Rum kesiminde karapara iddiası

Uluslararası iş dergisi Forbes, Kıbrıs Rum kesiminin uluslararası karapara, silah kaçakçılığı ve fuhuş merkezi olduğunu bildirdi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:40 TSİ 18 Nisan 2006 Salı

NEW YORK - Dünyanın önde gelen iş dünyası dergilerinden Forbes, Kıbrıs Rum kesiminin kara para aklama hizmetlerinin eski Sırp lideri Slobodan Miloşeviç’e uzandığını yazdı ve Miloşeviç’in yüz milyonlarca dolar karaparasının, Rum lider Tasos Papadapulos’un hukuk firmasınca aklandığını kaydetti.

Haberde şu ifadeler yer aldı “Miloşeviç geçen ay hücresinde öldüğünde geride 800 milyon dolarlık bir sır bıraktı. Lahey’de yargılandığı mahkeme belgelerine göre Miloşeviç 1992-2000 yılları arasında en az 800 milyon doları Yugoslavya’dan çıkartıp uçakla Larnaka’ya yolladı. Neden Larnaka ? Çünkü Miloşeviç’in kuryesi ve suç ortağının ifadesine göre bu küçük Akdeniz adası, dünyaya açılan bir kapıydı.”

Forbes, Miloşeviç ve çetesinin bu parayı aklamak için Rum kesiminde 8 paravan şirket oluşturduğunu ve bu şirketlerden birinin Southmed adıyla Tasos Papadapulos’un hukuk firmasınca kurulduğunu kaydetti. Papadapulos’un firması böyle bir şirket kurduğunu, ancak şirketin Miloşeviç’in çetesine ait olduğunun bilinmediğini öne sürüyor.

Daha sonra bu şirketler Rum kesimi ve Yunanistan’da 250 banka hesabı açıp, oradan parayı en az 50 ülkeye yolladılar. Paranın çoğu ABD Rusya ve İsrail’den Sırplara silah ve askeri malzeme alımında kullanıldı. Kalan paraya ne olduğu bilinmiyor.

Forbes, Rum kesiminin uluslararası karanlık işler merkezi olmasının ABD Kongresi’nin de gündemine geldiğini ve Rum tarafının terör finansmanında rol oynadığını bildirdi.

Yazıda adanın kuzeyinde de uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığı öne sürüldü ve First Merchant Bank skandalı hatırlatıldı.

 

Akıncılar Rum liginde

Celal DEMİRBİLEK

Ada’nın köklü takımı, Rum kesiminin ikinci liginde oynamak için Rum Futbol Federasyonu’na başvurdu. Talebi kabul edilen Akıncılar, artık iç saha maçlarını bir Rum köyünde yapacak.

KUZEY Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Üçüncü Futbol Ligi takımlarından Akıncılar, ülkesinin federasyonuna kızdı, Kıbrıs Rum Kesimi’nin liginde oynamak için Rumların futbol federasyonuna (KOP) başvurdu. Mesarya bölgesinin ’birinci ligde şampiyonluk yaşamış tek takımı’ olan Akıncılar, KKTC Futbol Federasyonu’nun kendilerine haksızlık yaptığını iddia ederek, KKTC Ligi’nden çekilme kararı aldı. Kulüp yöneticileri, gelecek sezondan itibaren Rum kesiminin ikinci liginde mücadele etmek için KOP’a sözlü başvuruda bulundu. KOP yetkilileri, Akıncılar Kulübü’nün 1974 Barış Harekatı öncesinde KOP’a bağlı ikinci ligde oynamış olması nedeniyle bu talebe olumlu baktıklarını belirttiler. Yetkililer, "Akıncılar, 32 yıl öncesine dek bizim federasyonumuza bağlı bir kulüptü. Mücadelelerine önümüzdeki sezondan itibaren ikinci ligimizden devam edebilirler" diye konuştular.
/_newsimages/1392229.jpg

KOP İkinci Ligi’ne katılması önümüzdeki günlerde resmiyet kazanacak olan Akıncılar, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki her kulübe verilen 100 bin Kıbrıs Lirası (yaklaşık 275 bin YTL) para yardımı alacak. Rumlar ayrıca bir de sponsor firma bulacak. KOP yetkilileri, Akıncılar Kulübü’nün iç saha maçlarını Kırmızı Köyler bölgesinde Pile’ye yakın bir Rum köyünde oynayabileceklerini açıkladı.

Akıncılar Başkanı Özyalçın:KKTC federasyonu ayrım yapıyordu

aKINCILAR Kulübü Başkanı Emin Özyalçın, KKTC Futbol Federasyonu’nun, geçmiş yıllarda formalarını giyen Ali İmam adlı bir futbolcu konusunda aldığı haksız kararı protesto etmek için Rum liginde oynama kararı aldıklarını söyledi. Özyalçın, "Kulübümüz futbolcusu Ali İmam, federasyonumuzdan izin almadan bir Rum takımına transfer olunca, Ömer Adal Federasyonu tarafından tüzük gereği süresiz hak mahrumiyeti cezasına çarptırılmıştı. Ancak Ali İmam, iki yıl sonra Niyazi Okutan Federasyonu’na başvuruda bulunup affedilmesini istemiş, tüzük değişikliği yapan federasyon yönetimi de Ali İmam’ı yurt dışında iki yıl kalmış gibi değerlendirerek cezasını affetmiş ve Türkmenköy takımına lisans çıkarmasına izin vermiştir. Bunun üzerine Tahkim Kurulu’na başvurup, federasyonun kararına itiraz ettik. Ancak, Tahkim’den de olumsuz yanıt alınca, Ali İmam’a çıkarılan özel affı protesto etmek için, Rum ligine geçme kararı aldık" diye konuştu.

Krize neden olan Ali İmam: Transferimde usulsüzlük yok

KKTC
Futbol Federasyonu ile Akıncılar Kulübü’nün aralarının açılmasına neden olan futbolcu Ali İmam, durumunda hiçbir usulsüzlük olmadığını savundu. Ali İmam, "Rum takımı beni transfer etmek istediğinde Akıncılar yönetimi astronomik bir bonservis ücreti istemişti. Ancak o yıl transfer olduğum Rum takımı, UEFA’nın KKTC’yi tanımaması nedeniyle bana UEFA lisansı çıkartıp bonservis işimi çözmüştü. Ben Futbol Federasyonu’nun yeni tüzüğündeki maddelerden yararlanıp, Rum Kesimi dönüşü istediğim kulüple anlaştım. Eski kulübüm Akıncılar’ın yöneticileri ’Ali İmam bizim malımız’ dedilerse de, federasyon kulüp seçme hakkını bana verdiği için ben de köyümün takımı olan Türkmenköy Aydınspor ile anlaştım. Ben her öneriye açığım. Eğer anlaşırsak, Rum liginde oynamak isteyen Akıncılar’da veya bir Rum takımında da oynayabilirim" diye konuştu.

Federasyon Başkanı Okutan:Sporcu geçebilir ama takım geçemez

KKTC Futbol Federasyonu Başkanı Niyazi Okutan, Akıncılar Kulübü’nün Rum liginde oynama kararına sert tepki gösterdi. Okutan, "KKTC’li sporcuların Rum kesiminde oynama olayına iki cepheden bakmak gerekir. Bireysel olarak düşünüldüğünde bu gayet normaldir. Ancak ligimizden bir takımın, sırf federasyona tepki olarak Rum liginde mücadele etmesini tasvip etmiyorum. Akıncılar yöneticilerinin bu kararı, aşırı duygusallığın bir sonucudur" dedi. Başkan Okutan, Akıncılar Kulübü’nün KKTC Üçüncü Ligi’nden çekilme kararına neden olan Ali İmam konusunda da şunları söyledi: "Ali İmam, geçmiş federasyon döneminde Rum tarafına izinsiz gittiği için bir daha KKTC topraklarında futbol oynamama cezası almıştı. Oysa biz KKTC’liler olarak yıllarca ambargolardan şikayet ettiğimiz için, bu çocuğumuzun spor yapma hakkının elinden alınmasının yanlış olacağını düşündük. Ali İmam, 2 yıl 3 ay 22 gün futbol oynamadığı için, lisansı düşüp serbest oyuncu konumuna geldi. Böyle olunca da Ali İmam istediği takımı seçti. Akıncılar Kulübü’nün bu kararlarından geri döneceğine inanıyorum."

Sabri ve Raif Selden kardeşler:Rum liginde oynamak her açıdan cazip

AKINCILAR Kulübü’nün Rum ligi için transfer listesinde yer alan ve daha önce de bu ligde oynayan Sabri ve Raif Selden adlı ikiz kardeşler, teklife sıcak baktıklarını söylediler Halen Binatlı Kulübü’nde forma giyen Selden kardeşler, "Akıncılar’ın yöneticileri bizi arayıp transfer teklifinde bulundu. Bu transfere sıcak bakıyoruz. Rum liginde oynamak her açıdan daha cazip" dediler. Akıncılar takımının Rum liginde oynamak istemesinin normal karşılanması gerektiğini de ifade eden Sabri ve Raif Selden, "Artık bazı şeyleri aşmamız gerekir. Akıncılar, 1974 yılından önce Rum ikinci liginde oynamış bir takım. Neden tekrar oraya dönmesin ki" diye konuştular.

HURRIYET 18/04/06

 

Kıbrıs'ta çözüm için yeni bir imkan mevcut

YENİ FIRSAT... Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görüşmesinden sonra Kıbrıs meselesinin çözümü yolunda yeni bir fırsat belirdiğini kaydederek, "Kıbrıs konusunda çözüm için yeni bir imkan mevcut" dedi

ADİL, KALICI VE İŞLER ÇÖZÜM... Bakoyanni: Yeni aşamada, işgali sorun olarak kabul eden BM kararları, uluslararası hukuk ve AB müktesebatı ile Kıbrıs'ın AB üyeliğinin göz önünde bulundurulacağı adil, kalıcı ve işler bir çözüm gerekiyor

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görüşmesinden sonra Kıbrıs meselesinin çözümü yolunda yeni bir fırsat belirdiğini kaydetti.

Bakoyanni, Türkiye'nin, AB geleceğiyle çelişkili tavır sergilediğini de savundu.

Atina'da yayımlanan Ta Nea gazetesine demeç veren Bakoyanni, Türkiye'nin AB üyeliğiyle Kıbrıs konularına değindi.

Yunanistan'ın izlediği politikanın açık olduğunu kaydeden Bakoyanni, Atina'nın Avrupalı, siyasi ve sosyal açıdan olgun, ekonomik olarak kalkınmış bir Türkiye istediğini, ancak AB'ye katılmak isteyenlerin uygulaması gereken kural ve ilkelerde 'indirime' gidilemeyeceğini söyledi.

Bakoyanni, "Türkiye'nin AB geleceğiyle çelişkili tavrı karşısında, Atina'nın ne yapacağı konusunda tahminde bulunmak için erken olduğunu" kaydetti.

Kıbrıs konusunda çözüm için yeni bir imkan bulunduğunu da savunan Bakoyanni, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görüşmesinden sonra Kıbrıs meselesinin çözümü yolunda yeni bir fırsat belirdiğini söyledi.

Bakoyanni, ABD, Avrupa ile Kıbrıs'taki temaslarında tüm tarafların bu imkanın varlığına inandığını gördüğünü de belirtti ve ortaya çıkan yeni fırsatı kaybetme lüksüne sahip olunmadığını vurguladı.

"Annan planının referandum sonuçlarından sonra tarih olduğunu, demokratik bir ülkede toplumun siyasi arzusunun göz ardı edilemeyeceğini" belirten Bakoyanni, "Yeni aşamada, işgali sorun olarak kabul eden BM kararları, uluslararası hukuk ve AB müktesebatı ile Kıbrıs'ın AB üyeliğinin göz önünde bulundurulacağı adil, kalıcı ve işler bir çözüm gerektiğini" kaydetti.

KIBRIS 18/04/06

 

Yeşilırmak-Pirgo kapısının açılması Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'ye bağlı

Kıbrıs Rum hükümet sözcüsü Yorgos Lillikas, Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin Aşağı Pirgos'da yeni bir geçiş noktası açılması taleplerinin Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'ye bağlı olduğunu, Kıbrıs Rum hükümetinin 2004 Temmuzundan beri toplam sekiz kapının açılması için talepte bulunmuş olduğunu söyledi.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Lillikas, söz konusu geçiş noktasının Avrupa Birliği (AB) Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yer aldığını kaydetti.

Aşağı Pirgos, Kokkina, Limnidis bölgelerinin Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk sakinleri geçtiğimiz hafta 29 Nisan'da geçiş noktasının açılmasını talep edecekleri bir eylem organize edeceklerini ve BM ve iki toplumun liderlerine bu konuyla ilgili bir karar sunacaklarını açıklamışlardı.

Bölge sakinlerinin, geçiş noktasının açılmasını neden hükümetten talep ettiklerini merak ettiğini ifade eden Lillikas, Run hükümetiyle ilgili olarak sakinlerin "açık kapıyı çaldıklarını" kaydetti.

Lillikas, Rum hükümetin Temmuz 2004'te Aşağı Pirgos ve AB Yeşil Hat Tüzüğü'nde yer alan Limnidis'in de aralarında bulunduğu sekiz geçiş noktasının açılması önerisinde bulunduğunu anımsattı.

Sözcü, "bu nedenle, geçiş noktasının açılması Kıbrıs hükümetinin değil, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin onay vermesine bağlıdır. Hem fikir oldukları anda geçiş noktasının açılmasına hazırız" dedi.

Lillikas ayrıca Rum hükümetinin tek taraflı olarak bölgenin mayından arındırılması sürecini başlattığını hatırlatarak, Türk tarafının da aynı şeyi yapması gerektiğini, çünkü geçiş bölgesinin açılması halinde yayalar için güvenlik riski olabileceğini ve bunun genel olarak sivillerin korunması konusu olduğunu kaydetti.

Rum hükümeti tarafından kuzeye elektrik enerjisi sağlanmasıyla ilgili olarak Lillikas, Rum hükümetinin, güneyin zararına olmadığı müddetçe Kıbrıs Türklerinin taleplerini karşılamaya devam edeceğini de söyledi.

KIBRIS 18/04/06

 

Amaç, AB fonlarının kullanılmasını önlemek

HABER GERÇEKLERİ YANSITMIYOR... KIBSO, "Avrupa Komisyonu'nun UNDP kanalıyla KKTC'ye yapılan yardımlarda yolsuzluk yapıldığı ve Denktaş rejimi yanlısı bazı KIBSO üyelerine dağıtıldığı" yönünde rapor hazırladığını iddia eden haberlerin gerçekleri yansıtmadığını açıkladı. Sanayi Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz, amacın, AB fonlarının kullanılmasının önlemek olduğunu söyledi

Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KIBSO), Avrupa Komisyonu'nun, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) "Gelecek İçin İşbirliği" programı çerçevesindeki Avrupa ödeneklerini dağıtma faaliyetleriyle ilgili olarak, "çıkarılan fonlarda yolsuzluk yapıldığı ve Denktaş rejimi yanlısı bazı KIBSO üyelerine dağıtıldığı" yönünde hazırlandığını iddia eden haberlerin gerçekleri yansıtmadığını açıkladı.

Sanayi Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Politis gazetesinde konuyla ilgili çıkan haberin maksatlı bir haber olduğunu ve gerçekleri yansıtmadığını, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlandığı iddia edilen raporun, son zamanlarda büyük çıkış yapan KIBSO'yu yıpratma ve Kuzey Kıbrıs ekonomisinin güçlendirilmesi ve Kuzey Kıbrıs firmalarının AB mevzuatına uyumunu sağlamak için UNDP kanalı ile kullandırılan AB fonlarının kullanımını önlemeyi hedeflediğini belirtti.

Sanayi Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz'ün konuyla ilgili dün yaptığı yazılı açıklama aynen şöyle:

"Politis Gazetesi'nde çıkan haber maksatlı bir haberdir ve gerçekleri yansıtmamaktadır. Rapor, UNDP'yi son zamanlarda büyük çıkış yapan Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nı (KIBSO) yıpratma ve Kuzey Kıbrıs ekonomisinin güçlendirilmesi ve Kuzey Kıbrıs firmalarının AB mevzuatına uyumunu sağlamak için UNDP kanalı ile kullandırılan AB fonlarının kullanımını önlemeyi hedeflemektir.

AB Kaynaklı Hibe Destek Programları iki toplumlu amaçlar için değil, Kuzey Kıbrıs'taki firmalara ve/veya Sivil Toplum Örgütlerine yöneliktir.

Hibe Destek programları çerçevesinde UNDP 100 civarı firmayı desteklemiştir. Bunlar arasında;

* Sanayi Odası Üyesi bazı firmalara AB Standartlarına uyum maksadı ile HACCP ve ISO belgeleri almaları için destek verilmiştir.

* Organik Tarım için destek verilmiştir.

* Soğuk Zincir Sistemleri için destek verilmiştir.

- AB Kaynaklı programların iki toplumlu hedefi yoktur. İki toplumlu hedefi olan ve UNDP tarafından finans edilen projeler ABD kaynaklı projelerdir.

Haberde, UNDP barikatların açılmasını ve işbirliği arzularını değerlendirmedi deniliyor, halbuki Bostancı Sınır Kapısı'nda ara bölgenin asfaltlanması UNDP tarafından yapılmıştır.

Haberde, 'iki Oda arasındaki ilişkilerin değerlendirilmediği' konu edilmektedir. Hangi iki Odanın kastedildiği anlaşılmamıştır. KIBSO'nun gerek KTTO ve gerekse Güney'deki Kıbrıs Ticaret ve Sanayi Odası (CCCI) ile iyi ilişkileri vardır.

KIBSO Annan planına EVET demiştir. Çözüm ve Barış için katkı koyan bir örgüttür. Hiçbir Siyasi Partinin yanlısı veya karşıtı değildir."

KIBRIS 18/04/06

 

KKTC'den Rum yönetimine protesto

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, hafta sonu Güney Kıbrıs'ta piknik yapmak için Bostancı Kapısı'ndan geçmek isteyen 18 Kıbrıslı Türk'e izin verilmemesini Birleşmiş Milletler Barış Gücü (BMBG) nezdinde protesto etti.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, BM'den, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) onur kırıcı davranışlarının caydırılması yönünde gerekli girişimin başlatılması da istendi.

Rum yönetiminin, Güney'e geçen Kıbrıslı Türklere karşı sınır kapılarında gerginliği tırmandırıcı tacizane hareketleri artırarak sürdürdüğünün görüldüğü belirtilen açıklamada, Bostancı Sınır Kapısı'ndan Güney'e piknik yapmak için geçmek isteyen 18 Kıbrıslı Türk'ün arabalarında et, tavuk ve balık bulundurdukları gerekçesiyle izin verilmediği ve Rum polislerce aşağılanarak küfürlerle hakarete maruz kaldıkları anlatıldı.

Bakanlık açıklamasında, Güney Kıbrıs yetkililerinin takındığı bağnaz tutumun BMBG nezdinde dün şiddetle protesto edildiği ve GKRY'nin bu tür onur kırıcı davranışlardan caydırılması yönünde gerekli girişimin başlatılmasının istendiği kaydedilerek, şöyle denildi:

"GKRY yetkililerinin bu türden eylem ve davranışları tansiyonu tırmandırmaktan öte başka işe yaramamaktadır. Olayı bir kez daha şiddetle kınar, Rum tarafını gerginlik peşinde koşmak yerine aklıselime davet ederiz."

KIBRIS 18/04/06

KTÖS'ün, "Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkı mücadelesi" AP gündeminde

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, 7 Mart'ta Ledra Palace Otel'de gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısında KTÖS'ün getirdiği açılımların yararlılığına dikkat çekti

KTÖS'ün, "Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkı mücadelesi" AP gündeminde

l DETAYLI BILGI ISTENDİ... KTÖS, Limasol'da yaşayan Türk çocukların eğitim hakkı için Türk okulu açılması istemiyle başlattığı mücadele, AP gündemine de girdi. AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Grossetete, KTÖS'e gönderdiği mektupla, konuyla ilgili endişeleri ve mahkeme süreci hakkında detaylı bilgi istedi. KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil de Grossetete'yi bir mektupla bilgilendirdi

 

Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nın (KTÖS), Limasol'da yaşayan Türk çocukların eğitim hakkı için Türk okulu açılması istemiyle başlattığı mücadele, Avrupa Parlamentosu (AP) gündemine de girdi.

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, KTÖS'e gönderdiği mektupla, konuyla ilgili endişeleri ve mahkeme süreci hakkında detaylı bilgi istedi. KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil de Grossetete'yi bir mektupla bilgilendirdi.

KTÖS Basın Yayın ve Propaganda Birimi'nden Mustafa Özhür'ün açıklamasına göre, AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Françoise Grossetete, sendikaya gönderdiği mektupta, 7 Mart 2006 tarihinde Ledra Palace Otel'de gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısında KTÖS'ün getirdiği açılımların yararlılığına dikkat çekti.

KTÖS'ün sunduğu fikirler içerisinde yer alan özellikle Limasol Türk Okulu ve Limasol'da yaşayan Türk çocuklarının eğitim hakları ile ilgili fikirlerin olumluğuna ve üzerinde düşünülmesi gereken içeriğe sahip olduğuna işaret eden Françoise Grossetete, detaylı bilgi talep etti.

Sendika Genel Sekreteri Şener Elcil de konuyla ilgili endişelerini ve önerilerini Grossetete'ye gönderdi.

KTÖS'ün gönderdiği mektupta şöyle denildi:

"Kıbrıs'ta ayrımcılık ve paylaşım temelinde devam eden siyasi sorun, tüm Kıbrıslıların yıllardan beri yaşadığı ıstırabın ana sebebidir.

Ülkemizde eğitim, siyasilerin istismar etmesi sonucu siyasi sorunun bir parçası haline getirilmiştir. Tarihsel olarak Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk eğitim sistemleri ayrı ayrı yapılandırılmıştır. Bu gerçek 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda açıkça yazılmıştır. (Madde 20. 87). Eğitimle ilgili bu gerçekler ortada iken adamızın güneyinde Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türklerin zorunlu eğitim yaşında olan çocukları Rumca eğitim yapan bir okula gitmeye zorlanmaktadırlar. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'na aykırı olarak kurulan Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı yönetiminde olan bu okuldaki uygulamalar Türk çocuklarının asimilasyonunu amaçlamaktadır. Her bireyin kendi anadilinde eğitim alması temel bir insan hakkıdır. Bu temelde sendikamız, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'ndaki toplumsal haklara dayalı olarak Limasol'da Kıbrıslı Türklere ait bir okul açmakla ilgili girişim başlatmıştır. Bu çalışma, siyasi gerekçeler ileri sürülerek, Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarını işgal eden Rum Yönetimi tarafından engellenmektedir. Konuyla ilgili Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi'nde hukuksal bir dava başlattık. Mahkememiz Rum yönetimi tarafından sürekli ertelenerek, politik olarak zaman kazanılmaya çalışılmaktadır.

Kıbrıslı Türklerin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'nda açıkça ortaya konulan eğitim hakkının Kıbrıs Cumhuriyeti makamlarını işgal eden ve Kıbrıslı Türkleri temsil etme hakkı olmayan Rum yönetimi tarafından kullanılmaya çalışılması kabul edilemez. 'Siyasi çözüm olmadan, bu hakkınızı kullanmanıza izin veremeyiz' diyerek Kıbrıslı Türkleri engelleyen Rum Yönetimi'nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ortaya koyduğu çözüm planını reddeden taraf olduğunu da hatırlatmak isteriz.

Biz iki bölgeli, iki kesimli federal bir yapı öngören Annan Planı'yla adamızın birleştirilmesini savunmaya devam ederken, barışın haklara saygıdan geçtiğini de vurgulamak isteriz."

Irkçılık, milliyetçilik, ayrılıkçılık ve şovenizm yüzünden tüm Kıbrıslıların ıstırap çektiği belirtilen mektupta, eğitimin temel bir insan hakkı olduğuna dikkat çekilerek, Kıbrıslı Türklerin toplumsal bir hakkı da olan eğitimin; AB üyesi olmuş, "Kıbrıs Cumhuriyeti" makamlarını işgal etmiş Rum yönetimince engellenmesine karşı destek ve ilgi talep edildi.

KIBRIS 19/04/06

Güneydeki parlamento seçimlerinde 270 Kıbrıslı Türk oy kullanacak

Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, dün yaptığı açıklamada, güneydeki Mayıs 2006 parlamento seçimlerin özelliğinin, Kıbrıslı Türklerin seçime katılması ve oy pusulalarının ilk kez seçim merkezlerinde sayılacak olması olduğunu söyledi.

Kıbrıs Haber Ajansı'na göre, seçim hazırlıklarıyla ilgili yapılan ikinci toplantı ardından açıklamada bulunan Hristu, nüfus artışından dolayı önceki seçime kıyasla 60 seçim merkezinin daha oluşturulduğunu ve toplam 1250 seçim merkezi bulunduğunu söyledi.

Toplam 270 Kıbrıslı Türkün takriben 30 seçim merkezinde oy kullanmak için kayıt yaptırdığını da ifade eden Hristu, siyasi partiler için ilk resmi sonuçların yaklaşık olarak 21.00'da belli olacağını kaydetti.

Örnek oy kullanma kâğıtlarının basımının yapıldığını da belirten İçişleri Bakanı, seçmen kağıtlarını kaybedenlerin de yenilerini almak için 20 Mayıs saat bire kadar başvuruda bulunabileceklerini söyledi.

Buna ilaveten, Hristu, Rumca konuşamayan Kıbrıslı Türklerin istedikleri gibi tercih yapabilmelerine yardımcı olmak için Türkçe yol gösterici kitapçıklar yayınlayacaklarını kaydetti.

İçişleri Bakanı, hiçbir oy pusulasının Türkçe olmayacağını, sadece Kıbrıslı Türklerin oy kullanacağı seçim merkezlerinde istedikleri parti ve adaylar için oy kullanabilmelerini sağlamak için Türkçeye tercüme edilmiş bir örnek oy kâğıdı bulunacağını da belirtti.

KIBRIS 19/04/06

Kıbrıs'ın güneyinde faaliyet gösteren Kıbrıs Gazeteciler Birliği, gazeteci Serhat İncirli'nin durumuna ilişkin girişim başlattı: Uluslararası gazeteci örgütlerine başvuruldu

Kıbrıs'ın güneyinde faaliyet gösteren Kıbrıs Gazeteciler Birliği, gazeteci Serhat İncirli'nin durumuna ilişkin girişim başlattı. Londra'da yaşayan ve Afrika gazetesinin düzenli yazarlarından olan gazeteci Serhat İncirli'nin Kıbrıs'taki ailesinin polis tarafından sorgulanması ve kuzey Kıbrıs makamlarının "Türkiye Başsavcılığı'nın Serhat İncirli'nin makaleleriyle ilgili olarak Türkiye'nin İncirli'ye dava açacağı" yönünde yaptıkları açıklama üzerine harekete geçen Kıbrıs Gazeteciler Birliği Yürütme Kurulu, uluslararası gazeteci örgütlerine başvuruda bulunarak, bu duruma dikkati çekti.

Kıbrıs Gazeteciler Birliği, Avrupa Gazeteciler Federasyonu EFJ, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu IFJ, Uluslararası Basın Enstitüsü IPI ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT'e (OSCE) gönderdiği mektupta Serhat İncirli'nin ailesinin polis tarafından sorgulandığına ve bazı makaleleri nedeniyle hakkında Türkiye'nin dava açacağına dikkat çekerek, bu durumu protesto etti.

Mektupta Afrika gazetesi yazarlarına ve Afrika'nın sahibi gazeteci Şener Levent'e karşı yapılan tacizler, Afrika gazetesi matbaasının iki kez bombalanması, Şener Levent'in iki kez tutuklanması ve hapse atılması, ülkücü grupların tehditleri ve Afrika'ya karşı yaptıkları gösteriler sıralanarak, Kıbrıs'ın kuzeyinde polisin sivil makamlara bağlı olmadığına dikkat çekildi.

Polisin gazetecilerin ve aktivistlerin ülkücülerin saldırısına uğradığı durumlarda her zaman saldırıya uğramış olanları sorguladığı, ülkücüleri sorgulamadığı da anımsatıldı. Polisin başka Kıbrıslı Türk gazetecilerin ölüm tehditleri aldığı hallerde de bu tehditlere yönelik herhangi bir soruşturma açmadığına dikkat çekildi. Uluslararası örgütlere gönderilen mektupta, Şener Levent'in Afrika'da konuyla ilgili olarak yazmış olduğu bir makaleden alıntılar da yapıldı ve şöyle denildi:

"Bir Kıbrıs ve Avrupa yurttaşı olan Serhat İncirli halen Londra'da yaşıyor ve çalışıyor. Kıbrıs'ın kuzeyine dönecek olursa başına ne geleceği belli değildir çünkü Kıbrıs Türk polisi sivillerin denetiminde değil, doğrudan Türkiye Genelkurmay Başkanlığı'na bağlıdır. Bu nedenle Kıbrıs'ın kuzeyindeki işgal "makamları"nın polis üzerinde herhangi bir yetkisi yoktur ve zaten polis de kendisini Kıbrıs'ın kuzeyindeki Kıbrıs Türk makamlarına hesap vermekle mükellef görmemektedir..."

Mektupta 10 yıl önce öldürülen Yenidüzen gazetesi yazarlarından gazeteci Kutlu Adalı cinayeti konusunda Kıbrıs Türk polisinin yeterli ve doyurucu soruşturma yapmamış olması nedeniyle, Adalı ailesinin Türkiye'ye karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açtığı davayı kazandığı ve Türkiye'nin yeterli soruşturma yaptırtmadığı için mahkum olduğu hatırlatıldı.

Mektubun sonunda şöyle denildi:

"Kıbrıs'ın kuzeyindeki işgal rejimi ve kuvvetleri, Kıbrıs'ın bölücü hattında dolaşım özgürlüğüne yönelik pek çok engel çıkarmaya devam ediyorlar, bu hattı geçmeye çalışan hem Kıbrıslı Türk, hem de Kıbrıslı Rum bazı gazetecileri aşağılamaya ya da kara listeye almaya devam ediyorlar.

Kıbrıs Gazeteciler Birliği olarak tüm bu temel insan hakları ihlallerini güçlü biçimde protesto ediyoruz ve Türkiye hükümeti ile Kıbrıs Türk liderliğine karşı sesinizi yükseltmenizi ve onlardan uluslararası hukuğun ilkelerine, basın özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne saygı göstermeleri çağrısı yapmanızı istiyoruz."

 KIBRIS 19/04/06

TKP, Serhat İncirli'nin ailesinin soruşturulması olayıyla ilgili açıklama yaptı: Amaç gözdağı vermek

Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), Serhat İncirli olayındaki amacın; İncirli'nin adresinin tespit edilmesi değil, anne ve babasının taciz edilerek, bu yolla İncirli'ye gözdağı verilmesi olduğunu savundu.

TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu yazılı açıklamasında, "Gazeteci-yazar Serhat İncirli'nin anne ve babasının karakola çağrılmasının ve Başbakan'ın bu konudaki açıklamalarının kabul edilemeyeceği" görüşünü dile getirerek, "İncirli'nin Londra'da yaşadığının ve çalıştığı gazetenin bilindiğini, Türkiye'nin Londra Büyükelçiliği, KKTC'nin de Temsilciliği aracılığıyla bu bilgilerin temin edilebileceğini, ancak amacın gazetecinin adresinin tespiti değil, yaşlı anne-babasının taciz edilmesi ve gazeteciye gözdağı verilmesi olduğunu" öne sürdü.

İncirli'nin düşünce ve ifade özgürlüğüne müdahale edilmek istendiğini savunan Davulcu, "Yapılan taciz, Avrupa Birliği'ne katılma hedefi olduğunu söyleyen CTP-DP Hükümeti'nin, düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı tahammülsüzlüğünün açık göstergesidir" dedi.

Açıklamasında, TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Genel Sekreter Mehmet Davulcu, akademisyenler Doç. Dr. Zeki Beşiktepeli ve Yrd. Doç. Hasan Kasaboğlu'ndan oluşan bir heyetin, Serhat İncirli'nin anne ve babasını evinde ziyaret ederek, "yalnız olmadıkları" mesajı verdiğini belirten Davulcu, hükümeti, "Kıbrıs Türkü'nün çağdaşlaşma ve dünya toplumunun bir üyesi olma mücadelesinin önüne engeller koymaktan vazgeçip, yapıcı tutum izlemeye" de davet etti.

KIBRIS 19/04/06

Ankara'nın derdi zaman kazanmak

19/04/2006

RADİKAL - ANKARA - KKTC'ye yönelik yaptırımlar kalkmadıkça Rumlara limanlarını açmamakta kararlı olan Türkiye, bu yüzden müzakere sürecinde AB ile olası kriz için 'Adalet Divanı' senaryosu üzerinde çalışıyor. AB ile 3 Ekim 2005'te başlayan tarama sürecini bir yıl sonra bitirmeyi planlayan Ankara, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün Rumlara da uygulanması sorununun çözümü için Adalet Divanı'na gitmeyi kabul edecek. Ankara, lehte sonuç beklemese de, en az üç ay sürecek divan teatisinin kendisine zaman kazandıracağı görüşünde.
Avrupa Komisyonu ekimde yayımlayacağı 'ilerleme raporu'nda, Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasının yükümlülüklerine uymadığını ve Rum gemi-uçaklarına liman ve havaalanlarını açmadığını belirtecek. Geçen yıl Ankara'nın "Ek protokolü imzalarız, ama bu Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelmez" deklarasyonuna karşı AB'nin karşı deklarasyonunda, durumun 2006'da gözden geçirileceği belirtilmişti. Bu yüzden Ankara, Kıbrıs sorununu müzakerelerden uzak tutup zaman kazanmak için konunun Adalet Divanı'na götürülmesini istiyor.

Ortaklık Konseyi bekleniyor
Bu isteğini hazirandaki AB-Türkiye Ortak Konseyi'nin gündemine aldırmaya çalışan Ankara, anlaşmazlığının Adalet Divanı'na gitmesini talep edecek. Lehine karar çıkması imkânsız olan Ankara'nın bu sayede 'zaman kazanarak', 2006'dan önce müzakerelerin askıya alınmasını önleyebileceği belirtiliyor

Rumlar: Türkiye mahkemeye gidemez

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin liman ve hava sahasını Rumlara açma konusunu tahkime götüremeyeceğini, ancak Dünya Ticaret Örgütü’ne başvurmasının beklendiğini açıkladı. Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, "1996’da Türkiye ile AB arasında imzalanan gümrük birliği anlaşması taraflara tahkime gitme hakkı veriyor, ama bunun yapılabilmesi için anlaşmanın önce yürürlüğe konması, yani TBMM’de onaylanması gerekiyor’ dedi.

Yakovu, Türkiye’nin hakemlik konusunda Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’na gideceği yönündeki haberlerin, Ankara’nın AB ile liman ve havasahası konusunda sinirlendiğinin göstergesi olduğunu da savundu. Rum bakan ayrıca, limanlar ve hava sahası konusunun Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün de katılacağı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında masada olacağını da sözlerine ekledi.

Rum medyası ise, Kıbrıs Rum yönetimi ile karşı karşıya kalmamak amacıyla AB’nin bir bütün olarak temsil edildiği Dünya Ticaret Örgütü’ne başvurarak zaman kazanmaya çalışacağını savundu. Rumlara göre, Türkiye Dünya Ticaret Örgütü’ne başvurarak Ekim ayında Türkiye-AB ilişkilerinin gözden geçirilmesini ’krize dönüşmeden’ atlatmayı planlıyor.

HURRIYET 20/04/06

İngiltere'de Türkler



Hafta sonunu uzatarak Londra'da geçirdim. Tam 30 yıl önce öğrenimim için gittiğim İngiltere hızla değişiyor. Son on yılda hem ekonomik gelişme oldu, zenginleştiler, hem de Avrupalılaştılar. Henüz aynı düzeye gelmeseler de, yemek kültürleri gelişti ve giyime özeniyorlar.
Cuma öğlen ilk durağım Covent Garden'daki bir İskoç balık lokantasıydı: Loch Fynn. Servise gelen garsonun Kosovalı Arnavut olduğunu hemen bilince, şaşırdı. Oysa serde o taraftan bulaşıklık var ya. Türk olduğumu öğrenir öğrenmez, o da bir Türk garsonu çağırdı.
Üniversitede öğrenciymiş. Londra'da Türkler 1970'li yıllarda çok azdı. 1980'li yıllarda çoğaldılar. 1990'lı yıllarda yeni açılan döner dükkânlarında iş bulan Türkler demek, bir basamak yukarı çıkmış.

Her şey değişmiş
Cuma akşamı çok hoş ve bizim basın dünyasının yakından tanıdığı bir Çin restoranına gittik; Hakhasan. Sahibinin eşinin Türk olduğu bu mekâna gerçekten herkes itinalı giyinerek geliyor. Çünkü burası son yıllarda Londra'nın en revaçta (in) mekânlarından biri.
Garsonların birçoğunun Türk olduğunu görünce şaşırmadım değil. Bu kez sadece Türk garson değil, Türk patron da vardı. Ve çok seçkin bir zümreye hizmet veriyorlardı. Bu arada öğrendim ki, Londra'da finans sektöründe çalışan yüzlerce genç varmış. Eğer yurtdışında tahsil yapıp orada çalışanlar bu rakama katılırsa, sayı daha da büyüyormuş.
Cumartesi akşamı mutat kitapçı ve alışveriş turlarından sonra yine varsıl Türklerin sıklıkla uğradığı bir mekâna, modern bir Japon lokantası olan Nobu'ya gittik. Etrafta Türkler yoktu. Ama kendi kendime düşündüm: Otuz yıl önce zengin Türkler Londra'ya geldiğinde Japon yemeği değil, İtalyan pizzasına tav olurlardı. Zaten Londra'da da bu kadar restoran da yoktu. Her şey ne kadar değişti. Şimdi bu seçkin mekânları dolduruyorlar.
Pazar hep birlikte Canterbury'e, okuduğum Kent Üniversitesi'ni görmeye gittik. Orası da çok değişmişti. Bina sayısı artmış, adeta tanınmaz hale gelmişti. Otuz yıl önce 8-10 Türkün okuduğu üniversite şimdi çok daha fazla Türkü barındırıyordu.
Kasabaya indiğimizde gençliğimizde gittiğimiz barları aradık. Çoğu kaybolmuş. Kimi yaşlılar daha önce bulundukları sokakları hatırladı, ama onlar bile tam olarak çıkaramıyordu.

Kültürel alanda isim yok
Canterbury'de hiç Türk yoktu. Artık bir sürü döner dükkânı açılmış, birbirleriyle rekabet ediyorlar. Hepsi de harıl harıl çalışıyor. Neden restoran açamadıklarını sorduğumda ise, bunu yapacak bilgi ve görgülerinin olmadığını anladım. Döner satan ve finans dünyasının uzmanı olan Türkler birbirinden farklı alanlarda İngiltere'de yaşama mücadelesi veriyor. Hepsinin oturma izni var. Ama vatandaş değiller.
Pazartesi öğlen bir Fransız lokantasında demlendik. Akşam dönerken düşündüm; İngiltere'de iş dünyasında öne çıkan yalnızca Kıbrıslı işadamı Asil Nadir olmuştu. Sanat, kültür veya bilim dünyasında ise, bir iki modacı dışında, tanınmış tek bir isim bile yok.
Bundan sonra olabilir mi? Eğitim sistemi reformu gerçekleşirse belki.

HURSIT GUNES MILIYET 20/04/06

Rum liderlerden Talat'a çağrı

HRİSTOFYAS VE ANASTASİADES'TEN İSTEK... Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a; "Kıbrıs sorununda yeni müzakerelerin mümkün olduğunca çabuk başlayabilmesi için iyi niyet göstermesi", Rum anamuhalefet DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de "Rum toplumunun müdahaleden uzak bir seçim gerçekleştirmesine izin vermesi" çağrısında bulundu

ÇEKİMSERLİĞİNİ DAĞIT... Hristofyas, Talat'ı, çekimserliğini dağıtmaya ve Fransa başkentinde mutabık kalınanların hayata geçirilmesini ileri götürmeye çağırarak, "Böyle bir diyalog başlayabilir, başlamalıdır. Kıbrıs Türk liderliğine ve Türk liderliğine marjinalleşme, çekinceleri bir yana bırakma ve Paris çağrılarına olumlu yanıt verme çağrımızı yineliyoruz. Türk tarafında iyi niyet olursa her şey hazır olacak" dedi

ANASTASİADES TEMKİNLİ... Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Talat'ın KIBRIS gazetesine verdiği mülakatta, DİSİ ve AKEL hakkında söylediklerini yorumlarken, "Talat'ın söylediklerini yorumlamamın doğru olduğunu sanmıyorum. Kıbrıs Rum toplumunun, seçimleri müdahalelerden uzak bir şekilde gerçekleştirmesine müsaade etmelerinin iyi olacağını söylüyorum" dedi

Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a; "Kıbrıs sorununda yeni müzakerelerin mümkün olduğunca çabuk başlayabilmesi için iyi niyet göstermesi", Ana Muhalefet (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis de; "Rum toplumunun müdahaleden uzak bir seçim gerçekleştirmesine izin vermesi" çağrısında bulundu.

Fileleftheros gazetesi haberinde özetle şunları yazdı :

"Kıbrıslı Türk lideri ayrıca, 'çekimserliğini dağıtmaya ve Fransa başkentinde mutabık kalınanların hayata geçirilmesini ileri götürmeye' çağıran Hristofyas, 'Böyle bir diyalog başlayabilir, başlamalıdır. Kıbrıs Türk liderliğine ve Türk liderliğine marjinalleşme, çekinceleri bir yana bırakma ve Paris çağrılarına olumlu yanıt verme çağrımızı yineliyoruz. Türk tarafında iyi niyet olursa her şey hazır olacak' dedi.

Talat'ın; Başkan Papadopulos'u ve kendisini çözüm istememekle suçladığı açıklamasını yorumlayan Hristofyas, karşılıklı olarak sert üslupla söylenenleri yorumlamanın iyi bir metot olmadığını söyledi ve şöyle devam etti :

'Sayın Talat'ı, çekincelerini dağıtmaya, iyi niyet göstermeye ve tam da; Başkan Papadopulos ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan arasında Paris'te mutabık kalınanların hayata geçirilmesi istikametinde ilerlemeye çağırıyorum.'

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin 'Kıbrıs'taki iki tarafın Kıbrıs sorununda gelecekteki bir fırsatı yitiremeyeceklerini anlamaları gerektiği' sözünü de yorumlayan Dimitris Hristofyas 'Gerçekten de yeni bir çabanın başarısızlığına ne bizim ne de Kıbrıslı Türklerin tahammülü vardır' dedi.

Hristofyas, ABD Büyükelçisi Ronald Schilcher'in, iki tarafın işe komisyonlardan başlaması ve üzerinde anlaşma olmayan konularda uzlaşmaları gerektiği sözlerini yorumlarken; geçerli olanın, BM Genel Sekreteri'nin ve temsilcilerinin tezleri olduğunu belirterek 'Bu nedenle müzakerelerin ne zaman ve nasıl başlayacağı, zannederim Moller'in iki taraf ile konuştuğu konudur ve bundan bir sonuç çıkarsa açıklayacak' dedi."

Anastasiadis'ten Talat'a "Müdahale Etme" çağrısı

Aynı gazete Rum Ana Muhalefet (DİSİ) lideri Nikos Anastasiadis'in de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı; "Rum toplumunun, müdahalelerden uzak bir seçim gerçekleştirmesine izin vermeye" çağırdığını bildirdi.

Gazeteye göre Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Talat'ın Kıbrıs gazetesine verdiği mülakatta, DİSİ ve AKEL hakkında söylediklerini yorumlarken, "Talat'ın söylediklerini yorumlamamın doğru olduğunu sanmıyorum. Kıbrıs Rum toplumunun, seçimleri müdahalelerden uzak bir şekilde gerçekleştirmesine müsaade etmelerinin iyi olacağını söylüyorum" dedi.

"Hristofyas'ın sahte tavrı"

Alithia gazetesi ise, Hristofyas ve Anastasiadis'in Cumhurbaşkanı Talat'a yaptığı çağrıyı, "Dün, Tonları Yükseltmek İstemediği Sahte Tavrını Sergiledi - Hristofyas'ın Talat Kaçınsın Çabası - Anastasiadis De Dün Malum Nedenlerle Mesafe Koydu" başlığı altında yorumladı, özetle şunları yazdı:

"Dimitris Hristofyas; Mehmet Ali Talat'ın kendisine ve Tasos Papadopulos'a yönelttiği; 'Kıbrıs sorununu çözmek istemedikleri' yolundaki suçlamayı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin AKEL'e yönelttiği, 'yıllardır izlediği ve Kıbrıs sorununun çözümünü talep ettiği politikadan uzaklaştığı' suçlamasını geçiştirmeye çalıştı, çünkü kardeş Kıbrıs Türk partisi ile genel bir çatışma, hoşnutsuz partilileri yeniden AKEL'e oy vermeye ikna etme planını zora sokacak.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de; hükümet ortaklarına yeniden DİSİ'yi hedef tahtası haline getirme fırsatı vermemek için Talat'ın ilgili sözlerine mesafeli durdu."

KIBRIS 20/04/06

KKTC'de ikamet etmeyenlere gümrük kapılarında KDV iadesi verilecek

Bakanlar Kurulu ekonominin önünü açmaya yönelik önemli kararlar aldı

KKTC'de ikamet etmeyenlere gümrük kapılarında KDV iadesi verilecek

AMAÇ, EKONOMİNİN ÖNÜNÜ AÇMAK Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Bakanlar Kurulu'nun, ekonominin önünü açmak, ticaret hacmini geliştirmek ve yurtiçi hasılayı yukarı çekmek için yapılan çalışmalar çerçevesinde KKTC'de ikamet etmeyip, burada alış-veriş yapan kişilere gümrük kapılarında KDV iadesi verilmesini karara bağladığını açıkladı

TÜM GÜMRÜK KAPILARINDA KDV OFİSİ KURULUYOR... Vatandaş olsun veya olmasın 3 aydan fazla ülkede ikamet etmeyenlerin, bu haktan yararlanacağını ifade eden Uzun, bu kişilerin ülkeden çıkarken yaptığı alışverişleri deklere edeceğini ve KDV iadesinin kendisine ödeneceğini söyledi. Uzun, "tüm gümrük kapılarımıza KDV ofisleri kuruyoruz..." dedi

İTHAL ÜRÜNLERE NAVLUN VERGİSİ KALDIRILACAK Gümrük tarifelerinde düzenleme yaparak birçok ürünün gümrüğünün sıfırlandığını ifade eden Uzun, Fiyat İstikrar Fonu'nda da düşüşler yaptıklarını, 3. ülkelerden yapılan ithalat için indirimler getirdiklerini söyledi. Uzun, limanlarda ithal ürünlere navlun vergisini kaldıracaklarını ve bununla ilgili yasa tasarısının onaylanarak Meclis'e gönderildiğini de söyledi

KKTC'Yİ BÖLGENİN EN UCUZ MEMLEKETİ YAPACAĞIZ Başbakan Soyer, bu düzenlemenin, "oldukça önemli ve ciddi bir karar" olduğunu ve ekonomiye olumlu etki yapacağını ifade etti. Soyer, "KKTC'yi bölgenin en ucuz memleketi yapmak için yolumuzu yürüyeceğiz. Bize statükonun biçtiği ağır vergiler, fonlar ve diğer düzenlemelerle bu halkı esir almaya ve üretimin her cinsini kalitesiz ve verimsizlikle mahvetmeye dönük bütün bu yapıyı değiştireceğiz. Bu konuda kararlıyız" dedi

 

 

 

Bakanlar Kurulu, üç yasa tasarısını onaylayarak Meclis'e gönderirken, KKTC'de ikamet etmeyip, burada alış-veriş yapan kişilere gümrük kapılarında KDV iadesi verilmesini karara bağladı.

Bakanlar Kurulu, dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında toplandı. 3 saat süren Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında, alınan kararlar, Ekonomi ve Turizm Bakanı, Bakanlar Kurulu Sözcüsü Derviş Kemal Deniz ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun tarafından açıklandı.

Diş sağlığı ve kara para

aklama konusunda girişim

Ekonomi ve Turizm Bakanı, Bakanlar Kurulu Sözcüsü Derviş Kemal Deniz, Bakanlar Kurulu'nun aldığı kararlar hakkında yaptığı açıklamada, ağız ve diş sağlığı konusunda diş hekimlerine yönelik eğitim çalışması başlatmak için Türkiye'den uzman bir kadro getirme kararı alındığını belirtti.

TC ve KKTC arasında daha önce imzalanan balıkçılıkla ilgili protokolün 2 yıl daha uzatıldığını ve Meclis'in onayına sunulacağını kaydeden Deniz, "TC-KKTC arasında, kara para aklamayla ilgili istihbarı finansal bilgi değişiminde işbirliği için mutabakat muhtırası imzalanacak. Bu konu için Bakanlar Kurulu Maliye Bakanı'na yetki verdi" dedi.

Kişisel bilgi korunması

Gelişen bilişim teknolojisi ve görsel, işitsel veri transferi sağlayan iletişim araçlarının doğal sonucu olarak, kişisel verilerin geçmişe oranla daha fazla önemli olduğunu ifade eden Deniz, bir taraftan kişisel verilerin yaygın şekilde toplanarak işlenmesini kolaylaştırmak ve ilgililerin yararlanmasına sunmak zorunlu olurken diğer yandan kişilik haklarını korumanın sorun olduğunu belirtti.

Deniz, bu çerçevede Kişisel Verilerin Korunması Yasa Tasarısı'nın Bakanlar Kurulu'nca onaylanıp Meclis'e sunulduğunu kaydetti.

Gazimağusa meslek okulları

Derviş Kemal Deniz, Gazimağusa'daki meslek okullarının bir yerde toplanması amacıyla organize sanayi bölgesi olarak ayrılan parselin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın kullanımına verildiğini de bildirdi.

Sosyal güvenlik

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Taslağı'nın Bakanlar Kurulu'na sunulduğunu da ifade eden Deniz, bu taslakla ilgili olarak halk ve sivil toplum örgütleri ile taslağı tartışıp olgunlaştırması için Bakanlığa görev verildiğini söyledi.

Kampuslaşma

Derviş Kemal Deniz, meslek liselerinin kampuslaşması çerçevesinde, Güzelyurt'un ardından bugün de Lefkoşa ve Gazimağusa için gerekli arazilerin tahsisi konusunda İçişleri ve Eğitim Bakanlıklarına yetki verildiğine işaret etti.

Emlakçılara denetim

Emlakçıların Kayıt ve İşlemleri Yasa Tasarısı'nın da onaylandığını ifade eden Deniz, tasarının emlakçılardan kaynaklanan sorunları ortadan kaldırıp emlakçıları kayıt altına almayı ve denetlemeyi öngördüğünü belirtti.

Uzun: Ekonominin önünü

açacak bir proje onaylandı

Maliye Bakanı Ahmet Uzun da, ekonominin önünü açmak, ticaret hacmini geliştirmek ve yurtiçi hasılayı yukarı çekmek için yapılan çalışmalar çerçevesindeki bir projenin, dün Bakanlar Kurulu tarafından onaylandığını ve dünden itibaren yürürlüğe gireceğini söyledi.

Bu çerçevede, ülkede ikamet etmeyenlere yapacakları alış-verişlerle ilgili olarak gümrük kapılarında KDV iadesi yapılacağını ifade eden Uzun, vatandaş olsun veya olmasın 3 aydan fazla ülkede ikamet etmeyenlerin, bu haktan yararlanacağını kaydetti.

Bu kişilerin ülkeden çıkarken yaptığı alışverişleri deklere edeceğini ve isterse nakit isterse de banka havalesi ile kredi kartına işlenmek üzere KDV iadesinin kendisine ödeneceğini anlatan Uzun, "tüm gümrük kapılarımıza KDV ofisleri kuruyoruz...Bu konuda çalışmak isteyen mağazalar Gelir ve Vergi Dairesi'nden gerekli izni alabilecekler" dedi.

Uzun, her türlü elektrikli alet, konfeksiyon, kumaş, traş malzemeleri, parfüm, güneş gözlüğü, ayakkabı, cep telefonları, kameralar, kuyumcu eşyaları, oyuncak, bilgisayar gibi malların kapsam dahilinde olacağını söyledi.

En az asgari ücretin yarısı kadar alış veriş yapılması gerektiğini ve KDV oranının yüzde 3'ü düşerek geri ödeme yapılacağını kaydeden Uzun, bu şekilde ticaret hacminin büyümesinin ve satışların artmasının öngörüldüğünü ifade etti.

Bu konuda tüccarlara ve işadamlarına da görev düştüğünü belirten Uzun, alım yaptıkları malları iyi seçmeleri ve kar marjlarını düşürmeleri gerektiğini söyledi.

KDV oranları tüzüğü

KDV Oranları Tüzüğü'nde de yeni düzenlemeler yaptıklarını belirten Ahmet Uzun, ülkede üretilen el sanatlarının KDV oranını yüzde 15'ten yüzde 5'e, yastık kılıfı, yorgan kılıfı gibi mallara uygulanan KDV'yi de yine yüzde 5'e çektiklerini kaydetti.

Gümrük tarifelerinde de düzenleme yaparak birçok ürünün gümrüğünün sıfırlandığını ifade eden Uzun, Fiyat İstikrar Fonu'nda da düşüşler yaptıklarını, 3. ülkelerden yapılan ithalat için indirimler getirdiklerini söyledi.

Gümrüksüz satış mağazaları ile ilgili de oransal indirimler yaptıklarını vurgulayan Uzun, limanlarda ithal ürünlere navlun vergisini kaldıracaklarını ve bununla ilgili yasa tasarısının onaylanarak Meclis'e gönderildiğini söyledi.

Soyer: KDV iadesi tüm gümrük

kapılarından alınabilecek

Toplantı öncesinde Başbakan Soyer, basına, Bakanlar Kurulu'nun gündemine ilişkin bilgi verdi.

Başbakan Soyer, toplantıda ele alınarak karara bağlanacak tüzükle, KKTC'de ikamet etmeyen

Yolcuların, KKTC'de asgari ücretin yarısı kadar alışveriş yapmaları halinde, gümrük kapılarından çıkışlarında KDV iadesi alabileceklerini açıkladı.

Söz konusu düzenlemenin, hangi ulustan olursa olsun tüm yolculara uygulanacağına ve gerek güneyle olan sınır kapıları gerekse tüm hava ve deniz limanlarını kapsayacağına işaret eden Soyer, tüzük kapsamında, her türlü elektronik eşya ve cihazlar, her tür konfeksiyon ve kumaş, yatak çarşafları dahil her türlü aksesuarları, çanta, bavul, güneş gözlüğü gibi eşyaların olacağını belirtti ve tam listenin kararın alınmasının ardından açıklanacağını kaydetti.

Soyer, bu düzenlemeden yararlanmak isteyen işletmeler Maliye Bakanlığı'na müracaat edip gerekli işlemleri yaptıktan sonra, "Tax Free" denilen uygulama yapacak satış yerlerinin KKTC sathında devreye girmiş olacağını ifade etti.

Soyer, böylece, Kıbrıs Türk halkına verdikleri söze uygun olarak hayatı ucuzlatma, verimliliği artırma ve ekonomiyi geliştirme çalışmalarına bir yenisini eklemiş olacaklarını söyledi.

KKTC'yi bölgenin en

ucuz memleketi yapacağız

"Oldukça önemli ve ciddi bir karar" olarak değerlendirdiği bu düzenlemenin, ekonomiye olumlu etki yapacağını da ifade eden Soyer, şunları kaydetti:

"Kim ne isterse söylesin, KKTC'yi bölgenin en ucuz memleketi yapmak için yolumuzu yürüyeceğiz. Bize statükonun biçtiği ağır vergiler, fonlar ve diğer düzenlemelerle bu halkı esir almaya ve üretimin her cinsini kalitesiz ve verimsizlikle mahvetmeye dönük bütün bu yapıyı değiştireceğiz. Bu konuda kararlıyız. Hangi sektörde olursa olsun, tarım, sanayi, turizm, hizmette verim, kalite ve büyük ölçüde birim alanından daha fazla verim elde edip bütün destekleri, bütün sübvansiyonları da birim alandan daha fazla verim elde etmeye yönelteceğiz."

Navlun vergileri kaldırılıyor

Soyer, dünkü Bakanlar Kurulu'nda ayrıca, tüm navlun vergilerini kaldıracak yasa değişikliğini ele alacaklarını açıkladı. KKTC'ye hangi yolla gelinirse gelinsin, navlun, yani taşımacılıkta bir verginin söz konusu olduğunu anımsatan Soyer, bu vergiyi kaldıracak yasa tasarısını onaylayarak Meclis'e sevk edeceklerini kaydetti.

Başbakan, "böylece navlun vergisini de kaldıracağız ve daha sonra alacağımız tedbirlerle bir anlamda taşımacılıktan doğan mağduriyetleri ve maliyet fazlalıklarını en asgari düzeye indirip daha fazla rekabet edebilen bir ekonomi ve toplum yaratacağız" dedi.

Güney'den alışverişi ters çevirdik

Başbakan Soyer, bir basın mensubunun, Çiftçiler Birliği yetkililerinin ithal süt ürünleri ile meyvelerin daha ucuza satıldığı yönündeki rahatsızlığını ve girişlerini anımsatarak, navlun vergilerinin kaldırılmasıyla bu fiyatların daha da düşüp düşmeyeceğini sorması üzerine ise, "böyle bir şey yok" diyerek, ülkede sınır kapılarının açılmasıyla daha ucuz olduğu için Güney'den yapılan alışverişin, hükümetin almış olduğu tedbirlerle ters yöne çevrildiğini ve bunun bu şekilde sürdürülmesi gerektiğini kaydetti.

Tarım ve Hayvancılıktaki

sıkıntılara tedbir getirilecek

Tarım ve hayvancılık sektöründe sıkıntı olduğunu ve bunun fonlarla, korumacılıkla halledilecek bir konu olmadığını kaydeden Soyer, yıllarca uygulanan ağır fonlar ve bu alana aktarılan büyük sübvansiyonlara rağmen ne üretici, ne tüketicinin memnun olduğu, ne de ülke gelişmesinin sağlanabildiğini belirterek, bu kısır döngünün aşılabilmesi için verimliliğin artırılmasının gerekliliği üzerinde durdu.

Soyer, Rum tarafının, AB'ye uyum çerçevesinde kendi hayvanlarını yenilediği 2002-2003 döneminde, oradaki 2-3 bin verimsiz ineğin KKTC'ye sokulduğunu anımsatarak, bugün hayvancılık sektöründe yaşanan en büyük problemin temelinde yatanın bu olduğunu söyledi.

Geçmişte buna göz yumup sessiz kalanların, bugün bu sıkıntı üstünden siyaset yapmasına olanak verilmemesi gerektiğini ifade eden Başbakan Soyer, "üreticimiz şunu bilecek. Bu hükümet, hayvan üreticisini büyük ölçüde destekleyecek tedbirlerini getirecektir. Ve bu tedbirler daha fazla nitelikli üretimi teşvik etmektir ve orta ölçekli işletmeleri büyük ölçüde düzenlemeye dönüktür" dedi.

Elimizdeki süt ürünlerini eritmek zorundayız

Şu anda ellerinde yüzlerce ton birikmiş süt ürünü bulunduğunu ve bunları eritmek zorunda olduklarını belirten Soyer, hükümetin aldığı tedbirle şu anda Kooperatif Merkez Bankası'nın 40 ton hellimini pazarlayabildiğini ve bunun yanı sıra özel sektörde bulunan onlarca ton süt ürününün de pazarlanabildiğini kaydetti.

"Biz bu memlekette stokları eriteceğiz. Eritmek zorundayız. Böylece süt üretimi ve hayvancılığın idamesini sağlamak zorundayız" diyen Başbakan, verimlilik kapsamında, verimsiz hayvanları üreticiden alıp kesime göndermeye yönelik kararlarını anımsattı.

Soyer, geçmişte hükümetlerin her seçim döneminde yem ve süt fiyatları dengesinde oynama yaptığı ve bunun daha sonra üreticinin zararına neden olduğunu belirterek, "şimdi böyle bir hükümet yok ama alışkanlıklar var" dedi ve yaklaşan seçim nedeniyle bazı çevrelerin politika yapmak için sürekli bu konuları ele almalarını doğru bulmadığını, burada ekonomik akılla hareket edilmesi gerektiğini kaydetti.

Soyer, Kıbrıs Türk üreticisinin Güney'le, Türkiye'yle ve dünyayla rekabet edememesi halinde ayakta kalınmasına ihtimal olmadığını, üreticinin rekabet edebilecek ortam ve bilgiye sahip olduğunu, hükümetin de politikasıyla bunu destekleyeceğini ifade etti.

KIBRIS 20/04/06

PASOK ve EDEK'ten Maraş girişimi

PASOK ve K S EDEK partilerinin, "Maraş'ın yasal sahiplerine geri verilmesi" ve Türkiye'nin AB karşısında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi amacıyla, Avrupa nezdinde girişim üstlenmeye hazırlandıkları bildirildi.

Fileleftheros gazetesinde yer alan habere göre, Atina'daki temaslarını tamamlayarak Ada'ya dönen K S EDEK Başkanı Yannakis Omiru, PASOK Başkanı Yorgos Papapandreu ile yaptığı görüşmeye değinerek, Türkiye'nin "uzlaşmaz tavrını" terk etmesi ve Paris'te anlaşmaya varılan teknik komitelerin çalışması konusunda Kıbrıs Türk liderliğinin işbirliği yapmasına izin vermesi koşulu altında, Kıbrıs sorununda yeni bir hareketlilik yaşanması için şartların sağlanmasına ilişkin ortak tespitte bulunduklarını belirtti.

Omiru ayrıca, Kıbrıs sorunuyla ilgili bazı tedbirleri ileriye götürmek amacıyla, Avrupa Sosyalist Parti, Sosyalist Enternasyonal ve Avrupa Parlementosu'ndaki sosyalist gruplar nezdinde, bir dizi girişimde bulunulması konusunda, Papandreu ile mutabakata vardıklarını söyleyerek, bu tedbirlerin başında; Güvenlik Konseyi'nin 555 sayılı kararı temelinde Maraş'ın geri verilmesi ve Türkiye'nin AB karşısındaki yükümlülüklerini yerine getirmesinin geldiğini ifade etti.

Yeni tartışma

Öte yandan Alithia gazetesi, AKEL ve EDEK partileri arasında, bu kez, Kıbrıs sorununa ilişkin tartışma yaşandığını belirtti.

Habere göre, AKEL ve EDEK arasındaki tartışma; EDEK Başkanı Yannakis Omiru'nun, partileri, gelecekteki müzakerelerde, Annan planının zemin olmasının mümkün olup olmadığı konusunda görüş ortaya koymaya çağırmasının ardından başladı.

Omiru'nun sözlerini yorumlayan AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, "bu tür basın metodlarına katılmadığını" söyledi.

Hristofyas, bu hareketi, seçim propagandası olarak nitelendirerek, şöyle devam etti:

"Bu hareket, üretken olmayan bir seçim propagandasıdır. Hepimiz -Omiru'da dahil- Ulusal Konsey'de görüşlerimizi ortaya koyduk. Bu görüşler hepimizi bağlayıcı niteliktedir. Görüşünü değiştirmek isteyen varsa, bunu sorumluluk içerisinde, seçim propagandası çerçevesinde halk önünde değil, Ulusal Konsey'de söylesin."

Hristofyas'ın sözlerini yorumlayan Omiru ise, Histofyas'ın üzüntüsünden dolayı üzüntü duyduğunu belirtti ve partisine ait görüşlerin, parti organları tarafından şekillendirildiğine dikkat çekti.

Omiru ayrıca, partisine ait görüşlerin, gerek Ulusal Konsey, gerekse kamuoyuna yazılı olarak verildiğini ve bunun içerisinde, Annan planında istenilen değişiklikler değil, gelecekteki müzakerelerde ortaya atılması gereken Kıbrıs sorununun çözüm ilkelerinin bulunduğunu da anımsattı.

Omiru, uluslararası toplum artık Annan planından bahsetmezken -ki Paris görüşmesinde de ele alınmadı- Güney'de hâlâ daha Annan planından bahsedilmesinin garip olduğunu da söyledi.

KIBRIS 20/04/06

AİHM'e gitmeyi düşünüyorum

TC Başsavcılığı'nın talebi üzerine Kıbrıs'ta yaşayan ailesi, KKTC polisi tarafından karakola çağırılan ve soruşturulan Serhat İncirli, KIBRIS'a konuştu:

AİHM'e gitmeyi düşünüyorum

Yazılarından dolayı Kıbrıs'ta yaşayan ailesi polis tarafından sorgulanan ve TC Başsavcılığı'nın kendisi hakkında dava açılacağı bildirilen gazeteci Serhat İncirli kesinlikle suç işlemediğine inandığını belirterek, "Ailemin, yazılarımdan dolayı aranması taciz edilmesi beni çok yaraladı. Bu kasıtlı olarak yapılıyor... Son yaşananlardan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeyi düşünüyorum" dedi

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Londra'da yaşayan gazeteci Serhat İncirli, Kıbrıs'ta yaşayan ailesinin polis tarafından sorgulanması ve T.C Başsavcılığı'nın hakkında dava açacak olması ile ilgili olarak yaşadıklarını gazetemiz için değerlendirdi.

Yazılarından dolayı Kıbrıs'ta yaşayan ailesi polis tarafından sorgulanan ve Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı'nın kendisi hakkında dava açılacağı bildirilen gazeteci Serhat İncirli kesinlikle suç işlemediğine inandığını belirterek şunları kaydetti:

"Türkiye Cumhuriyeti düşmanı ya da Türkiye ile problemi olan biri gibi görünmekten nefret ediyorum. Ben Türkiye'nin AB'ye üye olmasını ve onun nimetlerinden yararlanmasını savunuyorum. Bu konuda da Türkiye hükümetini (AK Parti'yi) başarılı buluyorum. Ancak Türkiye'nin AB karşıtı statükocularının gazabına uğramaktan kurtulamıyorum. Son olay da budur."

Ailesinin polis tarafından sorgulanmasının kasıtlı olarak yapıldığını vurgulayan Serhat İncirli sözlerine şöyle devam etti:

"Ailemin, yazılarımdan dolayı aranması taciz edilmesi beni çok yaraladı. Bu kasıtlı olarak yapılıyor çünkü derin devlet, Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı olan kesim bu tür olaylarla Türkiye'nin önünde engel yaratmaya çalışıyor. Bu da beni ayrıca üzüyor. Son yaşananlardan sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeyi düşünüyorum."

Dünyadaki tüm insanların kardeşçe ve barış içinde yaşamasından yana olduğunu ifade eden İncirli, yazılarıyla ilgili olarak ta "İnandıklarımı yazıyorum ve hakaret ettiğime inanmıyorum. Eğer birileri yazdıklarımla hakaret ettiğime inanıyorsa özür dilerim. Yeter ki Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesine ve Türkiye'nin demokratikleşmesine karşı olmasınlar. Ben bir Avrupa vatandaşı olarak, Türkiye'deki tüm Türk ve Kürt kardeşlerimin aynı sosyal ve ekonomik haklara sahip olmasını isterim" dedi.

Türkiye'nin Kıbrıs sorunu ve Kürt sorununu çözmeden AB'ye giremeyeceğine inandığını da belirten İncirli "Bu sorunlar çözülmezse Türkiye AB'ye giremeyecek ve bunun nedeni de aşırı milliyetçi görüşler olacaktır" şeklinde konuştu.

KIBRIS 20/04/06

Eski cumhurbaşkanı Denktaş: Kıbrıs milli davadır, milli davalar pazarlık masasına yatırılamaz

Eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunun milli bir dava olduğunu belirterek, milli davaların pazarlık masasına yatırılamayacağını söyledi. Denktaş, Gazi Üniversitesi'nde "KKTC'nin dünü, bugünü ve yarını" konulu konferansta, KKTC'nin tarihi ve Türkiye ile ilişkileri hakkında genel bir değerlendirme yaptı.

Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB sürecindeki yerine ilişkin görüşlerini de dile getiren Denktaş, "Kıbrıs konusunun bir milli dava olduğunu ve milli davaların pazarlık masasına yatırılamayacağını"

kaydetti.

"Atatürk zamanında Yunanistan'ı maşa olarak kullanarak Türkiye'yi bölmek isteyenlerin Lozan hezimetini unutmadıklarını, bugün dost görünerek Sevr Anlaşması'nı uygulatmak üzere harekete geçtiklerini" ifade eden Denktaş, "AB'nin esas isteğinin Kıbrıs'ın feda edilmesi ve Rum kesiminin adanın meşru hükümeti olarak tanınması olduğunu" belirtti.

Denktaş, "AB'nin Türkiye için öne sürdüğü şartların ve açık uçlu bir yol göstermesinin bu görüşleri desteklediğini, AB'nin Türkiye'yi tam üye yapmaya çok da niyetli olmadığını" kaydetti. "Türkiye'nin bu süreçteki en büyük kozunun, AB'nin Türkiye'yi elden çıkarmayı göze almaması olduğunu" söyleyen Denktaş, "Türkiye'nin bunu iyi kullanması gerektiğini" ifade etti.

Annan planının kabul

edilmesi hata

"Annan planının kabul edilmesinin bir hata olduğunu, evet diyen tarafın cezalandırıldığını" kaydeden Denktaş, "Türkiye'nin hâlâ bu plan çerçevesinde müzakerelere başlanması yönündeki görüşünü üzüntüyle karşıladığını" belirtti.

Annan planına kadar Kıbrıs milli davasının Türkiye ile işbirliği içinde yürütüldüğüne işaret eden Denktaş, "adada iki egemen halk ve iki devlet olduğu anlayışının dikkate alınması gerektiğini" söyledi.

"Türkiye'nin, bir anlaşmaya hazır olunduğuna yönelik açıklamalar yapmak yerine, neyin müzakere edileceğini belirlemesi gerektiğini" ifade eden Denktaş, "Türkiye'nin bu tür açıklamalarının AB ve ABD tarafından, adada iki devlet görüşünden vazgeçildiği şekilde algılandığını" kaydetti.

"Gümrük birliği ek protokolünün TBMM'den geçmesininse Türkiye'nin KKTC'den ve adadaki Türkiye-Yunanistan dengesinden vazgeçtiği yorumlarına yol açacağını" belirten Denktaş, "bunların olması durumunda Türkiye'nin denizlere açık bir ülke olmaktan çıkacağını" söyledi.

AB Sürecinin askıya alınmasından

korkacak bir şey yok

Denktaş, "Türk hükümetinin bunları göz önüne alarak hareket etmesi, Kıbrıs'ta taviz verilmemesi gerektiğini" ifade etti.

"Türkiye'nin AB sürecinin askıya alınmasının korkulacak bir şey olmadığını" söyleyen Denktaş, "aceleye gerek olmadığını, aksi halde yapılan fedakarlıkların boşa gideceğini" belirtti.

"Türkiye'yi parçalama planlarının sinsice yürütüldüğünü" ifade eden Denktaş, "şimdi Türk askerinin adadan çekilmesinin beklendiği, Kıbrıs konusunun ardından Ege ve Ermeni konularının da gündeme getirileceği" uyarısında bulundu.

Denktaş, "Kıbrıs'ın İslam alemi ve Türkiye'ye karşı Hıristiyan gözetleme kulesi yapılmasına izin vermeyeceklerini" de belirtti.

"Türkiye'nin Annan planını onaylamakla KKTC'den vazgeçtiği görüşünün yaygınlaştığına" işaret eden Denktaş, "Türkiye ile KKTC'nin birbirine düşürülmek istendiğini, ancak iki ülkenin et ve kemik gibi birbirinden ayrılamayacağını" kaydetti.

KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Denktaş, "KKTC'nin, Türkiye'nin sahip çıkmaya devam ettiği sürece var olmaya devam edeceğini" sözlerine ekledi.

KIBRIS 20/04/06

Rum basını: Türkiye, hava ve deniz limanlarını açmamak için yeni formül peşinde

Türkiye'nin; Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü hayata geçirme ve hava-deniz limanlarını Rum uçak ve gemilerine açma konusundaki isteksizliğinin bir krize neden olmasını engellemek için, uluslararası hakemliğe veya Dünya Ticaret Örgütü'ne başvurma formülü üzerinde çalışmakta olduğu öne sürüldü.

Politis gazetesi dünkü manşet haberinde, Ankara'nın üzerinde çalıştığı formül haberine kaynak olarak, Cumhuriyet ve Zaman isimli Türk gazetelerini gösterdi. Gazeteye göre diplomatik kaynaklar Politis gazetesine; bu tür planlamalar yapılmakta olduğunu belirterek, "iyi bir formül" ifadesini kullandılar.

"Güvenilir" bir diplomatik kaynak, "Şu ana kadar bu yönde somut hiçbir karar yoktur ve masada pek çok fikir var. Ancak bu iyi bir formüldür. Konu haziran ayında, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün katılacağı Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı sırasında netleşecek" dedi.

Gazete, Ankara'nın; hava ve deniz limanlarıyla ilgili bir krizden kaçınmak hedefiyle Ortaklık Konseyi'ne hakemliği en üst formül olarak tutmak kararlılığında göründüğünü yazdı, Cumhuriyet ve Zaman gazetelerinin verdiği haberi iktibas etti ve devamla şunları kaydetti:

Rum yönetiminin düşüncesi

"Lefkoşa, Türkiye'nin hakemlik aracılığıyla Avrupa yükümlülüklerinden kaçınmaya yönelik her türlü çabasının boşa çıkacağını düşünüyor. Bir hükümet kaynağı gazetemize; Ankara'nın uluslararası hakemliğe gidebilmesi için ilk önce, Gümrük Birliği'ni AB'nin 10 yeni üyesine ve Kıbrıs'a genişleterek Ek Protokolü hayata geçirmesi gerekir dedi.

Aynı kaynak, 'hakemliğe gitme' öngörüsünün Türkiye-AB Gümrük Birliğiyle ilgili 1996 tarihli Ankara Anlaşması'nda gerçekten de yer aldığını, bu öngörünün; anlaşmanın hayata geçirilmesinden sonra ortaya çıkacak anlaşmazlıkların Uluslararası Hakemlik (Tahkim?) Mahkemesi'ne götürülebilmesini düzenlediğini, aynı şeyin; Türk hükümetinin geçen yaz imzaladığı Ek Protokol için de olması gerektiğini söyledi. Yani; önce Ek Protokol'ün hayata geçirilmesi ve ortaya çıkacak anlaşmazlık veya itirazların hakemliğe götürülmesi gerekiyor.

Lefkoşa; Türkiye'nin protokolü hayata geçirme meselesini, Dünya Ticaret Örgütü'ne götürebileceğini de biliyor. Ancak böyle bir hareket (Türkiye'nin) çıkarına olmaz, bize söylendiğine göre, Ankara'yı Kıbrıs'la değil, üye ülkeleri Örgüt'te (DTÖ) temsil etmekte olan AB ile karşı karşıya getirecek."

Fileleftheros gazetesi Türkiye'nin, AB'ye karşı yükümlülüklerinden ve özellikle Güney Kıbrıs'la ilgili olanlardan kaçınmak için hukuk yolunu seçmekte olduğunu iddia ettiği haberini okurlarına, "AB İle Hukuki Çatışma - Ankara Yaptırımlardan Kaçınmak İçin Hakemliğe Başvuruyor" başlığıyla manşetten aktardı.

Gazete; TC Dışişleri Bakanlığı'nın, hava ve deniz limanlarını Rum bandıralı gemilere açma konusunda uluslararası organlara başvurmayı öngören formüller üzerinde çalıştığını, Türk hükümetinin bu hareketi ile zaman kazanacağını ve daha çok bu dönemde korktuğu Avrupa Birliği'nin üyelik müzakerelerini erteleme kararından kaçınacağını yazdı, şöyle devam etti:

"Ankara önümüzdeki ayları Avrupa-Türkiye ilişkileri açısından kritik buluyor. Analistler de; Türkiye'nin olumsuz tavrından dolayı AB ile çatışmayı kaçınılmaz buluyorlar. Bu senaryo, Brüksel'de en hakim senaryo olarak görülüyor.

Gambari, Moskova'da

Bu arada, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi Konulardan Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari, önceki gün Moskova'da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüştü.

Lavrov ve Gambari, diğer şeyler yanında, Kıbrıs sorununu da ele aldı. Bu ziyaret, Gambari'nin; Kıbrıs sorununda rol oynamakta olan ülkeleri gezisi çerçevesindedir.

Simerini gazetesi de, "Lavrov İle Gambari Arasında Kıbrıs Sorunu Görüşüldü" başlığıyla yansıttığı haberinde, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile BM Genel Sekreteri'nin Siyasi Konulardan Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin dün Moskova'da bir araya geldiklerini, ele aldıkları uluslararası konulardan birinin de Kıbrıs sorunu olduğunu bildirdi

"Hastayı avutma"

Simerini gazetesi öte yandan, "Hastayı Avutma... - Türkiye Limanlar Konusunda Hakemliğe Başvuruyor - Lefkoşa: Müktesebat Hakemliğe Götürülemez" başlığıyla yansıttığı haberinde, Ankara'nın, hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve gemilerine açması konusunda "AB ile arasında çıkması beklenen krizden" kaçınmak amacıyla hakemliğe yönelmekte olduğunu, ancak bu metotlamaya başvurmasının; AB'ye üyelik prosedüründe karşı karşıya bulunduğu sorunları tırmandırdığını yazdı, özetle şöyle devam etti:

"Buna paralel olarak her halükarda uygulanabileceği şüpheli olan bu taktik, Kıbrıs sorununu gelecekteki gelişmelere, özellikle de üyelik sürecinin değerlendirileceği gelecek ekim ayına havale etme hedefine hizmet eden bir taktiktir.

Hükümet kaynakları, Türk basınında yer alan ilgili haberleri Simerini gazetesine yorumlarken; Avrupa müktesebatının hakemliğe götürülemeyeceğini söylediler. Yine aynı kaynaklara göre Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır.

Öte yandan diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin bu metotlamalarının, (Ankara'nın) içinde bulunduğu zor durumdan kaynaklandığını, üyelik sürecini devam ettirmeyi gerçekten istiyorsa, bu durumdan çıkmasının da zor olduğunu kaydettiler."

Ön şart

Haravgi gazetesi, "Türkiye'nin AB'ye Üye Olmasının Önşartı, Taahhütlerini Yerine Getirmesidir - Atina'da Bakanlar Kurulu Dış Politika Konularını Görüştü" başlığıyla yansıttığı haberinde, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis başkanlığında toplanan Yunan Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni tarafından Yunan dış politikası hakkında bilgilendirildiğini bildirdi.

Gazeteye göre toplantı sırasında Bakoyanni; Türkiye'nin AB üyelik sürecine de değindiğini ve Yunanistan'ın Türkiye'nin üyeliğinden yana olduğunu ve AB'ye üye olmak için şart olan uyum politikasını takip etmesi halinde, Türkiye'nin AB'nin tam üyesi olma perspektifi kazanacağına inanmakta olduğunu söyledi. Bakoyanni, bunun ön koşulunun; Türkiye'nin Avrupa'ya karşı üstlendiği politikayı hayata geçirmesi ve özellikle Türk halkının çıkarına olacak ve AB'ye üye olmasına imkan sağlayacak gerekli değişiklikleri yapması olduğunu söyledi.

Politis gazetesi, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın olası Atina, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da olası Selanik ziyaretlerinin muamma olmaya devam ettiğini, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin dün, bu ziyaretlerle ilgili haberleri ne doğruladığını ne de yalanladığını bildirdi.

Gazeteye göre Dora Bakoyanni, Başbakan Kostas Karamanlis başkanlığında dün gerçekleştirilen üç saatlik Bakanlar Kurulu toplantısında, bütün dış politika konularında ve özellikle; Avrupa'daki gelişmeler, Batı Balkanlar'daki (Kosova) gelişmeler, Yunan-Amerikan ilişkileri, Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan ilişkileri ve Türkiye-AB ilişkileri hakkında bilgi verdi.

Bakoyanni, Rice'ın muhtemel Atina ve Ankara ziyaretiyle ilgili halen bilgi almadığını söyledi ve 'Bu ziyaretin ne zaman gerçekleşeceğini size söyleyebilecek durumda değilim, bilmiyorum' dedi.

Gazete, diplomatik kaynakların Rice'ın Atina'ya gelecek salı veya çarşamba günü gitmesinin muhtemel olduğunu belirterek, "son ana kadar oynayacaklar, çünkü Amerikan diplomasisinin başının bölgeye (Ankara-Atina- Sofya /NATO toplantısı için) ziyareti İran konusunda kaydedilecek gelişmelere bağlı olacak, Amerikan unsuru bu ziyaretin anti-Amerikan gösterileri arasında gerçekleşmesini arzu etmiyor" dediklerini yazdı.

KIBRIS 20/04/06

Eurovision'da "Rum" krizi büyüyor
Uğur Ercan

Türkiye'yi Eurovision şarkı yarışmasında temsil edecek olan Sibel Tüzün'ün Kıbrıs Rum Kesimi'nin devlet televizyonu CyBC'ye çıkmasıyla başlayan kriz büyüyor.

 

Rumlar Eurovision'a şikayete hazırlanıyor

Mütekabiliyet ilkesinden hareket eden CyBC'nin, Türkiye'nin, Rum Kesimi'ni yarışmada temsil edecek Annette Artani'nin TRT'de çıkmasına izin vermemesi üzerine konuyu Eurovision'a taşımak için girişimde bulunacağı öğrenildi.

TRT SÖZLEŞMEYE BAKMADI

20 Mayıs'ta Atina'da yapılacak olan Eurovision şarkı yarışmasında baş gösteren Kıbrıs sorunu, TRT'nin Sibel Tüzün'ün tanıtım programını yapan ve eşine ait olan Arinna Yapım'la sözleşmesine dikkat etmemesi ve konuyu Dışişleri Bakanlığı'na danışmamasından kaynaklandı. Sözleşme uyarınca Sibel Tüzün, şarkının tanıtımı için TRT'den maddi destek almıyor. Tüm tanıtım programını Arinna Yayım üstlenmiş durumda. TRT yetkilileri, sözleşme konusunda kendilerinin hatalı olduklarını kabul ederken, "Sibel Tüzün'ün Kıbrıs Rum Kesimi'ne gideceğini hiç tahmin etmemiştik. Artık olan oldu" savunmasını yaptılar. TRT yetkilileri, bundan sonra Eurovision konusunda yapılacak sözleşmede Türk dış politikasının dikkate alınacağını belirttiler.

DIŞİŞLERİ: GELMESİN

Tüzün'ün, Kıbrıs Rum Kesimi sanatçısı Artani'yi Türkiye'ye davet etmesi de var olan krizi daha artırdı. Artani'nin davetinden haberdar olan TRT, Dışişleri Bakanlığı'na konuyu sordu ve olumsuz yanıt aldı. Bakanlık Rum sanatçının TRT'ye çıkmasına izin vermezken, Artani'nin Türkiye'ye gelmesinin ise engellenemeyeceğini ve kendi özel programını yapabileceğini bildirdi. Türkiye'nin bu tavrı üzerine Artani'nin Türkiye'ye gelip gelmeyeceği merak konusu olurken, gelmesi halinde istediği takdirde özel TV'lere çıkması bekleniyor.

BU İLK DEĞİL

Eurovision'da yaşanan Kıbrıs krizi ilk değil. 2003'te Türkiye'nin birinci olmasının ardından, 2004'de İstanbul'da yapılan yarışmada Kıbrıs Rum Kesimi'ni temsil eden Lisa Andieas'ın nasıl anons edileceği sıkıntıya yol açmıştı. Rumlar, resmi söyleminde "Güney Kıbrıs Rum Kesimi" ifadesini kullanan Türkiye'den anonsu "Kıbrıs Cumhuriyeti (Republic of Cyprus)" diye yapmasını istemişti. Sıkıntı, anonsun sadece "Kıbrıs (Cyprus)" diye yapılmasıyla aşılmıştı.

HURRIYET 22/04/06

 

Rumlar kapıyı çaldı

Ömer BİLGE LEFKOŞA

Rumlar, Türkiye’yi AİHM’de 40 milyar doları bulan mülk davalarından kurtarmak amacıyla KKTC’de kurulan tazmin komisyonuna başvurmaya başladı. İlk başvuruların yapıldığı Girne’nin Tatlısu Köyü’ne 40’ın üzerinde celp gitti. Rum yönetimi, KKTC mahkemesinin AİHM’de tanınmasını engellemek amacıyla başvuran Rumları cezalandıracağını açıklamıştı.

KKTC’deki Rum mülkleriyle ilgili olarak tazmin komisyonunun kurulmasının ardından Rumlar ilk olarak, Girne’ye bağlı Tatlısu Köyü’nün kapısını çaldı.

Aralarında Avrupa Konseyi’nin eski Genel Sekreteri Daniel Tarschys ve İnsan Hakları Komisyonu’nun eski başkanı Hans Christian Krüger’in de bulunduğu 7 kişilik tazmin komisyonunun Başkanı Sümer Erkmen, birçok Rum’un başvuru yaptığını belirterek, Rumların talep ettiği mülkleri KKTC tapularıyla kullanan kişilere bilgilendirme mektupları gönderildiğini açıkladı. İlk etapta 40’ı aşkın celp gönderildi. Benzer celpler, başvuru geldikçe gönderilmeye devam edecek.

BİR RUM 1.8 MİLYON YTL İSTİYOR

Rum yönetiminin başvuru yapanları cezalandırmasını engellemek amacıyla Rumların kimlikleri yasaya göre gizli tutuluyor. Rum yönetimi, KKTC mahkemelerinin AİHM’de tanınmasını engellemek amacıyla başvuracak Rumlara cezai müeyyideler uygulanacağı tehdidinde bulunmuştu. Rum gazeteleri, başvuruların AİHM’de Türkiye aleyhine açılan davaların KKTC’ye yönlendirilmesini sağlayacağını yazdı.

Ancak Tatlısu Köyü’nden mülkünün iadesini isteyen bir Rum’un kimliği KKTC medyasına yansıdı. Volkan Gazetesi, Tatlısu Köyü’ne bilgilendirme amacıyla gönderilen celplerden birinde Ilias Papachristou adlı Rum’un bir dönümlük arazisi için 889 bin sterlin (1.8 milyon YTL) tazminat ve malının iadesini istediğini duyurdu. Adı açıklanmayan bir başka Rum ise 2 dönüm arazisi için 1.36 milyon sterlin (2.8 milyon YTL) tazminat ve malının iadesini talep etti.

AİHM geçen yıl 22 Aralık tarihinde, Türkiye aleyhine açılan ve askıda bulunan 1300 Rum başvurusuna emsal teşkil edecek Ksenidi Aresti davasında Türkiye’den 3 ay içinde KKTC’de iç hukuk yolu oluşturması ve devamındaki 3 ayda da bu mahkemeyi çalıştırarak Rum davalarına çözüm üretmesini istemişti. Bu kararın ardından, KKTC Türkiye’nin talebi üzerine tazmin komisyonu oluşturdu ve mahkeme heyetine 2’si yabancı 7 hakim atandı.

HURRIYET 22/04/06

 

Dışişleri’nden ambargoyu deldiren jest

Ümit ÇETİN/ANKARA

Türkiye ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki uçuş ambargosu dün Dışişleri Bakanlığı’nın insani amaçlı jestiyle resmen delindi. Larnaka’dan havalanan Danimarka menşeli bir ambulans uçak Antalya’ya indi ve hasta üç turisti alarak Helsinki’ye uçtu.

Finli Pekka Tapio Toıvonen, Matt Nyman ve Norveçli Reidar Skaare Even, Antalya’da tatillerini yaparken hastalandılar. Tedavilerini kendi ülkelerinde yaptırmak isteyen turistler, sigorta şirketleriyle temasa geçerek ambulans uçak talebinde bulundular.

İZİN İNSANİ AMAÇLI

Sigorta şirketi, Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) ile irtibata geçerek, durumun aciliyetini dile getirdi ve ambulans uçaklarının Larnaka Havalimanı’nda olduğunu belirtti. Durumun aciliyeti nedeniyle kendilerine özel izin verilmesini isteyen şirket temsilcileri, uçağın Antalya Havalimanı’na inmesi için özel izin istedi.

SHGM de hemen Dışişleri Bakanlığı ile temasa geçerek, durum hakkında görüş istedi. Gerekli değerlendirmeyi yapan Dışişleri Bakanlığı uçağın Antalya’ya inmesine "insani amaçlı" olduğu için izin verdi.

HELSİNKİ’YE UÇTU

Gerekli izinleri alan Danimarka menşeli ambulans uçak dün saat 07.00’de Larnaka Havalimanı’ndan havalandı ve saat 07.45’te Antalya Havalimanı’na iniş yaptı. Havalimanında hazır bekleyen hastaları alan uçak saat 08.53’te Antalya’dan havalanarak Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye uçtu.

HURRIYET 22/04/06

 

Rum avukat Condaunas KKTC'nin başına dert oldu

Rum avukat Condaunas KKTC'nin başına dert oldu

KKTC'YE GİRERKEN YAKALANDI Girne ilçesine bağlı Karaman köyünde ikamet eden bir İngilize geçen yıl, Orams davasını öne sürerek tacizde bulunan ve kendine dava okunduktan sonra Güney Kıbrıs'a kaçarak, aranan şahıs ilan edilen Avukat Constantis A. Condaunas dün yeniden KKTC'ye giriş yaptı. Sınır

kapısında yakalanarak mahkemeye çıkarılan Rum avukata, yeniden dava okundu ve kefaletle serbest bırakıldı

Fazile KÖLE

 

KKTC'de yaşayan bir İngilize Orams davasını öne sürerek tacizde bulunan ve kendisine dava okunduktan sonra Güney Kıbrıs'a kaçan Avukat Constantis A. Condaunas dün yeniden KKTC'ye geldi.

Kuzey Kıbrıs'ta mülk alan İngiliz çift David ve Linda Orams hakkında Güney Kıbrıs'ta açılan davada, davacı tarafın avukatlığın yapan Constantis A. Condaunas, söz konusu davayı öne sürerek bir İngilize tacizde bulunduğu iddiasıyla dün Girne Kaza Mahkemesine çıkarıldı.

Rum Avukat Constantis A. Condaunas ile ilgili açılan davanın 12 Mayıs tarihinde görüşülmesine karar verilirken, Rum Avukat 2 bin YTL'lik şahsi kefalet senedi imzalayarak serbest bırakıldı.

KKTC'de mülk alan İngiliz Orams ailesine Güney Kıbrıs'ta dava açılmış, davacı taraf mahkeme kararlarını uygulamadığı gerekçesiyle AB yasalarını dayanak göstererek Orams'ların İngiltere'deki mülklerinden tazmin edilmek üzere davayı İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne taşımıştı.

İngiltere, Güney Kıbrıs ve KKTC'de büyük yankı uyandıran ve Rum göçmenlerin KKTC'deki malları konusunda emsal teşkil etmesiyle birlikte, mal-mülk konularının odağı olan davada, davacı tarafın avukatlığını Constantis A. Condaunas yapıyor.

Davacı taraf Meletis Apostolides'in avukatlığını yapan Constantis A. Condaunas geçtiğimiz yıl Karaman (Karmi) köyünde ikamet eden bir İngilize Orams davasını öne sürerek tacizde bulunmuş, kendisine dava okunduktan sonra da Güney Kıbrıs'a kaçmıştı.

Aranan şahıs

ilan edildi

Geçtiğimiz yıldan itibaren aranan şahıs olarak ilan edilen Condaunas, dün KKTC'ye yeniden giriş yapması üzerine yakalandı.

Rum Avukat Condaunas aynı gün Girne Kaza Mahkemesi Ceza Yargıcı Fügen Ulutekin huzuruna çıkarıldı.

Şahsi kefaletle serbest

Mahkemede, Constantis A. Condaunas'ın Avukatı Şefika Durduran adına Avukat Esen Dana ve iddia makamı Başsavcılık adına Savcı Erdinç Akyener hazır bulundu.

Mahkemede ilk sözü alan Avukat Esen Dana, mahkemede Avukat Şefika Durduran adına bulunduğunu ve davayla ilgili yeterli bilgisi olmadığını söyledi. Dana, bu nedenden ötürü mahkemeden davanın 12-15 Mayıs tarihlerine ertelenmesini talep etti.

Savcı Erdinç Akyener de mahkemenin başka bir tarihe ertelenmesi talebine itiraz etmeyerek, Avukat Condaunas'ın belirlenecek tarihte duruşmaya geleceğine dair kefalet senedi imzalaması isteminde bulundu.

Her iki tarafı da dinleyen Ceza Yargıcı Fügen Ulutekin, mahkemenin 12 Mayıs tarihine ertelenmesi emri verdi.

Constantis A. Condaunas 12 Mayıs tarihinde yapılacak duruşmaya geleceğine dair 2 bin YTL'lik şahsi kefalet senedi imzalayarak serbest bırakıldı.

KIBRIS 22/04/06

 

Tedirginliğe gerek yok

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Tatlısu'daki malları konusunda bazı Rumların Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na başvurmasını ve bu başvurularla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde meydana gelen rahatsızlığı değerlendirdi

Tedirginliğe gerek yok

"TAZMİNATIN MÜKELLEFİYETİ DEVLETE AİTTİR"... Başbakan Soyer, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nda ve benzeri çalışmalarda tazminatın mükellefiyetinin devlete ait olduğunu vurgulayarak vatandaşlardan bu konuda endişe etmemesini istedi. Tatlısu'daki malları konusunda bazı Rumların Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na başvurması ve bu başvurularla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde meydana gelen rahatsızlık konusunda değerlendirmelerde bulunan Başbakan Soyer, bir malın değerinin saptanması ve ödenmesi noktasında hukuk temelinde çalışma yapılacağına işaret ederek, bu çalışmanın muhatabının vatandaş değil, devlet olduğunu söyledi

YASAL İŞLEMLER BAŞLADI... Tazmin Komisyonu Başkanı Sümer Erkmen, Rum yönetiminin baskı ve telkinlerine karşın çok sayıda Rum'un komisyona başvurduğunu veya bilgi aldığını açıkladı. Başvurulardan 3'ünün ilgili yasa ve tüzük uyarınca gerekli prosedürün tamamlanmasının ardından işleme konduğunu söyleyen Erkmen, 2'si Tatlısu, 1'i de Girne'deki mallarıyla ilgili tazminat ve iade talebinde bulunan 3 Rum'un başvurusuyla ilgili yasal işlemlerin başladığını kaydetti. Erkmen, yasa uyarınca komisyonun tazminata karar vermesi halinde bu bedelin malı tutan kişi tarafından değil, devlet tarafından ödeneceğine işaret eden Sümer Erkmen, iade kapsamındaki malların da açık şekilde yasada düzenlendiğini kaydetti

Başbakan Soyer, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nda ve benzeri çalışmalarda tazminatın mükellefiyetinin devlete ait olduğunu vurgulayarak vatandaşlardan bu konuda endişe etmemesini istedi.

Tatlısu'daki malları konusunda bazı Rumların Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'na başvurması ve bu başvurularla ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde meydana gelen rahatsızlık konusunda değerlendirmelerde

Bulunan Başbakan Soyer, bir malın değerinin saptanması ve ödenmesi noktasında hukuk temelinde çalışma yapılacağına işaret ederek, bu çalışmanın muhatabının vatandaş değil, devlet olduğunu söyledi.

Başbakan Soyer, Rumların tazminat taleplerini karşılamak için bir çalışma yaptıklarını, gerekli bütün hukuki girişimleri başlatacaklarını ve bu anlayışla Mal Tazmin Yasası doğrultusunda uluslararası hukuğa uygun bir şekilde tazminat taleplerinin karşılanacağını ifade etti.

"Bütün bunların garantörü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'dir" diyen Başbakan, vatandaşın bu konuyla ilgili ödeme yapmak zorunda kalmayacağını kaydetti.

Rumların Tatlısu'daki taşınmaz mallarıyla ilgili komisyona başvurmasının ve bu doğrultuda Tatlısu'da ikamet eden birçok kişiye celpname gönderilmesinin bazı kişilerce saptırıldığını ifade eden Soyer, vatandaşın oyuna gelmemesini istedi.

Soyer, "Bu Annan planı tartışmalarından beri yapılan bir demagojidir. Tekrar hatırlatmak isterim Tatlısu köyündeki vatandaşlar bu konuda yapılan kampanya çerçevesinde korktular ve ellerindeki birçok malı da ucuza ellerinden çıkardılar. İnsanlarımız bu oyunlara gelmesinler ve bunları da kendi içlerinde geniş yüreklilikle karşılasınlar." dedi.

Tazminat için yapılan üç

başvuru işleme girdi

Kıbrıs sorununun kilit noktalarından mülkiyet sorunu konusunda iç hukuk oluşturma hedefiyle uzun tartışmaların ardından 19 Aralık'ta yasalaşarak uygulamaya giren mülkiyet yasasıyla ilgili çalışmalar sürüyor. Kuzey'de kalan Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi öngören yasa uyarınca oluşturulan ve yaklaşık bir aydan beri faaliyetlerine başlayan Taşınmaz Mal Komisyonu yoğun tempoda çalışmaya başladı.

Anayasa'nın 159'uncu maddesine dayanarak hazırlanan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi" adlı yasayla oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu, Kuzey'de kalan eski malları için tazminat ve iade talebinde bulunan Rumların başvurularını kabul etmeye başladı.

İlgi çok... Kayıtları yapılıp

işleme konan 3 başvuru

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Komisyon Başkanı Sümer Erkmen, Rum yönetiminin baskı ve telkinlerine karşın çok sayıda Rum'un komisyona başvurduğunu veya bilgi aldığını açıkladı.

Başvurulardan 3'ünün ilgili yasa ve tüzük uyarınca gerekli prosedürün tamamlanmasının ardından işleme konduğunu söyleyen Erkmen, 2'si Tatlısu, 1'i de Girne'deki mallarıyla ilgili tazminat ve iade talebinde bulunan 3 Rum'un başvurusuyla ilgili yasal işlemlerin başladığını kaydetti.

İlgili tüzük uyarınca Rumların başvurusu üzerine, devleti temsilen Başsavcılık'a ve malı kullanan vatandaşlara 21 gün içinde tebliğde bulunmak zorunda olduklarını belirten Erkmen, bu tebliğin ardından bir ay içinde tüm tarafların katılımıyla ortak toplantı yapılmasının da yasal gereklilik olduğunu kaydetti. Erkmen, Rumlardan gelen diğer başvuruların da gerekli teknik hazırlıkların ardından işleme konacağını söyledi.

Tedirginliğe gerek yok...

Tazminatı devlet ödeyecek

Rumların eski malları için tazminat veya aide talepleriyle birlikte malları kullanımında tutan KKTC vatandaşlarının tedirginlik yaşadıklarına ilişkin haberlerin anımsatılması üzerine Erkmen, özetle şunları söyledi:

"Bu tebligat bir teknik zorunluluk. Biz yasayı ve yasaya bağlı tüzüğü uyguluyoruz. Oradaki kurallara göre başvuru olması halinde ilgili taraflara bildirim yapmak durumundayız. Bu tedirginliğe yol açacak bir durum değil, çünkü yasa iade ve tazminat koşullarını, hangi malların iade edilebileceğini, tazminatın nasıl ödeneceğini açık bir şekilde düzenliyor. Bunu da herkes biliyor."

Yasa uyarınca komisyonun tazminata karar vermesi halinde bu bedelin malı tutan kişi tarafından değil, devlet tarafından ödeneceğine işaret eden Erkmen, iade kapsamındaki malların da açık şekilde yasada düzenlendiğini kaydetti.

Yasa uyarınca, sadece mülkiyet veya kullanım hakkı bir gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan, konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz malların hemen iade kapsamında olduğuna dikkat çeken Erkmen, tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde ise iadenin yasayla çözüm sonrasına ertelendiğini anımsattı.

Erkmen, eşdeğer karşılığı malların ise iade kapsamı dışında olduğunu vurguladı.

Kaynak ayrıldı...

Bir soruya karşılık, komisyonun herhangi bir malla ilgili tazminat ödemeye karar vermesi halinde bu miktarın devlet tarafından ödeneceğini söyleyen Erkmen, "böyle bir kaynak var mı" sorusuna rakam vermeden, "Komisyona kaynak ayrıldı. Devlet böylesine bir düzenleme yaptığına göre bu kaynakta sıkıntı olması halinde gerektiğinde kaynak aktarımı yapacak. Zaten bu konudaki süreçler uzun süreçler, zaman alan konular" yanıtını verdi.

Personel takviyesi...

İlk toplantı mayıs sonu

Hukukçu, tercüman gibi komisyon için zorunlu personelin henüz istihdam edilmediğini, bu konularda devletin ilgili birimlerinden destek aldıklarını da söyleyen Komisyon Başkanı Erkmen, aralarında 2 yabancı üyenin de bulunduğu komisyonun ilk resmi toplantısını mayıs ayı sonunda yapacağını söyledi. Erkmen, yabancı üyelerin gerektiğinde toplantılar için KKTC'ye geleceklerini kaydetti.

İç hukuk kabul edilir mi...

Hazirana kadar sonuç

Yasa uyarınca mahkeme gibi çalışacak Taşınmaz Mal Komisyonu'nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından iç hukuk olarak kabul edilip edilmeyeceğini sürecin ve komisyonun çalışmalarının belirleyeceğini söyleyen Erkmen, AİHM'in Arestis davasıyla ilgili kararı uyarınca haziran ortalarına kadar komisyonun sonuç alıcı çalışma yapmak durumunda olduğunu söyledi.

Mülkiyet yasasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvurunun ve seçim yasaklarının komisyonun çalışmalarını etkileyebileceğini, ancak mümkün olduğunca hızlı çalışarak haziran ayına kadar başvurulardan birini olsun sonuçlandırma hedefinde olduklarını söyleyen Erkmen, Arestis ve Loizidu davaları dahil AİHM gündemindeki Rum mülkiyet davalarını komisyona yönlendirmeyi hedeflediklerini söyledi.

Sorumlu davranalım...

Rumlara baskı var

AİHM'le bu konuda görüşmeler yapılabileceğini söyleyen Erkmen, mülkiyet davalarının hassasiyetine de dikkat çekti ve toplumsal menfaatleri öngören bu konuda siyasilerle basını sorumluluk içinde davranmaya çağırdı.

Komisyona başvuruda bulunan Rumlara Güney Kıbrıs'ta baskı yapıldığını, bu nedenle genellikle tedirgin bir şekilde başvuruda bulunduklarını söyleyen Erkmen, "Başvuruda bulunan Rumları belgelerle deşifre etmek bize yarar değil zarar getirir. Bu konu politik malzeme yapılmamalı, insanlarımız kışkırtılmamalı" dedi.

Sümer Erkmen başkanlığındaki Taşınmaz Mal Komisyonu, Erol Erozan Güngör Günkan, Ayfer Said Erkmen, Aytekin Erin ve yabancı üyeler Hans Christian Kruger ile Daniel Tarschys'den oluşuyor.

Bu arada, yasanın Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle UBP ve TKP tarafından Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvurunun ay sonunda görüşülmesi bekleniyor.

KIBRIS 22/04/06

 

KKTC'li yazara soruşturma

23/04/2006

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de çıkan Afrika gazetesindeki köşe yazısında 'Türkiye Cumhuriyeti'nin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif ettiği' gerekçesiyle Londra'da yaşayan gazeteci Serhat İncirli hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı hazırlık soruşturması başlattı.Türkiye'yle adli işbirliği sözleşmeleri çerçevesinde hareket eden KKTC Başsavcılığı, İncirli'nin önceki gün savcılığa gittiğini ama ifade vermek istemediğini kaydetti. İncirli, yazılarında Türkiye'yi işgalcilikle suçluyor.

Eurovision'daki Kıbrıs krizi büyüyor...


      Eurovision konusunda Rum Kesimi ile yaşanan kriz büyüyor. Rum televizyonu CyBC’nin, Türkiye’nin, Rum Kesimi’ni yarışmada temsil edecek Annette Artani’nin TRT’de çıkmasına izin vermemesi üzerine, konuyu Eurovision’a taşımak için girişimde bulunacağı bildirildi.
      KKTC basınına göre, Türkiye’yi Eurovision şarkı yarışmasında temsil edecek olan Sibel Tüzün’ün Rum devlet televizyonu CyBC’ye çıkmasıyla başlayan kriz büyüyor.
      CyBC’nin, karşılıklılık ilkesinden hareket ederek Türkiye’nin, Rum Kesimi’ni yarışmada temsil edecek Annette Artani’nin TRT’de çıkmasına izin vermemesi nedeniyle konuyu Eurovision’a taşımak için girişimde bulunacağı belirtiliyor.
     
     TRT’NİN SÖZLEŞMEYE BAKMAMIŞ İDDİASI

      20 Mayıs’ta Atina’da yapılacak olan Eurovision şarkı yarışmasında başgösteren sorunun, TRT’nin Sibel Tüzün’ün tanıtım programını yapan ve eşine ait olan Arinna Yapım’la sözleşmesine dikkat etmemesi ve konuyu T.C. Dışişleri Bakanlığı’na danışmamasından kaynaklandığı öne sürülüyor.
      KKTC basınına göre, sözleşme uyarınca Sibel Tüzün, şarkının tanıtımı için TRT’den maddi destek almıyor. Tüm tanıtım programını Arinna Yayım üstlenmiş durumda. Yeni Düzen gazetesine göre, TRT yetkilileri, sözleşme konusunda kendilerinin hatalı olduklarını kabul ederken, "Sibel Tüzün’ün Kıbrıs Rum Kesimi’ne gideceğini hiç tahmin etmemiştik. Artık olan oldu" savunmasını yaptılar. TRT yetkilileri, bundan sonra Eurovision konusunda yapılacak sözleşmede Türk dış politikasının dikkate alınacağını belirttiler.
      Rum sanatçısı Artani’nin Türkiye’ye davet edilmesinin var olan krizi daha artırdığı kaydediliyor. KKTC basınına göre, Artani’nin davetinden haberdar olan TRT, Dışişleri Bakanlığı’na konuyu sordu ve olumsuz yanıt aldı.
      Dışişleri Bakanlığı’nın, Rum sanatçının TRT’ye çıkmasına karşı çıkarken, Artani’nin Türkiye’ye gelmesinin ise engellenemeyeceğini ve kendi özel programını yapabileceğini bildirdiğı ifade ediliyor.
      Türkiye’nin bu tavrı üzerine Artani’nin Türkiye’ye gelip gelmeyeceği merak konusu olurken, gelmesi halinde istediği takdirde özel TV’lere çıkmasının beklendiği de kaydediliyor.
     
     İLK KRİZ DEĞİL

      Eurovision’da yaşanan Kıbrıs krizi ilk değil. 2003’te Türkiye’nin birinci olmasının ardından, 2004’de İstanbul’da yapılan yarışmada Kıbrıs Rum Kesimi’ni temsil eden Lisa Andieas’ın nasıl anons edileceğinin sıkıntıya yol açtığı anımsatılıyor.
      Resmi söyleminde "Güney Kıbrıs Rum Kesimi" ifadesini kullanan Rumlar Türkiye’den anonsu "Kıbrıs Cumhuriyeti (Republic of Cyprus)" diye yapmasını istemişti. Sıkıntı, anonsun sadece "Kıbrıs (Cyprus)" diye yapılmasıyla aşılmıştı.

MILLIYET 23/04/06

Sanayi Odası: Azerbaycan ile sektörel ilişkilerimiz başladı

İLAÇ, BANKACILIK, GIDA, TEKSTİL... Sanayi Odası, Azerbaycan ile Kuzey Kıbrıs arasında ilaç, bankacılık, gıda ve tekstil alanında sektörel ilişkilerin geçen hafta yapılan temaslar sonucunda başladığını belirtti. Azerbaycan'a giden Sanayi Odası heyetinin, Bakü'de devlet ve çeşitli kuruluşlarla temaslarda bulunarak bazı sektörlerle işbirliği anlaşmaları yaptığı kaydedildi

Sanayi Odası, Azerbaycan ile Kuzey Kıbrıs arasında ilaç, bankacılık, gıda ve tekstil alanında sektörel ilişkilerin geçen hafta yapılan temaslar sonucunda başladığını belirtti.

Sanayi Odası'ndan verilen bilgiye göre Salih Tunar başkanlığındaki 6 kişilik bir heyet geçen pazartesi günü çeşitli temaslarda bulunmak ve ödül törenine katılmak üzere Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye gitti. Heyetin Bakü'de devlet ve çeşitli kuruluşlarla temaslarda bulunarak bazı sektörlerle işbirliği anlaşmaları yaptığı kaydedildi.

Heyet ziyaretleri çerçevesinde çeşitli sektör temsilcileri ve ekonomik kuruluşlarla temaslarda bulundu.

Ziyaret sırasında bankacılık, eğitim, ilaç, gıda ve tekstil alanında her iki ülke arasında hizmet ve ürün alış-verişi konusunda firmalar bazında ön anlaşmaların yapıldığını söyleyen Tunar, ziyaretin oldukça verimli geçtiğini belirterek, "Son dönemlerde başlayan karşılıklı ilişkiler meyvelerini vermeye başladı" dedi.

Salih Tunar, ziyaretler çerçevesinde iki ülke arasında ekonomik ve insani ilişkilerin gelişmesi üzerinde durduklarını belirterek, "Karşılıklı ziyaretler, ilişkilerin güçlenmesi, kalıcı olması ve sonuç vermeye başlaması açısından oldukça sevindiricidir. Bu çabanın daha da ileri gitmesi için bu temasları gerçekleştirdik ve sürdüreceğiz" dedi.

Heyet Azerbaycan'da bulunduğu süre içerisinde çeşitli makamlara ziyaretler gerçekleştirdi.

İlk gün KKTC Bakü Temsilcisi Mustafa Evran'ı ziyaret eden heyet, Azerbaycan ekonomisi ve gelişmeler hakkında bilgi aldı. Aynı gün Azerbaycan Devlet Bakanı Nazım İbrahimov'u ziyaret eden heyet, Kuzey Kıbrıs'taki son gelişmeler, Direkt Ticaret Tüzüğü ve Mali Yardım Tüzüğü hakkında bilgi verdi.

Bakan İbrahimov, geçen yıl KKTC'ye inen ilk uçakla ülkeyi ziyaret etme fırsatı bulduğunu belirterek, "Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonların bir an önce kaldırılması gerekiyor. Bu konuda Azerbaycan üzerine düşeni yapacaktır" diye konuştu.

Öte yandan, Azerbaycan Türkiye İşadamları Birliği'nin (ATİB), "Yılın Sivil Toplum Örgütü Ödülü"ne layık gördüğü Sanayi Odası'na ödülü de düzenlenen törenle verildi.

ATİB'in 2. kuruluş yıldönümünde Bakü'de düzenlenen törende verilen ödülü Oda Başkanı Salih Tunar aldı.

KIBRIS 23/04/06

Rum basını: Yeni silahımız "AB ve Ohi", mızrağımız "veto"

Annan planının oylandığı 24 Nisan 2004 referandumlarından iki yıl sonra Rum tarafının; "o çok ünlü yıkımı" yaşamadığı, sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin halen yaşamakta olduğu ve AB'ne üyelikle birlikte Kıbrıs sorununda yeni ufuklar açıldığı bildirildi.

Simerini Gazetesi, "Güçlü Hayır Yanıtı İle Devletin Korunmasından İki Yıl Sonra -O Çok Meşhur Felaket Olmadı. Kıbrıs Cumhuriyeti Yaşamaya Devam Ediyor, Kıbrıs'ın AB Üyeliğiyle Birlikte Kıbrıs Sorununda Yeni Ufuklar Açıldı -Yeni Silahımız: Kalkanımız AB ve OHİ, Mızrağımız İse Veto" başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde şunları yazdı:

"Referandumda ret oyu verilmesinin felaket olacağı, bazılarının dediği gibi Küçük Asya (Türkiye) felaketi olacağına ilişkin iç ve dış kaynaklı tehlike edebiyatçılığına rağmen bu olmadı. Başkan Papadopulos Kıbrıs Elenizmi'nin %76'sıyla zırhlandı. Bu yüzdelik; uluslar arası alanda daha kolay savaş verebilmesini sağlayan bir koruma kalkanı sağladı.

Göreve geldiği ilk günlerde Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin de söylediği gibi Annan planı artık mazi oldu. Bakoyanni'nin bu açıklaması, kendiliğinden anlaşılması gereken bir şeyi ifade etmesine rağmen; bundan iki yıl önce 24 Nisan 2004'te, Kıbrıs'ı eli-ayağı bağlı şekilde Türk armadasına teslim eden ve buna paralel olarak Kıbrıs Cumhuriyeti'ni lağveden dış kaynaklı planın ateşine atılmış olan Kıbrıs Elenizmi'ni rahatlattı.

Başkan Papadopulos 2004 Paskalyası öncesinde yaptığı halka seslenişte Kıbrıs Elen halkına; Kıbrıs Cumhuriyeti başkanı olarak, devleti, bir toplum olarak iade etmek için devralmadığını söyleyerek Annan planına ret oyu verme çağrısında bulundu. Başkan Papadopulos aslında Kıbrıs Elenizmi'ni; Annan planının reddedilmesinden sonra gelecek zor anlarda direnebilmek için kendisini siyasi açıdan zıhlandırmaya çağırmıştı. Halk da, referandumda verdiği ret oyu ile Başkan'ı onurlandırdı.

Savaşlar

Ancak; savaşlar da verildi. Sonuçları neydi? OHİ yanıtı Başkan Papadopulos'un korunması için bir kalkan olarak mı kullanıldı? OHİ yanıtı doğru yönetildi mi? Bu soruların yanıtı kesin değil. Gerçek; savaşlar verildiği ve bu savaşların birçoğunun kazanıldığıdır. Ancak o savaşları; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004 itibarıyla içinde yer aldığı Avrupa Birliği hukuk ağını koruma kalkanı olarak kullansın diye kazandık.

Yasal varlık, yani Kıbrıs devleti; referandumda olası bir evet yanıtından sonra gelecek olan tehlikeleri gören, tarihi ve milli içgüdüsüne sarılarak bunu üç harfle (OHİ) özetleyen halkın vatanseverliği sayesinde korundu.

Ne kazandık

Savaşı kazandık -ama işgal bölgelerinin AB'yle doğrudan ticareti savaşını daha kazanmadık- çünkü AB böyle bir şeyi kabul etse kendi ilkelerini terk edişinin altına imzasını atacak ve o çok meşhur Avrupa müktesebatını ortadan kaldıracaktı. İşgal bölgelerine direkt uçuşlarla ilgili savaşı kazandık. Referandumda eveti savunanların sözünü ettiği işgal rejiminin yükseltilmesi gerçekleşmedi. Her şeyden önce, Kıbrıs Cumhuriyeti var olmaya, AB'nin üyesi olmaya devam ediyor. Annan planının öngördüğü yeni devletin AB'ne üye olacağı kesin değildi.

Hareketliliğe ilişkin çabamız; AB'nin haricinde o kadar da net değildi. Ama Avrupa Birliği çerçevesinde Kıbrıs Cumhuriyeti; Avrupa ilkelerini ve Avrupa müktesebatını kullanarak savaşları kazandı çünkü -en azından kendi çıkarları için- ilkeleri savunan ülkeleri müttefiki yaptı. Birleşmiş Milletler çerçevesinde durum çok daha zordu.

Başkan Papadopulos -belki de kendilerini kabul etmediği için- Anglo-Amerikanların kızgınlığından ve Annan planının reddedilmesi yerine iyileştirilmesini isteyen AKEL ve DİSİ partilerinden etkilenerek, uzlaşmaz görüntüsü vermeme çabasıyla; bu tür planların masadan gitmeyeceğini söyleyerek Annan planının masada olduğu intibasını verdi.

Taktik hareketi mi?

Başkan Papadopulos'un bir taktik hareketi miydi yoksa bir esas hareketi mi? Ne olursa olsun konu, bu yaklaşım halkın irade-yetkisine tabiydi. Şunu da hatırlatmakta yarar var: Halk, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulduğu günden bugüne kadar ilk kez geleceğine ilişkin görüşünü referandum aracılığıyla ortaya koymaya çağrılmıştı.

Ancak bu yaklaşımla -bir taktik hareket olup olmadığından bağımsız olarak- Kıbrıs sorunu Annan planı belasıyla çok yoruldu. Başkan Tasos Papadopulos'un, iç ve dış baskılar nedeniyle, durumu halkın iradesine uygun yöne çekmek amacıyla böyle bir taktiğe başvurmak zorunda kaldığını düşünsek bile; hemen herkes, referandum sonucuna saygı gösterdiğini sözlü olarak ifade ederken, el altından, Annan planının yeniden gündeme getirilmeye çalışılıyor olması bir paradokstur.

Amerikalılar bir yandan Annan planının yeniden gündeme getirilmesinden söz ederken, diğer yandan Amerikalı Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice'ın, Yunan dengi Dora Bakoyanni'yle son görüşmesinde Genel Sekreter'in planından hiç söz etmemesi, hatta Kofi Annan bile Başkan Tasos Papadopulos'la 28 Şubat'ta Paris'te gerçekleştirdiği görüşme sırasında planından söz etmemesi, bizi, Annan planının çöp sepetine atılmış olduğuna ikna edemez.

İngilizlerin ve Amerikalıların Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonlarının kaldırılmasındaki ısrarı, sahte devletin dolaylı tanınması yolunu açacak veya onu Tayvanlaştıracak olan işgal bölgelerinin dış dünya ile doğrudan uçuşları konusundaki başarısız çabaları; Genel Sekreter'in planından söz etmemelerinin, planı terk ettikleri anlamına geleceği konusunda da bizi ikna edemez.

En muhtemel açıklama; Annan planının başka bir isim altında, ancak aynı içerikle yeniden müzakere masasına konulması metotlamasıdır. Başkan Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Paris görüşmesi, elbette daha iyi perspektifler için yolu açıyor.

Siyasi liderlik; halk iradesinden sağlamış olduğu zırh haricinde Avrupa Birliği ilkelerinin daha da büyük zırhına da sahiptir. Bunlar, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1974 itibarıyla eline geçirdiği en güçlü silahlardır ve bunlarla; büyük oyunu, büyük diplomatik savaşı kazanmak için başarılı savaşlar verebilir.

Türkiye Amerikalıların desteğini almış olsa bile, Avrupa Birliği'nin hukuk ağına takılmıştır. Avrupa Birliği; ilkeler temeline dayanmış devletler birliği fizyolojisini korumak istiyorsa bu ilkelere saygı gösterilmesini sağlamak ve vazgeçmemek zorundadır. Ancak Kıbrıs, Avrupa ilkelerinin üzerinde sınandığı bir mihenk taşıdır. Eğer biz, kendi yapmamız gerekenleri başkalarından beklersek, Türkiye; Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ve genel olarak AB'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmeden Avrupa Birliği'ne girerse, o zaman çok şey beklememeliyiz.

24 Nisan 2004 referandumundaki zafer, tek başına durumu iyileştiremez. Referandumdaki zafer, Kıbrıs sorununun mahvedilmesinde engelleyici etmen olarak işledi. Buna paralel olarak; Kıbrıs sorununun sürüklenmekte olduğu felaket sürecini kapattı ve halkın; iradesiyle işaret ettiği başka Avrupa yolları açtı. Çünkü halk siyasi liderliğinin, geçmişteki yıkıcı hatalarını yinelemesini istemiyor."

Politis'in değerlendirmesi

Politis de 24 Nisan referandumunun üzerinden geçen iki yılı değerlendirdiği makalesinde; Annan planı Rumlar tarafından kabul edilmiş olsaydı, planın içerdiği takvimler çerçevesinde iki yıl içerisinde ne kadar toprağın Rumların eline geçecek olduğu, bugüne kadar kaç Türk askerinin ve kaç TC kökenli KKTC vatandaşının adadan ayrılacak olduğu v.b. hatırlatmalarda bulundu.

Gazete "24-4-2004: İki Yıl Sonra" başlığını attığı makalesinde; Rum halkının referandumda kullandığı ret oyunun Rum ve Yunan hükümetlerinin uyguladığı hareketsizlik politikası nedeniyle doğru yönetilmediğini vurgulayarak "Türkiye'nin beraat ettirilmesi ve Kıbrıslı Türklerin siyasi ve ekonomik kalkınması; Kıbrıs'ın AB'ne üye olmasına rağmen Kıbrıs Rum tarafının müzakereciliğini güçsüzleştirdi" yorumunda bulundu, özetle şunları yazdı:

"Kıbrıs'ta 24 Nisan 2004'te gerçekleştirilen referandumdan ve BM'nin ve AB'nin önerdiği çözümün Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesinden iki yıl sonra değerlendirme; adanın yeniden birleştirilmesi perspektifleri açısından hiç de cesaret verici değil. Kanaat artık; taksimin betonlaşmakta ve istilanın oldu-bittilerinin günden güne sağlamlaşmakta olduğu şeklindedir. Buna paralel olarak Kıbrıs sorununun kemikleşmesi Kıbrıs toplumunun olgunlaşmasına izin vermiyor ve böylece geride kaldı ve uluslar arası ve Avrupai gelişmeleri aciz bir şekilde izliyor.

Çözüm kabul edilmiş olsaydı bugün durum şu şekilde şekillenecekti:

1-Toprak iadesi: çözümden iki buçuk yıl sonra 25 köy iade edilecekti.

2-Göçmenlerin dönüşü: yaklaşık 25 bin Kıbrıslı Rum Kıbrıs Rum idaresi altında, evlerine geri dönecekti, Kıbrıs Türk idaresi altında geri dönüş de aşamalı olarak başlayacaktı. Yine 65 yaş üzerindeki Rumlar ve eşleri ile Karpaz nüfusu Kıbrıs Türk devletinde sınırsız yerleşim hakkına sahip olacaktı.

3-Yerleşiklerin gitmesi: 120 bin yerleşikten 60 bini adada kalacaktı, geri kalanı da, Türkiye'ye geri dönmeleri için kendilerine verilecek büyük ekonomik imkândan yararlanacaktı, çünkü bunların çoğu şu veya bu şekilde ikamet ettikleri yerlerden ayrılmak zorunda kalacaktı. En önemlisi de çözümün hayata geçirilmesiyle; kontrol dışı yeni yerleşik akımları engellenecekti.

4-Askerlerin çekilmesi: Ekim 2006'ya kadar, Kıbrıs'ın kuzey kesimini elinde bulundurmaya devam eden 40 bin Türk askerinden 34 bini çekilecekti. Adada 6 bin Türk ve 6 bin Yunan askeri, kışlalarında kapalı kalacaktı.

5-Mülkiyet: Rum mal sahipleri evlerini veya köy veya belediyeleri içerisindeki başka bir evi geri alabilecekti. Yine; 3-5 yıl içerisinde Kıbrıs Türk devletindeki mallarının 1/3'ünü alacaklardı. Her mal sahibi, geri alamadığı malı için tazminat alacaktı. 4 Karpaz köyü hiçbir kısıtlama olmadan, bütün toprakları ve siyasi özerkliğin nimetlerinden yararlanarak geri alınacaktı

Kıbrıs sorununun çözümü AB çerçevesi içerisinde kendi dinamiğini kazanacak, aynı zamanda iki toplum arasında sosyal çıkarlar yaratılacaktı. Böylece Kıbrıslı Türkler Ankara'nın rehini olmaktan kurtulacak ve Kıbrıslı Rumlar için Kıbrıs hükümranlığının bütününde faaliyet gösterme fırsatları açılacaktı."

KIBRIS 23/04/06

Talat: Rum tarafı çözümü zorlaştırdı

Rum tarafı isterse görüşmelere sıfırdan başlamaya hazır olduğunu söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bunun çok büyük zaman kaybına yol açacağını vurguladı. Talat, Rum tarafının tutumu nedeniyle çözümün uzak göründüğünü kaydetti.

 

AA

Güncelleme: 11:58 TSİ 25 Nisan 2006 Salı

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanlığına gelişinin birinci yıldönümü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında, “Rum yönetiminin tutumu nedeniyle çözüm uzak. Bu nedenle Türk halkına yönelik izolasyonların kalkması daha da önemli hale gelmiştir” dedi.

Annan Planı’nın Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos tarafından “şeytanlaştırıldığını” kaydeden Talat, “Annan Planı değil, başka bir plan diyorlarsa, biz ad peşinde değiliz. Eğer sıfırdan başlamak isterlerse, ona da varız. Makul olan, mantıklı olan bir yerden başlamaktır. O yer de Annan Planı’dır. Başka makul ve mantıklı bir başlangıç noktasını ben düşünemiyorum. Sıfırdan da başlamaya hazırım dedim, ama hepimiz birlikte ürktük. Çünkü sıfırdan başlanırsa bu iş 30 yıla daha mal
olabilir, buna kimin tahammülü var, hiçbirimizin olduğunu sanmıyorum” diye konuştu.

AB’nin 26 Nisan 2004’te izolasyonların kaldırılması yönünde verdiği sözleri yerine getirmediğine işaret eden Talat, AB’nin mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri konusunda aldığı kararın izolasyonların kaldırılmasını öngördüğünü anımsattı.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Ankara ve Atina’ya yapacağı ziyareti de değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı, “Türkiye’nin AB sürecinde yıl sonu yaklaşırken bir krizden sözediliyor. Uluslararası toplumun harekete geçmesi normal” dedi.

Talat, ABD’nin yakın müttefiki, AB üyesi ve garantör ülke olması nedeniyle, İngiltere’nin Kıbrıs sorununun çözümünde ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu belirtti ve İngiltere’nin de hareketlenmenin ortasında olacağını söyledi.

KKTC’DE ‘PLANA EVET’ MİTİNGİ
Bu arada Kıbrıs sorununun çözümünü hedefleyen Annan Planı’nın referanduma sunuluşunun 2’nci yıldönümünde Türk tarafı, bugün miting düzenleyerek plana ‘evet’ denilmesini kutlayacak.

İktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin düzenlediği etkinliklere koalisyon ortağı Demokrat Parti ile muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi şiddetle karşı çıkıyor. Referandum sürecinde CTP ile birlikte hareket eden parti ve sivil toplum örgütleri ise CTP’yi evet yanıtının gereklerini yerine getirmemekle suçluyor ve etkinliği protesto ediyor.

2 yıl önceki referandumda Türk tarafı, Ankara’nın da destek verdiği planı yüzde 65 oy oranıyla kabul etmişti. Buna karşılık Papadopulos’un hayır çağrısına kulak veren Rumlar, yüzde 76 oranında ret oyu kullanarak plana karşı çıkmıştı.

Atina memnun olmadı

Yunan halkının protestolarla karşıladığı Rice, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Türkiye'nin AB üyeliği yoluna koyduğu engellerden şikâyet etti. Karamanlis yönetimi ziyaretten memnun kalmadı

26/04/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Yunan halkının protestolarıyla karşılandığı Atina'da Kıbrıs'la ilgili mesajlarıyla da memnuniyetsizlik yarattı. Başbakan Kostas Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani'yle görüşen Rice, Rum Yönetimi'nin Türkiye'nin AB yoluna koyduğu engellerden şikâyet etti.
"Türkiye'nin de Kıbrıs'ın (Rum Kesimi) da yapması gerekenler var. Kıbrıs bölünmüş şekilde AB üyesi oldu. Sanıyorum o zaman Kıbrıs'ın daha sonra Türkiye'nin AB üyeliğine engel olmayacağı gibi bir kanı vardı" diyen Rice, "Kıbrıs Kuzey Kıbrıs'ın tecritten çıkması çabasına yardımcı olmalı ve Türkiye'nin AB üyeliği için sorumlu hareket etmeli" uyarısı yaptı. ABD'li bakanın KKTC'ye 'kuzey Kıbrıs' demesi de Atina'yı rahatsız etti.
Bakoyani ise, Rice'la Fener Patrikhanesi'nin haklarının korunmasını da görüştüğünü söyleyip, Atina'nın Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek için attığı adımların karşılığını göremediğini iddia edip, "Bazen Türkiye'den iyi komşuluk ilişkileri ve Türkiye'nin AB perspektifiyle bağdaşmayan tahriklere maruz kalıyoruz" dedi.
Rice, Güney Avrupa Gaz Ringi Projesi'yle 600 milyon avroluk Türkiye-Yunanistan Bağlantı Projesi'nden Rus devlet şirketi Gazprom'un dışlanmasını isteyip, Rus enerji tekelinden kaygısını aktardı.

Atina cehennemi
ABD Dışişleri Bakanı'nın Atina ziyareti sırasında 5 bin polisin araç ve yaya trafiğine kapattığı şehir merkezi cehenneme döndü. Düzenlenen iki ayrı protestoda göstericiler, 'Condi evine dön', 'Ellerini İran'dan çek' yazılı pankartlarla iki koldan ABD Büyükelçiği ve görüşmenin yapıldığı binaya yürümek isteyince, polisle aralarında çatışma çıktı. Polis gözyaşartıcı bomba kullanınca, göstericiler molotofkokteyliyle cevap verdi. Panepisitimiu ile Stadiu caddeleri arenaya dönüştü. Çok sayıda dükkânın vitrinlerini tahrip edip park etmiş araçları ateşe veren göstericilerden 10'u gözaltına alındı.

 

Kıbrıslı Türklerden AB’ye protesto

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

Kıbrıslı Türkler bugün, verilen taahhütlere rağmen izolasyonları kaldırmayan Avrupa Birliği’ni protesto edecekler. "Susturulanlar Brüksel’e" adı verilen barışçı gösteriye, KKTC ve İngiltere’deki sivil toplum kuruluşları katılıyor.

Yürüyüşün yapılacağı tarih, Avrupa Birliği’nin adada yapılan "Annan planı" ile ilgili referandum sonrasında KKTC’ye yönelik "izolasyonların kaldırılacağı" sözünü verdiği 26 Nisan’a rastlıyor. AB Konseyi, referandumdan hemen sonra 26 Nisan’daki toplantısında, KKTC’ye yönelik tecridin kaldırılacağı sözünü vermiş ve doğrudan ticaretin başlatılacağını belirtmişti. AB Bakanlar Konseyi’nin Brüksel’deki "Place Schumann"da bulunan binasının önünde yapılacak olan gösteride, AB’nin de desteklediği Annan planına Kıbrıslı Türklerin yüzde 65’inin olumlu oy vererek "çözümden yana" tavır aldığını belirten 15 sivil toplum kuruluşu, 1 Mayıs 2004’te Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olmasıyla Rumların "ödüllendirildiğini" kaydettiler.

HURRIYET 26/04/06

ABD "çaba" istiyor

Yunanistan ve Türkiye'de temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hem Türkiye'nin hem de Kıbrıs Rum tarafının çaba göstermesi gerektiğini söyledi

ABD "çaba" istiyor

RICE, HEM NALA HEM MIHA VURDU... Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Kıbrıs konusunda gerek Türkiye'nin gerekse Kıbrıs Rum tarafının çaba göstermesi gerektiğini söyledi. Rice, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi gerektiğine inandığını, ancak Türkiye'nin AB'ye girişi öncesinde yapması gereken çok şey bulunduğunu belirterek, Kıbrıs'ın bu konulardan biri olduğunu kaydetti. Gerek Türkiye'nin, gerekse Kıbrıs Rum tarafının bu konuda çaba göstermesi gerektiğine işaret eden Rice, "Türkiye Kıbrıs konusunda yapması gerekenleri yapmalı, ancak Kıbrıs da Türk tarafının izolasyonunun hafifletilmesi için elinden geleni yapmalı, Türkiye'nin AB'ye girişinde faal rol almalı" dedi

BAKOYANNİ, TÜRKİYE'NİN TUTUMUNDAN YAKINDI... Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, 'ABD Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice ile görüşmesinden sonra, "Türkiye'nin AB kriterleri, müktesebatı ve şartlarına uyması gerektiğini, Atina'nın, bu çabaların karşılığında Türkiye'nin tam üye olması gerektiğine inandığını" söyledi. Dora Bakoyanni, 3 Ekim 2005 sonrasında ikili ilişkilerin esaslı biçimde geliştirilmesi için yeni bir fırsat penceresi açıldığını kaydettiği konuşmasında, "Atina'nın arzusu ikili ilişkilerin sürekli biçimde tüm alanlarda gelişmesidir. Ne yazık ki Türkiye'den gerekli karşılığı göremiyoruz. İyi komşuluk ilişkileriyle uyuşmayan tahriklerle sık sık karşı karşıya kalıyoruz" diye konuştu

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Kıbrıs konusunda gerek Türkiye'nin gerekse Kıbrıs Rum tarafının çaba göstermesi gerektiğini söyledi.

Rice, 'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesi gerektiğine inandığını, ancak Türkiye'nin AB'ye girişi öncesinde yapması gereken çok şey bulunduğunu belirterek, Kıbrıs'ın bu konulardan biri olduğunu kaydetti.

Gerek Türkiye'nin, gerekse Kıbrıs Rum tarafının bu konuda çaba göstermesi gerektiğine işaret eden Rice, "Türkiye Kıbrıs konusunda yapması gerekenleri yapmalı, ancak Kıbrıs da Türk tarafının izolasyonunun hafifletilmesi için elinden geleni yapmalı, öte yandan Türkiye'nin AB'ye girişinde faal rol almalı" dedi.

Bölge ziyareti çerçevesinde Yunanistan ve Türkiye'de dün çalışma ziyaretlerinde bulunan Condoleezza Rice, ilk önce Yunanistan'a giderek, Yunanistan Dışişleri Bakanı ile bir araya geldi. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile de görüşen Rice, Atina'dan ayrıldı. Ardından Türkiye'ye giderek Ankara'da temaslarda bulunan Rice, ilk olarak TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile TC Başbakanlığı'nda bir araya geldi. Gül ile Rice, başbakanlıkta ortak basın toplantısı düzenledi.

TC Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile TC Başbakanlık Resmi Konutu'nda yaklaşık bir saat süren bir görüşmede bulunan Rice, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından ise TC Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde kabul edildi. İki görüşme sonrasında da görüntü almasına izin verildi, ancak basına açıklamada bulunulmadı.

Türkiye'yi yaklaşık bir yıl aradan sonra ikinci kez ziyaret eden Rice'ın temaslarında, ikili ilişkilerin yanı sıra İran, Irak, terörle mücadele, Ortadoğu, Hamas'ın Ankara ziyareti, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) süreci ve Kıbrıs gibi konular ele alındı.

ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın, temaslarının ardından bugün sabah Ankara'dan ayrılması bekleniyor. Rice ile görüşmesinin ardından açıklamada bulunan Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de, Kıbrıs konusunda Atina'nın adil, işler ve kalıcı bir çözümü desteklediğini" ifade ederek, "son zamanlarda Kıbrıs konusunda yeni bir dinamiğin mevcut olduğunu, bunun herkes tarafından değerlendirilmesi gerektiğini" yineledi.

Bakoyanni, Kıbrıs konusunda, "Çözüm çabasının BM çerçevesinde olması gerektiğini ve kimsenin yeni bir başarısızlığı kaldıramayacağını" sözlerine ekledi.

Amerikalı meslektaşı Rice ile TC Başbakanlığı'nda bir araya gelen Gül ise, Rice ile düzenlediği ortak basın toplantısında, görüşmede Kıbrıs ile ilgili olarak Türkiye'nin görüşlerini anlattığını belirterek, ABD'ye bu konuda verdiği destekten ötürü teşekkür etti.

ABD'nin Türkiye'nin AB sürecine verdiği desteğin de önemine işaret eden Abdullah Gül, görüşmelerde Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin karşılıklı güvene dayandığının altının kuvvetle çizildiğini, daha çok istişare ve daha çok görüş alışverişinde bulunulması gerektiği konusunda görüş birliğine varıldığını kaydetti.

Gül, Türk-Amerikan stratejik ortaklığını geleceğe taşıyacak bir vizyon belgesinin hazırlanması konusunda mutabakata varıldığını söyledi.

Rice: Türkiye ve Kıbrıs

Rum tarafı çaba göstermeli

Atina'daki çalışma ziyareti çerçevesinde Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile biraya gelmesi sonrasında açıklamada bulunan Rice, "Türkiye ve Avrupa ile görüştüklerini ve Türkiye'ye AB'ye katılım için cesaret verdiklerini" kaydetti.

"Türkiye Avrupa ülkesidir ve Avrupa karakteri taşımalıdır" diyen Rice, sözlerini, "Türkiye'nin AB'ye girmesi gerektiğine inanıyorum" diye sürdürdü.

"Türkiye'nin AB'ye girişi öncesinde yapması gereken çok şey olduğunu" kaydeden Rice, daha sonra şunları söyledi:

"Kıbrıs da bu konulardan biridir. Gerek Türkiye, gerekse Kıbrıs (Rum kesimi) bu konuda çaba göstermelidir. Kıbrıs, bölünmüş bir ada olmasına rağmen AB'ye girdiğinde, Türkiye'nin AB'ye katılımını engelleme konusunda hiçbir şey yapmayacağı, Türkiye ile sıkı işbirliği içinde olacağı düşüncesi bulunuyordu. AB Türkiye'yi kabul etme kararı aldığında, onlar da yardımcı olacaklardı. Türkiye Kıbrıs konusunda yapması gerekenleri yapmalı, ancak Kıbrıs da Türk tarafının izolasyonunun hafifletilmesi için elinden geleni yapmalı, öte yandan Türkiye'nin AB'ye girişinde faal rol almalı."

Rice, Yunanistan'ın Türkiye'nin AB'ye katılımında yapıcı bir rolü olduğuna inandığını da kaydetti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de, "Yunanistan'ın Türkiye'nin AB sürecini desteklediğini" kaydetti.

Bakoyanni: Türkiye'den

gerekli karşılığı göremiyoruz

Bakoyanni, "Türkiye'nin AB kriterleri, müktesebatı ve şartlarına uyması gerektiğini, Atina'nın, bu çabaların karşılığında Türkiye'nin tam üye olması gerektiğine inandığını" söyledi.

Dora Bakoyanni, 3 Ekim 2005 sonrasında ikili ilişkilerin esaslı biçimde geliştirilmesi için yeni bir fırsat penceresi açıldığını kaydettiği konuşmasında, "Atina'nın arzusu ikili ilişkilerin sürekli biçimde tüm alanlarda gelişmesidir" dedi.

"Ne yazık ki Türkiye'den gerekli karşılığı göremiyoruz" diyen Bakoyanni, "İyi komşuluk ilişkileriyle uyuşmayan tahriklerle sık sık karşı karşıya kalıyoruz" şeklinde konuştu.

Bakoyanni, Rice ile görüşmesinde, İstanbul Fener Rum Patrikhanesi'nin haklarının korunması ve çalışmalarını engel olmadan sürdürmesi konusunu da dile getirdiğini söyledi.

Kıbrıs konusunda ise "Atina'nın adil, işler ve kalıcı bir çözümü desteklediğini" söyleyen Bakoyanni, "Son zamanlarda Kıbrıs konusunda yeni bir dinamiğin mevcut olduğunu, bunun herkes tarafından değerlendirilmesi gerektiğini" söyledi.

Bakoyanni, Kıbrıs konusunda, "Çözüm çabasının BM çerçevesinde olması gerektiğini ve kimsenin yeni bir başarısızlığı kaldıramayacağını" sözlerine ekledi.

Gül: Stratejik ortaklığı belgesi

konusunda mutabakata vardık

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türk-Amerikan stratejik ortaklığını geleceğe taşıyacak bir vizyon belgesinin hazırlanması konusunda mutabakata varıldığını söyledi.

Gül, TC Başbakanlığı'nda ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile düzenlediği ortak basın toplantısında, "Dost ve müttefik ABD'nin Dışişleri Bakanını Türkiye'de görmekten büyük memnuniyet duyduğunu" söyledi.

Rice'ın göreve geldikten sonra ziyaret ettiği ilk ülkeler arasında Türkiye'nin de bulunduğunu hatırlatan Gül, kendisinin de geçen ay ABD'yi ziyaret etmek istediğini, ancak rahatsızlığı nedeniyle bu geziyi gerçekleştiremediğini kaydetti.

Baş başa ve heyetler arası görüşmelerde ikili ilişkileri ve iki ülkeyi ilgilendiren bölge ve uluslararası konuları samimiyetle ele aldıklarını belirten Gül, iki müttefik ülke olarak ortak vizyon, ortak hedef ve ortak çalışmaların olduğuna işaret etti.

Görüşmelerde ilişkileri daha da güçlendiremeye karar verdiklerini kaydeden Gül, iki ülkenin demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve serbest piyasa ekonomisi gibi değerleri paylaştığını ifade etti. Bunların dünyada barış ve güvenliğin sağlanmasında önemine işaret eden Gül, bu açıdan çok yakın işbirliği içinde olduklarını kaydetti. Gül, bu çerçevede, "Türk-Amerikan stratejik ortaklığını geleceği taşıyacak bir vizyon belgesinin hazırlanması konusunda mutabakata vardık" dedi.

İki ülke çevresinde birçok olayın cereyan ettiğini ifade eden Gül, bunlarla ilgili daha yakın istişarede bulunmak ve mekanizmaya oturtmak için böyle bir ihtiyacı hissettiklerini söyledi. Bugünkü dünyanın çok farklı bir dünya olduğunu ifade eden Gül, bu nedenle çok daha yakın işbirliğine gerek olduğuna dikkati çekti.

Görüşmede bu çerçevede Irak'ı da ele aldıklarını söyleyen Gül, Irak'ta siyasi sürecin çalışıyor olmasından duydukları memnuniyeti dile getirdiklerini belirtti. Gül, başbakanın belli olduğunu, kısa sürede diğer adımların da atılmasının beklendiğini belirtti.

"Terörle mücadelede daha

fazla işbirliği beklentisi"

Terörle mücadelenin iki ülkenin de önem verdiği bir konu olduğunu belirten Gül, Türkiye'nin terör örgütü PKK ile mücadelesinin çok iyi bilindiğine işaret etti.

ABD'nin PKK'yı terör örgütleri listesine alan ilk ülke olduğunu hatırlatan Gül, ABD'nin bu konuda Türkiye'ye yardımlarını unutmadıklarını söyledi. Gül, "Ama kendilerinden çok daha fazla işbirliği ve beklentimiz olduğunu da paylaştık. Özellikle kuzey Irak'ın otorite boşluğundan yararlanan terör örgütünün tekrar zarar vermeye başladığını Rice ile paylaştım" diye konuştu.

Gül, Türkiye'nin bölgede nükleer silahların yayılmasına karşı olduğunu da aktardığını, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'na (NPT) taraf olan İran'ın bu konuda şeffaf olması ve dünyanın beklentilerini en iyi şekilde karşılaması gerektiğini belirtti. Bu çerçevede diplomatik çabalara ümit bağlandığını ifade eden Gül, "Ümit ederiz ki diplomatik gayretler neticesinde bu konu da barışçı şekilde sona erer" dedi.

Kıbrıs'taki desteğinden

dolayı ABD'ye teşekkür

Kıbrıs ile ilgili olarak da Türkiye'nin görüşlerini anlattığını bildiren Gül, ABD'ye bu konuda verdiği destekten ötürü teşekkür etti.

Gül, ABD'nin Türkiye'nin AB sürecine verdiği desteğin de önemine işaret etti.

Gül, görüşmelerde Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin karşılıklı güvene dayandığının altının kuvvetle çizildiğini, daha çok istişare ve daha çok görüş alışverişinde bulunulması gerektiği konusunda görüş birliğine varıldığını kaydetti.

"Terörle mücadelede

uluslararası dayanışma önemli"

Abdullah Gül, terörle mücadelede uluslararası dayanışmanın önemine dikkat çekerek, "Birimizin terör örgütünü biraz daha anlayışla karşılar, birini daha çok ciddiye alırsak o zaman uluslararası arenada terörle mücadelede bir zafiyet söz konusu olur" dedi.

Gül, ortak basın toplantısında, Türkiye'nin Irak sınırı ötesine operasyon düzenlemesi olasılığına yönelik soru üzerine, terörizmle mücadelenin herkesin görevi olduğunu kaydetti.

Bu mücadele sırasında farklı farklı terörist örgütlerin mevcut olduğuna dikkat çeken Gül, uluslararası dayanışmanın çok önemli olduğunu belirterek, "Birimizin terör örgütünü biraz daha anlayışla karşılar, birini daha çok ciddiye alırsak o zaman uluslararası arenada terörle mücadelede bir zafiyet söz konusu olur" dedi.

Türkiye'nin PKK terör örgütünden çok zarar gördüğünü, binlerce insanını kaybettiğini hatırlatan Gül, terör örgütü PKK'nın insanlık dışı her türlü katliamı yaptığını belirtti.

Bakan Gül, Irak'taki otorite boşluğundan dolayı terör örgütü mensuplarının özellikle bu ülkenin kuzeyini adeta eğitim kampı haline getirdiğini söyleyerek, binlerce terör örgütü mensubunun orada olduğunu ve otorite boşluğundan dolayı serbest hareket ettiklerini kaydetti.

Son dönemde bu teröristlerin tekrar Türkiye'ye sızmakta olduğuna, güvenlik güçlerine saldırdığına ve birçok şehit verilmeye başlandığına dikkat çeken Gül, "Tabii ki her ülke kendi tedbirini alacaktır, biz de tedbirlerimizi alıyoruz. Ama bu tedbirleri alırken uluslararası ve komşular arası işbirliğine çok önem veriyoruz" diye konuştu.

Bakan Gül, bu konuda "Irak'taki koalisyon güçleri ve Irak hükümetinden büyük beklentileri bulunduğunu" söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"PKK herkes tarafından terör örgütü olarak kabul edildiğine göre onlarla da mücadele etmek gerekmektedir. Bizim yaptığımız şudur; sınırlarımızı daha iyi kontrol etmektir. Eğer Irak hükümeti kendi güvenlik güçlerini kurar, kendi sınırlarına hakim olur, kendi toprakları üzerinde yarın kendilerine de tehdit olacak olan teröristlerle mücadele ederse bizim o zaman yapacak hiçbir şeyimiz yoktur. Biz kendi topraklarımızı kendimiz koruyoruz. Bu konuda zafiyetler var. Bizim bugünlerde gazetelerde çıkan haberlerin hiçbiri yeni bir şey değildir. Baharla birlikte teröristler faaliyete geçtiği, sınırlardan sızdığı için güvenlik güçlerimiz tedbir almaktadır, yapılan şey budur, yeni değildir. Geçen senelerde de aynı şekilde bu tedbirler alınmıştır. Yoksa bizim herhangi bir ülkenin, komşumuzun toprağında gözümüz yoktur. Bizim en çok arzumuz, Irak'ın demokratik yapıya kavuşması, kendi halkı ve komşularıyla barışık olması, toprak ve siyasi birliğini koruması ve bu bölgede ekonomik işbirliğinin daha da ileri boyutlara ulaşmasıdır."

Mahmud Abbas'ın ziyareti

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın ziyaretine ilişkin soru üzerine de Gül, Türkiye'nin bölgede komşularıyla iyi ilişkileri olan bir ülke olduğunu söyleyerek, gerek Filistin gerekse İsrail ile tarihi ilişkileri bulunduğunu hatırlattı.

Bakan Gül, Türkiye'nin her iki ülkeyle de iyi ilişkisi bulunan ender ülkelerden biri olduğuna işaret ederek, Abbas'ın Türkiye'nin bu durumundan faydalanarak barışa yardımcı olmasını ve aktif davranmasını istediğini kaydetti. Abbas'ın Filistin-İsrail sorununun daha tehlikeli boyutlara ulaşmaması için Türkiye'nin aktif olması gerektiğini söylediğini belirten Gül, Türkiye'nin halen Filistin'e sosyal ve ekonomik yardımlar yaptığını, daha çok kan ve göz yaşının dökülmemesi için daha çok gayret sarf etmek gerektiğini belirtti.

Rice: Ortak vizyon geliştirme

konusunda mutabakata vardık

Condoleezza Rice, ortak basın toplantısında, Türkiye ile ABD arasındaki stratejik ortaklığı geleceğe taşıyacak ortak vizyon geliştirme konusunda mutabakata vardıklarını belirterek, Türkiye'nin demokrasi ve İslam arasında herhangi bir çatışmanın bulunmadığının "en iyi örneği" olduğunu söyledi. Rice, Türkiye'nin ABD için son derece önemli bir müttefik ve dost ülke olduğunu da belirtti.

Türkiye ile pek çok ortak değerleri paylaştıklarını ifade eden Rice, Türkiye ile ilişkilere ve daha demokratik ve barışçıl bir dünya konusunda ortak çalışma kabiliyetlerine güvenlerinin sonsuz olduğunu bildirdi.

Rice, "Görüşmelerimizde Türkiye ile ABD arasında stratejik ortaklığı geleceğe taşıyacak ortak bir vizyon geliştirmek konusunda mutabakata vardık. Bu anlamda bir mekanizma geliştirerek, sürekli ve daha sık görüşmeye, iki tarafı ilgilendiren ve ortak çıkarlarımızın bulunduğu konularda daha fazla yoğunlaşmaya karar verdik" dedi.

Gül ile birçok konuyu tartışma olanağı bulduğunu belirten Rice, "Sayın Bakan'a, Irak hükümetiyle ilişkileri geliştirme konusundaki çabalarından dolayı teşekkür etmek istiyorum. Türkiye ve ABD'nin Irak'ta istikrarlı, demokratik, aynı zamanda birleşik bir hükümetin kurulması konusunda ortak bir amacı var ve bu amacımızı aynı zamanda Iraklılarla da paylaşıyoruz" diye konuştu.

"Sayın Gül ile ayrıca terörizmle mücadele konusunu da görüştük. ABD, siz de biliyorsunuz ki PKK'yı terörist örgüt olarak tanıyan ve terör örgütleri listesine dahil eden ilk ülkeydi" diyen Rice, ABD olarak, ortak çabalar çerçevesinde istihbarat paylaşımı ya da başka yöntemlerle Irak'ta herhangi bir boşluk oluşması ve PKK'nın bu boşluktan faydalanmasını engelleme konusunda Türk tarafı ile hemfikir olduklarını belirtti.

ABD ile Türkiye'nin Irak hükümetiyle ortak çabalarının devam edeceğini belirten Rice, ABD, Türkiye ve Irak arasında üçlü bir mekanizma kurularak, PKK terörünün engellenmesi için birlikte çalışacaklarını söyledi.

Bakan Gül ile Ortadoğu ve İran konularını da ele aldıklarını belirten Rice, İran'ın uluslararası toplum ve BM'nin beklentilerine yanıt vermesi konusunda aynı görüşü paylaştıklarını kaydetti.

İran'dan son dönemde gelen açıklamaların endişe verici olduğunu da söyleyen Rice, İran'ın bilgi, teknoloji ve uzmanlığı başkalarıyla paylaşmasının da başlıca korkuları arasında yer aldığını ve bunu engellemek istediklerini kaydetti.

Dışişleri Bakanı Rice, ABD hükümetinin güçlü ve demokratik bir Ortadoğu görmek istediğini söyleyerek, bu konuda "Türkiye'den daha iyi bir müttefik ve güçlü bir destekçileri" bulunmadığını, Türkiye'nin "demokrasi ve İslam arasında herhangi bir çatışmanın bulunmadığı yönündeki en iyi örnek" olduğunu kaydetti.

Türkiye'de insanların inançlarını yerine getirirken aynı zamanda özgürlüklerden de faydalandıklarını söyleyen Rice, bu bölgede bu değerlerin hakim olmasının önemine dikkat çekti.

Rice, Türkiye ile Irak, Afganistan ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi konularında birlikte çalıştıklarını belirterek, demokratik bir Ortadoğu'nun tesis edilmesi konusundaki çabaların sürmesi gerektiğini söyledi.

Rice: Terörle mücadelede

işbirliği yapılması önemli

Rice, terör örgütü PKK ile mücadelede işbirliği yapılmasının önemine dikkat çekerek, ABD olarak PKK ile mücadelede geçmişteki gibi gelecekte de aktif olacaklarını söyledi.

Rice, ortak basın toplantısında soruları da yanıtladı. Terör örgütü PKK ile mücadeleye ilişkin soru üzerine Rice, sınırların mümkün olduğunca güvenli olmasının önemine işaret ederek, Iraklıların kendi topraklarının terör örgütlerince kullanılmaması yönündeki çabaların bir parçası olması gerektiğini kaydetti.

Rice, Türkiye, Irak ve ABD arasında bu konudaki mevcut mekanizmayı hatırlatarak, bunun tekrar aktif hale getirilmesinin gerektiğini bildirdi. Terör örgütü ile mücadelede istihbarat paylaştıklarını söyleyen Rice, ABD olarak PKK ile mücadelede geçmişteki gibi gelecekte de aktif olacaklarını kaydetti.

Irak'ta istikrar için yapabilecekleri bütün katkıyı yapmak istediklerini söyleyen Rice, Irak, Türkiye ve koalisyon güçleri arasında işbirliği kurulmasının önemine dikkat çekti.

İran'ın nükleer programı

İran'ın nükleer programı konusunda gelecek ay Bakü'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'a nasıl bir mesaj iletmesini beklediklerinin sorulması üzerine Rice, Türkiye'nin de, Bakan Gül'ün de dediği gibi, İran'dan bazı sorumluluklarını yerine getirmesini bekleyen uluslararası kamuoyunun bir parçası olduğunu kaydetti.

Rice, bu çerçevede BM Güvenlik Konseyi'nin de İran'ın nükleer programını tehdit olacak şekilde yürütmemesini istediğini hatırlatarak, "ABD'nin mesajı bu, Güvenlik Konseyi'nin mesajı bu ve Sayın Gül'ün de dediği gibi, bu aynı zamanda Türkiye'nin de mesajı" diye konuştu.

İran rejimine ilişkin soru üzerine de Rice, ABD olarak İran halkıyla bir sorunları bulunmadığını, İran'ın muhteşem bir kültür ve muazzam bir halkı bulunduğunu kaydetti. İran halkının mutlaka uluslararası toplumla bütünleşmesi ve modernleşmesi gerektiğini ifade eden Rice, İran halkının güçlü ekonominin bütün nimetlerinden faydalanması gerektiğini, bunun için potansiyeli bulunduğunu, ancak mevcut yönetimin İran halkını uluslararası toplumdan izole etmekte olduğunu söyledi.

Rice, asıl konunun İran'ın nükleer silah yapabilecek teknoloji ve uzmanlığı geliştirmemesi gerektiği olduğunu söyleyerek, ancak İran liderlerinden zaman zaman bu teknolojiyi transfer edeceklerini duyduklarını belirtti. Rice, Bakan Gül ile bu konudaki görüşlerinin ortak olduğunu söyleyerek, Türkiye'den bunu duymaya devam etmeyi istediklerini kaydetti.

Abbas'ın ziyareti

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile Esenboğa havaalanında neden görüşmediğinin sorulması üzerine de Rice, Abbas ile zaten çok sık görüştüğünü, ancak Abbas ile aynı zamanda havaalanında bulunduklarından haberdar olmadığını söyledi.

Rice, Abbas'ın Filistin yönetiminin seçilmiş başkanı olduğunu, kendisine saygı duyduklarını belirterek, saygıdeğer birisi olduğunu da Tel Aviv'deki saldırıyı hemen kınayarak gösterdiğini kaydetti.

Abbas'ın kınamasının Hamas'tan gelen açıklamayla taban tabana zıt olduğuna işaret eden Rice, ABD olarak Filistin halkına insani yardımlarını artırmak istediklerini bildirdi.

Hamas'ın iktidarın gerektirdiği sorumluluğu anlaması gerektiğini söyleyen Rice, Hamas'ın yol haritasına uyulması gerektiğinin farkına varması ve Ortadoğu Dörtlüsü'nün isteklerine cevap vermesi gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 26/04/06

ABD Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Bryza: Türkiye Kıbrıs konusunda üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmeli

TÜRKİYE ÇABUK OLMALI... ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin, "Ankara protokolünün genişletilmesi" ve "AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de içermesi" gibi, geçen ekim ayında bazı yükümlülükler üstlendiğini belirterek, "Bu yükümlülüğün ne zaman yerine getirileceği belli değil, ancak çabuk yapılması gerekiyor" dedi

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu üst düzey yetkilisi Matt Bryza, "Kıbrıs konusunda Türkiye, geçen ekim ayında bazı yükümlülükler üstlendi" dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, Bulgaristan'daki NATO bakanlar toplantısına katılmadan önce Atina ve Ankara'ya gerçekleştireceği ziyaretlere ilişkin, Washington'daki yabancı basına brifing verildi.

Bryza, Rice'ın Ankara ve Atina'yı ziyaretinde Kıbrıs konusunu da ele alacağını belirtirken, "Kıbrıs konusunda Türkiye, geçen ekim ayında bazı yükümlülükler üstlendi. Ankara protokolünün genişletilmesi ve AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının Kıbrıs Cumhuriyeti'ni (Kıbrıs Rum Kesimi) de içermesi gibi. Bu bir yükümlülük. Bu yükümlülüğün ne zaman yerine getirileceği belli değil ancak çabuk yapılması gerekiyor. Tabii bunun siyasal olarak gerçekleştirilmesini kolaylaştıracak bazı ara önlemler gerekebilir" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün, Kıbrıs'a ilişkin açıkladığı eylem planına değinen Bryza, bu planı "çok idealist" olarak niteledi ve karşı tarafın henüz bunu kabul ettiğine dair bir işaret görülmediğini söyledi. Kıbrıs konusunu yeniden canlandıracak bir fırsat olmasını dilediğini ifade eden Bryza, "Görüşmelere yeniden başlamanın kilidi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a tarafların iyi niyet ruhu içinde olduklarını kanıtlamaları" dedi.

Bryza, görüşmelere "sıfırdan" başlamak yerine, uzun müzakerelerin sonucu ortaya çıkarılan "Annan Planı çerçevesinin" korunmasının uygun olacağını da sözlerine ekledi.

KIBRIS 26/04/06

Brüksel'e ambargo damgası

Kıbrıslı Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla bugün Brüksel'de gösteri düzenliyor

Brüksel'e ambargo damgası

KIBRISLI TÜRKLER BRÜKSEL'E AKIN EDİYOR... Kıbrıslı Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla bugün Brüksel'de gösteri düzenliyor. Merkezi Londra'da bulunan "Ambargolu" (Embargoed) isimli sivil toplum örgütü, "Kıbrıslı Türkler ve onların etnik anavatanı olan Kuzey Kıbrıs üzerinde süren uluslararası izolasyonların kaldırılmasında başarısız olan Avrupa Birliği'ni protesto etmek üzere" çok sayıda göstericinin bugün İngiltere'den ve KKTC'den Brüksel'e geleceği duyuruldu

Kıbrıslı Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla bugün Brüksel'de gösteri düzenliyor.

A.A'nın haberine göre, merkezi Londra'da bulunan "Ambargolu" (Embargoed) isimli sivil toplum örgütü tarafından yapılan açıklamada, "Kıbrıslı Türkler ve onların etnik anavatanı olan Kuzey Kıbrıs üzerinde süren uluslararası izolasyonların kaldırılmasında başarısız olan Avrupa Birliği'ni protesto etmek üzere", çok sayıda göstericinin bugün İngiltere'den ve KKTC'den Brüksel'e geleceği duyuruldu.

"Susturulanlar Brüksel'de" adı verilen barışçı gösterinin, KKTC'nin izolasyonunun sona erdirilmesi, Kıbrıslı Türklere mali yardım yapılması ve doğrudan ticaretin başlatılması konusunda AB Bakanlar Konseyi'nin aldığı kararın ikinci yıldönümü ile çakıştığı belirtilen açıklamada, bugüne kadar KKTC üzerindeki ambargolardan hiçbirinin kaldırılmadığı hatırlatıldı ve özetle şunlar kaydedildi:

"Kıbrıslı Türkler üzerinde 42 yıldır süren ambargoların kaldırılması konusunda verdiği kararı uygulama kararlılığı gösteremeyen AB'yi protesto etmek için AB'nin kalbinde, Bakanlar Konseyi binasının kapısında yapılacak olan gösteriye 15 diğer sivil toplum örgütü de katılarak destek veriyor. Konsey, 26 Nisan 2004 tarihinde, yani Kıbrıs'ın birleştirilmesi konusundaki tarihi halk oylamasından iki gün sonra, tecridin sona erdiğini açıklamıştı. Bu halk oylamasında Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i Annan Planı'ndan yana oy kullanırken, Kıbrıslı Rumların yüzde 76'sı karşı oy kullanmıştı.

'Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004 tarihinde AB'ye girmesinden bu yana AB'ye tam üyeliğin sağladığı yararlardan ve temsil yetkisinden yalnız Güney Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Rumlar faydalanmaktadır."

"Ambargolu" Başkanı Bülent Osman tarafından yapılan açıklamada, "21. yüzyılda olduğumuz halde, AB içinde bazı insanların hala ambargolar altında yaşamaya zorlanması inanılacak gibi değildir. Bu, aslında AB'nin saygınlığı sorunudur. İnsan hakları ve demokrasi konularında model olduğunu öne sürenler, iki yıl önce verdikleri sözlere karşın kendi vatandaşlarının haklarını çiğneyebilmektedirler" ifadesi kullanıldı.

Brüksel'deki protesto gösterisinin Schumann Meydanı'nda, yerel saatle 13.00'te başlayacağı, bir çağrı okunacağı ve ardından Kıbrıslı Türklerin ambargolar altında yitirdikleri yılların sayısını simgeleyen 42 balonun gökyüzüne bırakılacağı bildirildi.

Örgüt ayrıca Avrupa Parlamentosu üyeleri ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in temsilcileri ile görüşmelerde bulunulacağını duyurdu.

Bu toplantılarda ambargoların Kıbrıslı Türkler üzerindeki olumsuz etkilerinin kanıtlarının sunulacağı ve KKTC üzerindeki tüm ambargoların derhal ve koşulsuz olarak sona erdirilmesi için iki yıl önce verilen sözlerin hayata geçirilmesi gerekliliğinin vurgulanacağı belirtildi.

"Ambargolu" isimli örgüt, KKTC'ye karşı uygulanan tüm ambargoların derhal ve koşulsuz olarak sona erdirilmesi için kampanya yürüten bir "insan hakları kuruluşu" olarak tanıtılıyor.

Kurumun 2005 tarihinde çalışmaya başladığı, "Kuzey Kıbrıs'ın tecrit edilmesi konusunda bilgilenmenin artması konusunda etkin bir rol oynamayı ve Kıbrıslı Türklerin temel siyasi, ekonomik ve toplumsal haklarının geri verilmesi için dünya liderleri ve kurumlarına lobi çalışması yürütmeyi amaçladığı" belirtiliyor.

KIBRIS 26/04/06

Polemityalılar topraklarının iadesi için eylem yapıyor

Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum Polemitya köylüleri bugün topraklarının iadesi için eylem yapacak.Polemitya sakinleri bugün saat 14.00'da Metehan sınır kapısında buluşulacak ve Polemitya'ya hareket edecek.

Polemtiya köylülerinin oluşturduğu girişim komitesi adına Kemal Binatlılı tarafından yapılan yazılı açıklamada, 1950'li yıllarda adadaki İngiliz sömürge yönetimi tarafından uzun vadeli kiralama yolu ile toprakları kiralanan Polemitya köyünün sakinleri ortak eylem yapıyor.

Açıklamada, İngiliz sömürge yönetiminin Polemitya topraklarının bir bölümünü Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toprak sahiplerinden kiralayarak kurduğu BERRAGIA kampını boşalttığı ve eski sahiplerine iade hazırlığında bulunduğu ifade edildi.

Bu girişim üzerine Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların topraklarını kamu toprağı haline getirerek, buraya üniversite ve kampus yapmak istediğinin anlaşılması üzerine her iki toplumdaki Polemityalar olarak birlikte mücadele etmeye karar verdikleri de belirtildi.

Bu amaç doğrultusunda, Poletmityalıların bugün BERRAGIA kampı önünde bir eylem yapılacağı bildirildi.

"Topraklarımıza ve atalarımızın topraklarına sahip çıkmak hepimizin görevidir" çağrısında bulunan Kemal Binatlılı, eylem ve gelişmeler hakkında bilgi almak isteyenlerin 0542 852 18 29 numaralı telefona başvurabileceklerini belirtti.

Polemitya toprakları bulunan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların isimleri şöyle:

"Adem Ömer, Şaban Kamil, Kamil Ramadan, İzzet Hüseyin, Saim Ahmet, Ali Muharrem, Süleyman Mulla, Mehmet Zeki, Ahmet Mehmetemin, Hasip İzzet, İsmail Ömer, Ahmet Süleyman, Enver Mıstabortos, Kemal Abbaz, Kemal Süleyman, Kemal Cemaili, Derviş M. Cakartos, Ramadan Süleyman, Fuat Süleyman, Ramadan Özdemir, S. M. Osman, Mehmet Türkoz, Ahmet Satıa, Mehmet Cemal, Salih (soyadı yok), Hasan Karamanos, Hüseyin (soyadı yok), Hüseyin Hamuza, Emir Ahmet Hüseyin, Safet Hüseyin, Derviş Mehmet, Hüseyin Veli, Hasan İbrahim Gori, Ahmet Emir Mustafa, Ahmet Emir Hüseyin, Şaban Hasan, Sami Mehmet."

Yunan basınından Rice’a tepki

Rice’in Atina’da yaptığı Kıbrıs’la ilgili açıklamalar, Rum ve Yunan basınında tepkiyle karşılandı. Rice, Türkiye yanlısı tutum izlemekle eleştirildi.

 

NTV

Güncelleme: 10:05 TSİ 27 Nisan 2006 Perşembe

ATİNA - ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Atina ziyaretinde, Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB üyeliğinin önüne engel oluşturmaması gerektiğini söylemiş; Rum kesimine de izolasyonların hafifletilmesine destek vermesi çağrısı yapmıştı

Rum Simerini gazetesi, Rice’ın bu açıklamalarının, Yunanistan ve Rum kesiminde ‘acı bir tat’ bıraktığı yorumunda bulundu. Politis gazetesi de haberinde “Atina’nın ortasında Rice’tan soğuk duş” başlığını kullandı.

Atina’da ana muhalefetteki sosyalist parti PASOK da, Rice’in bazı açıklamalarının kabul edilemez olduğunu ileri sürdü. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Washington’la stratejik ortak olmalarına rağmen ABD’nin politikasıyla tamamen hemfikir olmadıklarını belirtti

Rumlar Annan Planı'nı reddetmenin cezasını çekiyor

Kıbrıs Rum tarafının Annan Planı'nı reddetmesinin ikinci yıldönümünde görünen o ki, plan kabul edilseydi Rumların çıkarları zararlarından kat kat fazla olacaktı, üstelik iki taraf ortak bir irade oluşturabilecekti. Şimdi çözüm için çabalar yine yavaşladı

27/04/2006

Fİlİppos Savvİdİs

24 Nisan 2004'te düzenlenen referandumda Kıbrıslı Rumların BM ile AB'nin önerdiği çözümü reddetmesinden iki yıl sonraki durum, adanın yeniden birleşmesine ilişkin hiç cesaret vermiyor. Artık ortak kanı, bölünmenin 'çimentolaştığı' yönünde. İşgalin oldubittileri de her gün sağlamlaşıyor. Bununla birlikte Kıbrıs sorununun kalıcılaşması halkın olgunlaşmasına izin vermiyor ve halk böylece uluslararası gelişmeleri takip edemiyor. Referandumda çözüm kabul edilseydi, bugün durum Rum tarafı
için de bambaşka olacaktı.

Ulusal ve ortak çıkarlar çöpe gitti
Çözümden iki buçuk yıl sonra birçok şehir ve köy Kıbrıslı Rumlara geri verilecekti. Yaklaşık 25 bin Kıbrıslı Rum evlerine dönecekti. Kıbrıslı Rumların Türk yönetimi altına aşamalı olarak dönmelerine ilişkin prosedür de başlayacaktı. 65 yaş üstündeki Kıbrıslı Rumlar ile Karpaz nüfusu, Kıbrıs Türk devletine hiçbir kısıtlama olmadan ve kalıcı olarak yerleşebilecekti.
120 bin yerleşikten yaklaşık 60 bini adada kalacaktı. Birçoğu şu veya bu şekilde yaşadıkları yerlerden gitmek zorunda kalacak, diğer yerleşikler ise Türkiye'ye dönmeleri için kendilerine verilecek önemli ekonomik kriterleri değerlendirecekti. En önemlisi, çözümün hayata geçirilmesiyle yeni yerleşiklerin kontrolsüz akışı durdurulacaktı.
Dahası, Kıbrıs'ın kuzeyini hâlâ işgal eden 40 bin Türk askerinin 34 bini Ekim 2006'ya kadar Kıbrıs'tan ayrılacaktı. Adada 6 bin Türk ve 6 bin Yunan askeri kendi kamplarında kapalı bir biçimde kalacaktı. Kıbrıslı Rum mal sahipleri, kendi evlerini veya yerel yönetimdeki başka bir evi geri alacaktı. Ayrıca Kıbrıs Türk devletindeki topraklarının üçte biri kadarını da üç beş yıl içinde geri alacak, her mal sahibi geri alamadığı malı için tazminat davası açabilecekti.
Kıbrıs sorununun çözümü, AB çerçevesinde kendi dinamizmine sahip olacaktı. Böylece Kıbrıslı Türkler artık Ankara'nın tutsağı olmayacak, Kıbrıslı Rumlar için de bütün Kıbrıs'ın yönetiminde bulunma fırsatı oluşacaktı. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, Avrupa vatandaşları olarak AB'ye birlikte katılacaktı.
Bunlar elbette teoride, bugünkü acı gerçek ise bambaşka. Lefkoşa ile Atina'nın 'hareketsizlik' politikası ve Kıbrıslı Türklerin siyasi ve ekonomik açıdan kalkınmaları, AB üyeliğine rağmen Rum tarafını müzakerelerde zayıflatıyor. İşgal bölgesinin Tayvanlaştırılması devam ediyor ve sonuç olarak durum her gün Kıbrıslı Rumların aleyhine gelişiyor. Kuzey'deki inşaat patlaması ilk kez açıkça Karpaz ve Güzelyurt gibi Kıbrıslı Rumlara ait bölgelere de yayılıyor. Çözümsüzlük ve dolayısıyla da bölünmüşlüğe ilişkin karışık durum, her iki toplumda örgütlü suça yardımcı oluyor.

İstenen statükonun devamı mı?
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, AB ve genel olarak uluslararası toplum, taraflar arasındaki uçurumun hâlâ büyük olduğunu düşünüyor ve nihai çözüme ilişkin herhangi bir girişimde bulunmayı reddediyor. Bunun yerine bölünmüşlüğü 'günlük olarak' ele alıp Lefkoşa'nın da onayıyla 'düşük seviyeli' konulara ilişkin teknik düzeyde görüşmeler yapıyor.
Tüm bunlar karşısında şu soru yine gündeme geliyor: Kıbrıslı Rumlar sonuç olarak ne istiyor? Statükoyla uzlaşı mı?
(Rum gazetesi Politis, 22 Nisan 2006)

RADIKAL 27/04/06

Önce Dışişleri Bakanı Aras sonra Atatürk öldürülecek

Levent SEĞMEN/ANKARA

Avusturya devlet arşivlerinde 70 yıl sonra ortaya çıkan gizli bir belge, iki Ermeni ve iki Türk’ün Atatürk’e ve genç cumhuriyetin devlet adamlarına karşı planladığı suikastın ayrıntılarını ortaya çıkardı. Hürriyet, korkunç suikast planını ayrıntılarıyla anlatan Avusturya istihbarat belgesine ulaştı.


Suikast iki aşamada gerçekleşecekti. Düzceli Recep Çavuş ve Gönenli İsmail adlı iki Türk ile Bahçecikli Şerbetçiyan ve Pazarköy/Yeniköylü Vahram Çavuş adlı iki Ermeni, Viyana’da bir araya gelerek Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a yapılacak birinci suikastı planlayacaktı.

AVUSTURYA Devlet Arşivleri’nde bulunan ve Avusturya Başkanlığı ile Avusturya İstihbaratı’nın resmi iç yazışması olan bir belge, 1935 yılında iki Ermeni ile iki Türk vatandaşının Mustafa Kemal Atatürk ve dönemin Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras başta olmak üzere, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet adamlarını öldürme planlarını ortaya çıkardı. Hürriyet, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. İnanç Atılgan’ın, Avusturya resmi arşivlerinde ulaşıp Türk Tarih Kurumu’na teslim ettiği belgeyi ilk kez açıklıyor.
/_newsimages/1436125.jpg

5 Ocak 1935 tarih ve "Ad NPA K 780 Z1.30.248-13/35" numaralı belge, Avusturya Başbakanlığı tarafından Avusturya İstihbaratı’na gönderilmiş resmi bir yazışma. Belgeye göre, 1935 yılında Türk Dışişleri Bakanlığı Viyana’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne, Atatürk ile birlikte hemen hemen bütün devlet adamlarına yönelik suikast hazırlığını ve bu hazırlığın ayrıntılarını bildiriyor.

İLK HEDEF ARAS

Elçilik kanalıyla Avusturya Başbakanlığı’na aktarılan bilgiler arasında, iki kademeli "suikast zinciri"nin Avusturya’da planlanacağı bilgisine yer veriliyor. Zincirin birinci kademesi ve ilk hedef olan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a yönelik suikastın Avusturya’da gerçekleşme ihtimalinden söz edilen istihbari bilgiler için Avusturya Başbakanlığı, "Viyana’daki Türk Büyükelçiliği’nin bağlı olduğu yüksek makamından kesinlikle ciddiye alınması gereken gelen bilgi" tanımlamasını yapıyor.

DÖRT SUİKASTÇI

Gizli istihbarat raporunda, dört suikastçı hakkında şu bilgiler yer alıyor:

Düzceli Recep Çavuş: Orta boylu, tıknaz, kahverengi saçlı, siyah sakallı olup Suriye pasaportu taşıyor. Son ikametgahı Suriye’de Beyrut.

Gönenli İsmail: Cılız, siyah tenli ve saçlı, uçları yukarı kalkık küçük bıyıklı olup kendisinin de bir Suriye pasaportu vardır. Son bulunduğu yer Suriye’deki Beyrut’tur.

Bahçecikli Şerbetçiyan: Zayıf, uzun yüzlü, genç görünümlü, griye kaçan saçlı olup Amerikan pasaportuna sahip. 1929’da Türk topraklarına girmek istedi, başarılı olamadı. Fransızca, İngilizce, Türkçe ve Arapça biliyor.

Pazarköy/Yeniköylü Vahram Çavuş: Orta boylu, koyu tenli, siyah kaşlı ve saçlı, yüzü tıraşlı olup Nansen pasaportuna sahip. Fransızca ve Türkçe konuşuyor.

İki Ermeni, resimli ve Latin alfabeli Türk nüfus cüzdanına sahip ve (sahte) isimleri "Tarsuslu Humadi" ve "Silifkeli Abdülrezzak". Sözü geçen halıcının ise Arşak Taşçıyan olduğu belirlendi (3 Mayıs 1908’de Kayseri/Türkiye’de doğdu, bekar). Adresi, Wienener Hauptstr. 10/23, O/193 (Altes Freihaus)

SUİKASTLAR NASIL YAPILACAKTI

1935 yılının Ocak ayı. Fransa’da bulunan iki Türk ve iki Ermeni vatandaşı, yakın bir zamanda Viyana’ya gitmek için hazır bekliyor. Viyana’da buluşacakları adres, Kayseri doğumlu olan ve halıcılık yapan Arşak Taşçıyan’ın Wiedener Bulvarı’ndaki yeri.

Buluşmanın konusu, o sırada Avrupa’da mekik dokuyan Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’a düzenleyecekleri suikast. Suikast zincirinin bu ilk halkasının tetikçileri iki Türk, Düzceli Recep Çavuş ve Gönenli İsmail.

Türk Dışişleri Bakanı Dr. Aras, Cenevre’ye giderken ya da dönerken öldürülecek. Avusturya ya da başka bir ülke. Türk tetikçiler bir azrail gibi Tevfik Rüştü Aras’ın peşindeyken, iki Ermeni Bulgaristan’da hazır olacak ve "emir" bekleyecek.

Bahçecikli Şerbetçiyan ve Pazarköy/Yeniköylü Vahram Çavuş’un pasaportları hazır. Eğer Tevfik Rüştü Aras’a yönelik suikast başarıya ulaşırsa, biri Amerikan, diğeri "Nansen pasaportu" taşıyan iki Ermeni tetikçi, Ankara’nın yolunu tutacak.

İkinci suikast için planlanan mekan, katledilecek olan Tevfik Rüştü Aras’ın cenaze töreni. Muhtemelen bir bombalı suikast. Hedef önce Mustafa Kemal Paşa... Ve cenazeye katılan "yüksek makam sahibi" kim varsa...

NANSEN PASAPORTU NEDİR

Oslo doğumlu Fridtjof Nansen, Grönland üzerinden Kuzey Kutbu’na geçen ilk kaşif ve siyasetçi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler’in "atası" olan Milletler Cemiyeti’nde mülteciler komiseri oldu. Mültecilerle ilgili çalışmaları nedeniyle 1992 yılında Nobel Barış Ödülü alan Nansen’in ismi, yine bu çalışmalar nedeniyle mülteciler için özel hazırlanan pasaporta verildi. "Nansen Pasaportu" adı altında bugün de kullanılıyor.

İŞTE BELGE
/_newsimages/1436124.jpg

"Viyana’daki Türk Büyükelçiliği’nin bağlı olduğu yüksek makamından kesinlikle ciddiye alınması gereken bilgiye göre, şu an Fransa’da bulunan iki Türk ve iki Ermeni, yakın bir zamanda Viyana’ya gelecek ve Taşçıyan isimli halıcının yanında Türk Dışişleri Bakanı Dr. Tevfik Rüştü Aras’a yapılacak suikast üzerine görüşecekler. Suikast iki Türk tarafından, Türk Dışişleri Bakanı Cenevre’ye giderken ya da dönerken, veyahut da Avusturya ya da başka bir ülkeden geçerken düzenlenecek. Bir sonraki Kurul Toplantısı, Türk Dışişleri Bakanı’nın Avusturya’dan geçeceği 13 Ocak tarihinden önce Ocak ortasında yapılacak. Viyana’da yapacakları görüşmelerden sonra bu iki Ermeni Bulgaristan’a gidecek ve Hasköy’e konuşlanacak, pasaportlarını hazırlayıp emir bekleyecekler. Türk Dışişleri Bakanı’na düzenlenecek defin töreninde özellikle Mustafa Kemal’e olmak üzere yüksek makam sahibi kişilere suikast düzenleyecekler."

İZMİR’DE BAŞARISIZ SUİKAST

Cumhuriyet tarihinde Atatürk’e yönelik suikast girişimlerinden en önemlisi, İzmir suikastı olarak biliniyor. 1926 Haziranı’nda Gazi Mustafa Kemal’e İzmir’de düzenlenmesi tasarlanan suikast girişimi önceden haber alınarak önlenmiş ve düzenleyicileri tutuklanmıştı. Kurulan İstiklal Mahkemesi, suçları sabit olanları idama mahkum etmişti. 14 Temmuz 1926’da başta Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi, Şükrü Bey, Ayıcı Arif, İsmail Canpolat olmak üzere 13 kişi idam edilmişti. Atatürk bu girişimi, Anadolu Ajansı’na, "Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet páyidar kalacaktır" sözüyle değerlendirmişti.

HURRIYET 27/04/06

Rumlar Rice'a kızdı

Rum siyasiler, Rice'ın "Kuzey Kıbrıs" ve "Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son verilmeli" sözlerine tepki gösterdi

Rumlar Rice'a kızdı

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, Ankara ve Atina ziyaretleri ile Türkiye'nin AB üyelik süreci ve Kıbrıs Türk halkının içinde bulunduğu izolasyonlardan söz ettiği açıklamaları, Rum siyasi partilerinin tepkisine yol açtı.

Rum Radyosu, Rice'ın "Kuzey Kıbrıs" ifadesi ve "Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son verilmesine" ilişkin telkini, siyasi partilerin en yoğun eleştirisini alan ifadeler oldu ve bütün partiler "milli birlik" çağrısı yaptı.

Rum siyasi partilerinin çoğunluğu, Condoleezza Rice'ın ziyaret amacını, "Türkiye'nin AB üyelik sürecinin ileri götürülmesine" ve "İran'a olası müdahale için destek ve müttefik kazanma arayışına" bağladılar.

Papadopulos hükümetinin büyük ortağı AKEL'in Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis, Rice'ın, "birileri Türkiye'nin AB üyelik sürecine engel koymayacağı taahhüdünde bulundu" şeklindeki sözleriyle kimi kastettiğini açıklaması gerektiğini söyledi. Katsuridis, "Sayın Rice'a, Türkiye'nin üyelik sürecini engelleyenin Kıbrıs'a ve Avrupa Birliği'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyen Ankara'nın kendisi olduğu söylenmelidir. AB'nin ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üye ülkelerinin 5'inin birden Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarına müdahil olmaları talebimizde sağlam durmalıyız" dedi.

DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitu ise, "Dışardan bazı kişilerin Türkiye'nin Avrupa sürecine ilişkin anlaşmalardan ve taahhütlerden söz etmesine şaşırmamak gerekir. Çünkü Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin ilerlemesine bugünkü hükümet (Rum) rıza gösterdi" dedi.

Rice'ın Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarından söz etmesinin haksız ve kabul edilemez olduğunu savunan Neofitu, "bu sözlerin aslında Gül'ün önerilerinin dolaylı yoldan tanınması ve KKTC'nin yüceltilmesi anlamına geldiğini" kaydetti..

DİKO Başkan Vekili Nikos Kleanthus da, Rice'ın sözlerini "kabul edilemez, tahrikkar ancak beklenen sözler" olarak niteledi ve ABD'nin Türkiye'nin AB sürecini ileri götürmenin yollarını aradığını söyledi. ABD'nin Avrupa Birliği'nde tam denetim sağlayamayacağını da söyleyen Kleanthus, Türkiye'nin üstlenmiş olduğu yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini savundu.

EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise Rice'ın, Türkiye'yi yükümlülüklerini yerine getirmemesi konusunda cesaretlendirdiğini iddia etti ve bunu, "Kürtler konusunda Türkiye'yi yatıştırmak için hediye" olarak niteledi.

EUROKO Başkanı Dimitris Şilluris da, "Yükümlülüklerini ve taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda Kıbrıs halkı Türkiye'nin üyelik sürecini taahhüt etmez" dedi. Kıbrıs sorununda Avrupa müktesebatı temelinde yeni bir strateji olması gerektiğini söyleyen Şilluris, "Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmezse vetonun kesin olacağını net şekilde ortaya koymalıyız" dedi.

KIBRIS 27/04/06

İzolasyonları kaldırın

Kıbrıslı Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla dün Brüksel'de gösteri düzenleyerek AB'ye çağrıda bulundu.

İzolasyonları kaldırın

AVRUPA BİRLİĞİ PROTESTO EDİLDİ Kıbrıslı Türkler, KKTC'ye yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla dün Brüksel'de gösteri düzenleyerek AB'ye Kıbrıs Türk halkının temel haklarının sağlanması çağrısında bulundu. Merkezi Londra'da bulunan ''Ambargolu'' (Embargoed) isimli sivil toplum örgütünün öncülüğünde düzenlenen gösteride, Kıbrıslı Türkler üzerinde süren uluslararası izolasyonların kaldırılmasında başarısız olan AB protesto edildi

"KKTC ÜZERİNDEKİ AMBARGOLAR HALA KALDIRILMADI" ''Susturulanlar Brüksel'de'' adı verilen barışçı gösteride, KKTC'nin izolasyonunun sona erdirilmesi, Kıbrıslı Türklere mali yardım yapılması ve doğrudan ticaretin başlatılması konusunda AB Bakanlar Konseyi'nin aldığı kararın ikinci yıldönümüyle çakıştığı belirtilerek, bugüne kadar KKTC üzerindeki ambargolardan hiçbirinin kaldırılmadığı hatırlatıldı

CUMHURBAŞKANI TALAT'TAN EYLEME DESTEKCumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ''Ambargolular'' sivil toplum örgütünün, AB'yi protesto eylemine destek mesajı göndererek, eylemin başarılı geçmesini diledi. Talat, Kıbrıs Türk halkının, referandumda çözüm yönünde ortaya koyduğu yüksek iradenin diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından dikkate alınmasını, uygulanan kısıtlamaların kaldırılarak, dünyayla bütünleşmelerine olanak tanınmasını beklediğini bildirdi

Kıbrıslı Türkler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) yönelik izolasyonların sürdürülmesini ve hedef oldukları haksızlıkları kınamak amacıyla dün Brüksel'de Avrupa Birliği (AB) meydanı Schuman'da ''Susturulanlar Brüksel'de'' adı verilen barışçı bir gösteri düzenleyerek AB'ye Kıbrıs Türk halkının temel haklarının sağlanması çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, ''Ambargolular'' sivil toplum örgütünün, Avrupa Birliği'ni protesto eylemine destek mesajı göndererek, eylemin başarılı geçmesini diledi. Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk halkının, referandumda çözüm yönünde ortaya koyduğu yüksek iradenin diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından dikkate alınmasını, uygulanan kısıtlamaların kaldırılarak, dünyayla bütünleşmelerine olanak tanınmasını beklediğini bildirdi. Merkezi Londra'da bulunan ''Ambargolu'' (Embargoed) isimli sivil toplum örgütü öncülüğünde düzenlenen gösteri sırasında yapılan açıklamalarda, ''Kıbrıslı Türkler ve onların etnik anavatanı olan Kuzey Kıbrıs üzerinde süren uluslararası izolasyonların kaldırılmasında başarısız olan Avrupa Birliği'nin protesto edildiği'' belirtildi.

''Susturulanlar Brüksel'de'' adı verilen bu barışçı gösterinin, KKTC'nin izolasyonunun sona erdirilmesi, Kıbrıslı Türklere mali yardım yapılması ve doğrudan ticaretin başlatılması konusunda AB Bakanlar Konseyi'nin aldığı kararın ikinci yıldönümüyle çakıştığı belirtildi.

Gösteri sırasında dağıtılan açıklamada, bugüne kadar KKTC üzerindeki ambargolardan hiçbirinin kaldırılmadığı hatırlatıldı ve özetle şunlar kaydedildi:

''AB'ye, Kıbrıs Türk halkının uluslararası topluluktan 42 yıllık izolasyonuna son vermek üzere 26 Nisan 2004'te verdiği sözü yerine getirmesi için çağrıda bulunuyoruz. 24 Nisan 2004'te, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i, büyük özverileri göze alarak, BM'nin siyasi eşitlik, iki bölgelilik ve iki toplumluluk temelindeki Kıbrıs'ı birleştirme planının lehinde oy kullandı. Bunun sonucunda AB Komisyonu izolasyona son vermek için önlemler alacağını ilan etti. Aradan iki yıl geçmesine rağmen ambargoların bir teki bile kaldırılmadı. BM planına karşı çıkan Rumlar ise AB'ye girdi.''

''Kuzey Kıbrıs'taki Türk halkının, AB sınırları içinde ve dışında doğrudan temsil, ticaret, ulaşım ve iletişim haklarından yoksun bırakılmış olarak, ırk ayrımcılığı koşulları altında sıkıntı çekmeye devam ettiği'' belirtilen açıklamada, ''AB, verdiği sözleri yerine getirmek için somut adımlar atacağına, doğrudan ticaret için üstlendiği yükümlülüğü terk edip söz verilen mali yardımı yarıya indirerek ve bir yandan da hakları kısıtlayıcı ek koşullar getirerek Kıbrıslı Türkleri başarısızlığa mahkum ediyor'' ifadelerine yer verildi.

Eşitlik, demokrasi ve insan haklarına saygılı olduğunu savunan bir AB'nin Kıbrıslı Türklerin haklarını nasıl bu şekilde ihlal ettiğinin sorgulandığı açıklamada, uluslararası topluluk, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' adı altında, Kıbrıs Türk halkını temsil etme hak ve yetkisine sahip olmadığını kabul etmeye çağrıldı.

Katılımcılar, Kıbrıs Türk halkının seçilmiş temsilci ve yetkili makamlarıyla doğrudan diyalog çağrısında da bulundular.

Açıklamada, ayrıca, ''Kuzey Kıbrıs ve diğer ülkeler arasında doğrudan uçuşlar yapılması'', ''posta ve telekomünikasyon bağlantıları kurulması'', ''engelsiz ticaret, doğrudan mali yardım ve doğrudan yabancı yatırım yapılması'', ''limanların dünya limanlarına açılması'', ''Kıbrıs Türk kurum ve temsilciliklerinin uluslararası

siyasi, sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere katılmaları'' istendi.

Göstericiler, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu eski üyesi Günter Verheugen'in, 26 Nisan 2004 referandum sonuçlarının ardından, ''Kıbrıslı Türkler bu sonuçtan ötürü mağdur edilmemelidir. Komisyon'un yayınlayacağı tüzük bu amaca hizmet edecektir. Artık kuzeyin izolasyonuna son vermek zorundayız'' sözlerini hatırlattı.

Türkiye ve KKTC bayraklarının taşındığı gösteride, ambargo yıllarının sayısını simgeleyen 42 balon uçuruldu.

Cumhurbaşkanı Talat'ın

eyleme destek mesajı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının, referandumda çözüm yönünde ortaya koyduğu yüksek

iradenin diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından dikkate alınmasını, uygulanan kısıtlamaların kaldırılarak, dünyayla bütünleşmelerine olanak tanınmasını beklediğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türklerin kurduğu ''Ambargolular'' isimli sivil toplum örgütünün, Avrupa Birliği'ni protesto eylemine destek mesajı göndererek, eylemin başarılı geçmesini diledi.

Mesajında, pazartesi günü, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunması amacıyla hazırladığı planın, Kuzey ve Güney Kıbrıs'ta eş zamanlı referanduma sunulmasının

2. yıldönümü olduğunu anımsatan Talat, şunları kaydetti:

''24 Nisan 2004 referandumu ile birlikte Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların, siyasi, ekonomik ve sosyal kısıtlamaların kaldırılacağına yönelik açıklamalar yapılmıştı. Bugün, Avrupa Konseyi'nin izolasyonların kaldırılmasını öngören düzenlemeler yapılacağını kabul ve ilan etmesinin ikinci yıldönümü.

Kıbrıs Türk halkı, referandumda çözüm yönünde ortaya koymuş olduğu yüksek iradenin diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından dikkate alınmasını, uygulanan kısıtlamaların kaldırılarak, dünyayla bütünleşmelerine olanak tanınmasını beklemektedir.

Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı haksız uygulamalara dikkat çekmek için çeşitli faaliyetler yapan İngiltere'deki 'Ambargolular' grubu bugün (dün), yani 26 Nisan'da Çarşamba günü, AB'nin kalbi sayılan Brüksel'de

bir eylem düzenliyor. Kuzey Kıbrıs'tan sivil toplum örgütlerinin de destek verdiği bu eylemde, iki yıl önce izolasyonların kaldırılmasına yönelik verilen sözler ve alınan kararların hayata geçirilmesi için

çağrıda bulunulacak. İngiltere'de 'Ambargolular' grubuna mensup vatandaşlarımız, hiçbir karşılık beklemeden işlerinden, zamanlarından fedakarlık yaparak, bu eylemde yer almak için Brüksel'e gitmişlerdir. Kıbrıs Türk halkı adına, gösterdikleri duyarlılık ve ortaya koydukları özveri için kendilerini kutlar, başarılar dilerim.''

KIBRIS 27/04/06

Özdemir'den Hristofyas'a çağrı: Türkçeyi AB'nin resmi dili yapın

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Cem Özdemir, Brüksel'de bir araya geldiği Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Hristofyas'a Kıbrıslı Türklerle ilgili talebini yineledi:

Türkçeyi AB'nin resmi dili yapın

"TÜRKÇE RESMİ DİL OLMALI" . Avrupa Parlamentosu Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Cem Özdemir, Brüksel'de Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile yaptıkları görüşmede ''Türkçenin Avrupa Birliği'nin resmi dili olması gerektiği yönündeki görüşünü bir kez daha dile getirdi

TEMAS GRUBU HAZİRAN'DA KUZEYE GELİYOR Kıbrıs sorunu ile ilgili yaşanan gelişmeleri "damlaya damlaya göl olur" olarak yorumlayan Özdemir, Temas Grubu'nun 1 haziranda Kuzey Kıbrıs'a geleceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat ile makamında görüşeceklerini belirten Özdemir, özellikle sivil toplum örgütleri ile yapılacak görüşmelerin açık olacağını vurguladı

Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıslı Türklerin ilişkilerinin geliştirilmesi için Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından kurulan Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Cem Özdemir, Brüksel'de Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ile yaptıkları görüşmede "Türkçenin Avrupa Birliği'nin (AB) resmi dili olması gerektiği yönündeki görüşünü bir kez daha dile getirdi.

ABHaber'e göre, AP Yeşiller Grubu üyesi Cem Özdemir, görüşmede Hristofyas'a şu mesajı verdi:

''Artık kuzeyin bir jeste ihtiyacı var. Bu jest de ancak sizin taraftan gelebilir. Bu cesareti siz gösterebilirsiniz. Ortalığı yumuşatacak inisiyatiflere ihtiyacımız var. Kıbrıs Anayasasına göre adada birleşme olsaydı Türkçe ve Rumca resmi dil olduğundan Türkçe AB'nin 21. resmi dili olacaktı. Mademki siz adadaki Türk varlığını tanıyorum, diyalogdan yanayım diyorsunuz .O zaman siz Türkçenin AB'nin resmi dili olması için çalışmalısınız. Annan planı konusunda farklı yaklaşımlar olabilir. Adadaki taraflar çözüm konusunda farklı düşünebilir. Türkçe adada konuşulan dillerden bir tanesidir. O zaman somut olarak Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması için çalışmalısınız. Örneğin, kuzeyde AB'nin ofis açma konusu da ortalığı yumuşatabilir. Kıbrıslı Rumlar olarak top sizin sahanızda. Çözümsüzlük tarafı olmak istemiyorsanız adada somut adımlar atmalısınız.''

Hristofyas'ın ise Özdemir'in konuşmasını dikkatle dinlediği ve karşı çıkmadığı ifade edildi.

Kıbrıs sorunu ile ilgili yaşanan gelişmeleri "damlaya damlaya göl olur" olarak yorumlayan Özdemir, 1 Haziranda Kuzey Kıbrıs'a gideceklerini söyledi.

Özdemir ABHaber'e Kıbrıs sorunu ile ilgili son yaşanan gelişmeleri anlattı:

''Temas Grubu 1 Haziran'da Kuzey Kıbrıs'a gidecek. Talat ile makamında görüşeceğiz. Eskisi gibi şunla bunla görüşmeyelim. Makamda mı yoksa bir başka mekânda mı görüşelim diye aramızda tartışma konusu yok. Belli şeylere artık alışıldı. Kuzey Kıbrıs'a gittiğimiz çok iyi oldu. İşimiz kolaylaştı. Temas Grubu çok farklı izlenimlerle döndü. Çok iyi oldu. Bunun altını çizmem gerekiyor. Kuzey Kıbrıs'ta yaptığımız temaslar çerçevesinde siyasi parti ve sivil toplum örgütleri sorunlarını çok iyi anlattılar iyi hazırlanmaları çok faydalı oldu. Haziran ayı başında Temas Grubu'nun özellikle sivil toplum örgütleri ile yapacağı görüşmeler açık olacak. İlk ziyarette basın toplantısı dışında Temas Grubu'nun yaptığı görüşmeler kapalıydı. Şimdi bunu daha da açacağız.''

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, geçtiğimiz mart ayında Kıbrıslı Türklerle görüşmelerde bulunmak üzere adaya gelmişti.

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu, Fransız sağcı parlamenter Françoise Grossetete (koordinatör) başkanlığında Mechtild Rothe (koordinatör yardımcısı), Karin Resetarits, Cem Özdemir, Francis Wurtz, Yorgos Karatzaferis, Sean O Neachtain ve Ryszard Czarnecki'den oluşuyordu.

KIBRIS 27/04/06

Dış Basın Birliği, Rum Yönetimi'ni protesto edecek

Dış Basın Birliği (DBB), Rumların Türk tarafına uyguladığı insanlık dışı ambargolara, son dönemde üyelerinin Güney'e geçişini engelleyerek uluslararası medyayı da dahil etmesini, Brüksel'de Avrupa Birliği Komisyonu ve uluslararası basın örgütleri nezdinde protesto edecek.

Ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösteren medya kuruluşlarının KKTC'deki temsilcilerinin oluşturduğu DBB, AB üyesi Rum Yönetimi'nin, medya kuruluşlarının temsilcilerini hedef alan ve en önemlisi mevcut ambargoların sessizce genişletilmesi anlamına gelen engellemelerinin önüne geçilmesini de talep edecek.

DBB'den yapılan açıklamaya göre, Kıbrıslı Türklere yönelik ambargoların AB nezdinde protesto edileceği eyleme destek vermek üzere Brüksel'de bulunan DBB Başkanı Mesut Günsev, uluslararası medyaya uygulanan Rum engellemelerini ve bunların önlenmesi konularını, Avrupa Birliği Komisyonu'nun yetkililerinden Georg Zigrer ile görüşecek. Günsev, ayrıca merkezi Brüksel'de bulunan Avrupa Gazeteciler Birliği ile Uluslararası Gazeteciler Federasyonu başkan ve yöneticileriyle de biraraya gelecek.

DBB Başkanı Günsev'in, Cuma ve Cumartesi günleri Brüksel'de AB Komisyonu yetkililerinin yanı sıra, uluslararası basın örgütlerinin yöneticileriyle yapacağı temaslarda gündeme getireceği konular, 3 dilde hazırlanan bir bildiriyle aktarılacak.

Bildiride, Rum Yönetimi'nin DBB üyelerine yönelik ambargolarına karşın, KKTC'nin Rum basınına kolaylıklar sağladığına da dikkat çekilecek.

Günsev'in bildirisinde özetle şu ifadeler yer alıyor:

"Türk basın mensuplarının Güney Kıbrıs'a geçişinin yasaklanması, haber alma özgürlüğünü engellemesi ve insan haklarına aykırılığı nedeniyle kabul edilemez bir tutumdur. Bu uygulama ne yazık ki BM ve BM Barış Gücü'nün bazı etkinliklerinde de sürdürülmektedir.

Rum Yönetimi'nin bu tutumu, Ada'nın Avrupa Birliği çatısı altında birleştirilmesine yönelik çabaların ruhuna da ters düşmektedir. AB üyesi Rumlar, aynı zamanda, insan hakları başta olmak üzere, insanların temel hak ve özgürlükleri üzerine kurulu AB normlarına da aykırı davranmaktadırlar. Temel hak ve özgürlüklerden biri de, haber alma özgürlüğüdür. Rumların engellemeleri, AB üyelik müzakereleri yürüten Türkiye'nin, Kıbrıs'tan haber alma hakkına da engel olmaktadır. Rum Yönetimi, Güney Kıbrıs'la ilgili haberlerin sadece kendilerine yakın bazı gazeteciler tarafından duyurulmasına izin vermektedir. Böyle sansürcü bir zihniyete AB üyesi hiçbir ülkede rastlamadığımızı da bilginize getirmek isteriz.

Globalleşen dünyada haber alma özgürlüğünün, 'haber kutsal, yorum hürdür'

şeklinde de özetleyebileceğimiz ortamında, Türkiye kökenli medya mensuplarına yönelik bu kabul edilemez ambargonun kaldırılması için gerekli girişimlerin yapılmasını, şahsım ve birliğim mensupları adına dikkatlerinize sunar, çalışmalarınızda başarılar dilerim."

KIBRIS 27/04/06

Polemityalı Türk ve Rumlar Berragia kampı önüne eylem yaptı

Toprakları, Rum yönetimince kamulaştırılmak istenen

Polemityalı Türk ve Rumlar Berragia kampı önüne eylem yaptı

İNGİLİZ BIRAKTI, RUM SAHİP ÇIKTI... Polemitya'da 1950'li yıllarda İngiliz sömürge yönetimi tarafından toprakları uzun vadeli kiralanan Türk ve Rum Polemityalılar, eylemlerine gerekçe olarak, İngiliz sömürge yönetiminin Polemitya'da kurduğu kampı şimdi boşaltarak eski sahiplerine iade hazırlığına girişmesini, bunun üzerine Rum yönetiminin, Kıbrıslı Türk ve Rumların topraklarını kamu toprağı haline getirip buraya üniversite yapmak istemesini gösterdi

 

Kıbrıslı Türk ve Rum Polemitya köylüleri, topraklarına sahip çıkmak için dün Polemitya'daki Berragia kampı önüne eylem yaptı.

Kıbrıslı Türk eylemciler dün saat 14.00'te Metehan sınır kapısında buluşarak eylem yeri olan Polemitya'daki Berragia kampı önüne gitti. Limasol yakınlarında bulunan ve yaklaşık 40 bin kişinin yaşadığı Polemitya'da 1950'li yıllarda İngiliz sömürge yönetimi tarafından toprakları uzun vadeli kiralanan Türk ve Rum Polemityalılar saat 19.00'da kamp önünde toplandı ve basın açıklaması yaptı.

Berragia kampı önüne Kıbrıslı Türklerin oluşturduğu Girişim komitesi adına bir açıklama yapan Kemal Binatlı İngiliz sömürge yönetiminin Polemitya'da kurduğu kampı şimdi boşalttığını ve eski sahiplerine iade hazırlığına giriştiğini belirterek, bu girişim üzerine Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıslı Türk ve Rumların topraklarını kamu toprağı haline getirip buraya üniversite yapmak istediğinin anlaşıldığını ve bunun üzerine her iki toplumdaki Polemityalıların birlikte mücadeleye karar verdiğini açıkladı.

Binatlılı, kampın 1952-54 yılları arasında İngiliz hükümeti tarafından uzun süreli kiralandığını ancak Kıbrıslı Türklerin bu toprakların devredildiğini sandığı için ilgilenmediklerini belirterek, "İngiliz burayı iade etti ve bu iadeyi gerçekleştirirken 'ben burayı boşaltırken eski sahiplerine geri veriyorum' dedi.. Eski sahipleri yüzde 47 Kıbrıslı Türkler, yüzde 53 de Kıbrıslı Rumlardır. Arazinin toplamı yaklaşık bin dönümdür ve bu köylünün malıdır. Buradan 1952'de 384, 1953'de 388 ve 1954 yılında ise 208 dönüm yer alındı.. Eskiden burada Türk ve Rum aileleri İngiliz ailelerinin evlerinin temizliğini yapıp çocuklarına bakarlardı. İngiliz burayı bize bıraktı ve başka yere taşındı. Ancak, buna Rum hükümeti sahip çıkmaya çalışıyor. Binatlı köylüleri olarak biz konuyu geçen gün öğrendik. Kıbrıslı Rumlar bize telefon açıp konuyu aktardılar ve hep beraber topraklarımızı geri almamızı önerdiler bu yüzden buradayız" dedi.

50 Kıbrıslı Türkün arazide malı olduğunu kaydeden Kemal Binatlılı, Rum hükümetinin burayı üniversite yapmaya çalıştığını öğrendiklerini ve buna izin vermeyeceklerini söyledi. Burasının yemyeşil bir olduğunu ve Kıbrıslı Rumlarla kendilerine ait bu toprakları almaya kararlı olduklarını ifade eden Binatlılı, hükümete bu konuda gerekli başvurunun yapıldığını kaydetti.

Rum yönetiminin Avrupa Birliği'ne girdiğini ve arsada tapulu malları olduğu için hükümetin mallarını kendilerine vermesi gerektiğini kaydeden Binatlılı, toprakların atalarının malı olduğunu da söyledi.

Türklerle birlikte AİHM'ye başvuracağız

Kıbrıslı Rumlar adına konuşan Polemitya köyü muhtarı Avgostiz Papadopulos ise burasının daha önce Kıbrıslı Rumlara ait olduğunu ve 1952 yılına İngiliz hükümetinin bu araziyi Kıbrıslı Rum ve Türklerden kiraladığını söyledi.

İngiliz hükümetinin kiraladığı araziye askeri amaçlı barakalar inşa ettiğini ve daha sonra İngiliz hükümetinin burayı terk ettiğini kaydeden Papadopulos, "İngiliz hükümeti uzun zamandır kampı askeri amaçlı kullanmıyordu ancak elinde tutmaya devam ediyordu. Burada tapulu malımız var ve biz bu araziyi istiyoruz. Şu an, Rum hükümeti bu araziyi aldıkları yönde bir açıklama yapmadı. Eğer hükümet burayı bize vermezse mahkemeye başvuracağız. Gerekirse Türkler ile birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracağız. Haklarımızı aramak düşüncesindeyiz" dedi.

KIBRIS 27/04/06

Rumlardan Rice'a 'Kuzey Kıbrıs' tepkisi


28 Nisan, 2006 09:15:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Yorgos Lillikas, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Atina'daki açıklamalarında kullandığı 'Kuzey Kıbrıs' ifadesinin uygun bir terim olmadığını savundu.

Rice'ın açıklamalarıyla ilgili değerlendirme yapan Lillikas, ''Kıbrıs Rum hükümeti için Kuzey Kıbrıs Türk 'işgal' bölgeleridir. AB tarafından müktesebatla ilgili bazı belgelerde kullanılan terim 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü altında olmayan bölgelerdir ki bu bölgeler hala 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne aittir'' dedi.
 
Sözcü, ''ABD politikasının amacının, Türkiye'nin AB üyeliğini kolaylaştırmak olduğu tarafımızca biliniyor. Rice'ın açıklaması ABD'nin bu politikası çerçevesinde yapıldı'' diye konuştu.
 
Lillikas, Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlülüklerine uyduğu sürece, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyeceklerini yineledi.
 
Yunan basınından Rice'a tepki
 
Yunan basını da, 25 nisanda Atina'yı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın 'Kıbrıs Rum kesimi Türkiye'nin AB üyeliğini bloke etmemeli' açıklaması üzerine 'Rice, Türkiye'ye arka çıktı' yorumunda bulunmuştu.

Atina'da yayımlanan Elefterotipiya gazetesi, Rice'ın 'Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemeye devam etmesini, Kıbrıs'tan (Rum kesimi) ise iyi niyet göstermesini ve Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonun kaldırılmasını talep ettiğini' yazmıştı.
 
Gazete, Rice'ın bu açıklamalarıyla 'Ankara'ya ziyaretinden kısa bir süre önce Türkiye'ye armağan sunduğu' değerlendirmesinde bulunmuştu.
 
Rice'ın 'Türkiye'nin, AB ile Kıbrıs'a (Rum kesimi) karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde bile desteklenmesi gerektiğini' söylediğini belirten Ta Nea gazetesi de, ABD Dışişleri Bakanı'nın bu açıklamalarıyla Atina görüşmelerindeki olumlu ortamı kötü etkilediğini yazmıştı.

TRT'nin veto ettiği Rum finalisti Okan ağırlıyor

Sibel Tüzün'ün Türkiye'ye davet ettiği ancak TRT'nin ekrana çıkarmayı reddettiği Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin Eurovision finalisti Annette Artani, yarın gece Okan Bayülgen'in sunuculuğunu üstlendiği Televizyon Makinası programına konuk olacak.

Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye Finalisti Sibel Tüzün'ün Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne giderek resmi devlet televizyonu CYBC kanalına çıkması ve Rum Kesimi'nin Eurovision finalisti Artani'nin TRT'de çıkmasını talep etmesi büyük bir krize yol açmıştı. Sibel Tüzün'ün Güney Kıbrıs ziyareti ve bu ülkenin temsilcisi Annette Artani'yi Türkiye'ye davetinin TRT'den bağımsız yapıldığını belirten TRT, Artani'nin TRT'nin herhangi bir programına çıkmasının söz konusu olmadığı açıklamıştı. TRT yaptığı basın açıklamasında; "Sibel Tüzün ’ün Güney Kıbrıs seyahati de 2006 Eurovision Şarkı Yarışması tanıtım çalışmaları çerçevesinde yapılmıştır. Yarışmaya katılan 38 ülke sanatçısından hiçbiri TRT tarafından davet edilmemiştir. Sanatçımız Sibel Tüzün, Güney Kıbrıs seyahatinde sanatçılarını ülkemize davet etmiş ve bir çerçevede kendisine bir tanıtım programı hazırlamıştır. Bu davet, diğer ülkelerde olduğu gibi kurumdan bağımsız olarak Sibel Tüzün ve şirketi tarafından yapılmıştır. Dolayısıyla, Annette Artani ’yi herhangi bir programımıza çıkarma mükellefiyetimiz söz konusu değildir." sözlerine yer vermişti. TRT içinde büyük kriz yaratan Annette Artani, yarın gece Kanal D'de ekrana gelecek olan Televizyon Makinası programına konuk olacak. Programa Eurovision'da Türkiye'yi temsil edecek olan Sibel Tüzün de katılacak.

HURRIYET 28/04/06

ABD'li yazar Lewy: Ermeni soykırımından bahsetmek mümkün değil

Nafiz ALBAYRAK/NEW YORK, (DHA)

ABD’de, Ermeni diasporasının tüm baskılarına karşın, ’Osmanlı Türkiye’sinde Ermeni Kıyımı ve Soykırım Tartışmaları’ adlı bir kitap yayımlayan Guenter Lewy, "Osmanlı İmparatorluğu döneminde, istenmeyen ölümler, çok acı olaylar yaşandı. Ermeniler de, Türkler de katledildi, ancak eldeki belgelere, bilgilere dayanarak soykırımdam sözetmek mümkün değil" dedi.

New York’taki Türkevi’nde, hem kitabının tanıtımını yapan hem de, soykırım iddialarına ilişkin bir konferans veren Lewy, kitabını yayınlayabilmek için 2 yıl uğraştığını, Ermeni lobisinin tüm engelleme çabalarına karşın kitabını yayınlamayı başardığını söyledi.

Tüm dünyada bazı tarihçilerin yanı sıra, pek çok kişinin Türklerin soykırım yaptığına inandığını söyleyen Lewy, kendisi ve Bernard Lewis gibi pek çok tarihçinin de soykırım yapılmadığına inandığını açıkladı. Lewy, "Her iki taraf da, günün koşulları içinde birbirlerine kıydı. Kesinlikle soykrım olmamıştır" dedi.

’TRAJEDİ VAR, SOYKIRIM YOK’

Konferanstan sonra, izleyicilerin sorularını yanıtlayıp, kitabını imzalayan Lewy, DHA’ya yaptığı açıklamada da, "Belgeleri tüm gerçekliğiyle ortaya koyabilmiş olmaktan ve bunu burada da dile getirmekten çok mutluyum. Yeni kitabımda, önemli ayrıntılarıyla da belirttiğim gibi, ortada trajik bir durum var, ama soykırım yok. Bunu belirtmek, hem tarihsel hem de politik anlamda çok önemli" dedi.

DİASPORA ERMENİ HÜKÜMETİNDEN BİLE GÜÇLÜ

Ermenilerin ABD’de çok güçlü bir lobi oluşturduklarını kaydeden Amerikalı yazar, "ABD’de yaşayan Ermeniler, Ermeni hükümetinden bile daha güçlü" ifadesini kullandı. Guenter Lewy, Ermeni diasporasının, Ermenistan Cumhuriyeti’ni ilk tanıyan ülkelerden biri olan Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkileri baltalamaya ve soykırım iddialarının tartışılmasını bile önlemeye çalıştığını vurguladı.

YAHUDİLERİN TAZMİNAT ALMASI ERMENİLERİN İŞTAHINI KABATTI

Lewy, "Ermeni diasporası, Türkiye’nin özellikle Doğu bölümünü kendilerine ait görüyor, haritaları hala öyle. Yahudilerin, Alman Hükümeti’nden soykırım tazminatı almaları, Ermenilerin iştahını kabarttı” dedi.

Fransız Parlamentosu’nun, sözde Ermeni soykırımı tasarısını kabul etmesini de eleştiren Lewy, yasa yapıcıların tarihi bilimadamları ve tarihçilere bırakması gerektiğini belirtti.

HURRIYET 28/04/06

Lillikas: Rice’ın ifadesi doğru değil

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Yorgo Lillikas, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Atina’daki açıklamalarında kullandığı Kuzey Kıbrıs ifadesinin uygun bir terim olmadığını savundu.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 02:30 TSİ 29 Nisan 2006 Cumartesi

LEFKOŞA - ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın Atina’daki açıklamalarını değerlendiren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Yorgo Lillikas, “Rice’ın Kuzey Kıbrıs ifadesi kesinlikle uygun bir terim değil. Bize göre burası Kıbrıs’ın Türk işgali atındaki bölgeleridir” dedi.

KKTC için AB müktesebatıyla ilgili bazı belgelerde ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kontrolü altında olmayan bölgeler’ ifadesi kullanıldığını söyleyen Lillikas, Rice’ın açıklamasının, Washington’ın politikaları çerçevesinde yapıldığını belirtti. Lillikas, AB’ye karşı yükümlülüklerine uyduğu sürece, Türkiye’nin üyeliğini destekleyeceklerini yineledi.

BU YAZ SICAK OLACAK
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi meclis başkanı Dimitris Hristofyas da 2006 yazının, Kıbrıs sorununda inisiyatiflerin üstlenilebileceği sıcak bir yaz olacağını belirtti.

Rum haber ajansına göre, AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ve Komisyon’un başkan yardımcısıyla Brüksel’de görüşen Hristofyas, 2006 yazının, Kıbrıs sorunuyla ilgili girişimlerin başlayacağı bir dönem olacağını söyledi.

Bu görüşüne Avrupalı yetkililerin de katıldığını savunan Hristofyas, üzerinde anlaşılacak bir çerçevede yeni bir girişime ihtiyaç duyulduğunu, ancak bu girişimde dar takvimler ve hakemlik olmaması gerektiğini belirtti.

Güney dürüst uzlaşma istiyor

Kıbrıslı Rumlar, Annan Planı'nı birleşmeyi özellikle istemediklerinden değil, planı haksız ve acı verici buldukları için reddetti

29/04/2006  RADIKAL

Andreas Theofanus

Kıbrıslı Rumların yüzde 48'inin Kıbrıslı Türklerden ayrı yaşamayı istediğini ortaya koyan anket, ilk bakışta halkın milliyetçiliği ve bölünmeyi tercih ettiğini düşündürttü. Kıbrıs Türk medyasının da yaptığı bu yorum, sonuçları basite indirgiyor. İncelenmesi gereken başka yorumlar var.
Geçmişte, 'Annan Planı bölünmeden kötü olduğundan bölünmenin Kıbrıslı Rumlar için kötü olmadığına' dair görüşler belirtilmişti. Bu, sadece bölünmenin yıllarca iddia edildiği gibi en acı verici çözüm olmadığını ifade ediyordu.
Kamuoyunun böyle düşündüğü sırada, kıyaslama net bir bölünme ile Annan Planı arasında yapılacak. Peki bütünlüğü sağlayacak çözüm ne olabilir? Referandumun üzerinden iki yıl geçmesine rağmen siyasi güçler hâlâ bir alternatif sunmadı. Görüşlerden biri, çözümün değişikliklerin yapılacağı Annan Planı'yla sağlanacağı. Bu çelişkili çünkü değişiklik yapılırsa çözümün adı Annan Planı olmaz. Bu karışıklık hem içe, hem dışa yanlış mesajlar gönderiyor.
Federasyon biçimindeki bir çözümün alternatif olarak vurgulanmış olmasına rağmen de, bunu destekleyenler hâlâ yeterli bir içerik sunmadı. Mesele, bu çözüm için uzlaşmanın nasıl sağlanacağı. Kıbrıs artık bir yol ve vizyona sahip olmalı. Güneyin AB üyeliğinden kaynaklanan özgüveni, ittifak yaratılmasına ve hedeflerin netliğine dayalı bir stratejiyle ifade edilmeli. Bunun başarılabilmesi için de halkın görüşü dikkate alınmalı: Sırf çözüm olsun diye veya bölünmeden kötü olacak diye bir çözüm kabul edilemez. Kıbrıs, adayı mandalaştıran planı reddetti. Ayrıca söz konusu anketin sonuçları incelendiğinde, reddedilenin acı verici bir uzlaşma olduğu ortaya çıkıyor. Dürüst bir uzlaşma tercih ediliyor. (Rum gazetesi Politis, 22 Nisan 2006)

Kıbrıs sorununda 'sıcak yaz'

LEFKOŞA (A.A)

Kıbrıs Rum yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, “2006 yazının, Kıbrıs sorununda inisiyatiflerin üstlenilebileceği 'sıcak' bir yaz olacağını” söyledi.

Hristofyas, “Türkiye'nin üyelik süreciyle ilgili Avrupa Birliği'nde (AB) vereceği sınav nedeniyle sonbaharın da 'sıcak' geçeceğini” savundu.  Rum haber ajansına göre, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margot Walstrom'la Brüksel'de dün bir araya gelen Hristofyas, 2006 yazının Kıbrıs sorunuyla ilgili girişimlerin başlayacağı bir dönem olacağı belirtti. Rum meclis başkanı, bu görüşüne Avrupalı yetkililerin de katıldığını kaydetti.

Hristofyas, üzerinde anlaşılacak bir çerçevede yeni bir girişime ihtiyaç duyulduğunu, ancak bu girişim için dar takvimler ve hakemlik olmaması gerektiğini AB yetkililerine aktardığını ifade etti. Walstrom'un Kıbrıs'taki son gelişmelerle ilgili bilgi istediğini kaydeden Hristofyas, Olli Rehn görüşmesiyle ilgili olarak da, “2006 yazının, girişimlerin yapılacağı bir dönem olacağı üzerinde görüş birliğine vardık” dedi. Rum basını, Kıbrıs konusundaki girişimlerin, 21 mayısta Rum kesiminde yapılacak milletvekilliği seçimlerinden sonra başlamasının beklendiğini yazdı.

HURRIYET 29/04/2006

 

Yeni politika lazım

Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye ve KKTC olarak Kıbrıs sorununda yeni bir politika saptamaları gerektiğini söyledi

Yeni politika lazım

"MEVCUT POLİTİKALAR BASKILARI ENGELLEYEMEDİ"... Mevcut politikaların Türkiye ve KKTC üzerindeki baskıları engelleyemediğine dikkat çeken Serdar Denktaş, "O zaman her şeyi yapan taraflar olarak biz Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, bu vardığımız noktada artık herhalde oturup, 'peki biz denedik, şimdi ne yapmalıyız' sorusunu açık bir şekilde tartışmalıyız" dedi. Denktaş, artık Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ın sivil toplum örgütleriyle, hükümetiyle, cumhurbaşkanlarıyla bir araya gelip önümüzdeki sürece yeni yaklaşımla girmemiz gerektiğini ortaya koymasını istedi

RUMLAR, BİZİM 'OSMOSİS'i KABUL EDECEĞİMİZ ANLAYIŞINDA... Annan planı referandumunun ardından KKTC üzerindeki izolasyonların azalmadığı gibi, Rumların bu izolasyonların daha da artması yönünde adımlar attığına dikkati çeken Denktaş, Rumların, Türkiye'nin AB sürecine başlamasıyla birlikte, "Biz Türkiye'ye baskı yaparsak, Türkiye AB üyeliği için eninde sonunda Kıbrıs Türklerine desteğini azaltacak, böylece Kıbrıs Türkleri de Rumların çözüm modelini, yani 'Osmosis'i kabul edecek" anlayışı içinde olduğunu kaydetti

 

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye ve KKTC olarak Kıbrıs sorununda yeni bir politika saptamaları gerektiğini söyledi.

Türkiye'de TOBB Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde düzenlenen, "Kıbrıs'ta Değişen Parametreler ve Yeni Politika İhtiyaçları" konulu yuvarlak masa toplantısına katılan Denktaş, Türkiye ve KKTC'nin Kıbrıs sorununun çözümü için elinden gelenin fazlasını yaptığını belirterek, bu sorunun artık Türkiye'nin değil, Rumların bir sorunu olduğu görüşünü dile getirdi.

Annan planı referandumunun ardından KKTC üzerindeki izolasyonların azalmadığı gibi, Rumların bu izolasyonların daha da artması yönünde adımlar attığına dikkati çeken Denktaş, Rumların, Türkiye'nin AB sürecine başlamasıyla birlikte, "Biz Türkiye'ye baskı yaparsak, Türkiye AB üyeliği için eninde sonunda Kıbrıs Türklerine desteğini azaltacak, böylece Kıbrıs Türkleri de Rumların çözüm modelini, yani 'Osmosis'i kabul edecek" anlayışı içinde olduğunu kaydetti.

Denktaş, Türkiye'nin AB'den vazgeçemeyeceği gibi, AB'nin de aslında Türkiye'den vazgeçemeyeceğini belirterek, "Bütün mesele büyük, 75 milyonluk Türkiye'nin AB'ye üye olma esnasında diğer üyelerle bütün haklardan yararlanan bir üye olması mı, yoksa 'imtiyazlı ortaklık' gibi farklı bir konseptin, yine bu pazarlık kullanılarak devam etmesi mi? İstedikleri imtiyazlı ortaklık" diye konuştu.

AB'nin Türkiye'ye yönelik baskısının altında yatan nedenin de bu olduğunu ifade eden Denktaş, Kıbrıslı Türklere yönelik baskının altında da "Biz Kıbrıslı Türkleri, Kıbrıslı Türk kimliğiyle değil, Kıbrıslı kimliğiyle birer Avrupalı yapalım" düşüncesinin yattığını belirtti.

Mevcut politikalar

baskıları engelleyemedi

Mevcut politikaların Türkiye ve KKTC üzerindeki baskıları engelleyemediğine dikkati çeken Denktaş, "O zaman her şeyi yapan taraflar olarak biz Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, bu vardığımız noktada artık herhalde oturup, 'peki biz denedik, şimdi ne yapmalıyız' sorusunu açık bir şekilde tartışmalıyız" ifadesini kullandı.

Denktaş, "Biz kendi kimliğimizden vazgeçemeyeceğimize göre Türkiye, imtiyazlı ortaklık değil, tam üyelik peşinde koştuğuna göre, o zaman müştereken oturup yeni bir siyaset saptamalıyız. 40 yıl daha Rum tarafının niyetini mi bekleyeceğiz bizi adam yerine koymaları için? Bunu yapacak değiliz" diye konuştu.

Kıbrıs Rum tarafında 2008 yılında cumhurbaşkanlığı seçimlerinin olduğuna işaret eden Denktaş, "Bu seçimlerde eğer aynı mentalite yine iktidarda olacaksa, ne bizim ne Türkiye'nin ne uluslararası camianın vaktini daha fazla harcatmamıza gerek kalmaz diye düşünüyorum. O noktada artık net olarak Kıbrıs'ta Rum ile müşterek çözümün mümkün olmadığının anlaşıldığı ve bu doğrultudaki aramalardan vazgeçtiğimizi ortaya koymamız lazım" dedi.

AB'ye biraz rahatsız eden

politikalar gündeme gelmeli

Denktaş, "Artık Türkiye ve Kuzey Kıbrıs sivil toplum örgütleriyle, hükümetiyle, cumhurbaşkanlarıyla bir araya gelip mutlaka, Papadopulos'un gitmek istediği yolun bu olduğunu bildiğimize göre önümüzdeki sürece yeni yaklaşımla girmemiz gerektiğini ortaya koymalıyız. Biraz da AB'yi rahatsız eden politikaların gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu yaptığımız takdirde bize dönüp bakacaklardır" diye konuştu.

Kıbrıs Türkü'nü artık belirsizlikten kurtarmak gerektiğini vurgulayan Denktaş, Kıbrıslı Türklerin uluslararası camiaya güvenini kaybettiğini, Rum tarafına da hiçbir şekilde güven duymadığını, yapılan yoklamalara göre Rumların da artık birliktelik istemediğini, son 30 yılda yaşanan istikrar nedeniyle zenginleşen Rumların yeniden birleşerek yeni bir istikrarsızlık döneminin başlaması ihtimalini ortadan kaldırmak istediklerini belirtti.

Denktaş, "Bu gerçeği de bilerek yeni bir politikanın mutlaka ortaya koyulması lazım. Bizim değişik yaklaşımlarımız var bu konuda ama Türkiye ile de daha tartışmış değiliz, o nedenle basın önünde de çok fazla bu konulara girmek istemiyorum" ifadesini kullandı.

Serdar Denktaş, bir soru üzerine, Rum seçimlerinde kimin kazandığından öte, mentalitenin değişip değişmediğini görmeleri gerektiğini belirterek, "Mentalite değişmediği andan itibaren de çok net bütün dünyaya dememiz gereken şudur; 'Biz denedik, 45 yılımızı harcadık, Rum ile bir müşterekte buluşmanın imkanının olmadığını gördük. O arayışa son veriyoruz'. Bunu net olarak söylediğimizde, benim kendi insanımın önündeki belirsizlik kalkacaktır ortadan. Bu çok önemli" diye konuştu.

Ray değişikliği

Türkiye ve KKTC olarak yeni bir siyaset, yeni bir yaklaşım geliştirmeleri ve AB'yi biraz rahatsız edecek politikaların gündeme gelmesi gerektiği yönündeki sözlerine açıklık getirmesinin istenmesi üzerine Denktaş şunları söyledi:

"Rum tarafıyla anlaşmama konusunda anlaştığımızın beyanı. Rum ile müşterek çözümün yokluğunu kabullenip, kendi evimizi tertipleyen, kendi hayatımızı düzenleyen, siyaseten tanınmanın olmayacağını da bilerek, ekonomik, sosyal, kültürel anlamda dünyayla bütünleşmenin yollarını bulmak ve bunu düşünmek. 'Rum ne yapar ne eder', bunu düşünmemek. Bir ray değişikliğiyse evet, bir ray değişikliği."

Denktaş, "yeni politika yaklaşımlarının geliştirilmesini Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Ankara ile paylaşıp paylaşmadığına" ilişkin bir soruyu da şöyle yanıtladı:

"Talat ile kişisel sohbetlerimizde bu konuları konuştuğumuzda çok benzeşen yaklaşımlarımız var. Türkiye ile bunu oturup konuştuk mu, hayır, herhalde haziran seçimlerinden sonra bunlar konuşulacak şeyler. Tabii Türkiye ile konuşmadan önce bizim hükümetle, cumhurbaşkanıyla bu konuda tam mutabık olmamız lazım ki Türkiye'ye gelip, biz Kıbrıslı Türklerin düşüncesi budur diyebilelim.

Önemli bir sürece doğru gitmekte olduğumuzun hepimiz farkındayız, Talat da, Başbakan Soyer de farkında, bunun tartışılması gerektiği konusunda hemfikiriz, demin söylediklerimi birebir kabul ediyorlar mı? Onu iddia edemem, ama çok yakınlaşacağımız konusunda ben güçlü bir inanca sahibim."

Türkiye limanlarını Rumlara

açmasa da AB yolu tıkanmaz

Denktaş, bir başka soru üzerine, Türkiye'nin Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmaması halinde AB yolunun tıkanmayacağı görüşünü dile getirdi.

Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasının, Kıbrıs Türk tarafının limanlarının açılmasının eşzamanlı olması halinde, Kıbrıslı Rumların Türk pazarına, o pazarı iyi tanıyan Kıbrıslı Türkler sayesinde girebileceğini, bu sayede yeni ekonomik ortaklıklar oluşmasının yolunun açılacağını kaydeden Denktaş, KKTC'nin limanları açılmadan, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması durumunda çok sayıda kırmızı çizginin "paramparça" olacağını belirtti.

Türkiye'nin, limanlarını açmaması durumunda da AB yolunun tıkanmayacağı görüşünü dile getiren Denktaş, AB'ın Türkiye'den vazgeçemeyeceği görüşünü yineleyerek, Rumların AB perspektifini kaybeden bir Türkiye'yi istemeyeceği düşüncesini dile getirdi.

Denktaş'tan mini gitar resitali

Toplantının sonunda Denktaş bir sürprizle karşılaştı. Denktaş, kendisi için getirilen gitarla bir şarkı söylemesi taleplerini kırmayarak, Timur Selçuk'un "Sen Gidince" adlı şarkısını seslendirdi.

KIBRIS 29/04/06

 

Kıbrıslı Türklerin dediği oldu

Kuzey Kıbrıs'ı geçtiğimiz aylarda ziyaret eden AP Yüksek Temas Grubu, Türklere daha yakın olmak amacıyla grubun adına "Kıbrıs Türkleri" ibaresini eklemeye karar verdi

Kıbrıslı Türklerin dediği oldu

"ÇOK ÖNEMLİ GELİŞME"... AP Yüksek Temas Grubu Türk asıllı milletvekili Cem Özdemir, Türklere daha yakın olmak ve destek vermek amaçlı grubun adına 'Kıbrıslı Türkler' ibaresini de ekleyeceklerini, bunun çok önemli bir gelişme olduğunu vurguladı. Özdemir, Kıbrıs konusunda Avrupa Konseyi'nden karar çıkmasıyla Avrupa Komisyonu'nun her şeyi yapmaya hazır olduğunu kaydetti

TÜRK MİLLETVEKİLLERİ İÇİN BÜRO... AP İngiliz milletvekili Sajjad Karim, AB'nin Kıbrıs Türklerine çözümden yana olduğunu gösterdiği için bakış açısının olumlu yönde olduğunu belirterek, AP Liberal Demokratlar Grubu Başkanı Graham Watson vasıtasıyla Kuzey Kıbrıs'tan gelerek Brüksel'deki temasları takip edecek olan Kıbrıslı Türk milletvekilleri Hasan Taçoy ve Özdil Nami icin AP'de bir büro açılması konusunda çalıştıklarını kaydetti

 

Eylem Eraydın / Brüksel

İngilterede bulunan 21 Kıbrıs Türk derneğini bünyesinde bulunduran ve 1983'den beri faaliyetlerini sürdüren İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi, 2 yıl önce referanduma 'evet' diyerek çözümden yana olduğunu gösteren Kıbrıslı Türklere verilen sözlerin tutulmaması ve ambargoların hâlâ devam etmesinden dolayı Kıbrıs Türkünün uğradığı haksızlıkları bir rapor haline getirerek , AP milletvekillerine sundu.

Konsey başkanı Ali Ratip Doğruer ve siyasi komite başkanı Ahmet Osam, uluslararası hukuka göre açıklamalara da yer verdikleri raporu geçtiğimiz aylarda Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden AP Yüksek Temas Grubu milletvekilleri Karin Resetarits, Sajjad Karim ve Cem Özdemir'e verdi.

Geçtiğimiz yıl referandumun 1. yılı olan 23 Nisan 2005'te yine konsey tarafından hazırlanıp Avrupa Parlamentosu milletvekillerine sunulan raporun devamı niteliğinde olan bu 2. raporda 'Neden hâlâ Kıbrıs Türklerine verilen sözlerin tutulmadığı açıkça soruluyor. Kıbrıs Türkünün uğradığı haksızlıkların uluslararası hukukta da yeri olmadığının da vurgulandığı rapora milletvekilleri olumlu tepkiler verdi.

Kıbrıs Türkü için yoğun bir şekilde çalışmalarını sürdürdüklerini belirten parlamenterler haziran ayında tekrar Kıbrıs'a gideceklerini, bunun için de şimdiden programlarını yaptıklarını kaydetti.

AP Avusturya milletvekili Karin Resetarits, konseyin ziyaretinden çok memnun kaldığını belirterek, Kuzey Kıbrıs'ın tarihçesi hakkında daha fazla belgenin kendisine ulaştırılmasını talep etti. AP İngiliz milletvekili Sajjad Karim ise, AB'nin Kıbrıs Türklerine çözümden yana olduğunu gösterdiği için bakış açısının olumlu yönde olduğunu belirterek, AP Liberal Demokratlar Grubu Başkanı Graham Watson vasıtasıyla Kuzey Kıbrıs'tan gelerek Brüksel'deki temasları takip edecek olan Kıbrıslı Türk milletvekilleri Hasan Taçoy ve Özdil Nami icin AP'de bir büro açılması konusunda çalıştıklarını kaydetti.

Türk asıllı milletvekili Cem Özdemir de Kıbrıs ziyaretinden memnun döndüklerini ifade ederek haziran ayındaki ziyaret için yoğun bir şekilde çalıştıklarını kaydetti. Papadopulos'un katı tutumunu eleştiren Özdemir, haziran ayındaki ziyarette Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret edeceklerini de söyledi.

AP Yüksek Temas Grubu'nun Türklere daha yakın olmak ve destek vermek amaçlı grubun adına "Kıbrıslı Türkler' sözcüklerini de ekleyeceklerini söyleyen Cem Özdemir, bunun çok önemli bir gelişme olduğunu vurguladı. Özdemir, Kıbrıs konusunda Avrupa Konseyi'nden karar çıkmasıyla Avrupa Komisyonu'nun her şeyi yapmaya hazır olduğunu sözlerine ekledi.

AP Yüksek Temas Grubu, haziran ayında adaya yapacağı ziyaretinde de Kuzey Kıbrıs ile birlikte Güney Kıbrıs'taki yetkililerle de görüşecek.

İngiltere Türk Dernekleri Konseyi Başkanı Ali Ratip Doğruer ve Ahmet Osam ziyaretlerinin ikinci gününde ise AB Komisyonu Kıbrıs Türk Masası Başkan Vekili George Ziegler ile bir araya gelecek.

KIBRIS 29/04/06

 

KKTC’de nüfus ve konut sayımı

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC’de halk dün 10 yıl aradan sonra yapılan nüfus ve konut sayımı nedeniyle evlerine kapandı. Sokağa çıkma yasağı ilan edilen nüfus sayımında, ülke topraklarındaki konutlarla ilgili bilgiler kayda geçirildi. 1996’da yapılan son sayımda KKTC nüfusunun 200 bin olduğu belirlenmişti. 6 ay içinde ortaya çıkacak sonuçlar, muhtemel Kıbrıs görüşmelerinde nüfus ve mülkiyet alanlarında masaya konulacak.

Nüfus ve konut sayımı fiili olarak gerçekleştirildi. Adada turist ya da misafir olarak bulunanlar da tek tek sayıldı. 61 sorunun sorulduğu formlar, 6 ay içinde sınıflandırılacak. Avrupa Birliği de sayımı destekliyor. Bugüne kadar Kıbrıs görüşmelerinde özellikle nüfus ve mülkiyet konularında tahmini rakamlar üzerinden pazarlık yapılıyordu. Ancak elde edilecek son veriler ile gelecekteki görüşmelerde net rakamların pazarlığı yapılacak.

Sayım nedeniyle adada bulunan turistler de otellerine kapanmak zorunda kaldı. KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, sayımlardaki sokağa çıkma yasağının son olduğunu bundan sonraki sayımlarda yasak uygulanmayacağını açıkladı. KKTC halkı, sayım nedeniyle önceki akşam geç saatlere kadar marketlere akın etti.

HURRIYET 01/05/2006

 

Kuzey ile Güney Kıbrıs arasında kaçak ticaret 3-5 milyon KL

Güney Kıbrıs'ta yapılan bir araştırma, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Güney ile Kuzey Kıbrıs arasındaki ticaretin çok yetersiz olduğunu ve Rum işadamlarının Kıbrıslı Türklerle işbirliği yapmak istemediğini ortaya koydu. Aynı araştırmaya göre, iki taraf arasında kaçak yollardan yapılan ticaret ise 3-5 milyon KL'yi buluyor.

POLİTİS, Yeşil Hat Tüzüğü'nün bugüne kadar beklenen sonucu vermemesinin nedenlerini araştıran bir rapor yayımladı.

Gazeteye göre, USAİD tarafından finanse edilen "Bearing Point" şirketi tarafından yapılan araştırmaya, Kıbrıslı Rum ve Türk işadamlarıyla yapılan röportajlara dayanıyor.

Rapora göre Yeşil Hat Tüzüğü'nün faaliyete geçtiği ağustos 2004'ten şubat 2006 ortalarına kadar iki taraf arasında çok zayıf bir ticaret gerçekleştirildi. KTKC'den Güney Kıbrıs'a 1.4 milyon KL'lik ürün ihraç edilirken, Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye çok daha düşük bir ticaret yapıldı.

İki taraf arasında kaçak yollardan yapılan ticaretin bedeli ise 3-5 milyon KL'yi bulunuyor.

Rapordaki tespitlere göre, Kıbrıs Türk işletmelerinin yüzde 66'sı faaliyetlerini Güney Kıbrıs'a da yaymak istiyor. Kıbrıs Rum işadamları ise, siyasi nedenlerle Kıbrıslı Türklerle işbirliği yapmak istemiyor. Rum işadamlarının büyük bir çoğunluğu Rum ekonomisini zayıflatmamak, bir kısmı da Kıbrıs Türk ürünlerinin sağlık standartlarını yerine getirmediği gerekçesiyle Türklerle işbirliği yapmaktan kaçınıyor.

Raporda, iki tarafın ekonomisinin birbirini tamamlayabileceği yönünde tespitler de yer alıyor. Buna örnek olarak da, mevcut şekliyle iki toplumlu turizmin daha karlı hale geleceği, KKTC'deki ucuz işgücü nedeniyle Kıbrıs Rum ürünlerinin KKTC'de paketlenmesinin ve Rum tarafından ucuz malzemelerin KKTC'de işlenerek tekrar Rum tarafına ihraç edilmesinin sağlanabileceği, ayrıca her iki tarafın işadamlarının işbirliği yapması halinde uluslar arası piyasanın taleplerini yerine getirebileceği belirtildi.

Gazete haberi, "Kıbrıs Rum İşadamları Tereddüt İçerisinde-Yeşil Hat Tüzüğü'ne İşlerlik Kazandırmak İçin Araştırma" başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 01/05/06

 

Rum Savunma eski bakanı DİSİ Asbaşkanı Hasikos: Yabancılar işgali geçti. Sahte devletten sadece biz söz ediyoruz

KİMSE "İŞGAL ALTINDAKİ KIBRIS"TAN SÖZ ETMİYOR... Fileleftheros Gazetesi "Yabancılar İşgali Geçtiler - Hasikos 'Kuzey Kıbrıs' İfadelerinin Hareketsizliğin Faizi Olduğunu Söylüyor" başlığıyla yansıttığı haberinde Hasikos'un "İşgal altındaki Kıbrıs'tan yalnız Yunanistan ve biz söz ediyoruz. Sahte devletten ve sahte hükümetten söz eden yalnız biziz ve bu herkesi özellikle düşündürmelidir. Bütün yabancılar için bizim her gün yaşamakta olduğumuz işgal geçmiştir. Onlar için geçmiş bir şeydir" dedi

Rum Savunma eski Bakanı DİSİ Asbaşkanı Sokratis Hasikos, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın kullandığı Kuzey Kıbrıs ifadesinin, "zamanın kısır şekilde geçmesinin ve çözüm bulunamamasının faizi olduğunu" ifade etti.

Fileleftheros Gazetesi "Yabancılar İşgali Geçtiler - Hasikos 'Kuzey Kıbrıs' İfadelerinin Hareketsizliğin Faizi Olduğunu Söylüyor" başlığıyla yansıttığı haberinde Hasikos'un "İşgal altındaki Kıbrıs'tan yalnız Yunanistan ve biz söz ediyoruz. Sahte devletten ve sahte hükümetten söz eden yalnız biziz ve bu herkesi özellikle düşündürmelidir. Bütün yabancılar için bizim her gün yaşamakta olduğumuz işgal geçmiştir. Onlar için geçmiş bir şeydir" dedi.

Condoleezza Rice'ın, Atina ve Ankara ziyaretini öncelikle; bir kriz yaşanması ihtimali bulunan İran meselesi için gerçekleştirdiğini söyleyen Hasikos, Kıbrıs sorununun ve Türk -Yunan ilişkilerinin ikinci veya üçündü sırada olduğunu belirtti. Hasikos Rumların; kendilerini daha çok ilgilendiren şeyi, yani Kıbrıs sorununda ne söylediğini seçtiklerini söyledi ve "Rice, Kıbrıs sorunuyla ilgili şu üç mesajı verdi: 1- Kuzey Kıbrıs ifadesini kullandı; 2- Kıbrıs sorununda artık Amerika'nın önceliğinin Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının kaldırılması olduğunu net şekilde ortaya koydu; 3-Kıbrıs'tan beklediği, Türkiye'nin Avrupa sürecine engel koymamasıdır" dedi.

Bütün bunların nedeninin zamanın kısır şekilde geçmesi ve çözüme ulaşılmaması olduğu görüşünü ortaya koyan Sokratis Hasikos özetle şunları söyledi:

"Âölge, yabancıların endişeli bakışlarını üzerimize çekecek bir kriz kaynağı veya sıcak olay çıkma tehdidi bulunan bir bölge olarak görülmüyor. Burada işgal bölgelerinde seçimler yapılıyor, normal bir devletmiş gibi, yabancılar bu seçimlere gözlemci gönderiyor. Kıbrıslı Türk lideri, Kıbrıs Türk toplumunun demokratik yollarla seçilmiş lideri kabul ediyor ve onunla zirve görüşmeleri gerçekleştiriyorlar. AB, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin denetiminden geçmeden işgal bölgelerine geçecek Avrupa yardımlarının dağıtımına nezaret etmek için büro açacak. Sahte milletvekilleri artık Avrupa Konseyi'nde temsilcilik yapıyor, Avrupa Konseyi de Kıbrıs Türk sahte devletiyle temas grubu kurdu. Bütün yabancılar için bizim her gün yaşamakta olduğumuz işgal geçti. Bunu, geçmiş birşey olarak görüyorlar."

Gazetenin "Hükümetin Kıbrıslı Türklere yardımcı olmak istemesinin nedeni de bu mu?" sorusuna karşılık Hasikos şu yanıtı verdi:

"Üstüne üstlük, mümkünse; Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması için bizim de yardım etmemizi istiyorlar. Kıbrıs, sözlerle ve davranışlarla artık; sanki işgal yokmuş gibi muamele görüyor. Sorun kabul edilen tek şey Kıbrıs hükümetinin otoritesini kullanımının, denetimi altındaki bölgelerle sınırlı olması olgusudur. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tam üyesi olduğu AB bile işgali böyle karşılıyor."

KIBRIS 01/05/06

 

Sayım tamam

KKTC'nin sosyo-ekonomik politikalarına temel teşkil edecek "Nüfus ve Konut Sayımı" dün yapıldı... Toplam nüfus 2-3 gün içinde geçici olarak açıklanacak...

Sayım tamam

AYRINTILAR 6 AY İÇİNDE KİTAP OLARAK YAYIMLANACAK... KKTC'nin sosyo-ekonomik politikalarına temel teşkil edecek "Nüfus ve Konut Sayımı" dün yapıldı. Başbakanlık Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) tarafından de facto (fiili) yöntemle yapılan nüfus ve konut sayımı nedeniyle 05.00-18.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulandı. Nüfus ve Konut Sayımı sonuçları, toplam nüfus olarak 2-3 gün içinde geçici olarak açıklanacak. Ayrıntılar ise 6 ay içinde kitap olarak yayınlanacak

SAYILMAYANLAR OLDU, SAYIM SAAT 18.00'DEN SONRA DA SÜRDÜ... Ülke genelinde sokağa çıkma yasağı uygulanarak yapılan nüfus ve konut sayımında, sayım görevlilerinin çok sayıda vatandaşın evlerini ziyaret etmediği bildirildi. TAK muhabirinin DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz'dan aldığı bilgiye göre, sayımı gerçekleştirilmeyen evlerden arayarak sayılmadıklarını bildiren vatandaşların sayımı da sayım tamamlanmasına rağmen saat 18.00'den sonra sürdürüldü. Yılmaz, "bizi saymadınız" şikayetlerine ulaşmaya çalıştıklarını belirtti

 

KKTC'nin sosyo-ekonomik politikalarına temel teşkil edecek "Nüfus ve Konut Sayımı" dün yapıldı.

Başbakanlık Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) tarafından de facto (fiili) yöntemle yapılan nüfus ve konut sayımı nedeniyle 05.00-18.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulandı.

Nüfus ve Konut Sayımı sonuçları, toplam nüfus olarak 2-3 gün içinde geçici olarak açıklanacak. Ayrıntılar ise 6 ay içinde kitap olarak yayınlanacak.

1 milyon 800 bin YTL'ye mal olacağı tahmin edilen sayımda, bundan sonra sokağa çıkma yasağı olmadan sayım yapılmasına olanak sağlayacak veriler de toplanacak.

İlk nüfus sayımının 1996'da yapıldığı KKTC'de nüfus ve konut sayımı ilk kez aynı anda gerçekleştirildi.

Vatandaş 61 soruyu cevapladı

DPÖ tarafından eğitilmiş 5 bin 800 sayım memurunun görev yaptığı sayımda vatandaş, 38 fert, 14 konut ve 9 da hanedekileri belirlemeye yönelik toplam 61 soruyu cevapladı.

Her görevlinin yaklaşık 20 konutun sayımından sorumlu olduğu sayımda, vatandaşlardan saat 16.00'ya kadar sayılmamaları halinde sayım bürolarını arayarak uyarıda bulunmaları istenmişti.

Sorular

5 bölümden oluşan 2006 Nüfus ve Konut Sayımı Soru Kağıdı, "Adres", "Sayımın Yapıldığı Yerin Niteliği", "Konut Özellikleri", "Hane Halkı Üyeleri ve Misafir Listesi" ve "Fert Soru Kağıdı" bölümlerinden oluşuyordu.

"Sayımın Yapıldığı Yerin Niteliği" başlığı altında, sayımın konutta mı, otel, hastane yurt, kışla veya başka bir yerde mi yapıldığı belirtildi.

"Konut Özellikleri" başlığı altındaysa konutun inşa yılı, bina türü, yapı malzemesi, konuttaki mülkiyet durumu, oda sayısı, sabit telefon, cep telefonu, bilgisayar, uydu anteni, internet bağlantısı olup olmadığı, şebeke suyunun içme suyu olarak kullanılıp kullanılmadığı, konutta tarımla uğraşan fert bulunup bulunmadığı sorularına yer verildi.

"Hane Halkı Üyeleri ve Misafir Listesi"nde ise, hane halkı isimleri ve varsa evdeki misafirlerle ilgili bilgiler, hane halkından biri yurt dışındaysa bulunduğu yerin adresleri soruldu.

"Fert Soru Kağıdı"nda da kimlik bilgileriyle, çalışma durumu, çalışılıyorsa çalışılan işyeriyle ilgili bilgi, fert emekliyse emeklilikle ilgili sorular, eğitim düzeyi ile ilgili sorular bulunuyordu.

Yabancı misyon temsilcileri izledi

Kıbrıs'ta görev yapan yabancı misyon temsilcileri sayımı diplomatik kurallar çerçevesinde izledi.

BM Güvenlik Konseyi, AB Komisyonu ve Avrupa Konseyi'ne de sayım için gözlemci gönderme konusunda bir süre önce çağrı yapılmıştı.

DPÖ, BM üyesi ülkeler, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkeler ile AB ülkelerinin Kıbrıs'taki misyon temsilcilerine yönelik sayımla ilgili brifing de vermişti.

Acil durumlarda görevliler ve polis arandı

Meydana gelebilecek acil durumlar için vatandaşlar ilçelerde kaymakamlıkları, köylerde ise nüfus sayım büroları veya Polis 155'i arayarak sokağa çıkma izni aldı.

Hava ve deniz ulaşımı aksamadan devam etti. Güney Kıbrıs'a geçiş kapıları da açıktı. Ülkeye giriş-çıkış yapan herkes giriş-çıkış kapılarındaki sayım memurlarınca sayıldı.

Ülkeye dün giriş yapan turistlerin ulaşımının sağlanması amacıyla, limanların yanı sıra, Ercan Devlet Havaalanı'nda görevli 36 taksi ve Larnaka'ya gidip-gelen taksicilere izin verildi.

SÜTEK de süt toplama işlemini aksatmadı. Eczacılar Birliği tarafından belirlenen nöbetçi eczaneler de açık oldu.

Sokağa Çıkma Yasağı Yasası altında Bakanlar Kurulu'nca onaylanıp Resmi Gazete'de yayımlanan emirnameye göre, sokağa çıkma yasağına uymayanlar hakkında yürürlükteki mevzuat çerçevesinde cezai kovuşturma yapılacak.

 

Gazetelerin çoğu yayımlanmadı

Sayım nedeniyle uygulanan sokağa çıkma yasağı nedeniyle gazetelerin çoğu dün yayımlanmadı.

Kıbrıs, Halkın Sesi ve Cumhuriyet Kıbrıs dışındaki gazeteler, gazete dağıtımcıları izin almasına rağmen gazete bayilerinin büyük bölümünün izin alamaması nedeniyle dün çıkmama kararı aldı.

Birçok gazete bayisi ise, sokağa çıkma yasağının sona erdiği 18.00'den sonra satışlara başladı.

 

Sayımda ciddi ihlal olmadı

 

KKTC genelinde nüfus ve konut sayımı dolayısıyla uygulanan sokağa çıkma yasağı saat 18.00'de sona erdi. Sokağa çıkma yasağının sona ermesine karşın sayımın bazı bölgelerde devam ettiği de öğrenildi.

TAK muhabirinin polisten aldığı bilgiye göre, sokağa çıkma yasağının uygulandığı saatlerde ülke asayişinde ciddi bir sorun saptanmadı. Sayımın genelde sakin geçtiğini belirten polis, sokağa çıkma yasağını ihlal edenlerin de ciddi bir rakamda olmadığını bildirdi. Polis, yasağı ihlal edenlerin dava okunmasının ardından evlerine gönderildiğini kaydetti.

Bu arada sokağa çıkma yasağı saat 18.00 itibarıyla sona ermesine karşın sayım çalışmalarının bazı bölgelerde devam ettiği öğrenildi.

 

Son nüfus sayımı 10 yıl önceydi

KKTC'de en son 15 Aralık 1996'da yapılan sayımda KKTC'nin nüfusunun 200 bin 587 olduğu tespit edilmişti. 1996 yılında yapılan sayımda sadece nüfus belirlenirken, bu yıl yapılan sayımla ilk kez nüfusla birlikte konutlar da sayıldı ve planlamaya yönelik verilere ulaşılması hedefleniyor.

Uzun çalışmanın ürünü olan bu yılki sayım sonunda nüfus yanında, nüfusun özellikleriyle ilgili detayların, konuttan teknolojik imkanlara, su sorunundan refah düzeyine ilişkin verilere kadar ülke planlaması için birçok verinin elde edilmesi öngörülüyor.

KIBRIS 01/05/06

 

Çok sayıda vatandaş sayılmadıklarından şikayet etti

Ülke genelinde sokağa çıkma yasağı uygulanarak yapılan nüfus ve konut sayımında, sayım görevlilerinin çok sayıda vatandaşın evlerini ziyaret etmediği bildirildi

Sayımın sona ermesine bir saat kala saat 17.00 sıralarında ve çoğunlukla saat 18.00 ve sonrasında başkent Lefkoşa'dan gazetemizi arayan çok sayıda vatandaş, hiç bir sayım görevlisinin evlerine gelmediğini, dolayısıyla sayılmadıklarını bildirdi.

Bütün gün eve kapanarak sayım görevlisinin gelmesini beklediklerinden, kimse gelmeyince de vatandaşlık görevini yapamadıklarından yakınan vatandaşlar "Şimdi ne yapacağız, kime başvuracağız" diye dert yandı.

Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) Müsteşarı Işılay Yılmaz, TAK'a yaptığı açıklamada, saat 16.00 itibarıyla kendilerine herhangi bir olay ya da sorun iletilmediğini söyledi.

TAK'ın sorularını yanıtlayan Yılmaz, Nüfus ve Konut Sayımı soru kağıtlarının teslim edilmeye ve evine memur gelmedi şikayetlerinin değerlendirilmeye başlandığını kaydetti.

Bazı sayım görevlilerinin, soru kağıdının ellerine ulaşmadığı yönündeki şikayetlerinin sorulması üzerine Yılmaz, yedek görevliler dışındaki bütün sayım memurlarına soru kağıtlarının önceden verildiğine dikkat çekerek, böyle bir aksamanın mümkün olmadığını söyledi.

Yasak sona erdi, sayım sürdü

TAK muhabirinin DPÖ Müsteşarı Işılay Yılmaz'dan aldığı bilgiye göre, sayımı gerçekleştirilmeyen evlerden arayarak sayılmadıklarını bildiren vatandaşların sayımı da saat 18.00'den sonra sürdürüldü.

Yılmaz, "bizi saymadınız" şikayetlerine ulaşmaya çalıştıklarını belirterek, şu anda bu durumla ilgili bir rakam vermenin mümkün olmadığını, hem kendilerine hem de diğer merkezlere şikayetler bulunduğunu söyledi. Yılmaz, görevlerini tamamlayarak defterlerini teslim eden sayım memurlarını, sayım yapılmayan bölgelere yönlendirdiklerini kaydetti.

Yılmaz, "biz sayılmadık" diye ihbarda bulunup bekleyeceğini bildiren duyarlı vatandaşlar olduğu gibi, "bekledik gelmediniz, evden çıkıyoruz" diyenler de olduğunu, ancak her iki durumda da sayılmadıklarını belirten vatandaşların evlerine memur gönderdiklerini açıkladı.

Yılmaz, sayımı yapılanlarla ilgili bir rakam verip veremeyeceği yönündeki soruya ise, "Şu anda Lefkoşa'da yaklaşık 1500, Girne'de 1400 sayım memuru defter teslim etme telaşında. Sayımın ne oranda tamamlandığını daha sonra açıklayabileceğiz" dedi.

Yılmaz, başka bir soru üzerine de, sayılamayan vatandaş sayısının çok fazla olması halinde bu vatandaşların ayrı bir defter açılarak önümüzdeki günlerde sayılabileceğini, ancak şimdi bunu söylemek için çok erken olduğunu kaydetti. Yılmaz, çalışmalarının sabaha kadar sürmesinin beklendiğini kaydetti.

KIBRIS'ın görüşüne başvurduğu Lefkoşa Kaymakamı Mustafa Kurtuluş Tel'de saat 18.00'den sonra alınan şikayetlerin değerlendirildiğini ve sayımın sürdüğünü söyledi.

KIBRIS 01/05/06

 

İstimlak edilen Türk malları Rumların başına dert oldu

Güneyde istimlak edilen Türk mallarının 15 bin dekara ulaştığını, bunun sonucu olarak Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere ödemekle zorlanabileceği miktarın ise1 milyar Kıbrıs Lirasını aştığını yazan Rum basını, bu gelişmenin Kıbrıs ekonomisinin toplumsal bütünlüğünü havaya uçurabileceğine dikkat çekti

Rum basınına göre, "Kıbrıs ekonomisi"nin toplumsal bütünlüğü havaya uçurulma tehdidiyle karşı karşıya:

Güney'de istimlak edilen Türk malları 15 bin dekara ulaştı

"TAZMİNAT TUTARI 1 MİLYAR KIBRIS LİRASINI AŞIYOR"... Politis gazetesi, "1974'ten bugüne özgür bölgelerdeki toplam 401 bin dönüm Kıbrıs Türk malının korunmasından ve kullanımından sorumlu olan Kıbrıs Cumhuriyeti, bu malları iyi şekilde idare etmeye özen göstermedi. Bunun sonucu olarak devlet 1974 sonrasında kullanmaları için Rumlara verdiği malların kullanım kayıpları için Kıbrıslı Türklere tazminat ödemekte zorlanabilir. Muhafazakâr bir hesaplamayla ve Kıbrıs Türk malı istimlaklarınının miktarı dikkate alınmadan bu miktar 1 milyar KL'yi aşıyor." diye yazdı

 

Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'ta istimlak edilen mallarının 15 bin dekara ulaştığı bildirildi.

Politis Gazetesi, "Mülkiyet Konusunda 1 Milyarlık Karabasan - Kıbrıslı Türkler Talep Etmeye Başlamışken Vasilik'in Kasası Utandırıyor - Maastricht Göstergesi ve Para Birliği'ne Giriş Etkileniyor -İşgal Bölgeleriyle Ödeşme Olabilir Mi?" başlık ve spotlarıyla manşete çıkardığı haberinde özetle şunları yazdı:

"Fitili 1974 döneminde ateşlenmiş olan tahrip gücü çok yüksek bir patlayıcı mekanizma 32 yıl sonra Kıbrıs ekonomisini toplumsal bütünlüğünü havaya uçurmakla tehdit ediyor. Kıbrıs hükümetinin istila sonrasında ve milli dava döneminde Kıbrıslı Türklerin mülkleri meselesinde gösterdiği zayıflık, astronomik ama 'gizli' bir borç oluşması sonucunu doğurdu. Bu borç da Kıbrıs sorunu çözümlenmezse er veya geç vergi mükelleflerine kalacak.

1974'ten bugüne özgür bölgelerdeki toplam 401 bin dönüm Kıbrıs Türk malının korunmasından ve kullanımından sorumlu olan Kıbrıs Cumhuriyeti, bu malları iyi şekilde idare etmeye özen göstermedi. Bunun sonucu olarak devlet 1974 sonrasında kullanmaları için Rumlara verdiği mallarının kullanım kayıpları için Kıbrıslı Türklere tazminat ödemekte zorlanabilir. Muhafazakar bir hesaplamayla ve Kıbrıs Türk malı istimlaklarının miktarı dikkate alınmadan bu miktar 1 milyar KL'yi aşıyor. Gazetemizin edindiği bilgilere göre, şu ana kadar istimlak edilmiş Kıbrıs Türk malı 15 bin dekara varıyor.

Her halukârda bu miktar kamu hesaplarının hiçbir yerinde görünmüyor. Buna rağmen milli davadaki son gelişmeler yani barikatların açılması ve Annan planının reddedilmesi, Kıbrıs'ın AB'a üyeliğiyle birlikte farklı bir durum yarattı. Bu yalnız Kıbrıslı Türklerin mallarını kayıtsız şartsız geri almalarını (Arif Mustafa davası) değil, aynı zamanda işgal bölgelerinde Rum malı kullanıp kullanmadıklarına bakılmadan Kıbrıs'ın özgür bölgelerindeki mallarının kullanım kayıplarından dolayı tazminat talep etmelerine olanak sağlıyor.

Kıbrıs Türk mallarının idaresinin tabi olduğu bugünkü mevzuat, Kıbrıslı Türk mal sahiplerine Kıbrıs sorununun çözülmesinden sonra veya güneyde yerleşmeleri halinde tazminat verilmesini öngörüyor. Ancak hukuk uzmanlarına göre bu yasa maddeleri her an reddedilebilir ve yıkılabilir. Çünkü bu yasa maddelerinin insan haklarını ihlal ettiği kolayca kabul edilebilir. Uzman bize 'Artk saatli bir bombadan söz edebiliriz' dedi.

Böyle bir gelişmenin para politikasına, vatandaşların vergi yüküne, ekonomik kalkınmaya ve kamu bütünlüğüne hesap edilemez etkileri olacak. Çünkü devlet Kıbrıslı Türklerin başvurularından sonra mülklerinin kullanım kayıplarını tazmin etmeye çağrılacak. Bu durumda yeni vergiler koyma veya başka yatırımları kesme ikilemiyle karşı karşıya kalacak. Devlet bu aşamada bu tazminatları ödememek için yargı sürecine de girebilir. Ancak bu tercihte dahi nahoş etkiler olacak. Çünkü yargı prosedürünün başarısızlığı peşinen ciro edilmiştir. Aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti için ortaya çıkan yükümlülükler GSMH'den çok daha hızlı artıyor. Diğer bir deyişle sorunun göğüslenmesindeki her gecikme ilave ağır yükümlülükler yaratacak.

Yine aynı uzmana göre, Titina Loizidu davası gibi işgal bölgelerinde malı bulunan Kıbrıslı Rumların kullanım kayıpları için Türkiye'den tazminat talep etme hakkı, siyasi açıdan doğru olsa da hukuki açıdan hiçbir öneme sahip değil. Türkiye tarafından bu tür tazminatlar Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türklere yönelik benzer yükümlülükleriyle ödeşemez. Çünkü mahkemeler her durumda kişisel taleple ilgili karar verecek.

Milli soruna siyasi bir çözüm bulunması, bu yükümlülüklerin silinmesini öngörmesi halinde çıkış yolu sağlayabilir. Bilindiği gibi Annan planı benzer bir hüküm içeriyordu ancak Kıbrıs halkı, liderliğinin yol göstermesi ile bu planı tam da iki yıl önce reddetti. Ancak Kıbrıs sorununda süregelen durağanlık benzer bir seçeneğin yeniden ortaya çıkmasını gittikçe daha imkansız hale getiriyor. Devlet Kıbrıs Türk mallarını doğru idare etmeye özen gösterseydi Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu biriken yükümlülüklerinden büyük ölçüde kaçınılabilirdi. 400 bin dönümlük mülkü idare ederken ortaya çıkan derme çatma sonuçları da Kıbrıs Türk malları vasiliği hesabında gösterirseniz yalnızca kötü yönetimden söz edebilirsiniz. Bugün bir Kıbrıs Türk malı kullanıcısı söz konusu mal için 1 KL kira ödüyor ve aynı malı daha sonra 500 KL'ye başkasına kiralıyor. Aradaki 499 KL'lik fark -bilgisi dışında- vergi mükellefine yükleniyor.

Kıbrıs Türk mallarının idaresinin tabi olduğu mevzuat, bu malların yerinden edilmemiş kişilere rayiç kira bedelinden veya yerinden edilmiş kişilere rayiç kira bedeline yakın bir ücretle kiralanabilmesini öngörüyor. Sayıştaylık raporuna göre 2004'te Kıbrıs Türk Mallarını İdare Birimi'nin kasasındaki toplam para 6 milyon KL civarındaydı. Yani Birim'in giderlerini şöyle böyle karşılıyordu. Ancak aynı raporda Kıbrıs Türk mallarının idaresi bilgisayar sisteminin denetim sistemi, malların yasadışı şekilde kullanılması, yasadışı genişletmeler, Vasilik'le sözleşme yapmadan mal kullanımı, borçların silinmesi v.b. gibi bir dizi yetersizliğinden de söz ediliyor.

1991'de yapılan yasa, 1974'ten sonra Kıbrıs Türk malı kullanımında bir patlama yaşanmasına neden oldu. Dolayısıyla 'kim kimi önce yedi' sorusuna yanıt arandığında, bazı çevrelerin Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik her çabayı sistemli şekilde torpillemesinin gerçek nedenleri ortaya çıkar.

Gazetemizin edindiği bilgilere göre, özgür bölgelerdeki 401 bin dönüm Kıbrıs Türk malından 360 bin dönümü kullanılıyor. İçişleri Bakanlığı bulgularına göre 3 bin 125 aile Kıbrıs Türk malı arazi üzerine istimlak edilmeden inşa edilmiş devlet konutlarında oturuyor. 5 bin 431 aile de Kıbrıs Türk malı arsalar üzerine, istimlak edilmeden kendi evini inşa modeli ile yapılan konutlarda oturuyor. 5 bin aile de çeşitli köy ve kentlerdeki Kıbrıs Türk semtlerindeki Kıbrıs Türk evlerinde ikamet ediyor. 1974 itibarıyla yaklaşık 15 bin dekar Kıbrıs Türk malı istimlak edildi, ancak tazminatı ödenmedi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin hesaplarına göre bu miktar 110-130 milyon KL'ye tekabül ediyor.

Eldeki verilere göre malların 1974 değeri dönüm başına 206 KL'ydi. Bu malların kiralanmasından kasaya girmesi gereken miktar da son yıllarda yaklaşık 40 milyon KL civarındaydı. Ancak Vasilik'in kasasına bu miktarın yalnız 1/7'si kadar (6 milyon KL) para girdi. Buna ilaveten 1974 itibarıyla biriken gelir faizleri yaklaşık 70 milyon KL'dir. Dolayısıyla yalnız 2004'te Kıbrıs Cumhuriyeti'nin özgür bölgelerdeki mallarının idarecisi olarak Kıbrıslı Türklere karşı üstlendiği yükümlülükler için devlet bütçesinde 100 milyon KL öngörmesi gerekirdi. Ancak bu tür yükümlülüklerin bütçeden çıkarılmasının, 1974 itibarıyla maliye bakanlarının değişmez bütçe dengeleme yöntemi olduğu görülüyor.

Gazetemizin bilebildiği kadarıyla bu mesele yalnız Lefkoşa'da görev yapmakta olan Avrupalı diplomatların değil, Kıbrıs ekonomisini izlemekte olan örgütlerin de ilgisini çekiyor. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin özgür bölgelerde gayrı menkulü bulunan Kıbrıslı Türk mal sahiplerine karşı üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmemesi Kalkınma ve İstikrar Anlaşması'nın maddelerine uyma, Avrupa Para Birliği'ne giriş olanakları ve kredi alabilme kabiliyeti açısından Kıbrıs'ın görüntüsünde bir kayma yaratıyor. Böylece, yakın gelecekte Maliye bakanlığı bütçenin gerçek durumuna ilişkin baskıcı sorulara yanıt vermek zorunda kalabilir."

KIBRIS 01/05/06