Talat ile bayraksız fotoğrafsız görüşme

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

Avrupa Parlamentosu’nda oluşturulan "Kıbrıs Üst Düzey Temas Grubu"nun, 5-8 Mart tarihlerinde Kıbrıs’a gideceği ve Cumhurbaşkanı Talat ile makamında görüşeceği bildirildi. Ancak bu görüşmede KKTC sembollerinin yer almaması ve fotoğraf çekilmemesi kararı alındı.

Avrupa Parlamentosu’nda, Kuzey Kıbrıs ve Kıbrıslı Türklerle ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla bir süre önce kurulan "Temas Grubu", sekiz AP milletvekilinden oluşuyor. Grubun adaya ziyaret yapma kararı almasından sonra Talat’ı makamında ziyaret edip etmeme konusunda "hararetli" bir tartışma yapıldı. Grupta yer alan bazı parlamenterler, Talat’la makamında görüşme fikrine şiddetle karşı çıktılar. AP üyeleri, doğrudan güneye giderek Larnaka havaalanından Kıbrıs’a giriş yapacaklar ve daha sonra Kuzey’e geçerek bazı temaslarda bulunacaklar.

AP üyelerinin bu "sembolsüz ve fotoğrafsız" görüşme kararının KKTC’de nasıl karşılanacağı ise henüz bilinmiyor.

HURRIYET 15/02/06

 

Mülkiyet davaları iki toplum arasında çatışmaya yol açacak

DAÜ Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman, adadaki mülkiyet sorununun, çözüm planı çerçevesinde değil de hukuki davalarla halledilmeye çalışılmasının devam etmesiyle yaşanacak gelişmeler hakkında uyarıda bulundu:

Mülkiyet davaları iki toplum arasında çatışmaya yol açacak

"ARİF MUSTAFA DAVASI, BARIŞÇIL ÇÖZÜM ÖNGÖRMÜYOR"... DAÜ Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Erhürman, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun, herhangi bir çözüm planı çerçevesinde değil, hukuki davalarla halledilmeye çalışılmasının Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki çatışmayı kaçınılmaz kılacağını söyledi. Dr. Erhürman, Arif Mustafa davasının sonucunun, ne Kıbrıslı Türkler ne Kıbrıslı Rumlar için "sevinilecek" bir durum olmadığını belirterek, bunun, mülkiyet sorununun barışçıl bir şekilde çözülebilmesi için bir emsal teşkil etmediğini ifade etti

"RUMLARIN AMACI MÜLKİYET KONUSUNDA TUTARLI OLMAK"... Erhürman, Arif Mustafa'ya evlerinin iade edilmesinin, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun "herkesin evine dönmesi" prensibi çerçevesinde çözümlenmesi savunan Rum yönetiminin "tutarlı" olmak amacıyla yapması gereken bir konu olduğunu ifade etti. Dr. Erhürman, Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerin güneyde bıraktıkları taşınmaz malların iadesini çözümden sonraya bırakmasının ve ayrıca böyle bir durumu Avrupa'ya anlatmasının mümkün olmadığını belirtti

"BİNLERCE İNSAN İKİNCİ KEZ GÖÇMEN DURUMUNA DÜŞEBİLİR"... Erhürman, Arif Mustafa'ya evlerinin istinaf kararından önce iade edilmesi kararını da Rum tarafının, güneydeki kuzey göçmenlerine yönelik iç politika malzemesi olarak nitelendirdi. Ehrürman, Kıbrıs Rum yönetiminin, mülkiyet konusunun "herkes evine geri dönecek" formülüyle çözümlenmesi yönündeki yaklaşımının devam etmesi halinde binlerce insanın bir kez daha göçmen durumuna düşeceğini ve esas sorunların o zaman baş göstereceğini kaydetti

Anıl IŞIK

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun, herhangi bir çözüm planı çerçevesinde değil, hukuki davalarla halledilmeye çalışılmasının Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki çatışmayı kaçınılmaz kılacağını söyledi.

Dr. Tufan Erhürman, Arif Mustafa'nın, 1974'ten sonra güneye kalan taşınmaz malları için başlattığı yasal mücadelenin lehine sonuçlanmasının, ne Kıbrıslı Türkler ne Kıbrıslı Rumlar için "sevinilecek" bir durum olmadığını belirterek, Arif Mustafa'nın bu bireysel başvurusunun, adadaki mülkiyet sorununun barışçıl bir şekilde çözülebilmesi için bir emsal teşkil etmediğini ifade etti.

Mülkiyet sorununun bütünsel çözümünün Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün olabileceğini vurgulayan Dr. Erhürman, aksi takdirde iki toplumun adada barış içinde yaşamasının mülkiyet sorunu nedeniyle ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya kalacağını kaydetti.

Dr. Erhürman, Kıbrıslı Türk Arif Mustafa'nın, 1974'ten sonra Piskobu'da kalan taşınmaz mallarının iadesini talep ettiği davanın sonucuyla ilgili KIBRIS'a önemli değerlendirmelerde bulundu.

Erhürman, Arif Mustafa'ya evlerinin iade edilmesinin, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun "herkesin evine dönmesi" prensibi çerçevesinde çözümlenmesini savunan Rum yönetiminin "tutarlı" olmak amacıyla yapması gereken bir konu olduğunu ifade etti.

Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunmasını beklemeden Loizidu, Arestis ve Orams ve Hurma davaları ve Avrupa yakalama müzekkerleri ile mülkiyet sorununu halletmeye çalışan Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerin güneyde bıraktıkları taşınmaz malların iadesini çözümden sonraya bırakmasının ve ayrıca böyle bir durumu Avrupa'ya anlatmasının mümkün olmadığını belirtti.

Rum tarafının, istinaf sonucunda çıkacak olan kararın, başvuran tüm Kıbrıslı Türklere evlerinin iade edilmesi anlamını da gelmesini engellemeye çalıştığına dikkat çeken Dr. Erhürman, Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun çözümü konusunda bugünkü tezlerinden vazgeçmemesi halinde başvuran her Kıbrıslı Türke taşınmaz malını iade etmek zorunda kalacağını vurguladı.

Erhürman, Arif Mustafa'ya evlerinin istinaf kararından önce iade edilmesini de Rum tarafının, güneydeki kuzey göçmenlerine yönelik iç politika malzemesi olarak nitelendirdi.

Güneyde Kıbrıs Türk mallarında yaşayan, kuzey göçmeni olan Kıbrıslı Rumların "ikinci kez göçmen" düşmesiyle ilgili olarak Ehrürman, Kıbrıs Rum yönetiminin, mülkiyet konusunun "herkes evine geri dönecek" formülüyle çözümlenmesi yönündeki yaklaşımının devam etmesi halinde binlerce insanın bir kez daha göçmen durumuna düşeceğini ve esas sorunların o zaman baş göstereceğini kaydetti.

Dr. Erhüman'ın, KIBRIS'ın sorunlarına verdiği yanıtlar şöyle:

SORU: Uzun süredir 1974'te güneyde kalan evleri için hukuk savaşı veren Arif Mustafa'ya, Piskobu'da kalan evleri iade edildi. Bu Kıbrıslı Türkün bireysel olarak güneyde kalan malını geri alması açısından önemli bir karar teşkil ediyor. Siz, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ERHÜRMAN: Arif Mustafa'ya evlerinin geri verilmesi, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) yapmaktan daha fazla kaçınamayacağı bir girişimdi. Bu, GKRY'nin, kendi tezlerinde (bu tezlerin adil olup olmadığına bakılmaksızın) hiç olmazsa tutarlı olabilmek için yapmak zorunda olduğu bir hamleydi. Bir yandan Kıbrıs'ta mülkiyet sorununun "herkesin evine dönmesi" formülü çerçevesinde çözülmesi gerektiğini savunup, ayrıca bunu, Loizidou, Xenides-Arestis, Orams, Hurma gibi davalar ve Avrupa yakalama müzekkeleri ile çözüm beklenmeksizin uygulamaya geçirilmesi gereken bir formül olarak lanse edip, diğer yandan da Kıbrıslı Türklerin güneyde bıraktıkları taşınmazlar söz konusu oldu mu, 'çözüm sonrasını beklemek gerekir' demek, kendi içinde tutarlı değildi kuşkusuz. Bunu Avrupa'ya anlatmak hiç bir biçimde mümkün olmayacaktı. Bununla birlikte, istinaf başvurusu sonucu alınacak olan kararla, başvuran tüm Kıbrıslı Türklere taşınmazlarının iade edileceğini beyan etmek de güneyde yaşayan kuzey göçmenlerine anlatılamayacak bir şeydi. O nedenle, GKRY, ilk derece mahkemesinin kararını, istinafın sonucunu beklemeden yerine getirdi ki, istinaf sonucunda çıkacak olan karar, başvuran tüm Türklere evleri geri verilmelidir anlamına gelmesin. Sanki Arif Mustafa davası için bulunan çözüm, bu davaya özgü bir çözümmüş gibi görünsün. Ama bence bu geçici bir çözümdür. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Hukuku karşısında, GKRY'nin, hem Kıbrıs'taki durumun mülkiyet hakları açısından olağanmış gibi kabul edilmesi gerektiğini, dolayısıyla çözüm beklenmeksizin Kıbrıslı Rumların evlerine döneceğini, hem de Kıbrıslı Türklerin mallarının iadesi gündeme geldiğinde, Kıbrıs'taki olağanüstü durumda bu malların iade edilemeyeceğini, ancak durum olağanlaştıktan ve çözüm bulunduktan sonra iade edilebileceğini savunması kimseye anlatabileceği bir tutum değil. Böyle bir tutumu Avrupa'nın anlayabileceği dille, hukuki terminolojiyle açıklamak da mümkün değil. Bunu ancak, insanların mülkiyet hakları konusunda etnik kökene, ya da ulusal kimliğe dayalı ayrımcılıkla açıklayabilirsiniz ki, galiba birilerinin dilleri bunu söylemeye varmıyor.

SORU: Ancak, Arif Mustafa'nın evlerini geri alması yönündeki davanın sonucunun güneyde taşınmaz malı bulunan diğer Kıbrıslı Türkler için emsal teşkil etmediği ifade ediliyor. Bunu, Kıbrıslı Türkler açısından ve Kıbrıs Cumhuriyeti açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

ERHÜRMAN: Ben, Yargıtay kararı çıkmadan iadenin gerçekleşmiş olmasının hukuki açıdan herhangi bir şeyi değiştirdiği kanaatinde değilim. Yani, GKRY, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun çözümü konusunda bugünkü tezlerinden vazgeçmediği sürece, başvuran her Türke taşınmazını iade etmek zorunda kalacaktır. Arif Mustafa'ya evlerinin istinaf kararından önce iade edilmesi, olsa olsa, GKRY'nin güneyde yaşayan kuzey göçmenlerine yönelik iç politika malzemesi olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, unutulmamalıdır ki, bu somut olayda, başvuran Kıbrıslı Türke malının iade edilebileceği koşulların uzun çabalardan sonra yaratılabilmiş, yani o evlerde oturan insanların alternatif bir konut konusunda ikna edilebilmiş olması, bundan sonraki tüm başvurular için de aynı işlemin kolaylıkla gerçekleştirilebileceği anlamına gelmeyecektir. Kaldı ki, kamulaştırma kararı olmaksızın el atılmış ya da kullanım biçimi değiştirilmiş birçok Türk malı vardır. Bunlar söz konusu olduğunda iade fiilen de imkansız olacak ve tazminat ve takas ister istemez gündeme gelecektir. Aslında buradaki temel sorun, 32 yıl sonra tüm malların aynen iadesinin ya da herkesin evine dönmesinin fiilen imkansız olmasından kaynaklanmaktadır. O nedenle, bu durumda, güneydeki hukukçulara, bu imkansızlık yanında yukarıda sözünü ettiğim tutarsızlığı ve ayrımcılığı kendi vatandaşlarına açıklayarak, GKRY'nin Kıbrıs'taki mülkiyet sorunu konusundaki tezlerinin adil ve kendi deyimleri ile "Avrupai" olmadığını anlatmak düşmektedir. Bu da belli bir demokrasi ve hukuk kültürünü gerektirir kuşkusuz!

SORU: Rum tarafı, Arif Mustafa'nın iade edilmesi nedeniyle evde ikamet eden Kıbrıs Rum ailelerinin "kendi vatanlarında ikinci kez göçmen olmak zorunda kaldıkları" yönünde bir görüş savundu. Bir anlamda, Rum tarafının sadece güneyde malları bulunan Kıbrıslı Türklere karşı bir Yargıtay kararının çıkmasını engellemekle kalınmadığı, aynı zamanda Kıbrıslı Rumların adadaki olağanüstü durum nedeniyle bir kez daha kendi ülkelerinde "göçmen düşerek mağdur edildiği" yönünde bir karar ortaya çıkardığı görülüyor... Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ERHÜRMAN: Yapılan uygulamanın o evlerde oturmakta olan Kıbrıslı Rumların rızası hilafına yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Zaten benim için önemli olan bu uygulamanın bu tekil örnekte ne gibi sonuçlara yol açtığı değil. Bence önemli olan, GKRY'nin Kıbrıs'ta mülkiyet sorunu konusunda bugünkü hakim tezi olan "herkes evine dönecek" formülünün hayata geçirilmesi durumunda ortaya çıkabilecek sorunlardır. Kıbrıs'ın her iki yanında binlerce insanın bir kez daha göçmen durumuna düşürülmesi esas o zaman söz konusu olacaktır. Mülkiyet sorununun herhangi bir çözüm planı çerçevesinde değil, bu tip davalarla halledilmeye çalışılması, Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında çatışmayı kaçınılmaz kılacaktır. Beni ilgilendiren esas mesele budur. O nedenle ben, Arif Mustafa'nın evine dönmesinin Kıbrıslı Rumlar için (istinaf kararının çıkmasını engelledikleri gerekçesiyle) ya da Kıbrıslı Türkler için (bir Kıbrıslı Türk güneydeki malını geri aldı diye) çok sevinilecek bir şey olmadığı düşüncesindeyim. Bu tekil girişim Kıbrıs'ta mülkiyet sorununun barışçıl bir biçimde çözülebilmesi için bir emsal oluşturmuyor benim gözümde. Mülkiyet sorununun bütüncül çözümünün Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte ele alınması gerektiği hala çok açık. Aksi takdirde, Türkler güneydeki kuzey göçmenlerini, Rumlar da kuzeydeki güney göçmenlerini evlerinden yerlerinden edecek davalar açmaya devam ederlerse, bazı bireyler mülkiyet haklarını elde edecekler ama Kıbrıs'ta barış içinde yaşama olanağı sırf mal-mülk yüzünden ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya kalacaktır.

KIBRIS 15/02/06

 

Güney Lefkoşa'daki edebiyat etkinliğine katılan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara ait araçlara zarar verildi

Güney Lefkoşa'da düzenlenen edebiyat etkinliğine katılan Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara ait araçlara zarar verildi.Reuters haber ajansı, saldırının dün akşam etkinliğin yer aldığı binanın dışında yapıldığını ve bir ay içerisinde aynı bölgede ikinci olduğunu açıkladı.

Saldırıda, ikisi Kıbrıslı Türklere, biri Kıbrıslı Rum'a ve biri de Bulgaristan elçiliğine ait dört arabanın lastikleri yırtıldı. Kıbrıs Rum Polisi, vandalizmin hangi nedenle yapıldığını ve kimin tarafından yapıldığı hakkında bilgileri olmadığını açıkladı.

Olayla ilgili soruşturma başlatan Kıbrıs Rum Yönetimi Polisi yaptığı açıklamada, böyle bir etkinliğin yer alacağından bilgileri olmadığını söyledi.

Reuters, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların düzenlediği iki toplumlu etkinliklerin genelde sorunsuz geçtiğini ancak son haftalarda gazetecilere ve eylemcilere yönelik saldırılar yaşandığını vurguladı.

KIBRIS 15/02/06

 

İngiltere: Aklınızı başınıza alın, ama tanımadan korkmayın

İngiltere'nin; Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konularından sorumlu Müsteşarı Duglas Alexander aracılığıyla Rum yönetimine; Kıbrıs sorununa kısa zamanda çözüm bulunması konusunda işbirliği yapmayı hızlandırması; Ankara Büyükelçisi aracılığıyla da Türk tarafına, "Kıbrıslı Türklerin sahte devletinin an gelip İngiltere tarafından tanınacağı sahte duygusuyla, bulutların üzerinde uçmaması" konusunda, İngiltere'nin açık ve ısrarlı tavsiyesini ilettiği öne sürüldü.

Haberi "Londra: Aklınızı Başınıza Alın ve Tanımadan Korkmayın" başlığıyla yansıtan Alithia gazetesi, Duglas Alexander'in, Kıbrıs'taki iki tarafı, aralarındaki diyaloğa yeniden başlamaya çağırarak; bütün cephelerde ilerleme olması gerektiği uyarısında bulunduğunu yazdı.

Gazeteye göre Alexander, Muhafazakar Milletevekili Bob Sping'in; Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ilerleme sağlanıp sağlanmadığına ilişkin yazılı sorusunu yanıtlarken; BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sorunun halli yönünde çok önemsiz bir ilerleme olduğunu belirterek; mevcut çıkmazın sorumlusu olarak suçlanan Kıbrıs Rum tarafına açıkça eleştiriler yönelttiği açıklamasını hatırlattı ve "Sayın Annan'ın, Kıbrıs'ı ziyaretimden önce yaptığı ve kapsamlı bir çözüm bulmaya bağlılığını yinelediği bu açıklamasını kutladım" dedi.

Gazete, İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott'un da, Türkiye'de katıldığı bir davette; İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un açıklamasının, İngiltere'nin KKTC'yi kademeli olarak tanıyacağı şeklinde yorumlanmaması gerektiğine ilişkin sözlerini, Türk basınını kaynak göstererek okurlarına aktardı.

KIBRIS 14/02/06

 

Bakoyanni’nin önceliği Kıbrıs

Yunanistan’da kabine değişikliğinin ardından yeni bakanlar yemin ederek görevlerine başladı.

 

NTV

Güncelleme: 02:10 ET 16 Şubat 2006 Perşembe

ATİNA - Ülkenin ilk kadın Dışişleri Bakanı olan Dora Bakoyanni, Kıbrıs sorununun çözümü ve Türk-Yunan ilişkilerine ağırlık vereceğini söyledi.

Bakoyanni, Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlenen devir-teslim töreninde kısa bir açıklama yaptı. Yeni Dışişleri Bakanı, beklendiği gibi Kıbrıs sorunu ve Türk-Yunan ilişkilerine ağırlık vereceğini söyledi. Ayrıca Yunanistan’ın Avrupa Birliği içindeki rolü ve Balkanlardaki konumunu güçlendirecek bir program izleyeceğini belirtti.

Dora Bakoyanni, Başbakan Kostas Karamanlis ile birlikte ilk yurtdışı ziyaretini Almanya’nın başkenti Berlin’e yapacak.

Türkiye’ye yakın bir isim olan Dora Bakoyanni, girişken kişiliğiyle tanınıyor. Kabinedeki değişikliklerin, Karamanlis’in hükümetin yıprandığını düşünmesiyle nedeniyle gerçekleştiği ve Karamanlis’in seçime, yeni kabineyle gitmeyi hedeflediği belirtiliyor.

KARAMANLİS: ÇÖZÜM ADİL OLMALI
Başkent Berlin’de Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya gelmeden önce bir Türk gazetecinin sorusunu yanıtlayan Karamanlis, Kıbrıs’ta adil ve dengeli bir çözümden yana oldukları fikrini yineledi. Karamanlis ayrıca, yeni kabinesinin dış politikasındaki ana konularda bir değişikliğin söz konusu olmadığını dile getirdi.

Merkel ise Ankara’nın Kıbrıs eylem planına ilişkin bir soruya “Ayrıntılar hakkında burada bilgi veremem, ancak tüm gerçekçi önerilere açığız” cevabını verdi.

 

Yunan bakan Kıbrıs’a öncelik verecek

 

Papadopulos ile Annan 28 şubatta biraraya geliyor



15 Şubat, 2006 20:54:00 (TSİ) CNN TURK

Yunanistan'daki kabine değişikliği sonucu Dışişleri Bakanlığı'na getirilen eski Atina Belediye Başkanı Dora Bakoyannis, ''Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesi ve Kıbrıs sorunu en önemli önceliklerim arasında'' dedi.

Dora Bakoyannis, Yunan hükümetinin Türkiye ile uzun zamandır sürüncemede kalan ilişkileri düzeltmek istediğini söyledi.
 
Bakoyannis, "önceliğim önce Kıbrıs, sonra da hem Türk-Yunan ilişkilerini geliştirmek hem de genel olarak Balkanlar'da kalkınma" dedi.
 
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü için oluşturduğu Eylem Planı ile ilgili olaraksa herhangi bir yorumda bulunmadı.
 
Bakoyannis dışişleri bakanı olarak ilk yurtdışı ziyaretini ise Başbakan Karamalis ile birlikte Almanya'ya yapacak.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis dün kabinede yaptığı değişiklikle Atina'nın ilk kadın belediye başkanı Dora Bakoyannis’i Yunanistan'ın ilk kadın dışişleri bakanı olarak atamıştı. 
 
Bakoyannis, 77 yaşındaki Petros Molivyatis'in yerine bakan oldu. Dışişleri Bakanlığı görevini, Dora Bakoyannis'e bırakan Petros Molivyatis ise siyasi yaşamını sona erdirdiğini açıklamıştı. 
 
Bakoyannis kimdir?
 
Dışişleri Bakanlığı görevine getirilen Dora Bakoyannis (52), Yunanistan'ı 1990-1993 yılları arasında yöneten Konstantin Miçotakis'in kızı ve yıllardır politikacı kimliğiyle tanınıyor. 
 
Atina Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve kamu hukuku eğitimi gören Bakoyannis, Miçotakis hükümeti döneminde kültür bakanlığı görevinde bulundu.
 
Bakoyannis, YDP'nin muhalefete geçmesinin ardından Parlamento'daki yerini korudu ve 2000 yılında Karamanlis tarafından gölge savunma ve dışişleri bakanlığı görevine getirildi. 
 
Bakoyannis, 2002 yılı ekim ayında yapılan yerel seçimde Atina Belediye Başkanlığı'nı kazandı.

 

YENİ GİRİŞİM 28 ŞUBATTA

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan 28 şubatta Paris’te biraraya gelecek. Rum yönetimi tarafından yapılan açıklamada, görüşmenin bu ay sonunda yapılacağı resmen ilan edildi. Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Yorgos Lillikas bugün yaptığı açıklamada, Papadopulos ve Annan'ın ‘yakın bir tarihte’ biraraya geleceğini söylemişti.

CNN TURK 16/02/06

 

Bahreyn'den KKTC'ye yatırım

ANKARA Milliyet


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'deki özelleştirme ihalelerine davet ettiği Bahreyn Krallığı'nın Başbakanı Şeyh Halife Bin Salman El Halife, KKTC'ye turizm yatırımı yapabileceklerini söyledi.
Erdoğan, dün Türkiye'ye Bahreynli işadamlarıyla resmi bir ziyaret yapan El Halife ile görüştü. Erdoğan görüşmede, Türkiye'de özelleştirme alanında önemli adımlar atıldığını, ulaştırma, sivil havacılık ve madencilik alanlarındaki ihalelere Bahreyn'in de katılmasının beklendiğini söyledi. Türk müteahhitlerinin Bahreyn'de altyapı yatırımlarına girmek istediğini belirten Erdoğan, mayıs ayı içinde İçişleri ve Milli Savunma bakanlarının bu ülkeye gideceğini kaydetti. Görüşmede, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün de mayısta Bahreyn'e gideceği vurgulanırken, iki ülkenin askeri eğitim alanında işbirliği yapması kararlaştırıldı.
El Halife, TOBB'nin çalışma yemeğine katıldı.


Ankara'da üşüdüler

Fotoğraf: ALTAN BURGUCU

Bahreyn Başbakanı El Halife ve beraberindeki heyet, Ankara'da üşüdü. Sıcak iklimin hâkim olduğu Bahreyn'in yerel kıyafetleri ile gelen heyet üyeleri, Anıtkabir'de yerlerin buz tutmasına şaşırdı. Resmi karşılama töreni sırasında El Halife'nin de üşüdüğü görüldü.

 

HURRIYET 16/02/06

 

* * *

HAVA, PAPADOPULOS'UN ALEYHİNE ESİYOR, ANCAK…

Kıbrıs Rum lideri acaba farkında mı bilemiyorum, ancak Uluslararası hava yavaş yavaş aleyhine dönüyor. Ancak, bu durum Papadopulos'un pek umrunda değil. Onun için önemli olan, bu yılki Başkanlık seçimini kazanmak. Bundan dolayı da, sağına soluna bakmadan Rumlara damardan giriyor ve herkesin hoşuna gidecek bir politika uyguluyor.
Son haftalardaki gelişmelere bakıldığında, Papadopulos'un belki seçimi kazanabileceğini, ancak Kıbrıs'ın geleceğini Rumlar açısından zorlaştırdığını, KKTC'nin hayatını biraz dahi olsa rahatlatmaya başladığını söyleyebiliriz.
Neyse, bu onların bilecekleri iş...
Biz kendimize bakalım.
Türkiye'nin son Kıbrıs girişimi kafaları karıştırdı. Uluslararası kamuoyuna, limanların Rum gemilerine açılmasının teknik (Gümrük Birliği) bir sorun olmaktan çok, siyasi bir konu olduğunu gösterdi.
Londra ve Washington'dan gelen mesajlar, Ankara'nın bir kaç adım atması durumunda, KKTC resmen tanınmasa dahi, fiilen tanınacağı izlenimini arttırıyor.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, arka arkaya attığı akıllı adımlar sayesinde Türk tarafının durumu güçleniyor. Her ne kadar, Uluslararası ilişkilerdeki stranç oyunundan anlamayan kimi köşe yazarları, Talat'ı "Yavru Vatan'ı satmakla" suçluyor olsalar dahi, KKTC doğru yolda yürüyor ve doğru hamleler yapıyor.
Ancak, bizi memnun eden demeçlere, Londra ve Washington'un mesajlarına da çok bel bağlamamak gerekir. Avrupa Birliği yetkililerinin Kıbrıs'ı tam üye yapmaktan pişman olduklarını söylemelerine de pek kulak asmamalıyız. Aynı filmi Yunanistan'ın tam üyeliği sırasında da duymuştuk. Şikayet ederler, bir süre sonra alışırlar ve susarlar. Ardından, yine gelip bizim kapımızı çalarlar.
Unutmamamız gerekir ki, limanlarımızın Rum gemilerine açılması kaçınılmazdır. Ankara söz vermiştir ve eninde sonunda açılacaktır. Tek çıkış yolu, bu süreci uzatmaktan geçmektedir. Müzakerelerin bitmesine yakın bir sıralarda, Türkiye hem limanlarını açacak, hem de Kıbrıs'ı tanıyacaktır. Ancak bu da, siyasi bir çözümün parçası olduğundan dolayı, Ankara'yı rahatsız etmeyecektir.
İşte bütün sorun, o döneme kadarki süreci iyi yönetebilmektir.
Ankara, limanlarını açmakta zorlanıyor. Hele karşılığında hiçbir şey elde edemeden adım atamayacağını açıkça gösteriyor. O zaman, Türkiye'nin AB reformlarına öncelik vermesi, bekleyen düzenlemeleri yapması, Ankara'nın elini daha da rahatlatacak.
Özetle, Kıbrıs sorununda sıkışma sırası Papadopulos'ta görünüyor. Yeter ki, Ankara stranç oyununda taşlarını iyi oynasın.

* * *

DORA, ATİNA'YI TEKRAR CANLANDIRIR

Atina'da çok ilginç ve önemli bir değişim yaşandı.
Dışişleri bakanlığına, Dora Bakoyani getirildi.
Dora'yı Türk basını yakından tanır.
Son derece şeker, bilgili, çalışkan, tüm dikkatleri üstüne çekmesini bilen bir siyasidir. Türkiye'ye çok defa gelmiştir ve bizleri tanıyan nadir Yunan politikacılarından biridir. Türk çevrelerde çok dostu vardır. Ancak bütün bu niteliklerine bakıp, Dora Bakoyani'nin Türkiye ile ilişkilere çok farklı bakacağını sanmamak gerekir. Dora, Yunanistan'ın temel politikalarını sürdürecek, ancak yaklaşımı, stili değişecektir.
Daha önceki dışişleri bakanı Moliviadis, eski ekol'dendi. Türk-Yunan ilişkilerinin en fırtınalı döneminin adamıydı. Kibar bir insan olmasına rağmen, dışarıya sert bir görüntü verirdi. Buna karşılık, Karamanlis'in çok yakınıydı. Dora'nın dışişleri bakanlığına getirilmesi, Başbakan için mutlaka çok zor olmuştur. En yakın kişisi sayılan Moliviadis'i kırmış olmanın ötesinde, en büyük rakibi Mitçotakis'in kızını kabinesine alması, siyasi açıdan yutulması güç bir lokma...
Yine de ne olursa olsun, Dora, son dönemde silikleşen Yunan dış politikasının üstündeki pası sökebilir. Papandreu dönemindeki pırıltıyı tekrar geri getirebilir. Yunanistan Uluslararası alanda dikkat çeken bir ülkeydi. Papandreu ile birlikte bu dönem kapandı. Dora'nın en büyük katkısı, Yunan dışişlerine bu hareketliliği geri getirmesi olacak.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 16/02/06

 

Bahreyn KKTC'ye yatırım için söz Verdi

TARIK IŞIK

ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan'la görüşen Bahreyn Başbakanı Halife Bin Salman El Halife, KKTC'ye turzim yatırımı yapacaklarını söyledi. Resmi bir ziyaret için Ankara'da bulunan Bin Salman El Halife, Erdoğan tarafından Başbakanlık'ta resmi törenle karşılandı. Ardından iki ülke arasında yatırımların karşılıklı teşviki ve korunması anlaşması ile gümrük konularında işbirliği anlaşması imzalandı.
Erdoğan, El Halife'ye Türkiye'deki özelleştirme çalışmaları ile ilgili bilgi vererek, Bahreynli işadamlarını ulaşım, sivil havacılık ve madencilik konularında yapılacak özelleştirme ihalelerine davet etti. Erdoğan, yerli-yabancı yatırımcı ayrımı yapmadıklarının altını çizerken, konuk Başbakan da Türkiye'nin cazip bir yatırım merkezi olduğunu kaydetti. Kıbrıs konusunda Bahreyn'in Türkiye'ye desteğini yineleyen El-Halife, "KKTC'de özellikle turizm alanında yatırım yapmak istiyoruz" dedi. Ayrıca iki ülke arasındaki ilişkileri canlandırmak için Ankara'da Bahreyn Büyükelçiliği açılmasının da kararlaştırıldığı öğrenildi.

Ortak basın toplantısı yapılmadı
Bu arada El Halife'nin isteği üzerine iki başbakan ortak basın toplantısı düzenlemedi. Kulislerde Arap ülkelerinde ortak basın toplantısı geleneği bulunmadığı konuşulurken, El Halife'nin 'karikatür krizi' ile ilgili sorularla karşılaşmamak için basın toplantısı istemediği iddia edildi.

RADIKAL 16/02/06

 

Güneyde sanatçıların arabalarına yapılan saldırılara tepki yağdı

Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirilen Kıbrıslı Türk şairlerin şiir gecesinde, Kıbrıslı Türk ve diğer katılımcıların araçlarına yapılan saldırılara yönelik Rum hükümeti ve diğer siyasilerin kınamada bulunduğu bildirildi.

Haravgi gazetesi, Rum Hükümet Sözcüsü Yorgos Lillikas'ın yaptığı açıklamada, şiir gecesine katılan Kıbrıslı Türk, Kıbrıslı Rum ve yabancıların araçlarına yönelik gerçekleştirilen saldırıyı kınayarak, "bu tür eylemler mücadelemize hizmet etmemekte, cumhuriyete itibar sağlamamakta ve Kıbrıs halkının karakterini yansıtmamaktadır" dediğini yazdı.

Lillikas, suçluların yakalanarak yargı önüne çıkarılmaları dileğini de ifade etti.

AKEL Basın Sözcüsü Andros Kiprianu ise açıklamasında, "Bunun, Altın Şafak (Hrisi Avgi) türündeki neo-nazi nitelikli örgütler tarafından karanlık ile işbirliği yapılarak gerçekleştirilen ilk saldırı olmadığını" ifade ederek, bu eylemi gerçekleştirenlerin "Cunta ve EOKA-B'nin siyasi ve ideolojik çizgisini sürdüren kişiler olduklarını" belirtti.

Habere göre DİSİ, EDİ, KS EDEK, Ekologlar ve Çevreciler Hareketi ve Rum Gazeteciler Birliği (ESK) de söz konusu saldırıyı kınayarak suçluların en erken zamanda yakalanmasını talep etti.

KIBRIS 16/02/06

 

 

Rum yönetimi kurumsallaşmış yapımızı dikkate almıyor

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum yönetiminin Güney'e akredite bütün büyükelçilere Kuzey Kıbrıs'ta cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, siyasi partiler ve kamu görevlileriyle devlet binalarında, akademisyenlerle de üniversitelerde görüşmemelerini isteyen bildirimde bulunduğunu açıkladı.

Bu girişimin, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Türk Halkının kurumsallaşmış yapısını dikkate almadığının bir göstergesi olduğunu söyleyen Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin bu tavrını anlamsız ve bağnaz diye niteledi ve bunun Kıbrıs Türk Halkına saygısızlık olduğunu vurguladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dün sabah GÜSAD heyetini kabulü sırasında gazetecilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili sorularını yanıtladı.

Güney Kıbrıs'ta yayın yapan Antenna televizyonunda dün akşam yayımlanan habere göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la mart ayında görüşeceği ve bu görüşmede masaya "Genel Sekreter'in adaya bir an önce temsilci tayin etmesi; AB'nin ve 5 daimi üyenin Kıbrıs sürecine katılım ve karışmasının sağlanmasını" olmazsa olmaz şartlar olarak getireceği belirtilerek yorumu istenen Başbakan Soyer, şöyle konuştu:

"Kıbrıs sorunu BM'nin sorunudur ve BM Güvenlik Konseyi'nin mandasında, Genel Sekreter'in gözetiminde sürdürülen görüşmelerle gerçekleşen bir süreçtir. BM Genel Sekreteri kendi başına hareket eden bir müessese değildir. Güvenlik Konseyi'nin kararlarıyla ve onun verdiği mandayla hareket etmektedir.

Bunları, bir nevi mazeret yaratma açıklamaları olarak görüyor ve anlamsız buluyorum. Sayın Papadopulos'un tek yanlı AB üyeliği gerçekleştikten sonra sürekli olarak AB'yi Kıbrıs sorununa dahil etmek veya Kıbrıs sorununu bir AB sorununa döndürme eğilimi vardır. Bu görüşlerinde de bunu görüyoruz. Esas kurtulmak istediği 2003'ün sonunda ve 2004'ün başında yapılan New York anlaşmasıdır. İki toplum, Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve kendisiyle ilgili konularda AB'nin dahil olduğu, BM nezaretinde ve gözetiminde yapılan bir anlaşmaydı. Bu anlaşma çerçevesinde görüşmeler başlamıştı. Şimdi bu zemini berhava etme girişimleridir. Çünkü çözümsüzlüğü savunan bir lider olduğu herkes tarafından görülüp anlaşılmıştır."

"Görüşlerini listeleyip masaya otursun"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un bir an önce Annan planına dayalı görüşleri ve değişiklik önerilerini listeleyip görüşme sürecine oturmasının Genel Sekreter tarafından beklendiğini hatırlatarak, "Bunu yapması gerekir, beklenti bu olması gerekir" diye konuştu.

Papadopulos'un zaman sınırlaması olmaması, BM'nin hakemliğinin bulunmaması ve Annan planının temel olmaması gibi argümanları da bulunduğuna işaret eden Soyer, "Bunlar da onun zamana oynama ve çözümsüzlüğü sürdürme niyetinin açık ifadeleridir. Temennim bir an evvel BM Genel Sekreteri'nin kendi zemininde ve temelinde bu görüşme sürecini başlatmasıdır" dedi.

Soyer, Papadopulos'un bunları seçimlere dönük kamuoyuna propaganda malzemesi olarak kullandığını da belirterek, Türkiye'nin eylem planıyla doğan olumluluğu farklı mecraya kanalize etme niyetini de sergilediğini söyledi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza'nın ziyaretinin gerçekleşmeyeceği yönündeki haberlerle ilgili soru üzerine, Kıbrıs Rum tarafının son derece bağnaz bir tutum izlediğini ifade etti.

Büyükelçilere "Kimseyle devlet binasında görüşmeyin" telkini

Dün öğrendiği bilgiye göre, Rum Yönetimi'nin Güney'de akredite tüm büyükelçilere yaptığı bildirimde, Kuzey Kıbrıs'ta Cumhurbaşkanı, Başbakan, siyasi partiler, bakanlar ve kamu görevlileriyle hiçbir devlet binasında görüşmemelerini, akademisyenlerle de çalıştıkları üniversitelere girerek görüşmemeleri gerektiğini telkin ettiğini açıklayan Başbakan Soyer, şöyle konuştu:

"Yani insanlar Kuzey'e geçtiklerinde yalnız yollarda yürüyecekler. Hiçbir Kıbrıslı Türkle, onun müesseseleriyle görüşmeyecekler. Bu noktada bu tutumu özellikle (İngiltere Dışişleri Bakanı) Jack Straw'un, (ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı) Bryza'nın ziyaretiyle gelişen süreçte de açık şekilde gösterdiği gibi, Kıbrıs Türk Halkının kurumsallaşmış hiçbir yapısını dikkate almadığını göstermektedir. Bu çok anlamsız ve bağnazdır ve bugüne kadar hiçbir şekilde Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin takip etmediği bir siyasi hattır. Papadopulos yönetimi uzlaşmazlığını tırmandırmak ve statükosunu korumak için Kıbrıs Türk halkını tamamen yok farzeden, gündemden düşürmeye çalışan, basit bir azınlık haline getirmeye çalışan, halkımıza saygısızlık temelinde bir tavır içerisindedir."

Başbakan Soyer, Bryza'nın ziyaretinin iptaline ilişkin kendilerine bir bilgi gelmediğini, böyle birşey olmadığını kaydederek, Bryza'nın ziyaretinin ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacağını söyledi.

"Çelişki ve samimiyetsizlik"

Papadopulos yönetiminin BM Genel Sekreteri'ne görüşmeleri başlatma çağrısını, Kıbrıs sorununu çözmek için yaptığını ve masada da karşısında Cumhurbaşkanı Talat'ın oturacağını unutmamasını isteyen Başbakan Soyer, "Sayın Talat'ın karşısına oturacak olan Sayın Papadopulos, şimdi hangi hak ve yetkiyle Sayın Talat'ın, Kıbrıs Türk Halkının kurumsallaşmış yapısını reddeden siyasal girişimlerini sürdürebiliyor? Bu açıklıkla onun çelişkisini, samimiyetsizliğini gösteren bir hadisedir ve Kıbrıs Türk Halkını yok farz eden bir noktadır" diye konuştu.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Papadopulos'un Kıbrıs Türk Halkının çözüm iradesinden korktuğu için geçmişte olmayan bu taleplerini ortaya çıkardığına inandığını da ifade etti ve "Biz bu korkuların üstüne gideceğiz, akıl dolu, vicdan dolu ve dünya demokratik değerlerine bağlı bir siyasetle bu gerici saldırıları da Kıbrıs Türk halkı püskürtecektir" dedi.

"Esas olan üzüm yemek... saplantımız yok"

Başbakan Soyer, hükümetin ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza'nın Ercan üzerinden Kıbrıs'a gelmesi için girişimi olup olmadığı sorusuna da, "Biz, bu tür konuları politik istismar konusu yapmayan bir siyasal izlenim ve hareket içerisindeyiz. Bizim için esas olan üzümü yemektir, çözümü sağlamaktır. Bizim Kıbrıs Rum tarafı gibi saplantılarımız, paranoyalarımız yoktur" karşılığını verdi.

Kendileriyle görüşmek isteyenlerin ister Kuzey'den isterse Güney'den gelebileceğini kaydeden Başbakan Soyer, sembollere saplanıp kalmadıklarını, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının huzur içinde yaşayabileceği bir ortamı sağlayabilmenin esas olduğunu vurguladı.

KIBRIS 16/02/06

 

 

Yakovu: Annan’ı Türkler engelliyor

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenmede gecikmesinin Türk tarafının tutumundan kaynaklandığını ileri sürdü.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 22:46 TSİ 16 Şubat 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Rum radyosuna konuşan Yakovu, Kıbrıs sorununda hareketlilik olduğunu belirterek, yeni gelişmelerin eşiğinde bulunulduğunu, ancak müzakerelerin hemen başlamasını beklemediğini söyledi.

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenmekte gecikmesinin Türk tarafının tavrından kaynaklandığını ileri süren Yakovu, “Birleşmiş Milletler, Türk tarafının olası müzakerelerde yeterince esnek olmayacağını değerlendirdi, bu nedenle de inisiyatif üstlenmedi” dedi.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, Annan’la 28 Şubat’ta Paris’te yapacağı görüşmeye de değinen Yakovu, Annan-Papadopulos görüşmesinin bir gündemi bulunmadığını söyledi.

Yakovu, yapılması gereken ilk şeyin, Türkiye’nin özlü müzakerelere ikna edilmesi olduğunu savundu.

Yakovu, Papadopulos’un Annan’ın önüne, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin birden Kırbıs sorununun çözümü çabalarına müdahil olmaları konusunu koyacağını da belirtti.

"Kıbrıs'ta gecikmenin sebebi Türkler"


16 Şubat, 2006 23:01:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenmede gecikmesinin Türk tarafının tavrından kaynaklandığını iddia etti.

Rum radyosuna konuşan Yakovu, ''Kıbrıs sorununda hareketlilik olduğunu'' belirterek, ''yeni gelişmelerin eşiğinde bulunulduğunu, ancak müzakerelerin hemen başlamasını beklemediğini'' söyledi. 
 
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenmekte gecikmesinin Türk tarafının tavrından kaynaklandığını iddia eden Yakovu, ''BM, Türk tarafının olası müzakerelerde yeterince esnek olmayacağını değerlendirdi, bu nedenle de inisiyatif üstlenmedi'' diye konuştu.
 
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, Annan'la 28 şubat'ta Paris'te yapacağı görüşmeye de değinen Yakovu, Annan-Papadopulos görüşmesinin bir gündemi bulunmadığını söyledi.

"Türkiye ikna edilmeli" 

Yakovu, 'yapılması gereken ilk şeyin, Türkiye'nin özlü müzakerelere ikna edilmesi olduğunu' savundu. 
 
Yakovu, Papadopulos'un Annan'ın önüne, BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin birden Kıbrıs sorununun çözümü çabalarına müdahil olmaları konusunu koyacağını da belirtti.
 
Papadopulos-Annan görüşmesi 28 şubatta
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sözcüsü Stephane Dujarric ise, Annan’ın 28 şubatta Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'la yapacağı görüşmeyi, Kıbrıs'ı birleştirme çabalarının bir parçası olarak gördüğünü söyledi.
 
Dujarric, toplantıda Türkiye'nin Kıbrıs konusunda sunduğu Kıbrıs Eylem Planı'nın konuşulup konuşulmayacağı hakkında ise bilgi vermekten kaçındı. Sözcü, Annan'ın halen plan üzerinde çalıştığını da ifade etti.
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti. 
  
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Türkiye'nin Eylem Planı neler öngörüyor?

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması, 

·   Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, 

·  Gazi Magosa, Girne ve Ercan Havaalanı’nın uluslararası dolaşıma açılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması. 

·  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğini vurgulamıştı. Plan, 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.

 

Annan, Papadopulos’u sorgulayacak

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Türkiye’nin masaya koyduğu Kıbrıs eylem planı hakkındaki görüşünü almak üzere Rum lider Tasos Papadopulos ile 28 Şubat’ta Paris’te bir araya gelecek. BM Genel Sekreteri’nin Rum lidere, Kıbrıs sorunu konusundaki tutumunu da soracak.

Rum lider Tasos Papadopulos, Annan ile görüşmesinin Kıbrıs’ta yeni bir sürecin başlayacağı anlamına gelmediğini ve tarafların tutumlarını birbirlerine aktaracağını söyledi. Rum lider, Kıbrıs sorunuyla ilgili toplumlararası görüşmelere hazır olduğunu ancak daha önce reddettikleri Annan planında istedikleri değişiklikleri hiyerarşik sıraya sokmayı düşünmediklerini kaydetti. Rum lider ayrıca, Genel Sekreter’in hakemliğine de karşı çıkıyor.

BM Genel Sekreteri Annan, Rum yönetiminden planda istedikleri değişiklikleri ve karşılığında ne tür ödünler vermeyi kabul edeceklerini önem sırasına göre dizilmesini istiyor. Annan ayrıca, Kıbrıs sorununda Rum tarafından garanti almadıkça yeni bir görüşme süreci başlatmayacağını vurguluyor.

HURRIYET 17/02/06

 

Papadopulos- Annan zirvesi

BM Genel Sekreteri Annan, 28 Şubat'ta Rum lider Papadopulos'la Paris'te buluşacak. Görüşme, Kıbrıs'ta çözüm için öngörüşmelere kapı aralayabilir

17/02/2006 RADIKAL

SEFA KARAHASAN

YORGO KIRBAKİ

LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile 28 Şubat'ta Paris'te buluşacağı açıklandı. Rum Yönetimi sözcüsü Yorgos Lillikas, daha önce 'yakın bir tarih' diye açıklanan görüşmenin tarihinde uzlaşıldığını duyururken, tarihin Annan'ın geçenlerde Papadopulos'a telefon açarak, "Detaylı görüş alışverişi yapalım" önerisi üzerine netleştiği kaydedildi. Diplomatik kaynaklar, yapılacak görüşme sonrası öngörüşmelerin başlaması olasılığından söz ediyor.
Papadopulos, dün Annan ile temasta olduklarını belirterek, 'müzakerelerin ön hazırlığının yapılması ve görüşmelerin en kısa sürede başlayabilmesi arzusunda olduklarını' söyledi. Rum lideri, "Çıkmaz, diğerlerini rahatsız etmiyor olabilir, ancak Kıbrıs sorununun çözülemez, tek çözümün de bölünme olduğu mesajının verilmesinin, Rum toplumu için yıkıcı olacağına inanıyorum" dedi. Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, 'görüşmenin somut gündemi bulunmadığını, ancak yeni girişim olasılığının konuşulmasının doğal olduğunu' kaydetti. Yakovu, müzakerelerin çok yakın bir gelecekte başlamasını beklememekle birlikte Kıbrıs konusunda hareketlenme olduğunu ve 'yeni gelişmeler arifesinde bulunulduğunu' belirtti.
Ta Nea gazetesi Annan'ın görüşmede yeni bir girişime hazır olduğunu belirterek Papadopulos'un bu konudaki görüşlerini alacağını yazarken, Rum liderin koşacağı üç şartı şöyle sıraladı:
1. Önce Kıbrıs'ta nabız turları yapması için Annan'ın en kısa sürede Kıbrıs özel temsilcisini ataması. Bu aşamada Talat-Papadopulos görüşmesi de mümkün.
2. Başlatılacak yeni girişime BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesince destek verilerek sürece müdahil edilmeleri.
3. BM'nin yerini almaksızın AB'nin de sürece faal katkısı.

Talat: Çok ciddi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise Annan-Papadopulos görüşmesini 'çok ciddi bir iş' diye nitelerken, kendisinin Annan'la görüşme planı olmadığını kaydetti. Talat, "Genel Sekreter'in uzlaşmazlık ortaya koyan Rum Yönetimi'ne yönelmesi doğal. Annan beni aramadı, belki Papadopulos görüşmesinden sonra Annan'la görüşebilirim" dedi.

Atina, Rumları teskin ediyor

17/02/2006 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Yunanistan, Atina Belediye Başkanı'yken Annan Planı'na destek vermiş olan Dora Bakoyani'nin Petros Molivyatis'in yerine Dışişleri koltuğuna atanmasından rahatsız olan Kıbrıs Rum Yönetimi'ni teskin çabasında.
Başbakan Kostas Karamanlis, Almanya ziyaretinde meslektaşı Angela Merkel ile görüşmesi sonrası "Hükümetimizin milli meselelerdeki politikası değişmez. Stratejimiz bellidir" dedi. Karamanlis'in 'Kıbrıs konusunda yeni girişimin BM çerçevesinde olması, iyi ve dikkatli hazırlanması, aşırı zaman sınırlamaları ve hakem olmamasıyla tarafların anlaşmasını içermesi gerektiğini' belirtmesi dikkat çekti.
Bakoyani ise önce Rum lideri Tasos Papadopulos'u, ardından Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu'yu telefonla arayarak 22 Şubat'ta Atina'ya davet etti. Papadopulos, görüşme sonrası Atina'nın politikasının değişeceğine dair bir işaret bulunduğunu sanmadığını söyledi.

Arif Mustafa davasına benzer 30 dava daha var

Güney Kıbrıs'ta mahkeme kararıyla evine kavuşan Arif Mustafa davasına benzer 30 davanın daha gündeme geleceği öğrenildi.

Bu davalardan çoğunun Güney Kıbrıs'taki mahkemelerde, bazılarının ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görüleceğini yazan Politis gazetesi, "Kıbrıs Türk Talepleri Davalarında Başka 30 Dava Daha Arif'in Sırası" başlıklı haberinde, KKTC'deki hukuk çevrelerinden aldığı bilgilere dayanarak, daha birçok Kıbrıslı Türk'ün mallarını talep etmek amacıyla Rum avukatlarla temasa geçtiğini belirtti.

Gazete, bazı davalara ilişkin olarak örnekler de verdi. Buna göre; Bir Kıbrıslı Türk, şu anda Rum göçmenin ikâmet ettiği Larnaka'daki apartman dairesini, bir başka Kıbrıslı Türk yine Larnaka'da bulunan ve şu anda üzerinde 20 tane göçmen evinin bulunduğu taşınmaz malını, bir diğer Kıbrıslı Türk ise; üzerine atölye inşa edilen "Polemidya"daki (Binatlı) arsasını talep ediyor. Gazete, söz konusu kişilerin isimlerini belirtmedi.

Güney Kıbrıs'a yerleştiler

Habere göre, DİSİ Milletvekili Georgios Georgiu, konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, mallarını geri almak için Güney Kıbrıs'a yerleşen Kıbrıslı Türklerin bulunduğuna dikkat çekerek, Larnaka'da; taşınmaz malları milyonlarca KL değerinde olan 20 Kıbrıslı Türk'ün daimi olarak ikâmet ettiğini söyledi.

Gazete, Arif Musatafa'nın durumuna - evleri Rum göçmenler tarafından kullanılan- benzer 5 bin 500 olayın bulunduğunu belirtirken, Rum göçmen evlerinin Kıbrıs Türk mülk üzerine inşa edilmesi durumlarının 8 bin olduğunu, ayrıca Türk sahipli yaklaşık 3 bin 500 kadar mağaza ve lokantanın da Rumlar tarafından kullanıldığına dikkat çekti.

Arif Mustafa evine gitti

Gazete, Arif Mustafa'nın önceki gün Kıbrıs Türk Malları İdaresi Birimi'ne giderek, evinin anahtarını aldığını, ardından ise "Piskobu"da (Yalova) bulunan evine gittiğini yazdı.

Arif Mustafa evine gittikten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, tüm göçmenlerin evlerine geri dönmesinin kendisini çok mutlu edeceğini söyledi. Mustafa ayrıca, eşi ve üç çocuğu ile birlikte, iki-üç gün içinde taşınmaya hazır olacağını da belirtti.

Rum Yönetimi'nin açıklamaları

Habere göre, gerek Rum Hükümet Sözcüsü, gerek İçişleri Bakanı Andreas Hristu'nun önceki gün yaptıkları açıklamalarda, Rum göçmenlerin zor durumda bırakılmayacağını belirtirken, başka davaların da beklendiğine dikkat çekti.

Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıslı Türk'ün malını talep etmesi durumunda, Rumların evsiz bırakılmayacağı güvencesi vererek, Rum Yönetimi'nin Arif Mustafa davası gibi davaları kararlılıkla göğüsleyebileceğini de belirtti.

Arif Mustafa'nın evine geri dönmesinin emsalsiz veya alışılmamış bir şey olmadığını da belirten Hristu, hükümetin daimi olarak Güney'de kalan Kıbrıslı Türk'e malını geri vermekle mükellef olduğunu söyledi.

Hristu ve Lillikas ayrıca, bu tip davaların kendi olguları içerisinde ele alınacağını da tekrarladı.

DİSİ Basın Sözcü Vekili Hristos Triantafillidis ise yazılı olarak yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin toplu olarak Güney'deki mallarını talep etmesi ihtimalinin kâbusa dönüşeceğini belirterek, Kıbrıs Elenizminin; bataklığa saplanmış Kıbrıs sorununun kötü sonuçlarını görmekte olduğunu da söyledi.

EDİ Başkanı Mihalis Papapetru ise yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ın bu davayla, Avrupalı bir hukuk devleti olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Kuzey'deki inşaatlar

Papapetru, özellikle KKTC'deki mallarının, beton yığınına dönüştüğünü" gören Rumların endişelerinin anlayışla karşılandığını belirterek, çözüm perspektifi ve geri dönüşün geniş zamana havale edildiğine de dikkati çekti.

Öte yandan Alithia gazetesi, Güney'deki malını talep eden Kıbrıslı Türklere ilişkin 25 kadar davanın Rum mahkemelerinde askıda bulunduğunu yazdı.

Rumlar protesto etti

Gazete ayrıca, önceki günkü anahtar teslimi sırasında Arif Mustafa'nın, orada bulunan ve "göçmen" olarak addedilen bazı Rumların protestolarına maruz kaldığını da belirtti.

Habere göre, Mustafa yaptığı açıklamada, daimi olarak "Piskobu'da"(Yalova) kalmak ve yeni bir ev inşa etmek istediğini, ayrıca Rumlarla birlikte yaşamasının normal (uyumlu) olacağını da söyledi.

Rum Hükümet Sözcüsü Yorgos Lillikas yaptığı açıklamada, muhalefetin bu konuyu istismar etmesinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi ve bu tip konuların birlik ve beraberlik içerisinde göğüslenmesini beklediklerini kaydetti.

Lillikas, Rum Yönetimi için mülkiyet hakkının kutsal bir hak olduğunu, bu haktan hiçbir "Kıbrıs" vatandaşının mahrum edilmediğini de söyledi. Lillikas, "Türk işgal ordusu ve işgal rejiminin Kıbrıs halkını bu haktan mahrum ettiğini" de öne sürdü.

KIBRIS 17/02/06

 

Evimi istiyorum

Verdiği hukuk savaşıyla Güney Kıbrıs'taki evine kavuşan Arif Mustafa gündemdeki yerini korurken, bir mülk mücadelesi haberi de Larnaka'dan geldi. Larnaka'da yaşayan İskeleli Halide Ali, elinde tapusu ve Rum mahkemesinden "evini verin" kararı olmasına rağmen, henüz mutlu sona ulaşamadı

Evimi istiyorum

DAVAYI KAZANDI AMA EVİNE GİREMİYOR... Bir Kıbrıslı Türk daha Güney Kıbrıs'taki eviyle ilgili mücadele veriyor. KKTC'de geçimini sağlayamadığı gerekçesiyle dört yıl önce Larnaka'ya yerleşen Halide Ali, elinde Larnaka'da babasına ait olan evin tapusu ve Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesi ile ilgili kararı olmasına rağmen, bir türlü evine giremiyor

RUM HÜKÜMETİNDEN OYALAMA TAKTİĞİ... Halide Ali, Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk mallarından sorumlu merci ve diğer yetkililerin, babasının evinin kendisine verilmesi ile ilgili Larnaka Mahkemesi'nin kararı olmasına rağmen, bir türlü evin verilmediğini ve ilgili dairenin devamlı "bugün, yarın" diye kendini oyaladığını söyledi. Halide Ali, "Güneydeki dairelerin hiç biri Kıbrıslı Türklere 'hayır' demiyor, daima olumlu konuşuyor ancak hiç bir icraat yapmıyor sadece oyalama politikası uyguluyorlar" dedi

TAZMİNAT DAVASI AÇACAĞIM... Rum yetkililerinin yasaları uygulamaması nedeniyle mağdur olduğunu, şu anda kaldığı eve yüksek kira ödediğini ve Rumların oyalamasına dayanacak gücü kalmadığını belirten Halide Ali, Rum hükümetine maddi ve manevi tazminat davası açacağını söyledi. Ali, "Bütün zararımın karşılanması için ben de onları mahkemeye vereceğim. Benim tek istediğim şu anda içerisinde biri kalmayan evimin bana verilmesidir" diye konuştu

Ali CANSU

Verdiği hukuk savaşıyla Güney Kıbrıs'taki evine kavuşan Arif Mustafa gündemdeki yerini korurken, bir mülk mücadelesi haberi de Larnaka'dan geldi.

KKTC'de geçimini sağlayamadığı gerekçesiyle dört yıl önce Larnaka'ya yerleşmeye karar veren Halide Ali, elinde Larnaka'da babasına ait olan evin tapusu ve Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesi ile ilgili kararı olmasına rağmen, bir türlü evine giremiyor.

Halide Ali, Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk mallarından sorumlu merci ve diğer yetkililerin babasının evinin kendisine verilmesi ile ilgili Larnaka Mahkemesi'nin kararı olmasına rağmen, bir türlü evin verilmediğini ve ilgili dairenin devamlı "bugün, yarın" diye kendini oyaladığını söyledi.

Larnaka'da sahil kenarında Piyale Paşa Sokak'ta bulunan 100 numaralı evin babasına ait olduğunu ve kendisine verilmesi için dört yıl uğraş verdiğini kaydeden Halide Ali, başından geçenleri KIBRIS'a anlattı.

İskele'den Larnaka'ya

Halide Ali, dört yıldır büyük sıkıntılar çektiğini kaydetti ve KKTC'deki İskele'den Güney Kıbrıs'taki Larnaka'ya neden gittiğini şöyle anlattı:

"Kuzeyde İskele bölgesinde yaşıyordum ve ekonomik sıkıntı içindeydim. Eşimden boşanmıştım ve devletten yeterli yardım görmüyordum. KKTC'den ayrılmaya karar verdim. İlk önce geçmişte beş yıl kaldığım İngiltere'ye gitmeye karar verdim. Çünkü, ailemin birçoğu orada yaşıyordu ama daha sonra İngiltere'ye gitmekten vazgeçip Larnaka'da kalmayı düşündüm. Buraya geldikten sonra beni ve 10 ile 12 yaşındaki iki çocuğumu Kıbrıslı Rum aileler çok iyi karşıladı. Burada bana kucak açan Rum aileler, 1974'den önce ailemin görüştüğü kişilerdi ve bana burada kalmamı söylediler. Ben de burada kalmaya karar verdim. Benim için önemli olan çocuklarım ve onların öğrenimi idi.

1996 yılında Kıbrıs Rum kesiminde bir yasa geçti. Bu yasada ana dilin eğer Rumca değilse çocuklarını Rum okuluna yollamaya mecbur değilsin ve devlet çocukların ücretini karşılayacak ve öğrenciler Amerikan veya İngiliz okullarında okuyabilecek. Ben de burada kalıp çalışarak, hayatımı sürdürmeye karar verdim. Rum arkadaşlar bana dedi ki altı aydan fazla burada kalırsam ve ayrı bir ev kiralarsam devlete müracaat ettiğim zaman devlet bize ayrı bir ev verebilir. Çünkü, aldığınız para ev kirasını karşılamıyordu. Ben de 2002 yılından itibaren Larnaka'da aileme ait evimin bana verilmesi için Kıbrıs Türk mallarından sorumlu merci ile görüşme ve yazışmaya başladım. Bana, üç yıl boyunca 'bugün, yarın gel evini boşaltıp sana vereceğiz' dediler ama aradan zaman geçti. Hiçbir şey olmadı. Çünkü, babamın evinde, haftanın belirli günlerinde başka evi olduğu halde oraya gelip kalan bir adam vardı.

Hatta o dönemde ben hem çalışmak hem de babamın evinin bana verilmesi işlerinin peşinde koşmak zorunda kalıyordum. Bir gün evimde kalan adam evin yan odasını yıktı. Türk mallarına bakan dairenin ilgisizliğinden evde kalan adam istediği gibi evi yıktı ve kendine hiç müdahale olmadı. Ben de bunu haber alınca oraya gittim. Sonra da adamla tartıştık ve adam bana bıçak çekti ve pis laflar söyledi. Ben daha sonra bu durum neticesinde evimde kalan adamı mahkemeye verdim. Mahkeme 2003 yılı sonunda adamı üç suçtan mahkum etti. Bana hakaret edip bıçak çektiği ve hükümete sövdüğü için de toplam 10 Kıbrıs Lirası ceza verdi.

Ben daha sonra evimin bana verilmesi için tekrar mahkemeye başvurdum. Evimde aile yaşasaydı bu kadar üstüne düşmezdim ama adamın başka evi var ve evime haftanın belirli günlerinde gelip kalıyordu. Ben de çocuklarımla birlikte aciz durumdayım."

Larnaka Mahkemesi'nden

evin verilmesi kararı çıktı

Halide Ali, 2004'ün Aralık ayında Larnaka Mahkemesi'nden 30 gün içerisinde adamın evi boşaltması ve evin kendisine verilmesi kararının çıktığını, ayrıca adama para cezası da kesildiğini söyledi.

Larnaka Mahkemesi'nin evin kendisine verilmesi gerektiğiyle ile ilgili kararını Larnaka Kaymakamlığı'nın, Türk mallarından sorumlu merci ile kendisine gönderdiğini anlatan Halide Ali, bu günden sonra evinin kendisine verilmesini beklediğini ancak hiçbir gelişme olmadığını kaydetti.

Hemen hemen her gün evin ne zaman kendisine teslim edileceği konusunda dairelere gittiğini, ancak bir sonuç alamadığını ifade eden Halide Ali, dairenin devamlı kendisine oyalama taktiği uyguladığını belirterek, tüm bunlara rağmen ümidini yitirmediğini de anlattı.

"Larnaka Kaymakamı beni yanına çağırdı"

Halide Ali, Yaklaşık dört ay önce Larnaka Kaymakamı'nın kendisini yanına çağırdığını ve evinin tamir edilene kadar kendisine çocukları ile birlikte kalabileceği geçici olarak başka bir ev verileceğini söylediğini anlattı.

Kendisinin bu teklifi kabul ettiğini anlatan Halide Ali, "Benim tek isteğim babamın evinin bana verilmesidir. Bunu kendilerine söyledim. Bana babamın evi verilene kadar geçtiğimiz ekim ayında başka bir ev tahsis ettiler. ancak, o ev de çok berbattı. Bana üç odasını onarıp verdiler. 3-5 gün içinde evi tamir edeceklerini söylediler ama aradan 5 ay geçti, halen bir şey olmadı" dedi.

Babamın evindeki adam öldü

Halide Ali, mahkeme kararı olmasına rağmen bir türlü alamadığı baba yadigarı evine haftada bir gelen ve orada yaşamayan adamın geçtiğimiz ay öldüğünü ve dairenin yeniden kendisini çağırdığını söyledi.

Daire yetkilisinin kendisine geçici olarak kalması için verilen evi vermekten vazgeçtiklerini ve kendi evinin en kısa zamanda verileceğini söylediğini ifade eden Ali, "Mantığa bakın. Beni bu kadar zaman oyaladılar. Bu ne biçim yasadır? Demek ki babamın evinde kalan adam 10 yıl sonra ölseydi o kadar sene daha bu sıkıntıyı yaşayacaktım. Bana üç ayda babamın evini tamir edip vereceklerini söylediler ama yine bir şey olmadı" diye konuştu.

Yetkililere güvenim kalmadı

Güney Kıbrıs'ta yetkililerin bugüne kadar kendisini oyaladığını anlatan Halide Ali, artık onlara güvenmediğini söyledi.

Kıbrıs Rum kesimindeki dairelerin hiç birinin Kıbrıslı Türklere "hayır" demediğini ve daima olumlu konuştuklarını ancak hiçbir icraat yapmadıklarını, sadece oyalama politikası uyguladıklarını ifade den Halide Ali, "Benim tek istediğim evimin en kısa zamanda bana verilmesidir. Çünkü, Tapu Dairesi bana 2003'de Larnaka'daki babamın evinin koçanını verdi. Elimde resmi evraklar var ve ben buna hüküm edemeyeceksem bu kağıtları bana niçin verdiler? Ben 3.5 yıldır ayda 250 KL kira ödüyorum. Bir fırında pazarlamacılık yapıyorum. Kiralar aldığım parayı karşılamıyor. Benim devletten aldığım tek yardım çocuklarımın okulda okutulmasıdır. Beni oyalamasınlar" dedi.

Maddi manevi tazminat davası açacağım

Rum yetkililerinin bugüne kadar yaptıkları ile ilgili, maddi ve manevi tazminat davası açacağını anlatan Halide Ali, "Bütün zararlarımın karşılanması için ben de onları mahkemeye vereceğim. Benim tek istediğim şu anda içerisinde biri kalmayan evimin bana verilmesidir" diye konuştu.

KIBRIS 17/02/06

 

Rum Ulusal Konseyi toplandı

Papadopulos-Annan görüşmesi, İngiltere’yle ilişkiler ve Kıbrıs Türk malları görüşüldü.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:48 TSİ 17 Şubat 2006 Cuma

LEFKOŞA - Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin ele alındığı Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Rum siyasi partileri farklı görüşler ortaya koydu. Rum haber ajansına göre, toplantıdan sonra yapılan yazılı açıklamayı okuyan Rum yönetimi sözcüsü Yorgos Lillikas, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un konsey üyelerine, Rusya ziyareti ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la telefon görüşmesi hakkında bilgi verdiğini söyledi.

Lillikas, Papadopulos’un Avusturya’ya yapacağı temaslar ve ay sonunda Annan’la Paris’te yapacağı görüşmeyle ilgili olarak da Ulusal Konsey üyelerini bilgilendirdiğini kaydetti.

Lillikas, bazı partilerin görüşlerini yazılı olarak Ulusal Konsey’e sunduğunu, bazılarının ise yazılı görüşlerini daha sonra belirtmek üzere haklarını saklı tuttuğunu söyledi.

Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün açıkladığı Kıbrıs eylem planı da görüşüldü. Yazılı açıklamada, Gül’ün açıklamaların “bir öneri içermediği, sadece Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne karşı olan yükümlülüklerinden kaçma çabası olduğu” görüşü savunuldu.

Açıklamada, Ulusal Konsey üyelerinin Kıbrıs sorunundaki son durumla ilgili görüş ve önerilerini dile getirdikleri belirtildi. Toplantıda, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’un açıklamaları sonrasında gerginleşen Güney Kıbrıs-İngiltere ilişkileri ve Arif Mustafa davası nedeniyle Rum tarafındaki Kıbrıs Türk malları konuları da ele alındı.

Rum Başsavcı Petros Kliridis de, Rum Ulusal Konseyi üyelerine Kıbrıs Türk mallarıyla ilgili hukuki bilgi vermek için toplantıya katıldı.

Arif Mustafa, Rum Yüksek Mahkemesi’nin kararıyla Rum kesimindeki Piskopu’daki evini geri almıştı. Başsavcı Kliridis, Ulusal Konsey’e dava sürecini, davanın yasal yönünü ve tepkileri anlattı.

LİLLİKAS’IN AÇIKLAMASI
Rum sözcüsü Yorgos Lillikas, “BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Paris toplantısında Türkiye’nin önerilerinin inceleneceği” yönündeki haberlerin sorulması üzerine şunları söyledi:

“Açıklama konusunda bilgilendirilmedim. Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Annan’la yapacağı görüşmede, ne gibi ileri adımlar atılabileceğini görecek, adamızın yeniden birleştirilmesi ve Kıbrıs sorununa, üzerinde anlaşılacak bir çözüm bulmak için yapılacak diyaloga ilişkin uygun koşulları kesin ve açık olarak belirlemeye çalışacak.”

Rum sözcü, Reuters ajansına bugün yaptığı açıklamayla ilgili olarak da, “bu açıklamasında Kıbrıs (Rum) hükümetinin görüşlerini tekrarladığını ve ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’nde veto hakkını koruduğunu, gerekmesi halinde, ulusal çıkarları için bu hakkını kullanacağını söylediğini” belirtti.

Lillikas, “Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne karşı sözlerini yerine getirme yükümlülüğü vardır. Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmezse, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’yle diğer AB üyesi ülkeler veto haklarını saklı tutarlar” dedi.

Rum kesiminden veto tehdidi


17 Şubat, 2006 15:11:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi, limanlarını ve havaalanlarını Rum kesimine açmaması halinde Türkiye'nin AB ile müzakerelerini veto edebileceğini açıkladı.

Kıbrıs Rum yönetimi bir kez daha Türkiye'nin AB ile müzakereleri konusunda veto kartını açtı.
 
Hükümet Sözcüsü Yorgo Lillikas, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rum kesimine açmaması halinde Türkiye'nin Avrupa Birliği ile müzakerelerini veto edebileceğini söyledi.
 
Reuters haber ajansına açıklamada bulunan Yorgo Lillikas, "AB'nin ilke ve yönetmeliklerini uygulamamaya devam etmesi halinde Türkiye'nin AB'ye giden yolun sona erecektir'' diye konuştu.
 
Lillikas, 'veto hakkı kullanılacak mı' sorusuna da "kesinlikle" yanıtını verdi.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, Rum kesiminin veto tehdidini önemsemeyerek, ''iyi şanslar'' dedi. Talat, bununla birlikte bir krizin kapıda olduğunu da sözlerine ekledi.
 
Papadopulos-Annan görüşmesi 28 şubatta
 
Bu gelişmeler kapsamında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Kofi Annan, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la 28 şubatta Paris'te biraraya gelecek.
 
Görüşmenin, Kıbrıs sorununda bundan sonra atılacak adımlar açısından belirleyici bulduğunu ifade eden Annan, Rum lidere görüşmeye 'eli boş gelmemesi' mesajını iletti.
 
Fileleftheros gazetesinin, 'Tasos'tan fikir istiyorlar' başlığıyla manşetten verdiği haberde, Kofi Annan'ın Papadopulos'tan, Kıbrıs sorunundaki çıkmaza son verecek yöntem ve metotları dinlemek istediği belirtildi.
 
Gazete göre, Rum tarafındaki diplomatik kaynaklarsa Papadopulos'un Annan'la görüşmeye, prosedüre ve öze ilişkin tezlerle oturacağına işaret etti.
 
Rum Başkanlık Müsteşarı Hristodulos Başardis ise, Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la yapacağı görüşmenin hedefinin, Kıbrıs sorunu konusunda sonuç getirici yöntemlerin incelenmesi ve değerlendirilmesi olduğunu söyledi.
 
Başardis, ''elbette Başkan Papadopulos yalnız dinlemeye değil, bu yönde somut öneriler sunmaya da hazırdır'' dedi.
 
Kıbrıs Eylem Planı
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor?

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.

 

Rumlar Annan'a önerilerini sunacak


17 Şubat, 2006 23:58:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 28 şubatta Paris'te bir araya geleceği BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, bir dizi öneri sunmaya hazırlanıyor.

Kıbrıs Rum kesimi hükümet sözcüsü Yorgo Lillikas, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, 28 şubat'ta Paris'te BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile yapacağı görüşmede önerileri sunacağını söyledi.  

Lillikas, iki tarafı daha da yakınlaştırabilecek önlemler arasında, BM denetimindeki Yeşil Hat üzerinde daha fazla kontrol noktasının açılması, Lefkoşa'nın eski Venedik kesiminin askerden arındırılması ve ticaretin artırılmasının bulunduğunu söyledi. 
 
Kıbrıs Türklerinin, gerçek konulara değinmediğini ve tecrit edilmelerini amaçladığını söyleyerek bu önerileri reddettiğini belirten Lillikas, ''iki toplum ne yaparsa yapsın, sorunları çözmek Türkiye'ye bağlı'' dedi.  
 
Lillikas şunları söyledi: ''Aramızda gerçek sosyal sorunlar yok. Onlar Müslüman fanatikler, bizler Hıristiyan fanatikler değiliz. Bu siyasi bir konu. Türkiye'den ve Kıbrıs Türk tarafından siyasi istek olduğu takdirde çözüm kolay.'' 
 
Lillikas, Kıbrıs Rum yönetiminin, limanlarını ve havaalanlarını Rum kesimine açmaması halinde Türkiye'nin AB ile müzakerelerini veto edebileceğini bildirmişti.
 
"Türkiye'nin Eylem Planı kaçma çabası"
 
Öte yandan Rum Ulusal Konseyi son toplantısında, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün açıkladığı Kıbrıs Eylem Planı’nı da görüştü.
 
Yazılı açıklamada, Gül'ün açıklamalarının 'bir öneri içermediği, sadece Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne karşı olan yükümlülüklerinden kaçma çabası olduğu' görüşü savunuldu. 
 
Toplantıda ayrıca Arif Mustafa davası nedeniyle Rum tarafındaki Kıbrıs Türk malları konuları da ele alındı.  Arif Mustafa, Rum Yüksek Mahkemesi'nin kararıyla Rum kesimindeki Piskopu'daki evini geri almıştı.
 
Talat: “Sorun çözülünce ada zaten askerden arınacak”
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, adanın birleşmesi konusunda ilerleme sağlanamamasının, adanın sürekli bölünmüş kalma ihtimalini artıracağı uyarısında bulundu. 
 
Talat, Reuters'a makamında verdiği demeçte, bölünmenin bir gerçek olmaya başladığını; bunun tehlikeli olduğunu ve bunun olmasını istemediğini söyledi. 
 
Adanın birleşmesi için bastırmaya devam edeceğini, ancak KKTC halkının hayal kırıklığı içinde olduğunu ve tecridin kendilerini Türkiye'ye daha fazla güvenmeye zorladığını ifade etti. 
 
Kıbrıs Rum kesiminin sınırda daha fazla geçiş noktası açılması ve Türk askerlerinin sayısının azaltılması ya da askerden arındırılmış bölgeler yaratılması çağrılarını reddeden Talat, bunun, gerçek sorundan kaçma çabası olduğunu belirterek, ''Kıbrıs konusunu çözdüğümüz takdirde, tüm ada askerden arındırılmış olacak ve sınır geçişlerine gerek kalmayacak'' dedi.
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti. 
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.


Türkiye'nin Eylem Planı neler öngörüyor?
 

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması, 

·   Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, 

·  Gazi Magosa, Girne ve Ercan Havaalanı’nın uluslararası dolaşıma açılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması. 

·  Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğini vurgulamıştı. Plan, 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.

'Papadopulos eli boş gelmesin'

18/02/2006 RADIKAL

RADİKAL - NEW YORK/LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Rum lideri Tasos Papadopulos'la 28 Şubat'ta Paris'te yapacağı görüşmeyi, 'Kıbrıs'ta atılacak adımlar açısından belirleyici' bulduğu ve fikir sunmasını istediği kaydedildi. BM Sözcüsü Stephane Dujarric, görüşmenin Kıbrıs'ta görüşmelerin devamı ve adayı birleştirme çabalarının parçası olarak algılanması gerektiğini söylerken, Rum basını BM'nin Rum lidere, görüşmeye 'eli boş gelmemesi' mesajı ilettiğini yazdı.
Rum Başkanlık Müsteşarı Hristodulos Başardis "Elbette Başkan yalnız dinlemeye değil, somut öneriler sunmaya da hazır" derken, hükümet sözcüsü Yorgos Lillikas, öneriler arasında Yeşil Hat üzerinde daha fazla kontrol noktası açılması, Lefkoşa'nın eski Venedik kesiminin askerden arındırılması ve ticaretin artırılmasının olduğunu söyledi. Yazılı açıklamada, Türkiye'nin KKTC'ye tecridin kaldırılması karşılığı limanları Rumlara açmayı içeren 'eylem planı' AB'ye karşı yükümlülüklerden kaçma çabası olarak nitelenirken, Lillikas, Türkiye limanlarını açmazsa AB ile müzakereleri veto edeceklerini yineledi.

Bölünmeye doğru gidiş var

Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetiminin çözümden kaçmasının gelecek için tehlikeli olduğunu söyledi:

Bölünmeye doğru gidiş var

GİDİŞAT KÖTÜ... Cumhurbaşkanı Talat: Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Rum yönetimini çözüm yönünde motive edici rol üstlenmesini temenni ediyorum, çünkü gidişat tehlikeli. Sürekli bölünmeye doğru bir gidişat var. Rum yönetiminin çözüme yönlendirilmeye ihtiyacı var

BİZİ DEĞİL RUMU İKNA EDECEK... Talat, Papadopulos ile 28 Şubat'ta bir araya gelecek olan BM Genel Sekreteri Annan'ın kendisiyle görüşme planlamadığını söyleyerek, "Genel sekreterin bizi ikna edecek bir durumu yok. Uzlaşmazlık ortaya koyan Rum Yönetimi'ne yönelmesi çok doğal" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Rum yönetimini çözüm yönünde motive edici rol üstlenmesini temenni ettiğini söyleyerek, "çünkü gidişat tehlikeli. Sürekli bölünmeye doğru bir gidişat var. Rum yönetiminin çözüme yönlendirilmeye ihtiyacı var" dedi.

Talat, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile 28 Şubat'ta bir araya gelecek olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın kendisiyle görüşme planlamadığını söyledi. Talat, "Genel Sekreterin bizi ikna edecek bir durumu yok. Uzlaşmazlık ortaya koyan Rum Yönetimi'ne yönelmesi çok doğal" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat dün bir kabulü sırasında gazetecilerin Annan-Papadopulos görüşmesiyle ilgili sorusuna verdiği yanıtta Rum Lider Papadopulos'un Annan'ı değil, Annan'ın Papadopulos'u aradığına işaret ederek Genel Sekreter'in kendisini aramadığını ve görüşme planlamadığını söyledi. Talat, Annan'ın Papadopulos ile görüştükten sonra kendisini arayabileceğini kaydetti.

Genel Sekreter'in Türk tarafını ikna edecek bir durumu olmadığından uzlaşmazlık ortaya koyan Rum Yönetimi'ne yönelmesinin doğal olduğunu vurgulayan Talat, "Annan'ın temasından sonra girişim yapıp yapmayacağı belli olacak. Rum, Kıbrıs sorunun çözümü konusunda samimiyse, girişim başlayabilir" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, yeni Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni hakkındaki görüşünün sorulması üzerine eskiden Atina Belediye başkanı olan Bakoyanni'yi tanımadığını, hakkındaki bilgileri de basından öğrendiğini söyledi.

Talat, "Umarım ki daha iyi olur. Umarım Rum'u çözüm yönünde motive edici rol üstlenir. Çünkü gidişat tehlikeli. Sürekli bölünmeye doğru bir gidişat var. Rum Yönetimi'nin çözüme yönlendirilmeye ihtiyacı var" şeklinde konuştu.

Rumların şartları

Rum Yönetimi'nin "AB ile BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin bir parçası olması ve BM Genel Sekreter'in adaya temsilci ataması" talebinin sorulması üzerine Talat, "Bunun değerlendirilmesinin zamanı değil çünkü bunu samimiyetle mi yaptı, yoksa yeni ön şartlar olarak mı ortaya koyuyor. Bunu henüz değerlendirmiş değilim" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Rum yönetimin daha önce ortaya koyduğu şartları hatırlatarak, son ortaya konanların ek şart olduğunu ve biraz daha bu şartların daha da artacağını kaydetti.

"Çözüm, BM şemsiyesi altında olacak"

Kıbrıs'ta çözümün BM şemsiyesi altında olacağını ve AB'nin de bunu ortaya koyduğunu söyleyen Talat, Papadopulos'un BM zemini dışında bir zemin olmadığını artık anlaması gerektiğini belirtti.

Rum Yönetimi'nin son şartları, AB'yi de sürece katmak amacıyla ortaya koyduğunu söyleyen Talat, Türk tarafının AB'nin belli bir düzeyde rol almasına karşı olmadığını, bir bilir kişi gibi görev alabileceğini kaydetti. Talat, "Çünkü AB tarafsız değil. İçinde Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı var" dedi.

Talat, Güvenlik Konseyi'nin de BM'den dolayı zaten sürecin bir parçası olduğunu hatırlattı.

KIBRIS 18/02/06

 

Türk mallarını kullanan Rum'a arsa


18 Şubat, 2006 23:32:00 (TSİ)  CNN TURK

Türk mallarını kullanan Rumlara arsa tahsis edilecek

Kıbrıs Rum yönetimi, Rum göçmenlerin tapu sorununa kapsamlı çözüm getirmeyi amaçlıyor. Bu çerçevede, Güney Kıbrıs'taki Türk mallarını kullanan Rumlara arsa tahsis edilecek.

Bu plana göre, devlete ait topraklar üstünde inşa edilen konutlarda yaşayan veya göçmen yerleşim birimlerinde tahsis edilen evlerde kalan 13 bin göçmene bu konutların tapusu verilecek.
 
Yine plan dahilinde Kıbrıslı Türklere ait ev, istimlak edilmemiş, edilemeyen veya devletçe sahip olunamayan topraklar üzerinde sürekli yaşayan 8 bin 500 göçmene devlet malı arsa verilecek.
 
Kıbrıslı Türklere ait konutlarda sürekli olarak ikamet eden 5 bin göçmene arsa tahsis edilecek.
 
Kıbrıs Rum kesiminde, mahkemenin Arif Mustafa isimli Kıbrıslı Türk'e, Piskopu'daki evini geri vermesi, Rum göçmenler arasında endişeye neden olmuştu.
 
Rum yönetiminin, bu kararı Arif Mustafa davasının ardından aldığına dikkat çekiliyor.

 

KKTC'de tecavüz isyanı

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC’de halk, 14 yaşındaki bir kızı kaçırarak ormanda tecavüz eden iki sanığa linç girişiminde bulundu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde birinci gündem maddesine oturan tecavüz, geçen hafta cumartesi gecesi Akdoğan Köyü yakınlarında meydana geldi. 14 yaşındaki S.Ö., gece yarısı arkadaşlarıyla piknik alanında konuşurken Kudret Çelebi (30) ve Erkut Latif (25), genç kızı evine götürmek bahanesiyle araçlarına aldı.

ANLATIRSAN ÖLDÜRÜRÜZ

Genç kızı ormanlık araziye götüren iki kişi, S.Ö.’ye defalarca tecavüz etti. Tecavüzcüler olayı anlatmaması için ölümle tehdit ettikleri genç kızı daha sonra yanında kaldığı dedesinin evine bıraktı. Ancak S.Ö.’nün olayı yakınlarına anlatmasıyla tecavüz ortaya çıktı ve polis, zanlıları kısa sürede yakaladı.

İLK KEZ TEŞHİR

Polis, sanıkların araçlarında bulunan saç ve kan örneklerini DNA tespiti amacıyla İstanbul’a gönderdi. Yapılan sorgularında iki zanlı, suçlarını itiraf etti. Sağlık kontrolü yapılan genç kızın defalarca tecavüze uğradığı açıklandı. Polis, bugüne kadar adli olaylarda sanıkların isimlerini açıklamıyordu, ancak bu defa tecavüz sanıklarını, açık isimlerini vererek teşhir etti.

MÜEBBET HAPİS İSTEMİ

Irza geçme, şiddet kullanarak doğaya aykırı cinsi münasebette bulunma, 13 yaşından büyük, 16 yaşından küçük kızlarla cinsi münasebette bulunma, ebeveynin rızası olamadan alıkoyma ve kaçırma, müstehcen darp ve adam kaçırma gibi suçlarla itham edilen sanıkların müebbet hapsi isteniyor.

Vatandaş sokağa çıktı

İki zanlı önceki gün Gazimagosa’da mahkemeye çıkartıldı. Mahkeme binası önüne toplanan mağdur S.Ö.’nün yakınları ve çevre köylerden halk, sanıklara linç girişiminde bulundu. Polis mahkeme binası önünde yoğun güvenlik önlemleri alırken, savcılık sanıkların en ağır cezayla çarptırılmasını istedi. Mahkeme hákimi, soruşturmanın tamamlanması amacıyla sanıklar hakkında 8 günlük ek tutukluluk kararı verdi.

HURRIYET 19/02/06

 

Yurttaşlık Yasası değişiyor... Vatandaşlık için zorunlu ikamet süresi 15 yıla çıkarılıyor

Yurttaşlık Yasası'nda değişikliğe gidiliyor. Vatandaşlık hakkı kazanmak için zorunlu olan 5 yıl ikamet süresi uzatılarak 15 yıla çıkarılıyor.İçişleri Bakanı Özkan Murat dün Gazimağusa ve İskele ilçelerindeki bazı köylerde yaptığı denetimler sırasında konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.

İçişleri Bakanı Özkan Murat, Yurttaşlık Yasası'nda değişiklik yapılacağını bildirerek, bakanlığınca hazırlanan değişiklik tasarısının önümüzdeki hafta Bakanlar Kurulu'na getirileceğini ifade etti.

Mevcut Yurttaşlık Yasası'na göre çalışma izniyle 5 yıl ikamet edenlerin vatandaşlık başvurusunda bulunabildiğine işaret eden Bakan Murat, tasarının yasalaşmasıyla bu sürenin 15 yıla çıkarılacağını, ayrıca çalışma izniyle 5 yıl KKTC'de kesintisiz ikamet edenlerin sürekli ikamet hakkı kazanacağını söyledi.

Bakan Murat, vatandaşlık kararlarının da Bakanlar Kurulu'nca verileceğini ifade ederek, "Vatandaşlık kararını bakanın iki dudağı arasında bir karar olmaktan çıkarıyoruz, ilgili bakan kendi iradesiyle vatandaş yapamayacak. Kararı Bakanlar Kurulu verecek" dedi.

Bakan Murat, eş nedeniyle vatandaşlık gibi doğal vatandaşlık uygulamalarında ise değişiklik olmadığını kaydetti.

Muhaceret yasası

İskele Kaymakamlığı'nda gündeme ilişkin konularda da açıklamalarda bulunan Bakan Murat, Muhaceret Değişiklik Yasası'nın icraatının yoğun bir şekilde devam ettiğini, 2003'te 6 bin olan yıllık çalışma izni başvurusunun Muhaceret Değişiklik Yasası'nın uygulanmaya başlamasının ardından 32 bine yükseldiğini, bu konudaki 30 yıllık karmaşa ve anormal yapının normale döndürüldüğünü vurguladı.

"Muhaceret Yasası'nda yüzde yüz başarılıyız" diyen Murat, gümrüklerde gerekli kontrollerin sürdüğünü, 'artık elini kolunu sallayarak herkesin limanlardan geçemediğini, yasaya uygun nitelikleri taşımayanların geri gönderildiğini' söyledi.

Şahadet Yasası'ndaki değişiklik

Genel hukuk sistemi açısından günün koşullarına uydurulması için Şehadet Yasası'nda değişikliğe gitme ihtiyacı duyulduğunu söyleyen Bakan Murat, teknolojik birçok materyalin mahkemede delil olarak kullanılabileceğini ifade etti.

Trafikteki sürati denetleme açısından da yasada değişikliğe ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Murat, ülke genelinde konacak 140 sabit kamera ile online sürat denetiminin yapılacağını, kurallara uymayanlara kesilecek ceza makbuzlarının adreslere gönderileceğini anlattı.

Güzelyurt planı

Güzelyurt İktisadi Kalkınma Planı'nı Turizm ve Ekonomi, Bayındırlık ve Ulaştırma ve Maliye Bakanlıklarıyla birlikte yürüttüklerine işaret eden Bakan Murat, bu plan üzerinde bir yıldır çalışma yapıldığını, hayata geçirilmesinin ilk adımının da 15 Mart'ta gençlere arsa verilmesi konusunda atılacağını ifade etti.

İskele'deki devlet daireleri

Bakan Murat, bir soruya karşılık olarak da İskele'ye mahkeme ve polis binası yapılması konusundaki projelerin hızlandırıldığını, konuyla kendisinin de özel olarak ilgilendiğini belirterek, projesi hazırlanmakta olan binaların yapımına bu yıl içinde başlanacağını söyledi.

KIBRIS 18/02/06

 

Türk malı kullanan Rumlara arsa veriliyor

Kıbrıs Rum yönetimi, Rum göçmenlerin tapu sorununa kapsamlı çözüm getirmek amacıyla, üç maddelik bir plan hazırladı

Türk malı kullanan Rumlara arsa veriliyor

RUM MALI KULLANAN GÖÇMEN RUMLARA TAPU... Devlete ait topraklar üstünde inşa edilen konutlarda yaşayan veya göçmen yerleşim birimlerinde tahsis edilen evlerde kalan 13 bin Rum göçmene bu konutların tapusu verilecek

TÜRK TOPRAĞINDAKİ 8 BİN 500 RUMA ARSA... Kıbrıslı Türklere ait ev veya Kıbrıslı Türklere ait istimlak edilmemiş veya edilemeyen veya devletçe sahip olunamayan topraklar üzerinde sürekli yaşayan 8 bin 500 göçmene devlet malı arsa verilecek

TÜRK KONUTLARINDA YAŞAYAN 5 BİN RUMA ARSA... Kıbrıslı Türklere ait konutlarda sürekli olarak ikamet eden 5 bin göçmene arsa tahsis edilecek

 

Kıbrıs Rum yönetimi, Rum göçmenlerin tapu sorununa kapsamlı çözüm getirmek amacıyla, Güney Kıbrıs'taki Türk malını kullanan Rumlara arsa tahsis edecek.

Anadolu Ajansı'nın Rum Haber Ajansı'na dayandırarak verdiği habere göre, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün yaptığı açıklamada, "Rum hükümetinin bu konuya kapsamlı ve imkanları dahilinde adil bir çözüm getirmek amacıyla yeni bir planı uygulamaya koyduğunu" bildirdi.

Bu plana göre;

1. Devlete ait topraklar üstünde inşa edilen konutlarda yaşayan veya göçmen yerleşim birimlerinde tahsis edilen evlerde kalan 13 bin Rum göçmene bu konutların tapusu verilecek.

2. Kıbrıslı Türklere ait ev veya Kıbrıslı Türklere ait istimlak edilmemiş veya edilemeyen veya devletçe sahip olunamayan topraklar üzerinde sürekli yaşayan 8500 göçmene devlet malı arsa verilecek.

3. Kıbrıslı Türklere ait konutlarda sürekli olarak ikamet eden 5 bin göçmene arsa tahsis edilecek.

Papadopulos, açıklamasında, "Bu soruna geçmişte de çözüm bulma çabaları olduğunu, ancak kapsamlı bir hal çaresi bulunamadığını" belirtti.

Papadopulos, "Adada Türk işgali devam ettikçe bu soruna tam ve bütünsel hakça bir çözüm mümkün değil" dedi.

Kıbrıs Rum kesiminde, mahkemenin, Arif Mustafa isimli Kıbrıslı Türk'e, Piskopu'daki evini geri vermesi, Rum göçmenler arasında endişeye neden olmuştu. Rum yönetiminin, bu kararı, Arif Mustafa davasının ardından aldığına dikkat çekiliyor.

KIBRIS 19/02/06

 

32 yıl sonra evinde

Kıbrıslı Türk Arif Mustafa, uzun soluklu hukuk mücadelesinin ardından kavuştuğu Piskobu'daki evinin kapısını ilk kez KIBRIS gazetesine açtı...

32 yıl sonra evinde

MUSTAFA, KIBRIS'A KONUŞTU... Kıbrıslı Türk göçmen Arif Mustafa, 32 yıl sonra Güney Kıbrıs'ta bıraktığı evlerine kavuştu. Bugüne kadar kimseyle konuşmayan Arif Mustafa, Piskobu'daki evinin kapılarını KIBRIS'a açtı ve verdiği mücadeleyi anlatıp, mülkiyet konusundaki düşüncelerini dile getirdi

ORTADA ANLAŞMA YOK, DAVAYI KAZANDIK... Piskobu'daki biri mutfak, toplam 3 odalı evinde KIBRIS'ı ağırlayan Arif Mustafa, evini geri almasını KKTC'ye, mahkemenin ve Rum hükümetinin kendilerini anlaştırma yoluna giderek çözüldüğü yönünde duyurulduğunu, ancak bunun böyle olmadığını söyledi. Mustafa "davayı kazanarak evi geri aldık" dedi

MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI AÇIYOR... Arif Mustafa, Rum hükümetine karşı, 32 yıl geriye dönük maddi ve manevi tazminat davası açacağını ve bu davayı da kazanmayı beklediğini söyledi. Avukatlarına danışarak bu kararı aldığını anlatan Mustafa, "Çünkü, Rum hükümeti beni yıllardır perişan etti. Ben tabii ki onlara dava açacağım. Davaların arkası gelecek" dedi

MÜLKİYET SORUNUNU GÖÇMENLER ÇÖZER... Arif Mustafa, mülkiyet sorununda hep siyasilerin ön plana çıktığını ancak bu sorunu Türk ve Rum göçmenlerin çözeceğini söyledi. Rum göçmenlerin kuzeydeki mallarını istediklerini ancak kuzeye gidip yaşamak istemediklerini söylediklerini kaydeden Mustafa, "Bana 30 yıldır burada yaşadıklarını, ev alıp çocuklarını evlendirdiklerini söyleyerek, 30 yıl sonra kuzeye gitmeleri durumunda çocuklarının gelmeyeceğini ve kuzeyde yalnız kalacaklarını söylediler. Aynı durum Türkler için de geçerlidir" diye konuştu

ALİ CANSU

Kıbrıslı Türk göçmen Arif Mustafa, 32 yıl sonra Güney Kıbrıs'ta bıraktığı evlerine kavuştu. Bugüne kadar kimseyle konuşmayan Arif Mustafa, Piskobu'daki evinin kapılarını KIBRIS'a açtı ve verdiği mücadeleyi anlatıp, mülkiyet konusundaki düşüncelerini dile getirdi.

Arif Mustafa, evini geri almasını KKTC'ye, mahkemenin ve Rum hükümetinin kendilerini anlaştırma yoluna giderek çözüldüğü yönünde duyurulduğunu, ancak bunun böyle olmadığını söyledi. Mustafa "davayı kazanarak evi geri aldık" dedi.

Arif Mustafa, eşi Emine Mustafa ile birlikte 32 yıl önce beraber yaşadıkları ve 13 Şubat 2006'da mahkeme kararı ile geri aldıkları evlerinin kapılarını KIBRIS'a açtı. Evin kapısını açıp içeriye girerken mutlulukları gözlerinden okunan aile sevinçlerini bizimle paylaştı.

Mustafa ve Aziz isimli iki erkek, Zühre isimli bir de kız çocuğu olan ve Arif Mustafa'nın iki oğlu Limasol'da, kızı ise Güzelyurt'ta yaşamını sürdürüyor.

Bugüne kadar hiçbir medya kuruluşu ile röportaj yapmadığını anlatan Arif Mustafa, yakın zamanda tüm hayatını detaylı bir şekilde anlatacağını söyledi. Mustafa, evinin arka kısmında bulunan bahçede birçok anılarının geçtiğini ve buraya bir ev yapmayı düşündüğünü de söyledi.

Mustafa Ailesi, bugünden sonra Piskobu'da eskiden "Polis mahallesi" olarak bilinen şimdi ise "Birinci yol" diye anılan mahallede 8 numaralı evde oturacak. Mustafa ailesi, evlerinin anahtarını aldıktan sonra evlerine gittiği zaman komşuların kendilerini çok iyi karşıladığını ve kahveye davet ettiklerini de kaydetti.

Bahçede duygulu anlar

Arif Mustafa ve eşi daha sonra bizi 32 yıl önce gününün büyük bir bölümünü geçirdiği eskiden kendisine ait Piskobu'daki (Episkopi) narenciye bahçesine götürdü.

Burada bahçenin yeni sahibini eşi ile birlikte portakal toplarken bulduk. Endişeli bakışlarla Arif Mustafa'ya bakan çift daha sonra oradan ayrıldı. Arif Mustafa ve eşi mahkeme yıllarının verdiği stresini eskiden yaşadığı yerleri görmenin ve evlerini geri almanın sevinci ile yavaş yavaş üzerlerinden atmaya çalışıyordu. Daha sonra röportajı yapacağımız 8 numaralı eve gittik.

"Davayı kazandık, ortada anlaşma yok"

Piskobu'daki biri mutfak toplam 3 odalı evlerinde bizi konuk eden Mustafa ailesi, davanın KKTC'ye mahkemenin ve Rum hükümetinin kendilerini anlaştırma yoluna giderek çözüldüğü yönünde duyurulduğunu, ancak bunun böyle olmadığını söyledi.

Mustafa, "Basında veya dışarıda söylenenler mahkeme kararıyla evin bana verilmediği, iki tarafı hükümetin anlaştırdığı yönünde yazılar yazıldı. Böyle bir şey yok. Mahkeme kararı vardır. Bizim 2004'te sonuçlanan davayı gören sadece bir hakimdi ama temyiz mahkemesinde 12 hakim karar verdi. Anlaştık diye bir şey söz konusu değil. Davayı biz 2003'de açtık. Ancak, bir dilekçemize dokuz ayda cevap verdiler. Mahkeme bugüne kadar bize çok oyalama taktiği yaptı. Bu işler öyle basit değil" dedi.

Maddi manevi tazminat davası açacağım

Arif Mustafa, Rum hükümetine 32 yıl geriye dönük maddi ve manevi tazminat davası açacağını ve bu davayı da kazanmayı beklediğini söyledi.

Avukatlarına danışarak bu kararı aldığını anlatan Mustafa, "Avukatlar bana geriye dönük tazminat davası açmamı söyledi ben de açacağım. Çünkü, Rum hükümeti beni yıllardır perişan etti. Ben tabii ki onlara dava açacağım. Davaların arkası gelecek" dedi.

Gerek hükümetin gerekse medyanın avukatlarının kim olduğunu öğrenmeye çalıştığını ancak bunları kesinlikle kim olduğunu açıklamayacağını anlatan Mustafa, "Çünkü, bunlar gizlidir. Onlarla daha çok işim vardır. İsimlerini ve bana yardım edenleri açıklarsam onlar zarar veya baskı görebilir" dedi.

Kararın lehime sonuçlanmasını bekliyordum

Rum Mahkemesi'nden geçtiğimiz pazartesi günü çıkan kararı beklediğini kaydeden Arif Mustafa, mahkemenin ve davalıların hukuken başka yolları olmadığını, gelişen olaylar karşısında bu kararı almaya mecbur kaldıklarını belirterek, sonunda açtıkları temyiz davasını geri çektiklerini söyledi.

Mustafa, "Çünkü, bir taraftan ya sen işgale karşı olacaksın, diğer taraftan işgalci olacaksın. Nasıl olur bu iş? Rumlar diyor ki, Türkiye kuzeyi işgal etti ama güneyde de onlar benim malımı işgal etti. Ben, malıma giremedikten sonra demek ki malıma işgal vardır. Avrupa Birliği'ne giren bir devlet bunu nasıl yapıyor?

Bu ortamda mahkeme işleri ile uğraşmak çok zordur. Televizyondaki Kurtlar Vadisi dizisinde olduğu gibi güneyde de kim dost, kim düşman belli değildir. 1960 Anayasası'na göre tapuda koçanlar Türkçe de yazılması gerekirken şu anda tümü Rumca'dır. Mahkemeye gidersiz Türkçe yok. Her şeyin üç dilde yapılması gerekir. İngilizce var ama Türkçe yok. Bunlar yanlıştır" dedi.

Ben hükümete ve aileye dava açtım

Arif Mustafa, 2003 yılının nisan ayından 45 gün önce Piskobu'daki evinde oturan iki çocuklu Bambo ve eşi Despina ailesi ile hükümete evinden çıkmaları için davayı açtığını, yasanın da bunu ön gördüğünü kaydetti.

Mustafa şöyle konuştu:

"Biz Limasol'a 2002 yılında geldik. O zaman dava açmadan önce otelde kalırdık. Otelde kaldığımız masrafları bize vermezlerdi. Mahkemeden daha sonra bize paranın verileceği söyledi ama verilmedi. Bu, tabi ki bir oyundu. Alt mahkemeyi 2004 yılında kazandıktan sonra İçişleri Bakanı beni görüşmek için makamına çağırdı, çünkü, evi vermemek için beni ikna etmeye çalışacaktı. Daha önce ben gidince adamlar bizimle alay etti. Bana, evimin yerine başka ev ve iş yeri vermeyi önerdiler. Ben tabii ki kabul etmedim. Anlaşamadık. Maddi durumum iyi olmadığı için başka kanallardan masraflarımızı tedarik ediyorduk. Davayı kazandığımızda otelden ayrıldım ve kiralık eve geçmiştim. İlk kez gidip evimi geri istediğim zaman Rumlardan bana gelen cevap 'anlaşmadan sonra' idi. Hükümete evimin verilmesi için dilekçe yaptım ve sekiz ay sonra iskan müdürü beni çağırdı ve bana 'Sen, evinin geri iade edilmesi için dilekçe mi yaptın?' dedi. 'Evet' dedim. Bana, 'Şimdi gidelim bize evi göster' dedi. Sonra ise bana evin verilmeyeceğini söyledi. Tartıştık. Ben de kendisine 'Senin göçmenin hangi şartlarda buraya geldi ise biz de aynı şartlarda kuzeye gittik. Siz, Türk askerinden korktunuz, bizi de Yunan cuntasının güçleri ve Makarios topraklarımızdan kaçırttı' dedim. Sonra yanından ayrıldım. Bana 10 gün sonra ret cevabı yazdılar. Ben hazırlıklıydım. Biz, uzun zaman avukat aradık ve avukat bulmak kolay olmadı. Çok zorlandık. Nihayet bize yardım edecek avukatları bulduk ve davayı açtık."

Bu iş sabır ve cesaret ister

2004 yılında alt mahkemeyi kazandıktan sonra, evde oturan Rum göçmen ailenin bir üst mahkeme olan temyize gittiğini anlatan Mustafa başından geçenleri şöyle anlattı:

"Aradan geçen süre içerisinde birçok olay oldu. Bunun üzerine biz temyize itiraz etmedik. Taktik icabı ne olacağına baktık. Belirli bir süre geçmesini bekledik. Altı ay sonra temyizden bize kağıt geldi ve gereken savunma ile argümanları verdik. Mahkeme, temyiz davasını uzatmak istediği için uzun bir süre ses çıkmadı. Bunun üzerine biz mahkemeye davanın görülmesi için hukukçuların taktiğiyle basit bir dilekçe yaptık. Daha sonra bu dilekçenin dikkate alınmadığını gördük ve bize cevap gelmedi. Daha sonra ciddi ve bir müddet koyarak mahkemeye ikinci bir dilekçe daha yaptık. Bize beş gün içerisinde mahkemenin oturacağını, konunun değerlendirip temyiz mahkemesinin ne zaman yapılacağını görüşeceklerine dair bir belge geldi. Oturup görüştüler ve bize temyiz mahkemesinin tarihini belirlediler. Birinci mahkeme 12 Ocak 2006'da oldu. Mahkemeye gittiğimiz zaman bizden bir ay daha izin istediler ve biz de onların bu isteğini kabul ettik. Bir ay sonra geçtiğimiz Pazartesi 13 Şubat 2006'da mahkemeye gittik. Mahkemede temyiz davası geri çekildi ve kazandığımız birinci mahkeme geçerli oldu ve evimizin anahtarını bize verdiler. Ancak, çok uğraştık. Bu memlekette hem yiyeceksin, hem içeceksin, hem ev kirası ödeyeceksin, hem üzerine gelen baskıları karşılayacaksın. Bu işler çok zordur. Sabır ve cesaret ister. "

Davayı kazanınca çok mutlu olduk

Davayı kazandıkları zaman heyecanlandıklarını ve çok sevindiklerini kaydeden Arif Mustafa, "Ama daha işler bitmedi. Yapacağımız bir çok iş vardır" dedi.

Evlerini eskisi gibi bulduklarını, çok değişiklik yapılmadığını anlatan Mustafa, sadece evin arka tarafında bir talvar olduğunu, bunun yıkıldığını ve onun yerine ekleme bir dam yapıldığını söyledi. Evin yıpranmış olmadığını, kapılarının ise ev sahibini mahkemeye verdikten sonra değiştirildiğini ifade eden Arif Mustafa, evin yalnızca pencerelerinin değiştirilmediğini kaydetti.

Evin eski sahibi ile bir kavgaları olmadığını, tam aksine çok iyi anlaştıklarını kaydeden Arif Mustafa, eski ev sahibi Bambo ile daha önceki gün oturup konuştuklarını kaydederek, "Bambo, evin arka tarafındaki bahçeye su çekmek için bir dürbün koymuştu onu almak için gelmişti. Ben de kendisine onun parasını ödedim ve anlaştık. Ona Piskobu'da başka bir ev yapıyorlarmış, ev bitene kadar ona geçici bir ev verdiler orada oturuyor" dedi.

Mülk sorununu göçmenler çözer

Arif Mustafa, mülkiyet sorununda hep siyasilerin ön plana çıktığını halbuki, bu sorunu Türk ve Rum göçmenlerin çözeceğini söyledi.

Güneyde ve kuzeydeki siyasilerin kendilerini ne kurtarırsa onu planladığını ve bunun olaylara çok yön verdiğini kaydeden Mustafa, konuşmasına şöyle devam etti:

"Kuzeydeki Türk göçmenler 30 yıl sonra orada çocuğunu evlendirdi, hayatını kurdu buraya gelip tekrar hayat kurmak istemez. Aynı şey Rumlar için de geçerlidir. Rumlar, kuzeydeki mallarına gitmek istediklerini söylerler ama gerçek olduğu zaman durum bu değil. Ben, birçok Rum göçmen ile bu konuları konuştum. Bana mallarını istediklerini ancak kuzeye gidip yaşamak istemediklerini söylediler. 30 yıldır burada yaşadıklarını, ev alıp çocuklarını evlendirdiklerini söyleyerek, 30 yıl sonra kuzeye gitmeleri durumunda çocuklarının gelmeyeceğini ve kuzeyde yalnız kalacaklarını söylediler. Madem ki her iki taraf da iki bölgeliliği kabul eder, o zaman bu işi daha fazla yokuşa sürmeye gerek yok. Politikacılara bakmayın, oy için veya egolarını tatmin etmek için her şeyi söylerler. Papadopulos ve Denktaş öyleydi. Esas sorun göçmende ise her iki tarafın göçmenleri temas etse bu iş daha kolay çözülür. Çözülmeyen yanları daha sonra daha kolay olur. Bir örnek verecek olursak güneyde kaç tane Rum göçmenin kuzeyde, kuzeyde de kaç tane Türkün güneyde yaşamak istediği araştırılıp karşılaştırılsın. Rum diyor ki, 'Ben burada Türkün malını verirsem bütün Türkler gelip mallarını alacak ve biz malımıza gidemeyeceğiz. Böyle bir şey yok. Bizimkiler de der ki bütün Rumlar kuzeye girerse kendileri nereye gidecek ve iki bölgelilik bozulacakmış. Bana göre böyle bir şey de yok."

Olmayan mal aldı, olandan para istendi

Kuzeyden gelen göçmenin güneyde malı olmadığını ve Türk'ün bıraktığı malda hâlâ mal sahibi olduğunu kaydeden Arif Mustafa, kuzeyde ise Türkiye'den gelen göçmenlerin hiç malı olmadığı halde mal sahibi olduklarını söyleyerek, Türkiyelilerin mallar değer kazandıktan sonra mallarını satıp Türkiye'ye yatırım yaptıklarını da iddia etti.

Güneyde ise malını kaybeden Türk'e kuzeyde malının karşılığına bakacaklarını veya mal vermek için kendisinden para istediklerini anlatan Mustafa, "Ama, diğerinin hiç bir malı olmadığı halde gelip buradan mal alıyor" dedi.

Türklerin malı daha değerli

Kıbrıs'ta Türk göçmenlerin güneyde bıraktığı malların Rum göçmenlerin bıraktığı mallardan çok daha değerli olduğunu çünkü, esas sahiller ve değerli yerlerin Türklere ait olduğunu söyleyen Arif Mustafa, "Limasol sahiline bakarsak tüm sahil Evdim köyüne kadar toprakların yüzde 90'ı Türklerindir. Piskobu'da ise deniz kıyısı ve dağın tümü Türklerindir. Piskobu ovası hariç, dağda sadece bir Türkün yedi bin dönüm toprağı var" diye konuştu.

Davalar açılırsa iki bölgelilik ölür

Karşılıklı davaların açılması durumunda iki bölgeliliğin öleceğini kaydeden Arif Mustafa, buna şu örneği gösterdi:

"150 bin Rum göçmen, kuzeye geçerse iki bölgelilik olacak. Bizimkilerin istediği iki bölgeliliktir. Yani, Türkler ayrı Rumlar ayrı bölgede yaşasın. Ben, bunu yanlış görürüm. Çünkü, Rum Kıbrıs'ın yüzde 70'ini elinde tutuyor. Bu yüzde 70'in içine hiç Türk gelmezse ve yüzde 30'un içine de Rum yüzde 18 girer çok şey değişir. İleride nasıl isterseniz bir anlaşma yapın Kıbrıs'ın tümü Rumlaşır. Onun için bu bölgeyi de bırakmamak lazım. Benim düşüncem budur. Evkafın burada malını kaptırmaması gerekir. Burada Türk'ün de bir gücü olsun. Ama, tam iki bölgelilik olursa ve kuzeye Rum güneye de Türk geçmez, o zaman tamam. Birleşik bir Kıbrıs istersek her iki bölgede iki toplumdan insanların olması gerekir. Avrupa toprağı olacaksa 1960 anlaşmasına dönülmesi hiç de fena değil. O zaman yüzde 18 nüfusumuz yüzde 30 hakkımız vardır. Memurumuz ve polisimiz ve askerimiz de işler durumda olacak ve Rumlar da çok sıkışacak. Annan planı dersek denge olması gerekir."

KIBRIS 19/02/06

 

Rum lider: Ankara tutum değiştirdi

AB dönem başkanlığını yürüten Avusturya’da temaslarda bulunan Rum lider Papadopulos, Türkiye’nin müzakere tarihini aldıktan sonra Kıbrıs konusunda değişik bir strateji uyguladığını iddia etti.

 

NTV

Güncelleme: 09:52 ET 20 Şubat 2006 Pazartesi

VİYANA - Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB dönem başkanı Avusturya’nın cumhurbaşkanı Heinz Fischer ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesini onayladıklarını hatırlattı ve Ankara’nın limanları Rumlara açarak yükümlülüklerini yerine getirmesini beklediklerini söyledi.

Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesi sürecinde AB’nin kendilerine, “Türkiye’nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs’a açacağı yolunda güvence verdiğini” belirten Rum lider,
“Türkiye’nin müzakere tarihini aldıktan sonra Kıbrıs konusunda değişik bir strateji uyguladığını” iddia etti.

28 Şubat’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’la Paris’te yeniden görüşeceğini belirten Papadopulos, “Müzakerelerin yeniden başlamasını talep edeceğim” dedi.

Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer ise Kıbrıs sorununun çözümünün, AB için de çok önemli olduğunu vurguladı. Fischer, Rum liderin gelecekte de Türkiye’nin müzakere sürecine destek vereceklerini söylediğini ve görüşmede “veto” sözcüğünün hiç kullanılmadığını vurguladı.

“AB bana teşekkür borçlu”


20 Şubat, 2006 15:00:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos Türkiye'nin üyeliğini veto etmediği için Avrupa Birliği'nin kendisine teşekkür etmesi gerektiğini savundu.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, bugün Avrupa Birliği dönem başkanlığını yürüten Avusturya'yı ziyaret ediyor. Papadopulos'un temaslarında öncelikli konusu Kıbrıs olacak.
 
Rum lider Papadopulos, ikili görüşmelerinden önce haftalık Profil dergisine yaptığı açıklamada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın siyasi görüşü arasında bir fark olmadığını, sadece üslubun farklı olduğunu söyledi.
 
Papadopulos, 28 şubatta Paris'te görüşeceği BM Genel Sekreteri Annan'dan, Kıbrıs sorununun çözümüne uygun zemin hazırlayabilecek bir temsilciyi en kısa sürede ataması talebinde bulunacağını da açıkladı.
 
Dün mayısta yapılacak seçim kampanyasının başlatılması kongresinde konuşan Papadopulos, geçmişi ya da Kıbrıs Rum halkının reddetmiş olduğu planı ele almalarının söz konusu olmadığını belirtti.   
 
Rum lider, dün de, yeni bir girişim için öne sürdüğü bazı şartların Birleşmiş Milletler tarafından kabul edildiğini belirtmişti. 
 
Görüşme için üç şart
 
Papadopulos’un şartları, Kofi Annan'ın hakemlik yapmaması, görüşmelerde zaman sınırlaması olmaması ve ortaya çıkacak metnin ancak taraflar arasında tam uzlaşma sağlandıktan sonra referanduma sunulması.
 
Papadopulos, 28 şubatta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'la Fransa’nın başkenti Paris'te görüşecek.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Türkiye'nin Eylem Planı neler öngörüyor?  

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması, 

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, 

·  Gazi Magosa, Girne ve Ercan Havaalanı’nın uluslararası dolaşıma açılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması,

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğini vurgulamıştı. Plan, 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.

 

13 bin Rum göçmene 2 yıl içinde tapu

Kuzeyden Güney'e göç eden Kıbrıslı Rumlara tapu verilmesine yönelik adım, Rum Bakanlar Kurulu tarafından atıldı. İlk etapta 13 bin Rum göçmene tapu verildi ama hedef 26 bin göçmen ailenin rahatılması

13 bin Rum göçmene 2 yıl içinde tapu

İLK ETAPTA HÜKÜMET EVİNDE OTURANLAR... Rum Bakanlar Kurulu, önceki gün yaptığı toplantıda, 26 bin ailenin tapu konusunda rahata erdirilmesi amacıyla, devlet arazisi veya istimlâk edilen arazilerin üzerine inşa edilmiş olan evlerde oturanlarla, "hükümet evlerinde" oturan 13 bin aileye tapu verilmesini karara bağladı. Karar, güneyde büyük yankı uyandırdı

2 YIL İÇİNDE... Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu yaptığı açıklamada, ilk tapu verilme işlemlerinin iki yıl içerisinde hayata geçeceğini, ayrıca arsa ayırımının beş yıl süreceğini, zira bunun basit bir ayırma ile ilgili olmadığını, yol, elektrik, okul v.b gibi çalışmalarla da ilgili olduğunu söyledi. Hristu, Kıbrıslı Türklere ait arsa veya evlerin istimlâk edilmeyeceğini, mülkiyet rejiminin de değişmeyeceğini vurguladı

Rum Bakanlar Kurulu'nun önceki gün almış olduğu "13 bin Rum göçmene tapu" kararı, Güney Kıbrıs'ta büyük yankı uyandırdı. Haberi "13 bin göçmene tapu" şeklinde veren Politis, 26 bin ailenin tapu konusunda rahata erdirilmesi amacıyla, önceki gün toplanan Bakanlar Kurulu'nun, devlet arazisi veya istimlâk edilen arazilerin üzerine inşa edilmiş olan evlerde oturanlarla, "hükümet evlerinde" oturan 13 bin aileye tapu verilmesini karara bağladığını belirtti.

Habere göre, Bakanlar Kurulu, ayrıca, Kıbrıs Türk evi veya Kıbrıs Türk malı üzerine inşa edilmiş evlerde oturan 13 bin 500 aileye de arsa verilmesine karar verdi.

Tapu verilmesine ilişkin planın uygulanması için 150 milyon KL'ye gereksinim olduğunu yazan gazete, ayrıca tapu alamayacak olan göçmenlere tahsis edilecek olan arsalar için 6 bin dönüm arazinin bulunmasının zaman kaybına ve karışıklığa yol açacağını da belirtti.

Habere göre, toplantı sonrasında bir açıklama yapan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Rum Yönetimi'nin; imkân ve olanakları dahilinde tapularla ilgili bütünlüklü planı hayata geçireceğini belirterek kimlerin tapu alacağını açıkladı.

Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu ise yaptığı açıklamada, ilk tapu işlemlerinin (tapu verilmesi) iki yıl içerisinde hayata geçeceğini, ayrıca arsa ayırımının beş yıl süreceğini, zira bunun basit bir ayırma ile ilgili olmadığını, yol, elektrik, okul v.b gibi çalışmalarla da ilgili olduğunu da söyledi.

Hristu, ayrıca Kıbrıslı Türklere ait arsa veya evlerin istimlâk edilmeyeceğini, mülkiyet rejiminin de değişmeyeceğini vurguladı ve bu malları kullanan Rumların, bunları kullanmayı sürdüreceğini belirtti.

Hristu, söz konusu kişilere; tapu almama karşılığında ise, oturdukları bölgeye yakın olan devlet arazilerinin verileceğini ifade etti.

"Bu hareketten, Kıbrıs sorununun çözümüne uzak olunduğu mesajının alınması mı gerekiyor?"sorusuna karşılık olarak Hristu, bu hareketin "Her zaman kaybeden, yerinden olanların (göçmenlerin) konut açısından desteklenmesi" amacını taşıdığını belirterek planın, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili hiçbir şeyin yerine geçmediğini, Rum Yönetimi'nin bilinçli olarak Kıbrıs Türk mallarının istimlâk edilmesi konusunu dışarıda tuttuğunu da söyledi.

DİSİ Başkan Vekili Averof Neofidu ise yaptığı açıklamada, konunun göğüslenmesinde yaşanan gecikmeyi eleştirmesine rağmen karardan dolayı duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.

Rum Yönetimi'nin bu adımını, olumlu olarak nitelendiren Neofidu, bugün hükümet edenlerin, bu konuda, sekiz yıl Rum göçmenlere, parti çıkarları için eziyet çektirdiğini söyledi ve o dönemde muhalefette olanların, tapu verilmesi konusunu bloke ettiklerini de anımsattı.

Haberi "Tapu Verilmesi Konusunda Seçim Öncesi Karar-Göçmenlerin Gözlerini Boyadılar" başlığıyla duyuran Alithia, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un açıklamalarına geniş yer verdi.

Habere göre, Papadopulos, Rum Yönetimi'nin; Kıbrıs Türk toprağı üzerine inşaa edilmiş olan evlerde oturan 8 bin 500 aileye hali arsa verileceğini, Kıbrıs Türk evlerinde oturan 5 bin Rum'un da aynı haktan yararlanacağını söyledi.

Plan çerçevesinde 13 bin göçmene tapu verileceğini belirten Papadopulos, Kıbrıs Türk evlerinde oturanlar veya Kıbrıs Türk toprağı üzerine inşa edilmiş evlerde oturan Rumların bu evleri kullanmayı sürdüreceğini de vurguladı.

Geçmiş yıllarda bu sorunun parça parça çözümlenmeye çalışıldığını ancak konunun adil bir biçimde çözümlenmediğini belirten Papadopulos, geçmişte bazı kişilerin tapu aldığını, ancak çoğunlukta olan diğer göçmenlerin ise bundan yararlanmadığını, bu nedenle bugünkü hükümet partilerinin, konunun adil bir biçimde göğüslenmesine çalıştıklarını söyledi.

"Türk işgal ve istilasının" sürmesi nedeniyle, adaletin tam olarak sağlanmasının mümkün olmadığını savunan Papadopulos, "işgal ve istilanın" Rum halkını yaralayan, haksızlığın kaynağı olmayı sürdürdüğünü de iddia etti.

Papadopulos, tapu verilmesine ilişkin planın kolay ve basit bir konu olmadığını belirterek konunun karmaşık olmasının göz önünde bulundurulması gerektiğini de söyledi.

Papadopulos son olarak, arsa ayırımı sırasında, çevre konularının da dikkate alınacağını aynı zamanda, kırsal yerlerin çevresine kurulacak olan "uydu evlerin" kurulmasından dolayı ortaya çıkacak olan sosyal, ekonomik ve diğer sorunların da göğüsleneceğini ifade etti.

KIBRIS 20/02/06

 

Türk'ten Rum'a 2 bin 304 dönüm mal

1974'ten Aralık 2005'e kadar geçen 32 yılda Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıslı Rumlara "dünyanın malını" sattığı ortaya çıktı. Mal satımının en yoğun olarak yaşandığı yıl ise Kıbrıs sorununda en hareketli dönemin yaşandığı 2004 yılına rastlıyor

Türk'ten Rum'a 2 bin 304 dönüm mal

ANNAN PLANI SATIŞI TETİKLEDİ... Rum basınına göre Kıbrıslı Türkler, 1974 yılı ile Aralık 2005 yılları arasında Kıbrıslı Rumlara 2 bin 304 dönümlük mal sattı. Mal satımı yoğun olarak 2004 yılı içinde yaşanırken, Rum kesimi bunu Annan Planı'na bağladı. Mal satışının bu dönemde yaşanması nedeniyle de BM Genel Sekreteri Kofi Annan "komisyoncuya" benzetildi

SATAN SATANA... Devredilen taşınmaz mallar, bin 721 dönüme denk gelen 436 parselden oluşurken, en çok devir işlemi, 85 işlemle ve toplam 852 dönümlük arazi ile Larnaka'da gerçekleşti. Larnaka'yı, 28 işlem ve toplam 505 dönüm ile Limasol, 18 işlem ve 216 dönüm ile Lefkoşa ve son olarak 12 işlem ve 148 dönüm ile Baf bölgeleri izledi

Kıbrıslı Türklerin 1974'ten bu yana, yoğunluğu 2004 yılı olmak üzere Kıbrıslı Rumlara 2 bin 304 dönüm arazi sattığı ortaya çıktı.

Rum basınına göre bu malların satışı, 1974'ten Aralık 2005 dönemi arasında 32 yılda gerçekleşti. Ancak mal satımı en yoğun olarak 2004 yılında yaşandı.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Simerini, "Genel Sekreter'in Planıyla Yoğun Faaliyetler---Annan'nın Komisyonculuğuyla, Kıbrıslı Türkler Rumlara Toprak Satıyor" başlıklı manşetten verdiği haberinde, Kıbrıslı Türklerin, mallarını Rumlara satmaya büyük ilgi gösterdiğini, bu ilginin daha çok 2004 yılında, referandumdan önce arttığına da dikkat çekti.

Gazete, haberi yayımladığı sayfada ise "2 bin 304 dönüm toprak 2005 sonuna kadar Rumlara satıldı---Kıbrıs Türk malları el değiştiriyor" spotlarını kullandı ve ilgili makamlardan aldığı bilgilere dayanarak, 1974'ten Aralık 2005 tarihine kadar Kıbrıslı Türklere ait taşınmaz malların Rumlara devredilmesiyle ilgili 143(devir) işlem yapıldığını yazdı.

En fazla Larnaka'da

Söz konusu devredilen taşınmaz mallar, bin 721 dönüme denk gelen 436 parselden oluşurken, en çok devir işlemi, 85 işlemle ve toplam 852 dönümlük arazi ile Larnaka'da gerçekleşti. Larnaka'yı, 28 işlem ve toplam 505 dönüm ile Limasol, 18 işlem ve 216 dönüm ile Lefkoşa ve son olarak 12 işlem ve 148 dönüm ile Baf bölgeleri takip etti.

Buna göre, güneydeki Türk mallarının toplamı 848 bin 858 dönüm iken, bin 721(%0.2'si)dönümü Rumlara devredildi.

Gazete, yine aynı kaynaklara dayanarak, (Aralık 2005 tarihine kadar) bin 583 dönümlük Türk toprağının devir işleminin, Kıbrıs Türk Malları İdaresi'nde onaylanmasının beklendiğini de yazdı.

Buna göre, "Lefkoşa'da" 10 parsel (11dönüm) ile ilgili 3 satış, Limasol'da; 105 parsel (520 dönüm) ile iligili 28 satış, Larnaka'da; 252 parsel (928 dönüm) ile ilgili 69 satış, Baf'ta ise; 24 parsel (124 dönüm) ile ilgili 22 satış askıda bulunuyor.

Rum dairelerine akın...

Gazete, Kıbrıslı Türklerin, özellikle 2004 referandumu öncesinde gerek merkezi tapu dairelerine, gerekse kaymakamlıklara giderek, Güney Kıbrıs'ta sahip oldukları mallar için araştırma belgesi talep ettiklerini yazdı.

Kıbrıslı Türklerin araştırma belgeleri için 2003 yılında 152, 2004'te 309 ve 2005 yılında da 199 başvuru yaptıklarını da belirten gazete, Kıbrıslı Türklerin ayrıca tapu belgesi nüshası için de 2003'te 67, 2004'te 156, 2005'te ise 119 başvuruda bulunduğunu yazdı.

Loizu KKTC'deki

Rum mallarına değindi

Alithia gazetesi özel bir açıklama yapan Rum Taşınmaz Mal Değer Saptama Memurları Derneği Başkanı Antonis Loizu, "Kıbrıs sorununun, ivedi çözümüyle, 'işgal' altındaki topraklardan, ancak kurtarabildiklerimizi kurtaracağız" ifadesini kullanarak, KKTC'deki Rum mallarının "gasp" edildiğini de savundu.

Rum mallarının "gasp edilmesi" konusunu ele alan Rum Dışişleri Bakanlığı çalışanlarının, konuyu nasıl göğüsleyeceklerini çok iyi bilmediklerini söyleyen Loizu, bu konudaki tutumu nedeniyle yetkilileri eleştirdi.

Loizu, bu konunun önceki gün ortaya çıkmadığını, kendilerinin bir yıldan fazladır bu konu hakkında ilgililere mektup yazdığını ve kendilerine "iyi işler yapılıyor" yanıtının verildiğini söyleyerek sonucun ortada olduğunu da belirtti.

Bilindiği gibi Loizu hafta içerisinde, Rum mallarının "gasp edilmesinin" önlenmesi amacıyla, Rum Meclisi Ticaret Alt Komitesi'ne öneride bulunmuş, satış işlemlerine karışanların cezalandırılmasını talep etmişti.

Loizu, konunun göğüslenmesi için bir dizi tedbir alınması gerektiğini bu çerçevede internetin doğru bir biçimde kullanılması, genelgeler yayımlayarak, yabancıların bilgilendirilmesi gerektiğini de söyledi.

KIBRIS 20/02/06

 

Papadopulos: Değişiklik önerilerimizi BM kabul etti

Değişiklik taleplerinin BM tarafından kabul edildiğini söyleyen Papadopulos, ''Bundan sonraki çözüm çabalarında hakemlik ve zaman sınırlaması olmayacak, sadece üzerinde uzlaşma sağlanmış bir çözüm halkların onayına sunulacak. Bu, büyük birbaşarıdır'' dedi

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs'ta bundan sonraki çözüm çabalarının başarıya ulaşması için Rum tarafının yapılmasını gerekli gördüğü değişikliklerin BM tarafından kabul edildiğini söyledi.

Papadopulos, Atina'da yayımlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs'ta önceki çözüm çabalarının başarısızlıkla sonuçlanmasında BM'nin hakemlik rolünün olumsuz etkilerinin bulunduğunu ileri sürdü.

Rum tarafının bu konudaki değişiklik taleplerinin BM tarafından kabul edildiğini söyleyen Papadopulos, ''Bundan sonraki çözüm çabalarında hakemlik ve zaman sınırlaması olmayacak, sadece üzerinde uzlaşma sağlanmış bir çözüm halkların onayına sunulacak. Bu, büyük bir

başarıdır'' dedi.

New York'ta 2004 yılında yapılan toplantıda BM'nin hakemliğini kabul etmekle ''hata ettiklerini'' belirten Papadopulos, bunun ''Rum tarafının aleyhine''olduğunu öne sürdü. Rum lideri, ''BM'ye güvenerek hakemliği kabul ettik. Ancak, hakemlik konusu öngörülmeyen başka alanlara da yayıldı. Bunun sonucunda da, Genel Sekreter Türk ordusunun belirli bir bölümünün Ada'da kalmasına ve Türkiye'nin yüksek müdahale hakkına sahip olmasına karar verdi. Bunun dışında, Burgenstock'da (İsviçre) da, Türk tarafının on bir yeni talebinden on buçuğu bizimle hiçbir müzakereye girilmeden kabul edildi'' dedi.

Rum tarafının Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişiklikler arasında ''ortak ekonomi ''ve ''siyasi eşitlik''gibi konuların bulunduğunu belirten Papadopulos, bunların gerçekleşmesinin olası bir çözümün işleyebilirliğini kolaylaştıracağını öne sürdü.

Papadopulos, görüşleriyle Kıbrıs'ı bölünmeye sürüklediği yolundaki değerlendirmelere ilişkin bir soruyu yanıtlarken de, ''Aslında Ada'yı bölünmeye sürükleyenin Annan Planı olduğunu'' savundu.

Annan Planı'nın KKTC'nin tanınması dışında Türklerin tüm isteklerini karşıladığını öne süren Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin aslında KKTC'nin tanınmasına gerek duymadıklarını, çünkü Rum kesiminin üyeliğiyle birlikte AB vatandaşı olduklarını söyledi.

Papadopulos, bu görüşlerini geçen Nisan ayında Moskova'da karşılaştığı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a da aktardığını kaydetti.

Türkiye'nin AB üyeliğine de değinen Papadopulos, Türkiye'nin üyeliğinin Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantılı olduğunu ileri sürmenin ''yanlış bir algılama örneği'' olduğunu söyledi.

Papadopulos, Türkiye'nin AB sürecinde ellerinde çok sayıda veto imkanı bulunduğunu belirterek, ''AB üyeliğinin Kıbrıs konusuyla bağlantılı olmasını Türkiye kendisi istiyor. Türkiye, AB'ye karşı olan yükümlülüklerini sadece Rumların Annan Planı'ndaki 'mantıklı' önerileri kabul ettiğinde yerine getireceğini söylüyor. Sonuç olarak, bazılarının dikkatsizce kurdukları bu bağlantı bize değil, Türkiye'ye yardımcı oluyor'' diye konuştu.

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri, önümüzdeki günlerde BM Genel Sekreteri ile yapacağı görüşmeye ilişkin bir soru üzerine de, Kıbrıs ile ilgili tüm konuların ele alınacağı bu görüşmede, yeni bir müzakere turu hakkında ne gibi hazırlıkların yapılması gerektiği konusu üzerinde duracaklarını belirtti.

KIBRIS 20/02/06

 

BM: Kıbrıs’ta hakemlik dönemi bitti

Birleşmiş Milletler, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için, örgütün hakemliğine başvurma döneminin bittiğini kabul etti.

 

NTV

Güncelleme: 04:01 ET 21 Şubat 2006 Salı

NEW YORK - New York’taki üst düzey bir Birleşmiş Milletler yetkilisi, Kıbrıs’la ilgili hakemlik konusunun, Annan Planı’yla ilgili istisnai bir döneme ait olduğunu ve buna, tarafların rızasıyla son çare olarak başvurulduğunu kaydetti. Yetkili, artık bu dönemin bittiğini kabul etmek gerektiğini söyledi.

Annan’ın müzakereleri yeniden başlatmaya şu aşamada hazır olmadığını hatırlatan yetkili, Rum tarafında Mayıs’ta yapılacak parlamento seçimlerinin ardından, Genel Sekreter’in, yardımcısı İbrahim Gambari’yi, Ada’ya göndermeyi planladığını bildirdi.

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos müzakerelerin başlayabilmesi için, Birleşmiş Milletler’in hakemliğinin olmamasını, görüşmelerin sıkı bir takvime bağlanmamasını ve ancak üzerinde uzlaşılmış bir çözümün halkın onayına sunulmasını şart koşuyor.

 

ABD, KKTC ile doğrudan ticarete hazırlanıyor

ANKA

Washington Times gazetesi, ABD’nin Kıbrıslı Türkler ile doğrudan ticareti başlatmaya hazırlandığını yazdı. ABD’nin Rum Yönetiminin karşı çıktığı adımları atmaya hazırlandığını belirten gazeteye konuşan bir ABD yetkilisi de, "Doğrudan ticareti kolaylaştırmak için doğrudan yardım sağlıyoruz" dedi.

Washington Times gazetesi, Nicholas Kralev imzalı haberinde ABD’nin Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete hazırlandığını yazdı. Gazete, "ABD, 30 yıl önce Türkiye tarafından işgal edilmesinden bu yana ilk kez Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticareti başlatmaya hazırlanıyor" ifadesini kullandı. Gazete, ABD’nin Rum Yönetiminin yavaş yavaş tanıma olacağı gerekçesiyle karşı çıktığı adımları atmaya hazırlandığını belirtti.

ABD hükümetinin ve şirketlerinin halen Kıbrıslı Türkler ile potansiyel ihracatçıların uygulamalarının dünya standartlarına yükseltilmesi için ortak çalışmalar yaptıklarını kaydeden gazeteye konuşan bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi de, ABD’nin Kuzey Kıbrıs’ın izolasyonunun hafifletilmesini adanın yeniden birleştirilmesinin en iyi yolu olarak gördüğünü söyledi.

DOĞRUDAN TİCARET İÇİN DOĞRUDAN YARDIM

Yetkili, "Doğrudan ticari kolaylaştırmak için doğrudan yardım sağlıyoruz. Halen Kuzey ile Güney arasındaki ekonomik farkı oldukça büyüktür. Birleştirmek için bu farklılıkları azaltmak lazım" diye konuştu.
Washington Times, Washington and Londra’nın doğrudan ticarete izin verilmesi çağrısında bulunduklarını ancak Rum Yönetiminin Kuzey’de üretilen malların Güney’deki limanlar üzerinde ihraç edilmesini istediğini anımsattı.

RUM BÜYÜKELÇİSİ: FİİLİ TANIMA OLACAK

Bu arada, Washington Times’e konuşan Rum Yönetiminin Washington Büyükelçisi Euripides Evriviadis ise, Kuzey Kıbrıs’taki limanların açılmasının KKTC’yi "fiilen" tanıma anlamına geleceğini savundu.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesi gibi temasların KKTC’nin meşruluğunu arttırdığını öne süren büyükelçi, "ABD, Kıbrıs’a Türkiye ile olan stratejik ilişkileri açısından bakıyor" iddiasında bulundu.

ABD YETKİLİSİ KKTC YÖNETİMİYLE GÖRÜŞECEK

Buna karşın, Washington Times, Kuzey Kıbrıs’ı ziyaret etmeyi planlayan bir ABD yetkilisinin Kıbrıslı Türk yetkilileriyile görüşeceğini söylediğine dikkat çekti. Söz konusu yetkili, gazeteye ABD’nin KKTC’yi tanımadığını ve tanımayacağını belirterek "İki ayrı devlet istemiyoruz. Birleşik bir ada istiyoruz. Yaptığımız hiç bir şey yavaş yavaş tanıma olarak değerlendirilmemelidir" dedi.

Aynı yetkili, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı’nda "ciddi tavizler" verdiklerini, bu nedenle ödüllendirilmesi gerektiğini savundu.

HURRIYET 21/02/06

 

Güzelyurt kalkınacak

PLANA SAHİP ÇIKILSIN... Cumhurbaşkanı Talat, Güzelyurt halkının GÜKAD'ın anketinde endişelerini ortaya koyduğuna işaret ederek, hükümetin son zamanlarda Güzelyurt bölgesinin kalkınmasını hedefleyen bir plan hazırladığını anımsattı. Planın, bölgenin gelişmesine cevap verebileceğini belirten Talat, "Bu plana hep beraber sahip çıkılması gerekir. Güzelyurt halkı bölgeye ağırlık vererek yatırım yapma istekliliği ile hareket etmelidir" dedi

GÜZELYURT'UN ÖNEMİ BÜYÜK... Talat: Kıbrıs sorunu ile Güzelyurt'un çok büyük bir ilgisi vardır. Güzelyurt geçmişte bütün pazarlıkların odak noktası idi. Annan planında da öyleydi. Buna rağmen Güzelyurt'ta çok büyük bir oranla Annan planına destek ortaya çıktı, çünkü, gelecek belirtisi bölge insanının olumlu oy kullanmasına yol açmıştır. Güzelyurt insanı geleceğini aydınlatmak için yerini, evini, iş yerini değiştireceğini bile bile ve ülkede barışın egemen olması için fedakarlık yaparak oy kullanmıştır

GÜZELYURTLU PRESTİJİMİZİ ARTIRDI... "Güzelyurt halkının Annan planına desteği, Kıbrıs Türk toplumuna dünyada büyük bir prestij kazandırmıştır. Bu insanlar fedakarlıkta bulunabileceklerini göstermiştir. Güzelyurt'un tutumu üzerinden, bütün Kıbrıslı Türklere bakılmıştır ve 'işte Kıbrıslı Türkler çözüm ve barış için fedakarlıkta bulunabiliyorlar' denmesini sağlamıştır. Güzelyurt insanı Kıbrıs Türkünün uluslararası alandaki görünümünün değişimine çok büyük katkıda bulunmuştur"

Ali CANSU

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Güzelyurt halkının Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve Kalkındırma Derneği'nin (GÜKAD) anketinde endişelerini ortaya koyduğuna işaret ederek, hükümetin son zamanlarda Güzelyurt bölgesinin kalkınmasını hedefleyen bir plan hazırladığını anımsattı. Planın, bölgenin gelişmesine cevap verebileceğini belirten Talat, "Bu plana hep beraber sahip çıkılması gerekir. Güzelyurt halkı bölgeye ağırlık vererek yatırım yapma istekliliği ile hareket etmelidir" dedi.

Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve Kalkındırma Derneği'nin düzenlediği ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konuşmacı olarak katıldığı "Kıbrıs konusundaki son gelişmeler" isimli konferans dün akşam saat 19.30'da Güzelyurt'taki Atatürk Kültür Merkezi salonunda yapıldı.

Konferansa, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, CTP Güzelyurt milletvekilleri Ramadan Gilanlıoğlu ve Nazım Beratlı, Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve Kalkındırma Derneği Başkanı Dt. Hakan Kuntay, dernek üyeleri, ile kalabalık bir halk topluluğu katıldı.

Güzelyurt insanı her görüşme döneminde etkilendi

Konferansta ilk konuşmayı yapan Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve Kalkındırma Derneği Başkanı Dt. Hakan Kuntay, Kıbrıs görüşmelerinin her döneminde Güzelyurt bölgesinin çok fazla etkilendiğini vurguladı.

Kuntay, özellikle 1980 sonrası döneme bakıldığı zaman Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili birçok konuda birtakım pazarlıklar ve haritaların gündeme gelmesi sebebiyle bölge insanının doğal olarak kendi geleceği ile ilgili belirsizlik süreci içerisine girdiğini ve buna paralel olarak kendi yaşadığı topraklardan başka bölgelere göç ettiğini kaydetti.

Güzelyurt'un 1980 sonrasında çok ciddi bir göç süreci yaşadığını anlatan Kuntay, Annan planına bakıldığı zaman ise bölgenin durumunun netleştiğini kaydederek, referandumda bölge insanının çok net bir tavır ortaya koyduğunu ifade etti.

Kuntay, "Güzelyurt halkı referandumda kullandığı evet oyu ile çözüme karşı olan istemini, çözümsüzlükten, belirsizlikten yaşadığı sıkıntıyı yüzde 64 evet oyu ile tüm bölgelere göre en fazla Annan planına evet oyu kullanan bölge olmuştur. Şu bir gerçektir ki bölge insanının kendi geleceğini görmesi konusunda her zaman bu sekmendin içerisinde olmuştur. Annan planında da ortaya koyduğu tavırda artık bir takım şeylerin yapılması gerektiğini ortaya koymuş ve referandum sonrasında ortaya yeni bir süreç çıkmıştır" dedi.

Referandum öncesi ve sonrasında GÜKAD'ın yayınladığı bildirilerde bölge insanının artık somut, elle tutulur adımlar atılması gerektiğini ortaya koyduğunu ifade eden Kuntay, bölge insanının artık çözümsüzlükten kurtulması gerektiğini ortaya koyduklarını söyledi.

GÜKAD'ın son dönemde çok kapsamlı bir anket yaptırdığını ve bu ankette bölge insansının bir yerde umutsuzluğunu ve içinde olduğu belirsizliği ve bir yerde de umudunu rakamsal olarak ortaya koyduğunu anlatan Dt. Kuntay, konuşmasına şöyle devam etti:

"Anketimizde çok önemli ve kritik olan 'Güzelyurt ilçemizde en önemli üç sorun nedir?' diye sorulduğu zaman bölge insanının yüzde 82.3'ünün gelecek belirsizliğini, en önemi sorunları olarak ortaya koymuştur. Yani, her 10 kişinin 8 kişisi oturup konuştuğu zaman 'biz ne olacağız?' dediğini ortaya koymuştur. Fakat, anketimizde umut da vardı. Bostancı sınır kapısının, ODTÜ Güzelyurt Kampusu'nün ve de ODTÜ'nün çevresinde bir yapılanmanın başlamasına bölge insanının yüzde 70'e yakın bir destek verdiği de ortaya çıkmıştır.

Özellikle son dönemde Bakanlar Kurulu'nun almış olduğu Güzelyurt iktisadi kalkınma planı kararı, bölge için büyük umut ışığıdır. Bu plan bize Güzelyurt insanının geleceği açısından büyük önem arz ediyor. Yalnız, bunun kent merkezi ile şekillendirilmesinin ve kent merkezinin bir çekim merkezi haline getirilmesi çok önemlidir."

Talat: GÜKAD'ın yaptırdığı anket önemli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, konferansta yaptığı konuşmada, GÜKAD'ın Güzelyurt için son bir adım daha atarak, Güzelyurt insanının ne düşündüğünü yaptığı anket ile tespit ettiğini söyledi.

Talat, GÜKAD'ın, Kıbrıs sorununun çözüm planının tartışıldığı günlerde Güzelyurt adına konuşan ve Güzelyurt'u hem içte hem dünyada tanıtan bir sivil toplum örgütü olarak, Annan planı sonrası görevinin bitmediğinin bilinci ile hareket edip Güzelyurt halkının ne düşündüğünü büyük bir anket ile saptadığını kaydetti. Talat, bunun sadece içte değil, dünyada önemli bir etki yaptığını kaydetti.

Bunun sadece Kıbrıs Türk toplumu arasında değil, gerek Avrupa Parlamentosu'nda, gerekse başka merkezlerde insanların görüşlerinin yavaş yavaş değişmekte olduğunu ve bu değişimin nedenlerini değerlendirmek durumunda kaldığını, bunun da çok önemli bir işaret olduğunu anlattıklarını kaydeden Talat, insanların düşünce ve eğilimlerinin değişiminin gözlemlenip değer verilmesi gereken bir husus olduğunu ve buna herkesin özel önem vermek zorunda olduğunu belirtti.

"Güzelyurt insanı, Kıbrıs Türkünün

uluslararası alandaki görünümünü değiştirdi"

Hükümetin son zamanlarda Güzelyurt bölgesinin kalkınmasını hedefleyen bir plan hazırladığını ve bu gelişmelere cevap verebilecek bir plan olduğunu anlatan Talat, bu plana hep beraber sahip çıkılması çağrısında bulundu. Güzelyurt halkının bölgeye ağırlık vererek yatırım yapma istekliliği ile hareket etmesi gerektiğini söyleyen Talat, konuşmasına şöyle devam etti:

" 'Hükümet ve devlet yapsın' diyerek bir kenara çekilmemek gerekir. Devletin yapacakları sınırlıdır ama işi yapacak olan insanlarımızdır. Bu bölgeye Kıbrıslı Türklerin sahip çıktığının bir göstergesi olarak, bu plana dört elle sarılması gerekir. Peki, bunun Kıbrıs sorunu ile ilgisi nedir? Kıbrıs sorunu ile Güzelyurt'un çok büyük bir ilgisi vardır. Güzelyurt geçmişte biliyorsunuz, bütün pazarlıkların odak noktası idi. Annan planında da öyleydi. Buna rağmen Güzelyurt'ta çok büyük bir oranla Annan planına destek ortaya çıkmıştır. Çünkü, daha önce de vurgulandığı gibi, gelecek belirtisi bölge insanının olumlu oy kullanmasına yol açmıştır. Güzelyurt insansı geleceğini aydınlatmak için yerini, evini, iş yerini değiştireceğini bile bile ve ülkede barışın egemen olması için fedakarlık yaparak oy kullanmıştır. Güzelyurt'un bu tutumu Kıbrıs Türk toplumuna dünyada büyük bir prestij kazandırmıştır. Güzelyurt'un tutumu üzerinden, bütün Kıbrıslı Türklere bakılmıştır ve 'işte Kıbrıslı Türkler çözüm ve barış için fedakarlıkta bulunabiliyorlar' denmesini sağlamıştır. Güzelyurt insanı Kıbrıs Türkünün uluslararası alandaki görünümünün değişimine çok büyük katkıda bulunmuştur."

"Kıbrıs sorunu ciddi bir dönüşüm yaşıyor"

Talat, Kıbrıs sorununun ciddi bir dönüşüm yaşadığını kaydederek, bu dönüşümün sancılı gerçekleştiğini belirtti.

Uluslararası toplumun Kıbrıs'a bakışının ve bunun politikalarına yansımasının gelgitlerle, sıkıntılarla ve krizlerle birlikte yaşandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, bunun son derece önemli olduğunu kaydetti.

Kıbrıs sorununun düz bir çizgi izlemesinin beklenemediğini de anlatan Mehmet Ali Talat, "Ne yazık ki Kıbrıs, Avrupa Birliği'ne tek yanlı Rum yönetiminde girdikten sonra uluslararası hukuku arkasına alan Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğine ve bununla yetki paylaşımına yaklaşacak bir politikası yoktur. Olmadığı için de o gücü elinden alıyor. Rum yönetimi lideri Eylül 2005'te BM Genel Kurulu'nda söylediği gibi, ozmosis yolu ile Kıbrıs'ın kuzeyi ile Kıbrıs'ın genelini yani Rum tarafını birleştirmeyi hedef aldığını duyurabiliyor" dedi.

Bunun son derece önemli olduğunu anlatan Talat, bunun Rum kesiminin BM tarihinde olmayan yeni bir politikası olduğunu ifade ederek, ozmosis yolu ile Kuzey Kıbrıs'ın bütününe bağlanıp asimle edilmesi olduğunu kaydetti.

Bugüne kadar ise BM'nin Kıbrıs sorununun parametreleri konusunda aldığı onlarca Güvenlik Konseyi karar ve 10 tanenin üzerinde de genel kurul kararının bulunduğuna işaret eden Talat, daha önce yapılan anlaşma ve planların tümünde ozmosis olmadığını ve iki toplumu siyasi eşitliğine dayalı iki bölgesi, iki kesimli federal bir çözümün var olduğunu söyledi.

Rum yönetiminin Kıbrıs adına Avrupa Birliği'ne girdikten sonra bu politikayı değiştirme eğilimine girdiğini ve Kıbrıs'ın ozmosis yolu ile birleşeceğini ifade etmeye başladığını söyleyen Mehmet Ali Talat, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bir yandan Rum kesiminde böyle bir politika kesimi yaşanırken. KKTC'de ise büyük bir politik dönüşüm yaşanmıştır ve geçmişin sürekli olarak 'Aman sakın ha Kıbrıs Avrupa Birliği'ne çözümsüz girmesin. Girerse işimiz çok zor olur' diyen politik hareketleri iktidara getirdi. Bir yandan Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs sorununa yönelik bir dönüşüm yaşanırken, onun tersi bir dönüşüm de Kuzey Kıbrıs'ta yaşanmıştır. Bu, yeni bir durumdur. Dünya bunu bir anda algılayamaz. Dünyanın merkezi Kıbrıs değildir. Dünya insanlarının bunu anlayıp diğer yükümlülüklerini de dikkate alıp devlet politikalarına yansıtması kolay değildir.

Şu anda bu süreç yaşanıyor. Adım adım dünyaya görmekte zorlandıkları bu gerçekleri hep beraber gösteriyoruz. Sivil toplum örgütlerimizin uluslararası kuruluşlara yaptıkları başvurular daha büyük bir toleransla karşılanıyor. Ancak, buna karşı Kıbrıs Rum tarafının engel çabaları da çok şiddetli çatışmaların yaşandığı arenalara dönüşüyor.

Bu süreci başarı ile sonuçlandıracağımıza inanıyorum. AB'de hangi ülke dönem başkanlığını üstleniyorsa Kıbrıs meselesini yeni baştan öğreniyor. Bazı ülkeler bize geçmişte baktığından çok farklı bakıyor. Bunlar, sabır ve uğraş gerektirir ama, 'Su evleğe girdi' bu doğru yere akacak. Bunun için sabır ve dayanışma gerekiyor. Bunu iç politikada hem insanımızın direnme gücünü artıracak ekonomik ve sosyal politikalarla takviye etmek gerekiyor. Olası bir pazarlıkta bizim elimizi güçlendirecek olan ekonomik ve sosyal yapının sağlamlaştırılması gerekiyor. Kıbrıs sorununu ele alınırken, içteki yapı çok önemlidir. Ekonomisi sağlam bir ülke sonuçta çok direngen ve pazarlık gücü olur. Zayıf olan ülke güçlü bir pazarlık yapamaz. Ekonomimizi güçlendirmek Kıbrıs sorunundan daha önemlidir. Bunun küçümsememek gerekir."

"Çözüm olmadı diye çözümü beklememeliyiz"

Talat, KKTC'nin dünyada tanınmadığını ancak Kıbrıslı Türklerin kendilerini yönettikleri demokratik kurumları olan, yöneticilerinin seçimle iş başına geldiği bir mekanizma olarak, KKTC'nin rolünün çok önemli olduğunu söyledi.

İnsanımızı demokratik, çağdaş ve uygar yaşatacak kurumlara ihtiyacı olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Talat, buna büyük önem verilmesi gerektiğini belirtti.

Gelecekte masaya oturulduğu zaman Türk tarafının elinin güçlü olması için buna ihtiyacı olduğunu kaydeden Talat, şöyle konuştu:

"Çözüm olmamıştır diye çözümü bekler bir noktada olmamamız gerekir. İzolasyonları ortadan kaldırmaya yakın olduğumuz bir dönemde bunu hiç yapmamamız gerekir. Artık, Kıbrıs Türk ekonomisini güçlendirmek, kalkındırmak ve Güney Kıbrıs ile eşitlemek, kurumlarımızı bütün yönleri ile güney ile rekabet edebilecek duruma getirmek çok önemlidir. Temel görev, şu anda budur. Yakın bir gelecekte Güney Kıbrıs Rum yönetimi yüzünden çözüm görünmüyor. Bunu Rum yönetimi lideri, siyasi partileri, BM Genel Sekreteri söylüyor. Dolayısı ile bu gerçeklik benim kötümser bir teşhisim olarak bu tanımlama görülemez. Bu görülmediğine göre o zaman biz kendi iç yapımımızı güçlendirmeye çalışmalı ve çözüm durumunda onlarla rekabet yapmaya hazır olmalıyız."

Bir yandan elimizi barış için, çözüm için hiç bir zaman aşağıya indirmemiz gerektiğinin üzerinde duran Talat, dünyanın buna baktığını kaydederek, "Elimizin barış için, Kıbrıs'ı birleştirmek için uzatılmış olarak durması istenen , çağdaş ve arzulanan yaklaşımdır. Bunu değiştirmeden kendi iç ekonomimizi güçlendirmek için elimizden gelen bütün çabayı ortaya koymamız gerekiyor" dedi.

KIBRIS 21/02/06

 

Direkt uçuş işinin rayına girdiği kanaatindeyim

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Londra ziyaretinde gazetemiz için Kıbrıs turizmindeki son gelişmeleri değerlendirdi.Bakan Koç, direkt uçuşların başlaması konusunda olumlu sinyaller vererek, "Ben bu işin rayına girdiği kanatindeyim." şeklinde konuştu.

Kuzey Kıbrıs'a direkt uçuş yapılamamasının ada turizmini son derece olumsuz etkilediğinin altını çizen ve bu konuda Türkiye olarak çalışmalarının devam ettiğini belirten Bakan Atilla Koç, " Direkt uçuşların başlatılması konusunda olumlu gelişmeler var. Ben bu işin rayına girdiği kanaatindeyim. Türkiye bu konuda elinden geleni yapıyor" dedi.

Atilla Koç, adaya direkt uçuş olmamasının yaratığı negatif havayı yok etmek için Türkiye ile ortak, paket turların düzenlenmesi ile ilgili olarak da şunları kaydetti:

"Paket turlar konusunu çok ciddiye alıyoruz. Hükümet olarak bu konuya sonsuz destek veriyoruz ve yol gösterici davranıyoruz. Ancak bu işi asıl yapacak, uygulamaya geçirecek olanlar turizmcilerdir. Bu konuda turizmcilere büyük önem düşüyor."

Mart ayında Kıbrıs'a gideceğini söyleyen Bakan Atilla Koç, "Sürekli olarak KKTC'deki turizm ve kültür bakanlarıyla görüşüyoruz. Ortak çalışmalarımız devam ediyor. Turizm de dahil olmak üzere biz her konuda KKTC'nin yanındayız"dedi.

İngiltere'deki tur operatörleriyle görüşmek üzere 2 günlük resmi ziyaretle Londra'ya gelen Koç, yabancı turizmcilerin yanı sıra Türk turizmcilerle de Papegeno Restaurant'ta bir araya geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Türk turizmcilerin önünü açmak için Türk tur operatörlerinin tanıtım kampanyalarına bakanlık olarak destek vereceklerini söyledi.

Ziyaretinin son gününde Türkiye Kültür ve Turizm Ofisi'nde bir basın toplantısı düzenleyen Atilla Koç, Türk medyasının kuş gribi ile ilgili abartılı haberler yaptığını iddia ederek, bu durumdan şikayetçi oldu. Medyaya yüklenen Bakan Koç, "Türk medyası ülkemizdeki kuş gribi olayını fazlasıyla abarttı. Şu an Avrupa'nın her yerinde kuş gribi var. Niye şimdi yayınlamıyorsunuz haberleri? Girit'te kuş gribinden 1 kişi öldü. Hangi Yunan gazetesinde okudunuz bunu? Bizim günahımız neydi bunun acısını bizden ve Türkiye'nin turizminden mi çıkardınız?" şeklinde serzenişte bulundu.

Bakan Koç daha sonra, "Türkiye'ye dokunmayın. Bakın 'Türkiye'ye gitmeyin' uyarısında bulunan Yunanistan Sağlık Bakanı makamından oldu" diyerek espri yaptı.

Kuş gribinin Türkiye turizmini olumsuz etkilediğini ancak istatistik olarak bir rakam vermek için erken olduğunu belirten Kültür ve Turizm Bakanı Koç, gribin yarattığı olumsuz havayı yok etmek için yurtdışı ziyaretlerini artırdığını ve bu konudaki çalışmalara ağırlık verdiğini de sözlerine ekledi.

KIBRIS 21/02/06