|
NTV
Güncelleme: 10:47 TSİ 21 Ekim 2006 Cumartesi
LAHTİ
- Finlandiyanın Lahti kasabasında düzenlenen AB gayrıresmi
zirvesi sırasında basın toplantısı düzenleyen
Vanhanen, Kıbrıs ile ilgili sundukları öneri paketinin üzerinde
müzakerelerin devam ettiğini kaydetti.
Çözüme
ulaşma konusunda iyimser misiniz? Çözüme ne kadar yaklaştınız?
sorularını yanıtlamaktan kaçınan Vanhanen, Sonucu
bakıp göreceğiz demekle yetindi.
Vanhanen,
ülkesinin başlattığı girişimin sonbahar aylarında
tüm hızıyla devam edeceğini de ifade etti. Finlandiya, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki izolasyonların
kaldırılması konusunda taraflara bir dizi öneriyi içeren paket
sunmuştu.
Kıbrıs Türkü olmadan çözüm olmaz
KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı,
Kıbrıslı Türkler dikkate alınmadığı takdirde
adada çözümün mümkün olmadığını söyledi.
Ankarada Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal ile görüşen Avcı, dün bir basın
toplantısı düzenleyerek Finlandiyanın planı dahil her
öneriyi kapsamlı biçimde değerlendireceklerini belirtti ve
şunları söyledi: "Ayak üstü değerlendirmemiz beklenemez.
Öneri olması için kapsamlı, yazılı ve çerçevesi olan bir
öneri olması gerekir. Kıbrıs Türkünün görüşlerinin
alınmamasına büyük tepki gösterdik. Kıbrıslı Türkler
bundan sonra yoğun lobi faaliyetlerini başlatmalı."
Avcı, GATAda tedavisi süren eski Başbakan Bülent Eceviti de ziyaret
ederek eşi Rahşan Ecevitten bilgi aldığını
söyledi.
HURRIYET 21/10/06
İngilterede Türk bayramı
Newcastle-F.Bahçe ve Beşiktaş-Tottenham maçlarına geniş
yer ayıran Ada basını, iki karşılaşmada kritik
gollere imza atan Sibierski ve Berbatova övgüler yağdırdı.
UEFA Kupası grup elemelerindeki Newcastle United-Fenerbahçe ve
Beşiktaş-Tottenham maçları İngiliz basınında
geniş yer buldu. İki karşılaşmada kritik goller atan Sibierski
ve Berbatovu ön plana çıkaran gazeteler, Newcastleın
zor, Tottenhamın kolay galibiyetler aldığını
yazdı. Gazetelerin maçlarla ilgili yorumları şöyle:
The Daily Telegraph: Sibierskinin son dakikalardaki golü Newcastle
taraftarlarının kulağına tatlı bir melodi gibi geldi.
The Independent: Sibierski, Newcastlea rahat bir nefes
aldırdı. "Puan almayı hak etmiştik" diyen Zico,
hayal kırıklığı içinde.
Daily Mail: Sibierski, attığı golle inatçı
Fenerbahçenin gardını düşürdü ve takımının
UEFAKupasındaki yolunu açtı.
Daily Express: Türkler Newcastle savunmasına sorun
yaşatmayı başaramadı. Brezilyalı Ziconun
takımın St James Parktaki futbolunun samba ile ilgisi yoktu.
Sibierskinin golü Fenerbahçeyi çarptı.
The Daily Telegraph:
İstanbulda tutku ve düşmanlık hakimdi. Bir zamanlar Pelenin "Avrupanın
en iyisi" diye tanımladığı İnönü Stadı,
Beşiktaş taraftarlarının havaya girmesiyle Tottenham için
rahatsız ortama dönüştü. Ancak sonucu Berbatovun kontrol
edilemez performansı belirledi.
The Independent: Berbatovun müthiş golü Tottenhamı ateşledi.
Maçtan önce Beşiktaş taraftarından düşmanca bir tutum
bekleniyordu. Ancak, ortaya düşmanlıktan ziyade gürültücülük
çıktı.
Daily Mail: İşte sonunda Berbatov da partiye
katıldı. Bulgar futbolcu Tottenhamı uçurdu.
HURRIYET 21/10/06
İzolasyonlar kalkmadan limanları açmayız
"24 NİSAN İRADESİNİ HATIRLATIYORUZ"...
"Biz yoğun bir biçimde yaptığımız temaslarda
herkese 26 Nisan 2004'ü hatırlatıyoruz. AB'nin KKTC üzerindeki
izolasyonun kalkmasına ilişkin kararının tarihini. Ortadaki
durum, Burgenstock'ta Annan Planı'na bir anlamda evet deyip sonra
reddedilmesi için kampanya başlatanların ödüllendirilmesi, evet
diyenlerin ise cezalandırılması biçiminde gelişmiştir.
Papadopulos'un televizyonda yaptığı konuşmayı
hatırlıyorsunuz. Hiçbir çözüme yanaşmadan daha fazlasını
elde etmek amaçlı bir yaklaşım ortaya konmuştur ve sonraki
olaylar da bunu doğrular niteliktedir"
Türkiye Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Ali Babacan,
"Türkiye Kıbrıs konusunda tavrını net ve kararlı
bir biçimde ortaya koymuştur" dedi.
Babacan, şöyle konuştu:
"Türkiye açıkça her ne pahasına olursa olsun tek
taraflı olarak bir şey yapmayacağını ortaya
koymuştur. 'Yükümlülüğünüz diyorlar' ama bizim
hukukçularımızın farklı görüşleri var. Nasıl
bizim tırlarımıza İtalya, hatta Yunanistan kota koyabiliyorsa
biz de gerekli gördüğümüz sınırlamaları koyabiliriz. Zaten
Rum ürünleri Türkiye'ye giriyor. Kısıtlama taşıt
araçlarıyla ilgili. Rumlara vizeyi de kaldırdık. Biz hep beraber
konuşalım çözüm bulalım diyoruz, gerekirse siyasi
kararımızı alırız limanları açarız ama
öncelikle KKTC üzerindeki izolasyonun kalkması gerekiyor".
Ali Babacan, Atina'da yaptığı temasların
ardından Türkiye'nin Atina Büyükelçiliği'nde Türk gazeteciler için
bir basın toplantısı yaptı.
Atina'da Yunanistan Ulusal Bankası (NBG) Başkanı Takis
Arapoglu ile önceki gün sabah kahvaltısında bir araya geldiğini
ardından da Yunanistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı
ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Sotiris
Hacigakis ile görüştüğünü belirten Babacan, daha sonra Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani ile görüştüğünü
belirtti.
Babacan, Yunanistan Ekonomi ve Maliye Bakanı Yorgos Alogoskufis
ile çalışma yemeğinde bir araya geldiğini sonra da AB'nin
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve Bakoyani'nin de
katıldığı Avrupa Yatırım Bankası
Konferansı'na katıldığını kaydetti.
Konferansın ardından Avrupa Yatırım Bankası
Başkanı Philippe Maystadt ve Yunanistan Sanayiciler Birliği
Başkanı Dimitris Daskolopulos ile ayrı ayrı
görüştüğünü ifade eden Babacan, Yunanistan ana muhalefet partisi
PASOK Genel Başkanı Yorgo Papandreu'nun da kaldığı
otelde kendisini ziyaret ettiğini ve kısa bir görüşme
yaptıklarını açıkladı.
Atina'daki temasları çerçevesinde Yunan düşünce
kuruluşu ELİAMEP yetkilileriyle bir araya geleceğini
ardından da Alagoskufis, Rehn ve Maystatd'ın da bulunacakları
akşam yemeğine katılacağını söyleyen Babacan,
Atina'daki temaslarını olumlu ve yapıcı olarak niteledi.
Muhataplarına Türkiye'nin yaptığı ekonomik ve
siyasi reformları aktardığını ve Türkiye'nin AB'nin 5.
ihracat pazarı olarak önemli fırsatlar sunduğunu
kaydettiğini belirten Babacan, 9. reform paketinin tamamlanmak üzere
olduğunu da söylediği görüşmelerin çok verimli geçtiğini
vurguladı.
Bakoyanni ile görüşmesinde Yunanlı Bakan'ın
Atina'nın Türkiye'nin AB sürecine verdiği desteği teyit
ettiğini söyleyen Babacan, AB sürecinin Türk-Yunan ilişkilerini
siyasi ve ekonomik anlamda olumlu etkilediği tespitini
yaptıklarını belirtti.
Karşılıklı olarak çok detaya girmeden iki ülkenin
hassasiyetle üzerinde durdukları konuları ele aldıkları
Bakoyanni'nin AB dönem Başkanı Finlandiya'nın girişimini
desteklediğini ve olumlu baktıklarını söylediğini
belirten Babacan, " Ortada bir fikirler dizisi var. Atina ile de
görüşüyorlar. Henüz fazla detaylandırılmış değil.
Bir şey söylemek için henüz çok erken. Her fikir için yoğun
görüşmeler yapılıyor. Biliyorsunuz Helsinki'de zirve var. Burada
KKTC yetkilileri ile Rum Yönetimi temsilcileri arasında temas olacak. Biz
zaten başından beri bu fikirlerin KKTC ile görüşülmesini, değerlendirilmesini
istiyoruz. Neticede, birinci derecede KKTC'yi etkileyecektir" dedi.
Kıbrıs'ta tavrımız net
Sorular üzerine, Atina'nın KKTC üzerindeki ticari ambargonun
kaldırılmasıyla ticari tüzük arasında bağ
bulunmadığı yönündeki yaklaşımına da değinen
Babacan, ortada formel bir bağ olmamasının bu konuların
birbirleriyle bağlantılı olmaması anlamına
gelmediğini söyledi.
Türkiye'nin Rum kesimine limanlarını açmasına
ilişkin ocak ayında ortaya attığı önerinin masada
durduğuna dikkati çeken Babacan, bu konuların birbirlerine
yardımcı olacak unsurlar içerdiğinin açık olduğunu
vurguladı.
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda tavrını net ve
kararlı bir biçimde ortaya koyduğunu belirten Babacan, şöyle
konuştu:
"Biz yoğun bir biçimde yaptığımız
temaslarda herkese 26 Nisan 2004'ü hatırlatıyoruz. AB'nin KKTC
üzerindeki izolasyonun kalkmasına ilişkin kararının
tarihini. Ortadaki durum, Burgenstock'ta Annan Planı'na bir anlamda evet
deyip sonra reddedilmesi için kampanya başlatanların
ödüllendirilmesi, evet diyenlerin ise cezalandırılması biçiminde
gelişmiştir. Papadopulos'un televizyonda yaptığı
konuşmayı hatırlıyorsunuz. Hiçbir çözüme yanaşmadan
daha fazlasını elde etmek amaçlı bir yaklaşım ortaya
konmuştur ve sonraki olaylar da bunu doğrular niteliktedir.
Türkiye açıkça her ne pahasına olursa olsun tek taraflı
olarak bir şey yapmayacağını ortaya koymuştur.
'Yükümlülüğünüz diyorlar' ama bizim hukukçularımızın
farklı görüşleri var. Nasıl bizim tırlarımıza
İtalya, hatta Yunanistan kota koyabiliyorsa biz de gerekli gördüğümüz
sınırlamaları koyabiliriz. Zaten Rum ürünleri Türkiye'ye
giriyor. Kısıtlama taşıt araçlarıyla ilgili. Rumlara
vizeyi de kaldırdık. Biz hep beraber konuşalım çözüm
bulalım diyoruz, gerekirse siyasi kararımızı
alırız limanları açarız ama öncelikle KKTC üzerindeki
izolasyonun kalkması gerekiyor."
KIBRIS
21/10/06
Fin planında
uzlaşma zor
ÖNERİ ÜZERİNDE ÇALIŞMAYA HAZIRIZ.... Helsinki'de
temaslarda bulunan Cumhurbaşkanlığı müsteşarı
Pertev, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı AB
İşleri Genel Müdürü Halonen ile öneriyi görüştü. Pertev, Kuzey
Kıbrıs'ın izolasyonunun kırılması için
atılacak adımların Türkiye'nin AB sürecine endekslenmesinden
duydukları rahatsızlığı dile getirirken, yine de öneri
üzerinde çalışmaya hazır olduklarını belirtti
ÖNERİYLE İLGİLİ UZLAŞMADAN UMUT YOK... Finli
yetkililerle görüşmesini değerlendiren Pertev, bu koşullarda bir
uzlaşmanın zor göründüğü mesajını verdi. Pertev
"Türkiye ile bir tren kazası yaşanır mı, yaşanmaz
mı ayrı konu ama, AB asıl tren kazasını 2004'te
Rumları içine alarak yaşamıştır. Trenin altında
da Kıbrıslı Türkler kalmıştır. Şimdi Türkiye
ile tren kazası olacak diye bizden taviz beklemek
haksızlıktır" diye konuştu
Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya'nın
Türk hava ve deniz limanlarının Kıbrıs Rum gemi ve
uçaklarına açılması konusundaki önerisi, resmen görüşülmeye
başlandı. Ancak Finlandiya'nın Türk tarafının
beklentileri konusunda esnek bir tutum izlemediği öğrenildi.
Helsinki'de temaslarda bulunan Cumhurbaşkanlığı
müsteşarı Raşit Pertev, önceki gün Finlandiya
Dışişleri Bakanlığı AB İşleri Genel
Müdürü Kare Halonen ile öneriyi görüştü. Pertev, Kuzey
Kıbrıs'ın izolasyonunun kırılması için
atılacak adımların Türkiye'nin AB sürecine endekslenmesinden
duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Pertev yine de
öneri üzerinde çalışmaya hazır olduklarını belitti.
Finli yetkililerle görüşmesini NTV'ye değerlendiren Pertev,
bu koşullarda bir uzlaşmanın zor göründüğü mesajı
vererek, "Türkiye ile bir tren kazası yaşanır mı
yaşanmaz mı ayrı konu ama AB asıl tren kazasını
2004'te Rumları içine alarak yaşamıştır. Trenin
altında da Kıbrıslı Türkler kalmıştır.
Şimdi Türkiye ile tren kazası olacak diye bizden taviz beklemek
haksızlıktır" diye konuştu.
Finlandiya, gereken güç ve iradeyi sergilemekten çok uzak
Ercan'a direkt uçuşların öneriye eklenmesini isteyen Türk
tarafı, Maraş konusunun bu pakette ele alınmasına ve
Mağusa limanının işletmesinin tamamen AB'ye devrine ise
karşı çıktı. Finlandiya'nın ise önerisinde fazla
değişiklik yapılmasına karşı olduğu ve Türk
tarafının hassasiyetleri konusunda esnek bir tutum izlemediği
öğrenildi.
Rum tarafının Kuzey Kıbrıs'ın
limanlarının açılmasına yönelik itirazını
kırmanın da kolay olmadığı belirtiliyor.
Diplomatik kulislerde, farklı uçlarda görüşleri savunan Türk
ve Rum taraflarını uzlaştırma fikri ile yola çıkan
Finlandiya'nın ise gereken güç ve iradeyi sergilemekten çok uzak
olduğu görüşü hakim. Finlandiya'nın önerisini kağıda
dökmemesi ve görüşmeler için herhangi bir takvim ya da plan ortaya
koymaması da zayıf noktalar olarak görülüyor.
Önceki gün Pertev'le görüşen Finli yetkililer dün de Rum tarafını
temsilen Papadopulos'un müsteşarı Conis ile biraraya geldi. Ancak
Finlandiya'nın yürüttüğü görüşmelerin nasıl ve ne
şekilde devam edeceği henüz bilinmiyor.
KIBRIS
21/10/06
Kıbrıs Türk
halkına verdiğiniz sözleri tutun
FİN ÖNERİLERİ DEĞERLENDİRİLMEDEN KARAR
ALINMAMALI... "Finlandiya planı ya da önerilerini
değerlendirmeden bir karar alınması söz konusu olamaz. Ancak,
Kıbrıs adasında kapsamlı bir çözüm, iki tarafın
siyasal ve ekonomik eşitliğine dayalı, Birleşmiş
Milletler şemsiyesi altında, Anavatan Türkiye'nin
garantörlüğünde ve iki bölgeli bir çözüm olmak durumundadır"
(T.A.K. -EMİR ERTORUN)
Başbakan Yardımcısı Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türk halkının dünyadan
izole ve tecrit edilmesine yol açan haksız ve kabul edilemez
koşulların bir an önce ortadan kaldırılmasını
istediklerini belirterek, "Bu doğrultuda, Kıbrıs Türk
halkına BM ve AB yetkilileri tarafından verilen sözlerin ve
alınan kararların bir an önce yerine getirilmesini talep
ediyoruz" dedi.
Avcı, "Finlandiya planı ya da önerilerini" değerlendirmeden
bir karar alınmasının söz konusu olamayacağını da
vurgulayarak, Kıbrıs adasında kapsamlı bir çözümün ancak
"iki tarafın siyasal ve ekonomik eşitliğine dayalı, BM
şemsiyesi altında, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğünde ve iki
bölgeli bir çözüm" olmak durumunda olduğunu kaydetti.
Turgay Avcı, AB politikaları konusunda ise KKTC'nin AB'ye
uyumu konusundaki çalışmaları desteklediklerini ifade ederek,
"AB uyum süreci konusunda uzman ekiplerin oluşturulması ve
gerekli değişikliklerin belirlenip düzenlemelerin yapılması
amacıyla daha kapsamlı politikalarımızı
oluşturmaktayız" dedi.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı, Ankara'daki temaslarını
değerlendirmek amacıyla dün, konakladığı Swiss Otel'de
bir basın toplantısı düzenledi.
Saat 09.30'da gerçekleştirilen ve yaklaşık bir saat
süren basın toplantısına Türkiye ve dış basın
büyük bir ilgi gösterdi. Basın toplantısında KKTC Ankara
Büyükelçisi Tamer Gazioğlu, Özgür Parti Genel Başkan Vekili ve Genel
Başkan Yardımcısı, İskele milletvekili Mustafa Gökmen,
Siyaset Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan da hazır
bulundu.
Turgay Avcı basın toplantısında Kıbrıs
Sorunu, Finlandiya önerileri, Avrupa Birliği, Kıbrıs
politikalarına bakışları ve Anavatan Türkiye ile
ilişkilere yönelik açıklamalar yaptı.
Avcı, özetle şunları kaydetti:
Kıbrıs sorunu
"Kıbrıs Türk halkının dünyadan izolasyonu ve
tecrit edilmesine yol açan haksız ve kabul edilemez koşulların
bir an önce ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Bu
doğrultuda, Kıbrıs Türk halkına BM ve AB yetkilileri
tarafından verilen sözlerin ve alınan kararların bir an önce
yerine getirilmesini talep ediyoruz.
KKTC ve Güney Kıbrıs Rum yönetimi arasında siyasal ve
ekonomik eşitliğe dayalı, iki bölgeli, Türkiye'nin
garantörlüğünde, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında
gerçekleştirilecek kapsamlı bir çözümü desteklemekteyiz. Bu nedenle,
Kıbrıs Türk halkının siyasal ve ekonomik
eşitliği, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğü ile iki bölgeli bir
yapı olmaksızın adada kapsamlı, kalıcı ve uzun
süreli bir çözüm yaratılamaz.
Finlandiya önerileri
Kıbrıs adasındaki çözüm girişimleri konusunda
baştan reddedici veya hemen kabul edici bir yaklaşım içinde
değiliz. Her girişimi iyi niyetle değerlendirecek, Türkiye ile
birlikte üzerinde çalışacak, bizlere ne kazandıracağı
ve neler kaybettireceğinin analizini yaparak nihai
kararımızı vereceğiz.
Finlandiya planı ya da önerilerini değerlendirmeden bir
karar alınması söz konusu olamaz. Ancak, Kıbrıs
adasında kapsamlı bir çözüm, iki tarafın siyasal ve ekonomik
eşitliğine dayalı, Birleşmiş Milletler şemsiyesi
altında, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğünde ve iki bölgeli bir
çözüm olmak durumundadır.
Dış politika, günübirlik kararlarla yürütülemeyeceği
gibi, bu konularda Sayın Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat,
hükümetimiz, Dışişleri Bakanlığımız ve
Türkiye'nin ilgili birimleriyle birlikte her öneriyi kapsamlı biçimde
inceleyerek nihai kararımızı vereceğiz. Bu nedenle,
dış politikadaki görüşlerimizi ayaküstü belirlememiz beklenmemelidir.
KIBRIS 21/10/06
Lordlar Kamarası'nda Orams
davası konuşuldu
Eylem
ERAYDIN / LONDRA
Londra'da faaliyet gösteren ve Kıbrıslı Türk avukat
Emma Edhem'in başkanlığını yaptığı
Türk-İngiliz Hukukçular Birliği, 19 Ekim Perşembe
akşamı Lordlar Kamarası'nda Orams davası ve ondan sonraki
gelişmelerin tartışıldığı bir seminer
gerçekleştirdi.
Seminere konuşmacı olarak Orams davasında İngiliz
çifti savunan Vahib & Co Avukatlık Firması'ndan avukat Hasan
Vahib ve Bhitu Bhalla, SOAS'tan Prof. Clement Dood ve Kıbrıslı
Türk işadamı Ali Özmen Safa katıldı.
Kuzey Kıbrıs'ta emlak ve gayrimenkul alımlarıyla
ilgili olarak ve Orams davasının kazanılmasından sonraki
gelişmelerin ele alındığı toplantıda konuşan
Ali Özmen Safa, davanın Kuzey Kıbrıs'ın lehine
sonuçlanmasının ardından emlak satışlarının
arttığını belirterek şöyle konuştu:
"Ben Kıbrıs'ta hem emlak hem de turizm sektöründe
yatırımlar yapan bir işadamıyım. Şimdiye kadar
bize uygulanan haksız izolasyonlardan dolayı benimle birlikte birçok
işadamı da zarar gördü ve görmektedir. KKTC neden izole edildi, neden
ambargolandı? Oysa biz iki halk, barış ve harmoni içinde
yaşamak istiyoruz. Bize uygulanan bu ambargolar sayesinde Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomisi gelişmezken, Güney
Kıbrıs'ın ekonomisi günden güne gelişme gösterdi. Orams davasının
kazanılması bizim için ve Kuzey Kıbrıs için çok önemlidir.
Bu tarihimizde bir emsal niteliğindedir. Davanın Rumlar aleyhine
sonuçlanmasının ardından, emlak ve gayrimenkul
satışlarımız yükseldi. Bu aşamadan sonra ileriye
bakmamız lazım. Bu sektördeki çalışmalarımızda
çok dikkatli davranmalıyız. Mutlaka her tapunun ardında KKTC var
olmalı".
Seminerde katılan diğer konuşmacılar avukat Hasan
Vahib, Bhitu Bhalla ve SOAS'tan Prof. Clement Dood da Orams davasının
kazanılmasının Kuzey Kıbrıs için çok önemli bir
gelişme olduğunu ve bundan sonra ki dönemlerde, davanın Kuzey
Kıbrıs'a sağladığı avantajların dikkatli ve
doğru bir şekilde kullanılması gerektiğini ifade
ettiler.
Kibris 22/10/06
Önümüzdeki aylarda yeni kırılmalar olacak
İDDİA VE İTHAMLARDAN DOLAYI BEKLİYORLAR...
Avcı, "Ortaya atılan iddialar ve ithamlardan dolayı
arkadaşların hareket kabiliyetleri
sınırlandırıldı. Ama önümüzdeki aylarda yeni
kırılmalar olacak. Bunlar zaten hissediliyor" dedi
"ONLAR İÇİN BÜYÜK TEHLİKEYİZ"...
"Tabansız parti" eleştirilerini yanıtlayan Avcı,
"Tabansız olduğumuzu düşünüyorlarsa, meclise gelsinler.
İddia ettikleri gibi tabansız isek kısa sürede
dağılırız. Ancak bu parti onlar için büyük bir tehlikedir.
Tüm feryatları budur" şeklinde konuştu
Fezile Atüf ÖKSÜZ
Siyasi hayatında oldukça hızlı yükselip dış
ilişkilerin başına geçen Özgürlük ve Reform Partisi
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, tüm eleştiri ve
olumsuz tutumlara rağmen oldukça umutlu...
Özgürlük ve Reform Partisi'nin milletvekili sayısının
yeni kırılmalarla kısa sürede artacağına inanan
Avcı, Dışişleri Bakanlığı'nda da oldukça
iddialı. Yeni dönemde lobicilik çalışmalarına
ağırlık vereceğini açıklayan Avcı, bu amaçla
dış temsilci sayısını artırıp mevcut
temsilcilikleri güçlendirecek...
Turgay Avcı, yeni siyasi anlayışını,
Dışişleri Bakanlığı'nda planladığı
icraatları ve Larnaka'dan başlayıp Beyrut, İtalya ve
Türkiye'den geçen 47 yıllık yaşamını TAK'a
anlattı.
Beyrut'ta burslu yüksek öğrenim
Gazimağusa'nın tanınmış simalarından,
Avcılık Federasyonu kurucularından Salih Avcı'nın 4
çocuğundan biri olarak 1959'da Larnaka'da doğan Turgay Avcı,
yaşamını 3 yaşında göç ettiği Gazimağusa'da
sürdürdü. Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde elektrik mühendisliği üzerine
lisans yapan Avcı'nın, Lübnan'daki iç savaştan dolayı okul
yılları oldukça olaylı geçti.
Öğrenimi sırasında Beyrut'tan iki kez kaçmak zorunda
kalan Avcı, kurtarma operasyonlarının ilkinde
Kıbrıslı Türk ve Rum öğrencilerle birlikte bir yük
gemisiyle Limasol'a, oradan da BM aracılığıyla Gazimağusa'daki
evine ulaştı. Beyrut'tan 2 yıl sonra yine kaçmak zorunda kalan
Avcı, İngiliz helikopterleriyle Ağrotur Üssü'ne getirildi.
Yüksek öğrenim için Beyrut'u seçmesinin en önemli nedeninin
ekonomik koşullar olduğunu söyleyen Avcı,
"Ortadoğu'nun en önde gelen üniversitelerinden biriydi. Çok iyi
mezunlar veriyordu ancak oraya gitmemin en büyük nedeni, burs almamdı.
Aksi halde o günkü koşullarda kendi imkânlarımızla orada
okumayı hayal dahi edemezdik" dedi.
Elektrik mühendisliğinden siyasete
Beyrut'taki eğitiminin ardından bir süreliğine
İtalya'ya yerleşen Avcı, uluslararası bir şirkette bir
yıl teknik danışman olarak çalıştı. Ülkesine
dönüp, vatani görevini yerine getirdikten sonra işletme üzerine yüksek
lisans eğitimi aldığı DAÜ'de öğretim görevlisi olarak
çalışmaya başlayan Avcı, bir yandan da Çukurova
Üniversitesi'nde doktorasını yaptı.
Beyrut'ta Arapça, İtalya'da İtalyanca öğrenen
Avcı, İngilizce'nin yanı sıra çocukluk yıllarında
evlerinin yakınında bulunan BM kampındaki askerlerden de
İsveç lisanını öğrendi.
DAÜ'de İşletme Bölüm Başkanlığı, Turizm
Okulu Müdürlüğü ve Rektör Yardımcılığı yapan
Avcı'nın hayatı, dönemin UBP Başkanı Derviş
Eroğlu'nun "Seni ya da eşini milletvekili yapmak istiyoruz"
sözleriyle siyasetle tanıştı.
Eroğlu'nun teklifi
Eroğlu'nun kendisine bu teklifi evine davet ederek viski
ikramında bulunduğu bir sırada yaptığını
söyleyen Avcı, ailenin bütünlüğü açısından eşinin
yerine kendisinin siyasete girmesinin daha uygun olacağına karar
verdiklerinden dolayı, yine viskilerin ikram edildiği bir ziyarette
bu teklifi kabul ettiğini belirtti.
Avcı, KKTC'nin öncü sektörlerden üniversitelerde en üst düzeyde
çalışmalarda bulunduğu ve ülkenin tanıtımına
katkı koyduğu görevini çok sevmesine rağmen, "sadece
bölgeye değil, ülkeye hizmet vermek" adına
atıldığı siyasette Aralık 2003 ve Şubat 2005
seçimlerinde milletvekili seçildi.
UBP'ye yeni siyasi anlayış
Milletvekili seçildikten sonra kısa sürede UBP'de genel
sekreterliğe yükselen Avcı, gençlerden oluşturulan yönetimin
partinin toparlanmasına odaklanarak, gençleşme ve yenilenme hedefiyle
yeni bir siyasi anlayış getirmeye
çalıştığını belirtti.
Siyasette artık katı tutumların kabul görmediğini,
halkın taviz anlamına gelmeyecek esnek söylemleri tercih
ettiğini söyleyen Avcı, "Halk esnek, değişen
koşullara göre politika geliştirebilen ancak taviz vermeyen, toptan
kabulcü ya da toptan redci siyaseti değil, masaya oturan, müzakere eden,
kartlarını masada açan siyasi anlayışı istiyor"
dedi.
Eskiler hep eleştirdi
Arzulanan değişimin partideki eski siyasiler tarafından
pek hoş karşılanmadığını, sürekli
eleştirildiklerini, hatta yerel seçimlerde başarısız
olunsun diye çaba harcadıklarını söyleyen Avcı,
katılımcı düşüncenin olmadığı,
kurumsallaşmanın gerçekleşmediği bir yerde ilerlemenin
mümkün olmadığı gerçeğinden hareketle UBP'deki mevcut
yapıyla siyasete devam etmeme kararı aldıklarını
söyledi.
Avcı, UBP'den ayrılıp, yeni bir oluşuma
gidişini eleştirenlere de, "Önce aynaya baksınlar.
Kendileri yaparken her şey tatlıydı... Milletvekili, belediye
başkanı transfer ederken kendileri ahlaklıydı..."
şeklinde yanıt verdi.
Özgür Parti onlar için büyük tehlike
Turgay Avcı, UBP ve DP'den ayrılanların kurduğu
Özgür Parti'nin, yıllardır bir araya gelmekten, konuşmaktan dahi
kaçınan iki siyasi parti liderini bir araya getirdiğine işaret
ederek, "Çünkü nereye gidebileceğimizi anladılar" dedi.
Tabansız parti eleştirilerine de değinen Avcı,
"Tabansız olduğumuzu düşünüyorlarsa, meclise gelsinler.
İddia ettikleri gibi tabansız isek kısa sürede
dağılırız. Ancak bu parti onlar için büyük bir tehlikedir.
Tüm feryatları budur" şeklinde konuştu.
Destek ve tenkit
Özgür Parti'ye, kurulmasıyla birlikte çok farklı
bölgelerden, farklı kitlelerden yoğun destek geldiğini ve
partiye katılımın önümüzdeki günlerde de
artacağını belirten Avcı, "Çünkü bu ülke artık
temiz siyaset istiyor. Ülke temiz ve şeffaf siyaseti hak ediyor"
dedi.
Avcı, çok sayıda tenkit de aldıklarını ancak
oy veren vatandaşlar dışında kimsenin, özellikle eski
siyasilerin kendilerini eleştirmeye hakkı
olmadığını kaydetti. Avcı, "Çünkü bu ülkenin
siyasetini bu noktaya liderler ve başkanlar getirdi" dedi.
Milletvekili sayısı bu kadar kalmayacak
Özgür Parti'nin örgütlenme çalışmalarını
kapalı kapılar arkasında, evlerde değil, seçimle ve
halkın istekleri doğrultusunda gerçekleştirdiğini söyleyen
Avcı, milletvekili sayısının bu kadar kalmayacağına
da dikkat çekti.
Avcı, "Ortaya atılan iddialar ve ithamlardan
dolayı arkadaşların hareket kabiliyetleri
sınırlandırıldı. Ama önümüzdeki aylarda yeni
kırılmalar olacak. Bunlar zaten hissediliyor" dedi.
Muhalefete de meclise gel çağrısında bulunan Avcı,
"Ne benim, ne de onların söylediği önemlidir. Halkın
söylediği önemlidir" dedi.
Siyasetten arta kalan zaman ailenin
Eşiyle, master eğitimi sırasında
tanışıp 1989'da evlenen Avcı'nın 16 yaşında
bir oğlu, 9 yaşında da bir kızı var. Siyasetten arta
kalan sınırlı zamanını ailesiyle birlikte geçirmeye
çalışan Avcı, "Ailemle olmayı seviyorum. Çok az zaman
ayırabiliyorum ama bu sorumluluğu üstlenirken bunu biliyordum"
diyor.
İyi bir siyasetçinin, çok iyi bir aile yapısı
olması gerektiğini kaydeden Avcı, aileyi ve evi ayakta tutan
eşinin bu noktaya gelmesinde büyük katkısı olduğunu
söyledi. Siyasette sağlam bir aile desteği ile huzurlu bir ev
ortamının önemine işaret eden Avcı, kendisinin bu konuda
çok şanslı olduğunu düşünüyor.
Avcı, üniversite arkadaşlarıyla birlikte
kaldıkları evin "aşçısı" olmasına
rağmen evlendikten sonra mutfağa katkısı ise pazar
sabahları vazgeçilmezi pancake ve kebapla sınırlı.
Avcı'lık tesadüf değil
Seyahat etmeyi, farklı ülkeleri ve kültürleri tanımayı,
farklı sofraları tatmayı çok seven Turgay Avcı'nın en
büyük hobisi avcılık...Çocukluğundan bu yana babası ve
erkek kardeşleriyle birlikte ava giden Avcı, bu geleneği
babası öldükten sonra kardeşleriyle sürdürmeye devam ediyor. Avcı,
"Bizim için avcılık çok önemlidir. Hayvanı vurmak ve eve ne
kadar av getiririz olayı değil av. Av, bizim için bir yerde ailenin
bir araya gelme olayıdır" dedi.
Avı, "bir spor, arkadaşların bir araya
geldiği bir sosyal faaliyet" olarak gören Avcı, en iyi
çevrecilerin avcılar olduğunu düşünüyor.
Turgay Avcı, "Avı korumamız gerekiyor. Yasak ava
ağır ceza vermeliyiz. Av üretimine katkı koymamız
gerekiyor" sözleriyle yeni dönemde ava verilecek öneme işaret ediyor.
Farklı bir hükümet anlayışı getireceğiz
Yeni hükümetin ortaya koyacağı en doğru icraat
şeklinin birlikte hareket etmek olduğuna işaret eden Avcı,
en büyük değişimin, yeni kurulan Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı olduğunu söylüyor.
KKTC'nin geleceğinin çevreyle çok yakından ilgili ve paralel
olduğunu kaydeden Avcı, "Çünkü KKTC bir turizm cenneti. KKTC bir
üniversiteler cenneti ancak çevre yoksa hiçbiri kalmayacak" dedi.
Avcı, son yıllardaki gelişmeye bağlı olarak
artan inşaatların doğaya zarar vermemesi ve bir denge
kurulabilmesi gerçeğinden hareketle oluşturulan
bakanlığın çok büyük bir görev ve sorumluluğu olduğunu
belirtti. Avcı, bakanlığı, özellikle Çevre Dairesi'ni
uzmanlarla güçlendireceklerini kaydetti.
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nda, hak ettikleri önem ve
itinayı gösterebilmek için ekonomi ve turizmi ayrı
müsteşarlıklar altında toplayacaklarını kaydeden
Avcı, turizmdeki yoğunluktan dolayı boş kalan ekonominin
güçlendirileceğini söyledi.
Lobiciliğe önem verilecek
Avcı, hükümet programında yeniden örgütlenme ve reform
yapılacağı belirtilen Dışişleri
Bakanlığı'nda öncelikle lobicilik faaliyetlerine
ağırlık verileceğini ve bu yönde yeni temsilcilikler ve
bakanlık bünyesinde AB, İKÖ ve benzeri kuruluşlarla
ilişkileri ele alacak masalar oluşturulacağını
belirtti.
Kıbrıs Türkü'nün kendisini anlatması gerektiğini
söyleyen Avcı, "En büyük eksikliğimiz budur. Yani biz burada
oturup, 'dünya bizi biliyor ancak hakkımızı vermiyor' diyemeyiz.
Kimse bizimle ilgilenmiyor çünkü dünyanın tek sorunu Kıbrıs
değil" dedi.
Avcı, şöyle devam etti:
"Bize yapılanları, haksızlıkları,
verilen sözlerin tutulmasını, Rum Yönetimi'nin baskıcı, tek
yanlı anlayışını yurt dışına
çıkarak anlatmamız lazım. Bu nasıl olacak... Ekiplerle. Bu
işi bilen, konuşan, uzman ekiplerle."
Dışişlerine yeni uzmanlar
Turgay Avcı, Dışişleri
Bakanlığı'nda "Kıbrıs'ın tarihini,
Kıbrıs Türkü'nün geçtiği süreçleri, AB sürecini bilenlerin"
çok sınırlı sayıda olduğuna dikkat çekerek, iyi niyet
ve özverili çalışmalarına rağmen personele yeni
uzmanların katılmasının şart olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da kendisiyle hem
fikir olduğunu kaydeden Avcı, bakanlık personelinin
güçlendirilmesi amacıyla kamu sınavından farklı bir
sınavla yeni istihdamlara gidileceğini belirtti. Avcı, hem
nitelik, hem de koşulların değişeceği yeni sınav
sisteminde lisan seviyesinin çok yüksek tutulacağına işaret
etti.
10 kişilik münhal
Avcı, 4 kişilik istihdam öngören münhal ilanının
durdurulduğunu ve önümüzdeki günlerde 10 kişilik uzmanın
işe alınacağını belirtti.
Yeni temsilciliklerin açılmasıyla ilgili
çalışmaların devam ettiğini ve boş olan New York
Temsilciliği'nin doldurulacağını kaydeden Avcı,
şöyle devam etti:
"Temsilcilik sayısının artırılması,
mevcut temsilciliklerin güçlendirilmesi ve lobi faaliyetlerinin
artırılması kaçınılmazdır. Çünkü AB'deki birkaç
ülkenin dışındakiler bizim sorunumuzu ve bize yapılan
haksızlıkları bilmiyor...Dünya yıllardır tek
tarafı dinliyor. Rumlar ne anlatıyorsa ona inanıyor. Ama bizi
dinledikten sonra kafalarında soru işareti oluyor."
Dışişleri Bakanlığı'nın
Cumhurbaşkanlığı ve AB Koordinasyon Merkezi ile çok
yakın ilişkiye geçeceğini kaydeden Avcı, AB'nin yanı
sıra İKÖ ülkelerine yönelik bir masa oluşturma çabasına
girdiklerini belirtti.
Dışişleri'nde müsteşar değişmez
Turgay Avcı, çok özverili çalışmalarda bulunan mevcut
personelde çok büyük bir değişiklik düşünmediğine ancak
personelin, hiyerarşik olarak bir yerlere çıkması sonucunda
bazı değişikliklerin de yaşanabileceğini söyledi.
Avcı, "Dışişleri'nde müsteşar
değişmez. Siyaseten değiştirebilirsiniz ancak doğru
olmaz. Çünkü dışişleri süreklilik ister. Geçmişi bilen
birilerinin orada olması lazım" dedi.
Bakanlığın fiziki altyapısının da
güçlendirilmeye ihtiyaç duyduğunu kaydeden Avcı, bu amaçla projeler
hazırlanmaya başlandığını belirtti.
Kapsamlı ve adil çözüm
Dış politika yanında iç dinamiklere ve gelişmelere
de önem vermek gerektiğini ifade eden Avcı, parti olarak,
Kıbrıs sorununa kapsamlı ve adil çözüme
inandıklarını ve bunun için elden gelen gayretin
gösterileceğini söyledi.
Avcı, "kapsamlı ve adil" çözümü ise "İki
bölgeli, siyasi eşitlik, ekonomik eşitlik, BM çatısı
altında adil bir çözüm" şeklinde açıkladı.
Avcı, Kıbrıs Türkü'nün çözüm sürecinde fazlasıyla
iyi niyet göstermesine rağmen Rumlar'ın eşit şartlardaki
masaya gelmekten kaçındığına da dikkat çekti.
AB çatısı altında kapsamlı bir çözümün
düşünülmesinin mümkün olmadığını kaydeden Avcı,
BM zemininin şart olduğunu ekledi.
Kibris
22/10/06
Annan Planı zemininde görüşmelere
hazırız
BM ÇERÇEVESİNDE KAPSAMLI ÇÖZÜM... Talat, Genel Sekreter'e
gönderdiği 10 Ekim tarihli mektubunda, Rum Yönetimi Lideri Tassos
Papadopulos'un Kıbrıs sorununa yönelik tutumunu eleştirerek,
Kıbrıs Türk tarafının BM çerçevesinde, Annan Planı
zemininde kapsamlı çözüm için müzakerelerin en erken zamanda yeniden
başlaması yönündeki kararlılığını yineledi
PAPADOPULOS, ÜNİTER DEVLET İSTİYOR... Papadopulos'un 19
Eylül'de BM Genel Kurulu'nun 61. dönem toplantısında
yaptığı konuşmasına atıfta bulunan Talat, büyük
endişe ve umutsuzluk yaratan bu konuşmasıyla Rum yönetimi
liderinin, federal çözüm yerine üniter devlete işaret ederek, çözüm
parametrelerini osmosis politikası doğrultusunda
değiştirmeyi amaçladığına işaret etti
KIBRIS TÜRKÜ İZOLASYON ALTINDA... Cumhurbaşkanı Talat,
Rum yönetimi liderine, Kıbrıs Türkü'nün adanın birleşmesi
yönünde irade ortaya koymasına rağmen halen izolasyonlar altında
yaşadığının hatırlatılmasını
istedi. Talat, Papadopulos'un adada statükonun devamından Türkiye'yi
sorumlu tutmasının da inandırıcı
olmadığını belirtti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a gönderdiği mektubu, BM belgesi
olarak yayımlandı.
Talat, Genel Sekreter'e gönderdiği 10 Ekim tarihli mektubunda,
Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos'un Kıbrıs sorununa yönelik
tutumunu eleştirerek, Kıbrıs Türk tarafının BM
çerçevesinde, Annan Planı zemininde kapsamlı çözüm için müzakerelerin
en erken zamanda yeniden başlaması yönündeki
kararlılığını yineledi.
Üniter devlet ve osmosise doğru
Papadopulos'un 19 Eylül'de BM Genel Kurulu'nun 61. dönem
toplantısında yaptığı konuşmasına
atıfta bulunan Talat, büyük endişe ve umutsuzluk yaratan bu konuşmasıyla
Rum yönetimi liderinin, federal çözüm yerine üniter devlete işaret ederek,
çözüm parametrelerini osmosis politikası doğrultusunda
değiştirmeyi amaçladığına işaret etti.
Etnik, kültürel ve dini farklılıklar ile devletin
işlevselliğinin birbiriyle çelişen değil, birbirini
tamamlayan unsurlar olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık ve vatandaşlarının
temel haklarının her iki tarafın siyasi eşitliği
prensibine saygı ve bağlılıkla garanti edilebileceğini
vurguladı.
Talat, Papadopulos'un Annan Planı'nı reddederek adanın
osmosis yoluyla yeniden birleşmesi yönündeki söylemleriyle, adada siyasi
eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde
bir çözüme gerçekten bağlılığının birbiriyle
çeliştiğini kaydetti.
Kıbrıs Türkü halen izolasyonlar altında
Papadoplulos'un BM Genel Kurulu'dan gerçeklerin göz ardı edilmesi
yönündeki beklentisinin de kabul edilmez olduğunu belirten Talat, Rum
yönetimi liderine, Kıbrıs Türkü'nün adanın birleşmesi
yönünde irade ortaya koymasına rağmen halen izolasyonlar altında
yaşadığının hatırlatılmasını
istedi. Talat, Papadopulos'un adada statükonun devamından Türkiye'yi
sorumlu tutmasının da inandırıcı olmadığını
dile getirdi.
Muhatabı Kıbrıs Türk tarafı...
Talat mektubunda, Kıbrıs sorununa çözüm çabalarında,
Papadopulos'un muhatabının Türkiye değil her zaman için
Kıbrıs Türk tarafı olduğunu da vurgulayarak, bu yöndeki
tutumun adada herhangi bir diyalogu engellediği ve böylece çözüm
olasılığını da zayıflattığını
hatırlattı.
KIBRIS
22/10/06
AB KKTCye
yardımı kabul etti
Avrupa
Birliği, KKTCye yapılacak 200 milyon Euroluk mali yardımı
oylayarak kabul etti.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 12:44 TSİ 21 Ekim 2006 Cumartesi
BRÜKSEL
- ABye üye ülkelerin temsilcilerini bir araya getiren komite
toplantısında, Kuzey Kıbrısla ilgili yapılan ilk
oylamada 200 milyon Euroluk mali yardım nitelikli oy çoğunlu ile
kabul edildi.
AB kaynaklarından edinilen bilgiye göre, oylamada Türkiye
aleyhinde 4 ülke oy kullandı. Sürpriz olarak nitelenebilecek ret oylarını
İspanya ve Slovakya verdi.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi de karşı oy
kullandı. Malta ve Slovenya çekimser oy kullanırken, diğer 19
ülke ise lehte oy kullandı.
Kararın gelecek hafta Avrupa Komisyonunca da onaylanarak yürürlüğe
girmesi bekleniyor.
|
|
NTV
Güncelleme: 12:40 TSİ 25 Ekim 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiyenin ABye
karşı yükümlülüklerini yerine getirmek için siyasi iradesi yoksa, o
zaman AB ile ilişkilerinde ciddi bir sorun ortaya çıkar. O zaman
gerçekten iki trenin çarpışması olasılığı
gündeme gelir dedi.
Papadopulos,
bunun olmasını arzu etmediklerini ancak böylesi bir krizi sadece
Ankaranın önleyebileceğini savundu.
Türkiyenin, ABye bir şeyler dikte veya empoze edemeyeceğini
söyleyen Rum lider, Türkiyenin önündeki tek yolun, birliğin
koşullarına uymak olduğunu belirtti.
Rehn:
'Kıbrıs için son şans'
AB Komisyonu üyesi, 'Fin girişimi, geriye kalan tek seçenek olabilir'
dedi
DIŞ HABERLER SERVİSİ
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AB Dönem
Başkanı Finlandiya'nın, Kıbrıs sorununun, Türkiye ve
AB arasındaki müzakerelerin devamını tehlikeye düşürmemesi
için sunduğu önerinin, "yıllar süren süreçte geriye kalan tek
seçenek ve son şans olabileceğini" söyledi.
BBC'nin haberine göre Rehn, Londra'da yaptığı açıklamada,
AB üyelerine, "KKTC limanlarının, BM kontrolü altında AB
ile ticarete açılmasına yönelik Fin girişimine destek
vermeleri" çağrısında bulundu. Olli Rehn, "Bu
gerçekten Kıbrıs konusunda ileri bir adım atmak için son
fırsat penceresi olabilir" dedi.
Finlandiya, dönem başkanı olmasıyla birlikte Kıbrıs
sorununun çözüm sürecini, aralıkta yapılacak ve Türkiye'nin
üyeliğini de yakından ilgilendiren AB Devlet ve Hükümet
Başkanları Zirvesi'nden önce ileriye götürmek için
çabalarını yoğunlaştırmış ve Gazimağusa
limanı ile Maraş'ın BM kontrolünde açılmasını
teklif etmişti. Haberde, "AB, Finlandiya'nın bu önerisinin kabul
görmesi durumunda, Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a
açmasını ve AB'ye üyelik sürecinde bir engelin kalkmasını
ümit ediyor" denildi.
MILLIYET 25/10/06
Talat: Siyasi eşitlik çerçevesinde birleşik bir
idare kurmaya hazırız
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Biz çözüme,
işbirliğine, egemenliğimizi adanın bütününde
paylaşmaya, kuzeyde kendimizi yönetmeye, siyasi eşitlik çerçevesinde
birleşik bir idare kurmaya hazırız, bunu da ispat ettik "
diyerek, Kıbrıslı Türklerin artık kendi kendini
yönetemeyen, kendi kurumlarını idare edemeyen bir yönetim olmaktan
çıktığını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıslı Türklerin kendilerini ispat ettiğini de
belirterek, halkın çıkarlarını birilerine teslim etmek
niyetinde olmadıklarını, halkın çıkarlarını
koruduklarını ve Kıbrıs sorununun barışçı
yollardan çözümünü temel hedef belirleyen politikalarının
sürdüğünü belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, halkla bayramlaşmak ve
sorunları dinlemek amacıyla dün Karpaz'daki bazı kasaba ve
köyleri ziyaret etti.
Cumhurbaşkanı Talat, ziyaretleri çerçevesinde ilk olarak
İskele'ye gitti.
Cumhurbaşkanı Talat'a eşi Oya Talat, Tarım
Bakanı Önder Sennaroğlu ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy,
İskele Kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğulları, Özgür Parti
İskele Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Mustafa
Gökmen, CTP İskele Milletvekili Mehmet Ceylanlı ve Karpaz Polis
Müdürü Olgun Özçürümez eşlik etti.
Cumhurbaşkanı Talat, İskele'nin ardından Erenköy,
Ziyamet, Yeşilköy ve Dipkarpaz'ı da ziyaret etti.
Cumhurbaşkanı Talat'a eşi Oya Talat, Tarım ve
Orman Bakanı Önder Sennaroğlu ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy
eşlik etti
"Endişe edilecek, korkulacak
siyasi bir ortam yok"
İlk olarak İskele'yi ziyaret eden Cumhurbaşkanı Talat,
ardından Dipkarpaz, Yeni Erenköy, Yeşilköy ve Ziyamet'te
vatandaşlarla buluşarak, halkla bayramlaştı.
Kıbrıs sorunu hakkında yaşanan son gelişmeler
hakkında vatandaşlara bilgi de veren Cumhurbaşkanı Talat,
yöre halkının sorunlarını dinledi.
Cumhurbaşkanı Talat'ın İskele'den sonra ilk
durağı Dipkarpaz oldu. Dipkarpaz Spor Kulübü'nde Dipkarpaz Belediye
Başkanı Mehmet Demirci ve Karpaz Polis Müdürü Olgun Özçürümez
tarafından karşılanan Talat, halkın bayramını
kutladı.
Talat, Dipkarpaz'da halka hitaben yaptığı
konuşmada, ziyaretlerini halkın bayramını kutlamak,
vatandaşların dertlerini, sıkıntılarını
dinlemek ve Kıbrıs konusunun bulunduğu süreç hakkında
bilgilendirmek için gerçekleştirdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, halktan sorunlarını yetkili makamlara
yazılı olarak iletmelerini de isteyerek, bu konuda
vatandaşları teşvik etme amacında olduğunu da
belirtti.
"Güney Kıbrıs Rum yönetimine
barış istemimizi yineledik"
Bayramların insanların birlik, beraberlik ve
kardeşliğini pekiştirmek için önemli bir fırsat
olduğunu ifade eden Talat, böyle günlerde insanların
sorunlarını çözmek için daha iyimser olduklarını,
kırılganlıkların kalkması için bayramların iyi
bir vesile olduğunu kaydetti. Talat, bayram nedeniyle kendilerinin de
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne, Kıbrıs'a çözüm ve
barışın gelmesi yönündeki istemlerini yinelediklerini ifade
etti..
Kıbrıs Türk halkının önünde, çok kötü
karanlık günlerin, endişe edilecek, korkulacak siyasi bir ortam
olmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, her
şeyin kontrol altında olduğunu, Kıbrıs Türk
halkının çıkarlarını koruyan emin, doğru bir
politika yürüttüklerini söyledi.
Referandum, esen rüzgarları değiştirdi
Referandumla Kıbrıs Türk halkının geleceğe
nasıl baktığını imzalayıp, mühürlediğini
belirten Talat, referandumun "dünyada Kıbrıslı Türkler
bakımından esen rüzgarları değiştirdiğini
belirtti. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, referandumun
Kıbrıs Türk halkına çok önemli kazanımlar getirdiğini
ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin aslında Kıbrıs
sorunun bitmesini, Kıbrıs'ın birleşmiş bir
Kıbrıs olarak AB'ye girmesini istediğini, fakat bunların
gerçekleşmediğini anlattı. Yaşanan olumsuz
gelişmelerin sorumlusunun Kıbrıs Türk halkı
olmadığını da vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, BM
planını reddeden tarafın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğuna
dikkat çekti.
Hem AB'nin hem de uluslararası toplumun adada normal bir durum
olmadığını kabul ettiklerini dile getiren
Cumhurbaşkanı Talat, dünyanın ve AB'nin, Kıbrıs
Türklerine verdikleri sözleri tutamadıklarının farkında
olduklarını belirtti.
Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin AB'ye girmesinin Kıbrıslı Türkler
açısından sakıncaları olduğunu
vurguladıklarını hatırlatan Talat, tüm bunlara rağmen
AB, BM ve diğer uluslararası yetkililere açık ve net bir
şekilde Kuzey Kıbrıs'ta söz sahibinin Kıbrıslı
Türkler olduğunun, Kıbrıs Türk halkı tarafından
yönetildiğinin gösterildiğini kaydetti.
"Biz çözüme, işbirliğine, egemenliğimizi
adanın bütününde paylaşmaya, kuzeyde kendimizi yönetmeye, siyasi
eşitlik çerçevesinde birleşik bir idare kurmaya hazırız,
bunu da ispat ettik " diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"Biz artık kendi kendimizi yönetemeyen, kendi
kurumlarımızı idare edemeyen bir yönetim olmaktan
çıktık" şeklinde konuştu.
Reddeden değil, doğrunun
bulunması için çalışan taraf
Talat, "Biz haklımıza güveniyoruz, halkın
çıkarlarını birilerine teslim etmek niyetinde değiliz,
halkın çıkarlarını koruyoruz, Kıbrıs sorunun
barışçı yollardan çözümünü temel hedef belirleyen
politikalarımız sürüyor" dedi.
Türkiye'nin AB süreci yaşadığına, Rum
tarafının da AB üyeliği sıfatını kullanarak hem
Türkiye'ye hem de Kuzey Kıbrıs'a engeller
çıkardığına işaret eden Talat, geleceğe bakarak
geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması için
uğraş verdiklerinin altını çizdi.
Finlandiya önerilerine de değinen Cumhurbaşkanı Talat,
Finlandiya'nın sunduğu önerileri kabul etmediklerini, fakat
değerlendirebileceklerini söylediklerini belirterek, Kıbrıs Türk
tarafının reddeden taraf değil, geliştiren, doğrunun
bulunması için çalışan taraf olduğunu söyledi. Talat, "AB
ve dünyada retçi değil, yapıcı, esnek, hak ve
çıkarlarını kararlılıkla korumaya hazır taraf
olarak kalmalıyız" dedi.
Kıbrıs Türk halkının birlik ve beraberliğinin
korunması gerektiğini de vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat,
ortak noktada birlikte hareket edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Ülke çapında gerçekten önemli gelişmeler olduğuna da
dikkat çeken Talat, hem ekonomik kalkınma, hem de demokratikleşme
alanında gelişmeler olduğunu, bu gelişmelerin belki
Karpaz'a henüz tam olarak yansımadığını, fakat zamanla
burada da belirgin şekilde fark edileceğini, Karpaz'da yeni yeni
başlayan turistik yapılanmanın bunun bir göstergesi
olduğunu kaydetti.
Yeni Erenköy
Dipkarpaz köyü ardından Yeni Erenköy'e geçen
Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindeki heyet Yeni Erenköy Türk Spor
Kulübü'nde da halkla bayramlaştı. Heyeti Yeni Erenköy Belediye
Başkanı Özay Öykün karşıladı.
Burada da halka endişe edilip korkulacak bir siyasi ortam
olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, halka
Kıbrıs konusunda yaşanan son durum hakkında bilgi vererek
halkın sorunlarını dinledi.
"Ekonomik büyüme ve
kalkınma yavaş yavaş oluyor"
Cumhurbaşkanı Talat yaşanan son gelişmelerle Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yarattığı
"Kıbrıs Türkleri çözüm istemez" imajının
yavaş yavaş ortadan kalktığını belirterek, Rum
tarafının AB karar mekanizmalarında yer alması nedeniyle de
Kıbrıs Türklerinin tamamen izolasyonlardan
kurtulamadığını belirtti. Talat, bunun
Kıbrıslı Türkler için yarattığı
sakıncalara da değinerek, esas hedefin Kıbrıs'ın
Kuzeyinde tüm izolasyonların kalktığı bir ortamın
yaratılması olduğunu da vurguladı.
Ekonomik büyüme ve kalkınmanın yavaş yavaş meydana
geldiğini, Kıbrıs Türklerinin geçmişe göre çok daha
avantajlı bir noktada olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıs
Türk tarafının eskiye oranla daha çok yatırım ve turist
çekebildiğini söyledi.
Mücadelelerinin her alanda devam ettiğini, hedeflerinden
vazgeçmeyerek, bu bayram gününde Rum tarafına çözüm ve barış
istemlerini yeniden ilettiklerini de belirten Talat, "Kıbrıs
Türk halkı sağduyuludur, bu sağduyu ile yarınlara
gideceğiz, daha güzel adımlar atacağız" dedi.
Yeşilköy
Konuşmasının ardından vatandaşların
sorularını da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat ve
beraberindeki heyet Yeşilköy'e gitti.
Yeşilköy'de de halkla bayramlaştıktan sonra
Kıbrıs konusu hakkında bilgiler veren Talat, Kıbrıs
Türk halının çıkarları doğrultusunda her Türklü
tedbiri aldıklarını söyleyerek, içte ve dışta
yaşan bütün sıkıntıları çözmeye
çalıştıklarını söyledi.
Kıbrıs sorunun en kısa zamanda çözümünü istediklerini
ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Türkiye'nin önünü kesecek,
dünyadaki imajımızı zedeleyecek ciddi bir politik hata
yapmayacağız" şeklinde konuştu.
Ziyamet
Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindekiler son olarak Ziyamet
köyünü ziyaret etti. Talat, halkın bayramını kutlayarak,
kırılganlıkların ortadan kalkarak, insanların dostluk
ve barış içerisinde yaşamsını temenni etti.
Amaçlarının halkın bayramını kutlamak, halkla
bir araya gelip sorunlarını paylaşmak ve Kıbrıs
konusundaki son gelişmeleri onlara aktarmak olduğunu söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu bitirme hedeflerinin
devam ettiğini kaydetti.
İçte ve dışta bazı sorunlar
yaşandığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, bu sorunları çözmek zorunda olduklarını çünkü içte
yaşanan sorunların dış politikayı da etkilediğini
söyledi.
Kendilerinin doğru politikayı uygulamaya
çalıştıklarını ifade eden Talat, yeni şartlar
altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle bir işbirliği
imkânı yaratmaya hazır olduklarını sözlerine ekledi
KIBRIS 25/10/06
AB Komisyonu, KKTC'ye mali yardımı ve doğrudan ticareti öncelikleri arasına aldı
Gelecek yıl için çalışma programını
belirleyen AB Komisyonu, Türkiye ve Hırvatistan'la müzakerelerin
başlatılmasından övgüyle bahsederken, Avrupa'nın
geleceği tartışmasının, "genişleme sayesinde
Avrupa'ya gerçek değişim getiren dinamik birlik zemininde
cevaplandırılabileceği" bildirdi.
AB Komisyonunun 2007 yılı öncelikleri belgesinde,
"Kosova'nın nihai statüsünün açıklığa
kavuşturulması başta olmak üzere, Batı Balkanlar'da
istikrarın güçlendirilmesi yanında, Türkiye ve Hırvatistan ile
önemli fasıllarda müzakerelerin açılması, Avrupa'nın
güvenliğine, istikrarına ve uzun vadeli refahı için zemin
oluşturulmasına büyük katkı yapacaktır" denildi.
Belgede Bulgaristan ve Romanya'nın 2007 yılında AB'ye
katılması gereği vurgulanırken, üye devletlerin bu konudaki
nihai kararı bu yıl içinde alması istendi.
AB Komisyonunun öncelikler belgesinde, "Kıbrıs Türk
toplumunun (KKTC) mali yardım ve (doğrudan) ticaret gibi
sorunlarının gözden geçirileceği" ifadesine de yer verildi.
KIBRIS
25/10/06
AB üyeleri de dâhil,
herkes Fin önerilerini desteklemeli
SON FIRSAT... Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehn, AB dönem başkanı Finlandiya tarafından
Kıbrıs konusunda hazırlanmakta olan en son öneri paketinin
adadaki sorunun çözümü konusundaki "son fırsat" olabileceği
uyarısında bulundu. Rehn, AB üyeleri de dâhil tüm ilgili
tarafları Fin önerilerini desteklemeye çağırdı
Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
Londra'da yaptığı görüşmelerin ardından
Kıbrıs ve Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyelik süreci konusunda
uyarılarda bulundu.
Olli Rehn Londra'da İngiltere Dışişleri
Bakanı Margaret Beckett ile yaptığı görüşmenin
ardından ortaklaşa düzenlenen basın toplantısında,
Avrupa Birliği Finlandiya dönem başkanlığı
tarafından Kıbrıs konusunda hazırlanmakta olan en son öneri
paketinin adadaki sorunun çözümü konusundaki "son fırsat"
olabileceği uyarısında bulundu.
AB Genişleme Komisyoneri tarafından yapılan bu sert
uyarının, Ankara dâhil ilgili başkentlerde yankı
bulması bekleniyor. Olli Rehn, AB üyeleri de dâhil tüm ilgili
tarafları Fin önerilerini desteklemeye çağırdı.
Olli Rehn ve İngiltere Dışişleri Bakanı
Beckett, söz konusu önerilerin yazılı olarak taraflara iletilip
iletilmediği ve İngiltere'nin masaya karşı öneriler koyup
koymadığı yolundaki sorumu cevapsız bırakırken,
aynı sorunun parçası olan, Türkiye'nin AB üyelik sürecine
ilişkin olarak bahsedilen "tren kazası" senaryosu konusunda
Rehn, "Bir tren kazası senaryosuna ilişkin olarak, ne
karamsarım, ne de iyimserim," cevabını verdi.
Olli Rehn, bununla birlikte, "Türkiye'nin katılım
süreci ve bu yoldaki ilerlemesinin canlı ve ilerleyen bir süreç olarak
tutulması ve dolayısıyla bir devrilmeye uğramaması
önemlidir" şeklinde konuştu ve Türkiye'nin reform sürecini
sürdürmesi çağrısında bulundu.
Rehn, "Gerçekçiliğe inanıyorum. Tüm ilgili taraflar
ellerinden gelen en yüksek çabayı ve gerekli siyasi iradeyi göstermeli. Bu
sürecin bir kazaya uğratılmasına yol açmak anlamsız
olur" şeklinde konuştu.
Olli Rehn, Londra'daki basın toplantısında AB'nin
Avrupa kıtasındaki refah ve istikrarı mevcut
sınırlarının ötesine yaymasının ve
dolayısıyla AB'nin "yumuşak gücü"nü muhafaza etmesinin
önemli olduğunu vurgulayarak, birliğin genişlemesinin devam
etmesini tavsiye etmiş oldu.
Rehn, Bulgaristan ve Romanya'nın yılbaşından
itibaren Birliğe katılacak olmasını ise, "Berlin
Duvarı'nın en son kalıntılarının ortadan
kalkması" olarak niteledi.
Rehn, Kıbrıs konusundaki Fin önerilerinin "zorlu bir
çalışma ve beceriyle" hazırlandığını
savundu ve önerilerin, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile AB
arasında doğrudan ticareti tesis edecek şartları
yaratmayı amaçladığını" ileri sürdü.
İlgili ülke basın organlarında çıkan haberlere
göre, Fin önerileri Gazimağusa Limanı ve Maraş kentinin
Birleşmiş Milletler yönetimi altına sokularak, AB ile
doğrudan ticarete imkân tanınmasını öngörüyor.
Türk yetkililer, başlangıçta Fin önerilerine sıcak
yaklaştıklarını açıklarlarken, Türk
Dışişleri iki kentin kontrolünün BM ya da AB'ye devredilmesinin
akılcı olup olmadığını tartışıyor.
Avrupa Birliği, 2004'de yapılan BM referandumuna
"evet" demelerine rağmen Kıbrıs Türklerine
karşı ticari ambargoyu kaldırma sözünü yerine getirmemişti.
İngiltere Dışişleri Bakanlığı'ndaki
basın toplantısında konuşan Margaret Beckett ise,
Londra'nın uzun zamandan beri genişleme konusunun
şampiyonluğunu yaptığını ve birliğin
genişlemesinin sadece katılmak isteyen aday ülkelerin değil,
Birliğin hali hazırdaki üyelerinin de yararına olduğunu
vurguladı.
Margaret Beckett, Rehn ile görüşmesinin kasım ayı
başlarında yayınlanacak Türkiye İlerleme Raporu öncesine
rastladığını hatırlatarak, "Görüşmede,
Türkiye'nin Birliğe katılımı konusundaki tam
desteğimizi teyit ettim," şeklinde konuştu.
KIBRIS
25/10/06
Rumlar BMye
haksızlık yapıyor
Kıbrıslı
Rum gazeteci Makaryos Drusiottis, Yunan Eleftherotipia gazetesine
yazdığı makalede, Rumların BMye haksızlık
yaptığını, bu durumun düşmanlık derecesine
vardığını savundu.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 00:35 TSİ 26 Ekim 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Kıbrıslı Rum gazeteci Makarios Drusiottis, Rum yöneticilerin
yıllardır Kıbrıs sorununun çözümü için uğraşan
Birleşmiş Milletlere teşekkür etmek yerine düşmanlık
derecesine varan haksızlık yaptığını savundu.
Rum gazeteci, Yunan Eleftherotipia gazetesine
yazdığı makalede, gelmiş geçmiş Kıbrıs Rum
hükümetlerinin ve özellikle Tasos Papadopulos yönetiminin, BM
karşısında mantıksız, hatta paranoyak bir tutum içinde
bulunduklarını yazdı.
Drusiottis, makalesinde BM, Kıbrıs sorunu kadar dünyadaki hiçbir
sorunla bu kadar ilgilenmedi. Buna karşın, hiçbir zaman memnun
olmadık. Gösterilen bu uğraşıları takdir
edeceğimize, bu uğraşıların arkasında her zaman
başka bir parmak bulunduğuna inandık cümlelerine yer verdi.
Gazeteci, BM Adadan çekilirse, Rum yönetiminin örgütün oynadığı
önemli rolü anlayacağını belirtti ve Adadaki ara bölgede
alışagelmiş krizlerden biri çıktığı zaman,
Tasos Papadopulosla iktidardaki ortağı AKEL Partisinin başkanı
Simitris Hristofyas, sorunları gitsinler tek başlarına Türklerle
çözsünler. Belki o zaman Adada süregelen statükonun o kadar da iyi bir çözüm
olmadığını anlarlar yorumunda bulundu.
Makarios Drusiottis, Annan Planının reddilmesi için her türlü
çabayı gösteren Papadopulosa karşı sert muhalefet yapan nadir
Rum gazetecilerden biri olarak tanınıyor.
Kobay raporuna Rumlar bile
inanmadı
ABDde bir araştırma kuruluşunun, Türk ordusunun Rum esirleri
laboratuvarlarda kobay olarak kullandığı iddiasına
Kıbrıs Rum yönetimi bile rağbet etmedi.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas, bu yönde ellerinde bir
kanıt olmadığını açıkladı. ABDnin Virginia
eyaleti merkezli Uluslararası Stratejik Araştırma Birliği
adlı bir kuruluş, geçen ay yayınladığı bir
raporda, kaynak belirtmeden Türk ordusunun 1974 Kıbrıs
Barış Harekatı sonrasında ele geçirdiği Rum ve Yunan
askerleri kobay olarak kullandığını ileri sürdü. Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas, iddiayı ciddiye
aldıklarını, lakin ellerinde bu yönde bir bilgi ya da söylenti
bulunmadığını da kaydetti.
HURRIYET
26/10/06
KKTC'ye 2 yıl gecikmeli
yardım
BRÜKSEL Milliyet
İki yıldır KKTC'ye yönelik olarak belirlenen yardımı
Rumların itirazları nedeniyle serbest bırakamayan Avrupa
Birliği (AB), bu alanda somut adımlar atmaya başladı. AB
Komisyonu, 2004-2006 dönemi için 259 milyon euro olarak öngörülen ancak kullanılamaması
nedeniyle bir kısmı kadük hale gelen yardımın 38.1 milyon
euro tutarındaki dilimini cuma günü onaylıyor.
Üç ön katılım programından biri olan ve AB'ye uyumu
kolaylaştırma amacı taşıyan PHARE programıyla
ilgili komiteden yaklaşık iki hafta önce yeşil
ışık alan bu dilim, AB Komisyonu üyelerince onaylandıktan
sonra kullanılabilir hale gelecek. Bu tutarın özellikle
altyapının geliştirilmesinde kullanılması öngörülüyor.
Odaklanılacak ilk alanı ise enerjiyle ilgili altyapı
oluşturuyor. Yardım altyapının geliştirilmesinin
yanı sıra KKTC'nin ekonomik ve sosyal kalkınmasına da
katkı sağlama amacı taşıyor. Yardımın büyük
dilimini oluşturan ve 20 Ekim'de PHARE Komitesi'nden onay alan yaklaşık
200 milyon euro'luk tutarın da önümüzdeki haftalarda Komisyon üyelerince
sorunsuz bir şekilde onaylanması öngörülüyor.
MILLIYET 26/10/06
Ercan Havaalanı'nı dahil edin spor ambargolarını kaldırın
KIBRIS TÜRKÜ'NÜN HAKKINI SAVUNMAK... Finlandiya'nın sunduğu
öneriler için Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti'nin (DP)
"derhal reddedilmeli" dediğini de anımsatan Ferdi Sabit
Soyer, önerilerin hemen reddedilmek yerine konunun içerisine girerek
tartışıp Kıbrıs Türkü'nün haklarını savunmak
gerektiğini kaydetti
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Finlandiya tarafından sunulan önerilerin
özünün Kapalı Maraş'ın Birleşmiş Milletler gözetimine
verilmesi, Gazimağusa Limanı'nın da iki yıl süreyle Avrupa
Birliği'nin gözetiminde açılması olduğunu
anımsattı ancak "Ercan bu işe dahil olmalıdır ve
Kıbrıs Türkü üzerindeki sportif izolasyonlar kalkmalıdır. O
zaman bu dengeli bir öneri olabilir" dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İskele ve Karpaz bölgesinde
bayram ziyaretinde bulunarak vatandaşlarla bir araya geldi.
Başbakan Soyer, bu çerçevede Aygün, Sınırüstü,
Boğaziçi, İskele, Çayırova, Kumyalı, Ziyamet, Gelincik,
Yeşilköy, Yenierenköy, Dipkarpaz ve Mehmetcik'e giderek vatandaşlarla
bayramlaştı.
Reddetmek yerine Kıbrıs Türkü'nün hakkını aramak
Soyer, Kıbrıs konusunda sunulan önerileri reddetmek yerine
her zaman görüşmekten ve Kıbrıs Türk halkının
hakkını aramaktan yana olduklarını vurguladı.
Finlandiya tarafından sunulan önerilerin özünün Kapalı
Maraş'ın Birleşmiş Milletler gözetimine verilmesi,
Gazimağusa Limanı'nın da iki yıl süreyle Avrupa
Birliği'nin gözetiminde açılması olduğunu anlatan Soyer,
teklifin yazılı değil sözlü yapıldığını
ancak bunu yetersiz bulduklarını açıkladı.
"Ercan bu işe dahil olmalıdır ve Kıbrıs
Türkü üzerindeki sportif izolasyonlar kalkmalıdır. O zaman bu dengeli
bir öneri olabilir" diyen Başbakan Soyer, Maraş'ın ise
bütünlüklü bir çözümün parçası olduğunu yineledi.
Başbakan Soyer, çözüme giderken belirli bir miktarda toprak
verilebileceğini ve bunun karşılığında ise
siyasal eşitlik ile iki bölgeli demokratik bir yapının
oluşacağını söyledi.
Finlandiya'nın sunduğu öneriler için Ulusal Birlik Partisi
(UBP) ile Demokrat Parti'nin (DP) "derhal reddedilmeli" dediğini
de anımsatan Ferdi Sabit Soyer, önerilerin hemen reddedilmek yerine
konunun içerisine girerek tartışıp Kıbrıs Türkü'nün
haklarını savunmak gerektiğini kaydetti.
Avrupa Birliği Mali Yardım Tüzüğü'nün
onaylandığını da anımsatan Soyer, yapılan
girişimler sonucunda Avrupa Birliği'nin Lefkoşa'da ofis
açtığını da kaydederek, bu çerçevede Mali Yardım
Tüzüğü'nün uygulanması yönünde çalışmaların
başlayacağını vurguladı.
Başbakan Soyer, "Biz bunu para için istemiyoruz. Biz bunu
doğrudan doğruya Avrupa Birliği ile hakkımız olan
siyasetten hak sahibi olduğumuz ilişkiyi yaşama geçirmek için
istiyoruz" dedi.
UBP ile DP'nin Mali Yardım Tüzüğü'nün reddedilmesi yönündeki
açıklamalarını da hatırlatan Başbakan Soyer,
geçmiş dönemlerde reddede reddede ülkenin bugünkü duruma
düştüğünü anlattı.
Başbakan Soyer, toplumun menfaatleri doğrultusunda
görüşmelere katılarak Kıbrıs Türk halkının
hakkının savunulması gerektiğini yineledi.
Hayvancılıkta yeni politika
Başbakan Soyer, ziyaretlerde yaptığı
konuşmalarda, hayvancılık ve tarım konusunda
verimliliği ve kaliteyi dikkate alarak yeni bir politika izleyeceklerini
de açıkladı.
Ülkede bir inekten yaklaşık 17 kilo süt elde edilirken bu
rakamın Rum tarafında 28 kilo olduğunu kaydeden Soyer, daha önce
yürütülen yanlış politikalar neticesinde ülkedeki hayvan kalitesinin
düştüğüne dikkati çekti.
Et ve sütteki verimliliğin arttırılması sonucunda
Rum tarafı ile rekabet edilebileceğini ifade eden Soyer,
hayvancılık sektörüne sahip çıkılması gerektiğini
belirtti.
KIBRIS 26/10/06
Rum kesimi kötü
çocuk olacak
|
AA
Güncelleme: 23:32 TSİ 26 Ekim 2006 Perşembe
LEFKOŞA/BRÜKSEL
- Çalışma ziyareti için gittiği Fransadan Rum kesimine
dönüşünde konuşan Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Türk hava ve deniz
limanlarının Rum uçak ve gemilerine açılmasıyla ilgili
mesajlar verdi.
Lillikas,
Hükümetimizin politikası, Maraşın sakinlerinin ve diğer
bütün yerinden edilmişlerin haklarını savunmaktır.
Yalnız iyi çocuk olmaya çalışmaktan vazgeçip, zorlukların
ve çıkarların bilincinde olarak, bizden daha büyük başka
ülkelerin bize tam tersi için yapmaları muhtemel baskılarla mücadele
etmek Kıbrıs (Rum kesimi) için çok daha kazançlıdır dedi.
Lillikas, politikalarının, AB üyesi ülkelerden kaçı
tarafından desteklendiklerinden bağımsız olarak,
Maraşın sakinlerinin ve diğer yerinden edilmişlerin
çıkarlarının propagandasını yapmak ve bunları
savunmak olduğunu söyledi.
KKTCYE AB
YARDIMI BAŞLIYOR
Öte yandan AB Komisyonunun toplam 259 milyon Euro olarak öngörülen KKTCye
mali yardım paketinin 38,1 milyon Euroluk ilk dilimini yarın serbest
bırakması bekleniyor.
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnin basın
sözcüsü Noora Hayrinen, KKTCnin sosyal ve ekonomik açıdan
kalkındırılmasını hedefleyen
mali yardımın, su dağıtımı, kanalizasyon,
ulaşım, telekomünikasyon ve çevrenin korunması gibi projelerle
eğitim dahil olmak üzere AB müktesebatına uyum
çalışmalarında kullandırılacağını
belirtti.
RUM
KESİMİ ENGEL ÇIKARABİLİR
Diplomatik kaynaklar, AB üyeliğinin ardından KKTCye mali
yardımın onaylanmasını engellemek için sürekli çaba
gösteren Kıbrıs Rum kesiminin uygulama konusunda da engel
çıkarabileceğine dikkat çekiyorlar.
Rum kesiminin bu kapsamda mülkiyet sorununu öne sürmesi ve yardımın
yönlendirileceği projelerin, Adanın bütününe yönelik
olmasını talep etmesi bekleniyor.
Ayrıca tek kalemde 5 milyon Euroyu aşan projelerde, üye devletlerin
tekrar onayı gerekeceğinden Rum kesiminin bunu pazarlık unsuru
haline getirmesi olası görülüyor.
Üniversiteli bile Töre için öldürürüm derse
Turan
YILMAZ
Üniversite anketi, son dönemin en önemli tartışma
konularından "töre ve namus cinayetleri" konusunda alarm zilleri
çaldıracak ölçüde çarpıcı sonuçlar verdi. Araştırma
şirketi Metropollün 30 üniversiteyi kapsayan anketine göre, "Namus
için cinayet işlenir" diyen öğrencilerin oranı,
Anadoludaki bazı üniversitelerde yüzde 30lara ulaştı.
ÜNİVERSİTE gençliği arasında yapılan bir
araştırma, yüksek eğitim almış gençlerin bile
"töre cinayetleri"ni "normal" bulduğu gerçeğini
ortaya çıkardı. "Töre için cinayet işlenir" diyen
üniversite gençlerinin oranı, Fırat Üniversitesinde yüzde 30.9,
Çukurova Üniversitesinde yüzde 28.8, Selçuk Üniversitesinde yüzde 18.7,
Ondokuz Mayıs Üniversitesinde yüzde 17.1, Karadeniz Teknik ve Atatürk
Üniversitelerinde yüzde 16.8, Gaziantep Üniversitesinde de yüzde 15.7 oldu.
4 bin 449 öğrenciyi kapsayan ankette, "Namus için cinayet
işlenebilir" diyen öğrencilerin üniversitelerine göre
dağılımı, düşündürücü sonuçlar ortaya koyarken, bu
konuda en liberal eğilim Yeditepe Üniversitesinde çıktı.
Yeditepe Üniversitesinde tek bir öğrenci bile "Namus için cinayet
işlenir" demedi.
BAKİRE İSTİYORLAR
Anketten, bekaret ve evlenmeden birlikte yaşama konularında da
çarpıcı sonuçlar çıktı. Öğrencilerin yüzde 55.3ü
kızların evliliğe kadar bekaretlerini mutlaka koruması
gerektiğini belirtti. Yüzde 32.4ü "kendi kararı"
yanıtını verirken yüzde 5.4ü bekaret için "eskimiş
bir gelenek" dedi. "Bekaret korunmalı" diyenlerin
oranı erkek öğrencilerde yüzde 60, kız öğrencilerde ise
yüzde 48.2 oldu.
Ancak, bekaret konusunda üniversiteler arasında ciddi farklar ortaya
çıktı. "Bekaret korunmalı" diyen öğrenciler en
fazla Fırat (yüzde 81.6), Selçuk (yüzde 81), Yüzüncü Yıl (yüzde
76.5), Trakya (yüzde 75.9) ve Afyon Kocatepe (yüzde 74.6), Gaziosmanpaşa
(73.8), Çukurova (73.6), Uludağ (72), KTÜ (71.7), Atatürk (70.6)
üniversitelerinde çıktı. ODTÜ (yüzde 24.7), İTÜ (yüzde 24.8),
Boğaziçi (yüzde 30.8), Hacettepe (yüzde 31.6), Yeditepe (yüzde 34) ve
Bilkent (yüzde 34.4) öğrencileri ise bu konuda daha liberal eğilim
sergiledi.
Evlenmeden birlikte yaşama konusunda da kız öğrencilerin yüzde
27.9u, erkek öğrencilerin de yüzde 30.5i "Olabilir, karşı
değilim" dedi. Kızların 46.57si, erkeklerin de yüzde 42si
"Kesinlikle karşıyım" diye yanıt verdi. Anket,
öğrencilerin üniversitede geçirdikleri yıllara göre bu konuda daha
esnek bir tutum aldıklarını da ortaya koydu. "Kesinlikle
karşıyım" diyenlerin oranı birinci sınıfta
yüzde 43.8 iken, beşinci sınıfta bu oranın yüzde 37.3e
düştüğü gözlendi. Evlenmeden birlikte yaşamaya en fazla
karşı çıkanlar ise "kesinlikle
karşıyım" diyen Gaziosmanpaşa (yüzde 73.4), Fırat
(yüzde 69.8), Selçuk (yüzde 63.8), Kocatepe (60.6), Uludağ (60.4), Atatürk
(56.7), Çukurova (55.2), Çankaya (50) ve Yüzüncü Yıl (49.4)
öğrencileri oldu.
Ege (51.8), İTÜ (51.2), ODTÜ (49.7), Yeditepe (48), Akdeniz (45.5),
Boğaziçi (44.1), Anadolu (38.6), Ankar (38.5) ve Yıldız Teknik
(38.4) öğrencileri "olabilir, karşı değilim"
diyerek daha liberal bir eğilim sergiledi.
HURRIYET 27/10/06
AB'den KKTC'ye 38 milyon euro
27 Ekim, 2006 00:03:00 (TSİ) CNN TURK
AB Komisyonu'nun toplam 259 milyon euro olarak öngörülen
KKTC'ye mali yardım paketinin 38.1 milyon euroluk ilk dilimini bugün
serbest bırakması bekleniyor.
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli
Rehn'in basın sözcüsü Noora Hayrinen, üye devletlerce onaylanan mali
yardımın ilk diliminin bugünkü komisyon toplantısında
büyük ihtimalle serbest bırakılacağını
doğrulayarak, toplam 259 milyon eurodan geriye kalan miktar için de
çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
Hayrinen, KKTC'nin sosyal ve ekonomik açıdan
kalkındırılmasını hedefleyen mali yardımın,
su dağıtımı, kanalizasyon, ulaşım,
telekomünikasyon ve çevrenin korunması gibi projelerle eğitim dahil
olmak üzere AB müktesebatına uyum çalışmalarında
kullandırılacağını belirtti.
AB Komisyonu, KKTC'ye mali yardımın ikinci ve son dilimini de 197
milyon 550 bin euro olarak yıl sonundan önce ve muhtemelen kasım
ayı sonunda serbest bırakacak. Aksi takdirde 2006 bütçe dönemine
yetişmeyecek olan yardımın tekrar çıkarılması
gerekecek.
Annan planına evet oyu veren KKTC için üye devletlerin talebiyle AB
Komisyonu tarafından 2004 yılında hazırlanan toplam 259 milyon
euroluk mali yardım paketinin kalan 23.3 milyon eurosu da KKTC'deki AB
ofisinin ve projelerin giderleri için ayrılıyor.
Rumların zorluk çıkarması bekleniyor
Diplomatik kaynaklar, AB üyeliğinin ardından KKTC'ye mali
yardımın onaylanmasını engellemek için sürekli çaba
gösteren Kıbrıs Rum kesiminin uygulama konusunda da engel
çıkarabileceğine dikkat çekiyorlar.
Rum kesiminin bu kapsamda mülkiyet sorununu öne sürmesi ve yardımın
yönlendirileceği projelerin adanın bütününe yönelik
olmasını talep etmesi bekleniyor.
Ayrıca tek kalemde 5 milyon euroyu aşan projelerde üye devletlerin
tekrar onayı gerekeceğinden Rum kesiminin bunu pazarlık unsuru
haline getirmesi olası görülüyor.
Tansel Utku'ya 7
yıl, Hüseyin Er'e 4 ay hapislik
Sevgi
YALMAN
İngiliz Üsler polisinin iki farklı uyuşturucu
operasyonunda tutukladığı Hüseyin Er (29) ile Tansel Utku (38)
isimli iki Kıbrıslı Türk, çıkarıldıkları
Ağrotur İngiliz Üsleri Ağır Ceza Mahkemesi'nde
yargılandı.
Mahkeme, Tansel Utku'yu yedi yıl, Hüseyin Er'i ise dört ay hapis
cezasına çarptırdı.
Bir Kıbrıslı Türk, üç Özbek
KKTC'den Güney Kıbrıs'a Dikelya üs bölgesinden
yasadışı olarak geçmeye çalışan üç kişi Üsler
Polisi tarafından yakalandı. Bunlardan birisinin
Kıbrıslı Türk Hüseyin Er olduğu bildirilirken, diğer
ikisinin ise Özbekistanlı oldukları kaydedildi.
Dikelya Üsler Polisi'nden alınan bilgiye göre, üç kişi,
"Vrisulles" bölgesindeki "Ayios Nikolaos" yöresinde, Güney
Kıbrıs'a geçmeye çalışırken yakalandı.
Bu kişilerden 29 yaşındaki Hüseyin Er, sorgusunda,
KKTC'deki bir kişiden Özbekistanlıları Güney Kıbrıs'a
geçirmesi karşılığında 600 dolar
aldığını itiraf etti.
Özbekistan uyruklu kişiler ise KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan
girdiklerini söylediler.
Kıbrıslı Türk Hüseyin Er, geçtiğimiz pazartesi
tutuklandı ve salı günü İngiliz Üsler Mahkemesi'ne
çıkarıldı. Suçunu itiraf eden Mağusalı Hüseyin Er,
dört ay hapis cezasına çarptırıldı.
İki Özbekli ise üsler polisi tarafından Rum muhaceretine
teslim edildi.
Bitsillidis: Suçlulara göz açtırmayacağız
Operasyondan sorumlu başmüfettiş Andreas Bitsillidis,
Hüseyin Er'i tutuklayıp mahkum etmelerinin, diğer suçlular için
caydırıcı nitelik taşıdığını
belirterek, "Artık bu işleri yapmak isteyenler iki kez düşünecek"
dedi.
İstihbarata dayalı bir operasyon gerçekleştirdiklerini,
önemli oranda uyuşturucunun geçişini engellediklerini kaydeden
Bitsillidis, bu gibi suçlulara göz açtırmayacaklarını, bu konuda
iddialı olduklarını söyledi.
Tansel Utku'ya 7 yıl
Uyuşturucu kaçakçılığı suçundan Dikelya
İngiliz Üsler Mahkemesi'nce yargılanan Tansel Ülkü isimli 38
yaşındaki Kıbrıslı Türk de yedi yıl hapis
cezasına çarptırıldı.
Kuzey Kıbrıs'ta Yeniboğaziçi'nde ikamet eden Tansel
Utku, 11 Temmuz 2006 tarihinde "Pergama" (Beyarmudu) sınır
kapısından 2 kilo eroin geçirmeye çalışırken
yakalandı.
Yedi yıl hapse mahkum edilen Utku'nun BMW marka otomobiline
mahkeme kararı ile el konuldu.
Karaşahin, aranan şahıs
11 Temmuz'da Tansel Utku'nun otomobilinde bulunan ancak üsler
polisinin otomobili durdurmasından şüphelenen İsmail
Karaşahin ise kapıyı açarak kaçmış ve Türk
tarafına geçmişti.
Bunun üzerine, İsmail Karaşahin, İngiliz Üsler
polisince "aranan şahıs" ilan edildi.
İngiltere'den 2 yargıç geldi
Suçluları yargılamak için Ağrotur'da İngiliz Üsler
Ağır Ceza Mahkemesi oluşturulduğu, söz konusu mahkeme için
iki yargıcın İngiltere'den geldiği bir de Ağrotur
yargıcının görev yaptığı öğrenildi.
Suçluların Dikelya'dan Ağrotur'a helikopter ile büyük
güvenlik önlemleri eşliğinde götürüldüğü kaydedildi.
KIBRIS 27/10/06
Kıbrıs'ta
sadece Türkiye'yi sorumlu tutmak yanlış
Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Kıbrıs
konusunda sadece Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmesini
beklemenin yanlış olduğunu söyledi.
Schröder, dün başkent Berlin'de siyasi anılarını
anlattığı "Kararlar-Politikadaki yaşamım"
(Entscheidungen. Mein Leben in der Politik) isimli kitabının
tanıtımını yaptı.
Schröder buradaki konuşması sırasında bir Türk
gazetecinin, "Türkiye'nin AB üyeliği konusunda baskılarla
karşılaşıp
karşılaşmadığı" şeklindeki sorusuna,
"Türkiye, Kıbrıs konusunda Ankara protokolüyle ilgili
şartları yerine getirmek zorunda. Ancak Kıbrıs konusunda
sadece Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmesini beklemek
yanlış. AB'nin de Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonu kaldırması
gerekir" karşılığını verdi.
Türkiye ile AB üyelik müzakerelerine başlanmasına
verdiği destek dolayısıyla yoğun baskı altında
kaldığını söyleyen Schröder, "İstikrarsız
bir bölgede Batılı değerlere sahip Türkiye'nin AB'ye girmesine
destek vermek, AB için hayati önem taşıyordu" ifadesini
kullandı.
Aldıkları destek kararıyla "kültürler
arasında çatışma" gibi "saçma" bir teze
karşılık, "kültürler için ortak mücadele"
anlayışını getirdiklerini belirten Schröder, "Bununla
da diyaloğun önünü açtık. Umarım müzakereler Türkiye'nin AB'ye
tam üyeliğiyle sonuçlanır" diye konuştu.
Türkiye'nin AB üyeliği konusunda almış olduğu
kararın "büyük destek gören bir karar
olmadığını" ifade eden Schröder, "Ancak
arkanızda çoğunluk olmasa da bazı kararları vermek
zorundasınız" dedi.
Schröder, kitabının tanıtımı amacıyla
yaptığı konuşmada, Rusya'yla kurduğu ilişkilere
de değinerek, "Rusya'yla ilişkiler benim için gerçekten
önemliydi.
İlişkilerde dostluklar önemli, ancak görüş
ayrılıkları da gizlenmemeli" ifadesini kullandı.
Gunatanamo üssünde yaklaşık 5 yıl hapis tutulduktan
sonra serbest bırakılan Murat Kurnaz'ın Alman askerlerine
yönelik kötü muamele suçlamalarını araştıracak Savunma
Komisyonuyla ilgili bir soru üzerine Schröder, Federal Alman meclisinde
çalışmalarını sürdüren komisyonlar hakkında görüş
belirtmesinin doğru olmayacağını ifade etmekle yetendi.
Kitabın tanıtıldığı toplantıda
konuşan Lüksemburg Başbakanı Jean Claude Juncker de, Schröder'in
başlangıçta çekinmesine rağmen iktidar dönenimin ortasında
itibaren AB'nin taşıyıcı bir unsuru haline geldiğini
söyledi.
Schröder'in kitabını okuduğu ve en fazla, zorluklar
içinde geçen çocukluk döneminden etkilendiğini ifade eden Juncker,
konuşmasını, "Siz çok iyi bir
başbakandınız" sözleriyle tamamladı.
Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Sekreteri Hubertus Heil da
Schröder'in reform ve dış politikasını takdir etti.
Kitabında Türkiye'ye
7 sayfa yer verdi
Gerhard Schröder, 544 sayfalık kitabının 7
sayfasını Türkiye'ye ayırırken, kitabında
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la Ankara'da büyük bir Atatürk posteri
önünde yaptığı görüşmenin fotoğrafına da yer
verdi.Schröder, Türkiye'yle ilgili bölümde, başbakanlık döneminde
Avrupa politikaları açısından en önemli sorunun Türkiye'nin AB
müzakerelerine başlanması konusu olduğunu belirtti.
Kohl yönetimindeki Almanya'nın da 16 yıl boyunca Türkiye'nin
AB üyeliğine destek verdiğini, ancak muhalefete düşünce
tavır değiştirdiğini belirten Schröder, "Türkiye'ye
vereceğim destekle Almanya genelinde çoğunluğun desteğini
alamayacağımı biliyordum. Ancak Almanya'nın Avrupa
politikaları konusunda tutarlı hareket etme ve Türkiye'yi Avrupa
yolunda destekleme kararı verdim" dedi.
"Türkiye'nin üye olmaması kimlik krizine yol açabilir"
Türkiye'nin Avrupa için çok önemli bir rol oynayacağından
emin olduğunu kaydeden Schröder, "AB için Türkiye, Asya'yla Avrupa arasındaki
jeopolitik konumu, Avrupa'nın enerji güvenliği açısından
önemi, siyasi, askeri ve ekonomik gücüyle AB için bir kazanç" ifadesini
kullandı.
Schörder, Türkiye'nin AB'ye üye olmamasının bu ülkede bir
kimlik krizine ve siyasi çalkantıya sebep olabileceğini, böylelikle
AB'nin hemen sınırında kriz çıkabileceğini belirtti.
Kitapta Kıbrıs konusu da geniş yer alırken, eski
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının 2004 yılında
yapılan referandumla Kuzey Kıbrıs'ta kabul edildiğini
hatırlatıldı, bunda Başbakan Erdoğan'ın da büyük
rol oynadığı belirtildi.
Kıbrıs konusuna "adil"
bakıldığında, Kıbrıs Rum kesiminin Annan
planını kabul etmemesinin, sorunun devam etmesine neden olduğuna
dikkati çeken Schröder,
Kıbrıs Rum kesiminin 1997 yılında Kuzey
Kıbrıs'la birleşme şartı olmaksızın AB'ye
alınması kararının hata olduğunu kaydetti.
Bu hatadan dolayı Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun
hala sürdüğünü ifade eden Schröder, Kıbrıslı Türklerin,
birlik ve barış isteklerine rağmen AB tarafından fiilen
cezalandırıldığını belirtti.
Ek protokolün imzalanması
Türkiye ile müzakerelere başlanması kararı
alındığı dönemde AB dönem
başkanlığını yürüten Hollanda'nın
"akılsızca" davranarak, Türkiye'nin AB'yi
"tümüyle" tanıması yönünde baskı
yaptığını, ancak bunun o zamanlar önerildiği şekliyle
Türkiye tarafından kabul edilmesinin imkansız olduğunu kaydetti.
Başbakan Erdoğan'ın, Ankara Anlaşması ek
protokolünü imzalamasının Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini
tanıması anlamına gelmeyeceğini ısrarla
söylediğini hatırlatan Schröder, kendisinin Erdoğan ile
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos arasında
uzlaşma sağlamak için yoğun çaba harcadığını
ifade etti.
Schröder, kendisinin, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve
İngiltere Başbakanı Tony Blair ile birlikte Ankara
Anlaşması ek protokolünün üyelik müzakereleri başlamadan önce
imzalanmasının yeterli olacağı, Kıbrıs Rum
kesiminin resmen tanınmasının gerekli olmadığı ve
protokolün daha sonra uygulanabileceği konusunda zamanında
uzlaşmaya vardıklarını yazdı.AB Konseyindeki
tartışmalarda, izole edilmiş Kuzey Kıbrıs'a nasıl
davranılması gerektiği konusunun dikkate
alınmadığını belirten Schröder, Başbakan
Erdoğan'ın, Kuzey Kıbrıs'a AB'den yapılacak yardım
sözlerinden daha çok bu bölgedeki izolasyonun
kaldırılmasını önemsediğini ifade etti.
AB'nin Kuzey Kıbrıs'a uyguladığı izolasyonu
kaldırmasını talep etmenin Türkiye'nin "ahlaki
hakkı" olduğu konusunda "şüphe
bulunmadığına" vurgu yapan Schröder, bu konunun üyelik
müzakereleri sırasında sorun yaratması durumunda, AB'nin
olayın tümünü dikkate alması gerektiğini belirtti.
Schröder, Fransa'da Avrupa anayasası konusunda yapılan
referandumun da bu ülkedeki sosyal sorunlardan dolayı kabul
edilmediğini savunarak, Chirac'ın bu referandum sırasında
kendisine katkı sağlamayacağını bildiği halde,
Almanya ve Türkiye'nin tezlerini savunması nedeniyle kendisine
müteşekkir olduğunu kaydetti.
KIBRIS 27/10/06
|
Nermin
Yurteri
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:13 TSİ 30 Ekim 2006 Pazartesi
ANKARA
- Başarılı ihracatçılar için düzenlenen ödül törenine
katılan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs ve Avrupa
Birliği ile ilgili mesajlar verdi.
Kıbrısı sattılar, peşkeş çektiler
şeklinde safsatalar öne sürüldüğünü belirten Başbakan
Erdoğan, Bunlara inanmayın dedi.
Erdoğan, Biz kendimize inanıyoruz. Onurumuz var şahsiyetimiz
var. Biz neyin satılacağını iyi biliriz.
Değerlerimizle çatışan hiç bir şeyi asla. Müktesabat içinde
ne varsa onlar üzerine düşeni yerine getirmedikçe bizden bir şey
isteyemezler. Onu verecek bir T.C. hükümeti de şu anda yok dedi.
Erdoğan, KKTCye uygulanan ambargolar
kaldırılmadıkça Türkiyeden kimsenin bir şey beklememesini
istedi.
Erdoğan, Kıbrıs aşağı Kıbrıs
yukarı, AB müktesabatı içinde Kıbrıs sorunu yoktur.
Kıbrıs sorunu siyasi sorundur. Çözüm zemini Birleşmiş
Milletlerdir. Atılması gereken tüm adımları biz
attık diye konuştu.
YUNANİSTAN BAŞBAKANI KARAMANLISE TEPKİ
Başbakan Erdoğan, uzun bir süredir Türkiyeyi ziyaret etmesi
beklenen, ancak ziyaret tarihi sürekli ertelenen Yunanistan Başbakanı
Karamanlisi de tatlı-sert eleştirdi.
Erdoğan, Sayın Karamanlis bir türlü resmi ziyaret yapamıyor.
Niye? Çünkü iç politika... Biz ise söz verdiysek yaparız, niye? Çünkü biz
Türküz dedi.
Atatürk'ün sansürlenen
görüşleri
Atatürk'e ilişkin olarak 2 önemli çarpıtma yapılıyor.
Biri Batılılaşma konusunda...
Diğeri din konusunda...
İlki, Atatürk'ün hedef olarak Avrupa'yı göstermediği
iddiasına dayanıyor.
İkincisi, -dünkü Vakit gazetesinde bir örneğini gördüğümüz gibi-
ısrarla Atatürk'ü dua ederken, sarıklı mebuslarla ya da peçe
içindeki Latife Hanım'la gösterip cumhuriyetin temelinde bir din motifi
arıyor.
Bu 2 konuda 2 belge hatırlatacağım.
***
İlk belge, 29 Ekim günü Mustafa Kemal Paşa'nın Fransız
yazarı Maurice Pernot'ya verdiği demeç... Paşa, o gün Revue Des
Deux Mondes için Meclis Başkanı sıfatıyla verdiği son
demecinde şöyle diyor:
"Osmanlı İmparatorluğu, Batı'ya karşı elde
ettiğimiz başarılardan çok gururlanarak kendisini Avrupa
uluslarına bağlayan bağları kestiği gün
düşüşe başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu
tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu'da ise de
düşüncelerimiz Batı'ya dönüktür. Memleketimizi
çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün
çalışmalarımız Türkiye'de çağdaş, bu sebeple
Batılı bir hükümet oluşturmaktır. Uygarlığa
girmek arzu edip de Batı'ya yönelmemiş millet hangisidir?"
***
Din meselesine gelince...
İlk Meclis'in dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy
veren milletvekilleri arasında 100 kadar din adamı olduğu
doğru... Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde ve Atatürk'ün
düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş.
Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi
dersleri vermeye başlamıştı. Okutacağı
kitabı Kemal Paşa'ya gösterdi. Gazi beğenmedi. Yeni bir Medeni
Bilgiler kitabı yazdırdı.
Kitap, 1931'de Afet İnan imzasıyla çıktı; ortaokul ve
liselerde okutuldu. İşte Kemal Paşa'nın el
yazısıyla kaleme aldığı o notların
"Millet" bölümünden satırlar:
***
"Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet
idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..)
Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi.
Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli
hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)
"Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını
bilmediği halde Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış
hafızlara döndü. (..)
"Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını,
menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak
derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..)
"... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla
derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını
yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine
gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin
müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din
hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra..."
***
Yeterince açık değil mi?
Nasıl oluyor da din konusundaki görüşleri bu kadar net olan bir lider
hâlâ yanlış yorumlanıyor?
Yukarıdaki satırların çoğu, Türk Tarih Kurumu
tarafından 1969 ve 1988'de basılan "Medeni Bilgiler ve Mustafa
Kemal Atatürk'ün El Yazıları" kitabında yer almıyor da
ondan...
İnanması zor; ama kendi kurduğu kurum, Atatürk'ün
notlarını sansür ederek yayımladı.
"Medeni Bilgiler"i geçenlerde yeniden basan Örgün Yayınevi, Türk
Tarih Kurumu'ndan bir özürle yeni baskı beklediklerini yazmış.
Atatürk'ün okullarda okutulsun diye kaleme aldığı
kitabının bile sansür edildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Düşünce özgürlüğü mü dediniz?
CAN DUNDAR
MILLIYET 30/10/06
'İrtica tehdidi'
Atatürk sonrası siyasetin ürünüdür
'Atatürk devrimleri oturmuş olsaydı bugün irtica tehdidi
olmazdı." Bu doğru sözler dün CNN Türk'te gençlerle birlikte
cumhuriyetimizin 83'üncü yılını değerlendiren Prof. Dr.
Mehmet Altan'a ait.
Buna katılmayan "Kemalist" dostlarım, Türkiye'de irticaya
"sui generis", yani her türlü iç etkenden bağımsız
olarak kendiliğinden ortaya çıkmış bir olgu olarak bakma
alışkanlığındalar. Bunun izlerini
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 29 Ekim mesajında bile
görmek mümkün.
Oysa bu tür olgular "kendi kendiliğine" ortaya çıkmaz.
Dinin sadece 20-25 yıl öncesine kadar "komünizmin panzehiri"
olarak Türkiye'de kimler tarafından "istismar edilerek
kullanıldığını" herkes biliyor.
Gelişime darbe üstüne darbe
Bu kişiler, Türkiye'de var olmayan bir "komünizm tehdidi"ni
bahane ederek, bugün nefret ettikleri ABD'ye o sıralarda
sırtlarını tümüyle dayayıp demokratik sosyal gelişme
sürecimize darbe üstüne darbe indirmişlerdir.
Bu zihniyet, bu kez de "irtica tehdidi" karşısında
hortlayıp"demokrasimizin gerekirse askıya
alınabileceğini" söylemeye başladı. Bu bile, bu
zihniyetin bugünlere gelinmesindeki sorumluluğunu hâlâ
algılayamadığını gösteriyor.
Kısacası, "komünizm tehdidi"ne karşı
irticayı kullananlar, "irtica tehdidine" karşı
komünizmi kullanamayacaklarına göre, şimdi neye
sarılacaklarını bilemiyorlar. Gerçek bir demokrasiye
sarılmaları ise mümkün görünmüyor. Çünkü yapılarında böyle
bir şey yok.
Panzehir, 'hür nesiller'dir
Bu nedenle "sosyal demokrat" geçinen bazıları 1930'lar
Avrupa'sının geri kalmış milliyetçiliğinden medet
umarken, "Cumhuriyetin bekçisi" olduğunu söyleyen
bazıları da "demokratik hakların gerekirse askıya
alınabileceğini" belirtmekten çekinmiyorlar.
Oysa çağımızda hem "siyasi" hem de "dini"
irticanın "panzehiri"nin ne olduğu ortada. Bu da,
Atatürk'ün deyimiyle, "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür
nesiller"in yetişmesidir. Günümüz Türkiye'sinin "fikri,
irfanı ve vicdanı hür nesillerin ülkesi" olduğunu
söyleyebilmek için ise insanın kendisini ciddi şekilde
kandırıyor olması gerekir.
Atatürk'ün daha 1920'lerde gösterdiği "çağdaş
uygarlık" yolunda gerçek anlamda ilerlemiş olan bir Türkiye,
bugün karşılaştığı sorunlarla değil,
gelişmiş ülkelerin uğraştıkları çağdaş
sorunlarla uğraşıyor olurdu.
'Erk'in en çok korktuğu şey
Fakat, Atatürk'ten sonra gelen siyasi kadrolar, "çağdaş
uygarlık yolunda ilerlemenin" ne anlama geldiğini anlayıp
Türkiye'yi bunun gereklerine göre kalkındıramadılar. Daha
doğrusu, bunu yapmak istemediler. Çünkü, Atatürk'ün gösterdiği yol,
sadece "görüntü" itibariyle değil, "kafa
yapısı" itibariyle de köklü bir devrim gerektiriyordu .
Bunun olabilmesi için gerekli hür ve hümanist eğitim düzeninin temelleri
cumhuriyetin ilk yıllarında atıldıysa da arkası
getirilemedi. Nedeni ise malum. Atatürk sonrasında Türkiye'yi elinde tutan
erkin en çok korktuğu şey, "fikri, irfanı ve vicdanı
hür" olan vatandaş profili olmuştur.
Bugün de durum farklı değildir ve bunun kanıtlarını
her gün görüyoruz. Onun için, cumhuriyetimizin 83'üncü yılını
kutlarken, daha iyisini niçin başaramadığımızı
düşünmek ve bundan gereken dersleri çıkarmak zorundayız.
SEMIH IDIZ
MILLIYET 30/10/06
Atatürk
yaşasaydı?
TBMM açılmadan önce İslam âlemine bildiri yayımlayan, Meclis'i
de Osmanlı'da bile görülmedik derecede "İslami" tarzda açan
Atatürk... Meclis'in açılışından üç gün sonra Lenin'e
mektup yazan ve zaferden sonra "Bolşeviklere benzeyen bir ekonomik
düzen" kuracağını söyleyen Atatürk... Bu dönemde
"emperyalizme ve kapitalizme karşı bütün Doğu
milletlerinin, bütün mazlum milletlerin kurtuluşu için" savaştığını
söylüyor.
Zafer'den sonra Lozan'da diplomatik savaş sürerken İzmir İktisat
Kongresi'nde konuşuyor, Avrupalılara "Kapitülasyonlara
karşıyız ama yabancı sermayeye açığız"
mesajını gönderiyor! Fransız gazeteci Maurice Pernot'ya "Biz
daima Batı'ya yürüdük" diyor, amacının "Avrupa
Türkiye'si, daha doğrusu Batı'ya yönelmiş bir Türkiye
olduğunu" söylüyor.
Şartlara göre...
Siyasi alanda, bir dönemde "Allah'ın çalışın emrine
uymadığımız için" geri
kaldığımızı söylüyor, öbür dönemde sultanlar yüzünden
Avrupa ile yoğun ilişkiler kuramadığımız için
geri kaldığımızı söylüyor.
Tek parti ve kuvvetler birliği rejimini savunan Atatürk, 1930
yılında, işlerin kötü gittiğini dikkate alarak,
"Çözümü buldum, bir muhalefet partisi lazım bize" diyerek
demokrasi tecrübesine girişiyor.
"6 Ok"a devletçilik ilkesi eklenirken, liberal ekonomiyi
"sömürge ekonomisi" olarak niteliyor... birkaç yıl sonra
'devletçi' İnönü'yü uzaklaştırıp, "Türkiye'nin en
büyük iktisatçısı" diye övdüğü 'liberal' Celal Bayar'ı
Başvekil yapıyor.
Yabancı sermaye ve kredi almak için Şükrü Saracoğlu'nu
Amerika'ya gönderiyor, "Kaç milyonerimiz var ki?" diyerek daha çok
sayıda kapitalist yetiştirilmesini istiyor. İkinci Dünya
Savaşı yaklaşırken, İngiltere ile ittifak yapmak için
İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Lorain'e ısrar ediyor...
Böyle soru olmaz!
Atatürk, Türk ve dünya tarihinin çok farklı üç dönemini yaşadı:
Birinci Cihan Savaşı, savaş sonrası kaotik ve devrimci
dünya ve 1929'da dünya ekonomisinin çöküşü.
Bu dönemlerden birine saplanıp kalmadı. Atatürk'ün en önemli
özelliği, dogmatik değil, pragmatik olmasıdır: İçinde
bulunduğu değişik şartları iyi analiz eden, ona göre
yeni söylemler, politikalar geliştiren bir dehaya sahiptir.
Göremediği "İkinci Cihan Savaşı Sonrası"
dünyanın, hele de günümüzdeki "küresel" dünyanın
sorunları ve dinamikleri konusunda ne düşünür, nasıl
davranırdı?
Bu soru yanlıştır, bilim dışıdır,
metafiziktir!
Atatürk kendi zamanında bile görüş ve icraatının
sistemleştirilmesine izin vermemiş, mesela bunu yapmak isteyen Kadro
dergisini kapattırmıştır.
Bugünkü çağda Türkiye'nin ve dünyanın sorunlarını ve
dinamiklerini anlamak için bakacağımız yer, sorunlarıyla ve
dinamikleriyle çağın kendisidir. O zaman da değişik
görüşlerle, fikirlerle karşılaşıyoruz tabii. Modern
toplum kaçınılmaz olarak 'çok-fikirli'dir.
Elbette Atatürk'ün temel doğruları vardı. Bunları
"vatanseverlik" ve "muasır medeniyet" diye iki ana
başlık altında toplamak mümkün. Ama alt başlıklar,
dönemlere göre değişir.
Türkiye Cumhuriyeti, bu esnekliğe sahip olduğu içindir ki, tek
partiden demokrasiye, devletçilikten piyasa ekonomisine geçebildi. Bugün
Türkiye iktisaden olduğu gibi, fikir ve sanat bakımından da
dünkü Türkiye'den daha gelişmiştir.
Yol uzun, yürüyüşe devam...
TAHA AKYOL
MILLIYET 30/10/06
Pek çok konuyu saptırıyor Süreci olumsuz etkilemeye çalışıyor
Papadopulos'un söyleminin aksine Kıbrıs Türk
tarafının, BM'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Moller'in
mektubuna kısa sürede olumlu yanıt verdiğini, yanıt
vermeyenin Rum tarafı olduğunu vurgulayan
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Papadopulos'un, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev ile Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro
Şefi Tasos Conis'in bugün bir araya gelebileceklerine ilişkin
sözlerini de "öyle bir gündem yok" diyerek yalanladı.
Erçakıca yazılı açıklamasında, BM Genel
Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin taraflara mektup
iletmesinin gündemde olduğu bugünlerde Papadopulos'un
açıklamalarının süreci olumsuz olarak etkileme çabası
olduğunu da vurguladı.
Pek çok konuyu saptırıyor
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
açıklamasında özetle şunları kaydetti:
"Kıbrıslı Rum Lider Tasos Papadopulos,
Kıbrıs sorunu ile ilgili pek çok konuyu saptırarak kamuoyunu
kendi tutumu doğrultusunda şekillendirmeye
çalışmıştır. Papadopulos, diğer şeyler
yanında, 8 Temmuz sürecinin donmadığını ve KKTC
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile
kendi temsilcisi Tasos Conis tarafından sürdürülmekte olan
çalışmanın yarın devam edebileceğini ileri
sürmüştür.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev ile
Conis'in bir araya gelmesi konusunda kararlaştırılmış
bir tarih ve görüşülmeyi bekleyen bir gündem yoktur. Kamuoyunun
yakından izlediği gibi 8 Temmuz sürecinin ilerlemesine ilişkin
olarak BM Kıbrıs Temsilcisi Moller tarafından sunulan
görüşler, Kıbrıs Türk tarafınca çok kısa sürede
yazılı olarak yanıtlanmış ve olumlu bulunmuştur.
Papadopulos'un bu önerilere 2 Eylül'de olumlu yanıt verdiklerini
açıklamasına karşın, Kıbrıs Rum
tarafının Moller'in önerisine yazılı bir yanıt
vermediğini ise kesin olarak bilmekteyiz."
Gambari'den öneri beklenirken
Rum tarafının yarattığı zorlukların BM
Genel Sekreterliği'nin müdahalesiyle aşılabileceğini
belirten ve bu çerçevede BM Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin bu konuda taraflara göndereceği mektupla öneri
yapmasının beklendiğini anımsatan Erçakıca, özetle
şunları kaydetti:
"Kıbrıs Türk tarafı, bu mektubun sürece olumlu
katkı yapacağı görüşündedir ve bu mektubun gelmesini
beklemektedir. 8 Temmuz sürecinin ilerleyebilmesi için böyle bir mektubun
beklenmekte olduğu, kamuoyuna defalarca yansımış ve bu
konudaki haberler Kıbrıs Rum basınında da geniş olarak
yer bulmuştu. Durum bu iken Papadopulos'un Sayın Gambari'den beklenen
mektuptan hiç söz etmemesi, Pertev ile Conis tarafından
gerçekleştirilen çalışmadan bir görüşme süreciymiş
gibi söz ederek, yarın bu çalışmanın devam etmesi için
çağrı yapıldığı izlenimini yaratmaya
çalışması, gelecek günlerde Kıbrıs Türk
tarafını suçlamak için hazırlık yapmaya dönük bir
çabadır."
Kamufle çabası
Rum tarafının, Kıbrıs sorununa BM çatısı
altında çözüm bulmayı amaçlayan süreci etkisiz hale getirmek ve
haksızca elde ettiği AB üyeliğinin sağladığı
olanakları kullanarak avantajlar elde etmek gayretini sürdürdüğünü
vurgulayan Erçakıca, "Papadopulos'un dün yayınlanan söyleşi
ile ortaya koyduğu gayret, bu politikayı kamufle etmek gayretinden
başka birşey değildir" dedi.
KIBRIS 30/10/06
TÜRKİYE, MARAŞ'I İADE ETMELİ... "Mağusa
Limanı'nın açılmasına ilişkin görüşlerimizi
Finlandiya Başkanlığı'na ilettik. Görüşmenin devam
etmesi için Türkiye'nin yapması gereken asgari şey kapalı bölge
Maraş'ı iade etmektir. Eğer Finlandiya'nın önerisi
Maraş'ın sahiplerine iadesine ilişkin net iade perspektifini
belirten maddeler içermezse Finlandiya'nın 'fikirlerinin' dengeli
olacağını söylemek mümkün değil"
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Ercan Havaalanı
konusunda, "Türkler bunu istiyor olabilir ama biz bunu
tartışmayız bile" dedi.
Papadopulos, Maraş'la ilgili olarak da "Türkiye'nin"
yapması gereken asgari şeyin kapalı Maraş'ı iade etmek
olduğunu söyledi.
Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la yaptığı söyleşiyi
yayımladı.
Papadopulos, Finlandiya'nın "fikirleri"nin kendilerine
gayrı resmi ve sözlü olarak iletildiğini, Finlandiya
Başkanlığı'nın konuyu tamamen gizli
tutmalarını talep ettiğini de söyledi.
Papadopulos, şöyle dedi:
"Diğer ülkelerin bundan aşamalı olarak haberdar
edilmiş olmalarıyla alakamız yok. Biz buna uyduk. ASEM
toplantısına katılmak için 10 Eylül tarihinde Finlandiya'ya
gittiğimde Finlandiya Başbakanı ile yüz yüze görüşmem oldu.
Finlandiya Başbakanı, bir belge üzerindeki 'fikirleri' bana okudu,
bunları tartıştık, ancak kimseye yazılı belge
verilmedi. En azından resmi olarak bildiğimiz bu".
Finlandiya'nın "fikirleri"nin Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'yle ilişkili olduğunu da ifade eden Papadopulos,
"Türkiye'nin AB ve buna bağlı olarak Kıbrıs
karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesinin
Kıbrıs sorununun çözümüne bağlı olmasını kabul
edemeyiz. Türkiye'nin AB yükümlülükleri özerktir. Bu ayrım sürdürülmelidir.
Bu, en başından beri Finlandiya tarafından Türkiye'ye söylenmiştir"
şeklinde konuştu.
Gayrı resmi belgeler aldık...
"Bugüne kadar hiç mi belge almadınız" yönündeki
soruya ise Papadopulos, çelişkili yanıtlar verdi.
"Hayır, hiç belge almadık" demesinin ardından
"Gayrı resmi belgeler aldık" diyen Papadopulos, "Bu
'fikirler' sürekli şekillenme aşamasında, hala
şekillenmektedir. Görüşmeye açılan fikirler, ifadeler mevcuttur.
Bu konu gerek Finlandiya'ya çağrılmamız, gerek Finlandiyalı
yetkililerin Kıbrıs'a gelmeleriyle (ilk başta bürokratik
düzeyde) görüşülmeye devam edecektir. Bu konunun 8 Kasım'a kadar
tamamen çözüme kavuşmasını umut ediyoruz."
Ercan havaalanı, tartışma
konusu bile değil
"Güney Kıbrıs için kırmızı çizginin
Maraş'ın iadesi, Türkiye'nin kırmızı çizgisinin ise
Ercan Havaalanı olduğu" izleniminin bulunduğu
şeklindeki soruya karşılık da Papadopulos, Ercan
Havaalanı konusunun görüşmeye açık
olmadığını net bir biçimde belirttiklerini söyledi ve
şöyle devam etti:
"Timbu (Ercan) Havaalanı'nın görüşmeye açık
olmadığını net bir biçimde ifade ettik. Hava sahanlığı,
kontrol kuleleriyle ilgilidir. Egemenlik konusu ortaya konmaktadır.
Türkler bunu istiyor olabilir ama biz bunu tartışmayız
bile...Biz Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile Türkiye'nin AB
yükümlülüklerinin net bir ayrımının yapılmasını
istedik. Ancak, Maraş'ın yasal sahiplerine iade edilmemesi halinde
Mağusa Limanı'ndan doğrudan ticaretin
başlamasının görüşmeye açılmayacağı
şeklinde eski bir görüş birliği mevcuttur. Maraş'ın
iadesi konusu benim tarafımdan sunuldu ve Lüksemburg önerilerinin Ekim
2005 tarihindeki oluşma aşamasında Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün bir parçası olarak görüşüldü.
Ardından Avusturya Başkanlığı döneminde
Viyana'ya yaptığım ziyaret sırasında Başbakan
Wolfgang Schussel ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Maraş'ın
iadesi konusu ile bir 'paket' olarak ele alınacağı konusunda
anlaşmaya vardım. Finlandiya 'fikirleri' de bu çerçevede hareket
etmektedir."
Türkiye, Maraş'ı iade etmeli
"Bu konuda anlaşmaya varılmasına ne kadar
yakın olunduğu" yönündeki bir soruya ise Papadopulos'un
yanıtı şöyle:
"Maraş'ın yasal sahiplerine iadesi konusunun
Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusuyla bir 'paket' olarak
sayılması yönünde varılan bu uzlaşı çerçevesinde,
Mağusa Limanı'nın açılmasına ilişkin
görüşlerimizi Finlandiya Başkanlığı'na ilettik.
Görüşmenin devam etmesi için Türkiye'nin yapması gereken asgari
şey kapalı bölge Maraş'ı iade etmektir. Eğer
Finlandiya'nın önerisi Maraş'ın sahiplerine iadesine
ilişkin net iade perspektifini belirten maddeler içermezse
Finlandiya'nın 'fikirlerinin' dengeli olacağını söylemek
mümkün değil. Bu net iade perspektifinin ne olduğu ise belirli bir
zaman süresine dayanılarak görüşülmektedir."
Conis-Pertev görüşmesi belki pazartesi
Papadopulos söyleşisinde, 8 Temmuz mutabakatı çerçevesinde
teknik komitelerin kurulması çerçevesinde Rum Başkanlık Sarayı
Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev arasında yapılan temaslara da
değindi. Papadopulos, bugün yeni bir Conis-Pertev görüşmesinin
gerçekleşmesi ihtimalinden söz etti.
8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya
konulamadığı ve Conis-Pertev görüşmelerinin
"donduğuna" ilişkin sorulara Papadopulos, Conis-Pertev
arasındaki temasların "donmadığını", BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller
tarafından 31 Ağustos 2006 tarihinde verilen belgeye Türk
tarafının henüz yanıt vermediğini ileri sürdü. Papadopulos,
kendilerinin bu belgeye ilişkin yanıtlarını iki gün sonra,
yani 2 Eylül'de ilettiklerini söyledi ve iki taraf arasında 8 Temmuz
anlaşmasının uygulanmasına ilişkin ciddi görüş
ayrılıkları bulunduğunu vurguladı.
KIBRIS 30/10/06
|
Kıbrıs
için hareketli günler |
|||
|
Cansu
Çamlıbel-Güldener Sonumut
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:21 TSİ 30 Ekim 2006 Pazartesi
BRÜKSEL
- AB Komisyonunun ilerleme raporu ile strateji belgesini
açıklayacağı 8 Kasıma kısa bir süre kala,
Kıbrıs konusu hareketleniyor. İlerleme raporunda
Kıbrısla ilgili bölümler hazır olsa da asıl kritik belge
olan strateji kağıdında, Türkiye ile müzakerelerin seyrine
ilişkin nasıl bir değerlendirme yapılacağı henüz
belirsiz. Strateji kağıdına Türkiye ile müzakerelerin
askıya alınmasın öneren bir değerlendirme girmesinin önüne
geçmek isteyen AB Dönem Başkanı Finlandiyanın, 8 Kasım
öncesinde son bir toplantı planladığı öğrenildi.
Finlandiya Dışişleri
Bakanı Tuomioja, Rum meslektaşı Lillikas, Türk
meslektaşı Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Talatı hafta sonu
Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar
ardında yapılacak bir topantıya davet etti.
Toplantıya AB Komisyonundan bir yetkilinin de katılması
öngörülüyor. Ancak tarafların bu toplantının formatıyla
ilgili bazı çekinceleri olduğu, dönem başkanlığının
ise üzerinde çalışmaya devam ettiği belirtiliyor.
BMNİN
ÇÖZÜM ÖNERİSİNE RUM TARAFINDAN RET
Kıbrısla ilgili bir gelişme de BM cephesinde yaşandı.
Örgütün Adadaki temsilcisi Möller, geçen hafta taraflara 2007de
başlatılacak yeni bir çözüm girişimi için hazırlıklara
başlamaları önerisi getirdi.
Öneri, Rum lider Tasos Papadopulos ile KKTC Cumhurbaşkanı
Talatın önümüzdeki 15 gün içinde ilk görüşmeyi yapmasını,
Şubat 2007de de yeni genel sekreter Ban Ki Moona girişimi
başlat çağrısı yapmalarını öngörüyor.
Ancak Türk tarafının olumlu yaklaştığı öneriyi,
Rum tarafının reddettiği öğrenildi.
İlerleme raporunda Türk tarafının BM zeminindeki çabalara
desteğinin devamını talep eden AB Komisyonu için son
gelişmenin, Ankara lehine bir etkisi olabileceği yorumları
yapılıyor.
By Daniel Dombey in London and Fidelius
Schmid in Brussels
Published: October 30 2006 22:03 | Last
updated: October 30 2006 22:03
Turkeys bid for European Union
membership will be dealt a fresh blow next week when an official report will
slate Ankara for failing to make enough progress on freedom of expression,
curbing the use of torture and establishing civilian control over the military.
The draft European Commission report,
obtained by FT Deutschland, the FTs sister paper, comes at a particularly
sensitive time, with EU officials struggling to keep the accession talks alive.
Some
EU member states, including the UK, fear that the pro-European consensus
within Turkey may be fragmenting, and that the debate within the union on
future enlargement has had the effect of alienating Turks, rather than
encouraged reform.
We would have hoped that Turkey would
have delivered a lot more during the past 18 months, certainly since the
beginning of negotiations in October last year, said one EU official. If
Turkey had been moving more, if there was greater freedom of expression, if
there wasnt any torture, things would be a lot more promising.
Instead, the debate over Turkeys
accession will come to a head at an EU summit in December, when Ankara will be
judged both for its reaction to an EU deadline to open up its ports to ships
from Cyprus which so far it has refused to do and to its broader reform
record.
The Commissions report faults Ankara
for failing to allow access to Cypriot ships, which it states infringes the
EUs customs union agreement with Turkey. It is this issue that could formally
halt negotiations, since as an EU member state, Cyprus wields a veto over
Turkeys possible accession.
However, Turkeys reform record will
also set the mood in December.
Turkey needs to relaunch the reform
process with full determination, Olli Rehn, the EUs enlargement Commissioner
said last week, urging EU member states to focus on the issue.
The draft report, which Mr Rehn will
present in its final form next week, says that prosecutions and convictions
for the expression of non-violent opinion...are a cause for serious concern.
It cites the example of a journalist who was given a suspended six months
prison sentence for articles he wrote on Armenian identity.
Recep Tayyip Erdogan, Turkeys prime
minister, said at the weekend that he had no plans to change the article of the
penal code used in such cases, which makes it a crime to insult the Turkish
state. On this matter, there is no work in hand, he said.
The Commisison draft adds that cases
of torture and ill treatment are still being reported, in particular outside
detention centres, although it also notes a diminution in the incidence of
torture.
The armed forces have continued to
exercise significant political influence, the report also says, citing statements
made by senior military officials on Cyprus, secularism and the countrys
Kurdish minority.
The draft report faults Turkey for
corruption, insufficient independence of the judiciary, and inadequate
protection of minority rights.
However, it does commend Ankara for
training the judiciary and for its steps towards establishing an ombudsman to
help citizens win redress against the government.
FINANCIAL TIMES
Daniel Dombey in London, Fidelius
Schmid in Brussels and Vincent Boland in Ankara
Published: October 30 2006 22:03 | Last
updated: October 30 2006 22:03
The European Unions decision to
open membership talks with Turkey was always a gamble. At present, it looks
like it may not come off.
That is the subtext of a long-awaited
European Commission report that sets the scene for a showdown between EU
leaders over the future of Ankaras European aspirations.
The issues it raises, which are likely
to be decided at a December EU summit, concern nothing less than the future
direction of Turkey and its relations with the west.
Olli Rehn, the EUs enlargement
commissioner, worries that leaders on both sides of the Bosphorus have failed
to give the mounting crisis the attention it deserves.
The EU is extremely important in
Turkey both as an anchor of democratic development and as a driver of economic
growth, he told reporters last week. But theres a certain tendency in Europe
to underestimate the strategic importance of Turkey as a bridge between
civilisations.
Mr Rehns first problem is that
progress has largely stalled after a spurt of democratic and constitutional
reforms between 2002 and 2004, which led the EU to decree that Turkey had
sufficiently fulfilled the EUs democratic and human rights criteria.
His second problem is that Ankara has
not yet complied with an EU demand that it allow Cyprus, with which it has no
diplomatic relations, access to its ports. Ankara protests that the EU has
failed to fulfil its own promise, to reduce the isolation of the ethnic Turks
of northern Cyprus.
Mr Rehns hope is that Turkey will make
progress on the reform agenda before the end of the year and that a Finnish-brokered
deal between Cyprus and Turkey may yet win both parties round or at least win
Ankaras backing.
Commission officials also take solace
in the fact that few EU member states want a formal suspension of the
negotiations with Turkey, which means that the biggest risk is that Decembers
meeting consigns the talks to limbo, rather than declaring a formal halt.
EU officials argue that the seriousness
of the situation will eventually convince all sides to be more flexible.
The EU report documents the persistence
of torture in the country, together with insufficient regard to minority rights
and a continuing failure to establish full civilian control of the military.
Most importantly in the human rights domain, it faults Turkey for restrictions
on freedom of expression.
For those who have read the
Commissions previous reports on Turkey, many of the criticisms are familiar.
And that is Mr Rehns problem. Turkey has simply not made the progress he, and
other Eu officials, had hoped to see.
FINANCIAL TIMES
Finlandiyadan Kıbrıs zirvesi girişimi
Uğur ERGAN / ANKARA
AB dönem başkanı Finlandiya, 15 Aralıktaki AB Zirvesi öncesi
Kıbrıs sorununu çözmek için başlattığı
arayışlara bir yenisini daha ekledi. Finlandiya, Ankaraya, 2004teki
"Bürgenstock" toplantısına benzer şekilde kapalı
kapılar ardında yapılacak bir toplantı düzenlemeyi
düşündüğünü bildirdi.
Dışişlerinin konuyla ilgili kaynaklarından alınan
bilgiye göre, Finlandiya bu düşüncesini iletmesine rağmen, henüz
resmi bir davette bulunmuş değil. Ayrıca Fin
tarafının, Helsinki yakınlarındaki bir kasabada
yapılması öngörülen toplantıya katılacaklarla ilgili
düşüncesi de Ankarayı memnun etmedi.
Ankara, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri
Bakanı Yorgo Lillikasın gizli toplantıya katılacak isimler
olarak belirlenmesini kabul etmeyeceğini net şekilde Fin
tarafına iletti. Ankaranın itirazları şu noktalarda oldu:
1- Toplantıya Yunanistan neden çağrılmıyor?
Yunanistanın olmayacağı bir toplantıya Türkiye de
katılmaz.
2- KKTC Cumhurbaşkanı Talatın muhatabı Rum
Dışişleri Bakanı değil, Rum Kesiminin lideri Tasos
Papadopulostur. Papadopulosun olmadığı bir toplantıya
Talat neden katılsın?
Ankaranın bu mesajlarını alan Finlandiyanın, Yunan
tarafı ile Papadopulosun da toplantıya katılmalarını
ikna etmek için yoğun bir çaba içine girdiği öğrenildi.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos ise,
"Bize herhangi bir davet gelmedi. Dolayısıyla toplantıya
katılmamız söz konusu değil" dedi.
FİN BAKAN TURA ÇIKABİLİR
Bu arada Gül, Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht
ile düzenlediği ortak basın toplantısında Tuomioja ile
birisi dün sabah olmak üzere iki kez telefonda görüştüğünü, Finli
bakanın mekik diplomasisi için Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrısı ziyaret etmesinin söz konusu olduğunu, ancak henüz
netleşen bir şeyin olmadığını bildirdi. De Gucht
da, iyimser olduğunu belirterek, Rum Kesimini "sorumlu"
davranmaya davet etti.
HURRIYET
31/10/06
Can simidi Papadopulos
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL
AB içinde "Türkiye karşıtı" olarak bilinen
Avusturya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler, Kıbrıs konusunu ve
"limanlar sorununu" bahane ederek, müzakerelerin 2008e kadar
durdurulması formülünü dillendirmeye başladılar.
Türk Hükümetinin, 2007de yapılacak seçimler nedeniyle Kıbrıs
konusunda herhangi bir adım atamayacağı görüşünü dile
getiren bu ülkeler, AB içinde 2007 yılı sonuna kadar müzakerelerin
askıya alınması yönünde "zemin aramaya"
başladılar. Diğer ülkeler ise, liman sorunu gibi gümrük
birliğinden kaynaklanan müzakere başlıklarının
açılmamasıyla yetinilmesi görüşünü taşıyorlar.
HURRIYET
31/10/06
Son iki haftanın
perde arkası...
Bayram dahil, son iki hafta Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinde ilginç
bir yol ayrımı yaşandı. Bazı şeyler
farklılaştı. Bakışlar ve konuşmalar değiyti.
Özellikle, Fransız parlamentosundaki oylamadan sonra yaklaşımlar
epey ilginçleşti.
RADİKAL ile birlikte dün dağıtılan KRİTER dergisi
için, bu konuda geniş bir araştırma yaptım. Bambaşka
bir manzarayla karşılaştım. Bulgularımı sizlerle
de paylaşmak istiyorum:
Ekim ayı, Türkiye- Avrupa Birliği ilişkileri açısından
son derece hareketli geçti ve tahminlerin ötesinde, ilginç ve olumlu sonuçlar
doğurdu. Belki hayret edeceksiniz ancak, Fransız Parlamentosundaki
Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili oylama, birçok üye ülkede ve
AB medyasında farklı yansıdı. Şimdiye kadar
hissettiğimiz soğuk rüzgarların dinmesine, aksine ılıman
bir bakışın yaygınlaşmasına yol açtı.
Türkiye'ye haksızlık edildiği, gereksiz şekilde baskı
yapıldığı, üstüne gidildiği sözleri birden bire artar
oldu. Medya'yı taradığınız zaman, yine ilk defa
Türkiye' nin bu şekilde hırpalanmasının ters tepeceğinin
altını çizenler yaygınlaştı.
Kısacası, az dahi olsa, Türkiye'nin lehine bir hava doğdu.
Fransız Parlamentosu Türkiye'yi cezalandırmak isterken, kendini
yaraladı. Tepkiler öylesine yaygınlaştı ki, sonunda Türkiye
daha haklı bir platforma oturdu.
Bu ortam, Avrupa Komisyonu ve Dönem Başkanlığına da
yansıdı.
Fransadaki oylamanın yarattığı fırtına sürerken,
Türkiye'yi, bir de 8 Kasım'da yayınlanacak olan AB Komisyonu
İlerleme Raporu ile tartaklamanın doğru olmayacağı
sonucuna varıldı. Türk kamuoyunun baskısıyla, zaten seçim
sürecine girmiş olan AKP iktidarının ters tepkisinden çekinildi.Sonuçta,
dönem Başkanlığını elinde tutan Finlandiya' nın
önerisi, AB Komisyonu tarafından kabul edildi.
Buna göre, Komisyon 8 Kasım'da yayınlanacak olan İlerleme
Raporunda, Kıbrıs ile ilgili bölümünde sert bir tavsiyede
bulunmayacak. Zaten, basına sızan bölümlerde de bu gerçek
anlaşıldı.
Komisyon raporunda, AB Konseyinin 21 Eylül 2005 tarihli kararını
tekrarlamakla yetinecek ve "
Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmemesi, müzakere sürecini etkileyebilir.." diyecek.
Bu şekilde,Dönem Başkanı Finlandiya,tren kazasını
önleyecek bir çözüm üretebilmek için, Aralık doruğu , hatta 2007
sonuna kadar süre kazanabilecek. Bu şekilde, Kıbrıs gemilerine
Türk limanlarının açılması sorunu, Türkiye'deki genel
seçimlerin ertesine bırakılabilinecek.
Bu anlaşma, Brüksel'de derin bir nefes alınmasına yol açtı.
Nedeni de, üye ülkelerin büyük çoğunluğunun, Türkiye ile müzakereleri
askıya alınmasını istememesi. Bu yaklaşıma
Fransa'nın dolaylı katkısı da eklenince, tren
kazasının ertelenmesi imkanı doğmuş oldu.
* * *
TÜRKİYE'DEN 301.
MADDEYE İNCE AYAR SİNYALİ
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in son Ankara
ziyareti, başından sonuna kadar iniş çıkışlarla
geçti, denilebilir. Avrupa heyetinin izlenimleri son derece ilginç.
Başkentte geniş bir yelpaze ile konuştuktan sonra,
yaklaşım ve görüş ayrılıklarını şöyle
saptamışlar:
- TBMM Başkanı Arınç daha sempatik ve yumuşak bir
yaklaşımla karşımıza çıktı.Ancak ondan da,
301 konusunda ümit veren herhangi bir açılım göremedik.
- Adalet Bakanı Çiçek ile görüşme en zorlusuydu. Özellikle 301
konusunda, Adalet bakanı kamuoyu ile paylaştığı
görüşleri tekrarladı ve sürekli şekilde Avrupanın çifte
standartlarına dikkat çekti. 301 maddeye ilişkin bir düzenleme
yapılmasının imkansızlığını
anlattı. Görüşme , olumsuz bitti.
- TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Yaşar
Yakış ve arkadaşlarıyla görüşmemiz ise, tam bir hayal
kırıklığı yarattı. Yaşar Yakış,
mantıklı bir insan olarak bilinirken, neden olduğunu
anlayamadık, çok sert bir tutum benimsedi.
- Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül görüşmeleri ise, tam aksine çok olumluydu. Her ikisi de, AB
sürecine verdikleri önemi tekrarladılar. 301 konusunda, açıkça bir
söz vermemelerine rağmen, değişiklik yapılabilineceği
izlenimini verdiler. Her ikisiyle konuşmalarımızdan, 301 ile
ilgili, kabine içinde önemli görüş ayrılıklarının
bulunduğu havasını edindik. Kıbrıs konusundaki
tutumları da daha yumuşak idi. Kapıyı kapatmamaya özen gösterdiler.
- CHP lideri Deniz Baykal ise daha da sertti. AKP' ye her konuda muhalefet
yaptığını. 301'in de bu muhalif
yaklaşımının bir parçası olduğunu söyledi.
Muhalefet lideri olarak kendisinden başka bir yaklaşımın
beklenmemesi gerektiğini anlattı.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 31/10/06
Erdoğan
resti çekti
'Kıbrıs için
üstümüze düşeni yaptık. İzolasyonlar kalkmadan kimse bizden
herhangi bir şey isteyemez'
31/10/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, 8 Kasım'da açıklanacak AB İlerleme Raporu
öncesi üslubunu sertleştirdi. Kıbrıs konusunda,
"İzolasyonlar kaldırılmadığı sürece kimse
bizden şu ad altında, bu ad altında bir şey istemesin"
diyen Erdoğan, Yunanistan'a da, "Söz verdiysek yerine getiririz,
çünkü biz Türküz" diye seslendi. Dün Sheraton Oteli'nde düzenlenen '9.
Dış Ticaret Haftası' toplantısının
açılışında yaptığı konuşmada milliyetçi
bir söylem kullanan Erdoğan şöyle konuştu:
Kıbrıs sorunu: Kıbrıs aşağı,
Kıbrıs yukarı... Avrupa müktesebatı içerisinde bizim
Kıbrıs diye bir sorunumuz yok. Kıbrıs bir siyasi sorundur,
BM ile ilgili bir olaydır, çözüm yeri BM'dir. Eğer bu konuyla ilgili
atılması gereken bir adım varsa, biz hepsini attık.
KKTC'deki kardeşlerimiz, AB üyesi ülkeler ne arzu ettiyseler, onu yerine
getirdiler. Ama, Güney taltif edildi, Kuzey Kıbrıs dışlandı.
Biz orada verilen sözün yerine getirilmesini istiyoruz.
İzolasyonların kaldırılmasını istiyoruz. Bu
izolasyonlar kaldırılmadığı sürece kimse bizden bir
şey istemesin.
İtibarımızı
satmayız: Biz
kendimize inanıyoruz, bizim satılık herhangi bir şeyimiz bu
noktada itibarımızdan, şahsiyetimizden, onurumuzdan asla yoktur.
Biz Türküz: Yunanistan Başbakanı ile aramızda ikili
olarak samimiyetimiz gayet iyi, ama özel ziyaretini yapabildiği halde bir
resmi ziyaret yapamıyor. Niye? İç politika... Bizim böyle bir
derdimiz yok. Kim ne derse desin bir şeye inanıyorsak yaparız.
Söz verdiysek yerine getiririz, çünkü biz Türküz.
İstanbul kriterleri: Biz bugüne kadar işimizi yaptık,
bundan sonra da yaparız. Ha yine almıyorlar, (AB'ye) ta baştan
beri dedim ya; Biz Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin adını, Ankara
siyasi kriterleri koyar, yolumuza devam ederiz. Maastrich Kriterleri
noktasında da adını İstanbul kriterleri koyar, yolumuza
devam ederiz.
Bir şey beklemesinler: Burada biz görevimizi yerine getirdik,
muhataplarımızın da aynı şekilde yerine getirmesini
isteriz. Onlar, kendi üzerlerine düşeni yerine getirmedikleri sürece
bizden artı bir şey isteyemezler. Şu anda onu verebilecek bir
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti asla yoktur.
AB ile ticaret: Bazıları yok peşkeş çektiler, yok
sattılar, yok şunu yaptılar, yok bunu yaptılar... Bu tür
safsatalara herhalde inanmayacaksınız değil mi?
Unutmayalım, ihracatımızın yüzde 60-65'ini AB üyesi
ülkelere yapıyoruz. Olayın özgürlükler noktasında da görüntüsü
var. Bir demokrasi ülkesi olarak ülkemizin çok kısa sürede
aldığı mesafeyi çok daha ilerilere taşıma boyutu var.
Sermayeyi inançlara ayırmak: Etrafımıza duvarlar koyarak
sermayeyi renklere, ırklara, inançlara ayırarak içimize kapanarak
dünyaya ilgisiz kalarak hiçbir yere varamayız. Yapmamız gereken
uluslararası piyasalara entegre olarak hem bulunduğumuz bölgede hem
dünyada ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi güçlendirmektir.
Dış ticarette artış: 2000 yılında çevre
ülkelerle olan 20 milyar dolarlık toplam dış ticaretimiz,
2005'te 60 milyar dolara ulaştı. Bu sadece ekonomik bir gelişme
olarak değil uluslararası ilişkiler, diplomasi, güven ve
istikrar açısından da bakmak durumundayız.
İç hesaplaşmalar: Zaman zaman dostlarımla
dertleşirken söylüyorum; Ah diyorum. Dışarıda bize
düşmanca bakanlar değil, içimizde birbirimizle hesaplaşmayı
bir kenara koyuversek o zaman Türkiye'nin gidişi daha farklı olacak.
Bu sıçrama daha farklı olacak.
Hedef 500 milyar dolar: 2003 yılında 47.3 milyar dolar olan
ihracatımız, bu yıl sonunda 83 milyar doları yakalayacak.
Biz planımızı bu yıl itibarıyla 79 milyar dolar olarak
planlamıştık. İnşallah Türkiye, Cumhuriyet'in 100'üncü
yılında 500 milyar dolar hedefini yakalayacak.
DIŞİŞLERİ
BAKANLARI DÜZEYİNDE... AB Komisyonunun ilerleme raporu ile strateji
belgesini açıklayacağı 8 Kasıma kısa bir süre kala,
AB Dönem Başkanı Finlandiya, limanlar krizini aşmak için
tarafları Finlandiyada gizli bir toplantıda bir araya getiriyor.
Diplomatik kaynaklar, hafta sonu Helsinkide gerçekleşmesi öngörülen
buluşmanın dışişleri bakanları düzeyinde
olacağını kaydetti
TALAT
BRÜKSELE, SOYER ŞİLİYE... KIBRISa konuşan AB dönem
başkanı Finlandiyanın Kıbrıs Büyükelçisi Risto
Piponen, taraflara yapılan daveti doğrularken, 2 Kasım
Perşembe günü Türkiyede gazetecilerle bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı
Talatın, 3 Kasım Cuma günü Brükselde AB Dönem Başkanı
Finlandiyanın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile
görüşeceği bildirildi. Öte yandan, Başbakan Ferdi Sabit Soyer de
hafta sonu Şilide Sosyalist Enternasyonal toplantısına
katılıyor
KAPALI
KAPILAR ARDINDA... Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki
Tuomiojanın, Rum yönetimi dışişleri bakanı Yorgo
Lillikas, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve
Dışişleri Bakanı Mehmet Turgay Avcıyı hafta
sonu, Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar ardında
yapılacak bir toplantıya davet ettiği bildirildi.
Toplantıya AB Komisyonundan bir yetkilinin de katılması
öngörülüyor
AB Komisyonunun ilerleme raporu ile strateji belgesini
açıklayacağı 8 Kasıma kısa bir süre kala, AB Dönem
Başkanı Finlandiya, limanlar krizini aşmak için tarafları
Finlandiyada gizli bir toplantıda bir araya getiriyor.
Diplomatik kaynaklar, hafta sonu Helsinkide gerçekleşmesi öngörülen
buluşmanın dışişleri bakanları düzeyinde
olacağını kaydetti.
KIBRISa konuşan Finlandiyanın Kıbrıs Büyükelçisi Risto
Piponen de Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki
Tuomiojanın taraflara yaptığı daveti doğruladı.
Öte
yandan, Cumhurbaşkanı Talatın da 3 Kasım Cuma günü
Brükselde AB Dönem Başkanı Finlandiyanın
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile bir araya geleceği
bildirildi.
Perşembe günü Türkiyede gazetecilerle bir araya gelip, son
gelişmeleri değerlendirecek olan Talat, ardından Brüksele
hareket edecek.
Cumhurbaşkanı Talatın Brüksel, Dışişleri
Bakanı Turgay Avcının da Helsinki programı yanında,
Başbakan Ferdi Sabit Soyerin ise gündeminde Şili yolculuğu var.
Soyer, hafta sonu Şilideki Sosyalist Enternasyonal toplantısına
katılacak.
Helsinkideki toplantıya, AB
Komisyonundan
bir yetkili de katılacak
İlerleme raporunda Kıbrısla ilgili bölümler hazır
olsa da asıl kritik belge olan strateji kağıdında, Türkiye
ile müzakerelerin seyrine ilişkin nasıl bir değerlendirme
yapılacağı henüz belirsiz.
Strateji kağıdına Türkiye ile müzakerelerin askıya
alınmasını öneren bir değerlendirme girmesinin önüne geçmek
isteyen AB Dönem Başkanı Finlandiyanın, 8 Kasım öncesinde
son bir toplantı planladığı öğrenildi.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Rum
meslektaşı Rum yönetimi dışişleri bakanı Yorgo
Lillikas, Türk meslektaşı Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Mehmet Turgay
Avcıyı hafta sonu Helsinki yakınlarında bir kasabada
kapalı kapılar ardında yapılacak bir toplantıya davet
etti.
Toplantıya AB Komisyonundan bir yetkilinin de katılması
öngörülüyor.
NTV, dün verdiği haberde, toplantıya Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatın katılacağını duyurmasına
rağmen, diplomatik kaynaklar, toplantıya Cumhurbaşkanı
Talatın değil Dışişleri Bakanı
Avcının katılacağını kaydetti.
Tarafların bu toplantının formatıyla ilgili bazı
çekinceleri olduğu, dönem başkanlığının ise konu
üzerinde çalışmaya devam ettiği belirtiliyor.
Piponen, daveti doğruladı
AB dönem başkanı Finlandiyanın Kıbrıs Büyükelçisi
Risto Piponen, KIBRISa yaptığı açıklamada, Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomiojanın taraflara
yaptığı daveti doğrulayarak, Biz orada, bürokratlar
seviyesinde görüşmelere devam edeceğiz dedi.
Büyükelçi Piponen, Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıs
Türk toplumu arasında bir uzlaşı şansının
olduğunu belirterek, Bunu aynı zamanda, siyasi seviyeye
genişleteceğiz. Ama daha o noktaya gelmedik diye konuştu.
Kumuçakos: Yunanistana davet gelmedi
AAnın haberine göre, Yunanistan Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos, AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Kıbrısa ilişkin yapmayı
planladığı öne sürülen toplantı konusunda, Yunanistan'a bir
davet gelmediğini söyledi.
Yorgo Kumuçakos, gazetecilerin soruları üzerine yaptığı
açıklamada, Kıbrıs konulu görüşmelere katılması
için Yunanistan'a bir davet ulaşmadığını ve
dolayısıyla katılmalarının söz konusu
olmadığını bildirdi.
BMnin çözüm önerisine
Rum tarafından ret
Kıbrısla ilgili bir gelişme de BM cephesinde yaşandı.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller, geçen
hafta taraflara 2007de başlatılacak yeni bir çözüm girişimi
için hazırlıklara başlamaları önerisi getirdi.
Öneri, Rum lider Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Talatın
önümüzdeki 15 gün içinde ilk görüşmeyi yapmasını, Şubat
2007de de yeni genel sekreter Ban Ki Moona girişimi başlat
çağrısı yapmalarını öngörüyor.
Ancak Türk tarafının olumlu yaklaştığı öneriyi,
Rum tarafının reddettiği öğrenildi.
İlerleme raporunda Türk tarafının BM zeminindeki çabalara
desteğinin devamını talep eden AB Komisyonu için son
gelişmenin, Ankara lehine bir etkisi olabileceği yorumları
yapılıyor.
KIBRIS 31/10/06
TURİST SAYISI YÜZDE 12 AZALDI... KKTC'ye gelen turist
sayısında ve otel konaklamalarında (gecelemede) geçen yıla
göre düşüş yaşandı. Bu yılın ocak-ağustos
dönemini kapsayan 8 aylık periyotta, geçen yılın aynı
dönemine göre, yabancı turist sayısı yüzde 12 oranında
azalırken; yabancıların otellerde konaklamasında ise, yüzde
27'lik gerileme oldu. Turizmdeki düşüşün, KKTC paketlerinin
pahalı olmasından ve tanıtım için geç
kalınmasından kaynaklandığı savunuluyor
İbrahim DİRAN- T.A.K.
KKTC'ye gelen turist sayısında ve otel konaklamalarında
(gecelemede) geçen yıla göre düşüş yaşandı. Bu
yılın ocak-ağustos dönemini kapsayan 8 aylık periyotta,
geçen yılın aynı dönemine göre, yabancı turist
sayısı yüzde 12 oranında azalırken; yabancıların
otellerde konaklamasında ise, yüzde 27'lik gerileme oldu.
Turizmdeki düşüşün, KKTC paketlerinin pahalı
olmasından ve tanıtım için geç kalınmasından kaynaklandığı
savunuluyor. Pahalılık ve tanıtımda geç kalmanın, tur
operatörlerinin, KKTC'yi çekici bulmamasının başlıca
nedenleri olduğu kaydedilip KKTC'yi turizm açısından pahalı
kılan en büyük nedenin ise, uçak fiyatları olduğu ileri
sürülüyor. İngiliz turist sayısındaki düşüşün ana
nedenlerinden birinin ise, "ürünün bozulmaya başlaması",
yani "doğanın bozulması ve tahribatı" olduğu
iddia ediliyor.
Turizm Müsteşarı Mehmet Başel, turist
sayısındaki düşüşte pahalılığın bir
etken olduğunu, ancak otellerde yabancı konaklamalardaki
düşüşte ise, "villa turizminin" (ülkeye gelen
yabancıların otel yerine başkalarının evlerinde
kalması) önemli rol oynadığını söyledi. Başel,
özellikle pahalılığın önüne geçmek için projeler üzerinde
çalıştıklarını kaydetti.
Uçak ücretlerinin geç açıklanmasından ve
pahalılıktan şikayetçi olan Kıbrıs Türk Seyahat
Acenteleri Birliği Başkanı Orhan Tolun, bu yıl da geç
kalındığını söyledi ve "treni yine
kaçırdık" dedi.
TAK muhabiri KKTC'ye gelen turist sayısında ve bununla
beraber otel gecelemelerinde düşüş olup
olmadığını ve bunun nedenlerini araştırmak için
turizm sektörünün çeşitli kesimleriyle görüştü.
Bu yıl turist sayısında ve gecelemede düşüş
yaşandığı konusunda görüş birliğine varan turizm
sektörünün temsilcileri, düşüşlerin nerden
kaynaklandığı konusundaki fikirlerini de aktardılar.
Başel
Turizm Müsteşarı Mehmet Başel, kuş gribi ve dünya
kupası gibi etkenlerin yanında, uçak ücretlerinin pahalı
oluşu ve ücretlerin geç açıklanmasının, Türkiye
dışından gelen yabancı turist sayısının düşüşünde
rol oynadığını, ancak KKTC'ye yerleşen
yabacıların, villalarını turistlere kiralamasının
da düşüşte büyük rol aldığını belirtti.
Başel, özellikle konaklamadaki düşüşü, Girne'de ikamet
eden İngilizlerin, villalarını turistlere kiralamasına
bağladı.
Yüksek uçak ücretleri konusu ve yeni uçak ücretlerinin 6 Kasım'da
Londra'da yer alacak Dünya Turizm Fuarı'na yetiştirilmesi için,
önümüzdeki günlerde turizmdeki tüm kesimlerin temsilcilerinin
katılacağı bir toplantı düzenleyeceklerini kaydeden
Başel, sorunlara çözüm getirmek için TC Lefkoşa
Büyükelçiliği'nden yardım talep ettiklerini de kaydetti.
Teşvikler üzerinde çalışıyoruz
İngiliz tur operatörlerine teşvikin
azaltıldığını söyleyen Başel, KKTC'yi daha çekici
yapmak için teşvik konusunda bazı projeler üzerinde
çalıştıklarını ve söz konusu toplantıdan sonra
teşviklerin açıklanacağını bildirdi.
Almanya piyasasına, KTHY tarafından yapılan uçak
seferlerinin kesilmesinden sonra ulaşım ağı kurmada
zorlandıklarını da kaydeden Başel, "Almanya'yla
ulaşım konusunda projeler üzerinde çalışıyoruz. Büyük
maliyet gerektiren projeler bunlar, ancak turizm öncü bir sektör ise, bunu
başarmak zorundayız" dedi.
Tolun: Yüzde 40 düşüş var
Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği
Başkanı Orhan Tolun, Türkiye dışından gelen yabancı
turistlerin yüzde 85'ini oluşturan İngiliz turistlerin geceleme
sayısında, geçen yılın ilk 9 ayına göre yüzde
40'lık bir düşüş yaşandığını kaydetti.
Alman tur operatörlerinin KKTC'yi tercih etmediklerini ifade edip bunu
değerlendiren Tolun, "KKTC paketleri pahalı geliyor; ayrıca
düzenli ve sürekli uçak seferleri de yok. Alman tur operatörleri, kar
edemeyeceği için KKTC paketlerine yönelmiyor, Türkiye, Mısır ve
Tunus paketlerine yöneliyor. Geçmişe göre çok pahalı; bunun ötesinde
doğa da çok tahrip oldu, ürün bozuldu" dedi.
Orhan Tolun, 300 Stg olan bir Tunus veya Mısır paketine
benzer paketin, KKTC için 450 Stg'ye satıldığını
kaydetti.
Treni yine kaçırdık
KKTC tatil paketlerinin satılmamasının nedenlerini,
pahalılık ve geç kalmaya bağlayan Tolun, "Esas neden
pahalılık ve geç kalma. Paket pahalılaşıyor.
Havayolları değilse, oteller fiyat artırıyor, rekabet gücü
kaybediliyor" diye konuştu.
Orhan Tolun, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın geçen
yıl fiyatlarını geç açıkladığını, bu
yıl da 15 gün önce açıklaması gereken ücretleri hala daha
açıklamadığını, bu yüzden önümüzdeki günlerde Londra
Dünya Turizm Fuarı'na tur operatörlerinin KKTC kataloğu olmadan
katılmak zorunda kalacaklarını kaydederek, "Belli; gelecek
yıl da kötü olacak. Treni yine kaçırdık" dedi.
KTHY'nin fiyat açıklamada geç kaldığını ve
önerdiği pazarlık fiyatının çok pahalı olduğunu
savunan Tolun, "KTHY, hem gecikti; hem de pazarlık fiyatını
çok yüksek açıkladı" ifadesini kullandı.
Uluslararası petrol fiyatlarında önemli düşüşün
olmasına rağmen, uçak ücretlerinin yine yüksek tutulduğunu
belirten Tolun, Güney Kıbrıs uçak ücretleriyle
karşılaştırıldığında, 80 Sterline kadar
varan fiyat farkının bulunduğunu kaydetti. Tolun, KTHY'nin İngiltere
uçak ücretinin, en fazla 170 Stg olması gerektiğini vurguladı.
Teşvikler de azaltıldı
Orhan Tolun, KKTC tatil paketlerinin pahalı
açıklanmasında devlet tarafından tur operatörlerine verilen
teşvikin de düşürülmesinin önemli rol oynadığını
söyledi.
Londra'daki kırmızı otobüslerde KKTC turizm
tanıtımı yapan posterlerle ilgili davanın
kazanılmasına rağmen tanıtım girişimlerinin
artırılmadığını savunup bunu eleştiren
Tolun, devlet tarafından tanıtıma daha fazla önem verilmesi
gerektiğini söyledi.
"Her şey dahil" paket tatilleri içeren "mass
turizme" yönelmenin büyük bir yanlışlık olduğunu ileri
süren Tolun, "Her şey dahil sunan oteller, bu yıl
müşterilerini kaybediyor. Özel ilgi turizmine yönelmeli. Memleket
şartları buna uygun" dedi.
Turizm örgütü kurulmalı
Turizm için bir politika belirlenmemesini eleştiren Tolun, sektör
ve hükümet temsilcilerinin yer alacağı ve sektör hakkında yasal
düzenlemelerin oluşturulacağı "turizm örgütünün" bir
an evvel kurulması gerektiğini söyledi.
Alman tur operatörü
Özel ilgi turizmi sahasında faaliyet gösteren Alman Tur Operatörü
Hermes Reisen'in direktörü Magarita Griesshaber, KKTC'nin özel ilgi turizmi
için çok uygun olduğunu, ancak KKTC'ye düzenli ve makul fiyata uçak
seferlerinin olmayışından dolayı yolculuğun
pahalılaştığını ve paketlerin de
pahalılaştığını kaydetti.
KKTC tanıtılmıyor
Magarita Griesshaber, KKTC'nin Almanya'da iyi
tanıtılmadığını, Almanların bir çoğuna
göre "Kıbrıs" dendiğinde bunun Güney Kıbrıs
anlamına geldiğini dile getirdi.
KKTC'nin doğal yapısının daha bir özenle
korunması gerektiğini kaydeden Griesshaber, çevre kirliliği ve
tarihsel yapıların restoresine daha bir önem verilmesi
gerektiğini vurguladı.
Sefer yok
Almanya'da faaliyet gösteren ve geçmişte ülkeye "Asya
Tur" adı altında birçok turist getiren "Intercom Last
Minute and More" turizm şirketinin direktörü Mehmet Özkartal, bugün
KKTC'ye yönelmemelerinin, Kuzey Kıbrıs'a uçak seferlerinin
olmayışından kaynaklandığını ifade ederek,
belirlenecek fiyatların makul olmasının da kritik bir unsur
olduğunu kaydetti.
En önemli etken uçak ücretleri
İngiltere'de faaliyet gösteren Cyprus Paradise ve Green Island
Holidays yetkilileri ise, İngiliz turistlerinin sayısındaki
düşüşteki en önemli etkenin, yüksek uçak ücretleri olduğunu dile
getirdi.
Green Island Holidays sahibi Ahmet Erişken, iki yıl öncesine
kadar yılda 20 bin İngiliz turisti KKTC'ye
taşıdıklarını, bu yıl ise bu rakamın 10
binlere indiğini, bunun esas nedeninin, büyük ölçüde uçak ücretlerindeki
pahalılık olduğunu kaydetti.
KTHY yönetimini, "kötü idare" diyerek eleştiren
Erişken, iki yıl içerisinde uçak ücretlerinin 160 sterlin
arttığını, bunun da KKTC tur paket fiyatlarının
artmasına neden olduğunu savundu. Erişken, fiyatların
müşterinin diğer destinasyonlara kaymasına neden olduğunu
söyledi.
Cyprus Paridise'ın ortağı Niyazi Gürsoy da, turist
sayısının düşüşündeki en önemli faktörün, uçak
fiyatları olduğunu dile getirdi ve önceki senelerde ekim ayında
140 olan İngiltere-KKTC uçak bilet fiyatının bugün 220 Stg
civarında olduğunu, Güney Kıbrıs'ta bu rakamın
vergiler hariç 120 KL'ye kadar düştüğünü iddia etti.
2004-2005 sezonunda KKTC'ye 24 bin İngiliz turist getirdiklerini,
bu sene ise 16 bin getirebildiklerini kaydeden Gürsoy, etkenin fiyatlardaki
artış olduğunu söyledi. Niyazi Gürsoy, bugün Mısıra
yarım pansiyon bir haftalık tatilin İngiltere'de 299 Stg'ye
satıldığını, ancak KKTC'ye sadece uçuşun 230 Stg
olduğunu, tatilin ise yaklaşık 500 Stg'i bulduğunu ifade
etti.
Niyazi Gürsoy, KTHY'nin, kış ve yaz uçak bileti
fiyatlarını hala daha açıklamamsının ciddi
yanlışlık olduğunu da savundu.
KIBRIS 31/10/06
The
Speech Delivered by President Mehmet Ali Talat on 29 October 2006
Dear Guests,
Valued Representatives of the Republic of Turkey,
Valued Citizens of the Turkish Republic of Northern Cyprus ,
Dear
Brothers,
Today is the 83rd anniversary of the establishment of the Republic of Turkey
This day is an important turning point not only for the people of Turkey, but
for all the Turkish people in the region, who are of the Ottoman-Turkish
heritage
On this day, the victory of the Turkish people, led by Mustafa Kemal Ataturk,
against the imperialist invading powers, the Ottoman monarchy and the rule of
the Sultan, was crowned with the establishment of the Republic of Turkey... The
people of Turkey, with the strength they got from their powerful political and
military tradition and rich historic and cultural legacy, defeated the
colonialist powers of Western Europe under the most difficult conditions. Thus,
by fighting against colonialism and winning, the people of Turkey have made
history
Moreover, the people of Turkey established a modern, secular and
democratic republic, which aims at Reaching beyond the levels of modern
civilizations, as stated by Ataturk. Consequently, for the first time in
history, a Muslim community established a state with enlightened thoughts and European
standards
I have mentioned these historic facts to draw your attention to some very
important issues:
First: The Republic of Turkey has proved, from the very beginning, that the
Muslim-Turkish people belong to Europe and deserve a modern, secular and
democratic state governance.
Second: The Republic of Turkey has demonstrated that the Turkish people have a
deep-rooted historic tradition of state establishment and governance.
Third: The Republic of Turkey, while it was established to be the state of the
people of Anatolia, has its roots in all the Turkish peoples in the region, who
are of the Ottoman-Turkish legacy and has set an example for Turks abroad,
other Muslim countries and other peoples fighting against colonialism.
Here, I have to mention the Turkish Cypriot contributions to the Turkish
national liberation fight and the establishment of the Republic of Turkey. The
Turkish Cypriot people, from the very first days of the national liberation
fight, contributed to the establishment of the Republic of Turkey through the
associations they founded on the island and with members of the community who
went to Anatolia. The Turkish Cypriots actively participated in the process to
establish the Republic of Turkey by forming assistance associations for
Anatolia and Rumelia refugees, cooperating with the Union and Progress Party
(Ittihat-Terakki) and the National Independence Army (Kuvayi Milliye) and
having qualified members of the community take upon various roles in the
establishment of state during the first days of the Republic. Thus, the Turkish
Cypriot people have contributed to the establishment of the modern Republic of
Turkey.
For Turkish Cypriots, being European and Muslim, or being Turkish and Cypriot,
are not contradictory. Those who try to present Islam and Europe as two
conflicting civilizations, or being Turkish and being Cypriot as two clashing
identities, are mistaken. The very presence of the Turkish Cypriot people
proves just the opposite. We are at least as European as the Greek Cypriots,
and at least as Cypriot as they are; we are at least as Turkish as the people
of Turkey and a Muslim community that has truly embraced secularism.
Those who present the
Cyprus problem as a problem which started in 1974 and those who reduce the
existence of the Turkish Republic of Northern Cyprus to be a result of Turkey's
military intervention, are mistaken. This mistake arises from not knowing that
the Turkish Cypriots, just like the people of Turkey, have a deep-rooted
history in self-governance and state formation, or from denying this fact.
Exactly like the Republic of Turkey, the Turkish Republic of Northern Cyprus
was established through a lengthy fight for existence, will for self-governance
and experience.
Valued Citizens of the Turkish Republic of Northern Cyprus,
My
Dear People,
The Cyprus problem is still continuing today, due to the negative approach of
the Greek Cypriot side. A bizonal, bicommunal solution in Cyprus, which is
based on the political equality of the sides, and which maintains Turkey's
guarantorship, would not only contribute to peace on our island, but in our
region and in the world. A solution to the Cyprus problem will be found under
the framework of the United Nations and UN parameters established in over 40 years.
The role of the European Union in solving the Cyprus problem is limited to
encouraging the Greek Cypriot side for a settlement under the UN framework. And
this role, of course, cannot be underestimated. As the UN Secretary-General has
put it, it should be the EU'a duty to prevent the Greek Cypriot side from using
its EU membership advantage to complicate a solution. Only by acting this way,
can the EU, break free of the sin it has committed by accepting as member an
illegal state. Pressurizing Turkey into making serious concessions in a bid to
overcome the Greek Cypriot obstacles in front of Turkey's EU membership, and
taking parts of a comprehensive settlement from the Turkish Cypriots and giving
them to the Greek Cypriot side, could only serve to save the day. Such
unrealistic proposals are a waste of time and can never have the chance of
being implemented.
It should also be known that there are no limits to the demands of the Greek
Cypriot side. The Greek Cypriot leader, who does not even envisage minority
rights for Turkish Cypriots, has stated at the UN General Assembly that he
believes the Turkish Cypriots will be included in the Greek Cypriot
administration through a process of osmosis.
As far as the EU is concerned, the biggest responsibility for a comprehensive
settlement of the Cyprus problem should be upon the shoulders of the Greek
Cypriot side, which is an EU member. On the contrary, the EU, which has
weakened with the Greek Cypriot side entrenching its power in the bloc's
institutions, has almost become the spokesman of the Greek Cypriot side, and is
attempting to disregard Turkish Cypriots.
But we all know the reason for this: The Greek Cypriot side has been given the
opportunity to join the EU without a solution. Today's negative situation is a
direct result of this fact. Our people have pointed to the way out by saying
solution and EU and have entrusted us to reach these targets. The people have
given us the mission to enable Turkish Cypriots to join the EU through a
solution, and to support Turkey's EU membership through an uninterrupted
harmonization process.
I would like to underline this once again: The authorities of the Turkish
Republic of Northern Cyprus and the Republic of Turkey are working in harmony
with the effort of solving the Cyprus problem and enabling our people to get to
the place they deserve within the European Union. They are pursuing the
peaceful, reconciliatory policy that the world can no longer ignore
A permanent and fair solution is only possible if the two sides in Cyprus see
the historic realities. The Republic of Turkey, as soon as it was established,
extended its hand in peace to Greece. Ataturk and Venizelos, with a political
maturity and foresight particular to only the great statesmen, worked for the
brotherhood of the peoples of Turkey and Greece...
Unfortunately in the global world of the 21st century and the times of a
unified Europe, the Greek Cypriot administration is unable to show the maturity
that the Greek leadership showed 83 years ago. It is acting irresponsibly both
towards the whole of Cyprus and towards its own people. The Greek Cypriot
people, as well as the Turkish Cypriot people, need a new approach and
political maturity that oversees the whole of the island and aims at a common
European future. The two sides in Cyprus should follow the path of peace that
Ataturk and Venizelos created between Turkey and Greece. We can do this, we
have to do this for the next generations
We are extending our hand in peace to
the Greek Cypriot side. I have said this since the first day I came to this
post and I will continue to say it.
We should solve this common problem of Turkish and Greek Cypriots in a way that
is in compliance with the time we are living in, by expanding ways of
reconciliation and cooperation, and with the aim of enabling our people to live
in peace
And we should definitely solve it.
It
is obvious that those who believe that the people deserve clashes and wars
instead of peace, do not have the capacity to be leaders. We don't have to be
like them. I would like to stress once again that I will tirelessly work within
the framework of a policy that aims at peace just like I have promised my
people. Those acting to the contrary will, one day, be punished by their own
people.
The Turkish Cypriot people have proved to the world to be a mature and tolerant
people. They will never backtrack from these qualities. They will continue to
extend their hand in peace to the Greek Cypriot side and to work until all the
island is equally represented in the European Union. The Turkish Cypriot people
will also continue to support the touchstone of the Republic of Turkey, which
is to reach the level of European civilizations, and its bid to join the
European Union.
I
am honored to be the leader of such a proud people. While promising to continue
to work with the strength and support I get from them to reach our rightful
goal, I would like to make this call to everyone: This world belongs to all of
us. We are obliged to protect it, not destroy it. We are obliged to leave our
children a good future. Only with tolerance and mutual understanding can we
create a world where nobody isolates and excludes another, where there is no
discrimination, where nobody incites cultural racism, enmity and hatred.
There
are millions of people suffering from poverty, discrimination and clashes in
the Middle East, Far East and Africa. We should tolerate each other's
differences and work together if we want the world to be in peace. As Turkish
Cypriots, we are ready to do everything we can. But the international community
should leave aside its irrational attitude based on the exclusion, and
political, economic, cultural and social isolation of our people. It should
stop treating our people almost in a discriminatory manner. The European Union
should respect our existence, oversee the rights of Turkish Cypriots, who are
co-owners of this country, and should keep its promises
We are here. We are
alive and we will continue to be alive.
My
dear citizens,
On
this special day, on the 83rd anniversary of the Republic of Turkey, we send
our heartfelt regards and love to our brothers in Anatolia, to whom we are
related through historic and cultural bonds. We wish for them a prosperous,
humane and peaceful life without terrorism and violence. May all the peoples of
the world live in health and happiness.
I thank you with all my respect.
Mehmet Ali Talat
TRNC President
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:46 ET 31 Ekim 2006 Salı
LEFKOŞA
- AB Komisyonunun ilerleme raporu ile strateji belgesini
açıklayacağı 8 Kasıma kısa bir süre kala,
Kıbrıs konusu hareketleniyor. AB Dönem Başkanı Finlandiya,
Türkiyenin müzakere sürecinde sorun yaratan limanların Rum kesimine
açılmasına ilişkin sorunun aşılmasını
hedefleyen önerisine ilişkin girişimlerini de sürdürüyor.
NTV dün Finlandiya Dışişleri
Bakanı Tuomioja, Rum meslektaşı Lillikas, Türk
meslektaşı Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Talatı hafta
sonu Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar
ardında yapılacak bir toplantıya davet ettiğini açıklamıştı.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü
Hasan Erçakıca da bugün Tuomiojanın, dün telefonda
görüştüğü Talatı toplantıya davet ettiğini
açıkladı. Talat, Fin bakana, bu toplantıda, Kuzey Kıbrısı
Dışişleri Bakanı Turgay Avcının temsil
edeceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Tuomiojaya ayrıca görüşme talebinde
bulundu. Bu görüşme ise, Perşembe günü Brükselde yapılacak.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Erçakıca, Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulosun, Helsinkideki toplantıda, Cumhurbaşkanı
Talatın ancak Başbakan Erdoğanın heyetinde yer
alabileceği yönündeki sözlerini de küstahça diye nitelendirdi.
|
Amaç tren
kazasını önlemek Eğer
bu formül üzerinden iyi-kötü bir uzlaşma çıkabilirse ve Türkiye-AB
ilişkilerinin raydan çıkması, bir tren kazası meydana
gelmesi engellenirse bu plan, kendisinden beklenen işlevi yerine
getirmiş olur. |
NTV-MSNBC
Güncelleme: 19:11 TSI 31 Ekim 2006 Salı
İSTANBUL
- AB Dönem Başkanı Finlandiyanın Kıbrıs sorunuyla
ilgili olarak hazırladığı ve Fin formülü olarak
adlandırılan plan son günlerin en önemli tartışma
konuları arasında yer alıyor. Finlandiya ayrıca,
tarafları buluşturmak için çabalarını sürdürüyor. KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat cuma günü Brükselde Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile buluşacak.
Haftasonunda da Helsinkide KKTC Dışişleri Bakanı Turgay
Avcının katılacağı bir toplantı
gerçekleştirilecek. Bu hızlı trafiğe zemin hazırlayan
Fin formülü ile ilgili olarak Radikal Gazetesi yazarı ve yazı
işleri müdürü ve aynı zamanda Kıbrıs konusunda Türkiyenin
önde gelen uzmanlarından Erdal Güven ile görüştük.
·
Son günlerde tartışması süren ve Kıbrısı
kapsayan Fin formülü belirgin bir formül değil, 3 ana konu üzerinde
yoğunlaşılıyor ve bilinenler az. Bilinenler
ışığında bu formülü nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle burada önümüze koyulmuş bir kağıt ya da belge yok.
Diplomaside daha ziyade non-paper denen, resmi nitelik taşımayan bir
formül. Benim bildiğim, hem Ankarada bize söylenen, hem
Kıbrısta öğrendiğim kadarıyla, daha ziyade
Finlandiyalı yetkililerce taraflara aktarılmış bir
formülden bahsediyoruz aslında.
Bu formülün, mutlaka ve mutlaka bizim bildiğimizden daha fazla bir
şey olması gerekiyor. Şimdi ancak bildiğim kadarı
üzerine konuşabilirim. Fin formülünde şu ana kadar bildiğimiz 3
öneri şöyle:
1. Kıbrısta Türk tarafının elinde bulunan kapalı
bölge Maraş iki yıllık bir süre için Birleşmiş
Milletler idaresine devredilsin.
2. Kuzey Kıbrıstaki Magosa limanı Birleşmiş Milletler
denetiminde dış ticarete açılsın.
3. Türkiye bazı limanlarını Kıbrıs gemilerine
açsın.
Bu haliyle, bence çok büyük soru işaretleri ve belirsizlikler
taşıyan bir formül bu aslında. Özellikle Türk tarafı
açısından tatmin edici değil. Kıbrıs Türklerinin
beklentilerine yanıt veren bir formül değil. Çünkü
izolasyonların kalkması ya da hafifletilmesi dendiği zaman bu
lafın içinin doldurulması için yapılması gereken ilk
şey Ercan Havaalanından uluslararası uçuşlara imkan
verecek bir düzenlemedir. Bu yok örneğin bu formülde.
Sonra, biraz ayrıntıya girmek gerekirse, Maraşın iki
yıllığına BMye devrinden bahsediliyor. BMye
devredildikten sonra ne olacak, orada ne gibi bir düzenleme yapılacak,
oradaki arazilerin sahibi Rumlara mülkiyet hakları fiilen de olsa
verilecek mi, Rumlar oraya gidip evlerini, tarlalarını, otellerini
alabilecekler mi, BMye devri öngörülen 2 yıllık sürenin sonunda ne
olacak bilinmiyor.
* Magosa limanının dış ticarete açılması
önerisini nasıl yorumluyorsunuz?
Magosa limanının dış ticarete açılması meselesine
bakarsak, bu liman dış ticarete zaten açık. AB ile ticarete
kapalı ama bu da ABnin kendi aldığı bir karardan ötürü.
Avrupa Birliği Adalet Divanının 1994 tarihli kararından
beri Kuzey Kıbrıstan ABye tarım ürünü gönderilemiyor.
Dolayısıyla Magosa limanı ABye ticaret açısından
işlevsiz bir halde. Fin planı bunu tekrar işlevsel hale
getirmeyi ve Magosa limanından tekrar ticaret yapılabilmesini
öngörüyor. Ama burada da şöyle bir sorun var; Magosa limanından AB
ülkelerine ticaret yapılabilmesi için buradan çıkacak ürünlere AB standardındadır
diye bir belge verilmesi gerekiyor. Bu etiketin Kıbrıs Rum
tarafı olmadan nasıl yapıştırılacağı da
bir sorun. İmkansız şeyler demek istemiyorum ama hep soru
işareti ve belirsizlikler var.
* Acaba Fin formülünde yer alan önerilerin yazılı hale
getirilmemesi bu önerilerin içinin istenildiği gibi doldurulabilmesine
zemin hazırlamak amacıyla tercih ediliyor olabilir mi? Planın
ayrıntıları neden saklanıyor?
Olabilir elbette. Zaten bence olup biten şu; Finlandiya dönem
başkanlığı, daha doğrusu AB, ortaya çok genel bir
formül attı. Ben formülü hazırlayanların dahi Finlandiyalı
olduğunu zannetmiyorum. Dediğiniz doğru, ortaya genel bir formül
atıldı ve şimdi pazarlık yürüyor. Tarafların formülle
ilgili itirazları, beklentileri ve talepleri var. Örneğin Türk
tarafı Ercan Havaalanının da katılmasını
istiyor, Rum tarafı ise Maraşın BMye değil de kendilerine
devredilmesini talep ediyor.
Bu planın ayrıntılarının bu kadar ciddi bir
şekilde saklanmasının iki nedeni var bence. Birincisi, bu
konuştuğumuz pazarlık sonucunda formülün değişme ve tamamlanma
olasılığının olması. İkincisi de, bu
planın ayrıntılarıyla sızması durumunda
taraflarca suiistimal edilmesi, daha doğrusu taraflarca bu planın
aleyhinde kamuoyu yaratılmasına olanak tanınması ihtimali
olması. Bu iki nedenden dolayı formülün içeriğini bir
şekilde kapalı kapılar ardında tutmaya
çalışıyorlar.
Bunun olumsuz bir şey olduğu izlenimi vermek istemem ama dediğim
gibi, bize yalnızca çok sınırlı bilgi geldi. Ama eğer
bu, her iki tarafı da olumlu bir sonuca taşıyacaksa, bu
şekilde götürülmesi hayırlı da olabilir.
* Sizce Fin formülünü bu kadar önemli kılan neden nedir?
İçeriğinde Maraş, Magosa ya da Türk limanları var ama bence
bu formülün asıl önemi şu; bu formül, meşum tren
kazasını önlemek için bir fırsat yaratmış oluyor.
Eğer bu formül üzerinden iyi-kötü bir uzlaşma, her iki tarafın
da kendine yontabileceği bir mutabakat çıkabilirse ve Türkiye-AB
ilişkilerinin raydan çıkması, bir tren kazası meydana
gelmesi engellenirse bu plan, kendisinden beklenen işlevi yerine
getirmiş olur.
Onun dışında bu planın Kıbrıs sorununa bir çözüm
getireceğini söylemek yanlış olur. Tamamen bir rötuş ve
kısmi bir çözüm paketidir, bir anlaşma falan değildir.
Dolayısıyla Kıbrıs sorununun çözümüne doğrudan
doğruya bir katkı yapmaz. Zaten Kıbrıs sorununun nihai çözüm
platformu AB değil BMdir. Dolayısıyla, Kıbrıs
sorununun çözümü bağlamında bu plandan olan beklentileri çok fazla
yükseltmemek lazım.
Bu plandan beklenmesi gereken, tren kazasını önlemesidir. Önlerse,
kendisinden bekleneni yapmış olur. Önlemezse de Kıbrısla
ilgili boşa giden bir çaba daha olarak tarihin çöp sepetini boylar.
* Siz Fin formülünde Kıbrıs sorununun bir yem olduğunu,
asıl hedefin Türkiye-AB ilişkileri olduğunu söylüyorsunuz. Bunu
biraz açıklayabilir misiniz?
Lüksemburgdaki son Troyka toplantısında biz de oradaydık.
Rehnin de, Finlandiya Dışişleri Bakanının da
söylediği bu. Hepsinin beklentisi, Ne yapılabilir de Türkiye-AB
sürecinin rayından çıkması önlenebilir? sorusunun
yanıtı. Herkesin çabası da bu yönde. Tuhaf bir şekilde,
Avrupalı siyasetçiler ya da diplomatlar Papadopulosla ya da Talatla
görüştüklerinde de konu bu aslında.
Örneğin Talat Almanya Dışişleri Bakanıyla
görüşmeye gidiyor ve Kıbrıs sorununu değil Türkiye-AB
ilişkilerini konuşuyorlar. Ben bunu Talattan da sitem şeklinde
dinledim. Yani öncelikli konu Kıbrıs sorunu değil, Türkiye-AB
ilişkilerindeki Kıbrıs ipoteğini kaldırmak.
* Fin formülü, taraflardan biri ya da her ikisi tarafından reddedilirse
ne gibi bir sonuç ortaya çıkar? Kabul edilmesi durumunda neler beklenebilir?
Elbette bu formülden bir mutabakat çıkmama olasılığı
var. Şartları bağlamında söylemiyorum ama, benim
görebildiğim kadarıyla şöyle bir noktaya doğru gidiyoruz;
bir nevi Annan Planı sürecindeyiz. Her iki taraf da son dakikaya kadar,
masadan kalkan ya da oyunbozan taraf olmamaya çalışıyor.
Ben bu formülün Rum ve Türk yönetimi tarafından benimsendiği
kanaatinde değilim. Ama her iki tarafın da bunu böyle söyleme, biz
bu planı reddediyoruz, bu formül üzerinden bulunacak bir çözüm görmüyoruz
deme lüksüne sahip olmadığını düşünüyorum.
Bu stratejiyi son dakikaya kadar nasıl götürürler ya da hangi taraf oyunu
daha iyi oynar, bunu zamanla göreceğiz. Ama benim görebildiğim
kadarıyla, her iki taraf da Türkiye-AB ilişkilerinin raydan
çıkmasının faturasının kendisine kesilmesini
istemiyor.
Biz hep şöyle düşünüyoruz; Türkiye bir seçim yapmak, Benim AB
üyeliğim mi yoksa Kıbrıs politikam mı daha önemlidir?
sorusunu sormak zorunda. Türkiye yavaş yavaş bu tercihe doğru
gidiyor. Türkiyeyi bu ikilemden kurtaracak bir umut
ışığı taşıyıp taşımaması
önemli.
* Benzer tercihleri AB, Rum kesimi ve Yunanistanın da yapması
beklenecektir o zaman...
AB açısından baktığımızda, onlar da bir tercih
yapmak zorundalar. AB de Bizim için Türkiyeyi kaybetmemek mi yoksa
Kıbrıs Rum yönetimini memnun etmek mi önemlidir? ikileminde. Onlar
da bir seçim yapmak durumunda. Rum tarafının da durumu farklı
değil. Onlar da Türkiyeyi veto etmek ve AB üyeliği sürecini sekteye
uğratmak mı, yoksa ABnin uyumlu ve uzlaşmaya katkıda
bulunan bir üyesi olmak mı daha önemli, bunun seçimini yapacaklar.
Herkes bir tercih yapacak ama benim görebildiğim kadarıyla herkes bu
tercihten kaçmak için bir şekilde bu formüle umut bağlamış
durumda. Dediğim gibi önemli olan oyunu kimin daha iyi
oynayacağı. Önceki girişimlerden biri olan Annan Planında
oyunu Türkiye daha iyi oynadı. Bunda nasıl olacak bilmiyorum ama
şu ana kadar Türkiyenın iyi olduğunu düşünüyorum.
İlk olarak yanılmıyorsam NTV bu planı
yayınlamıştı ve o zamanlar daha şüpheci bir
bakış vardı. Ama dışişlerinin falan da devreye
girmesiyle biraz katkıda bulunalım yaklaşımı
benimsendi. Oyunun içinde olmak ve çok beğenmeseler de
beğenmediklerini belli etmemek tercih edildi.
Mesela bu Troyka toplantısında Rehnin ve Finlandiya
Dışişleri Bakanının Türkiyeye atfen söyledikleri hep
olumlu ifadelerdi. Türkiyenin yapıcı
yaklaştığını belirttiler. Dolayısıyla
Türkiye şu ana kadar oyunu fena oynamıyor ama kapılmayalım,
çünkü aynı şeyi Rum ve Yunan tarafı için de söylediler.
Dediğim gibi, bu bir anlamda bir oyundu ve sanırım son dakikaya
kadar da devam edecek.
* Fin formülünün bu tartışılma durumu ne zamana kadar sürer?
Aralık başında AB Konseyinin toplanmasına kadar
tartışmalar devam eder mi? 8 Kasımda açıklanacak
İlerleme Raporuna yansıması nasıl olur?
Uzayabilir elbette ama konu İlerleme Raporuna bir şekilde
yansıyacaktır. Ama Avrupa Komisyonu eğer Kıbrıs
konusunda Finlandiya formülünün hala bir uzlaşı unsuru
barındırdığını görürse, yani Türkiyenin
yaklaşımını yapıcı ve uzlaşmacı
bulursa, raporda kesin bir hüküm vermeyecektir. Örneğin, Türkiyenin
böyle böyle bir yükümlülüğü vardır ve bu yükümlülüğü devam
etmektedir. Ancak Finlandiya dönem başkanlığının
önerisine yaklaşımı da not edilmiştir. Bunun Avrupa Konseyi
kararına kadar devam etmesi ve sonuca vardırılması umut
edilmektedir denecektir. Yani en azından Kıbrıstaki son hükmü
liderlere bırakacaktır. Bu konu bu raporda eğer bu şekilde
atlatılırsa, bence bir başarı demektir.
Çünkü, Finlandiyanın bu formülünde Türkiye için iki seçenekten
bahsediliyor; ya limanlar açılacak -ki bu hiçbir Türk hükümeti için kabul
edilebilir bir şey değildir- ya da ABye üyelik süreci kısmen ya
da tamamen askıya alınacak. Bu da kabul edilebilir bir şey
değil ama 1 yıl içinde seçimlerin yapılacağını
düşünürsek hangisinin daha kabul edilemez olduğuna AKP liderliği
karar verecek.
Biz bambaşka bir konu olduğu için şimdi girmiyoruz,
Kıbrısla ne alakası var da diyebiliriz ama hele hele 301inci
madde konusunda yapılacak herhangi bir değişiklik ya da
bulunacak herhangi bir formül Avrupa Komisyonunun Kıbrısla ilgili
yaklaşımını da doğrudan etkileyecektir. Bunu kendileri
de, bizim diplomatlarımız da söylüyor.
Dolayısıyla, AB diplomasisi, son dakika toplantıları gibi
bir sürece doğru gidiyoruz.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:13 ET 31 Ekim 2006 Salı
BRÜKSEL
- AB Komisyonunun, ilerleme raporuyla birlikte açıklayacağı ve
AB-Türkiye ilişkilerine yön veren strateji belgesi de netlik kazandı.
Yaklaşık 20 sayfa olan eklemelerin yapılması beklenen
belgede, Türkiye limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmazsa,
müzakerelerin askıya alınacağı konusunda ise açık bir
ifade yer almadı. Bu konunun 6 Kasımda yapılacak
toplantıda kesinlik kazanacağı belirtiliyor.
Komisyon kaynakları limanlar sorunuyla ilgili
3 seçenek olduğunu ifade ediyorlar. Stratejik belgede müzakerelerin
kısmen ya da tamamen askıya alınması dışında
hiçbir öneri getirilmeyebilir.
Şu anda AB Komisyonu, son seçeneği tercih ediyor; ancak Fransa,
Avusturya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, müzakerelerin
kısmen askıya alınmasını isteyebilir.
REFORMLAR HIZLANDIRILMALI
Strateji belgesinde, işkenceye sıfır tolerans politikası
çerçevesinde işkence ve kötü muaemele vakalarının
sayısında azalma tespit edildiği belirtiliyor. Reform süreci
devam etse de reformların hızında bir düşüş
olduğu vurgulanıyor ve 2007de reformlara hız
kazandırılması isteniyor.
TCK 301. maddenin de AB standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi istenen
belgede, bunun için maddenin ya değiştirilmesi ya da tamamen
kaldırılarak, ifade özgürlüğünü gecikmeden garanti altına
alması gerektiğine işaret ediliyor.
Belgede, Güneydoğu Anadoludaki sosyal ve ekonomik krize de yer veriliyor
ve Kürt halkının hakları sağlanmalı ve dini
azınlıkların hakları teminat altına
alınmalı deniyor.
ENTEGRASYON KAPASİTESİ ABNİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ
Öte yandan strateji belgesinde, komisyonda iki yıldır
tartışılan hazmetme kapasitesi kavramı yerine
entegrasyon kapasitesi kavramını kullanıyor. Entegrasyon
kapasitesinin ABnin yeni üyeler ile birlikte etkin çalışıp
çalışamayacağı ile ilgili olduğu belirtiliyor.
Komisyon, entegrasyon kapasitesinin coğrafi değil fonksiyonel bir
kavram olduğunun altını çiziyor ve bunun Türkiyenin değil
ABnin yerine getirmesi gereken bir kriter olduğunu ifade ediyor.
Birliğin genişleme ile ilgil kaygıları dikkate
aldığı belirtilirken, Yeni kararlar almak konusunda çok
dikkatliyiz ancaj sürece başlamış olan ülkelere karşı
yükümlülüklerimize bağlıyız deniyor.
"Kıbrıs için kesinleşmiş toplantı
yok"
31 Ekim, 2006 23:42:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
Kıbrıs konusundaki iyi niyetli çalışmalarının
sonuç vermesini ümit ettiğini belirterek, bu çerçevede şu anda
kararlaştırılmış ve kesinleşmiş bir
toplantının söz konusu olmadığını söyledi.
Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Dışişleri
Bakanları toplantısına katılmak üzere Rusya'nın
başkenti Moskova'ya giden Gül, hareketinden önce Esenboğa
Havalimanı'nda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını
yanıtladı.
Gül, Kıbrıs konusunda tarafların Helsinki'de bir araya
geleceğine ilişkin haberlerin hatırlatılması ve böyle
bir toplantının yapılmasının kesinleşip
kesinleşmediğinin sorulması üzerine, bu çerçevede
kararlaştırılmış bir toplantının söz konusu
olmadığını söyledi.
Gül, "Finlandiya dönem başkanlığı iyi niyetli bir çok
çalışmalar yürütmektedir. Bu çerçeve içerisinde bazı
toplantılar, belki mekik diplomasisi dediğimiz çalışmalar,
bunların hepsi söz konusu olabilir, ama şu anda tam
kararlaştırılmış bir toplantı söz konusu
değil. Bazı teklifler, bazı görüşler var, ama bunlar
kesinleşmiş değil" diye konuştu.
"Kıbrıs
Türkleri ve Rumlar esas taraf"
Türkiye'nin bu konuda başarıya ve neticeye katkı sağlayacak
her türlü çalışmanın içinde olduğuna işaret eden Gül,
"başından beri söylüyoruz, biz bu konuda yapıcı
davranıyoruz, ama sadece Türkiye'nin yapıcı davranmasıyla
bu iş olmaz, diğer tarafların da muhakkak ki bu konuda
yapıcı olması gerekir" dedi.
Gül "unutulmaması gerekir ki, bu konunun esas iki tarafı
Kıbrıs Rumları ve Kıbrıs Türkleridir. Bizler muhakkak
ki anavatan olarak katılıyoruz. Ümit ederim ki Finlandiya'nın bu
iyi niyetli çalışmaları netice verir" şeklinde
konuştu.
Gül, Kıbrıs konusunda kapsamlı çözümün merkezinin BM
olduğunu da kaydetti.
Gülün Moskova
temasları
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Moskovada Karadeniz
Ekonomik İşbirliği (KEİ) Teşkilatı'nın
15inci Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısına
katılacak.
Toplantının asıl gündemini Karadeniz boyunca bir çevre yolunun
inşaatı ve Karadeniz ülkeleri arasındaki feribot
bağlantılarının artırılması konuları
oluşturuyor.
Gül, hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı
açıklamada, toplantı vesilesiyle Moskova'da Rusya
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir araya gelerek,
bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde
bulunacaklarını bildirdi.
KEİ'nin, Türkiye'nin girişimleriyle 25 haziran 1992 tarihinde
İstanbul zirvesi sırasında yayınlanan deklarasyonla
kurulduğunu hatırlatan Gül, teşkilatın
sekreteryasının da İstanbul'da olduğunu kaydetti.
Zirve
toplantısı seneye İstanbulda
Gül, Moskova'da yapılacak toplantıda KEİ dönem
başkanlığını mayıs 2006'dan bu yana yürütmekte
olan Rusya Federasyonu'nun ikinci dönemi Sırbistan'a devredeceğini,
2007 yılında da dönem başkanlığının
Türkiye'de olacağını kaydetti.
İstanbul'da 2007 yılında KEİ'ye üye olan ülkelerin zirve
toplantısının yapılacağını belirten Gül,
bunun teşkilatın 15inci kuruluş yıl dönümüne denk
geleceğine işaret etti.
Helsinki'de Kıbrıs Zirvesi'nde Talat yok
Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı ile bir 'ön
görüşme' yapacak
31 Ekim, 2006 15:39:00 (TSİ) CNN TURK
Finlandiya'nın tarafları biraraya getirme
çabalarına karşılık, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, muadilinin Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos olduğunu
belirterek, Rum Dışişleri Bakanı ile görüşmeyeceğini
açıkladı. Talat 3 kasımda Brüksel'e gidecek.
8
kasım'da AB tarafından yayımlanacak Türkiye İlerleme Raporu
öncesi, Kıbrıs sürecini hızlandırmak isteyen Finlandiya,
tarafları bu hafta sonu bir araya getirmeye çalışıyor.
Ancak, KKTC lideri Talat, 5-6 kasımda Helsinki'de yapılması
planlanan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Rum
kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas'ın da
katılması öngörülen zirveye gitmeyecek.
Talat, Rum Dışişleri Bakanı'nın
katılacağı bu toplantıya, Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'yı gönderme kararı aldı.
Fin
Bakan'ın Brüksel daveti
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, bunun üzerine
Talat'ı yüz yüze görüşmek üzere, Brüksel'e davet etti.
3 kasım cuma günü gerçekleşmesi beklenen görüşmede, KKTC'ye
uygulanan izolasyonların kaldırılması ve BM'nin sürece
dahil edilmesi gibi konular ele alınacak.
Rum lider Papadopulos ise, limanlar krizindeki muhatabının Türkiye
olduğunu açıkladı ve "Talat'ın zirveye
katılıp katılmaması Türkiye'nin sorunu" dedi.
Ankara da, Kıbrıs Rum kesimi ile tek başına
görüşmeyeceğini belirterek, Yunanistan'ın da davet edilmesini
istiyor.
Dikkat et,
Rumlar seni de kandırır
Uğur ERGAN / ANKARA
Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs için yoğun
çaba harcayan Finlandiyalı bakan Tuomiojayı şöyle uyardı:
"Sizi Verheugen durumuna düşürebilirler. Papadopulos, Verheugena referandumda
evet diyeceklerini söylemişti. Sonuçta hayır dediler."
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gülün, 15
Aralıktaki AB Zirvesi öncesi Kıbrıs sorununu çözmek için
uğraş gösteren Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki
Tuomiojayı, "Verheugenın durumuna düşmeyin" diye
uyardığı öğrenildi.
Gül ile Tuomioja, Finlandiyanın Kıbrısla ilgili
girişimleri konusunda son bir hafta içinde iki kez telefon görüşmesi
yaptı. Gül, telefon görüşmelerinde Finli Bakana şunları
söyledi:
"Sizin iyi niyetinizi takdirle karşılıyoruz. Ancak
şunu dikkate alın: Rum lider Papadopulos, sizi Günter
Verheugenın durumuna düşürebilir. Hatırlarsanız, 24 Nisan
referandumu öncesinde Papadopulos, Verheugena evet diyeceklerini
söylemişti. Sonuçta hayır dediler. Annan Planı devre
dışı kalınca, Türk tarafını ABnin tüm
nimetlerinden yararlandıracağız dedi, bunu engelleyen kendisi
oldu. Verheugen bundan dolayı, Papadopulos beni bile
kandırdı" açıklamasını yapmak zorunda kaldı.
Ortaya dengeli bir neticenin çıkması için bölgeyi ziyaret etmeniz,
tarafların görüşlerini dinlemeniz iyi olur. Papadopulosun
muhatabı Talattır. Yunanistan işin içinde olmalıdır.
Aksi takdirde bir sonuç çıkmaz."
Öte yandan Abdullah Gül, Finlandiyanın Kıbrıs konusundaki iyi
niyetli çalışmalarının sonuç vermesini ümit ettiğini
belirterek, bu çerçevede şu anda kararlaştırılmış
bir toplantının söz konusu olmadığını söyledi.
HURRIYET
01/11/06
Kıbrıs'ta
sessiz diplomasi hızlanıyor
Fin diplomasisi 8
Kasım yaklaşırken çabasını artırdı. Ama
Rumları ikna etmek zor
01/11/2006
RADIKAL
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül önceki gün Ankara'da konuk ettiği Belçika
Dışişleri Bakanı Karel de Gucht ile görüşmeye geçmeden
önce AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı
Erkki Tuomioja'dan telefon aldı. Gül'ün birkaç saat sonra basın
toplantısında duyurduğu gibi, bu Tuomioja ile son birkaç günde
yaptığı sık görüşmelerin bir parçasıydı.
Konu yine Kıbrıs idi. Gül, basın toplantısında
"Tarafların Finlandiya'ya davet edilmesi yerine Dinlandiya
Dışişleri Bakanı'nın bölgeyi ziyaret ederek mekik
diplomasisinde bulunmasının daha faydalı
olabileceğini" söyledi.
Bu sözlerin arkasında bir dizi önemli perde arkası gelişme
vardı. Finlandiya'nın eylülde BM Genel Kurul
çalışmaları sırasında başlattığı
sessiz Kıbrıs diplomasisinin parçası olarak Tuomioja, Bayram
tatili sırasında yeni bir öneride bulunmuştu. Bu öneri
aslında Türkiye'nin ocakta açıkladığı on maddelik çözüm
planında yer alan tarafların bir araya gelmesi önerisinin farklı
bir biçimiydi. Finlandiya, tarafları kendi ülkesine davet etmek istiyordu.
Ancak, Fin bakanın davet etmek istediği kişiler, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ve
Dışişleri Bakanı Gül idi.
Ankara'da yapılan değerlendirmelerde önerinin birkaç açıdan
istenen sonucu vermeyeceği anlaşıldı. Öncelikle, taraflar
birbirine denk değildi. Örneğin, Lillikas çağrılacaksa,
muhatabı KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı
olmalıydı. Talat çağrılacaksa, muhatabı
Kıbrıs Rum Cumhurbakanı Tasos Papadopulos idi. Ayrıca,
Yunanistan'ın olmadığı bir toplantıda, Türkiye'nin ne
işi vardı. Eğer Türkiye'nin taraf olması isteniyorsa,
Yunanistan da Kıbrıs garantörü olarak bulunmalıydı. Yine de
Gül telefonda Tuomioja'ya 'hayır' demedi; Dışişleri
kurmaylarının
da tavsiyesi Türkiye'nin görüşme isteyen taraf olmasına gölge
düşürecek hareketlerden kaçınılmasıydı.
Bunun yerine, şu aşamada Finlandiya'nın bölgedeki taraflarla
konuşup nabız almasının, kimin konuşmaya istekli olup
olmadığını anlamasının daha uygun olduğu
söylendi. Gül ayrıca, "Peki bunu Talat'a sordunuz mu?" diye
sordu. Tuomioja, Talat'a telefon ederek sordu. Talat, böyle bir
toplantıya, Dışişleri Bakanı Avcı'yı
gönderebileceğini söyledi.
Aynı gün, yani 30 Ekim'de, Finlandiya Dışişleri'nin AB
İşleri Genel Müdürü Kare Halonen, basına duyurulmamış
temaslarda bulunmak üzere Ankara'daydı. Dün de adaya geçti. Sabah KKTC
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşid Pertev ile
görüştü. Halonen Rumların görüşünü de aldıktan sonra
Helsinki'ye dönecek. Zamanlama önemli, çünkü önceki günkü telefon
görüşmelerinde Talat ile Tuomioja 3 Kasım'da Brüksel'de görüşmek
üzere sözleşti.
Buna Yunanistan ve Rum hükümetinin ne tepki vereceği belli değil.
Çünkü Papadopulos'a göre, Talat ancak Erdoğan'ın heyetinde yer
alabilir. Rum tarafının bu tutumu ile Finlandiya'nın bütün iyi
niyet çabasına karşın Kıbrıs görüşmelerinden 8
Kasım'a kadar da, aralık ayındaki AB zirvesine kadar da bir
sonuç çıkmasını beklemek zor. Ancak Rum tarafı işi
yokuşa sürdükçe, Ankara'da Kıbrıs nedeniyle AB görüşmelerinin
askıya alınacağı endişesi azalıyor.
Sümercenin Kraliçesi
yargılanıyor
Muazzez İlmiye Çığ, Sümercenin çözülmesi ve dünya
uygarlığının Mezopotamya'da doğuş ve
yükselişini anlamamıza önderlik eden bir bilim insanı. 92
yaşında. Bugün İstanbul'da duruşması var. Yargı
önüne çıkarılma nedeni, 5 bin yıl kadar önce Sümer'de -erkekleri
'her bakımdan evliliğe hazırlamak' görevleri de olan -
rahibelerin başlarını örttüklerini ve bu giysi biçiminin o zaman
onlara özgü olduğunu kitabında yazması. Bu tarihi saptamanın
bugünkü başörtüsü tartışmasına gönderme olduğu yolunda
bir 'niyet okuması' ile Çığ, halkın kutsal değerlerine
hakaret suçlamasıyla TCK'nın 125 ve 216'ncı maddelerini ihlalden
yargılanıyor. Bu bir 301 davası değil. Ama bir ifade
özgürlüğü davası. Tarihi bir saptamayı ifade ediş
yargı önüne çıkıyor. Yani, Adalet Bakanı Çiçek '301
değişse de, başka madde bulunur' derken, zihniyetin
değişmemesi açısından haklı. Ama Yargıtay içtihatları
beklenirken daha çok sıkıntı olacak gibi görünüyor.
AB'yle
konu Kıbrıs
İlerleme Raporu
tarihi yaklaşırken, Kıbrıs diplomasisi de
kızıştı. Rumlarla Yunanistan, dört tarafı
buluşturmak isteyen Finlilerin girişimini engelliyor
01/11/2006
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA -
Avrupa Komisyonu'nun 8 Kasım'da açıklayacağı İlerleme
Raporu ve Strateji Belgesi'nin taslaklarını incelemeye başlayan
Ankara, değiştirilmesini istediği unsurları hafta sonuna
dek Brüksel'e iletmeye hazırlanırken, AB ile Kıbrıs
diplomasisi kızıştı. Finlandiya, üyelik müzakerelerinde
Türkiye'nin Rumlara limanlarını açmamasından kaynaklanacak bir
'tren kazası'nı önlemek için tarafları Helsinki'de bir araya
getirme çabalarını sürdürürken, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Fin Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja'yla
görüşmek üzere cuma günü Brüksel'e gidiyor. Ankara ise Finlandiya'ya
girişimi hakkındaki çekincelerini iletip, "Kıbrıs'ta
2004'teki referandumdan sonra 'Rumlar beni aldattı' diyen Komisyon üyesi
Günther Verheugen'in durumuna düşmeyin" uyarısı yaptı.
Halonen'e iletildi
Sessiz diplomasi yürüten Finlandiya'nın bölgeye gönderdiği
Dışişleri Genel Direktörü Karo Halonen, Ankara'da şu
mesajı dinledi:
"Rum lider Tasos Papadopulos'un açıklamalarını
yakından takip etmenizi öneririz. Papadopulos'un yapmaya
çalıştığı önerilerinizin altını oymak.
Önerilerinizi mevcut sıkıntıyı aşmak yerine
kendilerinin 'tanınması' mecrasına sokmaya
çalışıyor. Böyle giderse kendinizi Verheugen'in yerinde
bulursunuz. Dolayısıyla bizleri masaya davet etmeden önce KKTC'nin
görüşlerini alın. KKTC 'Evet' derse bizler de durumu
değerlendiririz." Toplantı girişimini iyi niyetli
bulduğunu yineleyen Dışişleri, gelinen noktadaki
çekincelerini şöyle sıraladı:
1. Çözüm süreci, BM zemininden AB
zeminine kayıyor. Kapsamlı çözüm yerine geçecek ya da temel süreci
sulandıracak herhangi bir girişim tarafımızdan kabul
edilemez.
2. Sorun Türkiye ile Rumlar arasındaymış gibi
gösteriliyor. Kıbrıs'la ilgili her sorun Türkiye, Yunanistan'ın
yanı sıra adadaki her iki tarafı da ilgilendirir.
Yunanistan'ın kendini soyutlaması doğru değil.
3. Dengeler Rumlar lehine değiştiriliyor. KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, toplum lideri düzeyine indirgeniyor
ve Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'la görüşmeye
davet ediliyor.
Talat, Brüksel yolcusu
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de dün Helsinki
toplantısına ilişkin bir soru üzerine "Böyle fikirler var
ama kararlaştırılmış bir durum yok"
yanıtını verip, "Biz yapıcı davranıyoruz ama
bizim tek başımıza yapıcı davramamız yetmez.
Diğer tarafların da yapıcı olaması gerek" dedi.
Bu ortamda Talat muadilinin Papadopulos olduğunu ve Lillikas'la
görüşmeyeceğini belirtip, Helsinki'ye Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'yı göndereceğini açıkladı.
Tuomioja'nın yüz yüze görüşmek istediği Talat, cuma günü
Brüksel'e gidecek.
'Rum lider küstah'
Talat'ın sözcüsü Hasan Erçakıca, Papadopulos'un "Talat Türkiye
heyetinde yer alabilir" açıklamasına "Bu Papadopulos'un ne
kadar küstahlaştığının işaretidir"
yanıtını verdi. Sözcü, Rumların, Türkiye'nin
Maraş'ı vereceğini açıklaması talebini 'mantık
dışı bir yaklaşım ve şımarıklık'
diye nitelerken, Brüksel'de Talat-Papadopulos görüşmesi girişimi
olmadığını söyledi.
Rumlar
ve Atina zirve önerisine soğuk
01/11/2006
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - AB Dönem
Başkanı Finlandiya'nın KKTC'nin Mağusa Limanı'nın
AB denetiminde ticarete açılması ve Maraş'ın Rumlara
verilmesi formülünü benimsetmek için haftasonu Kıbrıslı Türk ve
Rum liderlerle, Türk ve Yunan dışişleri bakanlarını
buluşturma çabasını Rumlarla Atina baltalıyor. Rum lider
Tasos Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la masaya
oturmak için KKTC Cumhurbaşkanı'nın 'Türk heyeti'nde yer
almasını şart koştu. Papadopulos "Erdoğan,
heyetine Talat'ı da dahil etmek istiyorsa bu onun bileceği iş.
Maraş'ın iadesi konusunda ne BM kararlarında, ne de uygulamada
Talat'ın rolu yok" dedi. Dörtlü veya beşli zirve
olasılığını "Türkiye ile Kıbrıs
arasında temaslar yapılması için bazı fikirler ortaya
atıldı" diye saptıran Papadopulos, bu görüşmelerin
yapılıp yapılmayacağını bilmediğini söyledi.
Atina'da ise Yunan Dışişleri Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, zirve
için "Yunanistan davet edilmedi. Zaten öyle bir konu yok" dedi.
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, AB
Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye'nin limanlarını
Rum gemi ve uçaklarına açmasını ve Kıbrıslı
Türklerin AB ülkeleriyle doğrudan ticaret yapmasını içeren
önerileri görüşmek üzere kendilerini "dörtlü görüşmeye"
davet etmediğini söyledi.
Rum radyosunun haberine göre Lillikas, dün sabah Londra'ya hareket
etmeden önce yaptığı açıklamada, "Finlandiya'nın
bu önerileri görüşmek adına bizi dörtlü görüşme yapmaya
çağırdığını ya da çağırmaya
niyetlendiğini kesinlikle yalanlayabilirim" dedi.
"Dörtlü görüşme önerisi, başka ülkeler tarafından
yapıldı"
Yorgos Lillikas, dörtlü görüşme önerisinin, adını
vermediği başka ülkeler tarafından yapıldığını
söylerken, dörtlü görüşme ile ilgili olarak Yunanistan'a herhangi bir
davet götürülmediğini ve ortada buna dair herhangi bir kanıt
bulunmadığını kaydetti.
Finlandiya önerilerinde yer alan konuların; sadece kendilerini,
Türkiye'yi, Birleşmiş Milletleri ve Avrupa Birliği'ni
ilgilendirdiğini, Mağusa Limanı'nın açılması
konusunun ise sadece kendileri ile Avrupa Birliği'ni ilgilendirdiğini
öne süren Lillikas, "Güney Kıbrıs'ta yaşayan Maraşlıların
evlerine dönmeleri konusunun ise Rum tarafı, Türkiye ve Birleşmiş
Milletleri ilgilendirdiğini" ileri sürdü.
Rum bakan, Rum hükümetinin AB Dönem Başkanı Finlandiya ile
sürekli temasta olduğunu ve her türlü davete cevap vermeye hazır
olduklarını belirtti. Yorgos Lillikas, "Kıbrıs sorunu
artık görüşülmediğinden dolayı Kıbrıslı
Türkler herhangi bir görüşmeye katılmıyor. Meselenin
anahtarı; Maraş'ın geri iade edilmesi ve Güney'de yaşayan
Maraşlıların evlerine geri dönmesidir" iddiasında
bulundu.
Finlandiya dönem başkanlığından özel bir
görevlinin veya bir yetkilinin adayı ziyaret edeceğiyle ilgili olarak
ise Lillikas, bu konuda herhangi bir yorum yapamayacağını, çünkü
temasların gizli tutulmasına dair bir sorumluluğu olduğunu
belirtti.
Rum bakan, ayrıca Kıbrıs Türk tarafından
sızdırılan bilgilerin çoğu kez yanıltıcı olduğunu
da iddia etti.
KIBRIS 01/11/06
STATEMENT BY THE PRESIDENTIAL SPOKESMAN MR.HASAN
ERÇAKICA
The Greek Cypriot side is not sincere
The efforts of the
Greek Cypriot side aimed at neutralizing the European Union (EU) and United
Nations (UN) process and asserting a claim such as the Cyprus Issue can not be
associated with the EU membership of Turkey, has been evaluated as an
insincere approach by the TRNC Presidency.
At the weekly
press conference held by Presidential Spokesman Mr. Hasan Erçakıca, it has
been stated that the Greek Cypriot side is striving to neutralize the efforts
spent for reaching a solution to the Cyprus Issue under the umbrella of the UN.
Presidential
Spokesman Hasan Erçakıca stated that the Greek Cypriot Administration has
not spent any efforts to reach a conclusion concerning any of the proposals and
initiatives put forward by the UN Special Representative for Cyprus, Michael
Möller, aimed at implementing the agreement reached between President Mehmet
Ali Talat and the Greek Cypriot Leader Tassos Papadopoulos on 8th
July 2006.
Underlining that
the purpose of the Greek Cypriot side is to gain advantages on the Cyprus Issue
by exploiting the powers granted to them as a result of their unfair EU
membership and to move forward on the way to their osmosis dream, Spokesman
Erçakıca added the Turkish Cypriot side is well-aware of these tricks.
Spokesman
Erçakıca stated that in spite of all the opportunities they possess, the
said efforts of the Greek Cypriot side cannot be influential enough and said
Despite complications, the attention of the EU members is focused on
maintaining a problem free negotiation process concerning the EU membership of
Turkey after overcoming the problems created by the Greek Cypriot side.
Turkish Cypriot side has reached a consensus on
certain issues
Presidential
Spokesman Hasan Erçakıca stated that the Turkish Cypriot side has reached
a consensus on two issues concerning this process and listed these two issues
as follows:
The first issue
is the fact that no settlements which will be achieved by a negotiation process
excluding the Turkish Cypriot side shall be accepted. All the parties of our
political spectrum have finely scrutinized the said issue and expressed their
reactions. The second important issue is the agreement regarding the
impossibility of negotiating any package including the fenced area of Varosha
unless the isolations imposed on Turkish Cypriots are lifted. The said
agreement also underlines that, within this framework, international flights to
Ercan Airport must be started. This consensus of opinion should be taken into
consideration by everyone seeking solutions to the problems and particularly,
by the EU Term Presidency and the United Nations.
|
AA
Güncelleme: 15:19 TSİ 02 Kasım 2006 Perşembe
ATİNA
- Yunan Parlamentosunda bugün siyasi liderler düzeyinde gündem
dışı yapılan, dış politika konulu toplantıda
konuşan Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiyenin AB
üyeliği konusuna değindi.
Karamanlis,
Türkiyenin, Kıbrısın gemi ile uçaklarına, liman ve hava
alanlarını açması, ABye ve tüm üyelerine karşı
üstlendiği kesin yükümlülüklerindendir dedi.
KKTCnin AB ile doğrudan ticareti konusuna değinen Karamanlis, AB
ile Kıbrıs Türk toplumu arasındaki ticaret tüzüğü ABnin iç
meselesidir. Atina, AB Dönem Başkanı Finlandiyanın
çabasını ve Kıbrıs Cumhuriyetinin bu konudaki
yaklaşımını desteklemektedir diye konuştu.
Karamanlis, Türkiyenin AB perspektifine de değindiği
konuşmasında, Türkiyenin AB üyeliğine giden yolda AB
rayları döşemiş ve sinyal sistemini yerleştirmiştir,
ancak bu yolda makinist Ankaranın kendisidir. Hızı ve varacağı
nokta Türkiyenin kendisine bağlıdır. Gerekli reformları
yapmaya karşı gelmesi sonsuza kadar süremez ifadesini kullandı.
Türkiyedeki dini özgürlük ve azınlık hakları konusuna
değinen Karamanlis, Dini özgürlük ve azınlık haklarına
saygı konularındaki durumun iyileştirilmesi yönündeki çabalar
maalesef teşebbüs olarak kalmışlardır. Öte yandan, Fener
Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu ile azınlık ve vakıf
malları konularındaki yükümlülükleri, yükümlülük olarak kalmaya devam
etmektedir dedi.
Karamanlis, kabul edilemez, geçmişe dönük casus bellinin muhafaza
edilmesinin iyi komşuluk ilişkilerine yardımcı
olmadığını belirttiği konuşmasında,
Türkiyenin, aralarında Rum kesiminin de bulunduğu, AB üye ülkelerine
karşı yükümlülüklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini de
söyledi.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 07:28 ET 02 Kasım 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- AB Komisyonunun ilerleme raporu ile strateji belgesini
açıklayacağı 8 Kasıma kısa bir süre kala,
Kıbrıs konusu hareketleniyor. AB Dönem Başkanı Finlandiya,
Türkiyenin müzakere sürecinde sorun yaratan limanların Rum kesimine
açılmasına ilişkin sorunun aşılmasını
hedefleyen önerisine ilişkin girişimlerini de sürdürüyor.
NTV dün Finlandiya Dışişleri
Bakanı Tuomioja, Rum meslektaşı Lillikas, Türk
meslektaşı Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Talatı hafta
sonu Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar
ardında yapılacak bir toplantıya davet ettiğini
açıklamıştı.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca da bugün
Tuomiojanın, dün telefonda görüştüğü Talatı
toplantıya davet ettiğini açıkladı. Talat, Fin bakana, bu
toplantıda, Kuzey Kıbrısı Dışişleri
Bakanı Turgay Avcının temsil edeceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Tuomiojaya ayrıca görüşme talebinde bulundu. Bu görüşme
ise, Perşembe günü Brükselde yapılacak.
Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Erçakıca, Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulosun, Helsinkideki toplantıda, Cumhurbaşkanı
Talatın ancak Başbakan Erdoğanın heyetinde yer
alabileceği yönündeki sözlerini de küstahça diye nitelendirdi.
Türkiye Kıbrıs'ta çözümü BM'de arıyor
2 Kasım, 2006 14:22:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıs
konusunda AB'yi çözüm zemini kabul etmediğini tekrarladı.
Başbakan'ın açıklaması sürerken, Kıbrıs sorunuyla
ilgili olarak Helsinki'de tüm tarafları biraraya getirecek zirve AB Dönem
Başkanı Finlandiya tarafından iptal edildi.
Moğolistan
Başkanı Mıyekombo Enkhbold ile yaptığı
görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Başbakan Erdoğan, bu işin çözüm zemininin
Birleşmiş Milletler olduğunu vurguladı ve ''AB, durumdan
vazife çıkarmaya çalışıyor. Öyle bir şey olamaz''
dedi.
Finlandiya Başbakanı ile dün 45 dakikalık bir telefon
görüşmesi yaptığını söyleyen Erdoğan, kendisine
Kıbrıs'taki Türk ve Rum taraflarının
dışişleri bakanları ile Türk dışişleri
bakanının 3'lü olarak biraraya gelmesi talebinin iletildiğini
aktardı.
Fin Başbakan'a, Yunanistan dışişleri bakanının
katılmadığı bir dışişleri bakanları
toplantısına, Türk dışişleri bakanının
katılmasının mümkün olmayacağını söylediğini
belirten Erdoğan, diyaloğu şöyle aktardı:
"İyi niyetinizi bir eyleme dönüştürmek istiyorsanız, ancak
Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs dışişleri
bakanlarını biraraya getirebilirsiniz. Fakat, bunu daha ileri
taşımak istiyorsanız, o zaman Yunanistan'ı ikna edin,
Yunanistan Dışişleri Bakanı da katılsın, onun
katılması halinde bizim Dışişleri Bakanımız
da bu toplantıya katılabilir' dedik. 'Eğer üst düzeyde de bunu
düşünüyorsanız, üst düzeyde de durum budur' dedik.''
"Dedikodularla olmaz"
Avusturya'nın Dönem Başkanlığı'nda da bunu
söylediklerini anlatan Başbakan Erdoğan, ''hayırlı bir
iş yapmak isteniyorsa iki garantör ülkenin içinde olması
kaydıyla Güney ve Kuzey Kıbrıs ile 4'lü olarak bir araya
gelinebileceğini söylediklerini'' kaydetti.
Erdoğan, Avusturya'nın bu teklifi ''çok güzel'' diye
değerlendirdiğini, ama gerçekleştiremediğini belirterek,
''şimdi siz böyle bir talepte bulunuyorsanız, buyurun Helsinki'de
bunu gerçekleştirin. Bunu o düzeyde de yapabiliriz.
Dışişleri Bakanları düzeyinde de yapabiliriz'' dedi.
Fin Planı'na ilişkin değerlendirmesinde de planın
kendilerine ''yazılı iletilmediğini'' belirten Erdoğan,
''sadece dedikodusu vardır. Mevcut dedikodu da bizim üzerinde
duracağımız bir konu değildir. Çünkü bu işin
ciddiyeti, dedikodularla olmaz. Bize yazılı olarak bir plan gelir.
Yazılı plan üzerinde oturur değerlendirmemizi yapar, ondan sonra
da kanaatimizi açıklarız" diye konuştu.
Erdoğan, planın 8 kasım ve aralıktaki liderler zirvesinde,
müzakere sürecine 'müdahale maddesi' olarak getirilmesine de AB'nin hakkı
olmadığını söyledi.
Başbakan, "ne müktesebatta böyle bir şey vardır, ne
müzakere maddelerinin içinde böyle bir şey vardır. Kimse bize Ek
Protokol'den hareketle bunu dayatamaz. Böyle bir hakları yok. Biz diyoruz
ki, 'gelin sizler kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonları
kaldırın, o izolasyonları kaldırmanız halinde biz de
burada limanlarla, havaalanlarıyla ilgili atılması gereken
adımları atarız.' Zira biz, AB'yi bir çözüm zemini olarak kabul
etmiyoruz. Böyle bir şey yok. Bu işin çözüm zemini BM'dir. şu
anda AB durumdan vazife çıkarmaya çalışıyor"
dedi.
Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışma gayreti içine girmenin
ciddi bir yanlış olacağını belirten Erdoğan,
sözlerinin ardından kendisine bir not geldiğini belirterek,
''Finlandiya ile ilgili toplantı talebinden vazgeçilmiş, iptal
olmuş'' dedi.
Talat: "Gerçekleşmemesi beni memnun etmedi"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Helsinki'de hafta sonunda
yapılması planlanan Kıbrıs toplantısının
iptal edilmesi konusunda, ''Finlandiya'nın girişiminin
gerçekleşmemesi beni memnun etmedi'' dedi.
Talat, ''Finlandiya'nın paketinin dengesizliği bir yana yine de bu
sürecin müzakere edilerek bir noktaya götürülmesinde yarar vardı. Rum
tarafı bizi muhatap almamaya çalışıyordu, Türkiye'yi
muhatap almaya çalışıyordu. Tabii bizim bunu kabul etmemiz
mümkün değildi ama şundan eminiz; bu iptalin nedeni biz değiliz,
bizim herhangi bir sorumluluğumuz yok ifadelerini kullandı.
Rum kesiminin KKTC heyetinin Türk heyeti içinde yer almasını
istemesine ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine Talat,
''bu bir hayal, yani KKTC kendi varlığı, iradesi ve
halkıyla bir varlıktır. Bu varlık orada temsil edilecekti.
KKTC'nin temsilinin dışında Kıbrıs sorunuyla ilgili
bir toplantı yapılamaz'' karşılığını
verdi.
Atina'dan Türkiye'ye Kıbrıs eleştirisi
2 Kasım, 2006 15:34:00 (TSİ) CNN TURK
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, ''AB
üyeliğine aday bir ülkenin, üye bir ülkeyi tanımayı reddetmesi
gibi bir siyasi çelişkinin süreklilik arz edemeyeceğini'' söyledi.
Yunan
Parlamentosu'nda bugün siyasi liderler düzeyinde gündem dışı
yapılan, dış politika konulu toplantıda konuşan
Karamanlis, Türkiye'nin AB üyeliği konusunu değerlendirdi.
Karamanlis, "Türkiye'nin, Rum gemi ile uçaklarına, liman ve hava
alanlarını açması, AB'ye ve tüm üyelerine karşı
üstlendiği kesin yükümlülüklerindendir" dedi.
KKTC'nin AB ile doğrudan ticareti konusuna değinen Karamanlis,
"AB ile Kıbrıs Türk toplumu arasındaki ticaret tüzüğü
AB'nin iç meselesidir. Atina, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
çabasını ve Kıbrıs Rum kesiminin bu konudaki
yaklaşımını desteklemektedir" diye konuştu.
Karamanlis, Türkiye'nin AB perspektifine de değindiği
konuşmasında, "Türkiye'nin AB üyeliğine giden yolda AB
rayları döşemiş ve sinyal sistemini yerleştirmiştir,
ancak bu yolda makinist Ankara'nın kendisidir. Hızı ve varacağı
nokta Türkiye'nin kendisine bağlıdır. Gerekli reformları
yapmaya karşı gelmesi sonsuza kadar süremez" ifadesini
kullandı.
Türkiye'deki dini özgürlük ve azınlık hakları konusuna
değinen Karamanlis, "dini özgürlük ve azınlık
haklarına saygı konularındaki durumun iyileştirilmesi
yönündeki çabalar maalesef teşebbüs olarak kalmışlardır.
Öte yandan, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu ile
azınlık ve vakıf malları konularındaki yükümlülükleri,
yükümlülük olarak kalmaya devam etmektedir" dedi.
Karamanlis, 'kabul edilemez, geçmişe dönük (casus belli)nin muhafaza edilmesinin
iyi komşuluk ilişkilerine yardımcı
olmadığını' belirterek, Türkiye'nin, aralarında Rum
Kesimi'nin de bulunduğu, AB üye ülkelerine karşı
yükümlülüklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini de söyledi.
Helsinki'deki Kıbrıs zirvesi iptal
2 Kasım, 2006 12:47:00 (TSİ) CNN TURK
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye'nin
limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmaması ile ortaya
çıkan krize çözüm bulmak amacıyla gerçekleştireceği zirve
girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.
Finlandiya'nın
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Türkiye,
Yunanistan, Rum kesimi ve KKTC'nin katılacağı bir zirve ihtimali
kalmadı" dedi.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja da, Türkiye'nin
İlerleme Raporu'nun yayımlanacağı 8 kasımdan önce
Kıbrıs ile ilgili toplantı planlarını hayata geçiremediklerini
belirtti.
Tuomioja, "ama çözüm çabaları doğal olarak sürecek" diye
konuştu.
AB Dönem Başkanı olarak Türkiye'nin müzakere süreci ve KKTC'nin AB
ile doğrudan ticarete başlaması konusunda ilgili tüm taraflarla
görüştüklerini kaydeden Tuomioja, "Türkiye'nin müzakere sürecinin
kesintisiz sürdürülmesini sağlamak ve Kıbrıs'taki iki toplumun
durumlarını iyileştirmek amacını güttük"
ifadesini kullandı.
Finlandiya, siyasi düzeydeki temaslara yarın KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Tuomioja'nın Brüksel'deki görüşmesiyle devam
edecek.
Türkiye ve Yunanistan'ın tavrı
Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bir süredir
kendilerine resmi bir davet gelmediğini belirtiyordu. Yunanistan da
toplantının yapılmasıyla ilgili alınmış bir
kararın olmadığını, kendilerinin toplantıya davet
edilmediğini açıklamıştı.
Finlandiya'nın bu hafta sonu Helsinki'de düzenlemeyi
planladığı toplantıya Finlandiya Dışişleri
Bakanı Erkki Tuomioja'nın yanı sıra
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum Dışişleri
Bakanı Yorgo Lilikas ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın katılacağı belirtilmişti.
Ancak Talat muadilinin Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos olduğunu
belirterek toplantıya katılmayacağını
açıklamıştı.
Gül: "Kıbrıs'ta çözümün adresi BM"
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ankara Esenboğa
Havalimanı'nda yaptığı açıklamada,
Kıbrıs konusunda kapsamlı bir çözümün adresinin
Birleşmiş Milletler olduğuna işaret etti.
Gül, "bu meseleyle ilgili tarafları tam
toplayamadılar. Finlandiya iyi niyetli olarak bunun için
uğraştı, davet ettikleri gruplar böyle bir toplantıya
katılmak istemedi" diye konuştu.
Dışişleri Bakanı, "Fin Dışişleri
Bakanlığı'nın gayretleri iyi niyetli. Yakın
istişarelerimiz oldu. Henüz bir neticeye ulaşılmadı.
Aralarında olacak şeyler var olmayacak şeyler var"
ifadesini kullandı.
Kıbrıs konusunda kimsenin Türkiye'yi
suçlayamayacağının altını çizen Abdullah
Gül, "AB'yi aldatan Kıbrıs Rum kesimi olmuştur. Her
zaman KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat görüşmelere
hazır olduğunu söylemiştir. Biz de çözüme yönelik hazır
olduğumuzu söylüyoruz. Her yere gideriz, konuşuruz" dedi.
Talat: "Gerçekleşmemesi beni memnun etmedi"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Helsinki'de hafta sonunda
yapılması planlanan Kıbrıs toplantısının
iptal edilmesi konusunda, ''Finlandiya'nın girişiminin
gerçekleşmemesi beni memnun etmedi'' dedi.
Talat, İktisadi Kalkınma Vakfının ev sahipliğinde,
TOBB Plaza'da düzenlenen ve akademisyenler, iş dünyası temsilcileri
ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin
katılımıyla düzenlenen toplantı öncesinde gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Finlandiya'nın düzenlediği toplantının iptalinin nedeni
konusunda kesin bir bilgiye sahip olmadığını belirten
Talat, Rum basınının sürekli Rum tarafının bazı
koşullar öne sürdüğünü yazdığını, iptalin nedeni
bundan kaynaklanıyorsa farklı bir yorum yapacağını,
ancak şu anda bir bilgisi olmadığını dile getirdi.
''Finlandiya'nın girişiminin gerçekleşmemiş olması
beni memnun etmedi'' diyen Talat, bunun, Türkiye'nin AB sürecinde ortaya
çıkması muhtemel bir sıkıntının hala
çözülememiş olması anlamına geldiğini kaydetti.
"Herhangi bir sorumluluğumuz yok"
Talat, ''Finlandiya'nın paketinin dengesizliği bir yana yine de bu
sürecin müzakere edilerek bir noktaya götürülmesinde yarar vardı. Rum
tarafı bizi muhatap almamaya çalışıyordu, Türkiye'yi
muhatap almaya çalışıyordu. Tabii bizim bunu kabul etmemiz
mümkün değildi ama şundan eminiz; bu iptalin nedeni biz değiliz,
bizim herhangi bir sorumluluğumuz yok dedi.
Rum kesiminin KKTC heyetinin Türk heyeti içinde yer almasını
istemesine ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine Talat,
''bu bir hayal, yani KKTC kendi varlığı, iradesi ve
halkıyla bir varlıktır. Bu varlık orada temsil edilecekti.
KKTC'nin temsilinin dışında Kıbrıs sorunuyla ilgili
bir toplantı yapılamaz'' karşılığını
verdi.
"Rumlar vermeden çok şey istedi"
Finlandiya Dışişleri Bakanı ile yarınki
görüşmesinde neler söyleyeceğinin sorulması üzerine de Talat,
bütün görüşlerini ortaya koyacağını belirterek,
''izolasyonların haksızlığını anlatacağız.
İzolasyonların kısmi kaldırılması konusunda
bizden geri adım atmamızı istemelerinin haklı
olmadığını söyleyeceğiz'' diye konuştu.
Maraş'ın iadesi karşılığında Magosa
Limanı'nın AB denetiminde ticarete açılmasıyla ilgili
teklifin hatırlatılması üzerine de Talat, ''sadece o değil,
Türkiye'nin de limanlarını açması... Sadece o olsa neyse,bir de
Türkiye limanlarını, hava alanlarını, hava
sahasını da açacak. Dolayısıyla bir şey vermeden çok
şey istediler'' şeklinde konuştu.
Kıbrıs zirvesi iptal
A.A
|
AB Dönem
Başkanı Finlandiya Kıbrıs zirvesini iptal etti.
Erdoğan, 'Yunanistan yoksa biz de yokuz' dedi. Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya,
Kıbrıs ile ilgili olarak hafta sonunda Türkiye ile Kıbrıs
Rum ve Türk tarafları arasında toplantı düzenleme
planından vazgeçtiğini bildirdi. Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki
Tuomioja'nın sözcüsü Susanna Parkkonen, "Helsinki'de bir
toplantı şansı yok" dedi. Sözcü, "şu andan
itibaren siyasi düzeyde müzakerelere devam edeceklerini" belirtti. Parkonnen, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki
Tuomioja'nın yarın Brüksel'de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile bir araya geleceğini de doğruladı. Finlandiya hükümet sözcüsü Mikko Narros ise Pazar ve Pazartesi
günü Helsinki'de yapılması öngörülen toplantının
iptalinin, Herkesi aynı masada toplayamıyoruz anlamına
geldiğini ifade etti. BAŞBAKAN ERDOĞAN: ÇÖZÜM
ZEMİNİ BM'DİR Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs
konusunda AB'yi bir çözüm zemini olarak kabul etmediklerini bildirdi.
Erdoğan, Kıbrıs için öngörülen toplantıya Yunanistan
katılmayınca Türkiye'nin da katılmadığını
söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs
konusunda AB'yi bir çözüm zemini olarak kabul etmediklerini bildirdi. Bu işin çözüm zemininin BM olduğunu vurgulayan
Başbakan Erdoğan, AB, durumdan vazife çıkarmaya
çalışıyor. Öyle bir şey olamaz dedi. Erdoğan ile
Moğolistan Başkanı Mıyekombo Enkhbold
yaptıkları baş başa ve heyetler arası
görüşmelerin ardından gazetecilere açıklamalarda bulundular ve
soruları yanıtladılar. YUNANİSTAN YOKSA TÜRKİYE DE YOK Bir soru üzerine, Finlandiya Başbakanı ile dün
yaklaşık 45 dakika süren bir telefon görüşmesi
yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle
konuştu: Bizim Fin planından öte, Finlandiya
Başbakanının, Dışişleri bakanları
noktasında, Güney Kıbrıs, kuzey Kıbrıs
Dışişleri bakanlarıyla, Bizim Dışişleri
Bakanımızın 3'lü olarak bir araya gelmesi talepleri bize
iletildi. Yunanistan Dışişleri Bakanı'nın
katılmadığı bir Dışişleri bakanları
toplantısına, bizim Dışişleri
Bakanımızın da katılmasının mümkün
olmayacağını söyledik. Biz burada, 'iyi niyetinizi bir eyleme
dönüştürmek istiyorsanız, ancak Güney Kıbrıs, Kuzey
Kıbrıs Dışişleri Bakanlarını bir araya
getirebilirsiniz. Bu, iyi niyetinizin ispatı olur. Fakat, bunu daha
ileri taşımak istiyorsanız, o zaman Yunanistan'ı ikna
edin, Yunanistan Dışişleri Bakanı da katılsın,
onun katılması halinde bizim Dışişleri
Bakanımız da bu toplantıya katılabilir' dedik. 'Eğer
üst düzeyde de bunu düşünüyorsanız, üst düzeyde de durum budur'
dedik. Sadece dedikodusu vardır. Mevcut dedikodu da bizim
üzerinde duracağımız bir konu değildir. Çünkü bu
işin ciddiyeti, dedikodularla olmaz. Bize yazılı olarak bir
plan gelir. Yazılı plan üzerinde oturur değerlendirmemizi
yapar, ondan sonra da kanaatimizi açıklarız. Ancak ben şunu
söyleyeyim, gerek 8 Kasım, gerekse Aralık ayındaki liderler
zirvesi, bütün bunlarda Kıbrıs konusunda bir defa Kıbrıs
eğer bu müzakere sürecine, bir adeta müdahale maddesi olarak getirilecek
olursa, bu konudaki düşüncemizi bugüne kadar nasıl
açıkladıysak, şu andan itibaren yine aynı şeyi
söylüyorum. Ne müktesebatta böyle bir şey vardır, ne müzakere
maddelerinin içinde böyle bir şey vardır. Zira biz, AB'yi bir çözüm zemini olarak kabul etmiyoruz. Böyle
bir şey yok. Bu işin çözüm zemini BM'dir. şu anda AB durumdan
vazife çıkarmaya çalışıyor. Öyle bir şey olamaz. Çok
ciddi bir yanlıştır. Bu arada Türkiye'yi
sıkıştırmaya çalışma gayreti içerisine girmek,
ayrıca bir yanlıştır. Sözlerinin ardından
Başbakan, kendisine bir not geldiğini belirterek, Finlandiya ile
ilgili toplantı talebinden vazgeçilmiş, iptal olmuş dedi. GÜL: FİNLANDİYA
İLGİLİ TARAFLARI TAM TOPLAYAMADI Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, AB dönem başkanı
Finlandiya'nın Kıbrıs konusunda planladığı
toplantı için tarafları "tam olarak" bir araya
getiremediğini belirterek, "Olacak şeyler vardır,
olmayacak şeyler vardır. Türkiye'nin tezleri
açıktır" dedi. |
|
|
HURRIYET
2/11/06
AB, Kıbrıs
konusunda utanmalıdır
Ben, Annan Planı'nın tartışması sırasında,
Kıbrıs Türkleri'nin eline tarihi bir fırsatın
geçtiğine inanmış ve tüm gücüyle bu planın
başarıya kavuşması için çabalamıştım. Annan
Planı sayesinde, KKTC'nin ayakları üstüne dikileceğine
inanmıştım. KKTC de, Rumlar'la birlikte Avrupa Birliği'ne
katılacak ve bu şekilde hem Güney Kıbrıs, Türkiye'ye
sürekli engel durumundan çıkacak, hem de KKTC kısıtlamalardan
kurtulacaktı.
(Hala da aynı görüşteyim.)
Buna inanmamın nedeni de, Avrupa Birliği'ni bu konuda ciddiye almamdı.
Avrupa Birliği kurumları ve üye ülkelerinin büyük bölümü, Türk
tarafına kesin sözler vermişlerdi. Annan Planı'nın kabul
edilmesi durumunda önümüzde yepyeni bir dünya açılacaktı.
İşte Kuzey Kıbrıs halkı, bu inançla Annan planına
EVET dedi.
(Hala da KKTC'nın EVET oyu vermesinin son derece yerinde bir karar
olduğuna, bu sayede Türkiye'nin AB ile masaya oturabildiğine ve
Kıbrıs Türkleri'nin de bugün başları dik şekilde
haklılıklarını haykırabildiklerine inanıyorum.)
Rumlar ise, tam anlamıyla şark kurnazlığı içinde,
Annan planına HAYIR dediler. AB'nin suratına kapıyı
kapattılar.
Bugün Rumlar, tam anlamıyla yavuz hırsız rolündeler.
Hem AB'yi kandırdılar, buna karşılık tam üyeliği
ceplerine yerleştirdiler, hem de AB'ye inanmış olan Türk
tarafının cezalandırılmasını istiyorlar.
Hayır, bu kadarı fazla
Evet, Türkiye hukuken ve imzasına sadık kalmak zorundadır ve
eninde sonunda da limanlarını açacaktır. Ancak bugün değil.
Boğazına basılarak, mantık ve vicdan dışı
koşullarda değil.
Hayır, Avrupa Birliği bu kadar çocukça bir politika uygulayamaz.
Eğer tek amaç, Türkiye ile müzakereleri askıya almak ve tam üyelik
sürecini dondurmak ise, bu kadar amatörce yaklaşımlara hiç gerek
yoktur. Kolaylıkla başka gerekçeler bulabilirler ve aynı sonucu
elde edebilirler.
Avrupa Birliği, tüm güvenirliğini yitirmektedir.
Belki farkına varmadan, Türkiye'yi yavaş yavaş
kendiliğinden Avrupa dışına itmekte, Türk halkını
kaybetmektedir.
Rum lideri Papadopulos'un bugün uyguladığı politika açıkça
ortadadır. Türk lider Talat ise, izolasyonların
yumuşatılmasından başka bir istekte bulunmamaktadır.
Türkiye, bu aptalca oyunun karşısında esneklik gösteremez ve
göstermemelidir.
Avrupa'nın da, bir parça vizyonu, azıcık bir
saygınlığı varsa, yaşanmakta olan bu rezaletten
vazgeçer. Türkiye'nin boğazına basıp, limanlarının
açılması için şantaj yapmaz. Bu sorunu, çözüm bulununcaya kadar
erteler. Ertelemediği taktirde, gerçek niyetinin üzüm yemek değil,
bağcıyı (yani Türkiye'yi) dövmek olduğunu
anlayacağız.
* * *
PAPADOPULOS,
KKTC'Yİ TESLİM ALMAK İSTİYOR
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos şanslı bir
insan.
Öyle bir dönemde, öyle koşullar altında Başkan oldu ki, keyfine
diyecek yok. Tümüyle kendi dışındaki gelişmeler sayesinde,
şimdi de ikinci dönem Cumhurbaşkanlığını elde
etmeyi planlıyor.
Papadopulos kadar, Avrupa Birliği'ni burnundan yakalayıp sürükleyen
ve şantajla istediklerini elde edebilen bir diğer lider de,
Malta'nın 1980'lerdeki Don Mintoff'u aklıma geliyor.
Papadopulos'un, özellikle Avrupa Birliği'ne tam üye olduktan sonraki
politikası, tek cümleyle " KKTC'yi teslim almak" diye
özetlenebilir.
Bugüne kadar yaptığı açıklamaları alt alta
yazalım. Türk tarafıyla ilişkilerini inceliyelim, aynı
sonuçla karşı karşıya kalırız: Türk
tarafının Rum yönetimine teslim olması.
Papadopulos bunu istemekte haklı olabilir. Genel konjonktürü kendi lehine
kullanmakta da haklıdır.
Ancak bu duruma göz yummayacak olan taraf da Türkiye'dir.
Bugün, bıcak kemiğe dayanmıştır.
KKTC üzerindeki kısıtlamalar kaldırılmadan, hiç
değilse yumuşatılmadan, Rum gemilerine Türk
limanlarının açılması, Papadopulos'un Kuzey
Kıbrıs'ı teslim alması anlamına gelecektir.
M. Ali Talat haklıdır.
Türkiye direnmelidir.
Avrupa ile ilişkilerini germe pahasına direnmeli ve bu ufak oyunlara
pabuç bırakmamalıdır.
Papadopulos, ikinci Cumhurbaşkanlığını bu kadar ucuz
şekilde elde edememelidir.
Türkiye, Kıbrıs'ın tümünü Papadopulos'a
bırakmamalıdır.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 02/11/06
Pazarlık için
pazarlık...
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs'la ilgili
önerileri günlerden beri diplomatik yollardan sıkı pazarlıklara
konu oluyor.
Bu pazarlıkların ilk aşamasında önerilerin özü, yani
Türkiye'nin Rumlara limanlarını açması, Mağusa'nın
AB'ye, Maraş'ın da BM'ye iki yıl için devredilmesi fikri ele
alındı. Fin diplomasisinin "ikili" bazda Türkiye, KKTC ve
Kıbrıs Rum tarafıyla yaptığı temaslarda ciddi
anlaşmazlıklar ortaya çıktı.
Bunun üzerine, dönem başkanı, bu görüş
ayrılıklarını gidermek için ilgili tarafları hafta
sonu Finlandiya'ya davet etti. Ama bu kez de, tarafların kimlerle, hangi
seviyede temsil edileceği konusunda pürüzler ortaya çıktı.
Şimdi bu pürüzlerin giderilmesine çalışılıyor.
Diğer bir deyişle, Finlandiya'da yapılması istenen esas
pazarlıklar için de, usul ile ilgili pazarlıklar yapılıyor!
"Finlandiya'da buluşma" konusunda, bir şekilde belki
mutabakat sağlanabilecek. Ancak böyle bir toplantıda, Fin
önerilerinin özü üzerinde bir anlaşmaya varılması
olasılığı doğrusu pek güçlü görünmüyor.
Önerilerde denge yok
Bunun nedeni, "Fin formülü"nün, içeriği bakımından, "asimetrik"
olmasıdır.
Henüz kesinleşmediği için kâğıda dökülmeyen bu taslak,
şu üç unsuru içeriyor:
1) Türkiye, hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rumlarına
açacak. Bu, öteden beri Papadopulos yönetiminin ısrarlı talebi
olduğu kadar AB'nin de resmi pozisyonudur. Bu isteğin
dayandığı nokta da, Türkiye'nin ek protokol uyarınca, bu
konuda "ahdi yükümlülüğünü" yerine getirmek zorunda
olduğudur.
2) Mağusa Limanı AB denetimine verilecek, Kıbrıslı
Türkler buradan AB ile doğrudan ticaret yapabilecek. Bu denetimin pratikte
nasıl işleyeceği pek açık değil. Mağusa
Limanı şimdiye kadar tamamen Türk yönetiminde ve kontrolünde
olmuştur.
3) Maraş, 2 yıl içinde BM'ye devredilecek. Bunun amacı
yıkık kentin yeniden restore edilmesi ve Rum olan eski sakinlerinin
buraya dönmesi yolunun açılmasıdır.
Türkiye şimdiye kadar, limanların Rumlara açılmasıyla KKTC
üzerindeki izolasyonuna son verilmesi arasında bir bağ kurmaya
çalıştı. Ankara AB'ye hep "Siz ambargoyu
kaldırın, biz de limanlarımızı açalım"
mesajını verdi. Ne var ki, bu pazarlık pek yürümedi.
Limanları açmak, Türkiye'nin imzaladığı ek protokole
bağlı bir yükümlülük. İzolasyona son vermek ise, AB'nin sadece
bir sözü. Ve gerçek şu ki, AB bu taahhüdünü (ya isteksizlikten ya da imkânsızlıklardan)
yerine getirmiyor. Şimdi ise, Fin formülü, limanların Rumlara
açılmasına KKTC'ye karşılık Mağusa'dan AB ile
ticaret yapma olanağını sağlıyor...
Sağlıyor, ama bu, tam olarak izolasyonun sona erdirilmesi demek
değil. AB Kuzey Kıbrıs'ı havadan izole etmeye devam ediyor;
Fin önerilerinde Ercan'ın lafı geçmiyor...
Fırsatlar varken...
Ama bu önerilerde asıl dengesiz ve "asimetrik" olan husus,
Maraş'ın bu plan taslağına dahil edilmesidir.
Bütün dünya biliyor ki, Maraş bundan önceki bütün müzakerelerde
"çözümün bir parçası" olarak ele alınmıştı.
Oysa şimdi Maraş'ın "limanların açılmasına
karşılık izolasyonun kaldırılması"nı
öngören sınırlı bir planın çerçevesi içine
alınmasında hiçbir mantık yoktur ve Türk tarafının
bunu kabul etmesi de beklenemez.
Aslında Türk diplomasisi Maraş'ı (Ecevit döneminden beri) bir
pazarlık unsuru olarak elinin altında tutmuştur. Ne yazık
ki, bu pazarlık fırsatları iyi
kullanılmamıştır. Sonuçta günümüze dek, Maraş bir
pazarlık unsuru olarak elde kaldı. Şimdi ise Rumlar Türk
tarafını bu avantajdan da mahrum etmeye çalışıyor.
SAMI KOHEN
MILLIYET 02/11/06
Papadopulos'tan üçlü görüşmeye "Ohi"
FİNLANDİYA BAŞKANLIĞI ÜÇLÜ ZİRVEDE ISRARLI...
Türkiye-AB ilişkilerinde bir tren kazasının
yaşanmaması için iyimser tutumunu sürdüren Finlandiya
Başkanlığı, önerilerinde ısrar ederek, Helsinki'de
Türkiye, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafı
arasında üçlü bir görüşmenin yapılmasını,
tarafların görüşmede dışişleri bakanları
düzeyinde temsil edilmesini istiyor
RUM TARAFINDAN RET... Rum tarafı ise, Finlandiya
Başkanlığı'nın Kıbrıs Türk
tarafının yüksek temsilcisinin, üçüncü taraf olarak, siyasi düzeydeki
müzakerelere çağrılmasına tepki göstererek bunu kabul
etmediğini bildirdi. Rum tarafı, bu itirazını Finlandiya
Dışişleri Bakanlığı'na ileterek, Maraş
konusunun Türkiye ile görüşülmesi için Helsinki'ye, AB'ye üye bir devlet
olarak gitmek istediğini belirtti
RUMLARDAN MARAŞ ÖNKOŞULU... Rum hükümet sözcüsü
Paşardis, Finlandiya'nın çabasının başarıya
ulaşması için gerekli önkoşulun Maraş'ın yasal
sahiplerine geri verilmesi olduğunu yineleyerek, Türkiye'nin şu ana
kadar olumlu herhangi bir belirti vermediğini, bunun aksine yeteri kadar
olumsuz belirtiler gösterdiğini savundu. Paşardis, Rum
tarafının belirttiği bu koşullar altında Helsinki'ye
çağrılması durumunda yanıtının olumlu
olacağını söyledi
l FİN ÖNERİLERİNİN KABULÜ ATMOSFERİ
"YUMUŞATACAK"... Kıbrıs Türk tarafı ile AB
arasında doğrudan ticarete yeşil ışık
yakılması, bu ticaretin AB gözetiminde Gazimağusa
limanından gerçekleştirilmesi, Maraş bölgesinin BM kontrolüne
aktarılması, Türkiye'nin bazı limanlarını Rumlara
açması gibi unsurların yer aldığı Fin önerilerinin
kabul görmesinin AB bünyesinde de, özellikle Türkiye'ye karşı
tavır sertleştirmekte olan ve katılım müzakerelerinin askıya
alınmasından söz eden bazı ülkelerde bir
"yumuşama" sağlayacağı ileri sürülüyor
Kıbrıs Rum tarafı, Avrupa Birliği (AB) dönem
başkanlığını yürüten Finlandiya'nın Türkiye-AB
ilişkilerinde bir kriz yaşanmasını önlemek amacıyla
sunduğu önerilerini görüşmek üzere, bu hafta sonu Helsinki'de
Türkiye, Kıbrıs Rum ve Kıbrıslı Türk tarafı
arasında üçlü bir zirve gerçekleştirilmesine "Ohi"
yanıtı verdi.
Rum basını, Kıbrıs Rum tarafının,
Finlandiya Başkanlığı'nın Kıbrıs Türk
tarafının yüksek temsilcisinin, üçüncü taraf olarak, siyasi düzeydeki
müzakerelere çağrılmasına tepki göstererek bunu kabul
etmediğini bildirdi.
Rum tarafı, bu itirazını önceki gün Finlandiya
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Kare Halonen'e
ileterek, Maraş konusunun Türkiye ile görüşülmesi için Helsinki'ye,
AB'ye üye bir devlet olarak gitmek istediğini belirtti.
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni veya daha
önceden zeminin hazırlanması için Papadopulos-Talat görüşmesi
olmaksızın görüşmeye katılmaya rıza göstermiyor.
Avrupalı diplomatik bir kaynağın Rum basınına
yaptığı açıklamaya göre ise, Rum tarafı, Yunanistan ve
AB ortaklarının aksine, önerisi konusunda iyimser tutumunu sürdüren
Finler ise önerilerinde ısrar ederek, üçlü görüşmenin
yapılması tarihini geri çekmiyor ve bu nedenle de önerilerini
Helsinki'de yazılı olarak sunmayı planlıyor.
Helsinki'de sadece Rum tarafı ve Türkiye'den siyasi temsilcilerin
değil, Kıbrıslı Türklerin temsilcisinin de masada yer
alacağı üç taraflı bir görüşmeden yana olduğu
belirtilen Finlandiya'nın, tarafların görüşmede
dışişleri bakanları düzeyinde temsil edilmesinde de
ısrarlı göründüğü bildiriliyor.
Rum tarafı, itirazını
Finlandiya'ya iletti
Politis gazetesinin haberine göre, Rum tarafı,
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın görüşmeye
katılması fikrine karşı çıkıyor ve bunu; Turgay Avcı'nın
sadece "tanınmamış bir varlığı" temsil
edecek olması değil, Kıbrıslı Türklerin Maraş
konusunda söz sahibi olmadığı gerekçesiyle yapıyor.
Rum tarafı, BM kararlarına göre, Maraş konusunda
sorumlu olan tarafın Türkiye olduğunu iddia ediyor ve bu nedenle
görüşmenin, Türkiye ve Kıbrıs Rum tarafı arasında
yapılmasında ısrar ediyor.
Bu bağlamda gerek Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos
Papadopulos gerek Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis,
yaptıkları açıklamalarla, Kıbrıs Türk
tarafının Türkiye heyeti kapsamına dâhil edilmesiyle ilgili bir
sorunun bulunmayacağını belirtti.
Finlandiya
çabalarını sürdürüyor
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Kıbrıs
sorununa ilişkin çözüm önerilerinde ayrıntılar belirsiz
kalırken, diplomatik kaynaklardan basına yansıyan bilgiler
Helsinki'nin, "Türkiye-AB ilişkilerinde olası bir krizi önleme
çabasında" olduğunu gösteriyor.
Anadolu Ajansı'nın (AA) haberine göre, Helsinki'de,
önümüzdeki pazar ve pazartesi günleri, tarafların katılımı
ile gerçekleştirilmesi planlanan görüşmeleri "son şans
toplantısı" olarak nitelendiren Finlandiya hükümeti
çabalarını sürdürürken, AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu
da, 8 Kasım'da kamuoyuna açıklayacağı Türkiye raporunun
Kıbrıs'a ilişkin paragraflarını şimdilik boş
bırakıyor ve Helsinki temaslarının sonuçlarını
bekliyor.
Türk basınına sızan bilgilere göre, Finlandiya'nın
çözüm önerileri arasında Kıbrıs Türk tarafı ile AB
arasında doğrudan ticarete yeşil ışık
yakılması, bu ticaretin AB gözetiminde Gazimağusa
limanından gerçekleştirilmesi, Maraş bölgesinin BM kontrolüne
aktarılması, Türkiye'nin bazı limanlarını Rumlara
açması gibi unsurlar bulunuyor.
Finlandiya önerilerinin kabul görmesinin AB bünyesinde de, özellikle
Türkiye'ye karşı tavır sertleştirmekte olan ve
katılım müzakerelerinin askıya alınmasından söz eden
bazı ülkelerde bir "yumuşama" sağlayacağı
ileri sürülüyor.
Halonen'nin güneydeki temasları
Politis ayrıca Finlandiya Dışişleri
Bakanlığı Genel Müdürü Kare Halonen'nin önceki gün
Lefkoşa'da gerek Rum Başkanlık Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis
gerek Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev ile uzun süren yoğun temaslarda bulunduğunu yazdı.
Halonen'nin Helsinki görüşmesi için resmi davet
getirmediğini belirten gazete, bu konuda Finlandiya'nın, sözlü olarak
sunduğu önerisi üzerinde uzlaşma sağlanmasıyla ilgili
teminatlar olmaması durumunda siyasi düzeyde müzakereleri ileriye
götürmeyeceğini açık biçimde ifade ettiğini de belirtti.
Haravgi gazetesi'ye göre, Finlandiya Dışişleri
Bakanlığı Genel Müdürü Kare Halonen, önceki gün Rum Haber
Ajansı'na (KİPE) yaptığı açıklamada, Conis ile
görüşmesini, Finlandiya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi'nin
ikâmetgâhında; Pertev ile görüşmesini ise Pertev'in makamında
gerçekleştirdiğini söyledi.
Halonen ayrıca, ileriki günlerde de istişarelerin
sürdürüleceğini, hedeflerinin; ilerleme raporunun
yayımlanacağı 8 Kasım'dan önce bir çözüm bulunması
olduğunu da belirtti.
Gerek burada gerek Helsinki'de siyasiler ve bürokratlar düzeyinde
yoğun bir biçimde çalıştıklarını da söyleyen
Halonen, 8 Kasım'dan önce bazı sonuçların alınması
temennisinde bulundu.
Habere göre, Halonen önceki gün gerçekleştirdiği temaslarda
Finlandiya önerilerini ele aldı.
Fileleftheros gazetesi ise "Perde Gerisi
Fırtınalı... Finlandiya Temsilcisi Görüşme için Yeşil
Işık Teminatı Almadı" başlıklı haberinde,
Finlandiya'nın ilgili tarafları 24 saat içerisinde uzlaşmaya
vardırmak için çabalarını
yoğunlaştırdığını yazdı.
Gazete, Helsinki'de görüşme gerçekleştirilmesi
manzarasının puslu kaldığını belirterek,
Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Kare
Halonen'nin çantasında, görüşmeye dair somut bir şey
olmaksızın Kıbrıs'tan ayrıldığına
dikkati çekti.
Gazete, Türkiye'nin Maraş konusunu görüşmek istememesi ve de
paket içerisine Ercan Havalimanı'nı da dahil etmek istemesi
nedeniyle, Helsinki'deki görüşmeyle ilgili girişimin bulanık
göründüğünü belirtti.
Habere göre, Ankara'nın, Yunanistan'ın da yer
alacağı dörtlü görüşmede ısrar etmesi,
"Lefkoşa'nın" ise gerek önerinin içeriğini gerek
prosedürel konuları çekincelerle karşılaması,
Finlandiya'nın şu anda açıklama yapmamasına yol açtı.
Finlandiya görüşmeye, TC Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ve KKTC
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı göndermeye karar
veren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın temsilcisini davet etme
niyetini taşıyor.
Gazete, ortak görüşmelerin değil dolaylı
görüşmelerin gerçekleştirileceğine, Finlandiya'nın ise
görüşleri taşıyacak olan koordinatör ve müzakereci rolüne sahip
olacağını da yazdı.
Bununla birlikte Rum tarafının, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın temsilcisinin statüsü konusunda izahat istediğini
belirten gazete Türklerin ayrıca görüşmeye üç
Dışişleri Bakanı'nın katılacağını
sunma girişiminde de bulunduğunu ileri sürdü.
Haberi "Finlandiya Formülü Havada... Ankara Maraş Konusunu
Görüşmüyor" başlığıyla veren Simerini gazetesi,
hafta sonunda Helsinki'de gerçekleştirilmesi düşünülen
görüşmenin yapılıp yapılmayacağının henüz
netlik kazanmadığını yazdı.
Lillikas: Dörtlü görüşme yok
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, AB Dönem
Başkanlığını yürüten Finlandiya'nın önerilerine
ilişkin olarak dörtlü görüşme gerçekleştirme veya
Yunanistan'ı da çağırmasına yönelik olarak herhangi bir
davet yollamadığını, ne de böyle bir düşüncesinin
bulunduğunu söyledi.
Haravgi gazetesi'ye göre Lillikas önceki gün Londra'ya hareket etmeden
önce Larnaka Havalimanı'nda yaptığı açıklamada,
şu anda Kıbrıs sorununun çözümünün görüşülmediğini
belirtti.
Rum yönetiminin, Finlandiya ile varılan anlaşma
çerçevesinde, görüşmeyle ilgili davete veya 8 Kasım'a kadar sonuç
verebilecek başka bir sürece yanıt vermeye hazır olduğunu
yineleyen Lillikas, tüm konuyla ilgili anahtarın Maraş ve yasal
sahiplerinin Maraş'a geri dönmesi olduğunu öne sürdü. Lillikas,
Kıbrıslı Türk ve Rumların bu konuda herhangi bir
görüşme yapmaması gerektiğini, zira konunun sadece
"Kıbrıs Cumhuriyeti" ve AB'yle ilgili olduğunu ileri
sürdü.
Dörtlü bir görüşmenin söz konusu olup olmadığı
sorusuna Lillikas, Finlandiya'nın dörtlü bir görüşme
gerçekleştirme niyetinde olmadığını ne de böyle bir
davette bulunduğunu söyledi. Finlandiya'nın fikirlerinde bulunan
sorunların, Türkiye, AB, BM ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni"
ilgilendirdiğini, bununla birlikte Mağusa limanının
açılması konusunun da sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti"
ile AB, Maraş'ın denetiminin BM'ye verilmesi ve yasal sahiplerin bu
şehre dönmesi konusunun ise BM, Türkiye ve "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ile ilgili olduğunu iddia etti. Lillikas, Türkiye'nin
AB'ye karşı diğer yükümlülüklerinin ise AB ile Türkiye'yi
ilgilendirdiğini de belirterek Yunanistan veya AB üyesi başka bir
ülkeyi ilgilendiren bir konunun bulunmadığını da söyledi.
TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "dörtlü
bir konferansın kimlerden oluşacağına henüz karar
verilmedi" şeklindeki açıklamasının sorulması
üzerine Lillikas, "Dörtlü görüşme yok" dedi.
Lillikas bir başka soru üzerine, dörtlü bir görüşme ve
Yunanistan'ın da görüşmeye davet edileceğine ilişkin
haberlerin Finlandiya tarafından
sızdırılmadığını, Finlandiya'nın böyle
bir niyetinin dahi bulunmadığını belirterek, bunun;
kendilerini kuşkulandırması gereken malum nedenlerden dolayı
başkaları tarafından yapıldığını
söyledi.
Lillikas, dörtlü görüşmeyle ilgili olarak öneri sunanlar
arasında İngiltere'nin bulunup bulunmadığı sorusuna
ise, böyle bir bilginin bulunmadığını, ayrıca bunu
teyit etmesinin de mümkün olmadığını ifade etti.
Paşardis: Anahtar Maraş
Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Finlandiya
girişiminin ve çabasının başarıya ulaşması
için gerekli koşulun Maraş'ın yasal sahiplerine geri verilmesi
olduğunu yineledi.
Gazeteye göre Paşardis konuyla ilgili olarak yaptığı
açıklamada, Finlandiya'nın ayrıca, önerisinin görüşülmesi
amacıyla Helsinki'de müzakerelerde bulunulması için zemin
hazırlığında bulunduğunu da belirtti.
Paşardis Türkiye'nin şu ana kadar olumlu herhangi bir
belirti vermediğini, bunun aksine yeteri kadar olumsuz belirtiler
gösterdiğini savundu.
Paşardis, Helsinki'de dolaylı görüşmeye karar verilmesi
durumunda Türkiye'nin buraya, Maraş konusunda ilk ve son söz ve yetkiye
sahip ülke olarak çağrılacağını da söyledi.
Paşardis, Güney Kıbrıs'ın ise, Avrupa sürecine dâhil olma
ve ortaklarıyla istişarelerde bulunma hakkına sahip olan AB
üyesi ülke olarak çağrılacağını kaydetti.
Güney Kıbrıs'ın belirttiği bu koşullar
altında Helsinki'ye çağrılması durumunda
yanıtının olumlu olacağını söyleyen
Paşardis, bir başka soru üzerine, görüşmelerin her halükârda
dışişleri bakanları düzeyinde olacağını
kaydetti.
Alithia gazetesine göre Paşardis, dörtlü görüşmeyle ilgili
bilginin geçerli olmadığını söyleyerek, bu bilgilerin
"Türk menşeli" olduğunu da savundu.
Paşardis ayrıca, ortak görüşmelerin
programlanmadığını, bunu, Finlandiya tarafından
gerçekleştirilecek görüşmeler sırasında ortaya çıkacak
olan, Türkiye'nin Maraş'ı geri vermeye hazır olup olmadığını
belirleyeceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Finlandiya tarafından
davet edilip edilmeyeceği sorusuna Paşardis, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un "Talat, Türk heyeti üyesi olarak
görüşmede yer alırsa bu sorun olmayacak" şeklindeki
açıklamasını anımsatarak yanıt verdi.
Omiru: Dörtlü görüşme
bilgileri endişe yarattı
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, Finlandiya'nın dörtlü
görüşme davetinde bulunacağı şeklindeki bilgilerin
endişe yarattığını belirtti.
Alithia gazetesine göre konuyla ilgili olarak dün açıklama yapan
Omiru, "meşru Kıbrıs Cumhuriyeti" ile "işgal
altındaki topraklardaki yasadışı oluşumun"
kaçınılmaz bir biçimde eşitlenmesine yol açacak olası
dörtlü görüşmenin engellenmesi amacıyla Rum yönetimine
çağrıda bulundu.
Omiru ayrıca, dörtlü görüşmenin gerçekleştirilmesinin
Türkiye'nin 1960'lı yıllardan beridir hedeflerinden bir tanesi
olduğunu savundu.
Omiru, Türkiye'nin ek protokolün uygulanması gibi
yükümlülüklerini yerine getirmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
vereceği tavizlerle ilişkilendirilmesiyle ilgili girişim ve
hareketlere rıza göstermelerinin mantık dışı
olduğunu da söyledi.
Omiru, dörtlü görüşmeye Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın da katılmasına ilişkin olarak ise şöyle dedi:
"Türkiye'nin bunu kabul etmesi durumunda, Talat ve diğer
Kıbrıs Türk liderliğinin, Türk hükümetinin memurları olarak
katılacaklarından şüpheliyim. Bu başka bir konudur. Ancak
Türk hükümetinin böyle bir görüşmeyi kabul etme iradesine sahip
olduğundan da şüpheliyim. Sonuç olarak Talat veya işgal
altındaki toprakların sözde dışişleri bakanı, bu
görüşmeye işgal altındaki topraklardaki yasadışı
oluşumu temsilen katılacaklar ve dörtlü görüşme
aracılığıyla uluslararası yasal sistem içerisinde
yükseltilmelerini talep edecekler."
KIBRIS 02/11/06
Kıbrıs Türk tarafı
Maraş konusunda görüş belirtemez, söz hakkı
Yoktur
Rum hükümeti sözcüsü Paşardis: Kıbrıs Türk tarafı
Maraş konusunda görüş belirtemez, söz hakkı yoktur
Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Pashiardis, ''Kıbrıs Türk
tarafının Maraş konusunda görüş belirtemeyeceğini, söz
söyleme hakkına sahip olmadığını, bu nedenle
Helsinki'de yapılacak bir görüşmede hazır bulunmasının
hiçbir önem ve anlamı olmayacağını'' iddia etti.
Rum radyosunun haberine göre Pashiardis, Rum Bakanlar Kurulu
toplantısından sonra yaptığı açıklamada, AB Dönem
Başkanı Finlandiya'nın önerilerinin görüşülmesi için
Helsinki'de dolaylı görüşmenin şu an için kesin
olmadığını
söyledi.
Finlandiya'nın önerileriyle ilgili olarak, ''Maraş'ın
iadesinin'' ana konu olduğunu iddia eden Rum sözcü, ''Bu konuda
Kıbrıs Türk tarafının ne söz hakkı, ne de yetkisi
vardır. Söz hakkı ve yetki sahibi olan 'işgal' ordusudur''
görüşünü
savundu.
Pashiardis, ''Maraş 'yasal sakinlerine' iade edilmeden,
Finlandiya dönem başkanlığının üstlendiği
çabanın ve inisiyatifin başarı olanağı ve
şansı yoktur'' dedi.
''Kıbrıslı Türklerin Helsinki'deki olası bir
görüşmeye katılmalarına Rum yönetiminin tepki gösterip
göstermediği'' sorusuna karşılık Pashiardis, şu
iddialarda bulundu:
''Nihayetinde Helsinki'ye gidilmesi yönünde bir davet
yapılırsa herhangi bir Kıbrıslı Türkün mevcudiyetinin
etki yaratmanın ötesinde herhangi bir önemi veya herhangi bir
mantığı olması söz konusu değildir. Çünkü ana konu
Maraş'ın iadesi konusudur. Ve Kıbrıs Türk tarafı bu
konuda ne görüş belirtebilir, ne de söz sahibi olabilir. Görüş ve söz
söyleme hakkı yalnızca, Helsinki'de girişimler
yapılması durumunda Türk hükümetinin temsilcisi tarafından
temsil edilecek olan Türk ordusunundur.''
Talat'ın Brüksel ziyareti
Rum Sözcü, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Brüksel
ziyaretini de şu ifadelerle yorumladı:
''Ne kadar uzak görünse de cuma günü için planlanan Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erki Toumioja'yla görüşmesinin sonuç
getirici olması ihtimal dışı değildir. Elbette Türkiye
şu ana kadarki uzlaşmaz tutumunu değiştirir ve Türk
ordusu da Talat'a Maraş'ın iadesi konusunu görüşme
yetkisi verirse. Bu şartlar olmazsa Sayın Talat'ın Toumioja'yla
görüşmesinden herhangi bir sonuç çıkması söz konusu
değildir. Talat, Kıbrıs Türk toplumu lideri sıfatıyla,
tamamen Türk ordusunun yetkisinde olan Maraş'ın iadesi konusunda söz
sahibi değildir.''
''Türk ordusunun Talat'a, Maraş'ın iadesi konusunda karar
verme yetkisi verip vermediğini bilemeyeceğini'' kaydeden Pashiardis,
şöyle devam etti:
''Sayın Touomioja Maraş'ın iadesi konusunda Sayın
Talat yerine Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü davet
edebilirdi. Dolayısıyla neden Sayın Talat'ı
çağırdığını bilmiyorum. Touomioja mı
Talat'ı davet etti, yoksa Talat mı
Touomioja'ya kendisini davet etmesini rica etti, bilmiyorum.''
KIBRIS 02/11/06
Finlandiya,
aralık sonuna kadar tarafları biraraya getirmeye çalışıyor
Cumhurbaşkanlığı Musteşarı Raşit
Pertev, Finlandiya'nın girişiminin Türkiye'nin önünü açmak için
yapılan iyi niyetli bir girişim olduğunu ifade ederek,
Finlandiya'nın şu an zemin arayışı içerisinde
bulunduğunu, Aralık ayının sonuna kadar iyi niyet çerçevesinde
tarafları biraraya getirmeye çalıştığını
anlattı.
Pertev, zemin oluşturulduğu zaman önerilerin
yazılı hale dönüştürülüp somut hale getirileceğini
belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Musteşarı Raşit
Pertev, BRT'ye Finlandiya önerileri konusunda açıklamalarda bulundu.
İyi niyet çerçevesinde önerilerin
sonuçlandırılması halinde Kıbrıs Türk
tarafının elinden geleni yapacağını kaydeden Pertev,
Kıbrıs Türkünün çözüm istediğini, ancak bunu yaparken de kendi
menfaatlerinden vazgeçmeyeceğini vurguladı.
"Biz bu süreçte Kıbrıs Türk tarafının
düşüncelerini iletiyoruz" diyen Pertev, kendisinin Türk
tarafının düşüncelerini Helsinki'de ilettiğini söyledi.
Raşit Pertev, Finlandiya'nın taraflardan görüş alarak
bu süreçte biraz daha düşüneceğini ve belirli görüşler ortaya koyacağını
ifade ederek, Finlandiya'nın bu konuların karar vericisi
olmadığını, bunun taraflar arasında oluşacak
mutabakatla belli olacağını kaydetti.
Hafta sonu Helsinki'de gerçekleştirilecek toplantıya da
değinen Pertev, Finlandiya Dışişleri Bakanı'nın
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a telefonla davet
yaptığını ve Dışişleri Bakanları
düzeyindeki toplantıya Kuzey Kıbrıs'tan Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'nın katılacağını kaydetti.
Pertev, toplantıyla ilgili kimlerin davet edildiği konusunda
çelişkili açıklamalar olduğunu, ancak kendilerinin de davetin
ötesinde başka birşey bilmediklerini, sadece bir toplantı
yapılacağı konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.
Rum tarafının AB'ye üye olduğu için belirli haklara
sahip olduğunu ve bu haklarını da Türkiye'ye karşı
kullandığını kaydeden Pertev, Türkiye'nin AB sürecinin
sekteye uğraması halinde en çok Rumların etkileneceğini ve
Türkiye'nin Kıbrıs Türklerinin üzerindeki Avrupa Birliği
manivelasını kullanamayacağını kaydetti.
Pertev, Türkiye'nin Rum tarafına limanlarını
açması halinde Kıbrıs Türklerinin bundan uzun sürede
etkileneceğini bunun, Türkiye ile Rum tarafı arasında ekonomik
entegrasyonun başlangıcı olacağını anlattı.
Kıbrıs Türk tarafının limanlarının
kapalı olduğu bir sistem içinde Türkiye Rum entegrasyonunun iyi
olmayacağını vurgulayan Pertev, "bizim dünyaya açık
olan tek kapının kapanması demek, bu yüzden liman konusu önemli
bizim için" dedi.
Tren kazası konusuna da değinen Pertev, esas tren
kazasının Kıbrıs'ta meydana geldiğini ve Avrupa Birliği'nin
tren kazasından bahsedeceği yerde, treni kaldırarak,
Kıbrıs Türklerinin yaralarını sarması gerektiğine
işaret etti.
Çözümün ne kadar yakın olduğunun sorulması
karşısında Pertev, "çözümün her zaman yarın
olmasını istiyoruz, ama sabırlı olmamız lazım"
şeklinde konuşarak, fırsat pencerelerinin kullanılıp
buralardan geçilmesi gerektiğini ancak kendisinin şu an o pencereyi
göremediğini, en yakın zamanda bu pencerenin
açılmasını dilediğini belirtti.
KIBRIS
02/11/06
Talat:Tren kazasi olmayacak
AB dönem baskani Finlandiyanin Disisleri Bakani Errki Tuomioja ile Brükselde
biraraya gelen KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat ,AB ile Türkiye arasinda bir
tren kazasi olmayacagini söyledi.
Görüsme sonrasi bir basin toplantisi düzenleyen Talat sunlari kaydetti:
''Tuomioja ile çok yararli bir görüsme yaptik. AB Türkiye arasinda bir tren
kazasi olmayacak.Çünkü Türkiye Kibris problemini yaratmadi.Belki müzakere
sürecinde bir yavaslama olacak.Bazi müzakere basliklari ertelenebilir.Ancak
tren kazasinin olmayacagini düsünüyorum.
Kibrisli Türklere yönelik sürdürülen izolasyonlar kesinlikle kaldirilmalidir.Bu
konuda ABnin daha önce vermis oldugu sözler var. Fin plani Kibris sorununa
herhangi bir çözüm bulma önerisi degidir.(parçali çözüm önerisi bile degildir)
Ama bu önerinin bölgeye çok olumlu etkisi olacaktir.Fin önerisi Kibris
sorununun çözümüne etkisi olmayacak ancak AB Türkiye arasinda bir tren kazasini
önleyecektir.
ABnin Kibrisli Türklere yönelik tavrindan dolayi hayalkirikligi
yasiyoruz.Izolasyonlarin kaldirilmasi çerçevesinde AB sözünü bugüne kadar
yerine getirmedi. Su asamada Finlandiya tarafindan Türk-Rum tarafi arasinda
planlanan bir görüsme yok.Bu konu (limanlarin açilmasi ) Türkiye ile AB
arasinda görüsülmeye devam edilecektir.
ABHaber 03.11.2006 Brüksel
Talat, Euronews'e konustu (Tam metin)
KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat AB haber kanali Euronews'e bir mülakat
verdi.
Rare interview for northern Cyprus leader
Mehmet Ali Talat calls himself "president". But his "Turkish
Republic of Northern Cyprus" is not recognized. Just a few days before the
European Commission publishes its report on Turkey, diplomatic pressure is
mounting to end the division of Cyprus. The Finnish EU-presidency offers a
possible end to the embargo of Famagusta port in Northern Cyprus. The port
could be administered by EU officials, so Turkish Cypriots could export their
goods to EU countries directly from Famagusta, which they cannot today. But
Turkish Cypriots want more: they demand embargoed Ercan airport be reopened for
international flights. Part of the Finnish package deal includes the empty
"ghost town" of Varosha. It should be given back to the Greek
Cypriots who fled south during the war. Thousands of refugees could, maybe,
return to the North.
Euronews: What is your reaction to the finnish proposal? - Can you accept
giving back Varosha, (to the Greek Cypriots), against direct trade through the
port of Famagusta? Is this an acceptable deal for you?
Mehmet Ali Talat: Actually, for Turkish Cypriots, lifting our isolation is very
crucial, and we do not believe that we have to give something in return for
getting rid of isolation. Because the European Council on 26 of April 2004,
decided to lift the economic isolation of Turkish Cypriots, they did not
mention any bargain, any "give-and-take" process. But now, in return
for only a limited lifting of isolation, which is direct trade through the port
of Famagusta, they are asking us to hand over Varosha to the United Nations. We
are ready to negotiate on Varosha, that's right. But in the case of lifting
isolation and just a punctual lifting of isolation, of course, it is not fair
to ask to give back Varosha.
Euronews: "What is your perspective? Can the Greek Cypriot refugees go
back to their homes?
Mehmet Ali Talat: Refugees, you said refugees... But, I mean, after
thirty-and-more years most of them are rehabilitated and living elsewhere. And
they are not refugees any more. But you are right, there are dislocated people,
actually, and some of them, and really a considerable number of them will find
that opportunity to come back.
Euronews: The South is saying they wouldn't accept direct trade through Turkish
Cypriot Airports. What is your reaction to this?
Mehmet Ali Talat: Actually, that's a good answer. Actually we are asking for
inclusion of direct flights from our airports into the proposed package deal,
and exclusion of Varosha. Direct flights, financial aid and direct trade
regulation through the European Union regulations - they are not related with a
comprehensive solution, but they are related with lifting the isolation. So,
for us, actually, the inclusion of Ercan airport for direct flights is a very
important issue.
Euronews: Is the opening of the northern airports a condition you are putting
forward?
Mehmet Ali Talat: I do not want to use those words "condition",
"precondition" et cetera, but it is very important. The Finnish
proposal as it stands now is not fair, it is not balanced."
Euronews: Why not send back the Turkish soldiers occupying this territory here.
Are you not feeling safe here?
Mehmet Ali Talat: Just imagine: Cyprus being in the European Union, while
Turkey is out of the European Union! Turkish Cypriots will not feel secure in
such an environment. I am speaking about Greek Cypriots hostile stands. Even
now, they are trying to strangulate the Turkish Cypriots in every aspect of
life. So, with this hostility, we are definitely afraid, particularly of the
Greek Cypriot military.
Euronews: How could the German Presidency of the European Union break this
deadlock about Cyprus, maybe, next year? What is your proposal?
Mehmet Ali Talat: The European Union promised Turkish Cypriots to lift the
isolation. If the European Union follows that promise, if it keeps the
promises, then Turkey will not hesitate to open its ports to Greek Cypriots.
Euronews: Is there not a window of opportunity closing down slowly? There are
elections in Turkey next year and it will be quite difficult to find a deal
actually, on Cyprus. Maybe it will take 10 or even 20 more years - in case a
compromise is not found right now?
Mehmet Ali Talat: Actually if we cannot find a solution to the Cyprus problem,
you are right. - But I do not think that the efforts of the United Nations in
particular, which is the only framework where we can find a solution, where we
can reach a solution; it is not possible for that process to stop for 10 years.
http://www.euronews.net/create_html.php?page=interview&article=388925&lng=1
ABHaber 03.11.2006 Brüksel
|
NTV
Güncelleme: 23:01 TSİ 03 Kasım 2006 Cuma
LEFKOŞA/BRÜKSEL/HELSİNKİ
- Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis,
başarısızlığın Türkiyenin öne sürdüğü
koşullardan kaynaklandığını iddia etti. Sözcü,
Ankaranın Yunanistanın da masada olmasında ısrar
ettiğini, başarısızlığın nedeninin de bu
olduğunu savundu.
Konuya
geniş yer ayıran Rum basını da hükümetleri gibi
toplantının iptalinden Türkiyeyi sorumlu tuttu ve Türkiyenin üyelik
sürecinin kesintiye uğrayacağını öne sürdü. Gazeteler,
başarısızlığın diğer nedeni olarak da Türk
tarafının Maraşın iadesine yanaşmamasını
gösteriyor.
Finlandiya,
sorunun çözümü için artık Aralık ayında yapılacak AB devlet
ve hükümet başkanları zirvesine odaklanmış durumda. Ama bu
süreçte de çabalarını sürdürecek.
TALAT:
ÖNERİLER HALA MASADA
BBCnin sorularını yanıtlayan Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, sorunun, çözülürse,
önümüzdeki 2 hafta içinde çözülebileceğini belirtti.
Talat, Brükselde yaptığı açıklamada, Helsinkide
yapılması plananlanan görüşme iptal olsa da Fin önerilerinin
hala masada olduğunu vurguladı. Talat Bizim beklentimiz Türkiyenin
AB sürecinde bir sorun olmaması, bu arada Kıbrıslı
Türklerin izolasyonlarının kalkması dedi.
Türkiye ve KKTC, Helsinki toplantısının Rum tarafının
tutumu nedeniyle iptal edildiğini savunuyor.
Finlandiya Türkiyenin müzakere sürecinde sorun yaratan limanlar sorununun
aşılması için, limanların Rum kesimine açılması
karşılığında Kuzey Kıbrısın Magosa
limanından ve AB denetiminde ticaret yapmasını,
Maraşın ise BM denetimine bırakılmasını
öneriyordu.
TALAT-TUOMİOJA
GÖRÜŞMESİ
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiyenin AB üyelik sürecinde
olası bir tıkanıklığı aşmak için
Kıbrısta kapsamlı çözümün unsurları arasında bulunan
kapalı Maraş bölgesinin açılmasının kabul edilebilir
ve adil olmadığını söyledi.
Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiyanın Dışişleri
Bakanı Erki Tuomioja ile yaklaşık bir saat görüştü.
Daha sonra KKTCnin Brüksel Temsilciliğinde basın
toplantısı düzenleyen Talat, Tuomioja ile verimli bir görüşme
yaptıklarını belirterek Kıbrıs sorunuyla ilgili, KKTC
üzerindeki izolasyonların kaldırılması ve Türkiyenin AB
üyelik sürecinde Kıbrıs kaynaklı sorunlar konusunda KKTCnin tezlerini
karşı tarafa aktardıklarını anlattı.
Talat, Tuomiojanın da Kıbrıs konusudaki çözüm
çabalarını sürdüreceklerini kendisine ilettiğini bildirdi.
Kıbrısta AB ve BMyi birbirinden ayırmak gerekir diyen Talat,
Rum tarafının üyeliği dolayısıyla ABnin taraf
olması nedeniyle, kapsamlı çözümün sadece BM önderliğinde
aranabileceğine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Talat KKTCli olarak Brüksele gelmem yasak değil
ama Lefkoşadan gelmem yasak. Bu nedenle İstanbul üzerinden
gelebiliyorum. Bu anormalliklerin düzeltilmesi gerekiyor şeklinde
konuştu.
Kapalı Maraş bölgesinin açılmasının Annan
Planında yer aldığını hatırlatan Talat sözlerini
şöyle sürdürdü:
Türkiyenin AB üyelik yolundaki tıkanıklığı
aşmak karşılığında kapsamlı çözümün unsuru
olan Maraşın açılması adil değil. Biz
Finlandiyanın bu yöndeki önerisine itirazımızı ilettik.
Fakat tartışmaya da karşı çıkmayarak yapıcı
şekilde görüşmelere katılacağımızı
bildirdik. Karmaşık ve uzun tarihi olan Kıbrıs sorununun
parça parça çözülmesi mümkün değildir. Sadece kapsamlı çözüm
bulunabilir. Bu açıdan Finlandiyanın getirdiği tanımlama
yanlıştı. Bu sadece Türkiyenin AB üyelik yolundaki
tıkanıklığı aşmak için getirilmiş bir öneri.
Kıbrıs sorununun çözümüyle karıştırmamak gerekir.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, taraf olmalarına rağmen
Finlandiyanın getirdiği önerilerle ilgili Türkiyenin
bilgilendirilmesinden 10-12 gün sonra kendilerinin bilgilendirilmesinin hayal
kırıklığı yarattığını vurgulayarak
Rum tarafından yapılan açıklamalarda da sadece Türkiyenin muhatap
alınacağının söylenerek kendilerine hakaret edildiğini
ifade etti.
Tüm bunlara rağmen bugünkü görüşmeyle Finlandiyanın kendilerini
dinlemiş olmasının, taleplerini ABnin bütün organlarına
duyurmak açısından olumlu olduğunu dile getiren Talat,
Türkiyenin AB üyelik sürecinde bir tren kazası beklemediğini ve sadece
bazı fasıllarda müzakerelerin yavaşlayabileceğini sözlerine
ekledi.
TUOMIOJA:
KIBRIS GİRİŞİMİNDEN VAZGEÇMEDİK
AB dönem başkanı Finlandiyanın Dışişleri
Bakanı Erkki Tuomioja, Kıbrısta çözüm için
başlattıkları girişimden vazgeçmeyeceklerini söyledi.
Tuomioja, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla görüştükten
sonra Reuters haber ajansına verdiği demeçte, girişimi ileriye
götüreceklerini, tarafları Helsinkide bir araya getirme
planının başarısızlıkla
sonuçlanmasının, çabaların sonu olarak algılanmaması
gerektiğini belirtti.
Tarafların, kendisinden, diplomatik çabalara devam etmesini istediklerini
ifade eden Tuomioja, Henüz pes etmedik dedi.
Tuomioja, taraflarla tek tek görüşmeye devam edeceğini, ve önlerinde,
bir teklif sunup evet veya hayır demek, tarafları bir araya
getirmek ve uzlaşmaya varılamayacağı sonucuna
ulaşmak seçeneklerinin belireceğini belirtti.
Kıbrıs sorununun çözülmemesinin, Türkiyenin AB üyeliğini riske
atıp atmayacağının sorulması üzerine Tuomioja, Bu,
meşhur tren kazasından kaçınmak için yapılan her şeyin
ötesinde büyük bir kaygı dedi.
Tuomuoja, Türkiyenin ilerleme raporunun açıklanacağı tarihten
önce ileri bir adım atma arzusunda olduğunu kaydetti.
SOYER:
RUMLAR ÖNERİYİ SABOTE EDİYOR
Bu arada, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer Rum yönetiminin,
Finlandiyanın Kıbrıs önerisini sabote ettiğini savundu.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosa çağrı yapan
Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü için Rum tarafının derhal
masaya oturmasını ve BMnin de sorunun çözümü için inisiyatif
üstlenmesini istedi.
Kıbrıs Türk halkı muhatap alınmadan sorunların
çözülemeyeceğini belirten Soyer, Rumların Finlandiyanın
girişimini sabote ettiğini savundu. Başbakan Soyer, masaya
oturmaya ve tüm seçenekleri görüşmeye hazır olduklarını söyledi.
"Maraş'ın açılması adil değil"
4 Kasım, 2006 00:00:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin
AB üyelik sürecinde olası bir tıkanıklığı
aşmak için Kıbrıs'ta kapsamlı çözümün unsurları
arasında bulunan kapalı Maraş bölgesinin
açılmasının kabul edilebilir ve adil
olmadığını söyledi.
Brüksel'e giden Talat,
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri
Bakanı Erki Tuomioja ile yaklaşık bir saat görüştü.
Daha sonra KKTC'nin Brüksel Temsilciliği'nde basın
toplantısı düzenleyen Talat, Tuomioja ile 'verimli bir görüşme'
yaptıklarını belirterek Kıbrıs sorunuyla ilgili, KKTC
üzerindeki izolasyonların kaldırılması ve Türkiye'nin AB
üyelik sürecinde Kıbrıs kaynaklı sorunlar konusunda KKTC'nin
tezlerini karşı tarafa aktardıklarını anlattı.
Talat, Tuomioja'nın da Kıbrıs konusudaki çözüm
çabalarını sürdüreceklerini kendisine ilettiğini bildirdi.
"AB
ve BM'yi birbirinden ayırmak gerekir"
''Kıbrıs'ta AB ve BM'yi birbirinden ayırmak gerekir'' diyen
Talat, Rum tarafının üyeliği dolayısıyla AB'nin taraf
olması nedeniyle, kapsamlı çözümün sadece BM önderliğinde
aranabileceğine işaret etti.
Cumhurbaşkanı Talat ''KKTC'li olarak Brüksel'e gelmem yasak
değil ama Lefkoşa'dan gelmem yasak. Bu nedenle İstanbul
üzerinden gelebiliyorum. Bu anormalliklerin düzeltilmesi gerekiyor''
şeklinde konuştu.
Kapalı Maraş bölgesinin açılmasının Annan
Planı'nda yer aldığını hatırlatan Talat
''Türkiye'nin AB üyelik yolundaki tıkanıklığı
aşmak karşılığında kapsamlı çözümün unsuru
olan Maraş'ın açılması adil değil. Biz
Finlandiya'nın bu yöndeki önerisine itirazımızı ilettik.
Fakat tartışmaya da karşı çıkmayarak yapıcı
şekilde görüşmelere katılacağımızı
bildirdik dedi.
Karmaşık ve uzun tarihi olan Kıbrıs sorununun parça parça
çözülmesi mümkün değildir. Sadece kapsamlı çözüm bulunabilir diyen
Talat bu açıdan Finlandiya'nın getirdiği tanımlamanın
yanlış olduğunu belirtti.
"Rumların
dediği bize hakaret"
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, taraf olmalarına rağmen
Finlandiya'nın getirdiği önerilerle ilgili Türkiye'nin
bilgilendirilmesinden 10-12 gün sonra kendilerinin bilgilendirilmesinin hayal
kırıklığı yarattığını vurgulayarak
Rum tarafından yapılan açıklamalarda da sadece Türkiye'nin
muhatap alınacağının söylenerek kendilerine hakaret
edildiğini ifade etti.
Tüm bunlara rağmen bugünkü görüşmeyle Finlandiya'nın kendilerini
dinlemiş olmasının, taleplerini AB'nin bütün organlarına
duyurmak açısından olumlu olduğunu dile getiren Talat,
Türkiye'nin AB üyelik sürecinde bir tren kazası beklemediğini ve
sadece bazı fasıllarda müzakerelerin yavaşlayabileceğini
sözlerine ekledi.
Gül:
Tren kazası olursa herkes yaralanır
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, AB sürecinde tren kazası yorumlarıyla ilgili ''dikkat
ederseniz şimdiye kadar ne sayın Başbakan ne de ben, (tren
kazası) gibi tabirleri hiç kullanmadık. Tren kazası olursa
herkes yaralanır. Karşılıklı yara alınır.
Onun için bu süreçte bunları hiç düşünmemek lazım. Türkiye
üzerine düşenleri yapmak için çok kararlıdır'' dedi.
Kayseri Sanayi Odası tarafından düzenlenen Sanayi Gecesi'ne
katılmak üzere
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'la birlikte Kayseri'ye giden
Gül, gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.
Gazetecilerin, ''AB sürecinde 'tren kazası' yorumları
yapılıyor, ne düşünüyorsunuz?'' sorusu üzerine Gül, Türkiye'nin
AB sürecinde kararlı olduğunu ve herhangi bir
tıkanıklığın bulunmadığını
belirtti.
Gül, şu an Türkiye çok kararlı çalışmalar yapıyor.
Bazen Avrupa'dan (Türkiye reformları yavaşlattı) diye
serzenişler duyduğumuz anda, TBMM olağanüstü
toplanmış, kanunlar çıkartmıştır. 9uncu reform
paketi şu anda TBMM'den geçmek üzere dedi.
Kıbrıs meselesinin AB'nin meselesi olmadığını,
Kıbrıs konusunun çözümünün de BM olacağını vurgulayan
Gül, Kıbrıs'ın bir bölümüne bir sürü kısıtlamalar
uygulanırken, diğer bölümünde sanki hiçbir şey yokmuş gibi
serbest bir ticaret içerisinde olmak zaten mümkün değil diye
konuştu.
AB dönem başkanı Finlandiya, KKTC, Rum yönetimi ve Türkiye'yi
biraraya getirerek, Finlandiya planının ele alınacağı
bir zirve düzenlemek istemiş, ancak Türkiye Yunanistan'ın davet
edilmemesi sebebiyle toplantıya katılmama kararı
almıştı.
Türkiye Kıbrıs için iyimserliğini koruyor
3 Kasım, 2006 19:08:00 (TSİ) CNN TURK
Finlandiya'nin Kıbrıs sorunu için yapmayı
planladığı Helsinki toplantısı iptal olsa da Ankara
çözüm sürecinin devamını istiyor. Türkiye her türlü teklifi
müzakereye açık olduğunu ancak Yunanistan'ın
olmadığı bir toplantının sonuç getirmeyeceğini AB
dönem başkanı Finlandiya'ya bildirdi.
Avrupa
Birliği dönem başkanı Finlandiya 2006 sonunda tren kazası
yaşanmaması için Kıbrıs sorununun taraflarını
aynı masaya oturtmak istedi.
Ancak Helsinki zirvesi davet edilen tarafların katılmaması
sonucu gerçekleşmedi. Helsinki toplantısının iptaline
rağmen Ankara iyimserliğini koruyor.
Dışişleri Bakanlığı yetkililerine göre
toplantının iptali sürecin öldüğü anlamına gelmiyor.
Türkiye her türlü müzakereye açık ancak görüşmeler aynı masa
çevresinde olacaksa katılacakların kim olduğu önemli.
Kıbrıs sorununun özü siyasi eşitlik
Kıbrıs sorununun özü siyasi eşitlik diyen yetkililer
Kıbrıs Türk'ünün ve Yunanistan'ın olmadığı bir
yerde Türkiye'nin bulunamayacağının altını çiziyor.
Rumların Kıbrıs Türk'ünü muhatap olarak kabulü Ankara
açısından çözüme giden yolun temel anahtarı. Yunanistan'ın
katılımı ise muhtemel çözümün uygulanması için garantör
ülke garantisi anlamına geliyor. Son Helsinki zirvesinin
yapılamamasının temel nedeni olarak da Atina'nın sözlü
davete itibar etmemesi gösteriliyor.
Fin Planı'nın kritik noktaları
Ankara'ya göre,
·
Maraş ancak kapsamlı bir çözümün parçası,
·
Ercan Havaalanı açılmadan olmaz
·
Gazimagosa Limanı, Türk limanlarının Rum gemilerine
açılmasıyla uluslararası ticarete açılmalı.
Şimdi Ankara Kıbrıs müzakerelerinin
tıkandığı bu üç noktanın aşılması için
Finlandiya'nın getireceği yeni önerileri bekliyor.
Diplomatlar, tekliflerin yazılı hale gelmesi için de önce ortak zemin
bulunması gerektiğini belirtiyor.
Papadopulos efendiye
birileri birşeyler söylemeli
Salı sabahı resmi Ankara ziyaretinin sonuna gelmiş olan Belçika
Dışişleri Bakanı Karel de Gucht ile sohbet ettik.
Belçikalılar ilginç bir yöntem uyguladılar. Türkiye'den siyasi ve
ekonomi konularında yazı yazan birkaç isim davet ettiler. Bakan bize
soru sordu. Açıkça, Ankara'daki resmi görüşlerle yetinmemişler,
kamuoyunun da nabzını tutmak istemişlerdi. Belçikalı
gazeteciler de oradaydılar. Çok akıllıca bir yöntem.
Belki, Kıbrıs ve Avrupa Birliği konularındaki
duyarlığım ve heyecanımdan olacak, Belçika
Dışişleri Bakanı ve heyetinin çok vaktini almak zorunda
kaldım. İçimi döktüm. Yanlış yaklaşımlar
nedeniyle, Türk kamuoyunun Kıbrıs sorunu ve AB'ye
bakışını anlattım. Eğer 14-15 Aralık
doruğuna kadar bir "ince ayar" yapılamazsa,
karşılıklı kayıplara
uğrayacağımızı vurguladım. Adeta, yüksek sesle
bir uyarı çığlığı attım.
Bir işe yaradı mı, yaramadı mı bilemem. Hiç üstüme
vazife olmayan bir şey yaptım. Ancak, son gelişmeler
karşısında, BM gözlemcisi veya uluslararası gazeteci gibi
tarafsız bir yaklaşım sergileyemezdim. Hissettiklerimi ve gördüklerimi
anlattım. İçimi döktüm.
Bu sohbette beni en çok ümitlendiren, Belçikalı bakanın bir gece
önceki tutumunu tekrarlamasıydı. Yani, gelinilen bu noktada Rum
Cumhurbaşkanı Papadopulos'un da sorumluluğunun bulunduğuna
işaret etmesiydi.
Çok doğru bir noktaya parmak bastı.
Sanki Kıbrıs sorunu sadece Türkiye'yi ilgilendirirmiş, sanki
Papadopulos efendinin gelinilen noktada hiç suçu yokmuş gibi
davranmadı.
Bu çok önemli, zira Belçika belki küçük bir ülkedir ancak, AB'de son derece
etkindir. İsterse, Türkiye'nin kim vurduya gitmesini engelleyebilir.
Papadopulos efendiyi kıpırdamaya zorlayabilir.
Gerçekten de komik bir durumla karşı karşıyayız.
Papadopulos kılını dahi kıpırdatmıyor ve topu
Türk tarafına atıyor. Sanki, Kuzey Kıbrıs'ın bir an
önce kendine geri verilmesini bekliyor. Adeta, tam teslimiyet
geciktiğinden dolayı sinirleniyormuş gibi bir tutum içinde.
Birilerinin de çıkıp "Papadopulos efendiye,
Kıbrıs'ın bu noktaya gelmesinde asıl sorumluluk sizlere
aittir. Şimdi, hiç fatura ödemeden, sırtını AB'ye dayayarak
ve AB üzerinden günahlarını affettirmeye kalkma" demesi
gerekiyor.
İşte AB'den beklentimiz budur.
Küçük Belçika'nın, büyüklere madalyonun öbür tarafını
hatırlatabileceğini hissettim.
* * *
HERŞEY ARALIK
DORUĞUNA KALDI...
Son yıllarda Türkiye Avrupa Birliği'nin her yıl sonu
doruğuna damgasını vuruyor. Sürekli bir "Türkiye
doruğu" sloganıyla yılı kapatıyoruz.
14-15 Aralık AB doruğu da farklı olmayacak. Yeni bir Türkiye
doruğu yaşayacağız. Sürekli şekilde "tamam
mı, devam mı?" sorusu soruluyor. Bu defa da aynı sorun
tartışılacak.
Kıbrıs nedeniyle, Türkiye'ye kapıyı kapatalım mı?
Geçici dahi olsa, müzakereleri askıya alalım mı?
Yoksa bir uzlaşı formülü bularak, Kıbrıs sorununu zamana
mı yayalım?
Bu sorular, Türk-AB ilişkileri açısından önemli bir dönüm
noktasını oluşturuyor. 2000'den bu yana en az 5-6 defa aynı
tip dönüm noktalarından geçtik ve her defasında bir çözüm bulundu.
Acaba bu defa da bulunabilecek mi, belli değil. Zira önümüzde çözüm
bekleyen iki nokta var.
Biri, kısa vadeli olan limanların Rum gemilerine açılması.
Diğeri de, daha uzun vadeli, Kıbrıs sorununun toptan çözümü.
Bu iki nokta birbirine bağlı.
Toptan çözüm, Türkiye'nin tam üyeliğine bağlı. Limanların
açılması da, toplu çözümün bir parçası.
Tek çıkar yol, birbirine bağlı olan bu iki konuyu zamana yaymak.
Başka türlü bir çıkış bulunabileceğine
inanmıyorum. İşte 14-15 Aralık doruğu, bu açıdan
çok hayati...
* * *
ALİ
BABACAN'DAKİ İLGİNÇ DEĞİŞİM
Bu köşeyi izleyenler bilirler.
Başmüzakereciliğe atandıktan sonra, Ali Babacan'ın bu
göreve genel yaklaşımını eleştirmiştim.
Başmüzakereciliğe yeterince zaman ayırmaması, dış
dünya ile temaslarını geri planda tutması, bürokrasiyle
yeterince ilgilenmemesinin sakıncalarına değinmiştim.
Ekonomi alanında gösterdiği performansın küçük bir bölümünü dahi
AB işlerine yansıtmadığını
yazmıştım.
Aslında bu izlenim sadece bana ait değildi. Daha çok AB
çevrelerinden, AB diplomatik kaynaklarından ve içerde de bürokrasiden
aynı izlenimler yansıyordu.
Babacan, her eleştiriden sonra telefon edip, kendi görüşlerini
yansıttı ve ihmal edilmediğini söyledi.
Doğrusu ben çok ümitli değildim ki, kısa bir süre önce, yine
aynı kaynaklardan farklı sesler çıkmaya başladı.
Babacan ile son Avrupa turuna katılan bürokratlar, Babacan ile
görüşmelerde bulunan yabancı uzmanlar, Avrupa Birliği
yetkilileri ve Ankara'daki AB ile yakından ilgili çevreler,
Başmüzakerecinin değişmeye başladığını
söyler oldular.
Babacan'ın eskiye oranla AB konusuna daha fazla zaman
ayırdığına, kabinedeki AB karşıtlarıyla daha
net şekilde mücadeleye girdiğine, gelişmeleri daha yoğun
şekilde izlediğine ve gelişmelere daha önem verdiğine
dikkat çekiliyor. Dikkat çekenler, yine aynı çevreler.
Brüksel'den henüz bir işaret çıkmadı.
Avrupa bürokrasisi henüz Babacan'ı bu kadar yakından tanıyabilmiş
değil. Ancak, onlar da alışacaklardır mutlaka. Yeter ki,
iş işten geçmiş olmasın. Yeter ki, Türkiye AB
ilişkileri şu anda içinde bulunduğumuz bataklıktan
kurtarılabilsin.
Babacan'daki bu değişim bakalım günlük politikalara nasıl
yansıyacak? Bakalım Babacan, göz göre göre batan bu ilişkilerin
kurtarılması için hükümet içinde alarm zilleri çalacak mı?
MEHMET
ALI BIRAND MILLIYET 03/11/06
Lanet olsun
tuzağı!
Avrupa
Birliği'yle ne olacak? Bu konuda önce Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün şu sözlerinin altını çizmekte yarar var:
"Türkiye kendi ayrılsın niyetini bazı Avrupalı
liderlerde seziyoruz. Bunu arzu edenler var. Ama Türkiye bu oyuna gelmeyecek.
Bu kadar hakkımızı, hukukumuzu,
anlaşmalarımızı bir kenara bırakıp 'Lanet olsun!'
demeyeceğiz. Bu Türkiye'nin hakkıdır. Tabii kendi
yükümlülüklerimizi yerine getireceğiz, ama çektikleri yere
gitmeyeceğiz. Zorlukları biliyoruz, hayale kapılmıyoruz.
Ulusal çıkarlarımıza göre davranıyoruz." (Radikal'de
Murat Yetkin'in köşesi, 29 Ekim 06)
Gül'ün sözleri böyle.
Doğru bir tutum bu. Lanet olsun tuzağından Türkiye'yi korumak
lazım.
Türkiye'ye "Lanet olsun!" dedirtmek isteyenlerin
varlığı öteden beri sır değil. Bu oyun, hem içte hem
dışta oynanıyor. Daha doğrusu, iç ve dış odaklar
bu konuda dolaylı bir ittifak içindeler.
Bu oyuna gelmek, yani Türkiye'yi AB rayından çıkarmak büyük
yanlış olur. Türkiye'nin AB'den kopması, Financial Times'ın
geçen günkü başyazısında belirttiği gibi, hem AB adına
stratejik bir başarısızlık, hem de kalkınma ve
modernleşme yolunda Türkiye'ye büyük bir darbe anlamı
taşıyacaktır.
Dışişleri Bakanı Gül bu yüzden haklı. Türkiye'ye lanet
olsun dedirtmek isteyenlerin kurduğu tuzağa düşmekten özenle
kaçınmak gerekiyor.
Ama nasıl?..
İnce uzun AB yolunda şimdilik iki engelin şöyle ya da böyle
aşılması lazım:
301'le Kıbrıs...
301 malum. Türk Ceza Yasası'nın bu ayıplı maddesinin
değiştirilmesi şart. Bu konuda bütün AB üyelerinden aynı
ses çıkıyor. Yani karşımızda tek bir cephe var.
Kıbrıs'ta pek öyle değil 301'de.
Bu konuda da bütün üye ülkelerden aynı ses çıkıyor olsa da,
izlenecek yol yordam açısından farklı sesler kulağa
çalınıyor.
Ayrıca, AB'nin Türkiye ve Kuzey Kıbrıs konusunda bir vicdani
rahatsızlık yaşadığı söylenebilir. Kuzey
Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kaldırılmasıyla
ilgili olarak vermiş olduğu sözleri tutmadığı için
öyledir.
Söylemek istediğim şu:
Türkiye eğer 301'i şu sırada değiştirirse, AB'deki 301
cephesi yıkılır. Aynı zamanda Türkiye'nin
Kıbrıs'ta eli güçlenir. Çünkü 301'in değişmesi sayesinde
hedef küçültmüş oluruz. Ayrıca, Türkiye'yle tren kazası
istemeyen AB ülkelerinin de rahatlayacağı söylenebilir.
Bu arada bir soru:
301'in değiştirilmesi, Fransız Millet Meclisi'nin
soykırım konusundaki ayıbını yüzüne vurmak için de iyi
bir adım olmaz mı?..
Türkiye'nin AB rayında kalmasını önemseyen herkes, her çevre
şu günlerde 301'in değiştirilmesi için sesini yükseltmeli, tabii
hükümet de gereğini yapmalıdır.
Lanet olsun tuzağından Türkiye'yi korumak istiyorsak, o zaman
Abdullah Gül'ün altını çizdiği AB
kararlılığı yolunda gereken siyasi irade ve cesareti
-geçmişte olduğu gibi- bugün de göstermekten başka çaresi yoktur
hükümetin...
HASAN CEMAL MILLIYET 03/11/06
Kıbrıs
umutsuz vaka
Finlandiya'nın
Kıbrıs'taki tarafları bir araya getirme planı tamamen suya
düştü
03/11/2006
RADIKAL
HELSİNKİ/ANKARA -
Türkiye'ye limanlarını Rumlara açmazsa AB'ye üyelik müzakerelerinde
tren kazası yaşayacağı baskısı doruğa
çıkarken, Dönem Başkanı Finlandiya'nın getirdiği
Kıbrıs formülünü benimsetmek için planladığı zirve
suya düştü. Fin hükümeti "Herkesi masada toplayamıyoruz"
derken, Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, "Türkiye'nin
müzakere sürecinin kesintisiz sürmesi ve AB'nin Kuzey Kıbrıs'la
doğrudan ticareti amacına yönelik Helsinki'de tüm taraflarla görüşme
turu planlamıştık. Maalesef bu 8 Kasım'daki İlerleme Raporu'ndan
önce mümkün olmadı. Tarafların içerikten çok biçimle ilgilenmesi
ilermeyi engelledi. Çözüm çabalarımız sürecek"
açıklaması yaptı. Tuomioja, bugün Brüksel'de KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşecek.
Fin formülü, Mağusa Limanı'nın AB denetiminde ticarete
açılmasına karşılık Maraş'ın Rumlara
verilmesini öngörüyordu. Buna karşın, Rumlar ile Atina zirveye
yanaşmadı. Atina zirveden haberdar olmadığını
iddia ederken, Rum lideri Tasos Papadopulos Talat'ın muhatapları
olamayacağı, ancak Türkiye heyetiyle zirveye
katılabileceğini söylemişti. Rumlar, iptal kararına da
'Türkiye'nin tavrının neden olduğunu' savundu.
Başbakan Tayyip Erdoğan da Kıbrıs Türk ve Rum
taraflarıyla Türkiye'den hasıl üçlü zirveyi reddettiğini
duyurdu. Önceki gün Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen'in telefonla
Rum, KKTC ve Türk dışişleri bakanlarının
buluşması talebini ilettiğini ve kendisinin reddettiğini
aktaran Erdoğan, şöyle dedi: "Güney ve Kuzey Kıbrıs
dışişleri bakanlarını bir araya getirirseniz, bu iyi
niyetinizin ispatı olur. Fakat bunu ileri taşımak
istiyorsanız, Yunanistan'ı da ikna edin, Yunan Bakan da
katılsın.
O zaman bizim bakanımız da katılır. Daha üst düzeyde
düşünüyorsanız yine durum aynıdır, dedik."
Öneri yazılı
iletilmemiş
Fin formülünün sadece 'dedikodu' olduğunu, yazılı
iletilmediğini aktaran Erdoğan, "Bu işin ciddiyeti
dedikodularla olmaz. Yazılı plan gelir, değerlendirip
kanaatimizi açıklarız. AB'yi çözüm zemini kabul etmiyoruz. Zemin
BM'dir. AB durumdan vazife çıkarmaya çalışıyor. Çok ciddi
bir yanlış, bununla ilgili Türkiye'yi sıkıştırma
gayreti içine girmek ayrıca bir yanlış"
çıkışı yaptı. Başbakan, konuşurken önüne
konulan bilgi notunu okuyup, Finlandiya'nın toplantıdan
vazgeçtiğini de duyurdu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
de, Finlandiya'nın iyi niyetle uğraştığını
belirtirken, ad vermeden Rumları eleştirdi. "Kimse, ne AB, ne BM
Güvenlik Konseyi, Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini suçlayamaz.
Dünyayı kandıran da, AB'yi aldatan da, Rum Kesimi'dir" diye
çıkışan Gül, 'tren kazası'yla ilgili "Merak etmeyin,
işler sabırla yürüyecek" dedi.
Talat memnun
olmadı
Talat ise zirvenin iptalinden memnun kalmazken, "Bu, Türkiye'nin AB
sürecindeki sıkıntının çözülememiş olması
anlamına geliyor. Finlandiya'nın paketinin dengesizliği bir yana
yine de bu sürecin müzakere edilerek bir noktaya götürülmesinde yarar
vardı" dedi. (Radikal, aa, ap)
Karamanlis:
Tren kazası makiniste bağlı
03/11/2006
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - Yunan
Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye ile AB arasında 'tren
kazası' istemediklerini söyleyerek "AB rayları da döşedi,
ışıkları da düzenledi. Kaza olup olmayacağı
makiniste, yani Türkiye'ye bağlı" dedi. Karamanlis,
parlamentoda, Türkiye'nin tüm AB üyelerine limanlarını
açmasını gerektiren Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün
uygulamasını AB'ye karşı yükümlülük, KKTC'ye tecridi
bitirecek ticaret tüzüğünü ise AB'nin iç meselesi olarak anıp iki
konu arasında bağ olmadığını söyledi.
"Avrupalılar Türkiye'nin iç sorunlarını anlıyor ama bu
ülkenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi de düşünülemez" diyen
Yunan lideri, diğer yandan Avrupa'da Türkiye ile 'özel ilişki'
isteyen seslerin yükseldiğini anımsatırken, "Türkiye'nin AB
kriterlerine tamamen uyması AB üyesi olması demektir. Bunu
esirgeyemeyiz" çıkışı yaptı. Karamanlis,
Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ilelebet tanımamasının
'siyasi paradoks' teşkil ettiğini belirtti. Yunan lideri, 'AB
talepleri' atfıyla şu isteklerde bulundu:
"İyi komşuluk ilişkileri fiilen uygulansın. Tehditten
kaçınılsın. Ek Protokol uygulansın. AB üyeleriyle ticarette
her tür engel kaldırılsın. Rum Kesimi'nin uluslararası
kuruluşlarda yer almasıyla ilgili politika değişsin, insan,
azınlık ve dini haklara saygı göstersin,
azınlıkların sorunları çözülsün, Rum vakıfları
konusu halledilsin, Heybelida Ruhban okulu açılsın."
Putin'den
Rum muhtırası
03/11/2006
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rum Kesimi'nde yaşayan Ruslara sert muameleler karşısında Rum lider Tasos Papadopulos'a gözdağı verdi. Simerini gazetesinin 'Putin'den Tasos'a Muhtıra' başlığıyla verdiği habere göre, Rum tarafında yaşayan Rusların şikâyeti üzerine Papadopulos'a sert bir mektup gönderen Putin, önlemlerin yumuşat