Türkiye’nin iki engeli var’

AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn müzakere sürecinde Türkiye’yi bekleyen en büyük iki engelin Kıbrıs ve reformlar olduğunu söyledi. NTV’nin sorularını yanıtlayan Rehn, bu süreçte tren kazası yaşamamanın Türkiye’nin elinde olduğunun altını çizdi.

NTV-MSNBC

Güncelleme: 10:23 ET 15 Haziran 2006 Perşembe

BRÜKSEL - Türkiye’nin fiili müzakerelere başlamasının çok önemli bir adım olduğunu vurgulayan Rehn, yine de Avrupa’ya giden yolun kısa olmadığını vurguladı.

Sayın Rehn, pazartesi günü ne olduğunu sorarak başlamak istiyorum. Pazartesi günü dışişleri bakanları fiili müzakerelerin başlaması için biraraya geldi ama bu kararı almak yine bir hayli zor oldu. Neler yaşandı ve nasıl uzlaşmaya varıldı anlatır mısınız?

25 üye ülkenin dışişleri bakanları arasında çok kapsamlı ve yoğun tartışmalar yaşadık. Biz bu toplantıda Türkiye ile AB arasındaki fiili müzakereleri bilim ve araştırma başlığında başlatırken Türkiye’ye vermiş olduğumuz sözlerin altını bir kez daha çizdik ve vurguladık. Bildiğiniz gibi fiili müzakerelerin başlaması ileriye dönük olarak atılmış çok önemli bir adımdır. Aynı zamanda Türkiye’nin ek protokolü uygulaması konusundaki yükümlülüğünü birkez daha hatırlattık. Bu yıl içeresinde bu konudaki gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz ve gözlemlerimiz ekim-kasım ayındaki raporlarımızın bir parçası olacak.

*3 Ekim tarihinde itirazları olan ve Türkiye ile AB’nin işlerini zorlaştıran ülke Avusturya’ydı, ama sonuçta bir anlaşmaya varıldı. Bu defa başka bir ülke, Kıbrıs’ın itirazları vardı. Acaba her defasında, her başlığın fiili müzakereleri açılırken aynı şeyleri mi yaşayacağız? Bu tür engelleri nasıl ortadan kaldırabiliriz sizce?

Öncelikle bu konular siyasi anlamda önemli ve aynı zamanda zor olan konular. Bu nedenle zaman zaman bu konuların çözülmesi için dönem başkanlığının komisyonla ve bazı üye ülkelerle birlikte çok gözönünde olmayan bazı çalışmalar yapmasını gerektirir. Bazen bu meselelerin bakanlar toplantısında çözülmesi de zaman alabilir. AB’nin karar alma mekanizmalarının yapısında mevcut olan bir şeydir bu. Ama şunu söylemek istiyorum, hem bilim ve araştırma müzakere başlığının açılması konusunda uzlaşmaya varmamız hem de müzakere başlığının kapatılması ile ilgili pozisyon belgesinde kullanılan ve bu tür durumlarda gelecekte de kullanılacak metinlerdeki ifadeler üzerinde anlaşmamız bence önemli bir sonuç. Ayrıca bu 25 üye ülke arasında hem müzakere başlığının kapatılması hem de Türkiye’den bu yıl içinde beklediklerimiz konusunda siyasi bir anlaşma sağlamış olmamız da önemli bir gelişme.

*Yani ne zaman açılır bilmiyorum ama bir sonraki başlık olan eğitim ve kültür başlığında işler çok daha kolay mı olacak?

Bilim ve araştırma başlığındakine kıyasla çözülmesi çok daha zor olan ve siyasi anlamda büyük önemi olan bazı konular var. Ama müzakere metodoloji açısından belirlediğimiz bazı standartlar da var. Eğitim ve kültür başlığında da büyük olasılıkla çözmemiz gereken bazı siyasi meseleler olacak. Zannediyorum Konsey, Avrupa Komisyonu’nun bu başlıkla ilgili kısa bir süre önce sunduğu tarama raporu ışığında, yakın gelecekte eğitim ve kültür başlığını değerlendirmeye başlayacaktır.

*Peki bu başlığın ne zaman gündeme gelmesini bekliyorsunuz? Muhtemelen Avusturya’nın dönem başkanlığında değil de Finlandiya dönem başkanlığı sırasında gündeme gelecek ama ne zaman olur sizce, Temmuz’da mı yoksa Eylül-Ekim’den sonra mı?

Aslında bu soruyu Finlandiya dönem başkanlığına sormanız gerekir. Ancak önümüzdeki haftalarda eğitim ve kültür başlığı ile ilgili çalışmaların yoğunlaşmasını bekliyorum. Bu meselede alınacak kararlar üye ülkelere bağlı ve bu konuda atılacak adımlara bu üye ülkeler karar verecek.

*Pazartesi günü devam eden görüşmeler sırasında Türk kamuoyu AB’nin çok önemli bir jeopolitik ortağını tek bir üyenin itirazları nedeniyle feda edebileceği izlenmine kapıldı. Durum gerçekten böyle mi?

AB Türkiye’yi çok önemli bir ortak ülke ve sonucu garanti olmasa da tam üyelik için müzakerelere başladığı bir ülke olarak görüyor. Türkiye ile müzakerelere başlamamızın nedenlerinden biri de jeopolitik, stratejik anlamda ve medeniyetlerarası ilişkiler açısından önemli bir ülke olması. Açık olan birşey var, Avrupa açısından gelecek yıllarda karşılaşacağı en önemli güçlüklerden biri İslam dünyası ile sağlam ilişkiler kurmak olacak ve Türkiye nüfusunun çoğunluğu Müslüman, laik ve farklı medeniyetleri sınırları içinde barındıran bir ülke olarak çok önemli bir köprü görevi üstlenecek. Ancak Türkiye müzakere masasındaki ağırlığını, sahip olduğu gücü çok da abartılı değerlendirmemeli. Türkiye’ye ve Türk dostlarıma mesajım; lütfen Türkiye için Avrupa’ya ulaşmanın bir kısayolu olduğunu düşünmeyin. Hiçbir aday ülke için Avrupa’ya ulaşmalarının kısa bir yolu yoktur. Bu nedenle Türkiye’nin üyelik kriterlerini harfi harfine yerine getirmesi ve ek protokolle ilgili yükümlülükleri yerine getirmesi kaçınılmazdır. Reformların aynı hızla devam etmesi, böylece hukukun üstünlüğü ve demokrasinin günlük yaşamın her alanında ve ülkenin her köşesinde bir gerçekliğe dönüşmesi şarttır. İşte ancak bunlar Türkiye’yi daha Avrupalı hale getirir ve Türkiye’nin tam üyeliğinin yolunu açar.

*Türkiye’de bazıları Türkiye ek protokolü uygulasa yani limanalarını Rum gemilerine açsa bile, her defasında önümüze yeni koşul ve yükümlülükler konacağını düşünüyor. Türkiye limanlarını açacak olursa herşey daha kolay mı olacak yoksa başka engeller de çıkacak mı?

AB bu konudaki tavrını geçen Eylül’de açıkça tanımlamıştır. Bu da Türkiye’nin Kıbrıs’la arasındaki ilişkileri normalleştirmesi yolunda adımlar atması anlamına geliyor. İlk adım da Ankara anlaşmasının ek protokolünün imzalanması ve uygulanmasıdır. Aynı zamanda Türkiye’nin çok güçlü bir şekilde reform sürecinin yeniden güçlendirilmesi üzerinde yoğunlaşması gerekiyor. Çünkü bu daha Avrupalı bir ülke ve AB’nin tam üyesi olmanın temelini oluşturmaktadır. Türkiye’nin önünde iki önemli zorluk, iki önemli yol olduğunu görüyorum. Bunlardan biri reform yolu, diğeri de Kıbrıs yolu. Bu her iki yolda da Türkiye’nin ilerleme kaydettiğini görmek istiyoruz.

*    Peki Ekim ya da Kasım ayında siz raporlarınızı açıklamadan önce bir krizi nasıl engelleyebiliriz? Çünkü siz olası bir tren kazasından bahsetmiştiniz, bu bütün haberlerde yer aldı. Olası bir krizi nasıl engelleyebiliriz? Türkiye limanlarını açması bile bu nasıl sağlanabilir? Bu mesele Uluslararası Adalet Divanı’na ya da başka bir uluslararası kuruma sevkedilebilir mi?

Bence Türkiye’nin Ankara Protokolü’nü imzalayarak kabul ettiği ve bu koşulla müzakereleri başlattığımız Ankara Protokolü’nü uygulamak üzerinde yoğunlaşması çok önemli. Türkiye’nin atmayacağı bir adım nedeniyle ortaya çıkacak bir krizi nasıl ortadan kaldırabiliriz diye yaratıcı siyasi çözümler üzerinde yoğunlaşmaktansa ilkini yapmak daha önemli. Her türlü tren kazasını engellemenin en iyi yolu budur ve tren kazası senaryosundan bahsetmemin nedeni hem Türkiye’deki hem de Avrupa’daki herkesi derhal harekete geçirmek konusunda uyarmak istememdi. Çünkü böyle bir tren kazası kimsenin çıkarına olmayacaktır. Ancak böylesi bir tren kazası yaşamamamız için bu krizi çözmek de tamamen Türkiye’nin elindedir.

*Bir tren kazasında, trenlerden birinin yanlış yolda gidiyor olması gerekir. Sizce bu örnekte yanlış yolda giden Türkiye mi?

Belirlenen koşullara uymak ve böyle bir tren kazası yaşanmasını engellemek tamamen Türkiye’nin elindedir. Avrupa Komisyonu bir tren kazası yaşanmaması için kavşak noktalarını kontrol altında tutmak üzere çalışmaya çok alışıktır. Bizden imkansızı başarmamızı da beklemeyin.

*Bundan birkaç ay önce Türkiye’de reform sürecinin durduğuna dair eleştiriler gündeme gelmişti. O zaman siz Türkiye’ye karşı çok nazik davranarak, hızlı bir reform sürecinin ardından biraz beklemenin, biraz yavaşlamanın doğal olduğunu söylemiştiniz. Ama acaba Türkiye çok mu fazla bekledi ve yavaşladı?

Son derece cesur ve önemli reformların hayata geçilrimesinin ardından doğal olarak bir nefeslenip dinlenme dönemi yaşandı. Tabii bu dönemde yeterli derecede olmasa da reformaların uygulanması süreci de devam etti. Ama şu anda açık olan bir şey daha var; bu nefes alıp dinlenme dönemi çok uzun sürdü. Şimdi yeniden reformlar üzerinde düşünme ve yoğunlaşma zamanı. Zaten bu reformalar her şeyden çok Türk vatandaşlarının ifade özgürlüğünü ve diğer temel özgürlüklerini korumak ve geliştirmek için yapılıyor. Ama unutmamak gerekir ki bu reformalar Türkiye’nin AB ile müzakerelerinde yol katetmesini de sağlıyor.

*Ekim sonunda ya da kasımda Türkiye için hazırlanan ilerleme raporu açıklanacak. Bu raporda dile getirilecek olumlu noktalar ya da ilerlemeler var mı acaba?

Tabii ki var, Türkiye’de olumlu gelişmeler de oldu. Mesela yıllar içinde sistematik işkence ve kötü muameleye son verilmesi alanında ilerleme sağlandı. İşkence vakalarında kesin bir düşüş var ve bu alanda ilerleme görüyoruz. Bunu ilerleme raporunda dile getirerek bu gelişmeyi ödüllendirmemiz çok önemli. Yine ifade özgürlüğü alanında hem olumlu hem de olumsuz gelişmelere tanık olduk. Yargıçlar Ceza Kanunu’ndaki 301’inci maddeye dayanarak yargılanan kişileri suçlu bulmasa da bu maddeyi siyasi bir araç olarak kullanan savcılar olduğunu görüyoruz. Bu alandaki olumlu gelişmeleri desteklerken, olumsuz gelişmelerden kurtulmaya çalışmalıyız. Bence bu boşluğu doldurmanın en iyi yolu yeni TCK’daki 301’inci maddede değişiklikler yapılmasıdır. Yani evet ilerleme var, Türkiye’nin ünlü Geceyarısı Ekspresi filmindeki imajı artık geçerli değil ama bu Türkiye’nin bugün ya da yarın reformları hızlandırmamasının bahanesi de olamaz.

*Türkiye’deki siyasi çekişmeleri ve erken seçim tartışmalarını gözönünde bulundurursak, siz Türkiye’de siyasi reformları devam ettirmeye uygun bir siyasi ortam görüyor musunuz?

Reformlar en başta Türk halkının ve vatandaşlarının yararınadır. Bu nedenle vatandaşlarının iyiliğini düşünen her hükümet ve her siyasi güç bence reform yolunu izler. Mesela ekonomik reformların devamı çok önemli, çünkü yapılan bazı reformaların Türkiye’deki hızlı ekonomik büyümeye katkıda bulunduğuna tanık olduk. Bu da başka olumlu işartlerden biri. Bu nedenle ülkede siyasi istiktar ve refomların olması, AB treninin ait olduğu yolda ilerlemesi çok önemli, çünkü bütün bunlar sonuçta Türkiye’nin eknomoik gelişimini de etkiliyor. Bu nedenle işte bu yüzden Türkiye AB’ye tam üyelik koşullarını yerine getirmelidir. Hem AB treninin doğru yolda ilerlemesi hem de vatandaşlarına daha iyi ekonomik fırsatlar sunabilmek için bunu yapmalıdır.

*Türkiye’deki siyasi çekişmelerden bir tanesi de laiklik konusu. Sadece muhalefet değil, ordu da bu konuyu gündeme getirdi ve aynı pinpon maçı yine yaşandı. Yani ne zaman Türk ordusu bu meselede yorumda bulundu, AB Türk ordusunun sadece askeri meselelerde konuşması gerektiğini dile getirdi. AB için Türkiyede laiklik konusu ne kadar önem taşıyor?

AB bir değerler birliğidir. Özellikle demokrasi insan hakları temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü çok önemlidir. Bu değerler sözkonusu olduğunda Türkiye’de yine çatışan bazı eğilimler olduğunu da biliyorum. Her halükarda bir Avrupa ülkesinde, bir AB üyesinde olduğu gibi ordunun sivil demokratik bir denetimin altında olması önemlidir. Türkiye üye olmak istediğine göre, askeri güçler üzerinde tamemen demokratik sivil bir denetim ve liderliğin mevcut olmasını da sağlaması gerekir. Türk askeri kuvvetlerine büyük saygı duyuyorum ancak aynı zamanda siyasetin Avrupa’nın temel değerlerine bağlı olarak yapılması da çok önemlidir.

*Türk kamuyoyunun merak ettiği noktalardan birisi de şu; Türkiye’de laikliğin korunması ya da laikliğe tehdit oluşturacak bir durumun oluşması AB’nin çok önem verdiği konulardan biri midir?

Belki farklı bir terminoloji kullanarak bunu ifade ediyor olabiliriz. Biz demokrasiye, insan haklarına, hukukun üstünlüğüğne, temel özgürlüklere büyük önem veriyoruz. Eğer bütün bunlara laiklik deniyorsa evet biz laikliğe büyük önem veriyoruz. Ama bizim için Türkiye’nin özgür ve açık bir toplum olması, demoratik siyasi sistem içinde iyi bir şekilde çalışan sivil bir topluma sahip olması büyük önem taşıyor. Bunun bir parçası da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, -ki tekrar ediyorum, profesyonelliklerine büyük saygı duyuyorum- ülkedeki sivil demokratik liderliği açık bir şekilde kabul etmesidir.

*Finlandiya 1 Temmuz’da Avusturya’dan AB dönem başkanlığını devralacak. Bu dönem başkanlığında neler bekliyebiliriz? Aslında Helsinki Zirvesi’nin, sizin Finlandiyalı bir komisyon üyesi olmanız açısından sembolik bir önemi de var Türkiye için. Sizce Türkiye bu altı ay içinde neler beklemeli? Süreçte bir hızlanma yaşanır mı?

Eminim Finlandiya dönem başkanlığının devam ettiği altı ay içinde düzenli bir ilerleme sağlayacağız. Bu, müzakerler alanında ilerleme sağlanması, bazı yeni başlıkların açılması, komisyonun bazı başlıklarla ilgili yeni tarama raporlarını Konsey’e sunması anlamına geliyor. Yani müzakere süreci ilerleme kaydedeceketir. Aynı zamanda kritik olan nokta Türkiye’nin reformları nasıl sürdüreceği ve bu reformları nasıl uygulayacağıdır. Türkiye’nin Ankara Protokolü’yle ilgili koşulları yerine getirmesi de çok önemlidir. Bu koşullar yerine getirildiğinde o zaman Finlandiya dönem başkanlığının müzakereleri başarıyla sürdüreceğinden ve bu süreçte başarılı adımlar atacağımızdan eminim.

*Efendim soruları
mızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz.

 

 

‘Üyelik için Kıbrıs çözülmeli’

Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimine limanlarını ve havaalanlarını bu yıl açmaması durumunda AB’nin Ankara’yla üyelik müzakerelerini dondurması gerektiğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 10:22 ET 15 Haziran 2006 Perşembe

PARİS - Fransız La Croix gazetesine verdiği demeçte Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker’e AB’nin Kıbrıs konusunda bir adım atmadan Türkiye ile bilim ve araştırma konusundaki detaylı müzakereleri tamamlamasının zayıflık göstergesi olup olmadığı soruldu.

Juncker, bunun bir zayıflık göstergesi olmadığını vurgulayarak “Avrupalı bakanlar, Türklere kesin bir şekilde bu koşulun 2006’da yerine getirilmesi gerektiğini tekrarladı” dedi. Lüksemburg Başbakanı, Türkiye’nin bu koşulu 2006’da yerine getirmemesi halinde, müzakerelerin ertelenmesi gerektiğini kaydetti.

Almanya’da iktidardaki Hıristiyan Demokratlara yakınlığıyla bilinen Juncker, Fransa ve Hollanda’da Avrupa anayasasının reddedilmesinin ardından AB’nin genişleme sürecini gözden geçirmesi gerektiğini de kaydetti.

Juncker, “Eğer Avrupa kurumlarına bir çeki düzen veremezsek Hırvatistan dışında, genişleme sürecinin sınırlamalar ve tedbirler olmadan devam edebileceğini düşünmüyorum” dedi.

 

Kıbrıs yüzünden tren kazası olmaz’

Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde Kıbrıs yüzünden bir tren kazası yaşanmayacağını söyledi. Demiralp, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde yılmadan ilerleyeceğini belirtti.

 

NTV

Güncelleme: 19:46 TSİ 15 Haziran 2006 Perşembe

ANKARA - Demiralp “Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden tren kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. Önümüzde zaman var. AB’nin de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme imkanımız olacaktır” dedi.

NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan Demiralp, müzakerelerin yıl sonunda askıya alınacağına ihtimal vermediğini de kaydetti.

Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, mevsim şartlarının nispeten olumsuz olduğunu, fakat Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde yılmadan ilerleyeceğini söyledi. Demiralp, yıl sonunda tren kazası yaşanabileceği değerlendirmelerine karşı çıktı.

Demiralp “Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden tren kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. önümüzde zaman var. AB’nin de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme imkanımız olacaktır” dedi.

’AB’NİN SÖYLEMİ SERT’
Avrupa Birliği’nin limanların açılması konusunu ticari ihtilaf olarak sunarken çok sert bir siyasi söylem kullandığına işaret eden Demiralp, “Yeniden iç değerlendirme yapmalı ve çelişkilerini aşmalılar” dedi.

Kıbrıslı Rumların “şımarıkça” hareket ettiğini de söyleyen AB Genel Sekreteri, AB’nin konsensusla karar alma mekanizmasını da gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.

‘KKTC’Yİ TECRİT ETTİRMEYİZ’
Demiralp, Türkiye’nin hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve gemilerine açmamakta kararlı olduğu mesajını da verdi:
“Bizim tutumumuz gayet tutarlı. KKTC’nin daha çok tecridine yol açacak tedbirlere ortak olmayız”

Demiralp, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmaması nedeniyle Adalet Divanı’na gidilmesi olasılığına da sıcak bakmadıklarını söyledi. AB Genel Sekreteri, müzakerelerin askıya alınmasının, ancak demokrasi askıya alındığında gündeme gelebileceğini, bu nedenle Kıbrıs yüzünden yıl sonunda böyle bir gelişme yaşanacağına ihtimal vermediğini de kaydetti.

 

"Limanlar açılmazsa müzakere ertelenmeli"


15 Haziran, 2006 17:23:00 (TSİ) CNN TURK

Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Türkiye'nin bu yıl içinde havaalanlarını ve limanlarını Kıbrıs Rum kesimi bandıralı gemilere ve uçaklara açmadığı takdirde, AB ile başlatılan müzakerelerin ertelenmesi gerektiğini öne sürdü.

Fransa'da yayımlanan La Croix gazetesinin, ''Türkiye, Kıbrıs konusunda adım atmadan, müzakerelerin bilim ve araştırma faslının tamamlanması AB'nin zayıflığını göstermiyor mu?'' şeklindeki sorusunu yanıtlayan Juncker, ''hayır, AB dışişleri bakanları, Türkiye'ye, bu koşulun 2006 yılında yerine getirmesini kesin olarak tekrarladı'' dedi.

Juncker, ''Türkiye bu koşulu yerine getirmediği takdirde, benim görüşüme göre, müzakereler ertelenmeli'' diye konuştu.

AB'nin genişlemesi konusuna da değinen Juncker, birliğin gelecekteki genişlemesinin, Fransa ve Hollanda'da AB Anayasasına verilen 'hayır' oyları ışığında tekrar değerlendirmesi gerektiğini söyledi.

“Tarama faslı 12 ekimde tamamlanacak”

TBMM Genel Kurulu’nda, AK Parti Konya Milletvekili Remzi Çetin'in, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki gündemdışı konuşmasına yanıt veren Babacan, Türkiye'nin, 3 ekimde başlayan AB yolculuğunda artık katılım sürecine giren bir ülke konumuna geldiğini söyledi.

Bakan Babacan, tarama sürecindeki 35 faslın taramasının 13 ekimde tamamlanacağını belirterek, yarın enerji konusundaki 19'uncu faslın taramasının tamamlanacağını bildirdi.

Taraması biten konularda fiili müzakerelerin başlayacağını ifade eden Babacan, enerjiden sonra eğitim konusundaki taramanın başlayacağını kaydetti.

AB süreci konusunda teknik bilgiler veren Ali Babacan, ''AB süreci, gerçekten çok yoğun emek ve mesai harcayacağımız bir süreç olacak'' dedi.
 
"Tarama sürecinde binlerce kişi çalışıyor"

Babacan, AB konusunda tarama sürecinde Avrupa'da bin 200 kişinin çalıştığını, Türkiye'de ise binlerce kişinin görev yaptığını belirterek, AB konusundaki tarama süreçlerinde, ilgili tüm kuruluşların desteğini ve görüşünü aldıklarını söyledi.

''AB'de, bütün kurumlarıyla mutabakat kaldığımız tek bir duruş sergiliyoruz'' diyen Babacan, ülkede herkesin bu sürece sahip çıktığını belirti.

Babacan, İspanya'nın her şeyini tamamladığı halde iki yıl beklemek zorunda kaldığını, aynı şekilde İngiltere'nin de tam üyelik için bir süre beklediğini belirtti.

12 haziranı, AB ile ilişkiler açısından tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendiren Babacan, ''bir fasıl açılıp kapanmış. Artık geri dönülemez bir yola girdik'' dedi.

Bakan Babacan, AB sürecinin, doğrudan yabancı sermayenin gelmesi açısından büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, özel sektörün 2003 yılına göre üç misli artarak, 74 milyar dolar yatırım yaptığını söyledi.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

 

Papadopulos yolcu mu?

Dün sabah, Brüksel'deki uluslararası gazeteciler merkezinde bir konferans. Aynı gün Türkiye'deki gazetelerde yayımlanan, Işık ve Sabancı üniversitelerinin anketi dile getiriliyor.
"Görüyorsunuz ki, Kıbrıs Rum Kesimi'ne Türkiye limanlarının açılması tek sorun değil. Avrupa değerleriyle örtüşmeyen bir toplumla karşı karşıya olmak AB'nin asıl sorunudur" deniliyor.
Örneğin... "-Türkiye halkının yüzde 40'ının askeri yönetim istediği...
-Yüzde 40'ının 'lokantalar iftardan sonra açılsın' görüşünde olduğu.
-Yüzde 60'ına göre başarısızlıkların dini inançsızlıktan kaynaklandığı kanısı.
- Yüzde 67'sinin imam nikâhsız evlilik olmasın inancında olduğu.
-Yüzde 51'inin bazı siyasi görüşlerin kısıtlanmasını ve ülke çıkarları için insan haklarının ihlal edilebileceğini savunduğu" bir Türkiye.
....................................
Brüksel'den gelen haberlere göre, daha dün sabah bu araştırma sonuçları İngilizce, Fransızca ve Almancaya çevrilmiş. Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olan odaklara gönderilmiş.
Ayrıca, Almanya Hıristiyan Demokrat Partisi'nin bülteninde servise konulmuş.
.....................................
Bu araştırmaları yargılamıyorum. O üniversiteler yapmasa, AB başka kamuoyu araştırma kurumlarıyla zaten toplumun nabzını tutacaktı.
Ancak, araştırmaların gerçeklerle örtüşme ölçütü de sorgulanmalı...
Asıl önemli olan, toplumun artı-eksi yanılma payları olsa da böyle bir profil çizmesidir. AB yolundaki Türkiye, toplumun değerleri ile AB değerleri arasındaki açıyı daraltmalıdır. Bunun da temeli siyasetin "başörtüsü, imam hatip eksenli" olmaktan uzak tutulmasıdır. Toplumun zihin ekranlarına dine dayalı siyaset girdileri, Atatürk'ün laik Türkiye kimliğini yıpratmakta.
Bu çizgi sürerse "AB zaten bizi almayacak" yargısı giderek, "AB'ye girmeyelim, bizi bozar" takıntısına dönüşecektir.
AB'ye desteğin yüzde 74'ten yüzde 57'ye düştüğünü gösteren anket sonucu bu kaygıyı doğruluyor.
Konu artık müzakere başlıklarının açılıp kapanması olmaktan çıkıyor, Türkiye'de toplumun isteksizliği "etki alanına" giriyor. Tehlikeli bir gidiş.... Bunda elbette AB'den bazı odakların "artık bıkkınlık veren hatta onur kırıcı olarak algılanan tavırları" bir neden...
Ama...
Türkiye'yi yönetenlerin dini motifleri ağır basan politikaları, söylemleri ve eylemleri de "belirleyici" neden.
.........................................
Buna karşılık, "AB'yle müzakerelerin fiilen başlatılması" gerçekten bir başarı.
Brüksel'den edindiğim bilgilere göre Güney Kıbrıs kolonisi neredeyse "yas" içinde. Kendilerini, "aşağılanmış" hissediyorlar. Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımadan, limanlarını açmadan müzakereleri bastıra bastıra başlatması hiç de azımsanacak şey değil.
Fakat...
Bu böyle gider sanılmasın.
Türkiye zaten daha 3 Ekim'de "limanlarını açacağını" vaat eden imzayı atmıştı. Bunu gerçekleştirmek zorundadır. Ankara'nın yapacağı şey "Önceden ve kendiliğinden adım atmaktır. AB'nin ve Güney Kıbrıs'ın dayatmasıyla harekete geçtiği izlenimini vermemektir."
Bu adım eylülde atılırsa... Rumlara ve AB'ye de, Kuzey Kıbrıs'a ticari ambargonun kalkması için bir süre tanınacağı vurgulanırsa, bu sorun aşılabilir. Ama "her şey hallolmuştur" sanılmasın. Kıbrıs hep baş ağrısı olacaktır. Ya aklın yolu?
Papadopulos'tan AB üyeleri deyim yerindeyse yaka silkiyor. Ama adam iktidar.Yapacak bir şey yok.
Öte yandan, Güney Kıbrıs'ta seçimlerin yakın olması, belki de eksilerden artı üretebilir.
Türkiye'nin Lüksemburg'dan çıkardığı bu son kararla Papadopulos'un puanları hayli aşağıya çekildi.
Papadopulos'un en güçlü rakibi, Brüksel'deki Türk odaklarına "Denktaş neyse Papadopulos da odur. Seçimlerde Papadopulos'un devre dışı kalması rüzgârı değiştirebilir" dedi.
Göreceğiz.

GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 15/06/06

 

AB'de Rumların panzehiri reformların uygulanmasıdır



Lüksemburg'da yaşananlar, Rumların AB'de Türkiye'nin başını ağrıtmaya kararlı olduklarını sergileyen somut bir gösterge oldu. Aksini beklemek de zaten saflık olurdu.
Zira, aslında tuzları kuru olan Rumların AB üyeliğini istemelerinde asıl gaye buydu.
Annan Planı'nın Türk tarafınca doğru takvim çerçevesinde zamanında kabul edilerek bu oyunun bozulamamış olması tabii ki artık tarihçilere kalmış bir konu. Ancak bunun ne denli büyük bir hata olduğu bu tür gelişmelerle daha iyi anlaşılıyor.
Kısacası, Rumların Türkiye ile KKTC'yi AB yoluyla zorlamaya devam edecekleri kesin. Tabii Türkiye'nin bu baskılara direneceği de kesin. Zira, arzulanan takvime göre olmasa bile, Türk tarafı sonuçta AB tarafından da kabul edilen Annan Planı'nı kabul eden taraftır.
Rumlar ise bu planı somut bir şekilde reddettiler. Bu pozisyonlarını bugün de korumaya devam ediyorlar. Bu nedenle, Türk tarafının AB'den şimdi adil bir tutum beklemesi tamamıyla haklı bir duruştur.

Hükümetin politikası doğrudur
Bu görüşe katılan AB üyelerinin sayısı da azımsanacak düzeyde değil. Rumların Lüksemburg'da sergiledikleri oyunbozanlık sayesinde bunların sayısı daha da artacaktır. Bu yüzden, Erdoğan hükümetinin bu konudaki politikası doğrudur.
Ancak bazı gerçekleri de görmekte yarar var. Her şeyden önce şunu kabul etmeliyiz: Türkiye'nin AB yolunu zorlaştırmak için kendilerine sessizce destek veren üyeler olmasaydı Rumlar bu cesareti kolay kolay bulamazlardı.
Kısacası, Yunanistan eskiden nasıl Türkiye'ye karşı kullanıldıysa, bugün de Rum Kesimi kullanılıyor. Burada, "3 Ekim'de yolumuzu tıkamaya çalışan Avusturya, Lüksemburg'da saçlarını bizim için süpürge etti" argümanına da kanmayalım.
Hiçbir AB dönem başkanı kendi nöbeti sırasında bir siyasi fiyasko istemez. Böyle bir fiyaskonun yaşanması bu nedenle Avusturya'nın da işine hiç gelmezdi. Viyana'nın Lüksemburg'da Türkiye lehine sarf ettiği çabaların asıl nedeni budur. Yoksa yarın kolaylıkla Türkiye aleyhtarı tutumuna dönebilir.

Ortak tutum belgesi önemsenmeli
Fakat, Türkiye'nin kozu da burada ortaya çıkıyor. Zira, Türkiye ile ilişkilerin kopmasını hiçbir dönem başkanı kolay kolay göze alamaz. Yeter ki Ankara Türkiye aleyhtarı üyelere taze bahaneler sağlamasın.
Bu nedenle, Rumların şu ana kadar sonuç vermemiş olan oyunbozanlıklarından ziyade, Lüksemburg'da Dışişleri Bakanı Gül ile Başmüzakereci Ali Babacan'ın önüne konan Ortak Tutum Belgesi'ni önemsemeliyiz. Zira, burada Türkiye'de de birçok kişinin katıldığı ciddi uyarılar var.
Ekim ayında AB tarafından yayımlanacak İlerleme Raporu'na kadar bu şikâyetlerden önemli bir bolümü ortadan kaldırılamazsa, hem Türkiye'nin, hem de AB'de Türkiye'yi destekleyenlerin eli, Türkiye aleyhtarlarına ve kullandıkları Rumlara karşı zayıflayacaktır.
Başka bir ifadeyle, Ankara da, Rumların olumsuz tutumlarının arkasına sığınarak, AB reformlarının uygulanması konusundaki ataletini sürdürmemeli. Bırakın AB'yi, bu, Türk halkına karşı da saygısızlık olur. Zira, bu reformları sonuçta kendimiz için istediğimizi sürekli söyleyip durmuyor muyuz?

SEMIH IDIZ MILLIYET 15/06/06

 

Rumların ümidi sonbahara kaldı...



Kıbrıs Rumları, çekirge misali üç defa zıpladılar, ancak Avrupa Birliğinden istedikleri yanıtı alamadılar. Hedefleri (17 Aralık 2004 AB doruğundan bu yana) Türkiye'den koşulsuz tanınmayı koparmak, yani Ada'nın tamamına sahip olduklarını tescil ettirmekti.

Bir türlü yapamadılar.

Herne kadar, tanınma işini limanların açılmasına indirgemiş olsalar dahi, o konuda da beklentilerini elde edemediler. Avrupalılar, başka konularda Türkiye'ye de yaptıkları gibi, Rumları da tam anlamıyla tatmin etme niyetinde değil. AB ile yaşamın kuralı budur. Kimse, isteğinin yüzde yüzünü kazanmaz. Daima uzlaşı vardır. Herkes kazanır, herkes biraz kaybeder.

Rumlar da ufak tefek ilerlemeler yaptılar, ancak resmi tanınma konusundaki ümitlerini kesmeleri gerektiğini de nihayet anladılar. Bundan dolayıdır ki, tüm güçlerini limanların açılmasına yönlendirdiler. Türkiye limanlarına Rum gemilerinin girmesine izin verdiği taktirde, Rum yönetimi "Türkiye bizi tanıdı" diye kıyameti koparacak. Limanların açılması aslında "resmi tanınma" anlamına gelmiyor, ancak bu şekilde yansıtılacak. Yani oyun tamamen siyasi ve iç politika tribünlerine karşı oynanıyor. Ankara da, bunu bildiğinden dolayı kabul etmiyor.

Rumların son şansı, Avrupayı sonbaharda Türkiye'ye karşı kışkırtmak ve Aralık doruğunda ya vetosunu kullanarak veya görüşmeleri askıya aldırarak Ankara'ya boyun eğdirmek.

Türkiye'de ısrarla "Tek taraflı olmaz. Onlar da KKTC'ye ambargoyu esnekleştirirler, o zaman birlikte hareket ederiz" diyor.

Sonbahar, Rumların son şansı. İlerde, Türkiye'ye birçok zorluk çıkarabilir, hatta veto dahi kullanabilir, ancak AB'yi harekete geçiremez.

Anlayacağınız, çok sıcak bir sonbahar yaşayacağız.

* * *

TÜRKİYE, KKTC'YE İHANET ETMEZ...


KKTC Cumhurbaşkanı M.Ali Talat, Türkiye'nin karşılığında hiçbir şey almadan Rum gemilerine limanlarını açmasını "ihanet" gibi görüyor. Tabii bu kelimelerle söylemiyor, ancak Ankara'nın KKTC'ye ihanet etmeyeceğini de sözlerine ekliyor.

Talat için, limanların karşılıksız açılması, KKTC'nin bugünkü izalasyona esir edilmesi anlamına geliyor.

Rumların Annan Planını reddetmesine rağmen, AB'ye tam üye olmalarının zaten yeterince haksızlık yarattığına dikkat çeken Talat, KKTC üzerindeki ambargoların hiç değilse bir bölümünden kurtulmayı amaçlıyor. Bunu bir nevi "ölüm-kalım meselesi" gibi görüyor.

Aslında, KKTC'ye karşı ambargoların büyük bölümü Rumlardan kaynaklanmıyor. BM ve AB kararları ambargoya dönüşmüş durumda. O zaman da AB alacağı bazı kararlarla, ambargoyu daha rahat şekilde hafifletebilir.

Yani, top sadece Türkiye sahasında değil, Rumlar ve AB'nin de topa girmeleri gerekiyor.

* * *

VETO, NÜKLEER BOMBAYA BENZER…


Avrupa Birliğinde her ülkenin veto hakkı vardır. Eğer konuşulan konu, bir ülkenin hayati çıkarlarını ilgilendiriyor ise, alınacak karar veya atılacak adım sonucunda hayati çıkarları zedelenecek ise, veto hakkını kullanır.

Ancak bu vetoyu kullanmak hiçte kolay birşey değildir. Zira VETO adeta nükleer bomba atmaya benzer. Bir defalık kullanılır. İkinci defa kullanamazsınız.

Kıbrıs Rumlarının durumu, bu açıdan daha da kırılgan.

Rumlar veto kullandıkları anda, Türkiye-AB ilişkileri duracaktır. Yani, Avrupa Birliğinin Türkiye üzerinde hiçbir etkisi kalmayacaktır.

Bu ne anlama geliyor ?

Türkiye'den , toprakları üzerinden geçen binlerce kaçak Asyalı işçi ile mücadele etmesi istenemeyecek…

Türkiye'den İran üzerindeki etkisini kullanması ricasında bulunulamayacak…

Türkiye'den enerji politikalarını Avrupa ile birlikte yürütmesi talebinde bulunulamayacak…

Türkiye'den hammadde ve ara mallarını ağırlıklı şekilde Avrupa'dan alması konusunda ricacı olunamayacak…

Türkiye'den Kıbrıs konusunda bazı adımlar atması için kimse kılını kıpırdatmayacak…

Bu listeyi sayfalarca uzatabiliriz.

Kıbrıs Rumları, Türkiye-AB görüşmelerini sabote ettikleri anda, hem kendileri kaybedecekler, hem de Avrupayı kaybettirecekleri için, birkaç defa düşünmek zorundalar.

Acaba Papadopulos bunları hesaba katıyor mu ?

Son gelişmelere bakılacak olursa pek düşünmediği anlaşılıyor.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 15/06/06

 

Rum tarafında kurtulacaklarını umdular, hapsi boyladılar

Güney Kıbrıs'a kaçan tecavüz zanlıları Çelebi ve Yanarateş Rum mahkemesinde 5'er ay hapis cezasına mahkum oldu. Hırsızlık zanlısı İbrahim Uslu da sınır dışı edildi

Rum tarafında kurtulacaklarını umdular, hapsi boyladılar

Merkezi Cezaevi'nden 5 Haziran Pazartesi gecesi firar ettikten sonra Güney Kıbrıs'a kaçan tecavüz zanlısı Kudret Çelebi ve yine tecavüz olayından 4 yıla mahkum edilen Mücahit Yanarateş dün Güney Lefkoşa'da mahkemeye çıkarıldı. Rum mahkemesi Çelebi ve Yanarateş'i 4 ayrı davadan 5'er ay hapis cezasına mahkum etti. Hırsızlık zanlısı İbrahim Uslu ise TC uyruklu olduğu gerekçesiyle sınır dışı edildi

 

Merkezi Cezaevi'nden 5 Haziran Pazartesi gecesi demir parmaklıkları keserek firar ettikten sonra Güney Kıbrıs'a kaçan tecevüz zanlısı Kudret Çelebi ve yine tecavüz olayından 4 yıla mahkum edilen Mücahit Yanarateş dün Güney Lefkoşa'da mahkemeye çıkarıldı. Rum mahkemesi Çelebi ve Yanarateş'i 4 ayrı davadan 5'er ay hapis cezasına mahkum etti. Hırsızlık zanlısı İbrahim Uslu ise TC uyruklu olduğu gerekçesiyle sınır dışı edildi.

Merkezi Cezaevi'nden 5 Haziran gecesi firar ettikten sonra Yiğitler Burcu'ndan atlayarak Güney Kıbrıs'a kaçan Kudret Çelebi ve Mücahit Yanarateş geçtiğimiz günlerde Rum polisi tarafından yakalanmalarının ardından dün ikinci kez Güney Lefkoşa'da mahkemeye çıkarıldılar.

Rum mahkemesinde Kudret Çelebi ve Mücahit Yanarateş'e 4 ayrı dava okundu. Duruşmaya avukatsız katılan Kudret Çelebi ve Mücahit Yanarateş 4 davadan da suçlu bulundu ve 5'er ay hapis cezasına çarptırıldı.

Kudret Çelebi ve Mücahit Yanarateş ile birlikte firar ederek Güney Kıbrıs'a kaçan ev ve işyeri açmaktan hükümsüz tutuklu İbrahim Uslu ise, Türkiye kökenli olduğu gerekçesiyle Rum polisi tarafından sınır dışı edildi.

Firarilerden tecavüz zanlısı Erkut Latif ve hırsızlıktan tutuklu Mahmut uslu yakalanarak sorgularının ardından Merkezi Cezaevi'ne gönderilmişti.

Tayfun Tüccar serbest bırakıldı

Öte yandan, Metehan Sınır Kapısı'ndan Güney Kıbrıs'a geçerken aracında adına kayıtlı tabanca bulundurduğu gerekçesiyle tutuklanan döviz bürosu sahibi Tayfun Tüccar dün Rum Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı.

Rum Mahkemesi'nde dün yapılan duruşmada Tayfun Tüccar'ın avukatlığını üstlenen Avukat Menteş Aziz mahkemeye hitaben bir konuşma yaptı. Avukat Aziz müvekkilinin, döviz bürosu sahibi olmasından dolayı KKTC'de tabanca taşıma izni olduğunu ve Güney'e geçerken silahını aracında unuttuğunu belirtti.

Müvekkilinin isteyerek suç işlemediğini belirten Aziz, beraat talep etti.

Verilen aradan sonra Rum yargıç, Tayfun Tüccar'ın davranışının Rum yasalarınca 15 ay hapis cezası gerektirdiğini, ancak gerek Tüccar'ın ifadeleri, gerekse avukatın beyanlarının meselenin çözümüne yardımcı olduğunu kaydetti.

Rum yargıç, eylemde kasıt olmadığına kanaat getirerek Tüccar'a ceza vermeyi uygun bulmadığını açıkladı ancak tabancaya el konulacağını söyledi.

Rum polisi, 6 Haziran Salı günü tutuklanan Tayfun Tüccar'ın aracında ve üzerinde tabanca yanında 100 bin Dolar bulunduğunu açıklamıştı.

Tayfun Tüccar hakkında geçtiğimiz hafta çıkarıldığı mahkemede tahkikatın devam ettiği gerekçesiyle 8 gün tutukluluk kararı verilmişti.

KIBRIS 15/06/06

 

Tasos, sanat dünyasına savaş açtı

Rum yönetimi, uluslararası bir sanat kurumu olan Manifesta'nın, Lefkoşa'nın bütününde gerçekleştirmeye karar verdiği "Manifesta 6" isimli sanat etkinliğini, Lefkoşa'nın kuzeyini de kapsamasını engellemek amacıyla tek taraflı iptal etti

Tasos, sanat dünyasına savaş açtı

KABUL EDİLEMEZ BİR DAVRANIŞ... Lefkoşa Rum Belediyesi ve Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı yetkilileri, sanat etkinliğinin Lefkoşa'nın her iki kesimini de kapsamasını öngören kontratı imzalamasına rağmen sanat yönetmenlerinin Lefkoşa'nın kuzeyinde atölye açmasını engellemek için sözleşmeyi tek taraflı feshetti. Rum yönetiminin bu tavrı "Manifesta" yetkilileri tarafından sanat özgürlüğünü kısıtlayan kabul edilemez bir davranış olarak nitelendirilirdi

SANAT YÖNETMENLERİ KOVULDU... Manifesta yetkilileri yaptığı açıklamada, Manifesta 6'nın Kıbrıs'ta yapılması fikrinden vazgeçmek niyetinde olmamalarına rağmen, NFA'nın "Manifesta"nın bu niyetini göz ardı ederek, kontratı tek taraflı iptal edip sanat yönetmenlerini kovduğunu belirtti. "Manifesta"nın amacının Kıbrıs'ta güven ortamı sağlayarak, barışçıl bir diyalog oluşturacak kültürel bir ortam yaratmak, sanat yönetmeni ve sanatçıların bölgedeki değişik toplumlarla işbirliğini geliştirerek, çok kültürlü bir ortam sağlamak olduğu bildirildi

Rum yönetimi, "Manifesta 6" isimli sanat etkinliğini, Lefkoşa'nın kuzeyini de kapsamasını engellemek amacıyla tek taraflı iptal etti. Lefkoşa Rum Belediyesi ve Rum Eğitim ve Kültür Bakanlığı yetkilileri, sanat etkinliğinin Lefkoşa'nın her iki kesimini de kapsamasını öngören kontratı imzalamasına rağmen sanat yönetmenlerinin Lefkoşa'nın kuzeyinde atölye açmasını engellemek için sözleşmeyi tek taraflı feshetti.

Rum yönetiminin bu tavrı "Manifesta" yetkilileri tarafından sanat özgürlüğünü kısıtlayan kabul edilemez bir davranış olarak nitelendirilirdi.

Rum liderliği daha önce de olimpiyat meşalesinin KKTC'ye geçmesini engellemişti.

Manifesta 6'nın amacı sanatçılar arası işbirliğini sağlamak

Uluslararası bir sanat kurumu olan "Manifesta", 2004 yılında aldığı kararla "Manifesta 6" adı altında bu yıl düzenlenecek olan etkinliğini Lefkoşa'nın bütününde gerçekleştirmeye karar verdi. "Manifesta 6"nın amacı yerel ve bölgesel yapımcılar, sanatçılar ve entelektüel toplum arasında güçlü ilişkiler sağlamaktı. Bu bağlamda "Manifesta 6"nın Lefkoşa'nın her iki kesiminde de gerçekleştirilmesine karar verildi.

"Lefkoşa Belediyesi" ve "Kıbrıs Kültür ve Eğitim Bakanlığı"nın temsilcilerinden oluşan "Nicosia for Art Limited" ile "Manifesta" arasında bir anlaşma yapıldı ve NFA'ya " Manifesta 6"yı yönetme görevi verildi.

Ancak NFA sözleşmede yer alan bazı zorunluluklara uymayı reddederek, Lefkoşa'nın kuzeyinde atölye açılmasını ve etkinliğe Lefkoşa'nın kuzeyinin de dâhil edilmesini engellemek istedi.

Manifesta yetkilileri yaptığı açıklamada, Manifesta 6'nın Kıbrıs'ta yapılması fikrinden vazgeçmek niyetinde olmamalarına rağmen, NFA'nın "Manifesta"nın bu niyetini gözardı ederek, kontratı tek taraflı iptal edip sanat yönetmenlerini kovduğunu belirtti.

"Manifesta"dan yapılan açıklamada, "Manifesta"nın amacının Kıbrıs'ta güven ortamı sağlayarak, barışçıl bir diyalog oluşturacak kültürel bir ortam yaratmak, sanat yönetmeni ve sanatçıların bölgedeki değişik toplumlarla işbirliğini geliştirerek, çok kültürlü bir ortam sağlamak olduğu bildirildi.

Sanat özgürlüğü engelleniyor

" Manifesta 6"nın Lefkoşa'daki otoriteler tarafından tek taraflı iptali edilmesinin amacının Kıbrıslı Türk ve Rum sanatçı ve entelektüellerin politik tepkilerini engellemek ve onları izole etmek olduğunu belirten "Manifesta" yetkilileri, bunun sanat özgürlüğünü engellemek anlamına geldiğini vurguladı.

"Manifesta" yetkilileri, NFA'nın "Manifesta"yı yasaya aykırı davranmakla suçlamasının haksız ve kabul edilemez bir durum olduğunu belirtti. NFA'nın "Manifesta 6"yı engellemek istemesinin, kişisel ve sanatsal özgürlükleri kısıtlamak olduğunu kaydeden "Manifesta" yetkilileri bunu "tüm uluslararası kültürel gelenekleri yıkan bir hareket" olarak tanımladı.

Lefkoşa'nın Avrupa Birliği üyesi bir ülke olmasına rağmen Avrupalı bir sanat projesini desteklemek istemediğini belirten "Manifesta" yetkilileri, bunun amacının sanat yönetmenlerinin ve bağımsız bir Avrupa sanat kurumunun sesini duyurmasını engellemek olduğunu söyledi.

"Manifesta" yetkilileri, bu durumu mahkemeye taşımaya karar verdiklerini belirterek, bu kararı alma nedenlerini "Manifesta 6"yı korumak, NFA'nın suçlamalarına karşı durmak ve sadece kendi haklarını değil, Manifesta'ya katılan herkesin ve özellikle üç sanat yönetmeninin haklarını korumak olarak açıkladı.

" Manifesta"nın kar amacı gütmeyen bir kurum olduğunu açıklayan yetkililer, kanuni haklarını aramak amacıyla maddi kaynak oluşturmaya çalıştıklarını belirterek, buna katkı koymak isteyen herkesi yardım ve bağış yapmaya çağırdı.

Konu ile ilgili daha geniş bilgi vermek için dün saat 18.00'de Art Basel'de bir basın toplantısı düzenlendi ve

toplantıda daha ayrıntılı bilginin www.manifesta.org/forum adresinden temin edilebileceği kaydedildi.

KIBRIS 15/06/06

 

Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik: Rum vetosunu Klosterneuburg zirvesinde aştık

Avrupa Birliği dönem başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Kıbrıs Rum kesiminin vetosuna da atıfta bulunarak, ''Türkiye ile fiili müzakerelerde ortaya çıkan veto krizini, daha önce Klosterneuburg dışişleri bakanları zirvesinde varılan mutabakatla aştığını'' söyledi.

AB dönem başkanlığını yürüten Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel ile Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, ''Bu yıl başından itibaren üstlendikleri AB dönem başkanlığının başarılı olduğunu'' bildirdiler.

Brüksel'de 15-16 haziranda yapılacak ''dönem başkanlığı kapanış zirvesi'' hakkında basını bilgilendirmek amacıyla düzenledikleri ortak basın toplantısında Schüssel ile Plassnik, ''Genişleme, güvenlik, enerji, anayasa, aday ülkelerle müzakere sürecinin başlatılması gibi bir dizi konuyu dönem başkanlığı sırasında ele aldıklarını''

anımsatarak, ''çeşitli konuların kapsamlı ve şeffaf olarak tartışmasını sağladıklarını'' belirttiler.

Başbakan Schüssel, ''dönem başkanlığının başarılı geçtiğini'' belirterek, ''Umarım 1 temmuzda dönem başkanlığını bizden devralacak Finlandiya da bizim kadar başarılı olur'' dedi.

Schüssel, Finlandiya'nın bu yılın ikinci yarısında üstleneceği dönem başkanlığı sırasında, ''Güvenlik, sınırların ortak korunması, Schengen enformasyon sistemiyle entegrasyon konusunu gündeme getirerek güçlü bir şekilde tartışmaya açacağını'' kaydetti.

Schüssel, bir soru üzerine, Avusturya'nın dönem başkanlığında yoğun tartışmaya açılan anayasa konusunun sürdürüleceğini umduğunu belirterek, ''en iyi ihtimalle 2008 yılının ikinci yarısında Fransa'nın dönem başkanlığı sırasında sonuç alınabileceğini'' söyledi.

Birliğe yeni üyelerin alınmasındaki ''hazmetme kapasitesi'' koşulunun da ''yeni bir koşul olmadığını'' ifade eden Schüssel, hazmetme koşuluna ilişkin, şunları söyledi:

''Bu koşul da Kopenhag kriterleri arasında yer alıyor ve yeni bir deyim değil. Avusturya'nın üyeliği sırasında da uygulanıyordu. O zamanlar çok somut olarak tanımlanmadığı için fazla dikkati çekmemişti. Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi sırasında yeniden gündeme gelince dikkati çekti. Biz, birliğin hazmetme kapasitesi konusunda Komisyonun gerekli çalışmaları yaparak bunu somut bir şekilde tanımlamasını isteyeceğiz.''

Kıbrıs Rum vetosunun aşılması

Aday ülkelerden Türkiye ve Hırvatistan ile fiili müzakerelerin başlamasından ve ilk başlıkların açılıp kapatılmış olmasından memnuniyet duyduğunu anlatan Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Kıbrıs Rum kesiminin vetosuna da atıfta bulunarak, ''Türkiye ile fiili müzakerelerde ortaya çıkan veto krizini, daha önce Klosterneuburg dışişleri bakanları zirvesinde varılan mutabakatla aştığını'' söyledi.

AB üyesi 25 ülkeyle katılımı kesinleşmiş Bulgaristan ve Romanya dışişleri bakanları, 27-28 mayısta başkent Viyana yakınlarındaki Klosterneuburg kasabasında aynı ismi taşıyan bir manastırda bir araya gelerek ''Avrupa'nın geleceğini'' tartışmışlardı. Plassnik'in dünkü açıklaması, Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye ile fiili müzakereleri veto

edeceğini Klosterneuburg toplantısı sırasında gündeme getirdiği, ancak bu konunun basından gizlendiğine işaret ediyor.

Avusturya, AB dönem başkanlığını 15-16 haziranda Brüksel'de yapacağı zirveyle noktalarken, Finlandiya 1 temmuzdan itibaren altı ay süreyle AB dönem başkanlığını üstlenecek.

KIBRIS 15/06/06

 

Askerin AB desteği memnuniyet verici

Murat Yetkin

Dışişleri Bakanı, 'Reformlarda ve yeni Kıbrıs politikasında TSK'nın payı var' derken askerden aldıkları desteği bazı sivillerden alamadıklarını söyledi

15/06/2006 RADIKAL

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'ne tam üyelik için Türk Silahlı Kuvvetleri'nin verdiği destekten hükümetin memnun olduğunu ve aynı desteği bazı sivillerden alamadıklarını söyledi. Hükümet-asker ilişkilerinin yeniden tartışmaya açıldığı bir dönemde gelen bu açıklama, Türkiye'nin Kasım 2002 seçimlerinden bu yana AK Parti hükümetleriyle geçirdiği bazı aşamalara ilişkin ilginç bazı noktaları da açığa çıkarıyor.
Seçimlerin hemen ardından, Tayyip Erdoğan CHP'nin destek verdiği Anayasa değişikliğiyle milletvekili seçilmeden önce başbakanlık görevinde de bulunan Gül, aslında bu ve benzeri sözleri daha önce ayrıntılara girmeden bazı meclislerde sarf etmiş, ama yazılmaması kaydı koymuştu. Bu kaydı ilk kez kaldırdı ve bazı ayrıntılar vererek konuştu.
Ayrıntılara girmeden önce, Gül'ün Radikal'e yaptığı açıklamaları aktaralım:

·  "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin AB üyelik hedefi konusunda, reformlar konusunda çok önemli desteği oldu ve oluyor. Bazı kişilerin düşüncesinin aksine, reformların yapılması TSK desteği olmaksızın daha zor olurdu. Bunda askerlerin stratejik vizyona sahip olmalarının payı var. Dünyanın geleceğini, Türkiye'nin geleceğini ve Türkiye'nin çıkarının nerede olduğunu anlıyorlar."

Kıbrıs örneği

·  "Size bir örnek vereyim. Türkiye'nin Kıbrıs politikasındaki değişiklik, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin katkısı ile mümkün olmuştur. O zaman biz gerek diplomat arkadaşlara, gerek diğer arkadaşlarımıza kesin talimat vermiştik, 'Her bir adımı atmadan önce mutlaka Genelkurmay ile irtibat içinde olalım, hangi adımın atılacağı birlikte belirlensin' diye."

·  "Çünkü kurumlar arasında farklı bakışlar olabilir, doğaldır. Bunları ayrı ayrı oluşturup sonradan birleştirmeye çalışmak yerine, baştan birlikte bir çizgi oluşturmanın daha iyi olacağını düşündük. Gerçekten de öyle oldu."

·  "Bakın, Kıbrıs konusundaki en önemli toplantılardan biri, 2003 başında Burgenstock'ta yapılan toplantıdır. Sonraki gelişmeler açısından belirleyici olmuştur. Bunu çok az kişi bilir, ama o toplantıdaki heyetimizde Genelkurmay tarafından görevlendirilen bir amiralimiz de vardı. Her bir aşama, her bir öneri o amiralimizin sayesinde Genelkurmay ile irtibat içinde yapıldı."

Siviller de desteklese

·  "TSK'dan gördüğümüz desteği, yalnızca Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'e bağlamak isteyenler de çıkıyor. Bu da doğru değil. Aldığımız desteği kurum olarak aldığımızı biliyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, AB sürecinde Silahlı Kuvvetler'den aldığınız desteği, bazı sivillerden,
sivil kuruluşlardan da almak isterdik. Bazı sivil makamların, kuruluşların AB sürecine daha fazla destek vermesini beklerdik."
Dışişleri Bakanı Gül, hangi sivil kişi ve makamlardan, kuruluşlardan AB konusunda daha fazla destek almak isterdi? Bunu açıkça söylemiyor. Ancak, Yüksek Öğrenim Kurumu yönetimi ile AB süreci üzerine yaptığı bir toplantı ardından, özellikle (önceki gün müzakereleri tamamlanan) Bilim-Araştırma faslında YÖK ve üniversitelerin TÜBİTAK ve hükümet ile işbirliğinden memnun olduğu biliniyor.

Zemin arayışı mı?
Gül'ün kastettikleri arasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer var mı? Açıkça söylemiyor. Sezer, konuşmalarında Türkiye'nin AB hedefine destek veriyor. Acaba hükümetin aradan geçen üç küsur senede Sezer'den AB konusunda isteyip alamadığı bazı özel talepleri oldu mu? Bu, henüz bilinmiyor.
Ancak yargı alanında hükümetin Meclis'ten CHP yardımıyla geçirdiği reformların uygulanmasında sıkıntılar olduğu biliniyor. Yazarların, gazetecilerin yargılanması hükümete, en çok da Dışişleri Bakanı olarak eleştirilere yüz yüze muhatap olan Gül'e rahatsızlık veriyor.
Bir de Meclis gündemindeki yeni Terörle Mücadele Yasası düzenlemeleri var. Gül bu konuda Lüksemburg'da AB yetkililerinden 'Geriye dönüş olmasın' uyarıları aldı. Öte yandan TSK ve polisin bir yıla yakındır süren talepleri var. Genelkurmay Başkanı Özkök'ün Başbakan Erdoğan ile yaptığı son toplantısında bu konunun gündeme gelmiş olacağı tahminleri yapılıyor.
Gül'ün böyle bir açıklamayı böyle bir dönemde yapması da anlamlı. Bunlar belki yalnızca içten gelen sözler, belki aynı zamanda bir zemin
arayışı var. Yakında ortaya çıkar.

Kıbrıs engel oluşturmamalı

Türkiye'nin AB üyeliğiyle birlikte anılan Kıbrıs sorunu, anavatanlar milliyetçilikten vazgeçmiş olsa da Güney Kıbrıs yüzünden sürüyor. AB, Kıbrıs'ın Türkiye'yi engellemesine izin vermemeli

15/06/2006 (480 kişi okudu)

Oliver Miles

Türkçe öğrenmek için iki yıl harcadım, Lefkoşa'da Kıbrıs sorunuyla boğuşarak dört yıl geçirdim ve bir diplomat olarak da Atina'da beş yıl yaşadım. Bu yüzden Türkiye'yle AB arasındaki manevraları izlerken, kenarda durup, hakemi olmayan üç taraflı tatsız bir maça tutuşmuş çocuklarını seyreden bir anne gibi hissediyorum. En az üç sorunu barındıran bir mesele bu: Türkiye ve Avrupa, Kıbrıs'ın kimliğine dair mücadele ve AB'nin genişlemesi.
Türkiye bir asırdır Avrupa'yla ortak olmaya çalışıyor. Son kuşak Türkler için bu gayret Avrupa'yla birleşme biçimini aldı ve AB de Türkiye'nin nihai üyeliğini ilkesel olarak kabul etti. AB'nin bu kararı bir akıl tutulmasıyla aldığına kuşku yok, fakat Türkiye unutmaz. Ancak, Türkiye'nin AB'ye katılımı ciddileştikçe, Avrupalılar 'Biz ne yaptık' diye soruyor.
Türkiye'de, 20. yüzyılın ikinci yarısının büyük bölümünde, Atatürk'ün Avrupalılık ve laiklik ideallerine bağlı, fakat demokrasiye çok da bağlı olmayan orduyla, büyük ölçüde Avrupa yanlısı, fakat beceriksiz bir siyasi sınıf arasında mücadele yaşandı. Bu çatışma, İslam'a dayanan, dersini iyi çalışmış görünen ve ordunun bir deneme yapmasına izin vereceği kadar temiz bir siyasi partinin işin içine girmesiyle çözüldü. AKP, Avrupa'ya katılmak konusunda istekliydi. Bu arada biz de, 'yeni bir çağa girdik'; zira artık hepimiz terörle küresel savaşa odaklanmıştık. Bu savaş işleri değiştirince Avrupa'dan dışlanmaya başlanan Türkiye, diğer komşularıyla yakınlaştı.

Anavatanları deprem barıştırmıştı
Kıbrıs'ın kaderiniyse, Yunanistan'la Türkiye arasındaki diğer sorunların çözülmesi belirleyebilirdi; fakat Yunan bağımsızlığı sonrası mübadeleyle hasar almış bir maziydi söz konusu olan. Kıbrıs bu dönemde, Britanya İmparatorluğu'nun parçası sıfatıyla derin dondurucudaydı; adadaki Rumlarla Türkler, bir gün birbirlerini öldüreceklerini tahayyül bile etmezdi. Adayı terk ettiğimizdeyse bu fikri hemen benimsediler, bağımsızlıktan sonraki 10 yıl, Saraybosna'dan önceki en kanlı olaylara sahne oldu ve Rumlar ve Türkler, tarihsel anlaşmazlıklara kafayı taktı. Yunanistan, 1996 gibi geç bir tarihte bile, Andreas Papandreu'nun popülist şovenizminin etkisi altındaydı ve anavatanlar savaşın eşiğine geldi.
Sonra anavatanlar, bu çılgınlığı arkalarında bırakmanın yolunu bularak büyük bir övgüyü hak etti: Deprem diplomasisi. Kostas Simitis ve Yorgos Papandreu sayesinde Yunanistan bugün Türkiye'nin AB üyeliğini hararetle destekliyor.
Fakat Kıbrıs'ın, en azından Güney Kıbrıs'ın inadı kırılmadı. Şöhretini Akritas örgütünün ikinci lideri olduğu 1960'lardaki Türk-Rum çatışmasına borçlu yeni devlet başkanı Tasos Papadopulos, kendini 'Kıbrıs Helenizmi'nin lideri olarak görüyor. Türkiye ve Avrupa'nın geleceği umurunda değil.
Önce Yunanistan, sonra Kıbrıs, sonunda da Türkiye'nin AB üyeliği başvurularının gündemi işgal ettiği yıllarda, bu sürecin Kıbrıs sorununa nihayet çözüm bulma fırsatı sağlayacağı öne sürüldü. Bu gerçekleşmedi, zira AB hantaldı, kararlı bir diplomatik rehberlikten yoksundu. Yunanistan ve Kıbrıs'a, üyeliğin sorunun çözümüne bağlı olduğunu kabul ettirmeye çalıştık. Fakat ikisi de kendi tezlerini kabul ettirdi. AB uzlaşmayla çalışır, ama bu 'sevimli' diplomatik ifade, herkesin veto hakkına sahip olduğunu söylemenin başka yolu.
Göreceğiz. Avrupa, Türkiye'yle, insan hakları, demokrasiye bağlılık, ekonomik reform gibi esaslı meselelerde müzakere edebilecek mi?
Etse bile zor olacak, fakat bu bir kazan-kazan durumu; Yunanistan örneğinde gördüğümüz gibi, Avrupa'nın faydalı etkisi var. Kıbrıs vetosunun aşılıp Türkiye'yle fiili müzakerelere başlanması, memnuniyet verici. Tabii ki böyle olacaktı, zira kuyruk köpeği değil, köpek kuyruğu sallar. Özellikle de kuyruk, yani Kıbrıs, bu kadar küçük, köpekse, yani Türkiye'nin Avrupalı olup olmayacağı meselesi, bu kadar büyükken.
Üç taraflı futbol, işte böyle tehlikeli bir oyun. (Britanyalı eski diplomat, 13 Haziran 2006)

RADIKAL 15/06/06

 

‘Rumların üyeliği Kıbrıs’ı zorlaştırdı’

BM Güvenlik Konseyi toplantısından önce genel konularda basın toplantısı yapan BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Rum tarafının AB üyesi olmasının Kıbrıs’ta durumu zorlaştırdığını söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:52 TSİ 16 Haziran 2006 Cuma

NEW YORK - BM Güvenlik Konseyi, Barış Gücü’nün Kıbrıs’taki görev süresini, rutin biçimde 6 ay daha uzattı. Oybirliği ile alınan kararla BM Barış Gücü 15 Aralık’a kadar görevde kalacak.

Konsey’in toplantısı öncesinde basına konuşan BM Genel Sekreteri Kofi Annan “Kıbrıs’ta durum Rum kesiminin AB üyesi olması ve Türkiye’nin de AB’ye katılmak istemesi nedeniyle daha da zorlaştı. Geçen hafta ortaklık anlaşmasının yeni 10 üyeye uygulanması konusunda yaşanan tartışmaları hepiniz izlediniz. Müzakere yaparken bir ülkenin kulübe üye olması, diğerinin de kulübe girmeye çalışması, durumu kolaylaştırmıyor. Samimi olarak söyleyim, bu durum Kıbrıs’taki süreci daha da karmaşık hale getirdi” dedi.

Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari yi çok yakında bölgeye yollayacağını kaydeden Annan, Gambari’nin hem Ada’da hem de Türkiye ve Yunanistan’da temaslar yaptıktan sonra kendisine rapor vereceğini ve o noktada müzekereler için atılacak adımların kararlaştırılacağını söyledi.

Genel Sekreter, Kıbrıs’ta çözüm için müzakereleri başlatmak istediğini, ancak bunun için tarafların da istekli olması gerektiğini kaydetti. Annan, Rum lider Papadapulos ile Mehmet Ali Talat’ın birbirlerine çok yakın mesafede yaşamalarına rağmen, iki yıldır biraraya gelmediklerini de hatırlattı.

10 yıldır BM genel sekreteri olan ve Aralık sonunda görevi bırakacak olan Annan, “Göreve başladığınızda Kıbrıs’ı çözeceğinizi söylemiştiniz” diyen bir gazeteciye diğer BM genel sekreterlerine oranla Kıbrıs’ta çözüme en çok kendisinin yaklaştığını söyledi. Annan, Aralık sonuna dek çözüm sözü vermeyeceğini de belirtti.

 

AB’den Türkiye’ye sert uyarı

Başbakan Erdoğan’ın “Kıbrıs’ta geri adım yok, AB ile müzakereler durursa dursun” açıklamasına, AB liderlerinin biraraya geldiği Brüksel zirvesinden sert yanıt geldi.

 

NTV

Güncelleme: 10:05 ET 16 Haziran 2006 Cuma

BRÜKSEL - Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Türkiye’nin limanlarını Rum Kesimi’ne açması gerektiğini, aksi takdirde üyelik sürecinin kesintiye uğraması riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Birliğin Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı Schüssel de, Ankara’nın limanlarını açması için yıl sonuna kadar süresi olduğunu hatırlattı ve “Eğer Erdoğan’ın açıklamaları doğruysa, sorun yaşanabilir” dedi.

Schüssel, bir Türk gazetecinin BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Rum tarafının AB üyesi olmasının Kıbrıs’ta çözümü zorlaştırdığı şeklindeki açıklamasını nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine, buna ihtimal vermediğini ve şaşkınlıkla karşıladığını söyledi ve Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye girmesinin çözümü kolaylaştıracağı düşüncesiyle hareket ettiklerini iddia etti.

Brüksel’deki zirvenin sonuç bildirgesinde de Ankara’ya güçlü uyarılar çıktı. Türkiye paragrafında, Ankara’dan, limanlarını Rum Kesimine açması anlamına gelen yükümlülüklerini bu yıl içinde yerine getirmesi isteniyor.

 

Ayrıca “Sorunların barışçıl çözümüne engelleyecek her türlü eylemden kaçınılmalı” ifadesiyle, Ege’deki it dalaşları konusunda Ankara’ya mesaj gönderiliyor.

Schüssel, zirve sonundaki toplantıda ise birliğin hazmetme kapasitesini üyelik kriteri yapmaktan vazgeçeceklerini söyledi.

Hazmetme kapasitesi başta Türkiye olmak üzere yeni üyelerin birliğe katılımını güçleştirmek üzere ortaya atılmış bir kavram olarak eleştiriliyordu.

 

Erdoğan: Müzakereler durursa durur

Başbakan Erdoğan, KKTC’ye uygulanan izolasyonlar kalkmadan limanların açılmayacağını belirterek, “Müzakereler durursa durur” dedi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 17:29 TSİ 16 Haziran 2006 Cuma

İSTANBUL - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadıkça bir adım atmayacaklarını söyledi. İSO Meslek Komiteleri toplantısında konuşan Erdoğan, “Bunlar Kıbrıs’ta limanları verecekler, ek protokolü imzalayacaklar gibi çirkin muhalefet içine girmek yanlış. Yapılan yorumlar hoş değil. KKTC’ye karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece ne ek protokol, ne limanlar, ne havaalanları konusunda birşey beklemeyin” diye konuştu.

Kıbrıs konusunda Türkiye’nin ve KKTC’nin üzerine düşenleri yaptığını kaydeden Erdoğan, “Annan Planı’na destek verdik, KKTC bu palana evet dedi. Siz Annan Planı’na ‘hayır’ diyeni ödüllendirdiniz, ‘evet’ diyeni cezalandırdınız. Cezalandırmaya devam ediyorsunuz. Çok açık söylüyorum, müzakereler durursa durur. Bize karşı olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşacağız. Bu medeniyette asla ezmek yok, adalet var” dedi.

Siyaseti ekonominin önüne geçirmek gibi bir anlayışlarının olmadığını belirten Başbakan, “Ülkeyi kavramlar kargaşasındaki bir gerginliğe itmemek gerekiyor. Gündemi olmayanlar gündem oluşturuyor. İftira et tutmasa da iz bırakır mantığıyla iş yürütüyor. Hükümeti zan altında bırakma mantığı var” değerlendirmesinde bulundu.

‘İŞADAMLARI BİZE DESTEK VERMELİ’
İşadamlarıyla dayanışma içinde olarak sorunlara birlikte çözüm bulmaları gerektiğini belirten Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Ne kadar zamanda nasıl çıkarız, beraber olgunlaştırmak zorundayız. El ele dayanışma içerisinde. Burada endişeye kapılmaya gerek yok, hedeflerden sapmayacağız. Panikleme bu tür durumlarda aleyhte olur. Aklıselim ile oturup çözümü bulmaya çalışacağız. İşadamları bize destek vermeli.”

Ekonominin kırılganlığının azaldığını ifade eden Erdoğan, daha önce krize neden olan dalgalanmaların ekonominin istikrarını sarsmadığını vurguladı.

"Yıl sonuna kadar limanlarınızı açın"

 

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da Türkiye'yi uyardı



16 Haziran, 2006 14:46:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlüklerini yerine getirerek bu yıl içinde limanlarını Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açması gerektiğini, aksi takdirde bunun sorun oluşturacağını söyledi.

Brüksel'deki iki günlük AB Zirvesi'nin ardından Avusturya Başbakanı Schüssel ise, "bu yıl içinde Türkiye'nin yükümlülüğünü yerine getirmesini ve Ankara Anlaşması'na uygun hareket etmesini bekliyoruz" dedi.
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu sabahki açıklamalarının hatırlatılması üzerine de Schüssel, "eğer Erdoğan'ın söylemi doğruysa bu bir sorun oluşturur" ifadesini kullandı.
 
Schüssel, Türkiye'nin imzaladığı Ek Protokol uyarınca Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına liman ve havaalanlarını açması gerektiğini belirterek, ''yükümlülüğünü yerine getirmezse sonuçları olacaktır fakat (bu sonuçları) şimdiden söylemek doğru olmaz'' ifadesini kullandı.
 
Başbakan Erdoğan, KKTC'ye yönelik izolasyonlar kalkmadıkça Türkiye'nin Ek Protokol ve limanlar konusunda adım atmayacağını söyledi. Erdoğan, ''müzakereler durursa durur, biz kazan kazan anlayışına göre hareket ederiz'' demişti.
 
Avusturya Başbakanı Schüssel ayrıca, hazmetme kapasitesinin yeni üyeler için kriter olmayacağını açıkladı.

"Beş milyonluk Hırvatistan sorun olmaz"
 
Bir gazetecinin, 'aday ülkenin bütün yükümlülükleri yerine getirmesi ve AB'nin hazmetme kapasitesinin uygun olmaması durumunda ne olacağını Hırvatistan örneğini vererek sorması üzerine Schüssel, '500 milyonluk kıtanın 5 milyonluk Hırvatistan'ı hazmetmesinde sorun yaşanmayacağını' ifade etti.
 
AB Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı Schüssel, bir Türk gazetecinin 'BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Rum tarafının AB üyesi olmasının Kıbrıs'ta çözümü zorlaştırdığı' şeklindeki açıklamasını nasıl değerlendirdiğini sorması üzerine, buna ihtimal vermediğini ve şaşkınlıkla karşıladığını kaydederek, Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye girmesinin çözümü kolaylaştıracağı düşüncesiyle hareket ettiklerini iddia etti.
 
Chirac'tan Türkiye'ye uyarı

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da, Türkiye'nin limanlarını açmaması halinde üyelik sürecinin riske gireceğini söyledi ve "Türkiye AB'ye karşı yükümlülüklerine saygılı olmalıdır" dedi.
 
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, AB'nin genişlemesi alanında Fransa'nın gündeme taşıdığı 'hazım gücü' unsurunun aday ülkelerin önüne yeni bir koşul olarak çıkarılmayacağını söyledi.
 
Chirac, AB'nin hazım yetenekleri konusunda AB Komisyonu'ndan öneriler istendiğini, olanakların ve genişleme sonuçlarının neler olacağının belirleneceğini belirtti.
 
Chirac,  Almanya'nın gelecek yıl başlayacak dönem başkanlığında bu konuda 'trenin raylarına oturtulacağını', 2008 sonunda Fransa dönem başkanlığında da somut kararlarla konunun sonuçlandırılacağını belirtti.

Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı

AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda başlamıştı.
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşılmıştı.
 
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı almıştı.
 
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
 
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmıştı.
 
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulanmıştı.

Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
 
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

 

ANNAN'DAN KKTC'YE DESTEK

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Türkiye'nin hala AB üyeliği için çalıştığı sırada birliğe 2004'te Kıbrıs Rum kesiminin girmesinin, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili süreci daha da zorlaştırdığını söyledi. Annan, bu yıl sonunda görev süresinin bitmesinden önce Kıbrıs sorununun büyük olasılıkla çözülemeyeceğini belirterek, ''siz müzakereler yaparken, bir ülkenin kulüpte yer alması, diğerinin de bu kulübe girmeye çalışması durumu kolaylaştırmıyor'' dedi. Annan, Kıbrıs sorununda çözüme her zamankinden daha fazla yaklaştığının kabul edilmesi gerektiğini, ancak sorunu çözemediklerini söyledi. Gümrük Birliği Anlaşması'nın Rum kesimi dahil 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde genişletilmesiyle ilgili ek Protokolün uygulanması konusundaki tartışmanın geçtiğimiz hafta görüldüğüne işaret eden Annan, ''siz müzakere yaparken kulüpte yer alan bir ülkeniz var ve diğeri de kulübe girmeye çalışıyor, bu da durumu kolaylaştırmıyor. Tamamen samimi olarak, bu durumun süreci zorlaştırdığını düşünüyorum'' diye konuştu.

CNN TURK 16/06/06

 

Erdoğan'dan AB'ye 'Kıbrıs' tepkisi


16 Haziran, 2006 12:27:00 (TSİ) CNN TURK

 

cnnturk.com

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye yönelik izolasyonlar kalkmadıkça Ek Protokol ve limanlar konusunda adım atılmayacağını söyledi. Erdoğan, ''müzakereler durursa durur, biz kazan kazan anlayışına göre hareket ederiz'' dedi.

İstanbul Sanayi Odası toplantısına katılan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine değindi.
 
Kıbrıs konusunda hükümete yapılan muhalefetin çirkin olduğunu belirten Erdoğan, "siz Annan Planı'na 'hayır' diyen Rumları ödüllendirdiniz...'Evet' diyenleri ise cezalandırdınız ve hala devam ediyorsunuz. Bu adalet anlayışına karşısıyız" dedi.
 
Başbakan Erdoğan, "bunların hepsini AB'ye tek tek söyledik. Bize olumsuz yaklaşana biz de olumsuz yaklaşacağız" diye konuştu.
 
İzolasyonlar kalkmadan limanların açılmasının söz konusu olmadığını belirten Erdoğan, "biz 'kazan kazan' esasında hareket ederiz. Bunun aksi, adalet anlayışımızla bağdaşmaz. Bizim medeniyetimizde ezmek yok, adalet var" ifadesini kullandı.
 
Türkiye'nin şu anda bir taraftan tarama sürecini yürütürken, bir taraftan da bilim araştırmada aç-kapayı gerçekleştirdiğine işaret eden Erdoğan, ''sağır duymaz uydurur kabilinden hemen (efendim bunlar Kıbrıs'ta limanları verecekler, havaalanlarını açacaklar, şunu yapacaklar, ek protokolü imzalayacaklar) gibi çirkin muhalefetin içerisine girmek çok yanlış'' diye konuştu.

Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
 
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda başlamıştı.
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşılmıştı.
 
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı almıştı.
 
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
 
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmıştı.
 
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulanmıştı.

Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
 
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

 

Erdoğan'a jet yanıt

BRÜKSEL, (DHA)

Erdoğan'ın 'Müzakereler durursa dursun' sözleri Brüksel’de düzenlenen AB Hükümet ve Devlet Başkanları zirvesinde bomba etkisi yarattı. AB Dönem Başkanı Wolfgang Schüssel, "Erdoğan'ın sözleri doğruysa sorun çıkar" derken Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da limanların açılmaması halinde üyeliğin riske gireceğini vurguladı.

Brüksel’de 2 gün süren zirvenin ardından düzenlenen basın toplantısında Dönem Başkanı Avusturya’nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Dışışleri Bakanı Ursula Plassnik ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso kameraların karşısına geçti. Schüssel burada yaptığı açıklamada Avrupa Birliği’nin hazmetme kapasitesini genişleme kriteri olmaktan çıkarma kararı aldığını belirtti. Schüssel, AB içinde genişlemeden kuşku duyan bazı kimselerin hazmetme kapasitesi konseptini genişlemeyi yavaşlatmak ya da durdurmak amacıyla kullandığını ve bu konuyu kendi ülkelerinde anket konusu yaptıklarını söyledi. Schüssel, "AB Komisyonu konu hakkında yıl sonunda bir rapor hazırlayarak bunu bir kriter olmaktan çıkaracak" dedi.

TÜRKİYE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YIL SONUNA KADAR YERİNE GETİRMELİ

Basın toplantısında Kıbrıs konusuna da değinen Schüssel, "Ankara Protokolü gereği Türkiye Kıbrıs konusundaki yükümlülüklerini bu yıl sonuna kadar yerine getirmelidir" şeklinde konuştu. Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’ne liman ve havaalanlarını bu yıl açması gerektiği şeklinde açık bir yükümlülüğü olduğunu savunan Schüssel, bunun reddedilmesi durumunda problem olacağını söyledi. Schüssel, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın KKTC’ye yönelik izolasyanlar kalkmadığı sürece bu konuda adım atılmayacağı şeklindeki sözleriyle ilgili olarak da "Erdoğan’ın bu sözleri doğruysa büyük sorun olur" dedi.

CHIRAC: TÜRKİYE’NİN ÜYELİĞİ RİSKE GİRER

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da Schüssel’e parelel olarak Türkiye’ye sert bir mesaj gönderdi. Zirvenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Chirac Türkiye’nin limanlarını açmaması durumunda AB’ye tam üyeliğinin riske gireceğini savundu. Chirac, "Yükümlülükleri yerine getirmeliler. Bilhassa Kıbrıs (Rum) mallarının limanlara gelmesi konusunda. Yerine getirmezlerse kapasitenin genişleme yönünde büyümesi sorgulanır" dedi.
Brüksel’deki AB Zirvesi’nde İngiltere, İtalya, İsveç ve Macaristan liderleri hazmetme kapasitesi kavramının aday ülkelere yanlış mesaj verdiği gerekçesiyle kaldırılmasını istediler. Bu öneriye karşı çıkan Fransa diğer AB üyesi ülkeleri ikna etmeyi başaramayınca karar oy çokluğuyla kabul edildi. Karar, Avrupa Komisyonu’nun gündemine alındı ve Komisyon’un yıl sonunda hazırlayacağı raporda bu konuya yer verilerek uygulamaya konulacağı belirtildi.

HURRIYET 16/06/06

 

Erdoğan: Kıbrıs için müzakere durursa durur

ANKA

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye 'Kıbrıs' konusunda sert eleştiriler yönelterek, ''izolasyonlar kalkmadıkça Ek Protokol ve limanlar konusunda adım atmayız. Müzakereler durursa durur” dedi.

İstanbul Sanayi Odası toplantısına katılan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine değindi.

Türkiye'nin şu anda bir taraftan tarama sürecini yürütürken bir taraftan bilim araştırmada aç kapayı gerçekleştirdiğini söyledi. "Sağır duymaz uydurur" diyen Erdoğan, "Kıbrıs'ta limanları verecekler. Havalimanlarını açacaklar. Şunu yapacaklar, ek protokolü imzalayacaklar" gibi "çirkin muhalefetin" içerisine girmenin çok yanlış olduğunu vurguladı. Bu iktidarı tanıyanların çok iyi tanıdığını tanımayanların da tanımamakta direndiğini ifade eden Erdoğan şöyle konuştu:

"Biz herkese, AB'nin 25 üyesine, dönem başkanları da dahil Kıbrıs'a karşı uygulanan izalasyonlar kalkmadığı sürece bizden ne Ek Protokol, ne havalimanı, limanlar konusunda bir şey beklemeyiniz. Bunu çok açık net söyledik. Çünkü biz garantör ülke olarak Kıbrıs'ta yapmamız gerekenleri yaptık. Bizden ne istediniz, Annan Planına destek. Biz bu desteği verdik. Kuzey Kıbrıs'tan ne istediniz. Annan Planına evet. Kuzey Kıbrıs destek verdi. Güney Kıbrıs ne dedi 'Hayır' dedi. Siz Annan Planına hayır diyeni ödüllendirdiniz, Annan Planına evet diyeni cezelandırdınız. Hala cezalandırmaya devam ediyorsunuz. Biz bu adalet anlayışına karşıyız"

"MÜZAKERELER DURURSA DURUR"

Erdoğan, konuşmasının devamında ne havalimanlarında ne limanlarda izolasyonlar kalkmadıkça, bir adım atmayacaklarını ifade ederek, "Bunu herkesin böyle bilmesi lazım. Ek Protokol konusunda da aynı şekilde. 'Ay efendim müzakereler durur.' Çok açık söylüyorum. Durursa durur. Bize karşı olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşırız" diye konuştu.

Kıbrıs konusunda hükümete yapılan muhalefetin çirkin olduğunu belirten Erdoğan, "siz Annan Planı'na 'hayır' diyen Rumları ödüllendirdiniz...'Evet' diyenleri ise cezalandırdınız ve hala devam ediyorsunuz. Bu adalet anlayışına karşısıyız" dedi.

HURRIYET 16/06/06

 

AB, Türkiye’ye Kıbrıs uyarısını sertleştirdi
Hürriyet İnternet

Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı zirvenin sonuç bildirgesi taslağında, Türkiye’ye Kıbrıs konusundaki uyarıları sertleştirildi.

Brüksel'den yayın yapan "ABHaber.com" haberine göre, son taslakta AB, yıl sonunda Türkiye’nin Kıbrıs konusunda yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği konusunda bir değerlendirme yapacağının altını güçlü ifadelerle çizdi.

Eylül 2005’te yapılan Kıbrıs karşı deklerasyonuna gönderme de yapılan ifade, önceki taslak belgede yer almıyordu.

AB’nin anımsattığı yükümlülükler, 21 Eylül 2005’teki AB Kıbrıs deklerasyonunda yer aldığı gibi, Türkiye’nin Rum yönetimi ile ilişkilerini normalleştirmesi ve hava ve deniz limanlarını açmasını içeriyor. Deklerasyon ayrıca, Türkiye’nin müzakere sürecinde Rum yönetimini tanıması ifadesine de yer veriyor.

Bugünkü AB zirvesinin taslak belgesine giren bir diğer ifade de Ege konusunda “Türkiye’nin sorunların barışçıl çözümüne olumsuz etkileyecek anlaşmazlıklardan kaçınması gerektiği” oldu.

HURRIYET 16/06/06

 

Annan: AB, Kıbrıs'ı karmaşık hale getirdi

NEW YORK(ANKA)

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs müzakere sürecinin, Kıbrıs'ın AB üyesi olması, Türkiye'nin ise birliğe katılmak istemesi nedeniyle daha da karmaşık hale geldiğini söyledi.

New York'taki BM merkezinde basın toplantısı düzenleyen Annan, Kıbrıs Rum Kesiminin AB'ye katılması ve Türkiye'nin üyelik hedefinin Kıbrıs müzakere sürecini karmaşıklaştırdığını belirtti. Annan şöyle dedi:

"Geçen hafta Gümrük Birliğinin Kıbrıs'ı (Rum Kesimi) da içine alacak şekilde 10 ülkeye genişletilmesine ilişkin tartışmayı gördünüz. İşte müzakere yaparken bir ülke kulübe üye, diğeri ise o kulübe üye olmaya çalışıyorsa, bu unsur müzakereyi daha kolay hale getirmiyor. Dürüst konuşmak gerekirse, bu durum süreci daha da karmaşık hale getirdi."

YARDIMCISINI BÖLGEYE GÖNDERECEK

BBC'ye göre, basın toplantısı sırasında Kıbrıs görüşmelerini yeniden başlatabilmek için Türk ve Rum tarafların sözleri ile eylemleri arasındaki boşluğun kapanmasını beklediğini belirten Annan, bu konuda nabız yoklamak üzere siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari'yi kısa süre içinde Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye'ye göndereceğini de açıkladı.

"KIBRIS BU YIL ÇÖZÜLMEZ"

Annan, Papadopulos'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın birbirlerine çok yakın oturmalarına rağmen iki yıldır bir araya bile gelmediğine dikkat çekerek Kıbrıs sorununu görev süresinin sona ereceği Aralık sonuna kadar çözmek konusunda söz veremeyeceğini belirtti.

BARIŞ GÜCÜNÜN GÖREV SÜRESİ UZATILDI

Öte yandan BM Güvenlik Konseyi, dün oybirliğiyle aldığı kararla adadaki BM Barış Gücü'nün görev süresini altı ay daha uzattı. Konsey, ayrıca kapsamlı bir çözüm için müzakerelerin yeniden başlaması yolunda ilerleme çağrısında bulundu.

Konsey'in geçici üyelerinden Yunanistan'ın BM daimi temsilcisi Adamantios Vassilakis ise, oylamadan sonra söz alarak Konsey'in bu ifadesinin, BM'in çabalarının hedefi, kapsamı ve zemini hakkında yeterince açık ve güçlü bir mesaj vermediğini savunarak, bunun açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Yunan tarafı ayrıca, Kıbrıs Türkleri ve Rumlarına "iki taraf" olarak atıf yapılmasına da karşı çıktı. Bu ifadeyi oylamadan önce taslaktan çıkartan Yunan büyükelçi, müzakerelerin "iki toplum" arasında yapılması zorunluluğunun yeniden teyit edilmesi gerektiğini kaydetti.

HURRIYET 16/06/06

 

RUMLAR ANNAN'IN AÇIKLAMASINA TEPKİLİ

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, ”(Güney) Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Kıbrıs konusunda durumu daha da karmaşık hale getirdiği” yönündeki açıklaması, Rumların yoğun tepkisine neden oldu.

Rum basın haberlerine göre, Annan'ın, “(Güney) Kıbrıs'ın şimdi AB üyesi olması ve Türkiye'nin de AB üyesi olmaya çalışması nedeniyle, Kıbrıs konusunda durum daha da karmaşık hale geldi” yönündeki açıklaması, Güney Kıbrıs'ta şok etkisi yarattı.

Haberlerde, “Annan'ın açıklamasının, ayrıca BM Barış Gücünün görev süresinin uzatılmasıyla ilgili son hafta içinde Güvenlik Konseyindeki zıtlaşmaların mevcut kötü atmosferi daha da ağırlaştırdığı ve Kıbrıs konusunda müzakerelerin yeniden başlatılması çabasının tamamen havada kaldığı” yorumu yapıldı.

Fileleftheros gazetesi, BM merkezindeki “diplomatik bir kaynağın” genel sekreterin demecini “tamamen kabul edilmez” olarak nitelediğini öne sürdü ve bu kaynağın, “BM Genel Sekreteri, müzakerelerin yeniden başlaması için 'Kıbrıs'ın AB üyeliğini iptal etmesi gerektiğini mi ima ediyor? Görev süresi sona yaklaştıkça, gerçek yüzünü gösteriyor” diye konuştuğunu aktardı.

HURRIYET 16/06/06

 

Schüssel: Rumları haklı buluyorum

TÜM ÜYELERİNİ TANIMADIĞINIZ BİR KULÜBE ÜYE OLAMAZSINIZ"... AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Schüssel, Rumların Türkiye'nin fiili müzakerelerini engelleme tehdidine sempati duyduğunu belirterek, "Kıbrıslıların haklı olduğu bir nokta var. Tüm üyelerini tanımadığımız bir kulübe katılamazsınız" dedi

Türkiye'nin AB üyeliğine sıcak bakmayan AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolgang Schüssel, Rumların Türkiye'nin fiili müzakerelerini engelleme tehdidine sempati duyduğunu belirterek, "Kıbrıslıların haklı olduğu bir nokta var. Tüm üyelerini tanımadığımız bir kulübe katılamazsınız" dedi.

Wolfgang Schüssel, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamalarda, AB Zirvesi ve Avrupa Anayasası gibi konuların yanı sıra Türkiye ile fiili müzakerelerin açılmasında karşılaşılan sorunları da değerlendirdi.

Financial Times'e göre, Türkiye'nin üyeliği konusunda çok kuşkulu olduğunu ortaya koyan Schüssel, açıklamalarında Rumların pozisyonunu destekleyen bir tutum sergiledi.

Rumların Türkiye'nin fiili müzakerelerinin açılmasını engelleme tehdidine sempati duyduğunu ifade eden Schüssel, "Rumların haklı olduğu bir nokta var. Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin tüm üyelerini tanıması gerekeceğini beklemeleri doğal. Tüm üyelerini tanımadığımız bir kulübe katılamazsınız" şeklinde konuştu.

Avusturya Başbakanı ayrıca, yeni bir genişlemeden önce AB'nin hazmetme kapasitesine güçlü bir vurgu yapılmasından yana olduğunu belirterek, "İlk kez olarak hazmetme kapasitesinin ne demek olduğunu belirtmeliyiz. Bu kriter, bunun maliyetinin kimin tarafından karşılanacağının önceden açık ve şeffaf bir biçimde netleşmesi olmalı" dedi

 KIBRIS 16/06/06

AB Dönem Başkanı Avusturya'nın "Avrupa Tarihi" sergisinde skandal

BAŞBAKAN SOYER'İN FOTOĞRAFINA KARARTMA... AB Dönem Başkanı Avusturya tarafından Viyana'da açılan 'Avrupa Tarihi' sergisinde Türkiye ve Kıbrıs Türklerine yönelik aşağılayıcı fotoğraflar tepki topladı. Serginin devlet ve hükümet başkanlarının tanıtıldığı bölümünde Kıbrıs Rum lideri Papadopulos'un fotoğrafı yer alırken, Başbakan Soyer'in fotoğrafının üzeri bir kağıt ile örtülü bulunuyor

AVRUPALI PARLAMENTERLERDEN TEPKİ... AP Sosyalist Grup üyesi Swoboda Avusturya'nın Türkiye ve Türklere yönelik önyargılı ve dışlayıcı tutumunu eleştirirken, bunda yazılı ve görsel medyanın da büyük sorumluluğu olduğunu vurguladı. Avrupa Liberal Partisi'nin Avusturya'daki gençlik kolları Genel Sekreteri Kyrill Lapin de Avusturya'da Türkiye konusunda siyasiler tarafından gündeme taşınan söylemlerin önyargılı ve çoğu kez gerçeklerle hiç bir alakası olmadığını söyledi

 

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Avusturya tarafından Viyana'da açılan "Avrupa Tarihi" sergisinde Türkiye ve Kıbrıs Türklerine yönelik aşağılayıcı fotoğraflar tepki topladı.

ABHaber'e göre, serginin devlet ve hükümet başkanlarının tanıtıldığı bölümünde Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos'un fotoğrafı yer alırken, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in fotoğrafının üzeri bir kağıt ile örtülü bulunuyor. Türkiye'nin bulunduğu bölümde ise özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Sudan'da Arap Ligi zirvesinde gösteren fotoğraf yer alıyor.

Türklerin Avrupalı kimliğine sahip olmadığını ima eden fotoğraflar, Avusturya başta olmak üzere Avrupa'daki bazı çevrelerin Türkiye'ye yönelik bilgisizliğini ve önyargılı yaklaşımını gözler önüne sergiliyor.

Avusturya ile birlikte Danimarka, Hollanda ve Fransa, Türklere yönelik önyargının en fazla görüldüğü ülkeler.

Bu tablo AB genelini yansıtmasa da, özellikle böylesine önyargılara sahip Avusturya'nın Dönem Başkanlığını üstleniyor olması, Türkiye'nin müzakere sürecine olumsuz yansıyor.

Viyana'daki sergi, 8 Mayıs'ta Avusturya Başkanı Wolfgang Schüssel tarafından törenle açılmıştı.

Türkiye'nin üyeliğine karşı büyük direnç gösteren Schüssel, son olarak Financial Times'a verdiği demeçte Türkiye'nin AB üyeliğini sorgularken, Rumların politikalarına destek açıklıyor.

Sosyalist parlamenterden tepki

Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup üyesi Hannes Swoboda Avusturya'nın Türkiye ve Türklere yönelik önyargılı ve dışlayıcı tutumunu eleştirirken, bunda yazılı ve görsel medyanın da büyük sorumluluğu olduğunu vurguladı.

"Böyle taraflı ve önyargılı yaklaşımlar, yazılı ve görsel basındaki Türkiye karşıtı yayınlar olursa, tabii ki toplumun yüzde 80'i Türkiye'ye muhalif olur" diyen Swoboda, bir kısım Avusturyalı sosyal demokratların da Türkiye konusunda yanlış yolda olduklarını söyledi.

Avusturyalı Liberaller de hoşnutsuz

Avrupa Liberal Partisi'nin Avusturya'daki gençlik kolları Genel Sekreteri Kyrill Lapin de ABHaber.com'un sorularını yanıtlarken, Avusturya'da Türkiye konusunda siyasiler tarafından gündeme taşınan söylemlerin önyargılı ve çoğu kez gerçeklerle hiç bir alakası olmadığını söyledi.

Lapin'in Avusturya'nın gerçekte AB genişleme sürecinden en fazla yararlanan ülke olduğunu dile getirmesi de Viyana'daki siyasi arenadaki şahsiyetlerin Türkiye konusunda samimiyetsizliklerini ortaya koyuyor.

Tek destek Yeşillerden

Avusturya'da, Yeşiller dışında Meclis'teki tüm siyasi partiler Türkiye'ye mesafeli yaklaşıyor. Avrupa genelinde Türkiye'ye destek veren sosyal demokrat partiler ise, Avusturya'da Türkiye'nin üyeliğine eleştirel tutum takınıyor. Sosyal Demokratlar, söylemde insan haklarını öne sürürken, gözlemcilere göre temelde Türkiye'nin çoğunluğu Müslüman bir ülke olması temel etken.

Avusturya'da Türkiye karşıtlığının bayraktarlığını ise Joerg Haider'in AÖP'den ayrılan yeni partisi "Avusturya'nın Geleceği İçin Birlik" yapıyor.

Avusturya siyasetinin Türkiye karşıtlığı, Avrupa Parlamentosu'nda kendisini gösteriyor. 17 Aralık 2004'ten önce AP'de "Türkiye ile müzakerelerin başlaması" için yapılan oylamada onsekiz Avusturyalı AP üyesinin onbeşinin ret verdiğini hatırlamakta yarar var.

KIBRIS 16/06/06

Juncker: Üyelik için Kıbrıs çözülmeli

Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Türkiye'nin AB üyeliği için Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiğini belirterek, "Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine bu yıl içerisinde açmadığı takdirde, AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerini durdurması gerektiği" görüşünü savundu

Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Türkiye'nin AB üyeliği için Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiğini belirterek, "Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine bu yıl içerisinde açmadığı takdirde, AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerini durdurması gerektiği" görüşünü savundu.

Reuters, bu açıklamanın, bazı AB üyesi ülke liderlerinin Türkiye ile müzakerelerin tamamen durdurulması arayışı içerisine gireceğinin en güçlü göstergesi olduğunu yazdı.

Habere göre, günlük Fransız gazetesi La Croix'in, "Türkiye Kıbrıs ile ilgili bir açılımda bulunmamasına rağmen, fiili müzakereleri başlatmasıyla AB zayıflık gösterdi mi" sorusunu yanıtlayan Juncker, "Hayır. AB bakanları bu koşulun 2006 yılında uygulanması gerektiğini kesin bir dille Türkiye'ye tekrar tekrar söyledi" dedi.

Jean-Claude Juncker, "Türkiye eğer bu koşulu bu yıl uygulamaya koyacak olmazsa, benim görüşüm müzakerelerin ertelenmesi gerekecek" şeklinde konuştu.

AB, Türkiye limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açma koşulunu yerine getirmediği takdirde müzakerelerin tamamen durdurulacağı konusunda henüz resmen uyarıda bulunmadı.

Reuters, hafta içinde yer alan AB toplantısında dışişleri bakanlarının, "Yükümlülüklerini tamamen yerine getirememesi durumunda, müzakerelerin genel süreci etkilenecektir" söylemine dikkat çekti.

Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, AB'nin genişleme politikasını, AB anayasasının Fransa ve Hollanda'da aldığı yenilgi ışığında yeniden değerlendirmesi gerektiğini de belirterek şöyle devam etti:

"Hırvatistan dışında, sınırlama getirilmez ve önlemler alınmazsa, genişlemenin sürdürülemeyeceğini düşünüyorum...büyük ölçüde bir genişleme, mevcut antlaşmalar tabanında bana göre mümkün görünmüyor" dedi.

 KIBRIS 16/06/06

Kıbrıs yüzünden tren kazası olmaz

TC Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp,

Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde yılmadan ilerleyeceğini söyledi:

Kıbrıs yüzünden tren kazası olmaz

"TÜRKİYE İLE KIBRIS ARASINDA TREN YOLU YOK"... TC Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde Kıbrıs yüzünden bir tren kazası yaşanmayacağını, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde yılmadan ilerleyeceğini söyledi. Demiralp "Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden tren kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. Önümüzde zaman var. AB'nin de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme imkanımız olacaktır" dedi

"KKTC'Yİ DAHA FAZLA TECRİT ETTİRMEYİZ"... Müzakerelerin yıl sonunda askıya alınacağına ihtimal vermediğini de kaydeden Demiralp, AB'nin limanların açılması konusunu ticari ihtilaf olarak sunarken çok sert bir siyasi söylem kullandığına işaret etti. AB'nin yeniden iç değerlendirme yapması ve çelişkilerini aşması gerektiğini belirten Oğuz Demiralp, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve gemilerine açmamakta kararlı olduğunu, KKTC'nin daha çok tecridine yol açacak tedbirlere ortak olmayacaklarını vurguladı

TC Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde Kıbrıs yüzünden bir tren kazası yaşanmayacağını söyledi. Demiralp, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde yılmadan ilerleyeceğini belirtti.

Demiralp "Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden tren kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. Önümüzde zaman var. AB'nin de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme imkanımız olacaktır" dedi.

NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını yanıtlayan Demiralp, müzakerelerin yıl sonunda askıya alınacağına ihtimal vermediğini de kaydetti.

Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, mevsim şartlarının nispeten olumsuz olduğunu, fakat Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde yılmadan ilerleyeceğini söyledi. Demiralp, yıl sonunda tren kazası yaşanabileceği değerlendirmelerine karşı çıktı.

Demiralp "Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden tren kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. Önümüzde zaman var. AB'nin de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme imkanımız olacaktır" dedi.

"AB'nin söylemi sert"

Avrupa Birliği'nin limanların açılması konusunu ticari ihtilaf olarak sunarken çok sert bir siyasi söylem kullandığına işaret eden Demiralp, "Yeniden iç değerlendirme yapmalı ve çelişkilerini aşmalılar" dedi.

Kıbrıslı Rumların "şımarıkça" hareket ettiğini de söyleyen AB Genel Sekreteri, AB'nin konsensusla karar alma mekanizmasını da gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.

"KKTC'yi tecrit ettirmeyiz"

Demiralp, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve gemilerine açmamakta kararlı olduğu mesajını da verdi:

"Bizim tutumumuz gayet tutarlı. KKTC'nin daha çok tecridine yol açacak tedbirlere ortak olmayız"

Demiralp, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmaması nedeniyle Adalet Divanı'na gidilmesi olasılığına da sıcak bakmadıklarını söyledi. AB Genel Sekreteri, müzakerelerin askıya alınmasının, ancak demokrasi askıya alındığında gündeme gelebileceğini, bu nedenle Kıbrıs yüzünden yıl sonunda böyle bir gelişme yaşanacağına ihtimal vermediğini de kaydetti.

KIBRIS 16/06/06

Denktaş: Devletten vazgeçme şerefsizliğine düşmeyeceğiz

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi'nin davetlisi olarak Kırgızistan'da bulunan eski Cumhurbaşkanı Denktaş, mecliste Kırgızistan-KKTC Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyeleriyle bir araya geldi

Denktaş: Devletten vazgeçme şerefsizliğine düşmeyeceğiz

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC'nin 24 yıldan beri bağımsız bir devlet olduğunu belirterek, "Devletten vazgeçme şerefsizliğine düşmeyeceğiz" dedi.

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi'nin (KTMÜ) davetlisi olarak Kırgızistan'da bulunan Denktaş, mecliste Kırgızistan-KKTC Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyeleriyle bir araya geldi.

Dostluk Grubu Başkanı Sadır Caparov, toplantıdan önce grup üyesi milletvekillerini Denktaş'a tanıştırdıktan sonra yaptığı konuşmada, Rauf Denktaş'ın mücadelesini yakından bildiklerini belirterek, kendisinin büyük bir kahraman olduğunu söyledi.

Kırgızistan'da geçen yıl devrim olduğunu hatırlatan Caparov, meclisin devrim öncesi seçilen milletvekillerinden oluştuğunu, devrimden sonra da çalışmasını sürdürdüğünü belirtti. Caparov, bunun, demokrasinin bir göstergesi olduğunu ifade etti.

Rauf Denktaş da konuşmasında, hakkındaki iltifatlara layık olmaya çalıştığını belirterek, "KKTC'nin ortadan kaldırılmaması için mücadele ediyoruz" dedi.

Emperyalist güçlerin her yolu deneyerek KKTC'yi Rumlara bağlama çabası içinde olduğunu kaydeden Denktaş, "Rumların arkasındaki tüm emperyalist güçler, KKTC'nin ortadan kaldırılması için uğraşıyorlar" diye konuştu.

Rauf Denktaş, bir devletin doğuşunun, çocuğun doğuşu gibi sancılı ve sıkıntılı geçtiğini belirterek, "Çocuk dokuz ayda doğar. Ama KKTC'nin doğum süreci 11 yıl sürdü" dedi ve silahlı mücadeleyle başlayan doğum sürecini, şimdi de diplomasi yoluyla sürdürme çabasında olduklarını ifade etti.

KKTC'nin siyasi, hukuki, ekonomik bağımsızlık mücadelesi sürerken, Rum tarafının da tek devlet olma çabasının sürdüğüne işaret eden Denktaş, "Ama dünya, Kıbrıs'ta, hiçbir zaman Rumların kabul ettirmek istediği üniter devlet olmadığını iyi bilmelidir" dedi.

Denktaş konuşmasını "24 yıllık bağımsız bir KKTC var. Bu bizim gurur ve şerefimizdir. Devletten vazgeçmek şerefsizliktir. Biz de bu şerefsizliğe düşmeyeceğiz ve hiçbir zaman Rumların egemenliği altına girmeyeceğiz" diye tamamladı.

Rauf Denktaş, Kırgız milletvekillerinin bir sorusu üzerine Avrupa Parlamentosu'nun KKTC parlamenterlerini "milletvekili" olarak değil, sadece Kıbrıs'taki Türk azınlığın temsilcileri olarak tanıdığını ifade ederek, KKTC'ye gelen AP milletvekillerinin de doğrudan KKTC'ye gelmediğini, Larnaka üzerinden giriş yaptıklarını söyledi. Denktaş, "AP bizi 'işgal edilen topraklardaki azınlık' olarak görüyor, görüşmelerde de KKTC bayrağı veya KKTC'nin diğer sembollerini istemiyor" dedi.

AB'nin KKTC'ye mali yardımına ilişkin bir soruya Denktaş, "AB bize yardım kararı alıyor, ama bunun için Rum tarafının onayı ve şartlarını arıyor" yanıtını verdi. Denktaş, AB mali yardımından şimdiye kadar KKTC'ye para aktarılmadığını da belirtti.

1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, meclis ziyareti öncesinde de Kırgızistan'da bulunan özel Sebat Eğitim Kurumları'nı ve buraya bağlı Atatürk-Alatoo Üniversitesi'ni ziyaret etti.

KIBRIS 16/06/06

Türkiye 'karşı ateş' açtı



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yönelik ambargo kalkmadan limanların Rumlara açılamayacağı yönündeki sözleri yabancı basında da yankı buldu.

GUARDIAN: "TÜRKİYE'DAN MÜZAKERELERDEN ÇEKİLME TEHDİDİ"

İngiliz Guardian gazetesi, Başbakan Erdoğan'ın sözlerini "Türkiye, AB müzakerelerinden çekilmekle tehdit etti" şeklinde değerlendirdi. Haberde Erdoğan'ın bu konudaki "en güçlü açıklamalardan birini" yaptığı ifade edildi.

Gazete, AB yetkililerinin Türkiye'den limanlarını Rumlara açmasını istediği Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik ambargolar kalkmazsa adım atmayacaklarını söylediğini aktardı. Haberde, "ağız dalaşının" geçen Ekim ayında başlayan müzakerelerden bu yana AB-Türkiye ilişkilerindeki en kötü haftalardan birinden sonra geldiği yorumu yapıldı.

FT: "AB TÜRKİYE'DEN REFORMLARI ARTTIRMASINI İSTEDİ"

Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği liderlerinin Türkiye'den reformları arttırmasını istediğini aktardı. Brüksel'in Ankara'dan limanlarını Rumlara açmasını beklediği hatırlatılan haberde, Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik izolasyonlar kalkmadıkça limanların açılmayacağını söylediği kaydedildi.

WP: "ERDOĞAN VE AB LİDERLERİ SİYASİ KAYGIYLA KONUŞUYOR"

Amerikan Washington Post gazetesi de AB'nin Kıbrıs çatlağı yüzünden Türkiye'yi uyardığını belirtti. AB'nin Türkiye'den limanlarını Rumlar'a açmasını istediği kaydedilen haberde, Erdoğan'ın ise bu talebe "müzakereler durursa durur" sözleriyle "karşı ateş açtığı" değerlendirmesi yapıldı.

Gazete, hem Erdoğan'ın hem de Avrupa liderlerinin yerel siyasi kaygılarla hareket ettiği yorumunu yaptı. Gazete, Erdoğan'ın partisinin, milliyetçiliğin yükseldiği bir ülkede popüleritesini kaybetmeye başladığını, pek çok Avrupa hükümetinin de yüzde 99'u Müslüman olan 70 milyonluk bir ülkeyi Birliğe alıp almama konusunda şüpheli olduğunu belirtti.

 HURRIYET 17/06/06

AB’yle müzakereler dursa da limanları Rumlara açmayız



KKTC’ye uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece ne havaalanları, ne limanlar ne de ek protokol konusunda "geri adım atmayacaklarını" söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bunu herkes böyle bilsin. ’Müzakereler durur’ diyorlar. Hayret bir şey, durursa durur" diye konuştu.

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) ile müzakerelerde KKTC’deki limanlar ve havaalanlarıyla ilgili, "İzolasyon kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes böyle bilsin. ’Müzakereler durur’ diyorlar, durursa durur" dedi. İstanbul Sanayi Odası (İSO) "2. Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı’nda 15 sektörün temsilcisini dinledikten sonra konuşan Erdoğan, ekonomideki son dalgalanmaların yanı sıra AB müzakerelerine değindi. Taraması biten fasıllarda olduğu gibi müktesebatın 35 safhasının birincisi olan bilim ve araştırma konulu müzakereler hakkında da açıklama yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, yapılan yorumların hoş olmadığını söyledi. "Sağır duymaz uydurur kabilinden ’efendim bunlar Kıbrıs’ta limanları verecekler, havaalanlarını açacaklar, ek protokolü imzalayacaklar’ gibi çirkin muhalefete girmek çok yanlış" diyen Erdoğan, "Bu iktidarı tanıyan çok iyi tanıyor. Tanımayanlar ise tanımamakta direniyor" dedi.

ÇOK NET SÖYLEDİK: "Biz herkese, AB’nin şu anki 25 üyesine de şunu çok açık net söyledik; ’Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece bizden ne ek protokol konusunda, ne havaalanları, limanlar konusunda birşey beklemeyin" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Çünkü biz garantör ülke olarak Kıbrıs’ta yapmamız gerekenleri yaptık. Bizden ne istediniz? Annan Planı’na destek istediniz, bu desteği verdik. Kuzey Kıbrıs, Annan Planı’na ’evet’ dedi. Peki Güney Kıbrıs ne dedi? ’Hayır’ dedi. Siz hayır diyeni ödüllendirdiniz. Ama evet diyeni cezalandırdınız, cezalandırmaya devam ediyorsunuz. ’Biz bu adalet anlayışınıza karşıyız’ dedik. Biz bu noktada asla ne havalimanlarında ne limanlarda izolasyonlar kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes böyle bilsin. Ek protokol konusu, aynı şey. "Müzakereler durur’ diyorlar. Hayret birşey. Bakın çok açık söylüyorum; durursa durur. Çünkü bize karşı olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşacağız."

HESABIMIZ KAZAN-KAZAN: Bu sürece girerken hep kazan-kazan hesabına göre hareket ettiklerini vurgulayan Başbakan, "Biz kaybedeceğiz, karşıdaki kazanacak. Yok öyle bir şey. Biz kazanacağız karşımızdaki kaydedecek, bu da adalet anlayışımıza sığmaz. Çünkü biz öyle bir medeniyetten geliyoruz ki bu medeniyette asla ezmek yok, adalet var. Zulmetmek yok, adalet var" dedi.

Kırılganlık azaldı, dayanıklılık arttı

SON dönemde küresel ekonomide yaşanan dalgalanmadan Türkiye’nin etkilenmemesinin mümkün olmadığını vurgulayan Başbakan Tayyip Erdoğan, dünya borsalarında yaşanan kayıplardan da örnekler vererek, Türkiye’deki gelişmelerin "anormal" olmadığını söyledi. "Türkiye demek ki birçok şeyi aşmış. Geçmişte önemli krizlere sebep olan bu tür dalgalanmalar, bugün Türkiye ekonomisinin istikrarını sarsamıyor" diyen Erdoğan, şöyle konuştu: "Son yaşananlar da göstermiştir, artık ekonomimizin kırılganlığı oldukça azalmış, dayanıklılığı ise tam aksine artmıştır. Türkiye, öngörülen hedefler doğrultusunda artık yoluna devam ediyor. Elbette problemler tamamen bitmiş değil. Ancak, bu büyüklükteki ekonominin konjonktürel gelişmelerle baş edebilecek tecrübe ve birikime de sahip olması gerekiyor."

Paniklemek en aleyhte pozisyon

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, "Hedeflerimizden hiç sapmayacağız, spekülasyonlara kulak tıkayacağız ve yolumuza devam edeceğiz" derken bunun sorumluluğun sadece hükümette olmadığını vurguladı. Hükümet olarak ellerinden geleni yaptıklarını, işadamlarından da "piyasa aktörleri" olarak gereğini yapmalarını beklediklerini söyleyen Tayyip Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Paniklemek bu tür durumlarda en aleyhte pozisyon. Bu pozisyona girmenin hiçbir anlamı yok. Aklıselim ile oturup, konuşup, çözüm yollarını arayacağız. Türkiye bir yandan problemlerine çözümler üretmeye gayret eden, eksiklerini kapatmaya, kaybedilmiş yıllarını telafi etmeye çalışan ve bir yandan büyüyen, hedef büyüten bir ülke."

En önemli sermayemiz güven ve istikrar

TÜRKİYE’nin sinerjisini sürdürebilirse yolundan sapmadan geleceğe doğru kararlılıkla yürüyeceğini dile getiren Erdoğan, "Bu dönemde güven ve istikrar, en önemli sermayemiz, en önemli kazanımımız. Bunu kesinlikle kaybetmememiz lazım" dedi. Erdoğan, "Buna sahip olduğumuz içindir ki hálá küresel sermaye Türkiye’de kendine yer bulabilme gayreti içinde" derken, yatırımları desteklemek ve tanıtmakla ilgili Yatırım Promosyon Ajansı’na ilişkin yasanın en geç önümüzdeki hafta çıkacağını belirtti. Böylece yatırım yapmak isteyenlerin bakanlık bakanlık dolaşmayacağını, direkt kendisine bağlı bir ekibin işlemleri süratle sonuçlandıracağını anlatan Erdoğan, "Hükümet olarak zor kazanımları kolayca heba etmek istemiyoruz. Bizim kaybolan, heba olan yıllarımız var. Bunları geri kazanmamız lazım" diye konuştu.

Kavram kargaşasıyla geleceği kurban etmeyelim

SİYASETİ ekonominin önüne geçirmek gibi bir anlayışları olmadığını söyleyen Tayyip Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Şunu iyi bilmeniz lazım ki ülkeyi kavramlar kargaşası içinde bir gerginliğe asla itmemek gerekiyor. Bize bir şey soruyorlar, cevap vermezseniz ’Başbakan buna cevap vermedi’. Cevap verdiğimiz zaman ’Bu hükümetin gündeminde şu, şu konudan başka hiçbir konu yok’ diyorlar. Bir zan altında bırakma yani ’iftira at tutmasa da iz bırakır’ mantığıyla işi yürütüyorlar."

HURRIYET 17/06/06

O bayrağı değiştirsinler

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC’li ressam İsmet Güney, önce Rumların açtığı mülk davalarına, sonra da Lüksemburg’daki zirvede Türkiye’ye veto tehdidine çok sinirlendi ve kararını verdi. Bugün Kıbrıs bayrağı diye Rumların sahip çıktığı, ancak 1960’ta ortak cumhuriyete ait olan bayrağa telif hakkını ödemeyen Rumları tazminat ve değişiklik talebiyle mahkemeye verecek, gerekirse AİHM’ye gidecekti.

KIBRISLI Türk ressam İsmet Güney, Başpiskopos Makarios’un isteğiyle 1960 yılında çizdiği bayrak, hükümet armaları ve pullarının telif hakkı ödenmeden 46 yıldır Rumlar tarafından kullanıldığını belirterek, Tasos Papadopulos hükümetini mahkemeye verdi. Rumların Türkiye’yi sürekli mahkemeye vermesine sinirlenen 82 yaşındaki İsmet Güney, "Bayraklarını armalarını, ve pullarını değiştirsinler, gerekirse AİHM’ye gideceğim" diyor.

1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu zaman açılan yarışmayı kazanan ve Rumların bugün kullandığı bayrağı çizen İsmet Güney, Rumların sürekli farklı konularda Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışması ve AİHM’de mahkemeye vermesine tepki gösterdi. Rum yönetiminin Türkiye’ye veto tehdidinde bulunmasına sinirlenen 82 yaşındaki emekli öğretmen İsmet Güney önceki gün Rum kesimine geçerek bir avukat arkadaşından Rum lider Tasos Papadopulos ve hükümetini mahkemeye vermesini istedi.
/_newsimages/1700978.jpg
Güney Hürriyet’e şöyle konuştu: "1960’da yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu zaman üç yıllığına Başpiskopos Makarios ve diğer üç yıl da Türk lider Dr. Fazıl Küçük devletin başı olacaktı. Lefkoşa’da Türk Lisesi’nde öğretmenlik yapıyordum. Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı için yarışma açıldı ve kazandım. Sonra Makarios bizzat benden kamu kuruluşlarının resmi belgeleri ve kurumlarında kullanılmak üzere arma çizmemi istedi. Ayrıca hala Rumların kullandığı üç posta pulunu da ben çizdim. 1960 Şubatı’nda Makarios bana, her yıl belirli bir ücret ödenmesini emretti. Ücret tam belirlenmemişti. 1963’te ise Rumlar hükümeti yıkarak Türkleri uzaklaştırdı. 46 yıldır benim çizimlerimi devletlerinin amblemi olarak kullanıyorlar. Rum avukat resmi başvuruyu yaptı. Rum hükümetinin 10 gün içinde cevap vermesi gerekiyor. Bayrak, pullar, armalar başta olmak üzere onlarca eserimin her biri için ayrı ayrı 46 yıllık telif ve tazminat istiyorum. Vermezlerse, AİHM’ye gideceğim. Bunların değiştirilmesini de talep edeceğim."

Polisin şapkasındaki arma da benim

Kıbrıs Rum polisinin şapka ve düğmelerindeki armaların yanı sıra Kıbrıs bayrağını da sürekli gördükçe üzüldüğünü belirten İsmet Güney, "Benim derdim para değil, onlar sürekli bizi ve Türkiye’yi mahkemeye veriyordu. Sinirlendim ben de Papadopulos hükümetini mahkemeye verdim" diyor.

HURRIYET 17/06/06

Kıbrıs sorununun özü değişti mi?



Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde Kıbrıs yine "anahtar" sorun niteliğinde öne çıktı.
Güney Kıbrıs engellemesi son dakikada belli koşullarla aşıldı.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs isteklerini kayda geçirdiler.
Türkiye'nin deklarasyonuna karşı AB'nin çıkardığı 21 Eylül deklarasyonuna atıf yapıldı.
Öz olarak, AB, Türkiye'ye, liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gerektiğini bir kez daha anımsattı.

Rest
Bu yapılmazsa, Türkiye-AB müzakerelerinin durabileceğini bildiren başta Fransa Cumhurbaşkanı Chirac olmak üzere Avrupalı liderler ve AB yetkilileri oldu.
Bu ısrarlı taleplere hatta gözdağına karşı Başbakan Erdoğan sert bir tepki verdi. Diğer bir deyişle, rest çekti.
İzolasyonlar kalkmadan kimsenin Türkiye'nin liman ve havaalanlarını açmasını ve Ek Protokol'ü Meclis'ten geçirmesini beklememesi gerektiğini bir kez daha ilan etti ve ekledi:
"Diyorlar ki, bunu yapmazsanız müzakereler durur; durursa dursun."
Böylece Erdoğan, müzakerelerin durmasını göze aldığını AB'nin isteklerinin ancak KKTC'ye uygulanan izolasyon kalkarsa yerine getirilebileceğini açıkladı.
Türkiye, bir süredir bu çizgide duruyor.
Her aşamayı geçmek için AB'nin dayattığı koşulları kabul eden hükümet, müzakerelerin fiilen başlamasından sonra tutumunu gözle görülür şekilde sertleştirdi.
Erdoğan, AB'yi de suçlayarak Annan Planı'na "hayır" diyen Rumların ödüllendirildiğini, "evet" diyen Türk tarafının cezalandırıldığını da daha sık dillendirmeye başladı ki, bu saptamayı birçok kez bu köşe de dahil basın sık sık gündeme getiriyordu.
Başbakan da bu çizgiye gelmiş görünüyor.
AB'nin zaten Güney Kıbrıs'ı üyeliğe alarak sorunu kendi eliyle doğurduğu ve sonraki tutumuyla da ağırlaştırdığı tartışılmayacak bir gerçek.

Sorunun özü
Kıbrıs konusunda gözden kaçırılmaması gereken, sorunun özüdür. Kıbrıs sorununun özü Türk tarafı açısından değişmemiştir. Bu öz, Kıbrıs'ta iki toplum, iki eşit egemenlik, iki devlet ve iki demokrasi olduğudur. Annan Planı'nı iki taraf referanduma götürürken aslında bu gerçeği Birleşmiş Milletler (BM) de AB de kabul etmişlerdi. Şimdi etmiyorlar.
AB'nin talepleri, Rum tarafının talepleridir.
Bu süreç, Kıbrıs sorununun özünü değiştirmeye yöneliktir. Eşit egemenlik, iki toplum, iki devlet, iki demokrasi yok sayılmaktadır.
Rum yönetiminin politikası da Türk tarafının eşit kabul edilmemesi, konuyu sündürme yöntemiyle Türk tarafının Rum yönetimine tabi olmasını ve eriyerek zamanla kaybolmasını sağlamaktır.
Bu bakımdan KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması, tanınmasa bile fiilen dünya ticaretine açılması bir çözüm değildir. Böyle bir konumun kabul edilmesi, sorunun özü itibariyle çözülmediği ve çözülmeyeceği anlamına gelir.
Türk tezi asıl bu durumda tümüyle çökmüş ve Türk tarafının Rum yönetimine tabi olması gerçekleşmiş olur.
Eşit iki devlete, topluma ve demokrasiye dayalı Birleşik Kıbrıs ortaya çıkmadan Türk tarafı açısından sorun çözülmüş sayılamaz.
Rum tarafının ise, böyle bir sorunu, dolayısıyla böyle bir çözüm arayışı yoktur.
AB üyesi Rum yönetiminin de bu noktaya getirilmesi hiç kolay değildir.
Türkiye'nin AB sürecinde aldığı mesafe Kıbrıs'ta verdiği ödünlerle mümkün olmuştur.
Ama görülüyor ki bu ne Rum yönetimi ne Yunanistan ne AB tarafından yeterli görülmüştür.
Geldiğimiz noktada bilanço budur.

FIKRET BILA MILLIYET 17/06/06

Türkiye'nin elindeki kartlar



TÜRKİYE'nin AB ile müzakere sürecini -daha işin başında- zora sokan bir dizi neden var. Bu hafta Lüksemburg'daki Ortaklık Konseyi ile hükümetlerarası toplantılarda ve Brüksel'deki AB zirvesinde görüldüğü gibi, bu nedenlerin başında Kıbrıs'la ilgili öne sürülen şartlar geliyor. Rum kesiminin Türk limanlarının açılmasına ilişkin talebine diğer üye ülkelerin de arka çıkması, gerçekten aşılması zor görünen bir engel oluşturuyor...
Zorluklar bundan ibaret değil, başka faktörler de var: Türkiye'nin demokrasi, insan hak ve özgürlükler, yasal düzenlemeler ve uygulama gibi alanlarda öteden beri belirtilen kriterleri ve koşulları harfiyen yerine getirmesi isteniyor. Türkiye bu yönde bir hayli mesafe kat etmiş de olsa, hâlâ bazı eksikliklerin bulunması, sıkıntı yaratıyor...
Bunlar yetmezmiş gibi, AB şimdi şartlar listesine bir yenisini ekleme çabasında: Birliğin yeni üyeleri "sindirebilme kabiliyeti"... Verilen mesaj açık: Birlik Türkiye gibi nüfusu büyük, siyasal ve ekonomik sorunları bulunan, farklı kültürdeki bir ülkeyi kendi içinde entegre etmekte çok zorlanabilir ve bu durumda onu üyeliğe kabul etmekten de cayabilir...

Ne alır, ne dışlar!
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, AB'nin resmi tavrı, Türkiye ile müzakere sürecini açık tutmaktır. Bazı ülkelerin kamuoyu (başta Fransızlar) Türkiye'yi AB içinde görmek istemese de, hükümetler ve sorumlu mevkide bulunan siyasile, onu uzaklaştırmak veya kaybetmek lüksüne sahip olmadıklarının farkındalar.
Bunun da nedeni açık: Türkiye'nin coğrafyası, siyasi pozisyonu, ekonomik potansiyeli, kültürü ve Avrupa ile bütünleşme isteği, AB liderlerinin gözünde, onu dışlanmaması gereken bir ülke konumuna getiriyor. Ne var ki, Birlik Türkiye'yi "dışlamamak" ile "içine almak" seçenekleri arasında bocalayıp duruyor. Her fırsatta öne sürülen talep ve şartların ardındaki asıl neden, işte bu ikilem ve tereddüttür...
Bu açıdan bakıldığında Türkiye, AB ile bütünleşme yolunda, Avrupalılara cazip görünen veya onların çıkarları açısından değer taşıyan "kartlarını" iyi kullandığı oranda başarılı olacaktır.
Nedir bu "kartlar"? Stratejik konumu... Güvenlik ve savunmaya katkısı... Ekonomik potansiyeli... Enerji koridoru olma şansı... Arap-İslam dünyasına örnek pozisyonu... AB'ye çok kültürlülük özelliğini kazandırma olanağı...

İkna etmenin yolu
Bu faktörler, bir demet halinde bir arada sunulduğu zaman, daha ikna edici oluyor. Bunlardan sadece biri üzerinde durmak, her zaman Avrupalı muhataplara mantıklı gelmeyebilir.
Örneğin, Türkiye'nin güvenlik ve savunma alanındaki olası katkısı, AB içinde "geniş ilgi ve destek" gören bir argüman değil. Gerçi Türkiye'nin Balkanlar'da ve Kafkasya'da Avrupa için "güvenlik sağlayan" ("security provider") bir güç olabileceği biliniyor. TSK'nın Bosna'daki katkısı bunun bir örneği. Şimdi AB'nin Kongo'ya da asker göndermesi gündemde ve buna da Türkiye'nin katılması söz konusu.
Ancak tek başına bu katkılar, AB'deki havayı Türkiye'nin lehine çevirmeye yetmiyor. Hafta başında İstanbul'da yapılan bir sempozyumda, Türk konuşmacıların dile getirdiği Türkiye'nin güvenlik konusundaki katkılarını, Avrupalı akademisyenler prensipte kabul etmekle beraber, onların daha çok Türkiye'nin örneğin ekonomik alandaki potansiyelini ve enerji koridoru olarak taşıdığı önemini vurguladıklarını gördük...
Türkiye'nin elbet AB'yi etkileme bağlamında oynayabileceği güçlü kartlar vardır. Ama dediğimiz gibi, bunlar bir demet halinde topluca sunulduğunda bir ağırlık taşıyor...

SAMI KOHEN 17/06/06

Türkiye'yi pes ettirmek istiyorlar



Dünkü yazımda, Avrupa'daki genel havanın Türkiye'nin aleyhine estiğini anlatmış ve ne gibi güçlüklerle karşı karşıya kalındığını yazmıştım. Bazı okurlarımdan " İşte gördünüz mü, siz bile söylüyorsunuz. Avrupa bizi istemiyor. Neden hala ödün veriyoruz. Bırakalım gitsin" e-mail'leri aldım. İşte AB'deki bazı çevrelerin yapmak istedikleri de bu…Türkiye'ye pes ettirmek. Bizim de bu oyuna düşmememiz gerekiyor.

Her şeyin başında, bilmemiz gereken en önemli nokta, Türkiye'nin hiçbir ödün vermediği gerçeğidir. Bazılarımıza ödünmüş gibi görünen, kriterlere uymak, zaten kendi toplumumuz için almamız gereken önlemleri içeriyor. Örneğin, ölüm cezasının kaldırılması, işkencenin yasaklanması, fikir özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, AB'ye verilmiş ödün sayılabilir mi ? Veya ekonomi alanındaki kararlar kimin yararınadır? Bizim mi, yoksa AB'nin mi ?

İkinci bir nokta da, Türkiye'nin Avrupalılığını onlar değil, bizlerin saptayacağıdır. Türkiye Avrupalıdır ve hakkını aramaktadır.

Eğer bu iki konuda aynı şekilde düşünüyorsak, o zaman gelin, Avrupa'daki havanın nasıl dağıtılabilineceğine bakalım:

1) REFORMLARI HIZLANDIRMA:

Türkiye'nin tam üyeliğinin gerçekleşmesinin yüzde 85'i ülke içindeki çalışmalara bağlıdır. Geri kalan yüzde 15 dışardaki gelişmelerden etkilenecektir. İşte bu çerçevede, içinde bulunduğumuz darboğazdan kurtulabilmenin bir tek çıkışı vardır. O da, temposu yavaşlayan reformların hızlandırılmasıdır. Bu reformlar sadece siyasi nitelikte değildir. Ekonomik reformlar da aynı pakete dahildir. Reform temposunu arttıracak olan bir Türkiye'nin önünde kimse duramaz. Yine eleştiriler duyulur, ancak engellemeler azalacaktır.

2) HER YERDE HAZIR BULUNMALIYIZ:

Bizim genel bir alışkanlığımız, karşımızda olumsuz bir gelişme çıktığında sertleşmemiz ve küsmemizdtir. Sertleşir ve kafa tutarız. Hatta tehdit eder ve gözdağı veririz. Ardından da toplantılara katılmamaya çalışırız. Bu yaklaşım çok garipsenmektedir. Zira Avrupa'nın müzakere alışkanlığında tehditleşme, sertleşme veya küsmek yoktur. Toplantılar terk edilmez, son noktaya kadar pazarlık edilir. Bizim de gereksiz alınganlıklardan kurtulmamız ve hiçbir toplantıda yerimizi boş bırakmamamız şarttır.

3) KENDİMİZİ ANLATMALIYIZ:

Atılması gereken diğer bir adım da, bir türlü beceremediğimiz "tanıtma"dır. Ne içerde, ne de dışarıda bir tanıtma çalışmamız var. İşin kötü tarafı, herhangi bir hazırlık da yok.. Oysa, Avrupa kamuoyunu şimdiden hazırlamamız gerekiyor. 8-10 yıllık müzakere süreci, göreceksiniz çok çabuk geçecek. Ancak bugünden başlanırsa, 10 yıl sonra sonuç alınabilir. Bundan dolayı da, hem içerde hem de dışarıda tanıtım seferberliği kaçınılmaz. İşte bu eksikler yerine getirilebilirse, dengeler Türkiye'nin lehine döner.

Türkiye'nin Avrupa'ya katılma süreci çok güç olacak. Bundan kimsenin kuşkusu yok. Soğukkanlılığını koruyan, oyunu kurallarına göre oynayan, güçlüklerle karşılaştığında geri adım atmayan bir Türkiye sonunda kazanır.

***

" KIBRIS TAM ÜYEMİZDİR, ONU KORUMAK ZORUNDAYIZ"


Türk kamuoyu, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Rumlarına karşı tutumunu bir türlü anlayamıyor. Sürekli şekilde Rumların desteklendiğine inanılıyor. Annan planını reddetmelerine rağmen, tam üyelikle ödüllendirildiklerini ve şimdi de Türkiye'nin ensesinde boza pişirmelerine kızılıyor.

Merak ettim ve AB Komisyonunun üst düzey yetkilisiyle uzun bir görüşme yaptım.Sizin de kafanızdaki soruları sordum. Bakın nasıl yanıtlar aldım:

- Türk halkı tepki göstermekte haklı. Ancak bizler de haklıyız. Zira Kıbrıs Rumları bizim tam üyemiz. Tam üye konumuna girmiş bir ülkenin çıkarlarını korumak zorunluluğumuz var. Türkiye Tam Üyemiz olsa, aynı muameleyi Türkiye için de gösterirdik.

- Tam Üye konumundaki bir ülke ister haklı veya haksız olsun, AB'nin mekanizmalarına hakim olabiliyor. Bütün toplantılara katıldığından dolayı derdini anlatabiliyor. Davasını daha kolay dile getiriyor ve daha da önemlisi taraftar toplayabiliyor.

- Papadopulos yönetimi, BM kararlarıyla Kıbrıs'ı temsil ediyor. Bunu değiştirmenin imkanı yok.

- Keşke Rauf Denktaş, Annan planını ilk aşamada kabul etseydi . O zaman Rumların Tam Üyelikleri ertelenebilirdi. Türk tarafı ne yazık ki treni kaçırdı.

***

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 17/06/06

AB'yle Kıbrıs restleşmesi

Başbakan Erdoğan'ın, 'Kıbrıs'ta tecridi kaldırmazlarsa limanları açmayız. Müzakereler durursa durur' restine AB liderleri tepki gösterdi: Yıl sonuna kadar adım atmazlarsa biz de önlem alırız

17/06/2006 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP

BRÜKSEL - AB liderleri dün sona eren Brüksel zirvesinde Türkiye'ye Kıbrıs konusunda sert mesajlar yolladı. Sonuç bildirisindeki Türkiye paragrafını Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın istekleri doğrultusunda sertleştiren AB, bugüne kadarki en açık uyarıyla, Gümrük Birliği Ek Protokolü gereği Türk limanları yıl sonuna kadar Rumlara açılmazsa 'müzakerelerin durabileceği' çıkışını yaptı. AB'nin tonunu artırmasında, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, "AB, Kıbrıslı Türklere tecridi kaldırmazsa limanları açmayız, müzakereler durursa durur" resti etkili oldu.

Perdeyi Chirac açtı
Gündemini krizdeki Avrupa Anayasası, genişleme ve yeni üyeleri 'hazmetme kapasitesi' gibi konular oluşturan AB zirvesi dün bittikten sonra Türkiye mesajları odağa yerleşti. Türkiye'den gelen açıklamaları duyan liderler söylemlerini sertleştirdi. Perdeyi Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, basın toplantısında açtı. Türkiye'nin ek protokol konusunda yükümlülüklerini anımsatan Chirac, müzakerelerin riske girebileceğini ima edip, "Yükümlülüklerine saygı göstermeliler. Özellikle de Kıbrıs mallarına limanların açılması konusunda. Bunu yapmazlarsa genişleme sürecinde ilerleme kapasitelerini şüphe altında bırakırlar" dedi.
Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel de zirve sonrası basın toplantısında, "Türkiye ek protokolü imzaladı ve yükümlülüklerini yıl sonuna dek yerine getirmeli" diye konuştu. Komisyon'un zaman vermeksizin uygulama talep ettiği ek protokol için yıl sonuna dek net takvim veren Schüssel, Türkiye adım atmazsa aralıktaki zirvede önlemlere dair karar vereceklerinin altını çizdi: "Tartışmayı öne almanın gereği yok. Umarım yıl sonuna kadar adım atarlar. Aski halde sonuçlar hakkında şimdiden bir şey söylemek istemiyorum." Avusturya lideri, Erdoğan'ın açıklamalarına da, "Eğer bu doğruysa sorun yaratır" diye tepki gösterdi. Zirve öncesi de Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, La Croix gazetesine demecinde, ek protokolün uygulanmasını kastederek, "Türkiye bu şartı yerine getirmezse müzakereler ertelenmek zorunda kalacak" demişti.

Türkiye paragrafı uyarı dolu
Sonuç bildirisinin Türkiye paragrafında tek olumlu unsur 'fiili müzakerelerin başlamasından duyulan memnuniyet' olurken, Türkiye'nin anlaşmalarda yer alan değerleri, hedefleri ve yasal düzeni paylaşmasının beklendiği dile getirildi. Müzakerelerin hızını aday ülkelerdeki gelişmelerin belirleyeceğine vurgu yapan metinde, Müzakere Çerçeve Belgesi'ndeki yükümlülüklerin yerine getirilmesinin altı çizildi. Bunlar arasında Ortaklık Anlaşması ve Ek Protokol'ün tam uygulanmasının da bulunduğu vurgulandı. AB'nin 21 Eylül 2005'teki Kıbrıs deklarasyonuna atıf yapıldı. Rum Yönetimi'ni 'tanıma ve ilişkilerin normalleştirilmesi'ni içeren 'bu deklarasyondaki tüm ilgili unsurlara dair ilerlemenin AB Konseyi'nce değerlendirileceği' belirtildi.
Yunanistan da Ege'de sorumluluğu Türkiye'ye yükleyebilecek bir ifadeyi metne sokturdu. Türkiye'ye iyi komşuluk ilişkilerine bağlılık uyarısı yapan metinde 'Sorunların barışçıl çözümünü olumsuz etkileyecek her türlü eylemden kaçınılmalı' denildi. Türkiye'den reform sürecinin yoğunlaştırılması istendi.



İSTANBUL - Başbakan Tayyip Erdoğan, AB'nin müzakerelerde sorun yaşanmaması için Türkiye'nin imzaladığı Gümrük Birliği Ek Protokolü gereği 2006 sonuna kadar limanlarını Rum Yönetimi'ne açması gerektiği telkinlerine sert çıktı. Erdoğan, "Asla ne havalimanlarında ne limanlarda tecrit kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes böyle bilsin. (Hayret bir şey müzakereler durur...) Bakın çok açık söylüyorum; durursa durur" dedi.
Erdoğan, dün İSO toplantısındaki konuşmasında şu mesajları verdi:

·  "Sağır duymaz uydurur kabilinden hemen 'efendim bunlar Kıbrıs'ta limanları verecekler, havaalanlarını açacaklar, şunu yapacaklar, ek protokolü imzalayacaklar' gibi çirkin muhalefetin içerisine girmek çok yanlış."

'Bu adalet anlayışına karşıyız'

·  "AB'nin 25 üyesine şunu çok açık ve net söyledik: KKTC'ye tecrit kalkmadıkça bizden ne ek protokol, ne de havaalanları ve limanlar konusunda bir şey beklemeyin. Çünkü garantör ülke olarak yapmamız gerekenleri yaptık. Bizden ne istediniz? Annan Planı'na destek istediniz, verdik. Kuzey Kıbrıs, plana evet dedi. Güney Kıbrıs ne dedi? Hayır dedi. Siz hayır diyeni ödüllendirdiniz. Ama evet diyeni cezalandırdınız, hâlâ cezalandırıyorsunuz. Bu adalet anlayışınıza karşıyız' dedik. Bunu hepsine tek tek söyledik. Asla ne havalimanlarında ne limanlarda tecrit kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes böyle bilsin. Ek protokol konusu, aynı şey... (Hayret bir şey müzakereler durur...) Bakın çok açık söylüyorum; durursa durur. Çünkü bize olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşacağız."

·  Bu sürece girerken hep kazan-kazan hesabıyla hareket ettik. Biz kaybedeceğiz, karşıdaki kazanacak. Yok öyle bir şey. Farklı kazanacağız, farklı kaybedeceğiz. Bu adalet anlayışımızla bağdaşmaz. Öyle bir medeniyetten geliyoruz ki ezmek, zulüm yok, adalet var."
AB zirvesini değerlendiren Dışişleri Sözcüsü Namık Tan da atıf yapılan AB Deklarasyonu'nun tek taraflı olduğunu söyleyip, Türkiye'nin de deklarasyonu olduğunu hatırlattı. Tan, Yunanistan'la iyi ilişkiler ifadesiyle ilgili "İki tarafın sorumluluğu var" dedi.
(Radikal)

'Kıbrıs'ın üyeliği adayı zora soktu'

17/06/2006

RADİKAL - NEW YORK/LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Türkiye'nin hâlâ AB üyeliği için çalıştığı sırada Kıbrıs Rum Kesimi'nin 2004'te AB'ye üye alınmış olmasının adada çözümü zorlaştırdığını söyledi. Annan, BM Barış Gücü'nün görev süresinin altı ay uzatılması öncesi basın toplantısında, sorunun çözümüne en fazla kendisinin yaklaştığını belirtirken, "Kıbrıs'ta süreç, Rum Kesimi'nin şimdi AB'nin üyesi olduğu ve Türkiye'nin AB'ye girmeye çalıştığı gerçeğiyle daha da zorlaştı" dedi. AB içinde Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasını gerektiren Gümrük Birliği Ek Protokolü tartışmalarını örnek gösteren Genel Sekreter, şu ifadeleri kullandı: "Siz müzakereleri yaparken kulüpte yer alan bir ülkeniz var ve diğeri de aynı kulübe girmeye çalışıyor, bu da durumu kolaylaştırmıyor. Tamamen samimi olarak, bu durumun süreci zorlaştırdığını düşünüyorum."

Rum Yönetimi: AB'ye müdahale
Bu sözler Rumları kızdırdı. Rum Yönetimi Sözcüsü Hristodulos Pasiardis, "AB zirvesinde Türkiye'den yükümlülüklerini yerine getirmesi istenirken böyle bir açıklama şaşkınlık yarattı. Bu, AB'nın içişlerine müdahale" dedi. Rum Sözcü, çözüm için tek yolun Türkiye'nin AB ilkelerine uyması olduğunu savunup, Kıbrıs sorununu BM'den AB kapsamına taşıma hedefini ortaya koymuş oldu.

 

Bayrağın çizeri Rumlardan telif istiyor

Bayrağın çizeri Rumlardan telif istiyor

Makarios'un kendisine maaş bağlattığını söyleyen Güney, tazminat davası açtı.

17/06/2006 RADIKAL

SEFA KARAHASAN

LEFKOŞA - Türk ve Rum ortaklığında 1960'da kurulan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bayrağı mahkemelik oldu. Bayrağı çizen Kıbrıslı Türk İsmet Güney, 'dönemin Rum lideri Makarios'un kendisine verdiği ödeme sözü tutulmadığı' için önceki gün Rum Yönetimi aleyhine tazminat davası açtı. 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal geçerliliğini yitirdiği ve bayrağın artık iki toplumu temsil etmediğini savunan Güney, Makarios'un kendisine 10 Kıbrıs lirası (30 YTL) aylık bağlattığını anımsatıp 46 yıldır biriken telif haklarının tazminatının ödenmesini istedi. Güney davayı kazanırsa, Rumlar 46 yıllık bayraklarını gönderden indirmek ve AB de, 25 üyesinden birinin bayrağını değiştirmek zorunda kalacak.

'Birleşmeye inancımı kaybettim'
Güney'in Rum avukatı Marios Yorgio, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nden bayrağı kullanmamasını ya da kullanacaksa telif ödenmesini' istedi. Yorgio, bayrakla ilgili tüm belgelerin ortadan kaldırıldığını savunurken, Rum Enformasyon Dairesi'nden bir yetkili de, bayrağın geçmişini araştırdıklarını ama bazı anekdotlar dışında bilgi ya da belgeye rastlanmadığını söyledi.
Rum Yönetimi'nin devlet amblemi ve ilk üç damga pulunun da ressamı olan Güney ise yaşadıklarını şöyle anlattı: "1960'da Makarios beni makamına çağırdı. Bizzat onun kararıyla birinci seçildim. Makarios, 'Tam istediğim gibi bir bayrak yaptın. Sıra devletin amblemi ve pullarında' dedi. Ödül olarak 10 Kıbrıs Lirası aylık bağlattı. Çözüm umuduyla bugüne dek bekledim. Ama birleşmeye inancımı kaybettim. Emekle yarattığım bayrağın Rumların bu politikasına alet olmamasını istiyorum."

Avrupa’ya Kıbrıs resti: Müzakere durursa dursun

Rumların veto tehdidi sebebiyle Avrupa Birliği ile Türkiye arasında pazartesi günü başlayan gerilim dün restleşmeye dönüştü.
[HABER ANALİZ] Kriz erken patladı AB liderlerinin Brüksel'de toplandığı saatlerde İstanbul Sanayi Odası'nda konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, Türk limanlarının Rumlara açılmasında ısrar eden AB'ye sert cevap verdi. Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonlar kalkmadıkça hiçbir adım atmayacaklarını vurgulayan Erdoğan, “Müzakereler durursa dursun.” dedi. Türkiye'nin garantör ülke olarak Kıbrıs'ta yapması gereken her şeyi yaptığını kaydeden Erdoğan, Annan Planı'na Kuzey Kıbrıs'ın ‘evet', Rumların ‘hayır' dediğini hatırlattı. Başbakan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama siz, ‘hayır' diyeni ödüllendirdiniz. Bu adalet anlayışına karşıyız. İzolasyonlar kalkmadıkça limanlarda adım atmayız. Ek Protokol konusunda da aynı şekilde. ‘Ay efendim müzakereler durur.' Çok açık söylüyorum; durursa durur. Bize olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşırız.” Erdoğan'a Brüksel'in cevabı gecikmedi. Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, “Söylenmişse sıkıntı olur.” derken, Komisyon Başkanı Barroso, Türkiye'nin limanları açmak zorunda olduğunu savundu. Avusturya ve Fransa'nın ‘hazmetme kapasitesi kriter haline gelsin’ talebi ise AB Zirvesi'nde reddedildi. Ancak Türkiye paragrafı sertleştirildi.

Brüksel’deki iki günlük zirvenin sonuçlanmasının ardından yapılan basın toplantısında Schüssel, Türkiye’ye ilişkin birçok soruyla karşılaştı. Avusturya Başbakanı, Türkiye’nin Gümrük Birliği Ek Protokolü’nü onaylayarak limanlarını Rum gemilerine açmaması durumunda AB’nin tepkisinin ne olacağına dair ısrarlı sorulara, şimdiden bir şey söylenemeyeceği cevabını verdi. Avusturya lideri, yıl sonunda Finlandiya dönem başkanlığının ve AB Konseyi’nin bu konuda görüşlerini açıklayacağını, o zamana kadar beklemenin önemli olduğunu belirtti. Schüssel, Türkiye’ye birçok kereler limanlarını açmasının yükümlülüğü olduğunu hatırlattıklarına dikkat çekti. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ise Türkiye’nin limanlarını Rumlara açması gerektiğini belirterek, “Bunu yapmazsa, birliğe katılım kapasitesini sorgulamaya açar.” dedi.

Bu arada Avusturya ve Fransa’nın massetme kapasitesinin (yeni üyeleri kabul etme) “kriter” haline getirilmesi yönündeki talepleri zirvede reddedildi. Çok az sayıda üye ülke tarafından desteklenen Avusturya teklifi, massetme kapasitesinin “kriter” haline getirilmesini öneriyordu. Massetme kapasitesi, zirve nihai bildirisinde ne kriter ne de şart olarak zikredildi. Liderler, 1993’te tespit edilen Kopenhag Kriterleri’ndeki formüle dönüş yaparak massetme kapasitesinin önemine işaret etmekle yetindi. Ancak AB Komisyonu, ilerleme raporları ile birlikte massetme kapasitesi için özel bir rapor hazırlayarak kavramın tanımını ayrıntılı bir şekilde yapacak. Komisyon Başkanı Barroso, sadece 5 ülke tarafından desteklenen massetme kapasitesinin kriter haline getirilmesi önerisinin yardımcı olmayacağını ısrarla savunduklarını söyledi. Sertleştirilen Türkiye paragrafında 21 Eylül tarihli AB Kıbrıs beyanına “ilgili bütün unsurları” ile atıf yapılırken, AB’nin mezkur beyana ilişkin 2006’da bir değerlendirme yapılmasının “temin” edileceği kaydedildi. Türkiye paragrafına ayrıca Yunanistan’ın teklifi ile “iyi komşuluk ilişkileri” eklendi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Türkiye paragrafında atıf yapılan, “Gümrük Birliği’ni tüm yeni üyelere teşmil eden Ek Protokolün uygulanmasına ilişkin 21 Eylül 2005 tarihli AB Deklarasyonu’nun”, AB’nin tek taraflı bir tasarrufu olduğunu söyledi. Türkiye’nin bu konudaki tutumunu 29 Temmuz 2005’te bir deklarasyonla ortaya koyduğunu hatırlatan Tan, “Sözkonusu deklarasyon, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde bir çözüme kavuşturulması yönelimini içermektedir.” dedi. Namık Tan, zirvede Türk-Yunan ilişkilerinde bir gerginlik olduğu şeklinde yanlış bir izlenim oluşturulduğunu ve bu yaklaşımı paylaşmadıklarını da kaydetti.

Başbakan Erdoğan

“KKTC’ye izolasyonlar kalk- madıkça, bizden limanlar konusunda hiçbir şey beklemeyin. Açık söylüyorum; müza- kereler durursa dursun.”


Fransa Cumhurbaşkanı Chirac

“Türkiye’nin liman ve havaalanlarını Avrupa Birliği’nin tüm üyelerine açması gerekir. Bunu yapmazsa, birliğe katılım kapasitesini sorgulamaya açar.”

17.06.2006 ZAMAN

 

AB tartışması borsada yükselişi frenledi

ABD ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak son ayda inişli çıkışlı seyir izleyen piyasalar dün güne olumlu başladı. ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke'nin enflasyon kaygılarını azaltan açıklamaları bütün dünya piyasalarında olduğu gibi Türkiye'de de karşılık buldu. Borsa yükselişe geçerken, dolar 1,58 YTL’ye kadar geriledi. Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Sanayi Odası'nda yaptığı AB'yle ilgili açıklamalar yükselişi frenledi. Bankalararası piyasada dolar, yeniden 1,6 yeni lira düzeyine tırmandı. İlk seansta yüzde 4 değer kazanan Borsa ise tartışmaların ardından kazançlarının büyük bölümünü geri verdi ve günü yüzde 1,25 artışla kapattı. Önceki gece Chicago Ekonomi Kulübü'nde konuşan FED Başkanı Ben Bernanke, enflasyon beklentilerinin ‘bir miktar gerilediğini' ve yüksek enerji fiyatlarının ekonomiye etkisinin sınırlı kaldığını belirtti. Bernanke'nin bu sözleri, enflasyon ve ekonomik büyümenin yavaşlayacağı yönündeki kaygıları giderdi.

Açıklamalar yatırımcıları rahatlattı ve ABD borsaları toparlandı. Son iki yılın en büyük günlük hareketini gösteren Dow Jones yüzde 1,8 ve Nasdaq yüzde 2,8 yükseldi. Ayrıca dün Japonya ve Avrupa borsaları da Bernanke’nin açıklamalarıyla toparlandı. Global hisse senedi ve emtia piyasalarındaki yükselişler, gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin değer kazanmasına sebep oldu. Aynı ivme, bir önceki seansta Standard&Poor’s’un kredi notunu düşürmesinin ardından 2,5 yılın en düşük seviyelerini gören Macaristan’ın para biriminin yükselmesini de sağladı. Piyasalar bu ay yapılması öngörülen ABD’deki faiz artırımlarını fiyatlara çoktan yansıttı, ancak piyasa, ABD’nin faiz oranlarının bu aydan sonra da artıp artmayacağından emin olamadığı için hâlâ kırılgan. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası endeksinin haftalık kaybı yüzde 2,17 oldu. Dün 35 bin 58 puana kadar yükselen endeks günü yüzde 1,25 veya 420 puan primle 34 bin 48’den kapattı. Metro Yatırım’dan Şenol Korkmaz, “Başbakan’ın Kıbrıs açıklamalarının ardından ciddi satış geldi piyasaya. Sabah alıcılı açılan Avrupa borsalarının gün içinde eksiye dönmesinin de bu satışlarda etkisi var.” dedi. Ekonomi Servisi

ZAMAN 17/06/06

Annan: Rumların AB üyeliği Kıbrıs’ta çözümü zorlaştırdı

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB üyesi olmasının adada çözümü zorlaştırdığını söyledi.

BM Güvenlik Konseyi’nin önceki gün Kıbrıs’taki Barış Gücü’nün görev süresini 6 ay daha uzattığı toplantının ardından basına açıklama yapan Annan, “Geçen hafta AB Gümrük Birliği Ek Protokolü’nün yeni 10 üyeye uygulanması ile ilgili yaşanan tartışmaları izlediniz. Rum Kesimi’nin AB üyesi olması, Türkiye’nin ise AB’ye katılmak istemesi yüzünden Kıbrıs’taki durum daha da zorlaştı.” dedi. BM siyasi işlerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari’yi çok yakında bölgeye göndereceğini söyledi. Annan, Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’de temaslarda bulunacak olan Gambari’nin kendisine bir rapor sunacağını ve tarafların ileri adım atmalarını sağlayacak adımlara bakacaklarını ifade etti. Rum lider Papadopulos ile Paris’te yaptığı son görüşmeyi hatırlatan Annan, “Kendisine, laftan çok icraat görmek istediğini ilettim.” dedi. Annan, Kıbrıs sorununun yıl sonunda bitecek kendi görev süresi içinde çözülmesinin ihtimal dahilinde olmadığını da kaydetti.

New York, Cihan

ZAMAN 17/06/06

İK֒nün yeni Kıbrıs desteği yolda

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılması için üye ülkelere bir kez daha somut adımlar atılması çağrısında bulunacak.

İKÖ dışişleri bakanları, ilk kez bir Türk cumhuriyetinde bir araya geliyor. Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün temsil edeceği toplantı, 19-21 Haziran’da Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapılacak. Ankara, ‘Kıbrıs ve Batı Trakya Müslüman Türk azınlığın durumu’ başlıklı iki karar tasarısına destek arayacak. İslam ülkeleri dışişleri bakanlarının bu tasarıları onaylamasına kesin gözüyle bakılıyor. Kıbrıs’la ilgili olarak, üyelere ve uluslararası topluma, “Kıbrıs’a izolasyonları kaldırma yolunda somut adım atın.” denilecek. KKTC’ye üst düzey ziyaretlerin sürdürülmesi, turizm, kültür, ulaşım, enformasyon, yatırım ve spor alanlarında Kıbrıs Türkleri ile temas kurulması istenecek. Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığın kimliğinin ve haklarının korunması için bütün önlemleri alması yönünde Yunanistan’a geçmiş yıllarda yapılan çağrı tekrarlanacak.

Bu arada Ankara, Kıbrıs’ta teknik komitelerin bir an önce çalışmaya başlayabilmesi için Rum Kesimi’nin ileri sürdüğü ön şartları geri çekmesi gerektiğini düşünüyor. Gül, komitelerin oluşturulması için ilk teklifin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından ortaya atıldığına işaret ederken, “Teknik görüşmelerin başlamasına karşı düşüncemiz söz konusu değil. Gördüğüm kadarıyla bazı önşartlarla gelme durumu var; bazı zorluklarla karşılaşılıyor. Komitelerin, önşartsız başlaması ve çalışmasında fayda umuyoruz.” dedi. Komiteler, sağlık, çevre, su yönetimi, atık yönetimi, kara para aklama, suçun önlenmesi, trafik güvenliği ve insanî işbirliği alanlarında oluşturulacak.

Süleyman Kurt, Ankara ZAMAN 17/06/06

AB'ye rest dünyada geniş yankı buldu

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yönelik ambargo kalkmadan limanların Rumlara açılamayacağı yönündeki sözleri yabancı basında da yankı buldu. Dünya basını, Türkiye'nin AB'yi tehdit ettiği değerlendirmesini yaptı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yönelik ambargo kalkmadan limanların Rumlara açılamayacağı yönündeki sözleri yabancı basında da yankı buldu. Dünya basını, Türkiye'nin AB'yi tehdit ettiği değerlendirmesini yaptı.

GUARDIAN: "TÜRKİYE'DEN MÜZAKERELERDEN ÇEKİLME TEHDİDİ"

İngiliz Guardian gazetesi, Başbakan Erdoğan'ın sözlerini "Türkiye, AB

müzakerelerinden çekilmekle tehdit etti" şeklinde değerlendirdi. Haberde Erdoğan'ın bu konudaki "en güçlü açıklamalardan birini" yaptığı ifade edildi.

Gazete, AB yetkililerinin Türkiye'den limanlarını Rumlara açmasını istediği Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik ambargolar kalkmazsa adım atmayacaklarını söylediğini aktardı. Haberde, "ağız dalaşının" geçen Ekim ayında başlayan müzakerelerden bu yana AB-Türkiye ilişkilerindeki en kötü haftalardan birinden sonra geldiği yorumu yapıldı.

FT: "AB TÜRKİYE'DEN REFORMLARI ARTTIRMASINI İSTEDİ"

Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği liderlerinin Türkiye'den reformları
arttırmasını istediğini aktardı. Brüksel'in Ankara'dan limanlarını Rumlara açmasını beklediği hatırlatılan haberde, Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik izolasyonlar kalkmadıkça limanların açılmayacağını söylediği kaydedildi.

WP: "ERDOĞAN VE AB LİDERLERİ SİYASİ KAYGIYLA KONUŞUYOR"

Amerikan Washington Post gazetesi de AB'nin Kıbrıs çatlağı yüzünden Türkiye'yi uyardığını belirtti. AB'nin Türkiye'den limanlarını Rumlar'a açmasını istediği kaydedilen haberde, Erdoğan'ın ise bu talebe "müzakereler durursa durur" sözleriyle "karşı ateş açtığı" değerlendirmesi yapıldı. Gazete, hem Erdoğan'ın hem de Avrupa liderlerinin yerel siyasi kaygılarla hareket ettiği yorumunu yaptı.

Gazete, Erdoğan'ın partisinin, milliyetçiliğin yükseldiği bir ülkede popüleritesini kaybetmeye başladığını, pek çok Avrupa hükümetinin de yüzde 99'u Müslüman olan 70 milyonluk bir ülkeyi Birliğe alıp almama konusunda şüpheli olduğunu belirtti.

ANKA

SABAH 17/06/06

Barroso: Türkiye bir meydan okumadır

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, zirvenin ardından yaptığı basın toplantısında, Türkiye'nin AB üyeliğinin "meydan okuma" olduğunu söyledi. Barroso, önceki gün İngiliz yayın kuruluşu BBC'ye verdiği mülakatta Türkiye'nin üyeliğinin her iki taraf açısından zor olacağı, Avrupa'yla Türkiye arasında kültürel açıdan farklar olduğu yönündeki sözlerini "olumlu anlamda söylediğini, Türkiye'nin üyeliğinin zor olduğu konusunda fikir birliği bulunduğunu'' ifade etti. Barroso, şöyle devam etti.

Her şeyden önce, Türkiye açısından son derece güç bir süreç olacak.

Ayrıca, Türkiye gibi büyük ve önemli, ayrıca birçoğumuz tarafından kültürel açıdan Avrupa'nın ana gövdesinden çok farklı olarak görülen bir ülkeyi bünyesine almaya hazır hale gelmek Avrupa açısından da çok zorlu olacak. Türkiye gibi büyük bir ülkenin AB üyeliği, Birlik için bir 'meydan okumadır' (challenge). Bunu inkar etmek olmaz."

POZİTİF ANLAMDA
Barosso bu sözlerinin ardından, "Yanlış anlaşılmasın bunu pozitif anlamda söyledim" diye ekledi. Barroso, genişleme politikasında hazmetme kapasitesinin bir kriter olarak yer almasının sorun yaratacağı konusunda ise, AB liderlerini daha önceden uyardığını bildirdi.

SABAH 17/06/06

 

AB restleşmesi

Erdoğan: Müzakereler duracaksa da dursun... Chirac: Limanları açın.

AB ile Kıbrıs restleşmesi şöyle gerçekleşti: Erdoğan "İzolasyonlar kalkmadan Kıbrıs için adım atmayız. Müzakereler duracaksa dursun" dedi. Fransız lider Chirac'ın cevabı "Türkiye, limanlarını yıl sonuna kadar Rumlara açmazsa sorun yaşanır" olurken; Avusturya Başbakanı Schüssel "Bu sözler sıkıntı yaratır" dedi. Gerginlik doları üç kuruş zıplattı.

AB için restleştiler

Lüksemburg'dan sonra Avusturya Başbakanı Schüssel ve Chirac da Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması uyarısı yaptı. Erdoğan, KKTC'ye izolasyon kalkmadıkça, limanları açmayacaklarını söyledi, "Hayret bir şey! Müzakereler durur! Durursa durur" dedi.

Ankara Rumlara limanları açmalı!
Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker'in önceki gün yaptığı "Türkiye'nin Rum Kesimi'ne limanlarını ve havalimanlarını açmaması halinde müzakere sürecinin askıya alınması" açıklamasına, AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da destek verdi.

"DURURSA DURUR" KRİZİ
AB devlet ve hükümet başkanlarını bir araya getiren zirvenin ardından Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve Avusturya Dışişleri

Bakanı Ursula Plassnik ortak basın toplantısı düzenledi. Schüssel, "Türkiye Rumlar'a limanlarını açma yükümlülüğünü bu yıl sonuna kadar yerine getirmezse sonuçları olacaktır" diye ekledi. Schüssel, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın "Rumların AB üyesi olmasından sonra adada çözüm zorlaştı" sözlerinin hatırlatılması üzerine ise, "Kıbrıs'ın AB üyeliği Ada'da barış sürecine katkı sağlamış ve kuzeyin ekonomik olarak büyümesine yardımcı olmuştur" iddiasında bulundu. Schüssel, Başbakan Tayyip Erdoğan "Geri adım atmayacağız, müzakereler durursa durur" diyerek restini duyunca şaşırdı. Schüssel, gazetecilerin ifadeleri üzerine, "Biz önemli bir zirve gerçekleştirdik. Sayın Erdoğan'ın sözlerini duymadık. Ancak, böyle bir açıklama yaptıysa sıkıntı yaratır" dedi.

HAZMETME KRİTERİ
Schüssel zirvede, AB'nin genişleme politikasında hazmetme kapasitesinin kriter olarak yer almasını da önerdi, ancak önerisi kabul edilmedi. AB Komisyonu'nun bu konuda bir rapor hazırlamasının benimsendiğini söyleyen Schüssel, Türkiye konusunda bu konuda daha önce bir uzlaşma yakalandığını kaydetti. "3 Ekim'de Türkiye ile müzakereleri başlatırken hazmetme kapasitesinin hem aday ülke açısından hem AB açısından şart olduğunu belirtmiştik'' dedi. Schüssel, gazetecilere, "Aslında 'hazmetme' kelime itibarıyla kötü. Biz, birlik olarak kimseyi 'yutmak/sindirmek' istemiyoruz. İçimize kabul ediyoruz" dedi. Bu konu, AB Zirvesi Sonuç bildirisinde de "Genişleme ritmi, AB'nin hazım kapasitesini dikkate almalıdır" ifadesiyle belirtildi. Schüssel'den sonra Chirac da, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına açması gerektiğini söyledi, aksi halde sorun çıkacağını" belirtti.

Hayret bir şey! Durursa durur!
Başbakan Tayyip Erdoğan, Brüksel'de toplanan AB liderlerinin Türkiye'ye uyarı yaptığı saatlerde İstanbul'dan sert bir karşılık verdi. Erdoğan, AB ile müzakerelerin durabileceği tehdidine karşı, "Bakın çok açık söylüyorum; durursa durur'' dedi. İstanbul Sanayi Odası'nın düzenlediği toplantıda konuşan Başbakan, Bilim-Araştırma faslında AB ile fiili müzakerelerin açıldığını ve kapandığını hatırlattı. Erdoğan, Türkiye'deki muhalefetin bu konuda "Sağır duymaz uydurur kabilinden", "Efendim bunlar Kıbrıs'ta limanları verecekler, havaalanlarını açacaklar, ek protokolü imzalayacaklar" şeklinde "çirkin muhalefet" yaptığını belirtti. "İktidarı tanıyanların çok iyi tanıdığını, tanımayanların ise tanımamakta direndiğini" ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

BİZ GEREKENİ YAPTIK
"Biz AB'nin 25 üyesine, dönem başkanları da dahil, Kıbrıs'a karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece bizden ne ek protokol, ne havalimanı, limanlar konusunda bir şey beklemeyiniz, dedik. Bunu çok açık ve net söyledik. Çünkü biz garantör ülke olarak Kıbrıs'ta yapmamız gerekenleri yaptık. Bizden ne istediniz? Annan Planı'na destek. Biz bu desteği verdik. Kuzey Kıbrıs'tan ne istediniz? Annan Planı'na evet! Kuzey Kıbrıs destek verdi. Güney Kıbrıs ne dedi? 'Hayır' dedi. Siz Annan Planı'na 'hayır' diyeni ödüllendirdiniz, 'evet' diyeni cezalandırdınız. Hala cezalandırmaya devam ediyorsunuz. Biz bu adalet anlayışına karşıyız."

HAYRET BİR ŞEY!
Başbakan konuşmasının devamında, bunların hepsinin tek tek söylendiğini, izolasyonlar kaldırılmadıkça geri adım atmayacaklarını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Bunu herkes böyle bilsin. Ek protokol konusunda da aynı şekilde. 'Ay efendim müzakereler durur.' Hayret bir şey! Bakın çok açık söylüyorum; Durursa durur. Bize karşı olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşırız"dedi. Erdoğan, bu sürece girerken hep kazan-kazan hesabına göre hareket ettiklerini ifade ederek, ''Biz kaybedeceğiz, karşıdaki kazanacak. Yok öyle birşey. Farklı kazanacağız, farklı kaybedeceğiz. Bunu adalet anlayışımızla bağdaştırmıyoruz. Çünkü biz öyle bir medeniyetten geliyoruz ki bu medeniyette asla ezmek yok, adalet var. Zulmetmek yok. Adalet var'' şeklinde konuştu.

Umut TÜTÜNCÜ / MERKEZ

SABAH 17/06/06

 

Limanları açmak bir yükümlülük

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Başbakan Erdoğan'ın açıklamasına, "İzolasyonlar başka, Türkiye'nin Rum gemilerine limanları açması gibi AB yükümlülükleri başka" diye yanıtladı. Kıbrıs sorununun çözümü ile Türkiye'nin AB üyelik sürecinin iki ayrı şey olduğunu söyleyen Karamanlis "Türkiye, AB üyeliği için müzakereler başlamıştır. Müzakerelerin sürmesi ve tam üyelik için her bir AB adayı gibi Türkiye de belirli ve kesin bir çerçeve içinde bulunan yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Bu çerçeve hiçbir aday ülke için değiştirilemez" dedi.

 

SABAH 17/06/06

 

Türkiye'ye 3 uyarı

Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanlarının Brüksel'de biraraya geldiği AB Zirvesi'nin Sonuç Bildirgesi'nde Türkiye'ye "Ek Protokolü uygula", "Reform sürecini hızlandır" ve "İyi komşuluk ilişkileri" çağrıları yapıldı. Bildirgenin Türkiye'ye ayrılan paragrafında, Türkiye ile fiili müzakerelerin başlamasından duyulan memnuniyet ifade edilerek, "Birlik, Türkiye'nin AB standartlarına ulaşması için gerekli desteği verecek. Türkiye'nin anlaşmalarda tespit edilen hukuk düzenini, hedefleri ve değerleri paylaşması beklenmektedir" ifadesine yer verildi.

Gümrük Birliği Ek Protokolü'yle ilgili "Ek protokolün 2006'da uygulanması gerektiği" ve "uygulamanın 2006'da değerlendirileceği" ifadelerine yer verilirken, Türkiye'nin 2006 yılında hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine açması, ayrıca reform sürecinin hızlandırılması ve ülke genelinde etkin ve bütüncül bir şekilde uygulanması istendi.

ÖVGÜ YOK UYARI VAR
AB üyelik müzakerelerinde, her aday ülkenin Müzakere Çerçeve Belgesi'nde (MÇB) yer alan şartlara uygunluğuna dikkat edileceği belirtilen bildirgede, "Gümrük Birliği ve Ek Protokol'ün 2006 yılında uygulanmasının, Ortaklık Anlaşması'ndan doğan ve 21 Eylül 2005 tarihinde yayımlanan deklarasyonda da vurgulanan yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ve güncelleştirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi'nin uygulanmasının değerlendirileceği" kaydedildi. Türkiye'nin Ağustos 2001'de başlayan reform süreci sonunda AB rapor ve zirve sonuç bildirgelerinde yer alan övgülerin yerine, AB Haziran 2006 Zirvesi Sonuç Bildirgesi'nde uyarıların yapılması dikkat çekti.

FİKRET AYDEMİR - BRÜKSEL

SABAH 17/06/06

 

Rumların üyeliği çözümü zorlaştırdı

BM Genel Sekreteri Annan, bu yıl sonunda görev süresinin bitmesinden önce Kıbrıs sorununun çözülebileceğini söyleyemeyeceğini belirterek, Rum yönetiminin AB'ye üye olmasıyla çözüm çabalarında yaşanan zorluklara dikkat çekti:

Rumların üyeliği çözümü zorlaştırdı

ÇÖZÜME ÇOK YAKLAŞTIK AMA OLMADI... BM Genel Sekreteri Annan, çözüme en fazla kendisinin her zamankinden daha fazla yaklaştığını ancak çözemediklerini belirterek, "Hâlâ taraflarla temas halimdeyim" dedi. Annan, "Siz müzakere yaparken kulüpte yer alan bir ülkeniz var ve diğeri de kulübe girmeye çalışıyor, bu da durumu kolaylaştırmıyor. Tamamen samimi olarak, bu durumun süreci zorlaştırdığını düşünüyorum" diye konuştu

TARAFLAR ARASINDAKİ UÇURUM ÇOK BÜYÜK... BM Güvenlik Konseyi'nin Barış Gücü'nün görev süresinin oybirliğiyle altı ay daha uzatıldığı kararında, Kıbrıs'ta söz ile icraatlar arasındaki uçurumun çok büyük olduğu, bunun da hem BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu başlatmasını, hem de Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm bulunmasının yolunu açacak müzakerelerin yeniden başlatılması sürecinde ilerleme sağlanmasını engellediği vurgulandı

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, bu yıl sonunda görev süresinin bitmesinden önce Kıbrıs sorununun çözüleceği sözü veremeyeceğini belirterek, halen Rum yönetiminin Avrupa Birliği'ne (AB) üye olmasının ve Türkiye'nin birliğe girmeye çalışmasının çözümü daha da zorlaştırdığını söyledi.

Annan, BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs Barış Gücü'nün dün sona eren görev süresini 6 ay daha uzatmasından önce düzenlediği basın toplantısında, bu yıl sonunda görev süresinin bitmesinden önce Kıbrıs sorununun büyük olasılıkla çözülemeyeceğini kaydederek, "Siz müzakereler yaparken, bir ülkenin kulüpte yer alması, diğerinin de bu kulübe girmeye çalışması durumu kolaylaştırmıyor" dedi.

BM Genel Sekreteri, "Kıbrıs sorununda çözüme her zamankinden daha fazla yaklaştığının kabul edilmesi gerektiğini, ancak sorunu çözemediklerini söylediği" basın toplantısında, çeşitli soruları da yanıtladı.

BM'nin internet sitesinin yayınına göre, bir gazeteci, Annan'a "göreve başlarken çözebileceğini açıkladığı Kıbrıs sorununun, görev süresinin dolmasına kısıtlı bir süre varken, hâlâ çözülebileceğini düşünüp düşünmediğini', "kendi adını taşıyan planın Rum kesimi tarafından reddedilmesinin, kaybedilmiş bir fırsat mı olduğunu", "kendisinin bundan sonra hangi adımı atabileceğini" sordu.

"Sözlerime, en fazla çözüme benim yaklaştığımı kabul etmeniz gerektiğini söyleyerek başlamama izin verin. Her zamankinden daha fazla yaklaştım ancak çözemedik. Hâlâ taraflarla temas halindeyim" diye soruyu yanıtlamaya başlayan Annan, "Kıbrıs'ta süreç, Rum kesiminin şimdi AB'nin bir üyesi olduğu ve Türkiye'nin AB'ye girmeye çalıştığı gerçeğiyle daha da zorlaştı" dedi.

Gümrük Birliği anlaşmasının Rum kesimi dahil 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde genişletilmesiyle ilgili ek protokolün uygulanması konusundaki tartışmanın geçen hafta görüldüğüne işaret eden Annan, "Siz müzakere yaparken kulüpte yer alan bir ülkeniz var ve diğeri de kulübe girmeye çalışıyor, bu da durumu kolaylaştırmıyor. Tamamen samimi olarak, bu durumun süreci zorlaştırdığını düşünüyorum" diye konuştu.

Birbirlerine çok yakın yerlerde

ama bir araya gelemiyorlar

Annan, taraflarla ilgili temaslarını sürdürmesiyle ilgili olarak Paris'te Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile görüşmelere yeniden başlanmasının gereğine ilişkin yaptığı son temasını anımsadığını ve Rum lidere, sözlerden ziyade daha fazla eylem görmek isteyeceğini söylediğini belirtti.

"Tarafların ilerlemeye hazır olduğuna beni ikna etmesi için sözler ve hareket arasındaki ayrılığın biraz daraldığını görmek istiyorum" diyen Annan, bir araya getirmeye çalıştıkları Papadopulos ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, birbirlerine çok yakın yerlerde yaşamalarına rağmen yaklaşık iki yıldır hiç görüşmediklerini anımsattı.

Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'yi çok yakında bölgeye göndereceğini kaydeden Annan, Gambari'nin Kıbrıs, daha sonra da Yunanistan ve Türkiye'ye nabız yoklamaya gideceğini ve sonra duruma ilişkin kendisine rapor getireceğini söyledi.

BM Barış Gücü'nün görev

süresi 6 ay daha uzatıldı

BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'ta söz ile icraatlar arasındaki uçurumun çok büyük olduğunu, bunun da hem BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu başlatmasını, hem de Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm bulunmasının yolunu açacak müzakerelerin yeniden başlatılması sürecinde ilerleme sağlanmasını engellediğini vurguladı.

Güvenlik Konseyi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın teknik konularda ve aynı zamanda bütünlüklü çözüm yönündeki çabalarını desteklediğini de bildirdi.

BM Güvenlik Konseyi, önceki akşam oybirliğiyle aldığı kararla, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 15 Aralık tarihine kadar altı ay daha uzatılmasını onayladı. Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün görev süresi önceki gün sona ermişti.

1687 sayılı Güvenlik Konseyi kararında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Güney Kıbrıs Rum yönetiminden "iki taraf" olarak bahsediliyor.

Güvenlik Konseyi'nin kararı oylaması öncesinde ABD ile İngiltere'nin girişimiyle yapılan çalışmalarda, kararda KKTC ile Güney Kıbrıs'tan "iki ayrı varlık" olarak bahsedilmesi üzerinde durulmuş, ancak ABD ile İngiltere, Güvenlik Konseyi'nin diğer üç daimi üyesini bu konuda ikna edememişti.

İngiltere ve ABD, söz konusu kararla ilgili taslak metin üzerinde yaptığı çalışmalarla, 1251 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına ve Nisan 2004 referandumlarından sonra oluşan yeni olgulara dayanarak, Kıbrıs Türk tarafının ayrı varlık olarak siyasi statüsünü yükseltmeye çalışmış, ancak diğer üç daimi üye Rusya, Fransa ve Çin ile daimi üye olmayan bazı ülkelerin, özellikle de Yunanistan'ın tepkisiyle karşılaşmıştı.

BM Güvenlik Konseyi kararında, Kıbrıs'ta her iki tarafa, gerginliği tırmandıracak girişimlerden kaçınma ve ara bölgede, UNFICYP askerlerinin görev ve yetkilerine saygı gösterme çağrısı yapılıyor.

Genel Sekreter, yeni bir girişim

başlatmamasından üzüntülü

 

Güvenlik Konseyi'nin 5 sayfadan oluşan kararında, söz ve icraatlar arasındaki uçurumun çok büyük olmaya devam etmesinden ve Genel Sekreter'in de bu durumda yeni bir girişim başlatmamasından duyduğu üzüntüye de yer veriliyor.

Kararda, bu aşamada tarafların, tekrar ilişkiye geçmeleri ve Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için nasıl yeniden bir araya gelebileceklerini düşünmeye başlamalarının önemli olduğu ifade ediliyor.

Her iki tarafın da kabul edebileceği bir plan var olmadığı için, Ada'daki BM Barış Gücü'nün görev yapmaya devam etmesi gerektiği belirtilen kararda, BM Güvenlik Konseyi'nin, bütünlüklü çözüm yönünde müzakerelerin yeniden başlamasında ilerleme olması için tarafları teşvik etmeye devam edeceği kaydediliyor.

Kararda, Güvenlik Konseyi'nin, Genel Sekreter'in, iki toplumlu temaslar ve teknik düzeyde iki toplumlu müzakere mekanizması kurulması çabalarının; ayrıca iki liderin, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi 3. Üyesi'nin göreve başlaması vesilesiyle bir araya gelme mutabakatını memnuniyetle karşıladığı da belirtiliyor.

Kararda ayrıca, iki tarafın, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller gözetiminde, teknik düzeydeki iki toplumlu müzakerelere aktif katılımı teşvik ediliyor ve Genel Sekreter'den, 1 Aralık 2006'ya kadar Güvenlik Konseyi'nin bu kararının uygulanmasıyla ilgili rapor sunması isteniyor.

 KIBRIS 17/06/06

İthalat Türkiye'den, ihracat Avrupa'ya

KKTC'nin ocak-nisan dönemi dış ticaret açığı 449 milyon 816 bin 50 YTL

İthalat Türkiye'den, ihracat Avrupa'ya

İTHALATTA TÜRKİYE LEHİNE KAYMA VAR... KKTC'nin dış ticaret açığı, bu yılın ilk dört ayında, 449 milyon 816 bin 50 YTL olarak gerçekleşti. Geçen yılın ilk dört ayı ile bu yılın aynı dönemi ithalatı incelendiğinde, ithalatta Türkiye lehine bir kayma görülüyor. İhracat ağırlıklı olarak Avrupa'ya yapılırken, 2005'in ilk dört ayına göre 2006'nın ilk dört ayında AB ülkelerine yapılan ithalat ve ihracatta da düşüş görüldü

 

KKTC'nin dış ticaret açığı, bu yılın ilk dört ayında, 449 milyon 816 bin 50 YTL olarak gerçekleşti.

Dış ticaret açığı, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 0.84 oranında küçük bir artış gösterdi. 2005'in ilk dört ayı olan 0cak-Nisan dönemindeki açık, 446 milyon 29 bin 868 YTL'ydi.

2006'nın ilk dört ayında, ithalat, 496 milyon 906 bin 542 YTL olarak gerçekleşirken; ihracattaki toplam rakam, 47 milyon 90 bin 492 YTL oldu.

2006'nın ilk dört ayındaki ithalat, 2005'in aynı dönemine göre yüzde 2 oranında artarak 489 milyon 20 bin 75 YTL'den 496 milyon 906 bin 542 YTL'ye yükseldi.

İhracat ise, ilk dört ayda, geçen yıla göre yüzde 8.7 artarak, 42 milyon 990 bin 207 YTL'den 47 milyon 90 bin 492 YTL'ye çıktı.

En fazla para yine araç ithaline

Ticaret Dairesi'nin ithal ve ihraç mallarında dolar bazında verdiği rakamlara göre, 2006'nın ilk dört ayında, geçen yıla göre azalmakla birlikte en fazla para, 50 milyon 397 bin 822 dolarla araçlara verildi.

Harcanan para açısından bakıldığında ikinci sırayı, geçen yıla göre yüzde 57 artış gösteren yakıt aldı. 2005'in ilk dört ayında 19 milyon 534 bin 36 olan yakıt gideri, 2006'nın aynı döneminde 30 milyon 597 bin 822 dolar olarak gerçekleşti.

Alkollü içki ise, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 109.5 oranıyla ithalatı en çok artan mal oldu.

Geçen yılın ilk dört ayına göre 2006'nın aynı döneminde, çimento hammaddesi ithalatı yüzde 87.9, bilgi işlem makineleri ithalatı yüzde 60.9, tıbbi cihaz ithalatı yüzde 50, LPG gazı ithalatı yüzde 47 arttı.

Aynı dönemler kıyaslandığında ithali en fazla azalan mal, yüzde 60 oranında düşüşle kumaş oldu.

Hurda ihracatında patlama

KKTC'nin 2006'nın ilk dört ayında dışa sattığı ürünler arasında ilk sırayı, son yıllarda olduğu gibi yine narenciye, süt ürünleri, konfeksiyon ve hurdalar aldı.

İhracatta, 2005 yılının ilk dört ayına göre, 2006'da en fazla artış yüzde 388 ile hurdalarda yaşandı.

2005 yılının ilk dört ayında 230 bin 727 dolar olan hurda ihracatı, 2006'nın aynı döneminde 1 milyon 125 bin 463 dolar seviyesine yükseldi.

İhracatta başı çeken narenciyede, geçen yılın ilk dört ayına göre yüzde 6 artış görüldü. Narenciye konsantresi ihracatındaki artış ise yüzde 192 oldu.

Önceki yılın aynı dönemine göre 2006'nın ilk dört ayında, yün yapağı, balık, harup çekirdeği ve narenciye esans yağı ihracatı ise yüzde 100 düşerek sıfırlandı.

İthalatta Türkiye lehine kayma görülüyor

Geçen yılın ilk dört ayı ile bu yılın aynı dönemi ithalatı incelendiğinde, ithalatta Türkiye lehine bir kayma görülüyor. 3. ülkelerden yapılan ithalat yüzde 17 oranında düştü.

Bu yılın ilk dört ayında toplam ithalatın yüzde 68.1'i Türkiye'den yapıldı. Bu rakam geçen yılın aynı döneminde ise yüzde 61.8'di.

2006'nin ilk dört ayında 3. ülkelere yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 61.2'sini oluşturdu. Türkiye'ye yapılan ihracat ise düştü. Geçen yılın aynı döneminde toplam ihracatın yüzde 45.1'i Türkiye'ye yapılırken, bu yılın aynı döneminde bu rakam 38.8'e geriledi.

2005'in ilk dört ayına göre 2006'nın ilk dört ayında AB ülkelerine yapılan ithalat ve ihracatta da düşüş görüldü.

KIBRIS 17/06/06

Erdoğan rest çekti: Müzakereler durursa durur

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye uygulanan

izolasyonlar kalkmadan limanların açılmayacağını yineledi

Erdoğan rest çekti: Müzakereler durursa durur

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalkmadan limanların açılmayacağını belirterek, "Müzakereler durursa durur" dedi. Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadıkça bir adım atmayacaklarını söyledi. Erdoğan, "Bunlar Kıbrıs'ta limanları verecekler, ek protokolü imzalayacaklar gibi çirkin muhalefet içine girmek yanlış. Yapılan yorumlar hoş değil. KKTC'ye karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece ne ek protokol, ne limanlar, ne havaalanları konusunda bir şey beklemeyin" diye konuştu.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalkmadan limanların açılmayacağını belirterek, "Müzakereler durursa durur" dedi.

Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadıkça bir adım atmayacaklarını söyledi.

İSO Meslek Komiteleri toplantısında konuşan Erdoğan, "Bunlar Kıbrıs'ta limanları verecekler, ek protokolü imzalayacaklar gibi çirkin muhalefet içine girmek yanlış. Yapılan yorumlar hoş değil. KKTC'ye karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece ne ek protokol, ne limanlar, ne havaalanları konusunda bir şey beklemeyin" diye konuştu.

Kıbrıs konusunda Türkiye'nin ve KKTC'nin üzerine düşenleri yaptığını kaydeden Erdoğan, "Annan Planı'na destek verdik, KKTC bu palana 'evet' dedi. Siz Annan Planı'na 'hayır' diyeni ödüllendirdiniz, 'evet' diyeni cezalandırdınız. Cezalandırmaya devam ediyorsunuz. Çok açık söylüyorum, müzakereler durursa durur. Bize karşı olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşacağız. Bu medeniyette asla ezmek yok, adalet var" dedi.

Siyaseti ekonominin önüne geçirmek gibi bir anlayışlarının olmadığını belirten Başbakan, "Ülkeyi kavramlar kargaşasındaki bir gerginliğe itmemek gerekiyor. Gündemi olmayanlar gündem oluşturuyor. İftira et tutmasa da iz bırakır mantığıyla iş yürütüyor. Hükümeti zan altında bırakma mantığı var" değerlendirmesinde bulundu.

"İşadamları bize destek vermeli"

İşadamlarıyla dayanışma içinde olarak sorunlara birlikte çözüm bulmaları gerektiğini belirten Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ne kadar zamanda nasıl çıkarız, beraber olgunlaştırmak zorundayız. El ele dayanışma içerisinde. Burada endişeye kapılmaya gerek yok, hedeflerden sapmayacağız. Panikleme bu tür durumlarda aleyhte olur. Aklıselim ile oturup çözümü bulmaya çalışacağız. İşadamları bize destek vermeli."

Ekonominin kırılganlığının azaldığını ifade eden Erdoğan, daha önce krize neden olan dalgalanmaların ekonominin istikrarını sarsmadığını vurguladı.

KIBRIS 17/06/06

Avrupa yanıt verdi: Üyelik riske girer

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel

Türkiye'ye sert uyarıda bulunarak, "Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması gerektiğini" yineledi:

Avrupa yanıt verdi: Üyelik riske girer

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye'ye sert uyarıda bulunarak, "Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması gerektiğini" yinelediler. İki lider, aksi taktirde üyeliğin riske gireceğini vurguladı.

Chirac, Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması gerektiğini, aksi takdirde üyelik sürecinin kesintiye uğraması riskiyle karşı karşıya olduğunu söylerken, Avusturya Başbakanı Schüssel, "Erdoğan'ın açıklamalarını görmedim, toplantıdaydık. Ancak bunlar doğruysa problem olacak." dedi

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye'ye sert uyarıda bulunarak, "Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması gerektiğini" yinelediler.

İki lider, aksi taktirde üyeliğin riske gireceğini vurguladı.

Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kıbrıs'ta geri adım yok, AB ile müzakereler durursa dursun" açıklamasının ardından, Fransa ve Avusturya'dan sert uyarı geldi.

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, "Türkiye limanlarını açmazsa üyeliği riske girer" dedi.

Chirac, Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması gerektiğini, aksi takdirde üyelik sürecinin kesintiye uğraması riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Schüssel: Problem olacak

AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel ise Erdoğan'ın açıklaması için, "Eğer bu açıklamalar doğruysa bu problem olacak" seklinde konuştu.

AB Zirvesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Schüssel, "Erdoğan'ın açıklamalarını görmedim, toplantıdaydık. Ancak bunlar doğruysa problem olacak. AB'nin Kıbrıs konusunda beklentileri açıktır, Türkiye'nin yıl sonuna kadar limanlarını açması gerekiyor. AB yıl sonunda değerlendirmesini yapacak, şu anda bir şey söylemek istemiyorum" dedi.

Wolfgang Schüssel, birliğin hazmetme kapasitesini üyelik kriteri yapmaktan vazgeçeceklerini söyledi.

Konuyla ilgili nihai karar Avrupa Komisyonu'nun yıl sonuna kadar hazırlayacağı raporun ardından verilecek.

Hazmetme kapasitesi başta Türkiye olmak üzere yeni üyelerin birliğe katılımını güçleştirmek üzere ortaya atılmış bir kavram olarak eleştiriliyordu.

KIBRIS 17/06/06

 

Papadopulos Erdoğan’ı eleştirdi

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs konusunda yaptığı açıklamaların Türkiye’nin AB sürecine yardımcı olmayacağını savundu.

 

NTV

Güncelleme: 21:33 TSİ 17 Haziran 2006 Cumartesi

LEFKOŞA - Başbakan Erdoğan’ın sözlerinin AB liderleri arasında huzursuzluk yarattığını söyleyen Rum lider, “Türkiye’nin AB’ye yükümlülüklerini yerine getirmek istememesi üzücü” dedi.

Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın “Rumların AB üyeliği Kıbrıs konusunu daha da karmaşık hale getirdi” sözlerini de eleştirdi.

Annan’ın açıklamasını anlamsız bulduğunu söyleyen Papadopulos, “Kıbrıs’ın AB üyeliği kendisini ilgilendirmeyen bir konudur. Mantığını anlamakta zorlanıyorum” dedi.

Rum lider, aksine AB’ye üyeliklerinin Kıbrıs sorunun çözümüne yardımcı olabileceğini savundu.

McCormack: Türkiye’yi destekliyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin AB üyeliği için önemli dönemlerde, Kıbrıs Rum kesiminin de aralarında bulunduğu bazı birlik ülkelerine olabildiğince yapıcı davranmaları yönünde telkinde bulunduklarını bildirdi.

 

NTV

Güncelleme: 09:38 ET 17 Haziran 2006 Cumartesi

WASHINGTON - ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, Türkiye’nin AB üyeliğini, son kararların Türkiye ve birlik tarafından verilmesi gerektiği anlayışı çerçevesinde desteklediklerini söyledi.

Sözcü, “Özellikle önemli dönemlerde AB üyeleriyle temasa geçerek onları Türkiye ile görüşmelerde olabildiğince yapıcı olmaya, birliğin Türkiye ile görüşmelerinde bir çeşit anlaşmaya varmasına ve bu görüşmelerde esnekliğe çağırıyoruz. Bu temaslarımız bundan ibarettir” dedi.

McCormack, ABD’nin bu temasları AB üyesi bir dizi ülkeyle gerçekleştirdiğini ve bunlar arasında Kıbrıs Rum kesiminin de bulunduğunu kaydetti.

"AB meselesi Kıbrıs'la esir alınıyor"


17 Haziran, 2006 16:44:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, koskoca AB meselesinin Kıbrıs sorunuyla esir alındığını belirterek, ''bunu doğru bulmuyoruz'' dedi.

Kazakistan'da düzenlenen Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler (CICA) Konferansı 2'nci Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde Türkiye'yi temsil eden Gül,  zirvenin ardından gazetecilerin Türkiye-AB ilişkilerine dair sorularını yanıtladı.
 
Bilim ve teknoloji müzakere başlığının açılarak kapandığını hatırlatan Gül, ''burada halkları hazırlamak için güzel mesajlar vermek, karşılıklı teşviklerin yapılması gerekirken, hiç anlamı olmayan bir yerde Kıbrıs meselesinin bu kadar öne çıkarılması şüphesiz ki bizi çok rahatsız etmiştir. Bir taraftan halkı hazırlayacağız derken, diğer taraftan halkın heyecanını kırıcı davranışlardır bunlar" diye konuştu.
 
Gül, Başbakan Erdoğan'ın dün yaptığı konuşmada, AB ile müzakerelerde KKTC'deki limanlar ve havaalanlarıyla ilgili, ''asla ne havalimanlarında ne limanlarda izolasyon kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes böyle bilsin. Bakın çok açık söylüyorum; durursa durur" sözlerini de değerlendirdi.
 
Bakan Gül, Erdoğan'ın Türkiye-AB müzakerelerine ilişkin son açıklamalarının yeni bir şey olmadığını söyleyerek, anlamı olmayan bir yerde Kıbrıs meselesinin bu kadar öne çıkarılmasının kendilerini çok rahatsız ettiğini vurguladı.
 
"Türkiye'ye kimsenin baskı yapmaya hakkı yok''
 
Eğitim ve kültür başlığında ana dilde eğitim konusunun gündeme gelmesi durumunda Türkiye'nin tutumunun ne olacağının sorulması üzerine Gül, "hayır, niye böyle bir olumsuzluk ortaya çıkacakmış ki? Ona bakarsanız en uçuk olumsuzlukları da oturalım konuşalım. Kriterler neyse bunlar yapılacaktır. Türkiye'ye hiç kimse baskı da yapmaz, baskıyapmaya hakkı da yoktur. Türkiye öyle baskılarla hareket edecek bir ülke değildir. Meseleleri bu noktaya getirmemek lazım'' diye konuştu.
 
Gül, Türkiye'nin AB yolunda daha yapacak işlerinin olduğunu belirterek, ''bu süreç içinde biz de üzerimize düşeni yapacağız. Ama bunları karşılıklı tehdit, baskı veya tarih veriyor gibi adlandırmak çok yanlış'' ifadesini kullandı.

Dik dururuz dikleşmeyiz

Ardıç AYTALAR, Fatma AKSU /İSTANBUL

Başbakan Tayyip Erdoğan, AKP İstanbul İl Başkanlığı’nın 2. Olağan Kongresi’ne katıldı. Başbakan Erdoğan, yaptığı konuşmada AB sürecinde kim ne derse desin, sadece hükümetin söylediklerinin dinlenmesi gerektiğini belirtti.

SÖZÜMÜZDE DURDUK

Kıbrıs’ta atılması gereken adımların atıldığını belirten Erdoğan, "Bundan sonraki süreçte de bizden olumlu bir adım olduğu zaman o adımları atarız. Ama olumlu adım olmadıkça, muhataplarımız bizden olumlu adım beklemesin. Biz sözümüzde durduk, durmayanlar var. Biz dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz. Ölçümüz, anlayışımız bu" diye konuştu. Sonbaharda kongreyi yapıp 2007’deki genel seçimlere hazır hale geleceklerini kaydeden Erdoğan, daha diri çalışacaklarını söyledi. Erdoğan, "Geldiğimizde 23.4 milyar dolar borç vardı, şu anda 11 milyar dolar. Nereden nereye?" diye konuştu.

Sandıktan tapu çıktı

AKP İl Kongresi’nde, toplam 695 delegenin 534’ü oy kullandı. Delinmiş, yırtılmış 64 oy geçersiz sayılırken, geçerli sayılan 470 oy’un 466’sını Mehmet Müezzinoğlu aldı. Geçerli oyların 300’ünde, bazı yönetim kurulu adaylarının adının çizildiği görüldü. Oy sayımı sırasında, pusulalarının konulduğu zarfların birinden, bir delegeye ait tapu fotokopisi de çıktı.

Gidince salon boşaldı

Abdi İpekçi Spor Salonu’ndaki kongreye eşi Emine Erdoğan ile katılan Başbakan Erdoğan konfetiler altında kürsüye çıkarken tökezledi. Erdoğan’ın kongreden ayrılmasından sonra tribünler boşaldı.

HURRIYET 18/06/06

Washington'dan Rumlara uyarı

Washington, Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Türkiye konusunda 'esnek' davranması için uyardı.

YASEMİN ÇONGAR Washington


Kıbrıs sorununun Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde sıkıntı yaratmasından rahatsız olan ve Türkiye'nin tam üyelik sürecinin kesintiye uğramasından çekinen ABD yönetimi, Kıbrıs Rumlarını uyardı. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Rum Yönetimi nezdinde yaptığı girişim, Lüksemburg'da, Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin fiilen başladığı Hükümetlerarası Konferans sırasında gerçekleşti.

'Esneklik çağrısı'
Diplomatik kaynaklara göre, ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Daniel Fried'in yaptığı girişim, "Rum Yönetimi'nin Lüksemburg'da aldığı tutumu eleştirmek ve Türkiye'nin AB yolundan uzaklaşmasının, Kıbrıs'ın geleceği açısından yaratacağı sorunlara dikkat çekerek, Rumları esnek olmaya davet etmek" amacı taşıyordu.
ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack da, Fried'in bu girişimiyle ilgili bir soru üzerine, "Belli zamanlarda ve önemli anlarda, AB üyeleriyle temasa geçiyor ve onları mümkün olduğunda yapıcı olmaya davet ediyoruz. AB'nin Türkiye ile bir anlaşma sağlayabilmesini ve bu tartışmalarda esnek davranılmasını istiyoruz. Bu temasların konusu budur" dedi.

MILLIYET 18/06/06

AB: Gerilim yarar sağlamaz

GÜVEN ÖZALP Brüksel


Kıbrıs konusunda yükselen tansiyon AB Komisyonu'nun yayımlayacağı raporların da etkisiyle sonbaharın müzakere süreci açısından kritik öneme sahip olma özelliğini bir kat daha artırdı.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın açıklamaları ve buna AB'den verilen yanıtlar iki tarafın da sürecin aksamasını istediği ancak masadan kalkanın karşı taraf olmasını beklediği izlenimini doğuruyor. 1 Temmuz'da AB Dönem Başkanlığı'nı devralacak olan Finlandiya ise Türkiye bağlamında zamanının büyük bölümünü kriz yönetimine ayırmak durumunda kalacak.
Erdoğan'ın, AB liderlerinin tepkisiz kalmayacaklarını bile bile bu tür açıklamalarda bulunmasını değerlendiren AB yetkilileri "Bu tür konularda tarz ve zamanlama çok önemli. Ek Protokol konusunun Türkiye açısından sıkıntılı bir durum olduğunu biliyoruz. Ancak imzalarken önünüze gelecek talepleri biliyordunuz. Sürekli tırmandırmayla olası çıkış yolları da tıkanabilir" diyorlar. Her ne kadar hükümet en üst düzeyde reddetse de Brüksel, Türkiye'nin seçim havasına girdiğini düşünüyor. Reform sürecindeki yavaşlama ve "eski dönemleri hatırlatan" çıkışlar da buna bağlanıyor.

'Uyum eriyor'
AB yetkilileri özellikle fiili müzakereye geçmiş bir ülkeyle sürecin uyum içinde gitmesi gerektiğini vurgularken "Bu uyumun eridiğini hissediyoruz. Algılamada bazı farklılıklar olabilir, ancak bunların sürekli ve giderek derinleşen nitelikte olması iyiye işaret değil" yorumunu yapıyorlar. Dönem Başkanlığı kaynakları yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde müzakerelerin askıya alınabileceğini artık daha rahat bir şekilde dile getiriyorlar ve "Bunun için 25'lerin askıya alıyoruz demesi gerekmez, bir başlığın açılmasının ya da kapatılmasının tek bir ülke tarafından bloke edilmesi aynı etkiyi yaratır" diyor.
Bir sonraki Dönem Başkanı Finlandiya için de en önemli gündem maddelerinden birini Türkiye oluşturacak. Türkiye'ye destek veren Finlandiya, tırmandırmanın sürmesi halinde müzakere sürecinde ilerlemekten çok kriz yönetimine odaklanmak zorunda kalacak.

MILLIYET 18/06/06

'Türkiye tehdit etti'

DIŞ HABERLER SERVİSİ


Başbakan Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yönelik ambargo kalkmadan limanların Rumlara açılamayacağı yönündeki sözleri dış basında da yankı buldu. Dünya basını, Türkiye'nin AB'yi tehdit ettiği değerlendirmesini yaptı.
İngiliz The Guardian gazetesi, Başbakan Erdoğan'ın sözlerini "Türkiye, AB müzakerelerinden çekilmekle tehdit etti" şeklinde değerlendirdi. Haberde Erdoğan'ın bu konudaki "en güçlü açıklamalardan birini" yaptığı ifade edildi. Gazete, AB yetkililerinin Türkiye'den limanlarını Rumlara açmasını istediği Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik ambargolar kalkmazsa adım atmayacaklarını söylediğini aktardı. Haberde, "ağız dalaşının" geçen ekim ayında başlayan müzakerelerden bu yana AB-Türkiye ilişkilerindeki en kötü haftalardan birinden sonra geldiği yorumu yapıldı. Financial Times gazetesi, AB liderlerinin Türkiye'den reformları arttırmasını istediğini aktardı. Amerikan Washington Post gazetesi de AB'nin Kıbrıs çatlağı yüzünden Türkiye'yi uyardığını belir

MILLIYET 18/06/06

Küçük Kıbrıs'ın büyük tarihi



Avrupa Birliği (AB)-Türkiye ilişkileri döndü dolaştı yine Kıbrıs'ta düğümlendi.
1999'da adaylık statüsüyle birlikte Türkiye'ye attırılan her adımın önüne Kıbrıs konuldu. "Önce Kıbrıs, sonra Türkiye" ilkesiyle hareket eden AB, bugünlerde yine Ankara'yı Kıbrıs'la sıkıştırıyor.
Başbakan Erdoğan'ın boğazına kadar gelmiş olacak ki, kestirip attı:
"İzolasyonlar kalkmadan bizden bir şey beklemeyin, müzakereler durursa durur."
AB duracak değil tabii...
Yanıt gecikmeden geldi:
"Erdoğan'ın bu sözleri sorun yaratır. Problemli sözler. Türkiye, Güney Kıbrıs'ı tanımalıdır."
Türkiye'nin Kıbrıs'la "tanışıklığı" çok eski de, bu "tanıma" işi farklı, tabii...
Kıbrıs, sadece Osmanlı-Türkiye tarihinde değil, dünya siyasetinde neredeyse varoluşundan bu yana hep önemli bir yer tutmuş.
M.Ö. 1320'den başlayıp günümüze kadar bu küçük adaya sahip olmak istemeyen millet kalmamış neredeyse...
Şöyle bir bakınca hangi millet yok ki: Hititler, Asurlar, Mısırlılar, Persler, Makedonlar, Romalılar, Emeviler, Bizanslılar, İngilizler, Memluklar, Venedikliler, Türkler, Rumlar...
Kimi "Akdeniz'in kilidi", "Önasya'nın anahtarı", "kimi şövalye yurdu", "kimi korsan sığınağı", "kimi sürgün yeri" demiş; hep Kıbrıs'a hâkim olmaya çalışmış...
Bu gayret şimdi de sürüyor aslında...
Türkiye'nin AB'ye girme koşulu Kıbrıs, yine dünya siyasetinin önemli konularından biri...

Muzaffer Paşa
Küçük Kıbrıs'ın büyük tarihine bakınca, 1571-1878 arasında 302 yıl Osmanlı idaresinde kalan Kıbrıs'ın, Türk-Yunan sorununa dönüşümüne kadar Türk ruhuyla yönetildiği görülüyor.
Rumların ilk siyasi haklarını da 1571'de Muzaffer Paşa'dan aldıkları anlaşılıyor.
Lala Mustafa Paşa'nın Kıbrıs'ı fethettikten sonra orayı idare etsin diye bıraktığı Muzaffer Paşa'nın kurduğu Osmanlı düzenini, emekli diplomatımız Alp Arslan Yücesoy'un Doğan Kitap'tan yeni çıkan "Kıbrıs'ın Romanı" adlı eserinden öğreniyoruz...
Muzaffer Paşa, Venediklilerin, Baf'ın ormanlık bir köyünde tecrit ettikleri Rum Başpiskoposu'nu, seçkin bir askeri birlikte köyünden aldırdığını, yıllarca "cemaat lideri" diye ifadelendirilen "Etnark" statüsü verdiğini öğreniyoruz.
Muzaffer Paşa, Rum toplumunun dini ve siyasi lideri konumuna getirdiği Başpiskopos'a öz olarak diyor ki:
Sana kırmızı mürekkep ve onu kullanma yetkisi de veriyorum. Bundan böyle Etnark'sın. Vergileri ben değil, sen toplayacaksın, Osmanlı'nın hakkını vereceksin.
Böyle başlıyor Rum siyasi varlığı adada...
Kıbrıs 300 yıl Osmanlı idaresinde böyle yaşıyor...
Ta ki, 1878'de 2. Abdülhamit ağır yenilgiyle sonuçlanan 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında İngilizlerin desteğini almak için Kıbrıs'ı, -tarihçilerin deyimiyle tek kurşun atmadan- İngiltere'ye verinceye kadar. Tabii, aynı anda İngiltere'nin Rusya'yla yaptığı Osmanlı'nın "gizli paylaşım"ı anlaşmasından habersiz olarak...
Kıbrıs o günden bu yana Osmanlı-Türkiye-Batı ilişkilerinde hep gündemdedir.
Bugün de değişen bir şey yok...
Kıbrıs, AB sürecinin değişmez baş koşulu...

MILLIYET FIKRET BILA 18/06/06

Rumlar şikâyet etti: Viyana sergi sansürledi

AB Dönem Başkanı Avusturya'nın açtığı sergide skandal yaşandı. Önce bir panoda Kıbrıs'ta tek yönetim varmış gibi Papadopulos başkan, Soyer başbakan gösterildi. Sonra Soyer'in fotoğrafı ve adı sansürlendi

18/06/2006 RADIKAL

AA - VİYANA - Kıbrıs Türklerine yaptırımları kaldırmazken, Türkiye'den limanlarını Rumlara açmasını isteyen AB, bir sergide önce adada iki ayrı yönetim olduğunu unutup gaf yaptı, sonra sansüre başvurdu. Dönem Başkanı olan Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'in 8 Mayıs Avrupa Günü'nde açtığı sergide, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in fotoğrafı, Rumların şikâyeti üzerine sansürlendi.
Kendini Avrupa'nın ifade özgürlüğü merkezlerinden biri olarak sunan Viyana'da Hofburg Sarayı'nın bahçesindeki sergide, 'AB'nin İktidar Sahipleri' adlı bir pano da yer alıyor. 25 üyenin devlet ve hükümet başkanlarının fotoğraf ve isimleri ile ülke özelliklerinin bulunduğu panonun Kıbrıs bölümünde, iki ayrı yönetim yokmuşçasına, başkan olarak Rum lideri Tasos Papadopulos, başbakan olarak Soyer'in fotoğrafı yer alıyordu. Rum Yönetimi şikâyette bulununca, Avusturya Başbakanlığı eşine az rastlanır bir sansüre gitti. Soyer'in fotoğraf ve isminin üzeri beyaz kâğıtla kapatıldı. Türk gazetecilerin Soyer'in fotoğrafını kâğıdı kaldırıp görüntülemesine itiraz etmeyen yetkililer, görüntü alınmasının ardından fotoğrafı yine kâğıtla kapatıyor.

'Yüzünü Araplara döndü'
Bazı panolar, Türkiye-AB ilişkilerine ayrılmış. 17 Aralık zirvesinde Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi haber ve fotoğraflarla aktarılırken, 18 Aralık 2004 "Başbakan yuvasına kahraman olarak döndü. Kendisini ellerinde AB bayraklarıyla karşılayan yüzlerce kişi, kararı coşkuyla kutladı" diye anlatılıyor. Erdoğan'ın bu yıl Sudan'daki Arap Birliği zirvesine katılması fotoğrafına ise "AKP'de devir değişikliğinin, Türkiye'nin yüzünü Arap âlemine çevirdiğinin göstergesi. Bundan böyle AB ve Arap âlemi Türkiye'ye ilişkin ortak strateji geliştirmeye muktedir olacak" yazılmış. Ay sonunda kapanacak sergiyi, 20 bin kişi ziyaret etti.
Diğer yandan Rumların AB'de Türkiye'nin başına ördüğü çoraplarla ilgili ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack'tan şu açıklama geldi: "Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için böylesi önemli dönemlerde Kıbrıs'ın da aralarında bulunduğu bazı AB ülkelerine, olabildiğince yapıcı davranmaları yönünde telkinde bulunuyoruz."

Erdoğan kararlı: Duruşumuz aynı

18/06/2006 RADIKAL

ALMATI/ANKARA - AB'yle Kıbrıs restleşmesine giren Başbakan Tayyip Erdoğan, "KKTC'ye tecrit kalkmazsa, Rumlara limanlar açılmaz. Müzakereler durursa durur" açıklamasının ardından tavizsiz üslubunu koruyor. Erdoğan, dün AKP İstanbul Kongresi'nde şöyle konuştu: "AB sürecinde uydurma haberlere değil, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin tavrına bakınız. Milletimizin memnun olmayacağı bir şeyi asla yapmayız. Kıbrıs'ta atılması gereken adımları KKTC'deki kardeşlerimiz ve biz attık. Bundan sonraki süreçte olumlu bir adım olmadıkça hiçbir zaman muhataplarımız bizden olumlu adım beklemesin. Onlar da sözünde dursun.
Biz dik duracağız, ama dikleşmeyeceğiz."
Önceki günkü AB zirvesinden çıkan 'Türkiye Gümrük Birliği Ek Protokolü'nden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmezse müzakerelerin askıya alınacağı' uyarısı karşısında ortalığı yatıştırıcı mesajlar veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, sohbaharda limanlar açılmazsa AB'yle kriz çıkacağının yanlış bir izlenim olduğunu, herkesin üstüne düşeni yapacağını söyledi. Gül, dün Kazakistan'daki Asya güvenliği konferansında soruları şöyle yanıtladı: "Ortada yeni bir konu yok. Türkiye ile AB birbirinin görüşlerini gayet iyi biliyor. Büyük bir kriz varmış gibi bakmamak gerek. Herkes üstüne düşeni muhakkak ki yapacak. Bu işler, 'Şu tarihe dek böyle olursa bir şey kopar, öbür tarihe kadar şuraya gelinmezse bu iş biter' şeklinde değil. Bunların yolu var."

'Erdoğan'ın açıklaması normal'
Sorunun çözümüyle ilgili Gümrük Birliği ve AB'de platformlar bulunduğunu belirten Gül, 'Türkiye'nin asıl hoşlanmadığının koskoca AB meselesinin Kıbrıs'la esir alınması olduğunu' vurguladı. Dışişleri Bakanı, geçen pazartesi bilim-araştırma başlığının sancılı biçimde açılıp kapanmasıyla ilgili "Karşılıklı teşvik gerekirken, anlamsız yere Kıbrıs'ın bu kadar öne çıkarılması bizi çok rahatsız etti. Halkı hazırlayacağız derken, halkın heyecanını kırıcı davranışlar bunlar. O açıdan Başbakan'ın söyledikleri gayet normal ve yeni bir şey değil" dedi. Gül, eğitim-kültür başlığında anadilde eğitimin gündeme gelmesi ihtimaliyle ilgili "Niye böyle bir olumsuzluk ortaya çıkacakmış ki? Kriterler neyse yapılacaktır. Türkiye'ye kimsenin baskı yapmaya hakkı yoktur" diye yanıtladı.
Ancak Guardian gazetesi, Erdoğan'ın restini "Türkiye AB müzakerelerinden çekilmekle tehdit ediyor" başlığıyla verirken, sonbaharda İlerleme Raporu'nun yayımına koşut olarak kriz çıkacağını yazdı. Financial Times ile Washington Post da, AB liderlerinin Türkiye'yi sert biçimde uyardığını, bunun 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasından beri ilişkilerde en gerilimli dönem olduğunu belirtti. Washington Post, Erdoğan'ın inadının Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac gibi bazı AB liderlerini irkilttiğini kaydetti. (Dış Haberler)

Papadopulos Annan'a kızgın

18/06/2006 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs çözülmeden Rumların AB'ye alınmasının durumu karmakarışık yaptığını söylemesi, Rum lider Tasos Papadopulos'u kızdırdı. Annan'a "Kıbrıs'ın AB üyeliği kendisini ilgilendirmeyen bir konu. Mantığını anlamakta zorlanıyorum" diye çıkışan Rum lider, "Kıbrıs, makul olmayan bir çözümü kabul etmesi için baskı uygulansın diye mi AB dışında kalmalıydı? Bu iki konunun birbirine nasıl bağlandığını anlamıyorum. Kıbrıs'ın üyeliği, AB müktesebatına uyması gereken çözüme yardımcı olur" dedi. Papadopulos, KKTC'ye tecrit kalkmadıkça limanları açmayacağını söyleyen Başbakan Tayyip Erdoğan'ı da "AB'ye yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzücü. AB liderleri arasında huzursuzluk yaratıyor, Türkiye'nin AB üyeliği sürecine yardımcı olmuyor" sözleriyle eleştirdi.

AB'yle nereye?

Erdal Güven

18/06/2006 RADIKAL

Türkiye'nin AB üyelik sürecinin zor geçeceği başından belliydi.
Kritik dönemeçleri şöyle bir hatırlayalım: 1997 Lüksemburg, 1999 Helsinki, 2002 Kopenhag, 2004 Brüksel, 2005 yine Brüksel ve nihayet 2006 Lüksemburg...İlki dışında bu dönemeçlerin tümü Türkiye-AB ilişkilerini ileriye götürdü, sağlamlaştırdı, ancak ironik biçimde, bir yandan da zedeledi, hırpaladı. Her dönemecin ardından AB Türkiye'nin 'Avrupa projesine bağlılığını ve uygunluğunu' daha fazla sorgularken Türkiye'nin de AB'ye güveni sarsıldı.
Türkiye-AB ilişkileri bir bakıma 'kriz idaresi' biçiminde gelişiyor. Bu belki de sürecin doğasında var. Tam da Gül'ün, Lüksemburg'a hareket etmeden önce dediği gibi, 'sabır ve kararlılık' gerektiren ince uzun bir yol bu. Ya da geçenlerde bir hükümet yetkilisinden duyduğum ifadeyle Ankara için mesele, 'sinir harbini soğukkanlı biçimde yürütebilmek.' Ancak şu da bir gerçek ki krizin idare edilebilirliği, dolayısıyla sürecin sürdürülebilirliği de giderek büyüyen bir soru işareti halini alıyor.
Söz konusu kriz halini besleyen unsurların başında Kıbrıs anlaşmazlığı geliyor. Şu anki çıkmaz, Türkiye'nin Ankara Anlaşması Ek Protokolü gereği deniz ve hava limanlarını Rum gemilerine açmaması. Ve görünen o ki gerek Türkiye'yi gerekse AB'yi zorlu ve hayati bir tercihe doğru sürüklüyor bu çıkmaz. Ankara her ne kadar artık katılım görüşmeleri adı altında somutlaşmış AB'ye üyelik süreci ile Kıbrıs anlaşmazlığını birbirinden ayrı tutmaya çalışsa da yakın gelecekte şu tercihle karşı karşıya kalacak: Kıbrıs mı AB mi? Her ne kadar konuya teknik ve hukuki bir düzeyde yaklaşmaya çalışsa da AB'nin sürüklendiği tercih de şu: Türkiye mi Kıbrıs mı?
Son Lüksemburg zirvesinde Türkiye-AB ilişkilerindeki Kıbrıs krizi yalnızca ötelendi. Bir sonraki krize kadar.
Peki bir sonraki kriz ne zaman? En erken, ikinci başlık, eğitim ve kültür başlığı açılacağı zaman. Çünkü, AB'nin üstüne basa basa vurguladığı gibi, Türkiye'nin Ankara Sözleşmesi Ek Protokolü'nü yürürlüğe sokma yükümlülüğünü yerine getirmemesi tüm görüşme sürecini sekteye uğratabilecek. En geç ise ek protokolle bağlantılı başlıklardan biri açılacağı zaman; mesela gümrük birliği, mesela malların serbest dolaşımı, mesela taşamacılık, mesela ticari rekabet... Rum yönetiminin ek protokolle tamamen alakasız bilim ve araştırma başlığında masaya sürdüğü veto tehdidini yukarıdaki başlıklardan herhangi birinde sürmemesi için hiçbir neden yok. Üstelik bu kez, AB'nin Rum yönetimini yumuşatmaya ne niyeti söz konusu olabilir ne de gücü yetebilir. Zaten, üç dört gündür AB liderlerince verilen demeçler de bu yönde.
AB'ye katılım sürecindeki bir ülkenin, yani Türkiye'nin, AB üyesi ülkelerden birine, yani Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ambargo uygulaması elbette bir hukuki bir anomali.
Öte yandan, aynı Türkiye'nin, Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamalar kaldırılmadıkça, en azından hafifletilmedikçe bu ambargoyu kaldırmayacağı, kaldıramayacağı da siyasi bir gerçek. Nitekim Erdoğan'ın cuma günkü açıklamasından anlaşılan o ki, bu uğurda katılım görüşmelerinin durması da göze alınabilecek.
Bir anlamda her iki taraf da yukarıda söz ettiğim zorlu ve hayati tercihi daha şimdiden yapmış gibi ve her ikisinin de tercihi aynı: Kıbrıs...Rehn'in aylar önce sözünü ettiği 'tren kazası' önlenebilecekmiş gibi görünmüyor bugün itibarıyla.
Her şey bir yana AB'nin görmesi gereken şu: Kıbrıs'ta temel sorun, çözümsüzlük. Gelgelelim Rum yönetimi, AB üyeliğinden kaynaklanan siyasi ve hukuki gücünü, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde kullanmıyor. Tam tersine, Rum liderliğinin tutumu, çözüm yollarını tıkayacak nitelikte. Türkiye'nin deniz ve hava limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaya zorlanması, Kıbrıs sorununu çözecek mi? Yoksa, Türkiye-AB ilişkilerini akamete uğratarak Kıbrıs'ta çözümü daha da zora mı sokacak? Dünyanın öbür ücundaki Kuzey Kore'ye bile el atan AB'nin, burnunun dibindeki, hatta kucağındaki Kıbrıs sorununa seyirci kalması, siyaseten açıklanabilir bir durum mu?
Türkiye-AB ilişkilerinin nereye gittiği öngörülebilir değil. İşin gerçeğini Ankara'daki bir diplomat ifade etmiş:
"AB ile işler hiç iyi gitmiyor."

'Bu zamansız oldu'

Görüştüğümüz AB yetkilileri, Başbakan Erdoğan'ın "Müzakereler durursa durur" sözlerini böyle yorumluyor. Bazıları ise "Haftaya yapılsa bu kadar etkili olmazdı. Bu erken seçim sinyali" diyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Rum kesimine limanların açılmasıyla ilgili tartışmaların ardından, "Müzakereler durursa durur" şeklindeki açıklamaları, Avrupa Birliği (AB) üst düzey yetkilileri tarafınan "zamansız" olarak yorumlandı. Yetkililer, açıklamayı, "12 Haziran birikiminin dışa vurumu" olarak niledi. Birçoğu ise espriyle karışık "Türkiye'de erken seçim sinyali" yorumu yaptı. Avrupa ortak anayasası ve genişleme ana gündem maddeleriyle toplanan zirvenin kulislerine Başbakan Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'in limanlar konusundaki açıklamaları damga vurdu.

ZAMANLAMAYA DİKKAT
Erdoğan'ın açıklamasını "Zamansız yapılan bir açıklama" olarak değerlendiren bazı kaynaklar, "Bu açıklamayı önümüzdeki hafta yapsaydı, etkisi bu kadar büyük olmazdı. AB liderlerinin Brüksel'de bir arada olduğu sırada yapılan açıklamaya verilen karşılıklar elbette çok daha sert olur. Bunu Erdoğan da biliyordu" diye konuştu. Lüksemburg'da müzakerelerin fiilen başlayabilmesi için yapılan pazarlıklar ve Türkiye'nin, 3 Ekim'deki gibi, gelmek için 8 saat beklemesi nedeniyle 12 Haziran zirvesinde yaşanan gerginliğin bir hafta sonra ortaya çıkması olarak nitelendirildi. Bazı AB yetkilileri de Erdoğan'ın açıklamalarıyla "iç siyasete sinyaller verdiğine" dikkat çekerek "Türkiye'de erken seçim artık çok yaklaştığının göstergesi" dedi.

GUARDIAN: ÇEKİLME TEHDİDİ
Türkiye-AB arasındaki gerilime İngiliz basını da geniş yer verdi. Baş makalesini konuya ayıran Guardian gazetesi, yorum-haberinde şöyle dedi: "Erdoğan'ın sert söylemi, sonbahardaki ilerleme raporu zamanı müzakerelerin krize yöneldiğini gösteriyor. AB ve Türkiye arasındaki ağız dalaşı geçtiğimiz ekim ayında Türkiye'nin müzakerelerine başlamasından bu yanaki en kötü haftanın ardından geldi.

FİKRET AYDEMİR BRÜKSEL

SABAH 18/06/06

 

Soyer'in fotoğrafı Rum vetosu yedi

AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel tarafından geçen ay açılan bir fotoğraf sergisi inanılmaz bir skandala sahne oluyor. Sergide yer alan KKTC Başbakanı Ferdi S. Soyer'in fotoğrafı ve kimlik bilgileri Rum kesiminden gelen tepki üzerine bir kağıtla kapatıldı. AB üyesi ülke devlet ve hükümet başkanlarının fotoğraflarının yer aldığı "AB'nin İktidar Sahipleri" isimli fotoğraf panosunda Soyer'in fotoğrafının altında "Kıbrıs Başbakanı" ifadesi yer alıyordu. Bunu fark eden Rum kesimi fotoğrafın kaldırılmasını istedi. Gelen

şikayet üstüne Soyer'in fotoğrafı beyaz bir kağıtla kapatıldı.

SABAH 18/06/06

 

ABD'den Rum kesimine "protesto mektubu"

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried, "Kıbrıs tek bir ülkedir. Başka bir siyasi varlığı tanımayacağız" açıklamasıyla tepki çekmişti. Beyaz Saray'daki bir basın toplantısında Fried'ın Rum kesimine bir "protesto mektubu" yazdığı ortaya çıktı. Bir gazeteci, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'ne, "13 Haziran'da Fried, Rum kesimine bir mektup göndererek Türkiye'nin AB görüşmeleri sırasındaki tutumlarını eleştirdi. Bu nasıl bir siyaset?" sorusunu yöneltti. Sözcü de şu cevabı verdi: Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyoruz. Bazen AB ülkeleriyle bu

konuda iletişime geçiyoruz...

 

SABAH 18/06/06

 

Erdoğan’ın restine Soyer’den tam destek

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs restine destek verirken, Batı basını da gerilime geniş yer verdi.

Erdoğan’ın “İzolasyonlar kalkmazsa limanları Rumlara açmayız; müzakereler durursa dursun.” çıkışını Cihan Haber Ajansı’na değerlendiren Soyer, “Başbakan yüzde yüz haklı.” dedi. Adım atma sırasının, verdiği sözleri tutmayan AB’de olduğunu söyleyen Soyer, “Erdoğan’a aynen katılıyorum. AB’nin Kıbrıs Türk halkına verdiği taahhütlerinin kesinlikle hayata geçirilmesini istiyoruz. Türkiye taahhütlerini bu bağlamda hayata geçireceğini zaten açıklamıştır. Biz bir an evvel görüşme sürecinin başlamasını istiyoruz. Kararlılığımızı herkes bilmelidir ve herkes şunu da bilmelidir: Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos tek başına süper güç değildir.” dedi.

Bu arada İngiliz Guardian gazetesi, sözlerini ‘tehdit’ olarak nitelendirdiği Erdoğan’ın bu konuda “en güçlü açıklamalardan birini” yaptığını yazdı. Haberde, ‘ağız dalaşının’ ekimde başlayan müzakerelerden bu yana “ilişkilerdeki en kötü haftaların birinden” sonra geldiği yorumu yapıldı. Washington Post ise AB’nin “limanları açın” talebine Erdoğan’ın “karşı ateş açtığı” değerlendirmesini yaptı. Hem Erdoğan hem de AB liderlerinin iç politik kaygılarla hareket ettiği yorumunu yapan gazete, AK Parti’nin “milliyetçiliğin yükseldiği bir ülkede popülarite kaybettiğini”, birçok AB liderinin de 70 milyonluk Müslüman Türkiye’nin üyeliği konusunda şüpheli olduğunu belirtti.

Murat Bodur, Emine Sivri, Lefkoşa, Cihan

ZAMAN 18/06/06

 

Gül: AB’nin Kıbrıs’ı sürekli gündeme getirmesi yanlış

Ankara-Brüksel hattındaki Kıbrıs tartışmasına Avrasya İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) zirvesine katılmak için gittiği Kazakistan’dan katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB’nin sürekli olarak Kıbrıs’ı gündeme getirmesinin yanlış olduğunu söyledi. Almatı’daki zirve sonrası açıklamalarda bulunan Gül, “koskoca AB’nin sürekli Kıbrıs konusuyla meşgul olmasını son derece yanlış bulduğunu” belirterek çözüme ilişkin atılması gereken karşılıklı adımlar olduğunu söyledi. Gül ayrıca Başbakan Erdoğan’ın son çıkışını “sanki bir kriz varmış gibi yorumlamanın yanlış olacağını” belirtti. Gül, Erdoğan’ın açıklamalarında yeni bir unsur olmadığını da ekledi. Hüseyin Güngör, Almatı, Cihan

ZAMAN 18/06/06

 

ABD’den AB’ye ‘Türkiye için yapıcı olun’ telkini

Türkiye ile AB arasındaki “limanların Rumlara açılması” krizi karşılıklı açıklamalarla derinleşirken Washington, Brüksel’e “Türkiye ile ilişkilerde yapıcı ol” telkininde bulundu.

Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack, Türkiye’nin AB üyeliği için “önemli dönemlerde” Rum yönetimi dahil bazı AB ülkelerine, “olabildiğince yapıcı” olmaları yönünde telkinde bulunduklarını söyledi. Bir Yunan gazetecinin sorusu üzerine Kıbrıs politikalarında değişiklik olmadığını söyleyen sözcü, şöyle konuştu: “Türkiye’nin AB üyeliğini, son kararların Türkiye ve AB tarafından verilmesi gerektiği anlayışı çerçevesinde destekliyoruz. Belli zamanlarda, özellikle önemli dönemlerde AB üyeleriyle temasa geçerek onları Türkiye ile görüşmelerde olabildiğince yapıcı olmaya, AB’nin Türkiye ile görüşmelerinde bir çeşit anlaşmaya varmasına ve bu görüşmelerde esnekliğe çağırıyoruz.”

Washington, aa, Cihan

ZAMAN 18/06/06

Türklerin yurtdışında 190 bin taşınmazı var

Son günlerde başta Hatay olmak üzere bazı illerde yabancılara mülk satışının durdurulduğu yönündeki haberler, konuyu yeniden gündeme getirdi.

Resmî verilere göre yabancılar, 1934'ten bu yana Türkiye'de 53 bin taşınmaz mal satın aldı. Aynı süre içinde Türklerin yurtdışında satın aldığı gayrimenkul sayısı ise 190 bini aştı. CHP Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın konuya ilişkin soru önergesini cevaplayan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, yasal kısıtlamalar dolayısıyla Suriyelilerin 1939'dan beri Türkiye'de gayrimenkul edinemediklerini açıkladı. Yabancı uyruklu kişilerin karşılıklı olmak ve kanunî sınırlamalara uymak kaydıyla, gayrimenkul sahibi olabildiklerini ifade eden Özak'ın verdiği bilgiye göre Türkiye'de bugüne kadar 57 bin yabancı uyruklu kişi, toplam yüzölçümü 166 milyon metrekareyi bulan 53 bin gayrimenkul edindi. Bunların arasındaki 3 milyon metrekare genişliğinde 12 bin taşınmazı satın alan 14 bin Yunanistan vatandaşından 12 bini Türk asıllı. Suriyelilerin sahip olduğu taşınmaz sayısı ise 4 bin civarında.

Habib Güler, Ankara

ZAMAN 18/06/06

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth'ten iki Kıbrıslı Türk'e üstün hizmet ödülü

Eylem ERAYDIN /LONDRA

Kraliçe II. Elizabeth, 80. yaş gününde ünlü Kıbrıslı Türk modacı Hüseyin Çağlayan ve Londra Üniversitesi'nde 31 yıldır görev yapan Tuzlalı Sıttıka Nazım'a üstün hizmet ödülü verdi.

Kraliçe II. Elizabeth, her doğum gününde, bilim adamlarından hizmet sektörüne kadar çeşitli alanlarda büyük başarı göstermiş Britanya vatandaşlarına verdiği üstün hizmet ödülü (MBE) listesinde, bu yıl dünyaca ünlü modacımız Hüseyin Çağlayan ve eğitim sektöründeki hizmetlerinden dolayı Sıttıka Nazım da yer aldı. Böylece Sıttıka Nazım, Kraliçe Elizabeth tarafından üstün hizmet ödülü verilen ilk Türk bayan unvanına da sahip oldu.

Ünlü tasarımcı Hüseyin Çağlayan'ın moda alanındaki başarı ve hizmetlerinden dolayı, kraliçenin MBE (üstün hizmet ödülü) ödülüne layık görüldüğü açıklanırken, Sıttıka Nazım'ın da 31 yıldır Londra Üniversitesi Eğitim Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalardan dolayı ödülü kazandığı bildirildi.

Genç yaşta kraliçeden üstün hizmet madalyası almaya hak kazanan Hüseyin Çağlayan, 1998 yılında da İngiliz moda ödülleri çerçevesinde "yılın modacısı" seçilmişti.

İngiltere'de yetişen Çağlayan, son yıllarda çalışmalarını Türkiye ve İtalya'ya taşıdı. Çağlayan, ayrıca Londra'da faaliyet gösteren insan hakları grubu "Ambargolular"ın fahri başkanlığını yapıyor.

Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonları konu alan çalışmalarıyla da sesimizi dünyaya duyurmaya çalışan Hüseyin Çağlayan'nın dünya moda çevrelerinde etkisi her geçen gün biraz daha artıyor.

MBE ödülünü alan ilk Türk kadın

Kraliçenin ödül verdiği ikinci Türk ise son 31 yıldır Londra Üniversitesi Eğitim Enstitüsü'nde görev yapan Sıttıka Nazım oldu.

Aslen Kıbrıs'ın Tuzla kasabasından olan Sıttıka Nazım, ilk okul üçüncü sınıftan sonra ailesinin İngiltere'ye göç etmesi sebebiyle hayata bu ülkede atıldı.

Pitman Kolej'de aldığı sekreterlik eğitiminin ardından ilk olarak Mortgage Broker firmasında çalışmaya başlayan Nazım, bir dönem Pontin Holiday Camps şirketinde çalıştı.

Daha sonra Londra Üniversitesi Bilgisayar Enstitüsü'nde çalışan Sıttıka Nazım, 1975 yılında aynı üniversitenin Eğitim Enstitüsü'ne geçerek 31 yıldır aynı yerde hizmet verdi.

Kraliyet ödülüne, çalıştığı bölüm yönetimi tarafından önerilen Nazım'a kraliçe tarafından verdiği üstün hizmetlerden dolayı "Member of the Order of the British Empire (MBE)" ödülüne layık görüldü. Sıttıka Nazım kraliçe tarafından ödüllendirilen ilk Türk bayan oldu.

Bu yılın sonunda emekli olmaya hazırlanan Sıttıka Nazım'a ödül almaya hak kazandığı Başbakanlık Genel Sekreteri William Chapman, 12 Mayıs günü mektupla bildirildi. Nazım'a yeni unvanını ilk olarak "Department for Education and Skills"dan David Bell gönderdiği kutlama mektubunda kullandı.

Erenköy gazisi ile evli

Evli ve Selda (31), Ali (36) olmak üzere iki çocuk sahibi olan Sıttıka Nazım'ın eşi Orhan Nazım, Kıbrıs Türk tarihinde önemli bir dönüm noktası olan Erenköy direnişine katıldı.

İngiltere'de faaliyet gösteren Erenköy Mücahitler Derneği'nin kurucu başkanı olan Orhan Nazım, Sıttıka Nazım ile 1968 yılından beri evli.

Büyük Britanya Kraliçesi tarafından verilen MBE üstün hizmet ödülüne daha önce de Zeka Alsancak ve Kıbrıslı Türk Doktor Teoman Sırrı layık görülmüştü.

KIBRIS 18/06/06

Sözlerinde durmadıkça bizden bir şey beklemesinler

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye yönelik eleştirilerini sürdürüyor. Erdoğan, dün de sert konuştu:

Sözlerinde durmadıkça bizden bir şey beklemesinler

BİZ SÖZÜMÜZDE DURDUK, YA ONLAR... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AB'ye yönelik öfkesi dinmedi. Önceki gün "Müzakereler durursa dursun" diyen Erdoğan, dün de "Kıbrıs'ta biz sözümüzde durduk. Onlar sözlerinde durmadıkça bizden bir şey beklemesinler. Bunları biz kendilerine söyledik. Bundan sonraki süreçte de duruşumuz aynıdır. Biz dik duracağız, ama dikleşmeyeceğiz. Ölçümüz, anlayışımız budur"dedi

GEREKTİĞİNDE YENİ ADIMLAR DA ATARIZ... Erdoğan: AB sürecinde kim ne derse desin uydurma haberlere değil, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin tavrına bakınız. Kimse bizi bağlamaz. Bizi milletimiz bağlar. Biz milletimizin memnun olmayacağı bir şeyi asla yapmayız. Kıbrıs'ta atılması gereken adımları KKTC'deki kardeşlerimiz atmıştır. Biz gereken adımları attık. Bundan sonraki süreçte de yine bizden olumlu bir adım olduğu zaman bu adımları atarız. Ama olumlu bir adım olmadıkça hiçbir zaman muhataplarımız bizden olumlu adım beklemesinler

 

 

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye yönelik eleştirilerini sürdürüyor. Önceki gün "Kıbrıs konusunda geri adım yok. Müzakereler durursa dursun" diyerek AB'ye rest çeken Başbakan Erdoğan'dan benzer açıklamalar dün de sürdü.

Erdoğan, Kıbrıs'ta atılması gereken adımlarla ilgili olarak "Biz sözümüzde durduk. Onlar sözlerinde durmadıkça, bizden bir şey beklemesinler" dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin İstanbul İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, AB'ye rest çekti.

"AB sürecinde kim ne derse desin uydurma haberlere değil, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin tavrına bakınız" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ana muhalefet şöyle demiş, böyle demiş. Yavru muhalefet şöyle demiş, böyle demiş. Kimse bizi bağlamaz. Bizi milletimiz bağlar. Biz milletimizin memnun olmayacağı bir şeyi asla yapmayız. Kıbrıs'ta atılması gereken adımları KKTC'deki kardeşlerimiz atmıştır. Biz gereken adımları attık. Bundan sonraki süreçte de yine bizden olumlu bir adım olduğu zaman bu adımları atarız. Ama olumlu bir adım olmadıkça hiçbir zaman muhataplarımız bizden olumlu adım beklemesinler."

Bunu her zaman muhataplarına söylediklerini ifade eden Erdoğan, "Biz sözümüzde durduk, durmayanlar var. Onlar da sözünde dursun. Sözlerinde durmadıkça bizden kimse yeni bir şey beklemesin. Bunları biz kendilerine söyledik. Bundan sonraki süreçte de duruşumuz aynıdır.Biz dik duracağız, ama dikleşmeyeceğiz. Ölçümüz, anlayışımız bu" diye konuştu.

KIBRIS 18/06/06

Papadopulos'tan Annan ve Erdoğan'a tepki

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a ve Türkiye Başbakanı Erdoğan'a yönelik eleştirilerde bulundu. Papadopulos, Kofi Annan'ın "(Güney) Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Kıbrıs konusunda durumu daha da karmaşık hale getirdiği" yönündeki açıklamasını "anlaşılmaz" bulduğunu söyledi.

Brüksel dönüşü Larnaka Havaalanı'nda açıklama yapan Papadopulos, Kofi Annan'ın, "(Güney) 'Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle Türkiye'nin üyelik isteğinin, Kıbrıs sorununun çözümünü karmaşık hale getirdiği" yolundaki açıklamasını yorumlaması istenince de, Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Annan'ı ilgilendirmediğini ifade ederek, şunları söyledi:

"Annan'ın açıklamasını anlaşılmaz buluyorum. Kıbrıs'ın AB üyeliği kendisini ilgilendirmeyen bir konudur. Mantığını anlamakta zorlanıyorum. (Güney) 'Kıbrıs', kabul edilemez bir çözümü kabul etmesi için baskı uygulansın diye mi AB dışında kalmalıydı? Samimi olarak, bu iki konunun birbirine nasıl bağlandığını anlamıyorum. Ben inanıyorum ki 'Kıbrıs'ın AB üyeliği, Kıbrıs sorununun, Avrupa müktesebatı ilkelerine uygun olması gereken çözümüne sağlam bir temel ve çerçeve konulmasına yardımcı olur."

Erdoğan'ın tutumu üzücü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son açıklamalarına da değinen Papadopulos, "Başbakan Erdoğan'ın Avrupa Konseyi kararından sonra hâlâ Türkiye'nin AB'ye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmek istememesinin üzücü olduğunu" savundu.

Başbakan Erdoğan'ın son açıklamalarının AB liderleri arasında "huzursuzluk yaratığını" iddia eden Papadopulos, Erdoğan'ın ifadelerinin "Türkiye'nin AB üyelik sürecine yardımcı olmadığını" ileri sürdü.

Papadopulos, Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün görev süresini uzatan Güvenlik Konseyi kararıyla ilgili bir soruya karşılıksa kararı "genelde tatmin edici" bulduğunu söyledi.

Rum sözcü: Annan'ın açıklaması sürpriz

Rum yönetimi Sözcüsü Hristodulos Pashiardis de, Rum yönetiminin, Annan'ın açıklamasını "sürpriz" bir açıklama olarak nitelediğini söyledi.

Kofi Annan'ın açıklamasıyla ilgili bir soruya karşılık Pashiardis, "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmesiyle Kıbrıs sorununun karmaşık bir sorun olmayacağını" kaydetti.

Rum Sözcü, "Bu durumun karmaşık olmasının nedeni, Türkiye ve onunla dost ülkelerin Kıbrıs sorununun Ankara'nın AB müzakere sürecinden ayrılmasını istemesidir. Türkiye ise 'Kıbrıs Cumhuriyeti' ve Avrupa Birliği'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmiyor. Bu tuhaf" dedi.

"Bu açıklama, 'Kıbrıs' hükümeti için sürpriz bir açıklama" diyen Pashiardis, Güney Kıbrıs'ın BM Daimi temsilcisi Andreas Mavroyannis'in Rum yönetimi adına gerekli girişimlerde bulunduğunu söyledi.

KIBRIS 18/06/06

ABD'den AB ülkelerine Türkiye lehine telkin

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean Mc.Cormack, Türkiye'nin AB üyeliği için "önemli dönemlerde", Kıbrıs Rum kesiminin de aralarında bulunduğu bazı AB ülkelerine, "olabildiğince yapıcı" davranmaları yönünde telkinde bulunduklarını söyledi.

Mc.Cormack, düzenlediği günlük basın toplantısında, ABD'nin Avrupa ve Avrasya ilişkilerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Dan Fried'in, ABD'nin Kıbrıs Adası'nda sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tek bir hükümet olarak tanıyacağı yönündeki açıklamasının hemen ardından Kıbrıs Cumhuriyeti'ne bir mektup yazarak, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki tutumunu protesto ettiği ve bu durumun Amerikan politikasında bir çelişki yaratıp yaratmadığı soruldu.

Yunanlı bir gazetecinin sorusu üzerine Mc.Cormack, ABD'nin Kıbrıs politikasında hiçbir değişiklik olmadığını söyledi. Mc.Cormack, "Türkiye'nin AB üyeliğini, son kararların Türkiye ve AB tarafından verilmesi gerektiği anlayışı çerçevesinde destekliyoruz. Belli zamanlarda, özellikle önemli dönemlerde AB üyeleriyle temasa geçerek onları Türkiye ile görüşmelerde olabildiğince yapıcı olmaya, AB'nin Türkiye ile görüşmelerinde bir çeşit anlaşmaya varmasına ve bu görüşmelerde esnekliğe çağırıyoruz. Bu temaslarımız bundan ibarettir" dedi.

Mc.Cormack, ABD'nin bu temasları AB üyesi bir dizi ülkeyle gerçekleştirdiğini ve bunlar arasında Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de bulunduğunu kaydetti.

KIBRIS 18/06/06

 

KKTC BM’nin üslubunu eleştirdi

KKTC Dışişleri Bakanlığı, BM Güvenlik Konseyi’nin, Ada’daki barışgücü askerlerinin görev süresinin 6 ay daha uzatılmasıyla ilgili kararında kullandığı üslubu eleştirdi.

 

NTV

Güncelleme: 14:09 TSİ 18 Haziran 2006 Pazar

 

LEFKOŞA - KKTC Dışişleri Bakanlığı, Güvenlik Konseyi’nin görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararını yapıcı olmayan ve tek yanlı bir üslupla kaleme aldığını ifade etti. Açıklamada, Güney Kıbrıs Yönetimi’nden ‘Kıbrıs Hükümeti’ diye bahsedilmesi eleştirildi.

Bakanlık, ara bölgede güvenlik tehdidi oluşturan inşaatların Rumlar tarafından yapıldığına işaret edilmediğine, ayrıca Akıncılar’da Türk mevzilerine yönelik saldırgan eylemlerin de kararda gözardı edildiğine dikkat çekti.

Açıklamada, Lefkoşa’daki Lokmacı Sınır Kapısı’nın açılmasına Rum Yönetimi’nin engel olmasına karşın kararda bu noktaya yer verilmemesi de eleştirildi.

 

 

 

Atina’dan yeni çözüm önerisi

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, Kıbrıs konusunda yeni bir çözüm önerisi hazırlığı içerisinde olduklarını söyledi.

 

AA

Güncelleme: 14:24 TSİ 19 Haziran 2006 Pazartesi

ATİNA - Atina’da yayımlanan Elefterotipia gazetesine demeç veren Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, ‘Avrupalı Birleşik Kıbrıs Planı’ olarak adlandırdığı yeni çözüm önerisine değindi.

Bakoyanni çözüm önerisinin, BM mevzuatı çerçevesinde ve Genel Sekreter düzeyinde gerçekleştirilmiş çalışmaların verileri ile Rum kesiminin son 2,5 yılda, içinde bulunduğu AB gerçeği ve iki toplumun taleplerinin temellerine dayanan bir plan olacağını açıkladı.

Yunan Bakan, “Teknik heyetler düzeyindeki müzakerelerin bir an önce başlatılmasını dilerim. Söz konusu önerinin sunulmasının kolaylaştırılması için, özlü görüşmelerde ilerleme kaydedilmeli” dedi.

Bakoyanni, Rum kesiminin Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili fiili müzakerelerin başlatılmasına ilişkin tutumunu önceden bildiğini ve ortaya çıkan durumun kendisini şaşırtmadığını da belirtti ve “Atina ile Rum kesimi arasında Kıbrıs konusunda ortak strateji var; ancak taktikle ilgili konularda bazı görüş farklılıkları ortaya çıktı” diye konuştu.

KKTC: Bakoyanni’nin girişimi taktik

 

Kıbrıs’taki çözümsüzlük ve Türkiye’nin AB sorunlarından Yunanistan ve Rum kesiminin sorumlu tutulduğunu vurgulayan KKTC Başbakanı Soyer, Bakoyanni’nin girişimini, sıkışan Yunan politikasının önünü açmaya yönelik bir adım olarak nitelendirdi.

 

 

NTV

Güncelleme: 07:09 ET 19 Haziran 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni’nin Kıbrıs sorununa yönelik yeni girişimini NTV yayınında değerlendirdi.

“Özellikle Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı, gerek Türkiye’nin gerek Kıbrıs Türk halkının siyasetleri nedeniyle oldukça sıkışık bir süreç yaşamakta” diyen KKTC Başbakanı, bu yüzden Avrupa Birliği nezdinde ve diğer uluslararası camialarda çözümsüzlüğün sorumlusu olarak görüldüklerini söyledi.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde meydana gelen problemlerin de ana sorumlusu olarak Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistan’ın gözüktüğünü dile getiren Soyer, ” Siyasal olarak yüzlerinin büyük ölçüde yaralanması nedeniyle Bakoyanni bu çıkmazdan kendilerini kurtarabilmek için belli bir görüş getirmiştir ama bu görüşün Kıbrıs sorununun gerçekçi olarak çözümüne katkı sağlayabilecek sağlıklı bir içeriğe dönüşebileceğini tahmin etmiyorum. Bunu, sıkışan Yunan politikasını bir anlamda önünü açmak için atılmış taktik bir adım olarak nitelendiriyorum” diye konuştu.

Ankara sürpriz öneriden kuşkulu

Ankara, Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda hazırlamakta olduğu yeni çözüm önerisinin ciddiyetinden kuşkulu. Limanlar konusunun Avrupa Birliği ile krize yol açmaması için ise, yeni yollar aranıyor.

 

NTV

Güncelleme: 07:10 ET 19 Haziran 2006 Pazartesi

ANKARA - Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni’nin, Kıbrıs konusunda yeni bir çözüm önerisi hazırlığı içinde olduklarını açıklaması, Ankara için sürpriz oldu. Önerinin basına yansıyan unsurlarını değerlendiren Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, “Ciddiyetinden kuşkuluyuz” yorumunu yapıyor.

Ankara’nın limanlar konusu nedeniyle Avrupa Birliği ile kriz yaşanmaması için çözüm arayışı ise sürüyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari, Temmuz başında Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ı ziyaret edecek.

Ancak Ankara, BM Genel Sekreteri’nin görev süresinin de dolmak üzere olması nedeniyle, Kıbrıs sorununa yıl sonuna kadar Birleşmiş Milletler zemininde çözüm bulunabileceğinden ümitli değil.

TÜRKİYE’NİN BEKLENTİSİ
Ada’daki kısıtlamaların karşılıklı olarak kaldırılması önerisinde ısrarlı olan Türkiye, Avrupa Komisyonu’ndan Kuzey Kıbrıs’taki bir limanın açılmasına yönelik bazı adımların gelebileceğini düşünüyor.

Türkiye’nin, uluslararası toplumun Kuzey Kıbrıs’a yönelik açılımları doğrultusunda, sadece limanlarını ya da havaalanlarını Rumlar’a açmasının gündeme gelebileceği belirtiliyor.

DİĞER SEÇENEKLER
Ankara’da değerlendirilen bir seçenek de, sorunun çözümü için bir Hakemler Kurulu kurulması ya da Dünya Ticaret Örgütü’ne gidilmesi.

Bu arada, Rumlar’ın mülk davalarıyla ilgili olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kurulan tazmin komisyonu, kararlarını Perşembe gününden itibaren açıklamaya başlayacak. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, ödemelerin Türkiye tarafından yapılmayacağını bildirdiler.

Simitis: Müzakereleri durduramayız

Eski Yunanistan Başbakanı Simitis, Yunanistan’la Kıbrıs Rum kesiminin, AB üyeliği sürecinde Türkiye’ye, Kıbrıs konusunda baskı yapma olanağı bulunmadığını söyledi.

 

AA

Güncelleme: 02:20 ET 19 Haziran 2006 Pazartesi

ATİNA - Ethnos gazetesinde makalesi yayımlanan Eski Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Türk-Yunan ilişkileri ile Türkiye’nin AB üyeliği konusuna değindi.

Simitis, hiçbir Avrupa Birliği ülkesinin Türkiye’nin üyelik müzakerelerini durdurma yetkisine sahip olmadığını belirtti. Bugün gelinen aşamadan sonra Yunanistan’la Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye’ye Kıbrıs konusunda baskı yapma olanağı bulunmadığını kaydeden Simitis, “Bu konudaki fırsatları kaçırdık” dedi.

Simitis, Türkiye’nin AB üyeliğinden vazgeçmesi halinde, bunun Yunanistan’ı zor durumda bırakacağına da işaret etti. Simitis, “Böyle bir durumda Yunanistan, Türkiye ile olan sorunlarını ikili düzeyde çözümlemek zorunda kalacaktır” yorumunda bulundu.

AB’ye üye ülkelerin veto haklarının sadece başlangıçta ve müzakerelerin sonuçlanmasından sonra kesin karar alma aşamasında bulunduğunu belirten Simitis, Yunanistan’ın bundan sonra sadece, müzakerelerin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin tam üye olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda bir veto fırsatı olacağını, bunun da teorik bir fırsat olduğunu kaydetti.

‘KITA SAHANLIĞI KONUSUNDA ÖLÇÜLÜ OLUNMALI’
Eski Yunanistan Başbakanı makalesinde kıta sahanlığı sorununa da değindi. Uluslararası hukuka göre, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 mile çıkarma hakkı bulunduğunu, ancak bunu yaparken denizlerdeki serbest dolaşım hakkını engellememesi gerektiğini belirten Simitis, Atina’nın bu konuda seçici ve ölçülü hareket edebileceğini savundu.

Kıta sahanlığı konusunun karasularının boyutlarıyla doğrudan bağlantılı bir konu olduğunu belirten Simitis, bu nedenle Ege’de kıta sahanlığı sorununun çözüm yönüne gidilmesinden önce Yunanistan’ın karasularını muhakkak genişletmesi gerektiğini belirtti.

Simitis, “Bazı görüşlere göre, Ege kapalı bir Yunan denizidir. Ancak, bu ‘kapalılığı’ sağlayabilmemiz için, Yunanistan karasularını muhakkak 12 mile çıkarmalıdır. Ama bunu yaparken deniz yollarını tamamen kapatmaktan kaçınarak, diğer ülkelerin gemilerinin serbest dolaşım haklarını güvence altına almalıdır. Yunanistan böylelikle, kıta sahanlığının belirlenmesi konusunda, İstanbul Boğazından serbest geçiş konusuyla doğrudan ilgili olan Rusya, Ukrayna gibi ülkelerin olduğu kadar, birer deniz ülkesi olan İngiltere ve ABD’nin de desteğini kazanacaktır” dedi.

"Rumlara 40 milyar dolar abartılı"


19 Haziran, 2006 17:55:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs'taki mülkiyet davalarının sonuçlandırılması için AİHM'nin verdiği süre bu hafta dolarken, Türk Dışişleri yetkilileri Kıbrıs'ta Türkiye'nin 40 milyar dolar tazminat ödeyeceği yorumlarını abartılı buluyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kurulan tazmin komisyonları el konulan Rum malları hakkındaki kararlarını perşembe günü açıklamaya başlayacak.
 
Yetkililer, Rum mallarına karşı tazminat verilmesinin tek yol olmadığını, malların iadesi ve Güney'deki Türk malları ile Kuzey'deki Rum mallarının değişiminin de alternatifler arasında bulunduğunun altını çiziyor.
 
Türk Dışişleri'ne göre tazmin komisyonunun ödenmesini öngöreceği rakamlar ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye'yi mahkum edebileceği rakamlar arasında da büyük uçurum var. Bu yüzden tazmin komisyonunun kararları Türkiye'nin lehine olacak.
 
"Tazminatları Türkiye ödeyecek"
 
Dışişleri Bakanlığı’na göre tazminatları ödemesi gereken taraf Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Ancak bazı kaynaklar AİHM'deki davaların Türkiye aleyhine olduğuna ve Loizidu davasında tazminatın da yine Türkiye tarafından ödendiğine dikkat çekiyor.
 
Aynı kaynaklar Kuzey Kıbrıs ekonomisinin her halükarda Türkiye'ye bağlı  olduğunu hatırlatarak tazminatların ödenmesinde de Ankara'nın devrede olacağını belirtiyor.
 
Dışişleri kaynakları Kıbrıs konusunda Türkiye'nin sürekli ağır yaptırımlarla karşılaştığı havasının oluşturulmasının da Avrupa Birliği yönelimini ters yönde etkileme çabası olarak değerlendiriyor.
 
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Birleşik Kıbrıs önerisinin ise Avrupa'dan gelen baskılar nedeniyle yapmış olabileceğini belirten yetkililer, hem Birleşmiş Milletler parametrelerine hem de Rum kesiminin Avrupa Birliği'ne üyeliğine vurgu yapan Bakoyanni'nin teklifinin net olmadığını belirtiyor.
 
Ankara'daki bir diğer yorum ise Bakoyanni'nin bu teklifinin Yunan iç siyasetine dönük olabileceği şeklinde.

AİHM'nin KKTC'ye verdiği süre doluyor


19 Haziran, 2006 14:20:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs'taki mülkiyet davalarının sonuçlandırılması için AİHM'nin verdiği süre bu hafta doluyor. KKTC'de oluşturulan Tazmin Komisyonu onlarca dosyayı karara bağlamak üzere.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs'ta mülkiyet davalarının iç hukuk yolu ile çözülmesini istemesinin üzerinden yaklaşık altı ay geçti.
 
Mahkemenin davaların sonuçlanması için verdiği süre perşembe günü doluyor.
 
İçinde iki Avrupalı hakimin de bulunduğu komisyon, önündeki onlarca dosyayı perşembe günü sonuçlandıracak.
 
Mal ve mülkleri iade etme yetkisi de bulunan komisyonun dosyaları maddi tazminat kararıyla sonuçlandırcağı tahmin ediliyor.
 
Ancak Rum davacıların başvuruları da çeşitlilik gösteriyor. Bazı Rumlar mallarının iadesini isterken bazıları da Kıbrıs sorununun çözülemeyeceği düşüncesiyle sadece tazminat için başvuruda bulunuyor.
 
İade için de çeşitli kriterlere uyulması gerekiyor. Mülkler ancak:
 

·  Kimsenin kullanmaması

·  Askeri, stratejik veya güvenlik önemi taşıyan bir bölgede olmaması koşuluyla iade edilebiliyor.
 
Komisyonun karara bağlayacağı dosyaların başında Rum Ksenidi Aristi davası geliyor. Tazmin Komisyonu da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin aynı davanın kararında belirttiği 'konuyu iç hukuk yollarıyla çözün' ifadesi üzerine kurulmuştu.
 
Komisyonun Aresti'ye kapalı Maraş'taki mülkü için kullanım kaybından dolayı yaklaşık 400 bin İngiliz sterlini ödemeyi planladığı belirtiliyor.
 
AİHM'nin kararı bekleniyor
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Komisyonu'nun kararlarını onaylaması ve raflarında bekleyen bin 300 dosyayı da Tazmin Komisyonu'na göndermesi halinde tazminat ödemeleri büyük sıkıntı yaratacak.  
  
Zira bu dosyaların tazminatla sonuçlanması halinde toplam bedelin yaklaşık 40 milyar doları aşacağı belirtiliyor. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası rezervinin yaklaşık 60 milyar dolar olduğu göz önüne alınınca bu miktarın boyutu ortaya çıkıyor. KKTC yönetimi, fatura için Ada'daki emlak vergilerinden alınacak payı ve Türkiye'yi adres gösteriyor.

Avrupalı Birleşik Kıbrıs Çözümü

Yorgo KIRBAKİ / ATİNA

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, "Avrupalı Birleşik Kıbrıs Çözüm Planı" başlığı altında yeni bir öneri getirmeye hazırlandıklarını açıkladı.

Bakoyani Elefterotipia gazetesine verdiği demeçte, bu isimle ortaya çıkabilecek yeni bir planın şu unsurları içermesi gerektiğini savundu:

1- BM Genel sekreterinin bugüne kadar olan çalışmaları. 2- Rumların 2.5 yıllık AB üyeliğinin getirdiği realite. 3- İki toplumun iradesi.

Bakoyani "Bir halka hiçbir şey zorla kabul ettirilemez. Bu nedenle, yeni bir plan halk tarafından oylanmadan önce siyasi yönetim tarafından kabul edilmiş olmalıdır" dedi.

Yunan basınında günlerdir ısrarla yer alan "AB’deki Rum vetosu tehdidinden haberi yoktu" şeklindeki haberleri yalanlayan Bakoyani, Rum Yönetimi lideri Papadopulos ile de ilişkilerinin çok iyi olduğunu söyledi. Tarih vermemekle birlikte Başbakan Kostas Karamanlis’in Ankara ziyaretini gerçekleştireceğini de kaydeden Bakoyani, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün ekim ayından önce Atina’ya gelmesini beklediğini açıkladı.

HURRIYET 19/06/06

Milyarlık faturayı kim ödeyecek

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Rumların 1300 kadar mülk davasıyla ilgili olarak KKTC’de kurulan tazmin komisyonu, AİHM’nin iç hukuk için verdiği altı aylık sürenin dolacağı 22 Haziran’dan itibaren kararlarını açıklamaya başlayacak. Ancak ortaya çıkacak milyarlarca dolarlık faturanın adresi belli değil. KKTC’de emlak vergisinin artırılması yeterli olmayacağı için, fatura adresi olarak Türkiye gösteriliyor.

AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi’nde bekleyen 1300 Rum davası için Türkiye’den istenen "iç hukuk mekanizması" çerçevesinde KKTC’de kurulan tazmin komisyonu, yekünde milyarlarca dolar tutacak kararları almaya başlıyor. Türkiye’nin mahkemesi kabul edilen ve içinde 2 Avrupalı hakimin bulunduğu komisyon, AİHM’i ikna için sadece kapalı Maraş’taki evi için Ksenidi Aresti adlı Rum kadına 740 bin dolar tazminat vermeyi planlıyor. 40 milyar doları bulan tazminat talebiyle AİHM’de bekleyen davaların KKTC’ye sevki ve ardından gelecek diğer Rum başvurularının faturasını kimin ödeyeceği kilit soru. Fatura adresinin Türkiye olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Girne’deki evi için dava açan Titina Loizidu’ya Türkiye tarafından 1.1 milyon Euro tazminat ödenmesine karar verer AİHM, 22 Aralık’ta raflarında bekleyen ve 40 milyar doları bulacağı hesaplanan 1300 Rum davası için emsal teşkil edecek bir karar aldı. Mahkeme, Türkiye’yi kapalı Maraş kentindeki mülkünü kullandırtmadığı gerekçesiyle Ksenidi Aresti adlı Rum kadının iç hukuk oluşturularak 6 ay içinde tatmin edilmesini hükme bağladı. AİHM’in verdiği mühlet, 22 Haziran’da Perşembe günü sona eriyor.

KKTC’de kurulan tazmin komisyonuna onlarca Rum başvurdu. Ve mahkeme, aralarında Türkiye’yi mahkum ettiren Ksenidi Aresti olmak üzere, KKTC’nin başkenti Lefkoşa’da, devlet televizyonu BRT, cezaevi binası, futbol sahası, Girne Tatlısu köyünde mülk ve araziler için tazminat isteyen Rumların başvurularını sonuçlandırma aşamasına geldi. Mahkeme heyeti, aralarında Aresti’nin de bulunduğu en az 5 Rum’un başvurusunu önümüzdeki günlerde sonuçlandırıp AİHM’e bildirmeyi planlıyor.

Bazı Rumlardan mülklerinin satın alınması da bekleniyor. Ancak KKTC topraklarının yüzde 80’inin 1974 öncesinde Rum mülkü olduğu hesaba katılınca, bunun milyarlarca dolar tutacağı hesaplanıyor. KKTC yönetimi, büyük faturayı kimin ödeyeceği sorusuna, "KKTC’de emlak vergilerinden alınacak pay ve Türkiye" adresini gösterdi.

HURIYET 19/06/06

Kostas Simitis yine şaşırttı

Bir süre önce yazdığı kitapla, 1996 Kardak krizinde yaşananlara ışık tutarak, Atina’da ağır eleştirilere hedef olan Yunanistan’ın eski başbakanı Kostas Simitis, bu defa da "Türkiye’nin AB üyeliğine Yunan ve Rum vetosu tehdidi, aslında kandırmacadır" dedi.

Dün Etnos Gazetesi’nde yayımlanan makalesinde Simitis, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin geçen hafta Lüksemburg’da Türkiye’ye karşı öne sürdüğü "veto tehdidine" şöyle değindi: "Yunan ve Rum kamuoyları, gerekli gördüklerinde Türkiye’nin üyelik müzakerelerini durdurabileceklerini zannediyor. Halbuki bir üyenin, kendi meselelerini halletmek amacıyla bir AB adayıyla müzakereleri durdurma imkanı yoktur. AB kurallarına göre müzakerelerin yarıda kesilmesi, üye ülkelerin en az üçte birinin talebi ve Avrupa Konseyi’nin özel çoğunlukla vardığı karar sonucu gerçekleşebilir."

"Sadece teorik bir veto hakkımız var" diyen Simitis, "Yunan hükümeti ya kendini kandırıyor, ya da vatandaşı. Müzakerelerden sonraki son karar gününde tek bir veto hakkımız olacak. Ama o da teoriktir, çünkü 8-10 yıl sonra, Türkiye’nin üyeliğini isteyecek bir AB, işini şansa bırakmayacaktır" ifadesini kullandı.

HURIYET 19/06/06

 

Simitis: Veto kozumuz yok

Simitis'ten Atina'yı şoke eden makale: 'AB'de Türkiye'yi 70 veto kozumuz var' söylemi kandırmaca. Sadece müzakere sonunda tek veto kozumuz var, o da teoride...

19/06/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Eski Yunan Başbakanı Kostas Simitis, bir süre önce yazdığı kitapla, 1996 Kardak krizinde yaşananlara ışık tutarak Atina'da ağır eleştirilere hedef olmasının ardından, bu kez AB'de Türkiye'ye yönelik Yunan-Rum veto tehditlerinin kandırmaca olduğunu söyledi. Dün Etnos'taki makalesinde hiçbir Yunanlı-Rum siyasinin söyleyemediklerini yazan Simitis, geçen haftaki AB zirvesindeki Rumların veto tehdidine şöyle değindi:

'Müzakereyi durduramazsınız'
"Yunan ve Rum kamuoyları, gerekli gördüklerinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerini durdurabileceklerini sanıyor. Bu doğru değil. Kendi meselelerini halletmek ve bunun için şantaj yapmak amacıyla müzakereyi durdurma-erteleme imkânı yoktur. AB kurallarına göre, müzakerelerin kesilmesini üyelerin en az üçte biri istemeli, karar da AB Konseyi'nde özel çoğunlukla verilmeli. Yunanistan, eleştirir, çekincelerini koyar ama tek başına müzakereleri durduramaz. Geçen gün Kıbrıs veto koysaydı, AB, ilk dosyayı askıya alıp, hemen ikinci dosyayı açacaktı. AB'de bir ülkeye itirazı olan bir üye, daha sonra kendisiyle ilgili başka bir meselesinin halledilmesi gerektiğinde, eski itirazını çekmek zorunda kalır."
Simitis, Atina ile Rumların 'Türkiye'ye 70 veto kozumuz var' söylemine de şu tepkiyi gösterdi: "Yunan hükümeti ya kendini kandırıyor ya da vatandaşları. Geçmiş AB uygulamalarına bakarsak, Yunanistan'ın elinde artık sadece bir veto kozu bulunduğunu görürüz. O da, müzakerelerin tamamlanıp Türkiye'nin AB üyesi olup olmayacağına karar verileceği gün için. Üstelik bu koz da teorik. Müzakere tamamlanıncaya dek en az 10 yıl geçecek. Onca yıldan sonra AB elbette hiçbir şeyi şansa bırakmaz. Türkiye'nin üye olmasını isteyecekse, her türlü itirazı önleyecek, istemeyecekse zaten müzakereleri kesecek."

'Diğer üyelerle çıkarlar farklı'
Simitis şu soruyu yöneltti: "Türkiye'nin AB üyeliğinden kaçınılmasını isteyen ülkeler var. Bazıları Avusturya gibi açık söylüyor, bazıları söylemiyor. Yunanistan ise Türkiye'ye karşılık birşeyler koparıncaya dek üyeliği geciktirmek istiyor. Yunanistan'ın hedefi, Türkiye'nin AB üyesi olmaması değil. Dolayısıyla, Türkiye'nin üyeliğini istemeyen ülkeler, bizi ilgilendiren konularda Türkiye'ye kısa vadeli baskı için bizimle niye işbirliğine girsin?"

'İmtiyazlı ortaklık yaramaz'
Simitis, Yunanlıları Türkiye'nin imtiyazlı ortaklığı ihtimaline karşı da uyardı: "Türkiye tavrını değiştirip imtiyazlı ortaklığa yönelirse Avrupa'nın pek çok ülkesi bundan memnuniyet duyacak, Yunanistan ise zorda kalacak. Çünkü, AB yoluyla Türkiye'ye baskı kozu kaybedilecek. O zaman Avrupalılar ikili anlaşmazlıkların ikili diyalogla çözümünü isteyecek, hatta hoş görünmek için Türkiye'ye destek çıkacak."

'12 mil için Türkiye'yle temas'
12 mil meselesine değinirken, Yunanistan'ın uluslararası hukuka uyarak karasularını serbest geçişe elverecek şekilde farklı yerlerde 6-8-10-12 mile genişletmesini öneren Simitis, "Karasu sınırlarını belirlemek her ülkenin hakkı. Ama, Ege'de mantık, önce ilgili ülkelerle teması, sonra genişletmeyi gerektirir" diye ekledi.

 

Bakoyani'den 'Avrupai' Kıbrıs önerisi

19/06/2006 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Türkiye'nin AB'yle Kıbrıs restleşmesine girdiği dönemde, Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, 'Avrupalı Birleşik Kıbrıs' adını taşıyan yeni çözüm önerisi hazırladığını duyurdu. Elefterotipia'ya konuşan Bakoyani, bu isimle ortaya çıkabilecek yeni planın şu unsurları içermesi gerektiğini söyledi:
1) BM Genel Sekreteri'nin bugüne kadar olan çalışmaları
2) Rumların iki buçuk yıllık AB üyeliğinin getirdiği realite
3) İki toplumun iradesi.
Bakoyani, "Bir halka hiçbir şey zorla kabul ettirilemez. Yeni bir plan halk tarafından oylanmadan önce siyasi yönetim tarafından kabul edilmiş olmalı" dedi.
Yunan basınında ısrarla çıkan 'AB'deki Rum vetosu tehdidinden haberi yoktu' haberlerini yalanlayan Bakoyani, Rum lideri Tasos Papadopulos'la ilişkilerinin çok iyi olduğunu söylese de, "Kıbrıs konusunda Atina ile Lefkoşa'nın farklı görüşleri mi var' sorusunu şöyle yanıtladı: "Stratejimiz aynı.
Ama taktikle ilgili farklı görüşler olabilir." Türkiye'yle ilişkilerde hedefinin anlaşmazlıkların çözümü olduğunu belirten Yunan bakan, "Önümüzde atılması gereken küçük ve büyük adımlar var. İstanbul'a tüm anlaşmazlıkları bir günde çözmeye gitmedim. Doğru yönde adım attık" dedi.

Kıbrıs, çözüm sürecine girecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KIBRIS Gazetesi'nden Hasan Hastürer'in Kıbrıs sorunu ağırlıklı sorularını yanıtladı. Talat Avrupalıların, Türkiye'nin AB yönelimini durdurmak gibi bir eğilim içine girmeyeceklerini vurguladı ve ekledi:

Kıbrıs, çözüm sürecine girecek

KESİNTİ HEM TÜRKİYE'YE HEM AB'YE ZARAR VERİR... "Türkiye'nin AB sürecinde kesinti bütün taraflara hem Türkiye'ye hem AB'ye zararlar verecek. Bundan dolayı da yavaşlatmak, zaman kazanmak, kendi halklarının tepkilerine cevap verir şekilde geciktirmek v.s olabilir ama Türkiye'nin AB yönelimini durdurmak gibi eğilim içine Avrupalılar girmeyeceklerdir.

Girmeyecekleri için de Kıbrıs çözüm süreci veya Kıbrıs sorunu bir noktada çözüm sürecine girmek zorunda olacak. Girecek."

AKEL'E ELEŞTRİ..."AKEL'in hem hükümetteki pozisyonu hem de kaybettiği oylar açısından zayıflandığını görüyorum. AKEL gerilemiştir. Ben, "Körle yatan şaşı kalkar" diye ifade etmiştim. Çok bozulmuşlardı ama çok doğru bir sözdü o.

Aslında hayatın her alanında da bu böyledir. Eğer siz sürekli olarak pisliğin içindeyseniz temiz kalamazsınız. Zaman zaman bunun dışında olaylar olmaz mı? Olur. Ya da temiz bir ortamdaysanız kirlenmekten utanırsınız."

 Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin Türkiye'ye karşı veto hakkını kullanabileceği bir noktaya gelinmeyeceğini belirterek, Türkiye'nin AB sürecinde kesinti bütün taraflara hem Türkiye'ye hem AB'ye zararlar verecek. Bundan dolayı da yavaşlatmak, zaman kazanmak, kendi halklarının tepkilerine cevap verir şekilde geciktirme vs. olabilir ama Avrupalılar, Türkiye'nin AB yönelimini durdurmak gibi eğilim içine girmeyeceklerdir." dedi

Talat, bu durumda Kıbrıs sorununun çözüm sürecine girmek zorunda olacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, KIBRIS Gazetesi'ne yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum bandıralı gemilere açamayacağını işaret edip, "Türkiye limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere açma eğilimine giremez. Bu iş artık o kadar kesin olarak ortaya kondu ki, bu konuda tıkanıklığın aşılması arayışları Kıbrıs sorununu çözümün yoluna koyacak konu haline geldi.

Şu andaki koşullarda, Kıbrıslı Türklerin tecridi sürerken Türkiye'nin limanlarını açması, Kıbrıs sorununda çok hızlı bir şekilde Rum tarafının ağırlığını koymasını getirir. Bu yüzden limanlar konusunda Türkiye geri adım atamaz "dedi.

Talat, KIBRIS Gazetesi'nden Hasan Hastürer'in sorularını yanıtlardan, güneydeki seçimlerden Papadopulos'un güçlenerek AKEL'in zayıflayarak çıktığını işaret edip şunları söyledi: "AKEL'in hem hükümetteki pozisyonu, hem de kaybettiği oylar açısından zayıflandığını görüyorum. AKEL gerilemiştir. Ben, "Körle yatan şaşı kalkar" diye ifade etmiştim. Çok bozulmuşlardı ama çok doğru bir atasözüydü o.

Aslında hayatın her alanında da bu böyledir. Eğer siz sürekli olarak pisliğin içindeyseniz temiz kalamazsınız. Zaman zaman bunun dışında olaylar olmaz mı? Olur. Ya da temiz bir ortamdaysanız kirlenmekten utanırsınız."

Söyleşinin tam metni

Hasan Hastürer'in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yaptığı söyleşinin tam metni şöyle:

Hasan HASTÜRER: Lüksemburg da kaldı. AB-Türkiye müzakere süreci bakımından Lüksemburg öncesi neler düşünüyordunuz, sonrasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Mehmet Ali TALAT: Sonucun bu olacağını tahmin ediyordum. Yani, Rum tarafının veto tehditleri savuracağını ama sonunda veto etmeyeceğini, edemeyeceğini düşünüyordum. Bu konuda sizden biraz farklı düşünürüm. Rum tarafının veto uygulayabileceğini ihtimal dışı tutmuyorum. Hiç bir zaman veto etmeyecekler demek istemiyorum. Bütün yirmi dörtler tarafından haklı görülebilecekleri haklı bir noktayı biriktirmeye çalışacak Kıbrıs Rum tarafı. Bana göre o nokta hiç birikmeyecek. Dolayısıyla Rum tarafının veto uygulayabileceğini tahmin etmiyorum.

Hasan HASTÜRER: Hiç bir zaman mı uygulayamayacak?

Mehmet Ali TALAT: Uygulayamamasının nedeni şu olacak. Veto ettiği zaman ortaklarından tepki görmeyeceği bir noktaya gelmeyi hedefleyecek. Bu veto koşullarının oluşma hedefine hiç ulaşamayacağına inanıyorum.

'Rumların beceriksizlik ya da korkma yüzünden Türkiye'ye karşı veto hakkını kullanamayacak', demiyorum. Benim demek istediğim öyle bir noktaya gelinmeyecek.

Türkiye'nin AB sürecinde kesinti bütün taraflara hem Türkiye'ye hem AB'ye zararlar verecek. Bundan dolayı da yavaşlatmak, zaman kazanmak, kendi halklarının tepkilerine cevap verir şekilde geciktirme vs. olabilir ama Türkiye'nin AB yönelimini durdurmak gibi eğilim içine Avrupalılar girmeyeceklerdir.

Girmeyecekleri için de Kıbrıs çözüm süreci veya Kıbrıs sorunu bir noktada çözüm sürecine girmek zorunda olacak. Girecek.

AB'de yaşananlar çözümü tetikleyecek

Hasan HASTÜRER: Yani Avrupa Birliği'nde yaşananlar Kıbrıs sorununun çözümünde yeni süreci mi tetikleyecek?

Mehmet Ali TALAT: Evet, aynen öyle olacak. Yeni süreci tetikleyecek, çünkü AB henüz Kıbrıs sorununun vehametini anlayabilmiş değil. Kıbrıs sorununun AB'ye taşıyacağı zararların farkında değiller.

Hasan HASTÜRER: Rahatsızlığının farkında değiller mi?

Mehmet Ali TALAT: Yeterince farkında değiller. Bunun nedeni de şudur. Aslında Avrupalılar, başka gündemlerin sahibidir. Onlar Kıbrıs sorunuyla niye ilgilensinler ki? Kıbrıs sorunu Avrupa'nın büyüklerinin, bir ölçüde ilgi alanında... Kıbrıs, bunun dışındaki Avrupa Ülkelerinin ilgi alanında değil. Dolayısıyla bütün ülkeler bilmiyor Kıbrıs sorununu. Bilenlerin bir kısmı da kendilerinin başka hedefleri nedeniyle Kıbrıs sorununu gün gele kullanabileceği bir sorun olarak orada tutuyor.

Hasan HASTÜRER: Kıbrıs sorununu tüm Avrupa ülkeleri önemsemeyebilir. Ama Türkiye'nin AB üyeliği tüm AB üyesi ülkeler için önemli. Kıbrıs sorunu da Türkiye -AB ilişkilerinde önemli bir sorun olduğuna göre Kıbrıs sorununu da bilmeleri gerekmiyor mu?

Mehmet Ali TALAT: Tamam, ben de bunu söylüyorum. Bir süre bunun farkında olmayan insanlar, bir süre sonra şartların getirdiği bir sonuç olarak bunun farkına varıp kaçınılmaz olarak Kıbrıs sorununu ajandalarına alacaklardır.

Hasan HASTÜRER: Bir süre sonra, diyorsunuz. O bir süre sonra, ne zaman?

Mehmet Ali TALAT: İşte onu bilmiyorum. Türkiye ile bağlantılı sürecinin tetiklemesiyle belli olacağına inanıyorum.

Hasan HASTÜRER: 2006 sonu işaret ediliyor...

Mehmet Ali TALAT: Doğrudur 2006 sonu önemlidir. Çünkü 2006 sonu Türkiye'nin limanlarla ilgili tutumunun değerlendirileceği zaman olacak. Öyle olunca bu durum Kıbrıs sorununun çözümünü tetikleyecek.

Türkiye limanlarını açma eğilimine giremez

Hasan HASTÜRER: Türkiye AB Baş Müzakerecisi Ali Babacan, Lüksemburg sonrası basının önüne geçtiği zaman, AB ile Türkiye arasında en önemli sorunun limanların açılması, Kıbrıs'la ilişkiler olduğunu söyleyip, kelime kelime aynı olmasa da, bu konuya çare bulunmalıdır içerikli bir ifade kullandı. Halbuki gerek Recep Tayip Erdoğan gerekse Abdullah Gül, bu konuyu ifade ettikleri zaman olamayacağını da birlikte seslendirirler. Babacan sorunu işaret ederken Erdoğan ve Gül gibi ekleme yapmadı. Türkiye limanların açılmasıyla ilgili nasıl bir çözüm bulabilir?

Mehmet Ali TALAT: Benim değerlendirmem çerçevesinde, Türkiye limanları Kıbrıs bandıralı gemilere açma eğilimine giremez. Bu iş artık o kadar kesin olarak ortaya kondu ki, bu konuda tıkanıklığın aşılması arayışları Kıbrıs sorununu çözüm yoluna koyacak konu haline geldi.

Şu andaki koşullarda, Kıbrıslı Türklerin tecridi sürerken Türkiye'nin limanlarını açması, Kıbrıs sorununda çok hızlı bir şekilde Rum tarafının ağırlığını koymasını getirir. Bu yüzden limanlar konusunda Türkiye geri adım atamaz.

Bunu başka yöntemler bulunamaz anlamında söylemiyorum.

Türkiye bir tek kategoride boykot ya da kısıtlama uygulamıyor Rum araçlarına, birden fazla kategori var. Başka bandırası olup da son ayrıldığı liman Güney Kıbrıs'taki limanlar olan gemilere de kısıtlamayı uyguluyor. Kıbrıslı Rumların hissedar olduğu gemi şirketlerinin gemilerini de tespit ettiği zaman limanlarına sokmuyor.

Hasan HASTÜRER: Türkiye bu konuda isteksizliğini ortaya koydu...

Mehmet Ali TALAT: Hatta isteksizlikten de öteye gitti. Türkiye, açıkça "Biz bu işi yapmayız" diyor.

Hasan HASTÜRER: İşte o zaman ne olacak?

Mehmet Ali TALAT: İşte o zaman kriz olacak. Bir süre bu konu tartışılacak. Kriz dediğim budur zaten.

Müzakereler askıya alınamaz

Hasan HASTÜRER: Müzakereler bir süre askıya alınabilir mi bir süre?

Mehmet Ali TALAT: Sanmıyorum. Müzakerelerin askıya alınacağı koşullar bununla ilgili değildir. Bu sadece başlıkların açılması ve kapanmasında ortaya konacak. Rum tarafının ortaya koyacağı veto, eğer olacaksa, ki bir noktada olabilir. Yani uzun zamanda tüm Avrupalıların desteklediğini gördükleri zaman Rum tarafı veto kullanabilir. O zaman müzakereler durur.

Hasan HASTÜRER: Türkiye'nin isteğiyle müzakereler askıya alınamaz mı?

Mehmet Ali TALAT: Hayır. Müzakerelerin askıya alınması demokrasi konusunda yaşanacak olası bir olumsuzlukla mümkündür. Karar odur çünkü. Avrupa Konseyi'nin kararı, Türkiye'de demokrasi kesintiye uğrarsa müzakereler askıya alınır yönündedir.

Limanlarını Rum bandıralı gemilere açmadı diye müzakereler askıya alınamaz. Ama limanlarını açmadı diye ve Avrupalıların da destek verdikleri öyle bir an geldiği zaman, eğer öyle bir an gelirse, o zaman Rum tarafı veto uygulayabilir. Veto uyguladığı zaman da süreç orda durur.

Lüksemburg'ta kim galip geldi?

Hasan HASTÜRER: Lüksemburg sonunda kim galip geldi?

Mehmet Ali TALAT: Vallahi doğruyu söylemek gerekirse, kazanan taraf olduğunu söylemek pek mümkün değil.

Türkiye bir kere kazandı...

Hasan HASTÜRER: Ya da kaybetmedi...

Mehmet Ali TALAT: Veya kaybetmedi. Öyle denebilir. Fiili müzakereler başladı. Bu önemli bir şey. Hedef müzakerelerin başlamasıydı ve bu müzakereler başladı. İşte bu yaklaşımla Türkiye kaybetmedi hatta kazandı.

Kıbrıs Rum tarafı kaybetti mi? Eğer beklentileri çok yüksekte tuttuysa kaybetmiştir.

Hasan HASTÜRER: 21 Eylül 2005 deklarasyonuna atıfta bulunulması ve bunun sonrası Rumların uzlaşı noktasına EVET demesi uzun vadede Rumların veto hesabına katkı koymadı mı?

Mehmet Ali TALAT: Rum tarafı bu aşamada veto kullanmayarak kağıt üzerinde bir esneklik göstermiştir. Ama unutmayın Avrupa, aynı zamanda Kıbrıs Rum tarafının, bu küçücük ülkemizden Avrupa Birliği'nin genişleme sürecine taşıyabileceği olumsuzlukları da gördü.

Hasan HASTÜRER: Göre göre, bile bile gelinmedi mi bugünlere?

Mehmet Ali TALAT: Kıbrıs, AB'ye üye olmadan bilmezdi Avrupa. AB'ye üye olduktan sonra bildi. Nitekim Sayın Kofi Annan'ın açıklaması da bunu gösteriyor. Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ve aynı zamanda Türkiye'nin AB süreci birlikte Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırdı.

Kıbrıslı Türkler sürecin neresinde?

Hasan HASTÜRER: Lüksemburg'ta bunca önemli gelişmeler yaşanırken biz sürecin neresindeydik?

Mehmet Ali TALAT: Lüksemburg'taki tartışmalar Türkiye ile AB arasında bir tartışmaydı. Orada Kıbrıslı Türklerin her hangi bir yeri yoktu. Bu yüzden Kıbrıslı Türklerin, Lüksemburg'ta olması mümkün değildi.

Bu konular daha önce de konuşuldu. Türkiye'nin müzakere için tarih alması sırasında da, "Neden Talat, Brüksel'de değil?" gibi sorular soruldu. Oradaki çalışma mekanizmasını bilmeyenler bunu söyler. Mümkün değildir orada olmak.

Kıbrıslı Türkler bu işin neresindedir? Kıbrıslı Türkler bu işin içindedir. Son yaşadığımız Lüksemburg sürecinin içindedir. Müsteşarım Raşit Pertev iki defa Viyana'ya, Brüksel'e gitti. Meclisten milletvekili arkadaşlarımız gerek lobi gerekse orada görüşlerimizi aktarmak için Brüksel'e gitti.

Bütün bu süreçlerin içinde Türkiye'nin AB üyeliği de ele alındı. Türkiye'nin önünü açmak isteyen AB yetkilileri, Kıbrıslı Türklerin görüşlerini alıp, nasıl yardımda bulunabileceklerini sorguladılar.

Almanya ziyaretimde, yaptığım görüşme sırasında, Türkiye'nin her hangi bir sorun yaşamaması için ne yapılması gerektiğini Alman Dışişleri Bakanı sorguladı. Dolayısıyla bizler bu konuda görüşlerimizi ortaya koyduk. Alman Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin bir tren kazasına uğramaması için yeni yaratıcı fikirler araştırdı.

Bunlar yanında Türkiye ile sürekli temastayız. Yazışmalarımız sürekli devam ediyor. Dolayısıyla bir bu sürecin içindeyiz. Resmi olarak değil. Zaten Avrupa resmi olarak biri sürecin içine almıyor.

Papadopulos, EOKA zihniyetiyle hareket ediyor

Hasan HASTÜRER: Papadopulos nereye koşuyor?

Mehmet Ali TALAT: Bana göre Papadopulos, çok yanlış bir düşünce içerisinde, Kıbrıslı Türkleri, Türkiye'nin terk etmesini sağlayarak, Kıbrıslı Türkleri teslim alacağını düşünüyor. Papadopulos hala o EOKA zihniyetiyle hareket ediyor. En önemlisi bir BM Genel Kurulu'nda açıkladığı gibi, hedefi Kıbrıslı Türkleri absorbe edeceği bir süreçle, yani osmosis yoluyla Kıbrıs sorununu çözmektir. Bunu hedefliyor Papadopulos.

Papadopulos, gün gele Türkiye'nin AB üyeliği nedeniyle Kıbrıslı Türkleri terk etmek zorunda kalacağına ve öyle bir durumda da gelip buraları alacağına dayıyor politikasını.

Hasan HASTÜRER: Bunun mümkün görür müsünüz?

Mehmet Ali TALAT: Asla. Yani mümkün değil. Ben bunu herkese de söylüyorum. Bırakın bunun mümkün olmamasını zaten bizim Kıbrıslı Türkler olarak böyle bir teslimiyet yaşamamız söz konusu değil.

Hasan HASTÜRER: Güneyde seçimler yapıldı. Seçimler sonrası kimler güçlendi?

Mehmet Ali TALAT: Kesin olan bir şey var ki ve bu doğrudur, Papadopulos son seçimlerde güçlendi. Hatta neredeyse AKEL'e ihtiyacı kalmayacak kadar güçlendi. Dolayısıyla Papadopulos'un güçlendiğini söylemek mümkün.

AKEL açısından olaya bakacak olursak, AKEL'in hem hükümetteki pozisyonu hem de kaybettiği oylar açısından zayıflandığını görüyorum. AKEL gerilemiştir.

Ben, "Körle yatan şaşı kalkar" diye ifade etmiştim. Çok bozulmuşlardı ama çok doğru bir sözdü o.

Aslında hayatın her alanında da bu böyledir. Eğer siz sürekli olarak pisliğin içindeyseniz temiz kalamazsınız.

Zaman zaman bunun dışında olaylar olmaz mı? Olur. Ya da temiz bir ortamdaysanız kirlenmekten utanırsınız. Dolayısıyla olaya böyle bakıyorum....

Hasan HASTÜRER: AKEL, utanmayacak mı diyorsunuz? AKEL'in utanacağı günleri yakın görmüyor musunuz?

Mehmet Ali TALAT: Vallahi ben görüyorum. Nasıl ki Papadopulos'un politikası sürdürülebilir değildir, aynı şekilde AKEL'in politikası da sürdürülebilir değildir. AKEL gibi bir partinin, ENOSİS'çilerin ruhuna sahip bir hükümetin ortağı olması olabilecek bir şey değil.

Hasan HASTÜRER: Sizce bu film kopacak mı?

Mehmet Ali TALAT: Bence kopacak. Tabii ne zaman kopacak bilmiyorum. Belki 2008 seçimleri sonrası belki öncesinde kopacak. 2008 öncesinde kopma ihtimali var. AKEL'in bu yolun çıkmaz yol olduğunu görmesi halinde, kopma yaşanabilir. Şu anda dıştan baktığınız zaman böyle bir şey görmezsiniz. Ben de yanılmış olabilirim.

Kuzey Kıbrıs'taki AB ofisi

Hasan HASTÜRER: Kuzey Kıbrıs'ta açılacak AB ofisi ne oldu?

Mehmet Ali TALAT: Daha bekliyoruz.

Hasan HASTÜRER: Var mı AB yetkilileriyle bir ayrılığınız?

Mehmet Ali TALAT: Şöyle var. Bu ofisin çalışma sürecinde, nasıl davranacağı, çalışma kurallarının ne olacağı konusunda endişelerimiz vardı, var olmaya devam ediyor.

Hasan HASTÜRER: Kuzey Lefkoşa'da bina kiralamışlar...

Mehmet Ali Talat: Bina tutmuşlar, tuttular ama henüz bu binanın faaliyete geçtiğini görmeden ben emin olamam.

Hasan HASTÜRER: Güneyde bir ana ofis ve Kuzey'de ona bağlı bir ofis modelinden söz ediliyor.

Mehmet Ali TALAT: Biz bunun olmayacağını, olamaması gerektiğini söyledik. Bunun için kavga ettin. Onun için zaten size bu konuda emin değilim diyorum. Çalışma koşulları, çalışma şekilleriyle ilgili 'şöyle olacak, böyle olacak' denildi ama. "Buna ne kadar eminim?", diye sorarsanız görmeden bir şey söyleyemem.

KIBRIS 19/06/06

Hiçbir ülke Türkiye'nin müzakere sürecini durduramaz

Yunanistan'ın eski başbakanı Simitis'ten farklı bir ses geldi:

Hiçbir ülke Türkiye'nin müzakere sürecini durduramaz

TEK VETOMUZ VAR, O DA TEORİK Yunanistan Başbakanı Simitis, 2004 yılında Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin başlatılması kararından sonra, hiçbir ülkenin Türkiye'nin müzakere sürecini durdurma yetki ve hakkına sahip olmadığını belirterek, "Yunanistan'ın bundan sonra sadece, müzakerelerin tamamlanmasının ardından Türkiye'nin tam üye olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda bir veto fırsatı olacağını, bunun da teorik bir fırsat olduğunu" kaydetti

 

Eski Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, 2004 yılında Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılması kararından sonra, hiçbir ülkenin Türkiye'nin müzakere sürecini durdurma yetki ve hakkına sahip olmadığını belirterek, "Yunanistan ile Kıbrıs Rum tarafının bazı özel konulardaki düzenlemelerle ilgili itiraz ya da eleştirilerde bulunabilirler, ancak müzakereleri durduramazlar" diye konuştu.

Simitis, "Bugün varılan aşamadan sonra Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesiminin bu konuda Türkiye'ye baskı yapma olanağı bulunmadığını" söyledi.

Üye ülkelerin veto haklarının sadece başlangıçta ve müzakerelerin sonuçlanmasından sonra kesin karar alma aşamasında bulunduğunu belirten Simitis, "Yunanistan'ın bundan sonra sadece, müzakerelerin tamamlanmasının ardından Türkiye'nin tam üye olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda bir veto fırsatı olacağını, bunun da teorik bir fırsat olduğunu" kaydetti.

Kostas Simitis, Ethnos gazetesinde yayımlanan makalesinde, Türk-Yunan ilişkileri ile Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği konusuna değindiği makalesinde, şunları kaydetti:

"Bu konudaki fırsatları kaçırdık. Türkiye'nin üyeliği konusunda Yunanistan ile Kıbrıs'ın (Rum kesimi) bundan sonra da gerekli gördükleri durumlarda Türkiye'nin üyelik sürecini durdurabilecekleri kanısı doğru değil. Müzakereler sırasında üye bir ülkeye kendi özel konularıyla ilgili olarak baskı yapma ya da müzakereleri engelleme hakkı tanınmamaktadır. Yunanistan ile Kıbrıs (Rum kesimi) bazı özel konulardaki düzenlemelerle ilgili itiraz ya da eleştirilerde bulunabilirler, ancak müzakereleri durduramazlar.

AB kurallarına göre, müzakerelerin yarıda kesilmesini üye ülkelerin en az üçte biri istemeli ve karar da AB Konseyinde özel çoğunlukla verilmelidir. Eğer Kıbrıs (Rum kesimi) geçen günlerde veto kullansaydı, AB ilk dosyayı askıya alıp, hemen ikinci dosyayı açacaktı. AB'de her zaman, sözgelimi bir ülkeye itirazı olan bir üye, daha sonra kendisiyle ilgili başka bir meselesinin halledilmesi gündeme geldiğinde eski itirazını geri çekmek zorunda kalır."

"Yunanistan'ın Ege karasularını

12 mile çıkarma hakkı var ama"

Simitis, "Yunanistan'ın Ege'de karasularını seçici ve ölçülü olarak genişletmeden önce ilgili ülkelerle siyasi temaslarda bulunması gerektiğini"' belirtti.

Uluslararası hukuka göre, Yunanistan'ın Ege'de karasularını 12 mile çıkarma hakkı bulunduğunu, ancak bunu yaparken denizlerdeki serbest dolaşım hakkını engellememesi gerektiğini belirten Simitis, ''Atina'nın bu konuda seçici ve ölçülü hareket edebileceğini'' savundu.

Simitis, "'uluslararası deniz hukukuna göre, karasularının belirlenmesi konusunun her ülkenin yapacağı tek yanlı bir hareket olduğunu, ancak Ege'nin farklı bir durum içerdiğini'' vurguladığı makalede,"Ege'deki durum, genişlemeden önce ilgili ülkelerle siyasi temaslar gerektirmektedir. Bu konudaki Yunan tezleri, uluslararası deniz hukukuna göre, bazı coğrafi bölgelerdeki yeni karasuları sınırının mümkün olduğunca büyük olması ve bazı bölgelerde de 10, 8 ya

da 6 mil şeklinde olması için belirli ve ölçülü bir genişleme yönünde olmalıdır'' dedi.

Kıta sahanlığı konusunun karasularının boyutlarıyla doğrudan bağlantılı bir konu olduğunu belirten Simitis, bu nedenle "'Ege'de kıta sahanlığı sorununun çözüm yönüne gidilmesinden önce Yunanistan'ın karasularını muhakkak genişletmesi gerektiğini" belirtti.

Simitis, "Bazı görüşlere göre, Ege kapalı bir Yunan denizidir. Ancak, bu 'kapalılığı' sağlayabilmemiz için, Yunanistan karasularını muhakkak 12 mile çıkarmalıdır. Ama bunu yaparken deniz yollarını tamamen kapatmaktan kaçınarak, diğer ülkelerin gemilerinin serbest dolaşım haklarını güvence altına almalıdır. Yunanistan böylelikle, kıta sahanlığının belirlenmesi konusunda, İstanbul Boğazından serbest geçiş konusuyla doğrudan ilgili olan Rusya, Ukrayna gibi ülkelerin olduğu kadar, birer deniz ülkesi olan İngiltere ve ABD'nin de desteğini kazanacaktır'" dedi

KIBRIS 19/06/06

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni: Kıbrıs konusunda yeni bir çözüm önerisi hazırlığı içerisindeyiz

AB GERÇEĞİ VE İKİ TOPLUMUN TALEPLERİNE DAYALI... Bakoyanni, çözüm önerisinin, "BM mevzuatı çerçevesinde ve Genel Sekreter düzeyinde gerçekleştirilmiş çalışmaların verileri ile Kıbrıs'ın son 2,5 yılda içinde bulunduğu AB gerçeği ve iki toplumun taleplerinin temellerine dayanan bir plan" olacağını söyledi. Yunan Dışişleri Bakanı, Rum lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmesinin ardından "Kıbrıs konusuna yeni bir hareketlilik getirildiğini" savundu

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, "Kıbrıs konusunda yeni bir çözüm önerisi hazırlığı içerisinde olduklarını" söyledi.

Bakoyanni, Atina'da yayımlanan Elefterotipia gazetesine verdiği demeçte, "Avrupalı Birleşik Kıbrıs Planı" olarak adlandırdığı yeni çözüm önerisine değindi.

Çözüm önerisinin, "BM mevzuatı çerçevesinde ve Genel Sekreter düzeyinde gerçekleştirilmiş çalışmaların verileri ile Kıbrıs'ın (Rum) son 2,5 yılda içinde bulunduğu AB gerçeği ve iki toplumun taleplerinin temellerine dayanan bir plan" olacağını söyleyen Bakoyanni, Rum lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmesinin ardından "Kıbrıs konusuna yeni bir hareketlilik getirildiğini" savundu.

Bakoyanni, "Teknik heyetler düzeyindeki müzakerelerin bir an önce başlatılmasını dilerim. Söz konusu önerinin sunulmasının kolaylaştırılması için, özlü görüşmelerde ilerleme kaydedilmeli" dedi.

Gazetenin sorusu üzerine, "Rum kesiminin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili fiili müzakerelerin başlatılmasına ilişkin tutumunu önceden bildiğini ve ortaya çıkan durumun kendisini şaşırtmadığını" belirten Bakoyanni, "Atina ile Rum kesimi arasında Kıbrıs konusunda ortak strateji bulunduğunu, ancak taktikle ilgili konularda bazı görüş farklılıkları ortaya çıktığını" ifade etti.

İstanbul'da önemli adım attık

Demecinde, Türk-Yunan ilişkilerine de değinen Bakoyanni, "İstanbul ziyareti sırasında Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile olan görüşmede alınan kararlarla Türk-Yunan ilişkilerinin geleceği açısından önemli adımlar atıldığını" söyledi.

Bakoyanni, alınan kararların sonuç vermesinin zaman alabileceğini belirterek, "İstanbul'a tüm sorunları çözmek için gitmedik. Ancak, doğru yönde bir adım attık. Önemli kararlar aldık. Bunlar, uzun vadede gerginliği azaltarak, iletişim kanalları oluşturacaktır. Hedefimiz, iyi komşuluk ilişkilerinin hâkim olması ve sorunların çözülmesidir. Bu konuda sonuç çıkartmak için acele etmeyelim" dedi.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunların Uluslararası Lahey Adalet Divanına götürülmesi konusunun da, "Atina'nın Türkiye ile ilgili stratejisinin bir parçası olduğunu" kaydeden Bakoyanni, "ancak henüz bu aşamaya gelinmediğini" kaydetti.

"Lahey'e gidilebilmesi için, daha önce Mahkemede görüşülecek konuyla ilgili iki ülke arasında mutabakat sağlanarak tahkim name imzalanması gerektiğini" belirten Bakoyanni, "Bugün, henüz birinci aşamada, istikşafi görüşmeler aşamasında bulunuyoruz. Görüşmeler sürdürülecek. Önümüzde atacağımız küçük ve büyük bazı adımlar var. Yolumuz uzun" diye konuştu.

Başbakan Kostas Karamanlis'in Ankara'yı ziyaret etmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Bakoyanni, "Daha önce Dışişleri Bakanı Gül'ün Atina'yı ziyaretinin söz konusu olduğunu ve bu ziyaretin de ekim ayına kadar gerçekleştirilmesinin düşünüldüğünü" söyledi.

Bakoyanni, "Karamanlis, Sayın (Başbakan Recep Tayyip) Erdoğan'ın ziyaretine karşılık olarak Ankara'yı ziyaret edecek. Bununla ilgili hazırlıklar sürüyor, ancak henüz kesin bir tarih veremem" dedi.

KIBRIS 19/06/06

Rumlara tazminat ve mal iadesi

 

 

Politis, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Aresti davasıyla ilgili hükmünü vermesine 4 gün kala, Taşınmaz Mal Tazmin Komisyonu'nun, aralarında Aresti'nin de bulunduğu Rum talepkarlara KKTC'deki eski mallarıyla ilgili tazminat ödeyeceğini açıkladığını bir Komisyon üyesine ve Kıbrıs Türk basınına atıfta bulunarak okurlarına aktardı.

Gazete Komisyon'un bu çerçevede İlias Papahristu'ya da Tatlısu'daki 100 dönüm arazisinin 25 dönümünü iade edeceğini, geriye kalan malı için ise tazminat vereceğini bildirdiğini yazdı.

Gazeteye göre Papahristu POLİTİS'e yaptığı açıklamada; eski arazisinin daha büyük bir bölümünün (70-80 dönüm) kendisine iade edilmesini istediğini, ayrıca toplam malını kullanamamasından dolayı uğradığı zararın tazmin edilmesini istediğini ve ayrıca iade edilmeyecek malının değerinin de kendisine ödenmesini talep ettiğini söyledi.

Komisyon'un Papahristu'ya yaptığı teklifin, söz konusu Rumun taleplerini karşılamadığını yazan gazete, Papahristu'nun söylediklerini okurlarına şöyle aktardı:

"Çabamın amacı, mallarımın iadesidir. Baba evim yıkıldı ve yerine başka bir ev inşa edildi. 100 dönüm arazim var, yaklaşık 20 dönümüne ev inşa edildi. Geriye kalan mallarımın iadesini ve üzerine ev inşa edilen malımın da tazminatını (yaklaşık 900 bin KL) istiyorum."

Gazete Aresti'nin avukatlığını yapan Ahilleas Dimitriadis'e de ulaştığını ve tazminat ödeneceğine dair bilgileri sorduğunu kaydetti.

Gazeteye göre Dimitriadis; Aresti'nin başlıca isteğinin; AİHM'in 2005'teki kararı tahtında Türkiye'nin yapmak zorunda olduğu; "insan haklarının tesis edilmesi; yani kapalı Maraş içerisindeki malının da kendisine iadesi olduğunu söyledi ve devamla şunları belirtti:

"AİHM her iki tarafa da; Aresti'nin insan haklarının tesis edilmesi için ödenecek tazminatın miktarıyla ilgili görüşlerini sunmalarını emretti. Bu tazminatlar; kullanım kaybı ve manevi zarar içindir. Bu aşamada daha fazla yorum yapmayı uygun bulmuyorum."

KIBRIS 19/06/06

Rumlardan Europol vetosu

Kıbrıs Rum kesimi, Türkiye’nin Avrupa Polis Teşkilatı Europol ile işbirliğinde bulunmasına karşı çıkarak vetosunu kullandı.

 

NTV

Güncelleme: 10:03 ET 20 Haziran 2006 Salı

BRÜKSEL - Rum kesimi, Europol’ün, Türkiye ile kaçakçılık, organize suç örgütleri, terörle mücadele konusunda imzaladığı işbirliği anlaşmasının yürürlüğe girmesini engelledi.

Gerekçeli kararında Rum kesimi, Türkiye’nin Europol’la işbirliğinde bulunması için Ankara’nın, Kıbrıs Rum kesimi polisleriyle işbirliğini yapacağına dair teminat vermesi ve Kıbrıs Rum kesimindeki Europol şubesiyle de işbirliğinde bulunacağına dair deklarasyon yayınlamasını talep etti.

Avrupa Birliği kaynakları, Rum kesiminin böyle bir hamlede bulunmuş olmasının süpriz olmadığını vurgulayarak, Türkiye’nin de Rum kesiminin bazı uluslararası örgütlere üyeliğine engellendiğini hatırlattı.

Rum kesiminin, Türkiye’nin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı AGİT’e bağlı bazı komisyonlarda yer almasını da engellemeye çalışağı belirtiliyor.

Talat Papadopulos ile buluşuyor

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 3 Temmuz’da biraraya gelecek.

 

NTV

Güncelleme: 11:05 ET 20 Haziran 2006 Salı

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Papadopulos, Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesi’ndeki BM Temsilcisi Christophe Girod’nun atanması nedeniyle Lefkoşa’da ara bölgede buluşacak.

Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Paşiardis, görüşmede kayıplar konusunun ele alınacağını, başka konuların görüşülmeyeceğini açıkladı.

Rum Politis gazetesi ise, BM’nin iki lider arasında ikinci bir görüşme ayarlamak için de çalıştığını yazdı. Gazete, BM Genel Sekreteri’nin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari’nin Kıbrıs ziyaretini, 8 Temmuz’da Papadopulos ile Talat arasında yapılacak zirveyle sonlandırmak istediğini kaydetti.

Schüssel: Açıklamalar hayal kırıklığıydı

AB Dönem Başkanı Avusturya’nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarının hayal kırıklığı yarattığını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 08:27 ET 20 Haziran 2006 Salı

VİYANA - Avrupa Parlamentosu’nu geçtiğimiz hafta Brüksel’de yapılan zirvenin sonuçları hakkında bilgilendiren Avusturya başbakanı Schüssel, “Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları, Türkiye’yi Avrupa’ya taşımaya çalışanlar ve Türkiye ile aramızda köprü kurmaktan yana olan herkes için büyük hayal kırıklıklığı olmuştur” dedi.

Schüssel, Türkiye ile bilim ve araştırma başlığındaki müzakerelerin açılıp kapanması için büyük savaş verdiğini söyledi. Schüssel, geçtiğimiz haftaki zirvede hazmetme kapasitesinin aday ülkeler için üyelik kriteri olmaktan çıkarılması yönündeki karara rağmen, bu kavram üzerindeki hassasiyetini de vurguladı.

Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes Swoboda da, Türkiye’ye sert eleştiriler yöneltti.

Türkiye ile müzakerlerin başlatılmasına karşı olduğun belirten Swobada, “Ankara ilerleme istiyorsa bunu ancak Türkiye’nin AB’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi ve limanlarını Rumlara açması ile sağlayabilir. Bu ilerleme Başbakan Erdoğan’ın tavrı nedeniyle gerçekleşmiyor” dedi.

"Atina ilk kez ben de varım dedi"

 

Yunanistan'ın yeni Kıbrıs açılımı Ada'da da olumlu karşılandı



20 Haziran, 2006 15:28:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Yunanistan'ın Kıbrıs sorunuyla ilgili çözüm arayışının memnuniyet vericiği olduğunu açıkladı. Bakan Gül, Yunanistan'ın ilk kez Kıbrıs konusunun içinde olduğunu resmen beyan ettiğini söyledi.

İKÖ 33'üncü Dışişleri Bakanları toplantısı için Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de bulunan Gül, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Kıbrıs konusunda taraf olacaklarını açıklamasının olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.
 
Yunanistan'ın bugüne kadar hep 'ben karışmam' dediğini belirten Gül, ''biz, garantörsün diyorduk. Yok ben karışmam diyordu. Şimdi ilk defa ortaya çıkıyor. İşin içindeydi zaten. Artık resmen beyan etti işin içinde olduğunu" dedi.
 
Gül, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta çözüm ararken BM'nin çatısı altında garantör devlet olarak Türkiye ve Yunanistan olmadan olmaz dediğini belirterek, ''Yunanistan garantör bir ülke olduğundan dolayı bu yeni tavır değişikliğini memnuniyetle karşılıyorum. O bakımdan Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın iki kesimi bir araya gelebilir'' diye konuştu.
 
KKTC de durumdan memnun
 
Yunanistan'ın yeni Kıbrıs açılımı Ada'da da olumlu karşılandı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, "eğer bizim yapmamız gereken bir şey varsa bu konuda yapıcı olacağız" dedi.
 
Erçakıca, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak yeni bir çözüm planı hazırlamakta olduklarına ilişkin açıklamasının oldukça ilgi çekici olduğunu söyledi.
 
Erçakıca, ''Kıbrıs Rum tarafının, görüşme istemeyen, değişiklik önerileri sunmayı reddeden yaklaşımları dikkate alındığı zaman, bu yaklaşımın, tıkanan Kıbrıs Rum siyasetine yeni bir alternatif oluşturma ihtiyacından kaynakladığı rahatlıkla anlaşılabilir'' dedi.
 
Bakoyanni'nin, bu plan hazırlanırken, 'Kıbrıslı Türklerin kaygılarının da dikkate alınacağını' söyleyebildiğine işaret eden Erçakıca, ''bunun anlamı, bugünkü siyasetlerinin çıkar yol olmadığı Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından da idrak edilmeye başlamış olmalarıysa, bu gelişme bizim tarafımızdan özenle izlenecek ve yapıcı bir şekilde değerlendirilecektir'' diye konuştu.
 
Annan'ın yardımcısı Ada'ya gidiyor 
 
Ada'da çözüm arayışları sürerken BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs'a yapacağı ziyaretin tarihi belli oldu.
 
Gambari 6 temmuzda Ada'da olacak, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşecek.
 
Rum lider Tasos Papadopulos'un kabul etmesi durumunda ise 8 temmuzda ara bölgede bir zirve düzenlenecek.
 
Gambari'nin, Kıbrıs'ın yanı sıra Yunanistan ve Türkiye'yi de ziyaret etmesi bekleniyor.
 
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
 
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda başlamıştı.
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşılmıştı.
 
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceleyerek Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı almıştı.
 
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
 
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmıştı.
 
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulanmıştı.

Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde, bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde, fiili müzakerelerin ilk faslı olan bilim ve araştırma başlığına geri dönülebileceği belirtiliyordu.
 
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

KKTC'de Pazar günü seçim var

A.A.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) 25 Haziran Pazar günü, Yerel Kuruluş Organları Genel Seçimi ve Milletvekilliği Ara Seçimi yapılacak.

Seçimde, Cumhuriyet Meclisinde boş bulunan 2 sandalyenin yeni sahipleri ile 28 belediye başkanı, 234 belediye meclisi üyesi, 150 muhtar ve 580 ihtiyar heyeti üyesi belirlenecek.

Lefkoşa ile Girne ilçesi seçmenleri, yerel yöneticiler yanında birer milletvekilliği için de oy kullanacak.
Cumhuriyetçi Türk Partisi Lefkoşa milletvekili Mehmet Ali Talat'ın geçen yıl cumhurbaşkanlığına seçilmesi ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Girne milletvekili Salih Miroğlu'nun vefatıyla Meclisteki 2 sandalye boşalmıştı.
Seçimlerde, kayıtlı 151 bin 389 seçmen oy kullanacak. Seçmen sayısının ilçelere göre dağılımı şöyle:

Lefkoşa: 47 bin 527, Gazimağusa: 39 bin 702, Girne: 28 bin 186, Güzelyurt: 20 bin 211 ve İskele: 15 bin 763.
Girne'de milletvekilliği yarışına Mecliste temsil edilen Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Ulusal Birlik Partisi (UBP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) katılıyor.

Başkent Lefkoşa'da ise Mecliste temsil edilen bu 4 partiye ek olarak Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ile Özgürlük ve Adalet Partisi (ÖAP) de aday gösterdi. Lefkoşa'da milletvekilliği için yarışa katılan bir de bağımsız aday var. Böylece Girne'de 1 milletvekilliği için 4, Lefkoşa'da ise 7 aday yarışacak.

HURRIYET 20/06/06

 

Limanları açmak



KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat:
- Limanlar sakın açılmasın, eğer açılırsa Kıbrıs'ta çözüm için son manivela da elimizden gider, demiş... AB ise bastırıyor:
- Ya limanları açın ya müzakereler durur...
Peki ilişkiler bu kopma noktasına gelinceye kadar Talat neredeydi? Bugüne dek Erdoğan'la tam bir uyum içinde değiller miydi? 17 Aralık Brüksel toplantısından bu yana adım adım bu noktaya gelindiğini herkes gördü de Talat mı görememişti! Geçiniz...
Limanlar açılırsa ne olur?
Sonrasını görmek zor değil. Havaalanı ve limanların açılmasıyla Türkiye'ye gelecek Rum araçlarının ve mürettebatın sorunları olacak... O sorunların çözümü için Rumların Türkiye'de diplomatik temsilcilik açması zorunluk kazanacak. Diplomatik temsilcilik açılmasıyla fiili tanıma hukuki tanımaya dönüşecek. Kıbrıs Rum Kesimi'nin resmen tanınması artık KKTC'nin tanınmaması anlamına gelecek. KKTC'deki Türk askeri işgal gücü durumuna düşecek. Ardından Kıbrıs'tan Türk askerinin ve Türkiyeli göçmenlerin çekilmesi, Rumlara milyarlarca dolar tazminat ödenmesi ve Barış Harekâtı ve sonrasında Kıbrıs'ta görev yapan Türk görevlilerin savaş suçlusu olarak yargılanması söz konusu olacak...
Limanların açılması sonun başlangıcıdır...

MELIH ASIK MILLIYET 20/06/06

Türkiye bu tuzağa düşecek mi?



Sonbaharda oynanacak olan tiyatronun hazırlıkları başladı. Önce, Lüksemburg'daki Ortaklık Konseyi toplantısında sesler yükseldi: "Türkiye verdiği sözü tutmalı ve Rum gemilerine limanlarını açmalıdır. Bunu yapmazsa, görüşmeler askıya alınabilir" mesajı çok net şekilde verildi. Ardından, geçen hafta Brüksel'de toplanan dorukta, mesajlar tekrarlandı. "Türkiye taahütlerini yerine getirmez ve limanlarını açmazsa, üyeliği riske girer".
Ankara'dan çıkan yanıtlar da hep aynı: "Sizde verdiğiniz sözü tutun ve KKTC üzerindeki izalasyonu kaldırın. Biz tek taraflı adım atmayacağız..
Bu manzarayı görenler "Avrupa Birliğinin Rumları desteklediği ve Kıbrıs'ta Türkiye aleyhine bir çözüm için bastırdığı" sonucuna varıyorlar.
Oysa yanılıyorlar...
Oynanan oyunda, Kıbrıs sadece bir piyon. AB'de kimse Kıbrıs'ta çözüm bulma peşinde koşmuyor. Rumlarla kukla gibi oynuyorlar. Herkes karnından konuşuyor.
Perde arkasındaki oyun ve oyuncular bambaşka...
Karşılıklı iki grup var:
1. Liderliğini Fransızların yaptığı, Avusturya, Almanya ve Hollanda'nın da destek verdiği bu grubun amacı, kendi kamuoylarına, Türkiye ile tam üyelik görüşmelerini (yani AB'nin genişlemesini) zorlaştırdıkları, bu görüşmeleri biraz olsun ertelemeye çalıştıklarını göstermek. Rum gemilerine limanların açılması gerekçesinin arkasına saklanarak amaçlarına ulaşmayı hedefliyorlar.
2. Liderliğini İngilere'nin yaptığı, İtalya ve İspanya'nın da desteklediği grup ise, Türkiye ile görüşmelerin sürdürülmesini destekliyor.
Bu kavganın içinde Türk düşmanlığı yok... Hem İngiliz-Fransız çekişmesi, hem de kendi kamuoylarına "yeni bir genişlemeye kolay izin vermeyecekleri" mesajının verilmesi hesapları var.
Türkiye'yi sinirlendirdikleri, sert tepkiler göstermeye ittikleri oranda kazanacaklarını biliyorlar.
Bu satranç oyunu 2006 yılının sonuna kadar sürecek. Eğer Türkiye akıllı bir oyun sergilerse, göreceksiniz bir orta yol bulunacak. Şu anda yaşananlar, karşılıklı bir pazarlığın kamuoyu önündeki adımları. Eylül-Ekim'den itibaren, pazarlıklar kapalı kapıların arkasında devam edecek...

SİNİRLENMEMİZİ İSTİYORLAR...

Bu senaryoları çok gördüm.
Birdenbire fırtınalar eser, karşılıklı suçlamalar başlar ve son güne kadar tırmanma sürer...
Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı durum, yeni değil. Biliniyor ve bekleniyordu.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin zayıf noktasını yakalamış durumda. Ankara'nın tüm dikkatini Kıbrıs üzerine yoğunlaştırıyor, damarına basıyor ve kıyametler kopuyor. Özellikle Erdoğan'ın çok kolaylıkla sinirlendiğini bildikleri için kışkırtıyorlar. Başbakan da soğukkanlılığını pek koruyamadığından dolayı, Uluslararası kamuoyunda Türkiye hem haksız, hem de sert, kavgacı bir ülkeymiş gibi gösteriliyor.
Aslında Türkiye haklı.
Bırakın AKP'yi, hiçbir hükümet bu durumda Rumlara limanlarını açamaz. Direnmek zorundadır. Bu gerçeği özellikle AB Komisyonu, Konsey'deki üye ülke diplomatları, hatta Avrupa Parlamentosu biliyor. Ancak, iş siyasete özellikle de iç politikaya gelince rengi değişiyor.
Bu tuzağa düşmememiz şart. Bunu gerçekleştirmekte çok kolay... Herşeyin başında, kavgacı bir üslup kullanmamak geliyor.
Avrupa Birliğinin en büyük özelliği, ne kadar büyük anlaşmazlıklarla karşı karşıya kalırlarsa kalsınlar, kavga etmemeleridir. En sert çıkışlar dahi, yumuşak bir dille ortaya konulur.
Hiçbir zaman sesler yükseltilmez.
Geri dönülemeyecek adımlar atılmaz.
Anlaşmazlıklar, milli soruna dönüştürülmez.
İşte bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye'nin sergilediği bazı tutumlar garip karşılanıyor.
Ankara, sesini duyurmalı...
Kıbrıs konusunda politikasını açıklamalı...
Haklı olduğu noktalarda ısrar etmeli...
Ancak üslup çok önemli. Zamanında esnek, zamanında katı tutum, gerektiğinde uzlamacı yaklaşımlarla durumu kendi lehine çevirebilir.
Türkiye haklı olduğu halde, kendi kendini haksız duruma düşürmemeli. Önüne kazılan pusu çukuruna düşmemeli.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 20/06/06

İtalyan bakan: AB Türkiye fırsatını Kıbrıs yüzünden kaçırmaz

Murat Yetkin

Emma Bonino'ya göre Türkiye'nin AB'ye katkılarının ilginç bir listesi var

20/06/2006 RADIKAL

Emma Bonino, Avrupa'nın önde gelen aydın siyasetçileri arasında sayılıyor. Türk kamuoyu onu belki 2004 yılında AB bünyesinde eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Matti Ahtisari başkanlığında oluşturulan 'Türkiye için Bağımsız Komisyon' raporu ile hatırlayabilir. Ancak Bonino,
İtalyan ve Avrupa siyasetinde son otuz yıldır var.
İtalya'da Vatikan'ın büyük itirazına karşın çıkan kürtaj yasasının arkasındaki isim. İtalya'nın nükleer enerjiyi reddetmesiyle sonuçlanan referandum kampanyasını başlatan isimler arasında. Uluslararası görevleri arasında BM'nin ölüm cezasına karşı girişimi, AB'nin Tüketici Hakları, Balıkçılık ve İnsani Büro komiserlikleri ve AB'nin Afganistan seçimleri gözlemciliği sayılabilir. Eski AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi başkanlığında, Sosyalist Parti önderliğinde kurulan yeni İtalyan koalisyonunda, Radikal Parti listesinden AB ile İlişkiler ve Uluslararası Ticaret bakanlığını üstlendi.
Başbakan Tayyip Erdoğan ile eski İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi arasındaki su sızmayan ilişki sonrasında, Prodi'nin Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin de sorgulandığı seçim kampanyası, doğrusu Ankara'da İtalya'nın desteğinin devamı üzerine soru işaretlerine yol açmıştı. Bu soru işaretleri, 1998'deki başbakanlığı döneminde PKK lideri Abdullah
Öcalan'a barınak sağlayan Massimo D'Allema'nın Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmesiyle artmıştı.
Dünkü görüşmemizde Bonino, "O zaman durum farklıydı" diye açıklıyor; "PKK henüz AB'nin terörist listesinde değildi. Türkiye'de ölüm cezası vardı, vesaire. Üzerinden sekiz yıl geçti, artık geride bırakıp, birlikte ileriye bakalım."
Peki Prodi hükümetinin Türkiye'nin AB üyeliği tutumu, Berlusconi'den farklı olacak mı?
Bonino'nun yanıtı: "Hayır, olmayacak. Lüksemburg'da yapılan son Bakanlar Komitesi toplantısında tutumumuzu teyit ettik. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine desteğimiz sürüyor. Zaten biraz da bu yüzden bakan olarak ilk yurtdışı seyahatimi Türkiye'ye yapıyorum."
Bonino ile Türkiye-AB arasında özellikle de Kıbrıs konusundaki son gerilim ve muhtemel sonuçları üzerine yaptığımız söyleşi ise şöyle:
- Başbakan Erdoğan'ın 'Görüşmeler durursa, durur' demesi Türkiye-AB ilişkilerini nasıl etkiler?
- Başta Kıbrıs'ta olmak üzere duygusal tepkilere yol açtı. Ancak kalıcı bir etkiye yol açacağını sanmıyorum. Şimdiye dek Kıbrıs'ın (Rum hükümeti-MY)Türkiye'ye üç veto girişimi aşıldı. 2004 referandumundan sonra üye kabul edilmesiyle kolay olmayacağı belliydi. Referandum ardından Komisyon olarak iki söz verdik; Kuzeye yardım ve doğrudan ticaret. Biri kısmen yerine gelir gibi oldu, diğerini yerine getiremedik. Zaten tarih de belirtilmemişti. Buna karşın Türkiye de protokol konusundaki deklarasyonda tarih belirtmedi.
Bence hâlâ epey manevra yeri var.
- Kıbrıs nedeniyle Türkiye'nin AB müzakereleri kesilir mi?
- 2004'te Bağımsız Komisyon için AB ülkelerini dolaşırken, kimse Türkiye'nin aradan geçen 1.5 yılda alacağı mesafeyi tahmin edemezdi. 2007 önemli bir yıl: BM Genel Sekreteri değişecek. Almanya, AB dönem başkanlığı yaparken Fransa'da seçimler olacak. Sizde de cumhurbaşkanlığı seçimi var. Yani duygusal olunmaması gereken bir dönem. AB açısından Türkiye'nin üyeliğine herkesin aynı istekle bakmadığı bir gerçek. Evet, sorunlar var, ama büyük fırsatlar da var. AB'nin Türkiye gibi riskli bir fırsatı Kıbrıs yüzünden kaçırmak isteyeceğini düşünmüyorum.
- Nedir Türkiye'nin getireceği fırsatlar?
- Görmek için haritaya bakmak yeter. Türkiye önemli bir enerji koridoru. 13 Temmuz'da BTC açılışında yer alacağız, Samsun-Ceyhan ile de yakından ilgileniyoruz. Sonra, genç nüfus ve hızlı büyüyen ekonomi önemli avantajlar. İtalya şu anda Türkiye'nin üçüncü ticaret ortağı. Türkiye'nin yalnız İstanbul ve Ankara olmadığını görüyoruz. Örneğin, Gaziantep ve Kayseri bizim için cazip yatırım alanları. Türkiye'nin ordusu da AB açısından önemli bir değeri. Uluslararası barış operasyonlarında AB'ye giderek daha çok rol düşecek. Türk birliklerinin Afganistan'da nasıl çalıştığını, NATO'daki yerini gördüm. AB'nin fikir babası Jean Monet, 'Siyaset sıkıntıdaysa, ticareti deneyin' demişti. AB'nin, siyasetin tıkandığı dönemde kömür-çelik birliği olarak kurulduğunu anımsayalım. Türkiye'nin sakin olup, kararlılıkla yolunda, AB yolunda yürümeye devam etmesi, mevyelerini verecektir.

Europol'le işbirliği 'Kıbrıs'a takıldı

20/06/2006 RADIKAL

ANKA - ANKARA - Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye'nin AB Polis Teşkilatı Europol ile ilişkilerini bloke etti. Rum Kesimi, Türkiye ile Europol arasında 18 Mayıs 2004 tarihinde imzalanan 'İşbirliği Anlaşması'yla kurulan bilgi alışverişini kabul etmeyeceğini teşkilata bildirdi ve Türkiye'nin teşkilat ile ilişkisinin kısıtlanmasını isteyerek bu yönde bir de nota verdi.
Rumlar, kendi bilgilerinin Europol üzerinden Türkiye'ye aktarılmasını kabul edemeyeceklerini belirterek, Europol'ün bu tür çalışmalarından AB üyesi olmayan ülkelerin yararlanmasını istemediğini bildirdi. Abhaber.com'un haberine göre, Brüksel'de bilgi veren yetkililer, Türkiye'nin, Kıbrıs Rum Kesimi'nin NATO çalışmalarına katılmasını veto ettiğini hatırlatarak, Rumların da aynı şeyi Europol gibi AB kurumları nezdinde yapmaya çalıştığını ifade ettiler.

Rumlar Güney'i 'onurlandıracak'

20/06/2006 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - 1960'ta Türk ve Rum ortaklığıyla kurulan 'Kıbrıs Cumhuriyeti' için çizdiği bayrağın telifini alamadığı gerekçesiyle Rum Yönetimi'ne dava açan Kıbrıslı Türk ressam İsmet Güney, Rumlar tarafından
'onurlandırılacak.' Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, 82 yaşındaki ressamın Güney Kıbrıs'a davet edileceğini ve kendisine mecliste yapılacak bir törende teşekkür edileceğini ifade ederek, "Güney bizim için önemli bir insandır" dedi. Hristofyas'ın sözlerinin kendisine iletildiğini söyleyen Güney ise, "Dikkate alınmak güzel. Bize gösterilen ilgiyi göreceğiz" diye konuştu.

İKÖ'den Kıbrıslı Türkler için eylem planı

ZORLUKLARI AŞMASI İÇİN... İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonu kırmak için eylem planı hazırlıyor. İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, sekreterliğin "Müslüman Türk toplumunun zorluklarını aşması için" yeni bir eylem planı hazırlığı içinde olduğunu ve bu girişimlerle izolasyonları kırmayı hedefledikleri söyledi

Raif UZKAN- (TAK)

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonu kırmak için eylem planı hazırlıyor.

33. Dönem İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları Toplantısı Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de başladı.

Bakü'de Gülüstan Palas'ta dün sabah saat 08.30'da başlayan toplantıya KKTC yine "Kıbrıs Türk Devleti" sıfatıyla katıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'in ardından söz alan İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, sekreterliğin "Müslüman Türk toplumunun zorluklarını aşması için" yeni bir eylem planı hazırlığı içinde olduğunu ve bu girişimlerle izolasyonları kırmayı hedeflediklerini söyledi.

Bu çerçevede geçtiğimiz aylarda üst düzey bir İKÖ delegasyonunun Kıbrıs'a gönderildiğini hatırlatan İhsanoğlu, Kıbrıslı Türklerin ekonomik, kültürel ve sosyal acılarını azaltmak ve Müslüman Kıbrıslı Türklere empoze edilen izolasyonlara son vermek için bir takım tedbirler alınması çağrısında da bulundu.

İhsanoğlu, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun sona erdirilmesine yönelik Türkiye'nin hazırladığı eylem planını memnuniyetle karşıladıklarını kaydetti.

Toplantıda KKTC'yi temsil eden Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, İKÖ toplantısına ara verildiği sırada Katar Dışişleri Bakanı Ahmed Abdullah Al Mahmud'la görüştü ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi konusunda adım atılmasını istedi.

Katar Dışişleri Bakanı Mahmud, Kıbrıslı Türklerle varolan dostluk ve ilişkileri daha da ileriye götürmek için üzerlerine düşeni yapacaklarını belirtti.

Bu arada kısa bir durum değerlendirmesi yapan Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de KKTC'nin toplantıda "Kıbrıs Türk Devleti" olarak yer aldığını ve Derviş Deniz'in burada hazır bulunduğunu belirterek, İKÖ'de giderek daha fazla destek ve karşılık görmeye başladıklarını kaydetti.

Mammadyarov

Aranın ardından söz alan Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Mammadyarov, Kıbrıslı Türklerin referandumda evet oyu kullanmasına rağmen izolasyonların kalkmadığına dikkat çekti.

Mammadyarov, adadaki bu durum karşısında uluslararası topluluğun ilgisinin azalmasını endişe ile gözlemlediklerini söyledi.

Gül

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise konuşmasında, Türkiye ile KKTC'nin adada kapsamlı bir çözüme ulaşılabilmesi için Annan'ın iyi niyet misyonu çerçevesinde her zaman destek verdiğini kaydetti.

Rum yönetiminin, Türk tarafının tüm girişimlerini reddettiğini kaydeden Gül, globalleşen dünyada Kıbrıslı Türklerin haklarının izolasyonlar altında olduğunun görülmekte olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin aldığı inisiyatifle adada eş zamanlı olarak eşya ve hizmetlerin serbest dolaşımının sağlanmasını istediğini, bunun da birçok ülkeden destek aldığını kaydeden Gül, BM genel sekreterine de bu konuda ileri adım atma yönünde çağrıda bulundu.

Aile fotoğrafı

İKÖ'nün ilk gün toplantısının tamamlanmasının ardından, aile fotoğrafı çekildi. Bakan Deniz daha sonra Azerbaycan Türkiye İş Adamları Birliği'nin (ATİB) onuruna verdiği yemeğe katıldı.

Aliyev: Alınacak kararlar ve imzalanacak

bildiri üye ülkelere yardımcı olacak

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İslam Konferansı Örgütü'nün (IKÖ) üye ülkeler için büyük önem taşıdığını belirterek, "(IKÖ toplantısında) alınacak kararlar ve imzalanacak Bakü Bildirisi, üye ülkelere önemli yararlar sağlanmasına yardımcı olacak" dedi.

Aliyev, Bakü'deki Gülistan Sarayında Kur'an-ı Kerim okunarak açılan IKÖ 33'üncü Dışişleri Bakanları toplantısında yaptığı konuşmada, ülkesinde ilk kez bu tür geniş katılımlı bir toplantı düzenlendiğini ifade ederek, bağımsızlıktan sonraki 15 yıl boyunda IKÖ ülkelerinden her zaman destek gördüklerini kaydetti.

Konuşmasında, İslami terörle eşdeğer tutmaya çalışan bazı ülkeler olduğunu, bazı basın kuruluşlarında da aynı yönde haberler yer aldığını anlatan Aliyev, "IKÖ üyesi ülkelerin, tüm çabalarını birleştirerek bu gibi faaliyetlerin sonuçsuz kalmasını sağlayabileceğini" vurguladı.

Dünyanın çeşitli köşelerinde İslamofobinin arttığını belirten Aliyev, "Diyalogtan konuşuyoruz ama gerçekte tersini görüyoruz. Ayrımcılığa hiçbir zaman izin verilmemeli" dedi.

Ermeni saldırganlığı sonucu ülkesinin topraklarının yüzde 20'sinin işgal edildiğini, yaklaşık 1 milyon Azerbaycanlının topraklarını terk etmek zorunda kaldığını söyleyen Aliyev, "İşgal altındaki

bölgelerde köyler, tarihi eserler, yapılar yakılıyor, yıkılıyor. Eşi görülmemiş bir vandallık uygulanıyor" diye konuştu.

İşgal altındaki Yukarı Karabağ konusunda barışçı çözümden yana olduklarını ifade ederek, "Ancak bugünkü durumu kabul etmemiz de mümkün değil" diyerek, BM'nin konuya ilişkin 4 ayrı kararının bulunduğunu anımsattı.

Ermenistan'ın bu kararlara uymadığına işaret eden Aliyev, bu nedenle BM'nin bu tür kararlar için uygulama mekanizması oluşturması gerektiğini, böylelikle BM'nin etkinliğinin de artabileceğini bildirdi.

İhsanoğlu

IKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu da, konuşmasında İslam dünyasının değişen dünya, içten ve dıştan yıldırıcı sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyleyerek, "Ümmet olarak tarihin belirlenmesi döneminden geçiyoruz, anı yakalayıp tarihi şekillendirebiliriz veya kaderimizi belirleme noktasından ayrılabiliriz" dedi.

Karşılaşılan güçlüklere rağmen, İslam'ın değişmez mesajını ve şerefli mirasını canlı tutmak gerektiğini vurgulayan İhsanoğlu, Mekke'de yapılan Üçüncü Olağanüstü IKÖ zirvesinde üye ülkeler olarak ortak hareket edilebileceğinin ilk işaretinin verildiğini, bu toplantının da Mekke zirvesinde öngörülen gelecek ufuklara doğru ilk fırsatı oluşturduğunu kaydetti.

Basta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli köşelerindeki İslamofobiye karşı mücadele ettiklerini söyleyen İhsanoğlu, bu konuyu Cenevre'deki BM insan hakları komisyonu, nezdinde gündeme getirdiklerini ve bu mücadelede başarı sağladıklarını, benzeri başarıların BM Genel Kurulu UNESCO gibi platformlarda da elde edildiğini kaydetti.

İhsanoğlu, aynı kapsamdaki çalışmalar ve IKÖ üyeleri arasındaki işbirliğini artırmak amacıyla New York'taki BM merkezi ile Cenevre, Viyana, Paris, Moskova gibi başkentlerde "Müslüman Büyükelçiler Konseyi" oluşturma girişiminde bulunduklarını kaydetti.

Üye ülkelerin sorunları

IKÖ üyesi ülkelerin içinde bulunduğu sorunlara da değinen İhsanoğlu, Filistin'deki yasal seçim sonuçlarını olumlu karşıladıklarını ifade ederek, yeni hükümete de uluslararası koşullara uygun olarak gerçekçi olmaları yönünde çağrıda bulunduğunu anımsattı.

Filistin'deki grupların sorunlarını ancak birlikte çözebileceklerini vurgulayan İhsanoğlu, İsrail'in de uluslararası yardımların ulaştırılmasını askıya alma, vergi ve gümrük gelirlerini elinde tutma gibi uygulamalarının Filistin'deki insani koşulların daha da kötüleşmesine yol açtığına işaret etti.

İhsanoğlu, IKÖ'nün, Filistin'de İsrail'in yargısız infazları ırk ayrımı duvarı inşa etmesi, Mescidi Aksa'nın altının kazılması gibi yasadışı uygulamalarını kınadığını da bildirdi.

Irak'taki cinayetler ve adam kaçırma gibi şiddet ve vandallık uygulamalarını her zaman kınadıklarını anımsatan İhsanoğlu, yeni hükümetin kurulmasının memnuniyetle karşılandığını, ülkenin içinde bulunduğu sorunların çözüleceğine yönelik iyimserlik oluşturduğunu kaydetti.

İhsanoğlu, Genel Sekreterlik olarak Bağdat'ta IKÖ bürosu açılması ve ayrıca kendisinin ziyaret amacıyla bu ülkeye gitmesinin planlandığını söyledi.

KIBRIS 20/06/06

AB, Ek Protokol'ün uygulanmasını bekliyor

Avrupa Komisyonu Ankara Temsilcisi Hansjoerg Kretschmer, sadece Rumların değil, bütün AB üyesi ülkelerin Türkiye'den Ek Protokol'ü uygulamasını beklediklerini söyledi. Kretschmer, Türkiye'de bir erken seçime de gerek olmadığını belirtti.

Avrupa Komisyonu Ankara Temsilcisi Hansjoerg Kretschmer, Avrupa Birliği'nin Türkiye'den bütün sorumluluklarını yerine getirmesini beklediğini belirtti.

Gümrük Birliği'ni 10 yeni ülkeyi içine alacak şekilde genişleten Ek Protokol'ün imzalanmasının, müzakerelerin başlaması için bir ön koşul olduğunu dile getiren Kretschmer, protokolün imzalandığını, ancak yürürlüğe girmediğini vurguladı.

The New Anatolian gazetesinden Nursun Erel'in sorularını yanıtlayan Kretschmer, hâlâ Ek Protokol'ün meclisten geçmesini beklediklerini söyledi.

Türk limanlarının ekim ayına kadar Rumlara açılmaması halinde ne olacağı yönündeki bir soruya, "Bu konuda spekülasyon yapamam. Bu karar 25 üye ülkeye bağlı" diyen Kretschmer, sadece Rum kesiminin değil bütün AB ülkelerinin Ek Protokol'ün uygulanmasını beklediğini ifade etti.

"Erken seçime gerek yok"

Son dönemde Türkiye'de artan erken seçim tartışmalarına da değinen Kretschmer, erken seçimin hükümet yasamada sorun yaşadığında örneğin mecliste çoğunluğu kaybettiğinde yapıldığını ancak Türkiye'de böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyledi.

Türkiye'de erken seçimi bekleyen belirli bir siyasi çevrenin bulunduğunu ifade eden Kretschmer, ancak kendisine göre asıl olarak, mevcut siyasi istikrarın korunmasının önemli olduğunu belirtti.

Ordu üzerindeki sivil kontrolün daha da artırılması gerektiğini ve Türk lirasındaki değer kaybının çok da abartılmaması gerektiğini belirten Kretschmer, "Alevilerin ve gayrimüslim azınlığın hakları konusunda da daha somut adımlar atılmasını beklediklerini" ifade etti.

KIBRIS 20/06/06

Kıbrıs sorununun BM nedzinde çözümünü destekliyoruz

Avustralya'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Jim Short, Kıbrıs sorununun çözümünün ülkesi için çok önemli bir konu olduğunu belirterek, ''Kıbrıs sorunun BM çerçevesinde çözümünü destekliyoruz'' dedi.

Kıbrıs sorununun bir an önce çözümünü görmek istediğini ifade eden Short, ''Birleşik Kıbrıs'ın dünyadaki yerine almasını görmek istiyoruz'' dedi.

Short, ülkesinin, Kıbrıs sorununun çözümü için esas çaba göstereceklerin Rum kesimi ve Türk tarafı olduğuna işaret ederken, ''Kıbrıs sorunun BM çerçevesinde çözümünü destekliyoruz'' dedi.

Jim Short, bölge gezisi çerçevesinde geldiği Ankara'da, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ile bir araya geldi.

Short, Kıbrıs Özel Temsilciliği görevini altı yıldır sürdürdüğünü belirterek, ''saçlarının ağarması ve dökülmesinin sürpriz olmaması gerektiğini'' kaydetti.

Türkiye ziyaretinin Yunanistan, Kıbrıs, Belçika ve İngiltere'yi de kapsayan bölge gezisinin ilk ayağı olduğunu söyleyen Short, amacının Kıbrıs sorunun çözümüne ''küçük de olsa katkıda bulunmak'' olduğunu belirtti. Short, ziyaretinde Ankara'nın konuya ilişkin görüşlerini not alarak Canberra'ya ileteceğini, bunların Avustralya'nın bu konuyla ilgili politikalarının oluşturulmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

Hisarcıklıoğlu ise görüşmede yaptığı açıklamada, Short'un TOBB'u 2004'te de ziyaret ettiğini hatırlatarak, o zaman olduğu gibi şimdiki ziyarette de kendisine Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili görüşlerini aktaracaklarını belirtti.

''KKTC'nin dünyayla bir an önce entegre olmasının'' önemine işaret eden Hisarcıklıoğlu, KKTC halkının Annan Planı çerçevesinde üzerine düşen görevi yerine getirdiğini söyledi.

Hisarcıklıoğlu, beklentilerinin, uluslararası camianın vermiş olduğu sözler çerçevesinde görevini yerine getiren KKTC halkının dünya ile ticari entegrasyonunun sağlanması ve bu çerçevede uygulanan ekonomik izolasyonun kaldırılması olduğunu kaydetti.

KIBRIS 20/06/06

Hollandalı bakandan "'Türkiye Fil Kıbrıs Fare" yorumu

Hollanda Ekonomi Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Laurens Jan Brinkhorst, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği ve Türkiye-Kıbrıs ilişkisi üzerine ilginç yorumlarda bulundu.

Bahçeşehir Üniversitesi'nin davetlisi olarak, "Türkiye-AB İlişkileri: Tam Üyeliğe Doğru" paneline katılan Hollanda Ekonomi Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Laurens Jan Brinkhorst, Türkiye ile AB ilişkilerini değerlendirdi.

ABHaber'e göre, Bakan Brinkhorst, Türkiye ile AB arasında spesifik bir tarihten bahsedilebilec