Kıbrıs hasta etmiş
Birsel SANCAR / İSTANBUL
Kalbe giden ana
damarının yüzde 70 oranında tıkalı olduğu tespit
edilen ve 15 gün önce by-pass ameliyatı olan KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat taburcu oldu. Talat, hastalığında Kıbrıs
sorunu yüzünden yaşadığı gerginliğin etkili
olduğunu açıkladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, geçirdiği
by-pass ameliyatı sonrasında 15 gündür tedavi gördüğü Florence
Nightingale Hastanesinden dün taburcu oldu. Kalbe giden ana damarın yüzde
70 oranında tıkalı olduğu tesbit edilen Talata by-pass
yapılmış ve tıkanan damar yerine başka bir damar
konulmuştu.
Hastanede düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs
meselesi yüzünden yaşadığı gerginliğin
hastalığında etkili olduğunu belirten Talat, gazetecilerden
Kıbrısla ilgili soru sormamalarını istedi. Talat, ailevi
şeker hastalığı tehlikesi olduğunu belirterek,
"Kıbrıs meselesiyle bu sorun daha da yoğun hale geldi"
dedi.
ANNAN
BİLGİ VERDİ
Hastanede kaldığı sürede önemli birkaç konu
dışında görüşme yapmadığını belirten
Talat, KKTCde bir süre evinde dinleneceğini söyledi. Çok önemli
konuların eşi tarafından kendisine uygun üslupla
aktarıldığını vurgulayan Talat, "Eşimin bana
verdiği destek çok önemliydi, sürekli yanımdaydı. Şu anda
bir sağlık sorunu hissetmiyorum, çok iyiyim, hastanede bana çok iyi
ihtimam gösterdiler" diye konuştu. Bu arada Talat hastanede tedavi
gördüğü süre içinde Pariste Papadopulos ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan
arasındaki görüşmeyi merak ettiğini söyledi. Bu görüşmeyle
ilgili olarak Annanın kendisine telefonda bilgi verdiğini de
aktardı.
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Aytekin, Cumhurbaşkanı
Talata stresli görevi nedeniyle bir ay dinlenmesini önerdiklerini, bu süre
içinde evinde, ziyaretçi kısıtlaması sürerek
yaşamasını uygun bulduklarını söyledi. Prof. Aytekin,
"Grip bile olsa bir hafta dinlenmesi gerekecek. Diyetine çok dikkat etmesi
gerekiyor" dedi.
İyileş ve öyle çık
KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın hastanede
yattığı süre içinde kendisiyle yakından ilgilendiğini
söyleyen Talat, "Hastaneden hemen çıkmamamı söyledi. Ziyaretçi
akınını önleyemeyeceğimi, bu nedenle iyileşmemin
gecikeceği yönünde tavsiyede bulundu. Bu yüzden kısa süre sonra
çıkabilecekken iyileşme amaçlı olarak bir süre kaldım"
dedi.
HURRIYET 13/03/06
Cumhurbaşkanı Talat KKTC'ye döndü
Florance
Nightingale Hastanesi'nde by-pass ameliyatı olan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, dün gece KKTC'ye geldi. Talat, havaalanında
yaptığı açıklamada sağlığının çok
iyi olduğunu söyledi
Cumhurbaşkanı
Talat KKTC'ye döndü
BİR HAFTA
EV İSTİRAHATI... Kalp damarlarındaki daralma nedeniyle
İstanbul'da by-pass ameliyatı olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat dün gece KKTC'ye döndü. Talat, Ercan'ın VIP salonunda
yaptığı açıklamada, sağlığının iyi
olduğunu ancak tek sorununun 15 gün politikadan kopmak olduğunu
belirtti. Talat, bir hafta evde adaptasyon dönemi geçirdikten sonra işinin
başına döneceğini açıkladı
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, damarlarındaki daralma nedeniyle by-pass ameliyatı
olduğu İstanbul'daki Florence Nightingale Hastanesi'nden dün taburcu
edildikten sonra akşam KKTC'ye döndü.
Cumhurbaşkanı'nı
Ercan Devlet Havalimanı'na getiren Kıbrıs Türk Hava Yolları
uçağı saat 23.00'de alana indi. Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlığı, yolculuk nedeniyle Cumhurbaşkanı'nın
yaşayabileceği sağlık sorunlarını dikkate alarak
Ercan'da bir ambulans bekletti.
Cumhurbaşkanı
Talat'ı Ercan Devlet Havaalanı'nda Meclis Başkanı Fatma
Ekenoğlu, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, TC Lefkoşa Büyükelçisi
Aydan Karahan, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz, Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Spor
Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, Milli Eğitim Bakanı Canan
Öztoprak, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, KTBK ve GKK komutanları, CTP milletvekilleri ile bürokratlar
karşıladı.
Programında
olmamasına karşın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
Ercan Havaalanı'nın VIP salonunda basına kısa bir
açıklama yaptı.
Konuşmasına,
kendisini karşılayan herkese teşekkür ederek başlayan
Cumhurbaşkanı Talat, ameliyatın kendisi için bir sürpriz
olduğunu, çünkü kendisinin sağlık kontrolünden geçtiğini
kaydetti. Talat, Sağlık kontrolünün hemen ardından yaşanan
sürecin çok hızlı ilerlediğini ve kısa sürede ameliyat
kararı verilerek bir gün içinde ameliyatın gerçekleştiğini
söyledi.
Süreç çok
hızlı geçtiği için ne olduğunu kendisinin bile
anlayamadığını ifade eden Cumhurbaşkanı, ancak en
iyi çözüm yolunun by-pass ameliyatı olduğunu ve ameliyatın çok
iyi bir şekilde gerçekleştirildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat konuşmasına şöyle devam etti:
"Bu süreç
zarfında en başta eşimin teşviki etkili oldu. Çünkü, benim
İstanbul'da check- up gibi bir niyetim yoktu. Herhangi bir şey de
hissetmiyordum. Ama, buna rağmen kontrolden geçtikten sonra ortaya
çıktı ki herkesin bu tür kontrollerden geçmesi gerekiyor. Böylece
kalbe hiç bir zararı olmadan damar değişikliği ile zor
olabilecek hastalık atlatılmış oldu. Tabi ki bu dönem
içinde Sağlık Bakanı ile Sağlık
Bakanlığımız benimle çok yakından ilgilendi.
Sayın Doktor Gülgün Vaiz ve Florence Nightingale Hastanesi'nin yönetim
kurulu başkanından ameliyatı gerçekleştiren kardiyoloji
uzmanı profesöre kadar tüm personele bana gösterdikleri yakın ilgiye
teşekkür ederim."
15 gün
politikadan uzak kaldım
Tek sorununun
aradan geçen 15 günde politikadan kopmak olduğunu ifade eden
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, neler olup neler bittiğini pek
bilmediğini kaydederek gazetecilere, "O yüzden bana politik bir soru
sormayın. Cevap veremem" dedi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, sağlığının çok iyi olduğunu ve
bir hafta daha evinde kalarak adapte olmaya başlayacağını
kaydederek, ameliyattan sonra adaptasyon sürecinin son derece önemli
olduğunu, bunu da bu çerçevede gerçekleştireceğini belirtti.
KIBRIS 13/03/06
Rum AB Daimi Temsilcisi Nikos Emiliu: Maraş'n iadesi
olmaksızın ticaret klinik olarak ölü
Fileleftheros
gazetesinde, Rum yönetiminin, Türkiye'nin AB ile müzakere
başlıklarına veto uygulamaması
karşılığında Mali Yardım ile Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin taleplerinin karşılandığına
dair Türk çevreleri ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in söylemlerinin
olduğu hatırlatılarak bunların doğruluğuna
ilişkin bir soruya karşılık Emiliu; "Böyle bir
şeyin olmadığını, olmasının da mümkün olmadığını"
belirterek cevap verdi.
Emiliu; Mali
Yardım Tüzüğü'nün, Rum yönetimi başkanı Tasos
Papadopulos'un önerisi ve Rum yönetiminin belirli öneriler sunmasının
ardından, Avusturya Başkanlığı'nın girişimi
sonucunda kabul edildiğini belirterek Mali Yardım Tüzüğü'nün
kabulünün 25 AB üyesinin ortak isteği olduğunu vurguladı.
Emiliu,
Türkiye-AB arasındaki müzakerelere ilişkin olarak ise, Türkiye'nin
müzakerelerdeki konu başlıklarına ilişkin
kararlarını, önlerine sunulacak belgelere göre vereceklerini ifade
ederek bir konu başlığının açılmasından çok
kapanmasına ilişkin kararın önemli olduğunu hatırlattı.
Emiliu, Adalet
ve İnsan Hakları veya Gümrük Birliği gibi siyasi öneme sahip
başlıkların gerek açılmasında gerekse
kapanmasında koşul ve şartlar talep edeceklerini belirtirken
"Kıbrıs Cumhuriyeti ve diğer AB üyesi ülkeler için, Gümrük
Birliği'ne ilişkin müzakere başlığının
Türkiye Gümrük Birliği protokolünden ileri gelen yükümlülüklerini yerine
getirmeden açılmasının akla hayale gelecek bir şey
olmadığını" vurguladı.
Emiliu,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin 7 Temmuz 2004 tarihinde
sunulan önerinin "klinik açıdan ölü olduğunu ve buna itiraz
edenlerin ya bunu görmek istemediklerini ya da Kıbrıslı
Türklerle dalga geçmekte olduklarını" iddia ederken
Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret konusunun 25 üye
ülkenin de imzasını taşıyan yeni bir zemine oturtulmuş
olduğunu savundu.
Emiliu,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, bu tüzükle bağlantılı
olan Maraş'ın iadesi ve KKTC'deki Kıbrıs Rum
mallarının kullanımına moratoryum uygulanması
öğeleri olmaksızın görüşülmesinin artık söz konusu
olmadığını da iddia etti.
Avrupa Parlamentosu
Hukuk Bürosu'nun, Rum AP Milletvekili Marios Matsakis'in KKTC'ye geçerken
tutuklanması konusunda hazırlamış olduğu 2 adet
bilirkişi raporu bulunduğu ve bu raporlarda Türkiye'nin KKTC'deki
durumdan sorumlu olmadığı ve KKTC mahkemelerinin ara bölgede de
yetki sahibi olduğunun belirtildiğine ilişkin bir soruya
karşılık ise Emiliu; sözü edilen bu raporların henüz resmen
kendilerine ulaşmadığını ve ulaşmaları
halinde gerekli girişimlerde de bulunacaklarını söyledi.
KIBRIS 13/03/06
Ada'yı teslimat böyle
mi olacak?
Kıbrıs Türklerinin Annan Planı'na evet dediği günün
ertesindeki gazete manşetleri hatırınızda mı? AB,
KKTC'yi 259 milyon euro ticari ve mali yardımyla ödüllendirecek, uygulanan
tecrit ortadan kalkacaktı. Gel zaman, git zaman... Bizimkiler parayı
bekledi. Rumlar boş durmadı, çabaladı. AB'yi ikna etti. AB Daimi
Temsilciler Konseyi (COREPER), iki hafta yönce yaptığı
toplantıda Kıbrıslı Türklere yönelik Mali Yardım ve
Doğrudan Ticaret tüzüklerini birbirinden ayırdı. 120 milyon
dolarlık bölümün zamanaşımına uğradığı
üzerinde anlaşmaya varıldı. Geri kalan 139 milyon euro
tutarındaki ödenek şöyle şartlara bağlandı:
"Yardım Güney'de kurulacak bir komisyon aracılığı
ile verilecektir... Bu yardım proje bazında olacak ve projeler Rum
yönetiminin onayından geçecektir. Para alt-yapı
yatırımlarına harcanacaktır... vs..."
Karar aşağılayıcıydı. Nitekim
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yaptığı ilk
açıklamada, "Bu karar kabul edilemez, bu para alınmamalı,
Türkiye, KKTC'ye her yıl bu paranın çok üzerinde katkı yapıyor"
dedi. Onurlu davranış buydu. KKTC Cumhurbaşkanı ve
Başbakanı aynı yönde tepkiler verdi. Ancak bu tavır giderek
yumuşadı. Sonunda tersine döndü. Geçen hafta sonunda KKTC
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
"KKTC Mali Yardım Tüzüğü'nü onaylamadı ama reddetmedi de...
Kullanılmasını engellemeyeceğiz, aksine elimizden gelen
yardımı yapacağız..." diyerek yardımı
alacaklarının sinyalini verdi... KKTC, Ankara'nın etkisi olmadan
böyle bir dönüş kararı verebilir mi? Tabii ki mümkün değil.
Ne anlama geliyor bu kabullenme? Volkan Gazetesi Başyazarı Sabahattin
İsmail anlatıyor:
- Bu paranın alınması tüm adada tek meşru yönetimin Rum
idaresi olduğunu, KKTC diye bir devlet olmadığını
kabul etmektir... Bu ise Kıbrıs sorununun, Rumların
istediği şekilde çözülmesinin, yani Rum egemenliğine girme
sürecinin başlangıcı demektir...
Fotoğraf budur...
* * * * * * *
MELIH ASIK MILLIYET 14/03/06
Talat
da hemfikir mi?
|
|
14/03/2006
RADIKAL
ANDREAS PARASHOS
Geçen
perşembe günü havaalanında açıklama yapan
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri'nin Sözcüsü
Stephan Dujarric'i 'deli' çıkardı. Dujarric geçtiğimiz salı
günkü açıklamasında şunları söylemişti: "Liste
hâlâ çalışma aşamasında, ancak bunlar gerçekte her iki
toplum üyelerinin günlük yaşamını iyileştirmeyi amaçlayan
görüşmelerle ilgili. Daha çok teknik görüşmelere dair olsa da çok
önemli". Perşembe günü Cumhurbaşkanı Papadopulos ise
"Dujarric'in açıklaması yanlıştır, Biz iki
paralel süreç önerdik: Biri yaptığım görüşmede
söylediklerimin başlıca konusunu da oluşturan müzakerelerin ön
hazırlığı ile ilgilidir, diğeri ise güven
artırıcı önlemlerdir. İki paralel süreç... Birinin
ilerlemesi, diğerininkine bağlıdır".
Gelin kimin gerçeği söylediğine ve ortak açıklamaya göre Annan
ile Tassos'un Paris'te hangi konuda uzlaştıklarına bir göz
atalım: "Geçmişteki gibi, müzakere sürecinin Genel Sekreter'in
iyi niyet misyonu çerçevesinde uygun bir zamanda ve dikkatlice yapılacak
ön hazırlığa dayanarak, yeniden başlaması
gerektiğinde uzlaştılar. Genel Sekreter, iki toplum liderlerinin,
tüm Kıbrıslıların çıkarına olacak ve çeşitli
konulara ilişkin iki taraflı görüşmelerin teknik düzeyde
yapılmasında uzlaşmalarından memnun olduğunu söyledi.
Genel Sekreter ve Cumhurbaşkanı Papadopulos, görüşmelerin iki
toplum arasında güven sağlanmasına ve müzakere sürecinin yeniden
başlamasının ön hazırlığına
yardımcı olması yönünde ortak dilekte bulundu. Genel Sekreter,
KKTC lideri Talat'tan, aynı beklentileri paylaştığı
konusunda güvence aldığını belirtti".
Anlaşma bu konular üzerindeydi ve açıkça görüldüğü gibi Talat da
hemfikir. Ortak açıklama şöyle devam ediyor: "Ayrıca Genel
Sekreter ve Papadopulos, askerlerin silahsızlandırılması,
adanın askersizleştirilmesi, Kıbrıs'ın mayından
temizlenmesi ve Mağusa konusunda ilerleme sağlanması konularında
müzakere için atmosferin büyük ölçüde iyileşeceği ve bunun
faydalı olacağında uzlaştılar".
Yani ikili, bu konularda ilerleme sağlanmasının faydalı
olacağında uzlaştılar, ama bunun paralel bir süreç
olduğundan veya Talat'la böyle bir konuda uzlaşmaya
varıldığından hiçbir yerde bahsedilmiyor. Peki gerçeği
kim söylüyor? (Rum Gazetesi Politis, genel yayın yönetmeni, 11 Mart 2006)
RADIKAL
14/03/06
Erdoğan'dan, Annan'a uyarı
"ANKARA'YA
SOĞUK BUZ ETKİSİ" BM Genel Sekreteri Annan'ın
Kıbrıs Rum Lider Papadopulos ile 28 Şubat 2006 tarihinde
Paris'te gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Ankara ile BM
arasında gizli kalan bir gerilim yaşandığı ortaya
çıktı. Annan-Papadopulos buluşmasının ardından BM
tarafından yapılan açıklamanın Ankara üzerinde soğuk
duş etkisi yarattığı belirtiliyor
ERDOĞAN'DAN
KIBRIS UYARISI Paris görüşmesinin ardından yapılan ortak
açıklamada, adanın askersizleştirilmesi, Mağusa'nın
iadesi gibi konuların, müzakereler öncesinde güven artırıcı
önlemlerin parçası olarak görülmesini eleştiren TC
Başbakanı Erdoğan, bunun BM'nin bugüne kadarki
görüşmelerdeki parametrelerinin dışına
çıktığı uyarısında bulundu
ANKARA,
MOLLER'DEN MEMNUN DEĞİL Ankara, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs temsilcisi Michael Möller'i başarılı
bulmadığını da iletirken, Genel Sekreter'den müzakereleri
başlatabilecek ve yürütebilecek güçlü bir "arabulucu"
ataması talebinde bulundu
ERDOĞAN'I
ANNAN YATIŞTIRDI Annan'ın ise şu sözlerle Ankara'yı
yatıştırdığı öğrenildi: "Bunu
yanlış anlamayın. Basın açıklamasının
ardından ben basına önümüzdeki dönemde sözler ile eylemler
arasında fark olmaması gerektiğini söyledim. Papadopulos'a da
aynı şeyi söyledim. Ayrıca Bakan Gül'ün
açıkladığı eylem planını çok olumlu buluyorum.
Bunun üzerinde çalışabiliriz."
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler
(BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ı telefonla arayarak, 28 Şubat'ta
Paris'te Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos ile
yaptığı görüşmenin ardından yayınlanan ortak basın
açıklamasını eleştirdi.
AB Haber'in
özel haberine göre, ortak açıklamada, adanın
askersizleştirilmesi, Mağusa'nın iadesi gibi konuların,
müzakereler öncesinde güven artırıcı önlemlerin parçası
olarak görülmesini eleştiren Erdoğan, bunun BM'nin bugüne kadarki
görüşmelerdeki parametrelerinin dışına
çıktığı uyarısında bulundu. Erdoğan'ın
Annan'a "Bunlar ancak kapsamlı bir çözümün parçası olarak
müzakere edilebilir" dediği öğrenildi.
Ankara, BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs temsilcisi Michael Möller'i
başarılı bulmadığını da iletirken, Genel
Sekreter'den müzakereleri başlatabilecek ve yürütebilecek güçlü bir
"arabulucu" ataması talebinde bulundu.
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Rum Lider Tasos Papadopulos ile
28 Şubat 2006 tarihinde Paris'te gerçekleştirdiği
görüşmenin ardından Ankara ile BM arasında gizli kalan bir
gerilim yaşandığı ortaya çıktı. Edinilen
bilgilere göre Annan-Papadopulos buluşmasının ardından BM
tarafından yapılan açıklama Ankara üzerinde soğuk duş
etkisi yarattı.
Ankara'yı
kızdıran paragraf
Açıklamada
Türkiye'yi rahatsız eden ve "Rum tezleri BM açıklamasına
girdi" değerlendirmesine neden olan ifadeler şunlar:
"Genel
Sekreter ve Papadopulos adadan daha fazla asker çekilmesi ile adanın
askersizleştirilmesi ve Gazimağusa konularında ilerleme
sağlanmasının tüm taraflar için daha yararlı
olacağı ve ileride görüşmelerin gerçekleşmesi için
atmosferi büyük ölçüde düzelteceği konusunda mutabık
kalmışlardır."
Türkiye'den
"açıklık getirin" girişimi
İki konuyu
da ancak kapsamlı bir çözümün parçası olarak müzakere edeceğini
bildiren Ankara'nın bu açıklama üzerine harekete geçerek, Genel
Sekreterin ofisi ile irtibata geçtiği ve "Bu ne anlama geliyor"
sorusuyla tepki gösterdiği öğrenildi. Genel Sekreterin ofisi
Ankara'yı haklı bulurken durumu düzeltmeye çalışacaklarını
iletti.
Türkiye bununla
da yetinmeyerek eleştirilerini başbakan düzeyinde de doğrudan
Genel Sekreter Annan'a iletti.
Erdoğan'ı
Annan yatıştırdı
Türk kaynaklar,
Erdoğan'ın Annan ile görüşerek, "İyi niyet misyonunuza
bu kadar güven duyarken ancak kapsamlı bir çözümün parçası olabilecek
bu konuda Türkiye'den adım atmasını beklemenizi
anlamıyoruz. Adım atabileceğimizi nasıl
düşünebilirsiniz. Rumlar yine oyalama taktiği uyguluyor. Çözüm
istemiyorlar" siteminde bulunduğunu kaydettiler. Annan'ın ise
şu sözlerle Ankara'yı yatıştırdığı
öğrenildi: "Bunu yanlış anlamayın. Basın
açıklamasının ardından ben basına önümüzdeki dönemde
sözler ile eylemler arasındaki fark olmaması gerektiğini
söyledim. Papadopulos'a da aynı şeyi söyledim. Ayrıca Bakan
Gül'ün açıkladığı eylem planını çok olumlu
buluyorum. Bunun üzerinde çalışabiliriz."
Ankara
Möller'den rahatsız
Bu arada
Kıbrıs konusunda bugüne kadar çok başarılı bir
performans sergileyemeyen ve konumu gereği sürece
ağırlığını koyamayan BM'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Michael Moller'in yerine Ankara'nın daha güçlü bir ismin
görevlendirilmesini istediği de öğrenildi. Erdoğan, Genel
Sekreter'den müzakereleri başlatabilecek ve yürütebilecek güçlü bir
"arabulucu" ataması talebinde bulundu.
KIBRIS 14/03/06
Türkiye'nin üyeliğinde en büyük sorun Kıbrıs
TANIMA VE
LİMANLAR... AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn, Türkiye'nin
birliğe üyelik sürecinde karşılaşacağı en büyük
sorunların "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni resmen
tanıması ve Rum bandıralı gemi ve uçaklarına
limanlarını açması olacağını söyledi
BM İLE
AB'NİN İŞBRİLİĞİ ŞART... Kıbrıs
sorununa adil, kalıcı ve acil bir çözüm bulunması için
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin çok yakın
işbirliğine girmesi gerektiğini belirten Olli Rehn, birlik
ülkelerinin Türkiye'nin üyeliğine ilişkin kararı verirken,
siyasi kriterleri göz önünde bulunduracaklarını kaydetti
Avrupa
Birliği'nin (AB) Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin
birliğe üyelik sürecinde karşılaşacağı en büyük
sorunların "Kıbrıs"ı resmen tanıması ve
Rum bandıralı gemi ve uçaklarına limanlarını
açması olacağını söyledi.
NTV'nin
haberine göre, Olli Rehn, Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve
acil bir çözüm bulunması için Birleşmiş Milletler ve Avrupa
Birliği'nin çok yakın işbirliğine girmesi gerektiğini
de belirtti.
Olli Rehn,
birlik ülkelerinin Türkiye'nin üyeliğine ilişkin kararı
verirken, siyasi kriterleri göz önünde bulunduracaklarını söyledi.
Rehn, Atina
temasları sırasında yaptığı açıklamada,
"Türkiye'nin birliğe üyelik süreci hukuki bir işlem görüntüsünde
olabilir; ancak özünde bütünüyle siyasi içerikli bir süreçtir" dedi.
Türkiye'nin
üyelik sürecini inşaat halindeki bir binaya benzeten Rehn,
"Binanın kendisi bu sürecin hukuki yanını
oluşturmaktadır. Ancak müzakerelerin siyasi parçası binanın
temelleri olacaktır" diye konuştu.
KIBRIS 14/03/06
Bundan sonra sunulacak öneri, AB ve BM kararlarına uygun
olmalı
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, "Bundan sonra
sunulacak önerinin AB müktesebatı, Kıbrıs'ın AB
üyeliği ve BM kararlarını göz önünde bulundurması
gerekiyor" dedi.
Atina'da
yayımlanan Apoyevmatini gazetesine mülakat veren Bakoyanni,
Kıbrıs sorunu, Türkiye-AB ilişkileri ve Türk-Yunan
ilişkilerine değindi.
Bakoyanni, daha
önce yaptığı "Annan planının tarihe
karıştığı" şeklindeki açıklamasına
ilişkin sorulara "Annan planının Kıbrıs
halkına sunulması ve referandum sonuçlarından sonra bu
planının tarihe karıştığı belirtim. Bundan
sonra sunulacak önerinin AB müktesebatı, Kıbrıs'ın AB
üyeliği ve BM kararlarını göz önünde bulundurması
gerekiyor. Kuşkusuz, son yıllarda yapılan müzakerelerin ürünü
olan 9 bin sayfalık çalışmanın da pencereden
atılmaması lazım" yanıtını verdi.
Bakoyanni:
Şu an Türkiye-AB evliliğine hazır değiliz
"Şu
an bir Türkiye-AB evliliğine hazır değiliz" diyen
Bakoyanni, bunun için bir uyum süreci gerektiğini ve birçok alanda
yapılacak değişikliklerden sonra ortak bir ilerleme sürecine
girilebileceğini kaydetti.
Yunanistan'ın
istikrarlı bir biçimde Türkiye'nin AB geleceğini desteklediğini
vurgulayan Bakoyanni, "Türkiye ile komşuyuz ve Avrupalı bir
sınır komşusu çıkarımızadır. Ülkemizdeki
siyasi güçlerin bu tezi destekliyor olmaları rastlantı
değildir" dedi.
Türkiye'nin
önünde uzun bir süreç bulunduğunu ve bu sürecin
başarısının Türk siyasi liderliğinin alacağı
kararlar ve Türk halkının AB müktesebatını benimseme
arzusuna bağlı olduğunu belirten Bakoyanni, şunları
söyledi:
"Türkiye'nin
AB ilke ve değerlerine uyması, iyi komşuluk ilişkilerine ve
uluslararası hukuka saygı göstermesi gerekiyor.
Türkiye'nin AB
üyesi olması için bir dizi önkoşula uyum sağlaması
gereklidir." Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'ne ilişkin
tavrını konu alan soruyu da yanıtlayan Bakoyanni, "2006
yılının sona ermesine daha 10 ay var. AB Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Atina ziyaretinde de altı çizildiği
gibi, Türkiye, bu yükümlülüğünü bu zaman dilimi içinde yerine getirmek
durumundadır. Atina'nın tezi de bu doğrultudadır.
Türkiye'nin imzasına saygı göstermesi gerekiyor" diye
konuştu.
AB'nin bir dizi
ilke üzerine bina edildiğini ve bunların sorgulanması halinde
yapının sarsılacağını savunan Bakoyanni, bu
ilkelerin tekrar müzakere edilmesinin söz konusu olmadığını
da vurguladı.
Gazetenin,
Türkiye'nin Yunanistan'ın Ege'deki karasularını
genişletmesi halinde, bunu savaş nedeni (Casus belli)
sayacağına ilişkin tutumunu konu alan soruları da
yanıtlayan Bakoyanni, Atina'nın tezinin, bu tutumun Türkiye'nin AB
geleceğiyle uyum içinde olmadığı yönünde olduğunu
söyledi.
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ile Salzburg'da yaptığı görüşmeye de
değinen Bakoyanni, Gül ile yaptığı bu ilk ve dostça
görüşmede, ikili ilişkileri ve Türkiye'nin AB üyeliği
konularını ele aldıklarını söyledi.
Bakoyanni,
istikşafi görüşmelerin içeriğini konu alan sorularaysa bu
görüşmelere verilen adın, içeriklerini yeterince
açıklayıcı olduğu yanıtını verdi.
KIBRIS 14/03/06
Kıbrıs'ta
yazarlık zor
|
|
|
Mehmet Yaşın,
Kıbrıs'ın Türk ve Rum kesimindeki üniversitelerde
'Kıbrıs Türk edebiyatı' ile
'karşılaştırmalı edebiyat ve çeviri kuramı'
dersleri veriyor. |
'Kıbrıs
Şiiri Antolojisi' ile bu yılki Memet Fuat Eleştiri/ İnceleme
Ödülü'nü kazanan Kıbrıslı şair Mehmet Yaşın:
Kıbrıs, kendi yazarlarına yaşama şansı vermeyen
bir ada
15/03/2006 (73
kişi okudu)
MAHMUT
HAMSİCİ (Arşivi)
İSTANBUL
- Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü'nün bu yılki sahibi Mehmet
Yaşın'dı. Aman karışıklık olmasın,
mevzubahis olan Hürriyet yazarı Mehmet Yaşin değil
romanları, şiirleri, edebiyat incelemeleriyle tanınan Kuzey
Kıbrıslı şair-yazar Mehmet Yaşın.
Kıbrıslı Türk edebiyatı adına biçilmiş kaftan
değerindeki 'Kıbrıs Şiiri Antolojisi' kitabıyla
aldı Yaşın bu ödülü. Çocukluğundan itibaren şiirle iç
içe yaşayan Yaşın'ın bir derdinden ortaya
çıkmıştı bu kitap; memleketi Kıbrıs'ta şiire
ilişkin tek bir kitap dahi olmamasından. Yıllarca süren
çabaları sonucu dünya edebiyat tarihine mal olacak bir kitap ortaya
çıkardı. Halen Kıbrıs'ın Türk ve Rum kesimindeki üniversitelerde
'Kıbrıs Türk edebiyatı',
'Karşılaştırmalı edebiyat ve çeviri kuramı'
dersleri veren Yaşın'la yazarlığı, ödül kazanan
kitabı, Kıbrıs'ta edebiyatın durumu ve yeni projeleri
üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
'Kıbrıs Şiiri Antolojisi'ni hangi saiklerle yazmaya
koyuldunuz? Ne tür zorluklar çektiniz? Eser hangi aşamalardan geçerek ne
kadar sürede tamamlandı?
Kıbrıs'taki şiire ilişkin Türkçe bir kaynak kitap yoktu.
Gençlik çağına girerken Kıbrıslı Türkçesini,
Kıbrıs'taki kültürel kaynakların
farklılığını ve adadaki Türkçe şiire de bunun
yansımış olması icap ettiğini düşünmeye
başladım. 17 yaşında yükseköğrenim vesilesiyle adadan
ayrıldım, Türkiye'ye geldim, yüksek lisans çalışmama
İngiltere'de devam ettim. Arada Yunanistan, Fransa, ABD gibi ülkelere
eğitim amaçlı gittim. Biraz tuhaf gelecek ama bu kitap onlarca
yıl içinde oradan oraya taşındı. Çok da zahmet çektim,
evet. Çoğu birinci el kaynaklardan, hatta müzelerdeki 2 bin 900
yıllık mezar taşlarından, her biri bir başka biçimde
kayda geçmiş eski Türkçe metinlerden yararlandım. Başka
araştırmacıların folklorik kaygılarla
dağınık biçimde şurada burada
yayımladığı malzemelerden şiirin kendisini bulup
çıkarmakla cebelleştim. Ama çok heyecan vericiydi gerçekten, aşk
heyecanı gibi bir şey.
Bu çalışmayla birçok şiiri, örneğin Fenikece
şiirleri, İngilizceye çevirerek dünya şiir mirasına önemli
bir katkı yaptığınızı söyleyebilir miyiz?
Bu kapsamda bir çalışmayı insanın tek başına
yapması mümkün değil... Çalışmalarından
yararlandığım diğer araştırmacılar,
tarihçiler, arkeologlar ki hepsinin adını önsözde, kaynakçada
belirttim ve bana yardımcı olan diğer çevirmenler olmasa bu
işi başaramazdım. Sonuçta, onların da yardımıyla,
gerek ilkçağ Fenike, gerekse ortaçağ Lüzinyan şiirleri ilk kez
dünya edebiyatına kazandırılmış oldu.
Araştırmalarınız sırasında
karşılaştığınız size ilginç gelen,
şaşırtan bulgular nelerdi?
Genellikle post-kolonyal edebiyat kuramıyla, küreselleşmeyle
açıklanan çokkültürlülük, çokdillilik gibi kavramları aşkın
bir durumun Kıbrıs'ta neredeyse 3 bin yıldır kesintisiz bir
süreklilik içinde varolduğunu görmek çarpıcıydı.
İlkçağda Fenikece ile Elence arasında, aynı zamanda
Mısır, Asur, Hitit kültürlerinin de etkisini taşıyarak
böyle bir durum var. Ortaçağda Fransızca ile Elence, ardından
İtalyanca ile Elence, daha doğrusu Kypriaka denen
Kıbrıslı Rumcası ile Venedik lehçesi arasında (ki
burada da Yahudi, Arap kültürlerinin etkileri var) yakın zamanlarda ise
Osmanlıca ve Türkçe ile Kıbrıslı Rumcası
arasında. Sonra giderek işin içine İngilizce de giriyor. Böyle
farklı dilleri iç içe kullanarak yazan Kıbrıslı halk
şairleri bulmak hâlâ mümkün. İlginç olan yalnızca farklı
dillerdeki sözcüklerin değil, ama birbirinden çok farklı dil
gruplarındaki sintaksların da iç içe geçip dönüşüme uğraması.
Kıbrıs'ta edebiyat tarihi, eleştirisi ve
karşılaştırmalı edebiyat literatürü ne durumda?
Kıbrıslı yazarların edebiyattaki konumu nedir?
Kıbrıs, diğer küçük Avrupa ülkeleriyle
karşılaştırıldığında edebiyat
açısından oldukça sorunlu. Mesela Maltalıların kendilerine
ait olan Kenani-Semitik bir dilleri var. Belki bu yüzden Kıbrıs'ta
olmayan belli bir edebiyat kurumsallaşması yaratmışlar.
Kıbrıs'ta profesyonel, kendi yazarlarına ilgi gösteren bir
yayınevi bile yok. Kendi yazarlarına yazar olarak yaşama
şansı veremiyor Kıbrıs. Yazarlarıyla sözleşme
imzalayıp kitaplarını basacak, dağıtacak, yabancı
dillere çevrilmesine katkı yapacak, edebiyat içi bir gündem
oluşturabilecek bir yayınevi olmayınca, yazarlar da gerçek
anlamda yazar olamıyorlar. Bazı Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı
Türk yazarlar kitaplarını Atina, İstanbul ve Londra'da
yayımlatıyor. Sürekli olarak Türkçenin, Yunancanın,
İngilizcenin edebiyat merkezine göre belirlenen bir çevre, bir periferi
olma hali ortaya çıkıyor.
Şu anda üzerinde çalıştığınız bir
araştırma, yeni bir kitap hazırlığı var mı?
Kozmopolit bir azınlık edebiyatındaki modernleşme süreci
üzerinde çalışıyorum. Ama şimdi asıl
yoğunlaştığım konu doğrusu bu tür incelemeler
değil. Bazen, keşke başkaları yazsaydı bunları da
ben sadece kendi şiirimle ilgilenseydim, diyorum. Yeni bir şiir
kitabım var. adı 'Turuncu Kuş'; ama ne zaman
yayımlanır bilmiyorum.
RADIKAL
15/03/06
Doğrudan Ticaret Tüzüğü hayata geçirilsin
AP Alman
Hıristiyan Demokrat Brok'un, hazırladığı
genişleme raporu bugün genel kurulda tartışılacak. AP'deki
siyasi grupları ise rapora ilişkin değişiklik önergesi
hazırlayarak Doğrudan Ticaret Tüzüğüyle ilgili talepte
bulundular
Doğrudan
Ticaret Tüzüğü hayata geçirilsin
GENİŞLEME
RAPORU BUGÜN GÖRÜŞÜLECEK... AP Alman Hıristiyan Demokrat Elmar
Brok'un, hazırladığı ve AB Komisyonu'nun "2005
Genişleme Strateji Belgesi"ne ilişkin Avrupa Parlamentosu'nun
görüşlerini yansıtacak genişleme raporu ve buna bağlı
karar tasarısı, bugün genel kurul oturumunda
tartışıldıktan sonra yarın oylanacak. Bağlayıcı
niteliği olmayan raporda, AB Konseyi'nden, Kıbrıslı
Türklere yönelik mali yardım paketi ve doğrudan ticarete imkan
sağlayacak ticaret tüzüğüyle ilgili çabaları sürdürmesi
isteniyor
AB
KONSEYİ, DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜNÜ BİR KEZ DAHA ELE
ALSIN ... AP siyasi grupları ise rapora ilişkin değişiklik
önergesi hazırladılar. Sosyalist ve Liberal grupların
hazırladığı değişiklik önergelerinde Mali
Yardım Tüzüğü'nün AB tarafından kabul edilmesi sonrası
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de göz ardı edilmemesi isteniyor. Bu
çerçevede AB Konseyi'nin konuyu bir kez daha ele alması
çağrısında bulunuluyor
Avrupa
Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı
Alman Hıristiyan Demokrat Elmar Brok'un, hazırladığı
genişleme raporu bugün AP genel kurulunda tartışılacak.
Avrupa
Birliği Komisyonu'nun "2005 Genişleme Strateji Belgesi"ne
ilişkin Avrupa Parlamentosu'nun görüşlerini yansıtacak rapor ve
buna bağlı karar tasarısı, bugün genel kurul oturumunda
tartışıldıktan sonra yarın oylanacak.
Bağlayıcı
niteliği olmayan raporda, AB Konseyi'nden, Kıbrıslı
Türklere yönelik mali yardım paketi ve doğrudan ticarete imkan
sağlayacak ticaret tüzüğüyle ilgili çabaları sürdürmesi
isteniyor.
Brok'un
hazırladığı genişleme raporuna yönelik Avrupa
Parlamentosu siyasi grupları ise değişiklik önergesi
hazırladılar.
Sosyalist ve
Liberal grupların hazırladığı değişiklik
önergelerinde Mali Yardım Tüzüğü'nün AB tarafından kabul
edilmesi sonrası Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de göz ardı
edilmemesi isteniyor.
Bu çerçevede AB
Konseyi'nin konuyu bir kez daha ele alması çağrısında
bulunuluyor. Ancak değişiklik önergesinde AB Lüksemburg Dönem
başkanlığı sırasında konuyla ilgili yapılan
istişarelere atıfta bulunulmasına ise Kıbrıslı
Türkler sıcak bakmıyor. Söz konusu değişiklik önergeleri AP
genel kurulunda oylanacak.
Strazburg'da
temaslarda bulunan KKTC Meclisi üyeleri Özdil Nami CTP ve Hasan Taçoy UBP,
ABHaber'e yaptıkları açıklamalarda AP siyasi
gruplarının hazırladıkları değişiklik
önergelerinde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi
bağlamında Lüksemburg dönem başkanlığı
sırasında yapılan istişarelere atıfta bulunulmasına
kaygı verici olduğunu vurguladılar.
Nami ve Taçoy,
"AB'nin Kıbrıslı Türlülere verilmiş bir sözü
olduğunu hatırlatarak tüzükler hiç bir şart öne sürülmeden
hayata geçirilmesi gerekiyor" diye konuştular.
Hıristiyan
Demokratlardan
destek,
yeşillerden eleştiri
Alman
Hıristiyan Demokrat parlamenter Elmar Brok'un
hazırladığı genişleme raporuna, parlamentoda en fazla
sandalyeye sahip Hıristiyan Demokrat Grubu Başkanı Hans-Gert
Poettering tartışılacak genişleme raporuna destek verdi.
Yeşiller
Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit ise, raporu, Balkan ülkelerine
açık bir biçimde tam üyelik perspektifi vermediği gerekçesiyle
eleştirdi.
Raporda
Kıbrıs'la ilgili hususlar
Bağlayıcı
olmayan raporda, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
imzalaması sırasında Kıbrıs ile ilgili
yayımladığı bildiriden "üzüntü duyulduğu"
ifade ediliyor ve Türkiye'nin bütün üye ülkeleri tanımasının,
üyelik sürecinde gerekli olduğu belirtiliyor.
"Gümrük
Birliği anlaşması hükümlerinin tamamen yerine getirilmesi"
çağrısının yer aldığı raporda, Rum
bandıralı gemilere ve uçaklara Türk limanları ve
havaalanlarının açılması gerektiği kaydediliyor.
Raporda, Türk
hükümetine, Kıbrıs ile ilgili yayımlanan tek taraflı
bildirinin, Ek Protokol'ün TBMM'deki onay sürecinin bir bölümü
olmadığını açık bir biçimde ilan etmesi
çağrısında bulunuluyor ve ancak bu olduğu takdirde AP'nin
bu protokole onay vereceği belirtiliyor.
AP raporunda
ayrıca, AB Konseyi'nden, KKTC'ye mali yardım paketi ve doğrudan
ticarete imkan sağlayacak ticaret tüzüğüyle ilgili çabaları
sürdürmesi isteniyor.
Raporda, AB'nin
genişlemeye ilişkin sözlerini tutması istenmekle birlikte,
Birliğin yeni bir genişleme dalgasından önce "hazmetme
kapasitesine" sahip olup olmadığına bakılması
gerektiği belirtiliyor.
Raporun Türkiye
ile ilgili kısmında, "laik ve demokratik bir Türkiye'nin,
medeniyetler arası uzlaşmanın geliştirilmesinde
yapıcı bir rol oynayacağı" vurgulanıyor.
Türkiye'deki
reform hareketinin 2005 yılında yavaşladığı iddia
edilen raporda, ifade özgürlüğü ile dini, kültürel ve azınlık
hakları önünde var olduğu öne sürülen sınırlamaların
ortadan kaldırılması isteniyor.
"İşkence
ve kötü muamelenin tamamen ortadan kaldırılması"
çağrısında bulunulan raporda, "kadın hakları
konusunda da ilerleme sağlanması" tavsiye ediliyor.
KIBRIS 15/03/06
KKTC'de DNA laboratuarı hazır
Yaklaşık
1.5 yıldan beri toplu mezarların açılması için yoğun
bir çalışma içinde bulunan Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi, mezarların açılması için gerekli alt yapının
kurulması konusunda önemli ilerleme sağladı. Bir yandan Ara
Bölge'de Antropoloji Laboratuarı'nın kurulması son aşamaya
gelirken, diğer yandan Kıbrıslı Türk kayıplar için DNA
tetkikleri yapacak olan DNA laboratuarı da tamamlanmış durumda.
Lefkoşa
Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan DNA Laboratuarı, uluslararası
standartlarda hizmet vermeye hazırlanıyor. Laboratuar,
kayıtlı 502 Türk kayıp yakınından DNA örnekleri alarak
analiz yapacak ve kayıplarla ilgili bilgi bankası oluşturacak.
Laboratuarda 3
kişilik ekip hazır
TAK muhabirinin
sorularını yanıtlayan Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'ndeki Türk Üye Gülden Plümer Küçük, Lefkoşa Devlet Hastanesi
bünyesinde kurulan DNA Laboratuarı'nın
tamamlandığını ve uluslararası standartlarda hizmete
hazır hale geldiğini söyledi.
Uzun
yıllardan beri yurt dışında çalışan
Kıbrıslı Türk Genetik Uzmanı Dr. Eyüp Gemicioğlu
gözetiminde çalışacak laboratuarın personel ve teknik alt
yapısı tamamlanmış durumda. Kayıplarla ilgili
bilgilerin toplanacağı soru bankasıyla ilgili forumlar de
hazırlandı.
Genetik
Uzmanı Eyüp Gemicioğlu başkanlığında bir kimyager
ve bir de hemşireden oluşan 3 kişilik ekibe,
çalışmaların seyrine göre gerek duyulması halinde bir de
psikolog katılacak.
Resmi
kayıtlarda yer alan 502 Türk kaybın ailelerinden DNA analizleri için
kan örnmekleri alacak ekip, kimlik tespitinde büyük önem taşıyan
diş, ayak, saç, boy gibi bilgileri de derleyecek.
Aileler
yardımcı olmalı
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden P. Küçük, kimlik
tespitinde DNA testleri yanında kayıplarla ilgili bilgilerin büyük
önem taşıdığına dikkat çekerek, hızlı ve
doğru sonuç almak için kayıp yakınlarının
yardımcı olması gerektiğini vurguladı.
Kayıp
yakınlarının akrabalık derecesine göre laboratuara kan
tetkiki ve bilgi toplamak için çağrılacağını,
laboratuara gelemeyenlere ise ekibin gideceğini söyleyen Küçük, KKTC'de
yapılacak DNA analizlerinin ardından sonuçların Ara Bölge'deki
Genetik Hastanesi'nde birleştirileceğini bildirdi.
Genetik
Hastanesi ve Antropoloji
Laboratuarında
ortak çalışma
Genetik
Hastanesi'nde bu amaçla kurulacak ünitede Türk ve Rum uzmanlar eşit
düzeyde ve eşit sayıda görev yapacak.
Kimlik
tespitine yönelik DNA analizleri yapılırken, diğer yandan da
Antropoloji Laboratuarı'nda kayıpların kimlik tespiti için
kemikler dizilecek. Bu amaçla aylardan beri kuruluş
çalışmaları devam eden Antropoloji Laboratuarı son
aşamaya gelirken, burada da Türk ve Rum uzmanlar birlikte
çalışacak. BM kontrolündeki laboratuarda yabancı uzmanlar
gözetiminde bir Türk ve bir de Rum antropolog birlikte görev yapacak.
Ara bölgedeki
eski havaalanı yakınlarında prefabrik bir bina olarak inşa
edilen Antropoloji Laboratuarı için Türk ve Rum tarafları 70'şer
bin Kıbrıs Lirası tutarında mali katkı yaparken,
Almanya'nın da laboratuara 100 bin Euro yardımda bulunduğu
öğrenildi.
Kazılar
laboratuarların kurulmasından sonra
Laboratuarların
kurulmasının ardından ada genelindeki mezar
kazılarının başlaması planlanıyor. Ada
genelindeki 150-200 mezarın uluslararası uzmanlar gözetiminde
açılması konusunda mutabakat sağlayan Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi, yaklaşık 3 yılda tamamlanması
beklenen kazılar için gerekli toplam 10 milyon dolarlık bütçe için
finansman arayışını sürdürüyor. Komite, projelerle
uluslararası finansman sağlamayı hedefliyor.
3. üye Nisan
başında
Bu arada Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nde 3. üye olarak görev yapan BM
temsilcisinin, tarafların onay sürecinin tamamlanmasının
ardından nisan başında atanması bekleniyor.
Uzun süreden
beri üye vekili olarak görev yapan Birleşmiş Milletler temsilcisi
Pierre Guberan'ın emekliye ayrılmasıyla komitedeki bir üyelik boş
bulunuyor.
BM
kararıyla ve taraflar arasında varılan anlaşmayla 1981
yılında kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne
Latife Birgen'in ardından Türk temsilci olarak atanan ve 1984
yılından beri bu görevi kesintisiz 21 yıl sürdüren Rüstem Tatar
geçtiğimiz aylarda emekliye ayrılmıştı. Tatar'ın
emekliliğiyle Komitedeki Türk üyeliğe, üye yardımcısı
Gülden Plümer Küçük atanmıştı. Dışişleri
Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü
Ahmet Erdengiz de Yardımcı Üye olarak komitede görev yapıyor.
Komite'de Rum
heyetine ise Elias Georgiades başkanlık ediyor.
Komite, rutin
toplantılarını aksatmadan sürdürüyor. Her perşembe toplanan
Komite'de, BM Temsilcisi 3. üyeye adada görevli asistanı vekâlet ediyor.
KIBRIS 15/03/06
'Möller rahatsızlığı' Annan'a iletildi
15 Mart, 2006 18:07:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs
Özel Temsilcisi Danimarkalı Michael Möller'in, Kıbrıs sürecinde
tarafsız bir rol oynayamayacağı yönünde duyduğu
rahatsızlığı Annan'a iletti.
Ankara,
Möller'in, BM Genel Sekreteri Annan'ın misyonunda AB
mekanizmasını öne çıkararak, AB'yi devreye sokmayı
amaçlayan yaklaşımlar sergilemesinden rahatsızlık
duyuyor.
Bu bağlamda Möller'in Kıbrıs sürecinde tarafsız
olamayacağı görüşünde olan Ankara, konuya ilişkin endişesini
Annan'a aktardı.
Kaynaklar, Möller'in, Annan ile Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un Paris'te
yaptığı görüşmenin ardından Ankara'yı ziyaret
etme talebinin de bu çerçevede reddedildiğini belirttiler.
Ankara'yı rahatsız eden konular:
Kaynaklar, Annan ile Papadopulos görüşmesinin ardından yapılan
ortak açıklamanın, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonuna uygun
olmadığının tespit edildiğini ve bu yönde BM'den
izahat istendiğini belirtti.
Annan - Papadopulos görüşmesinde Ankara'yı rahatsız
eden konular:
· Güven artırıcı önlemleri
konuşmak amacıyla kurulacak komitelerin, sanki kapsamlı çözümün
yerine geçecek bir takım tedbirler olarak takdim edilmesi,
· Annan ve Papadopulos'un ortak
açıklamasında yer alan güven artırıcı önlemlerin Rum kesiminin
önerisi gibi sunulması,
·
Asker sayısında indirime gidilmesi ve Magosa
limanının üzerinde anlaşmaya varılmış konular
olarak takdim edilmesinin yadırgandığı
belirtildi.
Annan'ın iyi niyet misyonu çerçevesinde bugüne kadar taraflardan biriyle
ortak açıklama yapmadığına işaret eden Ankara, ortak
açıklamaların ilgili tarafların görüşlerinin
alınmasının ardından olabileceğini kaydetti.
· Gül-Annan görüşmesi ay
sonunda gerçekleşebilir
Öte yandan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül'ün ay sonunda ABD'yi ziyaret etmesinin
planlandığı, bu konudaki çalışmaların devam
ettiği öğrenildi.
Ziyaretin kesinleşmesi durumunda, Gül'ün BM Genel Sekreteri Annan ile de
bir araya gelmesi öngörülüyor.
Görüşmede, Annan'ın Kıbrıs sürecine yönelik tutumunun ve
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'na ilişkin görüşlerinin
öğrenilmesi bekleniyor.
Kıbrıs Eylem Planı
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
Eylem Planı neler öngörüyor?
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme
ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
·
BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına
sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını
kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.
'Möller
değiştirilsin'
16/03/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Türkiye, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'dan Kıbrıs'taki BM ofisinin başına
atadığı Danimarkalı özel temsilcisi Michael Möller'i
değiştirmesini bekliyor. Möller, Annan ile Rum lideri Tasos
Papadopulos'un 28 Şubat'taki Paris buluşmasında
yaptığı ve 'adada asker indirimi, Mağusa Limanı ile
Maraş'ın açılması'yla ilgili ortak uzlaşma
bulunduğu ve bu konuların teknik komitelerde ele
alınacağına dair açıklamanın mimarı görülüyor.
'Objektif' bulunmayan Möller'in izahat vermek için mart başında
yapmak istediği Ankara ziyareti geri çevrildi.
Güneyde Kıbrıslı Türklerin insan hakları
çiğneniyor
ÇOK FARKLI
ALANLARDA İHLAL VAR... 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yayınlanan
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri
Bakanlığı'nın "2005 İnsan Hakları
Raporu"na göre, güneyde Kıbrıslı Türklerin insan
haklarının birçok farklı alanda ihlal edilmesine devam ediliyor.
ABD raporuna göre, kötü muamele, ifade özgürlüğü, seçimler ve siyasete
katılım, eğitim hakkı, dini özgürlükler, etnik
ayrımcılık güneyde Kıbrıslı Türklerin
haklarının ihlal edildiği başlıca alanlar
8 Mart Dünya
Kadınlar Günü'nde yayınlanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD)
Dışişleri Bakanlığı'nın "2005
İnsan Hakları Raporu"na göre, güneyde Kıbrıslı
Türklerin insan haklarının birçok farklı alanda ihlal edilmesine
devam ediliyor.
ABD raporuna
göre, kötü muamele, ifade özgürlüğü, seçimler ve siyasete
katılım, eğitim hakkı, dini özgürlükler, etnik
ayrımcılık güneyde Kıbrıslı Türklerin
haklarının ihlal edildiği başlıca alanlar
Rum
hükümetinin, güneyde Kıbrıs Türklere karşı insan
hakları ihlallerinin giderilmesini düzenleyen uluslararası kararlara
ve anlaşmalara uygun hareket etmediği ve bunlar uyarınca
öngörülen önlemleri almakta yetersiz kaldığı vurgulanıyor.
Seçimler ve
siyasi katılım alanında Kıbrıslı Türklerin insan
haklarının ihlal edildiği belirtilen raporda, 2005
yılı sonunda Rum hükümetinin, Avrupa İnsan Hakları'nın
(AİHM) güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin
haklarının ihlalini önlemek, özgür seçimler ve
ayrımcılık olmaması için hazırlanan 2004
kararıyla uyumlu bir kanunu yasalaştırmamış
olduğu kaydediliyor.
Kötü muamele
Rapora göre,
güneydeki hapishanede bulunan Kıbrıslı Türkler
ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kalıyor. Raporda,
güneydeki ombudsman ofisinin ve sivil toplum örgütlerinin, Lefkoşa Merkez
Hapishanesi'ndeki Kıbrıslı Türk ve yabancıların ayrımcı
davranışlara maruz kaldıkları yönünde şikâyetler
aldıkları belirtiliyor. Hapishanedeki bazı kişilerin
polise, hapishane görevlilerinin ve Kıbrıslı Rum
mahkumların Kıbrıslı Türkleri ve yabancıları
düzenli olarak dövdüğü ve kötü muamelede bulunduklarını iddia
ettikleri de raporda yer alıyor.
Geçen yıl
olduğu gibi, Kıbrıslı Türklerin bu yıl da Yeşil
Hat geçiş noktasında üzerlerinin giysileri çıkarılmak
suretiyle aranmadığı ifade edilen raporda, 2005'te
Kıbrıslı Türklerin güneyde kalan mülklerinin iadesi talebiyle
"Kıbrıs Cumhuriyeti" mahkemelerinde 25 dava
dosyaladıklarına da işaret ediliyor.
İfade ve
basın özgürlüğü
Raporda,
güneyde ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü haklarının
ihlal edilmesiyle ilgili olarak, Kıbrıs Rum hükümetinin,
Kıbrıslı Türk gazetecilerin aksine Türk gazetecilere, güneydeki
haberleri takip etmek için Yeşil Hat'tı geçmelerinde önemli
kısıtlamalar empoze ettiği de yer aldı.
Raporda
ayrıca Kıbrıs Rum gazetelerinin kuzeyde bulunan
işletmelerin ilanlarının yayınlanmasını
reddettiği
belirtiliyor.
Dini
özgürlükler
ABD raporunda,
Kıbrıslı Türklerin güneydeki dini özgürlüklerinin
kısıtlanması konusunda ise, güneydeki Kıbrıs Türklere
ait ibadet yerlerinin tahrip edilmesine rağmen, hükümetin rutin olarak bu
yerlerin korunması ve tamir edilmesi için çalışmalar
yürüttüğü ifade ediliyor. Ancak nisan ayıda Larnaka'da kısa bir
süre önce onarılan Kıbrıs Türk mezarlığının
meçhul kişiler tarafından tahrip edildiği ve yetkililerce bu
kişilerin tespit edilmediği de raporda gündeme getirilen bir
başka husus.
Serbest
dolaşım
Kıbrıs
Rum hükümetinin, Kıbrıslı Rumların, kuzeye geçişlerini
engellemediği, ancak bazı gerekçeler sunarak, geçişlerini
vazgeçirtmeye çalıştığı belirtilen raporda,
Kıbrıs Rum hükümetinin, Haziran 2004'te kuzeydeki limanlardan adaya
giriş yapan Avrupa Birliği ve üçüncü ülke
vatandaşlarının vize uygulamasına tabi tutulmadan güneye
geçişlerine izin verildiği de kaydediliyor.
Raporda dikkat
çekilen diğer bir unsur ise Kıbrıs Rum tarafının,
Azerbaycan'ın dâhil olduğu beş ülkeden oluşan grup ile
eurocontrol arasında hava trafiği hakkında bölgesel
işbirliğinin geliştirilmesi çabalarını veto etmesi.
Raporda, Rum Ulaştırma ve Bayındırlık
Bakanlığı'ndan kıdemli bir yetkilinin, bunun, Bakü ile
Ercan havaalanı arasında direkt uçuş yapılmasına
karşılık yapıldığını alenen
açıkladığı da belirtiliyor.
Ayrımcılık
Güneydeki
yasaların ırk, cinsiyet, dil, dine dayalı
ayrımcılığı yasaklamasına rağmen Rum
hükümetinin güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklere
karşı ayrımcılık yaptığı ifade
ediliyor.
1975 Viyana 3
Antlaşması'nın Rum yönetimi için güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türklere karşı muameleyi düzenleyen yasal
dayanak olmaya devam ettiği belirtilen raporda, Rum hükümetinin genel
olarak bu anlaşmayı uygulamakta etkili olduğu ifade ediliyor.
Ancak Kıbrıs Türk tarafının, söz konusu
anlaşmanın şartlarında sağlanan Limasol'da
Kıbrıslı Türk öğrenciler için okul kurulmamasından
şikâyetçi olduğuna da işaret ediliyor.
Kuzeyde
yaşayan 200 Bulgar uyruklunun, kuzeyden güneye geçerek Bulgaristan'daki
seçimler için Bulgar Elçiliği'nde oy kullanmasının
engellendiğine de raporda yer veriliyor.
Raporda, 29
Temmuz'da eskiden polis olan bir Kıbrıslı Rum'un bir
Kıbrıslı Türk'e ve Kıbrıslı Rum
arkadaşına Lefkoşa'da bir kafede otururken saldırmaktan
tutuklandığı ve aşırı milliyetçi bir örgütün
üyesi olarak bilenen söz konusu bu kişinin mart ayında ise başka
bir Kıbrıslı Türk'e saldırdığı kaydediliyor.
Söz konusu bu kişi hakkındaki davaların delil
yetersizliğinden düştüğüne de işaret ediliyor.
Güneyde
yaşayan 1974'ten sonra doğan bazı Kıbrıslı
Türklerin kimlik kartları ve diğer yasal belgeleri almakta
sıkıntılarla karşılaştıklarının
ifade edilen raporda, Kıbrıslı Türklerin güneydeki yaşam
koşullarıyla ilgili olarak BM Kıbrıs Barış
Gücü'ne (UNFICYP) çok az resmi şikâyette bulundukları da belirtiliyor.
Söz konusu bu şikâyetlerinin ise genellikle yaşamlarını
sürdürmekle ilgili olduğu ifade ediliyor.
Rum
hükümetinin, ilkokullarda ve ortaokullarda Kıbrıslı Türkleri ve
genelde Türkleri aşağılayan tahrik edici dil içeren kitaplar
kullanmaya devam ettiğine ve bunun özellikle tarih kitapları
konusunda olduğuna da raporda yer veriliyor.
KIBRIS 16/03/06
Dört adet elektrik santrali alınıyor
NÜFUS SAYIMI
NİSANA ERTELENDİ... Bakanlar Kurulu'nun dünkü olağan
toplantısından sonra alınan kararları açıklayan Bakanlar
Kurulu sözcülerinden Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz,
Bakanlar Kurulu'nun, 26 Mart'ta yapılacağı açıklanan nüfus
sayımını, gerekli bazı teknik hazırlıkların
yapılabilmesi ve sayımda görev alacak kişilerin eğitimiyle
ilgili çalışmaların tamamlanabilmesi için Nisan ayına
ertelediğini bildirdi. Deniz, nüfus sayımının
yapılacağı tarihin yine Bakanlar Kurulu tarafından daha
sonra belirlenerek açıklanacağını da söyledi.
KKTC'nin en
önemli sorunlarından biri olan elektrik sorunun aşılması
için Finlandiya'daki "WARTSILA" firmasından 4 adet santral
alınmasıyla ilgili anlaşma imzalandı.
Bakanlar
Kurulu'nun dünkü olağan toplantısından sonra alınan
kararları açıklayan Bakanlar Kurulu sözcülerinden Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz, anlaşma uyarınca, üretici firma
"WARTSILA"dan 4 adet 17.5 Megawatt'lık santral alınacak ve
toplam 70 Megawatt'lık bu santraller 6 ay içinde KKTC'ye teslim edilecek.
Bakan Deniz,
Bakanlar Kurulunun, 26 Mart'ta yapılacağı açıklanan nüfus
sayımını da, gerekli teknik çalışmaların
tamamlanamaması nedeniyle nisan ayına ertelediğini
açıkladı.
Bakanlar Kurulu
dünkü toplantısında, Vatandaşlık Yasası'nda da
düzenleme yaparak Cumhuriyet Meclisi'ne sevk etti.
Yasada
yapılan düzenlemeyle KKTC vatandaşı olmayan bir kişi,
ülkede 5 yıl süreyle çalışma izniyle kesintisiz
çalışması halinde daimi ikamet izni için müracaat hakkına
sahip olabilecek. Daimi ikamet izni alan kişi ise 5 yıl daha KKTC'de
ikamet etmesi durumunda, toplam 10 yılın sonunda
vatandaşlık için müracaat etme hakkı kazanacak.
Bakanlar
Kurulu, dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında
toplandı.
Bakanlar Kurulu
Sözcülerinden, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz,
yaklaşık 2.5 saat süren toplantı sonrasında basına
yaptığı açıklamada alınan kararlar hakkında ayrıntılı
bilgi verdi..
Vatandaşlık
konusunda karar
Bakan Deniz,
yapılan düzenlemeyle KKTC vatandaşı olmayan bir kişinin
ülkede 5 yıl süreyle çalışma izniyle kesintisiz
çalışması halinde daimi ikamet izni için müracaat hakkına
sahip olacağını açıkladı. Deniz, daimi ikamet izni
alan kişinin ise 5 yıl daha KKTC'de ikamet etmesi durumunda, toplam
10 yılın sonunda vatandaşlık için müracaat etme hakkı
kazanacağını ifade etti.
Ancak, daimi
ikamet izninin vatandaşlık anlamına gelmediğini vurgulayan
Derviş Kemal Deniz, daimi ikamet izni ve vatandaşlık vermenin
Bakanlar Kurulu'nun yetkisinde olacağını vurguladı.
Bu arada, daimi
ikamet iznine sahip kişilerin seçme ve seçilme hakkı ile kamuda
çalışma hakkı olmayacağına işaret eden Deniz, bu
kişilerin diğer vatandaşlık haklarından
yararlanabileceğini ifade etti.
Nüfus
sayımı ertelendi
Derviş
Kemal Deniz, Bakanlar Kurulu'nun, 26 Mart'ta yapılacağı
açıklanan nüfus sayımını, gerekli bazı teknik
hazırlıkların yapılabilmesi ve sayımda görev alacak
kişilerin eğitimiyle ilgili çalışmaların
tamamlanabilmesi için Nisan ayına ertelediğini bildirdi. Deniz, nüfus
sayımının yapılacağı tarihin yine Bakanlar Kurulu
tarafından daha sonra belirlenerek açıklanacağını da
söyledi.
Vatandaş
son kez sayım için evinde kalacak
Halkın
nüfus sayımı için son kez evinde kalacağını da
vurgulayan Bakan Deniz, bu konuda başlatılan
çalışmaların süratle tamamlanmasının karara
bağlandığını ifade etti.
Wartsıla
ile anlaşma imzalandı
Deniz bu arada,
KKTC'nin en önemli sorunlarından biri olan elektrik sorunun
aşılması için Finlandiya'daki WARTSILA firmasından 4 adet
santral alınmasıyla ilgili anlaşmanın
imzalandığını açıkladı.
Anlaşma
uyarınca, üretici firma WARTSILA'dan 4 adet 17.5 Megawatt'lık santral
alınacak ve toplam 70 Megawatt'lık bu santraller 6 ay içinde KKTC'ye
teslim edilecek.
Söz konusu
santrallerin yıl sonuna kadar hizmete hazır olmasının
öngörüldüğünü belirten Deniz, bir soruya karşılık
santrallerin toplam tutarının yaklaşık 22 milyon Euro
olduğunu bildirdi.
Karpaz
bölgesi'nde köy pansiyonculuğu geliştirilecek
Öte yandan,
dünkü toplantıda Karpaz Bölgesi'nde köy pansiyonculuğunun
geliştirilmesini öngören bir karara da onay verildiğini
açıklayan Bakan Deniz, köy pansiyonculuğunun özel ilgi turizminde çok
önemli rol oynadığına işaret ederek, Bakanlar Kurulu'nun
bundan hareketle Karpaz Bölgesi'ndeki bazı köylerde pansiyonculuğun
geliştirilmesi için KKTC Kalkınma Bankası'ndan kredi
kullandırılmasını onayladığını
bildirdi.
Deniz; köy
pansiyonculuğunun geliştirilmesi kapsamına alınan köylerin
isimlerini; Tatlısu, Kaplıca, Yedikonuk, Büyükkonuk, Bafra,
Çayırova, Pamuklu, Mehmetçik, Kumyalı, Ziyamet, Balalan, Dipkarpaz,
Kaleburnu, Sazlıköy, Sipahi, Yeni Erenköy ve Yeşilköy olarak
açıkladı.
Pansiyonculuk
için söz konusu köylerde bulunan taş evlerin tamir edilmesi veya aynı
tipte evlerin inşa edilmesi için Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı tarafından "Reel Sektörün
Geliştirilmesi Projesi" adı altında kredi
sağlanacağını kaydeden Deniz, bakanlığının;
Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendisler Odası'nı bu konuda üç tip
proje geliştirmesi için görevlendirdiğini ifade etti.
Bakan Deniz,
pansiyonlar için kredinin KKTC Kalkınma Bankası
aracılığıyla sağlanacağını ve
oranın, en çok maliyetin %90'ı kadar olacağını
açıkladı. Deniz, "Maliyetin yüzde 90'ını geçmeyecek
kadar katkı yapılacaktır" dedi.
Deniz bu arada,
pansiyon olarak yeni bina inşa edecek olanlara 150 bin YTL'ye kadar,
mevcut binanın tamiri için de 75 bin YTL'ye kadar kredi verileceğini
ifade etti. Deniz, kredi için ilk etapta Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'na 2005 yılında başvuranların
yararlandırılmasını öngördüklerini de belirterek, "Bu
çerçevede kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmayan veya bu
kurumlardan emekli olmayanlar ile belirli bir gelir düzeyinde olmayanlara öncelik
tanınacaktır. Kredi, ilk iki yıl geri ödemesiz olmak üzere,
restore edilecek binalar için 5 yıl, yeni inşa edilecek binalar için
ise 10 yıl vadeli olacaktır. Kredilere yüzde 5 faiz uygulaması
yapılacaktır. Bu miktarın yüzde ikisi Kalkınma
Bankası'na komisyon olarak verilecektir" diye konuştu.
KIBRIS 16/03/06
ABD, adada inisiyatif üstlenmeye hazırlanıyor
ABD'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schlicher, ABD'nin, Kıbrıs'ta çözüme
yönelik bir süreç başlatılmasını kararlaştıran
Birleşmiş Milletlerle süreçteki tarafları destekleyeceğini
belirterek "ABD'nin desteklediği, iki tarafın
çoğunluğunun üzerinde anlaşacağı iki bölgeli, iki
toplumlu, adanın yeniden birleştirilmesiyle sonuçlanacak bir
çözümdür" dedi.
"Kıbrıs
Haber Ajansı'nın haberine göre, Paris görüşmesi sonrasında
adadaki tarafların Birleşmiş Milletlerdeki süreç üzerinde
anlaşarak taahhüde bulunmalarının, "olumlu ve
çarpıcı" bir gelişme olduğunu ifade eden Schlicher,
Washington'dan yetkililerin birkaç ay içinde Kıbrıs'ı ziyaret
edeceklerinin de kesin olduğunu bildirdi.
Rum
tarafında Limasol Belediyesi'ni ziyareti sırasında açıklama
yapan Büyükelçi Schlicher, "Biz Birleşmiş Milletlerin
tarafları bir araya getirmesini, teknik komitelerin olabildiğince
erken çalışmalara başlamasını sabırsızlıkla
bekliyoruz. Biz Amerika Birleşik Devletleri olarak Birleşmiş
Milletler ve tarafların uygun gördüğü bu girişimi her
şekilde desteklemeye kararlıyız. Birleşmiş Milletlere
de bu isteğimizi ifade ettim. Tarafların bir an önce
çalışmalara başlayacağını ümit ediyoruz"
şeklinde konuştu.
Sürece hiçbir
şekilde müdahale etmeyeceklerini, yapmak istediklerinin
Birleşmiş Milletlerle tarafları bu süreçte desteklemek
olduğunu anlatan ABD Büyükelçisi, gerekli olanın süreci bir an önce
başlatmak olduğunu, ondan sonra da ABD'den ne isteneceğini göreceklerini,
ABD'den istenecekleri karşılamaya çok hevesli olduklarını
kaydetti.
Washington'dan
yetkililerin birkaç ay içinde Kıbrıs'ı ziyaret edeceklerinin
kesin olduğunu bildiren ABD Büyükelçisi Schlicher, "Eğer iki
taraf arasında açıklığa kavuşturulması gereken
konular varsa umarım soruları olan kişiler Birleşmiş
Milletler ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi
Michael Moller'le oturup görüşürler ve ihtiyaçları olan
açıklamayı alırlar. Böylelikle komitelerde çalışmaya
başlarız.
Büyükelçi
Schlicher, "Amerika Birleşik Devletleri, iki tarafta da büyük
çoğunluğun üzerinde anlaşacağı, iki bölgeli, iki
toplumlu, adanın yeniden birleştirilmesiyle sonuçlanacak bir çözümü
destekliyor. Bizim desteklediğimiz budur ve buna ulaşmak için en
hızlı ve muhtemel yolları bulmak istiyoruz" dedi.
KIBRIS 16/03/06
KKTCliler 26
Martı evde geçirecek
KKTC
Bakanlar Kurulu, 26 Mart Pazar günü yapılacak nüfus ve konut
sayımı nedeniyle Sokağa Çıkma Yasağı Emirnamesi
yayımladı.
AA
Güncelleme: 12:02 TSİ 16 Mart 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Resmi Gazetede yayımlanan emirnameye göre, Devlet Planlama Örgütü
Müsteşarlığınca yapılacak nüfus ve konut
sayımı nedeniyle 26 Mart Pazar günü 05.00-18.00 saatleri
arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacak.
Emirnameye
göre, sayım ve yazım işlemlerindeki görevliler ile görevli ve
üniformalı askerler, emniyet, itfaiye ve cezaevi mensupları
sokağa çıkma yasağından muaf olacak. Zorunlu sebeplerden
dolayı sokağa çıkması gereken kişiler, 24 Mart 2006
Cuma günü mesai bitimine kadar tüm ilçelerde kaymakamlıklarda
oluşturulan İlçe Sayım Komitesine müracaat ederek özel izin
alabilecek.
Sokağa çıkma yasağı gününde hastalık, doğum gibi
zorunlu sebeplerden dolayı sokağa çıkması gereken
kişiler, ilçe merkezlerinde İlçe Sayım Komitesinden, kasaba ve
köylerde en yakın polis karakolundan özel izin almak suretiyle sokağa
çıkabilecek.
Kıbrıs
raporu Güney'i anlamadı
|
|
Güney'i bölünmeye
karşı uyarıp BM ile işbirliğine çağıran
rapor, bölünmeden korkulmadığını göz ardı ediyor
17/03/2006
RADIKAL
Alekos
Konstantİnİdİs
Uluslararası
Kriz Grubu'nun (International Crisis Group) Kıbrıs Raporu'na göre,
Kıbrıs Rum liderliği ve özellikle de Cumhurbaşkanı
Tasos Papadopulos'un, "BM ve diğer uluslararası ortaklarla
işbirliğini reddetmekteki ısrarı, adanın nihai
bölünmesine ve tanınsa da, tanınmasa da Kuzey'in
bağımsızlığına yol açacak.
Rapora göre liderler bunu anlamalı.
Bir uyarı olarak dile getirilen bu tespit, yani statükonun bugünkü hali ve
çözümsüzlüğü muhafaza etmenin zamanla nihai bölünmeye yol
açacağı gerçeği, özellikle son zamanlarda, sıkça tekrarlanan
bir tespit. Konuyla ilgili olarak gelişigüzel seçilmiş birkaç
alıntıya yer vermek istiyorum: Uluslararası ilişkiler
profesörü Aleksis İraklidis, bir yazısında "Papadopulos,
Annan Planı hakkında bir şey duymak istemiyor. Hatta planı
biçimlendiren mantığı, yani, iki toplumun eşitliğini,
iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu da reddediyor. Bu gerçek, adayı
kaçınılmaz olarak bölünmeye sürüklüyor". Yorgos Hristodulidis
ise "Görünüşe bakılırsa, sadece iki seçeneğimiz var:
Ya şimdi yapılacak bir uzlaşma ya da iki devletli, zamana
dayalı rahat konfederasyon".
Uyarı değil
tespit
Zaten, DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile EDİ
Genel Başkanı ve eski Cumhurbaşkanı Yorgos Vasiliu'nun
sıkça tekrarladığı gibi Papadopulos ve onu destekleyen
partilerin izlediği çözümsüzlük ya da zamana dayalı çözüm siyaseti,
nihai bölünmeye yol açacak.
Ancak, sorun, hitap edilenlerin uyandırılması hedeflenerek,
bugünkü durumun sonsuzlaştırılmasının bölünmeye
sürükleyeceği yönünde bir uyarı niteliğindeki bir tespit. Bu,
artık yaklaşmakta olan bir tehlike ve çok olumsuz bir gelişmeye
yönelik bir uyarı gibi sunulamaz.
Bölünme beklentiyi
karşılar
Nihai bölünme beklentisi, Kıbrıs sorunuyla uğraşanlar ve
nüfusun büyük bir bölümü için artık korkutucu bir şey olmaktan
çıktı. Nihai bölünme fikri artık kimseyi ya da
çoğunluğu korkutmuyor, özellikle de liderleri korkutmuyor.
Dolayısıyla kimsenin bölünmeye yönelik uyarıları sonuca
ulaşmıyor. Maalesef, Kıbrıs Raporu'nu hazırlayanlar
bunun farkında değil. Nihai bölünme beklentisi Papadopulos, Dimitris
Hristofyas, Yannis Omiru ve siyasi sahnemizin daha küçük çaptaki
oyuncuları için artık korkutucu bir öğe değil. Tersine,
zaman içinde iki ayrı devlet kurularak nihai bölünmeyi sağlamak,
görünüşe bakılırsa, bizi yönetenlerin beklentilerini
karşılamakta.
Bunun da ötesinde, Atina'da yayımlanan 'Kathimerini' gazetesinin
başyazarının da belirttiği gibi, zamana dayalı iki
ayrı devlet kurarak nihai bölünmeye varma beklentisi Kıbrıs Rum
toplumunda tepkilere yol açan bir seçim değil. Tam tersine, yukarıda
andığım Yorgos Hristodulidis imzalı makalede
belirtildiği gibi "Birçok siyasetçi yakın gelecekte çözüm
aramadaki başarısızlığın kaçınılmaz
sonucu olarak nihai bölünmeden söz ediyor, Kıbrıslıların
çoğu nihai bölünmeyi bir çözüm şekli olarak reddetmiyor".
Hristodulidis'in de belirttiği gibi, bölünmeden korkan siyasetçiler
artık fazla değil ve bununla orantılı olarak bölünmeyi
reddetmeyen, korkulacak bir şey olarak tanımlamayan
Kıbrıslıların sayısı fazla ve bu sayı
zamanla artıyor. (Rum Gazetesi, 16 Mart 2006)
RADIKAL 17/03/06
Ortak
'soykırım' komisyonu
|
|
|
TTK Başkanı
Halaçoğlu (solda) ile Mavi Kitap'ın editörü Sarafian'ın da
katıldığı konferans bugün sona eriyor. FOTOĞRAF: BÜNYAMİN
AYGÜN |
Halaçoğlu önerdi,
Sarafian kabul etti. 1915'ten sonra Osmanlı Ermenilerinin akıbetinin
ne olduğunu araştırmak için Türk ve Ermeni tarihçilerden ortak
komisyon oluşturulacak
17/03/2006 RADIKAL
İSMAİL
SAYMAZ
İSTANBUL
- İstanbul Üniversitesi tarafından düzenlenen 'Türk-Ermeni
İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar' başlıklı
uluslararası konferansın ikinci gününde olumlu bir adım
atıldı ve iki tezi savunanlar arasında bir ortak komisyon
kurulması için çalışma kararı alındı. Dünkü
konferansta, '1. Dünya Savaşı'nda ve sonrasında Ermeni sorununun
çeşitli yönleri' tartışıldı.
Yine 'Mavi Kitap'
Ermenilere soykırım yapıldığını iddia eden
Londra merkezli Gomidas Institute Müdürü Ara Sarafian, konuşmasında,
etnik temizlik iddialarına kaynak gösterilen 'Mavi Kitap'ı savundu.
(İngiltere Propaganda Bürosu'nca 1916'da yazılan 'Mavi Kitap',
Osmanlı Ermenilerine sistematik etnik temizlik
uygulandığını ileri sürüyor.)
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Sarafian'a,
1915 ve sonrasında Osmanlı Ermenilerinin akıbetinin ne
olduğu ve bu dönemdeki Ermeni ve Türk kayıplarını
araştırmak üzere, Ermeni ve Türk tarihçilerden bir komisyon
oluşturulmasını önerdi. Sarafian da öneriyi kabul etti.
Halaçoğlu, daha sonra, Sarafian ve Ermeni tarihçilerle bir araya
geleceklerini ve bu komisyonun oluşması için çaba sarf edeceklerini
söyledi. Dünkü oturumda şu görüşler savunuldu:
'Rusların rolü
büyük'
Doç. Dr. Betül Arslan (Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi): Erzurum,
Türkler ve Ermenilerin dostluk içinde yaşadıkları bir kentti.
Ermeniler bölgenin en rahat yaşayan grubuydu. 670 bin Müslüman, 135 bin
Ermeni vardı. Ticaret Ermenilerin elindeydi. Savaş haberlerinden
korkan Müslüman halkın yarısı göç etti. Bunlardan 200 bini
geriye dönebildi.
Sadece Erzurum'da 150 bin Müslüman ölürken, tüm Türkiye'de 350 bin Ermeni' nin
açlık, soğuk ve yolculuktan ölmesi imkânsız değil. Rus
birliklerinin yerine gelen Ermeni çeteleri 3 bin Türk'ü katletti. Ermeniler
bunu yaparken, Türkler neden karşı bir şey yapmadı? Çünkü
Osmanlı seferberlikteydi, erkekler askerdi, kalanlar kadın, çocuk,
yaşlıydı ve mukavemet güçleri yoktu. Katliamda Rusların
rolü büyük. Türkiye'de bu iş sadece tarihçilere bırakılamaz.
Politik olarak da cevap verilmeli.
'Osmanlı
haklıydı'
Prof. Dr. Justin McCarthy (ABD'li tarihçi-yazar): Osmanlıların
Ermenilerden korkmaları için haklı sebepleri vardı. Arkadan
vurulmaktan korkuyorlardı. Doğu'da iki cephe vardı, İran ve
Rus cepheleri. Sivas'tan Erzincan'a uzanan yol Rus cephesine ilerliyor. Burada
telgraf hatları var. Erzurum ile Erzincan arasındaki hattı
keserseniz askeri iletişimi zorlarsınız.
Şebinkarahisar'da hem demiryolu hem de telgraf hattı var. Ordunun
Rusya ile savaşması için her şey bu yoldan geçecekti. Ermeniler bu
yol üzerinde isyan etti. İsyan için nüfusun yüzde 15'ini
oluşturduğunuz yeri mi seçersiniz? Neden isyan çıkardılar?
Çünkü Rusların casusluğuna soyunup Osmanlı'nın
yollarını kesebilmek için. Urfa'da ve Zeytun'da olduğu gibi
Sivas'ta da başarılı olamadılar. Ancak büyük hasar
verdiler. Osmanlı cepheden gelip bunlarla uğraştı.
Ermeniler gerilla savaşı için uygun yerleri seçti. Bu bölgelerde
telgraf hatları kesildi. Osmanlı askerlerinin kaçabileceği
yollar ve geçitler de Ermenilerce tutuldu ve bu yolda yüzbinlerce Müslüman
öldürüldü. Ermeniler Rusların bilinçli casusuydu. Osmanlı, Ermeni
isyanını bastırmak konusunda haklıydı.
'Sistematik katliam
var'
Ara Sarafian (Gomidas Institute Müdürü ve 'Mavi Kitap'ın editörü): 'Mavi
Kitap'ın propaganda eseri olduğu, belgeler seçilirken tarafgir
olunduğu söyleniyor. Bu kitap 1916 yılında yayımlandı.
Görgü tanıklarının raporlarına göre, sistematik bir Ermeni
katliamı var. Türklerin Ermenileri hedef aldığı söyleniyor.
Türk milliyetçileri raporların nereden
alındığının ve kaynakların kime ait
olduğunun bilinmediğini öne sürüyor. Kaynak anahtarı 40
yıldır yayımlanıyor. Eleştirenler o anahtara
baksın. O tarihte ABD'nin Türkiye'deki pek çok kentte temsilcileri
vardı. Harput'taki Ermeni nüfusuna yapılanları ABD'liler
gözlemledi. ABD konsolosu buna tanık oldu, konvoyları gördü,
insanların Suriye çöllerine gelmeden öldüklerini işitti, yoldaki
katliamları gördü.
ABD belgelerinde, Suriye'ye 485 bin Ermeni'nin vardığının
yazılı olduğu aktarıldı. Aynı belgede, 'Binlerce
insan Suriye'ye gelemeden öldürüldü' de deniyor. Üstelik bunlardan 300 bini de
Der Zor'a gönderildi ve bunların da pek çoğu açlık ve
hastalıktan öldü. Urfa'da da ABD'liler vardı. Urfa Ermenileri 1915'in
sonunda ayaklandı. Çünkü tehciri gördüler.
'Kitabın maskesi
düştü'
Şükrü Elekdağ (CHP Milletvekili ve emekli büyükelçi): 'Mavi Kitap',
propaganda ürünüdür, iddialar mesnetsizdir. İngiltere, kitapla ABD
kamuoyunun vicdanına seslenerek savaşa girmelerini istiyordu. Bu
kitap o bakımdan başarılı oldu.
Kitabın orijinal nüshasında, kaynakların gerçek isimleri
açıklanmadan, onlara kod adları veriliyordu. Bu kitabın
maskesini düşüren kişi ABD'li McCarthy oldu. Kitabın kaynak
anahtarı İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nda
bulundu ve açıklandı. Kitabın propaganda aracı olduğu
ortaya çıktı. Kitapta yer alan 150 tanığın güvenilir
olduğu ileri sürülüyor. Bu 150 kişinin isimleri belli değildi.
59 belge ABD'li misyonerler, 52 belge Ermeni militanlarca, yedi belge de
Taşnak üyelerince yazılmıştır. Bu kitap bir
sahtekârlık faaliyetidir.
Barış
politikasının sonuçları... ABD Büyükelçisi mecliste
Kıbrıs
Türk halkının 24 Nisan Referandumu'ndaki güçlü "evet"i ve
Mehmet Ali Talat'ı cumhurbaşkanlığına, CTP'yi de
iktidara taşımasıyla başlayan barış
politikasının olumlu gelişmeleri sürüyor... ABD Lefkoşa
Büyükelçisi Ronald Schlicher, bugün saat 11.00'de Cumhuriyet Meclisi'ni ziyaret
ederek Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'yla görüşecek.
Büyükelçi
Schlicher'in Cumhuriyet Meclisi'ni ziyareti, Türkiye büyükelçilerinin
dışında, bir ilki oluşturacak.
Meclis
kaynaklarından elde edilen bilgiye göre, ilk kez Türkiye
dışında bir ülkenin büyükelçisi, Kıbrıs Türk
Halkının iradesinin temsil edildiği Cumhuriyet Meclisi'ni
ziyaret edecek.
Büyükelçi
Schlicher'in ziyareti, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Başbakan Ferdi Sabit Soyer hükümetinin Kıbrıs sorununun çözümü
yönündeki samimi tutumu ve
inandırıcılığının, Kıbrıs Türk
halkına karşı yükselen sempatinin ve desteğin bir
göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Ancak süper güç
ABD'nin bu desteği KKTC'nin tanınması yönünde bir adım
olarak nitelenmiyor. ABD'nin KKTC'yi tanımama ve bu konuda BM Güvenlik
Konseyi kararlarına bağlılık politikası sürüyor.
Son olarak ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza, Rum basınına
yaptığı açıklamada, "Biz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni
hiçbir zaman tanımayacağız. Attığımız
adımların hiçbiri tanımayı gündeme getiremez" dedi.
KIBRIS 17/03/06
AP,
Kıbrıslı Türkler Temas Grubu'nun adını
tartışıyor
Avrupa
Parlamentosu (AP) tarafından Kıbrıslı Türkler ile
ilişkilerin geliştirilmesi ve diyalogun artırılması
için kurulan AP kuzey Kıbrıs Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun
adının "AP Kıbrıslı Türkler Yüksek Seviyede Temas
Grubu" olarak değiştirilmesi istendi.
AP
Başkanlar Konferansı toplantısında grubun adının
değişmesi gerektiği yönünde öneri getirildi. Söz konusu önerinin
''Temas Grubu'nun adada Kıbrıslı Türkler ile diyaloga
geçtiği açık bir şekilde ortaya konulmalı'' görüşünden
yola çıkılarak gündeme getirildiği bildirildi. AP Başkanlar
Konferansında önerinin kabul edilmesi bekleniyor.
AP' deki bütün
siyasi eğilimlerin temsilcilerinden oluşan temas grubu kuzey
Kıbrıs'a ilk ziyaretini mart ayı başında
yapmıştı. İkinci ziyaretin ise haziran ayı
başında yapılacağı belirtilmişti.
KIBRIS 17/03/06
Doğrudan
ticaret hayata geçirilsin
|
AP Alman Hıristiyan
Demokrat Elmar Brok'un hazırladığı ve AB Komisyonu'nun
"2005 Genişleme Strateji Belgesi''ne ilişkin
yanıtını içeren rapor ve buna bağlı karar
tasarısı AP'de dün kabul edildi. Raporda Avrupa Konseyi'ne
çağrıda bulunuldu: Doğrudan
ticaret hayata geçirilsin RUMLARIN ÖN
ŞART GETİRMESİ ENGELLENDİ... Raporda,
Kıbrıslı Türklere yönelik ticaret tüzüğüyle ilgili
çabaların sürdürülmesi istendi. Oylamalar sırasında, AP
Hıristiyan Demokrat Grubu'nun, "ticaret tüzüğünün hayata
geçirilmesinin Türkiye'nin limanlarını açmasına
bağlanmasını" talep eden değişiklik önergesi
reddedildi. Sosyalist grubun, "doğrudan ticaret tüzüğünün
hayata geçirilmesi" çağrısında bulunan önerisi ise kabul
edildi. AP çevreleri, kararı Rumların doğrudan ticaret
tüzüğüne ön şart getirilmesi engellendi şeklinde
yorumladı TÜRKİYE
TÜM ÜYELERİ TANIMALI AB Komisyonu'nun "2005 Genişleme
Strateji Belgesi''ne ilişkin yanıtını içeren rapor ve
buna bağlı karar tasarısı AP'de dün kabul edildi.
Raporda, Türkiye'nin bütün üye ülkeleri tanımasının, üyelik
sürecinde gerekli olduğu belirtildi. ''Gümrük Birliği
anlaşması hükümlerinin tamamıyla yerine getirilmesi''
çağrısının da yer aldığı raporda, Rum
bandıralı gemilere ve uçaklara Türk limanları ve
havaalanlarının açılması gerektiği kaydedildi Avrupa Parlamentosu
(AP) Alman Hıristiyan Demokrat Elmar Brok'un
hazırladığı ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun
"2005 Genişleme Strateji Belgesi''ne ilişkin
yanıtını içeren rapor ve buna bağlı karar
tasarısı AP'de dün kabul edildi. Bağlayıcı
niteliği olmayan raporda, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nü imzalaması sırasında Kıbrıs ile ilgili
yayımladığı bildiriden ''üzüntü duyulduğu'' ifade
edildi ve Türkiye'nin bütün üye ülkeleri tanımasının, üyelik
sürecinde gerekli olduğu belirtildi. ''Gümrük
Birliği anlaşması hükümlerinin tamamıyla yerine
getirilmesi'' çağrısının yer aldığı
raporda, Rum bandıralı gemilere ve uçaklara Türk limanları ve
havaalanlarının açılması gerektiği kaydedildi. AP raporunda
ayrıca, AB Konseyi'nden, Kıbrıslı Türklere mali
yardım paketi ve doğrudan ticarete imkan sağlayacak ticaret
tüzüğüyle ilgili çabaları sürdürmesi istendi. Rapor ve
karar tasarısında, AB'nin genişlemeye ilişkin sözlerini
tutması istenirken, Birliğin yeni bir genişleme
dalgasından önce ''hazmetme kapasitesine'' sahip olup
olmadığına bakılması gerektiği belirtildi. Oylamada 397
''evet'', 95 ''hayır'' ve 37 ''çekimser'' oyu kullanıldı. Oylamalar
sırasında, AP Hıristiyan Demokrat Grubu PPE'nin, "ticaret
tüzüğünün hayata geçirilmesinin Türkiye'nin limanlarını
açmasına bağlanmasını" talep eden
değişiklik önergesi reddedildi. Konuyla
ilgili sosyalist grubun önerisi kabul edildi. Öneride doğrudan ticaret
tüzüğünün hayata geçirilmesi çağrısında bulunuluyor ve AB
Lüksemburg dönem başkanlığı sırasında
yapılan istişarelere atıfta bulunuluyor. Ancak bu konuda
Kıbrıslı Türklere danışılması isteniyor. Rumların
ön şart getirilmesi engellendi ABHaber'e
göre, Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan
izolasyonların kaldırmaya yönelik AP'nin aldığı
karar AP'nin Kıbrıslı Türklere desteği devam ediyor
şeklinde yorumlandı. AP çevreleri,
kararı ''Rumların doğrudan ticaret tüzüğüne ön şart
getirilmesi engellendi. Önemli olan Brok'un kendisinin Kıbrıs ile
ilgili öneriyi geri çekmesi oldu'' şeklinde değerlendirdiler Öte yandan
hafta başından bu yana Strazburg'da temaslarda bulunan
Kıbrıslı Türk milletvekilleri Özdil Nami ve Hasan Taçoy AP
siyasi grupları ile yoğun temaslarda bulundular. Öte yandan,
Kıbrıs'tan Türk askerinin ve Türk göçmenlerinin çekilmesinin rapora
eklenmesini isteyen bir değişiklik önergesi de reddedildi "Türkiye
tüm AB üye ülkelerini tanımalı" Raporda,
Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması
sırasında Kıbrıs ile ilgili
yayımladığı bildiriden ''üzüntü duyulduğu'' ifade
edildi ve Türkiye'nin bütün üye ülkeleri tanımasının, üyelik
sürecinde gerekli olduğu belirtildi. ''Gümrük
Birliği anlaşması hükümlerinin tamamıyla yerine
getirilmesi'' çağrısının yer aldığı
raporda, Rum bandıralı gemilere ve uçaklara Türk limanları ve
havaalanlarının açılması gerektiği kaydedildi. Raporda, Türk
hükümetine, Kıbrıs ile ilgili yayımlanan tek taraflı
bildirinin, Ek Protokol'ün TBMM'deki onay sürecinin bir bölümü
olmadığını açık bir biçimde ilan etmesi
çağrısında bulunuldu ve ancak bu olduğu takdirde AP'nin
bu protokole onay vereceği belirtildi. AP: Türkiye
ile müzakereleri politik
kriterlere endekslensin Türkiye'nin
yanı sıra Hırvatistan, Makedonya ve diğer Batı
Balkan ülkeleriyle ilgili bölümler yer aldı. AP, politik
kriterlerin kısa vadede gerçekleştirilmesinin Türkiye'nin üyelik
müzakerelerinde öncelikli koşul yapılmasını istiyor. Kararın
Türkiye'yle ilgili bölümünde reform sürecinin yavaşladığı
belirtiliyor ve Ankara'dan temel hak ve özgürlükler alanındaki
reformlarını sürdürmesi talep ediliyor. Avrupa
Parlamentosu kararında, Türkiye'nin üyelik için gerekli politik
kriterleri 1-2 yıl içinde gerçekleştirmesi gerektiği yönünde
görüş de belirtiyor. Bu
görüşün Avrupa Komisyonu tarafından
paylaşıldığının da dile getirildiği
kararda Ankara, söz konusu kriterlerin yerine getirilmesi konusunda Avrupa
Birliği'ne en kısa sürede bir takvim sunmaya davet ediliyor. Ankara'dan
"öncelikli koşul" tepkisi Öte yandan,
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB'nin eğitim
ve kültür başlığında yapılacak müzakerelere siyasi
kriterleri koşul olarak koyma girişimlerine tepki gösterdi. Birliğin
Türkiye ve Hırvatistan'a göndermeye hazırlandığı
ortak tutum belgesiyle gündeme gelen konu hakkında değerlendirmede
bulunan Gül, AB ile yürütülen eğitim ve kültür
başlıklarında yapılacak müzakerelerde siyasi
konuların ele alınmasının söz konusu
olmadığını açıkladı. Abdullah Gül,
eğitim ve kültür başlığına ilişkin Avrupa
Birliği'nden gönderilecek davet mektubunda "siyasi kriterler
dikkate alınır" ifadesinin yer alıp
almadığına ilişkin soruları yanıtladı. Davet
mektubunun henüz kendilerine ulaşmadığını belirten
Gül, "Siyasi konuların ele alınacağı
başlıklar bellidir. Eğitim ve kültür
başlığında siyasi konuların ele alınması
söz konusu olamaz. Bu fasıl eğitim ve kültür ile ilgili
konuların yer alacağı bir fasıl olacaktır" dedi.
Türkiye
siyasi kriterler için endişeli Türk
diplomatik kaynakları, AB'nin Türkiye ve Hırvatistan'a göndermeye
hazırlandığı ortak tutum belgesinde atıf
yapılan azınlık haklarının, adalet ve içişleri
başlığı altında ele alınacağını;
bu nedenle iki müzakere başlığı arasında "yatay
bağ" kurulmaması gerektiğini savundu. Ankara, her
başlıkta müzakereye başlarken benzer bir girişimle
karşı karşıya kalmaktan da endişe ediyor. Nitekim
daha şimdiden, Fransa, Yunanistan, Avusturya ve Kıbrıs Rum
tarafı, Türkiye'deki dini azınlıkların
haklarının tanınması için, ilgili müzakere
başlıklarının açılabilmesi için Kopenhag siyasi
kriterlerine atıfta bulunulmasını talep ediyor. Özdemir: AB
Kıbrıslı Türklere
verdiği sözü unutmasın AP Genel
Kurul oturumunda, genişlemeyle ilgili tartışma
sırasında söz alan AP'nin Türk kökenli Alman üyesi Cem Özdemir,
AB'nin, Türkiye'ye Ankara Anlaşması'nın gereklerini yerine
getirmesi çağrısında bulunurken, kendisinin de
Kıbrıslı Türklere verdiği sözü tutması
gerektiğini" söyledi. Özdemir,
"Kıbrıs'ta çözüm isteyen Kıbrıslı Türklerin
cezalandırılmaması gerektiğini" belirterek,
"AB'nin daha önce söz verdiği gibi Kıbrıslı Türklere
yönelik ekonomik izolasyonu kaldırması gerektiğini"
bildirdi. Özdemir,
bunun AB için bir itibar sorunu olduğuna dikkati çekti. Olli Rehn:
Hazmetme kapasitesi dışında
işleme kapasitesi de önemli Tartışmalarda
söz alan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu temsilcisi Olli Rehn,
birliğin genişleme politikasını savundu ve bu
genişleme politikaları yüzünden yazar Orhan Pamuk'un Türkiye'de
görüşlerini özgürce ifade edebildiğini bildirdi. AB'nin
hazmetme kapasitesine ilişkin eleştirilere yanıt veren Rehn,
bu konunun ilk kez 1993 yılında Kopenhag'da gündeme geldiğini
ve AB Komisyonu'nun daha sonraki yıllarda kapsamlı çalışmalar
yaptığını söyledi. Rehn,
"AB'nin hazmetme kapasitesi dışında işleme
kapasitesi de önemli bir konu" diye konuştu. |
KIBRIS 17/03/06
|
Denktaştan
yardım eleştirisi KKTC
1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği (AB) mali
yardımının alınmasının, KKTCnin dibine konan
dinamitin fitilini ateşlemek anlamına geleceğini söyledi. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 22:32 TSİ 17 Mart 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Rauf Denktaş, Günlük zorlukları bertaraf edebilmek için
geleceğimizi, altından kalkamayacağımız ipotek
altına almaktayız. KKTCnin varlığı,
Kıbrısı alamamalarının yegane nedenidir. Bunu ortadan
kaldırmak istiyorlar dedi.
Denktaş,
çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında,
AB Mali Yardımının alınacağı yönündeki
açıklamaları değerlendirdi. Hükümetin bu konuda kararı
olmadığını kaydeden Denktaş, Koalisyon hükümetinin,
ortağına danışmadan, bildirmeden aldığı bu
kararın altında belki de koalisyonu bozmak ve başka formülasyona
gitmek vardır dedi.
Denktaş, Rum idaresinin temsilcisinin de varolduğu AB Komisyonunda
Rumun rızası ve şartlarıyla Kıbrıs Türklerine
para sunulmasının bir oyun olduğunu ve amacın adım
adım AB yoluyla KıbrısıRuma ve Yunana bağlamak olduğunu
söyledi.
Denktaş, fıstık parası, rüşvet diye nitelediği
AB mali yardımının alınması konusunda hükümet
kararı olmadığını, dolayısıyla bu
parayı her kim alırsa alsın, Kıbrıs Türkünün Ruma
yamalanması için oynanan oyunun parçası olacağını
kaydetti.
ABnin Kıbrıs Türkünü, kuzeyde işgal altında yaşayan
Kıbrıslılar olarak gördüğünü ifade eden Denktaş,
Annan Planına evet diyerek egemenlik istemediğiniz için, devlette
ısrar etmediğiniz için de size bazı hediyeler getiriyor.
Sakın ola ayılıp daoynanan oyunu görüp, devletime sarılayım
demeyesiniz diye dedi.
Kıbrıs'ta
aşk - 2
Bu sütunda sözünü etmiştik... Avustralya'da yaşayan İngiliz
yazar Harry Blackley, "Love And Death in Cyprus", yani
"Kıbrıs'ta Aşk ve Ölüm" adlı bir kitap
yazmış, içinde bir aşk öyküsüyle birlikte Ada'nın
gerçeklerini anlatmıştı. Kıbrıs Türklerinin haklılığını
vurgulayan ender kitaplardan biriydi bu... Aynı zamanda Avustralya -
Türkiye Dostluk Grubu Başkanı olan Blackley bin tane kitabı
sadece posta masrafı karşılığı göndermeyi önermiş
ama KKTC yetkilileri konuyla hiç ilgilenmemişti.
Blackley bizler adına umutsuzlanmış, bir dostuna
yazdığı mektupta şöyle demişti:
"Türk düşmanı grupların bu kadar kolay zafer
kazanmasına şaşırmamak lazım. Bu ilgisizlik var
oldukça kim, ne yapabilir?"
Bu satırları yazmamızdan sonra güzel gelişmeler oldu...
Yapı Endüstri Merkezi Başkanı Mimar Doğan Hasol konuyla
ilgilendi... Blackley ile temasa geçti. Doğan Bey'in posta
masraflarını yüklenmesi üzerine Blackley, 2 bin kitabı gemiyle
yola çıkardı. Kitapların nisan sonunda Türkiye'ye
ulaşması bekleniyor. Doğan Hasol kitapların bin tanesini,
turistlere dağıtılmak üzere, Kıbrıs'a gönderecek. Bin
tanesi Türkiye'de dağıtılacak.
Geçmişte Avustralya'da konsolos olarak bulunan Hasan Aşan da
kolları sıvadı. Aşan'ın temasları sonucu April
Yayınları kitabı Türkçe basmayı kabul etti... Uluslar kendi
davalarını anlatmak için milyonlarca doları seferber ediyor.
Bizim cephede ise işler ancak böyle, duyarlı insanların soylu
çabalarıyla yürüyor...
·
* * *
*
MELIH
ASIK MILLIYET 19/03/06
Hükümette "Çatlak" tartışması
Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, "hükümette çatlak yok ama
işaretleri var." dedi,
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer sert bir dille yanıt verdi: "Sorun varsa gelsin
görüşelim."
Hükümette
"Çatlak" tartışması
SOYER: SIKINTI
VARSA BUNU GÖRÜŞMEMİZ GEREKİR... Soyer: Eğer koalisyon
ortağımız bunun belirtisi olduğunu söylerse, belirtinin ne
olduğunu da paylaşmak durumundadır. Eğer bir
sıkıntısı varsa, basın önünde konuşmaktan evvel
bizimle bunu konuşması gerekir. Bana hâlâ daha herhangi bir
belirtinin şikayetini yapmış değildir. Bu bakımdan
böyle bir sıkıntı varsa, bunu benimle görüşmesi gerekir ve
bunu tartışmamız gerekir
SERDAR
DENKTAŞ: CUMHURBAŞKANIYLA GÖRÜŞECEĞİM... Serdar
Denktaş: Cumhurbaşkanı ile oturup konuşacağız.
Kendisini üzmeden yormadan konuşacağız. Ama şunu ifade
etmeliyim ki benim tavrım bellidir. Yapılan açıklamalar
doğrultusunda devam etmemiz mümkün değildir. Keşke bu
açıklamalar yapılmasaydı. Bir hafta beklenseydi. 139 milyon Euro
olayı değildir. Bu tüzük bugüne kadar ortaya konulmuş bir
siyasetin temelinin bundan sonra dinamitlenmesidir
Hükümetin küçük
ortağı, Demokrat Parti"nin Genel Başkanı,
Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş'ın "Hükümette çatlak olabileceğine dair
belirtiler var" şeklindeki açıklaması ve Başbakan
Ferdi Sabit Soyer'in buna sert bir dille yanıt vererek,
"Ortağımız çatlak belirtisi olduğunu söylerse,
sıkıntısı varsa bunu benimle görüşmesi gerekir"
demesi hükümet çevrelerinde tartışma yarattı.
Başbakan
Soyer, dün bir kabulü sırasında, bir soru üzerine; hükümet
ortağı DP'nin Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın,
önceki gün hükümetle ilgili yaptığı "hükümette çatlak
olabileceğine dair belirtiler var" şeklindeki
açıklamasını değerlendirdi.
Soyer,
hükümetin program, protokol ve çalışmalarıyla görevde
bulunduğuna, bunun farklı siyasi partiler tarafından
oluşturulan bir koalisyon ve her siyasi partinin farklı görüşü
olduğuna işaret ederek, kendilerinin program ve büyük ölçüde
protokolle hareket ettiklerini vurguladı.
Başbakan,
şöyle devam etti:
Soyer: Bana
herhangi bir belirtinin şikayetini yapmış değildir
"Eğer
koalisyon ortağımız bunun belirtisi olduğunu söylerse,
belirtinin ne olduğunu da paylaşmak durumundadır. Eğer bir
sıkıntısı varsa, basın önünde konuşmaktan evvel
bizimle bunu konuşması gerekir. Bana hâlâ daha herhangi bir
belirtinin şikayetini yapmış değildir. Bu bakımdan
böyle bir sıkıntı varsa, bunu benimle görüşmesi gerekir ve
bunu tartışmamız gerekir. Ben bu konularda çok spekülatif bir
kısım haberlerin oluşmasına taraftar olmadığım
için usulüne göre hareket ediyorum. Hükümet ayaktadır, görevdedir.
Eğer sıkıntı ve şikayet varsa, bunun da adresi
tarafların bunu görüşüp anlaşmasıdır. Eğer
görüşüp konuşmaz ve anlaşmazsa, bunu kamuoyuyla da
paylaşır. Ben, kamuoyu önünde tartışmaktan kaçmak durumunda
da değilim, tercih edilirse onu da yaparım. Ama etik değerler,
ikincisini yapmak yerine, birincisini öncelikle herkesin ele alması
gerektiğini emreder bize."
Serdar
Denktaş'ın açıklamaları
Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, BRT 1 televizyonunda yayınlanan AKİS programında
Gazeteci Mete Tümerkan'ın sorularını yanıtlarken, Mali
Yardım Tüzüğü ile ilgili gelişmeler ve Kıbrıs
konusunda önemli açıklamalarda bulunmuştu.
Avrupa
Birliği mali yardımının kabul edilip edilmemesi konusunda
hükümette şu an için bir çatlak olmadığını, ancak
çatlak olabileceğine dair işaretler bulunduğunu söyleyen Serdar
Denktaş, pazartesi günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
yapacağı görüşme sonrasında bu konuda daha net bir görüntü
ortaya çıkacağını da belirtti.
Mali
Yardım Tüzüğü konusunda hükümet düzeyinde ya da Cumhurbaşkanlığı
ile hükümet arasında birlikte üretilmiş bir politika
olmadığını vurgulayan Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Denktaş,
"Kıbrıs konusundaki gelişmelerle ilgili durumu her zaman
doğrudan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
değerlendirdiğini, bugüne kadar bunun böyle olduğunu,
dolayısıyla gelişmeleri bir bürokrattan
öğrenemeyeceğini" kaydetti.
DP olarak AB
mali yardımının kullanılması konusundaki
tavırlarını açıklarken, mali yardım konusunun; 139
milyon Euro'nun ötesinde, Rum yönetiminin vesayetini kabul edip,
Kıbrıs Türk halkının haklarına helal getirip getirmeme
konusu olduğunu, bu nedenle çok dikkatli politikalar ortaya konulması
gerektiğini vurgulayan Denktaş, bu çerçevedeki bir yardımın
kabul edilmesine "kesinlikle hayır" dediklerini belirterek, bu
yardım kullanılacaksa CTP'nin başka hükümet kurması
gerektiğinin altını çizdi. Denktaş bu konuda şöyle
dedi:
"Hükümet
eğer vesayet altındaki bir durumu kabul etmeye yönelirse, hiç
yöneleceğini zannetmiyorum, ilgili bürokrat arkadaşın
söylediği gibi, bu paranın kullanılması konusunda bizim
söyleyecek hiçbir şeyimiz yoksa, buyursun kullansınlar. Hâlâ daha
yaklaşımımız, bilin ki, bunu yapabilmeleri için başka
hükümet kurmaları gerekeceği şeklindedir. Bu bir ihtar, tehdit
ya da şantaj değil. Bunun altına ben imza atamam. Bu
yaklaşımın altına benim imza atmama partim müsaade
etmez."
Serdar
Denktaş, iç ve dış politikada hükümetin kendi iç
çalışması mekanizmasında bir sorun
olmadığını, hükümet protokolüne uyumlu bir şekilde
çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.
Dışişleri
Bakanı Denktaş, ancak bazı bürokratlarla sorun
yaşandığını söyledi.
Avrupa
Birliği mali yardımı konusunda
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in
yaptığı açıklamaları eleştiren Denktaş,
hükümet ortakları ve Cumhurbaşkanı ile istişarelerde
bulunup ortak bir politika belirlemeden Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı'nın açıklama yapmasının etik
olmadığını dile getirdi.
Bakanlar Kurulu
toplantısında da Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı'nın açıklamalarının gündeme
geldiğine işaret eden Denktaş, "kendilerinin ve
Cumhuriyetçi Türk Partisi kanadı bakanlarının Müsteşar
Pertev'in açıklamalarını doğru
bulmadıklarını aktardıklarını, Başbakan
Soyer'in de bu konuda girişimde bulunacağını
söylediğini" anlattı.
Serdar
Denktaş, mali yardımın kullanımı konusunda,
"bizim yetkimiz yoktur" yaklaşımının benimsenmesi
halinde Demokrat Parti kanadı olarak bunun altına imza
atmayacaklarını vurguladı.
"O zaman
bir sorun vardır demektir"
Denktaş,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile mali yardım konusundaki
gelişmeler ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev'in açıklamalarıyla ilgili pazartesi günü
görüşeceğini söyledi.
Mali
yardım konusunda Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı'nın yaptığı açıklamanın
"Cumhurbaşkanı Talat'ın bilgisinde
olmadığını ve bu konuda hükümetin ortak kararı
bulunmadığını" belirten Denktaş, "Bize
sorulmadan bir karar üretildiyse, o zaman bir sorun vardır demektir"
dedi. Denktaş, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı'nın açıklamalarından
'Cumhurbaşkanı'nın haberi var' şeklinde
açıklaması sonrasında 'acaba Cumhurbaşkanı ile de
aramızda bir sorun mu var?' şeklinde bir soru işareti
oluştu. Bunu pazartesi günü Sayın Cumhurbaşkanı ile
konuşacağım.
Şimdi ne
olduğuna bir bakalım. Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı'nın Mali Yardım Tüzüğü nedeni ile ilgili bir
takım açıklamaları oldu.
26 Nisan'da AB
bize dönük tüzüklerle ilgili kararı aldıktan sonra hükümetin
Cumhurbaşkanlığı ile birlikte ortak bir tavrı oldu.
'Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları kaldırma
konusunda görüş ortaya koyan AB'dir. O zaman buyurun yapın. Bizden
bir şey beklemeyin' şeklinde bir tavır. Bir ara bize gelip
'tüzükleri ayırabilir miyiz?' diye sordular. Biz kendilerine
'bunların birlikte geçeceğini siz söylediniz. Şimdi
ayırmaktan söz ediyorsunuz. Bu tüzükleri ortaya koyarken bize
sormadınız. Şimdi de sormayın' dedik.
Bu
politikayı biz birlikte belirleyerek bugüne kadar uyguladık.
Şimdi ancak ortada bir sonuç var. Mali tüzük onaylanmış durumda,
ortaya çıkan bir belge var. Oturup bu konuda bir politika üretmiş
değiliz. Hükümet düzeyinde bu konuyu ele almadık. Hükümet bu konuyu
Cumhurbaşkanı ile birlikte ele almak zorundadır.
Cumhurbaşkanı'nın olmadığı bir ortamda hükümetin
oturup 'budur bizim tavrımız' şeklinde bir karar üretmesi son
derece yanlıştır. Bunu bizzat ben ortaya koydum. Düşünün
bir dönem geçirdik. Hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de Sayın
Başbakan yurtdışında idi. Ben Başbakan Vekili olarak
istesem çıkar bu konuda bir şeyler söylerdim. Ama benim Başbakan
Vekili konumunda böyle bir sorumsuzluk içine girmem mümkün değildi. Burada
müşterek bir mesele söz konusudur. Hem Cumhurbaşkanı hem de
hükümet Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını
gözeterek hareket etmek zorundadır. Bize karşı oynanan bu
satranç oyununda hangi adımı atarsak bizim için daha iyi olur. Bunu
birlikte tespit etmek zorundayız. Verilebilecek çok akıllıca
kararlar vardır. Öyle 'kabul ettik' ya da ' etmedik' kuruluğu
içerisinde adım atmamak lazım. Bu işi muğlakta
bırakmadan verilebilecek çok akıllı kararlar, atılabilecek
adımlar vardır. Bir devlet politikasının ortaya
çıkması gerekirken Cumhurbaşkanlığı
müsteşarından açıklamalar geldi. İki kez televizyonlarda
sorulan sorular üzerine nazikçe uyardım, ama baktım devam ediyor.
Nitekim dün verdiğim bir beyanatla bu açıklamaların devleti
bağlamadığını söyledim. Bir başka açıklama
duydum ki budur etik olmayan, 'yapılan tüm açıklamaların
Cumhurbaşkanı'nın bilgisi dahilinde' diye.
"Bu kadar
net"
Geçmiş
bütün görüşmeler ve açıklamaların Cumhurbaşkanı
Talat'ın bilgisi dahilinde olduğuna işaret eden Denktaş,
ancak "Mali Yardım Tüzüğü ile ilgili açıklamanın
Cumhurbaşkanı'nın bilgisinde olmadığını,
hükümetin bu yönde bir kararı olmadığını"
söyleyerek, "Bunu açıkça ifade ediyorum" dedi ve şöyle
devam etti:
"Şimdi
eğer Allah iyiliğini versin Sayın Talat'ın, kendi
bürokratını koruma düşüncesiyle bu açıklama
yapılmışsa, ki sanmıyorum, burada büyük bir etik kural
hatası vardır. Ki Cumhurbaşkanı bu açıklamayı
yapmadan bana bir telefon açabilir, bilgi verebilirdi. Ben kendisini
rahatsız etmiyorum. Sağlığına bir an önce
kavuşmasını isterim. O nedenle de kendisini hiçbir şekilde
rahatsız etmem. Bana bir telefon eder, sonra da dilediği gibi hareket
ederdi ve bu açıklamayı yaptırırdı. Ben de ona göre
tavrımı alırdım. Şu anda ben Dışişleri
Bakanıyım bu ülkenin. Ben, Cumhurbaşkanından bir konuda ne
düşündüğünü bir bürokratından öğrenmem, direkt kendisinden
öğrenirim. Onun için diyorum ve öyle sanıyorum ki
Cumhurbaşkanının bu açıklamadan da haberi yoktur. Eğer
varsa, Cumhurbaşkanı da Sayın Pertev'in söyledikleri
doğrultusunda bir karar üretmişse, o zaman yarın memlekette bir
sorun var. Niye? Burada 139 milyon ya da daha önceki gibi 259 milyon euroyu
alıp almama değildir mesele! Kıbrıs Türkü Rum vesayetini
kabul edecek mi, etmeyecek mi? Bütün mesele budur. Verilecek cevap ne
olmalıdır konusunu biz kendi aramızda enine boyuna
tartışmalıyız. Bırakın Türkiye ile de bunun
istişaresini yapmamız gerekecektir. Ve ondan sonra bir açıklama
yapılmalıdır. Yoksa böyle bu kadar basit bir gözlükle
bakıp, '139 milyon gelsin' diye bir basit yaklaşıma girersek,
neticede 139 milyon euroya kendi haklarımızı Rum'a
satmış duruma düşeriz. Bakın 'satmış duruma
düşeriz' dedim, çok ağır ifadeler kullanıyorum. Ancak ben
yine de inanmıyorum ki ne Cumhurbaşkanı ne de hükümetin kendisi
böyle bir yaklaşım içerisinde olsun. Konu dünkü Bakanlar Kurulu'nda
gündeme geldi. Bir bürokratın hükümetin bilgisi dışında ve
böylesine önemli bir konuda bir açıklama yapması konusu CTP'li
bakanlar tarafından da, bizim bakanlar tarafından son derece
yanlış olduğu ve ikaz edilmesi gerektiği Sayın
Başbakan'a iletildi. Biliyorsunuz Sayın Başbakan da yurt
dışındaydı. Kendisi bu konuyu derhal ele
alacağını söyledi. Ama bugün çok farklı bir açıklama
görünce, bir yerde bir yanlış olduğunu söylüyorum ve öyle
olmasını diliyorum. Değilse ve Raşit beyin ortaya
koyduğu tavır 'benim tavrımdır' denirse, o zaman hükümetle
Cumhurbaşkanı arasında bir sorun vardır.
Ortağımız CTP bu konuda Cumhurbaşkanı ile birlikte
hareket edecekse, o zaman da hükümette bir sorun vardır. Bu kadar
net."
Serdar
Denktaş mali yardım konusunda kendisinin tavrının ne
olduğu şeklindeki soruya karşılık verirken de,
partisinin tavrının DP Genel Başkan Yardımcısı
Ertuğrul Hasipoğlu tarafından ortaya konulduğunu, ancak bu
konuda kendisinin Dışişleri Bakanı olması nedeniyle
bir şey söylemeyeceğini, çünkü söylemesi halinde hem hükümeti hem de
Cumhurbaşkanı'nı bağlayıcı
olacağını ifade etti. Denktaş şöyle devam etti:
"Altına
da imza atacak kalem bende yoktur"
"Basın
önünde konuşarak, 'ben böyle düşünürüm' diyerek,
yapılabilecekleri yapamayacağımız bir noktaya gelmek ve iç
politika düşüncesi ile heba etmek istemem. Bu hem doğru olmaz hem de
etik olmaz. Ben bunu asla yapmam. Pazartesi günü Sayın
Cumhurbaşkanı ile görüşeceğim. Bu konuda öyle çok acil
cevap verme durumumuz da yoktur. Bakın; Annan-Papadopulos görüşmesi
sonrasında aciliyet söz konusuydu ve onunla ilgili gereği
yapıldı. Ama bu konu öyle değil. Tepkimizin ne olması
gerektiği konusunda öncelikle Başbakan'la Cumhurbaşkanı ile
bu konuyu oturup tartışmak, görüşlerimizi karşılıklı
ortaya koyup bir devlet politikası ortaya çıkardıktan sonra bunu
açıklamak doğrudur. Durum bu. Bu nedenle yapılan
açıklamalara karşı çıkıyorum ve bu nedenle bu
açıklamaların devleti bağlamadığını
söylüyorum. Eğer tekrar ediyorum vesayet altındaki bir durumu kabul
etmeye yönelirse hükümet, hiç yöneleceğini zannetmiyorum, ilgili bürokrat
arkadaşın söylediği gibi, bu paranın kullanılması
konusunda bizim söyleyecek hiçbir şeyimiz yoksa, buyursun
kullansınlar. Hâlâ daha yaklaşımımız, bilin ki, bunu
yapabilmeleri için başka hükümet kurmaları gerekeceği
şeklindedir. Bu bir ihtar, tehdit ya da şantaj değil. Bunun
altına ben imza atamam. Bu yaklaşımın altına benim
imza atmama partim müsaade etmez. Bu nedenle büyük bir kriz oluşur, ama o
noktaya varmadan önce ben eminim karşılıklı konuşunca
esas olması gerekenler ortaya gelecek, yapılan açıklamalar
ortadan kalkacaktır. Buna inanıyorum. Ortada kesin bir etik
yanlış vardır. Bu etik yanlışı
Dışişleri Bakanı olarak ve partim adına kabul etmem
mümkün değildir. Burada söylediklerim ortağıma yönelik tehdit ya
da şantaj olarak algılanmamalıdır. Ancak ortaya konulan
görüşler doğrultusunda bir kararın altına da imza atacak
kalem bende yoktur.
"Siyasetin
dinamitlenmesidir"
Pazartesi günü
konuyu Cumhurbaşkanı ile oturup konuşacağız. Kendisini
üzmeden yormadan konuşacağız. Ama şunu ifade etmeliyim ki
benim tavrım bellidir. Yapılan açıklamalar doğrultusunda
devam etmemiz mümkün değildir. Keşke bu açıklamalar
yapılmasaydı. Bir hafta beklenseydi. 139 milyon Euro olayı
değildir. Bu tüzük bugüne kadar ortaya konulmuş bir siyasetin
temelinin bundan sonra dinamitlenmesidir. Biz, Cumhurbaşkanı ile
hükümet olarak hep şunu söyledik. 'Rum'un vesayetini kabul etmeyiz, Rum'a
bağımlılığı kabul etmeyiz' dedik.
İzolasyonların kaldırılması gerekmektedir. Rum'un
vesayetini ne Cumhurbaşkanı ne Başbakan kabul eder. Ama benim
bilmediğim bir siyaset değişikliği varsa, benden gizlenen,
o zaman da biz yokuz."
AP yüksek
seviyede temas grubu Avrupa Parlamentosu'nun Yüksek Seviyede Temas Grubu'na
yönelik tepkilerinin haklı bir tepki olduğunu ve bu sayede
Avrupalıların gerçeği gördüğünü söyleyen Denktaş,
Avrupa Parlamentosu heyetine yönelik olarak hükümette herhangi bir çatlak
olmadığını belirtti ve CTP ile DP'nin farklı yöntemler
izleyerek Kıbrıs Türk halkının kimliğine dikkat
çektiğini ifade etti.
Başbakan
Yardımcısı Denktaş, hükümet programı çerçevesinde
bugüne kadar uyumlu bir çalışmanın devam ettiğini, zaman
zaman ortaya çıkan sorunlara da çözüm bulduklarını anlattı.
KIBRIS 18/03/06
Avrupalı
Parlamenter Grossetete: Kıbrıslı Türkler, kuzeyde AB ofisi
istiyor
Avrupa
Parlamentosu (AP) tarafından Kıbrıslı Türkler ile
ilişkilerin geliştirilmesi ve diyaloğun
artırılması için kurulan AP Kuzey Kıbrıs Yüksek
Seviyede Temas Grubu başkanı Francoise Grossetete, AP
Başkanlık Konferansı'na Kuzey Kıbrıs'ta
yaptıkları temas hakkında bilgi verdi.
ABHaber
Grossetete'tin AP Başkanlık Konferansı'na Kuzey
Kıbrıs'ta yaptıkları temaslar ile ilgili
aktardığı bilgileri yayınlıyor.
Grossetete,
Kuzey Kıbrıs temasları ile ilgili AP Başkanlık
Konferansı'na şu bilgileri aktardı:
"Kuzey
Kıbrıs ile ilk teması gerçekleştirdik.
Temaslarımız AP ile Kuzey Kıbrıs Türk toplumu arasında
güveni sağlamak ve izolasyonların kaldırılması
açısından önemliydi. Yaptığımız görüşmeler
çok olumlu geçti. Temaslarımızda Annan planı temelinde çözüm
istendiğini gözlemledik.
Kuzey
Kıbrıs'ta yaptığımız temaslarda Kıbrıs
Türk toplumu temsilcileri ve sivil toplum örgütleri ile bir araya geldik. Çok
iyi bir çalışma yaptık ve bundan faydalandık.
Yaptığımız görüşmelerde Kıbrıs Türk
halkının AP'de sözcüsü olacağımızı söyledik.
Mesajlarını
AP'ye aktaracağımızı kaydettik. Kıbrıs Türk
halkı Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması ve yine AB'nin Kuzey
Kıbrıs'ta bir temsilcilik açmasını istiyor. Ayrıca
izolasyonların son bulmasını talep ediyorlar.
AB'nin
Kıbrıslı Türkler için verdiği 139 milyon euro para
yardımı bir an önce somut projeler ile hayata geçirilmelidir.
AB parayı
bu yıl içinde zaman kaybetmeden kuzey Kıbrıs halkının
yaşantısını kolaylaştıracak projelere vermelidir.
Bu AB içinde halkın güveninin kazanılması açısından da
iyi bir gelişme olacaktır."
KIBRIS
18/03/06
Eski
Cumhurbaşkanı Denktaş :Parayı almak, KKTC'nin
altındaki dinamitin fitilini ateşlemektir
Eski
Cumhurbaşkanı Denktaş, dün çalışma ofisinde
düzenlediği basın toplantısında; AB Mali
Yardımı'nın alınacağı yönündeki
açıklamaları değerlendirdi:
Eski
Cumhurbaşkanı Denktaş :Parayı almak, KKTC'nin
altındaki dinamitin fitilini ateşlemektir
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB Mali Yardımı'nın
alınmasının, KKTC'nin dibine konan dinamitin fitilini
ateşlemek anlamına geleceğini söyledi.Denktaş, "Günlük
zorlukları bertaraf edebilmek için geleceğimizi, altından
kalkamayacağımız ipotek altına almaktayız... KKTC'nin
varlığı, Kıbrıs'ı alamamalarının yegane
nedenidir. Bunu ortadan kaldırmak istiyorlar" dedi.
Hükümetin bu
konuda kararı olmadığına işaret eden Denktaş,
"Koalisyon Hükümeti'nin, ortağına danışmadan,
bildirmeden aldığı bu kararın altında belki de
koalisyonu bozmak ve başka formülasyona gitmek vardır" dedi.
Eski
Cumhurbaşkanı Denktaş, dün çalışma ofisinde
düzenlediği basın toplantısında; AB Mali
Yardımı'nın alınacağı yönündeki
açıklamaları değerlendirdi. Rum idaresinin temsilcisinin de var
olduğu AB Komisyonu'nda Rum'un rızası ve şartlarıyla Kıbrıs
Türkleri'ne para sunulmasının bir oyun olduğunu ve amacın
adım adım AB yoluyla Kıbrıs'ı Rum'a ve Yunan'a
bağlamak olduğunu söyledi.
Konuyla ilgili
açıklamaları, "Bunlar aldatmacadır. Günü geçirmek için
yapılan açıklamalardır. Uzun vadede bunun cezasını
Kıbrıs Türk halkı çekecektir" şeklinde
değerlendiren Denktaş, şöyle devam etti:
"1964'de
Erenköy'de aç ve susuz insanlardık... Etrafımız Rum ve Yunan
askerleriyle çevrilmiş, Kızılay'ın yardımlarıyla
yaşayan bir halktık... Ama kamyonlarla yiyecek getiren Rumlara
oradaki gençler 'Teşekkür ederiz, istemeyiz' deme yürekliliğini
göstermişti."
"Fıstık
parası, rüşvet"
Denktaş,
"fıstık parası, rüşvet" diye nitelediği AB
mali yardımın alınması konusunda hükümet kararı
olmadığını, dolayısıyla bu parayı her kim
alırsa alsın, Kıbrıs Türkü'nün Rum'a yamalanması için
oynanan oyunun parçası olacağını kaydetti.
AB'nin
Kıbrıs Türkü'nü "kuzeyde işgal altında yaşayan
Kıbrıslılar" olarak gördüğünü söyleyen Denktaş,
"Annan planına 'evet' diyerek egemenlik istemediğiniz için,
devlette ısrar etmediğiniz için de size bazı hediyeler
getiriyor. Sakın ola ayılıp da oynanan oyunu görüp, devletime
sarılayım demeyesiniz diye" dedi. Denktaş, şöyle devam
etti:
"Cumhurbaşkanı
ve hükümetinden ricam, çok iyi düşünsünler. Bu parayı almak demek,
KKTC'nin temeline konan dinamitin fitilini ateşlemek demektir. Görev
antlarına aykırıdır. Bunun sonucu yavaş yavaş
halkımıza Rum'un hâkimiyetini kabul ettirmektir"
"Afyon
yutmuş insanlar"
Türkiye'ye
açıkça Kıbrıs Rum'unu tanıması konusunda baskı
yapıldığını kaydeden Denktaş, bunun
yapılması halinde Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarından
feragat etmiş olacağını belirtti.
Denktaş,
"Buna boyun eğecek insan az bulunur. Onlar da işte
'askersizleşsin' diye yollara dökülmüştür. Çünkü AB de bunu
istemektedir. Askersizleştirme, Rum'a boyun eğme anlamına
gelir" dedi.
Rum yönetimi
silahlanırken, kuzeyde silahsızlanma oyunu oynandığına
işaret eden Denktaş, "Bunlar da bizi uyandırmıyorsa,
demek ki biz afyon yutmuş insanlar durumundayız. Uyanmamız çok
geç olacak. O zaman da anavatan uzakta olacak" şeklinde konuştu.
"Vatandaşlıkla
ilgili düzenleme maksatlı"
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC vatandaşı olabilmek
için getirilen yeni şartlardan duyduğu
rahatsızlığı da dile getirerek, "Türkiye bize
kapılarını ardına kadar açmışken, bizim
hükümetimiz vatandaş olabilmek için 10 yıl ikamet şartı getirdi.
Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir tedbir alınmadı. 5 yıl
normaldir" şeklinde konuştu.
Vatandaşlıkla
ilgili düzenlemenin maksatlı olduğunu savunan Denktaş, Güney
Kıbrıs'ta dışarıdan gelen ve vatandaş
yapılan 100 bin kişi bulunurken, vatandaşlıklarla uğraşmanın
doğru olmadığını kaydetti.
Türkiye'de
"duru Kıbrıslılar Annan planına 'evet' demeseydi, zor
durumda olmazdınız. 'Hayır' diyen yüzde 35 duru Türkiye'den
gelenlerdir" şeklinde bir ayırım
yapıldığını ileri süren Denktaş, "evet"
diyenlerin yüzde 30'unun Türkiye'den gelen vatandaşlar olduğunu ve bu
kişilerin de Türkiye'den gelen sese uyduklarını belirtti.
"Üzüntülüyüz"
Rum
yönetiminin, adım adım, sezdirmeden egemenliğini
yayamadığı bölgeye AB kanalıyla yaymaya
çalıştığını kaydeden Denktaş, elle tutulur
hale gelen bu oyunlar karşısında halkın devletine sahip
çıkması gerektiğini söyledi. Denktaş, "Üzüntülüyüz,
çünkü adım adım ilerlemektedirler" dedi. Denktaş,
şöyle devam etti:
"AB ve AB
İnsan Hakları Mahkemesi; bizi görmüyor, tanımıyor,
davayı bilmiyor, insan haklarını çiğneyerek, karar
almaktadırlar. Bunları yüzlerine vuracak durumdayız. Ancak bir
korku ve endişe içinde, günlük zorlukları bertaraf edebilmek için
geleceğimizi altından kalkamayacağımız ipotek
altına almaktayız."
Sorular
Denktaş,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in
Türkiye'nin onayıyla hareket edildiği yönündeki
açıklamasıyla ilgili soruyu yanıtında, "Bu
izahattır, mazeret değil. Bizi şaşırtan şey
Erdoğan ve Gül'ün 'asla kabul edilemez' beyanatlarından sonra bizim
cumhurbaşkanımız ve hükümetimiz mi gidip onları
kandırdı" dedi.
CTP/DP
Koalisyon Hükümeti'nin dağılma ihtimalinin sorulması üzerine
Denktaş, "Bunu göze almışlardır. Onların
beklentisi; haziranda yapılacak seçimde, 2 milletvekilini alırlarsa,
koalisyona ihtiyaçları olmayacak ve istedikleri şekilde
oynayabilecekler" yanıtını verdi.
KIBRIS 19/03/06
Başbakan
Soyer :Son derece önemli, yeni bir gelişme
Başbakan
Soyer, Avrupa Parlamentosu'nda önceki gün onaylanan, Elmar Brok'un
hazırladığı Kıbrıs Raporu hakkında
değerlendirmelerde bulundu:
Başbakan
Soyer :Son derece önemli, yeni bir gelişme
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Parlamentosu'nda önceki gün onaylanan, Elmar Brok'un
hazırladığı Kıbrıs Raporu hakkında
değerlendirmelerde bulunarak, Türkiye'nin genişleme sürecinin içine,
"Kıbrıs Türk halkına yönelik yapılması gereken
açılımların ve Kıbrıs Türk halkına dönük AB
kararlarının yerine getirilmesi" kuralının
konulmuş olmasının son derece önemli, yeni bir gelişme
olduğunu vurguladı.
Soyer, dün bir
kabulü sırasında konuyla ilgili soru üzerine, artık siyaset
yapmanın reddederek olamayacağını, siyasetin "kaleden
kaleye şahin uçurularak" yapılamayacağını
söyledi.
Başbakan
Soyer, siyasetin; konuşarak, tartışarak, akıl dolu
tavırlarla olabileceğini söyledi.
AP Yüksek
Seviyede Temas Grubu ile yaptıkları görüşmelerde, çok açık
bir şekilde tüm sıkıntıları
anlattıklarını ifade eden Soyer, bu noktada söz konusu
temaslarda Kıbrıs Türk halkının hissiyatının
aktarıldığını ve karşı tarafın bunu
kavradığını belirtti.
Başbakan
Soyer, 24 Nisan iradesinden sonra elde ettikleri en önemli avantajlardan
birinin de KKTC Cumhuriyet Meclisi'nden seçilen iki milletvekilinin Avrupa
Parlamentosu'nda gözlemci statüsüyle temas imkanlarının
doğması olduğunu söyledi.
Konuşmasında
CTP Milletvekili Özdil Nami ile UBP Milletvekili Hasan Taçoy'un Avrupa
Parlamentosu'ndaki çalışmalarından övgüyle söz eden Soyer, her
iki milletvekilinin de son derece yararlı çalışmalar
yaptıklarını, ulaşılan noktanın son derece verimli
olduğunu kaydetti.
Brok'un
hazırladığı raporun taslağını iki
milletvekilinin de gördüğünü belirten Soyer, kendileriyle süratle temasa
geçildiğini, bu taslak raporda lehlerine olmayan ifadeler
bulunduğunu, dolayısıyla buradaki temasın da
yarattığı pozitif etkiyle, Nami ve Taçoy'un tüm gruplarla temas
ederek, bu değişikliği sağlattıklarını
kaydetti.
Brok'un
raporunun Direkt Ticaret Tüzüğü ve izolasyonların
kaldırılmasına doğrudan atıf
yaptığını belirten Soyer, Mali Yardım Tüzüğü'ne
dönük olarak "kesin ve katı reddettik" dememenin en büyük
avantajlarından birinin, Direkt Ticaret Tüzüğü ve izolasyonların
kaldırılması talebinin sürekli olarak diri tutulması
olduğunu söyledi.
Soyer, Rum
yönetiminin tüm girişimlerinin bu noktada akamete
uğradığını belirterek, şöyle konuştu:
"Bu
noktada dikkatinizi çekmek istediğim temel diğer bir nokta daha var.
Brok raporu bir anlamda, Türkiye'nin genişleme süreciyle ilgili bir
rapordur. Türkiye'nin genişleme sürecinin içine, Kıbrıs Türk
halkına yönelik yapılması gereken açılımların ve
Kıbrıs Türk halkına dönük AB kararlarının yerine getirilmesi
kuralının konulmuş olması son derece önemli, yeni bir
gelişmedir.
Bu, Türkiye'nin
öne sürdüğü Eylem Planı talebine de siyasi bir zemin teşkil eden
yeni bir pozisyondur.
İlişkileri
bu çerçevede götürmemiz lazım. Kaleden kaleye şahin uçurulmaz. Bir
yerin içine girilir ve kendinizi, kimliğinizi, tezinizi ortaya
koyarsınız. Zeminimiz de meydandadır, bize güç veren de
halkımızın değişmez iradesi olarak 24 Nisan'daki
karardır. Bu karara bağlı süreçlerde gittikçe
gelişeceğiz."
KIBRIS 19/03/06
Teknik
konuları görüşmeye hazırız
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk tarafının, üzerinde
mutabakat sağlanan teknik konularla ilgili, taraflara mesaj verdi:
Teknik
konuları görüşmeye hazırız
AÇIK VE
KESİN SÖYLÜYORUZ... Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk
tarafının, üzerinde mutabakat sağlanan teknik konuları Rum
tarafıyla teknik komitelerde görüşmeye hazır olduğunu
vurguladı. Soyer, "İki toplum arasındaki insani
konuların teknik komitelerde görüşülmesi, öz itibarıyla
Cumhurbaşkanı Talat tarafından önerildi. Biz açık ve kesin
olarak ifade ediyoruz; üzerinde mutabakat sağladığımız
teknik konularla ilgili görüşmeye her zaman hazırız. Bu, bu
kadar açıktır" dedi
İZAHAT
BEKLİYORUZ... Soyer, Annan'ın, Papadopulos'la Paris'te
yaptığı görüşmenin Güney Kıbrıs tarafından
"Paris anlaşması" gibi sunulmasına ve Kıbrıs
Türk tarafının taraf olmadığı bu görüşmede
askersizleştirme, Maraş ve benzeri konuların teknik komitelerde
ele alınacağına ilişkin açıklama yapılmasına
Türk tarafının tepki gösterdiğini anımsatarak, "Biz
BM'den izahat beklemekteyiz. Sayın Moller'den izahat beklemekteyiz"
dedi
ANNAN, MOLLER'E
MESAFELİ... Soyer: Kıbrıs Türk tarafı olarak, Paris
görüşmesiyle ilgili yapılan ortak açıklamadan sonra BM'den
izahat istememiz nedeniyle, Rum siyasi liderliği bizi BM'ye
karşıymışız gibi gösterilmeye
çalışıyor. BM'ye karşı değiliz ancak, Türk
tarafı BM'den izahat bekliyor. Şu anda BM Genel Sekreteri,
Kıbrıs'taki özel temsilcisi Moller'e mesafeli duruyor. Bu izahat bize
gelsin, değerlendirmemizi yapalım
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk tarafının, üzerinde
mutabakat sağlanan teknik konuları Rum tarafıyla teknik
komitelerde görüşmeye hazır olduğunu vurguladı.
Başbakan
Soyer, BM Genel Sekreteri Annan'ın Papadopulos'la görüşmesiyle ilgili
izahat beklediklerini de tekrarladı ve Genel Sekreter'in
Kıbrıs'taki Temsilcisi Moller'e "mesafeli"
durduklarını vurguladı.
BM'den izahat
bekliyoruz...
Başbakan
Ferdi S. Soyer TAK'a yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri
Annan'ın Rum yönetimi başkanı Papadopulos'la Paris'te
yaptığı görüşmenin Güney Kıbrıs tarafından
"Paris anlaşması" gibi sunulmasına ve Kıbrıs
Türk tarafının taraf olmadığı bu görüşmede
askersizleştirme, Maraş ve benzeri konuların teknik komitelerde
ele alınacağına ilişkin açıklama yapılmasına
Türk tarafının tepki gösterdiğini anımsattı. Türk
tarafının bu konuda BM'den izahat istediğini belirten Soyer,
"Biz Birleşmiş Milletler'den izahat beklemekteyiz. Sayın
Moller'den izahat beklemekteyiz. BM bize izahat yapsın,
değerlendirmemizi yapalım" dedi
"Kıbrıs
Türk tarafının Paris görüşmesiyle ilgili yapılan ortak
açıklamadan sonra BM'den izahat istemesi Rum siyasi liderliğin
tarafından BM'ye karşıymış gibi gösterilmeye
çalışılıyor" diyen Soyer, şunları kaydetti:
"Mutabakat
sağladığımız konularda..."
"Halbuki
söz konusu olan görüşmede ifade edilen iki toplum arasındaki insani
konuların teknik komitelerde görüşülmesi, öz itibarıyla
Cumhurbaşkanı Talat tarafından önerildi. Bu görüşmelerde
Kıbrıs Türk tarafı olarak BM'nin temsilcisi Moller'in
Cumhurbaşkanımıza sunduğu listedeki teknik konular üzerinde
mutabakatını ve bu konuda çalışmaya hazır
olduğunu, Annan Papadopulos, Paris görüşmesi öncesinde Annan'a
yazılı olarak bildirmişti. Biz açık ve kesin olarak ifade
ediyoruz; üzerinde mutabakat sağladığımız teknik
konularla ilgili görüşmeye her zaman hazırız. Bu, bu kadar
açıktır...."
Molller'e
mesafeliyiz...
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan ile Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un
Paris görüşmesinden sonra askersizleştirme, Maraş ve benzeri
konuların teknik komitelerde ele alınacağının
açıklanmasına Türk tarafının tepkisi olduğuna dikkat
çeken Başbakan, "Bu yüzden bu konuyla ilgili izahat istedik. Üstelik
bu konuda BM Sözcüsü Brain Kelly'nın yaptığı açıklama
da tamamen bizi doğrular niteliktedir" dedi
Türk
tarafının BM'den izahat beklediğini belirten ve şu anda BM
Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Moller'e mesafeli
durduğunu kaydeden Başbakan Soyer, "Bu izahat bize gelsin,
değerlendirmemizi yapalım. Biz teknik konuları teknik
komitelerde görüşmeye hazırız" şeklinde konuştu.
KIBRIS 19/03/06
Soyer ile
Papapetru bugün Karpaz'ı ziyaret edecek
Başbakan
ve CTP Başkanı Ferdi Sabit Soyer ile Rum siyasi partilerinden,
EDİ Başkanı Mihalis Papapetru bugün Karpaz bölgesini birlikte
ziyaret edecekler.Dipkarpaz köyünde saat 10.30'da köy meydanında
buluşmayı planlayan Soyer ve Papapetru, bölgede yaşayanlarla
görüşecekler ve çevreyi gezecekler.
Rum
basını
Fileleftheros
ve diğer gazeteler, CTP Başkanı ve Başbakanı Ferdi
Sabit Soyer'in bugün EDİ Başkanı Mihalis Papapetru'yla birlikte
Karpaz'a ortak bir ziyaret gerçekleştireceğiyle ilgili haberlere yer
verdiler.
Fileleftheros
gazetesine göre Soyer ve Papapetru, Karpaz'da yaşayan Rumları
birlikte ziyaret etmeyi planladılar.
Papapetru
ziyaretin amacının Karpaz'da yaşayan Rumların
sorunlarını yerinde tespit etmek ve KKTC'deki Rum kültür
mirasının korunmasına vurgu yapmak olduğunu
açıkladı.
Papapetru
"Kahraman mahsurlarımıza bir umut vermek istiyoruz.
Desteğimizi hissetmelerini istiyoruz. Kıbrıs sorununun
yakın zamanda çözümü ve vatanımızın yeniden
birleştirilmesi için her şeyi yaptığımız
güvencesini onlara iletmek istiyoruz" şeklinde de konuştu.
Politis
gazetesi haberi "Mihos (Mihalis) - Ferdi Birlikte Karpaz'a Gidiyor.."
başlığıyla yansıttı. Başbakan Soyer'in
Papapetru'yla birlikte bir Karpaz ziyareti gerçekleştirmeye karar
verdiğine dikkat çekti.
KIBRIS 19/03/06
Birleşik
Kıbrıs vizyonunun gerçekleşmesi
hızlandırılmalı
AKEL ve CTP'nin
önceki akşam Derinya'da düzenledikleri ortak etkinlikte Kıbrıs
sorununun çözümü ve ülkenin birleştirilmesi yönünde arzu ve dostluk
mesajları iletildi
Birleşik
Kıbrıs vizyonunun gerçekleşmesi
hızlandırılmalı
2004'TEN SONRA
CTP'NİN KATILDIĞI İLK ORTAK ETKİNLİK AKEL ve CTP'nin
önceki akşam Derinya'da düzenledikleri ortak etkinlikte, Kıbrıs
sorununun çözümü ve ülkenin birleştirilmesi yönünde arzu ve dostluk
mesajları iletildi. 2004 referandumlarından sonra CTP'nin
katıldığı ilk ortak etkinliğe her iki partiden binin
üzerinde partili ve taraftar katıldı
AKEL ve CTP
partilerinin önceki akşam Derinya'da düzenledikleri ortak etkinlikte,
Kıbrıs sorununun çözümü ve ülkenin birleştirilmesi yönünde arzu
ve dostluk, mesajları iletildi.
2004
referandumlarından sonra CTP'nin katıldığı ilk ortak
etkinlik olma özelliği taşıyan etkinliğe her iki partiden
binin üzerinde partili ve taraftar katıldı.
AKEL
Partisi'nden çok sayıda yetkilinin yanı sıra ,CTP
Milletvekilleri Ali Gulle, Teberrüken Uluçay, Arif Albayrak, CTP
Gazimağusa İlçe Başkanı Okan Dağlı,
Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, DEV-İŞ Genel
Başkanı Mehmet Seyis de geceye katıldı.
AKEL Genel
Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas etkinlikte
yaptığı konuşmada partisinin "Kıbrıslı
Rumların ve Kıbrıslı Türklerin refah içerisinde
yaşayacağı özgür ve ortak vatana ilişkin çözüm vizyonunu
yerine getirmek için çalışmaktan ve mücadele etmekten
vazgeçmeyeceğini" söyledi.
Hristofyas
"Taksimle hiçbir zaman uzlaşmadık ve uzlaşmamız da söz
konusu değildir. Çünkü taksim felaket demektir" şeklinde
görüş de ortaya koydu.
Önceki
akşamki etkinliği iki partinin ilişkilerinin düzeltilmesi için
yeni bir olumlu adım olarak niteleyen Hristofyas, uzun bir zamandan
beridir iki partinin BM Genel Sekreterinin önerilerinin (Annan planı)
belirli konuları üzerinde somut bir diyalog içerisinde bulunduğunu ve
görüş birliğine varma hedefiyle iki partinin görüş ve endişelerine
köprü kurulmaya çalışıldığını anlattı.
CTP adına
Gazimağusa İlçe Başkanı Okan Dağlı bir
konuşma yaptı ve ortak etkinlikte duyduğu memnuniyeti dile
getirdi.
Okan
Dağlı "Bu dostluk tüm adaya yayılmalı ve ortak vatan
vizyonu, yani Birleşik Kıbrıs vizyonunun gerçekleştirilmesi
hızlandırılmalıdır" dedi.
Dağlı,
siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federal
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti için BM çözüm planına
dayalı mücadelenin devam etmesi gerektiğine de işaret etti.
Etkinlik her
iki toplumdan Halk Dansları gruplarının programı ve okunan
şiirlerle son buldu.
Okan
Dağlı
CTP
Gazimağusa İlçe Başkanı ve milletvekili Okan
Dağlı gecede yaptığı konuşmada özetle
şunları söyledi:
"CTP ve
AKEL'in Mağusa yöneticilerini ve sempatizanlarını tekrardan bir
araya getirmek bizler için büyük bir mutluluktur. Bu akşam
yıllardır Kıbrıs'ta barış ve toplumlararası
iş birliğini en güçlü biçimde savunan iki partinin bölge yöneticileri
ve sempatizanları beraberdirler. Dostlar bir aradadır.
Bu
birlikteliğin tüm ada sathında olması, ortak vatan yani
Birleşik Kıbrıs ülkümüzün gerçekleştirilmesine ivme
katması en büyük arzumuzdur.
Kuzeyde,
Kıbrıs'ta barış ve tüm Kıbrıs'ın AB
üyeliğine karşı duranlar, başta CTP'liler olmak üzere
Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun büyük mücadelesi ile
Kıbrıslı Türklerin siyasi yaşamından izole edildiler.
Hedefimiz ortak
vatan yaratmaktır. Ne KKTC ne de Kıbrıs Cumhuriyeti ortak
vatanı yaratmada çözüm olamaz. BM nezrinde sonlandırılacak
görüşmelerde Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurmamız
gerekmektedir. Bunun öncüleri CTP ve AKEL olacaktır. Buna
inancımız sonsuzdur.
Kıbrıs'ta
barış umutlarının azaldığı bir dönemi
yaşamaktayız. İki taraf arasında görüşmeler
kesilmiştir. BM'nin arabuluculuk yapıp
sonlandırdığı planın reddi 40 yıl sonra
Kıbrıs'ı tekrardan birleştirme yönünden atılan en
büyük adımı sekteye uğramıştır. Sadece
Kıbrıslı Türkler değil, eminim barışı
arzulayan Rumlar da hayal kırıklığı yaşamaktadırlar.
Bu hayal
kırıklığı düzeltilip tekrardan barış
umutlarını güçlendirmek için yıllar önce anlaştığımız
esasların temel teşkil ettiği BM'nin çözüm planı
çerçevesinde ortak mücadeleye devam etmek şarttır. Bu da siyasi
eşitliğin temel olduğu iki bölgeli iki toplumlu federal ve birleşik
bir Kıbrıs Cumhuriyetidir. Bu günkü durum ne Kıbrıs
Cumhuriyeti ne de KKTC hiç bir zaman çözümün yerini tutamaz ve sürdürülebilir
değildir.
Geçmişte
yaşanan acılara ve mağduriyetlerle bugünkü çare
olmadığı kesindir. Ama, çare nedir? Bir birimizle itişmek
ve kimin daha haklı olduğunu dünyaya ispat etmek çabaları
mı? Bir birinin diğerini dışladığı ve
dünyadan koparmaya çalıştığı bir mücadele mi? Elbette
değildir.
Barışı
ertelemeye tahammülümüz yoktur. Yarım asırdır
Kıbrıs'ta yaşadığımız acıların ve
sıkıntıların esas sorumlularını biliyoruz. Onlara
vereceğimiz en büyük ders bizlerin el ele ve gönül gönüle
kuracağımız ortaklık cumhuriyeti olan Birleşik
Kıbrıs'ı kurmak olacaktır. Biz buna hazırız.
Sizlerle beraber bunu gerçekleştireceğimize olan inancımızı
sürdürmek istiyoruz."
Dimitris
Hristofyas
AKEL Genel
Sekreteri ve Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas da
konuşmasında kısaca şunları söyledi:
"AKEL ve
CTP'nin bu akşam burada birlikte düzenledikleri bu etkinlik iki partinin
ilişkilerinin daha da gelişmesi için atılan olumlu bir
adımdır. Ancak sadece bu değildir. Aşırı
beklentiler yaratmaksızın diyebilirim ki, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs sorunu çözüm planı kapsamındaki önerilerinin
çeşitli hususları üzerine belirli bir süredir iki parti arasında
somut üretken bir diyalog geliştirilmektedir.
Bu diyalog
aracılığıyla Kıbrıs sorununun çözümü için iki
partinin tezlerinin ve endişelerinin anlaşılmasına
çalışılmakta Genel Sekreterin önerileri üzerinde
yapılması gereken değişiklikler hakkında bir ortak
anlayışın oluşması için çaba gösterilmektedir. Tek yol
diyalog yoludur ve biz bu yolda sonuna kadar ilerlemekte kararlıyız.
Barikatların
şartlı bir şekilde açılmasının ardından
AKEL, iki toplum arasında güvenin inşası amacına hizmet
ederek, uluslar arası ve topluluk hukuku temelinde olması ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni by-pass etmemek kaydıyla
Kıbrıslı Türklerin ekonomik yaşam seviyelerin
geliştirilmesinden yana tavrını açık bir şekilde
ortaya koydu.
Ekonomik
ilişkiler de dahil olmak üzere, iki toplum arasındaki
ilişkilerin gelişmesi ve Kıbrıslı Türklerin
desteklenmesine yönelik olarak Kıbrıs Cunhuriyeti'nin
aldığı bütün önlemlere AKEL damgasını koydu. Bu
önlemlerin daha iyi uygulanması ve iki toplumu birbirlerine daha da fazla
yakınlaştıracak başka adımların da
atılması için çalışmaya devam edeceğiz. Yakın bir
zaman önce, Brüksel'de iki tüzüğün; doğrudan ekonomik yardım ve
doğrudan ticaret tüzüklerin birbirinden ayrı tutulmasından
duyduğumuz memnuniyeti dile getirmek istiyorum. Çünkü bu şekilde
Avrupa Birliği fonlarından Kıbrıslı Türklere
yapılacak olan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hiçbir zaman önüne
engel koymadığı ekonomik yardımın
değerlendirilebilme yolu açıldı.
Ayrıca
şunu da belirtmek istiyorum. İki tüzüğün birbirinden
ayrılması gelişmesiyle, Mağusa'nın yasal sakinlerine
iadesi ve kent limanındaki BM ya da AB şemsiyesi altında Kıbrıslı
Rumlar ve Kıbrıslı Türkler tarafından birlikte iadesi
önerisinin yaşama geçirilmesi perspektifi de açıldı.
Geçen
kasım ayında yapılan AKEL 20. kongresinde, iki toplumlu iki
bölgeli federasyon öngören BM kararları 1977 ve 1979 Doruk
Anlaşmaları temelinde Kıbrıs sorununa
barışçıl bir çözüm için partinin tezi bir kez daha oy
biriliği ile teyit edildi. Federal iki bölgeli, iki toplumlu,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek egemenliği, tek uluslararası
kimliği ve bir vatandaşlığı olması gerektiği
ve uluslar arası örgütün kararlarında belirlendiği gibi, iki
toplumun siyasal eşitliğinin olması gerektiği yönündeki
tezimiz bir kez daha teyit edildi.
Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin birliğini, toprak bütünlüğü ve egemenliği
sağlayan, bütün Kıbrıslıların insan
haklarının ve temel özgürlüklerini sağlayan ve güvence
altına alan bir çözüm isteğimiz bir kez daha teyit edildi...
Kıbrıs
sorununun uzun yıllardır çözüm bulunamamasının neden
olduğu hayal kırıklığına rağmen, ortak
çabalarımız aracılığıyla böylesi bir çözüme
ulaşabileceğimize dair umudumuzu dile getiriyoruz. Teknik komitelerin
oluşturulup çalışmaya başlamaları için Paris
anlaşması, güven inşası için, tarafların tezleri
arasındaki mesafeyi azaltamamız için, Kıbrıs sorununun
çözümüne ve ülkenin yeniden birleşmesine götürecek özlü müzakerelerin
yeniden başlamasının önkoşullarının
yaratılması için, iki tarafın da değerlendirebileceği
ve değerlendirmesi gereken olumlu bir adımdır.
Barış
ve refah içerisindeki bir vatan için, bölgemizde barış köprüsü olacak
bir vatan için, Kıbrıslı Rum-Kıbrıslı
Türk-Maronit-Ermeni ve Latin bütün halklarımızın efendisi
olacağı ve armoni içinde yaşayacağı ortak evimiz için,
birleşik bir vatan için, bu akşam bir aradayız ve şarkılarımızı
söylüyoruz."
KIBRIS 19/03/06
AB yardımı KKTC hükümetini
karıştırdı
Denktaş,
hükümetten çekilebileceği sinyalini veriyor
20 Mart, 2006 13:36:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti, 139 milyon
euroluk AB yardımının 'Rum hakimiyetini kuzeye yayma'
amaçlı olduğunu belirterek, yardımın reddedilmesini istiyor.
AB Konseyi,
KKTC'ye yapılacak 139 milyon euroluk yardımı onayladı
ancak, bu yardımın hem doğrudan ticaret tüzüğünden
ayrılması hem de Rumların taleplerine uygun şartlara
bağlanması Ada'nın kuzeyini rahatsız ediyor.
CTP-DP hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti, yardımın
reddedilmesini istiyor. DP lideri Serdar Denktaş, yardımı
kabul etmenin Rum hakimiyetini KKTC'ye yaymak anlamına geleceğini
söylüyor.
Yardım üç önemli şarta bağlanıyor:
·
AB, yardımları organize edecek, merkezi Rum
tarafında kuracak
·
Herhangi bir yardım yapılmadan önce Rumların onayı
istenecek
· AB
ayrıca 1974 öncesi Rum malı olan araziler üzerinde
herhangi bir projeye izin vermeden önce Rum hükümetine
danışacak.
Yardım tartışmasıyla ilgili şu ana kadar CTP'den ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan bir açıklama gelmedi.
Ancak Talat, İstanbul'da kalp ameliyatındayken müsteşarı
Raşit Pertev yardmların kabul edileceğini söyledi.
Denktaş'tan hükümetten ayrılma sinyali
"Böyle bir konuda hükümetin ve
Cumhurbaşkanlığı'nın ortak karar vermesi gerek"
diyen Denktaş ayrıca, yardımın kabul edilmesi halinde
CTP'nin başka bir hükümet kurması gerekeceğini söyledi.
Yardım tartışmasının hükümet krizine doğru
gittiği KKTC'de DTP'nin hükümetten ayrılırnası
durumunda, KKTC'deki tablonun haziranda netleşmesi bekleniyor.
Zira hükümet düşerse yeni hükümet kurma çalışmaları,
anayasadaki süreler göz önüne alındığında
yaklaşık iki buçuk ay alacak.
Haziran ayında ise kuzeyde yerel seçimler var. Bu seçim
sırasında Talat'ın Cumhurbaşkanı olması
ve UBP'den bir milletvekilinin ölmesiyle boşalan iki vekillik
için de oy kullanılacak.
Bu iki vekilliği CTP ayırsa tek başına iktidar
olabilir, sağ partiler alırsa o zaman CTP'siz iktidar formülleri
gündeme gelebilir.
BBC:
Müzakereler birkaç ayda çökebilir
LONDRA(ANKA)-
İngiliz yayın kurumu BBC, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin
Kıbrıs nedeniyle birkaç ay içinde çökebileceğini öne sürdü. BBC,
Türkiye-AB müzakerelerinin "anahtarı"nın Kıbrıs
olduğunu belirtti.
BBC, "Türkiye-AB görüşmelerinin anahtarı
Kıbrıs" başlıklı haberinde Kıbrıs
adasının hala bölünmüş olmasına rağmen
Kıbrıs Rum Kesiminin 2004 yılında AB'ye üye olduğunu,
ancak "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımayan Ankara'nın
Kuzey Kıbrıs'ta asker bulundurduğunu kaydetti.
Kıbrıs müzakerelerinin de henüz
başlamadığına dikkat çeken BBC, buna karşın
AB-Türkiye müzakerelerinin ilerlediğini, ifade ve din özgürlüğüne
ilişkin kaygılara rağmen ilk iki başlığı
olan Bilim ve Araştırma ile Eğitim konusunda fiili müzakerelerin
birkaç hafta içinde başlayacağını belirtti.
"SAHNE SONBAHARDA KARARACAK"
BBC'ye konuşan AB'deki Rum Daimi Temsilcisi Nicos Emiliou
ise, "Türkiye, yükümlülükleri yerine getirmezse Gümrük Birliği veya
ulaştırma veya malların serbest dolaşımı gibi
başlıkların açılması düşünülemez" diye konuştu.
"Sahne bu sonbaharda kararacak gibi" diyen BBC de,
Türkiye'nin Ek Protokol'ü imzaladığını ancak liman ve
havaalanlarını Rumlara açmak istemediğine dikkat çekerek,
"Eğer Türkiye limanlarını açmazsa, gümrük birliğine
uyumu ve diğer üye ülkelerle ikili ilişkiler ile ilgili olarak
sonbaharda yapılması öngörülen gözden geçirmede sınıfta
kalacak" yorumunu yaptı.
Türkiye'nin en büyük destekçilerinden biri olan İngiltere'nin
bile Türkiye'nin limanlar konusunda boyun eğmesi gerektiğini
söylediğini anımsatan BBC, Türkiye'nin AB nezdindeki Daimi Temsilcisi
Volkan Bozkır'ın uymaya hazır görünmediğini belirterek,
Bozkır'ın sadece gümrük birliği meselesi
olmadığını, siyasi bir konunun olduğunu söylediğine
dikkat çekti.
Bozkır, "Siyasi koşullar değişmezse, o
alanda herhangi bir adım atılması zor olur" dedi.
BBC, Rum Kesimi'nin AB'ye girmesinden sonra diğer AB
ülkelerinin Rum Yönetimini etkileme şansının
azaldığını belirtirken, Nicos Emiliou'nun gümrük
birliğinin Türkiye'yi limanlarını açmaya mecbur kıldığını
söylediğini de aktardı. Emiliou, limanların açılmaması
halinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde ilerlemesinin olumsuz
etkileneceğini öne sürdü.
Emiliou, "Türkiye, protokolden doğan yükümlülüklerini
yerine getirmezse, bizim için ve çok sayıda üye devlet için gümrük
birliği, ulaştırma ve malların serbest
dolaşımı gibi başlıklarda müzakereleri başlatmak
düşünülemez" diye konuştu.
BBC, bazı diplomatların Rumların stratejisinin
Kıbrıs sorununu BM çerçevesinden uzaklaştırarak
Avrupalaştırmak olmasından kaygı duyduklarını
belirtti.
KUZEY'İN TANINMASI
Diplomatların Kuzey Kıbrıs'ta atılabilecek ve
Türkiye'yi limanlarını açmaya cesaretlendirecek adımlar üzerinde
durduklarını kaydeden BBC, "Bazıları, sessizce,
Kuzey'in resmen tanınması tehdidi, Rumları müzakere
masasına yeniden oturmalarını sağlanıp
sağlanmayacağını soruyorlar" ifadesini kullandı.
BBC, bazılarının da Rumların üyelik
müzakerelerini uçurum kenarına itmek istemeyeceğini çünkü
müzakerelerin durması halinde Türkiye'ye baskı uygulama
olanağının ortadan kalkacağını bildiklerini
umduklarını belirtti.
HURRIYET 20/03/06
Rum kesiminden ilk
izlenimler
ABD'nin Kıbrıs Büyükelçiliği tarafından düzenlenen
gazeteciler sempozyumu için Rum kesimindeyim. Adanın Kuzey'ine çok gidip
geldim. Ancak, Güney'e ilk kez geliyorum. Hal böyle olunca bu yazımda
bazı izlenimlerime yer vermek istedim.
Güney'in sadece Kuzey'e oranla değil, genelde son derece
gelişmiş ve zengin bir yer olduğu hep söylenir. Ancak,
"Lefkosia" sokaklarını gezerken, Rum kesiminin
zenginliğinin biraz abartılmış olduğunu da
anlıyorum. Burası elbette ki fakir bir yer değil. Ama bir Monako
da değil.
Açıkçası, izolasyonların kalkması ve kendilerine eşit
ve adil davranılması durumunda Kıbrıslı Türklerin
yakalayamayacakları bir durumu gözlemlemedim. Bu izlenimime dayanarak da,
"Rumların çözümü bloke etmelerinin esas nedeni bu mu?" diye
düşünmeden edemedim.
Rumların huzursuzluğu
Konuştuğum ve Güney'le şu veya bu şekilde yakından
irtibatlı olan Kıbrıslı Türkler, iyi niyetli Rumların
kendilerine "korumaya muhtaç azınlık" olarak, kötü niyetli
Rumların ise "ikinci sınıf vatandaş" olarak
baktıklarını anlattılar.
"Karşı taraftakine" böyle bakan bir zihniyetin, makul bir
şansın tanınmasıyla o "karşı
taraftakinin," nispeten kısa bir süre içinde, "bu
taraftaki" düzeyi yakalayabileceğini bilmesi son derece huzursuz
edici olsa gerek.
İkinci izlenimin ise, tanıştığım Rumların,
"işgalci" diye görmelerine rağmen, Türkiye'ye olan büyük
meraklarıyla ilgili. Kıbrıs'ta, en azından insani düzeyde
atılan ve beraberinde belli bir "normalizasyon" getiren
adımlar arttıkça, Türkiye'yi ziyaret eden çok sayıda Rum
görecekmişiz gibi bir izlenim edindim açıkçası.
Potada erime korkusu
Üçüncü izlenimime gelince -ki bunu da Rumlarla yaptığım
konuşmalardan edindim-, bu da AB üyeliğinin Rum kesimini daha
şimdiden değiştirmeye başlamasıyla ilgili. AB
müktesebatının buraya iyice yayılmasıyla, Rumların
eski alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda
kalacaklarından çok söz ediliyor.
Bunu ise bazıları olumsuz buluyor. Çünkü, Türkiye'ye karşı
kullanılacak bir araç olarak gördükleri AB üyeliğinin, aynı
zamanda, Rum kimliğini zaman içinde zayıflatacağını
düşünüyorlar.
Kimliklerinin sulandırılmasıyla da Rum toplumunun
düşmanlarına karşı zayıf düşeceğine
inanıyorlar. Yani, Türkler gibi, Rumların da "büyük potada erime
ve kaybolma" korkuları olduğu anlaşılıyor. Öte
yandan, buradayken beni en çok sevindiren şey, Rum kesiminden BM
kontrolündeki ara bölgeye geçerken, sınırda konmuş olan ve sözü,
"Barbar Türkler" demeye getiren büyük resimli panolarla ilgiliydi.
Bunların çürümeye başladıklarını görmek beni son
derece memnun etti.
Zaman sorunu hallediyor
Yanımdaki Rum gazeteci arkadaşa "Bu panolar yenilenmiyor
mu?" diye sorduğumda, "Aman bırak şu panoları!
Bunları bir deli koydu buraya ve kutsalmış gibi kimse
dokunamıyor. Ama gördüğün gibi, zaman sorunu kendiliğinden
hallediyor" dedi.
Dayanamadım, "Acaba, Kıbrıs'ta çözümü bloke edenleri
bekleyen son da bu mu olacak?" diye sordum. Gülüşerek, ara bölgedeki
Ledra Palas'ın yolunu tuttuk.
SEMIH IDIZ MILLIYET
20/03/06
BBC: Türkiye ile AB müzakereleri birkaç ay içinde çökebilir
LONDRA(ANKA)
Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin Kıbrıs nedeniyle birkaç ay
içinde çökebileceği öne sürüldü. İngiliz yayın kurumu BBC,
Türkiye-AB müzakerelerinin "anahtarı"nın Kıbrıs
olduğunu belirtti.
BBC, "Türkiye-AB görüşmelerinin
anahtarı Kıbrıs" başlıklı haberinde
Kıbrıs adasının hala bölünmüş olmasına
rağmen Kıbrıs Rum Kesiminin 2004 yılında AB'ye üye
olduğunu ancak "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımayan
Ankara'nın Kuzey Kıbrıs'ta asker bulundurduğunu kaydetti.
Kıbrıs müzakerelerinin de henüz
başlamadığına dikkat çeken BBC, buna karşın
AB-Türkiye müzakerelerinin ilerlediğini, ifade ve din özgürlüğüne
ilişkin kaygılara rağmen ilk iki başlığı
olan Bilim ve Araştırma ile Eğitim konusunda fiili müzakerelerin
birkaç hafta içinde başlayacağını belirtti.
SAHNE SONBAHARDA KARARACAK
BBC'ye konuşan AB'deki Rum Daimi Temsilcisi
Nicos Emiliou ise, "Türkiye, yükümlülükleri yerine getirmezse Gümrük
Birliği veya ulaştırma veya malların serbest
dolaşımı gibi başlıkların açılması
düşünülemez" diye konuştu.
"Sahne bu sonbaharda kararacak gibi"
diyen BBC de, Türkiye'nin Ek Protokol'ü imzaladığını ancak
liman ve havaalanlarını Rumlara açmak istemediğine dikkat
çekerek, "Eğer Türkiye limanlarını açmazsa, gümrük
birliğine uyumu ve diğer üye ülkelerle ikili ilişkiler ile
ilgili olarak sonbaharda yapılması öngörülen gözden geçirmede
sınıfta kalacak" yorumunu yaptı.
Türkiye'nin en büyük destekçilerinden biri olan
İngiltere'nin bile Türkiye'nin limanlar konusunda boyun eğmesi
gerektiğini söylediğini anımsatan BBC, Türkiye'nin AB nezdindeki
Daimi Temsilcisi Volkan Bozkır'ın uymaya hazır
görünmediğini belirterek, Bozkır'ın sadece gümrük birliği
meselesi olmadığını, siyasi bir konunun olduğunu
söylediğine dikkat çekti. Bozkır, "Siyasi koşullar
değişmezse, o alanda herhangi bir adım atılması zor
olur" dedi.
BBC, Rum Kesimi'nin AB'ye girmesinden sonra
diğer AB ülkelerinin Rum Yönetimini etkileme şansının
azaldığını belirtirken, Nicos Emiliou'nun gümrük
birliğinin Türkiye'yi limanlarını açmaya mecbur
kıldığını söylediğini de aktardı. Emiliou,
limanların açılmaması halinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde
ilerlemesinin olumsuz etkileneceğini öne sürdü.
Emiliou, "Türkiye, protokolden doğan
yükümlülüklerini yerine getirmezse, bizim için ve çok sayıda üye devlet
için gümrük birliği, ulaştırma ve malların serbest
dolaşımı gibi başlıklarda müzakereleri başlatmak
düşünülemez" diye konuştu.
BBC, bazı diplomatların Rumların
stratejisinin Kıbrıs sorununu BM çerçevesinden
uzaklaştırarak Avrupalaştırmak olmasından kaygı
duyduklarını belirtti.
KUZEY'İN TANINMASI
Diplomatların Kuzey Kıbrıs'ta
atılabilecek ve Türkiye'yi limanlarını açmaya cesaretlendirecek
adımlar üzerinde durduklarını kaydeden BBC,
"Bazıları, sessizce, Kuzey'in resmen tanınması
tehdidi, Rumları müzakere masasına yeniden oturmalarını
sağlanıp sağlanmayacağını soruyorlar"
ifadesini kullandı.
BBC, bazılarının da Rumların
üyelik müzakerelerini uçurum kenarına itmek istemeyeceğini çünkü
müzakerelerin durması halinde Türkiye'ye baskı uygulama
olanağının ortadan kalkacağını bildiklerini
umduklarını belirtti
MILLIYET 20/03/06
Annan Planı'yla mutlaka çözüm
CTP Genel
Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer Güney Kıbrıs'taki
siyasi partilerden EDİ'nin Başkanı Mihalis Papapetru ile
Dipkarpaz'da yaşayan Rumları ziyaret etti,
barış
ve çözüm mesajları verdi:
Annan
Planı'yla mutlaka çözüm
SOYER:
YAŞADIĞIMIZ TARİHİN ESİRİ OLMAMALIYIZ...
Kıbrıs'ta iki halkın da savaşlardan büyük acılar
çektiğini kaydeden Başbakan Soyer,
"Yaşadığımız tarihin esiri olmamalıyız.
Hep birlikte demokrasi, insan sevgisi, barış ve birbirimize
saygıyı içeren yeni bir tarih yazmalıyız" dedi.
Kıbrıs'ta kabul edilebilir bir anlaşma için büyük gayret gösterilmesi
gerektiğine işaret eden Soyer, Papapetru'nun referandumda çözüm için
sarf ettiği çaba ve gayretleri çok iyi bildiklerini, ancak sonuçta bir
çözüme ulaşılamadığını ifade etti.
Kıbrıs'ta Annan Planı'na dayalı bir çözüm istediklerini
belirten Soyer, ümidi kırmadan çözüm için çabayı devam ettirmek
gerektiğini vurguladı
PAPAPETRU:
TÜRKLERİN 'EVET'İNE KARŞILIK VERMELİYİZ... Bu sorunun
mutlaka çözülmesi için hep beraber uğraş verilmesi
çağrısında bulunan EDİ Başkanı Papapetru da,
partisinin sorununun çözülmesi için tüm gücüyle elinden geleni
yapacağını ifade etti. Halkının,
barışın sağlanması için elinden geleni
yapacağına inandığını kaydeden Papapetru,
Kıbrıs sorununu çözmenin siyasilerin görevi olduğunu belirtti.
İki yıl önce çözüme çok yaklaşıldığını,
ancak Rum tarafı referandumda 'hayır' dediği için çözümün
gerçekleşmediğini hatırlatan Papapetru, "Biz de Türklerin
'evet'ine karşılık vermek zorundayız. "Görevimiz Annan
Planı üzerinde uğraşmaktır." dedi
Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit, Güney
Kıbrıs'taki siyasi partilerden
EDİ'nin
Başkanı Mihalis Papapetru ile Dipkarpaz'da yaşayan Rumları
ziyaret etti, bölgede düzenlenen Medoş Lalesi Festivali'ne
katıldı.
EDİ
Başkanı Dipkarpaz'a partisinin 6 milletvekili adayıyla gelirken,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e CTP Milletvekilleri Ali Gulle, Teberrüken
Uluçay, Mehmet Ceylanlı ve Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Erkut
Şahali eşlik etti.
Dipkarpaz'daki
Rum kahvehanesinde bir araya gelen iki lider yaptıkları
açıklamalarda, Kıbrıs'ta barış ve çözüm
arzularını dile getirdiler.
Toplantıda
Rum vatandaşlar Soyer ve Papapetru'ya kişisel sorunlarını
aktarma fırsatı da buldu.
Papapetru: Bu
sorunu çözmek
hep beraber
için uğraş vermeliyiz
Rum
basınının da takip ettiği ziyarette ilk konuşmayı
yapan EDİ Başkanı Mihalis Papapetru, Dipkarpaz'ı ziyaret
etmekten ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le bir arada olmaktan duyduğu
mutluluğu dile getirerek, Kıbrıs sorununun tüm
Kıbrıslıların ortak sorunu olduğunu ve bu sorunun
çözülmesi gerektiğini söyledi.
"Hep beraber
bu sorunu çözmek için uğraş verelim" çağrısında
bulunan Papapetru, partisinin Kıbrıs sorununun çözülmesi için tüm
gücüyle elinden geleni yapacağını ifade etti.
Halkının,
barışın sağlanması için elinden geleni
yapacağına inandığını kaydeden Papapetru,
Kıbrıs sorununu çözmenin siyasilerin görevi olduğunu belirtti.
İki
yıl önce çözüme çok yaklaşıldığını, ancak
Rum tarafı referandumda 'hayır' dediği için çözümün
gerçekleşmediğini hatırlatan Papapetru, hiçbir gücün tek
başına sorunu çözemeyeceğini, iki tarafın da
anlaşması gerektiğini vurguladı. "İki halk da bir
noktada buluşmalıdır" diyen Papapetru, Karpaz'da
yaşayan Rumların da Kıbrıs sorununun çözülmesi yönünde
seslerini yükseltmek zorunda olduklarını kaydetti.
Papapetru,
"Görevimiz Annan Planı üzerinde uğraşmaktır.
Referandumda Kıbrıslı Türkler 'evet', Rumlar 'hayır' dedi.
Biz de Türklerin 'evetine' karşılık vermek zorundayız"
ifadelerini kullandı.
Soyer:
Yaşadığımız tarihin
esiri
olmamalıyız
CTP Genel
Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Kıbrıs'ın;
üzerinde yaşayanların mutlaka çözmesi gereken bir soruna sahip
olduğunu belirtti.
Kıbrıs'ta
iki halkın da savaşlardan büyük acılar çektiğini kaydeden
Başbakan Soyer, "Yaşadığımız tarihin esiri
olmamalıyız. Hep birlikte demokrasi, insan sevgisi, barış ve
birbirimize saygıyı içeren yeni bir tarih yazmalıyız"
dedi.
Kıbrıs'ta
kabul edilebilir bir anlaşma için büyük gayret gösterilmesi
gerektiğine işaret eden Soyer, Papapetru'nun referandumda çözüm için
sarf ettiği çaba ve gayretleri çok iyi bildiklerini, ancak sonuçta bir
çözüme ulaşılamadığını ifade etti.
Ümidi
kırmadan çözüm için çabayı devam ettirmek gerektiğine vurgu
yapan Soyer, CTP olarak DİSİ, AKEL ve EDİ ile eşit düzeyde
ilişki kurmaya büyük önem verdiklerini, Kıbrıs Rum
tarafında bulunan partilerle ilişkileri ortak bir sonuca gitmek için
sürdürme kararlılığında olduklarını söyledi.
EDİ ve
genel başkanına Güney Kıbrıs'ta saldırılar
yapıldığına ve vatan hainliğiyle
suçlandıklarına işaret eden Soyer, "Dün bize de
barışı savunduğumuz için aynı şekilde suçlamalar
yapılıyordu. Hiç kızmamak, öfkelenmemek, cesaretimizi
kırmamak gerekir. Er geç gerçek kabul edilecek, insanlar barışa,
çözüme destek olacaktır" dedi.
Soyer,
Kıbrıs'ta Annan Planı'na dayalı bir çözüm istediklerini
belirterek, Kıbrıs'ta çözümü sadece Kıbrıs Türk ve Rum
halkları için değil, aynı zamanda Türkiye ile Yunanistan'ın
21. yüzyılda ileriye doğru gitmesini teşvik için de
istediklerini söyledi. Soyer, Türkiye, Kıbrıs Türkleri,
Kıbrıs Rumları ve Yunanistan'ın AB çatısı
altında ekonomik, siyasal ve sosyal ilişkilerini ilerletmeleri için
çözümü desteklediklerini, siyasal eşitlik temelinde bir çözümü
arzuladıklarını, EDİ'nin de çözüm yönündeki
çabalarını desteklediklerini ifade etti.
Medoş
Lalesi Festivali'ne de katılarak
barış
ve çözüm mesajları verdiler
Dipkarpaz'dan
dönüşlerinde Avtepe'de yapılan II. Medoş Lalesi Fetivai'ne
katılan Başbakan Soyer ile EDİ Başkanı Papepetru
burada da birer konuşma yaparak barış ve çözüm mesajları
verdiler.
Papapetru
konuşmasında, bu ülkenin hepimizin olduğuna barış ve
dostluk içerisinde birlikte yaşamak için mücadele edilmesi
gerektiğine işaret ederek festivale katılanlara şöyle
seslendi:
"Barış
ve dostluk içerisinde birlikte yaşamamız için mücadele etmeliyiz. Bu
konuda yapılan çalışmalar umut vericidir. Gelişmelerden
rahatsız olup dostluk ve gelişmeleri engellemeye ve ülkemizi
bölünmüş tutmak isteyenler vardır. Biz iki toplum fertleri
dostluğumuzu, barışı ve yeniden birleşmeyi
kalıcı hale getirmek için çalışmalarımıza devam
etmemiz gerekir. Sizlerin gözlerinize baktığımda on binlerce
Türkün barış özlemini görüyorum. Ayni duyguları barış
ve çözüm için de taşımanızı isterim."
Papapetru
konuşmasının sonunda böylesi güzel bir organizasyonda yer
almalarını sağlayan CTP ile başkanı Ferdi Sabit
Soyer'e teşekkür etti.
"Daha çok
sevgi, saygı ve demokrasiyi
hayata geçirmek
zorundayız"
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer de konuşmasında, " Tesadüfen bu etkinliğe
katılmak için Papapetruya teklifte bulunduğunu ve kabul etmesiyle bu
güzel etkinliği görme olanağına sahip olduklarına
işaret ederek şöyle konuştu:
"
Karpazın doğal güzelliklerini ve Medoş lalelerini çevreci
dostlarınızla birlikte güzel bir etkinlikle sunuyor olmanız çok
güzel bir olay. Köy köy gezilerek tarihi ve kültürel mirasımızı
ortaya çıkarma konusunda gayret göstermeniz takdire şayandır.
Kıbrıs bir Afrodit adası ve burada yaşayanların daha
çok sevgi, saygı ve demokrasi ile birbirlerine yaklaşmaları
gerekir. Kıbrıslı Türk ve Rum vatandaşların bu kardeşlik,
sevgi, barış ve demokrasiyi hayata geçirmeyi başarmak
zorundadır. Türkiye ve Yunanistan ile birlikte 21. yüzyıla
barış ve refah içerisinde girebilmemiz için mutlaka sevgi, saygı
kardeşlik ve demokrasi konularında gayret göstermemiz
gerekmektedir." Dedi. Soyer sözlerinin sonunda ise bizim silahlanmaya
harcayacak paramız olmaz, biz ancak ekonomiyi kalkındırma için
katkı ve uğraş verip para harcarız"
Festival
yağmur yüzünden yarım kaldı
Karpaz
Dostları Derneği'nin organizasyonuyla bu yıl ikincisi
gerçekleştirilen Medoş Lalesi yağmur yüzünden yarım
kaldı.
Festivalin ilk
bölümündeki etkinliğine Milli Eğitim Bakanı Canan Öztoprak,
bazı milletvekilleri, İskele Kaymakamı Ahmet Cenk
Musaoğluları, ve kalabalık bir vatandaş topluluğu
katıldı.f
İlk bölümü
Avtepe köyünde köy ilkokul binasında gerçekleştirilen festivalin
açılış konuşmasını Karpaz Dostları
Derneği Başkanı Halime Akdeniz yaptı. Akdeniz,
konuşmasında bir buçuk yıllık bir mazisi bulunan
derneklerinin kuruluş amacı ile faaliyetleri hakkında bilgi
verdi.
"Bölgemize
yararlı her türlü faaliyetler için varız ve
çalışacağız" diyen Akdeniz yöre insanının da
kendilerine daha çok özveride bulunmalarını beklediklerini söyleyen
Akdeniz, bu yıl ikincisini düzenledikleri Medoş Lalesi Festivali'nin
önceki yıla oranla çok daha kapsamlı ve katılımcısının
olduğuna işaret5 etti.
Akdeniz,
Medoş lalelerinin yasa ile koruma altına alınmasının
yeterli olmadığını , korunmalarını sağlamak
için daha etkin icraatlar ve uygulamalar yapılması gerektiğini
vurguladı. Akdeniz, Medoş Laleleri ile ilgili olarak Çevre ve Orman
Dairesi yetkililerinin vatandaşları bilinçlendirmesi gerektiğini
kaydetti.
Festivalde daha
sonra Çevre Koruma Dairesi'nden Mustafa Kemal'in sunumunda, Avtepe'nin kültürel
değeri, florası ve sulak alanları konusunda izleyicilere
slaytlar gösterildi. TC Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım heyeti Uzman
Müşaviri Zeynel Yeşilay'ın hazırlayıp sunduğu
KKTC' de doğa fotoğraflarından oluşan slayt gösterisi çok
beğenildi. Has-Der folklor ekibinin gösterisi de festivale ayrı bir
renk kattı. Festivalin ilk bölümünün sonunda Ayşen
Dağlı'nın şiir dinletisi büyük ilgi gördü.
Festivalde daha
sonra konuşan Milli Eğitim Bakanı Canan Öztoprak, önemli bir
etkinliğe ev sahipliği yapıldığına
işaret
ederek Karpaz Dostları Derneği'ni kutladı. Öztoprak,
"Sizlerle daha yapacak çok işlerimiz olacaktır. Ben KKTC yi
seviyorum ancak sanırım Karpaz bölgesini daha çok seviyorum. Sizlerle
birlikte olmaktan çok keyif aldım. Hepinize teşekkür ederim"
diye konuştu.
KIBRIS 20/03/06
"Mali yardımı biz denetleyeceğiz"
Rum
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Zakheos, Kuzey
Kıbrıs'ta tartışma konusu olan mali yardım konusunda
önemli bir iddiada bulundu:
"Mali
yardımı biz denetleyeceğiz"
RUM BASINI: AB
OFİSİ RUM TARAFINDA KURULACAK... Fileleftheros Gazetesi, AB'nin adada
kuracağı ofisin Rum tarafında olmasına ve Kıbrıs
Türk tarafı ile temaslarını Rum tarafından yürütmesine
karar verdiğini savundu. Rum Dışişleri
Bakanlığı Genel Müdürü Zakheos, geçirilen tüzükte, ödeneklerin
kullanılmasına ilişkin net maddeler yer aldığını
ve "hükümetin", bu paraların nasıl ve nerelerde
kullanılacağı konusunda temel rolü bulunduğunu iddia etti
AB'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik iki tüzüğün birbirinden
ayrılması ve Mali Yardım Tüzüğü'nün
onaylanmasının ardından Kıbrıs Türk
tarafının bundan siyasi çıkar elde etmenin yollarını
aramaya başladığı ve bu nedenle Mali Yardım
Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi amacıyla AB'nin Ada'da
kuracağı ofisin KKTC'de kurulmasını istemekte olduğu
belirtildi.
Fileleftheros
Gazetesi, bu talebi "kınanacak bir talep" diye niteledi ve
AB'nin hâlihazırda söz konusu ofisin Rum tarafında olmasına ve
Kıbrıs Türk tarafı ile temaslarını Rum tarafından
yürütmesine karar verdiğini savundu.
Haberi
"By-Pass Çabası Başarısız -Mali Yardımla
İlgili Türk Hareketi Boşa -Sotos Zakheos: 'Kıbrıslı
Türkler Bu Yardımın Kıbrıs Hükümeti Üzerinden Geçmemesini
İsterdi" başlık ve spotlarıyla aktaran gazete, Avrupa
Komisyonu'nun AB'nin mali yardım verme konusundaki rutin pratiğini
takip ederek; ihtiyaçlarını ve önceliklerini belirtmesi gereken
Kıbrıs Türk tarafıyla doğrudan temasa geçtiğini, Türk
tarafının bu diyalog aracılığıyla siyasi
kazanımlar elde etmeye ve Rum yönetimini by-pass etmeye
çalıştığını yazdı. Gazeteye göre
Kıbrıs Türk tarafı AB'nin Mali Yardım Tüzüğü'nü hayata
geçirmek amacıyla Ada'da açacağı ofisin KKTC'de
bulunmasını talep ettiği yolundaki bilgileri yorumlayan Rum
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos
"Kıbrıslı Türkler doğal olarak bu yardımın
Kıbrıs hükümeti üzerinden geçmemesini isteyeceklerdi" dedi.
Gazete
Brüksel'in hâlihazırda; söz konusu ofisin Rum tarafında olmasına
karar verdiği yolunda bilgiler bulunduğunu yazdı, özetle
şunları ekledi:
"Türk
tarafının bir hedefi de Kıbrıs hükümeti tarafından
herhangi bir denetimden kaçınmaktı. Ancak Zakheos'un işaret
ettiği üzere 'geçirilen tüzükte, ödeneklerin kullanılmasına
ilişkin net maddeler yer alıyor ve elbette hükümetin; bu
paraların nasıl ve nerelerde kullanılacağı konusunda
temel rolü bulunuyor'.
Zakheos devamla
şunları söyledi:
'Tüzükte,
Kıbrıslı Rumların haklarına saygı
gösterileceğine dair kesin ifadeler yer alıyor. AB ticari bir
devletler birliği değildir, ilkelere dayanan bir birliktir ve
mülkiyet hakkı beyan edilmiş ve korunması gereken bir
haktır.'
Tüzüğün
maddeleri uyarınca AB'nin finansmanıyla işgal bölgelerinde
yapılacak çalışmalar; 25 üye ülkenin de söz sahibi olduğu
İzleme Komitesi'nin özel onayını gerektiriyor. Bu Lefkoşa
için bir güvenlik supabıdır, çünkü bu madde
aracılığıyla işgal bölgelerinde yapılacak
herhangi bir çalışmanın Kıbrıs Rum malları aleyhine
olmamasını denetleyecek.
Zakheos
25'lerin ticaret konusunda vardıkları anlaşmaya da değindi
ve şunları söyledi:
'Lüksemburg
dönem başkanlığı ile çalıştık ve ticaret
konusunun görüşülmesine temel oluşturacak bazı unsurlara
vardık. Aralık ayında Olli Rehn ile neredeyse aynı unsurlar
üzeride uzlaştık ve bunlar Dışişleri Bakanları
tarafından 26 Şubat'ta benimsendi. Bunlar; Mağusa
Limanı'nın kullanılması, Maraş'ın yasal
sakinlerine iade edilmesidir. Ciddi bir güven yaratıcı önlem olacak
olan 550 sayılı karar var. Büyük bir iş gücüne ihtiyaç duyulacak
olması nedeniyle Mağusa Limanı'nı da, iki toplumun
yatırımcılık işbirliğini de etkileyecek bir
ekonomik kalkınma yaratılacak. Kıbrıs Rum
mallarının istismarının moratoryumu konusu da var. Bu konu
aslında; Kıbrıs Rum malları üzerinde inşaat
yapılamayacağını ve temel bakımın gerekli
olması dışında Kıbrıs Rum mallarının
tamir edilmemesi anlamına geliyor.'"
KIBRIS 20/03/06
Hristofyas kayıplar konusunda iyimser
AKEL Genel
Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas önceki gün sabah
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyesi İlia Yeoryiadi'yi
ayrıca Rum Kayıplar Komitesi Başkanı Niko Theodosiu'yla bir
görüşme yaptı.
Simerini
gazetesine göre görüşme sonrasında açıklamada bulunan Hristofyas
"Son gelişmeler ilerideki değerlendirmeler için önemlidir.
Özellikle kayıplar konusunda ışığın kendisi
değilse bile huzmesi görünüyor. Kazılardan çıkan iskeletler
üzerinde bilimsel düzenlemeler için teknik alt yapı
oluşturuluyor" şeklinde konuştu.
Hristofyas
kaydedilen ilerlemelerden duyduğu memnuniyeti de dile getirdi ve temkinli
iyimserlik belirterek Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı
Türklerin ortak çabasının, başlayan çabalara ivme
kazandırabileceğini söyledi, şöyle konuştu:
"En
nihayet, bunca yıldan sonra böyle bir imkân doğdu ve
Kıbrıslı Türkler de bu yönde önemli katkı koyuyor. Pratik
sonuçlar elde edebilmemiz için imkân tanınmalıdır. Çok dikkatli
olmalı, sistemli çalışmalı ve mümkün olduğunca fazla
gürültü çıkarmamalıyız."
Fileleftheros
haberi "Kayıpların Akıbetinin Belirlenmesi İçin
Işık Huzmesi Kıbrıs Türk Tarafından Küçük Ancak Önemli
Adım" başlık ve spotlarıyla verdi, Hristofyas'ın
açıklamalarına atıfta bulundu.
KIBRIS 20/03/06
AP Dış İlişkiler Komitesi Başkanı
Brok:Mülklerin geri iadesi zor
Avrupa
Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Elmar
Brok'un, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya gidilmesi durumunda Kuzey'de
eski Rum mallarının Rumlara iadesinin zor olacağı yönündeki
görüşüne dikkat çekildi.
Alithia
gazetesine göre gazetenin yazılı sorularını yanıtlayan
Brok, Kuzey'deki eski Rum mallarıyla ilgili olarak "Ülkenin
birleşmesinden sonra Almanya deneyimine göre uzun zaman sonrasında
bazı durumlarda mülkün iadesi zor olabilir" şeklinde
konuştu.
Gazeteye göre
Brok'a sorulan sorular ve Brok'tan alınan yanıtlar şöyle:
Soru:
"Kıbrıs hükümeti, Kıbrıs Türkleri için 139 milyon
Euro'luk ekonomik paketi kabul etti. Buna paralel Maraş'ın eski
sakinlerine iadesini ve Mağusa Limanı'nın Kıbrıs
Türkleriyle ortak çalıştırılmasını önerdi. Siz bu
öneriyi nasıl görüyorsunuz?
Cevap: Yeniden
birleşen Almanya'nın tarihinden bildiğim kadarıyla,
bazı durumlarda, üzerinden uzun zaman geçtiği için mülkün iadesi zor
olur. Ancak sorunlarına çözüm bulmak, iletişim ve işbirliği
köprüleri kurabilmeleri için her iki tarafa da yardımcı olacak
herhangi öneriyi destekliyorum.
Soru: BM Genel
Sekreterinin Başkan Papadopulos'la görüşmesinin sonuçları
hakkında görüşünüz nedir?
Cevap: Diyalogu
devam ettirip yoğunlaştırma konusunda
anlaştıkları için bunu memnuniyetle karşılarım.
İki taraf arasında teknik düzeyde iki toplumlu müzakereler
yapılması anlaşmasını ise özellikle kutluyorum. Bunun
daha geniş anlamda ilerleme olması için zemin
yaratacağını umuyorum.
Soru:
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığı tek yanlı
deklarasyon olmadan Ankara protokolünü onaylamasını Türkiye'den talep
ettiniz mi? Türkiye tek yanlı deklarasyonu dâhil etmede ısrar ederse,
tutumunu kabul ettirmek için AB ne yapabilir?
Cevap: Avrupa
Parlamentosu olarak protokolü onaylamayı reddedebiliriz. AB Türkiye'yle
üyelik müzakerelerini kesebilir. Önemli olan Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanımaya başlamasıdır.
Kıbrıs gemilerine Türk limanlarının yasaklanması gibi
başka olumsuz mesajlar almak istemiyoruz. Bir kuruma girmek istiyorsa o
kurumun tüm üyelerini tanıması gerekir."
Gazete Brok'un
özellikle mülklerin geri iadesinin zor olduğu şeklindeki yorumunu
manşetine taşıdı ve "Mülklere Stop Kolay İade
Edilemez Elmar Brok'tan Şok Görüş"
başlığını kullandı.
KIBRIS 20/03/06
Sunday Mail: Bırakın göçmenler evlerinde kalsın
Kıbrıslı
Rum Gazeteci Lukas Haralambus, Kıbrıs Rum kesiminde İngilizce
olarak yayımlanan SUNDAY MAIL gazetesinde "Bırakın
Göçmenler Evlerinde Kalsın" başlıklı
yazısında, Rum siyasilerin bir yandan "tüm göçmenler evlerine
dönmeli" derken, diğer yandan da Rum göçmenleri Türk arazileri
üzerine inşaat yapmaya teşvik ederek ikiyüzlü bir politika
sergilediklerini belirtti.
Polemitya'dan
(Binatlı) göç eden ve Sipros Kiprianu hükümeti tarafından 30 yıl
önce kendilerine verilen yerlere 30 ev inşa eden yüzlerce
Kıbrıslı Rum'un geçtiğimiz Salı günü düzenlediği
protesto gösterisinde söyledikleri sözlere atıfta bulunarak köşe
yazısını yazan Haralambus, bu sözlerin 1974 sonrası Rum
hükümetleri tarafından izlenen politikaların ne kadar saçma
olduğunu ezici bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti.
İzlenen
politikanın "Tüm göçmenler evlerine dönecek" şeklindeki
"çirkin" slogan üzerine kurulduğunu kaydeden Haralambus, göstericilerin,
"Kıbrıslı Türkler bizim malımız üzerine
inşaat yapıyor" diye 30 yıldır bağırıp
duruyoruz. Ama bizim yasal hükümetimiz Kıbrıslı Türklere ait
toprak üzerine inşaat yapalım diye bize para verdi ve yıllarca
'size verdiğimiz devlet arazisidir' diye bize yalan söylediler.
İmzaladığımız evraklar üzerinde bu
yazıyordu" dediklerine dikkat çekti.
Haralambus,
aynı gösteriye katılan oldukça sinirli bir bayanın ise
"Kandırıldık, bizi buraya getirdiler ve
Kıbrıslı Türklerin toprağını bize verdiler.
Yıllardır bin bir zorlukla evlerimizi yaptık, evlendik,
çocuklarımızı büyüttük. Şimdi de bize buraları terk
etmemiz gerektiğini, bize başka yerler vereceklerini söylüyorlar.
Yani 'yeniden başlayın' diyorlar bize... Asla buradan
gitmeyeceğiz, cesaretleri varsa gelip bizi buradan atsınlar"
ifadelerini kullandığını belirtti.
"İkiyüzlü
politikacılar"
Seçimlerin
ışığında binlerce göçmene oturdukları yerlerin
tapularını vermekten bahseden ikiyüzlü politikacıların
varlığına da dikkat çeken Haralambus, aynı partilerin 6-7
yıl önce tapu vermeye karar verdiği sırada eski başkan
Glafkos Klerides'i ihanetle suçladıklarını ifade etti.
Haralambus,
AKEL, EDEK ve DİKO'nun, yıllar önce tapu verme düşüncesinde olan
hükümeti "göçmenlerin evlerine dönme hakkını ellerinden
alacak" gerekçesiyle eleştirdiğini de kaydetti.
Haralambus
şu ifadeleri kullandı:
"Gösteriye
katılan göçmenlerin sözleri yıllardır bize bombalanan
'Göçmenlerin evlerine dönme hakkı' sloganının artık çöken
bir mit olduğunu gösterdi. Yer değiştirmenin ardından geçen
32 yıl sonra bugün artık hiçbir göçmenin evine dönmek istemediği
açıktır. Federal bir hükümetin kurulması halinde
Kıbrıslı Türklerin kontrolünde olacak bölgeden bahsediyorum"
Göçmenlerin
evlerine geri dönmek istememesinin gerekçelerini de sıralayan Haralambus,
geçen 32 yıl içerisinde göçmenlerin neredeyse yarısının
öldüğünü, o zamanlar çocuk olanların ise şimdi evlenerek evleri
ve işlerinin olduğu bölgelere yerleştiğini belirtti.
Göçmenlerin
büyük bir çoğunluğunun da hükümetin gösterdiği göçmen evleri ile
Kıbrıslı Türklerin evlerine yerleştiğini kaydeden
Haralambus, tüm göçmenlerin tek istediğinin artık oldukları
yerde kalmak olduğunu vurguladı.
Kıbrıs
sorunuyla ilgilenen hiçbir politikacının bu acı gerçeği göz
önünde bulundurmadığının da altını çizen
Haralambus, Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının en önemli
faktörünün bu olduğunu ifade etti.
Brok: Mülklerin
geri iadesi zor
Öte yandan
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi
Başkanı Elmar Brok, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya gidilmesi
durumunda Kuzey'de eski Rum mallarının Rumlara iadesinin zor
olacağını söyledi.
Brok, Alithia
gazetesiyle yaptığı söyleşide Kuzey'deki eski Rum
mallarıyla ilgili olarak "Ülkenin birleşmesinden sonra Almanya
deneyimine göre uzun zaman sonrasında bazı durumlarda mülkün iadesi
zor olabilir" şeklinde konuştu.
Gazeteye göre
Brok "Kıbrıs hükümeti, Kıbrıs Türkleri için 139 milyon
Euro'luk ekonomik paketi kabul etti. Buna paralel Maraş'ın eski
sakinlerine iadesini ve Mağusa Limanı'nın Kıbrıs
Türkleriyle ortak çalıştırılmasını önerdi. Siz bu
öneriyi nasıl görüyorsunuz?" şeklindeki soruya şu
yanıtı verdi:
"Yeniden
birleşen Almanya'nın tarihinden bildiğim kadarıyla,
bazı durumlarda, üzerinden uzun zaman geçtiği için mülkün iadesi zor
olur. Ancak sorunlarına çözüm bulmak, iletişim ve işbirliği
köprüleri kurabilmeleri için her iki tarafa da yardımcı olacak
herhangi öneriyi destekliyorum."
KIBRIS 20/03/06
KKTC, Rum onaylı AB
yardımı almayacak
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
ABnin onayladığı Kıbrıslı Türklere yönelik
136 milyon Euroluk mali yardım KKTCde krize neden oldu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşen
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ve yardımcısı Serdar
Denktaş, yardımın Rum hükümetinin onayı ile verilmesini
kabul etmeyeceklerini açıkladılar.
AB Konseyi, KKTCye yönelik 2004
yılında aldığı mali ve doğrudan ticaret
tüzüklerini birbirlerinden ayırarak 136 milyon Euroluk mali yardıma
onay vermişti. Rum hükümeti, yardımın kendi onayları
çerçevesinde proje bazında yapılacağını ve 1974 öncesi
Rum tapulu arazilerin dahil olduğu projelere engel olacaklarını
ilan etti. KKTCde ise, yardımın kabul edilip edilmemesi
tartışılmaya başlandı.
KRİZ ATLATILDI
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın kalp ameliyatı nedeniyle
görevi başında bulunmaması ve konuyla ilgili açıklama
yapmaması KKTC hükümetinde çatlağa neden oldu. Koalisyon hükümetinin
küçük ortağı DP lideri Serdar Denktaş, yardımı kabul
etmenin, Rum egemenliğini KKTC topraklarına yaymak anlamına
geleceğini belirterek yardımın reddedilmesi gerektiğini
söyledi ve gerekirse hükümet krizi dahi çıkabileceğini belirtti.
Dünkü üçlü zirve sonrasında Talat ve Denktaş, Rum egemenliğinin
KKTCde uygulayacak bir yardımı kabul etmeyeceklerini
açıkladı. Başbakan Soyer, yardımın Rum
egemenliğinde KKTCye verileceğinin Papadopulos hükümetinin
propagandası olduğunu belirterek, bu konuda AB ile temasların
devam ettiğini ve diplomasi trafiğinin sürdüğünü kaydetti.
ABnin KKTCde yardım için ofis açacağını belirten Soyer,
hükümet ortağı ile aynı şeyleri dile getirdiklerini ancak
küçük farklılıklar olduğunu sözlerine ekledi.
HURRIYET 21/03/06
Hükümette
sorun yok
BAŞBAKAN
GÖRÜŞMEDEN GÜLER YÜZLE ÇIKTI: Başbakan Soyer, güler yüzle
çıktığı görüşmeden sonra yaptığı
açıklamada, cumhurbaşkanının performansının çok
iyi olduğunu ama daha fazla yormamak için hızlı hareket
ettiklerini ve konuyu ana hatlarıyla görüştüklerini söyledi. Soyer,
bir soru üzerine, koalisyon hükümetini yemek pişirmeye benzeterek,
"Arada bir yemeklerde tuz biber farkı nedeniyle, ufak tefek
tartışmalar olabilir. Önemli olan bunlardan sonuç çıkararak tuzu
biberi her zaman dengede tutabilmektir" dedi
SERDAR
DENKTAŞ DA MEMNUN: SIKINTIMIZ YOK... Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş da görüşmeden memnun
ayrıldı, herhangi bir sıkıntısı
olmadığını açıkladı. Denktaş, tüzüğün
daha bayağı tartışılacağını ve bu
tartışmalar sonucunda uygulanıp
uygulanmayacağının ortaya çıkacağını
belirterek, "Şu an için 'aman şu oluyor, bu oluyor' diye bir
sıkıntı içinde değiliz. Bu ortaya
çıkmıştır. Dolayısıyla bundan sonraki
gelişmeleri takip ederek yolumuza devam ediyoruz" dedi
Cumhurbaşkanı
Talat, Başbakan Soyer ve Başbakan Yardımcısı Serdar
Denktaş'la dün Girne'deki evinde, Mali Yardım Tüzüğü ve
hükümetle ilgili konuları görüştü... Görüşmeden sonra
yapılan açıklamalarda, koalisyon hükümetinde herhangi bir
sıkıntı olmadığı, kriz bulunmadığı
vurgulandı.
Başbakan
Soyer, görüşmeye saat 14.40'da makam arabasıyla gelirken,
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş saat 15.00'te kendi
kullandığı, bakanlığına ait FA 698 plakalı
araçla geldi. Görüşmeyi çok sayıda basın mensubu izledi.
Yaklaşık
bir saat süren görüşmeden güler yüzle çıkan Başbakan Soyer, Rum
yönetiminin Mali Yardım Tüzüğü'nün kendi onaylarından
geçeceğiyle ilgili açıklamalarına tepki göstererek, bunu
provokasyon olarak niteledi ve Kıbrıs Türklerinin hiçbir şekilde
bu provokasyonlara katılmayacağını vurguladı.
Başbakan
Soyer, koalisyon hükümetini yemek pişirmeye benzeterek, "Arada bir
yemeklerde tuz biber farkı nedeniyle, ufak tefek tartışmalar
olabilir. Önemli olan bunlardan sonuç çıkararak tuzu biberi her zaman
dengede tutabilmektir" dedi.
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş da, Mali Yardım Tüzüğü konusunda
cumhurbaşkanıyla yaptıkları görüşmede, tüzüğün
daha uzun süre tartışılacağının ortaya
çıktığını ve uygulanıp
uygulanmayacağının da bu tartışmalarla
belirleneceğini söyledi.
Denktaş,
şu anda herhangi bir sıkıntı içinde
olmadıklarını, koalisyon hükümetinde de herhangi bir kriz
bulunmadığını ifade etti.
Serdar
Denktaş: Şu an için
Bir
sıkıntı içinde değiliz
Cumhurbaşkanı
Talat'ın Girne'deki evinde yer alan görüşmenin saat 16.10'da
tamamlanmasından sonra sonucu bekleyen kalabalık gazeteci grubuna ilk
açıklama, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'tan geldi.
Denktaş,
cumhurbaşkanı ile daha sağlığına
kavuşmadığı bu dönemde, uzun zamandır istedikleri bir
sohbeti yaptıklarını, gündemin ana maddesinin de mali
yardım tüzüğü olduğunu söyledi.
Tüzüğün
daha bayağı tartışılacağını ve bu
tartışmalar sonucunda uygulanıp
uygulanmayacağının ortaya çıkacağını
belirten Serdar Denktaş, "Şu an için 'aman şu oluyor, bu
oluyor' diye bir sıkıntı içinde değiliz. Bu ortaya
çıkmıştır. Dolayısıyla bundan sonraki
gelişmeleri takip ederek yolumuza devam ediyoruz" dedi.
"Kriz
beklentisi olanlar biraz daha bekleyecekler"
Bir
gazetecinin, Mali Yardım Tüzüğü'yle ilgili
tartışmaların kamuoyuna hükümet krizi gibi
yansıdığını ve iki ses
algılandığını hatırlatması üzerine,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş, aslında iki ses olmadığını
belirtti. Denktaş, "Hükümette paranın kabulü konusuna
farklı yaklaşım varsa kriz işareti olacağını
söyledim, ancak ortaya çıktı ki böyle bir şey yok" dedi.
Denktaş,
Başbakan Soyer'le zaten görüşüp konuştuklarını
belirterek, cumhurbaşkanıyla da aynı noktada
olduklarını gördükten sonra artık ortada konuşacak bir
şey kalmadığını söyledi. Denktaş,
"Dolayısıyla kriz beklentisi olanlar, biraz daha
bekleyecekler" diye konuştu.
Soyer:
Provokasyonlara kapılmayız
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, cumhurbaşkanının performansının çok
iyi olduğunu ama daha fazla yormamak için hızlı hareket
ettiklerini ve konuyu ana hatlarıyla görüştüklerini belirtti.
Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos
Zakheos'un, ofisin Güney'de açılacağı, para
yardımının kendi onaylarıyla ve egemenliklerinde
verileceğiyle ilgili açıklamasının tamamen provokasyon
olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "Bu provokasyona hiçbir
şekilde hiçbir Kıbrıs Türkü kapılmaz" dedi.
Başbakan
Soyer, Kıbrıs Türk halkının Rumlar kadar eşit haklara
sahip bir toplum olduğunu ve AB'yle ilişkilerinde hiçbir zaman Güney
Kıbrıs'taki idarenin egemenliğinin vesayeti, gölgesi ve
onayına ihtiyacı olmadığını, böyle bir şeyi
kabul edilemez bulduklarını vurguladı.
Mali
Yardım ve Direkt Ticaret tüzüklerinin, Kıbrıs Türk
halkının çözüme istekli olması; Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi'nin ise çözüme hayır demesi sonucu ortaya çıktığını
hatırlatan Başbakan Soyer, "Şimdi nasıl olur da çözüme
hayır diyen taraf, çözüme destek olan bir topluma verilecek bir
tüzüğün onaylayıcısı olur" diye sordu.
Başbakan
Soyer, önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un çözüme istekli
olduğunu dünyaya ve kendi halkına göstermesi; Kıbrıs Türk
halkına da ispatlaması gerektiğini vurgulayarak, "Biz bu
doğrultuda, bu provokasyonlara kapılmadan yolumuzu yürümeye devam
edeceğiz. AB'yle müzakerelere gireceğiz. Temel nokta, siyasal
ilişkinin eşitliğimiz ve toplumsal
varlığımız temelinde sürdürülmesidir. Bunu, birlikte
görüşüp konuşup ileriye taşıyacağız" diye
konuştu.
"Tuzu
biberi dengede tutmak"
Başbakan
Soyer, "İlk koalisyon görüşmelerine
başladığımızda 'islimi yaktık, tencereyi üstüne
koyduk, bir yemek pişireceğiz' demiştim. Arada bir yemeklerde
tuz biber farkı nedeniyle ufak tefek tartışmalar olabilir.
Önemli olan bunlardan sonuçlar çıkarıp tuzu biberi her zaman dengede
tutabilmektir" dedi.
Başbakan
Soyer, Cumhurbaşkanı Talat'ın yanında sigara içip içmedikleri
sorusuna karşılık ise, "Ne münasebet, içmedik!
Sigarayı kesmeye çalışıyoruz. Serdar Bey'le
anlaştık; sigarayı kesme mücadelesine başlıyoruz,
AB'den parayı alma mücadelesiyle beraber" yanıtını
verdi.
KIBRIS 21/03/06
Kıbrıs'ta
kavga
Kıbrıs'ta büyük tartışma yaşanıyor... AB
malumunuz KKTC'ye vereceği 259 milyon euro ticari ve mali
yardımın 120 milyon dolarlık bölümünü silmiş, 139 milyon
dolarlık kredinin kullanımını da Rumların onayına
bağlamıştı.
Karar aşağılayıcıydı. Nitekim
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yaptığı ilk
açıklamada, "Bu karar kabul edilemez, bu para alınmamalı,
Türkiye, KKTC'ye her yıl bu paranın çok üzerinde katkı
yapıyor" demişti.
Onurlu davranış buydu. Ayrıca bu kredinin kabulü, "Tüm
adada tek meşru yönetimin Rum idaresi olduğunu" kabul etmek
anlamına gelecekti.
Ne var ki, birkaç gün önce KKTC Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, "KKTC Mali Yardım
Tüzüğü'nü onaylamadı ama reddetmedi de...
Kullanılmasını engellemeyeceğiz" gibi lastikli
sözlerle yardımı alacaklarının sinyalini vermez mi?
Kavga buradan çıktı. Peki M. Ali Talat'ın Müsteşarı
Raşit Pertev bu açıklamayı neye dayanarak
yapmıştı? KKTC Cumhurbaşkanlığı
açıkladı:
"Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Sn. Raşit
Pertev, Cumhurbaşkanı'mız Sn. Mehmet Ali Talat'tan
aldığı talimat üzerine, bu süreçte yoğun çaba ortaya
koymuş, Başbakanı'mız Sn. Ferdi Sabit Soyer ve TC
Dışişleri Bakanlığı ile sürekli olarak
görüşmüş, gelişmeleri değerlendirmiştir...
Yani... Onursuz yardımın alınmasına bizim
Dışişleri de yeşil ışık yakmış...
Olacak iş mi?
·
* * *
*
MELIH ASIK MILLIYET 21/03/06
Ambargolara
karşı turizm atağı
TURİZM
HAREKETLERİNE BÜYÜK KATKI... Ekonomi ve Turizm Bakanlığı,
Kıbrıs Türk Havayolları ve Kıbrıs Türk Turizm ve
Seyahat Acenteleri Birliği arasında dün, "Türkiye Pazarı
Teşvik Protokolü" ile "Almanya (Avrupa) Pazarı Teşvik
Protokolü" adı altında iki ayrı protokol imzalandı.
Protokoller, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın
Kıbrıs Türk Havayolları'na Almanya ve Türkiye destinasyonları
için belli teşvikler sağlamasını öngörüyor. Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan da konuşmasında, söz konusu
iki protokolün, ülkedeki turizm hareketlerine büyük katkısı
olacağını söyledi
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı, Kıbrıs Türk Havayolları ve
Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği arasında
dün, "Türkiye Pazarı Teşvik Protokolü" ile "Almanya
(Avrupa) Pazarı Teşvik Protokolü" adı altında iki
ayrı protokol imzalandı.
Protokoller,
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın Kıbrıs Türk
Havayolları'na Almanya ve Türkiye destinasyonları için belli
teşvikler sağlamasını öngörüyor.
Protokollere,
Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Kıbrıs Türk
Hava Yolları Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Derya,
Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği
Başkanı Orhan Tolun ile Kıbrıs Türk Hava Yolları
Ticaret Başkanı Mustafa Ebgü imza koydu.
Protokolleri,
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan ile Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel de şahit
olarak imzaladı.
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı'ndaki imza töreninde, Türkiye'nin Lefkoşa
Büyükelçisi Aydan Karahan, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal
Deniz, Kıbrıs Türk Hava Yolları Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu
Üyesi Ahmet Derya, TC Yardım Heyeti Koordinatörü Mehmet İlhan,
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet
Başel, Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği
Başkanı Orhan Tolun, Kıbrıs Türk Hava Yolları Ticaret
Başkanı Mustafa Ebgü, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Özel
Kalem Müdürü Salih Egemen ile Turizm Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü
Hasan Artuner hazır bulundu.
Deniz: Önemli
bir adım
İmza
töreni öncesinde ilk konuşmayı yapan Ekonomi ve Turizm Bakanı
Derviş Kemal Deniz, protokollerle amacın; Almanya ve Türkiye
pazarlarının canlandırılması olduğunu, bunun için
de Bakanlık olarak KTHY'ye belli teşvikler
sağlanacağını ifade etti.
Protokollerin
hayata geçmesine destek veren Türkiye Hükümeti ile Lefkoşa Büyükelçisi
Aydan Karahan ve TC Yardım Heyeti Koordinatörü Mehmet İlhan'a
teşekkür eden Bakan Deniz, Türkiye Cumhuriyeti'nin, KKTC turizmine,
özellikle ülkenin yurtdışı tanıtımlarında ve
Bafra bölgesindeki yatırımlarda büyük katkı
sağladığını vurguladı.
KKTC turizminin
kalkınmaya devam ettiğini belirten Deniz, var olan
sıkıntıların hep birlikte
aşılacağını söyleyerek, söz konusu iki protokolü, bu
sıkıntıların aşılmasında ileriye doğru
atılan bir adım olarak tanımladı.
Karahan: Turizm
hareketlerine büyük katkısı olacak
Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan da konuşmasında, söz konusu
iki protokolün, ülkedeki turizm hareketlerine büyük katkısı
olacağını söyledi.
Türkiye
Cumhuriyeti olarak reel sektörü destekleme konusundaki
katkılarının süreceğini vurgulayan ve bu konuda geçen
yıldan bu yana büyük yol kat ettiklerine işaret eden Büyükelçi
Karahan, "Bunu yapmak durumundayız, çünkü Kıbrıs Türkü
gayri insani bir ambargonun etkisi altındadır ve bu
yıllardır böyledir. Eğer bu olmasa belki bugün şu
çalışmaya (söz konusu iki protokolün imzalanmasına) ihtiyaç hiç
olmayacaktı. Çünkü eminim ki bu güzel yer dışardan gelecek
insanlarla dolup taşacaktı. Burada her şey var, doğal
güzellik, her biri destan olacak tarihi kalıntılar var"
şeklinde konuştu.
Protokollerin
ülkeye hayırlı olması dileğinde bulunan Büyükelçi Karahan
sözlerini, "Reel sektörün başında gelen turizmin burada
güçlenmesi için, turizmden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
insanının ekmek yemesi için elimizden ne gelirse yapmaya devam
edeceğiz" şeklinde tamamladı.
Derya: Turizm
en sürükleyici sektör
KKTC'nin motor
gücü olan ve reel sektör içerisinde en sürükleyici sektör durumunda bulunan
turizmin daha da kalkınması için ilgili tüm birimlerle işbirliği
içerisinde uğraş verdiklerine vurgu yapan Kıbrıs Türk Hava
Yolları Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Derya ise, söz konusu
işbirliğinin TC Büyükelçiliği tarafından da desteklenmekte
olduğunu söyledi.
"Başarıya
ulaşmak için işbirliğimiz kaçınılmazdır. Bu
protokolün, gerçekten de turizmi ve turizmciyi çok daha iyiye götürecek bir
protokol olduğu inancındayım" şeklinde konuşan
Derya, protokole katkı koyan tüm kesimlere teşekkür etti.
Tolun:
Protokoller bizim için çok önemli
Kıbrıs
Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Orhan Tolun da
konuşmasında, söz konusu iki protokolün; geçmişte KKTC turizm
sektörü ile çalışmanın zor olduğunu söyleyen yabancı
tur operatörlerine; "artık bizim de ucuz
ulaşımımız var. Artık Mısır, Suriye veya
Güney Kıbrıs gibi Kuzey Kıbrıs'a da sefer
yapabilirsiniz" diyecek fiyatlara ulaşıldığı
müjdesinin verilmesini sağlayacak protokoller olduğunu
vurguladı.
Protokollerin
diğer bir öneminin ise, ülkeye yabancı turist getirilmesini
teşvik etmesi olduğuna dikkat çeken Tolun, sözlerini "Bizlerin
artık çantamızı elimize alıp, rahatlıkla tur operatörü
bulabileceğimiz bir ortam hazırlanmıştır"
ifadeleriyle tamamladı.
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı'nda bugün saat 17.30'da imzalanan söz konusu
protokollerin tam metni şöyle:
2006 yaz dönemi
için Türkiye
pazarı
teşvik protokolü
"KKTC
Ekonomi ve Turizm Bakanlığı (Bundan böyle BAKANLIK olarak
anılacaktır.), KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI (Bundan böyle KTHY olarak
anılacaktır.) ile KIBRIS TÜRK TURİZM VE SEYAHAT ACENTELERİ
BİRLİĞİ (Bundan böyle KITSAB olarak anılacaktır.)
arasında imzalanarak hayata geçirilmiştir.
1.MADDE -
İşbu protokolün geçerlilik süresi 26 Mart 2006 - 28 Ekim
2006'dır.
2.MADDE -
İşbu protokolün amacı Türkiyeli turist ile Türkiye üzerinden
yabancı turist potansiyelini KKTC'ye yönlendirmektir.
3.1. MADDE -
İşbu protokol çerçevesinde KTHY tarafından satışa
açılacak indirimli koltuk fiyatlarından garanti anlaşması
gerçekleştiren veya gerçekleştirmeyen tüm TÜRSAB ve KITSAB üyesi
turizm ve seyahat acenteleri istifade edecektir. Satışa açılacak
tarifeli ve ilaveli seferlerde geçerli olacak indirimli koltuk fiyatları,
parkurlarına ve turistlerin KKTC'de konakladıkları gece
sayısına göre aşağıda 4.maddede belirtilen çizelgedeki
gibi olacaktır. Ancak bu fiyatlar bayram ve resmi tatil günlerinde
uygulanmayacaktır. İşbu protokolün yürürlüğe girmesi ile
birlikte KITSAB, protokolden yararlanacak tüm A ve Geçici A grubu acente
listesini KTHY'ye yazılı olarak bildirecektir.
3.2.Geliş
ve dönüş yerleri farklı olan parkurlarda, düzenlenecek biletlere
yüksek ücretli parkurun bedeli uygulanır.
4.MADDE -
İşbu sözleşmede belirlenen bilet ücretleri ve KTHY'ye
yapılacak katkı oranları üç periyot halinde düzenlenmiştir.
* Tablolarda
belirtilen fiyatlar yetişkinler için geçerli olup, 2-12 yaş grubuna yönelik
fiyatlar tabloda belirtilen fiyatların %50'si olacaktır.
**Bu ücretlere
YR - TR - KK tax ilave edilir.
6.MADDE - KTHY,
işbu protokol kapsamındaki koltuk fiyatlarında minimum yolcu
koşulu hariç IT şartlarını uygulayacaktır.
7.MADDE -
İşbu protokolün 5.maddesi kapsamında belirlenmiş olan
fiyatlar, TÜRSAB ve KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerinin KKTC'ye
getirmiş oldukları turistlerin KKTC Oteller Encümeni tarafından
belgelendirilmiş turistik tesislerde en az dört gece konaklamaları
halinde geçerli olacaktır.
8.MADDE -
Bakanlık tarafından, 5.maddede belirtilen tarifeli veya ilave
seferler ile taşınacak 7.madde kapsamındaki her turist için
KTHY'ye ödenecek kişi başına katkı miktarları
aşağıdaki gibi olacaktır. İşbu protokolde
belirtilen tüm katkı miktarları, 2-12 yaş grubu için %50 daha az
olacaktır.
8.1.MADDE - 1
Nisan - 31 Mayıs 2006 Dönemi
En az üç
gecelik konaklamalar için kişi başına 20.- EURO (Yirmi EURO) ve
en az yedi gecelik konaklamalar için kişi başına 30.-EURO (Otuz
EURO) katkı yapılacaktır.
8.2. MADDE - 1
- 30 Haziran 2006 Dönemi
En az üç
gecelik konaklamalar için kişi başına 15.- EURO (On beş
EURO) ve en az yedi gecelik konaklamalar için kişi başına
20.-EURO (Yirmi EURO) katkı yapılacaktır.
8.3. MADDE - 1
Temmuz - 28 Ekim 2006 Dönemi
En az dört
gecelik konaklamalar için kişi başına 15.- EURO (On beş
EURO) ve en az yedi gecelik konaklamalar için kişi başına
20.-EURO (Yirmi EURO) katkı yapacaktır.
9.MADDE -
İşbu protokol çerçevesinde sadece KITSAB üyesi acentelerin
getireceği Türkiye harici üçüncü uyruklu turistler için 6. ve 7.maddeler
geçerli olmayacaktır. Ayrıca 5.maddede belirtilen ücretler üçüncü
uyruklu turistler için bayram ve resmi tatil günlerinde de geçerli
olacaktır. Bu turistler için geliş ve dönüş yerleri farklı
olan parkurlarda düzenlenecek biletlere yüksek ücretli parkurun ücreti
uygulanacaktır.
10.MADDE -
KTHY, işbu protokol kapsamındaki turizm ve seyahat acentelerinin yine
bu protokol çerçevesinde KKTC'ye getirdikleri turist sayılarını
ve bu turistlerin KKTC'de konakladıkları gece
sayılarını aylık sefer bazda KITSAB'a bildirecektir. KITSAB
bu listeleri kontrol etmeyi müteakip Bakanlığa gönderecektir. KTHY'ye
8.madde kapsamında yapılacak katkı ödemeleri veya peşin
ödenecek katkıdan mahsup işlemleri, KITSAB'ın denetim ve kontrol
raporu ile bu listelerin Bakanlığa ulaştırmasından
sonra yapılacaktır.
11.MADDE -
Bakanlık, işbu protokol bağlamında KTHY'ye
yapacağı ödemelere ilişkin talepleri 30 gün içinde
sonuçlandıracaktır.
12.MADDE -
İşbu protokol kapsamında KTHY tarafından TÜRSAB ve KITSAB
üyesi turizm ve seyahat acentelerine sağlanacak koltuk fiyatları net
olup, acente komisyonu içermeyecek ve bahse konu biletlerin geçerlilik süresi
30 günü aşmayacaktır.
13.MADDE -
KKTC'ye getirdiği turist sayısı 1000'i aşan KITSAB üyesi
turizm ve seyahat acentelerine, aştıkları kısım için
Bakanlık tarafından kişi başına 2.0.-EURO teşvik
ödenecektir.
14.MADDE -
İşbu protokolün 7.maddesindeki üç ve dört gece konaklama
şartını yerine getiremeyip en az iki gece konaklama yapacak
toplam 40 kişiyi aşan ( farklı parkurlardan gelecek olanlar
dahil) seminer, konferans, kongre ve/veya bayi grupları için
aşağıdaki şartları yerine getiren KITSAB üyesi turizm
ve seyahat acentelerine, 5.madde ücretleri aynen uygulanır ve kişi
başına iki gece için 15.-EURO katkı yapılır.
14.a. Acente,
seminer, konferans, kongre ve/veya bayi grupları, KKTC'ye gelmeden en az
bir hafta (7 gün) öncesinde, grubun kesinleşmiş KKTC
programını da içeren bir müracaatla KITSAB'a başvuru
yapacaktır. Bahse konu müracaat, KITSAB tarafından onaylanarak
KTHY'ye iletilir.
14.b. Turizm ve
seyahat acentesi, seminer, konferans, kongre ve/veya bayi gruplarının
KKTC'de konaklayıp ayrılmasını müteakip en fazla on
beş gün içersinde, bahse konu grubun bilet fotokopileri veya KTHY
onaylı bir yazı ile, grubun konakladığı tesis
adı, konaklama süresi ile ilgili bilgi ve belgeleri KITSAB'a iletecektir.
14.c. Turizm ve
seyahat acentesi , seminer, konferans, kongre ve/veya bayi
gruplarının konaklamasını gerçekleştireceği
seminer, konferans, kongre ve/veya bayi toplantısının
bağlı olduğu kurumun, sözü edilen fonksiyonları içeren
resmi bir yazısını KITSAB'a müracaatla birlikte ibraz edecektir.
14.d. Seminer,
konferans, kongre ve/veya bayi gruplarının denetim ve kontrolünü
gerçekleştirmek için Bakanlık, KTHY ve KITSAB bir denetim komitesi
oluşumuna katkı yapacak ve bahse konu komite işbu protokol ile
eşzamanlı olarak yürürlüğe girecektir.
14.e. KITSAB,
seminer, konferans, kongre ve/veya bayi gruplarına ilişkin denetim
raporunu Bakanlığa iletecektir.
15.MADDE -
Protokolden yararlanacak TÜRSAB ve KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentesi,
protokol şartlarına uyacağına dair bir taahhütnameyi
KITSAB'la imzalayacaktır. Söz konusu taahhütnamenin imzalanması ile
protokolden yararlanılabilecektir.
16.MADDE -
Tarifeli seferler ile gerçekleştirilmesi mümkün olmayan ve bu nedenle
charter ve/veya özel uçuşlar ile en az iki gece konaklama kaydı ile
KKTC'ye getirilen ve 50 kişiden az olmayan seminer, kongre ve/veya bayi
grupları (kapalı gruplar) da 8.maddedeki ve 14.maddedeki yolcu başına
katkılardan yararlandırılır. Ayrıca bu şekilde
düzenlenen her 10 sefer için boş bacak katkısı ve ek teşvik
olmak üzere 10,000.-EURO daha katkı verilir.
17.MADDE -
İşbu protokolün uygulanması çerçevesinde KTHY'na yapılacak
toplam katkı miktarından düşülmek üzere, protokolün
imzalanmasını müteakiben Türkiye Cumhuriyeti Yardımlarından
KTHY'na avans nitelikli 200,000-EURO (İki yüz bin EURO) ödenecektir.
18.MADDE -
İşbu protokolün uygulanmasına ait doğabilecek
şikayetlerin giderilmesine yönelik olarak Bakanlık, KTHY ve KITSAB
arasındaki görüş alışverişi kesintisiz bir
şekilde sürdürülecek ve şikayetlerin giderilmesi için bir komisyon
oluşturulacaktır.
19 .MADDE -
İşbu protokol hükümleri ile ilgili olarak herhangi bir
anlaşmazlık halinde yetkili mahkeme Lefkoşa Kaza Mahkemesi'dir.
1 NİSAN-28
EKİM 2006 DÖNEMİ İÇİN ALMANYA(AVRUPA) PAZARI
TEŞVİK PROTOKOLÜ
KKTC Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı (Bundan böyle BAKANLIK olarak
anılacaktır.), KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI (Bundan böyle KTHY olarak
anılacaktır.) ile KIBRIS TÜRK TURİZM VE SEYAHAT ACENTELERİ
BİRLİĞİ (Bundan böyle KITSAB olarak anılacaktır.)
arasında imzalanarak hayata geçirilmiştir.
1.MADDE -
İşbu protokolün geçerlilik süresi 1 Nisan, 2006 - 28 Ekim,
2006'dır.
2.MADDE -
İşbu protokolün amacı Avrupa'daki turist potansiyelini KKTC'ye
yönlendirmek ve sürekliliğini sağlamaktır.
3.MADDE -
İşbu protokol çerçevesinde KTHY tarafından satışa
açılacak indirimli koltuk fiyatlarından tüm KITSAB üyesi turizm ve
seyahat acenteleri istifade edecektir. Satışa açılacak ve
tarifeli ve ilaveli seferlerde geçerli olacak indirimli koltuk fiyatları,
parkurlarına göre aşağıda mevcut çizelgede
belirtildiği gibi olacaktır. İşbu protokolün yürürlüğe
girmesi ile birlikte KITSAB, protokolden yararlanacak tüm A ve Geçici A grubu
acente listesini KTHY'na yazılı olarak bildirecektir.
* Bilet
fiyatları, 2-12 yaş grubu için geçerli olmak üzere 114.- Euro
olacaktır.
**Bu ücretlere
YR - KK - DE - RA tax ilave edilir.
4.MADDE -
İşbu protokolün 3.maddesi kapsamında belirlenmiş olan
fiyatlar, KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerinin, KKTC'ye getirmiş
oldukları turistlerin turistik tesislerde en az yedi gece
konaklamaları halinde geçerli olacaktır.
5.a. MADDE -
Bakanlık tarafından, KTHY'nın 3.madde kapsamında belirtilen
tarifeli veya ilave Frankfurt seferleri ile İngiltere
dışında diğer ülkelerden tarifeli, charter, ilave veya özel
seferler ile taşıyacağı 4.madde kapsamındaki her büyük
turist için KTHY'ye 50.-EURO, 2-12 yaş grubu için ise kişi
başı 25.-EURO katkı yapılacaktır.
5.b.MADDE -
KKTC'ye turist getirmek amacıyla İngiltere ve Almanya'nın
Frankfurt şehrinden yapılacak tarifeli veya ilaveli seferler hariç 1
Nisan - 28 Ekim 2006 tarihleri arasında yeni destinasyonlara düzenlenecek
tarifeli, çharter veya özel her 5 sefer için ayrıca 10,000.-EURO ek teşvik
ve boş bacak katkısı verilecektir.
6.MADDE - KTHY,
işbu protokol kapsamında KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerinin
KKTC'ye getirdikleri turist sayılarını ve bu turistlerin
konaklama tarihleri ile geceleme sayılarını aylık bazda
KITSAB'a gönderecektir. KITSAB bu listeleri kontrol etmeyi müteakip
Bakanlığa gönderecektir. KTHY'ye 5.madde kapsamında
yapılacak katkı ödemeleri veya peşin ödenecek katkıdan
mahsup işlemleri, KITSAB'ın bu listeleri Bakanlığa
ulaştırmasından sonra yapılacaktır. Herhangi bir
turizm ve seyahat acentesinin yanlış bildirimde bulunduğunun
tespiti halinde Bakanlık, ilgili acentenin protokole aykırı
olarak yanlış bildirimde bulunduğu her koltuk için
yararlandığı 50.-EURO'luk indirimin Bakanlığa geri
iade edilmesini talep edecek ve yanlış bildirimde bulunan acentenin
ismini KTHY'na bildirmek suretiyle bu acentenin bir kez daha bu protokolden
yararlandırılmaması sağlanacaktır.
7.MADDE -
Bakanlık, işbu protokolün 5.ve 6.maddesi kapsamında KTHY'ye
yapacağı ödemelere ilişkin talepleri 30 gün içinde
sonuçlandıracaktır.
8.MADDE -
İşbu protokolün uygulanması çerçevesinde KTHY'ye yapılacak
toplam katkı miktarından düşülmek üzere, protokolün
imzalanmasını müteakiben Türkiye Cumhuriyeti Yardımlarından
KTHY'na avans nitelikli 100,000-EURO (Yüz bin EURO) ödenecektir.
9.MADDE-
İşbu protokolün uygulanmasına ait doğabilecek
şikayetlerin giderilmesine yönelik olarak Bakanlık, KTHY ve KITSAB
arasındaki görüş alışverişi kesintisiz bir
şekilde sürdürülecek ve şikayetlerin giderilmesi için bir komisyon oluşturulacaktır.
10.MADDE -
İşbu protokol hükümleri ile ilgili olarak herhangi bir
anlaşmazlık halinde yetkili mahkeme, Lefkoşa Kaza Mahkemesi'dir.
"
KIBRIS 21/03/06
Müzakerelerin
anahtarı Kıbrıs
İngiliz
yayın kurumu BBC, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin Kıbrıs
nedeniyle birkaç ay içinde çökebileceğini öne sürdü.
ABHaber'e göre,
Türkiye-AB müzakerelerinin anahtarının Kıbrıs olduğunu
belirten BBC, "Bazıları, sessizce, kuzeyin resmen
tanınması tehdidinin, Rumları müzakere masasına yeniden
oturmalarını sağlanıp sağlanmayacağını
soruyorlar" ifadesini kullandı.
BBC,
"Türkiye-AB görüşmelerinin anahtarı Kıbrıs"
başlıklı haberinde Kıbrıs adasının hâlâ
bölünmüş olmasına rağmen Kıbrıs Rum kesiminin 2004
yılında AB'ye üye olduğunu ancak "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni tanımayan Ankara'nın Kuzey Kıbrıs'ta
asker bulundurduğunu kaydetti.
Kıbrıs
müzakerelerinin de henüz başlamadığına dikkat çeken BBC,
buna karşın AB-Türkiye müzakerelerinin ilerlediğini, ifade ve
din özgürlüğüne ilişkin kaygılara rağmen ilk iki başlığı
olan Bilim ve Araştırma ile Eğitim konusunda fiili müzakerelerin
birkaç hafta içinde başlayacağını belirtti.
Sahne
sonbaharda kararacak
BBC'ye
konuşan AB'deki Rum Daimi Temsilcisi Nicos Emiliou ise, "Türkiye,
yükümlülükleri yerine getirmezse Gümrük Birliği veya ulaştırma
veya malların serbest dolaşımı gibi
başlıkların açılması düşünülemez" diye
konuştu.
"Sahne bu
sonbaharda kararacak gibi" diyen BBC de, Türkiye'nin Ek Protokol'ü
imzaladığını ancak liman ve havaalanlarını
Rumlara açmak istemediğine dikkat çekerek, "Eğer Türkiye
limanlarını açmazsa, gümrük birliğine uyumu ve diğer üye
ülkelerle ikili ilişkiler ile ilgili olarak sonbaharda yapılması
öngörülen gözden geçirmede sınıfta kalacak" yorumunu yaptı.
Türkiye'nin en
büyük destekçilerinden biri olan İngiltere'nin bile Türkiye'nin limanlar
konusunda boyun eğmesi gerektiğini söylediğini anımsatan
BBC, Türkiye'nin AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Volkan Bozkır'ın
uymaya hazır görünmediğini belirterek, Bozkır'ın sadece
gümrük birliği meselesi olmadığını, siyasi bir konunun
olduğunu söylediğine dikkat çekti. Bozkır, "Siyasi
koşullar değişmezse, o alanda herhangi bir adım
atılması zor olur" dedi.
BBC, Rum
Kesimi'nin AB'ye girmesinden sonra diğer AB ülkelerinin Rum yönetimini
etkileme şansının azaldığını belirtirken,
Nicos Emiliou'nun gümrük birliğinin Türkiye'yi limanlarını
açmaya mecbur kıldığını söylediğini de
aktardı. Emiliou, limanların açılmaması halinde Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinde ilerlemesinin olumsuz etkileneceğini öne sürdü.
Emiliou,
"Türkiye, protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmezse, bizim
için ve çok sayıda üye devlet için gümrük birliği,
ulaştırma ve malların serbest dolaşımı gibi
başlıklarda müzakereleri başlatmak düşünülemez" diye
konuştu.
BBC, bazı
diplomatların Rumların stratejisinin Kıbrıs sorununu BM
çerçevesinden uzaklaştırarak Avrupalaştırmak
olmasından kaygı duyduklarını belirtti.
Kuzeyin
tanınması
Diplomatların
Kuzey Kıbrıs'ta atılabilecek ve Türkiye'yi limanlarını
açmaya cesaretlendirecek adımlar üzerinde durduklarını kaydeden
BBC, "Bazıları, sessizce, Kuzey'in resmen tanınması
tehdidi, Rumları müzakere masasına yeniden oturmalarını
sağlanıp sağlanmayacağını soruyorlar"
ifadesini kullandı.
BBC,
bazılarının da Rumların üyelik müzakerelerini uçurum
kenarına itmek istemeyeceğini çünkü müzakerelerin durması
halinde Türkiye'ye baskı uygulama olanağının ortadan
kalkacağını bildiklerini umduklarını belirtti.
KIBRIS 21/03/06
AB
yardımına Rumlar aracı
Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosun müsteşarı Hristodulos
Pashiardis, 139 milyon Euroluk Avrupa Birliği yardımının,
Kıbrıslı Türklere, Rum makamları
aracılığıyla verileceğini söyledi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 00:54 TSİ 22 Mart 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Pashiardis, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliğinden 139
milyon Euroluk yardımı, Rum makamları
aracılığıyla almayı kabul etmemekte ısrar
etmesinin Kıbrıslı Türklerin sorunu olacağını
belirtti.
Papadopulosun
müsteşarı ayrıca, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın KKTC üzerindeki ambargolar olduğu sürece Türkiyenin
limanlarını açmayacağı açıklamasının
Brükseli kışkırtma niteliği
taşıdığını savundu.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ferdi Sabit Soyer
yaptığı açıklamada, Rum yönetiminin, Avrupa
Birliğinin Türk kesimine sağladığı mali yardım
tüzüğünün kendi onaylarından geçeceğine ilişkin
açıklamalarını, provokasyon olarak nitelemişti.
FEISSELDEN
KARAMSAR DEĞERLENDİRME
Birleşmiş Milletlerin eski Kıbrıs Koordinatörü Gustave
Feissel, Annan Planında bazı değişiklikler yapılarak
Kıbrıs sorununun aşılabileceğine
inanmadığını söyledi. Feissel, taraflar birşey
yapmazsa, Kıbrısın kendiliğinden bölüneceğini
söyledi.
Birleşmiş Milletlerin eski Kıbrıs Koordinatörü Gustave
Feissel, mevcut koşullarda kendisini rahat hisseden
Kıbrıslı Rumların, bu rahatlığı sürdürmeleri
durumunda, bunun bedelini Kıbrısın bölünmesiyle
ödeyeceğini belirtti.
Annan Planında değişiklikler yapılarak sorunun
aşılacagını sanmadığını söyleyen
Feissel, çözüme ilişkin görüşmelerin sadece ve sadece
Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerce yapılmasını
önerdi. Feissel, çözüm için samimi bulduğu Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali talatın desteklenmesini
istedi.
HRİSTOFYAS
ATİNADA
Bu arada Güney Kıbrıs Rum Kesimi Parlamentosu Başkanı
Dimitri Hristofyas, Türkiyenin kabul edilemez nitelikteki tutumunu değiştirmesini
umduğunu, aksi takdirde sonbahara kadar zor zamanlar
yaşanacağını ileri sürdü.
Atinada açıklamalarda bulunan Hristofyas, Türkiyenin Avrupa
Birliğine yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini savundu.
Hristofyas, Başbakan Erdoğan bir adım ileride olmak istiyorsa,
Avrupa Birliğini tehdit edemeyeceğini anlamalıdır. Avrupa
Birliği de Türk tarafının tahriklerine
kapılmamalıdır dedi.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de Türkiyenin
Avrupa Birliğine karşı yükümlülüklerini bu yıl sonuna
kadar yerine getirmesi gerektiğini; aksi takdirde Avrupa Birliği
yolundan uzaklaşacağını belirtti..
Yunan bakan, Ankaranın, Heybeliada Ruhban Okulunun açılmasına
izin vermesi gerektiğini de söyledi.
Rum
mallarına KKTC komisyonu
KKTCde
Rumlara taşınmaz malların tazmini, takası ve iadesini
öngören yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruldu. Yasa
çerçevesinde görev yapacak taşınmaz mal komisyonu ise resmen kuruldu.
NTV
Güncelleme: 11:23 TSİ 22 Mart 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- KKTCde kurulan taşınmaz mal komisyonu, Rumların
başvurularını inceleyerek karara bağlayacak. Komisyonda, 2
yabancı üye de görev yapacak. Mülkiyet yasasıyla, Adada iç hukuk
yolu oluşturulması ve Rumların Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinde Türkiye aleyhine açtıkları davaların önüne
geçilmesi hedefleniyor.
Ana muhalefetteki
Ulusal Birlik Partisi ile Toplumcu Kurtuluş Partisi ise bugün, ayrı
ayrı Anayasa Mahkemesine başvurarak yasanın iptal edilmesini
talep etti.
MALİ
YARDIM TEPKİSİ
Bu arada KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat; Başbakan Ferdi
Sabit Soyer ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile bir
araya gelerek, Avrupa Birliğinin mali yardım tüzüğünü
görüştü.
Soyer görüşmenin ardından yaptığı açıklamada,
mali yardım konusunda hükümet içinde bir sıkıntı
olmadığını açıkladı. Soyer, çözüme hayır
diyen tarafın çözüme destek veren tarafa yapılacak yardımın
onaylayıcısı olamayacağını vurguladı.
Soyer, ABnin Türk kesimine sağladığı mali yardım
tüzüğünün kendi onaylarından geçeceğine ilişkin Rum
yönetimi açıklamalarını, provokasyon olarak niteledi.
Bu arada Avrupa Birliği, 2005 bütçesinde yer alan ancak uzlaşma
sağlanamaması nedeniyle kullanılamayan KKTCye yönelik 120
milyon Euroluk yardım için, ek ödenek bulmayı
kararlaştırdı. Önümüzdeki günlerde ek ödenek bütçesinden KKTCye
120 milyon Euroluk ödeme yapılması için, çalışmalara
başlanacak.
Rum yönetimi: Türkiye Avrupa Birliği'ni
kışkırtıyor
Oshan SABIRLI DHA
RUM Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Hristodulos Pashiardis, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın Türkiye'nin gümrük birliği protokolü hakkında
yaptığı son açıklamaların Avrupa Birliği (AB)
için bir başka aşağılama ve kışkırtma
olduğunu savundu.
Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs
üzerinde sözde ambargolar olduğu sürece Türkiye'nin limanlarını
Kıbrıs Rum bandıralı gemilere ve uçaklarına
açmayacağı yönündeki açıklamasını değerlendiren
Pashiardis, Eğer Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyet'ine
karşı üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmekte sorunu varsa,
o zaman AB'nin, bu tür Türk kışkırtmalarına hoşgörü
göstermekte daha büyük sorunları olacaktır.'' dedi. Müsteşar,
Erdoğan'ın bu yeni açıklamaları bizim için
şaşırtıcı olmayabilir ancak bunlar AB için bir
başka aşağılama ve kışkırtmadır.'' diye
konuştu.
TÜRKİYE YAYILMACI POLİTİKASINI
TEYİT EDİYOR
Müsteşar Hristodulos Pashiardis, Türk
basınına göre, bugün bir ulusal güvenlik belgesinin
imzalandığını ve Türkiye hükümeti tarafından
yürürlüğe konduğunu ve bunun Türkiye'nin Kıbrıs ve Ege'deki
yayılımcı politikasını teyit ettiğini savundu.
Bakanlar Kurulu toplantısının
ardından açıklamada bulunan Pashiardis, basın haberlerinin
gerçeği yansıtması halinde bunun kesinlikle Türkiye'nin
Kıbrıs ve Ege'deki yayılmacı politikasının bir teyidi
olduğunun altını çizdi.
MILLIYET 22/03/06
Kıbrıs Rum kesimi parlamentosu
başkanı Dimitri Hristofyas, Türkiye'nin tavrını
değiştirmesi gerektiğini, aksi halde sonbahara kadar güç saatler
yaşayacağını iddia etti.
Kıbrıs Rum kesimi parlamentosu
başkanı Dimitri Hristofyas, "Türkiyenin kabul edilemez
nitelikteki tutumunu değiştirmesini umduğunu" söyledi.
Çalışma ziyareti için bu akşam
Atinaya gelen Hristofyas, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyanni ile biraraya geldi.
Görüşmeden sonra gazetecilerin,
"Türkiyenin AB Komisyonunun Sonbahar aylarında
yayınlayacağı İlerleme Raporuna kadar sert tutum izlemesi
beklentisinde olup olmadığına" ilişkin
sorularını yanıtlayan Hristofyas, Türkiyenin tavrını
değiştirmesi gerektiğini, aksi halde sonbahara kadar güç saatler
yaşayacağını iddia etti.
Türkiyenin AB çerçevesinde yükümlülüklerini
yerine getirmesi gerektiğini savunan Hristofyas, "Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan bir adım ilerde olmak istiyorsa, AByi tehdit
edemeyeceğini anlamalıdır.
AB de Türk tarafının tahriklerine
kapılmamalıdır" dedi.
Türk tarafına teknik komitelerin bir araya
gelerek çalışmaya başlamaları çağrısında
bulunduğunu da söyleyen Hristofyas, bunun tüm tarafların
çıkarına olduğunu söyledi.
Hristofyas, Atina temasları çerçevesinde
yarın Başbakan Kostas Karamanlis, Parlamento Başkanı Anna
Psaruda-Benaki ve siyasi parti liderleriyle bir araya gelecek.
MILLIYET 22/03/06
İKÖ
desteği
İslam
Konferansı Örgütü'nden (İKÖ) bir heyet çeşitli temaslarda
bulunmak üzere KKTC'ye geldi. Heyet başkanı İKÖ Genel Sekreter
Yardımcısı Atta Avmannan, Kıbrıs Türklerine önem
verdiklerini ve sorunlarını bildiklerini söyledi
İKÖ
desteği
HEYET
TEMASLARINA BAŞLADI... İslam Kalkınma Bankası Başkan
Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu
Müdürü Gazi Bakış'ın da yer aldığı, İKÖ
Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan
başkanlığındaki İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ) heyeti dün KKTC'de temaslarda bulundu. Heyet dün, Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, Ticaret Odası Başkanı
Erdil Nami ve Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar ile bir araya
geldi
AMBARGOLAR
KALKMALI... İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan,
KKTC'nin İslam alemi için büyük önem
taşıdığını söyledi. Avmannan, İKÖ'nün
KKTC'ye uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılmasına
büyük önem verip gayret sarf ettiğini belirterek, heyetin KKTC ziyaretinde
yetkililerle görüşüp, kültürel, ticari, ekonomik ve sportif alanlarda
nasıl bir işbirliğine girilebileceğini ele alacaklarını
söyledi. Avmannan, "Nihai hedefimiz, iki toplum arasındaki
eşitliği vurgulayarak, birlikteliği sağlamaktır"
dedi
İslam
Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreter Yardımcısı Atta
Avmannan, KKTC'nin İslam alemi için büyük önem
taşıdığını söyledi. Avmannan, İKÖ'nün
KKTC'ye uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılmasına
büyük önem verip gayret sarf ettiğini belirterek, heyetin KKTC ziyaretinde
yetkililerle görüşüp, kültürel, ticari, ekonomik ve sportif alanlarda
nasıl bir işbirliğine girilebileceğini ele
alacaklarını söyledi. Avmannan, "nihai hedefimiz, 2 toplum
arasındaki eşitliği vurgulayarak, birlikteliği
sağlamaktır" dedi.
İKÖ'den
bir heyet çeşitli temaslarda bulunmak üzere KKTC'ye geldi.
İslam
Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile
İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer
aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta
Avmannan başkanlığındaki heyet dün ilk olarak Başbakan
Ferdi Sabit Soyer ile bir araya geldi. Heyet, daha sonra
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Serdar Denktaş'ı, K.T.Ticaret Odası Başkanı Erdil
Nami'yi ve Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar'ı ziyaret etti.
Avmannan
başkanlığındaki heyet bugün saat 10.30'da Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz ile görüşecek. Heyet, bugün
ayrıca saat 11.30'da Din İşleri Başkanı Ahmet
Yönlüer'i ziyaret edecek. Heyet, cuma günü de Kalkınma Bankası Genel
Direktörü Tuncay Yörel ile görüşecek. Görüşme saat 15.00'de
başlayacak.
KKTC'deki
üniversiteleri de ziyaret ederek, incelemelerde bulunacak olan heyet, cumartesi
günü adadan ayrılacak.
Soyer, İKÖ
heyeti ile görüştü
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, izolasyonların kaldırılması konusunda
atılacak en küçük adımın dahi, Rum siyasi liderliğini
masaya daha hızlı oturma baskısı altında
bırakacağından Kıbrıs sorununun çözümüne büyük bir
adım olarak yansıyacağını söyledi. Soyer, KKTC'yi
ziyaret eden İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) heyetiyle dün saat
10.30'da Başbakanlık'ta bir araya geldi. Soyer'in, İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan
başkanlığındaki heyeti kabulünde, Başbakanlık
Müsteşarı Doğan Şahali, Başbakanlık Özel Kalem
Müdürü Erkut Şahali ve Din İşleri Başkanı Ahmet
Yönlüer de hazır bulundu.
Başbakan
Soyer, heyeti kabulde yaptığı konuşmada, siyasi
eşitlik temelinde bir çözüm arayan Kıbrıs Türk
halkının, bir İslam toplumu olarak bir çözümde kendi din, dil ve
kültürüyle, eşit bir şekilde yer almayı
arzuladığını söyledi.
Son dönemde bir
takım çevrelerin kendi değerlerini global düzeyde kabul ettirmeye
çalışarak, medeniyet çatışmasına davetiye
çıkardığını kaydeden Soyer, herkesin diline ve dinine
saygı gösteren Kıbrıs Türkü'nün, aynı saygıyı
beklediğini belirtti. Soyer, "İslami bir toplum olan
Kıbrıs Türkü ile Hrıstiyan olan Rum halkının siyasi
eşitlik temelinde ve federal prensiplerde bir araya gelmesini savunuyoruz.
Bu güzel bir mesaj olur" şeklinde konuştu.
Kıbrıs
Türk halkının, BM Barış Planı'nı kabul
ettiğini ancak planı reddeden Rum tarafının, tek yanlı
olarak AB'ye girdiğini vurgulayan Soyer, "karşı
tarafın bu avantajı kullanarak, Türk tarafına yapılan baskı
ve izolasyonları artırmaya
çalıştığını" kaydetti. Soyer, "bu
bağlamda İKÖ heyetinin ziyareti, izolasyonların kalkması
konusunda bize büyük destek oluyor. İKÖ'nün aldığı
kararları takdirle izliyoruz" dedi.
Başbakan
Soyer, Kıbrıs Türkü'nün, AB hedefinden
şaşmadığına da dikkat çekerek, kendi din, dil ve
kültürüyle, eşitlik temelinde yer almayı bir hak olarak
gördüğünü kaydetti. Soyer, AB hedefiyle hareket ederken, İKÖ ile de
ilişkileri de en iyi düzeyde tutmayı hedeflediklerini söyledi.
Soyer,
şöyle devam etti:
"İnanıyorum
ki, özellikle izolasyonların kaldırılması konusunda
atılacak en küçük adım dahi Kıbrıs sorununun çözümünde
büyük bir adım olarak yansıyacaktır. Rum siyasi liderliği o
zaman masaya daha hızlı oturma baskısıyla karşı
karşıya kalacak."
Avmannan
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan da, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a acil şifalar dileğinde bulunarak
başladığı konuşmasında, KKTC'nin İslam alemi
için büyük önem taşıdığını söyledi.
KKTC'yi,
İKÖ Dışişleri Bakanları'nın son
toplantısında alınan karar çerçevesinde ziyaret ettiklerini
kaydeden Avmannan, ekonomik, siyasi ve insani konularla ilgili en yetkili
kişilerin yer aldığı heyetin, ziyarete verdikleri önemi
gösterdiğini belirtti.
Avmannan,
KKTC'ye uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılmasına
büyük önem verip gayret sarf eden İKÖ'nün, KKTC ziyaretinde yetkililerle
görüşüp, kültürel, ticari, ekonomik ve sportif alanlarda nasıl bir
işbirliğine girilebileceğini ele alacaklarını söyledi.
Avmannan, "nihai hedefimiz, 2 toplum arasındaki eşitliği
vurgulayarak, birlikteliği sağlamaktır" dedi.
KKTC'de
çeşitli temaslarda bulunacak İKÖ heyetinde, İslam Kalkınma
Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam
Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış da bulunuyor. Heyet, pazar
günü adadan ayrılacak.
Serdar
Denktaş,
İKÖ
heyetiyle görüştü
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan
başkanlığındaki heyetle görüştü.
İslam
Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile
İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da
bulunduğu heyetin Denktaş'ı ziyareti Dışişleri
Bakanlığı'nda saat 11.45'te gerçekleşti.
Serdar
Denktaş görüşmenin basına açık bölümünde
yaptığı konuşmada, İKÖ üyesi ülkelerle temasların
son 2 yıl içerisinde son derece iyi duruma
ulaştığını ve artık daha somut projeleri
görüşmeye başlama zamanının geldiğini söyledi.
İslam Kalkınma
Bankası'nın yıllar önce Lefke Avrupa Üniversitesi (LAÜ)'ye
önemli katkılarda bulunduğunu hatırlatan Denktaş, yeni
projelerde bankanın tekrar kapısını çalacaklarını
söyledi.
Amaçlarının
sadece İKÖ üyesi ülkelerle değil, diğer ülkelerle de
karşılıklı eşit seviyede diyalog oluşturabilme
olduğunu kaydeden Denktaş, "Bu diyalogu oluştururken
adanın kuzeyinde Rum hakimiyetinin olmadığını;
siyaseten tanınmasa bile bir sistemimizin, devlet yapımızın
oluştuğunu, ayrı bir devletin varlığını
dostlarımıza yerinde göstermek istedik. Bunu gördükçe ve fark ettikçe
onlar da atacakları adımlarla Rumları çözüme motive etmenin
yollarını aramak durumundadırlar" dedi.
Serdar
Denktaş, Rumların Kıbrıs'ta Kıbrıslı
Türklerin varlığını kabul etmediklerini ve
yaşamadıklarını varsaydıklarını, Türkiye'yi
kendilerine muhatap olarak kabul ettiklerini tüm dünyaya zorla kabullendirmeye
çalıştıklarını söyledi.
Rumların
Kıbrıs'taki sorunu bir işgal sorunu olarak göstermeye
çalıştığını söyleyen Denktaş, sorunun
Kıbrıslı Rumlarla Türkler arasında olduğunu ve esas
sorunun Rumların Türklerle güç ve adanın güzelliklerini
paylaşmak istememesinden kaynaklandığını söyledi.
Denktaş,
"Biz adada kimliğimize, dinimize ve eşit
ortaklığımıza saygı istiyoruz. Bu saygıyı
isterken 'hemen KKTC'yi tanıyın' demiyoruz ama ortak birleşik
bir cumhuriyette haklarımızı istiyoruz. Bu da çözüme
yardımcı olur" dedi.
Avmannan:
Siyasi eşitliğe dayalı bir çözümden yana
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan da konuşmasında,
KKTC'nin İslam alemi için büyük önem taşıdığını
söyledi.
KKTC'yi,
İKÖ Dışişleri Bakanları'nın son
toplantısında alınan karar çerçevesinde ziyaret ettiklerini
kaydeden Avmannan, siyasi eşitliğe dayalı bir çözümden yana
olduklarını kaydetti.
Avmannan, KKTC
ziyaretinde yetkililerle görüşüp bazı projelerin hayata
geçirilmesinde neler yapabileceklerini değerlendireceklerini belirtti.
Atta Avmannan
ziyaret sonrası hazırlayacakları raporu Bakü'de yapılacak
İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda
sunacaklarını da söyledi.
KKTC'de
çeşitli temaslarda bulunacak İKÖ heyeti pazar günü adadan
ayrılacak.
İKO
Heyeti, Sanayi
Odası'nı
ziyaret etti
Çeşitli
temaslarda bulunmak üzere KKTC'de bulunan İKÖ heyeti, dün Kıbrıs
Türk Sanayi Odası'nı ziyaret ederek, Salih Tunar
başkanlığındaki oda yetkilileriyle görüştü ve bilgi
alışverişinde bulundu.
İslam
Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile
İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer
aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta
Avmannan başkanlığındaki heyet, Sanayi Odası'nı
saat 16:30'da ziyaret etti.
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan ziyarette
yaptığı konuşmada, KKTC'de bulunmaktan duyduğu
memnuniyeti dile getirerek, KKTC halkıyla ve hükümetiyle ilişkiler
kurmak ve Müslüman dünyasının bir parçası olan
Kıbrıslı Türklerle görüşmek amacıyla geldiklerini
ifade etti.
Adanın
bölünmüş olmasının ve iki tarafın toplumlarının
ayrı ayrı yaşamasının üzücü bir durum olduğunu da
dile getiren Avmannan, iki tarafın da anlaşabileceği bir noktada
uzlaşması gerektiğini sözlerine ekledi.
İKÖ olarak
Kıbrıs Türk hükümeti ve sivil toplum örgütleri yetkilileriyle
ekonomik, sosyal, eğitim gibi konularda görüşerek,
oluşturulabilecek bir plan çerçevesinde politik ve diğer konularda da
işbirliğine hazır olduklarını vurgulayan Avmannan,
İKÖ'nün Kıbrıslı Türklere yönelik desteklerinin her zaman
süreceğini kaydetti.
Tunar: Ülkeler
arası ekonomik
ve sanayi
işbirliği artırılmalı
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar da, İKÖ
yetkilileriyle görüşmeleri sırasında Kıbrıs Türk
sanayicisinin yaşadığı sıkıntıları
aktaracaklarını ifade ederek, İKÖ yetkililerini Sanayi
Odası'nda ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti aktardı.
Tunar,
İslam ülkelerinin Kuzey Kıbrıs için önemine de değinerek,
ülkeler arası ekonomik ve sanayi işbirliğinin
artırılması gerektiğini vurguladı.
İslam
ülkeleriyle var olan ekonomik ilişkilerin bu ziyaretler çerçevesinde daha
da artırılacağını ve pekiştirileceğini de
ifade eden Tunar, amaçlarının bu ilişkileri daha da ileriye
götürmek olduğunu kaydetti.
Avmannan:
Durumu görmek, somut bir
program
hazırlayabilmek için geldik
Çeşitli
temaslarda bulunmak üzere KKTC'de bulunan İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ) heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nı ziyaret
etti.
İslam
Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile
İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer
aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta
Avmannan başkanlığındaki heyet, Ticaret Odası'nı
saat 15:00'de ziyaret ederek, Oda Başkanı Erdil Nami ve oda
yetkilileriyle görüştü.
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan ziyarette
yaptığı konuşmada, KKTC'de bulunmaktan duyduğu
memnuniyeti dile getirdi.
Delegasyonu ve
İKO adına destek ve dayanışma mesajları vermek için
KKTC'de bulunduklarını söyleyen Avmannan, İKÖ
Dışişleri Bakanları'nın son toplantısında
alınan kararlar çerçevesinde bu ziyareti gerçekleştirdiklerini ifade
etti.
İKÖ'nün
nasıl bir somut
destek
verebileceğini görmek için...
IKÖ'nün,
Kıbrıs Türk halkına ve KKTC' Hükümeti'ne nasıl bir somut
destek verebileceğini görmek istediklerini kaydeden Avmannan, bu amaçla
siyasi düzeyde ziyaretler gerçekleştirdiklerini belirtti.
Avmannan,
gerçekleştirdikleri ziyaretlerde Kıbrıs sorununa kapsamlı
çözüm bulma yönünde büyük bir taahhüt ve isteklilik gördüklerini de dile
getirdi.
Avmannan,
KKTC'deki durumu görmek, buradaki insanlarla konuşmak ve fayda
sağlayacak somut bir program hazırlayabilmek için açık kalplilik
ve büyük bir samimiyetle KKTC'ye geldiklerini söyledi.
KKTC ile
ekonomi ve ticaret alanında nasıl bir ilişki
kurulabileceğini görmek amacında olduklarını da kaydeden
Avmannan, Ticaret Odası yetkilileriyle bunu ele alacaklarını ve
görüş alış verişinde bulunacaklarını ifade etti.
Nami: Adil
muamele istiyoruz
Ticaret
Odası Başkanı Erdil Nami de uluslararası topluluktan sadece
adil muamele istediklerini kaydederek, "Bunun ne fazlasını ne de
azını istiyoruz" diye konuştu.
Nami, eşit
davranıldığı ve şans verildiği takdirde
Kıbrıs Türk halkının üzerine düşeni yaparak,
gelişimi başarabilecek durumda olduğunu dile getirdi.
Rum
Yönetimi'nin AB üyeliğine kabul edilmesinin adil
olmadığını vurgulayan Nami, kendi içinde sorunları
olan bir ülkenin AB'ye dahil edilmemiş olması gerektiğini
söyledi.
KKTC'nin maruz
kaldığı ambargolardan da bahseden Nami, KKTC'nin çok modern bir
hava alanına sahip olduğunu, ancak uygulanan ambargolar yüzünden
direkt uçuşlar gerçekleştirilemediğini anlattı.
KKTC'deki
beş yıldızlı otel sayısının bir yıl
içerisinde iki katına çıkacağını da ifade eden Nami,
İslam dünyasından turistlerin direkt uçuşla KKTC'ye gelmesini
istediklerini söyledi.
İKÖ
yetkililerinin bu konu üzerinde ciddi şekilde çalışmasını
arzu ettiklerini belirten Nami, İKÖ'nün desteğinin kendileri için çok
önemli olduğunun altını çizdi.
Nami,
İslam ülkelerinden yatırımcılarla ortak girişimlerde
bulunularak, her iki tarafın da kazanımına olacak bir durumun
yaratılabileceğini de belirtti.
Türk
tarafının bu çerçevedeki somut önerilerini Rum tarafının
reddettiğini de dile getiren Nami, Türk tarafının samimi
yaklaşımları olduğunu, ancak her önerisinin bir bahaneyle
reddedildiğini söyledi.
KIBRIS 22/03/06
Kuzey
Kıbrıs'taki gerçekleri tüm dünyaya gösterin
|
İngiltere
Lordlar Kamerası'ndaki Kuzey Kıbrıs'ın Dostları
Grubu, TBMM İngiliz Dostu Türk Parlamenterler Dostluk Grubu ile
Londra'da bir araya geldi. İngiliz milletvekilleri ve lordlar, lobi
çalışmalarının çok önemli olduğunu vurguladı: Kuzey
Kıbrıs'taki gerçekleri tüm dünyaya gösterin DAFA FAZLA
LOBİ ŞART... "İngiltere Lordlar Kamarası'ndaki Kuzey
Kıbrıs'ın Dostları Grubu" ile "TBMM
İngiliz Dostu Türk Parlamenterler Dostluk Grubu" üyeleri,
İngiltere'de yaşayan 300 bine yakın Türkün daha fazla lobi
faaliyetiyle, yetkili makamlara baskı yapması gerektiğini
vurgulayarak, Rumların baskın lobi çalışmaları
nedeniyle birçok İngiliz parlamenteri kendi yanlarına
çektiğini belirttiler GERÇEKLER
DÜNYAYA ANLATILMALI... Rumların, Türkiye ve Kıbrıs konularında
İngiliz yetkililerini yönlendirdiğini belirten İngiliz
parlamenterler, bu durumun ancak Kıbrıslı Türklerin
yapacağı başarılı lobi çalışmalarıyla
çözülebileceğini kaydettiler. Grup üyesi ve eski grup başkanı
Lord Kilclooney, "Kuzey Kıbrıs, güney için hiçbir tehlike arz
etmiyor, ayrıca adada tam bir din özgürlüğü var. Bu durumun tüm
dünyaya aktarılması lazım" dedi RUMLARIN
KORKULARI GİDERİLMELİ... Güney Kıbrıs'ın en
çekindiği konunun adada Türk askerinin bulunması olduğunu
vurgulayan İngiliz parlamenterler, bu durumun Türkiye'nin
açıklayacağı ve adada Türk asker sayısının
azaltılabileceği ve onlar için bir tehlike arz etmeyeceğinin
bir demeçle Rum kesimine ifade edilmesi gerektiğinin altını çizdiler Eylem ERAYDIN
/ LONDRA İngiltere
Lordlar Kamarası'ndaki Kuzey Kıbrıs'ın Dostları
Grubu (All Party Parliamentary Group For The Turkish Republic of Northen
Cyprus), TBMM İngiliz Dostu Türk Parlamenterler Dostluk Grubu ile
Londra'da bir araya geldi. Kıbrıslı
Türk Reşat Niyazi'ye ait Papageno Restaurant'ta düzenlenen yemekte,
İngiliz milletvekili ve lordlar, Kuzey Kıbrıs'ın şu
an içinde bulunduğu durumu değerlendirerek, Türklerin lobi
çalışmalarına daha fazla ağırlık vermesi
gerektiğinin altını çizdi. Frank Cook
başkanlığındaki İngiliz Parlamentosu Türk
Dostları Dostluk Grubu ile görüşmek için resmi ziyaretle 3
günlüğüne Londra'ya gelen Türk milletvekilleri, ziyaretlerinin ilk
gününde Barones Jill Knight başkanlığındaki Kuzey
Kıbrıs'ın dostları grubu ile buluştu ve Kuzey
Kıbrıs'taki son gelişmeleri değerlendirdi. Kıbrıslı
işadamı Aziz Kent'in koordinatörlüğünü yaptığı
grup, Türkiye'nin AB'ye girme sürecini ve Kıbrıs sorununun çözümü
işin yapılması gereken önerilerini Türk parlamenterlerine iletti.
En önemli
konunun İngiltere'de yaşayan 300 bine yakın Türkün daha fazla
lobi faaliyeti yaparak yetkili makamlara baskı yapması
gerektiğini vurgulayan grup, Rumların baskın lobi
çalışmaları nedeniyle birçok İngiliz parlamenteri kendi
yanlarına çektiğini belirttiler. Rumların
Türkiye ve Kıbrıs konularında İngiliz yetkililerini
yönlendirdiğini belirten İngiliz parlamenterler, bu durumun ancak
Kıbrıslı Türklerin yapacağı başarılı
lobi çalışmalarıyla çözülebileceğini kaydettiler. Güney
Kıbrıs'ın en çekindiği konunun adada Türk askerinin
bulunması olduğunu vurgulayan İngiliz parlamenterler, bu
durumun Türkiye'nin açıklayacağı ve adada Türk asker
sayısının azaltılabileceği ve onlar için bir tehlike
arz etmeyeceğinin bir demeçle Rum kesimine ifade edilmesi
gerektiğinin altını çizdiler. Grup üyesi ve
eski grup başkanı Lord Kilclooney ise "Kuzey Kıbrıs,
Güney için hiçbir tehlike arz etmiyor ayrıca adada tam bir din
özgürlüğü var. Bu durumunun tüm dünyaya aktarılması
lazım" şeklinde konuştu. Grubun
koordinatörlüğünü yapan Aziz Kent ise "Türkiye ve Kuzey
Kıbrıs'ın daha fazla lobi çalışması
yapması gerekiyor. Ancak adadaki sorunlar sadece siyasi yetkililerin bu
konuda faaliyet göstermesi ile çözülemez. Sivil toplum örgütleri ve
İngiltere'de yaşayan Türkler olarak bizlere çok büyük görevler
düşüyor. Bunun için bizim birlik ve beraberlik içinde
sorunlarımızı çözmek ve adada çözümün sağlanması
için çalışmalar yapmamız gerekmektedir. Ancak bu şekilde
Kuzey Kıbrıs'taki haklarımızı savunabiliriz"
dedi. Yemeğe
İngiliz Dostu Türk Parlamenterler Dostluk Grubu Başkanı CHP
Adana Milletvekili Gaye Erbatur, CHP Samsun Milletvekili Sezai Önder, CHP
Antalya Milletvekili Tunvay Ercenk, AK Parti Muş milletvekili Dr. Medeni
Yılmaz ve AK Parti Aydın Milletvekili Semiha Öğüş ve
Kuzey Kıbrıs'ın dostları grubundan Barones Jill Knight,
Lord Kilclooney, Ken Mcguinness, Lady Burterworth, Aziz Kent ve Valerie Kent
katıldı. |
KIBRIS 22/03/06
"Taşınmaz
Mal Komisyonu" tamam
UBP ile TKP,
"Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasa"nın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvururken,
"Taşınmaz Mal Komisyonu" oluşturuldu ve komisyonla
ilgili olarak AİHM bilgilendirildi
"Taşınmaz
Mal Komisyonu" tamam
BAŞKAN VE
ÜYELER ATANDI... "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1.
Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz
Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası"
kapsamında "Taşınmaz Mal Komisyonu" oluşturuldu.
Sümer Erkmen başkanlığındaki komisyonda; Erol Erozan
başkan yardımcısı, Hans Christian Kruger ve Daniel Tarschys
yabancı üye; Güngör Günkan, Ayfer Said Erkmen ve Aytekin Erin de üye
olarak görev yapacak
ERKMEN:
AİHM BİLGİLENDİRİLDİ... "Taşınmaz
Mal Komisyonu" Başkanı Sümer Erkmen, komisyonun oluşumuyla
ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM)
bilgilendirildiğini açıkladı. Erkmen, yasanın 22
Aralık'ta yürürlüğe girmesinin ardından AİHM'nin
yasanın öngördüğü komisyonun kurulması için
tanıdığı 3 aylık sürenin bugün dolmuş
olacağına işaret ederek, bu konuda gerekli
çalışmanın tamamlanarak, komisyonun yapısı
hakkında AİHM'e ayrıntılı bilgi verildiğini
söyledi
UBP VE TKP,
ANAYASA MAHKEMESİ'NE BAŞVURDU... KKTC'de geçen Aralık
ayında toplumun tüm kesimlerinde yoğun tartışmalara yol
açan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasa"nın iptali için dün UBP ile TKP, Anayasa Mahkemesi'ne
başvurdu. UBP Genel Sekreteri Turgay Avcı; yasanın iptali için
kendilerine düşen görevi yerine getirdiklerini ifade ederek, "Bundan
sonra karar yargınındır" dedi. TKP Genel Başkanı
Hüseyin Angolemli, "mülkiyet yasasının KKTC Anayasası'na
aykırı olduğunu" öne sürerek, bu nedenle Anayasa
Mahkemesi'ne başvurduklarını belirtti
Selim KUMBARACI
"Anayasa'nın
159'uncu Maddesinin 1. Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası" kapsamında "Taşınmaz Mal Komisyonu"
oluşturuldu.
Sümer Erkmen
başkanlığındaki komisyonda; Erol Erozan başkan
yardımcısı, Hans Christian Kruger ve Daniel Tarschys
yabancı üye; Güngör Günkan, Ayfer Said Erkmen ve Aytekin Erin de üye
olarak görev yapacak.
Yüksek Adliye
Kurulu'nun Resmi Gazete'de yayımlanan duyurusuna göre; kurul,
Cumhurbaşkanı tarafından önerilen kişiler arasından 7
kişiyi 17 Mart'tan itibaren bu görevlere atadı.
Yasa cephesinde
yeni boyut
KKTC'de geçen
Aralık ayında toplumun tüm kesimlerinde yoğun
tartışmalara yol açan "Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin
1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasa"sı, bir taraftan UBP ile TKP'nin yasanın iptali için
Anayasa Mahkemesi'ne başvurması, diğer taraftan da yasanın
öngördüğü "Taşınmaz Mal Komisyonu"nun oluşturulmasıyla
yeni bir boyut kazandı.
KKTC
sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat,
takas ve mal iadesi ile taşınır mallara tazminat öngören yasa,
22 Aralık'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe
girmişti.
Cumhuriyet
Meclisi'nin 19 Aralık'taki birleşiminde oyçokluğuyla onaylanan
yasa, 21 Aralık'ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından imzalanmıştı.
Bakanlar
Kurulu'nda onaylanarak 21 Kasım'da tasarı halinde resmi gazetede
yayımlanmasıyla kamuoyunda yoğun tartışmalara neden
olan yasa, çeşitli kesimlerin görüşleri çerçevesinde önce Meclis
Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde, ardından da Meclis Genel
Kurulu'nda bazı değişikliklerin ardından muhalefetin ret
oyuna karşılık oyçokluğuyla kabul edilmişti.
Belirli
kıstaslarda Rumlara mal iadesini öngörmesi nedeniyle yaklaşık
bir ay süreyle toplumda yoğun tartışmalara neden olan
tasarı, Genel Kurul'dan UBP ve BDH'nın 17 olumsuz oyuna
karşılık, CTP ve DP'nin 29 olumlu oyuyla geçmişti.
UBP ve TKP'den
iptal başvurusu
Yasanın
Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne
başvurabileceğini ta o günlerde açıklayan UBP, önceki akşam
topladığı Parti Meclisi'nde oyçokluğuyla
aldığı karar uyarınca dün yasanın iptali amacıyla
Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.
Bu arada TKP de
dün aynı amaçla Anayasa Mahkemesi'ne başvurusunu yaptı.
Avcı:
Bundan sonra karar yargınındır
UBP'nin iptal
başvurusu, UBP Genel Sekreteri Turgay Avcı ile Genel Sekreter
Yardımcısı avukat Enver Öztürk tarafından
yapıldı.
Turgay
Avcı; başvurunun ardından yaptığı
açıklamada, yasanın iptali için kendilerine düşen görevi yerine
getirdiklerini ifade ederek, "Bundan sonra karar
yargınındır" dedi.
UBP'nin
mecliste yasaya "ret" oyu verdiğini anımsatan Avcı,
Parti Meclisi'nin önceki gece oy çokluğu ile Anayasa Mahkemesi'ne
gidilmesi yönünde karar aldığını ve hukukçuların
hazırladığı dosyayı mahkemeye sunduklarını söyledi.
Angolemli: Yasa
KKTC Anayasası'na aykırı
TKP'nin
başvurusu ise, parti Genel Sekreteri Mehmet Davulcu ve avukat Fuat
Veziroğlu tarafından yapıldı.
TKP Genel
Başkanı Hüseyin Angolemli konuya ilişkin düzenlediği
basın toplantısında, "mülkiyet yasasının KKTC
Anayasası'na aykırı olduğunu" öne sürerek, bu nedenle
Anayasa Mahkemesi'ne başvurduklarını belirtti.
Anayasa
Mahkemesi'ne 90 gün süre
KKTC
Anayasası'nın 147'nci maddesine göre, "Cumhurbaşkanı,
Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasal partiler, siyasal gruplar ve en az
dokuz milletvekili veya kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda
diğer kurum, kuruluş veya sendikalar," yasanın iptali için
90 gün içinde Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açabiliyor.
22
Aralık'ta hayata geçen yasa için Anayasa Mahkemesi'ne başvurma süresi
bugün sona eriyordu.
Ve komisyonu
oluştu... AİHM bilgilendirildi
Bu arada KKTC
mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve
Rumların KKTC sınırları içinde kalan eski mallarıyla
ilgili olarak AİHM gündemine gelen davalar için "iç hukuk"
olarak kabul edilme hedefiyle hazırlanan yasanın öngördüğü
mahkeme gibi çalışacak komisyon da oluşturularak, halkın
bilgisine getirildi. Komisyon, 2'si yabancı 7 kişiden oluşuyor.
Cumhurbaşkanı
tarafından önerilen üyeler arasından Yüksek Adliye Kurulu
tarafından atanan komisyon başkan ve üyeleri, hukukçular veya kamu
yönetimi ile mali konularda tecrübeli kişilerden oluşuyor.
Komisyonun
alacağı kararlar, bağlayıcı ve yargının
aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.
Komisyon
başkanlığına Sümer Erkmen getirildi
"Anayasa'nın
159'uncu Maddesinin 1. Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren
Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası" kapsamında oluşturulan "Taşınmaz Mal
Komisyonu"nun başkanlığına
Sümer Erkmen
getirildi.
Komisyonda;
Erol Erozan başkan yardımcısı, Hans Christian Kruger ve
Daniel Tarschys yabancı üye; Güngör Günkan, Ayfer Said Erkmen ve Aytekin
Erin de üye olarak görev yapacak.
Yüksek Adliye
Kurulu'nun Resmi Gazete'de yayımlanan duyurusuna göre; kurul,
cumhurbaşkanı tarafından önerilen kişiler arasından 7
kişiyi 17 Mart'tan itibaren bu görevlere atadı.
Erkmen:
AİHM'ye gerekli bilgilendirme yapıldı
"Taşınmaz
Mal Komisyonu" Başkanı Sümer Erkmen, komisyonun oluşumuyla
ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM)
bilgilendirildiğini açıkladı.
TAK muhabirinin
konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Erkmen, yasanın
22 Aralık'ta yürürlüğe girmesinin ardından AİHM'nin
yasanın öngördüğü komisyonun kurulması için
tanıdığı 3 aylık sürenin bugün dolmuş
olacağına işaret ederek, bu konuda gerekli
çalışmanın tamamlanarak, komisyonun yapısı
hakkında AİHM'e ayrıntılı bilgi verildiğini
söyledi.
Yürütme yetkisi
içişlerinde
Yürütme
yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri
Bakanlığı) veren, davalı taraf olarak da ilgili
bakanlık veya Başsavcılık'ı adres gösteren yasa,
komisyona başvuracak Rumlara belli kurallar çerçevesinde eski
taşınmaz malları için tazminat, takas ve iade,
taşınır malları için de tazminat öngörüyor.
Yasada iki tür
iade var
KKTC mülkiyet
rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk" olarak
kabul edilme hedefi taşıyan yasa, eşdeğer
karşılığı malları iade dışında
tutarak mal iadesini, hemen iade ve çözümden sonra iade diye iki ayrı
şekilde düzenliyor.
Buna göre
eşdeğer dışında tapulu olan, birilerinin
kullanımında olan, askeri tesis olarak kullanılan, üzerinde kamu
yararı bulunan eski Rum malları, ancak çözümden sonra iade
edilebilecek. Çözümden sonra ilgili mal KKTC devleti tarafından
kamulaştırılarak iade edilebilecek.
Bu kapsam
dışında kalan, yani kimsenin kullanımında olmayan,
kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar ise hemen
iade edilebilecek.
Tazminat ve
takas şartları... Ödemeyi devlet yapacak
Yasa, tazminat
ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor.
Başvuru
halinde ilgili Rum'a Kuzey'deki eski malına karşı tazminat
ödenmesi için bugünkü rayiç bedel ile o günden bugüne değer
artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken
başvuru sahibinin Güney'de Türklere ait mal tutup tutmadığı
da dikkate alınacak.
Başvuru
sahibinin talebine göre takas teklif edilmesi halinde ise, bugünkü rayiç
bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri
arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun
tarafından ödenecek. Davalı taraf adına ödemeyi Komisyon, yani
KKTC devleti yapacak.
Tazminat ve
takas halinde mülkiyet hakkı ortadan kalkacak. Ancak takas halinde,
kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından
doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.
Taşınır
mallara tazminat
Yasa, talep
edilmesi ve başvuru sahibinin ispatlaması halinde Rumlara
taşınır mallar için de tazminat öngörüyor. Tazminat
miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer
üzerinden ödenecek.
İtirazlar
YİM'e ve ardından AİHM'e
Mahkeme gibi
çalışacak komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya
kullanım kaybından doğan zarar tazmini kararına
karşı taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler.
Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin
olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru
yapabilecek.
"Taşınmaz
Malların Tazmini Yasası" yürürlükten kalkmıştı
"Anayasa'nın
159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına
Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi
Yasası"nın yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce
hazırlanan ve sadece tazminat ile takas öngören Taşınmaz
Malların Tazmini Yasası yürürlükten kalkmıştı.
Rum
basınına da yansıdı
Bu arada
yasayla ilgili gelişmeler Rum basınına da yansıdı.
Rum gazeteleri,
"bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin huzurunda
onaylanması gereken KKTC Tazmin Komisyonu'nun uygulama formülünün
(mülkiyet yasası) tamamlanarak, önceki gün AİHM'e
gönderildiğini" yazdı.
Politis
gazetesi; KKTC'den elde ettiği bilgiler ışığındaki
değerlendirmelere dayanarak, Rumlar için iç yargı yolu sayılacak
"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b)
bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası
ve İadesi Yasası"nın dün öğleden sonra veya bugün
sabah AİHM'e resmen iletileceğini de belirtti.
AİHM
kararını istinaf ettiler
Öte yandan Rum
basınında yer alan haberlere göre; binin üzerinde Rum göçmeni
temsilen 4 avukat, AİHM Genel Kurulu'na Mira Ksenidi Aresti
davasındaki karar için önceki gün istinaf başvuru dilekçesi dosyaladı.
Rum
basınına göre; Türkiye aleyhinde başvurusu bulunan Rum
göçmenler; Andreas Angelidis, Hristos Kliridis, Anthi Hristofides ve Yannakis
Erotokritu adlı avukatlar tarafından temsil ediliyor.
Söz konusu dört
avukat; AİHM'in Aresti davasında aldığı ve Türkiye'ye
KKTC'de iç yargı yolu oluşturulması hakkı veren
kararını "hatalı" olarak nitelendiriyor ve iptalini
sağlamayı amaçlıyor.
Bu arada Rum
Hükümet Sözcüsü Yorgo Lillikas, istinaf başvurusunda bulunanlara dikkatli
olmaları çağrısında bulundu.
Lillikas,
"Hükümetin görüşü; AİHM'e başvurularda çok dikkatli
olmamız gerektiği yönündedir. Bizi tam olarak koruyan çok önemli ve
özlü AİHM kararları var ve başvurular veya başka
adımlarla beklediğimiz olumlu neticeden farklı bir netice
alınmasına fırsat vermemeliyiz" diye konuştu.
Lillikas,
görüşlerinin daha önceki kararlarda elde ettikleri önemli
kazanımları korumaları gerektiği yönünde olduğunu da
ekledi.
Kliridis:
İstinaf hakkımız yok
Öte yandan
Politis gazetesine göre, Rum Başsavcı Petros Kliridis de konuyla ilgili
görüş belirtti ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" AİHM
kararını istinafa götürme hakkı
bulunmadığını, bu hakkın sadece Aresti veya Türkiye'ye
tanındığını söyledi.
"Yani
Kıbrıs Cumhuriyeti, AİHM'e istinafta bulunmayı
düşünmüyor mu" sorusuna Kliridis, "davada taraf olanların
dışında başkasına bu hak verilmediği için böyle
bir düşünce içerisinde olmadıklarını" söyledi.
Bu arada
Fileleftheros gazetesi de ilgili haberinde; Rum Yönetimi'nin istinaf
başvurusunda bulunanlara açıktan destek vermediği, ancak perde
gerisinde bu başvuruları desteklediği ve başvuruların
kabulü halinde Ksenidi Aresti davasının uygulanmasının iki
yıla kadar ertelenebileceği yorumlarında da bulundu.
Gazeteye göre;
başvuruda bulunan Rum avukatlar, böyle bir gelişme
yaşanması halinde, KKTC'de iç yargı yolu kurulmasının
gecikeceği ve askıda bulunan diğer Rum
başvurularının da ileriye götürülmesine olanak
sağlanacağı görüşünde.
KIBRIS 22/03/06
Rum liderden
ambargo yok iddiası
Rum
lider Papadopulos, Kıbrıslı Türklere hiçbir alanda ambargo uygulanmadığını
iddia etti.
NTV
Güncelleme: 10:39 TSİ 23 Mart 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Avrupa Birliği
devlet ve hükümet başkanları zirvesi için Brüksele hareketinden
önce, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Başbakan
Erdoğanın, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonlar
kaldırılmadıkça, liman ve havaalanlarımızı
açmayacağız şeklindeki açıklamasını
değerlendiren Papadopulos, Kıbrıslı Türklere hiçbir alanda
ambargo uygulanmadığını öne sürdü.
Mevcut olduğu
iddia edilen zorlukların da, Kıbrıslı Türklerin idarecileri
tarafından yaratıldığını savunan Rum yönetimi
lideri, Sadece Kıbrıslı Türklerin ayrı devlet olma
talebine veya ayrı bir devletmiş gibi davranmalarına yönelik
sınırlamalar vardır dedi.
Yardımı
komisyon yönetecek
|
AB
Komisyonu'na yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre,
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması için
ayrılan 139 milyon euroluk mali yardımın KKTC'ye nasıl
ulaştırılacağı belirlendi: Yardımı
komisyon yönetecek UYGULAMA
İÇİN GEREKLİ ADIMLAR ATILIYOR... AB Komisyonu'na yakın
kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Kıbrıslı Türklerin
ekonomik kalkınması için ayrılan 139 milyon euroluk mali
yardımın KKTC'ye nasıl ulaştırılacağı
belirlendi. Buna göre, mali yardımın doğrudan yönetimi
konusunda Rum yönetiminin değil, komisyonun tek sorumlu olduğu,
uygulamaya geçilmesi için de gereken tüm adımların
atıldığı belirtildi İHALELERE
KKTC'DEKİ ŞİRKETLER DE KATILABİLECEK... Aynı
kaynaklar, onaylanan finansal kararların uygulanması
sırasında, ihalelerin açılması ile birlikte hizmet,
çalışma ve bağış ile ilgili sözleşmelerin
imzalanmasının, tamamen komisyonun yönetiminde
olacağını, ayrıca, açılacak olan ihalelere, KKTC'de
faaliyet gösteren şirketlerin de katılabileceğini bildirdi AB
Komisyonuna yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre,
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması için
ayrılan 139 milyon euroluk mali yardımın KKTC'ye nasıl
ulaştırılacağı belirlendi. Buna göre, komisyonun,
mali yardımın doğrudan yönetimi konusunda tek sorumlu
olduğu ifade edilirken, uygulamaya geçilmesi için de gereken tüm
adımların atıldığı belirtildi. Kıbrıslı
Türklere sağlanacak olan yardımın yönetiminin, komisyon
üyelerinden biri başkanlığında üye ülkelerin temsilcileri
tarafından oluşturulan PHARE İdare Komitesi tarafından
idare edileceği; bu komitenin, 5 milyon euro üzerindeki taslak projeler
ile ilgili fikrini komisyona aktaracağı, olumlu olması
halinde, komisyonun finansal kararları onaylamak için harekete
geçeceği bildirildi. Maliyeti 5 milyon euronun altında olan
projeler için ise kararlar, doğrudan AB Komisyonu tarafından
verilecek. İhaleler,
komisyonun yönetiminde
olacak Kaynaklardan
alınan bilgiye göre, onaylanan finansal kararların uygulanması
sırasında, ihalelerin açılması ile birlikte hizmet,
çalışma ve bağış ile ilgili sözleşmelerin imzalanması,
tamamen komisyonun yönetiminde olacak. Ayrıca, açılacak olan
ihalelere, KKTC'de faaliyet gösteren şirketler de katılabilecek.
Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik kalkınmasını
cesaretlendirmek amacıyla sağlanacak hizmet ve
çalışmaları gerçekleştirecek olan belirlenmiş
müteahhitlere verilecek mali yardım da, doğrudan komisyon
tarafından kanalize edilecek. Aynı
kaynaklar, ortaya çıkan durumun, yardımı, 2006
yılının sonunda mali kararlar alacak olan komisyon ile
birlikte programlama zorunluluğunu doğurduğunu belirtti. AB
Komisyonu'na yakın kaynaklar, AB yardımının olağan
yönetimi ile birlikte, müdahale edilmesi gereken alanların belirlenmesi
konusunda, yardımdan faydalanacak olan toplum ile görüşmelerin devam
ettiğini de aktardı. Uygulamanın
yapısı konusunda detay vermek için henüz erken olduğu, bunun
da konunun halen değerlendirilmesinden kaynaklandığı
kaydedildi. Komisyon,
yardımın uygulanması ile ilgili önemli bölümler konusunda
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni bilgilendirmeye hazır
olduğunu belirtmişti. Verilen bilgiye göre, komisyon bundan böyle
aynı şekilde hareket edecek. |
KIBRIS 23/03/06
Turizm
yatırımlarıyla ilgileniyorlar
İKÖ heyeti
dün Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz'i ziyaret etti. İKÖ Genel Sekreter
Yardımcısı Atta Avmannan, Kuzey Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının
artırılması ve daha fazla turist çekilmesi konularında
teknik görüşmeler yapacaklarını söyledi
Turizm
yatırımlarıyla ilgileniyorlar
KUZEY KIBRIS'IN
BÜYÜK POTANSİYELİ VAR... Ekonomi ve ticaretin Kıbrıs için
çok önemli olduğuna işaret eden Avmannan, Kuzey Kıbrıs'ta
Müslüman ülkelerin katkıda bulunmaktan mutluluk duyacağı büyük
bir potansiyel olduğunun altını çizdi
İZİN
VERMEYİZ... Avmannan, Kıbrıs Türk halkına uygulanan
ambargonun kaldırılması için uygulamaya dönük somut kararlar
alınacağını bildirdi. Avmannan "Biz adada iki
halkın eşitliğine dayanan adilane, insaflı bir anlaşma
istiyoruz ve Kıbrıs'ta Rumların Türklerin haklarını
gasp etmesine izin veremeyiz" dedi
Çeşitli
temaslarda bulunmak üzere KKTC'de bulunan İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ) heyeti, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz'le
görüştü.
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kuzey Kıbrıs'taki
turizm yatırımlarının artırılması ve daha
fazla turist çekilmesi konularında teknik görüşmeler
yapacaklarını söyledi.
İslam
Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile
İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer
aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta
Avmannan başkanlığındaki heyet, Deniz'i saat 10.30'da
ziyaret etti.
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel'in de
hazır bulunduğu görüşmede, KKTC ile ekonomik ve ticari
ilişkilerin nasıl daha iyi bir noktaya getirilebileceği ele
alındı.
Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, İKÖ heyetinin, kalkınmada
en büyük rolü oynayan ekonomik meselelerle ilgili görüşmeler yapmak için
kendini ziyaret ettiğini dile getirerek, KKTC'nin artık İslam
Konferansı Örgütü'ne ve İslam Ülkeleri Ekonomi Bakanları
Toplantısı'na "Kıbrıs Türk Devleti" statüsüyle
katıldığını hatırlattı.
İslam
ülkeleriyle özellikle ticari ilişkilerin geliştirilmesi konusunda
bazı ilerlemeler kaydettiklerinin altını çizen Deniz, artık
somut adımlar atılması noktasına geldiklerini belirtti.
Avmannan
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan ise, önceki gün
gerçekleştirdikleri temaslarda, siyasi konulara odaklandıklarını,
özellikle sürdürülebilir barışçıl bir çözüme nasıl
ulaşılabileceği konusunu ele aldıklarını dile
getirerek, dün de ekonomi ve ticaret konularına yoğunlaştıklarını
söyledi.
Ekonomi ve
ticaretin Kıbrıs için çok önemli olduğuna işaret eden Avmannan,
Kuzey Kıbrıs'ta Müslüman ülkelerin katkıda bulunmaktan mutluluk
duyacağı büyük bir potansiyel olduğunun altını çizdi.
Kuzey
Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının
artırılması ve Kuzey Kıbrıs'a daha fazla turistin
çekilmesi konularının da, İKÖ için önemli olduğunu
vurgulayan Avmannan, bu konuyla ilgili teknik boyutta görüşmeler
yapacaklarını söyledi.
Avmannan, dünkü
temasları sonrasında Kuzey Kıbrıs'taki ekonomi ve turizm
sektörüne nasıl katkı sağlayabilecekleriyle ilgili bir rapor
hazırlayacaklarını da söyledi.
Din
İşleri Dairesi'ne de ziyaret
İKÖ heyeti
daha sonra da Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer'i
ziyaret etti.
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kıbrıs Türklerine
uygulanan haksız izolasyon ve ambargoya karşı Bakü'deki İKÖ
Dışişleri Bakanları Tolantısı'nda somut
adımlar atılacağına inandığını
kaydetti.
Kıbrıs
Türkleri ve yaşadıkları sıkıntıların
İslam aleminde unutulmadığını belirterek, "Biz bu
insanlara yardım etmek için buradayız" diyen Avmannan,
"Somut adımlar atmayı düşünüyor musunuz" sorusunu da
şöyle yanıtladı:
"Bu
ziyaretimizden sonra hazırlayacağımız raporu Bakü'de
yapılacak olan İslam Konferansı Örgütü Dışişleri
Bakanları toplantısında Genel Sekreter Ekmelettin
İhsanoğlu'na sunacağız. Kıbrıs Türk halkı
ambargoyu hak etmiyor, bunu biz de görüyoruz. Bu toplantıdan sonra somut
ve tatbiki kararlar mutlaka alınacaktır. Biz adada iki halkın
eşitliğine dayana adilane, insaflı bir anlaşma istiyoruz ve
Kıbrıs'ta Rumların Türklerin haklarını gasp etmesine
izin veremeyiz."
Din
İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer de, Kıbrıs
Türk halkının İslam aleminin bölünmez bir parçası
olduğunu belirterek, Avmannan başkanlığındaki İKÖ
heyetinin KKTC ziyaretini, Kıbrıs Türkleri için "nefes
alma" olarak niteledi.
Yönlüer,
turizm, spor ve ekonomik anlamda olduğu kadar dini alanlarda da
izolasyonun kaldırılması gerektiğini belirterek, ziyaretin
İslam dünyasıyla ilişkilerde aracı olması
dileğinde bulundu.
Yönlüer, bu tür
ziyaretlerin sürekli masadan kaçan Rum Yönetimi'ni masaya getirmede etkili
olduğunu da sözlerine ekledi.
İKÖ heyeti
dün Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz'i ziyaret etti. İKÖ Genel Sekreter
Yardımcısı Atta Avmannan, Kuzey Kıbrıs'taki turizm
yatırımlarının artırılması ve daha fazla
turist çekilmesi konularında teknik görüşmeler
yapacaklarını söyledi
Turizm
yatırımlarıyla ilgileniyorlar
l KUZEY
KIBRIS'IN BÜYÜK POTANSİYELİ VAR... Ekonomi ve ticaretin
Kıbrıs için çok önemli olduğuna işaret eden Avmannan, Kuzey
Kıbrıs'ta Müslüman ülkelerin katkıda bulunmaktan mutluluk
duyacağı büyük bir potansiyel olduğunun altını çizdi
l
İZİN VERMEYİZ... Avmannan, Kıbrıs Türk halkına
uygulanan ambargonun kaldırılması için uygulamaya dönük somut
kararlar alınacağını bildirdi. Avmannan "Biz adada iki
halkın eşitliğine dayanan adilane, insaflı bir anlaşma
istiyoruz ve Kıbrıs'ta Rumların Türklerin haklarını
gasp etmesine izin veremeyiz" dedi
Çeşitli
temaslarda bulunmak üzere KKTC'de bulunan İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ) heyeti, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz'le
görüştü.
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kuzey Kıbrıs'taki
turizm yatırımlarının artırılması ve daha
fazla turist çekilmesi konularında teknik görüşmeler
yapacaklarını söyledi.
İslam
Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile
İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer
aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta
Avmannan başkanlığındaki heyet, Deniz'i saat 10.30'da
ziyaret etti.
Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel'in de
hazır bulunduğu görüşmede, KKTC ile ekonomik ve ticari
ilişkilerin nasıl daha iyi bir noktaya getirilebileceği ele
alındı.
Ekonomi ve
Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, İKÖ heyetinin, kalkınmada
en büyük rolü oynayan ekonomik meselelerle ilgili görüşmeler yapmak için
kendini ziyaret ettiğini dile getirerek, KKTC'nin artık İslam
Konferansı Örgütü'ne ve İslam Ülkeleri Ekonomi Bakanları
Toplantısı'na "Kıbrıs Türk Devleti" statüsüyle
katıldığını hatırlattı.
İslam
ülkeleriyle özellikle ticari ilişkilerin geliştirilmesi konusunda
bazı ilerlemeler kaydettiklerinin altını çizen Deniz, artık
somut adımlar atılması noktasına geldiklerini belirtti.
Avmannan
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan ise, önceki gün
gerçekleştirdikleri temaslarda, siyasi konulara
odaklandıklarını, özellikle sürdürülebilir
barışçıl bir çözüme nasıl ulaşılabileceği
konusunu ele aldıklarını dile getirerek, dün de ekonomi ve
ticaret konularına yoğunlaştıklarını söyledi.
Ekonomi ve
ticaretin Kıbrıs için çok önemli olduğuna işaret eden
Avmannan, Kuzey Kıbrıs'ta Müslüman ülkelerin katkıda bulunmaktan
mutluluk duyacağı büyük bir potansiyel olduğunun
altını çizdi.
Kuzey
Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının
artırılması ve Kuzey Kıbrıs'a daha fazla turistin
çekilmesi konularının da, İKÖ için önemli olduğunu
vurgulayan Avmannan, bu konuyla ilgili teknik boyutta görüşmeler
yapacaklarını söyledi.
Avmannan, dünkü
temasları sonrasında Kuzey Kıbrıs'taki ekonomi ve turizm
sektörüne nasıl katkı sağlayabilecekleriyle ilgili bir rapor
hazırlayacaklarını da söyledi.
Din
İşleri Dairesi'ne de ziyaret
İKÖ heyeti
daha sonra da Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer'i
ziyaret etti.
İKÖ Genel
Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kıbrıs Türklerine
uygulanan haksız izolasyon ve ambargoya karşı Bakü'deki İKÖ
Dışişleri Bakanları Tolantısı'nda somut
adımlar atılacağına inandığını
kaydetti.
Kıbrıs
Türkleri ve yaşadıkları sıkıntıların
İslam aleminde unutulmadığını belirterek, "Biz bu
insanlara yardım etmek için buradayız" diyen Avmannan,
"Somut adımlar atmayı düşünüyor musunuz" sorusunu da
şöyle yanıtladı:
"Bu
ziyaretimizden sonra hazırlayacağımız raporu Bakü'de yapılacak
olan İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları
toplantısında Genel Sekreter Ekmelettin İhsanoğlu'na
sunacağız. Kıbrıs Türk halkı ambargoyu hak etmiyor,
bunu biz de görüyoruz. Bu toplantıdan sonra somut ve tatbiki kararlar
mutlaka alınacaktır. Biz adada iki halkın eşitliğine
dayana adilane, insaflı bir anlaşma istiyoruz ve Kıbrıs'ta
Rumların Türklerin haklarını gasp etmesine izin veremeyiz."
Din
İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer de, Kıbrıs
Türk halkının İslam aleminin bölünmez bir parçası olduğunu
belirterek, Avmannan başkanlığındaki İKÖ heyetinin
KKTC ziyaretini, Kıbrıs Türkleri için "nefes alma" olarak
niteledi.
Yönlüer,
turizm, spor ve ekonomik anlamda olduğu kadar dini alanlarda da
izolasyonun kaldırılması gerektiğini belirterek, ziyaretin İslam
dünyasıyla ilişkilerde aracı olması dileğinde bulundu.
Yönlüer, bu tür
ziyaretlerin sürekli masadan kaçan Rum Yönetimi'ni masaya getirmede etkili
olduğunu da sözlerine ekledi.
KIBRIS 23/03/06
Bakanlar
Kurulu kararları: Nüfus sayımı 30 Nisan'da
Bakanlar
Kurulu'nun Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in başkanlığında
dün yaptığı ve yaklaşık 2 saat süren olağan
toplantısından, hazırlıkların daha iyi
yapılması için ertelenen Genel Nüfus ve Konut
Sayımı'nın yapılacağı tarih, elektriğe zam
ve Girne'de Küçük Sanayi Bölgesi kurulması gibi kararlar çıktı.
Bakanlar Kurulu
kararları Sayfa....
Bakanlar
Kurulu'nun Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in başkanlığında
dün yaptığı ve yaklaşık 2 saat süren olağan
toplantısından, hazırlıkların daha iyi
yapılması için ertelenen Genel Nüfus ve Konut
Sayımı'nın yapılacağı tarih, elektriğe zam
ve Girne'de Küçük Sanayi Bölgesi kurulması gibi kararlar çıktı.
Kurul Sözcüsü
Salih Usar tarafından yapılan açıklamaya göre, Bakanlar
Kurulu'nun bugünkü kararı çerçevesinde Genel Nüfus ve Konut
Sayımı 30 Nisan'da gerçekleştirilecek. Sayımda sokağa
çıkma yasağı uygulanacak.
Girne'de
Esentepe Çatalköy arasındaki bölgede hizmet veren kişilere
"Küçük Sanayi Bölgesi" kurulması için arazi tahsisi
gerçekleştirilmesi kararının alındığını
da açıklayan Usar, İçişleri Bakanlığı ve Ekonomi
ve Turizm Bakanlığı'nın konuyla ilgili ortak
çalışma yapacaklarını açıkladı.
Usar,
Çatalköy'de başlatılan Girne 2 numaralı trafo projesi
kapsamının da genişletilerek 164 KWA'lık trafo için ek
arazi tahsisi yapılması ve 62 KWA ile çalışan Teknecik,
Güneşköy ve diğer bazı trafo merkezlerinin kapasitesinin de 132
KWA'e çıkarılması için karar alındığını
kaydetti.
Elektriğe
zam
Usar,
toplamı 70 MW olacak 4 adet 17 buçukluk santralin de siparişinin
verildiğini anımsatarak, elektriğe, bu alandaki
yatırımlara fon olarak kullanılmak üzere kilowatt
başına 2 YKr, akaryakıt ücretlerinde son dönemlerde meydana
gelen artışların bir kısmını karşılamak
üzere de kilowatt başına 1 YKr olmak üzere toplam 3 YKr zam
kararı alındığını söyledi.
Usar, 2 YKr'luk
artışın oluşturulacak bir fonda
toplanacağını ve bu paranın kesinlikle cari harcamalarda
kullanılmayacağını, fonda birikecek paranın 2 imzayla
ve sadece yatırım amaçlı kullanılabileceğini belirtti.
Elektriğin
tüketiciye sunulan fiyatının yakıtı bile
karşılamaya yetmediğini belirten Usar, yakıt için kilowatt
başına yaklaşık 18 YKr harcandığını
kaydetti.
2006
yılı sonundan itibaren ülkede elektrik kesintisi
olmayacağını kaydeden Usar, toplam 70 MW'lık santrallerin
bu yıl monte edilerek hizmete gireceğini kaydetti.
Napoli'de 7-9
Nisan tarihlerinde düzenlenecek Turizm Fuarı'na katılmak için de
karar alındığını kaydeden Usar, Maliye
Bakanlığı ile sendikalar arasında varılan anlaşma
gereği yapılan maaş artışlarıyla ilgili barem
skalaları ile ilgili düzenlemenin de onaylanarak meclise
gönderildiğini kaydetti.
Temel atma
törenleri
Usar, bir soru
üzerine, daha önce yarın ülkeye geleceği ve temel atma törenlerine
katılacağı açıklanan Türkiye Bayındırlık ve
İskan Bakanı Faruk Nafız Özak'ın ertelenmesi mümkün olmayan
bir programı nedeniyle gelişinin iptal edildiği ancak Türkiye
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif
Şener'in yarın 15.00'te KKTC'ye geleceğini belirtti.
Usar, konuk
bakanın da katılacağı Gazimağusa Devlet Hastanesi yeni
binasının temelinin yarın saat 16.00'da, Kuzey Sahil Yolu
İkinci Etabı'nın temelinin ise saat 17.15'de
atılacağını açıkladı. Girne Çevre Yolu temeliyse
daha önce açıklandığı gibi saat 09.30'da atılacak.
(HÖ\MG)
KIBRIS 23/03/06
|
|
|
NTV
Güncelleme: 02:59 ET 24 Mart 2006 Cuma
ANKARA
- Fehriye Erdalın Kıbrıs Rum Kesimine deniz yoluyla
kaçtığı ve Larnakada görüldüğü iddia edildi. Bu istihbari
bilgilerin, Türk emniyet makamlarına da ulaştığı
öğrenildi.
Türk istihbarat
birimlerinin Fehriye Erdalın Kıbrıs Rum kesiminde olup
olmadığını İnterpol Genel Sekreterliği
aracılığıyla araştırdığı
belirtildi.
Türk istihbarat yetkilileri, resmen tanınmadığı için
Kıbrıs Rum kesimiyle değil, İnterpol Genel
Sekreterliği üzerinden yunan resmi makamlarıyla ilişkiye
girdiler.
Ancak şu ana kadar Fehriye Erdalın Kıbrıs Rum kesiminde
olduğunu doğrulayan ya da yalanlayan resmi bir bilgiye
ulaşılamadı.
BMden KKTCye
Paris açıklaması
BM,
Genel Sekreter Annanla Rum yönetimi lideri Papadopulos arasında Pariste
yapılan görüşmeyle ilgili KKTCnin izahat talebini bir mektupla
yanıtladı.
NTV
Güncelleme: 14:13 TSİ 24 Mart 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata gönderdiği mektubunda, taraflar
arasındaki müzakerelerin en kısa zamanda başlamasını
arzu ettiğini dile getirdi.
Mektupta
ağırlıklı olarak, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosla
Paris görüşmesi sonrasında varılan anlaşma uyarınca,
Türk ve Rum teknik komitelerin nasıl oluşturulacağı ve
komitelerin çalışma alanlarına ilişkin bilgiler yer
alıyor.
BM, komitelerin ileriki aşamalarda hayati konuları da
tartışmasını öneriyor; ancak bununla birlikte liderlerin de
müzakereleri sürdürmesini istiyor.
Türk tarafı ise teknik komitelerde, yalnız gündelik hayata
ilişkin konuların görüşülmesini talep ediyor ve Rum yönetiminin
zaman kazanmak için, liderleri devredışı bırakarak
müzakereler de dahil her konuyu bu komiteler üzerinden yürütmek istediğini
savunuyor.
RUM
LİDERDEN AMBARGO YOK İDDİASI
Öte yandan Rum lider Papadopulos, Avrupa Birliği devlet ve hükümet
başkanları zirvesi için Brüksele hareketinden önce, gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Başbakan Erdoğanın, Kıbrıslı Türklere yönelik
izolasyonlar kaldırılmadıkça, liman ve
havaalanlarımızı açmayacağız şeklindeki
açıklamasını değerlendiren Papadopulos,
Kıbrıslı Türklere hiçbir alanda ambargo
uygulanmadığını öne sürdü.
Mevcut olduğu iddia edilen zorlukların da, Kıbrıslı
Türklerin idarecileri tarafından yaratıldığını
savunan Rum yönetimi lideri, Sadece Kıbrıslı Türklerin
ayrı devlet olma talebine veya ayrı bir devletmiş gibi
davranmalarına yönelik sınırlamalar vardır dedi.
Erdal, Güney Kıbrısa kaçtı iddiası
Belçikada
yargılandıktan sonra dört yıl hapis cezası alan, ancak
kaçtığı için hakkında kırmızı bülten
çıkartılan Fehriye Erdalın Kıbrıs Rum kesiminde
olduğu ileri sürüldü.
NTV'nin haberine göre Fehriye Erdal'ın Kıbrıs Rum
Kesimine deniz yoluyla kaçtı ve Larnakada görüldüğü iddia edildi.
Bu istihbari bilgilerin, Türk emniyet makamlarına da
ulaştığı öğrenildi.
Türk istihbarat birimlerinin Fehriye Erdalın
Kıbrıs Rum kesiminde olup olmadığını
İnterpol Genel Sekreterliği aracılığıyla
araştırdığı belirtildi. Türk istihbarat yetkilileri,
resmen tanınmadığı için Kıbrıs Rum kesimiyle
değil, İnterpol Genel Sekreterliği üzerinden yunan resmi
makamlarıyla ilişkiye girdiler.
Ancak şu ana kadar Fehriye Erdalın Kıbrıs Rum
kesiminde olduğunu doğrulayan ya da yalanlayan resmi bir bilgiye
ulaşılamadı.
HURRIYET
24/03/06
Serdar Denktaş: Türkiye
Rumlara hava sahasını açıyor
LEFKOŞA (A.A)
KKTC Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, Türkiye'nin Rumlara limanlarını açmaması, ancak
iyi niyet yaklaşımı olarak hava sahasını açması
yönünde Ankara ile bir kaç ay önce mutabakata vardıklarını
açıkladı.
Serdar Denktaş, bu iyi niyetli yaklaşımı,
Avrupa Birliği (AB), BM ve Rum tarafının iyi
değerlendirmesi ve benzer iyi niyeti Kıbrıs Türk tarafına
da göstermesi gerektiğini söyledi. Bu konuda birkaç ay önce mutabakata
varıldığını bildiren Denktaş, Tamamen bilgimiz
dahilinde, zamanlamasını Türkiye ne zaman yapar, nasıl yapar o ayrı
bir hikayedir ama yapılması gerektiği konusunda hemfikir
olduğumuz bir adımdır diye konuştu.
KKTC Genç TV'de yayımlanan Ada Sabahı programında
gazeteci Nazmi Pınar'ın sorularını yanıtlayan Serdar
Denktaş, Türkiye'nin Rum tarafına hava sahasını açtığına
yönelik haberlerle ilgili olarak, şunları söyledi:
Türkiye'nin hava sahasını açması konusu, birkaç ay
önce oturup mutabakata vardığımız ve limanların
açılmaması ama hava sahasının açılmasıyla bu
yöndeki iyi niyetimizin gösterilmesi konusunda bir mutabakat vardı
aramızda. Hava sahasını açmak ne demektir, 'Kıbrıs
(Rum) Hava Yolları' için ve Rum tarafı için ulaşımda büyük
bir tasarruf demektir aslında. Türkiye üzerinden geçip gidebileceği destinasyonlara
şu anda dolaşarak gitmek zorundayken, kendilerine doğrudan
geçiş hakkı verilmiştir, önemli bir mali tasarruftur da.
TAVİZ DEĞİL, İYİ NİYET
Bunun taviz değil iyi niyet olduğunu ifade eden Denktaş,
Türkiye'den talep edilen neydi? Limanlarını açması. Türkiye
limanlarını açmayacağını söylüyor, bu görüş devam
ediyor. Tekrar ediyorum, ta başından dedik ki, limanları
açmayalım, ancak bu konuda iyi niyetli olduğumuzu göstermenin bir
yolu, kendilerine mali yönden de tasarruf sağlayacak hava
sahasını açma noktasında olur, odur yapılan.
AB ve BM'nin Rum tarafına baskı yaparak, Türkiye'nin iyi
niyetini boşa çıkarmamasını beklediklerini kaydeden
Denktaş, bunun, geri atılabilecek bir adım olduğunu
belirtti ve Bu iyi niyetli adımı iyi değerlendirmek
durumdadır AB de Rum tarafı da dedi.
LİMANLAR EŞ ZAMANLI
Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasının, KKTC'nin
limanlarının açılmasıyla eş zamanlı
olacağının altını çizen Serdar Denktaş, Bunu Rum
tarafı da, AB de, dünya da bilecek. Burada Kıbrıs Türkünün
limanları kapalı iken, hava alanına direkt uçaklar inemezken
Türkiye'nin limanlarının Rum uçaklarına veya gemilerine
açılması mümkün değildir, olmayacak diye konuştu.
Türkiye'nin iyi niyetine karşılık Rum
tarafından iyi niyetli bir cevap geleceğini beklemediğini ifade
eden Denktaş, Rum tarafının iyi niyetle değil, zoraki
bastırmayla adım atabileceğini kaydetti. Denktaş, İyi
niyetli, gönüllerinden kopan bir adım Rum tarafından gelmeyecek, bunu
artık kabullenelim. Baskıyla bir şeyler olabilir. Bekleyip
göreceğiz ifadesini kullandı.
PAPADOPULOS'UN SÖZLERİ
Bu arada, Rum basınına göre, Kıbrıs Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos, Türkiye'nin, Larnaka Havaalanı'na giden yabancı
uçaklara hava sahasını kullanma izni vereceğine ilişkin
haberlerle ilgili olarak, şunları söyledi:
Bu en azından on yıldır uygulanmaktadır.
Avusturya havayolları ile gittiğim son Avusturya ziyaretim
sırasında uçak Türk hava sahası üzerinden uçtu. Başka
havayolları şirketlerinin Türk hava sahasını
kullanması hiçbir zaman yasaklanmadı. Türkiye, etki yaratmak
amacıyla asla yasaklamadığı bir şeyi sunuyormuş
gibi gösteriyor
Papadopulos, Ankara'nın bu hareketi, AB'nin 10 yeni üyesiyle
Gümrük Birliği Protokolü'nü hayata geçirmesi konusunda baskı
altında olduğu için yaptığı görüşünü savundu.
HURRIYET 24/03/06
BM'den
Kıbrıs'ta yeni süreç sinyali
CNN TÜRK
Birleşmiş Milletler, Kıbrıs'ta başlaması
beklenen yeni tur müzakerelerin ilk adımını atarak KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Türk ve Rumlar arasında
yapılması planlanan teknik komite görüşmeleriyle ilgili bir
mektup gönderdi.
Rum basınına göre BM Genel Sekreteri Kofi Annan,
müzakerelerin en kısa sürede tekrar başlamasını istiyor.
Rum Politis gazetesi, mektupta Annan'ın Talat'a Kıbrıs konusunda
parametrelerin değişmediği güvencesini verdiğini
yazdı.
Gazetenin iddiasına göre, mektupta daha önce iki tarafın
anlaştığı konuların ele alınacağı
garantisi veriliyor, ayrıca sonraki aşamada da daha önemli
konuların görüşülebileceği belirtiliyor.
Gazete, Cumhurbaşkanı Talat'a iletilen mektupta mülkiyet ve Türkiye
kökenliler konularına ise değinilmediğini savundu.
KKTC Cumhurbaşkanlığı, mektubu doğrularken
içeriği ile ilgili bilgi vermedi.
HURRIYET 24/03/06
Oshan SABIRLI DHA
KKTC, Ercan Havaalanına Türkiye
dışından direkt uçuş yapılması yönündeki
çalışmalarla ambargoları aşmaya çalışırken,
Türki cumhuriyetlerden Kazakistan, KKTC yerine Rum turizmine destek vermeyi
tercih etti. Rum ve Kazak yetkililer, Kazakistandan Güney Kıbrısa
charter uçak seferleri başlatılması konusunda anlaşmaya
vardı.
Halen devam eden Moskova Uluslararası
Turizm ve Seyahat Fuaraına (MITT) katılan Kazak ve Rum yetkililer,
dün yaptıkları görüşmede turizm alanında
işbirliğine gitme konusunda anlaştı. Rum Turizm Kurumu
(KOT) Yönetim Kurulu Başkanı Fotis Fotiunun da
katıldığı görüşmede, Nisan ayında Kazakistandan
Güney Kıbrısa charter uçak seferleri başlatılması
kararlaştırıldı.
KIBRISLI TÜRKLER KAZAKİSTAN VE
AZERBAYCANA TEPKİLİ
Kazakistanın kararına tepki gösteren
Kıbrıslı Türkler, KKTCye uygulanan ambargoların
kaldırılmasına öncü olmayı vaadeden Azerbaycanın
sözünü yerine getirmemesinden de şikayetçi. Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş
başkanlığındaki heyetin Bakü ziyaretinin ardından,
Azeri IMAIR uçağının Ercan Havaalanına Temmuz 2005te
yaptığı tek direkt uçuşun arkasının gelmemesi,
Kıbrıslı Türkler arasında Azebaycan Rum
baskılarına boyun eğdi şeklinde yorumlanıyor. Direkt
uçuşların yapılmamasının yanısıra vaadedilen
ekonomik ilşikilerin de geliştirilmemesi Kıbrıslı
Türkleri üzüyor.
İKÖ TEMASLARINDAN DA SONUÇ YOK
Öte yandan, İslam Konferansı
Örgütünün (İKÖ) dün başladığı KKTC temaslarından
da somut bir sonuç çıkmadı. Temaslarda yalnızca
izolasyonların kaldırılması için yapılabileceklerin
gözden geçirildiği belirtildi.
MILLIYET 24/03/06
BM'den
Talat'a izahat
|
BM,
Cumhurbaşkanı Talat'a Paris görüşmesi ve teknik
komiteler konusunda yazılı açıklama gönderdi BM'den
Talat'a izahat İÇERİĞİ
AÇIKLANMADI... Birleşmiş Milletler'in, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos arasında Paris'te
gerçekleştirilen görüşme ve teknik komitelerin temelini
oluşturacak konulara ilişkin yazılı açıklama
gönderdiği açıklandı. Talat'ın, içeriği
hakkında bilgi verilmeyen mektubu incelemekte olduğu bildirildi Birleşmiş
Milletler'in, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, BM Genel Sekreteri
Kofi Annan ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında
Paris'te gerçekleştirilen görüşme ve teknik komitelerin temelini
oluşturacak konulara ilişkin yazılı açıklama
gönderdiği açıklandı. TAK
muhabirinin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy,
Cumhurbaşkanı Talat'ın BM Genel Sekreteri Annan'dan bu
çerçevede bir mektup aldığını bildirdi. Akansoy,
mektubun içeriği hakkında bilgi vermezken, Cumhurbaşkanı
Talat'ın mektubu incelemekte olduğunu ifade etti. Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan Politis gazetesi bugünkü
sayısında; "Dengelerin Korunması - BM Talat'a
Yazılı Açıklama Verdi" başlığı
altında verdiği haberinde, BM'nin bir yetkilisinin salı günü
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Girne'deki evinde, Annan ile
Papadopulos arasında Paris'te gerçekleştirilen görüşme ve
teknik komitelerin temelini oluşturacak konulara ilişkin ayrıntılı
bir mektup verdiğini yazmıştı. Gazete, Paris
görüşmesinin ardından Rum tarafının bu görüşmeyi
siyasi avantaj amacıyla kullandığına inanan
Kıbrıs Türk tarafının bu yöndeki endişelerinin
giderilmesi ve dengelerin korunması yönünde açık bir çaba sarf edildiğini
de iddia etmişti. BM yetkilisi
tarafından Cumhurbaşkanı Talat'a verilen mektubun
içeriğinin Annan ile Türkiye Dışişleri Bakanı,
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül arasında
gerçekleşen telefon görüşmesi çerçevesinde olduğunu yazan
gazete, mektupta Kıbrıs sorununa ilişkin parametrelerin
değişmediğinin vurgulandığını
kaydetmişti. Sürpriz yok Gazete;
mektupta ayrıca, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarınca
kurulacak teknik komitelerin görüşmelerinde, "sadece iki taraf
arasında uzlaşıya varılmış konuların ele
alınacağına" dair yazılı bir güvence de
verildiğini, diğer bir deyişle Cumhurbaşkanı Talat'a
"sürprizlerin olmayacağı güvencesinin verildiğini"
ifade etmişti. Gazete,
Kıbrıs Türk tarafının sadece günlük hayata ilişkin
konuların teknik komitelerde ele alınmasından yana
olduğunu, ancak BM'nin sadece gündelik konularla sınırlı
kalmak istemediğini ve Cumhurbaşkanı Talat'a verilen mektupta
da, "daha sonraki bir aşamada daha büyük konuların da teknik
düzeyde görüşülebileceği" görüşünün ifade edildiğini
iddia etmişti. Haberde, söz
konusu mektupta Cumhurbaşkanı Talat'ın, teknik komiteler
konusunda uzlaşılanlardan sapma olmadığı yönünde
ikna edilmesi çabası bulunduğunu yazan gazete, Annan'ın iki
toplumlu müzakerelerin en kısa sürede başlamasını
istediğinin de mektupta vurgulandığını
belirtmişti. Möller'le
bugün görüşme yok Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy bu arada, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in bugün
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşeceğine ilişkin haberlerin
anımsatılması üzerine, Talat'ın bu haftaki
programında böyle bir görüşmenin yer almadığını
söyledi. Akansoy, "Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu
haftaki programında Sayın Möller ile bir görüşmesi yok"
dedi. |
KIBRIS 24/03/06
Zambelas,
Avrupa'daki koltuklarımızı işgal ettiğini saklamaya
çalışıyor
Lefkoşa
Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk, Güney Lefkoşa Rum Belediye
Başkanı Mihalakis Zambelas'ın açıklamalarını
değerlendirdi:
Zambelas,
Avrupa'daki koltuklarımızı işgal ettiğini saklamaya
çalışıyor
Lefkoşa
Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Kutlay Erk, Kıbrıslı
Türk yerel yönetimlerin, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetim
Kongresi'ndeki temsiliyeti mücadelesinin, Rumların koltuk işgaline
rağmen devam ettiğini söyledi.
Erk, dün Dünya
Tiyatrolar Günü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında
yaptığı açıklamada, Güney Lefkoşa Rum Belediye
Başkanı Mihalakis Zambelas'ın açıklamalarını
değerlendirdi.
Kutlay Erk,
Kıbrıslı Türk yerel yönetimlerin, Avrupa Konseyi Yerel ve
Bölgesel Yönetim Kongresi'ndeki temsiliyetiyle ilgili açıklamalarının
doğru olmadığı yönünde açıklamalarda bulunan
Zambelas'ın kendisinin yalan söylediğini belirtti.
Kıbrıslı
Türk yerel yönetimlerin Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetim Kongresi'nde
temsiliyetiyle ilgili kongre bürosunun kararı bulunduğunu kaydeden
Erk, bu yöndeki kararın da Rum belediyelere bildirildiğine dair
yazı olduğunu söyledi. Erk, " '1 asil, 1 yedek üyelik yeri
boşaltın, Kıbrıslı Türk seçilmiş yerel yönetim
temsilcileri gelecek' diye verilmiş karar ve bunun kendilerine
bildirildiği yazı var" dedi.
Büro
kararının 1 yılı aşkın bir süredir
alındığını ve kısa sürede kongre tarafından
bağlanacağını kaydeden Erk, kongrenin Rumların 1 asil,
1 de yedek üyeliği boşaltmasını beklediğini söyledi.
Erk, şöyle devam etti:
"Zambelas,
işgalden bahsederken kendilerinin bizim Avrupa'daki
koltuklarımızı işgal ettiğini saklamaya
çalışıyor. Bir toplumun temsiliyet hakkını işgal
edenler, başka işgallerden şikayetçi olma hakkına sahip değildir.
Bunu yaparsa tutarsız olur. Dolayısıyla doğruları
söylemesi gerekir. Biz her yerde, herkese aynı şeyi söyledik.
Zambelas ise doğruyu söylemiyor. Yurt içinde başka, yurt
dışında başka; kendi halkına başka, bize de
başka söylüyor."
KIBRIS 24/03/06
Önemli olan
para değil izolasyonların kalkması
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Mali Yardım Tüzüğü
hakkında dün akşam işadamlarına bir konferans verdi:
Önemli olan
para değil izolasyonların kalkması
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs Türkü'ne 139 milyon
euro'luk yardım öngören AB Mali Yardım Tüzüğü'yle ilgili olarak,
"Paranın kullanımıyla ilgili taraflar arasında diyalog
sürüyor. Top Avrupa Komisyonu'nda. Nasıl
kullanılacağını önümüzdeki haftalarda göreceğiz"
dedi.
Projelerin KKTC
hükümeti tarafından hazırlanacağını ve
Kıbrıs Türk tarafının mutabakatı olmadan bu projelerin
uygulanamayacağını vurgulayan Pertev, "Kıbrıs
Türk tarafı olmayacak şeylere evet demeyecek" diye konuştu.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Mali Yardım Tüzüğü
hakkında dün akşam işadamlarına bir konferans verdi. Genç
İşadamları Derneği GİAD'ın geleneksel
"Perşembe Sohbetleri"ne konuk olan Pertev, referandumun
ardından hazırlanan Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım
Tüzükleriyle ilgili süreci detaylarıyla anlattı, tüzüğün
uygulanma süreci konusunda bilgi verdi ve işadamlarının
sorularını yanıtladı.
"Aslolan
izolasyonlar, AB henüz bıkkınlık noktasına gelmedi"
Avrupa
Birliği'nin 24 Nisan 2004 referandumunun hemen ardından
Kıbrıs Türkleri için "jest" niteliğinde iki tüzük
hazırladığını anlatan Pertev, Doğrudan Ticaret ve
Mali Yardım adlı tüzüklerin izolasyonların
kaldırılmasına yönelik olduğunu anımsattı.
"Burada öngörülen mali yardım, parasal destek değil
izolasyonların kaldırılması sürecine destekti. Önemli olan
para değil izolasyonların kaldırılması.
İzolasyonlar kalkınca para bulunur" diyen Pertev, ancak AB üyesi
Rum yönetiminin uğraşlarıyla bu sürecin hedefine
ulaşamadığını ve mali yardımın tek
başına onaylandığını anlattı.
Yaşanan
sürecin Türk tarafı açısından tatminkar
olmadığını söyleyen Pertev, "Doğrudan Ticaret
Tüzüğü de onaylansaydı yine tatminkar olmaktan uzak olacaktı.
Çünkü yüzde yüz veya çoğunluğu Kuzey Kıbrıs'ta
üretilmiş malların Avrupa'ya ihracını öngören bu tüzük
kısıtlayıcı bir tüzük" dedi.
Pertev,
"Bizim beklentimiz daha geniş kapsamlı, AB müktesebatı
içinde serbest ticaret. Dünya, Avrupa hızla serbest ticarete doğru
giderken Kıbrıs Türkü'nün izolasyon içinde olması
çağdışı" diye konuştu.
"AB
bıkkınlık noktasına gelecek"
Kuzey
Kıbrıs'ın Güney Kıbrıs'la yarışacak ekonomik
seviyeye ulaşması gerektiğini söyleyen Pertev, Kuzey
Kıbrıs'ı kendi toprakları içinde gören AB'ın bu konuda
sorumluluğu olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin uzun süre
Kıbrıs sorununu bugünkü haliyle
taşıyamayacağını belirterek, "Kıbrıs
Türkü uzun süre AB dışında kalamaz. Daha dün, bugün iki...
Bıkkınlık noktasına gelince oy çokluğu veya oy
birliği AB gereken kararı alacak. Henüz bıkkınlık
noktasına gelmedi. Türkiye de AB sürecinde devam ettiği sürece Rum
tarafı kaybedecek" ifadelerini kullandı.
"Mali
yardımın kullanımı için mutabakat gerekir"
Kıbrıs
Türkü'ne 139 milyon euro'luk yardım öngören Mali Yardım Tüzüğü
konusunda geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayı
Cumhurbaşkanlığı açıklaması olarak teyit eden
Pertev, "Para değil, AB ile ilişkilerin canlı
tutulması ve Kıbrıs Türkü'nün AB müktesebatına uyumu
açısından önemli" dedi.
Mali
yardımın AB Komisyonu yönetiminde kullanılacağını
belirterek, "Top Komisyon'da" ifadelerini tekrarlayan Pertev,
"Türk tarafıyla Komisyon arasında diyalog sürüyor. Projelerin
nasıl hazırlanacağı, ne yapılacağı, hangi
projelerin hazırlanacağı konusunda temaslar var. İlle de
bizimle konuşuyorlar, çünkü yardımdan yararlanacak olan biziz. Gidip
başka ülkeye de, Rum tarafına da soramazlar. Ve Kuzey Kıbrıs'la
mutabık olmadıkları sürece Mali Yardım Tüzükleri'nin hedefleri
yerine gelmez" dedi.
"Kıbrıs
Türk şirketleri de katılabilecek"
İşadamlarının
konuyla ilgili sorularını yanıtlarken, Kıbrıs Türk
tarafının mali yardımı kullanma sürecinde Kıbrıs
Türk tarafının "olmayacak şeylere evet demeyeceğini"
söyleyen Pertev, mali yardımla ilgili projelere Kıbrıs Türk
şirketlerinin katılıp katılmayacağına
ilişkin sorulara karşılık, yaklaşık bir yıl
önce bu konuda büyük mücadele verdiklerini ve Kıbrıs Türk
şirketlerinin de katılmasının
sağlandığını anlattı. Pertev, AB Komisyonu'nun da
konuyla ilgili hassasiyet taşıdığını
anlattı.
Mülkiyetle
ilgili düzenlemeler
Mali
Yardım Tüzüğü'nde yardımın kullanılması için eski
Rum mallarıyla ilgili düzenleme olduğuna ilişkin soruları
yanıtlarken de Pertev, tüzükte moratoryum değil, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin kararları çerçevesinde mülkiyet ihlalleriyle
ilgili ibare olduğuna dikkat çekti. Pertev, Kıbrıs Türk
tarafının bu konuda farklı platformlarda düzenlemelere
gittiğini ve Rum tarafından bir adım önde olduğunu
kaydetti.
Pertev,
"1974 öncesinde Rumlara ait mallar üzerinde projeler sunulabilecek
mi" sorusuna da, "Projeleri hükümet hazırlayacak. Esas kriter
ihtiyaçlarımız olacak. Biz projeleri ihtiyaçlarımıza göre
hazırlayacağız. Hayata geçmezse Komisyon'un sorumluluğunda
olacak" dedi.
1.5 milyar
dolarlık yabancı sermaye
Bir
işadamının, son yıllarda izolasyonların
aşılmasında önemli mesafe kat edildiğini ve ülkeye 1.5
milyar dolar civarında yabancı sermaye girdiğini belirterek
toplumda sanılanın aksine kötü bir durum
olmadığını belirtmesi üzerine de Pertev, Kıbrıs
Türklerini "gücünü fark etmeyen kaplan"a, Rumları da
"kağıt kaplan"a benzetti. Pertev, "Gücümüzü fark
edelim ve kağıt kaplandan korkmayalım" diye konuştu.
KIBRIS 24/03/06
Serdar
Denktaş, Brüksel'de konferans verecek
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş Brüksel'de bir dizi temaslarda bulunacak ve konferans
verecek.ABHaber'e göre, ARI hareketi ve CEPI'nin ortaklaşa
düzenlediği konferansa Serdar Denktaş ile birlikte Avrupa
Politikaları Merkezi EPC Kurucu Başkanı Stanley Crossick, Avrupa
Çalışmaları Merkezi CEPS Direktörü Daniel Gros
konuşmacı olarak katılacak.
29 Mart'ta
Brüksel'de Avrupa Parlamentosu AP'de yapılacak konferansta Denktaş,
Kıbrıs sorunu konusunda KKTC'nin yaklaşımını
anlatacak. AP'de yapılacak konferans "Cyprus Reloaded"
başlığını taşıyor. Denktaş bu çerçevede
Brüksel'de AB kurumlarına yönelik temaslarda da bulunacak.
KIBRIS 24/03/06