepimiz uluslararası hukuk, BM ve AB kararları çerçevesinde çalışacağımızı biliyoruz. Zaman zaman bazıları görüşlerimi değiştirdiğimi hissine kapılabilirler, ancak bu gerçeği yansıtmamaktadır ve böyle bir şey olmadığı konusunda onlara garanti verebilirim"
   AP-Kıbrıs Türk Temas Grubu'nun Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret etmesi konusunda ise Rothe, geçmişte bu yöndeki ziyaretlere yönelik tepkilerin bulunmadığını, Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell'in Cumhurbaşkanı Talat'ı yakın geçmişte makamında ziyaret ettiğini ve hatta basın açıklamasında da bulunduğunu, ancak o zaman herhangi bir tepkinin gelmediğini vurguladı.
   Rothe, bu yüzden şu anda kendileri için Cumhurbaşkanı Talat'ın makamına gitmeyeceklerini ya da Borell'in yanlış yaptığını söylemenin mantıksız olduğunu vurguladı. Rothe "Dikkat etmemiz gereken, oraya gittiğimizde bir çeşit 'devlet' sembolünün bulunmamasıdır. Bizim ziyaretimiz Başkan Borell'in, Komiser Rehn'in ve tüm diğer AB yetkililerinin ziyaretleri ile aynı mantık içerisindedir. Elbette bu hiçbir şekilde tanıma anlamına gelmez. Kıbrıs Türk liderinin çalışma alanına gidiyoruz. Elbette dikkatli olmalıyız ve bu yüzden Kıbrıslı Türkleri, bu ziyareti başka amaçlara hizmet etmesi yönünde kullanmamaya çağırıyoruz" şeklinde konuştu.

"Gül'ün önerisi kabul edilemez"

   Rothe, Türkiye tarafından yakın zamanda sunulan önerilere ilişkin düşüncesinin sorulması üzerine ise, geçmişle kıyaslandığı zaman Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümünü istiyor gibi göründüğünü ifade etti.
   Rothe şunları söyledi:
   "Türkiye daha önce, adada iki ayrı devlet ve konfederasyon isteyen Denktaş ile aynı çizgideydi. Türkiye'nin değişmekte olduğunu kabul etmemiz gerekir. Türkiye şimdi AB perspektifine bakmakta ve AB'ye katılmayı istemektedir.
   Gül'ün önerilerine gelince, birbirinden tamamen farklı iki konuyu birbirine bağlamaya çalışmasından ötürü kabul edilemez. Türkiye'nin katılım sürecinden doğan yükümlülüklerini Kıbrıslı Türklerin durumuyla ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Bu tamamen kabul edilemez bir şeydir. Türkiye liman ve havaalanlarını AB'den doğan yükümlülükleri temelinde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne açmakla yükümlüdür."
   Rothe, Gümrük Birliği protokolünün Kıbrıslı Türklere yönelik AB tüzükleriyle ilişkilendirilmesini kabul etmelerinin söz konusu olmadığını da vurguladı. 

KIBRIS 27/02/06

KKTC ile ticaret yapmamızı hiçbir güç engelleyemez

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB ne karar alırsa alsın Türkiye'nin KKTC'yle ticareti aynen devam ettireceğini söyledi:

KKTC ile ticaret yapmamızı hiçbir güç engelleyemez

HANİ GEREĞİNİ YAPACAKTINIZ?... Türkiye Başbakanı Erdoğan AB'ye sert tepki göstererek, " 'Güney Kıbrıs'tan hayır çıkarsa ne olacak?' dediğimizde, 'Endişe etmeyin. gereğini yaparız' dediniz. Fakat Güney Kıbrıs hayır dediğinde onları bir hafta sonra AB'ye kabul ettiniz. Siz önce sözünüzü yerine getirin. O söz yerine gelmedikçe bizden bir şey beklemeyin. Bu kadar açık. Biz yolumuza aynen devam edeceğiz" dedi

AYNEN DEVAM... Erdoğan: AB ne karar alırsa alsın biz KKTC ile yaptığımız ticareti aynen devam ettiririz. Bunu hiçbir güç engelleyemez. ABD ile yapılan ticaretin hukuki olduğunu onlar da ifade ettiler. Bu noktada duygusallığa yer yok. AB öncelikle kendi görevini yerine getirecek. Şu anda müzakere sürecinde olduğumuz halde bunu söylüyorum


   Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB ne karar alırsa alsın Türkiye'nin KKTC'yle ticareti aynen devam ettireceğini, bunu hiçbir gücün engelleyemeyeceğini söyledi.
   Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği konusunda iyi bir sürecin devam ettiğini belirterek, Avusturya'nın dönem başkanlığında müzakerelerin başlayacağını sandığını söyledi.
   Erdoğan, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin değişik politikalar uyguladığını da ifade ederek, Avrupa Birliği'nin de KKTC ile ilgili ticari münasebetler konusunda bazı kararlar aldığını hatırlattı.
   Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
   "AB ne karar alırsa alsın biz KKTC ile yaptığımız ticareti aynen devam ettiririz. Bunu hiçbir güç engelleyemez. ABD ile yapılan ticaretin hukuki olduğunu onlar da ifade ettiler. Bu noktada duygusallığa yer yok. AB öncelikle kendi görevini yerine getirecek. Şu anda müzakere sürecinde olduğumuz halde bunu söylüyorum.
   İleride görüşmelerimizde kendilerine de söyleyeceğim. O nedir? Bir defa siz bize verdiğiniz sözü tutmadınız. Siz 24 Nisan 2004 referandumunda 'KKTC'de evet oyunun çıkması bizim karar sürecimizi rahatlatacak' dediniz. 'Güney Kıbrıs'tan hayır çıkarsa ne olacak' dediğimizde 'Endişe etmeyin. Gereğini yaparız' dediniz. Fakat Güney Kıbrıs hayır dediğinde onları bir hafta sonra AB'ye kabul ettiniz. Siz önce sözünüzü yerine getirin. O söz yerine gelmedikçe bizden bir şey beklemeyin. Bu kadar açık. Biz yolumuza aynen devam edeceğiz."

KIBRIS 27/02/06

Güler: KKTC ile ilgili büyük projeler gündemde

Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, KKTC'ye elektrik ve su yanında doğal gaz gönderme projesi de yaptıklarını belirtti

Güler: KKTC ile ilgili büyük projeler gündemde

Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Türkiye'nin KKTC'yle ilgili çok büyük projeleri bulunduğunu söyledi.Gazi Belediyesi Sosyal Tesisleri'nde düzenlenen partisinin Samsun Merkez İlçe 2. Olağan Kongresi'ne katılan Güler, burada yaptığı konuşmada KKTC ile ilgili yeni projeler hazırladıklarını açıkladı.
   Güler, konuşmasını şöyle sürdürdü:
   "Kıbrıs'ın elektrik ve suyunu bizler temin ediyoruz. Kıbrıs ile ilgili çok büyük projelerimiz var. Kıbrıs'a su götürme projesi var.
   Kıbrıs'a belki doğalgaz götürme projesi var. Bunların hepsi yürüyen çalışmalar ve bu çalışmaların hepsi lafla, sözle olan çalışmalar değil. Bunları yapıyoruz. Hatta sadece Kuzey Kıbrıs'a değil, Güney Kıbrıs'a da göndereceğiz. Bizim programımızda insan faktörü son derece önemlidir."

 KIBRIS 27/02/06

Kıbrıs’a temsilci için doğru zaman şartı

BM Genel Sekreteri Annan, Paris’te Rum lider Papadopulos’la bir araya geldi. Annan, toplantının ardından, tarafların önerilerini değerlendireceğini ve doğru zaman geldiğinde özel temsilci atayacağını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 21:28 TSİ 28 Şubat 2006 Salı

PARİS - Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile BM Genel sekreteri Kofi Annan, Ada’nın birleşmesine ilişkin görüşmeler için bir araya geldi. Annan, yaklaşık 1 saat süren görüşmede, Rum yönetimi liderinin bir dizi öneride bulunduğunu, öncelikle bu önerilerin inceleneceği ve Kıbrıslı Türklerin fikirlerinin de alınacağını belirtti.

Görüşme sonrası yapılan açıklamada, Rumların, AB’nin müzakerelerin bütün aşamalarına aktif şekilde katılmasını şart koşacakları iddiaları yalanlandı ve AB ile sadece teknik konularda görüş alışverişinde bulunulacağı belirtildi. Açıklamada, Kıbrıs sorununa gene Birleşmiş milletler himayesinde çözüm aranacağı ifade edildi.

BM Genel Sekreteri Annan ayrıca, bu görüşmeyle iki tarafı da dinlemiş olduklarına dikkat çekti ve yeni müzakerelere başlamadan önce dikkkatli ve ciddi hazırlık yapılması gerektiğini dile getirdi.

Annan, zamanı geldiğinde de Kıbrıs’a özel temsilci atayacağını da sözlerine ekledi. Papadopulos da, by-pass olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a acil şifalar dileğini iletti.

Rumlar, BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin de müzakerelere müdahil olmasını talep ediyordu. Kıbrıs sorununda Türkiye’yi destekleyen İngiltere ve ABD’nin başrol üstlenmesine karşı çıkan Rum yönetimi, Rusya başta olmak üzere Fransa ve Çin’in, müzakerelere dahil olmasını istiyor.

"Kıbrıs için dikkatli hazırlık gerek"


28 Şubat, 2006 18:41:00 (TSİ) CNN TURK

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Paris'te Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşerek önerilerini sundu.

Görüşme yaklaşık bir saat sürdü. Görüşmeden sonra BM tarafından yapılan yazılı açıklamada, daha önce olduğu gibi, müzakere sürecinin BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde olması, dikkatli bir hazırlık yapılması ve zamanlamanın iyi olması üzerinde anlaşıldığı kaydedildi.
 
Papadopulos'un bir dizi önerisi olduğunu, bu önerilerin Türk tarafına aktarılacağını ve Türk tarafına danışılarak sürecin devam edeceğini söyleyen Annan, önerilerin ayrıntısına girmedi.
 
Kofi Annan, Ada'ya Birleşmiş Milletler temsilcisi atamasının ise vakti gelince düşünüleceğini söyledi.
 
Görüşmeler teknik seviyede başlayacak
 
Açıklamada, Annan'ın iki toplumun liderlerinin iki halkın da çıkarına yönelik konularda teknik seviyede görüşmelere başlamaya razı olmalarından memnun olduğu belirtildi.
 
Annan'ın bu konuda KKTC lideri Mehmet Ali Talat'tan da güvence aldığı ve Talat'ın da Genel Sekreter ile hemfikir olduğu kaydedildi. 
 
BM'nin açıklamasında, Annan ve Papadopulos'un Maraş konusu ile Kıbrıs'ın mayınlardan tamamen temizlenmesi ve adanın silahsızlandırılması konularında gelişme sağlanmasının, gelecekte görüşmeler için daha olumlu bir hava yaratacağı ve ilgili tarafların çıkarına olacağı konusunda görüş birliği içinde oldukları da ifade edildi. 
 
'AB'nin Kıbrıs Türk toplumunun çıkarına olan ve uzun zamandır beklenen fonları serbest bırakması kararının not edildiği' belirtilen açıklamada, ameliyat olan KKTC Cumhurbaşkanı Talat'a 'geçmiş olsun' mesajı iletildi.
 
"Türkiye'nin Eylem Planı görüşmede gündeme geldi"
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, görüşmeden sonra düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
 
Annan, ''AB, geçmişte müzakereler sürecinde BM ile yakın işbirliği içinde oldu. Gelecekte de bu işbirliğini devam ettireceğiz. AB'nin Kıbrıs konusuna ilgi duyması doğal. Onların bu konuyla ilgisi var'' dedi.
 
BM Genel Sekreteri, ''Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki son eylem planı hakkında ne düşünüyorsunuz?'' sorusu üzerine, ''planın Papadopulos ile yaptığı görüşmede gündeme geldiğini'' söylemekle yetindi.  
  
Rum basını: "Papadopulos'un üç şartı"
 
Rum basını, Papadopulos'un Annan'ın önüne Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması için üç şart koyacağını ileri sürmüştü: 

·  Türk önerilerinin araştırılması

·  BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin de müzakerelere müdahil olması

·  Müzakereler sırasında AB'nin de hazır bulunması.

Gül, Annan'a son gelişmeleri aktarmıştı
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçtiğimiz cumartesi günü Doha'da Annan ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs konusunu da gündeme getirerek, Türkiye'nin görüşlerini ve eylem planı çerçevesindeki son gelişmeleri anlatmıştı.
 
Gül, KKTC'ye izolasyonun kaldırılması hakkında Annan'a ayrıntılı bilgi vermişti.  
 
Kıbrıs Eylem Planı
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor? 
 

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması. 
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.

AP milletvekili KKTC'de


28 Şubat, 2006 17:08:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Parlamentosu Liberal Demokratlar Grubu İngiliz milletvekili Sajjad Karim, KKTC'de ''Uluslararası Ticaret ve İnsan Hakları'' konusunda konferans verdi.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nda verdiği konferansta Karim, Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sıkıntıları, onların AB'ye bakışlarını ve hayal kırıklıklarını anlayışla karşıladığını belirterek, AP'nin Avrupa Konseyi'ni, ambargoların kaldırılması yönünde adım atmaya zorladığını söyledi.  
 
"AB'ye güvenin"
 
''Kıbrıs sorunu yalnız Kıbrıslı Türkler ve Rumları değil, AB vatandaşlarını da etkiliyor'' diyen Karim, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in, Mali Yardım Tüzüğü'nün yaşama geçirilmesini, ''izolasyonların kaldırılmasına yönelik bir adım'' olarak değerlendiren dünkü açıklamalarına prensipte katıldığını belirterek, AB'ye güvenilmesini istedi. 
 
İngiliz milletvekili, Kıbrıs Türk halkının AP'de tam temsiliyetinin sağlanması ve Kıbrıs Türkü ile Türk halkının Avrupa Birliği'ne yeniden güven kazanması için
AB'nin somut adımlar atması gerektiğini de kaydetti. 
 
Karim, KKTC'de dün yaptığı resmi ve gayrı resmi temasları ''yoğun bir öğrenme egzersizi'' olarak değerlendirdi ve ziyaretinden memnun kaldığını söyledi. 
 
KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin davetlisi olarak KKTC'ye gelen Karim,
siyasi parti ve sivil toplum örgütleriyle temaslarına bugün de devam edecek ve yarın sabah KKTC'den ayrılacak.
 
Avrupa Birliği 27 şubatta, KKTC'ye yönelik mali yardım tüzüğünü doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak onaylamış, Kıbrıs'a 139 milyon euro yardım yapılmasını öngörmüştü.

Olli Rehn "bu sayede enerji ve çevre gibi acil ihtiyaç duyulan alanlarda AB'nin yardımı mümkün olacak" açıklamasını yapmıştı..

Annan-Papadopulos görüşmesi başladı


28 Şubat, 2006 17:05:00 (TSİ) CNN TURK

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir girişim başlatmak amacıyla bugün Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la Paris'te biraraya geldi.

Annan, Papadopulos'tan Kıbrıs sorununun çözümü konusunda yeni fikirler sunmasını isteyecek.
 
Rum basını, Papadopulos'un Annan'ın önüne Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması için üç şart koyacağını ileri sürüyor: 

·  Türk önerilerinin araştırılması

·  BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin de müzakerelere müdahil olması

·  Müzakereler sırasında AB'nin de hazır bulunması.
 
Haberlerde, Papadopulos'un, Kıbrıs sorununun esasının tartışılmasını ve yeni müzakereler için zemini hazırlaması amacıyla BM Genel Sekreteri'nden özel temsilci atamasını da talep edeceği görüşü savunuluyor.  
  
BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari de, Kıbrıs konusunda olası bir arabuluculuğa girişmeden önce ilgili bütün taraflarla görüşeceklerini söyledi.
 
Gambari, ABD'nin başkenti Washington'daki Uluslararası Strateji ve Çalışmalar Merkezi'ndeki konuşmasında, ABD'liler, Ruslar, Yunanlar, Türkler, İngilizler ve AB'yi sayarak, ''herkesle konuşuyoruz'' ifadesini kullandı.
 
BM'nin olası bir arabuluculuğa soyunmadan önce ihtiyatlı olduğunu kaydeden Gambari, ''boş bir havuza daldığımızı keşfetmek için bir arabuluculuk çabasına girdiğimizi görmek istemiyorum'' dedi.
 
Gül, son gelişmeleri aktardı
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, geçtiğimiz cumartesi günü Doha'da Annan ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs konusunu da gündeme getirerek, Türkiye'nin görüşlerini ve eylem planı çerçevesindeki son gelişmeleri anlatmıştı.
 
Gül, KKTC'ye izolasyonun kaldırılması hakkında Annan'a ayrıntılı bilgi vermişti.  
 
Kıbrıs Eylem Planı
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor? 

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması. 
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.

ABD: KKTC ile ticaret yapıyoruz



KKTC ile ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, bir Yunanlı gazetecinin, “Yasadışı biçimde işgal edilmiş bir bölgeyle ticaret yapılmasının tamamen yasal olduğunu nasıl açıklayabiliyorsunuz?” şeklindeki sorusu üzerine “Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz ticarete karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber verin” yanıtını verdi.

Ereli'nin bu sözüyle Washington yönetimi, ABD ile KKTC arasında ticaret yapılmakta olduğunu da dile getirdi.
Aynı Yunanlı gazetecinin, “Bu politika değişikliğini Kongre'ye bildirdiniz mi? Çünkü yasadışı limanların, havalimanlarının ve ticaretin yasal olduğunu düşünüyorsunuz” diyerek sorusunu devam ettirmesi üzerine Ereli, “Kıbrıs'ın kuzeyine mal gönderilmesini yasaklayan hiçbir kanun bulunmuyor” dedi.

Ereli, geçen Cuma günü yaptığı ilk açıklamasında da Kuzey Kıbrıs ile ticaret yapılmasının yasal olduğunu resmen kayıtlara geçecek şekilde ilk defa dile getirmişti.

HURRIYET 28/02/06

Gül’den Plassnik’e rest

Uğur ERGAN

AB’nin aldığı bu karardan önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB Dönem Başkanı Avusturya’nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik’i telefonla arayarak Türkiye’nin sert tepkisini ortaya koydu.

Gül, Plassnik’e şunları söyledi: "AB olarak son derece yanlış bir tutum içindesiniz. Verilen sözün arkasında durulmamıştır. AB bu tutumuyla Kıbrıs sorununu daha da büyüterek kabul etmiş oluyor. Bundan sonra bizim yapacağımız bir şey yok. Bu sorunla yaşayacaksınız. Türkiye’nin ve Kıbrıslı Türklerin bunu kabul etmesi söz konusu olamaz. AB, sözünü yerine getirmeyerek çözümün BM inisiyatifinde olmasını da engelliyor. Bu şartlar altında ne ek protokol TBMM’nin gündemine gelir, ne de Türk limanları ve havaalanları Rumlara açılır."

HURRIYET 28/02/06

ABD: Kuzey Kıbrıs ile ticaret yapıyoruz, hiçbir yasal yasak yok


      KKTC ile ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu.
      ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, bir Yunanlı gazetecinin, ''Yasadışı biçimde işgal edilmiş bir bölgeyle ticaret yapılmasının tamamen yasal olduğunu nasıl açıklayabiliyorsunuz?'' şeklindeki sorusu üzerine ''Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz ticarete karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber verin'' yanıtını verdi.
      Ereli'nin bu sözüyle Washington yönetimi, ABD ile KKTC arasında ticaret yapılmakta olduğunu da dile getirdi.
      Aynı Yunanlı gazetecinin, ''Bu politika değişikliğini Kongre'ye bildirdiniz mi? Çünkü yasadışı limanların, havalimanlarının ve ticaretin yasal olduğunu düşünüyorsunuz'' diyerek sorusunu devam ettirmesi üzerine Ereli, ''Kıbrıs'ın kuzeyine mal gönderilmesini yasaklayan hiçbir kanun bulunmuyor'' dedi.
      Ereli, geçen Cuma günü yaptığı ilk açıklamasında da Kuzey Kıbrıs ile ticaret yapılmasının yasal olduğunu resmen kayıtlara geçecek şekilde ilk defa dile getirmişti.

MILLIYET 28/02/06

Kıbrıs'ta hareket: Görüşme için hazırlık sözü

Kıbrıs'ta hareket: Görüşme için hazırlık sözü

Kofi Annan ve Tasos Papadopulos, Paris'teki bir saatlik görüşme sonrası açıklama yapmadı. FOTOĞRAF: MUSTAFA YALÇIN / AA

Paris'te Papadopulos'la bir araya gelen Annan, Kıbrıs'ta çözüm ümidini canlı tutmak ve nabız ölçmek için teknik görüşmelere başlama kararı aldı

01/03/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

PARİS/ATİNA - Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile dün Paris'te görüşen BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs sorununun çözümünde yeni girişim başlatılması için şartların henüz elverişli olmadığına karar verdi. Annan, çözüm ümidinin canlı tutulması ve tarafların anlaşmaya ne kadar niyetli olduklarına dair nabız ölçmek amacıyla güven artırıcı önlemler için teknik düzeyde görüşmeler başlatacak. Genel Sekreter ada için özel temsilcisini ise ancak şartlar oluşunca atayacak.
Bir saatlik görüşmede müzakere sürecinin yine BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde olması, dikkatli bir hazırlık yapılması ve zamanlamanın iyi olması üzerinde görüş birliğine varıldı. Ortak açıklamada, yeni girişimin iyi hazırlanmasına vurgu yapılarak, "Adanın mayınlardan arındırılması, Maraş ve askersizleşme gibi konularda ilerleme halinde bunun herkesin yararına olacağına mutabık kalındı" denildi. Bu konuları içerecek teknik düzeydeki görüşmelerin iki toplum arasında güvenin artması ve müzakerelerin başlamasına katkı yapması umudu dile getirilirken, Annan'ın, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan aynı beklentiler içinde olduğuna dair güvence aldığı kaydedildi. Yapılacak teknik görüşmeler, muhtemelen Annan'ın adada yeni bir girişim üstlenip üstlenmeyeceğini belirleyecek.

'Temsilci sonra atanır'
Annan, Alvaro De Soto'dan boşalan özel temsilcilik görevine atamayı ise 'şartlar olgunlaştığında' yapacağını belirterek, teknik görüşmelerde adadaki BM temsilcisi Michael Moler'in, aktif rol oynayacağının işaretini verdi. AB ile yakın işbirliğinin süreceğini ifade eden Annan, birliğin sürece ilgi duymasının 'doğal' olduğunu vurguladı. BM Genel Sekreteri Türkiye'nin yeni eylem planını ise Papadopulos ile görüştüğünü söylemekle yetindi. Annan, içeriğini açıklamasa da Rum liderin bazı yeni öneriler yaptığını, bunları inceleyeceğini kaydetti.
Rum kaynaklar, görüşmeyi değerlendirirken "Her şeye silbaştan. Her şey yine A'dan başlıyor" yorumu yaptı.

'KKTC ile ticaret vardı'

01/03/2006 RADIKAL

AA - WASHINGTON - KKTC ile ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu. ABD Dışişleri Sözcüsü Adam Ereli, bir Yunanlı gazetecinin, "Yasadışı biçimde işgal edilmiş bir bölgeyle ticaret yapılmasının yasal olduğunu nasıl açıklayabiliyorsunuz?" sorusu üzerine "Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz ticarete karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber verin" yanıtını verdi. Aynı gazetecinin, "Bu politika değişikliğini Kongre'ye bildirdiniz mi? Çünkü yasadışı limanların, havalimanlarının ve ticaretin yasal olduğunu düşünüyorsunuz" demesi üzerine Ereli, "Kıbrıs'ın kuzeyine mal gönderilmesini yasaklayan hiçbir kanun yok" dedi. Ereli, cuma Kuzey Kıbrıs ile ticaret yapılmasının yasal olduğunu resmen ilk defa dile getirmişti.

Kıbrıslı Türk'ün seçim isteği

Kıbrıslı Türk'ün seçim isteği

Akıncı: Seçime katılmak bizim için toplumsal bir hak.

01/03/2006 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Meclisi'nde temsil edilen Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ve eski Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in de aralarında bulunduğu 72 Kıbrıslı Türk, Rum Yönetimi'nden 'seçme ve seçilme hakkı' istedi.
Dün Rum Yönetimi İçişleri Bakanı Andreas Hristu'yu ziyaret eden grup, 21 Mayıs'ta yapılacak Rum seçiminde haklarını kullanmalarını talep
eden bir dilekçe sundu.
Radikal'e konuşan Akıncı, başvurunun kişisel değil, toplumsal hak olduğunu söyledi. Kıbrıslı Türklerin 1960 Anayasası'ndan kaynaklanan haklarını istediklerini ifade eden Akıncı şöyle konuştu: "Toplumsal haklarımızın Rum lider Tasos Papadopulos yönetimi tarafından erozyona uğratılmaması için bu atılımı yaptık. Bu talebimiz yanlış anlaşılmasın. Cevaba göre hukuksal yolları deneyeceğiz" dedi.

'Oy kullanamazlar'
Hristu ise Kıbrıs Türklerinin toplum olarak Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm çerçevesinde seçme ve seçilme haklarını kullanabileceklerini belirtti. Rum bakan "Anayasa'daki değişiklik, hükümetin kontrolündeki bölgelerde yaşayan ve şartlar gereği tecrit edilen Kıbrıslı Türklere, oy kullanma hakkı veriyor. Başvuran Kıbrıslı Türkler işgal altındaki bölgede yaşadıkları için bu hakka sahip değiller" diye konuştu.

Rumlar da 'Geçmiş olsun' dedi

Rumlar da 'Geçmiş olsun' dedi

Baypas ameliyatı olan Talat'ın durumu iyi. FOTOĞRAF: AP

01/03/2006 RADIKAL

AA - İSTANBUL - İstanbul'daki Florance Nightingale Hastanesi'nde damar tıkanıklığı nedeniyle önceki akşam başarılı bir baypas ameliyatı geçiren ve durumu iyi olan Kıbrıs Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a 'geçmiş olsun' dilekleri yağıyor. Yoğun bakımda tutulan Talat'a telefon ederek 'geçmiş olsun' diyenler arasında, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yanı sıra, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas da bulunuyor. Başbakan Tayyip Erdoğan ile Rum Birleşik Demokratlar Hareketi Genel Başkanı Mihalis Papapetru da Talat'a çiçek gönderdi.
Dün KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ise yoğun bakımda olan cumhurbaşkanına bir günlük ziyaretçi yasağı konduğu için Talat'ın eşi Oya Talat ile görüşüp geçmiş olsun dileklerini iletti. Soyer'in bilgi aldığı Doç. Dr. Belhan Akpınar, Talat'ın iyi olduğunu, tek başına yemeğini yiyebildiğini, zaman zaman yürüdüğünü kaydetti.
Talat'ın ameliyat gecesini rahat geçirdiğini söyleyen Akpınar, cumhurbaşkanının konuşabildiğini ve tüm vücut fonksiyonlarının normal olduğunu anlattı. Talat'ın ameliyattan sağ salim çıkmasıyla yüzü gülen Oya Talat ise kısa süre görüşmesine izin verilen eşi için "Morali gayet iyi. Çok fazla ağrısı yok. Yoğun bakıma girdiğimde kendisi oturuyordu. Güzelce sohbet ettik" dedi.

AB'da farklı hava

AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) cuma günü Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onayladığı Mali Yardım Tüzüğü, dün AB Dışişleri Bakanları tarafından da onaylandı

AB'da farklı hava

ONLARA GÖRE ÖNEMLİ BİR ADIM... AB Dışişleri Bakanları, Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklere yönelik hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, COREPER cuma günü vardığı uzlaşma doğrultusunda doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak onayladı. AB Dışişleri Bakanları, "Kıbrıs Türk toplumuna verilen sözlerin karşılanması yolunda önemli bir adım atıldığını" savundu

REHN: DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ HEMEN ONAYLANMALI... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumunun üzerindeki izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın atıldığını savunarak, adanın yeniden birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti. Rehn, AB Konseyi'ne Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de onaylanması çağrısında bulundu

PLASSNİK: YÜKÜMLÜLÜĞÜMÜZÜ YERİNE GETİRDİK... AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Plassnik, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıslı Türklerin 139 milyon avro mali yardım almalarının önünün açıldığını bildirdi. "Mali yardımın Kıbrıslı Türklerin yaşam koşullarını gözle görülür şekilde iyileştireceğini" belirten Plassnik, "Tüzüğün onaylanmasıyla biz de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş olduk" dedi

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarının katıldığı Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi, AB Komisyonu tarafından 2004 yılında Avrupa Komisyonu tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına mali destek amacıyla hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nü, AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) cuma günü vardığı uzlaşma doğrultusunda Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onayladı.

Mali yardım tüzüğünü, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak ve sıkı şartlara bağlayarak onaylayan AB Dışişleri Bakanları, "Kıbrıs Türk toplumuna verilen sözlerin karşılanması yolunda önemli bir adım atıldığını" savundu.

Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın atıldığını savunan Rehn, adanın yeniden birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise, Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın atıldığını savunarak, adanın yeniden birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.

AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik de yaptığı yazılı açıklamada, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıslı Türklerin 139 milyon avro mali yardım almalarının önünün açıldığını bildirdi.

"Mali yardımın Kıbrıslı Türklerin yaşam koşullarını gözle görülür şekilde iyileştireceğini" belirten Plassnik, "Tüzüğün onaylanmasıyla biz de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş olduk" dedi.

AB tüzüklerinin ayrılarak sadece Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasını, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye tepkiyle, Rum ve Yunanistan ise memnuniyetle karşılamıştı.

AB, Kıbrıs Türk toplumuna verilen sözlerin

karşılanması yolunda önemli bir adım atıldı

KKTC'ye Mali Yardım Tüzüğü'nü, doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak ve sıkı şartlara bağlayarak onaylayan AB dışişleri bakanları, "Kıbrıs Türk toplumuna verilen sözlerin karşılanması yolunda önemli bir adım atıldığını" savundu.

AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarını buluşturan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nden yapılan açıklamada, tüzükle KKTC'nin ekonomik kalkınmasına mali yardım sağlanacağı iddia edildi.

"Böylece AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihinde aldığı kararların karşılanması yolunda önemli bir adım atılmıştır" denilen açıklamada, "adanın ekonomik birleşmesinin, iki toplum arasındaki ve Türk toplumuyla AB arasındaki bağlantının teşvik edilmesini hedefleyen" toplam 139 milyon avroluk kaynağın 2006 yılında Kıbrıs Türk toplumunun kullanımına sunulacağı kaydedildi.

Dünkü uzlaşmaya, 26 Nisan 2004 tarihli konsey kararlarının takibinde Avusturya dönem başkanlığının gösterdiği yoğun çabalarla varıldığı anlatılan açıklamada, bu sayede, "kapsamlı bir çözüme ulaşılmasının ardından adanın Kıbrıs Rum kesiminin yönetiminin halen geçerli olmadığı bölgesinde, AB müktesebatının tam olarak uygulanmasının istisnai geçiş döneminin ardından mümkün olmasına" hazırlık yapıldığı ileri sürüldü.

Plassnik: AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirdik

AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik de yaptığı yazılı açıklamada, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıslı Türklerin 139 milyon avro mali yardım almalarının önünün açıldığını bildirdi.

Açıklamasında, "Mali yardımın Kıbrıslı Türklerin yaşam koşullarını gözle görülür şekilde iyileştireceğini" belirten Plassnik, "Tüzüğün onaylanmasıyla biz de AB olarak yükümlülüğümüzü yerine getirmiş olduk" dedi.

Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos'un geçen hafta Viyana'ya resmi ziyareti sırasında, "kendisinin ve Başbakan Wolfgang Schüssel'in konuya ilişkin yoğun görüşmeler yaptığını" anımsatarak, "Tüzüğün bugün (dün) onaylanmasında Papadopulos ile yaptıkları görüşmelerin de katkısı olduğunu" kaydetti.

"Kıbrıs sorununa, iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm bulunması, hepimizin yararına olacaktır" diyen Plassnik, "Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmış olmasının, BM himayesi altında yapılacak Kıbrıs görüşmelerine yeni bir hareketlilik kazandırmasını umduğunu" kaydetti.

Plassnik'in konuya ilişkin yazılı açıklamasında, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasının "siyasi koşullara bağlı olduğu" yolunda bir ifadeye yer verilmedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, önceki gün Plassnik ile yaptığı bir görüşmede, "AB'nin KKTC'ye yapacağı mali yardımı siyasi koşullara bağlayan tüzüğün onaylanmamasını" istemiş ve tüzüğün bu haliyle KKTC tarafından kabul edilmeyeceğini bildirmişti.

Rehn: Doğrudan Ticaret

Tüzüğü hemen onaylanmalı

KKTC'nin ve Türkiye'nin tepki gösterdiği haliyle onaylanan Mali Yardım Tüzüğüyle ilgili yazılı bir açıklama yayımlayan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, şunları kaydetti:

"Bu sayede enerji ve çevre gibi acil ihtiyaç duyulan alanlarda AB'nin yardımı mümkün olacak. Gerçekleştirilecek birçok somut projeyle Kıbrıslı Türkler AB'ye yakınlaştırılacak. Yardım Tüzüğü ayrıca, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünün ardından AB Komisyonu'na, Kıbrıs Türk toplumunun AB hukukunu hazırlanması yetkisi veriyor."

Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması yolundaki ilk adımın atıldığını savunan Rehn, adanın yeniden birleştirilmesinin de kolaylaştığını iddia etti.

Genişleme komiseri Rehn açıklamasında, AB Konseyi'ne Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de onaylanması çağrısında bulunurken, AB Komisyonu'nun uzun süredir Birleşmiş Milletler önderliğindeki kapsamlı bir çözüme destek verdiğini hatırlattı.

KIBRIS 28/02/06

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin tüzüklerle ilgili kararını değerlendirdi:Kararın olumlu ve olumsuz tarafı var

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin tüzüklerle ilgili kararını değerlendirdi

Kararın olumlu ve olumsuz tarafı var

BÜTÜNÜYLE SİYAH BEYAZ YOK... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Avrupa Birliği'nin Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanması ve bu tüzüğün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılmasına ilişkin kararının, hem olumlu hem olumsuz tarafı var... Bütünüyle siyah veya beyaz yok. Sıkıntılar doğurabilecek muğlâk ifadeler var. Ancak bütünlüklü olarak bakıldığında Güney Kıbrıs'ın da istediği sonuca ulaşamadığı görülür

 

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Avrupa Birliği'nin Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanması ve bu tüzüğün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılmasına ilişkin kararının, hem olumlu hem olumsuz tarafı var" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ve AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyerek Avrupa Birliği'nin tüzüklerle ilgili kararını değerlendirdi.

Basın toplantısında geniş açıklamalarda bulunan Soyer, bugün İstanbul'a gideceğini de açıkladı.

Soyer, İstanbul'da çeşitli temaslarda bulunacağını ve dün kalp ameliyatı geçiren Cumhurbaşkanı Talat'ı ziyaret edeceğini bildirdi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Birliği'nin 2004 Nisan ayından beri gündemde olan mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini ayırarak mali yardımı onaylamasının olumsuz bir gelişme olduğunu, ancak mali yardım onaylanırken doğrudan ticaret tüzüğü ile izolasyonların kaldırılmasına atıf yapılarak gündemde tutulmasının önemli olduğunu söyledi.

Soyer, "Bütünüyle siyah veya beyaz yok. Sıkıntılar doğurabilecek muğlâk ifadeler var. Ancak bütünlüklü olarak bakıldığında Güney Kıbrıs'ın da istediği sonuca ulaşamadığı görülür" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, konuyla ilgili basın toplantısında, Maraş'ın iadesi ile limanların açılması gibi konuların ise bu aşamada masaya gelemeyeceğini, bu konuların ancak bütünlüklü çözüm çerçevesinde ele alınabileceğini kaydetti.

Basın toplantısı

Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali ve AB Koordinasyon Merkezi Başkanı Erhan Erçin'le birlikte düzenlediği basın toplantısında, mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinin referandumun hemen ardından Nisan 2004'te Avrupa Birliği tarafından hazırlandığını anımsatan Soyer, tüzüklerle ilgili yaşanan süreci ve Türk tarafının tüzüklerin birbirinden ayrılmamasına ilişkin politikasını ayrıntılarıyla anlattı. Soyer, doğrudan ticaret tüzüğünün önemi ve izolasyonların kaldırılmasına ilişkin politikayı kararlılıkla sürdürdüklerini belirterek, konuyla ilgili gelişmelerin politikalarının haklılığını vurguladığını söyledi.

Rum tarafının yoğun girişimleri sonucu iki tüzüğün birbirinden ayrıldığına dikkat çeken Başbakan Soyer, buna karşın geçtiğimiz yıl bu çerçevede hazırlanan ve Türk tarafı için olumsuz şartlar içeren deklarasyonun kabul edilmediğini anımsattı.

Siyah veya beyaz değil

Doğrudan ticaret tüzüğüyle ayrılarak 139 milyon Euro'luk mali yardımın onaylanmasına ilişkin kararı, "Bütünüyle siyah veya beyaz yok. Sıkıntılar doğurabilecek muğlâk ifadeler var ancak bütünlüklü olarak bakıldığında Güney Kıbrıs'ın da istediği sonuca ulaşamadığı görülür" diye yorumlayan Soyer, mali yardım tüzüğü onaylanırken doğrudan ticaret tüzüğünün rafa kaldırılmadan gündemde tutulmasının ve bu çerçevede izolasyonların kaldırılmasına atıf yapılmasının haklılıklarının göstergesi olduğunu kaydetti.

Soyer, tüzük onaylanırken 10. protokole atıf yapılmasının ise Rum yönetimine mükellefiyetler yüklemesi ve çözüm sürecinin BM zemini olduğunu vurgulaması bakımından olumlu olduğunu kaydetti.

Olumsuz yanlar... Maraş bütünlüklü çözümde...

Buna karşın tüzükler ayrılırken, doğrudan ticaret tüzüğüyle ilgili süreci, nitelikli oy çokluğuyla çalışan Komisyon yerine, oy birliği gerektiren Konsey'e aktarılmasının olumsuz olduğunu söyleyen Başbakan Soyer, bunlara ek olarak Maraş'ın iadesi veya limanların ortak kullanımı gibi konuların tüzükler kapsamında gündeme gelmesine karşı olduklarını bildirdi. Soyer, Kıbrıs sorununun temeline ilişkin bu konuların ancak bütünlüklü çözüm kapsamında ele alınabileceğine vurgu yaptı. Soyer, "Bütünlüklü çözümün unsuru olacak konuları masaya koymamızı kimse beklemesin" ifadelerini kullandı.

Miktar değil ilişki önemli

Türk tarafının izolasyonların kaldırılmasına ilişkin talebinin kararlılıkla devam edeceğini vurgulayan Soyer, 139 milyon Euro'luk mali yardımın kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin soruya da, "Elastikiyetli tutumumuzun nedeni paranın miktarı değil, Kıbrıs Türk halkının AB'la ilişkilerini koparmamaktır. Yoksa para miktarı olarak Türkiye kat kat daha fazlasını veriyor" ifadelerini kullandı.

Soyer, özetle şunları kaydetti:

"Biz retçi bir tutum içinde değiliz. Tüzüklerin hazırlanmasında olduğu gibi uygulanmasında da sorumluluk AB'dadır.

Kıbrıs Türk halkının hayatını sürdürmesi AB'ın mali yardımına bağlı değil. Kıbrıs Türk halkı kendi kaynakları ve Türkiye'nin yıllardır süren desteğiyle varlığını ileriye taşıma yeteneğine sahiptir. Esas amaç AB ile ilişkiyi koparmadan geliştirmektir. Retçi bir tavırla AB ile ilişkilerimizi koparmayı amaçlayan Rum hâkimiyetçi anlayışına bu fırsatı vermemektir. Elastikiyetli tutumumuzun nedeni budur. Meydanı Rum hâkimiyetçi anlayışına bırakmak istemeyiz..."

Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili değil

Tüzüklerle ilgili kararla Türkiye'nin AB üyelik sürecinin ilişkilendirilerek "Kıbrıs Türk halkı yalnız bırakıldı" şeklinde yorumlar yapılmasının son derece yanlış ve yanıltıcı olduğunu da söyleyen Başbakan Soyer, Türkiye'nin AB'la müzakere sürecine desteklerini yineledi.

Rehn'e teşekkür

Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu'nun dün konuyla ilgili iki ayrı açıklama yaptığına dikkat çeken Başbakan Soyer, iki açıklamanın farklılığına işaret etti.

Soyer, doğrudan ticaret tüzüğünün onaylanması ve BM zemininde çözüm için görüşme sürecinin başlatılması yönünde çağrıda bulunan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Oli Rehn'e teşekkür etti.

Çözüm arzusu

Türk tarafının karşılıklı kabul edilebilir çözüm arzusunun ve Kıbrıs Türk halkının bu yöndeki desteğinin devam ettiğini vurgulayan Başbakan Soyer, "Güney Kıbrıs'taki hâkimiyetçi anlayışa boyun eğmeden kimliğimizi ve siyasi eşitliğimizi, eşit ortaklık hakkımızı koruyan bir çözüme mutlaka ulaşılacaktır" dedi.

Kıbrıs Türk halkının Rum halkı kadar Avrupa Birliği'nde yer alma hakkına sahip olduğunu belirten Soyer, her bakımdan gelişmiş bir ülkenin çözüm koşullarında daha avantajlı olacağını söyledi. Soyer, "Esas olgu devletin gelişmesi ve güçlenmesi. Bu çözüm için de, çözümün uzaması halinde direnme gücü ve mücadele yeteneğinin artması için de şart" dedi.

KIBRIS 28/02/06

AP milletvekili Karim, kuzeyde temaslarda bulundu

Avrupa Birliği (AB) Liberal Demokratlar Grubu Milletvekili Sajjad Karim, önceki akşam geldiği Kuzey Kıbrıs'ta dün sabahtan itibaren devlet ve hükümet yetilileriyle temaslarda ve Lokmacı Barikatı'nda incelemelerde bulundu.

Karim, ilk olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile öğle yemeğinde bir araya geldi. Öğle yemeğine ayrıca Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden CTP Milletvekili Özdil Nami ile UBP Milletvekili Hasan Taçoy da katıldı.

Karim, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün tarafından ayrı ayrı da kabul edildi.

Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs Türk toplumunu temsil etmekte olan CTP Milletvekili Özdil Nami ve UBP Milletvekili Hasan Taçoy ile Lokmacı Barikatı'nı gezen Sajjand Karim, Arasta esnafıyla da görüştü.

Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı'nı ziyaret ederek, Mütevelli Heyeti Başkanı Emine Erk'le de görüşen Karim, akşam saatlerinde de Ticaret Odası'nda "Uluslararası Ticaret ve İnsan Hakları" konusunda konferans verdi.

İngiliz milletvekili temaslarını bugün de sürdürecek.

Karim ,Başbakan Soyer'le

öğle yemeğinde biraraya geldi

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Parlamentosu Liberal Demokratlar Grubu Milletvekili Sajjad Karim ile öğle yemeğinde bir araya geldi.

Lefkoşa Suriçi'ndeki Konak Restoran'da yer alan yemeğe, Avrupa Parlamentosu'nda Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden CTP Milletvekili Özdil Nami ile UBP Milletvekili Hasan Taçoy da katıldı.

Görüşmeye ilişkin açıklama yapılmazken, yemek öncesinde Başbakan Soyer, konuk milletvekili Karim ile Nami ve Taçoy ayakta basına poz verdiler; ardından yemeğe geçildi.

Denktaş: Mali yardımın bu şekilde

onaylanması ab sempatisini zedeledi

Karim Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş tarafından Dışişleri Bakanlığı'nda saat 16:30'da kabul edildi. Görüşmede Avrupa Parlamentosu'nda CTP Milletvekili Özdil Nami ile birlikte Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden UBP Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy da hazır bulundu.

Serdar Denktaş, Mali Yardım Tüzüğü'nün Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayrılarak onaylanmasının, AB'ye büyük bir sempatiyle bakan Kıbrıslı Türklerin sempatisini zedelediğini belirtti. Denktaş, "ancak bazı gazetelerde çıktığı gibi 'Türkiye bizi satıyor' şeklinde bir kanaate varmanın mümkün olmadığını" da belirtti ve Türkiye'deki hiç bir hükümetin Kıbrıs'taki haklarından, Kıbrıs Türkü'nden vazgeçme durumunda olmadığını, olmayacağını söyledi. Bu tür değerlendirmeler yapmanın yanlış olduğunu da kaydeden Denktaş, "Bizim en büyük üzüntümüz AB'nin Kıbrıs'taki gerçekleri kavrayamamış olmasıdır" diye konuştu.

Karim ise kuzeydeki temasları sırasında kendisine verilen mesajları gerekli yerlere ileteceğini belirtti ve AB'nin Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'deki insanlarla diyalog girişiminde bulunması yönünde söylemde bulunacağını kaydetti.

"Aylardır güçlerini takip ediyoruz"

Ne Mali Yardım Tüzüğü ne de Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün KKTC'nin talep ettiği şeyler olmadığının, bunların referandumdan sonra AB'nin ortaya koyduğu öneriler olduğunun altını çizen Denktaş, "Kendi önerilerini hayata geçirip geçirmeme konusundaki güçlerini biz aylardan beri takip ediyoruz" dedi.

Zedelediler

İki tüzüğün birbirinden ayrılmasının bir işe yaramayacağını AB yetkililerine uzun zamandır anlattıklarını ifade eden Denktaş, AB'nin "mali yardımı geçirelim böylelikle referandumda verdikleri 'evet' oyunu ödüllendirmiş oluruz" düşüncesinden, tüm itirazlarına rağmen vazgeçmediğini dile getirdi. Böyle bir yardımın Kıbrıslı Türklerin Rumlara bağımlı olmasını gerektirecek şekilde geçirilmemesi gerektiği üzerinde de çok durduklarını ifade eden Serdar Denktaş, AB'nin verdiği sözü yerine getiremediğini, bu durumun AB'a büyük bir sempatiyle bakan Kıbrıslı Türklerin sempatisini ve güvenini zedelediğini vurguladı.

"Gelse ne olur gelmese ne olur"

Mali Yardım Tüzüğü'nün geçirilmesiyle bir şey kazanmış ya da kaybetmiş olmadıklarının da altını çizen Serdar Denktaş, ortada yerine getirilemeyen bir sözün bulunduğunu kaydetti. Denktaş, "Mevcut ekonomik yapımız ve Türkiye'nin yardımları bizim buradaki hayatımızı iyileştirmeye yeter. Bu yardım gelse ne olur gelmese ne olur" şeklinde konuştu.

Denktaş, Sajjad Karim ve bundan sonra KKTC'ye gelecek olan AB yetkililerinin Kıbrıs Türkü'nün konumunu anlamak konusunda açık kapı bıraktığı ve gördükleri gerçekleri aktardıkları müddetçe AB'nin hala yapmaya devam ettiği hataların farkına varacağını da belirtti.

Denktaş, Kıbrıs Türkü'nün AB'ye güvensizliğinin giderek arttığını anlatacağını da belirtti ve Kıbrıs'taki gerçekleri de görerek Karim'ın kendilerini anlaması temennisinde bulundu.

"Açık mesaj için söylemde bulunacağım"

Avrupa Birliği Milletvekili Karim ise Serdar Denktaş'ın konuşması sırasında verdiği mesajı, dünkü temasları sırasında sıkça duyduğunu belirtti. Karim, şöyle dedi:

"Size, duyduğum mesajları geri dönerken yanımda götüreceğim; AB'nin adım atması ve Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'deki insanlarla Türkiye'nin AB süreci ve Türkiye'nin AB sürecinde her geçen gün önemi artan Kıbrıs sorununun çözümü konusunda diyalog girişiminde bulunması ve açık mesaj vermesi için söylemde bulunacağım yönünde teminat veririm."

"Temsiliyet gerektiği gibi değil"

Kıbrıslı Türklerin AB bünyesinde gerektiği şekilde temsil edilmesi konusunda bir eksiklik bulunduğuna da işaret eden Karim, bunu da gerekli yerlere ileteceğini belirtti ve temsiliyet konusunun alınan kararlarda etkili olduğunu kaydetti. "AB olarak buradaki halkın çoğunluğunun AB üyeliği konusunda olumlu yaklaşımı bulunduğunun farkındayız. Bunu çaba sarf edip geri kazanmamız gerekir. Bir şey yapmak bizim görevimizdir" diye konuşan Karim, daha önce var olan güveni AB'ın kazanması gerektiğini vurguladı.

Buradaki gerçekleri görmek ve bunları bildirmenin ziyaretinin esas amacı olduğunu dile getiren Karim, diyaloga giden yolun nasıl daha fazla açılabileceğinin değerlendirmesini yapmak istediğini de söyledi.

Karim, UBP'de

Karim, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün tarafından partinin genel merkez binasında kabul edildi. Kıbrıs konusuna ilişkin son gelişmelerin ele alındığı görüşmede, UBP Genel Sekreteri Turgay Avcı ve Avrupa Parlamentosu ile Kıbrıs Türk halkı adına temasları yürüten UBP Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy da hazır bulundu.

Karim, Kıbrıslı Türklerin de Avrupa Parlamentosu'nun karar mekanizmalarında artık söz hakkına sahip olması gerektiğini vurguladı. Karim, bunun da ancak, Kıbrıs Türk halkının Avrupa Parlamentosu'nda asli temsiliyetiyle mümkün olabileceğini belirtti.

Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan izolasyonların kaldırılması konusunda Avrupa Birliği'nin yetersiz kaldığına dikkat çeken Karim, Avrupa Birliği'nin sergilemekte olduğu bu tavır nedeniyle Kıbrıslı Türkler ile Türkiye'nin birliğe olan güveninin azaldığını söyledi.

AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik olarak somut adımlar atması gerektiğine vurgu yapan Sajjad Karim, aksi takdirde birliğin inandırıcılığının kalmayacağını da kaydetti.

Özgürgün

Görüşme sonrasında ilk sözü alarak basına açıklamada bulunan Hüseyin Özgürgün, Sajjad Karim'in de kendi partileri gibi Liberal kanattan olduğuna işaret ederek, Karim ile başlattıkları işbirliğinin güçlenerek süreceğine inandığını söyledi.

Özgürgün, "Bu görüşmeyi, çok sıkı ve güçlü bir işbirliğinin bir başlangıcı olarak görüyoruz. Bu işbirliğinin bundan sonra da artarak devam edeceği mesajını hem biz verdik hem de ondan aldık. Dolayısıyla bu görüşmenin çok yararlı olduğunu söyleyebilirim. Bundan sonra Avrupa Parlamentosu'nda da güçlü bir şekilde görüşlerimizi savunacak lobi çalışmalarımız devam edecektir" dedi.

Görüşmede, UBP'nin Kıbrıs konusundaki görüşleri ve partinin Avrupa Parlamentosu ile ilişkilerinin hangi noktada olduğunu aktardıklarını ifade eden Özgürgün, bunun yanında Avrupa Parlamentosu ile Kıbrıs Türk halkı adına temasları yürüten UBP Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy'un AP'de yaptığı temaslar hakkında Karim'i bilgilendirdiklerini kaydetti.

UBP Genel Başkanı Özgürgün, parti olarak bütün görüşlere açık olduklarını, her konuyu tartışabileceklerini, dünyanın hangi ülkesinden olursa olsun tüm kişi ve kuruluşlara kapılarının her zaman açık olduğunu da belirtti.

Hüseyin Özgürgün, "Bu anlamda bundan sonra bu tip görüşmeleri, her yerde ve her koşulda yapabileceğimizi kendisine aktardık. Ulusal Birlik Partisi'nin Kıbrıs sorununa bakışı anlamındaki ilke ve prensiplerini de aktardık" şeklinde konuştu.

Karim

UBP Genel Başkanı Özgürgün'le gerçekleştirdiği görüşmeyi "oldukça yapıcı ve bilgilendirici" olarak tanımlayan Karim de yaptığı açıklamada, kendi partisi gibi UBP'nin de liberal çizgide bir parti olduğunu ve özellikle Kıbrıs konusunda yaptıkları görüş alış verişinin, iki parti arasında gelecekte iyi bir diyalog oluşmasının ilk sinyallerini verdiğini söyledi.

Kıbrıslı Türklerin AB tarafından verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle yaşadığı hayal kırıklığının Özgürgün tarafından kendisine açık şekilde aktarıldığını ve bu hayal kırıklığını çok iyi anladığını belirten Karim, bu yönde aldığı mesajı Avrupa Parlamentosu'ndaki meslektaşlarına ileteceğini ifade etti.

Kıbrıs konusunda müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere yönelik olarak somut adımlar atması gerektiğini söyleyen Karim, AB'nin çabalarını bu yönde yoğunlaştırması gerektiğinin altını çizdi.

AP milletvekili Karim, KKTC'de gerçekleştireceği temasların ardından Avrupa Parlamentosu'ndaki meslektaşlarına nasıl bir mesaj vereceğinin sorulması üzerine, AP'de iki önemli nokta üzerinde duracağına işaret ederek, bunları şöyle sıraladı:

"Birincisi, Kıbrıslı Türkler de Avrupa Parlamentosu'nun karar mekanizmalarında artık söz hakkına sahip olmalıdır. Bu da ancak, Kıbrıs Türk halkının Avrupa Parlamentosu'nda asli temsiliyeti ile mümkün olabilir.

İkinci önemli husus ise; Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan izolasyonların kaldırılması konusunda Avrupa Birliği'nin yetersiz kaldığıdır. Avrupa Birliği'nin sergilemekte olduğu bu tavır nedeniyle Kıbrıslı Türklerle Türkiye'nin birliğe olan güveni azalmaktadır.

AB, Kıbrıslı Türklere yönelik olarak somut adımlar atmalıdır. Aksi takdirde birliğin inandırıcılığı kalmayacaktır."

Karim'in İnsan Hakları

Vakfı'nı da ziyareti

Avrupa Birliği Milletvekili Karim, dün öğleden sonra saat 16.00'da Kıbrıs Türk İnsan Hakları Vakfı'nı ziyaret ederek, Mütevelli Heyeti Başkanı Emine Erk'le görüştü.

Görüşmenin basına açık bölümünde görüntü olanağı tanındı, Emine Erk görüşmenin görüş alış-verişi şeklinde geçeceğini belirtti.

Görüşmede Avrupa Parlamentosu'nda CTP Milletvekili Özdil Nami ile birlikte Kıbrıs Türk halkını temsil eden UBP Lefkoşa Milletvekili Hasan Taçoy da hazır bulundu.

Sajjad Karim, Lokmacı

kapısında incelemelerde bulundu

Avrupa Birliği Liberal Demokratlar Grubu Milletvekili Sajjad Karim dün Lokmacı Barikatı'nda da incelemelerde bulundu.

Avrupa Parlamentosu'nda CTP Milletvekili Özdil Nami ile birlikte Kıbrıs Türk Halkını temsil etmekte olan UBP Milletvekili Hasan Taçoy ile bölgeyi gezen Sajjand Karim, Arasta esnafıyla da görüştü. Konuk parlamenter, Belediye Pazarı'nı da dolaştı ve esnafın ikram ettiği helva ve enginar yedi.

Esnafa genelde "Annan Planı'na Evet mi Hayır mı kullandınız" sorusunu yönelten Karim, çoğunlukla " 'Evet' kullandık" yanıtını alırken; Hasan Taçoy da "Buralarda benden başka hayır kullanan bulamazsınız" şeklinde espri yaptı.

KIBRIS 28/02/06

Talat'a by-pass

Kalp damarında tıkanma tespit edilen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nde ameliyat oldu

Talat'a by-pass

AMELİYAT BAŞARILI GEÇTİ... Kalp damarında daralma tespit edilen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nde by-pass ameliyatı oldu. Talat'ın ameliyatının yaklaşık üç saat sürdüğü ve başarılı geçtiği bildirildi. Cumhurbaşkanı Talat'ın ana damarındaki daralmada, stres ve genetik faktörlerin rolü olduğu kaydedildi. Ameliyatı gerçekleştiren iki ekibin başında bulunan Prof. Dr. Cihat Bakay ile Doç. Dr. Belhan Akpınar, ameliyatla Talat'ın daralma tespit edilen ana damarının göğüsten alınan damarla değiştirildiğini söylediler

İKİ-ÜÇ GÜN YOĞUN BAKIMDA KALACAK... Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Cumhurbaşkanı Talat'ın göğsünden alınan damarla tek damar by-pass ameliyatı yapıldığını ve ameliyat sırasında diğer iki damarının fevkalade iyi olduğunun tespit edildiğini belirtti. Talat'ın takiplerinin yoğun bakımda devam ettiğini kaydeden Vaiz, Cumhurbaşkanı Talat'ın, 2-3 gün yoğun bakım servisinde kalacağını, 7 veya 10 gün sonra taburcu olabileceğini ifade etti. Vaiz, Talat'ın 2-3 hafta içerisinde de normal hayatına yeniden başlayacağını bildirdi

AMELİYATA HAZIRLIKLI VE MORALİ İYİ GİRDİ... Prof. Dr. Bakay: Cumhurbaşkanı Talat, ameliyata hazırlıklı ve morali iyi girdi. Ameliyatın zamanlaması da çok ideal. Anjiyo sonucu ana damarda yüzde 70 daralma tespit edilmişti. Ameliyatta göğüs damarını alarak kalbin önündeki en önemli damar olan 'LAD' dediğimiz damara by-pass ameliyatı yapıldı. İşlem olarak basit bir işlemdi. Ama çok önemli bir damar olduğu için hastanın sağlığı yönünden çok gerekli bir operasyondu. Ameliyat başarılı geçti. Herhangi bir komplikasyon olmadı. Hastamız şu anda yoğun bakımda"

Kalp damarında daralma tespit edilen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nde by-pass ameliyatı oldu. Talat'ın ameliyatının yaklaşık üç saat sürdüğü ve başarılı geçtiği bildirildi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın ana damarındaki daralmada, stres ve genetik faktörlerin rolü olduğu kaydedildi.

Ameliyatı gerçekleştiren iki ekibin başında bulunan Prof. Dr. Cihat Bakay ile Doç. Dr. Belhan Akpınar, ameliyatla Talat'ın daralma tespit edilen ana damarının göğüsten alınan damarla değiştirildiğini söylediler.

Cumhurbaşkanı Talat'ın by-pass ameliyatını gerçekleştiren iki ekipten birinin başkanlığını yapan Prof. Dr. Cihat Bakay, ameliyatın başarılı geçtiğini ve herhangi bir koplikasyon olmadığını bildirdi.

Talat, 13.30'da ameliyata alındı

Cumhurbaşkanı Talat dün saat 13.30'da by-pass ameliyatına alındı. Florence Nightingale ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden çoğunluğu Kıbrıslı Türk kalp cerrahlarından oluşan profesörler tarafından yapılan ameliyat yaklaşık 3 saat sürdü.

İstanbul'da Cumhurbaşkanı Talat'ın yanında bulunan Sağlık Bakanı Eşref Vaiz'in verdiği bilgiye göre, 53 yaşındaki Cumhurbaşkanı Talat'ın ameliyatına, önceki gün yapılan test ve anjiyo sonunda 8 kişilik bir kurul tarafından karar verildi. Ana damardaki tıkanıklığın balon ve stendle açılamayacağına karar veren kurul, ilerde yaratabileceği riskleri dikkate alarak by-pass yapılmasını uygun buldu.

Anjiyoyu yapan Florence Nightingale uzmanlarından Prof. Dr. Vedat Aytekin, aynı hastaneden Prof. Dr. Cihat Bakay, Doç. Belhan Akpınar ve Doç Dr. Bülent Polat, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Kıbrıslı uzmanlar Prof. Dr. Vural Alivural, Rasim Enar ve Prof. Dr. Zeki Öngen ile KKTC Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Kardiyoloji Klinik Şefi Gülgün Vaiz'den oluşan kurulun kararıyla Cumhurbaşkanı Talat saat 13.30'da ameliyata alındı.

Yurt dışı yerine Türkiye'de ameliyatın, cumhurbaşkanı ile ailesinin tercihi olduğuna özellikle vurgu yapan Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, ameliyatın ardından Cumhurbaşkanı Talat'ın 5 gün civarında hastanede, ardından da birkaç gün otelde istirahat etmesinin öngörüldüğünü söyledi. Vaiz, Cumhurbaşkanı Talat'ın en erken 10 gün içinde KKTC'ye dönebileceğini de ekledi.

Talat'ın sağlık durumu iyi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sağlık durumunun iyi olduğu ve yoğun bakım servisine alındığı bildirildi.

Ameliyatı gerçekleştiren iki ekibin başında bulunan Prof. Dr. Cihat Bakay ile Doç. Dr. Belhan Akpınar, düzenledikleri basın toplantısında, ameliyatla Talat'ın daralma tespit edilen ana damarının göğüsten alınan damarla değiştirildiğini söylediler.

Doktorlar, Cumhurbaşkanı Talat'ın sağlık durumunun iyi olduğunu ve yoğun bakım servisine alındığını ifade ettiler.

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz ise, yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın göğsünden alınan damarla tek damar by-pass ameliyatı yapıldığını ve ameliyat sırasında Talat'ın diğer iki damarının fevkalade iyi olduğunun tespit edildiğini belirtti.

Talat'ın takiplerinin yoğun bakımda devam ettiğini kaydeden Vaiz, Cumhurbaşkanı Talat'ın, 2-3 gün yoğun bakım servisinde kalacağını, 7 veya 10 gün sonra taburcu olabileceğini ifade etti. Vaiz, Talat'ın 2-3 hafta içerisinde de normal hayatına yeniden başlayacağını bildirdi.

Doç. Dr. Akpınar: Ameliyat olmasaydı enfarktüs riski yüksekti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın by-pass ameliyatını gerçekleştiren iki ekipten birinin başkanlığını yapan Prof. Dr. Cihat Bakay, ameliyatın başarılı geçtiğini ve herhangi bir koplikasyon olmadığını bildirdi.

Prof. Dr. Bakay, ameliyata giren diğer ekibin başkanı Doç. Dr. Belhan Akpınar ve Cumhurbaşkanı Talat'ın anjiyosunu gerçekleştiren Prof. Dr. Vedat Aytekin'le birlikte Florence Nightingale Hastanesi'nde basın toplantısı düzenledi.

Burada konuşan Prof. Dr. Bakay, Talat'ın ameliyata hazırlıklı ve morali iyi girdiğini söyledi. Ameliyatın zamanlamasının da çok ideal olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bakay, şunları kaydetti:

"Anjiyo sonucu ana damarda yüzde 70 daralma tespit edilmişti. Ameliyatta göğüs damarını alarak kalbin önündeki en önemli damar olan 'LAD' dediğimiz damara by-pass ameliyatı yapıldı. İşlem olarak basit bir işlemdi. Ama çok önemli bir damar olduğu için hastanın sağlığı yönünden çok gerekli bir operasyondu. Ameliyat başarılı geçti. Herhangi bir komplikasyon olmadı. Hastamız şu anda yoğun bakımda."

Prof. Dr. Bakay, göğüsten alınan damarın, yüzde 96 oranıyla uzun yıllar boyunca açık kaldığını belirterek, 10 senedir bu tür operasyonlarda göğüs damarı kullandıklarını söyledi.

Herhangi bir problem olmazsa Cumhurbaşkanı Talat'ın hastanede 7-10 gün kalmasının yeterli olacağını ifade eden Prof. Dr. Bakay, bugün yapılacak konsültasyona göre de yoğun bakımda kalma süresinin 2-3 gün olabileceğini söyledi.

Prof. Dr. Cihat Bakay, ameliyatın 3- 3.5 saat sürdüğünü, Cumhurbaşkanı Talat'ın 2-3 hafta sonra görevinin başına dönebileceğini sözlerine ekledi.

Doç. Dr. Belhan Akpınar da ameliyat sırasında Cumhurbaşkanı Talat'ın diğer 2 damarının fevkalade iyi durumda olduğunun tespit edildiğini, bunun da ileriki yaşamı için sevindirici olduğunu söyledi.

Tek damarın tıkalı olması halinde by-pass'ta özellikle göğüs damarını tercih ettiklerini belirten Akpınar, "Ameliyat olmasaydı enfarktüs riski yüksekti" dedi.

Doç. Dr. Akpınar, Cumhurbaşkanı Talat'a bundan sonra yaşamında diyetine dikkat etmesi, hafif egzersizler yapması, kolestrol seviyesini ve kan yağlarını düşük tutması önerilerinde bulunduklarını kaydetti.

Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat da ameliyat esnasında endişelendiğini, ancak şu anda çok güzel duygular içerisinde bulunduğunu ifade etti.

Bu arada, basın toplantısı öncesinde Oya Talat hekimlerin yanına giderek tek tek hepsine teşekkür etti.

Vaiz: Stres ve genetik faktörlerin rolü var

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ana damarındaki daralmada, stres ve genetik faktörlerin rolü olduğunu bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, İstanbul'da Florence Nightingale Hastanesi'nde ameliyata alındığı sırada düzenlenen basın toplantısında konuşan Vaiz, Talat'ın bazı programları için perşembe gününden bu yana İstanbul'da bulunduğunu hatırlattı.

Vaiz, şunları kaydetti:

"Cumhurbaşkanımız Talat'a, dün Florence Nightingale Hastanesi'nde kalp tetkikleri sırasında yapılan talyum testi sonucu anjiyo yapılmasına karar verildi ve aynı saatlerde anjiyo yapıldı. Anjiyoyu yapan Prof. Dr. Vedat Aytekin tarafından, anjiyo sonucu ana damarda bir daralma tespit edildi. Bu daralmanın konumu itibariyle balon ve stent ile açılamayacağına karar verildi. Aralarında KKTC'den bir hekimin de bulunduğu hekimlerden oluşan bir kurul, Cumhurbaşkanı'na by-pass ameliyatı yapılmasını uygun gördü."

Vaiz, Talat'ın ameliyat öncesi tetkikler sırasındaki genel durumunun çok iyi olmakla birlikte, daralmanın ciddi boyutta olmasının olası bir enfarktüs riskini ilerde taşıması da dikkate alınarak daha fazla risk alınmadan ameliyata alınmasına karar verildiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, operasyonun özellikle Türkiye'de yapılmasına karar verdiğini belirten Vaiz, bunun Talat'ın ve ailesinin kararı olduğunu bildirdi.

Soruları da yanıtlayan Vaiz, 53 yaşında ve çok sağlıklı olan Talat'ın, herhangi bir şikayeti olmadığını ve uzun zamandır eşi ile birlikte bu tetkikleri yaptırdığını söyledi.

Ameliyata, hastanenin Kalp Damar Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Cihat Bakay ile Doç. Dr. Belhan Akpınar başkanlığındaki iki ekibin katıldığını anımsatan Vaiz, ana damardaki daralmada, stres ve genetik faktörlerin rolü olduğunu bildirdi.

"Kıbrıs sorunu hasta eden bir sorun"

Vaiz, "İlk Cumhurbaşkanı da by-pass olmuştu. Kıbrıs görüşmeleri cumhurbaşkanlarını yoruyor diyebilir miyiz?" sorusu üzerine de "Kıbrıs sorunu hastalık yapan bir sorun haline geldi. Uzun yıllardır devam ediyor. Sadece liderlerimizi değil, Kıbrıs Türk toplumunu hasta eden bir sorundur diyebilirim" dedi.

Vaiz, bir başka soru üzerine de Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Talat'ı ameliyata girmeden önce, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da dün arayıp görüştüğünü söyledi.

Aytekin: Bir hafta 10 gün içinde taburcu edilir

Hastanenin Anjiyo Bölüm Başkanı Prof. Dr. Vedat Aytekin de genel olarak her by-pass geçiren kişinin bir hafta, on gün içinde taburcu edildiğini bildirdi.

Prof. Dr. Aytekin, "Konumu gözönüne aldığımızda kalp fonksiyonları oldukça iyi. Kaybedilmiş bir şey olmadan, erken yakalanmış bir durumda olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle olağan şartlarda bir by-pass operasyonu bekliyoruz" diye konuştu.

By-pass'ın normal, klasik açık yöntemle yapılacağını da belirten Prof. Dr. Aytekin, genelde bu tür bir ameliyatın 4 saat sürmesinin beklendiğini söyledi.

Oya Talat: Herkes gibi biraz endişeliyim

Toplantıyı izleyen Oya Talat da basın mensuplarının soruları üzerine, kendisinin, talyum testi yapılacak diye önceki gün İstanbul'a geldiğini belirtti. Talat, "İyi ki de gelmişim. Talyumdan çıkan sonuç anjiyo gerektirdi. Anjiyodan sonra da bu kararı vermesinde yardımcı oldum" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın anjiyodan sonra hiçbir şikayeti olmadığını, anjiyo sırasında da her şeyi izlediğini belirten Oya Talat, "Çıktığı zaman hemen doktorla görüş alışverişinde bulunduk. 'Eğer mutlaka olacaksa böyle bir ameliyat olsun, bir hafta bir ay geciktirmeye değmez. Her gün ne getirir belli olmaz. Buradayken takip edelim' dedik" diye konuştu.

Eşinin ameliyata girerken moralinin çok iyi olduğunu, doktorların çok güvenli konuştuğunu ve yöntemin nasıl yapılacağını birlikte izlediklerini belirten Talat, "Herkes gibi biraz endişeliyim ama çok iyi çıkacağını biliyorum. Ameliyat sonrası mutlaka güzel olacak. İyi bir destekle ameliyata girdi. Özellikle doktorların dediği gibi, bu ameliyatlarda risklerin çok az olduğunu biliyoruz. Umarım iyi olacak" dedi.

KIBRIS 28/02/06

21 Mayıs seçimleri için...

78 KKTC'li, Rum'dan seçme ve seçilme hakkı istedi

Aralarında milletvekili Mustafa Akıncı'nın da bulunduğu onlarca Türk, Rum İçişleri Bakanı'na elden dilekçe verdi. Grup, istekleri reddedilirse önce Rum mahkemesine, olmazsa AİHM'ye başvuracak

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC Meclisi'nde temsil edilen Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı ve eski Ticaret Odası Başkanı Ali Erel'in de aralarında bulunduğu 78 Kıbrıslı Türk, Rum Yönetimi'nden 1960 Anayasası temelinde "seçme ve seçilme hakkı" istedi. Grup, dün Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu'yu ziyaret ederek, 21 Mayıs 2006'da yapılacak Rum parlamento seçiminde "seçme-seçilme" hakkını talep eden dilekçeyi sundu.
Hristu, son yasa değişikliğiyle Güney Kıbrıs'ta yaşama şartıyla Kıbrıslı Türklere seçme - seçilme hakkının verildiğini belirtti.
Akıncı, başvurunun kişisel değil, toplumsal hak olduğunu savundu. Kıbrıslı Türklerin 1960 Anayasası'ndan kaynaklanan haklarını istediklerini ifade eden Akıncı, şöyle konuştu: "Toplumsal haklarımızın Papadopulos yönetimi tarafından erozyona uğratılmaması için bu atılımı yaptık. Bu talebimiz yanlış anlaşılmasın. Bize gelecek cevaba göre ise hukuksal yolları deneyeceğiz" dedi.
Erel de 1960 Anayasası temelinde Kıbrıslı Türklerin seçme ve seçilme hakkı bulunduğunu belirterek, bu hakkı talep ettiklerini vurguladı. Ali Erel, Hristu'nun kendilerine ne olumlu ne de olumsuz yanıt verdiğini kaydetti.
Heyette bulunan Hasip Erel de yanıtın olumsuz olması halinde, önce Rum mahkemelerinde, sonra da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) haklarını arayacaklarını bildirdi.

Dilekçede neler var?
Görüşme ardından Rum ajansına konuşan Rum Yönetimi İçişleri Bakanı Andreas Hristu, "Maalesef şartlara göre Kıbrıslı Türkler oy kullanamazlar" dedi.
Hristu'ya sunulan dilekçede şunlar yazıyor: "Ben, Kıbrıs Cumhuriyeti ... Kimlik Kartı sahibi ..., Kıbrıs Cumhuriyeti ve dolayısıyla Avrupa Birliği vatandaşı bir Kıbrıslı Türk'üm.
Kıbrıslı Türklerin seçme ve seçilme haklarıyla ilgili Ocak 2006'da çıkarılan yasanın 3.-(1) maddesi Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na ve İnsan Hakları Sözleşmesi'ne terstir.
Bu nedenle 2006 yılı içinde yapılması öngörülen Kıbrıs Cumhuriyeti Temsilciler Meclisi seçimlerinde, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na uygun olarak, temel insan hakkım olan seçme ve seçilme hakkımı her Kıbrıs Cumhuriyeti ve AB vatandaşı gibi kullanmak istiyorum..."
78 Türk, Hristu ile görüşmelerinin ardından yaptıkları ortak yazılı açıklamada, Türkiye'yi suçladı. Açıklamada şunlar denildi: "Türkiye, çözümü sağlayıcı proaktif politikalar izlemeden, Kıbrıs sorununun çözümünü kendi Avrupa Birliği sürecine ve üyeliğine endekslemiştir. Erken çözümü zorlaması umudu ile işbaşına getirilen bugünkü KKTC hükümeti de bu yönde politikalar üretememektedir."

Ankara'ya karşı Rum planı

SABETAY VAROL Paris

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Kıbrıs sorunuyla ilgili ortaya attığı eylem planına karşılık hazırladığı bir dizi öneriyi dün Paris'te BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sundu. Yaklaşık bir saat süren görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında Kofi Annan, yaptığı açıklamada, Papadopulos'un bir dizi öneriyi gündeme getirdiğini, ancak bunların ne olduğunu söylemedi. BM Genel Sekreteri Annan, "Bu önerilerin Türk tarafına danışarak inceleneceğinin" altını çizdi.
Yayımlanan ortak deklarasyonda, "Maraş konusunun çözüme kavuşmasının iki taraf arasında güven artırıcı rol oynayacağı ifadesi" yer aldı. Bununla birlikte, deklarasyonda konu Maraş'ın "Rumlara verilmesi" şeklinde formüle edilmedi. Başka bir deyişle Kofi Annan, Maraş konusunda son derece diplomatça bir tutum sergiledi. Buna karşılık bildiride Annan Planı'nda yer alan ancak Rum tarafının lehine olan "Ada'nın kademeli olarak askerden arındırılması, kuvvet indirimi ve mayınların temizlenmesi" temennileri, Papadopulos'u memnun etme özelliği taşıyor.
Basın toplantısında soruları yanıtlayan Annan, önümüzdeki aylarda iki taraf arasında görüş ayrılıklarını azaltma üzerinde duracaklarını ve zamanı geldiğinde Kıbrıs konusunda yeni temsilciyi atayacağını söyledi. Annan, Talat ile de aynı görüşmeleri yapıp yapmayacağı sorusu üzerine, Talat'a öncelikle "geçmiş olsun" dediğini, en kısa zamanda iyileşmesini dilediğini, kendisiyle mümkün olan en kısa sürede görüşmek istediğini ifade etti. Annan, "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki son eylem planı hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, "planın Papadopulos ile yaptığı görüşmede gündeme geldiğini" söylemekle yetindi.

MILLIYET 01/03/06

 

Müzakerelerin başlaması çok önemli bir adımdır



Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi'nin Pazartesi günü aldığı kararlar, Türk- AB ilişkileri ve Kıbrıs sorununun nereye doğru gittiğinin mesajlarıyla doluydu.
Önce iyi haberden başlayalım.
AB Konseyi, Türkiye ile katılma müzakerelerinin resmen açılmasına karar verdi.
Bu konuda çok spekülasyon yapılmıştı. Rumların veto edecekleri, hatta Avusturya gibi Türkiye'ye ters bakan bir dönem başkanlığında bu işin daha da zor olacağı söylenmiş ve yazılmıştı.
Hiç biri doğru çıkmadı.
Avrupa Birliği, Kıbrıs'a rüşvet vererek (yan sütundaki bölümü okuyabilirsiniz) engelleme yapmasının önüne geçti. Türkiye aleyhindekiler ikna edildiler ve sonunda bir orta yol buldu ve Türkiye ile masaya oturmakta kararlı olduğunu gösterdi.
Tabii bu adım, geri kalan 34 bölümün kazasız geçeceği anlamına gelmiyor. Rumlar, müzakerelerin sonuna kadar veto veya engelleme imkanını ellerinde tutuyor olacaklar. Müzakereler sırasında da birçok sorunlarla karşılaşılacak, hatta krizler yaşanacak. Her aday ülkenin başından geçenler, bizim de başımızdan geçecek. Önemli olan masaya oturmaktı ve bu da oldu.
Avrupa Birliğinin niyeti olsa, Türkiye ile müzakereleri daha bir süre erteleyebilirdi. İstese, birçok bürokratik gerekçe de bulabilirdi. Ancak yapmadı ve ilk adımı attı.
Müzakerelerin başlatılmasının şekil açısından önemi büyüktür. AB dünyaya, tüm tartışmalara rağmen Türkiye ile yola devam etmekte kararlı olduğunu göstermiştir.
Bu yaklaşım, 25 ülkenin bürokrasisine, Uluslararası mali çevrelere sinyal yollamıştır.
Türkiye'nin Avrupa yolundaki yürüyüşünün sürdüğü, bazı ülkelerden ters seslerin çıkmasına, hatta son karikatür olayına rağmen, Tam Üyelik projesinin etkilenmediği mesajı verilmiştir.
Tren istasyondan kalktıktan sonra, arada bir arızalansa veya bazı ara istasyonlarda bekletilse dahi, yoluna devam edecektir.

* * *

LİMANLARIN AÇILMASI İSE, ŞİMDİ DAHA ZORLAŞTI

Türkiye ile müzakereleri başlatma kararı alan AB Dışişleri Bakanları, Rumları tatmin etmek ve bu süreci vetolatmamak amacıyla, Kıbrıs konusunda rüşvet verdi. Yani Rumların istediklerini kabul etti.
AB, bu tutumuyla bir yerde aczini gösterdi.
Hatırlayacaksınız, AB Konseyi referandum trajedisinden sonra, Kuzey Kıbrıs üzerindeki ambargo baskısını azaltabilmek amacıyla "159 milyon euro yardım ve KKTC ile AB arasında doğrudan ticaret tüzüğü" hazırlatmıştı. Bunun amacı, referandumda HAYIR oyu veren Rumları bir ölçüde cezalandırmak, EVET diyen Türkleri de ödüllendirmekti.
Komisyon gereken tüzüğü hazırladı ve Bakanlar Konseyine yolladı. Ancak Rumlar, Tam Üye olmanın avantajlarını kullandılar ve bu tüzüğü Bakanlar düzeyinde durdurdular. Doğrudan ticaretin, KKTC'yi bağımsızlık yönünde teşvik edeceğini ve çözümü zorlaştıracağını belirttiler. Ayrıca, tüzüğün geçmesi durumunda, Türkiye ile müzakerelerin başlamasını veto edeceklerini de bildirdiler.
Şantaj politikası Rumların işine yaradı.
AB kendi kazdığı kuyuya düştü.
Son toplantıda, 159 milyon euro'dan geri kalan 139 milyonun (bu fon geçen yıl kullanılamadığından dolayı 120 milyonu düşmüştü) KKTC' ye direkt olarak -Rum Merkez Bankasından değil de, KKTC Ticaret odası aracılığıyla- kullandırılmasına ve Rumların istedikleri gibi, Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret tüzüklerinin birbirinden ayrılmasına, Doğrudan Ticaret tüzüğünün Bakanlar Konseyinde ilerde yeniden ele alınmasına ve en önemlisi, bu tüzüğün Bakanlar Konseyinde Komisyon tarafından önerildiği gibi Oy Çoğunluğu ile değil, Oy Birliği ile (yani bir ülkenin reddetmesi tüzüğü engelleyebilecek) geçmesi kararlaştırıldı.
Bunun Türkçesi şudur: KKTC' ye 139 milyon euro yardım verilmekle yetinilecek, doğrudan Ticaret tüzüğü ise rafa kaldırılacak.
Rumlar bu şekilde istediklerinin bir bölümünü elde etmiş oldular. Türkiye ile müzakerelerin başlamasına göz yumdular, ancak en çok korktukları, KKTC ile Doğrudan Ticaret işinden kurtuldular.
Avrupa Birliği belki bilinçli şekilde, belki farkında olmadan, Kıbrıs işini daha da yüzüne gözüne bulaştırmış oldu. Zira atılan bu adımdan sonra, artık Türk limanlarının, Gümrük Birliği çerçevesinde Rum gemilerine açılması daha da imkansızlaştı.
Türk hükümeti bu şekilde, belki AB ilişkilerinde bir sıkışmaya doğru gidiyor, ancak öte yandan da limanlarını açmamak konusunda -özellikle iç kamu oyu açısından- elini güçlendirmiş oluyor.
AB de, attığı bu adımlarla kendini köşeye sıkıştırıyor. Brüksel, günü geldiğinde (büyük olasılıkla bu yılın sonuna doğru) ya Türk limanlarının açılmasını bir Komisyona havale edip, uzunca bir süre için rafa kaldıracak veya tüm siyasi yankıları göze alıp, Türkiye ile müzakereleri kesmek zorunda kalacak.
Anlayacağınız, tam bir karmaşa.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 01/03/06

 

Türkiye BM’den bilgi istedi

Türkiye, BM sekreteryasından, Kofi Annan’ın Paris’te Rum lider Tasos Papadopulos’la yaptığı görüşme hakkında bilgi istedi. Ankara, Annan’dan gelecek bilgiler ışığında bundan sonra atacağı adımları belirleyecek.

 

NTV

Güncelleme: 21:43 TSİ 01 Mart 2006 Çarşamba

ANKARA - NTV’nin edindiği bilgiye göre, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki daimi temsilciliği, New York’taki Birleşmiş Milletler sekreteryası ile temas kurarak Annan-Papadopulos görüşmesi hakkında bilgi istedi.

Sekreteryadan gelen yanıt, “Biz de bilgi sahibi değiliz. Sizi, genel sekreter New York’a döndükten sonra bilgilendireceğiz” oldu.

Ankara, görüşme hakkında kapsamlı bilgi aldıktan sonra, bundan sonra atacağı adımları belirleyecek.

Türkiye, Rum Yönetimi’nin Kıbrıs eylem planının kabulünü koşullara bağlamasını kabul edilemez buluyor. Bundan sonra yapılacak Kıbrıs görüşmelerinde BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri’nin ve Avrupa Birliği’nin de masaya oturması düşüncesine de soğuk bakıyor.

Ankara’ya göre, görüşmelere, mayıs ayında Kıbrıs Rum Kesimi’nde yapılacak seçimler öncesinde başlanması pek de olası değil.

BM Genel Sekreteri’nin atayacağı özel temsilci konusunda ise tek bir çekince bulunuyor. Ankara özel temsilcinin Kıbrıs sorununa doğrudan taraf ülkelerden ve Avrupa Birliği ülkelerinden olmasını istemiyor.

"Rumlar istediğinden de fazlasını kopardı"


1 Mart, 2006 18:51:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi, Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın dün Paris'te yaptığı görüşmenin sonuçlarından çok memnun olduğunu açıkladı.

Rum yönetimi sözcüsü Yorgo Lillikas, 'Papadopulos-Annan görüşmesinin verimli, dostane bir havada geçtiğini ve Rum tarafının bütün hedeflerine ulaştığını' söyledi.
 
Görüşmede, karşılıklı anlayış çerçevesinde özlü konularda anlaşmaya varıldığını belirten Lillikas, müzakerelerin başarılı olabilmesi için doğru ön hazırlık yapılması gerektiğini belirtti.
 
Lillikas, ön hazırlık prosedürü ve iki tarafın çalışma şekilleri üzerinde anlaşmaya varıldığını, ayrıca hazırlık prosedürünün metnini teşkil edecek konu dizini üzerinde de uzlaşıldığını açıkladı.
 
Lillikas, konu dizinini, 'oldu bittileri gündeme getirmeyecek, çözüm bulunması yönündeki diyaloğun başlamasını güçlendirecek' sözleriyle açıkladı.
 
"Ankara'nın da onayı istenecek"
 
Lillikas, ''Kıbrıs Türk tarafının ve Ankara'nın da onayı istenecek. Görüşleri ortaya konulur konulmaz Genel Sekreter'in Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller, teknik komitelerin kurulması konusunda uzlaşılanların hayata geçirilmesi görevini üstlenecek'' dedi.
 
Rum sözcü, ''Rum tarafı istediğinden de fazlasını kazandı'' diye konuştu.
 
Bu arada Rum radyosu, Papadopulos'un bugün Paris'te, Fransa Meclisi ve senatosunun Avrupa ile ilgili komitelerinin üyeleriyle biraraya geldiğini duyurdu.
Papadopulos Güney Kıbrıs'a bu akşam dönecek.
 
KKTC izahat istiyor
 
Papadopulos-Annan görüşmesini yakından izleyen KKTC'de ise Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Annan'dan Papadopulos ile dünkü görüşmeden sonra yapılan müşterek açıklama için izahat istediklerini bildirdi. 
 
Serdar Denktaş, gelecek izahata göre yeniden durum tespiti yapma noktasında olacaklarını belirtti. 
 
AB'nin kendi verdiği sözü yerine getirmemesinin ardından BM'de de Kıbrıs Türkünün 'evet' oyu ile ortaya çıkan sempatinin tecavüze uğradığını kaydeden Serdar Denktaş, Genel Sekreter'den gelecek açıklamanın rahatlatıcı olmasını dilediklerini söyledi.
 
Denktaş, ''ümit ederim gelecek izahattan tatmin oluruz. Çünkü bu girişimler, yani önce AB sonra Genel Sekreter'le Papadopulos görüşmeleri, yeni bir çözüm sürecini değil, olası bir çözüm sürecini engelleyici, yolları kapatıcı bir gelişmeler bütünüdür. Bu anlamda ele alınmalıdır. BM Genel Sekreteri tarafından ve bu anlamda değerlendirilmelidir. İzahatı bekliyoruz" diye konuştu.
 
AB, görüşmelerden hoşnut
 
Avrupa Birliği de, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması yolunda iki toplum arasında görüşmelerin başlayacak olmasından memnuniyet duyduğunu açıkladı.
 
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, ''Ada'daki iki toplum liderinin teknik konularda diyaloğu başlatacağını duymak cesaret veriyor'' dedi.
 
Nagy, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli olan güvenin görüşmeler oluyla oluşturulabileceğini vurguladı.
 
Kıbrıs Eylem Planı
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor? 
 

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması. 
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.

 

Böyle destek mi olur?



AB Türk kamuoyunu öfkelendirmek, üyelik hayallerini altüst etmek için ne lazımsa yapıyor!
Bunun son örneği, AB Bakanlar Konseyi'nin KKTC ile ilgili aldığı karar.
Karar, Konsey'in Nisan 2004'te Kıbrıs Türklerinin izolasyonuna son verilmesi için öngördüğü "destek paketi"ni oluşturan iki tüzüğü, birbirinden ayırıyor. Mali yardım tüzüğüne göre, Kuzey Kıbrıs'a bazı altyapı (özellikle enerji ve çevreyle ilgili) projelerinin finansmanı için toplam 139 milyon euro ödenecek. Ancak KKTC ile "doğrudan ticaret"i öngören ikinci tüzük askıya alınıyor ve bununla ilgili görüşmelerin "siyasal koşullara göre" başlayabileceği belirtiliyor.
Kıbrıs Türklerinin -ve Ankara'nın- esas beklentisi AB'nin bu ikinci tüzüğü onaylaması ve böylece gerçekten KKTC'nin izolasyonuna son verme taahhüdünü yerine getirmesi idi. AB bu kez de sözünü tutmamakla bu umutlara ve de güvenirliğine ciddi bir darbe indirmiş oldu...

Eski taktik
Koca AB'nin, bu topluluğa daha yeni katılan ve adanın sadece bir kısmını temsil eden "yarım porsiyon" Kıbrıs'ın istek ve kaprislerine nasıl boyun eğdiğini anlamak gerçekten zor.
Gerçi Kıbrıs Rum kesimi, AB'nin 25 üyesi arasında eşit koşullarla yer almanın avantajını kullanıyor. Kararlar oybirliğiyle alındığı için, veto kartını hep elinde tutuyor. Üye ülkelerin çoğu zaten Kıbrıs sorunuyla ilgili -veya bilgili- değiller. Sürtüşme çıkmasın veya dayanışma bozulmasın diye, sunulan önerileri veya formülleri onaylıyorlar. Son olayda, KKTC ile direkt ticareti öngören tüzüğün kabulünden yana olan İngiltere ve diğer bir iki ülke, sonunda pes edip "oybirliği"ne dahil oldu...
Kabul etmek lazım ki, Papadopulos yönetimi, özellikle 2004 yılındaki referandumdan sonra dünyanın gözünde yitirdiği diplomatik gücünü ve etkinliğini, AB içinde hızla kazanmayı bildi.
AB'nin şimdi Kuzey Kıbrıs'a destek paketini iki parçaya bölüp direkt ticaret kısmını saf dışı etmesi, Kıbrıs Rum diplomasisi için bir başarıdır. Böylece Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun belirttiği gibi, AB Türkiye'nin son sunduğu "Eylem Planı"nı da dikkate almadığını göstermiş oluyor...

Yeni pazarlık
Türk tarafı buna karşı ne yapacak? Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ve Kıbrıs Türk yetkililerinin bu kararın kabul edilemez olduğunu beyan etmesi, pratikte ne anlam taşıyor?
Türk tarafının 139 milyon euro'luk mali yardımı reddetmesi, düşünülen opsiyonlardan biri. Bu zaten büyük bir para değil. Türkiye'nin KKTC'ye yıllık mali desteği bunun neredeyse dört katı. Kaldı ki, AB'ye finansman için sunulacak bazı projelerin Rum onayından geçmesi de gerekecek...
AB yetkilileri -bu arada Olli Rehn- mali yardımın "direkt ticaret yolunu açacağını" söylüyor; ama bunun gene Rum engeline (veya şartlarına) takılmayacağının garantisi yok. Esasen Papadopulos yönetimi daha şimdiden bu konunun ele alınması için, Türk tarafının Maraş'ı Rumlara iade etmesi, Mağusa limanını ortak işletmeye açması gibi koşulları telaffuz ediyor. Diğer bir deyişle, Rumlar KKTC ile direkt ticaret tüzüğünü, AB içinde yeni bir pazarlık konusu haline getirmeyi planlıyor.
AB buna da razı olur mu? Hiç belli olmaz. Papadopulos'un manevralarına alet olan ve Türk tarafına verdiği sözleri unutan bir topluluktan her şey beklenir.

SAMI KOHEN MILLIYET 01/03/06

 

ABD: Kuzey Kıbrıs ile ticaret yapıyoruz

YASAL YASAK YOK... KKTC ile ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, Rum gazetecilere, "Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz ticarete karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber verin" dedi

KKTC ile ticaretin yasal olduğunu geçen hafta açıklayan ABD Dışişleri Bakanlığı, bu defa da ABD ile KKTC arasında ticaretin zaten yapılmakta olduğunu duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, bir Yunanlı gazetecinin, "Yasadışı biçimde işgal edilmiş bir bölgeyle ticaret yapılmasının tamamen yasal olduğunu nasıl açıklayabiliyorsunuz?" şeklindeki sorusu üzerine "Kıbrıs'ın kuzeyiyle yapmakta olduğumuz ticarete karşı hiçbir yasal yasak yok. Bulursanız bana da haber verin" yanıtını verdi.

Ereli'nin bu sözüyle Washington yönetimi, ABD ile KKTC arasında ticaret yapılmakta olduğunu da dile getirdi.

Aynı Yunanlı gazetecinin, "Bu politika değişikliğini Kongre'ye bildirdiniz mi? Çünkü yasadışı limanların, havalimanlarının ve ticaretin yasal olduğunu düşünüyorsunuz" diyerek sorusunu devam ettirmesi üzerine Ereli, "Kıbrıs'ın kuzeyine mal gönderilmesini yasaklayan hiçbir kanun bulunmuyor" dedi.

Ereli, geçen cuma günü yaptığı ilk açıklamasında da Kuzey Kıbrıs ile ticaret yapılmasının yasal olduğunu resmen kayıtlara geçecek şekilde ilk defa dile getirmişti.

KIBRIS 01/03/06

 

Somut sonuç yok

DOĞRU ZAMANDA TEMSİLCİ ATANACAK... BM Genel Sekreteri Annan, Paris'te Rum lider Papadopulos'la bir araya gelmesinin ardından, tarafların önerilerini değerlendireceğini ve doğru zaman geldiğinde özel temsilci atayacağını söyledi. Annan, yaklaşık bir saat süren görüşmede, Rum yönetimi liderinin bir dizi öneride bulunduğunu, öncelikle bu önerilerin inceleneceği ve Kıbrıslı Türklerin fikirlerinin de alınacağını söyledi

TARAFLAR TEKNİK GÖRÜŞMELER İÇİN HAZIR... Görüşmesinin ardından BM tarafından yapılan açıklamada, Annan'ın iki toplumun liderlerinin iki halkın da çıkarına yönelik konularda teknik seviyede görüşmelere başlamaya razı olmalarından memnun olduğu belirtildi. Annan ve Papadopulos, teknik görüşmelerin adadaki iki halkın arasında güvenin yeniden tesisine yardımcı olacağı ve müzakere sürecinin en kısa zamanda yeniden başlamasının yolunu açacağı inancını dile getirdiler. Açıklamada, Annan'ın bu konuda Talat'tan da güvence aldığı ve Talat'ın da genel sekreter ile hemfikir olduğu kaydedildi

AB- BM İŞBİRLİĞİ SÜRECEK... Önümüzdeki aylarda iki taraf arasında görüş ayrılıklarını azaltma üzerinde duracaklarını vurgulayan Annan, AB'nin bundan sonraki müzakerelerde rolüne ilişkin bir soru üzerine "AB, geçmişte müzakereler sürecinde BM ile yakın işbirliği içinde oldu. Gelecekte de bu işbirliğini devam ettireceğiz. AB'nin Kıbrıs konusuna ilgi duyması doğal. Onların bu konuyla ilgisi var" dedi. Annan, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki son eylem planının da görüşmede gündeme geldiğini de söyledi

BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs'ta müzakere sürecinin daha önce olduğu gibi BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde olması, dikkatli bir hazırlık yapılması ve zamanlamanın iyi olması üzerinde görüş birliğine vardı.

Annan'ın, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir girişim başlatmak amacıyla Papadopulos ile Paris'te yaptığı görüşme yaklaşık bir saat sürdü ancak, yine ortaya somut bir sonuç çıkmadı.

Görüşmeden sonra BM tarafından yapılan yazılı açıklamada, Annan ve Papadopulos'un, adanın yeniden birleşmesine yönelik sürecin ilerletilmesi için gerekli koşulları inceledikleri ve Kıbrıs'taki durumu gözden geçirdikleri belirtildi.

Açıklamada, daha önce olduğu gibi, müzakere sürecinin BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde olması, dikkatli bir hazırlık yapılması ve zamanlamanın iyi olması üzerinde anlaşıldığı kaydedildi.

Taraflar teknik seviyede

görüşmeye hazır

BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un görüşmesinin ardından BM tarafından yapılan açıklamada, Annan'ın iki toplumun liderlerinin iki halkın da çıkarına yönelik konularda teknik seviyede görüşmelere başlamaya razı olmalarından memnun olduğu belirtildi.

Annan ve Papadopulos, teknik görüşmelerin adadaki iki halkın arasında güvenin yeniden tesisine yardımcı olacağı ve müzakere sürecinin en kısa zamanda yeniden başlamasının yolunu açacağı inancını dile getirdiler.

Açıklamada, Annan'ın bu konuda KKTC lideri Mehmet Ali Talat'tan da güvence aldığı ve Talat'ın da Genel Sekreter ile hemfikir olduğu kaydedildi.

BM'nin açıklamasında, Annan ve Papadopulos'un Maraş konusu ile Kıbrıs'ın mayınlardan tamamen temizlenmesi ve adanın silahsızlandırılması konularında gelişme sağlanmasının, gelecekte görüşmeler için daha olumlu bir hava yaratacağı ve ilgili tarafların çıkarına olacağı konusunda görüş birliği içinde oldukları da ifade edildi.

"AB'nin Kıbrıs Türk toplumunun çıkarına olan ve uzun zamandır beklenen fonları serbest bırakması kararının not edildiği" belirtilen açıklamada, ameliyat olan KKTC Cumhurbaşkanı Talat'a "geçmiş olsun" mesajı iletildi.

Açıklamada ayrıca, Annan ve Papadopulos'un, Kıbrıs sorununun iki tarafın da kabul edeceği, kapsamlı ve adil çözümü için arayışların hızlandırılması ve diyaloğun devam ettirilmesi konusunda hemfikir oldukları bildirildi.

Annan, soruları yanıtladı

Görüşmeden sonra düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Annan, önümüzdeki aylarda iki taraf arasında görüş ayrılıklarını azaltma üzerinde duracaklarını ve zamanı geldiğinde Kıbrıs konusunda yeni temsilciyi atayacağını söyledi.

AB'nin bundan sonraki müzakerelerde rolüne ilişkin bir soru üzerine Annan, "AB, geçmişte müzakereler sürecinde BM ile yakın işbirliği içinde oldu. Gelecekte de bu işbirliğini devam ettireceğiz. AB'nin Kıbrıs konusuna ilgi duyması doğal. Onların bu konuyla ilgisi var" dedi.

Annan, Talat ile de aynı görüşmeleri yapıp yapmayacağı sorusu üzerine, Talat'a öncelikle "geçmiş olsun" dediğini, en kısa zamanda iyileşmesini dilediğini, kendisiyle mümkün olan en kısa sürede görüşmek istediğini ifade etti.

BM Genel Sekreteri, "Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki son eylem planı hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, "planın Papadopulos ile yaptığı görüşmede gündeme geldiğini" söylemekle yetindi.

Annan, son olarak "Kıbrıs konusunda ne kadar iyimsersiniz?" sorusuna, "Ben her zaman iyimserim" yanıtını verdi.

Yakovu'nun açıklaması

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, "iyi ve ciddi bir biçimde hazırlık yapıldıktan sonra Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin görüşmelerin başlayabileceğini" söyledi.

Fransa'nın başkenti Paris'te BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile yapacağı görüşmeden önce A.A muhabirinin sorularını yanıtlayan Yakovu, "Kıbrıs konusundaki görüşmelerin başarılı olabilmesi için hazırlıkların da iyi ve ciddi biçimde yapılması gerekir, aksi takdirde görüşmeler başarılı olamaz" dedi. Türkiye'nin sunduğu önerilerin yeni olmadığını iddia eden Yakovu, Ankara'nın sunduğu önerilerin içeriğinde yeni bir unsur olmadığını savundu ve Türkiye'nin konunun özünü saptırmaya çalıştığını ileri sürdü.

Rum yönetimi ve Yunanistan'ın AB üyesi olduğunu kaydeden Yorgo Yakovu, "Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün, AB müktesebatına uygun olması gerekir. Dolayısıyla sorunun çözümüne ilişkin gelişmeler AB'yi de otomatik olarak ilgilendirir" diye konuştu.

KIBRIS 01/03/06

 

Talat, hızla iyileşiyor

DURUMU GAYET İYİ... Cumhurbaşkanı Talat'ın ameliyatını yapan 2 ekipten birinin başkanlığını yürüten Doç. Dr. Belhan Akpınar, Talat'ın geceyi rahat geçirdiğini söyledi. Akpınar, "Sayın Cumhurbaşkanı'nın sağlığı gayet iyi, konuşabiliyor... Tüm vücut fonksiyonları normal. Sabah saat 07.30'da kahvaltısını yaptı. Her şey yolunda" diye konuştu

ÇOK SAYIDA ARAYANI VAR... Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, telefonla Talat'ın sağlık durumunu yakından takip ediyor. AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, Talat'ın eşi Oya Talat'ı arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti. Rum Lider Papadopulos'un da danışmanı Tasos Conis aracılığıyla geçmiş olsun dileklerini ilettiği öğrenildi

Ana kalp damarlarından birinde tıkanma nedeniyle önceki gün İstanbul'da by-pass ameliyatı geçiren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sağlık durumu hızla iyiye gidiyor.

İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nde önceki gün yaklaşık 4 saatlik bir ameliyat geçiren Cumhurbaşkanı Talat, enfeksiyon riskine karşı yoğun bakımda bulunuyor. Bugün yoğun bakımdan normal odaya alınması beklenen Talat'ın dün sabah son derece iyi olduğu, kahvaltısını yaptığı ve eşi Oya Talat'la sohbet ettiği bildirildi. Hatta Talat'ın bilgisayarını istediği, ancak doktorların uygun bulmadığı da öğrenildi.

Enfeksiyon riskine karşılık eşi dışında odasına ziyaretçi alınmayan Talat için hastane kapısında da bir basın ve halkla ilişkiler bürosu oluşturuldu, ayrıca anı defteri açıldı.

Ahmet Necdet Sezer'den Papadopulos'a kadar...

KKTC yanında Türkiye devlet ve hükümet yetkilileri, Rum liderler ve AB yetkilileri, Cumhurbaşkanı Talat'ın sağlık durumunu yakından takip ediyor. Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün sabah hastaneye giderek Talat'ın sağlık durumu hakkında bilgi aldı ve geçmiş olsun dileklerini iletti. Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, sürekli telefonla Talat'ın sağlık durumunu yakından takip ediyor.

Rum liderlerden AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, Talat'ın eşi Oya Talat'ı arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti. Rum Lider Papadopulos'un da danışmanı Tasos Conis aracılığıyla geçmiş olsun dileklerini ilettiği öğrenildi. Türkiye'deki bakanlar ve milletvekilleri ile yerel yöneticiler, Kıbrıs'taki bazı büyükelçiler ile AB yetkililerinin de geçmiş olsun mesajı ilettikleri bildirildi.

Ayrıca, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Birleşik Demokratlar Hareketi Genel Başkanı Mihalis Papapetru'nun Talat'a çiçek de gönderdikleri öğrenildi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın İstanbul'daki tedavisinin yaklaşık 10 gün sürmesi bekleniyor.

Soyer Talat'ı ziyaret etti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Florence Nightingale Hastanesi'nde, önceki gün by-pass ameliyatı olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sağlık durumu hakkında doktorlardan bilgi aldı.

Hastaneye eşi Dudu Soyer ile giden Başbakan Soyer'in ziyareti, yaklaşık 55 dakika sürdü.

Başbakan Soyer, yoğun bakımda bulunan Cumhurbaşkanı Talat'a doktorların koyduğu bir günlük ziyaretçi yasağı nedeniyle, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eşi Oya Talat ile görüştü ve "geçmiş olsun" dileğinde bulundu.

Başbakan Soyer, ziyareti sonrası herhangi bir açıklama yapmadı.

Talat'a "geçmiş olsun" telefonları yağıyor

Bu arada, Oya Talat, eşini kısa süre için gördüğünü anlatarak, "Morali gayet iyi. Çok fazla ağrısı yok. Yoğun bakıma girdiğimde kendisi oturuyordu. Gayet güzel sohbet ettik. Biraz da çocuklarla ilgili konuştuk" dedi.

Oya Talat, önceki akşam kendilerini KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ın telefonla arayarak, "geçmiş olsun" dileklerini ilettiklerini söyledi.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Talat'ın ameliyatını yapan 2 ekipten birinin başkanlığını yürüten Doç. Dr. Belhan Akpınar da Talat'ın geceyi rahat geçirdiğini bildirdi.

Doç. Dr. Akpınar, "Sayın Cumhurbaşkanı'nın sağlığı gayet iyi, konuşabiliyor. Tüm vücut fonksiyonları normal. Sabah saat 07.30'da kahvaltısını yaptı. Her şey yolunda. Kendisine bugüne kadar ziyaretçi yasağı koyduk" diye konuştu.

Florence Nightingale Hastanesi yetkilileri, halen yoğun bakım ünitesinde tedavisi süren Talat'ın tek başına yemeğini yiyebildiğini, zaman zaman bulunduğu ünitede yürüdüğünü kaydettiler.

KIBRIS 01/03/06

 

Kararın olumlu yanlarını görmek gerek

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin, Mali Yardım Tüzüğü'nü Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onaylamasını değerlendirdi

Kararın olumlu yanlarını görmek gerek

İLERİ ADIM... Kıbrıs Türk tarafının öncelikli ana hedefinin, izolasyonların kaldırılması olduğunu söyleyen Pertev, Avrupa Konseyi tarafından 26 Nisan 2004'te açıklanan ve Kıbrıslı Türklere izolasyonların kaldırılmasını öngören karar temelinde, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasının ileriye doğru atılan bir adım olarak görülebileceğini belirtti

ORTADA ZAFER YOK... Rum basınında iddia edildiğinin aksine, kararın Rum tarafı açısından bir zafer olmadığını vurgulayan Pertev, karar metninde, 'Maraş'ın iade edilmesi, moratoryum uygulanması ve Mağusa Limanı'nın ortak kullanılması konuları bir şekilde ön şart olarak geçmiştir' şeklindeki Rum söylemlerinin tamamıyla yanlış ve yalan olduğunu söyledi

PAPADOPULOS'TAN ÖNCE VİYANA'YA GİDİLDİ... Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Avusturya ziyareti öncesinde Viyana'ya giderek, KKTC'nin hem tüzüklerle ilgili, hem Kıbrıs sorununun çözüm parametreleriyle ilgili pozisyonunu aktardığını açıkladı. Pertev Viyana'da Avusturya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Dr. Kyrle ile görüştü

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin(AB), Mali Yardım Tüzüğü'nü Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nden ayırarak onaylamakla tek taraflı bir adım attığını ve bu kararın uygulanmasında meydana gelecek aksaklıklarda sorumluluğun Türk tarafında değil, AB'de olacağını vurguladı.

Kıbrıs Türk tarafının öncelikli ana hedefinin, izolasyonların kaldırılması olduğunu söyleyen Pertev, bu açıdan bakıldığında, Avrupa Konseyi tarafından 26 Nisan 2004'te açıklanan ve Kıbrıslı Türklere izolasyonların kaldırılmasını öngören karar temelinde Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasının ileriye doğru atılan bir adım olarak görülebileceğini de belirtti.

Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) tarafından onaylanan Mali Yardım Tüzüğü ile ilgili kararda bazı muğlak ifadeler bulunduğuna, bu konudaki itirazlarına karşın kararın bu muğlak ifadelerle onaylandığına işaret eden Pertev, Rum tarafının bu muğlak ifadeler üzerinden politika yaptığına işaret etti.

Söz konusu kararın, Rum basınında iddia edildiğinin aksine, Rum tarafı açısından bir zafer olmadığını vurgulayan Pertev, karar metninde; 'Maraş'ın iade edilmesi, Kuzey Kıbrıs'taki Rum malları üzerine inşaat yapılmasının durdurulmasını öngören moratoryum uygulanması ve Mağusa Limanı'nın ortak kullanılması konuları bir şekilde ön şart olarak geçmiştir' şeklindeki Rum söylemlerinin tamamıyla yanlış ve yalan olduğunu söyledi.

Pertev, Rum tarafında bu yönde atılan zafer çığlıklarının içinin boş olduğunu, "zafer kazandık" açıklamasının Rum halkını kandırmaya yönelik bir tür seçim öncesi iç politika malzemesi olduğunu belirtti.

İki tüzüğün bir birinden ayrılmasını onaylamadıklarını, ancak karar mekanizması kendileri olmadığı için bu yönde alınacak bir kararı, buna itiraz etme hakları olmaması dolayısıyla ret edemeyeceklerini Avrupa Birliği ile defalarca yaptıkları görüşmelerde bir çok kez dile getirdiklerini kaydeden Pertev, KKTC'nin tüm bu telkinlerine karşın AB'nin tek taraflı bir adım attığını belirtti ve söz konusu COREPER kararının Türk tarafının onayı dışında, Rum vetosunu aşabilme kaygısıyla geçirildiğini vurguladı.

COREPER kararındaki ifadelerde herhangi bir muğlaklık olmaması konusunda da uyarıları bulunduğunu, kararın yorumu ve uygulamasının, BM zemininde kapsamlı çözümü destekleyici nitelikte olması ve karardaki herhangi bir muğlaklığın, ancak bu yönde algılanması gerektiğini vurguladıklarını, ancak AB'nin Rum tarafını kararın geçmesi konusunda ikna etmek amacıyla KKTC'nin bu konudaki itirazlarını göz ardı ettiğini ifade eden Pertev, söz konusu kararın uygulanmasındaki sorumluluğun da artık AB'de olduğunu, Rum tarafının kararın uygulanmasıyla ilgili çıkarabileceği sorunları kendilerinin değil, AB'nin göğüslemesi gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Avusturya ziyareti öncesinde Viyana'ya giderek, KKTC'nin hem tüzüklerle ilgili hem Kıbrıs sorununun çözüm parametreleriyle ilgili pozisyonunu aktardığını da açıkladı.

Pertev, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) tarafından geçen Cuma günü olağanüstü toplanarak mali yardım tüzüğünü, doğrudan ticaret tüzüğünden ayırarak onaylamasını değerlendirdi.

COREPER'de alınan kararla; toplamda 259 milyon Euro olan, fakat 2005 yılı bütçesinden kaynaklanan 120 milyon Euro'su, 31 Aralık itibariyle devre dışı kalarak 139 milyon Euro'ya inen mali yardım paketi kullanıma hazır hale getirilmişti.

Son iki hafta içerisinde, Avusturya AB Dönem Başkanlığı'nın başlatmış olduğu yoğun diplomasi faaliyetinin sonucu olarak, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) Kıbrıslı Türklere yönelik Mali Yardım Tüzüğü'nü, bir ön metinle beraber, 24 Şubat Cuma günü kabul etmişti.

Kıbrıs Türk tarafı da bu yoğun diplomasi trafiği içerisinde, danışma niteliğinde yer almış, hem AB Dönem Başkanlığıyla hem de AB Komisyonu ve üye ülkelerle yoğun temaslarda bulunmuş görüş, öneri ve endişelerini iletmişti.

Son aşamada, Kıbrıs Türk tarafı ön metnin içeriğine onay vermemiş, geçen yıl Lüksemburg AB Dönem Başkanlığı zamanında yapılmış, kaydı bile bulunmayan gayri resmi görüşmelere atıf yapılmasını, BM gündemini AB platformuna taşıma olanağı verebileceği nedeniyle eleştirmişti.

"Kararda muğlaklık olmamalı"

AB tarafından bundan sonra atılacak adımların ve bu kararın yorumu ve uygulamasının, Kıbrıs'ta BM zemininde kapsamlı çözümü destekleyici nitelikte olması ve verilen karardaki herhangi bir muğlaklığın, ancak bu yönde algılanması gerektiği de KKTC tarafından ısrarla vurgulanmıştı.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, dün makamında çeşitli medya kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek, KKTC'nin COREPER kararına bakış açısının ne olduğuna ilişkin ayrıntılı açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Pertev, AB Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'de onaylanan Mali Yardım Tüzüğü kararının Türk tarafının beklentilerine cevap vermekten uzak olduğunu belirtti.

Kararda, Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında geçen yıl Brüksel'de gerçekleştirilen heyetler arası Lüksemburg danışmaları (konsültasyonları) temelindeki çalışmalara dayandırılan bazı muğlak ifadeler bulunmakla birlikte, "Mali Yardım Tüzüğü, Maraş'ın verilmesine, moratoryum uygulanmasına ve Mağusa Limanı'nın iki tarafça ortak çalıştırılmasına dayandırıldığı" şeklinde Rum tarafında atılan zafer çığlıklarının içinin boş olduğunu, "zafer kazandık" açıklamasının Rum halkını kandırmaya yönelik bir tür seçim öncesi iç politika malzemesi olduğunu vurgulayan Pertev, şöyle dedi:

"Rum tarafı bir şekilde bu konuda istedikleri olmuş gibi bir zafer havasına büründü. Kararda Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylandığı ifadesiyle birlikte Lüksemburg Dönem Başkanlığı sırasında Brüksel'de iki taraf arasında yapılan görüşmelere de atıfta bulunulan ifadelerde muğlaklık olduğu doğrudur. Ancak aynı zamanda Kıbrıs Rum tarafının iddia ettiği gibi, 'Rumlar istediklerini elde ettiler' demeleri doğru değildir. Karar metninde; 'Maraş'ın verilmesi, moratoryumun uygulanması ve Mağusa Limanı'nın ortak kullanılması konuları bir şekilde ön şart olarak geçmiştir, bu metnin içinde yer almıştır' söylemleri tamamıyla yanlış ve yalandır.

Kararın ön metnindeki muğlaklık

Kararın ön metninde; Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında geçen yıl Brüksel'de gerçekleştirilen heyetler arası Lüksemburg danışmaları (konsültasyonları) temelindeki çalışmalara atıfta bulunularak, bu çalışmalara devam edilmesi gerektiği ifadesi yer aldığına işaret ederek, bunun da "Lüksemburg konuşmalarının temelini ne teşkil etmiştir" sorusunu gündeme getirdiğine işaret eden Pertev, esas muğlaklığın bu noktada olduğuna dikkat çekti.

İki artı modeli

Brüksel'de Avrupa Birliği Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn başkanlığında Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmelerde gündeme gelen iki artı modelinin ancak Lüksemburg görüşmelerinin temelini oluşturabileceğine işaret eden Pertev, iki artı modelinin Olli Rehn tarafından önerildiğini ve Mali Yardım Tüzüğü ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Rum vetosuna takılmadan sorunsuz bir şekilde geçebilmesi için Rum tarafına kendi halkına karşı zor durumda kalmaması amacıyla 0 ile 1 arasında bir jest verilmesini, diğer bir deyişle küçük bir taviz verilmesini öngördüğünü açıkladı.

Maraş, moratoryum ve Mağusa limanı kesinlikle bu kategoride değil

Pertev, ancak bu tavizin, taviz dahi sayılamayacak kadar küçük olduğunu, bu nedenle de Rum tarafının iddia ettiği gibi Maraş'ın iadesi veya Mağusa Limanı'nın ortak çalıştırılması gibi konuları kapsamadığını, bunun kesinlikle söz konusu bile olamayacağını vurguladı ve Rum tarafının, Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasıyla ilgili COREPER kararında 'Lüksemburg görüşmeleri" ifadesine atıfta bulunulması nedeniyle böyle bir mesaj çıkarmasının yanlış ve yanıltıcı olduğunu söyledi.

Kıbrıs için adres BM'dir

Özellikle Maraş'ın iade edilmesi konusunun kapsamlı çözümün bir unsuru olduğunu, Kıbrıs sorununun çözüm adresinin ise Avrupa Birliği değil, Birleşmiş Milletler olduğunun AB tarafından da seslendirildiğini vurgulayan Pertev, dolayısıyla COREPER kararından böyle bir anlam çıkarılmasının yanlış olduğunu yineledi.

Pertev, "Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünün parçalarını alıp AB platformunda tartışmaya zaten artık karşıdır. AB, Kıbrıs sorununu omuzlamaktan, yükünü çekmekten dolayı çok zor bir durumda kalmıştır. Avrupa Birliği platformu üzerinden böyle bir muğlak cümleden böyle bir yorum çıkarmak aşırıya kaçmaktır. Tabii Rum tarafı, bu muğlaklığı kendi seçim atmosferi içerisinde kendi iç politikalarına yönelik kullanmıştır..." diye konuştu.

Avusturya önceden bilgilendirildi

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev bu arada, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Avusturya ziyareti öncesinde Viyana'ya giderek, KKTC'nin hem tüzüklerle ilgili hem Kıbrıs sorununun çözüm parametreleriyle ilgili pozisyonunu aktardığını açıkladı.

KIBRIS 02/03/06

 

Papadopulos'a Paris'te soğuk duş

Rum liderliği tarafından Paris zirvesi ve sonuçları, kamuoyuna "olumlu" yansıtılmaya çalışılsa da, birçok noktada Annan, verdiği mesajlarla rahatsızlığını gözler önüne serdi. Türk diplomatik kaynaklara göre Paris zirvesi, Papadopluos açısından "hezimet"

Papadopulos'a Paris'te soğuk duş

ANNAN İKNA OLMADI... Basına okunan "ortak açıklamaya" rağmen sorulara yanıt veren Annan'ın, Papadopulos'la görüşmesinin ardından "çözüm için siyasi irade oluşmalı. Söylemlerle davranışlar arasında bir paralellik kurulmalı" demesi yankı uyandırdı. Yapılan yorumlar "Papadopulos'un Annan'ı ikna edemediği" yönünde oldu

ORTAK AÇIKLAMAYA RAĞMEN... Paris'te yer alan görüşmenin ardından Bristol Otel'de basının karşısına geçen iki liderin yaptığı "ortak açıklamaya" rağmen BM'nin yeniden bir açıklama yapma gereği duyması, siyasi kulislerde farklı yorumlara neden oldu. Ortak açıklamada vurgu yapılan birçok konu, kısa süre içerisinde BM tarafından yapılan ikinci açıklama ile ortadan kaldırılmış oldu

GENEL SEKRETER PARALELLİK İSTEDİ... Birleşmiş Milletler tarafından yapılan özel açıklamada, "Genel Sekreter, daha sonra basına yaptığı açıklamada kelimeler ve hareketler arasındaki farkı daraltmak için önümüzdeki aylar elinden geleni yapacağını belirtti" ifadelerine yer verilerek bunun Papadopulos'a mesaj anlamı taşıdığı belirtildi

Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos'un, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile bir araya geldiği Paris zirvesinin ardından Rum dış politikasının "büyük yara aldığı" ortaya çıkıyor. Annan ile Papadopulos'un ortak basın açıklamasının ardından, Annan'ın hem basın karşısında sorulan sorulara verdiği yanıtlar, hem de alışılanın aksine ortak basın açıklamasının ardından BM'nin yeniden açıklama yapma gereği duyması, Papadopulos ve çevresinde şok etkisi yarattı.

Bütünlüklü çözümün parçası olan bir çok konuyu "teknik meseleler" yapmaya çalışan Papadopulos'a en ağır cevap yine Annan'dan geldi.

Birçok görüş ve önerisini Annan'a ileten Papadopulos'a rağmen Annan'ın "Önemli olan söylemlerle yapılanlar arasında paralellik olması" açıklaması yapması, siyasi gözlemciler tarafından "Papadopulos'un Annan'ı ikna edemediği" yorumları yapılmasına neden oldu.

Önce ortak açıklama, ardından BM açıklaması

Paris'te yer alan görüşmenin ardından Bristol Otel'de basının karşısına geçen iki liderin yaptığı "ortak açıklamaya" rağmen BM'nin yeniden bir açıklama yapma gereği duyması, siyasi kulislerde farklı yorumlara neden oldu.

Ortak açıklamada vurgu yapılan birçok konu, kısa süre içerisinde BM tarafından yapılan ikinci açıklama ile ortadan kaldırılmış oldu.

Annan, Papadopulos'a güvenmiyor

Siyasi kulislerde dikkat çeken ilk adım Annan tarafından basın toplantısı sırasında atıldı. Ortak açıklamanın ardından geçilen soru cevap kısmında Annan, "Kıbrıs'a Özel Temsilci atanması meselesine gelince, evet, iyi niyet misyonumu kullanırken genellikle temsilci atıyorum ve zamanı geldiğinde temsilci atayacağım, ancak bu, şimdi mesele üzerinde hiç çalışmadığımız anlamında değildir" cevabını verdi.

Annan'ın cevabı, Papadopulos'un kendisini ikna edemediği yönünde algılandı.

Annan söylemlerle eylemlerin

birbirini tutmasını istedi

Annan'ın Papadopulos ile yaptığı görüşmenin ardından vurgu yaptığı bir diğer konu da söylemlerle eylemler arasındaki karışıklık.

Papadopulos görüşmesinin hemen ardından "Müzakere süreçlerinde insanlar bazen diyalog devam ettiği sürece ilerleme de kaydedildiğini söylüyorlar. Ancak benim görmek istediğim, söylemlerle hareketler arasındaki farklılığın çok daha aza indirgenmiş olmasıdır. Önümüzdeki birkaç ay içerisinde, bir yanda süreci ilerletmeye çalışırken, bir yandan da söz konusu farklılığı gidermek üzere elimizden geleni yapacağız" açıklamasını yaptı.

Bu açıklamalar da siyasi gözlemcilere göre Annan'ın Papadopulos'a göndermesi olarak algılandı. "Papadopulos çözüm istediğini söylüyor ama gereğini yapmıyor. BM planına hayır diyerek bunu kanıtlamıştır. Rum lider pratikte Annan'ı ikna edemiyor" ifadesini kullanan siyasi gözlemciler, Annan'ın burada açıkça Papadopulos'u kastettiğini belirttiler.

Papadopulos'ta çözüm için siyasi irade var mı?

Annan'ın vurgu yaptığı bir diğer nokta da "çözüm için irade gerektiği" oldu. İrade olması halinde çözüme daha kolay ulaşılacağını vurgulayan Annan, "Müzakerelerle uğraşırken, taraflar arasında çözüm yönünde ortak irade bulunması halinde çok daha süratli ilerleme kaydedilebilir. Müşterek irade bulunmadığı zaman işiniz çok daha uzun sürebilir. Bugün konuştuğumuz inisiyatiflerle işe başlayıp bunları somuta indirgemeye çalışalım ve işlerin nasıl ivme kazanacağını görelim... Ümit ederim ki bu yolla "sözlerle hareketler arasındaki farklılık" diye tarif ettiğim farklılığın giderilmesine yardımcı olabiliriz..." dedi.

Bu açıklamalar da Annan'ın Papadopulos'a "çözüme yönelik siyasi iradeniz varsa, ilerleyebiliriz. Annan Planı'na hayır dediniz ve çözüm için önemli bir fırsatı geri ittiniz. Siyasi iradeniz varsa çözüm de olur" mesajını ilettiğini vurgulayan siyasi gözlemciler, her açıdan bakıldığında Annan'ın Papadopulos'a güvenmediğini ortaya koydu.

Ortak açıklama ile soru

cevap kısmı tutmuyor

Annan- Papadopulos zirvesini tüm ayrıntıları ile takip eden siyasi gözlemciler, Annan'ın ortak açıklamada yer alan ifadelerin aksine bir tavır izlediği noktasında birleştiler.

Ortak açıklama Türk tarafını

memnun etmedi, BM düzeltti

Ortak açıklama metni içerisinde yer alan "Bir dizi meselenin, ki bu meseleler konusunda uzlaşı sağlanması tüm Kıbrıslıların yararına olacaktır, taraflar arasında teknik seviyede ele alınmasına her iki toplum liderinin de rıza göstermesi Genel Sekreteri memnun etmiştir. Genel Sekreter ile Cumhurbaşkanı Papadopulos, teknik seviyedeki istişarelerin iki toplum arasında yeniden güven ortamı oluşturulmasını ve aynı zamanda müzakere sürecinin en erken zamanda tam anlamıyla yeniden başlatılmasına yardımcı olmasını, müşterek umutları olarak ifade etmişlerdir" ifadeleri Türk tarafında ilk rahatsızlık yarattı.

Bu ifadeler içerisinde yer alan teknik komiteler" Cumhurbaşkanı Talat tarafından sıkça dile getiriliyordu. Güzelyurtlu cinayeti ve kuş gribi konularını örnek gösteren Türk tarafı, günlük yaşamı düzenleyen konularda işbirliği yapılmasını sık sık tekrar etti.

Buna karşın Papadopulos'un ortak metne "teknik komiteler" konusunu yazdırması ve bunu bütünlüklü çözümün bir parçasıymış gibi göstermesi Türk tarafınca yadırgandı. Bunun kapsamlı bir çözümün parçası olamayacağını belirten Türk diplomatik kaynaklar, Papadopulos'un bu tavrı ile teknik düzeyde çözülecek bir çok konuyu da çözümün bütünlüklü bir parçası haline getirmeye çalışmakla suçladı. Bunun çözüm sürecini geciktireceğini belirten Türk diplomatik kaynaklar, bunun kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Askerin uzaklaştırılması konusu ve Lokmacı

Ortak açıklamada yer alan ve rahatsızlık yaratan bir diğer konu da askeri nöbet kulübelerinin birbirinden uzaklaştırılması konusu. Ortak metinde bu konuyla ilgili yer alan ifade şöyle:

"Genel Sekreter ile Sayın Papadopulos aynı zamanda; Ada'da mevcut karşıt askeri birliklerin konumlarının birbirinden daha çok uzaklaştırılması ve askersizleştirme konusunda, Kıbrıs'ın tümden mayından arındırılması konusunda ve Mağusa meselesi konusunda ilerleme sağlanması halinde; bunun ilgili tüm tarafların yararına olacağı ve müzakerelerin önünün açılmasına büyük katkıda bulunacağı hususunda da mutabık kalmışlardır."

Bu ifadelerde yer alan bir çok nokta Kıbrıs sorununun çözüm görüşmeleri açısından ve adada günlük yaşamın düzenlenmesi noktasında sakıncalar içeriyor. Nöbet kulübelerinin birbirinden uzaklaştırılması konusunun daha önceden gündeme geldiğini belirten diplomatik kaynaklar, Papadopulos'un buna vurgu yaparak Lokmacı Barikatı'nın açılışını 2- 3 yıl geciktirebileceği görüşünde birleşti.

Adanın askersizleştirilmesi ve Maraş konularının bütünlüklü bir çözümün bir parçası olduğunu belirten aynı kaynaklar, "Konunun böylesi bir noktada ele alınması anlamsız. Askersizleştirme ve Maraş ön koşul olarak öne sürülemez. Bu bütünlüklü bir çözümün parçası..." dedi.

BM neden açıklama yapma gereği duydu

Diplomatik kaynakların en çok dikkate aldığı konu ise ortak basın açıklaması ve basın mensuplarının sorularına verilen yanıtlara rağmen, BM'nin yeni bir açıklama yapma gereği duyması.

Ortak açıklamanın aksine BM açıklamasında "Teknik komitelerin çalışması ile kapsamlı çözüm arasındaki bağın koparılması" ve "Mağusa ve askeri kulübelerin birbirinden uzaklaştırılması" konularının temize çıkarılması Türk tarafınca olumlu bulundu.

BM açıklamasında da

Annan "paralellik" istedi

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan özel açıklamada da Annan, "Genel Sekreter, daha sonra basına yaptığı açıklamada kelimeler ve hareketler arasındaki farkı daraltmak için önümüzdeki aylar elinden geleni yapacağını belirtti" ifadelerine yer verilmesi anlamlı bulundu.

Moller yetersiz...

Ortak basın açıklamasında yer alan bir çok konuyu, BM'nin daha sonra düzeltmek zorunda kalması ise BM'nin Kıbrıs'taki temsilcisi Michael Moller'in "başarısızlığı ve iş bilmezliği" olarak değerlendirdi.

Moller'e rağmen, Türk tarafını rahatsız edici ve Kıbrıs sorununun görüşme sürecini zedeleyici ifadelerin ortak açıklamada yer alması büyük rahatsızlık yarattı.

Türk diplomatların "Moller başarısız" yorumunu güçlendiren bir başka nokta da Rum sözcü Lillikas'ın açıklamasında "Temsilciye ne gerek var, Moller'in statüsü yükseltilsin" sözlerine yer vermesi oldu. Bu tavırlar, Türk tarafı ile BM temsilcisi Moller arasında da güven bunalımı yaratabileceği belirtildi.

ABD "Annan Planı ile çözüm" dedi

Annan- Papadopulos Paris zirvesinin ardından, ABD, AB ve İngiltere tarafından yapılan açıklamaları da değerlendiren diplomatik kaynaklar şu kanıya vardı:

"ABD, bu tür ayrıntılarla uğraşılmadan direk Annan Planı temelinde çözüm öneriyor. Hiçbir açıklamada plana vurgu yapılmazken, ABD direk olarak bunu söylüyor. ABD'nin aynı zamanda BM daimi temsilciler komitesinde olması da gözden kaçmamalı.

İngiltere her zaman olduğu gibi dengeli bir açıklama yaparak BM'nin iyi niyetli açıklamalarına destek verdi.

AB'nin ise açıklamasında BM'ye vurgu yapması, Papadopulos'un "AB de sürece dahil edilsin" ısrarına bir cevap niteliği taşıyor."

BM GENEL SEKRETERİ KOFİ ANNAN İLE CUMHURBAŞKANI TASSOS PAPADOPULOS'UN 28 ŞUBAT 2006 PARİS GÖRÜŞMESİ SONRASINDA YAPILAN BASIN TOPLANTISI

BM Sözcüsü Stephane Dujarric'in okuduğu müşterek basın açıklaması:

BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos Kıbrıs'taki durumu gözden geçirmek ve Ada'nın yeniden birleştirilmesi sürecini hızlandırabilmenin modalitelerini incelemek üzere bugün Paris'te bir araya geldiler.

Genel Sekreterin İyi Niyet Misyonu çerçevesinde yeniden başlatılacak müzakerelerin dikkatli bir hazırlık çalışmasına dayandırılması ve zamanında başlatılması gerektiği hususunda eskiden olduğu gibi yine mutabakat sağlanmıştır. Bu bağlamda, bir dizi meselenin, ki bu meseleler konusunda uzlaşı sağlanması tüm Kıbrıslıların yararına olacaktır, taraflar arasında teknik seviyede ele alınmasına her iki toplum liderinin de rıza göstermesi Genel Sekreteri memnun etmiştir. Genel Sekreter ile Cumhurbaşkanı Papadopulos, teknik seviyedeki istişarelerin iki toplum arasında yeniden güven ortamı oluşturulmasını, ve aynı zamanda müzakere sürecinin en erken zamanda tam anlamıyla yeniden başlatılmasına yardımcı olmasını, müşterek umutları olarak ifade etmişlerdir. Genel Sekreter aynı umudu kendileriyle paylaşmakta olduğu hususunda Sayın Talat'tan da teminat aldığını belirtmiştir. Genel Sekreter ile Sayın Papadopulos aynı zamanda; Ada'da mevcut karşıt askeri birliklerin konumlarının birbirinden daha çok uzaklaştırılması ve askersizleştirme konusunda, Kıbrıs'ın tümden mayından arındırılması konusunda ve Mağusa meselesi konusunda ilerleme sağlanması halinde; bunun ilgili tüm tarafların yararına olacağı ve müzakerelerin önünün açılmasına büyük katkıda bulunacağı hususunda da mutabık kalmışlardır. Avrupa Birliğinin, çoktandır beklenmekte olan Kıbrıs Türk toplumu yararına fonları serbest bırakan yeni kararını dikkate alan Genel Sekreter ve Sayın Papadopulos, bu bağlamda Sayın Talat'a sıcak duygularını ileterek acil şifa dilemişlerdir.

Genel Sekreter ve Cumhurbaşkanı Papadopulos; Kıbrıs sorununa adil, karşılıklı olarak kabul edilebilir ve kapsamlı bir çözüm getirmek yönündeki arayışları hızlandırmak şeklindeki müştereken açıklanmış amaçlarını ileriye taşıyabilmek için; bu konuda süregelen diyaloglarını devem ettirmek üzere mutabakata varmışlardır."

 Sn. Marie Okabe tarafından (BM Genel Sekreteri Sözcü Yardımcısı)

Tarafından Yapılan Açıklama

BM Genel Merkezi New York

"Genel Sekreter Kofi Anan Paris'te bir gün geçirip, Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ile görüştü. Görüşmenin amacı Kıbrıs'taki durumu gözden geçirmek ve adanın birleştirilmesi yönünde atılacak adımları sınamaktı.

Müzakere sürecinin zamanlı ve dikkatli bir hazırlık süreci temelinde ve genel sekreterin iyi niyet misyonu çerçevesinde başlaması gerektiği konusunda mutabakata varıldı. Genel Sekreter ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı, iki toplumun liderinin belli konular üzerinde teknik görüşmeler yapmasının iki toplum arasındaki güveni artıracağı konusunda umutlu olduklarını belirttiler.

İki lider ayrıca adanın askersizleştirilmesi ve mayınlardan arındırılması gibi konularda ilerleme sağlanmasının daha ileriki görüşmeler için olumlu bir atmosfer yaratacağı konusunda mutabakata vardılar.

Genel Sekreter, daha sonra basına yaptığı açıklamada kelimeler ve hareketler arasındaki farkı daraltmak için önümüzdekli aylar elinden geleni yapacağını belirtti."

KIBRIS 02/03/06

 

 

Serdar Denktaş: Annan'dan izahat istedik

Başbakan Vekili, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'dan, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadoplos ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yapılan müşterek açıklama için izahat istediklerini bildirdi.

Serdar Denktaş, gelecek izahata göre yeniden durum tespiti yapma noktasında olacaklarını da kaydetti.

Serdar Denktaş bu açıklamayı dün toplanan Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde yaptı.

Toplantıya yurtdışında bulunan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Sağlık Bakanı Eşref Vaiz katılmadı.

Annan'dan açıklama talebi

Başbakan Vekili, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos görüşmesi sonrasında müşterek açıklamayı hayretle okuduklarını belirterek, "Dün itibarıyla Genel Sekreter'den bu açıklama için izahat talebinde bulunduk. Bu açıklamanın iyi niyet misyonuyla ne kadar örtüştüğü ve gerçekten müşterek açıklama mı? Bunların izahı talebinde bulunduk" dedi.

AB'nin kendi verdiği sözü yerine getirmemesinin ardından BM'de de Kıbrıs Türkü'nün "evet" oyu ile ortaya çıkan sempatinin tecavüze uğradığını vurgulayan Serdar Denktaş, Genel Sekreter'den gelecek açıklamanın rahatlatıcı olmasını dileyerek, ivedilikle izahatı beklediklerini kaydetti. Denktaş şöyle devam etti:

"Ümit ederim gelecek izahattan tatmin oluruz. Çünkü bu girişimler; yani önce AB sonra Genel Sekreter'le Papadopulos görüşmeleri, yeni bir çözüm sürecini değil, olası bir çözüm sürecini engelleyici, yolları kapatıcı bir gelişmeler bütünüdür. Bu anlamda ele alınmalıdır BM Genel Sekreteri tarafından ve bu anlamda değerlendirilmelidir. İzahatı bekliyoruz. Nasıl bir izahat gelecek bakacağız ve yeniden durumumuzu tespit etmek noktasında olacağız."

Komiteler

Annan-Papadopulos görüşmesi sonrasında teknik komitelerin toplanmasından bahsedildiğinin hatırlatılarak, bahsedilenlerin Annan Planı dönemindeki teknik komiteler olup olmadığının sorulması üzerine de Serdar Denktaş, "Hayır. Tamamen kapsamlı çözümün yerini tutmayacak olan, ama çözüm olsa da olmasa da Güney ile Kuzey arasında işbirliğini gerektiren konularda teknik komiteler oluşturarak bir çalışma başlatma konusunda mutabakatımız olmuştu" dedi.

Bunun BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'in girişimiyle başlatılan bir olay olduğunu ifade eden Denktaş, bunun Annan Planı dönemindeki komitelerle alakası olmadığını tamamen günlük sıkıntıları aşmanın yollarını arayacak komiteler olduğunu söyledi.

Rum basınında çıkan açıklamalardan, iyi niyetli girişimin bambaşka bir boyuta taşınmak istendiğini vurgulayan Serdar Denktaş, "Bunu kabul etmemiz ve olur vermemiz mümkün değil. Bizim o komite çalışmalarına bakış açımız tamamen insancıl açıdandır. Cumhurbaşkanımız Talat'ın da verdiği cevabi yazısında belirttiği gibi, hiçbir şekilde kapsamlı çözümün yerini tutacak veya kapsamlı çözümle ilişkilendirilecek çalışmalar değil bunlar" dedi.

Denktaş, iki taraf arasında kuş gribi, sağlık, cinayet, karşılıklı ticaret sorunları gibi konuları çözebilecek, işbirliğini sağlayacak komitelerin oluşturulmasının söz konusu olduğunu ve bunların çözümle ilişkisi olmadığını da ifade etti.

Seçme ve seçilme hakkı talebi

Bir grubun dün Rum tarafına giderek, seçme ve seçilme hakkını talep etmelerinin son derece ilginç bir gelişme olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, "Bir kısım vatandaş bunu yapmış olabilir. Ama bu vatandaşların içinde Meclis'te oturan bir milletvekili de oturuyorsa bunu garipsemek ve bu arkadaşımıza bu konuda 'ne oluyor?' diye sormak sanırım hakkımızdır" dedi.

Denktaş, KKTC'nin Başbakan Yardımcılığını yapma onuruna erişmiş bir kişinin, başka bir yerde seçme ve seçilme hakkına başvurması nedeniyle, seçilerek oturduğu koltukta neden oturduğu sorusunu kendisine sormanın hakları olduğunu vurguladı.

"Seçimlerde başarılı olamamanın intikamını almak gibi bir duygu içerisindeyse, bundan bir an önce kurtulması gerektiğini kendisine hatırlatmak isterim" diyen Denktaş, bir milletvekilinin böyle bir davranış içerisine girmesinin kendilerini üzdüğünü söyledi.

Denktaş, "Konumumuzu zayıflatan bir girişim ve kararını bir daha gözden geçirmesi talebimizdir" şeklinde konuştu.

Gündem kuş gribi maliyeti

Serdar Denktaş bu arada, Bakanlar Kurulu'nun gündeminde kuş gribinin ülkeye maliyeti konusunda yapılan çalışmaların bulunduğunu ve bunları gözden geçireceklerini belirtti.

Denktaş, Bakanlar Kurulu üyelerine dünkü Annan-Papadopulos görüşmesiyle ilgili ayrıntılı bilgi vereceğini de söyledi.

KIBRIS 02/03/06

 

ABD, Annan Planı'nı destekliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Adam Ereli, önceki gün yaptığı açıklamada, ABD'nin, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından sunulan Kıbrıs sorununun çözüm planını adanın yeniden birleşmesi için zemin olarak desteklediğini söyledi.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Washington tüm tarafları, Annan Planı'nı zemininde bu hedefe ulaşılmasının yollarının görüşülmesine ciddi bir şekilde müdahil olmaya çağırdı.

Kıbrıs Rum toplumlu lideri Tassos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan arasında dün Paris'te yapılan görüşmeyle ilgili değerlendirmede bulunulması üzerine Ereli, ABD, "Annan Planı'nı adanın yeniden birleşmesinin zemini olarak destekliyor" dedi.

KIBRIS 02/03/06

 

Cyprus Paradise, Thomson Holidays ve CTO'ya dava açacak

İngiltere'de Thomson Holidays yetkilileri, CTO'nun şantajına boyun eğerek, Kuzey Kıbrıs'ın tanıtıcı broşürlerini kaldırdı ancak, olayın peşini bırakmayan Cyprus Paradise hukuk savaşı başlatıyor

Cyprus Paradise, Thomson Holidays ve CTO'ya dava açacak

Cyprus Paradise'ın sahibi Alan Süleyman, hazırladıkları Kuzey Kıbrıs tatil broşürlerinin, Rumların baskısı sonucu İngiltere'nin en büyük tur operatörü Thomson Holidays'in tüm acentelerinden kaldırılmasına sert tepki gösterdi. Süleyman, "Broşürlerin yerine konması beni tatmin etmeyecek. Dava açacağım, amacım; Rumların yıllardır bize yaptığı haksızlıkları yok ederek, onları durdurmaktır" dedi

 

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Rumların baskısı sonucu Cyprus Paradise'a ait Kuzey Kıbrıs'ı tanıtan tatil broşürleri, İngiltere'nin en büyük tur operatörü Thomson Holidays'in tüm acentelerinden kaldırılırken, Cyprus Paradise'nın sahibi Alan Süleyman, "Broşürlerin yerine konması beni tatmin etmeyecek. Dava açacağım, amacım; Rumların yıllardır bize yaptığı haksızlıkları yok ederek, onları durdurmaktır" dedi.

Cyprus Paradise'nın sahibi Alan Süleyman, gelişmeleri KIBRIS gazetesine değerlendirdi.

Alan Süleyman öncelikle aralarındaki anlaşmayı bozduğu için Thomson Holidays'a ardında da Thomson'a baskı yaparak anlaşmanın bozulmasına neden olan Cyprus Tourism Organisation'a (CTO) dava açmaya hazırlanıyor. Aralarındaki anlaşma gereği 31 Mart tarihine kadar tüm acentelerinde Cyprus Paradise'ın tatil broşürlerini dağıtacak olan Thomson Holidays, ani bir kararla geçtiğimiz hafta Alan Süleyman'ı arayarak artık broşürleri dağıtamayacağını açıklamıştı.

Alan Süleyman, Thomson Holidays'ın direkt olarak CTO'nun baskısı üzerine broşürleri kaldırma kararı aldıklarını kendilerine söylediğini belirterek, olayı şu şekilde özetledi:

"Thomson Holidays bizi arayarak 'Özür dileriz ama sizinle problemimiz var. CTO'dan gelen büyük baskı üzerine mecburen broşürlerinizi kaldıracağız. Çünkü CTO, bir tur operatörü olarak bize yaptığı maddi yardımları son 3-4 aydır durdurdu ve broşürleri kaldırmadığımız taktirde bu mali yardımı geri ödemeyeceklerini söylediler. Bu yüzden bu kararı almak zorundayız' şeklinde konuştular. Biz de onlara bu durumun yasal olmadığını ve bu konuda uğrayacağımız zararın nasıl telafi edileceğini sorduk. Bunun üzerine bizden bir gün isteyerek toplantı yapacaklarını belirterek, bizi arayacaklarını söylediler. Ertesi sabah ise broşürleri kaldırma kararının kesinleştiğini bize ilettiler" dedi.

CTO'un resmen Thomson Holidays'e şantaj yaptığını söyleyen Süleyman, tahminen CTO'un Thomson Holidays'e vereceği maddi yardım miktarının 1 milyon sterlinin üzerinde olduğunu, buna karşın Cyprus Paradise ile anlaşmasını bozarak Thomson'un sadece 300-400 bin sterlinlik bir kayıp yaşayacağını vurguladı ve İngiliz tur operatörün bunu hesaplayarak kararı uyguladığını kaydetti.

CTO'nun tüm yabancı tur operatörlerine şantaj yaptığını yineleyen Alan Süleyman, "CTO tur operatörlerine gidip, 'Eğer bizimle çalışacaksanız, Kuzey Kıbrıs ile çalışmayacaksınız diyerek' yıllardır bizimle uğraşıyor.

Zaten adadaki turizm pastasının % 90'ını onların, bize % 10'luk kısmı bile vermek istemiyorlar"dedi.

Son olarak 24 Şubat'ta avukatı aracılığı ile Thomson Holidays'e kararın bozulması ve broşürlerin tekrar yerine konması için mektup yolladıklarını kaydeden Süleyman, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu karardan sonra her geçen gün zararım büyüyor. Thomson ile anlaşmamdan dolayı 2006 yaz dönemi için otellerden yerler aldım, broşürler bastırdım, tanıtım kampanyaları yaptım. Bu çalışmalarım için 400 bin sterlinlik yatırım yaptım. Onlardan bu durumun telafisini beklerken, Thomson 27 Şubat'ta bize mektup göndererek kendilerine yolladığımız mektubun yanlış departmana gittiğini bahane ederek, zaman kazanmaya çalıştılar."

Anlaşmayı bozduğu için Thomson'a dava açacak olan Alan Süleyman, arkasından da CTO'ya karşı yasal işlemlere başlayacak. CTO'nun İngiliz şirketi sıfatında olmadığını belirten Süleyman, "Onlar nasıl kuzeyde ev alan İngilizlere karşı, AB'de oldukları için burada dava açıyorlar, biz de onlara Kıbrıs'ta dava açabiliriz. Onların İngilizlere yaptıklarını biz de onlara yapabiliriz" dedi.

Going Places daha adil

CTO'nun yasal olmayan bu tavrına karşı savaşacağını ifade den Alan Süleyman, "Gelinen şu aşamadan sonra broşürlerin yerine konulması beni tatmin etmeyecek. Amacım Rumların bize yaptığı haksızlıkları yok ederek, onları durdurmak" şeklinde konuştu.

CTO'nun baskı yaptığı ikinci İngiliz tur operatörü Going Places'in 'CTO'ya biz politikaya karışmayız' diyerek, daha adil davrandığını vurgulayan Süleyman, "Bizde Going Places'e yanımızda oldukları için teşekkür ederek ve CTO'un iddialarının yanlış olduğunu belirterek, otellerin kullanım hakkının Kuzey Kıbrıs'ta olduğunu teyit ettiğimiz bir mektup gönderdik" dedi.

Rumlar ilk olarak 1976 yılında Kuzey Kıbrıs'taki Roks Otel'in kendilerine ait olduğunu iddia ederek dava açmışlar, ancak dava sonunda otellerin kullanım hakkının Kuzey Kıbrıs'a ait olduğu kararı çıkmış ve davayı kaybetmişlerdi. Bu karardan sonra Rumların tüm baskılarına karşı tur operatörleri yıllardır Kuzey Kıbrıs'taki otelleri pazarlamaya devam ediyor.

KIBRIS 03/03/06

 

Rumlar, yanlış bilgi aktarıyor

Güzelyurtlu cinayeti ve kuş gribi gibi insani konularda bile işbirliği yapmaya yanaşmayan Kıbrıs Rum yönetimi, Cumhurbaşkanı Talat'ın önerisi olan "güncel ve pratik konularda görüşmelerin başlatılması" önerisini, kendi başarısı olarak yansıtmaya çalışıyor

Rumlar, yanlış bilgi aktarıyor

BÜYÜK YALAN... Annan-Papadopulos görüşmesinin ardından, Kıbrıs Rum yetkililerinin, teknik konularda çalışmalar başlatılması konusunda mutabık kalınmasını, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile ilişkilindirilmesi ve aynı zamanda teknik konuların, iki taraf arasında mutabık kalınan güncel ve pratik konular değil de "askersizleştirme", "askeri nöbet kulübelerinin bir birinden uzaklaştırılması", "Mağusa konusu" ve "mayınlar konusu" olarak lanse edilmesi Kıbrıs Türk tarafında büyük rahatsızlık yarattı

MEKTUPLAR KANIT... Görüşme öncesi, BM ile KKTC Cumhurbaşkanlığı arasında yapılan yazışmalar da Rumların yalanını ortaya çıkarıyor. BM Genel Sekreteri Kıbrıs Temsilcisi Michael Moller'in, 17 Şubat 2006'da hem Kıbrıs Türk hem de Kıbrıs Rum tarafına gönderdiği mektupta, BM şemsiyesi altında iki-toplumlu teknik görüşmeler çerçevesinde ele alınacak konular açıkça belirtiliyor. Talat ile Pertev de Moller'e yanıt vererek, Kıbrıs Türk tarafının, mektupta yer alan iki toplumlu teknik görüşmelerin yapılması önerisini memnuniyetle karşıladığını ve BM şemsiyesi altında pratik konuları görüşmeye hazır olduğunu bildiriyor

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tassos Papadopulos'un, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan ile geçtiğimiz salı günü Paris'te bir araya geldiği zirvenin ardından, Kıbrıs Rum yönetimi yetkilileri tarafından görüşmenin içeriğiyle ilgili kamuoyuna yanlış bilgi aktarılıyor.

Annan-Papadopulos görüşmesi sonrasında, Kıbrıs Rum yetkililerinin, teknik konularda çalışmaların başlatılması konusunda mutabık kalınmasını, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile ilişkilendirilmesi ve aynı zamanda teknik konuların, iki taraf arasında mutabık kalınan güncel ve pratik konular değil de askersizleştirme, askeri nöbet kulübelerinin bir birinden uzaklaştırılması, Mağusa konusu ve mayınlar konusu olarak lanse edilmesi Kıbrıs Türk tarafında büyük rahatsızlık yarattı.

Birleşmiş Milletler'in, Annan-Papadopulos görüşmesi sonrasında yapılan ortak basın açıklamasının ardından görüşmenin içeriğiyle ilgili bir resmi açıklama daha yapması, Kıbrıs Rum yetkililerince yapılan açıklamaların yarattığı yanlış izlenimi düzeltme çabası niteliğindeydi...

BM tarafından yapılan ikinci bildiride iki taraf arasında teknik konularda yapılacak görüşmeler ile Kıbrıs sorunun kapsamlı çözümü bir birinden ayrı tutuldu.

Görüşme öncesi, BM ile Kıbrıs Türk tarafı arasında yapılan yazışmalar da Rumların yalanını ortaya çıkarıyor.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Temsilcisi Michael Moller'in, 17 Şubat 2006 tarihinde hem Kıbrıs Türk hem de Kıbrıs Rum tarafına gönderdiği mektupta, BM şemsiyesi altında iki-toplumlu teknik görüşmeler çerçevesinde ele alınacak konular açıkça belirtiliyor.

Buna göre, her iki tarafından bilgi mutabık kaldığı iki-toplumlu teknik görüşmelerde yer alacak konular şu başlıklar altında yer alıyor: "Sağlık, çevre, su idaresi, atık idaresi, kara para aklama, suçların önlenmesi, yol güvenliği, göç ve insan kaçakçılığı, kriz yönetimi, insani konular."

Bununla birlikte, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Temsilcisi Michael Moller'in 17 Şubat 2006 tarihili mektubuna yanıt vererek, Kıbrıs Türk tarafının, mektupta yer alan iki toplumlu teknik görüşmelerin yapılması önerisini memnuniyetle karşıladığını ve BM şemsiyesi altında pratik konuları görüşmeye hazır olduğunu bildiriyor.

Cumhurbaşkanı Talat imzalı mektupta özellikle pratik konulardaki görüşmelerin, BM'nin Annan planı temelinde kapsamlı bir çözüm için iyi niyet misyonu çerçevesinde ortaya koyduğu çabaların yerini almayacağına da vurgu yapılıyor.

Rum yetkilileri, Paris

zirvesini yanlış aktarıyor

Kıbrıs Rum yetkililerin ve ayrıca Kıbrıs Rum basınının, Annan-Papadopulos görüşmesinin sonucunu adeta bir "zafer kazanıldığı" şeklinde yansıtmaları ve görüşmede teknik konuların görüşülmesine başlanması konusunda mutabık kalınmasının farklı şekillerde yorumlanması Kıbrıs Türk tarafında rahatsızlık yarattı.

Annan-Papadopulos görüşmesinin arından yapılan ortak basın açıklamasında, "her iki liderin de teknik düzeyde çalışmaların başlamasını kabul etmesinin", Kıbrıs Rum yönetimi yetkililerince, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün bir parçası olan hayati konuların "teknik meseleler" yapılmaya ve teknik konudaki çalışmaların, Kıbrıs sorunun bütünlüklü çözümüyle bağdaşlaştırılmaya çalışılıyor.

Kıbrıs Türk diplomatik kaynaklarından elde edilen bilgiye göre, Kıbrıs Rum tarafının zaferi olarak lanse edilen, Annan-Papadopulos görüşmesi, "teknik düzeyde çalışmaların başlatılması" sonucu, Kıbrıs Türk tarafının önerisinin ardından ortaya çıktı.

Güzelyurtlu cinayeti ve kuş gribi gibi insani konularda bile işbirliği yapmaya yanaşmayan Kıbrıs Rum tarafı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın önerisi olan "güncel ve pratik konularda görüşmelerin başlatılması" önerisini, kendi başarıları olarak yansıtmaya çalışıyor.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, güncel konularda görüşmelerin başlatılması önerisini gündeme getirmesinin ardından, BM Kıbrıs Temsilcisi Michael Moller'in adaya geldiği ve inisiyatif üstlenmek istediği ancak, Genel Sekreter'in, BM'nin, Kıbrıs görüşmelerinin başlatması için "henüz şartların olgunlaşmadığını" söylemesi üzerine Moller'in, iki taraf arasında pratik konularda görüşmelerin başlaması için girişimde bulunulduğu öğrenildi.

Kıbrıs Türk tarafının, adada iki taraf arasındaki pratik sorunların görüşülmesine hazır olduğu, ancak bu teknik konuların, Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümünün yerini tutmayacağı ve bu konuların güncel konular olacağı yönünde bir tutum ortaya koyduğu belirtildi.

Ancak, Annan-Papadopulos görüşmesi sonrasında Kıbrıs Rum yetkililerinin yaptığı açıklamalarda, teknik konularda çalışmalara başlatılması konusunda mutabık kalınmasının, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümü ile bağlandırıldığı ve aynı zamanda teknik konuların, Kıbrıs sorununun en hassas konuları arasında olan, askersizleştirme, askeri nöbet kulübelerinin bir birinden uzaklaştırılması, Mağusa konusu ve mayınlar konusu olarak lanse edildiği belirtiliyor.

Kıbrıs Rum Hükümet Sözcüsü George Lillikas ve Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu tarafından yapılan bu açıklamaların ardından Birleşmiş Milletleri'in ikinci bir bildiri yayınlaması, BM'nin de en az Kıbrıs Türk tarafı kadar rahatsızlık duyduğunu doğrular nitelikteydi. BM tarafından yapılan ikinci bildiride iki taraf arasında teknik konularda yapılacak görüşmeler ile Kıbrıs sorunun kapsamlı çözümü bir birinden ayrı tutuldu.

Talat: Pratik konuların görüşülmesi

kapsamlı çözümün yerini almayacak

Cumhurbaşkanı Talat'ın, Moller'e gönderdiği 22 Şubat tarihli mektubunda, Moller'in, 17 Şubat 2006 tarihinde sunduğu mektupta yer alan, iki-toplumlu teknik görüşmelerin, mektupta saptanan konular çerçevesinde yapılması önerisini memnuniyetle karşıladığı ve BM şemsiyesi altında pratik konuları görüşmeye hazır olduğu ifade edilirken, pratik konulardaki görüşmelerin, BM'nin Annan planı temelinde kapsamlı bir çözüm için iyi niyet misyonu çerçevesinde ortaya koyduğu çabaların yerini almayacağına vurgu yapılıyor.

Pertev'den Moller'e mektup

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in, Moller'e gönderdiği mektupta, Kıbrıs Türk tarafının, "17 Şubat 2006 tarihli mektubunuza istinaden, BM şemsiyesi altında, mektupta belirtilen pratik konuların ele alınabilmesi için, iki-toplumlu teknik görüşmelerin yapılması girişiminizi memnuniyetle karşıladığımızı bildirmek isterim. En kısa zamanda bu görüşmelerin modalitelerine karar vermek üzere sizinle çalışmayı umuyoruz" dediği ifade edilerek, teknik görüşmelerin yapılması girişimi için modaliteler konusundaki önerilerini içeren eke atıfta bulunuluyor.

Kıbrıs Türk tarafının Moller'e gönderdiği mektubun ekinde sunduğu öneriler şöyle:

"-Her konu için kurulan komitenin çalışmaları bir Koordinasyon Komitesi tarafından denetlenmelidir. Bu Koordinasyon Komitesi, teknik komitelerin oluşumu ve görüşülecek konularda karar mercii olmalıdır.

-Komiteler, Koordinasyon Komitesi'ni bilgilendirmeli ve son kararı Koordinasyon Komitesi vermelidir.

-Komitelerin çalışmaları yanlış yorumlanamaz, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözümün yerini alacakları şeklinde değerlendirilemez.

-Komitelerin çalışmaları, taraflarca, siyasi çıkar amacıyla kullanılmamalıdır.

-Komitelerin oluşturulması, tarafların Kıbrıs sorunu konusundaki yasal ve siyasi duruşlarına halel getirmez.

-Her spesifik konuda, her şeyde mutabık kalınmadıkça, hiçbir şeyde mutabık kalınmaz.

-İki tarafın komitelerdeki temsiliyeti her açıdan eşit olmalıdır."

Moller'in Pertev'e gönderdiği

17 Şubat tarihli mektubu

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'in, Raşit Pertev'e gönderdiği 17 Şubat tarihli mektubunda, BM şemsiyesi altında iki-toplumlu teknik görüşmeler çerçevesinde ele alınacak konular ve aynı listenin Güney Kıbrıs'taki yetkililere de göndermiş olduğunu ifade ediliyor.

Mektupta iki-toplumlu teknik görüşmelerde yer alacak konular şu başlıklar altında yer alıyor:

"Sağlık, çevre, su idaresi, atık idaresi, kara para aklama, suçların önlenmesi, yol güvenliği, göç ve insan kaçakçılığı, kriz yönetimi, insani konular."

 KIBRIS 03/03/06

Askersizleştirme çözümden sonar

Başbakan Soyer, Annan-Papadopulos görüşmesine işaret ederek, görüşmeden sonra taraflarca yapılan 3 ayrı basın açıklamasında tutarsızlıklar bulunduğunu vurguladı ve askersizleştirme tartışmalarına açıklık getirdi:

Askersizleştirme çözümden sonra

BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜMÜN PARÇASI... Kıbrıs Türk halkının, 24 Nisan referandumunda bütünlüklü çözüm için "evet" derken, askersizleştirmeye de bu kapsamda "evet" dediğinin unutulmaması gerektiği kaydeden Başbakan Soyer, halkına yanlış bilgiler vererek referandumda "hayır" kampanyası açan Papadopulos yönetiminin askersizleştirmeye de, "hayır" dediğinin gözden uzak tutulmamasını istedi

YANLIŞ BİLGİLER YAYILIYOR... Rum liderliğinin; Annan-Papadopulos görüşmesini, "olası yeni bir müzakere sürecinin çerçevesi ve parametreleri konusunda sekreterya ve Rum tarafı arasında Kıbrıs Türk tarafının yokluğunda bir uzlaşmaya varıldığı" şeklinde kullanarak yanlış haberler yaydığına da işaret eden Başbakan Soyer, doğal olarak, Kıbrıs Türk tarafının bulunmadığı bir ortamda bu konular üzerinde mutabakata varılmasının mümkün olmadığına vurgu yaptı

l KABUL EDİLEMEZ... Soyer: Ortak açıklamada, diğer unsurların yanı sıra, kapsamlı bir çözümün parçası olan adanın askersizleştirilmesi konusuna bu çerçeve dışında yapılan atıf ve BM gündeminde hiçbir zaman yer almayan 'Mağusa'nın bir konuymuş gibi sunulmaya çalışılması da kabul edilemezdir. Mağusa bağlamında dile getirilebilecek tek husus; limanın, diğer deniz ve havalimanlarıyla birlikte, biran önce doğrudan ticarete açılması beklentisidir.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Annan-Papadopulos görüşmesine işaret ederek, görüşmeden sonra taraflarca yapılan 3 ayrı basın açıklamasında tutarsızlıklar bulunduğunu vurguladı.

Kıbrıs Türk halkının, 24 Nisan referandumunda "evet" derken askersizleştirmeye de "evet" dediğini belirten Soyer, Annan Planı'na karşı "hayır" kampanyası açan Papadopulos'un dolayısıyla askersizleştirmeye de "hayır" dediğinin unutulmaması gerektiğini vurguladı. Soyer, mayınların adadan arındırılması çalışmalarının da başarıyla devamını sağlayanın Türk tarafı olduğunu belirtti.

Rum liderliğinin; Annan-Papadopulos görüşmesini, "olası yeni bir müzakere sürecinin çerçevesi ve parametreleri konusunda Sekretarya ve Rum tarafı arasında Kıbrıs Türk tarafının yokluğunda bir uzlaşmaya varıldığı" şeklinde kullanarak yanlış haberler yaydığına da işaret eden Başbakan Soyer, doğal olarak, Kıbrıs Türk tarafının bulunmadığı bir ortamda bu konular üzerinde mutabakata varılmasının mümkün olmadığına vurgu yaptı.

Soyer, geçtiğimiz gün BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında Paris'te gerçekleşen görüşmeyle ilgili yazılı açıklama yaparak önemli değerlendirmelerde bulundu.

Görüşmeden sonra yapılan ortak açıklamada Mağusa'nın ayrı bir konuymuş gibi sunulmaya çalışılmasının kabul edilemeyeceğini kaydeden Soyer, Rum Yönetimi'nin uzlaşmaz olduğunu açıkça ortaya koymayan açıklamaların, soruna BM şemsiyesi altında kapsamlı çözüm bulunması çabalarını olumsuz etkileyeceğini ve Papadopulos'un uzlaşmaz tutumunu sürdürmesine yardımcı olacağına dikkati çekti. Başbakan konuyla ilgili açıklamasında şöyle dedi.

"Açıklamalarda büyük farklılıklar"

"Bilindiği üzere, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos, 28 Şubat 2006 tarihinde Paris'te görüşmüştür. Bu görüşmenin ardından sırasıyla BM Genel Sekreteri Sözcülüğünce ortak bir basın açıklaması yapılmış, Annan ve Papadopulos gazetecilerin sorularını yanıtlamış ve BM Genel Sekreteri Sözcü Yardımcısı da ayrıca başka bir basın açıklaması yapma gereğini duymuştur.

Dikkatle incelendiğinde, bu üç metnin ton ve içerik açısından büyük farklılıklar taşıdığı görülmektedir. Ortak açıklamada, Rum tarafının olumsuz tutumu nedeniyle yıllardır çözümsüz kalan günlük hayata ilişkin çeşitli konuların teknik bir çerçevede iki taraf arasında ele alınması amacıyla Kıbrıs Türk tarafı olarak yaptığımız çağrıların bir sonucu olarak oluşturulması kararlaştırılan komitelere atıfta bulunulmaktadır. Ancak bu teknik içerikli komitelerin kapsamlı görüşmelerin yerini tutamayacağı ve bu şekilde yansıtılamayacağı hususundaki anlayışımızın en üst seviyede BM'ye açık bir şekilde iletilmesine ve bu anlayışımızın BM tarafından da paylaşıldığının bize söylenmiş olmasına rağmen, ortak basın açıklamasında; teknik seviyede ele alınacak olan meselelerin kapsamlı görüşmeler sürecinin bir parçası olarak sunulması, taraflar arasında bu hususta varılan uzlaşıyı doğru ve tam olarak yansıtmamaktadır."

"Askersizleştirme bütünlüklü çözümün parçası"

Kıbrıs Türk halkın&