Başbakan Erdoğan KKTCye
gidiyor
LEFKOŞA(ANKA)
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Barış
Harekatının yıldönümü dolayısıyla KKTCdeki
düzenlenecek etkinliklere katılmak üzere Çarşamba günü
Lefkoşaya gidecek. Erdoğanın üç günlük ziyareti
sırasında yapacağı konuşmalarda ABden
Kıbrısa ilişkin olarak Türkiyeye yöneltilen eleştiriler
karşısında kararlılık mesajını vermesi
bekleniyor.
Kıbrıs Barış Harekatının
yıldönümü dolayısıyla bu hafta KKTCde düzenlenecek etkinliklere
katılarak Türkiyenin Kıbrıslı Türklere yönelik büyük
desteği en üst düzeyde teyit edecek olan Erdoğan, Çarşamba günü
KKTCde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit
Soyer ile görüşmelerde bulunacak.
Lefkoşadaki görüşmeler, ABnin Türkiyenin Ek Protokolü onaylayarak
limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açması için
yoğun bir baskı altında olduğu bir döneme denk
düşecek. Görüşmeler ayrıca, BM Genel Sekreteri İbrahim
Gambarinin bölgedeki ziyaret ve iki yıllık bir aradan sonra Talat
ile Rum lideri Tasos Papadopulos arasında yapılan ilk görüşmenin
hemen ardından gerçekleşeceği için daha da önem
taşıyor.
ABDnin Avrupa ve Avrasyadan sorumlu Dışişleri Bakan
Yardımcısı Matt Bryzanın Ankara, Atina ve
Lefkoşadaki temaslarının ardından yapılacak bu
haftaki görüşmelerde Ek Protokol sorunu ve Kıbrıstaki son
gelişmeler ele alınacak. Erdoğan, Ankaranın
Kıbrıslı Türklerin izolasyonu
kaldırılmadığı sürece limanları Rumlara açmama
kararlılığını dile getirirken ABnin, tren
kazasını önleyeceği formül bulma çabalarına da değinmesi
bekleniyor.
Mehmet Ali Talat ise, Papadopulos ile yaptığı görüşme
sırasında varılan mutabakata ilişkin bilgi verecek ve
Rumların kapalı Maraş kentine ilişkin ısrarlı
taleplerinin yarattığı sıkıntıyı dile
getirecek.
Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de görüşecek olan
Erdoğan, siyasi parti liderleriyle de buluşacak ve 2007-2009
döneminde uygulanacak olan Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü
imza töreninde yer alacak.
20 TEMMUZDAKİ TÖRENLER
Başbakan Erdoğan, Perşembe günü de KKTCde Kıbrıs
Barış ve Özgürlük Bayramı dolayısıyla düzenlenecek
törenlere katılacak. TBMM Başkan Vekili Ali Dinçerin de hazır
bulunacağı törenler sırasında Türk Hava Kuvvetlerine
bağlı ünlü Türk Yıldızları adlı akrobat ekibi bir
gösteri yapacak.
Bu arada, 20 Temmuz akşamı Girne Kalesinde Türkiyeden adaya gidecek
sanatçıların katılımıyla konser düzenlenecek. Konser
sırasında Nalan Altınörs, Ayten Alpman, Sinan Özen ve Ayna grubu
sahneye çıkacak.
HURRIYET 17/07/06
Sonbaharda
kaza olur
ANKA
İngiliz Guardian gazetesi, sonbaharda Türkiye-AB ilişkilerinde bir
tren kazasının beklendiği yorumunu yaptı.
İngiliz Guardian gazetesinde, Avrupa Birliği'nin gelecekte özellikle
Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile ne tür ilişkiler kurmayı
planladığının değerlendirildiği yazıda,
sonbaharda Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde bir tren kazasının
beklendiği yorumu yapıldı.
Guardian, Finlandiya'nın ardından Avrupa Birliği Dönem
Başkanlığını üstlenecek Almanya'nın, AB
genişlemesi konusunda Birliğin Avrupalı
komşularının yeniden güvenini kazanmayı hedeflediği
değerlendirmesinde bulundu.
Daha önce de Avrupa Birliği'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn,
Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin, limanların Rumlar'a
açılmaması nedeniyle bir tren kazasına doğru gittiği
uyarısını yapmıştı.
HURRIYET 17/07/06
AB'ye
rapor: Türkiye Kıbrıs'ta haklı
17/07/2006
RADIKAL
AA - BRÜKSEL - Saygın
düşünce kuruluşu Avrupa Politik Çalışmalar Merkezi (CEPS),
Kıbrıs konusunda Türkiye'ye hak verdi. AB Dönem Başkanı
Finlandiya için 'Daha Geniş Avrupa'da Stratejik Konular' raporunu
hazırlayan CEPS, AB'nin Türkiye'nin liman ve havaalanlarını
Rumlara açması şartına karşılık Türkiye'nin
KKTC'ye tecridin kalkmasını talep etmesini yerinde buldu. Avrupa
Komisyonu'nun limanların açılmamasının 'tren kazasına'
yol açacağı uyarısına atfen, "Bunlar
mantıklı şartlar. Ama Türkiye de mantıklı talepte
bulunuyor, KKTC'ye ambargonun kalkmasını istiyor" denildi.
Komisyon'un Annan Planı'nın Kuzey'de kabul edilip Güney'de
reddedilmesi üzerine tecridi kaldırma sözü hatırlatılırken,
Kıbrıslı Türkler de Rum pasaportu taşıyabilmeleri
nedeniyle AB vatandaşı sayıldı.
'Ters tepen ve kabul
edilemez durum'
AB'nin Kuzey Kıbrıslılara mal, hizmet, sermaye ve kişilerin
serbest dolaşımı gibi yükümlülükleri bulunduğunu belirten
rapor, Rumların plana 'hayır' demekle kalmayıp tecride son
verilmesini engellediği ve tüm hesapların Rumların elinde rehin
olduğu saptaması yaparak, "Bu ters tepen ve kabul edilemez bir
durum. Daha geniş Avrupa'nın çıkarlarına büyük zarar
verdiler. Kuzey de planı kabul ettikten sonra
cezalandırıldı" dedi. KKTC'ye tecrit kalkarsa Türkiye'nin
Rum Yönetimi'ni tanıyabileceğini öngörün CEPS, önerileri Finlandiya
Başbakanı Matti Vanhanen'e sözlü olarak da iletti.
Kıbrıs'ta
statükonun sürmesi adanın işine geliyor
BM, statükonun sonsuza
dek süremeyeceği konusunda Kıbrıs'ı uyarsa da, durumun 32
yıldır olduğu gibi kalması liderleri rahatsız etmiyor
17/07/2006
RADIKAL
Alekos
Konstantİnİdİs
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın yardımcısı İbrahim Gamberi,
Kıbrıs'ta statükonun sonsuza dek sürmesinin kabul edilmez
olduğunu söyleyip, liderleri bu durumun tehlikeleri konusunda
halklarını bilgilendirmeleri konusunda uyardı. Bu tez,
Gamberi'nin Rum lider Tasos Papadopulos ve Türk lider Mehmet Ali Talat'la
görüşmesinin ardından okuduğu ortak bildiride de yer aldı.
Gamberi'nin, statükonun sürmesinden liderlerimizden daha çok
kaygılandığı ortada.
Fakat, geçmişe dönersek mevcut durumun 32 yıldır sürdüğünü
görüyoruz. Kıbrıs'taki durumu etkileyen, statükonun
dayanıklılığı. Statükonun bunca yıl
dayanması tamamen tesadüf değil. Bu, adadaki siyasi ve ekonomik
düzenin işine gelen bir durum.
Son 32 yıl en barışçı dönemdi
Bu statüko, dört Rum cumhurbaşkanı ve Annan'ı da sayarsak dört
BM Genel Sekreteri eskitti. Bu dayanıklılıktan sonra,
Gamberi'nin statükonun sonsuza dek sürmesinin tehlike doğuracağı
yönündeki tezinin ikna edici olması zor. Aksine, 32 yıllık
statükonun Kıbrıs'ın modern tarihinin en barışçı
ve tehlikesiz dönemlerinden biri olduğu iddia edilebilir.
Kıbrıslı Rumların yüzde 76'sı yeniden birleşmeyle
ilgili BM planını reddedip statüko lehinde oy verdi. Çünkü, uyum
sağladıkları statükodan, ciddi çaba ve kararlılık
gerektiren birleşme süreci kadar korkmuyorlar. Elbette vizyon sahibi bir
liderlik statükonun sürmesinin tehlikeleri konusunda halka bilgi verebilirdi.
Ancak, liderlerimiz işlerine gelen statükonun alaşağı
edilmesini istemiyor.
Sonuçta statüko bir şekilde hepimizin işine geliyor, en azından
bizi rahatsız etmiyor. Dayanıklılığı da bundan
kaynaklanıyor. Halkın, liderliğin tehlikelerini ciddiye almadığı
statükonun sonsuza dek sürmesinin zararlarını görmesi de kolay
değil.
Bu durum aslında BM'nin de işine geliyor. Çünkü, genel sekreterlik
yetkililerine kalıcı ancak sancısız bir meşguliyet
sunarak barış gücünün sorun yaşamadan Kıbrıs'ta
kalmasına izin veren kansız bir statüko bu... (Rum gazetesi Alithia,
13 Temmuz 2006)
RADIKAL 17/07/06
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geleceği belirsiz
l DOĞRUDAN TİCARET İÇİN ÇALIŞIYORUZ Avrupa
Birliği Komisyonu Kıbrıs Türk Çalışma Masası
Başkanı Rasbash, Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kaldırılması için hazırlanan
tüzüklerden biri olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geleceğini
belirsiz olduğunu söyledi. Rum tarafının 1 Mayıs 2004'te
AB'ye tam üye olmasından dolayı kaynaklanan engeller olduğunu
ifade eden Andrew Rasbash, gerekli çalışmaların yasal çerçevede
yapıldığını belirtti
l "AĞIR BASKI ALTINDAYIZ"... Rasbash, "AB,
Rumların Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne uyguladığı
engelleri aşmak için ne yapacak?" şeklindeki soruya "Ne
yapacağını bilmiyorum. Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
geleceği açık değil, belirsiz. Rum tarafının tam
üyeliğinden kaynaklanan engeller var. Ağır baskı
altındayız. Biz gerekli çalışmaları yasal kurallar
altında yapmaya çalışıyoruz" dedi
Gizem ÖZGEÇ-Aral MORAL
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Kıbrıs Türk
Çalışma Masası Başkanı Andrew Rasbash, Doğrudan
Ticaret Tüzüğü konusunda 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tam
üyeliğinden kaynaklanan engeller olduğunu belirterek, söz konusu
tüzüğün geleceğinin belirsiz olduğunu söyledi.
AB Komisyonu'nun 11-13 Temmuz tarihleri arasında,
Kıbrıs Türk medya temsilcilerine yönelik düzenlediği 3 günlük
program çerçevesinde Kıbrıslı Türk gazeteciler ile görüşen
Leopold Maurer'in yerine atanan Rasbash, heyete, çalışmaları
hakkında bilgi vererek soruları yanıtladı.
AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik adil
davrandığına olan inancını dile getiren Rasbash,
AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü için çalışmalar
yaptığını söyledi.
Andrew Rasbash, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili yasal
engellemelerin olduğunu ve bunun aşılması için çaba sarf
ettiklerini kaydetti.
Rasbash ayrıca, Kuzey Kıbrıs'a yapılacak
projelerde, kullanılacak mülkiyetin ilk sahibinin Rum olması
durumunda, gerekli yatırımlar yapılmadan önce, ilk sahibine
danışacaklarını ifade ederek, mülkiyet haklarına
saygılı olacaklarını söyledi.
"Umarım..."
Her iki tüzüğün de Kıbrıslı Türklerin ekonomisinin
güçlendirilmesi ve adanın yeniden birleştirilmesine katkı
koyması için hazırlandığını önemle vurgulayan
Andrew Rasbash, "Umarım Doğrudan Ticaret Tüzüğü de AB
Konseyi'nden geçer" diye konuştu.
Rasbash, "AB, Rumların Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne
uyguladığı engelleri aşmak için ne yapacak?"
şeklinde bir soruya yönelik ise "Ne yapacağını
bilmiyorum. Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün geleceği açık
değil, belirsiz. Rum tarafının tam üyeliğinden kaynaklanan
engeller var. Ağır baskı altındayız. Biz gerekli
çalışmaları yasal kurallar altında yapmaya
çalışıyoruz" cevabını verdi.
"Papadopulos'la başa çıkmak çok zor"
Bir başka soruya karşılık olarak, AB'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik adil davrandığına olan
inancını dile getiren Rasbash, AB'nin Doğrudan Ticaret
Tüzüğü için çalışmalar yaparak adımlar
atıldığını söyledi.
"Umarım Doğrudan Ticaret Tüzüğü de konseyden
geçer" şeklinde konuşmasını sürdüren Andrew Rasbash,
söz konusu tüzükle ilgili yasal engellemelerin olduğunu ve bunun
aşılması için çaba sarf edildiğine dikkat çekti.
Andrew Rasbash ayrıca, tüzüğün geleceğinin belirsiz
olduğu gibi, herhangi bir zaman kısıtlamasının da
olmadığını kaydederek, bu konuda Rum yönetimi lideri
Papadopulos ile başa çıkmanın çok zor olduğunu
vurguladı.
"Bütün tartışmalar Mağusa Limanı üzerine
odaklandı"
Rasbash, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne göre, Kıbrıs
Türk mallarının hangi limandan gönderileceği gibi bir
dayatmanın söz konusu olamayacağının altını
çizdi.
"Ticaretin hangi limanlardan olacağı ana konu
değil" diye konuşan Andrew Rasbash, esas konunun Mağusa
Limanı'nın açılması olduğunu belirtti.
Kıbrıs Türk işadamlarının,
mallarını ister Güney isterse de Kuzey'deki bir limanı
kullanarak gönderebileceğini ifade eden Rasbash, "Bu konu iş adamlarının
kendi isteğine kalmıştır. Şu anda bütün
tartışmalar, Mağusa Limanı üzerine
odaklanmıştır. Bu konuda tartışmalar devam
ediyor" şeklinde konuştu.
Andrew Rasbash ayrıca, Ercan Havalimanı'nın,
Mağusa Limanı gibi bir liman olmasına karşın, henüz
ticarete açılamayacağını da söyledi.
"Mali Yardım Tüzüğü yegânedir"
AB'nin 1 Mayıs 2004 tarihinde, Kıbrıslı Türklere
verdiği sözü tutmak, Kuzey Kıbrıs'a uygulanan
izolasyonların kaldırılması ve adanın yeniden
birleşmesine katkı koymak için Mali Yardım ve Doğrudan
Ticaret tüzüklerinin yürürlüğe girmesine karar verdiğini
hatırlatan Andrew Rasbash, iki tüzüğün birbirinden
ayrılmasından sonra oylanan Mali Yardım Tüzüğü'nün yegâne
olduğunu ve bir benzerinin daha bulunmadığını ifade
etti.
Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylandığını ve
hayata geçeceğini söyleyen Rasbash, tüzüğün çalışıp
çalışmayacağı sorusuna yönelik ise
"Çalışacak. Üye ülkelerin üzerimizde büyük baskısı
var" yanıtını verdi.
"Projelerin yapımında mülkiyet haklarına
saygılı olmalıyız"
Rasbash, su temini ve israfı gibi çevresel konularda AB
standartlarının yakalanması için altyapının hazır
hale getirilmesi gerektiğini ifade etti.
Çevresel faktörlerin çok önemli olduğunun üzerinde duran Rasbash,
çevre için yapılacakların, adanın geleceği ve
birleşmesi için olduğunu kaydetti.
Rasbash, örnek olarak gösterdiği Dikmen çöplüğünde
hazırlanacak bir proje ile inşa edilecek tesisin kurulması
durumunda, mülkün ilk sahibinin de göz önünde bulundurulacağını
söyledi. Rasbash, mülkün ilk sahibinin Rum olması durumunda ise
kişisel mülkiyet haklarının da korunacağını
vurgulayarak "Mülkiyet haklarına da saygılı
olmalıyız" dedi.
Rasbash ayrıca, önemli olan konunun, Kuzey Kıbrıs alt
yapısının, AB standartlarına yüzde yüz olmasa da, güvenilir
oranda iyileştirilmesi ve projelerin hazırlanması olduğunu
kaydetti.
"AB, Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı konusunda
kararsız"
Rasbash, Ankara Ek Protokolü çerçevesinde, Türkiye'nin yerine getirmek
zorunda olduğu yükümlülüklere dikkat çekerek, Türkiye'nin tüm üye ülkelere
limanlarını açması konusunda söz verdiğini söyledi.
Ek protokolün Türkiye'ye getirdiği yükümlülüklerin, Olli Rehn'in
dediği gibi, AB yolunda bir 'tren kazası'na yol açabilecek kadar
önemli bir konu olduğunun altını çizen Andrew Rasbash, "AB,
Türkiye'nin birlik süreci kararı için yol sonunu bekleyecek ve üye ülkeler
ile bunu tartışacak" dedi.
Türkiye'nin kısa bir süre önce açıkladığı 10
maddelik eylem planına AB yetkililerinin bakış
açısının sorulması üzerine Rasbash,
"Kararsız" yanıtı verdi.
"Türkçenin resmi dil olması müzakerelerde konuşulmadı"
Andrew Rasbash, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' Anayasası'na göre,
devletin resmi dilinin Rumca ve Türkçe olduğu ve neden Türkçenin AB'nin
resmi dili olmadığı yönündeki bir başka soruya ise,
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin böyle bir talepte
bulunmadığını belirtti.
Rasbash sözlerini tamamlarken, müzakereler esnasında bu konunun
konuşulmadığının altını çizdi.
AB ofisi
Andrew Rasbash, Kuzey Kıbrıs'ta açılacak AB Ofisi'nin
bu ay sonu faaliyete geçeceğini ifade etti.
Ofiste 20 kişinin
çalıştırılacağını kaydeden Rasbash,
kuzeydeki ofisin yerel destek ofisi olarak da
kullanılacağını söyledi.
Kiprianu yüzü asık geldi
Heyet, programın içeriği gereği, Güney Kıbrıs
Rum yönetiminin AB Komisyonunun 25 üyesinden biri olan Markos Kiprianu ile de
görüşme yaptı.
Kiprianu'nun, heyetle yapacağı toplantıya geldiği
sırada, yüzünün asık olması ise dikkatlerden kaçmadı.
Kiprianu'nun program içeriği gereği heyete
"sağlık ve tüketicinin korunması" konusunda bilgi
vermesi beklenirken, tamamen farklı konulardan bahsetmesi, gazeteciler
arasında şaşkınlığa yol açtı.
Özellikle Kıbrıs sorunu hakkındaki sorulara kaçamak
cevaplar vermeyi yeğleyen Kiprianu, BM Genel Sekreteri'nin siyasi
işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari'nin adaya
yaptığı ziyareti konusundaki bir soruya da, "Çözüme
yardımcı olacak her türlü girişimin yapılması
iyi" diye konuştu.
Özdemir: Papadopulos'un tutumu adayı bölecek
Gazeteciler, Markos Kiprianu ile gerçekleştirilen görüşmenin
ardından, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Milletvekili ve Yüksek
Temas Grubu Üyesi Cem Özdemir ile de görüştü.
Gazeteciler ile sohbet havasında gerçekleştirdiği
görüşmelerde ilginç açıklamalarda da bulunan Özdemir, Rauf
Denktaş'ın baştan beri savunduğu iki ayrı devlet
politikasının günün birinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin
tutumundan dolayı gerçekleşeceğini" söyledi.
Kıbrıs'ta mevcut durumun iyi olmadığını
vurgulayan Özdemir, "Ada birleşmezse ne olacak. AB ve BM'nin
vereceği cevap şu: 'Ya iki toplumlu iki kesimli bir devlet, bu
olmazsa iyi komşu, iyi dost ilişkileri" diye konuştu.
"Türkiye'nin AB yolunu tıkamak büyük bir sorumluluk"
Cem Özdemir, Türkiye'nin, limanlarını Rum Yönetimi'ne
açması karşılığında Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün hem Ercan hem de Mağusa Limanı'nı kapsayacak
şekilde hayata geçirilmesini istediğini belirtti.
Papadopulos'un Kıbrıs'la ilgili sorunlardan dolayı
Türkiye'nin AB müzakere sürecini tıkayıp
tıkayamayacağının sorulması üzerine ise Özdemir,
"Papadopulos bunu göze alır mı? Kitaplara bu şekilde
yazılmak ister mi? Bu büyük bir sorumluluk. Sanmıyorum.
Yunanistan'ın politik çıkarı, Türkiye'nin AB'ye girmesi
doğrultusundadır. Aksi Yunanistan için büyük bir felaket olur"
dedi.
"Temaslar üyeler üzerinde etkili oldu"
Eylül sonu veya ekim başında Yüksek Temas Grubu üyelerinin
Kuzey Kıbrıs'a yeniden geleceğini de açıklayan Özdemir Kuzey
Kıbrıs'ta özellikle öğrenciler, sivil toplum örgütü temsilcileri
ve işadamlarıyla görüşeceklerini söyledi. Üniversite
ziyaretlerine önem verdiklerini belirten Özdemir, KKTC'ye son gelişlerinde
DAÜ'de öğrencilerle yaptıkları görüşmenin grup üzerinde büyük
etkisi olduğunu kaydetti.
"Türkiye'nin AB sürecinde bir sertleşme olacak"
Türkiye'nin Rum Yönetimi'ne limanlarını ve
havaalanlarını açmaması nedeniyle AB sürecinde bir
sertleşme olacağını, fakat arayışların
süreceğini vurgulayan Özdemir, "Annan Planı başarılı
olmuş olsaydı, Türkiye'deki reform süreci de daha dinamik ve
sancısız geçecekti. Mevcut durum, sertlik ve soru işaretleri
getiriyor, bu da AB'ye karşı güvensizlik doğuruyor" diye
konuştu.
"Mal mülk konusunda tek yöntem tazminat"
KKTC'de kurulan Mal Tazmin Komisyonu'yla ilgili bir soruyu
yanıtlarken Özdemir, adada mal-mülk sorununun önemine dikkat çekti ve
"Rumlar, Türk Yönetimi'ndeki tarafta yaşamak ister mi? Çoğunun
'hayır' diyeceğini düşünüyorum. Tek yöntem tazminat.
Zamanında Denktaş bunu önermişti. Tek yol bu" dedi.
Mal-mülk sorunuyla ilgili AİHM'de açılan davaların
devam etmesinin durumu sertleştireceğini de dile getiren Özdemir,
mal-mülk konusunun hukuki, insani ve siyasi olmak üzere üç boyutu olduğunu
ve bunların birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin ödediği cezalara bir çözüm bulunması
gerektiğini de kaydeden Özdemir, bu konuyla ilgili formülün Annan
Planı'nda bulunduğunu, ancak Rumların bundan tatmin
olmadığını belirtti.
KIBRIS 17/07/06
Bryza Kıbrıs'ta yarın
Talat'la görüşecek
Bugün Güney Kıbrıs'ta, yarın da KKTC'de temaslarda
bulunacak olan Bryza, saat 09.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'nda yer
alacak görüşmenin ardından Bryza saat 10.45'de Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, saat 11.50'de de Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile makamlarında
görüşecek
ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryza, Kıbrıs konusunda
başlattığı bölge ziyareti çerçevesinde Yunanistan'daki
temaslarını tamlayarak dün sabah Kıbrıs'a geldi.
Matthew Bryza, bugün Güney Kıbrıs'ta, yarın da KKTC'de
temaslarda bulunacak.
Bryza, yarın saat 09.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'nda
yer alacak görüşmenin ardından Bryza saat 10.45'de Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, saat 11.50'de de Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile makamlarında
görüşecek.
Bryza, Güney Kıbrıs'ta ise Meclis Başkanı ve AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet DİSİ Genel
Başkanı Nikos Anastasiades'le bir araya gelecek.
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ise Bryza ile
görüşmeyeceğini açıklamıştı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza, yarın saat 16.30'da ara bölgedeki
Fulbright Merkezi'nde basın toplantısı düzenlemesinin ardından
adadan ayrılacak.
Rb01
Rum basınında yazılanlar
Bu arada Güney Kıbrıs'taki gazeteler, dün adaya gelen ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthiew Bryza'yla ilgili yorumsal haberler
yayımladılar.
FİLELEFTHEROS, Bryza'nın bu dönemde adaya gelmesinin esas
nedeninin, ABD'nin dış politikası çerçevesinde Türkiye'nin AB
perspektifine destek vermek ve Kıbrıs sorunu nedeniyle ekimde
Türkiye-AB ilişkilerinde muhtemel bir krizi önlemek olduğunu iddia
etti.
Gazete, Bryza'nın bölgeye ziyaretinin Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün ABD'ye ziyaretinden hemen sonra
gerçekleştirilecek olmasına da dikkat çekti.
Gazete, Bryza'nın bu dönemde bölgeye ziyarette bulunmak istemesi
ve Ankara-Atina-Kıbrıs üçgeninde ne aradığına
ilişkin her yerde soru işaretleri bulunduğunu savundu ve ABD'nin
Rum Yönetimi'nin düzeyini düşürme, KKTC'nin düzeyini ise yükseltme
çabalarına atıfta bulundu.
POLİTİS ise, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un Bryza'yla görüşmeyeceğine ilişkin
açıklamasını değerlendirdi.
Gazete, Bryza'nın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ı makamında ziyaret edecek olması nedeniyle Papadopulos'un
Bryza'yı kabul etmeyeceğine ilişkin açıklamasının
yersiz olduğunu yazdı. Gazete, Bryza'nın muadili Rus
Müsteşar Yardımcısı Leonit Abramov'un mayıs
ayında Talat'ı makamında ziyaret etmesine karşın
Papadopulos'un bu bürokratla görüştüğüne dikkat çekti. Gazete,
Papadopulos'un Abramov'la görüşmesinin gizli tutulduğuna da
işaret etti.
Haberde, Papadopulos'un Amerikalılar ve İngilizlerle
görüşmek istememesinin esas nedeninin, "Kıbrıs konusunda
hiçbir girişim üstlenilmesini istememesinden"
kaynaklandığı da vurgulandı.
SİMERİNİ de, Bryza'nın "Türk dostu"
olduğunu, bu nedenle Kıbrıs konusunda arabulucu olarak güvenilir
bir kişi olmadığını yazdı.
Bryza'yı "Türk görüşlerinin
avukatlığını yapan, faaliyetleri sorgulanması gereken,
Türk kökenli araştırmacı Zeyno Baran'la mesleki ve kişisel
ilişkileri bulunan bir kişi" olarak niteleyen gazete,
Araştırmacı Zeyno Baran'la ilgili yorumlara da yer verdi.
Bryza ile yakın işbirliği bulunan Baran'ın Nikson
Araştırma Merkezi'nde Uluslararası Güvenlik ve Enerji
Programı yetkilisi olarak 3 Haziran 2003'te basına kapalı bir
toplantı düzenlediğini yazan gazete, bu toplantıya Türkiye'nin
eski dışişleri bakanlarından İlter Türkmen,
Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi Dışpolitika
Müdürü Steven Rose, Ankara Bilgi Üniversitesi'nden Prof. Soli Özel, Gazeteci
Apokis, Güneydoğu Avrupa Konuları Müdürü Henkel ve Bryza'nın
katıldığını kaydetti.
Kasulidis'ten Papadopulos'a tepki
Öte yandan DİSİ AP Milletvekili İoannis Kasulidis, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthiew Bryza
ile görüşmemesini anlayamadığını söyledi.
ALİTHİA, DİSİ AP Milletvekili İoannis
Kasulidis ile yapılan bir söyleşiye yer verdi.
Kasulidis, Rum Lider Papadopulos ile Cumhurbaşkanı
Talat'ın BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin nezdinde
buluşmalarının tek olumlu yanının, iki liderin bir
hafta içerisinde 3 kez bir araya gelmeleri ve gelecekte de siyasi düzeyde bir
araya gelme taahhüdünde bulunmaları olduğunu belirtirken, teknik
komitelerin çok fazla bir sonuç getirmeyeceği görüşünü savundu.
Kasulidis, "Teknik komitelerin çok fazla sonuç
getirmeyeceğini şahsen tekrar tekrar söyledim. Ancak elbette ki
hiçbir şey olmamasından iyidir. Sonuç getirmelerini dilerim. Ancak
teknik komiteler süreci Türkiye'nin AB sürecine ilişkin yükümlülüklerinden
ayrı tutulmalıdır" şeklinde konuştu.
Bryza'nın Kıbrıs ziyaretine ve Papadopulos'un Bryza ile
görüşmeyecek olmasına da değinen Kasulidis, "Bu tip
şeyleri anlamıyorum ve bu tür tavırlarla hemfikir
olmadığımı vurgulamak isterim. Sanıyorum
Papadopulos'un ABD Dışişleri Bakanlığı'nın
üst düzey bir yetkilisi ile görüşmesi ne değerini düşürmek, ne
de kötü bir şey anlamına gelmektedir" şeklinde
konuştu.
Kasulidis, Maraş konusunun doğrudan ticaret tüzüğü ile
ilişkilendirilebileceğini ve AB tarafından bu yönde bir karar
mevcutken bu konunun AB nezdinden çıkarılarak teknik komitelerin
eline bırakılmasının büyük bir kayıp olacağını
da kaydetti.
KIBRIS 17/07/06
ABD'li Bryza Ada'da çözüm arayacak
18 Temmuz, 2006 00:05:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs konusunda temaslarda bulunmak
üzere dün Güney Kıbrıs'a gelen ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu
Dışişleri Bakan Yardımcılığı'nda üst düzey
yetkili Matthew Bryza, bugün KKTC'ye geçecek.
Bryza,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile görüşecek.
Rum kesiminde bugün temaslarda bulunan Bryza, Rum Dışişleri
Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos ve Kıbrıs Dairesi
Müdürü Erato Markulli ile Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi
(DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile ayrı
ayrı görüştü.
Hristofyas, görüşmenin ardından yaptığı
açıklamada, Bryza'yı, 'Kıbrıs sorununun özüne ilişkin'
bilgilendirme fırsatı bulduğunu söyledi.
DİSİ Genel Başkanı Anastasidis de, görüşmeden
memnuniyet duyduğunu ifade ederek, Bryza'nın görüşmede, ABD'nin
iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde bir çözüme onay vermemesinin söz
konusu olmadığını belirttiğini aktardı.
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununa ilişkin
görüşlerini anlattığını kaydeden Anastasiadis, Rum
tarafının çeşitli ülkelerin yetkilileriyle temaslarda bulunarak
Kıbrıs sorununda yardımlarını talep etmesi ve
Türkiye'yi etkileyebilecek olan ABD ile de temasların
artırılması gerektiğini söyledi.
Rum basınından Bryza'ya tepki
Bu arada, Rum gazeteleri de Bryza'ya yönelik eleştiriler yer aldı.
Bryza'nın Türkiye - AB ilişkilerini ilgilendiren konular için Ada'ya
geldiğini savunan gazeteler, ABD'li bürokratın 'güvenilir bir
arabulucu olmadığını' savundu.
Fileleftheros gazetesi, 'Bryza'nın sonbaharda Türkiye - AB
ilişkilerinde muhtemel bir krizi önlemek ve Ankara'nın
Kıbrıs ile ilgili tutumunun AB perspektifinden
ayrılmasını sağlamak hedefiyle Kıbrıs'ı
ziyaret ettiği' yorumunu yaptı.
Bryza'nın biyografisine de yer veren Rum basını, ABD'ye göç eden
Yahudi kökenli Polonyalı bir aileden gelen ABD'li bürokratın, bir
Türk kızıyla evli olduğunu ve dört dil bildiğini
yazdı.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere
Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider
Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara
sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin
içeriği ise şöyle:
·
Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını
etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına
başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla
ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek
ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları
tarafından incelenecek ve liderler tarafından
sonuçlandırılacak.
·
Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler
Dizisi'nin tam metni şöyle:
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş
olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir
federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme
bağlılık.
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz
sonuçlar doğuracağının kabulü.
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha
fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar
hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması,
aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı
çözüme katkıda bulunacaktır.
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru
ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu
bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların
hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı
önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son
vermelidir.''
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24
nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya
gelmemişti.
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın
ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel
Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir
rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış,
plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.
Orams çiftinin davasının görülmesine bugün başlanıyor
KARAR 20 TEMMUZ PERŞEMBE GÜNÜ... Geçen yılın son günlerinde
Apostolidi'nin davayı İngiltere'ye taşıma girişimine
itiraz eden Chreie Blair'in başkanlığındaki avukatlar,
Orams çiftinin KKTC'deki mülkleri yerine İngiltere'deki mallarına el
konulması girişimine engel olmaya çalışacak. Davanın
üç gün sürmesi ve mahkeme heyetinin kararını 20 Temmuz Perşembe
günü açıklaması bekleniyor
l HUKUKA VE KKTC HÜKÜMETİNE GÜVENİYORUZ... Orams çifti,
avukatlarının İngiliz Yüksek Mahkemesi nezdinde
yaptıkları itiraz sırasında, ''hukuka ve KKTC hükümetine
güvendiklerini'' söylemişti. ''İngiliz Yüksek Mahkemesinden adalet
çıkacağına sonsuz inancımız var'' diyen çift,
Kıbrıs'ta siyasi bir mesele haline getirilen konunun
İngiltere'de hukuk çerçevesinde ve sağduyulu olarak ele
anılacağından emin olduklarını belirtmişti
KKTC'deki arazileri üzerine ev yaptırdıkları
gerekçesiyle Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi tarafından
İngiliz Elizabeth ve David Orams çifti aleyhine Kıbrıs Rum
kesiminde açılan ve İngiliz Yüksek Mahkemesi'ne taşınan
davanın görülmesine bugün başlanıyor.
Orams çiftini Yüksek Mahkemede İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in eşi Cherie Blair ile Kıbrıslı Türk avukat Hasan
Vahib temsil edecek.
Geçen yılın son günlerinde Apostolidi'nin davayı
İngiltere'ye taşıma girişimine itiraz eden Chreie Blair'in
başkanlığındaki avukatlar, Orams çiftinin KKTC'deki mülkleri
yerine İngiltere'deki mallarına el konulması girişimine
engel olmaya çalışacak.
Davanın üç gün sürmesi ve mahkeme heyetinin kararını 20
Temmuz Perşembe günü açıklaması bekleniyor.
"Hukuka ve KKTC
hükümetine güveniyoruz''
Elizabeth ve David Orams çifti, avukatlarının İngiliz
Yüksek Mahkemesi nezdinde yaptıkları itiraz sırasında,
''hukuka ve KKTC hükümetine güvendiklerini'' söylemişti.
''İngiliz Yüksek Mahkemesinden adalet çıkacağına
sonsuz inancımız var'' diyen çift, Kıbrıs'ta siyasi bir
mesele haline getirilen konunun İngiltere'de hukuk çerçevesinde ve
sağduyulu olarak ele anılacağından emin
olduklarını belirtmişti.
Orams, Cherie Blair'in davayı üstlenmesinden dolayı büyük
memnuniyet duydukları bildirmişler ve kendisini AB uzmanı bir
avukat ve güvenilir bir hukukçu olarak nitelemişlerdi.
KKTC'yi ve Kıbrıslı Türkleri çok sevdiklerini, Adada
pek çok dostları olduğunu kaydeden çift, KKTC hükümetine sonsuz güven
duyduklarını ve hukuk mücadelesini sadece kendileri adına
değil, KKTC'de mülk sahibi olan diğer İngilizler adına da
sürdürdüklerini belirtmişti. Elizabeth Orams, ''Ömrümüz boyunca orada
yaşamak istiyoruz'' diye konuşmuştu.
Lahey'e gitmeli
Rum vatandaşı Meletiu Apostolidi'nin açtığı
ve Orams çiftinin İngiltere'deki mallarına el konulması talebiyle
İngiliz Yüksek Mahkemesine yaptığı başvuru üzerine
İngiltere'ye taşınan davayı Cherie Blair ile birlikte
üstlenen avukat Hasan Vahib ise İngiliz Yüksek Mahkemesinin
Kıbrıs'ta devam eden davanın sonuçlanması yönünde karar
verebileceğini ya da davayı Lahey'e gönderebileceğini
belirtmişti.
Vahib, tercihlerinin davanın Lahey'de ele alınması
yönünde olduğunu bildirmişti.
Meletiu Apostolidi isimli Rum vatandaşı, KKTC'nin Girne
ilçesine bağlı Lapta bölgesinde 1974'ten önce sahibi olduğu
mülke ev inşa ettikleri gerekçesiyle İngiliz Elizabeth ve David Orams
aleyhine, Kıbrıs Rum kesiminde dava açmıştı.
Rum mahkemesi, İngiliz çiftin evi boşaltarak iade etmesi ve
tazminat ödemesi yönünde karar almıştı. İngiliz çiftin, Rum
mahkemesinin verdiği kararı yerine getirmesi ve gerekirse çiftin
oradaki malına haciz konulması amacıyla İngiltere'de de
dava açılmış ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in
avukat eşi Cherie Blair, Orams çiftinin savunmasını üstlenmişti.
KIBRIS 18/07/06
|
Erdoğan
Kıbrısa gidiyor Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı
kutlamalarına katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak bugün
KKTCye gidecek. |
NTV
Güncelleme: 01:19 TSİ 19 Temmuz 2006 Çarşamba
ANKARA
- 20 Temmuz törenlerine katılacak Başbakan Erdoğan,
temasları çerçevesinde KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve KKTCnin 1. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş ile görüşecek.
Erdoğan 3 günlük ziyaretin ardından 21 Temmuzta Türkiyeye
dönecek. Erdoğan, KKTC gezisi sırasında, İsviçrede BM
gözetiminde yapılan son Kıbrıs görüşmelerinin kilit
unsurlarından birini oluşturan Karpaz bölgesine de gidecek.
İsviçre görüşmelerinde üzerinde uzun pazarlıklar yapılan
Karpaz bölgesi, özellikle Rum tarafı için stratejik önem
taşıyor.
Kıbrısta
yok edilen kültürel miras
Güney
Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY), topraklarındaki Türk ve
Osmanlı kültürel mirası 16 cami, 1 hamam, 2 çeşme ve 1
tekke-türbeyi yok ettiği belirlendi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 22:50 TSİ 18 Temmuz 2006 Salı
LEFKOŞA
- Cumhurbaşkanlığı Siyasal ve Kültürel
Araştırmalar Danışmanı Ahmet Okan,
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca ile
düzenlediği basın toplantısında, KKTC
Cumhurbaşkanlığının Güney Kıbrıstaki
Osmanlı ve Türk kültür varlıklarının durumuna ilişkin
araştırması hakkında bilgi verdi.
|
LEFKOŞA - Cumhurbaşkanlığı Siyasal ve
Kültürel Araştırmalar Danışmanı Ahmet Okan,
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca ile
düzenlediği basın toplantısında, KKTC
Cumhurbaşkanlığının Güney Kıbrıstaki
Osmanlı ve Türk kültür varlıklarının durumuna
ilişkin araştırması hakkında bilgi verdi. Okanın verdiği bilgiye göre, mezarlıkların büyük
bölümü tarım arazisi olarak kullanılıyor. Eski eser
kapsamına giren hamamlar ise ya yok edildi ya da çok kötü durumda
bulunuyor. |
Erdoğan bugün KKTC'ye gidiyor
19 Temmuz, 2006 00:08:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün
Kıbrıs Türk Barış Harekatı'nın 32'nci
yıldönümü törenlerine katılmak üzere Lefkoşa'ya gidiyor.
Başbakan Erdoğan'a 6 bakan ve 14 milletvekili eşlik edecek.
Erdoğan'ın KKTC
ziyaretine Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener,
Devlet Bakanları Ali Babacan ile Kürşat Tüzmen, Adalet Bakanı
Cemil Çiçek, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve Ulaştırma Bakanı
Binali Yıldırım da katılıyor.
Heyette ayrıca Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan'ın
yanı sıra 14 milletvekili de var. Erdoğan, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs sorununda
atılacak adımları teknik düzeyde ele alacak.
Erdoğan, siyasi parti liderlerinin yanı sıra eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de görüşecek.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere
Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin
ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı
çerçevesinin içeriği ise şöyle:
·
Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını
etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına
başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla
ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek
ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları
tarafından incelenecek ve liderler tarafından
sonuçlandırılacak.
·
Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek.
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış,
plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.
Gül, İngiltere'den destek istedi
18 Temmuz, 2006 19:22:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Londra'da
İngiltere Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ile bir
araya geldi. Gül, Kuzey Irak'taki PKK varlığının sona
erdirilmesi için İngiltere'nin de desteğini istedi.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Beckett ile görüşmesinden sonra
kısa bir açıklama yapan Bakan Gül, Beckett ile Türkiye'nin AB
üyelik süreci, Ortadoğu'daki son durum ve Kıbrıs
konularını görüştüklerini söyledi.
Bakan Gül, CNN TÜRK'ün, 'Kuzey Irak'ta sınır ötesi bir operasyon
gündeme geldi mi?' sorusunu, "evet PKK konusunu da görüştük.
Maalesef Kuzey Irak, Irak hükümeti tarafından kontrol edilemiyor
ve PKK Kuzey Irak'ı güvenli bir sığınma yeri olarak
kullanıyor. Bu konuda işbirliği yapılması
gerektiğini konuştuk" sözleriyle yanıtladı.
Dışişleri Bakanı Gül, "Türkiye kendi güvenliği
söz konusu olduğunda uluslararası hukukun verdiği bütün
haklarını kullanır. Şüphesiz ki Türkiye'nin bir hakkı
daha vardır. Bu da komşularından ve müttefiklerinden terörle
mücadelede çok daha anlamlı bir işbirliği beklemektir"
dedi.
Türkiye'nin bütün Irak'a ve özellikle de Kuzey Irak'a daha çok yardım
yapmasının önündeki en büyük engelin PKK terör örgütü olduğunu
belirten Bakan Gül, "Kuzey Irak'taki halkın şunu
unutmaması gerekir ki, en zor zamanlarında onlara Türkiye sahip
çıktı'' dedi.
Kuzey Irak'taki boşluktan söz edildiğinde özellikle Kürtlerin bundan
düşmanlık duygusu algılamaması gerektiğini belirten
Gül, ''Irak'taki terör örgütünün yok edilmesi için herkesin işbirliği
içinde olması gerekir'' diye konuştu.
Ortadoğu'da tırmanan şiddet
Dışişleri Bakanı Gül, Ortadoğu'da ateş sürdükçe
sadece insanların ölmediğini, çok daha tehlikeli olanın bütün
insanların kalbinin kaybedilmekte olduğunu söyledi.
Beckett ile görüşmesinde, Türkiye'nin Ortadoğu'da bir an önce
ateşkesin sağlanması yönündeki görüşünü bir kez daha
vurguladığını kaydeden Gül, Türkiye'nin konularına en
çok müzahir olan ülkelerden birinin İngiltere olduğunu bir kez daha
görmekten büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.
Ortadoğu'da bugünkü durumun Türkiye için sürpriz
olmadığını, bu konuya üç ay önceden bütün dünyanın
dikkatini çekmeye çalıştıklarını kaydeden Gül, olay
başlar başlamaz Türkiye'nin ateşi söndürme gayreti içinde
olduğunu ve bunun yeterince takdir edilmediğini Beckett'a
söylediğini bildirdi.
Gül, ''bugünkü durumda ateşin sadece Filistin ile İsrail
arasında değil, daha büyük bölgeyi sarabilecek bir ateş
olduğunu söyledim ve bir an önce ateşkesin sağlanması
gerektiğini vurguladım'' dedi.
Kıbrıs sorunu
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda hep yapıcı olduğunu
kaydeden Gül, ''ama dünyada hiç kimsenin ne Kıbrıs Türklerine, ne de
Türkiye'ye karşı söyleyecek tek bir kelimesi yoktur. Bunu çok
açık şekilde İngilizlerle de bir kez daha paylaştık.
Zaten onlar da bunu biliyor'' dedi.
Türkiye'nin diğer yandan AB sürecindeki sorumlulukları çerçevesinde
reform sürecini yürüttüğünü, AB müktesebatını
uyguladığını ve halklar arasındaki diyalogun
geliştirilmesi yönünde çaba sarf ettiğini belirten Gül, ''Türkiye
olarak sorumluluğumuzu çok iyi biliyoruz.
Yaptıklarımızı Türk halkı için yapıyoruz ve
bundan da gurur duyuyoruz, Türk halkı da süreçten gurur duyuyor ve sürece
destek veriyor" diye konuştu.
Gül, Türk hükümeti olarak KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından ortaya konulan çabalara tam destek verdiklerini de ifade etti.
Avam Kamarası'nda KKTC ve Türk Dostluk Grubu mensubu milletvekilleriyle
bugün bir araya geldiğini, onların dile getirdikleri görüşlerin
kendisini çok mutlu ettiğini anlatan Gül, ''benim söyleyeceklerimi
onların ağzından duymak, İngiltere gibi önemli bir ülkenin
milletvekillerinin bu görüşleri dile getirmesi beni gerçekten çok sevindirdi''
dedi.
ABD'li Bryza Ada'da tarafları dinledi
18 Temmuz, 2006 15:20:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs konusunda temaslarda bulunmak
üzere dün Güney Kıbrıs'a gelen ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu
Dışişleri Bakan Yardımcılığı'nda üst
düzey yetkili Matthew Bryza, bugün KKTC'de Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile görüştü.
Görüşmede
yeni bir öneri ya da girişim gündeme gelmedi.
KKTC Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya
göre, 'bilgi edinme ziyareti' niteliğindeki görüşmede, son
zamanlarda yeniden hareketlenen çözüm bulma ve ilişkilerin
iyileştirilmesi çabaları ele alındı.
Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği sonrasındaki
gelişmelere de değinilen görüşmede, doğrudan ticaret ve
mali yardım tüzüklerinin durumu ele alındı.
Görüşmenin beklenenden uzun sürmesinin, Bryza'nın konuya ilgisinden
kaynaklandığını bildiren KKTC
Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, ''ABD üst düzey
yetkilisine tutumumuzu bir kez daha anlatmak memnuniyet verici'' denildi.
"Washington çözüm için devrede"
Washington yönetiminin Ada'da iki kesimli çözüm için çaba gösterdiğini
söyleyen Bryza, Türkiye'nin AB ve Rum kesimi ile görüşmeleri yürütebilmesi
için, Gümrük Birliği Ek Protokolünü Kıbrıs Rum kesimini de
kapsayacak şekilde genişletmesi gerektiğini belirtti.
ABD'li yetkili, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden
Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Ada'ya ziyaretini
de, 'ileriye doğru atılmış olumlu bir adım'
olarak nitelendirdi.
Mathew Bryza, KKKTC'ye uygulanan izolasyonun hafifletilmesi gerektiğini
belirterek, bu konudaki girişimlerin teknik komiteler arasındaki
görüşmelerle eşzamanlı olarak yürütülmesi gerektiğini
belirtti.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ile Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş da, ABD'li diplomat Bryza ile ayrı
ayrı görüştü.
Bryza, yarın sabah Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas
ile görüşecek. Lilikas daha önce Brüksel ziyaretini gerekçe göstererek,
'temasta bulunmama' kararı almıştı.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos da Bryza ile görüşmeyi
reddetmişti. Papadopulos'un ambargosuna, Bryza'nın 'KKTC'nin resmi binalarında'
görüşmeler yapacak olması sebep olarak gösterilmişti.
ABD'nin, BM çatısı altında yapılacak her türlü
girişime desteklediğini defalarca dile getirdiği belirtiliyor.
Dün Rum kesimindeydi
Rum kesiminde dün temaslarda bulunan Bryza, Rum Dışişleri
Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos ve Kıbrıs Dairesi
Müdürü Erato Markulli ile Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri
Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi
(DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile ayrı
ayrı görüştü.
Hristofyas, görüşmenin ardından yaptığı
açıklamada, Bryza'yı, 'Kıbrıs sorununun özüne ilişkin'
bilgilendirme fırsatı bulduğunu söyledi.
DİSİ Genel Başkanı Anastasidis de, görüşmeden
memnuniyet duyduğunu ifade ederek, Bryza'nın görüşmede, ABD'nin
iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde bir çözüme onay vermemesinin söz
konusu olmadığını belirttiğini aktardı.
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununa ilişkin
görüşlerini anlattığını kaydeden Anastasiadis, Rum
tarafının çeşitli ülkelerin yetkilileriyle temaslarda bulunarak
Kıbrıs sorununda yardımlarını talep etmesi ve
Türkiye'yi etkileyebilecek olan ABD ile de temasların
artırılması gerektiğini söyledi.
Rum basınından Bryza'ya tepki
Bu arada, Rum gazeteleri de Bryza'ya yönelik eleştiriler yer aldı.
Bryza'nın Türkiye - AB ilişkilerini ilgilendiren konular için Ada'ya
geldiğini savunan gazeteler, ABD'li bürokratın 'güvenilir bir
arabulucu olmadığını' savundu.
Fileleftheros gazetesi, 'Bryza'nın sonbaharda Türkiye - AB
ilişkilerinde muhtemel bir krizi önlemek ve Ankara'nın
Kıbrıs ile ilgili tutumunun AB perspektifinden
ayrılmasını sağlamak hedefiyle Kıbrıs'ı
ziyaret ettiği' yorumunu yaptı.
Bryza'nın biyografisine de yer veren Rum basını, ABD'ye göç eden
Yahudi kökenli Polonyalı bir aileden gelen ABD'li bürokratın, bir
Türk kızıyla evli olduğunu ve dört dil bildiğini
yazdı.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere
Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider
Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara
sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin
içeriği ise şöyle:
·
Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını
etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına
başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla
ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek
ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları
tarafından incelenecek ve liderler tarafından
sonuçlandırılacak.
·
Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler
Dizisi'nin tam metni şöyle:
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş
olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir
federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme
bağlılık.
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz
sonuçlar doğuracağının kabulü.
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha
fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar
hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması,
aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı
çözüme katkıda bulunacaktır.
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru
ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu
bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların
hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı
önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son
vermelidir.''
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24
nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya
gelmemişti.
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın
ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel
Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir
rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış,
plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.
İngiltere'de iki Kürt gruba yasak
18 Temmuz, 2006 10:50:00 (TSİ) CNN TURK
Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra
İngiltere hükümeti, yeni Terörle Mücadele Yasası kapsamında dün
aldığı bir kararla iki Kürt militan grubu yasakladı.
'Kongra
Gel Kürdistan' ve 'KADEK', yasadışı terör örgütü PKK'nın
alternatif isimleri oldukları gerekçesiyle yasadışı ilan
edildi.
İngiltere hükümeti aynı zamanda iki de İslami grubu da
yasadışı ilan etti. Ancak Bakanlar Kurulu 'Hizb-ut Tahrir'
grubunu yasaklamadı.
Ülkede yeni Terörle Mücadele Yasası uyarınca yasaklanan ilk iki
İslami örgüt ise 'El-Guraba' ve 'Kurtarılmış' Tarikat oldu.
İngiltere İçişleri Bakanı John Reid, bundan böyle bu
gruplara üye olan ya da destek veren kişilerin suç işlemiş
olacağını söyledi.
Ayrıca bu gruplara destek sağlamak amacıyla toplantılar
düzenlemek, onlara destek verildiğini simgeleyen giysiler giymek ya da
eşyalar taşımak da yasadışı olacak.
Dışişleri Bakanı Gül, Londra'da
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, bugün Londra ziyaretine
başlıyor. Gül ziyaret çerçevesinde İngiltere
Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ile görüşecek.
Gül, ziyaret öncesinde terörle mücadele konusunda mesajlar verdi. Terörle
mücadele konusunda gerekli hazırlıkların
yapıldığını belirten Bakan Gül, ''içeride ve
dışarıda ne gerekiyorsa bunlar muhakkak yapılacaktır''
dedi.
Türkiye'nin terörle mücadele konusundaki beklentilerini ABD ve Irak'ın
Ankara Büyükelçilerine aktarıldığını hatırlatan
Gül, "bu beklentilere yanıt alınamazsa Türkiye'nin ne
yapacağının bellidir, ancak bunların hepsi
şimdi açıkça konuşulamaz" ifadesini kullandı.
İngiltere'de iki Kürt gruba yasak
18 Temmuz, 2006 10:50:00 (TSİ) CNN TURK
Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra
İngiltere hükümeti, yeni Terörle Mücadele Yasası kapsamında dün
aldığı bir kararla iki Kürt militan grubu yasakladı.
'Kongra
Gel Kürdistan' ve 'KADEK', yasadışı terör örgütü PKK'nın
alternatif isimleri oldukları gerekçesiyle yasadışı ilan
edildi.
İngiltere hükümeti aynı zamanda iki de İslami grubu da
yasadışı ilan etti. Ancak Bakanlar Kurulu 'Hizb-ut Tahrir'
grubunu yasaklamadı.
Ülkede yeni Terörle Mücadele Yasası uyarınca yasaklanan ilk iki
İslami örgüt ise 'El-Guraba' ve 'Kurtarılmış' Tarikat oldu.
İngiltere İçişleri Bakanı John Reid, bundan böyle bu
gruplara üye olan ya da destek veren kişilerin suç işlemiş
olacağını söyledi.
Ayrıca bu gruplara destek sağlamak amacıyla toplantılar
düzenlemek, onlara destek verildiğini simgeleyen giysiler giymek ya da
eşyalar taşımak da yasadışı olacak.
Dışişleri Bakanı Gül, Londra'da
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, bugün Londra ziyaretine
başlıyor. Gül ziyaret çerçevesinde İngiltere
Dışişleri Bakanı Margaret Beckett ile görüşecek.
Gül, ziyaret öncesinde terörle mücadele konusunda mesajlar verdi. Terörle
mücadele konusunda gerekli hazırlıkların
yapıldığını belirten Bakan Gül, ''içeride ve
dışarıda ne gerekiyorsa bunlar muhakkak yapılacaktır''
dedi.
Türkiye'nin terörle mücadele konusundaki beklentilerini ABD ve Irak'ın
Ankara Büyükelçilerine aktarıldığını hatırlatan
Gül, "bu beklentilere yanıt alınamazsa Türkiye'nin ne
yapacağının bellidir, ancak bunların hepsi
şimdi açıkça konuşulamaz" ifadesini kullandı.
Erdoğan Karpaza gidiyor
Hasan TÜFEKÇİ-Ateş YALAZAN / ANKARA
BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük
Bayramı etkinliklerine katılmak için bugün KKTCye gidiyor. Üç günlük
gezisinin son gününde kritik bir ziyaret de yapacak olan Erdoğan Karpaza
giderek vatandaşlarla bir araya gelecek ve bir okulun da
açılışını yapacak.
İsviçrenin Burgenstock kasabasında 2004 yılında BM
gözetimindeki görüşmelerde en önemli gündem maddelerinden biri olan Karpaz
bölgesi, gezinin son gününün önemli bir bölümünü oluşturacak. Zaman zaman
görüşmelerin tıkanmasına neden olan Karpazda incelemelerde
bulunacak olan Erdoğan, daha sonra Dipkarpazda vatandaşlarla bir
araya gelecek.
HURRIYET 19/07/06
Erdoğan:
PKK ile ilgili cevap bekleniyor
Hürriyet İnternet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, PKK ile mücadele konusunda
görüştükleri ABD ve Irak'tan yanıt beklediklerini söyledi.
Erdoğan, bu arada PKK'ya karşı mücadele için gerekli
adımları atmaya devam ettiklerini bildirdi.
Erdoğan,
Kıbrıs barış harekatının 32. yıldönümü
dolayısıyla Lefkoşa'ya hareketinden önce Esenboğa
Havaalanı'nda açıklamalarda bulundu.
Erdoğan,
PKK ile mücadele tarzı konusunda ABD'den yapılan
açıklamaların hatırlatılması üzerine, bu konuda
Bakanlar Kurulu kararının Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek tarafından
duyurulduğunu, ayrıca kendisinin de bu yönde açıklamaları
olduğunu kaydetti. Erdoğan, bu konuda sürekli açıkma
yapmanın "işi sulandıracağını" ifade
etti.
PKK ile
ilgili orak Irak ve ABD'nin Ankara büyükelçilerinin çağrılarak
kendilerine alınan kararlar hakkında bilgi verildiğini belirten
Başbakan Erdoğan, verilecek cevabın beklendiğini dile
getirdi.
PKK'ya
karşı hedeflerin belirlendiğini vurgulayan Erdoğan, PKK
konusunda hükümetin aldığı kararların
gerçekleşmesi için ilgili birimlerin gerekli adımları
attığını ve atmaya devam edeceğini söyledi.
Erdoğan,
PKK'ya karşı mücadele gibi milli bir konuda muhalefet partilerinin
verdiği desteğe de teşekkür etti.
HURRIYET 19/07/06
Türkiye
Kıbrıs'ı kullanmamalı
Papadopulos ve Talat,
Kıbrıs'ta özlü çözüm için görüşmelere başlamalı.
Türkiye'nin de bu süreci AB'yle bağdaştırıp lehine
kullanması engellenmeli
19/07/2006
RADIKAL
Papadopulos-Talat
görüşmesinin damgasını vurduğu gelişmelerin önemi
ileride belli olacak. Gelişmelerin devamlılığa sahip olabilmesi
için, teknik komitelerde görüşülecek öze ilişkin konular
hakkında uzlaşmaya varılmalı. İstenilen, Türk
tarafının bu görüşmeleri AB sürecinin
değerlendirileceği ekim ayı arifesinde uluslararası topluma
ılımlı görünmek amacıyla kullanmaması.
Türkiye'nin AB'ye karşı üstlendiği yükümlülüklerle
Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler arasında bir
bağlantı yok. Bununla birlikte, Ankara'nın
politikasını destekleyen bazı çevrelerin Türkiye'yi bu süreçte
uzlaşmacı bir ortakmış gibi göstermeye
çalışması bekleniyor.
Ankara'nın yükümlülüklerinin önemli bir parçası, liman ve
havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması. Bunu
ısrarla reddeden Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirmesi konusuyla
Kıbrıslı Türkler üzerindeki sözde tecridin
kaldırılmasını bağdaştırmaya çalışıyor.
Ne yazık ki, Türkiye'nin geleneksel müttefikleri ABD ve Britanya da bunu
destekliyor.
Halkımız, özlü müzakerelerin yolunu açacak sonuçları en erken
zamanda bekliyor. Liderlerin görüşmesinde üzerinde anlaşılan
konular, çıkmazın aşılması ve özlü müzakerelerin
yeniden başlatılmasına ilişkin önkoşulların
yaratılması yönünde ileriye doğru atılmış önemli
bir adımdı. Bu müzakereler soruna kapsamlı çözüm
bulunmasını sağlayacak.
Fakat, çözüm Rum tarafına değil, anahtarı elinde tutan Ankara'ya
bağlı. Çözüm somut bir içeriğe sahip olmalı; işgal
ortadan kaldırılmalı ve adanın yeniden birleşmesi,
Türk veya Rum bütün Kıbrıslıların hakları ve temel
özgürlükleri sağlama alınmalı Ancak böyle bir çözüm
halkımızın çıkarına olacak.
(Rum gazetesi, başyazı, 13 Temmuz 2006)
Orams Davası,
görüşülmeye başlandı
ORAMS ÇİFTİ AVUKATLARI SAVUNMASINI YAPTI... Orams çiftini,
Yüksek Mahkemede İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi
Cherie Blair ile Kıbrıslı Türk avukat Hasan Vahip temsil ediyor.
Orams çiftinin avukatları dün davayla ilgili savunmasını
yaptı. Savunmada Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kuzey
Kıbrıs'ta hakimiyeti bulunmadığı üzerinde duruldu
Kuzey Kıbrıs'taki inşaat sektörü ile buradan ev
satın alan yabancıları yakından ilgilendiren Orams
davası, Londra Yüksek Mahkemesi'nde dün görülmeye başlandı.
Emekliye ayrıldıktan sonra KKTC'den aldıkları rüya
evin arazisinin, 1974'ten önce bir Kıbrıslı Ruma ait olması
nedeniyle Güney Kıbrıs'ta yargılanan Orams çifti, Rum
mahkemesinin aleyhlerinde verdiği kararın kuzeyde uygulanamaması
nedeniyle, dava Meletios Apostolides isimli Kıbrıslı Rum
tarafından Londra Yüksek Mahkemesi'ne taşındı. Davanın
görülmesi üç gün sürecek.
Apostolides, Orams çifti tarafından 210 bin sterlin harcanarak
yaptırılan evin kendi arazisi üzerine inşa edilmiş olması
nedeniyle evin yıkılmasını ve arazisinin kendisine iade
esilmesini talep ediyor.
Linda ve David Oram çiftinin, Rum mahkemesinde görülen davanın
kararına itirazda bulunmalarının ardından dava Londra'ya
taşındı.
Orams çiftini yüksek mahkemede, İngiltere Başbakanı
Tony Blair'in eşi Cherie Blair ile Kıbrıslı Türk avukat
Hasan Vahip temsil ediyor. Orams çiftinin avukatları dün davayla ilgili
savunmasını yaptı. Savunmada Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin
Kuzey Kıbrıs'ta hakimiyeti bulunmadığı üzerinde
duruldu.
Rum yönetiminin Avrupa Birliğine girerken, Avrupa Birliği
mevzuatının kuzeyde geçerli olmadığının
vurgulandığı anımsatılarak, savunma bu temele
oturtuldu.
Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in avukatları
ise Rum mahkemesinin aldığı kararın, AB hukuku
açısından Birleşik Krallık'ta uygulanabileceğini iddia
ediyorlar.
Linda ve David Orams çiftinin avukatlığını yapan
İngiltere Başbakanının Tony Blair'in eşi Cherie Blair,
mahkemenin yargıcına, Kuzey Kıbrıs'ta yaptıkları
evlerinin dört yıl önce bittiğini ve emekliye ayrılan çiftin
rüya evi olduğunu söyledi.
Apostolides'in avukatlığını yapan Tom Beasley,
Kıbrıs Rum mahkemeleri tarafından verilen kararın,
Oramsların İngiltere'deki evleriyle ilgili bir karar
olmadığını, İngiliz çiftin istedikleri taktirde Rum
mahkemesinin kararına uyabileceklerini ifade etti.
Ancak Oramsların avukatı Cherie Blair, İngiliz çiftin
evlerini yıkmalarının mümkün olmadığını,
çünkü KKTC makamlarının buna izin vermediğini söyledi.
Bayan Blair, Rum mahkemesinin aldığı kararın
uygulanmasının, KKTC yasalarının Kıbrıslı
Rumlara kuzeyden mal edinmelerine olanak tanımadığı için
imkansız olduğunu belirtti.
1974 öncesinde Meletios Apostolides adlı Kıbrıslı
Rum'a ait olan arazinin üzerine ev yapmalarıyla birlikte kabus dolu günler
geçiren Orams çiftinin kaderi, üç gün boyunca sürecek olan yüksek mahkeme
davasının ardından belli olacak. Çıkacak olan karar, hem
Orams çiftinin hem de kuzey Kıbrıs'taki inşaat sektörünün
kaderini belirleyecek.
Davada, bugün de savunmaya devam edilecek.
KIBRIS 19/07/06
445 AB
yurttaşına yardım eli uzattık
PAPADOPULOS, LARNAKA HAVAALANI'NI KULLANDIRTMADI AB ülkelerinden
İsveç, KKTC'nin de yardımıyla dün aralarında kendi
vatandaşları da olan 445 yabancıyı Gürcistan
bandıralı "Su" isimli gemiyle Beyrut'tan tahliye etti. Lübnan'da
canlarını zor kurtaran yolcular, Beyrut'tan Mersin'e
taşındı. Oysa yolcular, Larnaka Havaalanı'ndan ülkelerine
havayolu ile gidecekti
ERÇAKICA'DAN TEPKİ Papadopulos'un engeline KKTC makamları
tepki gösterdi. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, Beyrut-KKTC-Larnaka hattı üzerinden planlanan kurtarma
operasyonunun, Rum Lider Tasos Papadopulos'un Larnaka üzerinden gidişe
izin vermemesinden dolayı değiştirildiğini ve
yolcuların evlerine ulaşma süresinin uzadığını
kaydetti
MÜRETTEBATI VE GAZETECİLERİ SORGULADILAR Saat 16.30
sularında Beyrut Limanı'na demirleyen gemide, bir de tatsız olay
yaşandı. Liman'da yabancıların tahliyesini görüntülemeye
çalışan gazetecilerin bu tutumundan rahatsız olan İsrail
güvenlik güçlerinin, mürettebatı ve gazetecileri göz altına alıp
yaklaşık 2 saat sorguladığı bildirildi. Durumun
anlaşılması üzerine mürettebat ve gazetecilerin serbest
bırakıldığı, daha sonra da limandaki yolcular
alınarak geminin Mersin'e hareket ettiği kaydedildi
İsrail'in Lübnan'ı kan gölüne çeviren askeri
harekatında her geçen gün masum insanlar ölürken, Avrupa Birliği (AB)
can güvenlikleri kalmadığı gerekçesiyle kendi
vatandaşlarını bu ülkeden tahliyeye başladı.
AB ülkelerinden İsveç, KKTC'nin de yardımıyla dün 445
vatandaşını gemi ile Beyrut'tan tahliye etti. Lübnan'da
canlarını zor kurtaran yolcular, Beyrut'tan Mersin'e
taşındı.
"Su" isimli gemiyle tahliye edilen yolcuların bu
sabahın erken saatlerinde Mersin Limanı'na varmaları
bekleniyordu.
Beyrut'taki vatandaşlarını bu ateş çemberinden
kurtarmak için harekete geçen İsveç, KKTC'den de yardım istedi. KKTC
makamları da tahliye çalışmalarında devreye girerek tam bir
işbirliği örneği sergiledi. İnsanları kurtarma
operasyonunda önceleri yer alacağı belirtilen Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi ise son anda vazgeçerek, böylesi insani amaçlı bir
operasyonda da sınıfta kaldı.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un engellemeleri yüzünden
Beyrut'ta bekleyen 445 yabancı, Larnaka Havalimanı'nı
kullanamadı ve evlerine varabilmek için çok daha uzun bir güzergah izlemek
zorunda kaldı.
Rum yönetiminin insani bir amaçla yapılacak tahliye
çalışmalarını engellemesi, KKTC makamlarının
tepkisine neden oldu.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
"Rumlar, Kıbrıs Türk gemilerinin kullanılmakta olduğu
insani yardım operasyonunu engellemeye çalıştı" dedi.
Olayın siyasi boyutunda yaşanan bu
tatsızlığa, bir de Beyrut Limanı'nda, İsrail güvenlik
güçlerinin gemi mürettebatı ve gazetecileri bir süre sorgulamasıyla
yaşanan endişeli saatler eklendi.
Saat 16.30 sularında Beyrut Limanı'na demirleyen gemi, bir
süre gözlem altına alındı. Liman'da yabancıların
tahliyesini görüntülemeye çalışan gazetecilerin bu tutumundan
rahatsız olan İsrail güvenlik güçlerinin, mürettebat ve gazetecileri
göz altına alıp yaklaşık 2 saat sorguladığı
bildirildi. Durumun anlaşılması üzerine mürettebat ve
gazetecilerin serbest bırakıldığı, daha sonra da
limandaki yolcular alınarak geminin Mersin'e hareket ettiği
kaydedildi
Erçakıca: Papadopulos'un engeli yüzünden güzergah uzadı
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Beyrut'ta mahsur kalan İsveçlilerin tahliyesi için planlanan insani
yardım operasyonunun Rum engeline rağmen
gerçekleştirildiğini söyledi.
Hasan Erçakıca dün düzenlediği basın brifinginde,
Ortadoğu'da yaşanan ölçüsüz şiddet ve sivillerin hedef
alındığı saldırıları büyük üzüntüyle takip
eden KKTC makamlarının, elden gelen her tür yardımı yapmaya
hazır olduğunu kaydetti.
Konuyla ilgili soruyu yanıtlarken, Akgünler Turizm'e ait
"Su" gemisinin dün sabah İsveçli ve diğer
yabancıları almak üzere Beyrut'a gittiğini söyleyen
Erçakıca, Mersin'e taşınacak yolcuların kendi
imkanlarıyla ülkelerine döneceğini belirtti.
Erçakıca, Beyrut-KKTC-Larnaka hattı üzerinden planlanan
kurtarma operasyonunun, Rum Lider Tasos Papadopulos'un Larnaka üzerinden
gidişe izin vermemesinden dolayı değiştirildiğini
söyledi.
Erçakıca, Papadopulos'un Kıbrıs Türk gemilerinin
kullanıldığı insani yardım operasyonunu engellemeye
çalışması sonucunda sadece güzergahın
değiştiğini ve yolcuların evlerine ulaşma süresinin
uzadığını belirtti.
Gazimağusa Limanı'ndan hareket etti
Mersin'den yola çıkarak dün sabah 06.10'da Gazimağusa
Limanı'na gelen Gürcistan bandıralı "Su" adlı
yolcu gemisi, saat 08.30'da Beyrut'a hareket etti.
Limanlar Dairesi Müdürü Davut İzkan'ın verdiği bilgiye
göre, 45 metre boyunda, 11 metre genişliğinde, 630 grostonluk (net
217 ton) 445 kapasiteli yolcu gemisi, 22 mürettebatıyla öğle
saatlerinde Beyrut Limanı açıklarına vardı.
Mustafa Kırıt'ın kaptanlığındaki
"Su" isimli gemide mürettebatın yanı sıra 2 İsveç
görevlisi ve KKTC'den gemiye binen TC pasaportlu 4 gazeteci de yer aldı.
Sorgulandılar
Saat 16.30 sularında Beyrut Limanı'na demirleyen gemide, bir
de tatsız olay yaşandı.
Liman'da yabancıların tahliyesini görüntülemeye
çalışan gazetecilerin bu tutumundan rahatsız olan İsrail
güvenlik güçlerinin, duruma anında müdahale ederek kaptan, mürettebat ve
gazeteciler dahil herkesi göz altına alıp sorguladığı
bildirildi.
İsrail güvenlik güçlerinin yaklaşık 2 saat süren
sorgulamasında çekilen görüntülerin tamamen tahliye edilen yabancılarla
sınırlı olduğunun anlaşılması üzerine olay
tatlıya bağlanarak mürettebat ve gazetecilerin serbest
bırakıldığı öğrenildi.
Bu olayın ardından da limanda bekleyen yolcuları almaya
başlayan gemi, saat 17.00 sıralarında da Mersin'e varmak üzere
harekete geçti.
Yaklaşık 6 saatlik deniz yolculuğunun ardından
geminin bu sabahın ilk saatlerinde Mersin Limanı'na
ulaşması bekleniyordu.
Çağıner'in açıklaması
İsveç hükümetinin 2 gün süren yoğun girişimleri
sonucunda söz konusu seferi gerçekleştiren gemi sahibi Ünal
Çağıner, LHA'ya yaptığı açıklamada, Rum
Yönetimi'nin engelleme girişimleri olmasa geminin 3 saatlik bir
yolculuktan sonra Gazimağusa Limanı'na geri döneceğini,
böylelikle hem yolcuların rahat edeceğini, hem de geminin ikinci bir
sefer daha yaparak bekleyen diğer yolcuları da alma imkanı
olacağını söyledi.
"Su" Mersin'de kayıtlı
KKTC deniz filosuna bu yılın ocak ayında katılan,
ancak uluslararası sularda sefer yapabilmek için Gürcistan
bandırası takılan, 11 metre genişlik, 45 metre
uzunluğundaki Su adlı Katamaran tipi yolcu gemisi, her türlü modern
donanıma ve uluslararası sularda yolcu taşımak için her
türlü lisansa sahip kılındı.
Halen Mersin'de kayıtlı Merlat Denizcilik Şirketinin
kirasında olan ve kısa bir süre önce başlatılan Mersin -
Lazkiye seferlerini yürüten, Su, Kıbrıs Türküne uygulanan
izolasyonların kaldırılması halinde Mersin - Lazkiye
seferlerine Mağusa'yı da ekleyecek.
Merlat Denizcilik Şti, geçtiğimiz haziran ayında
Mersin'de Mersin Deniz Ticaret Odası, Mersin Sanayi Odası, bazı
işadamları ve Kıbrıslı Türk İşadamı
Ünal Çağıner'in ortaklığıyla oluşturuldu.
İsveç Dışişleri Bakanlığı
yetkilisi: Gemi Mersin Limanı'na dönecek
Öte yandan İsveç Dışişleri
Bakanlığı'na bağlı Tahliye Merkezi Başkanı
Konsolos Klas Lgehbear de dün sabah konuyla ilgili değerlendirmede
bulundu.
Lgehbear, "Su" adlı yolcu gemisiyle toplam 450 Avrupa
Birliği vatandaşının tahliye edileceğini söyledi.
Tahliye işlemi için bütün hazırlıkların
yapıldığını ve yoğun bir çalışma içinde
olduklarını ifade eden Lgehbear, söz konusu 450 AB
vatandaşını Beyrut'tan tahliye edecek geminin Mersin
Limanı'na döneceğini bildirdi.
KIBRIS 19/07/06
Türkiye
Başbakanı Erdoğan bugün geliyor
KKTC'ye Erdoğan'la birlikte Kıbrıs İşlerinden
de Sorumlu, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı
Abdüllatif Şener, Devlet Bakanları Ali Babacan ile Kürşat
Tüzmen, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Enerji Bakanı Hilmi Güler ve
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da geliyor. 14
milletvekilinin de bulunduğu heyette ayrıca Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Ertuğrul
Apakan da yer alıyor.
Cumhurbaşkanlığı'nda toplantı
Dışişleri Bakanlığı Protokol
Müdürlüğü'nden elde edilen bilgiye göre TC Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyet bugün saat 11.45'te adaya gelecek.
Erdoğan saat 13.15'te Başbakan Ferdi Sabit Soyer'i, 14.00'te
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu ziyaret edecek.
Erdoğan, saat 14.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'ndaki
görüşmenin ardından saat 15.15'te heyetler arası görüşmeye
geçilecek. Heyetler arası görüşme de
Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak.
TC Başbakanı Erdoğan bugün saat 16.30'da I.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı ziyaret edecek.
Gazimağusa'da saat 17.00'de şehir turu yapacak Erdoğan saat
21.00'de, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yemekte bir araya
gelecek. Cumhurbaşkanlığı İkametgâhı'ndaki
yemeğe Erdoğan ile Talat'ın eşleri de katılacak.
Törenlere katılacak
Erdoğan, 20 Temmuz sabahı Barış ve Özgürlük
Bayramı kutlamalarına katılacak. TC Başbakanı
Erdoğan saat 16.30'dan itibaren Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen
siyasi parti başkanlarıyla bir araya gelecek. Erdoğan CTP ile
saat 16.30'da, DP ile 17.00'de, UBP ile 17.30'da ve BDH ile 18.00'de
görüşecek. Bu görüşmeler Cumhuriyet Meclisi'nde yapılacak.
GAÜ'de saat 18.45'te gerçekleşecek törende Erdoğan'a
"Siyaset bilimi" alanında verilen "Onursal
Doktora"sı takdim edilecek.
Erdoğan, saat 19.30'da Cumhurbaşkanı Talat'ın Dome
Otel'de vereceği resepsiyona, saat 21.00'de de Girne Kalesi'ndeki
"Yeşilada'nın Türküsü" konserine katılacak.
4 açılış yapacak
TC Başbakanı Erdoğan KKTC ziyaretinin son günü olan 21
Temmuz'da 4 açılışa katılacak. Girne'deki bir turistik
tesisi saat 10.00'da açacak olan Erdoğan, saat 11.00'de
Lefkoşa-Güzelyurt anayolunun I. Etabı'nın
açılışını yapacak ve II. Etabı'nın temelini
atacak.
Erdoğan, saat 12.00'de Kuzey Kıbrıs Türk
Kızılay Derneği'nin Köşklüçiftlik'teki binasının
açılışını yapacak. Selimiye Camii'ndeki Cuma
namazının ardından saat 16.00'da DAÜ Senato
toplantısına katılacak olan Erdoğan'a Uluslararası
İlişkiler alanında Onursal Doktora payesi takdim edilecek.
Dipkarpaz Ortaokulu'nu saat 17.45'te yapılacak törenle açacak
olan Erdoğan, akşam saatlerinde adadan ayrılacak. Erdoğan
ve beraberindeki heyetin adadan ayrılış saati henüz
kesinleşmedi.
Türkiye dışındaki 8 ülkeden 20'yi aşkın
siyasi ve 33 ülkeden 70'i aşkın gazeteci geliyor
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına,
Türkiye dışındaki 8 ülkeden 20'yi aşkın siyasi ve 33
ülkeden de 70'i aşkın gazeteci geliyor.
Kutlamalara Almanya, Sudan, Pakistan, Ürdün, Azerbaycan, Bahreyn,
Kırgızistan ve Makedonya'dan bazı eski bakanlar, milletvekilleri
ile diğer siyasiler ve üst düzey yetkililer katılacak.
Ayrıca kutlamaları izlemek üzere de ABD, BAE, Lübnan,
Romanya, Bangladeş, Kongo Cumhuriyeti, İrlanda, İspanya, Mısır,
İran, Ürdün, Arnavutluk, Kazakistan, Polonya, Macaristan, Polonya,
Macaristan, Japonya, Almanya, Makedonya, Portekiz, Sırbistan, Avustralya,
Hollanda, Pakistan, Slovakya, Azerbaycan, Bahreyn, Fransa, Tunus, Hindistan,
Danimarka, Çin, Sudan ve Bulgaristan'dan gazeteciler de adaya gelecek.
Siyasilerin programı
Türkiye dışındaki ülkelerden gelen konuk siyasiler bu
sabah 10.45'te Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 15.00'te Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, 15.45'te Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu
ziyaret edecekler. Konuklar saat 20.00'de ise Ekenoğlu'nun
Gazimağusa'da vereceği resepsiyona katılacaklar.
Konuklar, Perşembe günü ise törenleri izledikten sonra Soyer'in
vereceği öğle yemeğine, bayan siyasiler
Cumhurbaşkanı'nın eşi Oya Talat'ın vereceği çaya
katılacak. Konuk heyet Akrotim Türk Yıldızları Gösterisi'ni
izledikten sonra gece Cumhurbaşkanı Talat'ın Dome Otel'de
vereceği resepsiyona katılacak.
Gazetecilerin programı
Enformasyon Müdürü Hüseyin Özel Konuk gazeteciler onuruna dün
akşam bir resepsiyon verdi. Yabancı gazetecilere bugün 11.00'de
Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş K. Deniz, 14.30'da ise
Cumhurbaşkanı Talat tarafından brifing verilecek. Gazeteciler
gece de Ekenoğlu'nun resepsiyonuna katılacaklar.
Perşembe günü 20 Temmuz Barış ve Özgürlük
Bayramı'nı kutlama törenlerini izleyecek olan konuk gazeteciler gece
de Cumhurbaşkanı Talat'ın resepsiyonuna katılacak.
20 Temmuz'un 32. yıldönümü programı
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32.
yıldönümü törenlerle kutlanacak.
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da
katılacağı resmi törenlerde, her yıl olduğu gibi
şehitler anılacak, çeşitli gösteriler düzenlenecek ve konserler
verilecek. Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt, İskele ve
Lefke'de törenler ve çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecek.
Türkiye'den gelecek Türk Hava Kuvvetleri Akrobasi Timi (Türk
Yıldızları) bu yıl yine gösterileriyle kutlamalara renk
katacak.
Kutlamalar çerçevesinde, Lefkoşa-Güzelyurt Anayolunun II.
Etabı'nın temeli atılacak, Kuzey Kıbrıs
Kızılay Derneği, Dipkarpaz Ortaokulu ve Girne'de turistik tesis
açılacak.
21 pare top atışı
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları,
bugün saat 12.00'de, 21 pare top atışı ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BRT'den yapacağı
konuşmayla başlıyor.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Bandosu, bu akşamı
saat 21.00'de Girne Antik Liman girişinde konser verecek ve halk
dansları gösterisi yapılacak. GKK Bandosu ise, aynı saatlerde
Lefkoşa Lemar önünde konser verecek.
Törenler
20 Temmuz sabahı ilk resmi tören, saat 08.30'da Boğaz
Şehitliği'nde gerçekleşecek. Saat 09.00'da Lefkoşa Atatürk
Anıtı'nda, saat 09.30'da ise Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt
Tepe'deki kabrinde gerçekleşecek törenlerin ardından, Dr.Fazıl
Küçük Bulvarı'ndaki törene geçilecek.
Saat 10.00'da başlayacak törende, TC Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat birer
konuşma yapacak.
Sabah saatlerinde ayrıca, saat 08.30'da Lefkoşa
Şehitler Anıtı'nda, 08.50'de ise Yavuz Çıkarma
Plajı'nda törenler düzenlenecek.
İlçelerdeki törenler
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı nedeniyle, yarın
ilçelerde de törenler düzenlenecek. Gazimağusa'da Zafer Anıtı'na
çelenklerin konulacağı ilk tören saat 17.30'da
gerçekleştirilecek. Polat Paşa Bulvarı'ndaki geçit töreni saat
18.00'de başlayacak.
Girne Atatürk Anıtı'ndaki tören saat 16.30'da, İskele Ecevit
Meydanı'ndaki tören saat 18.00'de, Güzelyurt'ta Kaymakamlık
karşısındaki Atatürk Anıtı'ndaki tören saat 17.30'da
yapılacak. Lefke'deki törenlerin ilki saat 08.00'de Lefke
Şehitliği'nde, ikincisi ise 08.30'da Atatürk Anıtı'nda
gerçekleşecek.
Şehitlere mevlit
Şehitler için, yarın saat 12.30'da Lefkoşa Selimiye
Camii, Gazimağusa Lala Mustafa Paşa Camii, İskele Camii, Girne
Nurettin Ersin Paşa Camii, Güzelyurt Fatih Camii ve Lefke Orta Camii'nde
mevlit okunacak.
Türk Yıldızları, saat 18.00'de Girne Atatürk
Anıtı önünde gösteri yapacak. Girne Kalesi'nde saat 21.00'de
"Yeşilada'nın Türküsü" isimli konser verilecek. Konser
TRT'den de canlı olarak yayınlanacak.
4 açılış
Kutlamalar çerçevesinde, 21 Temmuz Cuma günü, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da
katılacağı 4 açılış töreni
gerçekleştirilecek.
Girne'deki bir turistik tesis saat 10.00'da açılacak.
Lefkoşa-Güzelyurt Anayolu'nun II. Etabının temeli 11.00'de
atılacak. Kuzey Kıbrıs Kızılay Derneği'nin
Lefkoşa'daki binasının açılışı saat
12.00'de, Dipkarpaz Ortaokulu'nun açılışı saat 17.45'te
yapılacak.
Silifke'de tören
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı, Mersin'in Silifke
ilçesinde de törenle kutlanacak.
Silifke'de 20 Temmuz günü saat 16.30'da, Kıbrıs
Barış Harekâtı Şehitleri Hatıra Ormanı'nda tören
düzenlenecek.
Bu arada, KKTC Mersin Konsolosluğu, Barış
Harekâtı'nın yıldönümü vesilesiyle dünden itibaren çeşitli
nezaket ziyaretlerinde bulunuyor.
KIBRIS 19/07/06
Güney Kıbrıs'ta bulunan Türklere ait tarihi ve kültürel varlıklar
bir bir yok ediliyor.
Kıbrıslı Türklerin 1974'te terk etmek zorunda
kaldığı kültürel varlıklardan ancak çok azı günümüze
kadar sağlam gelebildi.
A.A muhabirinin derlediği bilgilere göre, Güney Kıbrıs
genelinde Kıbrıslı Türklere ait çeşme, hamam, okul, cami ve
mezarlıklar viraneye dönmüş durumda. Merkezi yerlerdeki bazı
kültür varlıkları göstermelik olarak koruma altına
alınırken, yine şehir merkezlerinde Kıbrıslı
Türklere ait mezarlıkların birçoğu da otoparka
dönüştürülmüş halde.
Bazı köylerdeki Türk mezarlıklarında mezar
taşlarına dahi rastlanmazken, haritadan silinen Türk köyleri de var.
İçinde Kıbrıslı Rumların oturduğu Türk evlerinin
durumu genelde iyi olmasına karşın, kullanılmayan Türk
evleri yıkılmak üzere.
Kültür varlıkları
Güney Kıbrıs genelinde yok olan ve yok olma sürecine giren
yüzlerce Kıbrıs Türk kültür varlığından
bazıları şöyle:
Baf'taki Türk Hamamı; Yapım tarihi, güvenilir kaynaklara
dayanmamakla birlikte Osmanlı hamamlarının özelliğini
taşıyan hamamın durumu çok kötü.
Aşağı Baf'ta Osmanlı Çeşmesinin güneyinde
bulunan hamam, Güney Kıbrıs'ta yok olma sürecine giren Türk
eserlerinden biri. Yoldan görünen ön cephesi temizlenmiş. Buna
karşın arka cephesi ve iç mekanın bir bölümü çöplük gibi kullanılmış.
İç mekan insan pislikleriyle dolu. Kubbelerdeki aydınlatma
deliklerinin önemli bir kısmı tahrip edilmiş. Deliklere konulan
cam kapaklı toprak aydınlatma borularının sökülerek
çalındığı anlaşılıyor. Ciddi bir bakıma
muhtaç olan tarihi hamamla ilgili hiçbir levha bulunmuyor.
Baf-Akarsu Köyü Mezarlığı: Tamamen yok olan
mezarlık alanında bir iki mezar taşı dışında
herhangi bir unsura rastlanılmıyor.
Baf Hasanağa Tekkesi Hamamı: Osmanlı döneminde
inşa edilen dört kubbeli hamam, bakımsızlıktan yok olma
sürecindeki Türk eserlerinden biri. Genel anlamda harap durumda.
Limasol Türk Hamamı: Büyük oranda yıkılmış ve
tahribata uğramış hamam, harabe görünümünde. İç
kısmı bazı Rumlar tarafından ambar olarak
kullanılıyor.
Dağaşan köyünün durumu
Baf'a bağlı Dağaşan (Vretçça) köyündeki cami,
ilkokul, mezarlık ve Türk evlerinin durumu:
Son dönemlerde göstermelik olarak içi ve dışı boyanan
Vretçça camisi oldukça yıpranmış halde. İçte bulunan
kadınlar mahfilinin bir bölümü de kırılarak tahrip edilmiş.
Cami yakınındaki Atatürk büst alanı da tahrip edilmiş durumda.
İlkokul ise yıkılmış, dökülmüş, tahrip
edilmiş. İçerisindeki pisliklerden hayvan beslendiği
anlaşılıyor. Mezarlığın durumu da farksız.
Kapısı ve telleri sökülen mezarlık alanı yok olma
noktasında. Mezarların çoğu yok olmuş. Ayakta kalan türbeli
mezarların tümünde tahribat var. Mezarlığın bir bölümünün
dozerle düzeltilmiş olduğu görülüyor.
Köydeki Türk evlerinin tamamına yakını tahrip edilerek,
yağmalanmış ve çoğunun köşe taşları sökülüp
satılmış.
Köyün genel durumuysa Vretçça, Baf bölgesinin en güzel Türk
köylerinden biri olmasına karşın, en fazla tahribat olan
köylerden biri. Camisi, minaresi, halkevi, kulüp binası ve tarihi
özelliği olan Evlendirme Dairesi dahil olmak üzere birçok yer
kurşunlanarak tahribata uğratıldı. Harabe durumundaki köy,
yok edilen Türk köyleri arasında gösterilebilir.
Hasan Fehmi'nin "Güneyde Kalan Değerlerimiz"
kitabında yer alan Antik Rudya Köprüsü ve suyla çalışan un
değirmenleri de yok olma sürecinde.
Piri Ali Dede Türbesi
Limasol'daki Piri Ali Dede Türbesi: Osmanlı döneminde
yapılan türbe, son dönemlerde bakıma alınan ender Türk kültür
varlıklarından biri.
Uzun yıllar hiçbir bakımdan geçirilmediği
anlaşılan Tekkenin avlusunda, mescit ve türbe binaları yer
alırken, tekkeye ait yardımcı odalar tamamen yok edilmiş.
Piri Ali Dede'nin mezarı türbenin içinde yer alıyor. Tekke
ile ilgili birçok şey yok olmuş.
Piri Ali Dede, 1570 yılında Osmanlıların
adayı fethi sırasında savaşa katılmış ve
Limasol'da karaya ayak basan ilk kişi olarak sancağı
Kıbrıs topraklarına dikmişti.
KIBRIS 18/07/06
|
NTV
Güncelleme: 19:23 TSI 19 Temmuz 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 20 Temmuz Barış ve
Özgünlük Bayramı kutlamalarına katılmak ve temaslarda bulunmak
için KKTCye gitti.
Başbakan
Erdoğan, adaya iner inmez Ercan Havaalanında basın
toplantısı düzenledi. Erdoğan, Kıbrıstaki 3 günlük
temasları sırasında sorunun dünü, bugünü ve yarını
konusunda görüş alışverişinde bulunup, çözüm yolu için
adım atılacağını belirtti.
Başbakan, soruna iki tarafında eşitliğine dayalı, adil
ve kalıcı bir çözüm bulunması gerektiğini belirterek
Türkiye ve Kıbrıs sorunun çözümü için üzerine düşeni yerine
getirdi. Uluslararası toplumun haksız kısıtlamaları
daha fazla geciktermeden kaldırması gerekiyor dedi.
Erdoğan, Türkiyenin Kıbrıs Türk halkının yanında
olacağını vurgulayarak Kıbrıs Türklerinin güçlenmesi
için refah seviyelerinin yükseltilmesi gerektiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın
yardımcısı İbrahim Gambarinin raporunu görmediklerini,
daha önce Alvaro De Sotonun da böyle bir rapor
hazırladığını, ancak bu raporun BM güvenlik konseyinde
akibeti belirsiz beklediğini hatırlattı. Erdoğan, şu
anda atılan adımı takdirle karşıladıklarını
belirtti.
ERDOĞAN-TALAT
GÖRÜŞMESİ
Başbakan Erdoğan ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklama
yaptılar.
Erdoğan bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da KKTCnin
yanında yer almaya devam edeceklerini belirterek Çözümün BM zemininde
olduğunu baştan beri söyledik. Bizim arzumuz,
ısrarımız şudur. Dünya şu ana kadar KKTCye uygulanan
izolasyonlara son vermelidir ki biz de bundan sonra da barış sürecine
katkı sağlayalım. Tüm Kuzey Kıbrıslı
kardeşlerimin 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramını
kutluyorum dedi.
Talat da Kıbrıs Türk tarafı olarak adil, iki kesimli, iki
bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı, Annan planı zemininde
çözüm için çalıştıklarını söyledi. Talat Referandumda
da kanıtladığımız gibi iyi niyetli
çalışmamızı sürdürüyoruz. Ancak bu iyi niyet tek
taraflı olmuyor. Rum tarafının da iyi niyetli
davranmasını, sorunu çözme niyetiyle barış elimizi
tutmasını istiyoruz dedi.
ERDOĞAN-RAUF
DENKTAŞ GÖRÜŞMESİ
KKTCnin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğanın ziyaretinin, KKTCye verilen önemin göstergesi olduğunu
söyledi.
Rauf Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
görüşmesinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada,
Türkiyenin çevresinde Türkiyeyi yakından ilgilendiren olaylar cerayan
etmesine karşın Erdoğanın Kıbrıs Türk
halkına 2-3 gün ayırmasının KKTCye verilen önemin
göstergesi olduğunu kaydetti.
Ziyaretin iyi ve yararlı olduğunu dile getiren Denktaş, Ümit
ederim dünya da bunu görür ve Türkiyenin KKTCyi ve bu ülke üzerindeki
uluslarası anlaşmalarla tescil edilmiş haklarını
terkedeceği inancı varsa bu inancından vazgeçer dedi.
Türkiyenin Kıbrısta barış olsun diye neyi var neyi yoksa
verdiğini ve evlatlarını feda ettiğini anlatan
Denktaş, Rumların tüm Kıbrısı alma niyetiyle bu
olmamışsa, Türk tarafının suçu değildir.
Barış ve uzlaşı çabaları devam ediyor ve devam
edecektir amaKKTCyi feda ederek değil. Benim aldığım mesaj
budur. İnşallah, dünya da bunu anlar diye konuştu.
Denktaş, bir soru üzerine, Türk limanlarının Rumlara
açılması konusunun görüşmede gündeme gelmediğini
belirterek, Erdoğanın basına yaptığı
açıklama ötesinde birşey söylemediğini kaydetti. Erdoğan
ise görüşmeyle ilgili açıklama yapmadı.
|
Independent
KKTCyi yorumladı 2004te
Annan Planının Rumlar tarafından reddedilmesinin
ardından, KKTCye yönelik izolasyonların kalkmadığını
vurgulayan gazete, Kıbrıslı Türklerden Avrupanın
unutulmuş insanları olarak bahsediyor. |
|
|
|
|
|
|
BBC Türkçe
Servisi
Güncelleme: 17:18 TSİ 19 Temmuz 2006 Çarşamba
LONDRA
- İngilterede yayımlanan The Independent gazetesi, Kuzey
Kıbrıstaki eski bir Rum arsasına ev yapan İngiliz çift
hakkındaki davadan hareketle, KKTCdeki durumu değerlendiren bir
yorum yazısı yayımladı.
Gazete,
yabancıların emlak yatırımlarının
Kıbrıslı Türkler için önemine değindi.
The Independent, yabancıların özellikle de İngilizlerin
gayrimenkul edinmesiyle Kuzey Kıbrısa büyük miktarda para
aktığını belirtti; ancak bir uyarıda da bulundu.
Yazıda, Yabancıların yatırımları Kuzeyin küçük
ekonomisi için hayati öneme sahip. Ama Eğer İngilteredeki mahkeme,
İngiliz çift aleyhine karar verirse Kuzey Kıbrıs ekonomisi büyük
bir darbe yiyecek; çünkü inşaat patlamasından başka güvenebilecekleri
çok az şey var yorumuna yer verildi.
Yazıda, AB üyeliği sayesinde Rumların hayat
standartının iyileştiği, Annan Planını kabul
eden Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların ise devam
ettiği de vurgulandı.
KKTC
HUKUKİ VE SİYASİ BOŞLUKTA
Kıbrıslı Türklerin, Avrupanın unutulmuş
insanları; resmen tanınmayan KKTCde yaşayanların, hala bir
hukuki ve siyasi boşlukta olduğunu yazan gazetede, Adanın
kuzeyi 2004te BM Genel Sekreteri Kofi Annanın uzlaşma planına
ezici çoğunlukla evet derken, güneyi planı reddetti.
Kıbrıslı Türklerin bu kararla, uluslararası toplumun kendi
sorunlarına daha sempatiyle bakacaklarına ilişkin yaygın
bir beklentisi vardı. Ama çok az şey değişti cümlelerine
yer verildi.
Linda Orams looked up in surprise at the earnest man who stood in the garden of her holiday home and introduced himself as the owner of her land. Meletis Apostolides had made his way quietly down the gravel path, pausing occasionally to stare at the lemon and olive groves behind. "She told me she was the owner of the villa," he remembers. "And I said, 'Yes, but I am the owner of the land.'"
It was more than two years ago in the northern Cypriot village of Lapta that this conversation took place, sparking a lengthy legal battle over the ownership of the land and house. But still, no common ground has been found between Linda and David Orams, a retired British couple who came to the island to build their dream home at a bargain price, and Mr Apostolides, who lived on the land until he was forced to flee the invading Turkish army in 1974.
He, like many other Greek Cypriots, claims that the land he owned has been stolen from him - and that the thousands of Britons, lured by the low prices and Mediterranean sunshine, are contributing to the illegal occupation of his land. But, finally, after years of legal wrangling which has stirred so many of the tensions that still divide Cyprus 32 years after the invasion, the case is to be settled. Yesterday, the Orams, defended by Cherie Booth QC, were in the High Court in London to begin a hearing, which will determine whether their dream of a holiday getaway has been shattered for ever.
This case is about much more than just a holiday home. For the Turkish Cypriots who live in northern Cyprus, the ruling could spell disaster.
Money has flowed into northern Cyprus on an unprecendented scale over the past few years, largely due to an estimated 6,000 Britons buying properties at rock-bottom prices. Throughout the territory, grey concrete shells are springing up in clusters; previously small villages are being overrun by identikit holiday homes. The locals generally welcome the foreigners because their investments are vital to the tiny economy - and if the High Court were to rule against Mr and Mrs Orams it would be a huge blow. The construction boom aside, there is little else to fall back on.
The Turkish Cypriot government has assured potential buyers they have nothing to fear. But foreigners living there are scared, and many estate agents are, privately, reporting a slump in the numbers of people looking to buy.
While life for Greek Cypriots is looking up thanks to EU membership, cross the United Nations-patrolled Green Line, a barrier that runs like a scar from one side of the island to the other, and it is a very different story. Here, where minarets dot the skyline and military barracks take up swaths of the arid countryside, life is harder and poorer. Ask people to sum up their existence, and "struggle" is often the only answer they have.
The Turkish Cypriots are Europe's forgotten people. Thirty two years after the Turkish army, responding to a Greek-engineered coup, invaded Cyprus and forced 167,000 Greek Cypriots to flee to the south, the inhabitants of the unrecognised Turkish Republic of Northern Cyprus still live in a legal and political vacuum. In 2004, when Kofi Annan, the UN secretary general, announced a referendum on a settlement, the north voted overwhelmingly in favour, while the south voted against. Days later, the Republic of Cyprus joined the EU, while its unrecognised neighbour was left to languish in its shadow.
After Northern Cyprus voted in favour of the settlement, there was widespread acknowledgment that the international community could be more sympathetic to its plight. But little has changed. There are no direct flights to or from anywhere except Turkey; the north's once-bustling ports can now trade directly with Turkey only.
The continued isolation after the Annan plan has caused great resentment among Turkish Cypriots. "If the isolation were lifted our economy would grow. We would reach EU standards. Young people would be able to find a job in their own country," says the Prime Minister, Ferdi Soyer. "We want a chance to say to the world: here are the people of the north; they are not invisible, they are not men from Mars or the Moon."
But this may be some time coming. Hidayet Gül, the manager of Latifoglu, a family-run shipping agency in Famagusta, has been campaigning for years for the embargo to be lifted. "You try really hard, you struggle, and still nothing changes. I am not angry, but it is just not fair," she says. "They might say they don't recognise Turkish Cyprus, but we are the proof of our existence. We exist, we live here, no matter what they say. You can deny it all you like but it is true."
Greek Cypriots are sensitive to accusations that they are indifferent to the situation in the north. "It is not that we are the rich, arrogant, superior ones who don't want a solution," explains Constantia Zachariadou, a journalist in Nicosia. "We are just scared. We worked so hard to gain these standards, this economic strength, and we are scared it will be taken away from us."
There are also, of course, harrowing memories. "I was brought up not to call them my enemies but our friends, our brothers," Constantia says of the Turkish Cypriots. "But my uncle died in 1974. He was called Constantinos. I cannot let this go. It is part of my history."
A strangely similar sentiment comes from many in the north. "I used to think we Cypriots have the same hearts, the same minds," says Ahmet Bardak. "But now I start to change my mind. I voted 'yes' at the last referendum but if it happened again I would say 'no.' No chance."
The Independent 19/07/06
|
NTV
Güncelleme: 14:15 TSI 20 Temmuz 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- 1974 Kıbrıs Barış Harekatının 32inci
yıldönümü dolayısıyla yapılan törende konuşan
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1974 öncesindeki
sıkıntılı günlerin bir daha yaşanmasına asla
müsaade etmeyeceğiz dedi.
Başbakan
Erdoğan, ambargo ve kısıtlamaların çözüme giden yolu
tıkadığını vurgulayarak, Kıbrıs Türk
halkına uygulanan haksız tecride son verecek adımların,
vakit geçirilmeden atılması gerektiğini belirtti.
Başbakan, Kıbrıs sorunun çözüm yerinin Avrupa Birliği
değil, Birleşmiş Milletler olduğunun da altını
çizdi. Erdoğan, Kıbrıs sorunu ile Türkiyenin Avrupa
Birliği sürecinin bağlantılı olmadığını
da vurguladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, törende
yaptığı konuşmada, Rum yönetiminin 24 Nisan referandumundan
beri yürüttüğü politikayı, Türkiyenin Avrupa Birliği sürecine
pusu kurma üzerine temellendirdiğini söyledi.
Talat, Avrupa Birliğinin Türkiyeden isteklerde bulunmak yerine, Rum
yönetimini çözüme zorlaması gerektiğini kaydetti.
PAPADOPULOS:
ZİYARET KIŞKIRTICI
Öte yandan, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Başbakan
Erdoğanın KKTCye yaptığı ziyaretin
yasadışı ve kışkırtıcı olduğunu
iddia etti. Lefkoşada dini bir ayine katılan Rum yönetimi lideri,
Erdoğanın Rum tarafını tahrik etmeye yönelik mesajlar
verdiğini iddia etti.
Kıbrıs Barış Harekatının 32nci
yıldönümünde KKTCde kutlamalar yapılırken, Rum kesiminde 20
Temmuzu kınamak amacıyla çeşitli etkinlikler
yapılıyor. Büyük kiliselerde harekatta hayatını kaybedenler
anısına dini ayinler düzenleniyor.
'Gambari raporunu Annan'a sundu'
20 Temmuz, 2006 17:59:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum basını, Ankara,
Atina ve Kıbrıs'ı ziyaret eden BM Genel Sekreterinin Siyasi
İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
temaslarına ilişkin raporunu BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
sunduğunu yazdı.
Haberlerde, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos ile ayrı ayrı ve ortak görüşmeler yapan Gambari'nin
raporunun, BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu eski
Yardımcısı Sir Kieran Prendergast'ın geçtiğimiz
yıl vermiş olduğu rapora benzemesinin beklenmediği
belirtildi.
Prendergast'ın raporunda, 'Kıbrıs'ta taraflar arasındaki
görüş ayrılığının çok büyük olduğu' belirtilmişti.
Gambari'nin raporunun ise 'kapıyı açık
bırakacağı' belirtildi.
Haberlerde, BM Güvenlik Konseyi'nin gündeminin Ortadoğu'daki olaylar
ve Kuzey Kore konusu ile dolu olması nedeniyle Gambari'nin raporunun
önümüzdeki haftalarda ele alınmasının beklenmediği
kaydedildi.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere
Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin
ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı
çerçevesinin içeriği ise şöyle:
· Temmuz
ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen
konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve
aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler
karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların
içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından
incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
·
Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek.
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış,
plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.
Türkiye ile KKTC arasında mali işbirliği
20 Temmuz, 2006 19:14:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye Cumhuriyeti ile KKTC hükümeti arasında Ekonomik ve
Mali İşbirliği Protokolü Lefkoşa'da imzalandı.
Protokol iki ülke arasındaki mevcut ekonomik ve mali
işbirliğinin 2007 - 2008 ve 2009 yıllarında da artarak
sürdürülmesini öngörüyor.
Cumhuriyet
Meclisi'nde imzalanan protokole Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer İmza koydu.
İmza töreninde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da hazır bulundu.
Başbakan Erdoğan, protokolün hayırlı olması
dileğinde bulundu.
Türkiye Cumhuriyeti hükümetiyle yeni bir ekonomik işbirliği
anlaşmasını yeniden imzaladıklarını ifade eden
Soyer, gelecek 3 yıllık dönemde, ülke ekonomisini ileriye götürmek,
geliştirmek, kamu reformu, sosyal güvenlik reformu ve özellikle yerel
yönetimler reformları gibi alanlarda ihtiyaç duyulan kaynakların
gerçekleşmesini, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin katkıları ile
başaracaklarını belirtti.
Soyer, izolasyon şartlarında Kıbrıs Türk halkının
ayakta durması için sağlanan en önemli dış desteği
büyük ölçüde Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin verdiğine işaret ederek,
Başbakan Erdoğan'a ve Türk hükümetine teşekkür etti.
Protokol neyi öngörüyor?
Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü iki ülke arasındaki
mevcut ekonomik ve mali işbirliğinin 2007 - 2008 ve 2009
yıllarında da artarak sürdürülmesini öngörüyor.
Protokol ile KKTC hükümeti, hala uygulanmakta olan 'yeniden
yapılandırma ve ekonomik kalkınma programı'nda yer alan
yükümlülüklerini 2006 yılı sonuna kadar tamamlamayı, 2007 - 2008
- 2009 yıllarını kapsayacak şekilde yeni bir ekonomik
programı yürürlüğe koymayı taahhüt ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de mutabakat ile, 2006 yılı sonuna kadar
hazırlanacak yeni ekonomik programın desteklenmesi, Reel sektörün
geliştirilmesi, Savunma, altyapı yatırımları ve
teşvik kredileri için kullanılmak amacıyla, 2007 - 2008 - 2009
yıllarında 1 milyar 875 milyon YTL kadar yardımda bulunmayı,
Türkiye Kalkınma Bankası aracılığıyla uygun
koşullarda kredi kullandırılmasını sağlamak
amacıyla yeni bir teşvik programını uygulamaya
koymayı, KKTC hükümetinin ihtiyaç duyacağı her alanda teknik
yardım sağlamayı, kamu görevlilerini ve diğer
uzmanlarını gerektiği sürece KKTC'de geçici olarak
görevlendirmeyi taahhüt ediyor.
Ayrıca, iki ülke arasında, elektronik imza uygulaması
hakkında işbirliği protokolü de imzalandı. Protokolü,
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile KKTC
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar
imzaladı.
Erdoğan'ın temasları sürüyor
Başbakan Erdoğan, KKTC'deki temasları devam ediyor.
Erdoğan, ilk olarak, koalisyon hükümetinin büyük ortağı
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) yetkilileriyle bir araya geldi.
Cumhuriyet Meclisi'nde yapılan görüşmeye, CTP adına Genel
Sekreter Ömer Kalyoncu ile milletvekilleri Kadri Fellahoğlu ve Ahmet
Barçın katıldı. Kalyoncu, görüşmenin ardından
açıklama yaparak, Kıbrıs sorunu ve AB sürecini
değerledirdiklerini, çözüm yönünde her iki partinin işbirliğinin
devam edeceğini söyledi.
Erdoğan, daha sonra ana muhalefet Ulusal Birlik Partisinin (UBP) Genel
Başkanı Hüseyin Özgürgün ve Genel Sekreteri Turgay Avcı ve
Demokrat Parti (DP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) yetkilileriyle
ayrı ayrı görüştü..
Kıbrıs'ta
hissedilen tutum değişikliği
Bugün, 1974'te gerçekleştirilen Kıbrıs Barış
Harekâtı'nın 32. yıldönümü. KKTC'nin "Barış ve
Özgürlük" bayramı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, altı bakanla birlikte,
yıldönümü törenleri için Kıbrıs'ta. Başbakan'ın 20
Temmuz'da altı bakanla birlikte KKTC'yi ziyareti, "Kıbrıs
çıkarması", "gövde gösterisi" olarak
değerlendirildi.
Kuşku yok ki, Başbakan Erdoğan'ın bu düzeyde bir ziyaret
yapması siyasi mesajlar taşıyor.
2003'ten bu yana Başbakan Erdoğan'ın tutumu ve izlediği
politika anımsandığında, bu ziyaretin bir tutum
değişikliğini de hissettirdiği düşünülebilir.
KKTC'nin kurucu cumhurbaşkanı Denktaş'a ve yönetimine
karşı "soğuk" bir politika izleyen Başbakan
Erdoğan, Kıbrıs sorununun geldiği noktada, Türkiye'nin eski
tutumuna daha yakın bir çizgiye yöneldiği izlenimi veriyor.
Kıbrıs söyleminde, Annan Planı'nın oylanması
öncesindeki tutum ve söylemiyle
karşılaştırılırsa, Ankara'nın eski
duruşuna daha yakın seyrettiği söylenebilir. En azından son
dönemdeki demeçleri ve davranışları bu yargıyı
destekler nitelikte görülüyor.
AB'nin tutumu
Başbakan Erdoğan ve Ankara'nın bu çizgiye
yakınlaşmasında en önemli faktör AB'nin Kıbrıs
politikası. Annan Planı öncesindeki taahhütlerinin aksine Türk
tarafının beklentilerini karşılamayan AB,
cezalandırmak yerine ödüllendirdiği Kıbrıs Rum Yönetimi'yle
aynı paralelde yürümeyi sürdürüyor. Ankara'nın tepkisinde ve tutum
değişikliği işaretleri vermesinde, AB'nin haksız ve
çelişkili politikasının temel nedeni oluşturduğu
söylenebilir.
AB'nin bu duruşundan güç alan Kıbrıs Rum Yönetimi de ipe un
sermeyi temel politika haline getirmiş durumda.
Rum Yönetimi lideri Papadopulos, bunu söylem ve tavırlarıyla her
aşamada yansıtıyor.
Rumlar açısından durum
Kıbrıs Rum Yönetimi açısından
bakıldığında, ortada bir sorun olduğunu söylemek çok
kolay değil. Rumlar açısından Kıbrıs sorunu öz
itibarıyla çözülmüş sayılabilir.
Başta AB ve ABD olmak üzere çok ciddi bir uluslararası baskı
görmediği sürece Güney Kıbrıs Yönetimi'nin, kapsamlı bir
çözüm arayışına içtenlikle yönelmesi mümkün değil. Nitekim
yönelmiyor, işi yokuşa sürüyor.
AB üyesi olduktan sonra, Kıbrıs Türküne kendi egemenliklerine girmesi
gereken bir azınlık gözüyle bakan Rum Yönetimi, zamanla bu
amacına ulaşacağını hesaplıyor olmalı.
İzlediği politika zamana oynadığını gösteriyor.
Türk tarafı Annan Planı'nı reddetmiş olmasına
karşın, Rum tarafına kapsamlı çözüm
arayışları önermesine karşın ciddiye alınacak bir
mesafe kaydedilemiyor.
Papadopulos'un, ancak kapsamlı bir planın konusu olabilecek önemdeki,
Mağusa Limanı, Maraş bölgesi ve Türk askerinin çekilmesi gibi
konuları, bir çeşit önkoşul olarak teknik komiteler düzeyinde
gündeme getirmesi, çözümden çok çözümsüzlük arayışında
olduğunu gösteriyor.
FIKRET BILA
MILLIYET 20/07/06
Kıbrıs /
Kandil Dağı
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yıldönümü ile
Türkiye'nin Kuzey Irak'a olası harekât tartışmalarının
örtüşmesi iyi bir rastlantı.
19 Temmuz Barış Harekâtı, Türkiye'nin, gereğinde bütün
riskleri alarak ABD ve İngiltere gibi büyük devletlerin de karşı
tavır koymalarına rağmen, sınır ötesine askeri harekât
yapabildiğinin kanıtıdır.
Öte yandan...
Sınır ötesine bir harekâtın 32 yıl sonra hâlâ çözülemeyen
sorunlar yumağı ürettiğini ve Türkiye'nin yol haritaları
önüne sık sık engel olarak konulduğunu da
hatırlatıyor. Bir tür sağduyuya çağrı olarak da
algılanmalı.
Sınır ötesine geçen askerin, bu harekâtı kadar sonrası da
önemlidir.
19 Temmuz 1974'ten bu yana Kıbrıs, Türkiye'nin soluğunu sık
sık zorlamıştır. Hâlâ da zorluyor. ABD ambargosundan
başlayarak 32 yılın sonunda bu kez "AB ile
görüşmelerin askıya alınması" tehdidine dönüşen
süreç, bugünler için bir "laboratuvar deneyi" gibidir.
.............................
Yani...
"Türkiye'nin oksijen borusu, parmaklarımızın ucunda. IMF
kerpeteniyle tırnaklarını sökmemiz bile yeterli. Bize
rağmen Kuzey Irak'a büyük harekât yapamaz" diye düşünen ABD ve
ona güvenen Bağdat ve Erbil yönetimleri, Kandil Dağı'nda
üslenenler, 32 yıl önce ABD'ye, İngiltere'ye, Yunanistan'a,
Kıbrıs Rumlarına rağmen gerçekleşen Barış
Harekâtı'nı göz önünde tutsunlar.
Ama... Buna karşılık...
Türkiye'nin de, Kuzey Irak'a geniş kapsamlı bir askeri harekât için
küresel ve bölgesel gerçekleri, gene, Kıbrıs bağlamında 32
yıldır karşılaşılan sorunlar merceğiyle
görmeye çalışması gerekir.
Kocaman söylemlerle toplumda beklentiler yükseltmekten, cini şişeden
çıkarmaktan kaçınılmalıdır.
.............................
Ayrıca...
Elbette... Ulusal yarar gereği Kuzey Irak'a girilip Kandil Dağı,
ahtapotun kafası gibi tersine çevrilir.
Ama... Şöyle soruları da sağduyuyla irdeleyelim...
- Bu son çareye başvurmanın zamanlaması "şimdi"
midir?
- "Daha önce TSK yıllarca Kuzey Irak'ta idi. Zaman geldi, 60 km içeri
girdi. PKK'yı kazıyabildi mi?"
- ABD Büyükelçisi Ross Wilson'ın da belirttiği gibi güvenlik
güçlerinin hâlâ zaman zaman Kuzey Irak'a "sıcak takip"
amaçlı girişleri olmuyor mu? Wilson, "bu hakka ABD'nin
saygılı olduğunu" dün bile söylemedi mi?
- Sınırlar, girişlere karşı yeterince korunuyor mu?
- İçerideki dağlar, PKK'dan temizlenebildi mi?
- PKK'nın taban yapmasını önleyecek sosyal, siyasal ve ekonomik
politikalarla örülmüş bir strateji uygulanıyor mu?
- PKK, tek taraflı ateşkes kararını yürürlükten
kaldırdığını açıklayarak kanlı eylemlerine
başladığında durum ciddiye alınabilmiş miydi?
PKK tarafından en kanlı ve büyük baskın sonrası
Özal'ın Bodrum'da dizlerine kadar suya girmiş olarak gazetecilere
mayoyla poz vermesi ve böylece "çapulcuları önemsemiyoruz"
havasını yansıtmak istemesi gibi görüntüleri
anımsayınız. Şu son dönemde de benzerlerini
yaşamadık mı?
..............................
Konu, keşke, Kuzey Irak'a girip dağları PKK'nın
başına geçirmekle çözülseydi.
Oysa... Yıllar içinde sorun, çok daha karışık bir dosyaya
dönüştü.
Psikolojik, antropolojik, sosyal, ekonomik, mafya, siyaset boyutları var.
Kuzey Irak'tan PKK kümelerinin yanı sıra Barzani'nin Güneydoğu
ve Doğu Anadolu'da giderek artan etkisi, "Kürtler birliği"
söylemi, ABD'nin teoride "terörist" listesine aldığı
PKK'yı pek de o denli uzak görmediği, AB'nin PKK'yı
uluslararası bir terör örgütünden çok, Türkiye'nin iç sorunu olarak
algıladığı gerçekleri de görülmeli.
Böylesine çok yönlü olan, 100 yıllık duyarlılığı
algılayacak, çözüme taşıyacak vizyon, güç, kültür
derinliği, ağırlığı,
saygınlığı olan ve topluma barış psikolojisini
verecek devlet adamı gereği, 2006 Türkiye'sinde asıl
"sorun"dur.
Birinci sınıf işleri, birinci sınıf adamlar
çıkarır.
GUNERI
CIVAOGLU MILLIYET 20/07/06
Limanlar
ve Avrupa'yla anlaşmak
Limanların
Kıbrıs Rum gemilerine açılması sorununun siyasi olarak
çözüme kavuşturulamamasının, AB'yle müzakerelerin askıya
alınmasına varabilecek bir kriz üretme olasılığı
var. Meselenin hukuk platformuna taşınmasına dair öneriler
ciddiye alınmalı
20/07/2006
RADIKAL
SİNAN ÜLGEN
'Savaş
meydanında kazandıklarımızı müzakere masasında
kaybettik.' Bu cümle, Osmanlı tarihinin gerileme döneminden
aklımızda kalan saptamalardan biri oldu. Hatta o kadar ki, bu
yaygın kanı Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası diplomasiye
bakış açısını da derinden etkiledi.
Cumhuriyet hükümetleri, uluslararası düzeydeki sorunlarına çözüm için
uluslararası hukuka başvurmaktan ve de uluslararası mahkemelere
gitmekten çekindiler. Onun yerine, siyasi argümanlarla milli addedilen davalar
için taraftar toplamaya ve bu suretle kazanımlar elde etmeye yönelindi.
Uluslararası hukuk Türkiye için kaçınılması gereken bir
alan olarak değerlendirildi.
Hukukun üstünlüğü
Ancak dünyanın geçirmekte olduğu evrim artık hukuku siyasetin
üstüne çıkarıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası
Avrupa kıtasında yaygınlık kazanan uluslararası
teşkilatlar (Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı) kendi iç hukuk düzenlerini oluşturdular. Avrupa
Birliği ise bir adım daha öteye giderek, uluslarüstü niteliğini
geliştirmiş olduğu kendi şahsına münhasır iç
hukuk düzeni ile sağlamlaştırdı. Hatta o kadar ki, Avrupa
bütünleşmesinin tarihi kararlarının altında artık
siyasi liderler kadar Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın
(ATAD) imzasını bulmak mümkün.
Türkiye'nin bu gelişen hukuk düzenine uyum sağlaması zaman
aldı. 1987 yılında Özal hükümeti tarafından alınan
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) bireysel başvuru
hakkının kabul edilmesine dair karar bu açıdan bir dönüm
noktasıdır. Türkiye gecikmiş ama aynı derecede cesur bu
adımla, Avrupa hukuk ailesinin saygın bir üyesi olma yönünde önemli
bir açılım yaptı. Türk insanı da bu açılımı
sevdi ve benimsedi. Öyle ki Türkiye hızla dava açılan ülkeler
arasında liderliğe ulaştı.
Türkiye avantajlı
Ancak ne var ki Türk insanının uluslararası kamu hukuku ile bu
tanışması, insan hakları hukuku dışındaki
alanlara çok yansımadı. Oysa ki, Türkiye-AB ilişkileri bu
açıdan Türkiye ve Türk vatandaşları için aslında çok önemli
bir avantajı beraberinde getiriyordu: Türk vatandaşları Avrupa
Birliği ile Türkiye arasındaki anlaşmalardan doğan
haklarının ihlaline Avrupa Birliği ülkelerindeki mahkemelere
başvurmak suretiyle son verebiliyorken, bu nimet Avrupa Birliği
vatandaşlarına tanınmamıştı. Avrupa Birliği
vatandaşları Türkiye ile ilgili sorunlarını çözebilmek için
siyasi diyalog sürecine mahkûmlar. Yani sorunlarını önce AB makamlarına
anlatıp, onların desteğini elde edip ondan sonra da AB
tarafının Türkiye'yi ikna etmesini beklemek durumundalar. Nitekim
Gümrük Birliği'nin işleyişi ile ilgili birçok sorun
varolmasına rağmen, bu sorunların çözümü Türkiye'nin siyasi
iradesine ve iyi niyetine bağlı kalıyor. Bu nedenle de
örneğin alkollü içecek ithalatındaki ayrımcılıktan
veya ilaç sektöründe veri korumasına dair uyumsuzluktan doğan
zararlarının giderilmesi için AB şirketleri Türkiye'de dava
açamıyorlar.
Oysa ki Türkiye ve Türk vatandaşları bakımından çok
farklı bir durum söz konusu. Bizler Türkiye-AB ortaklık hukukundan
kaynaklanan haklarımızın savunulması için doğrudan
Avrupa Birliği ülkelerinin mahkemelerine başvurma hakkına
sahibiz. Buradaki tek şart, şikâyete dayanak teşkil edecek
hükmün açık, net ve de herhangi bir şarta bağlı
olmaması. Avrupa Birliği hukukunda 'doğrudan etkili' olarak
nitelendirilen bu hükümler çerçevesinde her Türk vatandaşı veya
işletmesinin hak ihlalinin gerçekleştiği Avrupa Birliği
ülkesinde doğrudan mahkemeye gitme özgürlüğü var. Yani Türk olmak bu
durumda önemli bir avantaj yaratıyor. Sorunun çözümü için hükümetin
desteğini elde etme mecburiyeti yok; doğrudan çözüm mekanizması
harekete geçirilebiliyor.
Rüştü Avrupa Birliği statüsünde oynarken Anelka niçin Türk statüsünde
oynayamıyor?
Kişilerin serbest dolaşımına dair bir örnek bu noktada
faydalı olabilir. Türkiye ile AB arasındaki Katma Protokolün 36.
maddesinin ilk paragrafı işçilerin serbest
dolaşımının 12 ile 22 yıl içinde
gerçekleşeceğini kaydeder. Ancak bir sonraki cümle, Ortaklık
Konseyi'nin bu konudaki usulleri kararlaştırması
çağrısında bulunur. Bu çağrı nedeniyle söz konusu
hüküm doğrudan etkili olma özelliğini yitirmektedir. Türk
vatandaşları da serbest dolaşım haklarının ihlal
edildiği gerekçesiyle mahkemeye gidememektedirler. Serbest
dolaşımın önündeki hukuki engel budur. Öte yandan 1/80
sayılı Ortaklık Konseyi Kararı'nın 10. maddesi, AB
ülkelerinin kendi vatandaşları ile o ülkenin emek piyasasına
yasal olarak faaliyet gösteren Türk vatandaşları arasında
ayrımcılık yapılmasını kesin bir dille
yasaklamaktadır. Bu özelliğiyle de doğrudan etkili bir hüküm
niteliğindedir. Nitekim Fenerbahçe kalecisi Rüştü Reçber Barcelona'da
oynarken bu hükme istinaden yerel mahkemede açılan bir dava sonucunda
İspanya'da AB statüsünde oynamaya hak kazanmış ve yabancı
oyuncu kontenjanına takılmamıştır. Ancak Nicolas
Anelka benzer bir hakkı elde edebilmek için Türkiye'de mahkemeye
başvuramamaktadır.
Günümüzde de benzer örnekler bulmak mümkündür. Örneğin karayolu
taşımacılığı sektörümüz tarafından dile
getirilen Avrupa Birliği ülkelerince uygulanan geçiş kotaları
rejiminin Gümrük Birliği'nin doğrudan etkili olan miktar
kısıtlamalarına eş etkili tedbirleri yasaklayan 5.
maddesine aykırılık taşıdığı
gerekçesiyle Avusturya veya İtalya'da mahkemeye gidilmesi
değerlendirilebilir. Bu konu aslında Türkiye ile Avrupa Birliği
arasında kriz yaratma potansiyeli gün geçtikçe artan limanlar meselesi ile
benzeşmektedir. Bilindiği üzere Avrupa Birliği, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum gemilerine limanlarını açmamasını
Gümrük Birliği'nin anılan 5. maddesinden kaynaklanan yükümlülükleri
ile çeliştiğini iddia etmektedir.
Limanlar meselesinde
siyaset yerine hukuk mu?
Bu sorunun siyasi olarak çözüme kavuşturulamaması nedeniyle tam
üyelik müzakerelerinin askıya alınmasına kadar varabilecek bir
kriz yaratma olasılığından bahsedilmektedir. Bu nedenle
meselenin hukuk platformuna taşınmasına dair öneriler gündeme
gelmektedir. Buna göre taraflar meseleyi ATAD'a veya iki tarafın da
üzerinde anlaşacağı bir tahkim kurumuna götürebilirler.
Burada esas olan, konunun hukuki platforma taşınabilmesi için iki
tarafın da mutabık kalmasıdır. Başka bir deyişle,
Avrupa Birliği tek taraflı olarak bu konuyu uluslararası
yargıya taşıyamaz. Bir diğer husus ise, tarafların
yargıdan çıkacak neticeyi önceden kabul etmeleridir.
Yargının kararı kesin ve bağlayıcı
olacaktır.
Limanlar meselesinde bu alternatifin bütün olumlu ve olumsuz boyutlarıyla
değerlendirilmesi faydalı olacaktır. Bu yola gidilmesi,
müzakereleri liman meselesinin ipoteğinden kurtaracaktır. Türkiye bu
sayede hukuka saygılı, çözüm yanlısı bir tutum izlemiş
ve Kıbrıs meselesindeki yapıcı tutumunu sürdürmüş
olacaktır. Bu tutum, çözümsüzlük yanlısı imajları güçlenen
Kıbrıslı Rumların, Avrupa Birliği içinde taraftar
toplamasını daha da zorlaştıracak ve Papadopoulos'un
müzakereleri ilerleyen aşamalarında engellemesi siyaseten daha da
güçleşecektir. Ancak sonucun olumsuz olması durumunda da Türkiye'nin
bu karara saygı göstermesi ve limanlarını Kıbrıs Rum
gemilerine açması gerekecektir. Bu nedenle sorunun götürüleceği
yargı mekanizması büyük önem taşımaktadır.
Taktik ve strateji
Avrupa Birliği'nin tercihinin ATAD olacağı kuşkusuzdur.
Ancak ATAD, Topluluk hukuku çerçevesinde değerlendirme yapacağı
ve de Türkiye'nin burada yargıcı olmamasından dolayı
Türkiye bakımından daha zor bir tercihtir. Buna
karşılık tahkimin en azından Türkiye'nin ileri
süreceği kamu güvenliği temelli argümanlara daha olumlu
yaklaşması beklenebilir. Ancak sonuç ne olursa olsun, limanlar
meselesi özünde teknik bir meseledir. Limanlarımızın
aslında 1997 yılına kadar Kıbrıs Rum gemilerine
açık kaldığı hatırlanacak olursa, o zaman taktik
amaçlarla geliştirilen bu düşüncenin bugün genel Avrupa Birliği
ve Kıbrıs stratejimizi esir alma riski
taşıdığı görülecektir. Taktik stratejinin önüne
geçmiştir. Dış politikadaki taktik ve strateji arasındaki
ilişkinin doğru kurgulanmasında uluslararası hukuk yolunun
da rol oynayabileceği unutulmamalıdır.
Sinan
Ülgen: Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM)
Başkanı
Erdoğan ayağının tozuyla Gazimağusa'yı gezdi
Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçiliği'nin makam aracıyla Namık Kemal Meydanı'na
giden Erdoğan'ı, burada, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost ve Belediye
Başkanı Oktay Kayalp karşıladı.
Kalabalık
vatandaş grubunun büyük sevgi gösterisinde bulunduğu Erdoğan,
Namık Kemal Zindanı ile Lala Mustafa Paşa Camii'ni gezdi.
Vatandaşlar, TC
Başbakanı Erdoğan'a sık sık alkışlı
tezahüratta bulunurken; bir grup, "Türkiye seninle gurur duyuyor"
şeklinde tezahürat yaptı.
Yaklaşık bir
saat süren gezide, bazı vatandaşlar Başbakan Erdoğan ile
fotoğraf çektirdi. Türkiye Başbakanı Erdoğan'a ilgi
gösterenler arasında çocuklar da vardı.
Türkiye
Başbakanı Erdoğan, Lala Mustafa Paşa Camii'nde
kıldığı ikindi namazının ardından Namık
Kemal Meydanı'ndan ayrıldı.
Erdoğan'ın
Gazimağusa gezisini, KKTC ve Türkiye'den çok sayıda basın
mensubu takip etti.
KIBRIS
20/07/06
İzolasyonlar kalkarsa üzerimize düşeni yaparız
ERDOĞAN: KİMSE
BİZDEN TAVİZ BEKLEMESİN... "Biz iki tarafın siyasi
eşitliği temelinde kapsamlı bir çözüme varılmasına
yönelik yapıcı tutumumuzu yine sürdürmeye devam edeceğiz. BM
Genel Sekreteri'nin bu doğrultudaki çabalarını destekledik,
destekliyoruz. Öncelikli hedefimiz KKTC üzerindeki haksız
kısıtlamaların, izolasyonların
kaldırılmasıdır. Bu konuyu takip etmekte
kararlıyız. Kimse bizden bu konuda taviz beklemesin"
TALAT'TAN RUM TARAFINA
ÇAĞRI: "BİZİMLE İŞBİRLİĞİ
YAPIN"... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Annan planına
dayalı iki kesimli, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı çözümden
yana olduklarını vurgulayarak, bunun için iyi niyetle
çalışacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, Rum
tarafına çağrıda bulunarak, sorunun çözümü için Türk
tarafıyla işbirliği yapmasını ve bu konuda samimi
olmasını istedi
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, beraberindeki bakan,
milletvekili ve üst düzey bürokratlardan oluşan kalabalık bir
heyetle, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamalarına
katılmak üzere dün KKTC'ye geldi ve dünyaya izolasyonların
kaldırılması çağrısını yineledi.
Uluslar arası
camiadan KKTC üzerindeki haksız izolasyonların
kaldırılması talebini yineleyen Erdoğan,
"İzolasyonlar kalkarsa biz de üzerimize düşeni
yaparız" diye konuştu.
"Öncelikli hedefimiz
KKTC üzerindeki haksız kısıtlamaların, izolasyonların
kaldırılmasıdır. Bu konuyu takip etmekte
kararlıyız. Kimse bizden bu konuda taviz beklemesin" diyen TC
Başbakanı Erdoğan, Kıbrıs'ta iki tarafın siyasi
eşitliği temelinde, kapsamlı bir çözüme varılmasına
yönelik yapıcı tutumlarını da sürdürmeye devam edeceklerini
vurguladı.
TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan'la görüşen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat da Annan planına dayalı iki kesimli, iki bölgeli, siyasi
eşitliğe dayalı çözümden yana olduklarını
vurgulayarak, bunun için iyi niyetle çalışacaklarını
söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafına çağrıda da
bulunarak, sorunun çözümü için Türk tarafıyla işbirliği
yapmasını ve bu konuda samimi olmasını istedi.
Başbakan
Erdoğan, Özel ANA uçağıyla dün saat 12:30'da adaya geldi.
Erdoğan'a Ercan Devlet Havaalanı'nda toplanan büyük kalabalık
tarafından sevgi gösterilerinde bulunuldu; davul zurna eşliğinde
karşılandı.
"Kıbrıs
Türklerine desteğimiz sürecek"
Ercan'da bir süre VIP
salonunda dinlenen Erdoğan saat 12.55'te Başbakan Soyer'le birlikte
basına açıklamalarda bulundu. Kıbrıs Türk halkına
desteklerinin süreceğini sözü veren Erdoğan, Kıbrıs'ta
çözüm için samimi gayret gösteren Türk tarafının bunu referandumda da
gösterdiğini kaydetti. Türkiye Başbakanı Erdoğan, bu
nedenle Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız
kısıtlamaların kaldırılmasını istediklerini
ve bunun için yoğun çaba gösterdiklerini söyledi.
Erdoğan,
Kıbrıs Türk halkının huzur, güven ve refah içinde
yaşaması için Türkiye'nin bundan sonra da yanında
olacağını ifade ederek, yeni başlayan süreçte
barışa ve saygıya dayalı yeni bir atmosfer dileğinde
bulundu.
Esenboğa'da önemli
açıklamalar
TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye gelmeden önce Esenboğa'da basın
toplantısı düzenleyerek, önemli açıklamalarda bulundu.
Erdoğan, "KKTC
üzerindeki izolasyonların kaldırılması konusunda "bu
konuyu takip etmekte kararlıyız. kimse bizden bu konuda taviz
beklemesin" dedi.
Türkiye'nin
uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve yükümlülükleri
çerçevesinde gerçekleştirmiş olduğu barış
harekâtıyla Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin
sağlandığını kaydeden Erdoğan, bölgenin
barış ve istikrarına da katkıda bulunulduğunu
belirtti.
Erdoğan, 20 Temmuz
1974 tarihinin Kıbrıs Türk halkının özgür ve insanca
yaşama iradesini bütün dünyaya gösterdiği bir dönüm noktası
olduğunu ifade etti.
Başbakan
Erdoğan, ziyareti sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Başbakan Ferdi Soyer, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve Meclis'te temsil
edilen siyasi partilerin başkanları ile de ayrı ayrı
görüşeceğini kaydetti.
KKTC eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile de bir araya geleceğini
belirten Erdoğan, yapacağı görüşmelerde Kıbrıs
meselesinde gelinen aşamayı ve bundan sonra atılabilecek
adımları değerlendireceklerini söyledi.
"Kimse bizden taviz
beklemesin"
Kalıcı, adil ve
kapsamlı bir çözüm için Türk tarafının üzerine düşeni
fazlasıyla yerine getirdiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan,
Kıbrıs Türk halkının her zaman demokrasiden,
barıştan, dünya ile bütünleşmekten ve Ada'da bir ve beraber
yaşamaktan yana olduğunu kaydetti. Erdoğan, şunları
söyledi:
"Biz iki tarafın
siyasi eşitliği temelinde kapsamlı bir çözüme
varılmasına yönelik yapıcı tutumumuzu yine sürdürmeye devam
edeceğiz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin bu
doğrultudaki çabalarını
destekledik,
destekliyoruz. Öncelikli hedefimiz KKTC üzerindeki haksız
kısıtlamaların, izolasyonların
kaldırılmasıdır. Bu konuyu takip etmekte
kararlıyız. Kimse bizden bu konuda taviz beklemesin."
Başbakan
Erdoğan, KKTC'de ayrıca hükümet olarak destekledikleri çeşitli
yatırımların açılış ve temel atma törenlerine de
katılacağını ifade ederek, şunları kaydetti:
"Biz bir yanda
haksız izolasyonlara son verilmesini bir yandan da KKTC'nin siyasi
ekonomik ve sosyal yapısının güçlendirilmesini arzu ediyoruz. Bu
istikamette son üç buçuk yılda önemli mesafeler de aldık. Gerek altyapı
çalışmalarında gerek üst yapıda
aldığımız ciddi mesafeler var. Kıbrıs'ta
barışın da, huzurun da, çözümün de, istikrarın da temelinde
Türk halkının ekonomik refah ve kalkınması
yatmaktadır. Bu nedenle KKTC'de ekonomik ve sosyal bakımdan güçlü,
değerlerine bağlı, kendine güvenen bir Türk toplumu için gayret
göstermeye devam edeceğiz."
Erdoğan'ın KKTC
temasları
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyet KKTC'ye
gelişinin hemen ardından temaslarına başladı.
Erdoğan ve
bakanlarının da bulunduğu heyeti Başbakanlığa
giderek Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile diğer
bakanlarla görüştü. Yaklaşık yarım saat süren
görüşmeyle ilgili açıklama yapılmazken basına görüntü alma
fırsatı verildi.
Erdoğan ve heyetinin
ziyaretini kalabalık bir basın ordusu izledi.
Erdoğan daha sonra
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu tarafından kabul edildi.
Talat- Erdoğan
görüşmesi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan saat
14.40'ta bir araya geldi.
Görüşme öncesinde,
Talat ile Erdoğan dışarıya çıktı ve el
sıkışarak basına poz verdi.
Başbakan
Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın da sonradan katıldığı görüşmede,
Başbakan Erdoğan'a, aralarında bazı bakan ve
milletvekillerinin de bulunduğu kalabalık bir heyet eşlik etti.
Talat ile
Erdoğan'ın görüşme sonrasında basına ortak bir
açıklama yaptı.
Talat-Erdoğan
görüşmesinden sonra heyetler arası görüşmeye geçildi.
Saat 15.45'te
başlayan heyetler arası görüşmeye KKTC heyetinden, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Maliye Bakanı
Ahmet Uzun, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz,
Başbakanlık Müsteşarı Erdoğan Şahali, Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel
katıldı.
Erdoğan'a KKTC
ziyaretinde eşlik eden heyette ise; TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan
Karahan, bazı bakanlar, milletvekilleri ve bürokratlar yer aldı.
Görüşme
sonrasında, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, basına ortak açıklama
yaptılar.
Erdoğan
Erdoğan
açıklamasında, KKTC'nin barış ve özgürlük
bayramının 32'nci yıldönümünü KKTC'de kutlamaya, bu h
eyecanı KKTC'deki tüm kardeşleriyle paylaşmaya geldiklerini
belirterek, önce başbakan, ardından meclis başkanı ve
şimdi de cumhurbaşkanı ile birlikte olduklarını
söyledi.
Erdoğan
görüşmede, KKTC'nin sorunlarını, Kıbrıs'ta iki taraf
arasındaki ihtilafları ve TC-KKTC ilişkilerini
değerlendirme fırsatı bulduklarını kaydetti.
Türkiye'nin geçmişte olduğu gibi, bundan sonra da
"kardeş" KKTC'nin yanında yer almaya devam edeceğini
söyleyen Erdoğan, uluslararası camiada özellikle siyasi noktadaki
konumuyla alakalı olarak çözümün BM zemininde olması gerektiğini
baştan beri söylediklerini ifade etti.
Başbakan
Erdoğan, bu çözüm arayışlarında nasıl hep önde
oldularsa, bundan böyle de çözüm arayışlarında KKTC'nin önde
olmaya devam edeceğini, kendilerinin de garantör ülke olarak her zaman
Kıbrıs Türkü'nün yanında olacaklarını belirtti.
Arzu ve
ısrarlarının, dünyanın şu ana kadar
uyguladığı izolasyonları kaldırması olduğunu
vurgulayan Erdoğan, böylece kendilerinin de üzerlerine düşeni yerine
getirebileceklerini söyledi.
Şu ana kadar her
şeyi yaptıklarını, barışa yönelik destek
verdiklerini ve bundan sonra da vermeye hazır olduklarını
kaydeden Erdoğan, KKTC'nin de barış sürecine
sağladığı katkıyı bundan sonra da
sağlayacağına
ve el ele omuz omuza olacaklarını, KKTC'nin nasıl bugüne kadar
onurlu bir duruş sergilediyse bu duruşun devam edeceğini
vurguladı.
Erdoğan, bu sürece
adil ve kapsamlı bir çözüm süreci olarak baktıklarını ve bu
şekilde neticelenmesini istediklerini, ısrarlarının sadece
bu olduğunu ifade etti.
Talat:
Cumhurbaşkanı
Talat ise, TC Başbakanı Erdoğan ve heyetinin dün ve bugün
kendileriyle birlikte olmasından büyük gurur ve memnuniyet
duyduklarını ifade ederek, her şart altında yanlarında
olan, kendilerine destek olan, Türkiye'nin, bu önemli günde en yüksek seviyede
kendileriyle birlikte olmasının, bundan sonra da desteğinin
devam edeceğinin bir göstergesi olduğunu söyledi.
Talat, Ankara ile sürekli
istişare ederek, sürekli işbirliği içinde
çalıştıklarını ve çalışmaya devam
edeceklerini vurguladı.
Kıbrıs Türk
tarafı olarak sorununun adil, iki kesimli, iki bölgeli, siyasi
eşitliğe dayalı bir çözümle Annan planı zemininde
çözümlenmesinden yana olduklarını kaydeden Talat, bunun için iyi
niyetle çalıştıklarını, bugüne kadar olduğu gibi,
referandumda ispat ettikleri gibi, bundan sonra da bu iyi niyetlerini
sürdüreceklerini ifade etti.
Talat, ancak bu iyi
niyetin tek taraflı olmadığını, Kıbrıs Rum
tarafının da iyi niyetli davranmasını ve sorunu çözme
yönünde kendileriyle işbirliği yaparak, uzattıkları
barış elini tutmasını samimiyetle istediklerini söyledi.
Talat, Türkiye
Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nın Türkiye'nin barış
sürecine desteğini doğrudan birinci ağızdan ifade
ettiğini, Kıbrıs Rum tarafının ve Yunanistan'ın
da aynı şekilde davranması halinde Kıbrıs sorununu
çözmelerinin mümkün olacağını kaydetti.
Bunun için iyi niyetle
çalışacaklarını söyleyen Talat, bunun güvencesini
geçmişte verdikleri gibi, bundan sonrası için de verdiklerini
kaydetti.
Talat, Türkiye
Cumhuriyeti'nin Barış ve Özgürlük Bayramı'nda kendileriyle
birlikte olmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirerek, "Bize
desteğini ifade eden, gösteren Türkiye Cumhuriyeti'nin en üst düzeyde bizimle
birlikte olması bizim için büyük bir güvencedir. Kendilerine
Kıbrıs Türk halkı adına içtenlikle teşekkür ediyorum,
sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum" dedi.
Eski
Cumhurbaşkanı Denktaş'la da görüştü
TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, daha sonra eski. Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ı ziyaret etti.
Erdoğan ile
Denktaş, 45 dakika süren görüşme öncesi ve sonrasında el
sıkışarak basına poz verdi.
Çıkışta
gazetecilerin sorularını yanıtlayan Denktaş, Türkiye'nin
etrafında, Türkiye'yi yakından ilgilendiren ve etkileyen olaylar
cereyan etmesine rağmen Erdoğan'ın Kıbrıs Türk
halkına 2-3 gün ayırmasının, KKTC'ye verilen önemin
göstergesi olduğunu söyledi.
Ziyaretin iyi ve
yararlı olduğunu kaydeden Denktaş, "Ümit ederim dünya da,
bunu görür ve Türkiye'nin KKTC'yi ve bu ülke üzerindeki uluslararası
anlaşmalarla tescil edilmiş haklarını terk edeceği
inancı varsa, bu inancından vazgeçer" dedi.
Esad, Erdoğan'ı
aradı
Bu arada Suriye Devlet
Başkanı Beşşar Esad, KKTC ziyareti sırasında TC
Başbakanı Erdoğan'ı telefonla aradı. Esad,
İsrail-Lübnan krizini sona erdirmek için uluslararası toplumun bir an
önce harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
Resmi SANA
ajansının haberinde, Esad'ın Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde, ülkesinin
krizin çözümü için ateşkes isteğini dile getirdiği belirtildi.
Esad ile
Erdoğan'ın, krizin sona erdirilmesi ve taraflar arasında
ateşkes sağlanmasındaki gecikmeyle uluslararası toplumun
tutumunu ele aldıkları bildirildi.
Resimaltı:
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan saat
14.40'ta bir araya geldi. Görüşme sonrasında Erdoğan ile Talat,
basına ortak açıklama yaptılar
KIBRIS 20/07/06
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, 20 Temmuz 1974'ün 32'inci yıldönümünde, Kıbrıs Türk
halkı ile Türkiye'nin, adada şerefli, kalıcı,
karışlıklı kabul edilebilir bir anlaşmanın
gerçekleşmesi için kararlı duruşunu sürdürdüğünü bildirdi.
Soyer, dün sabah TC
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i temsil etmek üzere adaya gelen TC
Cumhurbaşkanlığı Savunma Başdanışmanı
Nezihi Çakar ile Türkiye Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener
Karahanoğlu ve beraberindeki heyeti ayrı ayrı kabul etti.
Başbakan kabullerde
yaptığı konuşmada, tek amacın, adada Kıbrıs
Türk halkının varlığını koruma; çözümün adanın
toprak bütünlüğüne dayalı, Kıbrıs Türk halkanın
eşitliği temelinde, kalıcı bir çerçevede
gerçekleşmesini sağlayarak, bölgede barış ve istikrarı
hakim kılma; Enosis ve benzeri hayallerle yola çıkanların
Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye'nin büyük ölçüde güvenliğini
tehdit edecek şartları oluşturma politikasına akıl
dolu tavırlarla engel olma olduğunu ifade etti.
Başbakan Soyer, 20
Temmuz'un bu 32'nci yıldönümünde Kıbrıs Türk halkı ve
Türkiye'nin, uluslararası hukuk ve adadaki varlığından
kaynaklanan haklara dayalı karşılıklı kabul edilebilir
bir çözümün peşinde olduğunu vurguladı.
Birleşmiş
Milletler'in girişimlerine desteği sürdüreceklerini söyleyen Soyer,
Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının uluslararası
anlaşmalar ile akitlere bağlı olduğunu kaydetti.
Soyer, uluslararası camiaya, Kıbrıs Türk halkının adada kalıcı ve karşılıklı kabul edilebilir barış istemine destek verme çağrısı yaparak, Kıbrıs Türk halkının, BM çözüm planını desteklediğini, bu kararlı duruşunu sürdüreceğinin söyledi.
KIBRIS 20/07/06
Mağusa
Limanı'ndan 5 gemi gidiyor
Beyrut'taki
yabancıların tahliyesi için 'Su' isimli geminin yanı sıra
Akgünler I, Akgünler III, Fergün Denizciliğe ait Girne Feribotu ve Pirce
of Girne isimli deniz otobüsü de devreye girdi
Normal çalışma
koşullarında mesaisi saat 24.00'te sona eren Gazimağusa
Limanı'nda, insani amaçlı tahliyeye olanak sağlamak için mazot
ikmali kesintisiz sürüyor
Gazimağusa
Limanı'ndan dün öğle saatlerinde Beyrut'a gitmek üzere ayrılan
'Su' gemisi, dün akşam saat 01.00 sıralarında 500'e yakın
yolcusuyla Gazimağusa Limanı'nda yakıt ikmali yaptıktan
sonra Mersin'e gitti
Sevgi YALMAN
İsrail'in, Lübnan
topraklarında başlattığı askeri harekat nedeniyle
Beyrut'taki İsveç ve AB vatandaşlarını tahliye etmek
amacıyla önceki gün yola çıkan işadamı Ünal
Çağıner'e ait 'Su' isimli yolcu gemisi, ilk seferinin ardından
dün öğle saatlerinde 2'ınci seferini de gerçekleştirdi.
Beyrut'tan
aldığı 208 yolcu ile Gazimağusa Limanı'na gelen gemi,
burada yakıt ikmali yaptıktan sonra Türkiye'nin Mersin Limanı'na
gitti. Yolcularını Mersin'e bıraktıktan sonra yola
çıkan "Su" gemisi dün öğle saatlerinde geldiği
Gazimağusa Limanı'nda yakıt ikmalinden sonra yeniden Beyrut'a
gitti.
2'inci seferini yapan
"Su" gemisi yaklaşık 500 yolcu ile bu sabah saat 01.00
sıralarında Gazimağusa Limanı'nda mazot aldıktan sonra
Mersin'e doğru yola çıktı.
4 gemi daha devrede
Yabancıların
Beyrut'tan tahliyesi için 'Su' isimli geminin yanı sıra 4 geminin
daha devreye girdiği öğrenildi. Akgünler I, Akgünler III, Fergün
Denizcilik şirketine ait Girne feribotu ve Pirce of Girne isimli deniz
otobüsü de yabancıların Beyrut'tan tahliyesi için harekete geçti.
Gemiler, Gazimağusa Limanı'nda, hareket için hazır; emir
bekliyor.
Gazimağusa
Limanı 24 saat hizmet veriyor.
Bu arada normal mesaisi
24.00 de sona eren Gazimağusa Limanı, insani tahliyeye olanak
sağlamak için kesintisiz 24 saat çalışmaya başladı.
Gazimağusa Limanı'nı, mazot ikmali için transit olarak kullanan
gemiler, rıhtıma yaklaştıkları andan itibaren
hazır bekleyen tankerlerden hiç beklemeden mazot alabiliyor.
Zorluklar var
İsrail'in Lübnan'a
başlattığı askeri harekatın hemen sonrasında
Beyrut Limanı'nı 50 deniz miline kadar hükümranlık alanı
ilan etmesi, sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Açık denizde, Beyrut
Limanı'na giriş-çıkışları devamlı olarak kontrol
eden İsrail sahil güvenlik ekipleri, yalnızca insani amaçlı
giriş çıkışlara izin veriyor.
Beyrut Limanı'na
girmek isteyen her gemiyi durdurarak sorgulayan İsrailliler, limana
giriş saatleri ve gemilerin rotasını da kendileri belirliyor.
KIBRIS 20/07/06
Kıbrıs'ta
oluşan momentumdan acilen yararlanmak gerek
Amerika Birleşik
Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryza, Birleşmiş Milletler
(BM)Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler yardımcısı
İbrahim Gambari'nin Kıbrıs sorunu üzerinde bir momentum
yarattığını, Yeşil Hat'ta iki tarafın, bu
momentumun üzerine bina etmek için yaratıcı yollar düşünmeye
hazır olduğu yönünde bir aşama hissettiğini belirtti.
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas dün Lefkoşa'da
Matthew Bryza'yla görüştü.
Kıbrıs Haber
Ajansı'nın haberine göre, Bryza görüşmeden sonra
yaptığı açıklamada, her zaman olduğu gibi iki bölgeli,
iki toplumlu bir federasyonla adanın yeniden birleştirilmesine destek
verdiklerini bildirdi.
Bryza şöyle dedi:
"Kapsamlı bir anlaşmaya götürecek bir momentum olduğu
görülüyor. BM Genel Sekreteri İbrahim Gambari'ye ve adadaki iki
tarafın liderine de tutumlarından dolayı teşekkür ederiz.
Tarafların önemli konulardan oluşan listeleri birbirlerine vermeleri,
teknik komitelerin çalışmaya başlamaları ve kapsamlı
bir anlaşmaya yönelmek için bu momentumdan acilen yararlanmak
gerekiyor."
Lillikas görüşmeden
sonra basın mensuplarının ilgili sorularını
yanıtladı. Rum Bakan, Bryza'nın, Türkiye'nin Avrupa Birliği
(AB) müzakere sürecini ilerletmek için kendisini ikna etmeye
çalıştığını söyleyemeyeceğini belirtti ve
Türkiye'nin AB kuralları ve yasalarını uygulayıp
uygulamadığının değerlendirilmesi sırasında
karşılaşılacak zorluklara değinerek, şöyle devam
etti:
"Bizim tutumumuzun,
Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini ön koşullu olarak desteklemek
olduğunu bildirdik ve sanırım bu görüşüm bugün ABD
tarafından anlaşılmıştır ve Avrupa Birliği
ortaklarımızın da bunu anladığını ümit
ediyoruz. Eğer Türkiye yükümlülüklerini yerine getirirse ki, bunlar
kesinlikle Kıbrıs'taki gelişmelerle ilişkili değildir
ve bizim ve tabii ki, Avrupalı ortaklarımızın sözde
değil ama uygulamada, Türkiye'nin bu iyi niyetinden memnun olmamız
durumunda, Sonbahar'da beklenen tren kazası gerçekleşmeyecek."
Lillikas, bunun
gerçekleşmemesi durumunda Kıbrıs Rum tarafının
başka seçeneği kalamayacağını, Türkiye'nin AB müzakere
sürecini ertelenmesinin en iyi seçenek olmadığını bilse de
kötünün iyisini seçeceğini vurguladı.
KIBRIS 20/07/06
Belgeleri imzalamam için
beni kandırdılar
BAHÇEME
İZİNSİZ GİRDİLER... Londra Yüksek Mahkemesi'nde dün
gerçekleşen duruşmada ifade veren Linda Orams, gün
batımında, ellerindeki hukuki belgelerle bahçesine giren iki
yabancı nedeniyle oldukça kötü anlar yaşadığını
anlattı. Orams, "Bahçeme izinsiz girdiklerini görünce çok sinirlendim.
Ellerindeki belgeleri imzalamam için de beni kandırdılar" dedi
l THE INDEPENDENT'TEN KKTC
YORUMU... İngiltere'de yayımlanan Independent gazetesi, Kuzey
Kıbrıs'taki eski bir Rum arsasına ev yapan İngiliz çift
hakkındaki davadan hareketle, KKTC'deki durumu değerlendiren bir
yorum yazısı yayımladı. Yazıda,
"Yabancıların yatırımları kuzeyin küçük ekonomisi
için hayati öneme sahip. Ama Eğer İngiltere'deki mahkeme,
İngiliz çift aleyhine karar verirse Kuzey Kıbrıs ekonomisi büyük
bir darbe yiyecek" denildi
Kuzey
Kıbrıs'taki inşaat sektörü ile buradan ev satın alan
yabancıları yakından ilgilendiren Orams davası, Londra
Yüksek Mahkemesi'nde son gününe girdi. Londra Yüksek Mahkemesi'nde dün
gerçekleşen duruşmada ifade veren Linda Orams, gün batımı
sırasında, ellerindeki hukuki belgelerle bahçesine giren iki
yabancı nedeniyle, oldukça kötü anlar yaşadığını
anlattı. Orams, "Bahçeme izinsiz girdiklerini görünce çok
sinirlendim. Ellerindeki belgeleri imzalamam için de beni
kandırdılar" dedi.
Emekliye
ayrıldıktan sonra KKTC'den aldıkları rüya evin arazisinin,
1974'ten önce bir Kıbrıslı Rum'a ait olması nedeniyle Güney
Kıbrıs'ta yargılanan Orams çifti, Rum mahkemesinin aleyhlerinde
verdiği kararın kuzeyde uygulanamaması nedeniyle, dava Meletios
Apostolides isimli Kıbrıslı Rum tarafından Londra Yüksek
Mahkemesi'ne taşındı. 1974'ten önce arazinin sahibi olan
Apostolides'in avukatı Tom Beasley'in sorularını yanıtlayan
Linda Orams, evin üzerine inşa edilen arazinin Apostolides'e ait
olduğunu onunla gerçekleşen ilk karşılaşmada
öğrendiğini belirtti.
Rumca bilmemesinden
dolayı kendisine sunulan belgelerin ne anlama geldiğini konusunda en
ufak bir fikri olmadığını söyleyen Orams, bahçesine
ellerindeki belgelerle giren iki yabancının, belgeleri
imzalaması için kendisini ayrıca tehdit ettiklerini söyledi.
Apostolides, Orams çifti
tarafından 210 bin sterlin harcanarak yaptırılan evin kendi
arazisi üzerine inşa edilmiş olması nedeniyle evin
yıkılmasını ve arazisinin kendisine iade esilmesini talep
ediyor.
Linda ve David Orams çiftinin,
Rum mahkemesinde görülen davanın kararına itirazda
bulunmalarının ardından dava Londra'ya taşındı.
Orams çiftini yüksek
mahkemede, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eşi Cherie
Blair ile Kıbrıslı Türk avukat Hasan Vahip temsil ediyor. Orams
çiftinin avukatları önceki gün davayla ilgili savunmasını
yaptı. Savunmada Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kuzey
Kıbrıs'ta hakimiyeti bulunmadığı üzerinde duruldu.
Rum yönetiminin Avrupa
Birliği'ne girerken, Avrupa Birliği mevzuatının kuzeyde
geçerli olmadığının vurgulandığı
anımsatılarak, savunma bu temele oturtuldu.
Kıbrıslı
Rum Meletios Apostolides'in avukatları ise Rum mahkemesinin
aldığı kararın, AB hukuku açısından Birleşik
Krallık'ta uygulanabileceğini iddia ediyorlar.
Independent KKTC'yi
yorumladı
Öte yandan
İngiltere'de yayımlanan Independent gazetesi, Kuzey
Kıbrıs'taki eski bir Rum arsasına ev yapan İngiliz çift
hakkındaki davadan hareketle, KKTC'deki durumu değerlendiren bir
yorum yazısı yayımladı. Gazete, yabancıların
emlak yatırımlarının Kıbrıslı Türkler için
önemine değindi.
Independent,
yabancıların özellikle de İngilizlerin gayrimenkul edinmesiyle
Kuzey Kıbrıs'a büyük miktarda para aktığını
belirtti; ancak bir uyarıda da bulundu.
Yazıda,
"Yabancıların yatırımları kuzeyin küçük ekonomisi
için hayati öneme sahip. Ama eğer İngiltere'deki mahkeme,
İngiliz çift aleyhine karar verirse Kuzey Kıbrıs ekonomisi büyük
bir darbe yiyecek; çünkü inşaat patlamasından başka
güvenebilecekleri çok az şey var" yorumuna yer verildi.
Yazıda, AB
üyeliği sayesinde Rumların hayat standartının
iyileştiği, Annan Planı'nı kabul eden
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların ise devam
ettiği de vurgulandı.
2004'te Annan
Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinin ardından,
KKTC'ye yönelik izolasyonların kalkmadığını vurgulayan
gazete, Kıbrıslı Türklerden 'Avrupa'nın unutulmuş
insanları' olarak bahsediyor.
KKTC hukuki ve siyasi
boşlukta
Kıbrıslı
Türklerin, Avrupa'nın unutulmuş insanları; resmen
tanınmayan KKTC'de yaşayanların, hala bir hukuki ve siyasi
boşlukta olduğunu yazan gazetede, "Ada'nın kuzeyi 2004'te
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın uzlaşma planına ezici
çoğunlukla evet derken, güneyi planı reddetti.
Kıbrıslı Türklerin bu kararla, uluslararası toplumun kendi
sorunlarına daha sempatiyle bakacaklarına ilişkin yaygın
bir beklentisi vardı. Ama çok az şey değişti"
cümlelerine yer verildi.
Orams davası Rum
basınında
Rum basını da
Orams davasıyla ilgili haberlere geniş yer verdi.
KKTC'den
Kıbrıslı Rum'a ait taşınmaz mal aldıkları ve
bu eylemlerinden ötürü Rum mahkemesince alınan kararın İngiltere
mahkemesi tarafından da tanınması için İngiltere'de görülen
David-Linda Orams çiftinin davasının ilk duruşması Rum
basınında da yer aldı.
Fileleftheros gazetesi :
"Cephaneliğinde Annan Planı İle Blair 'Tazmin Komisyonu'na
Havale Ediyor" başlıkları altında verdiği
haberinde, önceki gün ilk duruşması gerçekleştirilen Orams
davasında, Orams'ların avukatı Cherie Blair'in, Kıbrıs
sorununun özüne değinerek, Orams'ların "Türk işgalinin
sonucu olan bir duruma, istekleri dışında dâhil
olduklarını" söylediğini yazdı.
Gazete, Blair'in KKTC
yerel makamları ve yasalarının varlığı ile 3
Kıbrıslı Rum'un KKTC'de kurulan Tazmin Komisyonu'ndan tazminat
almaları durumuna değindiğini yazdı.
Gazete, mahkeme
yargıcının Kıbrıs sorununun ilgili kısmıyla
"hassas bir şekilde" ilgileneceğini söylediğini de
belirtti.
Diğer gazeteler ise
konuya ilişkin haberi şu başlıklarla yansıttılar:
Haravgi gazetesi:
"Cherie Blair Orams'lara Suçsuzluk Kanıtı Veriyor".
Politis gazetesi:
"Dava Başladı -'Oramslar İstemeden
Karıştılar`".
Simerini gazetesi:
"Cherie Blair İkna Edemedi -Orams Çiftinin Davasındaki İlk
Duruşmada Kışkırtıcı".
Mahi gazetesi:
"Cherie Blair Sahte Devletin Dolaylı Tanınması
Girişiminde Bulundu."
Orams davası
İngiliz basınında
Diğer taraftan
İngiltere'nin saygın gazetelerinden The Independent, Daily Telegraph,
The Observer ve The Sunday Times dönüm noktası sayılabilecek Orams
davasına yer verdi.
The Independent,
İngiltere'nin Yüksek Mahkemesi'nde önceki gün görülmeye başlanan ve
üç gün sonra sonuçlanabileceği tahmin edilen davada,
Kıbrıslı Türklerin aleyhine çıkacak bir kararın, Kuzey
Kıbrıs için felaket anlamına geleceğini savundu.
Yaklaşık 6 bin
İngiliz'in Kuzey Kıbrıs'ta ev satın aldığına
dikkat çeken gazete, Bay ve Bayan Orams'ların aleyhinde çıkacak bir
kararın KKTC ekonomisini kökten sarsacağını çünkü KKTC
ekonomisinin inşaat sektöründen başka dayanağı
olmadığı görüşünde.
KIBRIS 20/07/06
Kıbrıs Türk halkı, sevgili
kardeşlerim,
Bugün, 15 Temmuzda girişilen ENOSİS atağına
karşı gerçekleşen 20 Temmuz Barış Harekatının
32. yılı
Kıbrıs Türk halkının kaderinde bir dönüm noktası olan
20 Temmuzun anlam ve önemini hepiniz çok iyi biliyorsunuz. 1960
Kıbrıs Cumhuriyetinin anayasal düzenini tümüyle ortadan
kaldırıp, Kıbrıslı Türkleri adadan silmeyi amaçlayan,
Yunan Cuntası desteğindeki faşist Sampson darbesi, bundan tam 32
yıl önce, 15 Temmuzda gerçekleşmişti. Ve hemen bunun akabinde,
Kıbrısta bir kez daha bozulan anayasal düzeni tesis etmek, hem
Kıbrıslı Türklere, hem de Kıbrıslı Rumlara
barış, özgürlük ve can güvenliği içinde bir yaşam
sağlamak amacıyla Türk Silahlı Kuvvetleri duruma müdahale
etmişti. Garanti ve İttifak Antlaşmalarına dayanılarak
gerçekleştirilen ve o zamandan beri Barış ve Özgürlük
Bayramı olarak kutladığımız 20 Temmuzun bu otuz
ikinci yıldönümünde, bir kez daha vurgulamak istiyorum: Türkiyenin adaya
asker çıkarması, uluslararası hukuk tarafından kendisine
tanınan bir haktan öte bir görevdi ve zamanında dünya kamuoyu
tarafından da etkin şekilde destekleniyordu.
Aradan geçen zaman içerisinde, Kıbrıs Rum liderliği, sanki 20
Temmuz harekatı ortada hiçbir sebep yokken
yapılmışçasına ve Kıbrıs sorunu da 21 Temmuz
sabahı başlamışçasına bir propagandaya yöneldi.
Dış dünyayı etkilemek için yapılan bu propagandayı o
kadar çok tekrarladılar ki, artık kendileri de, 1958de, 1963de,
1964 ve 65te, 1967de, Kıbrıslı Türklere, EOKAnın ve
bizzat Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusunun ve Yunan Birliklerinin
neler yaptığını unuttular. Kıbrıs Türk
köylerindeki katliamları, Kıbrıslı Türk
kayıpları, yakılıp yıkılan köy ve mahalleleri,
terk etmek zorunda bırakıldığımız ata
yadigarı toprakları, o çileli göçmenlik hayatını; ikinci
sınıf bir toplum muamelesi gören Kıbrıs Türkünü,
adanın sosyal, ekonomik, kültürel haritasından silmek için uygulanan
şiddeti
Bunların hepsini, ama hepsini unuttular, daha doğrusu
unutmuş göründüler.
Şimdi burada biz, bunları hatırlatarak, gelecek nesiller
arasına kin ve düşmanlık tohumları ekmeyi asla istemiyoruz.
Tek amacımız, tarihi gerçeklerin, çekilen acıların, akan
gözyaşının farkında olarak, hem kendi
halkımızın, hem de tüm Kıbrısın
yaralarını sarmaktır. Kalıcı ve adil bir
barış, ancak Kıbrıstaki tarihi gerçeklerin
görülebilmesiyle sağlanabilir.
O nedenledir ki, Kıbrıslı Türkler kadar, Kıbrıslı
Rumların da ülkemizin bütününü ve ortak Avrupalı geleceğimizi
gözetecek yeni yaklaşımlara ve siyasi olgunluğa sahip bir
liderliğe ihtiyacı vardır. Kıbrıslı Türklere
karşı daha olumlu mesajlar göndermeye özen gösteren Kıbrıslı
Rum siyasiler dahi, sanki 1974 öncesinde her şey güllük gülistanlıkmış
gibi, Türk askeri adaya çıkmadan önce kardeş kardeş
yaşadığımız o eski güzel günlerimiz söylemiyle
konuşmakta ve böylece bizi değil, ama kendi kendilerini
kandırdıkları bir siyasi retorik yaratmaktadırlar.
Bu yıldönümünde tartışma konusu yapmak istemediğim
nedenlerle Rum tarafının tekrarlayıp durduğu bu
propagandanın Avrupa ve dünya kamuoyunu da yıllarca etkilediğini
teslim etmeliyiz
Ta ki, Kıbrıs Türk halkı, 24 Nisan
referandumuyla, yeni bir dönemi başlatana kadar
Evet, referandum, AB süreci ve halkımızın
gerçekleştirdiği toplu iktidar değişimine kadar Rum
tarafı, tüm Kıbrıs adına konuşup dünyada kabul görmeye
devam etti.
Ama bugün, Kıbrıs Türk halkı, dünyayla aynı dili
konuşuyor. Halkımız uzun erimli ve kitlesel bir mücadeleyle
dünyaya açılma dönemini başlattı. İradesini,
barış ve demokrasi için, yurdumuz Kıbrısın
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin
hazırladığı Annan Planı parametrelerinde ve Avrupa Birliği
çatısında birleştirilmesi için kullandı. Böylece,
geçmişin karanlık gölgesinden çıktık. Artık
Kıbrısın eşit ortağı olarak ileriye
bakıyor, dünyanın gıpta ettiği barışçı
dönüşümün kahramanları olarak haklarımıza gurur ve güvenle sahip
çıkıyoruz. Artık haklarımıza sarılırken
kendinden emin, dünya değerleri ile uyumundan kuşku duyulmayan,
toplumsal bütünlüğünü sağlamış bir halk olarak dimdik
duruyoruz.
Biz Kıbrısta barış istiyoruz. Yurtta barış,
dünyada barış istiyoruz
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
Cumhurbaşkanı olarak ben ve halkım, Türk-Yunan halkları
arasında ve Doğu Akdenizde bir barış köprüsü yaratmak
istiyoruz. Bunun için de, fazla bir şey değil, diğer bütün insan
toplumları gibi en temel hak ve özgürlüklerimizi talep ediyoruz.
Kıbrıslı Türkler, kendi adlarına konuşabilmeyi,
dünyadan dışlanmamayı, özgürce seyahat edebilmeyi, dillerine,
kültürlerine saygı gösterilmesini, sosyal, ekonomik ve ticari
haklarının teslim edilmesini, yani tecridin, izolasyonun
kalkmasını istiyorlar. Bu temel ve insani hakların
Kıbrıs Türk halkından esirgenmesinin hiçbir haklı gerekçesi
olamaz. Kıbrıs Türk halkı son yıllardaki siyasi
katılımcılığı ile ne kadar olgun ve
hoşgörülü bir halk olduğunu dosta, düşmana gösterdi. Bu
olgunluğundan, bu hoşgörüsünden vazgeçmeyecektir.
20 Temmuz 1974le başlayan barış hedefinin başarıya
ulaşması, bizim, ısrarla ve yolumuzdan şaşmadan
çalışmamıza bağlıdır. Kıbrısın ve
tabii ki Kıbrıslı Türklerin ve Rumların kaderi, savaş,
ayrımcılık ve düşmanlık değil, barış ve
kardeşlik olmalıdır. Kıbrıs sorununu çözümlemek bizim
misyonumuzdur. Adil ve kalıcı bir barışa
ulaştığımız gün, yani gelecek nesillere,
Kıbrıslı Türk olarak bu adada başları dik
yaşayabilecekleri, her yanıyla Avrupalı ve barış
içinde bir ülke bıraktığımız gün, 32 yıl önce
başlayan Türkiyenin etkin barış girişimi de amacına
ulaşmış olacaktır.
Kıbrıs Türk halkı, sevgili kardeşlerim,
Daha önce de vurguladığım gibi, bugün, kendi evimizi düzenleme
çalışmasına yoğunlaşmamız, Kıbrıs Türk
halkına layık bir düzen kurmak için çalışmamız öne
çıkan görevimizdir. Bu doğrultuda tüm dünyaya, KKTCnin Türkiyenin
bir yerel yönetimi olduğunu varsayan Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi ve Avrupa Birliğine de, bunun böyle
olmadığını kanıtlamak zorundayız. Bu bizim ana
görevlerimizin başındadır. Kıbrısta çözüm olmadan da
erişmemiz gereken normalizasyon budur. Yoksa ne şiş yansın
ne kebap dersek ve eski anlayışlarla devam edersek ve
karnımızı hamasetle doyurursak, bu güzel
vatanımızın altımızdan kayıp gidişini
önlememiz mümkün olmayacaktır. Böylesi bir durumu arzulayan herhangi
birisinin bulunduğuna inanmıyorum. O halde elbirliği içerisinde
çalışmak, gerçekleri görmek ve çözümü beklemeden
içyapımızı kurumsallaştırmak hedefiyle hareket etmenin
tam da zamanıdır.
Tekrar ediyorum: Hiçbir tereddüt göstermemeliyiz. Hangi politik görüşten
olursak olalım KKTCyi kendi kendimizi yönetme mekanizması olarak,
halkımızın iradesinin ve egemenliğinin
yansıdığı en üst kurum olarak güçlendirmeli,
sağlamlaştırmalıyız. Bunun geleceğimizi güvence
altına almak için olmazsa olmazımız kabul etmeliyiz.
Hedef birleşik Kıbrısta Avrupa Birliği üyesi olmak
olduğuna göre AB normlarına uyarlanma sürecini de kesintisiz olarak
sürdürmeliyiz. Başta Hükümet olmak üzere tüm devlet birimlerinin çok ciddi
çalışma özverisi içerisinde olması gerekiyor. Kamu reformunu kendi
geleceğimiz için; çözümsüzlükte halkımıza hizmet, çözümde ise
hizmet yanında kaçınılmaz rekabette yenik düşmemek için
mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Halkımız ve sivil toplum örgütleri,
sendikalar ve meslek örgütleri bu reforma dört elle sarılmalıdır.
Bilinmesini istediğim bir şey daha var! Savaşların din,
dil, ırk ve milliyet demeden herkesi, her şeyi yakıp yıkan
ve yok eden yüzünü biz Kıbrıslı Türkler çok iyi biliriz. O
nedenledir ki, adamızdan, savaşın soğuk yüzünü bir daha
dönmemek üzere kovmak ve onurlu, güvenli ve kalıcı bir
barışa imza atarak gelecek kuşaklara adamızda
barış içinde mutlu bir yaşam bırakmak istiyoruz. Bu
istemimiz tüm dünya için de geçerlidir. Hele de yanı
başımızda yanan Ortadoğu için geçerlidir. Ortadoğunun
en çileli ve acı sorunu olan, binlerce insanın hayatını yok
eden İsrail- Filistin çatışmasının insancıl,
sağduyulu politikalarla sonlandırılması için tüm
çabaların ortaya konması gerektiği çok açıktır.
Bölgede yeniden başlayan şiddetin yarattığı son durum
ve İsrailin Lübnana yönelik saldırılarının bir an
önce sona ermesini istiyoruz. Terör ve şiddeti bir kez daha
kınıyor, sorunları barışçı yollarla çözmeyi
insanlığın gereği görüyoruz.
Hepimiz çok iyi biliyoruz. Dünyamız ekonomik eşitsizliği bu 21.
yüzyılda da hala daha ortadan kaldıramadı. Çıkar
çatışmaları ve sömürü bazı ülkeleri zengin bazı
ülkeleri ise fakirleştirmekte ve sonucunda tüm dünya insanları
eşit ve refah içinde bir hayatı paylaşamamaktadır. Biri yer
biri bakar misali, adaletsiz bir yapılanmanın sonucunda
dünyamızın doğal zenginlikleri de yok olmakta savaş ve
çatışmalar nedeni ile geleceğe bırakacağımız
dünya mirası acımasızca azalmaktadır. Bu nedenle,
açlık ve yoksullukla mücadelede başarılı olmayı, tüm
dünya insanlarının eşit hak ve özgürlüklerden
yararlanmasını ve refah içinde yaşamasını
çağdaşlığın gereği olarak görüyoruz. Ve
Kıbrıs Türk halkı olarak, Akdenizin bu güzel ama çileli
adasından, tüm dünyaya bir kez daha, savaşların sonlanması
ve dünya nimetlerinin eşit paylaşılması
çağrısını yinelemek istiyoruz.
Bu duygu ve düşüncelerle, 20 Temmuzun 32. yıldönümünde, toplumsal
var oluşumuz için, canını feda etmekten çekinmeyen aziz
şehitlerimizin huzurunda bir kez daha saygıyla eğiliyorum.
Kıbrıs Türk halkının bugünlere gelmesinde katkısı
olan herkese, Türkiye Cumhuriyetine, gazilerimize ve tüm Kıbrıs Türk
halkına bir kez daha teşekkür eder, en içten
saygılarımı sunarım.
MEHMET ALI TALAT 20/07/06
Karamanlis:
Hedef bütünlük
Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis, Kıbrıs konusunda
değişmeyen hedefin Adanın bütünlüğünün
sağlanması olduğunu söyledi.
NTV
Güncelleme: 19:49 TSİ 20 Temmuz 2006 Perşembe
ATİNA
- Karamanlis, Kıbrıs Barış Harekatının 32.
yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada,
Atinanın arzusu, gerek Türk gerekse Rumların AB üyeliğinin
nimetlerinden yararlanmasıdır dedi.
Karamanlis, Yunanistan ile Kıbrıs Rum
kesiminin, sorunun çözümü için işbirliği içinde faaliyet
gösterdiklerini dile getirdi.
Karamanlis, BM kararlarıyla Rum kesiminin ABye üyeliği çerçevesinde
oluşan ortamda, atılacak yeni adımın gerçekleşmesi
için çaba harcadıklarını da söyledi.
KKTCde emsal
karar beklentisi
Kuzey
Kıbrısta terkedilen bir Rum arazisine ev
yaptırdıkları için dava edilen İngiliz çiftin Londradaki
ilk duruşmasında söz alan avukatları İngiltere
Başbakanı Tony Blairin eşi Cherie Blair, Adanın kuzeyinde
Rum kanunlarının geçmediğini hatırlattı.
NTV
Güncelleme: 19:49 TSİ 20 Temmuz 2006 Perşembe
LONDRA
- Linda-David Orams çiftinin avukatlığını üstlenen Cherie
Blair, arazinin sahibi Rum vatandaşının mülkü için tazminat
alabilmesinin başka yolları olduğunu belirtti ve Kuzey
Kıbrısta kurulu tazmin komisyonunu adres gösterdi.
Rum vatandaşının avukatı ise
Cherie Blairin KKTC adını kullanmasına itiraz etti. Blair,
KKTCyi pratik sebeplerden dolayı kullandığını
söyledi.
Kararın haftasonuna kadar açıklanması bekleniyor. İngiliz
çift, Kıbrıs Rum mahkemesi tarafından yıkılmasına
karar verilen evlerine yeniden dönebilmeyi ümit ediyor.
Kararın, Kıbrıstaki diğer mülk davaları için de emsal
oluşturacağına dikkat çekiliyor.
'Türkiye ile kriz kapıda' uyarısı
21 Temmuz, 2006 16:33:00 (TSİ) CNN TURK
İngiliz dergisi The Economist,
''Türkiye'nin limanlarını, ambargo altındaki Kıbrıs
Türklerini neden göstererek Rumlara açmayı reddetmesi, sonbaharda büyük
bir Türkiye-AB krizine sebep olacak'' yorumunda bulundu.
Hiç
kimsenin bu krizi çözecek yolu bulamadığını yazan dergide
"Türkiye kaybedilirse, bunun sorumlusu genelde Avrupa Birliği,
özeldeyse Kıbrıs olacak" ifadesi kullanıldı.
The Economist, Türkiye'nin limanlarını açmama gerekçesini 'makul'
olarak nitelendirdi ve 'bu sorunu çözmenin en basit yolunun, her iki
tarafın isteklerini aynı anda yerine getirmek olduğunu
yazdı.
Türkiye'nin tarihinde, ilk kez hem AB hem ABD ile aynı anda kötü
ilişkiler içerisinde olduğunu yazan dergi, 2007'de seçim
yapılacağını hatırlatarak, 'kriz havasının'
Türkiye'deki milliyetçileri güçlendirdiğini belirtti.
Dergi aynı zamanda, gerginliğin Türkiye'deki milliyetçileri
güçlendirdiğini ve bunun etkisinin Türkiye'de önümüzdeki yıl
yapılacak genel seçimlerde hissedileceğini de bildirdi.
'Aldatılmışlık hissi içindeki Türkler AB'nin
haksızlık yaptığını
düşünüyor' ifadesini kullanan The Economist'e göre, AB
çıkacak olası bir krizi 2007 seçimlerinden sonraya ertelemek zorunda.
Erdoğan dün de izolasyonların
kaldırılmasını istedi
Dün, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 32'nci
yıldönümü KKTC'de kutlandı. Kutlamalara katılan Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasında kapsamlı bir çözüm
bulununcaya kadar Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız
tecritin kaldırılmasını istedi.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere
Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin
ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin
içeriği ise şöyle:
·
Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını
etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına
başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla
ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek
ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları
tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
·
Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler
Dizisi'nin tam metni şöyle:
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş
olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir
federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme
bağlılık.
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz
sonuçlar doğuracağının kabulü.
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha
fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar
hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması,
aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı
çözüme katkıda bulunacaktır.
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru
ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu
bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların hayatlarının
daha iyi olması için güven artırıcı önlemler elzemdir. Yine
bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son vermelidir.''
Economist:
Türkiye-AB krizi kapıda
BBC Türkçe
İngiltere'de yayımlanan Economist dergisi, Türkiye ile Avrupa
Birliği(AB) arasında olası krizin
yaklaştığını yazdı. Reformlar konusunda
Ankara'yı, Kıbrıs konusunda da Brüksel'i eleştiren dergi,
Türkiye'nin gelecek yıl seçime gideceğini hatırlatarak, Avrupa yanlısı
olmanın pek oy getirmeyeceği, Türk milliyetçiliğinin ise bir
hayli oy kazandıracağı uyarısında bulundu.
Avrupa
Birliği ile Türkiye'nin sonbaharda Kıbrıs konusunda
karşı karşıya geleceğini, AB'nin Türkiye'den liman ve
havaalanlarını bu yıl sonuna kadar tüm üyelere
açmasını talep ettiğini hatırlatan dergi, bunun da
sorunların çözülmesini zora soktuğu yorumunda bulundu.
Dergide
yer alan yorum haberde şu görüşlere yer verildi: "Türkiye,
Kıbrıs'ın bir yarısı ambargo altındayken,
diğer yarısına limanlarını açmasının
haksızlık olacağını savunuyor, ki bu da gayet
mantıklı. Doğal çözüm iki tarafın aynı anda harekete
geçmesi olacaktır. Ne var ki Avrupa Birliği, Gümrük Birliği
anlaşması ile ticaret ambargosu arasında bir bağ
olmadığını savunuyor. Yani kendisi verdiği sözü
tutmazken, Türkiye'den sözünü tutmasını istiyor"
Konuyla
ilgili kendi fikrini de açıklayan Economist dergisi, sonbaharda
yaşamnması muhtemel Kıbrıs krizinin, gelecek yıl
yapılacak Türkiye'deki seçimlerin sonrasına ertelenmesi önerisinde
bulundu.
HURRIYET 21/07/06
NTV kameranına Rum
saldırısı
A.A.
NTV Lefkoşa kameramanı Abdullah Suiçmez, Rumların, dün gece
20 Temmuz Barış Harekatı'nı kınama eylemini takip
ederken bir grup Rumun saldırısına uğradı.
Dış Basın Birliği Başkanı Mesut Günsev, AA
muhabirine konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Suiçmez'in,
dün saat 22.00 sıralarında, Kıbrıslı Rumların
anti-işgal grubu tarafından Ledra Palace Sınır
Kapısının Rum tarafında düzenlediği, Barış
Harekatı'nı kınama eylemini takip için görev yaparken
saldırıya uğradığını ve canını
ancak Türk tarafına geçerek kurtardığını belirtti.
Olayı, basına saldırı olarak değerlendirdiklerini ve
şiddetle kınadıklarını kaydeden Günsev,
uluslararası topluluğun Kıbrıs'ta barışın
sağlanması ve taraflar arasında güvenin artması için
çabalarını sürdürdüğü bir ortamda bu saldırının
kabul edilemeyeceğini ifade etti.
HURRIYET 21/07/06
Kıbrıs
mesajı
20 Temmuz 1974'te yapılan Kıbrıs Barış
Harekâtı'nın 32. yıldönümü kutlamaları görkemli oldu.
Başbakan Erdoğan da 6 bakanla adaya giderek Ankara'nın KKTC'ye
verdiği desteği sergiledi; Türkiye'nin AB üyelik müzakereleriyle
iliştirilen "Kıbrıs sorunu"nun çözüm yerinin
Birleşmiş Milletler olduğunu savundu. AB'nin sözünde durarak,
KKTC'ye yönelik izolasyonları kaldırmasını istedi.
Gümrük Birliği anlaşmasının Güney Kıbrıs'a
teşmil edilerek havaalanı ve limanların açılması
yönünde Türkiye'ye baskı yapan ve bu nedenle "müzakerelerin
askıya alınabileceği" mesajını veren Brüksel'in
bu tutumunda esneklik olacak mı?
Türkiye-AB Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk'le
yaptığımız söyleşiyi hafta başında Milliyet
"Sohbet Odası"nda yayımladık. Dış Haberler
muhabirimiz Bahar Bakır'la birlikte Lagendijk'i dinlerken Kıbrıs
konusunda sürpriz bir yanıtla karşılaştık.
Kamuoylarındaki olumsuz havanın aksine iyimser bir değerlendirme
yaptı Lagendijk: 'Kıbrıs, sorun olmakla birlikte müzakere
sürecini donduracak bir konu değildir. Türkiye ile Kıbrıs
arasında her ne kadar büyük sorunlar olsa da tek bir ülkenin AB müzakere
sürecini durdurabileceğini düşünmüyorum.
Türkiye'nin Ankara Protokolü koşulunu yerine getirmeyeceğini söyleyip
sorunu ileriki yıllarda halletmesi mümkün. İngiliz
Dışişleri Bakanı'nın söylediği gibi, AB
ülkelerinin büyük bir çoğunluğu Türkiye ile müzakerelerin sürmesini
istiyor. Fransa, Kıbrıs, Avusturya gibi ülkelerin olumsuz söylem ve
tavırlarına göre değerlendirme yapılıyor. Oysa onlar
25 ülkeden sadece 3'ü. Türkiye'nin bunu görmesi lazım.'
Lagendijk'in, Kıbrıs konusunda kilitlenen AKP'nin tutumunda
Türkiye'deki yaklaşan seçimlerin de etkisine vurgu yaparak, "yeni bir
hamle yapmasının şu anda beklenmeyeceğini" söylemesi
de gerçekçiydi. AB çevreleri, "iç politika" güçlükleri ve milliyetçi
yükselişin AKP'nin muhafazakâr tabanına etkisi nedeniyle
Kıbrıs'ta, Türkiye'den beklenen kimi adımlar için 2007'nin
görülmesi gerektiğini düşünüyorlar. Kürt sorunu, türban gibi
tartışmalı gündem maddelerini de "erteleme paketi"ne
katmak gerekiyor.
Erdoğan, Çankaya'ya çıkacak mı? AKP, seçimi kazanabilecek mi?
AKP lideri de politik söyleminde "iç politika"yı öne
almış durumda.
İsrail'e tepki, PKK'ya sınır ötesi gözdağı,
Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 32'nci yıldönümü
kutlamalarında adaya çıkarma! Erdoğan, milliyetçilik
kulvarındaki rakiplerinin önünde koşmaya başladı. Ancak
henüz söylemden eyleme geçemedi. Bugün GATA'da yatan Ecevit, ABD'ye rağmen
Kıbrıs'a çıkmayı başarmıştı!
DERYA
SAZAK MILLIYET 21/07/06
Kim tutsak? Türkiye mi,
Kıbrıs mı?
1974'ün Temmuz ayı idi. Türkiye Kıbrıs'a 1'inci askeri
müdahalesini yapmış, ardından Cenevre Konferansı
toplanmıştı. İngiltere dışişleri bakanı
Callaghan'ın hakemliğinde, Türkiye Yunanistan, Türk ve Rum toplumu
liderleri çözüm arıyorlardı.
Konferansın ilk bölümünde küçük bazı adımlar
atılmış, Ağustos'ta ikinci bölümüne geçilmişti. Ancak
bir uzlaşı formülü bulunamıyordu. Konferans uzadıkça, Türk
tarafında sinirler geriliyordu. Bunun nedeni de, 1'inci harekatta Türk
Silahlı Kuvvetleri istediği sınırlara
ulaşamamış, küçük bir bölgeye sıkışıp
kalmıştı. Hem hareket yeteneğini kaybetmiş, hem de
adanın diğer bölgelerindeki Türk köyleri Rumlar tarafından
çevrilmişti. Askeri durum hiçte iç açıcı değildi.
Türkiye'nin bu bölgede kalmayacağı ve ikinci operasyonla adadaki
sınırlarını genişleteceği hissediliyordu. Rumlar,
Başbakan Ecevit'in son dakika 5 ayrı kanton teklifini, süre isteyerek
hemen kabul edemeyince, 20 Ağustos günü Ankara düğmeye
baştı. Türk heyeti konferansı terketti ve 2'nci askeri harekata
başladı.
Konferans dağılınca, Callaghan basın toplantısı
yaptı. Ben de oradaydım. İngiliz Dışişleri
Bakanı ateş püskürüyordu. Başaramamış, konferans
dağılmıştı.
Ankara'nın, Washington'dan (Kissinger'den) yeşil ışık
aldığını biliyordu. Hiç unutmuyorum, Türkiye'yi
ağır şekilde suçladı ve son söz olarak "Bugün
Kıbrıs, Türkiye'nin tutsağı durumundadır. Ancak, en
kısa sürede bir çözüm bulunamazsa, yarın Türkiye
Kıbrıs'ın tutsağı durumuna düşecek,
Kıbrıs bataklığı Türkleri içine çekecektir" dedi.
O günün heyecanı içinde, bu sözlerin,
başarısızlığın verdiği sinirle
sarfedildiğini sanmıştım,
Ne yazık ki, aradan geçen 30 yıl süresince Türkiye bir çok çözüm
imkanını kullanmadı. Fırsatların bir bölümünü biz, bir
bölümünü de Rumlar taca attı. Askeri harekatların, hukuki bir zemine
oturtulup, çözüme ulaştırılmadığı taktirde,
kanayan yara gibi işleyeceğini unuttuk.
Uyandığımızda (Annan planı) ise, artık çok geç
olmuştu.
Bugün geriye dönüp baktığımda, Callaghan'ın öngörüsünün
doğrulandığını farkediyorum. Türkiye, Kıbrıs
batağından kurtulamıyor ve tutsak durumuna düşüyor.
YARIN PAPADOPULOS AYNI DURUMA DÜŞECEK
Madalyonun öbür yüzüne bakınca, Türkiye'nin düştüğü bu duruma,
yarın Papadopulos'un düşeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Rum Cumhurbaşkanı, AB şantajıyla tüm
açılımları engelliyor. Talat ile görüşmek istemiyor.
AB'deki bugünkü rüzgarların yön değiştirebileceğini ve tek
başına kalabileceğini hiç hesap etmiyor. Yanılş
politikalarla ülkesine kötülük ediyor.
Aklıma Callaghan'ın sözleri geliyor. Bugün yaşasa herhalde
"... Bugün Türkiye, Kıbrıs'ın tutsağı gibi
görülüyor. Acaba yarın, Kıbrıs Türklerin tutsağı
olacaktır..." derdi.
* * *
TÜRKİYE İLE
İSRAİL'İ BİRBİRİNE KARIŞTIRMAYIN
Bazı yorumcular çok yanlış bir karşılaştırma
yapıyorlar.
Amerika'nın İsrail'in Hizbullah ve Hamas'a karşı askeri
harekatına göz yumarken, Türkiye'nin PKK'yı cezalandırmak için
Kuzey Irak'a askeri bir operasyonuna karşı çıkması
eleştiriliyor.
"Bu çifte standarttır".
"Buna iki yüzlülük denir"
Bütün bunlar doğru. Ancak, Washington için İsrail başka, Türkiye
bambaşka bir şeydir. Eğer bu iki ülke ve iki operasyonu
aynı kefeye koyarsak her yönden büyük hata etmiş oluruz. Domates ile
patatesi karşılaştırmak gibi bir durum yaratırız.
Daha da önemlisi, kendimize de haksızlık ederiz.
Ortadoğu'da yaşananların perde arkasında, oyun içinde oyun
sergilenmektedir. Basit bir terörist kovalamacasından söz edilmemektedir.
İsrail veya Arapların kazanması uluslararası dengeleri
değiştirecek sonuçlar yaratır. PKK olayı ise,
Uluslararası açıdan bakıldığında yerel bir
sorundur.
Ayrıca, Semih İdiz de değindi, İsrail ile kendimizi
aynı kaba koymamız, düzeltmeye
çalıştığımız imajımızı mahveder.
İyisi mi, hangi ligde oyanayacağımızı bilelim.
* * *
BU İDDİANAME
GÖRMEZDEN Mİ GELİNECEK?
9 Kasım 2005'te Şemdinli'de Umut Kitabevine bomba
attıklarından dolayı, jandarma astsubay Ali Kaya ve Özcan
İldeniz 39 yıl 5 ay ve 10'ar güne mahkum olmuşlardı. Van
Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararın gerekçesini yeni
açıkladı.
Tam 144 sayfa ve içinde inanılmaz suçlamalar var.
İşte en önemli sonuç:
"Astsubayların, bu tip bir eylemi rütbe olarak kendilerinden yüksek
görevlilerin himayesi ve katılımı olmadan
işleyemeyecekleri" hükmüne varan mahkeme, "devletin, şayet
varsa bu kişileri bulması gerektiğini"kaydetti.
Peki şimdi ne olacak?
144 sayfalık bu karar devlet arşivinde mi kalacak?
Jandarma Genel Komutanlığı başını kuma mı
gömecek?
Genelkurmay Başkanlığı bir soruşturma açmayacak
mı?
Mahkemenin bulguları incelenmeyecek mi?
Devlet ne yapacak?
TBMM, her konuda soruşturma komisyonu kurarken, yargıçların 144
sayfalık suçlamalarını görmezden mi gelecek?
MEHMET
ALI BIRAND MILLIYET 21/07/06
20 Temmuz Bayramı: AB'ye Kıbrıs için eleştiriler
Erdoğan, 20 Temmuz
töreninde konuştu: Kıbrıs, Türkiye'nin AB üyeliğine
karşı kullanılıyor. Bu büyük yanılgı. Gerçekleri
görün. KKTC'ye tecrit meşru değil
21/07/2006
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
LEFKOŞA
- KKTC'de 20 Temmuz bayramına katılan Başbakan Tayyip
Erdoğan, AB'yi topa tuttu. Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB'ye
üyelik sürecine karşı kullanıldığını
söyleyen Erdoğan, "Bu, büyük yanılgıdır. Gerçekleri
görün, olaylara yeni gözle bakın. Kıbrıs sorununun çözüm yeri AB
değil, BM'dir" mesajı verdi.
Erdoğan, törende, Rumların uzlaşmazlığının
bedelinin Türklere ödetilmesinin ciddi çelişki ve büyük
haksızlık olduğunu söyledi. Başbakan,
"Kıbrıs Türk halkına karşı haksız tecride
son verecek adımlar acilen atılmalı. Başta AB,
uluslararası toplum verdiği sözleri tutmalı. Uzlaşı
isteyen tarafa kısıtlama uygulamanın meşruiyeti
yoktur" diyerek şöyle devam etti:
'Bir devlet
oluşmuştur'
"İki kesimlilik, siyasi eşitlik, eşit statü, yeni
ortaklık devleti kurulması ve garantörlük hakkımızın
korunması vazgeçemeyeceğimiz ilkeler. Kıbrıs'ta iki liderin
buluşup mutabakata varmalarını olumlu görüyoruz. BM'nin
başlattığı yeni süreci destekliyoruz."
Barış Harekâtı'nın zor ve cesur bir kararın sonucu
olduğunu belirten Başbakan, "Dört yıldır
başlattığımız diplomatik açılım da aynı
ölçüde cesaret isteyen bir siyasi karar olmuştur. Değişimden
yana tavır alıp KKTC'nin büyük mesafe almasını
sağladık" derken, yeni KKTC'yi 'fırsatlar ülkesi'ne
dönüştürmeyi vaat etti.
BRT'ye demeciyle de AB'ye mesaj veren Erdoğan, AB'yi KKTC'ye
'azınlık gömleği' giydirmeye çalışmakla suçlayıp
"Kimse boşuna heveslenmesin. KKTC halkı azınlık
değil. Bir devlet oluşmuştur. Onu tanıyan da
Türkiye'dir" dedi.
KKTC lideri Mehmet Ali Talat da, törende, Rum politikasının
'Türkiye'nin AB sürecine pusu kurma üzerine temellendirildiğini' söyledi:
"Türkiye Rum engellerine boyun eğip KKTC'yi desteklemekten vazgeçecek
sanıyorlar. Ama bu asla olmayacak. AB, Rumları çözüme
zorlamalı." Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de, mesajanda
KKTC'ye tecridin kalkmasını istedi.
Diyalog çabaları kesilmemeli
Finlandiya, AB'nin
Kıbrıs sorunu hakkında daha önce verdiği sözleri tutsa iyi
olur. Finlandiya dönem başkanlığı, diyaloğun sonunda
tamamen raydan çıkmaması için, Kıbrıs Rum liderlerini
diyaloğa geri dönme konusunda yüreklendirmeli. Avrupa Birliği de her
halükârda verdiği sözlerin, üzerine yazılı bulunduğu
kâğıtlardan daha değerli olduğunu ortaya koyabilmeli
21/07/2006
RADIKAL
CEM ÖZDEMİR
HAKAN ALTINAY
Finlandiya,
1 Temmuz'da Avrupa Birliği dönem başkanlığının
yanı sıra, Kıbrıs anlaşmazlığını
çözmek gibi büyük bir sorunu da üstlendi. Sadece iki yıl önce, uzun
süredir devam eden bu sorun sonunda çözüme ulaşmak üzere gibi görünüyordu.
Ancak Kıbrıs Rumları, liderleri Cumhurbaşkanı Tasos
Papadopulos'un emriyle, Birleşmiş Milletler'in arabuluculuğunu
yaptığı ve 'Annan Planı' olarak bilinen çözüm aleyhine oy
kullanarak, çözümü reddetti.
Referanduma
rağmen
Diğer yandan, kısa bir süre öncesine kadar Ankara hariç herkes
tarafından dışlanan Kıbrıs Türklerinin büyük bir
çoğunluğu, düzenlenen ayrı bir referandumda Birleşmiş
Milletler planına destek verdi. Birleşmiş Milletler, Avrupa
Birliği ve Türkiye, söz konusu plana destek toplamak için çok çaba sarf
etmiş olduğu için, Kıbrıs Rumlarının bu
planı reddetmesiyle uluslararası toplum büyük bir darbe almış
oldu.
Dünyadaki diğer sorunlara kıyasla, Kıbrıs sorunu göreceli
kolay bir sorun. Çözümün ana hatları, onlarca yıl önce belirlendi.
Ancak her iki taraf da, ileride biraz daha kendi lehlerine olacak bir
anlaşmaya varma beklentisiyle, nihai görüş birliğine
yanaşmıyor.
Kıbrıs Türklerinin uzun süre lideri olan Rauf Denktaş'ın,
bu konuda adı çıkmıştı, ancak 2003'ten beri Tasos
Papadopulos liderliğinde iktidarda olan mevcut Kıbrıs Rum
Yönetimi de aynı telden çalıyor. 2004 referandumu öncesinde, Avrupa
Birliği'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen'in
Kıbrıs televizyonuna çıkmamasını sağlayacak kadar
ileri gittiler.
'Aldatıldık'
Verheugen daha sonra Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı bir
konuşmada, Kıbrıs Rum liderleri tarafından
aldatıldığını hissettiğini söyledi.
2006 başında, eski Dışişleri Bakanı Jack Straw,
Avam Kamarası'na yaptığı bir konuşmada,
Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne üye olmasının tek
nedeninin, eski Kıbrıs Rum yönetiminin uluslararası toplumla çok
iyi işbirliği yapmış olması olduğunu ve mevcut
yönetim olsaydı, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne hiçbir
zaman giremeyeceğini söyledi.
Genişleme konusunda her bir üye devlet veto hakkını
kullanabileceği için, Kıbrıs Rum Yönetimi sadece Türkiye'nin
Avrupa Birliği üyeliğine karar vermeyecek, aynı zamanda 35
müzakere faslının her birinin kabulü konusunda da karar verecek.
Geçtiğimiz haziranda Lüksemburg'da düzenlenen Avrupa Birliği
dışişleri bakanları toplantısında,
Kıbrıs bunun ne anlama gelebileceğini herkese hemen gösterdi.
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs gemilerine açmayı
reddetmesini, Türkiye'de bilim ve araştırma konulu birinci müzakere
faslına bağlamakta ısrar etti. Türkiye'nin üyelik sürecinde
müzakere edilmesi gereken 34 fasıl daha var ve bu görüşmelerde
Kıbrıs'ın oynayacağı rolü tahmin etmek hiç zor değil.
Gelişme az
Kıbrıs'taki referandumdan iki gün sonra, Avrupa Devlet ve Hükümet
Başkanları Konseyi, Kıbrıslı Türklerin iyi
davranışlarını takdir eden bir hareketle, adanın Türk
tarafındaki ekonomik izolasyonu kaldırmaya oybirliğiyle karar verdi.
Ancak o zamandan beri fazla bir gelişme yaşanmadı. Artık
Avrupa Birliği sözünü tutmalı.
Hatta merkezi Brüksel'de olan 'International Crisis Group' adlı
think-tank, Avrupa Birliği'nin verdiği kararın değerinin
'kararın yazıldığı kâğıdın
değerinden daha az' olduğunu belirtti. Avrupa Birliği'ne üye
devletlerde milliyetçi duyguların yoğunlaştığı
bir dönemde, Kıbrıs Türkleri Avrupa lehine oy kullandı. Ancak
onlar Avrupa Birliği'nin dışında tutulurken, milliyetçi ve
katı Rum yurttaşları hile yoluyla Avrupa Birliği'ne üye
oldu. Avrupa Birliği, Kosova'da Kosovalıların
dışarıda kalmasına yardımcı olmaya
hazırlanıyor. Ancak Kıbrıslı Türkler içeri girmek
istediğinde, Avrupa Birliği onları görmezden geliyor.
Sözler tutulsa iyi
olur
Finlandiya, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorunu hakkında daha
önce verdiği sözleri tutsa iyi olur. Finlandiya dönem
başkanlığı, diyaloğun sonunda tamamen raydan
çıkmaması için, Kıbrıs Rum liderlerini diyaloğa geri
dönme konusunda yüreklendirmeli. Aslında Avrupa Birliği her
halükârda, verdiği sözlerin üzerine yazıldığı
kâğıttan daha değerli olduğunu göstermeli. Aksi takdirde
Avrupa Birliği, Türkiye'deki en ateşli taraftarlarını
kaybedecek ve en çok ihtiyaç duyulduğu zamanda, dünyada ve bulunduğu
bölgede yumuşak gücünü yayma konusunda müthiş bir fırsatı
kaçırmış olacak. Türkiye'nin ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma
Partisi'nin Avrupa Birliği üyeliğine bel
bağladığı yönündeki yaygın görüş, Avrupa
Birliği'nin ayrılıkçı ve aşırı kendine
güvenen tutumunu daha da tetikliyormuş gibi görünüyor.
Ancak gerçek durum farklı. Adalet ve Kalkınma Partisi, Avrupa
Birliği'ne karşı daha az dostane bir tavır benimsese ve
Avrupa Birliği'nin 'güçlü olan haklıdır' mesajı veren vücut
diline karşı direniyormuş gibi bir hava yaratsa, Adalet ve
Kalkınma Partisi'ne halkın verdiği destek birden çok artar.
Adım atmak zor
Tabii ki Türkiye ve Adalet ve Kalkınma Partisi hâlâ Avrupa Birliği'ne
üye olmak istiyor ama bedeli ne olursa olsun ödemek istemiyor. Avrupa
Birliği, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu sona erdirme
konusunda daha önce verdiği sözü tutana kadar ne Adalet ve Kalkınma
Partisi, ne de demokratik açıdan hesap verme durumda olan başka bir
hükümet, Kıbrıs sorunu konusunda bir adım atabilir.
Kıbrıs Rum yönetimi, Birleşmiş Milletler'in
çabalarını iyi niyetle desteklese, Avrupa Birliği, Türkiye'nin
askerlerini adadan çekmesini yüreklendirebilir. Ancak Avrupa Birliği'nin
Kıbrıslı Rumların katı yaklaşımına,
Türkiye'nin Avrupa Birliği ümitlerini suya düşürmek için maliyeti
düşük bir yöntem olarak teslim olması, Avrupa Birliği'nin
ehliyetsizliğinin bir göstergesi olur.
Finlandiya dönem başkanlığı, Kıbrıs'a kulübe üye
olmanın sadece ulusal düzeyde değil, Avrupa düzeyinde de sorumluluk
taşımak anlamına geldiğini hatırlatsa bile, bir
şeyler başarmış sayılır. Kıbrıs Rum
liderlerinin uyuşmaz yaklaşımının, Türkiye'nin üyelik
gündemini rehin almasına izin verilmemelidir. Türkiye'nin çok ciddi
sorunları var ve üyelik öncesi dönem, bu sorunları aşmaya
yönelik reformlar yapmak için kullanılmalıdır; Avrupa
Birliği de, Kıbrıslı Rumların katı
yaklaşımına hoşgörü göstererek itibarını
tehlikeye atmaktansa, kendini reform sürecine destek vermeye
adamalıdır.
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türk muadili
arasında iki yıldır düzenlenen ve bu hafta Lefkoşa'da
gerçekleşen ilk toplantı, ümit olduğunu gösteriyor; ayrıca
Finlandiya, gerilimde görülen bu ilk yumuşama belirtilerini, arabuluculuk
fırsatı olarak da kullanabilir. Kıbrıs sorununa
kapsamlı bir çözüm bulma işinin bir sonraki Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri'ne kalma olasılığı yüksek olmasına
rağmen, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler Birleşmiş
Milletler'in çabalarını desteklemeye devam ettikleri sürece,
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği Kıbrıs meselesinden
ayrı tutulmalıdır.
(Der Spiegel'de 8 Temmuz 2006'da yayımlanan yazı.)
Cem Özdemir: Avrupa Parlamentosu üyesi, Hakan Altınay: Açık Toplum
Enstitüsü Türkiye Direktörü
Coşkuyla kutladık
GÖRKEMLİ TÖRENLER...
20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32'nci
yıldönümü tüm yurtta törenler ve etkinliklerle kutlandı. Günün ilk
resmi töreni Boğaz Şehitliği'nde yapıldı. Daha sonra,
Lefkoşa Şehitler Anıtı'nda, Atatürk Anıtı'nda,
Anıttepe'de, Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda ve
diğer tüm ilçelerde törenler düzenlendi. Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan ve heyetinin de katıldığı Dr. Fazıl
Küçük Bulvarı'ndaki törende büyük coşku vardı
TALAT:
POLİTİKAMIZ ÇÖZÜM İÇİN... Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Türkiye ile birlikte yürüttükleri politikanın, Kıbrıs
sorunu bağlamında dünyanın dilini konuştuğunu ve bu
politikayı istikrarlı biçimde götürmek; herhangi bir kuşkuya
mahal vermemek gerektiğini vurguladı. Talat, "Rum tarafının
yıllardır propagandasını yaptığı,
Kıbrıslı Türklerin ayrılık peşinde
koştuğu iddiaları artık çürüdü" dedi
ERDOĞAN: HEDEF;
KKTC'NİN FIRSATLAR ÜLKESİ OLMASIDIR... Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan Kıbrıs'ta çözümün, barışın,
istikrarın temelinde Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal
bakımdan güçlenmesi ve Kıbrıs Türk halkının refah
seviyesinin artmasının yattığını belirterek,
"Ekonomik kalkınmasını tamamlayan KKTC,
barışın da çözümün de teminatı olacaktır" dedi.
Erdoğan, Türkiye'de yaptıkları gibi KKTC'yi de fırsatlar
ülkesi haline getirmenin ana hedefleri olduğunu dile getirdi
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı'nın 32'nci yıldönümü tüm yurtta törenler ve
etkinliklerle kutlandı.
Kutlama törenleri
çerçevesindeki ilk resmi tören dün sabah Boğaz Şehitliği'nde
yapıldı. Daha sonra, Lefkoşa Şehitler Anıtı'nda,
Atatürk Anıtı'nda, Anıttepe'de, Lefkoşa'da Dr. Fazıl
Küçük Bulvarı'nda ve diğer tüm ilçelerde törenler düzenlendi.
Lefkoşa'da Dr.
Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende konuşan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye ile birlikte yürüttükleri
politikanın, Kıbrıs sorunu bağlamında dünyanın
dilini konuştuğunu ve bu politikayı istikrarlı biçimde
götürmek; herhangi bir kuşkuya mahal vermemek gerektiğini
vurguladı.
"Rum
tarafının yıllardır propagandasını yaptığı,
Kıbrıslı Türklerin ayrılık peşinde
koştuğu iddiaları artık çürüdü" diyen Talat, çözüm
için çalışırken aynı zamanda KKTC'nin kendi ayakları
üzerinde durmasını da sağlamaları gerektiğini
belirtti.
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Kıbrıs'ta çözümün,
barışın, istikrarın temelinde Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal bakımdan güçlenmesi ve
Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin artmasının
yattığını belirterek, "Ekonomik
kalkınmasını tamamlayan KKTC, barışın da, çözümün
de teminatı olacaktır" dedi. Erdoğan, Türkiye'de
yaptıkları gibi KKTC'yi de fırsatlar ülkesi haline getirmenin
ana hedefleri olduğunu dile getirdi.
Dr. Fazıl Küçük
Bulvarı'nda yer alan resmi törende coşku vardı. Tören
alanına saat 10.10'da gelen Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, sevgi gösterisiyle
karşılandı. Sevgi gösterisi, tören bitiminde hat safhaya
ulaştı.
Törenlere,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezeri temsilen Savunma Başdanışmanı Emekli
Orgeneral Nezihi Çakar, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu, TBMM'yi temsilen İdari Amir Erdoğan Yetenç, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye Cumhuriyeti
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni
temsilen Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı
Korgeneral Hasan Memişoğlu, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral
Aydemir Cülcüloğlu, 39. Tümen Komutanı Tümgeneral Hüsmen Akdeniz,
Güvenlik Kuvvetleri Komutanı (GKK) Tümgeneral Tevfik Özkılıç,
14. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Namık Kemal
Çalışkan, GKK Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih
Cengaver Cem, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı, Ana Muhalefet
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, Türkiye Cumhuriyeti bazı
bakan ve milletvekilleri ile üst düzey devlet yetkilileri, bazı bakanlar,
Türkiye Büyükelçiliği üst düzey yetkilileri, devlet ve hükümet üst düzey
yetkilileri, siyasi parti, kurum, kuruluş yetkilileri, üniversite rektör
veya temsilcileri katıldı.
Dr. Fazıl Küçük
Bulvarı'ndaki tören, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın saat
10.15'de törene alanına gelmesiyle başladı.
İstiklal
Marşı'nın okunmasını, Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanı (GKK) Tümgeneral Tevfik
Özkılıç'ın tören birliklerini denetlemesi ve halkın
bayramını kutlaması izledi.
Girne Amerikan
Üniversitesi (GAÜ) ile Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) öğrencisi
sporcuların Yavuz Çıkarma Plajı'ndan KKTC ve TC bayrakları
eşliğinde getirdiği ateşle tören alanındaki "Barış
ve Özgürlük Meşaleleri" yakıldı.
İki ülke
cumhurbaşkanı arasında mesaj teatisi
Tören, Türkiye Cumhuriyeti
ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanları
arasında yapılan mesaj teatisiyle devam etti.
Türkiye
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in mesajı, Türkiye
Cumhurbaşkanlığı Savunma Başdanışmanı
Nezihi Çakar tarafından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
verildi. Çakar, Cumhurbaşkanı Talat'ın mesajını da
Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e iletmek üzere teslim
aldı.
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın konuşmalarıyla devam eden törende,
sırasıyla Hava Sporları Federasyonu'na bağlı
paraşütçüler serbest atlayış gerçekleştirirken, iki yelken
kanat ile iki Cesna tipi tek motorlu uçak da selamlama uçuşu yaptı.
Türk
Yıldızları Akrotim'e ait 4 jetin de
katıldığı Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören,
sivil toplum örgütleri ve askeri birliklerin yer aldığı geçit
resmi ile tamamlandı.
Bu arada, ülke genelindeki
camilerde saat 12.30 itibarıyla tüm şehitler için Mevlidi Şerif
okundu.
İlk tören Boğaz
Şehitliği'nde
Boğaz
Şehitliği'ndeki törende, 1974 yılında Kıbrıs
Türklerinin özgürlüğü için şehit düşen 326 Türk Silahlı
Kuvvetleri mensubu anıldı.
Boğaz
Şehitliği'nde saat 08.30'da yer alan tören, protokol
sırasına göre anıta çelenklerin konulmasıyla
başladı, saygı marşı, saygı duruşu ve
İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere
çekilmesiyle devam etti. Tören, Boğaz Şehitliği Anıt Özel
Defteri'nin imzalanmasıyla sona erdi.
Talat: Siyasi ve
ekonomik-sosyal eşitliğinin
ebediyen elde edilmesi
için çalışacağız
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Boğaz Şehitliği Anıt Özel Defteri'ne
şunları kaydetti:
"Aziz
şehitlerimiz,
20 Temmuz Barış
Harekatı'nın bu yıldönümünde yine huzurunuzdayız.
Kıbrıs'ın Enosis'ten kurtulmasının en önemli kilometre
taşı olan 20 Temmuz'un önemini yeniden
anımsadığımız bu günde özgürlüğümüzün temel
direği olan sizlerin huzur içinde uyumanızı diliyorum.
Sizin özgüveninizin
değerini bilen ve hedeflediğiniz barış ve özgürlüğü
çağdaş değerlerle bütünleştirerek elde etme azim ve
kararlılığıyla hareket eden bugünkü neslin temsilcileri
olarak çok çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz.
Bir daha savaş
olmaması için yurdumuzda ve bölgemizde ve elbette dünyamızda
savaşın kökünün kazınabilmesi için,
insanlığımızın bir daha acı çekmemesi için
halkımızın siyasi ve ekonomik-sosyal eşitliğinin
ebediyen elde edilmesi için çalışmaya devam edeceğiz.
Sizi
unutmayacağız rahat uyuyun."
Çakar: KKTC
fedakârlık ve kahramanlıklarınızın en büyük
yapıtı
Türkiye
Cumhurbaşkanı Sezer adına Savunma
Başdanışmanı Emekli Orgeneral Nezihi Çakar da deftere
şu duygularını aktardı:
"Aziz
şehitlerimiz,
Kahraman bir ulusun
evlatları olarak Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin özgür
ve bağımsızlığı uğruna
canlarınızı feda ettiniz. Kıbrıs Türk halkı
sizlerin kanlarıyla sunulmuş bu topraklarda
kahramanlıklarınız sayesinde bugün barış, huzur ve
güven içerisinde yaşamını sürdürmektedir.
KKTC fedakarlık ve
kahramanlıklarınızın en büyük yapıtıdır.
Soylu tarihimiz ileride yürüyeceğimiz yolları aydınlatan
ışığımıdır.
Manevi huzurunuzda minnet
ve şükranla eğiliyoruz, kutsal hatıranız sonsuza dek
yaşatılacaktır. Ruhunuz şad olsun."
Yetenç: Kıbrıs
Türkünü aydınlık günlere
taşıyan
fedakarlıklarınız asla unutulmayacak
TBMM'yi temsilen
İdari Amir Erdoğan Yetenç de deftere şunları yazdı:
"Aziz
şehitlerimiz,
Sonsuz vatan sevgisi ve
üstün bir cesaret göstererek canınızı Kıbrıs Türkü'nün
özgürlüğü uğruna feda ettiniz. Ebedi istirahatınızda
müsterih olunuz. Kanlarınızla özgürlüğüne kavuşan bu topraklarda
bugün çağdaş, demokratik ve geleceğine güvenle bakan KKTC
yükselmektedir.
Kıbrıs Türkü'nü
aydınlık günlere taşıyan fedakarlıklarınız
asla unutulmayacaktır. Manevi huzurunuzda saygıyla
eğiliyoruz."
Erdoğan: KKTC,
geleceğe güvenle bakarak her geçen gün gelişmekte
Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan, deftere şunları yazdı:
"Kahraman
Şehitlerimiz,
20 Temmuz 1974
Barış Harekatı'nda göstermiş olduğunuz cesaret ve
fedakarlık, büyük Türk milletinin hafızasındaki yerini ilelebet
koruyacaktır.
Canlarınız
pahasına kurulan egemen ve bağımsız KKTC, geleceğe
güvenle bakarak her geçen gün gelişmekte, yeni nesillere umut ve cesaret
vermeye devam etmektedir. Millet olarak sizleri bir kez daha rahmetle,
şükranla anıyoruz."
Karahanoğlu: TSK,
Kıbrıs Türkünün bekası ve
güvenliğinin
teminatı olmaya devam edecek
Türk Silahlı
Kuvvetleri adına Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener
Karahanoğlu ise anıt özel defterine şunları kaydetti:
"Aziz
şehitlerimiz,
Kıbrıs Türkü'nün
hayat ve hürriyet haklarını yok etmek isteyenlere karşı
yaptığınız mücadelede canlarınızı feda
ederek rütbe ve makamların en yücesine ulaştınız.
Sizler Türk'ün vatan,
bayrak ve onuru uğruna seve seve ölüme atılacağını,
dost, düşman herkese bir kez daha ispat ettiniz. Uğruna can
verdiğiniz değerler büyük Türk millet tarafından sonsuza kadar
yaşatılacaktır.
Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin, dün olduğu gibi, bugün ve gelecekte de Kıbrıs
Türk halkının bekası ve güvenliğinin teminatı olmaya
devam edeceğinden emin olunuz.
Sizleri minnet ve
şükranla anıyor, manevi huzurunuzda saygıyla eğiliyoruz.
Ruhunuz şad olsun."
Şehitler
Anıtı'ndaki tören
Lefkoşa'daki
kutlamalar çerçevesinde Şehitler Anıtı ve Atatürk Anıtı
önünde törenler düzenlendi.
Lefkoşa Şehitler
Anıtı önündeki tören protokol sırasına göre anıta
çelenklerin konulmasıyla başladı. Törende saygı
duruşunun ardından saygı marşı ve saygı
atışı gerçekleştirildi. İstiklal Marşı ile
bayrakların göndere çekilmesinden sonra tören, anıt özel defterinin
imzalanmasıyla sona erdi.
Atatürk Anıtı
önündeki tören
Lefkoşa Atatürk
Anıtı önündeki tören çelenklerin anıta konulmasıyla
başladı. Saygı duruşu, saygı marşı,
İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin
ardından tören anıt özel defterinin imzalanmasıyla sona erdi.
Atatürk Anıtı
Özel Defteri
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat Atatürk Anıtı Özel Defteri'ne şunları
yazdı:
"Büyük Atatürk;
Bugün (dün) 20 Temmuz'un
32. Yıldönümünde bir kez daha huzurundayız. Senin
yaktığın ışık hala yolumuzu
aydınlatıyor. Kıbrıs Türk halkının özgürlüğü
için verdiği mücadelede esin kaynağı olan ilkelerin, yurtta
barış dünyada barış hedefin,
canlılığını koruyor.
Kıbrıs Türkü
olarak çağdaş değerlere bağlı kalkınma hamlesini,
Kıbrıs sorununun çözümü çabaları yanı sıra
kararlılıkla sürdürüyoruz. Haksız izolasyonun
kaldırılması, halkımızın dünyayla
bütünleşmesi, böylece çözümsüzlüğün faturasının bizi
baskı altına almaması için çalışıyoruz. Tüm bu
çabalarımızda kurucusu olduğun Türkiye Cumhuriyeti en büyük
yardımcımız olmaya kararlılıkla devam ediyor. Azmettik
başaracağız, gösterdiğin yol bizi aydınlığa
ulaştıracaktır. Önünde saygıyla eğiliyorum."
Çakar: Kıbrıs
Türkünün haklı davasına
inancımızı
bir kez daha yineliyoruz
TC
Cumhurbaşkanlığı Savunma Başdanışmanı
Orgeneral Nezihi Çakar ise şunları kaydetti:
"Aziz Atatürk;
İlke ve
devrimlerinden aldığı güçle onurlu
savaşımını sürdüren Kıbrıs Türk halkını
özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşturan mutlu
Kıbrıs Barış Harekatı'nın 32. yıldönümünde
Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle güç ve gönül birliği
içerisinde, manevi huzurunda bulunuyoruz. Kıbrıs Türkü'nün haklı
davası için verilen savaşıma olan inancımızı ve
soylu davamızdaki birliğimizi bir kez daha yineliyor, aziz
hatıran önünde saygı ve şükranla eğiliyoruz. Ruhun şad
olsun."
Yetenç:
Kıbrıslı Türk'üyle olmanın manevi gurur
ve mutluluğunu
kalplerimizde hissediyoruz
TBMM İdari Amiri Erdoğan
Yetenç de deftere şunları yazdı:
"Aziz Atatürk;
20 Temmuz 1974
Barış Harekatı'nın 32. yıldönümünde
Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte olmanın manevi
gurur ve mutluluğunu kalplerimizde hissediyoruz. Kıbrıs Türk
Barış Harekatı'yla Yüce Türk Ulusunun ayrılmaz bir
parçası olan Kıbrıs Türk Halkı özgürlük ve
egemenliğine olan sarsılmaz bağlılığını
bir kez daha ortaya koymuştur. Manevi huzurunda Türkiye Cumhuriyeti'nin,
haklı ve meşru mücadelesinde Kıbrıslı Türk
kardeşlerinin yanında olacağını bir kez daha
vurguluyoruz. Ruhun şad olsun."
Erdoğan:
Yaktığın meşale Kıbrıs Türk halkının
elinde nesilden nesile
aynı ruhla taşınacak
TC Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan ise şunları kaydetti:
"Aziz Atatürk;
Gerek Türkiye'mizde, gerek
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde 20. Temmuz 1974 Barış
Harekatı'nın 32. yıldönümünü coşkuyla ve gururla idrak
ediyoruz.
Yaktığın
meşale Kıbrıs Türk Halkının elinde nesilden nesile
aynı ruhla taşınacak. Büyük fedakarlıklarla, şehit
kanlarıyla kurulan KKTC, adada barış, huzur ve refaha katkıda
bulunmaya devam edecektir. Bu anlamlı günde Aziz hatıran önünde bütün
şehitlerimizi rahmetle gazilerimizi şükranla anıyoruz. Ruhun
şad olsun."
Karahanoğlu:
Kıbrıs Türkü uluslararası platformda haklı ve
medeni mücadelesine azim
ve karalılıkla devam etmektedir
Deniz Kuvvetleri
Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu da deftere şunları
kaydetti:
"Aziz Atam;
Mehmetçik ve Mücahidin
Kıbrıs Türkü'nün özgürlük ve var oluşunu kutlamak için omuz
omuza verdikleri mücadelede ulaştıkları zaferin 32.
yıldönümünde kıvanç ve mutluluk hisleriyle yüksek huzurundayız.
Uzun ve meşakkatli
varoluş çabasını modern ve çağdaş devlete
dönüştürmeyi bilen kahraman Kıbrıs Türkü meşru hak ve
menfaatlerini korumak ve teminat altına almak için uluslararası
platformda haklı ve medeni mücadelesine azim ve karalılıkla
devam etmektedir.
Türk Ulusu ve Türk
Silahlı Kuvvetleri geçmişte olduğu gibi bugün de
Kıbrıs Türkü'nün bu haklı mücadelesinde onun en büyük destekçisi
olmaya devam edecektir.
Aziz Atam;
Kıbrıs'ta Türk
varlığının bekasını idame etmek ve
güvenliğini sağlamak için sahip olduğumuz azim ve
kararlılığı bir kez daha vurguluyor, aziz hatıran
önünde saygıyla eğiliyoruz."
Anıttepe'deki tören
Özgürlük Mücadelesi Lideri
Dr. Fazıl Küçük'ün Anıttepe'deki kabri başında da tören
düzenlendi.
Anıttepe'deki tören
saat 09:30'da, protokol sırasına göre anıta çelenklerin
konulmasıyla başladı. Saygı marşı, saygı
duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde
bayrakların göndere çekilmesiyle devam eden tören, Anıt Özel
Defteri'nin imzalanmasıyla sona erdi.
Talat: 20 Temmuz yepyeni
koşullar yaratarak,
iki kesimli siyasi
eşitliği güvenceye bağlamıştır
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat Anıt Özel Defteri'ne şunları yazdı:
"Aziz Lider Dr.
Küçük;
Barış
Harekatı'nın 32. yıldönümünde bu yıl yine
karşındayız. ENOSİS'e karşı uzun yıllar
boyunca senin önderliğinde yürütülen mücadele,
karşılaştığımız Yunan darbelerinin bertaraf
edilmesi, Kıbrıs Türk halkının aydınlık
geleceği için hayati derecede önemliydi.
İşte bu
özelliği ile 20 Temmuz yepyeni koşullar yaratmış ve bugün
sımsıkı sarıldığımız, iki kesimli
siyasi eşitliği güvenceye bağlamıştır.
20 Temmuz'a gelinceye
kadar senin önderliğinde yürütülen mücadele aslında bugün yeni zemini
hazırlayan en zor dönemi oluşturmuştur. Bu vesileyle seni asla
unutmayacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Huzurunuzda saygıyla
eğiliyorum."
Çakar: TC,
Kıbrıs Türk kardeşlerine
sonsuza dek destek olacak
Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Savunma
Başdanışmanı Emekli Orgeneral Nezihi Çakar deftere
şunları yazdı:
"Değerli Önder
Dr. Küçük;
Önderliğini
yaptığınız Kahraman Kıbrıs Türk halkını
özgürlüğüne kavuşturan Kıbrıs Türk Barış
Harekatı'nın 32. yıldönümünü gurur ve heyecanla kutluyoruz.
Kıbrıs Türk
Halkının büyük fedakarlıklar sonucu elde ettiğini ve
uğruna nice Türk evladının şehit verildiği
kazanımların korunmasında, Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs
Türk kardeşlerine sonsuza dek destek olacaktır.
Yaktığınız
meşale, yeni kuşlaklarımızın
savaşımlarında temel yol gösterici olacaktır.
Aziz hatıranız,
Türk Milletinin gönlünde yaşamaktadır.
Ruhunuz şad
olsun."
Yeteneç:
Bağımsızlık meşalesi
KKTC'yi ortaya
çıkarmıştır
TBMM'yi temsilen
İdari Amir Erdoğan Yetenç de özel deftere şu
duygularını yazdı:
"Değerli Lider
Dr. Küçük;
Önderliğini
yaptığınız, Kahraman Kıbrıs Türk Halkı ile
birlikte, bugün (dün) şanlı Kıbrıs Barış
Harekatı'nın 32'ici yıldönümünü kutlamanın haklı
gururunu yaşıyoruz.
Yaktığınız
özgürlük ve bağımsızlık meşalesi, bugün demokratik ve
çağdaş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ortaya
çıkarmıştır.
Aşıladığınız
mücadeleci ruh ve yaktığınız ateş, Kıbrıs
Türkünün zorluklarla dolu yolunu aydınlatmaya devam etmektedir.
Bu anlamda bugün (dün)
aziz hatıranız önünde minnetimizi sunuyoruz."
Erdoğan:
Kıbrıs Türkü sarsılmaz
bağımsızlığını
dünyaya ilan etmiştir
TC Başbakanı Recep
Tayip Erdoğan deftere şunları yazdı:
"Kıbrıs
Türk Halkının Cesur Önderi;
Kıbrıs Türk
Halkını özgürlüğüne kavuşturan 20 Temmuz 1974
Barış Harekatı'nın 32. yıldönümü vesilesiyle manevi
huzurunuzdayız.
Kıbrıs Türk
Halkı bu harekatla bağımsızlık ve egemenliğine
olan sarsılmaz bağlılığını bütün dünyaya
ilan etmiştir.
Bu anlamlı günde
Türkiye Cumhuriyeti'nin her zaman Kıbrıs Cumhuriyeti'nin haklı
davasına sahip çıkacağını bir defa daha ifade ediyor,
şahsınız başta olmak üzere şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi
şükranla anıyorum."
Karahanoğlu:
Kıbrıs Türk halkının
mücadelesine destek
vereceğiz
Türk Silahlı
Kuvvetleri'ni temsilen Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener
Karahanoğlu da deftere şunları kaydetti:
"Aziz Lider Dr.
Fazıl Küçük;
Hayat ve hürriyet
hakları yok edilmek istenen Kıbrıs Türk Halkının
emsalsiz önderliğinde başlayan şanlı mücadelesinin zafere
ulaşmasının 32. yıldönümünde huzurunuzdayız.
Bütün
varlığınızı adadığınız bu onur
mücadelesi sonucunda, Kıbrıs Türk Halkı kanı ve
canıyla vatanlaştırdığı bu topraklar üzerinde
başı dik, huzur ve güven içinde, kendi kaderine hükmederek
yaşamaktadır.
Türk Milleti ve Türk
Silahlı Kuvvetleri şanlı varoluş mücadelesinin değerli
liderini gönlünün en seçkin yerinde yaşatacaktır.
Büyük Türk Milleti ve Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin Kıbrıs Türk Halkının her alanda
vereceği mücadeleye destek olamaya devam edeceğini, bir kez daha
belirtiyor, aziz hatıran önünde bir kez daha eğiliyoruz.
Ruhun Şad Olsun"
Cumhurbaşkanı
Talat: Türkiye'yle
yürüttüğümüz politika
dünyanın dilini konuşuyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende
yaptığı konuşmada, Türkiye ile birlikte yürüttükleri
politikanın, Kıbrıs sorunu bağlamında dünyanın
dilini konuştuğunu ve bu politikayı istikrarlı biçimde götürmek;
herhangi bir kuşkuya mahal vermemek gerektiğini vurguladı.
"Rum
tarafının yıllardır propagandasını
yaptığı, Kıbrıslı Türklerin ayrılık
peşinde koştuğu iddiaları artık çürüdü" diyen
Talat, çözüm için çalışırken aynı zamanda KKTC'nin kendi
ayakları üzerinde durmasını da sağlamaları
gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin 24 Nisan referandumundan beri yürüttüğü
politikanın, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecine pusu kurma üzerine
temellendirildiğini ve Rum tarafının karar mekanizmalarında
yer aldığı AB'nin, Türkiye'yi baskı altına almaya
çalıştığına işaret ederek, Papadopulos'un ozmosis
hedefi doğrultusunda Kıbrıs Türk halkını asimile etme
hayalinin, "Rum liderliğinin boyundan çok büyük, erişilmesi
imkansız bir rüya olduğunu" söyledi.
Talat, "Eğer
Sayın Papadopulos, ozmosis fikrinden vazgeçer ve Kıbrıslı
Türklerle siyasal eşitlik temelinde yeni bir ortaklık kurmayı
kabul edecekse biz iyi niyetle çalışmaya hazırız. Annan planı
temelinde görüşme yapmaya ve iki kesimli, iki toplumlu bir anlaşmaya
varız" dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıslı Türklerin haklarını
güvenceye alacak ve Avrupa Birliği çatısı altında
işleyebilir bir ortaklıkla ülkeye ve bölgeye huzur ile istikrar
getirmenin stratejik hedefleri olmaya devam ettiğini vurguladı.
Talat, ancak halkın
güvenliği, refahı ve kendi kendini yönetme hakkının kutsal
olduğunu ve bu konuda geri adım atmalarının beklenmemesi
gerektiğini kaydetti.
Konuşmasında,
tehlikeli bir düş içinde olduklarını ifade ettiği Rum
yönetimine de seslenen Cumhurbaşkanı Talat, "Biz, Türk
tarafı olarak, bu tehlikeli düşten uyanmalarını bekliyoruz.
Sayın Gambari'nin gelişi ile ortaya çıkan fırsatı
kullanıp sağlam bir anlaşma ile karşılıklı
saygı ve giderek de güvene dayanan yeni bir ortaklık kuralım. Böylece
dünyaya örnek olalım, hiç olmazsa bölgeye örnek olalım. Yanan
kavrulan Orta Doğu'nun yakınında etnik sorunların
nasıl çözülebildiğini gösterelim" şeklinde konuştu.
"Kaderimizin en
etkili dönüm noktalarından biri"
"Kaderimizin en
etkili dönüm noktalarından birisi olan 20 Temmuz Barış
Harekatı'nın 32. yılı" diye söze başlayan Talat,
uzun yıllar boyunca Enosis'e karşı direnen
Kıbrıslı Türklerin tarihte
karşılaştıkları en ciddi tehlikenin 15 Temmuz 1974
tarihinde yer alan faşist darbe olduğunu belirterek, 20 Temmuz'a
giden tarihi süreci şöyle hatırlattı:
"Yunan
Cuntası'nın yönlendirdiği ve bizzat
katıldığı darbenin amacı; doğrudan Enosis'ti.
Nitekim faşist darbenin hemen arkasından Kıbrıs Elen
Cumhuriyeti ilan ediliyor ve Cumhurbaşkanlığı'na ünlü EOKA'cı
Nikos Sampson getiriliyordu. Aslında darbenin
yapıldığı o gün için var olan devlet de gayri yasaldı
ve günün Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Makarios da
'Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı' olarak gayri meşru
idi. Hiçbir Kıbrıslı Türk'ün oyunu, onayını ve kabulünü
almadığı halde kendisini tüm 'Kıbrıs'ın
Cumhurbaşkanı' olarak takdim ediyordu, fakat işin kötüsü dünya
da öyle kabul ediyordu. Tıpkı bugünkü gibi Makarios darbenin
kendisine karşı Yunan Cuntası tarafından
yapıldığını ilan ediyor ve uluslararası toplumdan
yardım istiyordu. İşte 20 Temmuz Barış Harekatı,
böylesi koşullarda yer alıyor ve Enosis'i kesin ve nihai olarak
durduruyordu. Üstüne üstlük Yunanistan'ın iç dinamiklerini de harekete
geçiriyor ve Yunan Cuntası'nı da bitiriyordu."
"Stratejik hedefe
hala ulaşılamadı"
20 Temmuz Barış
Harekatı'nın, askeri hedeflerine kısa zamanda
ulaşılmış olmasına ve üzerinden 32 yıl
geçmiş olmasına rağmen stratejik hedefine hala
ulaşılamadığına işaret eden Talat, bunun
sorumlusunun Türk tarafı olmadığını; gerek Kıbrıslı
Türkler gerekse Türkiye'nin elinden geleni yaptığını
vurguladı. Talat şöyle konuştu:
"İçinde
bulunduğumuz ortamda bunun sorumlusu Türk tarafı değildir. Türk
tarafı olarak biz, gerek Kıbrıslı Türkler gerekse de
Türkiye elimizden geleni yaptık. Hem de kendi iç politik
yapımızda devrim nitelikli değişiklikleri örnek
barışçı ve demokratik yollarla gerçekleştirerek
ulaştığımız yeni yapılanmayla bunu
başardık. AB'nin yıllar boyunca adanın birleşmesi için
yanıp tutuştuğu, BM'nin de bu amaçla çok sayıda inisiyatif
başlatıp kararlar aldığı, planlar
yaptığı dikkate alınacak olursa; biz işte tam da
dünyanın beklediğini, bizim de çıkarlarımızla
örtüştürerek yaptık. Ancak gelin görün ki, mevcut dünya düzeni ve
uluslararası hukuk bizim kadar hızlı olamadı. Yeni siyasi
gerçeklere uyum sağlamakta henüz başarı elde edemedi.
İnsanlığın bize bakışı değişti,
ama henüz uluslararası hukukun ataleti aşılamadı. Fakat
aşılacak, bundan emin olmak ve çok çalışmak
gerekiyor."
"Yürüttüğümüz
politika dünyanın dilini konuşuyor"
Cumhurbaşkanı
Talat, Türkiye ile birlikte yürüttükleri politikanın, Kıbrıs
sorunu bağlamında dünyanın dilini konuştuğunu ve bu
politikayı istikrarlı biçimde götürmek; herhangi bir kuşkuya
mahal vermemek gerektiğini vurguladığı
konuşmasında, "Rum tarafının yıllardır
propagandasını yaptığı, Kıbrıslı
Türklerin ayrılık peşinde koştuğu iddiaları
artık çürüdü, ama yeni dönemde yürüttüğümüz ince ayarlı siyaseti
geliştirmemiz, çözüm için çalışırken aynı zamanda
KKTC'nin kendi ayakları üzerinde durmasını da
sağlamamız gerekiyor" dedi.
Etkin bir devlet
Bunun için herkese görev
düştüğünün bir an olsun akıldan
çıkarılmamasını isteyen Talat,
"ayakları
üzerinde durması" derken bunu, kıt kanaat yaşayan bir halk
veya devlet olarak algılamamak gerektiğini; çağdaş
normları uygulayan, kurumlaşmış, etkin bir devlet
yapısını kastettiğini anlattı ve sözlerini şöyle
sürdürdü:
"Sıkça
vurguladığım gibi, böylesine bir yapılanma hem bugünkü
çözümsüzlük ortamında halkımızın daha rahat, müreffeh bir
hayat sürmesi için hem de çözüm koşullarında siyasi
eşitliğimizi fiili olarak uygulayabilecek bir devlet
yapısına sahip olmak için önemli bir şarttır. Bu amaçla
iktidarıyla, muhalefetiyle, sivil toplumuyla her kurum ve bireyin
sorumluluk yüklenmesi bir zorunluluktur. Çünkü devlet yapılanmasında
her kurumun ve bireyin çoğu zaman özgün rolleri vardır ve
bunların yerine getirilmesi gerekir."
"Uzattığımız
barış eli..."
24 Nisan 2004
referandumundan bu yana uzattıkları barış elinin bugüne
kadar tutulmadığını; Rum liderin görüşmekten, sosyal
amaçla dahi bir araya gelmekten hep kaçındığını, ancak
sonuçta "inadının
kırıldığını" ve BM girişimiyle
buluşmaya artık "hayır" diyemediğini anlatan
Talat, süreçle ilgili şunları kaydetti:
"Rum lider, sosyal
bir etkinlik bile olsa bir araya gelmekten hep kaçındı. Kaçınmakla
kalmadı Kıbrıs sorununun parametrelerini değiştirmek
için büyük çabalar ortaya koydu. Türkiye'nin AB sürecini kullanarak avantajlar
elde etmeye, hatta Türkiye'nin mevcut 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımasını isteyecek kadar ileri gitti. AB, bunun Kıbrıs'la
ilişkileri normalleştirmekle başlayabileceğini söyledi.
Halbuki Türkiye'nin Kıbrıs'la ilişkilerini
normalleştirmesini istemek yerine, makul olan, Kıbrıs'ın
normalleştirilmesini istemekti. Yani çözümü zorlamaktı. Sonuçta kahve
içmek için bile Türk tarafıyla buluşmayı reddeden
Kıbrıs Rum yönetimi liderinin inadı kırıldı ve BM
girişimiyle buluşmaya artık 'hayır' diyemedi. Önce
kayıplar konusu ile ilgili gelişmeler çerçevesinde bir araya
geliş yaşadık. Sonra da BMGS'nin Siyasi İşlerden
Sorumlu Yardımcısı Sayın İbrahim Gambari'nin bölgeye
düzenlediği nabız tutma ziyareti çerçevesinde bir araya gelmeyi
reddedemedi."
"Papadopulos
ozmosisten vazgeçerse"
Cumhurbaşkanı
Talat, Papadopulos ile görüşmesinde üzerinde anlaştıkları
ilkeler ve vardıkları kararın yurtta olduğu gibi, tüm
dünyada da büyük bir umut yarattığına atıfta bulunarak,
"Bana konu ile ilgili beklentilerimi soranlara şu yanıtı
veriyorum. Eğer Sayın Papadopulos ozmosis fikrinden vazgeçmiş ve
Kıbrıslı Türklerle siyasal eşitlik temelinde yeni bir ortaklık
kurmayı kabul edecekse, biz iyi niyetle çalışmaya
hazırız. Annan planı temelinde görüşme yapmaya ve iki
kesimli, iki toplumlu bir anlaşmaya varız. Kıbrıslı
Türklerin haklarını güvenceye alacak ve Avrupa Birliği
çatısı altında işleyebilir bir ortaklıkla ülkemize ve
bölgemize huzur ve istikrar getirmek stratejik hedefimiz olmaya devam ediyor.
Ancak bilinmelidir ki halkımızın güvenliği, refahı ve
kendi kendini yönetme hakkı bizim için kutsaldır ve geri adım
atmamız beklenmemelidir" şeklinde konuştu.
"Rumun Türkiye'nin AB
sürecine pusu kurma politikası"
Rum yönetiminin 24 Nisan
referandumundan beri yürüttüğü politikanın, Türkiye'nin AB sürecine
pusu kurma üzerine temellendirildiğini ve Rum tarafının karar
mekanizmalarında yer aldığı AB'nin Türkiye'yi baskı altına
almaya çalıştığını belirten
Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un ozmosis hedefi doğrultusunda
Kıbrıs Türk halkını asimile etme hayalinin, Rum
liderliğinin boyundan çok büyük, erişilmesi imkansız bir rüya
olduğunu söyledi. Talat, şunları kaydetti
"Onlara göre Türkiye
AB yolunda ilerlerken, Rum tarafının çıkaracağı
engellere boyun eğecek ve isteklerine uygun olarak Kıbrıslı
Türkleri desteklemekten vazgeçecek, bizi yalnız bırakacak Türkiye'ye
yönelik 'limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine,
havaalanlarını ve hava sahanı Kıbrıs Rum
uçaklarına aç' baskısı işte bu hedefin bir gereği
olarak yapılıyor. Bu nedenle Rum tarafının karar
mekanizmalarında yer aldığı AB, Türkiye'yi baskı
altına almaya çalışıyor. Limanlar ve
havaalanlarının açılmasından sonra sıra konsolosluk
açma ve tanımaya kadar vardırılacak. Kıbrıs Türk
ekonomisi yerle bir edilir ya da Güney Kıbrıs'a kayarken, normal
olmayan 'Kıbrıs Cumhuriyeti' devlet yapısı Türkiye
tarafından da doğru kabul edilip tanınacak. Dünyanın o
günlerin konjonktüründe yaptığı yanlışı, Türkiye
de tanıyacak. Böylece Rum tarafı Papadopulos'un ozmosis çözümünü
hayata geçirebilecek, Kıbrıs Türk halkını asimile edecek,
yani absorbe edecektir. Bu hayal, Rum liderliğinin boyundan çok büyük,
erişilmesi imkansız bir rüyadan başka bir şey
değildir."
"Tehlikeli
düşten uyanmalarını bekliyoruz"
Türk tarafı olarak
Rum tarafının, bu tehlikeli düşten uyanmalarını
beklediklerine işaret eden Talat, Rum yönetimine şu
çağrıyı yaptı:
"Sayın
Gambari'nin gelişi ile ortaya çıkan fırsatı kullanıp,
sağlam bir anlaşma ile karşılıklı saygı ve
giderek de güvene dayanan yeni bir ortaklık kuralım. Böylece dünyaya
örnek olalım, hiç olmazsa bölgeye örnek olalım. Yanan, kavrulan
Ortadoğu'nun yakınında etnik sorunların nasıl
çözülebildiğini gösterelim."
Türkiye'nin
Kıbrıs eylem planı
Cumhurbaşkanı
Talat, Türkiye'nin ortaya koyduğu Kıbrıs Eylem
Planı'nın çözüme giden yolda bir aşama olabilecek yararlı
önerilerden oluştuğunu ve sadece Türk ve Rum halkı arasında
bir yakınlaşma ve işbirliğini değil, aynı zamanda
Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla bölgede güven ve
istikrarı geliştirebilecek bir potansiyel
taşıdığını vurgulayarak, "Bu öneriler
Türkiye'den Gümrük Birliği çerçevesinde olduğu söylenerek,
istenenlerle Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı Türklere söz verdiklerini,
yani izolasyonları kaldırmayı, akılcı bir şekilde
birleştiriyor. Rum tarafının anında reddettiği eylem
planı, umarız ki ilerleyen günlerde bir çıkış yolu
olarak kabul edilerek yaşanan çıkmaza bir çare üretilmiş
olur" dedi.
"Çözüm stratejik
hedefimiz"
Kıbrıs sorununu
çözümlemenin stratejik hedefleri olduğuna işaret ederek, "20
Temmuz 1974'le başlayan barış hedefinin başarıya
ulaşması, bizim; ısrarla ve yolumuzdan şaşmadan çalışmamıza
bağlıdır" diyen Talat, adil ve kalıcı bir
barışa ulaştıkları gün, 32 yıl önce başlayan
Türkiye'nin etkin barış girişiminin de amacına
ulaşmış olacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle konuştu:
"Kıbrıs
sorununu çözümlemek stratejik hedefimizdir. Halkımızın bize
verdiği görev 'çözüm ve AB sürecini' başarıyla tamamlamaktır.
Adil ve kalıcı bir barışa
ulaştığımız gün, yani gelecek nesillere,
Kıbrıslı Türk olarak bu adada başları dik
yaşayabilecekleri, her yanıyla Avrupalı ve barış
içinde bir ülke bıraktığımız gün, 32 yıl önce
başlayan Türkiye'nin etkin barış girişimi de amacına
ulaşmış olacaktır."
"Türkiye'nin
desteğinin devamına ihtiyacımız var"
Türkiye Cumhuriyeti'nin
desteğinin devamına ihtiyaçları olduğuna işaret eden
Cumhurbaşkanı, "en güvenilir dayanağımız olmaya
devam edecektir" dediği Türkiye'ye sınırsız destek ve
dayanışması için teşekkür etti:
"Her koşul
altında bizlere destek olan Türkiye Cumhuriyeti'nin desteğinin
devamına büyük ihtiyacımız var. Her zaman maddi ve manevi
desteğini esirgemeyen Türkiye'nin en üst düzey devlet yetkilileri, bu
önemli günümüzde yine bizlerle birlikte bulunuyor. Bizlere dayanışma
gösteriyor ve geleceğe güvenle bakmamızı sağlıyorlar.
İyi ve kötü günümüzde, desteğini bizden esirgemeyen Türkiye
Cumhuriyeti'ne, geçmişte ve bugün gösterdiği ve gelecekte
göstereceğinden kuşku duymadığımız sınırsız
destek ve dayanışma için, halkımız adına içtenlikle
teşekkür ederim. Atatürk'ün, 'yurtta barış, dünyada
barış' ve 'çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma' ilke
ve hedefleriyle, Avrupa Birliği üyeliğine kararlılıkla
yürüyen Türkiye, en güvenilir dayanağımız olmaya devam
edecektir."
"Dünya devletlerinin
yardımı"
Talat, 20 Temmuz
Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları için dünyanın
değişik ülkelerinden gelen konuklara da seslenerek, özellikle 24
Nisan referandumu sonrası, seslerinin duyurulmasında devletlerinin
yardımına ihtiyaçları olduğunu belirterek, şöyle dedi:
"Kıbrıs
Türk halkının barış ve huzur içerisinde, gönenmiş bir
ada yaratma yolunda verdiği uğraşın tanığı
olarak, ülkelerinize dönecek ve dünyaya açılmamızda olumlu katkılar
yapacaksınız. Özellikle 24 Nisan referandumu sonrası, sesimizin
duyurulmasında devletlerinizin yardımına ihtiyacımız
var. Hem bu anlamda, hem de kalıcı bir çözüm çabamızda bizlere
vereceğiniz olumlu destek için hepinize şimdiden tek tek
teşekkür etmek isterim"
"Savaşın
soğuk yüzünü kovmak ve kalıcı barış"
Savaşların
acı yüzünü Kıbrıslı Türklerin iyi bildiğini de ifade
eden Talat, dolayısıyla adadan, savaşın soğuk yüzünü
bir daha dönmemek üzere kovmak ve onurlu, güvenli ve kalıcı bir barışa
imza atarak gelecek kuşaklara adada barış içinde mutlu bir
yaşam bırakmak istediklerini vurguladı. Cumhurbaşkanı
Talat, şunları anlattı:
"Savaşların;
din, dil, ırk ve milliyet demeden herkesi, her şeyi yakıp
yıkan ve yok eden yüzünü biz Kıbrıslı Türkler çok iyi
biliriz. Çoluk çocuk, genç ihtiyar, herkesin; sırf etnik kimliği
yüzünden yok sayılarak dışlanmasını ve gettolara
kapatılıp tüm insani gereksinimlerden mahrum
bırakılmasının acısını da bizzat çocukluk ve
ilk gençlik yıllarında yaşamış birisi olarak çok iyi
biliyorum. Çatışmaların öksüz bıraktığı
arkadaşlarımın acısı ile geçen ilk ve ortaokul
dönemlerimize, üniversiteli yıllarımızda bizzat
arkadaşlarımızın kaybının
yarattığı düş ve hayal kırıklıkları
eklenerek büyüdük. O nedenledir ki, adamızdan, savaşın
soğuk yüzünü bir daha dönmemek üzere kovmak ve onurlu, güvenli ve
kalıcı bir barışa imza atarak gelecek kuşaklara
adamızda barış içinde mutlu bir yaşam bırakmak
istiyoruz."
"Orta doğu için
de barış "
Bu istemlerinin tüm dünya
için ve özelikle Orta Doğu için de geçerli olduğunu belirten Talat, Filistin-İsrail
anlaşmazlığının yarattığı bitmek bilmez
savaşın kurbanlarının kaderlerinin de
değişmesini; insanların ölmemesini istediklerini vurguladı
ve İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının bir an
önce sona ermesi yönündeki beklentisini dile getirdi. Talat, "Terör ve
şiddeti bir kez daha kınıyor, sorunları
barışçı yollarla çözmeyi insanlığın gereği
görüyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, toplumsal var oluş mücadelesinde şehit düşenleri de
saygıyla andığı konuşmasını şu sözlerle
tamamladı:
"Açlık ve yoksullukla
mücadelede başarılı olmayı, tüm dünya
insanlarının eşit hak ve özgürlüklerden yararlanmasını
ve refah içinde yaşamasını çağdaşlığın
gereği olarak gördük ve görmeye devam edeceğiz. Bu duygu ve
düşüncelerle, Akdeniz'in bu güzel, ama çileli adasından, tüm dünyaya
bir kez daha, savaşların sonlanması ve dünya nimetlerinin
eşit paylaşılması çağrısını yinelemek
istiyorum. İnancım odur ki, saygı, sevgi, tolerans ve
hoşgörü üzerine kurulmuş bir dünya yaratmak yolunda hepimizin
yapacağı katkılar mutlaka insanlığı daha güzel,
mutlu ve başarılı yarınlara taşıyacak ve bizler
de Kıbrıslı Türkler olarak bu arzuladığımız
dünya tablosu üzerinde hak ettiğimiz yeri mutlaka alacağız.
Bu duygu ve
düşüncelerle, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın
32. yıldönümünde, toplumsal var oluşumuz için, canını feda
etmekten çekinmeyen aziz şehitlerimizin huzurunda bir kez daha
saygıyla eğiliyorum.
Kıbrıs Türk
halkının bugünlere gelmesinde katkısı olan herkese, Türkiye
hükümetlerine, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, gazilere ve tüm
Kıbrıs Türk halkına bir kez daha teşekkür eder, en içten
saygılarımı sunarım."
Erdoğan: Çözümün
temelinde
ekonomik güçlenme
yatır
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da Dr. Fazıl Küçük
Bulvarı'nda yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta
çözümün, barışın, istikrarın temelinde Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomik, sosyal bakımdan güçlenmesi ve
Kıbrıs Türk halkının refah seviyesinin artmasının
yattığını belirterek, "Ekonomik kalkınmasını
tamamlayan KKTC, barışın da, çözümün de teminatı
olacaktır" dedi.
Erdoğan, Türk
tarafının Kıbrıs'ta çözüm için üzerine düşeni
yaptığını kaydederek, kapsamlı çözüme kadar tüm
kısıtlamaların tüm taraflarca eş zamanlı
kaldırılmasını önerdiklerini hatırlattı ve bir
açılım sağlamanın en uygun, en gerçekçi yolunun bu
olacağını söyledi.
Başbakan Erdoğan,
Kıbrıs Türk halkının refahını artırmak için
yapılan yardımların hükümetleri döneminde
arttığına işaret ederek, şu anda 10 bin dolar olan
kişi başına milli geliri 15 bin dolara çıkarma hedefi
taşıdıklarını vurguladı. Erdoğan, Türkiye'de
yaptıkları gibi KKTC'yi de fırsatlar ülkesi haline getirmenin
ana hedefleri olduğunu dile getirdi.
AB hedefine
bağlılıklarının Kıbrıs Türk halkı için
de geçerli olduğunu kaydeden Erdoğan, "Ancak Kıbrıs
sorunu Türkiye'nin AB katılım sürecine karşı
kullanılmamalıdır, zira Kıbrıs'ta çözüm isteyen taraf
Türk tarafıdır. Ambargo ve kısıtlamaların çözüme giden
yolu tıkadığı açıktır" dedi ve
ambargoların kalkması çağrısını yineledi.
"Ciddi
çelişki..."
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı kutlamaları çerçevesinde Lefkoşa'da Dr.
Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende konuşan Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Rum tarafının
uzlaşmaz siyasetinin bedelini Kıbrıs Türküne ödetilmesinin ciddi
bir çelişki, büyük bir haksızlık olduğunu belirtti.
Erdoğan,
"Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız tecride son
verilmesi için adımlar vakit geçirilmeden atılmalıdır. AB
Kıbrıs Türküne verdiği sözleri tutmalıdır.
Doğrudan uçuşlara ve mal ticaretine açılmasına imkan
tanınmalıdır. Haksız uygulamaların siyasi hukuki
ahlaki insani hiçbir açıdan izahı mümkün değildir" diye
konuştu.
Kıbrıs Türk
halkının barış ve özgürlüğüne yeniden
kavuştuğu 20 Temmuz 1974 Barış Harekatı'nın 32.
yıldönümünde Kıbrıs'ta bulunmaktan duyduğu mutluluk ve
heyecanı dile getirerek Türkiye'deki 73 milyonun selam ve sevgilerini
iletti.
Barış
Harekatı'nın Kıbrıs'ın tarihinde dönüm noktası
olduğunu vurgulayan Erdoğan, anlaşmalardan kaynaklanan
hakları kullanarak gerçekleştirdikleri bu harekatın,
Kıbrıs Türk halkını zulümden
kurtardığını özgürlük ve refaha kavuşturduğunu,
bölgede barışı istikrarı güçlendirdiğini anlattı.
Erdoğan, birlik ve
beraberliğin korunduğu sürece aşılamayacak hiçbir engel
olmadığını belirterek, "Tarihimiz bunun
sayısız örnekleriyle doludur" dedi.
"Bugün KKTC kısa
zamanda çoğulcu demokratik değerler üzerinde yükselen çağdaş
devlet olmanın haklı gururunu yaşamaktadır. Basın
özgürlüğünden demokratik kitle örgütlerinin etkinliklerine kadar her
alanda halk iradesinin yönetime yansıdığı bir ülke, bir
cumhuriyet vardır, aldığımız mesafe, elde
ettiğimiz başarılar iftihar kaynağıdır"
diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ilk günden beri Kıbrıs
sorununda çözüm eksenli bir siyaset yürüttüklerini hatırlattı.
"Diplomatik
açılım da barış harekâtı
kadar cesaret isteyen
karar"
1974 Barış
Harekatı'nın zor ve cesur bir kararın sonucu olduğunu
kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
"Son 4
yıldır Kıbrıs'ta başlattığımız
diplomatik açılım da aynı ölçüde cesaret isteyen bir siyasi
karardır. Çünkü değişim cesaret ister, eğer statüko daha
fazla sürdürülemeyecek kadar kötüleşmişse, artık
değişimin zamanının gelmiştir. Eğer
değişime direnirsek kendimizi yenileyemeyiz, o zaman da kaybetmeye
mahkum oluruz. KKTC'de TC hükümeti olarak bizler artık harekete geçme
zamanı geldi dedik ve irademizi değişimden yana koyduk. Bugün ne
kadar haklı olduğumuz ortaya çıkmıştır. Bu irade,
haklı olduğumu Kıbrıs davasında ilk kez bizleri bir
adım öne geçirmiştir. Haklılığımız bütün
dünya tarafından artık tescil edilmiştir. Barıştan,
çözümden yana olduğumuzu herkes görmüştür. Siyasi olarak da
Kıbrıslı kardeşlerimiz düne göre çok daha iyi
durumdadır İnşallah izolasyonların kalkmasıyla çok
daha iyi olacaktır."
Türkiye
Başbakanı Erdoğan, bu siyaset sayesinde KKTC'de ekonomik
hareketliliğin ivme kazandığını,
yatırımların arttığını, ekonomik ve mali
yardımlara devam edeceklerini, KKTC ekonomisinin hızla
geliştiğini, refah seviyesinin yükseldiğini belirterek, son 4
yıldır ekonominin aralıksız büyüdüğünü, bu dönemde
toplam yüzde 50'nin üzerinde büyüme gerçekleştiğini bildirdi.
Ortak hedef milli gelirde
15 bin dolar
2006'da hedeflenen yüzde
7.1'lik büyümeyle bu oranın yüzde 60'lara ulaşacağını
kaydeden Erdoğan, bu rekor büyümeyle kişi başına milli
gelirin 10 bin dolara yükseldiğini, Kıbrıslı Türklere daha
iyi gelecek sağlamak için KKTC hükümetiyle el ele, dayanışma
içinde çalıştıklarını ve ortak hedeflerinin milli
geliri 15 bin dolara çıkarmak olduğunu dile getirdi.
2009'da turizmde 30 bin
yatak
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ekonomideki gelişmeyi kalıcı hale getirmek için
öncü sektörler turizm ve yüksek öğretim alanındaki
yatırımlara teşvikler sağladıklarını
hatırlatarak, ayrıca yol, su, elektrik gibi altyapı
yatırımlarına büyük destekler verdiklerini; son 4 yılda
KKTC hükümetiyle birlikte yürüttükleri 10'u aşkın büyük projenin
tamamlanmasıyla turizm sektörünün 20 bine yakın yeni yatak
kazanacağını, böylece toplam yatak sayısının
2009'da 30 bine çıkacağını ve KKTC'nin turizmden nasibini
en ideal şekilde alacağını söyledi.
Yüksek öğretimde de
önümüzdeki yıllarda büyük adımlar gerçekleşeceğine
inandığını dile getiren Erdoğan, 1999'da 21 bin olan
öğrenci sayısının 2005'te 40 bine
ulaştığını; Kuzey Kıbrıs'ın kalitesi ve
sunduğu imkanlarla giderek önemli bir cazibe merkezi haline geldiğini
kaydetti.
Recep Tayyip Erdoğan,
Kıbrıs Türk halkının günlük hayatını
kolaylaştıracak, standartlarını yükseltecek yol, su,
elektrik, iletişim, sağlık ve orta öğretim
altyapısına özellikle büyük önem verdiklerine işaret ederek,
Türkiye'den yılda 75 milyon metreküp su taşıyacak deniz boru
projesinin 2005 sonunda başladığını
hatırlattı.
Sağlık
alanında da yeni yatırımlar yaptıklarını belirten
Erdoğan, KKTC hükümetiyle işbirliği içinde karayollarında
yol yapım çalışmalarını hızla sürdürdüklerini;
2003-2005 arasında toplam 5 elektrik santralı kurulduğunu;
elektrik altyapı yatırımlarının hızla
ilerlediğini ve Ercan Havalimanı'nda da 35 milyon dolarlık
yatırım projesinin sürdüğünü anlattı.
Ekonomik ve sosyal
güçlenme barışın temelidir
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Türk
halkına şöyle seslendi:
"Mutlulukla
vurgulamak isterim ki KKTC'de son yıllarda kaydedilen gelişmelerde
hükümet olarak son 4 yılda sağladığımız
yardımlar büyük rol oynamıştır. Çeşitli alanlardaki
pek çok projeyi KKTC hükümetiyle işbirliği içinde
gerçekleştiriyoruz. Bu kalkınma hamlesini sürdürülebilir hale
getirmek öncelikli hedeflerimizden biridir.
Zira biliyoruz ki
Kıbrıs'ta çözümün de barışın da istikrarın da
huzurun da temelinde Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik ve sosyal
bakımdan güçlenmesi, Kıbrıs Türk halkının refah
seviyesinin artması yatmaktadır.
Ekonomik
kalkınmasını tamamlayan KKTC, barışın da, çözümün
de teminatı olacaktır.
Onun için Kıbrıs
Türkü'nün yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik projeleri aynı
şekilde desteklemeye devam edeceğiz.
İmzalayacağımız
3 yıllık ekonomik ve mali işbirliği Protokolü KKTC'ye
sağlayacağımız desteğin açık göstergesidir."
Fırsatlar ülkesi
Erdoğan, bugünün
dünden çok daha iyi olduğunu belirterek, Anavatan Türkiye'yi nasıl 4
yılda fırsatlar ülkesi haline getirmişlerse, KKTC'yi de
fırsatlar ülkesi haline getirmenin ana hedefleri olduğu
vurguladı.
Son dört yılla ilgili
ekonomik verilerden örnekler veren Başbakan Erdoğan, 1974-1996
yılları arasında KKTC'ye yapılan yardım yılda
ortalama 80 milyon dolar civarındayken; bu rakamın 1997-2002
yılları arasında yılda 210 milyon dolar olduğunu; son
4 yılda ise yıllık yardım ortalamasının 360
milyon dolara ulaştığını açıkladı.
Kıbrıs sorununun
40 yılı aşkın süredir BM gündeminde bulunduğuna ve
müzakereler boyunca dikkate alınması gereken temel parametreler
ortaya çıktığına işaret eden Recep Tayyip Erdoğan,
"2 kesimlilik, siyasi eşitlik, eşit statü, yeni bir
ortaklık devleti kurulması ve garantörlük haklarımızın
korunması vazgeçmeyeceğimiz, vazgeçmeyeceğimiz ilkelerdir"
dedi.
Tayyip Erdoğan,
Kıbrıs'ta son olarak iki liderin buluşmasını ve
mutabakata varmasını olumlu adım gördüklerini dile getirerek,
özetle şunları ifade etti:
"Çözüm yeri BM.. AB
değil..."
"Biz BM sürecini
başından itibaren destekledik. 30 yılı aşkın süre
sonunda BM'nin Kıbrıs'la ilgili çözüm çerçevesi nihayet
oluşmuştur. Çözüm adadaki gerçeklere dayanmalıdır. Ortaklık
ilişkisi iki eşit halk ve iki kurucu devlet arasında
oluşturulacaktır. Biz BM'nin başlattığı yeni
süreci destekliyoruz. Kıbrıs Türk tarafının da aktif çaba
gösterdiğini biliyoruz. Rum tarafı artık uzlaşmaz
tutumundan vazgeçerek ortaklık ilişkisine olumlu
yaklaşmalıdır.
Türk tarafı iyi
niyetini, çözüme yönelik iradesini açıkça ortaya koymuştur. Üzerine
düşeni yapmıştır, yapmaya da devam edecektir.
Kıbrıs konusunda bir adım önde olma
yaklaşımımızı muhafaza ediyoruz. 24 Ocak eylem
planımız bu anlayışın ürünüdür. Kapsamlı bir
çözüm bulunana kadar tüm kısıtlamaların ilgili tüm taraflarca
eş zamanlı kaldırılmasını öneriyoruz. Bize göre
mevcut durumda bir açılım sağlamanın en uygun, en gerçekçi
yolu budur. Kıbrıs sorununun çözüm yeri BM'dir, AB
değildir."
"Bu da böyle
bilinmeli!..."
Çözümün zeminin de BM
Genel Sekreteri'nin kapsamlı çözüm planı olduğunu vurgulamak
istediğini dile getiren Erdoğan, içinde bulunulan dönemde milli dava
Kıbrıs meselesinde birlik ve beraberliğin en iyi şekilde sergilenmesi
gerektiğini, yola aynı inançla devam edeceklerini ifade etti ve
"1974 öncesi sıkıntılı günlerin bir daha
yaşanmasına asla müsaade etmeyeceğiz, bu da böyle
bilinmelidir" diye konuştu.
Erdoğan, Güney
Kıbrıs'ın Kıbrıs Türk halkını tahakküm
altına alma çabalarının boşuna olduğunu artık
bütün dünyanın gördüğünü, kendilerinin de AB başta olmak üzere
uluslararası camiadan Kıbrıs sorununa yeni ve farklı bir
gözle bakmasını istediğini kaydederek, Kıbrıs
sorunuyla Türkiye'nin AB üyeliği arasında bağ
kurulmasını asla doğru bulmadıklarını, kabul
etmediklerini vurguladı.
"AB hedefine
bağlıyız"
"Hükümetimiz,
kurumlarımız ve halkımız AB'ye tam üyeliği hedefine
bütünüyle bağlıdır. AB perspektifi aynı şekilde
Kıbrıs Türk halkı için de geçerlidir. Ancak Kıbrıs
sorunu Türkiye'nin AB katılım sürecine karşı
kullanılmamalıdır, zira Kıbrıs'ta çözüm isteyen taraf
Türk tarafıdır. Ambargo ve kısıtlamaların çözüme giden
yolu tıkadığı açıktır" diyen Erdoğan,
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Rum
tarafının uzlaşmaz siyasetinin bedelinin Kıbrıs Türküne
ödetilmesi ciddi bir çelişki, büyük bir haksızlıktır. Onun
için Kıbrıs Türk halkına uygulanan haksız tecride son
verecek adımlar vakti geçirilmeden atılmalıdır.
Tecride son
çağrısı
Başta AB olmak üzere
uluslararası toplum Kıbrıs Türküne verdiği sözleri tutmalıdır.
KKTC'nin doğrudan uçuşlara ve mal ticaretine açılmasına
imkan tanınmalıdır. Kıbrıs Türk halkının
maruz kaldığı bu haksız uygulamaların siyasi, hukuki,
ahlaki, insani hiçbir açıdan izahı mümkün değildir.
Çağdaş bir anlayış tecridini,
karşılıklı saygı, güven, uzlaşma
işbirliği ve dayanışma gerektiriyor. Barış ve
uzlaşı isteyen tarafa kısıtlama uygulanmasının
hiçbir meşruiyeti yoktur, olamaz. Unutmayın ki şartlar ne olursa
olsun TC her zaman KKTC'nin yanındadır, yanında olacaktır.
Sorunları bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da el birliğiyle
aşacağız."
Kurumsallaşma,
güçlenme
Türkiye
Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın birçok kez ifade ettiği gibi KKTC'nin kurumsal
yapısının giderek güçlendirilmesinin büyük önem
taşıdığını kaydederek, "Kimse
yanılgıya düşmesin yanlış hesap yapmasın,
Kıbrıs Türkü her zaman barıştan yana olmuştur olmaya
da devam edecektir. Bu gerçeği görmeyenler, görmek istemeyenler bunun
sonuçlarını da iyi hesap etmek durumundadırlar" dedi.
KKTC'nin bugün
diploması ve ekonomide geçmişten daha farklı konumda
bulunduğuna işaret eden Erdoğan, KKTC'nin şantiye haline
dönüştüğünü; altyapı ve üstyapı
çalışmalarının KKTC'nin ne denli kurumsallaştığını,
güçlendiğini ortaya koyduğunu belirtti.
Başbakan
Erdoğan, KKTC'de büyük bir gelişim ve dönüşüm
gerçekleştiğini, artık geleceğe güvenle, umutla
bakıldığını belirterek, gençlere "Siz
umudumuzsunuz... Mücahitler, Mehmetçikler bu topraklarda bizim için
Kıbrıs Türk halkının geleceği için şehit oldular.
Kuzey Kıbrıs'ın geleceği gençler size emanettir. Bu
cumhuriyet, bu güzel ülke yeni nesillerle daha da güçlenecektir. Doğu
Akdeniz'de barışın sembolü olmaya devam edecektir" diye
seslendi. Erdoğan konuşmasının sonunda Atatürk'ü ve şehitleri
rahmetle, gazileri şükranla anarak, Kıbrıs Türk
halkının bayramın kutladı.
Yavuz Çıkarma
Plajı'ndaki tören
Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin 20 Temmuz 1974 sabahı adaya çıktığı yer
olan Girne Alsancak Yavuz Çıkarma Plajı'nda dün sabah saat 08.40'da
tören düzenlendi.
Protokol
sırasına göre çelenklerin denize bırakılmasıyla
başlayan törende 21 pare top atışı yapıldı,
saygı marşı ve saygı duruşunda bulunuldu, yatlar
tarafından Türkiye'den getirilen bayraklar adaya çıkarıldı,
ardından İstiklal Marşı eşliğinde göndere
çekildi.
Daha sonra burada
yakılan barış ve özgürlük meşalesi, Türk askeri
tarafından sahile çıkarılarak, Lefkoşa'daki tören
alanına taşınmak üzere burada bekleyen Girne Amerikan
Üniversitesi'nden (GAÜ) atletlere teslim edildi.
Yavuz Çıkarma
Plajı'ndaki tören, Karaoğlanoğlu Şehitliği'nin gezilmesi
ve kabirlere çiçek konulmasıyla sona erdi.
Törene,
Cumhurbaşkanlığı'nı temsilen
Cumhurbaşkanlığı Müdürü Günal Özoğuz, Cumhuriyet
Meclisi'ni temsilen İbrahim Avkan, Başbakanlığı
temsilen Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü
Hüseyin Arcan, TC Resmi Heyeti ve Büyükelçiliği adına Uzman
Müşavir Zeynel Yeşilay, Girne Kaymakamı Savaş
Orakçıoğlu, KTBK'ı temsilen Lojistik Destek Grup Girne Garnizon
Komutanı Tankçı Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, GKK'yı
temsilen 3. Piyade Alay Komutanı Piyade Albay Engin Naşit, Girne
Belediye Başkanı Sümer Aygın, Alsancak Belediye
Başkanı Yücel Atakara, Lapta Belediye Başkanı Fuat Namsoy,
Girne Polis Müdür Vekili Ahmet Esenboğa, GAÜ Rektör Vekili Doç. Dr. Zeynep
Onur, bazı milletvekilleri, siyasi parti, okul ve derneklerinin
başkan ve temsilcileriyle askeri erkan katıldı.
Gazimağusa'daki tören
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı'nın 32. yıldönümü kutlamaları
çerçevesinde dün Gazimağusa'da iki ayrı tören düzenlendi.
Zafer Anıtı'nda
saat 17:30 da düzenlenen ilk törene, Gazimağusa Kaymakamı İsmail
Gündost, Türk Silahlı Kuvvetleri Merkez Komutanı Piyade Kolordu Albay
Yaşar Karabulut, Güvenlik Kuvvetleri adına 4. Piyade Alay
Komutanı Piyade Kurmay Albay Mehmet İneci, Gazimağusa Belediye
Başkanı Oktay Kayalp, Gazimağusa Polis Müdür Muavini Kadir
Kayıkçı, Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektör
Danışmanı Ercan Akın, bazı siyasi parti temsilcileri,
dernek, okul, kurum, kuruluş temsilcileri ve yöneticileri
katıldı.
Protokol
sırasına göre anıta çelenklerin konulmasıyla başlayan
tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı
eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle tamamlandı.
Polatpaşa
Bulvarı'ndaki tören
Polatpaşa
Bulvarı'nda saat 18:00 de gerçekleştirilen ikinci tören ise,
kaymakam, belediye başkanı ve komutanların halkın ve tören
birliklerinin bayramını kutlamasıyla başladı.
İstiklal
Marşı'nın okunmasıyla devam tören, Tümen İstihkam
Savaş Taburu Komutanlığı'ndan İstihkam Üsteğmen
Mahmut Ceylan ile Namık Kemal Lisesi Müdürü Bahadır Volkan'ın
konuşmaları ve Namık Kemal Lisesi Öğrencisi Ayşe Göztaşın
"20 Temmuz 1974" adlı şiir okuması ardından resmi
geçitle son buldu.
Ceylan
İstihkam Savaş
Taburu Komutanlığı'ndan İstihkam Üsteğmen Mahmut
Ceylan törende yaptığı konuşmada, 20 Temmuz 1974'ün
Kıbrıs Türk Halkı için dönüm noktası olduğunu ifade
etti.
Ceylan, dünün
Kıbrıs Türklerinin büyük acılar çektiği karanlık bir
dönemin kapanmasının 32. yıldönümü olduğunu belirtti.
Ceylan, "Türk
topraklarında 400 yıldır varım, bundan sonra da var
olacağım" diyen Kıbrıs Türkü'nün 20 Temmuz'u
kurtuluş ve yeni doğum günü olarak kutladığını
ifade etti.
Ceylan, Barış
Harekatı'nın Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ve Kıbrıs
Mücahitleri'nin ortak başarısı olduğunu vurgulayarak, bu
başarının dünya tarihine altın harflerle yazıldığını
söyledi.
Ceylan, Yunanistan'ın
1974 yılında Kıbrıs'ı ilhak etmek amacıyla adada
askeri darbe düzenlemesi üzerine, Türkiye'nin gerçekleştirdiği 20
Temmuz Barış Harekatı ile bu yasa dışı
işlemi durdurduğunu ve Kıbrıs Türk halkını 11
yıldır süren baskılardan kurtardığını
belirtti.
Ceylan, "Bugün dahi
Türk tarafı adadaki güvenlik ortamını kalıcı
kılacak ve sorunları bir çözüme kavuşturacak yeni bir düzenleme
için yıllardır yapıcı ve ciddi önerilerde bulunmakta, iyi
niyetle çaba harcamaktadır. Ancak bu durum Kıbrıs Türkünün
vazgeçilmez haklarından fedakarlık yapacağı anlamına
gelmemektedir" dedi.
Volkan
Namık Kemal Lisesi
Müdürü Bahadır Volkan da konuşmasında, 20 Temmuz
kararını alan dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'e şu
anda yaşadığı sağlık sorunu nedeniyle acil
şifalar dileyerek, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı
kutlamaları için KKTC'ye gelen tüm konuklara "hoş geldiniz"
dedi.
20 Temmuz Barış
Harekatı'nın Kıbrıs Türk halkının kaderinde bir
dönüm noktası niteliğinde olduğunu vurgulayan Volkan, 20
Temmuz'un Türk tarihine altın harflerle yazılan kurtuluş ve var
oluş destanı olduğunu söyledi.
1974 öncesinde
Kıbrıs Türk halkının adadan
uzaklaştırılması için Rumlar ve İngilizlerin
baskısı altında kaldığını ifade eden Volkan,
1974 öncesinde Kıbrıs Türk halkının çektiği
sıkıntıları anlattı.
Volkan, Kıbrıs
Türk halkının tüm direniş mücadelesi sonucunda 1960
anlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti vesilesiyle Türk
askerinin adaya gelmesinin, halkı cesaretlendirdiğini kaydetti.
Hükümette ve genel
yönetimlerde elde edilen kazanımların halkın gelişmesinde
geçici bir ilerleme sağladığını anlatan Volkan, bu
durumun da Rumların gözünden kaçmadığını ve
rahatsızlık yarattığını söyledi.
Rumların, Akritas
Planı ile Kıbrıslı Türkleri yok etmeye
çalıştıklarını ifade eden Volkan, 20 Temmuz 1974'de
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adaya gelmesiyle Kıbrıs Türk
halkının güzel günlerinin geldiğini kaydetti.
İnsanların ve
toplumların önce kendilerine güvenmesi gerektiğine, Türk Ulusu'nun da
her çağda varlığını sürdürmesinin gerçek nedeninin,
kendine özgü gücü olduğuna dikkat çeken Volkan, KKTC'nin hemen hemen her
alanda çok mesafe kat ettiğine işaret etti.
Kıbrıs Türk
Halkının her şeyin üstesinden rahatlıkla
gelebileceğine de işaret eden Volkan, eskiden olduğu gibi
şimdi de Kıbrıs Türk halkının barışa olan
inancını yineledi.
Volkan, barışa
uzanan ellerin havada kalmaması ve izolasyonun kaldırılması
temennisini dile getirdi.
Kıbrıs Türk
Halkının bugünlere nasıl gelindiğini unutmaması
gerektiğini vurgulayan Volkan, yeni nesillerin geleceğe geçmişi
bilerek hazırlanması gerektiğini kaydetti.
Volkan, Kıbrıs
Türk Halkı'nın Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük ve tüm
şehitlere Allah'tan rahmet dileyerek, gazilere ve Türk Silahlı
Kuvvetleri'ne şükranlarını sundu.
Girne'deki tören
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı'nın 32. yıl dönümü tüm yurtta olduğu
gibi, Girne'de de düzenlenen törenle kutlandı.
Girne Atatürk
Anıtı önünde saat 16:30 da düzenlenen törene, Girne Kaymakamı
Savaş Orakçıoğlu, Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Lojistik Destek Grup ve Girne Garnizon Komutanı Tank
Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, Güvenlik Kuvvetleri 3. Piyade Alay
Komutanı Piyade Albay Engin Naşit, Girne Belediye Başkanı
Sümer Aygın, Girne Polis Müdür Vekili Ahmet Esenboğa, bazı
milletvekilleri, siyasi parti, kurum, kuruluş ve dernek temsilcileriyle,
bölge okulları öğrencileri ve vatandaşlar katıldı.
Tören, protokol
sırasına göre anıta çelenklerin konması, saygı
marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'yla
bayrakların göndere çekilmesiyle başladı.
Törende daha sonra, Girne
Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Lojistik Destek Grup ve Girne Garnizon Komutanı
Tank Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, Güvenlik Kuvvetleri 3. Piyade Alay
Komutanı Piyade Albay Engin Naşit ve Girne Belediye Başkanı
Sümer Aygın, törene katılan birliklerin bayramını
kutladı.
19 Mayıs Türk Maarif
Koleji öğrencisi Necmi Alpdoğan'ın "20 T Güneşi"
isimli şiiri okumasının ardından, Anafartalar Lisesi tarih
öğretmeni Nurbanu Kutlay ve Kıbrıs Türk Barış
Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik destek Grup ve Garnizon
Komutanlığı Personel Yüzbaşı Harun Altun, günün anlam
ve önemini belirten birer konuşma yaptı.
Kutlay
Anafartalar Lisesi tarih
öğretmeni Nurbanu Kutlay, Kıbrıs adasına özgürlük ve
barış getiren 20 Temmuz Mutlu Barış Harekâtı'nın
32. yıl dönümünün sevinç ve gururla kutlandığını belirterek,
Kıbrıs Türk halkının yıllarca haklarını
almak ve korumak amacıyla tek vücut olarak büyük fedakarlılar
altında direndiğini söyledi. Konuşmasında, "20 Temmuz
Barış Harekatı, Kıbrıs'ın Türk yurdu
olduğunu, adada Kıbrıslı Türklerin ikinci sınıf
vatandaş olmadığını ve 1571 tarihinde adada
başlayan Türk hakimiyetinin bazı kesintiler dışında
bundan sonra da devam edeceğini tüm dünyaya
kanıtlamıştır " diyen Kutlay, kahraman Mehmetçik ve mücahitlerin
canları uğruna gerçekleşen barış
harekatının, Rum-Yunan ikilisinin 200 yıllık Megalo
İdea hayali ile Enosis rüyasını
yıktığını ve Kıbrıs'ta tarihin
akışını geri dönülmez bir şekilde
değiştirdiğini kaydetti.
Altun
Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri Komutanlığı Lojistik Destek Grup ve
Garnizon Komutanlığı Personel yüzbaşı Harun Altun ise,
kurtuluş yıldönümlerinin ulusların en büyük bayramları
olduğunu vurgulayarak, ulusal onurundan ödün vermeyerek bu uğurda her
türlü özveri ve sıkıntıya katlanarak Kıbrıs'ta
yiğitlik destanı yaratan Kıbrıs Türk halkının
kurtuluş bayramının da 20 Temmuz olduğunu söyledi.
Kıbrıs Türkünün
özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin 1878
yılında adanın İngiltere'ye geçici olarak
bağlanmasıyla başladığını ve 20 Temmuz
1974'e kadar uzanan çileli ve çetin bir yol olduğunu kaydeden Altun, bu
süreçte yaşanan tarihsel süreç ve gelişmeleri dile getirdi.
"Bugün varılan
noktada bile, bizleri hala köşeye sıkıştırmak
isteyenler, onurlu yaşam kararlılığımızı
anlamakta zorluk çekiyorlar. Kat edilen bu uzun ve çetin yolda bunca emek, kan,
ter ve canın boşuna verildiğini zannediyorlar" diyen,
Personel Yüzbaşı Harun Altun, yeni senaryolarla karşı
karşıya kalınan bu aşamada ulusal var oluş
savaşındaki safları güçlendirmek ve Anavatan Türkiye ile
dayanışmayı geliştirmenin önemli olduğunu söyledi.
Girne Amerikan Koleji
öğrencisi İzlem Doygun'un "Özgürlük Şarkısı"
isimli şiiri okumasıyla devam eden tören, geçit resmi ile sona erdi.
Güzelyurt'taki tören
20 Temmuz Barış
ve Özgürlük Bayramı'nın 32. yıldönümü, Güzelyurt'ta da
düzenlenen törenle kutlandı.
Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa
Müzesi önünde yer alan törene, Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler,
Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Güzelyurt Polis
Müdürü Erdoğan Şekeroğlu, 2. Piyade Alay Komutan Vekili
Binbaşı Cevdet Kıbrıslı, 49'ncu Piyade Alay
Komutanı Albay Ersun Altunsoy ve bölge halkı katıldı.
Tören, protokol
tarafından tören birliklerinin denetlenmesi ve halkın
bayramının kutlanmasıyla başladı.
Törende daha sonra günün
anlam ve önemi belirten konuşmayı yapan Piyade Binbaşı
Derya Özusta, Kıbrıs Türk Halkının insanca yaşama ve
var olma mücadelesi verdiğini vurguladı.
Güzelyurt
Kaymakamlığı adına konuşan Kurtuluş Lisesi Tarih
Öğretmeni Mehmet Kahramanoğlu da, 20 Temmuz 1974'ün Kıbrıs
Türkü için tarihi bir dönemeç olduğuna dikkati çekerek, barış
harekatı sayesinde Rumların Enosis emellerini
gerçekleştirmesinin önlendiğini kaydetti.
Konuşmaların
ardından Güzelyurt Kurtuluş Lisesi Öğrencisi Çiğdem Bozkurt
şiir okudu. Akçay Kültür ve Sanat Derneği (AKDER)'in Halk
Dansları Topluluğu Folklor gösterisiyle devam eden tören resmi geçitle
sona erdi.
İskele'deki tören
İskele Ecevit
Meydanı'nda gerçekleştirilen törene İskele Kaymakamı Ahmet
Cenk Musaoğlulları, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanlığı adına 28'inci Mekanize Tümen Hava Savunma Tabur
Komutanı Hava Savunma Binbaşı Cüneyt Buldak, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı adına Piyade Yüzbaşı Mesut
Yılmaz, Sivil Savunma Teşkilat İskele Bölge Müdürü Mehmet
Yılmabaşar, Gazimağusa Polis Müdürlüğü adına
İskele Bölge Müdürü Müfettiş Yusuf Komili, İskele Belediye
Başkanı Halil Orun, Kurum Kuruluş Temsilcileri bölge okul
müdürleri ile yöre halkı katıldı.
Tören protokol
sırasına göre çelenklerin anıta konulması ile
başladı.
Saygı duruşunda
bulunulmasının ardından tören İstiklal Marşı
eşliğinde bayrakların göndere çekilmesi ile devam etti.
Törende daha sonra tören
birlikleri ile halkın bayramı kutlandı.
Günün anlam ve önemine
ilişkin konuşmayı yapan 28'inci Mekanize Piyade Tümeni Hava
Savunma Taburu'ndan Hava Savunma Teğmeni Semih Yeni, 20 Temmuz'un
tarihçesinden bahsederek, Kıbrıs Türk halkına büyük acılar
çektiren bir dönemin 32 yıl önce bugün kapandığını
söyledi.
20 Temmuz harekatı
olmasaydı, Doğu Akdeniz'in dengesinin altüst olacağını
vurgulayan Yeni, 20 Temmuz harekatının dünya tarihine altın
harflerle yazılan bir olay olduğunu sözlerine ekledi.
Şehit İlker
Karter İlkokulu öğrencilerinden Özge Bayıkoğlu'nun
"Özgürlük Şarkısı", İskele Ticaret Lisesi
öğrencilerinden Yakup Demir'in "20 Temmuz 1974" ve
Bekirpaşa Lisesi öğrencilerinden Gülen Bulut'un
"Kıbrıs Destanı" isimli şiirleri
okumasının ardından tören resmi geçit ile son buldu.
Lefke'deki tören
Lefke Atatürk
Anıtı önünde düzenlenen törene, Lefke Belediye Başkanı
Mehmet Zafer, 14'ncü Mekanize Piyade Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay
Taci Kurul, diğer askeri yetkililer ve bölge halkı katıldı.
Tören, birliklerin
protokol tarafından denetlenmesiyle başladı.
Ardından günün anlam
ve önemi belirten konuşmaya yapan, 14. Mekanize Piyade Alayı'ndan
Kıdemli Üsteğmen Yener Demir, Kıbrıs Türk
halkının yıllarca ekonomik ambargolar ve insanlık
dışı politikalarla ezilmek istendiğini ifade ederek,
Kıbrıs Türkünü ortadan kaldırmak isteyen her türlü baskı
karşısında birlik içersinde olmanın önemini vurguladı.
Demir, Türkiye'nin ve Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin her zaman Kıbrıs Türk halkının
destekçisi olacağını da vurguladı.
Lefke
Kaymakamlığı adına bir konuşma yapan Lefke Gazi Lisesi
Edebiyat Öğretmeni Şerife Bahar Varoğlum ise, 20 Temmuz Mutlu
Barış Harekatı'nın, Kıbrıs Türkü için sonsuza dek
sürecek anavatan güvencesini beraberinde getirdiğini belirterek, 20 Temmuz
Barış Harekatı'nın tarihten silinmek istenen bir
halkın yeniden doğuşu olduğunun altını çizdi.
Lefke İstiklal
İlkokulu Öğrencisi Çise Sözgün'ün okuduğu şiirle devam eden
tören, resmi geçitle sona erdi.
KIBRIS 21/07/06
"TC-KKTC Ekonomik ve Mali İşbirliği
Protokolü" imzalandı
Türkiye Cumhuriyeti ile
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetleri arasında, KKTC'de
uygulanan yeni ekonomik programın desteklenmesi amacıyla Türkiye'nin
2007-2009 yılları için 1 milyar 875 milyon YTL yardımda bulunmasını
öngören "Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü"
imzalandı.
Protokole, 20 Temmuz
Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları için adada bulunan
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ferdi
Sabit Soyer imza koydu.
İki ülke
arasında mevcut ekonomik ve mali işbirliğinin gelecek üç
yılda da artarak sürmesini öngören protokolün ardından, Türkiye
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar da,
"elektronik imza" konusunda işbirliği anlaşması
imzaladı.
Cumhuriyet Meclisi Mavi
Salon'da yer alan imza törenlerine, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
onur konuğu olarak katılırken, imzalar sırasında
Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan
Karahan, bazı bakanlar, Türkiye'den gelen bakanlar ve diğer bazı
heyet üyeleri de hazır bulundu.
40 dakikalık
gecikmeyle saat 16.40'ta imzalanan "Ekonomik ve Mali
İşbirliği Protokolü"ne Başbakanlar Erdoğan ve
Soyer, "hayırlı olsun" diyerek imza koydu.
Soyer: Ayakta
durmamızı sağlayan destek
Başbakan Soyer, güzel
bir olayı gerçekleştirdiklerini belirterek, yeniden
imzaladıkları protokolün kendileri için çok önemli olduğunu
söyledi. Soyer, önümüzdeki üç yıllık dönemde ülke ekonomisini
geliştirme, kamu reformu, sosyal güvenlik reformu ve yerel yönetim reformu
için ihtiyaç duyulacak kaynağın sağlanacağını
bildirerek, "Bu izolasyon şartlarında Kıbrıs Türk
halkının ayakta durmasını sağlayan dış
desteği bize büyük ölçüde veren Türkiye Cumhuriyeti'nin bu katkılarıyla
bunları başarıp ileriye doğru gideceğiz" dedi.
Soyer, Başbakan
Erdoğan'a, hükümetine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne teşekkür etti.
Protokolün içeriği
Basına
dağıtılan bilgi notlarına göre, dün imzalanan "TC-KKTC
Hükümetleri Arasında Ekonomik ve Mali İşbirliği
Protokolü", iki ülke arasında mevcut ekonomik ve mali
işbirliğinin; 2007, 2008 ve 2009 yıllarında da artarak
sürdürülmesini öngörüyor.
Protokol ile KKTC
Hükümeti, halen uygulanan "Yeniden Yapılanma ve Ekonomik
Kalkınma Programı"nda yer alan yükümlülüklerini 2006
yılı sonuna kadar tamamlamayı, ayrıca 2007, 2008 ve 2009
yıllarını kapsayacak şekilde yeni bir ekonomik
programı yürürlüğe koymayı taahhüt ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ise, mutabakat ile bu yıl sonuna kadar hazırlanacak yeni
ekonomik programın desteklenmesi; reel sektörün geliştirilmesi,
savunma, altyapı yatırımları ve teşvik kredileri için
kullanılmak amacıyla 2007-2009 yılları arasında toplam
1 milyar 875 milyon YTL yardımda bulunacak.
Protokol uyarınca,
Türkiye Kalkınma Bankası aracılığıyla uygun
koşullarda kredi kullandırılmasını sağlamak üzere
yeni bir teşvik programı uygulanacak ve Türkiye, KKTC Hükümeti'nin
ihtiyaç duyacağı her alanda teknik yardım sağlayacak, kamu
görevlilerini ve diğer uzmanlarını gerektiği sürece KKTC'de
geçici olarak görevlendirecek.
Elektronik imza
Cumhuriyet Meclisi Mavi
Salon'da dün ayrıca "Türk Telekom Kurumu ile KKTC
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı
Arasında Elektronik İmza Konusunda İşbirliği
Anlaşması", Türkiye Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım ve Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanı Salih Usar tarafından imzalandı.
İmza
sırasında Cumhurbaşkanı Talat ile iki başbakan arkada
ve ayakta durdu.
Türkiye
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,
Cumhurbaşkanı Talat'a konuyla ilgili bilgi verirken, "Elektronik
imza nikah ve veraset hariç her yerde geçerlidir" dedi ve bu uygulama için
gerekli işlemlerin altı ayda biteceğini söyledi.
KIBRIS 21/07/06
Orams davası uzadı
Kuzey
Kıbrıs'taki inşaat sektörü ile buradan ev satın alan
yabancıları yakından ilgilendiren Orams davası,
avukatların yaptığı mütalaaların bitmemesi nedeniyle
bir gün daha uzatıldı. Davanın, bugün sona ermesi bekleniyor.
Londra Yüksek
Mahkemesi'nde görülen davanın dünkü duruşmasında,
Kıbrıslı Rum Meletios Apostolides'in avukatı Tom Beasley
söz alarak, Rum mahkemesinin Oramsların oturduğu evin
yıkılması ve üzerindeki arazinin gerçek sahibine iade edilmesi
yönünde aldığı kararın İngiliz mahkemeleri
tarafından onaylanması gerektiğini belirtti.
Kıbrıs Rum
yönetiminin, Kıbrıs adası üzerindeki tek "yasal güç"
olduğunu belirten Beasley, "KKTC'nin de uluslararası camiada
tanınmayan gayri yasal bir devlet olduğunu", bu nedenle
İngiliz mahkemelerinin Rum mahkemesinin kararını desteklemesi
gerektiği söyledi.
Beasley, Kıbrıs
Rum yönetimi yasalarının, Kıbrıs adasının
tamamında geçerli olduğunu, uluslararası alanda kabul
gördüğünü, Oramsların işgal ettiği arazinin de
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yetki alanı dışında
kaldığı" söylemenin, KKTC'yi evrensel olarak
tanımayı reddetmeye ters düşeceğini söyledi.
Kıbrıs Rum
kesiminin iki yıl önce AB'ye kabul edilmesinin, Kıbrıs
adası üzerindeki tek yasal güç olduğunun bir kez daha teyidi
olduğunu öne süren Beasley, "Oramsların üzerinde oturduğu
toprağın Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yetki alanı
dışında olduğunu söylemek, tartışılmayacak
kadar ciddidir" dedi.
Avukat, Orams çiftinin
davanın Rum mahkemesinde görülmesi sırasında kendilerine
savunmalarını hazırlamak için zaman
bırakılmadığı yolundaki itirazlarının da
doğruyu yansıtmadığını öne sürdü.
Savunmanın
ardından hakim, Cherie Blair'e savunmasına, devam etmek isteyip
istemediğini sordu. Bayan Blair, savunmasını yazılı
olarak mahkemeye sunabileceğini ya da bu sabah yapabileceğini
bildirdi.
Yargıç bunun üzerine
davayı bugün sabah 10.00'a erteledi.
Bayan Blair rahattı
Orams çiftinin
İngiltere'de görülen davasını Türk hukukçular Işın ve
Hasan Vahib çiftiyle birlikte üstlenen Başbakan Tony Blair'in eşi
Cherie Blair, mahkemede son derece rahat tavırlarıyla dikkat çekti.
Blair'in, davacı avukatının savunması sırasında
sık sık mimiklerle itirazlarını ortaya koyduğu, hatta
bazen ayağa kalkıp itirazlarını dile getirdiği
görüldü.
Bayan Blair, mahkemeye
verilen arada da gazetecilerle ve mahkeme salonundaki konuklarla sohbet ederek
samimi tavırlar sergiledi. Ancak Blair'in iki yakın koruması
dava boyunca salonda oturup, çevreyi dikkatle gözden geçirdi.
Cherie Blair, önceki gün
yaptığı savunmada, Kıbrıs Rum kesiminin KKTC üzerinde
herhangi bir yetkisi bulunmadığını, bu yüzden mahkemenin,
Rum mahkemesinde alınan kararı tanımaması gerektiğini
belirtmişti.
Apostolides, Orams çifti
tarafından 210 bin sterlin harcanarak yaptırılan evin kendi
arazisi üzerine inşa edilmiş olması nedeniyle evin
yıkılmasını ve arazisinin kendisine iade edilmesini talep
ediyor.
Linda ve David Orams
çiftinin, Rum mahkemesinde görülen davanın kararına itirazda
bulunmalarının ardından dava Londra'ya taşındı.
KIBRIS 21/07/06
KKTCde emsal
karar beklentisi
Kuzey
Kıbrısta terkedilen bir Rum arazisine ev
yaptırdıkları için dava edilen İngiliz çiftin Londradaki
ilk duruşmasında söz alan avukatları İngiltere
Başbakanı Tony Blairin eşi Cherie Blair, Adanın kuzeyinde
Rum kanunlarının geçmediğini hatırlattı.
NTV
Güncelleme: 19:49 TSİ 20 Temmuz 2006 Perşembe
LONDRA
- Linda-David Orams çiftinin avukatlığını üstlenen Cherie
Blair, arazinin sahibi Rum vatandaşının mülkü için tazminat
alabilmesinin başka yolları olduğunu belirtti ve Kuzey
Kıbrısta kurulu tazmin komisyonunu adres gösterdi.
Rum vatandaşının avukatı
ise Cherie Blairin KKTC adını kullanmasına itiraz etti. Blair,
KKTCyi pratik sebeplerden dolayı kullandığını
söyledi.
Kararın haftasonuna kadar açıklanması bekleniyor. İngiliz
çift, Kıbrıs Rum mahkemesi tarafından yıkılmasına
karar verilen evlerine yeniden dönebilmeyi ümit ediyor.
Kararın, Kıbrıstaki diğer mülk davaları için de emsal
oluşturacağına dikkat çekiliyor.
"Çözüm BM zemininde"
21 Temmuz, 2006 21:18:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Kıbrıs'ta çözümün BM zemininde olacağını belirterek,
''bizim siyasi noktada, hukuki noktada BM zemininden başka üzerinde
duracağımız başka bir zemin yoktur. Ve yine bu arada BM
zemini bizim için çözüm zeminidir'' dedi.
20
Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı'nın 32'nci yıldönümü
kutlamalarına katılmak ve çeşitli temaslarda bulunmak üzere 19
temmuzda KKTC'ye gelen Erdoğan, Ankara'ya döndü.
Başbakan Erdoğan, KKTC'den ayrılmadan önce, KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'le Ercan Havaalanı'nda basın
toplantısı düzenledi.
Kıbrıs'ta 24 nisan 2004 tarihinde yapılan referandumun birçok
şeyi teyit ettiğini ve bunun üzerinde durulması ve
düşünülmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, ''bizim siyasi
noktada, hukuki noktada BM zemininden başka üzerinde
duracağımız başka bir zemin yoktur. Ve yine bu arada BM
zemini bizim için çözüm zeminidir" dedi.
"Annan planı zaten hukuken düşmüştür" diyen
Erdoğan, "atılacak yeni adımda da herşey bizim
açımızdan çözüme yöneliktir. Biz yine bir adım önde olmanın
ötesinde daha önce de söyledim, aslında ocak ayında yapmış
olduğumuz açıklamalarla 11 adım öne geçmiş oluyoruz"
dedi.
"Kıbrıs milli davamız"
Kıbrıs'ın milli dava olduğunu ifade eden Erdoğan,
Kıbrıs'ta iki taraf arasındaki günlük sorunların giderilmesi
için kurulması öngörülen teknik komiteleri desteklediklerini
vurguladı.
Erdoğan, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması
gerektiğinin altını çizerek, ''izolasyonlar kalkmadıkça
Türkiye Cumhuriyeti olarak bizden istenen ne olursa olsun bu saatten sonra
bizim bunlara olumlu yaklaşmamız mümkün değil'' dedi.
Kıbrıs'ta yeniden masaya gelme durumunun oluştuğuna
işaret eden Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un masada çözüme giden yol
noktasında hem siyasal hem teknik konularda bir karara
varmalarını ve tüm dünya liderlerinin de bu karara
varışı alkışlamalarını diledi.
Erdoğan'a onursal Doktora payesi
Başbakan Erdoğan'a, 'Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde
izlemekte olduğu proaktif politikalar ve bir adım önde olma siyaseti'
nedeniyle Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) tarafından
uluslararası ilişkiler alanında Onursal Doktora payesi verildi.
Onursal doktorası, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer
tarafından takdim edilen Başbakan Erdoğan DAÜ'de bir
konuşma yaparak yine Kıbrıs sorununa değindi.
Erdoğan, ''AB üyesi bir Türkiye, bugün dünyanın büyük ihtiyaç
duyduğu bu medeniyetler ittifakına çok daha fazlasıyla
katkıda bulunacaktır'' dedi.
''Sorunların barışçı yollardan çözümlenmesi, dış
politikamızın temel esaslarından biridir'' diyen Erdoğan,
''işte Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs olayında da
Kuzey Kıbrıs'ın her zaman bir adım önde
olacağını ifade ederken, inandığımız,
güvendiğimiz şey küresel barışa hizmet etmekti. Ama bunu
Güney anlayamadı" dedi.
"Ada'da kimin barıştan, kimin kavgadan yana olduğu çok net
ortadadır" diyen Erdoğan, "şu anda bize,
uluslararası arenada hiçbir lider kalkıp da 'Kuzey Kıbrıs
haksızdır' diyemiyor. Ama geçmişte bunu diyorlardı,
şimdi o geçti" dedi.
Erdoğan, "dedik ki, her zaman Türkler Rumların bir adım
önünde olacak. İkinci kez artık bir tarafın kazanıp, bir
tarafın kaybettiği değil, ya win-win (kazan-kazan) esasına
göre bir politikanın güdülmesi gerekirdi. Ve bu da artık literatüre
girdi. Şimdi artık bu olacak. Kuzey Kıbrıs bir
kazanıyorsa Güney de bir kazanacak" diye konuştu.
"Türkiye kalıcı çözümden yana"
Adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözümden yana olduklarını
yineleyen Başbakan Erdoğan, garantör ülke olarak Türkiye'nin ve Kuzey
Kıbrıs'ın sözünde durduğunu, bunun en açık
ispatının 24 nisan 2004 referandumu olduğunu ifade etti.
Erdoğan, ''iki tarafta referandum yaptığınıza göre bu
ne demektir, burada azınlık yok, burada iki ayrı devlet var
demektir'' dedi.
Referandumda Kıbrıs Türk tarafının yüzde 65 'evet', Rum tarafının
da yüzde 75 'hayır' dediğini kaydeden Erdoğan, 'hayır'
diyenlerin taltif edildiğini, 'evet' diyenlerin ise hala izolasyona tabi
tutulduğunu hatırlattı.
Erdoğan, ''işte bu adalet değildir. Zulm ile abad olunmaz. Onun
için bu zulm bir gün son bulacak ve adalet er geç yerini bulacaktır. Biz
buna inanıyoruz'' diye konuştu.
Rum tarafının uzlaşmaz siyasetinin bedelinin hala
Kıbrıs Türküne ödettirildiğini, bunun son derece çelişki ve
haksızlık olduğunu ifade eden Erdoğan, ambargo ve
kısıtlamalara bir an önce son verilmesi gerektiğini
vurguladı.
Edoğan, ''başta AB olmak üzere uluslararası toplum, çözümden
yana olduğunu açıkca ortaya koyan Kıbrıs Türkü'ne
verdiği sözleri yerine getirmelidir. Bundan kaçması mümkün
değil. Aslında ocak ayında
açıkladığımız eylem planı bu anlamda önemli bir
fırsattır. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir'' dedi.
"İslam dünyası Türkiye'nin AB üyeliğini
bekliyor"
"Türkiye'nin AB'ye kabulüyle, AB bir Hristiyan kulübü olmaktan
çıkacak, medeniyetlerarası ittifakın adresi durumuna
gelecektir" diyen Erdoğan, "bu çok önemlidir. Bu gerçeğin
çok iyi görülmesi, bu fırsatın kaçırılmaması
gerekiyor" diye konuştu.
Bir buçuk milyarlık İslam dünyasının, Türkiye'nin AB
üyeliğini candan merakla beklediğini kaydeden Erdoğan, ''zira
Türkiye burada bir köprüdür. Türkiye'nin bu köprü görevini görmesi dünyadaki bu
ittifakın küresel barışa hizmet etme noktasında
inanıyorum ki çok önemli bir kilometre taşı olacaktır''
dedi.
Türkiye'nin AB sürecinin KKTC bakımından da oldukça önemli
olduğunu, çok yönlü dış politika içinde Avrasya boyutunun da
önemli bir yeri olduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan,
Ortadoğu'daki savaş
Başbakan Erdoğan, Ortadoğu'daki gerginliğin giderek adeta
büyük bir yangına dönüştüğünü, buna seyirci
kalamayacaklarını ifade ederek, saldırıların bir an
önce durdurulması gerektiğini söyledi.
Dini, dili, ırkı vatanı ne olursa olsun hiçbir zaman
insanlığa zulme seyirci kalamayacaklarını kaydeden
Erdoğan, ''nerede bir zulüm varsa, biz orada adaletle tecelli etmek
durumundayız. Şunu unutmayalım, biz öyle bir ecdadın
torunuyuz ki, ta Hint yarım adasında olan bir zulme donanma gönderen
bir ecdadın torunlarıyız'' dedi.
Erdoğan, yıllar önce Kıbrıs'ta da acılar
yaşandığını, 20 temmuz Barış Harekatı
ile bu acılara son verildiğini ve Kıbrıs'ın yeniden
huzura kavuştuğunu söyledi.
Kıbrıs'ta 32 yıldır barış ve huzurun hüküm
sürdüğünü, bunun değerinin iyi bilinmesi