Başbakan Erdoğan KKTC’ye gidiyor

LEFKOŞA(ANKA)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Barış Harekatı’nın yıldönümü dolayısıyla KKTC’deki düzenlenecek etkinliklere katılmak üzere Çarşamba günü Lefkoşa’ya gidecek. Erdoğan’ın üç günlük ziyareti sırasında yapacağı konuşmalarda AB’den Kıbrıs’a ilişkin olarak Türkiye’ye yöneltilen eleştiriler karşısında “kararlılık” mesajını vermesi bekleniyor.

Kıbrıs Barış Harekatı’nın yıldönümü dolayısıyla bu hafta KKTC’de düzenlenecek etkinliklere katılarak Türkiye’nin Kıbrıslı Türklere yönelik büyük desteği en üst düzeyde teyit edecek olan Erdoğan, Çarşamba günü KKTC’de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile görüşmelerde bulunacak.

Lefkoşa’daki görüşmeler, AB’nin Türkiye’nin Ek Protokol’ü onaylayarak limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açması için yoğun bir baskı altında olduğu bir döneme denk düşecek. Görüşmeler ayrıca, BM Genel Sekreteri İbrahim Gambari’nin bölgedeki ziyaret ve iki yıllık bir aradan sonra Talat ile Rum lideri Tasos Papadopulos arasında yapılan ilk görüşmenin hemen ardından gerçekleşeceği için daha da önem taşıyor.

ABD’nin Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Matt Bryza’nın Ankara, Atina ve Lefkoşa’daki temaslarının ardından yapılacak bu haftaki görüşmelerde Ek Protokol sorunu ve Kıbrıs’taki son gelişmeler ele alınacak. Erdoğan, Ankara’nın Kıbrıslı Türklerin izolasyonu kaldırılmadığı sürece limanları Rumlara açmama kararlılığını dile getirirken AB’nin, “tren kazası”nı önleyeceği formül bulma çabalarına da değinmesi bekleniyor.

Mehmet Ali Talat ise, Papadopulos ile yaptığı görüşme sırasında varılan mutabakata ilişkin bilgi verecek ve Rumların kapalı Maraş kentine ilişkin ısrarlı taleplerinin yarattığı sıkıntıyı dile getirecek.

Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de görüşecek olan Erdoğan, siyasi parti liderleriyle de buluşacak ve 2007-2009 döneminde uygulanacak olan Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü imza töreninde yer alacak.

20 TEMMUZ’DAKİ TÖRENLER

Başbakan Erdoğan, Perşembe günü de KKTC’de Kıbrıs Barış ve Özgürlük Bayramı dolayısıyla düzenlenecek törenlere katılacak. TBMM Başkan Vekili Ali Dinçer’in de hazır bulunacağı törenler sırasında Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı ünlü Türk Yıldızları adlı akrobat ekibi bir gösteri yapacak.

Bu arada, 20 Temmuz akşamı Girne Kalesi’nde Türkiye’den adaya gidecek sanatçıların katılımıyla konser düzenlenecek. Konser sırasında Nalan Altınörs, Ayten Alpman, Sinan Özen ve Ayna grubu sahneye çıkacak.

HURRIYET 17/07/06

 

Sonbaharda kaza olur

ANKA

İngiliz Guardian gazetesi, sonbaharda Türkiye-AB ilişkilerinde bir tren kazasının beklendiği yorumunu yaptı.

İngiliz Guardian gazetesinde, Avrupa Birliği'nin gelecekte özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile ne tür ilişkiler kurmayı planladığının değerlendirildiği yazıda, sonbaharda Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde bir tren kazasının beklendiği yorumu yapıldı.

Guardian, Finlandiya'nın ardından Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını üstlenecek Almanya'nın, AB genişlemesi konusunda Birliğin Avrupalı komşularının yeniden güvenini kazanmayı hedeflediği değerlendirmesinde bulundu.

Daha önce de Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin, limanların Rumlar'a açılmaması nedeniyle bir tren kazasına doğru gittiği uyarısını yapmıştı.

HURRIYET 17/07/06

 

AB'ye rapor: Türkiye Kıbrıs'ta haklı

17/07/2006 RADIKAL

AA - BRÜKSEL - Saygın düşünce kuruluşu Avrupa Politik Çalışmalar Merkezi (CEPS), Kıbrıs konusunda Türkiye'ye hak verdi. AB Dönem Başkanı Finlandiya için 'Daha Geniş Avrupa'da Stratejik Konular' raporunu hazırlayan CEPS, AB'nin Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Rumlara açması şartına karşılık Türkiye'nin KKTC'ye tecridin kalkmasını talep etmesini yerinde buldu. Avrupa Komisyonu'nun limanların açılmamasının 'tren kazasına' yol açacağı uyarısına atfen, "Bunlar mantıklı şartlar. Ama Türkiye de mantıklı talepte bulunuyor, KKTC'ye ambargonun kalkmasını istiyor" denildi. Komisyon'un Annan Planı'nın Kuzey'de kabul edilip Güney'de reddedilmesi üzerine tecridi kaldırma sözü hatırlatılırken, Kıbrıslı Türkler de Rum pasaportu taşıyabilmeleri nedeniyle AB vatandaşı sayıldı.

'Ters tepen ve kabul edilemez durum'
AB'nin Kuzey Kıbrıslılara mal, hizmet, sermaye ve kişilerin serbest dolaşımı gibi yükümlülükleri bulunduğunu belirten rapor, Rumların plana 'hayır' demekle kalmayıp tecride son verilmesini engellediği ve tüm hesapların Rumların elinde rehin olduğu saptaması yaparak, "Bu ters tepen ve kabul edilemez bir durum. Daha geniş Avrupa'nın çıkarlarına büyük zarar verdiler. Kuzey de planı kabul ettikten sonra cezalandırıldı" dedi. KKTC'ye tecrit kalkarsa Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanıyabileceğini öngörün CEPS, önerileri Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen'e sözlü olarak da iletti.

Kıbrıs'ta statükonun sürmesi adanın işine geliyor

BM, statükonun sonsuza dek süremeyeceği konusunda Kıbrıs'ı uyarsa da, durumun 32 yıldır olduğu gibi kalması liderleri rahatsız etmiyor

17/07/2006 RADIKAL

Alekos Konstantİnİdİs

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yardımcısı İbrahim Gamberi, Kıbrıs'ta statükonun sonsuza dek sürmesinin kabul edilmez olduğunu söyleyip, liderleri bu durumun tehlikeleri konusunda halklarını bilgilendirmeleri konusunda uyardı. Bu tez, Gamberi'nin Rum lider Tasos Papadopulos ve Türk lider Mehmet Ali Talat'la görüşmesinin ardından okuduğu ortak bildiride de yer aldı. Gamberi'nin, statükonun sürmesinden liderlerimizden daha çok kaygılandığı ortada.
Fakat, geçmişe dönersek mevcut durumun 32 yıldır sürdüğünü görüyoruz. Kıbrıs'taki durumu etkileyen, statükonun dayanıklılığı. Statükonun bunca yıl dayanması tamamen tesadüf değil. Bu, adadaki siyasi ve ekonomik düzenin işine gelen bir durum.

Son 32 yıl en barışçı dönemdi
Bu statüko, dört Rum cumhurbaşkanı ve Annan'ı da sayarsak dört BM Genel Sekreteri eskitti. Bu dayanıklılıktan sonra, Gamberi'nin statükonun sonsuza dek sürmesinin tehlike doğuracağı yönündeki tezinin ikna edici olması zor. Aksine, 32 yıllık statükonun Kıbrıs'ın modern tarihinin en barışçı ve tehlikesiz dönemlerinden biri olduğu iddia edilebilir.
Kıbrıslı Rumların yüzde 76'sı yeniden birleşmeyle ilgili BM planını reddedip statüko lehinde oy verdi. Çünkü, uyum sağladıkları statükodan, ciddi çaba ve kararlılık gerektiren birleşme süreci kadar korkmuyorlar. Elbette vizyon sahibi bir liderlik statükonun sürmesinin tehlikeleri konusunda halka bilgi verebilirdi. Ancak, liderlerimiz işlerine gelen statükonun alaşağı edilmesini istemiyor.
Sonuçta statüko bir şekilde hepimizin işine geliyor, en azından bizi rahatsız etmiyor. Dayanıklılığı da bundan kaynaklanıyor. Halkın, liderliğin tehlikelerini ciddiye almadığı statükonun sonsuza dek sürmesinin zararlarını görmesi de kolay değil.
Bu durum aslında BM'nin de işine geliyor. Çünkü, genel sekreterlik yetkililerine kalıcı ancak sancısız bir meşguliyet sunarak barış gücünün sorun yaşamadan Kıbrıs'ta kalmasına izin veren kansız bir statüko bu... (Rum gazetesi Alithia, 13 Temmuz 2006)

RADIKAL 17/07/06

 

Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geleceği belirsiz

l DOĞRUDAN TİCARET İÇİN ÇALIŞIYORUZ Avrupa Birliği Komisyonu Kıbrıs Türk Çalışma Masası Başkanı Rasbash, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için hazırlanan tüzüklerden biri olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geleceğini belirsiz olduğunu söyledi. Rum tarafının 1 Mayıs 2004'te AB'ye tam üye olmasından dolayı kaynaklanan engeller olduğunu ifade eden Andrew Rasbash, gerekli çalışmaların yasal çerçevede yapıldığını belirtti

 

l "AĞIR BASKI ALTINDAYIZ"... Rasbash, "AB, Rumların Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne uyguladığı engelleri aşmak için ne yapacak?" şeklindeki soruya "Ne yapacağını bilmiyorum. Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geleceği açık değil, belirsiz. Rum tarafının tam üyeliğinden kaynaklanan engeller var. Ağır baskı altındayız. Biz gerekli çalışmaları yasal kurallar altında yapmaya çalışıyoruz" dedi

 

Gizem ÖZGEÇ-Aral MORAL

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Kıbrıs Türk Çalışma Masası Başkanı Andrew Rasbash, Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tam üyeliğinden kaynaklanan engeller olduğunu belirterek, söz konusu tüzüğün geleceğinin belirsiz olduğunu söyledi.

AB Komisyonu'nun 11-13 Temmuz tarihleri arasında, Kıbrıs Türk medya temsilcilerine yönelik düzenlediği 3 günlük program çerçevesinde Kıbrıslı Türk gazeteciler ile görüşen Leopold Maurer'in yerine atanan Rasbash, heyete, çalışmaları hakkında bilgi vererek soruları yanıtladı.

AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik adil davrandığına olan inancını dile getiren Rasbash, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü için çalışmalar yaptığını söyledi.

Andrew Rasbash, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili yasal engellemelerin olduğunu ve bunun aşılması için çaba sarf ettiklerini kaydetti.

Rasbash ayrıca, Kuzey Kıbrıs'a yapılacak projelerde, kullanılacak mülkiyetin ilk sahibinin Rum olması durumunda, gerekli yatırımlar yapılmadan önce, ilk sahibine danışacaklarını ifade ederek, mülkiyet haklarına saygılı olacaklarını söyledi.

"Umarım..."

Her iki tüzüğün de Kıbrıslı Türklerin ekonomisinin güçlendirilmesi ve adanın yeniden birleştirilmesine katkı koyması için hazırlandığını önemle vurgulayan Andrew Rasbash, "Umarım Doğrudan Ticaret Tüzüğü de AB Konseyi'nden geçer" diye konuştu.

Rasbash, "AB, Rumların Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne uyguladığı engelleri aşmak için ne yapacak?" şeklinde bir soruya yönelik ise "Ne yapacağını bilmiyorum. Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geleceği açık değil, belirsiz. Rum tarafının tam üyeliğinden kaynaklanan engeller var. Ağır baskı altındayız. Biz gerekli çalışmaları yasal kurallar altında yapmaya çalışıyoruz" cevabını verdi.

"Papadopulos'la başa çıkmak çok zor"

Bir başka soruya karşılık olarak, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik adil davrandığına olan inancını dile getiren Rasbash, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü için çalışmalar yaparak adımlar atıldığını söyledi.

"Umarım Doğrudan Ticaret Tüzüğü de konseyden geçer" şeklinde konuşmasını sürdüren Andrew Rasbash, söz konusu tüzükle ilgili yasal engellemelerin olduğunu ve bunun aşılması için çaba sarf edildiğine dikkat çekti.

Andrew Rasbash ayrıca, tüzüğün geleceğinin belirsiz olduğu gibi, herhangi bir zaman kısıtlamasının da olmadığını kaydederek, bu konuda Rum yönetimi lideri Papadopulos ile başa çıkmanın çok zor olduğunu vurguladı.

"Bütün tartışmalar Mağusa Limanı üzerine odaklandı"

Rasbash, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne göre, Kıbrıs Türk mallarının hangi limandan gönderileceği gibi bir dayatmanın söz konusu olamayacağının altını çizdi.

"Ticaretin hangi limanlardan olacağı ana konu değil" diye konuşan Andrew Rasbash, esas konunun Mağusa Limanı'nın açılması olduğunu belirtti.

Kıbrıs Türk işadamlarının, mallarını ister Güney isterse de Kuzey'deki bir limanı kullanarak gönderebileceğini ifade eden Rasbash, "Bu konu iş adamlarının kendi isteğine kalmıştır. Şu anda bütün tartışmalar, Mağusa Limanı üzerine odaklanmıştır. Bu konuda tartışmalar devam ediyor" şeklinde konuştu.

Andrew Rasbash ayrıca, Ercan Havalimanı'nın, Mağusa Limanı gibi bir liman olmasına karşın, henüz ticarete açılamayacağını da söyledi.

"Mali Yardım Tüzüğü yegânedir"

AB'nin 1 Mayıs 2004 tarihinde, Kıbrıslı Türklere verdiği sözü tutmak, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması ve adanın yeniden birleşmesine katkı koymak için Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerinin yürürlüğe girmesine karar verdiğini hatırlatan Andrew Rasbash, iki tüzüğün birbirinden ayrılmasından sonra oylanan Mali Yardım Tüzüğü'nün yegâne olduğunu ve bir benzerinin daha bulunmadığını ifade etti.

Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylandığını ve hayata geçeceğini söyleyen Rasbash, tüzüğün çalışıp çalışmayacağı sorusuna yönelik ise "Çalışacak. Üye ülkelerin üzerimizde büyük baskısı var" yanıtını verdi.

"Projelerin yapımında mülkiyet haklarına saygılı olmalıyız"

Rasbash, su temini ve israfı gibi çevresel konularda AB standartlarının yakalanması için altyapının hazır hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.

Çevresel faktörlerin çok önemli olduğunun üzerinde duran Rasbash, çevre için yapılacakların, adanın geleceği ve birleşmesi için olduğunu kaydetti.

Rasbash, örnek olarak gösterdiği Dikmen çöplüğünde hazırlanacak bir proje ile inşa edilecek tesisin kurulması durumunda, mülkün ilk sahibinin de göz önünde bulundurulacağını söyledi. Rasbash, mülkün ilk sahibinin Rum olması durumunda ise kişisel mülkiyet haklarının da korunacağını vurgulayarak "Mülkiyet haklarına da saygılı olmalıyız" dedi.

Rasbash ayrıca, önemli olan konunun, Kuzey Kıbrıs alt yapısının, AB standartlarına yüzde yüz olmasa da, güvenilir oranda iyileştirilmesi ve projelerin hazırlanması olduğunu kaydetti.

"AB, Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı konusunda kararsız"

Rasbash, Ankara Ek Protokolü çerçevesinde, Türkiye'nin yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülüklere dikkat çekerek, Türkiye'nin tüm üye ülkelere limanlarını açması konusunda söz verdiğini söyledi.

Ek protokolün Türkiye'ye getirdiği yükümlülüklerin, Olli Rehn'in dediği gibi, AB yolunda bir 'tren kazası'na yol açabilecek kadar önemli bir konu olduğunun altını çizen Andrew Rasbash, "AB, Türkiye'nin birlik süreci kararı için yol sonunu bekleyecek ve üye ülkeler ile bunu tartışacak" dedi.

Türkiye'nin kısa bir süre önce açıkladığı 10 maddelik eylem planına AB yetkililerinin bakış açısının sorulması üzerine Rasbash, "Kararsız" yanıtı verdi.

"Türkçenin resmi dil olması müzakerelerde konuşulmadı"

Andrew Rasbash, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' Anayasası'na göre, devletin resmi dilinin Rumca ve Türkçe olduğu ve neden Türkçenin AB'nin resmi dili olmadığı yönündeki bir başka soruya ise, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin böyle bir talepte bulunmadığını belirtti.

Rasbash sözlerini tamamlarken, müzakereler esnasında bu konunun konuşulmadığının altını çizdi.

AB ofisi

Andrew Rasbash, Kuzey Kıbrıs'ta açılacak AB Ofisi'nin bu ay sonu faaliyete geçeceğini ifade etti.

Ofiste 20 kişinin çalıştırılacağını kaydeden Rasbash, kuzeydeki ofisin yerel destek ofisi olarak da kullanılacağını söyledi.

Kiprianu yüzü asık geldi

Heyet, programın içeriği gereği, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin AB Komisyonunun 25 üyesinden biri olan Markos Kiprianu ile de görüşme yaptı.

Kiprianu'nun, heyetle yapacağı toplantıya geldiği sırada, yüzünün asık olması ise dikkatlerden kaçmadı.

Kiprianu'nun program içeriği gereği heyete "sağlık ve tüketicinin korunması" konusunda bilgi vermesi beklenirken, tamamen farklı konulardan bahsetmesi, gazeteciler arasında şaşkınlığa yol açtı.

Özellikle Kıbrıs sorunu hakkındaki sorulara kaçamak cevaplar vermeyi yeğleyen Kiprianu, BM Genel Sekreteri'nin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari'nin adaya yaptığı ziyareti konusundaki bir soruya da, "Çözüme yardımcı olacak her türlü girişimin yapılması iyi" diye konuştu.

Özdemir: Papadopulos'un tutumu adayı bölecek

Gazeteciler, Markos Kiprianu ile gerçekleştirilen görüşmenin ardından, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Milletvekili ve Yüksek Temas Grubu Üyesi Cem Özdemir ile de görüştü.

Gazeteciler ile sohbet havasında gerçekleştirdiği görüşmelerde ilginç açıklamalarda da bulunan Özdemir, Rauf Denktaş'ın baştan beri savunduğu iki ayrı devlet politikasının günün birinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tutumundan dolayı gerçekleşeceğini" söyledi.

Kıbrıs'ta mevcut durumun iyi olmadığını vurgulayan Özdemir, "Ada birleşmezse ne olacak. AB ve BM'nin vereceği cevap şu: 'Ya iki toplumlu iki kesimli bir devlet, bu olmazsa iyi komşu, iyi dost ilişkileri" diye konuştu.

"Türkiye'nin AB yolunu tıkamak büyük bir sorumluluk"

Cem Özdemir, Türkiye'nin, limanlarını Rum Yönetimi'ne açması karşılığında Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hem Ercan hem de Mağusa Limanı'nı kapsayacak şekilde hayata geçirilmesini istediğini belirtti.

Papadopulos'un Kıbrıs'la ilgili sorunlardan dolayı Türkiye'nin AB müzakere sürecini tıkayıp tıkayamayacağının sorulması üzerine ise Özdemir, "Papadopulos bunu göze alır mı? Kitaplara bu şekilde yazılmak ister mi? Bu büyük bir sorumluluk. Sanmıyorum. Yunanistan'ın politik çıkarı, Türkiye'nin AB'ye girmesi doğrultusundadır. Aksi Yunanistan için büyük bir felaket olur" dedi.

"Temaslar üyeler üzerinde etkili oldu"

Eylül sonu veya ekim başında Yüksek Temas Grubu üyelerinin Kuzey Kıbrıs'a yeniden geleceğini de açıklayan Özdemir Kuzey Kıbrıs'ta özellikle öğrenciler, sivil toplum örgütü temsilcileri ve işadamlarıyla görüşeceklerini söyledi. Üniversite ziyaretlerine önem verdiklerini belirten Özdemir, KKTC'ye son gelişlerinde DAÜ'de öğrencilerle yaptıkları görüşmenin grup üzerinde büyük etkisi olduğunu kaydetti.

"Türkiye'nin AB sürecinde bir sertleşme olacak"

Türkiye'nin Rum Yönetimi'ne limanlarını ve havaalanlarını açmaması nedeniyle AB sürecinde bir sertleşme olacağını, fakat arayışların süreceğini vurgulayan Özdemir, "Annan Planı başarılı olmuş olsaydı, Türkiye'deki reform süreci de daha dinamik ve sancısız geçecekti. Mevcut durum, sertlik ve soru işaretleri getiriyor, bu da AB'ye karşı güvensizlik doğuruyor" diye konuştu.

"Mal mülk konusunda tek yöntem tazminat"

KKTC'de kurulan Mal Tazmin Komisyonu'yla ilgili bir soruyu yanıtlarken Özdemir, adada mal-mülk sorununun önemine dikkat çekti ve "Rumlar, Türk Yönetimi'ndeki tarafta yaşamak ister mi? Çoğunun 'hayır' diyeceğini düşünüyorum. Tek yöntem tazminat. Zamanında Denktaş bunu önermişti. Tek yol bu" dedi.

Mal-mülk sorunuyla ilgili AİHM'de açılan davaların devam etmesinin durumu sertleştireceğini de dile getiren Özdemir, mal-mülk konusunun hukuki, insani ve siyasi olmak üzere üç boyutu olduğunu ve bunların birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin ödediği cezalara bir çözüm bulunması gerektiğini de kaydeden Özdemir, bu konuyla ilgili formülün Annan Planı'nda bulunduğunu, ancak Rumların bundan tatmin olmadığını belirtti.

KIBRIS 17/07/06

 

Bryza Kıbrıs'ta yarın Talat'la görüşecek

Bugün Güney Kıbrıs'ta, yarın da KKTC'de temaslarda bulunacak olan Bryza, saat 09.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak görüşmenin ardından Bryza saat 10.45'de Başbakan Ferdi Sabit Soyer, saat 11.50'de de Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile makamlarında görüşecek

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, Kıbrıs konusunda başlattığı bölge ziyareti çerçevesinde Yunanistan'daki temaslarını tamlayarak dün sabah Kıbrıs'a geldi.

Matthew Bryza, bugün Güney Kıbrıs'ta, yarın da KKTC'de temaslarda bulunacak.

Bryza, yarın saat 09.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak görüşmenin ardından Bryza saat 10.45'de Başbakan Ferdi Sabit Soyer, saat 11.50'de de Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile makamlarında görüşecek.

Bryza, Güney Kıbrıs'ta ise Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades'le bir araya gelecek.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ise Bryza ile görüşmeyeceğini açıklamıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, yarın saat 16.30'da ara bölgedeki Fulbright Merkezi'nde basın toplantısı düzenlemesinin ardından adadan ayrılacak.

Rb01

Rum basınında yazılanlar

Bu arada Güney Kıbrıs'taki gazeteler, dün adaya gelen ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthiew Bryza'yla ilgili yorumsal haberler yayımladılar.

FİLELEFTHEROS, Bryza'nın bu dönemde adaya gelmesinin esas nedeninin, ABD'nin dış politikası çerçevesinde Türkiye'nin AB perspektifine destek vermek ve Kıbrıs sorunu nedeniyle ekimde Türkiye-AB ilişkilerinde muhtemel bir krizi önlemek olduğunu iddia etti.

Gazete, Bryza'nın bölgeye ziyaretinin Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ABD'ye ziyaretinden hemen sonra gerçekleştirilecek olmasına da dikkat çekti.

Gazete, Bryza'nın bu dönemde bölgeye ziyarette bulunmak istemesi ve Ankara-Atina-Kıbrıs üçgeninde ne aradığına ilişkin her yerde soru işaretleri bulunduğunu savundu ve ABD'nin Rum Yönetimi'nin düzeyini düşürme, KKTC'nin düzeyini ise yükseltme çabalarına atıfta bulundu.

POLİTİS ise, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Bryza'yla görüşmeyeceğine ilişkin açıklamasını değerlendirdi.

Gazete, Bryza'nın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret edecek olması nedeniyle Papadopulos'un Bryza'yı kabul etmeyeceğine ilişkin açıklamasının yersiz olduğunu yazdı. Gazete, Bryza'nın muadili Rus Müsteşar Yardımcısı Leonit Abramov'un mayıs ayında Talat'ı makamında ziyaret etmesine karşın Papadopulos'un bu bürokratla görüştüğüne dikkat çekti. Gazete, Papadopulos'un Abramov'la görüşmesinin gizli tutulduğuna da işaret etti.

Haberde, Papadopulos'un Amerikalılar ve İngilizlerle görüşmek istememesinin esas nedeninin, "Kıbrıs konusunda hiçbir girişim üstlenilmesini istememesinden" kaynaklandığı da vurgulandı.

SİMERİNİ de, Bryza'nın "Türk dostu" olduğunu, bu nedenle Kıbrıs konusunda arabulucu olarak güvenilir bir kişi olmadığını yazdı.

Bryza'yı "Türk görüşlerinin avukatlığını yapan, faaliyetleri sorgulanması gereken, Türk kökenli araştırmacı Zeyno Baran'la mesleki ve kişisel ilişkileri bulunan bir kişi" olarak niteleyen gazete, Araştırmacı Zeyno Baran'la ilgili yorumlara da yer verdi.

Bryza ile yakın işbirliği bulunan Baran'ın Nikson Araştırma Merkezi'nde Uluslararası Güvenlik ve Enerji Programı yetkilisi olarak 3 Haziran 2003'te basına kapalı bir toplantı düzenlediğini yazan gazete, bu toplantıya Türkiye'nin eski dışişleri bakanlarından İlter Türkmen, Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi Dışpolitika Müdürü Steven Rose, Ankara Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Soli Özel, Gazeteci Apokis, Güneydoğu Avrupa Konuları Müdürü Henkel ve Bryza'nın katıldığını kaydetti.

Kasulidis'ten Papadopulos'a tepki

Öte yandan DİSİ AP Milletvekili İoannis Kasulidis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthiew Bryza ile görüşmemesini anlayamadığını söyledi.

ALİTHİA, DİSİ AP Milletvekili İoannis Kasulidis ile yapılan bir söyleşiye yer verdi.

Kasulidis, Rum Lider Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Talat'ın BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin nezdinde buluşmalarının tek olumlu yanının, iki liderin bir hafta içerisinde 3 kez bir araya gelmeleri ve gelecekte de siyasi düzeyde bir araya gelme taahhüdünde bulunmaları olduğunu belirtirken, teknik komitelerin çok fazla bir sonuç getirmeyeceği görüşünü savundu.

Kasulidis, "Teknik komitelerin çok fazla sonuç getirmeyeceğini şahsen tekrar tekrar söyledim. Ancak elbette ki hiçbir şey olmamasından iyidir. Sonuç getirmelerini dilerim. Ancak teknik komiteler süreci Türkiye'nin AB sürecine ilişkin yükümlülüklerinden ayrı tutulmalıdır" şeklinde konuştu.

Bryza'nın Kıbrıs ziyaretine ve Papadopulos'un Bryza ile görüşmeyecek olmasına da değinen Kasulidis, "Bu tip şeyleri anlamıyorum ve bu tür tavırlarla hemfikir olmadığımı vurgulamak isterim. Sanıyorum Papadopulos'un ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey bir yetkilisi ile görüşmesi ne değerini düşürmek, ne de kötü bir şey anlamına gelmektedir" şeklinde konuştu.

Kasulidis, Maraş konusunun doğrudan ticaret tüzüğü ile ilişkilendirilebileceğini ve AB tarafından bu yönde bir karar mevcutken bu konunun AB nezdinden çıkarılarak teknik komitelerin eline bırakılmasının büyük bir kayıp olacağını da kaydetti.

 

KIBRIS 17/07/06

 

ABD'li Bryza Ada'da çözüm arayacak


18 Temmuz, 2006 00:05:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs konusunda temaslarda bulunmak üzere dün Güney Kıbrıs'a gelen ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığı'nda üst düzey yetkili Matthew Bryza, bugün KKTC'ye geçecek.

Bryza, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile görüşecek.
 
Rum kesiminde bugün temaslarda bulunan Bryza, Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos ve Kıbrıs Dairesi Müdürü Erato Markulli ile Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile ayrı ayrı görüştü.
 
Hristofyas, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Bryza'yı, 'Kıbrıs sorununun özüne ilişkin' bilgilendirme fırsatı bulduğunu söyledi.
 
DİSİ Genel Başkanı Anastasidis de, görüşmeden memnuniyet duyduğunu ifade ederek, Bryza'nın görüşmede, ABD'nin iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde bir çözüme onay vermemesinin söz konusu olmadığını belirttiğini aktardı.
 
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununa ilişkin görüşlerini anlattığını kaydeden Anastasiadis, Rum tarafının çeşitli ülkelerin yetkilileriyle temaslarda bulunarak Kıbrıs sorununda yardımlarını talep etmesi ve Türkiye'yi etkileyebilecek olan ABD ile de temasların artırılması gerektiğini söyledi.
 
Rum basınından Bryza'ya tepki
 
Bu arada, Rum gazeteleri de Bryza'ya yönelik eleştiriler yer aldı. Bryza'nın Türkiye - AB ilişkilerini ilgilendiren konular için Ada'ya geldiğini savunan gazeteler, ABD'li bürokratın 'güvenilir bir arabulucu olmadığını' savundu.
 
Fileleftheros gazetesi, 'Bryza'nın sonbaharda Türkiye - AB ilişkilerinde muhtemel bir krizi önlemek ve Ankara'nın Kıbrıs ile ilgili tutumunun AB perspektifinden ayrılmasını sağlamak hedefiyle Kıbrıs'ı ziyaret ettiği' yorumunu yaptı.
 
Bryza'nın biyografisine de yer veren Rum basını, ABD'ye göç eden Yahudi kökenli Polonyalı bir aileden gelen ABD'li bürokratın, bir Türk kızıyla evli olduğunu ve dört dil bildiğini yazdı.
 
Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu.
Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:
 

·  Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 

·  Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler Dizisi'nin tam metni şöyle:
 
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme bağlılık. 
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz sonuçlar doğuracağının kabulü. 
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması, aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı çözüme katkıda bulunacaktır. 
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son vermelidir.''  
 
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
 
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24 nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya gelmemişti.
 
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
 
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
 
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.

 

Orams çiftinin davasının görülmesine bugün başlanıyor

KARAR 20 TEMMUZ PERŞEMBE GÜNÜ... Geçen yılın son günlerinde Apostolidi'nin davayı İngiltere'ye taşıma girişimine itiraz eden Chreie Blair'in başkanlığındaki avukatlar, Orams çiftinin KKTC'deki mülkleri yerine İngiltere'deki mallarına el konulması girişimine engel olmaya çalışacak. Davanın üç gün sürmesi ve mahkeme heyetinin kararını 20 Temmuz Perşembe günü açıklaması bekleniyor

l HUKUKA VE KKTC HÜKÜMETİNE GÜVENİYORUZ... Orams çifti, avukatlarının İngiliz Yüksek Mahkemesi nezdinde yaptıkları itiraz sırasında, ''hukuka ve KKTC hükümetine güvendiklerini'' söylemişti. ''İngiliz Yüksek Mahkemesinden adalet çıkacağına sonsuz inancımız var'' diyen çift, Kıbrıs'ta siyasi bir mesele haline getirilen konunun

İngiltere'de hukuk çerçevesinde ve sağduyulu olarak ele anılacağından emin olduklarını belirtmişti

 

KKTC'deki arazileri üzerine ev yaptırdıkları gerekçesiyle Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi tarafından İngiliz Elizabeth ve David Orams çifti aleyhine Kıbrıs Rum kesiminde açılan ve İngiliz Yüksek Mahkemesi'ne taşınan davanın görülmesine bugün başlanıyor.

Orams çiftini Yüksek Mahkemede İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair ile Kıbrıslı Türk avukat Hasan Vahib temsil edecek.

Geçen yılın son günlerinde Apostolidi'nin davayı İngiltere'ye taşıma girişimine itiraz eden Chreie Blair'in başkanlığındaki avukatlar, Orams çiftinin KKTC'deki mülkleri yerine İngiltere'deki mallarına el konulması girişimine engel olmaya çalışacak.

Davanın üç gün sürmesi ve mahkeme heyetinin kararını 20 Temmuz Perşembe günü açıklaması bekleniyor.

"Hukuka ve KKTC

hükümetine güveniyoruz''

Elizabeth ve David Orams çifti, avukatlarının İngiliz Yüksek Mahkemesi nezdinde yaptıkları itiraz sırasında, ''hukuka ve KKTC hükümetine güvendiklerini'' söylemişti.

''İngiliz Yüksek Mahkemesinden adalet çıkacağına sonsuz inancımız var'' diyen çift, Kıbrıs'ta siyasi bir mesele haline getirilen konunun İngiltere'de hukuk çerçevesinde ve sağduyulu olarak ele anılacağından emin olduklarını belirtmişti.

Orams, Cherie Blair'in davayı üstlenmesinden dolayı büyük memnuniyet duydukları bildirmişler ve kendisini AB uzmanı bir avukat ve güvenilir bir hukukçu olarak nitelemişlerdi.

KKTC'yi ve Kıbrıslı Türkleri çok sevdiklerini, Adada pek çok dostları olduğunu kaydeden çift, KKTC hükümetine sonsuz güven duyduklarını ve hukuk mücadelesini sadece kendileri adına değil, KKTC'de mülk sahibi olan diğer İngilizler adına da sürdürdüklerini belirtmişti. Elizabeth Orams, ''Ömrümüz boyunca orada yaşamak istiyoruz'' diye konuşmuştu.

Lahey'e gitmeli

Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi'nin açtığı ve Orams çiftinin İngiltere'deki mallarına el konulması talebiyle İngiliz Yüksek Mahkemesine yaptığı başvuru üzerine İngiltere'ye taşınan davayı Cherie Blair ile birlikte üstlenen avukat Hasan Vahib ise İngiliz Yüksek Mahkemesinin Kıbrıs'ta devam eden davanın sonuçlanması yönünde karar verebileceğini ya da davayı Lahey'e gönderebileceğini belirtmişti.

Vahib, tercihlerinin davanın Lahey'de ele alınması yönünde olduğunu bildirmişti.

Meletiu Apostolidi isimli Rum vatandaşı, KKTC'nin Girne ilçesine bağlı Lapta bölgesinde 1974'ten önce sahibi olduğu mülke ev inşa ettikleri gerekçesiyle İngiliz Elizabeth ve David Orams aleyhine, Kıbrıs Rum kesiminde dava açmıştı.

Rum mahkemesi, İngiliz çiftin evi boşaltarak iade etmesi ve tazminat ödemesi yönünde karar almıştı. İngiliz çiftin, Rum mahkemesinin verdiği kararı yerine getirmesi ve gerekirse çiftin oradaki malına haciz konulması amacıyla İngiltere'de de dava açılmış ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Blair, Orams çiftinin savunmasını üstlenmişti.

KIBRIS 18/07/06

 

Erdoğan Kıbrıs’a gidiyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak bugün KKTC’ye gidecek.

 

NTV

Güncelleme: 01:19 TSİ 19 Temmuz 2006 Çarşamba

ANKARA - 20 Temmuz törenlerine katılacak Başbakan Erdoğan, temasları çerçevesinde KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşecek.

Erdoğan 3 günlük ziyaretin ardından 21 Temmuz’ta Türkiye’ye dönecek. Erdoğan, KKTC gezisi sırasında, İsviçre’de BM gözetiminde yapılan son Kıbrıs görüşmelerinin kilit unsurlarından birini oluşturan Karpaz bölgesine de gidecek.

İsviçre görüşmelerinde üzerinde uzun pazarlıklar yapılan Karpaz bölgesi, özellikle Rum tarafı için stratejik önem taşıyor.

 

Kıbrıs’ta yok edilen kültürel miras

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY), topraklarındaki Türk ve Osmanlı kültürel mirası 16 cami, 1 hamam, 2 çeşme ve 1 tekke-türbeyi yok ettiği belirlendi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 22:50 TSİ 18 Temmuz 2006 Salı

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanlığı Siyasal ve Kültürel Araştırmalar Danışmanı Ahmet Okan, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca ile düzenlediği basın toplantısında, KKTC Cumhurbaşkanlığının Güney Kıbrıs’taki Osmanlı ve Türk kültür varlıklarının durumuna ilişkin araştırması hakkında bilgi verdi.

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanlığı Siyasal ve Kültürel Araştırmalar Danışmanı Ahmet Okan, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca ile düzenlediği basın toplantısında, KKTC Cumhurbaşkanlığının Güney Kıbrıs’taki Osmanlı ve Türk kültür varlıklarının durumuna ilişkin araştırması hakkında bilgi verdi.

Okan’ın verdiği bilgiye göre, mezarlıkların büyük bölümü tarım arazisi olarak kullanılıyor. Eski eser kapsamına giren hamamlar ise ya yok edildi ya da çok kötü durumda bulunuyor.

KKTC Cumhurbaşkanlığının Güney Kıbrıs’taki 140 yerleşim biriminde yaptığı araştırmaya göre, ziyaret edilen toplam 102 caminin 16’sı artık yok. Camilerin 14’ü kötü durumda, 47’si ise bakımsızlıktan dökülüyor. Durumu iyi bulunan camilerin sayısı sadece 25. Tespit edilen 148 mezarlığın sadece 3’ü iyi durumda bulunurken, mezarlıkların 43’ünün yok edildiği, 93’ünün çok kötü durumda olduğu belirtildi.

Söz konusu yerleşim birimlerindeki 5 hamamın 1’i yok edildi, 3’ünün kötü durumda olduğu görüldü. 4 çeşmenin 2’si yok edilirken 1’inin durumu çok kötü olarak nitelendirildi. 4 tekke ve türbenin 1’i yok edildi, 1’i bakımsız, 2’si kötü durumda.

Güney Lefkoşa’daki 16 ilkokulun sadece 4’ü, Limasol’daki 22 ilkokulun 12’si, Baf’taki 40 ilkokulun 13’ü, Larnaka’daki 23 ilkokulun 13’ü iyi durumda.

Türk evlerinin durumu ise daha da feci olarak nitelendirildi. Lefkoşa’da 5, Baf’ta 20 ve Larnaka’da sadece 1 evin durumu iyi tespit edildi. İyi durumda Türk evi bulunmayan Limasol’daki 28 evin 5’i yok edildi, 23’ü bakımsız.

Okan, Güney Kıbrıs’taki Osmanlı ve Türk varlığının araştırıldığı projenin yaklaşık bir yılda tamamlandığını kaydetti. Araştırma çerçevesinde 140 yerleşim birimindeki okullar, hanlar, hamamlar, kemerler, cami, medrese, çeşme ve diğer kültürel varlıkların durumununtespit edildiğini belirten Okan, sonuçların hem içte, hem de dünyada anlatılması için bir proje hazırladıklarını belirtti.

Ahmet Okan, bu çalışmalar çerçevesinde Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Kültürel Mirası Değerlendirme Komisyonu oluşturulduğunu ve ilgili bakanlıkların temsilcilerinin yer aldığı komisyonun belirli aralıklarla toplantılar yapacağını söyledi.

“SİYASAL FAYDA ELDE ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Okan, araştırmanın, Rum yönetiminin kültürel miras üzerinden siyasal bir fayda etmeye çalışmasından duyulan rahatsızlıktan dolayı yapıldığını ve amacın gerçekleri ortaya koymak olduğunu kaydetti.

Rumların çeşitli şekillerde Kuzey Kıbrıs’taki kültürel mirasın yokedildiğine dair yayınlar yaptığına işaret eden Okan, iyi durumda olan ve Rumların ibadetine açılan St. Mamas Kilisesinin eski görüntülerini yayınlayarak yalana dayalı propaganda yapıldığını belirtti.

Okan, “Türklerin işgali altında bakımsız” olduğu söylenen Dipkarpaz’daki Apostolos Andreas Manastırının restorasyonu için BM destekli iki toplumlu bir proje başlatıldığını, ancak Rumların kendi içindeki papaz-mimar çatışması yüzünden çalışmaların yarım kaldığını hatırlattı.

SÖZCÜ ERÇAKICA
Konuyla ilgili olarak bir değerlendirme yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca da, Kıbrıs’ta uzun yıllardan beri devam eden çatışmaların tarihi ve kültürel mirasa verdiği ciddi zararın inkar edilemez olduğunu söyledi.

Erçakıca, Kıbrıslı Rumlara ve Hıristiyanlığa ait kültürel mirasın yanı sıra Kıbrıslı Türklere ve Müslümanlığa ait tarihi ve kültürel mirasın da zarar gördüğünü kaydetti.

Bu zararın önüne geçebilmek için karşılıklı işbirliğinin şart olduğunu belirten Erçakıca, Türk tarafının her türlü yardımı yapmaya hazır olduğunu ifade etti.

Avrupa Parlamentosunun Kuzey Kıbrıs’taki Hıristiyan mirasının tahrip edildiğine ilişkin yayınladığı deklarasyona da değinen Erçakıca, deklarasyonun, Güney Kıbrıs’ın AB organlarında tek yanlı olarak yer almasının sakıncalarını bir kere daha ortaya koyduğunu belirtti.

 

Erdoğan bugün KKTC'ye gidiyor


19 Temmuz, 2006 00:08:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün Kıbrıs Türk Barış Harekatı'nın 32'nci yıldönümü törenlerine katılmak üzere Lefkoşa'ya gidiyor. Başbakan Erdoğan'a 6 bakan ve 14 milletvekili eşlik edecek.

Erdoğan'ın KKTC ziyaretine Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Devlet Bakanları Ali Babacan ile Kürşat Tüzmen, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da katılıyor.
 
Heyette ayrıca Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'ın yanı sıra 14 milletvekili de var. Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs sorununda atılacak adımları teknik düzeyde ele alacak.
 
Erdoğan, siyasi parti liderlerinin yanı sıra eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de görüşecek.
 
Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu.
Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:

·  Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 

·  Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek.  
 
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.

 

Gül, İngiltere'den destek istedi


18 Temmuz, 2006 19:22:00 (TSİ) CNN TURK

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Londra'da İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ile bir araya geldi. Gül, Kuzey Irak'taki PKK varlığının sona erdirilmesi için İngiltere'nin de desteğini istedi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Beckett ile görüşmesinden sonra kısa bir açıklama yapan Bakan Gül, Beckett ile Türkiye'nin AB üyelik süreci, Ortadoğu'daki son durum ve Kıbrıs konularını görüştüklerini söyledi.
 
Bakan Gül, CNN TÜRK'ün, 'Kuzey Irak'ta sınır ötesi bir operasyon gündeme geldi mi?' sorusunu, "evet PKK konusunu da görüştük. Maalesef Kuzey Irak, Irak hükümeti tarafından kontrol edilemiyor ve PKK Kuzey Irak'ı güvenli bir sığınma yeri olarak kullanıyor. Bu konuda işbirliği yapılması gerektiğini konuştuk" sözleriyle yanıtladı.
 
Dışişleri Bakanı Gül, "Türkiye kendi güvenliği söz konusu olduğunda uluslararası hukukun verdiği bütün haklarını kullanır. Şüphesiz ki Türkiye'nin bir hakkı daha vardır. Bu da komşularından ve müttefiklerinden terörle mücadelede çok daha anlamlı bir işbirliği beklemektir" dedi.
 
Türkiye'nin bütün Irak'a ve özellikle de Kuzey Irak'a daha çok yardım yapmasının önündeki en büyük engelin PKK terör örgütü olduğunu belirten Bakan Gül, "Kuzey Irak'taki halkın şunu unutmaması gerekir ki, en zor zamanlarında onlara Türkiye sahip çıktı'' dedi.
 
Kuzey Irak'taki boşluktan söz edildiğinde özellikle Kürtlerin bundan düşmanlık duygusu algılamaması gerektiğini belirten Gül, ''Irak'taki terör örgütünün yok edilmesi için herkesin işbirliği içinde olması gerekir'' diye konuştu.
 
Ortadoğu'da tırmanan şiddet
 
Dışişleri Bakanı Gül, Ortadoğu'da ateş sürdükçe sadece insanların ölmediğini, çok daha tehlikeli olanın bütün insanların kalbinin kaybedilmekte olduğunu söyledi.
 
Beckett ile görüşmesinde, Türkiye'nin Ortadoğu'da bir an önce ateşkesin sağlanması yönündeki görüşünü bir kez daha vurguladığını kaydeden Gül, Türkiye'nin konularına en çok müzahir olan ülkelerden birinin İngiltere olduğunu bir kez daha görmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.
 
Ortadoğu'da bugünkü durumun Türkiye için sürpriz olmadığını, bu konuya üç ay önceden bütün dünyanın dikkatini çekmeye çalıştıklarını kaydeden Gül, olay başlar başlamaz Türkiye'nin ateşi söndürme gayreti içinde olduğunu ve bunun yeterince takdir edilmediğini Beckett'a söylediğini bildirdi.
 
Gül, ''bugünkü durumda ateşin sadece Filistin ile İsrail arasında değil, daha büyük bölgeyi sarabilecek bir ateş olduğunu söyledim ve bir an önce ateşkesin sağlanması gerektiğini vurguladım'' dedi.
 
Kıbrıs sorunu
 
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda hep yapıcı olduğunu kaydeden Gül, ''ama dünyada hiç kimsenin ne Kıbrıs Türklerine, ne de Türkiye'ye karşı söyleyecek tek bir kelimesi yoktur. Bunu çok açık şekilde İngilizlerle de bir kez daha paylaştık. Zaten onlar da bunu biliyor'' dedi.
 
Türkiye'nin diğer yandan AB sürecindeki sorumlulukları çerçevesinde reform sürecini yürüttüğünü, AB müktesebatını uyguladığını ve halklar arasındaki diyalogun geliştirilmesi yönünde çaba sarf ettiğini belirten Gül, ''Türkiye olarak sorumluluğumuzu çok iyi biliyoruz. Yaptıklarımızı Türk halkı için yapıyoruz ve bundan da gurur duyuyoruz, Türk halkı da süreçten gurur duyuyor ve sürece destek veriyor" diye konuştu.
 
Gül, Türk hükümeti olarak KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından ortaya konulan çabalara tam destek verdiklerini de ifade etti.
 
Avam Kamarası'nda KKTC ve Türk Dostluk Grubu mensubu milletvekilleriyle bugün bir araya geldiğini, onların dile getirdikleri görüşlerin kendisini çok mutlu ettiğini anlatan Gül, ''benim söyleyeceklerimi onların ağzından duymak, İngiltere gibi önemli bir ülkenin milletvekillerinin bu görüşleri dile getirmesi beni gerçekten çok sevindirdi'' dedi.

 

ABD'li Bryza Ada'da tarafları dinledi


18 Temmuz, 2006 15:20:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs konusunda temaslarda bulunmak üzere dün Güney Kıbrıs'a gelen ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığı'nda üst düzey yetkili Matthew Bryza, bugün KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüştü.

Görüşmede yeni bir öneri ya da girişim gündeme gelmedi.
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, 'bilgi edinme ziyareti' niteliğindeki görüşmede, son zamanlarda yeniden hareketlenen çözüm bulma ve ilişkilerin iyileştirilmesi çabaları ele alındı.
 
Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği sonrasındaki gelişmelere de değinilen görüşmede, doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin durumu ele alındı.
 
Görüşmenin beklenenden uzun sürmesinin, Bryza'nın konuya ilgisinden kaynaklandığını bildiren KKTC Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, ''ABD üst düzey yetkilisine tutumumuzu bir kez daha anlatmak memnuniyet verici'' denildi.
 
"Washington çözüm için devrede"
 
Washington yönetiminin Ada'da iki kesimli çözüm için çaba gösterdiğini söyleyen Bryza, Türkiye'nin AB ve Rum kesimi ile görüşmeleri yürütebilmesi için, Gümrük Birliği Ek Protokolünü Kıbrıs Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletmesi gerektiğini belirtti.
 
ABD'li yetkili, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Ada'ya ziyaretini de, 'ileriye doğru atılmış olumlu bir adım' olarak nitelendirdi.
 
Mathew Bryza, KKKTC'ye uygulanan izolasyonun hafifletilmesi gerektiğini belirterek, bu konudaki girişimlerin teknik komiteler arasındaki görüşmelerle eşzamanlı olarak yürütülmesi gerektiğini belirtti.
 
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, ABD'li diplomat Bryza ile ayrı ayrı görüştü.
 
Bryza, yarın sabah Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas ile görüşecek. Lilikas daha önce Brüksel ziyaretini gerekçe göstererek, 'temasta bulunmama' kararı almıştı.
 
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da Bryza ile görüşmeyi reddetmişti. Papadopulos'un ambargosuna, Bryza'nın 'KKTC'nin resmi binalarında' görüşmeler yapacak olması sebep olarak gösterilmişti.

ABD'nin, BM çatısı altında yapılacak her türlü girişime desteklediğini defalarca dile getirdiği belirtiliyor.
 
Dün Rum kesimindeydi
 
Rum kesiminde dün temaslarda bulunan Bryza, Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos ve Kıbrıs Dairesi Müdürü Erato Markulli ile Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile ayrı ayrı görüştü.
 
Hristofyas, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Bryza'yı, 'Kıbrıs sorununun özüne ilişkin' bilgilendirme fırsatı bulduğunu söyledi.
 
DİSİ Genel Başkanı Anastasidis de, görüşmeden memnuniyet duyduğunu ifade ederek, Bryza'nın görüşmede, ABD'nin iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde bir çözüme onay vermemesinin söz konusu olmadığını belirttiğini aktardı.
 
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununa ilişkin görüşlerini anlattığını kaydeden Anastasiadis, Rum tarafının çeşitli ülkelerin yetkilileriyle temaslarda bulunarak Kıbrıs sorununda yardımlarını talep etmesi ve Türkiye'yi etkileyebilecek olan ABD ile de temasların artırılması gerektiğini söyledi.
 
Rum basınından Bryza'ya tepki
 
Bu arada, Rum gazeteleri de Bryza'ya yönelik eleştiriler yer aldı. Bryza'nın Türkiye - AB ilişkilerini ilgilendiren konular için Ada'ya geldiğini savunan gazeteler, ABD'li bürokratın 'güvenilir bir arabulucu olmadığını' savundu.
 
Fileleftheros gazetesi, 'Bryza'nın sonbaharda Türkiye - AB ilişkilerinde muhtemel bir krizi önlemek ve Ankara'nın Kıbrıs ile ilgili tutumunun AB perspektifinden ayrılmasını sağlamak hedefiyle Kıbrıs'ı ziyaret ettiği' yorumunu yaptı.
 
Bryza'nın biyografisine de yer veren Rum basını, ABD'ye göç eden Yahudi kökenli Polonyalı bir aileden gelen ABD'li bürokratın, bir Türk kızıyla evli olduğunu ve dört dil bildiğini yazdı.
 
Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu.
Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:

·  Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 

·  Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler Dizisi'nin tam metni şöyle:
 
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme bağlılık. 
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz sonuçlar doğuracağının kabulü. 
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması, aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı çözüme katkıda bulunacaktır. 
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son vermelidir.''  
 
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
 
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24 nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya gelmemişti.
 
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
 
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
 
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.

 

İngiltere'de iki Kürt gruba yasak


18 Temmuz, 2006 10:50:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra

İngiltere hükümeti, yeni Terörle Mücadele Yasası kapsamında dün aldığı bir kararla iki Kürt militan grubu yasakladı.

'Kongra Gel Kürdistan' ve 'KADEK', yasadışı terör örgütü PKK'nın alternatif isimleri oldukları gerekçesiyle yasadışı ilan edildi.
 
İngiltere hükümeti aynı zamanda iki de İslami grubu da yasadışı ilan etti. Ancak Bakanlar Kurulu 'Hizb-ut Tahrir' grubunu yasaklamadı.
 
Ülkede yeni Terörle Mücadele Yasası uyarınca yasaklanan ilk iki İslami örgüt ise 'El-Guraba' ve 'Kurtarılmış' Tarikat oldu.
 
İngiltere İçişleri Bakanı John Reid, bundan böyle bu gruplara üye olan ya da destek veren kişilerin suç işlemiş olacağını söyledi.
 
Ayrıca bu gruplara destek sağlamak amacıyla toplantılar düzenlemek, onlara destek verildiğini simgeleyen giysiler giymek ya da eşyalar taşımak da yasadışı olacak.
 
Dışişleri Bakanı Gül, Londra'da
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, bugün Londra ziyaretine başlıyor. Gül ziyaret çerçevesinde İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ile görüşecek.
 
Gül, ziyaret öncesinde terörle mücadele konusunda mesajlar verdi. Terörle mücadele konusunda gerekli hazırlıkların yapıldığını belirten Bakan Gül, ''içeride ve dışarıda ne gerekiyorsa bunlar muhakkak yapılacaktır'' dedi. 
 
Türkiye'nin terörle mücadele konusundaki beklentilerini ABD ve Irak'ın Ankara Büyükelçilerine aktarıldığını hatırlatan Gül, "bu beklentilere yanıt alınamazsa Türkiye'nin ne yapacağının bellidir, ancak bunların hepsi şimdi açıkça konuşulamaz" ifadesini kullandı.

 

İngiltere'de iki Kürt gruba yasak


18 Temmuz, 2006 10:50:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra

İngiltere hükümeti, yeni Terörle Mücadele Yasası kapsamında dün aldığı bir kararla iki Kürt militan grubu yasakladı.

'Kongra Gel Kürdistan' ve 'KADEK', yasadışı terör örgütü PKK'nın alternatif isimleri oldukları gerekçesiyle yasadışı ilan edildi.
 
İngiltere hükümeti aynı zamanda iki de İslami grubu da yasadışı ilan etti. Ancak Bakanlar Kurulu 'Hizb-ut Tahrir' grubunu yasaklamadı.
 
Ülkede yeni Terörle Mücadele Yasası uyarınca yasaklanan ilk iki İslami örgüt ise 'El-Guraba' ve 'Kurtarılmış' Tarikat oldu.
 
İngiltere İçişleri Bakanı John Reid, bundan böyle bu gruplara üye olan ya da destek veren kişilerin suç işlemiş olacağını söyledi.
 
Ayrıca bu gruplara destek sağlamak amacıyla toplantılar düzenlemek, onlara destek verildiğini simgeleyen giysiler giymek ya da eşyalar taşımak da yasadışı olacak.
 
Dışişleri Bakanı Gül, Londra'da
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, bugün Londra ziyaretine başlıyor. Gül ziyaret çerçevesinde İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ile görüşecek.
 
Gül, ziyaret öncesinde terörle mücadele konusunda mesajlar verdi. Terörle mücadele konusunda gerekli hazırlıkların yapıldığını belirten Bakan Gül, ''içeride ve dışarıda ne gerekiyorsa bunlar muhakkak yapılacaktır'' dedi. 
 
Türkiye'nin terörle mücadele konusundaki beklentilerini ABD ve Irak'ın Ankara Büyükelçilerine aktarıldığını hatırlatan Gül, "bu beklentilere yanıt alınamazsa Türkiye'nin ne yapacağının bellidir, ancak bunların hepsi şimdi açıkça konuşulamaz" ifadesini kullandı.

 

Erdoğan Karpaz’a gidiyor

Hasan TÜFEKÇİ-Ateş YALAZAN / ANKARA



BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı etkinliklerine katılmak için bugün KKTC’ye gidiyor. Üç günlük gezisinin son gününde kritik bir ziyaret de yapacak olan Erdoğan Karpaz’a giderek vatandaşlarla bir araya gelecek ve bir okulun da açılışını yapacak.

İsviçre’nin Burgenstock kasabasında 2004 yılında BM gözetimindeki görüşmelerde en önemli gündem maddelerinden biri olan Karpaz bölgesi, gezinin son gününün önemli bir bölümünü oluşturacak. Zaman zaman görüşmelerin tıkanmasına neden olan Karpaz’da incelemelerde bulunacak olan Erdoğan, daha sonra Dipkarpaz’da vatandaşlarla bir araya gelecek.

HURRIYET 19/07/06

Erdoğan: PKK ile ilgili cevap bekleniyor

Hürriyet İnternet

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, PKK ile mücadele konusunda görüştükleri ABD ve Irak'tan yanıt beklediklerini söyledi. Erdoğan, bu arada PKK'ya karşı mücadele için gerekli adımları atmaya devam ettiklerini bildirdi.

Erdoğan, Kıbrıs barış harekatının 32. yıldönümü dolayısıyla Lefkoşa'ya hareketinden önce Esenboğa Havaalanı'nda açıklamalarda bulundu.

 

Erdoğan, PKK ile mücadele tarzı konusunda ABD'den yapılan açıklamaların hatırlatılması üzerine, bu konuda Bakanlar Kurulu kararının Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek tarafından duyurulduğunu, ayrıca kendisinin de bu yönde açıklamaları olduğunu kaydetti. Erdoğan, bu konuda sürekli açıkma yapmanın "işi sulandıracağını" ifade etti.  

 

PKK ile ilgili orak Irak ve ABD'nin Ankara büyükelçilerinin çağrılarak kendilerine alınan kararlar hakkında bilgi verildiğini belirten Başbakan Erdoğan, verilecek cevabın beklendiğini dile getirdi.

 

PKK'ya karşı hedeflerin belirlendiğini vurgulayan Erdoğan, PKK konusunda hükümetin aldığı kararların gerçekleşmesi için ilgili birimlerin gerekli adımları attığını ve atmaya devam edeceğini söyledi.

 

Erdoğan, PKK'ya karşı mücadele gibi milli bir konuda muhalefet partilerinin verdiği desteğe de teşekkür etti.  

HURRIYET 19/07/06

Türkiye Kıbrıs'ı kullanmamalı

Papadopulos ve Talat, Kıbrıs'ta özlü çözüm için görüşmelere başlamalı. Türkiye'nin de bu süreci AB'yle bağdaştırıp lehine kullanması engellenmeli

19/07/2006 RADIKAL

Papadopulos-Talat görüşmesinin damgasını vurduğu gelişmelerin önemi ileride belli olacak. Gelişmelerin devamlılığa sahip olabilmesi için, teknik komitelerde görüşülecek öze ilişkin konular hakkında uzlaşmaya varılmalı. İstenilen, Türk tarafının bu görüşmeleri AB sürecinin değerlendirileceği ekim ayı arifesinde uluslararası topluma ılımlı görünmek amacıyla kullanmaması.
Türkiye'nin AB'ye karşı üstlendiği yükümlülüklerle Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler arasında bir bağlantı yok. Bununla birlikte, Ankara'nın politikasını destekleyen bazı çevrelerin Türkiye'yi bu süreçte uzlaşmacı bir ortakmış gibi göstermeye çalışması bekleniyor.
Ankara'nın yükümlülüklerinin önemli bir parçası, liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması. Bunu ısrarla reddeden Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirmesi konusuyla Kıbrıslı Türkler üzerindeki sözde tecridin kaldırılmasını bağdaştırmaya çalışıyor. Ne yazık ki, Türkiye'nin geleneksel müttefikleri ABD ve Britanya da bunu destekliyor.
Halkımız, özlü müzakerelerin yolunu açacak sonuçları en erken zamanda bekliyor. Liderlerin görüşmesinde üzerinde anlaşılan konular, çıkmazın aşılması ve özlü müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin önkoşulların yaratılması yönünde ileriye doğru atılmış önemli bir adımdı. Bu müzakereler soruna kapsamlı çözüm bulunmasını sağlayacak.
Fakat, çözüm Rum tarafına değil, anahtarı elinde tutan Ankara'ya bağlı. Çözüm somut bir içeriğe sahip olmalı; işgal ortadan kaldırılmalı ve adanın yeniden birleşmesi, Türk veya Rum bütün Kıbrıslıların hakları ve temel özgürlükleri sağlama alınmalı Ancak böyle bir çözüm halkımızın çıkarına olacak.
(Rum gazetesi, başyazı, 13 Temmuz 2006)

Orams Davası, görüşülmeye başlandı

ORAMS ÇİFTİ AVUKATLARI SAVUNMASINI YAPTI... Orams çiftini, Yüksek Mahkemede İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair ile Kıbrıslı Türk avukat Hasan Vahip temsil ediyor. Orams çiftinin avukatları dün davayla ilgili savunmasını yaptı. Savunmada Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kuzey Kıbrıs'ta hakimiyeti bulunmadığı üzerinde duruldu

Kuzey Kıbrıs'taki inşaat sektörü ile buradan ev satın alan yabancıları yakından ilgilendiren Orams davası, Londra Yüksek Mahkemesi'nde dün görülmeye başlandı.

Emekliye ayrıldıktan sonra KKTC'den aldıkları rüya evin arazisinin, 1974'ten önce bir Kıbrıslı Ruma ait olması nedeniyle Güney Kıbrıs'ta yargılanan Orams çifti, Rum mahkemesinin aleyhlerinde verdiği kararın kuzeyde uygulanamaması nedeniyle, dava Meletios Apostolides isimli Kıbrıslı Rum tarafından Londra Yüksek Mahkemesi'ne taşındı. Davanın görülmesi üç gün sürecek.

Apostolides, Orams çifti tarafından 210 bin sterlin harcanarak yaptırılan evin kendi arazisi üzerine inşa edilmiş olması nedeniyle evin yıkılmasını ve arazisinin kendisine iade esilmesini talep ediyor.

Linda ve David Oram çiftinin, Rum mahkemesinde görülen davanın kararına itirazda bulunmalarının ardından dava Londra'ya taşındı.

Orams çiftini yüksek mahkemede, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair ile Kıbrıslı Türk avukat Hasan Vahip temsil ediyor. Orams çiftinin avukatları dün davayla ilgili savunmasını yaptı. Savunmada Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kuzey Kıbrıs'ta hakimiyeti bulunmadığı üzerinde duruldu.

Rum yönetiminin Avrupa Birliğine girerken, Avrupa Birliği mevzuatının kuzeyde geçerli olmadığının vurgulandığı anımsatılarak, savunma bu temele oturtuldu.

Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in avukatları ise Rum mahkemesinin aldığı kararın, AB hukuku açısından Birleşik Krallık'ta uygulanabileceğini iddia ediyorlar.

Linda ve David Orams çiftinin avukatlığını yapan İngiltere Başbakanının Tony Blair'in eşi Cherie Blair, mahkemenin yargıcına, Kuzey Kıbrıs'ta yaptıkları evlerinin dört yıl önce bittiğini ve emekliye ayrılan çiftin rüya evi olduğunu söyledi.

Apostolides'in avukatlığını yapan Tom Beasley, Kıbrıs Rum mahkemeleri tarafından verilen kararın, Oramsların İngiltere'deki evleriyle ilgili bir karar olmadığını, İngiliz çiftin istedikleri taktirde Rum mahkemesinin kararına uyabileceklerini ifade etti.

Ancak Oramsların avukatı Cherie Blair, İngiliz çiftin evlerini yıkmalarının mümkün olmadığını, çünkü KKTC makamlarının buna izin vermediğini söyledi.

Bayan Blair, Rum mahkemesinin aldığı kararın uygulanmasının, KKTC yasalarının Kıbrıslı Rumlara kuzeyden mal edinmelerine olanak tanımadığı için imkansız olduğunu belirtti.

1974 öncesinde Meletios Apostolides adlı Kıbrıslı Rum'a ait olan arazinin üzerine ev yapmalarıyla birlikte kabus dolu günler geçiren Orams çiftinin kaderi, üç gün boyunca sürecek olan yüksek mahkeme davasının ardından belli olacak. Çıkacak olan karar, hem Orams çiftinin hem de kuzey Kıbrıs'taki inşaat sektörünün kaderini belirleyecek.

Davada, bugün de savunmaya devam edilecek.

KIBRIS 19/07/06

445 AB yurttaşına yardım eli uzattık

PAPADOPULOS, LARNAKA HAVAALANI'NI KULLANDIRTMADI AB ülkelerinden İsveç, KKTC'nin de yardımıyla dün aralarında kendi vatandaşları da olan 445 yabancıyı Gürcistan bandıralı "Su" isimli gemiyle Beyrut'tan tahliye etti. Lübnan'da canlarını zor kurtaran yolcular, Beyrut'tan Mersin'e taşındı. Oysa yolcular, Larnaka Havaalanı'ndan ülkelerine havayolu ile gidecekti

ERÇAKICA'DAN TEPKİ Papadopulos'un engeline KKTC makamları tepki gösterdi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Beyrut-KKTC-Larnaka hattı üzerinden planlanan kurtarma operasyonunun, Rum Lider Tasos Papadopulos'un Larnaka üzerinden gidişe izin vermemesinden dolayı değiştirildiğini ve yolcuların evlerine ulaşma süresinin uzadığını kaydetti

MÜRETTEBATI VE GAZETECİLERİ SORGULADILAR Saat 16.30 sularında Beyrut Limanı'na demirleyen gemide, bir de tatsız olay yaşandı. Liman'da yabancıların tahliyesini görüntülemeye çalışan gazetecilerin bu tutumundan rahatsız olan İsrail güvenlik güçlerinin, mürettebatı ve gazetecileri göz altına alıp yaklaşık 2 saat sorguladığı bildirildi. Durumun anlaşılması üzerine mürettebat ve gazetecilerin serbest bırakıldığı, daha sonra da limandaki yolcular alınarak geminin Mersin'e hareket ettiği kaydedildi

İsrail'in Lübnan'ı kan gölüne çeviren askeri harekatında her geçen gün masum insanlar ölürken, Avrupa Birliği (AB) can güvenlikleri kalmadığı gerekçesiyle kendi vatandaşlarını bu ülkeden tahliyeye başladı.

AB ülkelerinden İsveç, KKTC'nin de yardımıyla dün 445 vatandaşını gemi ile Beyrut'tan tahliye etti. Lübnan'da canlarını zor kurtaran yolcular, Beyrut'tan Mersin'e taşındı.

"Su" isimli gemiyle tahliye edilen yolcuların bu sabahın erken saatlerinde Mersin Limanı'na varmaları bekleniyordu.

Beyrut'taki vatandaşlarını bu ateş çemberinden kurtarmak için harekete geçen İsveç, KKTC'den de yardım istedi. KKTC makamları da tahliye çalışmalarında devreye girerek tam bir işbirliği örneği sergiledi. İnsanları kurtarma operasyonunda önceleri yer alacağı belirtilen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise son anda vazgeçerek, böylesi insani amaçlı bir operasyonda da sınıfta kaldı.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un engellemeleri yüzünden Beyrut'ta bekleyen 445 yabancı, Larnaka Havalimanı'nı kullanamadı ve evlerine varabilmek için çok daha uzun bir güzergah izlemek zorunda kaldı.

Rum yönetiminin insani bir amaçla yapılacak tahliye çalışmalarını engellemesi, KKTC makamlarının tepkisine neden oldu.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "Rumlar, Kıbrıs Türk gemilerinin kullanılmakta olduğu insani yardım operasyonunu engellemeye çalıştı" dedi.

Olayın siyasi boyutunda yaşanan bu tatsızlığa, bir de Beyrut Limanı'nda, İsrail güvenlik güçlerinin gemi mürettebatı ve gazetecileri bir süre sorgulamasıyla yaşanan endişeli saatler eklendi.

Saat 16.30 sularında Beyrut Limanı'na demirleyen gemi, bir süre gözlem altına alındı. Liman'da yabancıların tahliyesini görüntülemeye çalışan gazetecilerin bu tutumundan rahatsız olan İsrail güvenlik güçlerinin, mürettebat ve gazetecileri göz altına alıp yaklaşık 2 saat sorguladığı bildirildi. Durumun anlaşılması üzerine mürettebat ve gazetecilerin serbest bırakıldığı, daha sonra da limandaki yolcular alınarak geminin Mersin'e hareket ettiği kaydedildi

Erçakıca: Papadopulos'un engeli yüzünden güzergah uzadı

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Beyrut'ta mahsur kalan İsveçlilerin tahliyesi için planlanan insani yardım operasyonunun Rum engeline rağmen gerçekleştirildiğini söyledi.

Hasan Erçakıca dün düzenlediği basın brifinginde, Ortadoğu'da yaşanan ölçüsüz şiddet ve sivillerin hedef alındığı saldırıları büyük üzüntüyle takip eden KKTC makamlarının, elden gelen her tür yardımı yapmaya hazır olduğunu kaydetti.

Konuyla ilgili soruyu yanıtlarken, Akgünler Turizm'e ait "Su" gemisinin dün sabah İsveçli ve diğer yabancıları almak üzere Beyrut'a gittiğini söyleyen Erçakıca, Mersin'e taşınacak yolcuların kendi imkanlarıyla ülkelerine döneceğini belirtti.

Erçakıca, Beyrut-KKTC-Larnaka hattı üzerinden planlanan kurtarma operasyonunun, Rum Lider Tasos Papadopulos'un Larnaka üzerinden gidişe izin vermemesinden dolayı değiştirildiğini söyledi.

Erçakıca, Papadopulos'un Kıbrıs Türk gemilerinin kullanıldığı insani yardım operasyonunu engellemeye çalışması sonucunda sadece güzergahın değiştiğini ve yolcuların evlerine ulaşma süresinin uzadığını belirtti.

Gazimağusa Limanı'ndan hareket etti

 

Mersin'den yola çıkarak dün sabah 06.10'da Gazimağusa Limanı'na gelen Gürcistan bandıralı "Su" adlı yolcu gemisi, saat 08.30'da Beyrut'a hareket etti.

Limanlar Dairesi Müdürü Davut İzkan'ın verdiği bilgiye göre, 45 metre boyunda, 11 metre genişliğinde, 630 grostonluk (net 217 ton) 445 kapasiteli yolcu gemisi, 22 mürettebatıyla öğle saatlerinde Beyrut Limanı açıklarına vardı.

Mustafa Kırıt'ın kaptanlığındaki "Su" isimli gemide mürettebatın yanı sıra 2 İsveç görevlisi ve KKTC'den gemiye binen TC pasaportlu 4 gazeteci de yer aldı.

Sorgulandılar

Saat 16.30 sularında Beyrut Limanı'na demirleyen gemide, bir de tatsız olay yaşandı.

Liman'da yabancıların tahliyesini görüntülemeye çalışan gazetecilerin bu tutumundan rahatsız olan İsrail güvenlik güçlerinin, duruma anında müdahale ederek kaptan, mürettebat ve gazeteciler dahil herkesi göz altına alıp sorguladığı bildirildi.

İsrail güvenlik güçlerinin yaklaşık 2 saat süren sorgulamasında çekilen görüntülerin tamamen tahliye edilen yabancılarla sınırlı olduğunun anlaşılması üzerine olay tatlıya bağlanarak mürettebat ve gazetecilerin serbest bırakıldığı öğrenildi.

Bu olayın ardından da limanda bekleyen yolcuları almaya başlayan gemi, saat 17.00 sıralarında da Mersin'e varmak üzere harekete geçti.

Yaklaşık 6 saatlik deniz yolculuğunun ardından geminin bu sabahın ilk saatlerinde Mersin Limanı'na ulaşması bekleniyordu.

Çağıner'in açıklaması

İsveç hükümetinin 2 gün süren yoğun girişimleri sonucunda söz konusu seferi gerçekleştiren gemi sahibi Ünal Çağıner, LHA'ya yaptığı açıklamada, Rum Yönetimi'nin engelleme girişimleri olmasa geminin 3 saatlik bir yolculuktan sonra Gazimağusa Limanı'na geri döneceğini, böylelikle hem yolcuların rahat edeceğini, hem de geminin ikinci bir sefer daha yaparak bekleyen diğer yolcuları da alma imkanı olacağını söyledi.

"Su" Mersin'de kayıtlı

KKTC deniz filosuna bu yılın ocak ayında katılan, ancak uluslararası sularda sefer yapabilmek için Gürcistan bandırası takılan, 11 metre genişlik, 45 metre uzunluğundaki Su adlı Katamaran tipi yolcu gemisi, her türlü modern donanıma ve uluslararası sularda yolcu taşımak için her türlü lisansa sahip kılındı.

Halen Mersin'de kayıtlı Merlat Denizcilik Şirketinin kirasında olan ve kısa bir süre önce başlatılan Mersin - Lazkiye seferlerini yürüten, Su, Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonların kaldırılması halinde Mersin - Lazkiye seferlerine Mağusa'yı da ekleyecek.

Merlat Denizcilik Şti, geçtiğimiz haziran ayında Mersin'de Mersin Deniz Ticaret Odası, Mersin Sanayi Odası, bazı işadamları ve Kıbrıslı Türk İşadamı Ünal Çağıner'in ortaklığıyla oluşturuldu.

 

İsveç Dışişleri Bakanlığı yetkilisi: Gemi Mersin Limanı'na dönecek

Öte yandan İsveç Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Tahliye Merkezi Başkanı Konsolos Klas Lgehbear de dün sabah konuyla ilgili değerlendirmede bulundu.

Lgehbear, "Su" adlı yolcu gemisiyle toplam 450 Avrupa Birliği vatandaşının tahliye edileceğini söyledi.

Tahliye işlemi için bütün hazırlıkların yapıldığını ve yoğun bir çalışma içinde olduklarını ifade eden Lgehbear, söz konusu 450 AB vatandaşını Beyrut'tan tahliye edecek geminin Mersin Limanı'na döneceğini bildirdi.

KIBRIS 19/07/06

Türkiye Başbakanı Erdoğan bugün geliyor

KKTC'ye Erdoğan'la birlikte Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Devlet Bakanları Ali Babacan ile Kürşat Tüzmen, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da geliyor. 14 milletvekilinin de bulunduğu heyette ayrıca Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ertuğrul Apakan da yer alıyor.

Cumhurbaşkanlığı'nda toplantı

Dışişleri Bakanlığı Protokol Müdürlüğü'nden elde edilen bilgiye göre TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyet bugün saat 11.45'te adaya gelecek. Erdoğan saat 13.15'te Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i, 14.00'te Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu ziyaret edecek.

Erdoğan, saat 14.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'ndaki görüşmenin ardından saat 15.15'te heyetler arası görüşmeye geçilecek. Heyetler arası görüşme de Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak.

TC Başbakanı Erdoğan bugün saat 16.30'da I. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret edecek. Gazimağusa'da saat 17.00'de şehir turu yapacak Erdoğan saat 21.00'de, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yemekte bir araya gelecek. Cumhurbaşkanlığı İkametgâhı'ndaki yemeğe Erdoğan ile Talat'ın eşleri de katılacak.

Törenlere katılacak

Erdoğan, 20 Temmuz sabahı Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılacak. TC Başbakanı Erdoğan saat 16.30'dan itibaren Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasi parti başkanlarıyla bir araya gelecek. Erdoğan CTP ile saat 16.30'da, DP ile 17.00'de, UBP ile 17.30'da ve BDH ile 18.00'de görüşecek. Bu görüşmeler Cumhuriyet Meclisi'nde yapılacak.

GAÜ'de saat 18.45'te gerçekleşecek törende Erdoğan'a "Siyaset bilimi" alanında verilen "Onursal Doktora"sı takdim edilecek.

Erdoğan, saat 19.30'da Cumhurbaşkanı Talat'ın Dome Otel'de vereceği resepsiyona, saat 21.00'de de Girne Kalesi'ndeki "Yeşilada'nın Türküsü" konserine katılacak.

4 açılış yapacak

TC Başbakanı Erdoğan KKTC ziyaretinin son günü olan 21 Temmuz'da 4 açılışa katılacak. Girne'deki bir turistik tesisi saat 10.00'da açacak olan Erdoğan, saat 11.00'de Lefkoşa-Güzelyurt anayolunun I. Etabı'nın açılışını yapacak ve II. Etabı'nın temelini atacak.

Erdoğan, saat 12.00'de Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneği'nin Köşklüçiftlik'teki binasının açılışını yapacak. Selimiye Camii'ndeki Cuma namazının ardından saat 16.00'da DAÜ Senato toplantısına katılacak olan Erdoğan'a Uluslararası İlişkiler alanında Onursal Doktora payesi takdim edilecek.

Dipkarpaz Ortaokulu'nu saat 17.45'te yapılacak törenle açacak olan Erdoğan, akşam saatlerinde adadan ayrılacak. Erdoğan ve beraberindeki heyetin adadan ayrılış saati henüz kesinleşmedi.

Türkiye dışındaki 8 ülkeden 20'yi aşkın

siyasi ve 33 ülkeden 70'i aşkın gazeteci geliyor

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına, Türkiye dışındaki 8 ülkeden 20'yi aşkın siyasi ve 33 ülkeden de 70'i aşkın gazeteci geliyor.

Kutlamalara Almanya, Sudan, Pakistan, Ürdün, Azerbaycan, Bahreyn, Kırgızistan ve Makedonya'dan bazı eski bakanlar, milletvekilleri ile diğer siyasiler ve üst düzey yetkililer katılacak.

Ayrıca kutlamaları izlemek üzere de ABD, BAE, Lübnan, Romanya, Bangladeş, Kongo Cumhuriyeti, İrlanda, İspanya, Mısır, İran, Ürdün, Arnavutluk, Kazakistan, Polonya, Macaristan, Polonya, Macaristan, Japonya, Almanya, Makedonya, Portekiz, Sırbistan, Avustralya, Hollanda, Pakistan, Slovakya, Azerbaycan, Bahreyn, Fransa, Tunus, Hindistan, Danimarka, Çin, Sudan ve Bulgaristan'dan gazeteciler de adaya gelecek.

Siyasilerin programı

Türkiye dışındaki ülkelerden gelen konuk siyasiler bu sabah 10.45'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 15.00'te Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 15.45'te Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu ziyaret edecekler. Konuklar saat 20.00'de ise Ekenoğlu'nun Gazimağusa'da vereceği resepsiyona katılacaklar.

Konuklar, Perşembe günü ise törenleri izledikten sonra Soyer'in vereceği öğle yemeğine, bayan siyasiler Cumhurbaşkanı'nın eşi Oya Talat'ın vereceği çaya katılacak. Konuk heyet Akrotim Türk Yıldızları Gösterisi'ni izledikten sonra gece Cumhurbaşkanı Talat'ın Dome Otel'de vereceği resepsiyona katılacak.

Gazetecilerin programı

Enformasyon Müdürü Hüseyin Özel Konuk gazeteciler onuruna dün akşam bir resepsiyon verdi. Yabancı gazetecilere bugün 11.00'de Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş K. Deniz, 14.30'da ise Cumhurbaşkanı Talat tarafından brifing verilecek. Gazeteciler gece de Ekenoğlu'nun resepsiyonuna katılacaklar.

Perşembe günü 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nı kutlama törenlerini izleyecek olan konuk gazeteciler gece de Cumhurbaşkanı Talat'ın resepsiyonuna katılacak.

20 Temmuz'un 32. yıldönümü programı

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32. yıldönümü törenlerle kutlanacak.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılacağı resmi törenlerde, her yıl olduğu gibi şehitler anılacak, çeşitli gösteriler düzenlenecek ve konserler verilecek. Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele ve Lefke'de törenler ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecek.

Türkiye'den gelecek Türk Hava Kuvvetleri Akrobasi Timi (Türk Yıldızları) bu yıl yine gösterileriyle kutlamalara renk katacak.

Kutlamalar çerçevesinde, Lefkoşa-Güzelyurt Anayolunun II. Etabı'nın temeli atılacak, Kuzey Kıbrıs Kızılay Derneği, Dipkarpaz Ortaokulu ve Girne'de turistik tesis açılacak.

21 pare top atışı

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları, bugün saat 12.00'de, 21 pare top atışı ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BRT'den yapacağı konuşmayla başlıyor.

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Bandosu, bu akşamı saat 21.00'de Girne Antik Liman girişinde konser verecek ve halk dansları gösterisi yapılacak. GKK Bandosu ise, aynı saatlerde Lefkoşa Lemar önünde konser verecek.

Törenler

20 Temmuz sabahı ilk resmi tören, saat 08.30'da Boğaz Şehitliği'nde gerçekleşecek. Saat 09.00'da Lefkoşa Atatürk Anıtı'nda, saat 09.30'da ise Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde gerçekleşecek törenlerin ardından, Dr.Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törene geçilecek.

Saat 10.00'da başlayacak törende, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat birer konuşma yapacak.

Sabah saatlerinde ayrıca, saat 08.30'da Lefkoşa Şehitler Anıtı'nda, 08.50'de ise Yavuz Çıkarma Plajı'nda törenler düzenlenecek.

İlçelerdeki törenler

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle, yarın ilçelerde de törenler düzenlenecek. Gazimağusa'da Zafer Anıtı'na çelenklerin konulacağı ilk tören saat 17.30'da gerçekleştirilecek. Polat Paşa Bulvarı'ndaki geçit töreni saat 18.00'de başlayacak.

Girne Atatürk Anıtı'ndaki tören saat 16.30'da, İskele Ecevit Meydanı'ndaki tören saat 18.00'de, Güzelyurt'ta Kaymakamlık karşısındaki Atatürk Anıtı'ndaki tören saat 17.30'da yapılacak. Lefke'deki törenlerin ilki saat 08.00'de Lefke Şehitliği'nde, ikincisi ise 08.30'da Atatürk Anıtı'nda gerçekleşecek.

Şehitlere mevlit

Şehitler için, yarın saat 12.30'da Lefkoşa Selimiye Camii, Gazimağusa Lala Mustafa Paşa Camii, İskele Camii, Girne Nurettin Ersin Paşa Camii, Güzelyurt Fatih Camii ve Lefke Orta Camii'nde mevlit okunacak.

Türk Yıldızları, saat 18.00'de Girne Atatürk Anıtı önünde gösteri yapacak. Girne Kalesi'nde saat 21.00'de "Yeşilada'nın Türküsü" isimli konser verilecek. Konser TRT'den de canlı olarak yayınlanacak.

4 açılış

Kutlamalar çerçevesinde, 21 Temmuz Cuma günü, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katılacağı 4 açılış töreni gerçekleştirilecek.

Girne'deki bir turistik tesis saat 10.00'da açılacak. Lefkoşa-Güzelyurt Anayolu'nun II. Etabının temeli 11.00'de atılacak. Kuzey Kıbrıs Kızılay Derneği'nin Lefkoşa'daki binasının açılışı saat 12.00'de, Dipkarpaz Ortaokulu'nun açılışı saat 17.45'te yapılacak.

Silifke'de tören

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı, Mersin'in Silifke ilçesinde de törenle kutlanacak.

Silifke'de 20 Temmuz günü saat 16.30'da, Kıbrıs Barış Harekâtı Şehitleri Hatıra Ormanı'nda tören düzenlenecek.

Bu arada, KKTC Mersin Konsolosluğu, Barış Harekâtı'nın yıldönümü vesilesiyle dünden itibaren çeşitli nezaket ziyaretlerinde bulunuyor.

KIBRIS 19/07/06

 

Türk malları viraneye dönüştü

Güney Kıbrıs'ta bulunan Türklere ait tarihi ve kültürel varlıklar bir bir yok ediliyor.

Kıbrıslı Türklerin 1974'te terk etmek zorunda kaldığı kültürel varlıklardan ancak çok azı günümüze kadar sağlam gelebildi.

A.A muhabirinin derlediği bilgilere göre, Güney Kıbrıs genelinde Kıbrıslı Türklere ait çeşme, hamam, okul, cami ve mezarlıklar viraneye dönmüş durumda. Merkezi yerlerdeki bazı kültür varlıkları göstermelik olarak koruma altına alınırken, yine şehir merkezlerinde Kıbrıslı Türklere ait mezarlıkların birçoğu da otoparka dönüştürülmüş halde.

Bazı köylerdeki Türk mezarlıklarında mezar taşlarına dahi rastlanmazken, haritadan silinen Türk köyleri de var. İçinde Kıbrıslı Rumların oturduğu Türk evlerinin durumu genelde iyi olmasına karşın, kullanılmayan Türk evleri yıkılmak üzere.

Kültür varlıkları

Güney Kıbrıs genelinde yok olan ve yok olma sürecine giren yüzlerce Kıbrıs Türk kültür varlığından bazıları şöyle:

Baf'taki Türk Hamamı; Yapım tarihi, güvenilir kaynaklara dayanmamakla birlikte Osmanlı hamamlarının özelliğini taşıyan hamamın durumu çok kötü.

Aşağı Baf'ta Osmanlı Çeşmesinin güneyinde bulunan hamam, Güney Kıbrıs'ta yok olma sürecine giren Türk eserlerinden biri. Yoldan görünen ön cephesi temizlenmiş. Buna karşın arka cephesi ve iç mekanın bir bölümü çöplük gibi kullanılmış. İç mekan insan pislikleriyle dolu. Kubbelerdeki aydınlatma deliklerinin önemli bir kısmı tahrip edilmiş. Deliklere konulan cam kapaklı toprak aydınlatma borularının sökülerek çalındığı anlaşılıyor. Ciddi bir bakıma muhtaç olan tarihi hamamla ilgili hiçbir levha bulunmuyor.

Baf-Akarsu Köyü Mezarlığı: Tamamen yok olan mezarlık alanında bir iki mezar taşı dışında herhangi bir unsura rastlanılmıyor.

Baf Hasanağa Tekkesi Hamamı: Osmanlı döneminde inşa edilen dört kubbeli hamam, bakımsızlıktan yok olma sürecindeki Türk eserlerinden biri. Genel anlamda harap durumda.

Limasol Türk Hamamı: Büyük oranda yıkılmış ve tahribata uğramış hamam, harabe görünümünde. İç kısmı bazı Rumlar tarafından ambar olarak kullanılıyor.

Dağaşan köyünün durumu

Baf'a bağlı Dağaşan (Vretçça) köyündeki cami, ilkokul, mezarlık ve Türk evlerinin durumu:

Son dönemlerde göstermelik olarak içi ve dışı boyanan Vretçça camisi oldukça yıpranmış halde. İçte bulunan kadınlar mahfilinin bir bölümü de kırılarak tahrip edilmiş. Cami yakınındaki Atatürk büst alanı da tahrip edilmiş durumda.

İlkokul ise yıkılmış, dökülmüş, tahrip edilmiş. İçerisindeki pisliklerden hayvan beslendiği anlaşılıyor. Mezarlığın durumu da farksız. Kapısı ve telleri sökülen mezarlık alanı yok olma noktasında. Mezarların çoğu yok olmuş. Ayakta kalan türbeli mezarların tümünde tahribat var. Mezarlığın bir bölümünün dozerle düzeltilmiş olduğu görülüyor.

Köydeki Türk evlerinin tamamına yakını tahrip edilerek, yağmalanmış ve çoğunun köşe taşları sökülüp satılmış.

Köyün genel durumuysa Vretçça, Baf bölgesinin en güzel Türk köylerinden biri olmasına karşın, en fazla tahribat olan köylerden biri. Camisi, minaresi, halkevi, kulüp binası ve tarihi özelliği olan Evlendirme Dairesi dahil olmak üzere birçok yer kurşunlanarak tahribata uğratıldı. Harabe durumundaki köy, yok edilen Türk köyleri arasında gösterilebilir.

Hasan Fehmi'nin "Güneyde Kalan Değerlerimiz" kitabında yer alan Antik Rudya Köprüsü ve suyla çalışan un değirmenleri de yok olma sürecinde.

Piri Ali Dede Türbesi

Limasol'daki Piri Ali Dede Türbesi: Osmanlı döneminde yapılan türbe, son dönemlerde bakıma alınan ender Türk kültür varlıklarından biri.

Uzun yıllar hiçbir bakımdan geçirilmediği anlaşılan Tekkenin avlusunda, mescit ve türbe binaları yer alırken, tekkeye ait yardımcı odalar tamamen yok edilmiş.

Piri Ali Dede'nin mezarı türbenin içinde yer alıyor. Tekke ile ilgili birçok şey yok olmuş.

Piri Ali Dede, 1570 yılında Osmanlıların adayı fethi sırasında savaşa katılmış ve Limasol'da karaya ayak basan ilk kişi olarak sancağı Kıbrıs topraklarına dikmişti.

KIBRIS 18/07/06

 

Erdoğan: Kıbrıs’ta kalıcı çözüm istiyoruz

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs’ta güçlü, adil ve barışçıl bir çözüm istediklerini yineleyerek, “Biz üzerimize düşeni yaptık. Uluslararası toplumun haksız kısıtlamaları daha fazla geciktirmeden kaldırması gerekiyor” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 19:23 TSI 19 Temmuz 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz Barış ve Özgünlük Bayramı kutlamalarına katılmak ve temaslarda bulunmak için KKTC’ye gitti.

Başbakan Erdoğan, adaya iner inmez Ercan Havaalanı’nda basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, Kıbrıs’taki 3 günlük temasları sırasında sorunun dünü, bugünü ve yarını konusunda görüş alışverişinde bulunup, çözüm yolu için adım atılacağını belirtti.

Başbakan, soruna iki tarafında eşitliğine dayalı, adil ve kalıcı bir çözüm bulunması gerektiğini belirterek “Türkiye ve Kıbrıs sorunun çözümü için üzerine düşeni yerine getirdi. Uluslararası toplumun haksız kısıtlamaları daha fazla geciktermeden kaldırması gerekiyor” dedi.

Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının yanında olacağını vurgulayarak Kıbrıs Türklerinin güçlenmesi için refah seviyelerinin yükseltilmesi gerektiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın yardımcısı İbrahim Gambari’nin raporunu görmediklerini, daha önce Alvaro De Soto’nun da böyle bir rapor hazırladığını, ancak bu raporun BM güvenlik konseyinde akibeti belirsiz beklediğini hatırlattı. Erdoğan, şu anda atılan adımı takdirle karşıladıklarını belirtti.

ERDOĞAN-TALAT GÖRÜŞMESİ
Başbakan Erdoğan ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklama yaptılar.

Erdoğan bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da KKTC’nin yanında yer almaya devam edeceklerini belirterek “Çözümün BM zemininde olduğunu baştan beri söyledik. Bizim arzumuz, ısrarımız şudur. Dünya şu ana kadar KKTC’ye uygulanan izolasyonlara son vermelidir ki biz de bundan sonra da barış sürecine katkı sağlayalım. Tüm Kuzey Kıbrıslı kardeşlerimin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı kutluyorum” dedi.

Talat da Kıbrıs Türk tarafı olarak adil, iki kesimli, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı, Annan planı zemininde çözüm için çalıştıklarını söyledi. Talat “Referandumda da kanıtladığımız gibi iyi niyetli çalışmamızı sürdürüyoruz. Ancak bu iyi niyet tek taraflı olmuyor. Rum tarafının da iyi niyetli davranmasını, sorunu çözme niyetiyle barış elimizi tutmasını istiyoruz” dedi.

ERDOĞAN-RAUF DENKTAŞ GÖRÜŞMESİ
KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretinin, KKTC’ye verilen önemin göstergesi olduğunu söyledi.

Rauf Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye’nin çevresinde Türkiye’yi yakından ilgilendiren olaylar cerayan etmesine karşın Erdoğan’ın Kıbrıs Türk halkına 2-3 gün ayırmasının KKTC’ye verilen önemin göstergesi olduğunu kaydetti.

Ziyaretin iyi ve yararlı olduğunu dile getiren Denktaş, “Ümit ederim dünya da bunu görür ve Türkiye’nin KKTC’yi ve bu ülke üzerindeki uluslarası anlaşmalarla tescil edilmiş haklarını terkedeceği inancı varsa bu inancından vazgeçer” dedi.

Türkiye’nin Kıbrıs’ta barış olsun diye neyi var neyi yoksa verdiğini ve evlatlarını feda ettiğini anlatan Denktaş, “Rumlar’ın tüm Kıbrıs’ı alma niyetiyle bu olmamışsa, Türk tarafının suçu değildir. Barış ve uzlaşı çabaları devam ediyor ve devam edecektir amaKKTC’yi feda ederek değil. Benim aldığım mesaj budur. İnşallah, dünya da bunu anlar” diye konuştu.

Denktaş, bir soru üzerine, Türk limanlarının Rumlar’a açılması konusunun görüşmede gündeme gelmediğini belirterek, Erdoğan’ın basına yaptığı açıklama ötesinde birşey söylemediğini kaydetti. Erdoğan ise görüşmeyle ilgili açıklama yapmadı.

Independent KKTC’yi yorumladı

2004’te Annan Planı’nın Rumlar tarafından reddedilmesinin ardından, KKTC’ye yönelik izolasyonların kalkmadığını vurgulayan gazete, Kıbrıslı Türklerden ‘Avrupa’nın unutulmuş insanları’ olarak bahsediyor.

 

 

BBC Türkçe Servisi

Güncelleme: 17:18 TSİ 19 Temmuz 2006 Çarşamba

LONDRA - İngiltere’de yayımlanan The Independent gazetesi, Kuzey Kıbrıs’taki eski bir Rum arsasına ev yapan İngiliz çift hakkındaki davadan hareketle, KKTC’deki durumu değerlendiren bir yorum yazısı yayımladı.

Gazete, yabancıların emlak yatırımlarının Kıbrıslı Türkler için önemine değindi.

The Independent, yabancıların özellikle de İngilizlerin gayrimenkul edinmesiyle Kuzey Kıbrıs’a büyük miktarda para aktığını belirtti; ancak bir uyarıda da bulundu.

Yazıda, “Yabancıların yatırımları Kuzey’in küçük ekonomisi için hayati öneme sahip. Ama Eğer İngiltere’deki mahkeme, İngiliz çift aleyhine karar verirse Kuzey Kıbrıs ekonomisi büyük bir darbe yiyecek; çünkü inşaat patlamasından başka güvenebilecekleri çok az şey var” yorumuna yer verildi.

Yazıda, AB üyeliği sayesinde Rumların hayat standartının iyileştiği, Annan Planı’nı kabul eden Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların ise devam ettiği de vurgulandı.

‘KKTC HUKUKİ VE SİYASİ BOŞLUKTA’
Kıbrıslı Türklerin, Avrupa’nın unutulmuş insanları; resmen tanınmayan KKTC’de yaşayanların, hala bir hukuki ve siyasi boşlukta olduğunu yazan gazetede, “Ada’nın kuzeyi 2004’te BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın uzlaşma planına ezici çoğunlukla evet derken, güneyi planı reddetti. Kıbrıslı Türklerin bu kararla, uluslararası toplumun kendi sorunlarına daha sempatiyle bakacaklarına ilişkin yaygın bir beklentisi vardı. Ama çok az şey değişti” cümlelerine yer verildi.

Land dispute casts new shadow over north Cyprus

By Elizabeth Davies in Northern Cyprus

Published: 19 July 2006

Linda Orams looked up in surprise at the earnest man who stood in the garden of her holiday home and introduced himself as the owner of her land. Meletis Apostolides had made his way quietly down the gravel path, pausing occasionally to stare at the lemon and olive groves behind. "She told me she was the owner of the villa," he remembers. "And I said, 'Yes, but I am the owner of the land.'"

It was more than two years ago in the northern Cypriot village of Lapta that this conversation took place, sparking a lengthy legal battle over the ownership of the land and house. But still, no common ground has been found between Linda and David Orams, a retired British couple who came to the island to build their dream home at a bargain price, and Mr Apostolides, who lived on the land until he was forced to flee the invading Turkish army in 1974.

He, like many other Greek Cypriots, claims that the land he owned has been stolen from him - and that the thousands of Britons, lured by the low prices and Mediterranean sunshine, are contributing to the illegal occupation of his land. But, finally, after years of legal wrangling which has stirred so many of the tensions that still divide Cyprus 32 years after the invasion, the case is to be settled. Yesterday, the Orams, defended by Cherie Booth QC, were in the High Court in London to begin a hearing which will determine whether their dream of a holiday getaway has been shattered for ever.

This case is about much more than just a holiday home. For the Turkish Cypriots who live in northern Cyprus, the ruling could spell disaster.

Money has flowed into northern Cyprus on an unprecendented scale over the past few years, largely due to an estimated 6,000 Britons buying properties at rock-bottom prices. Throughout the territory, grey concrete shells are springing up in clusters; previously small villages are being overrun by identikit holiday homes. The locals generally welcome the foreigners because their investments are vital to the tiny economy - and if the High Court were to rule against Mr and Mrs Orams it would be a huge blow. The construction boom aside, there is little else to fall back on.

The Turkish Cypriot government has assured potential buyers they have nothing to fear. But foreigners living there are scared, and many estate agents are, privately, reporting a slump in the numbers of people looking to buy.

While life for Greek Cypriots is looking up thanks to EU membership, cross the United Nations-patrolled Green Line, a barrier that runs like a scar from one side of the island to the other, and it is a very different story. Here, where minarets dot the skyline and military barracks take up swaths of the arid countryside, life is harder and poorer. Ask people to sum up their existence, and "struggle" is often the only answer they have.

The Turkish Cypriots are Europe's forgotten people. Thirty two years after the Turkish army, responding to a Greek-engineered coup, invaded Cyprus and forced 167,000 Greek Cypriots to flee to the south, the inhabitants of the unrecognised Turkish Republic of Northern Cyprus still live in a legal and political vacuum. In 2004, when Kofi Annan, the UN secretary general, announced a referendum on a settlement, the north voted overwhelmingly in favour, while the south voted against. Days later, the Republic of Cyprus joined the EU, while its unrecognised neighbour was left to languish in its shadow.

After Northern Cyprus voted in favour of the settlement, there was widespread acknowledgment that the international community could be more sympathetic to its plight. But little has changed. There are no direct flights to or from anywhere except Turkey; the north's once-bustling ports can now trade directly with Turkey only.

The continued isolation after the Annan plan has caused great resentment among Turkish Cypriots. "If the isolation were lifted our economy would grow. We would reach EU standards. Young people would be able to find a job in their own country," says the Prime Minister, Ferdi Soyer. "We want a chance to say to the world: here are the people of the north; they are not invisible, they are not men from Mars or the Moon."

But this may be some time coming. Hidayet Gül, the manager of Latifoglu, a family-run shipping agency in Famagusta, has been campaigning for years for the embargo to be lifted. "You try really hard, you struggle, and still nothing changes. I am not angry, but it is just not fair," she says. "They might say they don't recognise Turkish Cyprus, but we are the proof of our existence. We exist, we live here, no matter what they say. You can deny it all you like but it is true."

Greek Cypriots are sensitive to accusations that they are indifferent to the situation in the north. "It is not that we are the rich, arrogant, superior ones who don't want a solution," explains Constantia Zachariadou, a journalist in Nicosia. "We are just scared. We worked so hard to gain these standards, this economic strength, and we are scared it will be taken away from us."

There are also, of course, harrowing memories. "I was brought up not to call them my enemies but our friends, our brothers," Constantia says of the Turkish Cypriots. "But my uncle died in 1974. He was called Constantinos. I cannot let this go. It is part of my history."

A strangely similar sentiment comes from many in the north. "I used to think we Cypriots have the same hearts, the same minds," says Ahmet Bardak. "But now I start to change my mind. I voted 'yes' at the last referendum but if it happened again I would say 'no.' No chance."

Linda Orams looked up in surprise at the earnest man who stood in the garden of her holiday home and introduced himself as the owner of her land. Meletis Apostolides had made his way quietly down the gravel path, pausing occasionally to stare at the lemon and olive groves behind. "She told me she was the owner of the villa," he remembers. "And I said, 'Yes, but I am the owner of the land.'"

It was more than two years ago in the northern Cypriot village of Lapta that this conversation took place, sparking a lengthy legal battle over the ownership of the land and house. But still, no common ground has been found between Linda and David Orams, a retired British couple who came to the island to build their dream home at a bargain price, and Mr Apostolides, who lived on the land until he was forced to flee the invading Turkish army in 1974.

He, like many other Greek Cypriots, claims that the land he owned has been stolen from him - and that the thousands of Britons, lured by the low prices and Mediterranean sunshine, are contributing to the illegal occupation of his land. But, finally, after years of legal wrangling which has stirred so many of the tensions that still divide Cyprus 32 years after the invasion, the case is to be settled. Yesterday, the Orams, defended by Cherie Booth QC, were in the High Court in London to begin a hearing, which will determine whether their dream of a holiday getaway has been shattered for ever.

This case is about much more than just a holiday home. For the Turkish Cypriots who live in northern Cyprus, the ruling could spell disaster.

Money has flowed into northern Cyprus on an unprecendented scale over the past few years, largely due to an estimated 6,000 Britons buying properties at rock-bottom prices. Throughout the territory, grey concrete shells are springing up in clusters; previously small villages are being overrun by identikit holiday homes. The locals generally welcome the foreigners because their investments are vital to the tiny economy - and if the High Court were to rule against Mr and Mrs Orams it would be a huge blow. The construction boom aside, there is little else to fall back on.

The Turkish Cypriot government has assured potential buyers they have nothing to fear. But foreigners living there are scared, and many estate agents are, privately, reporting a slump in the numbers of people looking to buy.

While life for Greek Cypriots is looking up thanks to EU membership, cross the United Nations-patrolled Green Line, a barrier that runs like a scar from one side of the island to the other, and it is a very different story. Here, where minarets dot the skyline and military barracks take up swaths of the arid countryside, life is harder and poorer. Ask people to sum up their existence, and "struggle" is often the only answer they have.

The Turkish Cypriots are Europe's forgotten people. Thirty two years after the Turkish army, responding to a Greek-engineered coup, invaded Cyprus and forced 167,000 Greek Cypriots to flee to the south, the inhabitants of the unrecognised Turkish Republic of Northern Cyprus still live in a legal and political vacuum. In 2004, when Kofi Annan, the UN secretary general, announced a referendum on a settlement, the north voted overwhelmingly in favour, while the south voted against. Days later, the Republic of Cyprus joined the EU, while its unrecognised neighbour was left to languish in its shadow.

After Northern Cyprus voted in favour of the settlement, there was widespread acknowledgment that the international community could be more sympathetic to its plight. But little has changed. There are no direct flights to or from anywhere except Turkey; the north's once-bustling ports can now trade directly with Turkey only.

The continued isolation after the Annan plan has caused great resentment among Turkish Cypriots. "If the isolation were lifted our economy would grow. We would reach EU standards. Young people would be able to find a job in their own country," says the Prime Minister, Ferdi Soyer. "We want a chance to say to the world: here are the people of the north; they are not invisible, they are not men from Mars or the Moon."

But this may be some time coming. Hidayet Gül, the manager of Latifoglu, a family-run shipping agency in Famagusta, has been campaigning for years for the embargo to be lifted. "You try really hard, you struggle, and still nothing changes. I am not angry, but it is just not fair," she says. "They might say they don't recognise Turkish Cyprus, but we are the proof of our existence. We exist, we live here, no matter what they say. You can deny it all you like but it is true."

Greek Cypriots are sensitive to accusations that they are indifferent to the situation in the north. "It is not that we are the rich, arrogant, superior ones who don't want a solution," explains Constantia Zachariadou, a journalist in Nicosia. "We are just scared. We worked so hard to gain these standards, this economic strength, and we are scared it will be taken away from us."

There are also, of course, harrowing memories. "I was brought up not to call them my enemies but our friends, our brothers," Constantia says of the Turkish Cypriots. "But my uncle died in 1974. He was called Constantinos. I cannot let this go. It is part of my history."

A strangely similar sentiment comes from many in the north. "I used to think we Cypriots have the same hearts, the same minds," says Ahmet Bardak. "But now I start to change my mind. I voted 'yes' at the last referendum but if it happened again I would say 'no.' No chance."

The Independent 19/07/06

 

Erdoğan: KKTC’ye desteğimiz sürecek

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Barış ve Özgürlük Bayramı törenlerinde konuşan Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıslı Türkler’in yanında olmaya devam edeceği mesajını verdi ve kıbrıs konusunun, Avrupa Birliği süreciyle karıştırılmamasını istedi.

 

NTV

Güncelleme: 14:15 TSI 20 Temmuz 2006 Perşembe

LEFKOŞA - 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın 32’inci yıldönümü dolayısıyla yapılan törende konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “1974 öncesindeki sıkıntılı günlerin bir daha yaşanmasına asla müsaade etmeyeceğiz” dedi.

Başbakan Erdoğan, ambargo ve kısıtlamaların çözüme giden yolu tıkadığını vurgulayarak, Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız tecride son verecek adımların, vakit geçirilmeden atılması gerektiğini belirtti.

Başbakan, Kıbrıs sorunun çözüm yerinin Avrupa Birliği değil, Birleşmiş Milletler olduğunun da altını çizdi. Erdoğan, Kıbrıs sorunu ile Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinin bağlantılı olmadığını da vurguladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, törende yaptığı konuşmada, Rum yönetiminin 24 Nisan referandumundan beri yürüttüğü politikayı, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine pusu kurma üzerine temellendirdiğini söyledi.

Talat, Avrupa Birliği’nin Türkiye’den isteklerde bulunmak yerine, Rum yönetimini çözüme zorlaması gerektiğini kaydetti.

PAPADOPULOS: ZİYARET KIŞKIRTICI
Öte yandan, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Başbakan Erdoğan’ın KKTC’ye yaptığı ziyaretin yasadışı ve kışkırtıcı olduğunu iddia etti. Lefkoşa’da dini bir ayine katılan Rum yönetimi lideri, Erdoğan’ın Rum tarafını tahrik etmeye yönelik mesajlar verdiğini iddia etti.

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 32’nci yıldönümünde KKTC’de kutlamalar yapılırken, Rum kesiminde 20 Temmuz’u kınamak amacıyla çeşitli etkinlikler yapılıyor. Büyük kiliselerde harekatta hayatını kaybedenler anısına dini ayinler düzenleniyor.

'Gambari raporunu Annan'a sundu'


20 Temmuz, 2006 17:59:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum basını, Ankara, Atina ve Kıbrıs'ı ziyaret eden BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin temaslarına ilişkin raporunu BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunduğunu yazdı.

Haberlerde, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile ayrı ayrı ve ortak görüşmeler yapan Gambari'nin raporunun, BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu eski Yardımcısı Sir Kieran Prendergast'ın geçtiğimiz yıl vermiş olduğu rapora benzemesinin beklenmediği belirtildi.
 
Prendergast'ın raporunda, 'Kıbrıs'ta taraflar arasındaki görüş ayrılığının çok büyük olduğu' belirtilmişti. Gambari'nin raporunun ise 'kapıyı açık bırakacağı' belirtildi.
 
Haberlerde, BM Güvenlik Konseyi'nin gündeminin Ortadoğu'daki olaylar ve Kuzey Kore konusu ile dolu olması nedeniyle Gambari'nin raporunun önümüzdeki haftalarda ele alınmasının beklenmediği kaydedildi.
 
Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu.
Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:

·  Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 

·  Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek.  
 
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.

 

Türkiye ile KKTC arasında mali işbirliği


20 Temmuz, 2006 19:14:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC hükümeti arasında Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü Lefkoşa'da imzalandı. Protokol iki ülke arasındaki mevcut ekonomik ve mali işbirliğinin 2007 - 2008 ve 2009 yıllarında da artarak sürdürülmesini öngörüyor.

Cumhuriyet Meclisi'nde imzalanan protokole Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer İmza koydu.
 
İmza töreninde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da hazır bulundu. Başbakan Erdoğan, protokolün hayırlı olması dileğinde bulundu.
 
Türkiye Cumhuriyeti hükümetiyle yeni bir ekonomik işbirliği anlaşmasını yeniden imzaladıklarını ifade eden Soyer, gelecek 3 yıllık dönemde, ülke ekonomisini ileriye götürmek, geliştirmek, kamu reformu, sosyal güvenlik reformu ve özellikle yerel yönetimler reformları gibi alanlarda ihtiyaç duyulan kaynakların gerçekleşmesini, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin katkıları ile başaracaklarını belirtti.
 
Soyer, izolasyon şartlarında Kıbrıs Türk halkının ayakta durması için sağlanan en önemli dış desteği büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin verdiğine işaret ederek, Başbakan Erdoğan'a ve Türk hükümetine teşekkür etti.
 
Protokol neyi öngörüyor?
 
Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü iki ülke arasındaki mevcut ekonomik ve mali işbirliğinin 2007 - 2008 ve 2009 yıllarında da artarak sürdürülmesini öngörüyor.
 
Protokol ile KKTC hükümeti, hala uygulanmakta olan 'yeniden yapılandırma ve ekonomik kalkınma programı'nda yer alan yükümlülüklerini 2006 yılı sonuna kadar tamamlamayı, 2007 - 2008 - 2009 yıllarını kapsayacak şekilde yeni bir ekonomik programı yürürlüğe koymayı taahhüt ediyor.
 
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de mutabakat ile, 2006 yılı sonuna kadar hazırlanacak yeni ekonomik programın desteklenmesi, Reel sektörün geliştirilmesi, Savunma, altyapı yatırımları ve teşvik kredileri için kullanılmak amacıyla, 2007 - 2008 - 2009 yıllarında 1 milyar 875 milyon YTL kadar yardımda bulunmayı, Türkiye Kalkınma Bankası aracılığıyla uygun koşullarda kredi kullandırılmasını sağlamak amacıyla yeni bir teşvik programını uygulamaya koymayı, KKTC hükümetinin ihtiyaç duyacağı her alanda teknik yardım sağlamayı, kamu görevlilerini ve diğer uzmanlarını gerektiği sürece KKTC'de geçici olarak görevlendirmeyi taahhüt ediyor.
 
Ayrıca, iki ülke arasında, elektronik imza uygulaması hakkında işbirliği protokolü de imzalandı. Protokolü, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar imzaladı.
 
Erdoğan'ın temasları sürüyor
 
Başbakan Erdoğan, KKTC'deki temasları devam ediyor. Erdoğan, ilk olarak, koalisyon hükümetinin büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) yetkilileriyle bir araya geldi.
 
Cumhuriyet Meclisi'nde yapılan görüşmeye, CTP adına Genel Sekreter Ömer Kalyoncu ile milletvekilleri Kadri Fellahoğlu ve Ahmet Barçın katıldı. Kalyoncu, görüşmenin ardından açıklama yaparak, Kıbrıs sorunu ve AB sürecini değerledirdiklerini, çözüm yönünde her iki partinin işbirliğinin devam edeceğini söyledi.
 
Erdoğan, daha sonra ana muhalefet Ulusal Birlik Partisinin (UBP) Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ve Genel Sekreteri Turgay Avcı ve Demokrat Parti (DP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) yetkilileriyle ayrı ayrı görüştü..

 

Kıbrıs'ta hissedilen tutum değişikliği



Bugün, 1974'te gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 32. yıldönümü. KKTC'nin "Barış ve Özgürlük" bayramı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, altı bakanla birlikte, yıldönümü törenleri için Kıbrıs'ta. Başbakan'ın 20 Temmuz'da altı bakanla birlikte KKTC'yi ziyareti, "Kıbrıs çıkarması", "gövde gösterisi" olarak değerlendirildi.
Kuşku yok ki, Başbakan Erdoğan'ın bu düzeyde bir ziyaret yapması siyasi mesajlar taşıyor.
2003'ten bu yana Başbakan Erdoğan'ın tutumu ve izlediği politika anımsandığında, bu ziyaretin bir tutum değişikliğini de hissettirdiği düşünülebilir.
KKTC'nin kurucu cumhurbaşkanı Denktaş'a ve yönetimine karşı "soğuk" bir politika izleyen Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununun geldiği noktada, Türkiye'nin eski tutumuna daha yakın bir çizgiye yöneldiği izlenimi veriyor.
Kıbrıs söyleminde, Annan Planı'nın oylanması öncesindeki tutum ve söylemiyle karşılaştırılırsa, Ankara'nın eski duruşuna daha yakın seyrettiği söylenebilir. En azından son dönemdeki demeçleri ve davranışları bu yargıyı destekler nitelikte görülüyor.

AB'nin tutumu
Başbakan Erdoğan ve Ankara'nın bu çizgiye yakınlaşmasında en önemli faktör AB'nin Kıbrıs politikası. Annan Planı öncesindeki taahhütlerinin aksine Türk tarafının beklentilerini karşılamayan AB, cezalandırmak yerine ödüllendirdiği Kıbrıs Rum Yönetimi'yle aynı paralelde yürümeyi sürdürüyor. Ankara'nın tepkisinde ve tutum değişikliği işaretleri vermesinde, AB'nin haksız ve çelişkili politikasının temel nedeni oluşturduğu söylenebilir.
AB'nin bu duruşundan güç alan Kıbrıs Rum Yönetimi de ipe un sermeyi temel politika haline getirmiş durumda.
Rum Yönetimi lideri Papadopulos, bunu söylem ve tavırlarıyla her aşamada yansıtıyor.

Rumlar açısından durum
Kıbrıs Rum Yönetimi açısından bakıldığında, ortada bir sorun olduğunu söylemek çok kolay değil. Rumlar açısından Kıbrıs sorunu öz itibarıyla çözülmüş sayılabilir.
Başta AB ve ABD olmak üzere çok ciddi bir uluslararası baskı görmediği sürece Güney Kıbrıs Yönetimi'nin, kapsamlı bir çözüm arayışına içtenlikle yönelmesi mümkün değil. Nitekim yönelmiyor, işi yokuşa sürüyor.
AB üyesi olduktan sonra, Kıbrıs Türküne kendi egemenliklerine girmesi gereken bir azınlık gözüyle bakan Rum Yönetimi, zamanla bu amacına ulaşacağını hesaplıyor olmalı. İzlediği politika zamana oynadığını gösteriyor.
Türk tarafı Annan Planı'nı reddetmiş olmasına karşın, Rum tarafına kapsamlı çözüm arayışları önermesine karşın ciddiye alınacak bir mesafe kaydedilemiyor.
Papadopulos'un, ancak kapsamlı bir planın konusu olabilecek önemdeki, Mağusa Limanı, Maraş bölgesi ve Türk askerinin çekilmesi gibi konuları, bir çeşit önkoşul olarak teknik komiteler düzeyinde gündeme getirmesi, çözümden çok çözümsüzlük arayışında olduğunu gösteriyor.

 

FIKRET BILA MILLIYET 20/07/06

 

Kıbrıs / Kandil Dağı



Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yıldönümü ile Türkiye'nin Kuzey Irak'a olası harekât tartışmalarının örtüşmesi iyi bir rastlantı.
19 Temmuz Barış Harekâtı, Türkiye'nin, gereğinde bütün riskleri alarak ABD ve İngiltere gibi büyük devletlerin de karşı tavır koymalarına rağmen, sınır ötesine askeri harekât yapabildiğinin kanıtıdır.
Öte yandan...
Sınır ötesine bir harekâtın 32 yıl sonra hâlâ çözülemeyen sorunlar yumağı ürettiğini ve Türkiye'nin yol haritaları önüne sık sık engel olarak konulduğunu da hatırlatıyor. Bir tür sağduyuya çağrı olarak da algılanmalı.
Sınır ötesine geçen askerin, bu harekâtı kadar sonrası da önemlidir.
19 Temmuz 1974'ten bu yana Kıbrıs, Türkiye'nin soluğunu sık sık zorlamıştır. Hâlâ da zorluyor. ABD ambargosundan başlayarak 32 yılın sonunda bu kez "AB ile görüşmelerin askıya alınması" tehdidine dönüşen süreç, bugünler için bir "laboratuvar deneyi" gibidir.
.............................
Yani...
"Türkiye'nin oksijen borusu, parmaklarımızın ucunda. IMF kerpeteniyle tırnaklarını sökmemiz bile yeterli. Bize rağmen Kuzey Irak'a büyük harekât yapamaz" diye düşünen ABD ve ona güvenen Bağdat ve Erbil yönetimleri, Kandil Dağı'nda üslenenler, 32 yıl önce ABD'ye, İngiltere'ye, Yunanistan'a, Kıbrıs Rumlarına rağmen gerçekleşen Barış Harekâtı'nı göz önünde tutsunlar.
Ama... Buna karşılık...
Türkiye'nin de, Kuzey Irak'a geniş kapsamlı bir askeri harekât için küresel ve bölgesel gerçekleri, gene, Kıbrıs bağlamında 32 yıldır karşılaşılan sorunlar merceğiyle görmeye çalışması gerekir.
Kocaman söylemlerle toplumda beklentiler yükseltmekten, cini şişeden çıkarmaktan kaçınılmalıdır.
.............................
Ayrıca...
Elbette... Ulusal yarar gereği Kuzey Irak'a girilip Kandil Dağı, ahtapotun kafası gibi tersine çevrilir.
Ama... Şöyle soruları da sağduyuyla irdeleyelim...
- Bu son çareye başvurmanın zamanlaması "şimdi" midir?
- "Daha önce TSK yıllarca Kuzey Irak'ta idi. Zaman geldi, 60 km içeri girdi. PKK'yı kazıyabildi mi?"
- ABD Büyükelçisi Ross Wilson'ın da belirttiği gibi güvenlik güçlerinin hâlâ zaman zaman Kuzey Irak'a "sıcak takip" amaçlı girişleri olmuyor mu? Wilson, "bu hakka ABD'nin saygılı olduğunu" dün bile söylemedi mi?
- Sınırlar, girişlere karşı yeterince korunuyor mu?
- İçerideki dağlar, PKK'dan temizlenebildi mi?
- PKK'nın taban yapmasını önleyecek sosyal, siyasal ve ekonomik politikalarla örülmüş bir strateji uygulanıyor mu?
- PKK, tek taraflı ateşkes kararını yürürlükten kaldırdığını açıklayarak kanlı eylemlerine başladığında durum ciddiye alınabilmiş miydi?
PKK tarafından en kanlı ve büyük baskın sonrası Özal'ın Bodrum'da dizlerine kadar suya girmiş olarak gazetecilere mayoyla poz vermesi ve böylece "çapulcuları önemsemiyoruz" havasını yansıtmak istemesi gibi görüntüleri anımsayınız. Şu son dönemde de benzerlerini yaşamadık mı?
..............................
Konu, keşke, Kuzey Irak'a girip dağları PKK'nın başına geçirmekle çözülseydi.
Oysa... Yıllar içinde sorun, çok daha karışık bir dosyaya dönüştü.
Psikolojik, antropolojik, sosyal, ekonomik, mafya, siyaset boyutları var.
Kuzey Irak'tan PKK kümelerinin yanı sıra Barzani'nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da giderek artan etkisi, "Kürtler birliği" söylemi, ABD'nin teoride "terörist" listesine aldığı PKK'yı pek de o denli uzak görmediği, AB'nin PKK'yı uluslararası bir terör örgütünden çok, Türkiye'nin iç sorunu olarak algıladığı gerçekleri de görülmeli.
Böylesine çok yönlü olan, 100 yıllık duyarlılığı algılayacak, çözüme taşıyacak vizyon, güç, kültür derinliği, ağırlığı, saygınlığı olan ve topluma barış psikolojisini verecek devlet adamı gereği, 2006 Türkiye'sinde asıl "sorun"dur.
Birinci sınıf işleri, birinci sınıf adamlar çıkarır.

GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 20/07/06

 

Limanlar ve Avrupa'yla anlaşmak

Limanların Kıbrıs Rum gemilerine açılması sorununun siyasi olarak çözüme kavuşturulamamasının, AB'yle müzakerelerin askıya alınmasına varabilecek bir kriz üretme olasılığı var. Meselenin hukuk platformuna taşınmasına dair öneriler ciddiye alınmalı

20/07/2006 RADIKAL

SİNAN ÜLGEN

'Savaş meydanında kazandıklarımızı müzakere masasında kaybettik.' Bu cümle, Osmanlı tarihinin gerileme döneminden aklımızda kalan saptamalardan biri oldu. Hatta o kadar ki, bu yaygın kanı Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası diplomasiye bakış açısını da derinden etkiledi.
Cumhuriyet hükümetleri, uluslararası düzeydeki sorunlarına çözüm için uluslararası hukuka başvurmaktan ve de uluslararası mahkemelere gitmekten çekindiler. Onun yerine, siyasi argümanlarla milli addedilen davalar için taraftar toplamaya ve bu suretle kazanımlar elde etmeye yönelindi. Uluslararası hukuk Türkiye için kaçınılması gereken bir alan olarak değerlendirildi.

Hukukun üstünlüğü
Ancak dünyanın geçirmekte olduğu evrim artık hukuku siyasetin üstüne çıkarıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa kıtasında yaygınlık kazanan uluslararası teşkilatlar (Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) kendi iç hukuk düzenlerini oluşturdular. Avrupa Birliği ise bir adım daha öteye giderek, uluslarüstü niteliğini geliştirmiş olduğu kendi şahsına münhasır iç hukuk düzeni ile sağlamlaştırdı. Hatta o kadar ki, Avrupa bütünleşmesinin tarihi kararlarının altında artık siyasi liderler kadar Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın (ATAD) imzasını bulmak mümkün.
Türkiye'nin bu gelişen hukuk düzenine uyum sağlaması zaman aldı. 1987 yılında Özal hükümeti tarafından alınan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) bireysel başvuru hakkının kabul edilmesine dair karar bu açıdan bir dönüm noktasıdır. Türkiye gecikmiş ama aynı derecede cesur bu adımla, Avrupa hukuk ailesinin saygın bir üyesi olma yönünde önemli bir açılım yaptı. Türk insanı da bu açılımı sevdi ve benimsedi. Öyle ki Türkiye hızla dava açılan ülkeler arasında liderliğe ulaştı.

Türkiye avantajlı
Ancak ne var ki Türk insanının uluslararası kamu hukuku ile bu tanışması, insan hakları hukuku dışındaki alanlara çok yansımadı. Oysa ki, Türkiye-AB ilişkileri bu açıdan Türkiye ve Türk vatandaşları için aslında çok önemli bir avantajı beraberinde getiriyordu: Türk vatandaşları Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki anlaşmalardan doğan haklarının ihlaline Avrupa Birliği ülkelerindeki mahkemelere başvurmak suretiyle son verebiliyorken, bu nimet Avrupa Birliği vatandaşlarına tanınmamıştı. Avrupa Birliği vatandaşları Türkiye ile ilgili sorunlarını çözebilmek için siyasi diyalog sürecine mahkûmlar. Yani sorunlarını önce AB makamlarına anlatıp, onların desteğini elde edip ondan sonra da AB tarafının Türkiye'yi ikna etmesini beklemek durumundalar. Nitekim Gümrük Birliği'nin işleyişi ile ilgili birçok sorun varolmasına rağmen, bu sorunların çözümü Türkiye'nin siyasi iradesine ve iyi niyetine bağlı kalıyor. Bu nedenle de örneğin alkollü içecek ithalatındaki ayrımcılıktan veya ilaç sektöründe veri korumasına dair uyumsuzluktan doğan zararlarının giderilmesi için AB şirketleri Türkiye'de dava açamıyorlar.
Oysa ki Türkiye ve Türk vatandaşları bakımından çok farklı bir durum söz konusu. Bizler Türkiye-AB ortaklık hukukundan kaynaklanan haklarımızın savunulması için doğrudan Avrupa Birliği ülkelerinin mahkemelerine başvurma hakkına sahibiz. Buradaki tek şart, şikâyete dayanak teşkil edecek hükmün açık, net ve de herhangi bir şarta bağlı olmaması. Avrupa Birliği hukukunda 'doğrudan etkili' olarak nitelendirilen bu hükümler çerçevesinde her Türk vatandaşı veya işletmesinin hak ihlalinin gerçekleştiği Avrupa Birliği ülkesinde doğrudan mahkemeye gitme özgürlüğü var. Yani Türk olmak bu durumda önemli bir avantaj yaratıyor. Sorunun çözümü için hükümetin desteğini elde etme mecburiyeti yok; doğrudan çözüm mekanizması harekete geçirilebiliyor.
Rüştü Avrupa Birliği statüsünde oynarken Anelka niçin Türk statüsünde oynayamıyor?
Kişilerin serbest dolaşımına dair bir örnek bu noktada faydalı olabilir. Türkiye ile AB arasındaki Katma Protokolün 36. maddesinin ilk paragrafı işçilerin serbest dolaşımının 12 ile 22 yıl içinde gerçekleşeceğini kaydeder. Ancak bir sonraki cümle, Ortaklık Konseyi'nin bu konudaki usulleri kararlaştırması çağrısında bulunur. Bu çağrı nedeniyle söz konusu hüküm doğrudan etkili olma özelliğini yitirmektedir. Türk vatandaşları da serbest dolaşım haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle mahkemeye gidememektedirler. Serbest dolaşımın önündeki hukuki engel budur. Öte yandan 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'nın 10. maddesi, AB ülkelerinin kendi vatandaşları ile o ülkenin emek piyasasına yasal olarak faaliyet gösteren Türk vatandaşları arasında ayrımcılık yapılmasını kesin bir dille yasaklamaktadır. Bu özelliğiyle de doğrudan etkili bir hüküm niteliğindedir. Nitekim Fenerbahçe kalecisi Rüştü Reçber Barcelona'da oynarken bu hükme istinaden yerel mahkemede açılan bir dava sonucunda İspanya'da AB statüsünde oynamaya hak kazanmış ve yabancı oyuncu kontenjanına takılmamıştır. Ancak Nicolas Anelka benzer bir hakkı elde edebilmek için Türkiye'de mahkemeye başvuramamaktadır.
Günümüzde de benzer örnekler bulmak mümkündür. Örneğin karayolu taşımacılığı sektörümüz tarafından dile getirilen Avrupa Birliği ülkelerince uygulanan geçiş kotaları rejiminin Gümrük Birliği'nin doğrudan etkili olan miktar kısıtlamalarına eş etkili tedbirleri yasaklayan 5. maddesine aykırılık taşıdığı gerekçesiyle Avusturya veya İtalya'da mahkemeye gidilmesi değerlendirilebilir. Bu konu aslında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında kriz yaratma potansiyeli gün geçtikçe artan limanlar meselesi ile benzeşmektedir. Bilindiği üzere Avrupa Birliği, Türkiye'nin Kıbrıs Rum gemilerine limanlarını açmamasını Gümrük Birliği'nin anılan 5. maddesinden kaynaklanan yükümlülükleri ile çeliştiğini iddia etmektedir.

Limanlar meselesinde siyaset yerine hukuk mu?
Bu sorunun siyasi olarak çözüme kavuşturulamaması nedeniyle tam üyelik müzakerelerinin askıya alınmasına kadar varabilecek bir kriz yaratma olasılığından bahsedilmektedir. Bu nedenle meselenin hukuk platformuna taşınmasına dair öneriler gündeme gelmektedir. Buna göre taraflar meseleyi ATAD'a veya iki tarafın da üzerinde anlaşacağı bir tahkim kurumuna götürebilirler.
Burada esas olan, konunun hukuki platforma taşınabilmesi için iki tarafın da mutabık kalmasıdır. Başka bir deyişle, Avrupa Birliği tek taraflı olarak bu konuyu uluslararası yargıya taşıyamaz. Bir diğer husus ise, tarafların yargıdan çıkacak neticeyi önceden kabul etmeleridir. Yargının kararı kesin ve bağlayıcı olacaktır.
Limanlar meselesinde bu alternatifin bütün olumlu ve olumsuz boyutlarıyla değerlendirilmesi faydalı olacaktır. Bu yola gidilmesi, müzakereleri liman meselesinin ipoteğinden kurtaracaktır. Türkiye bu sayede hukuka saygılı, çözüm yanlısı bir tutum izlemiş ve Kıbrıs meselesindeki yapıcı tutumunu sürdürmüş olacaktır. Bu tutum, çözümsüzlük yanlısı imajları güçlenen Kıbrıslı Rumların, Avrupa Birliği içinde taraftar toplamasını daha da zorlaştıracak ve Papadopoulos'un müzakereleri ilerleyen aşamalarında engellemesi siyaseten daha da güçleşecektir. Ancak sonucun olumsuz olması durumunda da Türkiye'nin bu karara saygı göstermesi ve limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açması gerekecektir. Bu nedenle sorunun götürüleceği yargı mekanizması büyük önem taşımaktadır.

Taktik ve strateji
Avrupa Birliği'nin tercihinin ATAD olacağı kuşkusuzdur. Ancak ATAD, Topluluk hukuku çerçevesinde değerlendirme yapacağı ve de Türkiye'nin burada yargıcı olmamasından dolayı Türkiye bakımından daha zor bir tercihtir. Buna karşılık tahkimin en azından Türkiye'nin ileri süreceği kamu güvenliği temelli argümanlara daha olumlu yaklaşması beklenebilir. Ancak sonuç ne olursa olsun, limanlar meselesi özünde teknik bir meseledir. Limanlarımızın aslında 1997 yılına kadar Kıbrıs Rum gemilerine açık kaldığı hatırlanacak olursa, o zaman taktik amaçlarla geliştirilen bu düşüncenin bugün genel Avrupa Birliği ve Kıbrıs stratejimizi esir alma riski taşıdığı görülecektir. Taktik stratejinin önüne geçmiştir. Dış politikadaki taktik ve strateji arasındaki ilişkinin doğru kurgulanmasında uluslararası hukuk yolunun da rol oynayabileceği unutulmamalıdır.

Sinan Ülgen: Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Başkanı

 

Erdoğan ayağının tozuyla Gazimağusa'yı gezdi

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği'nin makam aracıyla Namık Kemal Meydanı'na giden Erdoğan'ı, burada, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost ve Belediye Başkanı Oktay Kayalp karşıladı.

Kalabalık vatandaş grubunun büyük sevgi gösterisinde bulunduğu Erdoğan, Namık Kemal Zindanı ile Lala Mustafa Paşa Camii'ni gezdi.

Vatandaşlar, TC Başbakanı Erdoğan'a sık sık alkışlı tezahüratta bulunurken; bir grup, "Türkiye seninle gurur duyuyor" şeklinde tezahürat yaptı.

Yaklaşık bir saat süren gezide, bazı vatandaşlar Başbakan Erdoğan ile fotoğraf çektirdi. Türkiye Başbakanı Erdoğan'a ilgi gösterenler arasında çocuklar da vardı.

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Lala Mustafa Paşa Camii'nde kıldığı ikindi namazının ardından Namık Kemal Meydanı'ndan ayrıldı.

Erdoğan'ın Gazimağusa gezisini, KKTC ve Türkiye'den çok sayıda basın mensubu takip etti.

KIBRIS 20/07/06

 

İzolasyonlar kalkarsa üzerimize düşeni yaparız

ERDOĞAN: KİMSE BİZDEN TAVİZ BEKLEMESİN... "Biz iki tarafın siyasi eşitliği temelinde kapsamlı bir çözüme varılmasına yönelik yapıcı tutumumuzu yine sürdürmeye devam edeceğiz. BM Genel Sekreteri'nin bu doğrultudaki çabalarını destekledik, destekliyoruz. Öncelikli hedefimiz KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaların, izolasyonların kaldırılmasıdır. Bu konuyu takip etmekte kararlıyız. Kimse bizden bu konuda taviz beklemesin"

TALAT'TAN RUM TARAFINA ÇAĞRI: "BİZİMLE İŞBİRLİĞİ YAPIN"... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Annan planına dayalı iki kesimli, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı çözümden yana olduklarını vurgulayarak, bunun için iyi niyetle çalışacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafına çağrıda bulunarak, sorunun çözümü için Türk tarafıyla işbirliği yapmasını ve bu konuda samimi olmasını istedi

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, beraberindeki bakan, milletvekili ve üst düzey bürokratlardan oluşan kalabalık bir heyetle, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına katılmak üzere dün KKTC'ye geldi ve dünyaya izolasyonların kaldırılması çağrısını yineledi.

Uluslar arası camiadan KKTC üzerindeki haksız izolasyonların kaldırılması talebini yineleyen Erdoğan, "İzolasyonlar kalkarsa biz de üzerimize düşeni yaparız" diye konuştu.

"Öncelikli hedefimiz KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaların, izolasyonların kaldırılmasıdır. Bu konuyu takip etmekte kararlıyız. Kimse bizden bu konuda taviz beklemesin" diyen TC Başbakanı Erdoğan, Kıbrıs'ta iki tarafın siyasi eşitliği temelinde, kapsamlı bir çözüme varılmasına yönelik yapıcı tutumlarını da sürdürmeye devam edeceklerini vurguladı.

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da Annan planına dayalı iki kesimli, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı çözümden yana olduklarını vurgulayarak, bunun için iyi niyetle çalışacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafına çağrıda da bulunarak, sorunun çözümü için Türk tarafıyla işbirliği yapmasını ve bu konuda samimi olmasını istedi.

Başbakan Erdoğan, Özel ANA uçağıyla dün saat 12:30'da adaya geldi. Erdoğan'a Ercan Devlet Havaalanı'nda toplanan büyük kalabalık tarafından sevgi gösterilerinde bulunuldu; davul zurna eşliğinde karşılandı.

"Kıbrıs Türklerine desteğimiz sürecek"

Ercan'da bir süre VIP salonunda dinlenen Erdoğan saat 12.55'te Başbakan Soyer'le birlikte basına açıklamalarda bulundu. Kıbrıs Türk halkına desteklerinin süreceğini sözü veren Erdoğan, Kıbrıs'ta çözüm için samimi gayret gösteren Türk tarafının bunu referandumda da gösterdiğini kaydetti. Türkiye Başbakanı Erdoğan, bu nedenle Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız kısıtlamaların kaldırılmasını istediklerini ve bunun için yoğun çaba gösterdiklerini söyledi.

Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının huzur, güven ve refah içinde yaşaması için Türkiye'nin bundan sonra da yanında olacağını ifade ederek, yeni başlayan süreçte barışa ve saygıya dayalı yeni bir atmosfer dileğinde bulundu.

Esenboğa'da önemli açıklamalar

 

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye gelmeden önce Esenboğa'da basın toplantısı düzenleyerek, önemli açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, "KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılması konusunda "bu konuyu takip etmekte kararlıyız. kimse bizden bu konuda taviz beklemesin" dedi.

Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde gerçekleştirmiş olduğu barış harekâtıyla Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin sağlandığını kaydeden Erdoğan, bölgenin barış ve istikrarına da katkıda bulunulduğunu belirtti.

Erdoğan, 20 Temmuz 1974 tarihinin Kıbrıs Türk halkının özgür ve insanca yaşama iradesini bütün dünyaya gösterdiği bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.

Başbakan Erdoğan, ziyareti sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Ferdi Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve Meclis'te temsil edilen siyasi partilerin başkanları ile de ayrı ayrı görüşeceğini kaydetti.

KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de bir araya geleceğini belirten Erdoğan, yapacağı görüşmelerde Kıbrıs meselesinde gelinen aşamayı ve bundan sonra atılabilecek adımları değerlendireceklerini söyledi.

 

"Kimse bizden taviz beklemesin"

Kalıcı, adil ve kapsamlı bir çözüm için Türk tarafının üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının her zaman demokrasiden, barıştan, dünya ile bütünleşmekten ve Ada'da bir ve beraber yaşamaktan yana olduğunu kaydetti. Erdoğan, şunları söyledi:

"Biz iki tarafın siyasi eşitliği temelinde kapsamlı bir çözüme varılmasına yönelik yapıcı tutumumuzu yine sürdürmeye devam edeceğiz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin bu doğrultudaki çabalarını

destekledik, destekliyoruz. Öncelikli hedefimiz KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaların, izolasyonların kaldırılmasıdır. Bu konuyu takip etmekte kararlıyız. Kimse bizden bu konuda taviz beklemesin."

Başbakan Erdoğan, KKTC'de ayrıca hükümet olarak destekledikleri çeşitli yatırımların açılış ve temel atma törenlerine de katılacağını ifade ederek, şunları kaydetti:

"Biz bir yanda haksız izolasyonlara son verilmesini bir yandan da KKTC'nin siyasi ekonomik ve sosyal yapısının güçlendirilmesini arzu ediyoruz. Bu istikamette son üç buçuk yılda önemli mesafeler de aldık. Gerek altyapı çalışmalarında gerek üst yapıda aldığımız ciddi mesafeler var. Kıbrıs'ta barışın da, huzurun da, çözümün de, istikrarın da temelinde Türk halkının ekonomik refah ve kalkınması yatmaktadır. Bu nedenle KKTC'de ekonomik ve sosyal bakımdan güçlü, değerlerine bağlı, kendine güvenen bir Türk toplumu için gayret göstermeye devam edeceğiz."

Erdoğan'ın KKTC temasları

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyet KKTC'ye gelişinin hemen ardından temaslarına başladı.

Erdoğan ve bakanlarının da bulunduğu heyeti Başbakanlığa giderek Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile diğer bakanlarla görüştü. Yaklaşık yarım saat süren görüşmeyle ilgili açıklama yapılmazken basına görüntü alma fırsatı verildi.

Erdoğan ve heyetinin ziyaretini kalabalık bir basın ordusu izledi.

Erdoğan daha sonra Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından kabul edildi.

Talat- Erdoğan görüşmesi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan saat 14.40'ta bir araya geldi.

Görüşme öncesinde, Talat ile Erdoğan dışarıya çıktı ve el sıkışarak basına poz verdi.

Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın da sonradan katıldığı görüşmede, Başbakan Erdoğan'a, aralarında bazı bakan ve milletvekillerinin de bulunduğu kalabalık bir heyet eşlik etti.

Talat ile Erdoğan'ın görüşme sonrasında basına ortak bir açıklama yaptı.

Talat-Erdoğan görüşmesinden sonra heyetler arası görüşmeye geçildi.

Saat 15.45'te başlayan heyetler arası görüşmeye KKTC heyetinden, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Başbakanlık Müsteşarı Erdoğan Şahali, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel katıldı.

Erdoğan'a KKTC ziyaretinde eşlik eden heyette ise; TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, bazı bakanlar, milletvekilleri ve bürokratlar yer aldı.

Görüşme sonrasında, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, basına ortak açıklama yaptılar.

Erdoğan

Erdoğan açıklamasında, KKTC'nin barış ve özgürlük bayramının 32'nci yıldönümünü KKTC'de kutlamaya, bu h eyecanı KKTC'deki tüm kardeşleriyle paylaşmaya geldiklerini belirterek, önce başbakan, ardından meclis başkanı ve şimdi de cumhurbaşkanı ile birlikte olduklarını söyledi.

Erdoğan görüşmede, KKTC'nin sorunlarını, Kıbrıs'ta iki taraf arasındaki ihtilafları ve TC-KKTC ilişkilerini değerlendirme fırsatı bulduklarını kaydetti. Türkiye'nin geçmişte olduğu gibi, bundan sonra da "kardeş" KKTC'nin yanında yer almaya devam edeceğini söyleyen Erdoğan, uluslararası camiada özellikle siyasi noktadaki konumuyla alakalı olarak çözümün BM zemininde olması gerektiğini baştan beri söylediklerini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, bu çözüm arayışlarında nasıl hep önde oldularsa, bundan böyle de çözüm arayışlarında KKTC'nin önde olmaya devam edeceğini, kendilerinin de garantör ülke olarak her zaman Kıbrıs Türkü'nün yanında olacaklarını belirtti.

Arzu ve ısrarlarının, dünyanın şu ana kadar uyguladığı izolasyonları kaldırması olduğunu vurgulayan Erdoğan, böylece kendilerinin de üzerlerine düşeni yerine getirebileceklerini söyledi.

Şu ana kadar her şeyi yaptıklarını, barışa yönelik destek verdiklerini ve bundan sonra da vermeye hazır olduklarını kaydeden Erdoğan, KKTC'nin de barış sürecine sağladığı katkıyı bundan sonra da

sağlayacağına ve el ele omuz omuza olacaklarını, KKTC'nin nasıl bugüne kadar onurlu bir duruş sergilediyse bu duruşun devam edeceğini vurguladı.

Erdoğan, bu sürece adil ve kapsamlı bir çözüm süreci olarak baktıklarını ve bu şekilde neticelenmesini istediklerini, ısrarlarının sadece bu olduğunu ifade etti.

Talat:

Cumhurbaşkanı Talat ise, TC Başbakanı Erdoğan ve heyetinin dün ve bugün kendileriyle birlikte olmasından büyük gurur ve memnuniyet duyduklarını ifade ederek, her şart altında yanlarında olan, kendilerine destek olan, Türkiye'nin, bu önemli günde en yüksek seviyede kendileriyle birlikte olmasının, bundan sonra da desteğinin devam edeceğinin bir göstergesi olduğunu söyledi.

Talat, Ankara ile sürekli istişare ederek, sürekli işbirliği içinde çalıştıklarını ve çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.

Kıbrıs Türk tarafı olarak sorununun adil, iki kesimli, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı bir çözümle Annan planı zemininde çözümlenmesinden yana olduklarını kaydeden Talat, bunun için iyi niyetle çalıştıklarını, bugüne kadar olduğu gibi, referandumda ispat ettikleri gibi, bundan sonra da bu iyi niyetlerini sürdüreceklerini ifade etti.

Talat, ancak bu iyi niyetin tek taraflı olmadığını, Kıbrıs Rum tarafının da iyi niyetli davranmasını ve sorunu çözme yönünde kendileriyle işbirliği yaparak, uzattıkları barış elini tutmasını samimiyetle istediklerini söyledi.

Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nın Türkiye'nin barış sürecine desteğini doğrudan birinci ağızdan ifade ettiğini, Kıbrıs Rum tarafının ve Yunanistan'ın da aynı şekilde davranması halinde Kıbrıs sorununu çözmelerinin mümkün olacağını kaydetti.

Bunun için iyi niyetle çalışacaklarını söyleyen Talat, bunun güvencesini geçmişte verdikleri gibi, bundan sonrası için de verdiklerini kaydetti.

Talat, Türkiye Cumhuriyeti'nin Barış ve Özgürlük Bayramı'nda kendileriyle birlikte olmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirerek, "Bize desteğini ifade eden, gösteren Türkiye Cumhuriyeti'nin en üst düzeyde bizimle birlikte olması bizim için büyük bir güvencedir. Kendilerine Kıbrıs Türk halkı adına içtenlikle teşekkür ediyorum, sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum" dedi.

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş'la da görüştü

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra eski. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret etti.

Erdoğan ile Denktaş, 45 dakika süren görüşme öncesi ve sonrasında el sıkışarak basına poz verdi.

Çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Denktaş, Türkiye'nin etrafında, Türkiye'yi yakından ilgilendiren ve etkileyen olaylar cereyan etmesine rağmen Erdoğan'ın Kıbrıs Türk halkına 2-3 gün ayırmasının, KKTC'ye verilen önemin göstergesi olduğunu söyledi.

Ziyaretin iyi ve yararlı olduğunu kaydeden Denktaş, "Ümit ederim dünya da, bunu görür ve Türkiye'nin KKTC'yi ve bu ülke üzerindeki uluslararası anlaşmalarla tescil edilmiş haklarını terk edeceği inancı varsa, bu inancından vazgeçer" dedi.

Esad, Erdoğan'ı aradı

Bu arada Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad, KKTC ziyareti sırasında TC Başbakanı Erdoğan'ı telefonla aradı. Esad, İsrail-Lübnan krizini sona erdirmek için uluslararası toplumun bir an önce harekete geçmesi gerektiğini söyledi.

Resmi SANA ajansının haberinde, Esad'ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde, ülkesinin krizin çözümü için ateşkes isteğini dile getirdiği belirtildi.

Esad ile Erdoğan'ın, krizin sona erdirilmesi ve taraflar arasında ateşkes sağlanmasındaki gecikmeyle uluslararası toplumun tutumunu ele aldıkları bildirildi.

Resimaltı:

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan saat 14.40'ta bir araya geldi. Görüşme sonrasında Erdoğan ile Talat, basına ortak açıklama yaptılar

KIBRIS 20/07/06

 

BM çözüm planına desteğimiz sürüyor

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, 20 Temmuz 1974'ün 32'inci yıldönümünde, Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye'nin, adada şerefli, kalıcı, karışlıklı kabul edilebilir bir anlaşmanın gerçekleşmesi için kararlı duruşunu sürdürdüğünü bildirdi.

Soyer, dün sabah TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i temsil etmek üzere adaya gelen TC Cumhurbaşkanlığı Savunma Başdanışmanı Nezihi Çakar ile Türkiye Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu ve beraberindeki heyeti ayrı ayrı kabul etti.

Başbakan kabullerde yaptığı konuşmada, tek amacın, adada Kıbrıs Türk halkının varlığını koruma; çözümün adanın toprak bütünlüğüne dayalı, Kıbrıs Türk halkanın eşitliği temelinde, kalıcı bir çerçevede gerçekleşmesini sağlayarak, bölgede barış ve istikrarı hakim kılma; Enosis ve benzeri hayallerle yola çıkanların Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin büyük ölçüde güvenliğini tehdit edecek şartları oluşturma politikasına akıl dolu tavırlarla engel olma olduğunu ifade etti.

Başbakan Soyer, 20 Temmuz'un bu 32'nci yıldönümünde Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin, uluslararası hukuk ve adadaki varlığından kaynaklanan haklara dayalı karşılıklı kabul edilebilir bir çözümün peşinde olduğunu vurguladı.

Birleşmiş Milletler'in girişimlerine desteği sürdüreceklerini söyleyen Soyer, Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası anlaşmalar ile akitlere bağlı olduğunu kaydetti.

Soyer, uluslararası camiaya, Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı ve karşılıklı kabul edilebilir barış istemine destek verme çağrısı yaparak, Kıbrıs Türk halkının, BM çözüm planını desteklediğini, bu kararlı duruşunu sürdüreceğinin söyledi.

KIBRIS 20/07/06

Mağusa Limanı'ndan 5 gemi gidiyor

Beyrut'taki yabancıların tahliyesi için 'Su' isimli geminin yanı sıra Akgünler I, Akgünler III, Fergün Denizciliğe ait Girne Feribotu ve Pirce of Girne isimli deniz otobüsü de devreye girdi

Normal çalışma koşullarında mesaisi saat 24.00'te sona eren Gazimağusa Limanı'nda, insani amaçlı tahliyeye olanak sağlamak için mazot ikmali kesintisiz sürüyor

Gazimağusa Limanı'ndan dün öğle saatlerinde Beyrut'a gitmek üzere ayrılan 'Su' gemisi, dün akşam saat 01.00 sıralarında 500'e yakın yolcusuyla Gazimağusa Limanı'nda yakıt ikmali yaptıktan sonra Mersin'e gitti

Sevgi YALMAN

İsrail'in, Lübnan topraklarında başlattığı askeri harekat nedeniyle Beyrut'taki İsveç ve AB vatandaşlarını tahliye etmek amacıyla önceki gün yola çıkan işadamı Ünal Çağıner'e ait 'Su' isimli yolcu gemisi, ilk seferinin ardından dün öğle saatlerinde 2'ınci seferini de gerçekleştirdi.

Beyrut'tan aldığı 208 yolcu ile Gazimağusa Limanı'na gelen gemi, burada yakıt ikmali yaptıktan sonra Türkiye'nin Mersin Limanı'na gitti. Yolcularını Mersin'e bıraktıktan sonra yola çıkan "Su" gemisi dün öğle saatlerinde geldiği Gazimağusa Limanı'nda yakıt ikmalinden sonra yeniden Beyrut'a gitti.

2'inci seferini yapan "Su" gemisi yaklaşık 500 yolcu ile bu sabah saat 01.00 sıralarında Gazimağusa Limanı'nda mazot aldıktan sonra Mersin'e doğru yola çıktı.

4 gemi daha devrede

Yabancıların Beyrut'tan tahliyesi için 'Su' isimli geminin yanı sıra 4 geminin daha devreye girdiği öğrenildi. Akgünler I, Akgünler III, Fergün Denizcilik şirketine ait Girne feribotu ve Pirce of Girne isimli deniz otobüsü de yabancıların Beyrut'tan tahliyesi için harekete geçti. Gemiler, Gazimağusa Limanı'nda, hareket için hazır; emir bekliyor.

Gazimağusa Limanı 24 saat hizmet veriyor.

Bu arada normal mesaisi 24.00 de sona eren Gazimağusa Limanı, insani tahliyeye olanak sağlamak için kesintisiz 24 saat çalışmaya başladı. Gazimağusa Limanı'nı, mazot ikmali için transit olarak kullanan gemiler, rıhtıma yaklaştıkları andan itibaren hazır bekleyen tankerlerden hiç beklemeden mazot alabiliyor.

Zorluklar var

İsrail'in Lübnan'a başlattığı askeri harekatın hemen sonrasında Beyrut Limanı'nı 50 deniz miline kadar hükümranlık alanı ilan etmesi, sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Açık denizde, Beyrut Limanı'na giriş-çıkışları devamlı olarak kontrol eden İsrail sahil güvenlik ekipleri, yalnızca insani amaçlı giriş çıkışlara izin veriyor.

Beyrut Limanı'na girmek isteyen her gemiyi durdurarak sorgulayan İsrailliler, limana giriş saatleri ve gemilerin rotasını da kendileri belirliyor.

KIBRIS 20/07/06

Kıbrıs'ta oluşan momentumdan acilen yararlanmak gerek

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, Birleşmiş Milletler (BM)Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs sorunu üzerinde bir momentum yarattığını, Yeşil Hat'ta iki tarafın, bu momentumun üzerine bina etmek için yaratıcı yollar düşünmeye hazır olduğu yönünde bir aşama hissettiğini belirtti.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas dün Lefkoşa'da Matthew Bryza'yla görüştü.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Bryza görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, her zaman olduğu gibi iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonla adanın yeniden birleştirilmesine destek verdiklerini bildirdi.

Bryza şöyle dedi: "Kapsamlı bir anlaşmaya götürecek bir momentum olduğu görülüyor. BM Genel Sekreteri İbrahim Gambari'ye ve adadaki iki tarafın liderine de tutumlarından dolayı teşekkür ederiz. Tarafların önemli konulardan oluşan listeleri birbirlerine vermeleri, teknik komitelerin çalışmaya başlamaları ve kapsamlı bir anlaşmaya yönelmek için bu momentumdan acilen yararlanmak gerekiyor."

Lillikas görüşmeden sonra basın mensuplarının ilgili sorularını yanıtladı. Rum Bakan, Bryza'nın, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) müzakere sürecini ilerletmek için kendisini ikna etmeye çalıştığını söyleyemeyeceğini belirtti ve Türkiye'nin AB kuralları ve yasalarını uygulayıp uygulamadığının değerlendirilmesi sırasında karşılaşılacak zorluklara değinerek, şöyle devam etti:

"Bizim tutumumuzun, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini ön koşullu olarak desteklemek olduğunu bildirdik ve sanırım bu görüşüm bugün ABD tarafından anlaşılmıştır ve Avrupa Birliği ortaklarımızın da bunu anladığını ümit ediyoruz. Eğer Türkiye yükümlülüklerini yerine getirirse ki, bunlar kesinlikle Kıbrıs'taki gelişmelerle ilişkili değildir ve bizim ve tabii ki, Avrupalı ortaklarımızın sözde değil ama uygulamada, Türkiye'nin bu iyi niyetinden memnun olmamız durumunda, Sonbahar'da beklenen tren kazası gerçekleşmeyecek."

Lillikas, bunun gerçekleşmemesi durumunda Kıbrıs Rum tarafının başka seçeneği kalamayacağını, Türkiye'nin AB müzakere sürecini ertelenmesinin en iyi seçenek olmadığını bilse de kötünün iyisini seçeceğini vurguladı.

KIBRIS 20/07/06

Belgeleri imzalamam için beni kandırdılar

BAHÇEME İZİNSİZ GİRDİLER... Londra Yüksek Mahkemesi'nde dün gerçekleşen duruşmada ifade veren Linda Orams, gün batımında, ellerindeki hukuki belgelerle bahçesine giren iki yabancı nedeniyle oldukça kötü anlar yaşadığını anlattı. Orams, "Bahçeme izinsiz girdiklerini görünce çok sinirlendim. Ellerindeki belgeleri imzalamam için de beni kandırdılar" dedi

l THE INDEPENDENT'TEN KKTC YORUMU... İngiltere'de yayımlanan Independent gazetesi, Kuzey Kıbrıs'taki eski bir Rum arsasına ev yapan İngiliz çift hakkındaki davadan hareketle, KKTC'deki durumu değerlendiren bir yorum yazısı yayımladı. Yazıda, "Yabancıların yatırımları kuzeyin küçük ekonomisi için hayati öneme sahip. Ama Eğer İngiltere'deki mahkeme, İngiliz çift aleyhine karar verirse Kuzey Kıbrıs ekonomisi büyük bir darbe yiyecek" denildi

 

Kuzey Kıbrıs'taki inşaat sektörü ile buradan ev satın alan yabancıları yakından ilgilendiren Orams davası, Londra Yüksek Mahkemesi'nde son gününe girdi. Londra Yüksek Mahkemesi'nde dün gerçekleşen duruşmada ifade veren Linda Orams, gün batımı sırasında, ellerindeki hukuki belgelerle bahçesine giren iki yabancı nedeniyle, oldukça kötü anlar yaşadığını anlattı. Orams, "Bahçeme izinsiz girdiklerini görünce çok sinirlendim. Ellerindeki belgeleri imzalamam için de beni kandırdılar" dedi.

Emekliye ayrıldıktan sonra KKTC'den aldıkları rüya evin arazisinin, 1974'ten önce bir Kıbrıslı Rum'a ait olması nedeniyle Güney Kıbrıs'ta yargılanan Orams çifti, Rum mahkemesinin aleyhlerinde verdiği kararın kuzeyde uygulanamaması nedeniyle, dava Meletios Apostolides isimli Kıbrıslı Rum tarafından Londra Yüksek Mahkemesi'ne taşındı. 1974'ten önce arazinin sahibi olan Apostolides'in avukatı Tom Beasley'in sorularını yanıtlayan Linda Orams, evin üzerine inşa edilen arazinin Apostolides'e ait olduğunu onunla gerçekleşen ilk karşılaşmada öğrendiğini belirtti.

Rumca bilmemesinden dolayı kendisine sunulan belgelerin ne anlama geldiğini konusunda en ufak bir fikri olmadığını söyleyen Orams, bahçesine ellerindeki belgelerle giren iki yabancının, belgeleri imzalaması için kendisini ayrıca tehdit ettiklerini söyledi.

Apostolides, Orams çifti tarafından 210 bin sterlin harcanarak yaptırılan evin kendi arazisi üzerine inşa edilmiş olması nedeniyle evin yıkılmasını ve arazisinin kendisine iade esilmesini talep ediyor.

Linda ve David Orams çiftinin, Rum mahkemesinde görülen davanın kararına itirazda bulunmalarının ardından dava Londra'ya taşındı.

Orams çiftini yüksek mahkemede, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie Blair ile Kıbrıslı Türk avukat Hasan Vahip temsil ediyor. Orams çiftinin avukatları önceki gün davayla ilgili savunmasını yaptı. Savunmada Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kuzey Kıbrıs'ta hakimiyeti bulunmadığı üzerinde duruldu.

Rum yönetiminin Avrupa Birliği'ne girerken, Avrupa Birliği mevzuatının kuzeyde geçerli olmadığının vurgulandığı anımsatılarak, savunma bu temele oturtuldu.

Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in avukatları ise Rum mahkemesinin aldığı kararın, AB hukuku açısından Birleşik Krallık'ta uygulanabileceğini iddia ediyorlar.

Independent KKTC'yi yorumladı

Öte yandan İngiltere'de yayımlanan Independent gazetesi, Kuzey Kıbrıs'taki eski bir Rum arsasına ev yapan İngiliz çift hakkındaki davadan hareketle, KKTC'deki durumu değerlendiren bir yorum yazısı yayımladı. Gazete, yabancıların emlak yatırımlarının Kıbrıslı Türkler için önemine değindi.

Independent, yabancıların özellikle de İngilizlerin gayrimenkul edinmesiyle Kuzey Kıbrıs'a büyük miktarda para aktığını belirtti; ancak bir uyarıda da bulundu.

Yazıda, "Yabancıların yatırımları kuzeyin küçük ekonomisi için hayati öneme sahip. Ama eğer İngiltere'deki mahkeme, İngiliz çift aleyhine karar verirse Kuzey Kıbrıs ekonomisi büyük bir darbe yiyecek; çünkü inşaat patlamasından başka güvenebilecekleri çok az şey var" yorumuna yer verildi.

Yazıda, AB üyeliği sayesinde Rumların hayat standartının iyileştiği, Annan Planı'nı kabul eden Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların ise devam ettiği de vurgulandı.

2004'te Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinin ardından, KKTC'ye yönelik izolasyonların kalkmadığını vurgulayan gazete, Kıbrıslı Türklerden 'Avrupa'nın unutulmuş insanları' olarak bahsediyor.

KKTC hukuki ve siyasi boşlukta

Kıbrıslı Türklerin, Avrupa'nın unutulmuş insanları; resmen tanınmayan KKTC'de yaşayanların, hala bir hukuki ve siyasi boşlukta olduğunu yazan gazetede, "Ada'nın kuzeyi 2004'te BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın uzlaşma planına ezici çoğunlukla evet derken, güneyi planı reddetti. Kıbrıslı Türklerin bu kararla, uluslararası toplumun kendi sorunlarına daha sempatiyle bakacaklarına ilişkin yaygın bir beklentisi vardı. Ama çok az şey değişti" cümlelerine yer verildi.

Orams davası Rum basınında

Rum basını da Orams davasıyla ilgili haberlere geniş yer verdi.

KKTC'den Kıbrıslı Rum'a ait taşınmaz mal aldıkları ve bu eylemlerinden ötürü Rum mahkemesince alınan kararın İngiltere mahkemesi tarafından da tanınması için İngiltere'de görülen David-Linda Orams çiftinin davasının ilk duruşması Rum basınında da yer aldı.

Fileleftheros gazetesi : "Cephaneliğinde Annan Planı İle Blair 'Tazmin Komisyonu'na Havale Ediyor" başlıkları altında verdiği haberinde, önceki gün ilk duruşması gerçekleştirilen Orams davasında, Orams'ların avukatı Cherie Blair'in, Kıbrıs sorununun özüne değinerek, Orams'ların "Türk işgalinin sonucu olan bir duruma, istekleri dışında dâhil olduklarını" söylediğini yazdı.

Gazete, Blair'in KKTC yerel makamları ve yasalarının varlığı ile 3 Kıbrıslı Rum'un KKTC'de kurulan Tazmin Komisyonu'ndan tazminat almaları durumuna değindiğini yazdı.

Gazete, mahkeme yargıcının Kıbrıs sorununun ilgili kısmıyla "hassas bir şekilde" ilgileneceğini söylediğini de belirtti.

Diğer gazeteler ise konuya ilişkin haberi şu başlıklarla yansıttılar:

Haravgi gazetesi: "Cherie Blair Orams'lara Suçsuzluk Kanıtı Veriyor".

Politis gazetesi: "Dava Başladı -'Oramslar İstemeden Karıştılar`".

Simerini gazetesi: "Cherie Blair İkna Edemedi -Orams Çiftinin Davasındaki İlk Duruşmada Kışkırtıcı".

Mahi gazetesi: "Cherie Blair Sahte Devletin Dolaylı Tanınması Girişiminde Bulundu."

Orams davası İngiliz basınında

Diğer taraftan İngiltere'nin saygın gazetelerinden The Independent, Daily Telegraph, The Observer ve The Sunday Times dönüm noktası sayılabilecek Orams davasına yer verdi.

The Independent, İngiltere'nin Yüksek Mahkemesi'nde önceki gün görülmeye başlanan ve üç gün sonra sonuçlanabileceği tahmin edilen davada, Kıbrıslı Türklerin aleyhine çıkacak bir kararın, Kuzey Kıbrıs için felaket anlamına geleceğini savundu.

Yaklaşık 6 bin İngiliz'in Kuzey Kıbrıs'ta ev satın aldığına dikkat çeken gazete, Bay ve Bayan Orams'ların aleyhinde çıkacak bir kararın KKTC ekonomisini kökten sarsacağını çünkü KKTC ekonomisinin inşaat sektöründen başka dayanağı olmadığı görüşünde.

KIBRIS 20/07/06

Kıbrıs Türk halkı, sevgili kardeşlerim,


Bugün, 15 Temmuz’da girişilen ENOSİS atağına karşı gerçekleşen 20 Temmuz Barış Harekatının 32. yılı…


Kıbrıs Türk halkının kaderinde bir dönüm noktası olan 20 Temmuz’un anlam ve önemini hepiniz çok iyi biliyorsunuz. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini tümüyle ortadan kaldırıp, Kıbrıslı Türkleri adadan silmeyi amaçlayan, Yunan Cuntası desteğindeki faşist Sampson darbesi, bundan tam 32 yıl önce, 15 Temmuz’da gerçekleşmişti. Ve hemen bunun akabinde, Kıbrıs’ta bir kez daha bozulan anayasal düzeni tesis etmek, hem Kıbrıslı Türklere, hem de Kıbrıslı Rumlara barış, özgürlük ve can güvenliği içinde bir yaşam sağlamak amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri duruma müdahale etmişti. Garanti ve İttifak Antlaşmalarına dayanılarak gerçekleştirilen ve o zamandan beri Barış ve Özgürlük Bayramı olarak kutladığımız 20 Temmuz’un bu otuz ikinci yıldönümünde, bir kez daha vurgulamak istiyorum: Türkiye’nin adaya asker çıkarması, uluslararası hukuk tarafından kendisine tanınan bir haktan öte bir görevdi ve zamanında dünya kamuoyu tarafından da etkin şekilde destekleniyordu.


Aradan geçen zaman içerisinde, Kıbrıs Rum liderliği, sanki 20 Temmuz harekatı ortada hiçbir sebep yokken yapılmışçasına ve Kıbrıs sorunu da 21 Temmuz sabahı başlamışçasına bir propagandaya yöneldi. Dış dünyayı etkilemek için yapılan bu propagandayı o kadar çok tekrarladılar ki, artık kendileri de, 1958’de, 1963’de, 1964 ve 65’te, 1967’de, Kıbrıslı Türklere, EOKA’nın ve bizzat Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusunun ve Yunan Birliklerinin neler yaptığını unuttular. Kıbrıs Türk köylerindeki katliamları, Kıbrıslı Türk kayıpları, yakılıp yıkılan köy ve mahalleleri, terk etmek zorunda bırakıldığımız ata yadigarı toprakları, o çileli göçmenlik hayatını; ikinci sınıf bir toplum muamelesi gören Kıbrıs Türkünü, adanın sosyal, ekonomik, kültürel haritasından silmek için uygulanan şiddeti… Bunların hepsini, ama hepsini unuttular, daha doğrusu unutmuş göründüler.


Şimdi burada biz, bunları hatırlatarak, gelecek nesiller arasına kin ve düşmanlık tohumları ekmeyi asla istemiyoruz. Tek amacımız, tarihi gerçeklerin, çekilen acıların, akan gözyaşının farkında olarak, hem kendi halkımızın, hem de tüm Kıbrıs’ın yaralarını sarmaktır. Kalıcı ve adil bir barış, ancak Kıbrıs’taki tarihi gerçeklerin görülebilmesiyle sağlanabilir.


O nedenledir ki, Kıbrıslı Türkler kadar, Kıbrıslı Rumların da ülkemizin bütününü ve ortak Avrupalı geleceğimizi gözetecek yeni yaklaşımlara ve siyasi olgunluğa sahip bir liderliğe ihtiyacı vardır. Kıbrıslı Türklere karşı daha olumlu mesajlar göndermeye özen gösteren Kıbrıslı Rum siyasiler dahi, sanki 1974 öncesinde her şey güllük gülistanlıkmış gibi, ‘Türk askeri adaya çıkmadan önce kardeş kardeş yaşadığımız o eski güzel günlerimiz’ söylemiyle konuşmakta ve böylece bizi değil, ama kendi kendilerini kandırdıkları bir siyasi retorik yaratmaktadırlar.


Bu yıldönümünde tartışma konusu yapmak istemediğim nedenlerle Rum tarafının tekrarlayıp durduğu bu propagandanın Avrupa ve dünya kamuoyunu da yıllarca etkilediğini teslim etmeliyiz… Ta ki, Kıbrıs Türk halkı, 24 Nisan referandumuyla, yeni bir dönemi başlatana kadar…


Evet, referandum, AB süreci ve halkımızın gerçekleştirdiği toplu iktidar değişimine kadar Rum tarafı, tüm Kıbrıs adına konuşup dünyada kabul görmeye devam etti.


Ama bugün, Kıbrıs Türk halkı, dünyayla aynı dili konuşuyor. Halkımız uzun erimli ve kitlesel bir mücadeleyle dünyaya açılma dönemini başlattı. İradesini, barış ve demokrasi için, yurdumuz Kıbrıs’ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin hazırladığı Annan Planı parametrelerinde ve Avrupa Birliği çatısında birleştirilmesi için kullandı. Böylece, geçmişin karanlık gölgesinden çıktık. Artık Kıbrıs’ın eşit ortağı olarak ileriye bakıyor, dünyanın gıpta ettiği barışçı dönüşümün kahramanları olarak haklarımıza gurur ve güvenle sahip çıkıyoruz. Artık haklarımıza sarılırken kendinden emin, dünya değerleri ile uyumundan kuşku duyulmayan, toplumsal bütünlüğünü sağlamış bir halk olarak dimdik duruyoruz.


Biz Kıbrıs’ta barış istiyoruz. Yurtta barış, dünyada barış istiyoruz… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı olarak ben ve halkım, Türk-Yunan halkları arasında ve Doğu Akdeniz’de bir barış köprüsü yaratmak istiyoruz. Bunun için de, fazla bir şey değil, diğer bütün insan toplumları gibi en temel hak ve özgürlüklerimizi talep ediyoruz.


Kıbrıslı Türkler, kendi adlarına konuşabilmeyi, dünyadan dışlanmamayı, özgürce seyahat edebilmeyi, dillerine, kültürlerine saygı gösterilmesini, sosyal, ekonomik ve ticari haklarının teslim edilmesini, yani tecridin, izolasyonun kalkmasını istiyorlar. Bu temel ve insani hakların Kıbrıs Türk halkından esirgenmesinin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Kıbrıs Türk halkı son yıllardaki siyasi katılımcılığı ile ne kadar olgun ve hoşgörülü bir halk olduğunu dosta, düşmana gösterdi. Bu olgunluğundan, bu hoşgörüsünden vazgeçmeyecektir.


20 Temmuz 1974’le başlayan barış hedefinin başarıya ulaşması, bizim, ısrarla ve yolumuzdan şaşmadan çalışmamıza bağlıdır. Kıbrıs’ın ve tabii ki Kıbrıslı Türklerin ve Rumların kaderi, savaş, ayrımcılık ve düşmanlık değil, barış ve kardeşlik olmalıdır. Kıbrıs sorununu çözümlemek bizim misyonumuzdur. Adil ve kalıcı bir barışa ulaştığımız gün, yani gelecek nesillere, Kıbrıslı Türk olarak bu adada başları dik yaşayabilecekleri, her yanıyla Avrupalı ve barış içinde bir ülke bıraktığımız gün, 32 yıl önce başlayan Türkiye’nin etkin barış girişimi de amacına ulaşmış olacaktır.


Kıbrıs Türk halkı, sevgili kardeşlerim,


Daha önce de vurguladığım gibi, bugün, kendi evimizi düzenleme çalışmasına yoğunlaşmamız, Kıbrıs Türk halkına layık bir düzen kurmak için çalışmamız öne çıkan görevimizdir. Bu doğrultuda tüm dünyaya, KKTC’nin Türkiye’nin bir yerel yönetimi olduğunu varsayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Birliğine de, bunun böyle olmadığını kanıtlamak zorundayız. Bu bizim ana görevlerimizin başındadır. Kıbrıs’ta çözüm olmadan da erişmemiz gereken normalizasyon budur. Yoksa ne şiş yansın ne kebap dersek ve eski anlayışlarla devam edersek ve karnımızı hamasetle doyurursak, bu güzel vatanımızın altımızdan kayıp gidişini önlememiz mümkün olmayacaktır. Böylesi bir durumu arzulayan herhangi birisinin bulunduğuna inanmıyorum. O halde elbirliği içerisinde çalışmak, gerçekleri görmek ve çözümü beklemeden içyapımızı kurumsallaştırmak hedefiyle hareket etmenin tam da zamanıdır.


Tekrar ediyorum: Hiçbir tereddüt göstermemeliyiz. Hangi politik görüşten olursak olalım KKTC’yi kendi kendimizi yönetme mekanizması olarak, halkımızın iradesinin ve egemenliğinin yansıdığı en üst kurum olarak güçlendirmeli, sağlamlaştırmalıyız. Bunun geleceğimizi güvence altına almak için olmazsa olmazımız kabul etmeliyiz.


Hedef birleşik Kıbrıs’ta Avrupa Birliği üyesi olmak olduğuna göre AB normlarına uyarlanma sürecini de kesintisiz olarak sürdürmeliyiz. Başta Hükümet olmak üzere tüm devlet birimlerinin çok ciddi çalışma özverisi içerisinde olması gerekiyor. Kamu reformunu kendi geleceğimiz için; çözümsüzlükte halkımıza hizmet, çözümde ise hizmet yanında kaçınılmaz rekabette yenik düşmemek için mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Halkımız ve sivil toplum örgütleri, sendikalar ve meslek örgütleri bu reforma dört elle sarılmalıdır.


Bilinmesini istediğim bir şey daha var! Savaşların din, dil, ırk ve milliyet demeden herkesi, her şeyi yakıp yıkan ve yok eden yüzünü biz Kıbrıslı Türkler çok iyi biliriz. O nedenledir ki, adamızdan, savaşın soğuk yüzünü bir daha dönmemek üzere kovmak ve onurlu, güvenli ve kalıcı bir barışa imza atarak gelecek kuşaklara adamızda barış içinde mutlu bir yaşam bırakmak istiyoruz. Bu istemimiz tüm dünya için de geçerlidir. Hele de yanı başımızda yanan Ortadoğu için geçerlidir. Ortadoğu’nun en çileli ve acı sorunu olan, binlerce insanın hayatını yok eden İsrail- Filistin çatışmasının insancıl, sağduyulu politikalarla sonlandırılması için tüm çabaların ortaya konması gerektiği çok açıktır. Bölgede yeniden başlayan şiddetin yarattığı son durum ve İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının bir an önce sona ermesini istiyoruz. Terör ve şiddeti bir kez daha kınıyor, sorunları barışçı yollarla çözmeyi insanlığın gereği görüyoruz.
Hepimiz çok iyi biliyoruz. Dünyamız ekonomik eşitsizliği bu 21. yüzyılda da hala daha ortadan kaldıramadı. Çıkar çatışmaları ve sömürü bazı ülkeleri zengin bazı ülkeleri ise fakirleştirmekte ve sonucunda tüm dünya insanları eşit ve refah içinde bir hayatı paylaşamamaktadır. Biri yer biri bakar misali, adaletsiz bir yapılanmanın sonucunda dünyamızın doğal zenginlikleri de yok olmakta savaş ve çatışmalar nedeni ile geleceğe bırakacağımız dünya mirası acımasızca azalmaktadır. Bu nedenle, açlık ve yoksullukla mücadelede başarılı olmayı, tüm dünya insanlarının eşit hak ve özgürlüklerden yararlanmasını ve refah içinde yaşamasını çağdaşlığın gereği olarak görüyoruz. Ve Kıbrıs Türk halkı olarak, Akdeniz’in bu güzel ama çileli adasından, tüm dünyaya bir kez daha, savaşların sonlanması ve dünya nimetlerinin eşit paylaşılması çağrısını yinelemek istiyoruz.


Bu duygu ve düşüncelerle, 20 Temmuz’un 32. yıldönümünde, toplumsal var oluşumuz için, canını feda etmekten çekinmeyen aziz şehitlerimizin huzurunda bir kez daha saygıyla eğiliyorum.


Kıbrıs Türk halkının bugünlere gelmesinde katkısı olan herkese, Türkiye Cumhuriyetine, gazilerimize ve tüm Kıbrıs Türk halkına bir kez daha teşekkür eder, en içten saygılarımı sunarım.

MEHMET ALI TALAT 20/07/06

Karamanlis: Hedef bütünlük

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Kıbrıs konusunda değişmeyen hedefin Ada’nın bütünlüğünün sağlanması olduğunu söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 19:49 TSİ 20 Temmuz 2006 Perşembe

ATİNA - Karamanlis, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 32. yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, “Atina’nın arzusu, gerek Türk gerekse Rumların AB üyeliğinin nimetlerinden yararlanmasıdır” dedi.

Karamanlis, Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesiminin, sorunun çözümü için işbirliği içinde faaliyet gösterdiklerini dile getirdi.

Karamanlis, BM kararlarıyla Rum kesiminin AB’ye üyeliği çerçevesinde oluşan ortamda, atılacak yeni adımın gerçekleşmesi için çaba harcadıklarını da söyledi.

KKTC’de emsal karar beklentisi

Kuzey Kıbrıs’ta terkedilen bir Rum arazisine ev yaptırdıkları için dava edilen İngiliz çiftin Londra’daki ilk duruşmasında söz alan avukatları İngiltere Başbakanı Tony Blair’in eşi Cherie Blair, Ada’nın kuzeyinde Rum kanunlarının geçmediğini hatırlattı.

 

NTV

Güncelleme: 19:49 TSİ 20 Temmuz 2006 Perşembe

LONDRA - Linda-David Orams çiftinin avukatlığını üstlenen Cherie Blair, arazinin sahibi Rum vatandaşının mülkü için tazminat alabilmesinin başka yolları olduğunu belirtti ve Kuzey Kıbrıs’ta kurulu tazmin komisyonunu adres gösterdi.

Rum vatandaşının avukatı ise Cherie Blair’in KKTC adını kullanmasına itiraz etti. Blair, KKTC’yi pratik sebeplerden dolayı kullandığını söyledi.

Kararın haftasonuna kadar açıklanması bekleniyor. İngiliz çift, Kıbrıs Rum mahkemesi tarafından yıkılmasına karar verilen evlerine yeniden dönebilmeyi ümit ediyor.

Kararın, Kıbrıs’taki diğer mülk davaları için de emsal oluşturacağına dikkat çekiliyor.

'Türkiye ile kriz kapıda' uyarısı


21 Temmuz, 2006 16:33:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz dergisi The Economist, ''Türkiye'nin limanlarını, ambargo altındaki Kıbrıs Türklerini neden göstererek Rumlara açmayı reddetmesi, sonbaharda büyük bir Türkiye-AB krizine sebep olacak'' yorumunda bulundu.

Hiç kimsenin bu krizi çözecek yolu bulamadığını yazan dergide "Türkiye kaybedilirse, bunun sorumlusu genelde Avrupa Birliği, özeldeyse Kıbrıs olacak" ifadesi kullanıldı.
 
The Economist, Türkiye'nin limanlarını açmama gerekçesini 'makul' olarak nitelendirdi ve 'bu sorunu çözmenin en basit yolunun, her iki tarafın isteklerini aynı anda yerine getirmek olduğunu yazdı.
 
Türkiye'nin tarihinde, ilk kez hem AB hem ABD ile aynı anda kötü ilişkiler içerisinde olduğunu yazan dergi, 2007'de seçim yapılacağını hatırlatarak, 'kriz havasının' Türkiye'deki milliyetçileri güçlendirdiğini belirtti.
 
Dergi aynı zamanda, gerginliğin Türkiye'deki milliyetçileri güçlendirdiğini ve bunun etkisinin Türkiye'de önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerde hissedileceğini de bildirdi.
 
'Aldatılmışlık hissi içindeki Türkler AB'nin haksızlık yaptığını düşünüyor' ifadesini kullanan The Economist'e göre, AB çıkacak olası bir krizi 2007 seçimlerinden sonraya ertelemek zorunda.
 
Erdoğan dün de izolasyonların kaldırılmasını istedi
 
Dün, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 32'nci yıldönümü KKTC'de kutlandı. Kutlamalara katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında kapsamlı bir çözüm bulununcaya kadar Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız tecritin kaldırılmasını istedi.

Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu.
Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:

·  Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 

·  Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler Dizisi'nin tam metni şöyle:
 
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme bağlılık. 
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz sonuçlar doğuracağının kabulü. 
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması, aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı çözüme katkıda bulunacaktır. 
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son vermelidir.''

Economist: Türkiye-AB krizi kapıda

BBC Türkçe

İngiltere'de yayımlanan Economist dergisi, Türkiye ile Avrupa Birliği(AB) arasında olası krizin yaklaştığını yazdı. Reformlar konusunda Ankara'yı, Kıbrıs konusunda da Brüksel'i eleştiren dergi, Türkiye'nin gelecek yıl seçime gideceğini hatırlatarak, Avrupa yanlısı olmanın pek oy getirmeyeceği, Türk milliyetçiliğinin ise bir hayli oy kazandıracağı uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği ile Türkiye'nin sonbaharda Kıbrıs konusunda karşı karşıya geleceğini, AB'nin Türkiye'den liman ve havaalanlarını bu yıl sonuna kadar tüm üyelere açmasını talep ettiğini hatırlatan dergi, bunun da sorunların çözülmesini zora soktuğu yorumunda bulundu.

Dergide yer alan yorum haberde şu görüşlere yer verildi: "Türkiye, Kıbrıs'ın bir yarısı ambargo altındayken, diğer yarısına limanlarını açmasının haksızlık olacağını savunuyor, ki bu da gayet mantıklı. Doğal çözüm iki tarafın aynı anda harekete geçmesi olacaktır. Ne var ki Avrupa Birliği, Gümrük Birliği anlaşması ile ticaret ambargosu arasında bir bağ olmadığını savunuyor. Yani kendisi verdiği sözü tutmazken, Türkiye'den sözünü tutmasını istiyor"

Konuyla ilgili kendi fikrini de açıklayan Economist dergisi, sonbaharda yaşamnması muhtemel Kıbrıs krizinin, gelecek yıl yapılacak Türkiye'deki seçimlerin sonrasına ertelenmesi önerisinde bulundu.

HURRIYET 21/07/06

NTV kameranına Rum saldırısı

A.A.

NTV Lefkoşa kameramanı Abdullah Suiçmez, Rumların, dün gece 20 Temmuz Barış Harekatı'nı kınama eylemini takip ederken bir grup Rumun saldırısına uğradı.

Dış Basın Birliği Başkanı Mesut Günsev, AA muhabirine konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Suiçmez'in, dün saat 22.00 sıralarında, Kıbrıslı Rumların “anti-işgal” grubu tarafından Ledra Palace Sınır Kapısının Rum tarafında düzenlediği, Barış Harekatı'nı kınama eylemini takip için görev yaparken saldırıya uğradığını ve canını ancak Türk tarafına geçerek kurtardığını belirtti.

Olayı, basına saldırı olarak değerlendirdiklerini ve şiddetle kınadıklarını kaydeden Günsev, uluslararası topluluğun Kıbrıs'ta barışın sağlanması ve taraflar arasında güvenin artması için çabalarını sürdürdüğü bir ortamda bu saldırının kabul edilemeyeceğini ifade etti.

HURRIYET 21/07/06

Kıbrıs mesajı



20 Temmuz 1974'te yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 32. yıldönümü kutlamaları görkemli oldu. Başbakan Erdoğan da 6 bakanla adaya giderek Ankara'nın KKTC'ye verdiği desteği sergiledi; Türkiye'nin AB üyelik müzakereleriyle iliştirilen "Kıbrıs sorunu"nun çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğunu savundu. AB'nin sözünde durarak, KKTC'ye yönelik izolasyonları kaldırmasını istedi.
Gümrük Birliği anlaşmasının Güney Kıbrıs'a teşmil edilerek havaalanı ve limanların açılması yönünde Türkiye'ye baskı yapan ve bu nedenle "müzakerelerin askıya alınabileceği" mesajını veren Brüksel'in bu tutumunda esneklik olacak mı?
Türkiye-AB Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk'le yaptığımız söyleşiyi hafta başında Milliyet "Sohbet Odası"nda yayımladık. Dış Haberler muhabirimiz Bahar Bakır'la birlikte Lagendijk'i dinlerken Kıbrıs konusunda sürpriz bir yanıtla karşılaştık. Kamuoylarındaki olumsuz havanın aksine iyimser bir değerlendirme yaptı Lagendijk: 'Kıbrıs, sorun olmakla birlikte müzakere sürecini donduracak bir konu değildir. Türkiye ile Kıbrıs arasında her ne kadar büyük sorunlar olsa da tek bir ülkenin AB müzakere sürecini durdurabileceğini düşünmüyorum.
Türkiye'nin Ankara Protokolü koşulunu yerine getirmeyeceğini söyleyip sorunu ileriki yıllarda halletmesi mümkün. İngiliz Dışişleri Bakanı'nın söylediği gibi, AB ülkelerinin büyük bir çoğunluğu Türkiye ile müzakerelerin sürmesini istiyor. Fransa, Kıbrıs, Avusturya gibi ülkelerin olumsuz söylem ve tavırlarına göre değerlendirme yapılıyor. Oysa onlar 25 ülkeden sadece 3'ü. Türkiye'nin bunu görmesi lazım.'
Lagendijk'in, Kıbrıs konusunda kilitlenen AKP'nin tutumunda Türkiye'deki yaklaşan seçimlerin de etkisine vurgu yaparak, "yeni bir hamle yapmasının şu anda beklenmeyeceğini" söylemesi de gerçekçiydi. AB çevreleri, "iç politika" güçlükleri ve milliyetçi yükselişin AKP'nin muhafazakâr tabanına etkisi nedeniyle Kıbrıs'ta, Türkiye'den beklenen kimi adımlar için 2007'nin görülmesi gerektiğini düşünüyorlar. Kürt sorunu, türban gibi tartışmalı gündem maddelerini de "erteleme paketi"ne katmak gerekiyor.
Erdoğan, Çankaya'ya çıkacak mı? AKP, seçimi kazanabilecek mi?
AKP lideri de politik söyleminde "iç politika"yı öne almış durumda.
İsrail'e tepki, PKK'ya sınır ötesi gözdağı, Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 32'nci yıldönümü kutlamalarında adaya çıkarma! Erdoğan, milliyetçilik kulvarındaki rakiplerinin önünde koşmaya başladı. Ancak henüz söylemden eyleme geçemedi. Bugün GATA'da yatan Ecevit, ABD'ye rağmen Kıbrıs'a çıkmayı başarmıştı!

DERYA SAZAK MILLIYET 21/07/06

Kim tutsak? Türkiye mi, Kıbrıs mı?



1974'ün Temmuz ayı idi. Türkiye Kıbrıs'a 1'inci askeri müdahalesini yapmış, ardından Cenevre Konferansı toplanmıştı. İngiltere dışişleri bakanı Callaghan'ın hakemliğinde, Türkiye Yunanistan, Türk ve Rum toplumu liderleri çözüm arıyorlardı.

Konferansın ilk bölümünde küçük bazı adımlar atılmış, Ağustos'ta ikinci bölümüne geçilmişti. Ancak bir uzlaşı formülü bulunamıyordu. Konferans uzadıkça, Türk tarafında sinirler geriliyordu. Bunun nedeni de, 1'inci harekatta Türk Silahlı Kuvvetleri istediği sınırlara ulaşamamış, küçük bir bölgeye sıkışıp kalmıştı. Hem hareket yeteneğini kaybetmiş, hem de adanın diğer bölgelerindeki Türk köyleri Rumlar tarafından çevrilmişti. Askeri durum hiçte iç açıcı değildi. Türkiye'nin bu bölgede kalmayacağı ve ikinci operasyonla adadaki sınırlarını genişleteceği hissediliyordu. Rumlar, Başbakan Ecevit'in son dakika 5 ayrı kanton teklifini, süre isteyerek hemen kabul edemeyince, 20 Ağustos günü Ankara düğmeye baştı. Türk heyeti konferansı terketti ve 2'nci askeri harekata başladı.

Konferans dağılınca, Callaghan basın toplantısı yaptı. Ben de oradaydım. İngiliz Dışişleri Bakanı ateş püskürüyordu. Başaramamış, konferans dağılmıştı.

Ankara'nın, Washington'dan (Kissinger'den) yeşil ışık aldığını biliyordu. Hiç unutmuyorum, Türkiye'yi ağır şekilde suçladı ve son söz olarak "Bugün Kıbrıs, Türkiye'nin tutsağı durumundadır. Ancak, en kısa sürede bir çözüm bulunamazsa, yarın Türkiye Kıbrıs'ın tutsağı durumuna düşecek, Kıbrıs bataklığı Türkleri içine çekecektir" dedi.

O günün heyecanı içinde, bu sözlerin, başarısızlığın verdiği sinirle sarfedildiğini sanmıştım,

Ne yazık ki, aradan geçen 30 yıl süresince Türkiye bir çok çözüm imkanını kullanmadı. Fırsatların bir bölümünü biz, bir bölümünü de Rumlar taca attı. Askeri harekatların, hukuki bir zemine oturtulup, çözüme ulaştırılmadığı taktirde, kanayan yara gibi işleyeceğini unuttuk. Uyandığımızda (Annan planı) ise, artık çok geç olmuştu.

Bugün geriye dönüp baktığımda, Callaghan'ın öngörüsünün doğrulandığını farkediyorum. Türkiye, Kıbrıs batağından kurtulamıyor ve tutsak durumuna düşüyor.

YARIN PAPADOPULOS AYNI DURUMA DÜŞECEK

Madalyonun öbür yüzüne bakınca, Türkiye'nin düştüğü bu duruma, yarın Papadopulos'un düşeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Rum Cumhurbaşkanı, AB şantajıyla tüm açılımları engelliyor. Talat ile görüşmek istemiyor. AB'deki bugünkü rüzgarların yön değiştirebileceğini ve tek başına kalabileceğini hiç hesap etmiyor. Yanılş politikalarla ülkesine kötülük ediyor.

Aklıma Callaghan'ın sözleri geliyor. Bugün yaşasa herhalde "... Bugün Türkiye, Kıbrıs'ın tutsağı gibi görülüyor. Acaba yarın, Kıbrıs Türklerin tutsağı olacaktır..." derdi.

* * *

TÜRKİYE İLE İSRAİL'İ BİRBİRİNE KARIŞTIRMAYIN


Bazı yorumcular çok yanlış bir karşılaştırma yapıyorlar.

Amerika'nın İsrail'in Hizbullah ve Hamas'a karşı askeri harekatına göz yumarken, Türkiye'nin PKK'yı cezalandırmak için Kuzey Irak'a askeri bir operasyonuna karşı çıkması eleştiriliyor.

"Bu çifte standarttır".

"Buna iki yüzlülük denir"

Bütün bunlar doğru. Ancak, Washington için İsrail başka, Türkiye bambaşka bir şeydir. Eğer bu iki ülke ve iki operasyonu aynı kefeye koyarsak her yönden büyük hata etmiş oluruz. Domates ile patatesi karşılaştırmak gibi bir durum yaratırız.

Daha da önemlisi, kendimize de haksızlık ederiz.

Ortadoğu'da yaşananların perde arkasında, oyun içinde oyun sergilenmektedir. Basit bir terörist kovalamacasından söz edilmemektedir. İsrail veya Arapların kazanması uluslararası dengeleri değiştirecek sonuçlar yaratır. PKK olayı ise, Uluslararası açıdan bakıldığında yerel bir sorundur.

Ayrıca, Semih İdiz de değindi, İsrail ile kendimizi aynı kaba koymamız, düzeltmeye çalıştığımız imajımızı mahveder. İyisi mi, hangi ligde oyanayacağımızı bilelim.

* * *

BU İDDİANAME GÖRMEZDEN Mİ GELİNECEK?


9 Kasım 2005'te Şemdinli'de Umut Kitabevine bomba attıklarından dolayı, jandarma astsubay Ali Kaya ve Özcan İldeniz 39 yıl 5 ay ve 10'ar güne mahkum olmuşlardı. Van Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararın gerekçesini yeni açıkladı.

Tam 144 sayfa ve içinde inanılmaz suçlamalar var.

İşte en önemli sonuç:

"Astsubayların, bu tip bir eylemi rütbe olarak kendilerinden yüksek görevlilerin himayesi ve katılımı olmadan işleyemeyecekleri" hükmüne varan mahkeme, "devletin, şayet varsa bu kişileri bulması gerektiğini"kaydetti.

Peki şimdi ne olacak?

144 sayfalık bu karar devlet arşivinde mi kalacak?

Jandarma Genel Komutanlığı başını kuma mı gömecek?

Genelkurmay Başkanlığı bir soruşturma açmayacak mı?

Mahkemenin bulguları incelenmeyecek mi?

Devlet ne yapacak?

TBMM, her konuda soruşturma komisyonu kurarken, yargıçların 144 sayfalık suçlamalarını görmezden mi gelecek?

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 21/07/06

20 Temmuz Bayramı: AB'ye Kıbrıs için eleştiriler

Erdoğan, 20 Temmuz töreninde konuştu: Kıbrıs, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı kullanılıyor. Bu büyük yanılgı. Gerçekleri görün. KKTC'ye tecrit meşru değil

21/07/2006 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ

LEFKOŞA - KKTC'de 20 Temmuz bayramına katılan Başbakan Tayyip Erdoğan, AB'yi topa tuttu. Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine karşı kullanıldığını söyleyen Erdoğan, "Bu, büyük yanılgıdır. Gerçekleri görün, olaylara yeni gözle bakın. Kıbrıs sorununun çözüm yeri AB değil, BM'dir" mesajı verdi.
Erdoğan, törende, Rumların uzlaşmazlığının bedelinin Türklere ödetilmesinin ciddi çelişki ve büyük haksızlık olduğunu söyledi. Başbakan, "Kıbrıs Türk halkına karşı haksız tecride son verecek adımlar acilen atılmalı. Başta AB, uluslararası toplum verdiği sözleri tutmalı. Uzlaşı isteyen tarafa kısıtlama uygulamanın meşruiyeti yoktur" diyerek şöyle devam etti:

'Bir devlet oluşmuştur'
"İki kesimlilik, siyasi eşitlik, eşit statü, yeni ortaklık devleti kurulması ve garantörlük hakkımızın korunması vazgeçemeyeceğimiz ilkeler. Kıbrıs'ta iki liderin buluşup mutabakata varmalarını olumlu görüyoruz. BM'nin başlattığı yeni süreci destekliyoruz."
Barış Harekâtı'nın zor ve cesur bir kararın sonucu olduğunu belirten Başbakan, "Dört yıldır başlattığımız diplomatik açılım da aynı ölçüde cesaret isteyen bir siyasi karar olmuştur. Değişimden yana tavır alıp KKTC'nin büyük mesafe almasını sağladık" derken, yeni KKTC'yi 'fırsatlar ülkesi'ne dönüştürmeyi vaat etti.
BRT'ye demeciyle de AB'ye mesaj veren Erdoğan, AB'yi KKTC'ye 'azınlık gömleği' giydirmeye çalışmakla suçlayıp "Kimse boşuna heveslenmesin. KKTC halkı azınlık değil. Bir devlet oluşmuştur. Onu tanıyan da Türkiye'dir" dedi.
KKTC lideri Mehmet Ali Talat da, törende, Rum politikasının 'Türkiye'nin AB sürecine pusu kurma üzerine temellendirildiğini' söyledi: "Türkiye Rum engellerine boyun eğip KKTC'yi desteklemekten vazgeçecek sanıyorlar. Ama bu asla olmayacak. AB, Rumları çözüme zorlamalı." Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de, mesajanda KKTC'ye tecridin kalkmasını istedi.

Diyalog çabaları kesilmemeli

Finlandiya, AB'nin Kıbrıs sorunu hakkında daha önce verdiği sözleri tutsa iyi olur. Finlandiya dönem başkanlığı, diyaloğun sonunda tamamen raydan çıkmaması için, Kıbrıs Rum liderlerini diyaloğa geri dönme konusunda yüreklendirmeli. Avrupa Birliği de her halükârda verdiği sözlerin, üzerine yazılı bulunduğu kâğıtlardan daha değerli olduğunu ortaya koyabilmeli

21/07/2006 RADIKAL

CEM ÖZDEMİR

HAKAN ALTINAY

Finlandiya, 1 Temmuz'da Avrupa Birliği dönem başkanlığının yanı sıra, Kıbrıs anlaşmazlığını çözmek gibi büyük bir sorunu da üstlendi. Sadece iki yıl önce, uzun süredir devam eden bu sorun sonunda çözüme ulaşmak üzere gibi görünüyordu.
Ancak Kıbrıs Rumları, liderleri Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un emriyle, Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunu yaptığı ve 'Annan Planı' olarak bilinen çözüm aleyhine oy kullanarak, çözümü reddetti.

Referanduma rağmen
Diğer yandan, kısa bir süre öncesine kadar Ankara hariç herkes tarafından dışlanan Kıbrıs Türklerinin büyük bir çoğunluğu, düzenlenen ayrı bir referandumda Birleşmiş Milletler planına destek verdi. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Türkiye, söz konusu plana destek toplamak için çok çaba sarf etmiş olduğu için, Kıbrıs Rumlarının bu planı reddetmesiyle uluslararası toplum büyük bir darbe almış oldu.
Dünyadaki diğer sorunlara kıyasla, Kıbrıs sorunu göreceli kolay bir sorun. Çözümün ana hatları, onlarca yıl önce belirlendi. Ancak her iki taraf da, ileride biraz daha kendi lehlerine olacak bir anlaşmaya varma beklentisiyle, nihai görüş birliğine yanaşmıyor.
Kıbrıs Türklerinin uzun süre lideri olan Rauf Denktaş'ın, bu konuda adı çıkmıştı, ancak 2003'ten beri Tasos Papadopulos liderliğinde iktidarda olan mevcut Kıbrıs Rum Yönetimi de aynı telden çalıyor. 2004 referandumu öncesinde, Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen'in Kıbrıs televizyonuna çıkmamasını sağlayacak kadar ileri gittiler.

'Aldatıldık'
Verheugen daha sonra Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı bir konuşmada, Kıbrıs Rum liderleri tarafından aldatıldığını hissettiğini söyledi.
2006 başında, eski Dışişleri Bakanı Jack Straw, Avam Kamarası'na yaptığı bir konuşmada, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne üye olmasının tek nedeninin, eski Kıbrıs Rum yönetiminin uluslararası toplumla çok iyi işbirliği yapmış olması olduğunu ve mevcut yönetim olsaydı, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne hiçbir zaman giremeyeceğini söyledi.
Genişleme konusunda her bir üye devlet veto hakkını kullanabileceği için, Kıbrıs Rum Yönetimi sadece Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karar vermeyecek, aynı zamanda 35 müzakere faslının her birinin kabulü konusunda da karar verecek. Geçtiğimiz haziranda Lüksemburg'da düzenlenen Avrupa Birliği dışişleri bakanları toplantısında, Kıbrıs bunun ne anlama gelebileceğini herkese hemen gösterdi. Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs gemilerine açmayı reddetmesini, Türkiye'de bilim ve araştırma konulu birinci müzakere faslına bağlamakta ısrar etti. Türkiye'nin üyelik sürecinde müzakere edilmesi gereken 34 fasıl daha var ve bu görüşmelerde Kıbrıs'ın oynayacağı rolü tahmin etmek hiç zor değil.

Gelişme az
Kıbrıs'taki referandumdan iki gün sonra, Avrupa Devlet ve Hükümet Başkanları Konseyi, Kıbrıslı Türklerin iyi davranışlarını takdir eden bir hareketle, adanın Türk tarafındaki ekonomik izolasyonu kaldırmaya oybirliğiyle karar verdi. Ancak o zamandan beri fazla bir gelişme yaşanmadı. Artık Avrupa Birliği sözünü tutmalı.
Hatta merkezi Brüksel'de olan 'International Crisis Group' adlı think-tank, Avrupa Birliği'nin verdiği kararın değerinin 'kararın yazıldığı kâğıdın değerinden daha az' olduğunu belirtti. Avrupa Birliği'ne üye devletlerde milliyetçi duyguların yoğunlaştığı bir dönemde, Kıbrıs Türkleri Avrupa lehine oy kullandı. Ancak onlar Avrupa Birliği'nin dışında tutulurken, milliyetçi ve katı Rum yurttaşları hile yoluyla Avrupa Birliği'ne üye oldu. Avrupa Birliği, Kosova'da Kosovalıların dışarıda kalmasına yardımcı olmaya hazırlanıyor. Ancak Kıbrıslı Türkler içeri girmek istediğinde, Avrupa Birliği onları görmezden geliyor.

Sözler tutulsa iyi olur
Finlandiya, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorunu hakkında daha önce verdiği sözleri tutsa iyi olur. Finlandiya dönem başkanlığı, diyaloğun sonunda tamamen raydan çıkmaması için, Kıbrıs Rum liderlerini diyaloğa geri dönme konusunda yüreklendirmeli. Aslında Avrupa Birliği her halükârda, verdiği sözlerin üzerine yazıldığı kâğıttan daha değerli olduğunu göstermeli. Aksi takdirde Avrupa Birliği, Türkiye'deki en ateşli taraftarlarını kaybedecek ve en çok ihtiyaç duyulduğu zamanda, dünyada ve bulunduğu bölgede yumuşak gücünü yayma konusunda müthiş bir fırsatı kaçırmış olacak. Türkiye'nin ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Avrupa Birliği üyeliğine bel bağladığı yönündeki yaygın görüş, Avrupa Birliği'nin ayrılıkçı ve aşırı kendine güvenen tutumunu daha da tetikliyormuş gibi görünüyor.
Ancak gerçek durum farklı. Adalet ve Kalkınma Partisi, Avrupa Birliği'ne karşı daha az dostane bir tavır benimsese ve Avrupa Birliği'nin 'güçlü olan haklıdır' mesajı veren vücut diline karşı direniyormuş gibi bir hava yaratsa, Adalet ve Kalkınma Partisi'ne halkın verdiği destek birden çok artar.

Adım atmak zor
Tabii ki Türkiye ve Adalet ve Kalkınma Partisi hâlâ Avrupa Birliği'ne üye olmak istiyor ama bedeli ne olursa olsun ödemek istemiyor. Avrupa Birliği, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirme konusunda daha önce verdiği sözü tutana kadar ne Adalet ve Kalkınma Partisi, ne de demokratik açıdan hesap verme durumda olan başka bir hükümet, Kıbrıs sorunu konusunda bir adım atabilir. Kıbrıs Rum yönetimi, Birleşmiş Milletler'in çabalarını iyi niyetle desteklese, Avrupa Birliği, Türkiye'nin askerlerini adadan çekmesini yüreklendirebilir. Ancak Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Rumların katı yaklaşımına, Türkiye'nin Avrupa Birliği ümitlerini suya düşürmek için maliyeti düşük bir yöntem olarak teslim olması, Avrupa Birliği'nin ehliyetsizliğinin bir göstergesi olur.
Finlandiya dönem başkanlığı, Kıbrıs'a kulübe üye olmanın sadece ulusal düzeyde değil, Avrupa düzeyinde de sorumluluk taşımak anlamına geldiğini hatırlatsa bile, bir şeyler başarmış sayılır. Kıbrıs Rum liderlerinin uyuşmaz yaklaşımının, Türkiye'nin üyelik gündemini rehin almasına izin verilmemelidir. Türkiye'nin çok ciddi sorunları var ve üyelik öncesi dönem, bu sorunları aşmaya yönelik reformlar yapmak için kullanılmalıdır; Avrupa Birliği de, Kıbrıslı Rumların katı yaklaşımına hoşgörü göstererek itibarını tehlikeye atmaktansa, kendini reform sürecine destek vermeye adamalıdır.
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türk muadili arasında iki yıldır düzenlenen ve bu hafta Lefkoşa'da gerçekleşen ilk toplantı, ümit olduğunu gösteriyor; ayrıca Finlandiya, gerilimde görülen bu ilk yumuşama belirtilerini, arabuluculuk fırsatı olarak da kullanabilir. Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma işinin bir sonraki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne kalma olasılığı yüksek olmasına rağmen, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler Birleşmiş Milletler'in çabalarını desteklemeye devam ettikleri sürece, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği Kıbrıs meselesinden ayrı tutulmalıdır.
(Der Spiegel'de 8 Temmuz 2006'da yayımlanan yazı.)

Cem Özdemir: Avrupa Parlamentosu üyesi, Hakan Altınay: Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Direktörü

Coşkuyla kutladık

GÖRKEMLİ TÖRENLER... 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32'nci yıldönümü tüm yurtta törenler ve etkinliklerle kutlandı. Günün ilk resmi töreni Boğaz Şehitliği'nde yapıldı. Daha sonra, Lefkoşa Şehitler Anıtı'nda, Atatürk Anıtı'nda, Anıttepe'de, Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda ve diğer tüm ilçelerde törenler düzenlendi. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve heyetinin de katıldığı Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende büyük coşku vardı

TALAT: POLİTİKAMIZ ÇÖZÜM İÇİN... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye ile birlikte yürüttükleri politikanın, Kıbrıs sorunu bağlamında dünyanın dilini konuştuğunu ve bu politikayı istikrarlı biçimde götürmek; herhangi bir kuşkuya mahal vermemek gerektiğini vurguladı. Talat, "Rum tarafının yıllardır propagandasını yaptığı, Kıbrıslı Türklerin ayrılık peşinde koştuğu iddiaları artık çürüdü" dedi

ERDOĞAN: HEDEF; KKTC'NİN FIRSATLAR ÜLKESİ OLMASIDIR... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Kıbrıs'ta çözümün, barışın, istikrarın temelinde Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal bakımdan güçlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin artmasının yattığını belirterek, "Ekonomik kalkınmasını tamamlayan KKTC, barışın da çözümün de teminatı olacaktır" dedi. Erdoğan, Türkiye'de yaptıkları gibi KKTC'yi de fırsatlar ülkesi haline getirmenin ana hedefleri olduğunu dile getirdi

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32'nci yıldönümü tüm yurtta törenler ve etkinliklerle kutlandı.

Kutlama törenleri çerçevesindeki ilk resmi tören dün sabah Boğaz Şehitliği'nde yapıldı. Daha sonra, Lefkoşa Şehitler Anıtı'nda, Atatürk Anıtı'nda, Anıttepe'de, Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda ve diğer tüm ilçelerde törenler düzenlendi.

Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye ile birlikte yürüttükleri politikanın, Kıbrıs sorunu bağlamında dünyanın dilini konuştuğunu ve bu politikayı istikrarlı biçimde götürmek; herhangi bir kuşkuya mahal vermemek gerektiğini vurguladı.

"Rum tarafının yıllardır propagandasını yaptığı, Kıbrıslı Türklerin ayrılık peşinde koştuğu iddiaları artık çürüdü" diyen Talat, çözüm için çalışırken aynı zamanda KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durmasını da sağlamaları gerektiğini belirtti.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Kıbrıs'ta çözümün, barışın, istikrarın temelinde Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal bakımdan güçlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin artmasının yattığını belirterek, "Ekonomik kalkınmasını tamamlayan KKTC, barışın da, çözümün de teminatı olacaktır" dedi. Erdoğan, Türkiye'de yaptıkları gibi KKTC'yi de fırsatlar ülkesi haline getirmenin ana hedefleri olduğunu dile getirdi.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda yer alan resmi törende coşku vardı. Tören alanına saat 10.10'da gelen Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, sevgi gösterisiyle karşılandı. Sevgi gösterisi, tören bitiminde hat safhaya ulaştı.

Törenlere, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezeri temsilen Savunma Başdanışmanı Emekli Orgeneral Nezihi Çakar, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, TBMM'yi temsilen İdari Amir Erdoğan Yetenç, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Aydemir Cülcüloğlu, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Hüsmen Akdeniz, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı (GKK) Tümgeneral Tevfik Özkılıç, 14. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Namık Kemal Çalışkan, GKK Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengaver Cem, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı, Ana Muhalefet UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, Türkiye Cumhuriyeti bazı bakan ve milletvekilleri ile üst düzey devlet yetkilileri, bazı bakanlar, Türkiye Büyükelçiliği üst düzey yetkilileri, devlet ve hükümet üst düzey yetkilileri, siyasi parti, kurum, kuruluş yetkilileri, üniversite rektör veya temsilcileri katıldı.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın saat 10.15'de törene alanına gelmesiyle başladı.

İstiklal Marşı'nın okunmasını, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanı (GKK) Tümgeneral Tevfik Özkılıç'ın tören birliklerini denetlemesi ve halkın bayramını kutlaması izledi.

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) ile Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) öğrencisi sporcuların Yavuz Çıkarma Plajı'ndan KKTC ve TC bayrakları eşliğinde getirdiği ateşle tören alanındaki "Barış ve Özgürlük Meşaleleri" yakıldı.

İki ülke cumhurbaşkanı arasında mesaj teatisi

Tören, Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanları arasında yapılan mesaj teatisiyle devam etti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in mesajı, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Savunma Başdanışmanı Nezihi Çakar tarafından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a verildi. Çakar, Cumhurbaşkanı Talat'ın mesajını da Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e iletmek üzere teslim aldı.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konuşmalarıyla devam eden törende, sırasıyla Hava Sporları Federasyonu'na bağlı paraşütçüler serbest atlayış gerçekleştirirken, iki yelken kanat ile iki Cesna tipi tek motorlu uçak da selamlama uçuşu yaptı.

Türk Yıldızları Akrotim'e ait 4 jetin de katıldığı Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören, sivil toplum örgütleri ve askeri birliklerin yer aldığı geçit resmi ile tamamlandı.

Bu arada, ülke genelindeki camilerde saat 12.30 itibarıyla tüm şehitler için Mevlidi Şerif okundu.

İlk tören Boğaz Şehitliği'nde

Boğaz Şehitliği'ndeki törende, 1974 yılında Kıbrıs Türklerinin özgürlüğü için şehit düşen 326 Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu anıldı.

Boğaz Şehitliği'nde saat 08.30'da yer alan tören, protokol sırasına göre anıta çelenklerin konulmasıyla başladı, saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle devam etti. Tören, Boğaz Şehitliği Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasıyla sona erdi.

Talat: Siyasi ve ekonomik-sosyal eşitliğinin

ebediyen elde edilmesi için çalışacağız

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Boğaz Şehitliği Anıt Özel Defteri'ne şunları kaydetti:

"Aziz şehitlerimiz,

20 Temmuz Barış Harekatı'nın bu yıldönümünde yine huzurunuzdayız. Kıbrıs'ın Enosis'ten kurtulmasının en önemli kilometre taşı olan 20 Temmuz'un önemini yeniden anımsadığımız bu günde özgürlüğümüzün temel direği olan sizlerin huzur içinde uyumanızı diliyorum.

Sizin özgüveninizin değerini bilen ve hedeflediğiniz barış ve özgürlüğü çağdaş değerlerle bütünleştirerek elde etme azim ve kararlılığıyla hareket eden bugünkü neslin temsilcileri olarak çok çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz.

Bir daha savaş olmaması için yurdumuzda ve bölgemizde ve elbette dünyamızda savaşın kökünün kazınabilmesi için, insanlığımızın bir daha acı çekmemesi için halkımızın siyasi ve ekonomik-sosyal eşitliğinin ebediyen elde edilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.

Sizi unutmayacağız rahat uyuyun."

Çakar: KKTC fedakârlık ve kahramanlıklarınızın en büyük yapıtı

Türkiye Cumhurbaşkanı Sezer adına Savunma Başdanışmanı Emekli Orgeneral Nezihi Çakar da deftere şu duygularını aktardı:

"Aziz şehitlerimiz,

Kahraman bir ulusun evlatları olarak Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin özgür ve bağımsızlığı uğruna canlarınızı feda ettiniz. Kıbrıs Türk halkı sizlerin kanlarıyla sunulmuş bu topraklarda kahramanlıklarınız sayesinde bugün barış, huzur ve güven içerisinde yaşamını sürdürmektedir.

KKTC fedakarlık ve kahramanlıklarınızın en büyük yapıtıdır. Soylu tarihimiz ileride yürüyeceğimiz yolları aydınlatan ışığımıdır.

Manevi huzurunuzda minnet ve şükranla eğiliyoruz, kutsal hatıranız sonsuza dek yaşatılacaktır. Ruhunuz şad olsun."

Yetenç: Kıbrıs Türkünü aydınlık günlere

taşıyan fedakarlıklarınız asla unutulmayacak

TBMM'yi temsilen İdari Amir Erdoğan Yetenç de deftere şunları yazdı:

"Aziz şehitlerimiz,

Sonsuz vatan sevgisi ve üstün bir cesaret göstererek canınızı Kıbrıs Türkü'nün özgürlüğü uğruna feda ettiniz. Ebedi istirahatınızda müsterih olunuz. Kanlarınızla özgürlüğüne kavuşan bu topraklarda bugün çağdaş, demokratik ve geleceğine güvenle bakan KKTC yükselmektedir.

Kıbrıs Türkü'nü aydınlık günlere taşıyan fedakarlıklarınız asla unutulmayacaktır. Manevi huzurunuzda saygıyla eğiliyoruz."

Erdoğan: KKTC, geleceğe güvenle bakarak her geçen gün gelişmekte

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, deftere şunları yazdı:

"Kahraman Şehitlerimiz,

20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'nda göstermiş olduğunuz cesaret ve fedakarlık, büyük Türk milletinin hafızasındaki yerini ilelebet koruyacaktır.

Canlarınız pahasına kurulan egemen ve bağımsız KKTC, geleceğe güvenle bakarak her geçen gün gelişmekte, yeni nesillere umut ve cesaret vermeye devam etmektedir. Millet olarak sizleri bir kez daha rahmetle, şükranla anıyoruz."

Karahanoğlu: TSK, Kıbrıs Türkünün bekası ve

güvenliğinin teminatı olmaya devam edecek

Türk Silahlı Kuvvetleri adına Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu ise anıt özel defterine şunları kaydetti:

"Aziz şehitlerimiz,

Kıbrıs Türkü'nün hayat ve hürriyet haklarını yok etmek isteyenlere karşı yaptığınız mücadelede canlarınızı feda ederek rütbe ve makamların en yücesine ulaştınız.

Sizler Türk'ün vatan, bayrak ve onuru uğruna seve seve ölüme atılacağını, dost, düşman herkese bir kez daha ispat ettiniz. Uğruna can verdiğiniz değerler büyük Türk millet tarafından sonsuza kadar yaşatılacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, dün olduğu gibi, bugün ve gelecekte de Kıbrıs Türk halkının bekası ve güvenliğinin teminatı olmaya devam edeceğinden emin olunuz.

Sizleri minnet ve şükranla anıyor, manevi huzurunuzda saygıyla eğiliyoruz. Ruhunuz şad olsun."

Şehitler Anıtı'ndaki tören

Lefkoşa'daki kutlamalar çerçevesinde Şehitler Anıtı ve Atatürk Anıtı önünde törenler düzenlendi.

Lefkoşa Şehitler Anıtı önündeki tören protokol sırasına göre anıta çelenklerin konulmasıyla başladı. Törende saygı duruşunun ardından saygı marşı ve saygı atışı gerçekleştirildi. İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinden sonra tören, anıt özel defterinin imzalanmasıyla sona erdi.

Atatürk Anıtı önündeki tören

Lefkoşa Atatürk Anıtı önündeki tören çelenklerin anıta konulmasıyla başladı. Saygı duruşu, saygı marşı, İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından tören anıt özel defterinin imzalanmasıyla sona erdi.

Atatürk Anıtı Özel Defteri

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Atatürk Anıtı Özel Defteri'ne şunları yazdı:

"Büyük Atatürk;

Bugün (dün) 20 Temmuz'un 32. Yıldönümünde bir kez daha huzurundayız. Senin yaktığın ışık hala yolumuzu aydınlatıyor. Kıbrıs Türk halkının özgürlüğü için verdiği mücadelede esin kaynağı olan ilkelerin, yurtta barış dünyada barış hedefin, canlılığını koruyor.

Kıbrıs Türkü olarak çağdaş değerlere bağlı kalkınma hamlesini, Kıbrıs sorununun çözümü çabaları yanı sıra kararlılıkla sürdürüyoruz. Haksız izolasyonun kaldırılması, halkımızın dünyayla bütünleşmesi, böylece çözümsüzlüğün faturasının bizi baskı altına almaması için çalışıyoruz. Tüm bu çabalarımızda kurucusu olduğun Türkiye Cumhuriyeti en büyük yardımcımız olmaya kararlılıkla devam ediyor. Azmettik başaracağız, gösterdiğin yol bizi aydınlığa ulaştıracaktır. Önünde saygıyla eğiliyorum."

Çakar: Kıbrıs Türkünün haklı davasına

inancımızı bir kez daha yineliyoruz

TC Cumhurbaşkanlığı Savunma Başdanışmanı Orgeneral Nezihi Çakar ise şunları kaydetti:

"Aziz Atatürk;

İlke ve devrimlerinden aldığı güçle onurlu savaşımını sürdüren Kıbrıs Türk halkını özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşturan mutlu Kıbrıs Barış Harekatı'nın 32. yıldönümünde Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle güç ve gönül birliği içerisinde, manevi huzurunda bulunuyoruz. Kıbrıs Türkü'nün haklı davası için verilen savaşıma olan inancımızı ve soylu davamızdaki birliğimizi bir kez daha yineliyor, aziz hatıran önünde saygı ve şükranla eğiliyoruz. Ruhun şad olsun."

Yetenç: Kıbrıslı Türk'üyle olmanın manevi gurur

ve mutluluğunu kalplerimizde hissediyoruz

TBMM İdari Amiri Erdoğan Yetenç de deftere şunları yazdı:

"Aziz Atatürk;

20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın 32. yıldönümünde Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte olmanın manevi gurur ve mutluluğunu kalplerimizde hissediyoruz. Kıbrıs Türk Barış Harekatı'yla Yüce Türk Ulusunun ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türk Halkı özgürlük ve egemenliğine olan sarsılmaz bağlılığını bir kez daha ortaya koymuştur. Manevi huzurunda Türkiye Cumhuriyeti'nin, haklı ve meşru mücadelesinde Kıbrıslı Türk kardeşlerinin yanında olacağını bir kez daha vurguluyoruz. Ruhun şad olsun."

Erdoğan: Yaktığın meşale Kıbrıs Türk halkının

elinde nesilden nesile aynı ruhla taşınacak

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise şunları kaydetti:

"Aziz Atatürk;

Gerek Türkiye'mizde, gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 20. Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın 32. yıldönümünü coşkuyla ve gururla idrak ediyoruz.

Yaktığın meşale Kıbrıs Türk Halkının elinde nesilden nesile aynı ruhla taşınacak. Büyük fedakarlıklarla, şehit kanlarıyla kurulan KKTC, adada barış, huzur ve refaha katkıda bulunmaya devam edecektir. Bu anlamlı günde Aziz hatıran önünde bütün şehitlerimizi rahmetle gazilerimizi şükranla anıyoruz. Ruhun şad olsun."

Karahanoğlu: Kıbrıs Türkü uluslararası platformda haklı ve

medeni mücadelesine azim ve karalılıkla devam etmektedir

Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu da deftere şunları kaydetti:

"Aziz Atam;

Mehmetçik ve Mücahidin Kıbrıs Türkü'nün özgürlük ve var oluşunu kutlamak için omuz omuza verdikleri mücadelede ulaştıkları zaferin 32. yıldönümünde kıvanç ve mutluluk hisleriyle yüksek huzurundayız.

Uzun ve meşakkatli varoluş çabasını modern ve çağdaş devlete dönüştürmeyi bilen kahraman Kıbrıs Türkü meşru hak ve menfaatlerini korumak ve teminat altına almak için uluslararası platformda haklı ve medeni mücadelesine azim ve karalılıkla devam etmektedir.

Türk Ulusu ve Türk Silahlı Kuvvetleri geçmişte olduğu gibi bugün de Kıbrıs Türkü'nün bu haklı mücadelesinde onun en büyük destekçisi olmaya devam edecektir.

Aziz Atam;

Kıbrıs'ta Türk varlığının bekasını idame etmek ve güvenliğini sağlamak için sahip olduğumuz azim ve kararlılığı bir kez daha vurguluyor, aziz hatıran önünde saygıyla eğiliyoruz."

Anıttepe'deki tören

Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabri başında da tören düzenlendi.

Anıttepe'deki tören saat 09:30'da, protokol sırasına göre anıta çelenklerin konulmasıyla başladı. Saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle devam eden tören, Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasıyla sona erdi.

Talat: 20 Temmuz yepyeni koşullar yaratarak,

iki kesimli siyasi eşitliği güvenceye bağlamıştır

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Anıt Özel Defteri'ne şunları yazdı:

"Aziz Lider Dr. Küçük;

Barış Harekatı'nın 32. yıldönümünde bu yıl yine karşındayız. ENOSİS'e karşı uzun yıllar boyunca senin önderliğinde yürütülen mücadele, karşılaştığımız Yunan darbelerinin bertaraf edilmesi, Kıbrıs Türk halkının aydınlık geleceği için hayati derecede önemliydi.

İşte bu özelliği ile 20 Temmuz yepyeni koşullar yaratmış ve bugün sımsıkı sarıldığımız, iki kesimli siyasi eşitliği güvenceye bağlamıştır.

20 Temmuz'a gelinceye kadar senin önderliğinde yürütülen mücadele aslında bugün yeni zemini hazırlayan en zor dönemi oluşturmuştur. Bu vesileyle seni asla unutmayacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Huzurunuzda saygıyla eğiliyorum."

Çakar: TC, Kıbrıs Türk kardeşlerine

sonsuza dek destek olacak

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Savunma Başdanışmanı Emekli Orgeneral Nezihi Çakar deftere şunları yazdı:

"Değerli Önder Dr. Küçük;

Önderliğini yaptığınız Kahraman Kıbrıs Türk halkını özgürlüğüne kavuşturan Kıbrıs Türk Barış Harekatı'nın 32. yıldönümünü gurur ve heyecanla kutluyoruz.

Kıbrıs Türk Halkının büyük fedakarlıklar sonucu elde ettiğini ve uğruna nice Türk evladının şehit verildiği kazanımların korunmasında, Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Türk kardeşlerine sonsuza dek destek olacaktır.

Yaktığınız meşale, yeni kuşlaklarımızın savaşımlarında temel yol gösterici olacaktır.

Aziz hatıranız, Türk Milletinin gönlünde yaşamaktadır.

Ruhunuz şad olsun."

Yeteneç: Bağımsızlık meşalesi

KKTC'yi ortaya çıkarmıştır

TBMM'yi temsilen İdari Amir Erdoğan Yetenç de özel deftere şu duygularını yazdı:

"Değerli Lider Dr. Küçük;

Önderliğini yaptığınız, Kahraman Kıbrıs Türk Halkı ile birlikte, bugün (dün) şanlı Kıbrıs Barış Harekatı'nın 32'ici yıldönümünü kutlamanın haklı gururunu yaşıyoruz.

Yaktığınız özgürlük ve bağımsızlık meşalesi, bugün demokratik ve çağdaş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ortaya çıkarmıştır.

Aşıladığınız mücadeleci ruh ve yaktığınız ateş, Kıbrıs Türkünün zorluklarla dolu yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.

Bu anlamda bugün (dün) aziz hatıranız önünde minnetimizi sunuyoruz."

Erdoğan: Kıbrıs Türkü sarsılmaz

bağımsızlığını dünyaya ilan etmiştir

TC Başbakanı Recep Tayip Erdoğan deftere şunları yazdı:

"Kıbrıs Türk Halkının Cesur Önderi;

Kıbrıs Türk Halkını özgürlüğüne kavuşturan 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın 32. yıldönümü vesilesiyle manevi huzurunuzdayız.

Kıbrıs Türk Halkı bu harekatla bağımsızlık ve egemenliğine olan sarsılmaz bağlılığını bütün dünyaya ilan etmiştir.

Bu anlamlı günde Türkiye Cumhuriyeti'nin her zaman Kıbrıs Cumhuriyeti'nin haklı davasına sahip çıkacağını bir defa daha ifade ediyor, şahsınız başta olmak üzere şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi şükranla anıyorum."

Karahanoğlu: Kıbrıs Türk halkının

mücadelesine destek vereceğiz

Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu da deftere şunları kaydetti:

"Aziz Lider Dr. Fazıl Küçük;

Hayat ve hürriyet hakları yok edilmek istenen Kıbrıs Türk Halkının emsalsiz önderliğinde başlayan şanlı mücadelesinin zafere ulaşmasının 32. yıldönümünde huzurunuzdayız.

Bütün varlığınızı adadığınız bu onur mücadelesi sonucunda, Kıbrıs Türk Halkı kanı ve canıyla vatanlaştırdığı bu topraklar üzerinde başı dik, huzur ve güven içinde, kendi kaderine hükmederek yaşamaktadır.

Türk Milleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri şanlı varoluş mücadelesinin değerli liderini gönlünün en seçkin yerinde yaşatacaktır.

Büyük Türk Milleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs Türk Halkının her alanda vereceği mücadeleye destek olamaya devam edeceğini, bir kez daha belirtiyor, aziz hatıran önünde bir kez daha eğiliyoruz.

Ruhun Şad Olsun"

Cumhurbaşkanı Talat: Türkiye'yle

yürüttüğümüz politika dünyanın dilini konuşuyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende yaptığı konuşmada, Türkiye ile birlikte yürüttükleri politikanın, Kıbrıs sorunu bağlamında dünyanın dilini konuştuğunu ve bu politikayı istikrarlı biçimde götürmek; herhangi bir kuşkuya mahal vermemek gerektiğini vurguladı.

"Rum tarafının yıllardır propagandasını yaptığı, Kıbrıslı Türklerin ayrılık peşinde koştuğu iddiaları artık çürüdü" diyen Talat, çözüm için çalışırken aynı zamanda KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durmasını da sağlamaları gerektiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin 24 Nisan referandumundan beri yürüttüğü politikanın, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecine pusu kurma üzerine temellendirildiğini ve Rum tarafının karar mekanizmalarında yer aldığı AB'nin, Türkiye'yi baskı altına almaya çalıştığına işaret ederek, Papadopulos'un ozmosis hedefi doğrultusunda Kıbrıs Türk halkını asimile etme hayalinin, "Rum liderliğinin boyundan çok büyük, erişilmesi imkansız bir rüya olduğunu" söyledi.

Talat, "Eğer Sayın Papadopulos, ozmosis fikrinden vazgeçer ve Kıbrıslı Türklerle siyasal eşitlik temelinde yeni bir ortaklık kurmayı kabul edecekse biz iyi niyetle çalışmaya hazırız. Annan planı temelinde görüşme yapmaya ve iki kesimli, iki toplumlu bir anlaşmaya varız" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin haklarını güvenceye alacak ve Avrupa Birliği çatısı altında işleyebilir bir ortaklıkla ülkeye ve bölgeye huzur ile istikrar getirmenin stratejik hedefleri olmaya devam ettiğini vurguladı.

Talat, ancak halkın güvenliği, refahı ve kendi kendini yönetme hakkının kutsal olduğunu ve bu konuda geri adım atmalarının beklenmemesi gerektiğini kaydetti.

Konuşmasında, tehlikeli bir düş içinde olduklarını ifade ettiği Rum yönetimine de seslenen Cumhurbaşkanı Talat, "Biz, Türk tarafı olarak, bu tehlikeli düşten uyanmalarını bekliyoruz. Sayın Gambari'nin gelişi ile ortaya çıkan fırsatı kullanıp sağlam bir anlaşma ile karşılıklı saygı ve giderek de güvene dayanan yeni bir ortaklık kuralım. Böylece dünyaya örnek olalım, hiç olmazsa bölgeye örnek olalım. Yanan kavrulan Orta Doğu'nun yakınında etnik sorunların nasıl çözülebildiğini gösterelim" şeklinde konuştu.

"Kaderimizin en etkili dönüm noktalarından biri"

"Kaderimizin en etkili dönüm noktalarından birisi olan 20 Temmuz Barış Harekatı'nın 32. yılı" diye söze başlayan Talat, uzun yıllar boyunca Enosis'e karşı direnen Kıbrıslı Türklerin tarihte karşılaştıkları en ciddi tehlikenin 15 Temmuz 1974 tarihinde yer alan faşist darbe olduğunu belirterek, 20 Temmuz'a giden tarihi süreci şöyle hatırlattı:

"Yunan Cuntası'nın yönlendirdiği ve bizzat katıldığı darbenin amacı; doğrudan Enosis'ti. Nitekim faşist darbenin hemen arkasından Kıbrıs Elen Cumhuriyeti ilan ediliyor ve Cumhurbaşkanlığı'na ünlü EOKA'cı Nikos Sampson getiriliyordu. Aslında darbenin yapıldığı o gün için var olan devlet de gayri yasaldı ve günün Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Makarios da 'Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı' olarak gayri meşru idi. Hiçbir Kıbrıslı Türk'ün oyunu, onayını ve kabulünü almadığı halde kendisini tüm 'Kıbrıs'ın Cumhurbaşkanı' olarak takdim ediyordu, fakat işin kötüsü dünya da öyle kabul ediyordu. Tıpkı bugünkü gibi Makarios darbenin kendisine karşı Yunan Cuntası tarafından yapıldığını ilan ediyor ve uluslararası toplumdan yardım istiyordu. İşte 20 Temmuz Barış Harekatı, böylesi koşullarda yer alıyor ve Enosis'i kesin ve nihai olarak durduruyordu. Üstüne üstlük Yunanistan'ın iç dinamiklerini de harekete geçiriyor ve Yunan Cuntası'nı da bitiriyordu."

"Stratejik hedefe hala ulaşılamadı"

20 Temmuz Barış Harekatı'nın, askeri hedeflerine kısa zamanda ulaşılmış olmasına ve üzerinden 32 yıl geçmiş olmasına rağmen stratejik hedefine hala ulaşılamadığına işaret eden Talat, bunun sorumlusunun Türk tarafı olmadığını; gerek Kıbrıslı Türkler gerekse Türkiye'nin elinden geleni yaptığını vurguladı. Talat şöyle konuştu:

"İçinde bulunduğumuz ortamda bunun sorumlusu Türk tarafı değildir. Türk tarafı olarak biz, gerek Kıbrıslı Türkler gerekse de Türkiye elimizden geleni yaptık. Hem de kendi iç politik yapımızda devrim nitelikli değişiklikleri örnek barışçı ve demokratik yollarla gerçekleştirerek ulaştığımız yeni yapılanmayla bunu başardık. AB'nin yıllar boyunca adanın birleşmesi için yanıp tutuştuğu, BM'nin de bu amaçla çok sayıda inisiyatif başlatıp kararlar aldığı, planlar yaptığı dikkate alınacak olursa; biz işte tam da dünyanın beklediğini, bizim de çıkarlarımızla örtüştürerek yaptık. Ancak gelin görün ki, mevcut dünya düzeni ve uluslararası hukuk bizim kadar hızlı olamadı. Yeni siyasi gerçeklere uyum sağlamakta henüz başarı elde edemedi. İnsanlığın bize bakışı değişti, ama henüz uluslararası hukukun ataleti aşılamadı. Fakat aşılacak, bundan emin olmak ve çok çalışmak gerekiyor."

"Yürüttüğümüz politika dünyanın dilini konuşuyor"

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye ile birlikte yürüttükleri politikanın, Kıbrıs sorunu bağlamında dünyanın dilini konuştuğunu ve bu politikayı istikrarlı biçimde götürmek; herhangi bir kuşkuya mahal vermemek gerektiğini vurguladığı konuşmasında, "Rum tarafının yıllardır propagandasını yaptığı, Kıbrıslı Türklerin ayrılık peşinde koştuğu iddiaları artık çürüdü, ama yeni dönemde yürüttüğümüz ince ayarlı siyaseti geliştirmemiz, çözüm için çalışırken aynı zamanda KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durmasını da sağlamamız gerekiyor" dedi.

Etkin bir devlet

Bunun için herkese görev düştüğünün bir an olsun akıldan çıkarılmamasını isteyen Talat,

"ayakları üzerinde durması" derken bunu, kıt kanaat yaşayan bir halk veya devlet olarak algılamamak gerektiğini; çağdaş normları uygulayan, kurumlaşmış, etkin bir devlet yapısını kastettiğini anlattı ve sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sıkça vurguladığım gibi, böylesine bir yapılanma hem bugünkü çözümsüzlük ortamında halkımızın daha rahat, müreffeh bir hayat sürmesi için hem de çözüm koşullarında siyasi eşitliğimizi fiili olarak uygulayabilecek bir devlet yapısına sahip olmak için önemli bir şarttır. Bu amaçla iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla her kurum ve bireyin sorumluluk yüklenmesi bir zorunluluktur. Çünkü devlet yapılanmasında her kurumun ve bireyin çoğu zaman özgün rolleri vardır ve bunların yerine getirilmesi gerekir."

"Uzattığımız barış eli..."

24 Nisan 2004 referandumundan bu yana uzattıkları barış elinin bugüne kadar tutulmadığını; Rum liderin görüşmekten, sosyal amaçla dahi bir araya gelmekten hep kaçındığını, ancak sonuçta "inadının kırıldığını" ve BM girişimiyle buluşmaya artık "hayır" diyemediğini anlatan Talat, süreçle ilgili şunları kaydetti:

"Rum lider, sosyal bir etkinlik bile olsa bir araya gelmekten hep kaçındı. Kaçınmakla kalmadı Kıbrıs sorununun parametrelerini değiştirmek için büyük çabalar ortaya koydu. Türkiye'nin AB sürecini kullanarak avantajlar elde etmeye, hatta Türkiye'nin mevcut 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasını isteyecek kadar ileri gitti. AB, bunun Kıbrıs'la ilişkileri normalleştirmekle başlayabileceğini söyledi. Halbuki Türkiye'nin Kıbrıs'la ilişkilerini normalleştirmesini istemek yerine, makul olan, Kıbrıs'ın normalleştirilmesini istemekti. Yani çözümü zorlamaktı. Sonuçta kahve içmek için bile Türk tarafıyla buluşmayı reddeden Kıbrıs Rum yönetimi liderinin inadı kırıldı ve BM girişimiyle buluşmaya artık 'hayır' diyemedi. Önce kayıplar konusu ile ilgili gelişmeler çerçevesinde bir araya geliş yaşadık. Sonra da BMGS'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Sayın İbrahim Gambari'nin bölgeye düzenlediği nabız tutma ziyareti çerçevesinde bir araya gelmeyi reddedemedi."

"Papadopulos ozmosisten vazgeçerse"

Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos ile görüşmesinde üzerinde anlaştıkları ilkeler ve vardıkları kararın yurtta olduğu gibi, tüm dünyada da büyük bir umut yarattığına atıfta bulunarak, "Bana konu ile ilgili beklentilerimi soranlara şu yanıtı veriyorum. Eğer Sayın Papadopulos ozmosis fikrinden vazgeçmiş ve Kıbrıslı Türklerle siyasal eşitlik temelinde yeni bir ortaklık kurmayı kabul edecekse, biz iyi niyetle çalışmaya hazırız. Annan planı temelinde görüşme yapmaya ve iki kesimli, iki toplumlu bir anlaşmaya varız. Kıbrıslı Türklerin haklarını güvenceye alacak ve Avrupa Birliği çatısı altında işleyebilir bir ortaklıkla ülkemize ve bölgemize huzur ve istikrar getirmek stratejik hedefimiz olmaya devam ediyor. Ancak bilinmelidir ki halkımızın güvenliği, refahı ve kendi kendini yönetme hakkı bizim için kutsaldır ve geri adım atmamız beklenmemelidir" şeklinde konuştu.

"Rumun Türkiye'nin AB sürecine pusu kurma politikası"

Rum yönetiminin 24 Nisan referandumundan beri yürüttüğü politikanın, Türkiye'nin AB sürecine pusu kurma üzerine temellendirildiğini ve Rum tarafının karar mekanizmalarında yer aldığı AB'nin Türkiye'yi baskı altına almaya çalıştığını belirten Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un ozmosis hedefi doğrultusunda Kıbrıs Türk halkını asimile etme hayalinin, Rum liderliğinin boyundan çok büyük, erişilmesi imkansız bir rüya olduğunu söyledi. Talat, şunları kaydetti

"Onlara göre Türkiye AB yolunda ilerlerken, Rum tarafının çıkaracağı engellere boyun eğecek ve isteklerine uygun olarak Kıbrıslı Türkleri desteklemekten vazgeçecek, bizi yalnız bırakacak Türkiye'ye yönelik 'limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine, havaalanlarını ve hava sahanı Kıbrıs Rum uçaklarına aç' baskısı işte bu hedefin bir gereği olarak yapılıyor. Bu nedenle Rum tarafının karar mekanizmalarında yer aldığı AB, Türkiye'yi baskı altına almaya çalışıyor. Limanlar ve havaalanlarının açılmasından sonra sıra konsolosluk açma ve tanımaya kadar vardırılacak. Kıbrıs Türk ekonomisi yerle bir edilir ya da Güney Kıbrıs'a kayarken, normal olmayan 'Kıbrıs Cumhuriyeti' devlet yapısı Türkiye tarafından da doğru kabul edilip tanınacak. Dünyanın o günlerin konjonktüründe yaptığı yanlışı, Türkiye de tanıyacak. Böylece Rum tarafı Papadopulos'un ozmosis çözümünü hayata geçirebilecek, Kıbrıs Türk halkını asimile edecek, yani absorbe edecektir. Bu hayal, Rum liderliğinin boyundan çok büyük, erişilmesi imkansız bir rüyadan başka bir şey değildir."

"Tehlikeli düşten uyanmalarını bekliyoruz"

Türk tarafı olarak Rum tarafının, bu tehlikeli düşten uyanmalarını beklediklerine işaret eden Talat, Rum yönetimine şu çağrıyı yaptı:

"Sayın Gambari'nin gelişi ile ortaya çıkan fırsatı kullanıp, sağlam bir anlaşma ile karşılıklı saygı ve giderek de güvene dayanan yeni bir ortaklık kuralım. Böylece dünyaya örnek olalım, hiç olmazsa bölgeye örnek olalım. Yanan, kavrulan Ortadoğu'nun yakınında etnik sorunların nasıl çözülebildiğini gösterelim."

Türkiye'nin Kıbrıs eylem planı

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin ortaya koyduğu Kıbrıs Eylem Planı'nın çözüme giden yolda bir aşama olabilecek yararlı önerilerden oluştuğunu ve sadece Türk ve Rum halkı arasında bir yakınlaşma ve işbirliğini değil, aynı zamanda Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla bölgede güven ve istikrarı geliştirebilecek bir potansiyel taşıdığını vurgulayarak, "Bu öneriler Türkiye'den Gümrük Birliği çerçevesinde olduğu söylenerek, istenenlerle Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı Türklere söz verdiklerini, yani izolasyonları kaldırmayı, akılcı bir şekilde birleştiriyor. Rum tarafının anında reddettiği eylem planı, umarız ki ilerleyen günlerde bir çıkış yolu olarak kabul edilerek yaşanan çıkmaza bir çare üretilmiş olur" dedi.

"Çözüm stratejik hedefimiz"

Kıbrıs sorununu çözümlemenin stratejik hedefleri olduğuna işaret ederek, "20 Temmuz 1974'le başlayan barış hedefinin başarıya ulaşması, bizim; ısrarla ve yolumuzdan şaşmadan çalışmamıza bağlıdır" diyen Talat, adil ve kalıcı bir barışa ulaştıkları gün, 32 yıl önce başlayan Türkiye'nin etkin barış girişiminin de amacına ulaşmış olacağını kaydetti. Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:

"Kıbrıs sorununu çözümlemek stratejik hedefimizdir. Halkımızın bize verdiği görev 'çözüm ve AB sürecini' başarıyla tamamlamaktır. Adil ve kalıcı bir barışa ulaştığımız gün, yani gelecek nesillere, Kıbrıslı Türk olarak bu adada başları dik yaşayabilecekleri, her yanıyla Avrupalı ve barış içinde bir ülke bıraktığımız gün, 32 yıl önce başlayan Türkiye'nin etkin barış girişimi de amacına ulaşmış olacaktır."

"Türkiye'nin desteğinin devamına ihtiyacımız var"

Türkiye Cumhuriyeti'nin desteğinin devamına ihtiyaçları olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı, "en güvenilir dayanağımız olmaya devam edecektir" dediği Türkiye'ye sınırsız destek ve dayanışması için teşekkür etti:

"Her koşul altında bizlere destek olan Türkiye Cumhuriyeti'nin desteğinin devamına büyük ihtiyacımız var. Her zaman maddi ve manevi desteğini esirgemeyen Türkiye'nin en üst düzey devlet yetkilileri, bu önemli günümüzde yine bizlerle birlikte bulunuyor. Bizlere dayanışma gösteriyor ve geleceğe güvenle bakmamızı sağlıyorlar. İyi ve kötü günümüzde, desteğini bizden esirgemeyen Türkiye Cumhuriyeti'ne, geçmişte ve bugün gösterdiği ve gelecekte göstereceğinden kuşku duymadığımız sınırsız destek ve dayanışma için, halkımız adına içtenlikle teşekkür ederim. Atatürk'ün, 'yurtta barış, dünyada barış' ve 'çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma' ilke ve hedefleriyle, Avrupa Birliği üyeliğine kararlılıkla yürüyen Türkiye, en güvenilir dayanağımız olmaya devam edecektir."

"Dünya devletlerinin yardımı"

Talat, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları için dünyanın değişik ülkelerinden gelen konuklara da seslenerek, özellikle 24 Nisan referandumu sonrası, seslerinin duyurulmasında devletlerinin yardımına ihtiyaçları olduğunu belirterek, şöyle dedi:

"Kıbrıs Türk halkının barış ve huzur içerisinde, gönenmiş bir ada yaratma yolunda verdiği uğraşın tanığı olarak, ülkelerinize dönecek ve dünyaya açılmamızda olumlu katkılar yapacaksınız. Özellikle 24 Nisan referandumu sonrası, sesimizin duyurulmasında devletlerinizin yardımına ihtiyacımız var. Hem bu anlamda, hem de kalıcı bir çözüm çabamızda bizlere vereceğiniz olumlu destek için hepinize şimdiden tek tek teşekkür etmek isterim"

"Savaşın soğuk yüzünü kovmak ve kalıcı barış"

Savaşların acı yüzünü Kıbrıslı Türklerin iyi bildiğini de ifade eden Talat, dolayısıyla adadan, savaşın soğuk yüzünü bir daha dönmemek üzere kovmak ve onurlu, güvenli ve kalıcı bir barışa imza atarak gelecek kuşaklara adada barış içinde mutlu bir yaşam bırakmak istediklerini vurguladı. Cumhurbaşkanı Talat, şunları anlattı:

"Savaşların; din, dil, ırk ve milliyet demeden herkesi, her şeyi yakıp yıkan ve yok eden yüzünü biz Kıbrıslı Türkler çok iyi biliriz. Çoluk çocuk, genç ihtiyar, herkesin; sırf etnik kimliği yüzünden yok sayılarak dışlanmasını ve gettolara kapatılıp tüm insani gereksinimlerden mahrum bırakılmasının acısını da bizzat çocukluk ve ilk gençlik yıllarında yaşamış birisi olarak çok iyi biliyorum. Çatışmaların öksüz bıraktığı arkadaşlarımın acısı ile geçen ilk ve ortaokul dönemlerimize, üniversiteli yıllarımızda bizzat arkadaşlarımızın kaybının yarattığı düş ve hayal kırıklıkları eklenerek büyüdük. O nedenledir ki, adamızdan, savaşın soğuk yüzünü bir daha dönmemek üzere kovmak ve onurlu, güvenli ve kalıcı bir barışa imza atarak gelecek kuşaklara adamızda barış içinde mutlu bir yaşam bırakmak istiyoruz."

"Orta doğu için de barış "

Bu istemlerinin tüm dünya için ve özelikle Orta Doğu için de geçerli olduğunu belirten Talat, Filistin-İsrail anlaşmazlığının yarattığı bitmek bilmez savaşın kurbanlarının kaderlerinin de değişmesini; insanların ölmemesini istediklerini vurguladı ve İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının bir an önce sona ermesi yönündeki beklentisini dile getirdi. Talat, "Terör ve şiddeti bir kez daha kınıyor, sorunları barışçı yollarla çözmeyi insanlığın gereği görüyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, toplumsal var oluş mücadelesinde şehit düşenleri de saygıyla andığı konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Açlık ve yoksullukla mücadelede başarılı olmayı, tüm dünya insanlarının eşit hak ve özgürlüklerden yararlanmasını ve refah içinde yaşamasını çağdaşlığın gereği olarak gördük ve görmeye devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, Akdeniz'in bu güzel, ama çileli adasından, tüm dünyaya bir kez daha, savaşların sonlanması ve dünya nimetlerinin eşit paylaşılması çağrısını yinelemek istiyorum. İnancım odur ki, saygı, sevgi, tolerans ve hoşgörü üzerine kurulmuş bir dünya yaratmak yolunda hepimizin yapacağı katkılar mutlaka insanlığı daha güzel, mutlu ve başarılı yarınlara taşıyacak ve bizler de Kıbrıslı Türkler olarak bu arzuladığımız dünya tablosu üzerinde hak ettiğimiz yeri mutlaka alacağız.

Bu duygu ve düşüncelerle, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32. yıldönümünde, toplumsal var oluşumuz için, canını feda etmekten çekinmeyen aziz şehitlerimizin huzurunda bir kez daha saygıyla eğiliyorum.

Kıbrıs Türk halkının bugünlere gelmesinde katkısı olan herkese, Türkiye hükümetlerine, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, gazilere ve tüm Kıbrıs Türk halkına bir kez daha teşekkür eder, en içten saygılarımı sunarım."

Erdoğan: Çözümün temelinde

ekonomik güçlenme yatır

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta çözümün, barışın, istikrarın temelinde Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal bakımdan güçlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin artmasının yattığını belirterek, "Ekonomik kalkınmasını tamamlayan KKTC, barışın da, çözümün de teminatı olacaktır" dedi.

Erdoğan, Türk tarafının Kıbrıs'ta çözüm için üzerine düşeni yaptığını kaydederek, kapsamlı çözüme kadar tüm kısıtlamaların tüm taraflarca eş zamanlı kaldırılmasını önerdiklerini hatırlattı ve bir açılım sağlamanın en uygun, en gerçekçi yolunun bu olacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının refahını artırmak için yapılan yardımların hükümetleri döneminde arttığına işaret ederek, şu anda 10 bin dolar olan kişi başına milli geliri 15 bin dolara çıkarma hedefi taşıdıklarını vurguladı. Erdoğan, Türkiye'de yaptıkları gibi KKTC'yi de fırsatlar ülkesi haline getirmenin ana hedefleri olduğunu dile getirdi.

AB hedefine bağlılıklarının Kıbrıs Türk halkı için de geçerli olduğunu kaydeden Erdoğan, "Ancak Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB katılım sürecine karşı kullanılmamalıdır, zira Kıbrıs'ta çözüm isteyen taraf Türk tarafıdır. Ambargo ve kısıtlamaların çözüme giden yolu tıkadığı açıktır" dedi ve ambargoların kalkması çağrısını yineledi.

"Ciddi çelişki..."

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları çerçevesinde Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende konuşan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Rum tarafının uzlaşmaz siyasetinin bedelini Kıbrıs Türküne ödetilmesinin ciddi bir çelişki, büyük bir haksızlık olduğunu belirtti.

Erdoğan, "Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız tecride son verilmesi için adımlar vakit geçirilmeden atılmalıdır. AB Kıbrıs Türküne verdiği sözleri tutmalıdır. Doğrudan uçuşlara ve mal ticaretine açılmasına imkan tanınmalıdır. Haksız uygulamaların siyasi hukuki ahlaki insani hiçbir açıdan izahı mümkün değildir" diye konuştu.

Kıbrıs Türk halkının barış ve özgürlüğüne yeniden kavuştuğu 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın 32. yıldönümünde Kıbrıs'ta bulunmaktan duyduğu mutluluk ve heyecanı dile getirerek Türkiye'deki 73 milyonun selam ve sevgilerini iletti.

Barış Harekatı'nın Kıbrıs'ın tarihinde dönüm noktası olduğunu vurgulayan Erdoğan, anlaşmalardan kaynaklanan hakları kullanarak gerçekleştirdikleri bu harekatın, Kıbrıs Türk halkını zulümden kurtardığını özgürlük ve refaha kavuşturduğunu, bölgede barışı istikrarı güçlendirdiğini anlattı.

Erdoğan, birlik ve beraberliğin korunduğu sürece aşılamayacak hiçbir engel olmadığını belirterek, "Tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur" dedi.

"Bugün KKTC kısa zamanda çoğulcu demokratik değerler üzerinde yükselen çağdaş devlet olmanın haklı gururunu yaşamaktadır. Basın özgürlüğünden demokratik kitle örgütlerinin etkinliklerine kadar her alanda halk iradesinin yönetime yansıdığı bir ülke, bir cumhuriyet vardır, aldığımız mesafe, elde ettiğimiz başarılar iftihar kaynağıdır" diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ilk günden beri Kıbrıs sorununda çözüm eksenli bir siyaset yürüttüklerini hatırlattı.

"Diplomatik açılım da barış harekâtı

kadar cesaret isteyen karar"

1974 Barış Harekatı'nın zor ve cesur bir kararın sonucu olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Son 4 yıldır Kıbrıs'ta başlattığımız diplomatik açılım da aynı ölçüde cesaret isteyen bir siyasi karardır. Çünkü değişim cesaret ister, eğer statüko daha fazla sürdürülemeyecek kadar kötüleşmişse, artık değişimin zamanının gelmiştir. Eğer değişime direnirsek kendimizi yenileyemeyiz, o zaman da kaybetmeye mahkum oluruz. KKTC'de TC hükümeti olarak bizler artık harekete geçme zamanı geldi dedik ve irademizi değişimden yana koyduk. Bugün ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkmıştır. Bu irade, haklı olduğumu Kıbrıs davasında ilk kez bizleri bir adım öne geçirmiştir. Haklılığımız bütün dünya tarafından artık tescil edilmiştir. Barıştan, çözümden yana olduğumuzu herkes görmüştür. Siyasi olarak da Kıbrıslı kardeşlerimiz düne göre çok daha iyi durumdadır İnşallah izolasyonların kalkmasıyla çok daha iyi olacaktır."

Türkiye Başbakanı Erdoğan, bu siyaset sayesinde KKTC'de ekonomik hareketliliğin ivme kazandığını, yatırımların arttığını, ekonomik ve mali yardımlara devam edeceklerini, KKTC ekonomisinin hızla geliştiğini, refah seviyesinin yükseldiğini belirterek, son 4 yıldır ekonominin aralıksız büyüdüğünü, bu dönemde toplam yüzde 50'nin üzerinde büyüme gerçekleştiğini bildirdi.

Ortak hedef milli gelirde 15 bin dolar

2006'da hedeflenen yüzde 7.1'lik büyümeyle bu oranın yüzde 60'lara ulaşacağını kaydeden Erdoğan, bu rekor büyümeyle kişi başına milli gelirin 10 bin dolara yükseldiğini, Kıbrıslı Türklere daha iyi gelecek sağlamak için KKTC hükümetiyle el ele, dayanışma içinde çalıştıklarını ve ortak hedeflerinin milli geliri 15 bin dolara çıkarmak olduğunu dile getirdi.

2009'da turizmde 30 bin yatak

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ekonomideki gelişmeyi kalıcı hale getirmek için öncü sektörler turizm ve yüksek öğretim alanındaki yatırımlara teşvikler sağladıklarını hatırlatarak, ayrıca yol, su, elektrik gibi altyapı yatırımlarına büyük destekler verdiklerini; son 4 yılda KKTC hükümetiyle birlikte yürüttükleri 10'u aşkın büyük projenin tamamlanmasıyla turizm sektörünün 20 bine yakın yeni yatak kazanacağını, böylece toplam yatak sayısının 2009'da 30 bine çıkacağını ve KKTC'nin turizmden nasibini en ideal şekilde alacağını söyledi.

Yüksek öğretimde de önümüzdeki yıllarda büyük adımlar gerçekleşeceğine inandığını dile getiren Erdoğan, 1999'da 21 bin olan öğrenci sayısının 2005'te 40 bine ulaştığını; Kuzey Kıbrıs'ın kalitesi ve sunduğu imkanlarla giderek önemli bir cazibe merkezi haline geldiğini kaydetti.

Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının günlük hayatını kolaylaştıracak, standartlarını yükseltecek yol, su, elektrik, iletişim, sağlık ve orta öğretim altyapısına özellikle büyük önem verdiklerine işaret ederek, Türkiye'den yılda 75 milyon metreküp su taşıyacak deniz boru projesinin 2005 sonunda başladığını hatırlattı.

Sağlık alanında da yeni yatırımlar yaptıklarını belirten Erdoğan, KKTC hükümetiyle işbirliği içinde karayollarında yol yapım çalışmalarını hızla sürdürdüklerini; 2003-2005 arasında toplam 5 elektrik santralı kurulduğunu; elektrik altyapı yatırımlarının hızla ilerlediğini ve Ercan Havalimanı'nda da 35 milyon dolarlık yatırım projesinin sürdüğünü anlattı.

Ekonomik ve sosyal güçlenme barışın temelidir

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Türk halkına şöyle seslendi:

"Mutlulukla vurgulamak isterim ki KKTC'de son yıllarda kaydedilen gelişmelerde hükümet olarak son 4 yılda sağladığımız yardımlar büyük rol oynamıştır. Çeşitli alanlardaki pek çok projeyi KKTC hükümetiyle işbirliği içinde gerçekleştiriyoruz. Bu kalkınma hamlesini sürdürülebilir hale getirmek öncelikli hedeflerimizden biridir.

Zira biliyoruz ki Kıbrıs'ta çözümün de barışın da istikrarın da huzurun da temelinde Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik ve sosyal bakımdan güçlenmesi, Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin artması yatmaktadır.

Ekonomik kalkınmasını tamamlayan KKTC, barışın da, çözümün de teminatı olacaktır.

Onun için Kıbrıs Türkü'nün yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik projeleri aynı şekilde desteklemeye devam edeceğiz.

İmzalayacağımız 3 yıllık ekonomik ve mali işbirliği Protokolü KKTC'ye sağlayacağımız desteğin açık göstergesidir."

Fırsatlar ülkesi

Erdoğan, bugünün dünden çok daha iyi olduğunu belirterek, Anavatan Türkiye'yi nasıl 4 yılda fırsatlar ülkesi haline getirmişlerse, KKTC'yi de fırsatlar ülkesi haline getirmenin ana hedefleri olduğu vurguladı.

Son dört yılla ilgili ekonomik verilerden örnekler veren Başbakan Erdoğan, 1974-1996 yılları arasında KKTC'ye yapılan yardım yılda ortalama 80 milyon dolar civarındayken; bu rakamın 1997-2002 yılları arasında yılda 210 milyon dolar olduğunu; son 4 yılda ise yıllık yardım ortalamasının 360 milyon dolara ulaştığını açıkladı.

Kıbrıs sorununun 40 yılı aşkın süredir BM gündeminde bulunduğuna ve müzakereler boyunca dikkate alınması gereken temel parametreler ortaya çıktığına işaret eden Recep Tayyip Erdoğan, "2 kesimlilik, siyasi eşitlik, eşit statü, yeni bir ortaklık devleti kurulması ve garantörlük haklarımızın korunması vazgeçmeyeceğimiz, vazgeçmeyeceğimiz ilkelerdir" dedi.

Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta son olarak iki liderin buluşmasını ve mutabakata varmasını olumlu adım gördüklerini dile getirerek, özetle şunları ifade etti:

"Çözüm yeri BM.. AB değil..."

"Biz BM sürecini başından itibaren destekledik. 30 yılı aşkın süre sonunda BM'nin Kıbrıs'la ilgili çözüm çerçevesi nihayet oluşmuştur. Çözüm adadaki gerçeklere dayanmalıdır. Ortaklık ilişkisi iki eşit halk ve iki kurucu devlet arasında oluşturulacaktır. Biz BM'nin başlattığı yeni süreci destekliyoruz. Kıbrıs Türk tarafının da aktif çaba gösterdiğini biliyoruz. Rum tarafı artık uzlaşmaz tutumundan vazgeçerek ortaklık ilişkisine olumlu yaklaşmalıdır.

Türk tarafı iyi niyetini, çözüme yönelik iradesini açıkça ortaya koymuştur. Üzerine düşeni yapmıştır, yapmaya da devam edecektir. Kıbrıs konusunda bir adım önde olma yaklaşımımızı muhafaza ediyoruz. 24 Ocak eylem planımız bu anlayışın ürünüdür. Kapsamlı bir çözüm bulunana kadar tüm kısıtlamaların ilgili tüm taraflarca eş zamanlı kaldırılmasını öneriyoruz. Bize göre mevcut durumda bir açılım sağlamanın en uygun, en gerçekçi yolu budur. Kıbrıs sorununun çözüm yeri BM'dir, AB değildir."

"Bu da böyle bilinmeli!..."

Çözümün zeminin de BM Genel Sekreteri'nin kapsamlı çözüm planı olduğunu vurgulamak istediğini dile getiren Erdoğan, içinde bulunulan dönemde milli dava Kıbrıs meselesinde birlik ve beraberliğin en iyi şekilde sergilenmesi gerektiğini, yola aynı inançla devam edeceklerini ifade etti ve "1974 öncesi sıkıntılı günlerin bir daha yaşanmasına asla müsaade etmeyeceğiz, bu da böyle bilinmelidir" diye konuştu.

Erdoğan, Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs Türk halkını tahakküm altına alma çabalarının boşuna olduğunu artık bütün dünyanın gördüğünü, kendilerinin de AB başta olmak üzere uluslararası camiadan Kıbrıs sorununa yeni ve farklı bir gözle bakmasını istediğini kaydederek, Kıbrıs sorunuyla Türkiye'nin AB üyeliği arasında bağ kurulmasını asla doğru bulmadıklarını, kabul etmediklerini vurguladı.

"AB hedefine bağlıyız"

"Hükümetimiz, kurumlarımız ve halkımız AB'ye tam üyeliği hedefine bütünüyle bağlıdır. AB perspektifi aynı şekilde Kıbrıs Türk halkı için de geçerlidir. Ancak Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB katılım sürecine karşı kullanılmamalıdır, zira Kıbrıs'ta çözüm isteyen taraf Türk tarafıdır. Ambargo ve kısıtlamaların çözüme giden yolu tıkadığı açıktır" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Rum tarafının uzlaşmaz siyasetinin bedelinin Kıbrıs Türküne ödetilmesi ciddi bir çelişki, büyük bir haksızlıktır. Onun için Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız tecride son verecek adımlar vakti geçirilmeden atılmalıdır.

Tecride son çağrısı

Başta AB olmak üzere uluslararası toplum Kıbrıs Türküne verdiği sözleri tutmalıdır. KKTC'nin doğrudan uçuşlara ve mal ticaretine açılmasına imkan tanınmalıdır. Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı bu haksız uygulamaların siyasi, hukuki, ahlaki, insani hiçbir açıdan izahı mümkün değildir. Çağdaş bir anlayış tecridini, karşılıklı saygı, güven, uzlaşma işbirliği ve dayanışma gerektiriyor. Barış ve uzlaşı isteyen tarafa kısıtlama uygulanmasının hiçbir meşruiyeti yoktur, olamaz. Unutmayın ki şartlar ne olursa olsun TC her zaman KKTC'nin yanındadır, yanında olacaktır. Sorunları bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da el birliğiyle aşacağız."

Kurumsallaşma, güçlenme

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın birçok kez ifade ettiği gibi KKTC'nin kurumsal yapısının giderek güçlendirilmesinin büyük önem taşıdığını kaydederek, "Kimse yanılgıya düşmesin yanlış hesap yapmasın, Kıbrıs Türkü her zaman barıştan yana olmuştur olmaya da devam edecektir. Bu gerçeği görmeyenler, görmek istemeyenler bunun sonuçlarını da iyi hesap etmek durumundadırlar" dedi.

KKTC'nin bugün diploması ve ekonomide geçmişten daha farklı konumda bulunduğuna işaret eden Erdoğan, KKTC'nin şantiye haline dönüştüğünü; altyapı ve üstyapı çalışmalarının KKTC'nin ne denli kurumsallaştığını, güçlendiğini ortaya koyduğunu belirtti.

Başbakan Erdoğan, KKTC'de büyük bir gelişim ve dönüşüm gerçekleştiğini, artık geleceğe güvenle, umutla bakıldığını belirterek, gençlere "Siz umudumuzsunuz... Mücahitler, Mehmetçikler bu topraklarda bizim için Kıbrıs Türk halkının geleceği için şehit oldular. Kuzey Kıbrıs'ın geleceği gençler size emanettir. Bu cumhuriyet, bu güzel ülke yeni nesillerle daha da güçlenecektir. Doğu Akdeniz'de barışın sembolü olmaya devam edecektir" diye seslendi. Erdoğan konuşmasının sonunda Atatürk'ü ve şehitleri rahmetle, gazileri şükranla anarak, Kıbrıs Türk halkının bayramın kutladı.

Yavuz Çıkarma Plajı'ndaki tören

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 20 Temmuz 1974 sabahı adaya çıktığı yer olan Girne Alsancak Yavuz Çıkarma Plajı'nda dün sabah saat 08.40'da tören düzenlendi.

Protokol sırasına göre çelenklerin denize bırakılmasıyla başlayan törende 21 pare top atışı yapıldı, saygı marşı ve saygı duruşunda bulunuldu, yatlar tarafından Türkiye'den getirilen bayraklar adaya çıkarıldı, ardından İstiklal Marşı eşliğinde göndere çekildi.

Daha sonra burada yakılan barış ve özgürlük meşalesi, Türk askeri tarafından sahile çıkarılarak, Lefkoşa'daki tören alanına taşınmak üzere burada bekleyen Girne Amerikan Üniversitesi'nden (GAÜ) atletlere teslim edildi.

Yavuz Çıkarma Plajı'ndaki tören, Karaoğlanoğlu Şehitliği'nin gezilmesi ve kabirlere çiçek konulmasıyla sona erdi.

Törene, Cumhurbaşkanlığı'nı temsilen Cumhurbaşkanlığı Müdürü Günal Özoğuz, Cumhuriyet Meclisi'ni temsilen İbrahim Avkan, Başbakanlığı temsilen Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Hüseyin Arcan, TC Resmi Heyeti ve Büyükelçiliği adına Uzman Müşavir Zeynel Yeşilay, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, KTBK'ı temsilen Lojistik Destek Grup Girne Garnizon Komutanı Tankçı Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, GKK'yı temsilen 3. Piyade Alay Komutanı Piyade Albay Engin Naşit, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Alsancak Belediye Başkanı Yücel Atakara, Lapta Belediye Başkanı Fuat Namsoy, Girne Polis Müdür Vekili Ahmet Esenboğa, GAÜ Rektör Vekili Doç. Dr. Zeynep Onur, bazı milletvekilleri, siyasi parti, okul ve derneklerinin başkan ve temsilcileriyle askeri erkan katıldı.

Gazimağusa'daki tören

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde dün Gazimağusa'da iki ayrı tören düzenlendi.

Zafer Anıtı'nda saat 17:30 da düzenlenen ilk törene, Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost, Türk Silahlı Kuvvetleri Merkez Komutanı Piyade Kolordu Albay Yaşar Karabulut, Güvenlik Kuvvetleri adına 4. Piyade Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay Mehmet İneci, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, Gazimağusa Polis Müdür Muavini Kadir Kayıkçı, Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektör Danışmanı Ercan Akın, bazı siyasi parti temsilcileri, dernek, okul, kurum, kuruluş temsilcileri ve yöneticileri katıldı.

Protokol sırasına göre anıta çelenklerin konulmasıyla başlayan tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle tamamlandı.

Polatpaşa Bulvarı'ndaki tören

Polatpaşa Bulvarı'nda saat 18:00 de gerçekleştirilen ikinci tören ise, kaymakam, belediye başkanı ve komutanların halkın ve tören birliklerinin bayramını kutlamasıyla başladı.

İstiklal Marşı'nın okunmasıyla devam tören, Tümen İstihkam Savaş Taburu Komutanlığı'ndan İstihkam Üsteğmen Mahmut Ceylan ile Namık Kemal Lisesi Müdürü Bahadır Volkan'ın konuşmaları ve Namık Kemal Lisesi Öğrencisi Ayşe Göztaşın "20 Temmuz 1974" adlı şiir okuması ardından resmi geçitle son buldu.

Ceylan

İstihkam Savaş Taburu Komutanlığı'ndan İstihkam Üsteğmen Mahmut Ceylan törende yaptığı konuşmada, 20 Temmuz 1974'ün Kıbrıs Türk Halkı için dönüm noktası olduğunu ifade etti.

Ceylan, dünün Kıbrıs Türklerinin büyük acılar çektiği karanlık bir dönemin kapanmasının 32. yıldönümü olduğunu belirtti.

Ceylan, "Türk topraklarında 400 yıldır varım, bundan sonra da var olacağım" diyen Kıbrıs Türkü'nün 20 Temmuz'u kurtuluş ve yeni doğum günü olarak kutladığını ifade etti.

Ceylan, Barış Harekatı'nın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve Kıbrıs Mücahitleri'nin ortak başarısı olduğunu vurgulayarak, bu başarının dünya tarihine altın harflerle yazıldığını söyledi.

Ceylan, Yunanistan'ın 1974 yılında Kıbrıs'ı ilhak etmek amacıyla adada askeri darbe düzenlemesi üzerine, Türkiye'nin gerçekleştirdiği 20 Temmuz Barış Harekatı ile bu yasa dışı işlemi durdurduğunu ve Kıbrıs Türk halkını 11 yıldır süren baskılardan kurtardığını belirtti.

Ceylan, "Bugün dahi Türk tarafı adadaki güvenlik ortamını kalıcı kılacak ve sorunları bir çözüme kavuşturacak yeni bir düzenleme için yıllardır yapıcı ve ciddi önerilerde bulunmakta, iyi niyetle çaba harcamaktadır. Ancak bu durum Kıbrıs Türkünün vazgeçilmez haklarından fedakarlık yapacağı anlamına gelmemektedir" dedi.

Volkan

Namık Kemal Lisesi Müdürü Bahadır Volkan da konuşmasında, 20 Temmuz kararını alan dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'e şu anda yaşadığı sağlık sorunu nedeniyle acil şifalar dileyerek, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları için KKTC'ye gelen tüm konuklara "hoş geldiniz" dedi.

20 Temmuz Barış Harekatı'nın Kıbrıs Türk halkının kaderinde bir dönüm noktası niteliğinde olduğunu vurgulayan Volkan, 20 Temmuz'un Türk tarihine altın harflerle yazılan kurtuluş ve var oluş destanı olduğunu söyledi.

1974 öncesinde Kıbrıs Türk halkının adadan uzaklaştırılması için Rumlar ve İngilizlerin baskısı altında kaldığını ifade eden Volkan, 1974 öncesinde Kıbrıs Türk halkının çektiği sıkıntıları anlattı.

Volkan, Kıbrıs Türk halkının tüm direniş mücadelesi sonucunda 1960 anlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti vesilesiyle Türk askerinin adaya gelmesinin, halkı cesaretlendirdiğini kaydetti.

Hükümette ve genel yönetimlerde elde edilen kazanımların halkın gelişmesinde geçici bir ilerleme sağladığını anlatan Volkan, bu durumun da Rumların gözünden kaçmadığını ve rahatsızlık yarattığını söyledi.

Rumların, Akritas Planı ile Kıbrıslı Türkleri yok etmeye çalıştıklarını ifade eden Volkan, 20 Temmuz 1974'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adaya gelmesiyle Kıbrıs Türk halkının güzel günlerinin geldiğini kaydetti.

İnsanların ve toplumların önce kendilerine güvenmesi gerektiğine, Türk Ulusu'nun da her çağda varlığını sürdürmesinin gerçek nedeninin, kendine özgü gücü olduğuna dikkat çeken Volkan, KKTC'nin hemen hemen her alanda çok mesafe kat ettiğine işaret etti.

Kıbrıs Türk Halkının her şeyin üstesinden rahatlıkla gelebileceğine de işaret eden Volkan, eskiden olduğu gibi şimdi de Kıbrıs Türk halkının barışa olan inancını yineledi.

Volkan, barışa uzanan ellerin havada kalmaması ve izolasyonun kaldırılması temennisini dile getirdi.

Kıbrıs Türk Halkının bugünlere nasıl gelindiğini unutmaması gerektiğini vurgulayan Volkan, yeni nesillerin geleceğe geçmişi bilerek hazırlanması gerektiğini kaydetti.

Volkan, Kıbrıs Türk Halkı'nın Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük ve tüm şehitlere Allah'tan rahmet dileyerek, gazilere ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne şükranlarını sundu.

Girne'deki tören

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32. yıl dönümü tüm yurtta olduğu gibi, Girne'de de düzenlenen törenle kutlandı.

Girne Atatürk Anıtı önünde saat 16:30 da düzenlenen törene, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Lojistik Destek Grup ve Girne Garnizon Komutanı Tank Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, Güvenlik Kuvvetleri 3. Piyade Alay Komutanı Piyade Albay Engin Naşit, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Girne Polis Müdür Vekili Ahmet Esenboğa, bazı milletvekilleri, siyasi parti, kurum, kuruluş ve dernek temsilcileriyle, bölge okulları öğrencileri ve vatandaşlar katıldı.

Tören, protokol sırasına göre anıta çelenklerin konması, saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'yla bayrakların göndere çekilmesiyle başladı.

Törende daha sonra, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Lojistik Destek Grup ve Girne Garnizon Komutanı Tank Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, Güvenlik Kuvvetleri 3. Piyade Alay Komutanı Piyade Albay Engin Naşit ve Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, törene katılan birliklerin bayramını kutladı.

19 Mayıs Türk Maarif Koleji öğrencisi Necmi Alpdoğan'ın "20 T Güneşi" isimli şiiri okumasının ardından, Anafartalar Lisesi tarih öğretmeni Nurbanu Kutlay ve Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik destek Grup ve Garnizon Komutanlığı Personel Yüzbaşı Harun Altun, günün anlam ve önemini belirten birer konuşma yaptı.

Kutlay

Anafartalar Lisesi tarih öğretmeni Nurbanu Kutlay, Kıbrıs adasına özgürlük ve barış getiren 20 Temmuz Mutlu Barış Harekâtı'nın 32. yıl dönümünün sevinç ve gururla kutlandığını belirterek, Kıbrıs Türk halkının yıllarca haklarını almak ve korumak amacıyla tek vücut olarak büyük fedakarlılar altında direndiğini söyledi. Konuşmasında, "20 Temmuz Barış Harekatı, Kıbrıs'ın Türk yurdu olduğunu, adada Kıbrıslı Türklerin ikinci sınıf vatandaş olmadığını ve 1571 tarihinde adada başlayan Türk hakimiyetinin bazı kesintiler dışında bundan sonra da devam edeceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır " diyen Kutlay, kahraman Mehmetçik ve mücahitlerin canları uğruna gerçekleşen barış harekatının, Rum-Yunan ikilisinin 200 yıllık Megalo İdea hayali ile Enosis rüyasını yıktığını ve Kıbrıs'ta tarihin akışını geri dönülmez bir şekilde değiştirdiğini kaydetti.

Altun

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Destek Grup ve Garnizon Komutanlığı Personel yüzbaşı Harun Altun ise, kurtuluş yıldönümlerinin ulusların en büyük bayramları olduğunu vurgulayarak, ulusal onurundan ödün vermeyerek bu uğurda her türlü özveri ve sıkıntıya katlanarak Kıbrıs'ta yiğitlik destanı yaratan Kıbrıs Türk halkının kurtuluş bayramının da 20 Temmuz olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türkünün özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin 1878 yılında adanın İngiltere'ye geçici olarak bağlanmasıyla başladığını ve 20 Temmuz 1974'e kadar uzanan çileli ve çetin bir yol olduğunu kaydeden Altun, bu süreçte yaşanan tarihsel süreç ve gelişmeleri dile getirdi.

"Bugün varılan noktada bile, bizleri hala köşeye sıkıştırmak isteyenler, onurlu yaşam kararlılığımızı anlamakta zorluk çekiyorlar. Kat edilen bu uzun ve çetin yolda bunca emek, kan, ter ve canın boşuna verildiğini zannediyorlar" diyen, Personel Yüzbaşı Harun Altun, yeni senaryolarla karşı karşıya kalınan bu aşamada ulusal var oluş savaşındaki safları güçlendirmek ve Anavatan Türkiye ile dayanışmayı geliştirmenin önemli olduğunu söyledi.

Girne Amerikan Koleji öğrencisi İzlem Doygun'un "Özgürlük Şarkısı" isimli şiiri okumasıyla devam eden tören, geçit resmi ile sona erdi.

Güzelyurt'taki tören

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32. yıldönümü, Güzelyurt'ta da düzenlenen törenle kutlandı.

Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesi önünde yer alan törene, Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler, Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Güzelyurt Polis Müdürü Erdoğan Şekeroğlu, 2. Piyade Alay Komutan Vekili Binbaşı Cevdet Kıbrıslı, 49'ncu Piyade Alay Komutanı Albay Ersun Altunsoy ve bölge halkı katıldı.

Tören, protokol tarafından tören birliklerinin denetlenmesi ve halkın bayramının kutlanmasıyla başladı.

Törende daha sonra günün anlam ve önemi belirten konuşmayı yapan Piyade Binbaşı Derya Özusta, Kıbrıs Türk Halkının insanca yaşama ve var olma mücadelesi verdiğini vurguladı.

Güzelyurt Kaymakamlığı adına konuşan Kurtuluş Lisesi Tarih Öğretmeni Mehmet Kahramanoğlu da, 20 Temmuz 1974'ün Kıbrıs Türkü için tarihi bir dönemeç olduğuna dikkati çekerek, barış harekatı sayesinde Rumların Enosis emellerini gerçekleştirmesinin önlendiğini kaydetti.

Konuşmaların ardından Güzelyurt Kurtuluş Lisesi Öğrencisi Çiğdem Bozkurt şiir okudu. Akçay Kültür ve Sanat Derneği (AKDER)'in Halk Dansları Topluluğu Folklor gösterisiyle devam eden tören resmi geçitle sona erdi.

İskele'deki tören

İskele Ecevit Meydanı'nda gerçekleştirilen törene İskele Kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğlulları, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı adına 28'inci Mekanize Tümen Hava Savunma Tabur Komutanı Hava Savunma Binbaşı Cüneyt Buldak, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı adına Piyade Yüzbaşı Mesut Yılmaz, Sivil Savunma Teşkilat İskele Bölge Müdürü Mehmet Yılmabaşar, Gazimağusa Polis Müdürlüğü adına İskele Bölge Müdürü Müfettiş Yusuf Komili, İskele Belediye Başkanı Halil Orun, Kurum Kuruluş Temsilcileri bölge okul müdürleri ile yöre halkı katıldı.

Tören protokol sırasına göre çelenklerin anıta konulması ile başladı.

Saygı duruşunda bulunulmasının ardından tören İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesi ile devam etti.

Törende daha sonra tören birlikleri ile halkın bayramı kutlandı.

Günün anlam ve önemine ilişkin konuşmayı yapan 28'inci Mekanize Piyade Tümeni Hava Savunma Taburu'ndan Hava Savunma Teğmeni Semih Yeni, 20 Temmuz'un tarihçesinden bahsederek, Kıbrıs Türk halkına büyük acılar çektiren bir dönemin 32 yıl önce bugün kapandığını söyledi.

20 Temmuz harekatı olmasaydı, Doğu Akdeniz'in dengesinin altüst olacağını vurgulayan Yeni, 20 Temmuz harekatının dünya tarihine altın harflerle yazılan bir olay olduğunu sözlerine ekledi.

Şehit İlker Karter İlkokulu öğrencilerinden Özge Bayıkoğlu'nun "Özgürlük Şarkısı", İskele Ticaret Lisesi öğrencilerinden Yakup Demir'in "20 Temmuz 1974" ve Bekirpaşa Lisesi öğrencilerinden Gülen Bulut'un "Kıbrıs Destanı" isimli şiirleri okumasının ardından tören resmi geçit ile son buldu.

Lefke'deki tören

Lefke Atatürk Anıtı önünde düzenlenen törene, Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer, 14'ncü Mekanize Piyade Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay Taci Kurul, diğer askeri yetkililer ve bölge halkı katıldı.

Tören, birliklerin protokol tarafından denetlenmesiyle başladı.

Ardından günün anlam ve önemi belirten konuşmaya yapan, 14. Mekanize Piyade Alayı'ndan Kıdemli Üsteğmen Yener Demir, Kıbrıs Türk halkının yıllarca ekonomik ambargolar ve insanlık dışı politikalarla ezilmek istendiğini ifade ederek, Kıbrıs Türkünü ortadan kaldırmak isteyen her türlü baskı karşısında birlik içersinde olmanın önemini vurguladı.

Demir, Türkiye'nin ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının destekçisi olacağını da vurguladı.

Lefke Kaymakamlığı adına bir konuşma yapan Lefke Gazi Lisesi Edebiyat Öğretmeni Şerife Bahar Varoğlum ise, 20 Temmuz Mutlu Barış Harekatı'nın, Kıbrıs Türkü için sonsuza dek sürecek anavatan güvencesini beraberinde getirdiğini belirterek, 20 Temmuz Barış Harekatı'nın tarihten silinmek istenen bir halkın yeniden doğuşu olduğunun altını çizdi.

Lefke İstiklal İlkokulu Öğrencisi Çise Sözgün'ün okuduğu şiirle devam eden tören, resmi geçitle sona erdi.

KIBRIS 21/07/06

"TC-KKTC Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü" imzalandı

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetleri arasında, KKTC'de uygulanan yeni ekonomik programın desteklenmesi amacıyla Türkiye'nin 2007-2009 yılları için 1 milyar 875 milyon YTL yardımda bulunmasını öngören "Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü" imzalandı.

Protokole, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları için adada bulunan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer imza koydu.

İki ülke arasında mevcut ekonomik ve mali işbirliğinin gelecek üç yılda da artarak sürmesini öngören protokolün ardından, Türkiye Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar da, "elektronik imza" konusunda işbirliği anlaşması imzaladı.

Cumhuriyet Meclisi Mavi Salon'da yer alan imza törenlerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat onur konuğu olarak katılırken, imzalar sırasında Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, bazı bakanlar, Türkiye'den gelen bakanlar ve diğer bazı heyet üyeleri de hazır bulundu.

40 dakikalık gecikmeyle saat 16.40'ta imzalanan "Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü"ne Başbakanlar Erdoğan ve Soyer, "hayırlı olsun" diyerek imza koydu.

Soyer: Ayakta durmamızı sağlayan destek

Başbakan Soyer, güzel bir olayı gerçekleştirdiklerini belirterek, yeniden imzaladıkları protokolün kendileri için çok önemli olduğunu söyledi. Soyer, önümüzdeki üç yıllık dönemde ülke ekonomisini geliştirme, kamu reformu, sosyal güvenlik reformu ve yerel yönetim reformu için ihtiyaç duyulacak kaynağın sağlanacağını bildirerek, "Bu izolasyon şartlarında Kıbrıs Türk halkının ayakta durmasını sağlayan dış desteği bize büyük ölçüde veren Türkiye Cumhuriyeti'nin bu katkılarıyla bunları başarıp ileriye doğru gideceğiz" dedi.

Soyer, Başbakan Erdoğan'a, hükümetine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne teşekkür etti.

Protokolün içeriği

Basına dağıtılan bilgi notlarına göre, dün imzalanan "TC-KKTC Hükümetleri Arasında Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü", iki ülke arasında mevcut ekonomik ve mali işbirliğinin; 2007, 2008 ve 2009 yıllarında da artarak sürdürülmesini öngörüyor.

Protokol ile KKTC Hükümeti, halen uygulanan "Yeniden Yapılanma ve Ekonomik Kalkınma Programı"nda yer alan yükümlülüklerini 2006 yılı sonuna kadar tamamlamayı, ayrıca 2007, 2008 ve 2009 yıllarını kapsayacak şekilde yeni bir ekonomik programı yürürlüğe koymayı taahhüt ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ise, mutabakat ile bu yıl sonuna kadar hazırlanacak yeni ekonomik programın desteklenmesi; reel sektörün geliştirilmesi, savunma, altyapı yatırımları ve teşvik kredileri için kullanılmak amacıyla 2007-2009 yılları arasında toplam 1 milyar 875 milyon YTL yardımda bulunacak.

Protokol uyarınca, Türkiye Kalkınma Bankası aracılığıyla uygun koşullarda kredi kullandırılmasını sağlamak üzere yeni bir teşvik programı uygulanacak ve Türkiye, KKTC Hükümeti'nin ihtiyaç duyacağı her alanda teknik yardım sağlayacak, kamu görevlilerini ve diğer uzmanlarını gerektiği sürece KKTC'de geçici olarak görevlendirecek.

Elektronik imza

Cumhuriyet Meclisi Mavi Salon'da dün ayrıca "Türk Telekom Kurumu ile KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı Arasında Elektronik İmza Konusunda İşbirliği Anlaşması", Türkiye Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ve Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar tarafından imzalandı.

İmza sırasında Cumhurbaşkanı Talat ile iki başbakan arkada ve ayakta durdu.

Türkiye Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanı Talat'a konuyla ilgili bilgi verirken, "Elektronik imza nikah ve veraset hariç her yerde geçerlidir" dedi ve bu uygulama için gerekli işlemlerin altı ayda biteceğini söyledi.

KIBRIS 21/07/06

Orams davası uzadı

Kuzey Kıbrıs'taki inşaat sektörü ile buradan ev satın alan yabancıları yakından ilgilendiren Orams davası, avukatların yaptığı mütalaaların bitmemesi nedeniyle bir gün daha uzatıldı. Davanın, bugün sona ermesi bekleniyor.

Londra Yüksek Mahkemesi'nde görülen davanın dünkü duruşmasında, Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in avukatı Tom Beasley söz alarak, Rum mahkemesinin Oramsların oturduğu evin yıkılması ve üzerindeki arazinin gerçek sahibine iade edilmesi yönünde aldığı kararın İngiliz mahkemeleri tarafından onaylanması gerektiğini belirtti.

Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıs adası üzerindeki tek "yasal güç" olduğunu belirten Beasley, "KKTC'nin de uluslararası camiada tanınmayan gayri yasal bir devlet olduğunu", bu nedenle İngiliz mahkemelerinin Rum mahkemesinin kararını desteklemesi gerektiği söyledi.

Beasley, Kıbrıs Rum yönetimi yasalarının, Kıbrıs adasının tamamında geçerli olduğunu, uluslararası alanda kabul gördüğünü, Oramsların işgal ettiği arazinin de "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yetki alanı dışında kaldığı" söylemenin, KKTC'yi evrensel olarak tanımayı reddetmeye ters düşeceğini söyledi.

Kıbrıs Rum kesiminin iki yıl önce AB'ye kabul edilmesinin, Kıbrıs adası üzerindeki tek yasal güç olduğunun bir kez daha teyidi olduğunu öne süren Beasley, "Oramsların üzerinde oturduğu toprağın Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yetki alanı dışında olduğunu söylemek, tartışılmayacak kadar ciddidir" dedi.

Avukat, Orams çiftinin davanın Rum mahkemesinde görülmesi sırasında kendilerine savunmalarını hazırlamak için zaman bırakılmadığı yolundaki itirazlarının da doğruyu yansıtmadığını öne sürdü.

Savunmanın ardından hakim, Cherie Blair'e savunmasına, devam etmek isteyip istemediğini sordu. Bayan Blair, savunmasını yazılı olarak mahkemeye sunabileceğini ya da bu sabah yapabileceğini bildirdi.

Yargıç bunun üzerine davayı bugün sabah 10.00'a erteledi.

Bayan Blair rahattı

Orams çiftinin İngiltere'de görülen davasını Türk hukukçular Işın ve Hasan Vahib çiftiyle birlikte üstlenen Başbakan Tony Blair'in eşi Cherie Blair, mahkemede son derece rahat tavırlarıyla dikkat çekti. Blair'in, davacı avukatının savunması sırasında sık sık mimiklerle itirazlarını ortaya koyduğu, hatta bazen ayağa kalkıp itirazlarını dile getirdiği görüldü.

Bayan Blair, mahkemeye verilen arada da gazetecilerle ve mahkeme salonundaki konuklarla sohbet ederek samimi tavırlar sergiledi. Ancak Blair'in iki yakın koruması dava boyunca salonda oturup, çevreyi dikkatle gözden geçirdi.

Cherie Blair, önceki gün yaptığı savunmada, Kıbrıs Rum kesiminin KKTC üzerinde herhangi bir yetkisi bulunmadığını, bu yüzden mahkemenin, Rum mahkemesinde alınan kararı tanımaması gerektiğini belirtmişti.

Apostolides, Orams çifti tarafından 210 bin sterlin harcanarak yaptırılan evin kendi arazisi üzerine inşa edilmiş olması nedeniyle evin yıkılmasını ve arazisinin kendisine iade edilmesini talep ediyor.

Linda ve David Orams çiftinin, Rum mahkemesinde görülen davanın kararına itirazda bulunmalarının ardından dava Londra'ya taşındı.

KIBRIS 21/07/06

KKTC’de emsal karar beklentisi

Kuzey Kıbrıs’ta terkedilen bir Rum arazisine ev yaptırdıkları için dava edilen İngiliz çiftin Londra’daki ilk duruşmasında söz alan avukatları İngiltere Başbakanı Tony Blair’in eşi Cherie Blair, Ada’nın kuzeyinde Rum kanunlarının geçmediğini hatırlattı.

 

NTV

Güncelleme: 19:49 TSİ 20 Temmuz 2006 Perşembe

LONDRA - Linda-David Orams çiftinin avukatlığını üstlenen Cherie Blair, arazinin sahibi Rum vatandaşının mülkü için tazminat alabilmesinin başka yolları olduğunu belirtti ve Kuzey Kıbrıs’ta kurulu tazmin komisyonunu adres gösterdi.

Rum vatandaşının avukatı ise Cherie Blair’in KKTC adını kullanmasına itiraz etti. Blair, KKTC’yi pratik sebeplerden dolayı kullandığını söyledi.

Kararın haftasonuna kadar açıklanması bekleniyor. İngiliz çift, Kıbrıs Rum mahkemesi tarafından yıkılmasına karar verilen evlerine yeniden dönebilmeyi ümit ediyor.

Kararın, Kıbrıs’taki diğer mülk davaları için de emsal oluşturacağına dikkat çekiliyor.

"Çözüm BM zemininde"


21 Temmuz, 2006 21:18:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta çözümün BM zemininde olacağını belirterek, ''bizim siyasi noktada, hukuki noktada BM zemininden başka üzerinde duracağımız başka bir zemin yoktur. Ve yine bu arada BM zemini bizim için çözüm zeminidir'' dedi.

20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32'nci yıldönümü kutlamalarına katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere 19 temmuzda KKTC'ye gelen Erdoğan, Ankara'ya döndü.
 
Başbakan Erdoğan, KKTC'den ayrılmadan önce, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'le Ercan Havaalanı'nda basın toplantısı düzenledi.
 
Kıbrıs'ta 24 nisan 2004 tarihinde yapılan referandumun birçok şeyi teyit ettiğini ve bunun üzerinde durulması ve düşünülmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, ''bizim siyasi noktada, hukuki noktada BM zemininden başka üzerinde duracağımız başka bir zemin yoktur. Ve yine bu arada BM zemini bizim için çözüm zeminidir" dedi.
 
"Annan planı zaten hukuken düşmüştür" diyen Erdoğan, "atılacak yeni adımda da herşey bizim açımızdan çözüme yöneliktir. Biz yine bir adım önde olmanın ötesinde daha önce de söyledim, aslında ocak ayında yapmış olduğumuz açıklamalarla 11 adım öne geçmiş oluyoruz" dedi.
 
"Kıbrıs milli davamız"
 
Kıbrıs'ın milli dava olduğunu ifade eden Erdoğan, Kıbrıs'ta iki taraf arasındaki günlük sorunların giderilmesi için kurulması öngörülen teknik komiteleri desteklediklerini vurguladı.
 
Erdoğan, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması gerektiğinin altını çizerek, ''izolasyonlar kalkmadıkça Türkiye Cumhuriyeti olarak bizden istenen ne olursa olsun bu saatten sonra bizim bunlara olumlu yaklaşmamız mümkün değil'' dedi.
 
Kıbrıs'ta yeniden masaya gelme durumunun oluştuğuna işaret eden Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un masada çözüme giden yol noktasında hem siyasal hem teknik konularda bir karara varmalarını ve tüm dünya liderlerinin de bu karara varışı alkışlamalarını diledi.
 
Erdoğan'a onursal Doktora payesi
 
Başbakan Erdoğan'a, 'Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde izlemekte olduğu proaktif politikalar ve bir adım önde olma siyaseti' nedeniyle Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) tarafından uluslararası ilişkiler alanında Onursal Doktora payesi verildi.
 
Onursal doktorası, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer tarafından takdim edilen Başbakan Erdoğan DAÜ'de bir konuşma yaparak yine Kıbrıs sorununa değindi.
 
Erdoğan, ''AB üyesi bir Türkiye, bugün dünyanın büyük ihtiyaç duyduğu bu medeniyetler ittifakına çok daha fazlasıyla katkıda bulunacaktır'' dedi.
 
''Sorunların barışçı yollardan çözümlenmesi, dış politikamızın temel esaslarından biridir'' diyen Erdoğan, ''işte Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs olayında da Kuzey Kıbrıs'ın her zaman bir adım önde olacağını ifade ederken, inandığımız, güvendiğimiz şey küresel barışa hizmet etmekti. Ama bunu Güney anlayamadı" dedi.
 
"Ada'da kimin barıştan, kimin kavgadan yana olduğu çok net ortadadır" diyen Erdoğan, "şu anda bize, uluslararası arenada hiçbir lider kalkıp da 'Kuzey Kıbrıs haksızdır' diyemiyor. Ama geçmişte bunu diyorlardı, şimdi o geçti" dedi.
 
Erdoğan, "dedik ki, her zaman Türkler Rumların bir adım önünde olacak. İkinci kez artık bir tarafın kazanıp, bir tarafın kaybettiği değil, ya win-win (kazan-kazan) esasına göre bir politikanın güdülmesi gerekirdi. Ve bu da artık literatüre girdi. Şimdi artık bu olacak. Kuzey Kıbrıs bir kazanıyorsa Güney de bir kazanacak" diye konuştu.
 
"Türkiye kalıcı çözümden yana"
 
Adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümden yana olduklarını yineleyen Başbakan Erdoğan, garantör ülke olarak Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs'ın sözünde durduğunu, bunun en açık ispatının 24 nisan 2004 referandumu olduğunu ifade etti.
 
Erdoğan, ''iki tarafta referandum yaptığınıza göre bu ne demektir, burada azınlık yok, burada iki ayrı devlet var demektir'' dedi.
 
Referandumda Kıbrıs Türk tarafının yüzde 65 'evet', Rum tarafının da yüzde 75 'hayır' dediğini kaydeden Erdoğan, 'hayır' diyenlerin taltif edildiğini, 'evet' diyenlerin ise hala izolasyona tabi tutulduğunu hatırlattı.
 
Erdoğan, ''işte bu adalet değildir. Zulm ile abad olunmaz. Onun için bu zulm bir gün son bulacak ve adalet er geç yerini bulacaktır. Biz buna inanıyoruz'' diye konuştu.
 
Rum tarafının uzlaşmaz siyasetinin bedelinin hala Kıbrıs Türküne ödettirildiğini, bunun son derece çelişki ve haksızlık olduğunu ifade eden Erdoğan, ambargo ve kısıtlamalara bir an önce son verilmesi gerektiğini vurguladı.
 
Edoğan, ''başta AB olmak üzere uluslararası toplum, çözümden yana olduğunu açıkca ortaya koyan Kıbrıs Türkü'ne verdiği sözleri yerine getirmelidir. Bundan kaçması mümkün değil. Aslında ocak ayında açıkladığımız eylem planı bu anlamda önemli bir fırsattır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir'' dedi.
 
"İslam dünyası Türkiye'nin AB üyeliğini bekliyor"
 
"Türkiye'nin AB'ye kabulüyle, AB bir Hristiyan kulübü olmaktan çıkacak, medeniyetlerarası ittifakın adresi durumuna gelecektir" diyen Erdoğan, "bu çok önemlidir. Bu gerçeğin çok iyi görülmesi, bu fırsatın kaçırılmaması gerekiyor" diye konuştu.
 
Bir buçuk milyarlık İslam dünyasının, Türkiye'nin AB üyeliğini candan merakla beklediğini kaydeden Erdoğan, ''zira Türkiye burada bir köprüdür. Türkiye'nin bu köprü görevini görmesi dünyadaki bu ittifakın küresel barışa hizmet etme noktasında inanıyorum ki çok önemli bir kilometre taşı olacaktır'' dedi.
 
Türkiye'nin AB sürecinin KKTC bakımından da oldukça önemli olduğunu, çok yönlü dış politika içinde Avrasya boyutunun da önemli bir yeri olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan,
 
Ortadoğu'daki savaş
 
Başbakan Erdoğan, Ortadoğu'daki gerginliğin giderek adeta büyük bir yangına dönüştüğünü, buna seyirci kalamayacaklarını ifade ederek, saldırıların bir an önce durdurulması gerektiğini söyledi.
 
Dini, dili, ırkı vatanı ne olursa olsun hiçbir zaman insanlığa zulme seyirci kalamayacaklarını kaydeden Erdoğan, ''nerede bir zulüm varsa, biz orada adaletle tecelli etmek durumundayız. Şunu unutmayalım, biz öyle bir ecdadın torunuyuz ki, ta Hint yarım adasında olan bir zulme donanma gönderen bir ecdadın torunlarıyız'' dedi.
 
Erdoğan, yıllar önce Kıbrıs'ta da acılar yaşandığını, 20 temmuz Barış Harekatı ile bu acılara son verildiğini ve Kıbrıs'ın yeniden huzura kavuştuğunu söyledi.
 
Kıbrıs'ta 32 yıldır barış ve huzurun hüküm sürdüğünü, bunun değerinin iyi bilinmesi