Talat ile bayraksız fotoğrafsız görüşme
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL
Avrupa Parlamentosunda oluşturulan "Kıbrıs Üst Düzey
Temas Grubu"nun, 5-8 Mart tarihlerinde Kıbrısa gideceği ve
Cumhurbaşkanı Talat ile makamında görüşeceği
bildirildi. Ancak bu görüşmede KKTC sembollerinin yer almaması ve
fotoğraf çekilmemesi kararı alındı.
Avrupa Parlamentosunda, Kuzey Kıbrıs ve Kıbrıslı
Türklerle ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla bir süre önce
kurulan "Temas Grubu", sekiz AP milletvekilinden oluşuyor.
Grubun adaya ziyaret yapma kararı almasından sonra Talatı
makamında ziyaret edip etmeme konusunda "hararetli" bir
tartışma yapıldı. Grupta yer alan bazı parlamenterler,
Talatla makamında görüşme fikrine şiddetle karşı
çıktılar. AP üyeleri, doğrudan güneye giderek Larnaka
havaalanından Kıbrısa giriş yapacaklar ve daha sonra
Kuzeye geçerek bazı temaslarda bulunacaklar.
AP üyelerinin bu "sembolsüz ve fotoğrafsız" görüşme
kararının KKTCde nasıl karşılanacağı ise
henüz bilinmiyor.
HURRIYET
15/02/06
Mülkiyet davaları iki toplum arasında
çatışmaya yol açacak
|
DAÜ Hukuk
Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman,
adadaki mülkiyet sorununun, çözüm planı çerçevesinde değil de
hukuki davalarla halledilmeye çalışılmasının devam
etmesiyle yaşanacak gelişmeler hakkında uyarıda bulundu: Mülkiyet
davaları iki toplum arasında çatışmaya yol açacak "ARİF
MUSTAFA DAVASI, BARIŞÇIL ÇÖZÜM ÖNGÖRMÜYOR"... DAÜ Hukuk Fakültesi
Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Erhürman, Kıbrıs'taki
mülkiyet sorununun, herhangi bir çözüm planı çerçevesinde değil,
hukuki davalarla halledilmeye çalışılmasının
Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar
arasındaki çatışmayı kaçınılmaz
kılacağını söyledi. Dr. Erhürman, Arif Mustafa
davasının sonucunun, ne Kıbrıslı Türkler ne
Kıbrıslı Rumlar için "sevinilecek" bir durum
olmadığını belirterek, bunun, mülkiyet sorununun
barışçıl bir şekilde çözülebilmesi için bir emsal
teşkil etmediğini ifade etti "RUMLARIN
AMACI MÜLKİYET KONUSUNDA TUTARLI OLMAK"... Erhürman, Arif
Mustafa'ya evlerinin iade edilmesinin, Kıbrıs'taki mülkiyet
sorununun "herkesin evine dönmesi" prensibi çerçevesinde
çözümlenmesi savunan Rum yönetiminin "tutarlı" olmak
amacıyla yapması gereken bir konu olduğunu ifade etti. Dr.
Erhürman, Rum tarafının, Kıbrıslı Türklerin güneyde
bıraktıkları taşınmaz malların iadesini
çözümden sonraya bırakmasının ve ayrıca böyle bir durumu
Avrupa'ya anlatmasının mümkün olmadığını
belirtti "BİNLERCE
İNSAN İKİNCİ KEZ GÖÇMEN DURUMUNA
DÜŞEBİLİR"... Erhürman, Arif Mustafa'ya evlerinin istinaf
kararından önce iade edilmesi kararını da Rum
tarafının, güneydeki kuzey göçmenlerine yönelik iç politika
malzemesi olarak nitelendirdi. Ehrürman, Kıbrıs Rum yönetiminin,
mülkiyet konusunun "herkes evine geri dönecek" formülüyle
çözümlenmesi yönündeki yaklaşımının devam etmesi halinde
binlerce insanın bir kez daha göçmen durumuna düşeceğini ve
esas sorunların o zaman baş göstereceğini kaydetti Anıl
IŞIK Doğu
Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı
Yrd. Doç. Dr. Tufan Erhürman, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun,
herhangi bir çözüm planı çerçevesinde değil, hukuki davalarla
halledilmeye çalışılmasının Kıbrıslı
Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki
çatışmayı kaçınılmaz kılacağını
söyledi. Dr. Tufan
Erhürman, Arif Mustafa'nın, 1974'ten sonra güneye kalan
taşınmaz malları için başlattığı yasal
mücadelenin lehine sonuçlanmasının, ne Kıbrıslı
Türkler ne Kıbrıslı Rumlar için "sevinilecek" bir
durum olmadığını belirterek, Arif Mustafa'nın bu bireysel
başvurusunun, adadaki mülkiyet sorununun barışçıl bir
şekilde çözülebilmesi için bir emsal teşkil etmediğini ifade
etti. Mülkiyet
sorununun bütünsel çözümünün Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkün
olabileceğini vurgulayan Dr. Erhürman, aksi takdirde iki toplumun adada
barış içinde yaşamasının mülkiyet sorunu nedeniyle
ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya
kalacağını kaydetti. Dr. Erhürman,
Kıbrıslı Türk Arif Mustafa'nın, 1974'ten sonra Piskobu'da
kalan taşınmaz mallarının iadesini talep ettiği
davanın sonucuyla ilgili KIBRIS'a önemli değerlendirmelerde
bulundu. Erhürman,
Arif Mustafa'ya evlerinin iade edilmesinin, Kıbrıs'taki mülkiyet
sorununun "herkesin evine dönmesi" prensibi çerçevesinde
çözümlenmesini savunan Rum yönetiminin "tutarlı" olmak
amacıyla yapması gereken bir konu olduğunu ifade etti. Kıbrıs
sorununa siyasi bir çözüm bulunmasını beklemeden Loizidu, Arestis
ve Orams ve Hurma davaları ve Avrupa yakalama müzekkerleri ile mülkiyet
sorununu halletmeye çalışan Kıbrıs Rum
tarafının, Kıbrıslı Türklerin güneyde
bıraktıkları taşınmaz malların iadesini
çözümden sonraya bırakmasının ve ayrıca böyle bir durumu
Avrupa'ya anlatmasının mümkün olmadığını
belirtti. Rum
tarafının, istinaf sonucunda çıkacak olan kararın,
başvuran tüm Kıbrıslı Türklere evlerinin iade edilmesi
anlamını da gelmesini engellemeye
çalıştığına dikkat çeken Dr. Erhürman,
Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun
çözümü konusunda bugünkü tezlerinden vazgeçmemesi halinde başvuran her
Kıbrıslı Türke taşınmaz malını iade etmek
zorunda kalacağını vurguladı. Erhürman,
Arif Mustafa'ya evlerinin istinaf kararından önce iade edilmesini de Rum
tarafının, güneydeki kuzey göçmenlerine yönelik iç politika
malzemesi olarak nitelendirdi. Güneyde
Kıbrıs Türk mallarında yaşayan, kuzey göçmeni olan
Kıbrıslı Rumların "ikinci kez göçmen"
düşmesiyle ilgili olarak Ehrürman, Kıbrıs Rum yönetiminin,
mülkiyet konusunun "herkes evine geri dönecek" formülüyle
çözümlenmesi yönündeki yaklaşımının devam etmesi halinde
binlerce insanın bir kez daha göçmen durumuna düşeceğini ve
esas sorunların o zaman baş göstereceğini kaydetti. Dr.
Erhüman'ın, KIBRIS'ın sorunlarına verdiği yanıtlar
şöyle: SORU: Uzun
süredir 1974'te güneyde kalan evleri için hukuk savaşı veren Arif
Mustafa'ya, Piskobu'da kalan evleri iade edildi. Bu Kıbrıslı
Türkün bireysel olarak güneyde kalan malını geri alması
açısından önemli bir karar teşkil ediyor. Siz, bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz? ERHÜRMAN:
Arif Mustafa'ya evlerinin geri verilmesi, Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin (GKRY) yapmaktan daha fazla kaçınamayacağı bir
girişimdi. Bu, GKRY'nin, kendi tezlerinde (bu tezlerin adil olup
olmadığına bakılmaksızın) hiç olmazsa
tutarlı olabilmek için yapmak zorunda olduğu bir hamleydi. Bir
yandan Kıbrıs'ta mülkiyet sorununun "herkesin evine
dönmesi" formülü çerçevesinde çözülmesi gerektiğini savunup,
ayrıca bunu, Loizidou, Xenides-Arestis, Orams, Hurma gibi davalar ve
Avrupa yakalama müzekkeleri ile çözüm beklenmeksizin uygulamaya geçirilmesi
gereken bir formül olarak lanse edip, diğer yandan da
Kıbrıslı Türklerin güneyde bıraktıkları
taşınmazlar söz konusu oldu mu, 'çözüm sonrasını beklemek
gerekir' demek, kendi içinde tutarlı değildi kuşkusuz. Bunu
Avrupa'ya anlatmak hiç bir biçimde mümkün olmayacaktı. Bununla birlikte,
istinaf başvurusu sonucu alınacak olan kararla, başvuran tüm
Kıbrıslı Türklere taşınmazlarının iade
edileceğini beyan etmek de güneyde yaşayan kuzey göçmenlerine
anlatılamayacak bir şeydi. O nedenle, GKRY, ilk derece mahkemesinin
kararını, istinafın sonucunu beklemeden yerine getirdi ki,
istinaf sonucunda çıkacak olan karar, başvuran tüm Türklere evleri
geri verilmelidir anlamına gelmesin. Sanki Arif Mustafa davası için
bulunan çözüm, bu davaya özgü bir çözümmüş gibi görünsün. Ama bence bu
geçici bir çözümdür. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa
İnsan Hakları Hukuku karşısında, GKRY'nin, hem
Kıbrıs'taki durumun mülkiyet hakları açısından
olağanmış gibi kabul edilmesi gerektiğini,
dolayısıyla çözüm beklenmeksizin Kıbrıslı
Rumların evlerine döneceğini, hem de Kıbrıslı
Türklerin mallarının iadesi gündeme geldiğinde,
Kıbrıs'taki olağanüstü durumda bu malların iade
edilemeyeceğini, ancak durum olağanlaştıktan ve çözüm
bulunduktan sonra iade edilebileceğini savunması kimseye
anlatabileceği bir tutum değil. Böyle bir tutumu Avrupa'nın
anlayabileceği dille, hukuki terminolojiyle açıklamak da mümkün
değil. Bunu ancak, insanların mülkiyet hakları konusunda etnik
kökene, ya da ulusal kimliğe dayalı ayrımcılıkla
açıklayabilirsiniz ki, galiba birilerinin dilleri bunu söylemeye
varmıyor. SORU: Ancak,
Arif Mustafa'nın evlerini geri alması yönündeki davanın
sonucunun güneyde taşınmaz malı bulunan diğer
Kıbrıslı Türkler için emsal teşkil etmediği ifade
ediliyor. Bunu, Kıbrıslı Türkler açısından ve
Kıbrıs Cumhuriyeti açısından nasıl
değerlendiriyorsunuz? ERHÜRMAN:
Ben, Yargıtay kararı çıkmadan iadenin gerçekleşmiş
olmasının hukuki açıdan herhangi bir şeyi
değiştirdiği kanaatinde değilim. Yani, GKRY,
Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun çözümü konusunda bugünkü tezlerinden
vazgeçmediği sürece, başvuran her Türke
taşınmazını iade etmek zorunda kalacaktır. Arif
Mustafa'ya evlerinin istinaf kararından önce iade edilmesi, olsa olsa,
GKRY'nin güneyde yaşayan kuzey göçmenlerine yönelik iç politika
malzemesi olarak değerlendirilebilir. Ayrıca,
unutulmamalıdır ki, bu somut olayda, başvuran
Kıbrıslı Türke malının iade edilebileceği
koşulların uzun çabalardan sonra yaratılabilmiş, yani o
evlerde oturan insanların alternatif bir konut konusunda ikna
edilebilmiş olması, bundan sonraki tüm başvurular için de
aynı işlemin kolaylıkla gerçekleştirilebileceği
anlamına gelmeyecektir. Kaldı ki, kamulaştırma
kararı olmaksızın el atılmış ya da
kullanım biçimi değiştirilmiş birçok Türk malı
vardır. Bunlar söz konusu olduğunda iade fiilen de imkansız
olacak ve tazminat ve takas ister istemez gündeme gelecektir. Aslında
buradaki temel sorun, 32 yıl sonra tüm malların aynen iadesinin ya
da herkesin evine dönmesinin fiilen imkansız olmasından
kaynaklanmaktadır. O nedenle, bu durumda, güneydeki hukukçulara, bu
imkansızlık yanında yukarıda sözünü ettiğim
tutarsızlığı ve ayrımcılığı
kendi vatandaşlarına açıklayarak, GKRY'nin
Kıbrıs'taki mülkiyet sorunu konusundaki tezlerinin adil ve kendi
deyimleri ile "Avrupai" olmadığını anlatmak
düşmektedir. Bu da belli bir demokrasi ve hukuk kültürünü gerektirir
kuşkusuz! SORU: Rum
tarafı, Arif Mustafa'nın iade edilmesi nedeniyle evde ikamet eden
Kıbrıs Rum ailelerinin "kendi vatanlarında ikinci kez
göçmen olmak zorunda kaldıkları" yönünde bir görüş
savundu. Bir anlamda, Rum tarafının sadece güneyde malları
bulunan Kıbrıslı Türklere karşı bir Yargıtay
kararının çıkmasını engellemekle
kalınmadığı, aynı zamanda Kıbrıslı
Rumların adadaki olağanüstü durum nedeniyle bir kez daha kendi
ülkelerinde "göçmen düşerek mağdur edildiği" yönünde
bir karar ortaya çıkardığı görülüyor... Bunu nasıl
değerlendiriyorsunuz? ERHÜRMAN:
Yapılan uygulamanın o evlerde oturmakta olan
Kıbrıslı Rumların rızası hilafına
yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Zaten
benim için önemli olan bu uygulamanın bu tekil örnekte ne gibi sonuçlara
yol açtığı değil. Bence önemli olan, GKRY'nin
Kıbrıs'ta mülkiyet sorunu konusunda bugünkü hakim tezi olan
"herkes evine dönecek" formülünün hayata geçirilmesi durumunda
ortaya çıkabilecek sorunlardır. Kıbrıs'ın her iki
yanında binlerce insanın bir kez daha göçmen durumuna
düşürülmesi esas o zaman söz konusu olacaktır. Mülkiyet sorununun
herhangi bir çözüm planı çerçevesinde değil, bu tip davalarla
halledilmeye çalışılması, Kıbrıslı
Türklerle Kıbrıslı Rumlar arasında
çatışmayı kaçınılmaz kılacaktır. Beni ilgilendiren
esas mesele budur. O nedenle ben, Arif Mustafa'nın evine dönmesinin
Kıbrıslı Rumlar için (istinaf kararının
çıkmasını engelledikleri gerekçesiyle) ya da
Kıbrıslı Türkler için (bir Kıbrıslı Türk
güneydeki malını geri aldı diye) çok sevinilecek bir şey
olmadığı düşüncesindeyim. Bu tekil girişim
Kıbrıs'ta mülkiyet sorununun barışçıl bir biçimde
çözülebilmesi için bir emsal oluşturmuyor benim gözümde. Mülkiyet
sorununun bütüncül çözümünün Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte
ele alınması gerektiği hala çok açık. Aksi takdirde,
Türkler güneydeki kuzey göçmenlerini, Rumlar da kuzeydeki güney göçmenlerini
evlerinden yerlerinden edecek davalar açmaya devam ederlerse, bazı
bireyler mülkiyet haklarını elde edecekler ama Kıbrıs'ta
barış içinde yaşama olanağı sırf mal-mülk
yüzünden ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya
kalacaktır. |
KIBRIS 15/02/06
Güney Lefkoşa'daki edebiyat etkinliğine katılan
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara ait araçlara
zarar verildi
Güney
Lefkoşa'da düzenlenen edebiyat etkinliğine katılan
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlara ait araçlara
zarar verildi.Reuters haber ajansı, saldırının dün
akşam etkinliğin yer aldığı binanın
dışında yapıldığını ve bir ay
içerisinde aynı bölgede ikinci olduğunu açıkladı.
Saldırıda,
ikisi Kıbrıslı Türklere, biri Kıbrıslı Rum'a ve
biri de Bulgaristan elçiliğine ait dört arabanın lastikleri
yırtıldı. Kıbrıs Rum Polisi, vandalizmin hangi nedenle
yapıldığını ve kimin tarafından
yapıldığı hakkında bilgileri
olmadığını açıkladı.
Olayla ilgili
soruşturma başlatan Kıbrıs Rum Yönetimi Polisi
yaptığı açıklamada, böyle bir etkinliğin yer
alacağından bilgileri olmadığını söyledi.
Reuters,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların
düzenlediği iki toplumlu etkinliklerin genelde sorunsuz geçtiğini
ancak son haftalarda gazetecilere ve eylemcilere yönelik saldırılar
yaşandığını vurguladı.
KIBRIS 15/02/06
İngiltere: Aklınızı başınıza
alın, ama tanımadan korkmayın
İngiltere'nin;
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konularından
sorumlu Müsteşarı Duglas Alexander aracılığıyla
Rum yönetimine; Kıbrıs sorununa kısa zamanda çözüm
bulunması konusunda işbirliği yapmayı
hızlandırması; Ankara Büyükelçisi aracılığıyla
da Türk tarafına, "Kıbrıslı Türklerin sahte devletinin
an gelip İngiltere tarafından tanınacağı sahte
duygusuyla, bulutların üzerinde uçmaması" konusunda, İngiltere'nin
açık ve ısrarlı tavsiyesini ilettiği öne sürüldü.
Haberi
"Londra: Aklınızı Başınıza Alın ve
Tanımadan Korkmayın" başlığıyla
yansıtan Alithia gazetesi, Duglas Alexander'in, Kıbrıs'taki iki
tarafı, aralarındaki diyaloğa yeniden başlamaya
çağırarak; bütün cephelerde ilerleme olması gerektiği
uyarısında bulunduğunu yazdı.
Gazeteye göre Alexander,
Muhafazakar Milletevekili Bob Sping'in; Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda ilerleme sağlanıp sağlanmadığına
ilişkin yazılı sorusunu yanıtlarken; BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın sorunun halli yönünde çok önemsiz bir ilerleme olduğunu
belirterek; mevcut çıkmazın sorumlusu olarak suçlanan
Kıbrıs Rum tarafına açıkça eleştiriler yönelttiği
açıklamasını hatırlattı ve "Sayın
Annan'ın, Kıbrıs'ı ziyaretimden önce yaptığı
ve kapsamlı bir çözüm bulmaya bağlılığını
yinelediği bu açıklamasını kutladım" dedi.
Gazete,
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott'un da, Türkiye'de
katıldığı bir davette; İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un
açıklamasının, İngiltere'nin KKTC'yi kademeli olarak
tanıyacağı şeklinde yorumlanmaması gerektiğine
ilişkin sözlerini, Türk basınını kaynak göstererek
okurlarına aktardı.
KIBRIS 14/02/06
|
NTV
Güncelleme: 02:10 ET 16 Şubat 2006 Perşembe
ATİNA
- Ülkenin ilk kadın Dışişleri Bakanı olan Dora
Bakoyanni, Kıbrıs sorununun çözümü ve Türk-Yunan ilişkilerine
ağırlık vereceğini söyledi.
Bakoyanni, Dışişleri Bakanlığında
düzenlenen devir-teslim töreninde kısa bir açıklama yaptı. Yeni
Dışişleri Bakanı, beklendiği gibi Kıbrıs
sorunu ve Türk-Yunan ilişkilerine ağırlık vereceğini
söyledi. Ayrıca Yunanistanın Avrupa Birliği içindeki rolü ve
Balkanlardaki konumunu güçlendirecek bir program izleyeceğini belirtti.
Dora Bakoyanni, Başbakan Kostas Karamanlis ile birlikte ilk
yurtdışı ziyaretini Almanyanın başkenti Berline
yapacak.
Türkiyeye yakın bir isim olan Dora Bakoyanni, girişken
kişiliğiyle tanınıyor. Kabinedeki
değişikliklerin, Karamanlisin hükümetin
yıprandığını düşünmesiyle nedeniyle
gerçekleştiği ve Karamanlisin seçime, yeni kabineyle gitmeyi
hedeflediği belirtiliyor.
KARAMANLİS:
ÇÖZÜM ADİL OLMALI
Başkent Berlinde Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya
gelmeden önce bir Türk gazetecinin sorusunu yanıtlayan Karamanlis,
Kıbrısta adil ve dengeli bir çözümden yana oldukları fikrini
yineledi. Karamanlis ayrıca, yeni kabinesinin dış
politikasındaki ana konularda bir değişikliğin söz konusu
olmadığını dile getirdi.
Merkel ise Ankaranın Kıbrıs eylem planına ilişkin bir
soruya Ayrıntılar hakkında burada bilgi veremem, ancak tüm
gerçekçi önerilere açığız cevabını verdi.
Yunan bakan Kıbrısa öncelik verecek
Papadopulos ile Annan 28 şubatta biraraya geliyor
15 Şubat, 2006 20:54:00 (TSİ) CNN TURK
Yunanistan'daki kabine değişikliği sonucu
Dışişleri Bakanlığı'na getirilen eski Atina
Belediye Başkanı Dora Bakoyannis, ''Türkiye ile ilişkilerin
geliştirilmesi ve Kıbrıs sorunu en önemli önceliklerim
arasında'' dedi.
Dora
Bakoyannis, Yunan hükümetinin Türkiye ile uzun zamandır sürüncemede kalan
ilişkileri düzeltmek istediğini söyledi.
Bakoyannis, "önceliğim önce Kıbrıs, sonra da hem Türk-Yunan
ilişkilerini geliştirmek hem de genel olarak Balkanlar'da
kalkınma" dedi.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis, Türkiye'nin
Kıbrıs sorununun çözümü için oluşturduğu Eylem Planı
ile ilgili olaraksa herhangi bir yorumda bulunmadı.
Bakoyannis dışişleri bakanı olarak ilk
yurtdışı ziyaretini ise Başbakan Karamalis ile birlikte
Almanya'ya yapacak.
Yunanistan
Başbakanı Kostas Karamanlis dün kabinede yaptığı değişiklikle
Atina'nın ilk kadın belediye başkanı Dora Bakoyannisi
Yunanistan'ın ilk kadın dışişleri bakanı olarak
atamıştı.
Bakoyannis, 77 yaşındaki Petros Molivyatis'in yerine bakan oldu.
Dışişleri Bakanlığı görevini, Dora Bakoyannis'e
bırakan Petros Molivyatis ise siyasi yaşamını sona
erdirdiğini açıklamıştı.
Bakoyannis kimdir?
Dışişleri Bakanlığı görevine getirilen Dora
Bakoyannis (52), Yunanistan'ı 1990-1993 yılları arasında
yöneten Konstantin Miçotakis'in kızı ve yıllardır
politikacı kimliğiyle tanınıyor.
Atina Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve kamu hukuku eğitimi gören
Bakoyannis, Miçotakis hükümeti döneminde kültür bakanlığı
görevinde bulundu.
Bakoyannis, YDP'nin muhalefete geçmesinin ardından Parlamento'daki yerini
korudu ve 2000 yılında Karamanlis tarafından gölge savunma ve
dışişleri bakanlığı görevine getirildi.
Bakoyannis, 2002 yılı ekim ayında yapılan yerel seçimde
Atina Belediye Başkanlığı'nı kazandı.
|
YENİ GİRİŞİM 28 ŞUBATTA |
|
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile BM Genel Sekreteri
Kofi Annan 28 şubatta Pariste biraraya gelecek. Rum yönetimi
tarafından yapılan açıklamada, görüşmenin bu ay sonunda
yapılacağı resmen ilan edildi. Kıbrıs Rum yönetimi
sözcüsü Yorgos Lillikas bugün yaptığı açıklamada,
Papadopulos ve Annan'ın yakın bir tarihte biraraya
geleceğini söylemişti. |
CNN TURK 16/02/06
Bahreyn'den
KKTC'ye yatırım
ANKARA Milliyet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'deki özelleştirme
ihalelerine davet ettiği Bahreyn Krallığı'nın
Başbakanı Şeyh Halife Bin Salman El Halife, KKTC'ye turizm
yatırımı yapabileceklerini söyledi.
Erdoğan, dün Türkiye'ye Bahreynli işadamlarıyla resmi bir
ziyaret yapan El Halife ile görüştü. Erdoğan görüşmede,
Türkiye'de özelleştirme alanında önemli adımlar
atıldığını, ulaştırma, sivil havacılık
ve madencilik alanlarındaki ihalelere Bahreyn'in de
katılmasının beklendiğini söyledi. Türk müteahhitlerinin
Bahreyn'de altyapı yatırımlarına girmek istediğini
belirten Erdoğan, mayıs ayı içinde İçişleri ve Milli
Savunma bakanlarının bu ülkeye gideceğini kaydetti.
Görüşmede, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün de
mayısta Bahreyn'e gideceği vurgulanırken, iki ülkenin askeri
eğitim alanında işbirliği yapması
kararlaştırıldı.
El Halife, TOBB'nin çalışma yemeğine katıldı.
Ankara'da
üşüdüler
Fotoğraf: ALTAN BURGUCU
Bahreyn Başbakanı El Halife ve beraberindeki heyet, Ankara'da
üşüdü. Sıcak iklimin hâkim olduğu Bahreyn'in yerel
kıyafetleri ile gelen heyet üyeleri, Anıtkabir'de yerlerin buz
tutmasına şaşırdı. Resmi karşılama töreni
sırasında El Halife'nin de üşüdüğü görüldü.
HURRIYET
16/02/06
* * *
HAVA, PAPADOPULOS'UN ALEYHİNE ESİYOR, ANCAK
Kıbrıs Rum lideri acaba farkında mı
bilemiyorum, ancak Uluslararası hava yavaş yavaş aleyhine
dönüyor. Ancak, bu durum Papadopulos'un pek umrunda değil. Onun için
önemli olan, bu yılki Başkanlık seçimini kazanmak. Bundan
dolayı da, sağına soluna bakmadan Rumlara damardan giriyor ve
herkesin hoşuna gidecek bir politika uyguluyor.
Son haftalardaki gelişmelere bakıldığında,
Papadopulos'un belki seçimi kazanabileceğini, ancak
Kıbrıs'ın geleceğini Rumlar açısından
zorlaştırdığını, KKTC'nin hayatını
biraz dahi olsa rahatlatmaya başladığını
söyleyebiliriz.
Neyse, bu onların bilecekleri iş...
Biz kendimize bakalım.
Türkiye'nin son Kıbrıs girişimi kafaları
karıştırdı. Uluslararası kamuoyuna, limanların
Rum gemilerine açılmasının teknik (Gümrük Birliği) bir
sorun olmaktan çok, siyasi bir konu olduğunu gösterdi.
Londra ve Washington'dan gelen mesajlar, Ankara'nın bir kaç adım
atması durumunda, KKTC resmen tanınmasa dahi, fiilen
tanınacağı izlenimini arttırıyor.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, arka arkaya attığı
akıllı adımlar sayesinde Türk tarafının durumu
güçleniyor. Her ne kadar, Uluslararası ilişkilerdeki stranç oyunundan
anlamayan kimi köşe yazarları, Talat'ı "Yavru Vatan'ı
satmakla" suçluyor olsalar dahi, KKTC doğru yolda yürüyor ve
doğru hamleler yapıyor.
Ancak, bizi memnun eden demeçlere, Londra ve Washington'un mesajlarına da
çok bel bağlamamak gerekir. Avrupa Birliği yetkililerinin
Kıbrıs'ı tam üye yapmaktan pişman olduklarını
söylemelerine de pek kulak asmamalıyız. Aynı filmi
Yunanistan'ın tam üyeliği sırasında da duymuştuk.
Şikayet ederler, bir süre sonra alışırlar ve susarlar.
Ardından, yine gelip bizim kapımızı çalarlar.
Unutmamamız gerekir ki, limanlarımızın Rum gemilerine
açılması kaçınılmazdır. Ankara söz vermiştir ve
eninde sonunda açılacaktır. Tek çıkış yolu, bu süreci
uzatmaktan geçmektedir. Müzakerelerin bitmesine yakın bir sıralarda,
Türkiye hem limanlarını açacak, hem de Kıbrıs'ı
tanıyacaktır. Ancak bu da, siyasi bir çözümün parçası
olduğundan dolayı, Ankara'yı rahatsız etmeyecektir.
İşte bütün sorun, o döneme kadarki süreci iyi yönetebilmektir.
Ankara, limanlarını açmakta zorlanıyor. Hele
karşılığında hiçbir şey elde edemeden adım
atamayacağını açıkça gösteriyor. O zaman, Türkiye'nin AB
reformlarına öncelik vermesi, bekleyen düzenlemeleri yapması,
Ankara'nın elini daha da rahatlatacak.
Özetle, Kıbrıs sorununda sıkışma sırası
Papadopulos'ta görünüyor. Yeter ki, Ankara stranç oyununda
taşlarını iyi oynasın.
* * *
DORA, ATİNA'YI
TEKRAR CANLANDIRIR
Atina'da
çok ilginç ve önemli bir değişim yaşandı.
Dışişleri bakanlığına, Dora Bakoyani getirildi.
Dora'yı Türk basını yakından tanır.
Son derece şeker, bilgili, çalışkan, tüm dikkatleri üstüne
çekmesini bilen bir siyasidir. Türkiye'ye çok defa gelmiştir ve bizleri
tanıyan nadir Yunan politikacılarından biridir. Türk çevrelerde
çok dostu vardır. Ancak bütün bu niteliklerine bakıp, Dora
Bakoyani'nin Türkiye ile ilişkilere çok farklı
bakacağını sanmamak gerekir. Dora, Yunanistan'ın temel
politikalarını sürdürecek, ancak yaklaşımı, stili
değişecektir.
Daha önceki dışişleri bakanı Moliviadis, eski ekol'dendi.
Türk-Yunan ilişkilerinin en fırtınalı döneminin
adamıydı. Kibar bir insan olmasına rağmen,
dışarıya sert bir görüntü verirdi. Buna karşılık,
Karamanlis'in çok yakınıydı. Dora'nın
dışişleri bakanlığına getirilmesi, Başbakan
için mutlaka çok zor olmuştur. En yakın kişisi sayılan Moliviadis'i
kırmış olmanın ötesinde, en büyük rakibi Mitçotakis'in
kızını kabinesine alması, siyasi açıdan yutulması
güç bir lokma...
Yine de ne olursa olsun, Dora, son dönemde silikleşen Yunan dış
politikasının üstündeki pası sökebilir. Papandreu dönemindeki
pırıltıyı tekrar geri getirebilir. Yunanistan
Uluslararası alanda dikkat çeken bir ülkeydi. Papandreu ile birlikte bu
dönem kapandı. Dora'nın en büyük katkısı, Yunan
dışişlerine bu hareketliliği geri getirmesi olacak.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 16/02/06
Bahreyn
KKTC'ye yatırım için söz Verdi
TARIK IŞIK
ANKARA -
Başbakan Tayyip Erdoğan'la görüşen Bahreyn Başbakanı
Halife Bin Salman El Halife, KKTC'ye turzim yatırımı
yapacaklarını söyledi. Resmi bir ziyaret için Ankara'da bulunan Bin
Salman El Halife, Erdoğan tarafından Başbakanlık'ta resmi
törenle karşılandı. Ardından iki ülke arasında
yatırımların karşılıklı teşviki ve
korunması anlaşması ile gümrük konularında
işbirliği anlaşması imzalandı.
Erdoğan, El Halife'ye Türkiye'deki özelleştirme
çalışmaları ile ilgili bilgi vererek, Bahreynli
işadamlarını ulaşım, sivil havacılık ve
madencilik konularında yapılacak özelleştirme ihalelerine davet
etti. Erdoğan, yerli-yabancı yatırımcı
ayrımı yapmadıklarının altını çizerken,
konuk Başbakan da Türkiye'nin cazip bir yatırım merkezi
olduğunu kaydetti. Kıbrıs konusunda Bahreyn'in Türkiye'ye
desteğini yineleyen El-Halife, "KKTC'de özellikle turizm
alanında yatırım yapmak istiyoruz" dedi. Ayrıca iki
ülke arasındaki ilişkileri canlandırmak için Ankara'da Bahreyn
Büyükelçiliği açılmasının da kararlaştırıldığı
öğrenildi.
Ortak basın
toplantısı yapılmadı
Bu arada El Halife'nin isteği üzerine iki başbakan ortak basın
toplantısı düzenlemedi. Kulislerde Arap ülkelerinde ortak basın
toplantısı geleneği bulunmadığı
konuşulurken, El Halife'nin 'karikatür krizi' ile ilgili sorularla
karşılaşmamak için basın toplantısı istemediği
iddia edildi.
RADIKAL
16/02/06
Güneyde sanatçıların arabalarına yapılan
saldırılara tepki yağdı
Güney
Kıbrıs'ta gerçekleştirilen Kıbrıslı Türk
şairlerin şiir gecesinde, Kıbrıslı Türk ve diğer
katılımcıların araçlarına yapılan
saldırılara yönelik Rum hükümeti ve diğer siyasilerin
kınamada bulunduğu bildirildi.
Haravgi
gazetesi, Rum Hükümet Sözcüsü Yorgos Lillikas'ın yaptığı
açıklamada, şiir gecesine katılan Kıbrıslı Türk,
Kıbrıslı Rum ve yabancıların araçlarına yönelik
gerçekleştirilen saldırıyı kınayarak, "bu tür
eylemler mücadelemize hizmet etmemekte, cumhuriyete itibar sağlamamakta ve
Kıbrıs halkının karakterini
yansıtmamaktadır" dediğini yazdı.
Lillikas,
suçluların yakalanarak yargı önüne çıkarılmaları
dileğini de ifade etti.
AKEL Basın
Sözcüsü Andros Kiprianu ise açıklamasında, "Bunun, Altın
Şafak (Hrisi Avgi) türündeki neo-nazi nitelikli örgütler tarafından
karanlık ile işbirliği yapılarak gerçekleştirilen ilk
saldırı olmadığını" ifade ederek, bu eylemi
gerçekleştirenlerin "Cunta ve EOKA-B'nin siyasi ve ideolojik
çizgisini sürdüren kişiler olduklarını" belirtti.
Habere göre
DİSİ, EDİ, KS EDEK, Ekologlar ve Çevreciler Hareketi ve Rum
Gazeteciler Birliği (ESK) de söz konusu saldırıyı
kınayarak suçluların en erken zamanda yakalanmasını talep
etti.
KIBRIS
16/02/06
Rum yönetimi kurumsallaşmış yapımızı
dikkate almıyor
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Rum yönetiminin Güney'e akredite bütün büyükelçilere Kuzey
Kıbrıs'ta cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, siyasi
partiler ve kamu görevlileriyle devlet binalarında, akademisyenlerle de
üniversitelerde görüşmemelerini isteyen bildirimde bulunduğunu
açıkladı.
Bu
girişimin, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs Türk Halkının
kurumsallaşmış yapısını dikkate
almadığının bir göstergesi olduğunu söyleyen
Başbakan Soyer, Rum Yönetimi'nin bu tavrını anlamsız ve
bağnaz diye niteledi ve bunun Kıbrıs Türk Halkına
saygısızlık olduğunu vurguladı.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, dün sabah GÜSAD heyetini kabulü sırasında
gazetecilerin Kıbrıs sorunuyla ilgili sorularını
yanıtladı.
Güney
Kıbrıs'ta yayın yapan Antenna televizyonunda dün akşam
yayımlanan habere göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la mart ayında
görüşeceği ve bu görüşmede masaya "Genel Sekreter'in adaya
bir an önce temsilci tayin etmesi; AB'nin ve 5 daimi üyenin Kıbrıs
sürecine katılım ve karışmasının
sağlanmasını" olmazsa olmaz şartlar olarak
getireceği belirtilerek yorumu istenen Başbakan Soyer, şöyle
konuştu:
"Kıbrıs
sorunu BM'nin sorunudur ve BM Güvenlik Konseyi'nin mandasında, Genel Sekreter'in
gözetiminde sürdürülen görüşmelerle gerçekleşen bir süreçtir. BM
Genel Sekreteri kendi başına hareket eden bir müessese değildir.
Güvenlik Konseyi'nin kararlarıyla ve onun verdiği mandayla hareket
etmektedir.
Bunları,
bir nevi mazeret yaratma açıklamaları olarak görüyor ve anlamsız
buluyorum. Sayın Papadopulos'un tek yanlı AB üyeliği
gerçekleştikten sonra sürekli olarak AB'yi Kıbrıs sorununa dahil
etmek veya Kıbrıs sorununu bir AB sorununa döndürme eğilimi
vardır. Bu görüşlerinde de bunu görüyoruz. Esas kurtulmak
istediği 2003'ün sonunda ve 2004'ün başında yapılan New
York anlaşmasıdır. İki toplum, Türkiye, Yunanistan,
İngiltere ve kendisiyle ilgili konularda AB'nin dahil olduğu, BM
nezaretinde ve gözetiminde yapılan bir anlaşmaydı. Bu
anlaşma çerçevesinde görüşmeler başlamıştı.
Şimdi bu zemini berhava etme girişimleridir. Çünkü çözümsüzlüğü
savunan bir lider olduğu herkes tarafından görülüp
anlaşılmıştır."
"Görüşlerini
listeleyip masaya otursun"
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un bir an önce
Annan planına dayalı görüşleri ve değişiklik
önerilerini listeleyip görüşme sürecine oturmasının Genel
Sekreter tarafından beklendiğini hatırlatarak, "Bunu
yapması gerekir, beklenti bu olması gerekir" diye konuştu.
Papadopulos'un
zaman sınırlaması olmaması, BM'nin hakemliğinin
bulunmaması ve Annan planının temel olmaması gibi
argümanları da bulunduğuna işaret eden Soyer, "Bunlar da
onun zamana oynama ve çözümsüzlüğü sürdürme niyetinin açık
ifadeleridir. Temennim bir an evvel BM Genel Sekreteri'nin kendi zemininde ve
temelinde bu görüşme sürecini başlatmasıdır" dedi.
Soyer,
Papadopulos'un bunları seçimlere dönük kamuoyuna propaganda malzemesi
olarak kullandığını da belirterek, Türkiye'nin eylem
planıyla doğan olumluluğu farklı mecraya kanalize etme
niyetini de sergilediğini söyledi.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza'nın ziyaretinin
gerçekleşmeyeceği yönündeki haberlerle ilgili soru üzerine,
Kıbrıs Rum tarafının son derece bağnaz bir tutum
izlediğini ifade etti.
Büyükelçilere
"Kimseyle devlet binasında görüşmeyin" telkini
Dün
öğrendiği bilgiye göre, Rum Yönetimi'nin Güney'de akredite tüm
büyükelçilere yaptığı bildirimde, Kuzey Kıbrıs'ta
Cumhurbaşkanı, Başbakan, siyasi partiler, bakanlar ve kamu
görevlileriyle hiçbir devlet binasında görüşmemelerini,
akademisyenlerle de çalıştıkları üniversitelere girerek
görüşmemeleri gerektiğini telkin ettiğini açıklayan
Başbakan Soyer, şöyle konuştu:
"Yani
insanlar Kuzey'e geçtiklerinde yalnız yollarda yürüyecekler. Hiçbir
Kıbrıslı Türkle, onun müesseseleriyle görüşmeyecekler. Bu
noktada bu tutumu özellikle (İngiltere Dışişleri
Bakanı) Jack Straw'un, (ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı)
Bryza'nın ziyaretiyle gelişen süreçte de açık şekilde
gösterdiği gibi, Kıbrıs Türk Halkının
kurumsallaşmış hiçbir yapısını dikkate
almadığını göstermektedir. Bu çok anlamsız ve
bağnazdır ve bugüne kadar hiçbir şekilde Kıbrıs Rum
siyasi liderliğinin takip etmediği bir siyasi hattır.
Papadopulos yönetimi uzlaşmazlığını
tırmandırmak ve statükosunu korumak için Kıbrıs Türk
halkını tamamen yok farzeden, gündemden düşürmeye
çalışan, basit bir azınlık haline getirmeye
çalışan, halkımıza saygısızlık temelinde bir
tavır içerisindedir."
Başbakan
Soyer, Bryza'nın ziyaretinin iptaline ilişkin kendilerine bir bilgi
gelmediğini, böyle birşey olmadığını kaydederek,
Bryza'nın ziyaretinin ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la
görüşmesinin Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı
olacağını söyledi.
"Çelişki
ve samimiyetsizlik"
Papadopulos yönetiminin
BM Genel Sekreteri'ne görüşmeleri başlatma
çağrısını, Kıbrıs sorununu çözmek için
yaptığını ve masada da karşısında
Cumhurbaşkanı Talat'ın oturacağını
unutmamasını isteyen Başbakan Soyer, "Sayın
Talat'ın karşısına oturacak olan Sayın Papadopulos,
şimdi hangi hak ve yetkiyle Sayın Talat'ın, Kıbrıs
Türk Halkının kurumsallaşmış yapısını
reddeden siyasal girişimlerini sürdürebiliyor? Bu açıklıkla onun
çelişkisini, samimiyetsizliğini gösteren bir hadisedir ve
Kıbrıs Türk Halkını yok farz eden bir noktadır"
diye konuştu.
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Papadopulos'un Kıbrıs Türk Halkının
çözüm iradesinden korktuğu için geçmişte olmayan bu taleplerini
ortaya çıkardığına inandığını da ifade
etti ve "Biz bu korkuların üstüne gideceğiz, akıl dolu,
vicdan dolu ve dünya demokratik değerlerine bağlı bir siyasetle
bu gerici saldırıları da Kıbrıs Türk halkı
püskürtecektir" dedi.
"Esas olan
üzüm yemek... saplantımız yok"
Başbakan
Soyer, hükümetin ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza'nın Ercan üzerinden
Kıbrıs'a gelmesi için girişimi olup olmadığı
sorusuna da, "Biz, bu tür konuları politik istismar konusu yapmayan
bir siyasal izlenim ve hareket içerisindeyiz. Bizim için esas olan üzümü
yemektir, çözümü sağlamaktır. Bizim Kıbrıs Rum tarafı
gibi saplantılarımız, paranoyalarımız yoktur"
karşılığını verdi.
Kendileriyle
görüşmek isteyenlerin ister Kuzey'den isterse Güney'den
gelebileceğini kaydeden Başbakan Soyer, sembollere saplanıp
kalmadıklarını, Kıbrıs Türk ve Rum
halklarının huzur içinde yaşayabileceği bir ortamı
sağlayabilmenin esas olduğunu vurguladı.
KIBRIS
16/02/06
|
Yakovu:
Annanı Türkler engelliyor Kıbrıs
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanın
Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenmede gecikmesinin Türk
tarafının tutumundan kaynaklandığını ileri
sürdü. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 22:46 TSİ 16 Şubat 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Rum radyosuna konuşan Yakovu, Kıbrıs sorununda hareketlilik
olduğunu belirterek, yeni gelişmelerin eşiğinde bulunulduğunu,
ancak müzakerelerin hemen başlamasını beklemediğini
söyledi.
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenmekte
gecikmesinin Türk tarafının tavrından
kaynaklandığını ileri süren Yakovu, Birleşmiş
Milletler, Türk tarafının olası müzakerelerde yeterince esnek
olmayacağını değerlendirdi, bu nedenle de inisiyatif
üstlenmedi dedi.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosun, Annanla 28 Şubatta Pariste
yapacağı görüşmeye de değinen Yakovu, Annan-Papadopulos
görüşmesinin bir gündemi bulunmadığını söyledi.
Yakovu, yapılması gereken ilk şeyin, Türkiyenin özlü
müzakerelere ikna edilmesi olduğunu savundu.
Yakovu, Papadopulosun Annanın önüne, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin beşinin birden Kırbıs sorununun
çözümü çabalarına müdahil olmaları konusunu koyacağını
da belirtti.
"Kıbrıs'ta gecikmenin sebebi Türkler"
16 Şubat, 2006 23:01:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenmede gecikmesinin
Türk tarafının tavrından kaynaklandığını
iddia etti.
Rum
radyosuna konuşan Yakovu, ''Kıbrıs sorununda hareketlilik
olduğunu'' belirterek, ''yeni gelişmelerin eşiğinde
bulunulduğunu, ancak müzakerelerin hemen başlamasını beklemediğini''
söyledi.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununda inisiyatif üstlenmekte
gecikmesinin Türk tarafının tavrından
kaynaklandığını iddia eden Yakovu, ''BM, Türk
tarafının olası müzakerelerde yeterince esnek olmayacağını
değerlendirdi, bu nedenle de inisiyatif üstlenmedi'' diye konuştu.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, Annan'la 28 şubat'ta Paris'te
yapacağı görüşmeye de değinen Yakovu, Annan-Papadopulos
görüşmesinin bir gündemi bulunmadığını söyledi.
"Türkiye ikna edilmeli"
Yakovu, 'yapılması gereken ilk şeyin, Türkiye'nin özlü
müzakerelere ikna edilmesi olduğunu' savundu.
Yakovu, Papadopulos'un Annan'ın önüne, BM Güvenlik Konseyi daimi
üyelerinin beşinin birden Kıbrıs sorununun çözümü
çabalarına müdahil olmaları konusunu koyacağını da
belirtti.
Papadopulos-Annan görüşmesi 28 şubatta
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sözcüsü Stephane Dujarric ise,
Annanın 28 şubatta Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos
Papadopulos'la yapacağı görüşmeyi, Kıbrıs'ı
birleştirme çabalarının bir parçası olarak gördüğünü
söyledi.
Dujarric, toplantıda Türkiye'nin Kıbrıs konusunda sunduğu
Kıbrıs Eylem Planı'nın konuşulup
konuşulmayacağı hakkında ise bilgi vermekten
kaçındı. Sözcü, Annan'ın halen plan üzerinde
çalıştığını da ifade etti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24
nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde
65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır'
demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Türkiye'nin Eylem Planı neler öngörüyor?
· 2006 haziran ayına kadar tarafların
katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,
Bu üst düzey
toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer
alması,
· Üst
düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan
tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
· Eylem
Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve limanlarının
Rum tarafına açılması,
· Adada ticaretin önündeki engellerin
kaldırılması,
· Gazi
Magosa, Girne ve Ercan Havaalanının uluslararası
dolaşıma açılması,
· 2006
sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,
· Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
· Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
· BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk
tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin
uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı
olunması.
·
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem
Planının hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi
pozisyonlarına halel getirmeyeceğini vurgulamıştı.
Plan, 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.
Annan, Papadopulosu
sorgulayacak
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
BM Genel Sekreteri Kofi
Annan, Türkiyenin masaya koyduğu Kıbrıs eylem planı
hakkındaki görüşünü almak üzere Rum lider Tasos Papadopulos ile 28
Şubatta Pariste bir araya gelecek. BM Genel Sekreterinin Rum lidere,
Kıbrıs sorunu konusundaki tutumunu da soracak.
Rum lider Tasos Papadopulos, Annan ile görüşmesinin Kıbrısta
yeni bir sürecin başlayacağı anlamına gelmediğini ve
tarafların tutumlarını birbirlerine aktaracağını
söyledi. Rum lider, Kıbrıs sorunuyla ilgili toplumlararası
görüşmelere hazır olduğunu ancak daha önce reddettikleri Annan
planında istedikleri değişiklikleri hiyerarşik sıraya
sokmayı düşünmediklerini kaydetti. Rum lider ayrıca, Genel
Sekreterin hakemliğine de karşı çıkıyor.
BM Genel Sekreteri Annan, Rum yönetiminden planda istedikleri
değişiklikleri ve karşılığında ne tür
ödünler vermeyi kabul edeceklerini önem sırasına göre dizilmesini
istiyor. Annan ayrıca, Kıbrıs sorununda Rum tarafından
garanti almadıkça yeni bir görüşme süreci
başlatmayacağını vurguluyor.
HURRIYET
17/02/06
Papadopulos-
Annan zirvesi
BM Genel Sekreteri
Annan, 28 Şubat'ta Rum lider Papadopulos'la Paris'te buluşacak.
Görüşme, Kıbrıs'ta çözüm için öngörüşmelere kapı
aralayabilir
17/02/2006
RADIKAL
SEFA KARAHASAN
YORGO KIRBAKİ
LEFKOŞA
- BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos
ile 28 Şubat'ta Paris'te buluşacağı açıklandı.
Rum Yönetimi sözcüsü Yorgos Lillikas, daha önce 'yakın bir tarih' diye
açıklanan görüşmenin tarihinde
uzlaşıldığını duyururken, tarihin Annan'ın
geçenlerde Papadopulos'a telefon açarak, "Detaylı görüş alışverişi
yapalım" önerisi üzerine netleştiği kaydedildi. Diplomatik
kaynaklar, yapılacak görüşme sonrası öngörüşmelerin
başlaması olasılığından söz ediyor.
Papadopulos, dün Annan ile temasta olduklarını belirterek,
'müzakerelerin ön hazırlığının yapılması ve
görüşmelerin en kısa sürede başlayabilmesi arzusunda
olduklarını' söyledi. Rum lideri, "Çıkmaz, diğerlerini
rahatsız etmiyor olabilir, ancak Kıbrıs sorununun çözülemez, tek
çözümün de bölünme olduğu mesajının verilmesinin, Rum toplumu
için yıkıcı olacağına inanıyorum" dedi.
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, 'görüşmenin somut
gündemi bulunmadığını, ancak yeni girişim
olasılığının konuşulmasının doğal
olduğunu' kaydetti. Yakovu, müzakerelerin çok yakın bir gelecekte
başlamasını beklememekle birlikte Kıbrıs konusunda
hareketlenme olduğunu ve 'yeni gelişmeler arifesinde
bulunulduğunu' belirtti.
Ta Nea gazetesi Annan'ın görüşmede yeni bir girişime hazır
olduğunu belirterek Papadopulos'un bu konudaki görüşlerini
alacağını yazarken, Rum liderin koşacağı üç
şartı şöyle sıraladı:
1. Önce Kıbrıs'ta nabız turları yapması için
Annan'ın en kısa sürede Kıbrıs özel temsilcisini
ataması. Bu aşamada Talat-Papadopulos görüşmesi de mümkün.
2. Başlatılacak yeni girişime BM Güvenlik Konseyi'nin
beş daimi üyesince destek verilerek sürece müdahil edilmeleri.
3. BM'nin yerini almaksızın AB'nin de sürece faal
katkısı.
Talat: Çok ciddi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise Annan-Papadopulos
görüşmesini 'çok ciddi bir iş' diye nitelerken, kendisinin Annan'la
görüşme planı olmadığını kaydetti. Talat,
"Genel Sekreter'in uzlaşmazlık ortaya koyan Rum Yönetimi'ne
yönelmesi doğal. Annan beni aramadı, belki Papadopulos
görüşmesinden sonra Annan'la görüşebilirim" dedi.
Atina,
Rumları teskin ediyor
17/02/2006
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - Yunanistan, Atina
Belediye Başkanı'yken Annan Planı'na destek vermiş olan
Dora Bakoyani'nin Petros Molivyatis'in yerine Dışişleri
koltuğuna atanmasından rahatsız olan Kıbrıs Rum
Yönetimi'ni teskin çabasında.
Başbakan Kostas Karamanlis, Almanya ziyaretinde meslektaşı
Angela Merkel ile görüşmesi sonrası "Hükümetimizin milli
meselelerdeki politikası değişmez. Stratejimiz bellidir"
dedi. Karamanlis'in 'Kıbrıs konusunda yeni girişimin BM
çerçevesinde olması, iyi ve dikkatli hazırlanması,
aşırı zaman sınırlamaları ve hakem
olmamasıyla tarafların anlaşmasını içermesi gerektiğini'
belirtmesi dikkat çekti.
Bakoyani ise önce Rum lideri Tasos Papadopulos'u, ardından
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu'yu telefonla arayarak 22
Şubat'ta Atina'ya davet etti. Papadopulos, görüşme sonrası
Atina'nın politikasının değişeceğine dair bir
işaret bulunduğunu sanmadığını söyledi.
Arif Mustafa davasına benzer 30 dava daha var
Güney
Kıbrıs'ta mahkeme kararıyla evine kavuşan Arif Mustafa
davasına benzer 30 davanın daha gündeme geleceği öğrenildi.
Bu davalardan
çoğunun Güney Kıbrıs'taki mahkemelerde,
bazılarının ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
görüleceğini yazan Politis gazetesi, "Kıbrıs Türk Talepleri
Davalarında Başka 30 Dava Daha Arif'in Sırası"
başlıklı haberinde, KKTC'deki hukuk çevrelerinden
aldığı bilgilere dayanarak, daha birçok Kıbrıslı
Türk'ün mallarını talep etmek amacıyla Rum avukatlarla temasa
geçtiğini belirtti.
Gazete,
bazı davalara ilişkin olarak örnekler de verdi. Buna göre; Bir
Kıbrıslı Türk, şu anda Rum göçmenin ikâmet ettiği
Larnaka'daki apartman dairesini, bir başka Kıbrıslı Türk
yine Larnaka'da bulunan ve şu anda üzerinde 20 tane göçmen evinin
bulunduğu taşınmaz malını, bir diğer
Kıbrıslı Türk ise; üzerine atölye inşa edilen
"Polemidya"daki (Binatlı) arsasını talep ediyor.
Gazete, söz konusu kişilerin isimlerini belirtmedi.
Güney
Kıbrıs'a yerleştiler
Habere göre,
DİSİ Milletvekili Georgios Georgiu, konuya ilişkin olarak
yaptığı açıklamada, mallarını geri almak için
Güney Kıbrıs'a yerleşen Kıbrıslı Türklerin
bulunduğuna dikkat çekerek, Larnaka'da; taşınmaz malları
milyonlarca KL değerinde olan 20 Kıbrıslı Türk'ün daimi
olarak ikâmet ettiğini söyledi.
Gazete, Arif
Musatafa'nın durumuna - evleri Rum göçmenler tarafından
kullanılan- benzer 5 bin 500 olayın bulunduğunu belirtirken, Rum
göçmen evlerinin Kıbrıs Türk mülk üzerine inşa edilmesi
durumlarının 8 bin olduğunu, ayrıca Türk sahipli
yaklaşık 3 bin 500 kadar mağaza ve lokantanın da Rumlar
tarafından kullanıldığına dikkat çekti.
Arif Mustafa
evine gitti
Gazete, Arif
Mustafa'nın önceki gün Kıbrıs Türk Malları İdaresi
Birimi'ne giderek, evinin anahtarını aldığını,
ardından ise "Piskobu"da (Yalova) bulunan evine gittiğini
yazdı.
Arif Mustafa
evine gittikten sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, tüm
göçmenlerin evlerine geri dönmesinin kendisini çok mutlu edeceğini
söyledi. Mustafa ayrıca, eşi ve üç çocuğu ile birlikte, iki-üç
gün içinde taşınmaya hazır olacağını da belirtti.
Rum
Yönetimi'nin açıklamaları
Habere göre,
gerek Rum Hükümet Sözcüsü, gerek İçişleri Bakanı Andreas
Hristu'nun önceki gün yaptıkları açıklamalarda, Rum göçmenlerin
zor durumda bırakılmayacağını belirtirken, başka
davaların da beklendiğine dikkat çekti.
Rum
İçişleri Bakanı Andreas Hristu, Kıbrıslı Türk'ün
malını talep etmesi durumunda, Rumların evsiz
bırakılmayacağı güvencesi vererek, Rum Yönetimi'nin Arif
Mustafa davası gibi davaları kararlılıkla
göğüsleyebileceğini de belirtti.
Arif
Mustafa'nın evine geri dönmesinin emsalsiz veya
alışılmamış bir şey
olmadığını da belirten Hristu, hükümetin daimi olarak
Güney'de kalan Kıbrıslı Türk'e malını geri vermekle
mükellef olduğunu söyledi.
Hristu ve
Lillikas ayrıca, bu tip davaların kendi olguları içerisinde ele
alınacağını da tekrarladı.
DİSİ
Basın Sözcü Vekili Hristos Triantafillidis ise yazılı olarak
yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin toplu
olarak Güney'deki mallarını talep etmesi ihtimalinin kâbusa
dönüşeceğini belirterek, Kıbrıs Elenizminin;
bataklığa saplanmış Kıbrıs sorununun kötü
sonuçlarını görmekte olduğunu da söyledi.
EDİ
Başkanı Mihalis Papapetru ise yaptığı açıklamada,
Güney Kıbrıs'ın bu davayla, Avrupalı bir hukuk devleti
olduğunu gösterdiğini ifade etti.
Kuzey'deki
inşaatlar
Papapetru,
özellikle KKTC'deki mallarının, beton yığınına
dönüştüğünü" gören Rumların endişelerinin
anlayışla karşılandığını belirterek,
çözüm perspektifi ve geri dönüşün geniş zamana havale edildiğine
de dikkati çekti.
Öte yandan
Alithia gazetesi, Güney'deki malını talep eden
Kıbrıslı Türklere ilişkin 25 kadar davanın Rum
mahkemelerinde askıda bulunduğunu yazdı.
Rumlar protesto
etti
Gazete
ayrıca, önceki günkü anahtar teslimi sırasında Arif
Mustafa'nın, orada bulunan ve "göçmen" olarak addedilen
bazı Rumların protestolarına maruz kaldığını
da belirtti.
Habere göre,
Mustafa yaptığı açıklamada, daimi olarak
"Piskobu'da"(Yalova) kalmak ve yeni bir ev inşa etmek
istediğini, ayrıca Rumlarla birlikte yaşamasının
normal (uyumlu) olacağını da söyledi.
Rum Hükümet
Sözcüsü Yorgos Lillikas yaptığı açıklamada, muhalefetin bu
konuyu istismar etmesinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getirdi ve bu
tip konuların birlik ve beraberlik içerisinde göğüslenmesini
beklediklerini kaydetti.
Lillikas, Rum
Yönetimi için mülkiyet hakkının kutsal bir hak olduğunu, bu
haktan hiçbir "Kıbrıs" vatandaşının mahrum
edilmediğini de söyledi. Lillikas, "Türk işgal ordusu ve
işgal rejiminin Kıbrıs halkını bu haktan mahrum ettiğini"
de öne sürdü.
KIBRIS 17/02/06
Evimi istiyorum
Verdiği
hukuk savaşıyla Güney Kıbrıs'taki evine kavuşan Arif
Mustafa gündemdeki yerini korurken, bir mülk mücadelesi haberi de Larnaka'dan
geldi. Larnaka'da yaşayan İskeleli Halide Ali, elinde tapusu ve Rum
mahkemesinden "evini verin" kararı olmasına rağmen,
henüz mutlu sona ulaşamadı
Evimi istiyorum
DAVAYI KAZANDI
AMA EVİNE GİREMİYOR... Bir Kıbrıslı Türk daha
Güney Kıbrıs'taki eviyle ilgili mücadele veriyor. KKTC'de geçimini
sağlayamadığı gerekçesiyle dört yıl önce Larnaka'ya
yerleşen Halide Ali, elinde Larnaka'da babasına ait olan evin tapusu
ve Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesi ile ilgili kararı
olmasına rağmen, bir türlü evine giremiyor
RUM
HÜKÜMETİNDEN OYALAMA TAKTİĞİ... Halide Ali, Güney
Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk mallarından sorumlu merci ve
diğer yetkililerin, babasının evinin kendisine verilmesi ile
ilgili Larnaka Mahkemesi'nin kararı olmasına rağmen, bir türlü
evin verilmediğini ve ilgili dairenin devamlı "bugün,
yarın" diye kendini oyaladığını söyledi. Halide
Ali, "Güneydeki dairelerin hiç biri Kıbrıslı Türklere
'hayır' demiyor, daima olumlu konuşuyor ancak hiç bir icraat
yapmıyor sadece oyalama politikası uyguluyorlar" dedi
TAZMİNAT
DAVASI AÇACAĞIM... Rum yetkililerinin yasaları uygulamaması
nedeniyle mağdur olduğunu, şu anda kaldığı eve
yüksek kira ödediğini ve Rumların oyalamasına dayanacak gücü
kalmadığını belirten Halide Ali, Rum hükümetine maddi ve
manevi tazminat davası açacağını söyledi. Ali, "Bütün
zararımın karşılanması için ben de onları
mahkemeye vereceğim. Benim tek istediğim şu anda içerisinde biri
kalmayan evimin bana verilmesidir" diye konuştu
Ali CANSU
Verdiği
hukuk savaşıyla Güney Kıbrıs'taki evine kavuşan Arif
Mustafa gündemdeki yerini korurken, bir mülk mücadelesi haberi de Larnaka'dan
geldi.
KKTC'de
geçimini sağlayamadığı gerekçesiyle dört yıl önce
Larnaka'ya yerleşmeye karar veren Halide Ali, elinde Larnaka'da
babasına ait olan evin tapusu ve Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesi
ile ilgili kararı olmasına rağmen, bir türlü evine giremiyor.
Halide Ali,
Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk mallarından sorumlu merci
ve diğer yetkililerin babasının evinin kendisine verilmesi ile
ilgili Larnaka Mahkemesi'nin kararı olmasına rağmen, bir türlü
evin verilmediğini ve ilgili dairenin devamlı "bugün,
yarın" diye kendini oyaladığını söyledi.
Larnaka'da
sahil kenarında Piyale Paşa Sokak'ta bulunan 100 numaralı evin
babasına ait olduğunu ve kendisine verilmesi için dört yıl
uğraş verdiğini kaydeden Halide Ali, başından
geçenleri KIBRIS'a anlattı.
İskele'den
Larnaka'ya
Halide Ali,
dört yıldır büyük sıkıntılar çektiğini kaydetti
ve KKTC'deki İskele'den Güney Kıbrıs'taki Larnaka'ya neden
gittiğini şöyle anlattı:
"Kuzeyde
İskele bölgesinde yaşıyordum ve ekonomik sıkıntı
içindeydim. Eşimden boşanmıştım ve devletten yeterli
yardım görmüyordum. KKTC'den ayrılmaya karar verdim. İlk önce
geçmişte beş yıl kaldığım İngiltere'ye
gitmeye karar verdim. Çünkü, ailemin birçoğu orada yaşıyordu ama
daha sonra İngiltere'ye gitmekten vazgeçip Larnaka'da kalmayı
düşündüm. Buraya geldikten sonra beni ve 10 ile 12 yaşındaki iki
çocuğumu Kıbrıslı Rum aileler çok iyi
karşıladı. Burada bana kucak açan Rum aileler, 1974'den önce
ailemin görüştüğü kişilerdi ve bana burada kalmamı
söylediler. Ben de burada kalmaya karar verdim. Benim için önemli olan
çocuklarım ve onların öğrenimi idi.
1996
yılında Kıbrıs Rum kesiminde bir yasa geçti. Bu yasada ana
dilin eğer Rumca değilse çocuklarını Rum okuluna yollamaya
mecbur değilsin ve devlet çocukların ücretini karşılayacak
ve öğrenciler Amerikan veya İngiliz okullarında okuyabilecek.
Ben de burada kalıp çalışarak, hayatımı sürdürmeye
karar verdim. Rum arkadaşlar bana dedi ki altı aydan fazla burada
kalırsam ve ayrı bir ev kiralarsam devlete müracaat ettiğim
zaman devlet bize ayrı bir ev verebilir. Çünkü,
aldığınız para ev kirasını
karşılamıyordu. Ben de 2002 yılından itibaren
Larnaka'da aileme ait evimin bana verilmesi için Kıbrıs Türk
mallarından sorumlu merci ile görüşme ve yazışmaya
başladım. Bana, üç yıl boyunca 'bugün, yarın gel evini
boşaltıp sana vereceğiz' dediler ama aradan zaman geçti. Hiçbir
şey olmadı. Çünkü, babamın evinde, haftanın belirli
günlerinde başka evi olduğu halde oraya gelip kalan bir adam
vardı.
Hatta o dönemde
ben hem çalışmak hem de babamın evinin bana verilmesi
işlerinin peşinde koşmak zorunda kalıyordum. Bir gün evimde
kalan adam evin yan odasını yıktı. Türk mallarına
bakan dairenin ilgisizliğinden evde kalan adam istediği gibi evi
yıktı ve kendine hiç müdahale olmadı. Ben de bunu haber
alınca oraya gittim. Sonra da adamla tartıştık ve adam bana
bıçak çekti ve pis laflar söyledi. Ben daha sonra bu durum neticesinde
evimde kalan adamı mahkemeye verdim. Mahkeme 2003 yılı sonunda
adamı üç suçtan mahkum etti. Bana hakaret edip bıçak çektiği ve
hükümete sövdüğü için de toplam 10 Kıbrıs Lirası ceza
verdi.
Ben daha sonra
evimin bana verilmesi için tekrar mahkemeye başvurdum. Evimde aile
yaşasaydı bu kadar üstüne düşmezdim ama adamın başka
evi var ve evime haftanın belirli günlerinde gelip kalıyordu. Ben de
çocuklarımla birlikte aciz durumdayım."
Larnaka
Mahkemesi'nden
evin verilmesi
kararı çıktı
Halide Ali,
2004'ün Aralık ayında Larnaka Mahkemesi'nden 30 gün içerisinde
adamın evi boşaltması ve evin kendisine verilmesi
kararının çıktığını, ayrıca adama para
cezası da kesildiğini söyledi.
Larnaka
Mahkemesi'nin evin kendisine verilmesi gerektiğiyle ile ilgili
kararını Larnaka Kaymakamlığı'nın, Türk
mallarından sorumlu merci ile kendisine gönderdiğini anlatan Halide
Ali, bu günden sonra evinin kendisine verilmesini beklediğini ancak hiçbir
gelişme olmadığını kaydetti.
Hemen hemen her
gün evin ne zaman kendisine teslim edileceği konusunda dairelere
gittiğini, ancak bir sonuç alamadığını ifade eden
Halide Ali, dairenin devamlı kendisine oyalama taktiği
uyguladığını belirterek, tüm bunlara rağmen ümidini
yitirmediğini de anlattı.
"Larnaka
Kaymakamı beni yanına çağırdı"
Halide Ali,
Yaklaşık dört ay önce Larnaka Kaymakamı'nın kendisini
yanına çağırdığını ve evinin tamir edilene
kadar kendisine çocukları ile birlikte kalabileceği geçici olarak
başka bir ev verileceğini söylediğini anlattı.
Kendisinin bu
teklifi kabul ettiğini anlatan Halide Ali, "Benim tek isteğim
babamın evinin bana verilmesidir. Bunu kendilerine söyledim. Bana
babamın evi verilene kadar geçtiğimiz ekim ayında başka bir
ev tahsis ettiler. ancak, o ev de çok berbattı. Bana üç odasını
onarıp verdiler. 3-5 gün içinde evi tamir edeceklerini söylediler ama
aradan 5 ay geçti, halen bir şey olmadı" dedi.
Babamın
evindeki adam öldü
Halide Ali,
mahkeme kararı olmasına rağmen bir türlü
alamadığı baba yadigarı evine haftada bir gelen ve orada
yaşamayan adamın geçtiğimiz ay öldüğünü ve dairenin yeniden
kendisini çağırdığını söyledi.
Daire
yetkilisinin kendisine geçici olarak kalması için verilen evi vermekten
vazgeçtiklerini ve kendi evinin en kısa zamanda verileceğini
söylediğini ifade eden Ali, "Mantığa bakın. Beni bu
kadar zaman oyaladılar. Bu ne biçim yasadır? Demek ki babamın
evinde kalan adam 10 yıl sonra ölseydi o kadar sene daha bu
sıkıntıyı yaşayacaktım. Bana üç ayda babamın
evini tamir edip vereceklerini söylediler ama yine bir şey
olmadı" diye konuştu.
Yetkililere
güvenim kalmadı
Güney
Kıbrıs'ta yetkililerin bugüne kadar kendisini
oyaladığını anlatan Halide Ali, artık onlara
güvenmediğini söyledi.
Kıbrıs
Rum kesimindeki dairelerin hiç birinin Kıbrıslı Türklere
"hayır" demediğini ve daima olumlu
konuştuklarını ancak hiçbir icraat
yapmadıklarını, sadece oyalama politikası uyguladıklarını
ifade den Halide Ali, "Benim tek istediğim evimin en kısa
zamanda bana verilmesidir. Çünkü, Tapu Dairesi bana 2003'de Larnaka'daki
babamın evinin koçanını verdi. Elimde resmi evraklar var ve ben
buna hüküm edemeyeceksem bu kağıtları bana niçin verdiler? Ben
3.5 yıldır ayda 250 KL kira ödüyorum. Bir fırında
pazarlamacılık yapıyorum. Kiralar aldığım
parayı karşılamıyor. Benim devletten aldığım
tek yardım çocuklarımın okulda okutulmasıdır. Beni
oyalamasınlar" dedi.
Maddi manevi
tazminat davası açacağım
Rum
yetkililerinin bugüne kadar yaptıkları ile ilgili, maddi ve manevi
tazminat davası açacağını anlatan Halide Ali, "Bütün
zararlarımın karşılanması için ben de onları
mahkemeye vereceğim. Benim tek istediğim şu anda içerisinde biri
kalmayan evimin bana verilmesidir" diye konuştu.
KIBRIS 17/02/06
Rum Ulusal
Konseyi toplandı
Papadopulos-Annan
görüşmesi, İngiltereyle ilişkiler ve Kıbrıs Türk
malları görüşüldü.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:48 TSİ 17 Şubat 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin ele
alındığı Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Rum
siyasi partileri farklı görüşler ortaya koydu. Rum haber
ajansına göre, toplantıdan sonra yapılan yazılı
açıklamayı okuyan Rum yönetimi sözcüsü Yorgos Lillikas, Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulosun konsey üyelerine, Rusya ziyareti ve BM Genel
Sekreteri Kofi Annanla telefon görüşmesi hakkında bilgi
verdiğini söyledi.
Lillikas,
Papadopulosun Avusturyaya yapacağı temaslar ve ay sonunda Annanla
Pariste yapacağı görüşmeyle ilgili olarak da Ulusal Konsey
üyelerini bilgilendirdiğini kaydetti.
Lillikas, bazı partilerin görüşlerini yazılı olarak Ulusal
Konseye sunduğunu, bazılarının ise yazılı
görüşlerini daha sonra belirtmek üzere haklarını saklı
tuttuğunu söyledi.
Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gülün
açıkladığı Kıbrıs eylem planı da
görüşüldü. Yazılı açıklamada, Gülün
açıklamaların bir öneri içermediği, sadece Türkiyenin Avrupa
Birliğine karşı olan yükümlülüklerinden kaçma çabası
olduğu görüşü savunuldu.
Açıklamada, Ulusal Konsey üyelerinin Kıbrıs sorunundaki son durumla
ilgili görüş ve önerilerini dile getirdikleri belirtildi. Toplantıda,
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Strawun
açıklamaları sonrasında gerginleşen Güney
Kıbrıs-İngiltere ilişkileri ve Arif Mustafa davası
nedeniyle Rum tarafındaki Kıbrıs Türk malları konuları
da ele alındı.
Rum Başsavcı Petros Kliridis de, Rum Ulusal Konseyi üyelerine
Kıbrıs Türk mallarıyla ilgili hukuki bilgi vermek için
toplantıya katıldı.
Arif Mustafa, Rum Yüksek Mahkemesinin kararıyla Rum kesimindeki
Piskopudaki evini geri almıştı. Başsavcı Kliridis,
Ulusal Konseye dava sürecini, davanın yasal yönünü ve tepkileri
anlattı.
LİLLİKASIN
AÇIKLAMASI
Rum sözcüsü Yorgos Lillikas, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın Paris
toplantısında Türkiyenin önerilerinin inceleneceği yönündeki haberlerin
sorulması üzerine şunları söyledi:
Açıklama konusunda bilgilendirilmedim. Cumhurbaşkanı Tasos
Papadopulos, Annanla yapacağı görüşmede, ne gibi ileri
adımlar atılabileceğini görecek, adamızın yeniden
birleştirilmesi ve Kıbrıs sorununa, üzerinde
anlaşılacak bir çözüm bulmak için yapılacak diyaloga
ilişkin uygun koşulları kesin ve açık olarak belirlemeye
çalışacak.
Rum sözcü, Reuters ajansına bugün yaptığı açıklamayla
ilgili olarak da, bu açıklamasında Kıbrıs (Rum)
hükümetinin görüşlerini tekrarladığını ve
Kıbrıs Cumhuriyetinin Avrupa Birliğinde veto
hakkını koruduğunu, gerekmesi halinde, ulusal
çıkarları için bu hakkını kullanacağını
söylediğini belirtti.
Lillikas, Türkiyenin Avrupa Birliğine karşı sözlerini yerine
getirme yükümlülüğü vardır. Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmezse, Kıbrıs Cumhuriyetiyle diğer AB üyesi ülkeler veto
haklarını saklı tutarlar dedi.
Rum kesiminden veto tehdidi
17 Şubat, 2006 15:11:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi,
limanlarını ve havaalanlarını Rum kesimine açmaması
halinde Türkiye'nin AB ile müzakerelerini veto edebileceğini
açıkladı.
Kıbrıs
Rum yönetimi bir kez daha Türkiye'nin AB ile müzakereleri konusunda veto
kartını açtı.
Hükümet Sözcüsü Yorgo Lillikas, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını
Rum kesimine açmaması halinde Türkiye'nin Avrupa Birliği ile
müzakerelerini veto edebileceğini söyledi.
Reuters haber ajansına açıklamada bulunan Yorgo Lillikas,
"AB'nin ilke ve yönetmeliklerini uygulamamaya devam etmesi halinde
Türkiye'nin AB'ye giden yolun sona erecektir'' diye konuştu.
Lillikas, 'veto hakkı kullanılacak mı' sorusuna da
"kesinlikle" yanıtını verdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, Rum kesiminin veto tehdidini
önemsemeyerek, ''iyi şanslar'' dedi. Talat, bununla birlikte bir krizin
kapıda olduğunu da sözlerine ekledi.
Papadopulos-Annan görüşmesi 28 şubatta
Bu gelişmeler kapsamında, Birleşmiş Milletler Genel
Sekreter Kofi Annan, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la 28 şubatta
Paris'te biraraya gelecek.
Görüşmenin, Kıbrıs sorununda bundan sonra atılacak
adımlar açısından belirleyici bulduğunu ifade eden Annan,
Rum lidere görüşmeye 'eli boş gelmemesi' mesajını iletti.
Fileleftheros gazetesinin, 'Tasos'tan fikir istiyorlar'
başlığıyla manşetten verdiği haberde, Kofi
Annan'ın Papadopulos'tan, Kıbrıs sorunundaki çıkmaza son
verecek yöntem ve metotları dinlemek istediği belirtildi.
Gazete göre, Rum tarafındaki diplomatik kaynaklarsa Papadopulos'un
Annan'la görüşmeye, prosedüre ve öze ilişkin tezlerle
oturacağına işaret etti.
Rum Başkanlık Müsteşarı Hristodulos Başardis ise,
Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la yapacağı
görüşmenin hedefinin, Kıbrıs sorunu konusunda sonuç getirici
yöntemlerin incelenmesi ve değerlendirilmesi olduğunu söyledi.
Başardis, ''elbette Başkan Papadopulos yalnız dinlemeye
değil, bu yönde somut öneriler sunmaya da hazırdır'' dedi.
Kıbrıs Eylem Planı
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme
ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
·
BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına
sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını
kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.
Rumlar Annan'a önerilerini sunacak
17 Şubat, 2006 23:58:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 28
şubatta Paris'te bir araya geleceği BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a,
bir dizi öneri sunmaya hazırlanıyor.
Kıbrıs
Rum kesimi hükümet sözcüsü Yorgo Lillikas, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'un, 28 şubat'ta Paris'te BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile
yapacağı görüşmede önerileri sunacağını
söyledi.
Lillikas, iki tarafı daha da yakınlaştırabilecek önlemler
arasında, BM denetimindeki Yeşil Hat üzerinde daha fazla kontrol
noktasının açılması, Lefkoşa'nın eski Venedik
kesiminin askerden arındırılması ve ticaretin
artırılmasının bulunduğunu söyledi.
Kıbrıs Türklerinin, gerçek konulara değinmediğini ve tecrit
edilmelerini amaçladığını söyleyerek bu önerileri
reddettiğini belirten Lillikas, ''iki toplum ne yaparsa yapsın,
sorunları çözmek Türkiye'ye bağlı'' dedi.
Lillikas şunları söyledi: ''Aramızda gerçek sosyal sorunlar yok.
Onlar Müslüman fanatikler, bizler Hıristiyan fanatikler değiliz. Bu
siyasi bir konu. Türkiye'den ve Kıbrıs Türk tarafından siyasi
istek olduğu takdirde çözüm kolay.''
Lillikas, Kıbrıs Rum yönetiminin, limanlarını ve
havaalanlarını Rum kesimine açmaması halinde Türkiye'nin AB ile
müzakerelerini veto edebileceğini bildirmişti.
"Türkiye'nin Eylem Planı kaçma çabası"
Öte yandan Rum Ulusal Konseyi son toplantısında,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'ün açıkladığı Kıbrıs Eylem
Planını da görüştü.
Yazılı açıklamada, Gül'ün açıklamalarının 'bir
öneri içermediği, sadece Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
karşı olan yükümlülüklerinden kaçma çabası olduğu'
görüşü savunuldu.
Toplantıda ayrıca Arif Mustafa davası nedeniyle Rum
tarafındaki Kıbrıs Türk malları konuları da ele
alındı. Arif Mustafa, Rum Yüksek Mahkemesi'nin kararıyla
Rum kesimindeki Piskopu'daki evini geri almıştı.
Talat: Sorun çözülünce ada zaten askerden arınacak
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, adanın birleşmesi
konusunda ilerleme sağlanamamasının, adanın sürekli
bölünmüş kalma ihtimalini artıracağı uyarısında
bulundu.
Talat, Reuters'a makamında verdiği demeçte, bölünmenin bir gerçek
olmaya başladığını; bunun tehlikeli olduğunu ve
bunun olmasını istemediğini söyledi.
Adanın birleşmesi için bastırmaya devam edeceğini, ancak
KKTC halkının hayal kırıklığı içinde
olduğunu ve tecridin kendilerini Türkiye'ye daha fazla güvenmeye
zorladığını ifade etti.
Kıbrıs Rum kesiminin sınırda daha fazla geçiş
noktası açılması ve Türk askerlerinin sayısının
azaltılması ya da askerden arındırılmış
bölgeler yaratılması çağrılarını reddeden Talat,
bunun, gerçek sorundan kaçma çabası olduğunu belirterek,
''Kıbrıs konusunu çözdüğümüz takdirde, tüm ada askerden
arındırılmış olacak ve sınır
geçişlerine gerek kalmayacak'' dedi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu plan, 24
nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde
65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır'
demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Türkiye'nin
Eylem Planı neler öngörüyor?
· 2006 haziran ayına kadar tarafların
katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,
Bu üst düzey
toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer
alması,
· Üst
düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan
tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
· Eylem
Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve limanlarının
Rum tarafına açılması,
· Adada ticaretin önündeki engellerin
kaldırılması,
· Gazi
Magosa, Girne ve Ercan Havaalanının uluslararası
dolaşıma açılması,
· 2006
sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,
· Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
· Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
· BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk
tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin
uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı
olunması.
· Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, Eylem Planının hiçbir şekilde ilgili
tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğini
vurgulamıştı. Plan, 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
sunulmuştu.
'Papadopulos
eli boş gelmesin'
18/02/2006
RADIKAL
RADİKAL - NEW YORK/LEFKOŞA - BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın Rum lideri Tasos Papadopulos'la 28 Şubat'ta
Paris'te yapacağı görüşmeyi, 'Kıbrıs'ta atılacak
adımlar açısından belirleyici' bulduğu ve fikir
sunmasını istediği kaydedildi. BM Sözcüsü Stephane Dujarric,
görüşmenin Kıbrıs'ta görüşmelerin devamı ve adayı
birleştirme çabalarının parçası olarak
algılanması gerektiğini söylerken, Rum basını BM'nin
Rum lidere, görüşmeye 'eli boş gelmemesi' mesajı ilettiğini
yazdı.
Rum Başkanlık Müsteşarı Hristodulos Başardis
"Elbette Başkan yalnız dinlemeye değil, somut öneriler
sunmaya da hazır" derken, hükümet sözcüsü Yorgos Lillikas, öneriler
arasında Yeşil Hat üzerinde daha fazla kontrol noktası
açılması, Lefkoşa'nın eski Venedik kesiminin askerden
arındırılması ve ticaretin
artırılmasının olduğunu söyledi. Yazılı
açıklamada, Türkiye'nin KKTC'ye tecridin kaldırılması karşılığı
limanları Rumlara açmayı içeren 'eylem planı' AB'ye
karşı yükümlülüklerden kaçma çabası olarak nitelenirken,
Lillikas, Türkiye limanlarını açmazsa AB ile müzakereleri veto
edeceklerini yineledi.
Bölünmeye doğru gidiş var
Cumhurbaşkanı
Talat, Rum yönetiminin çözümden kaçmasının gelecek için tehlikeli
olduğunu söyledi:
Bölünmeye
doğru gidiş var
GİDİŞAT
KÖTÜ... Cumhurbaşkanı Talat: Yunanistan'ın yeni
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Rum yönetimini çözüm
yönünde motive edici rol üstlenmesini temenni ediyorum, çünkü gidişat
tehlikeli. Sürekli bölünmeye doğru bir gidişat var. Rum yönetiminin
çözüme yönlendirilmeye ihtiyacı var
BİZİ
DEĞİL RUMU İKNA EDECEK... Talat, Papadopulos ile 28
Şubat'ta bir araya gelecek olan BM Genel Sekreteri Annan'ın
kendisiyle görüşme planlamadığını söyleyerek,
"Genel sekreterin bizi ikna edecek bir durumu yok. Uzlaşmazlık
ortaya koyan Rum Yönetimi'ne yönelmesi çok doğal" dedi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı
Dora Bakoyanni'nin Rum yönetimini çözüm yönünde motive edici rol üstlenmesini
temenni ettiğini söyleyerek, "çünkü gidişat tehlikeli. Sürekli
bölünmeye doğru bir gidişat var. Rum yönetiminin çözüme
yönlendirilmeye ihtiyacı var" dedi.
Talat, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile 28 Şubat'ta bir
araya gelecek olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın kendisiyle
görüşme planlamadığını söyledi. Talat, "Genel
Sekreterin bizi ikna edecek bir durumu yok. Uzlaşmazlık ortaya koyan
Rum Yönetimi'ne yönelmesi çok doğal" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat dün bir kabulü sırasında gazetecilerin Annan-Papadopulos
görüşmesiyle ilgili sorusuna verdiği yanıtta Rum Lider
Papadopulos'un Annan'ı değil, Annan'ın Papadopulos'u
aradığına işaret ederek Genel Sekreter'in kendisini
aramadığını ve görüşme planlamadığını
söyledi. Talat, Annan'ın Papadopulos ile görüştükten sonra kendisini
arayabileceğini kaydetti.
Genel
Sekreter'in Türk tarafını ikna edecek bir durumu
olmadığından uzlaşmazlık ortaya koyan Rum Yönetimi'ne
yönelmesinin doğal olduğunu vurgulayan Talat, "Annan'ın
temasından sonra girişim yapıp yapmayacağı belli
olacak. Rum, Kıbrıs sorunun çözümü konusunda samimiyse, girişim
başlayabilir" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, yeni Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni
hakkındaki görüşünün sorulması üzerine eskiden Atina Belediye
başkanı olan Bakoyanni'yi tanımadığını, hakkındaki
bilgileri de basından öğrendiğini söyledi.
Talat,
"Umarım ki daha iyi olur. Umarım Rum'u çözüm yönünde motive
edici rol üstlenir. Çünkü gidişat tehlikeli. Sürekli bölünmeye doğru
bir gidişat var. Rum Yönetimi'nin çözüme yönlendirilmeye ihtiyacı
var" şeklinde konuştu.
Rumların
şartları
Rum
Yönetimi'nin "AB ile BM Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesinin
Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin bir parçası olması ve BM
Genel Sekreter'in adaya temsilci ataması" talebinin sorulması
üzerine Talat, "Bunun değerlendirilmesinin zamanı değil
çünkü bunu samimiyetle mi yaptı, yoksa yeni ön şartlar olarak mı
ortaya koyuyor. Bunu henüz değerlendirmiş değilim" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Rum yönetimin daha önce ortaya koyduğu şartları
hatırlatarak, son ortaya konanların ek şart olduğunu ve
biraz daha bu şartların daha da artacağını kaydetti.
"Çözüm, BM
şemsiyesi altında olacak"
Kıbrıs'ta
çözümün BM şemsiyesi altında olacağını ve AB'nin de
bunu ortaya koyduğunu söyleyen Talat, Papadopulos'un BM zemini
dışında bir zemin olmadığını artık
anlaması gerektiğini belirtti.
Rum
Yönetimi'nin son şartları, AB'yi de sürece katmak amacıyla
ortaya koyduğunu söyleyen Talat, Türk tarafının AB'nin belli bir
düzeyde rol almasına karşı olmadığını, bir
bilir kişi gibi görev alabileceğini kaydetti. Talat, "Çünkü AB
tarafsız değil. İçinde Yunanistan ve Kıbrıs Rum
tarafı var" dedi.
Talat, Güvenlik
Konseyi'nin de BM'den dolayı zaten sürecin bir parçası olduğunu
hatırlattı.
KIBRIS 18/02/06
Türk mallarını kullanan Rum'a arsa
18 Şubat, 2006 23:32:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
Türk mallarını kullanan Rumlara arsa tahsis edilecek |
Kıbrıs Rum yönetimi, Rum göçmenlerin tapu sorununa
kapsamlı çözüm getirmeyi amaçlıyor. Bu çerçevede, Güney
Kıbrıs'taki Türk mallarını kullanan Rumlara arsa tahsis
edilecek.
Bu plana
göre, devlete ait topraklar üstünde inşa edilen konutlarda yaşayan
veya göçmen yerleşim birimlerinde tahsis edilen evlerde kalan 13 bin
göçmene bu konutların tapusu verilecek.
Yine plan dahilinde Kıbrıslı Türklere ait ev, istimlak
edilmemiş, edilemeyen veya devletçe sahip olunamayan topraklar üzerinde
sürekli yaşayan 8 bin 500 göçmene devlet malı arsa verilecek.
Kıbrıslı Türklere ait konutlarda sürekli olarak ikamet eden 5
bin göçmene arsa tahsis edilecek.
Kıbrıs Rum kesiminde, mahkemenin Arif Mustafa isimli
Kıbrıslı Türk'e, Piskopu'daki evini geri vermesi, Rum göçmenler
arasında endişeye neden olmuştu.
Rum yönetiminin, bu kararı Arif Mustafa davasının ardından
aldığına dikkat çekiliyor.
KKTC'de tecavüz isyanı
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
KKTCde halk, 14
yaşındaki bir kızı kaçırarak ormanda tecavüz eden iki
sanığa linç girişiminde bulundu. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetinde birinci gündem maddesine oturan tecavüz, geçen hafta cumartesi
gecesi Akdoğan Köyü yakınlarında meydana geldi. 14
yaşındaki S.Ö., gece yarısı arkadaşlarıyla piknik
alanında konuşurken Kudret Çelebi (30) ve Erkut Latif (25), genç
kızı evine götürmek bahanesiyle araçlarına aldı.
ANLATIRSAN ÖLDÜRÜRÜZ
Genç kızı ormanlık araziye götüren iki kişi, S.Ö.ye
defalarca tecavüz etti. Tecavüzcüler olayı anlatmaması için ölümle
tehdit ettikleri genç kızı daha sonra yanında
kaldığı dedesinin evine bıraktı. Ancak S.Ö.nün
olayı yakınlarına anlatmasıyla tecavüz ortaya
çıktı ve polis, zanlıları kısa sürede yakaladı.
İLK KEZ TEŞHİR
Polis, sanıkların araçlarında bulunan saç ve kan örneklerini
DNA tespiti amacıyla İstanbula gönderdi. Yapılan
sorgularında iki zanlı, suçlarını itiraf etti.
Sağlık kontrolü yapılan genç kızın defalarca tecavüze
uğradığı açıklandı. Polis, bugüne kadar adli
olaylarda sanıkların isimlerini açıklamıyordu, ancak bu
defa tecavüz sanıklarını, açık isimlerini vererek
teşhir etti.
MÜEBBET HAPİS İSTEMİ
Irza geçme, şiddet kullanarak doğaya aykırı cinsi
münasebette bulunma, 13 yaşından büyük, 16 yaşından küçük
kızlarla cinsi münasebette bulunma, ebeveynin rızası olamadan
alıkoyma ve kaçırma, müstehcen darp ve adam kaçırma gibi
suçlarla itham edilen sanıkların müebbet hapsi isteniyor.
Vatandaş sokağa çıktı
İki zanlı önceki gün Gazimagosada mahkemeye
çıkartıldı. Mahkeme binası önüne toplanan mağdur
S.Ö.nün yakınları ve çevre köylerden halk, sanıklara linç
girişiminde bulundu. Polis mahkeme binası önünde yoğun güvenlik
önlemleri alırken, savcılık sanıkların en
ağır cezayla çarptırılmasını istedi. Mahkeme
hákimi, soruşturmanın tamamlanması amacıyla sanıklar
hakkında 8 günlük ek tutukluluk kararı verdi.
HURRIYET
19/02/06
Yurttaşlık Yasası değişiyor...
Vatandaşlık için zorunlu ikamet süresi 15 yıla
çıkarılıyor
|
Yurttaşlık
Yasası'nda değişikliğe gidiliyor. Vatandaşlık
hakkı kazanmak için zorunlu olan 5 yıl ikamet süresi
uzatılarak 15 yıla çıkarılıyor.İçişleri
Bakanı Özkan Murat dün Gazimağusa ve İskele ilçelerindeki
bazı köylerde yaptığı denetimler sırasında
konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. İçişleri
Bakanı Özkan Murat, Yurttaşlık Yasası'nda
değişiklik yapılacağını bildirerek,
bakanlığınca hazırlanan değişiklik
tasarısının önümüzdeki hafta Bakanlar Kurulu'na
getirileceğini ifade etti. Mevcut
Yurttaşlık Yasası'na göre çalışma izniyle 5 yıl
ikamet edenlerin vatandaşlık başvurusunda bulunabildiğine
işaret eden Bakan Murat, tasarının yasalaşmasıyla bu
sürenin 15 yıla çıkarılacağını, ayrıca
çalışma izniyle 5 yıl KKTC'de kesintisiz ikamet edenlerin
sürekli ikamet hakkı kazanacağını söyledi. Bakan Murat,
vatandaşlık kararlarının da Bakanlar Kurulu'nca
verileceğini ifade ederek, "Vatandaşlık
kararını bakanın iki dudağı arasında bir karar
olmaktan çıkarıyoruz, ilgili bakan kendi iradesiyle vatandaş
yapamayacak. Kararı Bakanlar Kurulu verecek" dedi. Bakan Murat,
eş nedeniyle vatandaşlık gibi doğal vatandaşlık
uygulamalarında ise değişiklik olmadığını
kaydetti. Muhaceret
yasası İskele
Kaymakamlığı'nda gündeme ilişkin konularda da
açıklamalarda bulunan Bakan Murat, Muhaceret Değişiklik
Yasası'nın icraatının yoğun bir şekilde devam
ettiğini, 2003'te 6 bin olan yıllık çalışma izni başvurusunun
Muhaceret Değişiklik Yasası'nın uygulanmaya
başlamasının ardından 32 bine yükseldiğini, bu
konudaki 30 yıllık karmaşa ve anormal yapının
normale döndürüldüğünü vurguladı. "Muhaceret
Yasası'nda yüzde yüz başarılıyız" diyen Murat,
gümrüklerde gerekli kontrollerin sürdüğünü, 'artık elini kolunu
sallayarak herkesin limanlardan geçemediğini, yasaya uygun nitelikleri
taşımayanların geri gönderildiğini' söyledi. Şahadet
Yasası'ndaki değişiklik Genel hukuk
sistemi açısından günün koşullarına uydurulması için
Şehadet Yasası'nda değişikliğe gitme ihtiyacı
duyulduğunu söyleyen Bakan Murat, teknolojik birçok materyalin mahkemede
delil olarak kullanılabileceğini ifade etti. Trafikteki
sürati denetleme açısından da yasada değişikliğe
ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Murat, ülke genelinde konacak 140 sabit
kamera ile online sürat denetiminin yapılacağını,
kurallara uymayanlara kesilecek ceza makbuzlarının adreslere
gönderileceğini anlattı. Güzelyurt
planı Güzelyurt
İktisadi Kalkınma Planı'nı Turizm ve Ekonomi,
Bayındırlık ve Ulaştırma ve Maliye
Bakanlıklarıyla birlikte yürüttüklerine işaret eden Bakan
Murat, bu plan üzerinde bir yıldır çalışma
yapıldığını, hayata geçirilmesinin ilk
adımının da 15 Mart'ta gençlere arsa verilmesi konusunda
atılacağını ifade etti. İskele'deki
devlet daireleri Bakan Murat,
bir soruya karşılık olarak da İskele'ye mahkeme ve polis
binası yapılması konusundaki projelerin
hızlandırıldığını, konuyla kendisinin de
özel olarak ilgilendiğini belirterek, projesi hazırlanmakta olan
binaların yapımına bu yıl içinde
başlanacağını söyledi. |
KIBRIS 18/02/06
Türk malı kullanan Rumlara arsa veriliyor
Kıbrıs
Rum yönetimi, Rum göçmenlerin tapu sorununa kapsamlı çözüm getirmek
amacıyla, üç maddelik bir plan hazırladı
Türk malı
kullanan Rumlara arsa veriliyor
RUM MALI
KULLANAN GÖÇMEN RUMLARA TAPU... Devlete ait topraklar üstünde inşa edilen
konutlarda yaşayan veya göçmen yerleşim birimlerinde tahsis edilen
evlerde kalan 13 bin Rum göçmene bu konutların tapusu verilecek
TÜRK
TOPRAĞINDAKİ 8 BİN 500 RUMA ARSA... Kıbrıslı
Türklere ait ev veya Kıbrıslı Türklere ait istimlak
edilmemiş veya edilemeyen veya devletçe sahip olunamayan topraklar
üzerinde sürekli yaşayan 8 bin 500 göçmene devlet malı arsa verilecek
TÜRK
KONUTLARINDA YAŞAYAN 5 BİN RUMA ARSA... Kıbrıslı
Türklere ait konutlarda sürekli olarak ikamet eden 5 bin göçmene arsa tahsis
edilecek
Kıbrıs
Rum yönetimi, Rum göçmenlerin tapu sorununa kapsamlı çözüm getirmek
amacıyla, Güney Kıbrıs'taki Türk malını kullanan
Rumlara arsa tahsis edecek.
Anadolu
Ajansı'nın Rum Haber Ajansı'na dayandırarak verdiği
habere göre, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün yaptığı
açıklamada, "Rum hükümetinin bu konuya kapsamlı ve
imkanları dahilinde adil bir çözüm getirmek amacıyla yeni bir
planı uygulamaya koyduğunu" bildirdi.
Bu plana göre;
1. Devlete ait
topraklar üstünde inşa edilen konutlarda yaşayan veya göçmen
yerleşim birimlerinde tahsis edilen evlerde kalan 13 bin Rum göçmene bu
konutların tapusu verilecek.
2.
Kıbrıslı Türklere ait ev veya Kıbrıslı Türklere
ait istimlak edilmemiş veya edilemeyen veya devletçe sahip olunamayan
topraklar üzerinde sürekli yaşayan 8500 göçmene devlet malı arsa
verilecek.
3.
Kıbrıslı Türklere ait konutlarda sürekli olarak ikamet eden 5
bin göçmene arsa tahsis edilecek.
Papadopulos,
açıklamasında, "Bu soruna geçmişte de çözüm bulma
çabaları olduğunu, ancak kapsamlı bir hal çaresi
bulunamadığını" belirtti.
Papadopulos,
"Adada Türk işgali devam ettikçe bu soruna tam ve bütünsel hakça bir
çözüm mümkün değil" dedi.
Kıbrıs
Rum kesiminde, mahkemenin, Arif Mustafa isimli Kıbrıslı Türk'e,
Piskopu'daki evini geri vermesi, Rum göçmenler arasında endişeye
neden olmuştu. Rum yönetiminin, bu kararı, Arif Mustafa
davasının ardından aldığına dikkat çekiliyor.
KIBRIS 19/02/06
32 yıl sonra evinde
Kıbrıslı
Türk Arif Mustafa, uzun soluklu hukuk mücadelesinin ardından
kavuştuğu Piskobu'daki evinin kapısını ilk kez KIBRIS
gazetesine açtı...
32 yıl
sonra evinde
MUSTAFA,
KIBRIS'A KONUŞTU... Kıbrıslı Türk göçmen Arif Mustafa, 32
yıl sonra Güney Kıbrıs'ta bıraktığı evlerine
kavuştu. Bugüne kadar kimseyle konuşmayan Arif Mustafa, Piskobu'daki
evinin kapılarını KIBRIS'a açtı ve verdiği mücadeleyi
anlatıp, mülkiyet konusundaki düşüncelerini dile getirdi
ORTADA
ANLAŞMA YOK, DAVAYI KAZANDIK... Piskobu'daki biri mutfak, toplam 3
odalı evinde KIBRIS'ı ağırlayan Arif Mustafa, evini geri
almasını KKTC'ye, mahkemenin ve Rum hükümetinin kendilerini
anlaştırma yoluna giderek çözüldüğü yönünde duyurulduğunu,
ancak bunun böyle olmadığını söyledi. Mustafa
"davayı kazanarak evi geri aldık" dedi
MADDİ VE
MANEVİ TAZMİNAT DAVASI AÇIYOR... Arif Mustafa, Rum hükümetine
karşı, 32 yıl geriye dönük maddi ve manevi tazminat davası
açacağını ve bu davayı da kazanmayı beklediğini
söyledi. Avukatlarına danışarak bu kararı
aldığını anlatan Mustafa, "Çünkü, Rum hükümeti beni
yıllardır perişan etti. Ben tabii ki onlara dava açacağım.
Davaların arkası gelecek" dedi
MÜLKİYET
SORUNUNU GÖÇMENLER ÇÖZER... Arif Mustafa, mülkiyet sorununda hep siyasilerin ön
plana çıktığını ancak bu sorunu Türk ve Rum
göçmenlerin çözeceğini söyledi. Rum göçmenlerin kuzeydeki
mallarını istediklerini ancak kuzeye gidip yaşamak
istemediklerini söylediklerini kaydeden Mustafa, "Bana 30 yıldır
burada yaşadıklarını, ev alıp çocuklarını
evlendirdiklerini söyleyerek, 30 yıl sonra kuzeye gitmeleri durumunda
çocuklarının gelmeyeceğini ve kuzeyde yalnız kalacaklarını
söylediler. Aynı durum Türkler için de geçerlidir" diye konuştu
ALİ CANSU
Kıbrıslı
Türk göçmen Arif Mustafa, 32 yıl sonra Güney Kıbrıs'ta
bıraktığı evlerine kavuştu. Bugüne kadar kimseyle
konuşmayan Arif Mustafa, Piskobu'daki evinin kapılarını
KIBRIS'a açtı ve verdiği mücadeleyi anlatıp, mülkiyet
konusundaki düşüncelerini dile getirdi.
Arif Mustafa,
evini geri almasını KKTC'ye, mahkemenin ve Rum hükümetinin
kendilerini anlaştırma yoluna giderek çözüldüğü yönünde
duyurulduğunu, ancak bunun böyle olmadığını söyledi.
Mustafa "davayı kazanarak evi geri aldık" dedi.
Arif Mustafa,
eşi Emine Mustafa ile birlikte 32 yıl önce beraber
yaşadıkları ve 13 Şubat 2006'da mahkeme kararı ile
geri aldıkları evlerinin kapılarını KIBRIS'a
açtı. Evin kapısını açıp içeriye girerken
mutlulukları gözlerinden okunan aile sevinçlerini bizimle
paylaştı.
Mustafa ve Aziz
isimli iki erkek, Zühre isimli bir de kız çocuğu olan ve Arif
Mustafa'nın iki oğlu Limasol'da, kızı ise Güzelyurt'ta
yaşamını sürdürüyor.
Bugüne kadar
hiçbir medya kuruluşu ile röportaj yapmadığını anlatan
Arif Mustafa, yakın zamanda tüm hayatını detaylı bir
şekilde anlatacağını söyledi. Mustafa, evinin arka
kısmında bulunan bahçede birçok anılarının
geçtiğini ve buraya bir ev yapmayı düşündüğünü de söyledi.
Mustafa Ailesi,
bugünden sonra Piskobu'da eskiden "Polis mahallesi" olarak bilinen
şimdi ise "Birinci yol" diye anılan mahallede 8
numaralı evde oturacak. Mustafa ailesi, evlerinin anahtarını
aldıktan sonra evlerine gittiği zaman komşuların
kendilerini çok iyi karşıladığını ve kahveye
davet ettiklerini de kaydetti.
Bahçede duygulu
anlar
Arif Mustafa ve
eşi daha sonra bizi 32 yıl önce gününün büyük bir bölümünü
geçirdiği eskiden kendisine ait Piskobu'daki (Episkopi) narenciye
bahçesine götürdü.
Burada bahçenin
yeni sahibini eşi ile birlikte portakal toplarken bulduk. Endişeli
bakışlarla Arif Mustafa'ya bakan çift daha sonra oradan
ayrıldı. Arif Mustafa ve eşi mahkeme yıllarının
verdiği stresini eskiden yaşadığı yerleri görmenin ve
evlerini geri almanın sevinci ile yavaş yavaş üzerlerinden
atmaya çalışıyordu. Daha sonra röportajı
yapacağımız 8 numaralı eve gittik.
"Davayı
kazandık, ortada anlaşma yok"
Piskobu'daki
biri mutfak toplam 3 odalı evlerinde bizi konuk eden Mustafa ailesi,
davanın KKTC'ye mahkemenin ve Rum hükümetinin kendilerini
anlaştırma yoluna giderek çözüldüğü yönünde duyurulduğunu,
ancak bunun böyle olmadığını söyledi.
Mustafa,
"Basında veya dışarıda söylenenler mahkeme
kararıyla evin bana verilmediği, iki tarafı hükümetin
anlaştırdığı yönünde yazılar yazıldı.
Böyle bir şey yok. Mahkeme kararı vardır. Bizim 2004'te
sonuçlanan davayı gören sadece bir hakimdi ama temyiz mahkemesinde 12
hakim karar verdi. Anlaştık diye bir şey söz konusu değil.
Davayı biz 2003'de açtık. Ancak, bir dilekçemize dokuz ayda cevap
verdiler. Mahkeme bugüne kadar bize çok oyalama taktiği yaptı. Bu
işler öyle basit değil" dedi.
Maddi manevi
tazminat davası açacağım
Arif Mustafa,
Rum hükümetine 32 yıl geriye dönük maddi ve manevi tazminat davası
açacağını ve bu davayı da kazanmayı beklediğini
söyledi.
Avukatlarına
danışarak bu kararı aldığını anlatan
Mustafa, "Avukatlar bana geriye dönük tazminat davası açmamı
söyledi ben de açacağım. Çünkü, Rum hükümeti beni yıllardır
perişan etti. Ben tabii ki onlara dava açacağım. Davaların
arkası gelecek" dedi.
Gerek hükümetin
gerekse medyanın avukatlarının kim olduğunu öğrenmeye
çalıştığını ancak bunları kesinlikle kim
olduğunu açıklamayacağını anlatan Mustafa,
"Çünkü, bunlar gizlidir. Onlarla daha çok işim vardır.
İsimlerini ve bana yardım edenleri açıklarsam onlar zarar veya
baskı görebilir" dedi.
Kararın
lehime sonuçlanmasını bekliyordum
Rum
Mahkemesi'nden geçtiğimiz pazartesi günü çıkan kararı
beklediğini kaydeden Arif Mustafa, mahkemenin ve davalıların
hukuken başka yolları olmadığını, gelişen
olaylar karşısında bu kararı almaya mecbur
kaldıklarını belirterek, sonunda açtıkları temyiz
davasını geri çektiklerini söyledi.
Mustafa,
"Çünkü, bir taraftan ya sen işgale karşı olacaksın,
diğer taraftan işgalci olacaksın. Nasıl olur bu iş?
Rumlar diyor ki, Türkiye kuzeyi işgal etti ama güneyde de onlar benim
malımı işgal etti. Ben, malıma giremedikten sonra demek ki
malıma işgal vardır. Avrupa Birliği'ne giren bir devlet
bunu nasıl yapıyor?
Bu ortamda
mahkeme işleri ile uğraşmak çok zordur. Televizyondaki Kurtlar
Vadisi dizisinde olduğu gibi güneyde de kim dost, kim düşman belli
değildir. 1960 Anayasası'na göre tapuda koçanlar Türkçe de
yazılması gerekirken şu anda tümü Rumca'dır. Mahkemeye
gidersiz Türkçe yok. Her şeyin üç dilde yapılması gerekir.
İngilizce var ama Türkçe yok. Bunlar yanlıştır" dedi.
Ben hükümete ve
aileye dava açtım
Arif Mustafa,
2003 yılının nisan ayından 45 gün önce Piskobu'daki evinde
oturan iki çocuklu Bambo ve eşi Despina ailesi ile hükümete evinden
çıkmaları için davayı açtığını, yasanın
da bunu ön gördüğünü kaydetti.
Mustafa
şöyle konuştu:
"Biz
Limasol'a 2002 yılında geldik. O zaman dava açmadan önce otelde
kalırdık. Otelde kaldığımız masrafları bize
vermezlerdi. Mahkemeden daha sonra bize paranın verileceği söyledi
ama verilmedi. Bu, tabi ki bir oyundu. Alt mahkemeyi 2004 yılında
kazandıktan sonra İçişleri Bakanı beni görüşmek için
makamına çağırdı, çünkü, evi vermemek için beni ikna etmeye
çalışacaktı. Daha önce ben gidince adamlar bizimle alay etti.
Bana, evimin yerine başka ev ve iş yeri vermeyi önerdiler. Ben tabii
ki kabul etmedim. Anlaşamadık. Maddi durumum iyi
olmadığı için başka kanallardan
masraflarımızı tedarik ediyorduk. Davayı
kazandığımızda otelden ayrıldım ve kiralık
eve geçmiştim. İlk kez gidip evimi geri istediğim zaman
Rumlardan bana gelen cevap 'anlaşmadan sonra' idi. Hükümete evimin
verilmesi için dilekçe yaptım ve sekiz ay sonra iskan müdürü beni
çağırdı ve bana 'Sen, evinin geri iade edilmesi için dilekçe mi
yaptın?' dedi. 'Evet' dedim. Bana, 'Şimdi gidelim bize evi göster'
dedi. Sonra ise bana evin verilmeyeceğini söyledi.
Tartıştık. Ben de kendisine 'Senin göçmenin hangi şartlarda
buraya geldi ise biz de aynı şartlarda kuzeye gittik. Siz, Türk
askerinden korktunuz, bizi de Yunan cuntasının güçleri ve Makarios
topraklarımızdan kaçırttı' dedim. Sonra yanından
ayrıldım. Bana 10 gün sonra ret cevabı yazdılar. Ben
hazırlıklıydım. Biz, uzun zaman avukat aradık ve
avukat bulmak kolay olmadı. Çok zorlandık. Nihayet bize yardım
edecek avukatları bulduk ve davayı açtık."
Bu iş
sabır ve cesaret ister
2004
yılında alt mahkemeyi kazandıktan sonra, evde oturan Rum göçmen
ailenin bir üst mahkeme olan temyize gittiğini anlatan Mustafa
başından geçenleri şöyle anlattı:
"Aradan
geçen süre içerisinde birçok olay oldu. Bunun üzerine biz temyize itiraz
etmedik. Taktik icabı ne olacağına baktık. Belirli bir süre
geçmesini bekledik. Altı ay sonra temyizden bize kağıt geldi ve
gereken savunma ile argümanları verdik. Mahkeme, temyiz davasını
uzatmak istediği için uzun bir süre ses çıkmadı. Bunun üzerine
biz mahkemeye davanın görülmesi için hukukçuların taktiğiyle
basit bir dilekçe yaptık. Daha sonra bu dilekçenin dikkate
alınmadığını gördük ve bize cevap gelmedi. Daha sonra
ciddi ve bir müddet koyarak mahkemeye ikinci bir dilekçe daha yaptık. Bize
beş gün içerisinde mahkemenin oturacağını, konunun
değerlendirip temyiz mahkemesinin ne zaman
yapılacağını görüşeceklerine dair bir belge geldi.
Oturup görüştüler ve bize temyiz mahkemesinin tarihini belirlediler.
Birinci mahkeme 12 Ocak 2006'da oldu. Mahkemeye gittiğimiz zaman bizden
bir ay daha izin istediler ve biz de onların bu isteğini kabul ettik.
Bir ay sonra geçtiğimiz Pazartesi 13 Şubat 2006'da mahkemeye gittik.
Mahkemede temyiz davası geri çekildi ve kazandığımız
birinci mahkeme geçerli oldu ve evimizin anahtarını bize verdiler.
Ancak, çok uğraştık. Bu memlekette hem yiyeceksin, hem
içeceksin, hem ev kirası ödeyeceksin, hem üzerine gelen
baskıları karşılayacaksın. Bu işler çok zordur.
Sabır ve cesaret ister. "
Davayı
kazanınca çok mutlu olduk
Davayı
kazandıkları zaman heyecanlandıklarını ve çok
sevindiklerini kaydeden Arif Mustafa, "Ama daha işler bitmedi.
Yapacağımız bir çok iş vardır" dedi.
Evlerini eskisi
gibi bulduklarını, çok değişiklik
yapılmadığını anlatan Mustafa, sadece evin arka
tarafında bir talvar olduğunu, bunun
yıkıldığını ve onun yerine ekleme bir dam
yapıldığını söyledi. Evin yıpranmış
olmadığını, kapılarının ise ev sahibini
mahkemeye verdikten sonra değiştirildiğini ifade eden Arif
Mustafa, evin yalnızca pencerelerinin değiştirilmediğini
kaydetti.
Evin eski
sahibi ile bir kavgaları olmadığını, tam aksine çok
iyi anlaştıklarını kaydeden Arif Mustafa, eski ev sahibi
Bambo ile daha önceki gün oturup konuştuklarını kaydederek,
"Bambo, evin arka tarafındaki bahçeye su çekmek için bir dürbün
koymuştu onu almak için gelmişti. Ben de kendisine onun
parasını ödedim ve anlaştık. Ona Piskobu'da başka bir
ev yapıyorlarmış, ev bitene kadar ona geçici bir ev verdiler
orada oturuyor" dedi.
Mülk sorununu
göçmenler çözer
Arif Mustafa,
mülkiyet sorununda hep siyasilerin ön plana çıktığını
halbuki, bu sorunu Türk ve Rum göçmenlerin çözeceğini söyledi.
Güneyde ve
kuzeydeki siyasilerin kendilerini ne kurtarırsa onu
planladığını ve bunun olaylara çok yön verdiğini
kaydeden Mustafa, konuşmasına şöyle devam etti:
"Kuzeydeki
Türk göçmenler 30 yıl sonra orada çocuğunu evlendirdi,
hayatını kurdu buraya gelip tekrar hayat kurmak istemez. Aynı
şey Rumlar için de geçerlidir. Rumlar, kuzeydeki mallarına gitmek
istediklerini söylerler ama gerçek olduğu zaman durum bu değil. Ben,
birçok Rum göçmen ile bu konuları konuştum. Bana mallarını
istediklerini ancak kuzeye gidip yaşamak istemediklerini söylediler. 30
yıldır burada yaşadıklarını, ev alıp
çocuklarını evlendirdiklerini söyleyerek, 30 yıl sonra kuzeye gitmeleri
durumunda çocuklarının gelmeyeceğini ve kuzeyde yalnız
kalacaklarını söylediler. Madem ki her iki taraf da iki
bölgeliliği kabul eder, o zaman bu işi daha fazla yokuşa sürmeye
gerek yok. Politikacılara bakmayın, oy için veya egolarını
tatmin etmek için her şeyi söylerler. Papadopulos ve Denktaş öyleydi.
Esas sorun göçmende ise her iki tarafın göçmenleri temas etse bu iş
daha kolay çözülür. Çözülmeyen yanları daha sonra daha kolay olur. Bir
örnek verecek olursak güneyde kaç tane Rum göçmenin kuzeyde, kuzeyde de kaç
tane Türkün güneyde yaşamak istediği araştırılıp
karşılaştırılsın. Rum diyor ki, 'Ben burada
Türkün malını verirsem bütün Türkler gelip mallarını alacak
ve biz malımıza gidemeyeceğiz. Böyle bir şey yok.
Bizimkiler de der ki bütün Rumlar kuzeye girerse kendileri nereye gidecek ve
iki bölgelilik bozulacakmış. Bana göre böyle bir şey de
yok."
Olmayan mal
aldı, olandan para istendi
Kuzeyden gelen
göçmenin güneyde malı olmadığını ve Türk'ün
bıraktığı malda hâlâ mal sahibi olduğunu kaydeden Arif
Mustafa, kuzeyde ise Türkiye'den gelen göçmenlerin hiç malı
olmadığı halde mal sahibi olduklarını söyleyerek,
Türkiyelilerin mallar değer kazandıktan sonra mallarını
satıp Türkiye'ye yatırım yaptıklarını da iddia
etti.
Güneyde ise
malını kaybeden Türk'e kuzeyde malının
karşılığına bakacaklarını veya mal vermek
için kendisinden para istediklerini anlatan Mustafa, "Ama, diğerinin
hiç bir malı olmadığı halde gelip buradan mal alıyor"
dedi.
Türklerin
malı daha değerli
Kıbrıs'ta
Türk göçmenlerin güneyde bıraktığı malların Rum
göçmenlerin bıraktığı mallardan çok daha değerli
olduğunu çünkü, esas sahiller ve değerli yerlerin Türklere ait
olduğunu söyleyen Arif Mustafa, "Limasol sahiline bakarsak tüm sahil
Evdim köyüne kadar toprakların yüzde 90'ı Türklerindir. Piskobu'da
ise deniz kıyısı ve dağın tümü Türklerindir. Piskobu
ovası hariç, dağda sadece bir Türkün yedi bin dönüm toprağı
var" diye konuştu.
Davalar
açılırsa iki bölgelilik ölür
Karşılıklı
davaların açılması durumunda iki bölgeliliğin
öleceğini kaydeden Arif Mustafa, buna şu örneği gösterdi:
"150 bin
Rum göçmen, kuzeye geçerse iki bölgelilik olacak. Bizimkilerin istediği
iki bölgeliliktir. Yani, Türkler ayrı Rumlar ayrı bölgede
yaşasın. Ben, bunu yanlış görürüm. Çünkü, Rum
Kıbrıs'ın yüzde 70'ini elinde tutuyor. Bu yüzde 70'in içine hiç
Türk gelmezse ve yüzde 30'un içine de Rum yüzde 18 girer çok şey
değişir. İleride nasıl isterseniz bir anlaşma
yapın Kıbrıs'ın tümü Rumlaşır. Onun için bu
bölgeyi de bırakmamak lazım. Benim düşüncem budur. Evkafın
burada malını kaptırmaması gerekir. Burada Türk'ün de bir
gücü olsun. Ama, tam iki bölgelilik olursa ve kuzeye Rum güneye de Türk geçmez,
o zaman tamam. Birleşik bir Kıbrıs istersek her iki bölgede iki
toplumdan insanların olması gerekir. Avrupa toprağı
olacaksa 1960 anlaşmasına dönülmesi hiç de fena değil. O zaman
yüzde 18 nüfusumuz yüzde 30 hakkımız vardır. Memurumuz ve
polisimiz ve askerimiz de işler durumda olacak ve Rumlar da çok
sıkışacak. Annan planı dersek denge olması
gerekir."
KIBRIS 19/02/06
|
NTV
Güncelleme: 09:52 ET 20 Şubat 2006 Pazartesi
VİYANA
- Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB dönem başkanı
Avusturyanın cumhurbaşkanı Heinz Fischer ile düzenlediği
ortak basın toplantısında, Türkiyeye müzakere tarihi
verilmesini onayladıklarını hatırlattı ve
Ankaranın limanları Rumlara açarak yükümlülüklerini yerine
getirmesini beklediklerini söyledi.
Türkiyeye
müzakere tarihi verilmesi sürecinde ABnin kendilerine, Türkiyenin liman ve
havaalanlarını Kıbrısa açacağı yolunda güvence
verdiğini belirten Rum lider,
Türkiyenin müzakere tarihini aldıktan sonra Kıbrıs konusunda
değişik bir strateji uyguladığını iddia etti.
28 Şubatta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanla
Pariste yeniden görüşeceğini belirten Papadopulos, Müzakerelerin
yeniden başlamasını talep edeceğim dedi.
Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fischer ise Kıbrıs sorununun
çözümünün, AB için de çok önemli olduğunu vurguladı. Fischer, Rum
liderin gelecekte de Türkiyenin müzakere sürecine destek vereceklerini
söylediğini ve görüşmede veto sözcüğünün hiç kullanılmadığını
vurguladı.
AB bana teşekkür borçlu
20 Şubat, 2006 15:00:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos Türkiye'nin üyeliğini veto etmediği için Avrupa
Birliği'nin kendisine teşekkür etmesi gerektiğini savundu.
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, bugün Avrupa Birliği dönem
başkanlığını yürüten Avusturya'yı ziyaret ediyor.
Papadopulos'un temaslarında öncelikli konusu Kıbrıs olacak.
Rum lider Papadopulos, ikili görüşmelerinden önce haftalık Profil
dergisine yaptığı açıklamada, KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın siyasi görüşü arasında bir fark
olmadığını, sadece üslubun farklı olduğunu
söyledi.
Papadopulos, 28 şubatta Paris'te görüşeceği BM Genel Sekreteri
Annan'dan, Kıbrıs sorununun çözümüne uygun zemin
hazırlayabilecek bir temsilciyi en kısa sürede ataması talebinde
bulunacağını da açıkladı.
Dün mayısta yapılacak seçim kampanyasının
başlatılması kongresinde konuşan Papadopulos, geçmişi
ya da Kıbrıs Rum halkının reddetmiş olduğu
planı ele almalarının söz konusu olmadığını
belirtti.
Rum lider, dün de, yeni bir girişim için öne sürdüğü bazı
şartların Birleşmiş Milletler tarafından kabul
edildiğini belirtmişti.
Görüşme için üç şart
Papadopulosun şartları, Kofi Annan'ın hakemlik yapmaması,
görüşmelerde zaman sınırlaması olmaması ve ortaya
çıkacak metnin ancak taraflar arasında tam uzlaşma
sağlandıktan sonra referanduma sunulması.
Papadopulos, 28 şubatta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan'la Fransanın başkenti Paris'te görüşecek.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Türkiye'nin Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
Gazi Magosa, Girne ve Ercan Havaalanının uluslararası
dolaşıma açılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme
ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
·
BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına
sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını
kolaylaştırmaya yardımcı olunması,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğini vurgulamıştı. Plan, 20 ocakta BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.
13 bin Rum göçmene 2 yıl içinde tapu
Kuzeyden
Güney'e göç eden Kıbrıslı Rumlara tapu verilmesine yönelik
adım, Rum Bakanlar Kurulu tarafından atıldı. İlk
etapta 13 bin Rum göçmene tapu verildi ama hedef 26 bin göçmen ailenin
rahatılması
13 bin Rum
göçmene 2 yıl içinde tapu
İLK ETAPTA
HÜKÜMET EVİNDE OTURANLAR... Rum Bakanlar Kurulu, önceki gün
yaptığı toplantıda, 26 bin ailenin tapu konusunda rahata
erdirilmesi amacıyla, devlet arazisi veya istimlâk edilen arazilerin
üzerine inşa edilmiş olan evlerde oturanlarla, "hükümet
evlerinde" oturan 13 bin aileye tapu verilmesini karara bağladı.
Karar, güneyde büyük yankı uyandırdı
2 YIL
İÇİNDE... Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu
yaptığı açıklamada, ilk tapu verilme işlemlerinin iki
yıl içerisinde hayata geçeceğini, ayrıca arsa
ayırımının beş yıl süreceğini, zira bunun
basit bir ayırma ile ilgili olmadığını, yol, elektrik,
okul v.b gibi çalışmalarla da ilgili olduğunu söyledi. Hristu,
Kıbrıslı Türklere ait arsa veya evlerin istimlâk
edilmeyeceğini, mülkiyet rejiminin de değişmeyeceğini
vurguladı
Rum Bakanlar
Kurulu'nun önceki gün almış olduğu "13 bin Rum göçmene
tapu" kararı, Güney Kıbrıs'ta büyük yankı
uyandırdı. Haberi "13 bin göçmene tapu" şeklinde veren
Politis, 26 bin ailenin tapu konusunda rahata erdirilmesi amacıyla, önceki
gün toplanan Bakanlar Kurulu'nun, devlet arazisi veya istimlâk edilen
arazilerin üzerine inşa edilmiş olan evlerde oturanlarla,
"hükümet evlerinde" oturan 13 bin aileye tapu verilmesini karara
bağladığını belirtti.
Habere göre,
Bakanlar Kurulu, ayrıca, Kıbrıs Türk evi veya Kıbrıs
Türk malı üzerine inşa edilmiş evlerde oturan 13 bin 500 aileye
de arsa verilmesine karar verdi.
Tapu
verilmesine ilişkin planın uygulanması için 150 milyon KL'ye
gereksinim olduğunu yazan gazete, ayrıca tapu alamayacak olan
göçmenlere tahsis edilecek olan arsalar için 6 bin dönüm arazinin
bulunmasının zaman kaybına ve
karışıklığa yol açacağını da belirtti.
Habere göre,
toplantı sonrasında bir açıklama yapan Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Rum Yönetimi'nin; imkân ve olanakları
dahilinde tapularla ilgili bütünlüklü planı hayata geçireceğini
belirterek kimlerin tapu alacağını açıkladı.
Rum
İçişleri Bakanı Andreas Hristu ise yaptığı
açıklamada, ilk tapu işlemlerinin (tapu verilmesi) iki yıl
içerisinde hayata geçeceğini, ayrıca arsa
ayırımının beş yıl süreceğini, zira bunun
basit bir ayırma ile ilgili olmadığını, yol, elektrik,
okul v.b gibi çalışmalarla da ilgili olduğunu da söyledi.
Hristu,
ayrıca Kıbrıslı Türklere ait arsa veya evlerin istimlâk
edilmeyeceğini, mülkiyet rejiminin de değişmeyeceğini
vurguladı ve bu malları kullanan Rumların, bunları
kullanmayı sürdüreceğini belirtti.
Hristu, söz
konusu kişilere; tapu almama karşılığında ise,
oturdukları bölgeye yakın olan devlet arazilerinin verileceğini
ifade etti.
"Bu
hareketten, Kıbrıs sorununun çözümüne uzak olunduğu
mesajının alınması mı gerekiyor?"sorusuna
karşılık olarak Hristu, bu hareketin "Her zaman kaybeden,
yerinden olanların (göçmenlerin) konut açısından
desteklenmesi" amacını taşıdığını
belirterek planın, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili hiçbir
şeyin yerine geçmediğini, Rum Yönetimi'nin bilinçli olarak
Kıbrıs Türk mallarının istimlâk edilmesi konusunu
dışarıda tuttuğunu da söyledi.
DİSİ
Başkan Vekili Averof Neofidu ise yaptığı açıklamada,
konunun göğüslenmesinde yaşanan gecikmeyi eleştirmesine rağmen
karardan dolayı duyduğu memnuniyeti de dile getirdi.
Rum
Yönetimi'nin bu adımını, olumlu olarak nitelendiren Neofidu,
bugün hükümet edenlerin, bu konuda, sekiz yıl Rum göçmenlere, parti
çıkarları için eziyet çektirdiğini söyledi ve o dönemde muhalefette
olanların, tapu verilmesi konusunu bloke ettiklerini de
anımsattı.
Haberi
"Tapu Verilmesi Konusunda Seçim Öncesi Karar-Göçmenlerin Gözlerini
Boyadılar" başlığıyla duyuran Alithia, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un açıklamalarına
geniş yer verdi.
Habere göre,
Papadopulos, Rum Yönetimi'nin; Kıbrıs Türk toprağı üzerine
inşaa edilmiş olan evlerde oturan 8 bin 500 aileye hali arsa
verileceğini, Kıbrıs Türk evlerinde oturan 5 bin Rum'un da
aynı haktan yararlanacağını söyledi.
Plan
çerçevesinde 13 bin göçmene tapu verileceğini belirten Papadopulos,
Kıbrıs Türk evlerinde oturanlar veya Kıbrıs Türk
toprağı üzerine inşa edilmiş evlerde oturan Rumların
bu evleri kullanmayı sürdüreceğini de vurguladı.
Geçmiş
yıllarda bu sorunun parça parça çözümlenmeye çalışıldığını
ancak konunun adil bir biçimde çözümlenmediğini belirten Papadopulos,
geçmişte bazı kişilerin tapu aldığını, ancak
çoğunlukta olan diğer göçmenlerin ise bundan yararlanmadığını,
bu nedenle bugünkü hükümet partilerinin, konunun adil bir biçimde göğüslenmesine
çalıştıklarını söyledi.
"Türk
işgal ve istilasının" sürmesi nedeniyle, adaletin tam
olarak sağlanmasının mümkün olmadığını
savunan Papadopulos, "işgal ve istilanın" Rum
halkını yaralayan, haksızlığın kaynağı
olmayı sürdürdüğünü de iddia etti.
Papadopulos,
tapu verilmesine ilişkin planın kolay ve basit bir konu
olmadığını belirterek konunun karmaşık
olmasının göz önünde bulundurulması gerektiğini de söyledi.
Papadopulos son
olarak, arsa ayırımı sırasında, çevre
konularının da dikkate alınacağını aynı
zamanda, kırsal yerlerin çevresine kurulacak olan "uydu evlerin"
kurulmasından dolayı ortaya çıkacak olan sosyal, ekonomik ve
diğer sorunların da göğüsleneceğini ifade etti.
KIBRIS 20/02/06
Türk'ten Rum'a 2 bin 304 dönüm mal
1974'ten
Aralık 2005'e kadar geçen 32 yılda Kıbrıslı Türklerin,
Kıbrıslı Rumlara "dünyanın malını"
sattığı ortaya çıktı. Mal satımının en
yoğun olarak yaşandığı yıl ise Kıbrıs
sorununda en hareketli dönemin yaşandığı 2004
yılına rastlıyor
Türk'ten Rum'a
2 bin 304 dönüm mal
ANNAN PLANI
SATIŞI TETİKLEDİ... Rum basınına göre
Kıbrıslı Türkler, 1974 yılı ile Aralık 2005
yılları arasında Kıbrıslı Rumlara 2 bin 304
dönümlük mal sattı. Mal satımı yoğun olarak 2004
yılı içinde yaşanırken, Rum kesimi bunu Annan Planı'na
bağladı. Mal satışının bu dönemde
yaşanması nedeniyle de BM Genel Sekreteri Kofi Annan
"komisyoncuya" benzetildi
SATAN SATANA...
Devredilen taşınmaz mallar, bin 721 dönüme denk gelen 436 parselden
oluşurken, en çok devir işlemi, 85 işlemle ve toplam 852
dönümlük arazi ile Larnaka'da gerçekleşti. Larnaka'yı, 28 işlem
ve toplam 505 dönüm ile Limasol, 18 işlem ve 216 dönüm ile Lefkoşa ve
son olarak 12 işlem ve 148 dönüm ile Baf bölgeleri izledi
Kıbrıslı
Türklerin 1974'ten bu yana, yoğunluğu 2004 yılı olmak üzere
Kıbrıslı Rumlara 2 bin 304 dönüm arazi sattığı
ortaya çıktı.
Rum
basınına göre bu malların satışı, 1974'ten
Aralık 2005 dönemi arasında 32 yılda gerçekleşti. Ancak mal
satımı en yoğun olarak 2004 yılında yaşandı.
Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan Simerini, "Genel Sekreter'in Planıyla
Yoğun Faaliyetler---Annan'nın Komisyonculuğuyla,
Kıbrıslı Türkler Rumlara Toprak Satıyor"
başlıklı manşetten verdiği haberinde,
Kıbrıslı Türklerin, mallarını Rumlara satmaya büyük
ilgi gösterdiğini, bu ilginin daha çok 2004 yılında,
referandumdan önce arttığına da dikkat çekti.
Gazete, haberi
yayımladığı sayfada ise "2 bin 304 dönüm toprak 2005
sonuna kadar Rumlara satıldı---Kıbrıs Türk malları el
değiştiriyor" spotlarını kullandı ve ilgili
makamlardan aldığı bilgilere dayanarak, 1974'ten Aralık
2005 tarihine kadar Kıbrıslı Türklere ait taşınmaz
malların Rumlara devredilmesiyle ilgili 143(devir) işlem
yapıldığını yazdı.
En fazla
Larnaka'da
Söz konusu
devredilen taşınmaz mallar, bin 721 dönüme denk gelen 436 parselden
oluşurken, en çok devir işlemi, 85 işlemle ve toplam 852
dönümlük arazi ile Larnaka'da gerçekleşti. Larnaka'yı, 28 işlem
ve toplam 505 dönüm ile Limasol, 18 işlem ve 216 dönüm ile Lefkoşa ve
son olarak 12 işlem ve 148 dönüm ile Baf bölgeleri takip etti.
Buna göre,
güneydeki Türk mallarının toplamı 848 bin 858 dönüm iken, bin
721(%0.2'si)dönümü Rumlara devredildi.
Gazete, yine
aynı kaynaklara dayanarak, (Aralık 2005 tarihine kadar) bin 583
dönümlük Türk toprağının devir işleminin, Kıbrıs
Türk Malları İdaresi'nde onaylanmasının beklendiğini de
yazdı.
Buna göre,
"Lefkoşa'da" 10 parsel (11dönüm) ile ilgili 3 satış,
Limasol'da; 105 parsel (520 dönüm) ile iligili 28 satış, Larnaka'da;
252 parsel (928 dönüm) ile ilgili 69 satış, Baf'ta ise; 24 parsel
(124 dönüm) ile ilgili 22 satış askıda bulunuyor.
Rum dairelerine
akın...
Gazete,
Kıbrıslı Türklerin, özellikle 2004 referandumu öncesinde gerek
merkezi tapu dairelerine, gerekse kaymakamlıklara giderek, Güney
Kıbrıs'ta sahip oldukları mallar için araştırma
belgesi talep ettiklerini yazdı.
Kıbrıslı
Türklerin araştırma belgeleri için 2003 yılında 152,
2004'te 309 ve 2005 yılında da 199 başvuru
yaptıklarını da belirten gazete, Kıbrıslı
Türklerin ayrıca tapu belgesi nüshası için de 2003'te 67, 2004'te
156, 2005'te ise 119 başvuruda bulunduğunu yazdı.
Loizu KKTC'deki
Rum
mallarına değindi
Alithia
gazetesi özel bir açıklama yapan Rum Taşınmaz Mal Değer
Saptama Memurları Derneği Başkanı Antonis Loizu,
"Kıbrıs sorununun, ivedi çözümüyle, 'işgal' altındaki
topraklardan, ancak kurtarabildiklerimizi kurtaracağız" ifadesini
kullanarak, KKTC'deki Rum mallarının "gasp" edildiğini
de savundu.
Rum
mallarının "gasp edilmesi" konusunu ele alan Rum
Dışişleri Bakanlığı
çalışanlarının, konuyu nasıl göğüsleyeceklerini
çok iyi bilmediklerini söyleyen Loizu, bu konudaki tutumu nedeniyle yetkilileri
eleştirdi.
Loizu, bu
konunun önceki gün ortaya çıkmadığını, kendilerinin
bir yıldan fazladır bu konu hakkında ilgililere mektup
yazdığını ve kendilerine "iyi işler
yapılıyor" yanıtının verildiğini söyleyerek
sonucun ortada olduğunu da belirtti.
Bilindiği
gibi Loizu hafta içerisinde, Rum mallarının "gasp
edilmesinin" önlenmesi amacıyla, Rum Meclisi Ticaret Alt Komitesi'ne
öneride bulunmuş, satış işlemlerine
karışanların cezalandırılmasını talep
etmişti.
Loizu, konunun
göğüslenmesi için bir dizi tedbir alınması gerektiğini bu
çerçevede internetin doğru bir biçimde kullanılması, genelgeler
yayımlayarak, yabancıların bilgilendirilmesi gerektiğini de
söyledi.
KIBRIS 20/02/06
Papadopulos: Değişiklik önerilerimizi BM kabul etti
Değişiklik
taleplerinin BM tarafından kabul edildiğini söyleyen Papadopulos,
''Bundan sonraki çözüm çabalarında hakemlik ve zaman
sınırlaması olmayacak, sadece üzerinde uzlaşma
sağlanmış bir çözüm halkların onayına sunulacak. Bu,
büyük birbaşarıdır'' dedi
Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs'ta bundan sonraki çözüm
çabalarının başarıya ulaşması için Rum
tarafının yapılmasını gerekli gördüğü
değişikliklerin BM tarafından kabul edildiğini söyledi.
Papadopulos,
Atina'da yayımlanan Ethnos gazetesine verdiği demeçte,
Kıbrıs'ta önceki çözüm çabalarının
başarısızlıkla sonuçlanmasında BM'nin hakemlik rolünün
olumsuz etkilerinin bulunduğunu ileri sürdü.
Rum
tarafının bu konudaki değişiklik taleplerinin BM
tarafından kabul edildiğini söyleyen Papadopulos, ''Bundan sonraki
çözüm çabalarında hakemlik ve zaman sınırlaması olmayacak,
sadece üzerinde uzlaşma sağlanmış bir çözüm halkların
onayına sunulacak. Bu, büyük bir
başarıdır''
dedi.
New York'ta
2004 yılında yapılan toplantıda BM'nin hakemliğini
kabul etmekle ''hata ettiklerini'' belirten Papadopulos, bunun ''Rum
tarafının aleyhine''olduğunu öne sürdü. Rum lideri, ''BM'ye
güvenerek hakemliği kabul ettik. Ancak, hakemlik konusu öngörülmeyen
başka alanlara da yayıldı. Bunun sonucunda da, Genel Sekreter
Türk ordusunun belirli bir bölümünün Ada'da kalmasına ve Türkiye'nin
yüksek müdahale hakkına sahip olmasına karar verdi. Bunun
dışında, Burgenstock'da (İsviçre) da, Türk
tarafının on bir yeni talebinden on buçuğu bizimle hiçbir
müzakereye girilmeden kabul edildi'' dedi.
Rum
tarafının Annan Planı'nda yapılmasını
istediği değişiklikler arasında ''ortak ekonomi ''ve
''siyasi eşitlik''gibi konuların bulunduğunu belirten
Papadopulos, bunların gerçekleşmesinin olası bir çözümün
işleyebilirliğini kolaylaştıracağını öne
sürdü.
Papadopulos,
görüşleriyle Kıbrıs'ı bölünmeye sürüklediği yolundaki
değerlendirmelere ilişkin bir soruyu yanıtlarken de,
''Aslında Ada'yı bölünmeye sürükleyenin Annan Planı
olduğunu'' savundu.
Annan
Planı'nın KKTC'nin tanınması dışında
Türklerin tüm isteklerini karşıladığını öne süren
Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin aslında KKTC'nin
tanınmasına gerek duymadıklarını, çünkü Rum kesiminin
üyeliğiyle birlikte AB vatandaşı olduklarını söyledi.
Papadopulos, bu
görüşlerini geçen Nisan ayında Moskova'da
karşılaştığı Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'a da aktardığını kaydetti.
Türkiye'nin AB
üyeliğine de değinen Papadopulos, Türkiye'nin üyeliğinin
Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantılı olduğunu
ileri sürmenin ''yanlış bir algılama örneği'' olduğunu
söyledi.
Papadopulos, Türkiye'nin
AB sürecinde ellerinde çok sayıda veto imkanı bulunduğunu
belirterek, ''AB üyeliğinin Kıbrıs konusuyla
bağlantılı olmasını Türkiye kendisi istiyor. Türkiye,
AB'ye karşı olan yükümlülüklerini sadece Rumların Annan
Planı'ndaki 'mantıklı' önerileri kabul ettiğinde yerine
getireceğini söylüyor. Sonuç olarak, bazılarının
dikkatsizce kurdukları bu bağlantı bize değil, Türkiye'ye
yardımcı oluyor'' diye konuştu.
Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri, önümüzdeki günlerde BM Genel Sekreteri ile
yapacağı görüşmeye ilişkin bir soru üzerine de,
Kıbrıs ile ilgili tüm konuların ele alınacağı bu
görüşmede, yeni bir müzakere turu hakkında ne gibi
hazırlıkların yapılması gerektiği konusu üzerinde
duracaklarını belirtti.
KIBRIS 20/02/06
BM:
Kıbrısta hakemlik dönemi bitti
Birleşmiş
Milletler, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için, örgütün
hakemliğine başvurma döneminin bittiğini kabul etti.
NTV
Güncelleme: 04:01 ET 21 Şubat 2006 Salı
NEW
YORK - New Yorktaki üst düzey bir Birleşmiş Milletler yetkilisi,
Kıbrısla ilgili hakemlik konusunun, Annan Planıyla ilgili
istisnai bir döneme ait olduğunu ve buna, tarafların
rızasıyla son çare olarak başvurulduğunu kaydetti. Yetkili,
artık bu dönemin bittiğini kabul etmek gerektiğini söyledi.
Annanın müzakereleri yeniden başlatmaya şu aşamada
hazır olmadığını hatırlatan yetkili, Rum
tarafında Mayısta yapılacak parlamento seçimlerinin
ardından, Genel Sekreterin, yardımcısı İbrahim
Gambariyi, Adaya göndermeyi planladığını bildirdi.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos müzakerelerin başlayabilmesi için,
Birleşmiş Milletlerin hakemliğinin olmamasını,
görüşmelerin sıkı bir takvime bağlanmamasını ve
ancak üzerinde uzlaşılmış bir çözümün halkın
onayına sunulmasını şart koşuyor.
ABD, KKTC ile doğrudan ticarete hazırlanıyor
ANKA
Washington Times gazetesi, ABDnin Kıbrıslı
Türkler ile doğrudan ticareti başlatmaya
hazırlandığını yazdı. ABDnin Rum Yönetiminin
karşı çıktığı adımları atmaya
hazırlandığını belirten gazeteye konuşan bir ABD
yetkilisi de, "Doğrudan ticareti kolaylaştırmak için
doğrudan yardım sağlıyoruz" dedi.
Washington Times gazetesi, Nicholas Kralev imzalı haberinde ABDnin
Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete
hazırlandığını yazdı. Gazete, "ABD, 30
yıl önce Türkiye tarafından işgal edilmesinden bu yana ilk kez
Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticareti başlatmaya
hazırlanıyor" ifadesini kullandı. Gazete, ABDnin Rum
Yönetiminin yavaş yavaş tanıma olacağı gerekçesiyle
karşı çıktığı adımları atmaya
hazırlandığını belirtti.
ABD hükümetinin ve şirketlerinin halen Kıbrıslı Türkler ile
potansiyel ihracatçıların uygulamalarının dünya
standartlarına yükseltilmesi için ortak çalışmalar
yaptıklarını kaydeden gazeteye konuşan bir ABD
Dışişleri Bakanlığı yetkilisi de, ABDnin Kuzey
Kıbrısın izolasyonunun hafifletilmesini adanın yeniden
birleştirilmesinin en iyi yolu olarak gördüğünü söyledi.
DOĞRUDAN TİCARET İÇİN DOĞRUDAN YARDIM
Yetkili, "Doğrudan ticari kolaylaştırmak için doğrudan
yardım sağlıyoruz. Halen Kuzey ile Güney arasındaki
ekonomik farkı oldukça büyüktür. Birleştirmek için bu
farklılıkları azaltmak lazım" diye konuştu.
Washington Times, Washington and Londranın doğrudan ticarete izin
verilmesi çağrısında bulunduklarını ancak Rum
Yönetiminin Kuzeyde üretilen malların Güneydeki limanlar üzerinde ihraç
edilmesini istediğini anımsattı.
RUM BÜYÜKELÇİSİ: FİİLİ TANIMA OLACAK
Bu arada, Washington Timese konuşan Rum Yönetiminin Washington
Büyükelçisi Euripides Evriviadis ise, Kuzey Kıbrıstaki
limanların açılmasının KKTCyi "fiilen"
tanıma anlamına geleceğini savundu.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Strawun KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşmesi gibi
temasların KKTCnin meşruluğunu
arttırdığını öne süren büyükelçi, "ABD,
Kıbrısa Türkiye ile olan stratejik ilişkileri
açısından bakıyor" iddiasında bulundu.
ABD YETKİLİSİ KKTC YÖNETİMİYLE GÖRÜŞECEK
Buna karşın, Washington Times, Kuzey Kıbrısı ziyaret
etmeyi planlayan bir ABD yetkilisinin Kıbrıslı Türk
yetkilileriyile görüşeceğini söylediğine dikkat çekti. Söz
konusu yetkili, gazeteye ABDnin KKTCyi tanımadığını
ve tanımayacağını belirterek "İki ayrı
devlet istemiyoruz. Birleşik bir ada istiyoruz.
Yaptığımız hiç bir şey yavaş yavaş
tanıma olarak değerlendirilmemelidir" dedi.
Aynı yetkili, Kıbrıslı Türklerin Annan Planında
"ciddi tavizler" verdiklerini, bu nedenle ödüllendirilmesi
gerektiğini savundu.
HURRIYET
21/02/06
Güzelyurt kalkınacak
PLANA
SAHİP ÇIKILSIN... Cumhurbaşkanı Talat, Güzelyurt
halkının GÜKAD'ın anketinde endişelerini ortaya
koyduğuna işaret ederek, hükümetin son zamanlarda Güzelyurt
bölgesinin kalkınmasını hedefleyen bir plan
hazırladığını anımsattı. Planın,
bölgenin gelişmesine cevap verebileceğini belirten Talat, "Bu
plana hep beraber sahip çıkılması gerekir. Güzelyurt halkı
bölgeye ağırlık vererek yatırım yapma istekliliği
ile hareket etmelidir" dedi
GÜZELYURT'UN
ÖNEMİ BÜYÜK... Talat: Kıbrıs sorunu ile Güzelyurt'un çok büyük
bir ilgisi vardır. Güzelyurt geçmişte bütün pazarlıkların
odak noktası idi. Annan planında da öyleydi. Buna rağmen
Güzelyurt'ta çok büyük bir oranla Annan planına destek ortaya çıktı,
çünkü, gelecek belirtisi bölge insanının olumlu oy kullanmasına
yol açmıştır. Güzelyurt insanı geleceğini
aydınlatmak için yerini, evini, iş yerini
değiştireceğini bile bile ve ülkede barışın
egemen olması için fedakarlık yaparak oy kullanmıştır
GÜZELYURTLU
PRESTİJİMİZİ ARTIRDI... "Güzelyurt halkının
Annan planına desteği, Kıbrıs Türk toplumuna dünyada büyük
bir prestij kazandırmıştır. Bu insanlar fedakarlıkta
bulunabileceklerini göstermiştir. Güzelyurt'un tutumu üzerinden, bütün
Kıbrıslı Türklere bakılmıştır ve 'işte
Kıbrıslı Türkler çözüm ve barış için fedakarlıkta
bulunabiliyorlar' denmesini sağlamıştır. Güzelyurt
insanı Kıbrıs Türkünün uluslararası alandaki görünümünün
değişimine çok büyük katkıda bulunmuştur"
Ali CANSU
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Güzelyurt halkının Güzelyurt İlçesi
Geliştirme ve Kalkındırma Derneği'nin (GÜKAD) anketinde
endişelerini ortaya koyduğuna işaret ederek, hükümetin son
zamanlarda Güzelyurt bölgesinin kalkınmasını hedefleyen bir plan
hazırladığını anımsattı. Planın, bölgenin
gelişmesine cevap verebileceğini belirten Talat, "Bu plana hep
beraber sahip çıkılması gerekir. Güzelyurt halkı bölgeye
ağırlık vererek yatırım yapma istekliliği ile
hareket etmelidir" dedi.
Güzelyurt
İlçesi Geliştirme ve Kalkındırma Derneği'nin düzenlediği
ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın konuşmacı olarak
katıldığı "Kıbrıs konusundaki son
gelişmeler" isimli konferans dün akşam saat 19.30'da
Güzelyurt'taki Atatürk Kültür Merkezi salonunda yapıldı.
Konferansa,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Meclisi Başkanı
Fatma Ekenoğlu, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Güzelyurt
Kaymakamı Cemal Türkler, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem
Müdürü Asım Akansoy, CTP Güzelyurt milletvekilleri Ramadan Gilanlıoğlu
ve Nazım Beratlı, Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve
Kalkındırma Derneği Başkanı Dt. Hakan Kuntay, dernek
üyeleri, ile kalabalık bir halk topluluğu katıldı.
Güzelyurt
insanı her görüşme döneminde etkilendi
Konferansta ilk
konuşmayı yapan Güzelyurt İlçesi Geliştirme ve
Kalkındırma Derneği Başkanı Dt. Hakan Kuntay, Kıbrıs
görüşmelerinin her döneminde Güzelyurt bölgesinin çok fazla
etkilendiğini vurguladı.
Kuntay,
özellikle 1980 sonrası döneme bakıldığı zaman
Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili birçok konuda birtakım
pazarlıklar ve haritaların gündeme gelmesi sebebiyle bölge
insanının doğal olarak kendi geleceği ile ilgili
belirsizlik süreci içerisine girdiğini ve buna paralel olarak kendi
yaşadığı topraklardan başka bölgelere göç
ettiğini kaydetti.
Güzelyurt'un
1980 sonrasında çok ciddi bir göç süreci
yaşadığını anlatan Kuntay, Annan planına
bakıldığı zaman ise bölgenin durumunun
netleştiğini kaydederek, referandumda bölge insanının çok
net bir tavır ortaya koyduğunu ifade etti.
Kuntay,
"Güzelyurt halkı referandumda kullandığı evet oyu ile
çözüme karşı olan istemini, çözümsüzlükten, belirsizlikten
yaşadığı sıkıntıyı yüzde 64 evet oyu
ile tüm bölgelere göre en fazla Annan planına evet oyu kullanan bölge
olmuştur. Şu bir gerçektir ki bölge insanının kendi geleceğini
görmesi konusunda her zaman bu sekmendin içerisinde olmuştur. Annan
planında da ortaya koyduğu tavırda artık bir takım
şeylerin yapılması gerektiğini ortaya koymuş ve
referandum sonrasında ortaya yeni bir süreç
çıkmıştır" dedi.
Referandum
öncesi ve sonrasında GÜKAD'ın yayınladığı
bildirilerde bölge insanının artık somut, elle tutulur
adımlar atılması gerektiğini ortaya koyduğunu ifade
eden Kuntay, bölge insanının artık çözümsüzlükten
kurtulması gerektiğini ortaya koyduklarını söyledi.
GÜKAD'ın
son dönemde çok kapsamlı bir anket yaptırdığını
ve bu ankette bölge insansının bir yerde umutsuzluğunu ve içinde
olduğu belirsizliği ve bir yerde de umudunu rakamsal olarak ortaya
koyduğunu anlatan Dt. Kuntay, konuşmasına şöyle devam etti:
"Anketimizde
çok önemli ve kritik olan 'Güzelyurt ilçemizde en önemli üç sorun nedir?' diye sorulduğu
zaman bölge insanının yüzde 82.3'ünün gelecek belirsizliğini, en
önemi sorunları olarak ortaya koymuştur. Yani, her 10 kişinin 8
kişisi oturup konuştuğu zaman 'biz ne olacağız?' dediğini
ortaya koymuştur. Fakat, anketimizde umut da vardı. Bostancı
sınır kapısının, ODTÜ Güzelyurt Kampusu'nün ve de
ODTÜ'nün çevresinde bir yapılanmanın başlamasına bölge
insanının yüzde 70'e yakın bir destek verdiği de ortaya
çıkmıştır.
Özellikle son
dönemde Bakanlar Kurulu'nun almış olduğu Güzelyurt iktisadi
kalkınma planı kararı, bölge için büyük umut
ışığıdır. Bu plan bize Güzelyurt
insanının geleceği açısından büyük önem arz ediyor.
Yalnız, bunun kent merkezi ile şekillendirilmesinin ve kent
merkezinin bir çekim merkezi haline getirilmesi çok önemlidir."
Talat: GÜKAD'ın
yaptırdığı anket önemli
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, konferansta yaptığı konuşmada,
GÜKAD'ın Güzelyurt için son bir adım daha atarak, Güzelyurt
insanının ne düşündüğünü yaptığı anket ile
tespit ettiğini söyledi.
Talat,
GÜKAD'ın, Kıbrıs sorununun çözüm planının
tartışıldığı günlerde Güzelyurt adına
konuşan ve Güzelyurt'u hem içte hem dünyada tanıtan bir sivil toplum
örgütü olarak, Annan planı sonrası görevinin bitmediğinin bilinci
ile hareket edip Güzelyurt halkının ne düşündüğünü büyük
bir anket ile saptadığını kaydetti. Talat, bunun sadece
içte değil, dünyada önemli bir etki yaptığını
kaydetti.
Bunun sadece
Kıbrıs Türk toplumu arasında değil, gerek Avrupa
Parlamentosu'nda, gerekse başka merkezlerde insanların
görüşlerinin yavaş yavaş değişmekte olduğunu ve
bu değişimin nedenlerini değerlendirmek durumunda
kaldığını, bunun da çok önemli bir işaret
olduğunu anlattıklarını kaydeden Talat, insanların
düşünce ve eğilimlerinin değişiminin gözlemlenip değer
verilmesi gereken bir husus olduğunu ve buna herkesin özel önem vermek
zorunda olduğunu belirtti.
"Güzelyurt
insanı, Kıbrıs Türkünün
uluslararası
alandaki görünümünü değiştirdi"
Hükümetin son
zamanlarda Güzelyurt bölgesinin kalkınmasını hedefleyen bir plan
hazırladığını ve bu gelişmelere cevap verebilecek
bir plan olduğunu anlatan Talat, bu plana hep beraber sahip
çıkılması çağrısında bulundu. Güzelyurt
halkının bölgeye ağırlık vererek yatırım
yapma istekliliği ile hareket etmesi gerektiğini söyleyen Talat,
konuşmasına şöyle devam etti:
" 'Hükümet
ve devlet yapsın' diyerek bir kenara çekilmemek gerekir. Devletin
yapacakları sınırlıdır ama işi yapacak olan
insanlarımızdır. Bu bölgeye Kıbrıslı Türklerin
sahip çıktığının bir göstergesi olarak, bu plana dört
elle sarılması gerekir. Peki, bunun Kıbrıs sorunu ile
ilgisi nedir? Kıbrıs sorunu ile Güzelyurt'un çok büyük bir ilgisi
vardır. Güzelyurt geçmişte biliyorsunuz, bütün
pazarlıkların odak noktası idi. Annan planında da öyleydi.
Buna rağmen Güzelyurt'ta çok büyük bir oranla Annan planına destek
ortaya çıkmıştır. Çünkü, daha önce de
vurgulandığı gibi, gelecek belirtisi bölge insanının
olumlu oy kullanmasına yol açmıştır. Güzelyurt insansı
geleceğini aydınlatmak için yerini, evini, iş yerini
değiştireceğini bile bile ve ülkede barışın
egemen olması için fedakarlık yaparak oy kullanmıştır.
Güzelyurt'un bu tutumu Kıbrıs Türk toplumuna dünyada büyük bir
prestij kazandırmıştır. Güzelyurt'un tutumu üzerinden,
bütün Kıbrıslı Türklere bakılmıştır ve
'işte Kıbrıslı Türkler çözüm ve barış için
fedakarlıkta bulunabiliyorlar' denmesini sağlamıştır.
Güzelyurt insanı Kıbrıs Türkünün uluslararası alandaki
görünümünün değişimine çok büyük katkıda bulunmuştur."
"Kıbrıs
sorunu ciddi bir dönüşüm yaşıyor"
Talat,
Kıbrıs sorununun ciddi bir dönüşüm
yaşadığını kaydederek, bu dönüşümün
sancılı gerçekleştiğini belirtti.
Uluslararası
toplumun Kıbrıs'a bakışının ve bunun
politikalarına yansımasının gelgitlerle,
sıkıntılarla ve krizlerle birlikte
yaşandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,
bunun son derece önemli olduğunu kaydetti.
Kıbrıs
sorununun düz bir çizgi izlemesinin beklenemediğini de anlatan Mehmet Ali
Talat, "Ne yazık ki Kıbrıs, Avrupa Birliği'ne tek
yanlı Rum yönetiminde girdikten sonra uluslararası hukuku
arkasına alan Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs
Türk halkının siyasi eşitliğine ve bununla yetki
paylaşımına yaklaşacak bir politikası yoktur.
Olmadığı için de o gücü elinden alıyor. Rum yönetimi lideri
Eylül 2005'te BM Genel Kurulu'nda söylediği gibi, ozmosis yolu ile
Kıbrıs'ın kuzeyi ile Kıbrıs'ın genelini yani Rum
tarafını birleştirmeyi hedef aldığını
duyurabiliyor" dedi.
Bunun son
derece önemli olduğunu anlatan Talat, bunun Rum kesiminin BM tarihinde
olmayan yeni bir politikası olduğunu ifade ederek, ozmosis yolu ile
Kuzey Kıbrıs'ın bütününe bağlanıp asimle edilmesi
olduğunu kaydetti.
Bugüne kadar
ise BM'nin Kıbrıs sorununun parametreleri konusunda
aldığı onlarca Güvenlik Konseyi karar ve 10 tanenin üzerinde de
genel kurul kararının bulunduğuna işaret eden Talat, daha
önce yapılan anlaşma ve planların tümünde ozmosis
olmadığını ve iki toplumu siyasi eşitliğine
dayalı iki bölgesi, iki kesimli federal bir çözümün var olduğunu
söyledi.
Rum yönetiminin
Kıbrıs adına Avrupa Birliği'ne girdikten sonra bu
politikayı değiştirme eğilimine girdiğini ve
Kıbrıs'ın ozmosis yolu ile birleşeceğini ifade etmeye
başladığını söyleyen Mehmet Ali Talat,
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bir
yandan Rum kesiminde böyle bir politika kesimi yaşanırken. KKTC'de
ise büyük bir politik dönüşüm yaşanmıştır ve
geçmişin sürekli olarak 'Aman sakın ha Kıbrıs Avrupa
Birliği'ne çözümsüz girmesin. Girerse işimiz çok zor olur' diyen
politik hareketleri iktidara getirdi. Bir yandan Güney Kıbrıs'ta
Kıbrıs sorununa yönelik bir dönüşüm yaşanırken, onun
tersi bir dönüşüm de Kuzey Kıbrıs'ta
yaşanmıştır. Bu, yeni bir durumdur. Dünya bunu bir anda
algılayamaz. Dünyanın merkezi Kıbrıs değildir. Dünya
insanlarının bunu anlayıp diğer yükümlülüklerini de dikkate
alıp devlet politikalarına yansıtması kolay değildir.
Şu anda bu
süreç yaşanıyor. Adım adım dünyaya görmekte
zorlandıkları bu gerçekleri hep beraber gösteriyoruz. Sivil toplum
örgütlerimizin uluslararası kuruluşlara yaptıkları
başvurular daha büyük bir toleransla karşılanıyor. Ancak,
buna karşı Kıbrıs Rum tarafının engel
çabaları da çok şiddetli çatışmaların
yaşandığı arenalara dönüşüyor.
Bu süreci
başarı ile sonuçlandıracağımıza inanıyorum.
AB'de hangi ülke dönem başkanlığını üstleniyorsa
Kıbrıs meselesini yeni baştan öğreniyor. Bazı ülkeler
bize geçmişte baktığından çok farklı bakıyor.
Bunlar, sabır ve uğraş gerektirir ama, 'Su evleğe girdi' bu
doğru yere akacak. Bunun için sabır ve dayanışma gerekiyor.
Bunu iç politikada hem insanımızın direnme gücünü artıracak
ekonomik ve sosyal politikalarla takviye etmek gerekiyor. Olası bir pazarlıkta
bizim elimizi güçlendirecek olan ekonomik ve sosyal yapının
sağlamlaştırılması gerekiyor. Kıbrıs
sorununu ele alınırken, içteki yapı çok önemlidir. Ekonomisi
sağlam bir ülke sonuçta çok direngen ve pazarlık gücü olur.
Zayıf olan ülke güçlü bir pazarlık yapamaz. Ekonomimizi güçlendirmek
Kıbrıs sorunundan daha önemlidir. Bunun küçümsememek gerekir."
"Çözüm
olmadı diye çözümü beklememeliyiz"
Talat, KKTC'nin
dünyada tanınmadığını ancak Kıbrıslı
Türklerin kendilerini yönettikleri demokratik kurumları olan,
yöneticilerinin seçimle iş başına geldiği bir mekanizma
olarak, KKTC'nin rolünün çok önemli olduğunu söyledi.
İnsanımızı
demokratik, çağdaş ve uygar yaşatacak kurumlara ihtiyacı
olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Talat, buna büyük önem verilmesi
gerektiğini belirtti.
Gelecekte
masaya oturulduğu zaman Türk tarafının elinin güçlü olması
için buna ihtiyacı olduğunu kaydeden Talat, şöyle konuştu:
"Çözüm
olmamıştır diye çözümü bekler bir noktada olmamamız
gerekir. İzolasyonları ortadan kaldırmaya yakın
olduğumuz bir dönemde bunu hiç yapmamamız gerekir. Artık,
Kıbrıs Türk ekonomisini güçlendirmek, kalkındırmak ve Güney
Kıbrıs ile eşitlemek, kurumlarımızı bütün yönleri
ile güney ile rekabet edebilecek duruma getirmek çok önemlidir. Temel görev,
şu anda budur. Yakın bir gelecekte Güney Kıbrıs Rum
yönetimi yüzünden çözüm görünmüyor. Bunu Rum yönetimi lideri, siyasi partileri,
BM Genel Sekreteri söylüyor. Dolayısı ile bu gerçeklik benim kötümser
bir teşhisim olarak bu tanımlama görülemez. Bu görülmediğine
göre o zaman biz kendi iç yapımımızı güçlendirmeye
çalışmalı ve çözüm durumunda onlarla rekabet yapmaya hazır
olmalıyız."
Bir yandan
elimizi barış için, çözüm için hiç bir zaman aşağıya
indirmemiz gerektiğinin üzerinde duran Talat, dünyanın buna
baktığını kaydederek, "Elimizin barış için,
Kıbrıs'ı birleştirmek için uzatılmış olarak
durması istenen , çağdaş ve arzulanan
yaklaşımdır. Bunu değiştirmeden kendi iç ekonomimizi
güçlendirmek için elimizden gelen bütün çabayı ortaya koymamız
gerekiyor" dedi.
KIBRIS 21/02/06
Direkt uçuş işinin rayına girdiği
kanaatindeyim
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
Türkiye Kültür
ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Londra ziyaretinde gazetemiz için
Kıbrıs turizmindeki son gelişmeleri değerlendirdi.Bakan
Koç, direkt uçuşların başlaması konusunda olumlu sinyaller
vererek, "Ben bu işin rayına girdiği kanatindeyim."
şeklinde konuştu.
Kuzey
Kıbrıs'a direkt uçuş yapılamamasının ada
turizmini son derece olumsuz etkilediğinin altını çizen ve bu
konuda Türkiye olarak çalışmalarının devam ettiğini
belirten Bakan Atilla Koç, " Direkt uçuşların
başlatılması konusunda olumlu gelişmeler var. Ben bu
işin rayına girdiği kanaatindeyim. Türkiye bu konuda elinden
geleni yapıyor" dedi.
Atilla Koç,
adaya direkt uçuş olmamasının yaratığı negatif
havayı yok etmek için Türkiye ile ortak, paket turların düzenlenmesi
ile ilgili olarak da şunları kaydetti:
"Paket
turlar konusunu çok ciddiye alıyoruz. Hükümet olarak bu konuya sonsuz
destek veriyoruz ve yol gösterici davranıyoruz. Ancak bu işi
asıl yapacak, uygulamaya geçirecek olanlar turizmcilerdir. Bu konuda
turizmcilere büyük önem düşüyor."
Mart
ayında Kıbrıs'a gideceğini söyleyen Bakan Atilla Koç,
"Sürekli olarak KKTC'deki turizm ve kültür bakanlarıyla
görüşüyoruz. Ortak çalışmalarımız devam ediyor. Turizm
de dahil olmak üzere biz her konuda KKTC'nin yanındayız"dedi.
İngiltere'deki
tur operatörleriyle görüşmek üzere 2 günlük resmi ziyaretle Londra'ya
gelen Koç, yabancı turizmcilerin yanı sıra Türk turizmcilerle de
Papegeno Restaurant'ta bir araya geldi. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla
Koç, Türk turizmcilerin önünü açmak için Türk tur operatörlerinin
tanıtım kampanyalarına bakanlık olarak destek vereceklerini
söyledi.
Ziyaretinin son
gününde Türkiye Kültür ve Turizm Ofisi'nde bir basın toplantısı
düzenleyen Atilla Koç, Türk medyasının kuş gribi ile ilgili
abartılı haberler yaptığını iddia ederek, bu
durumdan şikayetçi oldu. Medyaya yüklenen Bakan Koç, "Türk
medyası ülkemizdeki kuş gribi olayını fazlasıyla
abarttı. Şu an Avrupa'nın her yerinde kuş gribi var. Niye
şimdi yayınlamıyorsunuz haberleri? Girit'te kuş gribinden 1
kişi öldü. Hangi Yunan gazetesinde okudunuz bunu? Bizim
günahımız neydi bunun acısını bizden ve Türkiye'nin
turizminden mi çıkardınız?" şeklinde serzenişte
bulundu.
Bakan Koç daha
sonra, "Türkiye'ye dokunmayın. Bakın 'Türkiye'ye gitmeyin'
uyarısında bulunan Yunanistan Sağlık Bakanı
makamından oldu" diyerek espri yaptı.
Kuş
gribinin Türkiye turizmini olumsuz etkilediğini ancak istatistik olarak
bir rakam vermek için erken olduğunu belirten Kültür ve Turizm Bakanı
Koç, gribin yarattığı olumsuz havayı yok etmek için
yurtdışı ziyaretlerini artırdığını ve
bu konudaki çalışmalara ağırlık verdiğini de
sözlerine ekledi.
KIBRIS 21/02/06