Türkiyenin iki
engeli var
ABnin
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn müzakere sürecinde Türkiyeyi
bekleyen en büyük iki engelin Kıbrıs ve reformlar olduğunu
söyledi. NTVnin sorularını yanıtlayan Rehn, bu süreçte tren
kazası yaşamamanın Türkiyenin elinde olduğunun
altını çizdi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:23 ET 15 Haziran 2006 Perşembe
BRÜKSEL
- Türkiyenin fiili müzakerelere başlamasının çok önemli bir
adım olduğunu vurgulayan Rehn, yine de Avrupaya giden yolun
kısa olmadığını vurguladı.
Sayın Rehn, pazartesi günü ne olduğunu sorarak başlamak
istiyorum. Pazartesi günü dışişleri bakanları fiili
müzakerelerin başlaması için biraraya geldi ama bu kararı almak
yine bir hayli zor oldu. Neler yaşandı ve nasıl uzlaşmaya
varıldı anlatır mısınız?
25 üye ülkenin dışişleri bakanları arasında çok
kapsamlı ve yoğun tartışmalar yaşadık. Biz bu
toplantıda Türkiye ile AB arasındaki fiili müzakereleri bilim ve
araştırma başlığında başlatırken
Türkiyeye vermiş olduğumuz sözlerin altını bir kez daha
çizdik ve vurguladık. Bildiğiniz gibi fiili müzakerelerin
başlaması ileriye dönük olarak atılmış çok önemli bir
adımdır. Aynı zamanda Türkiyenin ek protokolü uygulaması
konusundaki yükümlülüğünü birkez daha hatırlattık. Bu yıl
içeresinde bu konudaki gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz ve
gözlemlerimiz ekim-kasım ayındaki raporlarımızın bir
parçası olacak.
3
Ekim tarihinde itirazları olan ve Türkiye ile ABnin işlerini
zorlaştıran ülke Avusturyaydı, ama sonuçta bir anlaşmaya
varıldı. Bu defa başka bir ülke, Kıbrısın
itirazları vardı. Acaba her defasında, her
başlığın fiili müzakereleri açılırken aynı
şeyleri mi yaşayacağız? Bu tür engelleri nasıl ortadan
kaldırabiliriz sizce?
Öncelikle bu konular siyasi anlamda önemli ve aynı zamanda zor olan
konular. Bu nedenle zaman zaman bu konuların çözülmesi için dönem
başkanlığının komisyonla ve bazı üye ülkelerle
birlikte çok gözönünde olmayan bazı çalışmalar
yapmasını gerektirir. Bazen bu meselelerin bakanlar
toplantısında çözülmesi de zaman alabilir. ABnin karar alma
mekanizmalarının yapısında mevcut olan bir şeydir bu.
Ama şunu söylemek istiyorum, hem bilim ve araştırma müzakere
başlığının açılması konusunda uzlaşmaya
varmamız hem de müzakere başlığının
kapatılması ile ilgili pozisyon belgesinde kullanılan ve bu tür
durumlarda gelecekte de kullanılacak metinlerdeki ifadeler üzerinde
anlaşmamız bence önemli bir sonuç. Ayrıca bu 25 üye ülke
arasında hem müzakere başlığının
kapatılması hem de Türkiyeden bu yıl içinde beklediklerimiz
konusunda siyasi bir anlaşma sağlamış olmamız da
önemli bir gelişme.
Yani
ne zaman açılır bilmiyorum ama bir sonraki başlık olan
eğitim ve kültür başlığında işler çok daha kolay
mı olacak?
Bilim ve araştırma başlığındakine kıyasla
çözülmesi çok daha zor olan ve siyasi anlamda büyük önemi olan bazı
konular var. Ama müzakere metodoloji açısından belirlediğimiz
bazı standartlar da var. Eğitim ve kültür
başlığında da büyük olasılıkla çözmemiz gereken
bazı siyasi meseleler olacak. Zannediyorum Konsey, Avrupa Komisyonunun bu
başlıkla ilgili kısa bir süre önce sunduğu tarama raporu
ışığında, yakın gelecekte eğitim ve kültür
başlığını değerlendirmeye
başlayacaktır.
Peki
bu başlığın ne zaman gündeme gelmesini bekliyorsunuz?
Muhtemelen Avusturyanın dönem başkanlığında
değil de Finlandiya dönem başkanlığı
sırasında gündeme gelecek ama ne zaman olur sizce, Temmuzda mı
yoksa Eylül-Ekimden sonra mı?
Aslında bu soruyu Finlandiya dönem başkanlığına
sormanız gerekir. Ancak önümüzdeki haftalarda eğitim ve kültür
başlığı ile ilgili çalışmaların
yoğunlaşmasını bekliyorum. Bu meselede alınacak
kararlar üye ülkelere bağlı ve bu konuda atılacak adımlara
bu üye ülkeler karar verecek.
Pazartesi
günü devam eden görüşmeler sırasında Türk kamuoyu ABnin çok
önemli bir jeopolitik ortağını tek bir üyenin itirazları
nedeniyle feda edebileceği izlenmine kapıldı. Durum gerçekten
böyle mi?
AB Türkiyeyi çok önemli bir ortak ülke ve sonucu garanti olmasa da tam üyelik
için müzakerelere başladığı bir ülke olarak görüyor.
Türkiye ile müzakerelere başlamamızın nedenlerinden biri de
jeopolitik, stratejik anlamda ve medeniyetlerarası ilişkiler
açısından önemli bir ülke olması. Açık olan birşey
var, Avrupa açısından gelecek yıllarda karşılaşacağı
en önemli güçlüklerden biri İslam dünyası ile sağlam
ilişkiler kurmak olacak ve Türkiye nüfusunun çoğunluğu Müslüman,
laik ve farklı medeniyetleri sınırları içinde
barındıran bir ülke olarak çok önemli bir köprü görevi üstlenecek.
Ancak Türkiye müzakere masasındaki
ağırlığını, sahip olduğu gücü çok da
abartılı değerlendirmemeli. Türkiyeye ve Türk dostlarıma
mesajım; lütfen Türkiye için Avrupaya ulaşmanın bir
kısayolu olduğunu düşünmeyin. Hiçbir aday ülke için Avrupaya
ulaşmalarının kısa bir yolu yoktur. Bu nedenle Türkiyenin
üyelik kriterlerini harfi harfine yerine getirmesi ve ek protokolle ilgili
yükümlülükleri yerine getirmesi kaçınılmazdır. Reformların
aynı hızla devam etmesi, böylece hukukun üstünlüğü ve demokrasinin
günlük yaşamın her alanında ve ülkenin her köşesinde bir
gerçekliğe dönüşmesi şarttır. İşte ancak bunlar
Türkiyeyi daha Avrupalı hale getirir ve Türkiyenin tam üyeliğinin
yolunu açar.
Türkiyede
bazıları Türkiye ek protokolü uygulasa yani limanalarını
Rum gemilerine açsa bile, her defasında önümüze yeni koşul ve
yükümlülükler konacağını düşünüyor. Türkiye
limanlarını açacak olursa herşey daha kolay mı olacak yoksa
başka engeller de çıkacak mı?
AB bu konudaki tavrını geçen Eylülde açıkça
tanımlamıştır. Bu da Türkiyenin Kıbrısla
arasındaki ilişkileri normalleştirmesi yolunda adımlar
atması anlamına geliyor. İlk adım da Ankara
anlaşmasının ek protokolünün imzalanması ve
uygulanmasıdır. Aynı zamanda Türkiyenin çok güçlü bir
şekilde reform sürecinin yeniden güçlendirilmesi üzerinde
yoğunlaşması gerekiyor. Çünkü bu daha Avrupalı bir ülke ve
ABnin tam üyesi olmanın temelini oluşturmaktadır. Türkiyenin
önünde iki önemli zorluk, iki önemli yol olduğunu görüyorum. Bunlardan
biri reform yolu, diğeri de Kıbrıs yolu. Bu her iki yolda da
Türkiyenin ilerleme kaydettiğini görmek istiyoruz.
Peki Ekim ya da Kasım ayında
siz raporlarınızı açıklamadan önce bir krizi nasıl
engelleyebiliriz? Çünkü siz olası bir tren kazasından
bahsetmiştiniz, bu bütün haberlerde yer aldı. Olası bir krizi
nasıl engelleyebiliriz? Türkiye limanlarını açması bile bu
nasıl sağlanabilir? Bu mesele Uluslararası Adalet Divanına
ya da başka bir uluslararası kuruma sevkedilebilir mi?
Bence Türkiyenin Ankara Protokolünü imzalayarak kabul ettiği ve bu
koşulla müzakereleri başlattığımız Ankara
Protokolünü uygulamak üzerinde yoğunlaşması çok önemli.
Türkiyenin atmayacağı bir adım nedeniyle ortaya çıkacak
bir krizi nasıl ortadan kaldırabiliriz diye yaratıcı siyasi
çözümler üzerinde yoğunlaşmaktansa ilkini yapmak daha önemli. Her
türlü tren kazasını engellemenin en iyi yolu budur ve tren
kazası senaryosundan bahsetmemin nedeni hem Türkiyedeki hem de
Avrupadaki herkesi derhal harekete geçirmek konusunda uyarmak istememdi. Çünkü
böyle bir tren kazası kimsenin çıkarına olmayacaktır. Ancak
böylesi bir tren kazası yaşamamamız için bu krizi çözmek de tamamen
Türkiyenin elindedir.
Bir
tren kazasında, trenlerden birinin yanlış yolda gidiyor
olması gerekir. Sizce bu örnekte yanlış yolda giden Türkiye mi?
Belirlenen koşullara uymak ve böyle bir tren kazası
yaşanmasını engellemek tamamen Türkiyenin elindedir. Avrupa
Komisyonu bir tren kazası yaşanmaması için kavşak
noktalarını kontrol altında tutmak üzere çalışmaya çok
alışıktır. Bizden imkansızı
başarmamızı da beklemeyin.
Bundan
birkaç ay önce Türkiyede reform sürecinin durduğuna dair eleştiriler
gündeme gelmişti. O zaman siz Türkiyeye karşı çok nazik
davranarak, hızlı bir reform sürecinin ardından biraz
beklemenin, biraz yavaşlamanın doğal olduğunu
söylemiştiniz. Ama acaba Türkiye çok mu fazla bekledi ve
yavaşladı?
Son derece cesur ve önemli reformların hayata geçilrimesinin ardından
doğal olarak bir nefeslenip dinlenme dönemi yaşandı. Tabii bu
dönemde yeterli derecede olmasa da reformaların uygulanması süreci de
devam etti. Ama şu anda açık olan bir şey daha var; bu nefes
alıp dinlenme dönemi çok uzun sürdü. Şimdi yeniden reformlar üzerinde
düşünme ve yoğunlaşma zamanı. Zaten bu reformalar her
şeyden çok Türk vatandaşlarının ifade özgürlüğünü ve
diğer temel özgürlüklerini korumak ve geliştirmek için
yapılıyor. Ama unutmamak gerekir ki bu reformalar Türkiyenin AB ile
müzakerelerinde yol katetmesini de sağlıyor.
Ekim
sonunda ya da kasımda Türkiye için hazırlanan ilerleme raporu
açıklanacak. Bu raporda dile getirilecek olumlu noktalar ya da ilerlemeler
var mı acaba?
Tabii ki var, Türkiyede olumlu gelişmeler de oldu. Mesela yıllar
içinde sistematik işkence ve kötü muameleye son verilmesi alanında
ilerleme sağlandı. İşkence vakalarında kesin bir
düşüş var ve bu alanda ilerleme görüyoruz. Bunu ilerleme raporunda
dile getirerek bu gelişmeyi ödüllendirmemiz çok önemli. Yine ifade
özgürlüğü alanında hem olumlu hem de olumsuz gelişmelere
tanık olduk. Yargıçlar Ceza Kanunundaki 301inci maddeye dayanarak
yargılanan kişileri suçlu bulmasa da bu maddeyi siyasi bir araç
olarak kullanan savcılar olduğunu görüyoruz. Bu alandaki olumlu
gelişmeleri desteklerken, olumsuz gelişmelerden kurtulmaya
çalışmalıyız. Bence bu boşluğu doldurmanın
en iyi yolu yeni TCKdaki 301inci maddede değişiklikler
yapılmasıdır. Yani evet ilerleme var, Türkiyenin ünlü Geceyarısı
Ekspresi filmindeki imajı artık geçerli değil ama bu Türkiyenin
bugün ya da yarın reformları hızlandırmamasının
bahanesi de olamaz.
Türkiyedeki
siyasi çekişmeleri ve erken seçim tartışmalarını
gözönünde bulundurursak, siz Türkiyede siyasi reformları devam ettirmeye
uygun bir siyasi ortam görüyor musunuz?
Reformlar en başta Türk halkının ve
vatandaşlarının yararınadır. Bu nedenle
vatandaşlarının iyiliğini düşünen her hükümet ve her
siyasi güç bence reform yolunu izler. Mesela ekonomik reformların
devamı çok önemli, çünkü yapılan bazı reformaların
Türkiyedeki hızlı ekonomik büyümeye katkıda bulunduğuna
tanık olduk. Bu da başka olumlu işartlerden biri. Bu nedenle
ülkede siyasi istiktar ve refomların olması, AB treninin ait
olduğu yolda ilerlemesi çok önemli, çünkü bütün bunlar sonuçta Türkiyenin
eknomoik gelişimini de etkiliyor. Bu nedenle işte bu yüzden Türkiye
ABye tam üyelik koşullarını yerine getirmelidir. Hem AB
treninin doğru yolda ilerlemesi hem de vatandaşlarına daha iyi
ekonomik fırsatlar sunabilmek için bunu yapmalıdır.
Türkiyedeki
siyasi çekişmelerden bir tanesi de laiklik konusu. Sadece muhalefet
değil, ordu da bu konuyu gündeme getirdi ve aynı pinpon maçı
yine yaşandı. Yani ne zaman Türk ordusu bu meselede yorumda bulundu,
AB Türk ordusunun sadece askeri meselelerde konuşması
gerektiğini dile getirdi. AB için Türkiyede laiklik konusu ne kadar önem
taşıyor?
AB bir değerler birliğidir. Özellikle demokrasi insan hakları
temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü çok önemlidir. Bu değerler
sözkonusu olduğunda Türkiyede yine çatışan bazı
eğilimler olduğunu da biliyorum. Her halükarda bir Avrupa ülkesinde,
bir AB üyesinde olduğu gibi ordunun sivil demokratik bir denetimin
altında olması önemlidir. Türkiye üye olmak istediğine göre,
askeri güçler üzerinde tamemen demokratik sivil bir denetim ve liderliğin
mevcut olmasını da sağlaması gerekir. Türk askeri
kuvvetlerine büyük saygı duyuyorum ancak aynı zamanda siyasetin
Avrupanın temel değerlerine bağlı olarak
yapılması da çok önemlidir.
Türk
kamuyoyunun merak ettiği noktalardan birisi de şu; Türkiyede
laikliğin korunması ya da laikliğe tehdit oluşturacak bir
durumun oluşması ABnin çok önem verdiği konulardan biri midir?
Belki farklı bir terminoloji kullanarak bunu ifade ediyor olabiliriz. Biz
demokrasiye, insan haklarına, hukukun üstünlüğüğne, temel
özgürlüklere büyük önem veriyoruz. Eğer bütün bunlara laiklik deniyorsa
evet biz laikliğe büyük önem veriyoruz. Ama bizim için Türkiyenin özgür
ve açık bir toplum olması, demoratik siyasi sistem içinde iyi bir
şekilde çalışan sivil bir topluma sahip olması büyük önem
taşıyor. Bunun bir parçası da Türk Silahlı Kuvvetlerinin,
-ki tekrar ediyorum, profesyonelliklerine büyük saygı duyuyorum- ülkedeki
sivil demokratik liderliği açık bir şekilde kabul etmesidir.
Finlandiya
1 Temmuzda Avusturyadan AB dönem başkanlığını
devralacak. Bu dönem başkanlığında neler bekliyebiliriz?
Aslında Helsinki Zirvesinin, sizin Finlandiyalı bir komisyon üyesi
olmanız açısından sembolik bir önemi de var Türkiye için. Sizce
Türkiye bu altı ay içinde neler beklemeli? Süreçte bir hızlanma
yaşanır mı?
Eminim Finlandiya dönem başkanlığının devam
ettiği altı ay içinde düzenli bir ilerleme
sağlayacağız. Bu, müzakerler alanında ilerleme
sağlanması, bazı yeni başlıkların
açılması, komisyonun bazı başlıklarla ilgili yeni
tarama raporlarını Konseye sunması anlamına geliyor. Yani
müzakere süreci ilerleme kaydedeceketir. Aynı zamanda kritik olan nokta
Türkiyenin reformları nasıl sürdüreceği ve bu reformları
nasıl uygulayacağıdır. Türkiyenin Ankara Protokolüyle
ilgili koşulları yerine getirmesi de çok önemlidir. Bu koşullar
yerine getirildiğinde o zaman Finlandiya dönem başkanlığının
müzakereleri başarıyla sürdüreceğinden ve bu süreçte
başarılı adımlar atacağımızdan eminim.
Efendim
sorularımızı yanıtladığınız için çok
teşekkür ederiz.
|
NTV
Güncelleme: 10:22 ET 15 Haziran 2006 Perşembe
PARİS
- Fransız La Croix gazetesine verdiği demeçte Lüksemburg
Başbakanı Jean-Claude Junckere ABnin Kıbrıs konusunda bir
adım atmadan Türkiye ile bilim ve araştırma konusundaki
detaylı müzakereleri tamamlamasının zayıflık göstergesi
olup olmadığı soruldu.
Juncker,
bunun bir zayıflık göstergesi olmadığını
vurgulayarak Avrupalı bakanlar, Türklere kesin bir şekilde bu
koşulun 2006da yerine getirilmesi gerektiğini tekrarladı dedi.
Lüksemburg Başbakanı, Türkiyenin bu koşulu 2006da yerine
getirmemesi halinde, müzakerelerin ertelenmesi gerektiğini kaydetti.
Almanyada iktidardaki Hıristiyan Demokratlara
yakınlığıyla bilinen Juncker, Fransa ve Hollandada Avrupa
anayasasının reddedilmesinin ardından ABnin genişleme
sürecini gözden geçirmesi gerektiğini de kaydetti.
Juncker, Eğer Avrupa kurumlarına bir çeki düzen veremezsek
Hırvatistan dışında, genişleme sürecinin
sınırlamalar ve tedbirler olmadan devam edebileceğini
düşünmüyorum dedi.
|
NTV
Güncelleme: 19:46 TSİ 15 Haziran 2006 Perşembe
ANKARA
- Demiralp Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden
tren kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. Önümüzde zaman var.
ABnin de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme
imkanımız olacaktır dedi.
NTV
Ankara Temsilcisi Murat Akgünün sorularını yanıtlayan Demiralp,
müzakerelerin yıl sonunda askıya alınacağına ihtimal
vermediğini de kaydetti.
Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, mevsim
şartlarının nispeten olumsuz olduğunu, fakat Türkiyenin
Avrupa Birliğine katılım sürecinde yılmadan
ilerleyeceğini söyledi. Demiralp, yıl sonunda tren kazası
yaşanabileceği değerlendirmelerine karşı
çıktı.
Demiralp Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden
tren kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. önümüzde zaman var.
ABnin de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme
imkanımız olacaktır dedi.
ABNİN
SÖYLEMİ SERT
Avrupa Birliğinin limanların açılması konusunu ticari
ihtilaf olarak sunarken çok sert bir siyasi söylem kullandığına
işaret eden Demiralp, Yeniden iç değerlendirme yapmalı ve
çelişkilerini aşmalılar dedi.
Kıbrıslı Rumların şımarıkça hareket
ettiğini de söyleyen AB Genel Sekreteri, ABnin konsensusla karar alma
mekanizmasını da gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.
KKTCYİ
TECRİT ETTİRMEYİZ
Demiralp, Türkiyenin hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve
gemilerine açmamakta kararlı olduğu mesajını da verdi:
Bizim tutumumuz gayet tutarlı. KKTCnin daha çok tecridine yol açacak
tedbirlere ortak olmayız
Demiralp, Türkiyenin Avrupa Birliğine üye olmaması nedeniyle Adalet
Divanına gidilmesi olasılığına da sıcak
bakmadıklarını söyledi. AB Genel Sekreteri, müzakerelerin
askıya alınmasının, ancak demokrasi askıya
alındığında gündeme gelebileceğini, bu nedenle
Kıbrıs yüzünden yıl sonunda böyle bir gelişme
yaşanacağına ihtimal vermediğini de kaydetti.
"Limanlar açılmazsa müzakere ertelenmeli"
15 Haziran, 2006 17:23:00 (TSİ) CNN TURK
Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Türkiye'nin bu
yıl içinde havaalanlarını ve limanlarını
Kıbrıs Rum kesimi bandıralı gemilere ve uçaklara
açmadığı takdirde, AB ile başlatılan müzakerelerin
ertelenmesi gerektiğini öne sürdü.
Fransa'da
yayımlanan La Croix gazetesinin, ''Türkiye, Kıbrıs konusunda
adım atmadan, müzakerelerin bilim ve araştırma faslının
tamamlanması AB'nin zayıflığını göstermiyor mu?''
şeklindeki sorusunu yanıtlayan Juncker, ''hayır, AB
dışişleri bakanları, Türkiye'ye, bu koşulun 2006
yılında yerine getirmesini kesin olarak tekrarladı'' dedi.
Juncker, ''Türkiye bu koşulu yerine getirmediği takdirde, benim
görüşüme göre, müzakereler ertelenmeli'' diye konuştu.
AB'nin genişlemesi konusuna da değinen Juncker, birliğin
gelecekteki genişlemesinin, Fransa ve Hollanda'da AB Anayasasına
verilen 'hayır' oyları ışığında tekrar
değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Tarama faslı 12 ekimde tamamlanacak
TBMM Genel Kurulunda, AK Parti Konya Milletvekili Remzi Çetin'in, Türkiye'nin
AB üyeliği konusundaki gündemdışı konuşmasına
yanıt veren Babacan, Türkiye'nin, 3 ekimde başlayan AB
yolculuğunda artık katılım sürecine giren bir ülke konumuna
geldiğini söyledi.
Bakan Babacan, tarama sürecindeki 35 faslın taramasının 13
ekimde tamamlanacağını belirterek, yarın enerji konusundaki
19'uncu faslın taramasının tamamlanacağını
bildirdi.
Taraması biten konularda fiili müzakerelerin
başlayacağını ifade eden Babacan, enerjiden sonra
eğitim konusundaki taramanın başlayacağını
kaydetti.
AB süreci konusunda teknik bilgiler veren Ali Babacan, ''AB süreci, gerçekten
çok yoğun emek ve mesai harcayacağımız bir süreç olacak''
dedi.
"Tarama sürecinde binlerce kişi
çalışıyor"
Babacan, AB konusunda tarama sürecinde Avrupa'da bin 200 kişinin
çalıştığını, Türkiye'de ise binlerce kişinin
görev yaptığını belirterek, AB konusundaki tarama
süreçlerinde, ilgili tüm kuruluşların desteğini ve görüşünü
aldıklarını söyledi.
''AB'de, bütün kurumlarıyla mutabakat kaldığımız tek
bir duruş sergiliyoruz'' diyen Babacan, ülkede herkesin bu sürece sahip
çıktığını belirti.
Babacan, İspanya'nın her şeyini tamamladığı halde
iki yıl beklemek zorunda kaldığını, aynı
şekilde İngiltere'nin de tam üyelik için bir süre beklediğini
belirtti.
12 haziranı, AB ile ilişkiler açısından tarihi bir dönüm
noktası olarak nitelendiren Babacan, ''bir fasıl açılıp
kapanmış. Artık geri dönülemez bir yola girdik'' dedi.
Bakan Babacan, AB sürecinin, doğrudan yabancı sermayenin gelmesi
açısından büyük önem taşıdığına dikkati
çekerek, özel sektörün 2003 yılına göre üç misli artarak, 74
milyar dolar yatırım yaptığını söyledi.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde
başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere
başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ta diretmesi krize neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
Papadopulos yolcu mu?
Dün sabah,
Brüksel'deki uluslararası gazeteciler merkezinde bir konferans. Aynı
gün Türkiye'deki gazetelerde yayımlanan, Işık ve Sabancı üniversitelerinin
anketi dile getiriliyor.
"Görüyorsunuz ki, Kıbrıs Rum Kesimi'ne Türkiye
limanlarının açılması tek sorun değil. Avrupa
değerleriyle örtüşmeyen bir toplumla karşı
karşıya olmak AB'nin asıl sorunudur" deniliyor.
Örneğin... "-Türkiye halkının yüzde 40'ının
askeri yönetim istediği...
-Yüzde 40'ının 'lokantalar iftardan sonra açılsın'
görüşünde olduğu.
-Yüzde 60'ına göre başarısızlıkların dini
inançsızlıktan kaynaklandığı kanısı.
- Yüzde 67'sinin imam nikâhsız evlilik olmasın inancında
olduğu.
-Yüzde 51'inin bazı siyasi görüşlerin
kısıtlanmasını ve ülke çıkarları için insan
haklarının ihlal edilebileceğini savunduğu" bir
Türkiye.
....................................
Brüksel'den gelen haberlere göre, daha dün sabah bu araştırma
sonuçları İngilizce, Fransızca ve Almancaya çevrilmiş.
Türkiye'nin tam üyeliğine karşı olan odaklara gönderilmiş.
Ayrıca, Almanya Hıristiyan Demokrat Partisi'nin bülteninde servise
konulmuş.
.....................................
Bu araştırmaları yargılamıyorum. O üniversiteler
yapmasa, AB başka kamuoyu araştırma kurumlarıyla zaten
toplumun nabzını tutacaktı.
Ancak, araştırmaların gerçeklerle örtüşme ölçütü de
sorgulanmalı...
Asıl önemli olan, toplumun artı-eksi yanılma payları olsa
da böyle bir profil çizmesidir. AB yolundaki Türkiye, toplumun değerleri
ile AB değerleri arasındaki açıyı daraltmalıdır.
Bunun da temeli siyasetin "başörtüsü, imam hatip eksenli"
olmaktan uzak tutulmasıdır. Toplumun zihin ekranlarına dine
dayalı siyaset girdileri, Atatürk'ün laik Türkiye kimliğini
yıpratmakta.
Bu çizgi sürerse "AB zaten bizi almayacak" yargısı giderek,
"AB'ye girmeyelim, bizi bozar" takıntısına
dönüşecektir.
AB'ye desteğin yüzde 74'ten yüzde 57'ye düştüğünü gösteren anket
sonucu bu kaygıyı doğruluyor.
Konu artık müzakere başlıklarının açılıp
kapanması olmaktan çıkıyor, Türkiye'de toplumun
isteksizliği "etki alanına" giriyor. Tehlikeli bir
gidiş.... Bunda elbette AB'den bazı odakların "artık
bıkkınlık veren hatta onur kırıcı olarak
algılanan tavırları" bir neden...
Ama...
Türkiye'yi yönetenlerin dini motifleri ağır basan politikaları,
söylemleri ve eylemleri de "belirleyici" neden.
.........................................
Buna karşılık, "AB'yle müzakerelerin fiilen
başlatılması" gerçekten bir başarı.
Brüksel'den edindiğim bilgilere göre Güney Kıbrıs kolonisi
neredeyse "yas" içinde. Kendilerini,
"aşağılanmış" hissediyorlar. Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımadan, limanlarını açmadan
müzakereleri bastıra bastıra başlatması hiç de
azımsanacak şey değil.
Fakat...
Bu böyle gider sanılmasın.
Türkiye zaten daha 3 Ekim'de "limanlarını
açacağını" vaat eden imzayı atmıştı.
Bunu gerçekleştirmek zorundadır. Ankara'nın yapacağı
şey "Önceden ve kendiliğinden adım atmaktır. AB'nin ve
Güney Kıbrıs'ın dayatmasıyla harekete geçtiği
izlenimini vermemektir."
Bu adım eylülde atılırsa... Rumlara ve AB'ye de, Kuzey
Kıbrıs'a ticari ambargonun kalkması için bir süre
tanınacağı vurgulanırsa, bu sorun aşılabilir. Ama
"her şey hallolmuştur" sanılmasın.
Kıbrıs hep baş ağrısı olacaktır. Ya
aklın yolu?
Papadopulos'tan AB üyeleri deyim yerindeyse yaka silkiyor. Ama adam
iktidar.Yapacak bir şey yok.
Öte yandan, Güney Kıbrıs'ta seçimlerin yakın olması, belki
de eksilerden artı üretebilir.
Türkiye'nin Lüksemburg'dan çıkardığı bu son kararla
Papadopulos'un puanları hayli aşağıya çekildi.
Papadopulos'un en güçlü rakibi, Brüksel'deki Türk odaklarına
"Denktaş neyse Papadopulos da odur. Seçimlerde Papadopulos'un devre
dışı kalması rüzgârı değiştirebilir"
dedi.
Göreceğiz.
GUNERI
CIVAOGLU MILLIYET 15/06/06
AB'de Rumların
panzehiri reformların uygulanmasıdır
Lüksemburg'da yaşananlar, Rumların AB'de Türkiye'nin
başını ağrıtmaya kararlı olduklarını
sergileyen somut bir gösterge oldu. Aksini beklemek de zaten saflık
olurdu.
Zira, aslında tuzları kuru olan Rumların AB üyeliğini
istemelerinde asıl gaye buydu.
Annan Planı'nın Türk tarafınca doğru takvim çerçevesinde
zamanında kabul edilerek bu oyunun bozulamamış olması tabii
ki artık tarihçilere kalmış bir konu. Ancak bunun ne denli büyük
bir hata olduğu bu tür gelişmelerle daha iyi anlaşılıyor.
Kısacası, Rumların Türkiye ile KKTC'yi AB yoluyla zorlamaya
devam edecekleri kesin. Tabii Türkiye'nin bu baskılara direneceği de
kesin. Zira, arzulanan takvime göre olmasa bile, Türk tarafı sonuçta AB
tarafından da kabul edilen Annan Planı'nı kabul eden
taraftır.
Rumlar ise bu planı somut bir şekilde reddettiler. Bu
pozisyonlarını bugün de korumaya devam ediyorlar. Bu nedenle, Türk
tarafının AB'den şimdi adil bir tutum beklemesi tamamıyla
haklı bir duruştur.
Hükümetin politikası doğrudur
Bu görüşe katılan AB üyelerinin sayısı da azımsanacak
düzeyde değil. Rumların Lüksemburg'da sergiledikleri
oyunbozanlık sayesinde bunların sayısı daha da
artacaktır. Bu yüzden, Erdoğan hükümetinin bu konudaki
politikası doğrudur.
Ancak bazı gerçekleri de görmekte yarar var. Her şeyden önce
şunu kabul etmeliyiz: Türkiye'nin AB yolunu zorlaştırmak için
kendilerine sessizce destek veren üyeler olmasaydı Rumlar bu cesareti
kolay kolay bulamazlardı.
Kısacası, Yunanistan eskiden nasıl Türkiye'ye karşı
kullanıldıysa, bugün de Rum Kesimi kullanılıyor. Burada,
"3 Ekim'de yolumuzu tıkamaya çalışan Avusturya,
Lüksemburg'da saçlarını bizim için süpürge etti" argümanına
da kanmayalım.
Hiçbir AB dönem başkanı kendi nöbeti sırasında bir siyasi
fiyasko istemez. Böyle bir fiyaskonun yaşanması bu nedenle
Avusturya'nın da işine hiç gelmezdi. Viyana'nın Lüksemburg'da
Türkiye lehine sarf ettiği çabaların asıl nedeni budur. Yoksa
yarın kolaylıkla Türkiye aleyhtarı tutumuna dönebilir.
Ortak tutum belgesi önemsenmeli
Fakat, Türkiye'nin kozu da burada ortaya çıkıyor. Zira, Türkiye ile
ilişkilerin kopmasını hiçbir dönem başkanı kolay kolay
göze alamaz. Yeter ki Ankara Türkiye aleyhtarı üyelere taze bahaneler
sağlamasın.
Bu nedenle, Rumların şu ana kadar sonuç vermemiş olan
oyunbozanlıklarından ziyade, Lüksemburg'da Dışişleri
Bakanı Gül ile Başmüzakereci Ali Babacan'ın önüne konan Ortak
Tutum Belgesi'ni önemsemeliyiz. Zira, burada Türkiye'de de birçok kişinin
katıldığı ciddi uyarılar var.
Ekim ayında AB tarafından yayımlanacak İlerleme Raporu'na
kadar bu şikâyetlerden önemli bir bolümü ortadan kaldırılamazsa,
hem Türkiye'nin, hem de AB'de Türkiye'yi destekleyenlerin eli, Türkiye
aleyhtarlarına ve kullandıkları Rumlara karşı
zayıflayacaktır.
Başka bir ifadeyle, Ankara da, Rumların olumsuz tutumlarının
arkasına sığınarak, AB reformlarının
uygulanması konusundaki ataletini sürdürmemeli. Bırakın AB'yi,
bu, Türk halkına karşı da saygısızlık olur. Zira,
bu reformları sonuçta kendimiz için istediğimizi sürekli söyleyip
durmuyor muyuz?
SEMIH IDIZ
MILLIYET 15/06/06
Rumların ümidi
sonbahara kaldı...
Kıbrıs Rumları, çekirge misali üç defa zıpladılar,
ancak Avrupa Birliğinden istedikleri yanıtı alamadılar.
Hedefleri (17 Aralık 2004 AB doruğundan bu yana) Türkiye'den
koşulsuz tanınmayı koparmak, yani Ada'nın tamamına
sahip olduklarını tescil ettirmekti.
Bir türlü yapamadılar.
Herne kadar, tanınma işini limanların açılmasına
indirgemiş olsalar dahi, o konuda da beklentilerini elde edemediler.
Avrupalılar, başka konularda Türkiye'ye de yaptıkları gibi,
Rumları da tam anlamıyla tatmin etme niyetinde değil. AB ile
yaşamın kuralı budur. Kimse, isteğinin yüzde yüzünü
kazanmaz. Daima uzlaşı vardır. Herkes kazanır, herkes biraz
kaybeder.
Rumlar da ufak tefek ilerlemeler yaptılar, ancak resmi tanınma
konusundaki ümitlerini kesmeleri gerektiğini de nihayet anladılar.
Bundan dolayıdır ki, tüm güçlerini limanların
açılmasına yönlendirdiler. Türkiye limanlarına Rum gemilerinin
girmesine izin verdiği taktirde, Rum yönetimi "Türkiye bizi
tanıdı" diye kıyameti koparacak. Limanların
açılması aslında "resmi tanınma" anlamına
gelmiyor, ancak bu şekilde yansıtılacak. Yani oyun tamamen
siyasi ve iç politika tribünlerine karşı oynanıyor. Ankara da,
bunu bildiğinden dolayı kabul etmiyor.
Rumların son şansı, Avrupayı sonbaharda Türkiye'ye
karşı kışkırtmak ve Aralık doruğunda ya
vetosunu kullanarak veya görüşmeleri askıya aldırarak Ankara'ya
boyun eğdirmek.
Türkiye'de ısrarla "Tek taraflı olmaz. Onlar da KKTC'ye
ambargoyu esnekleştirirler, o zaman birlikte hareket ederiz" diyor.
Sonbahar, Rumların son şansı. İlerde, Türkiye'ye birçok
zorluk çıkarabilir, hatta veto dahi kullanabilir, ancak AB'yi harekete
geçiremez.
Anlayacağınız, çok sıcak bir sonbahar
yaşayacağız.
* * *
TÜRKİYE, KKTC'YE
İHANET ETMEZ...
KKTC Cumhurbaşkanı M.Ali Talat, Türkiye'nin
karşılığında hiçbir şey almadan Rum gemilerine
limanlarını açmasını "ihanet" gibi görüyor. Tabii
bu kelimelerle söylemiyor, ancak Ankara'nın KKTC'ye ihanet etmeyeceğini
de sözlerine ekliyor.
Talat için, limanların karşılıksız açılması,
KKTC'nin bugünkü izalasyona esir edilmesi anlamına geliyor.
Rumların Annan Planını reddetmesine rağmen, AB'ye tam üye
olmalarının zaten yeterince haksızlık
yarattığına dikkat çeken Talat, KKTC üzerindeki
ambargoların hiç değilse bir bölümünden kurtulmayı
amaçlıyor. Bunu bir nevi "ölüm-kalım meselesi" gibi
görüyor.
Aslında, KKTC'ye karşı ambargoların büyük bölümü Rumlardan
kaynaklanmıyor. BM ve AB kararları ambargoya dönüşmüş
durumda. O zaman da AB alacağı bazı kararlarla, ambargoyu daha
rahat şekilde hafifletebilir.
Yani, top sadece Türkiye sahasında değil, Rumlar ve AB'nin de topa
girmeleri gerekiyor.
* * *
VETO, NÜKLEER BOMBAYA
BENZER
Avrupa Birliğinde her ülkenin veto hakkı vardır. Eğer
konuşulan konu, bir ülkenin hayati çıkarlarını ilgilendiriyor
ise, alınacak karar veya atılacak adım sonucunda hayati
çıkarları zedelenecek ise, veto hakkını kullanır.
Ancak bu vetoyu kullanmak hiçte kolay birşey değildir. Zira VETO
adeta nükleer bomba atmaya benzer. Bir defalık kullanılır.
İkinci defa kullanamazsınız.
Kıbrıs Rumlarının durumu, bu açıdan daha da
kırılgan.
Rumlar veto kullandıkları anda, Türkiye-AB ilişkileri
duracaktır. Yani, Avrupa Birliğinin Türkiye üzerinde hiçbir etkisi
kalmayacaktır.
Bu ne anlama geliyor ?
Türkiye'den , toprakları üzerinden geçen binlerce kaçak Asyalı
işçi ile mücadele etmesi istenemeyecek
Türkiye'den İran üzerindeki etkisini kullanması ricasında
bulunulamayacak
Türkiye'den enerji politikalarını Avrupa ile birlikte yürütmesi
talebinde bulunulamayacak
Türkiye'den hammadde ve ara mallarını ağırlıklı
şekilde Avrupa'dan alması konusunda ricacı olunamayacak
Türkiye'den Kıbrıs konusunda bazı adımlar atması için
kimse kılını kıpırdatmayacak
Bu listeyi sayfalarca uzatabiliriz.
Kıbrıs Rumları, Türkiye-AB görüşmelerini sabote ettikleri
anda, hem kendileri kaybedecekler, hem de Avrupayı kaybettirecekleri için,
birkaç defa düşünmek zorundalar.
Acaba Papadopulos bunları hesaba katıyor mu ?
Son gelişmelere bakılacak olursa pek düşünmediği
anlaşılıyor.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 15/06/06
Rum tarafında kurtulacaklarını umdular, hapsi
boyladılar
Güney
Kıbrıs'a kaçan tecavüz zanlıları Çelebi ve Yanarateş
Rum mahkemesinde 5'er ay hapis cezasına mahkum oldu.
Hırsızlık zanlısı İbrahim Uslu da sınır
dışı edildi
Rum
tarafında kurtulacaklarını umdular, hapsi boyladılar
Merkezi
Cezaevi'nden 5 Haziran Pazartesi gecesi firar ettikten sonra Güney
Kıbrıs'a kaçan tecavüz zanlısı Kudret Çelebi ve yine
tecavüz olayından 4 yıla mahkum edilen Mücahit Yanarateş dün
Güney Lefkoşa'da mahkemeye çıkarıldı. Rum mahkemesi Çelebi
ve Yanarateş'i 4 ayrı davadan 5'er ay hapis cezasına mahkum
etti. Hırsızlık zanlısı İbrahim Uslu ise TC
uyruklu olduğu gerekçesiyle sınır dışı edildi
Merkezi
Cezaevi'nden 5 Haziran Pazartesi gecesi demir parmaklıkları keserek
firar ettikten sonra Güney Kıbrıs'a kaçan tecevüz zanlısı
Kudret Çelebi ve yine tecavüz olayından 4 yıla mahkum edilen Mücahit
Yanarateş dün Güney Lefkoşa'da mahkemeye çıkarıldı.
Rum mahkemesi Çelebi ve Yanarateş'i 4 ayrı davadan 5'er ay hapis
cezasına mahkum etti. Hırsızlık zanlısı
İbrahim Uslu ise TC uyruklu olduğu gerekçesiyle sınır
dışı edildi.
Merkezi
Cezaevi'nden 5 Haziran gecesi firar ettikten sonra Yiğitler Burcu'ndan
atlayarak Güney Kıbrıs'a kaçan Kudret Çelebi ve Mücahit
Yanarateş geçtiğimiz günlerde Rum polisi tarafından
yakalanmalarının ardından dün ikinci kez Güney Lefkoşa'da
mahkemeye çıkarıldılar.
Rum
mahkemesinde Kudret Çelebi ve Mücahit Yanarateş'e 4 ayrı dava okundu.
Duruşmaya avukatsız katılan Kudret Çelebi ve Mücahit
Yanarateş 4 davadan da suçlu bulundu ve 5'er ay hapis cezasına
çarptırıldı.
Kudret Çelebi
ve Mücahit Yanarateş ile birlikte firar ederek Güney Kıbrıs'a
kaçan ev ve işyeri açmaktan hükümsüz tutuklu İbrahim Uslu ise,
Türkiye kökenli olduğu gerekçesiyle Rum polisi tarafından sınır
dışı edildi.
Firarilerden
tecavüz zanlısı Erkut Latif ve hırsızlıktan tutuklu
Mahmut uslu yakalanarak sorgularının ardından Merkezi Cezaevi'ne
gönderilmişti.
Tayfun Tüccar
serbest bırakıldı
Öte yandan,
Metehan Sınır Kapısı'ndan Güney Kıbrıs'a geçerken
aracında adına kayıtlı tabanca bulundurduğu
gerekçesiyle tutuklanan döviz bürosu sahibi Tayfun Tüccar dün Rum Mahkemesi
tarafından serbest bırakıldı.
Rum
Mahkemesi'nde dün yapılan duruşmada Tayfun Tüccar'ın
avukatlığını üstlenen Avukat Menteş Aziz mahkemeye
hitaben bir konuşma yaptı. Avukat Aziz müvekkilinin, döviz bürosu
sahibi olmasından dolayı KKTC'de tabanca taşıma izni
olduğunu ve Güney'e geçerken silahını aracında
unuttuğunu belirtti.
Müvekkilinin
isteyerek suç işlemediğini belirten Aziz, beraat talep etti.
Verilen aradan
sonra Rum yargıç, Tayfun Tüccar'ın davranışının
Rum yasalarınca 15 ay hapis cezası gerektirdiğini, ancak gerek
Tüccar'ın ifadeleri, gerekse avukatın beyanlarının
meselenin çözümüne yardımcı olduğunu kaydetti.
Rum
yargıç, eylemde kasıt olmadığına kanaat getirerek
Tüccar'a ceza vermeyi uygun bulmadığını açıkladı
ancak tabancaya el konulacağını söyledi.
Rum polisi, 6
Haziran Salı günü tutuklanan Tayfun Tüccar'ın aracında ve
üzerinde tabanca yanında 100 bin Dolar bulunduğunu
açıklamıştı.
Tayfun Tüccar
hakkında geçtiğimiz hafta çıkarıldığı
mahkemede tahkikatın devam ettiği gerekçesiyle 8 gün tutukluluk
kararı verilmişti.
KIBRIS 15/06/06
Tasos, sanat dünyasına savaş açtı
|
Rum yönetimi,
uluslararası bir sanat kurumu olan Manifesta'nın, Lefkoşa'nın
bütününde gerçekleştirmeye karar verdiği "Manifesta 6"
isimli sanat etkinliğini, Lefkoşa'nın kuzeyini de
kapsamasını engellemek amacıyla tek taraflı iptal etti Tasos, sanat
dünyasına savaş açtı KABUL
EDİLEMEZ BİR DAVRANIŞ... Lefkoşa Rum Belediyesi ve Rum
Eğitim ve Kültür Bakanlığı yetkilileri, sanat
etkinliğinin Lefkoşa'nın her iki kesimini de
kapsamasını öngören kontratı imzalamasına rağmen
sanat yönetmenlerinin Lefkoşa'nın kuzeyinde atölye
açmasını engellemek için sözleşmeyi tek taraflı feshetti.
Rum yönetiminin bu tavrı "Manifesta" yetkilileri
tarafından sanat özgürlüğünü kısıtlayan kabul edilemez
bir davranış olarak nitelendirilirdi SANAT
YÖNETMENLERİ KOVULDU... Manifesta yetkilileri yaptığı
açıklamada, Manifesta 6'nın Kıbrıs'ta yapılması
fikrinden vazgeçmek niyetinde olmamalarına rağmen, NFA'nın
"Manifesta"nın bu niyetini göz ardı ederek, kontratı
tek taraflı iptal edip sanat yönetmenlerini kovduğunu belirtti.
"Manifesta"nın amacının Kıbrıs'ta güven
ortamı sağlayarak, barışçıl bir diyalog
oluşturacak kültürel bir ortam yaratmak, sanat yönetmeni ve
sanatçıların bölgedeki değişik toplumlarla
işbirliğini geliştirerek, çok kültürlü bir ortam sağlamak
olduğu bildirildi Rum yönetimi,
"Manifesta 6" isimli sanat etkinliğini, Lefkoşa'nın
kuzeyini de kapsamasını engellemek amacıyla tek taraflı
iptal etti. Lefkoşa Rum Belediyesi ve Rum Eğitim ve Kültür
Bakanlığı yetkilileri, sanat etkinliğinin
Lefkoşa'nın her iki kesimini de kapsamasını öngören
kontratı imzalamasına rağmen sanat yönetmenlerinin
Lefkoşa'nın kuzeyinde atölye açmasını engellemek için
sözleşmeyi tek taraflı feshetti. Rum
yönetiminin bu tavrı "Manifesta" yetkilileri tarafından
sanat özgürlüğünü kısıtlayan kabul edilemez bir
davranış olarak nitelendirilirdi. Rum
liderliği daha önce de olimpiyat meşalesinin KKTC'ye geçmesini
engellemişti. Manifesta
6'nın amacı sanatçılar arası işbirliğini
sağlamak Uluslararası
bir sanat kurumu olan "Manifesta", 2004 yılında
aldığı kararla "Manifesta 6" adı altında
bu yıl düzenlenecek olan etkinliğini Lefkoşa'nın bütününde
gerçekleştirmeye karar verdi. "Manifesta 6"nın amacı
yerel ve bölgesel yapımcılar, sanatçılar ve entelektüel toplum
arasında güçlü ilişkiler sağlamaktı. Bu bağlamda
"Manifesta 6"nın Lefkoşa'nın her iki kesiminde de
gerçekleştirilmesine karar verildi. "Lefkoşa
Belediyesi" ve "Kıbrıs Kültür ve Eğitim
Bakanlığı"nın temsilcilerinden oluşan
"Nicosia for Art Limited" ile "Manifesta" arasında
bir anlaşma yapıldı ve NFA'ya " Manifesta 6"yı
yönetme görevi verildi. Ancak NFA
sözleşmede yer alan bazı zorunluluklara uymayı reddederek,
Lefkoşa'nın kuzeyinde atölye açılmasını ve
etkinliğe Lefkoşa'nın kuzeyinin de dâhil edilmesini engellemek
istedi. Manifesta
yetkilileri yaptığı açıklamada, Manifesta 6'nın
Kıbrıs'ta yapılması fikrinden vazgeçmek niyetinde olmamalarına
rağmen, NFA'nın "Manifesta"nın bu niyetini
gözardı ederek, kontratı tek taraflı iptal edip sanat
yönetmenlerini kovduğunu belirtti. "Manifesta"dan
yapılan açıklamada, "Manifesta"nın
amacının Kıbrıs'ta güven ortamı sağlayarak,
barışçıl bir diyalog oluşturacak kültürel bir ortam
yaratmak, sanat yönetmeni ve sanatçıların bölgedeki
değişik toplumlarla işbirliğini geliştirerek, çok
kültürlü bir ortam sağlamak olduğu bildirildi. Sanat
özgürlüğü engelleniyor "
Manifesta 6"nın Lefkoşa'daki otoriteler tarafından tek
taraflı iptali edilmesinin amacının Kıbrıslı
Türk ve Rum sanatçı ve entelektüellerin politik tepkilerini engellemek
ve onları izole etmek olduğunu belirten "Manifesta"
yetkilileri, bunun sanat özgürlüğünü engellemek anlamına
geldiğini vurguladı. "Manifesta"
yetkilileri, NFA'nın "Manifesta"yı yasaya
aykırı davranmakla suçlamasının haksız ve kabul
edilemez bir durum olduğunu belirtti. NFA'nın "Manifesta
6"yı engellemek istemesinin, kişisel ve sanatsal özgürlükleri
kısıtlamak olduğunu kaydeden "Manifesta" yetkilileri
bunu "tüm uluslararası kültürel gelenekleri yıkan bir
hareket" olarak tanımladı. Lefkoşa'nın
Avrupa Birliği üyesi bir ülke olmasına rağmen Avrupalı
bir sanat projesini desteklemek istemediğini belirten
"Manifesta" yetkilileri, bunun amacının sanat
yönetmenlerinin ve bağımsız bir Avrupa sanat kurumunun sesini
duyurmasını engellemek olduğunu söyledi. "Manifesta"
yetkilileri, bu durumu mahkemeye taşımaya karar verdiklerini
belirterek, bu kararı alma nedenlerini "Manifesta 6"yı
korumak, NFA'nın suçlamalarına karşı durmak ve sadece
kendi haklarını değil, Manifesta'ya katılan herkesin ve
özellikle üç sanat yönetmeninin haklarını korumak olarak
açıkladı. "
Manifesta"nın kar amacı gütmeyen bir kurum olduğunu
açıklayan yetkililer, kanuni haklarını aramak amacıyla
maddi kaynak oluşturmaya çalıştıklarını
belirterek, buna katkı koymak isteyen herkesi yardım ve
bağış yapmaya çağırdı. Konu ile
ilgili daha geniş bilgi vermek için dün saat 18.00'de Art Basel'de bir
basın toplantısı düzenlendi ve toplantıda
daha ayrıntılı bilginin www.manifesta.org/forum adresinden
temin edilebileceği kaydedildi. |
KIBRIS 15/06/06
Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik: Rum
vetosunu Klosterneuburg zirvesinde aştık
Avrupa
Birliği dönem başkanı Avusturya'nın
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Kıbrıs Rum
kesiminin vetosuna da atıfta bulunarak, ''Türkiye ile fiili müzakerelerde
ortaya çıkan veto krizini, daha önce Klosterneuburg
dışişleri bakanları zirvesinde varılan mutabakatla
aştığını'' söyledi.
AB dönem
başkanlığını yürüten Avusturya Başbakanı
Wolfgang Schüssel ile Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik,
''Bu yıl başından itibaren üstlendikleri AB dönem
başkanlığının başarılı olduğunu''
bildirdiler.
Brüksel'de
15-16 haziranda yapılacak ''dönem başkanlığı
kapanış zirvesi'' hakkında basını bilgilendirmek
amacıyla düzenledikleri ortak basın toplantısında Schüssel
ile Plassnik, ''Genişleme, güvenlik, enerji, anayasa, aday ülkelerle
müzakere sürecinin başlatılması gibi bir dizi konuyu dönem
başkanlığı sırasında ele
aldıklarını''
anımsatarak,
''çeşitli konuların kapsamlı ve şeffaf olarak
tartışmasını sağladıklarını''
belirttiler.
Başbakan
Schüssel, ''dönem başkanlığının
başarılı geçtiğini'' belirterek, ''Umarım 1 temmuzda
dönem başkanlığını bizden devralacak Finlandiya da
bizim kadar başarılı olur'' dedi.
Schüssel,
Finlandiya'nın bu yılın ikinci yarısında
üstleneceği dönem başkanlığı sırasında,
''Güvenlik, sınırların ortak korunması, Schengen
enformasyon sistemiyle entegrasyon konusunu gündeme getirerek güçlü bir
şekilde tartışmaya açacağını'' kaydetti.
Schüssel, bir
soru üzerine, Avusturya'nın dönem başkanlığında
yoğun tartışmaya açılan anayasa konusunun
sürdürüleceğini umduğunu belirterek, ''en iyi ihtimalle 2008
yılının ikinci yarısında Fransa'nın dönem
başkanlığı sırasında sonuç alınabileceğini''
söyledi.
Birliğe
yeni üyelerin alınmasındaki ''hazmetme kapasitesi'' koşulunun da
''yeni bir koşul olmadığını'' ifade eden Schüssel,
hazmetme koşuluna ilişkin, şunları söyledi:
''Bu koşul
da Kopenhag kriterleri arasında yer alıyor ve yeni bir deyim
değil. Avusturya'nın üyeliği sırasında da
uygulanıyordu. O zamanlar çok somut olarak
tanımlanmadığı için fazla dikkati çekmemişti.
Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi sırasında yeniden gündeme
gelince dikkati çekti. Biz, birliğin hazmetme kapasitesi konusunda
Komisyonun gerekli çalışmaları yaparak bunu somut bir
şekilde tanımlamasını isteyeceğiz.''
Kıbrıs
Rum vetosunun aşılması
Aday ülkelerden
Türkiye ve Hırvatistan ile fiili müzakerelerin başlamasından ve
ilk başlıkların açılıp kapatılmış
olmasından memnuniyet duyduğunu anlatan Dışişleri
Bakanı Ursula Plassnik, Kıbrıs Rum kesiminin vetosuna da
atıfta bulunarak, ''Türkiye ile fiili müzakerelerde ortaya çıkan veto
krizini, daha önce Klosterneuburg dışişleri bakanları
zirvesinde varılan mutabakatla aştığını''
söyledi.
AB üyesi 25
ülkeyle katılımı kesinleşmiş Bulgaristan ve Romanya
dışişleri bakanları, 27-28 mayısta başkent Viyana
yakınlarındaki Klosterneuburg kasabasında aynı ismi
taşıyan bir manastırda bir araya gelerek ''Avrupa'nın
geleceğini'' tartışmışlardı. Plassnik'in dünkü
açıklaması, Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye ile fiili
müzakereleri veto
edeceğini
Klosterneuburg toplantısı sırasında gündeme getirdiği,
ancak bu konunun basından gizlendiğine işaret ediyor.
Avusturya, AB
dönem başkanlığını 15-16 haziranda Brüksel'de
yapacağı zirveyle noktalarken, Finlandiya 1 temmuzdan itibaren
altı ay süreyle AB dönem başkanlığını üstlenecek.
KIBRIS 15/06/06
Askerin
AB desteği memnuniyet verici
Dışişleri
Bakanı, 'Reformlarda ve yeni Kıbrıs politikasında
TSK'nın payı var' derken askerden aldıkları desteği
bazı sivillerden alamadıklarını söyledi
15/06/2006
RADIKAL
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'ne tam üyelik için Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin verdiği destekten hükümetin memnun
olduğunu ve aynı desteği bazı sivillerden
alamadıklarını söyledi. Hükümet-asker ilişkilerinin yeniden
tartışmaya açıldığı bir dönemde gelen bu
açıklama, Türkiye'nin Kasım 2002 seçimlerinden bu yana AK Parti
hükümetleriyle geçirdiği bazı aşamalara ilişkin ilginç
bazı noktaları da açığa çıkarıyor.
Seçimlerin hemen ardından, Tayyip Erdoğan CHP'nin destek verdiği
Anayasa değişikliğiyle milletvekili seçilmeden önce
başbakanlık görevinde de bulunan Gül, aslında bu ve benzeri
sözleri daha önce ayrıntılara girmeden bazı meclislerde sarf
etmiş, ama yazılmaması kaydı koymuştu. Bu kaydı
ilk kez kaldırdı ve bazı ayrıntılar vererek
konuştu.
Ayrıntılara girmeden önce, Gül'ün Radikal'e yaptığı
açıklamaları aktaralım:
· "Türk Silahlı
Kuvvetleri'nin AB üyelik hedefi konusunda, reformlar konusunda çok önemli
desteği oldu ve oluyor. Bazı kişilerin düşüncesinin aksine,
reformların yapılması TSK desteği olmaksızın daha
zor olurdu. Bunda askerlerin stratejik vizyona sahip olmalarının
payı var. Dünyanın geleceğini, Türkiye'nin geleceğini ve
Türkiye'nin çıkarının nerede olduğunu
anlıyorlar."
Kıbrıs
örneği
· "Size bir
örnek vereyim. Türkiye'nin Kıbrıs politikasındaki
değişiklik, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin katkısı ile
mümkün olmuştur. O zaman biz gerek diplomat arkadaşlara, gerek
diğer arkadaşlarımıza kesin talimat vermiştik, 'Her
bir adımı atmadan önce mutlaka Genelkurmay ile irtibat içinde
olalım, hangi adımın atılacağı birlikte
belirlensin' diye."
· "Çünkü
kurumlar arasında farklı bakışlar olabilir,
doğaldır. Bunları ayrı ayrı oluşturup sonradan
birleştirmeye çalışmak yerine, baştan birlikte bir çizgi
oluşturmanın daha iyi olacağını düşündük.
Gerçekten de öyle oldu."
· "Bakın,
Kıbrıs konusundaki en önemli toplantılardan biri, 2003 başında
Burgenstock'ta yapılan toplantıdır. Sonraki gelişmeler
açısından belirleyici olmuştur. Bunu çok az kişi bilir, ama
o toplantıdaki heyetimizde Genelkurmay tarafından görevlendirilen bir
amiralimiz de vardı. Her bir aşama, her bir öneri o amiralimizin sayesinde
Genelkurmay ile irtibat içinde yapıldı."
Siviller de desteklese
· "TSK'dan
gördüğümüz desteği, yalnızca Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Hilmi Özkök'e bağlamak isteyenler de çıkıyor. Bu da
doğru değil. Aldığımız desteği kurum olarak
aldığımızı biliyoruz. Doğrusunu söylemek
gerekirse, AB sürecinde Silahlı Kuvvetler'den
aldığınız desteği, bazı sivillerden,
sivil kuruluşlardan da almak isterdik. Bazı sivil makamların,
kuruluşların AB sürecine daha fazla destek vermesini beklerdik."
Dışişleri Bakanı Gül, hangi sivil kişi ve makamlardan,
kuruluşlardan AB konusunda daha fazla destek almak isterdi? Bunu
açıkça söylemiyor. Ancak, Yüksek Öğrenim Kurumu yönetimi ile AB
süreci üzerine yaptığı bir toplantı ardından,
özellikle (önceki gün müzakereleri tamamlanan) Bilim-Araştırma
faslında YÖK ve üniversitelerin TÜBİTAK ve hükümet ile
işbirliğinden memnun olduğu biliniyor.
Zemin
arayışı mı?
Gül'ün kastettikleri arasında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
var mı? Açıkça söylemiyor. Sezer, konuşmalarında Türkiye'nin
AB hedefine destek veriyor. Acaba hükümetin aradan geçen üç küsur senede
Sezer'den AB konusunda isteyip alamadığı bazı özel
talepleri oldu mu? Bu, henüz bilinmiyor.
Ancak yargı alanında hükümetin Meclis'ten CHP yardımıyla
geçirdiği reformların uygulanmasında sıkıntılar
olduğu biliniyor. Yazarların, gazetecilerin yargılanması
hükümete, en çok da Dışişleri Bakanı olarak
eleştirilere yüz yüze muhatap olan Gül'e rahatsızlık veriyor.
Bir de Meclis gündemindeki yeni Terörle Mücadele Yasası düzenlemeleri var.
Gül bu konuda Lüksemburg'da AB yetkililerinden 'Geriye dönüş olmasın'
uyarıları aldı. Öte yandan TSK ve polisin bir yıla
yakındır süren talepleri var. Genelkurmay Başkanı Özkök'ün
Başbakan Erdoğan ile yaptığı son
toplantısında bu konunun gündeme gelmiş olacağı
tahminleri yapılıyor.
Gül'ün böyle bir açıklamayı böyle bir dönemde yapması da
anlamlı. Bunlar belki yalnızca içten gelen sözler, belki aynı
zamanda bir zemin
arayışı var. Yakında ortaya çıkar.
Kıbrıs
engel oluşturmamalı
Türkiye'nin AB
üyeliğiyle birlikte anılan Kıbrıs sorunu, anavatanlar
milliyetçilikten vazgeçmiş olsa da Güney Kıbrıs yüzünden
sürüyor. AB, Kıbrıs'ın Türkiye'yi engellemesine izin vermemeli
15/06/2006 (480
kişi okudu)
Oliver Miles
Türkçe
öğrenmek için iki yıl harcadım, Lefkoşa'da Kıbrıs
sorunuyla boğuşarak dört yıl geçirdim ve bir diplomat olarak da
Atina'da beş yıl yaşadım. Bu yüzden Türkiye'yle AB
arasındaki manevraları izlerken, kenarda durup, hakemi olmayan üç
taraflı tatsız bir maça tutuşmuş çocuklarını
seyreden bir anne gibi hissediyorum. En az üç sorunu barındıran bir
mesele bu: Türkiye ve Avrupa, Kıbrıs'ın kimliğine dair
mücadele ve AB'nin genişlemesi.
Türkiye bir asırdır Avrupa'yla ortak olmaya çalışıyor.
Son kuşak Türkler için bu gayret Avrupa'yla birleşme biçimini
aldı ve AB de Türkiye'nin nihai üyeliğini ilkesel olarak kabul etti.
AB'nin bu kararı bir akıl tutulmasıyla aldığına
kuşku yok, fakat Türkiye unutmaz. Ancak, Türkiye'nin AB'ye
katılımı ciddileştikçe, Avrupalılar 'Biz ne
yaptık' diye soruyor.
Türkiye'de, 20. yüzyılın ikinci yarısının büyük
bölümünde, Atatürk'ün Avrupalılık ve laiklik ideallerine
bağlı, fakat demokrasiye çok da bağlı olmayan orduyla,
büyük ölçüde Avrupa yanlısı, fakat beceriksiz bir siyasi
sınıf arasında mücadele yaşandı. Bu çatışma,
İslam'a dayanan, dersini iyi çalışmış görünen ve
ordunun bir deneme yapmasına izin vereceği kadar temiz bir siyasi
partinin işin içine girmesiyle çözüldü. AKP, Avrupa'ya katılmak
konusunda istekliydi. Bu arada biz de, 'yeni bir çağa girdik'; zira
artık hepimiz terörle küresel savaşa odaklanmıştık. Bu
savaş işleri değiştirince Avrupa'dan dışlanmaya
başlanan Türkiye, diğer komşularıyla
yakınlaştı.
Anavatanları
deprem barıştırmıştı
Kıbrıs'ın kaderiniyse, Yunanistan'la Türkiye arasındaki
diğer sorunların çözülmesi belirleyebilirdi; fakat Yunan
bağımsızlığı sonrası mübadeleyle hasar
almış bir maziydi söz konusu olan. Kıbrıs bu dönemde,
Britanya İmparatorluğu'nun parçası sıfatıyla derin
dondurucudaydı; adadaki Rumlarla Türkler, bir gün birbirlerini
öldüreceklerini tahayyül bile etmezdi. Adayı terk ettiğimizdeyse bu
fikri hemen benimsediler, bağımsızlıktan sonraki 10
yıl, Saraybosna'dan önceki en kanlı olaylara sahne oldu ve Rumlar ve
Türkler, tarihsel anlaşmazlıklara kafayı taktı. Yunanistan,
1996 gibi geç bir tarihte bile, Andreas Papandreu'nun popülist
şovenizminin etkisi altındaydı ve anavatanlar savaşın
eşiğine geldi.
Sonra anavatanlar, bu çılgınlığı arkalarında
bırakmanın yolunu bularak büyük bir övgüyü hak etti: Deprem
diplomasisi. Kostas Simitis ve Yorgos Papandreu sayesinde Yunanistan bugün
Türkiye'nin AB üyeliğini hararetle destekliyor.
Fakat Kıbrıs'ın, en azından Güney Kıbrıs'ın
inadı kırılmadı. Şöhretini Akritas örgütünün ikinci
lideri olduğu 1960'lardaki Türk-Rum çatışmasına borçlu yeni
devlet başkanı Tasos Papadopulos, kendini 'Kıbrıs
Helenizmi'nin lideri olarak görüyor. Türkiye ve Avrupa'nın geleceği
umurunda değil.
Önce Yunanistan, sonra Kıbrıs, sonunda da Türkiye'nin AB üyeliği
başvurularının gündemi işgal ettiği yıllarda, bu
sürecin Kıbrıs sorununa nihayet çözüm bulma fırsatı
sağlayacağı öne sürüldü. Bu gerçekleşmedi, zira AB
hantaldı, kararlı bir diplomatik rehberlikten yoksundu. Yunanistan ve
Kıbrıs'a, üyeliğin sorunun çözümüne bağlı olduğunu
kabul ettirmeye çalıştık. Fakat ikisi de kendi tezlerini kabul
ettirdi. AB uzlaşmayla çalışır, ama bu 'sevimli' diplomatik
ifade, herkesin veto hakkına sahip olduğunu söylemenin başka
yolu.
Göreceğiz. Avrupa, Türkiye'yle, insan hakları, demokrasiye
bağlılık, ekonomik reform gibi esaslı meselelerde müzakere
edebilecek mi?
Etse bile zor olacak, fakat bu bir kazan-kazan durumu; Yunanistan
örneğinde gördüğümüz gibi, Avrupa'nın faydalı etkisi var.
Kıbrıs vetosunun aşılıp Türkiye'yle fiili müzakerelere
başlanması, memnuniyet verici. Tabii ki böyle olacaktı, zira
kuyruk köpeği değil, köpek kuyruğu sallar. Özellikle de kuyruk,
yani Kıbrıs, bu kadar küçük, köpekse, yani Türkiye'nin Avrupalı
olup olmayacağı meselesi, bu kadar büyükken.
Üç taraflı futbol, işte böyle tehlikeli bir oyun. (Britanyalı
eski diplomat, 13 Haziran 2006)
RADIKAL 15/06/06
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:52 TSİ 16 Haziran 2006 Cuma
NEW
YORK - BM Güvenlik Konseyi, Barış Gücünün Kıbrıstaki
görev süresini, rutin biçimde 6 ay daha uzattı. Oybirliği ile
alınan kararla BM Barış Gücü 15 Aralıka kadar görevde
kalacak.
Konseyin toplantısı öncesinde basına konuşan BM
Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrısta durum Rum kesiminin AB üyesi
olması ve Türkiyenin de ABye katılmak istemesi nedeniyle daha da
zorlaştı. Geçen hafta ortaklık anlaşmasının yeni
10 üyeye uygulanması konusunda yaşanan tartışmaları
hepiniz izlediniz. Müzakere yaparken bir ülkenin kulübe üye olması,
diğerinin de kulübe girmeye çalışması, durumu
kolaylaştırmıyor. Samimi olarak söyleyim, bu durum
Kıbrıstaki süreci daha da karmaşık hale getirdi dedi.
Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambari yi çok yakında bölgeye yollayacağını
kaydeden Annan, Gambarinin hem Adada hem de Türkiye ve Yunanistanda temaslar
yaptıktan sonra kendisine rapor vereceğini ve o noktada müzekereler
için atılacak adımların kararlaştırılacağını
söyledi.
Genel Sekreter, Kıbrısta çözüm için müzakereleri başlatmak
istediğini, ancak bunun için tarafların da istekli olması
gerektiğini kaydetti. Annan, Rum lider Papadapulos ile Mehmet Ali
Talatın birbirlerine çok yakın mesafede yaşamalarına rağmen,
iki yıldır biraraya gelmediklerini de hatırlattı.
10 yıldır BM genel sekreteri olan ve Aralık sonunda görevi
bırakacak olan Annan, Göreve başladığınızda
Kıbrısı çözeceğinizi söylemiştiniz diyen bir
gazeteciye diğer BM genel sekreterlerine oranla Kıbrısta çözüme
en çok kendisinin yaklaştığını söyledi. Annan,
Aralık sonuna dek çözüm sözü vermeyeceğini de belirtti.
|
NTV
Güncelleme: 10:05 ET 16 Haziran 2006 Cuma
BRÜKSEL
- Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Türkiyenin limanlarını Rum
Kesimine açması gerektiğini, aksi takdirde üyelik sürecinin
kesintiye uğraması riskiyle karşı karşıya
olduğunu söyledi.
Birliğin Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı
Schüssel de, Ankaranın limanlarını açması için yıl
sonuna kadar süresi olduğunu hatırlattı ve Eğer
Erdoğanın açıklamaları doğruysa, sorun
yaşanabilir dedi.
Schüssel, bir Türk gazetecinin BM Genel Sekreteri Kofi Annanın Rum
tarafının AB üyesi olmasının Kıbrısta çözümü
zorlaştırdığı şeklindeki
açıklamasını nasıl değerlendirdiğini sorması
üzerine, buna ihtimal vermediğini ve şaşkınlıkla
karşıladığını söyledi ve Kıbrıs Rum
kesiminin ABye girmesinin çözümü kolaylaştıracağı
düşüncesiyle hareket ettiklerini iddia etti.
Brükseldeki zirvenin sonuç bildirgesinde de Ankaraya güçlü uyarılar
çıktı. Türkiye paragrafında, Ankaradan, limanlarını
Rum Kesimine açması anlamına gelen yükümlülüklerini bu yıl
içinde yerine getirmesi isteniyor.
Ayrıca Sorunların barışçıl çözümüne
engelleyecek her türlü eylemden kaçınılmalı ifadesiyle,
Egedeki it dalaşları konusunda Ankaraya mesaj gönderiliyor.
Schüssel, zirve sonundaki toplantıda ise birliğin hazmetme
kapasitesini üyelik kriteri yapmaktan vazgeçeceklerini söyledi.
Hazmetme kapasitesi başta Türkiye olmak üzere yeni üyelerin birliğe
katılımını güçleştirmek üzere ortaya
atılmış bir kavram olarak eleştiriliyordu.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 17:29 TSİ 16 Haziran 2006 Cuma
İSTANBUL
- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine (KKTC) karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadıkça
bir adım atmayacaklarını söyledi. İSO Meslek Komiteleri
toplantısında konuşan Erdoğan, Bunlar Kıbrısta
limanları verecekler, ek protokolü imzalayacaklar gibi çirkin muhalefet
içine girmek yanlış. Yapılan yorumlar hoş değil.
KKTCye karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece
ne ek protokol, ne limanlar, ne havaalanları konusunda birşey
beklemeyin diye konuştu.
Kıbrıs
konusunda Türkiyenin ve KKTCnin üzerine düşenleri
yaptığını kaydeden Erdoğan, Annan Planına
destek verdik, KKTC bu palana evet dedi. Siz Annan Planına hayır
diyeni ödüllendirdiniz, evet diyeni cezalandırdınız.
Cezalandırmaya devam ediyorsunuz. Çok açık söylüyorum, müzakereler
durursa durur. Bize karşı olumlu yaklaşana biz de olumlu
yaklaşacağız. Bu medeniyette asla ezmek yok, adalet var dedi.
Siyaseti ekonominin önüne geçirmek gibi bir anlayışlarının
olmadığını belirten Başbakan, Ülkeyi kavramlar
kargaşasındaki bir gerginliğe itmemek gerekiyor. Gündemi olmayanlar
gündem oluşturuyor. İftira et tutmasa da iz bırakır
mantığıyla iş yürütüyor. Hükümeti zan altında
bırakma mantığı var değerlendirmesinde bulundu.
İŞADAMLARI
BİZE DESTEK VERMELİ
İşadamlarıyla dayanışma içinde olarak sorunlara
birlikte çözüm bulmaları gerektiğini belirten Erdoğan sözlerini
şöyle sürdürdü: Ne kadar zamanda nasıl çıkarız, beraber
olgunlaştırmak zorundayız. El ele dayanışma
içerisinde. Burada endişeye kapılmaya gerek yok, hedeflerden
sapmayacağız. Panikleme bu tür durumlarda aleyhte olur.
Aklıselim ile oturup çözümü bulmaya çalışacağız.
İşadamları bize destek vermeli.
Ekonominin kırılganlığının
azaldığını ifade eden Erdoğan, daha önce krize neden
olan dalgalanmaların ekonominin istikrarını
sarsmadığını vurguladı.
"Yıl sonuna kadar limanlarınızı
açın"
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da Türkiye'yi
uyardı
16 Haziran, 2006 14:46:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang
Schüssel, Türkiye'nin AB'ye karşı yükümlüklerini yerine getirerek bu
yıl içinde limanlarını Kıbrıs Rum gemi ve
uçaklarına açması gerektiğini, aksi takdirde bunun sorun
oluşturacağını söyledi.
Brüksel'deki
iki günlük AB Zirvesi'nin ardından Avusturya Başbakanı Schüssel
ise, "bu yıl içinde Türkiye'nin yükümlülüğünü yerine getirmesini
ve Ankara Anlaşması'na uygun hareket etmesini bekliyoruz" dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu sabahki
açıklamalarının hatırlatılması üzerine
de Schüssel, "eğer Erdoğan'ın söylemi doğruysa bu
bir sorun oluşturur" ifadesini kullandı.
Schüssel, Türkiye'nin imzaladığı Ek Protokol uyarınca
Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına liman ve
havaalanlarını açması gerektiğini belirterek, ''yükümlülüğünü
yerine getirmezse sonuçları olacaktır fakat (bu sonuçları)
şimdiden söylemek doğru olmaz'' ifadesini kullandı.
Başbakan Erdoğan, KKTC'ye yönelik izolasyonlar kalkmadıkça
Türkiye'nin Ek Protokol ve limanlar konusunda adım
atmayacağını söyledi. Erdoğan, ''müzakereler durursa durur,
biz kazan kazan anlayışına göre hareket ederiz'' demişti.
Avusturya Başbakanı Schüssel ayrıca, hazmetme kapasitesinin yeni
üyeler için kriter olmayacağını açıkladı.
"Beş milyonluk Hırvatistan sorun olmaz"
Bir gazetecinin, 'aday ülkenin bütün yükümlülükleri yerine getirmesi ve AB'nin
hazmetme kapasitesinin uygun olmaması durumunda ne
olacağını Hırvatistan örneğini vererek sorması
üzerine Schüssel, '500 milyonluk kıtanın 5 milyonluk
Hırvatistan'ı hazmetmesinde sorun yaşanmayacağını'
ifade etti.
AB Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı Schüssel, bir Türk
gazetecinin 'BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Rum tarafının AB
üyesi olmasının Kıbrıs'ta çözümü
zorlaştırdığı' şeklindeki
açıklamasını nasıl değerlendirdiğini sorması
üzerine, buna ihtimal vermediğini ve şaşkınlıkla
karşıladığını kaydederek, Kıbrıs Rum
kesiminin AB'ye girmesinin çözümü kolaylaştıracağı
düşüncesiyle hareket ettiklerini iddia etti.
Chirac'tan Türkiye'ye uyarı
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da, Türkiye'nin
limanlarını açmaması halinde üyelik sürecinin riske
gireceğini söyledi ve "Türkiye AB'ye karşı yükümlülüklerine
saygılı olmalıdır" dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, AB'nin genişlemesi alanında
Fransa'nın gündeme taşıdığı 'hazım gücü'
unsurunun aday ülkelerin önüne yeni bir koşul olarak
çıkarılmayacağını söyledi.
Chirac, AB'nin hazım yetenekleri konusunda AB Komisyonu'ndan öneriler
istendiğini, olanakların ve genişleme sonuçlarının
neler olacağının belirleneceğini belirtti.
Chirac, Almanya'nın gelecek yıl başlayacak dönem
başkanlığında bu konuda 'trenin raylarına
oturtulacağını', 2008 sonunda Fransa dönem
başkanlığında da somut kararlarla konunun
sonuçlandırılacağını belirtti.
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
AB
ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum kesiminin
tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda
başlamıştı.
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp
kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi'nde
aşılmıştı.
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen
Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne
katılma kararı almıştı.
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açılmıştı.
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık
Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi
vurgulanmıştı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı
deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili
müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk
liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde
başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere
başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ta diretmesi krize neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
|
ANNAN'DAN KKTC'YE DESTEK |
|
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Türkiye'nin hala AB üyeliği
için çalıştığı sırada birliğe 2004'te
Kıbrıs Rum kesiminin girmesinin, Kıbrıs sorununun
çözümüyle ilgili süreci daha da zorlaştırdığını
söyledi. Annan, bu yıl sonunda görev süresinin bitmesinden önce
Kıbrıs sorununun büyük olasılıkla çözülemeyeceğini
belirterek, ''siz müzakereler yaparken, bir ülkenin kulüpte yer alması,
diğerinin de bu kulübe girmeye çalışması durumu
kolaylaştırmıyor'' dedi. Annan, Kıbrıs sorununda
çözüme her zamankinden daha fazla yaklaştığının
kabul edilmesi gerektiğini, ancak sorunu çözemediklerini söyledi. Gümrük
Birliği Anlaşması'nın Rum kesimi dahil 10 yeni üyeyi
kapsayacak şekilde genişletilmesiyle ilgili ek Protokolün
uygulanması konusundaki tartışmanın geçtiğimiz hafta
görüldüğüne işaret eden Annan, ''siz müzakere yaparken kulüpte yer
alan bir ülkeniz var ve diğeri de kulübe girmeye çalışıyor,
bu da durumu kolaylaştırmıyor. Tamamen samimi olarak, bu
durumun süreci zorlaştırdığını
düşünüyorum'' diye konuştu. |
CNN TURK 16/06/06
Erdoğan'dan AB'ye 'Kıbrıs' tepkisi
16 Haziran, 2006 12:27:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye yönelik izolasyonlar
kalkmadıkça Ek Protokol ve limanlar konusunda adım
atılmayacağını söyledi. Erdoğan, ''müzakereler durursa
durur, biz kazan kazan anlayışına göre hareket ederiz'' dedi.
İstanbul
Sanayi Odası toplantısına katılan Başbakan
Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine değindi.
Kıbrıs konusunda hükümete yapılan muhalefetin çirkin
olduğunu belirten Erdoğan, "siz Annan Planı'na 'hayır'
diyen Rumları ödüllendirdiniz...'Evet' diyenleri ise
cezalandırdınız ve hala devam ediyorsunuz. Bu adalet
anlayışına karşısıyız" dedi.
Başbakan Erdoğan, "bunların hepsini AB'ye tek tek söyledik.
Bize olumsuz yaklaşana biz de olumsuz yaklaşacağız"
diye konuştu.
İzolasyonlar kalkmadan limanların açılmasının söz
konusu olmadığını belirten Erdoğan, "biz 'kazan
kazan' esasında hareket ederiz. Bunun aksi, adalet
anlayışımızla bağdaşmaz. Bizim medeniyetimizde
ezmek yok, adalet var" ifadesini kullandı.
Türkiye'nin şu anda bir taraftan tarama sürecini yürütürken, bir taraftan
da bilim araştırmada aç-kapayı gerçekleştirdiğine
işaret eden Erdoğan, ''sağır duymaz uydurur kabilinden
hemen (efendim bunlar Kıbrıs'ta limanları verecekler,
havaalanlarını açacaklar, şunu yapacaklar, ek protokolü
imzalayacaklar) gibi çirkin muhalefetin içerisine girmek çok yanlış''
diye konuştu.
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum
kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda
başlamıştı.
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp
kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi'nde
aşılmıştı.
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen
Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne
katılma kararı almıştı.
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açılmıştı.
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık
Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi
vurgulanmıştı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı
deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili
müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği belirtiliyordu.
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk
liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde
başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere
başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ta diretmesi krize neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
Erdoğan'a
jet yanıt
BRÜKSEL, (DHA)
Erdoğan'ın 'Müzakereler durursa dursun' sözleri Brükselde
düzenlenen AB Hükümet ve Devlet Başkanları zirvesinde bomba etkisi
yarattı. AB Dönem Başkanı Wolfgang Schüssel,
"Erdoğan'ın sözleri doğruysa sorun çıkar" derken
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da limanların
açılmaması halinde üyeliğin riske gireceğini
vurguladı.
Brükselde
2 gün süren zirvenin ardından düzenlenen basın
toplantısında Dönem Başkanı Avusturyanın
Başbakanı Wolfgang Schüssel, Dışışleri
Bakanı Ursula Plassnik ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barroso kameraların karşısına geçti. Schüssel burada
yaptığı açıklamada Avrupa Birliğinin hazmetme
kapasitesini genişleme kriteri olmaktan çıkarma kararı
aldığını belirtti. Schüssel, AB içinde genişlemeden
kuşku duyan bazı kimselerin hazmetme kapasitesi konseptini
genişlemeyi yavaşlatmak ya da durdurmak amacıyla
kullandığını ve bu konuyu kendi ülkelerinde anket konusu
yaptıklarını söyledi. Schüssel, "AB Komisyonu konu
hakkında yıl sonunda bir rapor hazırlayarak bunu bir kriter
olmaktan çıkaracak" dedi.
TÜRKİYE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YIL SONUNA KADAR YERİNE
GETİRMELİ
Basın toplantısında Kıbrıs konusuna da değinen
Schüssel, "Ankara Protokolü gereği Türkiye Kıbrıs
konusundaki yükümlülüklerini bu yıl sonuna kadar yerine getirmelidir"
şeklinde konuştu. Türkiyenin Kıbrıs Rum Yönetimine liman
ve havaalanlarını bu yıl açması gerektiği
şeklinde açık bir yükümlülüğü olduğunu savunan Schüssel,
bunun reddedilmesi durumunda problem olacağını söyledi.
Schüssel, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın KKTCye yönelik
izolasyanlar kalkmadığı sürece bu konuda adım
atılmayacağı şeklindeki sözleriyle ilgili olarak da
"Erdoğanın bu sözleri doğruysa büyük sorun olur"
dedi.
CHIRAC: TÜRKİYENİN ÜYELİĞİ RİSKE
GİRER
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da Schüssele parelel olarak
Türkiyeye sert bir mesaj gönderdi. Zirvenin ardından basın
mensuplarının sorularını yanıtlayan Chirac Türkiyenin
limanlarını açmaması durumunda ABye tam üyeliğinin riske
gireceğini savundu. Chirac, "Yükümlülükleri yerine getirmeliler.
Bilhassa Kıbrıs (Rum) mallarının limanlara gelmesi
konusunda. Yerine getirmezlerse kapasitenin genişleme yönünde büyümesi
sorgulanır" dedi.
Brükseldeki AB Zirvesinde İngiltere, İtalya, İsveç ve
Macaristan liderleri hazmetme kapasitesi kavramının aday ülkelere
yanlış mesaj verdiği gerekçesiyle
kaldırılmasını istediler. Bu öneriye karşı
çıkan Fransa diğer AB üyesi ülkeleri ikna etmeyi
başaramayınca karar oy çokluğuyla kabul edildi. Karar, Avrupa
Komisyonunun gündemine alındı ve Komisyonun yıl sonunda
hazırlayacağı raporda bu konuya yer verilerek uygulamaya
konulacağı belirtildi.
HURRIYET 16/06/06
Erdoğan:
Kıbrıs için müzakere durursa durur
ANKA
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye 'Kıbrıs' konusunda
sert eleştiriler yönelterek, ''izolasyonlar kalkmadıkça Ek Protokol
ve limanlar konusunda adım atmayız. Müzakereler durursa durur dedi.
İstanbul Sanayi Odası toplantısına
katılan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği
üyeliğine değindi.
Türkiye'nin şu anda bir taraftan tarama sürecini yürütürken
bir taraftan bilim araştırmada aç kapayı
gerçekleştirdiğini söyledi. "Sağır duymaz
uydurur" diyen Erdoğan, "Kıbrıs'ta limanları
verecekler. Havalimanlarını açacaklar. Şunu yapacaklar, ek
protokolü imzalayacaklar" gibi "çirkin muhalefetin" içerisine
girmenin çok yanlış olduğunu vurguladı. Bu iktidarı
tanıyanların çok iyi tanıdığını
tanımayanların da tanımamakta direndiğini ifade eden
Erdoğan şöyle konuştu:
"Biz herkese, AB'nin 25 üyesine, dönem başkanları
da dahil Kıbrıs'a karşı uygulanan izalasyonlar
kalkmadığı sürece bizden ne Ek Protokol, ne havalimanı,
limanlar konusunda bir şey beklemeyiniz. Bunu çok açık net söyledik.
Çünkü biz garantör ülke olarak Kıbrıs'ta yapmamız gerekenleri
yaptık. Bizden ne istediniz, Annan Planına destek. Biz bu
desteği verdik. Kuzey Kıbrıs'tan ne istediniz. Annan
Planına evet. Kuzey Kıbrıs destek verdi. Güney Kıbrıs
ne dedi 'Hayır' dedi. Siz Annan Planına hayır diyeni
ödüllendirdiniz, Annan Planına evet diyeni cezelandırdınız.
Hala cezalandırmaya devam ediyorsunuz. Biz bu adalet
anlayışına karşıyız"
"MÜZAKERELER DURURSA DURUR"
Erdoğan, konuşmasının devamında ne
havalimanlarında ne limanlarda izolasyonlar kalkmadıkça, bir
adım atmayacaklarını ifade ederek, "Bunu herkesin böyle
bilmesi lazım. Ek Protokol konusunda da aynı şekilde. 'Ay
efendim müzakereler durur.' Çok açık söylüyorum. Durursa durur. Bize karşı
olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşırız" diye
konuştu.
Kıbrıs konusunda hükümete yapılan muhalefetin
çirkin olduğunu belirten Erdoğan, "siz Annan Planı'na
'hayır' diyen Rumları ödüllendirdiniz...'Evet' diyenleri ise
cezalandırdınız ve hala devam ediyorsunuz. Bu adalet
anlayışına karşısıyız" dedi.
HURRIYET 16/06/06
AB, Türkiyeye Kıbrıs
uyarısını sertleştirdi
Hürriyet İnternet
Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin devlet ve hükümet
başkanlarının katıldığı zirvenin sonuç
bildirgesi taslağında, Türkiyeye Kıbrıs konusundaki
uyarıları sertleştirildi.
Brüksel'den yayın yapan "ABHaber.com" haberine
göre, son taslakta AB, yıl sonunda Türkiyenin Kıbrıs konusunda
yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği konusunda bir
değerlendirme yapacağının altını güçlü ifadelerle
çizdi.
Eylül 2005te yapılan Kıbrıs karşı
deklerasyonuna gönderme de yapılan ifade, önceki taslak belgede yer
almıyordu.
ABnin anımsattığı yükümlülükler, 21 Eylül
2005teki AB Kıbrıs deklerasyonunda yer aldığı gibi,
Türkiyenin Rum yönetimi ile ilişkilerini normalleştirmesi ve hava ve
deniz limanlarını açmasını içeriyor. Deklerasyon
ayrıca, Türkiyenin müzakere sürecinde Rum yönetimini tanıması
ifadesine de yer veriyor.
Bugünkü AB zirvesinin taslak belgesine giren bir diğer ifade
de Ege konusunda Türkiyenin sorunların barışçıl çözümüne
olumsuz etkileyecek anlaşmazlıklardan kaçınması
gerektiği oldu.
HURRIYET 16/06/06
Annan: AB, Kıbrıs'ı
karmaşık hale getirdi
NEW YORK(ANKA)
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan,
Kıbrıs müzakere sürecinin, Kıbrıs'ın AB üyesi
olması, Türkiye'nin ise birliğe katılmak istemesi nedeniyle daha
da karmaşık hale geldiğini söyledi.
New York'taki BM merkezinde basın toplantısı
düzenleyen Annan, Kıbrıs Rum Kesiminin AB'ye katılması ve
Türkiye'nin üyelik hedefinin Kıbrıs müzakere sürecini
karmaşıklaştırdığını belirtti. Annan
şöyle dedi:
"Geçen hafta Gümrük Birliğinin Kıbrıs'ı (Rum Kesimi)
da içine alacak şekilde 10 ülkeye genişletilmesine ilişkin
tartışmayı gördünüz. İşte müzakere yaparken bir ülke
kulübe üye, diğeri ise o kulübe üye olmaya çalışıyorsa, bu
unsur müzakereyi daha kolay hale getirmiyor. Dürüst konuşmak gerekirse, bu
durum süreci daha da karmaşık hale getirdi."
YARDIMCISINI BÖLGEYE GÖNDERECEK
BBC'ye göre, basın toplantısı sırasında
Kıbrıs görüşmelerini yeniden başlatabilmek için Türk ve Rum
tarafların sözleri ile eylemleri arasındaki boşluğun
kapanmasını beklediğini belirten Annan, bu konuda nabız
yoklamak üzere siyasi işlerden sorumlu yardımcısı
İbrahim Gambari'yi kısa süre içinde Kıbrıs, Yunanistan ve
Türkiye'ye göndereceğini de açıkladı.
"KIBRIS BU YIL ÇÖZÜLMEZ"
Annan, Papadopulos'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın birbirlerine çok yakın oturmalarına rağmen iki
yıldır bir araya bile gelmediğine dikkat çekerek
Kıbrıs sorununu görev süresinin sona ereceği Aralık sonuna
kadar çözmek konusunda söz veremeyeceğini belirtti.
BARIŞ GÜCÜNÜN GÖREV SÜRESİ UZATILDI
Öte yandan BM Güvenlik Konseyi, dün oybirliğiyle aldığı
kararla adadaki BM Barış Gücü'nün görev süresini altı ay daha
uzattı. Konsey, ayrıca kapsamlı bir çözüm için müzakerelerin yeniden
başlaması yolunda ilerleme çağrısında bulundu.
Konsey'in geçici üyelerinden Yunanistan'ın BM daimi temsilcisi Adamantios
Vassilakis ise, oylamadan sonra söz alarak Konsey'in bu ifadesinin, BM'in
çabalarının hedefi, kapsamı ve zemini hakkında yeterince
açık ve güçlü bir mesaj vermediğini savunarak, bunun
açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Yunan tarafı ayrıca, Kıbrıs Türkleri ve Rumlarına
"iki taraf" olarak atıf yapılmasına da karşı
çıktı. Bu ifadeyi oylamadan önce taslaktan çıkartan Yunan
büyükelçi, müzakerelerin "iki toplum" arasında
yapılması zorunluluğunun yeniden teyit edilmesi gerektiğini
kaydetti.
HURRIYET 16/06/06
|
RUMLAR ANNAN'IN AÇIKLAMASINA TEPKİLİ |
|
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, (Güney) Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Kıbrıs konusunda durumu daha da karmaşık hale getirdiği yönündeki açıklaması, Rumların yoğun tepkisine neden oldu. Rum basın haberlerine göre, Annan'ın, (Güney) Kıbrıs'ın şimdi AB üyesi olması ve Türkiye'nin de AB üyesi olmaya çalışması nedeniyle, Kıbrıs konusunda durum daha da karmaşık hale geldi yönündeki açıklaması, Güney Kıbrıs'ta şok etkisi yarattı. Haberlerde, Annan'ın açıklamasının, ayrıca BM Barış Gücünün görev süresinin uzatılmasıyla ilgili son hafta içinde Güvenlik Konseyindeki zıtlaşmaların mevcut kötü atmosferi daha da ağırlaştırdığı ve Kıbrıs konusunda müzakerelerin yeniden başlatılması çabasının tamamen havada kaldığı yorumu yapıldı. Fileleftheros gazetesi, BM merkezindeki diplomatik bir kaynağın genel sekreterin demecini tamamen kabul edilmez olarak nitelediğini öne sürdü ve bu kaynağın, BM Genel Sekreteri, müzakerelerin yeniden başlaması için 'Kıbrıs'ın AB üyeliğini iptal etmesi gerektiğini mi ima ediyor? Görev süresi sona yaklaştıkça, gerçek yüzünü gösteriyor diye konuştuğunu aktardı. |
HURRIYET 16/06/06
Schüssel: Rumları haklı buluyorum
TÜM
ÜYELERİNİ TANIMADIĞINIZ BİR KULÜBE ÜYE OLAMAZSINIZ"...
AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Schüssel,
Rumların Türkiye'nin fiili müzakerelerini engelleme tehdidine sempati
duyduğunu belirterek, "Kıbrıslıların haklı
olduğu bir nokta var. Tüm üyelerini tanımadığımız
bir kulübe katılamazsınız" dedi
Türkiye'nin AB
üyeliğine sıcak bakmayan AB Dönem Başkanı
Avusturya'nın Başbakanı Wolgang Schüssel, Rumların
Türkiye'nin fiili müzakerelerini engelleme tehdidine sempati duyduğunu
belirterek, "Kıbrıslıların haklı olduğu bir
nokta var. Tüm üyelerini tanımadığımız bir kulübe
katılamazsınız" dedi.
Wolfgang
Schüssel, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamalarda,
AB Zirvesi ve Avrupa Anayasası gibi konuların yanı sıra
Türkiye ile fiili müzakerelerin açılmasında
karşılaşılan sorunları da değerlendirdi.
Financial
Times'e göre, Türkiye'nin üyeliği konusunda çok kuşkulu olduğunu
ortaya koyan Schüssel, açıklamalarında Rumların pozisyonunu
destekleyen bir tutum sergiledi.
Rumların
Türkiye'nin fiili müzakerelerinin açılmasını engelleme tehdidine
sempati duyduğunu ifade eden Schüssel, "Rumların haklı
olduğu bir nokta var. Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin tüm üyelerini
tanıması gerekeceğini beklemeleri doğal. Tüm üyelerini
tanımadığımız bir kulübe
katılamazsınız" şeklinde konuştu.
Avusturya
Başbakanı ayrıca, yeni bir genişlemeden önce AB'nin
hazmetme kapasitesine güçlü bir vurgu yapılmasından yana
olduğunu belirterek, "İlk kez olarak hazmetme kapasitesinin ne
demek olduğunu belirtmeliyiz. Bu kriter, bunun maliyetinin kimin
tarafından karşılanacağının önceden açık ve
şeffaf bir biçimde netleşmesi olmalı" dedi
KIBRIS 16/06/06
AB Dönem
Başkanı Avusturya'nın "Avrupa Tarihi" sergisinde
skandal
BAŞBAKAN
SOYER'İN FOTOĞRAFINA KARARTMA... AB Dönem Başkanı Avusturya
tarafından Viyana'da açılan 'Avrupa Tarihi' sergisinde Türkiye ve
Kıbrıs Türklerine yönelik aşağılayıcı
fotoğraflar tepki topladı. Serginin devlet ve hükümet başkanlarının
tanıtıldığı bölümünde Kıbrıs Rum lideri
Papadopulos'un fotoğrafı yer alırken, Başbakan Soyer'in
fotoğrafının üzeri bir kağıt ile örtülü bulunuyor
AVRUPALI
PARLAMENTERLERDEN TEPKİ... AP Sosyalist Grup üyesi Swoboda
Avusturya'nın Türkiye ve Türklere yönelik önyargılı ve
dışlayıcı tutumunu eleştirirken, bunda
yazılı ve görsel medyanın da büyük sorumluluğu
olduğunu vurguladı. Avrupa Liberal Partisi'nin Avusturya'daki gençlik
kolları Genel Sekreteri Kyrill Lapin de Avusturya'da Türkiye konusunda
siyasiler tarafından gündeme taşınan söylemlerin
önyargılı ve çoğu kez gerçeklerle hiç bir alakası
olmadığını söyledi
Avrupa
Birliği (AB) Dönem Başkanı Avusturya tarafından Viyana'da
açılan "Avrupa Tarihi" sergisinde Türkiye ve Kıbrıs
Türklerine yönelik aşağılayıcı fotoğraflar tepki
topladı.
ABHaber'e göre,
serginin devlet ve hükümet başkanlarının
tanıtıldığı bölümünde Kıbrıs Rum lideri
Tasos Papadopulos'un fotoğrafı yer alırken, Başbakan Ferdi
Sabit Soyer'in fotoğrafının üzeri bir kağıt ile örtülü
bulunuyor. Türkiye'nin bulunduğu bölümde ise özellikle Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ı Sudan'da Arap Ligi zirvesinde gösteren fotoğraf
yer alıyor.
Türklerin
Avrupalı kimliğine sahip olmadığını ima eden
fotoğraflar, Avusturya başta olmak üzere Avrupa'daki bazı
çevrelerin Türkiye'ye yönelik bilgisizliğini ve önyargılı
yaklaşımını gözler önüne sergiliyor.
Avusturya ile
birlikte Danimarka, Hollanda ve Fransa, Türklere yönelik önyargının
en fazla görüldüğü ülkeler.
Bu tablo AB
genelini yansıtmasa da, özellikle böylesine önyargılara sahip
Avusturya'nın Dönem Başkanlığını üstleniyor
olması, Türkiye'nin müzakere sürecine olumsuz yansıyor.
Viyana'daki
sergi, 8 Mayıs'ta Avusturya Başkanı Wolfgang Schüssel
tarafından törenle açılmıştı.
Türkiye'nin
üyeliğine karşı büyük direnç gösteren Schüssel, son olarak
Financial Times'a verdiği demeçte Türkiye'nin AB üyeliğini
sorgularken, Rumların politikalarına destek açıklıyor.
Sosyalist
parlamenterden tepki
Avrupa
Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup üyesi Hannes Swoboda Avusturya'nın
Türkiye ve Türklere yönelik önyargılı ve
dışlayıcı tutumunu eleştirirken, bunda
yazılı ve görsel medyanın da büyük sorumluluğu
olduğunu vurguladı.
"Böyle
taraflı ve önyargılı yaklaşımlar, yazılı ve
görsel basındaki Türkiye karşıtı yayınlar olursa,
tabii ki toplumun yüzde 80'i Türkiye'ye muhalif olur" diyen Swoboda, bir
kısım Avusturyalı sosyal demokratların da Türkiye konusunda
yanlış yolda olduklarını söyledi.
Avusturyalı
Liberaller de hoşnutsuz
Avrupa Liberal
Partisi'nin Avusturya'daki gençlik kolları Genel Sekreteri Kyrill Lapin de
ABHaber.com'un sorularını yanıtlarken, Avusturya'da Türkiye
konusunda siyasiler tarafından gündeme taşınan söylemlerin
önyargılı ve çoğu kez gerçeklerle hiç bir alakası
olmadığını söyledi.
Lapin'in
Avusturya'nın gerçekte AB genişleme sürecinden en fazla yararlanan
ülke olduğunu dile getirmesi de Viyana'daki siyasi arenadaki
şahsiyetlerin Türkiye konusunda samimiyetsizliklerini ortaya koyuyor.
Tek destek
Yeşillerden
Avusturya'da,
Yeşiller dışında Meclis'teki tüm siyasi partiler Türkiye'ye
mesafeli yaklaşıyor. Avrupa genelinde Türkiye'ye destek veren sosyal
demokrat partiler ise, Avusturya'da Türkiye'nin üyeliğine eleştirel
tutum takınıyor. Sosyal Demokratlar, söylemde insan
haklarını öne sürürken, gözlemcilere göre temelde Türkiye'nin
çoğunluğu Müslüman bir ülke olması temel etken.
Avusturya'da
Türkiye karşıtlığının
bayraktarlığını ise Joerg Haider'in AÖP'den ayrılan
yeni partisi "Avusturya'nın Geleceği İçin Birlik"
yapıyor.
Avusturya
siyasetinin Türkiye karşıtlığı, Avrupa
Parlamentosu'nda kendisini gösteriyor. 17 Aralık 2004'ten önce AP'de
"Türkiye ile müzakerelerin başlaması" için yapılan
oylamada onsekiz Avusturyalı AP üyesinin onbeşinin ret verdiğini
hatırlamakta yarar var.
KIBRIS 16/06/06
Juncker:
Üyelik için Kıbrıs çözülmeli
Lüksemburg
Başbakanı Jean-Claude Juncker, Türkiye'nin AB üyeliği için
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiğini belirterek,
"Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine
bu yıl içerisinde açmadığı takdirde, AB'nin Türkiye ile
üyelik müzakerelerini durdurması gerektiği" görüşünü
savundu
Lüksemburg
Başbakanı Jean-Claude Juncker, Türkiye'nin AB üyeliği için
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiğini belirterek,
"Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine
bu yıl içerisinde açmadığı takdirde, AB'nin Türkiye ile
üyelik müzakerelerini durdurması gerektiği" görüşünü
savundu.
Reuters, bu
açıklamanın, bazı AB üyesi ülke liderlerinin Türkiye ile
müzakerelerin tamamen durdurulması arayışı içerisine
gireceğinin en güçlü göstergesi olduğunu yazdı.
Habere göre,
günlük Fransız gazetesi La Croix'in, "Türkiye Kıbrıs ile
ilgili bir açılımda bulunmamasına rağmen, fiili
müzakereleri başlatmasıyla AB zayıflık gösterdi mi"
sorusunu yanıtlayan Juncker, "Hayır. AB bakanları bu
koşulun 2006 yılında uygulanması gerektiğini kesin bir
dille Türkiye'ye tekrar tekrar söyledi" dedi.
Jean-Claude
Juncker, "Türkiye eğer bu koşulu bu yıl uygulamaya koyacak
olmazsa, benim görüşüm müzakerelerin ertelenmesi gerekecek"
şeklinde konuştu.
AB, Türkiye
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açma koşulunu yerine
getirmediği takdirde müzakerelerin tamamen durdurulacağı
konusunda henüz resmen uyarıda bulunmadı.
Reuters, hafta
içinde yer alan AB toplantısında dışişleri
bakanlarının, "Yükümlülüklerini tamamen yerine getirememesi
durumunda, müzakerelerin genel süreci etkilenecektir" söylemine dikkat
çekti.
Lüksemburg
Başbakanı Jean-Claude Juncker, AB'nin genişleme
politikasını, AB anayasasının Fransa ve Hollanda'da
aldığı yenilgi ışığında yeniden
değerlendirmesi gerektiğini de belirterek şöyle devam etti:
"Hırvatistan
dışında, sınırlama getirilmez ve önlemler alınmazsa,
genişlemenin sürdürülemeyeceğini düşünüyorum...büyük ölçüde bir
genişleme, mevcut antlaşmalar tabanında bana göre mümkün
görünmüyor" dedi.
KIBRIS
16/06/06
Kıbrıs
yüzünden tren kazası olmaz
TC
Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp,
Türkiye'nin
Avrupa Birliği sürecinde yılmadan ilerleyeceğini söyledi:
Kıbrıs
yüzünden tren kazası olmaz
"TÜRKİYE
İLE KIBRIS ARASINDA TREN YOLU YOK"... TC Başbakanlık Avrupa
Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, Avrupa Birliği'ne
katılım sürecinde Kıbrıs yüzünden bir tren kazası
yaşanmayacağını, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde
yılmadan ilerleyeceğini söyledi. Demiralp "Türkiye ile
Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden tren kazası olmaz.
Bizim vicdanımız rahat. Önümüzde zaman var. AB'nin de makul bir
çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme imkanımız
olacaktır" dedi
"KKTC'Yİ
DAHA FAZLA TECRİT ETTİRMEYİZ"... Müzakerelerin yıl
sonunda askıya alınacağına ihtimal vermediğini de
kaydeden Demiralp, AB'nin limanların açılması konusunu ticari
ihtilaf olarak sunarken çok sert bir siyasi söylem kullandığına
işaret etti. AB'nin yeniden iç değerlendirme yapması ve
çelişkilerini aşması gerektiğini belirten Oğuz
Demiralp, Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve
gemilerine açmamakta kararlı olduğunu, KKTC'nin daha çok tecridine
yol açacak tedbirlere ortak olmayacaklarını vurguladı
TC
Başbakanlık Avrupa Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp,
Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde Kıbrıs yüzünden
bir tren kazası yaşanmayacağını söyledi. Demiralp,
Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde yılmadan ilerleyeceğini
belirtti.
Demiralp
"Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden tren
kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. Önümüzde zaman var. AB'nin
de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme imkanımız
olacaktır" dedi.
NTV Ankara
Temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını yanıtlayan Demiralp,
müzakerelerin yıl sonunda askıya alınacağına ihtimal
vermediğini de kaydetti.
Avrupa
Birliği Genel Sekreteri Oğuz Demiralp, mevsim
şartlarının nispeten olumsuz olduğunu, fakat Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde yılmadan
ilerleyeceğini söyledi. Demiralp, yıl sonunda tren kazası
yaşanabileceği değerlendirmelerine karşı
çıktı.
Demiralp
"Türkiye ile Kıbrıs arasında tren yolu yok. O yüzden tren
kazası olmaz. Bizim vicdanımız rahat. Önümüzde zaman var. AB'nin
de makul bir çizgiye gelmesiyle, umuyorum süreci ilerletme imkanımız
olacaktır" dedi.
"AB'nin
söylemi sert"
Avrupa
Birliği'nin limanların açılması konusunu ticari ihtilaf
olarak sunarken çok sert bir siyasi söylem kullandığına
işaret eden Demiralp, "Yeniden iç değerlendirme yapmalı ve
çelişkilerini aşmalılar" dedi.
Kıbrıslı
Rumların "şımarıkça" hareket ettiğini de
söyleyen AB Genel Sekreteri, AB'nin konsensusla karar alma
mekanizmasını da gözden geçirmesi gerektiğini vurguladı.
"KKTC'yi
tecrit ettirmeyiz"
Demiralp,
Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve gemilerine
açmamakta kararlı olduğu mesajını da verdi:
"Bizim
tutumumuz gayet tutarlı. KKTC'nin daha çok tecridine yol açacak tedbirlere
ortak olmayız"
Demiralp,
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olmaması nedeniyle Adalet
Divanı'na gidilmesi olasılığına da sıcak
bakmadıklarını söyledi. AB Genel Sekreteri, müzakerelerin
askıya alınmasının, ancak demokrasi askıya
alındığında gündeme gelebileceğini, bu nedenle
Kıbrıs yüzünden yıl sonunda böyle bir gelişme
yaşanacağına ihtimal vermediğini de kaydetti.
KIBRIS 16/06/06
Denktaş:
Devletten vazgeçme şerefsizliğine düşmeyeceğiz
Kırgızistan-Türkiye
Manas Üniversitesi'nin davetlisi olarak Kırgızistan'da bulunan eski
Cumhurbaşkanı Denktaş, mecliste Kırgızistan-KKTC
Parlamentolar Arası Dostluk Grubu üyeleriyle bir araya geldi
Denktaş:
Devletten vazgeçme şerefsizliğine düşmeyeceğiz
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC'nin 24 yıldan beri
bağımsız bir devlet olduğunu belirterek, "Devletten
vazgeçme şerefsizliğine düşmeyeceğiz" dedi.
Kırgızistan-Türkiye
Manas Üniversitesi'nin (KTMÜ) davetlisi olarak Kırgızistan'da bulunan
Denktaş, mecliste Kırgızistan-KKTC Parlamentolar Arası
Dostluk Grubu üyeleriyle bir araya geldi.
Dostluk Grubu
Başkanı Sadır Caparov, toplantıdan önce grup üyesi
milletvekillerini Denktaş'a tanıştırdıktan sonra
yaptığı konuşmada, Rauf Denktaş'ın mücadelesini
yakından bildiklerini belirterek, kendisinin büyük bir kahraman
olduğunu söyledi.
Kırgızistan'da
geçen yıl devrim olduğunu hatırlatan Caparov, meclisin devrim
öncesi seçilen milletvekillerinden oluştuğunu, devrimden sonra da
çalışmasını sürdürdüğünü belirtti. Caparov, bunun, demokrasinin
bir göstergesi olduğunu ifade etti.
Rauf Denktaş
da konuşmasında, hakkındaki iltifatlara layık olmaya
çalıştığını belirterek, "KKTC'nin ortadan
kaldırılmaması için mücadele ediyoruz" dedi.
Emperyalist
güçlerin her yolu deneyerek KKTC'yi Rumlara bağlama çabası içinde
olduğunu kaydeden Denktaş, "Rumların arkasındaki tüm
emperyalist güçler, KKTC'nin ortadan kaldırılması için
uğraşıyorlar" diye konuştu.
Rauf
Denktaş, bir devletin doğuşunun, çocuğun doğuşu
gibi sancılı ve sıkıntılı geçtiğini
belirterek, "Çocuk dokuz ayda doğar. Ama KKTC'nin doğum süreci 11
yıl sürdü" dedi ve silahlı mücadeleyle başlayan doğum
sürecini, şimdi de diplomasi yoluyla sürdürme çabasında
olduklarını ifade etti.
KKTC'nin
siyasi, hukuki, ekonomik bağımsızlık mücadelesi sürerken,
Rum tarafının da tek devlet olma çabasının sürdüğüne
işaret eden Denktaş, "Ama dünya, Kıbrıs'ta, hiçbir
zaman Rumların kabul ettirmek istediği üniter devlet
olmadığını iyi bilmelidir" dedi.
Denktaş
konuşmasını "24 yıllık bağımsız
bir KKTC var. Bu bizim gurur ve şerefimizdir. Devletten vazgeçmek
şerefsizliktir. Biz de bu şerefsizliğe düşmeyeceğiz ve
hiçbir zaman Rumların egemenliği altına girmeyeceğiz"
diye tamamladı.
Rauf
Denktaş, Kırgız milletvekillerinin bir sorusu üzerine Avrupa
Parlamentosu'nun KKTC parlamenterlerini "milletvekili" olarak
değil, sadece Kıbrıs'taki Türk azınlığın
temsilcileri olarak tanıdığını ifade ederek, KKTC'ye
gelen AP milletvekillerinin de doğrudan KKTC'ye gelmediğini, Larnaka
üzerinden giriş yaptıklarını söyledi. Denktaş,
"AP bizi 'işgal edilen topraklardaki azınlık' olarak görüyor,
görüşmelerde de KKTC bayrağı veya KKTC'nin diğer
sembollerini istemiyor" dedi.
AB'nin KKTC'ye
mali yardımına ilişkin bir soruya Denktaş, "AB bize
yardım kararı alıyor, ama bunun için Rum tarafının
onayı ve şartlarını arıyor"
yanıtını verdi. Denktaş, AB mali yardımından
şimdiye kadar KKTC'ye para aktarılmadığını da
belirtti.
1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, meclis ziyareti öncesinde de
Kırgızistan'da bulunan özel Sebat Eğitim Kurumları'nı
ve buraya bağlı Atatürk-Alatoo Üniversitesi'ni ziyaret etti.
KIBRIS 16/06/06
Türkiye 'karşı ateş'
açtı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yönelik ambargo
kalkmadan limanların Rumlara açılamayacağı yönündeki
sözleri yabancı basında da yankı buldu.
GUARDIAN: "TÜRKİYE'DAN MÜZAKERELERDEN
ÇEKİLME TEHDİDİ"
İngiliz Guardian gazetesi, Başbakan Erdoğan'ın
sözlerini "Türkiye, AB müzakerelerinden çekilmekle tehdit etti"
şeklinde değerlendirdi. Haberde Erdoğan'ın bu konudaki
"en güçlü açıklamalardan birini" yaptığı ifade
edildi.
Gazete, AB yetkililerinin Türkiye'den limanlarını
Rumlara açmasını istediği Erdoğan'ın ise KKTC'ye
yönelik ambargolar kalkmazsa adım atmayacaklarını
söylediğini aktardı. Haberde, "ağız
dalaşının" geçen Ekim ayında başlayan
müzakerelerden bu yana AB-Türkiye ilişkilerindeki en kötü haftalardan
birinden sonra geldiği yorumu yapıldı.
FT: "AB TÜRKİYE'DEN REFORMLARI ARTTIRMASINI
İSTEDİ"
Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği liderlerinin
Türkiye'den reformları arttırmasını istediğini
aktardı. Brüksel'in Ankara'dan limanlarını Rumlara
açmasını beklediği hatırlatılan haberde,
Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik izolasyonlar kalkmadıkça
limanların açılmayacağını söylediği kaydedildi.
WP: "ERDOĞAN VE AB LİDERLERİ
SİYASİ KAYGIYLA KONUŞUYOR"
Amerikan Washington Post gazetesi de AB'nin Kıbrıs
çatlağı yüzünden Türkiye'yi uyardığını belirtti.
AB'nin Türkiye'den limanlarını Rumlar'a açmasını
istediği kaydedilen haberde, Erdoğan'ın ise bu talebe
"müzakereler durursa durur" sözleriyle "karşı
ateş açtığı" değerlendirmesi yapıldı.
Gazete, hem Erdoğan'ın hem de Avrupa liderlerinin yerel
siyasi kaygılarla hareket ettiği yorumunu yaptı. Gazete,
Erdoğan'ın partisinin, milliyetçiliğin yükseldiği bir
ülkede popüleritesini kaybetmeye başladığını, pek çok
Avrupa hükümetinin de yüzde 99'u Müslüman olan 70 milyonluk bir ülkeyi
Birliğe alıp almama konusunda şüpheli olduğunu belirtti.
HURRIYET 17/06/06
AByle müzakereler dursa da limanları Rumlara
açmayız
KKTCye uygulanan
izolasyonlar kalkmadığı sürece ne havaalanları, ne limanlar
ne de ek protokol konusunda "geri adım atmayacaklarını"
söyleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bunu herkes böyle
bilsin. Müzakereler durur diyorlar. Hayret bir şey, durursa durur"
diye konuştu.
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) ile
müzakerelerde KKTCdeki limanlar ve havaalanlarıyla ilgili,
"İzolasyon kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes
böyle bilsin. Müzakereler durur diyorlar, durursa durur" dedi.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) "2. Meslek Komiteleri Ortak
Toplantısında 15 sektörün temsilcisini dinledikten sonra
konuşan Erdoğan, ekonomideki son dalgalanmaların yanı
sıra AB müzakerelerine değindi. Taraması biten fasıllarda
olduğu gibi müktesebatın 35 safhasının birincisi olan bilim
ve araştırma konulu müzakereler hakkında da açıklama
yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, yapılan yorumların
hoş olmadığını söyledi. "Sağır duymaz
uydurur kabilinden efendim bunlar Kıbrısta limanları
verecekler, havaalanlarını açacaklar, ek protokolü imzalayacaklar
gibi çirkin muhalefete girmek çok yanlış" diyen Erdoğan,
"Bu iktidarı tanıyan çok iyi tanıyor. Tanımayanlar ise
tanımamakta direniyor" dedi.
ÇOK NET SÖYLEDİK: "Biz herkese, ABnin şu anki 25 üyesine
de şunu çok açık net söyledik; Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadığı
sürece bizden ne ek protokol konusunda, ne havaalanları, limanlar
konusunda birşey beklemeyin" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle
devam etti: "Çünkü biz garantör ülke olarak Kıbrısta
yapmamız gerekenleri yaptık. Bizden ne istediniz? Annan Planına
destek istediniz, bu desteği verdik. Kuzey Kıbrıs, Annan
Planına evet dedi. Peki Güney Kıbrıs ne dedi? Hayır
dedi. Siz hayır diyeni ödüllendirdiniz. Ama evet diyeni
cezalandırdınız, cezalandırmaya devam ediyorsunuz. Biz bu
adalet anlayışınıza karşıyız dedik. Biz bu
noktada asla ne havalimanlarında ne limanlarda izolasyonlar
kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes böyle bilsin. Ek
protokol konusu, aynı şey. "Müzakereler durur diyorlar. Hayret
birşey. Bakın çok açık söylüyorum; durursa durur. Çünkü bize
karşı olumlu yaklaşana biz de olumlu yaklaşacağız."
HESABIMIZ KAZAN-KAZAN: Bu sürece girerken hep kazan-kazan hesabına
göre hareket ettiklerini vurgulayan Başbakan, "Biz kaybedeceğiz,
karşıdaki kazanacak. Yok öyle bir şey. Biz kazanacağız
karşımızdaki kaydedecek, bu da adalet
anlayışımıza sığmaz. Çünkü biz öyle bir
medeniyetten geliyoruz ki bu medeniyette asla ezmek yok, adalet var. Zulmetmek
yok, adalet var" dedi.
Kırılganlık azaldı, dayanıklılık
arttı
SON dönemde küresel ekonomide yaşanan dalgalanmadan Türkiyenin
etkilenmemesinin mümkün olmadığını vurgulayan Başbakan
Tayyip Erdoğan, dünya borsalarında yaşanan kayıplardan da
örnekler vererek, Türkiyedeki gelişmelerin "anormal"
olmadığını söyledi. "Türkiye demek ki birçok şeyi
aşmış. Geçmişte önemli krizlere sebep olan bu tür
dalgalanmalar, bugün Türkiye ekonomisinin istikrarını
sarsamıyor" diyen Erdoğan, şöyle konuştu: "Son
yaşananlar da göstermiştir, artık ekonomimizin
kırılganlığı oldukça azalmış, dayanıklılığı
ise tam aksine artmıştır. Türkiye, öngörülen hedefler
doğrultusunda artık yoluna devam ediyor. Elbette problemler tamamen
bitmiş değil. Ancak, bu büyüklükteki ekonominin konjonktürel
gelişmelerle baş edebilecek tecrübe ve birikime de sahip olması
gerekiyor."
Paniklemek en aleyhte pozisyon
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, "Hedeflerimizden hiç
sapmayacağız, spekülasyonlara kulak tıkayacağız ve
yolumuza devam edeceğiz" derken bunun sorumluluğun sadece
hükümette olmadığını vurguladı. Hükümet olarak
ellerinden geleni yaptıklarını, işadamlarından da
"piyasa aktörleri" olarak gereğini yapmalarını
beklediklerini söyleyen Tayyip Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
"Paniklemek bu tür durumlarda en aleyhte pozisyon. Bu pozisyona girmenin
hiçbir anlamı yok. Aklıselim ile oturup, konuşup, çözüm
yollarını arayacağız. Türkiye bir yandan problemlerine çözümler
üretmeye gayret eden, eksiklerini kapatmaya, kaybedilmiş
yıllarını telafi etmeye çalışan ve bir yandan büyüyen,
hedef büyüten bir ülke."
En önemli sermayemiz güven ve istikrar
TÜRKİYEnin sinerjisini sürdürebilirse yolundan sapmadan
geleceğe doğru kararlılıkla yürüyeceğini dile getiren
Erdoğan, "Bu dönemde güven ve istikrar, en önemli sermayemiz, en
önemli kazanımımız. Bunu kesinlikle kaybetmememiz
lazım" dedi. Erdoğan, "Buna sahip olduğumuz içindir ki
hálá küresel sermaye Türkiyede kendine yer bulabilme gayreti içinde"
derken, yatırımları desteklemek ve tanıtmakla ilgili
Yatırım Promosyon Ajansına ilişkin yasanın en geç
önümüzdeki hafta çıkacağını belirtti. Böylece yatırım
yapmak isteyenlerin bakanlık bakanlık
dolaşmayacağını, direkt kendisine bağlı bir
ekibin işlemleri süratle sonuçlandıracağını anlatan
Erdoğan, "Hükümet olarak zor kazanımları kolayca heba etmek
istemiyoruz. Bizim kaybolan, heba olan yıllarımız var. Bunları
geri kazanmamız lazım" diye konuştu.
Kavram kargaşasıyla geleceği kurban etmeyelim
SİYASETİ ekonominin önüne geçirmek gibi bir
anlayışları olmadığını söyleyen Tayyip
Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Şunu iyi bilmeniz
lazım ki ülkeyi kavramlar kargaşası içinde bir gerginliğe
asla itmemek gerekiyor. Bize bir şey soruyorlar, cevap vermezseniz
Başbakan buna cevap vermedi. Cevap verdiğimiz zaman Bu hükümetin
gündeminde şu, şu konudan başka hiçbir konu yok diyorlar. Bir
zan altında bırakma yani iftira at tutmasa da iz bırakır
mantığıyla işi yürütüyorlar."
HURRIYET 17/06/06
O bayrağı
değiştirsinler
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
KKTCli ressam
İsmet Güney, önce Rumların açtığı mülk
davalarına, sonra da Lüksemburgdaki zirvede Türkiyeye veto tehdidine çok
sinirlendi ve kararını verdi. Bugün Kıbrıs
bayrağı diye Rumların sahip çıktığı, ancak
1960ta ortak cumhuriyete ait olan bayrağa telif hakkını
ödemeyen Rumları tazminat ve değişiklik talebiyle mahkemeye
verecek, gerekirse AİHMye gidecekti.
KIBRISLI Türk ressam İsmet Güney, Başpiskopos Makariosun
isteğiyle 1960 yılında çizdiği bayrak, hükümet
armaları ve pullarının telif hakkı ödenmeden 46
yıldır Rumlar tarafından kullanıldığını
belirterek, Tasos Papadopulos hükümetini mahkemeye verdi. Rumların
Türkiyeyi sürekli mahkemeye vermesine sinirlenen 82 yaşındaki
İsmet Güney, "Bayraklarını armalarını, ve
pullarını değiştirsinler, gerekirse AİHMye
gideceğim" diyor.
1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu zaman
açılan yarışmayı kazanan ve Rumların bugün
kullandığı bayrağı çizen İsmet Güney,
Rumların sürekli farklı konularda Türkiyeyi
sıkıştırmaya çalışması ve AİHMde
mahkemeye vermesine tepki gösterdi. Rum yönetiminin Türkiyeye veto tehdidinde
bulunmasına sinirlenen 82 yaşındaki emekli öğretmen
İsmet Güney önceki gün Rum kesimine geçerek bir avukat
arkadaşından Rum lider Tasos Papadopulos ve hükümetini mahkemeye
vermesini istedi.

Güney Hürriyete şöyle konuştu: "1960da yılında
Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu zaman üç
yıllığına Başpiskopos Makarios ve diğer üç
yıl da Türk lider Dr. Fazıl Küçük devletin başı
olacaktı. Lefkoşada Türk Lisesinde öğretmenlik
yapıyordum. Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı için
yarışma açıldı ve kazandım. Sonra Makarios bizzat
benden kamu kuruluşlarının resmi belgeleri ve kurumlarında
kullanılmak üzere arma çizmemi istedi. Ayrıca hala Rumların
kullandığı üç posta pulunu da ben çizdim. 1960
Şubatında Makarios bana, her yıl belirli bir ücret ödenmesini
emretti. Ücret tam belirlenmemişti. 1963te ise Rumlar hükümeti
yıkarak Türkleri uzaklaştırdı. 46 yıldır benim
çizimlerimi devletlerinin amblemi olarak kullanıyorlar. Rum avukat resmi
başvuruyu yaptı. Rum hükümetinin 10 gün içinde cevap vermesi
gerekiyor. Bayrak, pullar, armalar başta olmak üzere onlarca eserimin her
biri için ayrı ayrı 46 yıllık telif ve tazminat istiyorum.
Vermezlerse, AİHMye gideceğim. Bunların değiştirilmesini
de talep edeceğim."
Polisin şapkasındaki arma da benim
Kıbrıs Rum polisinin şapka ve düğmelerindeki armaların
yanı sıra Kıbrıs bayrağını da sürekli
gördükçe üzüldüğünü belirten İsmet Güney, "Benim derdim para
değil, onlar sürekli bizi ve Türkiyeyi mahkemeye veriyordu. Sinirlendim
ben de Papadopulos hükümetini mahkemeye verdim" diyor.
HURRIYET 17/06/06
Kıbrıs
sorununun özü değişti mi?
Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde Kıbrıs yine
"anahtar" sorun niteliğinde öne çıktı.
Güney Kıbrıs engellemesi son dakikada belli koşullarla
aşıldı.
Yunanistan ve Güney Kıbrıs isteklerini kayda geçirdiler.
Türkiye'nin deklarasyonuna karşı AB'nin çıkardığı
21 Eylül deklarasyonuna atıf yapıldı.
Öz olarak, AB, Türkiye'ye, liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açması gerektiğini bir kez daha anımsattı.
Rest
Bu yapılmazsa, Türkiye-AB müzakerelerinin durabileceğini bildiren
başta Fransa Cumhurbaşkanı Chirac olmak üzere Avrupalı
liderler ve AB yetkilileri oldu.
Bu ısrarlı taleplere hatta gözdağına karşı
Başbakan Erdoğan sert bir tepki verdi. Diğer bir deyişle,
rest çekti.
İzolasyonlar kalkmadan kimsenin Türkiye'nin liman ve
havaalanlarını açmasını ve Ek Protokol'ü Meclis'ten
geçirmesini beklememesi gerektiğini bir kez daha ilan etti ve ekledi:
"Diyorlar ki, bunu yapmazsanız müzakereler durur; durursa
dursun."
Böylece Erdoğan, müzakerelerin durmasını göze
aldığını AB'nin isteklerinin ancak KKTC'ye uygulanan
izolasyon kalkarsa yerine getirilebileceğini açıkladı.
Türkiye, bir süredir bu çizgide duruyor.
Her aşamayı geçmek için AB'nin dayattığı
koşulları kabul eden hükümet, müzakerelerin fiilen
başlamasından sonra tutumunu gözle görülür şekilde
sertleştirdi.
Erdoğan, AB'yi de suçlayarak Annan Planı'na "hayır"
diyen Rumların ödüllendirildiğini, "evet" diyen Türk tarafının
cezalandırıldığını da daha sık dillendirmeye
başladı ki, bu saptamayı birçok kez bu köşe de dahil
basın sık sık gündeme getiriyordu.
Başbakan da bu çizgiye gelmiş görünüyor.
AB'nin zaten Güney Kıbrıs'ı üyeliğe alarak sorunu kendi
eliyle doğurduğu ve sonraki tutumuyla da
ağırlaştırdığı
tartışılmayacak bir gerçek.
Sorunun özü
Kıbrıs konusunda gözden kaçırılmaması gereken, sorunun
özüdür. Kıbrıs sorununun özü Türk tarafı açısından
değişmemiştir. Bu öz, Kıbrıs'ta iki toplum, iki
eşit egemenlik, iki devlet ve iki demokrasi olduğudur. Annan
Planı'nı iki taraf referanduma götürürken aslında bu
gerçeği Birleşmiş Milletler (BM) de AB de kabul etmişlerdi.
Şimdi etmiyorlar.
AB'nin talepleri, Rum tarafının talepleridir.
Bu süreç, Kıbrıs sorununun özünü değiştirmeye yöneliktir.
Eşit egemenlik, iki toplum, iki devlet, iki demokrasi yok
sayılmaktadır.
Rum yönetiminin politikası da Türk tarafının eşit kabul
edilmemesi, konuyu sündürme yöntemiyle Türk tarafının Rum yönetimine
tabi olmasını ve eriyerek zamanla kaybolmasını
sağlamaktır.
Bu bakımdan KKTC'ye uygulanan izolasyonların
kaldırılması, tanınmasa bile fiilen dünya ticaretine
açılması bir çözüm değildir. Böyle bir konumun kabul edilmesi,
sorunun özü itibariyle çözülmediği ve çözülmeyeceği anlamına
gelir.
Türk tezi asıl bu durumda tümüyle çökmüş ve Türk tarafının
Rum yönetimine tabi olması gerçekleşmiş olur.
Eşit iki devlete, topluma ve demokrasiye dayalı Birleşik
Kıbrıs ortaya çıkmadan Türk tarafı açısından
sorun çözülmüş sayılamaz.
Rum tarafının ise, böyle bir sorunu, dolayısıyla böyle bir
çözüm arayışı yoktur.
AB üyesi Rum yönetiminin de bu noktaya getirilmesi hiç kolay değildir.
Türkiye'nin AB sürecinde aldığı mesafe Kıbrıs'ta
verdiği ödünlerle mümkün olmuştur.
Ama görülüyor ki bu ne Rum yönetimi ne Yunanistan ne AB tarafından yeterli
görülmüştür.
Geldiğimiz noktada bilanço budur.
FIKRET
BILA MILLIYET 17/06/06
Türkiye'nin elindeki
kartlar
TÜRKİYE'nin AB ile müzakere sürecini -daha işin başında-
zora sokan bir dizi neden var. Bu hafta Lüksemburg'daki Ortaklık Konseyi
ile hükümetlerarası toplantılarda ve Brüksel'deki AB zirvesinde
görüldüğü gibi, bu nedenlerin başında Kıbrıs'la ilgili
öne sürülen şartlar geliyor. Rum kesiminin Türk limanlarının
açılmasına ilişkin talebine diğer üye ülkelerin de arka
çıkması, gerçekten aşılması zor görünen bir engel
oluşturuyor...
Zorluklar bundan ibaret değil, başka faktörler de var: Türkiye'nin
demokrasi, insan hak ve özgürlükler, yasal düzenlemeler ve uygulama gibi
alanlarda öteden beri belirtilen kriterleri ve koşulları harfiyen yerine
getirmesi isteniyor. Türkiye bu yönde bir hayli mesafe kat etmiş de olsa,
hâlâ bazı eksikliklerin bulunması, sıkıntı
yaratıyor...
Bunlar yetmezmiş gibi, AB şimdi şartlar listesine bir yenisini
ekleme çabasında: Birliğin yeni üyeleri "sindirebilme kabiliyeti"...
Verilen mesaj açık: Birlik Türkiye gibi nüfusu büyük, siyasal ve ekonomik
sorunları bulunan, farklı kültürdeki bir ülkeyi kendi içinde entegre
etmekte çok zorlanabilir ve bu durumda onu üyeliğe kabul etmekten de cayabilir...
Ne alır, ne dışlar!
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, AB'nin resmi tavrı, Türkiye ile
müzakere sürecini açık tutmaktır. Bazı ülkelerin kamuoyu
(başta Fransızlar) Türkiye'yi AB içinde görmek istemese de,
hükümetler ve sorumlu mevkide bulunan siyasile, onu uzaklaştırmak
veya kaybetmek lüksüne sahip olmadıklarının farkındalar.
Bunun da nedeni açık: Türkiye'nin coğrafyası, siyasi pozisyonu,
ekonomik potansiyeli, kültürü ve Avrupa ile bütünleşme isteği, AB
liderlerinin gözünde, onu dışlanmaması gereken bir ülke konumuna
getiriyor. Ne var ki, Birlik Türkiye'yi "dışlamamak" ile
"içine almak" seçenekleri arasında bocalayıp duruyor. Her
fırsatta öne sürülen talep ve şartların ardındaki asıl
neden, işte bu ikilem ve tereddüttür...
Bu açıdan bakıldığında Türkiye, AB ile bütünleşme
yolunda, Avrupalılara cazip görünen veya onların çıkarları
açısından değer taşıyan
"kartlarını" iyi kullandığı oranda
başarılı olacaktır.
Nedir bu "kartlar"? Stratejik konumu... Güvenlik ve savunmaya
katkısı... Ekonomik potansiyeli... Enerji koridoru olma
şansı... Arap-İslam dünyasına örnek pozisyonu... AB'ye çok
kültürlülük özelliğini kazandırma olanağı...
İkna etmenin yolu
Bu faktörler, bir demet halinde bir arada sunulduğu zaman, daha ikna edici
oluyor. Bunlardan sadece biri üzerinde durmak, her zaman Avrupalı
muhataplara mantıklı gelmeyebilir.
Örneğin, Türkiye'nin güvenlik ve savunma alanındaki olası
katkısı, AB içinde "geniş ilgi ve destek" gören bir
argüman değil. Gerçi Türkiye'nin Balkanlar'da ve Kafkasya'da Avrupa için
"güvenlik sağlayan" ("security provider") bir güç
olabileceği biliniyor. TSK'nın Bosna'daki katkısı bunun bir
örneği. Şimdi AB'nin Kongo'ya da asker göndermesi gündemde ve buna da
Türkiye'nin katılması söz konusu.
Ancak tek başına bu katkılar, AB'deki havayı Türkiye'nin
lehine çevirmeye yetmiyor. Hafta başında İstanbul'da
yapılan bir sempozyumda, Türk konuşmacıların dile
getirdiği Türkiye'nin güvenlik konusundaki katkılarını,
Avrupalı akademisyenler prensipte kabul etmekle beraber, onların daha
çok Türkiye'nin örneğin ekonomik alandaki potansiyelini ve enerji koridoru
olarak taşıdığı önemini
vurguladıklarını gördük...
Türkiye'nin elbet AB'yi etkileme bağlamında oynayabileceği güçlü
kartlar vardır. Ama dediğimiz gibi, bunlar bir demet halinde topluca
sunulduğunda bir ağırlık taşıyor...
SAMI
KOHEN 17/06/06
Türkiye'yi pes ettirmek
istiyorlar
Dünkü yazımda, Avrupa'daki genel havanın Türkiye'nin aleyhine
estiğini anlatmış ve ne gibi güçlüklerle karşı
karşıya kalındığını
yazmıştım. Bazı okurlarımdan " İşte
gördünüz mü, siz bile söylüyorsunuz. Avrupa bizi istemiyor. Neden hala ödün
veriyoruz. Bırakalım gitsin" e-mail'leri aldım.
İşte AB'deki bazı çevrelerin yapmak istedikleri de bu
Türkiye'ye
pes ettirmek. Bizim de bu oyuna düşmememiz gerekiyor.
Her şeyin başında, bilmemiz gereken en önemli nokta, Türkiye'nin
hiçbir ödün vermediği gerçeğidir. Bazılarımıza
ödünmüş gibi görünen, kriterlere uymak, zaten kendi toplumumuz için
almamız gereken önlemleri içeriyor. Örneğin, ölüm cezasının
kaldırılması, işkencenin yasaklanması, fikir
özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, AB'ye
verilmiş ödün sayılabilir mi ? Veya ekonomi alanındaki kararlar
kimin yararınadır? Bizim mi, yoksa AB'nin mi ?
İkinci bir nokta da, Türkiye'nin Avrupalılığını
onlar değil, bizlerin saptayacağıdır. Türkiye
Avrupalıdır ve hakkını aramaktadır.
Eğer bu iki konuda aynı şekilde düşünüyorsak, o zaman
gelin, Avrupa'daki havanın nasıl
dağıtılabilineceğine bakalım:
1) REFORMLARI HIZLANDIRMA:
Türkiye'nin tam üyeliğinin gerçekleşmesinin yüzde 85'i ülke içindeki
çalışmalara bağlıdır. Geri kalan yüzde 15
dışardaki gelişmelerden etkilenecektir. İşte bu
çerçevede, içinde bulunduğumuz darboğazdan kurtulabilmenin bir tek
çıkışı vardır. O da, temposu yavaşlayan
reformların hızlandırılmasıdır. Bu reformlar
sadece siyasi nitelikte değildir. Ekonomik reformlar da aynı pakete
dahildir. Reform temposunu arttıracak olan bir Türkiye'nin önünde kimse
duramaz. Yine eleştiriler duyulur, ancak engellemeler azalacaktır.
2) HER YERDE HAZIR BULUNMALIYIZ:
Bizim genel bir alışkanlığımız,
karşımızda olumsuz bir gelişme
çıktığında sertleşmemiz ve küsmemizdtir.
Sertleşir ve kafa tutarız. Hatta tehdit eder ve gözdağı
veririz. Ardından da toplantılara katılmamaya
çalışırız. Bu yaklaşım çok garipsenmektedir. Zira
Avrupa'nın müzakere alışkanlığında
tehditleşme, sertleşme veya küsmek yoktur. Toplantılar terk
edilmez, son noktaya kadar pazarlık edilir. Bizim de gereksiz
alınganlıklardan kurtulmamız ve hiçbir toplantıda yerimizi
boş bırakmamamız şarttır.
3) KENDİMİZİ ANLATMALIYIZ:
Atılması gereken diğer bir adım da, bir türlü
beceremediğimiz "tanıtma"dır. Ne içerde, ne de
dışarıda bir tanıtma çalışmamız var.
İşin kötü tarafı, herhangi bir hazırlık da yok.. Oysa,
Avrupa kamuoyunu şimdiden hazırlamamız gerekiyor. 8-10
yıllık müzakere süreci, göreceksiniz çok çabuk geçecek. Ancak
bugünden başlanırsa, 10 yıl sonra sonuç alınabilir. Bundan
dolayı da, hem içerde hem de dışarıda tanıtım
seferberliği kaçınılmaz. İşte bu eksikler yerine
getirilebilirse, dengeler Türkiye'nin lehine döner.
Türkiye'nin Avrupa'ya katılma süreci çok güç olacak. Bundan kimsenin
kuşkusu yok. Soğukkanlılığını koruyan, oyunu
kurallarına göre oynayan, güçlüklerle
karşılaştığında geri adım atmayan bir
Türkiye sonunda kazanır.
***
" KIBRIS TAM
ÜYEMİZDİR, ONU KORUMAK ZORUNDAYIZ"
Türk kamuoyu, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Rumlarına
karşı tutumunu bir türlü anlayamıyor. Sürekli şekilde
Rumların desteklendiğine inanılıyor. Annan
planını reddetmelerine rağmen, tam üyelikle
ödüllendirildiklerini ve şimdi de Türkiye'nin ensesinde boza
pişirmelerine kızılıyor.
Merak ettim ve AB Komisyonunun üst düzey yetkilisiyle uzun bir görüşme
yaptım.Sizin de kafanızdaki soruları sordum. Bakın
nasıl yanıtlar aldım:
- Türk halkı tepki göstermekte haklı. Ancak bizler de
haklıyız. Zira Kıbrıs Rumları bizim tam üyemiz. Tam
üye konumuna girmiş bir ülkenin çıkarlarını korumak
zorunluluğumuz var. Türkiye Tam Üyemiz olsa, aynı muameleyi Türkiye
için de gösterirdik.
- Tam Üye konumundaki bir ülke ister haklı veya haksız olsun, AB'nin
mekanizmalarına hakim olabiliyor. Bütün toplantılara katıldığından
dolayı derdini anlatabiliyor. Davasını daha kolay dile getiriyor
ve daha da önemlisi taraftar toplayabiliyor.
- Papadopulos yönetimi, BM kararlarıyla Kıbrıs'ı temsil
ediyor. Bunu değiştirmenin imkanı yok.
- Keşke Rauf Denktaş, Annan planını ilk aşamada kabul
etseydi . O zaman Rumların Tam Üyelikleri ertelenebilirdi. Türk
tarafı ne yazık ki treni kaçırdı.
***
MEHMET
ALI BIRAND MILLIYET 17/06/06
AB'yle Kıbrıs restleşmesi
Başbakan
Erdoğan'ın, 'Kıbrıs'ta tecridi kaldırmazlarsa
limanları açmayız. Müzakereler durursa durur' restine AB liderleri
tepki gösterdi: Yıl sonuna kadar adım atmazlarsa biz de önlem
alırız
17/06/2006
RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL -
AB liderleri dün sona eren Brüksel zirvesinde Türkiye'ye Kıbrıs
konusunda sert mesajlar yolladı. Sonuç bildirisindeki Türkiye
paragrafını Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın istekleri
doğrultusunda sertleştiren AB, bugüne kadarki en açık
uyarıyla, Gümrük Birliği Ek Protokolü gereği Türk limanları
yıl sonuna kadar Rumlara açılmazsa 'müzakerelerin durabileceği'
çıkışını yaptı. AB'nin tonunu
artırmasında, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, "AB,
Kıbrıslı Türklere tecridi kaldırmazsa limanları
açmayız, müzakereler durursa durur" resti etkili oldu.
Perdeyi Chirac
açtı
Gündemini krizdeki Avrupa Anayasası, genişleme ve yeni üyeleri
'hazmetme kapasitesi' gibi konular oluşturan AB zirvesi dün bittikten
sonra Türkiye mesajları odağa yerleşti. Türkiye'den gelen
açıklamaları duyan liderler söylemlerini sertleştirdi. Perdeyi
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, basın
toplantısında açtı. Türkiye'nin ek protokol konusunda
yükümlülüklerini anımsatan Chirac, müzakerelerin riske girebileceğini
ima edip, "Yükümlülüklerine saygı göstermeliler. Özellikle de
Kıbrıs mallarına limanların açılması konusunda.
Bunu yapmazlarsa genişleme sürecinde ilerleme kapasitelerini şüphe
altında bırakırlar" dedi.
Dönem Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang
Schüssel de zirve sonrası basın toplantısında,
"Türkiye ek protokolü imzaladı ve yükümlülüklerini yıl sonuna
dek yerine getirmeli" diye konuştu. Komisyon'un zaman vermeksizin
uygulama talep ettiği ek protokol için yıl sonuna dek net takvim
veren Schüssel, Türkiye adım atmazsa aralıktaki zirvede önlemlere
dair karar vereceklerinin altını çizdi: "Tartışmayı
öne almanın gereği yok. Umarım yıl sonuna kadar adım
atarlar. Aski halde sonuçlar hakkında şimdiden bir şey söylemek
istemiyorum." Avusturya lideri, Erdoğan'ın
açıklamalarına da, "Eğer bu doğruysa sorun
yaratır" diye tepki gösterdi. Zirve öncesi de Lüksemburg
Başbakanı Jean-Claude Juncker, La Croix gazetesine demecinde, ek
protokolün uygulanmasını kastederek, "Türkiye bu şartı
yerine getirmezse müzakereler ertelenmek zorunda kalacak" demişti.
Türkiye paragrafı
uyarı dolu
Sonuç bildirisinin Türkiye paragrafında tek olumlu unsur 'fiili
müzakerelerin başlamasından duyulan memnuniyet' olurken, Türkiye'nin
anlaşmalarda yer alan değerleri, hedefleri ve yasal düzeni
paylaşmasının beklendiği dile getirildi. Müzakerelerin
hızını aday ülkelerdeki gelişmelerin belirleyeceğine
vurgu yapan metinde, Müzakere Çerçeve Belgesi'ndeki yükümlülüklerin yerine
getirilmesinin altı çizildi. Bunlar arasında Ortaklık
Anlaşması ve Ek Protokol'ün tam uygulanmasının da
bulunduğu vurgulandı. AB'nin 21 Eylül 2005'teki Kıbrıs deklarasyonuna
atıf yapıldı. Rum Yönetimi'ni 'tanıma ve ilişkilerin
normalleştirilmesi'ni içeren 'bu deklarasyondaki tüm ilgili unsurlara dair
ilerlemenin AB Konseyi'nce değerlendirileceği' belirtildi.
Yunanistan da Ege'de sorumluluğu Türkiye'ye yükleyebilecek bir ifadeyi
metne sokturdu. Türkiye'ye iyi komşuluk ilişkilerine
bağlılık uyarısı yapan metinde 'Sorunların
barışçıl çözümünü olumsuz etkileyecek her türlü eylemden
kaçınılmalı' denildi. Türkiye'den reform sürecinin
yoğunlaştırılması istendi.
İSTANBUL - Başbakan Tayyip Erdoğan, AB'nin müzakerelerde sorun
yaşanmaması için Türkiye'nin imzaladığı Gümrük
Birliği Ek Protokolü gereği 2006 sonuna kadar limanlarını
Rum Yönetimi'ne açması gerektiği telkinlerine sert çıktı.
Erdoğan, "Asla ne havalimanlarında ne limanlarda tecrit
kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes böyle bilsin. (Hayret
bir şey müzakereler durur...) Bakın çok açık söylüyorum; durursa
durur" dedi.
Erdoğan, dün İSO toplantısındaki konuşmasında
şu mesajları verdi:
·
"Sağır duymaz uydurur kabilinden hemen 'efendim bunlar
Kıbrıs'ta limanları verecekler, havaalanlarını
açacaklar, şunu yapacaklar, ek protokolü imzalayacaklar' gibi çirkin
muhalefetin içerisine girmek çok yanlış."
'Bu adalet
anlayışına karşıyız'
· "AB'nin 25
üyesine şunu çok açık ve net söyledik: KKTC'ye tecrit
kalkmadıkça bizden ne ek protokol, ne de havaalanları ve limanlar
konusunda bir şey beklemeyin. Çünkü garantör ülke olarak yapmamız
gerekenleri yaptık. Bizden ne istediniz? Annan Planı'na destek
istediniz, verdik. Kuzey Kıbrıs, plana evet dedi. Güney
Kıbrıs ne dedi? Hayır dedi. Siz hayır diyeni
ödüllendirdiniz. Ama evet diyeni cezalandırdınız, hâlâ
cezalandırıyorsunuz. Bu adalet anlayışınıza
karşıyız' dedik. Bunu hepsine tek tek söyledik. Asla ne
havalimanlarında ne limanlarda tecrit kalkmadıkça geri adım
atmayız. Bunu herkes böyle bilsin. Ek protokol konusu, aynı
şey... (Hayret bir şey müzakereler durur...) Bakın çok açık
söylüyorum; durursa durur. Çünkü bize olumlu yaklaşana biz de olumlu
yaklaşacağız."
·
Bu sürece girerken hep kazan-kazan hesabıyla hareket ettik. Biz
kaybedeceğiz, karşıdaki kazanacak. Yok öyle bir şey.
Farklı kazanacağız, farklı kaybedeceğiz. Bu adalet
anlayışımızla bağdaşmaz. Öyle bir medeniyetten
geliyoruz ki ezmek, zulüm yok, adalet var."
AB zirvesini değerlendiren Dışişleri Sözcüsü Namık Tan
da atıf yapılan AB Deklarasyonu'nun tek taraflı olduğunu
söyleyip, Türkiye'nin de deklarasyonu olduğunu hatırlattı. Tan,
Yunanistan'la iyi ilişkiler ifadesiyle ilgili "İki tarafın
sorumluluğu var" dedi.
(Radikal)
'Kıbrıs'ın
üyeliği adayı zora soktu'
17/06/2006
RADİKAL - NEW YORK/LEFKOŞA - BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, Türkiye'nin hâlâ AB üyeliği için
çalıştığı sırada Kıbrıs Rum Kesimi'nin
2004'te AB'ye üye alınmış olmasının adada çözümü zorlaştırdığını
söyledi. Annan, BM Barış Gücü'nün görev süresinin altı ay uzatılması
öncesi basın toplantısında, sorunun çözümüne en fazla kendisinin
yaklaştığını belirtirken, "Kıbrıs'ta
süreç, Rum Kesimi'nin şimdi AB'nin üyesi olduğu ve Türkiye'nin AB'ye
girmeye çalıştığı gerçeğiyle daha da
zorlaştı" dedi. AB içinde Türkiye'nin limanlarını
Rumlara açmasını gerektiren Gümrük Birliği Ek Protokolü
tartışmalarını örnek gösteren Genel Sekreter, şu
ifadeleri kullandı: "Siz müzakereleri yaparken kulüpte yer alan bir
ülkeniz var ve diğeri de aynı kulübe girmeye
çalışıyor, bu da durumu kolaylaştırmıyor. Tamamen
samimi olarak, bu durumun süreci zorlaştırdığını
düşünüyorum."
Rum Yönetimi: AB'ye
müdahale
Bu sözler Rumları kızdırdı. Rum Yönetimi Sözcüsü
Hristodulos Pasiardis, "AB zirvesinde Türkiye'den yükümlülüklerini yerine
getirmesi istenirken böyle bir açıklama şaşkınlık
yarattı. Bu, AB'nın içişlerine müdahale" dedi. Rum Sözcü,
çözüm için tek yolun Türkiye'nin AB ilkelerine uyması olduğunu
savunup, Kıbrıs sorununu BM'den AB kapsamına taşıma
hedefini ortaya koymuş oldu.
Bayrağın
çizeri Rumlardan telif istiyor
|
|
|
Makarios'un kendisine maaş
bağlattığını söyleyen Güney, tazminat davası
açtı. |
17/06/2006
RADIKAL
SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA
- Türk ve Rum ortaklığında 1960'da kurulan 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin bayrağı mahkemelik oldu. Bayrağı çizen
Kıbrıslı Türk İsmet Güney, 'dönemin Rum lideri Makarios'un
kendisine verdiği ödeme sözü tutulmadığı' için önceki gün
Rum Yönetimi aleyhine tazminat davası açtı. 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin yasal geçerliliğini yitirdiği ve bayrağın
artık iki toplumu temsil etmediğini savunan Güney, Makarios'un
kendisine 10 Kıbrıs lirası (30 YTL) aylık
bağlattığını anımsatıp 46 yıldır
biriken telif haklarının tazminatının ödenmesini istedi.
Güney davayı kazanırsa, Rumlar 46 yıllık
bayraklarını gönderden indirmek ve AB de, 25 üyesinden birinin
bayrağını değiştirmek zorunda kalacak.
'Birleşmeye
inancımı kaybettim'
Güney'in Rum avukatı Marios Yorgio, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nden
bayrağı kullanmamasını ya da kullanacaksa telif ödenmesini'
istedi. Yorgio, bayrakla ilgili tüm belgelerin ortadan
kaldırıldığını savunurken, Rum Enformasyon
Dairesi'nden bir yetkili de, bayrağın geçmişini
araştırdıklarını ama bazı anekdotlar
dışında bilgi ya da belgeye rastlanmadığını
söyledi.
Rum Yönetimi'nin devlet amblemi ve ilk üç damga pulunun da ressamı olan
Güney ise yaşadıklarını şöyle anlattı:
"1960'da Makarios beni makamına çağırdı. Bizzat onun
kararıyla birinci seçildim. Makarios, 'Tam istediğim gibi bir bayrak
yaptın. Sıra devletin amblemi ve pullarında' dedi. Ödül olarak
10 Kıbrıs Lirası aylık bağlattı. Çözüm umuduyla
bugüne dek bekledim. Ama birleşmeye inancımı kaybettim. Emekle
yarattığım bayrağın Rumların bu politikasına
alet olmamasını istiyorum."
Avrupaya Kıbrıs resti: Müzakere durursa dursun
Rumların veto
tehdidi sebebiyle Avrupa Birliği ile Türkiye arasında pazartesi günü
başlayan gerilim dün restleşmeye dönüştü.
● [HABER ANALİZ] Kriz
erken patladı AB liderlerinin Brüksel'de
toplandığı saatlerde İstanbul Sanayi Odası'nda
konuşan Başbakan Tayyip Erdoğan, Türk limanlarının
Rumlara açılmasında ısrar eden AB'ye sert cevap verdi. Kuzey
Kıbrıs'a yönelik izolasyonlar kalkmadıkça hiçbir adım
atmayacaklarını vurgulayan Erdoğan, Müzakereler durursa
dursun. dedi. Türkiye'nin garantör ülke olarak Kıbrıs'ta
yapması gereken her şeyi yaptığını kaydeden
Erdoğan, Annan Planı'na Kuzey Kıbrıs'ın evet',
Rumların hayır' dediğini hatırlattı. Başbakan,
sözlerini şöyle sürdürdü: Ama siz, hayır' diyeni ödüllendirdiniz.
Bu adalet anlayışına karşıyız. İzolasyonlar
kalkmadıkça limanlarda adım atmayız. Ek Protokol konusunda da
aynı şekilde. Ay efendim müzakereler durur.' Çok açık
söylüyorum; durursa durur. Bize olumlu yaklaşana biz de olumlu
yaklaşırız. Erdoğan'a Brüksel'in cevabı gecikmedi.
Dönem Başkanı Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel,
Söylenmişse sıkıntı olur. derken, Komisyon
Başkanı Barroso, Türkiye'nin limanları açmak zorunda
olduğunu savundu. Avusturya ve Fransa'nın hazmetme kapasitesi kriter
haline gelsin talebi ise AB Zirvesi'nde reddedildi. Ancak Türkiye
paragrafı sertleştirildi.
Brükseldeki iki günlük zirvenin
sonuçlanmasının ardından yapılan basın
toplantısında Schüssel, Türkiyeye ilişkin birçok soruyla
karşılaştı. Avusturya Başbakanı, Türkiyenin
Gümrük Birliği Ek Protokolünü onaylayarak limanlarını Rum
gemilerine açmaması durumunda ABnin tepkisinin ne olacağına
dair ısrarlı sorulara, şimdiden bir şey
söylenemeyeceği cevabını verdi. Avusturya lideri, yıl
sonunda Finlandiya dönem başkanlığının ve AB
Konseyinin bu konuda görüşlerini açıklayacağını, o
zamana kadar beklemenin önemli olduğunu belirtti. Schüssel, Türkiyeye
birçok kereler limanlarını açmasının yükümlülüğü
olduğunu hatırlattıklarına dikkat çekti. Fransa
Cumhurbaşkanı Chirac ise Türkiyenin limanlarını Rumlara
açması gerektiğini belirterek, Bunu yapmazsa, birliğe
katılım kapasitesini sorgulamaya açar. dedi.
Bu arada Avusturya ve Fransanın
massetme kapasitesinin (yeni üyeleri kabul etme) kriter haline getirilmesi
yönündeki talepleri zirvede reddedildi. Çok az sayıda üye ülke
tarafından desteklenen Avusturya teklifi, massetme kapasitesinin kriter
haline getirilmesini öneriyordu. Massetme kapasitesi, zirve nihai bildirisinde
ne kriter ne de şart olarak zikredildi. Liderler, 1993te tespit edilen
Kopenhag Kriterlerindeki formüle dönüş yaparak massetme kapasitesinin
önemine işaret etmekle yetindi. Ancak AB Komisyonu, ilerleme
raporları ile birlikte massetme kapasitesi için özel bir rapor
hazırlayarak kavramın tanımını
ayrıntılı bir şekilde yapacak. Komisyon Başkanı
Barroso, sadece 5 ülke tarafından desteklenen massetme kapasitesinin
kriter haline getirilmesi önerisinin yardımcı
olmayacağını ısrarla savunduklarını söyledi.
Sertleştirilen Türkiye paragrafında 21 Eylül tarihli AB
Kıbrıs beyanına ilgili bütün unsurları ile atıf
yapılırken, ABnin mezkur beyana ilişkin 2006da bir
değerlendirme yapılmasının temin edileceği
kaydedildi. Türkiye paragrafına ayrıca Yunanistanın teklifi ile
iyi komşuluk ilişkileri eklendi.
Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Türkiye paragrafında
atıf yapılan, Gümrük Birliğini tüm yeni üyelere teşmil
eden Ek Protokolün uygulanmasına ilişkin 21 Eylül 2005 tarihli AB
Deklarasyonunun, ABnin tek taraflı bir tasarrufu olduğunu söyledi.
Türkiyenin bu konudaki tutumunu 29 Temmuz 2005te bir deklarasyonla ortaya
koyduğunu hatırlatan Tan, Sözkonusu deklarasyon, Kıbrıs
sorununun BM çerçevesinde bir çözüme kavuşturulması yönelimini
içermektedir. dedi. Namık Tan, zirvede Türk-Yunan ilişkilerinde bir
gerginlik olduğu şeklinde yanlış bir izlenim
oluşturulduğunu ve bu yaklaşımı
paylaşmadıklarını da kaydetti.
Başbakan Erdoğan
KKTCye izolasyonlar kalk- madıkça,
bizden limanlar konusunda hiçbir şey beklemeyin. Açık söylüyorum;
müza- kereler durursa dursun.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac
Türkiyenin liman ve
havaalanlarını Avrupa Birliğinin tüm üyelerine açması
gerekir. Bunu yapmazsa, birliğe katılım kapasitesini sorgulamaya
açar.
17.06.2006 ZAMAN
ABD ekonomisindeki
gelişmelere paralel olarak son ayda inişli
çıkışlı seyir izleyen piyasalar dün güne olumlu
başladı. ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben
Bernanke'nin enflasyon kaygılarını azaltan
açıklamaları bütün dünya piyasalarında olduğu gibi
Türkiye'de de karşılık buldu. Borsa yükselişe geçerken,
dolar 1,58 YTLye kadar geriledi. Ancak Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın İstanbul Sanayi Odası'nda yaptığı
AB'yle ilgili açıklamalar yükselişi frenledi. Bankalararası
piyasada dolar, yeniden 1,6 yeni lira düzeyine tırmandı. İlk
seansta yüzde 4 değer kazanan Borsa ise tartışmaların
ardından kazançlarının büyük bölümünü geri verdi ve günü yüzde
1,25 artışla kapattı. Önceki gece Chicago Ekonomi Kulübü'nde
konuşan FED Başkanı Ben Bernanke, enflasyon beklentilerinin bir
miktar gerilediğini' ve yüksek enerji fiyatlarının ekonomiye
etkisinin sınırlı kaldığını belirtti.
Bernanke'nin bu sözleri, enflasyon ve ekonomik büyümenin
yavaşlayacağı yönündeki kaygıları giderdi.
Açıklamalar
yatırımcıları rahatlattı ve ABD borsaları
toparlandı. Son iki yılın en büyük günlük hareketini gösteren
Dow Jones yüzde 1,8 ve Nasdaq yüzde 2,8 yükseldi. Ayrıca dün Japonya ve
Avrupa borsaları da Bernankenin açıklamalarıyla
toparlandı. Global hisse senedi ve emtia piyasalarındaki
yükselişler, gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin değer
kazanmasına sebep oldu. Aynı ivme, bir önceki seansta
Standard&Poorsun kredi notunu düşürmesinin ardından 2,5
yılın en düşük seviyelerini gören Macaristanın para
biriminin yükselmesini de sağladı. Piyasalar bu ay
yapılması öngörülen ABDdeki faiz artırımlarını
fiyatlara çoktan yansıttı, ancak piyasa, ABDnin faiz
oranlarının bu aydan sonra da artıp artmayacağından
emin olamadığı için hâlâ kırılgan. İstanbul
Menkul Kıymetler Borsası endeksinin haftalık kaybı yüzde
2,17 oldu. Dün 35 bin 58 puana kadar yükselen endeks günü yüzde 1,25 veya 420
puan primle 34 bin 48den kapattı. Metro Yatırımdan Şenol
Korkmaz, Başbakanın Kıbrıs açıklamalarının
ardından ciddi satış geldi piyasaya. Sabah
alıcılı açılan Avrupa borsalarının gün içinde
eksiye dönmesinin de bu satışlarda etkisi var. dedi. Ekonomi Servisi
ZAMAN 17/06/06
Annan: Rumların AB üyeliği Kıbrısta çözümü zorlaştırdı
BM Genel Sekreteri
Kofi Annan, Kıbrıs Rum Kesiminin AB üyesi olmasının adada
çözümü zorlaştırdığını söyledi.
BM Güvenlik Konseyinin önceki gün
Kıbrıstaki Barış Gücünün görev süresini 6 ay daha
uzattığı toplantının ardından basına
açıklama yapan Annan, Geçen hafta AB Gümrük Birliği Ek Protokolünün
yeni 10 üyeye uygulanması ile ilgili yaşanan
tartışmaları izlediniz. Rum Kesiminin AB üyesi olması,
Türkiyenin ise ABye katılmak istemesi yüzünden Kıbrıstaki
durum daha da zorlaştı. dedi. BM siyasi işlerden sorumlu Genel
Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambariyi çok yakında
bölgeye göndereceğini söyledi. Annan, Kıbrıs, Yunanistan ve
Türkiyede temaslarda bulunacak olan Gambarinin kendisine bir rapor
sunacağını ve tarafların ileri adım
atmalarını sağlayacak adımlara bakacaklarını
ifade etti. Rum lider Papadopulos ile Pariste yaptığı son
görüşmeyi hatırlatan Annan, Kendisine, laftan çok icraat görmek
istediğini ilettim. dedi. Annan, Kıbrıs sorununun yıl
sonunda bitecek kendi görev süresi içinde çözülmesinin ihtimal dahilinde
olmadığını da kaydetti.
New York, Cihan
ZAMAN 17/06/06
İslam Konferansı
Örgütü (İKÖ), KKTCye uygulanan izolasyonların
kaldırılması için üye ülkelere bir kez daha somut adımlar
atılması çağrısında bulunacak.
İKÖ dışişleri
bakanları, ilk kez bir Türk cumhuriyetinde bir araya geliyor. Türkiyeyi
Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün temsil edeceği
toplantı, 19-21 Haziranda Azerbaycanın başkenti Baküde
yapılacak. Ankara, Kıbrıs ve Batı Trakya Müslüman Türk
azınlığın durumu başlıklı iki karar tasarısına
destek arayacak. İslam ülkeleri dışişleri
bakanlarının bu tasarıları onaylamasına kesin gözüyle
bakılıyor. Kıbrısla ilgili olarak, üyelere ve
uluslararası topluma, Kıbrısa izolasyonları kaldırma
yolunda somut adım atın. denilecek. KKTCye üst düzey ziyaretlerin sürdürülmesi,
turizm, kültür, ulaşım, enformasyon, yatırım ve spor
alanlarında Kıbrıs Türkleri ile temas kurulması istenecek.
Batı Trakyadaki Müslüman Türk azınlığın
kimliğinin ve haklarının korunması için bütün önlemleri
alması yönünde Yunanistana geçmiş yıllarda yapılan
çağrı tekrarlanacak.
Bu arada Ankara, Kıbrısta teknik
komitelerin bir an önce çalışmaya başlayabilmesi için Rum
Kesiminin ileri sürdüğü ön şartları geri çekmesi
gerektiğini düşünüyor. Gül, komitelerin oluşturulması için
ilk teklifin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından
ortaya atıldığına işaret ederken, Teknik
görüşmelerin başlamasına karşı düşüncemiz söz
konusu değil. Gördüğüm kadarıyla bazı önşartlarla
gelme durumu var; bazı zorluklarla karşılaşılıyor.
Komitelerin, önşartsız başlaması ve
çalışmasında fayda umuyoruz. dedi. Komiteler, sağlık,
çevre, su yönetimi, atık yönetimi, kara para aklama, suçun önlenmesi,
trafik güvenliği ve insanî işbirliği alanlarında
oluşturulacak.
Süleyman Kurt, Ankara ZAMAN 17/06/06
AB'ye rest dünyada geniş yankı buldu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
KKTC'ye yönelik ambargo kalkmadan limanların Rumlara
açılamayacağı yönündeki sözleri yabancı basında da
yankı buldu. Dünya basını, Türkiye'nin AB'yi tehdit ettiği
değerlendirmesini yaptı.
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yönelik ambargo kalkmadan limanların
Rumlara açılamayacağı yönündeki sözleri yabancı
basında da yankı buldu. Dünya basını, Türkiye'nin AB'yi
tehdit ettiği değerlendirmesini yaptı.
GUARDIAN:
"TÜRKİYE'DEN MÜZAKERELERDEN ÇEKİLME TEHDİDİ"
İngiliz
Guardian gazetesi, Başbakan Erdoğan'ın sözlerini "Türkiye,
AB
müzakerelerinden
çekilmekle tehdit etti" şeklinde değerlendirdi. Haberde
Erdoğan'ın bu konudaki "en güçlü açıklamalardan
birini" yaptığı ifade edildi.
Gazete, AB
yetkililerinin Türkiye'den limanlarını Rumlara açmasını
istediği Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik ambargolar kalkmazsa
adım atmayacaklarını söylediğini aktardı. Haberde,
"ağız dalaşının" geçen Ekim ayında
başlayan müzakerelerden bu yana AB-Türkiye ilişkilerindeki en kötü
haftalardan birinden sonra geldiği yorumu yapıldı.
FT: "AB TÜRKİYE'DEN
REFORMLARI ARTTIRMASINI İSTEDİ"
Financial Times
gazetesi, Avrupa Birliği liderlerinin Türkiye'den reformları
arttırmasını
istediğini aktardı. Brüksel'in Ankara'dan limanlarını
Rumlara açmasını beklediği hatırlatılan haberde,
Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik izolasyonlar kalkmadıkça
limanların açılmayacağını söylediği kaydedildi.
WP:
"ERDOĞAN VE AB LİDERLERİ SİYASİ KAYGIYLA
KONUŞUYOR"
Amerikan Washington
Post gazetesi de AB'nin Kıbrıs çatlağı yüzünden Türkiye'yi
uyardığını belirtti. AB'nin Türkiye'den
limanlarını Rumlar'a açmasını istediği kaydedilen
haberde, Erdoğan'ın ise bu talebe "müzakereler durursa
durur" sözleriyle "karşı ateş
açtığı" değerlendirmesi yapıldı. Gazete, hem
Erdoğan'ın hem de Avrupa liderlerinin yerel siyasi kaygılarla
hareket ettiği yorumunu yaptı.
Gazete,
Erdoğan'ın partisinin, milliyetçiliğin yükseldiği bir
ülkede popüleritesini kaybetmeye başladığını, pek çok
Avrupa hükümetinin de yüzde 99'u Müslüman olan 70 milyonluk bir ülkeyi
Birliğe alıp almama konusunda şüpheli olduğunu belirtti.
ANKA
SABAH 17/06/06
Barroso: Türkiye bir meydan okumadır
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barroso, zirvenin ardından yaptığı basın
toplantısında, Türkiye'nin AB üyeliğinin "meydan
okuma" olduğunu söyledi. Barroso, önceki gün İngiliz yayın
kuruluşu BBC'ye verdiği mülakatta Türkiye'nin üyeliğinin her iki
taraf açısından zor olacağı, Avrupa'yla Türkiye
arasında kültürel açıdan farklar olduğu yönündeki sözlerini
"olumlu anlamda söylediğini, Türkiye'nin üyeliğinin zor
olduğu konusunda fikir birliği bulunduğunu'' ifade etti.
Barroso, şöyle devam etti.
Her şeyden önce, Türkiye açısından son derece güç bir süreç olacak.
Ayrıca, Türkiye gibi büyük ve önemli, ayrıca
birçoğumuz tarafından kültürel açıdan Avrupa'nın ana
gövdesinden çok farklı olarak görülen bir ülkeyi bünyesine almaya
hazır hale gelmek Avrupa açısından da çok zorlu olacak. Türkiye
gibi büyük bir ülkenin AB üyeliği, Birlik için bir 'meydan okumadır'
(challenge). Bunu inkar etmek olmaz."
POZİTİF
ANLAMDA
Barosso bu
sözlerinin ardından, "Yanlış anlaşılmasın
bunu pozitif anlamda söyledim" diye ekledi. Barroso, genişleme
politikasında hazmetme kapasitesinin bir kriter olarak yer
almasının sorun yaratacağı konusunda ise, AB liderlerini
daha önceden uyardığını bildirdi.
SABAH 17/06/06
AB restleşmesi
Erdoğan: Müzakereler duracaksa da dursun... Chirac:
Limanları açın.
AB ile Kıbrıs restleşmesi şöyle
gerçekleşti: Erdoğan "İzolasyonlar kalkmadan
Kıbrıs için adım atmayız. Müzakereler duracaksa
dursun" dedi. Fransız lider Chirac'ın cevabı "Türkiye,
limanlarını yıl sonuna kadar Rumlara açmazsa sorun
yaşanır" olurken; Avusturya Başbakanı Schüssel
"Bu sözler sıkıntı yaratır" dedi. Gerginlik
doları üç kuruş zıplattı.
![]()
AB için
restleştiler
Lüksemburg'dan sonra
Avusturya Başbakanı Schüssel ve Chirac da Türkiye'nin
limanlarını Rum kesimine açması uyarısı yaptı.
Erdoğan, KKTC'ye izolasyon kalkmadıkça, limanları
açmayacaklarını söyledi, "Hayret bir şey! Müzakereler
durur! Durursa durur" dedi.
Ankara Rumlara limanları açmalı!
Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude
Juncker'in önceki gün yaptığı "Türkiye'nin Rum Kesimi'ne
limanlarını ve havalimanlarını açmaması halinde
müzakere sürecinin askıya alınması" açıklamasına,
AB dönem başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang
Schüssel ve Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da destek verdi.
"DURURSA
DURUR" KRİZİ
AB devlet ve
hükümet başkanlarını bir araya getiren zirvenin ardından
Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, AB Komisyonu Başkanı
Jose Manuel Barroso ve Avusturya Dışişleri
Bakanı
Ursula Plassnik ortak basın toplantısı düzenledi. Schüssel,
"Türkiye Rumlar'a limanlarını açma yükümlülüğünü bu
yıl sonuna kadar yerine getirmezse sonuçları olacaktır"
diye ekledi. Schüssel, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
"Rumların AB üyesi olmasından sonra adada çözüm
zorlaştı" sözlerinin hatırlatılması üzerine ise,
"Kıbrıs'ın AB üyeliği Ada'da barış sürecine
katkı sağlamış ve kuzeyin ekonomik olarak büyümesine
yardımcı olmuştur" iddiasında bulundu. Schüssel,
Başbakan Tayyip Erdoğan "Geri adım atmayacağız,
müzakereler durursa durur" diyerek restini duyunca
şaşırdı. Schüssel, gazetecilerin ifadeleri üzerine,
"Biz önemli bir zirve gerçekleştirdik. Sayın
Erdoğan'ın sözlerini duymadık. Ancak, böyle bir açıklama
yaptıysa sıkıntı yaratır" dedi.
HAZMETME
KRİTERİ
Schüssel zirvede,
AB'nin genişleme politikasında hazmetme kapasitesinin kriter olarak
yer almasını da önerdi, ancak önerisi kabul edilmedi. AB
Komisyonu'nun bu konuda bir rapor hazırlamasının
benimsendiğini söyleyen Schüssel, Türkiye konusunda bu konuda daha önce
bir uzlaşma yakalandığını kaydetti. "3 Ekim'de
Türkiye ile müzakereleri başlatırken hazmetme kapasitesinin hem aday
ülke açısından hem AB açısından şart olduğunu
belirtmiştik'' dedi. Schüssel, gazetecilere, "Aslında 'hazmetme'
kelime itibarıyla kötü. Biz, birlik olarak kimseyi 'yutmak/sindirmek'
istemiyoruz. İçimize kabul ediyoruz" dedi. Bu konu, AB Zirvesi Sonuç
bildirisinde de "Genişleme ritmi, AB'nin hazım kapasitesini
dikkate almalıdır" ifadesiyle belirtildi. Schüssel'den sonra
Chirac da, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına
açması gerektiğini söyledi, aksi halde sorun
çıkacağını" belirtti.
Hayret bir
şey! Durursa durur!
Başbakan
Tayyip Erdoğan, Brüksel'de toplanan AB liderlerinin Türkiye'ye uyarı
yaptığı saatlerde İstanbul'dan sert bir
karşılık verdi. Erdoğan, AB ile müzakerelerin
durabileceği tehdidine karşı, "Bakın çok açık
söylüyorum; durursa durur'' dedi. İstanbul Sanayi Odası'nın
düzenlediği toplantıda konuşan Başbakan,
Bilim-Araştırma faslında AB ile fiili müzakerelerin
açıldığını ve kapandığını
hatırlattı. Erdoğan, Türkiye'deki muhalefetin bu konuda
"Sağır duymaz uydurur kabilinden", "Efendim bunlar
Kıbrıs'ta limanları verecekler, havaalanlarını
açacaklar, ek protokolü imzalayacaklar" şeklinde "çirkin
muhalefet" yaptığını belirtti.
"İktidarı tanıyanların çok iyi
tanıdığını, tanımayanların ise
tanımamakta direndiğini" ifade eden Erdoğan, şöyle
konuştu:
BİZ
GEREKENİ YAPTIK
"Biz AB'nin
25 üyesine, dönem başkanları da dahil, Kıbrıs'a
karşı uygulanan izolasyonlar kalkmadığı sürece bizden
ne ek protokol, ne havalimanı, limanlar konusunda bir şey
beklemeyiniz, dedik. Bunu çok açık ve net söyledik. Çünkü biz garantör
ülke olarak Kıbrıs'ta yapmamız gerekenleri yaptık. Bizden
ne istediniz? Annan Planı'na destek. Biz bu desteği verdik. Kuzey
Kıbrıs'tan ne istediniz? Annan Planı'na evet! Kuzey
Kıbrıs destek verdi. Güney Kıbrıs ne dedi? 'Hayır'
dedi. Siz Annan Planı'na 'hayır' diyeni ödüllendirdiniz, 'evet'
diyeni cezalandırdınız. Hala cezalandırmaya devam
ediyorsunuz. Biz bu adalet anlayışına
karşıyız."
HAYRET BİR
ŞEY!
Başbakan
konuşmasının devamında, bunların hepsinin tek tek
söylendiğini, izolasyonlar kaldırılmadıkça geri adım
atmayacaklarını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Bunu
herkes böyle bilsin. Ek protokol konusunda da aynı şekilde. 'Ay
efendim müzakereler durur.' Hayret bir şey! Bakın çok açık
söylüyorum; Durursa durur. Bize karşı olumlu yaklaşana biz de
olumlu yaklaşırız"dedi. Erdoğan, bu sürece girerken
hep kazan-kazan hesabına göre hareket ettiklerini ifade ederek, ''Biz
kaybedeceğiz, karşıdaki kazanacak. Yok öyle birşey.
Farklı kazanacağız, farklı kaybedeceğiz. Bunu adalet
anlayışımızla bağdaştırmıyoruz. Çünkü
biz öyle bir medeniyetten geliyoruz ki bu medeniyette asla ezmek yok, adalet
var. Zulmetmek yok. Adalet var'' şeklinde konuştu.
Umut TÜTÜNCÜ / MERKEZ
SABAH 17/06/06
Limanları
açmak bir yükümlülük
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis,
Başbakan Erdoğan'ın açıklamasına,
"İzolasyonlar başka, Türkiye'nin Rum gemilerine limanları
açması gibi AB yükümlülükleri başka" diye yanıtladı.
Kıbrıs sorununun çözümü ile Türkiye'nin AB üyelik sürecinin iki
ayrı şey olduğunu söyleyen Karamanlis "Türkiye, AB
üyeliği için müzakereler başlamıştır. Müzakerelerin
sürmesi ve tam üyelik için her bir AB adayı gibi Türkiye de belirli ve
kesin bir çerçeve içinde bulunan yükümlülüklerini yerine getirmelidir. Bu
çerçeve hiçbir aday ülke için değiştirilemez" dedi.
SABAH 17/06/06
Türkiye'ye
3 uyarı
Avrupa Birliği devlet ve hükümet
başkanlarının Brüksel'de biraraya geldiği AB Zirvesi'nin
Sonuç Bildirgesi'nde Türkiye'ye "Ek Protokolü uygula", "Reform
sürecini hızlandır" ve "İyi komşuluk
ilişkileri" çağrıları yapıldı. Bildirgenin
Türkiye'ye ayrılan paragrafında, Türkiye ile fiili müzakerelerin
başlamasından duyulan memnuniyet ifade edilerek, "Birlik,
Türkiye'nin AB standartlarına ulaşması için gerekli desteği
verecek. Türkiye'nin anlaşmalarda tespit edilen hukuk düzenini, hedefleri
ve değerleri paylaşması beklenmektedir" ifadesine yer
verildi.
Gümrük
Birliği Ek Protokolü'yle ilgili "Ek protokolün 2006'da
uygulanması gerektiği" ve "uygulamanın 2006'da
değerlendirileceği" ifadelerine yer verilirken, Türkiye'nin 2006
yılında hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rum uçak
ve gemilerine açması, ayrıca reform sürecinin
hızlandırılması ve ülke genelinde etkin ve bütüncül bir
şekilde uygulanması istendi.
ÖVGÜ YOK UYARI VAR
AB üyelik
müzakerelerinde, her aday ülkenin Müzakere Çerçeve Belgesi'nde (MÇB) yer alan
şartlara uygunluğuna dikkat edileceği belirtilen bildirgede,
"Gümrük Birliği ve Ek Protokol'ün 2006 yılında
uygulanmasının, Ortaklık Anlaşması'ndan doğan ve
21 Eylül 2005 tarihinde yayımlanan deklarasyonda da vurgulanan yükümlülüklerin
yerine getirilmesinin ve güncelleştirilmiş Katılım Ortaklığı
Belgesi'nin uygulanmasının değerlendirileceği"
kaydedildi. Türkiye'nin Ağustos 2001'de başlayan reform süreci
sonunda AB rapor ve zirve sonuç bildirgelerinde yer alan övgülerin yerine, AB
Haziran 2006 Zirvesi Sonuç Bildirgesi'nde uyarıların
yapılması dikkat çekti.
FİKRET AYDEMİR - BRÜKSEL
SABAH 17/06/06
Rumların üyeliği çözümü zorlaştırdı
BM Genel
Sekreteri Annan, bu yıl sonunda görev süresinin bitmesinden önce
Kıbrıs sorununun çözülebileceğini söyleyemeyeceğini
belirterek, Rum yönetiminin AB'ye üye olmasıyla çözüm çabalarında
yaşanan zorluklara dikkat çekti:
Rumların
üyeliği çözümü zorlaştırdı
ÇÖZÜME ÇOK
YAKLAŞTIK AMA OLMADI... BM Genel Sekreteri Annan, çözüme en fazla
kendisinin her zamankinden daha fazla yaklaştığını
ancak çözemediklerini belirterek, "Hâlâ taraflarla temas halimdeyim"
dedi. Annan, "Siz müzakere yaparken kulüpte yer alan bir ülkeniz var ve
diğeri de kulübe girmeye çalışıyor, bu da durumu
kolaylaştırmıyor. Tamamen samimi olarak, bu durumun süreci
zorlaştırdığını düşünüyorum" diye konuştu
TARAFLAR
ARASINDAKİ UÇURUM ÇOK BÜYÜK... BM Güvenlik Konseyi'nin Barış
Gücü'nün görev süresinin oybirliğiyle altı ay daha
uzatıldığı kararında, Kıbrıs'ta söz ile
icraatlar arasındaki uçurumun çok büyük olduğu, bunun da hem BM Genel
Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu başlatmasını, hem de
Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm bulunmasının yolunu açacak
müzakerelerin yeniden başlatılması sürecinde ilerleme
sağlanmasını engellediği vurgulandı
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, bu yıl sonunda görev süresinin
bitmesinden önce Kıbrıs sorununun çözüleceği sözü
veremeyeceğini belirterek, halen Rum yönetiminin Avrupa Birliği'ne
(AB) üye olmasının ve Türkiye'nin birliğe girmeye
çalışmasının çözümü daha da
zorlaştırdığını söyledi.
Annan, BM
Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs Barış Gücü'nün dün sona eren
görev süresini 6 ay daha uzatmasından önce düzenlediği basın
toplantısında, bu yıl sonunda görev süresinin bitmesinden önce
Kıbrıs sorununun büyük olasılıkla çözülemeyeceğini
kaydederek, "Siz müzakereler yaparken, bir ülkenin kulüpte yer
alması, diğerinin de bu kulübe girmeye çalışması
durumu kolaylaştırmıyor" dedi.
BM Genel
Sekreteri, "Kıbrıs sorununda çözüme her zamankinden daha fazla
yaklaştığının kabul edilmesi gerektiğini, ancak
sorunu çözemediklerini söylediği" basın toplantısında,
çeşitli soruları da yanıtladı.
BM'nin internet
sitesinin yayınına göre, bir gazeteci, Annan'a "göreve
başlarken çözebileceğini açıkladığı
Kıbrıs sorununun, görev süresinin dolmasına
kısıtlı bir süre varken, hâlâ çözülebileceğini düşünüp
düşünmediğini', "kendi adını taşıyan
planın Rum kesimi tarafından reddedilmesinin, kaybedilmiş bir
fırsat mı olduğunu", "kendisinin bundan sonra hangi
adımı atabileceğini" sordu.
"Sözlerime,
en fazla çözüme benim yaklaştığımı kabul etmeniz
gerektiğini söyleyerek başlamama izin verin. Her zamankinden daha
fazla yaklaştım ancak çözemedik. Hâlâ taraflarla temas
halindeyim" diye soruyu yanıtlamaya başlayan Annan,
"Kıbrıs'ta süreç, Rum kesiminin şimdi AB'nin bir üyesi
olduğu ve Türkiye'nin AB'ye girmeye çalıştığı
gerçeğiyle daha da zorlaştı" dedi.
Gümrük
Birliği anlaşmasının Rum kesimi dahil 10 yeni üyeyi
kapsayacak şekilde genişletilmesiyle ilgili ek protokolün
uygulanması konusundaki tartışmanın geçen hafta
görüldüğüne işaret eden Annan, "Siz müzakere yaparken kulüpte
yer alan bir ülkeniz var ve diğeri de kulübe girmeye
çalışıyor, bu da durumu kolaylaştırmıyor. Tamamen
samimi olarak, bu durumun süreci zorlaştırdığını
düşünüyorum" diye konuştu.
Birbirlerine
çok yakın yerlerde
ama bir araya
gelemiyorlar
Annan, taraflarla
ilgili temaslarını sürdürmesiyle ilgili olarak Paris'te Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ile görüşmelere yeniden
başlanmasının gereğine ilişkin yaptığı
son temasını anımsadığını ve Rum lidere,
sözlerden ziyade daha fazla eylem görmek isteyeceğini söylediğini
belirtti.
"Tarafların
ilerlemeye hazır olduğuna beni ikna etmesi için sözler ve hareket
arasındaki ayrılığın biraz
daraldığını görmek istiyorum" diyen Annan, bir araya
getirmeye çalıştıkları Papadopulos ile
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, birbirlerine çok yakın
yerlerde yaşamalarına rağmen yaklaşık iki
yıldır hiç görüşmediklerini anımsattı.
Siyasi
İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı
İbrahim Gambari'yi çok yakında bölgeye göndereceğini kaydeden
Annan, Gambari'nin Kıbrıs, daha sonra da Yunanistan ve Türkiye'ye
nabız yoklamaya gideceğini ve sonra duruma ilişkin kendisine
rapor getireceğini söyledi.
BM
Barış Gücü'nün görev
süresi 6 ay
daha uzatıldı
BM Güvenlik
Konseyi, Kıbrıs'ta söz ile icraatlar arasındaki uçurumun çok
büyük olduğunu, bunun da hem BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonunu
başlatmasını, hem de Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm
bulunmasının yolunu açacak müzakerelerin yeniden
başlatılması sürecinde ilerleme sağlanmasını
engellediğini vurguladı.
Güvenlik
Konseyi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın teknik konularda ve aynı
zamanda bütünlüklü çözüm yönündeki çabalarını desteklediğini de
bildirdi.
BM Güvenlik
Konseyi, önceki akşam oybirliğiyle aldığı kararla,
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) görev süresinin 15
Aralık tarihine kadar altı ay daha uzatılmasını
onayladı. Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün görev süresi
önceki gün sona ermişti.
1687
sayılı Güvenlik Konseyi kararında, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti ile Güney Kıbrıs Rum yönetiminden "iki taraf"
olarak bahsediliyor.
Güvenlik
Konseyi'nin kararı oylaması öncesinde ABD ile İngiltere'nin
girişimiyle yapılan çalışmalarda, kararda KKTC ile Güney
Kıbrıs'tan "iki ayrı varlık" olarak bahsedilmesi
üzerinde durulmuş, ancak ABD ile İngiltere, Güvenlik Konseyi'nin
diğer üç daimi üyesini bu konuda ikna edememişti.
İngiltere
ve ABD, söz konusu kararla ilgili taslak metin üzerinde yaptığı
çalışmalarla, 1251 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına
ve Nisan 2004 referandumlarından sonra oluşan yeni olgulara
dayanarak, Kıbrıs Türk tarafının ayrı varlık
olarak siyasi statüsünü yükseltmeye çalışmış, ancak
diğer üç daimi üye Rusya, Fransa ve Çin ile daimi üye olmayan bazı
ülkelerin, özellikle de Yunanistan'ın tepkisiyle
karşılaşmıştı.
BM Güvenlik
Konseyi kararında, Kıbrıs'ta her iki tarafa, gerginliği
tırmandıracak girişimlerden kaçınma ve ara bölgede, UNFICYP
askerlerinin görev ve yetkilerine saygı gösterme çağrısı
yapılıyor.
Genel Sekreter,
yeni bir girişim
başlatmamasından
üzüntülü
Güvenlik
Konseyi'nin 5 sayfadan oluşan kararında, söz ve icraatlar
arasındaki uçurumun çok büyük olmaya devam etmesinden ve Genel Sekreter'in
de bu durumda yeni bir girişim başlatmamasından duyduğu
üzüntüye de yer veriliyor.
Kararda, bu
aşamada tarafların, tekrar ilişkiye geçmeleri ve
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için nasıl
yeniden bir araya gelebileceklerini düşünmeye
başlamalarının önemli olduğu ifade ediliyor.
Her iki
tarafın da kabul edebileceği bir plan var olmadığı
için, Ada'daki BM Barış Gücü'nün görev yapmaya devam etmesi
gerektiği belirtilen kararda, BM Güvenlik Konseyi'nin, bütünlüklü çözüm
yönünde müzakerelerin yeniden başlamasında ilerleme olması için
tarafları teşvik etmeye devam edeceği kaydediliyor.
Kararda,
Güvenlik Konseyi'nin, Genel Sekreter'in, iki toplumlu temaslar ve teknik
düzeyde iki toplumlu müzakere mekanizması kurulması
çabalarının; ayrıca iki liderin, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi 3. Üyesi'nin göreve başlaması vesilesiyle
bir araya gelme mutabakatını memnuniyetle karşıladığı
da belirtiliyor.
Kararda
ayrıca, iki tarafın, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki
Özel Temsilcisi Michael Möller gözetiminde, teknik düzeydeki iki toplumlu
müzakerelere aktif katılımı teşvik ediliyor ve Genel
Sekreter'den, 1 Aralık 2006'ya kadar Güvenlik Konseyi'nin bu kararının
uygulanmasıyla ilgili rapor sunması isteniyor.
KIBRIS 17/06/06
İthalat
Türkiye'den, ihracat Avrupa'ya
KKTC'nin
ocak-nisan dönemi dış ticaret açığı 449 milyon 816 bin
50 YTL
İthalat
Türkiye'den, ihracat Avrupa'ya
İTHALATTA
TÜRKİYE LEHİNE KAYMA VAR... KKTC'nin dış ticaret
açığı, bu yılın ilk dört ayında, 449 milyon 816
bin 50 YTL olarak gerçekleşti. Geçen yılın ilk dört ayı ile
bu yılın aynı dönemi ithalatı incelendiğinde,
ithalatta Türkiye lehine bir kayma görülüyor. İhracat ağırlıklı
olarak Avrupa'ya yapılırken, 2005'in ilk dört ayına göre
2006'nın ilk dört ayında AB ülkelerine yapılan ithalat ve
ihracatta da düşüş görüldü
KKTC'nin
dış ticaret açığı, bu yılın ilk dört
ayında, 449 milyon 816 bin 50 YTL olarak gerçekleşti.
Dış
ticaret açığı, geçen yılın aynı dönemine göre,
yüzde 0.84 oranında küçük bir artış gösterdi. 2005'in ilk dört
ayı olan 0cak-Nisan dönemindeki açık, 446 milyon 29 bin 868 YTL'ydi.
2006'nın
ilk dört ayında, ithalat, 496 milyon 906 bin 542 YTL olarak
gerçekleşirken; ihracattaki toplam rakam, 47 milyon 90 bin 492 YTL oldu.
2006'nın
ilk dört ayındaki ithalat, 2005'in aynı dönemine göre yüzde 2
oranında artarak 489 milyon 20 bin 75 YTL'den 496 milyon 906 bin 542
YTL'ye yükseldi.
İhracat
ise, ilk dört ayda, geçen yıla göre yüzde 8.7 artarak, 42 milyon 990 bin
207 YTL'den 47 milyon 90 bin 492 YTL'ye çıktı.
En fazla para
yine araç ithaline
Ticaret
Dairesi'nin ithal ve ihraç mallarında dolar bazında verdiği
rakamlara göre, 2006'nın ilk dört ayında, geçen yıla göre
azalmakla birlikte en fazla para, 50 milyon 397 bin 822 dolarla araçlara
verildi.
Harcanan para
açısından bakıldığında ikinci sırayı,
geçen yıla göre yüzde 57 artış gösteren yakıt aldı.
2005'in ilk dört ayında 19 milyon 534 bin 36 olan yakıt gideri,
2006'nın aynı döneminde 30 milyon 597 bin 822 dolar olarak
gerçekleşti.
Alkollü içki
ise, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 109.5 oranıyla
ithalatı en çok artan mal oldu.
Geçen
yılın ilk dört ayına göre 2006'nın aynı döneminde,
çimento hammaddesi ithalatı yüzde 87.9, bilgi işlem makineleri
ithalatı yüzde 60.9, tıbbi cihaz ithalatı yüzde 50, LPG
gazı ithalatı yüzde 47 arttı.
Aynı
dönemler kıyaslandığında ithali en fazla azalan mal, yüzde
60 oranında düşüşle kumaş oldu.
Hurda
ihracatında patlama
KKTC'nin
2006'nın ilk dört ayında dışa sattığı
ürünler arasında ilk sırayı, son yıllarda olduğu gibi
yine narenciye, süt ürünleri, konfeksiyon ve hurdalar aldı.
İhracatta,
2005 yılının ilk dört ayına göre, 2006'da en fazla
artış yüzde 388 ile hurdalarda yaşandı.
2005
yılının ilk dört ayında 230 bin 727 dolar olan hurda
ihracatı, 2006'nın aynı döneminde 1 milyon 125 bin 463 dolar
seviyesine yükseldi.
İhracatta
başı çeken narenciyede, geçen yılın ilk dört ayına
göre yüzde 6 artış görüldü. Narenciye konsantresi ihracatındaki
artış ise yüzde 192 oldu.
Önceki
yılın aynı dönemine göre 2006'nın ilk dört ayında, yün
yapağı, balık, harup çekirdeği ve narenciye esans
yağı ihracatı ise yüzde 100 düşerek
sıfırlandı.
İthalatta
Türkiye lehine kayma görülüyor
Geçen
yılın ilk dört ayı ile bu yılın aynı dönemi
ithalatı incelendiğinde, ithalatta Türkiye lehine bir kayma
görülüyor. 3. ülkelerden yapılan ithalat yüzde 17 oranında
düştü.
Bu
yılın ilk dört ayında toplam ithalatın yüzde 68.1'i
Türkiye'den yapıldı. Bu rakam geçen yılın aynı
döneminde ise yüzde 61.8'di.
2006'nin ilk
dört ayında 3. ülkelere yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde
61.2'sini oluşturdu. Türkiye'ye yapılan ihracat ise düştü. Geçen
yılın aynı döneminde toplam ihracatın yüzde 45.1'i
Türkiye'ye yapılırken, bu yılın aynı döneminde bu
rakam 38.8'e geriledi.
2005'in ilk
dört ayına göre 2006'nın ilk dört ayında AB ülkelerine
yapılan ithalat ve ihracatta da düşüş görüldü.
KIBRIS 17/06/06
Erdoğan
rest çekti: Müzakereler durursa durur
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye uygulanan
izolasyonlar
kalkmadan limanların açılmayacağını yineledi
Erdoğan
rest çekti: Müzakereler durursa durur
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye uygulanan izolasyonlar
kalkmadan limanların açılmayacağını belirterek,
"Müzakereler durursa durur" dedi. Erdoğan, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne karşı uygulanan izolasyonlar
kalkmadıkça bir adım atmayacaklarını söyledi. Erdoğan,
"Bunlar Kıbrıs'ta limanları verecekler, ek protokolü
imzalayacaklar gibi çirkin muhalefet içine girmek yanlış. Yapılan
yorumlar hoş değil. KKTC'ye karşı uygulanan izolasyonlar
kalkmadığı sürece ne ek protokol, ne limanlar, ne
havaalanları konusunda bir şey beklemeyin" diye konuştu.
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'ye uygulanan izolasyonlar
kalkmadan limanların açılmayacağını belirterek,
"Müzakereler durursa durur" dedi.
Erdoğan,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne karşı uygulanan
izolasyonlar kalkmadıkça bir adım atmayacaklarını söyledi.
İSO Meslek
Komiteleri toplantısında konuşan Erdoğan, "Bunlar
Kıbrıs'ta limanları verecekler, ek protokolü imzalayacaklar gibi
çirkin muhalefet içine girmek yanlış. Yapılan yorumlar hoş
değil. KKTC'ye karşı uygulanan izolasyonlar
kalkmadığı sürece ne ek protokol, ne limanlar, ne
havaalanları konusunda bir şey beklemeyin" diye konuştu.
Kıbrıs
konusunda Türkiye'nin ve KKTC'nin üzerine düşenleri
yaptığını kaydeden Erdoğan, "Annan Planı'na
destek verdik, KKTC bu palana 'evet' dedi. Siz Annan Planı'na 'hayır'
diyeni ödüllendirdiniz, 'evet' diyeni cezalandırdınız.
Cezalandırmaya devam ediyorsunuz. Çok açık söylüyorum, müzakereler
durursa durur. Bize karşı olumlu yaklaşana biz de olumlu
yaklaşacağız. Bu medeniyette asla ezmek yok, adalet var"
dedi.
Siyaseti
ekonominin önüne geçirmek gibi bir anlayışlarının
olmadığını belirten Başbakan, "Ülkeyi kavramlar
kargaşasındaki bir gerginliğe itmemek gerekiyor. Gündemi
olmayanlar gündem oluşturuyor. İftira et tutmasa da iz
bırakır mantığıyla iş yürütüyor. Hükümeti zan
altında bırakma mantığı var"
değerlendirmesinde bulundu.
"İşadamları
bize destek vermeli"
İşadamlarıyla
dayanışma içinde olarak sorunlara birlikte çözüm bulmaları
gerektiğini belirten Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ne kadar
zamanda nasıl çıkarız, beraber olgunlaştırmak
zorundayız. El ele dayanışma içerisinde. Burada endişeye
kapılmaya gerek yok, hedeflerden sapmayacağız. Panikleme bu tür
durumlarda aleyhte olur. Aklıselim ile oturup çözümü bulmaya
çalışacağız. İşadamları bize destek
vermeli."
Ekonominin
kırılganlığının azaldığını
ifade eden Erdoğan, daha önce krize neden olan dalgalanmaların
ekonominin istikrarını sarsmadığını
vurguladı.
KIBRIS 17/06/06
Avrupa
yanıt verdi: Üyelik riske girer
|
Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile AB dönem başkanı
Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel Türkiye'ye
sert uyarıda bulunarak, "Türkiye'nin limanlarını Rum
kesimine açması gerektiğini" yineledi: Avrupa
yanıt verdi: Üyelik riske girer Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile AB dönem başkanı
Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye'ye sert
uyarıda bulunarak, "Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine
açması gerektiğini" yinelediler. İki lider, aksi taktirde
üyeliğin riske gireceğini vurguladı. Chirac,
Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması gerektiğini,
aksi takdirde üyelik sürecinin kesintiye uğraması riskiyle
karşı karşıya olduğunu söylerken, Avusturya
Başbakanı Schüssel, "Erdoğan'ın açıklamalarını
görmedim, toplantıdaydık. Ancak bunlar doğruysa problem
olacak." dedi Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile AB dönem başkanı
Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye'ye sert
uyarıda bulunarak, "Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine
açması gerektiğini" yinelediler. İki
lider, aksi taktirde üyeliğin riske gireceğini vurguladı. Türkiye
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kıbrıs'ta
geri adım yok, AB ile müzakereler durursa dursun"
açıklamasının ardından, Fransa ve Avusturya'dan sert
uyarı geldi. Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, "Türkiye limanlarını
açmazsa üyeliği riske girer" dedi. Chirac,
Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması gerektiğini,
aksi takdirde üyelik sürecinin kesintiye uğraması riskiyle
karşı karşıya olduğunu söyledi. Schüssel:
Problem olacak AB dönem
başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel
ise Erdoğan'ın açıklaması için, "Eğer bu
açıklamalar doğruysa bu problem olacak" seklinde konuştu. AB Zirvesinin
ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan AB dönem
başkanı Avusturya'nın Başbakanı Schüssel,
"Erdoğan'ın açıklamalarını görmedim,
toplantıdaydık. Ancak bunlar doğruysa problem olacak. AB'nin
Kıbrıs konusunda beklentileri açıktır, Türkiye'nin
yıl sonuna kadar limanlarını açması gerekiyor. AB
yıl sonunda değerlendirmesini yapacak, şu anda bir şey
söylemek istemiyorum" dedi. Wolfgang
Schüssel, birliğin hazmetme kapasitesini üyelik kriteri yapmaktan
vazgeçeceklerini söyledi. Konuyla
ilgili nihai karar Avrupa Komisyonu'nun yıl sonuna kadar
hazırlayacağı raporun ardından verilecek. Hazmetme
kapasitesi başta Türkiye olmak üzere yeni üyelerin birliğe
katılımını güçleştirmek üzere ortaya
atılmış bir kavram olarak eleştiriliyordu. |
KIBRIS 17/06/06
|
NTV
Güncelleme: 21:33 TSİ 17 Haziran 2006 Cumartesi
LEFKOŞA
- Başbakan Erdoğanın sözlerinin AB liderleri arasında
huzursuzluk yarattığını söyleyen Rum lider, Türkiyenin
ABye yükümlülüklerini yerine getirmek istememesi üzücü dedi.
Papadopulos,
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın Rumların AB üyeliği
Kıbrıs konusunu daha da karmaşık hale getirdi sözlerini de
eleştirdi.
Annanın açıklamasını anlamsız bulduğunu söyleyen
Papadopulos, Kıbrısın AB üyeliği kendisini
ilgilendirmeyen bir konudur. Mantığını anlamakta
zorlanıyorum dedi.
Rum lider, aksine ABye üyeliklerinin Kıbrıs sorunun çözümüne
yardımcı olabileceğini savundu.
|
NTV
Güncelleme: 09:38 ET 17 Haziran 2006 Cumartesi
WASHINGTON
- ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack,
Türkiyenin AB üyeliğini, son kararların Türkiye ve birlik
tarafından verilmesi gerektiği anlayışı çerçevesinde
desteklediklerini söyledi.
Sözcü,
Özellikle önemli dönemlerde AB üyeleriyle temasa geçerek onları Türkiye
ile görüşmelerde olabildiğince yapıcı olmaya, birliğin
Türkiye ile görüşmelerinde bir çeşit anlaşmaya varmasına ve
bu görüşmelerde esnekliğe çağırıyoruz. Bu
temaslarımız bundan ibarettir dedi.
McCormack, ABDnin bu temasları AB üyesi bir dizi ülkeyle
gerçekleştirdiğini ve bunlar arasında Kıbrıs Rum
kesiminin de bulunduğunu kaydetti.
"AB meselesi Kıbrıs'la esir
alınıyor"
17 Haziran, 2006 16:44:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, koskoca AB meselesinin Kıbrıs sorunuyla
esir alındığını belirterek, ''bunu doğru
bulmuyoruz'' dedi.
Kazakistan'da
düzenlenen Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı
Önlemler (CICA) Konferansı 2'nci Devlet ve Hükümet Başkanları
Zirvesi'nde Türkiye'yi temsil eden Gül, zirvenin ardından
gazetecilerin Türkiye-AB ilişkilerine dair sorularını
yanıtladı.
Bilim ve teknoloji müzakere başlığının açılarak
kapandığını hatırlatan Gül, ''burada halkları
hazırlamak için güzel mesajlar vermek, karşılıklı
teşviklerin yapılması gerekirken, hiç anlamı olmayan bir
yerde Kıbrıs meselesinin bu kadar öne çıkarılması
şüphesiz ki bizi çok rahatsız etmiştir. Bir taraftan halkı
hazırlayacağız derken, diğer taraftan halkın
heyecanını kırıcı davranışlardır
bunlar" diye konuştu.
Gül, Başbakan Erdoğan'ın dün yaptığı
konuşmada, AB ile müzakerelerde KKTC'deki limanlar ve havaalanlarıyla
ilgili, ''asla ne havalimanlarında ne limanlarda izolasyon
kalkmadıkça geri adım atmayız. Bunu herkes böyle bilsin.
Bakın çok açık söylüyorum; durursa durur" sözlerini de
değerlendirdi.
Bakan Gül, Erdoğan'ın Türkiye-AB müzakerelerine ilişkin son
açıklamalarının yeni bir şey olmadığını
söyleyerek, anlamı olmayan bir yerde Kıbrıs meselesinin bu kadar
öne çıkarılmasının kendilerini çok rahatsız
ettiğini vurguladı.
"Türkiye'ye kimsenin baskı yapmaya hakkı yok''
Eğitim ve kültür başlığında ana dilde eğitim
konusunun gündeme gelmesi durumunda Türkiye'nin tutumunun ne
olacağının sorulması üzerine Gül, "hayır, niye
böyle bir olumsuzluk ortaya çıkacakmış ki? Ona bakarsanız
en uçuk olumsuzlukları da oturalım konuşalım. Kriterler
neyse bunlar yapılacaktır. Türkiye'ye hiç kimse baskı da yapmaz,
baskıyapmaya hakkı da yoktur. Türkiye öyle baskılarla hareket edecek
bir ülke değildir. Meseleleri bu noktaya getirmemek lazım'' diye
konuştu.
Gül, Türkiye'nin AB yolunda daha yapacak işlerinin olduğunu
belirterek, ''bu süreç içinde biz de üzerimize düşeni yapacağız.
Ama bunları karşılıklı tehdit, baskı veya tarih
veriyor gibi adlandırmak çok yanlış'' ifadesini kullandı.
Dik dururuz dikleşmeyiz
Ardıç AYTALAR, Fatma AKSU /İSTANBUL
Başbakan
Tayyip Erdoğan, AKP İstanbul İl
Başkanlığının 2. Olağan Kongresine
katıldı. Başbakan Erdoğan, yaptığı
konuşmada AB sürecinde kim ne derse desin, sadece hükümetin
söylediklerinin dinlenmesi gerektiğini belirtti.
SÖZÜMÜZDE DURDUK
Kıbrısta atılması gereken adımların
atıldığını belirten Erdoğan, "Bundan sonraki
süreçte de bizden olumlu bir adım olduğu zaman o adımları
atarız. Ama olumlu adım olmadıkça, muhataplarımız
bizden olumlu adım beklemesin. Biz sözümüzde durduk, durmayanlar var. Biz
dik duracağız ama dikleşmeyeceğiz. Ölçümüz,
anlayışımız bu" diye konuştu. Sonbaharda kongreyi
yapıp 2007deki genel seçimlere hazır hale geleceklerini kaydeden
Erdoğan, daha diri çalışacaklarını söyledi.
Erdoğan, "Geldiğimizde 23.4 milyar dolar borç vardı,
şu anda 11 milyar dolar. Nereden nereye?" diye konuştu.
Sandıktan tapu çıktı
AKP İl Kongresinde, toplam 695 delegenin 534ü oy kullandı.
Delinmiş, yırtılmış 64 oy geçersiz
sayılırken, geçerli sayılan 470 oyun 466sını Mehmet
Müezzinoğlu aldı. Geçerli oyların 300ünde, bazı
yönetim kurulu adaylarının adının çizildiği görüldü.
Oy sayımı sırasında, pusulalarının konulduğu
zarfların birinden, bir delegeye ait tapu fotokopisi de çıktı.
Gidince salon boşaldı
Abdi İpekçi Spor Salonundaki kongreye eşi Emine Erdoğan ile
katılan Başbakan Erdoğan konfetiler altında kürsüye
çıkarken tökezledi. Erdoğanın kongreden ayrılmasından
sonra tribünler boşaldı.
HURRIYET
18/06/06
Washington'dan Rumlara
uyarı
Washington, Kıbrıs Rum Yönetimi'ni Türkiye konusunda 'esnek'
davranması için uyardı.
YASEMİN
ÇONGAR Washington
Kıbrıs sorununun Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde
sıkıntı yaratmasından rahatsız olan ve Türkiye'nin tam
üyelik sürecinin kesintiye uğramasından çekinen ABD yönetimi,
Kıbrıs Rumlarını uyardı. ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın Kıbrıs Rum Yönetimi nezdinde
yaptığı girişim, Lüksemburg'da, Türkiye ile AB arasındaki
müzakerelerin fiilen başladığı Hükümetlerarası
Konferans sırasında gerçekleşti.
'Esneklik çağrısı'
Diplomatik kaynaklara göre, ABD Dışişleri Müsteşar
Yardımcısı Daniel Fried'in yaptığı girişim,
"Rum Yönetimi'nin Lüksemburg'da aldığı tutumu
eleştirmek ve Türkiye'nin AB yolundan uzaklaşmasının,
Kıbrıs'ın geleceği açısından yaratacağı
sorunlara dikkat çekerek, Rumları esnek olmaya davet etmek"
amacı taşıyordu.
ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack da, Fried'in bu
girişimiyle ilgili bir soru üzerine, "Belli zamanlarda ve önemli
anlarda, AB üyeleriyle temasa geçiyor ve onları mümkün olduğunda
yapıcı olmaya davet ediyoruz. AB'nin Türkiye ile bir anlaşma
sağlayabilmesini ve bu tartışmalarda esnek
davranılmasını istiyoruz. Bu temasların konusu budur"
dedi.
MILLIYET 18/06/06
AB: Gerilim yarar
sağlamaz
GÜVEN
ÖZALP Brüksel
Kıbrıs konusunda yükselen tansiyon AB Komisyonu'nun
yayımlayacağı raporların da etkisiyle sonbaharın
müzakere süreci açısından kritik öneme sahip olma özelliğini bir
kat daha artırdı.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın açıklamaları ve buna AB'den
verilen yanıtlar iki tarafın da sürecin aksamasını istediği
ancak masadan kalkanın karşı taraf olmasını
beklediği izlenimini doğuruyor. 1 Temmuz'da AB Dönem
Başkanlığı'nı devralacak olan Finlandiya ise Türkiye
bağlamında zamanının büyük bölümünü kriz yönetimine
ayırmak durumunda kalacak.
Erdoğan'ın, AB liderlerinin tepkisiz kalmayacaklarını bile
bile bu tür açıklamalarda bulunmasını değerlendiren AB
yetkilileri "Bu tür konularda tarz ve zamanlama çok önemli. Ek Protokol
konusunun Türkiye açısından sıkıntılı bir durum
olduğunu biliyoruz. Ancak imzalarken önünüze gelecek talepleri
biliyordunuz. Sürekli tırmandırmayla olası çıkış
yolları da tıkanabilir" diyorlar. Her ne kadar hükümet en üst
düzeyde reddetse de Brüksel, Türkiye'nin seçim havasına girdiğini
düşünüyor. Reform sürecindeki yavaşlama ve "eski dönemleri
hatırlatan" çıkışlar da buna bağlanıyor.
'Uyum eriyor'
AB yetkilileri özellikle fiili müzakereye geçmiş bir ülkeyle sürecin uyum
içinde gitmesi gerektiğini vurgularken "Bu uyumun eridiğini
hissediyoruz. Algılamada bazı farklılıklar olabilir, ancak
bunların sürekli ve giderek derinleşen nitelikte olması iyiye
işaret değil" yorumunu yapıyorlar. Dönem
Başkanlığı kaynakları yükümlülüklerin yerine
getirilmemesi halinde müzakerelerin askıya alınabileceğini
artık daha rahat bir şekilde dile getiriyorlar ve "Bunun için
25'lerin askıya alıyoruz demesi gerekmez, bir
başlığın açılmasının ya da
kapatılmasının tek bir ülke tarafından bloke edilmesi
aynı etkiyi yaratır" diyor.
Bir sonraki Dönem Başkanı Finlandiya için de en önemli gündem
maddelerinden birini Türkiye oluşturacak. Türkiye'ye destek veren
Finlandiya, tırmandırmanın sürmesi halinde müzakere sürecinde
ilerlemekten çok kriz yönetimine odaklanmak zorunda kalacak.
MILLIYET 18/06/06
'Türkiye tehdit etti'
DIŞ HABERLER SERVİSİ
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yönelik ambargo kalkmadan
limanların Rumlara açılamayacağı yönündeki sözleri
dış basında da yankı buldu. Dünya basını,
Türkiye'nin AB'yi tehdit ettiği değerlendirmesini yaptı.
İngiliz The Guardian gazetesi, Başbakan Erdoğan'ın
sözlerini "Türkiye, AB müzakerelerinden çekilmekle tehdit etti"
şeklinde değerlendirdi. Haberde Erdoğan'ın bu konudaki
"en güçlü açıklamalardan birini" yaptığı ifade
edildi. Gazete, AB yetkililerinin Türkiye'den limanlarını Rumlara
açmasını istediği Erdoğan'ın ise KKTC'ye yönelik ambargolar
kalkmazsa adım atmayacaklarını söylediğini aktardı.
Haberde, "ağız dalaşının" geçen ekim
ayında başlayan müzakerelerden bu yana AB-Türkiye
ilişkilerindeki en kötü haftalardan birinden sonra geldiği yorumu
yapıldı. Financial Times gazetesi, AB liderlerinin Türkiye'den
reformları arttırmasını istediğini aktardı.
Amerikan Washington Post gazetesi de AB'nin Kıbrıs çatlağı
yüzünden Türkiye'yi uyardığını belir
MILLIYET 18/06/06
Küçük
Kıbrıs'ın büyük tarihi
Avrupa Birliği (AB)-Türkiye ilişkileri döndü dolaştı yine
Kıbrıs'ta düğümlendi.
1999'da adaylık statüsüyle birlikte Türkiye'ye attırılan her
adımın önüne Kıbrıs konuldu. "Önce Kıbrıs,
sonra Türkiye" ilkesiyle hareket eden AB, bugünlerde yine Ankara'yı
Kıbrıs'la sıkıştırıyor.
Başbakan Erdoğan'ın boğazına kadar gelmiş olacak
ki, kestirip attı:
"İzolasyonlar kalkmadan bizden bir şey beklemeyin, müzakereler
durursa durur."
AB duracak değil tabii...
Yanıt gecikmeden geldi:
"Erdoğan'ın bu sözleri sorun yaratır. Problemli sözler.
Türkiye, Güney Kıbrıs'ı tanımalıdır."
Türkiye'nin Kıbrıs'la
"tanışıklığı" çok eski de, bu
"tanıma" işi farklı, tabii...
Kıbrıs, sadece Osmanlı-Türkiye tarihinde değil, dünya
siyasetinde neredeyse varoluşundan bu yana hep önemli bir yer tutmuş.
M.Ö. 1320'den başlayıp günümüze kadar bu küçük adaya sahip olmak
istemeyen millet kalmamış neredeyse...
Şöyle bir bakınca hangi millet yok ki: Hititler, Asurlar,
Mısırlılar, Persler, Makedonlar, Romalılar, Emeviler,
Bizanslılar, İngilizler, Memluklar, Venedikliler, Türkler, Rumlar...
Kimi "Akdeniz'in kilidi", "Önasya'nın anahtarı",
"kimi şövalye yurdu", "kimi korsan
sığınağı", "kimi sürgün yeri"
demiş; hep Kıbrıs'a hâkim olmaya çalışmış...
Bu gayret şimdi de sürüyor aslında...
Türkiye'nin AB'ye girme koşulu Kıbrıs, yine dünya siyasetinin
önemli konularından biri...
Muzaffer Paşa
Küçük Kıbrıs'ın büyük tarihine bakınca, 1571-1878
arasında 302 yıl Osmanlı idaresinde kalan
Kıbrıs'ın, Türk-Yunan sorununa dönüşümüne kadar Türk
ruhuyla yönetildiği görülüyor.
Rumların ilk siyasi haklarını da 1571'de Muzaffer Paşa'dan
aldıkları anlaşılıyor.
Lala Mustafa Paşa'nın Kıbrıs'ı fethettikten sonra
orayı idare etsin diye bıraktığı Muzaffer
Paşa'nın kurduğu Osmanlı düzenini, emekli
diplomatımız Alp Arslan Yücesoy'un Doğan Kitap'tan yeni
çıkan "Kıbrıs'ın Romanı" adlı eserinden
öğreniyoruz...
Muzaffer Paşa, Venediklilerin, Baf'ın ormanlık bir köyünde
tecrit ettikleri Rum Başpiskoposu'nu, seçkin bir askeri birlikte köyünden
aldırdığını, yıllarca "cemaat lideri"
diye ifadelendirilen "Etnark" statüsü verdiğini
öğreniyoruz.
Muzaffer Paşa, Rum toplumunun dini ve siyasi lideri konumuna
getirdiği Başpiskopos'a öz olarak diyor ki:
Sana kırmızı mürekkep ve onu kullanma yetkisi de veriyorum.
Bundan böyle Etnark'sın. Vergileri ben değil, sen toplayacaksın,
Osmanlı'nın hakkını vereceksin.
Böyle başlıyor Rum siyasi varlığı adada...
Kıbrıs 300 yıl Osmanlı idaresinde böyle
yaşıyor...
Ta ki, 1878'de 2. Abdülhamit ağır yenilgiyle sonuçlanan 1877-1878
Osmanlı Rus Savaşı sonrasında İngilizlerin
desteğini almak için Kıbrıs'ı, -tarihçilerin deyimiyle tek
kurşun atmadan- İngiltere'ye verinceye kadar. Tabii, aynı anda
İngiltere'nin Rusya'yla yaptığı Osmanlı'nın
"gizli paylaşım"ı anlaşmasından habersiz
olarak...
Kıbrıs o günden bu yana Osmanlı-Türkiye-Batı
ilişkilerinde hep gündemdedir.
Bugün de değişen bir şey yok...
Kıbrıs, AB sürecinin değişmez baş koşulu...
MILLIYET FIKRET BILA
18/06/06
Rumlar şikâyet
etti: Viyana sergi sansürledi
AB Dönem
Başkanı Avusturya'nın açtığı sergide skandal
yaşandı. Önce bir panoda Kıbrıs'ta tek yönetim
varmış gibi Papadopulos başkan, Soyer başbakan gösterildi.
Sonra Soyer'in fotoğrafı ve adı sansürlendi
18/06/2006
RADIKAL
AA - VİYANA - Kıbrıs
Türklerine yaptırımları kaldırmazken, Türkiye'den
limanlarını Rumlara açmasını isteyen AB, bir sergide önce
adada iki ayrı yönetim olduğunu unutup gaf yaptı, sonra sansüre
başvurdu. Dönem Başkanı olan Avusturya Başbakanı
Wolfgang Schüssel'in 8 Mayıs Avrupa Günü'nde açtığı
sergide, KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in fotoğrafı,
Rumların şikâyeti üzerine sansürlendi.
Kendini Avrupa'nın ifade özgürlüğü merkezlerinden biri olarak sunan
Viyana'da Hofburg Sarayı'nın bahçesindeki sergide, 'AB'nin
İktidar Sahipleri' adlı bir pano da yer alıyor. 25 üyenin devlet
ve hükümet başkanlarının fotoğraf ve isimleri ile ülke
özelliklerinin bulunduğu panonun Kıbrıs bölümünde, iki ayrı
yönetim yokmuşçasına, başkan olarak Rum lideri Tasos
Papadopulos, başbakan olarak Soyer'in fotoğrafı yer
alıyordu. Rum Yönetimi şikâyette bulununca, Avusturya
Başbakanlığı eşine az rastlanır bir sansüre
gitti. Soyer'in fotoğraf ve isminin üzeri beyaz kâğıtla
kapatıldı. Türk gazetecilerin Soyer'in fotoğrafını
kâğıdı kaldırıp görüntülemesine itiraz etmeyen
yetkililer, görüntü alınmasının ardından
fotoğrafı yine kâğıtla kapatıyor.
'Yüzünü Araplara
döndü'
Bazı panolar, Türkiye-AB ilişkilerine ayrılmış. 17
Aralık zirvesinde Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi haber ve
fotoğraflarla aktarılırken, 18 Aralık 2004
"Başbakan yuvasına kahraman olarak döndü. Kendisini ellerinde AB
bayraklarıyla karşılayan yüzlerce kişi, kararı coşkuyla
kutladı" diye anlatılıyor. Erdoğan'ın bu yıl
Sudan'daki Arap Birliği zirvesine katılması
fotoğrafına ise "AKP'de devir değişikliğinin,
Türkiye'nin yüzünü Arap âlemine çevirdiğinin göstergesi. Bundan böyle AB
ve Arap âlemi Türkiye'ye ilişkin ortak strateji geliştirmeye muktedir
olacak" yazılmış. Ay sonunda kapanacak sergiyi, 20 bin
kişi ziyaret etti.
Diğer yandan Rumların AB'de Türkiye'nin başına ördüğü
çoraplarla ilgili ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack'tan
şu açıklama geldi: "Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için
böylesi önemli dönemlerde Kıbrıs'ın da aralarında
bulunduğu bazı AB ülkelerine, olabildiğince yapıcı
davranmaları yönünde telkinde bulunuyoruz."
Erdoğan
kararlı: Duruşumuz aynı
18/06/2006
RADIKAL
ALMATI/ANKARA - AB'yle
Kıbrıs restleşmesine giren Başbakan Tayyip Erdoğan,
"KKTC'ye tecrit kalkmazsa, Rumlara limanlar açılmaz. Müzakereler
durursa durur" açıklamasının ardından tavizsiz
üslubunu koruyor. Erdoğan, dün AKP İstanbul Kongresi'nde şöyle
konuştu: "AB sürecinde uydurma haberlere değil, Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti'nin tavrına bakınız. Milletimizin memnun
olmayacağı bir şeyi asla yapmayız. Kıbrıs'ta
atılması gereken adımları KKTC'deki kardeşlerimiz ve
biz attık. Bundan sonraki süreçte olumlu bir adım olmadıkça
hiçbir zaman muhataplarımız bizden olumlu adım beklemesin. Onlar
da sözünde dursun.
Biz dik duracağız, ama dikleşmeyeceğiz."
Önceki günkü AB zirvesinden çıkan 'Türkiye Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmezse müzakerelerin
askıya alınacağı' uyarısı
karşısında ortalığı
yatıştırıcı mesajlar veren Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ise, sohbaharda limanlar açılmazsa AB'yle kriz
çıkacağının yanlış bir izlenim olduğunu,
herkesin üstüne düşeni yapacağını söyledi. Gül, dün
Kazakistan'daki Asya güvenliği konferansında soruları şöyle
yanıtladı: "Ortada yeni bir konu yok. Türkiye ile AB birbirinin
görüşlerini gayet iyi biliyor. Büyük bir kriz varmış gibi
bakmamak gerek. Herkes üstüne düşeni muhakkak ki yapacak. Bu işler,
'Şu tarihe dek böyle olursa bir şey kopar, öbür tarihe kadar
şuraya gelinmezse bu iş biter' şeklinde değil.
Bunların yolu var."
'Erdoğan'ın
açıklaması normal'
Sorunun çözümüyle ilgili Gümrük Birliği ve AB'de platformlar
bulunduğunu belirten Gül, 'Türkiye'nin asıl
hoşlanmadığının koskoca AB meselesinin
Kıbrıs'la esir alınması olduğunu' vurguladı.
Dışişleri Bakanı, geçen pazartesi bilim-araştırma
başlığının sancılı biçimde açılıp
kapanmasıyla ilgili "Karşılıklı teşvik
gerekirken, anlamsız yere Kıbrıs'ın bu kadar öne
çıkarılması bizi çok rahatsız etti. Halkı
hazırlayacağız derken, halkın heyecanını
kırıcı davranışlar bunlar. O açıdan
Başbakan'ın söyledikleri gayet normal ve yeni bir şey
değil" dedi. Gül, eğitim-kültür başlığında
anadilde eğitimin gündeme gelmesi ihtimaliyle ilgili "Niye böyle bir
olumsuzluk ortaya çıkacakmış ki? Kriterler neyse
yapılacaktır. Türkiye'ye kimsenin baskı yapmaya hakkı
yoktur" diye yanıtladı.
Ancak Guardian gazetesi, Erdoğan'ın restini "Türkiye AB
müzakerelerinden çekilmekle tehdit ediyor" başlığıyla
verirken, sonbaharda İlerleme Raporu'nun yayımına koşut
olarak kriz çıkacağını yazdı. Financial Times ile
Washington Post da, AB liderlerinin Türkiye'yi sert biçimde
uyardığını, bunun 3 Ekim'de müzakerelerin
başlamasından beri ilişkilerde en gerilimli dönem olduğunu
belirtti. Washington Post, Erdoğan'ın inadının Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac gibi bazı AB liderlerini
irkilttiğini kaydetti. (Dış Haberler)
Papadopulos
Annan'a kızgın
18/06/2006
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın Kıbrıs çözülmeden Rumların AB'ye
alınmasının durumu karmakarışık
yaptığını söylemesi, Rum lider Tasos Papadopulos'u
kızdırdı. Annan'a "Kıbrıs'ın AB üyeliği
kendisini ilgilendirmeyen bir konu. Mantığını anlamakta
zorlanıyorum" diye çıkışan Rum lider,
"Kıbrıs, makul olmayan bir çözümü kabul etmesi için baskı
uygulansın diye mi AB dışında kalmalıydı? Bu iki
konunun birbirine nasıl bağlandığını
anlamıyorum. Kıbrıs'ın üyeliği, AB müktesebatına
uyması gereken çözüme yardımcı olur" dedi. Papadopulos,
KKTC'ye tecrit kalkmadıkça limanları açmayacağını
söyleyen Başbakan Tayyip Erdoğan'ı da "AB'ye
yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzücü. AB liderleri arasında
huzursuzluk yaratıyor, Türkiye'nin AB üyeliği sürecine yardımcı
olmuyor" sözleriyle eleştirdi.
AB'yle
nereye?
18/06/2006
RADIKAL
Türkiye'nin AB üyelik
sürecinin zor geçeceği başından belliydi.
Kritik dönemeçleri şöyle bir hatırlayalım: 1997 Lüksemburg, 1999
Helsinki, 2002 Kopenhag, 2004 Brüksel, 2005 yine Brüksel ve nihayet 2006
Lüksemburg...İlki dışında bu dönemeçlerin tümü Türkiye-AB
ilişkilerini ileriye götürdü, sağlamlaştırdı, ancak
ironik biçimde, bir yandan da zedeledi, hırpaladı. Her dönemecin
ardından AB Türkiye'nin 'Avrupa projesine
bağlılığını ve uygunluğunu' daha fazla
sorgularken Türkiye'nin de AB'ye güveni sarsıldı.
Türkiye-AB ilişkileri bir bakıma 'kriz idaresi' biçiminde
gelişiyor. Bu belki de sürecin doğasında var. Tam da Gül'ün,
Lüksemburg'a hareket etmeden önce dediği gibi, 'sabır ve
kararlılık' gerektiren ince uzun bir yol bu. Ya da geçenlerde bir
hükümet yetkilisinden duyduğum ifadeyle Ankara için mesele, 'sinir harbini
soğukkanlı biçimde yürütebilmek.' Ancak şu da bir gerçek ki
krizin idare edilebilirliği, dolayısıyla sürecin
sürdürülebilirliği de giderek büyüyen bir soru işareti halini
alıyor.
Söz konusu kriz halini besleyen unsurların başında
Kıbrıs anlaşmazlığı geliyor. Şu anki
çıkmaz, Türkiye'nin Ankara Anlaşması Ek Protokolü gereği
deniz ve hava limanlarını Rum gemilerine açmaması. Ve görünen o
ki gerek Türkiye'yi gerekse AB'yi zorlu ve hayati bir tercihe doğru
sürüklüyor bu çıkmaz. Ankara her ne kadar artık katılım
görüşmeleri adı altında somutlaşmış AB'ye üyelik
süreci ile Kıbrıs anlaşmazlığını birbirinden
ayrı tutmaya çalışsa da yakın gelecekte şu tercihle
karşı karşıya kalacak: Kıbrıs mı AB mi? Her
ne kadar konuya teknik ve hukuki bir düzeyde yaklaşmaya çalışsa
da AB'nin sürüklendiği tercih de şu: Türkiye mi Kıbrıs mı?
Son Lüksemburg zirvesinde Türkiye-AB ilişkilerindeki Kıbrıs
krizi yalnızca ötelendi. Bir sonraki krize kadar.
Peki bir sonraki kriz ne zaman? En erken, ikinci başlık, eğitim
ve kültür başlığı açılacağı zaman. Çünkü,
AB'nin üstüne basa basa vurguladığı gibi, Türkiye'nin Ankara
Sözleşmesi Ek Protokolü'nü yürürlüğe sokma yükümlülüğünü yerine
getirmemesi tüm görüşme sürecini sekteye uğratabilecek. En geç ise ek
protokolle bağlantılı başlıklardan biri
açılacağı zaman; mesela gümrük birliği, mesela
malların serbest dolaşımı, mesela
taşamacılık, mesela ticari rekabet... Rum yönetiminin ek
protokolle tamamen alakasız bilim ve araştırma
başlığında masaya sürdüğü veto tehdidini
yukarıdaki başlıklardan herhangi birinde sürmemesi için hiçbir
neden yok. Üstelik bu kez, AB'nin Rum yönetimini yumuşatmaya ne niyeti söz
konusu olabilir ne de gücü yetebilir. Zaten, üç dört gündür AB liderlerince
verilen demeçler de bu yönde.
AB'ye katılım sürecindeki bir ülkenin, yani Türkiye'nin, AB üyesi
ülkelerden birine, yani Kıbrıs Cumhuriyeti'ne ambargo uygulaması
elbette bir hukuki bir anomali.
Öte yandan, aynı Türkiye'nin, Kıbrıs Türklerine yönelik
kısıtlamalar kaldırılmadıkça, en azından
hafifletilmedikçe bu ambargoyu kaldırmayacağı,
kaldıramayacağı da siyasi bir gerçek. Nitekim
Erdoğan'ın cuma günkü açıklamasından anlaşılan o
ki, bu uğurda katılım görüşmelerinin durması da göze
alınabilecek.
Bir anlamda her iki taraf da yukarıda söz ettiğim zorlu ve hayati
tercihi daha şimdiden yapmış gibi ve her ikisinin de tercihi
aynı: Kıbrıs...Rehn'in aylar önce sözünü ettiği 'tren
kazası' önlenebilecekmiş gibi görünmüyor bugün itibarıyla.
Her şey bir yana AB'nin görmesi gereken şu: Kıbrıs'ta temel
sorun, çözümsüzlük. Gelgelelim Rum yönetimi, AB üyeliğinden kaynaklanan
siyasi ve hukuki gücünü, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde
kullanmıyor. Tam tersine, Rum liderliğinin tutumu, çözüm
yollarını tıkayacak nitelikte. Türkiye'nin deniz ve hava
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaya zorlanması,
Kıbrıs sorununu çözecek mi? Yoksa, Türkiye-AB ilişkilerini
akamete uğratarak Kıbrıs'ta çözümü daha da zora mı sokacak?
Dünyanın öbür ücundaki Kuzey Kore'ye bile el atan AB'nin, burnunun
dibindeki, hatta kucağındaki Kıbrıs sorununa seyirci
kalması, siyaseten açıklanabilir bir durum mu?
Türkiye-AB ilişkilerinin nereye gittiği öngörülebilir değil.
İşin gerçeğini Ankara'daki bir diplomat ifade etmiş:
"AB ile işler hiç iyi gitmiyor."
'Bu zamansız oldu'
Görüştüğümüz AB yetkilileri, Başbakan
Erdoğan'ın "Müzakereler durursa durur" sözlerini böyle
yorumluyor. Bazıları ise "Haftaya yapılsa bu kadar etkili
olmazdı. Bu erken seçim sinyali" diyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Rum
kesimine limanların açılmasıyla ilgili
tartışmaların ardından, "Müzakereler durursa
durur" şeklindeki açıklamaları, Avrupa Birliği (AB) üst
düzey yetkilileri tarafınan "zamansız" olarak
yorumlandı. Yetkililer, açıklamayı, "12 Haziran birikiminin
dışa vurumu" olarak niledi. Birçoğu ise espriyle
karışık "Türkiye'de erken seçim sinyali" yorumu
yaptı. Avrupa ortak anayasası ve genişleme ana gündem
maddeleriyle toplanan zirvenin kulislerine Başbakan Erdoğan, Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Avusturya Başbakanı
Wolfgang Schüssel'in limanlar konusundaki açıklamaları damga vurdu.
ZAMANLAMAYA
DİKKAT
Erdoğan'ın
açıklamasını "Zamansız yapılan bir
açıklama" olarak değerlendiren bazı kaynaklar, "Bu
açıklamayı önümüzdeki hafta yapsaydı, etkisi bu kadar büyük
olmazdı. AB liderlerinin Brüksel'de bir arada olduğu sırada
yapılan açıklamaya verilen karşılıklar elbette çok
daha sert olur. Bunu Erdoğan da biliyordu" diye konuştu.
Lüksemburg'da müzakerelerin fiilen başlayabilmesi için yapılan
pazarlıklar ve Türkiye'nin, 3 Ekim'deki gibi, gelmek için 8 saat beklemesi
nedeniyle 12 Haziran zirvesinde yaşanan gerginliğin bir hafta sonra
ortaya çıkması olarak nitelendirildi. Bazı AB yetkilileri de Erdoğan'ın
açıklamalarıyla "iç siyasete sinyaller verdiğine"
dikkat çekerek "Türkiye'de erken seçim artık çok
yaklaştığının göstergesi" dedi.
GUARDIAN:
ÇEKİLME TEHDİDİ
Türkiye-AB
arasındaki gerilime İngiliz basını da geniş yer verdi.
Baş makalesini konuya ayıran Guardian gazetesi, yorum-haberinde
şöyle dedi: "Erdoğan'ın sert söylemi, sonbahardaki ilerleme
raporu zamanı müzakerelerin krize yöneldiğini gösteriyor. AB ve
Türkiye arasındaki ağız dalaşı geçtiğimiz ekim
ayında Türkiye'nin müzakerelerine başlamasından bu yanaki en
kötü haftanın ardından geldi.
FİKRET AYDEMİR BRÜKSEL
SABAH
18/06/06
Soyer'in fotoğrafı Rum vetosu yedi
AB Dönem
Başkanı Avusturya'nın Başbakanı Wolfgang Schüssel
tarafından geçen ay açılan bir fotoğraf sergisi inanılmaz
bir skandala sahne oluyor. Sergide yer alan KKTC Başbakanı Ferdi S.
Soyer'in fotoğrafı ve kimlik bilgileri Rum kesiminden gelen tepki
üzerine bir kağıtla kapatıldı. AB üyesi ülke devlet ve
hükümet başkanlarının fotoğraflarının yer aldığı
"AB'nin İktidar Sahipleri" isimli fotoğraf panosunda
Soyer'in fotoğrafının altında "Kıbrıs
Başbakanı" ifadesi yer alıyordu. Bunu fark eden Rum kesimi
fotoğrafın kaldırılmasını istedi. Gelen
şikayet
üstüne Soyer'in fotoğrafı beyaz bir kağıtla
kapatıldı.
SABAH 18/06/06
ABD'den Rum kesimine "protesto mektubu"
ABD Dışişleri
Bakan Yardımcısı Daniel Fried, "Kıbrıs tek bir
ülkedir. Başka bir siyasi varlığı
tanımayacağız" açıklamasıyla tepki çekmişti.
Beyaz Saray'daki bir basın toplantısında Fried'ın Rum
kesimine bir "protesto mektubu" yazdığı ortaya
çıktı. Bir gazeteci, Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü'ne, "13 Haziran'da Fried, Rum kesimine
bir mektup göndererek Türkiye'nin AB görüşmeleri sırasındaki
tutumlarını eleştirdi. Bu nasıl bir siyaset?" sorusunu
yöneltti. Sözcü de şu cevabı verdi: Türkiye'nin AB üyeliğini
destekliyoruz. Bazen AB ülkeleriyle bu
konuda iletişime geçiyoruz...
SABAH 18/06/06
KKTC
Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Başbakan Tayyip
Erdoğanın Kıbrıs restine destek verirken, Batı
basını da gerilime geniş yer verdi.
Erdoğanın İzolasyonlar
kalkmazsa limanları Rumlara açmayız; müzakereler durursa dursun.
çıkışını Cihan Haber Ajansına değerlendiren
Soyer, Başbakan yüzde yüz haklı. dedi. Adım atma sırasının,
verdiği sözleri tutmayan ABde olduğunu söyleyen Soyer,
Erdoğana aynen katılıyorum. ABnin Kıbrıs Türk
halkına verdiği taahhütlerinin kesinlikle hayata geçirilmesini
istiyoruz. Türkiye taahhütlerini bu bağlamda hayata geçireceğini
zaten açıklamıştır. Biz bir an evvel görüşme sürecinin
başlamasını istiyoruz.
Kararlılığımızı herkes bilmelidir ve herkes
şunu da bilmelidir: Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos
tek başına süper güç değildir. dedi.
Bu arada İngiliz Guardian gazetesi,
sözlerini tehdit olarak nitelendirdiği Erdoğanın bu konuda
en güçlü açıklamalardan birini yaptığını yazdı.
Haberde, ağız dalaşının ekimde başlayan
müzakerelerden bu yana ilişkilerdeki en kötü haftaların birinden
sonra geldiği yorumu yapıldı. Washington Post ise ABnin
limanları açın talebine Erdoğanın karşı
ateş açtığı değerlendirmesini yaptı. Hem
Erdoğan hem de AB liderlerinin iç politik kaygılarla hareket
ettiği yorumunu yapan gazete, AK Partinin milliyetçiliğin
yükseldiği bir ülkede popülarite kaybettiğini, birçok AB liderinin
de 70 milyonluk Müslüman Türkiyenin üyeliği konusunda şüpheli
olduğunu belirtti.
Murat Bodur, Emine Sivri, Lefkoşa,
Cihan
ZAMAN 18/06/06
Gül: ABnin Kıbrısı sürekli gündeme getirmesi yanlış
Ankara-Brüksel
hattındaki Kıbrıs tartışmasına Avrasya
İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler
Konferansı (CICA) zirvesine katılmak için gittiği Kazakistandan
katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABnin sürekli
olarak Kıbrısı gündeme getirmesinin yanlış
olduğunu söyledi. Almatıdaki zirve sonrası açıklamalarda
bulunan Gül, koskoca ABnin sürekli Kıbrıs konusuyla meşgul
olmasını son derece yanlış bulduğunu belirterek
çözüme ilişkin atılması gereken karşılıklı
adımlar olduğunu söyledi. Gül ayrıca Başbakan
Erdoğanın son çıkışını sanki bir kriz
varmış gibi yorumlamanın yanlış
olacağını belirtti. Gül, Erdoğanın
açıklamalarında yeni bir unsur olmadığını da
ekledi. Hüseyin Güngör, Almatı, Cihan
ZAMAN 18/06/06
ABDden ABye Türkiye için yapıcı olun telkini
Türkiye ile AB
arasındaki limanların Rumlara açılması krizi
karşılıklı açıklamalarla derinleşirken Washington,
Brüksele Türkiye ile ilişkilerde yapıcı ol telkininde
bulundu.
Dışişleri Sözcüsü Sean
McCormack, Türkiyenin AB üyeliği için önemli dönemlerde Rum yönetimi
dahil bazı AB ülkelerine, olabildiğince yapıcı
olmaları yönünde telkinde bulunduklarını söyledi. Bir Yunan
gazetecinin sorusu üzerine Kıbrıs politikalarında
değişiklik olmadığını söyleyen sözcü, şöyle
konuştu: Türkiyenin AB üyeliğini, son kararların Türkiye ve AB
tarafından verilmesi gerektiği anlayışı çerçevesinde
destekliyoruz. Belli zamanlarda, özellikle önemli dönemlerde AB üyeleriyle
temasa geçerek onları Türkiye ile görüşmelerde olabildiğince
yapıcı olmaya, ABnin Türkiye ile görüşmelerinde bir çeşit
anlaşmaya varmasına ve bu görüşmelerde esnekliğe
çağırıyoruz.
Washington, aa, Cihan
ZAMAN 18/06/06
Son günlerde
başta Hatay olmak üzere bazı illerde yabancılara mülk
satışının durdurulduğu yönündeki haberler, konuyu
yeniden gündeme getirdi.
Resmî verilere göre yabancılar,
1934'ten bu yana Türkiye'de 53 bin taşınmaz mal satın aldı.
Aynı süre içinde Türklerin yurtdışında satın
aldığı gayrimenkul sayısı ise 190 bini aştı.
CHP Hatay Milletvekili Fuat Çay'ın konuya ilişkin soru önergesini
cevaplayan Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak,
yasal kısıtlamalar dolayısıyla Suriyelilerin 1939'dan beri
Türkiye'de gayrimenkul edinemediklerini açıkladı. Yabancı
uyruklu kişilerin karşılıklı olmak ve kanunî
sınırlamalara uymak kaydıyla, gayrimenkul sahibi olabildiklerini
ifade eden Özak'ın verdiği bilgiye göre Türkiye'de bugüne kadar 57
bin yabancı uyruklu kişi, toplam yüzölçümü 166 milyon metrekareyi
bulan 53 bin gayrimenkul edindi. Bunların arasındaki 3 milyon
metrekare genişliğinde 12 bin taşınmazı satın
alan 14 bin Yunanistan vatandaşından 12 bini Türk asıllı.
Suriyelilerin sahip olduğu taşınmaz sayısı ise 4 bin
civarında.
Habib Güler, Ankara
ZAMAN 18/06/06
İngiltere
Kraliçesi II. Elizabeth'ten iki Kıbrıslı Türk'e üstün hizmet
ödülü
|
Eylem ERAYDIN
/LONDRA Kraliçe II.
Elizabeth, 80. yaş gününde ünlü Kıbrıslı Türk modacı
Hüseyin Çağlayan ve Londra Üniversitesi'nde 31 yıldır görev
yapan Tuzlalı Sıttıka Nazım'a üstün hizmet ödülü verdi. Kraliçe II.
Elizabeth, her doğum gününde, bilim adamlarından hizmet sektörüne
kadar çeşitli alanlarda büyük başarı göstermiş Britanya
vatandaşlarına verdiği üstün hizmet ödülü (MBE) listesinde, bu
yıl dünyaca ünlü modacımız Hüseyin Çağlayan ve
eğitim sektöründeki hizmetlerinden dolayı Sıttıka
Nazım da yer aldı. Böylece Sıttıka Nazım, Kraliçe
Elizabeth tarafından üstün hizmet ödülü verilen ilk Türk bayan
unvanına da sahip oldu. Ünlü
tasarımcı Hüseyin Çağlayan'ın moda alanındaki
başarı ve hizmetlerinden dolayı, kraliçenin MBE (üstün hizmet
ödülü) ödülüne layık görüldüğü açıklanırken,
Sıttıka Nazım'ın da 31 yıldır Londra Üniversitesi
Eğitim Enstitüsü'nde yaptığı çalışmalardan
dolayı ödülü kazandığı bildirildi. Genç
yaşta kraliçeden üstün hizmet madalyası almaya hak kazanan Hüseyin
Çağlayan, 1998 yılında da İngiliz moda ödülleri
çerçevesinde "yılın modacısı" seçilmişti. İngiltere'de
yetişen Çağlayan, son yıllarda
çalışmalarını Türkiye ve İtalya'ya
taşıdı. Çağlayan, ayrıca Londra'da faaliyet gösteren
insan hakları grubu "Ambargolular"ın fahri başkanlığını
yapıyor. Kuzey
Kıbrıs'a uygulanan izolasyonları konu alan
çalışmalarıyla da sesimizi dünyaya duyurmaya çalışan
Hüseyin Çağlayan'nın dünya moda çevrelerinde etkisi her geçen gün
biraz daha artıyor. MBE ödülünü
alan ilk Türk kadın Kraliçenin
ödül verdiği ikinci Türk ise son 31 yıldır Londra Üniversitesi
Eğitim Enstitüsü'nde görev yapan Sıttıka Nazım oldu. Aslen
Kıbrıs'ın Tuzla kasabasından olan Sıttıka
Nazım, ilk okul üçüncü sınıftan sonra ailesinin
İngiltere'ye göç etmesi sebebiyle hayata bu ülkede atıldı. Pitman
Kolej'de aldığı sekreterlik eğitiminin ardından ilk
olarak Mortgage Broker firmasında çalışmaya başlayan
Nazım, bir dönem Pontin Holiday Camps şirketinde
çalıştı. Daha sonra
Londra Üniversitesi Bilgisayar Enstitüsü'nde çalışan
Sıttıka Nazım, 1975 yılında aynı üniversitenin
Eğitim Enstitüsü'ne geçerek 31 yıldır aynı yerde hizmet
verdi. Kraliyet
ödülüne, çalıştığı bölüm yönetimi tarafından
önerilen Nazım'a kraliçe tarafından verdiği üstün hizmetlerden
dolayı "Member of the Order of the British Empire (MBE)"
ödülüne layık görüldü. Sıttıka Nazım kraliçe
tarafından ödüllendirilen ilk Türk bayan oldu. Bu
yılın sonunda emekli olmaya hazırlanan Sıttıka
Nazım'a ödül almaya hak kazandığı Başbakanlık
Genel Sekreteri William Chapman, 12 Mayıs günü mektupla bildirildi.
Nazım'a yeni unvanını ilk olarak "Department for
Education and Skills"dan David Bell gönderdiği kutlama mektubunda
kullandı. Erenköy
gazisi ile evli Evli ve Selda
(31), Ali (36) olmak üzere iki çocuk sahibi olan Sıttıka
Nazım'ın eşi Orhan Nazım, Kıbrıs Türk tarihinde
önemli bir dönüm noktası olan Erenköy direnişine katıldı.
İngiltere'de
faaliyet gösteren Erenköy Mücahitler Derneği'nin kurucu
başkanı olan Orhan Nazım, Sıttıka Nazım ile
1968 yılından beri evli. Büyük
Britanya Kraliçesi tarafından verilen MBE üstün hizmet ödülüne daha önce
de Zeka Alsancak ve Kıbrıslı Türk Doktor Teoman
Sırrı layık görülmüştü. |
KIBRIS 18/06/06
Sözlerinde
durmadıkça bizden bir şey beklemesinler
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye yönelik
eleştirilerini sürdürüyor. Erdoğan, dün de sert konuştu:
Sözlerinde
durmadıkça bizden bir şey beklemesinler
BİZ
SÖZÜMÜZDE DURDUK, YA ONLAR... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın AB'ye yönelik öfkesi dinmedi. Önceki gün "Müzakereler
durursa dursun" diyen Erdoğan, dün de "Kıbrıs'ta biz
sözümüzde durduk. Onlar sözlerinde durmadıkça bizden bir şey
beklemesinler. Bunları biz kendilerine söyledik. Bundan sonraki süreçte de
duruşumuz aynıdır. Biz dik duracağız, ama
dikleşmeyeceğiz. Ölçümüz, anlayışımız
budur"dedi
GEREKTİĞİNDE
YENİ ADIMLAR DA ATARIZ... Erdoğan: AB sürecinde kim ne derse desin
uydurma haberlere değil, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin tavrına
bakınız. Kimse bizi bağlamaz. Bizi milletimiz bağlar. Biz
milletimizin memnun olmayacağı bir şeyi asla yapmayız.
Kıbrıs'ta atılması gereken adımları KKTC'deki
kardeşlerimiz atmıştır. Biz gereken adımları
attık. Bundan sonraki süreçte de yine bizden olumlu bir adım
olduğu zaman bu adımları atarız. Ama olumlu bir adım
olmadıkça hiçbir zaman muhataplarımız bizden olumlu adım
beklemesinler
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, AB'ye yönelik eleştirilerini
sürdürüyor. Önceki gün "Kıbrıs konusunda geri adım yok.
Müzakereler durursa dursun" diyerek AB'ye rest çeken Başbakan
Erdoğan'dan benzer açıklamalar dün de sürdü.
Erdoğan,
Kıbrıs'ta atılması gereken adımlarla ilgili olarak
"Biz sözümüzde durduk. Onlar sözlerinde durmadıkça, bizden bir
şey beklemesinler" dedi.
AK Parti Genel
Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin
İstanbul İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, AB'ye
rest çekti.
"AB
sürecinde kim ne derse desin uydurma haberlere değil, Türkiye Cumhuriyeti
hükümetinin tavrına bakınız" diyen Erdoğan,
konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ana muhalefet şöyle
demiş, böyle demiş. Yavru muhalefet şöyle demiş, böyle
demiş. Kimse bizi bağlamaz. Bizi milletimiz bağlar. Biz
milletimizin memnun olmayacağı bir şeyi asla yapmayız.
Kıbrıs'ta atılması gereken adımları KKTC'deki
kardeşlerimiz atmıştır. Biz gereken adımları
attık. Bundan sonraki süreçte de yine bizden olumlu bir adım olduğu
zaman bu adımları atarız. Ama olumlu bir adım
olmadıkça hiçbir zaman muhataplarımız bizden olumlu adım
beklemesinler."
Bunu her zaman
muhataplarına söylediklerini ifade eden Erdoğan, "Biz sözümüzde
durduk, durmayanlar var. Onlar da sözünde dursun. Sözlerinde durmadıkça
bizden kimse yeni bir şey beklemesin. Bunları biz kendilerine söyledik.
Bundan sonraki süreçte de duruşumuz aynıdır.Biz dik
duracağız, ama dikleşmeyeceğiz. Ölçümüz,
anlayışımız bu" diye konuştu.
KIBRIS 18/06/06
Papadopulos'tan
Annan ve Erdoğan'a tepki
|
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a ve
Türkiye Başbakanı Erdoğan'a yönelik eleştirilerde
bulundu. Papadopulos, Kofi Annan'ın "(Güney)
Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Kıbrıs konusunda durumu
daha da karmaşık hale getirdiği" yönündeki
açıklamasını "anlaşılmaz" bulduğunu
söyledi. Brüksel
dönüşü Larnaka Havaalanı'nda açıklama yapan Papadopulos, Kofi
Annan'ın, "(Güney) 'Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle
Türkiye'nin üyelik isteğinin, Kıbrıs sorununun çözümünü
karmaşık hale getirdiği" yolundaki
açıklamasını yorumlaması istenince de, Güney
Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Annan'ı
ilgilendirmediğini ifade ederek, şunları söyledi: "Annan'ın
açıklamasını anlaşılmaz buluyorum.
Kıbrıs'ın AB üyeliği kendisini ilgilendirmeyen bir
konudur. Mantığını anlamakta zorlanıyorum. (Güney)
'Kıbrıs', kabul edilemez bir çözümü kabul etmesi için baskı
uygulansın diye mi AB dışında kalmalıydı?
Samimi olarak, bu iki konunun birbirine nasıl
bağlandığını anlamıyorum. Ben inanıyorum
ki 'Kıbrıs'ın AB üyeliği, Kıbrıs sorununun,
Avrupa müktesebatı ilkelerine uygun olması gereken çözümüne
sağlam bir temel ve çerçeve konulmasına yardımcı
olur." Erdoğan'ın
tutumu üzücü Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın son açıklamalarına da
değinen Papadopulos, "Başbakan Erdoğan'ın Avrupa
Konseyi kararından sonra hâlâ Türkiye'nin AB'ye karşı olan
yükümlülüklerini yerine getirmek istememesinin üzücü olduğunu"
savundu. Başbakan
Erdoğan'ın son açıklamalarının AB liderleri
arasında "huzursuzluk yaratığını" iddia
eden Papadopulos, Erdoğan'ın ifadelerinin "Türkiye'nin AB
üyelik sürecine yardımcı olmadığını" ileri
sürdü. Papadopulos,
Kıbrıs'taki BM Barış Gücünün görev süresini uzatan
Güvenlik Konseyi kararıyla ilgili bir soruya karşılıksa
kararı "genelde tatmin edici" bulduğunu söyledi. Rum sözcü:
Annan'ın açıklaması sürpriz Rum yönetimi
Sözcüsü Hristodulos Pashiardis de, Rum yönetiminin, Annan'ın
açıklamasını "sürpriz" bir açıklama olarak
nitelediğini söyledi. Kofi
Annan'ın açıklamasıyla ilgili bir soruya
karşılık Pashiardis, "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne
karşı yükümlülüklerini yerine getirmesiyle Kıbrıs
sorununun karmaşık bir sorun olmayacağını"
kaydetti. Rum Sözcü,
"Bu durumun karmaşık olmasının nedeni, Türkiye ve
onunla dost ülkelerin Kıbrıs sorununun Ankara'nın AB müzakere
sürecinden ayrılmasını istemesidir. Türkiye ise
'Kıbrıs Cumhuriyeti' ve Avrupa Birliği'ne karşı yükümlülüklerini
yerine getirmiyor. Bu tuhaf" dedi. "Bu
açıklama, 'Kıbrıs' hükümeti için sürpriz bir
açıklama" diyen Pashiardis, Güney Kıbrıs'ın BM Daimi
temsilcisi Andreas Mavroyannis'in Rum yönetimi adına gerekli
girişimlerde bulunduğunu söyledi. |
KIBRIS 18/06/06
ABD'den AB
ülkelerine Türkiye lehine telkin
|
ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean Mc.Cormack,
Türkiye'nin AB üyeliği için "önemli dönemlerde",
Kıbrıs Rum kesiminin de aralarında bulunduğu bazı AB
ülkelerine, "olabildiğince yapıcı" davranmaları
yönünde telkinde bulunduklarını söyledi. Mc.Cormack,
düzenlediği günlük basın toplantısında, ABD'nin Avrupa ve
Avrasya ilişkilerinden sorumlu Dışişleri Bakan
Yardımcısı Dan Fried'in, ABD'nin Kıbrıs
Adası'nda sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni" tek bir
hükümet olarak tanıyacağı yönündeki
açıklamasının hemen ardından Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne bir mektup yazarak, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki
tutumunu protesto ettiği ve bu durumun Amerikan politikasında bir
çelişki yaratıp yaratmadığı soruldu. Yunanlı
bir gazetecinin sorusu üzerine Mc.Cormack, ABD'nin Kıbrıs
politikasında hiçbir değişiklik olmadığını
söyledi. Mc.Cormack, "Türkiye'nin AB üyeliğini, son kararların
Türkiye ve AB tarafından verilmesi gerektiği
anlayışı çerçevesinde destekliyoruz. Belli zamanlarda, özellikle
önemli dönemlerde AB üyeleriyle temasa geçerek onları Türkiye ile
görüşmelerde olabildiğince yapıcı olmaya, AB'nin Türkiye
ile görüşmelerinde bir çeşit anlaşmaya varmasına ve bu
görüşmelerde esnekliğe çağırıyoruz. Bu
temaslarımız bundan ibarettir" dedi. Mc.Cormack,
ABD'nin bu temasları AB üyesi bir dizi ülkeyle
gerçekleştirdiğini ve bunlar arasında Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin de bulunduğunu kaydetti. |
KIBRIS 18/06/06
KKTC BMnin
üslubunu eleştirdi
KKTC
Dışişleri Bakanlığı, BM Güvenlik Konseyinin,
Adadaki barışgücü askerlerinin görev süresinin 6 ay daha
uzatılmasıyla ilgili kararında kullandığı üslubu
eleştirdi.
NTV
Güncelleme: 14:09 TSİ 18 Haziran 2006 Pazar
LEFKOŞA
- KKTC Dışişleri Bakanlığı, Güvenlik Konseyinin
görev süresinin uzatılmasına ilişkin kararını
yapıcı olmayan ve tek yanlı bir üslupla kaleme
aldığını ifade etti. Açıklamada, Güney
Kıbrıs Yönetiminden Kıbrıs Hükümeti diye bahsedilmesi
eleştirildi.
Bakanlık,
ara bölgede güvenlik tehdidi oluşturan inşaatların Rumlar
tarafından yapıldığına işaret edilmediğine,
ayrıca Akıncılarda Türk mevzilerine yönelik saldırgan
eylemlerin de kararda gözardı edildiğine dikkat çekti.
Açıklamada, Lefkoşadaki Lokmacı Sınır
Kapısının açılmasına Rum Yönetiminin engel
olmasına karşın kararda bu noktaya yer verilmemesi de
eleştirildi.
|
|
AA
Güncelleme: 14:24 TSİ 19 Haziran 2006 Pazartesi
ATİNA
- Atinada yayımlanan Elefterotipia gazetesine demeç veren Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Avrupalı
Birleşik Kıbrıs Planı olarak
adlandırdığı yeni çözüm önerisine değindi.
Bakoyanni
çözüm önerisinin, BM mevzuatı çerçevesinde ve Genel Sekreter düzeyinde
gerçekleştirilmiş çalışmaların verileri ile Rum
kesiminin son 2,5 yılda, içinde bulunduğu AB gerçeği ve iki
toplumun taleplerinin temellerine dayanan bir plan olacağını açıkladı.
Yunan Bakan, Teknik heyetler düzeyindeki müzakerelerin bir an önce
başlatılmasını dilerim. Söz konusu önerinin
sunulmasının kolaylaştırılması için, özlü
görüşmelerde ilerleme kaydedilmeli dedi.
Bakoyanni, Rum kesiminin Türkiyenin AB üyeliğiyle ilgili fiili
müzakerelerin başlatılmasına ilişkin tutumunu önceden
bildiğini ve ortaya çıkan durumun kendisini
şaşırtmadığını da belirtti ve Atina ile Rum
kesimi arasında Kıbrıs konusunda ortak strateji var; ancak
taktikle ilgili konularda bazı görüş farklılıkları
ortaya çıktı diye konuştu.
KKTC:
Bakoyanninin girişimi taktik
|
NTV
Güncelleme: 07:09 ET 19 Haziran 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanninin Kıbrıs
sorununa yönelik yeni girişimini NTV yayınında
değerlendirdi.
Özellikle Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı, gerek
Türkiyenin gerek Kıbrıs Türk halkının siyasetleri
nedeniyle oldukça sıkışık bir süreç yaşamakta diyen
KKTC Başbakanı, bu yüzden Avrupa Birliği nezdinde ve diğer
uluslararası camialarda çözümsüzlüğün sorumlusu olarak görüldüklerini
söyledi.
Türkiyenin
Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde meydana gelen problemlerin de
ana sorumlusu olarak Kıbrıs Rum tarafı ve Yunanistanın
gözüktüğünü dile getiren Soyer, Siyasal olarak yüzlerinin büyük ölçüde
yaralanması nedeniyle Bakoyanni bu çıkmazdan kendilerini
kurtarabilmek için belli bir görüş getirmiştir ama bu görüşün
Kıbrıs sorununun gerçekçi olarak çözümüne katkı
sağlayabilecek sağlıklı bir içeriğe
dönüşebileceğini tahmin etmiyorum. Bunu, sıkışan Yunan
politikasını bir anlamda önünü açmak için atılmış
taktik bir adım olarak nitelendiriyorum diye konuştu.
Ankara sürpriz
öneriden kuşkulu
Ankara,
Yunanistanın Kıbrıs konusunda hazırlamakta olduğu
yeni çözüm önerisinin ciddiyetinden kuşkulu. Limanlar konusunun Avrupa
Birliği ile krize yol açmaması için ise, yeni yollar aranıyor.
NTV
Güncelleme: 07:10 ET 19 Haziran 2006 Pazartesi
ANKARA
- Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanninin,
Kıbrıs konusunda yeni bir çözüm önerisi hazırlığı
içinde olduklarını açıklaması, Ankara için sürpriz oldu.
Önerinin basına yansıyan unsurlarını değerlendiren
Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, Ciddiyetinden
kuşkuluyuz yorumunu yapıyor.
Ankaranın
limanlar konusu nedeniyle Avrupa Birliği ile kriz yaşanmaması
için çözüm arayışı ise sürüyor. Birleşmiş Milletler
Genel Sekreterinin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı
İbrahim Gambari, Temmuz başında Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrısı ziyaret edecek.
Ancak
Ankara, BM Genel Sekreterinin görev süresinin de dolmak üzere olması
nedeniyle, Kıbrıs sorununa yıl sonuna kadar Birleşmiş
Milletler zemininde çözüm bulunabileceğinden ümitli değil.
TÜRKİYENİN BEKLENTİSİ
Adadaki kısıtlamaların karşılıklı olarak
kaldırılması önerisinde ısrarlı olan Türkiye, Avrupa
Komisyonundan Kuzey Kıbrıstaki bir limanın
açılmasına yönelik bazı adımların gelebileceğini
düşünüyor.
Türkiyenin, uluslararası toplumun Kuzey
Kıbrısa yönelik açılımları doğrultusunda, sadece
limanlarını ya da havaalanlarını Rumlara
açmasının gündeme gelebileceği belirtiliyor.
DİĞER SEÇENEKLER
Ankarada değerlendirilen bir seçenek de, sorunun çözümü için bir Hakemler
Kurulu kurulması ya da Dünya Ticaret Örgütüne gidilmesi.
Bu arada, Rumların mülk davalarıyla ilgili olarak Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde kurulan tazmin komisyonu,
kararlarını Perşembe gününden itibaren açıklamaya
başlayacak. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri,
ödemelerin Türkiye tarafından yapılmayacağını
bildirdiler.
|
AA
Güncelleme: 02:20 ET 19 Haziran 2006 Pazartesi
ATİNA
- Ethnos gazetesinde makalesi yayımlanan Eski Yunanistan
Başbakanı Kostas Simitis, Türk-Yunan ilişkileri ile Türkiyenin
AB üyeliği konusuna değindi.
Simitis,
hiçbir Avrupa Birliği ülkesinin Türkiyenin üyelik müzakerelerini durdurma
yetkisine sahip olmadığını belirtti. Bugün gelinen
aşamadan sonra Yunanistanla Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiyeye
Kıbrıs konusunda baskı yapma olanağı
bulunmadığını kaydeden Simitis, Bu konudaki
fırsatları kaçırdık dedi.
Simitis, Türkiyenin AB üyeliğinden vazgeçmesi halinde, bunun
Yunanistanı zor durumda bırakacağına da işaret etti.
Simitis, Böyle bir durumda Yunanistan, Türkiye ile olan sorunlarını
ikili düzeyde çözümlemek zorunda kalacaktır yorumunda bulundu.
ABye üye ülkelerin veto haklarının sadece başlangıçta ve
müzakerelerin sonuçlanmasından sonra kesin karar alma aşamasında
bulunduğunu belirten Simitis, Yunanistanın bundan sonra sadece,
müzakerelerin tamamlanmasının ardından Türkiyenin tam üye
olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda bir veto fırsatı
olacağını, bunun da teorik bir fırsat olduğunu
kaydetti.
KITA
SAHANLIĞI KONUSUNDA ÖLÇÜLÜ OLUNMALI
Eski Yunanistan Başbakanı makalesinde kıta
sahanlığı sorununa da değindi. Uluslararası hukuka
göre, Yunanistanın Egede karasularını 12 mile çıkarma
hakkı bulunduğunu, ancak bunu yaparken denizlerdeki serbest
dolaşım hakkını engellememesi gerektiğini belirten
Simitis, Atinanın bu konuda seçici ve ölçülü hareket edebileceğini
savundu.
Kıta sahanlığı konusunun karasularının
boyutlarıyla doğrudan bağlantılı bir konu
olduğunu belirten Simitis, bu nedenle Egede kıta
sahanlığı sorununun çözüm yönüne gidilmesinden önce
Yunanistanın karasularını muhakkak genişletmesi
gerektiğini belirtti.
Simitis, Bazı görüşlere göre, Ege kapalı bir Yunan denizidir.
Ancak, bu kapalılığı sağlayabilmemiz için,
Yunanistan karasularını muhakkak 12 mile çıkarmalıdır.
Ama bunu yaparken deniz yollarını tamamen kapatmaktan kaçınarak,
diğer ülkelerin gemilerinin serbest dolaşım haklarını
güvence altına almalıdır. Yunanistan böylelikle, kıta
sahanlığının belirlenmesi konusunda, İstanbul
Boğazından serbest geçiş konusuyla doğrudan ilgili olan
Rusya, Ukrayna gibi ülkelerin olduğu kadar, birer deniz ülkesi olan
İngiltere ve ABDnin de desteğini kazanacaktır dedi.
"Rumlara 40 milyar dolar abartılı"
19 Haziran, 2006 17:55:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs'taki
mülkiyet davalarının sonuçlandırılması için
AİHM'nin verdiği süre bu hafta dolarken, Türk
Dışişleri yetkilileri Kıbrıs'ta Türkiye'nin 40 milyar
dolar tazminat ödeyeceği yorumlarını abartılı buluyor.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde kurulan tazmin komisyonları el
konulan Rum malları hakkındaki kararlarını perşembe
günü açıklamaya başlayacak.
Yetkililer, Rum mallarına karşı tazminat verilmesinin tek yol
olmadığını, malların iadesi ve Güney'deki Türk
malları ile Kuzey'deki Rum mallarının değişiminin de
alternatifler arasında bulunduğunun altını çiziyor.
Türk Dışişleri'ne göre tazmin komisyonunun ödenmesini
öngöreceği rakamlar ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
Türkiye'yi mahkum edebileceği rakamlar arasında da büyük uçurum
var. Bu yüzden tazmin komisyonunun kararları Türkiye'nin lehine
olacak.
"Tazminatları Türkiye ödeyecek"
Dışişleri Bakanlığına göre tazminatları
ödemesi gereken taraf Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Ancak bazı
kaynaklar AİHM'deki davaların Türkiye aleyhine olduğuna ve
Loizidu davasında tazminatın da yine Türkiye tarafından
ödendiğine dikkat çekiyor.
Aynı kaynaklar Kuzey Kıbrıs ekonomisinin her halükarda
Türkiye'ye bağlı olduğunu hatırlatarak
tazminatların ödenmesinde de Ankara'nın devrede
olacağını belirtiyor.
Dışişleri kaynakları Kıbrıs konusunda Türkiye'nin
sürekli ağır yaptırımlarla
karşılaştığı havasının
oluşturulmasının da Avrupa Birliği yönelimini ters yönde
etkileme çabası olarak değerlendiriyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin
Birleşik Kıbrıs önerisinin ise Avrupa'dan gelen baskılar
nedeniyle yapmış olabileceğini belirten yetkililer, hem
Birleşmiş Milletler parametrelerine hem de Rum kesiminin Avrupa
Birliği'ne üyeliğine vurgu yapan Bakoyanni'nin teklifinin net
olmadığını belirtiyor.
Ankara'daki bir diğer yorum ise Bakoyanni'nin bu teklifinin Yunan iç
siyasetine dönük olabileceği şeklinde.
AİHM'nin KKTC'ye verdiği süre doluyor
19 Haziran, 2006 14:20:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs'taki mülkiyet davalarının
sonuçlandırılması için AİHM'nin verdiği süre bu hafta
doluyor. KKTC'de oluşturulan Tazmin Komisyonu onlarca dosyayı karara
bağlamak üzere.
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs'ta mülkiyet
davalarının iç hukuk yolu ile çözülmesini istemesinin üzerinden
yaklaşık altı ay geçti.
Mahkemenin davaların sonuçlanması için verdiği süre
perşembe günü doluyor.
İçinde iki Avrupalı hakimin de bulunduğu komisyon, önündeki
onlarca dosyayı perşembe günü sonuçlandıracak.
Mal ve mülkleri iade etme yetkisi de bulunan komisyonun dosyaları maddi
tazminat kararıyla sonuçlandırcağı tahmin ediliyor.
Ancak Rum davacıların başvuruları da çeşitlilik
gösteriyor. Bazı Rumlar mallarının iadesini isterken
bazıları da Kıbrıs sorununun çözülemeyeceği
düşüncesiyle sadece tazminat için başvuruda bulunuyor.
İade için de çeşitli kriterlere uyulması gerekiyor. Mülkler
ancak:
·
Kimsenin kullanmaması
·
Askeri, stratejik veya güvenlik önemi taşıyan bir bölgede
olmaması koşuluyla iade edilebiliyor.
Komisyonun karara bağlayacağı dosyaların başında
Rum Ksenidi Aristi davası geliyor. Tazmin Komisyonu da, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin aynı davanın kararında
belirttiği 'konuyu iç hukuk yollarıyla çözün' ifadesi üzerine
kurulmuştu.
Komisyonun Aresti'ye kapalı Maraş'taki mülkü için kullanım
kaybından dolayı yaklaşık 400 bin İngiliz sterlini
ödemeyi planladığı belirtiliyor.
AİHM'nin kararı bekleniyor
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Komisyonu'nun kararlarını
onaylaması ve raflarında bekleyen bin 300 dosyayı da Tazmin
Komisyonu'na göndermesi halinde tazminat ödemeleri büyük sıkıntı
yaratacak.
Zira bu dosyaların tazminatla sonuçlanması halinde toplam bedelin
yaklaşık 40 milyar doları aşacağı belirtiliyor.
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası rezervinin yaklaşık 60 milyar
dolar olduğu göz önüne alınınca bu miktarın boyutu ortaya
çıkıyor. KKTC yönetimi, fatura için Ada'daki emlak vergilerinden
alınacak payı ve Türkiye'yi adres gösteriyor.
Avrupalı Birleşik Kıbrıs Çözümü
Yorgo
KIRBAKİ / ATİNA
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, "Avrupalı
Birleşik Kıbrıs Çözüm Planı"
başlığı altında yeni bir öneri getirmeye
hazırlandıklarını açıkladı.
Bakoyani Elefterotipia gazetesine verdiği demeçte, bu isimle ortaya
çıkabilecek yeni bir planın şu unsurları içermesi
gerektiğini savundu:
1- BM Genel sekreterinin bugüne kadar olan çalışmaları. 2-
Rumların 2.5 yıllık AB üyeliğinin getirdiği realite.
3- İki toplumun iradesi.
Bakoyani "Bir halka hiçbir şey zorla kabul ettirilemez. Bu nedenle,
yeni bir plan halk tarafından oylanmadan önce siyasi yönetim
tarafından kabul edilmiş olmalıdır" dedi.
Yunan basınında günlerdir ısrarla yer alan "ABdeki Rum
vetosu tehdidinden haberi yoktu" şeklindeki haberleri yalanlayan
Bakoyani, Rum Yönetimi lideri Papadopulos ile de ilişkilerinin çok iyi
olduğunu söyledi. Tarih vermemekle birlikte Başbakan Kostas
Karamanlisin Ankara ziyaretini gerçekleştireceğini de kaydeden
Bakoyani, Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün ekim
ayından önce Atinaya gelmesini beklediğini açıkladı.
HURRIYET 19/06/06
Milyarlık faturayı kim ödeyecek
Ömer
BİLGE / LEFKOŞA
Rumların 1300 kadar mülk davasıyla ilgili olarak KKTCde kurulan
tazmin komisyonu, AİHMnin iç hukuk için verdiği altı aylık
sürenin dolacağı 22 Hazirandan itibaren kararlarını
açıklamaya başlayacak. Ancak ortaya çıkacak milyarlarca dolarlık
faturanın adresi belli değil. KKTCde emlak vergisinin
artırılması yeterli olmayacağı için, fatura adresi
olarak Türkiye gösteriliyor.
AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesinde bekleyen 1300 Rum davası için
Türkiyeden istenen "iç hukuk mekanizması" çerçevesinde KKTCde
kurulan tazmin komisyonu, yekünde milyarlarca dolar tutacak kararları
almaya başlıyor. Türkiyenin mahkemesi kabul edilen ve içinde 2
Avrupalı hakimin bulunduğu komisyon, AİHMi ikna için sadece
kapalı Maraştaki evi için Ksenidi Aresti adlı Rum kadına
740 bin dolar tazminat vermeyi planlıyor. 40 milyar doları bulan
tazminat talebiyle AİHMde bekleyen davaların KKTCye sevki ve
ardından gelecek diğer Rum başvurularının
faturasını kimin ödeyeceği kilit soru. Fatura adresinin Türkiye
olacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Girnedeki evi için dava açan Titina Loiziduya Türkiye tarafından 1.1
milyon Euro tazminat ödenmesine karar verer AİHM, 22 Aralıkta
raflarında bekleyen ve 40 milyar doları bulacağı hesaplanan
1300 Rum davası için emsal teşkil edecek bir karar aldı.
Mahkeme, Türkiyeyi kapalı Maraş kentindeki mülkünü
kullandırtmadığı gerekçesiyle Ksenidi Aresti adlı Rum
kadının iç hukuk oluşturularak 6 ay içinde tatmin edilmesini
hükme bağladı. AİHMin verdiği mühlet, 22 Haziranda Perşembe
günü sona eriyor.
KKTCde kurulan tazmin komisyonuna onlarca Rum başvurdu. Ve mahkeme,
aralarında Türkiyeyi mahkum ettiren Ksenidi Aresti olmak üzere, KKTCnin
başkenti Lefkoşada, devlet televizyonu BRT, cezaevi binası,
futbol sahası, Girne Tatlısu köyünde mülk ve araziler için tazminat
isteyen Rumların başvurularını sonuçlandırma
aşamasına geldi. Mahkeme heyeti, aralarında Arestinin de
bulunduğu en az 5 Rumun başvurusunu önümüzdeki günlerde
sonuçlandırıp AİHMe bildirmeyi planlıyor.
Bazı Rumlardan mülklerinin satın alınması da bekleniyor.
Ancak KKTC topraklarının yüzde 80inin 1974 öncesinde Rum mülkü
olduğu hesaba katılınca, bunun milyarlarca dolar
tutacağı hesaplanıyor. KKTC yönetimi, büyük faturayı kimin
ödeyeceği sorusuna, "KKTCde emlak vergilerinden alınacak pay ve
Türkiye" adresini gösterdi.
HURIYET 19/06/06
Kostas Simitis yine
şaşırttı
Bir süre önce
yazdığı kitapla, 1996 Kardak krizinde yaşananlara
ışık tutarak, Atinada ağır eleştirilere hedef
olan Yunanistanın eski başbakanı Kostas Simitis, bu defa da
"Türkiyenin AB üyeliğine Yunan ve Rum vetosu tehdidi, aslında
kandırmacadır" dedi.
Dün Etnos Gazetesinde yayımlanan makalesinde Simitis, Kıbrıs
Rum Yönetiminin geçen hafta Lüksemburgda Türkiyeye karşı öne
sürdüğü "veto tehdidine" şöyle değindi: "Yunan ve
Rum kamuoyları, gerekli gördüklerinde Türkiyenin üyelik müzakerelerini
durdurabileceklerini zannediyor. Halbuki bir üyenin, kendi meselelerini
halletmek amacıyla bir AB adayıyla müzakereleri durdurma imkanı
yoktur. AB kurallarına göre müzakerelerin yarıda kesilmesi, üye
ülkelerin en az üçte birinin talebi ve Avrupa Konseyinin özel çoğunlukla
vardığı karar sonucu gerçekleşebilir."
"Sadece teorik bir veto hakkımız var" diyen Simitis,
"Yunan hükümeti ya kendini kandırıyor, ya da
vatandaşı. Müzakerelerden sonraki son karar gününde tek bir veto hakkımız
olacak. Ama o da teoriktir, çünkü 8-10 yıl sonra, Türkiyenin
üyeliğini isteyecek bir AB, işini şansa
bırakmayacaktır" ifadesini kullandı.
HURIYET 19/06/06
Simitis:
Veto kozumuz yok
Simitis'ten
Atina'yı şoke eden makale: 'AB'de Türkiye'yi 70 veto kozumuz var'
söylemi kandırmaca. Sadece müzakere sonunda tek veto kozumuz var, o da
teoride...
19/06/2006
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Eski Yunan Başbakanı Kostas Simitis, bir süre önce
yazdığı kitapla, 1996 Kardak krizinde yaşananlara
ışık tutarak Atina'da ağır eleştirilere hedef
olmasının ardından, bu kez AB'de Türkiye'ye yönelik Yunan-Rum
veto tehditlerinin kandırmaca olduğunu söyledi. Dün Etnos'taki
makalesinde hiçbir Yunanlı-Rum siyasinin söyleyemediklerini yazan Simitis,
geçen haftaki AB zirvesindeki Rumların veto tehdidine şöyle
değindi:
'Müzakereyi
durduramazsınız'
"Yunan ve Rum kamuoyları, gerekli gördüklerinde Türkiye'nin üyelik
müzakerelerini durdurabileceklerini sanıyor. Bu doğru değil.
Kendi meselelerini halletmek ve bunun için şantaj yapmak amacıyla
müzakereyi durdurma-erteleme imkânı yoktur. AB kurallarına göre,
müzakerelerin kesilmesini üyelerin en az üçte biri istemeli, karar da AB
Konseyi'nde özel çoğunlukla verilmeli. Yunanistan, eleştirir,
çekincelerini koyar ama tek başına müzakereleri durduramaz. Geçen gün
Kıbrıs veto koysaydı, AB, ilk dosyayı askıya
alıp, hemen ikinci dosyayı açacaktı. AB'de bir ülkeye
itirazı olan bir üye, daha sonra kendisiyle ilgili başka bir
meselesinin halledilmesi gerektiğinde, eski itirazını çekmek
zorunda kalır."
Simitis, Atina ile Rumların 'Türkiye'ye 70 veto kozumuz var' söylemine de
şu tepkiyi gösterdi: "Yunan hükümeti ya kendini kandırıyor
ya da vatandaşları. Geçmiş AB uygulamalarına bakarsak,
Yunanistan'ın elinde artık sadece bir veto kozu bulunduğunu görürüz.
O da, müzakerelerin tamamlanıp Türkiye'nin AB üyesi olup
olmayacağına karar verileceği gün için. Üstelik bu koz da
teorik. Müzakere tamamlanıncaya dek en az 10 yıl geçecek. Onca
yıldan sonra AB elbette hiçbir şeyi şansa bırakmaz.
Türkiye'nin üye olmasını isteyecekse, her türlü itirazı
önleyecek, istemeyecekse zaten müzakereleri kesecek."
'Diğer üyelerle
çıkarlar farklı'
Simitis şu soruyu yöneltti: "Türkiye'nin AB üyeliğinden
kaçınılmasını isteyen ülkeler var. Bazıları
Avusturya gibi açık söylüyor, bazıları söylemiyor. Yunanistan
ise Türkiye'ye karşılık birşeyler koparıncaya dek
üyeliği geciktirmek istiyor. Yunanistan'ın hedefi, Türkiye'nin AB
üyesi olmaması değil. Dolayısıyla, Türkiye'nin
üyeliğini istemeyen ülkeler, bizi ilgilendiren konularda Türkiye'ye
kısa vadeli baskı için bizimle niye işbirliğine
girsin?"
'İmtiyazlı
ortaklık yaramaz'
Simitis, Yunanlıları Türkiye'nin imtiyazlı
ortaklığı ihtimaline karşı da uyardı:
"Türkiye tavrını değiştirip imtiyazlı
ortaklığa yönelirse Avrupa'nın pek çok ülkesi bundan memnuniyet
duyacak, Yunanistan ise zorda kalacak. Çünkü, AB yoluyla Türkiye'ye baskı
kozu kaybedilecek. O zaman Avrupalılar ikili
anlaşmazlıkların ikili diyalogla çözümünü isteyecek, hatta
hoş görünmek için Türkiye'ye destek çıkacak."
'12 mil için
Türkiye'yle temas'
12 mil meselesine değinirken, Yunanistan'ın uluslararası hukuka
uyarak karasularını serbest geçişe elverecek şekilde
farklı yerlerde 6-8-10-12 mile genişletmesini öneren Simitis,
"Karasu sınırlarını belirlemek her ülkenin hakkı.
Ama, Ege'de mantık, önce ilgili ülkelerle teması, sonra
genişletmeyi gerektirir" diye ekledi.
Bakoyani'den
'Avrupai' Kıbrıs önerisi
19/06/2006
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA - Türkiye'nin AB'yle
Kıbrıs restleşmesine girdiği dönemde, Yunan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, 'Avrupalı
Birleşik Kıbrıs' adını taşıyan yeni çözüm
önerisi hazırladığını duyurdu. Elefterotipia'ya
konuşan Bakoyani, bu isimle ortaya çıkabilecek yeni planın
şu unsurları içermesi gerektiğini söyledi:
1) BM Genel Sekreteri'nin bugüne kadar olan çalışmaları
2) Rumların iki buçuk yıllık AB üyeliğinin
getirdiği realite
3) İki toplumun iradesi.
Bakoyani, "Bir halka hiçbir şey zorla kabul ettirilemez. Yeni bir
plan halk tarafından oylanmadan önce siyasi yönetim tarafından kabul
edilmiş olmalı" dedi.
Yunan basınında ısrarla çıkan 'AB'deki Rum vetosu
tehdidinden haberi yoktu' haberlerini yalanlayan Bakoyani, Rum lideri Tasos
Papadopulos'la ilişkilerinin çok iyi olduğunu söylese de,
"Kıbrıs konusunda Atina ile Lefkoşa'nın farklı
görüşleri mi var' sorusunu şöyle yanıtladı:
"Stratejimiz aynı.
Ama taktikle ilgili farklı görüşler olabilir." Türkiye'yle
ilişkilerde hedefinin anlaşmazlıkların çözümü olduğunu
belirten Yunan bakan, "Önümüzde atılması gereken küçük ve büyük
adımlar var. İstanbul'a tüm anlaşmazlıkları bir günde
çözmeye gitmedim. Doğru yönde adım attık" dedi.
Kıbrıs, çözüm
sürecine girecek
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KIBRIS Gazetesi'nden Hasan Hastürer'in Kıbrıs
sorunu ağırlıklı sorularını yanıtladı.
Talat Avrupalıların, Türkiye'nin AB yönelimini durdurmak gibi bir
eğilim içine girmeyeceklerini vurguladı ve ekledi:
Kıbrıs, çözüm
sürecine girecek
KESİNTİ HEM
TÜRKİYE'YE HEM AB'YE ZARAR VERİR... "Türkiye'nin AB sürecinde
kesinti bütün taraflara hem Türkiye'ye hem AB'ye zararlar verecek. Bundan dolayı
da yavaşlatmak, zaman kazanmak, kendi halklarının tepkilerine
cevap verir şekilde geciktirmek v.s olabilir ama Türkiye'nin AB yönelimini
durdurmak gibi eğilim içine Avrupalılar girmeyeceklerdir.
Girmeyecekleri için de
Kıbrıs çözüm süreci veya Kıbrıs sorunu bir noktada çözüm
sürecine girmek zorunda olacak. Girecek."
AKEL'E
ELEŞTRİ..."AKEL'in hem hükümetteki pozisyonu hem de
kaybettiği oylar açısından
zayıflandığını görüyorum. AKEL gerilemiştir. Ben,
"Körle yatan şaşı kalkar" diye ifade etmiştim.
Çok bozulmuşlardı ama çok doğru bir sözdü o.
Aslında hayatın
her alanında da bu böyledir. Eğer siz sürekli olarak pisliğin
içindeyseniz temiz kalamazsınız. Zaman zaman bunun
dışında olaylar olmaz mı? Olur. Ya da temiz bir
ortamdaysanız kirlenmekten utanırsınız."
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum yönetiminin Türkiye'ye karşı veto
hakkını kullanabileceği bir noktaya gelinmeyeceğini
belirterek, Türkiye'nin AB sürecinde kesinti bütün taraflara hem Türkiye'ye hem
AB'ye zararlar verecek. Bundan dolayı da yavaşlatmak, zaman kazanmak,
kendi halklarının tepkilerine cevap verir şekilde geciktirme vs.
olabilir ama Avrupalılar, Türkiye'nin AB yönelimini durdurmak gibi
eğilim içine girmeyeceklerdir." dedi
Talat, bu durumda
Kıbrıs sorununun çözüm sürecine girmek zorunda olacağını
söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, KIBRIS Gazetesi'ne yaptığı açıklamalarda,
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum bandıralı
gemilere açamayacağını işaret edip, "Türkiye
limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere açma
eğilimine giremez. Bu iş artık o kadar kesin olarak ortaya kondu
ki, bu konuda tıkanıklığın aşılması
arayışları Kıbrıs sorununu çözümün yoluna koyacak konu
haline geldi.
Şu andaki
koşullarda, Kıbrıslı Türklerin tecridi sürerken Türkiye'nin
limanlarını açması, Kıbrıs sorununda çok
hızlı bir şekilde Rum tarafının
ağırlığını koymasını getirir. Bu yüzden
limanlar konusunda Türkiye geri adım atamaz "dedi.
Talat, KIBRIS Gazetesi'nden
Hasan Hastürer'in sorularını yanıtlardan, güneydeki seçimlerden
Papadopulos'un güçlenerek AKEL'in zayıflayarak
çıktığını işaret edip şunları söyledi:
"AKEL'in hem hükümetteki pozisyonu, hem de kaybettiği oylar
açısından zayıflandığını görüyorum. AKEL
gerilemiştir. Ben, "Körle yatan şaşı kalkar" diye
ifade etmiştim. Çok bozulmuşlardı ama çok doğru bir
atasözüydü o.
Aslında hayatın
her alanında da bu böyledir. Eğer siz sürekli olarak pisliğin
içindeyseniz temiz kalamazsınız. Zaman zaman bunun
dışında olaylar olmaz mı? Olur. Ya da temiz bir
ortamdaysanız kirlenmekten utanırsınız."
Söyleşinin tam metni
Hasan Hastürer'in
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la yaptığı
söyleşinin tam metni şöyle:
Hasan HASTÜRER: Lüksemburg
da kaldı. AB-Türkiye müzakere süreci bakımından Lüksemburg
öncesi neler düşünüyordunuz, sonrasını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Mehmet Ali TALAT: Sonucun
bu olacağını tahmin ediyordum. Yani, Rum tarafının
veto tehditleri savuracağını ama sonunda veto etmeyeceğini,
edemeyeceğini düşünüyordum. Bu konuda sizden biraz farklı
düşünürüm. Rum tarafının veto uygulayabileceğini ihtimal
dışı tutmuyorum. Hiç bir zaman veto etmeyecekler demek
istemiyorum. Bütün yirmi dörtler tarafından haklı görülebilecekleri
haklı bir noktayı biriktirmeye çalışacak Kıbrıs
Rum tarafı. Bana göre o nokta hiç birikmeyecek. Dolayısıyla Rum
tarafının veto uygulayabileceğini tahmin etmiyorum.
Hasan HASTÜRER: Hiç bir
zaman mı uygulayamayacak?
Mehmet Ali TALAT:
Uygulayamamasının nedeni şu olacak. Veto ettiği zaman
ortaklarından tepki görmeyeceği bir noktaya gelmeyi hedefleyecek. Bu
veto koşullarının oluşma hedefine hiç
ulaşamayacağına inanıyorum.
'Rumların beceriksizlik
ya da korkma yüzünden Türkiye'ye karşı veto hakkını
kullanamayacak', demiyorum. Benim demek istediğim öyle bir noktaya
gelinmeyecek.
Türkiye'nin AB sürecinde
kesinti bütün taraflara hem Türkiye'ye hem AB'ye zararlar verecek. Bundan
dolayı da yavaşlatmak, zaman kazanmak, kendi halklarının
tepkilerine cevap verir şekilde geciktirme vs. olabilir ama Türkiye'nin AB
yönelimini durdurmak gibi eğilim içine Avrupalılar girmeyeceklerdir.
Girmeyecekleri için de
Kıbrıs çözüm süreci veya Kıbrıs sorunu bir noktada çözüm
sürecine girmek zorunda olacak. Girecek.
AB'de yaşananlar
çözümü tetikleyecek
Hasan HASTÜRER: Yani Avrupa
Birliği'nde yaşananlar Kıbrıs sorununun çözümünde yeni
süreci mi tetikleyecek?
Mehmet Ali TALAT: Evet,
aynen öyle olacak. Yeni süreci tetikleyecek, çünkü AB henüz Kıbrıs
sorununun vehametini anlayabilmiş değil. Kıbrıs sorununun
AB'ye taşıyacağı zararların farkında
değiller.
Hasan HASTÜRER:
Rahatsızlığının farkında değiller mi?
Mehmet Ali TALAT: Yeterince
farkında değiller. Bunun nedeni de şudur. Aslında
Avrupalılar, başka gündemlerin sahibidir. Onlar Kıbrıs
sorunuyla niye ilgilensinler ki? Kıbrıs sorunu Avrupa'nın
büyüklerinin, bir ölçüde ilgi alanında... Kıbrıs, bunun dışındaki
Avrupa Ülkelerinin ilgi alanında değil. Dolayısıyla bütün
ülkeler bilmiyor Kıbrıs sorununu. Bilenlerin bir kısmı da
kendilerinin başka hedefleri nedeniyle Kıbrıs sorununu gün gele
kullanabileceği bir sorun olarak orada tutuyor.
Hasan HASTÜRER:
Kıbrıs sorununu tüm Avrupa ülkeleri önemsemeyebilir. Ama Türkiye'nin
AB üyeliği tüm AB üyesi ülkeler için önemli. Kıbrıs sorunu da
Türkiye -AB ilişkilerinde önemli bir sorun olduğuna göre
Kıbrıs sorununu da bilmeleri gerekmiyor mu?
Mehmet Ali TALAT: Tamam,
ben de bunu söylüyorum. Bir süre bunun farkında olmayan insanlar, bir süre
sonra şartların getirdiği bir sonuç olarak bunun farkına
varıp kaçınılmaz olarak Kıbrıs sorununu
ajandalarına alacaklardır.
Hasan HASTÜRER: Bir süre
sonra, diyorsunuz. O bir süre sonra, ne zaman?
Mehmet Ali TALAT:
İşte onu bilmiyorum. Türkiye ile bağlantılı sürecinin
tetiklemesiyle belli olacağına inanıyorum.
Hasan HASTÜRER: 2006 sonu
işaret ediliyor...
Mehmet Ali TALAT:
Doğrudur 2006 sonu önemlidir. Çünkü 2006 sonu Türkiye'nin limanlarla
ilgili tutumunun değerlendirileceği zaman olacak. Öyle olunca bu durum
Kıbrıs sorununun çözümünü tetikleyecek.
Türkiye
limanlarını açma eğilimine giremez
Hasan HASTÜRER: Türkiye AB
Baş Müzakerecisi Ali Babacan, Lüksemburg sonrası basının
önüne geçtiği zaman, AB ile Türkiye arasında en önemli sorunun
limanların açılması, Kıbrıs'la ilişkiler
olduğunu söyleyip, kelime kelime aynı olmasa da, bu konuya çare
bulunmalıdır içerikli bir ifade kullandı. Halbuki gerek Recep
Tayip Erdoğan gerekse Abdullah Gül, bu konuyu ifade ettikleri zaman
olamayacağını da birlikte seslendirirler. Babacan sorunu
işaret ederken Erdoğan ve Gül gibi ekleme yapmadı. Türkiye
limanların açılmasıyla ilgili nasıl bir çözüm bulabilir?
Mehmet Ali TALAT: Benim
değerlendirmem çerçevesinde, Türkiye limanları Kıbrıs
bandıralı gemilere açma eğilimine giremez. Bu iş artık
o kadar kesin olarak ortaya kondu ki, bu konuda
tıkanıklığın aşılması
arayışları Kıbrıs sorununu çözüm yoluna koyacak konu
haline geldi.
Şu andaki
koşullarda, Kıbrıslı Türklerin tecridi sürerken Türkiye'nin
limanlarını açması, Kıbrıs sorununda çok
hızlı bir şekilde Rum tarafının
ağırlığını koymasını getirir. Bu yüzden
limanlar konusunda Türkiye geri adım atamaz.
Bunu başka yöntemler
bulunamaz anlamında söylemiyorum.
Türkiye bir tek kategoride
boykot ya da kısıtlama uygulamıyor Rum araçlarına, birden
fazla kategori var. Başka bandırası olup da son
ayrıldığı liman Güney Kıbrıs'taki limanlar olan
gemilere de kısıtlamayı uyguluyor. Kıbrıslı
Rumların hissedar olduğu gemi şirketlerinin gemilerini de tespit
ettiği zaman limanlarına sokmuyor.
Hasan HASTÜRER: Türkiye bu
konuda isteksizliğini ortaya koydu...
Mehmet Ali TALAT: Hatta
isteksizlikten de öteye gitti. Türkiye, açıkça "Biz bu işi
yapmayız" diyor.
Hasan HASTÜRER:
İşte o zaman ne olacak?
Mehmet Ali TALAT:
İşte o zaman kriz olacak. Bir süre bu konu tartışılacak.
Kriz dediğim budur zaten.
Müzakereler askıya
alınamaz
Hasan HASTÜRER: Müzakereler
bir süre askıya alınabilir mi bir süre?
Mehmet Ali TALAT:
Sanmıyorum. Müzakerelerin askıya alınacağı
koşullar bununla ilgili değildir. Bu sadece
başlıkların açılması ve kapanmasında ortaya
konacak. Rum tarafının ortaya koyacağı veto, eğer
olacaksa, ki bir noktada olabilir. Yani uzun zamanda tüm
Avrupalıların desteklediğini gördükleri zaman Rum tarafı veto
kullanabilir. O zaman müzakereler durur.
Hasan HASTÜRER: Türkiye'nin
isteğiyle müzakereler askıya alınamaz mı?
Mehmet Ali TALAT:
Hayır. Müzakerelerin askıya alınması demokrasi konusunda
yaşanacak olası bir olumsuzlukla mümkündür. Karar odur çünkü. Avrupa
Konseyi'nin kararı, Türkiye'de demokrasi kesintiye uğrarsa
müzakereler askıya alınır yönündedir.
Limanlarını Rum
bandıralı gemilere açmadı diye müzakereler askıya
alınamaz. Ama limanlarını açmadı diye ve
Avrupalıların da destek verdikleri öyle bir an geldiği zaman,
eğer öyle bir an gelirse, o zaman Rum tarafı veto uygulayabilir. Veto
uyguladığı zaman da süreç orda durur.
Lüksemburg'ta kim galip
geldi?
Hasan HASTÜRER: Lüksemburg
sonunda kim galip geldi?
Mehmet Ali TALAT: Vallahi
doğruyu söylemek gerekirse, kazanan taraf olduğunu söylemek pek
mümkün değil.
Türkiye bir kere
kazandı...
Hasan HASTÜRER: Ya da
kaybetmedi...
Mehmet Ali TALAT: Veya
kaybetmedi. Öyle denebilir. Fiili müzakereler başladı. Bu önemli bir
şey. Hedef müzakerelerin başlamasıydı ve bu müzakereler
başladı. İşte bu yaklaşımla Türkiye kaybetmedi
hatta kazandı.
Kıbrıs Rum
tarafı kaybetti mi? Eğer beklentileri çok yüksekte tuttuysa
kaybetmiştir.
Hasan HASTÜRER: 21 Eylül
2005 deklarasyonuna atıfta bulunulması ve bunun sonrası
Rumların uzlaşı noktasına EVET demesi uzun vadede
Rumların veto hesabına katkı koymadı mı?
Mehmet Ali TALAT: Rum
tarafı bu aşamada veto kullanmayarak kağıt üzerinde bir
esneklik göstermiştir. Ama unutmayın Avrupa, aynı zamanda
Kıbrıs Rum tarafının, bu küçücük ülkemizden Avrupa
Birliği'nin genişleme sürecine taşıyabileceği olumsuzlukları
da gördü.
Hasan HASTÜRER: Göre göre,
bile bile gelinmedi mi bugünlere?
Mehmet Ali TALAT:
Kıbrıs, AB'ye üye olmadan bilmezdi Avrupa. AB'ye üye olduktan sonra
bildi. Nitekim Sayın Kofi Annan'ın açıklaması da bunu
gösteriyor. Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ve
aynı zamanda Türkiye'nin AB süreci birlikte Kıbrıs sorununun
çözümünü zorlaştırdı.
Kıbrıslı
Türkler sürecin neresinde?
Hasan HASTÜRER:
Lüksemburg'ta bunca önemli gelişmeler yaşanırken biz sürecin
neresindeydik?
Mehmet Ali TALAT:
Lüksemburg'taki tartışmalar Türkiye ile AB arasında bir
tartışmaydı. Orada Kıbrıslı Türklerin her hangi
bir yeri yoktu. Bu yüzden Kıbrıslı Türklerin, Lüksemburg'ta
olması mümkün değildi.
Bu konular daha önce de
konuşuldu. Türkiye'nin müzakere için tarih alması sırasında
da, "Neden Talat, Brüksel'de değil?" gibi sorular soruldu.
Oradaki çalışma mekanizmasını bilmeyenler bunu söyler.
Mümkün değildir orada olmak.
Kıbrıslı
Türkler bu işin neresindedir? Kıbrıslı Türkler bu işin
içindedir. Son yaşadığımız Lüksemburg sürecinin içindedir.
Müsteşarım Raşit Pertev iki defa Viyana'ya, Brüksel'e gitti.
Meclisten milletvekili arkadaşlarımız gerek lobi gerekse orada
görüşlerimizi aktarmak için Brüksel'e gitti.
Bütün bu süreçlerin içinde
Türkiye'nin AB üyeliği de ele alındı. Türkiye'nin önünü açmak
isteyen AB yetkilileri, Kıbrıslı Türklerin görüşlerini
alıp, nasıl yardımda bulunabileceklerini sorguladılar.
Almanya ziyaretimde,
yaptığım görüşme sırasında, Türkiye'nin her hangi
bir sorun yaşamaması için ne yapılması gerektiğini
Alman Dışişleri Bakanı sorguladı.
Dolayısıyla bizler bu konuda görüşlerimizi ortaya koyduk. Alman
Dışişleri Bakanı, Türkiye'nin bir tren kazasına
uğramaması için yeni yaratıcı fikirler araştırdı.
Bunlar yanında Türkiye
ile sürekli temastayız. Yazışmalarımız sürekli devam
ediyor. Dolayısıyla bir bu sürecin içindeyiz. Resmi olarak
değil. Zaten Avrupa resmi olarak biri sürecin içine almıyor.
Papadopulos, EOKA
zihniyetiyle hareket ediyor
Hasan HASTÜRER: Papadopulos
nereye koşuyor?
Mehmet Ali TALAT: Bana göre
Papadopulos, çok yanlış bir düşünce içerisinde,
Kıbrıslı Türkleri, Türkiye'nin terk etmesini sağlayarak,
Kıbrıslı Türkleri teslim alacağını
düşünüyor. Papadopulos hala o EOKA zihniyetiyle hareket ediyor. En
önemlisi bir BM Genel Kurulu'nda açıkladığı gibi, hedefi Kıbrıslı
Türkleri absorbe edeceği bir süreçle, yani osmosis yoluyla
Kıbrıs sorununu çözmektir. Bunu hedefliyor Papadopulos.
Papadopulos, gün gele
Türkiye'nin AB üyeliği nedeniyle Kıbrıslı Türkleri terk
etmek zorunda kalacağına ve öyle bir durumda da gelip buraları
alacağına dayıyor politikasını.
Hasan HASTÜRER: Bunun
mümkün görür müsünüz?
Mehmet Ali TALAT: Asla.
Yani mümkün değil. Ben bunu herkese de söylüyorum. Bırakın bunun
mümkün olmamasını zaten bizim Kıbrıslı Türkler olarak
böyle bir teslimiyet yaşamamız söz konusu değil.
Hasan HASTÜRER: Güneyde
seçimler yapıldı. Seçimler sonrası kimler güçlendi?
Mehmet Ali TALAT: Kesin
olan bir şey var ki ve bu doğrudur, Papadopulos son seçimlerde
güçlendi. Hatta neredeyse AKEL'e ihtiyacı kalmayacak kadar güçlendi. Dolayısıyla
Papadopulos'un güçlendiğini söylemek mümkün.
AKEL açısından
olaya bakacak olursak, AKEL'in hem hükümetteki pozisyonu hem de kaybettiği
oylar açısından zayıflandığını görüyorum.
AKEL gerilemiştir.
Ben, "Körle yatan
şaşı kalkar" diye ifade etmiştim. Çok
bozulmuşlardı ama çok doğru bir sözdü o.
Aslında hayatın
her alanında da bu böyledir. Eğer siz sürekli olarak pisliğin
içindeyseniz temiz kalamazsınız.
Zaman zaman bunun
dışında olaylar olmaz mı? Olur. Ya da temiz bir
ortamdaysanız kirlenmekten utanırsınız.
Dolayısıyla olaya böyle bakıyorum....
Hasan HASTÜRER: AKEL,
utanmayacak mı diyorsunuz? AKEL'in utanacağı günleri yakın
görmüyor musunuz?
Mehmet Ali TALAT: Vallahi
ben görüyorum. Nasıl ki Papadopulos'un politikası sürdürülebilir
değildir, aynı şekilde AKEL'in politikası da sürdürülebilir
değildir. AKEL gibi bir partinin, ENOSİS'çilerin ruhuna sahip bir
hükümetin ortağı olması olabilecek bir şey değil.
Hasan HASTÜRER: Sizce bu
film kopacak mı?
Mehmet Ali TALAT: Bence
kopacak. Tabii ne zaman kopacak bilmiyorum. Belki 2008 seçimleri sonrası
belki öncesinde kopacak. 2008 öncesinde kopma ihtimali var. AKEL'in bu yolun
çıkmaz yol olduğunu görmesi halinde, kopma yaşanabilir. Şu
anda dıştan baktığınız zaman böyle bir şey
görmezsiniz. Ben de yanılmış olabilirim.
Kuzey Kıbrıs'taki
AB ofisi
Hasan HASTÜRER: Kuzey
Kıbrıs'ta açılacak AB ofisi ne oldu?
Mehmet Ali TALAT: Daha
bekliyoruz.
Hasan HASTÜRER: Var mı
AB yetkilileriyle bir ayrılığınız?
Mehmet Ali TALAT:
Şöyle var. Bu ofisin çalışma sürecinde, nasıl davranacağı,
çalışma kurallarının ne olacağı konusunda
endişelerimiz vardı, var olmaya devam ediyor.
Hasan HASTÜRER: Kuzey
Lefkoşa'da bina kiralamışlar...
Mehmet Ali Talat: Bina
tutmuşlar, tuttular ama henüz bu binanın faaliyete geçtiğini
görmeden ben emin olamam.
Hasan HASTÜRER: Güneyde bir
ana ofis ve Kuzey'de ona bağlı bir ofis modelinden söz ediliyor.
Mehmet Ali TALAT: Biz bunun
olmayacağını, olamaması gerektiğini söyledik. Bunun
için kavga ettin. Onun için zaten size bu konuda emin değilim diyorum.
Çalışma koşulları, çalışma şekilleriyle
ilgili 'şöyle olacak, böyle olacak' denildi ama. "Buna ne kadar
eminim?", diye sorarsanız görmeden bir şey söyleyemem.
KIBRIS 19/06/06
Hiçbir ülke Türkiye'nin
müzakere sürecini durduramaz
Yunanistan'ın eski
başbakanı Simitis'ten farklı bir ses geldi:
Hiçbir ülke Türkiye'nin
müzakere sürecini durduramaz
TEK VETOMUZ VAR, O DA
TEORİK Yunanistan Başbakanı Simitis, 2004 yılında
Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerinin
başlatılması kararından sonra, hiçbir ülkenin Türkiye'nin
müzakere sürecini durdurma yetki ve hakkına sahip
olmadığını belirterek, "Yunanistan'ın bundan
sonra sadece, müzakerelerin tamamlanmasının ardından Türkiye'nin
tam üye olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda bir veto
fırsatı olacağını, bunun da teorik bir fırsat
olduğunu" kaydetti
Eski Yunanistan
Başbakanı Kostas Simitis, 2004 yılında Türkiye ile üyelik
müzakerelerinin başlatılması kararından sonra, hiçbir
ülkenin Türkiye'nin müzakere sürecini durdurma yetki ve hakkına sahip
olmadığını belirterek, "Yunanistan ile
Kıbrıs Rum tarafının bazı özel konulardaki
düzenlemelerle ilgili itiraz ya da eleştirilerde bulunabilirler, ancak
müzakereleri durduramazlar" diye konuştu.
Simitis, "Bugün
varılan aşamadan sonra Yunanistan ile Kıbrıs Rum kesiminin
bu konuda Türkiye'ye baskı yapma olanağı
bulunmadığını" söyledi.
Üye ülkelerin veto
haklarının sadece başlangıçta ve müzakerelerin
sonuçlanmasından sonra kesin karar alma aşamasında
bulunduğunu belirten Simitis, "Yunanistan'ın bundan sonra
sadece, müzakerelerin tamamlanmasının ardından Türkiye'nin tam
üye olarak kabul edilip edilmeyeceği konusunda bir veto fırsatı
olacağını, bunun da teorik bir fırsat olduğunu"
kaydetti.
Kostas Simitis, Ethnos
gazetesinde yayımlanan makalesinde, Türk-Yunan ilişkileri ile
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği konusuna değindiği
makalesinde, şunları kaydetti:
"Bu konudaki
fırsatları kaçırdık. Türkiye'nin üyeliği konusunda
Yunanistan ile Kıbrıs'ın (Rum kesimi) bundan sonra da gerekli
gördükleri durumlarda Türkiye'nin üyelik sürecini durdurabilecekleri
kanısı doğru değil. Müzakereler sırasında üye bir
ülkeye kendi özel konularıyla ilgili olarak baskı yapma ya da
müzakereleri engelleme hakkı tanınmamaktadır. Yunanistan ile Kıbrıs
(Rum kesimi) bazı özel konulardaki düzenlemelerle ilgili itiraz ya da
eleştirilerde bulunabilirler, ancak müzakereleri durduramazlar.
AB kurallarına göre,
müzakerelerin yarıda kesilmesini üye ülkelerin en az üçte biri istemeli ve
karar da AB Konseyinde özel çoğunlukla verilmelidir. Eğer
Kıbrıs (Rum kesimi) geçen günlerde veto kullansaydı, AB ilk
dosyayı askıya alıp, hemen ikinci dosyayı açacaktı.
AB'de her zaman, sözgelimi bir ülkeye itirazı olan bir üye, daha sonra
kendisiyle ilgili başka bir meselesinin halledilmesi gündeme
geldiğinde eski itirazını geri çekmek zorunda kalır."
"Yunanistan'ın
Ege karasularını
12 mile çıkarma
hakkı var ama"
Simitis,
"Yunanistan'ın Ege'de karasularını seçici ve ölçülü olarak
genişletmeden önce ilgili ülkelerle siyasi temaslarda bulunması
gerektiğini"' belirtti.
Uluslararası hukuka
göre, Yunanistan'ın Ege'de karasularını 12 mile çıkarma
hakkı bulunduğunu, ancak bunu yaparken denizlerdeki serbest
dolaşım hakkını engellememesi gerektiğini belirten
Simitis, ''Atina'nın bu konuda seçici ve ölçülü hareket
edebileceğini'' savundu.
Simitis,
"'uluslararası deniz hukukuna göre, karasularının
belirlenmesi konusunun her ülkenin yapacağı tek yanlı bir
hareket olduğunu, ancak Ege'nin farklı bir durum içerdiğini''
vurguladığı makalede,"Ege'deki durum, genişlemeden
önce ilgili ülkelerle siyasi temaslar gerektirmektedir. Bu konudaki Yunan
tezleri, uluslararası deniz hukukuna göre, bazı coğrafi
bölgelerdeki yeni karasuları sınırının mümkün
olduğunca büyük olması ve bazı bölgelerde de 10, 8 ya
da 6 mil şeklinde
olması için belirli ve ölçülü bir genişleme yönünde
olmalıdır'' dedi.
Kıta
sahanlığı konusunun karasularının boyutlarıyla
doğrudan bağlantılı bir konu olduğunu belirten
Simitis, bu nedenle "'Ege'de kıta sahanlığı sorununun
çözüm yönüne gidilmesinden önce Yunanistan'ın karasularını
muhakkak genişletmesi gerektiğini" belirtti.
Simitis, "Bazı
görüşlere göre, Ege kapalı bir Yunan denizidir. Ancak, bu
'kapalılığı' sağlayabilmemiz için, Yunanistan
karasularını muhakkak 12 mile çıkarmalıdır. Ama bunu
yaparken deniz yollarını tamamen kapatmaktan kaçınarak,
diğer ülkelerin gemilerinin serbest dolaşım haklarını
güvence altına almalıdır. Yunanistan böylelikle, kıta
sahanlığının belirlenmesi konusunda, İstanbul
Boğazından serbest geçiş konusuyla doğrudan ilgili olan
Rusya, Ukrayna gibi ülkelerin olduğu kadar, birer deniz ülkesi olan
İngiltere ve ABD'nin de desteğini kazanacaktır'" dedi
KIBRIS 19/06/06
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Bakoyanni: Kıbrıs konusunda yeni
bir çözüm önerisi hazırlığı içerisindeyiz
AB GERÇEĞİ VE
İKİ TOPLUMUN TALEPLERİNE DAYALI... Bakoyanni, çözüm önerisinin,
"BM mevzuatı çerçevesinde ve Genel Sekreter düzeyinde
gerçekleştirilmiş çalışmaların verileri ile
Kıbrıs'ın son 2,5 yılda içinde bulunduğu AB
gerçeği ve iki toplumun taleplerinin temellerine dayanan bir plan"
olacağını söyledi. Yunan Dışişleri Bakanı,
Rum lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile
görüşmesinin ardından "Kıbrıs konusuna yeni bir
hareketlilik getirildiğini" savundu
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, "Kıbrıs
konusunda yeni bir çözüm önerisi hazırlığı içerisinde
olduklarını" söyledi.
Bakoyanni, Atina'da
yayımlanan Elefterotipia gazetesine verdiği demeçte,
"Avrupalı Birleşik Kıbrıs Planı" olarak
adlandırdığı yeni çözüm önerisine değindi.
Çözüm önerisinin, "BM
mevzuatı çerçevesinde ve Genel Sekreter düzeyinde
gerçekleştirilmiş çalışmaların verileri ile
Kıbrıs'ın (Rum) son 2,5 yılda içinde bulunduğu AB
gerçeği ve iki toplumun taleplerinin temellerine dayanan bir plan"
olacağını söyleyen Bakoyanni, Rum lideri Tasos Papadopulos'un BM
Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmesinin ardından
"Kıbrıs konusuna yeni bir hareketlilik getirildiğini"
savundu.
Bakoyanni, "Teknik
heyetler düzeyindeki müzakerelerin bir an önce
başlatılmasını dilerim. Söz konusu önerinin
sunulmasının kolaylaştırılması için, özlü görüşmelerde
ilerleme kaydedilmeli" dedi.
Gazetenin sorusu üzerine,
"Rum kesiminin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili fiili müzakerelerin
başlatılmasına ilişkin tutumunu önceden bildiğini ve
ortaya çıkan durumun kendisini şaşırtmadığını"
belirten Bakoyanni, "Atina ile Rum kesimi arasında Kıbrıs
konusunda ortak strateji bulunduğunu, ancak taktikle ilgili konularda
bazı görüş farklılıkları ortaya
çıktığını" ifade etti.
İstanbul'da önemli
adım attık
Demecinde, Türk-Yunan
ilişkilerine de değinen Bakoyanni, "İstanbul ziyareti
sırasında Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül ile olan görüşmede alınan
kararlarla Türk-Yunan ilişkilerinin geleceği açısından
önemli adımlar atıldığını" söyledi.
Bakoyanni, alınan
kararların sonuç vermesinin zaman alabileceğini belirterek,
"İstanbul'a tüm sorunları çözmek için gitmedik. Ancak,
doğru yönde bir adım attık. Önemli kararlar aldık. Bunlar,
uzun vadede gerginliği azaltarak, iletişim kanalları
oluşturacaktır. Hedefimiz, iyi komşuluk ilişkilerinin hâkim
olması ve sorunların çözülmesidir. Bu konuda sonuç çıkartmak
için acele etmeyelim" dedi.
Türkiye ile Yunanistan
arasındaki sorunların Uluslararası Lahey Adalet Divanına
götürülmesi konusunun da, "Atina'nın Türkiye ile ilgili stratejisinin
bir parçası olduğunu" kaydeden Bakoyanni, "ancak henüz bu
aşamaya gelinmediğini" kaydetti.
"Lahey'e gidilebilmesi
için, daha önce Mahkemede görüşülecek konuyla ilgili iki ülke
arasında mutabakat sağlanarak tahkim name imzalanması
gerektiğini" belirten Bakoyanni, "Bugün, henüz birinci aşamada,
istikşafi görüşmeler aşamasında bulunuyoruz.
Görüşmeler sürdürülecek. Önümüzde atacağımız küçük ve büyük
bazı adımlar var. Yolumuz uzun" diye konuştu.
Başbakan Kostas
Karamanlis'in Ankara'yı ziyaret etmesiyle ilgili bir soruyu
yanıtlayan Bakoyanni, "Daha önce Dışişleri Bakanı
Gül'ün Atina'yı ziyaretinin söz konusu olduğunu ve bu ziyaretin de
ekim ayına kadar gerçekleştirilmesinin düşünüldüğünü"
söyledi.
Bakoyanni,
"Karamanlis, Sayın (Başbakan Recep Tayyip) Erdoğan'ın
ziyaretine karşılık olarak Ankara'yı ziyaret edecek.
Bununla ilgili hazırlıklar sürüyor, ancak henüz kesin bir tarih
veremem" dedi.
KIBRIS 19/06/06
Rumlara tazminat ve mal
iadesi
Politis, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Aresti davasıyla
ilgili hükmünü vermesine 4 gün kala, Taşınmaz Mal Tazmin
Komisyonu'nun, aralarında Aresti'nin de bulunduğu Rum talepkarlara
KKTC'deki eski mallarıyla ilgili tazminat ödeyeceğini
açıkladığını bir Komisyon üyesine ve
Kıbrıs Türk basınına atıfta bulunarak
okurlarına aktardı. Gazete Komisyon'un bu
çerçevede İlias Papahristu'ya da Tatlısu'daki 100 dönüm arazisinin
25 dönümünü iade edeceğini, geriye kalan malı için ise tazminat
vereceğini bildirdiğini yazdı. Gazeteye göre Papahristu
POLİTİS'e yaptığı açıklamada; eski arazisinin
daha büyük bir bölümünün (70-80 dönüm) kendisine iade edilmesini
istediğini, ayrıca toplam malını kullanamamasından
dolayı uğradığı zararın tazmin edilmesini
istediğini ve ayrıca iade edilmeyecek malının
değerinin de kendisine ödenmesini talep ettiğini söyledi. Komisyon'un Papahristu'ya
yaptığı teklifin, söz konusu Rumun taleplerini
karşılamadığını yazan gazete, Papahristu'nun
söylediklerini okurlarına şöyle aktardı: "Çabamın
amacı, mallarımın iadesidir. Baba evim yıkıldı
ve yerine başka bir ev inşa edildi. 100 dönüm arazim var,
yaklaşık 20 dönümüne ev inşa edildi. Geriye kalan
mallarımın iadesini ve üzerine ev inşa edilen
malımın da tazminatını (yaklaşık 900 bin KL)
istiyorum." Gazete Aresti'nin
avukatlığını yapan Ahilleas Dimitriadis'e de
ulaştığını ve tazminat ödeneceğine dair
bilgileri sorduğunu kaydetti. Gazeteye göre
Dimitriadis; Aresti'nin başlıca isteğinin; AİHM'in 2005'teki
kararı tahtında Türkiye'nin yapmak zorunda olduğu; "insan
haklarının tesis edilmesi; yani kapalı Maraş içerisindeki
malının da kendisine iadesi olduğunu söyledi ve devamla
şunları belirtti: "AİHM her iki
tarafa da; Aresti'nin insan haklarının tesis edilmesi için ödenecek
tazminatın miktarıyla ilgili görüşlerini sunmalarını
emretti. Bu tazminatlar; kullanım kaybı ve manevi zarar içindir. Bu
aşamada daha fazla yorum yapmayı uygun bulmuyorum." |
KIBRIS 19/06/06
Rumlardan
Europol vetosu
Kıbrıs
Rum kesimi, Türkiyenin Avrupa Polis Teşkilatı Europol ile
işbirliğinde bulunmasına karşı çıkarak vetosunu
kullandı.
NTV
Güncelleme: 10:03 ET 20 Haziran 2006 Salı
BRÜKSEL
- Rum kesimi, Europolün, Türkiye ile kaçakçılık, organize suç
örgütleri, terörle mücadele konusunda imzaladığı
işbirliği anlaşmasının yürürlüğe girmesini
engelledi.
Gerekçeli
kararında Rum kesimi, Türkiyenin Europolla işbirliğinde
bulunması için Ankaranın, Kıbrıs Rum kesimi polisleriyle
işbirliğini yapacağına dair teminat vermesi ve
Kıbrıs Rum kesimindeki Europol şubesiyle de
işbirliğinde bulunacağına dair deklarasyon yayınlamasını
talep etti.
Avrupa Birliği kaynakları, Rum kesiminin böyle bir hamlede
bulunmuş olmasının süpriz olmadığını
vurgulayarak, Türkiyenin de Rum kesiminin bazı uluslararası
örgütlere üyeliğine engellendiğini hatırlattı.
Rum kesiminin, Türkiyenin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı AGİTe bağlı bazı komisyonlarda yer
almasını da engellemeye çalışağı belirtiliyor.
|
NTV
Güncelleme: 11:05 ET 20 Haziran 2006 Salı
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Papadopulos, Kıbrıs Kayıp Şahıslar Komitesindeki BM
Temsilcisi Christophe Girodnun atanması nedeniyle Lefkoşada ara
bölgede buluşacak.
Rum
hükümet sözcüsü Hristodulos Paşiardis, görüşmede kayıplar
konusunun ele alınacağını, başka konuların
görüşülmeyeceğini açıkladı.
Rum Politis gazetesi ise, BMnin iki lider arasında ikinci bir
görüşme ayarlamak için de çalıştığını
yazdı. Gazete, BM Genel Sekreterinin siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı İbrahim Gambarinin Kıbrıs ziyaretini,
8 Temmuzda Papadopulos ile Talat arasında yapılacak zirveyle
sonlandırmak istediğini kaydetti.
|
NTV
Güncelleme: 08:27 ET 20 Haziran 2006 Salı
VİYANA
- Avrupa Parlamentosunu geçtiğimiz hafta Brükselde yapılan zirvenin
sonuçları hakkında bilgilendiren Avusturya başbakanı
Schüssel, Başbakan Erdoğanın açıklamaları,
Türkiyeyi Avrupaya taşımaya çalışanlar ve Türkiye ile
aramızda köprü kurmaktan yana olan herkes için büyük hayal
kırıklıklığı olmuştur dedi.
Schüssel,
Türkiye ile bilim ve araştırma başlığındaki
müzakerelerin açılıp kapanması için büyük savaş
verdiğini söyledi. Schüssel, geçtiğimiz haftaki zirvede hazmetme
kapasitesinin aday ülkeler için üyelik kriteri olmaktan
çıkarılması yönündeki karara rağmen, bu kavram üzerindeki
hassasiyetini de vurguladı.
Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Hannes
Swoboda da, Türkiyeye sert eleştiriler yöneltti.
Türkiye ile müzakerlerin başlatılmasına karşı
olduğun belirten Swobada, Ankara ilerleme istiyorsa bunu ancak
Türkiyenin ABye karşı yükümlülüklerini yerine getirmesi ve
limanlarını Rumlara açması ile sağlayabilir. Bu ilerleme
Başbakan Erdoğanın tavrı nedeniyle gerçekleşmiyor
dedi.
"Atina ilk kez ben de varım dedi"
Yunanistan'ın yeni Kıbrıs açılımı
Ada'da da olumlu karşılandı
20 Haziran, 2006 15:28:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Yunanistan'ın Kıbrıs sorunuyla ilgili
çözüm arayışının memnuniyet vericiği olduğunu
açıkladı. Bakan Gül, Yunanistan'ın ilk kez Kıbrıs
konusunun içinde olduğunu resmen beyan ettiğini söyledi.
İKÖ 33'üncü
Dışişleri Bakanları toplantısı için Azerbaycan'ın
başkenti Bakü'de bulunan Gül, Yunanistan Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanni'nin Kıbrıs konusunda taraf
olacaklarını açıklamasının olumlu bir gelişme
olduğunu söyledi.
Yunanistan'ın bugüne kadar hep 'ben karışmam' dediğini
belirten Gül, ''biz, garantörsün diyorduk. Yok ben karışmam diyordu.
Şimdi ilk defa ortaya çıkıyor. İşin içindeydi zaten.
Artık resmen beyan etti işin içinde olduğunu" dedi.
Gül, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta çözüm ararken BM'nin çatısı
altında garantör devlet olarak Türkiye ve Yunanistan olmadan olmaz
dediğini belirterek, ''Yunanistan garantör bir ülke olduğundan
dolayı bu yeni tavır değişikliğini memnuniyetle
karşılıyorum. O bakımdan Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrıs'ın iki kesimi bir araya gelebilir'' diye konuştu.
KKTC de durumdan memnun
Yunanistan'ın yeni Kıbrıs açılımı Ada'da da
olumlu karşılandı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
"eğer bizim yapmamız gereken bir şey varsa bu konuda
yapıcı olacağız" dedi.
Erçakıca, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanni'nin, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak yeni bir çözüm
planı hazırlamakta olduklarına ilişkin
açıklamasının oldukça ilgi çekici olduğunu söyledi.
Erçakıca, ''Kıbrıs Rum tarafının, görüşme
istemeyen, değişiklik önerileri sunmayı reddeden
yaklaşımları dikkate alındığı zaman, bu
yaklaşımın, tıkanan Kıbrıs Rum siyasetine yeni
bir alternatif oluşturma ihtiyacından kaynakladığı
rahatlıkla anlaşılabilir'' dedi.
Bakoyanni'nin, bu plan hazırlanırken, 'Kıbrıslı
Türklerin kaygılarının da dikkate alınacağını'
söyleyebildiğine işaret eden Erçakıca, ''bunun anlamı,
bugünkü siyasetlerinin çıkar yol olmadığı Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı tarafından da idrak
edilmeye başlamış olmalarıysa, bu gelişme bizim
tarafımızdan özenle izlenecek ve yapıcı bir şekilde
değerlendirilecektir'' diye konuştu.
Annan'ın yardımcısı Ada'ya gidiyor
Ada'da çözüm arayışları sürerken BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ın yardımcısı İbrahim Gambari'nin
Kıbrıs'a yapacağı ziyaretin tarihi belli oldu.
Gambari 6 temmuzda Ada'da olacak, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile görüşecek.
Rum lider Tasos Papadopulos'un kabul etmesi durumunda ise 8 temmuzda ara
bölgede bir zirve düzenlenecek.
Gambari'nin, Kıbrıs'ın yanı sıra Yunanistan ve
Türkiye'yi de ziyaret etmesi bekleniyor.
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum
kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda
başlamıştı.
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına
yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış
İlişkiler Konseyi'nde aşılmıştı.
Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen
Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceleyerek Ortaklık Konseyi'ne
katılma kararı almıştı.
Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etmişti.
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açılmıştı.
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık
Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi
vurgulanmıştı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde, bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı
deklarasyona atıfta bulunuyor'' denilmişti.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde, fiili
müzakerelerin ilk faslı olan bilim ve araştırma
başlığına geri dönülebileceği belirtiliyordu.
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk
liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde
başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere
başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ta diretmesi krize neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23.58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
KKTC'de Pazar günü seçim var
A.A.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) 25 Haziran Pazar günü,
Yerel Kuruluş Organları Genel Seçimi ve Milletvekilliği Ara
Seçimi yapılacak.
Seçimde,
Cumhuriyet Meclisinde boş bulunan 2 sandalyenin yeni sahipleri ile 28
belediye başkanı, 234 belediye meclisi üyesi, 150 muhtar ve 580
ihtiyar heyeti üyesi belirlenecek.
Lefkoşa
ile Girne ilçesi seçmenleri, yerel yöneticiler yanında birer
milletvekilliği için de oy kullanacak.
Cumhuriyetçi Türk Partisi Lefkoşa milletvekili Mehmet Ali Talat'ın
geçen yıl cumhurbaşkanlığına seçilmesi ve Ulusal
Birlik Partisi (UBP) Girne milletvekili Salih Miroğlu'nun vefatıyla
Meclisteki 2 sandalye boşalmıştı.
Seçimlerde, kayıtlı 151 bin 389 seçmen oy kullanacak. Seçmen
sayısının ilçelere göre dağılımı şöyle:
Lefkoşa:
47 bin 527, Gazimağusa: 39 bin 702, Girne: 28 bin 186, Güzelyurt: 20 bin
211 ve İskele: 15 bin 763.
Girne'de milletvekilliği yarışına Mecliste temsil edilen
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP), Ulusal Birlik Partisi
(UBP), Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) katılıyor.
Başkent
Lefkoşa'da ise Mecliste temsil edilen bu 4 partiye ek olarak Toplumcu
Kurtuluş Partisi (TKP) ile Özgürlük ve Adalet Partisi (ÖAP) de aday
gösterdi. Lefkoşa'da milletvekilliği için yarışa
katılan bir de bağımsız aday var. Böylece Girne'de 1
milletvekilliği için 4, Lefkoşa'da ise 7 aday yarışacak.
HURRIYET 20/06/06
Limanları açmak
KKTC Cumhurbaşkanı M. Ali Talat:
- Limanlar sakın açılmasın, eğer açılırsa
Kıbrıs'ta çözüm için son manivela da elimizden gider, demiş...
AB ise bastırıyor:
- Ya limanları açın ya müzakereler durur...
Peki ilişkiler bu kopma noktasına gelinceye kadar Talat neredeydi?
Bugüne dek Erdoğan'la tam bir uyum içinde değiller miydi? 17
Aralık Brüksel toplantısından bu yana adım adım bu
noktaya gelindiğini herkes gördü de Talat mı görememişti!
Geçiniz...
Limanlar açılırsa ne olur?
Sonrasını görmek zor değil. Havaalanı ve limanların
açılmasıyla Türkiye'ye gelecek Rum araçlarının ve
mürettebatın sorunları olacak... O sorunların çözümü için
Rumların Türkiye'de diplomatik temsilcilik açması zorunluk kazanacak.
Diplomatik temsilcilik açılmasıyla fiili tanıma hukuki
tanımaya dönüşecek. Kıbrıs Rum Kesimi'nin resmen
tanınması artık KKTC'nin tanınmaması anlamına
gelecek. KKTC'deki Türk askeri işgal gücü durumuna düşecek.
Ardından Kıbrıs'tan Türk askerinin ve Türkiyeli göçmenlerin
çekilmesi, Rumlara milyarlarca dolar tazminat ödenmesi ve Barış
Harekâtı ve sonrasında Kıbrıs'ta görev yapan Türk
görevlilerin savaş suçlusu olarak yargılanması söz konusu
olacak...
Limanların açılması sonun başlangıcıdır...
MELIH ASIK MILLIYET
20/06/06
Türkiye bu tuzağa
düşecek mi?
Sonbaharda oynanacak olan tiyatronun hazırlıkları
başladı. Önce, Lüksemburg'daki Ortaklık Konseyi
toplantısında sesler yükseldi: "Türkiye verdiği sözü
tutmalı ve Rum gemilerine limanlarını açmalıdır. Bunu
yapmazsa, görüşmeler askıya alınabilir" mesajı çok net
şekilde verildi. Ardından, geçen hafta Brüksel'de toplanan dorukta,
mesajlar tekrarlandı. "Türkiye taahütlerini yerine getirmez ve
limanlarını açmazsa, üyeliği riske girer".
Ankara'dan çıkan yanıtlar da hep aynı: "Sizde
verdiğiniz sözü tutun ve KKTC üzerindeki izalasyonu kaldırın.
Biz tek taraflı adım atmayacağız..
Bu manzarayı görenler "Avrupa Birliğinin Rumları
desteklediği ve Kıbrıs'ta Türkiye aleyhine bir çözüm için
bastırdığı" sonucuna varıyorlar.
Oysa yanılıyorlar...
Oynanan oyunda, Kıbrıs sadece bir piyon. AB'de kimse
Kıbrıs'ta çözüm bulma peşinde koşmuyor. Rumlarla kukla gibi
oynuyorlar. Herkes karnından konuşuyor.
Perde arkasındaki oyun ve oyuncular bambaşka...
Karşılıklı iki grup var:
1. Liderliğini Fransızların yaptığı, Avusturya, Almanya
ve Hollanda'nın da destek verdiği bu grubun amacı, kendi
kamuoylarına, Türkiye ile tam üyelik görüşmelerini (yani AB'nin
genişlemesini) zorlaştırdıkları, bu görüşmeleri
biraz olsun ertelemeye çalıştıklarını göstermek. Rum
gemilerine limanların açılması gerekçesinin arkasına
saklanarak amaçlarına ulaşmayı hedefliyorlar.
2. Liderliğini İngilere'nin yaptığı, İtalya ve
İspanya'nın da desteklediği grup ise, Türkiye ile
görüşmelerin sürdürülmesini destekliyor.
Bu kavganın içinde Türk düşmanlığı yok... Hem
İngiliz-Fransız çekişmesi, hem de kendi kamuoylarına
"yeni bir genişlemeye kolay izin vermeyecekleri"
mesajının verilmesi hesapları var.
Türkiye'yi sinirlendirdikleri, sert tepkiler göstermeye ittikleri oranda
kazanacaklarını biliyorlar.
Bu satranç oyunu 2006 yılının sonuna kadar sürecek. Eğer
Türkiye akıllı bir oyun sergilerse, göreceksiniz bir orta yol
bulunacak. Şu anda yaşananlar, karşılıklı bir
pazarlığın kamuoyu önündeki adımları. Eylül-Ekim'den
itibaren, pazarlıklar kapalı kapıların arkasında devam
edecek...
SİNİRLENMEMİZİ
İSTİYORLAR...
Bu senaryoları çok
gördüm.
Birdenbire fırtınalar eser, karşılıklı suçlamalar
başlar ve son güne kadar tırmanma sürer...
Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı durum,
yeni değil. Biliniyor ve bekleniyordu.
Avrupa Birliği, Türkiye'nin zayıf noktasını
yakalamış durumda. Ankara'nın tüm dikkatini Kıbrıs
üzerine yoğunlaştırıyor, damarına basıyor ve
kıyametler kopuyor. Özellikle Erdoğan'ın çok kolaylıkla
sinirlendiğini bildikleri için kışkırtıyorlar.
Başbakan da soğukkanlılığını pek
koruyamadığından dolayı, Uluslararası kamuoyunda
Türkiye hem haksız, hem de sert, kavgacı bir ülkeymiş gibi
gösteriliyor.
Aslında Türkiye haklı.
Bırakın AKP'yi, hiçbir hükümet bu durumda Rumlara
limanlarını açamaz. Direnmek zorundadır. Bu gerçeği özellikle
AB Komisyonu, Konsey'deki üye ülke diplomatları, hatta Avrupa Parlamentosu
biliyor. Ancak, iş siyasete özellikle de iç politikaya gelince rengi
değişiyor.
Bu tuzağa düşmememiz şart. Bunu gerçekleştirmekte çok
kolay... Herşeyin başında, kavgacı bir üslup kullanmamak
geliyor.
Avrupa Birliğinin en büyük özelliği, ne kadar büyük
anlaşmazlıklarla karşı karşıya kalırlarsa
kalsınlar, kavga etmemeleridir. En sert çıkışlar dahi,
yumuşak bir dille ortaya konulur.
Hiçbir zaman sesler yükseltilmez.
Geri dönülemeyecek adımlar atılmaz.
Anlaşmazlıklar, milli soruna dönüştürülmez.
İşte bu çerçeveden bakıldığında, Türkiye'nin
sergilediği bazı tutumlar garip karşılanıyor.
Ankara, sesini duyurmalı...
Kıbrıs konusunda politikasını açıklamalı...
Haklı olduğu noktalarda ısrar etmeli...
Ancak üslup çok önemli. Zamanında esnek, zamanında katı tutum,
gerektiğinde uzlamacı yaklaşımlarla durumu kendi lehine
çevirebilir.
Türkiye haklı olduğu halde, kendi kendini haksız duruma
düşürmemeli. Önüne kazılan pusu çukuruna düşmemeli.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET
20/06/06
İtalyan
bakan: AB Türkiye fırsatını Kıbrıs yüzünden
kaçırmaz
Emma Bonino'ya göre
Türkiye'nin AB'ye katkılarının ilginç bir listesi var
20/06/2006
RADIKAL
Emma Bonino,
Avrupa'nın önde gelen aydın siyasetçileri arasında
sayılıyor. Türk kamuoyu onu belki 2004 yılında AB
bünyesinde eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Matti Ahtisari
başkanlığında oluşturulan 'Türkiye için
Bağımsız Komisyon' raporu ile hatırlayabilir. Ancak Bonino,
İtalyan ve Avrupa siyasetinde son otuz yıldır var.
İtalya'da Vatikan'ın büyük itirazına karşın çıkan
kürtaj yasasının arkasındaki isim. İtalya'nın nükleer
enerjiyi reddetmesiyle sonuçlanan referandum kampanyasını
başlatan isimler arasında. Uluslararası görevleri arasında
BM'nin ölüm cezasına karşı girişimi, AB'nin Tüketici
Hakları, Balıkçılık ve İnsani Büro komiserlikleri ve
AB'nin Afganistan seçimleri gözlemciliği sayılabilir. Eski AB
Komisyonu Başkanı Romano Prodi başkanlığında,
Sosyalist Parti önderliğinde kurulan yeni İtalyan koalisyonunda,
Radikal Parti listesinden AB ile İlişkiler ve Uluslararası
Ticaret bakanlığını üstlendi.
Başbakan Tayyip Erdoğan ile eski İtalyan Başbakanı
Silvio Berlusconi arasındaki su sızmayan ilişki sonrasında,
Prodi'nin Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin de sorgulandığı
seçim kampanyası, doğrusu Ankara'da İtalya'nın
desteğinin devamı üzerine soru işaretlerine yol
açmıştı. Bu soru işaretleri, 1998'deki
başbakanlığı döneminde PKK lideri Abdullah
Öcalan'a barınak sağlayan Massimo D'Allema'nın
Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmesiyle
artmıştı.
Dünkü görüşmemizde Bonino, "O zaman durum farklıydı"
diye açıklıyor; "PKK henüz AB'nin terörist listesinde
değildi. Türkiye'de ölüm cezası vardı, vesaire. Üzerinden sekiz
yıl geçti, artık geride bırakıp, birlikte ileriye
bakalım."
Peki Prodi hükümetinin Türkiye'nin AB üyeliği tutumu, Berlusconi'den
farklı olacak mı?
Bonino'nun yanıtı: "Hayır, olmayacak. Lüksemburg'da
yapılan son Bakanlar Komitesi toplantısında tutumumuzu teyit ettik.
Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine desteğimiz sürüyor. Zaten biraz da bu
yüzden bakan olarak ilk yurtdışı seyahatimi Türkiye'ye
yapıyorum."
Bonino ile Türkiye-AB arasında özellikle de Kıbrıs konusundaki
son gerilim ve muhtemel sonuçları üzerine yaptığımız
söyleşi ise şöyle:
- Başbakan Erdoğan'ın 'Görüşmeler durursa, durur' demesi
Türkiye-AB ilişkilerini nasıl etkiler?
- Başta Kıbrıs'ta olmak üzere duygusal tepkilere yol açtı.
Ancak kalıcı bir etkiye yol açacağını sanmıyorum.
Şimdiye dek Kıbrıs'ın (Rum hükümeti-MY)Türkiye'ye üç veto
girişimi aşıldı. 2004 referandumundan sonra üye kabul
edilmesiyle kolay olmayacağı belliydi. Referandum ardından
Komisyon olarak iki söz verdik; Kuzeye yardım ve doğrudan ticaret.
Biri kısmen yerine gelir gibi oldu, diğerini yerine getiremedik.
Zaten tarih de belirtilmemişti. Buna karşın Türkiye de protokol
konusundaki deklarasyonda tarih belirtmedi.
Bence hâlâ epey manevra yeri var.
- Kıbrıs nedeniyle Türkiye'nin AB müzakereleri kesilir mi?
- 2004'te Bağımsız Komisyon için AB ülkelerini
dolaşırken, kimse Türkiye'nin aradan geçen 1.5 yılda
alacağı mesafeyi tahmin edemezdi. 2007 önemli bir yıl: BM Genel
Sekreteri değişecek. Almanya, AB dönem başkanlığı
yaparken Fransa'da seçimler olacak. Sizde de
cumhurbaşkanlığı seçimi var. Yani duygusal olunmaması
gereken bir dönem. AB açısından Türkiye'nin üyeliğine herkesin
aynı istekle bakmadığı bir gerçek. Evet, sorunlar var, ama
büyük fırsatlar da var. AB'nin Türkiye gibi riskli bir fırsatı
Kıbrıs yüzünden kaçırmak isteyeceğini düşünmüyorum.
- Nedir Türkiye'nin getireceği fırsatlar?
- Görmek için haritaya bakmak yeter. Türkiye önemli bir enerji koridoru. 13
Temmuz'da BTC açılışında yer alacağız,
Samsun-Ceyhan ile de yakından ilgileniyoruz. Sonra, genç nüfus ve
hızlı büyüyen ekonomi önemli avantajlar. İtalya şu anda
Türkiye'nin üçüncü ticaret ortağı. Türkiye'nin yalnız
İstanbul ve Ankara olmadığını görüyoruz. Örneğin,
Gaziantep ve Kayseri bizim için cazip yatırım alanları.
Türkiye'nin ordusu da AB açısından önemli bir değeri.
Uluslararası barış operasyonlarında AB'ye giderek daha çok
rol düşecek. Türk birliklerinin Afganistan'da nasıl
çalıştığını, NATO'daki yerini gördüm. AB'nin
fikir babası Jean Monet, 'Siyaset sıkıntıdaysa, ticareti
deneyin' demişti. AB'nin, siyasetin tıkandığı dönemde
kömür-çelik birliği olarak kurulduğunu anımsayalım.
Türkiye'nin sakin olup, kararlılıkla yolunda, AB yolunda yürümeye
devam etmesi, mevyelerini verecektir.
Europol'le
işbirliği 'Kıbrıs'a takıldı
20/06/2006
RADIKAL
ANKA - ANKARA - Kıbrıs Rum
Yönetimi, Türkiye'nin AB Polis Teşkilatı Europol ile
ilişkilerini bloke etti. Rum Kesimi, Türkiye ile Europol arasında 18
Mayıs 2004 tarihinde imzalanan 'İşbirliği
Anlaşması'yla kurulan bilgi alışverişini kabul
etmeyeceğini teşkilata bildirdi ve Türkiye'nin teşkilat ile ilişkisinin
kısıtlanmasını isteyerek bu yönde bir de nota verdi.
Rumlar, kendi bilgilerinin Europol üzerinden Türkiye'ye
aktarılmasını kabul edemeyeceklerini belirterek, Europol'ün bu
tür çalışmalarından AB üyesi olmayan ülkelerin
yararlanmasını istemediğini bildirdi. Abhaber.com'un haberine
göre, Brüksel'de bilgi veren yetkililer, Türkiye'nin, Kıbrıs Rum
Kesimi'nin NATO çalışmalarına katılmasını veto
ettiğini hatırlatarak, Rumların da aynı şeyi Europol
gibi AB kurumları nezdinde yapmaya
çalıştığını ifade ettiler.
Rumlar
Güney'i 'onurlandıracak'
20/06/2006
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - 1960'ta Türk ve Rum
ortaklığıyla kurulan 'Kıbrıs Cumhuriyeti' için
çizdiği bayrağın telifini alamadığı gerekçesiyle
Rum Yönetimi'ne dava açan Kıbrıslı Türk ressam İsmet Güney,
Rumlar tarafından
'onurlandırılacak.' Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas,
82 yaşındaki ressamın Güney Kıbrıs'a davet
edileceğini ve kendisine mecliste yapılacak bir törende teşekkür
edileceğini ifade ederek, "Güney bizim için önemli bir
insandır" dedi. Hristofyas'ın sözlerinin kendisine
iletildiğini söyleyen Güney ise, "Dikkate alınmak güzel. Bize
gösterilen ilgiyi göreceğiz" diye konuştu.
İKÖ'den
Kıbrıslı Türkler için eylem planı
ZORLUKLARI AŞMASI
İÇİN... İslam Konferansı Örgütü (İKÖ),
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonu kırmak için eylem
planı hazırlıyor. İslam Konferansı Örgütü Genel
Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, sekreterliğin "Müslüman
Türk toplumunun zorluklarını aşması için" yeni bir
eylem planı hazırlığı içinde olduğunu ve bu
girişimlerle izolasyonları kırmayı hedefledikleri söyledi
Raif UZKAN- (TAK)
İslam Konferansı
Örgütü (İKÖ), Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonu
kırmak için eylem planı hazırlıyor.
33. Dönem İslam
Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları
Toplantısı Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de
başladı.
Bakü'de Gülüstan Palas'ta
dün sabah saat 08.30'da başlayan toplantıya KKTC yine
"Kıbrıs Türk Devleti" sıfatıyla
katıldı.
Toplantının
açılış konuşmasını yapan Azerbaycan Devlet
Başkanı İlham Aliyev'in ardından söz alan İslam
Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu,
sekreterliğin "Müslüman Türk toplumunun zorluklarını
aşması için" yeni bir eylem planı
hazırlığı içinde olduğunu ve bu girişimlerle izolasyonları
kırmayı hedeflediklerini söyledi.
Bu çerçevede
geçtiğimiz aylarda üst düzey bir İKÖ delegasyonunun
Kıbrıs'a gönderildiğini hatırlatan İhsanoğlu,
Kıbrıslı Türklerin ekonomik, kültürel ve sosyal
acılarını azaltmak ve Müslüman Kıbrıslı Türklere
empoze edilen izolasyonlara son vermek için bir takım tedbirler
alınması çağrısında da bulundu.
İhsanoğlu,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun sona erdirilmesine yönelik
Türkiye'nin hazırladığı eylem planını
memnuniyetle karşıladıklarını kaydetti.
Toplantıda KKTC'yi
temsil eden Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, İKÖ
toplantısına ara verildiği sırada Katar
Dışişleri Bakanı Ahmed Abdullah Al Mahmud'la görüştü
ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi konusunda adım
atılmasını istedi.
Katar
Dışişleri Bakanı Mahmud, Kıbrıslı Türklerle
varolan dostluk ve ilişkileri daha da ileriye götürmek için üzerlerine
düşeni yapacaklarını belirtti.
Bu arada kısa bir
durum değerlendirmesi yapan Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül de KKTC'nin toplantıda "Kıbrıs Türk
Devleti" olarak yer aldığını ve Derviş Deniz'in
burada hazır bulunduğunu belirterek, İKÖ'de giderek daha fazla
destek ve karşılık görmeye başladıklarını
kaydetti.
Mammadyarov
Aranın ardından
söz alan Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Mammadyarov,
Kıbrıslı Türklerin referandumda evet oyu kullanmasına
rağmen izolasyonların kalkmadığına dikkat çekti.
Mammadyarov, adadaki bu
durum karşısında uluslararası topluluğun ilgisinin
azalmasını endişe ile gözlemlediklerini söyledi.
Gül
TC Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ise konuşmasında, Türkiye ile KKTC'nin adada
kapsamlı bir çözüme ulaşılabilmesi için Annan'ın iyi niyet
misyonu çerçevesinde her zaman destek verdiğini kaydetti.
Rum yönetiminin, Türk
tarafının tüm girişimlerini reddettiğini kaydeden Gül,
globalleşen dünyada Kıbrıslı Türklerin haklarının
izolasyonlar altında olduğunun görülmekte olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin
aldığı inisiyatifle adada eş zamanlı olarak eşya
ve hizmetlerin serbest dolaşımının
sağlanmasını istediğini, bunun da birçok ülkeden destek
aldığını kaydeden Gül, BM genel sekreterine de bu konuda
ileri adım atma yönünde çağrıda bulundu.
Aile fotoğrafı
İKÖ'nün ilk gün
toplantısının tamamlanmasının ardından, aile
fotoğrafı çekildi. Bakan Deniz daha sonra Azerbaycan Türkiye
İş Adamları Birliği'nin (ATİB) onuruna verdiği
yemeğe katıldı.
Aliyev: Alınacak
kararlar ve imzalanacak
bildiri üye ülkelere
yardımcı olacak
Azerbaycan
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İslam Konferansı
Örgütü'nün (IKÖ) üye ülkeler için büyük önem
taşıdığını belirterek, "(IKÖ
toplantısında) alınacak kararlar ve imzalanacak Bakü Bildirisi,
üye ülkelere önemli yararlar sağlanmasına yardımcı
olacak" dedi.
Aliyev, Bakü'deki Gülistan
Sarayında Kur'an-ı Kerim okunarak açılan IKÖ 33'üncü
Dışişleri Bakanları toplantısında
yaptığı konuşmada, ülkesinde ilk kez bu tür geniş
katılımlı bir toplantı düzenlendiğini ifade ederek,
bağımsızlıktan sonraki 15 yıl boyunda IKÖ ülkelerinden
her zaman destek gördüklerini kaydetti.
Konuşmasında,
İslami terörle eşdeğer tutmaya çalışan bazı
ülkeler olduğunu, bazı basın kuruluşlarında da
aynı yönde haberler yer aldığını anlatan Aliyev,
"IKÖ üyesi ülkelerin, tüm çabalarını birleştirerek bu gibi
faaliyetlerin sonuçsuz kalmasını sağlayabileceğini"
vurguladı.
Dünyanın çeşitli
köşelerinde İslamofobinin arttığını belirten
Aliyev, "Diyalogtan konuşuyoruz ama gerçekte tersini görüyoruz.
Ayrımcılığa hiçbir zaman izin verilmemeli" dedi.
Ermeni
saldırganlığı sonucu ülkesinin topraklarının
yüzde 20'sinin işgal edildiğini, yaklaşık 1 milyon
Azerbaycanlının topraklarını terk etmek zorunda
kaldığını söyleyen Aliyev, "İşgal
altındaki
bölgelerde köyler, tarihi
eserler, yapılar yakılıyor, yıkılıyor. Eşi
görülmemiş bir vandallık uygulanıyor" diye konuştu.
İşgal
altındaki Yukarı Karabağ konusunda barışçı
çözümden yana olduklarını ifade ederek, "Ancak bugünkü durumu
kabul etmemiz de mümkün değil" diyerek, BM'nin konuya ilişkin 4
ayrı kararının bulunduğunu anımsattı.
Ermenistan'ın bu
kararlara uymadığına işaret eden Aliyev, bu nedenle BM'nin
bu tür kararlar için uygulama mekanizması oluşturması
gerektiğini, böylelikle BM'nin etkinliğinin de artabileceğini
bildirdi.
İhsanoğlu
IKÖ Genel Sekreteri
Ekmeleddin İhsanoğlu da, konuşmasında İslam
dünyasının değişen dünya, içten ve dıştan
yıldırıcı sorunlarla karşı karşıya
olduğunu söyleyerek, "Ümmet olarak tarihin belirlenmesi döneminden
geçiyoruz, anı yakalayıp tarihi şekillendirebiliriz veya
kaderimizi belirleme noktasından ayrılabiliriz" dedi.
Karşılaşılan
güçlüklere rağmen, İslam'ın değişmez
mesajını ve şerefli mirasını canlı tutmak
gerektiğini vurgulayan İhsanoğlu, Mekke'de yapılan Üçüncü
Olağanüstü IKÖ zirvesinde üye ülkeler olarak ortak hareket
edilebileceğinin ilk işaretinin verildiğini, bu
toplantının da Mekke zirvesinde öngörülen gelecek ufuklara doğru
ilk fırsatı oluşturduğunu kaydetti.
Basta Avrupa olmak üzere
dünyanın çeşitli köşelerindeki İslamofobiye karşı
mücadele ettiklerini söyleyen İhsanoğlu, bu konuyu Cenevre'deki BM
insan hakları komisyonu, nezdinde gündeme getirdiklerini ve bu mücadelede
başarı sağladıklarını, benzeri
başarıların BM Genel Kurulu UNESCO gibi platformlarda da elde
edildiğini kaydetti.
İhsanoğlu,
aynı kapsamdaki çalışmalar ve IKÖ üyeleri arasındaki
işbirliğini artırmak amacıyla New York'taki BM merkezi ile
Cenevre, Viyana, Paris, Moskova gibi başkentlerde "Müslüman
Büyükelçiler Konseyi" oluşturma girişiminde
bulunduklarını kaydetti.
Üye ülkelerin
sorunları
IKÖ üyesi ülkelerin içinde
bulunduğu sorunlara da değinen İhsanoğlu, Filistin'deki
yasal seçim sonuçlarını olumlu
karşıladıklarını ifade ederek, yeni hükümete de
uluslararası koşullara uygun olarak gerçekçi olmaları yönünde
çağrıda bulunduğunu anımsattı.
Filistin'deki
grupların sorunlarını ancak birlikte çözebileceklerini
vurgulayan İhsanoğlu, İsrail'in de uluslararası
yardımların ulaştırılmasını askıya
alma, vergi ve gümrük gelirlerini elinde tutma gibi uygulamalarının
Filistin'deki insani koşulların daha da kötüleşmesine yol
açtığına işaret etti.
İhsanoğlu,
IKÖ'nün, Filistin'de İsrail'in yargısız infazları ırk
ayrımı duvarı inşa etmesi, Mescidi Aksa'nın
altının kazılması gibi yasadışı
uygulamalarını kınadığını da bildirdi.
Irak'taki cinayetler ve
adam kaçırma gibi şiddet ve vandallık uygulamalarını
her zaman kınadıklarını anımsatan İhsanoğlu,
yeni hükümetin kurulmasının memnuniyetle
karşılandığını, ülkenin içinde bulunduğu
sorunların çözüleceğine yönelik iyimserlik oluşturduğunu
kaydetti.
İhsanoğlu, Genel
Sekreterlik olarak Bağdat'ta IKÖ bürosu açılması ve ayrıca
kendisinin ziyaret amacıyla bu ülkeye gitmesinin
planlandığını söyledi.
KIBRIS 20/06/06
AB, Ek Protokol'ün
uygulanmasını bekliyor
|
Avrupa Komisyonu Ankara
Temsilcisi Hansjoerg Kretschmer, sadece Rumların değil, bütün AB
üyesi ülkelerin Türkiye'den Ek Protokol'ü uygulamasını
beklediklerini söyledi. Kretschmer, Türkiye'de bir erken seçime de gerek
olmadığını belirtti. Avrupa Komisyonu Ankara
Temsilcisi Hansjoerg Kretschmer, Avrupa Birliği'nin Türkiye'den bütün
sorumluluklarını yerine getirmesini beklediğini belirtti. Gümrük Birliği'ni 10
yeni ülkeyi içine alacak şekilde genişleten Ek Protokol'ün
imzalanmasının, müzakerelerin başlaması için bir ön
koşul olduğunu dile getiren Kretschmer, protokolün
imzalandığını, ancak yürürlüğe girmediğini
vurguladı. The New Anatolian
gazetesinden Nursun Erel'in sorularını yanıtlayan Kretschmer,
hâlâ Ek Protokol'ün meclisten geçmesini beklediklerini söyledi. Türk
limanlarının ekim ayına kadar Rumlara açılmaması
halinde ne olacağı yönündeki bir soruya, "Bu konuda
spekülasyon yapamam. Bu karar 25 üye ülkeye bağlı" diyen
Kretschmer, sadece Rum kesiminin değil bütün AB ülkelerinin Ek
Protokol'ün uygulanmasını beklediğini ifade etti. "Erken seçime gerek
yok" Son dönemde Türkiye'de
artan erken seçim tartışmalarına da değinen Kretschmer,
erken seçimin hükümet yasamada sorun yaşadığında
örneğin mecliste çoğunluğu kaybettiğinde
yapıldığını ancak Türkiye'de böyle bir durumun söz
konusu olmadığını söyledi. Türkiye'de erken seçimi
bekleyen belirli bir siyasi çevrenin bulunduğunu ifade eden Kretschmer,
ancak kendisine göre asıl olarak, mevcut siyasi istikrarın
korunmasının önemli olduğunu belirtti. Ordu üzerindeki sivil
kontrolün daha da artırılması gerektiğini ve Türk
lirasındaki değer kaybının çok da abartılmaması
gerektiğini belirten Kretschmer, "Alevilerin ve gayrimüslim
azınlığın hakları konusunda da daha somut
adımlar atılmasını beklediklerini" ifade etti. |
KIBRIS 20/06/06
Kıbrıs
sorununun BM nedzinde çözümünü destekliyoruz
Avustralya'nın
Kıbrıs Özel Temsilcisi Jim Short, Kıbrıs sorununun
çözümünün ülkesi için çok önemli bir konu olduğunu belirterek,
''Kıbrıs sorunun BM çerçevesinde çözümünü destekliyoruz'' dedi.
Kıbrıs sorununun
bir an önce çözümünü görmek istediğini ifade eden Short, ''Birleşik
Kıbrıs'ın dünyadaki yerine almasını görmek istiyoruz''
dedi.
Short, ülkesinin,
Kıbrıs sorununun çözümü için esas çaba göstereceklerin Rum kesimi ve
Türk tarafı olduğuna işaret ederken, ''Kıbrıs sorunun
BM çerçevesinde çözümünü destekliyoruz'' dedi.
Jim Short, bölge gezisi
çerçevesinde geldiği Ankara'da, TOBB Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu ile bir araya geldi.
Short, Kıbrıs
Özel Temsilciliği görevini altı yıldır sürdürdüğünü
belirterek, ''saçlarının ağarması ve dökülmesinin sürpriz
olmaması gerektiğini'' kaydetti.
Türkiye ziyaretinin
Yunanistan, Kıbrıs, Belçika ve İngiltere'yi de kapsayan bölge
gezisinin ilk ayağı olduğunu söyleyen Short, amacının
Kıbrıs sorunun çözümüne ''küçük de olsa katkıda bulunmak'' olduğunu
belirtti. Short, ziyaretinde Ankara'nın konuya ilişkin
görüşlerini not alarak Canberra'ya ileteceğini, bunların
Avustralya'nın bu konuyla ilgili politikalarının
oluşturulmasına katkı sağlayacağını ifade
etti.
Hisarcıklıoğlu
ise görüşmede yaptığı açıklamada, Short'un TOBB'u
2004'te de ziyaret ettiğini hatırlatarak, o zaman olduğu gibi
şimdiki ziyarette de kendisine Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili
görüşlerini aktaracaklarını belirtti.
''KKTC'nin dünyayla bir an
önce entegre olmasının'' önemine işaret eden
Hisarcıklıoğlu, KKTC halkının Annan Planı
çerçevesinde üzerine düşen görevi yerine getirdiğini söyledi.
Hisarcıklıoğlu,
beklentilerinin, uluslararası camianın vermiş olduğu sözler
çerçevesinde görevini yerine getiren KKTC halkının dünya ile ticari
entegrasyonunun sağlanması ve bu çerçevede uygulanan ekonomik
izolasyonun kaldırılması olduğunu kaydetti.
KIBRIS 20/06/06
Hollandalı bakandan
"'Türkiye Fil Kıbrıs Fare" yorumu
Hollanda Ekonomi
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Laurens Jan Brinkhorst,
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği ve Türkiye-Kıbrıs
ilişkisi üzerine ilginç yorumlarda bulundu.
Bahçeşehir
Üniversitesi'nin davetlisi olarak, "Türkiye-AB İlişkileri: Tam
Üyeliğe Doğru" paneline katılan Hollanda Ekonomi
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Laurens Jan Brinkhorst,
Türkiye ile AB ilişkilerini değerlendirdi.
ABHaber'e göre, Bakan Brinkhorst, Türkiye ile AB arasında spesifik bir tarihten bahsedilebile