Vanhanen: Kıbrıs için çalışıyoruz

Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya’nın başbakanı Matti Vanhanen, ülkesinin Kıbrıs konusundaki girişimlerinin aktif biçimde sürdürdüğünü söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 10:47 TSİ 21 Ekim 2006 Cumartesi

LAHTİ - Finlandiya’nın Lahti kasabasında düzenlenen AB gayrıresmi zirvesi sırasında basın toplantısı düzenleyen Vanhanen, Kıbrıs ile ilgili sundukları öneri paketinin üzerinde müzakerelerin devam ettiğini kaydetti.

“Çözüme ulaşma konusunda iyimser misiniz? Çözüme ne kadar yaklaştınız?” sorularını yanıtlamaktan kaçınan Vanhanen, “Sonucu bakıp göreceğiz” demekle yetindi.

Vanhanen, ülkesinin başlattığı girişimin sonbahar aylarında tüm hızıyla devam edeceğini de ifade etti. Finlandiya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki izolasyonların kaldırılması konusunda taraflara bir dizi öneriyi içeren paket sunmuştu.

Kıbrıs Türkü olmadan çözüm olmaz



KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıslı Türkler dikkate alınmadığı takdirde adada çözümün mümkün olmadığını söyledi.

Ankara’da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile görüşen Avcı, dün bir basın toplantısı düzenleyerek Finlandiya’nın planı dahil her öneriyi kapsamlı biçimde değerlendireceklerini belirtti ve şunları söyledi: "Ayak üstü değerlendirmemiz beklenemez. Öneri olması için kapsamlı, yazılı ve çerçevesi olan bir öneri olması gerekir. Kıbrıs Türkünün görüşlerinin alınmamasına büyük tepki gösterdik. Kıbrıslı Türkler bundan sonra yoğun lobi faaliyetlerini başlatmalı." Avcı, GATA’da tedavisi süren eski Başbakan Bülent Ecevit’i de ziyaret ederek eşi Rahşan Ecevit’ten bilgi aldığını söyledi.

HURRIYET 21/10/06

 

İngiltere’de Türk bayramı

Newcastle-F.Bahçe ve Beşiktaş-Tottenham maçlarına geniş yer ayıran Ada basını, iki karşılaşmada kritik gollere imza atan Sibierski ve Berbatov’a övgüler yağdırdı.

UEFA Kupası grup elemelerindeki Newcastle United-Fenerbahçe ve Beşiktaş-Tottenham maçları İngiliz basınında geniş yer buldu. İki karşılaşmada kritik goller atan Sibierski ve Berbatov’u ön plana çıkaran gazeteler, Newcastle’ın zor, Tottenham’ın kolay galibiyetler aldığını yazdı. Gazetelerin maçlarla ilgili yorumları şöyle:

The Daily Telegraph: Sibierski’nin son dakikalardaki golü Newcastle taraftarlarının kulağına tatlı bir melodi gibi geldi.

The Independent: Sibierski, Newcastle’a rahat bir nefes aldırdı. "Puan almayı hak etmiştik" diyen Zico, hayal kırıklığı içinde.

Daily Mail: Sibierski, attığı golle inatçı Fenerbahçe’nin gardını düşürdü ve takımının UEFAKupası’ndaki yolunu açtı.

Daily Express: Türkler Newcastle savunmasına sorun yaşatmayı başaramadı. Brezilyalı Zico’nun takımın St James Park’taki futbolunun samba ile ilgisi yoktu. Sibierski’nin golü Fenerbahçe’yi çarptı.

The Daily Telegraph:

İstanbul’da tutku ve düşmanlık hakimdi. Bir zamanlar Pele’nin "Avrupa’nın en iyisi" diye tanımladığı İnönü Stadı, Beşiktaş taraftarlarının havaya girmesiyle Tottenham için rahatsız ortama dönüştü. Ancak sonucu Berbatov’un kontrol edilemez performansı belirledi.

The Independent: Berbatov’un müthiş golü Tottenham’ı ateşledi. Maçtan önce Beşiktaş taraftarından düşmanca bir tutum bekleniyordu. Ancak, ortaya düşmanlıktan ziyade gürültücülük çıktı.

Daily Mail: İşte sonunda Berbatov da partiye katıldı. Bulgar futbolcu Tottenham’ı uçurdu.

HURRIYET 21/10/06

 

İzolasyonlar kalkmadan limanları açmayız

"24 NİSAN İRADESİNİ HATIRLATIYORUZ"... "Biz yoğun bir biçimde yaptığımız temaslarda herkese 26 Nisan 2004'ü hatırlatıyoruz. AB'nin KKTC üzerindeki izolasyonun kalkmasına ilişkin kararının tarihini. Ortadaki durum, Burgenstock'ta Annan Planı'na bir anlamda evet deyip sonra reddedilmesi için kampanya başlatanların ödüllendirilmesi, evet diyenlerin ise cezalandırılması biçiminde gelişmiştir. Papadopulos'un televizyonda yaptığı konuşmayı hatırlıyorsunuz. Hiçbir çözüme yanaşmadan daha fazlasını elde etmek amaçlı bir yaklaşım ortaya konmuştur ve sonraki olaylar da bunu doğrular niteliktedir"

Türkiye Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Ali Babacan, "Türkiye Kıbrıs konusunda tavrını net ve kararlı bir biçimde ortaya koymuştur" dedi.

Babacan, şöyle konuştu:

"Türkiye açıkça her ne pahasına olursa olsun tek taraflı olarak bir şey yapmayacağını ortaya koymuştur. 'Yükümlülüğünüz diyorlar' ama bizim hukukçularımızın farklı görüşleri var. Nasıl bizim tırlarımıza İtalya, hatta Yunanistan kota koyabiliyorsa biz de gerekli gördüğümüz sınırlamaları koyabiliriz. Zaten Rum ürünleri Türkiye'ye giriyor. Kısıtlama taşıt araçlarıyla ilgili. Rumlara vizeyi de kaldırdık. Biz hep beraber konuşalım çözüm bulalım diyoruz, gerekirse siyasi kararımızı alırız limanları açarız ama öncelikle KKTC üzerindeki izolasyonun kalkması gerekiyor".

Ali Babacan, Atina'da yaptığı temasların ardından Türkiye'nin Atina Büyükelçiliği'nde Türk gazeteciler için bir basın toplantısı yaptı.

Atina'da Yunanistan Ulusal Bankası (NBG) Başkanı Takis Arapoglu ile önceki gün sabah kahvaltısında bir araya geldiğini ardından da Yunanistan Parlamentosu Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Sotiris Hacigakis ile görüştüğünü belirten Babacan, daha sonra Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani ile görüştüğünü belirtti.

Babacan, Yunanistan Ekonomi ve Maliye Bakanı Yorgos Alogoskufis ile çalışma yemeğinde bir araya geldiğini sonra da AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve Bakoyani'nin de katıldığı Avrupa Yatırım Bankası Konferansı'na katıldığını kaydetti.

Konferansın ardından Avrupa Yatırım Bankası Başkanı Philippe Maystadt ve Yunanistan Sanayiciler Birliği Başkanı Dimitris Daskolopulos ile ayrı ayrı görüştüğünü ifade eden Babacan, Yunanistan ana muhalefet partisi PASOK Genel Başkanı Yorgo Papandreu'nun da kaldığı otelde kendisini ziyaret ettiğini ve kısa bir görüşme yaptıklarını açıkladı.

Atina'daki temasları çerçevesinde Yunan düşünce kuruluşu ELİAMEP yetkilileriyle bir araya geleceğini ardından da Alagoskufis, Rehn ve Maystatd'ın da bulunacakları akşam yemeğine katılacağını söyleyen Babacan, Atina'daki temaslarını olumlu ve yapıcı olarak niteledi.

Muhataplarına Türkiye'nin yaptığı ekonomik ve siyasi reformları aktardığını ve Türkiye'nin AB'nin 5. ihracat pazarı olarak önemli fırsatlar sunduğunu kaydettiğini belirten Babacan, 9. reform paketinin tamamlanmak üzere olduğunu da söylediği görüşmelerin çok verimli geçtiğini vurguladı.

Bakoyanni ile görüşmesinde Yunanlı Bakan'ın Atina'nın Türkiye'nin AB sürecine verdiği desteği teyit ettiğini söyleyen Babacan, AB sürecinin Türk-Yunan ilişkilerini siyasi ve ekonomik anlamda olumlu etkilediği tespitini yaptıklarını belirtti.

Karşılıklı olarak çok detaya girmeden iki ülkenin hassasiyetle üzerinde durdukları konuları ele aldıkları Bakoyanni'nin AB dönem Başkanı Finlandiya'nın girişimini desteklediğini ve olumlu baktıklarını söylediğini belirten Babacan, " Ortada bir fikirler dizisi var. Atina ile de görüşüyorlar. Henüz fazla detaylandırılmış değil. Bir şey söylemek için henüz çok erken. Her fikir için yoğun görüşmeler yapılıyor. Biliyorsunuz Helsinki'de zirve var. Burada KKTC yetkilileri ile Rum Yönetimi temsilcileri arasında temas olacak. Biz zaten başından beri bu fikirlerin KKTC ile görüşülmesini, değerlendirilmesini istiyoruz. Neticede, birinci derecede KKTC'yi etkileyecektir" dedi.

Kıbrıs'ta tavrımız net

Sorular üzerine, Atina'nın KKTC üzerindeki ticari ambargonun kaldırılmasıyla ticari tüzük arasında bağ bulunmadığı yönündeki yaklaşımına da değinen Babacan, ortada formel bir bağ olmamasının bu konuların birbirleriyle bağlantılı olmaması anlamına gelmediğini söyledi.

Türkiye'nin Rum kesimine limanlarını açmasına ilişkin ocak ayında ortaya attığı önerinin masada durduğuna dikkati çeken Babacan, bu konuların birbirlerine yardımcı olacak unsurlar içerdiğinin açık olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin Kıbrıs konusunda tavrını net ve kararlı bir biçimde ortaya koyduğunu belirten Babacan, şöyle konuştu:

"Biz yoğun bir biçimde yaptığımız temaslarda herkese 26 Nisan 2004'ü hatırlatıyoruz. AB'nin KKTC üzerindeki izolasyonun kalkmasına ilişkin kararının tarihini. Ortadaki durum, Burgenstock'ta Annan Planı'na bir anlamda evet deyip sonra reddedilmesi için kampanya başlatanların ödüllendirilmesi, evet diyenlerin ise cezalandırılması biçiminde gelişmiştir. Papadopulos'un televizyonda yaptığı konuşmayı hatırlıyorsunuz. Hiçbir çözüme yanaşmadan daha fazlasını elde etmek amaçlı bir yaklaşım ortaya konmuştur ve sonraki olaylar da bunu doğrular niteliktedir.

Türkiye açıkça her ne pahasına olursa olsun tek taraflı olarak bir şey yapmayacağını ortaya koymuştur. 'Yükümlülüğünüz diyorlar' ama bizim hukukçularımızın farklı görüşleri var. Nasıl bizim tırlarımıza İtalya, hatta Yunanistan kota koyabiliyorsa biz de gerekli gördüğümüz sınırlamaları koyabiliriz. Zaten Rum ürünleri Türkiye'ye giriyor. Kısıtlama taşıt araçlarıyla ilgili. Rumlara vizeyi de kaldırdık. Biz hep beraber konuşalım çözüm bulalım diyoruz, gerekirse siyasi kararımızı alırız limanları açarız ama öncelikle KKTC üzerindeki izolasyonun kalkması gerekiyor."

KIBRIS 21/10/06

 

Fin planında uzlaşma zor

ÖNERİ ÜZERİNDE ÇALIŞMAYA HAZIRIZ.... Helsinki'de temaslarda bulunan Cumhurbaşkanlığı müsteşarı Pertev, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı AB İşleri Genel Müdürü Halonen ile öneriyi görüştü. Pertev, Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun kırılması için atılacak adımların Türkiye'nin AB sürecine endekslenmesinden duydukları rahatsızlığı dile getirirken, yine de öneri üzerinde çalışmaya hazır olduklarını belirtti

ÖNERİYLE İLGİLİ UZLAŞMADAN UMUT YOK... Finli yetkililerle görüşmesini değerlendiren Pertev, bu koşullarda bir uzlaşmanın zor göründüğü mesajını verdi. Pertev "Türkiye ile bir tren kazası yaşanır mı, yaşanmaz mı ayrı konu ama, AB asıl tren kazasını 2004'te Rumları içine alarak yaşamıştır. Trenin altında da Kıbrıslı Türkler kalmıştır. Şimdi Türkiye ile tren kazası olacak diye bizden taviz beklemek haksızlıktır" diye konuştu

Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya'nın Türk hava ve deniz limanlarının Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açılması konusundaki önerisi, resmen görüşülmeye başlandı. Ancak Finlandiya'nın Türk tarafının beklentileri konusunda esnek bir tutum izlemediği öğrenildi.

Helsinki'de temaslarda bulunan Cumhurbaşkanlığı müsteşarı Raşit Pertev, önceki gün Finlandiya Dışişleri Bakanlığı AB İşleri Genel Müdürü Kare Halonen ile öneriyi görüştü. Pertev, Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun kırılması için atılacak adımların Türkiye'nin AB sürecine endekslenmesinden duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Pertev yine de öneri üzerinde çalışmaya hazır olduklarını belitti.

Finli yetkililerle görüşmesini NTV'ye değerlendiren Pertev, bu koşullarda bir uzlaşmanın zor göründüğü mesajı vererek, "Türkiye ile bir tren kazası yaşanır mı yaşanmaz mı ayrı konu ama AB asıl tren kazasını 2004'te Rumları içine alarak yaşamıştır. Trenin altında da Kıbrıslı Türkler kalmıştır. Şimdi Türkiye ile tren kazası olacak diye bizden taviz beklemek haksızlıktır" diye konuştu.

Finlandiya, gereken güç ve iradeyi sergilemekten çok uzak

Ercan'a direkt uçuşların öneriye eklenmesini isteyen Türk tarafı, Maraş konusunun bu pakette ele alınmasına ve Mağusa limanının işletmesinin tamamen AB'ye devrine ise karşı çıktı. Finlandiya'nın ise önerisinde fazla değişiklik yapılmasına karşı olduğu ve Türk tarafının hassasiyetleri konusunda esnek bir tutum izlemediği öğrenildi.

Rum tarafının Kuzey Kıbrıs'ın limanlarının açılmasına yönelik itirazını kırmanın da kolay olmadığı belirtiliyor.

Diplomatik kulislerde, farklı uçlarda görüşleri savunan Türk ve Rum taraflarını uzlaştırma fikri ile yola çıkan Finlandiya'nın ise gereken güç ve iradeyi sergilemekten çok uzak olduğu görüşü hakim. Finlandiya'nın önerisini kağıda dökmemesi ve görüşmeler için herhangi bir takvim ya da plan ortaya koymaması da zayıf noktalar olarak görülüyor.

Önceki gün Pertev'le görüşen Finli yetkililer dün de Rum tarafını temsilen Papadopulos'un müsteşarı Conis ile biraraya geldi. Ancak Finlandiya'nın yürüttüğü görüşmelerin nasıl ve ne şekilde devam edeceği henüz bilinmiyor.

 

KIBRIS 21/10/06

 

Kıbrıs Türk halkına verdiğiniz sözleri tutun

FİN ÖNERİLERİ DEĞERLENDİRİLMEDEN KARAR ALINMAMALI... "Finlandiya planı ya da önerilerini değerlendirmeden bir karar alınması söz konusu olamaz. Ancak, Kıbrıs adasında kapsamlı bir çözüm, iki tarafın siyasal ve ekonomik eşitliğine dayalı, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğünde ve iki bölgeli bir çözüm olmak durumundadır"

(T.A.K. -EMİR ERTORUN)

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs Türk halkının dünyadan izole ve tecrit edilmesine yol açan haksız ve kabul edilemez koşulların bir an önce ortadan kaldırılmasını istediklerini belirterek, "Bu doğrultuda, Kıbrıs Türk halkına BM ve AB yetkilileri tarafından verilen sözlerin ve alınan kararların bir an önce yerine getirilmesini talep ediyoruz" dedi.

Avcı, "Finlandiya planı ya da önerilerini" değerlendirmeden bir karar alınmasının söz konusu olamayacağını da vurgulayarak, Kıbrıs adasında kapsamlı bir çözümün ancak "iki tarafın siyasal ve ekonomik eşitliğine dayalı, BM şemsiyesi altında, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğünde ve iki bölgeli bir çözüm" olmak durumunda olduğunu kaydetti.

Turgay Avcı, AB politikaları konusunda ise KKTC'nin AB'ye uyumu konusundaki çalışmaları desteklediklerini ifade ederek, "AB uyum süreci konusunda uzman ekiplerin oluşturulması ve gerekli değişikliklerin belirlenip düzenlemelerin yapılması amacıyla daha kapsamlı politikalarımızı oluşturmaktayız" dedi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, Ankara'daki temaslarını değerlendirmek amacıyla dün, konakladığı Swiss Otel'de bir basın toplantısı düzenledi.

Saat 09.30'da gerçekleştirilen ve yaklaşık bir saat süren basın toplantısına Türkiye ve dış basın büyük bir ilgi gösterdi. Basın toplantısında KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu, Özgür Parti Genel Başkan Vekili ve Genel Başkan Yardımcısı, İskele milletvekili Mustafa Gökmen, Siyaset Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan da hazır bulundu.

Turgay Avcı basın toplantısında Kıbrıs Sorunu, Finlandiya önerileri, Avrupa Birliği, Kıbrıs politikalarına bakışları ve Anavatan Türkiye ile ilişkilere yönelik açıklamalar yaptı.

Avcı, özetle şunları kaydetti:

Kıbrıs sorunu

"Kıbrıs Türk halkının dünyadan izolasyonu ve tecrit edilmesine yol açan haksız ve kabul edilemez koşulların bir an önce ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Bu doğrultuda, Kıbrıs Türk halkına BM ve AB yetkilileri tarafından verilen sözlerin ve alınan kararların bir an önce yerine getirilmesini talep ediyoruz.

KKTC ve Güney Kıbrıs Rum yönetimi arasında siyasal ve ekonomik eşitliğe dayalı, iki bölgeli, Türkiye'nin garantörlüğünde, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında gerçekleştirilecek kapsamlı bir çözümü desteklemekteyiz. Bu nedenle, Kıbrıs Türk halkının siyasal ve ekonomik eşitliği, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğü ile iki bölgeli bir yapı olmaksızın adada kapsamlı, kalıcı ve uzun süreli bir çözüm yaratılamaz.

Finlandiya önerileri

Kıbrıs adasındaki çözüm girişimleri konusunda baştan reddedici veya hemen kabul edici bir yaklaşım içinde değiliz. Her girişimi iyi niyetle değerlendirecek, Türkiye ile birlikte üzerinde çalışacak, bizlere ne kazandıracağı ve neler kaybettireceğinin analizini yaparak nihai kararımızı vereceğiz.

Finlandiya planı ya da önerilerini değerlendirmeden bir karar alınması söz konusu olamaz. Ancak, Kıbrıs adasında kapsamlı bir çözüm, iki tarafın siyasal ve ekonomik eşitliğine dayalı, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında, Anavatan Türkiye'nin garantörlüğünde ve iki bölgeli bir çözüm olmak durumundadır.

Dış politika, günübirlik kararlarla yürütülemeyeceği gibi, bu konularda Sayın Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat, hükümetimiz, Dışişleri Bakanlığımız ve Türkiye'nin ilgili birimleriyle birlikte her öneriyi kapsamlı biçimde inceleyerek nihai kararımızı vereceğiz. Bu nedenle, dış politikadaki görüşlerimizi ayaküstü belirlememiz beklenmemelidir.

KIBRIS 21/10/06

 

Lordlar Kamarası'nda Orams davası konuşuldu

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Londra'da faaliyet gösteren ve Kıbrıslı Türk avukat Emma Edhem'in başkanlığını yaptığı Türk-İngiliz Hukukçular Birliği, 19 Ekim Perşembe akşamı Lordlar Kamarası'nda Orams davası ve ondan sonraki gelişmelerin tartışıldığı bir seminer gerçekleştirdi.

Seminere konuşmacı olarak Orams davasında İngiliz çifti savunan Vahib & Co Avukatlık Firması'ndan avukat Hasan Vahib ve Bhitu Bhalla, SOAS'tan Prof. Clement Dood ve Kıbrıslı Türk işadamı Ali Özmen Safa katıldı.

Kuzey Kıbrıs'ta emlak ve gayrimenkul alımlarıyla ilgili olarak ve Orams davasının kazanılmasından sonraki gelişmelerin ele alındığı toplantıda konuşan Ali Özmen Safa, davanın Kuzey Kıbrıs'ın lehine sonuçlanmasının ardından emlak satışlarının arttığını belirterek şöyle konuştu:

"Ben Kıbrıs'ta hem emlak hem de turizm sektöründe yatırımlar yapan bir işadamıyım. Şimdiye kadar bize uygulanan haksız izolasyonlardan dolayı benimle birlikte birçok işadamı da zarar gördü ve görmektedir. KKTC neden izole edildi, neden ambargolandı? Oysa biz iki halk, barış ve harmoni içinde yaşamak istiyoruz. Bize uygulanan bu ambargolar sayesinde Kuzey Kıbrıs'ın ekonomisi gelişmezken, Güney Kıbrıs'ın ekonomisi günden güne gelişme gösterdi. Orams davasının kazanılması bizim için ve Kuzey Kıbrıs için çok önemlidir. Bu tarihimizde bir emsal niteliğindedir. Davanın Rumlar aleyhine sonuçlanmasının ardından, emlak ve gayrimenkul satışlarımız yükseldi. Bu aşamadan sonra ileriye bakmamız lazım. Bu sektördeki çalışmalarımızda çok dikkatli davranmalıyız. Mutlaka her tapunun ardında KKTC var olmalı".

Seminerde katılan diğer konuşmacılar avukat Hasan Vahib, Bhitu Bhalla ve SOAS'tan Prof. Clement Dood da Orams davasının kazanılmasının Kuzey Kıbrıs için çok önemli bir gelişme olduğunu ve bundan sonra ki dönemlerde, davanın Kuzey Kıbrıs'a sağladığı avantajların dikkatli ve doğru bir şekilde kullanılması gerektiğini ifade ettiler.

Kibris 22/10/06

Önümüzdeki aylarda yeni kırılmalar olacak

İDDİA VE İTHAMLARDAN DOLAYI BEKLİYORLAR... Avcı, "Ortaya atılan iddialar ve ithamlardan dolayı arkadaşların hareket kabiliyetleri sınırlandırıldı. Ama önümüzdeki aylarda yeni kırılmalar olacak. Bunlar zaten hissediliyor" dedi

"ONLAR İÇİN BÜYÜK TEHLİKEYİZ"... "Tabansız parti" eleştirilerini yanıtlayan Avcı, "Tabansız olduğumuzu düşünüyorlarsa, meclise gelsinler. İddia ettikleri gibi tabansız isek kısa sürede dağılırız. Ancak bu parti onlar için büyük bir tehlikedir. Tüm feryatları budur" şeklinde konuştu

Fezile Atüf ÖKSÜZ

Siyasi hayatında oldukça hızlı yükselip dış ilişkilerin başına geçen Özgürlük ve Reform Partisi Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, tüm eleştiri ve olumsuz tutumlara rağmen oldukça umutlu...

Özgürlük ve Reform Partisi'nin milletvekili sayısının yeni kırılmalarla kısa sürede artacağına inanan Avcı, Dışişleri Bakanlığı'nda da oldukça iddialı. Yeni dönemde lobicilik çalışmalarına ağırlık vereceğini açıklayan Avcı, bu amaçla dış temsilci sayısını artırıp mevcut temsilcilikleri güçlendirecek...

Turgay Avcı, yeni siyasi anlayışını, Dışişleri Bakanlığı'nda planladığı icraatları ve Larnaka'dan başlayıp Beyrut, İtalya ve Türkiye'den geçen 47 yıllık yaşamını TAK'a anlattı.

Beyrut'ta burslu yüksek öğrenim

Gazimağusa'nın tanınmış simalarından, Avcılık Federasyonu kurucularından Salih Avcı'nın 4 çocuğundan biri olarak 1959'da Larnaka'da doğan Turgay Avcı, yaşamını 3 yaşında göç ettiği Gazimağusa'da sürdürdü. Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde elektrik mühendisliği üzerine lisans yapan Avcı'nın, Lübnan'daki iç savaştan dolayı okul yılları oldukça olaylı geçti.

Öğrenimi sırasında Beyrut'tan iki kez kaçmak zorunda kalan Avcı, kurtarma operasyonlarının ilkinde Kıbrıslı Türk ve Rum öğrencilerle birlikte bir yük gemisiyle Limasol'a, oradan da BM aracılığıyla Gazimağusa'daki evine ulaştı. Beyrut'tan 2 yıl sonra yine kaçmak zorunda kalan Avcı, İngiliz helikopterleriyle Ağrotur Üssü'ne getirildi.

Yüksek öğrenim için Beyrut'u seçmesinin en önemli nedeninin ekonomik koşullar olduğunu söyleyen Avcı, "Ortadoğu'nun en önde gelen üniversitelerinden biriydi. Çok iyi mezunlar veriyordu ancak oraya gitmemin en büyük nedeni, burs almamdı. Aksi halde o günkü koşullarda kendi imkânlarımızla orada okumayı hayal dahi edemezdik" dedi.

Elektrik mühendisliğinden siyasete

Beyrut'taki eğitiminin ardından bir süreliğine İtalya'ya yerleşen Avcı, uluslararası bir şirkette bir yıl teknik danışman olarak çalıştı. Ülkesine dönüp, vatani görevini yerine getirdikten sonra işletme üzerine yüksek lisans eğitimi aldığı DAÜ'de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlayan Avcı, bir yandan da Çukurova Üniversitesi'nde doktorasını yaptı.

Beyrut'ta Arapça, İtalya'da İtalyanca öğrenen Avcı, İngilizce'nin yanı sıra çocukluk yıllarında evlerinin yakınında bulunan BM kampındaki askerlerden de İsveç lisanını öğrendi.

DAÜ'de İşletme Bölüm Başkanlığı, Turizm Okulu Müdürlüğü ve Rektör Yardımcılığı yapan Avcı'nın hayatı, dönemin UBP Başkanı Derviş Eroğlu'nun "Seni ya da eşini milletvekili yapmak istiyoruz" sözleriyle siyasetle tanıştı.

Eroğlu'nun teklifi

Eroğlu'nun kendisine bu teklifi evine davet ederek viski ikramında bulunduğu bir sırada yaptığını söyleyen Avcı, ailenin bütünlüğü açısından eşinin yerine kendisinin siyasete girmesinin daha uygun olacağına karar verdiklerinden dolayı, yine viskilerin ikram edildiği bir ziyarette bu teklifi kabul ettiğini belirtti.

Avcı, KKTC'nin öncü sektörlerden üniversitelerde en üst düzeyde çalışmalarda bulunduğu ve ülkenin tanıtımına katkı koyduğu görevini çok sevmesine rağmen, "sadece bölgeye değil, ülkeye hizmet vermek" adına atıldığı siyasette Aralık 2003 ve Şubat 2005 seçimlerinde milletvekili seçildi.

UBP'ye yeni siyasi anlayış

Milletvekili seçildikten sonra kısa sürede UBP'de genel sekreterliğe yükselen Avcı, gençlerden oluşturulan yönetimin partinin toparlanmasına odaklanarak, gençleşme ve yenilenme hedefiyle yeni bir siyasi anlayış getirmeye çalıştığını belirtti.

Siyasette artık katı tutumların kabul görmediğini, halkın taviz anlamına gelmeyecek esnek söylemleri tercih ettiğini söyleyen Avcı, "Halk esnek, değişen koşullara göre politika geliştirebilen ancak taviz vermeyen, toptan kabulcü ya da toptan redci siyaseti değil, masaya oturan, müzakere eden, kartlarını masada açan siyasi anlayışı istiyor" dedi.

Eskiler hep eleştirdi

Arzulanan değişimin partideki eski siyasiler tarafından pek hoş karşılanmadığını, sürekli eleştirildiklerini, hatta yerel seçimlerde başarısız olunsun diye çaba harcadıklarını söyleyen Avcı, katılımcı düşüncenin olmadığı, kurumsallaşmanın gerçekleşmediği bir yerde ilerlemenin mümkün olmadığı gerçeğinden hareketle UBP'deki mevcut yapıyla siyasete devam etmeme kararı aldıklarını söyledi.

Avcı, UBP'den ayrılıp, yeni bir oluşuma gidişini eleştirenlere de, "Önce aynaya baksınlar. Kendileri yaparken her şey tatlıydı... Milletvekili, belediye başkanı transfer ederken kendileri ahlaklıydı..." şeklinde yanıt verdi.

Özgür Parti onlar için büyük tehlike

Turgay Avcı, UBP ve DP'den ayrılanların kurduğu Özgür Parti'nin, yıllardır bir araya gelmekten, konuşmaktan dahi kaçınan iki siyasi parti liderini bir araya getirdiğine işaret ederek, "Çünkü nereye gidebileceğimizi anladılar" dedi.

Tabansız parti eleştirilerine de değinen Avcı, "Tabansız olduğumuzu düşünüyorlarsa, meclise gelsinler. İddia ettikleri gibi tabansız isek kısa sürede dağılırız. Ancak bu parti onlar için büyük bir tehlikedir. Tüm feryatları budur" şeklinde konuştu.

Destek ve tenkit

Özgür Parti'ye, kurulmasıyla birlikte çok farklı bölgelerden, farklı kitlelerden yoğun destek geldiğini ve partiye katılımın önümüzdeki günlerde de artacağını belirten Avcı, "Çünkü bu ülke artık temiz siyaset istiyor. Ülke temiz ve şeffaf siyaseti hak ediyor" dedi.

Avcı, çok sayıda tenkit de aldıklarını ancak oy veren vatandaşlar dışında kimsenin, özellikle eski siyasilerin kendilerini eleştirmeye hakkı olmadığını kaydetti. Avcı, "Çünkü bu ülkenin siyasetini bu noktaya liderler ve başkanlar getirdi" dedi.

Milletvekili sayısı bu kadar kalmayacak

Özgür Parti'nin örgütlenme çalışmalarını kapalı kapılar arkasında, evlerde değil, seçimle ve halkın istekleri doğrultusunda gerçekleştirdiğini söyleyen Avcı, milletvekili sayısının bu kadar kalmayacağına da dikkat çekti.

Avcı, "Ortaya atılan iddialar ve ithamlardan dolayı arkadaşların hareket kabiliyetleri sınırlandırıldı. Ama önümüzdeki aylarda yeni kırılmalar olacak. Bunlar zaten hissediliyor" dedi.

Muhalefete de meclise gel çağrısında bulunan Avcı, "Ne benim, ne de onların söylediği önemlidir. Halkın söylediği önemlidir" dedi.

Siyasetten arta kalan zaman ailenin

Eşiyle, master eğitimi sırasında tanışıp 1989'da evlenen Avcı'nın 16 yaşında bir oğlu, 9 yaşında da bir kızı var. Siyasetten arta kalan sınırlı zamanını ailesiyle birlikte geçirmeye çalışan Avcı, "Ailemle olmayı seviyorum. Çok az zaman ayırabiliyorum ama bu sorumluluğu üstlenirken bunu biliyordum" diyor.

İyi bir siyasetçinin, çok iyi bir aile yapısı olması gerektiğini kaydeden Avcı, aileyi ve evi ayakta tutan eşinin bu noktaya gelmesinde büyük katkısı olduğunu söyledi. Siyasette sağlam bir aile desteği ile huzurlu bir ev ortamının önemine işaret eden Avcı, kendisinin bu konuda çok şanslı olduğunu düşünüyor.

Avcı, üniversite arkadaşlarıyla birlikte kaldıkları evin "aşçısı" olmasına rağmen evlendikten sonra mutfağa katkısı ise pazar sabahları vazgeçilmezi pancake ve kebapla sınırlı.

Avcı'lık tesadüf değil

Seyahat etmeyi, farklı ülkeleri ve kültürleri tanımayı, farklı sofraları tatmayı çok seven Turgay Avcı'nın en büyük hobisi avcılık...Çocukluğundan bu yana babası ve erkek kardeşleriyle birlikte ava giden Avcı, bu geleneği babası öldükten sonra kardeşleriyle sürdürmeye devam ediyor. Avcı, "Bizim için avcılık çok önemlidir. Hayvanı vurmak ve eve ne kadar av getiririz olayı değil av. Av, bizim için bir yerde ailenin bir araya gelme olayıdır" dedi.

Avı, "bir spor, arkadaşların bir araya geldiği bir sosyal faaliyet" olarak gören Avcı, en iyi çevrecilerin avcılar olduğunu düşünüyor.

Turgay Avcı, "Avı korumamız gerekiyor. Yasak ava ağır ceza vermeliyiz. Av üretimine katkı koymamız gerekiyor" sözleriyle yeni dönemde ava verilecek öneme işaret ediyor.

Farklı bir hükümet anlayışı getireceğiz

Yeni hükümetin ortaya koyacağı en doğru icraat şeklinin birlikte hareket etmek olduğuna işaret eden Avcı, en büyük değişimin, yeni kurulan Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı olduğunu söylüyor.

KKTC'nin geleceğinin çevreyle çok yakından ilgili ve paralel olduğunu kaydeden Avcı, "Çünkü KKTC bir turizm cenneti. KKTC bir üniversiteler cenneti ancak çevre yoksa hiçbiri kalmayacak" dedi.

Avcı, son yıllardaki gelişmeye bağlı olarak artan inşaatların doğaya zarar vermemesi ve bir denge kurulabilmesi gerçeğinden hareketle oluşturulan bakanlığın çok büyük bir görev ve sorumluluğu olduğunu belirtti. Avcı, bakanlığı, özellikle Çevre Dairesi'ni uzmanlarla güçlendireceklerini kaydetti.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nda, hak ettikleri önem ve itinayı gösterebilmek için ekonomi ve turizmi ayrı müsteşarlıklar altında toplayacaklarını kaydeden Avcı, turizmdeki yoğunluktan dolayı boş kalan ekonominin güçlendirileceğini söyledi.

Lobiciliğe önem verilecek

Avcı, hükümet programında yeniden örgütlenme ve reform yapılacağı belirtilen Dışişleri Bakanlığı'nda öncelikle lobicilik faaliyetlerine ağırlık verileceğini ve bu yönde yeni temsilcilikler ve bakanlık bünyesinde AB, İKÖ ve benzeri kuruluşlarla ilişkileri ele alacak masalar oluşturulacağını belirtti.

Kıbrıs Türkü'nün kendisini anlatması gerektiğini söyleyen Avcı, "En büyük eksikliğimiz budur. Yani biz burada oturup, 'dünya bizi biliyor ancak hakkımızı vermiyor' diyemeyiz. Kimse bizimle ilgilenmiyor çünkü dünyanın tek sorunu Kıbrıs değil" dedi.

Avcı, şöyle devam etti:

"Bize yapılanları, haksızlıkları, verilen sözlerin tutulmasını, Rum Yönetimi'nin baskıcı, tek yanlı anlayışını yurt dışına çıkarak anlatmamız lazım. Bu nasıl olacak... Ekiplerle. Bu işi bilen, konuşan, uzman ekiplerle."

Dışişlerine yeni uzmanlar

 

Turgay Avcı, Dışişleri Bakanlığı'nda "Kıbrıs'ın tarihini, Kıbrıs Türkü'nün geçtiği süreçleri, AB sürecini bilenlerin" çok sınırlı sayıda olduğuna dikkat çekerek, iyi niyet ve özverili çalışmalarına rağmen personele yeni uzmanların katılmasının şart olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da kendisiyle hem fikir olduğunu kaydeden Avcı, bakanlık personelinin güçlendirilmesi amacıyla kamu sınavından farklı bir sınavla yeni istihdamlara gidileceğini belirtti. Avcı, hem nitelik, hem de koşulların değişeceği yeni sınav sisteminde lisan seviyesinin çok yüksek tutulacağına işaret etti.

10 kişilik münhal

Avcı, 4 kişilik istihdam öngören münhal ilanının durdurulduğunu ve önümüzdeki günlerde 10 kişilik uzmanın işe alınacağını belirtti.

Yeni temsilciliklerin açılmasıyla ilgili çalışmaların devam ettiğini ve boş olan New York Temsilciliği'nin doldurulacağını kaydeden Avcı, şöyle devam etti:

"Temsilcilik sayısının artırılması, mevcut temsilciliklerin güçlendirilmesi ve lobi faaliyetlerinin artırılması kaçınılmazdır. Çünkü AB'deki birkaç ülkenin dışındakiler bizim sorunumuzu ve bize yapılan haksızlıkları bilmiyor...Dünya yıllardır tek tarafı dinliyor. Rumlar ne anlatıyorsa ona inanıyor. Ama bizi dinledikten sonra kafalarında soru işareti oluyor."

Dışişleri Bakanlığı'nın Cumhurbaşkanlığı ve AB Koordinasyon Merkezi ile çok yakın ilişkiye geçeceğini kaydeden Avcı, AB'nin yanı sıra İKÖ ülkelerine yönelik bir masa oluşturma çabasına girdiklerini belirtti.

Dışişleri'nde müsteşar değişmez

Turgay Avcı, çok özverili çalışmalarda bulunan mevcut personelde çok büyük bir değişiklik düşünmediğine ancak personelin, hiyerarşik olarak bir yerlere çıkması sonucunda bazı değişikliklerin de yaşanabileceğini söyledi.

Avcı, "Dışişleri'nde müsteşar değişmez. Siyaseten değiştirebilirsiniz ancak doğru olmaz. Çünkü dışişleri süreklilik ister. Geçmişi bilen birilerinin orada olması lazım" dedi.

Bakanlığın fiziki altyapısının da güçlendirilmeye ihtiyaç duyduğunu kaydeden Avcı, bu amaçla projeler hazırlanmaya başlandığını belirtti.

Kapsamlı ve adil çözüm

Dış politika yanında iç dinamiklere ve gelişmelere de önem vermek gerektiğini ifade eden Avcı, parti olarak, Kıbrıs sorununa kapsamlı ve adil çözüme inandıklarını ve bunun için elden gelen gayretin gösterileceğini söyledi.

Avcı, "kapsamlı ve adil" çözümü ise "İki bölgeli, siyasi eşitlik, ekonomik eşitlik, BM çatısı altında adil bir çözüm" şeklinde açıkladı.

Avcı, Kıbrıs Türkü'nün çözüm sürecinde fazlasıyla iyi niyet göstermesine rağmen Rumlar'ın eşit şartlardaki masaya gelmekten kaçındığına da dikkat çekti.

AB çatısı altında kapsamlı bir çözümün düşünülmesinin mümkün olmadığını kaydeden Avcı, BM zemininin şart olduğunu ekledi.

Kibris 22/10/06

 

Annan Planı zemininde görüşmelere hazırız

BM ÇERÇEVESİNDE KAPSAMLI ÇÖZÜM... Talat, Genel Sekreter'e gönderdiği 10 Ekim tarihli mektubunda, Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos'un Kıbrıs sorununa yönelik tutumunu eleştirerek, Kıbrıs Türk tarafının BM çerçevesinde, Annan Planı zemininde kapsamlı çözüm için müzakerelerin en erken zamanda yeniden başlaması yönündeki kararlılığını yineledi

PAPADOPULOS, ÜNİTER DEVLET İSTİYOR... Papadopulos'un 19 Eylül'de BM Genel Kurulu'nun 61. dönem toplantısında yaptığı konuşmasına atıfta bulunan Talat, büyük endişe ve umutsuzluk yaratan bu konuşmasıyla Rum yönetimi liderinin, federal çözüm yerine üniter devlete işaret ederek, çözüm parametrelerini osmosis politikası doğrultusunda değiştirmeyi amaçladığına işaret etti

KIBRIS TÜRKÜ İZOLASYON ALTINDA... Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimi liderine, Kıbrıs Türkü'nün adanın birleşmesi yönünde irade ortaya koymasına rağmen halen izolasyonlar altında yaşadığının hatırlatılmasını istedi. Talat, Papadopulos'un adada statükonun devamından Türkiye'yi sorumlu tutmasının da inandırıcı olmadığını belirtti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a gönderdiği mektubu, BM belgesi olarak yayımlandı.

Talat, Genel Sekreter'e gönderdiği 10 Ekim tarihli mektubunda, Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos'un Kıbrıs sorununa yönelik tutumunu eleştirerek, Kıbrıs Türk tarafının BM çerçevesinde, Annan Planı zemininde kapsamlı çözüm için müzakerelerin en erken zamanda yeniden başlaması yönündeki kararlılığını yineledi.

 

Üniter devlet ve osmosise doğru

Papadopulos'un 19 Eylül'de BM Genel Kurulu'nun 61. dönem toplantısında yaptığı konuşmasına atıfta bulunan Talat, büyük endişe ve umutsuzluk yaratan bu konuşmasıyla Rum yönetimi liderinin, federal çözüm yerine üniter devlete işaret ederek, çözüm parametrelerini osmosis politikası doğrultusunda değiştirmeyi amaçladığına işaret etti.

Etnik, kültürel ve dini farklılıklar ile devletin işlevselliğinin birbiriyle çelişen değil, birbirini tamamlayan unsurlar olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta yeni bir ortaklık ve vatandaşlarının temel haklarının her iki tarafın siyasi eşitliği prensibine saygı ve bağlılıkla garanti edilebileceğini vurguladı.

Talat, Papadopulos'un Annan Planı'nı reddederek adanın osmosis yoluyla yeniden birleşmesi yönündeki söylemleriyle, adada siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde bir çözüme gerçekten bağlılığının birbiriyle çeliştiğini kaydetti.

Kıbrıs Türkü halen izolasyonlar altında

Papadoplulos'un BM Genel Kurulu'dan gerçeklerin göz ardı edilmesi yönündeki beklentisinin de kabul edilmez olduğunu belirten Talat, Rum yönetimi liderine, Kıbrıs Türkü'nün adanın birleşmesi yönünde irade ortaya koymasına rağmen halen izolasyonlar altında yaşadığının hatırlatılmasını istedi. Talat, Papadopulos'un adada statükonun devamından Türkiye'yi sorumlu tutmasının da inandırıcı olmadığını dile getirdi.

Muhatabı Kıbrıs Türk tarafı...

Talat mektubunda, Kıbrıs sorununa çözüm çabalarında, Papadopulos'un muhatabının Türkiye değil her zaman için Kıbrıs Türk tarafı olduğunu da vurgulayarak, bu yöndeki tutumun adada herhangi bir diyalogu engellediği ve böylece çözüm olasılığını da zayıflattığını hatırlattı.

KIBRIS 22/10/06

 

AB KKTC’ye yardımı kabul etti

Avrupa Birliği, KKTC’ye yapılacak 200 milyon Euro’luk mali yardımı oylayarak kabul etti.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 12:44 TSİ 21 Ekim 2006 Cumartesi

BRÜKSEL - AB’ye üye ülkelerin temsilcilerini bir araya getiren komite toplantısında, Kuzey Kıbrıs’la ilgili yapılan ilk oylamada 200 milyon Euroluk mali yardım nitelikli oy çoğunlu ile kabul edildi.

AB kaynaklarından edinilen bilgiye göre, oylamada Türkiye aleyhinde 4 ülke oy kullandı. Sürpriz olarak nitelenebilecek ret oylarını İspanya ve Slovakya verdi.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum kesimi de karşı oy kullandı. Malta ve Slovenya çekimser oy kullanırken, diğer 19 ülke ise lehte oy kullandı.

Kararın gelecek hafta Avrupa Komisyonu’nca da onaylanarak yürürlüğe girmesi bekleniyor.

 

 

Papadopulos’tan AB uyarısı

Rum lider, limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması durumunda, Türkiye’nin AB’yle yürüttüğü müzakerelerde ciddi sorunlar yaşayacağını yineledi.

 

NTV

Güncelleme: 12:40 TSİ 25 Ekim 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, “Türkiye’nin AB’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmek için siyasi iradesi yoksa, o zaman AB ile ilişkilerinde ciddi bir sorun ortaya çıkar. O zaman gerçekten iki trenin çarpışması olasılığı gündeme gelir” dedi.

Papadopulos, bunun olmasını arzu etmediklerini ancak böylesi bir krizi sadece Ankara’nın önleyebileceğini savundu.

Türkiye’nin, AB’ye bir şeyler dikte veya empoze edemeyeceğini söyleyen Rum lider, Türkiye’nin önündeki tek yolun, birliğin koşullarına uymak olduğunu belirtti.

Rehn: 'Kıbrıs için son şans'

AB Komisyonu üyesi, 'Fin girişimi, geriye kalan tek seçenek olabilir' dedi

DIŞ HABERLER SERVİSİ


AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Kıbrıs sorununun, Türkiye ve AB arasındaki müzakerelerin devamını tehlikeye düşürmemesi için sunduğu önerinin, "yıllar süren süreçte geriye kalan tek seçenek ve son şans olabileceğini" söyledi.
BBC'nin haberine göre Rehn, Londra'da yaptığı açıklamada, AB üyelerine, "KKTC limanlarının, BM kontrolü altında AB ile ticarete açılmasına yönelik Fin girişimine destek vermeleri" çağrısında bulundu. Olli Rehn, "Bu gerçekten Kıbrıs konusunda ileri bir adım atmak için son fırsat penceresi olabilir" dedi.
Finlandiya, dönem başkanı olmasıyla birlikte Kıbrıs sorununun çözüm sürecini, aralıkta yapılacak ve Türkiye'nin üyeliğini de yakından ilgilendiren AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nden önce ileriye götürmek için çabalarını yoğunlaştırmış ve Gazimağusa limanı ile Maraş'ın BM kontrolünde açılmasını teklif etmişti. Haberde, "AB, Finlandiya'nın bu önerisinin kabul görmesi durumunda, Türkiye'nin limanlarını Güney Kıbrıs'a açmasını ve AB'ye üyelik sürecinde bir engelin kalkmasını ümit ediyor" denildi.

MILLIYET 25/10/06

 

Talat: Siyasi eşitlik çerçevesinde birleşik bir idare kurmaya hazırız

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Biz çözüme, işbirliğine, egemenliğimizi adanın bütününde paylaşmaya, kuzeyde kendimizi yönetmeye, siyasi eşitlik çerçevesinde birleşik bir idare kurmaya hazırız, bunu da ispat ettik " diyerek, Kıbrıslı Türklerin artık kendi kendini yönetemeyen, kendi kurumlarını idare edemeyen bir yönetim olmaktan çıktığını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin kendilerini ispat ettiğini de belirterek, halkın çıkarlarını birilerine teslim etmek niyetinde olmadıklarını, halkın çıkarlarını koruduklarını ve Kıbrıs sorununun barışçı yollardan çözümünü temel hedef belirleyen politikalarının sürdüğünü belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, halkla bayramlaşmak ve sorunları dinlemek amacıyla dün Karpaz'daki bazı kasaba ve köyleri ziyaret etti.

Cumhurbaşkanı Talat, ziyaretleri çerçevesinde ilk olarak İskele'ye gitti.

Cumhurbaşkanı Talat'a eşi Oya Talat, Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, İskele Kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğulları, Özgür Parti İskele Milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Gökmen, CTP İskele Milletvekili Mehmet Ceylanlı ve Karpaz Polis Müdürü Olgun Özçürümez eşlik etti.

Cumhurbaşkanı Talat, İskele'nin ardından Erenköy, Ziyamet, Yeşilköy ve Dipkarpaz'ı da ziyaret etti.

Cumhurbaşkanı Talat'a eşi Oya Talat, Tarım ve Orman Bakanı Önder Sennaroğlu ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik etti

"Endişe edilecek, korkulacak

siyasi bir ortam yok"

İlk olarak İskele'yi ziyaret eden Cumhurbaşkanı Talat, ardından Dipkarpaz, Yeni Erenköy, Yeşilköy ve Ziyamet'te vatandaşlarla buluşarak, halkla bayramlaştı. Kıbrıs sorunu hakkında yaşanan son gelişmeler hakkında vatandaşlara bilgi de veren Cumhurbaşkanı Talat, yöre halkının sorunlarını dinledi.

Cumhurbaşkanı Talat'ın İskele'den sonra ilk durağı Dipkarpaz oldu. Dipkarpaz Spor Kulübü'nde Dipkarpaz Belediye Başkanı Mehmet Demirci ve Karpaz Polis Müdürü Olgun Özçürümez tarafından karşılanan Talat, halkın bayramını kutladı.

Talat, Dipkarpaz'da halka hitaben yaptığı konuşmada, ziyaretlerini halkın bayramını kutlamak, vatandaşların dertlerini, sıkıntılarını dinlemek ve Kıbrıs konusunun bulunduğu süreç hakkında bilgilendirmek için gerçekleştirdiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, halktan sorunlarını yetkili makamlara yazılı olarak iletmelerini de isteyerek, bu konuda vatandaşları teşvik etme amacında olduğunu da belirtti.

"Güney Kıbrıs Rum yönetimine

barış istemimizi yineledik"

Bayramların insanların birlik, beraberlik ve kardeşliğini pekiştirmek için önemli bir fırsat olduğunu ifade eden Talat, böyle günlerde insanların sorunlarını çözmek için daha iyimser olduklarını, kırılganlıkların kalkması için bayramların iyi bir vesile olduğunu kaydetti. Talat, bayram nedeniyle kendilerinin de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne, Kıbrıs'a çözüm ve barışın gelmesi yönündeki istemlerini yinelediklerini ifade etti..

Kıbrıs Türk halkının önünde, çok kötü karanlık günlerin, endişe edilecek, korkulacak siyasi bir ortam olmadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, her şeyin kontrol altında olduğunu, Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını koruyan emin, doğru bir politika yürüttüklerini söyledi.

Referandum, esen rüzgarları değiştirdi

Referandumla Kıbrıs Türk halkının geleceğe nasıl baktığını imzalayıp, mühürlediğini belirten Talat, referandumun "dünyada Kıbrıslı Türkler bakımından esen rüzgarları değiştirdiğini belirtti. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, referandumun Kıbrıs Türk halkına çok önemli kazanımlar getirdiğini ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin aslında Kıbrıs sorunun bitmesini, Kıbrıs'ın birleşmiş bir Kıbrıs olarak AB'ye girmesini istediğini, fakat bunların gerçekleşmediğini anlattı. Yaşanan olumsuz gelişmelerin sorumlusunun Kıbrıs Türk halkı olmadığını da vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, BM planını reddeden tarafın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi olduğuna dikkat çekti.

Hem AB'nin hem de uluslararası toplumun adada normal bir durum olmadığını kabul ettiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, dünyanın ve AB'nin, Kıbrıs Türklerine verdikleri sözleri tutamadıklarının farkında olduklarını belirtti.

Kıbrıs sorunu çözülmeden Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin AB'ye girmesinin Kıbrıslı Türkler açısından sakıncaları olduğunu vurguladıklarını hatırlatan Talat, tüm bunlara rağmen AB, BM ve diğer uluslararası yetkililere açık ve net bir şekilde Kuzey Kıbrıs'ta söz sahibinin Kıbrıslı Türkler olduğunun, Kıbrıs Türk halkı tarafından yönetildiğinin gösterildiğini kaydetti.

"Biz çözüme, işbirliğine, egemenliğimizi adanın bütününde paylaşmaya, kuzeyde kendimizi yönetmeye, siyasi eşitlik çerçevesinde birleşik bir idare kurmaya hazırız, bunu da ispat ettik " diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Biz artık kendi kendimizi yönetemeyen, kendi kurumlarımızı idare edemeyen bir yönetim olmaktan çıktık" şeklinde konuştu.

Reddeden değil, doğrunun

bulunması için çalışan taraf

Talat, "Biz haklımıza güveniyoruz, halkın çıkarlarını birilerine teslim etmek niyetinde değiliz, halkın çıkarlarını koruyoruz, Kıbrıs sorunun barışçı yollardan çözümünü temel hedef belirleyen politikalarımız sürüyor" dedi.

Türkiye'nin AB süreci yaşadığına, Rum tarafının da AB üyeliği sıfatını kullanarak hem Türkiye'ye hem de Kuzey Kıbrıs'a engeller çıkardığına işaret eden Talat, geleceğe bakarak geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması için uğraş verdiklerinin altını çizdi.

Finlandiya önerilerine de değinen Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya'nın sunduğu önerileri kabul etmediklerini, fakat değerlendirebileceklerini söylediklerini belirterek, Kıbrıs Türk tarafının reddeden taraf değil, geliştiren, doğrunun bulunması için çalışan taraf olduğunu söyledi. Talat, "AB ve dünyada retçi değil, yapıcı, esnek, hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumaya hazır taraf olarak kalmalıyız" dedi.

Kıbrıs Türk halkının birlik ve beraberliğinin korunması gerektiğini de vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, ortak noktada birlikte hareket edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Ülke çapında gerçekten önemli gelişmeler olduğuna da dikkat çeken Talat, hem ekonomik kalkınma, hem de demokratikleşme alanında gelişmeler olduğunu, bu gelişmelerin belki Karpaz'a henüz tam olarak yansımadığını, fakat zamanla burada da belirgin şekilde fark edileceğini, Karpaz'da yeni yeni başlayan turistik yapılanmanın bunun bir göstergesi olduğunu kaydetti.

Yeni Erenköy

Dipkarpaz köyü ardından Yeni Erenköy'e geçen Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindeki heyet Yeni Erenköy Türk Spor Kulübü'nde da halkla bayramlaştı. Heyeti Yeni Erenköy Belediye Başkanı Özay Öykün karşıladı.

Burada da halka endişe edilip korkulacak bir siyasi ortam olmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, halka Kıbrıs konusunda yaşanan son durum hakkında bilgi vererek halkın sorunlarını dinledi.

"Ekonomik büyüme ve

kalkınma yavaş yavaş oluyor"

Cumhurbaşkanı Talat yaşanan son gelişmelerle Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin yarattığı "Kıbrıs Türkleri çözüm istemez" imajının yavaş yavaş ortadan kalktığını belirterek, Rum tarafının AB karar mekanizmalarında yer alması nedeniyle de Kıbrıs Türklerinin tamamen izolasyonlardan kurtulamadığını belirtti. Talat, bunun

Kıbrıslı Türkler için yarattığı sakıncalara da değinerek, esas hedefin Kıbrıs'ın Kuzeyinde tüm izolasyonların kalktığı bir ortamın yaratılması olduğunu da vurguladı.

Ekonomik büyüme ve kalkınmanın yavaş yavaş meydana geldiğini, Kıbrıs Türklerinin geçmişe göre çok daha avantajlı bir noktada olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıs Türk tarafının eskiye oranla daha çok yatırım ve turist çekebildiğini söyledi.

Mücadelelerinin her alanda devam ettiğini, hedeflerinden vazgeçmeyerek, bu bayram gününde Rum tarafına çözüm ve barış istemlerini yeniden ilettiklerini de belirten Talat, "Kıbrıs Türk halkı sağduyuludur, bu sağduyu ile yarınlara gideceğiz, daha güzel adımlar atacağız" dedi.

Yeşilköy

Konuşmasının ardından vatandaşların sorularını da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindeki heyet Yeşilköy'e gitti.

Yeşilköy'de de halkla bayramlaştıktan sonra Kıbrıs konusu hakkında bilgiler veren Talat, Kıbrıs Türk halının çıkarları doğrultusunda her Türklü tedbiri aldıklarını söyleyerek, içte ve dışta yaşan bütün sıkıntıları çözmeye çalıştıklarını söyledi.

Kıbrıs sorunun en kısa zamanda çözümünü istediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, "Türkiye'nin önünü kesecek, dünyadaki imajımızı zedeleyecek ciddi bir politik hata yapmayacağız" şeklinde konuştu.

Ziyamet

Cumhurbaşkanı Talat ve beraberindekiler son olarak Ziyamet köyünü ziyaret etti. Talat, halkın bayramını kutlayarak, kırılganlıkların ortadan kalkarak, insanların dostluk ve barış içerisinde yaşamsını temenni etti.

Amaçlarının halkın bayramını kutlamak, halkla bir araya gelip sorunlarını paylaşmak ve Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri onlara aktarmak olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununu bitirme hedeflerinin devam ettiğini kaydetti.

İçte ve dışta bazı sorunlar yaşandığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu sorunları çözmek zorunda olduklarını çünkü içte yaşanan sorunların dış politikayı da etkilediğini söyledi.

Kendilerinin doğru politikayı uygulamaya çalıştıklarını ifade eden Talat, yeni şartlar altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle bir işbirliği imkânı yaratmaya hazır olduklarını sözlerine ekledi

KIBRIS 25/10/06

 

AB Komisyonu, KKTC'ye mali yardımı ve doğrudan ticareti öncelikleri arasına aldı

Gelecek yıl için çalışma programını belirleyen AB Komisyonu, Türkiye ve Hırvatistan'la müzakerelerin başlatılmasından övgüyle bahsederken, Avrupa'nın geleceği tartışmasının, "genişleme sayesinde Avrupa'ya gerçek değişim getiren dinamik birlik zemininde cevaplandırılabileceği" bildirdi.

AB Komisyonunun 2007 yılı öncelikleri belgesinde, "Kosova'nın nihai statüsünün açıklığa kavuşturulması başta olmak üzere, Batı Balkanlar'da istikrarın güçlendirilmesi yanında, Türkiye ve Hırvatistan ile önemli fasıllarda müzakerelerin açılması, Avrupa'nın güvenliğine, istikrarına ve uzun vadeli refahı için zemin oluşturulmasına büyük katkı yapacaktır" denildi.

Belgede Bulgaristan ve Romanya'nın 2007 yılında AB'ye katılması gereği vurgulanırken, üye devletlerin bu konudaki nihai kararı bu yıl içinde alması istendi.

AB Komisyonunun öncelikler belgesinde, "Kıbrıs Türk toplumunun (KKTC) mali yardım ve (doğrudan) ticaret gibi sorunlarının gözden geçirileceği" ifadesine de yer verildi.

 

KIBRIS 25/10/06

 

AB üyeleri de dâhil, herkes Fin önerilerini desteklemeli

SON FIRSAT... Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AB dönem başkanı Finlandiya tarafından Kıbrıs konusunda hazırlanmakta olan en son öneri paketinin adadaki sorunun çözümü konusundaki "son fırsat" olabileceği uyarısında bulundu. Rehn, AB üyeleri de dâhil tüm ilgili tarafları Fin önerilerini desteklemeye çağırdı

Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Londra'da yaptığı görüşmelerin ardından Kıbrıs ve Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyelik süreci konusunda uyarılarda bulundu.

Olli Rehn Londra'da İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ile yaptığı görüşmenin ardından ortaklaşa düzenlenen basın toplantısında, Avrupa Birliği Finlandiya dönem başkanlığı tarafından Kıbrıs konusunda hazırlanmakta olan en son öneri paketinin adadaki sorunun çözümü konusundaki "son fırsat" olabileceği uyarısında bulundu.

AB Genişleme Komisyoneri tarafından yapılan bu sert uyarının, Ankara dâhil ilgili başkentlerde yankı bulması bekleniyor. Olli Rehn, AB üyeleri de dâhil tüm ilgili tarafları Fin önerilerini desteklemeye çağırdı.

Olli Rehn ve İngiltere Dışişleri Bakanı Beckett, söz konusu önerilerin yazılı olarak taraflara iletilip iletilmediği ve İngiltere'nin masaya karşı öneriler koyup koymadığı yolundaki sorumu cevapsız bırakırken, aynı sorunun parçası olan, Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin olarak bahsedilen "tren kazası" senaryosu konusunda Rehn, "Bir tren kazası senaryosuna ilişkin olarak, ne karamsarım, ne de iyimserim," cevabını verdi.

Olli Rehn, bununla birlikte, "Türkiye'nin katılım süreci ve bu yoldaki ilerlemesinin canlı ve ilerleyen bir süreç olarak tutulması ve dolayısıyla bir devrilmeye uğramaması önemlidir" şeklinde konuştu ve Türkiye'nin reform sürecini sürdürmesi çağrısında bulundu.

Rehn, "Gerçekçiliğe inanıyorum. Tüm ilgili taraflar ellerinden gelen en yüksek çabayı ve gerekli siyasi iradeyi göstermeli. Bu sürecin bir kazaya uğratılmasına yol açmak anlamsız olur" şeklinde konuştu.

Olli Rehn, Londra'daki basın toplantısında AB'nin Avrupa kıtasındaki refah ve istikrarı mevcut sınırlarının ötesine yaymasının ve dolayısıyla AB'nin "yumuşak gücü"nü muhafaza etmesinin önemli olduğunu vurgulayarak, birliğin genişlemesinin devam etmesini tavsiye etmiş oldu.

Rehn, Bulgaristan ve Romanya'nın yılbaşından itibaren Birliğe katılacak olmasını ise, "Berlin Duvarı'nın en son kalıntılarının ortadan kalkması" olarak niteledi.

Rehn, Kıbrıs konusundaki Fin önerilerinin "zorlu bir çalışma ve beceriyle" hazırlandığını savundu ve önerilerin, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile AB arasında doğrudan ticareti tesis edecek şartları yaratmayı amaçladığını" ileri sürdü.

İlgili ülke basın organlarında çıkan haberlere göre, Fin önerileri Gazimağusa Limanı ve Maraş kentinin Birleşmiş Milletler yönetimi altına sokularak, AB ile doğrudan ticarete imkân tanınmasını öngörüyor.

Türk yetkililer, başlangıçta Fin önerilerine sıcak yaklaştıklarını açıklarlarken, Türk Dışişleri iki kentin kontrolünün BM ya da AB'ye devredilmesinin akılcı olup olmadığını tartışıyor.

Avrupa Birliği, 2004'de yapılan BM referandumuna "evet" demelerine rağmen Kıbrıs Türklerine karşı ticari ambargoyu kaldırma sözünü yerine getirmemişti.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı'ndaki basın toplantısında konuşan Margaret Beckett ise, Londra'nın uzun zamandan beri genişleme konusunun şampiyonluğunu yaptığını ve birliğin genişlemesinin sadece katılmak isteyen aday ülkelerin değil, Birliğin hali hazırdaki üyelerinin de yararına olduğunu vurguladı.

Margaret Beckett, Rehn ile görüşmesinin kasım ayı başlarında yayınlanacak Türkiye İlerleme Raporu öncesine rastladığını hatırlatarak, "Görüşmede, Türkiye'nin Birliğe katılımı konusundaki tam desteğimizi teyit ettim," şeklinde konuştu.

KIBRIS 25/10/06

 

Rumlar BM’ye haksızlık yapıyor’

Kıbrıslı Rum gazeteci Makaryos Drusiottis, Yunan Eleftherotipia gazetesine yazdığı makalede, Rumların BM’ye haksızlık yaptığını, bu durumun düşmanlık derecesine vardığını savundu.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 00:35 TSİ 26 Ekim 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Kıbrıslı Rum gazeteci Makarios Drusiottis, Rum yöneticilerin yıllardır Kıbrıs sorununun çözümü için uğraşan Birleşmiş Milletler’e teşekkür etmek yerine düşmanlık derecesine varan haksızlık yaptığını savundu.

Rum gazeteci, Yunan Eleftherotipia gazetesine yazdığı makalede, gelmiş geçmiş Kıbrıs Rum hükümetlerinin ve özellikle Tasos Papadopulos yönetiminin, BM karşısında mantıksız, hatta paranoyak bir tutum içinde bulunduklarını yazdı.

Drusiottis, makalesinde “BM, Kıbrıs sorunu kadar dünyadaki hiçbir sorunla bu kadar ilgilenmedi. Buna karşın, hiçbir zaman memnun olmadık. Gösterilen bu uğraşıları takdir edeceğimize, bu uğraşıların arkasında her zaman başka bir parmak bulunduğuna inandık” cümlelerine yer verdi.

Gazeteci, BM Ada’dan çekilirse, Rum yönetiminin örgütün oynadığı önemli rolü anlayacağını belirtti ve “Ada’daki ara bölgede alışagelmiş krizlerden biri çıktığı zaman, Tasos Papadopulos’la iktidardaki ortağı AKEL Partisi’nin başkanı Simitris Hristofyas, sorunları gitsinler tek başlarına Türklerle çözsünler. Belki o zaman Ada’da süregelen statükonun o kadar da iyi bir çözüm olmadığını anlarlar” yorumunda bulundu.

Makarios Drusiottis, Annan Planı’nın reddilmesi için her türlü çabayı gösteren Papadopulos’a karşı sert muhalefet yapan nadir Rum gazetecilerden biri olarak tanınıyor.

’Kobay raporuna’ Rumlar bile inanmadı

ABD’de bir araştırma kuruluşunun, Türk ordusunun Rum esirleri laboratuvarlarda kobay olarak kullandığı iddiasına Kıbrıs Rum yönetimi bile rağbet etmedi.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas, bu yönde ellerinde bir kanıt olmadığını açıkladı. ABD’nin Virginia eyaleti merkezli Uluslararası Stratejik Araştırma Birliği adlı bir kuruluş, geçen ay yayınladığı bir raporda, kaynak belirtmeden Türk ordusunun 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında ele geçirdiği Rum ve Yunan askerleri kobay olarak kullandığını ileri sürdü. Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas, iddiayı ciddiye aldıklarını, lakin ellerinde bu yönde bir bilgi ya da söylenti bulunmadığını da kaydetti.

HURRIYET 26/10/06

KKTC'ye 2 yıl gecikmeli yardım

BRÜKSEL Milliyet


İki yıldır KKTC'ye yönelik olarak belirlenen yardımı Rumların itirazları nedeniyle serbest bırakamayan Avrupa Birliği (AB), bu alanda somut adımlar atmaya başladı. AB Komisyonu, 2004-2006 dönemi için 259 milyon euro olarak öngörülen ancak kullanılamaması nedeniyle bir kısmı kadük hale gelen yardımın 38.1 milyon euro tutarındaki dilimini cuma günü onaylıyor.
Üç ön katılım programından biri olan ve AB'ye uyumu kolaylaştırma amacı taşıyan PHARE programıyla ilgili komiteden yaklaşık iki hafta önce yeşil ışık alan bu dilim, AB Komisyonu üyelerince onaylandıktan sonra kullanılabilir hale gelecek. Bu tutarın özellikle altyapının geliştirilmesinde kullanılması öngörülüyor. Odaklanılacak ilk alanı ise enerjiyle ilgili altyapı oluşturuyor. Yardım altyapının geliştirilmesinin yanı sıra KKTC'nin ekonomik ve sosyal kalkınmasına da katkı sağlama amacı taşıyor. Yardımın büyük dilimini oluşturan ve 20 Ekim'de PHARE Komitesi'nden onay alan yaklaşık 200 milyon euro'luk tutarın da önümüzdeki haftalarda Komisyon üyelerince sorunsuz bir şekilde onaylanması öngörülüyor.

MILLIYET 26/10/06

 

Ercan Havaalanı'nı dahil edin spor ambargolarını kaldırın

KIBRIS TÜRKÜ'NÜN HAKKINI SAVUNMAK... Finlandiya'nın sunduğu öneriler için Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti'nin (DP) "derhal reddedilmeli" dediğini de anımsatan Ferdi Sabit Soyer, önerilerin hemen reddedilmek yerine konunun içerisine girerek tartışıp Kıbrıs Türkü'nün haklarını savunmak gerektiğini kaydetti

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Finlandiya tarafından sunulan önerilerin özünün Kapalı Maraş'ın Birleşmiş Milletler gözetimine verilmesi, Gazimağusa Limanı'nın da iki yıl süreyle Avrupa Birliği'nin gözetiminde açılması olduğunu anımsattı ancak "Ercan bu işe dahil olmalıdır ve Kıbrıs Türkü üzerindeki sportif izolasyonlar kalkmalıdır. O zaman bu dengeli bir öneri olabilir" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, İskele ve Karpaz bölgesinde bayram ziyaretinde bulunarak vatandaşlarla bir araya geldi.

Başbakan Soyer, bu çerçevede Aygün, Sınırüstü, Boğaziçi, İskele, Çayırova, Kumyalı, Ziyamet, Gelincik, Yeşilköy, Yenierenköy, Dipkarpaz ve Mehmetcik'e giderek vatandaşlarla bayramlaştı.

Reddetmek yerine Kıbrıs Türkü'nün hakkını aramak

Soyer, Kıbrıs konusunda sunulan önerileri reddetmek yerine her zaman görüşmekten ve Kıbrıs Türk halkının hakkını aramaktan yana olduklarını vurguladı.

Finlandiya tarafından sunulan önerilerin özünün Kapalı Maraş'ın Birleşmiş Milletler gözetimine verilmesi, Gazimağusa Limanı'nın da iki yıl süreyle Avrupa Birliği'nin gözetiminde açılması olduğunu anlatan Soyer, teklifin yazılı değil sözlü yapıldığını ancak bunu yetersiz bulduklarını açıkladı.

"Ercan bu işe dahil olmalıdır ve Kıbrıs Türkü üzerindeki sportif izolasyonlar kalkmalıdır. O zaman bu dengeli bir öneri olabilir" diyen Başbakan Soyer, Maraş'ın ise bütünlüklü bir çözümün parçası olduğunu yineledi.

Başbakan Soyer, çözüme giderken belirli bir miktarda toprak verilebileceğini ve bunun karşılığında ise siyasal eşitlik ile iki bölgeli demokratik bir yapının oluşacağını söyledi.

Finlandiya'nın sunduğu öneriler için Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti'nin (DP) "derhal reddedilmeli" dediğini de anımsatan Ferdi Sabit Soyer, önerilerin hemen reddedilmek yerine konunun içerisine girerek tartışıp Kıbrıs Türkü'nün haklarını savunmak gerektiğini kaydetti.

Avrupa Birliği Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylandığını da anımsatan Soyer, yapılan girişimler sonucunda Avrupa Birliği'nin Lefkoşa'da ofis açtığını da kaydederek, bu çerçevede Mali Yardım Tüzüğü'nün uygulanması yönünde çalışmaların başlayacağını vurguladı.

Başbakan Soyer, "Biz bunu para için istemiyoruz. Biz bunu doğrudan doğruya Avrupa Birliği ile hakkımız olan siyasetten hak sahibi olduğumuz ilişkiyi yaşama geçirmek için istiyoruz" dedi.

UBP ile DP'nin Mali Yardım Tüzüğü'nün reddedilmesi yönündeki açıklamalarını da hatırlatan Başbakan Soyer, geçmiş dönemlerde reddede reddede ülkenin bugünkü duruma düştüğünü anlattı.

Başbakan Soyer, toplumun menfaatleri doğrultusunda görüşmelere katılarak Kıbrıs Türk halkının hakkının savunulması gerektiğini yineledi.

Hayvancılıkta yeni politika

Başbakan Soyer, ziyaretlerde yaptığı konuşmalarda, hayvancılık ve tarım konusunda verimliliği ve kaliteyi dikkate alarak yeni bir politika izleyeceklerini de açıkladı.

Ülkede bir inekten yaklaşık 17 kilo süt elde edilirken bu rakamın Rum tarafında 28 kilo olduğunu kaydeden Soyer, daha önce yürütülen yanlış politikalar neticesinde ülkedeki hayvan kalitesinin düştüğüne dikkati çekti.

Et ve sütteki verimliliğin arttırılması sonucunda Rum tarafı ile rekabet edilebileceğini ifade eden Soyer, hayvancılık sektörüne sahip çıkılması gerektiğini belirtti.

KIBRIS 26/10/06

 

Rum kesimi ‘kötü çocuk’ olacak

Rum Dışişleri Bakanı Lillikas, Türkiye’nin limanlarını Rum uçak ve gemilerine açması konusunda, Rum yönetiminin iyi çocuk politikasını bıraktığını söyledi. AB ise KKTC’ye mali yardım paketinin 38 milyon Euroluk ilk dilimini serbest bırakmaya hazırlanıyor.

 

 

AA

Güncelleme: 23:32 TSİ 26 Ekim 2006 Perşembe

LEFKOŞA/BRÜKSEL - Çalışma ziyareti için gittiği Fransa’dan Rum kesimine dönüşünde konuşan Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Türk hava ve deniz limanlarının Rum uçak ve gemilerine açılmasıyla ilgili mesajlar verdi.

Lillikas, “Hükümetimizin politikası, Maraş’ın sakinlerinin ve diğer bütün yerinden edilmişlerin haklarını savunmaktır. Yalnız iyi çocuk olmaya çalışmaktan vazgeçip, zorlukların ve çıkarların bilincinde olarak, bizden daha büyük başka ülkelerin bize tam tersi için yapmaları muhtemel baskılarla mücadele etmek Kıbrıs (Rum kesimi) için çok daha kazançlıdır” dedi.

Lillikas, politikalarının, AB üyesi ülkelerden kaçı tarafından desteklendiklerinden bağımsız olarak, Maraş’ın sakinlerinin ve diğer yerinden edilmişlerin çıkarlarının propagandasını yapmak ve bunları savunmak olduğunu söyledi.

KKTC’YE AB YARDIMI BAŞLIYOR
Öte yandan AB Komisyonu’nun toplam 259 milyon Euro olarak öngörülen KKTC’ye mali yardım paketinin 38,1 milyon Euroluk ilk dilimini yarın serbest bırakması bekleniyor.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in basın sözcüsü Noora Hayrinen, KKTC’nin sosyal ve ekonomik açıdan kalkındırılmasını hedefleyen
mali yardımın, su dağıtımı, kanalizasyon, ulaşım, telekomünikasyon ve çevrenin korunması gibi projelerle eğitim dahil olmak üzere AB müktesebatına uyum çalışmalarında kullandırılacağını belirtti.

RUM KESİMİ ENGEL ÇIKARABİLİR
Diplomatik kaynaklar, AB üyeliğinin ardından KKTC’ye mali yardımın onaylanmasını engellemek için sürekli çaba gösteren Kıbrıs Rum kesiminin uygulama konusunda da engel çıkarabileceğine dikkat çekiyorlar.

Rum kesiminin bu kapsamda mülkiyet sorununu öne sürmesi ve yardımın yönlendirileceği projelerin, Ada’nın bütününe yönelik olmasını talep etmesi bekleniyor.

Ayrıca tek kalemde 5 milyon Euro’yu aşan projelerde, üye devletlerin tekrar onayı gerekeceğinden Rum kesiminin bunu pazarlık unsuru haline getirmesi olası görülüyor.

Üniversiteli bile ’Töre için öldürürüm’ derse

Turan YILMAZ

Üniversite anketi, son dönemin en önemli tartışma konularından "töre ve namus cinayetleri" konusunda alarm zilleri çaldıracak ölçüde çarpıcı sonuçlar verdi. Araştırma şirketi Metropoll’ün 30 üniversiteyi kapsayan anketine göre, "Namus için cinayet işlenir" diyen öğrencilerin oranı, Anadolu’daki bazı üniversitelerde yüzde 30’lara ulaştı.

ÜNİVERSİTE gençliği arasında yapılan bir araştırma, yüksek eğitim almış gençlerin bile "töre cinayetleri"ni "normal" bulduğu gerçeğini ortaya çıkardı. "Töre için cinayet işlenir" diyen üniversite gençlerinin oranı, Fırat Üniversitesi’nde yüzde 30.9, Çukurova Üniversitesi’nde yüzde 28.8, Selçuk Üniversitesi’nde yüzde 18.7, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde yüzde 17.1, Karadeniz Teknik ve Atatürk Üniversitelerinde yüzde 16.8, Gaziantep Üniversitesi’nde de yüzde 15.7 oldu.

4 bin 449 öğrenciyi kapsayan ankette, "Namus için cinayet işlenebilir" diyen öğrencilerin üniversitelerine göre dağılımı, düşündürücü sonuçlar ortaya koyarken, bu konuda en liberal eğilim Yeditepe Üniversitesi’nde çıktı. Yeditepe Üniversitesi’nde tek bir öğrenci bile "Namus için cinayet işlenir" demedi.

BAKİRE İSTİYORLAR

Anketten, bekaret ve evlenmeden birlikte yaşama konularında da çarpıcı sonuçlar çıktı. Öğrencilerin yüzde 55.3’ü kızların evliliğe kadar bekaretlerini mutlaka koruması gerektiğini belirtti. Yüzde 32.4’ü "kendi kararı" yanıtını verirken yüzde 5.4’ü bekaret için "eskimiş bir gelenek" dedi. "Bekaret korunmalı" diyenlerin oranı erkek öğrencilerde yüzde 60, kız öğrencilerde ise yüzde 48.2 oldu.

Ancak, bekaret konusunda üniversiteler arasında ciddi farklar ortaya çıktı. "Bekaret korunmalı" diyen öğrenciler en fazla Fırat (yüzde 81.6), Selçuk (yüzde 81), Yüzüncü Yıl (yüzde 76.5), Trakya (yüzde 75.9) ve Afyon Kocatepe (yüzde 74.6), Gaziosmanpaşa (73.8), Çukurova (73.6), Uludağ (72), KTÜ (71.7), Atatürk (70.6) üniversitelerinde çıktı. ODTÜ (yüzde 24.7), İTÜ (yüzde 24.8), Boğaziçi (yüzde 30.8), Hacettepe (yüzde 31.6), Yeditepe (yüzde 34) ve Bilkent (yüzde 34.4) öğrencileri ise bu konuda daha liberal eğilim sergiledi.

Evlenmeden birlikte yaşama konusunda da kız öğrencilerin yüzde 27.9’u, erkek öğrencilerin de yüzde 30.5’i "Olabilir, karşı değilim" dedi. Kızların 46.57’si, erkeklerin de yüzde 42’si "Kesinlikle karşıyım" diye yanıt verdi. Anket, öğrencilerin üniversitede geçirdikleri yıllara göre bu konuda daha esnek bir tutum aldıklarını da ortaya koydu. "Kesinlikle karşıyım" diyenlerin oranı birinci sınıfta yüzde 43.8 iken, beşinci sınıfta bu oranın yüzde 37.3’e düştüğü gözlendi. Evlenmeden birlikte yaşamaya en fazla karşı çıkanlar ise "kesinlikle karşıyım" diyen Gaziosmanpaşa (yüzde 73.4), Fırat (yüzde 69.8), Selçuk (yüzde 63.8), Kocatepe (60.6), Uludağ (60.4), Atatürk (56.7), Çukurova (55.2), Çankaya (50) ve Yüzüncü Yıl (49.4) öğrencileri oldu.

Ege (51.8), İTÜ (51.2), ODTÜ (49.7), Yeditepe (48), Akdeniz (45.5), Boğaziçi (44.1), Anadolu (38.6), Ankar (38.5) ve Yıldız Teknik (38.4) öğrencileri "olabilir, karşı değilim" diyerek daha liberal bir eğilim sergiledi.

HURRIYET 27/10/06

AB'den KKTC'ye 38 milyon euro


27 Ekim, 2006 00:03:00 (TSİ) CNN TURK

AB Komisyonu'nun toplam 259 milyon euro olarak öngörülen KKTC'ye mali yardım paketinin 38.1 milyon euroluk ilk dilimini bugün serbest bırakması bekleniyor.

AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in basın sözcüsü Noora Hayrinen, üye devletlerce onaylanan mali yardımın ilk diliminin bugünkü komisyon toplantısında büyük ihtimalle serbest bırakılacağını doğrulayarak, toplam 259 milyon eurodan geriye kalan miktar için de çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
 
Hayrinen, KKTC'nin sosyal ve ekonomik açıdan kalkındırılmasını hedefleyen mali yardımın, su dağıtımı, kanalizasyon, ulaşım, telekomünikasyon ve çevrenin korunması gibi projelerle eğitim dahil olmak üzere AB müktesebatına uyum çalışmalarında kullandırılacağını belirtti.
 
AB Komisyonu, KKTC'ye mali yardımın ikinci ve son dilimini de 197 milyon 550 bin euro olarak yıl sonundan önce ve muhtemelen kasım ayı sonunda serbest bırakacak. Aksi takdirde 2006 bütçe dönemine yetişmeyecek olan yardımın tekrar çıkarılması gerekecek.
 
Annan planına ‘evet’ oyu veren KKTC için üye devletlerin talebiyle AB Komisyonu tarafından 2004 yılında hazırlanan toplam 259 milyon euroluk mali yardım paketinin kalan 23.3 milyon eurosu da KKTC'deki AB ofisinin ve projelerin giderleri için ayrılıyor.
 
Rumların zorluk çıkarması bekleniyor
 
Diplomatik kaynaklar, AB üyeliğinin ardından KKTC'ye mali yardımın onaylanmasını engellemek için sürekli çaba gösteren Kıbrıs Rum kesiminin uygulama konusunda da engel çıkarabileceğine dikkat çekiyorlar.
 
Rum kesiminin bu kapsamda mülkiyet sorununu öne sürmesi ve yardımın yönlendirileceği projelerin adanın bütününe yönelik olmasını talep etmesi bekleniyor.
 
Ayrıca tek kalemde 5 milyon euroyu aşan projelerde üye devletlerin tekrar onayı gerekeceğinden Rum kesiminin bunu pazarlık unsuru haline getirmesi olası görülüyor.

 

Tansel Utku'ya 7 yıl, Hüseyin Er'e 4 ay hapislik

Sevgi YALMAN

İngiliz Üsler polisinin iki farklı uyuşturucu operasyonunda tutukladığı Hüseyin Er (29) ile Tansel Utku (38) isimli iki Kıbrıslı Türk, çıkarıldıkları Ağrotur İngiliz Üsleri Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandı.

Mahkeme, Tansel Utku'yu yedi yıl, Hüseyin Er'i ise dört ay hapis cezasına çarptırdı.

Bir Kıbrıslı Türk, üç Özbek

KKTC'den Güney Kıbrıs'a Dikelya üs bölgesinden yasadışı olarak geçmeye çalışan üç kişi Üsler Polisi tarafından yakalandı. Bunlardan birisinin Kıbrıslı Türk Hüseyin Er olduğu bildirilirken, diğer ikisinin ise Özbekistanlı oldukları kaydedildi.

Dikelya Üsler Polisi'nden alınan bilgiye göre, üç kişi, "Vrisulles" bölgesindeki "Ayios Nikolaos" yöresinde, Güney Kıbrıs'a geçmeye çalışırken yakalandı.

Bu kişilerden 29 yaşındaki Hüseyin Er, sorgusunda, KKTC'deki bir kişiden Özbekistanlıları Güney Kıbrıs'a geçirmesi karşılığında 600 dolar aldığını itiraf etti.

Özbekistan uyruklu kişiler ise KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan girdiklerini söylediler.

Kıbrıslı Türk Hüseyin Er, geçtiğimiz pazartesi tutuklandı ve salı günü İngiliz Üsler Mahkemesi'ne çıkarıldı. Suçunu itiraf eden Mağusalı Hüseyin Er, dört ay hapis cezasına çarptırıldı.

İki Özbekli ise üsler polisi tarafından Rum muhaceretine teslim edildi.

Bitsillidis: Suçlulara göz açtırmayacağız

Operasyondan sorumlu başmüfettiş Andreas Bitsillidis, Hüseyin Er'i tutuklayıp mahkum etmelerinin, diğer suçlular için caydırıcı nitelik taşıdığını belirterek, "Artık bu işleri yapmak isteyenler iki kez düşünecek" dedi.

İstihbarata dayalı bir operasyon gerçekleştirdiklerini, önemli oranda uyuşturucunun geçişini engellediklerini kaydeden Bitsillidis, bu gibi suçlulara göz açtırmayacaklarını, bu konuda iddialı olduklarını söyledi.

Tansel Utku'ya 7 yıl

Uyuşturucu kaçakçılığı suçundan Dikelya İngiliz Üsler Mahkemesi'nce yargılanan Tansel Ülkü isimli 38 yaşındaki Kıbrıslı Türk de yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Kuzey Kıbrıs'ta Yeniboğaziçi'nde ikamet eden Tansel Utku, 11 Temmuz 2006 tarihinde "Pergama" (Beyarmudu) sınır kapısından 2 kilo eroin geçirmeye çalışırken yakalandı.

Yedi yıl hapse mahkum edilen Utku'nun BMW marka otomobiline mahkeme kararı ile el konuldu.

Karaşahin, aranan şahıs

11 Temmuz'da Tansel Utku'nun otomobilinde bulunan ancak üsler polisinin otomobili durdurmasından şüphelenen İsmail Karaşahin ise kapıyı açarak kaçmış ve Türk tarafına geçmişti.

Bunun üzerine, İsmail Karaşahin, İngiliz Üsler polisince "aranan şahıs" ilan edildi.

İngiltere'den 2 yargıç geldi

Suçluları yargılamak için Ağrotur'da İngiliz Üsler Ağır Ceza Mahkemesi oluşturulduğu, söz konusu mahkeme için iki yargıcın İngiltere'den geldiği bir de Ağrotur yargıcının görev yaptığı öğrenildi.

Suçluların Dikelya'dan Ağrotur'a helikopter ile büyük güvenlik önlemleri eşliğinde götürüldüğü kaydedildi.

KIBRIS 27/10/06

 

Kıbrıs'ta sadece Türkiye'yi sorumlu tutmak yanlış

Eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Kıbrıs konusunda sadece Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmesini beklemenin yanlış olduğunu söyledi.

Schröder, dün başkent Berlin'de siyasi anılarını anlattığı "Kararlar-Politikadaki yaşamım" (Entscheidungen. Mein Leben in der Politik) isimli kitabının tanıtımını yaptı.

Schröder buradaki konuşması sırasında bir Türk gazetecinin, "Türkiye'nin AB üyeliği konusunda baskılarla karşılaşıp karşılaşmadığı" şeklindeki sorusuna, "Türkiye, Kıbrıs konusunda Ankara protokolüyle ilgili şartları yerine getirmek zorunda. Ancak Kıbrıs konusunda sadece Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmesini beklemek yanlış. AB'nin de Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonu kaldırması gerekir" karşılığını verdi.

Türkiye ile AB üyelik müzakerelerine başlanmasına verdiği destek dolayısıyla yoğun baskı altında kaldığını söyleyen Schröder, "İstikrarsız bir bölgede Batılı değerlere sahip Türkiye'nin AB'ye girmesine destek vermek, AB için hayati önem taşıyordu" ifadesini kullandı.

Aldıkları destek kararıyla "kültürler arasında çatışma" gibi "saçma" bir teze karşılık, "kültürler için ortak mücadele" anlayışını getirdiklerini belirten Schröder, "Bununla da diyaloğun önünü açtık. Umarım müzakereler Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğiyle sonuçlanır" diye konuştu.

Türkiye'nin AB üyeliği konusunda almış olduğu kararın "büyük destek gören bir karar olmadığını" ifade eden Schröder, "Ancak arkanızda çoğunluk olmasa da bazı kararları vermek zorundasınız" dedi.

Schröder, kitabının tanıtımı amacıyla yaptığı konuşmada, Rusya'yla kurduğu ilişkilere de değinerek, "Rusya'yla ilişkiler benim için gerçekten önemliydi.

İlişkilerde dostluklar önemli, ancak görüş ayrılıkları da gizlenmemeli" ifadesini kullandı.

Gunatanamo üssünde yaklaşık 5 yıl hapis tutulduktan sonra serbest bırakılan Murat Kurnaz'ın Alman askerlerine yönelik kötü muamele suçlamalarını araştıracak Savunma Komisyonuyla ilgili bir soru üzerine Schröder, Federal Alman meclisinde çalışmalarını sürdüren komisyonlar hakkında görüş belirtmesinin doğru olmayacağını ifade etmekle yetendi.

Kitabın tanıtıldığı toplantıda konuşan Lüksemburg Başbakanı Jean Claude Juncker de, Schröder'in başlangıçta çekinmesine rağmen iktidar dönenimin ortasında itibaren AB'nin taşıyıcı bir unsuru haline geldiğini söyledi.

Schröder'in kitabını okuduğu ve en fazla, zorluklar içinde geçen çocukluk döneminden etkilendiğini ifade eden Juncker, konuşmasını, "Siz çok iyi bir başbakandınız" sözleriyle tamamladı.

Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Sekreteri Hubertus Heil da Schröder'in reform ve dış politikasını takdir etti.

Kitabında Türkiye'ye

7 sayfa yer verdi

Gerhard Schröder, 544 sayfalık kitabının 7 sayfasını Türkiye'ye ayırırken, kitabında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la Ankara'da büyük bir Atatürk posteri önünde yaptığı görüşmenin fotoğrafına da yer verdi.Schröder, Türkiye'yle ilgili bölümde, başbakanlık döneminde Avrupa politikaları açısından en önemli sorunun Türkiye'nin AB müzakerelerine başlanması konusu olduğunu belirtti.

Kohl yönetimindeki Almanya'nın da 16 yıl boyunca Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdiğini, ancak muhalefete düşünce tavır değiştirdiğini belirten Schröder, "Türkiye'ye vereceğim destekle Almanya genelinde çoğunluğun desteğini alamayacağımı biliyordum. Ancak Almanya'nın Avrupa politikaları konusunda tutarlı hareket etme ve Türkiye'yi Avrupa yolunda destekleme kararı verdim" dedi.

"Türkiye'nin üye olmaması kimlik krizine yol açabilir"

Türkiye'nin Avrupa için çok önemli bir rol oynayacağından emin olduğunu kaydeden Schröder, "AB için Türkiye, Asya'yla Avrupa arasındaki jeopolitik konumu, Avrupa'nın enerji güvenliği açısından önemi, siyasi, askeri ve ekonomik gücüyle AB için bir kazanç" ifadesini kullandı.

Schörder, Türkiye'nin AB'ye üye olmamasının bu ülkede bir kimlik krizine ve siyasi çalkantıya sebep olabileceğini, böylelikle AB'nin hemen sınırında kriz çıkabileceğini belirtti.

Kitapta Kıbrıs konusu da geniş yer alırken, eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının 2004 yılında yapılan referandumla Kuzey Kıbrıs'ta kabul edildiğini hatırlatıldı, bunda Başbakan Erdoğan'ın da büyük rol oynadığı belirtildi.

Kıbrıs konusuna "adil" bakıldığında, Kıbrıs Rum kesiminin Annan planını kabul etmemesinin, sorunun devam etmesine neden olduğuna dikkati çeken Schröder,

Kıbrıs Rum kesiminin 1997 yılında Kuzey Kıbrıs'la birleşme şartı olmaksızın AB'ye alınması kararının hata olduğunu kaydetti.

Bu hatadan dolayı Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun hala sürdüğünü ifade eden Schröder, Kıbrıslı Türklerin, birlik ve barış isteklerine rağmen AB tarafından fiilen cezalandırıldığını belirtti.

Ek protokolün imzalanması

Türkiye ile müzakerelere başlanması kararı alındığı dönemde AB dönem başkanlığını yürüten Hollanda'nın "akılsızca" davranarak, Türkiye'nin AB'yi "tümüyle" tanıması yönünde baskı yaptığını, ancak bunun o zamanlar önerildiği şekliyle Türkiye tarafından kabul edilmesinin imkansız olduğunu kaydetti.

Başbakan Erdoğan'ın, Ankara Anlaşması ek protokolünü imzalamasının Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanıması anlamına gelmeyeceğini ısrarla söylediğini hatırlatan Schröder, kendisinin Erdoğan ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos arasında uzlaşma sağlamak için yoğun çaba harcadığını ifade etti.

Schröder, kendisinin, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve İngiltere Başbakanı Tony Blair ile birlikte Ankara Anlaşması ek protokolünün üyelik müzakereleri başlamadan önce imzalanmasının yeterli olacağı, Kıbrıs Rum kesiminin resmen tanınmasının gerekli olmadığı ve protokolün daha sonra uygulanabileceği konusunda zamanında uzlaşmaya vardıklarını yazdı.AB Konseyindeki tartışmalarda, izole edilmiş Kuzey Kıbrıs'a nasıl davranılması gerektiği konusunun dikkate alınmadığını belirten Schröder, Başbakan Erdoğan'ın, Kuzey Kıbrıs'a AB'den yapılacak yardım sözlerinden daha çok bu bölgedeki izolasyonun kaldırılmasını önemsediğini ifade etti.

AB'nin Kuzey Kıbrıs'a uyguladığı izolasyonu kaldırmasını talep etmenin Türkiye'nin "ahlaki hakkı" olduğu konusunda "şüphe bulunmadığına" vurgu yapan Schröder, bu konunun üyelik müzakereleri sırasında sorun yaratması durumunda, AB'nin olayın tümünü dikkate alması gerektiğini belirtti.

Schröder, Fransa'da Avrupa anayasası konusunda yapılan referandumun da bu ülkedeki sosyal sorunlardan dolayı kabul edilmediğini savunarak, Chirac'ın bu referandum sırasında kendisine katkı sağlamayacağını bildiği halde, Almanya ve Türkiye'nin tezlerini savunması nedeniyle kendisine müteşekkir olduğunu kaydetti.

KIBRIS 27/10/06

 

‘AB, Kıbrıs konusunda sözünü tutmalı’

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs’ın siyasi bir sorun olduğunu belirterek, AB’den Türkiye’ye verdiği sözleri yerine getirmesini istedi. “Şu anda Kıbrıs’ı verebilecek bir Türkiye Cumhuriyeti hükümeti yoktur” diyen Erdoğan, sorunun çözümü için BM’yi adres gösterdi.

 

Nermin Yurteri

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:13 TSİ 30 Ekim 2006 Pazartesi

ANKARA - Başarılı ihracatçılar için düzenlenen ödül törenine katılan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs ve Avrupa Birliği ile ilgili mesajlar verdi.

“Kıbrıs’ı sattılar, peşkeş çektiler” şeklinde safsatalar öne sürüldüğünü belirten Başbakan Erdoğan, “Bunlara inanmayın” dedi.

Erdoğan, “Biz kendimize inanıyoruz. Onurumuz var şahsiyetimiz var. Biz neyin satılacağını iyi biliriz. Değerlerimizle çatışan hiç bir şeyi asla. Müktesabat içinde ne varsa onlar üzerine düşeni yerine getirmedikçe bizden bir şey isteyemezler. Onu verecek bir T.C. hükümeti de şu anda yok” dedi.

Erdoğan, KKTC’ye uygulanan ambargolar kaldırılmadıkça Türkiye’den kimsenin bir şey beklememesini istedi.

Erdoğan, “Kıbrıs aşağı Kıbrıs yukarı, AB müktesabatı içinde Kıbrıs sorunu yoktur. Kıbrıs sorunu siyasi sorundur. Çözüm zemini Birleşmiş Milletler’dir. Atılması gereken tüm adımları biz attık” diye konuştu.

YUNANİSTAN BAŞBAKANI KARAMANLIS’E TEPKİ
Başbakan Erdoğan, uzun bir süredir Türkiye’yi ziyaret etmesi beklenen, ancak ziyaret tarihi sürekli ertelenen Yunanistan Başbakanı Karamanlis’i de tatlı-sert eleştirdi.

Erdoğan, “Sayın Karamanlis bir türlü resmi ziyaret yapamıyor. Niye? Çünkü iç politika... Biz ise söz verdiysek yaparız, niye? Çünkü biz Türküz” dedi.

 

Atatürk'ün sansürlenen görüşleri



Atatürk'e ilişkin olarak 2 önemli çarpıtma yapılıyor.
Biri Batılılaşma konusunda...
Diğeri din konusunda...
İlki, Atatürk'ün hedef olarak Avrupa'yı göstermediği iddiasına dayanıyor.
İkincisi, -dünkü Vakit gazetesinde bir örneğini gördüğümüz gibi- ısrarla Atatürk'ü dua ederken, sarıklı mebuslarla ya da peçe içindeki Latife Hanım'la gösterip cumhuriyetin temelinde bir din motifi arıyor.
Bu 2 konuda 2 belge hatırlatacağım.
***
İlk belge, 29 Ekim günü Mustafa Kemal Paşa'nın Fransız yazarı Maurice Pernot'ya verdiği demeç... Paşa, o gün Revue Des Deux Mondes için Meclis Başkanı sıfatıyla verdiği son demecinde şöyle diyor:
"Osmanlı İmparatorluğu, Batı'ya karşı elde ettiğimiz başarılardan çok gururlanarak kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün düşüşe başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu'da ise de düşüncelerimiz Batı'ya dönüktür. Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye'de çağdaş, bu sebeple Batılı bir hükümet oluşturmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de Batı'ya yönelmemiş millet hangisidir?"
***
Din meselesine gelince...
İlk Meclis'in dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy veren milletvekilleri arasında 100 kadar din adamı olduğu doğru... Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde ve Atatürk'ün düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş.
Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi dersleri vermeye başlamıştı. Okutacağı kitabı Kemal Paşa'ya gösterdi. Gazi beğenmedi. Yeni bir Medeni Bilgiler kitabı yazdırdı.
Kitap, 1931'de Afet İnan imzasıyla çıktı; ortaokul ve liselerde okutuldu. İşte Kemal Paşa'nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların "Millet" bölümünden satırlar:
***
"Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..) Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)
"Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)
"Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..)
"... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra..."
***
Yeterince açık değil mi?
Nasıl oluyor da din konusundaki görüşleri bu kadar net olan bir lider hâlâ yanlış yorumlanıyor?
Yukarıdaki satırların çoğu, Türk Tarih Kurumu tarafından 1969 ve 1988'de basılan "Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları" kitabında yer almıyor da ondan...
İnanması zor; ama kendi kurduğu kurum, Atatürk'ün notlarını sansür ederek yayımladı.
"Medeni Bilgiler"i geçenlerde yeniden basan Örgün Yayınevi, Türk Tarih Kurumu'ndan bir özürle yeni baskı beklediklerini yazmış.
Atatürk'ün okullarda okutulsun diye kaleme aldığı kitabının bile sansür edildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Düşünce özgürlüğü mü dediniz?

CAN DUNDAR MILLIYET 30/10/06

 

'İrtica tehdidi' Atatürk sonrası siyasetin ürünüdür



'Atatürk devrimleri oturmuş olsaydı bugün irtica tehdidi olmazdı." Bu doğru sözler dün CNN Türk'te gençlerle birlikte cumhuriyetimizin 83'üncü yılını değerlendiren Prof. Dr. Mehmet Altan'a ait.
Buna katılmayan "Kemalist" dostlarım, Türkiye'de irticaya "sui generis", yani her türlü iç etkenden bağımsız olarak kendiliğinden ortaya çıkmış bir olgu olarak bakma alışkanlığındalar. Bunun izlerini Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 29 Ekim mesajında bile görmek mümkün.
Oysa bu tür olgular "kendi kendiliğine" ortaya çıkmaz. Dinin sadece 20-25 yıl öncesine kadar "komünizmin panzehiri" olarak Türkiye'de kimler tarafından "istismar edilerek kullanıldığını" herkes biliyor.

Gelişime darbe üstüne darbe
Bu kişiler, Türkiye'de var olmayan bir "komünizm tehdidi"ni bahane ederek, bugün nefret ettikleri ABD'ye o sıralarda sırtlarını tümüyle dayayıp demokratik sosyal gelişme sürecimize darbe üstüne darbe indirmişlerdir.
Bu zihniyet, bu kez de "irtica tehdidi" karşısında hortlayıp"demokrasimizin gerekirse askıya alınabileceğini" söylemeye başladı. Bu bile, bu zihniyetin bugünlere gelinmesindeki sorumluluğunu hâlâ algılayamadığını gösteriyor.
Kısacası, "komünizm tehdidi"ne karşı irticayı kullananlar, "irtica tehdidine" karşı komünizmi kullanamayacaklarına göre, şimdi neye sarılacaklarını bilemiyorlar. Gerçek bir demokrasiye sarılmaları ise mümkün görünmüyor. Çünkü yapılarında böyle bir şey yok.

Panzehir, 'hür nesiller'dir
Bu nedenle "sosyal demokrat" geçinen bazıları 1930'lar Avrupa'sının geri kalmış milliyetçiliğinden medet umarken, "Cumhuriyetin bekçisi" olduğunu söyleyen bazıları da "demokratik hakların gerekirse askıya alınabileceğini" belirtmekten çekinmiyorlar.
Oysa çağımızda hem "siyasi" hem de "dini" irticanın "panzehiri"nin ne olduğu ortada. Bu da, Atatürk'ün deyimiyle, "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller"in yetişmesidir. Günümüz Türkiye'sinin "fikri, irfanı ve vicdanı hür nesillerin ülkesi" olduğunu söyleyebilmek için ise insanın kendisini ciddi şekilde kandırıyor olması gerekir.
Atatürk'ün daha 1920'lerde gösterdiği "çağdaş uygarlık" yolunda gerçek anlamda ilerlemiş olan bir Türkiye, bugün karşılaştığı sorunlarla değil, gelişmiş ülkelerin uğraştıkları çağdaş sorunlarla uğraşıyor olurdu.

'Erk'in en çok korktuğu şey
Fakat, Atatürk'ten sonra gelen siyasi kadrolar, "çağdaş uygarlık yolunda ilerlemenin" ne anlama geldiğini anlayıp Türkiye'yi bunun gereklerine göre kalkındıramadılar. Daha doğrusu, bunu yapmak istemediler. Çünkü, Atatürk'ün gösterdiği yol, sadece "görüntü" itibariyle değil, "kafa yapısı" itibariyle de köklü bir devrim gerektiriyordu .
Bunun olabilmesi için gerekli hür ve hümanist eğitim düzeninin temelleri cumhuriyetin ilk yıllarında atıldıysa da arkası getirilemedi. Nedeni ise malum. Atatürk sonrasında Türkiye'yi elinde tutan erkin en çok korktuğu şey, "fikri, irfanı ve vicdanı hür" olan vatandaş profili olmuştur.
Bugün de durum farklı değildir ve bunun kanıtlarını her gün görüyoruz. Onun için, cumhuriyetimizin 83'üncü yılını kutlarken, daha iyisini niçin başaramadığımızı düşünmek ve bundan gereken dersleri çıkarmak zorundayız.

SEMIH IDIZ MILLIYET 30/10/06

 

Atatürk yaşasaydı?



TBMM açılmadan önce İslam âlemine bildiri yayımlayan, Meclis'i de Osmanlı'da bile görülmedik derecede "İslami" tarzda açan Atatürk... Meclis'in açılışından üç gün sonra Lenin'e mektup yazan ve zaferden sonra "Bolşeviklere benzeyen bir ekonomik düzen" kuracağını söyleyen Atatürk... Bu dönemde "emperyalizme ve kapitalizme karşı bütün Doğu milletlerinin, bütün mazlum milletlerin kurtuluşu için" savaştığını söylüyor.
Zafer'den sonra Lozan'da diplomatik savaş sürerken İzmir İktisat Kongresi'nde konuşuyor, Avrupalılara "Kapitülasyonlara karşıyız ama yabancı sermayeye açığız" mesajını gönderiyor! Fransız gazeteci Maurice Pernot'ya "Biz daima Batı'ya yürüdük" diyor, amacının "Avrupa Türkiye'si, daha doğrusu Batı'ya yönelmiş bir Türkiye olduğunu" söylüyor.

Şartlara göre...
Siyasi alanda, bir dönemde "Allah'ın çalışın emrine uymadığımız için" geri kaldığımızı söylüyor, öbür dönemde sultanlar yüzünden Avrupa ile yoğun ilişkiler kuramadığımız için geri kaldığımızı söylüyor.
Tek parti ve kuvvetler birliği rejimini savunan Atatürk, 1930 yılında, işlerin kötü gittiğini dikkate alarak, "Çözümü buldum, bir muhalefet partisi lazım bize" diyerek demokrasi tecrübesine girişiyor.
"6 Ok"a devletçilik ilkesi eklenirken, liberal ekonomiyi "sömürge ekonomisi" olarak niteliyor... birkaç yıl sonra 'devletçi' İnönü'yü uzaklaştırıp, "Türkiye'nin en büyük iktisatçısı" diye övdüğü 'liberal' Celal Bayar'ı Başvekil yapıyor.
Yabancı sermaye ve kredi almak için Şükrü Saracoğlu'nu Amerika'ya gönderiyor, "Kaç milyonerimiz var ki?" diyerek daha çok sayıda kapitalist yetiştirilmesini istiyor. İkinci Dünya Savaşı yaklaşırken, İngiltere ile ittifak yapmak için İngiliz Büyükelçisi Sir Percy Lorain'e ısrar ediyor...

Böyle soru olmaz!
Atatürk, Türk ve dünya tarihinin çok farklı üç dönemini yaşadı: Birinci Cihan Savaşı, savaş sonrası kaotik ve devrimci dünya ve 1929'da dünya ekonomisinin çöküşü.
Bu dönemlerden birine saplanıp kalmadı. Atatürk'ün en önemli özelliği, dogmatik değil, pragmatik olmasıdır: İçinde bulunduğu değişik şartları iyi analiz eden, ona göre yeni söylemler, politikalar geliştiren bir dehaya sahiptir.
Göremediği "İkinci Cihan Savaşı Sonrası" dünyanın, hele de günümüzdeki "küresel" dünyanın sorunları ve dinamikleri konusunda ne düşünür, nasıl davranırdı?
Bu soru yanlıştır, bilim dışıdır, metafiziktir!
Atatürk kendi zamanında bile görüş ve icraatının sistemleştirilmesine izin vermemiş, mesela bunu yapmak isteyen Kadro dergisini kapattırmıştır.
Bugünkü çağda Türkiye'nin ve dünyanın sorunlarını ve dinamiklerini anlamak için bakacağımız yer, sorunlarıyla ve dinamikleriyle çağın kendisidir. O zaman da değişik görüşlerle, fikirlerle karşılaşıyoruz tabii. Modern toplum kaçınılmaz olarak 'çok-fikirli'dir.
Elbette Atatürk'ün temel doğruları vardı. Bunları "vatanseverlik" ve "muasır medeniyet" diye iki ana başlık altında toplamak mümkün. Ama alt başlıklar, dönemlere göre değişir.
Türkiye Cumhuriyeti, bu esnekliğe sahip olduğu içindir ki, tek partiden demokrasiye, devletçilikten piyasa ekonomisine geçebildi. Bugün Türkiye iktisaden olduğu gibi, fikir ve sanat bakımından da dünkü Türkiye'den daha gelişmiştir.
Yol uzun, yürüyüşe devam...

TAHA AKYOL MILLIYET 30/10/06

 

Pek çok konuyu saptırıyor Süreci olumsuz etkilemeye çalışıyor

Papadopulos'un söyleminin aksine Kıbrıs Türk tarafının, BM'nin Kıbrıs'taki Temsilcisi Moller'in mektubuna kısa sürede olumlu yanıt verdiğini, yanıt vermeyenin Rum tarafı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Papadopulos'un, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis'in bugün bir araya gelebileceklerine ilişkin sözlerini de "öyle bir gündem yok" diyerek yalanladı.

Erçakıca yazılı açıklamasında, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin taraflara mektup iletmesinin gündemde olduğu bugünlerde Papadopulos'un açıklamalarının süreci olumsuz olarak etkileme çabası olduğunu da vurguladı.

Pek çok konuyu saptırıyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, açıklamasında özetle şunları kaydetti:

"Kıbrıslı Rum Lider Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorunu ile ilgili pek çok konuyu saptırarak kamuoyunu kendi tutumu doğrultusunda şekillendirmeye çalışmıştır. Papadopulos, diğer şeyler yanında, 8 Temmuz sürecinin donmadığını ve KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile kendi temsilcisi Tasos Conis tarafından sürdürülmekte olan çalışmanın yarın devam edebileceğini ileri sürmüştür.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Pertev ile Conis'in bir araya gelmesi konusunda kararlaştırılmış bir tarih ve görüşülmeyi bekleyen bir gündem yoktur. Kamuoyunun yakından izlediği gibi 8 Temmuz sürecinin ilerlemesine ilişkin olarak BM Kıbrıs Temsilcisi Moller tarafından sunulan görüşler, Kıbrıs Türk tarafınca çok kısa sürede yazılı olarak yanıtlanmış ve olumlu bulunmuştur. Papadopulos'un bu önerilere 2 Eylül'de olumlu yanıt verdiklerini açıklamasına karşın, Kıbrıs Rum tarafının Moller'in önerisine yazılı bir yanıt vermediğini ise kesin olarak bilmekteyiz."

Gambari'den öneri beklenirken

Rum tarafının yarattığı zorlukların BM Genel Sekreterliği'nin müdahalesiyle aşılabileceğini belirten ve bu çerçevede BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin bu konuda taraflara göndereceği mektupla öneri yapmasının beklendiğini anımsatan Erçakıca, özetle şunları kaydetti:

"Kıbrıs Türk tarafı, bu mektubun sürece olumlu katkı yapacağı görüşündedir ve bu mektubun gelmesini beklemektedir. 8 Temmuz sürecinin ilerleyebilmesi için böyle bir mektubun beklenmekte olduğu, kamuoyuna defalarca yansımış ve bu konudaki haberler Kıbrıs Rum basınında da geniş olarak yer bulmuştu. Durum bu iken Papadopulos'un Sayın Gambari'den beklenen mektuptan hiç söz etmemesi, Pertev ile Conis tarafından gerçekleştirilen çalışmadan bir görüşme süreciymiş gibi söz ederek, yarın bu çalışmanın devam etmesi için çağrı yapıldığı izlenimini yaratmaya çalışması, gelecek günlerde Kıbrıs Türk tarafını suçlamak için hazırlık yapmaya dönük bir çabadır."

Kamufle çabası

Rum tarafının, Kıbrıs sorununa BM çatısı altında çözüm bulmayı amaçlayan süreci etkisiz hale getirmek ve haksızca elde ettiği AB üyeliğinin sağladığı olanakları kullanarak avantajlar elde etmek gayretini sürdürdüğünü vurgulayan Erçakıca, "Papadopulos'un dün yayınlanan söyleşi ile ortaya koyduğu gayret, bu politikayı kamufle etmek gayretinden başka birşey değildir" dedi.

KIBRIS 30/10/06

 

Ercan tartışma konusu bile değil

TÜRKİYE, MARAŞ'I İADE ETMELİ... "Mağusa Limanı'nın açılmasına ilişkin görüşlerimizi Finlandiya Başkanlığı'na ilettik. Görüşmenin devam etmesi için Türkiye'nin yapması gereken asgari şey kapalı bölge Maraş'ı iade etmektir. Eğer Finlandiya'nın önerisi Maraş'ın sahiplerine iadesine ilişkin net iade perspektifini belirten maddeler içermezse Finlandiya'nın 'fikirlerinin' dengeli olacağını söylemek mümkün değil"

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Ercan Havaalanı konusunda, "Türkler bunu istiyor olabilir ama biz bunu tartışmayız bile" dedi.

Papadopulos, Maraş'la ilgili olarak da "Türkiye'nin" yapması gereken asgari şeyin kapalı Maraş'ı iade etmek olduğunu söyledi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la yaptığı söyleşiyi yayımladı.

Papadopulos, Finlandiya'nın "fikirleri"nin kendilerine gayrı resmi ve sözlü olarak iletildiğini, Finlandiya Başkanlığı'nın konuyu tamamen gizli tutmalarını talep ettiğini de söyledi.

Papadopulos, şöyle dedi:

"Diğer ülkelerin bundan aşamalı olarak haberdar edilmiş olmalarıyla alakamız yok. Biz buna uyduk. ASEM toplantısına katılmak için 10 Eylül tarihinde Finlandiya'ya gittiğimde Finlandiya Başbakanı ile yüz yüze görüşmem oldu. Finlandiya Başbakanı, bir belge üzerindeki 'fikirleri' bana okudu, bunları tartıştık, ancak kimseye yazılı belge verilmedi. En azından resmi olarak bildiğimiz bu".

Finlandiya'nın "fikirleri"nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilişkili olduğunu da ifade eden Papadopulos, "Türkiye'nin AB ve buna bağlı olarak Kıbrıs karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne bağlı olmasını kabul edemeyiz. Türkiye'nin AB yükümlülükleri özerktir. Bu ayrım sürdürülmelidir. Bu, en başından beri Finlandiya tarafından Türkiye'ye söylenmiştir" şeklinde konuştu.

Gayrı resmi belgeler aldık...

"Bugüne kadar hiç mi belge almadınız" yönündeki soruya ise Papadopulos, çelişkili yanıtlar verdi.

"Hayır, hiç belge almadık" demesinin ardından "Gayrı resmi belgeler aldık" diyen Papadopulos, "Bu 'fikirler' sürekli şekillenme aşamasında, hala şekillenmektedir. Görüşmeye açılan fikirler, ifadeler mevcuttur. Bu konu gerek Finlandiya'ya çağrılmamız, gerek Finlandiyalı yetkililerin Kıbrıs'a gelmeleriyle (ilk başta bürokratik düzeyde) görüşülmeye devam edecektir. Bu konunun 8 Kasım'a kadar tamamen çözüme kavuşmasını umut ediyoruz."

Ercan havaalanı, tartışma

konusu bile değil

"Güney Kıbrıs için kırmızı çizginin Maraş'ın iadesi, Türkiye'nin kırmızı çizgisinin ise Ercan Havaalanı olduğu" izleniminin bulunduğu şeklindeki soruya karşılık da Papadopulos, Ercan Havaalanı konusunun görüşmeye açık olmadığını net bir biçimde belirttiklerini söyledi ve şöyle devam etti:

"Timbu (Ercan) Havaalanı'nın görüşmeye açık olmadığını net bir biçimde ifade ettik. Hava sahanlığı, kontrol kuleleriyle ilgilidir. Egemenlik konusu ortaya konmaktadır. Türkler bunu istiyor olabilir ama biz bunu tartışmayız bile...Biz Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile Türkiye'nin AB yükümlülüklerinin net bir ayrımının yapılmasını istedik. Ancak, Maraş'ın yasal sahiplerine iade edilmemesi halinde Mağusa Limanı'ndan doğrudan ticaretin başlamasının görüşmeye açılmayacağı şeklinde eski bir görüş birliği mevcuttur. Maraş'ın iadesi konusu benim tarafımdan sunuldu ve Lüksemburg önerilerinin Ekim 2005 tarihindeki oluşma aşamasında Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün bir parçası olarak görüşüldü.

Ardından Avusturya Başkanlığı döneminde Viyana'ya yaptığım ziyaret sırasında Başbakan Wolfgang Schussel ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Maraş'ın iadesi konusu ile bir 'paket' olarak ele alınacağı konusunda anlaşmaya vardım. Finlandiya 'fikirleri' de bu çerçevede hareket etmektedir."

Türkiye, Maraş'ı iade etmeli

"Bu konuda anlaşmaya varılmasına ne kadar yakın olunduğu" yönündeki bir soruya ise Papadopulos'un yanıtı şöyle:

"Maraş'ın yasal sahiplerine iadesi konusunun Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusuyla bir 'paket' olarak sayılması yönünde varılan bu uzlaşı çerçevesinde, Mağusa Limanı'nın açılmasına ilişkin görüşlerimizi Finlandiya Başkanlığı'na ilettik. Görüşmenin devam etmesi için Türkiye'nin yapması gereken asgari şey kapalı bölge Maraş'ı iade etmektir. Eğer Finlandiya'nın önerisi Maraş'ın sahiplerine iadesine ilişkin net iade perspektifini belirten maddeler içermezse Finlandiya'nın 'fikirlerinin' dengeli olacağını söylemek mümkün değil. Bu net iade perspektifinin ne olduğu ise belirli bir zaman süresine dayanılarak görüşülmektedir."

Conis-Pertev görüşmesi belki pazartesi

Papadopulos söyleşisinde, 8 Temmuz mutabakatı çerçevesinde teknik komitelerin kurulması çerçevesinde Rum Başkanlık Sarayı Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis ile Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev arasında yapılan temaslara da değindi. Papadopulos, bugün yeni bir Conis-Pertev görüşmesinin gerçekleşmesi ihtimalinden söz etti.

8 Temmuz anlaşmasının uygulamaya konulamadığı ve Conis-Pertev görüşmelerinin "donduğuna" ilişkin sorulara Papadopulos, Conis-Pertev arasındaki temasların "donmadığını", BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller tarafından 31 Ağustos 2006 tarihinde verilen belgeye Türk tarafının henüz yanıt vermediğini ileri sürdü. Papadopulos, kendilerinin bu belgeye ilişkin yanıtlarını iki gün sonra, yani 2 Eylül'de ilettiklerini söyledi ve iki taraf arasında 8 Temmuz anlaşmasının uygulanmasına ilişkin ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu vurguladı.

KIBRIS 30/10/06

 

Kıbrıs için hareketli günler

AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın hafta sonu tarafları Helsinki’de bir araya getirecek gizli bir toplantı üzerinde çalıştığı öğrenildi.

 

 

Cansu Çamlıbel-Güldener Sonumut

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:21 TSİ 30 Ekim 2006 Pazartesi

BRÜKSEL - AB Komisyonu’nun ilerleme raporu ile strateji belgesini açıklayacağı 8 Kasım’a kısa bir süre kala, Kıbrıs konusu hareketleniyor. İlerleme raporunda Kıbrıs’la ilgili bölümler hazır olsa da asıl kritik belge olan strateji kağıdında, Türkiye ile müzakerelerin seyrine ilişkin nasıl bir değerlendirme yapılacağı henüz belirsiz. Strateji kağıdına Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasın öneren bir değerlendirme girmesinin önüne geçmek isteyen AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın, 8 Kasım öncesinde son bir toplantı planladığı öğrenildi.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja, Rum meslektaşı Lillikas, Türk meslektaşı Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ı hafta sonu Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar ardında yapılacak bir topantıya davet etti.

Toplantıya AB Komisyonu’ndan bir yetkilinin de katılması öngörülüyor. Ancak tarafların bu toplantının formatıyla ilgili bazı çekinceleri olduğu, dönem başkanlığının ise üzerinde çalışmaya devam ettiği belirtiliyor.

BM’NİN ÇÖZÜM ÖNERİSİNE RUM TARAFINDAN RET
Kıbrıs’la ilgili bir gelişme de BM cephesinde yaşandı. Örgütün Ada’daki temsilcisi Möller, geçen hafta taraflara 2007’de başlatılacak yeni bir çözüm girişimi için hazırlıklara başlamaları önerisi getirdi.

Öneri, Rum lider Tasos Papadopulos ile KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın önümüzdeki 15 gün içinde ilk görüşmeyi yapmasını, Şubat 2007’de de yeni genel sekreter Ban Ki Moon’a “girişimi başlat” çağrısı yapmalarını öngörüyor.

Ancak Türk tarafının olumlu yaklaştığı öneriyi, Rum tarafının reddettiği öğrenildi.

İlerleme raporunda Türk tarafının BM zeminindeki çabalara desteğinin devamını talep eden AB Komisyonu için son gelişmenin, Ankara lehine bir etkisi olabileceği yorumları yapılıyor.

Report puts Turkey’s EU hopes in jeopardy

By Daniel Dombey in London and Fidelius Schmid in Brussels

Published: October 30 2006 22:03 | Last updated: October 30 2006 22:03

Turkey’s bid for European Union membership will be dealt a fresh blow next week when an official report will slate Ankara for failing to make enough progress on freedom of expression, curbing the use of torture and establishing civilian control over the military.

The draft European Commission report, obtained by FT Deutschland, the FT’s sister paper, comes at a particularly sensitive time, with EU officials struggling to keep the accession talks alive.

 

Some EU member states, including the UK, fear that the pro-European consensus within Turkey may be fragmenting, and that the debate within the union on future enlargement has had the effect of alienating Turks, rather than encouraged reform.

“We would have hoped that Turkey would have delivered a lot more during the past 18 months, certainly since the beginning of negotiations in October last year,” said one EU official. “If Turkey had been moving more, if there was greater freedom of expression, if there wasn’t any torture, things would be a lot more promising.”

Instead, the debate over Turkey’s accession will come to a head at an EU summit in December, when Ankara will be judged both for its reaction to an EU deadline to open up its ports to ships from Cyprus – which so far it has refused to do – and to its broader reform record.

The Commission’s report faults Ankara for failing to allow access to Cypriot ships, which it states infringes the EU’s customs union agreement with Turkey. It is this issue that could formally halt negotiations, since as an EU member state, Cyprus wields a veto over Turkey’s possible accession.

However, Turkey’s reform record will also set the mood in December.

“Turkey needs to relaunch the reform process with full determination,” Olli Rehn, the EU’s enlargement Commissioner said last week, urging EU member states to focus on the issue.

The draft report, which Mr Rehn will present in its final form next week, says that “prosecutions and convictions for the expression of non-violent opinion...are a cause for serious concern.” It cites the example of a journalist who was given a suspended six months prison sentence for articles he wrote on Armenian identity.

Recep Tayyip Erdogan, Turkey’s prime minister, said at the weekend that he had no plans to change the article of the penal code used in such cases, which makes it a crime to insult the Turkish state. “On this matter, there is no work in hand,” he said.

The Commisison draft adds that “cases of torture and ill treatment are still being reported, in particular outside detention centres,” although it also notes a diminution in the incidence of torture.

“The armed forces have continued to exercise significant political influence,” the report also says, citing statements made by senior military officials on Cyprus, secularism and the country’s Kurdish minority.

The draft report faults Turkey for corruption, insufficient independence of the judiciary, and inadequate protection of minority rights.

However, it does commend Ankara for training the judiciary and for its steps towards establishing an ombudsman to help citizens win redress against the government.

FINANCIAL TIMES

 

European leaders head for showdown on Turkey

Daniel Dombey in London, Fidelius Schmid in Brussels and Vincent Boland in Ankara

Published: October 30 2006 22:03 | Last updated: October 30 2006 22:03

The European Union’s decision to open membership talks with Turkey was always a gamble. At present, it looks like it may not come off.

That is the subtext of a long-awaited European Commission report that sets the scene for a showdown between EU leaders over the future of Ankara’s European aspirations.

 

The issues it raises, which are likely to be decided at a December EU summit, concern nothing less than the future direction of Turkey and its relations with the west.

Olli Rehn, the EU’s enlargement commissioner, worries that leaders on both sides of the Bosphorus have failed to give the mounting crisis the attention it deserves.

“The EU is extremely important in Turkey both as an anchor of democratic development and as a driver of economic growth,” he told reporters last week. “But there’s a certain tendency in Europe to underestimate the strategic importance of ­Turkey as a bridge between civilisations.”

Mr Rehn’s first problem is that progress has largely stalled after a spurt of democratic and constitutional reforms between 2002 and 2004, which led the EU to decree that Turkey had “sufficiently fulfilled” the EU’s democratic and human rights criteria.

His second problem is that Ankara has not yet complied with an EU demand that it allow Cyprus, with which it has no diplomatic relations, access to its ports. Ankara protests that the EU has failed to fulfil its own promise, to reduce the isolation of the ethnic Turks of northern Cyprus.

Mr Rehn’s hope is that Turkey will make progress on the reform agenda before the end of the year and that a Finnish-­brokered deal between Cyprus and Turkey may yet win both parties round – or at least win Ankara’s backing.

Commission officials also take solace in the fact that few EU member states want a formal suspension of the negotiations with Turkey, which means that the biggest risk is that December’s meeting consigns the talks to limbo, rather than declaring a formal halt.

EU officials argue that the seriousness of the situation will eventually convince all sides to be more flexible.

The EU report documents the persistence of torture in the country, together with insufficient regard to minority rights and a continuing failure to establish full civilian control of the military. Most importantly in the human rights domain, it faults Turkey for restrictions on freedom of expression. 

For those who have read the Commission’s previous reports on Turkey, many of the criticisms are familiar. And that is Mr Rehn’s problem. Turkey has simply not made the progress he, and other Eu officials, had hoped to see.

FINANCIAL TIMES

 

Finlandiya’dan Kıbrıs zirvesi girişimi

Uğur ERGAN / ANKARA

AB dönem başkanı Finlandiya, 15 Aralık’taki AB Zirvesi öncesi Kıbrıs sorununu çözmek için başlattığı arayışlara bir yenisini daha ekledi. Finlandiya, Ankara’ya, 2004’teki "Bürgenstock" toplantısına benzer şekilde kapalı kapılar ardında yapılacak bir toplantı düzenlemeyi düşündüğünü bildirdi.

Dışişleri’nin konuyla ilgili kaynaklarından alınan bilgiye göre, Finlandiya bu düşüncesini iletmesine rağmen, henüz resmi bir davette bulunmuş değil. Ayrıca Fin tarafının, Helsinki yakınlarındaki bir kasabada yapılması öngörülen toplantıya katılacaklarla ilgili düşüncesi de Ankara’yı memnun etmedi.

Ankara, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas’ın gizli toplantıya katılacak isimler olarak belirlenmesini kabul etmeyeceğini net şekilde Fin tarafına iletti. Ankara’nın itirazları şu noktalarda oldu:

1- Toplantıya Yunanistan neden çağrılmıyor? Yunanistan’ın olmayacağı bir toplantıya Türkiye de katılmaz.

2- KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın muhatabı Rum Dışişleri Bakanı değil, Rum Kesimi’nin lideri Tasos Papadopulos’tur. Papadopulos’un olmadığı bir toplantıya Talat neden katılsın?

Ankara’nın bu mesajlarını alan Finlandiya’nın, Yunan tarafı ile Papadopulos’un da toplantıya katılmalarını ikna etmek için yoğun bir çaba içine girdiği öğrenildi. Yunanistan Dışişleri Bakanı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos ise, "Bize herhangi bir davet gelmedi. Dolayısıyla toplantıya katılmamız söz konusu değil" dedi.

FİN BAKAN TURA ÇIKABİLİR

Bu arada Gül, Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht ile düzenlediği ortak basın toplantısında Tuomioja ile birisi dün sabah olmak üzere iki kez telefonda görüştüğünü, Finli bakanın mekik diplomasisi için Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ı ziyaret etmesinin söz konusu olduğunu, ancak henüz netleşen bir şeyin olmadığını bildirdi. De Gucht da, iyimser olduğunu belirterek, Rum Kesimi’ni "sorumlu" davranmaya davet etti.

HURRIYET 31/10/06

 

Can simidi Papadopulos

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

AB içinde "Türkiye karşıtı" olarak bilinen Avusturya, Fransa ve Hollanda gibi ülkeler, Kıbrıs konusunu ve "limanlar sorununu" bahane ederek, müzakerelerin 2008’e kadar durdurulması formülünü dillendirmeye başladılar.

Türk Hükümeti’nin, 2007’de yapılacak seçimler nedeniyle Kıbrıs konusunda herhangi bir adım atamayacağı görüşünü dile getiren bu ülkeler, AB içinde 2007 yılı sonuna kadar müzakerelerin askıya alınması yönünde "zemin aramaya" başladılar. Diğer ülkeler ise, liman sorunu gibi gümrük birliğinden kaynaklanan müzakere başlıklarının açılmamasıyla yetinilmesi görüşünü taşıyorlar.

HURRIYET 31/10/06

 

Son iki haftanın perde arkası...



Bayram dahil, son iki hafta Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinde ilginç bir yol ayrımı yaşandı. Bazı şeyler farklılaştı. Bakışlar ve konuşmalar değiyti. Özellikle, Fransız parlamentosundaki oylamadan sonra yaklaşımlar epey ilginçleşti.

RADİKAL ile birlikte dün dağıtılan KRİTER dergisi için, bu konuda geniş bir araştırma yaptım. Bambaşka bir manzarayla karşılaştım. Bulgularımı sizlerle de paylaşmak istiyorum:

Ekim ayı, Türkiye- Avrupa Birliği ilişkileri açısından son derece hareketli geçti ve tahminlerin ötesinde, ilginç ve olumlu sonuçlar doğurdu. Belki hayret edeceksiniz ancak, Fransız Parlamentosundaki Ermeni soykırım iddialarıyla ilgili oylama, birçok üye ülkede ve AB medyasında farklı yansıdı. Şimdiye kadar hissettiğimiz soğuk rüzgarların dinmesine, aksine ılıman bir bakışın yaygınlaşmasına yol açtı.

Türkiye'ye haksızlık edildiği, gereksiz şekilde baskı yapıldığı, üstüne gidildiği sözleri birden bire artar oldu. Medya'yı taradığınız zaman, yine ilk defa Türkiye' nin bu şekilde hırpalanmasının ters tepeceğinin altını çizenler yaygınlaştı.

Kısacası, az dahi olsa, Türkiye'nin lehine bir hava doğdu. Fransız Parlamentosu Türkiye'yi cezalandırmak isterken, kendini yaraladı. Tepkiler öylesine yaygınlaştı ki, sonunda Türkiye daha haklı bir platforma oturdu.

Bu ortam, Avrupa Komisyonu ve Dönem Başkanlığına da yansıdı.

Fransadaki oylamanın yarattığı fırtına sürerken, Türkiye'yi, bir de 8 Kasım'da yayınlanacak olan AB Komisyonu İlerleme Raporu ile tartaklamanın doğru olmayacağı sonucuna varıldı. Türk kamuoyunun baskısıyla, zaten seçim sürecine girmiş olan AKP iktidarının ters tepkisinden çekinildi.Sonuçta, dönem Başkanlığını elinde tutan Finlandiya' nın önerisi, AB Komisyonu tarafından kabul edildi.

Buna göre, Komisyon 8 Kasım'da yayınlanacak olan İlerleme Raporunda, Kıbrıs ile ilgili bölümünde sert bir tavsiyede bulunmayacak. Zaten, basına sızan bölümlerde de bu gerçek anlaşıldı.

Komisyon raporunda, AB Konseyinin 21 Eylül 2005 tarihli kararını tekrarlamakla yetinecek ve "…Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi, müzakere sürecini etkileyebilir.." diyecek.

Bu şekilde,Dönem Başkanı Finlandiya,tren kazasını önleyecek bir çözüm üretebilmek için, Aralık doruğu , hatta 2007 sonuna kadar süre kazanabilecek. Bu şekilde, Kıbrıs gemilerine Türk limanlarının açılması sorunu, Türkiye'deki genel seçimlerin ertesine bırakılabilinecek.

Bu anlaşma, Brüksel'de derin bir nefes alınmasına yol açtı. Nedeni de, üye ülkelerin büyük çoğunluğunun, Türkiye ile müzakereleri askıya alınmasını istememesi. Bu yaklaşıma Fransa'nın dolaylı katkısı da eklenince, tren kazasının ertelenmesi imkanı doğmuş oldu.

* * *

TÜRKİYE'DEN 301. MADDEYE İNCE AYAR SİNYALİ


AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'in son Ankara ziyareti, başından sonuna kadar iniş çıkışlarla geçti, denilebilir. Avrupa heyetinin izlenimleri son derece ilginç. Başkentte geniş bir yelpaze ile konuştuktan sonra, yaklaşım ve görüş ayrılıklarını şöyle saptamışlar:
- TBMM Başkanı Arınç daha sempatik ve yumuşak bir yaklaşımla karşımıza çıktı.Ancak ondan da, 301 konusunda ümit veren herhangi bir açılım göremedik.
- Adalet Bakanı Çiçek ile görüşme en zorlusuydu. Özellikle 301 konusunda, Adalet bakanı kamuoyu ile paylaştığı görüşleri tekrarladı ve sürekli şekilde Avrupanın çifte standartlarına dikkat çekti. 301 maddeye ilişkin bir düzenleme yapılmasının imkansızlığını anlattı. Görüşme , olumsuz bitti.
- TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış ve arkadaşlarıyla görüşmemiz ise, tam bir hayal kırıklığı yarattı. Yaşar Yakış, mantıklı bir insan olarak bilinirken, neden olduğunu anlayamadık, çok sert bir tutum benimsedi.
- Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül görüşmeleri ise, tam aksine çok olumluydu. Her ikisi de, AB sürecine verdikleri önemi tekrarladılar. 301 konusunda, açıkça bir söz vermemelerine rağmen, değişiklik yapılabilineceği izlenimini verdiler. Her ikisiyle konuşmalarımızdan, 301 ile ilgili, kabine içinde önemli görüş ayrılıklarının bulunduğu havasını edindik. Kıbrıs konusundaki tutumları da daha yumuşak idi. Kapıyı kapatmamaya özen gösterdiler.
- CHP lideri Deniz Baykal ise daha da sertti. AKP' ye her konuda muhalefet yaptığını. 301'in de bu muhalif yaklaşımının bir parçası olduğunu söyledi. Muhalefet lideri olarak kendisinden başka bir yaklaşımın beklenmemesi gerektiğini anlattı.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 31/10/06

 

Erdoğan resti çekti

'Kıbrıs için üstümüze düşeni yaptık. İzolasyonlar kalkmadan kimse bizden herhangi bir şey isteyemez'

31/10/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 8 Kasım'da açıklanacak AB İlerleme Raporu öncesi üslubunu sertleştirdi. Kıbrıs konusunda, "İzolasyonlar kaldırılmadığı sürece kimse bizden şu ad altında, bu ad altında bir şey istemesin" diyen Erdoğan, Yunanistan'a da, "Söz verdiysek yerine getiririz, çünkü biz Türküz" diye seslendi. Dün Sheraton Oteli'nde düzenlenen '9. Dış Ticaret Haftası' toplantısının açılışında yaptığı konuşmada milliyetçi bir söylem kullanan Erdoğan şöyle konuştu:
Kıbrıs sorunu: Kıbrıs aşağı, Kıbrıs yukarı... Avrupa müktesebatı içerisinde bizim Kıbrıs diye bir sorunumuz yok. Kıbrıs bir siyasi sorundur, BM ile ilgili bir olaydır, çözüm yeri BM'dir. Eğer bu konuyla ilgili atılması gereken bir adım varsa, biz hepsini attık. KKTC'deki kardeşlerimiz, AB üyesi ülkeler ne arzu ettiyseler, onu yerine getirdiler. Ama, Güney taltif edildi, Kuzey Kıbrıs dışlandı. Biz orada verilen sözün yerine getirilmesini istiyoruz. İzolasyonların kaldırılmasını istiyoruz. Bu izolasyonlar kaldırılmadığı sürece kimse bizden bir şey istemesin.

İtibarımızı satmayız: Biz kendimize inanıyoruz, bizim satılık herhangi bir şeyimiz bu noktada itibarımızdan, şahsiyetimizden, onurumuzdan asla yoktur.
Biz Türküz: Yunanistan Başbakanı ile aramızda ikili olarak samimiyetimiz gayet iyi, ama özel ziyaretini yapabildiği halde bir resmi ziyaret yapamıyor. Niye? İç politika... Bizim böyle bir derdimiz yok. Kim ne derse desin bir şeye inanıyorsak yaparız. Söz verdiysek yerine getiririz, çünkü biz Türküz.
İstanbul kriterleri: Biz bugüne kadar işimizi yaptık, bundan sonra da yaparız. Ha yine almıyorlar, (AB'ye) ta baştan beri dedim ya; Biz Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin adını, Ankara siyasi kriterleri koyar, yolumuza devam ederiz. Maastrich Kriterleri noktasında da adını İstanbul kriterleri koyar, yolumuza devam ederiz.
Bir şey beklemesinler: Burada biz görevimizi yerine getirdik, muhataplarımızın da aynı şekilde yerine getirmesini isteriz. Onlar, kendi üzerlerine düşeni yerine getirmedikleri sürece bizden artı bir şey isteyemezler. Şu anda onu verebilecek bir Türkiye Cumhuriyeti hükümeti asla yoktur.
AB ile ticaret: Bazıları yok peşkeş çektiler, yok sattılar, yok şunu yaptılar, yok bunu yaptılar... Bu tür safsatalara herhalde inanmayacaksınız değil mi? Unutmayalım, ihracatımızın yüzde 60-65'ini AB üyesi ülkelere yapıyoruz. Olayın özgürlükler noktasında da görüntüsü var. Bir demokrasi ülkesi olarak ülkemizin çok kısa sürede aldığı mesafeyi çok daha ilerilere taşıma boyutu var.
Sermayeyi inançlara ayırmak: Etrafımıza duvarlar koyarak sermayeyi renklere, ırklara, inançlara ayırarak içimize kapanarak dünyaya ilgisiz kalarak hiçbir yere varamayız. Yapmamız gereken uluslararası piyasalara entegre olarak hem bulunduğumuz bölgede hem dünyada ekonomik ve siyasi ilişkilerimizi güçlendirmektir.
Dış ticarette artış: 2000 yılında çevre ülkelerle olan 20 milyar dolarlık toplam dış ticaretimiz, 2005'te 60 milyar dolara ulaştı. Bu sadece ekonomik bir gelişme olarak değil uluslararası ilişkiler, diplomasi, güven ve istikrar açısından da bakmak durumundayız.
İç hesaplaşmalar: Zaman zaman dostlarımla dertleşirken söylüyorum; Ah diyorum. Dışarıda bize düşmanca bakanlar değil, içimizde birbirimizle hesaplaşmayı bir kenara koyuversek o zaman Türkiye'nin gidişi daha farklı olacak. Bu sıçrama daha farklı olacak.
Hedef 500 milyar dolar: 2003 yılında 47.3 milyar dolar olan ihracatımız, bu yıl sonunda 83 milyar doları yakalayacak. Biz planımızı bu yıl itibarıyla 79 milyar dolar olarak planlamıştık. İnşallah Türkiye, Cumhuriyet'in 100'üncü yılında 500 milyar dolar hedefini yakalayacak.

 

Finlandiya’da buluşuyorlar

DIŞİŞLERİ BAKANLARI DÜZEYİNDE... AB Komisyonu’nun ilerleme raporu ile strateji belgesini açıklayacağı 8 Kasım’a kısa bir süre kala, AB Dönem Başkanı Finlandiya, limanlar krizini aşmak için tarafları Finlandiya’da gizli bir toplantıda bir araya getiriyor. Diplomatik kaynaklar, hafta sonu Helsinki’de gerçekleşmesi öngörülen buluşmanın dışişleri bakanları düzeyinde olacağını kaydetti

 

TALAT BRÜKSEL’E, SOYER ŞİLİ’YE... KIBRIS’a konuşan AB dönem başkanı Finlandiya’nın Kıbrıs Büyükelçisi Risto Piponen, taraflara yapılan daveti doğrularken, 2 Kasım Perşembe günü Türkiye’de gazetecilerle bir araya gelecek olan Cumhurbaşkanı Talat’ın, 3 Kasım Cuma günü Brüksel’de AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile görüşeceği bildirildi. Öte yandan, Başbakan Ferdi Sabit Soyer de hafta sonu Şili’de Sosyalist Enternasyonal toplantısına katılıyor

 

 KAPALI KAPILAR ARDINDA... Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja’nın, Rum yönetimi dışişleri bakanı Yorgo Lillikas, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Mehmet Turgay Avcı’yı hafta sonu, Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar ardında yapılacak bir toplantıya davet ettiği bildirildi. Toplantıya AB Komisyonu’ndan bir yetkilinin de katılması öngörülüyor

 

    AB Komisyonu’nun ilerleme raporu ile strateji belgesini açıklayacağı 8 Kasım’a kısa bir süre kala, AB Dönem Başkanı Finlandiya, limanlar krizini aşmak için tarafları Finlandiya’da gizli bir toplantıda bir araya getiriyor.

   Diplomatik kaynaklar, hafta sonu Helsinki’de gerçekleşmesi öngörülen buluşmanın dışişleri bakanları düzeyinde olacağını kaydetti.

   KIBRIS’a konuşan Finlandiya’nın Kıbrıs Büyükelçisi Risto Piponen de Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja’nın taraflara yaptığı daveti doğruladı.

  Öte yandan, Cumhurbaşkanı Talat’ın da 3 Kasım Cuma günü Brüksel’de AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile bir araya geleceği bildirildi.

   Perşembe günü Türkiye’de gazetecilerle bir araya gelip, son gelişmeleri değerlendirecek olan Talat, ardından Brüksel’e hareket edecek.

   Cumhurbaşkanı Talat’ın Brüksel, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın da Helsinki programı yanında, Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in ise gündeminde Şili yolculuğu var.

    Soyer, hafta sonu Şili’deki Sosyalist Enternasyonal toplantısına katılacak. 

 

Helsinki’deki toplantıya, AB Komisyonu’ndan

 bir yetkili de katılacak

 

   İlerleme raporunda Kıbrıs’la ilgili bölümler hazır olsa da asıl kritik belge olan strateji kağıdında, Türkiye ile müzakerelerin seyrine ilişkin nasıl bir değerlendirme yapılacağı henüz belirsiz.

   Strateji kağıdına Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasını öneren bir değerlendirme girmesinin önüne geçmek isteyen AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın, 8 Kasım öncesinde son bir toplantı planladığı öğrenildi.

   Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Rum meslektaşı Rum yönetimi dışişleri bakanı Yorgo Lillikas, Türk meslektaşı Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Mehmet Turgay Avcı’yı hafta sonu Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar ardında yapılacak bir toplantıya davet etti.

   Toplantıya AB Komisyonu’ndan bir yetkilinin de katılması öngörülüyor.

   NTV, dün verdiği haberde, toplantıya Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın katılacağını duyurmasına rağmen, diplomatik kaynaklar, toplantıya Cumhurbaşkanı Talat’ın değil Dışişleri Bakanı Avcı’nın katılacağını kaydetti.

   Tarafların bu toplantının formatıyla ilgili bazı çekinceleri olduğu, dönem başkanlığının ise konu üzerinde çalışmaya devam ettiği belirtiliyor.

 

Piponen, daveti doğruladı

 

   AB dönem başkanı Finlandiya’nın Kıbrıs Büyükelçisi Risto Piponen, KIBRIS’a yaptığı açıklamada, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja’nın taraflara yaptığı daveti doğrulayarak, “Biz orada, bürokratlar seviyesinde görüşmelere devam edeceğiz” dedi.

   Büyükelçi Piponen, Türkiye, “Kıbrıs Cumhuriyeti” ve Kıbrıs Türk toplumu arasında bir uzlaşı şansının olduğunu belirterek, “Bunu aynı zamanda, siyasi seviyeye genişleteceğiz. Ama daha o noktaya gelmedik” diye konuştu.

 

Kumuçakos:  Yunanistan’a davet gelmedi

    

  AA’nın haberine göre, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs’a ilişkin yapmayı planladığı öne sürülen toplantı konusunda, Yunanistan'a bir davet gelmediğini söyledi.

   Yorgo Kumuçakos, gazetecilerin soruları üzerine yaptığı açıklamada, “Kıbrıs konulu görüşmelere katılması için Yunanistan'a bir davet ulaşmadığını” ve “dolayısıyla katılmalarının söz konusu olmadığını” bildirdi.

 

BM’nin çözüm önerisine

Rum tarafından ret

 

   Kıbrıs’la ilgili bir gelişme de BM cephesinde yaşandı. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller, geçen hafta taraflara 2007’de başlatılacak yeni bir çözüm girişimi için hazırlıklara başlamaları önerisi getirdi.

   Öneri, Rum lider Tasos Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Talat’ın önümüzdeki 15 gün içinde ilk görüşmeyi yapmasını, Şubat 2007’de de yeni genel sekreter Ban Ki Moon’a “girişimi başlat” çağrısı yapmalarını öngörüyor.

   Ancak Türk tarafının olumlu yaklaştığı öneriyi, Rum tarafının reddettiği öğrenildi.

   İlerleme raporunda Türk tarafının BM zeminindeki çabalara desteğinin devamını talep eden AB Komisyonu için son gelişmenin, Ankara lehine bir etkisi olabileceği yorumları yapılıyor.

KIBRIS 31/10/06

 

KKTC turizmi geriliyor

TURİST SAYISI YÜZDE 12 AZALDI... KKTC'ye gelen turist sayısında ve otel konaklamalarında (gecelemede) geçen yıla göre düşüş yaşandı. Bu yılın ocak-ağustos dönemini kapsayan 8 aylık periyotta, geçen yılın aynı dönemine göre, yabancı turist sayısı yüzde 12 oranında azalırken; yabancıların otellerde konaklamasında ise, yüzde 27'lik gerileme oldu. Turizmdeki düşüşün, KKTC paketlerinin pahalı olmasından ve tanıtım için geç kalınmasından kaynaklandığı savunuluyor

İbrahim DİRAN- T.A.K.

KKTC'ye gelen turist sayısında ve otel konaklamalarında (gecelemede) geçen yıla göre düşüş yaşandı. Bu yılın ocak-ağustos dönemini kapsayan 8 aylık periyotta, geçen yılın aynı dönemine göre, yabancı turist sayısı yüzde 12 oranında azalırken; yabancıların otellerde konaklamasında ise, yüzde 27'lik gerileme oldu.

Turizmdeki düşüşün, KKTC paketlerinin pahalı olmasından ve tanıtım için geç kalınmasından kaynaklandığı savunuluyor. Pahalılık ve tanıtımda geç kalmanın, tur operatörlerinin, KKTC'yi çekici bulmamasının başlıca nedenleri olduğu kaydedilip KKTC'yi turizm açısından pahalı kılan en büyük nedenin ise, uçak fiyatları olduğu ileri sürülüyor. İngiliz turist sayısındaki düşüşün ana nedenlerinden birinin ise, "ürünün bozulmaya başlaması", yani "doğanın bozulması ve tahribatı" olduğu iddia ediliyor.

Turizm Müsteşarı Mehmet Başel, turist sayısındaki düşüşte pahalılığın bir etken olduğunu, ancak otellerde yabancı konaklamalardaki düşüşte ise, "villa turizminin" (ülkeye gelen yabancıların otel yerine başkalarının evlerinde kalması) önemli rol oynadığını söyledi. Başel, özellikle pahalılığın önüne geçmek için projeler üzerinde çalıştıklarını kaydetti.

Uçak ücretlerinin geç açıklanmasından ve pahalılıktan şikayetçi olan Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Orhan Tolun, bu yıl da geç kalındığını söyledi ve "treni yine kaçırdık" dedi.

TAK muhabiri KKTC'ye gelen turist sayısında ve bununla beraber otel gecelemelerinde düşüş olup olmadığını ve bunun nedenlerini araştırmak için turizm sektörünün çeşitli kesimleriyle görüştü.

Bu yıl turist sayısında ve gecelemede düşüş yaşandığı konusunda görüş birliğine varan turizm sektörünün temsilcileri, düşüşlerin nerden kaynaklandığı konusundaki fikirlerini de aktardılar.

Başel

Turizm Müsteşarı Mehmet Başel, kuş gribi ve dünya kupası gibi etkenlerin yanında, uçak ücretlerinin pahalı oluşu ve ücretlerin geç açıklanmasının, Türkiye dışından gelen yabancı turist sayısının düşüşünde rol oynadığını, ancak KKTC'ye yerleşen yabacıların, villalarını turistlere kiralamasının da düşüşte büyük rol aldığını belirtti.

Başel, özellikle konaklamadaki düşüşü, Girne'de ikamet eden İngilizlerin, villalarını turistlere kiralamasına bağladı.

Yüksek uçak ücretleri konusu ve yeni uçak ücretlerinin 6 Kasım'da Londra'da yer alacak Dünya Turizm Fuarı'na yetiştirilmesi için, önümüzdeki günlerde turizmdeki tüm kesimlerin temsilcilerinin katılacağı bir toplantı düzenleyeceklerini kaydeden Başel, sorunlara çözüm getirmek için TC Lefkoşa Büyükelçiliği'nden yardım talep ettiklerini de kaydetti.

Teşvikler üzerinde çalışıyoruz

İngiliz tur operatörlerine teşvikin azaltıldığını söyleyen Başel, KKTC'yi daha çekici yapmak için teşvik konusunda bazı projeler üzerinde çalıştıklarını ve söz konusu toplantıdan sonra teşviklerin açıklanacağını bildirdi.

Almanya piyasasına, KTHY tarafından yapılan uçak seferlerinin kesilmesinden sonra ulaşım ağı kurmada zorlandıklarını da kaydeden Başel, "Almanya'yla ulaşım konusunda projeler üzerinde çalışıyoruz. Büyük maliyet gerektiren projeler bunlar, ancak turizm öncü bir sektör ise, bunu başarmak zorundayız" dedi.

Tolun: Yüzde 40 düşüş var

Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Orhan Tolun, Türkiye dışından gelen yabancı turistlerin yüzde 85'ini oluşturan İngiliz turistlerin geceleme sayısında, geçen yılın ilk 9 ayına göre yüzde 40'lık bir düşüş yaşandığını kaydetti.

Alman tur operatörlerinin KKTC'yi tercih etmediklerini ifade edip bunu değerlendiren Tolun, "KKTC paketleri pahalı geliyor; ayrıca düzenli ve sürekli uçak seferleri de yok. Alman tur operatörleri, kar edemeyeceği için KKTC paketlerine yönelmiyor, Türkiye, Mısır ve Tunus paketlerine yöneliyor. Geçmişe göre çok pahalı; bunun ötesinde doğa da çok tahrip oldu, ürün bozuldu" dedi.

Orhan Tolun, 300 Stg olan bir Tunus veya Mısır paketine benzer paketin, KKTC için 450 Stg'ye satıldığını kaydetti.

Treni yine kaçırdık

KKTC tatil paketlerinin satılmamasının nedenlerini, pahalılık ve geç kalmaya bağlayan Tolun, "Esas neden pahalılık ve geç kalma. Paket pahalılaşıyor. Havayolları değilse, oteller fiyat artırıyor, rekabet gücü kaybediliyor" diye konuştu.

Orhan Tolun, Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın geçen yıl fiyatlarını geç açıkladığını, bu yıl da 15 gün önce açıklaması gereken ücretleri hala daha açıklamadığını, bu yüzden önümüzdeki günlerde Londra Dünya Turizm Fuarı'na tur operatörlerinin KKTC kataloğu olmadan katılmak zorunda kalacaklarını kaydederek, "Belli; gelecek yıl da kötü olacak. Treni yine kaçırdık" dedi.

KTHY'nin fiyat açıklamada geç kaldığını ve önerdiği pazarlık fiyatının çok pahalı olduğunu savunan Tolun, "KTHY, hem gecikti; hem de pazarlık fiyatını çok yüksek açıkladı" ifadesini kullandı.

Uluslararası petrol fiyatlarında önemli düşüşün olmasına rağmen, uçak ücretlerinin yine yüksek tutulduğunu belirten Tolun, Güney Kıbrıs uçak ücretleriyle karşılaştırıldığında, 80 Sterline kadar varan fiyat farkının bulunduğunu kaydetti. Tolun, KTHY'nin İngiltere uçak ücretinin, en fazla 170 Stg olması gerektiğini vurguladı.

Teşvikler de azaltıldı

Orhan Tolun, KKTC tatil paketlerinin pahalı açıklanmasında devlet tarafından tur operatörlerine verilen teşvikin de düşürülmesinin önemli rol oynadığını söyledi.

Londra'daki kırmızı otobüslerde KKTC turizm tanıtımı yapan posterlerle ilgili davanın kazanılmasına rağmen tanıtım girişimlerinin artırılmadığını savunup bunu eleştiren Tolun, devlet tarafından tanıtıma daha fazla önem verilmesi gerektiğini söyledi.

"Her şey dahil" paket tatilleri içeren "mass turizme" yönelmenin büyük bir yanlışlık olduğunu ileri süren Tolun, "Her şey dahil sunan oteller, bu yıl müşterilerini kaybediyor. Özel ilgi turizmine yönelmeli. Memleket şartları buna uygun" dedi.

Turizm örgütü kurulmalı

Turizm için bir politika belirlenmemesini eleştiren Tolun, sektör ve hükümet temsilcilerinin yer alacağı ve sektör hakkında yasal düzenlemelerin oluşturulacağı "turizm örgütünün" bir an evvel kurulması gerektiğini söyledi.

Alman tur operatörü

Özel ilgi turizmi sahasında faaliyet gösteren Alman Tur Operatörü Hermes Reisen'in direktörü Magarita Griesshaber, KKTC'nin özel ilgi turizmi için çok uygun olduğunu, ancak KKTC'ye düzenli ve makul fiyata uçak seferlerinin olmayışından dolayı yolculuğun pahalılaştığını ve paketlerin de pahalılaştığını kaydetti.

KKTC tanıtılmıyor

Magarita Griesshaber, KKTC'nin Almanya'da iyi tanıtılmadığını, Almanların bir çoğuna göre "Kıbrıs" dendiğinde bunun Güney Kıbrıs anlamına geldiğini dile getirdi.

KKTC'nin doğal yapısının daha bir özenle korunması gerektiğini kaydeden Griesshaber, çevre kirliliği ve tarihsel yapıların restoresine daha bir önem verilmesi gerektiğini vurguladı.

Sefer yok

Almanya'da faaliyet gösteren ve geçmişte ülkeye "Asya Tur" adı altında birçok turist getiren "Intercom Last Minute and More" turizm şirketinin direktörü Mehmet Özkartal, bugün KKTC'ye yönelmemelerinin, Kuzey Kıbrıs'a uçak seferlerinin olmayışından kaynaklandığını ifade ederek, belirlenecek fiyatların makul olmasının da kritik bir unsur olduğunu kaydetti.

En önemli etken uçak ücretleri

İngiltere'de faaliyet gösteren Cyprus Paradise ve Green Island Holidays yetkilileri ise, İngiliz turistlerinin sayısındaki düşüşteki en önemli etkenin, yüksek uçak ücretleri olduğunu dile getirdi.

Green Island Holidays sahibi Ahmet Erişken, iki yıl öncesine kadar yılda 20 bin İngiliz turisti KKTC'ye taşıdıklarını, bu yıl ise bu rakamın 10 binlere indiğini, bunun esas nedeninin, büyük ölçüde uçak ücretlerindeki pahalılık olduğunu kaydetti.

KTHY yönetimini, "kötü idare" diyerek eleştiren Erişken, iki yıl içerisinde uçak ücretlerinin 160 sterlin arttığını, bunun da KKTC tur paket fiyatlarının artmasına neden olduğunu savundu. Erişken, fiyatların müşterinin diğer destinasyonlara kaymasına neden olduğunu söyledi.

Cyprus Paridise'ın ortağı Niyazi Gürsoy da, turist sayısının düşüşündeki en önemli faktörün, uçak fiyatları olduğunu dile getirdi ve önceki senelerde ekim ayında 140 olan İngiltere-KKTC uçak bilet fiyatının bugün 220 Stg civarında olduğunu, Güney Kıbrıs'ta bu rakamın vergiler hariç 120 KL'ye kadar düştüğünü iddia etti.

2004-2005 sezonunda KKTC'ye 24 bin İngiliz turist getirdiklerini, bu sene ise 16 bin getirebildiklerini kaydeden Gürsoy, etkenin fiyatlardaki artış olduğunu söyledi. Niyazi Gürsoy, bugün Mısıra yarım pansiyon bir haftalık tatilin İngiltere'de 299 Stg'ye satıldığını, ancak KKTC'ye sadece uçuşun 230 Stg olduğunu, tatilin ise yaklaşık 500 Stg'i bulduğunu ifade etti.

Niyazi Gürsoy, KTHY'nin, kış ve yaz uçak bileti fiyatlarını hala daha açıklamamsının ciddi yanlışlık olduğunu da savundu.

KIBRIS 31/10/06

 

The Speech Delivered by President Mehmet Ali Talat on 29 October 2006

Dear Guests,
Valued Representatives of the Republic of Turkey,
Valued Citizens of the Turkish Republic of Northern Cyprus ,

Dear Brothers,

Today is the 83rd anniversary of the establishment of the Republic of Turkey … This day is an important turning point not only for the people of Turkey, but for all the Turkish people in the region, who are of the Ottoman-Turkish heritage…

On this day, the victory of the Turkish people, led by Mustafa Kemal Ataturk, against the imperialist invading powers, the Ottoman monarchy and the rule of the Sultan, was crowned with the establishment of the Republic of Turkey... The people of Turkey, with the strength they got from their powerful political and military tradition and rich historic and cultural legacy, defeated the colonialist powers of Western Europe under the most difficult conditions. Thus, by fighting against colonialism and winning, the people of Turkey have made history… Moreover, the people of Turkey established a modern, secular and democratic republic, which aims at “Reaching beyond the levels of modern civilizations,” as stated by Ataturk. Consequently, for the first time in history, a Muslim community established a state with enlightened thoughts and European standards …

I have mentioned these historic facts to draw your attention to some very important issues:

First: The Republic of Turkey has proved, from the very beginning, that the Muslim-Turkish people belong to Europe and deserve a modern, secular and democratic state governance.

Second: The Republic of Turkey has demonstrated that the Turkish people have a deep-rooted historic tradition of state establishment and governance.

Third: The Republic of Turkey, while it was established to be the state of the people of Anatolia, has its roots in all the Turkish peoples in the region, who are of the Ottoman-Turkish legacy and has set an example for Turks abroad, other Muslim countries and other peoples fighting against colonialism.

Here, I have to mention the Turkish Cypriot contributions to the Turkish national liberation fight and the establishment of the Republic of Turkey. The Turkish Cypriot people, from the very first days of the national liberation fight, contributed to the establishment of the Republic of Turkey through the associations they founded on the island and with members of the community who went to Anatolia. The Turkish Cypriots actively participated in the process to establish the Republic of Turkey by forming assistance associations for Anatolia and Rumelia refugees, cooperating with the Union and Progress Party (Ittihat-Terakki) and the National Independence Army (Kuvayi Milliye) and having qualified members of the community take upon various roles in the establishment of state during the first days of the Republic. Thus, the Turkish Cypriot people have contributed to the establishment of the modern Republic of Turkey.

For Turkish Cypriots, being European and Muslim, or being Turkish and Cypriot, are not contradictory. Those who try to present Islam and Europe as two conflicting civilizations, or being Turkish and being Cypriot as two clashing identities, are mistaken. The very presence of the Turkish Cypriot people proves just the opposite. We are at least as European as the Greek Cypriots, and at least as Cypriot as they are; we are at least as Turkish as the people of Turkey and a Muslim community that has truly embraced secularism.

Those who present the Cyprus problem as a problem which started in 1974 and those who reduce the existence of the Turkish Republic of Northern Cyprus to be a result of Turkey's military intervention, are mistaken. This mistake arises from not knowing that the Turkish Cypriots, just like the people of Turkey, have a deep-rooted history in self-governance and state formation, or from denying this fact. Exactly like the Republic of Turkey, the Turkish Republic of Northern Cyprus was established through a lengthy fight for existence, will for self-governance and experience.

Valued Citizens of the Turkish Republic of Northern Cyprus,

My Dear People,

The Cyprus problem is still continuing today, due to the negative approach of the Greek Cypriot side. A bizonal, bicommunal solution in Cyprus, which is based on the political equality of the sides, and which maintains Turkey's guarantorship, would not only contribute to peace on our island, but in our region and in the world. A solution to the Cyprus problem will be found under the framework of the United Nations and UN parameters established in over 40 years.

The role of the European Union in solving the Cyprus problem is limited to encouraging the Greek Cypriot side for a settlement under the UN framework. And this role, of course, cannot be underestimated. As the UN Secretary-General has put it, it should be the EU'a duty to prevent the Greek Cypriot side from using its EU membership advantage to complicate a solution. Only by acting this way, can the EU, break free of the sin it has committed by accepting as member an illegal state. Pressurizing Turkey into making serious concessions in a bid to overcome the Greek Cypriot obstacles in front of Turkey's EU membership, and taking parts of a comprehensive settlement from the Turkish Cypriots and giving them to the Greek Cypriot side, could only serve to save the day. Such unrealistic proposals are a waste of time and can never have the chance of being implemented.

It should also be known that there are no limits to the demands of the Greek Cypriot side. The Greek Cypriot leader, who does not even envisage minority rights for Turkish Cypriots, has stated at the UN General Assembly that he believes the Turkish Cypriots will be included in the Greek Cypriot administration through a process of “osmosis.”

As far as the EU is concerned, the biggest responsibility for a comprehensive settlement of the Cyprus problem should be upon the shoulders of the Greek Cypriot side, which is an EU member. On the contrary, the EU, which has weakened with the Greek Cypriot side entrenching its power in the bloc's institutions, has almost become the spokesman of the Greek Cypriot side, and is attempting to disregard Turkish Cypriots.

But we all know the reason for this: The Greek Cypriot side has been given the opportunity to join the EU without a solution. Today's negative situation is a direct result of this fact. Our people have pointed to the way out by saying “solution and EU” and have entrusted us to reach these targets. The people have given us the mission to enable Turkish Cypriots to join the EU through a solution, and to support Turkey's EU membership through an uninterrupted harmonization process.

I would like to underline this once again: The authorities of the Turkish Republic of Northern Cyprus and the Republic of Turkey are working in harmony with the effort of solving the Cyprus problem and enabling our people to get to the place they deserve within the European Union. They are pursuing the peaceful, reconciliatory policy that the world can no longer ignore …

A permanent and fair solution is only possible if the two sides in Cyprus see the historic realities. The Republic of Turkey, as soon as it was established, extended its hand in peace to Greece. Ataturk and Venizelos, with a political maturity and foresight particular to only the great statesmen, worked for the brotherhood of the peoples of Turkey and Greece...

Unfortunately in the global world of the 21st century and the times of a unified Europe, the Greek Cypriot administration is unable to show the maturity that the Greek leadership showed 83 years ago. It is acting irresponsibly both towards the whole of Cyprus and towards its own people. The Greek Cypriot people, as well as the Turkish Cypriot people, need a new approach and political maturity that oversees the whole of the island and aims at a common European future. The two sides in Cyprus should follow the path of peace that Ataturk and Venizelos created between Turkey and Greece. We can do this, we have to do this for the next generations… We are extending our hand in peace to the Greek Cypriot side. I have said this since the first day I came to this post and I will continue to say it.

We should solve this common problem of Turkish and Greek Cypriots in a way that is in compliance with the time we are living in, by expanding ways of reconciliation and cooperation, and with the aim of enabling our people to live in peace… And we should definitely solve it.

It is obvious that those who believe that the people deserve clashes and wars instead of peace, do not have the capacity to be leaders. We don't have to be like them. I would like to stress once again that I will tirelessly work within the framework of a policy that aims at peace just like I have promised my people. Those acting to the contrary will, one day, be punished by their own people.

The Turkish Cypriot people have proved to the world to be a mature and tolerant people. They will never backtrack from these qualities. They will continue to extend their hand in peace to the Greek Cypriot side and to work until all the island is equally represented in the European Union. The Turkish Cypriot people will also continue to support the touchstone of the Republic of Turkey, which is to reach the level of European civilizations, and its bid to join the European Union.

I am honored to be the leader of such a proud people. While promising to continue to work with the strength and support I get from them to reach our rightful goal, I would like to make this call to everyone: This world belongs to all of us. We are obliged to protect it, not destroy it. We are obliged to leave our children a good future. Only with tolerance and mutual understanding can we create a world where nobody isolates and excludes another, where there is no discrimination, where nobody incites cultural racism, enmity and hatred.

There are millions of people suffering from poverty, discrimination and clashes in the Middle East, Far East and Africa. We should tolerate each other's differences and work together if we want the world to be in peace. As Turkish Cypriots, we are ready to do everything we can. But the international community should leave aside its irrational attitude based on the exclusion, and political, economic, cultural and social isolation of our people. It should stop treating our people almost in a discriminatory manner. The European Union should respect our existence, oversee the rights of Turkish Cypriots, who are co-owners of this country, and should keep its promises … We are here. We are alive and we will continue to be alive.

My dear citizens,

On this special day, on the 83rd anniversary of the Republic of Turkey, we send our heartfelt regards and love to our brothers in Anatolia, to whom we are related through historic and cultural bonds. We wish for them a prosperous, humane and peaceful life without terrorism and violence. May all the peoples of the world live in health and happiness.

I thank you with all my respect.

Mehmet Ali Talat
TRNC President

 

Talat Brüksel’de Kıbrıs’ı görüşecek

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja ile görüşmek üzere Perşembe günü Brüksel’e gidecek.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:46 ET 31 Ekim 2006 Salı

LEFKOŞA - AB Komisyonu’nun ilerleme raporu ile strateji belgesini açıklayacağı 8 Kasım’a kısa bir süre kala, Kıbrıs konusu hareketleniyor. AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye’nin müzakere sürecinde sorun yaratan limanların Rum kesimine açılmasına ilişkin sorunun aşılmasını hedefleyen önerisine ilişkin girişimlerini de sürdürüyor.

NTV dün Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja, Rum meslektaşı Lillikas, Türk meslektaşı Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ı hafta sonu Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar ardında yapılacak bir toplantıya davet ettiğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca da bugün Tuomioja’nın, dün telefonda görüştüğü Talat’ı toplantıya davet ettiğini açıkladı. Talat, Fin bakana, bu toplantıda, Kuzey Kıbrıs’ı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın temsil edeceğini bildirdi.


Cumhurbaşkanı Talat, Tuomioja’ya ayrıca görüşme talebinde bulundu. Bu görüşme ise, Perşembe günü Brüksel’de yapılacak.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Erçakıca, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, Helsinki’deki toplantıda, Cumhurbaşkanı Talat’ın ancak Başbakan Erdoğan’ın heyetinde yer alabileceği yönündeki sözlerini de “küstahça” diye nitelendirdi.

Amaç tren kazasını önlemek’

“Eğer bu formül üzerinden iyi-kötü bir uzlaşma çıkabilirse ve Türkiye-AB ilişkilerinin raydan çıkması, bir tren kazası meydana gelmesi engellenirse bu plan, kendisinden beklenen işlevi yerine getirmiş olur.”

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 19:11 TSI 31 Ekim 2006 Salı

İSTANBUL - AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak hazırladığı ve ‘Fin formülü’ olarak adlandırılan plan son günlerin en önemli tartışma konuları arasında yer alıyor. Finlandiya ayrıca, tarafları buluşturmak için çabalarını sürdürüyor. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat cuma günü Brüksel’de Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja ile buluşacak. Haftasonunda da Helsinki’de KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın katılacağı bir toplantı gerçekleştirilecek. Bu hızlı trafiğe zemin hazırlayan Fin formülü ile ilgili olarak Radikal Gazetesi yazarı ve yazı işleri müdürü ve aynı zamanda Kıbrıs konusunda Türkiye’nin önde gelen uzmanlarından Erdal Güven ile görüştük.

·         Son günlerde tartışması süren ve Kıbrıs’ı kapsayan Fin formülü belirgin bir formül değil, 3 ana konu üzerinde yoğunlaşılıyor ve bilinenler az. Bilinenler ışığında bu formülü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle burada önümüze koyulmuş bir kağıt ya da belge yok. Diplomaside daha ziyade non-paper denen, resmi nitelik taşımayan bir formül. Benim bildiğim, hem Ankara’da bize söylenen, hem Kıbrıs’ta öğrendiğim kadarıyla, daha ziyade Finlandiyalı yetkililerce taraflara aktarılmış bir formülden bahsediyoruz aslında.

Bu formülün, mutlaka ve mutlaka bizim bildiğimizden daha fazla bir şey olması gerekiyor. Şimdi ancak bildiğim kadarı üzerine konuşabilirim. Fin formülünde şu ana kadar bildiğimiz 3 öneri şöyle:

1. Kıbrıs’ta Türk tarafının elinde bulunan kapalı bölge Maraş iki yıllık bir süre için Birleşmiş Milletler idaresine devredilsin.
2. Kuzey Kıbrıs’taki Magosa limanı Birleşmiş Milletler denetiminde dış ticarete açılsın.
3. Türkiye ‘bazı’ limanlarını Kıbrıs gemilerine açsın.

Bu haliyle, bence çok büyük soru işaretleri ve belirsizlikler taşıyan bir formül bu aslında. Özellikle Türk tarafı açısından tatmin edici değil. Kıbrıs Türklerinin beklentilerine yanıt veren bir formül değil. Çünkü izolasyonların kalkması ya da hafifletilmesi dendiği zaman bu lafın içinin doldurulması için yapılması gereken ilk şey Ercan Havaalanı’ndan uluslararası uçuşlara imkan verecek bir düzenlemedir. Bu yok örneğin bu formülde.

Sonra, biraz ayrıntıya girmek gerekirse, Maraş’ın iki yıllığına BM’ye devrinden bahsediliyor. BM’ye devredildikten sonra ne olacak, orada ne gibi bir düzenleme yapılacak, oradaki arazilerin sahibi Rumlara mülkiyet hakları fiilen de olsa verilecek mi, Rumlar oraya gidip evlerini, tarlalarını, otellerini alabilecekler mi, BM’ye devri öngörülen 2 yıllık sürenin sonunda ne olacak bilinmiyor.
* Magosa limanının dış ticarete açılması önerisini nasıl yorumluyorsunuz?
Magosa limanının dış ticarete açılması meselesine bakarsak, bu liman dış ticarete zaten açık. AB ile ticarete kapalı ama bu da AB’nin kendi aldığı bir karardan ötürü. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın 1994 tarihli kararından beri Kuzey Kıbrıs’tan AB’ye tarım ürünü gönderilemiyor. Dolayısıyla Magosa limanı AB’ye ticaret açısından işlevsiz bir halde. Fin planı bunu tekrar işlevsel hale getirmeyi ve Magosa limanından tekrar ticaret yapılabilmesini öngörüyor. Ama burada da şöyle bir sorun var; Magosa limanından AB ülkelerine ticaret yapılabilmesi için buradan çıkacak ürünlere ‘AB standardındadır’ diye bir belge verilmesi gerekiyor. Bu etiketin Kıbrıs Rum tarafı olmadan nasıl yapıştırılacağı da bir sorun. İmkansız şeyler demek istemiyorum ama hep soru işareti ve belirsizlikler var.
* Acaba Fin formülünde yer alan önerilerin yazılı hale getirilmemesi bu önerilerin içinin istenildiği gibi doldurulabilmesine zemin hazırlamak amacıyla tercih ediliyor olabilir mi? Planın ayrıntıları neden saklanıyor?
Olabilir elbette. Zaten bence olup biten şu; Finlandiya dönem başkanlığı, daha doğrusu AB, ortaya çok genel bir formül attı. Ben formülü hazırlayanların dahi Finlandiyalı olduğunu zannetmiyorum. Dediğiniz doğru, ortaya genel bir formül atıldı ve şimdi pazarlık yürüyor. Tarafların formülle ilgili itirazları, beklentileri ve talepleri var. Örneğin Türk tarafı Ercan Havaalanı’nın da katılmasını istiyor, Rum tarafı ise Maraş’ın BM’ye değil de kendilerine devredilmesini talep ediyor.

Bu planın ayrıntılarının bu kadar ciddi bir şekilde saklanmasının iki nedeni var bence. Birincisi, bu konuştuğumuz pazarlık sonucunda formülün değişme ve tamamlanma olasılığının olması. İkincisi de, bu planın ayrıntılarıyla sızması durumunda taraflarca suiistimal edilmesi, daha doğrusu taraflarca bu planın aleyhinde kamuoyu yaratılmasına olanak tanınması ihtimali olması. Bu iki nedenden dolayı formülün içeriğini bir şekilde kapalı kapılar ardında tutmaya çalışıyorlar.

Bunun olumsuz bir şey olduğu izlenimi vermek istemem ama dediğim gibi, bize yalnızca çok sınırlı bilgi geldi. Ama eğer bu, her iki tarafı da olumlu bir sonuca taşıyacaksa, bu şekilde götürülmesi hayırlı da olabilir.
* Sizce Fin formülünü bu kadar önemli kılan neden nedir?
İçeriğinde Maraş, Magosa ya da Türk limanları var ama bence bu formülün asıl önemi şu; bu formül, meşum ‘tren kazası’nı önlemek için bir fırsat yaratmış oluyor. Eğer bu formül üzerinden iyi-kötü bir uzlaşma, her iki tarafın da kendine yontabileceği bir mutabakat çıkabilirse ve Türkiye-AB ilişkilerinin raydan çıkması, bir tren kazası meydana gelmesi engellenirse bu plan, kendisinden beklenen işlevi yerine getirmiş olur.

Onun dışında bu planın Kıbrıs sorununa bir çözüm getireceğini söylemek yanlış olur. Tamamen bir rötuş ve kısmi bir çözüm paketidir, bir anlaşma falan değildir. Dolayısıyla Kıbrıs sorununun çözümüne doğrudan doğruya bir katkı yapmaz. Zaten Kıbrıs sorununun nihai çözüm platformu AB değil BM’dir. Dolayısıyla, Kıbrıs sorununun çözümü bağlamında bu plandan olan beklentileri çok fazla yükseltmemek lazım.

Bu plandan beklenmesi gereken, tren kazasını önlemesidir. Önlerse, kendisinden bekleneni yapmış olur. Önlemezse de Kıbrıs’la ilgili boşa giden bir çaba daha olarak tarihin çöp sepetini boylar.
* Siz Fin formülünde Kıbrıs sorununun bir yem olduğunu, asıl hedefin Türkiye-AB ilişkileri olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açıklayabilir misiniz?
Lüksemburg’daki son Troyka toplantısında biz de oradaydık. Rehn’in de, Finlandiya Dışişleri Bakanı’nın da söylediği bu. Hepsinin beklentisi, “Ne yapılabilir de Türkiye-AB sürecinin rayından çıkması önlenebilir?” sorusunun yanıtı. Herkesin çabası da bu yönde. Tuhaf bir şekilde, Avrupalı siyasetçiler ya da diplomatlar Papadopulos’la ya da Talat’la görüştüklerinde de konu bu aslında.

Örneğin Talat Almanya Dışişleri Bakanı’yla görüşmeye gidiyor ve Kıbrıs sorununu değil Türkiye-AB ilişkilerini konuşuyorlar. Ben bunu Talat’tan da sitem şeklinde dinledim. Yani öncelikli konu Kıbrıs sorunu değil, Türkiye-AB ilişkilerindeki Kıbrıs ipoteğini kaldırmak.
* Fin formülü, taraflardan biri ya da her ikisi tarafından reddedilirse ne gibi bir sonuç ortaya çıkar? Kabul edilmesi durumunda neler beklenebilir?
Elbette bu formülden bir mutabakat çıkmama olasılığı var. Şartları bağlamında söylemiyorum ama, benim görebildiğim kadarıyla şöyle bir noktaya doğru gidiyoruz; bir nevi Annan Planı sürecindeyiz. Her iki taraf da son dakikaya kadar, masadan kalkan ya da oyunbozan taraf olmamaya çalışıyor.

Ben bu formülün Rum ve Türk yönetimi tarafından benimsendiği kanaatinde değilim. Ama her iki tarafın da bunu böyle söyleme, ‘biz bu planı reddediyoruz, bu formül üzerinden bulunacak bir çözüm görmüyoruz’ deme lüksüne sahip olmadığını düşünüyorum.

Bu stratejiyi son dakikaya kadar nasıl götürürler ya da hangi taraf oyunu daha iyi oynar, bunu zamanla göreceğiz. Ama benim görebildiğim kadarıyla, her iki taraf da Türkiye-AB ilişkilerinin raydan çıkmasının faturasının kendisine kesilmesini istemiyor.

Biz hep şöyle düşünüyoruz; Türkiye bir seçim yapmak, ‘Benim AB üyeliğim mi yoksa Kıbrıs politikam mı daha önemlidir?’ sorusunu sormak zorunda. Türkiye yavaş yavaş bu tercihe doğru gidiyor. Türkiye’yi bu ikilemden kurtaracak bir umut ışığı taşıyıp taşımaması önemli.
* Benzer tercihleri AB, Rum kesimi ve Yunanistan’ın da yapması beklenecektir o zaman...
AB açısından baktığımızda, onlar da bir tercih yapmak zorundalar. AB de ‘Bizim için Türkiye’yi kaybetmemek mi yoksa Kıbrıs Rum yönetimini memnun etmek mi önemlidir?’ ikileminde. Onlar da bir seçim yapmak durumunda. Rum tarafının da durumu farklı değil. Onlar da Türkiye’yi veto etmek ve AB üyeliği sürecini sekteye uğratmak mı, yoksa AB’nin uyumlu ve uzlaşmaya katkıda bulunan bir üyesi olmak mı daha önemli, bunun seçimini yapacaklar.

Herkes bir tercih yapacak ama benim görebildiğim kadarıyla herkes bu tercihten kaçmak için bir şekilde bu formüle umut bağlamış durumda. Dediğim gibi önemli olan oyunu kimin daha iyi oynayacağı. Önceki girişimlerden biri olan Annan Planı’nda oyunu Türkiye daha iyi oynadı. Bunda nasıl olacak bilmiyorum ama şu ana kadar Türkiye’nın iyi olduğunu düşünüyorum.

İlk olarak yanılmıyorsam NTV bu planı yayınlamıştı ve o zamanlar daha şüpheci bir bakış vardı. Ama dışişlerinin falan da devreye girmesiyle ‘biraz katkıda bulunalım’ yaklaşımı benimsendi. Oyunun içinde olmak ve çok beğenmeseler de beğenmediklerini belli etmemek tercih edildi.

Mesela bu Troyka toplantısında Rehn’in ve Finlandiya Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye atfen söyledikleri hep olumlu ifadelerdi. Türkiye’nin yapıcı yaklaştığını belirttiler. Dolayısıyla Türkiye şu ana kadar oyunu fena oynamıyor ama kapılmayalım, çünkü aynı şeyi Rum ve Yunan tarafı için de söylediler. Dediğim gibi, bu bir anlamda bir oyundu ve sanırım son dakikaya kadar da devam edecek.
* Fin formülünün bu tartışılma durumu ne zamana kadar sürer? Aralık başında AB Konseyi’nin toplanmasına kadar tartışmalar devam eder mi? 8 Kasım’da açıklanacak İlerleme Raporu’na yansıması nasıl olur?
Uzayabilir elbette ama konu İlerleme Raporu’na bir şekilde yansıyacaktır. Ama Avrupa Komisyonu eğer Kıbrıs konusunda Finlandiya formülünün hala bir uzlaşı unsuru barındırdığını görürse, yani Türkiye’nin yaklaşımını yapıcı ve uzlaşmacı bulursa, raporda kesin bir hüküm vermeyecektir. Örneğin, ‘Türkiye’nin böyle böyle bir yükümlülüğü vardır ve bu yükümlülüğü devam etmektedir. Ancak Finlandiya dönem başkanlığının önerisine yaklaşımı da not edilmiştir. Bunun Avrupa Konseyi kararına kadar devam etmesi ve sonuca vardırılması umut edilmektedir’ denecektir. Yani en azından Kıbrıs’taki son hükmü liderlere bırakacaktır. Bu konu bu raporda eğer bu şekilde atlatılırsa, bence bir başarı demektir.

Çünkü, Finlandiya’nın bu formülünde Türkiye için iki seçenekten bahsediliyor; ya limanlar açılacak -ki bu hiçbir Türk hükümeti için kabul edilebilir bir şey değildir- ya da AB’ye üyelik süreci kısmen ya da tamamen askıya alınacak. Bu da kabul edilebilir bir şey değil ama 1 yıl içinde seçimlerin yapılacağını düşünürsek hangisinin daha kabul edilemez olduğuna AKP liderliği karar verecek.

Biz bambaşka bir konu olduğu için şimdi girmiyoruz, Kıbrısla ne alakası var da diyebiliriz ama hele hele 301’inci madde konusunda yapılacak herhangi bir değişiklik ya da bulunacak herhangi bir formül Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs’la ilgili yaklaşımını da doğrudan etkileyecektir. Bunu kendileri de, bizim diplomatlarımız da söylüyor.

Dolayısıyla, AB diplomasisi, son dakika toplantıları gibi bir sürece doğru gidiyoruz.

 

Strateji belgesinde ‘askıya alma’ yok

NTV’nin ulaştığı belgede, Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması durumunda, müzakerelerin askıya alınıp alınmaması için bir öneride bulunulmuyor.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 10:13 ET 31 Ekim 2006 Salı

BRÜKSEL - AB Komisyonu’nun, ilerleme raporuyla birlikte açıklayacağı ve AB-Türkiye ilişkilerine yön veren strateji belgesi de netlik kazandı. Yaklaşık 20 sayfa olan eklemelerin yapılması beklenen belgede, Türkiye limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmazsa, müzakerelerin askıya alınacağı konusunda ise açık bir ifade yer almadı. Bu konunun 6 Kasım’da yapılacak toplantıda kesinlik kazanacağı belirtiliyor.

Komisyon kaynakları limanlar sorunuyla ilgili 3 seçenek olduğunu ifade ediyorlar. Stratejik belgede müzakerelerin kısmen ya da tamamen askıya alınması dışında hiçbir öneri getirilmeyebilir.

Şu anda AB Komisyonu, son seçeneği tercih ediyor; ancak Fransa, Avusturya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, müzakerelerin kısmen askıya alınmasını isteyebilir.

‘REFORMLAR HIZLANDIRILMALI’
Strateji belgesinde, işkenceye sıfır tolerans politikası çerçevesinde işkence ve kötü muaemele vakalarının sayısında azalma tespit edildiği belirtiliyor. Reform süreci devam etse de reformların hızında bir düşüş olduğu vurgulanıyor ve 2007’de reformlara hız kazandırılması isteniyor.

TCK 301. maddenin de AB standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi istenen belgede, bunun için maddenin ya değiştirilmesi ya da tamamen kaldırılarak, ifade özgürlüğünü gecikmeden garanti altına alması gerektiğine işaret ediliyor.

Belgede, Güneydoğu Anadolu’daki sosyal ve ekonomik krize de yer veriliyor ve “Kürt halkının hakları sağlanmalı ve dini azınlıkların hakları teminat altına alınmalı” deniyor.

‘ENTEGRASYON KAPASİTESİ AB’NİN YÜKÜMLÜLÜĞܒ
Öte yandan strateji belgesinde, komisyonda iki yıldır tartışılan ‘hazmetme kapasitesi’ kavramı yerine ‘entegrasyon kapasitesi’ kavramını kullanıyor. Entegrasyon kapasitesinin AB’nin yeni üyeler ile birlikte etkin çalışıp çalışamayacağı ile ilgili olduğu belirtiliyor.

Komisyon, entegrasyon kapasitesinin coğrafi değil fonksiyonel bir kavram olduğunun altını çiziyor ve bunun Türkiye’nin değil AB’nin yerine getirmesi gereken bir kriter olduğunu ifade ediyor.

Birliğin genişleme ile ilgil kaygıları dikkate aldığı belirtilirken, “Yeni kararlar almak konusunda çok dikkatliyiz ancaj sürece başlamış olan ülkelere karşı yükümlülüklerimize bağlıyız” deniyor.

"Kıbrıs için kesinleşmiş toplantı yok"


31 Ekim, 2006 23:42:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs konusundaki iyi niyetli çalışmalarının sonuç vermesini ümit ettiğini belirterek, bu çerçevede şu anda kararlaştırılmış ve kesinleşmiş bir toplantının söz konusu olmadığını söyledi.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları toplantısına katılmak üzere Rusya'nın başkenti Moskova'ya giden Gül, hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Gül, ‘Kıbrıs konusunda tarafların Helsinki'de bir araya geleceğine’ ilişkin haberlerin hatırlatılması ve böyle bir toplantının yapılmasının kesinleşip kesinleşmediğinin sorulması üzerine, bu çerçevede kararlaştırılmış bir toplantının söz konusu olmadığını söyledi.

Gül, "Finlandiya dönem başkanlığı iyi niyetli bir çok çalışmalar yürütmektedir. Bu çerçeve içerisinde bazı toplantılar, belki mekik diplomasisi dediğimiz çalışmalar, bunların hepsi söz konusu olabilir, ama şu anda tam kararlaştırılmış bir toplantı söz konusu değil. Bazı teklifler, bazı görüşler var, ama bunlar kesinleşmiş değil" diye konuştu.
 
"Kıbrıs Türkleri ve Rumlar esas taraf"

Türkiye'nin bu konuda başarıya ve neticeye katkı sağlayacak her türlü çalışmanın içinde olduğuna işaret eden Gül, "başından beri söylüyoruz, biz bu konuda yapıcı davranıyoruz, ama sadece Türkiye'nin yapıcı davranmasıyla bu iş olmaz, diğer tarafların da muhakkak ki bu konuda yapıcı olması gerekir" dedi.

Gül "unutulmaması gerekir ki, bu konunun esas iki tarafı Kıbrıs Rumları ve Kıbrıs Türkleridir. Bizler muhakkak ki anavatan olarak katılıyoruz. Ümit ederim ki Finlandiya'nın bu iyi niyetli çalışmaları netice verir" şeklinde konuştu.

Gül, Kıbrıs konusunda kapsamlı çözümün merkezinin BM olduğunu da kaydetti.

Gül’ün Moskova temasları
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Moskova’da Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) Teşkilatı'nın 15’inci Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısına katılacak. 
 
Toplantının asıl gündemini Karadeniz boyunca bir çevre yolunun inşaatı ve Karadeniz ülkeleri arasındaki feribot bağlantılarının artırılması konuları oluşturuyor.
 
Gül, hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, toplantı vesilesiyle Moskova'da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bir araya gelerek, bölgesel ve uluslararası konularda görüş alışverişinde bulunacaklarını bildirdi.

KEİ'nin, Türkiye'nin girişimleriyle 25 haziran 1992 tarihinde İstanbul zirvesi sırasında yayınlanan deklarasyonla kurulduğunu hatırlatan Gül, teşkilatın sekreteryasının da İstanbul'da olduğunu kaydetti.

Zirve toplantısı seneye İstanbul’da

Gül, Moskova'da yapılacak toplantıda KEİ dönem başkanlığını mayıs 2006'dan bu yana yürütmekte olan Rusya Federasyonu'nun ikinci dönemi Sırbistan'a devredeceğini, 2007 yılında da dönem başkanlığının Türkiye'de olacağını kaydetti.
İstanbul'da 2007 yılında KEİ'ye üye olan ülkelerin zirve toplantısının yapılacağını belirten Gül, bunun teşkilatın 15’inci kuruluş yıl dönümüne denk geleceğine işaret etti.

 

Helsinki'de Kıbrıs Zirvesi'nde Talat yok

 

Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı ile bir 'ön görüşme' yapacak



31 Ekim, 2006 15:39:00 (TSİ) CNN TURK

Finlandiya'nın tarafları biraraya getirme çabalarına karşılık, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, muadilinin Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos olduğunu belirterek, Rum Dışişleri Bakanı ile görüşmeyeceğini açıkladı. Talat 3 kasımda Brüksel'e gidecek.

8 kasım'da AB tarafından yayımlanacak Türkiye İlerleme Raporu öncesi, Kıbrıs sürecini hızlandırmak isteyen Finlandiya, tarafları bu hafta sonu bir araya getirmeye çalışıyor.
 
Ancak, KKTC lideri Talat, 5-6 kasımda Helsinki'de yapılması planlanan ve  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Rum kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas'ın da katılması öngörülen zirveye gitmeyecek.
 
Talat, Rum Dışişleri Bakanı'nın katılacağı bu toplantıya, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı gönderme kararı aldı.
 
Fin Bakan'ın Brüksel daveti
 
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, bunun üzerine Talat'ı yüz yüze görüşmek üzere, Brüksel'e davet etti.
 
3 kasım cuma günü gerçekleşmesi beklenen görüşmede, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması ve BM'nin sürece dahil edilmesi gibi konular ele alınacak.
 
Rum lider Papadopulos ise, limanlar krizindeki muhatabının Türkiye olduğunu açıkladı ve "Talat'ın zirveye katılıp katılmaması Türkiye'nin sorunu" dedi.
 
Ankara da, Kıbrıs Rum kesimi ile tek başına görüşmeyeceğini belirterek, Yunanistan'ın da davet edilmesini istiyor.

 

Dikkat et, Rumlar seni de kandırır

Uğur ERGAN / ANKARA


Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs için yoğun çaba harcayan Finlandiyalı bakan Tuomioja’yı şöyle uyardı: "Sizi Verheugen durumuna düşürebilirler. Papadopulos, Verheugen’a referandumda ’evet’ diyeceklerini söylemişti. Sonuçta ’hayır’ dediler."

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül’ün, 15 Aralık’taki AB Zirvesi öncesi Kıbrıs sorununu çözmek için uğraş gösteren Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja’yı, "Verheugen’ın durumuna düşmeyin" diye uyardığı öğrenildi.

Gül ile Tuomioja, Finlandiya’nın Kıbrıs’la ilgili girişimleri konusunda son bir hafta içinde iki kez telefon görüşmesi yaptı. Gül, telefon görüşmelerinde Finli Bakan’a şunları söyledi:

"Sizin iyi niyetinizi takdirle karşılıyoruz. Ancak şunu dikkate alın: Rum lider Papadopulos, sizi Günter Verheugen’ın durumuna düşürebilir. Hatırlarsanız, 24 Nisan referandumu öncesinde Papadopulos, Verheugen’a ’evet’ diyeceklerini söylemişti. Sonuçta ’hayır’ dediler. Annan Planı devre dışı kalınca, Türk tarafını AB’nin tüm nimetlerinden yararlandıracağız dedi, bunu engelleyen kendisi oldu. Verheugen bundan dolayı, ’Papadopulos beni bile kandırdı" açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Ortaya dengeli bir neticenin çıkması için bölgeyi ziyaret etmeniz, tarafların görüşlerini dinlemeniz iyi olur. Papadopulos’un muhatabı Talat’tır. Yunanistan işin içinde olmalıdır. Aksi takdirde bir sonuç çıkmaz."

Öte yandan Abdullah Gül, Finlandiya’nın Kıbrıs konusundaki iyi niyetli çalışmalarının sonuç vermesini ümit ettiğini belirterek, bu çerçevede şu anda kararlaştırılmış bir toplantının söz konusu olmadığını söyledi.

HURRIYET 01/11/06

 

Kıbrıs'ta sessiz diplomasi hızlanıyor

Murat Yetkin

Fin diplomasisi 8 Kasım yaklaşırken çabasını artırdı. Ama Rumları ikna etmek zor

01/11/2006 RADIKAL

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül önceki gün Ankara'da konuk ettiği Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht ile görüşmeye geçmeden önce AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja'dan telefon aldı. Gül'ün birkaç saat sonra basın toplantısında duyurduğu gibi, bu Tuomioja ile son birkaç günde yaptığı sık görüşmelerin bir parçasıydı. Konu yine Kıbrıs idi. Gül, basın toplantısında "Tarafların Finlandiya'ya davet edilmesi yerine Dinlandiya Dışişleri Bakanı'nın bölgeyi ziyaret ederek mekik diplomasisinde bulunmasının daha faydalı olabileceğini" söyledi.
Bu sözlerin arkasında bir dizi önemli perde arkası gelişme vardı. Finlandiya'nın eylülde BM Genel Kurul çalışmaları sırasında başlattığı sessiz Kıbrıs diplomasisinin parçası olarak Tuomioja, Bayram tatili sırasında yeni bir öneride bulunmuştu. Bu öneri aslında Türkiye'nin ocakta açıkladığı on maddelik çözüm planında yer alan tarafların bir araya gelmesi önerisinin farklı bir biçimiydi. Finlandiya, tarafları kendi ülkesine davet etmek istiyordu. Ancak, Fin bakanın davet etmek istediği kişiler, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ve Dışişleri Bakanı Gül idi.
Ankara'da yapılan değerlendirmelerde önerinin birkaç açıdan istenen sonucu vermeyeceği anlaşıldı. Öncelikle, taraflar birbirine denk değildi. Örneğin, Lillikas çağrılacaksa, muhatabı KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı olmalıydı. Talat çağrılacaksa, muhatabı Kıbrıs Rum Cumhurbakanı Tasos Papadopulos idi. Ayrıca, Yunanistan'ın olmadığı bir toplantıda, Türkiye'nin ne işi vardı. Eğer Türkiye'nin taraf olması isteniyorsa, Yunanistan da Kıbrıs garantörü olarak bulunmalıydı. Yine de Gül telefonda Tuomioja'ya 'hayır' demedi; Dışişleri

kurmaylarının da tavsiyesi Türkiye'nin görüşme isteyen taraf olmasına gölge düşürecek hareketlerden kaçınılmasıydı.
Bunun yerine, şu aşamada Finlandiya'nın bölgedeki taraflarla konuşup nabız almasının, kimin konuşmaya istekli olup olmadığını anlamasının daha uygun olduğu söylendi. Gül ayrıca, "Peki bunu Talat'a sordunuz mu?" diye sordu. Tuomioja, Talat'a telefon ederek sordu. Talat, böyle bir toplantıya, Dışişleri Bakanı Avcı'yı gönderebileceğini söyledi.
Aynı gün, yani 30 Ekim'de, Finlandiya Dışişleri'nin AB İşleri Genel Müdürü Kare Halonen, basına duyurulmamış temaslarda bulunmak üzere Ankara'daydı. Dün de adaya geçti. Sabah KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşid Pertev ile görüştü. Halonen Rumların görüşünü de aldıktan sonra Helsinki'ye dönecek. Zamanlama önemli, çünkü önceki günkü telefon görüşmelerinde Talat ile Tuomioja 3 Kasım'da Brüksel'de görüşmek üzere sözleşti.
Buna Yunanistan ve Rum hükümetinin ne tepki vereceği belli değil. Çünkü Papadopulos'a göre, Talat ancak Erdoğan'ın heyetinde yer alabilir. Rum tarafının bu tutumu ile Finlandiya'nın bütün iyi niyet çabasına karşın Kıbrıs görüşmelerinden 8 Kasım'a kadar da, aralık ayındaki AB zirvesine kadar da bir sonuç çıkmasını beklemek zor. Ancak Rum tarafı işi yokuşa sürdükçe, Ankara'da Kıbrıs nedeniyle AB görüşmelerinin askıya alınacağı endişesi azalıyor.

Sümercenin Kraliçesi yargılanıyor
Muazzez İlmiye Çığ, Sümercenin çözülmesi ve dünya uygarlığının Mezopotamya'da doğuş ve yükselişini anlamamıza önderlik eden bir bilim insanı. 92 yaşında. Bugün İstanbul'da duruşması var. Yargı önüne çıkarılma nedeni, 5 bin yıl kadar önce Sümer'de -erkekleri 'her bakımdan evliliğe hazırlamak' görevleri de olan - rahibelerin başlarını örttüklerini ve bu giysi biçiminin o zaman onlara özgü olduğunu kitabında yazması. Bu tarihi saptamanın bugünkü başörtüsü tartışmasına gönderme olduğu yolunda bir 'niyet okuması' ile Çığ, halkın kutsal değerlerine hakaret suçlamasıyla TCK'nın 125 ve 216'ncı maddelerini ihlalden yargılanıyor. Bu bir 301 davası değil. Ama bir ifade özgürlüğü davası. Tarihi bir saptamayı ifade ediş yargı önüne çıkıyor. Yani, Adalet Bakanı Çiçek '301 değişse de, başka madde bulunur' derken, zihniyetin değişmemesi açısından haklı. Ama Yargıtay içtihatları beklenirken daha çok sıkıntı olacak gibi görünüyor.

AB'yle konu Kıbrıs

İlerleme Raporu tarihi yaklaşırken, Kıbrıs diplomasisi de kızıştı. Rumlarla Yunanistan, dört tarafı buluşturmak isteyen Finlilerin girişimini engelliyor

01/11/2006

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - Avrupa Komisyonu'nun 8 Kasım'da açıklayacağı İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi'nin taslaklarını incelemeye başlayan Ankara, değiştirilmesini istediği unsurları hafta sonuna dek Brüksel'e iletmeye hazırlanırken, AB ile Kıbrıs diplomasisi kızıştı. Finlandiya, üyelik müzakerelerinde Türkiye'nin Rumlara limanlarını açmamasından kaynaklanacak bir 'tren kazası'nı önlemek için tarafları Helsinki'de bir araya getirme çabalarını sürdürürken, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Fin Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja'yla görüşmek üzere cuma günü Brüksel'e gidiyor. Ankara ise Finlandiya'ya girişimi hakkındaki çekincelerini iletip, "Kıbrıs'ta 2004'teki referandumdan sonra 'Rumlar beni aldattı' diyen Komisyon üyesi Günther Verheugen'in durumuna düşmeyin" uyarısı yaptı.

Halonen'e iletildi
Sessiz diplomasi yürüten Finlandiya'nın bölgeye gönderdiği Dışişleri Genel Direktörü Karo Halonen, Ankara'da şu mesajı dinledi:
"Rum lider Tasos Papadopulos'un açıklamalarını yakından takip etmenizi öneririz. Papadopulos'un yapmaya çalıştığı önerilerinizin altını oymak. Önerilerinizi mevcut sıkıntıyı aşmak yerine kendilerinin 'tanınması' mecrasına sokmaya çalışıyor. Böyle giderse kendinizi Verheugen'in yerinde bulursunuz. Dolayısıyla bizleri masaya davet etmeden önce KKTC'nin görüşlerini alın. KKTC 'Evet' derse bizler de durumu değerlendiririz." Toplantı girişimini iyi niyetli bulduğunu yineleyen Dışişleri, gelinen noktadaki çekincelerini şöyle sıraladı:

1. Çözüm süreci, BM zemininden AB zeminine kayıyor. Kapsamlı çözüm yerine geçecek ya da temel süreci sulandıracak herhangi bir girişim tarafımızdan kabul edilemez.
2. Sorun Türkiye ile Rumlar arasındaymış gibi gösteriliyor. Kıbrıs'la ilgili her sorun Türkiye, Yunanistan'ın yanı sıra adadaki her iki tarafı da ilgilendirir. Yunanistan'ın kendini soyutlaması doğru değil.
3. Dengeler Rumlar lehine değiştiriliyor. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, toplum lideri düzeyine indirgeniyor ve Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas'la görüşmeye davet ediliyor.

Talat, Brüksel yolcusu
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de dün Helsinki toplantısına ilişkin bir soru üzerine "Böyle fikirler var ama kararlaştırılmış bir durum yok" yanıtını verip, "Biz yapıcı davranıyoruz ama bizim tek başımıza yapıcı davramamız yetmez. Diğer tarafların da yapıcı olaması gerek" dedi.
Bu ortamda Talat muadilinin Papadopulos olduğunu ve Lillikas'la görüşmeyeceğini belirtip, Helsinki'ye Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı göndereceğini açıkladı. Tuomioja'nın yüz yüze görüşmek istediği Talat, cuma günü Brüksel'e gidecek.

'Rum lider küstah'
Talat'ın sözcüsü Hasan Erçakıca, Papadopulos'un "Talat Türkiye heyetinde yer alabilir" açıklamasına "Bu Papadopulos'un ne kadar küstahlaştığının işaretidir" yanıtını verdi. Sözcü, Rumların, Türkiye'nin Maraş'ı vereceğini açıklaması talebini 'mantık dışı bir yaklaşım ve şımarıklık' diye nitelerken, Brüksel'de Talat-Papadopulos görüşmesi girişimi olmadığını söyledi.

Rumlar ve Atina zirve önerisine soğuk

01/11/2006 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın KKTC'nin Mağusa Limanı'nın AB denetiminde ticarete açılması ve Maraş'ın Rumlara verilmesi formülünü benimsetmek için haftasonu Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerle, Türk ve Yunan dışişleri bakanlarını buluşturma çabasını Rumlarla Atina baltalıyor. Rum lider Tasos Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la masaya oturmak için KKTC Cumhurbaşkanı'nın 'Türk heyeti'nde yer almasını şart koştu. Papadopulos "Erdoğan, heyetine Talat'ı da dahil etmek istiyorsa bu onun bileceği iş. Maraş'ın iadesi konusunda ne BM kararlarında, ne de uygulamada Talat'ın rolu yok" dedi. Dörtlü veya beşli zirve olasılığını "Türkiye ile Kıbrıs arasında temaslar yapılması için bazı fikirler ortaya atıldı" diye saptıran Papadopulos, bu görüşmelerin yapılıp yapılmayacağını bilmediğini söyledi.
Atina'da ise Yunan Dışişleri Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, zirve için "Yunanistan davet edilmedi. Zaten öyle bir konu yok" dedi.

Lillikas, "dörtlü görüşmeyi" yalanladı

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını ve Kıbrıslı Türklerin AB ülkeleriyle doğrudan ticaret yapmasını içeren önerileri görüşmek üzere kendilerini "dörtlü görüşmeye" davet etmediğini söyledi.

Rum radyosunun haberine göre Lillikas, dün sabah Londra'ya hareket etmeden önce yaptığı açıklamada, "Finlandiya'nın bu önerileri görüşmek adına bizi dörtlü görüşme yapmaya çağırdığını ya da çağırmaya niyetlendiğini kesinlikle yalanlayabilirim" dedi.

"Dörtlü görüşme önerisi, başka ülkeler tarafından yapıldı"

Yorgos Lillikas, dörtlü görüşme önerisinin, adını vermediği başka ülkeler tarafından yapıldığını söylerken, dörtlü görüşme ile ilgili olarak Yunanistan'a herhangi bir davet götürülmediğini ve ortada buna dair herhangi bir kanıt bulunmadığını kaydetti.

Finlandiya önerilerinde yer alan konuların; sadece kendilerini, Türkiye'yi, Birleşmiş Milletleri ve Avrupa Birliği'ni ilgilendirdiğini, Mağusa Limanı'nın açılması konusunun ise sadece kendileri ile Avrupa Birliği'ni ilgilendirdiğini öne süren Lillikas, "Güney Kıbrıs'ta yaşayan Maraşlıların evlerine dönmeleri konusunun ise Rum tarafı, Türkiye ve Birleşmiş Milletleri ilgilendirdiğini" ileri sürdü.

Rum bakan, Rum hükümetinin AB Dönem Başkanı Finlandiya ile sürekli temasta olduğunu ve her türlü davete cevap vermeye hazır olduklarını belirtti. Yorgos Lillikas, "Kıbrıs sorunu artık görüşülmediğinden dolayı Kıbrıslı Türkler herhangi bir görüşmeye katılmıyor. Meselenin anahtarı; Maraş'ın geri iade edilmesi ve Güney'de yaşayan Maraşlıların evlerine geri dönmesidir" iddiasında bulundu.

Finlandiya dönem başkanlığından özel bir görevlinin veya bir yetkilinin adayı ziyaret edeceğiyle ilgili olarak ise Lillikas, bu konuda herhangi bir yorum yapamayacağını, çünkü temasların gizli tutulmasına dair bir sorumluluğu olduğunu belirtti.

Rum bakan, ayrıca Kıbrıs Türk tarafından sızdırılan bilgilerin çoğu kez yanıltıcı olduğunu da iddia etti.

KIBRIS 01/11/06

 

STATEMENT BY THE PRESIDENTIAL SPOKESMAN MR.HASAN ERÇAKICA

 

The Greek Cypriot side is not sincere

 

The efforts of the Greek Cypriot side aimed at neutralizing the European Union (EU) and United Nations (UN) process and asserting a claim such as “the Cyprus Issue can not be associated with the EU membership of Turkey”, has been evaluated as an insincere approach by the TRNC Presidency.

 

At the weekly press conference held by Presidential Spokesman Mr. Hasan Erçakıca, it has been stated that the Greek Cypriot side is striving to neutralize the efforts spent for reaching a solution to the Cyprus Issue under the umbrella of the UN.

 

Presidential Spokesman Hasan Erçakıca stated that the Greek Cypriot Administration has not spent any efforts to reach a conclusion concerning any of the proposals and initiatives put forward by the UN Special Representative for Cyprus, Michael Möller, aimed at implementing the agreement reached between President Mehmet Ali Talat and the Greek Cypriot Leader Tassos Papadopoulos on 8th July 2006.

 

Underlining that the purpose of the Greek Cypriot side is to gain advantages on the Cyprus Issue by exploiting the powers granted to them as a result of their unfair EU membership and to move forward on the way to their “osmosis” dream, Spokesman Erçakıca added “the Turkish Cypriot side is well-aware of these tricks”.

 

Spokesman Erçakıca stated that in spite of all the opportunities they possess, the said efforts of the Greek Cypriot side cannot be influential enough and said “Despite complications, the attention of the EU members is focused on maintaining a problem free negotiation process concerning the EU membership of Turkey after overcoming the problems created by the Greek Cypriot side.”

 

 

 

 

 

Turkish Cypriot side has reached a consensus on certain issues

 

Presidential Spokesman Hasan Erçakıca stated that the Turkish Cypriot side has reached a consensus on two issues concerning this process and listed these two issues as follows:

 

“The first issue is the fact that no settlements which will be achieved by a negotiation process excluding the Turkish Cypriot side shall be accepted. All the parties of our political spectrum have finely scrutinized the said issue and expressed their reactions. The second important issue is the agreement regarding the impossibility of negotiating any package including the fenced area of Varosha unless the isolations imposed on Turkish Cypriots are lifted. The said agreement also underlines that, within this framework, international flights to Ercan Airport must be started. This consensus of opinion should be taken into consideration by everyone seeking solutions to the problems and particularly, by the EU Term Presidency and the United Nations”.

 

Karamanlis’ten Türkiye yorumu

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, AB üyeliğine aday bir ülkenin, üye bir ülkeyi tanımayı reddetmesi gibi bir siyasi çelişkinin süreklilik arz edemeyeceğini söyledi.

 

AA

Güncelleme: 15:19 TSİ 02 Kasım 2006 Perşembe

ATİNA - Yunan Parlamentosu’nda bugün siyasi liderler düzeyinde gündem dışı yapılan, dış politika konulu toplantıda konuşan Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye’nin AB üyeliği konusuna değindi.

Karamanlis, “Türkiye’nin, Kıbrıs’ın gemi ile uçaklarına, liman ve hava alanlarını açması, AB’ye ve tüm üyelerine karşı üstlendiği kesin yükümlülüklerindendir” dedi.

KKTC’nin AB ile doğrudan ticareti konusuna değinen Karamanlis, “AB ile Kıbrıs Türk toplumu arasındaki ticaret tüzüğü AB’nin iç meselesidir. Atina, AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın çabasını ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu konudaki yaklaşımını desteklemektedir” diye konuştu.

Karamanlis, Türkiye’nin AB perspektifine de değindiği konuşmasında, “Türkiye’nin AB üyeliğine giden yolda AB rayları döşemiş ve sinyal sistemini yerleştirmiştir, ancak bu yolda makinist Ankara’nın kendisidir. Hızı ve varacağı nokta Türkiye’nin kendisine bağlıdır. Gerekli reformları yapmaya karşı gelmesi sonsuza kadar süremez” ifadesini kullandı.

Türkiye’deki dini özgürlük ve azınlık hakları konusuna değinen Karamanlis, “Dini özgürlük ve azınlık haklarına saygı konularındaki durumun iyileştirilmesi yönündeki çabalar maalesef teşebbüs olarak kalmışlardır. Öte yandan, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu ile azınlık ve vakıf malları konularındaki yükümlülükleri, yükümlülük olarak kalmaya devam etmektedir” dedi.

Karamanlis, ‘kabul edilemez, geçmişe dönük casus belli’nin muhafaza edilmesinin iyi komşuluk ilişkilerine yardımcı olmadığını’ belirttiği konuşmasında, Türkiye’nin, aralarında Rum kesiminin de bulunduğu, AB üye ülkelerine karşı yükümlülüklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini de söyledi.

Talat Brüksel’de Kıbrıs’ı görüşecek

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja ile görüşmek üzere Perşembe günü Brüksel’e gidecek.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 07:28 ET 02 Kasım 2006 Perşembe

LEFKOŞA - AB Komisyonu’nun ilerleme raporu ile strateji belgesini açıklayacağı 8 Kasım’a kısa bir süre kala, Kıbrıs konusu hareketleniyor. AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye’nin müzakere sürecinde sorun yaratan limanların Rum kesimine açılmasına ilişkin sorunun aşılmasını hedefleyen önerisine ilişkin girişimlerini de sürdürüyor.

NTV dün Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja, Rum meslektaşı Lillikas, Türk meslektaşı Gül ve KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ı hafta sonu Helsinki yakınlarında bir kasabada kapalı kapılar ardında yapılacak bir toplantıya davet ettiğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca da bugün Tuomioja’nın, dün telefonda görüştüğü Talat’ı toplantıya davet ettiğini açıkladı. Talat, Fin bakana, bu toplantıda, Kuzey Kıbrıs’ı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın temsil edeceğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, Tuomioja’ya ayrıca görüşme talebinde bulundu. Bu görüşme ise, Perşembe günü Brüksel’de yapılacak.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Erçakıca, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, Helsinki’deki toplantıda, Cumhurbaşkanı Talat’ın ancak Başbakan Erdoğan’ın heyetinde yer alabileceği yönündeki sözlerini de “küstahça” diye nitelendirdi.

Türkiye Kıbrıs'ta çözümü BM'de arıyor


2 Kasım, 2006 14:22:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda AB'yi çözüm zemini kabul etmediğini tekrarladı. Başbakan'ın açıklaması sürerken, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak Helsinki'de tüm tarafları biraraya getirecek zirve AB Dönem Başkanı Finlandiya tarafından iptal edildi.

Moğolistan Başkanı Mıyekombo Enkhbold ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, bu işin çözüm zemininin Birleşmiş Milletler olduğunu vurguladı ve ''AB, durumdan vazife çıkarmaya çalışıyor. Öyle bir şey olamaz'' dedi.
 
Finlandiya Başbakanı ile dün 45 dakikalık bir telefon görüşmesi yaptığını söyleyen Erdoğan, kendisine Kıbrıs'taki Türk ve Rum taraflarının dışişleri bakanları ile Türk dışişleri bakanının 3'lü olarak biraraya gelmesi talebinin iletildiğini aktardı.
 
Fin Başbakan'a, Yunanistan dışişleri bakanının katılmadığı bir dışişleri bakanları toplantısına, Türk dışişleri bakanının katılmasının mümkün olmayacağını söylediğini belirten Erdoğan, diyaloğu şöyle aktardı:
 
"İyi niyetinizi bir eyleme dönüştürmek istiyorsanız, ancak Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs dışişleri bakanlarını biraraya getirebilirsiniz. Fakat, bunu daha ileri taşımak istiyorsanız, o zaman Yunanistan'ı ikna edin, Yunanistan Dışişleri Bakanı da katılsın, onun katılması halinde bizim Dışişleri Bakanımız da bu toplantıya katılabilir' dedik. 'Eğer üst düzeyde de bunu düşünüyorsanız, üst düzeyde de durum budur' dedik.'' 
 
"Dedikodularla olmaz"
 
Avusturya'nın Dönem Başkanlığı'nda da bunu söylediklerini anlatan Başbakan Erdoğan, ''hayırlı bir iş yapmak isteniyorsa iki garantör ülkenin içinde olması kaydıyla Güney ve Kuzey Kıbrıs ile 4'lü olarak bir araya gelinebileceğini söylediklerini'' kaydetti.
 
Erdoğan, Avusturya'nın bu teklifi ''çok güzel'' diye değerlendirdiğini, ama gerçekleştiremediğini belirterek, ''şimdi siz böyle bir talepte bulunuyorsanız, buyurun Helsinki'de bunu gerçekleştirin. Bunu o düzeyde de yapabiliriz. Dışişleri Bakanları düzeyinde de yapabiliriz'' dedi.
 
Fin Planı'na ilişkin değerlendirmesinde de planın kendilerine ''yazılı iletilmediğini'' belirten Erdoğan, ''sadece dedikodusu vardır. Mevcut dedikodu da bizim üzerinde duracağımız bir konu değildir. Çünkü bu işin ciddiyeti, dedikodularla olmaz. Bize yazılı olarak bir plan gelir. Yazılı plan üzerinde oturur değerlendirmemizi yapar, ondan sonra da kanaatimizi açıklarız" diye konuştu.
 
Erdoğan, planın 8 kasım ve aralıktaki liderler zirvesinde, müzakere sürecine 'müdahale maddesi' olarak getirilmesine de AB'nin hakkı olmadığını söyledi.
 
Başbakan, "ne müktesebatta böyle bir şey vardır, ne müzakere maddelerinin içinde böyle bir şey vardır. Kimse bize Ek Protokol'den hareketle bunu dayatamaz. Böyle bir hakları yok. Biz diyoruz ki, 'gelin sizler kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonları kaldırın, o izolasyonları kaldırmanız halinde biz de burada limanlarla, havaalanlarıyla ilgili atılması gereken adımları atarız.' Zira biz, AB'yi bir çözüm zemini olarak kabul etmiyoruz. Böyle bir şey yok. Bu işin çözüm zemini BM'dir. şu anda AB durumdan vazife çıkarmaya çalışıyor" dedi. 
 
Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışma gayreti içine girmenin ciddi bir yanlış olacağını belirten Erdoğan, sözlerinin ardından kendisine bir not geldiğini belirterek, ''Finlandiya ile ilgili toplantı talebinden vazgeçilmiş, iptal olmuş'' dedi.
 
Talat: "Gerçekleşmemesi beni memnun etmedi"
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Helsinki'de hafta sonunda yapılması planlanan Kıbrıs toplantısının iptal edilmesi konusunda, ''Finlandiya'nın girişiminin gerçekleşmemesi beni memnun etmedi'' dedi.

Talat, ''Finlandiya'nın paketinin dengesizliği bir yana yine de bu sürecin müzakere edilerek bir noktaya götürülmesinde yarar vardı. Rum tarafı bizi muhatap almamaya çalışıyordu, Türkiye'yi muhatap almaya çalışıyordu. Tabii bizim bunu kabul etmemiz mümkün değildi ama şundan eminiz; bu iptalin nedeni biz değiliz, bizim herhangi bir sorumluluğumuz yok” ifadelerini kullandı.
 
Rum kesiminin KKTC heyetinin Türk heyeti içinde yer almasını istemesine ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine Talat, ''bu bir hayal, yani KKTC kendi varlığı, iradesi ve halkıyla bir varlıktır. Bu varlık orada temsil edilecekti. KKTC'nin temsilinin dışında Kıbrıs sorunuyla ilgili bir toplantı yapılamaz'' karşılığını verdi.

 

Atina'dan Türkiye'ye Kıbrıs eleştirisi


2 Kasım, 2006 15:34:00 (TSİ) CNN TURK

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, ''AB üyeliğine aday bir ülkenin, üye bir ülkeyi tanımayı reddetmesi gibi bir siyasi çelişkinin süreklilik arz edemeyeceğini'' söyledi.

Yunan Parlamentosu'nda bugün siyasi liderler düzeyinde gündem dışı yapılan, dış politika konulu toplantıda konuşan Karamanlis, Türkiye'nin AB üyeliği konusunu değerlendirdi.
 
Karamanlis, "Türkiye'nin, Rum gemi ile uçaklarına, liman ve hava alanlarını açması, AB'ye ve tüm üyelerine karşı üstlendiği kesin yükümlülüklerindendir" dedi.
 
KKTC'nin AB ile doğrudan ticareti konusuna değinen Karamanlis, "AB ile Kıbrıs Türk toplumu arasındaki ticaret tüzüğü AB'nin iç meselesidir. Atina, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın çabasını ve Kıbrıs Rum kesiminin bu konudaki yaklaşımını desteklemektedir" diye konuştu.
 
Karamanlis, Türkiye'nin AB perspektifine de değindiği konuşmasında, "Türkiye'nin AB üyeliğine giden yolda AB rayları döşemiş ve sinyal sistemini yerleştirmiştir, ancak bu yolda makinist Ankara'nın kendisidir. Hızı ve varacağı nokta Türkiye'nin kendisine bağlıdır. Gerekli reformları yapmaya karşı gelmesi sonsuza kadar süremez" ifadesini kullandı.
 
Türkiye'deki dini özgürlük ve azınlık hakları konusuna değinen Karamanlis, "dini özgürlük ve azınlık haklarına saygı konularındaki durumun iyileştirilmesi yönündeki çabalar maalesef teşebbüs olarak kalmışlardır. Öte yandan, Fener Rum Patrikhanesi, Heybeliada Ruhban Okulu ile azınlık ve vakıf malları konularındaki yükümlülükleri, yükümlülük olarak kalmaya devam etmektedir" dedi.
 
Karamanlis, 'kabul edilemez, geçmişe dönük (casus belli)nin muhafaza edilmesinin iyi komşuluk ilişkilerine yardımcı olmadığını' belirterek, Türkiye'nin, aralarında Rum Kesimi'nin de bulunduğu, AB üye ülkelerine karşı yükümlülüklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini de söyledi.

 

 

Helsinki'deki Kıbrıs zirvesi iptal


2 Kasım, 2006 12:47:00 (TSİ) CNN TURK

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmaması ile ortaya çıkan krize çözüm bulmak amacıyla gerçekleştireceği zirve girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.

Finlandiya'nın Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Türkiye, Yunanistan, Rum kesimi ve KKTC'nin katılacağı bir zirve ihtimali kalmadı" dedi.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja da, Türkiye'nin İlerleme Raporu'nun yayımlanacağı 8 kasımdan önce Kıbrıs ile ilgili toplantı planlarını hayata geçiremediklerini belirtti.
 
Tuomioja, "ama çözüm çabaları doğal olarak sürecek" diye konuştu.
 
AB Dönem Başkanı olarak Türkiye'nin müzakere süreci ve KKTC'nin AB ile doğrudan ticarete başlaması konusunda ilgili tüm taraflarla görüştüklerini kaydeden Tuomioja, "Türkiye'nin müzakere sürecinin kesintisiz sürdürülmesini sağlamak ve Kıbrıs'taki iki toplumun durumlarını iyileştirmek amacını güttük" ifadesini kullandı.
 
Finlandiya, siyasi düzeydeki temaslara yarın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Tuomioja'nın Brüksel'deki görüşmesiyle devam edecek.
 
Türkiye ve Yunanistan'ın tavrı
 
Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri bir süredir kendilerine resmi bir davet gelmediğini belirtiyordu. Yunanistan da toplantının yapılmasıyla ilgili alınmış bir kararın olmadığını, kendilerinin toplantıya davet edilmediğini açıklamıştı.
 
Finlandiya'nın bu hafta sonu Helsinki'de düzenlemeyi planladığı toplantıya Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja'nın yanı sıra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın katılacağı belirtilmişti.
 
Ancak Talat muadilinin Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos olduğunu belirterek toplantıya katılmayacağını açıklamıştı.
 
Gül: "Kıbrıs'ta çözümün adresi BM"
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ankara Esenboğa Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda kapsamlı bir çözümün adresinin Birleşmiş Milletler olduğuna işaret etti.
 
Gül, "bu meseleyle ilgili tarafları tam toplayamadılar. Finlandiya iyi niyetli olarak bunun için uğraştı, davet ettikleri gruplar böyle bir toplantıya katılmak istemedi" diye konuştu.
 
Dışişleri Bakanı, "Fin Dışişleri Bakanlığı'nın gayretleri iyi niyetli. Yakın istişarelerimiz oldu. Henüz bir neticeye ulaşılmadı. Aralarında olacak şeyler var olmayacak şeyler var" ifadesini kullandı.
 
Kıbrıs konusunda kimsenin Türkiye'yi suçlayamayacağının altını çizen Abdullah Gül, "AB'yi aldatan Kıbrıs Rum kesimi olmuştur. Her zaman KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat görüşmelere hazır olduğunu söylemiştir. Biz de çözüme yönelik hazır olduğumuzu söylüyoruz. Her yere gideriz, konuşuruz" dedi.
 
Talat: "Gerçekleşmemesi beni memnun etmedi"
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Helsinki'de hafta sonunda yapılması planlanan Kıbrıs toplantısının iptal edilmesi konusunda, ''Finlandiya'nın girişiminin gerçekleşmemesi beni memnun etmedi'' dedi.
 
Talat, İktisadi Kalkınma Vakfının ev sahipliğinde, TOBB Plaza'da düzenlenen ve akademisyenler, iş dünyası temsilcileri ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen toplantı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.
 
Finlandiya'nın düzenlediği toplantının iptalinin nedeni konusunda kesin bir bilgiye sahip olmadığını belirten Talat, Rum basınının sürekli Rum tarafının bazı koşullar öne sürdüğünü yazdığını, iptalin nedeni bundan kaynaklanıyorsa farklı bir yorum yapacağını, ancak şu anda bir bilgisi olmadığını dile getirdi.
 
''Finlandiya'nın girişiminin gerçekleşmemiş olması beni memnun etmedi'' diyen Talat, bunun, Türkiye'nin AB sürecinde ortaya çıkması muhtemel bir sıkıntının hala çözülememiş olması anlamına geldiğini kaydetti.
 
"Herhangi bir sorumluluğumuz yok" 
 
Talat, ''Finlandiya'nın paketinin dengesizliği bir yana yine de bu sürecin müzakere edilerek bir noktaya götürülmesinde yarar vardı. Rum tarafı bizi muhatap almamaya çalışıyordu, Türkiye'yi muhatap almaya çalışıyordu. Tabii bizim bunu kabul etmemiz mümkün değildi ama şundan eminiz; bu iptalin nedeni biz değiliz, bizim herhangi bir sorumluluğumuz yok” dedi.
 
Rum kesiminin KKTC heyetinin Türk heyeti içinde yer almasını istemesine ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine Talat, ''bu bir hayal, yani KKTC kendi varlığı, iradesi ve halkıyla bir varlıktır. Bu varlık orada temsil edilecekti. KKTC'nin temsilinin dışında Kıbrıs sorunuyla ilgili bir toplantı yapılamaz'' karşılığını verdi.
 
"Rumlar vermeden çok şey istedi"
 
Finlandiya Dışişleri Bakanı ile yarınki görüşmesinde neler söyleyeceğinin sorulması üzerine de Talat, bütün görüşlerini ortaya koyacağını belirterek, ''izolasyonların haksızlığını anlatacağız. İzolasyonların kısmi kaldırılması konusunda bizden geri adım atmamızı istemelerinin haklı olmadığını söyleyeceğiz'' diye konuştu.
 
Maraş'ın iadesi karşılığında Magosa Limanı'nın AB denetiminde ticarete açılmasıyla ilgili teklifin hatırlatılması üzerine de Talat, ''sadece o değil, Türkiye'nin de limanlarını açması... Sadece o olsa neyse,bir de Türkiye limanlarını, hava alanlarını, hava sahasını da açacak. Dolayısıyla bir şey vermeden çok şey istediler'' şeklinde konuştu.

 

Kıbrıs zirvesi iptal

A.A

AB Dönem Başkanı Finlandiya Kıbrıs zirvesini iptal etti. Erdoğan, 'Yunanistan yoksa biz de yokuz' dedi.

Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya, Kıbrıs ile ilgili olarak hafta sonunda Türkiye ile Kıbrıs Rum ve Türk tarafları arasında toplantı düzenleme planından vazgeçtiğini bildirdi.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'nın sözcüsü Susanna Parkkonen, "Helsinki'de bir toplantı şansı yok" dedi. Sözcü, "şu andan itibaren siyasi düzeyde müzakerelere devam edeceklerini" belirtti.

Parkonnen, Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'nın yarın Brüksel'de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile bir araya geleceğini de doğruladı.

Finlandiya hükümet sözcüsü Mikko Narros ise Pazar ve Pazartesi günü Helsinki'de yapılması öngörülen toplantının iptalinin, “Herkesi aynı masada toplayamıyoruz” anlamına geldiğini ifade etti.

BAŞBAKAN ERDOĞAN: ÇÖZÜM ZEMİNİ BM'DİR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda AB'yi bir çözüm zemini olarak kabul etmediklerini bildirdi. Erdoğan, Kıbrıs için öngörülen toplantıya Yunanistan katılmayınca Türkiye'nin da katılmadığını söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda AB'yi bir çözüm zemini olarak kabul etmediklerini bildirdi.

Bu işin çözüm zemininin BM olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, “AB, durumdan vazife çıkarmaya çalışıyor. Öyle bir şey olamaz” dedi. Erdoğan ile Moğolistan Başkanı Mıyekombo Enkhbold yaptıkları baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından gazetecilere açıklamalarda bulundular ve soruları yanıtladılar.

YUNANİSTAN YOKSA TÜRKİYE DE YOK

Bir soru üzerine, Finlandiya Başbakanı ile dün yaklaşık 45 dakika süren bir telefon görüşmesi yaptığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bizim Fin planından öte, Finlandiya Başbakanının, Dışişleri bakanları noktasında, Güney Kıbrıs, kuzey Kıbrıs Dışişleri bakanlarıyla, Bizim Dışişleri Bakanımızın 3'lü olarak bir araya gelmesi talepleri bize iletildi. Yunanistan Dışişleri Bakanı'nın katılmadığı bir Dışişleri bakanları toplantısına, bizim Dışişleri Bakanımızın da katılmasının mümkün olmayacağını söyledik. Biz burada, 'iyi niyetinizi bir eyleme dönüştürmek istiyorsanız, ancak Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs Dışişleri Bakanlarını bir araya getirebilirsiniz. Bu, iyi niyetinizin ispatı olur. Fakat, bunu daha ileri taşımak istiyorsanız, o zaman Yunanistan'ı ikna edin, Yunanistan Dışişleri Bakanı da katılsın, onun katılması halinde bizim Dışişleri Bakanımız da bu toplantıya katılabilir' dedik. 'Eğer üst düzeyde de bunu düşünüyorsanız, üst düzeyde de durum budur' dedik.”

“DEDİKODULARLA OLMAZ”

Avusturya'nın dönem başkanlığında da bunu söylediklerini anlatan Başbakan Erdoğan, “hayırlı bir iş yapmak isteniyorsa iki garantör ülkenin içinde olması kaydıyla Güney ve Kuzey Kıbrıs ile 4'lü olarak bir araya gelinebileceğini söylediklerini” anımsattı. Erdoğan, Avusturya'nın bu teklifi, “çok güzel” diye değerlendirdiğini, ama gerçekleştiremediğini belirterek, “Şimdi siz böyle bir talepte bulunuyorsanız, buyurun Helsinki'de bunu gerçekleştirin. Bunu o düzeyde de yapabiliriz. Dışişleri Bakanları düzeyinde de yapabiliriz” dedi. Fin Planı'na ilişkin değerlendirmesinde de, planın kendilerine “yazılı iletilmediğini” belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Sadece dedikodusu vardır. Mevcut dedikodu da bizim üzerinde duracağımız bir konu değildir. Çünkü bu işin ciddiyeti, dedikodularla olmaz. Bize yazılı olarak bir plan gelir. Yazılı plan üzerinde oturur değerlendirmemizi yapar, ondan sonra da kanaatimizi açıklarız. Ancak ben şunu söyleyeyim, gerek 8 Kasım, gerekse Aralık ayındaki liderler zirvesi, bütün bunlarda Kıbrıs konusunda bir defa Kıbrıs eğer bu müzakere sürecine, bir adeta müdahale maddesi olarak getirilecek olursa, bu konudaki düşüncemizi bugüne kadar nasıl açıkladıysak, şu andan itibaren yine aynı şeyi söylüyorum. Ne müktesebatta böyle bir şey vardır, ne müzakere maddelerinin içinde böyle bir şey vardır.
Kimse bize ek protokol'den hareketle bunu dayatamaz. Böyle bir hakları yok. Biz diyoruz ki, 'gelin sizler kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonları kaldırın, o izolasyonları kaldırmanız halinde biz de burada limanlarla, havaalanlarıyla ilgili atılması gereken adımları atarız.'

Zira biz, AB'yi bir çözüm zemini olarak kabul etmiyoruz. Böyle bir şey yok. Bu işin çözüm zemini BM'dir. şu anda AB durumdan vazife çıkarmaya çalışıyor. Öyle bir şey olamaz. Çok ciddi bir yanlıştır. Bu arada Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışma gayreti içerisine girmek, ayrıca bir yanlıştır.” Sözlerinin ardından Başbakan, kendisine bir not geldiğini belirterek, ”Finlandiya ile ilgili toplantı talebinden vazgeçilmiş, iptal olmuş” dedi.

GÜL: FİNLANDİYA İLGİLİ TARAFLARI TAM TOPLAYAMADI

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB dönem başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs konusunda planladığı toplantı için tarafları "tam olarak" bir araya getiremediğini belirterek, "Olacak şeyler vardır, olmayacak şeyler vardır. Türkiye'nin tezleri açıktır" dedi.
    
Gül, Moskova'dan dönüşünde Esenboğa havaalanında Finlandiya'nın son dönemdeki girişimlerine ilişkin soruları yanıtladı. Bir gazetecinin, "Finlandiya'nın toplantının olmayacağını açıkladığını" söylemesi üzerine Gül, "bildiği kadarıyla Finlandiya'nın tarafları tam olarak toplayamadığını" kaydetti.
    
Gül, Finlandiya Dışişleri Bakanlığının bazı iyi niyetli gayretleri olduğunu, Türkiye'nin de başından beri bu gayretlere yapıcı bir şekilde destek verdiğini ifade ederek, Finlandiya ve diğer AB ülkeleriyle temaslarının halen sürdüğünü, henüz bir sonuca ulaşılmadığını kaydetti. Abdullah Gül, daha sonra şunları kaydetti:
    
"Olacak şeyler vardır, olmayacak şeyler vardır. Türkiye'nin tezleri gayet açıktır. Kapsamlı çözüm için uğraşmak ayrı bir konudur, AB ile ilgili sorunları aşmaya yönelik yapılan çalışmalar ayrı bir konudur. Biz tabii ki kapsamlı bir çözümü her zaman tercih ederiz. Bu, aslında BM'nin görevidir ve platformu da orasıdır. Ama AB de buna yardımcı olursa bundan da büyük memnuniyet duyarız. Dolayısıyla kapsamlı çözümün parçası olan unsurların Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili konulara taşınmasını kabul etmek zaten mümkün değildir. Bunu da herkes bilmektedir."

 

HURRIYET 2/11/06

 

AB, Kıbrıs konusunda utanmalıdır



Ben, Annan Planı'nın tartışması sırasında, Kıbrıs Türkleri'nin eline tarihi bir fırsatın geçtiğine inanmış ve tüm gücüyle bu planın başarıya kavuşması için çabalamıştım. Annan Planı sayesinde, KKTC'nin ayakları üstüne dikileceğine inanmıştım. KKTC de, Rumlar'la birlikte Avrupa Birliği'ne katılacak ve bu şekilde hem Güney Kıbrıs, Türkiye'ye sürekli engel durumundan çıkacak, hem de KKTC kısıtlamalardan kurtulacaktı.
(Hala da aynı görüşteyim.)

Buna inanmamın nedeni de, Avrupa Birliği'ni bu konuda ciddiye almamdı. Avrupa Birliği kurumları ve üye ülkelerinin büyük bölümü, Türk tarafına kesin sözler vermişlerdi. Annan Planı'nın kabul edilmesi durumunda önümüzde yepyeni bir dünya açılacaktı.

İşte Kuzey Kıbrıs halkı, bu inançla Annan planına EVET dedi.
(Hala da KKTC'nın EVET oyu vermesinin son derece yerinde bir karar olduğuna, bu sayede Türkiye'nin AB ile masaya oturabildiğine ve Kıbrıs Türkleri'nin de bugün başları dik şekilde haklılıklarını haykırabildiklerine inanıyorum.)

Rumlar ise, tam anlamıyla şark kurnazlığı içinde, Annan planına HAYIR dediler. AB'nin suratına kapıyı kapattılar.

Bugün Rumlar, tam anlamıyla yavuz hırsız rolündeler.

Hem AB'yi kandırdılar, buna karşılık tam üyeliği ceplerine yerleştirdiler, hem de AB'ye inanmış olan Türk tarafının cezalandırılmasını istiyorlar.

Hayır, bu kadarı fazla…

Evet, Türkiye hukuken ve imzasına sadık kalmak zorundadır ve eninde sonunda da limanlarını açacaktır. Ancak bugün değil. Boğazına basılarak, mantık ve vicdan dışı koşullarda değil.

Hayır, Avrupa Birliği bu kadar çocukça bir politika uygulayamaz.

Eğer tek amaç, Türkiye ile müzakereleri askıya almak ve tam üyelik sürecini dondurmak ise, bu kadar amatörce yaklaşımlara hiç gerek yoktur. Kolaylıkla başka gerekçeler bulabilirler ve aynı sonucu elde edebilirler.

Avrupa Birliği, tüm güvenirliğini yitirmektedir.

Belki farkına varmadan, Türkiye'yi yavaş yavaş kendiliğinden Avrupa dışına itmekte, Türk halkını kaybetmektedir.

Rum lideri Papadopulos'un bugün uyguladığı politika açıkça ortadadır. Türk lider Talat ise, izolasyonların yumuşatılmasından başka bir istekte bulunmamaktadır.

Türkiye, bu aptalca oyunun karşısında esneklik gösteremez ve göstermemelidir.

Avrupa'nın da, bir parça vizyonu, azıcık bir saygınlığı varsa, yaşanmakta olan bu rezaletten vazgeçer. Türkiye'nin boğazına basıp, limanlarının açılması için şantaj yapmaz. Bu sorunu, çözüm bulununcaya kadar erteler. Ertelemediği taktirde, gerçek niyetinin üzüm yemek değil, bağcıyı (yani Türkiye'yi) dövmek olduğunu anlayacağız.

* * *

PAPADOPULOS, KKTC'Yİ TESLİM ALMAK İSTİYOR…


Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos şanslı bir insan.

Öyle bir dönemde, öyle koşullar altında Başkan oldu ki, keyfine diyecek yok. Tümüyle kendi dışındaki gelişmeler sayesinde, şimdi de ikinci dönem Cumhurbaşkanlığını elde etmeyi planlıyor.

Papadopulos kadar, Avrupa Birliği'ni burnundan yakalayıp sürükleyen ve şantajla istediklerini elde edebilen bir diğer lider de, Malta'nın 1980'lerdeki Don Mintoff'u aklıma geliyor.

Papadopulos'un, özellikle Avrupa Birliği'ne tam üye olduktan sonraki politikası, tek cümleyle " KKTC'yi teslim almak" diye özetlenebilir.

Bugüne kadar yaptığı açıklamaları alt alta yazalım. Türk tarafıyla ilişkilerini inceliyelim, aynı sonuçla karşı karşıya kalırız: Türk tarafının Rum yönetimine teslim olması.

Papadopulos bunu istemekte haklı olabilir. Genel konjonktürü kendi lehine kullanmakta da haklıdır.

Ancak bu duruma göz yummayacak olan taraf da Türkiye'dir.

Bugün, bıcak kemiğe dayanmıştır.

KKTC üzerindeki kısıtlamalar kaldırılmadan, hiç değilse yumuşatılmadan, Rum gemilerine Türk limanlarının açılması, Papadopulos'un Kuzey Kıbrıs'ı teslim alması anlamına gelecektir.

M. Ali Talat haklıdır.

Türkiye direnmelidir.

Avrupa ile ilişkilerini germe pahasına direnmeli ve bu ufak oyunlara pabuç bırakmamalıdır.

Papadopulos, ikinci Cumhurbaşkanlığını bu kadar ucuz şekilde elde edememelidir.

Türkiye, Kıbrıs'ın tümünü Papadopulos'a bırakmamalıdır.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 02/11/06

 

Pazarlık için pazarlık...



AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs'la ilgili önerileri günlerden beri diplomatik yollardan sıkı pazarlıklara konu oluyor.
Bu pazarlıkların ilk aşamasında önerilerin özü, yani Türkiye'nin Rumlara limanlarını açması, Mağusa'nın AB'ye, Maraş'ın da BM'ye iki yıl için devredilmesi fikri ele alındı. Fin diplomasisinin "ikili" bazda Türkiye, KKTC ve Kıbrıs Rum tarafıyla yaptığı temaslarda ciddi anlaşmazlıklar ortaya çıktı.
Bunun üzerine, dönem başkanı, bu görüş ayrılıklarını gidermek için ilgili tarafları hafta sonu Finlandiya'ya davet etti. Ama bu kez de, tarafların kimlerle, hangi seviyede temsil edileceği konusunda pürüzler ortaya çıktı.
Şimdi bu pürüzlerin giderilmesine çalışılıyor. Diğer bir deyişle, Finlandiya'da yapılması istenen esas pazarlıklar için de, usul ile ilgili pazarlıklar yapılıyor!
"Finlandiya'da buluşma" konusunda, bir şekilde belki mutabakat sağlanabilecek. Ancak böyle bir toplantıda, Fin önerilerinin özü üzerinde bir anlaşmaya varılması olasılığı doğrusu pek güçlü görünmüyor.

Önerilerde denge yok
Bunun nedeni, "Fin formülü"nün, içeriği bakımından, "asimetrik" olmasıdır.
Henüz kesinleşmediği için kâğıda dökülmeyen bu taslak, şu üç unsuru içeriyor:
1) Türkiye, hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rumlarına açacak. Bu, öteden beri Papadopulos yönetiminin ısrarlı talebi olduğu kadar AB'nin de resmi pozisyonudur. Bu isteğin dayandığı nokta da, Türkiye'nin ek protokol uyarınca, bu konuda "ahdi yükümlülüğünü" yerine getirmek zorunda olduğudur.
2) Mağusa Limanı AB denetimine verilecek, Kıbrıslı Türkler buradan AB ile doğrudan ticaret yapabilecek. Bu denetimin pratikte nasıl işleyeceği pek açık değil. Mağusa Limanı şimdiye kadar tamamen Türk yönetiminde ve kontrolünde olmuştur.
3) Maraş, 2 yıl içinde BM'ye devredilecek. Bunun amacı yıkık kentin yeniden restore edilmesi ve Rum olan eski sakinlerinin buraya dönmesi yolunun açılmasıdır.
Türkiye şimdiye kadar, limanların Rumlara açılmasıyla KKTC üzerindeki izolasyonuna son verilmesi arasında bir bağ kurmaya çalıştı. Ankara AB'ye hep "Siz ambargoyu kaldırın, biz de limanlarımızı açalım" mesajını verdi. Ne var ki, bu pazarlık pek yürümedi. Limanları açmak, Türkiye'nin imzaladığı ek protokole bağlı bir yükümlülük. İzolasyona son vermek ise, AB'nin sadece bir sözü. Ve gerçek şu ki, AB bu taahhüdünü (ya isteksizlikten ya da imkânsızlıklardan) yerine getirmiyor. Şimdi ise, Fin formülü, limanların Rumlara açılmasına KKTC'ye karşılık Mağusa'dan AB ile ticaret yapma olanağını sağlıyor...
Sağlıyor, ama bu, tam olarak izolasyonun sona erdirilmesi demek değil. AB Kuzey Kıbrıs'ı havadan izole etmeye devam ediyor; Fin önerilerinde Ercan'ın lafı geçmiyor...

Fırsatlar varken...
Ama bu önerilerde asıl dengesiz ve "asimetrik" olan husus, Maraş'ın bu plan taslağına dahil edilmesidir.
Bütün dünya biliyor ki, Maraş bundan önceki bütün müzakerelerde "çözümün bir parçası" olarak ele alınmıştı. Oysa şimdi Maraş'ın "limanların açılmasına karşılık izolasyonun kaldırılması"nı öngören sınırlı bir planın çerçevesi içine alınmasında hiçbir mantık yoktur ve Türk tarafının bunu kabul etmesi de beklenemez.
Aslında Türk diplomasisi Maraş'ı (Ecevit döneminden beri) bir pazarlık unsuru olarak elinin altında tutmuştur. Ne yazık ki, bu pazarlık fırsatları iyi kullanılmamıştır. Sonuçta günümüze dek, Maraş bir pazarlık unsuru olarak elde kaldı. Şimdi ise Rumlar Türk tarafını bu avantajdan da mahrum etmeye çalışıyor.

SAMI KOHEN MILLIYET 02/11/06

 

Papadopulos'tan üçlü görüşmeye "Ohi"

FİNLANDİYA BAŞKANLIĞI ÜÇLÜ ZİRVEDE ISRARLI... Türkiye-AB ilişkilerinde bir tren kazasının yaşanmaması için iyimser tutumunu sürdüren Finlandiya Başkanlığı, önerilerinde ısrar ederek, Helsinki'de Türkiye, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk tarafı arasında üçlü bir görüşmenin yapılmasını, tarafların görüşmede dışişleri bakanları düzeyinde temsil edilmesini istiyor

RUM TARAFINDAN RET... Rum tarafı ise, Finlandiya Başkanlığı'nın Kıbrıs Türk tarafının yüksek temsilcisinin, üçüncü taraf olarak, siyasi düzeydeki müzakerelere çağrılmasına tepki göstererek bunu kabul etmediğini bildirdi. Rum tarafı, bu itirazını Finlandiya Dışişleri Bakanlığı'na ileterek, Maraş konusunun Türkiye ile görüşülmesi için Helsinki'ye, AB'ye üye bir devlet olarak gitmek istediğini belirtti

RUMLARDAN MARAŞ ÖNKOŞULU... Rum hükümet sözcüsü Paşardis, Finlandiya'nın çabasının başarıya ulaşması için gerekli önkoşulun Maraş'ın yasal sahiplerine geri verilmesi olduğunu yineleyerek, Türkiye'nin şu ana kadar olumlu herhangi bir belirti vermediğini, bunun aksine yeteri kadar olumsuz belirtiler gösterdiğini savundu. Paşardis, Rum tarafının belirttiği bu koşullar altında Helsinki'ye çağrılması durumunda yanıtının olumlu olacağını söyledi

l FİN ÖNERİLERİNİN KABULÜ ATMOSFERİ "YUMUŞATACAK"... Kıbrıs Türk tarafı ile AB arasında doğrudan ticarete yeşil ışık yakılması, bu ticaretin AB gözetiminde Gazimağusa limanından gerçekleştirilmesi, Maraş bölgesinin BM kontrolüne aktarılması, Türkiye'nin bazı limanlarını Rumlara açması gibi unsurların yer aldığı Fin önerilerinin kabul görmesinin AB bünyesinde de, özellikle Türkiye'ye karşı tavır sertleştirmekte olan ve katılım müzakerelerinin askıya alınmasından söz eden bazı ülkelerde bir "yumuşama" sağlayacağı ileri sürülüyor

 

 

Kıbrıs Rum tarafı, Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını yürüten Finlandiya'nın Türkiye-AB ilişkilerinde bir kriz yaşanmasını önlemek amacıyla sunduğu önerilerini görüşmek üzere, bu hafta sonu Helsinki'de Türkiye, Kıbrıs Rum ve Kıbrıslı Türk tarafı arasında üçlü bir zirve gerçekleştirilmesine "Ohi" yanıtı verdi.

Rum basını, Kıbrıs Rum tarafının, Finlandiya Başkanlığı'nın Kıbrıs Türk tarafının yüksek temsilcisinin, üçüncü taraf olarak, siyasi düzeydeki müzakerelere çağrılmasına tepki göstererek bunu kabul etmediğini bildirdi.

Rum tarafı, bu itirazını önceki gün Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Kare Halonen'e ileterek, Maraş konusunun Türkiye ile görüşülmesi için Helsinki'ye, AB'ye üye bir devlet olarak gitmek istediğini belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni veya daha önceden zeminin hazırlanması için Papadopulos-Talat görüşmesi olmaksızın görüşmeye katılmaya rıza göstermiyor.

Avrupalı diplomatik bir kaynağın Rum basınına yaptığı açıklamaya göre ise, Rum tarafı, Yunanistan ve AB ortaklarının aksine, önerisi konusunda iyimser tutumunu sürdüren Finler ise önerilerinde ısrar ederek, üçlü görüşmenin yapılması tarihini geri çekmiyor ve bu nedenle de önerilerini Helsinki'de yazılı olarak sunmayı planlıyor.

Helsinki'de sadece Rum tarafı ve Türkiye'den siyasi temsilcilerin değil, Kıbrıslı Türklerin temsilcisinin de masada yer alacağı üç taraflı bir görüşmeden yana olduğu belirtilen Finlandiya'nın, tarafların görüşmede dışişleri bakanları düzeyinde temsil edilmesinde de ısrarlı göründüğü bildiriliyor.

Rum tarafı, itirazını

Finlandiya'ya iletti

Politis gazetesinin haberine göre, Rum tarafı, Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın görüşmeye katılması fikrine karşı çıkıyor ve bunu; Turgay Avcı'nın sadece "tanınmamış bir varlığı" temsil edecek olması değil, Kıbrıslı Türklerin Maraş konusunda söz sahibi olmadığı gerekçesiyle yapıyor.

Rum tarafı, BM kararlarına göre, Maraş konusunda sorumlu olan tarafın Türkiye olduğunu iddia ediyor ve bu nedenle görüşmenin, Türkiye ve Kıbrıs Rum tarafı arasında yapılmasında ısrar ediyor.

Bu bağlamda gerek Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos gerek Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis, yaptıkları açıklamalarla, Kıbrıs Türk tarafının Türkiye heyeti kapsamına dâhil edilmesiyle ilgili bir sorunun bulunmayacağını belirtti.

Finlandiya

çabalarını sürdürüyor

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Kıbrıs sorununa ilişkin çözüm önerilerinde ayrıntılar belirsiz kalırken, diplomatik kaynaklardan basına yansıyan bilgiler Helsinki'nin, "Türkiye-AB ilişkilerinde olası bir krizi önleme çabasında" olduğunu gösteriyor.

Anadolu Ajansı'nın (AA) haberine göre, Helsinki'de, önümüzdeki pazar ve pazartesi günleri, tarafların katılımı ile gerçekleştirilmesi planlanan görüşmeleri "son şans toplantısı" olarak nitelendiren Finlandiya hükümeti çabalarını sürdürürken, AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu da, 8 Kasım'da kamuoyuna açıklayacağı Türkiye raporunun Kıbrıs'a ilişkin paragraflarını şimdilik boş bırakıyor ve Helsinki temaslarının sonuçlarını bekliyor.

Türk basınına sızan bilgilere göre, Finlandiya'nın çözüm önerileri arasında Kıbrıs Türk tarafı ile AB arasında doğrudan ticarete yeşil ışık yakılması, bu ticaretin AB gözetiminde Gazimağusa limanından gerçekleştirilmesi, Maraş bölgesinin BM kontrolüne aktarılması, Türkiye'nin bazı limanlarını Rumlara açması gibi unsurlar bulunuyor.

Finlandiya önerilerinin kabul görmesinin AB bünyesinde de, özellikle Türkiye'ye karşı tavır sertleştirmekte olan ve katılım müzakerelerinin askıya alınmasından söz eden bazı ülkelerde bir "yumuşama" sağlayacağı ileri sürülüyor.

Halonen'nin güneydeki temasları

Politis ayrıca Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Kare Halonen'nin önceki gün Lefkoşa'da gerek Rum Başkanlık Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis gerek Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile uzun süren yoğun temaslarda bulunduğunu yazdı.

Halonen'nin Helsinki görüşmesi için resmi davet getirmediğini belirten gazete, bu konuda Finlandiya'nın, sözlü olarak sunduğu önerisi üzerinde uzlaşma sağlanmasıyla ilgili teminatlar olmaması durumunda siyasi düzeyde müzakereleri ileriye götürmeyeceğini açık biçimde ifade ettiğini de belirtti.

Haravgi gazetesi'ye göre, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Kare Halonen, önceki gün Rum Haber Ajansı'na (KİPE) yaptığı açıklamada, Conis ile görüşmesini, Finlandiya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi'nin ikâmetgâhında; Pertev ile görüşmesini ise Pertev'in makamında gerçekleştirdiğini söyledi.

Halonen ayrıca, ileriki günlerde de istişarelerin sürdürüleceğini, hedeflerinin; ilerleme raporunun yayımlanacağı 8 Kasım'dan önce bir çözüm bulunması olduğunu da belirtti.

Gerek burada gerek Helsinki'de siyasiler ve bürokratlar düzeyinde yoğun bir biçimde çalıştıklarını da söyleyen Halonen, 8 Kasım'dan önce bazı sonuçların alınması temennisinde bulundu.

Habere göre, Halonen önceki gün gerçekleştirdiği temaslarda Finlandiya önerilerini ele aldı.

Fileleftheros gazetesi ise "Perde Gerisi Fırtınalı... Finlandiya Temsilcisi Görüşme için Yeşil Işık Teminatı Almadı" başlıklı haberinde, Finlandiya'nın ilgili tarafları 24 saat içerisinde uzlaşmaya vardırmak için çabalarını yoğunlaştırdığını yazdı.

Gazete, Helsinki'de görüşme gerçekleştirilmesi manzarasının puslu kaldığını belirterek, Finlandiya Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Kare Halonen'nin çantasında, görüşmeye dair somut bir şey olmaksızın Kıbrıs'tan ayrıldığına dikkati çekti.

Gazete, Türkiye'nin Maraş konusunu görüşmek istememesi ve de paket içerisine Ercan Havalimanı'nı da dahil etmek istemesi nedeniyle, Helsinki'deki görüşmeyle ilgili girişimin bulanık göründüğünü belirtti.

Habere göre, Ankara'nın, Yunanistan'ın da yer alacağı dörtlü görüşmede ısrar etmesi, "Lefkoşa'nın" ise gerek önerinin içeriğini gerek prosedürel konuları çekincelerle karşılaması, Finlandiya'nın şu anda açıklama yapmamasına yol açtı.

Finlandiya görüşmeye, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ve KKTC Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'yı göndermeye karar veren Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın temsilcisini davet etme niyetini taşıyor.

Gazete, ortak görüşmelerin değil dolaylı görüşmelerin gerçekleştirileceğine, Finlandiya'nın ise görüşleri taşıyacak olan koordinatör ve müzakereci rolüne sahip olacağını da yazdı.

Bununla birlikte Rum tarafının, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın temsilcisinin statüsü konusunda izahat istediğini belirten gazete Türklerin ayrıca görüşmeye üç Dışişleri Bakanı'nın katılacağını sunma girişiminde de bulunduğunu ileri sürdü.

Haberi "Finlandiya Formülü Havada... Ankara Maraş Konusunu Görüşmüyor" başlığıyla veren Simerini gazetesi, hafta sonunda Helsinki'de gerçekleştirilmesi düşünülen görüşmenin yapılıp yapılmayacağının henüz netlik kazanmadığını yazdı.

Lillikas: Dörtlü görüşme yok

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, AB Dönem Başkanlığını yürüten Finlandiya'nın önerilerine ilişkin olarak dörtlü görüşme gerçekleştirme veya Yunanistan'ı da çağırmasına yönelik olarak herhangi bir davet yollamadığını, ne de böyle bir düşüncesinin bulunduğunu söyledi.

Haravgi gazetesi'ye göre Lillikas önceki gün Londra'ya hareket etmeden önce Larnaka Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, şu anda Kıbrıs sorununun çözümünün görüşülmediğini belirtti.

Rum yönetiminin, Finlandiya ile varılan anlaşma çerçevesinde, görüşmeyle ilgili davete veya 8 Kasım'a kadar sonuç verebilecek başka bir sürece yanıt vermeye hazır olduğunu yineleyen Lillikas, tüm konuyla ilgili anahtarın Maraş ve yasal sahiplerinin Maraş'a geri dönmesi olduğunu öne sürdü. Lillikas, Kıbrıslı Türk ve Rumların bu konuda herhangi bir görüşme yapmaması gerektiğini, zira konunun sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti" ve AB'yle ilgili olduğunu ileri sürdü.

Dörtlü bir görüşmenin söz konusu olup olmadığı sorusuna Lillikas, Finlandiya'nın dörtlü bir görüşme gerçekleştirme niyetinde olmadığını ne de böyle bir davette bulunduğunu söyledi. Finlandiya'nın fikirlerinde bulunan sorunların, Türkiye, AB, BM ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" ilgilendirdiğini, bununla birlikte Mağusa limanının açılması konusunun da sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile AB, Maraş'ın denetiminin BM'ye verilmesi ve yasal sahiplerin bu şehre dönmesi konusunun ise BM, Türkiye ve "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile ilgili olduğunu iddia etti. Lillikas, Türkiye'nin AB'ye karşı diğer yükümlülüklerinin ise AB ile Türkiye'yi ilgilendirdiğini de belirterek Yunanistan veya AB üyesi başka bir ülkeyi ilgilendiren bir konunun bulunmadığını da söyledi.

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "dörtlü bir konferansın kimlerden oluşacağına henüz karar verilmedi" şeklindeki açıklamasının sorulması üzerine Lillikas, "Dörtlü görüşme yok" dedi.

Lillikas bir başka soru üzerine, dörtlü bir görüşme ve Yunanistan'ın da görüşmeye davet edileceğine ilişkin haberlerin Finlandiya tarafından sızdırılmadığını, Finlandiya'nın böyle bir niyetinin dahi bulunmadığını belirterek, bunun; kendilerini kuşkulandırması gereken malum nedenlerden dolayı başkaları tarafından yapıldığını söyledi.

Lillikas, dörtlü görüşmeyle ilgili olarak öneri sunanlar arasında İngiltere'nin bulunup bulunmadığı sorusuna ise, böyle bir bilginin bulunmadığını, ayrıca bunu teyit etmesinin de mümkün olmadığını ifade etti.

Paşardis: Anahtar Maraş

Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Paşardis, Finlandiya girişiminin ve çabasının başarıya ulaşması için gerekli koşulun Maraş'ın yasal sahiplerine geri verilmesi olduğunu yineledi.

Gazeteye göre Paşardis konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Finlandiya'nın ayrıca, önerisinin görüşülmesi amacıyla Helsinki'de müzakerelerde bulunulması için zemin hazırlığında bulunduğunu da belirtti.

Paşardis Türkiye'nin şu ana kadar olumlu herhangi bir belirti vermediğini, bunun aksine yeteri kadar olumsuz belirtiler gösterdiğini savundu.

Paşardis, Helsinki'de dolaylı görüşmeye karar verilmesi durumunda Türkiye'nin buraya, Maraş konusunda ilk ve son söz ve yetkiye sahip ülke olarak çağrılacağını da söyledi. Paşardis, Güney Kıbrıs'ın ise, Avrupa sürecine dâhil olma ve ortaklarıyla istişarelerde bulunma hakkına sahip olan AB üyesi ülke olarak çağrılacağını kaydetti.

Güney Kıbrıs'ın belirttiği bu koşullar altında Helsinki'ye çağrılması durumunda yanıtının olumlu olacağını söyleyen Paşardis, bir başka soru üzerine, görüşmelerin her halükârda dışişleri bakanları düzeyinde olacağını kaydetti.

Alithia gazetesine göre Paşardis, dörtlü görüşmeyle ilgili bilginin geçerli olmadığını söyleyerek, bu bilgilerin "Türk menşeli" olduğunu da savundu.

Paşardis ayrıca, ortak görüşmelerin programlanmadığını, bunu, Finlandiya tarafından gerçekleştirilecek görüşmeler sırasında ortaya çıkacak olan, Türkiye'nin Maraş'ı geri vermeye hazır olup olmadığını belirleyeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Finlandiya tarafından davet edilip edilmeyeceği sorusuna Paşardis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "Talat, Türk heyeti üyesi olarak görüşmede yer alırsa bu sorun olmayacak" şeklindeki açıklamasını anımsatarak yanıt verdi.

Omiru: Dörtlü görüşme

bilgileri endişe yarattı

KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, Finlandiya'nın dörtlü görüşme davetinde bulunacağı şeklindeki bilgilerin endişe yarattığını belirtti.

Alithia gazetesine göre konuyla ilgili olarak dün açıklama yapan Omiru, "meşru Kıbrıs Cumhuriyeti" ile "işgal altındaki topraklardaki yasadışı oluşumun" kaçınılmaz bir biçimde eşitlenmesine yol açacak olası dörtlü görüşmenin engellenmesi amacıyla Rum yönetimine çağrıda bulundu.

Omiru ayrıca, dörtlü görüşmenin gerçekleştirilmesinin Türkiye'nin 1960'lı yıllardan beridir hedeflerinden bir tanesi olduğunu savundu.

Omiru, Türkiye'nin ek protokolün uygulanması gibi yükümlülüklerini yerine getirmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin vereceği tavizlerle ilişkilendirilmesiyle ilgili girişim ve hareketlere rıza göstermelerinin mantık dışı olduğunu da söyledi.

Omiru, dörtlü görüşmeye Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da katılmasına ilişkin olarak ise şöyle dedi:

"Türkiye'nin bunu kabul etmesi durumunda, Talat ve diğer Kıbrıs Türk liderliğinin, Türk hükümetinin memurları olarak katılacaklarından şüpheliyim. Bu başka bir konudur. Ancak Türk hükümetinin böyle bir görüşmeyi kabul etme iradesine sahip olduğundan da şüpheliyim. Sonuç olarak Talat veya işgal altındaki toprakların sözde dışişleri bakanı, bu görüşmeye işgal altındaki topraklardaki yasadışı oluşumu temsilen katılacaklar ve dörtlü görüşme aracılığıyla uluslararası yasal sistem içerisinde yükseltilmelerini talep edecekler."

KIBRIS 02/11/06

 

Kıbrıs Türk tarafı Maraş konusunda görüş belirtemez, söz hakkı

Yoktur

Rum hükümeti sözcüsü Paşardis: Kıbrıs Türk tarafı Maraş konusunda görüş belirtemez, söz hakkı yoktur

Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Pashiardis, ''Kıbrıs Türk tarafının Maraş konusunda görüş belirtemeyeceğini, söz

söyleme hakkına sahip olmadığını, bu nedenle Helsinki'de yapılacak bir görüşmede hazır bulunmasının hiçbir önem ve anlamı olmayacağını'' iddia etti.

Rum radyosunun haberine göre Pashiardis, Rum Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamada, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerilerinin görüşülmesi için Helsinki'de dolaylı görüşmenin şu an için kesin olmadığını

söyledi.

Finlandiya'nın önerileriyle ilgili olarak, ''Maraş'ın iadesinin'' ana konu olduğunu iddia eden Rum sözcü, ''Bu konuda Kıbrıs Türk tarafının ne söz hakkı, ne de yetkisi vardır. Söz hakkı ve yetki sahibi olan 'işgal' ordusudur'' görüşünü

savundu.

Pashiardis, ''Maraş 'yasal sakinlerine' iade edilmeden, Finlandiya dönem başkanlığının üstlendiği çabanın ve inisiyatifin başarı olanağı ve şansı yoktur'' dedi.

''Kıbrıslı Türklerin Helsinki'deki olası bir görüşmeye katılmalarına Rum yönetiminin tepki gösterip göstermediği'' sorusuna karşılık Pashiardis, şu iddialarda bulundu:

''Nihayetinde Helsinki'ye gidilmesi yönünde bir davet yapılırsa herhangi bir Kıbrıslı Türkün mevcudiyetinin etki yaratmanın ötesinde herhangi bir önemi veya herhangi bir mantığı olması söz konusu değildir. Çünkü ana konu Maraş'ın iadesi konusudur. Ve Kıbrıs Türk tarafı bu konuda ne görüş belirtebilir, ne de söz sahibi olabilir. Görüş ve söz söyleme hakkı yalnızca, Helsinki'de girişimler yapılması durumunda Türk hükümetinin temsilcisi tarafından temsil edilecek olan Türk ordusunundur.''

Talat'ın Brüksel ziyareti

Rum Sözcü, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Brüksel ziyaretini de şu ifadelerle yorumladı:

''Ne kadar uzak görünse de cuma günü için planlanan Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Toumioja'yla görüşmesinin sonuç getirici olması ihtimal dışı değildir. Elbette Türkiye şu ana kadarki uzlaşmaz tutumunu değiştirir ve Türk

ordusu da Talat'a Maraş'ın iadesi konusunu görüşme yetkisi verirse. Bu şartlar olmazsa Sayın Talat'ın Toumioja'yla görüşmesinden herhangi bir sonuç çıkması söz konusu değildir. Talat, Kıbrıs Türk toplumu lideri sıfatıyla, tamamen Türk ordusunun yetkisinde olan Maraş'ın iadesi konusunda söz sahibi değildir.''

''Türk ordusunun Talat'a, Maraş'ın iadesi konusunda karar verme yetkisi verip vermediğini bilemeyeceğini'' kaydeden Pashiardis, şöyle devam etti:

''Sayın Touomioja Maraş'ın iadesi konusunda Sayın Talat yerine Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü davet edebilirdi. Dolayısıyla neden Sayın Talat'ı çağırdığını bilmiyorum. Touomioja mı Talat'ı davet etti, yoksa Talat mı

Touomioja'ya kendisini davet etmesini rica etti, bilmiyorum.''

KIBRIS 02/11/06

 

Finlandiya, aralık sonuna kadar tarafları biraraya getirmeye çalışıyor

Cumhurbaşkanlığı Musteşarı Raşit Pertev, Finlandiya'nın girişiminin Türkiye'nin önünü açmak için yapılan iyi niyetli bir girişim olduğunu ifade ederek, Finlandiya'nın şu an zemin arayışı içerisinde bulunduğunu, Aralık ayının sonuna kadar iyi niyet çerçevesinde tarafları biraraya getirmeye çalıştığını anlattı.

Pertev, zemin oluşturulduğu zaman önerilerin yazılı hale dönüştürülüp somut hale getirileceğini belirtti.

Cumhurbaşkanlığı Musteşarı Raşit Pertev, BRT'ye Finlandiya önerileri konusunda açıklamalarda bulundu.

İyi niyet çerçevesinde önerilerin sonuçlandırılması halinde Kıbrıs Türk tarafının elinden geleni yapacağını kaydeden Pertev, Kıbrıs Türkünün çözüm istediğini, ancak bunu yaparken de kendi menfaatlerinden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

"Biz bu süreçte Kıbrıs Türk tarafının düşüncelerini iletiyoruz" diyen Pertev, kendisinin Türk tarafının düşüncelerini Helsinki'de ilettiğini söyledi.

Raşit Pertev, Finlandiya'nın taraflardan görüş alarak bu süreçte biraz daha düşüneceğini ve belirli görüşler ortaya koyacağını ifade ederek, Finlandiya'nın bu konuların karar vericisi olmadığını, bunun taraflar arasında oluşacak mutabakatla belli olacağını kaydetti.

Hafta sonu Helsinki'de gerçekleştirilecek toplantıya da değinen Pertev, Finlandiya Dışişleri Bakanı'nın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a telefonla davet yaptığını ve Dışişleri Bakanları düzeyindeki toplantıya Kuzey Kıbrıs'tan Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın katılacağını kaydetti.

Pertev, toplantıyla ilgili kimlerin davet edildiği konusunda çelişkili açıklamalar olduğunu, ancak kendilerinin de davetin ötesinde başka birşey bilmediklerini, sadece bir toplantı yapılacağı konusunda bilgilendirildiklerini söyledi.

Rum tarafının AB'ye üye olduğu için belirli haklara sahip olduğunu ve bu haklarını da Türkiye'ye karşı kullandığını kaydeden Pertev, Türkiye'nin AB sürecinin sekteye uğraması halinde en çok Rumların etkileneceğini ve Türkiye'nin Kıbrıs Türklerinin üzerindeki Avrupa Birliği manivelasını kullanamayacağını kaydetti.

Pertev, Türkiye'nin Rum tarafına limanlarını açması halinde Kıbrıs Türklerinin bundan uzun sürede etkileneceğini bunun, Türkiye ile Rum tarafı arasında ekonomik entegrasyonun başlangıcı olacağını anlattı.

Kıbrıs Türk tarafının limanlarının kapalı olduğu bir sistem içinde Türkiye Rum entegrasyonunun iyi olmayacağını vurgulayan Pertev, "bizim dünyaya açık olan tek kapının kapanması demek, bu yüzden liman konusu önemli bizim için" dedi.

Tren kazası konusuna da değinen Pertev, esas tren kazasının Kıbrıs'ta meydana geldiğini ve Avrupa Birliği'nin tren kazasından bahsedeceği yerde, treni kaldırarak, Kıbrıs Türklerinin yaralarını sarması gerektiğine işaret etti.

Çözümün ne kadar yakın olduğunun sorulması karşısında Pertev, "çözümün her zaman yarın olmasını istiyoruz, ama sabırlı olmamız lazım" şeklinde konuşarak, fırsat pencerelerinin kullanılıp buralardan geçilmesi gerektiğini ancak kendisinin şu an o pencereyi göremediğini, en yakın zamanda bu pencerenin açılmasını dilediğini belirtti.

KIBRIS 02/11/06

 


Talat:’’Tren kazasi olmayacak’’


AB dönem baskani Finlandiya’nin Disisleri Bakani Errki Tuomioja ile Brüksel’de biraraya gelen KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat ,AB ile Türkiye arasinda bir tren kazasi olmayacagini söyledi.

Görüsme sonrasi bir basin toplantisi düzenleyen Talat sunlari kaydetti:

''Tuomioja ile çok yararli bir görüsme yaptik. AB Türkiye arasinda bir tren kazasi olmayacak.Çünkü Türkiye Kibris problemini yaratmadi.Belki müzakere sürecinde bir yavaslama olacak.Bazi müzakere basliklari ertelenebilir.Ancak tren kazasinin olmayacagini düsünüyorum.

Kibrisli Türklere yönelik sürdürülen izolasyonlar kesinlikle kaldirilmalidir.Bu konuda AB’nin daha önce vermis oldugu sözler var. Fin plani Kibris sorununa herhangi bir çözüm bulma önerisi degidir.(parçali çözüm önerisi bile degildir) Ama bu önerinin bölgeye çok olumlu etkisi olacaktir.Fin önerisi Kibris sorununun çözümüne etkisi olmayacak ancak AB Türkiye arasinda bir tren kazasini önleyecektir.

AB’nin Kibrisli Türklere yönelik tavrindan dolayi hayalkirikligi yasiyoruz.Izolasyonlarin kaldirilmasi çerçevesinde AB sözünü bugüne kadar yerine getirmedi. Su asamada Finlandiya tarafindan Türk-Rum tarafi arasinda planlanan bir görüsme yok.Bu konu (limanlarin açilmasi ) Türkiye ile AB arasinda görüsülmeye devam edilecektir.’’

ABHaber 03.11.2006 Brüksel

Talat, Euronews'e konustu (Tam metin)


KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat AB haber kanali Euronews'e bir mülakat verdi.

Rare interview for northern Cyprus leader

Mehmet Ali Talat calls himself "president". But his "Turkish Republic of Northern Cyprus" is not recognized. Just a few days before the European Commission publishes its report on Turkey, diplomatic pressure is mounting to end the division of Cyprus. The Finnish EU-presidency offers a possible end to the embargo of Famagusta port in Northern Cyprus. The port could be administered by EU officials, so Turkish Cypriots could export their goods to EU countries directly from Famagusta, which they cannot today. But Turkish Cypriots want more: they demand embargoed Ercan airport be reopened for international flights. Part of the Finnish package deal includes the empty "ghost town" of Varosha. It should be given back to the Greek Cypriots who fled south during the war. Thousands of refugees could, maybe, return to the North.

Euronews: What is your reaction to the finnish proposal? - Can you accept giving back Varosha, (to the Greek Cypriots), against direct trade through the port of Famagusta? Is this an acceptable deal for you?

Mehmet Ali Talat: Actually, for Turkish Cypriots, lifting our isolation is very crucial, and we do not believe that we have to give something in return for getting rid of isolation. Because the European Council on 26 of April 2004, decided to lift the economic isolation of Turkish Cypriots, they did not mention any bargain, any "give-and-take" process. But now, in return for only a limited lifting of isolation, which is direct trade through the port of Famagusta, they are asking us to hand over Varosha to the United Nations. We are ready to negotiate on Varosha, that's right. But in the case of lifting isolation and just a punctual lifting of isolation, of course, it is not fair to ask to give back Varosha.

Euronews: "What is your perspective? Can the Greek Cypriot refugees go back to their homes?

Mehmet Ali Talat: Refugees, you said refugees... But, I mean, after thirty-and-more years most of them are rehabilitated and living elsewhere. And they are not refugees any more. But you are right, there are dislocated people, actually, and some of them, and really a considerable number of them will find that opportunity to come back.

Euronews: The South is saying they wouldn't accept direct trade through Turkish Cypriot Airports. What is your reaction to this?

Mehmet Ali Talat: Actually, that's a good answer. Actually we are asking for inclusion of direct flights from our airports into the proposed package deal, and exclusion of Varosha. Direct flights, financial aid and direct trade regulation through the European Union regulations - they are not related with a comprehensive solution, but they are related with lifting the isolation. So, for us, actually, the inclusion of Ercan airport for direct flights is a very important issue.

Euronews: Is the opening of the northern airports a condition you are putting forward?

Mehmet Ali Talat: I do not want to use those words "condition", "precondition" et cetera, but it is very important. The Finnish proposal as it stands now is not fair, it is not balanced."

Euronews: Why not send back the Turkish soldiers occupying this territory here. Are you not feeling safe here?

Mehmet Ali Talat: Just imagine: Cyprus being in the European Union, while Turkey is out of the European Union! Turkish Cypriots will not feel secure in such an environment. I am speaking about Greek Cypriots hostile stands. Even now, they are trying to strangulate the Turkish Cypriots in every aspect of life. So, with this hostility, we are definitely afraid, particularly of the Greek Cypriot military.

Euronews: How could the German Presidency of the European Union break this deadlock about Cyprus, maybe, next year? What is your proposal?

Mehmet Ali Talat: The European Union promised Turkish Cypriots to lift the isolation. If the European Union follows that promise, if it keeps the promises, then Turkey will not hesitate to open its ports to Greek Cypriots.

Euronews: Is there not a window of opportunity closing down slowly? There are elections in Turkey next year and it will be quite difficult to find a deal actually, on Cyprus. Maybe it will take 10 or even 20 more years - in case a compromise is not found right now?

Mehmet Ali Talat: Actually if we cannot find a solution to the Cyprus problem, you are right. - But I do not think that the efforts of the United Nations in particular, which is the only framework where we can find a solution, where we can reach a solution; it is not possible for that process to stop for 10 years.


http://www.euronews.net/create_html.php?page=interview&article=388925&lng=1


ABHaber 03.11.2006 Brüksel

 

AB’de hayal kırıklığı

Finlandiya’nın hafta sonu Helsinki’de yapmayı planladığı Kıbrıs toplantısının iptal edilmesi, 8 Kasım’da açıklanacak ilerleme raporu öncesinde AB’de hayal kırıklığı yarattı. Türkiye ve KKTC, Rum tarafını sorumlu tutarken, Rumlar aksini savunuyor.

 

NTV

Güncelleme: 23:01 TSİ 03 Kasım 2006 Cuma

LEFKOŞA/BRÜKSEL/HELSİNKİ - Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Paşardis, başarısızlığın Türkiye’nin öne sürdüğü koşullardan kaynaklandığını iddia etti. Sözcü, Ankara’nın Yunanistan’ın da masada olmasında ısrar ettiğini, başarısızlığın nedeninin de bu olduğunu savundu.

Konuya geniş yer ayıran Rum basını da hükümetleri gibi toplantının iptalinden Türkiye’yi sorumlu tuttu ve Türkiye’nin üyelik sürecinin kesintiye uğrayacağını öne sürdü. Gazeteler, başarısızlığın diğer nedeni olarak da Türk tarafının Maraş’ın iadesine yanaşmamasını gösteriyor.

Finlandiya, sorunun çözümü için artık Aralık ayında yapılacak AB devlet ve hükümet başkanları zirvesine odaklanmış durumda. Ama bu süreçte de çabalarını sürdürecek.

TALAT: ÖNERİLER HALA MASADA
BBC’nin sorularını yanıtlayan Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, sorunun, çözülürse, önümüzdeki 2 hafta içinde çözülebileceğini belirtti.

Talat, Brüksel’de yaptığı açıklamada, Helsinki’de yapılması plananlanan görüşme iptal olsa da Fin önerilerinin hala masada olduğunu vurguladı. Talat “Bizim beklentimiz Türkiye’nin AB sürecinde bir sorun olmaması, bu arada Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kalkması” dedi.

Türkiye ve KKTC, Helsinki toplantısının Rum tarafının tutumu nedeniyle iptal edildiğini savunuyor.

Finlandiya Türkiye’nin müzakere sürecinde sorun yaratan limanlar sorununun aşılması için, limanların Rum kesimine açılması karşılığında Kuzey Kıbrıs’ın Magosa limanından ve AB denetiminde ticaret yapmasını, Maraş’ın ise BM denetimine bırakılmasını öneriyordu.

TALAT-TUOMİOJA GÖRÜŞMESİ
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde olası bir tıkanıklığı aşmak için Kıbrıs’ta kapsamlı çözümün unsurları arasında bulunan kapalı Maraş bölgesinin açılmasının kabul edilebilir ve adil olmadığını söyledi.

Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja ile yaklaşık bir saat görüştü.

Daha sonra KKTC’nin Brüksel Temsilciliği’nde basın toplantısı düzenleyen Talat, Tuomioja ile “verimli bir görüşme” yaptıklarını belirterek Kıbrıs sorunuyla ilgili, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması ve Türkiye’nin AB üyelik sürecinde Kıbrıs kaynaklı sorunlar konusunda KKTC’nin tezlerini karşı tarafa aktardıklarını anlattı.

Talat, Tuomioja’nın da Kıbrıs konusudaki çözüm çabalarını sürdüreceklerini kendisine ilettiğini bildirdi.

“Kıbrıs’ta AB ve BM’yi birbirinden ayırmak gerekir” diyen Talat, Rum tarafının üyeliği dolayısıyla AB’nin taraf olması nedeniyle, kapsamlı çözümün sadece BM önderliğinde aranabileceğine işaret etti.

Cumhurbaşkanı Talat “KKTC’li olarak Brüksel’e gelmem yasak değil ama Lefkoşa’dan gelmem yasak. Bu nedenle İstanbul üzerinden gelebiliyorum. Bu anormalliklerin düzeltilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.

Kapalı Maraş bölgesinin açılmasının Annan Planı’nda yer aldığını hatırlatan Talat sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’nin AB üyelik yolundaki tıkanıklığı aşmak karşılığında kapsamlı çözümün unsuru olan Maraş’ın açılması adil değil. Biz Finlandiya’nın bu yöndeki önerisine itirazımızı ilettik. Fakat tartışmaya da karşı çıkmayarak yapıcı şekilde görüşmelere katılacağımızı bildirdik. Karmaşık ve uzun tarihi olan Kıbrıs sorununun parça parça çözülmesi mümkün değildir. Sadece kapsamlı çözüm bulunabilir. Bu açıdan Finlandiya’nın getirdiği tanımlama yanlıştı. Bu sadece Türkiye’nin AB üyelik yolundaki tıkanıklığı aşmak için getirilmiş bir öneri. Kıbrıs sorununun çözümüyle karıştırmamak gerekir.”

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, taraf olmalarına rağmen Finlandiya’nın getirdiği önerilerle ilgili Türkiye’nin bilgilendirilmesinden 10-12 gün sonra kendilerinin bilgilendirilmesinin hayal kırıklığı yarattığını vurgulayarak Rum tarafından yapılan açıklamalarda da sadece Türkiye’nin muhatap alınacağının söylenerek kendilerine hakaret edildiğini ifade etti.

Tüm bunlara rağmen bugünkü görüşmeyle Finlandiya’nın kendilerini dinlemiş olmasının, taleplerini AB’nin bütün organlarına duyurmak açısından olumlu olduğunu dile getiren Talat, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde bir tren kazası beklemediğini ve sadece bazı fasıllarda müzakerelerin yavaşlayabileceğini sözlerine ekledi.

TUOMIOJA: KIBRIS GİRİŞİMİNDEN VAZGEÇMEDİK
AB dönem başkanı Finlandiya’nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Kıbrıs’ta çözüm için başlattıkları girişimden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

Tuomioja, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la görüştükten sonra Reuters haber ajansına verdiği demeçte, girişimi ileriye götüreceklerini, tarafları Helsinki’de bir araya getirme planının başarısızlıkla sonuçlanmasının, “çabaların sonu” olarak algılanmaması gerektiğini belirtti.

Tarafların, kendisinden, diplomatik çabalara devam etmesini istediklerini ifade eden Tuomioja, “Henüz pes etmedik” dedi.

Tuomioja, taraflarla tek tek görüşmeye devam edeceğini, ve önlerinde, “bir teklif sunup ‘evet veya hayır’ demek”, “tarafları bir araya getirmek” ve “uzlaşmaya varılamayacağı sonucuna ulaşmak” seçeneklerinin belireceğini belirtti.

Kıbrıs sorununun çözülmemesinin, Türkiye’nin AB üyeliğini riske atıp atmayacağının sorulması üzerine Tuomioja, “Bu, meşhur tren kazasından kaçınmak için yapılan her şeyin ötesinde büyük bir kaygı” dedi.

Tuomuoja, Türkiye’nin ilerleme raporunun açıklanacağı tarihten önce ileri bir adım atma arzusunda olduğunu kaydetti.

SOYER: RUMLAR ÖNERİYİ SABOTE EDİYOR
Bu arada, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer Rum yönetiminin, Finlandiya’nın Kıbrıs önerisini sabote ettiğini savundu. Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’a çağrı yapan Soyer, Kıbrıs sorununun çözümü için Rum tarafının derhal masaya oturmasını ve BM’nin de sorunun çözümü için inisiyatif üstlenmesini istedi.

Kıbrıs Türk halkı muhatap alınmadan sorunların çözülemeyeceğini belirten Soyer, Rumların Finlandiya’nın girişimini sabote ettiğini savundu. Başbakan Soyer, masaya oturmaya ve tüm seçenekleri görüşmeye hazır olduklarını söyledi.

"Maraş'ın açılması adil değil"


4 Kasım, 2006 00:00:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde olası bir tıkanıklığı aşmak için Kıbrıs'ta kapsamlı çözümün unsurları arasında bulunan kapalı Maraş bölgesinin açılmasının kabul edilebilir ve adil olmadığını söyledi.

Brüksel'e giden Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja ile yaklaşık bir saat görüştü.
 
Daha sonra KKTC'nin Brüksel Temsilciliği'nde basın toplantısı düzenleyen Talat, Tuomioja ile 'verimli bir görüşme' yaptıklarını belirterek Kıbrıs sorunuyla ilgili, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması ve Türkiye'nin AB üyelik sürecinde Kıbrıs kaynaklı sorunlar konusunda KKTC'nin tezlerini karşı tarafa aktardıklarını anlattı.
 
Talat, Tuomioja'nın da Kıbrıs konusudaki çözüm çabalarını sürdüreceklerini kendisine ilettiğini bildirdi.
 
"AB ve BM'yi birbirinden ayırmak gerekir" 
 
''Kıbrıs'ta AB ve BM'yi birbirinden ayırmak gerekir'' diyen Talat, Rum tarafının üyeliği dolayısıyla AB'nin taraf olması nedeniyle, kapsamlı çözümün sadece BM önderliğinde aranabileceğine işaret etti.
 
Cumhurbaşkanı Talat ''KKTC'li olarak Brüksel'e gelmem yasak değil ama Lefkoşa'dan gelmem yasak. Bu nedenle İstanbul üzerinden gelebiliyorum. Bu anormalliklerin düzeltilmesi gerekiyor'' şeklinde konuştu.
 
Kapalı Maraş bölgesinin açılmasının Annan Planı'nda yer aldığını hatırlatan Talat ''Türkiye'nin AB üyelik yolundaki tıkanıklığı aşmak karşılığında kapsamlı çözümün unsuru olan Maraş'ın açılması adil değil. Biz Finlandiya'nın bu yöndeki önerisine itirazımızı ilettik. Fakat tartışmaya da karşı çıkmayarak yapıcı şekilde görüşmelere katılacağımızı bildirdik” dedi.
 
“Karmaşık ve uzun tarihi olan Kıbrıs sorununun parça parça çözülmesi mümkün değildir. Sadece kapsamlı çözüm bulunabilir” diyen Talat bu açıdan Finlandiya'nın getirdiği tanımlamanın yanlış olduğunu belirtti.
 
"Rumların dediği bize hakaret" 
 
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, taraf olmalarına rağmen Finlandiya'nın getirdiği önerilerle ilgili Türkiye'nin bilgilendirilmesinden 10-12 gün sonra kendilerinin bilgilendirilmesinin hayal kırıklığı yarattığını vurgulayarak Rum tarafından yapılan açıklamalarda da sadece Türkiye'nin muhatap alınacağının söylenerek kendilerine hakaret edildiğini ifade etti.
 
Tüm bunlara rağmen bugünkü görüşmeyle Finlandiya'nın kendilerini dinlemiş olmasının, taleplerini AB'nin bütün organlarına duyurmak açısından olumlu olduğunu dile getiren Talat, Türkiye'nin AB üyelik sürecinde bir tren kazası beklemediğini ve sadece bazı fasıllarda müzakerelerin yavaşlayabileceğini sözlerine ekledi.
 
Gül: “Tren kazası olursa herkes yaralanır”
 
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB sürecinde tren kazası yorumlarıyla ilgili ''dikkat ederseniz şimdiye kadar ne sayın Başbakan ne de ben, (tren kazası) gibi tabirleri hiç kullanmadık. Tren kazası olursa herkes yaralanır. Karşılıklı yara alınır. Onun için bu süreçte bunları hiç düşünmemek lazım. Türkiye üzerine düşenleri yapmak için çok kararlıdır'' dedi.

Kayseri Sanayi Odası tarafından düzenlenen Sanayi Gecesi'ne katılmak üzere 
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun'la birlikte Kayseri'ye giden Gül, gazetecilerin sorularını cevaplandırdı.
 
Gazetecilerin, ''AB sürecinde 'tren kazası' yorumları yapılıyor, ne düşünüyorsunuz?'' sorusu üzerine Gül, Türkiye'nin AB sürecinde kararlı olduğunu ve herhangi bir tıkanıklığın bulunmadığını belirtti.
 
Gül, “şu an Türkiye çok kararlı çalışmalar yapıyor. Bazen Avrupa'dan (Türkiye reformları yavaşlattı) diye serzenişler duyduğumuz anda, TBMM olağanüstü toplanmış, kanunlar çıkartmıştır. 9’uncu reform paketi şu anda TBMM'den geçmek üzere” dedi.
 
Kıbrıs meselesinin AB'nin meselesi olmadığını, Kıbrıs konusunun çözümünün de BM olacağını vurgulayan Gül, “Kıbrıs'ın bir bölümüne bir sürü kısıtlamalar uygulanırken, diğer bölümünde sanki hiçbir şey yokmuş gibi serbest bir ticaret içerisinde olmak zaten mümkün değil” diye konuştu.
 
AB dönem başkanı Finlandiya, KKTC, Rum yönetimi ve Türkiye'yi biraraya getirerek, Finlandiya planının ele alınacağı bir zirve düzenlemek istemiş, ancak Türkiye Yunanistan'ın davet edilmemesi sebebiyle toplantıya katılmama kararı almıştı.

 

Türkiye Kıbrıs için iyimserliğini koruyor


3 Kasım, 2006 19:08:00 (TSİ) CNN TURK

Finlandiya'nin Kıbrıs sorunu için yapmayı planladığı Helsinki toplantısı iptal olsa da Ankara çözüm sürecinin devamını istiyor. Türkiye her türlü teklifi müzakereye açık olduğunu ancak Yunanistan'ın olmadığı bir toplantının sonuç getirmeyeceğini AB dönem başkanı Finlandiya'ya bildirdi.

Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya 2006 sonunda tren kazası yaşanmaması için Kıbrıs sorununun taraflarını aynı masaya oturtmak istedi.
 
Ancak Helsinki zirvesi davet edilen tarafların katılmaması sonucu gerçekleşmedi. Helsinki toplantısının iptaline rağmen Ankara iyimserliğini koruyor.
 
Dışişleri Bakanlığı yetkililerine göre toplantının iptali sürecin öldüğü anlamına gelmiyor.
 
Türkiye her türlü müzakereye açık ancak görüşmeler aynı masa çevresinde olacaksa katılacakların kim olduğu önemli.
 
Kıbrıs sorununun özü siyasi eşitlik
 
Kıbrıs sorununun özü siyasi eşitlik diyen yetkililer Kıbrıs Türk'ünün ve Yunanistan'ın olmadığı bir yerde Türkiye'nin bulunamayacağının altını çiziyor.
 
Rumların Kıbrıs Türk'ünü muhatap olarak kabulü Ankara açısından çözüme giden yolun temel anahtarı. Yunanistan'ın katılımı ise muhtemel çözümün uygulanması için garantör ülke garantisi anlamına geliyor. Son Helsinki zirvesinin yapılamamasının temel nedeni olarak da Atina'nın sözlü davete itibar etmemesi gösteriliyor.
 
Fin Planı'nın kritik noktaları
 
Ankara'ya göre,
 

·  Maraş ancak kapsamlı bir çözümün parçası,

·  Ercan Havaalanı açılmadan olmaz

·  Gazimagosa Limanı, Türk limanlarının Rum gemilerine açılmasıyla uluslararası ticarete açılmalı.
 
Şimdi Ankara Kıbrıs müzakerelerinin tıkandığı bu üç noktanın aşılması için Finlandiya'nın getireceği yeni önerileri bekliyor.
 
Diplomatlar, tekliflerin yazılı hale gelmesi için de önce ortak zemin bulunması gerektiğini belirtiyor.

 

Papadopulos efendiye birileri birşeyler söylemeli



Salı sabahı resmi Ankara ziyaretinin sonuna gelmiş olan Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht ile sohbet ettik. Belçikalılar ilginç bir yöntem uyguladılar. Türkiye'den siyasi ve ekonomi konularında yazı yazan birkaç isim davet ettiler. Bakan bize soru sordu. Açıkça, Ankara'daki resmi görüşlerle yetinmemişler, kamuoyunun da nabzını tutmak istemişlerdi. Belçikalı gazeteciler de oradaydılar. Çok akıllıca bir yöntem.

Belki, Kıbrıs ve Avrupa Birliği konularındaki duyarlığım ve heyecanımdan olacak, Belçika Dışişleri Bakanı ve heyetinin çok vaktini almak zorunda kaldım. İçimi döktüm. Yanlış yaklaşımlar nedeniyle, Türk kamuoyunun Kıbrıs sorunu ve AB'ye bakışını anlattım. Eğer 14-15 Aralık doruğuna kadar bir "ince ayar" yapılamazsa, karşılıklı kayıplara uğrayacağımızı vurguladım. Adeta, yüksek sesle bir uyarı çığlığı attım.

Bir işe yaradı mı, yaramadı mı bilemem. Hiç üstüme vazife olmayan bir şey yaptım. Ancak, son gelişmeler karşısında, BM gözlemcisi veya uluslararası gazeteci gibi tarafsız bir yaklaşım sergileyemezdim. Hissettiklerimi ve gördüklerimi anlattım. İçimi döktüm.

Bu sohbette beni en çok ümitlendiren, Belçikalı bakanın bir gece önceki tutumunu tekrarlamasıydı. Yani, gelinilen bu noktada Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos'un da sorumluluğunun bulunduğuna işaret etmesiydi.

Çok doğru bir noktaya parmak bastı.

Sanki Kıbrıs sorunu sadece Türkiye'yi ilgilendirirmiş, sanki Papadopulos efendinin gelinilen noktada hiç suçu yokmuş gibi davranmadı.

Bu çok önemli, zira Belçika belki küçük bir ülkedir ancak, AB'de son derece etkindir. İsterse, Türkiye'nin kim vurduya gitmesini engelleyebilir. Papadopulos efendiyi kıpırdamaya zorlayabilir.

Gerçekten de komik bir durumla karşı karşıyayız. Papadopulos kılını dahi kıpırdatmıyor ve topu Türk tarafına atıyor. Sanki, Kuzey Kıbrıs'ın bir an önce kendine geri verilmesini bekliyor. Adeta, tam teslimiyet geciktiğinden dolayı sinirleniyormuş gibi bir tutum içinde.

Birilerinin de çıkıp "Papadopulos efendiye, Kıbrıs'ın bu noktaya gelmesinde asıl sorumluluk sizlere aittir. Şimdi, hiç fatura ödemeden, sırtını AB'ye dayayarak ve AB üzerinden günahlarını affettirmeye kalkma" demesi gerekiyor.

İşte AB'den beklentimiz budur.

Küçük Belçika'nın, büyüklere madalyonun öbür tarafını hatırlatabileceğini hissettim.

* * *

HERŞEY ARALIK DORUĞUNA KALDI...


Son yıllarda Türkiye Avrupa Birliği'nin her yıl sonu doruğuna damgasını vuruyor. Sürekli bir "Türkiye doruğu" sloganıyla yılı kapatıyoruz.

14-15 Aralık AB doruğu da farklı olmayacak. Yeni bir Türkiye doruğu yaşayacağız. Sürekli şekilde "tamam mı, devam mı?" sorusu soruluyor. Bu defa da aynı sorun tartışılacak.

Kıbrıs nedeniyle, Türkiye'ye kapıyı kapatalım mı? Geçici dahi olsa, müzakereleri askıya alalım mı?

Yoksa bir uzlaşı formülü bularak, Kıbrıs sorununu zamana mı yayalım?

Bu sorular, Türk-AB ilişkileri açısından önemli bir dönüm noktasını oluşturuyor. 2000'den bu yana en az 5-6 defa aynı tip dönüm noktalarından geçtik ve her defasında bir çözüm bulundu.

Acaba bu defa da bulunabilecek mi, belli değil. Zira önümüzde çözüm bekleyen iki nokta var.

Biri, kısa vadeli olan limanların Rum gemilerine açılması. Diğeri de, daha uzun vadeli, Kıbrıs sorununun toptan çözümü.

Bu iki nokta birbirine bağlı.

Toptan çözüm, Türkiye'nin tam üyeliğine bağlı. Limanların açılması da, toplu çözümün bir parçası.

Tek çıkar yol, birbirine bağlı olan bu iki konuyu zamana yaymak. Başka türlü bir çıkış bulunabileceğine inanmıyorum. İşte 14-15 Aralık doruğu, bu açıdan çok hayati...

* * *

ALİ BABACAN'DAKİ İLGİNÇ DEĞİŞİM…


Bu köşeyi izleyenler bilirler.

Başmüzakereciliğe atandıktan sonra, Ali Babacan'ın bu göreve genel yaklaşımını eleştirmiştim. Başmüzakereciliğe yeterince zaman ayırmaması, dış dünya ile temaslarını geri planda tutması, bürokrasiyle yeterince ilgilenmemesinin sakıncalarına değinmiştim. Ekonomi alanında gösterdiği performansın küçük bir bölümünü dahi AB işlerine yansıtmadığını yazmıştım.

Aslında bu izlenim sadece bana ait değildi. Daha çok AB çevrelerinden, AB diplomatik kaynaklarından ve içerde de bürokrasiden aynı izlenimler yansıyordu.

Babacan, her eleştiriden sonra telefon edip, kendi görüşlerini yansıttı ve ihmal edilmediğini söyledi.

Doğrusu ben çok ümitli değildim ki, kısa bir süre önce, yine aynı kaynaklardan farklı sesler çıkmaya başladı.

Babacan ile son Avrupa turuna katılan bürokratlar, Babacan ile görüşmelerde bulunan yabancı uzmanlar, Avrupa Birliği yetkilileri ve Ankara'daki AB ile yakından ilgili çevreler, Başmüzakerecinin değişmeye başladığını söyler oldular.

Babacan'ın eskiye oranla AB konusuna daha fazla zaman ayırdığına, kabinedeki AB karşıtlarıyla daha net şekilde mücadeleye girdiğine, gelişmeleri daha yoğun şekilde izlediğine ve gelişmelere daha önem verdiğine dikkat çekiliyor. Dikkat çekenler, yine aynı çevreler.

Brüksel'den henüz bir işaret çıkmadı.

Avrupa bürokrasisi henüz Babacan'ı bu kadar yakından tanıyabilmiş değil. Ancak, onlar da alışacaklardır mutlaka. Yeter ki, iş işten geçmiş olmasın. Yeter ki, Türkiye – AB ilişkileri şu anda içinde bulunduğumuz bataklıktan kurtarılabilsin.

Babacan'daki bu değişim bakalım günlük politikalara nasıl yansıyacak? Bakalım Babacan, göz göre göre batan bu ilişkilerin kurtarılması için hükümet içinde alarm zilleri çalacak mı?

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 03/11/06

 

Lanet olsun tuzağı!



Avrupa Birliği'yle ne olacak? Bu konuda önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün şu sözlerinin altını çizmekte yarar var:
"Türkiye kendi ayrılsın niyetini bazı Avrupalı liderlerde seziyoruz. Bunu arzu edenler var. Ama Türkiye bu oyuna gelmeyecek. Bu kadar hakkımızı, hukukumuzu, anlaşmalarımızı bir kenara bırakıp 'Lanet olsun!' demeyeceğiz. Bu Türkiye'nin hakkıdır. Tabii kendi yükümlülüklerimizi yerine getireceğiz, ama çektikleri yere gitmeyeceğiz. Zorlukları biliyoruz, hayale kapılmıyoruz. Ulusal çıkarlarımıza göre davranıyoruz." (Radikal'de Murat Yetkin'in köşesi, 29 Ekim 06)
Gül'ün sözleri böyle.
Doğru bir tutum bu. Lanet olsun tuzağından Türkiye'yi korumak lazım.
Türkiye'ye "Lanet olsun!" dedirtmek isteyenlerin varlığı öteden beri sır değil. Bu oyun, hem içte hem dışta oynanıyor. Daha doğrusu, iç ve dış odaklar bu konuda dolaylı bir ittifak içindeler.
Bu oyuna gelmek, yani Türkiye'yi AB rayından çıkarmak büyük yanlış olur. Türkiye'nin AB'den kopması, Financial Times'ın geçen günkü başyazısında belirttiği gibi, hem AB adına stratejik bir başarısızlık, hem de kalkınma ve modernleşme yolunda Türkiye'ye büyük bir darbe anlamı taşıyacaktır.
Dışişleri Bakanı Gül bu yüzden haklı. Türkiye'ye lanet olsun dedirtmek isteyenlerin kurduğu tuzağa düşmekten özenle kaçınmak gerekiyor.
Ama nasıl?..
İnce uzun AB yolunda şimdilik iki engelin şöyle ya da böyle aşılması lazım:
301'le Kıbrıs...
301 malum. Türk Ceza Yasası'nın bu ayıplı maddesinin değiştirilmesi şart. Bu konuda bütün AB üyelerinden aynı ses çıkıyor. Yani karşımızda tek bir cephe var.
Kıbrıs'ta pek öyle değil 301'de.
Bu konuda da bütün üye ülkelerden aynı ses çıkıyor olsa da, izlenecek yol yordam açısından farklı sesler kulağa çalınıyor.
Ayrıca, AB'nin Türkiye ve Kuzey Kıbrıs konusunda bir vicdani rahatsızlık yaşadığı söylenebilir. Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili olarak vermiş olduğu sözleri tutmadığı için öyledir.
Söylemek istediğim şu:
Türkiye eğer 301'i şu sırada değiştirirse, AB'deki 301 cephesi yıkılır. Aynı zamanda Türkiye'nin Kıbrıs'ta eli güçlenir. Çünkü 301'in değişmesi sayesinde hedef küçültmüş oluruz. Ayrıca, Türkiye'yle tren kazası istemeyen AB ülkelerinin de rahatlayacağı söylenebilir.
Bu arada bir soru:
301'in değiştirilmesi, Fransız Millet Meclisi'nin soykırım konusundaki ayıbını yüzüne vurmak için de iyi bir adım olmaz mı?..
Türkiye'nin AB rayında kalmasını önemseyen herkes, her çevre şu günlerde 301'in değiştirilmesi için sesini yükseltmeli, tabii hükümet de gereğini yapmalıdır.
Lanet olsun tuzağından Türkiye'yi korumak istiyorsak, o zaman Abdullah Gül'ün altını çizdiği AB kararlılığı yolunda gereken siyasi irade ve cesareti -geçmişte olduğu gibi- bugün de göstermekten başka çaresi yoktur hükümetin...

HASAN CEMAL MILLIYET 03/11/06

 

Kıbrıs umutsuz vaka

Finlandiya'nın Kıbrıs'taki tarafları bir araya getirme planı tamamen suya düştü

03/11/2006 RADIKAL

HELSİNKİ/ANKARA - Türkiye'ye limanlarını Rumlara açmazsa AB'ye üyelik müzakerelerinde tren kazası yaşayacağı baskısı doruğa çıkarken, Dönem Başkanı Finlandiya'nın getirdiği Kıbrıs formülünü benimsetmek için planladığı zirve suya düştü. Fin hükümeti "Herkesi masada toplayamıyoruz" derken, Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, "Türkiye'nin müzakere sürecinin kesintisiz sürmesi ve AB'nin Kuzey Kıbrıs'la doğrudan ticareti amacına yönelik Helsinki'de tüm taraflarla görüşme turu planlamıştık. Maalesef bu 8 Kasım'daki İlerleme Raporu'ndan önce mümkün olmadı. Tarafların içerikten çok biçimle ilgilenmesi ilermeyi engelledi. Çözüm çabalarımız sürecek" açıklaması yaptı. Tuomioja, bugün Brüksel'de KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşecek.
Fin formülü, Mağusa Limanı'nın AB denetiminde ticarete açılmasına karşılık Maraş'ın Rumlara verilmesini öngörüyordu. Buna karşın, Rumlar ile Atina zirveye yanaşmadı. Atina zirveden haberdar olmadığını iddia ederken, Rum lideri Tasos Papadopulos Talat'ın muhatapları olamayacağı, ancak Türkiye heyetiyle zirveye katılabileceğini söylemişti. Rumlar, iptal kararına da 'Türkiye'nin tavrının neden olduğunu' savundu.
Başbakan Tayyip Erdoğan da Kıbrıs Türk ve Rum taraflarıyla Türkiye'den hasıl üçlü zirveyi reddettiğini duyurdu. Önceki gün Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen'in telefonla Rum, KKTC ve Türk dışişleri bakanlarının buluşması talebini ilettiğini ve kendisinin reddettiğini aktaran Erdoğan, şöyle dedi: "Güney ve Kuzey Kıbrıs dışişleri bakanlarını bir araya getirirseniz, bu iyi niyetinizin ispatı olur. Fakat bunu ileri taşımak istiyorsanız, Yunanistan'ı da ikna edin, Yunan Bakan da katılsın.
O zaman bizim bakanımız da katılır. Daha üst düzeyde düşünüyorsanız yine durum aynıdır, dedik."

Öneri yazılı iletilmemiş
Fin formülünün sadece 'dedikodu' olduğunu, yazılı iletilmediğini aktaran Erdoğan, "Bu işin ciddiyeti dedikodularla olmaz. Yazılı plan gelir, değerlendirip kanaatimizi açıklarız. AB'yi çözüm zemini kabul etmiyoruz. Zemin BM'dir. AB durumdan vazife çıkarmaya çalışıyor. Çok ciddi bir yanlış, bununla ilgili Türkiye'yi sıkıştırma gayreti içine girmek ayrıca bir yanlış" çıkışı yaptı. Başbakan, konuşurken önüne konulan bilgi notunu okuyup, Finlandiya'nın toplantıdan vazgeçtiğini de duyurdu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, Finlandiya'nın iyi niyetle uğraştığını belirtirken, ad vermeden Rumları eleştirdi. "Kimse, ne AB, ne BM Güvenlik Konseyi, Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini suçlayamaz. Dünyayı kandıran da, AB'yi aldatan da, Rum Kesimi'dir" diye çıkışan Gül, 'tren kazası'yla ilgili "Merak etmeyin, işler sabırla yürüyecek" dedi.

Talat memnun olmadı
Talat ise zirvenin iptalinden memnun kalmazken, "Bu, Türkiye'nin AB sürecindeki sıkıntının çözülememiş olması anlamına geliyor. Finlandiya'nın paketinin dengesizliği bir yana yine de bu sürecin müzakere edilerek bir noktaya götürülmesinde yarar vardı" dedi. (Radikal, aa, ap)

Karamanlis: Tren kazası makiniste bağlı

03/11/2006 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye ile AB arasında 'tren kazası' istemediklerini söyleyerek "AB rayları da döşedi, ışıkları da düzenledi. Kaza olup olmayacağı makiniste, yani Türkiye'ye bağlı" dedi. Karamanlis, parlamentoda, Türkiye'nin tüm AB üyelerine limanlarını açmasını gerektiren Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün uygulamasını AB'ye karşı yükümlülük, KKTC'ye tecridi bitirecek ticaret tüzüğünü ise AB'nin iç meselesi olarak anıp iki konu arasında bağ olmadığını söyledi. "Avrupalılar Türkiye'nin iç sorunlarını anlıyor ama bu ülkenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi de düşünülemez" diyen Yunan lideri, diğer yandan Avrupa'da Türkiye ile 'özel ilişki' isteyen seslerin yükseldiğini anımsatırken, "Türkiye'nin AB kriterlerine tamamen uyması AB üyesi olması demektir. Bunu esirgeyemeyiz" çıkışı yaptı. Karamanlis, Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ilelebet tanımamasının 'siyasi paradoks' teşkil ettiğini belirtti. Yunan lideri, 'AB talepleri' atfıyla şu isteklerde bulundu:
"İyi komşuluk ilişkileri fiilen uygulansın. Tehditten kaçınılsın. Ek Protokol uygulansın. AB üyeleriyle ticarette her tür engel kaldırılsın. Rum Kesimi'nin uluslararası kuruluşlarda yer almasıyla ilgili politika değişsin, insan, azınlık ve dini haklara saygı göstersin, azınlıkların sorunları çözülsün, Rum vakıfları konusu halledilsin, Heybelida Ruhban okulu açılsın."

Putin'den Rum muhtırası

03/11/2006 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rum Kesimi'nde yaşayan Ruslara sert muameleler karşısında Rum lider Tasos Papadopulos'a gözdağı verdi. Simerini gazetesinin 'Putin'den Tasos'a Muhtıra' başlığıyla verdiği habere göre, Rum tarafında yaşayan Rusların şikâyeti üzerine Papadopulos'a sert bir mektup gönderen Putin, önlemlerin yumuşat