Rum kesiminde
karapara iddiası
Uluslararası
iş dergisi Forbes, Kıbrıs Rum kesiminin uluslararası
karapara, silah kaçakçılığı ve fuhuş merkezi
olduğunu bildirdi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:40 TSİ 18 Nisan 2006 Salı
NEW
YORK - Dünyanın önde gelen iş dünyası dergilerinden Forbes,
Kıbrıs Rum kesiminin kara para aklama hizmetlerinin eski Sırp
lideri Slobodan Miloşeviçe uzandığını yazdı ve
Miloşeviçin yüz milyonlarca dolar karaparasının, Rum lider Tasos
Papadapulosun hukuk firmasınca aklandığını kaydetti.
Haberde şu ifadeler yer aldı Miloşeviç geçen ay
hücresinde öldüğünde geride 800 milyon dolarlık bir sır
bıraktı. Laheyde yargılandığı mahkeme
belgelerine göre Miloşeviç 1992-2000 yılları arasında en az
800 milyon doları Yugoslavyadan çıkartıp uçakla Larnakaya
yolladı. Neden Larnaka ? Çünkü Miloşeviçin kuryesi ve suç
ortağının ifadesine göre bu küçük Akdeniz adası, dünyaya
açılan bir kapıydı.
Forbes, Miloşeviç ve çetesinin bu parayı aklamak için Rum kesiminde 8
paravan şirket oluşturduğunu ve bu şirketlerden birinin
Southmed adıyla Tasos Papadapulosun hukuk firmasınca
kurulduğunu kaydetti. Papadapulosun firması böyle bir şirket
kurduğunu, ancak şirketin Miloşeviçin çetesine ait
olduğunun bilinmediğini öne sürüyor.
Daha sonra bu şirketler Rum kesimi ve Yunanistanda 250 banka hesabı
açıp, oradan parayı en az 50 ülkeye yolladılar. Paranın
çoğu ABD Rusya ve İsrailden Sırplara silah ve askeri malzeme
alımında kullanıldı. Kalan paraya ne olduğu
bilinmiyor.
Forbes, Rum kesiminin uluslararası karanlık işler merkezi
olmasının ABD Kongresinin de gündemine geldiğini ve Rum
tarafının terör finansmanında rol oynadığını
bildirdi.
Yazıda adanın kuzeyinde de uyuşturucu
kaçakçılığı yapıldığı öne sürüldü ve
First Merchant Bank skandalı hatırlatıldı.
Akıncılar Rum liginde
Celal DEMİRBİLEK
Adanın köklü
takımı, Rum kesiminin ikinci liginde oynamak için Rum Futbol
Federasyonuna başvurdu. Talebi kabul edilen Akıncılar,
artık iç saha maçlarını bir Rum köyünde yapacak.
KUZEY Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Üçüncü Futbol Ligi
takımlarından Akıncılar, ülkesinin federasyonuna
kızdı, Kıbrıs Rum Kesiminin liginde oynamak için
Rumların futbol federasyonuna (KOP) başvurdu. Mesarya bölgesinin birinci
ligde şampiyonluk yaşamış tek takımı olan
Akıncılar, KKTC Futbol Federasyonunun kendilerine
haksızlık yaptığını iddia ederek, KKTC Liginden
çekilme kararı aldı. Kulüp yöneticileri, gelecek sezondan itibaren
Rum kesiminin ikinci liginde mücadele etmek için KOPa sözlü başvuruda bulundu.
KOP yetkilileri, Akıncılar Kulübünün 1974 Barış
Harekatı öncesinde KOPa bağlı ikinci ligde oynamış
olması nedeniyle bu talebe olumlu baktıklarını belirttiler.
Yetkililer, "Akıncılar, 32 yıl öncesine dek bizim
federasyonumuza bağlı bir kulüptü. Mücadelelerine önümüzdeki sezondan
itibaren ikinci ligimizden devam edebilirler" diye konuştular.
KOP
İkinci Ligine katılması önümüzdeki günlerde resmiyet kazanacak
olan Akıncılar, Güney Kıbrıs Rum Kesimindeki her kulübe
verilen 100 bin Kıbrıs Lirası (yaklaşık 275 bin
YTL) para yardımı alacak. Rumlar ayrıca bir de sponsor firma
bulacak. KOP yetkilileri, Akıncılar Kulübünün iç saha
maçlarını Kırmızı Köyler bölgesinde Pileye yakın
bir Rum köyünde oynayabileceklerini açıkladı.
Akıncılar Başkanı Özyalçın:KKTC federasyonu
ayrım yapıyordu
aKINCILAR Kulübü Başkanı Emin Özyalçın, KKTC
Futbol Federasyonunun, geçmiş yıllarda formalarını giyen Ali
İmam adlı bir futbolcu konusunda aldığı
haksız kararı protesto etmek için Rum liginde oynama kararı
aldıklarını söyledi. Özyalçın, "Kulübümüz
futbolcusu Ali İmam, federasyonumuzdan izin almadan bir Rum
takımına transfer olunca, Ömer Adal Federasyonu tarafından tüzük
gereği süresiz hak mahrumiyeti cezasına
çarptırılmıştı. Ancak Ali İmam, iki
yıl sonra Niyazi Okutan Federasyonuna başvuruda bulunup
affedilmesini istemiş, tüzük değişikliği yapan federasyon
yönetimi de Ali İmamı yurt dışında iki yıl
kalmış gibi değerlendirerek cezasını affetmiş ve
Türkmenköy takımına lisans çıkarmasına izin vermiştir.
Bunun üzerine Tahkim Kuruluna başvurup, federasyonun kararına itiraz
ettik. Ancak, Tahkimden de olumsuz yanıt alınca, Ali İmama
çıkarılan özel affı protesto etmek için, Rum ligine geçme
kararı aldık" diye konuştu.
Krize neden olan Ali İmam: Transferimde usulsüzlük yok
KKTC Futbol Federasyonu ile Akıncılar Kulübünün aralarının
açılmasına neden olan futbolcu Ali İmam, durumunda hiçbir
usulsüzlük olmadığını savundu. Ali İmam, "Rum
takımı beni transfer etmek istediğinde Akıncılar
yönetimi astronomik bir bonservis ücreti istemişti. Ancak o
yıl transfer olduğum Rum takımı, UEFAnın KKTCyi
tanımaması nedeniyle bana UEFA lisansı çıkartıp
bonservis işimi çözmüştü. Ben Futbol Federasyonunun yeni
tüzüğündeki maddelerden yararlanıp, Rum Kesimi dönüşü
istediğim kulüple anlaştım. Eski kulübüm
Akıncıların yöneticileri Ali İmam bizim
malımız dedilerse de, federasyon kulüp seçme hakkını
bana verdiği için ben de köyümün takımı olan Türkmenköy
Aydınspor ile anlaştım. Ben her öneriye
açığım. Eğer anlaşırsak, Rum liginde oynamak
isteyen Akıncılarda veya bir Rum takımında da
oynayabilirim" diye konuştu.
Federasyon Başkanı Okutan:Sporcu geçebilir ama takım geçemez
KKTC Futbol Federasyonu Başkanı Niyazi Okutan, Akıncılar
Kulübünün Rum liginde oynama kararına sert tepki gösterdi. Okutan,
"KKTCli sporcuların Rum kesiminde oynama olayına iki cepheden
bakmak gerekir. Bireysel olarak düşünüldüğünde bu gayet
normaldir. Ancak ligimizden bir takımın, sırf federasyona
tepki olarak Rum liginde mücadele etmesini tasvip etmiyorum.
Akıncılar yöneticilerinin bu kararı, aşırı
duygusallığın bir sonucudur" dedi. Başkan Okutan,
Akıncılar Kulübünün KKTC Üçüncü Liginden çekilme kararına
neden olan Ali İmam konusunda da şunları söyledi: "Ali
İmam, geçmiş federasyon döneminde Rum tarafına izinsiz
gittiği için bir daha KKTC topraklarında futbol oynamama cezası
almıştı. Oysa biz KKTCliler olarak yıllarca
ambargolardan şikayet ettiğimiz için, bu çocuğumuzun spor yapma
hakkının elinden alınmasının yanlış
olacağını düşündük. Ali İmam, 2 yıl 3 ay
22 gün futbol oynamadığı için, lisansı düşüp serbest
oyuncu konumuna geldi. Böyle olunca da Ali İmam istediği
takımı seçti. Akıncılar Kulübünün bu
kararlarından geri döneceğine inanıyorum."
Sabri ve Raif Selden kardeşler:Rum liginde oynamak her açıdan
cazip
AKINCILAR Kulübünün Rum ligi için transfer listesinde yer alan ve daha
önce de bu ligde oynayan Sabri ve Raif Selden adlı ikiz
kardeşler, teklife sıcak baktıklarını söylediler Halen
Binatlı Kulübünde forma giyen Selden kardeşler, "Akıncıların
yöneticileri bizi arayıp transfer teklifinde bulundu. Bu transfere
sıcak bakıyoruz. Rum liginde oynamak her açıdan daha cazip"
dediler. Akıncılar takımının Rum liginde oynamak
istemesinin normal karşılanması gerektiğini de ifade eden Sabri
ve Raif Selden, "Artık bazı şeyleri
aşmamız gerekir. Akıncılar, 1974 yılından
önce Rum ikinci liginde oynamış bir takım. Neden tekrar oraya
dönmesin ki" diye konuştular.
HURRIYET
18/04/06
Kıbrıs'ta çözüm için yeni bir imkan mevcut
YENİ
FIRSAT... Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın görüşmesinden sonra Kıbrıs meselesinin çözümü
yolunda yeni bir fırsat belirdiğini kaydederek,
"Kıbrıs konusunda çözüm için yeni bir imkan mevcut" dedi
ADİL,
KALICI VE İŞLER ÇÖZÜM... Bakoyanni: Yeni aşamada, işgali
sorun olarak kabul eden BM kararları, uluslararası hukuk ve AB
müktesebatı ile Kıbrıs'ın AB üyeliğinin göz önünde
bulundurulacağı adil, kalıcı ve işler bir çözüm
gerekiyor
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
görüşmesinden sonra Kıbrıs meselesinin çözümü yolunda yeni bir
fırsat belirdiğini kaydetti.
Bakoyanni,
Türkiye'nin, AB geleceğiyle çelişkili tavır sergilediğini
de savundu.
Atina'da
yayımlanan Ta Nea gazetesine demeç veren Bakoyanni, Türkiye'nin AB
üyeliğiyle Kıbrıs konularına değindi.
Yunanistan'ın
izlediği politikanın açık olduğunu kaydeden Bakoyanni,
Atina'nın Avrupalı, siyasi ve sosyal açıdan olgun, ekonomik
olarak kalkınmış bir Türkiye istediğini, ancak AB'ye
katılmak isteyenlerin uygulaması gereken kural ve ilkelerde
'indirime' gidilemeyeceğini söyledi.
Bakoyanni,
"Türkiye'nin AB geleceğiyle çelişkili tavrı
karşısında, Atina'nın ne yapacağı konusunda
tahminde bulunmak için erken olduğunu" kaydetti.
Kıbrıs
konusunda çözüm için yeni bir imkan bulunduğunu da savunan Bakoyanni, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın görüşmesinden sonra Kıbrıs meselesinin çözümü
yolunda yeni bir fırsat belirdiğini söyledi.
Bakoyanni, ABD,
Avrupa ile Kıbrıs'taki temaslarında tüm tarafların bu
imkanın varlığına inandığını
gördüğünü de belirtti ve ortaya çıkan yeni fırsatı kaybetme
lüksüne sahip olunmadığını vurguladı.
"Annan
planının referandum sonuçlarından sonra tarih olduğunu,
demokratik bir ülkede toplumun siyasi arzusunun göz ardı
edilemeyeceğini" belirten Bakoyanni, "Yeni aşamada,
işgali sorun olarak kabul eden BM kararları, uluslararası hukuk
ve AB müktesebatı ile Kıbrıs'ın AB üyeliğinin göz
önünde bulundurulacağı adil, kalıcı ve işler bir çözüm
gerektiğini" kaydetti.
KIBRIS 18/04/06
Yeşilırmak-Pirgo kapısının
açılması Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'ye
bağlı
Kıbrıs
Rum hükümet sözcüsü Yorgos Lillikas, Kıbrıslı Rumlar ve
Kıbrıslı Türklerin Aşağı Pirgos'da yeni bir
geçiş noktası açılması taleplerinin Kıbrıs Türk
tarafı ve Türkiye'ye bağlı olduğunu, Kıbrıs Rum
hükümetinin 2004 Temmuzundan beri toplam sekiz kapının
açılması için talepte bulunmuş olduğunu söyledi.
Kıbrıs
Haber Ajansı'nın haberine göre, Lillikas, söz konusu geçiş
noktasının Avrupa Birliği (AB) Yeşil Hat Tüzüğü
kapsamında yer aldığını kaydetti.
Aşağı
Pirgos, Kokkina, Limnidis bölgelerinin Kıbrıs Rum ve Kıbrıs
Türk sakinleri geçtiğimiz hafta 29 Nisan'da geçiş
noktasının açılmasını talep edecekleri bir eylem
organize edeceklerini ve BM ve iki toplumun liderlerine bu konuyla ilgili bir
karar sunacaklarını açıklamışlardı.
Bölge
sakinlerinin, geçiş noktasının açılmasını neden
hükümetten talep ettiklerini merak ettiğini ifade eden Lillikas, Run
hükümetiyle ilgili olarak sakinlerin "açık kapıyı
çaldıklarını" kaydetti.
Lillikas, Rum
hükümetin Temmuz 2004'te Aşağı Pirgos ve AB Yeşil Hat
Tüzüğü'nde yer alan Limnidis'in de aralarında bulunduğu sekiz
geçiş noktasının açılması önerisinde bulunduğunu
anımsattı.
Sözcü, "bu
nedenle, geçiş noktasının açılması Kıbrıs
hükümetinin değil, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin onay
vermesine bağlıdır. Hem fikir oldukları anda geçiş
noktasının açılmasına hazırız" dedi.
Lillikas
ayrıca Rum hükümetinin tek taraflı olarak bölgenin mayından
arındırılması sürecini
başlattığını hatırlatarak, Türk
tarafının da aynı şeyi yapması gerektiğini, çünkü
geçiş bölgesinin açılması halinde yayalar için güvenlik riski
olabileceğini ve bunun genel olarak sivillerin korunması konusu
olduğunu kaydetti.
Rum hükümeti
tarafından kuzeye elektrik enerjisi sağlanmasıyla ilgili olarak
Lillikas, Rum hükümetinin, güneyin zararına olmadığı
müddetçe Kıbrıs Türklerinin taleplerini karşılamaya devam
edeceğini de söyledi.
KIBRIS 18/04/06
Amaç, AB fonlarının kullanılmasını
önlemek
HABER
GERÇEKLERİ YANSITMIYOR... KIBSO, "Avrupa Komisyonu'nun UNDP
kanalıyla KKTC'ye yapılan yardımlarda yolsuzluk
yapıldığı ve Denktaş rejimi yanlısı
bazı KIBSO üyelerine dağıtıldığı"
yönünde rapor hazırladığını iddia eden haberlerin
gerçekleri yansıtmadığını açıkladı. Sanayi
Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz, amacın, AB fonlarının
kullanılmasının önlemek olduğunu söyledi
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası (KIBSO), Avrupa Komisyonu'nun, Birleşmiş
Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) "Gelecek İçin
İşbirliği" programı çerçevesindeki Avrupa ödeneklerini
dağıtma faaliyetleriyle ilgili olarak, "çıkarılan
fonlarda yolsuzluk yapıldığı ve Denktaş rejimi
yanlısı bazı KIBSO üyelerine
dağıtıldığı" yönünde hazırlandığını
iddia eden haberlerin gerçekleri yansıtmadığını
açıkladı.
Sanayi
Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz, Güney Kıbrıs'ta
yayımlanan Politis gazetesinde konuyla ilgili çıkan haberin
maksatlı bir haber olduğunu ve gerçekleri
yansıtmadığını, Avrupa Komisyonu tarafından
hazırlandığı iddia edilen raporun, son zamanlarda büyük
çıkış yapan KIBSO'yu yıpratma ve Kuzey Kıbrıs
ekonomisinin güçlendirilmesi ve Kuzey Kıbrıs firmalarının
AB mevzuatına uyumunu sağlamak için UNDP kanalı ile
kullandırılan AB fonlarının kullanımını
önlemeyi hedeflediğini belirtti.
Sanayi
Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz'ün konuyla ilgili dün
yaptığı yazılı açıklama aynen şöyle:
"Politis
Gazetesi'nde çıkan haber maksatlı bir haberdir ve gerçekleri
yansıtmamaktadır. Rapor, UNDP'yi son zamanlarda büyük
çıkış yapan Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nı
(KIBSO) yıpratma ve Kuzey Kıbrıs ekonomisinin güçlendirilmesi ve
Kuzey Kıbrıs firmalarının AB mevzuatına uyumunu
sağlamak için UNDP kanalı ile kullandırılan AB
fonlarının kullanımını önlemeyi hedeflemektir.
AB
Kaynaklı Hibe Destek Programları iki toplumlu amaçlar için
değil, Kuzey Kıbrıs'taki firmalara ve/veya Sivil Toplum
Örgütlerine yöneliktir.
Hibe Destek
programları çerçevesinde UNDP 100 civarı firmayı
desteklemiştir. Bunlar arasında;
* Sanayi
Odası Üyesi bazı firmalara AB Standartlarına uyum maksadı
ile HACCP ve ISO belgeleri almaları için destek verilmiştir.
* Organik
Tarım için destek verilmiştir.
* Soğuk
Zincir Sistemleri için destek verilmiştir.
- AB
Kaynaklı programların iki toplumlu hedefi yoktur. İki toplumlu
hedefi olan ve UNDP tarafından finans edilen projeler ABD kaynaklı
projelerdir.
Haberde, UNDP
barikatların açılmasını ve işbirliği
arzularını değerlendirmedi deniliyor, halbuki Bostancı
Sınır Kapısı'nda ara bölgenin asfaltlanması UNDP
tarafından yapılmıştır.
Haberde, 'iki
Oda arasındaki ilişkilerin değerlendirilmediği' konu
edilmektedir. Hangi iki Odanın kastedildiği
anlaşılmamıştır. KIBSO'nun gerek KTTO ve gerekse
Güney'deki Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası (CCCI) ile iyi
ilişkileri vardır.
KIBSO Annan
planına EVET demiştir. Çözüm ve Barış için katkı koyan
bir örgüttür. Hiçbir Siyasi Partinin yanlısı veya
karşıtı değildir."
KIBRIS 18/04/06
KKTC'den Rum yönetimine protesto
Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı, hafta sonu Güney Kıbrıs'ta piknik yapmak
için Bostancı Kapısı'ndan geçmek isteyen 18
Kıbrıslı Türk'e izin verilmemesini Birleşmiş Milletler
Barış Gücü (BMBG) nezdinde protesto etti.
Bakanlıktan
yapılan açıklamaya göre, BM'den, Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin (GKRY) onur kırıcı
davranışlarının caydırılması yönünde gerekli
girişimin başlatılması da istendi.
Rum
yönetiminin, Güney'e geçen Kıbrıslı Türklere karşı
sınır kapılarında gerginliği
tırmandırıcı tacizane hareketleri artırarak
sürdürdüğünün görüldüğü belirtilen açıklamada, Bostancı
Sınır Kapısı'ndan Güney'e piknik yapmak için geçmek isteyen
18 Kıbrıslı Türk'ün arabalarında et, tavuk ve balık
bulundurdukları gerekçesiyle izin verilmediği ve Rum polislerce
aşağılanarak küfürlerle hakarete maruz kaldıkları
anlatıldı.
Bakanlık
açıklamasında, Güney Kıbrıs yetkililerinin
takındığı bağnaz tutumun BMBG nezdinde dün
şiddetle protesto edildiği ve GKRY'nin bu tür onur
kırıcı davranışlardan caydırılması
yönünde gerekli girişimin başlatılmasının
istendiği kaydedilerek, şöyle denildi:
"GKRY
yetkililerinin bu türden eylem ve davranışları tansiyonu
tırmandırmaktan öte başka işe yaramamaktadır. Olayı
bir kez daha şiddetle kınar, Rum tarafını gerginlik
peşinde koşmak yerine aklıselime davet ederiz."
KIBRIS 18/04/06
KTÖS'ün,
"Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkı mücadelesi"
AP gündeminde
AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, 7 Mart'ta Ledra Palace
Otel'de gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısında KTÖS'ün
getirdiği açılımların yararlılığına
dikkat çekti
KTÖS'ün,
"Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkı mücadelesi"
AP gündeminde
l DETAYLI BILGI
ISTENDİ... KTÖS, Limasol'da yaşayan Türk çocukların eğitim
hakkı için Türk okulu açılması istemiyle
başlattığı mücadele, AP gündemine de girdi. AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Grossetete, KTÖS'e gönderdiği mektupla,
konuyla ilgili endişeleri ve mahkeme süreci hakkında detaylı
bilgi istedi. KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil de Grossetete'yi bir
mektupla bilgilendirdi
Kıbrıs
Türk Öğretmenler Sendikası'nın (KTÖS), Limasol'da yaşayan
Türk çocukların eğitim hakkı için Türk okulu açılması
istemiyle başlattığı mücadele, Avrupa Parlamentosu (AP)
gündemine de girdi.
AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, KTÖS'e gönderdiği
mektupla, konuyla ilgili endişeleri ve mahkeme süreci hakkında
detaylı bilgi istedi. KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil de
Grossetete'yi bir mektupla bilgilendirdi.
KTÖS Basın
Yayın ve Propaganda Birimi'nden Mustafa Özhür'ün açıklamasına
göre, AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete,
sendikaya gönderdiği mektupta, 7 Mart 2006 tarihinde Ledra Palace Otel'de
gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısında KTÖS'ün
getirdiği açılımların yararlılığına
dikkat çekti.
KTÖS'ün
sunduğu fikirler içerisinde yer alan özellikle Limasol Türk Okulu ve
Limasol'da yaşayan Türk çocuklarının eğitim hakları
ile ilgili fikirlerin olumluğuna ve üzerinde düşünülmesi gereken
içeriğe sahip olduğuna işaret eden Françoise Grossetete,
detaylı bilgi talep etti.
Sendika Genel
Sekreteri Şener Elcil de konuyla ilgili endişelerini ve önerilerini
Grossetete'ye gönderdi.
KTÖS'ün
gönderdiği mektupta şöyle denildi:
"Kıbrıs'ta
ayrımcılık ve paylaşım temelinde devam eden siyasi
sorun, tüm Kıbrıslıların yıllardan beri
yaşadığı ıstırabın ana sebebidir.
Ülkemizde
eğitim, siyasilerin istismar etmesi sonucu siyasi sorunun bir parçası
haline getirilmiştir. Tarihsel olarak Kıbrıs Rum ve
Kıbrıs Türk eğitim sistemleri ayrı ayrı
yapılandırılmıştır. Bu gerçek 1960
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda açıkça
yazılmıştır. (Madde 20. 87). Eğitimle ilgili bu
gerçekler ortada iken adamızın güneyinde Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türklerin zorunlu eğitim yaşında olan
çocukları Rumca eğitim yapan bir okula gitmeye
zorlanmaktadırlar. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na
aykırı olarak kurulan Rum Eğitim ve Kültür
Bakanlığı yönetiminde olan bu okuldaki uygulamalar Türk
çocuklarının asimilasyonunu amaçlamaktadır. Her bireyin kendi
anadilinde eğitim alması temel bir insan hakkıdır. Bu
temelde sendikamız, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'ndaki
toplumsal haklara dayalı olarak Limasol'da Kıbrıslı
Türklere ait bir okul açmakla ilgili girişim
başlatmıştır. Bu çalışma, siyasi gerekçeler ileri
sürülerek, Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarını işgal eden
Rum Yönetimi tarafından engellenmektedir. Konuyla ilgili Kıbrıs
Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi'nde hukuksal bir dava başlattık.
Mahkememiz Rum yönetimi tarafından sürekli ertelenerek, politik olarak
zaman kazanılmaya çalışılmaktadır.
Kıbrıslı
Türklerin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda açıkça
ortaya konulan eğitim hakkının Kıbrıs Cumhuriyeti
makamlarını işgal eden ve Kıbrıslı Türkleri
temsil etme hakkı olmayan Rum yönetimi tarafından kullanılmaya
çalışılması kabul edilemez. 'Siyasi çözüm olmadan, bu
hakkınızı kullanmanıza izin veremeyiz' diyerek
Kıbrıslı Türkleri engelleyen Rum Yönetimi'nin, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ortaya koyduğu çözüm
planını reddeden taraf olduğunu da hatırlatmak isteriz.
Biz iki
bölgeli, iki kesimli federal bir yapı öngören Annan Planı'yla
adamızın birleştirilmesini savunmaya devam ederken,
barışın haklara saygıdan geçtiğini de vurgulamak
isteriz."
Irkçılık,
milliyetçilik, ayrılıkçılık ve şovenizm yüzünden tüm
Kıbrıslıların ıstırap çektiği belirtilen
mektupta, eğitimin temel bir insan hakkı olduğuna dikkat
çekilerek, Kıbrıslı Türklerin toplumsal bir hakkı da olan
eğitimin; AB üyesi olmuş, "Kıbrıs Cumhuriyeti"
makamlarını işgal etmiş Rum yönetimince engellenmesine
karşı destek ve ilgi talep edildi.
KIBRIS 19/04/06
Güneydeki
parlamento seçimlerinde 270 Kıbrıslı Türk oy kullanacak
|
Rum
İçişleri Bakanı Andreas Hristu, dün yaptığı
açıklamada, güneydeki Mayıs 2006 parlamento seçimlerin özelliğinin,
Kıbrıslı Türklerin seçime katılması ve oy
pusulalarının ilk kez seçim merkezlerinde sayılacak
olması olduğunu söyledi. Kıbrıs
Haber Ajansı'na göre, seçim hazırlıklarıyla ilgili
yapılan ikinci toplantı ardından açıklamada bulunan
Hristu, nüfus artışından dolayı önceki seçime
kıyasla 60 seçim merkezinin daha oluşturulduğunu ve toplam
1250 seçim merkezi bulunduğunu söyledi. Toplam 270
Kıbrıslı Türkün takriben 30 seçim merkezinde oy kullanmak için
kayıt yaptırdığını da ifade eden Hristu, siyasi
partiler için ilk resmi sonuçların yaklaşık olarak 21.00'da
belli olacağını kaydetti. Örnek oy
kullanma kâğıtlarının basımının
yapıldığını da belirten İçişleri
Bakanı, seçmen kağıtlarını kaybedenlerin de
yenilerini almak için 20 Mayıs saat bire kadar başvuruda
bulunabileceklerini söyledi. Buna
ilaveten, Hristu, Rumca konuşamayan Kıbrıslı Türklerin
istedikleri gibi tercih yapabilmelerine yardımcı olmak için Türkçe
yol gösterici kitapçıklar yayınlayacaklarını kaydetti. İçişleri
Bakanı, hiçbir oy pusulasının Türkçe
olmayacağını, sadece Kıbrıslı Türklerin oy
kullanacağı seçim merkezlerinde istedikleri parti ve adaylar için
oy kullanabilmelerini sağlamak için Türkçeye tercüme edilmiş bir
örnek oy kâğıdı bulunacağını da belirtti. |
KIBRIS 19/04/06
Kıbrıs'ın
güneyinde faaliyet gösteren Kıbrıs Gazeteciler Birliği, gazeteci
Serhat İncirli'nin durumuna ilişkin girişim başlattı:
Uluslararası gazeteci örgütlerine başvuruldu
Kıbrıs'ın
güneyinde faaliyet gösteren Kıbrıs Gazeteciler Birliği, gazeteci
Serhat İncirli'nin durumuna ilişkin girişim başlattı.
Londra'da yaşayan ve Afrika gazetesinin düzenli yazarlarından olan
gazeteci Serhat İncirli'nin Kıbrıs'taki ailesinin polis
tarafından sorgulanması ve kuzey Kıbrıs makamlarının
"Türkiye Başsavcılığı'nın Serhat
İncirli'nin makaleleriyle ilgili olarak Türkiye'nin İncirli'ye dava
açacağı" yönünde yaptıkları açıklama üzerine
harekete geçen Kıbrıs Gazeteciler Birliği Yürütme Kurulu,
uluslararası gazeteci örgütlerine başvuruda bulunarak, bu duruma
dikkati çekti.
Kıbrıs
Gazeteciler Birliği, Avrupa Gazeteciler Federasyonu EFJ, Uluslararası
Gazeteciler Federasyonu IFJ, Uluslararası Basın Enstitüsü IPI ve
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT'e
(OSCE) gönderdiği mektupta Serhat İncirli'nin ailesinin polis
tarafından sorgulandığına ve bazı makaleleri nedeniyle
hakkında Türkiye'nin dava açacağına dikkat çekerek, bu durumu
protesto etti.
Mektupta Afrika
gazetesi yazarlarına ve Afrika'nın sahibi gazeteci Şener
Levent'e karşı yapılan tacizler, Afrika gazetesi
matbaasının iki kez bombalanması, Şener Levent'in iki kez
tutuklanması ve hapse atılması, ülkücü grupların tehditleri
ve Afrika'ya karşı yaptıkları gösteriler sıralanarak,
Kıbrıs'ın kuzeyinde polisin sivil makamlara bağlı
olmadığına dikkat çekildi.
Polisin
gazetecilerin ve aktivistlerin ülkücülerin saldırısına
uğradığı durumlarda her zaman saldırıya
uğramış olanları sorguladığı, ülkücüleri
sorgulamadığı da anımsatıldı. Polisin başka
Kıbrıslı Türk gazetecilerin ölüm tehditleri
aldığı hallerde de bu tehditlere yönelik herhangi bir
soruşturma açmadığına dikkat çekildi. Uluslararası
örgütlere gönderilen mektupta, Şener Levent'in Afrika'da konuyla ilgili
olarak yazmış olduğu bir makaleden alıntılar da
yapıldı ve şöyle denildi:
"Bir
Kıbrıs ve Avrupa yurttaşı olan Serhat İncirli halen
Londra'da yaşıyor ve çalışıyor.
Kıbrıs'ın kuzeyine dönecek olursa başına ne
geleceği belli değildir çünkü Kıbrıs Türk polisi sivillerin
denetiminde değil, doğrudan Türkiye Genelkurmay Başkanlığı'na
bağlıdır. Bu nedenle Kıbrıs'ın kuzeyindeki
işgal "makamları"nın polis üzerinde herhangi bir
yetkisi yoktur ve zaten polis de kendisini Kıbrıs'ın kuzeyindeki
Kıbrıs Türk makamlarına hesap vermekle mükellef
görmemektedir..."
Mektupta 10
yıl önce öldürülen Yenidüzen gazetesi yazarlarından gazeteci Kutlu
Adalı cinayeti konusunda Kıbrıs Türk polisinin yeterli ve
doyurucu soruşturma yapmamış olması nedeniyle, Adalı
ailesinin Türkiye'ye karşı Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde açtığı davayı kazandığı ve
Türkiye'nin yeterli soruşturma yaptırtmadığı için
mahkum olduğu hatırlatıldı.
Mektubun
sonunda şöyle denildi:
"Kıbrıs'ın
kuzeyindeki işgal rejimi ve kuvvetleri, Kıbrıs'ın bölücü
hattında dolaşım özgürlüğüne yönelik pek çok engel
çıkarmaya devam ediyorlar, bu hattı geçmeye çalışan hem
Kıbrıslı Türk, hem de Kıbrıslı Rum bazı
gazetecileri aşağılamaya ya da kara listeye almaya devam
ediyorlar.
Kıbrıs
Gazeteciler Birliği olarak tüm bu temel insan hakları ihlallerini
güçlü biçimde protesto ediyoruz ve Türkiye hükümeti ile Kıbrıs Türk
liderliğine karşı sesinizi yükseltmenizi ve onlardan uluslararası
hukuğun ilkelerine, basın özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne
saygı göstermeleri çağrısı yapmanızı
istiyoruz."
KIBRIS
19/04/06
TKP, Serhat
İncirli'nin ailesinin soruşturulması olayıyla ilgili
açıklama yaptı: Amaç gözdağı vermek
|
Toplumcu
Kurtuluş Partisi (TKP), Serhat İncirli olayındaki amacın;
İncirli'nin adresinin tespit edilmesi değil, anne ve
babasının taciz edilerek, bu yolla İncirli'ye
gözdağı verilmesi olduğunu savundu. TKP Genel
Sekreteri Mehmet Davulcu yazılı açıklamasında,
"Gazeteci-yazar Serhat İncirli'nin anne ve babasının
karakola çağrılmasının ve Başbakan'ın bu
konudaki açıklamalarının kabul edilemeyeceği"
görüşünü dile getirerek, "İncirli'nin Londra'da
yaşadığının ve çalıştığı
gazetenin bilindiğini, Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği, KKTC'nin
de Temsilciliği aracılığıyla bu bilgilerin temin
edilebileceğini, ancak amacın gazetecinin adresinin tespiti
değil, yaşlı anne-babasının taciz edilmesi ve
gazeteciye gözdağı verilmesi olduğunu" öne sürdü. İncirli'nin
düşünce ve ifade özgürlüğüne müdahale edilmek istendiğini
savunan Davulcu, "Yapılan taciz, Avrupa Birliği'ne
katılma hedefi olduğunu söyleyen CTP-DP Hükümeti'nin, düşünce
ve ifade özgürlüğüne karşı tahammülsüzlüğünün açık
göstergesidir" dedi. Açıklamasında,
TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Genel Sekreter Mehmet Davulcu,
akademisyenler Doç. Dr. Zeki Beşiktepeli ve Yrd. Doç. Hasan
Kasaboğlu'ndan oluşan bir heyetin, Serhat İncirli'nin anne ve
babasını evinde ziyaret ederek, "yalnız olmadıkları"
mesajı verdiğini belirten Davulcu, hükümeti, "Kıbrıs
Türkü'nün çağdaşlaşma ve dünya toplumunun bir üyesi olma
mücadelesinin önüne engeller koymaktan vazgeçip, yapıcı tutum
izlemeye" de davet etti. |
KIBRIS 19/04/06
Ankara'nın
derdi zaman kazanmak
19/04/2006
RADİKAL - ANKARA - KKTC'ye yönelik yaptırımlar
kalkmadıkça Rumlara limanlarını açmamakta kararlı olan
Türkiye, bu yüzden müzakere sürecinde AB ile olası kriz için 'Adalet
Divanı' senaryosu üzerinde çalışıyor. AB ile 3 Ekim 2005'te
başlayan tarama sürecini bir yıl sonra bitirmeyi planlayan Ankara,
Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün Rumlara da uygulanması sorununun
çözümü için Adalet Divanı'na gitmeyi kabul edecek. Ankara, lehte sonuç
beklemese de, en az üç ay sürecek divan teatisinin kendisine zaman
kazandıracağı görüşünde.
Avrupa Komisyonu ekimde yayımlayacağı 'ilerleme raporu'nda,
Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasının yükümlülüklerine
uymadığını ve Rum gemi-uçaklarına liman ve
havaalanlarını açmadığını belirtecek. Geçen
yıl Ankara'nın "Ek protokolü imzalarız, ama bu
Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelmez" deklarasyonuna
karşı AB'nin karşı deklarasyonunda, durumun 2006'da gözden
geçirileceği belirtilmişti. Bu yüzden Ankara, Kıbrıs
sorununu müzakerelerden uzak tutup zaman kazanmak için konunun Adalet Divanı'na
götürülmesini istiyor.
Ortaklık Konseyi
bekleniyor
Bu isteğini hazirandaki AB-Türkiye Ortak Konseyi'nin gündemine
aldırmaya çalışan Ankara,
anlaşmazlığının Adalet Divanı'na gitmesini talep
edecek. Lehine karar çıkması imkânsız olan Ankara'nın bu
sayede 'zaman kazanarak', 2006'dan önce müzakerelerin askıya
alınmasını önleyebileceği belirtiliyor
Rumlar: Türkiye mahkemeye gidemez
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiyenin liman ve hava sahasını
Rumlara açma konusunu tahkime götüremeyeceğini, ancak Dünya Ticaret
Örgütüne başvurmasının beklendiğini açıkladı.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, "1996da Türkiye
ile AB arasında imzalanan gümrük birliği anlaşması
taraflara tahkime gitme hakkı veriyor, ama bunun yapılabilmesi için
anlaşmanın önce yürürlüğe konması, yani TBMMde
onaylanması gerekiyor dedi.
Yakovu, Türkiyenin hakemlik konusunda Avrupa Toplulukları Adalet
Divanına gideceği yönündeki haberlerin, Ankaranın AB ile liman
ve havasahası konusunda sinirlendiğinin göstergesi olduğunu da
savundu. Rum bakan ayrıca, limanlar ve hava sahası konusunun
Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün de
katılacağı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi
toplantısında masada olacağını da sözlerine ekledi.
Rum medyası ise, Kıbrıs Rum yönetimi ile karşı
karşıya kalmamak amacıyla ABnin bir bütün olarak temsil
edildiği Dünya Ticaret Örgütüne başvurarak zaman kazanmaya
çalışacağını savundu. Rumlara göre, Türkiye Dünya
Ticaret Örgütüne başvurarak Ekim ayında Türkiye-AB
ilişkilerinin gözden geçirilmesini krize dönüşmeden atlatmayı
planlıyor.
HURRIYET
20/04/06
İngiltere'de
Türkler
Hafta sonunu uzatarak Londra'da geçirdim. Tam 30 yıl önce öğrenimim
için gittiğim İngiltere hızla değişiyor. Son on
yılda hem ekonomik gelişme oldu, zenginleştiler, hem de
Avrupalılaştılar. Henüz aynı düzeye gelmeseler de, yemek
kültürleri gelişti ve giyime özeniyorlar.
Cuma öğlen ilk durağım Covent Garden'daki bir İskoç
balık lokantasıydı: Loch Fynn. Servise gelen garsonun
Kosovalı Arnavut olduğunu hemen bilince, şaşırdı.
Oysa serde o taraftan bulaşıklık var ya. Türk olduğumu
öğrenir öğrenmez, o da bir Türk garsonu çağırdı.
Üniversitede öğrenciymiş. Londra'da Türkler 1970'li yıllarda çok
azdı. 1980'li yıllarda çoğaldılar. 1990'lı
yıllarda yeni açılan döner dükkânlarında iş bulan Türkler
demek, bir basamak yukarı çıkmış.
Her şey değişmiş
Cuma akşamı çok hoş ve bizim basın dünyasının
yakından tanıdığı bir Çin restoranına gittik;
Hakhasan. Sahibinin eşinin Türk olduğu bu mekâna gerçekten herkes
itinalı giyinerek geliyor. Çünkü burası son yıllarda
Londra'nın en revaçta (in) mekânlarından biri.
Garsonların birçoğunun Türk olduğunu görünce
şaşırmadım değil. Bu kez sadece Türk garson
değil, Türk patron da vardı. Ve çok seçkin bir zümreye hizmet
veriyorlardı. Bu arada öğrendim ki, Londra'da finans sektöründe
çalışan yüzlerce genç varmış. Eğer
yurtdışında tahsil yapıp orada çalışanlar bu
rakama katılırsa, sayı daha da büyüyormuş.
Cumartesi akşamı mutat kitapçı ve alışveriş
turlarından sonra yine varsıl Türklerin sıklıkla
uğradığı bir mekâna, modern bir Japon lokantası olan
Nobu'ya gittik. Etrafta Türkler yoktu. Ama kendi kendime düşündüm: Otuz
yıl önce zengin Türkler Londra'ya geldiğinde Japon yemeği
değil, İtalyan pizzasına tav olurlardı. Zaten Londra'da da
bu kadar restoran da yoktu. Her şey ne kadar değişti. Şimdi
bu seçkin mekânları dolduruyorlar.
Pazar hep birlikte Canterbury'e, okuduğum Kent Üniversitesi'ni görmeye
gittik. Orası da çok değişmişti. Bina sayısı
artmış, adeta tanınmaz hale gelmişti. Otuz yıl önce
8-10 Türkün okuduğu üniversite şimdi çok daha fazla Türkü
barındırıyordu.
Kasabaya indiğimizde gençliğimizde gittiğimiz barları
aradık. Çoğu kaybolmuş. Kimi yaşlılar daha önce
bulundukları sokakları hatırladı, ama onlar bile tam olarak
çıkaramıyordu.
Kültürel alanda isim yok
Canterbury'de hiç Türk yoktu. Artık bir sürü döner dükkânı
açılmış, birbirleriyle rekabet ediyorlar. Hepsi de harıl
harıl çalışıyor. Neden restoran
açamadıklarını sorduğumda ise, bunu yapacak bilgi ve
görgülerinin olmadığını anladım. Döner satan ve finans
dünyasının uzmanı olan Türkler birbirinden farklı alanlarda
İngiltere'de yaşama mücadelesi veriyor. Hepsinin oturma izni var. Ama
vatandaş değiller.
Pazartesi öğlen bir Fransız lokantasında demlendik. Akşam
dönerken düşündüm; İngiltere'de iş dünyasında öne
çıkan yalnızca Kıbrıslı işadamı Asil Nadir
olmuştu. Sanat, kültür veya bilim dünyasında ise, bir iki modacı
dışında, tanınmış tek bir isim bile yok.
Bundan sonra olabilir mi? Eğitim sistemi reformu gerçekleşirse belki.
HURSIT GUNES MILIYET
20/04/06
Rum
liderlerden Talat'a çağrı
|
HRİSTOFYAS
VE ANASTASİADES'TEN İSTEK... Rum Meclis Başkanı ve AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a; "Kıbrıs sorununda yeni müzakerelerin mümkün
olduğunca çabuk başlayabilmesi için iyi niyet göstermesi", Rum
anamuhalefet DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de "Rum
toplumunun müdahaleden uzak bir seçim gerçekleştirmesine izin
vermesi" çağrısında bulundu ÇEKİMSERLİĞİNİ
DAĞIT... Hristofyas, Talat'ı, çekimserliğini
dağıtmaya ve Fransa başkentinde mutabık
kalınanların hayata geçirilmesini ileri götürmeye
çağırarak, "Böyle bir diyalog başlayabilir,
başlamalıdır. Kıbrıs Türk liderliğine ve Türk
liderliğine marjinalleşme, çekinceleri bir yana bırakma ve
Paris çağrılarına olumlu yanıt verme çağrımızı
yineliyoruz. Türk tarafında iyi niyet olursa her şey hazır
olacak" dedi ANASTASİADES
TEMKİNLİ... Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Talat'ın
KIBRIS gazetesine verdiği mülakatta, DİSİ ve AKEL
hakkında söylediklerini yorumlarken, "Talat'ın söylediklerini
yorumlamamın doğru olduğunu sanmıyorum. Kıbrıs
Rum toplumunun, seçimleri müdahalelerden uzak bir şekilde
gerçekleştirmesine müsaade etmelerinin iyi olacağını
söylüyorum" dedi Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a; "Kıbrıs sorununda
yeni müzakerelerin mümkün olduğunca çabuk başlayabilmesi için iyi
niyet göstermesi", Ana Muhalefet (DİSİ) Başkanı
Nikos Anastasiadis de; "Rum toplumunun müdahaleden uzak bir seçim
gerçekleştirmesine izin vermesi" çağrısında bulundu. Fileleftheros
gazetesi haberinde özetle şunları yazdı : "Kıbrıslı
Türk lideri ayrıca, 'çekimserliğini dağıtmaya ve Fransa
başkentinde mutabık kalınanların hayata geçirilmesini
ileri götürmeye' çağıran Hristofyas, 'Böyle bir diyalog
başlayabilir, başlamalıdır. Kıbrıs Türk
liderliğine ve Türk liderliğine marjinalleşme, çekinceleri bir
yana bırakma ve Paris çağrılarına olumlu yanıt verme
çağrımızı yineliyoruz. Türk tarafında iyi niyet
olursa her şey hazır olacak' dedi. Talat'ın;
Başkan Papadopulos'u ve kendisini çözüm istememekle
suçladığı açıklamasını yorumlayan Hristofyas,
karşılıklı olarak sert üslupla söylenenleri
yorumlamanın iyi bir metot olmadığını söyledi ve
şöyle devam etti : 'Sayın
Talat'ı, çekincelerini dağıtmaya, iyi niyet göstermeye ve tam
da; Başkan Papadopulos ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan arasında
Paris'te mutabık kalınanların hayata geçirilmesi istikametinde
ilerlemeye çağırıyorum.' Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin
'Kıbrıs'taki iki tarafın Kıbrıs sorununda
gelecekteki bir fırsatı yitiremeyeceklerini anlamaları
gerektiği' sözünü de yorumlayan Dimitris Hristofyas 'Gerçekten de yeni
bir çabanın başarısızlığına ne bizim ne de
Kıbrıslı Türklerin tahammülü vardır' dedi. Hristofyas,
ABD Büyükelçisi Ronald Schilcher'in, iki tarafın işe komisyonlardan
başlaması ve üzerinde anlaşma olmayan konularda
uzlaşmaları gerektiği sözlerini yorumlarken; geçerli
olanın, BM Genel Sekreteri'nin ve temsilcilerinin tezleri olduğunu
belirterek 'Bu nedenle müzakerelerin ne zaman ve nasıl
başlayacağı, zannederim Moller'in iki taraf ile konuştuğu
konudur ve bundan bir sonuç çıkarsa açıklayacak' dedi." Anastasiadis'ten
Talat'a "Müdahale Etme" çağrısı Aynı
gazete Rum Ana Muhalefet (DİSİ) lideri Nikos Anastasiadis'in de
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı; "Rum toplumunun,
müdahalelerden uzak bir seçim gerçekleştirmesine izin vermeye"
çağırdığını bildirdi. Gazeteye göre
Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Talat'ın Kıbrıs
gazetesine verdiği mülakatta, DİSİ ve AKEL hakkında
söylediklerini yorumlarken, "Talat'ın söylediklerini
yorumlamamın doğru olduğunu sanmıyorum. Kıbrıs
Rum toplumunun, seçimleri müdahalelerden uzak bir şekilde
gerçekleştirmesine müsaade etmelerinin iyi olacağını
söylüyorum" dedi. "Hristofyas'ın
sahte tavrı" Alithia
gazetesi ise, Hristofyas ve Anastasiadis'in Cumhurbaşkanı Talat'a
yaptığı çağrıyı, "Dün, Tonları
Yükseltmek İstemediği Sahte Tavrını Sergiledi -
Hristofyas'ın Talat Kaçınsın Çabası - Anastasiadis De Dün
Malum Nedenlerle Mesafe Koydu" başlığı altında
yorumladı, özetle şunları yazdı: "Dimitris
Hristofyas; Mehmet Ali Talat'ın kendisine ve Tasos Papadopulos'a
yönelttiği; 'Kıbrıs sorununu çözmek istemedikleri' yolundaki
suçlamayı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin AKEL'e yönelttiği,
'yıllardır izlediği ve Kıbrıs sorununun çözümünü
talep ettiği politikadan uzaklaştığı'
suçlamasını geçiştirmeye çalıştı, çünkü
kardeş Kıbrıs Türk partisi ile genel bir çatışma,
hoşnutsuz partilileri yeniden AKEL'e oy vermeye ikna etme
planını zora sokacak. DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis de; hükümet ortaklarına yeniden
DİSİ'yi hedef tahtası haline getirme fırsatı
vermemek için Talat'ın ilgili sözlerine mesafeli durdu." |
KIBRIS 20/04/06
KKTC'de
ikamet etmeyenlere gümrük kapılarında KDV iadesi verilecek
Bakanlar Kurulu
ekonominin önünü açmaya yönelik önemli kararlar aldı
KKTC'de ikamet
etmeyenlere gümrük kapılarında KDV iadesi verilecek
AMAÇ,
EKONOMİNİN ÖNÜNÜ AÇMAK Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Bakanlar
Kurulu'nun, ekonominin önünü açmak, ticaret hacmini geliştirmek ve yurtiçi
hasılayı yukarı çekmek için yapılan çalışmalar
çerçevesinde KKTC'de ikamet etmeyip, burada alış-veriş yapan
kişilere gümrük kapılarında KDV iadesi verilmesini karara
bağladığını açıkladı
TÜM GÜMRÜK
KAPILARINDA KDV OFİSİ KURULUYOR... Vatandaş olsun veya
olmasın 3 aydan fazla ülkede ikamet etmeyenlerin, bu haktan
yararlanacağını ifade eden Uzun, bu kişilerin ülkeden
çıkarken yaptığı alışverişleri deklere
edeceğini ve KDV iadesinin kendisine ödeneceğini söyledi. Uzun,
"tüm gümrük kapılarımıza KDV ofisleri kuruyoruz..."
dedi
İTHAL
ÜRÜNLERE NAVLUN VERGİSİ KALDIRILACAK Gümrük tarifelerinde düzenleme
yaparak birçok ürünün gümrüğünün sıfırlandığını
ifade eden Uzun, Fiyat İstikrar Fonu'nda da düşüşler
yaptıklarını, 3. ülkelerden yapılan ithalat için indirimler
getirdiklerini söyledi. Uzun, limanlarda ithal ürünlere navlun vergisini
kaldıracaklarını ve bununla ilgili yasa
tasarısının onaylanarak Meclis'e gönderildiğini de söyledi
KKTC'Yİ
BÖLGENİN EN UCUZ MEMLEKETİ YAPACAĞIZ Başbakan Soyer, bu
düzenlemenin, "oldukça önemli ve ciddi bir karar" olduğunu ve
ekonomiye olumlu etki yapacağını ifade etti. Soyer,
"KKTC'yi bölgenin en ucuz memleketi yapmak için yolumuzu yürüyeceğiz.
Bize statükonun biçtiği ağır vergiler, fonlar ve diğer
düzenlemelerle bu halkı esir almaya ve üretimin her cinsini kalitesiz ve
verimsizlikle mahvetmeye dönük bütün bu yapıyı değiştireceğiz.
Bu konuda kararlıyız" dedi
Bakanlar
Kurulu, üç yasa tasarısını onaylayarak Meclis'e gönderirken,
KKTC'de ikamet etmeyip, burada alış-veriş yapan kişilere
gümrük kapılarında KDV iadesi verilmesini karara bağladı.
Bakanlar
Kurulu, dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında
toplandı. 3 saat süren Bakanlar Kurulu toplantısı
sonrasında, alınan kararlar, Ekonomi ve Turizm Bakanı, Bakanlar
Kurulu Sözcüsü Derviş Kemal Deniz ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun
tarafından açıklandı.
Diş
sağlığı ve kara para
aklama
konusunda girişim
Ekonomi ve
Turizm Bakanı, Bakanlar Kurulu Sözcüsü Derviş Kemal Deniz, Bakanlar
Kurulu'nun aldığı kararlar hakkında yaptığı
açıklamada, ağız ve diş sağlığı
konusunda diş hekimlerine yönelik eğitim çalışması
başlatmak için Türkiye'den uzman bir kadro getirme kararı
alındığını belirtti.
TC ve KKTC
arasında daha önce imzalanan balıkçılıkla ilgili protokolün
2 yıl daha uzatıldığını ve Meclis'in onayına
sunulacağını kaydeden Deniz, "TC-KKTC arasında, kara
para aklamayla ilgili istihbarı finansal bilgi değişiminde
işbirliği için mutabakat muhtırası imzalanacak. Bu konu
için Bakanlar Kurulu Maliye Bakanı'na yetki verdi" dedi.
Kişisel
bilgi korunması
Gelişen
bilişim teknolojisi ve görsel, işitsel veri transferi sağlayan
iletişim araçlarının doğal sonucu olarak, kişisel
verilerin geçmişe oranla daha fazla önemli olduğunu ifade eden Deniz,
bir taraftan kişisel verilerin yaygın şekilde toplanarak
işlenmesini kolaylaştırmak ve ilgililerin yararlanmasına
sunmak zorunlu olurken diğer yandan kişilik haklarını
korumanın sorun olduğunu belirtti.
Deniz, bu
çerçevede Kişisel Verilerin Korunması Yasa
Tasarısı'nın Bakanlar Kurulu'nca onaylanıp Meclis'e
sunulduğunu kaydetti.
Gazimağusa
meslek okulları
Derviş
Kemal Deniz, Gazimağusa'daki meslek okullarının bir yerde
toplanması amacıyla organize sanayi bölgesi olarak ayrılan
parselin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın
kullanımına verildiğini de bildirdi.
Sosyal güvenlik
Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan
Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasa
Taslağı'nın Bakanlar Kurulu'na sunulduğunu da ifade eden
Deniz, bu taslakla ilgili olarak halk ve sivil toplum örgütleri ile
taslağı tartışıp olgunlaştırması için
Bakanlığa görev verildiğini söyledi.
Kampuslaşma
Derviş
Kemal Deniz, meslek liselerinin kampuslaşması çerçevesinde,
Güzelyurt'un ardından bugün de Lefkoşa ve Gazimağusa için
gerekli arazilerin tahsisi konusunda İçişleri ve Eğitim
Bakanlıklarına yetki verildiğine işaret etti.
Emlakçılara
denetim
Emlakçıların
Kayıt ve İşlemleri Yasa Tasarısı'nın da
onaylandığını ifade eden Deniz, tasarının
emlakçılardan kaynaklanan sorunları ortadan kaldırıp
emlakçıları kayıt altına almayı ve denetlemeyi
öngördüğünü belirtti.
Uzun:
Ekonominin önünü
açacak bir
proje onaylandı
Maliye
Bakanı Ahmet Uzun da, ekonominin önünü açmak, ticaret hacmini
geliştirmek ve yurtiçi hasılayı yukarı çekmek için
yapılan çalışmalar çerçevesindeki bir projenin, dün Bakanlar
Kurulu tarafından onaylandığını ve dünden itibaren
yürürlüğe gireceğini söyledi.
Bu çerçevede,
ülkede ikamet etmeyenlere yapacakları alış-verişlerle ilgili
olarak gümrük kapılarında KDV iadesi yapılacağını
ifade eden Uzun, vatandaş olsun veya olmasın 3 aydan fazla ülkede
ikamet etmeyenlerin, bu haktan yararlanacağını kaydetti.
Bu
kişilerin ülkeden çıkarken yaptığı
alışverişleri deklere edeceğini ve isterse nakit isterse de
banka havalesi ile kredi kartına işlenmek üzere KDV iadesinin
kendisine ödeneceğini anlatan Uzun, "tüm gümrük
kapılarımıza KDV ofisleri kuruyoruz...Bu konuda
çalışmak isteyen mağazalar Gelir ve Vergi Dairesi'nden gerekli
izni alabilecekler" dedi.
Uzun, her türlü
elektrikli alet, konfeksiyon, kumaş, traş malzemeleri, parfüm,
güneş gözlüğü, ayakkabı, cep telefonları, kameralar,
kuyumcu eşyaları, oyuncak, bilgisayar gibi malların kapsam
dahilinde olacağını söyledi.
En az asgari
ücretin yarısı kadar alış veriş yapılması
gerektiğini ve KDV oranının yüzde 3'ü düşerek geri ödeme
yapılacağını kaydeden Uzun, bu şekilde ticaret
hacminin büyümesinin ve satışların artmasının
öngörüldüğünü ifade etti.
Bu konuda
tüccarlara ve işadamlarına da görev düştüğünü belirten
Uzun, alım yaptıkları malları iyi seçmeleri ve kar
marjlarını düşürmeleri gerektiğini söyledi.
KDV
oranları tüzüğü
KDV
Oranları Tüzüğü'nde de yeni düzenlemeler yaptıklarını
belirten Ahmet Uzun, ülkede üretilen el sanatlarının KDV
oranını yüzde 15'ten yüzde 5'e, yastık kılıfı,
yorgan kılıfı gibi mallara uygulanan KDV'yi de yine yüzde 5'e
çektiklerini kaydetti.
Gümrük
tarifelerinde de düzenleme yaparak birçok ürünün gümrüğünün
sıfırlandığını ifade eden Uzun, Fiyat
İstikrar Fonu'nda da düşüşler yaptıklarını, 3.
ülkelerden yapılan ithalat için indirimler getirdiklerini söyledi.
Gümrüksüz
satış mağazaları ile ilgili de oransal indirimler
yaptıklarını vurgulayan Uzun, limanlarda ithal ürünlere navlun
vergisini kaldıracaklarını ve bununla ilgili yasa tasarısının
onaylanarak Meclis'e gönderildiğini söyledi.
Soyer: KDV
iadesi tüm gümrük
kapılarından
alınabilecek
Toplantı
öncesinde Başbakan Soyer, basına, Bakanlar Kurulu'nun gündemine
ilişkin bilgi verdi.
Başbakan
Soyer, toplantıda ele alınarak karara bağlanacak tüzükle,
KKTC'de ikamet etmeyen
Yolcuların,
KKTC'de asgari ücretin yarısı kadar alışveriş
yapmaları halinde, gümrük kapılarından
çıkışlarında KDV iadesi alabileceklerini
açıkladı.
Söz konusu
düzenlemenin, hangi ulustan olursa olsun tüm yolculara uygulanacağına
ve gerek güneyle olan sınır kapıları gerekse tüm hava ve
deniz limanlarını kapsayacağına işaret eden Soyer,
tüzük kapsamında, her türlü elektronik eşya ve cihazlar, her tür
konfeksiyon ve kumaş, yatak çarşafları dahil her türlü
aksesuarları, çanta, bavul, güneş gözlüğü gibi
eşyaların olacağını belirtti ve tam listenin
kararın alınmasının ardından
açıklanacağını kaydetti.
Soyer, bu
düzenlemeden yararlanmak isteyen işletmeler Maliye
Bakanlığı'na müracaat edip gerekli işlemleri yaptıktan
sonra, "Tax Free" denilen uygulama yapacak satış yerlerinin
KKTC sathında devreye girmiş olacağını ifade etti.
Soyer, böylece,
Kıbrıs Türk halkına verdikleri söze uygun olarak hayatı
ucuzlatma, verimliliği artırma ve ekonomiyi geliştirme
çalışmalarına bir yenisini eklemiş olacaklarını
söyledi.
KKTC'yi
bölgenin en
ucuz memleketi
yapacağız
"Oldukça
önemli ve ciddi bir karar" olarak değerlendirdiği bu
düzenlemenin, ekonomiye olumlu etki yapacağını da ifade eden
Soyer, şunları kaydetti:
"Kim ne
isterse söylesin, KKTC'yi bölgenin en ucuz memleketi yapmak için yolumuzu
yürüyeceğiz. Bize statükonun biçtiği ağır vergiler, fonlar
ve diğer düzenlemelerle bu halkı esir almaya ve üretimin her cinsini
kalitesiz ve verimsizlikle mahvetmeye dönük bütün bu yapıyı
değiştireceğiz. Bu konuda kararlıyız. Hangi sektörde
olursa olsun, tarım, sanayi, turizm, hizmette verim, kalite ve büyük
ölçüde birim alanından daha fazla verim elde edip bütün destekleri, bütün
sübvansiyonları da birim alandan daha fazla verim elde etmeye yönelteceğiz."
Navlun
vergileri kaldırılıyor
Soyer, dünkü
Bakanlar Kurulu'nda ayrıca, tüm navlun vergilerini kaldıracak yasa
değişikliğini ele alacaklarını açıkladı.
KKTC'ye hangi yolla gelinirse gelinsin, navlun, yani
taşımacılıkta bir verginin söz konusu olduğunu
anımsatan Soyer, bu vergiyi kaldıracak yasa tasarısını
onaylayarak Meclis'e sevk edeceklerini kaydetti.
Başbakan,
"böylece navlun vergisini de kaldıracağız ve daha sonra
alacağımız tedbirlerle bir anlamda
taşımacılıktan doğan mağduriyetleri ve maliyet fazlalıklarını
en asgari düzeye indirip daha fazla rekabet edebilen bir ekonomi ve toplum
yaratacağız" dedi.
Güney'den
alışverişi ters çevirdik
Başbakan
Soyer, bir basın mensubunun, Çiftçiler Birliği yetkililerinin ithal
süt ürünleri ile meyvelerin daha ucuza satıldığı yönündeki
rahatsızlığını ve girişlerini anımsatarak,
navlun vergilerinin kaldırılmasıyla bu fiyatların daha da
düşüp düşmeyeceğini sorması üzerine ise, "böyle bir
şey yok" diyerek, ülkede sınır kapılarının
açılmasıyla daha ucuz olduğu için Güney'den yapılan
alışverişin, hükümetin almış olduğu tedbirlerle
ters yöne çevrildiğini ve bunun bu şekilde sürdürülmesi
gerektiğini kaydetti.
Tarım ve
Hayvancılıktaki
sıkıntılara
tedbir getirilecek
Tarım ve
hayvancılık sektöründe sıkıntı olduğunu ve bunun
fonlarla, korumacılıkla halledilecek bir konu
olmadığını kaydeden Soyer, yıllarca uygulanan
ağır fonlar ve bu alana aktarılan büyük sübvansiyonlara
rağmen ne üretici, ne tüketicinin memnun olduğu, ne de ülke
gelişmesinin sağlanabildiğini belirterek, bu kısır
döngünün aşılabilmesi için verimliliğin
artırılmasının gerekliliği üzerinde durdu.
Soyer, Rum
tarafının, AB'ye uyum çerçevesinde kendi hayvanlarını
yenilediği 2002-2003 döneminde, oradaki 2-3 bin verimsiz ineğin
KKTC'ye sokulduğunu anımsatarak, bugün hayvancılık
sektöründe yaşanan en büyük problemin temelinde yatanın bu
olduğunu söyledi.
Geçmişte
buna göz yumup sessiz kalanların, bugün bu sıkıntı üstünden
siyaset yapmasına olanak verilmemesi gerektiğini ifade eden
Başbakan Soyer, "üreticimiz şunu bilecek. Bu hükümet, hayvan
üreticisini büyük ölçüde destekleyecek tedbirlerini getirecektir. Ve bu
tedbirler daha fazla nitelikli üretimi teşvik etmektir ve orta ölçekli
işletmeleri büyük ölçüde düzenlemeye dönüktür" dedi.
Elimizdeki süt
ürünlerini eritmek zorundayız
Şu anda
ellerinde yüzlerce ton birikmiş süt ürünü bulunduğunu ve bunları
eritmek zorunda olduklarını belirten Soyer, hükümetin
aldığı tedbirle şu anda Kooperatif Merkez
Bankası'nın 40 ton hellimini pazarlayabildiğini ve bunun
yanı sıra özel sektörde bulunan onlarca ton süt ürününün de
pazarlanabildiğini kaydetti.
"Biz bu
memlekette stokları eriteceğiz. Eritmek zorundayız. Böylece süt
üretimi ve hayvancılığın idamesini sağlamak
zorundayız" diyen Başbakan, verimlilik kapsamında, verimsiz
hayvanları üreticiden alıp kesime göndermeye yönelik
kararlarını anımsattı.
Soyer,
geçmişte hükümetlerin her seçim döneminde yem ve süt fiyatları
dengesinde oynama yaptığı ve bunun daha sonra üreticinin
zararına neden olduğunu belirterek, "şimdi böyle bir
hükümet yok ama alışkanlıklar var" dedi ve yaklaşan
seçim nedeniyle bazı çevrelerin politika yapmak için sürekli bu
konuları ele almalarını doğru
bulmadığını, burada ekonomik akılla hareket edilmesi
gerektiğini kaydetti.
Soyer,
Kıbrıs Türk üreticisinin Güney'le, Türkiye'yle ve dünyayla rekabet
edememesi halinde ayakta kalınmasına ihtimal
olmadığını, üreticinin rekabet edebilecek ortam ve bilgiye
sahip olduğunu, hükümetin de politikasıyla bunu destekleyeceğini
ifade etti.
KIBRIS 20/04/06
PASOK ve
EDEK'ten Maraş girişimi
PASOK ve K S
EDEK partilerinin, "Maraş'ın yasal sahiplerine geri
verilmesi" ve Türkiye'nin AB karşısında üstlendiği
yükümlülükleri yerine getirmesi amacıyla, Avrupa nezdinde girişim
üstlenmeye hazırlandıkları bildirildi.
Fileleftheros
gazetesinde yer alan habere göre, Atina'daki temaslarını tamamlayarak
Ada'ya dönen K S EDEK Başkanı Yannakis Omiru, PASOK Başkanı
Yorgos Papapandreu ile yaptığı görüşmeye değinerek,
Türkiye'nin "uzlaşmaz tavrını" terk etmesi ve Paris'te
anlaşmaya varılan teknik komitelerin çalışması
konusunda Kıbrıs Türk liderliğinin işbirliği
yapmasına izin vermesi koşulu altında, Kıbrıs
sorununda yeni bir hareketlilik yaşanması için şartların sağlanmasına
ilişkin ortak tespitte bulunduklarını belirtti.
Omiru
ayrıca, Kıbrıs sorunuyla ilgili bazı tedbirleri ileriye
götürmek amacıyla, Avrupa Sosyalist Parti, Sosyalist Enternasyonal ve
Avrupa Parlementosu'ndaki sosyalist gruplar nezdinde, bir dizi girişimde
bulunulması konusunda, Papandreu ile mutabakata vardıklarını
söyleyerek, bu tedbirlerin başında; Güvenlik Konseyi'nin 555
sayılı kararı temelinde Maraş'ın geri verilmesi ve
Türkiye'nin AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesinin
geldiğini ifade etti.
Yeni
tartışma
Öte yandan
Alithia gazetesi, AKEL ve EDEK partileri arasında, bu kez,
Kıbrıs sorununa ilişkin tartışma
yaşandığını belirtti.
Habere göre,
AKEL ve EDEK arasındaki tartışma; EDEK Başkanı
Yannakis Omiru'nun, partileri, gelecekteki müzakerelerde, Annan
planının zemin olmasının mümkün olup
olmadığı konusunda görüş ortaya koymaya
çağırmasının ardından başladı.
Omiru'nun
sözlerini yorumlayan AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı
Dimitris Hristofyas, "bu tür basın metodlarına
katılmadığını" söyledi.
Hristofyas, bu
hareketi, seçim propagandası olarak nitelendirerek, şöyle devam etti:
"Bu
hareket, üretken olmayan bir seçim propagandasıdır. Hepimiz -Omiru'da
dahil- Ulusal Konsey'de görüşlerimizi ortaya koyduk. Bu görüşler
hepimizi bağlayıcı niteliktedir. Görüşünü
değiştirmek isteyen varsa, bunu sorumluluk içerisinde, seçim propagandası
çerçevesinde halk önünde değil, Ulusal Konsey'de söylesin."
Hristofyas'ın
sözlerini yorumlayan Omiru ise, Histofyas'ın üzüntüsünden dolayı
üzüntü duyduğunu belirtti ve partisine ait görüşlerin, parti
organları tarafından şekillendirildiğine dikkat çekti.
Omiru
ayrıca, partisine ait görüşlerin, gerek Ulusal Konsey, gerekse
kamuoyuna yazılı olarak verildiğini ve bunun içerisinde, Annan
planında istenilen değişiklikler değil, gelecekteki
müzakerelerde ortaya atılması gereken Kıbrıs sorununun
çözüm ilkelerinin bulunduğunu da anımsattı.
Omiru,
uluslararası toplum artık Annan planından bahsetmezken -ki Paris
görüşmesinde de ele alınmadı- Güney'de hâlâ daha Annan
planından bahsedilmesinin garip olduğunu da söyledi.
KIBRIS 20/04/06
AİHM'e
gitmeyi düşünüyorum
TC
Başsavcılığı'nın talebi üzerine
Kıbrıs'ta yaşayan ailesi, KKTC polisi tarafından karakola
çağırılan ve soruşturulan Serhat İncirli, KIBRIS'a
konuştu:
AİHM'e
gitmeyi düşünüyorum
Yazılarından
dolayı Kıbrıs'ta yaşayan ailesi polis tarafından
sorgulanan ve TC Başsavcılığı'nın kendisi
hakkında dava açılacağı bildirilen gazeteci Serhat
İncirli kesinlikle suç işlemediğine
inandığını belirterek, "Ailemin, yazılarımdan
dolayı aranması taciz edilmesi beni çok yaraladı. Bu
kasıtlı olarak yapılıyor... Son yaşananlardan sonra
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeyi düşünüyorum" dedi
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
Londra'da
yaşayan gazeteci Serhat İncirli, Kıbrıs'ta yaşayan
ailesinin polis tarafından sorgulanması ve T.C
Başsavcılığı'nın hakkında dava açacak
olması ile ilgili olarak yaşadıklarını gazetemiz için
değerlendirdi.
Yazılarından
dolayı Kıbrıs'ta yaşayan ailesi polis tarafından
sorgulanan ve Türkiye Cumhuriyeti
Başsavcılığı'nın kendisi hakkında dava
açılacağı bildirilen gazeteci Serhat İncirli kesinlikle suç
işlemediğine inandığını belirterek
şunları kaydetti:
"Türkiye
Cumhuriyeti düşmanı ya da Türkiye ile problemi olan biri gibi
görünmekten nefret ediyorum. Ben Türkiye'nin AB'ye üye olmasını ve
onun nimetlerinden yararlanmasını savunuyorum. Bu konuda da Türkiye
hükümetini (AK Parti'yi) başarılı buluyorum. Ancak Türkiye'nin
AB karşıtı statükocularının gazabına
uğramaktan kurtulamıyorum. Son olay da budur."
Ailesinin polis
tarafından sorgulanmasının kasıtlı olarak
yapıldığını vurgulayan Serhat İncirli sözlerine
şöyle devam etti:
"Ailemin,
yazılarımdan dolayı aranması taciz edilmesi beni çok
yaraladı. Bu kasıtlı olarak yapılıyor çünkü derin
devlet, Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı olan kesim bu tür olaylarla
Türkiye'nin önünde engel yaratmaya çalışıyor. Bu da beni ayrıca
üzüyor. Son yaşananlardan sonra Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'ne gitmeyi düşünüyorum."
Dünyadaki tüm
insanların kardeşçe ve barış içinde yaşamasından
yana olduğunu ifade eden İncirli, yazılarıyla ilgili olarak
ta "İnandıklarımı yazıyorum ve hakaret ettiğime
inanmıyorum. Eğer birileri yazdıklarımla hakaret
ettiğime inanıyorsa özür dilerim. Yeter ki Türkiye'nin AB yolunda
ilerlemesine ve Türkiye'nin demokratikleşmesine karşı
olmasınlar. Ben bir Avrupa vatandaşı olarak, Türkiye'deki tüm
Türk ve Kürt kardeşlerimin aynı sosyal ve ekonomik haklara sahip
olmasını isterim" dedi.
Türkiye'nin
Kıbrıs sorunu ve Kürt sorununu çözmeden AB'ye giremeyeceğine
inandığını da belirten İncirli "Bu sorunlar
çözülmezse Türkiye AB'ye giremeyecek ve bunun nedeni de aşırı
milliyetçi görüşler olacaktır" şeklinde konuştu.
KIBRIS 20/04/06
Eski
cumhurbaşkanı Denktaş: Kıbrıs milli davadır,
milli davalar pazarlık masasına yatırılamaz
Eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunun milli bir
dava olduğunu belirterek, milli davaların pazarlık masasına
yatırılamayacağını söyledi. Denktaş, Gazi
Üniversitesi'nde "KKTC'nin dünü, bugünü ve yarını" konulu
konferansta, KKTC'nin tarihi ve Türkiye ile ilişkileri hakkında genel
bir değerlendirme yaptı.
Kıbrıs
sorununun Türkiye'nin AB sürecindeki yerine ilişkin görüşlerini de
dile getiren Denktaş, "Kıbrıs konusunun bir milli dava
olduğunu ve milli davaların pazarlık masasına
yatırılamayacağını"
kaydetti.
"Atatürk
zamanında Yunanistan'ı maşa olarak kullanarak Türkiye'yi bölmek
isteyenlerin Lozan hezimetini unutmadıklarını, bugün dost
görünerek Sevr Anlaşması'nı uygulatmak üzere harekete
geçtiklerini" ifade eden Denktaş, "AB'nin esas isteğinin
Kıbrıs'ın feda edilmesi ve Rum kesiminin adanın meşru
hükümeti olarak tanınması olduğunu" belirtti.
Denktaş,
"AB'nin Türkiye için öne sürdüğü şartların ve açık
uçlu bir yol göstermesinin bu görüşleri desteklediğini, AB'nin
Türkiye'yi tam üye yapmaya çok da niyetli olmadığını"
kaydetti. "Türkiye'nin bu süreçteki en büyük kozunun, AB'nin Türkiye'yi
elden çıkarmayı göze almaması olduğunu" söyleyen
Denktaş, "Türkiye'nin bunu iyi kullanması gerektiğini"
ifade etti.
Annan
planının kabul
edilmesi hata
"Annan
planının kabul edilmesinin bir hata olduğunu, evet diyen
tarafın cezalandırıldığını" kaydeden
Denktaş, "Türkiye'nin hâlâ bu plan çerçevesinde müzakerelere
başlanması yönündeki görüşünü üzüntüyle
karşıladığını" belirtti.
Annan
planına kadar Kıbrıs milli davasının Türkiye ile
işbirliği içinde yürütüldüğüne işaret eden Denktaş,
"adada iki egemen halk ve iki devlet olduğu
anlayışının dikkate alınması
gerektiğini" söyledi.
"Türkiye'nin,
bir anlaşmaya hazır olunduğuna yönelik açıklamalar yapmak
yerine, neyin müzakere edileceğini belirlemesi gerektiğini"
ifade eden Denktaş, "Türkiye'nin bu tür
açıklamalarının AB ve ABD tarafından, adada iki devlet
görüşünden vazgeçildiği şekilde
algılandığını" kaydetti.
"Gümrük
birliği ek protokolünün TBMM'den geçmesininse Türkiye'nin KKTC'den ve
adadaki Türkiye-Yunanistan dengesinden vazgeçtiği yorumlarına yol
açacağını" belirten Denktaş, "bunların
olması durumunda Türkiye'nin denizlere açık bir ülke olmaktan
çıkacağını" söyledi.
AB Sürecinin
askıya alınmasından
korkacak bir
şey yok
Denktaş,
"Türk hükümetinin bunları göz önüne alarak hareket etmesi,
Kıbrıs'ta taviz verilmemesi gerektiğini" ifade etti.
"Türkiye'nin
AB sürecinin askıya alınmasının korkulacak bir şey
olmadığını" söyleyen Denktaş, "aceleye gerek
olmadığını, aksi halde yapılan
fedakarlıkların boşa gideceğini" belirtti.
"Türkiye'yi
parçalama planlarının sinsice yürütüldüğünü" ifade eden
Denktaş, "şimdi Türk askerinin adadan çekilmesinin
beklendiği, Kıbrıs konusunun ardından Ege ve Ermeni
konularının da gündeme getirileceği" uyarısında
bulundu.
Denktaş,
"Kıbrıs'ın İslam alemi ve Türkiye'ye karşı
Hıristiyan gözetleme kulesi yapılmasına izin
vermeyeceklerini" de belirtti.
"Türkiye'nin
Annan planını onaylamakla KKTC'den vazgeçtiği görüşünün
yaygınlaştığına" işaret eden Denktaş,
"Türkiye ile KKTC'nin birbirine düşürülmek istendiğini, ancak
iki ülkenin et ve kemik gibi birbirinden
ayrılamayacağını" kaydetti.
KKTC'nin 1.
Cumhurbaşkanı Denktaş, "KKTC'nin, Türkiye'nin sahip
çıkmaya devam ettiği sürece var olmaya devam edeceğini"
sözlerine ekledi.
KIBRIS 20/04/06
Rum
basını: Türkiye, hava ve deniz limanlarını açmamak için
yeni formül peşinde
Türkiye'nin;
Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü hayata geçirme ve hava-deniz
limanlarını Rum uçak ve gemilerine açma konusundaki
isteksizliğinin bir krize neden olmasını engellemek için,
uluslararası hakemliğe veya Dünya Ticaret Örgütü'ne başvurma formülü
üzerinde çalışmakta olduğu öne sürüldü.
Politis
gazetesi dünkü manşet haberinde, Ankara'nın üzerinde
çalıştığı formül haberine kaynak olarak, Cumhuriyet ve
Zaman isimli Türk gazetelerini gösterdi. Gazeteye göre diplomatik kaynaklar
Politis gazetesine; bu tür planlamalar yapılmakta olduğunu
belirterek, "iyi bir formül" ifadesini kullandılar.
"Güvenilir"
bir diplomatik kaynak, "Şu ana kadar bu yönde somut hiçbir karar
yoktur ve masada pek çok fikir var. Ancak bu iyi bir formüldür. Konu haziran
ayında, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
katılacağı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı
sırasında netleşecek" dedi.
Gazete,
Ankara'nın; hava ve deniz limanlarıyla ilgili bir krizden
kaçınmak hedefiyle Ortaklık Konseyi'ne hakemliği en üst formül
olarak tutmak kararlılığında göründüğünü yazdı,
Cumhuriyet ve Zaman gazetelerinin verdiği haberi iktibas etti ve devamla
şunları kaydetti:
Rum yönetiminin
düşüncesi
"Lefkoşa,
Türkiye'nin hakemlik aracılığıyla Avrupa yükümlülüklerinden
kaçınmaya yönelik her türlü çabasının boşa
çıkacağını düşünüyor. Bir hükümet kaynağı
gazetemize; Ankara'nın uluslararası hakemliğe gidebilmesi için
ilk önce, Gümrük Birliği'ni AB'nin 10 yeni üyesine ve Kıbrıs'a
genişleterek Ek Protokolü hayata geçirmesi gerekir dedi.
Aynı
kaynak, 'hakemliğe gitme' öngörüsünün Türkiye-AB Gümrük Birliğiyle
ilgili 1996 tarihli Ankara Anlaşması'nda gerçekten de yer
aldığını, bu öngörünün; anlaşmanın hayata
geçirilmesinden sonra ortaya çıkacak anlaşmazlıkların
Uluslararası Hakemlik (Tahkim?) Mahkemesi'ne götürülebilmesini
düzenlediğini, aynı şeyin; Türk hükümetinin geçen yaz
imzaladığı Ek Protokol için de olması gerektiğini
söyledi. Yani; önce Ek Protokol'ün hayata geçirilmesi ve ortaya çıkacak
anlaşmazlık veya itirazların hakemliğe götürülmesi
gerekiyor.
Lefkoşa;
Türkiye'nin protokolü hayata geçirme meselesini, Dünya Ticaret Örgütü'ne
götürebileceğini de biliyor. Ancak böyle bir hareket (Türkiye'nin)
çıkarına olmaz, bize söylendiğine göre, Ankara'yı
Kıbrıs'la değil, üye ülkeleri Örgüt'te (DTÖ) temsil etmekte olan
AB ile karşı karşıya getirecek."
Fileleftheros
gazetesi Türkiye'nin, AB'ye karşı yükümlülüklerinden ve özellikle
Güney Kıbrıs'la ilgili olanlardan kaçınmak için hukuk yolunu
seçmekte olduğunu iddia ettiği haberini okurlarına, "AB
İle Hukuki Çatışma - Ankara Yaptırımlardan
Kaçınmak İçin Hakemliğe Başvuruyor"
başlığıyla manşetten aktardı.
Gazete; TC
Dışişleri Bakanlığı'nın, hava ve deniz
limanlarını Rum bandıralı gemilere açma konusunda
uluslararası organlara başvurmayı öngören formüller üzerinde çalıştığını,
Türk hükümetinin bu hareketi ile zaman kazanacağını ve daha çok
bu dönemde korktuğu Avrupa Birliği'nin üyelik müzakerelerini erteleme
kararından kaçınacağını yazdı, şöyle devam
etti:
"Ankara
önümüzdeki ayları Avrupa-Türkiye ilişkileri açısından
kritik buluyor. Analistler de; Türkiye'nin olumsuz tavrından dolayı
AB ile çatışmayı kaçınılmaz buluyorlar. Bu senaryo,
Brüksel'de en hakim senaryo olarak görülüyor.
Gambari,
Moskova'da
Bu arada, BM
Genel Sekreteri'nin Siyasi Konulardan Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari, önceki gün Moskova'da Rusya Dışişleri
Bakanı Sergey Lavrov ile görüştü.
Lavrov ve
Gambari, diğer şeyler yanında, Kıbrıs sorununu da ele
aldı. Bu ziyaret, Gambari'nin; Kıbrıs sorununda rol oynamakta
olan ülkeleri gezisi çerçevesindedir.
Simerini
gazetesi de, "Lavrov İle Gambari Arasında Kıbrıs
Sorunu Görüşüldü" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Rusya Dışişleri
Bakanı Sergey Lavrov ile BM Genel Sekreteri'nin Siyasi Konulardan Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin dün Moskova'da bir araya
geldiklerini, ele aldıkları uluslararası konulardan birinin de
Kıbrıs sorunu olduğunu bildirdi
"Hastayı
avutma"
Simerini
gazetesi öte yandan, "Hastayı Avutma... - Türkiye Limanlar Konusunda
Hakemliğe Başvuruyor - Lefkoşa: Müktesebat Hakemliğe
Götürülemez" başlığıyla yansıttığı
haberinde, Ankara'nın, hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve
gemilerine açması konusunda "AB ile arasında çıkması
beklenen krizden" kaçınmak amacıyla hakemliğe yönelmekte
olduğunu, ancak bu metotlamaya başvurmasının; AB'ye üyelik
prosedüründe karşı karşıya bulunduğu sorunları
tırmandırdığını yazdı, özetle şöyle
devam etti:
"Buna
paralel olarak her halükarda uygulanabileceği şüpheli olan bu taktik,
Kıbrıs sorununu gelecekteki gelişmelere, özellikle de üyelik
sürecinin değerlendirileceği gelecek ekim ayına havale etme
hedefine hizmet eden bir taktiktir.
Hükümet
kaynakları, Türk basınında yer alan ilgili haberleri Simerini
gazetesine yorumlarken; Avrupa müktesebatının hakemliğe
götürülemeyeceğini söylediler. Yine aynı kaynaklara göre Türkiye,
yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.
Öte yandan
diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin bu metotlamalarının,
(Ankara'nın) içinde bulunduğu zor durumdan
kaynaklandığını, üyelik sürecini devam ettirmeyi gerçekten
istiyorsa, bu durumdan çıkmasının da zor olduğunu
kaydettiler."
Ön şart
Haravgi
gazetesi, "Türkiye'nin AB'ye Üye Olmasının Önşartı,
Taahhütlerini Yerine Getirmesidir - Atina'da Bakanlar Kurulu Dış
Politika Konularını Görüştü" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis başkanlığında toplanan Yunan Bakanlar Kurulu,
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni tarafından Yunan
dış politikası hakkında bilgilendirildiğini bildirdi.
Gazeteye göre
toplantı sırasında Bakoyanni; Türkiye'nin AB üyelik sürecine de
değindiğini ve Yunanistan'ın Türkiye'nin üyeliğinden yana
olduğunu ve AB'ye üye olmak için şart olan uyum
politikasını takip etmesi halinde, Türkiye'nin AB'nin tam üyesi olma
perspektifi kazanacağına inanmakta olduğunu söyledi. Bakoyanni,
bunun ön koşulunun; Türkiye'nin Avrupa'ya karşı üstlendiği
politikayı hayata geçirmesi ve özellikle Türk halkının
çıkarına olacak ve AB'ye üye olmasına imkan sağlayacak
gerekli değişiklikleri yapması olduğunu söyledi.
Politis
gazetesi, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın
olası Atina, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da
olası Selanik ziyaretlerinin muamma olmaya devam ettiğini, Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin dün, bu ziyaretlerle
ilgili haberleri ne doğruladığını ne de
yalanladığını bildirdi.
Gazeteye göre
Dora Bakoyanni, Başbakan Kostas Karamanlis
başkanlığında dün gerçekleştirilen üç saatlik Bakanlar
Kurulu toplantısında, bütün dış politika konularında
ve özellikle; Avrupa'daki gelişmeler, Batı Balkanlar'daki (Kosova)
gelişmeler, Yunan-Amerikan ilişkileri, Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan
ilişkileri ve Türkiye-AB ilişkileri hakkında bilgi verdi.
Bakoyanni,
Rice'ın muhtemel Atina ve Ankara ziyaretiyle ilgili halen bilgi
almadığını söyledi ve 'Bu ziyaretin ne zaman
gerçekleşeceğini size söyleyebilecek durumda değilim,
bilmiyorum' dedi.
Gazete,
diplomatik kaynakların Rice'ın Atina'ya gelecek salı veya
çarşamba günü gitmesinin muhtemel olduğunu belirterek, "son ana
kadar oynayacaklar, çünkü Amerikan diplomasisinin başının
bölgeye (Ankara-Atina- Sofya /NATO toplantısı için) ziyareti İran
konusunda kaydedilecek gelişmelere bağlı olacak, Amerikan unsuru
bu ziyaretin anti-Amerikan gösterileri arasında gerçekleşmesini arzu
etmiyor" dediklerini yazdı.
KIBRIS 20/04/06
Eurovision'da "Rum" krizi büyüyor
Uğur Ercan
Türkiye'yi Eurovision
şarkı yarışmasında temsil edecek olan Sibel Tüzün'ün
Kıbrıs Rum Kesimi'nin devlet televizyonu CyBC'ye çıkmasıyla
başlayan kriz büyüyor.
Rumlar Eurovision'a şikayete hazırlanıyor
Mütekabiliyet ilkesinden hareket eden CyBC'nin, Türkiye'nin, Rum
Kesimi'ni yarışmada temsil edecek Annette Artani'nin TRT'de
çıkmasına izin vermemesi üzerine konuyu Eurovision'a
taşımak için girişimde bulunacağı öğrenildi.
TRT SÖZLEŞMEYE BAKMADI
20 Mayıs'ta Atina'da yapılacak olan Eurovision
şarkı yarışmasında baş gösteren Kıbrıs
sorunu, TRT'nin Sibel Tüzün'ün tanıtım programını yapan ve
eşine ait olan Arinna Yapım'la sözleşmesine dikkat etmemesi ve
konuyu Dışişleri Bakanlığı'na
danışmamasından kaynaklandı. Sözleşme uyarınca
Sibel Tüzün, şarkının tanıtımı için TRT'den maddi
destek almıyor. Tüm tanıtım programını Arinna
Yayım üstlenmiş durumda. TRT yetkilileri, sözleşme konusunda
kendilerinin hatalı olduklarını kabul ederken, "Sibel
Tüzün'ün Kıbrıs Rum Kesimi'ne gideceğini hiç tahmin
etmemiştik. Artık olan oldu" savunmasını
yaptılar. TRT yetkilileri, bundan sonra Eurovision konusunda
yapılacak sözleşmede Türk dış politikasının
dikkate alınacağını belirttiler.
DIŞİŞLERİ: GELMESİN
Tüzün'ün, Kıbrıs Rum Kesimi sanatçısı
Artani'yi Türkiye'ye davet etmesi de var olan krizi daha artırdı.
Artani'nin davetinden haberdar olan TRT, Dışişleri
Bakanlığı'na konuyu sordu ve olumsuz yanıt aldı.
Bakanlık Rum sanatçının TRT'ye çıkmasına izin
vermezken, Artani'nin Türkiye'ye gelmesinin ise engellenemeyeceğini ve
kendi özel programını yapabileceğini bildirdi. Türkiye'nin bu
tavrı üzerine Artani'nin Türkiye'ye gelip gelmeyeceği merak konusu
olurken, gelmesi halinde istediği takdirde özel TV'lere çıkması
bekleniyor.
BU İLK DEĞİL
Eurovision'da yaşanan Kıbrıs krizi ilk değil.
2003'te Türkiye'nin birinci olmasının ardından, 2004'de
İstanbul'da yapılan yarışmada Kıbrıs Rum
Kesimi'ni temsil eden Lisa Andieas'ın nasıl anons edileceği
sıkıntıya yol açmıştı. Rumlar, resmi söyleminde
"Güney Kıbrıs Rum Kesimi" ifadesini kullanan Türkiye'den
anonsu "Kıbrıs Cumhuriyeti (Republic of Cyprus)" diye
yapmasını istemişti. Sıkıntı, anonsun sadece
"Kıbrıs (Cyprus)" diye yapılmasıyla
aşılmıştı.
HURRIYET 22/04/06
Rumlar kapıyı çaldı
Ömer BİLGE LEFKOŞA
Rumlar, Türkiyeyi
AİHMde 40 milyar doları bulan mülk davalarından kurtarmak amacıyla
KKTCde kurulan tazmin komisyonuna başvurmaya başladı. İlk
başvuruların yapıldığı Girnenin Tatlısu
Köyüne 40ın üzerinde celp gitti. Rum yönetimi, KKTC mahkemesinin
AİHMde tanınmasını engellemek amacıyla başvuran
Rumları cezalandıracağını açıklamıştı.
KKTCdeki Rum mülkleriyle ilgili olarak tazmin komisyonunun
kurulmasının ardından Rumlar ilk olarak, Girneye
bağlı Tatlısu Köyünün kapısını çaldı.
Aralarında Avrupa Konseyinin eski Genel Sekreteri Daniel Tarschys ve
İnsan Hakları Komisyonunun eski başkanı Hans Christian
Krügerin de bulunduğu 7 kişilik tazmin komisyonunun
Başkanı Sümer Erkmen, birçok Rumun başvuru
yaptığını belirterek, Rumların talep ettiği
mülkleri KKTC tapularıyla kullanan kişilere bilgilendirme
mektupları gönderildiğini açıkladı. İlk etapta
40ı aşkın celp gönderildi. Benzer celpler, başvuru
geldikçe gönderilmeye devam edecek.
BİR RUM 1.8 MİLYON YTL İSTİYOR
Rum yönetiminin başvuru yapanları cezalandırmasını
engellemek amacıyla Rumların kimlikleri yasaya göre gizli tutuluyor.
Rum yönetimi, KKTC mahkemelerinin AİHMde tanınmasını
engellemek amacıyla başvuracak Rumlara cezai müeyyideler
uygulanacağı tehdidinde bulunmuştu. Rum gazeteleri,
başvuruların AİHMde Türkiye aleyhine açılan davaların
KKTCye yönlendirilmesini sağlayacağını yazdı.
Ancak Tatlısu Köyünden mülkünün iadesini isteyen bir Rumun kimliği
KKTC medyasına yansıdı. Volkan Gazetesi, Tatlısu Köyüne
bilgilendirme amacıyla gönderilen celplerden birinde Ilias Papachristou
adlı Rumun bir dönümlük arazisi için 889 bin sterlin (1.8 milyon YTL)
tazminat ve malının iadesini istediğini duyurdu. Adı
açıklanmayan bir başka Rum ise 2 dönüm arazisi için 1.36 milyon
sterlin (2.8 milyon YTL) tazminat ve malının iadesini talep etti.
AİHM geçen yıl 22 Aralık tarihinde, Türkiye aleyhine açılan
ve askıda bulunan 1300 Rum başvurusuna emsal teşkil edecek
Ksenidi Aresti davasında Türkiyeden 3 ay içinde KKTCde iç hukuk yolu
oluşturması ve devamındaki 3 ayda da bu mahkemeyi
çalıştırarak Rum davalarına çözüm üretmesini
istemişti. Bu kararın ardından, KKTC Türkiyenin talebi üzerine
tazmin komisyonu oluşturdu ve mahkeme heyetine 2si yabancı 7 hakim
atandı.
HURRIYET
22/04/06
Dışişlerinden
ambargoyu deldiren jest
Ümit ÇETİN/ANKARA
Türkiye ile Güney
Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki uçuş ambargosu dün
Dışişleri Bakanlığının insani amaçlı
jestiyle resmen delindi. Larnakadan havalanan Danimarka menşeli bir
ambulans uçak Antalyaya indi ve hasta üç turisti alarak Helsinkiye uçtu.
Finli Pekka Tapio Toıvonen, Matt Nyman ve Norveçli Reidar Skaare Even,
Antalyada tatillerini yaparken hastalandılar. Tedavilerini kendi
ülkelerinde yaptırmak isteyen turistler, sigorta şirketleriyle temasa
geçerek ambulans uçak talebinde bulundular.
İZİN İNSANİ AMAÇLI
Sigorta şirketi, Ulaştırma Bakanlığı Sivil
Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ile irtibata geçerek, durumun
aciliyetini dile getirdi ve ambulans uçaklarının Larnaka
Havalimanında olduğunu belirtti. Durumun aciliyeti nedeniyle
kendilerine özel izin verilmesini isteyen şirket temsilcileri,
uçağın Antalya Havalimanına inmesi için özel izin istedi.
SHGM de hemen Dışişleri Bakanlığı ile temasa
geçerek, durum hakkında görüş istedi. Gerekli değerlendirmeyi
yapan Dışişleri Bakanlığı uçağın
Antalyaya inmesine "insani amaçlı" olduğu için izin verdi.
HELSİNKİYE UÇTU
Gerekli izinleri alan Danimarka menşeli ambulans uçak dün saat 07.00de
Larnaka Havalimanından havalandı ve saat 07.45te Antalya
Havalimanına iniş yaptı. Havalimanında hazır bekleyen
hastaları alan uçak saat 08.53te Antalyadan havalanarak
Finlandiyanın başkenti Helsinkiye uçtu.
HURRIYET
22/04/06
Rum avukat Condaunas KKTC'nin başına dert oldu
Rum avukat
Condaunas KKTC'nin başına dert oldu
KKTC'YE
GİRERKEN YAKALANDI Girne ilçesine bağlı Karaman köyünde ikamet
eden bir İngilize geçen yıl, Orams davasını öne sürerek
tacizde bulunan ve kendine dava okunduktan sonra Güney Kıbrıs'a
kaçarak, aranan şahıs ilan edilen Avukat Constantis A. Condaunas dün
yeniden KKTC'ye giriş yaptı. Sınır
kapısında
yakalanarak mahkemeye çıkarılan Rum avukata, yeniden dava okundu ve
kefaletle serbest bırakıldı
Fazile KÖLE
KKTC'de
yaşayan bir İngilize Orams davasını öne sürerek tacizde
bulunan ve kendisine dava okunduktan sonra Güney Kıbrıs'a kaçan
Avukat Constantis A. Condaunas dün yeniden KKTC'ye geldi.
Kuzey Kıbrıs'ta
mülk alan İngiliz çift David ve Linda Orams hakkında Güney
Kıbrıs'ta açılan davada, davacı tarafın
avukatlığın yapan Constantis A. Condaunas, söz konusu
davayı öne sürerek bir İngilize tacizde bulunduğu
iddiasıyla dün Girne Kaza Mahkemesine çıkarıldı.
Rum Avukat
Constantis A. Condaunas ile ilgili açılan davanın 12 Mayıs
tarihinde görüşülmesine karar verilirken, Rum Avukat 2 bin YTL'lik
şahsi kefalet senedi imzalayarak serbest bırakıldı.
KKTC'de mülk
alan İngiliz Orams ailesine Güney Kıbrıs'ta dava
açılmış, davacı taraf mahkeme kararlarını
uygulamadığı gerekçesiyle AB yasalarını dayanak
göstererek Orams'ların İngiltere'deki mülklerinden tazmin edilmek
üzere davayı İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne
taşımıştı.
İngiltere,
Güney Kıbrıs ve KKTC'de büyük yankı uyandıran ve Rum
göçmenlerin KKTC'deki malları konusunda emsal teşkil etmesiyle
birlikte, mal-mülk konularının odağı olan davada,
davacı tarafın avukatlığını Constantis A.
Condaunas yapıyor.
Davacı
taraf Meletis Apostolides'in avukatlığını yapan Constantis
A. Condaunas geçtiğimiz yıl Karaman (Karmi) köyünde ikamet eden bir
İngilize Orams davasını öne sürerek tacizde bulunmuş,
kendisine dava okunduktan sonra da Güney Kıbrıs'a
kaçmıştı.
Aranan
şahıs
ilan edildi
Geçtiğimiz
yıldan itibaren aranan şahıs olarak ilan edilen Condaunas, dün
KKTC'ye yeniden giriş yapması üzerine yakalandı.
Rum Avukat
Condaunas aynı gün Girne Kaza Mahkemesi Ceza Yargıcı Fügen
Ulutekin huzuruna çıkarıldı.
Şahsi
kefaletle serbest
Mahkemede,
Constantis A. Condaunas'ın Avukatı Şefika Durduran adına
Avukat Esen Dana ve iddia makamı Başsavcılık adına
Savcı Erdinç Akyener hazır bulundu.
Mahkemede ilk
sözü alan Avukat Esen Dana, mahkemede Avukat Şefika Durduran adına
bulunduğunu ve davayla ilgili yeterli bilgisi
olmadığını söyledi. Dana, bu nedenden ötürü mahkemeden
davanın 12-15 Mayıs tarihlerine ertelenmesini talep etti.
Savcı
Erdinç Akyener de mahkemenin başka bir tarihe ertelenmesi talebine itiraz
etmeyerek, Avukat Condaunas'ın belirlenecek tarihte duruşmaya
geleceğine dair kefalet senedi imzalaması isteminde bulundu.
Her iki
tarafı da dinleyen Ceza Yargıcı Fügen Ulutekin, mahkemenin 12
Mayıs tarihine ertelenmesi emri verdi.
Constantis A.
Condaunas 12 Mayıs tarihinde yapılacak duruşmaya geleceğine
dair 2 bin YTL'lik şahsi kefalet senedi imzalayarak serbest
bırakıldı.
KIBRIS 22/04/06
Tedirginliğe gerek yok
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Tatlısu'daki malları konusunda bazı
Rumların Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na
başvurmasını ve bu başvurularla ilgili Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde meydana gelen
rahatsızlığı değerlendirdi
Tedirginliğe
gerek yok
"TAZMİNATIN
MÜKELLEFİYETİ DEVLETE AİTTİR"... Başbakan Soyer,
Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nda ve benzeri çalışmalarda
tazminatın mükellefiyetinin devlete ait olduğunu vurgulayarak vatandaşlardan
bu konuda endişe etmemesini istedi. Tatlısu'daki malları
konusunda bazı Rumların Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na
başvurması ve bu başvurularla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nde meydana gelen rahatsızlık konusunda
değerlendirmelerde bulunan Başbakan Soyer, bir malın
değerinin saptanması ve ödenmesi noktasında hukuk temelinde
çalışma yapılacağına işaret ederek, bu
çalışmanın muhatabının vatandaş değil, devlet
olduğunu söyledi
YASAL
İŞLEMLER BAŞLADI... Tazmin Komisyonu Başkanı Sümer
Erkmen, Rum yönetiminin baskı ve telkinlerine karşın çok
sayıda Rum'un komisyona başvurduğunu veya bilgi
aldığını açıkladı. Başvurulardan 3'ünün
ilgili yasa ve tüzük uyarınca gerekli prosedürün tamamlanmasının
ardından işleme konduğunu söyleyen Erkmen, 2'si Tatlısu, 1'i
de Girne'deki mallarıyla ilgili tazminat ve iade talebinde bulunan 3
Rum'un başvurusuyla ilgili yasal işlemlerin
başladığını kaydetti. Erkmen, yasa uyarınca
komisyonun tazminata karar vermesi halinde bu bedelin malı tutan kişi
tarafından değil, devlet tarafından ödeneceğine işaret
eden Sümer Erkmen, iade kapsamındaki malların da açık
şekilde yasada düzenlendiğini kaydetti
Başbakan
Soyer, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nda ve benzeri
çalışmalarda tazminatın mükellefiyetinin devlete ait
olduğunu vurgulayarak vatandaşlardan bu konuda endişe etmemesini
istedi.
Tatlısu'daki
malları konusunda bazı Rumların Taşınmaz Mal Tazmin
Komisyonu'na başvurması ve bu başvurularla ilgili Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde meydana gelen rahatsızlık
konusunda değerlendirmelerde
Bulunan
Başbakan Soyer, bir malın değerinin saptanması ve ödenmesi
noktasında hukuk temelinde çalışma yapılacağına
işaret ederek, bu çalışmanın muhatabının
vatandaş değil, devlet olduğunu söyledi.
Başbakan
Soyer, Rumların tazminat taleplerini karşılamak için bir
çalışma yaptıklarını, gerekli bütün hukuki
girişimleri başlatacaklarını ve bu anlayışla Mal
Tazmin Yasası doğrultusunda uluslararası hukuğa uygun bir
şekilde tazminat taleplerinin karşılanacağını
ifade etti.
"Bütün
bunların garantörü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir" diyen
Başbakan, vatandaşın bu konuyla ilgili ödeme yapmak zorunda
kalmayacağını kaydetti.
Rumların
Tatlısu'daki taşınmaz mallarıyla ilgili komisyona
başvurmasının ve bu doğrultuda Tatlısu'da ikamet eden
birçok kişiye celpname gönderilmesinin bazı kişilerce
saptırıldığını ifade eden Soyer,
vatandaşın oyuna gelmemesini istedi.
Soyer, "Bu
Annan planı tartışmalarından beri yapılan bir
demagojidir. Tekrar hatırlatmak isterim Tatlısu köyündeki
vatandaşlar bu konuda yapılan kampanya çerçevesinde korktular ve
ellerindeki birçok malı da ucuza ellerinden çıkardılar.
İnsanlarımız bu oyunlara gelmesinler ve bunları da kendi
içlerinde geniş yüreklilikle karşılasınlar." dedi.
Tazminat için
yapılan üç
başvuru
işleme girdi
Kıbrıs
sorununun kilit noktalarından mülkiyet sorunu konusunda iç hukuk
oluşturma hedefiyle uzun tartışmaların ardından 19
Aralık'ta yasalaşarak uygulamaya giren mülkiyet yasasıyla ilgili
çalışmalar sürüyor. Kuzey'de kalan Rum malları için tazminat,
takas ve mal iadesi öngören yasa uyarınca oluşturulan ve
yaklaşık bir aydan beri faaliyetlerine başlayan
Taşınmaz Mal Komisyonu yoğun tempoda çalışmaya
başladı.
Anayasa'nın
159'uncu maddesine dayanarak hazırlanan "Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adlı yasayla
oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu, Kuzey'de kalan eski
malları için tazminat ve iade talebinde bulunan Rumların
başvurularını kabul etmeye başladı.
İlgi
çok... Kayıtları yapılıp
işleme
konan 3 başvuru
TAK muhabirinin
sorularını yanıtlayan Komisyon Başkanı Sümer Erkmen, Rum
yönetiminin baskı ve telkinlerine karşın çok sayıda Rum'un
komisyona başvurduğunu veya bilgi aldığını
açıkladı.
Başvurulardan
3'ünün ilgili yasa ve tüzük uyarınca gerekli prosedürün
tamamlanmasının ardından işleme konduğunu söyleyen
Erkmen, 2'si Tatlısu, 1'i de Girne'deki mallarıyla ilgili tazminat ve
iade talebinde bulunan 3 Rum'un başvurusuyla ilgili yasal işlemlerin
başladığını kaydetti.
İlgili
tüzük uyarınca Rumların başvurusu üzerine, devleti temsilen
Başsavcılık'a ve malı kullanan vatandaşlara 21 gün
içinde tebliğde bulunmak zorunda olduklarını belirten Erkmen, bu
tebliğin ardından bir ay içinde tüm tarafların
katılımıyla ortak toplantı yapılmasının da
yasal gereklilik olduğunu kaydetti. Erkmen, Rumlardan gelen diğer
başvuruların da gerekli teknik hazırlıkların
ardından işleme konacağını söyledi.
Tedirginliğe
gerek yok...
Tazminatı
devlet ödeyecek
Rumların
eski malları için tazminat veya aide talepleriyle birlikte malları
kullanımında tutan KKTC vatandaşlarının tedirginlik
yaşadıklarına ilişkin haberlerin
anımsatılması üzerine Erkmen, özetle şunları söyledi:
"Bu
tebligat bir teknik zorunluluk. Biz yasayı ve yasaya bağlı
tüzüğü uyguluyoruz. Oradaki kurallara göre başvuru olması
halinde ilgili taraflara bildirim yapmak durumundayız. Bu
tedirginliğe yol açacak bir durum değil, çünkü yasa iade ve tazminat
koşullarını, hangi malların iade edilebileceğini,
tazminatın nasıl ödeneceğini açık bir şekilde
düzenliyor. Bunu da herkes biliyor."
Yasa
uyarınca komisyonun tazminata karar vermesi halinde bu bedelin malı
tutan kişi tarafından değil, devlet tarafından
ödeneceğine işaret eden Erkmen, iade kapsamındaki malların
da açık şekilde yasada düzenlendiğini kaydetti.
Yasa
uyarınca, sadece mülkiyet veya kullanım hakkı bir gerçek veya
tüzel kişiye ait olmayan, konumu ve niteliği uyarınca ulusal
güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye
düşürmeyecek taşınmaz malların hemen iade kapsamında
olduğuna dikkat çeken Erkmen, tahsisten kullanımda olan veya
inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması
halinde ise iadenin yasayla çözüm sonrasına ertelendiğini
anımsattı.
Erkmen,
eşdeğer karşılığı malların ise iade
kapsamı dışında olduğunu vurguladı.
Kaynak
ayrıldı...
Bir soruya
karşılık, komisyonun herhangi bir malla ilgili tazminat ödemeye
karar vermesi halinde bu miktarın devlet tarafından ödeneceğini
söyleyen Erkmen, "böyle bir kaynak var mı" sorusuna rakam
vermeden, "Komisyona kaynak ayrıldı. Devlet böylesine bir
düzenleme yaptığına göre bu kaynakta sıkıntı
olması halinde gerektiğinde kaynak aktarımı yapacak. Zaten
bu konudaki süreçler uzun süreçler, zaman alan konular"
yanıtını verdi.
Personel
takviyesi...
İlk
toplantı mayıs sonu
Hukukçu,
tercüman gibi komisyon için zorunlu personelin henüz istihdam
edilmediğini, bu konularda devletin ilgili birimlerinden destek
aldıklarını da söyleyen Komisyon Başkanı Erkmen,
aralarında 2 yabancı üyenin de bulunduğu komisyonun ilk resmi
toplantısını mayıs ayı sonunda
yapacağını söyledi. Erkmen, yabancı üyelerin
gerektiğinde toplantılar için KKTC'ye geleceklerini kaydetti.
İç hukuk
kabul edilir mi...
Hazirana kadar
sonuç
Yasa
uyarınca mahkeme gibi çalışacak Taşınmaz Mal
Komisyonu'nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iç hukuk
olarak kabul edilip edilmeyeceğini sürecin ve komisyonun
çalışmalarının belirleyeceğini söyleyen Erkmen,
AİHM'in Arestis davasıyla ilgili kararı uyarınca haziran
ortalarına kadar komisyonun sonuç alıcı çalışma yapmak
durumunda olduğunu söyledi.
Mülkiyet
yasasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvurunun ve
seçim yasaklarının komisyonun çalışmalarını
etkileyebileceğini, ancak mümkün olduğunca hızlı
çalışarak haziran ayına kadar başvurulardan birini olsun
sonuçlandırma hedefinde olduklarını söyleyen Erkmen, Arestis ve
Loizidu davaları dahil AİHM gündemindeki Rum mülkiyet
davalarını komisyona yönlendirmeyi hedeflediklerini söyledi.
Sorumlu
davranalım...
Rumlara
baskı var
AİHM'le bu
konuda görüşmeler yapılabileceğini söyleyen Erkmen, mülkiyet
davalarının hassasiyetine de dikkat çekti ve toplumsal menfaatleri
öngören bu konuda siyasilerle basını sorumluluk içinde davranmaya
çağırdı.
Komisyona
başvuruda bulunan Rumlara Güney Kıbrıs'ta baskı
yapıldığını, bu nedenle genellikle tedirgin bir
şekilde başvuruda bulunduklarını söyleyen Erkmen,
"Başvuruda bulunan Rumları belgelerle deşifre etmek bize yarar
değil zarar getirir. Bu konu politik malzeme yapılmamalı,
insanlarımız kışkırtılmamalı" dedi.
Sümer Erkmen
başkanlığındaki Taşınmaz Mal Komisyonu, Erol
Erozan Güngör Günkan, Ayfer Said Erkmen, Aytekin Erin ve yabancı üyeler
Hans Christian Kruger ile Daniel Tarschys'den oluşuyor.
Bu arada,
yasanın Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle UBP ve TKP
tarafından Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvurunun ay sonunda
görüşülmesi bekleniyor.
KIBRIS 22/04/06
KKTC'li
yazara soruşturma
23/04/2006
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de çıkan
Afrika gazetesindeki köşe yazısında 'Türkiye Cumhuriyeti'nin
manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif ettiği' gerekçesiyle
Londra'da yaşayan gazeteci Serhat İncirli hakkında Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı hazırlık
soruşturması başlattı.Türkiye'yle adli işbirliği
sözleşmeleri çerçevesinde hareket eden KKTC
Başsavcılığı, İncirli'nin önceki gün
savcılığa gittiğini ama ifade vermek istemediğini
kaydetti. İncirli, yazılarında Türkiye'yi işgalcilikle
suçluyor.
Eurovision'daki Kıbrıs krizi
büyüyor...
Eurovision konusunda Rum Kesimi ile yaşanan
kriz büyüyor. Rum televizyonu CyBCnin, Türkiyenin, Rum Kesimini
yarışmada temsil edecek Annette Artaninin TRTde çıkmasına
izin vermemesi üzerine, konuyu Eurovisiona taşımak için
girişimde bulunacağı bildirildi.
KKTC basınına göre, Türkiyeyi
Eurovision şarkı yarışmasında temsil edecek olan Sibel
Tüzünün Rum devlet televizyonu CyBCye çıkmasıyla başlayan kriz
büyüyor.
CyBCnin, karşılıklılık
ilkesinden hareket ederek Türkiyenin, Rum Kesimini yarışmada temsil
edecek Annette Artaninin TRTde çıkmasına izin vermemesi nedeniyle
konuyu Eurovisiona taşımak için girişimde bulunacağı
belirtiliyor.
TRTNİN SÖZLEŞMEYE BAKMAMIŞ
İDDİASI
20 Mayısta Atinada yapılacak olan Eurovision
şarkı yarışmasında başgösteren sorunun, TRTnin
Sibel Tüzünün tanıtım programını yapan ve eşine ait
olan Arinna Yapımla sözleşmesine dikkat etmemesi ve konuyu T.C.
Dışişleri Bakanlığına
danışmamasından kaynaklandığı öne sürülüyor.
KKTC basınına göre, sözleşme
uyarınca Sibel Tüzün, şarkının tanıtımı için
TRTden maddi destek almıyor. Tüm tanıtım programını
Arinna Yayım üstlenmiş durumda. Yeni Düzen gazetesine göre, TRT
yetkilileri, sözleşme konusunda kendilerinin hatalı
olduklarını kabul ederken, "Sibel Tüzünün Kıbrıs Rum
Kesimine gideceğini hiç tahmin etmemiştik. Artık olan
oldu" savunmasını yaptılar. TRT yetkilileri, bundan sonra
Eurovision konusunda yapılacak sözleşmede Türk dış
politikasının dikkate alınacağını belirttiler.
Rum sanatçısı Artaninin Türkiyeye
davet edilmesinin var olan krizi daha artırdığı
kaydediliyor. KKTC basınına göre, Artaninin davetinden haberdar olan
TRT, Dışişleri Bakanlığına konuyu sordu ve
olumsuz yanıt aldı.
Dışişleri
Bakanlığının, Rum sanatçının TRTye
çıkmasına karşı çıkarken, Artaninin Türkiyeye
gelmesinin ise engellenemeyeceğini ve kendi özel programını
yapabileceğini bildirdiğı ifade ediliyor.
Türkiyenin bu tavrı üzerine Artaninin
Türkiyeye gelip gelmeyeceği merak konusu olurken, gelmesi halinde
istediği takdirde özel TVlere çıkmasının beklendiği
de kaydediliyor.
İLK KRİZ DEĞİL
Eurovisionda yaşanan Kıbrıs
krizi ilk değil. 2003te Türkiyenin birinci olmasının
ardından, 2004de İstanbulda yapılan yarışmada
Kıbrıs Rum Kesimini temsil eden Lisa Andieasın nasıl
anons edileceğinin sıkıntıya yol açtığı
anımsatılıyor.
Resmi söyleminde "Güney Kıbrıs
Rum Kesimi" ifadesini kullanan Rumlar Türkiyeden anonsu
"Kıbrıs Cumhuriyeti (Republic of Cyprus)" diye yapmasını
istemişti. Sıkıntı, anonsun sadece "Kıbrıs
(Cyprus)" diye yapılmasıyla aşılmıştı.
MILLIYET 23/04/06
Sanayi
Odası: Azerbaycan ile sektörel ilişkilerimiz başladı
İLAÇ,
BANKACILIK, GIDA, TEKSTİL... Sanayi Odası, Azerbaycan ile Kuzey
Kıbrıs arasında ilaç, bankacılık, gıda ve tekstil
alanında sektörel ilişkilerin geçen hafta yapılan temaslar
sonucunda başladığını belirtti. Azerbaycan'a giden
Sanayi Odası heyetinin, Bakü'de devlet ve çeşitli kuruluşlarla
temaslarda bulunarak bazı sektörlerle işbirliği anlaşmaları
yaptığı kaydedildi
Sanayi
Odası, Azerbaycan ile Kuzey Kıbrıs arasında ilaç,
bankacılık, gıda ve tekstil alanında sektörel
ilişkilerin geçen hafta yapılan temaslar sonucunda
başladığını belirtti.
Sanayi
Odası'ndan verilen bilgiye göre Salih Tunar başkanlığındaki
6 kişilik bir heyet geçen pazartesi günü çeşitli temaslarda bulunmak
ve ödül törenine katılmak üzere Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye
gitti. Heyetin Bakü'de devlet ve çeşitli kuruluşlarla temaslarda
bulunarak bazı sektörlerle işbirliği anlaşmaları
yaptığı kaydedildi.
Heyet
ziyaretleri çerçevesinde çeşitli sektör temsilcileri ve ekonomik
kuruluşlarla temaslarda bulundu.
Ziyaret
sırasında bankacılık, eğitim, ilaç, gıda ve
tekstil alanında her iki ülke arasında hizmet ve ürün
alış-verişi konusunda firmalar bazında ön
anlaşmaların yapıldığını söyleyen Tunar,
ziyaretin oldukça verimli geçtiğini belirterek, "Son dönemlerde
başlayan karşılıklı ilişkiler meyvelerini vermeye
başladı" dedi.
Salih Tunar,
ziyaretler çerçevesinde iki ülke arasında ekonomik ve insani
ilişkilerin gelişmesi üzerinde durduklarını belirterek,
"Karşılıklı ziyaretler, ilişkilerin güçlenmesi,
kalıcı olması ve sonuç vermeye başlaması
açısından oldukça sevindiricidir. Bu çabanın daha da ileri
gitmesi için bu temasları gerçekleştirdik ve sürdüreceğiz"
dedi.
Heyet
Azerbaycan'da bulunduğu süre içerisinde çeşitli makamlara ziyaretler
gerçekleştirdi.
İlk gün
KKTC Bakü Temsilcisi Mustafa Evran'ı ziyaret eden heyet, Azerbaycan
ekonomisi ve gelişmeler hakkında bilgi aldı. Aynı gün
Azerbaycan Devlet Bakanı Nazım İbrahimov'u ziyaret eden heyet,
Kuzey Kıbrıs'taki son gelişmeler, Direkt Ticaret Tüzüğü ve
Mali Yardım Tüzüğü hakkında bilgi verdi.
Bakan
İbrahimov, geçen yıl KKTC'ye inen ilk uçakla ülkeyi ziyaret etme
fırsatı bulduğunu belirterek, "Kıbrıs Türkü'ne
uygulanan izolasyonların bir an önce kaldırılması
gerekiyor. Bu konuda Azerbaycan üzerine düşeni yapacaktır" diye
konuştu.
Öte yandan,
Azerbaycan Türkiye İşadamları Birliği'nin (ATİB),
"Yılın Sivil Toplum Örgütü Ödülü"ne layık gördüğü
Sanayi Odası'na ödülü de düzenlenen törenle verildi.
ATİB'in 2.
kuruluş yıldönümünde Bakü'de düzenlenen törende verilen ödülü Oda
Başkanı Salih Tunar aldı.
KIBRIS 23/04/06
Rum
basını: Yeni silahımız "AB ve Ohi",
mızrağımız "veto"
Annan
planının oylandığı 24 Nisan 2004
referandumlarından iki yıl sonra Rum tarafının; "o çok
ünlü yıkımı" yaşamadığı, sözde
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin halen yaşamakta olduğu ve
AB'ne üyelikle birlikte Kıbrıs sorununda yeni ufuklar
açıldığı bildirildi.
Simerini
Gazetesi, "Güçlü Hayır Yanıtı İle Devletin
Korunmasından İki Yıl Sonra -O Çok Meşhur Felaket
Olmadı. Kıbrıs Cumhuriyeti Yaşamaya Devam Ediyor,
Kıbrıs'ın AB Üyeliğiyle Birlikte Kıbrıs Sorununda
Yeni Ufuklar Açıldı -Yeni Silahımız: Kalkanımız
AB ve OHİ, Mızrağımız İse Veto"
başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde
şunları yazdı:
"Referandumda
ret oyu verilmesinin felaket olacağı, bazılarının
dediği gibi Küçük Asya (Türkiye) felaketi olacağına ilişkin
iç ve dış kaynaklı tehlike edebiyatçılığına
rağmen bu olmadı. Başkan Papadopulos Kıbrıs
Elenizmi'nin %76'sıyla zırhlandı. Bu yüzdelik; uluslar
arası alanda daha kolay savaş verebilmesini sağlayan bir koruma
kalkanı sağladı.
Göreve
geldiği ilk günlerde Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanni'nin de söylediği gibi Annan planı artık mazi oldu.
Bakoyanni'nin bu açıklaması, kendiliğinden
anlaşılması gereken bir şeyi ifade etmesine rağmen;
bundan iki yıl önce 24 Nisan 2004'te, Kıbrıs'ı
eli-ayağı bağlı şekilde Türk armadasına teslim
eden ve buna paralel olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni lağveden
dış kaynaklı planın ateşine atılmış
olan Kıbrıs Elenizmi'ni rahatlattı.
Başkan
Papadopulos 2004 Paskalyası öncesinde yaptığı halka
seslenişte Kıbrıs Elen halkına; Kıbrıs
Cumhuriyeti başkanı olarak, devleti, bir toplum olarak iade etmek
için devralmadığını söyleyerek Annan planına ret oyu
verme çağrısında bulundu. Başkan Papadopulos aslında
Kıbrıs Elenizmi'ni; Annan planının reddedilmesinden sonra
gelecek zor anlarda direnebilmek için kendisini siyasi açıdan
zıhlandırmaya çağırmıştı. Halk da,
referandumda verdiği ret oyu ile Başkan'ı
onurlandırdı.
Savaşlar
Ancak;
savaşlar da verildi. Sonuçları neydi? OHİ yanıtı
Başkan Papadopulos'un korunması için bir kalkan olarak mı
kullanıldı? OHİ yanıtı doğru yönetildi mi? Bu
soruların yanıtı kesin değil. Gerçek; savaşlar verildiği
ve bu savaşların birçoğunun
kazanıldığıdır. Ancak o savaşları;
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004 itibarıyla içinde yer
aldığı Avrupa Birliği hukuk ağını koruma
kalkanı olarak kullansın diye kazandık.
Yasal
varlık, yani Kıbrıs devleti; referandumda olası bir evet
yanıtından sonra gelecek olan tehlikeleri gören, tarihi ve milli
içgüdüsüne sarılarak bunu üç harfle (OHİ) özetleyen halkın
vatanseverliği sayesinde korundu.
Ne
kazandık
Savaşı
kazandık -ama işgal bölgelerinin AB'yle doğrudan ticareti
savaşını daha kazanmadık- çünkü AB böyle bir şeyi
kabul etse kendi ilkelerini terk edişinin altına imzasını
atacak ve o çok meşhur Avrupa müktesebatını ortadan
kaldıracaktı. İşgal bölgelerine direkt uçuşlarla
ilgili savaşı kazandık. Referandumda eveti savunanların
sözünü ettiği işgal rejiminin yükseltilmesi gerçekleşmedi. Her
şeyden önce, Kıbrıs Cumhuriyeti var olmaya, AB'nin üyesi olmaya
devam ediyor. Annan planının öngördüğü yeni devletin AB'ne üye
olacağı kesin değildi.
Hareketliliğe
ilişkin çabamız; AB'nin haricinde o kadar da net değildi. Ama
Avrupa Birliği çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti; Avrupa
ilkelerini ve Avrupa müktesebatını kullanarak savaşları
kazandı çünkü -en azından kendi çıkarları için- ilkeleri
savunan ülkeleri müttefiki yaptı. Birleşmiş Milletler
çerçevesinde durum çok daha zordu.
Başkan
Papadopulos -belki de kendilerini kabul etmediği için-
Anglo-Amerikanların kızgınlığından ve Annan
planının reddedilmesi yerine iyileştirilmesini isteyen AKEL ve
DİSİ partilerinden etkilenerek, uzlaşmaz görüntüsü vermeme
çabasıyla; bu tür planların masadan gitmeyeceğini söyleyerek
Annan planının masada olduğu intibasını verdi.
Taktik hareketi
mi?
Başkan
Papadopulos'un bir taktik hareketi miydi yoksa bir esas hareketi mi? Ne olursa
olsun konu, bu yaklaşım halkın irade-yetkisine tabiydi.
Şunu da hatırlatmakta yarar var: Halk, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin kurulduğu günden bugüne kadar ilk kez geleceğine
ilişkin görüşünü referandum aracılığıyla ortaya
koymaya çağrılmıştı.
Ancak bu
yaklaşımla -bir taktik hareket olup olmadığından
bağımsız olarak- Kıbrıs sorunu Annan planı
belasıyla çok yoruldu. Başkan Tasos Papadopulos'un, iç ve
dış baskılar nedeniyle, durumu halkın iradesine uygun yöne
çekmek amacıyla böyle bir taktiğe başvurmak zorunda
kaldığını düşünsek bile; hemen herkes, referandum
sonucuna saygı gösterdiğini sözlü olarak ifade ederken, el
altından, Annan planının yeniden gündeme getirilmeye
çalışılıyor olması bir paradokstur.
Amerikalılar
bir yandan Annan planının yeniden gündeme getirilmesinden söz
ederken, diğer yandan Amerikalı Dışişleri Bakanı
Condoleeza Rice'ın, Yunan dengi Dora Bakoyanni'yle son görüşmesinde
Genel Sekreter'in planından hiç söz etmemesi, hatta Kofi Annan bile
Başkan Tasos Papadopulos'la 28 Şubat'ta Paris'te
gerçekleştirdiği görüşme sırasında planından söz
etmemesi, bizi, Annan planının çöp sepetine atılmış
olduğuna ikna edemez.
İngilizlerin
ve Amerikalıların Kıbrıslı Türklerin sözde
izolasyonlarının kaldırılmasındaki ısrarı,
sahte devletin dolaylı tanınması yolunu açacak veya onu
Tayvanlaştıracak olan işgal bölgelerinin dış dünya ile
doğrudan uçuşları konusundaki başarısız
çabaları; Genel Sekreter'in planından söz etmemelerinin, planı
terk ettikleri anlamına geleceği konusunda da bizi ikna edemez.
En muhtemel
açıklama; Annan planının başka bir isim altında, ancak
aynı içerikle yeniden müzakere masasına konulması
metotlamasıdır. Başkan Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Paris görüşmesi, elbette daha iyi perspektifler için
yolu açıyor.
Siyasi
liderlik; halk iradesinden sağlamış olduğu zırh
haricinde Avrupa Birliği ilkelerinin daha da büyük zırhına da
sahiptir. Bunlar, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1974 itibarıyla eline
geçirdiği en güçlü silahlardır ve bunlarla; büyük oyunu, büyük diplomatik
savaşı kazanmak için başarılı savaşlar verebilir.
Türkiye
Amerikalıların desteğini almış olsa bile, Avrupa
Birliği'nin hukuk ağına takılmıştır. Avrupa
Birliği; ilkeler temeline dayanmış devletler birliği
fizyolojisini korumak istiyorsa bu ilkelere saygı gösterilmesini
sağlamak ve vazgeçmemek zorundadır. Ancak Kıbrıs, Avrupa
ilkelerinin üzerinde sınandığı bir mihenk
taşıdır. Eğer biz, kendi yapmamız gerekenleri
başkalarından beklersek, Türkiye; Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ve
genel olarak AB'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmeden Avrupa
Birliği'ne girerse, o zaman çok şey beklememeliyiz.
24 Nisan 2004
referandumundaki zafer, tek başına durumu iyileştiremez.
Referandumdaki zafer, Kıbrıs sorununun mahvedilmesinde engelleyici
etmen olarak işledi. Buna paralel olarak; Kıbrıs sorununun
sürüklenmekte olduğu felaket sürecini kapattı ve halkın;
iradesiyle işaret ettiği başka Avrupa yolları açtı.
Çünkü halk siyasi liderliğinin, geçmişteki yıkıcı
hatalarını yinelemesini istemiyor."
Politis'in
değerlendirmesi
Politis de 24
Nisan referandumunun üzerinden geçen iki yılı
değerlendirdiği makalesinde; Annan planı Rumlar tarafından
kabul edilmiş olsaydı, planın içerdiği takvimler
çerçevesinde iki yıl içerisinde ne kadar toprağın Rumların
eline geçecek olduğu, bugüne kadar kaç Türk askerinin ve kaç TC kökenli
KKTC vatandaşının adadan ayrılacak olduğu v.b.
hatırlatmalarda bulundu.
Gazete
"24-4-2004: İki Yıl Sonra"
başlığını attığı makalesinde; Rum
halkının referandumda kullandığı ret oyunun Rum ve
Yunan hükümetlerinin uyguladığı hareketsizlik politikası
nedeniyle doğru yönetilmediğini vurgulayarak "Türkiye'nin beraat
ettirilmesi ve Kıbrıslı Türklerin siyasi ve ekonomik
kalkınması; Kıbrıs'ın AB'ne üye olmasına
rağmen Kıbrıs Rum tarafının müzakereciliğini
güçsüzleştirdi" yorumunda bulundu, özetle şunları
yazdı:
"Kıbrıs'ta
24 Nisan 2004'te gerçekleştirilen referandumdan ve BM'nin ve AB'nin
önerdiği çözümün Kıbrıslı Rumlar tarafından
reddedilmesinden iki yıl sonra değerlendirme; adanın yeniden
birleştirilmesi perspektifleri açısından hiç de cesaret verici
değil. Kanaat artık; taksimin betonlaşmakta ve istilanın
oldu-bittilerinin günden güne sağlamlaşmakta olduğu
şeklindedir. Buna paralel olarak Kıbrıs sorununun
kemikleşmesi Kıbrıs toplumunun olgunlaşmasına izin
vermiyor ve böylece geride kaldı ve uluslar arası ve Avrupai
gelişmeleri aciz bir şekilde izliyor.
Çözüm kabul
edilmiş olsaydı bugün durum şu şekilde şekillenecekti:
1-Toprak
iadesi: çözümden iki buçuk yıl sonra 25 köy iade edilecekti.
2-Göçmenlerin
dönüşü: yaklaşık 25 bin Kıbrıslı Rum
Kıbrıs Rum idaresi altında, evlerine geri dönecekti,
Kıbrıs Türk idaresi altında geri dönüş de aşamalı
olarak başlayacaktı. Yine 65 yaş üzerindeki Rumlar ve
eşleri ile Karpaz nüfusu Kıbrıs Türk devletinde
sınırsız yerleşim hakkına sahip olacaktı.
3-Yerleşiklerin
gitmesi: 120 bin yerleşikten 60 bini adada kalacaktı, geri
kalanı da, Türkiye'ye geri dönmeleri için kendilerine verilecek büyük
ekonomik imkândan yararlanacaktı, çünkü bunların çoğu şu
veya bu şekilde ikamet ettikleri yerlerden ayrılmak zorunda kalacaktı.
En önemlisi de çözümün hayata geçirilmesiyle; kontrol dışı yeni
yerleşik akımları engellenecekti.
4-Askerlerin
çekilmesi: Ekim 2006'ya kadar, Kıbrıs'ın kuzey kesimini elinde
bulundurmaya devam eden 40 bin Türk askerinden 34 bini çekilecekti. Adada 6 bin
Türk ve 6 bin Yunan askeri, kışlalarında kapalı
kalacaktı.
5-Mülkiyet: Rum
mal sahipleri evlerini veya köy veya belediyeleri içerisindeki başka bir
evi geri alabilecekti. Yine; 3-5 yıl içerisinde Kıbrıs Türk
devletindeki mallarının 1/3'ünü alacaklardı. Her mal sahibi,
geri alamadığı malı için tazminat alacaktı. 4 Karpaz
köyü hiçbir kısıtlama olmadan, bütün toprakları ve siyasi
özerkliğin nimetlerinden yararlanarak geri alınacaktı
Kıbrıs
sorununun çözümü AB çerçevesi içerisinde kendi dinamiğini kazanacak,
aynı zamanda iki toplum arasında sosyal çıkarlar
yaratılacaktı. Böylece Kıbrıslı Türkler
Ankara'nın rehini olmaktan kurtulacak ve Kıbrıslı Rumlar
için Kıbrıs hükümranlığının bütününde faaliyet
gösterme fırsatları açılacaktı."
KIBRIS 23/04/06
|
AA
Güncelleme: 11:58 TSİ 25 Nisan 2006 Salı
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
cumhurbaşkanlığına gelişinin birinci yıldönümü
nedeniyle düzenlediği basın toplantısında, Rum yönetiminin
tutumu nedeniyle çözüm uzak. Bu nedenle Türk halkına yönelik
izolasyonların kalkması daha da önemli hale gelmiştir dedi.
Annan
Planının Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos tarafından
şeytanlaştırıldığını kaydeden Talat,
Annan Planı değil, başka bir plan diyorlarsa, biz ad
peşinde değiliz. Eğer sıfırdan başlamak
isterlerse, ona da varız. Makul olan, mantıklı olan bir yerden
başlamaktır. O yer de Annan Planıdır. Başka makul ve
mantıklı bir başlangıç noktasını ben
düşünemiyorum. Sıfırdan da başlamaya hazırım
dedim, ama hepimiz birlikte ürktük. Çünkü sıfırdan
başlanırsa bu iş 30 yıla daha mal
olabilir, buna kimin tahammülü var, hiçbirimizin olduğunu sanmıyorum
diye konuştu.
ABnin 26 Nisan 2004te izolasyonların kaldırılması yönünde
verdiği sözleri yerine getirmediğine işaret eden Talat, ABnin
mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri konusunda
aldığı kararın izolasyonların
kaldırılmasını öngördüğünü anımsattı.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Riceın Ankara ve
Atinaya yapacağı ziyareti de değerlendiren KKTC
Cumhurbaşkanı, Türkiyenin AB sürecinde yıl sonu
yaklaşırken bir krizden sözediliyor. Uluslararası toplumun
harekete geçmesi normal dedi.
Talat, ABDnin yakın müttefiki, AB üyesi ve garantör ülke olması
nedeniyle, İngilterenin Kıbrıs sorununun çözümünde ciddi bir
sorumlulukla karşı karşıya olduğunu belirtti ve
İngilterenin de hareketlenmenin ortasında olacağını
söyledi.
KKTCDE
PLANA EVET MİTİNGİ
Bu arada Kıbrıs sorununun çözümünü hedefleyen Annan
Planının referanduma sunuluşunun 2nci yıldönümünde Türk
tarafı, bugün miting düzenleyerek plana evet denilmesini kutlayacak.
İktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisinin düzenlediği etkinliklere
koalisyon ortağı Demokrat Parti ile muhalefetteki Ulusal Birlik
Partisi şiddetle karşı çıkıyor. Referandum sürecinde
CTP ile birlikte hareket eden parti ve sivil toplum örgütleri ise CTPyi evet
yanıtının gereklerini yerine getirmemekle suçluyor ve
etkinliği protesto ediyor.
2 yıl önceki referandumda Türk tarafı, Ankaranın da destek
verdiği planı yüzde 65 oy oranıyla kabul etmişti. Buna
karşılık Papadopulosun hayır çağrısına
kulak veren Rumlar, yüzde 76 oranında ret oyu kullanarak plana
karşı çıkmıştı.
Atina memnun
olmadı
Yunan
halkının protestolarla karşıladığı Rice,
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Türkiye'nin AB üyeliği yoluna
koyduğu engellerden şikâyet etti. Karamanlis yönetimi ziyaretten
memnun kalmadı
26/04/2006
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Yunan
halkının protestolarıyla karşılandığı
Atina'da Kıbrıs'la ilgili mesajlarıyla da memnuniyetsizlik
yarattı. Başbakan Kostas Karamanlis ve Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyani'yle görüşen Rice, Rum Yönetimi'nin Türkiye'nin
AB yoluna koyduğu engellerden şikâyet etti.
"Türkiye'nin de Kıbrıs'ın (Rum Kesimi) da yapması
gerekenler var. Kıbrıs bölünmüş şekilde AB üyesi oldu.
Sanıyorum o zaman Kıbrıs'ın daha sonra Türkiye'nin AB üyeliğine
engel olmayacağı gibi bir kanı vardı" diyen Rice,
"Kıbrıs Kuzey Kıbrıs'ın tecritten
çıkması çabasına yardımcı olmalı ve Türkiye'nin
AB üyeliği için sorumlu hareket etmeli" uyarısı yaptı.
ABD'li bakanın KKTC'ye 'kuzey Kıbrıs' demesi de Atina'yı
rahatsız etti.
Bakoyani ise, Rice'la Fener Patrikhanesi'nin haklarının
korunmasını da görüştüğünü söyleyip, Atina'nın Türkiye
ile ilişkilerini düzeltmek için attığı adımların
karşılığını göremediğini iddia edip,
"Bazen Türkiye'den iyi komşuluk ilişkileri ve Türkiye'nin AB
perspektifiyle bağdaşmayan tahriklere maruz kalıyoruz"
dedi.
Rice, Güney Avrupa Gaz Ringi Projesi'yle 600 milyon avroluk Türkiye-Yunanistan
Bağlantı Projesi'nden Rus devlet şirketi Gazprom'un
dışlanmasını isteyip, Rus enerji tekelinden kaygısını
aktardı.
Atina cehennemi
ABD Dışişleri Bakanı'nın Atina ziyareti
sırasında 5 bin polisin araç ve yaya trafiğine
kapattığı şehir merkezi cehenneme döndü. Düzenlenen iki
ayrı protestoda göstericiler, 'Condi evine dön', 'Ellerini İran'dan
çek' yazılı pankartlarla iki koldan ABD Büyükelçiği ve
görüşmenin yapıldığı binaya yürümek isteyince, polisle
aralarında çatışma çıktı. Polis
gözyaşartıcı bomba kullanınca, göstericiler molotofkokteyliyle
cevap verdi. Panepisitimiu ile Stadiu caddeleri arenaya dönüştü. Çok
sayıda dükkânın vitrinlerini tahrip edip park etmiş
araçları ateşe veren göstericilerden 10'u gözaltına
alındı.
Kıbrıslı
Türklerden ABye protesto
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL
Kıbrıslı Türkler bugün, verilen taahhütlere rağmen
izolasyonları kaldırmayan Avrupa Birliğini protesto edecekler.
"Susturulanlar Brüksele" adı verilen barışçı
gösteriye, KKTC ve İngilteredeki sivil toplum kuruluşları
katılıyor.
Yürüyüşün yapılacağı tarih, Avrupa Birliğinin adada
yapılan "Annan planı" ile ilgili referandum sonrasında
KKTCye yönelik "izolasyonların
kaldırılacağı" sözünü verdiği 26 Nisana
rastlıyor. AB Konseyi, referandumdan hemen sonra 26 Nisandaki
toplantısında, KKTCye yönelik tecridin kaldırılacağı
sözünü vermiş ve doğrudan ticaretin
başlatılacağını belirtmişti. AB Bakanlar
Konseyinin Brükseldeki "Place Schumann"da bulunan
binasının önünde yapılacak olan gösteride, ABnin de
desteklediği Annan planına Kıbrıslı Türklerin yüzde
65inin olumlu oy vererek "çözümden yana" tavır
aldığını belirten 15 sivil toplum kuruluşu, 1
Mayıs 2004te Güney Kıbrısın AB üyesi olmasıyla
Rumların "ödüllendirildiğini" kaydettiler.
HURRIYET
26/04/06
ABD
"çaba" istiyor
Yunanistan ve
Türkiye'de temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hem Türkiye'nin
hem de Kıbrıs Rum tarafının çaba göstermesi
gerektiğini söyledi
ABD
"çaba" istiyor
RICE, HEM NALA
HEM MIHA VURDU... Amerika Birleşik Devletleri (ABD)
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Kıbrıs
konusunda gerek Türkiye'nin gerekse Kıbrıs Rum tarafının
çaba göstermesi gerektiğini söyledi. Rice, Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne girmesi gerektiğine inandığını, ancak
Türkiye'nin AB'ye girişi öncesinde yapması gereken çok şey
bulunduğunu belirterek, Kıbrıs'ın bu konulardan biri
olduğunu kaydetti. Gerek Türkiye'nin, gerekse Kıbrıs Rum
tarafının bu konuda çaba göstermesi gerektiğine işaret eden
Rice, "Türkiye Kıbrıs konusunda yapması gerekenleri
yapmalı, ancak Kıbrıs da Türk tarafının izolasyonunun
hafifletilmesi için elinden geleni yapmalı, Türkiye'nin AB'ye
girişinde faal rol almalı" dedi
BAKOYANNİ,
TÜRKİYE'NİN TUTUMUNDAN YAKINDI... Yunanistan Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni, 'ABD Dışişleri Bakanı
Condoleeza Rice ile görüşmesinden sonra, "Türkiye'nin AB kriterleri,
müktesebatı ve şartlarına uyması gerektiğini,
Atina'nın, bu çabaların karşılığında
Türkiye'nin tam üye olması gerektiğine
inandığını" söyledi. Dora Bakoyanni, 3 Ekim 2005
sonrasında ikili ilişkilerin esaslı biçimde geliştirilmesi
için yeni bir fırsat penceresi açıldığını
kaydettiği konuşmasında, "Atina'nın arzusu ikili
ilişkilerin sürekli biçimde tüm alanlarda gelişmesidir. Ne yazık
ki Türkiye'den gerekli karşılığı göremiyoruz. İyi
komşuluk ilişkileriyle uyuşmayan tahriklerle sık sık
karşı karşıya kalıyoruz" diye konuştu
Amerika
Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Condoleezza
Rice, Kıbrıs konusunda gerek Türkiye'nin gerekse Kıbrıs Rum
tarafının çaba göstermesi gerektiğini söyledi.
Rice,
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi gerektiğine
inandığını, ancak Türkiye'nin AB'ye girişi öncesinde
yapması gereken çok şey bulunduğunu belirterek,
Kıbrıs'ın bu konulardan biri olduğunu kaydetti.
Gerek
Türkiye'nin, gerekse Kıbrıs Rum tarafının bu konuda çaba
göstermesi gerektiğine işaret eden Rice, "Türkiye
Kıbrıs konusunda yapması gerekenleri yapmalı, ancak
Kıbrıs da Türk tarafının izolasyonunun hafifletilmesi için
elinden geleni yapmalı, öte yandan Türkiye'nin AB'ye girişinde faal
rol almalı" dedi.
Bölge ziyareti
çerçevesinde Yunanistan ve Türkiye'de dün çalışma ziyaretlerinde
bulunan Condoleezza Rice, ilk önce Yunanistan'a giderek, Yunanistan
Dışişleri Bakanı ile bir araya geldi. Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis ile de görüşen Rice, Atina'dan
ayrıldı. Ardından Türkiye'ye giderek Ankara'da temaslarda
bulunan Rice, ilk olarak TC Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile TC
Başbakanlığı'nda bir araya geldi. Gül ile Rice,
başbakanlıkta ortak basın toplantısı düzenledi.
TC
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile TC Başbakanlık Resmi
Konutu'nda yaklaşık bir saat süren bir görüşmede bulunan Rice,
TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından ise TC
Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde kabul edildi. İki
görüşme sonrasında da görüntü almasına izin verildi, ancak
basına açıklamada bulunulmadı.
Türkiye'yi
yaklaşık bir yıl aradan sonra ikinci kez ziyaret eden
Rice'ın temaslarında, ikili ilişkilerin yanı sıra
İran, Irak, terörle mücadele, Ortadoğu, Hamas'ın Ankara
ziyareti, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) süreci ve Kıbrıs gibi
konular ele alındı.
ABD
Dışişleri Bakanı Rice'ın, temaslarının
ardından bugün sabah Ankara'dan ayrılması bekleniyor. Rice ile
görüşmesinin ardından açıklamada bulunan Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de, Kıbrıs
konusunda Atina'nın adil, işler ve kalıcı bir çözümü
desteklediğini" ifade ederek, "son zamanlarda Kıbrıs
konusunda yeni bir dinamiğin mevcut olduğunu, bunun herkes
tarafından değerlendirilmesi gerektiğini" yineledi.
Bakoyanni,
Kıbrıs konusunda, "Çözüm çabasının BM çerçevesinde
olması gerektiğini ve kimsenin yeni bir
başarısızlığı
kaldıramayacağını" sözlerine ekledi.
Amerikalı
meslektaşı Rice ile TC Başbakanlığı'nda bir araya
gelen Gül ise, Rice ile düzenlediği ortak basın
toplantısında, görüşmede Kıbrıs ile ilgili olarak
Türkiye'nin görüşlerini anlattığını belirterek, ABD'ye
bu konuda verdiği destekten ötürü teşekkür etti.
ABD'nin
Türkiye'nin AB sürecine verdiği desteğin de önemine işaret eden
Abdullah Gül, görüşmelerde Türkiye ile ABD arasındaki
ilişkilerin karşılıklı güvene
dayandığının altının kuvvetle çizildiğini,
daha çok istişare ve daha çok görüş alışverişinde
bulunulması gerektiği konusunda görüş birliğine
varıldığını kaydetti.
Gül,
Türk-Amerikan stratejik ortaklığını geleceğe
taşıyacak bir vizyon belgesinin hazırlanması konusunda
mutabakata varıldığını söyledi.
Rice: Türkiye
ve Kıbrıs
Rum tarafı
çaba göstermeli
Atina'daki
çalışma ziyareti çerçevesinde Dışişleri Bakanı
Dora Bakoyanni ile biraya gelmesi sonrasında açıklamada bulunan Rice,
"Türkiye ve Avrupa ile görüştüklerini ve Türkiye'ye AB'ye
katılım için cesaret verdiklerini" kaydetti.
"Türkiye
Avrupa ülkesidir ve Avrupa karakteri taşımalıdır"
diyen Rice, sözlerini, "Türkiye'nin AB'ye girmesi gerektiğine
inanıyorum" diye sürdürdü.
"Türkiye'nin
AB'ye girişi öncesinde yapması gereken çok şey
olduğunu" kaydeden Rice, daha sonra şunları söyledi:
"Kıbrıs
da bu konulardan biridir. Gerek Türkiye, gerekse Kıbrıs (Rum kesimi)
bu konuda çaba göstermelidir. Kıbrıs, bölünmüş bir ada
olmasına rağmen AB'ye girdiğinde, Türkiye'nin AB'ye
katılımını engelleme konusunda hiçbir şey
yapmayacağı, Türkiye ile sıkı işbirliği içinde
olacağı düşüncesi bulunuyordu. AB Türkiye'yi kabul etme
kararı aldığında, onlar da yardımcı
olacaklardı. Türkiye Kıbrıs konusunda yapması gerekenleri
yapmalı, ancak Kıbrıs da Türk tarafının izolasyonunun
hafifletilmesi için elinden geleni yapmalı, öte yandan Türkiye'nin AB'ye
girişinde faal rol almalı."
Rice,
Yunanistan'ın Türkiye'nin AB'ye katılımında
yapıcı bir rolü olduğuna inandığını da
kaydetti.
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de,
"Yunanistan'ın Türkiye'nin AB sürecini desteklediğini" kaydetti.
Bakoyanni:
Türkiye'den
gerekli
karşılığı göremiyoruz
Bakoyanni,
"Türkiye'nin AB kriterleri, müktesebatı ve şartlarına
uyması gerektiğini, Atina'nın, bu çabaların
karşılığında Türkiye'nin tam üye olması
gerektiğine inandığını" söyledi.
Dora Bakoyanni,
3 Ekim 2005 sonrasında ikili ilişkilerin esaslı biçimde
geliştirilmesi için yeni bir fırsat penceresi
açıldığını kaydettiği konuşmasında,
"Atina'nın arzusu ikili ilişkilerin sürekli biçimde tüm
alanlarda gelişmesidir" dedi.
"Ne
yazık ki Türkiye'den gerekli karşılığı
göremiyoruz" diyen Bakoyanni, "İyi komşuluk
ilişkileriyle uyuşmayan tahriklerle sık sık karşı
karşıya kalıyoruz" şeklinde konuştu.
Bakoyanni, Rice
ile görüşmesinde, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'nin
haklarının korunması ve çalışmalarını engel
olmadan sürdürmesi konusunu da dile getirdiğini söyledi.
Kıbrıs
konusunda ise "Atina'nın adil, işler ve kalıcı bir
çözümü desteklediğini" söyleyen Bakoyanni, "Son zamanlarda
Kıbrıs konusunda yeni bir dinamiğin mevcut olduğunu, bunun
herkes tarafından değerlendirilmesi gerektiğini" söyledi.
Bakoyanni,
Kıbrıs konusunda, "Çözüm çabasının BM çerçevesinde
olması gerektiğini ve kimsenin yeni bir
başarısızlığı
kaldıramayacağını" sözlerine ekledi.
Gül: Stratejik
ortaklığı belgesi
konusunda
mutabakata vardık
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Türk-Amerikan stratejik ortaklığını
geleceğe taşıyacak bir vizyon belgesinin hazırlanması
konusunda mutabakata varıldığını söyledi.
Gül, TC
Başbakanlığı'nda ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice ile düzenlediği ortak basın toplantısında,
"Dost ve müttefik ABD'nin Dışişleri Bakanını
Türkiye'de görmekten büyük memnuniyet duyduğunu" söyledi.
Rice'ın
göreve geldikten sonra ziyaret ettiği ilk ülkeler arasında
Türkiye'nin de bulunduğunu hatırlatan Gül, kendisinin de geçen ay
ABD'yi ziyaret etmek istediğini, ancak rahatsızlığı
nedeniyle bu geziyi gerçekleştiremediğini kaydetti.
Baş
başa ve heyetler arası görüşmelerde ikili ilişkileri ve iki
ülkeyi ilgilendiren bölge ve uluslararası konuları samimiyetle ele aldıklarını
belirten Gül, iki müttefik ülke olarak ortak vizyon, ortak hedef ve ortak
çalışmaların olduğuna işaret etti.
Görüşmelerde
ilişkileri daha da güçlendiremeye karar verdiklerini kaydeden Gül, iki
ülkenin demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve
serbest piyasa ekonomisi gibi değerleri
paylaştığını ifade etti. Bunların dünyada
barış ve güvenliğin sağlanmasında önemine işaret
eden Gül, bu açıdan çok yakın işbirliği içinde
olduklarını kaydetti. Gül, bu çerçevede, "Türk-Amerikan
stratejik ortaklığını geleceği taşıyacak bir
vizyon belgesinin hazırlanması konusunda mutabakata vardık"
dedi.
İki ülke
çevresinde birçok olayın cereyan ettiğini ifade eden Gül, bunlarla
ilgili daha yakın istişarede bulunmak ve mekanizmaya oturtmak için
böyle bir ihtiyacı hissettiklerini söyledi. Bugünkü dünyanın çok
farklı bir dünya olduğunu ifade eden Gül, bu nedenle çok daha
yakın işbirliğine gerek olduğuna dikkati çekti.
Görüşmede
bu çerçevede Irak'ı da ele aldıklarını söyleyen Gül,
Irak'ta siyasi sürecin çalışıyor olmasından duydukları
memnuniyeti dile getirdiklerini belirtti. Gül, başbakanın belli
olduğunu, kısa sürede diğer adımların da
atılmasının beklendiğini belirtti.
"Terörle
mücadelede daha
fazla
işbirliği beklentisi"
Terörle
mücadelenin iki ülkenin de önem verdiği bir konu olduğunu belirten
Gül, Türkiye'nin terör örgütü PKK ile mücadelesinin çok iyi bilindiğine
işaret etti.
ABD'nin
PKK'yı terör örgütleri listesine alan ilk ülke olduğunu
hatırlatan Gül, ABD'nin bu konuda Türkiye'ye yardımlarını
unutmadıklarını söyledi. Gül, "Ama kendilerinden çok daha
fazla işbirliği ve beklentimiz olduğunu da paylaştık.
Özellikle kuzey Irak'ın otorite boşluğundan yararlanan terör
örgütünün tekrar zarar vermeye başladığını Rice ile
paylaştım" diye konuştu.
Gül, Türkiye'nin
bölgede nükleer silahların yayılmasına karşı
olduğunu da aktardığını, Nükleer Silahların
Yayılmasını Önleme Anlaşması'na (NPT) taraf olan
İran'ın bu konuda şeffaf olması ve dünyanın
beklentilerini en iyi şekilde karşılaması gerektiğini
belirtti. Bu çerçevede diplomatik çabalara ümit
bağlandığını ifade eden Gül, "Ümit ederiz ki
diplomatik gayretler neticesinde bu konu da barışçı şekilde
sona erer" dedi.
Kıbrıs'taki
desteğinden
dolayı
ABD'ye teşekkür
Kıbrıs
ile ilgili olarak da Türkiye'nin görüşlerini anlattığını
bildiren Gül, ABD'ye bu konuda verdiği destekten ötürü teşekkür etti.
Gül, ABD'nin
Türkiye'nin AB sürecine verdiği desteğin de önemine işaret etti.
Gül,
görüşmelerde Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin
karşılıklı güvene dayandığının
altının kuvvetle çizildiğini, daha çok istişare ve daha çok
görüş alışverişinde bulunulması gerektiği
konusunda görüş birliğine varıldığını
kaydetti.
"Terörle
mücadelede
uluslararası
dayanışma önemli"
Abdullah Gül,
terörle mücadelede uluslararası dayanışmanın önemine dikkat
çekerek, "Birimizin terör örgütünü biraz daha anlayışla
karşılar, birini daha çok ciddiye alırsak o zaman
uluslararası arenada terörle mücadelede bir zafiyet söz konusu olur"
dedi.
Gül, ortak
basın toplantısında, Türkiye'nin Irak sınırı
ötesine operasyon düzenlemesi olasılığına yönelik soru
üzerine, terörizmle mücadelenin herkesin görevi olduğunu kaydetti.
Bu mücadele
sırasında farklı farklı terörist örgütlerin mevcut
olduğuna dikkat çeken Gül, uluslararası dayanışmanın
çok önemli olduğunu belirterek, "Birimizin terör örgütünü biraz daha
anlayışla karşılar, birini daha çok ciddiye alırsak o
zaman uluslararası arenada terörle mücadelede bir zafiyet söz konusu
olur" dedi.
Türkiye'nin PKK
terör örgütünden çok zarar gördüğünü, binlerce insanını kaybettiğini
hatırlatan Gül, terör örgütü PKK'nın insanlık
dışı her türlü katliamı yaptığını
belirtti.
Bakan Gül,
Irak'taki otorite boşluğundan dolayı terör örgütü
mensuplarının özellikle bu ülkenin kuzeyini adeta eğitim
kampı haline getirdiğini söyleyerek, binlerce terör örgütü mensubunun
orada olduğunu ve otorite boşluğundan dolayı serbest
hareket ettiklerini kaydetti.
Son dönemde bu
teröristlerin tekrar Türkiye'ye sızmakta olduğuna, güvenlik güçlerine
saldırdığına ve birçok şehit verilmeye
başlandığına dikkat çeken Gül, "Tabii ki her ülke
kendi tedbirini alacaktır, biz de tedbirlerimizi alıyoruz. Ama bu
tedbirleri alırken uluslararası ve komşular arası
işbirliğine çok önem veriyoruz" diye konuştu.
Bakan Gül, bu
konuda "Irak'taki koalisyon güçleri ve Irak hükümetinden büyük
beklentileri bulunduğunu" söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"PKK
herkes tarafından terör örgütü olarak kabul edildiğine göre onlarla
da mücadele etmek gerekmektedir. Bizim yaptığımız
şudur; sınırlarımızı daha iyi kontrol etmektir. Eğer
Irak hükümeti kendi güvenlik güçlerini kurar, kendi sınırlarına
hakim olur, kendi toprakları üzerinde yarın kendilerine de tehdit
olacak olan teröristlerle mücadele ederse bizim o zaman yapacak hiçbir
şeyimiz yoktur. Biz kendi topraklarımızı kendimiz koruyoruz.
Bu konuda zafiyetler var. Bizim bugünlerde gazetelerde çıkan haberlerin
hiçbiri yeni bir şey değildir. Baharla birlikte teröristler faaliyete
geçtiği, sınırlardan sızdığı için güvenlik
güçlerimiz tedbir almaktadır, yapılan şey budur, yeni
değildir. Geçen senelerde de aynı şekilde bu tedbirler
alınmıştır. Yoksa bizim herhangi bir ülkenin,
komşumuzun toprağında gözümüz yoktur. Bizim en çok arzumuz,
Irak'ın demokratik yapıya kavuşması, kendi halkı ve
komşularıyla barışık olması, toprak ve siyasi birliğini
koruması ve bu bölgede ekonomik işbirliğinin daha da ileri
boyutlara ulaşmasıdır."
Mahmud
Abbas'ın ziyareti
Filistin Devlet
Başkanı Mahmud Abbas'ın ziyaretine ilişkin soru üzerine de
Gül, Türkiye'nin bölgede komşularıyla iyi ilişkileri olan bir
ülke olduğunu söyleyerek, gerek Filistin gerekse İsrail ile tarihi
ilişkileri bulunduğunu hatırlattı.
Bakan Gül,
Türkiye'nin her iki ülkeyle de iyi ilişkisi bulunan ender ülkelerden biri
olduğuna işaret ederek, Abbas'ın Türkiye'nin bu durumundan
faydalanarak barışa yardımcı olmasını ve aktif
davranmasını istediğini kaydetti. Abbas'ın
Filistin-İsrail sorununun daha tehlikeli boyutlara ulaşmaması
için Türkiye'nin aktif olması gerektiğini söylediğini belirten
Gül, Türkiye'nin halen Filistin'e sosyal ve ekonomik yardımlar
yaptığını, daha çok kan ve göz yaşının
dökülmemesi için daha çok gayret sarf etmek gerektiğini belirtti.
Rice: Ortak
vizyon geliştirme
konusunda
mutabakata vardık
Condoleezza
Rice, ortak basın toplantısında, Türkiye ile ABD arasındaki
stratejik ortaklığı geleceğe taşıyacak ortak
vizyon geliştirme konusunda mutabakata vardıklarını
belirterek, Türkiye'nin demokrasi ve İslam arasında herhangi bir
çatışmanın bulunmadığının "en iyi
örneği" olduğunu söyledi. Rice, Türkiye'nin ABD için son derece
önemli bir müttefik ve dost ülke olduğunu da belirtti.
Türkiye ile pek
çok ortak değerleri paylaştıklarını ifade eden Rice,
Türkiye ile ilişkilere ve daha demokratik ve barışçıl bir
dünya konusunda ortak çalışma kabiliyetlerine güvenlerinin sonsuz
olduğunu bildirdi.
Rice,
"Görüşmelerimizde Türkiye ile ABD arasında stratejik
ortaklığı geleceğe taşıyacak ortak bir vizyon
geliştirmek konusunda mutabakata vardık. Bu anlamda bir mekanizma
geliştirerek, sürekli ve daha sık görüşmeye, iki tarafı
ilgilendiren ve ortak çıkarlarımızın bulunduğu
konularda daha fazla yoğunlaşmaya karar verdik" dedi.
Gül ile birçok
konuyu tartışma olanağı bulduğunu belirten Rice,
"Sayın Bakan'a, Irak hükümetiyle ilişkileri geliştirme
konusundaki çabalarından dolayı teşekkür etmek istiyorum.
Türkiye ve ABD'nin Irak'ta istikrarlı, demokratik, aynı zamanda
birleşik bir hükümetin kurulması konusunda ortak bir amacı var
ve bu amacımızı aynı zamanda Iraklılarla da
paylaşıyoruz" diye konuştu.
"Sayın
Gül ile ayrıca terörizmle mücadele konusunu da görüştük. ABD, siz de
biliyorsunuz ki PKK'yı terörist örgüt olarak tanıyan ve terör
örgütleri listesine dahil eden ilk ülkeydi" diyen Rice, ABD olarak, ortak
çabalar çerçevesinde istihbarat paylaşımı ya da başka yöntemlerle
Irak'ta herhangi bir boşluk oluşması ve PKK'nın bu
boşluktan faydalanmasını engelleme konusunda Türk tarafı
ile hemfikir olduklarını belirtti.
ABD ile
Türkiye'nin Irak hükümetiyle ortak çabalarının devam edeceğini
belirten Rice, ABD, Türkiye ve Irak arasında üçlü bir mekanizma kurularak,
PKK terörünün engellenmesi için birlikte çalışacaklarını
söyledi.
Bakan Gül ile
Ortadoğu ve İran konularını da ele
aldıklarını belirten Rice, İran'ın uluslararası
toplum ve BM'nin beklentilerine yanıt vermesi konusunda aynı
görüşü paylaştıklarını kaydetti.
İran'dan
son dönemde gelen açıklamaların endişe verici olduğunu da
söyleyen Rice, İran'ın bilgi, teknoloji ve uzmanlığı
başkalarıyla paylaşmasının da başlıca
korkuları arasında yer aldığını ve bunu
engellemek istediklerini kaydetti.
Dışişleri
Bakanı Rice, ABD hükümetinin güçlü ve demokratik bir Ortadoğu görmek
istediğini söyleyerek, bu konuda "Türkiye'den daha iyi bir müttefik
ve güçlü bir destekçileri" bulunmadığını, Türkiye'nin
"demokrasi ve İslam arasında herhangi bir
çatışmanın bulunmadığı yönündeki en iyi
örnek" olduğunu kaydetti.
Türkiye'de
insanların inançlarını yerine getirirken aynı zamanda
özgürlüklerden de faydalandıklarını söyleyen Rice, bu bölgede bu
değerlerin hakim olmasının önemine dikkat çekti.
Rice, Türkiye
ile Irak, Afganistan ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi
konularında birlikte çalıştıklarını belirterek,
demokratik bir Ortadoğu'nun tesis edilmesi konusundaki çabaların
sürmesi gerektiğini söyledi.
Rice: Terörle
mücadelede
işbirliği
yapılması önemli
Rice, terör
örgütü PKK ile mücadelede işbirliği yapılmasının
önemine dikkat çekerek, ABD olarak PKK ile mücadelede geçmişteki gibi
gelecekte de aktif olacaklarını söyledi.
Rice, ortak
basın toplantısında soruları da yanıtladı. Terör
örgütü PKK ile mücadeleye ilişkin soru üzerine Rice,
sınırların mümkün olduğunca güvenli olmasının
önemine işaret ederek, Iraklıların kendi topraklarının
terör örgütlerince kullanılmaması yönündeki çabaların bir
parçası olması gerektiğini kaydetti.
Rice, Türkiye,
Irak ve ABD arasında bu konudaki mevcut mekanizmayı
hatırlatarak, bunun tekrar aktif hale getirilmesinin gerektiğini
bildirdi. Terör örgütü ile mücadelede istihbarat
paylaştıklarını söyleyen Rice, ABD olarak PKK ile
mücadelede geçmişteki gibi gelecekte de aktif olacaklarını
kaydetti.
Irak'ta istikrar
için yapabilecekleri bütün katkıyı yapmak istediklerini söyleyen
Rice, Irak, Türkiye ve koalisyon güçleri arasında işbirliği
kurulmasının önemine dikkat çekti.
İran'ın
nükleer programı
İran'ın
nükleer programı konusunda gelecek ay Bakü'de Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'a
nasıl bir mesaj iletmesini beklediklerinin sorulması üzerine Rice,
Türkiye'nin de, Bakan Gül'ün de dediği gibi, İran'dan bazı
sorumluluklarını yerine getirmesini bekleyen uluslararası
kamuoyunun bir parçası olduğunu kaydetti.
Rice, bu
çerçevede BM Güvenlik Konseyi'nin de İran'ın nükleer
programını tehdit olacak şekilde yürütmemesini istediğini
hatırlatarak, "ABD'nin mesajı bu, Güvenlik Konseyi'nin
mesajı bu ve Sayın Gül'ün de dediği gibi, bu aynı zamanda
Türkiye'nin de mesajı" diye konuştu.
İran
rejimine ilişkin soru üzerine de Rice, ABD olarak İran halkıyla
bir sorunları bulunmadığını, İran'ın
muhteşem bir kültür ve muazzam bir halkı bulunduğunu kaydetti.
İran halkının mutlaka uluslararası toplumla
bütünleşmesi ve modernleşmesi gerektiğini ifade eden Rice,
İran halkının güçlü ekonominin bütün nimetlerinden
faydalanması gerektiğini, bunun için potansiyeli bulunduğunu,
ancak mevcut yönetimin İran halkını uluslararası toplumdan
izole etmekte olduğunu söyledi.
Rice, asıl
konunun İran'ın nükleer silah yapabilecek teknoloji ve
uzmanlığı geliştirmemesi gerektiği olduğunu
söyleyerek, ancak İran liderlerinden zaman zaman bu teknolojiyi transfer
edeceklerini duyduklarını belirtti. Rice, Bakan Gül ile bu konudaki
görüşlerinin ortak olduğunu söyleyerek, Türkiye'den bunu duymaya
devam etmeyi istediklerini kaydetti.
Abbas'ın
ziyareti
Filistin Devlet
Başkanı Mahmud Abbas ile Esenboğa havaalanında neden
görüşmediğinin sorulması üzerine de Rice, Abbas ile zaten çok
sık görüştüğünü, ancak Abbas ile aynı zamanda
havaalanında bulunduklarından haberdar olmadığını
söyledi.
Rice,
Abbas'ın Filistin yönetiminin seçilmiş başkanı
olduğunu, kendisine saygı duyduklarını belirterek,
saygıdeğer birisi olduğunu da Tel Aviv'deki
saldırıyı hemen kınayarak gösterdiğini kaydetti.
Abbas'ın
kınamasının Hamas'tan gelen açıklamayla taban tabana
zıt olduğuna işaret eden Rice, ABD olarak Filistin halkına
insani yardımlarını artırmak istediklerini bildirdi.
Hamas'ın
iktidarın gerektirdiği sorumluluğu anlaması
gerektiğini söyleyen Rice, Hamas'ın yol haritasına uyulması
gerektiğinin farkına varması ve Ortadoğu Dörtlüsü'nün
isteklerine cevap vermesi gerektiğini kaydetti.
KIBRIS 26/04/06
ABD
Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Bryza: Türkiye
Kıbrıs konusunda üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmeli
TÜRKİYE
ÇABUK OLMALI... ABD Dışişleri Bakanlığı'nın
Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza, Kıbrıs
konusunda Türkiye'nin, "Ankara protokolünün genişletilmesi" ve "AB
ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması'nın
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de içermesi" gibi, geçen ekim ayında
bazı yükümlülükler üstlendiğini belirterek, "Bu
yükümlülüğün ne zaman yerine getirileceği belli değil, ancak
çabuk yapılması gerekiyor" dedi
ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve
Avrasya'dan sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza, "Kıbrıs
konusunda Türkiye, geçen ekim ayında bazı yükümlülükler
üstlendi" dedi.
ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, Bulgaristan'daki
NATO bakanlar toplantısına katılmadan önce Atina ve Ankara'ya
gerçekleştireceği ziyaretlere ilişkin, Washington'daki
yabancı basına brifing verildi.
Bryza,
Rice'ın Ankara ve Atina'yı ziyaretinde Kıbrıs konusunu da
ele alacağını belirtirken, "Kıbrıs konusunda
Türkiye, geçen ekim ayında bazı yükümlülükler üstlendi. Ankara
protokolünün genişletilmesi ve AB ile Türkiye arasındaki Gümrük
Birliği anlaşmasının Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
(Kıbrıs Rum Kesimi) de içermesi gibi. Bu bir yükümlülük. Bu yükümlülüğün
ne zaman yerine getirileceği belli değil ancak çabuk
yapılması gerekiyor. Tabii bunun siyasal olarak
gerçekleştirilmesini kolaylaştıracak bazı ara önlemler
gerekebilir" diye konuştu.
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün,
Kıbrıs'a ilişkin açıkladığı eylem
planına değinen Bryza, bu planı "çok idealist" olarak
niteledi ve karşı tarafın henüz bunu kabul ettiğine dair
bir işaret görülmediğini söyledi. Kıbrıs konusunu yeniden
canlandıracak bir fırsat olmasını dilediğini ifade
eden Bryza, "Görüşmelere yeniden başlamanın kilidi, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'a tarafların iyi niyet ruhu içinde
olduklarını kanıtlamaları" dedi.
Bryza,
görüşmelere "sıfırdan" başlamak yerine, uzun
müzakerelerin sonucu ortaya çıkarılan "Annan Planı
çerçevesinin" korunmasının uygun olacağını da
sözlerine ekledi.
KIBRIS 26/04/06
Brüksel'e
ambargo damgası
Kıbrıslı
Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef
oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla bugün
Brüksel'de gösteri düzenliyor
Brüksel'e
ambargo damgası
KIBRISLI
TÜRKLER BRÜKSEL'E AKIN EDİYOR... Kıbrıslı Türkler, KKTC'ye
yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef oldukları
haksızlıkları kınamak amacıyla bugün Brüksel'de
gösteri düzenliyor. Merkezi Londra'da bulunan "Ambargolu" (Embargoed)
isimli sivil toplum örgütü, "Kıbrıslı Türkler ve
onların etnik anavatanı olan Kuzey Kıbrıs üzerinde süren
uluslararası izolasyonların kaldırılmasında
başarısız olan Avrupa Birliği'ni protesto etmek üzere"
çok sayıda göstericinin bugün İngiltere'den ve KKTC'den Brüksel'e
geleceği duyuruldu
Kıbrıslı
Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef
oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla bugün
Brüksel'de gösteri düzenliyor.
A.A'nın
haberine göre, merkezi Londra'da bulunan "Ambargolu" (Embargoed)
isimli sivil toplum örgütü tarafından yapılan açıklamada,
"Kıbrıslı Türkler ve onların etnik anavatanı olan
Kuzey Kıbrıs üzerinde süren uluslararası izolasyonların
kaldırılmasında başarısız olan Avrupa
Birliği'ni protesto etmek üzere", çok sayıda göstericinin bugün
İngiltere'den ve KKTC'den Brüksel'e geleceği duyuruldu.
"Susturulanlar
Brüksel'de" adı verilen barışçı gösterinin, KKTC'nin
izolasyonunun sona erdirilmesi, Kıbrıslı Türklere mali
yardım yapılması ve doğrudan ticaretin
başlatılması konusunda AB Bakanlar Konseyi'nin
aldığı kararın ikinci yıldönümü ile
çakıştığı belirtilen açıklamada, bugüne kadar
KKTC üzerindeki ambargolardan hiçbirinin
kaldırılmadığı hatırlatıldı ve özetle
şunlar kaydedildi:
"Kıbrıslı
Türkler üzerinde 42 yıldır süren ambargoların
kaldırılması konusunda verdiği kararı uygulama kararlılığı
gösteremeyen AB'yi protesto etmek için AB'nin kalbinde, Bakanlar Konseyi
binasının kapısında yapılacak olan gösteriye 15
diğer sivil toplum örgütü de katılarak destek veriyor. Konsey, 26
Nisan 2004 tarihinde, yani Kıbrıs'ın birleştirilmesi
konusundaki tarihi halk oylamasından iki gün sonra, tecridin sona
erdiğini açıklamıştı. Bu halk oylamasında
Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i Annan Planı'ndan yana oy
kullanırken, Kıbrıslı Rumların yüzde 76'sı
karşı oy kullanmıştı.
'Kıbrıs'ın
1 Mayıs 2004 tarihinde AB'ye girmesinden bu yana AB'ye tam üyeliğin
sağladığı yararlardan ve temsil yetkisinden yalnız
Güney Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Rumlar
faydalanmaktadır."
"Ambargolu"
Başkanı Bülent Osman tarafından yapılan açıklamada,
"21. yüzyılda olduğumuz halde, AB içinde bazı
insanların hala ambargolar altında yaşamaya zorlanması
inanılacak gibi değildir. Bu, aslında AB'nin
saygınlığı sorunudur. İnsan hakları ve demokrasi
konularında model olduğunu öne sürenler, iki yıl önce verdikleri
sözlere karşın kendi vatandaşlarının
haklarını çiğneyebilmektedirler" ifadesi
kullanıldı.
Brüksel'deki
protesto gösterisinin Schumann Meydanı'nda, yerel saatle 13.00'te
başlayacağı, bir çağrı okunacağı ve
ardından Kıbrıslı Türklerin ambargolar altında
yitirdikleri yılların sayısını simgeleyen 42 balonun
gökyüzüne bırakılacağı bildirildi.
Örgüt
ayrıca Avrupa Parlamentosu üyeleri ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in temsilcileri ile görüşmelerde
bulunulacağını duyurdu.
Bu
toplantılarda ambargoların Kıbrıslı Türkler üzerindeki
olumsuz etkilerinin kanıtlarının sunulacağı ve KKTC
üzerindeki tüm ambargoların derhal ve koşulsuz olarak sona
erdirilmesi için iki yıl önce verilen sözlerin hayata geçirilmesi
gerekliliğinin vurgulanacağı belirtildi.
"Ambargolu"
isimli örgüt, KKTC'ye karşı uygulanan tüm ambargoların derhal ve
koşulsuz olarak sona erdirilmesi için kampanya yürüten bir "insan
hakları kuruluşu" olarak tanıtılıyor.
Kurumun 2005
tarihinde çalışmaya başladığı, "Kuzey
Kıbrıs'ın tecrit edilmesi konusunda bilgilenmenin artması
konusunda etkin bir rol oynamayı ve Kıbrıslı Türklerin
temel siyasi, ekonomik ve toplumsal haklarının geri verilmesi için
dünya liderleri ve kurumlarına lobi çalışması yürütmeyi
amaçladığı" belirtiliyor.
KIBRIS 26/04/06
Polemityalılar
topraklarının iadesi için eylem yapıyor
Kıbrıslı
Türk ve Kıbrıslı Rum Polemitya köylüleri bugün
topraklarının iadesi için eylem yapacak.Polemitya sakinleri bugün
saat 14.00'da Metehan sınır kapısında buluşulacak ve
Polemitya'ya hareket edecek.
Polemtiya
köylülerinin oluşturduğu girişim komitesi adına Kemal
Binatlılı tarafından yapılan yazılı
açıklamada, 1950'li yıllarda adadaki İngiliz sömürge yönetimi
tarafından uzun vadeli kiralama yolu ile toprakları kiralanan
Polemitya köyünün sakinleri ortak eylem yapıyor.
Açıklamada,
İngiliz sömürge yönetiminin Polemitya topraklarının bir bölümünü
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toprak
sahiplerinden kiralayarak kurduğu BERRAGIA kampını
boşalttığı ve eski sahiplerine iade
hazırlığında bulunduğu ifade edildi.
Bu girişim
üzerine Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumların topraklarını kamu
toprağı haline getirerek, buraya üniversite ve kampus yapmak
istediğinin anlaşılması üzerine her iki toplumdaki
Polemityalar olarak birlikte mücadele etmeye karar verdikleri de belirtildi.
Bu amaç
doğrultusunda, Poletmityalıların bugün BERRAGIA kampı
önünde bir eylem yapılacağı bildirildi.
"Topraklarımıza
ve atalarımızın topraklarına sahip çıkmak hepimizin
görevidir" çağrısında bulunan Kemal Binatlılı,
eylem ve gelişmeler hakkında bilgi almak isteyenlerin 0542 852 18 29
numaralı telefona başvurabileceklerini belirtti.
Polemitya
toprakları bulunan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı
Rumların isimleri şöyle:
"Adem
Ömer, Şaban Kamil, Kamil Ramadan, İzzet Hüseyin, Saim Ahmet, Ali
Muharrem, Süleyman Mulla, Mehmet Zeki, Ahmet Mehmetemin, Hasip İzzet,
İsmail Ömer, Ahmet Süleyman, Enver Mıstabortos, Kemal Abbaz, Kemal
Süleyman, Kemal Cemaili, Derviş M. Cakartos, Ramadan Süleyman, Fuat
Süleyman, Ramadan Özdemir, S. M. Osman, Mehmet Türkoz, Ahmet Satıa, Mehmet
Cemal, Salih (soyadı yok), Hasan Karamanos, Hüseyin (soyadı yok),
Hüseyin Hamuza, Emir Ahmet Hüseyin, Safet Hüseyin, Derviş Mehmet, Hüseyin
Veli, Hasan İbrahim Gori, Ahmet Emir Mustafa, Ahmet Emir Hüseyin,
Şaban Hasan, Sami Mehmet."
Yunan
basınından Ricea tepki
Ricein
Atinada yaptığı Kıbrısla ilgili açıklamalar,
Rum ve Yunan basınında tepkiyle karşılandı. Rice,
Türkiye yanlısı tutum izlemekle eleştirildi.
NTV
Güncelleme: 10:05 TSİ 27 Nisan 2006 Perşembe
ATİNA
- ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Atina ziyaretinde,
Kıbrısın Türkiyenin AB üyeliğinin önüne engel
oluşturmaması gerektiğini söylemiş; Rum kesimine de
izolasyonların hafifletilmesine destek vermesi çağrısı
yapmıştı
Rum
Simerini gazetesi, Riceın bu açıklamalarının, Yunanistan
ve Rum kesiminde acı bir tat bıraktığı yorumunda
bulundu. Politis gazetesi de haberinde Atinanın ortasında Ricetan
soğuk duş başlığını kullandı.
Atinada ana muhalefetteki sosyalist parti PASOK da, Ricein bazı
açıklamalarının kabul edilemez olduğunu ileri sürdü.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise
Washingtonla stratejik ortak olmalarına rağmen ABDnin
politikasıyla tamamen hemfikir olmadıklarını belirtti
Rumlar
Annan Planı'nı reddetmenin cezasını çekiyor
Kıbrıs Rum
tarafının Annan Planı'nı reddetmesinin ikinci
yıldönümünde görünen o ki, plan kabul edilseydi Rumların
çıkarları zararlarından kat kat fazla olacaktı, üstelik iki
taraf ortak bir irade oluşturabilecekti. Şimdi çözüm için çabalar
yine yavaşladı
27/04/2006
Fİlİppos
Savvİdİs
24 Nisan
2004'te düzenlenen referandumda Kıbrıslı Rumların BM ile
AB'nin önerdiği çözümü reddetmesinden iki yıl sonraki durum,
adanın yeniden birleşmesine ilişkin hiç cesaret vermiyor.
Artık ortak kanı, bölünmenin 'çimentolaştığı'
yönünde. İşgalin oldubittileri de her gün
sağlamlaşıyor. Bununla birlikte Kıbrıs sorununun
kalıcılaşması halkın olgunlaşmasına izin
vermiyor ve halk böylece uluslararası gelişmeleri takip edemiyor.
Referandumda çözüm kabul edilseydi, bugün durum Rum tarafı
için de bambaşka olacaktı.
Ulusal ve ortak
çıkarlar çöpe gitti
Çözümden iki buçuk yıl sonra birçok şehir ve köy
Kıbrıslı Rumlara geri verilecekti. Yaklaşık 25 bin
Kıbrıslı Rum evlerine dönecekti. Kıbrıslı
Rumların Türk yönetimi altına aşamalı olarak dönmelerine
ilişkin prosedür de başlayacaktı. 65 yaş üstündeki
Kıbrıslı Rumlar ile Karpaz nüfusu, Kıbrıs Türk
devletine hiçbir kısıtlama olmadan ve kalıcı olarak
yerleşebilecekti.
120 bin yerleşikten yaklaşık 60 bini adada kalacaktı.
Birçoğu şu veya bu şekilde yaşadıkları yerlerden
gitmek zorunda kalacak, diğer yerleşikler ise Türkiye'ye dönmeleri
için kendilerine verilecek önemli ekonomik kriterleri değerlendirecekti.
En önemlisi, çözümün hayata geçirilmesiyle yeni yerleşiklerin kontrolsüz
akışı durdurulacaktı.
Dahası, Kıbrıs'ın kuzeyini hâlâ işgal eden 40 bin Türk
askerinin 34 bini Ekim 2006'ya kadar Kıbrıs'tan
ayrılacaktı. Adada 6 bin Türk ve 6 bin Yunan askeri kendi
kamplarında kapalı bir biçimde kalacaktı.
Kıbrıslı Rum mal sahipleri, kendi evlerini veya yerel
yönetimdeki başka bir evi geri alacaktı. Ayrıca Kıbrıs
Türk devletindeki topraklarının üçte biri kadarını da üç
beş yıl içinde geri alacak, her mal sahibi geri
alamadığı malı için tazminat davası açabilecekti.
Kıbrıs sorununun çözümü, AB çerçevesinde kendi dinamizmine sahip
olacaktı. Böylece Kıbrıslı Türkler artık
Ankara'nın tutsağı olmayacak, Kıbrıslı Rumlar
için de bütün Kıbrıs'ın yönetiminde bulunma fırsatı
oluşacaktı. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı
Türkler, Avrupa vatandaşları olarak AB'ye birlikte
katılacaktı.
Bunlar elbette teoride, bugünkü acı gerçek ise bambaşka. Lefkoşa
ile Atina'nın 'hareketsizlik' politikası ve Kıbrıslı
Türklerin siyasi ve ekonomik açıdan kalkınmaları, AB
üyeliğine rağmen Rum tarafını müzakerelerde
zayıflatıyor. İşgal bölgesinin
Tayvanlaştırılması devam ediyor ve sonuç olarak durum her
gün Kıbrıslı Rumların aleyhine gelişiyor. Kuzey'deki
inşaat patlaması ilk kez açıkça Karpaz ve Güzelyurt gibi
Kıbrıslı Rumlara ait bölgelere de yayılıyor.
Çözümsüzlük ve dolayısıyla da bölünmüşlüğe ilişkin
karışık durum, her iki toplumda örgütlü suça yardımcı
oluyor.
İstenen
statükonun devamı mı?
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, AB ve genel olarak uluslararası toplum,
taraflar arasındaki uçurumun hâlâ büyük olduğunu düşünüyor ve
nihai çözüme ilişkin herhangi bir girişimde bulunmayı reddediyor.
Bunun yerine bölünmüşlüğü 'günlük olarak' ele alıp
Lefkoşa'nın da onayıyla 'düşük seviyeli' konulara
ilişkin teknik düzeyde görüşmeler yapıyor.
Tüm bunlar karşısında şu soru yine gündeme geliyor:
Kıbrıslı Rumlar sonuç olarak ne istiyor? Statükoyla
uzlaşı mı?
(Rum gazetesi Politis, 22 Nisan 2006)
RADIKAL 27/04/06
Önce Dışişleri Bakanı Aras sonra Atatürk öldürülecek
Levent SEĞMEN/ANKARA
Avusturya devlet
arşivlerinde 70 yıl sonra ortaya çıkan gizli bir belge, iki
Ermeni ve iki Türkün Atatürke ve genç cumhuriyetin devlet adamlarına
karşı planladığı suikastın
ayrıntılarını ortaya çıkardı. Hürriyet, korkunç
suikast planını ayrıntılarıyla anlatan Avusturya istihbarat
belgesine ulaştı.

Suikast iki aşamada gerçekleşecekti. Düzceli Recep Çavuş ve
Gönenli İsmail adlı iki Türk ile Bahçecikli Şerbetçiyan ve
Pazarköy/Yeniköylü Vahram Çavuş adlı iki Ermeni, Viyanada bir araya
gelerek Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Arasa
yapılacak birinci suikastı planlayacaktı.
AVUSTURYA Devlet Arşivlerinde bulunan ve Avusturya
Başkanlığı ile Avusturya İstihbaratının
resmi iç yazışması olan bir belge, 1935 yılında iki
Ermeni ile iki Türk vatandaşının Mustafa Kemal Atatürk ve
dönemin Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras
başta olmak üzere, genç Türkiye Cumhuriyetinin devlet
adamlarını öldürme planlarını ortaya çıkardı.
Hürriyet, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr.
İnanç Atılganın, Avusturya resmi arşivlerinde
ulaşıp Türk Tarih Kurumuna teslim ettiği belgeyi ilk kez
açıklıyor.
5 Ocak 1935 tarih ve "Ad NPA K 780 Z1.30.248-13/35" numaralı
belge, Avusturya Başbakanlığı tarafından Avusturya
İstihbaratına gönderilmiş resmi bir yazışma. Belgeye
göre, 1935 yılında Türk Dışişleri
Bakanlığı Viyanadaki Türkiye Büyükelçiliğine, Atatürk ile
birlikte hemen hemen bütün devlet adamlarına yönelik suikast
hazırlığını ve bu hazırlığın
ayrıntılarını bildiriyor.
İLK HEDEF ARAS
Elçilik kanalıyla Avusturya Başbakanlığına
aktarılan bilgiler arasında, iki kademeli "suikast
zinciri"nin Avusturyada planlanacağı bilgisine yer veriliyor.
Zincirin birinci kademesi ve ilk hedef olan Dışişleri
Bakanı Tevfik Rüştü Arasa yönelik suikastın Avusturyada
gerçekleşme ihtimalinden söz edilen istihbari bilgiler için Avusturya
Başbakanlığı, "Viyanadaki Türk Büyükelçiliğinin
bağlı olduğu yüksek makamından kesinlikle ciddiye
alınması gereken gelen bilgi" tanımlamasını
yapıyor.
DÖRT SUİKASTÇI
Gizli istihbarat raporunda, dört suikastçı hakkında şu bilgiler
yer alıyor:
Düzceli Recep Çavuş: Orta boylu, tıknaz, kahverengi saçlı,
siyah sakallı olup Suriye pasaportu taşıyor. Son ikametgahı
Suriyede Beyrut.
Gönenli İsmail: Cılız, siyah tenli ve saçlı,
uçları yukarı kalkık küçük bıyıklı olup
kendisinin de bir Suriye pasaportu vardır. Son bulunduğu yer
Suriyedeki Beyruttur.
Bahçecikli Şerbetçiyan: Zayıf, uzun yüzlü, genç görünümlü,
griye kaçan saçlı olup Amerikan pasaportuna sahip. 1929da Türk
topraklarına girmek istedi, başarılı olamadı.
Fransızca, İngilizce, Türkçe ve Arapça biliyor.
Pazarköy/Yeniköylü Vahram Çavuş: Orta boylu, koyu tenli, siyah
kaşlı ve saçlı, yüzü tıraşlı olup Nansen
pasaportuna sahip. Fransızca ve Türkçe konuşuyor.
İki Ermeni, resimli ve Latin alfabeli Türk nüfus cüzdanına sahip ve
(sahte) isimleri "Tarsuslu Humadi" ve "Silifkeli
Abdülrezzak". Sözü geçen halıcının ise Arşak
Taşçıyan olduğu belirlendi (3 Mayıs 1908de
Kayseri/Türkiyede doğdu, bekar). Adresi, Wienener Hauptstr. 10/23, O/193
(Altes Freihaus)
SUİKASTLAR NASIL YAPILACAKTI
1935 yılının Ocak ayı. Fransada bulunan iki Türk ve iki
Ermeni vatandaşı, yakın bir zamanda Viyanaya gitmek için
hazır bekliyor. Viyanada buluşacakları adres, Kayseri
doğumlu olan ve halıcılık yapan Arşak
Taşçıyanın Wiedener Bulvarındaki yeri.
Buluşmanın konusu, o sırada Avrupada mekik dokuyan
Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Arasa düzenleyecekleri
suikast. Suikast zincirinin bu ilk halkasının tetikçileri iki Türk,
Düzceli Recep Çavuş ve Gönenli İsmail.
Türk Dışişleri Bakanı Dr. Aras, Cenevreye giderken ya da
dönerken öldürülecek. Avusturya ya da başka bir ülke. Türk tetikçiler bir
azrail gibi Tevfik Rüştü Arasın peşindeyken, iki Ermeni
Bulgaristanda hazır olacak ve "emir" bekleyecek.
Bahçecikli Şerbetçiyan ve Pazarköy/Yeniköylü Vahram Çavuşun
pasaportları hazır. Eğer Tevfik Rüştü Arasa yönelik
suikast başarıya ulaşırsa, biri Amerikan, diğeri
"Nansen pasaportu" taşıyan iki Ermeni tetikçi,
Ankaranın yolunu tutacak.
İkinci suikast için planlanan mekan, katledilecek olan Tevfik Rüştü
Arasın cenaze töreni. Muhtemelen bir bombalı suikast. Hedef önce
Mustafa Kemal Paşa... Ve cenazeye katılan "yüksek makam
sahibi" kim varsa...
NANSEN PASAPORTU NEDİR
Oslo doğumlu Fridtjof Nansen, Grönland üzerinden Kuzey Kutbuna geçen ilk
kaşif ve siyasetçi. Birinci Dünya Savaşından sonra
Birleşmiş Milletlerin "atası" olan Milletler
Cemiyetinde mülteciler komiseri oldu. Mültecilerle ilgili
çalışmaları nedeniyle 1992 yılında Nobel
Barış Ödülü alan Nansenin ismi, yine bu çalışmalar
nedeniyle mülteciler için özel hazırlanan pasaporta verildi. "Nansen
Pasaportu" adı altında bugün de kullanılıyor.
İŞTE BELGE
"Viyanadaki Türk Büyükelçiliğinin bağlı olduğu
yüksek makamından kesinlikle ciddiye alınması gereken bilgiye
göre, şu an Fransada bulunan iki Türk ve iki Ermeni, yakın bir
zamanda Viyanaya gelecek ve Taşçıyan isimli halıcının
yanında Türk Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü
Arasa yapılacak suikast üzerine görüşecekler. Suikast iki Türk
tarafından, Türk Dışişleri Bakanı Cenevreye giderken
ya da dönerken, veyahut da Avusturya ya da başka bir ülkeden geçerken
düzenlenecek. Bir sonraki Kurul Toplantısı, Türk
Dışişleri Bakanının Avusturyadan geçeceği 13
Ocak tarihinden önce Ocak ortasında yapılacak. Viyanada
yapacakları görüşmelerden sonra bu iki Ermeni Bulgaristana gidecek
ve Hasköye konuşlanacak, pasaportlarını hazırlayıp
emir bekleyecekler. Türk Dışişleri Bakanına düzenlenecek
defin töreninde özellikle Mustafa Kemale olmak üzere yüksek makam sahibi
kişilere suikast düzenleyecekler."
İZMİRDE BAŞARISIZ SUİKAST
Cumhuriyet tarihinde Atatürke yönelik suikast girişimlerinden en
önemlisi, İzmir suikastı olarak biliniyor. 1926 Haziranında
Gazi Mustafa Kemale İzmirde düzenlenmesi tasarlanan suikast
girişimi önceden haber alınarak önlenmiş ve düzenleyicileri
tutuklanmıştı. Kurulan İstiklal Mahkemesi, suçları
sabit olanları idama mahkum etmişti. 14 Temmuz 1926da başta
Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi, Şükrü Bey,
Ayıcı Arif, İsmail Canpolat olmak üzere 13 kişi idam
edilmişti. Atatürk bu girişimi, Anadolu Ajansına, "Benim
naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti
ilelebet páyidar kalacaktır" sözüyle değerlendirmişti.
HURRIYET
27/04/06
Rumlar
Rice'a kızdı
Rum siyasiler,
Rice'ın "Kuzey Kıbrıs" ve
"Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son
verilmeli" sözlerine tepki gösterdi
Rumlar Rice'a
kızdı
ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, Ankara ve Atina
ziyaretleri ile Türkiye'nin AB üyelik süreci ve Kıbrıs Türk
halkının içinde bulunduğu izolasyonlardan söz ettiği
açıklamaları, Rum siyasi partilerinin tepkisine yol açtı.
Rum Radyosu,
Rice'ın "Kuzey Kıbrıs" ifadesi ve
"Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son
verilmesine" ilişkin telkini, siyasi partilerin en yoğun
eleştirisini alan ifadeler oldu ve bütün partiler "milli birlik"
çağrısı yaptı.
Rum siyasi
partilerinin çoğunluğu, Condoleezza Rice'ın ziyaret
amacını, "Türkiye'nin AB üyelik sürecinin ileri
götürülmesine" ve "İran'a olası müdahale için destek ve
müttefik kazanma arayışına" bağladılar.
Papadopulos
hükümetinin büyük ortağı AKEL'in Meclis Grup Sözcüsü Nikos
Katsuridis, Rice'ın, "birileri Türkiye'nin AB üyelik sürecine engel
koymayacağı taahhüdünde bulundu" şeklindeki sözleriyle kimi
kastettiğini açıklaması gerektiğini söyledi. Katsuridis,
"Sayın Rice'a, Türkiye'nin üyelik sürecini engelleyenin
Kıbrıs'a ve Avrupa Birliği'ne karşı yükümlülüklerini
yerine getirmeyen Ankara'nın kendisi olduğu söylenmelidir. AB'nin ve
BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üye ülkelerinin 5'inin birden Kıbrıs
sorununa çözüm bulma çabalarına müdahil olmaları talebimizde
sağlam durmalıyız" dedi.
DİSİ
Başkan Vekili Averof Neofitu ise, "Dışardan bazı
kişilerin Türkiye'nin Avrupa sürecine ilişkin anlaşmalardan ve
taahhütlerden söz etmesine şaşırmamak gerekir. Çünkü Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinin ilerlemesine bugünkü hükümet (Rum) rıza
gösterdi" dedi.
Rice'ın
Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarından söz etmesinin
haksız ve kabul edilemez olduğunu savunan Neofitu, "bu sözlerin
aslında Gül'ün önerilerinin dolaylı yoldan tanınması ve
KKTC'nin yüceltilmesi anlamına geldiğini" kaydetti..
DİKO
Başkan Vekili Nikos Kleanthus da, Rice'ın sözlerini "kabul
edilemez, tahrikkar ancak beklenen sözler" olarak niteledi ve ABD'nin
Türkiye'nin AB sürecini ileri götürmenin yollarını
aradığını söyledi. ABD'nin Avrupa Birliği'nde tam
denetim sağlayamayacağını da söyleyen Kleanthus, Türkiye'nin
üstlenmiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini
savundu.
EDEK
Başkanı Yannakis Omiru ise Rice'ın, Türkiye'yi yükümlülüklerini
yerine getirmemesi konusunda cesaretlendirdiğini iddia etti ve bunu,
"Kürtler konusunda Türkiye'yi yatıştırmak için hediye"
olarak niteledi.
EUROKO
Başkanı Dimitris Şilluris da, "Yükümlülüklerini ve
taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda Kıbrıs halkı
Türkiye'nin üyelik sürecini taahhüt etmez" dedi. Kıbrıs
sorununda Avrupa müktesebatı temelinde yeni bir strateji olması
gerektiğini söyleyen Şilluris, "Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmezse vetonun kesin olacağını net şekilde ortaya
koymalıyız" dedi.
KIBRIS 27/04/06
İzolasyonları
kaldırın
Kıbrıslı
Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef oldukları
haksızlıkları kınamak amacıyla dün Brüksel'de gösteri
düzenleyerek AB'ye çağrıda bulundu.
İzolasyonları
kaldırın
AVRUPA
BİRLİĞİ PROTESTO EDİLDİ Kıbrıslı
Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef
oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla dün
Brüksel'de gösteri düzenleyerek AB'ye Kıbrıs Türk halkının
temel haklarının sağlanması çağrısında
bulundu. Merkezi Londra'da bulunan ''Ambargolu'' (Embargoed) isimli sivil
toplum örgütünün öncülüğünde düzenlenen gösteride, Kıbrıslı
Türkler üzerinde süren uluslararası izolasyonların
kaldırılmasında başarısız olan AB protesto edildi
"KKTC
ÜZERİNDEKİ AMBARGOLAR HALA KALDIRILMADI" ''Susturulanlar
Brüksel'de'' adı verilen barışçı gösteride, KKTC'nin
izolasyonunun sona erdirilmesi, Kıbrıslı Türklere mali
yardım yapılması ve doğrudan ticaretin
başlatılması konusunda AB Bakanlar Konseyi'nin
aldığı kararın ikinci yıldönümüyle
çakıştığı belirtilerek, bugüne kadar KKTC üzerindeki
ambargolardan hiçbirinin kaldırılmadığı
hatırlatıldı
CUMHURBAŞKANI
TALAT'TAN EYLEME DESTEKCumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
''Ambargolular'' sivil toplum örgütünün, AB'yi protesto eylemine destek
mesajı göndererek, eylemin başarılı geçmesini diledi.
Talat, Kıbrıs Türk halkının, referandumda çözüm yönünde
ortaya koyduğu yüksek iradenin diğer devletler ve uluslararası
kuruluşlar tarafından dikkate alınmasını, uygulanan
kısıtlamaların kaldırılarak, dünyayla
bütünleşmelerine olanak tanınmasını beklediğini
bildirdi
Kıbrıslı
Türkler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) yönelik izolasyonların
sürdürülmesini ve hedef oldukları haksızlıkları
kınamak amacıyla dün Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) meydanı
Schuman'da ''Susturulanlar Brüksel'de'' adı verilen barışçı
bir gösteri düzenleyerek AB'ye Kıbrıs Türk halkının temel
haklarının sağlanması çağrısında bulundu.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da, ''Ambargolular'' sivil toplum örgütünün, Avrupa
Birliği'ni protesto eylemine destek mesajı göndererek, eylemin
başarılı geçmesini diledi. Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs Türk halkının, referandumda çözüm yönünde ortaya
koyduğu yüksek iradenin diğer devletler ve uluslararası
kuruluşlar tarafından dikkate alınmasını, uygulanan
kısıtlamaların kaldırılarak, dünyayla
bütünleşmelerine olanak tanınmasını beklediğini
bildirdi. Merkezi Londra'da bulunan ''Ambargolu'' (Embargoed) isimli sivil
toplum örgütü öncülüğünde düzenlenen gösteri sırasında
yapılan açıklamalarda, ''Kıbrıslı Türkler ve
onların etnik anavatanı olan Kuzey Kıbrıs üzerinde süren
uluslararası izolasyonların kaldırılmasında
başarısız olan Avrupa Birliği'nin protesto edildiği''
belirtildi.
''Susturulanlar
Brüksel'de'' adı verilen bu barışçı gösterinin, KKTC'nin
izolasyonunun sona erdirilmesi, Kıbrıslı Türklere mali
yardım yapılması ve doğrudan ticaretin
başlatılması konusunda AB Bakanlar Konseyi'nin aldığı
kararın ikinci yıldönümüyle çakıştığı
belirtildi.
Gösteri
sırasında dağıtılan açıklamada, bugüne kadar KKTC
üzerindeki ambargolardan hiçbirinin kaldırılmadığı
hatırlatıldı ve özetle şunlar kaydedildi:
''AB'ye,
Kıbrıs Türk halkının uluslararası topluluktan 42
yıllık izolasyonuna son vermek üzere 26 Nisan 2004'te verdiği
sözü yerine getirmesi için çağrıda bulunuyoruz. 24 Nisan 2004'te,
Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i, büyük özverileri göze alarak,
BM'nin siyasi eşitlik, iki bölgelilik ve iki toplumluluk temelindeki
Kıbrıs'ı birleştirme planının lehinde oy
kullandı. Bunun sonucunda AB Komisyonu izolasyona son vermek için önlemler
alacağını ilan etti. Aradan iki yıl geçmesine rağmen
ambargoların bir teki bile kaldırılmadı. BM planına
karşı çıkan Rumlar ise AB'ye girdi.''
''Kuzey
Kıbrıs'taki Türk halkının, AB sınırları
içinde ve dışında doğrudan temsil, ticaret,
ulaşım ve iletişim haklarından yoksun
bırakılmış olarak, ırk ayrımcılığı
koşulları altında sıkıntı çekmeye devam
ettiği'' belirtilen açıklamada, ''AB, verdiği sözleri yerine
getirmek için somut adımlar atacağına, doğrudan ticaret
için üstlendiği yükümlülüğü terk edip söz verilen mali
yardımı yarıya indirerek ve bir yandan da hakları kısıtlayıcı
ek koşullar getirerek Kıbrıslı Türkleri
başarısızlığa mahkum ediyor'' ifadelerine yer verildi.
Eşitlik,
demokrasi ve insan haklarına saygılı olduğunu savunan bir
AB'nin Kıbrıslı Türklerin haklarını nasıl bu
şekilde ihlal ettiğinin sorgulandığı açıklamada,
uluslararası topluluk, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, ''Kıbrıs
Cumhuriyeti'' adı altında, Kıbrıs Türk halkını
temsil etme hak ve yetkisine sahip olmadığını kabul etmeye
çağrıldı.
Katılımcılar,
Kıbrıs Türk halkının seçilmiş temsilci ve yetkili
makamlarıyla doğrudan diyalog çağrısında da
bulundular.
Açıklamada,
ayrıca, ''Kuzey Kıbrıs ve diğer ülkeler arasında
doğrudan uçuşlar yapılması'', ''posta ve telekomünikasyon
bağlantıları kurulması'', ''engelsiz ticaret, doğrudan
mali yardım ve doğrudan yabancı yatırım
yapılması'', ''limanların dünya limanlarına
açılması'', ''Kıbrıs Türk kurum ve temsilciliklerinin
uluslararası
siyasi, sosyal,
kültürel ve sportif etkinliklere katılmaları'' istendi.
Göstericiler,
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu eski üyesi Günter Verheugen'in, 26
Nisan 2004 referandum sonuçlarının ardından,
''Kıbrıslı Türkler bu sonuçtan ötürü mağdur edilmemelidir.
Komisyon'un yayınlayacağı tüzük bu amaca hizmet edecektir.
Artık kuzeyin izolasyonuna son vermek zorundayız'' sözlerini
hatırlattı.
Türkiye ve KKTC
bayraklarının taşındığı gösteride, ambargo
yıllarının sayısını simgeleyen 42 balon uçuruldu.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın
eyleme destek
mesajı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının, referandumda çözüm
yönünde ortaya koyduğu yüksek
iradenin
diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından
dikkate alınmasını, uygulanan kısıtlamaların
kaldırılarak, dünyayla bütünleşmelerine olanak
tanınmasını beklediğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı
Talat, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türklerin
kurduğu ''Ambargolular'' isimli sivil toplum örgütünün, Avrupa Birliği'ni
protesto eylemine destek mesajı göndererek, eylemin
başarılı geçmesini diledi.
Mesajında,
pazartesi günü, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması
amacıyla hazırladığı planın, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta
eş zamanlı referanduma sunulmasının
2.
yıldönümü olduğunu anımsatan Talat, şunları kaydetti:
''24 Nisan 2004
referandumu ile birlikte Kuzey Kıbrıs'a uygulanan
izolasyonların, siyasi, ekonomik ve sosyal kısıtlamaların
kaldırılacağına yönelik açıklamalar
yapılmıştı. Bugün, Avrupa Konseyi'nin izolasyonların
kaldırılmasını öngören düzenlemeler
yapılacağını kabul ve ilan etmesinin ikinci yıldönümü.
Kıbrıs
Türk halkı, referandumda çözüm yönünde ortaya koymuş olduğu
yüksek iradenin diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar
tarafından dikkate alınmasını, uygulanan
kısıtlamaların kaldırılarak, dünyayla
bütünleşmelerine olanak tanınmasını beklemektedir.
Kıbrıslı
Türklerin maruz kaldığı haksız uygulamalara dikkat çekmek
için çeşitli faaliyetler yapan İngiltere'deki 'Ambargolular' grubu
bugün (dün), yani 26 Nisan'da Çarşamba günü, AB'nin kalbi sayılan
Brüksel'de
bir eylem
düzenliyor. Kuzey Kıbrıs'tan sivil toplum örgütlerinin de destek
verdiği bu eylemde, iki yıl önce izolasyonların
kaldırılmasına yönelik verilen sözler ve alınan
kararların hayata geçirilmesi için
çağrıda
bulunulacak. İngiltere'de 'Ambargolular' grubuna mensup
vatandaşlarımız, hiçbir karşılık beklemeden
işlerinden, zamanlarından fedakarlık yaparak, bu eylemde yer
almak için Brüksel'e gitmişlerdir. Kıbrıs Türk halkı
adına, gösterdikleri duyarlılık ve ortaya koydukları özveri
için kendilerini kutlar, başarılar dilerim.''
KIBRIS 27/04/06
Özdemir'den
Hristofyas'a çağrı: Türkçeyi AB'nin resmi dili yapın
AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu üyesi Cem Özdemir, Brüksel'de bir araya geldiği Rum
Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Hristofyas'a
Kıbrıslı Türklerle ilgili talebini yineledi:
Türkçeyi AB'nin
resmi dili yapın
"TÜRKÇE
RESMİ DİL OLMALI" . Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas
Grubu üyesi Cem Özdemir, Brüksel'de Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas ile yaptıkları görüşmede
''Türkçenin Avrupa Birliği'nin resmi dili olması gerektiği
yönündeki görüşünü bir kez daha dile getirdi
TEMAS GRUBU
HAZİRAN'DA KUZEYE GELİYOR Kıbrıs sorunu ile ilgili
yaşanan gelişmeleri "damlaya damlaya göl olur" olarak
yorumlayan Özdemir, Temas Grubu'nun 1 haziranda Kuzey Kıbrıs'a
geleceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat ile makamında
görüşeceklerini belirten Özdemir, özellikle sivil toplum örgütleri ile
yapılacak görüşmelerin açık olacağını
vurguladı
Avrupa
Birliği'nin (AB) Kıbrıslı Türklerin ilişkilerinin
geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından kurulan
Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Cem Özdemir, Brüksel'de Rum Meclisi
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile
yaptıkları görüşmede "Türkçenin Avrupa Birliği'nin
(AB) resmi dili olması gerektiği yönündeki görüşünü bir kez daha
dile getirdi.
ABHaber'e göre,
AP Yeşiller Grubu üyesi Cem Özdemir, görüşmede Hristofyas'a şu
mesajı verdi:
''Artık
kuzeyin bir jeste ihtiyacı var. Bu jest de ancak sizin taraftan gelebilir.
Bu cesareti siz gösterebilirsiniz. Ortalığı yumuşatacak
inisiyatiflere ihtiyacımız var. Kıbrıs Anayasasına
göre adada birleşme olsaydı Türkçe ve Rumca resmi dil olduğundan
Türkçe AB'nin 21. resmi dili olacaktı. Mademki siz adadaki Türk
varlığını tanıyorum, diyalogdan yanayım
diyorsunuz .O zaman siz Türkçenin AB'nin resmi dili olması için
çalışmalısınız. Annan planı konusunda farklı
yaklaşımlar olabilir. Adadaki taraflar çözüm konusunda farklı
düşünebilir. Türkçe adada konuşulan dillerden bir tanesidir. O zaman
somut olarak Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması için
çalışmalısınız. Örneğin, kuzeyde AB'nin ofis açma
konusu da ortalığı yumuşatabilir. Kıbrıslı
Rumlar olarak top sizin sahanızda. Çözümsüzlük tarafı olmak
istemiyorsanız adada somut adımlar atmalısınız.''
Hristofyas'ın
ise Özdemir'in konuşmasını dikkatle dinlediği ve
karşı çıkmadığı ifade edildi.
Kıbrıs
sorunu ile ilgili yaşanan gelişmeleri "damlaya damlaya göl
olur" olarak yorumlayan Özdemir, 1 Haziranda Kuzey Kıbrıs'a
gideceklerini söyledi.
Özdemir
ABHaber'e Kıbrıs sorunu ile ilgili son yaşanan gelişmeleri
anlattı:
''Temas Grubu 1
Haziran'da Kuzey Kıbrıs'a gidecek. Talat ile makamında
görüşeceğiz. Eskisi gibi şunla bunla görüşmeyelim. Makamda
mı yoksa bir başka mekânda mı görüşelim diye aramızda
tartışma konusu yok. Belli şeylere artık
alışıldı. Kuzey Kıbrıs'a gittiğimiz çok iyi
oldu. İşimiz kolaylaştı. Temas Grubu çok farklı
izlenimlerle döndü. Çok iyi oldu. Bunun altını çizmem gerekiyor.
Kuzey Kıbrıs'ta yaptığımız temaslar çerçevesinde
siyasi parti ve sivil toplum örgütleri sorunlarını çok iyi
anlattılar iyi hazırlanmaları çok faydalı oldu. Haziran
ayı başında Temas Grubu'nun özellikle sivil toplum örgütleri ile
yapacağı görüşmeler açık olacak. İlk ziyarette
basın toplantısı dışında Temas Grubu'nun
yaptığı görüşmeler kapalıydı. Şimdi bunu
daha da açacağız.''
AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu, geçtiğimiz mart ayında Kıbrıslı
Türklerle görüşmelerde bulunmak üzere adaya gelmişti.
AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu, Fransız sağcı parlamenter Françoise
Grossetete (koordinatör) başkanlığında Mechtild Rothe
(koordinatör yardımcısı), Karin Resetarits, Cem Özdemir, Francis
Wurtz, Yorgos Karatzaferis, Sean O Neachtain ve Ryszard Czarnecki'den
oluşuyordu.
KIBRIS 27/04/06
Dış
Basın Birliği, Rum Yönetimi'ni protesto edecek
Dış
Basın Birliği (DBB), Rumların Türk tarafına
uyguladığı insanlık dışı ambargolara, son
dönemde üyelerinin Güney'e geçişini engelleyerek uluslararası medyayı
da dahil etmesini, Brüksel'de Avrupa Birliği Komisyonu ve
uluslararası basın örgütleri nezdinde protesto edecek.
Ulusal ve
uluslararası alanda faaliyet gösteren medya kuruluşlarının
KKTC'deki temsilcilerinin oluşturduğu DBB, AB üyesi Rum Yönetimi'nin,
medya kuruluşlarının temsilcilerini hedef alan ve en önemlisi
mevcut ambargoların sessizce genişletilmesi anlamına gelen
engellemelerinin önüne geçilmesini de talep edecek.
DBB'den
yapılan açıklamaya göre, Kıbrıslı Türklere yönelik
ambargoların AB nezdinde protesto edileceği eyleme destek vermek
üzere Brüksel'de bulunan DBB Başkanı Mesut Günsev, uluslararası
medyaya uygulanan Rum engellemelerini ve bunların önlenmesi
konularını, Avrupa Birliği Komisyonu'nun yetkililerinden Georg
Zigrer ile görüşecek. Günsev, ayrıca merkezi Brüksel'de bulunan
Avrupa Gazeteciler Birliği ile Uluslararası Gazeteciler Federasyonu
başkan ve yöneticileriyle de biraraya gelecek.
DBB
Başkanı Günsev'in, Cuma ve Cumartesi günleri Brüksel'de AB Komisyonu
yetkililerinin yanı sıra, uluslararası basın örgütlerinin
yöneticileriyle yapacağı temaslarda gündeme getireceği konular,
3 dilde hazırlanan bir bildiriyle aktarılacak.
Bildiride, Rum
Yönetimi'nin DBB üyelerine yönelik ambargolarına karşın,
KKTC'nin Rum basınına kolaylıklar sağladığına
da dikkat çekilecek.
Günsev'in
bildirisinde özetle şu ifadeler yer alıyor:
"Türk
basın mensuplarının Güney Kıbrıs'a geçişinin
yasaklanması, haber alma özgürlüğünü engellemesi ve insan
haklarına aykırılığı nedeniyle kabul edilemez bir
tutumdur. Bu uygulama ne yazık ki BM ve BM Barış Gücü'nün
bazı etkinliklerinde de sürdürülmektedir.
Rum
Yönetimi'nin bu tutumu, Ada'nın Avrupa Birliği çatısı
altında birleştirilmesine yönelik çabaların ruhuna da ters
düşmektedir. AB üyesi Rumlar, aynı zamanda, insan hakları başta
olmak üzere, insanların temel hak ve özgürlükleri üzerine kurulu AB
normlarına da aykırı davranmaktadırlar. Temel hak ve
özgürlüklerden biri de, haber alma özgürlüğüdür. Rumların
engellemeleri, AB üyelik müzakereleri yürüten Türkiye'nin, Kıbrıs'tan
haber alma hakkına da engel olmaktadır. Rum Yönetimi, Güney
Kıbrıs'la ilgili haberlerin sadece kendilerine yakın bazı
gazeteciler tarafından duyurulmasına izin vermektedir. Böyle sansürcü
bir zihniyete AB üyesi hiçbir ülkede rastlamadığımızı
da bilginize getirmek isteriz.
Globalleşen
dünyada haber alma özgürlüğünün, 'haber kutsal, yorum hürdür'
şeklinde
de özetleyebileceğimiz ortamında, Türkiye kökenli medya
mensuplarına yönelik bu kabul edilemez ambargonun
kaldırılması için gerekli girişimlerin
yapılmasını, şahsım ve birliğim mensupları
adına dikkatlerinize sunar, çalışmalarınızda
başarılar dilerim."
KIBRIS 27/04/06
Polemityalı
Türk ve Rumlar Berragia kampı önüne eylem yaptı
|
Toprakları,
Rum yönetimince kamulaştırılmak istenen Polemityalı
Türk ve Rumlar Berragia kampı önüne eylem yaptı İNGİLİZ
BIRAKTI, RUM SAHİP ÇIKTI... Polemitya'da 1950'li yıllarda
İngiliz sömürge yönetimi tarafından toprakları uzun vadeli
kiralanan Türk ve Rum Polemityalılar, eylemlerine gerekçe olarak,
İngiliz sömürge yönetiminin Polemitya'da kurduğu kampı
şimdi boşaltarak eski sahiplerine iade
hazırlığına girişmesini, bunun üzerine Rum
yönetiminin, Kıbrıslı Türk ve Rumların
topraklarını kamu toprağı haline getirip buraya
üniversite yapmak istemesini gösterdi Kıbrıslı
Türk ve Rum Polemitya köylüleri, topraklarına sahip çıkmak için dün
Polemitya'daki Berragia kampı önüne eylem yaptı. Kıbrıslı
Türk eylemciler dün saat 14.00'te Metehan sınır kapısında
buluşarak eylem yeri olan Polemitya'daki Berragia kampı önüne
gitti. Limasol yakınlarında bulunan ve yaklaşık 40 bin
kişinin yaşadığı Polemitya'da 1950'li yıllarda
İngiliz sömürge yönetimi tarafından toprakları uzun vadeli
kiralanan Türk ve Rum Polemityalılar saat 19.00'da kamp önünde toplandı
ve basın açıklaması yaptı. Berragia
kampı önüne Kıbrıslı Türklerin oluşturduğu
Girişim komitesi adına bir açıklama yapan Kemal Binatlı
İngiliz sömürge yönetiminin Polemitya'da kurduğu kampı
şimdi boşalttığını ve eski sahiplerine iade
hazırlığına giriştiğini belirterek, bu
girişim üzerine Kıbrıs Rum Yönetimi'nin,
Kıbrıslı Türk ve Rumların topraklarını kamu
toprağı haline getirip buraya üniversite yapmak istediğinin
anlaşıldığını ve bunun üzerine her iki
toplumdaki Polemityalıların birlikte mücadeleye karar
verdiğini açıkladı. Binatlılı,
kampın 1952-54 yılları arasında İngiliz hükümeti
tarafından uzun süreli kiralandığını ancak
Kıbrıslı Türklerin bu toprakların devredildiğini
sandığı için ilgilenmediklerini belirterek, "İngiliz
burayı iade etti ve bu iadeyi gerçekleştirirken 'ben burayı
boşaltırken eski sahiplerine geri veriyorum' dedi.. Eski sahipleri
yüzde 47 Kıbrıslı Türkler, yüzde 53 de Kıbrıslı
Rumlardır. Arazinin toplamı yaklaşık bin dönümdür ve bu
köylünün malıdır. Buradan 1952'de 384, 1953'de 388 ve 1954
yılında ise 208 dönüm yer alındı.. Eskiden burada Türk ve
Rum aileleri İngiliz ailelerinin evlerinin temizliğini yapıp
çocuklarına bakarlardı. İngiliz burayı bize
bıraktı ve başka yere taşındı. Ancak, buna Rum
hükümeti sahip çıkmaya çalışıyor. Binatlı köylüleri
olarak biz konuyu geçen gün öğrendik. Kıbrıslı Rumlar
bize telefon açıp konuyu aktardılar ve hep beraber
topraklarımızı geri almamızı önerdiler bu yüzden
buradayız" dedi. 50
Kıbrıslı Türkün arazide malı olduğunu kaydeden Kemal
Binatlılı, Rum hükümetinin burayı üniversite yapmaya
çalıştığını öğrendiklerini ve buna izin
vermeyeceklerini söyledi. Burasının yemyeşil bir olduğunu
ve Kıbrıslı Rumlarla kendilerine ait bu toprakları almaya
kararlı olduklarını ifade eden Binatlılı, hükümete
bu konuda gerekli başvurunun yapıldığını
kaydetti. Rum
yönetiminin Avrupa Birliği'ne girdiğini ve arsada tapulu
malları olduğu için hükümetin mallarını kendilerine
vermesi gerektiğini kaydeden Binatlılı, toprakların
atalarının malı olduğunu da söyledi. Türklerle
birlikte AİHM'ye başvuracağız Kıbrıslı
Rumlar adına konuşan Polemitya köyü muhtarı Avgostiz
Papadopulos ise burasının daha önce Kıbrıslı Rumlara
ait olduğunu ve 1952 yılına İngiliz hükümetinin bu
araziyi Kıbrıslı Rum ve Türklerden kiraladığını
söyledi. İngiliz
hükümetinin kiraladığı araziye askeri amaçlı barakalar inşa
ettiğini ve daha sonra İngiliz hükümetinin burayı terk
ettiğini kaydeden Papadopulos, "İngiliz hükümeti uzun
zamandır kampı askeri amaçlı kullanmıyordu ancak elinde
tutmaya devam ediyordu. Burada tapulu malımız var ve biz bu araziyi
istiyoruz. Şu an, Rum hükümeti bu araziyi aldıkları yönde bir
açıklama yapmadı. Eğer hükümet burayı bize vermezse
mahkemeye başvuracağız. Gerekirse Türkler ile birlikte Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracağız.
Haklarımızı aramak düşüncesindeyiz" dedi. |
KIBRIS 27/04/06
Rumlardan Rice'a 'Kuzey Kıbrıs' tepkisi
28 Nisan, 2006 09:15:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs
Rum Yönetimi Sözcüsü Yorgos Lillikas, ABD Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice'ın Atina'daki açıklamalarında
kullandığı 'Kuzey Kıbrıs' ifadesinin uygun bir terim
olmadığını savundu.
Rice'ın
açıklamalarıyla ilgili değerlendirme yapan Lillikas,
''Kıbrıs Rum hükümeti için Kuzey Kıbrıs Türk 'işgal'
bölgeleridir. AB tarafından müktesebatla ilgili bazı belgelerde
kullanılan terim 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü altında
olmayan bölgelerdir ki bu bölgeler hala 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
aittir'' dedi.
Sözcü, ''ABD politikasının amacının, Türkiye'nin AB
üyeliğini kolaylaştırmak olduğu tarafımızca
biliniyor. Rice'ın açıklaması ABD'nin bu politikası
çerçevesinde yapıldı'' diye konuştu.
Lillikas, Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerine uyduğu
sürece, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyeceklerini yineledi.
Yunan basınından Rice'a tepki
Yunan basını da, 25 nisanda Atina'yı ziyaret eden ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın 'Kıbrıs
Rum kesimi Türkiye'nin AB üyeliğini bloke etmemeli' açıklaması
üzerine 'Rice, Türkiye'ye arka çıktı' yorumunda bulunmuştu.
Atina'da yayımlanan Elefterotipiya gazetesi, Rice'ın
'Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemeye devam etmesini,
Kıbrıs'tan (Rum kesimi) ise iyi niyet göstermesini ve Kuzey
Kıbrıs'a yönelik izolasyonun kaldırılmasını talep
ettiğini' yazmıştı.
Gazete, Rice'ın bu açıklamalarıyla 'Ankara'ya ziyaretinden kısa bir süre önce Türkiye'ye
armağan sunduğu' değerlendirmesinde bulunmuştu.
Rice'ın 'Türkiye'nin, AB ile Kıbrıs'a (Rum kesimi)
karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde bile desteklenmesi
gerektiğini' söylediğini belirten Ta Nea gazetesi de, ABD
Dışişleri Bakanı'nın bu açıklamalarıyla
Atina görüşmelerindeki olumlu ortamı kötü etkilediğini
yazmıştı.
TRT'nin veto ettiği Rum finalisti Okan ağırlıyor
Sibel Tüzün'ün
Türkiye'ye davet ettiği ancak TRT'nin ekrana çıkarmayı reddettiği
Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin Eurovision finalisti Annette Artani,
yarın gece Okan Bayülgen'in sunuculuğunu üstlendiği Televizyon
Makinası programına konuk olacak.
Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye
Finalisti Sibel Tüzün'ün Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne giderek resmi
devlet televizyonu CYBC kanalına çıkması ve Rum Kesimi'nin
Eurovision finalisti Artani'nin TRT'de çıkmasını talep etmesi
büyük bir krize yol açmıştı. Sibel Tüzün'ün Güney
Kıbrıs ziyareti ve bu ülkenin temsilcisi Annette Artani'yi Türkiye'ye
davetinin TRT'den bağımsız yapıldığını
belirten TRT, Artani'nin TRT'nin herhangi bir programına
çıkmasının söz konusu olmadığı
açıklamıştı. TRT yaptığı basın
açıklamasında; "Sibel Tüzün ün Güney Kıbrıs seyahati
de 2006 Eurovision Şarkı Yarışması tanıtım
çalışmaları çerçevesinde yapılmıştır.
Yarışmaya katılan 38 ülke sanatçısından hiçbiri TRT
tarafından davet edilmemiştir. Sanatçımız Sibel Tüzün,
Güney Kıbrıs seyahatinde sanatçılarını ülkemize davet
etmiş ve bir çerçevede kendisine bir tanıtım programı hazırlamıştır.
Bu davet, diğer ülkelerde olduğu gibi kurumdan
bağımsız olarak Sibel Tüzün ve şirketi tarafından
yapılmıştır. Dolayısıyla, Annette Artani yi
herhangi bir programımıza çıkarma mükellefiyetimiz söz konusu
değildir." sözlerine yer vermişti. TRT içinde büyük kriz yaratan
Annette Artani, yarın gece Kanal D'de ekrana gelecek olan Televizyon
Makinası programına konuk olacak. Programa Eurovision'da Türkiye'yi
temsil edecek olan Sibel Tüzün de katılacak.
HURRIYET 28/04/06
ABD'li
yazar Lewy: Ermeni soykırımından bahsetmek mümkün değil
Nafiz ALBAYRAK/NEW YORK, (DHA)
ABDde, Ermeni diasporasının tüm baskılarına
karşın, Osmanlı Türkiyesinde Ermeni Kıyımı ve
Soykırım Tartışmaları adlı bir kitap
yayımlayan Guenter Lewy, "Osmanlı İmparatorluğu
döneminde, istenmeyen ölümler, çok acı olaylar yaşandı.
Ermeniler de, Türkler de katledildi, ancak eldeki belgelere, bilgilere
dayanarak soykırımdam sözetmek mümkün değil" dedi.
New Yorktaki Türkevinde, hem kitabının
tanıtımını yapan hem de, soykırım
iddialarına ilişkin bir konferans veren Lewy, kitabını
yayınlayabilmek için 2 yıl uğraştığını,
Ermeni lobisinin tüm engelleme çabalarına karşın
kitabını yayınlamayı başardığını
söyledi.
Tüm dünyada bazı tarihçilerin yanı sıra, pek çok
kişinin Türklerin soykırım yaptığına
inandığını söyleyen Lewy, kendisi ve Bernard Lewis gibi pek
çok tarihçinin de soykırım yapılmadığına
inandığını açıkladı. Lewy, "Her iki taraf
da, günün koşulları içinde birbirlerine kıydı. Kesinlikle
soykrım olmamıştır" dedi.
TRAJEDİ VAR, SOYKIRIM YOK
Konferanstan sonra, izleyicilerin sorularını
yanıtlayıp, kitabını imzalayan Lewy, DHAya
yaptığı açıklamada da, "Belgeleri tüm
gerçekliğiyle ortaya koyabilmiş olmaktan ve bunu burada da dile
getirmekten çok mutluyum. Yeni kitabımda, önemli
ayrıntılarıyla da belirttiğim gibi, ortada trajik bir durum
var, ama soykırım yok. Bunu belirtmek, hem tarihsel hem de politik
anlamda çok önemli" dedi.
DİASPORA ERMENİ HÜKÜMETİNDEN BİLE
GÜÇLÜ
Ermenilerin ABDde çok güçlü bir lobi
oluşturduklarını kaydeden Amerikalı yazar, "ABDde
yaşayan Ermeniler, Ermeni hükümetinden bile daha güçlü" ifadesini
kullandı. Guenter Lewy, Ermeni diasporasının, Ermenistan
Cumhuriyetini ilk tanıyan ülkelerden biri olan Türkiye ile Ermenistan
arasındaki ilişkileri baltalamaya ve soykırım iddialarının
tartışılmasını bile önlemeye
çalıştığını vurguladı.
YAHUDİLERİN TAZMİNAT ALMASI
ERMENİLERİN İŞTAHINI KABATTI
Lewy, "Ermeni diasporası, Türkiyenin özellikle
Doğu bölümünü kendilerine ait görüyor, haritaları hala öyle.
Yahudilerin, Alman Hükümetinden soykırım tazminatı
almaları, Ermenilerin iştahını kabarttı dedi.
Fransız Parlamentosunun, sözde Ermeni
soykırımı tasarısını kabul etmesini de
eleştiren Lewy, yasa yapıcıların tarihi bilimadamları
ve tarihçilere bırakması gerektiğini belirtti.
HURRIYET 28/04/06
Lillikas:
Riceın ifadesi doğru değil
Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Yorgo Lillikas, ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Riceın Atinadaki
açıklamalarında kullandığı Kuzey Kıbrıs
ifadesinin uygun bir terim olmadığını savundu.
NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 02:30 TSİ 29 Nisan 2006 Cumartesi
LEFKOŞA
- ABD Dışişleri Bakanı Riceın Atinadaki
açıklamalarını değerlendiren Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi Sözcüsü Yorgo Lillikas, Riceın Kuzey Kıbrıs ifadesi
kesinlikle uygun bir terim değil. Bize göre burası
Kıbrısın Türk işgali atındaki bölgeleridir dedi.
KKTC
için AB müktesebatıyla ilgili bazı belgelerde Kıbrıs
Cumhuriyetinin kontrolü altında olmayan bölgeler ifadesi
kullanıldığını söyleyen Lillikas, Riceın
açıklamasının, Washingtonın politikaları çerçevesinde
yapıldığını belirtti. Lillikas, ABye karşı
yükümlülüklerine uyduğu sürece, Türkiyenin üyeliğini
destekleyeceklerini yineledi.
BU YAZ
SICAK OLACAK
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi meclis başkanı Dimitris
Hristofyas da 2006 yazının, Kıbrıs sorununda
inisiyatiflerin üstlenilebileceği sıcak bir yaz
olacağını belirtti.
Rum haber ajansına göre, AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi
Olli Rehn ve Komisyonun başkan yardımcısıyla Brükselde
görüşen Hristofyas, 2006 yazının, Kıbrıs sorunuyla ilgili
girişimlerin başlayacağı bir dönem olacağını
söyledi.
Bu görüşüne Avrupalı yetkililerin de
katıldığını savunan Hristofyas, üzerinde
anlaşılacak bir çerçevede yeni bir girişime ihtiyaç
duyulduğunu, ancak bu girişimde dar takvimler ve hakemlik olmaması
gerektiğini belirtti.
Güney
dürüst uzlaşma istiyor
Kıbrıslı
Rumlar, Annan Planı'nı birleşmeyi özellikle istemediklerinden
değil, planı haksız ve acı verici buldukları için
reddetti
29/04/2006 RADIKAL
Andreas
Theofanus
Kıbrıslı
Rumların yüzde 48'inin Kıbrıslı Türklerden ayrı
yaşamayı istediğini ortaya koyan anket, ilk bakışta
halkın milliyetçiliği ve bölünmeyi tercih ettiğini
düşündürttü. Kıbrıs Türk medyasının da yaptığı
bu yorum, sonuçları basite indirgiyor. İncelenmesi gereken başka
yorumlar var.
Geçmişte, 'Annan Planı bölünmeden kötü olduğundan bölünmenin
Kıbrıslı Rumlar için kötü olmadığına' dair
görüşler belirtilmişti. Bu, sadece bölünmenin yıllarca iddia
edildiği gibi en acı verici çözüm olmadığını
ifade ediyordu.
Kamuoyunun böyle düşündüğü sırada, kıyaslama net bir
bölünme ile Annan Planı arasında yapılacak. Peki bütünlüğü
sağlayacak çözüm ne olabilir? Referandumun üzerinden iki yıl
geçmesine rağmen siyasi güçler hâlâ bir alternatif sunmadı. Görüşlerden
biri, çözümün değişikliklerin yapılacağı Annan
Planı'yla sağlanacağı. Bu çelişkili çünkü
değişiklik yapılırsa çözümün adı Annan Planı
olmaz. Bu karışıklık hem içe, hem dışa
yanlış mesajlar gönderiyor.
Federasyon biçimindeki bir çözümün alternatif olarak vurgulanmış
olmasına rağmen de, bunu destekleyenler hâlâ yeterli bir içerik
sunmadı. Mesele, bu çözüm için uzlaşmanın nasıl
sağlanacağı. Kıbrıs artık bir yol ve vizyona
sahip olmalı. Güneyin AB üyeliğinden kaynaklanan özgüveni, ittifak
yaratılmasına ve hedeflerin netliğine dayalı bir
stratejiyle ifade edilmeli. Bunun başarılabilmesi için de halkın
görüşü dikkate alınmalı: Sırf çözüm olsun diye veya
bölünmeden kötü olacak diye bir çözüm kabul edilemez. Kıbrıs,
adayı mandalaştıran planı reddetti. Ayrıca söz konusu
anketin sonuçları incelendiğinde, reddedilenin acı verici bir
uzlaşma olduğu ortaya çıkıyor. Dürüst bir uzlaşma
tercih ediliyor. (Rum gazetesi Politis, 22 Nisan 2006)
Kıbrıs
sorununda 'sıcak yaz'
LEFKOŞA (A.A)
Kıbrıs Rum yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas, 2006 yazının, Kıbrıs
sorununda inisiyatiflerin üstlenilebileceği 'sıcak' bir yaz
olacağını söyledi.
Hristofyas, Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili Avrupa
Birliği'nde (AB) vereceği sınav nedeniyle sonbaharın da
'sıcak' geçeceğini savundu. Rum haber ajansına göre,
Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn ve Avrupa
Komisyonu Başkan Yardımcısı Margot Walstrom'la Brüksel'de
dün bir araya gelen Hristofyas, 2006 yazının Kıbrıs
sorunuyla ilgili girişimlerin başlayacağı bir dönem
olacağı belirtti. Rum meclis başkanı, bu görüşüne
Avrupalı yetkililerin de katıldığını kaydetti.
Hristofyas, üzerinde anlaşılacak bir çerçevede yeni bir
girişime ihtiyaç duyulduğunu, ancak bu girişim için dar
takvimler ve hakemlik olmaması gerektiğini AB yetkililerine
aktardığını ifade etti. Walstrom'un Kıbrıs'taki
son gelişmelerle ilgili bilgi istediğini kaydeden Hristofyas, Olli
Rehn görüşmesiyle ilgili olarak da, 2006 yazının,
girişimlerin yapılacağı bir dönem olacağı
üzerinde görüş birliğine vardık dedi. Rum basını,
Kıbrıs konusundaki girişimlerin, 21 mayısta Rum kesiminde
yapılacak milletvekilliği seçimlerinden sonra
başlamasının beklendiğini yazdı.
HURRIYET 29/04/2006
Yeni politika lazım
Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye ve KKTC olarak Kıbrıs
sorununda yeni bir politika saptamaları gerektiğini söyledi
Yeni politika
lazım
"MEVCUT
POLİTİKALAR BASKILARI ENGELLEYEMEDİ"... Mevcut
politikaların Türkiye ve KKTC üzerindeki baskıları
engelleyemediğine dikkat çeken Serdar Denktaş, "O zaman her
şeyi yapan taraflar olarak biz Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, bu
vardığımız noktada artık herhalde oturup, 'peki biz
denedik, şimdi ne yapmalıyız' sorusunu açık bir
şekilde tartışmalıyız" dedi. Denktaş,
artık Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ın sivil toplum örgütleriyle,
hükümetiyle, cumhurbaşkanlarıyla bir araya gelip önümüzdeki sürece
yeni yaklaşımla girmemiz gerektiğini ortaya koymasını
istedi
RUMLAR,
BİZİM 'OSMOSİS'i KABUL EDECEĞİMİZ
ANLAYIŞINDA... Annan planı referandumunun ardından KKTC
üzerindeki izolasyonların azalmadığı gibi, Rumların bu
izolasyonların daha da artması yönünde adımlar
attığına dikkati çeken Denktaş, Rumların, Türkiye'nin
AB sürecine başlamasıyla birlikte, "Biz Türkiye'ye baskı
yaparsak, Türkiye AB üyeliği için eninde sonunda Kıbrıs
Türklerine desteğini azaltacak, böylece Kıbrıs Türkleri de
Rumların çözüm modelini, yani 'Osmosis'i kabul edecek"
anlayışı içinde olduğunu kaydetti
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, Türkiye ve KKTC olarak Kıbrıs sorununda yeni bir
politika saptamaları gerektiğini söyledi.
Türkiye'de TOBB
Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde düzenlenen, "Kıbrıs'ta
Değişen Parametreler ve Yeni Politika İhtiyaçları"
konulu yuvarlak masa toplantısına katılan Denktaş, Türkiye
ve KKTC'nin Kıbrıs sorununun çözümü için elinden gelenin fazlasını
yaptığını belirterek, bu sorunun artık Türkiye'nin
değil, Rumların bir sorunu olduğu görüşünü dile getirdi.
Annan
planı referandumunun ardından KKTC üzerindeki izolasyonların
azalmadığı gibi, Rumların bu izolasyonların daha da
artması yönünde adımlar attığına dikkati çeken
Denktaş, Rumların, Türkiye'nin AB sürecine başlamasıyla
birlikte, "Biz Türkiye'ye baskı yaparsak, Türkiye AB üyeliği
için eninde sonunda Kıbrıs Türklerine desteğini azaltacak,
böylece Kıbrıs Türkleri de Rumların çözüm modelini, yani
'Osmosis'i kabul edecek" anlayışı içinde olduğunu
kaydetti.
Denktaş,
Türkiye'nin AB'den vazgeçemeyeceği gibi, AB'nin de aslında
Türkiye'den vazgeçemeyeceğini belirterek, "Bütün mesele büyük, 75
milyonluk Türkiye'nin AB'ye üye olma esnasında diğer üyelerle bütün
haklardan yararlanan bir üye olması mı, yoksa 'imtiyazlı
ortaklık' gibi farklı bir konseptin, yine bu pazarlık
kullanılarak devam etmesi mi? İstedikleri imtiyazlı
ortaklık" diye konuştu.
AB'nin
Türkiye'ye yönelik baskısının altında yatan nedenin de bu
olduğunu ifade eden Denktaş, Kıbrıslı Türklere yönelik
baskının altında da "Biz Kıbrıslı Türkleri,
Kıbrıslı Türk kimliğiyle değil,
Kıbrıslı kimliğiyle birer Avrupalı yapalım"
düşüncesinin yattığını belirtti.
Mevcut
politikalar
baskıları
engelleyemedi
Mevcut
politikaların Türkiye ve KKTC üzerindeki baskıları
engelleyemediğine dikkati çeken Denktaş, "O zaman her şeyi
yapan taraflar olarak biz Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, bu
vardığımız noktada artık herhalde oturup, 'peki biz
denedik, şimdi ne yapmalıyız' sorusunu açık bir
şekilde tartışmalıyız" ifadesini kullandı.
Denktaş,
"Biz kendi kimliğimizden vazgeçemeyeceğimize göre Türkiye,
imtiyazlı ortaklık değil, tam üyelik peşinde
koştuğuna göre, o zaman müştereken oturup yeni bir siyaset
saptamalıyız. 40 yıl daha Rum tarafının niyetini mi
bekleyeceğiz bizi adam yerine koymaları için? Bunu yapacak
değiliz" diye konuştu.
Kıbrıs
Rum tarafında 2008 yılında cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin olduğuna işaret eden Denktaş, "Bu seçimlerde
eğer aynı mentalite yine iktidarda olacaksa, ne bizim ne Türkiye'nin
ne uluslararası camianın vaktini daha fazla harcatmamıza gerek
kalmaz diye düşünüyorum. O noktada artık net olarak
Kıbrıs'ta Rum ile müşterek çözümün mümkün olmadığının
anlaşıldığı ve bu doğrultudaki aramalardan vazgeçtiğimizi
ortaya koymamız lazım" dedi.
AB'ye biraz
rahatsız eden
politikalar
gündeme gelmeli
Denktaş,
"Artık Türkiye ve Kuzey Kıbrıs sivil toplum örgütleriyle,
hükümetiyle, cumhurbaşkanlarıyla bir araya gelip mutlaka,
Papadopulos'un gitmek istediği yolun bu olduğunu bildiğimize
göre önümüzdeki sürece yeni yaklaşımla girmemiz gerektiğini
ortaya koymalıyız. Biraz da AB'yi rahatsız eden
politikaların gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu yaptığımız
takdirde bize dönüp bakacaklardır" diye konuştu.
Kıbrıs
Türkü'nü artık belirsizlikten kurtarmak gerektiğini vurgulayan
Denktaş, Kıbrıslı Türklerin uluslararası camiaya
güvenini kaybettiğini, Rum tarafına da hiçbir şekilde güven
duymadığını, yapılan yoklamalara göre Rumların da
artık birliktelik istemediğini, son 30 yılda yaşanan
istikrar nedeniyle zenginleşen Rumların yeniden birleşerek yeni
bir istikrarsızlık döneminin başlaması ihtimalini ortadan
kaldırmak istediklerini belirtti.
Denktaş,
"Bu gerçeği de bilerek yeni bir politikanın mutlaka ortaya koyulması
lazım. Bizim değişik yaklaşımlarımız var bu
konuda ama Türkiye ile de daha tartışmış değiliz, o
nedenle basın önünde de çok fazla bu konulara girmek istemiyorum"
ifadesini kullandı.
Serdar
Denktaş, bir soru üzerine, Rum seçimlerinde kimin
kazandığından öte, mentalitenin değişip
değişmediğini görmeleri gerektiğini belirterek,
"Mentalite değişmediği andan itibaren de çok net bütün
dünyaya dememiz gereken şudur; 'Biz denedik, 45 yılımızı
harcadık, Rum ile bir müşterekte buluşmanın
imkanının olmadığını gördük. O arayışa
son veriyoruz'. Bunu net olarak söylediğimizde, benim kendi
insanımın önündeki belirsizlik kalkacaktır ortadan. Bu çok
önemli" diye konuştu.
Ray
değişikliği
Türkiye ve KKTC
olarak yeni bir siyaset, yeni bir yaklaşım geliştirmeleri ve AB'yi
biraz rahatsız edecek politikaların gündeme gelmesi gerektiği
yönündeki sözlerine açıklık getirmesinin istenmesi üzerine
Denktaş şunları söyledi:
"Rum
tarafıyla anlaşmama konusunda
anlaştığımızın beyanı. Rum ile müşterek
çözümün yokluğunu kabullenip, kendi evimizi tertipleyen, kendi
hayatımızı düzenleyen, siyaseten tanınmanın
olmayacağını da bilerek, ekonomik, sosyal, kültürel anlamda
dünyayla bütünleşmenin yollarını bulmak ve bunu düşünmek. 'Rum
ne yapar ne eder', bunu düşünmemek. Bir ray değişikliğiyse
evet, bir ray değişikliği."
Denktaş,
"yeni politika yaklaşımlarının geliştirilmesini
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Ankara ile paylaşıp
paylaşmadığına" ilişkin bir soruyu da şöyle
yanıtladı:
"Talat ile
kişisel sohbetlerimizde bu konuları konuştuğumuzda çok
benzeşen yaklaşımlarımız var. Türkiye ile bunu oturup
konuştuk mu, hayır, herhalde haziran seçimlerinden sonra bunlar
konuşulacak şeyler. Tabii Türkiye ile konuşmadan önce bizim
hükümetle, cumhurbaşkanıyla bu konuda tam mutabık olmamız
lazım ki Türkiye'ye gelip, biz Kıbrıslı Türklerin
düşüncesi budur diyebilelim.
Önemli bir
sürece doğru gitmekte olduğumuzun hepimiz farkındayız,
Talat da, Başbakan Soyer de farkında, bunun
tartışılması gerektiği konusunda hemfikiriz, demin
söylediklerimi birebir kabul ediyorlar mı? Onu iddia edemem, ama çok
yakınlaşacağımız konusunda ben güçlü bir inanca
sahibim."
Türkiye
limanlarını Rumlara
açmasa da AB
yolu tıkanmaz
Denktaş,
bir başka soru üzerine, Türkiye'nin Kıbrıslı Rumlara
limanlarını açmaması halinde AB yolunun
tıkanmayacağı görüşünü dile getirdi.
Türkiye'nin
limanlarını Rumlara açmasının, Kıbrıs Türk
tarafının limanlarının açılmasının
eşzamanlı olması halinde, Kıbrıslı Rumların
Türk pazarına, o pazarı iyi tanıyan Kıbrıslı
Türkler sayesinde girebileceğini, bu sayede yeni ekonomik ortaklıklar
oluşmasının yolunun açılacağını kaydeden
Denktaş, KKTC'nin limanları açılmadan, Türkiye'nin
limanlarını Rum gemilerine açması durumunda çok sayıda
kırmızı çizginin "paramparça" olacağını
belirtti.
Türkiye'nin,
limanlarını açmaması durumunda da AB yolunun
tıkanmayacağı görüşünü dile getiren Denktaş,
AB'ın Türkiye'den vazgeçemeyeceği görüşünü yineleyerek,
Rumların AB perspektifini kaybeden bir Türkiye'yi istemeyeceği
düşüncesini dile getirdi.
Denktaş'tan
mini gitar resitali
Toplantının
sonunda Denktaş bir sürprizle karşılaştı.
Denktaş, kendisi için getirilen gitarla bir şarkı söylemesi
taleplerini kırmayarak, Timur Selçuk'un "Sen Gidince" adlı
şarkısını seslendirdi.
KIBRIS 29/04/06
Kıbrıslı Türklerin dediği oldu
Kuzey Kıbrıs'ı
geçtiğimiz aylarda ziyaret eden AP Yüksek Temas Grubu, Türklere daha
yakın olmak amacıyla grubun adına "Kıbrıs
Türkleri" ibaresini eklemeye karar verdi
Kıbrıslı
Türklerin dediği oldu
"ÇOK
ÖNEMLİ GELİŞME"... AP Yüksek Temas Grubu Türk
asıllı milletvekili Cem Özdemir, Türklere daha yakın olmak ve
destek vermek amaçlı grubun adına 'Kıbrıslı Türkler'
ibaresini de ekleyeceklerini, bunun çok önemli bir gelişme olduğunu
vurguladı. Özdemir, Kıbrıs konusunda Avrupa Konseyi'nden karar
çıkmasıyla Avrupa Komisyonu'nun her şeyi yapmaya hazır
olduğunu kaydetti
TÜRK
MİLLETVEKİLLERİ İÇİN BÜRO... AP İngiliz
milletvekili Sajjad Karim, AB'nin Kıbrıs Türklerine çözümden yana
olduğunu gösterdiği için bakış açısının
olumlu yönde olduğunu belirterek, AP Liberal Demokratlar Grubu
Başkanı Graham Watson vasıtasıyla Kuzey
Kıbrıs'tan gelerek Brüksel'deki temasları takip edecek olan
Kıbrıslı Türk milletvekilleri Hasan Taçoy ve Özdil Nami icin
AP'de bir büro açılması konusunda
çalıştıklarını kaydetti
Eylem
Eraydın / Brüksel
İngilterede
bulunan 21 Kıbrıs Türk derneğini bünyesinde bulunduran ve
1983'den beri faaliyetlerini sürdüren İngiltere Kıbrıs Türk
Dernekleri Konseyi, 2 yıl önce referanduma 'evet' diyerek çözümden yana
olduğunu gösteren Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmaması
ve ambargoların hâlâ devam etmesinden dolayı Kıbrıs
Türkünün uğradığı haksızlıkları bir rapor
haline getirerek , AP milletvekillerine sundu.
Konsey
başkanı Ali Ratip Doğruer ve siyasi komite başkanı
Ahmet Osam, uluslararası hukuka göre açıklamalara da yer verdikleri
raporu geçtiğimiz aylarda Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden AP
Yüksek Temas Grubu milletvekilleri Karin Resetarits, Sajjad Karim ve Cem
Özdemir'e verdi.
Geçtiğimiz
yıl referandumun 1. yılı olan 23 Nisan 2005'te yine konsey
tarafından hazırlanıp Avrupa Parlamentosu milletvekillerine
sunulan raporun devamı niteliğinde olan bu 2. raporda 'Neden hâlâ
Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin tutulmadığı
açıkça soruluyor. Kıbrıs Türkünün uğradığı
haksızlıkların uluslararası hukukta da yeri
olmadığının da vurgulandığı rapora
milletvekilleri olumlu tepkiler verdi.
Kıbrıs
Türkü için yoğun bir şekilde çalışmalarını
sürdürdüklerini belirten parlamenterler haziran ayında tekrar
Kıbrıs'a gideceklerini, bunun için de şimdiden
programlarını yaptıklarını kaydetti.
AP Avusturya
milletvekili Karin Resetarits, konseyin ziyaretinden çok memnun
kaldığını belirterek, Kuzey Kıbrıs'ın
tarihçesi hakkında daha fazla belgenin kendisine
ulaştırılmasını talep etti. AP İngiliz
milletvekili Sajjad Karim ise, AB'nin Kıbrıs Türklerine çözümden yana
olduğunu gösterdiği için bakış açısının
olumlu yönde olduğunu belirterek, AP Liberal Demokratlar Grubu
Başkanı Graham Watson vasıtasıyla Kuzey
Kıbrıs'tan gelerek Brüksel'deki temasları takip edecek olan
Kıbrıslı Türk milletvekilleri Hasan Taçoy ve Özdil Nami icin
AP'de bir büro açılması konusunda
çalıştıklarını kaydetti.
Türk
asıllı milletvekili Cem Özdemir de Kıbrıs ziyaretinden
memnun döndüklerini ifade ederek haziran ayındaki ziyaret için yoğun
bir şekilde çalıştıklarını kaydetti. Papadopulos'un
katı tutumunu eleştiren Özdemir, haziran ayındaki ziyarette
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret
edeceklerini de söyledi.
AP Yüksek Temas
Grubu'nun Türklere daha yakın olmak ve destek vermek amaçlı grubun
adına "Kıbrıslı Türkler' sözcüklerini de
ekleyeceklerini söyleyen Cem Özdemir, bunun çok önemli bir gelişme
olduğunu vurguladı. Özdemir, Kıbrıs konusunda Avrupa
Konseyi'nden karar çıkmasıyla Avrupa Komisyonu'nun her şeyi
yapmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.
AP Yüksek Temas
Grubu, haziran ayında adaya yapacağı ziyaretinde de Kuzey
Kıbrıs ile birlikte Güney Kıbrıs'taki yetkililerle de
görüşecek.
İngiltere
Türk Dernekleri Konseyi Başkanı Ali Ratip Doğruer ve Ahmet Osam
ziyaretlerinin ikinci gününde ise AB Komisyonu Kıbrıs Türk
Masası Başkan Vekili George Ziegler ile bir araya gelecek.
KIBRIS 29/04/06
KKTCde nüfus ve konut
sayımı
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
KKTCde halk dün 10 yıl aradan sonra yapılan
nüfus ve konut sayımı nedeniyle evlerine kapandı. Sokağa
çıkma yasağı ilan edilen nüfus sayımında, ülke
topraklarındaki konutlarla ilgili bilgiler kayda geçirildi. 1996da
yapılan son sayımda KKTC nüfusunun 200 bin olduğu
belirlenmişti. 6 ay içinde ortaya çıkacak sonuçlar, muhtemel
Kıbrıs görüşmelerinde nüfus ve mülkiyet alanlarında masaya
konulacak.
Nüfus ve konut sayımı fiili olarak gerçekleştirildi. Adada
turist ya da misafir olarak bulunanlar da tek tek sayıldı. 61 sorunun
sorulduğu formlar, 6 ay içinde sınıflandırılacak.
Avrupa Birliği de sayımı destekliyor. Bugüne kadar
Kıbrıs görüşmelerinde özellikle nüfus ve mülkiyet
konularında tahmini rakamlar üzerinden pazarlık
yapılıyordu. Ancak elde edilecek son veriler ile gelecekteki
görüşmelerde net rakamların pazarlığı yapılacak.
Sayım nedeniyle adada bulunan turistler de otellerine kapanmak zorunda
kaldı. KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, sayımlardaki
sokağa çıkma yasağının son olduğunu bundan
sonraki sayımlarda yasak uygulanmayacağını
açıkladı. KKTC halkı, sayım nedeniyle önceki akşam geç
saatlere kadar marketlere akın etti.
HURRIYET
01/05/2006
Kuzey ile Güney Kıbrıs arasında kaçak ticaret 3-5
milyon KL
Güney
Kıbrıs'ta yapılan bir araştırma, Yeşil Hat
Tüzüğü çerçevesinde Güney ile Kuzey Kıbrıs arasındaki
ticaretin çok yetersiz olduğunu ve Rum işadamlarının
Kıbrıslı Türklerle işbirliği yapmak istemediğini
ortaya koydu. Aynı araştırmaya göre, iki taraf arasında
kaçak yollardan yapılan ticaret ise 3-5 milyon KL'yi buluyor.
POLİTİS,
Yeşil Hat Tüzüğü'nün bugüne kadar beklenen sonucu vermemesinin
nedenlerini araştıran bir rapor yayımladı.
Gazeteye göre,
USAİD tarafından finanse edilen "Bearing Point"
şirketi tarafından yapılan araştırmaya,
Kıbrıslı Rum ve Türk işadamlarıyla yapılan
röportajlara dayanıyor.
Rapora göre
Yeşil Hat Tüzüğü'nün faaliyete geçtiği ağustos 2004'ten
şubat 2006 ortalarına kadar iki taraf arasında çok zayıf
bir ticaret gerçekleştirildi. KTKC'den Güney Kıbrıs'a 1.4 milyon
KL'lik ürün ihraç edilirken, Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye çok daha
düşük bir ticaret yapıldı.
İki taraf
arasında kaçak yollardan yapılan ticaretin bedeli ise 3-5 milyon
KL'yi bulunuyor.
Rapordaki
tespitlere göre, Kıbrıs Türk işletmelerinin yüzde 66'sı
faaliyetlerini Güney Kıbrıs'a da yaymak istiyor. Kıbrıs Rum
işadamları ise, siyasi nedenlerle Kıbrıslı Türklerle
işbirliği yapmak istemiyor. Rum işadamlarının büyük
bir çoğunluğu Rum ekonomisini zayıflatmamak, bir kısmı
da Kıbrıs Türk ürünlerinin sağlık standartlarını
yerine getirmediği gerekçesiyle Türklerle işbirliği yapmaktan
kaçınıyor.
Raporda, iki
tarafın ekonomisinin birbirini tamamlayabileceği yönünde tespitler de
yer alıyor. Buna örnek olarak da, mevcut şekliyle iki toplumlu
turizmin daha karlı hale geleceği, KKTC'deki ucuz işgücü
nedeniyle Kıbrıs Rum ürünlerinin KKTC'de paketlenmesinin ve Rum
tarafından ucuz malzemelerin KKTC'de işlenerek tekrar Rum
tarafına ihraç edilmesinin sağlanabileceği, ayrıca her iki
tarafın işadamlarının işbirliği yapması
halinde uluslar arası piyasanın taleplerini yerine
getirebileceği belirtildi.
Gazete haberi,
"Kıbrıs Rum İşadamları Tereddüt
İçerisinde-Yeşil Hat Tüzüğü'ne İşlerlik Kazandırmak
İçin Araştırma" başlığıyla
yansıttı.
KIBRIS 01/05/06
Rum Savunma eski bakanı DİSİ Asbaşkanı
Hasikos: Yabancılar işgali geçti. Sahte devletten sadece biz söz
ediyoruz
KİMSE
"İŞGAL ALTINDAKİ KIBRIS"TAN SÖZ ETMİYOR...
Fileleftheros Gazetesi "Yabancılar İşgali Geçtiler -
Hasikos 'Kuzey Kıbrıs' İfadelerinin Hareketsizliğin Faizi
Olduğunu Söylüyor" başlığıyla
yansıttığı haberinde Hasikos'un "İşgal altındaki
Kıbrıs'tan yalnız Yunanistan ve biz söz ediyoruz. Sahte
devletten ve sahte hükümetten söz eden yalnız biziz ve bu herkesi
özellikle düşündürmelidir. Bütün yabancılar için bizim her gün
yaşamakta olduğumuz işgal geçmiştir. Onlar için geçmiş
bir şeydir" dedi
Rum Savunma
eski Bakanı DİSİ Asbaşkanı Sokratis Hasikos, ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın
kullandığı Kuzey Kıbrıs ifadesinin, "zamanın
kısır şekilde geçmesinin ve çözüm bulunamamasının
faizi olduğunu" ifade etti.
Fileleftheros
Gazetesi "Yabancılar İşgali Geçtiler - Hasikos 'Kuzey
Kıbrıs' İfadelerinin Hareketsizliğin Faizi Olduğunu
Söylüyor" başlığıyla yansıttığı
haberinde Hasikos'un "İşgal altındaki Kıbrıs'tan
yalnız Yunanistan ve biz söz ediyoruz. Sahte devletten ve sahte hükümetten
söz eden yalnız biziz ve bu herkesi özellikle düşündürmelidir. Bütün
yabancılar için bizim her gün yaşamakta olduğumuz işgal
geçmiştir. Onlar için geçmiş bir şeydir" dedi.
Condoleezza
Rice'ın, Atina ve Ankara ziyaretini öncelikle; bir kriz
yaşanması ihtimali bulunan İran meselesi için
gerçekleştirdiğini söyleyen Hasikos, Kıbrıs sorununun ve
Türk -Yunan ilişkilerinin ikinci veya üçündü sırada olduğunu
belirtti. Hasikos Rumların; kendilerini daha çok ilgilendiren şeyi,
yani Kıbrıs sorununda ne söylediğini seçtiklerini söyledi ve
"Rice, Kıbrıs sorunuyla ilgili şu üç mesajı verdi: 1-
Kuzey Kıbrıs ifadesini kullandı; 2- Kıbrıs sorununda
artık Amerika'nın önceliğinin Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlarının kaldırılması olduğunu net
şekilde ortaya koydu; 3-Kıbrıs'tan beklediği, Türkiye'nin
Avrupa sürecine engel koymamasıdır" dedi.
Bütün
bunların nedeninin zamanın kısır şekilde geçmesi ve
çözüme ulaşılmaması olduğu görüşünü ortaya koyan
Sokratis Hasikos özetle şunları söyledi:
"Âölge,
yabancıların endişeli bakışlarını üzerimize
çekecek bir kriz kaynağı veya sıcak olay çıkma tehdidi
bulunan bir bölge olarak görülmüyor. Burada işgal bölgelerinde seçimler
yapılıyor, normal bir devletmiş gibi, yabancılar bu
seçimlere gözlemci gönderiyor. Kıbrıslı Türk lideri,
Kıbrıs Türk toplumunun demokratik yollarla seçilmiş lideri kabul
ediyor ve onunla zirve görüşmeleri gerçekleştiriyorlar. AB,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin denetiminden geçmeden işgal bölgelerine
geçecek Avrupa yardımlarının dağıtımına
nezaret etmek için büro açacak. Sahte milletvekilleri artık Avrupa
Konseyi'nde temsilcilik yapıyor, Avrupa Konseyi de Kıbrıs Türk
sahte devletiyle temas grubu kurdu. Bütün yabancılar için bizim her gün
yaşamakta olduğumuz işgal geçti. Bunu, geçmiş birşey
olarak görüyorlar."
Gazetenin
"Hükümetin Kıbrıslı Türklere yardımcı olmak
istemesinin nedeni de bu mu?" sorusuna karşılık Hasikos
şu yanıtı verdi:
"Üstüne üstlük, mümkünse; Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunun kaldırılması için bizim de yardım etmemizi
istiyorlar. Kıbrıs, sözlerle ve davranışlarla artık;
sanki işgal yokmuş gibi muamele görüyor. Sorun kabul edilen tek
şey Kıbrıs hükümetinin otoritesini kullanımının,
denetimi altındaki bölgelerle sınırlı olması
olgusudur. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tam üyesi olduğu AB bile
işgali böyle karşılıyor."
KIBRIS 01/05/06
Sayım tamam
|
KKTC'nin
sosyo-ekonomik politikalarına temel teşkil edecek "Nüfus ve
Konut Sayımı" dün yapıldı... Toplam nüfus 2-3 gün
içinde geçici olarak açıklanacak... Sayım
tamam AYRINTILAR 6
AY İÇİNDE KİTAP OLARAK YAYIMLANACAK... KKTC'nin sosyo-ekonomik
politikalarına temel teşkil edecek "Nüfus ve Konut
Sayımı" dün yapıldı. Başbakanlık Devlet
Planlama Örgütü (DPÖ) tarafından de facto (fiili) yöntemle yapılan
nüfus ve konut sayımı nedeniyle 05.00-18.00 saatleri arasında
sokağa çıkma yasağı uygulandı. Nüfus ve Konut
Sayımı sonuçları, toplam nüfus olarak 2-3 gün içinde geçici
olarak açıklanacak. Ayrıntılar ise 6 ay içinde kitap olarak
yayınlanacak SAYILMAYANLAR
OLDU, SAYIM SAAT 18.00'DEN SONRA DA SÜRDÜ... Ülke genelinde sokağa
çıkma yasağı uygulanarak yapılan nüfus ve konut
sayımında, sayım görevlilerinin çok sayıda
vatandaşın evlerini ziyaret etmediği bildirildi. TAK
muhabirinin DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz'dan
aldığı bilgiye göre, sayımı gerçekleştirilmeyen
evlerden arayarak sayılmadıklarını bildiren
vatandaşların sayımı da sayım tamamlanmasına
rağmen saat 18.00'den sonra sürdürüldü. Yılmaz, "bizi
saymadınız" şikayetlerine ulaşmaya
çalıştıklarını belirtti KKTC'nin
sosyo-ekonomik politikalarına temel teşkil edecek "Nüfus ve
Konut Sayımı" dün yapıldı. Başbakanlık
Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) tarafından de facto (fiili) yöntemle
yapılan nüfus ve konut sayımı nedeniyle 05.00-18.00 saatleri
arasında sokağa çıkma yasağı uygulandı. Nüfus ve
Konut Sayımı sonuçları, toplam nüfus olarak 2-3 gün içinde
geçici olarak açıklanacak. Ayrıntılar ise 6 ay içinde kitap
olarak yayınlanacak. 1 milyon 800
bin YTL'ye mal olacağı tahmin edilen sayımda, bundan sonra
sokağa çıkma yasağı olmadan sayım
yapılmasına olanak sağlayacak veriler de toplanacak. İlk
nüfus sayımının 1996'da yapıldığı KKTC'de
nüfus ve konut sayımı ilk kez aynı anda gerçekleştirildi. Vatandaş
61 soruyu cevapladı DPÖ
tarafından eğitilmiş 5 bin 800 sayım memurunun görev
yaptığı sayımda vatandaş, 38 fert, 14 konut ve 9 da
hanedekileri belirlemeye yönelik toplam 61 soruyu cevapladı. Her
görevlinin yaklaşık 20 konutun sayımından sorumlu
olduğu sayımda, vatandaşlardan saat 16.00'ya kadar
sayılmamaları halinde sayım bürolarını arayarak
uyarıda bulunmaları istenmişti. Sorular 5 bölümden
oluşan 2006 Nüfus ve Konut Sayımı Soru Kağıdı,
"Adres", "Sayımın Yapıldığı
Yerin Niteliği", "Konut Özellikleri", "Hane
Halkı Üyeleri ve Misafir Listesi" ve "Fert Soru
Kağıdı" bölümlerinden oluşuyordu. "Sayımın
Yapıldığı Yerin Niteliği"
başlığı altında, sayımın konutta mı,
otel, hastane yurt, kışla veya başka bir yerde mi
yapıldığı belirtildi. "Konut
Özellikleri" başlığı altındaysa konutun
inşa yılı, bina türü, yapı malzemesi, konuttaki mülkiyet
durumu, oda sayısı, sabit telefon, cep telefonu, bilgisayar, uydu
anteni, internet bağlantısı olup olmadığı,
şebeke suyunun içme suyu olarak kullanılıp
kullanılmadığı, konutta tarımla uğraşan fert
bulunup bulunmadığı sorularına yer verildi. "Hane
Halkı Üyeleri ve Misafir Listesi"nde ise, hane halkı isimleri
ve varsa evdeki misafirlerle ilgili bilgiler, hane halkından biri yurt
dışındaysa bulunduğu yerin adresleri soruldu. "Fert
Soru Kağıdı"nda da kimlik bilgileriyle, çalışma
durumu, çalışılıyorsa çalışılan
işyeriyle ilgili bilgi, fert emekliyse emeklilikle ilgili sorular,
eğitim düzeyi ile ilgili sorular bulunuyordu. Yabancı
misyon temsilcileri izledi Kıbrıs'ta
görev yapan yabancı misyon temsilcileri sayımı diplomatik
kurallar çerçevesinde izledi. BM Güvenlik
Konseyi, AB Komisyonu ve Avrupa Konseyi'ne de sayım için gözlemci
gönderme konusunda bir süre önce çağrı
yapılmıştı. DPÖ, BM üyesi
ülkeler, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkeler ile AB ülkelerinin
Kıbrıs'taki misyon temsilcilerine yönelik sayımla ilgili
brifing de vermişti. Acil
durumlarda görevliler ve polis arandı Meydana
gelebilecek acil durumlar için vatandaşlar ilçelerde
kaymakamlıkları, köylerde ise nüfus sayım büroları veya
Polis 155'i arayarak sokağa çıkma izni aldı. Hava ve deniz
ulaşımı aksamadan devam etti. Güney Kıbrıs'a
geçiş kapıları da açıktı. Ülkeye
giriş-çıkış yapan herkes giriş-çıkış
kapılarındaki sayım memurlarınca sayıldı. Ülkeye dün
giriş yapan turistlerin ulaşımının sağlanması
amacıyla, limanların yanı sıra, Ercan Devlet
Havaalanı'nda görevli 36 taksi ve Larnaka'ya gidip-gelen taksicilere
izin verildi. SÜTEK de süt
toplama işlemini aksatmadı. Eczacılar Birliği
tarafından belirlenen nöbetçi eczaneler de açık oldu. Sokağa Çıkma
Yasağı Yasası altında Bakanlar Kurulu'nca onaylanıp
Resmi Gazete'de yayımlanan emirnameye göre, sokağa çıkma
yasağına uymayanlar hakkında yürürlükteki mevzuat çerçevesinde
cezai kovuşturma yapılacak. Gazetelerin
çoğu yayımlanmadı Sayım
nedeniyle uygulanan sokağa çıkma yasağı nedeniyle
gazetelerin çoğu dün yayımlanmadı. Kıbrıs,
Halkın Sesi ve Cumhuriyet Kıbrıs dışındaki
gazeteler, gazete dağıtımcıları izin almasına
rağmen gazete bayilerinin büyük bölümünün izin alamaması nedeniyle
dün çıkmama kararı aldı. Birçok gazete
bayisi ise, sokağa çıkma yasağının sona erdiği
18.00'den sonra satışlara başladı. Sayımda
ciddi ihlal olmadı KKTC
genelinde nüfus ve konut sayımı dolayısıyla uygulanan
sokağa çıkma yasağı saat 18.00'de sona erdi. Sokağa
çıkma yasağının sona ermesine karşın
sayımın bazı bölgelerde devam ettiği de öğrenildi. TAK
muhabirinin polisten aldığı bilgiye göre, sokağa
çıkma yasağının uygulandığı saatlerde ülke
asayişinde ciddi bir sorun saptanmadı. Sayımın genelde
sakin geçtiğini belirten polis, sokağa çıkma
yasağını ihlal edenlerin de ciddi bir rakamda
olmadığını bildirdi. Polis, yasağı ihlal
edenlerin dava okunmasının ardından evlerine
gönderildiğini kaydetti. Bu arada
sokağa çıkma yasağı saat 18.00 itibarıyla sona
ermesine karşın sayım çalışmalarının
bazı bölgelerde devam ettiği öğrenildi. Son nüfus
sayımı 10 yıl önceydi KKTC'de en
son 15 Aralık 1996'da yapılan sayımda KKTC'nin nüfusunun 200
bin 587 olduğu tespit edilmişti. 1996 yılında
yapılan sayımda sadece nüfus belirlenirken, bu yıl yapılan
sayımla ilk kez nüfusla birlikte konutlar da sayıldı ve
planlamaya yönelik verilere ulaşılması hedefleniyor. Uzun
çalışmanın ürünü olan bu yılki sayım sonunda nüfus
yanında, nüfusun özellikleriyle ilgili detayların, konuttan
teknolojik imkanlara, su sorunundan refah düzeyine ilişkin verilere
kadar ülke planlaması için birçok verinin elde edilmesi öngörülüyor. |
KIBRIS 01/05/06
Çok sayıda vatandaş sayılmadıklarından
şikayet etti
Ülke genelinde
sokağa çıkma yasağı uygulanarak yapılan nüfus ve konut
sayımında, sayım görevlilerinin çok sayıda
vatandaşın evlerini ziyaret etmediği bildirildi
Sayımın
sona ermesine bir saat kala saat 17.00 sıralarında ve çoğunlukla
saat 18.00 ve sonrasında başkent Lefkoşa'dan gazetemizi arayan
çok sayıda vatandaş, hiç bir sayım görevlisinin evlerine
gelmediğini, dolayısıyla sayılmadıklarını
bildirdi.
Bütün gün eve
kapanarak sayım görevlisinin gelmesini beklediklerinden, kimse gelmeyince
de vatandaşlık görevini yapamadıklarından yakınan
vatandaşlar "Şimdi ne yapacağız, kime başvuracağız"
diye dert yandı.
Devlet Planlama
Örgütü (DPÖ) Müsteşarı Işılay Yılmaz, TAK'a
yaptığı açıklamada, saat 16.00 itibarıyla kendilerine
herhangi bir olay ya da sorun iletilmediğini söyledi.
TAK'ın
sorularını yanıtlayan Yılmaz, Nüfus ve Konut Sayımı
soru kağıtlarının teslim edilmeye ve evine memur gelmedi
şikayetlerinin değerlendirilmeye
başlandığını kaydetti.
Bazı
sayım görevlilerinin, soru kağıdının ellerine
ulaşmadığı yönündeki şikayetlerinin sorulması
üzerine Yılmaz, yedek görevliler dışındaki bütün sayım
memurlarına soru kağıtlarının önceden verildiğine
dikkat çekerek, böyle bir aksamanın mümkün olmadığını
söyledi.
Yasak sona
erdi, sayım sürdü
TAK muhabirinin
DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz'dan aldığı
bilgiye göre, sayımı gerçekleştirilmeyen evlerden arayarak
sayılmadıklarını bildiren vatandaşların
sayımı da saat 18.00'den sonra sürdürüldü.
Yılmaz,
"bizi saymadınız" şikayetlerine ulaşmaya
çalıştıklarını belirterek, şu anda bu durumla
ilgili bir rakam vermenin mümkün olmadığını, hem
kendilerine hem de diğer merkezlere şikayetler bulunduğunu
söyledi. Yılmaz, görevlerini tamamlayarak defterlerini teslim eden
sayım memurlarını, sayım yapılmayan bölgelere
yönlendirdiklerini kaydetti.
Yılmaz,
"biz sayılmadık" diye ihbarda bulunup bekleyeceğini
bildiren duyarlı vatandaşlar olduğu gibi, "bekledik
gelmediniz, evden çıkıyoruz" diyenler de olduğunu, ancak
her iki durumda da sayılmadıklarını belirten
vatandaşların evlerine memur gönderdiklerini açıkladı.
Yılmaz,
sayımı yapılanlarla ilgili bir rakam verip veremeyeceği
yönündeki soruya ise, "Şu anda Lefkoşa'da yaklaşık
1500, Girne'de 1400 sayım memuru defter teslim etme telaşında.
Sayımın ne oranda tamamlandığını daha sonra
açıklayabileceğiz" dedi.
Yılmaz,
başka bir soru üzerine de, sayılamayan vatandaş
sayısının çok fazla olması halinde bu
vatandaşların ayrı bir defter açılarak önümüzdeki günlerde
sayılabileceğini, ancak şimdi bunu söylemek için çok erken
olduğunu kaydetti. Yılmaz, çalışmalarının sabaha
kadar sürmesinin beklendiğini kaydetti.
KIBRIS'ın görüşüne başvurduğu Lefkoşa
Kaymakamı Mustafa Kurtuluş Tel'de saat 18.00'den sonra alınan
şikayetlerin değerlendirildiğini ve sayımın
sürdüğünü söyledi.
KIBRIS 01/05/06
İstimlak edilen Türk malları Rumların
başına dert oldu
Güneyde
istimlak edilen Türk mallarının 15 bin dekara
ulaştığını, bunun sonucu olarak Rum yönetiminin
Kıbrıslı Türklere ödemekle zorlanabileceği miktarın
ise1 milyar Kıbrıs Lirasını
aştığını yazan Rum basını, bu
gelişmenin Kıbrıs ekonomisinin toplumsal bütünlüğünü havaya
uçurabileceğine dikkat çekti
Rum
basınına göre, "Kıbrıs ekonomisi"nin toplumsal
bütünlüğü havaya uçurulma tehdidiyle karşı karşıya:
Güney'de
istimlak edilen Türk malları 15 bin dekara ulaştı
"TAZMİNAT
TUTARI 1 MİLYAR KIBRIS LİRASINI AŞIYOR"... Politis
gazetesi, "1974'ten bugüne özgür bölgelerdeki toplam 401 bin dönüm
Kıbrıs Türk malının korunmasından ve
kullanımından sorumlu olan Kıbrıs Cumhuriyeti, bu
malları iyi şekilde idare etmeye özen göstermedi. Bunun sonucu olarak
devlet 1974 sonrasında kullanmaları için Rumlara verdiği malların
kullanım kayıpları için Kıbrıslı Türklere
tazminat ödemekte zorlanabilir. Muhafazakâr bir hesaplamayla ve
Kıbrıs Türk malı istimlaklarınının miktarı
dikkate alınmadan bu miktar 1 milyar KL'yi aşıyor." diye
yazdı
Kıbrıslı
Türklerin Güney Kıbrıs'ta istimlak edilen mallarının 15 bin
dekara ulaştığı bildirildi.
Politis
Gazetesi, "Mülkiyet Konusunda 1 Milyarlık Karabasan -
Kıbrıslı Türkler Talep Etmeye Başlamışken
Vasilik'in Kasası Utandırıyor - Maastricht Göstergesi ve Para
Birliği'ne Giriş Etkileniyor -İşgal Bölgeleriyle
Ödeşme Olabilir Mi?" başlık ve spotlarıyla
manşete çıkardığı haberinde özetle şunları
yazdı:
"Fitili
1974 döneminde ateşlenmiş olan tahrip gücü çok yüksek bir
patlayıcı mekanizma 32 yıl sonra Kıbrıs ekonomisini
toplumsal bütünlüğünü havaya uçurmakla tehdit ediyor. Kıbrıs
hükümetinin istila sonrasında ve milli dava döneminde
Kıbrıslı Türklerin mülkleri meselesinde gösterdiği
zayıflık, astronomik ama 'gizli' bir borç oluşması sonucunu
doğurdu. Bu borç da Kıbrıs sorunu çözümlenmezse er veya geç
vergi mükelleflerine kalacak.
1974'ten bugüne
özgür bölgelerdeki toplam 401 bin dönüm Kıbrıs Türk malının
korunmasından ve kullanımından sorumlu olan Kıbrıs
Cumhuriyeti, bu malları iyi şekilde idare etmeye özen göstermedi.
Bunun sonucu olarak devlet 1974 sonrasında kullanmaları için Rumlara
verdiği mallarının kullanım kayıpları için
Kıbrıslı Türklere tazminat ödemekte zorlanabilir. Muhafazakar
bir hesaplamayla ve Kıbrıs Türk malı istimlaklarının
miktarı dikkate alınmadan bu miktar 1 milyar KL'yi aşıyor. Gazetemizin
edindiği bilgilere göre, şu ana kadar istimlak edilmiş
Kıbrıs Türk malı 15 bin dekara varıyor.
Her halukârda
bu miktar kamu hesaplarının hiçbir yerinde görünmüyor. Buna
rağmen milli davadaki son gelişmeler yani barikatların
açılması ve Annan planının reddedilmesi,
Kıbrıs'ın AB'a üyeliğiyle birlikte farklı bir durum
yarattı. Bu yalnız Kıbrıslı Türklerin
mallarını kayıtsız şartsız geri
almalarını (Arif Mustafa davası) değil, aynı zamanda
işgal bölgelerinde Rum malı kullanıp kullanmadıklarına
bakılmadan Kıbrıs'ın özgür bölgelerindeki
mallarının kullanım kayıplarından dolayı tazminat
talep etmelerine olanak sağlıyor.
Kıbrıs
Türk mallarının idaresinin tabi olduğu bugünkü mevzuat,
Kıbrıslı Türk mal sahiplerine Kıbrıs sorununun
çözülmesinden sonra veya güneyde yerleşmeleri halinde tazminat verilmesini
öngörüyor. Ancak hukuk uzmanlarına göre bu yasa maddeleri her an
reddedilebilir ve yıkılabilir. Çünkü bu yasa maddelerinin insan
haklarını ihlal ettiği kolayca kabul edilebilir. Uzman bize
'Artk saatli bir bombadan söz edebiliriz' dedi.
Böyle bir
gelişmenin para politikasına, vatandaşların vergi yüküne,
ekonomik kalkınmaya ve kamu bütünlüğüne hesap edilemez etkileri
olacak. Çünkü devlet Kıbrıslı Türklerin
başvurularından sonra mülklerinin kullanım kayıplarını
tazmin etmeye çağrılacak. Bu durumda yeni vergiler koyma veya
başka yatırımları kesme ikilemiyle karşı
karşıya kalacak. Devlet bu aşamada bu tazminatları ödememek
için yargı sürecine de girebilir. Ancak bu tercihte dahi nahoş
etkiler olacak. Çünkü yargı prosedürünün
başarısızlığı peşinen ciro edilmiştir.
Aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti için ortaya çıkan
yükümlülükler GSMH'den çok daha hızlı artıyor. Diğer bir
deyişle sorunun göğüslenmesindeki her gecikme ilave ağır
yükümlülükler yaratacak.
Yine aynı
uzmana göre, Titina Loizidu davası gibi işgal bölgelerinde malı
bulunan Kıbrıslı Rumların kullanım kayıpları
için Türkiye'den tazminat talep etme hakkı, siyasi açıdan doğru
olsa da hukuki açıdan hiçbir öneme sahip değil. Türkiye
tarafından bu tür tazminatlar Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik benzer yükümlülükleriyle
ödeşemez. Çünkü mahkemeler her durumda kişisel taleple ilgili karar
verecek.
Milli soruna
siyasi bir çözüm bulunması, bu yükümlülüklerin silinmesini öngörmesi
halinde çıkış yolu sağlayabilir. Bilindiği gibi Annan
planı benzer bir hüküm içeriyordu ancak Kıbrıs halkı,
liderliğinin yol göstermesi ile bu planı tam da iki yıl önce
reddetti. Ancak Kıbrıs sorununda süregelen durağanlık
benzer bir seçeneğin yeniden ortaya çıkmasını gittikçe daha
imkansız hale getiriyor. Devlet Kıbrıs Türk mallarını
doğru idare etmeye özen gösterseydi Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu
biriken yükümlülüklerinden büyük ölçüde kaçınılabilirdi. 400 bin
dönümlük mülkü idare ederken ortaya çıkan derme çatma sonuçları da
Kıbrıs Türk malları vasiliği hesabında gösterirseniz
yalnızca kötü yönetimden söz edebilirsiniz. Bugün bir Kıbrıs
Türk malı kullanıcısı söz konusu mal için 1 KL kira ödüyor
ve aynı malı daha sonra 500 KL'ye başkasına kiralıyor.
Aradaki 499 KL'lik fark -bilgisi dışında- vergi mükellefine
yükleniyor.
Kıbrıs
Türk mallarının idaresinin tabi olduğu mevzuat, bu malların
yerinden edilmemiş kişilere rayiç kira bedelinden veya yerinden
edilmiş kişilere rayiç kira bedeline yakın bir ücretle
kiralanabilmesini öngörüyor. Sayıştaylık raporuna göre 2004'te
Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi'nin
kasasındaki toplam para 6 milyon KL civarındaydı. Yani Birim'in
giderlerini şöyle böyle karşılıyordu. Ancak aynı
raporda Kıbrıs Türk mallarının idaresi bilgisayar
sisteminin denetim sistemi, malların yasadışı şekilde
kullanılması, yasadışı genişletmeler, Vasilik'le
sözleşme yapmadan mal kullanımı, borçların silinmesi v.b.
gibi bir dizi yetersizliğinden de söz ediliyor.
1991'de
yapılan yasa, 1974'ten sonra Kıbrıs Türk malı
kullanımında bir patlama yaşanmasına neden oldu.
Dolayısıyla 'kim kimi önce yedi' sorusuna yanıt
arandığında, bazı çevrelerin Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik her çabayı sistemli şekilde torpillemesinin gerçek
nedenleri ortaya çıkar.
Gazetemizin
edindiği bilgilere göre, özgür bölgelerdeki 401 bin dönüm Kıbrıs
Türk malından 360 bin dönümü kullanılıyor. İçişleri
Bakanlığı bulgularına göre 3 bin 125 aile Kıbrıs
Türk malı arazi üzerine istimlak edilmeden inşa edilmiş devlet
konutlarında oturuyor. 5 bin 431 aile de Kıbrıs Türk malı
arsalar üzerine, istimlak edilmeden kendi evini inşa modeli ile
yapılan konutlarda oturuyor. 5 bin aile de çeşitli köy ve kentlerdeki
Kıbrıs Türk semtlerindeki Kıbrıs Türk evlerinde ikamet
ediyor. 1974 itibarıyla yaklaşık 15 bin dekar Kıbrıs
Türk malı istimlak edildi, ancak tazminatı ödenmedi.
İçişleri Bakanlığı yetkililerinin hesaplarına
göre bu miktar 110-130 milyon KL'ye tekabül ediyor.
Eldeki verilere
göre malların 1974 değeri dönüm başına 206 KL'ydi. Bu
malların kiralanmasından kasaya girmesi gereken miktar da son
yıllarda yaklaşık 40 milyon KL civarındaydı. Ancak
Vasilik'in kasasına bu miktarın yalnız 1/7'si kadar (6 milyon
KL) para girdi. Buna ilaveten 1974 itibarıyla biriken gelir faizleri yaklaşık
70 milyon KL'dir. Dolayısıyla yalnız 2004'te Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin özgür bölgelerdeki mallarının idarecisi olarak
Kıbrıslı Türklere karşı üstlendiği yükümlülükler
için devlet bütçesinde 100 milyon KL öngörmesi gerekirdi. Ancak bu tür
yükümlülüklerin bütçeden çıkarılmasının, 1974
itibarıyla maliye bakanlarının değişmez bütçe
dengeleme yöntemi olduğu görülüyor.
Gazetemizin
bilebildiği kadarıyla bu mesele yalnız Lefkoşa'da görev
yapmakta olan Avrupalı diplomatların değil, Kıbrıs
ekonomisini izlemekte olan örgütlerin de ilgisini çekiyor. Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin özgür bölgelerde gayrı menkulü bulunan
Kıbrıslı Türk mal sahiplerine karşı üstlendiği
yükümlülüklerini yerine getirmemesi Kalkınma ve İstikrar
Anlaşması'nın maddelerine uyma, Avrupa Para Birliği'ne
giriş olanakları ve kredi alabilme kabiliyeti açısından
Kıbrıs'ın görüntüsünde bir kayma yaratıyor. Böylece,
yakın gelecekte Maliye bakanlığı bütçenin gerçek durumuna
ilişkin baskıcı sorulara yanıt vermek zorunda
kalabilir."
KIBRIS 01/05/06