Kıbrıs hasta etmiş

Birsel SANCAR / İSTANBUL

Kalbe giden ana damarının yüzde 70 oranında tıkalı olduğu tespit edilen ve 15 gün önce by-pass ameliyatı olan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat taburcu oldu. Talat, hastalığında Kıbrıs sorunu yüzünden yaşadığı gerginliğin etkili olduğunu açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, geçirdiği by-pass ameliyatı sonrasında 15 gündür tedavi gördüğü Florence Nightingale Hastanesi’nden dün taburcu oldu. Kalbe giden ana damarın yüzde 70 oranında tıkalı olduğu tesbit edilen Talat’a by-pass yapılmış ve tıkanan damar yerine başka bir damar konulmuştu.

Hastanede düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs meselesi yüzünden yaşadığı gerginliğin hastalığında etkili olduğunu belirten Talat, gazetecilerden Kıbrıs’la ilgili soru sormamalarını istedi. Talat, ailevi şeker hastalığı tehlikesi olduğunu belirterek, "Kıbrıs meselesiyle bu sorun daha da yoğun hale geldi" dedi.

ANNAN BİLGİ VERDİ

Hastanede kaldığı sürede önemli birkaç konu dışında görüşme yapmadığını belirten Talat, KKTC’de bir süre evinde dinleneceğini söyledi. Çok önemli konuların eşi tarafından kendisine uygun üslupla aktarıldığını vurgulayan Talat, "Eşimin bana verdiği destek çok önemliydi, sürekli yanımdaydı. Şu anda bir sağlık sorunu hissetmiyorum, çok iyiyim, hastanede bana çok iyi ihtimam gösterdiler" diye konuştu. Bu arada Talat hastanede tedavi gördüğü süre içinde Paris’te Papadopulos ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan arasındaki görüşmeyi merak ettiğini söyledi. Bu görüşmeyle ilgili olarak Annan’ın kendisine telefonda bilgi verdiğini de aktardı.

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Aytekin, Cumhurbaşkanı Talat’a stresli görevi nedeniyle bir ay dinlenmesini önerdiklerini, bu süre içinde evinde, ziyaretçi kısıtlaması sürerek yaşamasını uygun bulduklarını söyledi. Prof. Aytekin, "Grip bile olsa bir hafta dinlenmesi gerekecek. Diyetine çok dikkat etmesi gerekiyor" dedi.

İyileş ve öyle çık

KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın hastanede yattığı süre içinde kendisiyle yakından ilgilendiğini söyleyen Talat, "Hastaneden hemen çıkmamamı söyledi. Ziyaretçi akınını önleyemeyeceğimi, bu nedenle iyileşmemin gecikeceği yönünde tavsiyede bulundu. Bu yüzden kısa süre sonra çıkabilecekken iyileşme amaçlı olarak bir süre kaldım" dedi.

HURRIYET 13/03/06

 

Cumhurbaşkanı Talat KKTC'ye döndü

 

Florance Nightingale Hastanesi'nde by-pass ameliyatı olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün gece KKTC'ye geldi. Talat, havaalanında yaptığı açıklamada sağlığının çok iyi olduğunu söyledi

Cumhurbaşkanı Talat KKTC'ye döndü

BİR HAFTA EV İSTİRAHATI... Kalp damarlarındaki daralma nedeniyle İstanbul'da by-pass ameliyatı olan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün gece KKTC'ye döndü. Talat, Ercan'ın VIP salonunda yaptığı açıklamada, sağlığının iyi olduğunu ancak tek sorununun 15 gün politikadan kopmak olduğunu belirtti. Talat, bir hafta evde adaptasyon dönemi geçirdikten sonra işinin başına döneceğini açıkladı

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, damarlarındaki daralma nedeniyle by-pass ameliyatı olduğu İstanbul'daki Florence Nightingale Hastanesi'nden dün taburcu edildikten sonra akşam KKTC'ye döndü.

Cumhurbaşkanı'nı Ercan Devlet Havalimanı'na getiren Kıbrıs Türk Hava Yolları uçağı saat 23.00'de alana indi. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, yolculuk nedeniyle Cumhurbaşkanı'nın yaşayabileceği sağlık sorunlarını dikkate alarak Ercan'da bir ambulans bekletti.

Cumhurbaşkanı Talat'ı Ercan Devlet Havaalanı'nda Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, Milli Eğitim Bakanı Canan Öztoprak, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, KTBK ve GKK komutanları, CTP milletvekilleri ile bürokratlar karşıladı.

Programında olmamasına karşın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Ercan Havaalanı'nın VIP salonunda basına kısa bir açıklama yaptı.

Konuşmasına, kendisini karşılayan herkese teşekkür ederek başlayan Cumhurbaşkanı Talat, ameliyatın kendisi için bir sürpriz olduğunu, çünkü kendisinin sağlık kontrolünden geçtiğini kaydetti. Talat, Sağlık kontrolünün hemen ardından yaşanan sürecin çok hızlı ilerlediğini ve kısa sürede ameliyat kararı verilerek bir gün içinde ameliyatın gerçekleştiğini söyledi.

Süreç çok hızlı geçtiği için ne olduğunu kendisinin bile anlayamadığını ifade eden Cumhurbaşkanı, ancak en iyi çözüm yolunun by-pass ameliyatı olduğunu ve ameliyatın çok iyi bir şekilde gerçekleştirildiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat konuşmasına şöyle devam etti:

"Bu süreç zarfında en başta eşimin teşviki etkili oldu. Çünkü, benim İstanbul'da check- up gibi bir niyetim yoktu. Herhangi bir şey de hissetmiyordum. Ama, buna rağmen kontrolden geçtikten sonra ortaya çıktı ki herkesin bu tür kontrollerden geçmesi gerekiyor. Böylece kalbe hiç bir zararı olmadan damar değişikliği ile zor olabilecek hastalık atlatılmış oldu. Tabi ki bu dönem içinde Sağlık Bakanı ile Sağlık Bakanlığımız benimle çok yakından ilgilendi. Sayın Doktor Gülgün Vaiz ve Florence Nightingale Hastanesi'nin yönetim kurulu başkanından ameliyatı gerçekleştiren kardiyoloji uzmanı profesöre kadar tüm personele bana gösterdikleri yakın ilgiye teşekkür ederim."

15 gün politikadan uzak kaldım

Tek sorununun aradan geçen 15 günde politikadan kopmak olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, neler olup neler bittiğini pek bilmediğini kaydederek gazetecilere, "O yüzden bana politik bir soru sormayın. Cevap veremem" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sağlığının çok iyi olduğunu ve bir hafta daha evinde kalarak adapte olmaya başlayacağını kaydederek, ameliyattan sonra adaptasyon sürecinin son derece önemli olduğunu, bunu da bu çerçevede gerçekleştireceğini belirtti.

KIBRIS 13/03/06

 

Rum AB Daimi Temsilcisi Nikos Emiliu: Maraş'n iadesi olmaksızın ticaret klinik olarak ölü

Fileleftheros gazetesinde, Rum yönetiminin, Türkiye'nin AB ile müzakere başlıklarına veto uygulamaması karşılığında Mali Yardım ile Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin taleplerinin karşılandığına dair Türk çevreleri ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in söylemlerinin olduğu hatırlatılarak bunların doğruluğuna ilişkin bir soruya karşılık Emiliu; "Böyle bir şeyin olmadığını, olmasının da mümkün olmadığını" belirterek cevap verdi.

Emiliu; Mali Yardım Tüzüğü'nün, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un önerisi ve Rum yönetiminin belirli öneriler sunmasının ardından, Avusturya Başkanlığı'nın girişimi sonucunda kabul edildiğini belirterek Mali Yardım Tüzüğü'nün kabulünün 25 AB üyesinin ortak isteği olduğunu vurguladı.

Emiliu, Türkiye-AB arasındaki müzakerelere ilişkin olarak ise, Türkiye'nin müzakerelerdeki konu başlıklarına ilişkin kararlarını, önlerine sunulacak belgelere göre vereceklerini ifade ederek bir konu başlığının açılmasından çok kapanmasına ilişkin kararın önemli olduğunu hatırlattı.

Emiliu, Adalet ve İnsan Hakları veya Gümrük Birliği gibi siyasi öneme sahip başlıkların gerek açılmasında gerekse kapanmasında koşul ve şartlar talep edeceklerini belirtirken "Kıbrıs Cumhuriyeti ve diğer AB üyesi ülkeler için, Gümrük Birliği'ne ilişkin müzakere başlığının Türkiye Gümrük Birliği protokolünden ileri gelen yükümlülüklerini yerine getirmeden açılmasının akla hayale gelecek bir şey olmadığını" vurguladı.

Emiliu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne ilişkin 7 Temmuz 2004 tarihinde sunulan önerinin "klinik açıdan ölü olduğunu ve buna itiraz edenlerin ya bunu görmek istemediklerini ya da Kıbrıslı Türklerle dalga geçmekte olduklarını" iddia ederken Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaret konusunun 25 üye ülkenin de imzasını taşıyan yeni bir zemine oturtulmuş olduğunu savundu.

Emiliu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, bu tüzükle bağlantılı olan Maraş'ın iadesi ve KKTC'deki Kıbrıs Rum mallarının kullanımına moratoryum uygulanması öğeleri olmaksızın görüşülmesinin artık söz konusu olmadığını da iddia etti.

Avrupa Parlamentosu Hukuk Bürosu'nun, Rum AP Milletvekili Marios Matsakis'in KKTC'ye geçerken tutuklanması konusunda hazırlamış olduğu 2 adet bilirkişi raporu bulunduğu ve bu raporlarda Türkiye'nin KKTC'deki durumdan sorumlu olmadığı ve KKTC mahkemelerinin ara bölgede de yetki sahibi olduğunun belirtildiğine ilişkin bir soruya karşılık ise Emiliu; sözü edilen bu raporların henüz resmen kendilerine ulaşmadığını ve ulaşmaları halinde gerekli girişimlerde de bulunacaklarını söyledi.

KIBRIS 13/03/06

 

Ada'yı teslimat böyle mi olacak?



Kıbrıs Türklerinin Annan Planı'na evet dediği günün ertesindeki gazete manşetleri hatırınızda mı? AB, KKTC'yi 259 milyon euro ticari ve mali yardımyla ödüllendirecek, uygulanan tecrit ortadan kalkacaktı. Gel zaman, git zaman... Bizimkiler parayı bekledi. Rumlar boş durmadı, çabaladı. AB'yi ikna etti. AB Daimi Temsilciler Konseyi (COREPER), iki hafta yönce yaptığı toplantıda Kıbrıslı Türklere yönelik Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret tüzüklerini birbirinden ayırdı. 120 milyon dolarlık bölümün zamanaşımına uğradığı üzerinde anlaşmaya varıldı. Geri kalan 139 milyon euro tutarındaki ödenek şöyle şartlara bağlandı:
"Yardım Güney'de kurulacak bir komisyon aracılığı ile verilecektir... Bu yardım proje bazında olacak ve projeler Rum yönetiminin onayından geçecektir. Para alt-yapı yatırımlarına harcanacaktır... vs..."
Karar aşağılayıcıydı. Nitekim Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yaptığı ilk açıklamada, "Bu karar kabul edilemez, bu para alınmamalı, Türkiye, KKTC'ye her yıl bu paranın çok üzerinde katkı yapıyor" dedi. Onurlu davranış buydu. KKTC Cumhurbaşkanı ve Başbakanı aynı yönde tepkiler verdi. Ancak bu tavır giderek yumuşadı. Sonunda tersine döndü. Geçen hafta sonunda KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, "KKTC Mali Yardım Tüzüğü'nü onaylamadı ama reddetmedi de... Kullanılmasını engellemeyeceğiz, aksine elimizden gelen yardımı yapacağız..." diyerek yardımı alacaklarının sinyalini verdi... KKTC, Ankara'nın etkisi olmadan böyle bir dönüş kararı verebilir mi? Tabii ki mümkün değil.
Ne anlama geliyor bu kabullenme? Volkan Gazetesi Başyazarı Sabahattin İsmail anlatıyor:
- Bu paranın alınması tüm adada tek meşru yönetimin Rum idaresi olduğunu, KKTC diye bir devlet olmadığını kabul etmektir... Bu ise Kıbrıs sorununun, Rumların istediği şekilde çözülmesinin, yani Rum egemenliğine girme sürecinin başlangıcı demektir...
Fotoğraf budur...
* * * * * * *

MELIH ASIK MILLIYET 14/03/06

 

Talat da hemfikir mi?

Talat da hemfikir mi?

14/03/2006 RADIKAL

ANDREAS PARASHOS

Geçen perşembe günü havaalanında açıklama yapan Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri'nin Sözcüsü Stephan Dujarric'i 'deli' çıkardı. Dujarric geçtiğimiz salı günkü açıklamasında şunları söylemişti: "Liste hâlâ çalışma aşamasında, ancak bunlar gerçekte her iki toplum üyelerinin günlük yaşamını iyileştirmeyi amaçlayan görüşmelerle ilgili. Daha çok teknik görüşmelere dair olsa da çok önemli". Perşembe günü Cumhurbaşkanı Papadopulos ise "Dujarric'in açıklaması yanlıştır, Biz iki paralel süreç önerdik: Biri yaptığım görüşmede söylediklerimin başlıca konusunu da oluşturan müzakerelerin ön hazırlığı ile ilgilidir, diğeri ise güven artırıcı önlemlerdir. İki paralel süreç... Birinin ilerlemesi, diğerininkine bağlıdır".
Gelin kimin gerçeği söylediğine ve ortak açıklamaya göre Annan ile Tassos'un Paris'te hangi konuda uzlaştıklarına bir göz atalım: "Geçmişteki gibi, müzakere sürecinin Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu çerçevesinde uygun bir zamanda ve dikkatlice yapılacak ön hazırlığa dayanarak, yeniden başlaması gerektiğinde uzlaştılar. Genel Sekreter, iki toplum liderlerinin, tüm Kıbrıslıların çıkarına olacak ve çeşitli konulara ilişkin iki taraflı görüşmelerin teknik düzeyde yapılmasında uzlaşmalarından memnun olduğunu söyledi. Genel Sekreter ve Cumhurbaşkanı Papadopulos, görüşmelerin iki toplum arasında güven sağlanmasına ve müzakere sürecinin yeniden başlamasının ön hazırlığına yardımcı olması yönünde ortak dilekte bulundu. Genel Sekreter, KKTC lideri Talat'tan, aynı beklentileri paylaştığı konusunda güvence aldığını belirtti".
Anlaşma bu konular üzerindeydi ve açıkça görüldüğü gibi Talat da hemfikir. Ortak açıklama şöyle devam ediyor: "Ayrıca Genel Sekreter ve Papadopulos, askerlerin silahsızlandırılması, adanın askersizleştirilmesi, Kıbrıs'ın mayından temizlenmesi ve Mağusa konusunda ilerleme sağlanması konularında müzakere için atmosferin büyük ölçüde iyileşeceği ve bunun faydalı olacağında uzlaştılar".
Yani ikili, bu konularda ilerleme sağlanmasının faydalı olacağında uzlaştılar, ama bunun paralel bir süreç olduğundan veya Talat'la böyle bir konuda uzlaşmaya varıldığından hiçbir yerde bahsedilmiyor. Peki gerçeği kim söylüyor? (Rum Gazetesi Politis, genel yayın yönetmeni, 11 Mart 2006)

RADIKAL 14/03/06

 

Erdoğan'dan, Annan'a uyarı

"ANKARA'YA SOĞUK BUZ ETKİSİ" BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs Rum Lider Papadopulos ile 28 Şubat 2006 tarihinde Paris'te gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Ankara ile BM arasında gizli kalan bir gerilim yaşandığı ortaya çıktı. Annan-Papadopulos buluşmasının ardından BM tarafından yapılan açıklamanın Ankara üzerinde soğuk duş etkisi yarattığı belirtiliyor

ERDOĞAN'DAN KIBRIS UYARISI Paris görüşmesinin ardından yapılan ortak açıklamada, adanın askersizleştirilmesi, Mağusa'nın iadesi gibi konuların, müzakereler öncesinde güven artırıcı önlemlerin parçası olarak görülmesini eleştiren TC Başbakanı Erdoğan, bunun BM'nin bugüne kadarki görüşmelerdeki parametrelerinin dışına çıktığı uyarısında bulundu

ANKARA, MOLLER'DEN MEMNUN DEĞİL Ankara, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs temsilcisi Michael Möller'i başarılı bulmadığını da iletirken, Genel Sekreter'den müzakereleri başlatabilecek ve yürütebilecek güçlü bir "arabulucu" ataması talebinde bulundu

ERDOĞAN'I ANNAN YATIŞTIRDI Annan'ın ise şu sözlerle Ankara'yı yatıştırdığı öğrenildi: "Bunu yanlış anlamayın. Basın açıklamasının ardından ben basına önümüzdeki dönemde sözler ile eylemler arasında fark olmaması gerektiğini söyledim. Papadopulos'a da aynı şeyi söyledim. Ayrıca Bakan Gül'ün açıkladığı eylem planını çok olumlu buluyorum. Bunun üzerinde çalışabiliriz."

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ı telefonla arayarak, 28 Şubat'ta Paris'te Kıbrıs Rum toplumu lideri Tasos Papadopulos ile yaptığı görüşmenin ardından yayınlanan ortak basın açıklamasını eleştirdi.

AB Haber'in özel haberine göre, ortak açıklamada, adanın askersizleştirilmesi, Mağusa'nın iadesi gibi konuların, müzakereler öncesinde güven artırıcı önlemlerin parçası olarak görülmesini eleştiren Erdoğan, bunun BM'nin bugüne kadarki görüşmelerdeki parametrelerinin dışına çıktığı uyarısında bulundu. Erdoğan'ın Annan'a "Bunlar ancak kapsamlı bir çözümün parçası olarak müzakere edilebilir" dediği öğrenildi.

Ankara, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs temsilcisi Michael Möller'i başarılı bulmadığını da iletirken, Genel Sekreter'den müzakereleri başlatabilecek ve yürütebilecek güçlü bir "arabulucu" ataması talebinde bulundu.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Rum Lider Tasos Papadopulos ile 28 Şubat 2006 tarihinde Paris'te gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Ankara ile BM arasında gizli kalan bir gerilim yaşandığı ortaya çıktı. Edinilen bilgilere göre Annan-Papadopulos buluşmasının ardından BM tarafından yapılan açıklama Ankara üzerinde soğuk duş etkisi yarattı.

Ankara'yı kızdıran paragraf

Açıklamada Türkiye'yi rahatsız eden ve "Rum tezleri BM açıklamasına girdi" değerlendirmesine neden olan ifadeler şunlar:

"Genel Sekreter ve Papadopulos adadan daha fazla asker çekilmesi ile adanın askersizleştirilmesi ve Gazimağusa konularında ilerleme sağlanmasının tüm taraflar için daha yararlı olacağı ve ileride görüşmelerin gerçekleşmesi için atmosferi büyük ölçüde düzelteceği konusunda mutabık kalmışlardır."

Türkiye'den "açıklık getirin" girişimi

İki konuyu da ancak kapsamlı bir çözümün parçası olarak müzakere edeceğini bildiren Ankara'nın bu açıklama üzerine harekete geçerek, Genel Sekreterin ofisi ile irtibata geçtiği ve "Bu ne anlama geliyor" sorusuyla tepki gösterdiği öğrenildi. Genel Sekreterin ofisi Ankara'yı haklı bulurken durumu düzeltmeye çalışacaklarını iletti.

Türkiye bununla da yetinmeyerek eleştirilerini başbakan düzeyinde de doğrudan Genel Sekreter Annan'a iletti.

Erdoğan'ı Annan yatıştırdı

Türk kaynaklar, Erdoğan'ın Annan ile görüşerek, "İyi niyet misyonunuza bu kadar güven duyarken ancak kapsamlı bir çözümün parçası olabilecek bu konuda Türkiye'den adım atmasını beklemenizi anlamıyoruz. Adım atabileceğimizi nasıl düşünebilirsiniz. Rumlar yine oyalama taktiği uyguluyor. Çözüm istemiyorlar" siteminde bulunduğunu kaydettiler. Annan'ın ise şu sözlerle Ankara'yı yatıştırdığı öğrenildi: "Bunu yanlış anlamayın. Basın açıklamasının ardından ben basına önümüzdeki dönemde sözler ile eylemler arasındaki fark olmaması gerektiğini söyledim. Papadopulos'a da aynı şeyi söyledim. Ayrıca Bakan Gül'ün açıkladığı eylem planını çok olumlu buluyorum. Bunun üzerinde çalışabiliriz."

Ankara Möller'den rahatsız

Bu arada Kıbrıs konusunda bugüne kadar çok başarılı bir performans sergileyemeyen ve konumu gereği sürece ağırlığını koyamayan BM'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Moller'in yerine Ankara'nın daha güçlü bir ismin görevlendirilmesini istediği de öğrenildi. Erdoğan, Genel Sekreter'den müzakereleri başlatabilecek ve yürütebilecek güçlü bir "arabulucu" ataması talebinde bulundu.

KIBRIS 14/03/06

 

Türkiye'nin üyeliğinde en büyük sorun Kıbrıs

TANIMA VE LİMANLAR... AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn, Türkiye'nin birliğe üyelik sürecinde karşılaşacağı en büyük sorunların "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni resmen tanıması ve Rum bandıralı gemi ve uçaklarına limanlarını açması olacağını söyledi

BM İLE AB'NİN İŞBRİLİĞİ ŞART... Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve acil bir çözüm bulunması için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin çok yakın işbirliğine girmesi gerektiğini belirten Olli Rehn, birlik ülkelerinin Türkiye'nin üyeliğine ilişkin kararı verirken, siyasi kriterleri göz önünde bulunduracaklarını kaydetti

Avrupa Birliği'nin (AB) Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin birliğe üyelik sürecinde karşılaşacağı en büyük sorunların "Kıbrıs"ı resmen tanıması ve Rum bandıralı gemi ve uçaklarına limanlarını açması olacağını söyledi.

NTV'nin haberine göre, Olli Rehn, Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve acil bir çözüm bulunması için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin çok yakın işbirliğine girmesi gerektiğini de belirtti.

Olli Rehn, birlik ülkelerinin Türkiye'nin üyeliğine ilişkin kararı verirken, siyasi kriterleri göz önünde bulunduracaklarını söyledi.

Rehn, Atina temasları sırasında yaptığı açıklamada, "Türkiye'nin birliğe üyelik süreci hukuki bir işlem görüntüsünde olabilir; ancak özünde bütünüyle siyasi içerikli bir süreçtir" dedi.

Türkiye'nin üyelik sürecini inşaat halindeki bir binaya benzeten Rehn, "Binanın kendisi bu sürecin hukuki yanını oluşturmaktadır. Ancak müzakerelerin siyasi parçası binanın temelleri olacaktır" diye konuştu.

KIBRIS 14/03/06

Bundan sonra sunulacak öneri, AB ve BM kararlarına uygun olmalı

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, "Bundan sonra sunulacak önerinin AB müktesebatı, Kıbrıs'ın AB üyeliği ve BM kararlarını göz önünde bulundurması gerekiyor" dedi.

Atina'da yayımlanan Apoyevmatini gazetesine mülakat veren Bakoyanni, Kıbrıs sorunu, Türkiye-AB ilişkileri ve Türk-Yunan ilişkilerine değindi.

Bakoyanni, daha önce yaptığı "Annan planının tarihe karıştığı" şeklindeki açıklamasına ilişkin sorulara "Annan planının Kıbrıs halkına sunulması ve referandum sonuçlarından sonra bu planının tarihe karıştığı belirtim. Bundan sonra sunulacak önerinin AB müktesebatı, Kıbrıs'ın AB üyeliği ve BM kararlarını göz önünde bulundurması gerekiyor. Kuşkusuz, son yıllarda yapılan müzakerelerin ürünü olan 9 bin sayfalık çalışmanın da pencereden atılmaması lazım" yanıtını verdi.

Bakoyanni: Şu an Türkiye-AB evliliğine hazır değiliz

"Şu an bir Türkiye-AB evliliğine hazır değiliz" diyen Bakoyanni, bunun için bir uyum süreci gerektiğini ve birçok alanda yapılacak değişikliklerden sonra ortak bir ilerleme sürecine girilebileceğini kaydetti.

Yunanistan'ın istikrarlı bir biçimde Türkiye'nin AB geleceğini desteklediğini vurgulayan Bakoyanni, "Türkiye ile komşuyuz ve Avrupalı bir sınır komşusu çıkarımızadır. Ülkemizdeki siyasi güçlerin bu tezi destekliyor olmaları rastlantı değildir" dedi.

Türkiye'nin önünde uzun bir süreç bulunduğunu ve bu sürecin başarısının Türk siyasi liderliğinin alacağı kararlar ve Türk halkının AB müktesebatını benimseme arzusuna bağlı olduğunu belirten Bakoyanni, şunları söyledi:

"Türkiye'nin AB ilke ve değerlerine uyması, iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası hukuka saygı göstermesi gerekiyor.

Türkiye'nin AB üyesi olması için bir dizi önkoşula uyum sağlaması gereklidir." Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'ne ilişkin tavrını konu alan soruyu da yanıtlayan Bakoyanni, "2006 yılının sona ermesine daha 10 ay var. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Atina ziyaretinde de altı çizildiği gibi, Türkiye, bu yükümlülüğünü bu zaman dilimi içinde yerine getirmek durumundadır. Atina'nın tezi de bu doğrultudadır. Türkiye'nin imzasına saygı göstermesi gerekiyor" diye konuştu.

AB'nin bir dizi ilke üzerine bina edildiğini ve bunların sorgulanması halinde yapının sarsılacağını savunan Bakoyanni, bu ilkelerin tekrar müzakere edilmesinin söz konusu olmadığını da vurguladı.

Gazetenin, Türkiye'nin Yunanistan'ın Ege'deki karasularını genişletmesi halinde, bunu savaş nedeni (Casus belli) sayacağına ilişkin tutumunu konu alan soruları da yanıtlayan Bakoyanni, Atina'nın tezinin, bu tutumun Türkiye'nin AB geleceğiyle uyum içinde olmadığı yönünde olduğunu söyledi.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Salzburg'da yaptığı görüşmeye de değinen Bakoyanni, Gül ile yaptığı bu ilk ve dostça görüşmede, ikili ilişkileri ve Türkiye'nin AB üyeliği konularını ele aldıklarını söyledi.

Bakoyanni, istikşafi görüşmelerin içeriğini konu alan sorularaysa bu görüşmelere verilen adın, içeriklerini yeterince açıklayıcı olduğu yanıtını verdi.

KIBRIS 14/03/06

 

Kıbrıs'ta yazarlık zor

Kıbrıs'ta yazarlık zor

Mehmet Yaşın, Kıbrıs'ın Türk ve Rum kesimindeki üniversitelerde 'Kıbrıs Türk edebiyatı' ile 'karşılaştırmalı edebiyat ve çeviri kuramı' dersleri veriyor.

'Kıbrıs Şiiri Antolojisi' ile bu yılki Memet Fuat Eleştiri/ İnceleme Ödülü'nü kazanan Kıbrıslı şair Mehmet Yaşın: Kıbrıs, kendi yazarlarına yaşama şansı vermeyen bir ada

15/03/2006 (73 kişi okudu)

MAHMUT HAMSİCİ (Arşivi)

İSTANBUL - Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü'nün bu yılki sahibi Mehmet Yaşın'dı. Aman karışıklık olmasın, mevzubahis olan Hürriyet yazarı Mehmet Yaşin değil romanları, şiirleri, edebiyat incelemeleriyle tanınan Kuzey Kıbrıslı şair-yazar Mehmet Yaşın. Kıbrıslı Türk edebiyatı adına biçilmiş kaftan değerindeki 'Kıbrıs Şiiri Antolojisi' kitabıyla aldı Yaşın bu ödülü. Çocukluğundan itibaren şiirle iç içe yaşayan Yaşın'ın bir derdinden ortaya çıkmıştı bu kitap; memleketi Kıbrıs'ta şiire ilişkin tek bir kitap dahi olmamasından. Yıllarca süren çabaları sonucu dünya edebiyat tarihine mal olacak bir kitap ortaya çıkardı. Halen Kıbrıs'ın Türk ve Rum kesimindeki üniversitelerde 'Kıbrıs Türk edebiyatı', 'Karşılaştırmalı edebiyat ve çeviri kuramı' dersleri veren Yaşın'la yazarlığı, ödül kazanan kitabı, Kıbrıs'ta edebiyatın durumu ve yeni projeleri üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
'Kıbrıs Şiiri Antolojisi'ni hangi saiklerle yazmaya koyuldunuz? Ne tür zorluklar çektiniz? Eser hangi aşamalardan geçerek ne kadar sürede tamamlandı?
Kıbrıs'taki şiire ilişkin Türkçe bir kaynak kitap yoktu. Gençlik çağına girerken Kıbrıslı Türkçesini, Kıbrıs'taki kültürel kaynakların farklılığını ve adadaki Türkçe şiire de bunun yansımış olması icap ettiğini düşünmeye başladım. 17 yaşında yükseköğrenim vesilesiyle adadan ayrıldım, Türkiye'ye geldim, yüksek lisans çalışmama İngiltere'de devam ettim. Arada Yunanistan, Fransa, ABD gibi ülkelere eğitim amaçlı gittim. Biraz tuhaf gelecek ama bu kitap onlarca yıl içinde oradan oraya taşındı. Çok da zahmet çektim, evet. Çoğu birinci el kaynaklardan, hatta müzelerdeki 2 bin 900 yıllık mezar taşlarından, her biri bir başka biçimde kayda geçmiş eski Türkçe metinlerden yararlandım. Başka araştırmacıların folklorik kaygılarla dağınık biçimde şurada burada yayımladığı malzemelerden şiirin kendisini bulup çıkarmakla cebelleştim. Ama çok heyecan vericiydi gerçekten, aşk heyecanı gibi bir şey.
Bu çalışmayla birçok şiiri, örneğin Fenikece şiirleri, İngilizceye çevirerek dünya şiir mirasına önemli bir katkı yaptığınızı söyleyebilir miyiz?
Bu kapsamda bir çalışmayı insanın tek başına yapması mümkün değil... Çalışmalarından yararlandığım diğer araştırmacılar, tarihçiler, arkeologlar ki hepsinin adını önsözde, kaynakçada belirttim ve bana yardımcı olan diğer çevirmenler olmasa bu işi başaramazdım. Sonuçta, onların da yardımıyla, gerek ilkçağ Fenike, gerekse ortaçağ Lüzinyan şiirleri ilk kez dünya edebiyatına kazandırılmış oldu.
Araştırmalarınız sırasında karşılaştığınız size ilginç gelen, şaşırtan bulgular nelerdi?
Genellikle post-kolonyal edebiyat kuramıyla, küreselleşmeyle açıklanan çokkültürlülük, çokdillilik gibi kavramları aşkın bir durumun Kıbrıs'ta neredeyse 3 bin yıldır kesintisiz bir süreklilik içinde varolduğunu görmek çarpıcıydı. İlkçağda Fenikece ile Elence arasında, aynı zamanda Mısır, Asur, Hitit kültürlerinin de etkisini taşıyarak böyle bir durum var. Ortaçağda Fransızca ile Elence, ardından İtalyanca ile Elence, daha doğrusu Kypriaka denen Kıbrıslı Rumcası ile Venedik lehçesi arasında (ki burada da Yahudi, Arap kültürlerinin etkileri var) yakın zamanlarda ise Osmanlıca ve Türkçe ile Kıbrıslı Rumcası arasında. Sonra giderek işin içine İngilizce de giriyor. Böyle farklı dilleri iç içe kullanarak yazan Kıbrıslı halk şairleri bulmak hâlâ mümkün. İlginç olan yalnızca farklı dillerdeki sözcüklerin değil, ama birbirinden çok farklı dil gruplarındaki sintaksların da iç içe geçip dönüşüme uğraması.
Kıbrıs'ta edebiyat tarihi, eleştirisi ve karşılaştırmalı edebiyat literatürü ne durumda? Kıbrıslı yazarların edebiyattaki konumu nedir?
Kıbrıs, diğer küçük Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında edebiyat açısından oldukça sorunlu. Mesela Maltalıların kendilerine ait olan Kenani-Semitik bir dilleri var. Belki bu yüzden Kıbrıs'ta olmayan belli bir edebiyat kurumsallaşması yaratmışlar. Kıbrıs'ta profesyonel, kendi yazarlarına ilgi gösteren bir yayınevi bile yok. Kendi yazarlarına yazar olarak yaşama şansı veremiyor Kıbrıs. Yazarlarıyla sözleşme imzalayıp kitaplarını basacak, dağıtacak, yabancı dillere çevrilmesine katkı yapacak, edebiyat içi bir gündem oluşturabilecek bir yayınevi olmayınca, yazarlar da gerçek anlamda yazar olamıyorlar. Bazı Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk yazarlar kitaplarını Atina, İstanbul ve Londra'da yayımlatıyor. Sürekli olarak Türkçenin, Yunancanın, İngilizcenin edebiyat merkezine göre belirlenen bir çevre, bir periferi olma hali ortaya çıkıyor.
Şu anda üzerinde çalıştığınız bir araştırma, yeni bir kitap hazırlığı var mı?
Kozmopolit bir azınlık edebiyatındaki modernleşme süreci üzerinde çalışıyorum. Ama şimdi asıl yoğunlaştığım konu doğrusu bu tür incelemeler değil. Bazen, keşke başkaları yazsaydı bunları da ben sadece kendi şiirimle ilgilenseydim, diyorum. Yeni bir şiir kitabım var. adı 'Turuncu Kuş'; ama ne zaman yayımlanır bilmiyorum.

RADIKAL 15/03/06

 

Doğrudan Ticaret Tüzüğü hayata geçirilsin

AP Alman Hıristiyan Demokrat Brok'un, hazırladığı genişleme raporu bugün genel kurulda tartışılacak. AP'deki siyasi grupları ise rapora ilişkin değişiklik önergesi hazırlayarak Doğrudan Ticaret Tüzüğüyle ilgili talepte bulundular

Doğrudan Ticaret Tüzüğü hayata geçirilsin

GENİŞLEME RAPORU BUGÜN GÖRÜŞÜLECEK... AP Alman Hıristiyan Demokrat Elmar Brok'un, hazırladığı ve AB Komisyonu'nun "2005 Genişleme Strateji Belgesi"ne ilişkin Avrupa Parlamentosu'nun görüşlerini yansıtacak genişleme raporu ve buna bağlı karar tasarısı, bugün genel kurul oturumunda tartışıldıktan sonra yarın oylanacak. Bağlayıcı niteliği olmayan raporda, AB Konseyi'nden, Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım paketi ve doğrudan ticarete imkan sağlayacak ticaret tüzüğüyle ilgili çabaları sürdürmesi isteniyor

AB KONSEYİ, DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜNÜ BİR KEZ DAHA ELE ALSIN ... AP siyasi grupları ise rapora ilişkin değişiklik önergesi hazırladılar. Sosyalist ve Liberal grupların hazırladığı değişiklik önergelerinde Mali Yardım Tüzüğü'nün AB tarafından kabul edilmesi sonrası Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de göz ardı edilmemesi isteniyor. Bu çerçevede AB Konseyi'nin konuyu bir kez daha ele alması çağrısında bulunuluyor

Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Alman Hıristiyan Demokrat Elmar Brok'un, hazırladığı genişleme raporu bugün AP genel kurulunda tartışılacak.

Avrupa Birliği Komisyonu'nun "2005 Genişleme Strateji Belgesi"ne ilişkin Avrupa Parlamentosu'nun görüşlerini yansıtacak rapor ve buna bağlı karar tasarısı, bugün genel kurul oturumunda tartışıldıktan sonra yarın oylanacak.

Bağlayıcı niteliği olmayan raporda, AB Konseyi'nden, Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım paketi ve doğrudan ticarete imkan sağlayacak ticaret tüzüğüyle ilgili çabaları sürdürmesi isteniyor.

Brok'un hazırladığı genişleme raporuna yönelik Avrupa Parlamentosu siyasi grupları ise değişiklik önergesi hazırladılar.

Sosyalist ve Liberal grupların hazırladığı değişiklik önergelerinde Mali Yardım Tüzüğü'nün AB tarafından kabul edilmesi sonrası Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün de göz ardı edilmemesi isteniyor.

Bu çerçevede AB Konseyi'nin konuyu bir kez daha ele alması çağrısında bulunuluyor. Ancak değişiklik önergesinde AB Lüksemburg Dönem başkanlığı sırasında konuyla ilgili yapılan istişarelere atıfta bulunulmasına ise Kıbrıslı Türkler sıcak bakmıyor. Söz konusu değişiklik önergeleri AP genel kurulunda oylanacak.

Strazburg'da temaslarda bulunan KKTC Meclisi üyeleri Özdil Nami CTP ve Hasan Taçoy UBP, ABHaber'e yaptıkları açıklamalarda AP siyasi gruplarının hazırladıkları değişiklik önergelerinde Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi bağlamında Lüksemburg dönem başkanlığı sırasında yapılan istişarelere atıfta bulunulmasına kaygı verici olduğunu vurguladılar.

Nami ve Taçoy, "AB'nin Kıbrıslı Türlülere verilmiş bir sözü olduğunu hatırlatarak tüzükler hiç bir şart öne sürülmeden hayata geçirilmesi gerekiyor" diye konuştular.

Hıristiyan Demokratlardan

destek, yeşillerden eleştiri

Alman Hıristiyan Demokrat parlamenter Elmar Brok'un hazırladığı genişleme raporuna, parlamentoda en fazla sandalyeye sahip Hıristiyan Demokrat Grubu Başkanı Hans-Gert Poettering tartışılacak genişleme raporuna destek verdi.

Yeşiller Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit ise, raporu, Balkan ülkelerine açık bir biçimde tam üyelik perspektifi vermediği gerekçesiyle eleştirdi.

Raporda Kıbrıs'la ilgili hususlar

Bağlayıcı olmayan raporda, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması sırasında Kıbrıs ile ilgili yayımladığı bildiriden "üzüntü duyulduğu" ifade ediliyor ve Türkiye'nin bütün üye ülkeleri tanımasının, üyelik sürecinde gerekli olduğu belirtiliyor.

"Gümrük Birliği anlaşması hükümlerinin tamamen yerine getirilmesi" çağrısının yer aldığı raporda, Rum bandıralı gemilere ve uçaklara Türk limanları ve havaalanlarının açılması gerektiği kaydediliyor.

Raporda, Türk hükümetine, Kıbrıs ile ilgili yayımlanan tek taraflı bildirinin, Ek Protokol'ün TBMM'deki onay sürecinin bir bölümü olmadığını açık bir biçimde ilan etmesi çağrısında bulunuluyor ve ancak bu olduğu takdirde AP'nin bu protokole onay vereceği belirtiliyor.

AP raporunda ayrıca, AB Konseyi'nden, KKTC'ye mali yardım paketi ve doğrudan ticarete imkan sağlayacak ticaret tüzüğüyle ilgili çabaları sürdürmesi isteniyor.

Raporda, AB'nin genişlemeye ilişkin sözlerini tutması istenmekle birlikte, Birliğin yeni bir genişleme dalgasından önce "hazmetme kapasitesine" sahip olup olmadığına bakılması gerektiği belirtiliyor.

Raporun Türkiye ile ilgili kısmında, "laik ve demokratik bir Türkiye'nin, medeniyetler arası uzlaşmanın geliştirilmesinde yapıcı bir rol oynayacağı" vurgulanıyor.

Türkiye'deki reform hareketinin 2005 yılında yavaşladığı iddia edilen raporda, ifade özgürlüğü ile dini, kültürel ve azınlık hakları önünde var olduğu öne sürülen sınırlamaların ortadan kaldırılması isteniyor.

"İşkence ve kötü muamelenin tamamen ortadan kaldırılması" çağrısında bulunulan raporda, "kadın hakları konusunda da ilerleme sağlanması" tavsiye ediliyor.

KIBRIS 15/03/06

 

 

KKTC'de DNA laboratuarı hazır

Yaklaşık 1.5 yıldan beri toplu mezarların açılması için yoğun bir çalışma içinde bulunan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, mezarların açılması için gerekli alt yapının kurulması konusunda önemli ilerleme sağladı. Bir yandan Ara Bölge'de Antropoloji Laboratuarı'nın kurulması son aşamaya gelirken, diğer yandan Kıbrıslı Türk kayıplar için DNA tetkikleri yapacak olan DNA laboratuarı da tamamlanmış durumda.

Lefkoşa Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan DNA Laboratuarı, uluslararası standartlarda hizmet vermeye hazırlanıyor. Laboratuar, kayıtlı 502 Türk kayıp yakınından DNA örnekleri alarak analiz yapacak ve kayıplarla ilgili bilgi bankası oluşturacak.

Laboratuarda 3 kişilik ekip hazır

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Türk Üye Gülden Plümer Küçük, Lefkoşa Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan DNA Laboratuarı'nın tamamlandığını ve uluslararası standartlarda hizmete hazır hale geldiğini söyledi.

Uzun yıllardan beri yurt dışında çalışan Kıbrıslı Türk Genetik Uzmanı Dr. Eyüp Gemicioğlu gözetiminde çalışacak laboratuarın personel ve teknik alt yapısı tamamlanmış durumda. Kayıplarla ilgili bilgilerin toplanacağı soru bankasıyla ilgili forumlar de hazırlandı.

Genetik Uzmanı Eyüp Gemicioğlu başkanlığında bir kimyager ve bir de hemşireden oluşan 3 kişilik ekibe, çalışmaların seyrine göre gerek duyulması halinde bir de psikolog katılacak.

Resmi kayıtlarda yer alan 502 Türk kaybın ailelerinden DNA analizleri için kan örnmekleri alacak ekip, kimlik tespitinde büyük önem taşıyan diş, ayak, saç, boy gibi bilgileri de derleyecek.

Aileler yardımcı olmalı

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden P. Küçük, kimlik tespitinde DNA testleri yanında kayıplarla ilgili bilgilerin büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, hızlı ve doğru sonuç almak için kayıp yakınlarının yardımcı olması gerektiğini vurguladı.

Kayıp yakınlarının akrabalık derecesine göre laboratuara kan tetkiki ve bilgi toplamak için çağrılacağını, laboratuara gelemeyenlere ise ekibin gideceğini söyleyen Küçük, KKTC'de yapılacak DNA analizlerinin ardından sonuçların Ara Bölge'deki Genetik Hastanesi'nde birleştirileceğini bildirdi.

Genetik Hastanesi ve Antropoloji

Laboratuarında ortak çalışma

Genetik Hastanesi'nde bu amaçla kurulacak ünitede Türk ve Rum uzmanlar eşit düzeyde ve eşit sayıda görev yapacak.

Kimlik tespitine yönelik DNA analizleri yapılırken, diğer yandan da Antropoloji Laboratuarı'nda kayıpların kimlik tespiti için kemikler dizilecek. Bu amaçla aylardan beri kuruluş çalışmaları devam eden Antropoloji Laboratuarı son aşamaya gelirken, burada da Türk ve Rum uzmanlar birlikte çalışacak. BM kontrolündeki laboratuarda yabancı uzmanlar gözetiminde bir Türk ve bir de Rum antropolog birlikte görev yapacak.

Ara bölgedeki eski havaalanı yakınlarında prefabrik bir bina olarak inşa edilen Antropoloji Laboratuarı için Türk ve Rum tarafları 70'şer bin Kıbrıs Lirası tutarında mali katkı yaparken, Almanya'nın da laboratuara 100 bin Euro yardımda bulunduğu öğrenildi.

Kazılar laboratuarların kurulmasından sonra

Laboratuarların kurulmasının ardından ada genelindeki mezar kazılarının başlaması planlanıyor. Ada genelindeki 150-200 mezarın uluslararası uzmanlar gözetiminde açılması konusunda mutabakat sağlayan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, yaklaşık 3 yılda tamamlanması beklenen kazılar için gerekli toplam 10 milyon dolarlık bütçe için finansman arayışını sürdürüyor. Komite, projelerle uluslararası finansman sağlamayı hedefliyor.

3. üye Nisan başında

Bu arada Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nde 3. üye olarak görev yapan BM temsilcisinin, tarafların onay sürecinin tamamlanmasının ardından nisan başında atanması bekleniyor.

Uzun süreden beri üye vekili olarak görev yapan Birleşmiş Milletler temsilcisi Pierre Guberan'ın emekliye ayrılmasıyla komitedeki bir üyelik boş bulunuyor.

BM kararıyla ve taraflar arasında varılan anlaşmayla 1981 yılında kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne Latife Birgen'in ardından Türk temsilci olarak atanan ve 1984 yılından beri bu görevi kesintisiz 21 yıl sürdüren Rüstem Tatar geçtiğimiz aylarda emekliye ayrılmıştı. Tatar'ın emekliliğiyle Komitedeki Türk üyeliğe, üye yardımcısı Gülden Plümer Küçük atanmıştı. Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz de Yardımcı Üye olarak komitede görev yapıyor.

Komite'de Rum heyetine ise Elias Georgiades başkanlık ediyor.

Komite, rutin toplantılarını aksatmadan sürdürüyor. Her perşembe toplanan Komite'de, BM Temsilcisi 3. üyeye adada görevli asistanı vekâlet ediyor.

KIBRIS 15/03/06

 

'Möller rahatsızlığı' Annan'a iletildi


15 Mart, 2006 18:07:00 (TSİ) CNN TURK

 

Türkiye, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Danimarkalı Michael Möller'in, Kıbrıs sürecinde tarafsız bir rol oynayamayacağı yönünde duyduğu rahatsızlığı Annan'a iletti.

Ankara, Möller'in, BM Genel Sekreteri Annan'ın misyonunda AB mekanizmasını öne çıkararak, AB'yi devreye sokmayı amaçlayan yaklaşımlar sergilemesinden rahatsızlık duyuyor. 
 
Bu bağlamda Möller'in Kıbrıs sürecinde tarafsız olamayacağı görüşünde olan Ankara, konuya ilişkin endişesini Annan'a aktardı.
 
Kaynaklar, Möller'in, Annan ile Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un Paris'te yaptığı görüşmenin ardından Ankara'yı ziyaret etme talebinin de bu çerçevede reddedildiğini belirttiler.
 
Ankara'yı rahatsız eden konular:
 
Kaynaklar, Annan ile Papadopulos görüşmesinin ardından yapılan ortak açıklamanın, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonuna uygun olmadığının tespit edildiğini ve bu yönde BM'den izahat istendiğini belirtti.
 
Annan - Papadopulos görüşmesinde Ankara'yı rahatsız eden konular:
 

·  Güven artırıcı önlemleri konuşmak amacıyla kurulacak komitelerin, sanki kapsamlı çözümün yerine geçecek bir takım tedbirler olarak takdim edilmesi,

·  Annan ve Papadopulos'un ortak açıklamasında yer alan güven artırıcı önlemlerin Rum kesiminin önerisi gibi sunulması,

·  Asker sayısında indirime gidilmesi ve Magosa limanının üzerinde anlaşmaya varılmış konular olarak takdim edilmesinin yadırgandığı belirtildi.  
 
Annan'ın iyi niyet misyonu çerçevesinde bugüne kadar taraflardan biriyle ortak açıklama yapmadığına işaret eden Ankara, ortak açıklamaların ilgili tarafların görüşlerinin alınmasının ardından olabileceğini kaydetti.

·  Gül-Annan görüşmesi ay sonunda gerçekleşebilir
 
Öte yandan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün ay sonunda ABD'yi ziyaret etmesinin planlandığı, bu konudaki çalışmaların devam ettiği öğrenildi. 
 
Ziyaretin kesinleşmesi durumunda, Gül'ün BM Genel Sekreteri Annan ile de bir araya gelmesi öngörülüyor. 
 
Görüşmede, Annan'ın Kıbrıs sürecine yönelik tutumunun ve Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'na ilişkin görüşlerinin öğrenilmesi bekleniyor.  

Kıbrıs Eylem Planı
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
 
Eylem Planı neler öngörüyor?  

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması. 
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunulmuştu.

 

 

 

'Möller değiştirilsin'

16/03/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Türkiye, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan Kıbrıs'taki BM ofisinin başına atadığı Danimarkalı özel temsilcisi Michael Möller'i değiştirmesini bekliyor. Möller, Annan ile Rum lideri Tasos Papadopulos'un 28 Şubat'taki Paris buluşmasında yaptığı ve 'adada asker indirimi, Mağusa Limanı ile Maraş'ın açılması'yla ilgili ortak uzlaşma bulunduğu ve bu konuların teknik komitelerde ele alınacağına dair açıklamanın mimarı görülüyor. 'Objektif' bulunmayan Möller'in izahat vermek için mart başında yapmak istediği Ankara ziyareti geri çevrildi.

Güneyde Kıbrıslı Türklerin insan hakları çiğneniyor

ÇOK FARKLI ALANLARDA İHLAL VAR... 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yayınlanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı'nın "2005 İnsan Hakları Raporu"na göre, güneyde Kıbrıslı Türklerin insan haklarının birçok farklı alanda ihlal edilmesine devam ediliyor. ABD raporuna göre, kötü muamele, ifade özgürlüğü, seçimler ve siyasete katılım, eğitim hakkı, dini özgürlükler, etnik ayrımcılık güneyde Kıbrıslı Türklerin haklarının ihlal edildiği başlıca alanlar

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde yayınlanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı'nın "2005 İnsan Hakları Raporu"na göre, güneyde Kıbrıslı Türklerin insan haklarının birçok farklı alanda ihlal edilmesine devam ediliyor.

ABD raporuna göre, kötü muamele, ifade özgürlüğü, seçimler ve siyasete katılım, eğitim hakkı, dini özgürlükler, etnik ayrımcılık güneyde Kıbrıslı Türklerin haklarının ihlal edildiği başlıca alanlar

Rum hükümetinin, güneyde Kıbrıs Türklere karşı insan hakları ihlallerinin giderilmesini düzenleyen uluslararası kararlara ve anlaşmalara uygun hareket etmediği ve bunlar uyarınca öngörülen önlemleri almakta yetersiz kaldığı vurgulanıyor.

Seçimler ve siyasi katılım alanında Kıbrıslı Türklerin insan haklarının ihlal edildiği belirtilen raporda, 2005 yılı sonunda Rum hükümetinin, Avrupa İnsan Hakları'nın (AİHM) güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin haklarının ihlalini önlemek, özgür seçimler ve ayrımcılık olmaması için hazırlanan 2004 kararıyla uyumlu bir kanunu yasalaştırmamış olduğu kaydediliyor.

Kötü muamele

Rapora göre, güneydeki hapishanede bulunan Kıbrıslı Türkler ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kalıyor. Raporda, güneydeki ombudsman ofisinin ve sivil toplum örgütlerinin, Lefkoşa Merkez Hapishanesi'ndeki Kıbrıslı Türk ve yabancıların ayrımcı davranışlara maruz kaldıkları yönünde şikâyetler aldıkları belirtiliyor. Hapishanedeki bazı kişilerin polise, hapishane görevlilerinin ve Kıbrıslı Rum mahkumların Kıbrıslı Türkleri ve yabancıları düzenli olarak dövdüğü ve kötü muamelede bulunduklarını iddia ettikleri de raporda yer alıyor.

Geçen yıl olduğu gibi, Kıbrıslı Türklerin bu yıl da Yeşil Hat geçiş noktasında üzerlerinin giysileri çıkarılmak suretiyle aranmadığı ifade edilen raporda, 2005'te Kıbrıslı Türklerin güneyde kalan mülklerinin iadesi talebiyle "Kıbrıs Cumhuriyeti" mahkemelerinde 25 dava dosyaladıklarına da işaret ediliyor.

İfade ve basın özgürlüğü

Raporda, güneyde ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü haklarının ihlal edilmesiyle ilgili olarak, Kıbrıs Rum hükümetinin, Kıbrıslı Türk gazetecilerin aksine Türk gazetecilere, güneydeki haberleri takip etmek için Yeşil Hat'tı geçmelerinde önemli kısıtlamalar empoze ettiği de yer aldı.

Raporda ayrıca Kıbrıs Rum gazetelerinin kuzeyde bulunan işletmelerin ilanlarının yayınlanmasını reddettiği

belirtiliyor.

Dini özgürlükler

ABD raporunda, Kıbrıslı Türklerin güneydeki dini özgürlüklerinin kısıtlanması konusunda ise, güneydeki Kıbrıs Türklere ait ibadet yerlerinin tahrip edilmesine rağmen, hükümetin rutin olarak bu yerlerin korunması ve tamir edilmesi için çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Ancak nisan ayıda Larnaka'da kısa bir süre önce onarılan Kıbrıs Türk mezarlığının meçhul kişiler tarafından tahrip edildiği ve yetkililerce bu kişilerin tespit edilmediği de raporda gündeme getirilen bir başka husus.

Serbest dolaşım

Kıbrıs Rum hükümetinin, Kıbrıslı Rumların, kuzeye geçişlerini engellemediği, ancak bazı gerekçeler sunarak, geçişlerini vazgeçirtmeye çalıştığı belirtilen raporda, Kıbrıs Rum hükümetinin, Haziran 2004'te kuzeydeki limanlardan adaya giriş yapan Avrupa Birliği ve üçüncü ülke vatandaşlarının vize uygulamasına tabi tutulmadan güneye geçişlerine izin verildiği de kaydediliyor.

Raporda dikkat çekilen diğer bir unsur ise Kıbrıs Rum tarafının, Azerbaycan'ın dâhil olduğu beş ülkeden oluşan grup ile eurocontrol arasında hava trafiği hakkında bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi çabalarını veto etmesi. Raporda, Rum Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlığı'ndan kıdemli bir yetkilinin, bunun, Bakü ile Ercan havaalanı arasında direkt uçuş yapılmasına karşılık yapıldığını alenen açıkladığı da belirtiliyor.

Ayrımcılık

Güneydeki yasaların ırk, cinsiyet, dil, dine dayalı ayrımcılığı yasaklamasına rağmen Rum hükümetinin güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklere karşı ayrımcılık yaptığı ifade ediliyor.

1975 Viyana 3 Antlaşması'nın Rum yönetimi için güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklere karşı muameleyi düzenleyen yasal dayanak olmaya devam ettiği belirtilen raporda, Rum hükümetinin genel olarak bu anlaşmayı uygulamakta etkili olduğu ifade ediliyor. Ancak Kıbrıs Türk tarafının, söz konusu anlaşmanın şartlarında sağlanan Limasol'da Kıbrıslı Türk öğrenciler için okul kurulmamasından şikâyetçi olduğuna da işaret ediliyor.

Kuzeyde yaşayan 200 Bulgar uyruklunun, kuzeyden güneye geçerek Bulgaristan'daki seçimler için Bulgar Elçiliği'nde oy kullanmasının engellendiğine de raporda yer veriliyor.

Raporda, 29 Temmuz'da eskiden polis olan bir Kıbrıslı Rum'un bir Kıbrıslı Türk'e ve Kıbrıslı Rum arkadaşına Lefkoşa'da bir kafede otururken saldırmaktan tutuklandığı ve aşırı milliyetçi bir örgütün üyesi olarak bilenen söz konusu bu kişinin mart ayında ise başka bir Kıbrıslı Türk'e saldırdığı kaydediliyor. Söz konusu bu kişi hakkındaki davaların delil yetersizliğinden düştüğüne de işaret ediliyor.

Güneyde yaşayan 1974'ten sonra doğan bazı Kıbrıslı Türklerin kimlik kartları ve diğer yasal belgeleri almakta sıkıntılarla karşılaştıklarının ifade edilen raporda, Kıbrıslı Türklerin güneydeki yaşam koşullarıyla ilgili olarak BM Kıbrıs Barış Gücü'ne (UNFICYP) çok az resmi şikâyette bulundukları da belirtiliyor. Söz konusu bu şikâyetlerinin ise genellikle yaşamlarını sürdürmekle ilgili olduğu ifade ediliyor.

Rum hükümetinin, ilkokullarda ve ortaokullarda Kıbrıslı Türkleri ve genelde Türkleri aşağılayan tahrik edici dil içeren kitaplar kullanmaya devam ettiğine ve bunun özellikle tarih kitapları konusunda olduğuna da raporda yer veriliyor.

KIBRIS 16/03/06

 

Dört adet elektrik santrali alınıyor

NÜFUS SAYIMI NİSANA ERTELENDİ... Bakanlar Kurulu'nun dünkü olağan toplantısından sonra alınan kararları açıklayan Bakanlar Kurulu sözcülerinden Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Bakanlar Kurulu'nun, 26 Mart'ta yapılacağı açıklanan nüfus sayımını, gerekli bazı teknik hazırlıkların yapılabilmesi ve sayımda görev alacak kişilerin eğitimiyle ilgili çalışmaların tamamlanabilmesi için Nisan ayına ertelediğini bildirdi. Deniz, nüfus sayımının yapılacağı tarihin yine Bakanlar Kurulu tarafından daha sonra belirlenerek açıklanacağını da söyledi.

KKTC'nin en önemli sorunlarından biri olan elektrik sorunun aşılması için Finlandiya'daki "WARTSILA" firmasından 4 adet santral alınmasıyla ilgili anlaşma imzalandı.

Bakanlar Kurulu'nun dünkü olağan toplantısından sonra alınan kararları açıklayan Bakanlar Kurulu sözcülerinden Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, anlaşma uyarınca, üretici firma "WARTSILA"dan 4 adet 17.5 Megawatt'lık santral alınacak ve toplam 70 Megawatt'lık bu santraller 6 ay içinde KKTC'ye teslim edilecek.

Bakan Deniz, Bakanlar Kurulunun, 26 Mart'ta yapılacağı açıklanan nüfus sayımını da, gerekli teknik çalışmaların tamamlanamaması nedeniyle nisan ayına ertelediğini açıkladı.

Bakanlar Kurulu dünkü toplantısında, Vatandaşlık Yasası'nda da düzenleme yaparak Cumhuriyet Meclisi'ne sevk etti.

Yasada yapılan düzenlemeyle KKTC vatandaşı olmayan bir kişi, ülkede 5 yıl süreyle çalışma izniyle kesintisiz çalışması halinde daimi ikamet izni için müracaat hakkına sahip olabilecek. Daimi ikamet izni alan kişi ise 5 yıl daha KKTC'de ikamet etmesi durumunda, toplam 10 yılın sonunda vatandaşlık için müracaat etme hakkı kazanacak.

Bakanlar Kurulu, dün Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında toplandı.

Bakanlar Kurulu Sözcülerinden, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, yaklaşık 2.5 saat süren toplantı sonrasında basına yaptığı açıklamada alınan kararlar hakkında ayrıntılı bilgi verdi..

Vatandaşlık konusunda karar

Bakan Deniz, yapılan düzenlemeyle KKTC vatandaşı olmayan bir kişinin ülkede 5 yıl süreyle çalışma izniyle kesintisiz çalışması halinde daimi ikamet izni için müracaat hakkına sahip olacağını açıkladı. Deniz, daimi ikamet izni alan kişinin ise 5 yıl daha KKTC'de ikamet etmesi durumunda, toplam 10 yılın sonunda vatandaşlık için müracaat etme hakkı kazanacağını ifade etti.

Ancak, daimi ikamet izninin vatandaşlık anlamına gelmediğini vurgulayan Derviş Kemal Deniz, daimi ikamet izni ve vatandaşlık vermenin Bakanlar Kurulu'nun yetkisinde olacağını vurguladı.

Bu arada, daimi ikamet iznine sahip kişilerin seçme ve seçilme hakkı ile kamuda çalışma hakkı olmayacağına işaret eden Deniz, bu kişilerin diğer vatandaşlık haklarından yararlanabileceğini ifade etti.

Nüfus sayımı ertelendi

Derviş Kemal Deniz, Bakanlar Kurulu'nun, 26 Mart'ta yapılacağı açıklanan nüfus sayımını, gerekli bazı teknik hazırlıkların yapılabilmesi ve sayımda görev alacak kişilerin eğitimiyle ilgili çalışmaların tamamlanabilmesi için Nisan ayına ertelediğini bildirdi. Deniz, nüfus sayımının yapılacağı tarihin yine Bakanlar Kurulu tarafından daha sonra belirlenerek açıklanacağını da söyledi.

Vatandaş son kez sayım için evinde kalacak

Halkın nüfus sayımı için son kez evinde kalacağını da vurgulayan Bakan Deniz, bu konuda başlatılan çalışmaların süratle tamamlanmasının karara bağlandığını ifade etti.

Wartsıla ile anlaşma imzalandı

Deniz bu arada, KKTC'nin en önemli sorunlarından biri olan elektrik sorunun aşılması için Finlandiya'daki WARTSILA firmasından 4 adet santral alınmasıyla ilgili anlaşmanın imzalandığını açıkladı.

Anlaşma uyarınca, üretici firma WARTSILA'dan 4 adet 17.5 Megawatt'lık santral alınacak ve toplam 70 Megawatt'lık bu santraller 6 ay içinde KKTC'ye teslim edilecek.

Söz konusu santrallerin yıl sonuna kadar hizmete hazır olmasının öngörüldüğünü belirten Deniz, bir soruya karşılık santrallerin toplam tutarının yaklaşık 22 milyon Euro olduğunu bildirdi.

Karpaz bölgesi'nde köy pansiyonculuğu geliştirilecek

Öte yandan, dünkü toplantıda Karpaz Bölgesi'nde köy pansiyonculuğunun geliştirilmesini öngören bir karara da onay verildiğini açıklayan Bakan Deniz, köy pansiyonculuğunun özel ilgi turizminde çok önemli rol oynadığına işaret ederek, Bakanlar Kurulu'nun bundan hareketle Karpaz Bölgesi'ndeki bazı köylerde pansiyonculuğun geliştirilmesi için KKTC Kalkınma Bankası'ndan kredi kullandırılmasını onayladığını bildirdi.

Deniz; köy pansiyonculuğunun geliştirilmesi kapsamına alınan köylerin isimlerini; Tatlısu, Kaplıca, Yedikonuk, Büyükkonuk, Bafra, Çayırova, Pamuklu, Mehmetçik, Kumyalı, Ziyamet, Balalan, Dipkarpaz, Kaleburnu, Sazlıköy, Sipahi, Yeni Erenköy ve Yeşilköy olarak açıkladı.

Pansiyonculuk için söz konusu köylerde bulunan taş evlerin tamir edilmesi veya aynı tipte evlerin inşa edilmesi için Ekonomi ve Turizm Bakanlığı tarafından "Reel Sektörün Geliştirilmesi Projesi" adı altında kredi sağlanacağını kaydeden Deniz, bakanlığının; Kıbrıs Türk Mimar ve Mühendisler Odası'nı bu konuda üç tip proje geliştirmesi için görevlendirdiğini ifade etti.

Bakan Deniz, pansiyonlar için kredinin KKTC Kalkınma Bankası aracılığıyla sağlanacağını ve oranın, en çok maliyetin %90'ı kadar olacağını açıkladı. Deniz, "Maliyetin yüzde 90'ını geçmeyecek kadar katkı yapılacaktır" dedi.

Deniz bu arada, pansiyon olarak yeni bina inşa edecek olanlara 150 bin YTL'ye kadar, mevcut binanın tamiri için de 75 bin YTL'ye kadar kredi verileceğini ifade etti. Deniz, kredi için ilk etapta Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'na 2005 yılında başvuranların yararlandırılmasını öngördüklerini de belirterek, "Bu çerçevede kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmayan veya bu kurumlardan emekli olmayanlar ile belirli bir gelir düzeyinde olmayanlara öncelik tanınacaktır. Kredi, ilk iki yıl geri ödemesiz olmak üzere, restore edilecek binalar için 5 yıl, yeni inşa edilecek binalar için ise 10 yıl vadeli olacaktır. Kredilere yüzde 5 faiz uygulaması yapılacaktır. Bu miktarın yüzde ikisi Kalkınma Bankası'na komisyon olarak verilecektir" diye konuştu.

KIBRIS 16/03/06

 

ABD, adada inisiyatif üstlenmeye hazırlanıyor

ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schlicher, ABD'nin, Kıbrıs'ta çözüme yönelik bir süreç başlatılmasını kararlaştıran Birleşmiş Milletlerle süreçteki tarafları destekleyeceğini belirterek "ABD'nin desteklediği, iki tarafın çoğunluğunun üzerinde anlaşacağı iki bölgeli, iki toplumlu, adanın yeniden birleştirilmesiyle sonuçlanacak bir çözümdür" dedi.

"Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Paris görüşmesi sonrasında adadaki tarafların Birleşmiş Milletlerdeki süreç üzerinde anlaşarak taahhüde bulunmalarının, "olumlu ve çarpıcı" bir gelişme olduğunu ifade eden Schlicher, Washington'dan yetkililerin birkaç ay içinde Kıbrıs'ı ziyaret edeceklerinin de kesin olduğunu bildirdi.

Rum tarafında Limasol Belediyesi'ni ziyareti sırasında açıklama yapan Büyükelçi Schlicher, "Biz Birleşmiş Milletlerin tarafları bir araya getirmesini, teknik komitelerin olabildiğince erken çalışmalara başlamasını sabırsızlıkla bekliyoruz. Biz Amerika Birleşik Devletleri olarak Birleşmiş Milletler ve tarafların uygun gördüğü bu girişimi her şekilde desteklemeye kararlıyız. Birleşmiş Milletlere de bu isteğimizi ifade ettim. Tarafların bir an önce çalışmalara başlayacağını ümit ediyoruz" şeklinde konuştu.

Sürece hiçbir şekilde müdahale etmeyeceklerini, yapmak istediklerinin Birleşmiş Milletlerle tarafları bu süreçte desteklemek olduğunu anlatan ABD Büyükelçisi, gerekli olanın süreci bir an önce başlatmak olduğunu, ondan sonra da ABD'den ne isteneceğini göreceklerini, ABD'den istenecekleri karşılamaya çok hevesli olduklarını kaydetti.

Washington'dan yetkililerin birkaç ay içinde Kıbrıs'ı ziyaret edeceklerinin kesin olduğunu bildiren ABD Büyükelçisi Schlicher, "Eğer iki taraf arasında açıklığa kavuşturulması gereken konular varsa umarım soruları olan kişiler Birleşmiş Milletler ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Moller'le oturup görüşürler ve ihtiyaçları olan açıklamayı alırlar. Böylelikle komitelerde çalışmaya başlarız.

Büyükelçi Schlicher, "Amerika Birleşik Devletleri, iki tarafta da büyük çoğunluğun üzerinde anlaşacağı, iki bölgeli, iki toplumlu, adanın yeniden birleştirilmesiyle sonuçlanacak bir çözümü destekliyor. Bizim desteklediğimiz budur ve buna ulaşmak için en hızlı ve muhtemel yolları bulmak istiyoruz" dedi.

 KIBRIS 16/03/06

KKTC’liler 26 Mart’ı evde geçirecek

KKTC Bakanlar Kurulu, 26 Mart Pazar günü yapılacak nüfus ve konut sayımı nedeniyle ‘Sokağa Çıkma Yasağı Emirnamesi’ yayımladı.

 

AA

Güncelleme: 12:02 TSİ 16 Mart 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Resmi Gazete’de yayımlanan emirnameye göre, Devlet Planlama Örgütü Müsteşarlığı’nca yapılacak nüfus ve konut sayımı nedeniyle 26 Mart Pazar günü 05.00-18.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacak.

Emirnameye göre, sayım ve yazım işlemlerindeki görevliler ile görevli ve üniformalı askerler, emniyet, itfaiye ve cezaevi mensupları sokağa çıkma yasağından muaf olacak. Zorunlu sebeplerden dolayı sokağa çıkması gereken kişiler, 24 Mart 2006 Cuma günü mesai bitimine kadar tüm ilçelerde kaymakamlıklarda oluşturulan İlçe Sayım Komitesi’ne müracaat ederek özel izin alabilecek.

Sokağa çıkma yasağı gününde hastalık, doğum gibi zorunlu sebeplerden dolayı sokağa çıkması gereken kişiler, ilçe merkezlerinde İlçe Sayım Komitesi’nden, kasaba ve köylerde en yakın polis karakolundan özel izin almak suretiyle sokağa çıkabilecek.

Kıbrıs raporu Güney'i anlamadı

Kıbrıs raporu Güney'i anlamadı

Güney'i bölünmeye karşı uyarıp BM ile işbirliğine çağıran rapor, bölünmeden korkulmadığını göz ardı ediyor

17/03/2006 RADIKAL

Alekos Konstantİnİdİs

Uluslararası Kriz Grubu'nun (International Crisis Group) Kıbrıs Raporu'na göre, Kıbrıs Rum liderliği ve özellikle de Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un, "BM ve diğer uluslararası ortaklarla işbirliğini reddetmekteki ısrarı, adanın nihai bölünmesine ve tanınsa da, tanınmasa da Kuzey'in bağımsızlığına yol açacak.
Rapora göre liderler bunu anlamalı.
Bir uyarı olarak dile getirilen bu tespit, yani statükonun bugünkü hali ve çözümsüzlüğü muhafaza etmenin zamanla nihai bölünmeye yol açacağı gerçeği, özellikle son zamanlarda, sıkça tekrarlanan bir tespit. Konuyla ilgili olarak gelişigüzel seçilmiş birkaç alıntıya yer vermek istiyorum: Uluslararası ilişkiler profesörü Aleksis İraklidis, bir yazısında "Papadopulos, Annan Planı hakkında bir şey duymak istemiyor. Hatta planı biçimlendiren mantığı, yani, iki toplumun eşitliğini, iki bölgeli, iki toplumlu federasyonu da reddediyor. Bu gerçek, adayı kaçınılmaz olarak bölünmeye sürüklüyor". Yorgos Hristodulidis ise "Görünüşe bakılırsa, sadece iki seçeneğimiz var: Ya şimdi yapılacak bir uzlaşma ya da iki devletli, zamana dayalı rahat konfederasyon".

Uyarı değil tespit
Zaten, DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile EDİ Genel Başkanı ve eski Cumhurbaşkanı Yorgos Vasiliu'nun sıkça tekrarladığı gibi Papadopulos ve onu destekleyen partilerin izlediği çözümsüzlük ya da zamana dayalı çözüm siyaseti, nihai bölünmeye yol açacak.
Ancak, sorun, hitap edilenlerin uyandırılması hedeflenerek, bugünkü durumun sonsuzlaştırılmasının bölünmeye sürükleyeceği yönünde bir uyarı niteliğindeki bir tespit. Bu, artık yaklaşmakta olan bir tehlike ve çok olumsuz bir gelişmeye yönelik bir uyarı gibi sunulamaz.

Bölünme beklentiyi karşılar
Nihai bölünme beklentisi, Kıbrıs sorunuyla uğraşanlar ve nüfusun büyük bir bölümü için artık korkutucu bir şey olmaktan çıktı. Nihai bölünme fikri artık kimseyi ya da çoğunluğu korkutmuyor, özellikle de liderleri korkutmuyor. Dolayısıyla kimsenin bölünmeye yönelik uyarıları sonuca ulaşmıyor. Maalesef, Kıbrıs Raporu'nu hazırlayanlar bunun farkında değil. Nihai bölünme beklentisi Papadopulos, Dimitris Hristofyas, Yannis Omiru ve siyasi sahnemizin daha küçük çaptaki oyuncuları için artık korkutucu bir öğe değil. Tersine, zaman içinde iki ayrı devlet kurularak nihai bölünmeyi sağlamak, görünüşe bakılırsa, bizi yönetenlerin beklentilerini karşılamakta.
Bunun da ötesinde, Atina'da yayımlanan 'Kathimerini' gazetesinin başyazarının da belirttiği gibi, zamana dayalı iki ayrı devlet kurarak nihai bölünmeye varma beklentisi Kıbrıs Rum toplumunda tepkilere yol açan bir seçim değil. Tam tersine, yukarıda andığım Yorgos Hristodulidis imzalı makalede belirtildiği gibi "Birçok siyasetçi yakın gelecekte çözüm aramadaki başarısızlığın kaçınılmaz sonucu olarak nihai bölünmeden söz ediyor, Kıbrıslıların çoğu nihai bölünmeyi bir çözüm şekli olarak reddetmiyor".
Hristodulidis'in de belirttiği gibi, bölünmeden korkan siyasetçiler artık fazla değil ve bununla orantılı olarak bölünmeyi reddetmeyen, korkulacak bir şey olarak tanımlamayan Kıbrıslıların sayısı fazla ve bu sayı zamanla artıyor. (Rum Gazetesi, 16 Mart 2006)

RADIKAL 17/03/06

Ortak 'soykırım' komisyonu

<I>Ortak 'soykırım' komisyonu</I>

TTK Başkanı Halaçoğlu (solda) ile Mavi Kitap'ın editörü Sarafian'ın da katıldığı konferans bugün sona eriyor. FOTOĞRAF: BÜNYAMİN AYGÜN

Halaçoğlu önerdi, Sarafian kabul etti. 1915'ten sonra Osmanlı Ermenilerinin akıbetinin ne olduğunu araştırmak için Türk ve Ermeni tarihçilerden ortak komisyon oluşturulacak

17/03/2006 RADIKAL

İSMAİL SAYMAZ

İSTANBUL - İstanbul Üniversitesi tarafından düzenlenen 'Türk-Ermeni İlişkilerinde Yeni Yaklaşımlar' başlıklı uluslararası konferansın ikinci gününde olumlu bir adım atıldı ve iki tezi savunanlar arasında bir ortak komisyon kurulması için çalışma kararı alındı. Dünkü konferansta, '1. Dünya Savaşı'nda ve sonrasında Ermeni sorununun çeşitli yönleri' tartışıldı.

Yine 'Mavi Kitap'
Ermenilere soykırım yapıldığını iddia eden Londra merkezli Gomidas Institute Müdürü Ara Sarafian, konuşmasında, etnik temizlik iddialarına kaynak gösterilen 'Mavi Kitap'ı savundu. (İngiltere Propaganda Bürosu'nca 1916'da yazılan 'Mavi Kitap', Osmanlı Ermenilerine sistematik etnik temizlik uygulandığını ileri sürüyor.)
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Sarafian'a, 1915 ve sonrasında Osmanlı Ermenilerinin akıbetinin ne olduğu ve bu dönemdeki Ermeni ve Türk kayıplarını araştırmak üzere, Ermeni ve Türk tarihçilerden bir komisyon oluşturulmasını önerdi. Sarafian da öneriyi kabul etti. Halaçoğlu, daha sonra, Sarafian ve Ermeni tarihçilerle bir araya geleceklerini ve bu komisyonun oluşması için çaba sarf edeceklerini söyledi. Dünkü oturumda şu görüşler savunuldu:

'Rusların rolü büyük'
Doç. Dr. Betül Arslan (Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi): Erzurum, Türkler ve Ermenilerin dostluk içinde yaşadıkları bir kentti. Ermeniler bölgenin en rahat yaşayan grubuydu. 670 bin Müslüman, 135 bin Ermeni vardı. Ticaret Ermenilerin elindeydi. Savaş haberlerinden korkan Müslüman halkın yarısı göç etti. Bunlardan 200 bini geriye dönebildi.
Sadece Erzurum'da 150 bin Müslüman ölürken, tüm Türkiye'de 350 bin Ermeni' nin açlık, soğuk ve yolculuktan ölmesi imkânsız değil. Rus birliklerinin yerine gelen Ermeni çeteleri 3 bin Türk'ü katletti. Ermeniler bunu yaparken, Türkler neden karşı bir şey yapmadı? Çünkü Osmanlı seferberlikteydi, erkekler askerdi, kalanlar kadın, çocuk, yaşlıydı ve mukavemet güçleri yoktu. Katliamda Rusların rolü büyük. Türkiye'de bu iş sadece tarihçilere bırakılamaz. Politik olarak da cevap verilmeli.

'Osmanlı haklıydı'
Prof. Dr. Justin McCarthy (ABD'li tarihçi-yazar): Osmanlıların Ermenilerden korkmaları için haklı sebepleri vardı. Arkadan vurulmaktan korkuyorlardı. Doğu'da iki cephe vardı, İran ve Rus cepheleri. Sivas'tan Erzincan'a uzanan yol Rus cephesine ilerliyor. Burada telgraf hatları var. Erzurum ile Erzincan arasındaki hattı keserseniz askeri iletişimi zorlarsınız.
Şebinkarahisar'da hem demiryolu hem de telgraf hattı var. Ordunun Rusya ile savaşması için her şey bu yoldan geçecekti. Ermeniler bu yol üzerinde isyan etti. İsyan için nüfusun yüzde 15'ini oluşturduğunuz yeri mi seçersiniz? Neden isyan çıkardılar? Çünkü Rusların casusluğuna soyunup Osmanlı'nın yollarını kesebilmek için. Urfa'da ve Zeytun'da olduğu gibi Sivas'ta da başarılı olamadılar. Ancak büyük hasar verdiler. Osmanlı cepheden gelip bunlarla uğraştı. Ermeniler gerilla savaşı için uygun yerleri seçti. Bu bölgelerde telgraf hatları kesildi. Osmanlı askerlerinin kaçabileceği yollar ve geçitler de Ermenilerce tutuldu ve bu yolda yüzbinlerce Müslüman öldürüldü. Ermeniler Rusların bilinçli casusuydu. Osmanlı, Ermeni isyanını bastırmak konusunda haklıydı.

'Sistematik katliam var'
Ara Sarafian (Gomidas Institute Müdürü ve 'Mavi Kitap'ın editörü): 'Mavi Kitap'ın propaganda eseri olduğu, belgeler seçilirken tarafgir olunduğu söyleniyor. Bu kitap 1916 yılında yayımlandı. Görgü tanıklarının raporlarına göre, sistematik bir Ermeni katliamı var. Türklerin Ermenileri hedef aldığı söyleniyor.
Türk milliyetçileri raporların nereden alındığının ve kaynakların kime ait olduğunun bilinmediğini öne sürüyor. Kaynak anahtarı 40 yıldır yayımlanıyor. Eleştirenler o anahtara baksın. O tarihte ABD'nin Türkiye'deki pek çok kentte temsilcileri vardı. Harput'taki Ermeni nüfusuna yapılanları ABD'liler gözlemledi. ABD konsolosu buna tanık oldu, konvoyları gördü, insanların Suriye çöllerine gelmeden öldüklerini işitti, yoldaki katliamları gördü.
ABD belgelerinde, Suriye'ye 485 bin Ermeni'nin vardığının yazılı olduğu aktarıldı. Aynı belgede, 'Binlerce insan Suriye'ye gelemeden öldürüldü' de deniyor. Üstelik bunlardan 300 bini de Der Zor'a gönderildi ve bunların da pek çoğu açlık ve hastalıktan öldü. Urfa'da da ABD'liler vardı. Urfa Ermenileri 1915'in sonunda ayaklandı. Çünkü tehciri gördüler.

'Kitabın maskesi düştü'
Şükrü Elekdağ (CHP Milletvekili ve emekli büyükelçi): 'Mavi Kitap', propaganda ürünüdür, iddialar mesnetsizdir. İngiltere, kitapla ABD kamuoyunun vicdanına seslenerek savaşa girmelerini istiyordu. Bu kitap o bakımdan başarılı oldu.
Kitabın orijinal nüshasında, kaynakların gerçek isimleri açıklanmadan, onlara kod adları veriliyordu. Bu kitabın maskesini düşüren kişi ABD'li McCarthy oldu. Kitabın kaynak anahtarı İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nda bulundu ve açıklandı. Kitabın propaganda aracı olduğu ortaya çıktı. Kitapta yer alan 150 tanığın güvenilir olduğu ileri sürülüyor. Bu 150 kişinin isimleri belli değildi. 59 belge ABD'li misyonerler, 52 belge Ermeni militanlarca, yedi belge de Taşnak üyelerince yazılmıştır. Bu kitap bir sahtekârlık faaliyetidir.

Barış politikasının sonuçları... ABD Büyükelçisi mecliste

Kıbrıs Türk halkının 24 Nisan Referandumu'ndaki güçlü "evet"i ve Mehmet Ali Talat'ı cumhurbaşkanlığına, CTP'yi de iktidara taşımasıyla başlayan barış politikasının olumlu gelişmeleri sürüyor... ABD Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schlicher, bugün saat 11.00'de Cumhuriyet Meclisi'ni ziyaret ederek Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu'yla görüşecek.

Büyükelçi Schlicher'in Cumhuriyet Meclisi'ni ziyareti, Türkiye büyükelçilerinin dışında, bir ilki oluşturacak.

Meclis kaynaklarından elde edilen bilgiye göre, ilk kez Türkiye dışında bir ülkenin büyükelçisi, Kıbrıs Türk Halkının iradesinin temsil edildiği Cumhuriyet Meclisi'ni ziyaret edecek.

Büyükelçi Schlicher'in ziyareti, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer hükümetinin Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki samimi tutumu ve inandırıcılığının, Kıbrıs Türk halkına karşı yükselen sempatinin ve desteğin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Ancak süper güç ABD'nin bu desteği KKTC'nin tanınması yönünde bir adım olarak nitelenmiyor. ABD'nin KKTC'yi tanımama ve bu konuda BM Güvenlik Konseyi kararlarına bağlılık politikası sürüyor.

Son olarak ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, Rum basınına yaptığı açıklamada, "Biz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni hiçbir zaman tanımayacağız. Attığımız adımların hiçbiri tanımayı gündeme getiremez" dedi.

KIBRIS 17/03/06

AP, Kıbrıslı Türkler Temas Grubu'nun adını tartışıyor

Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından Kıbrıslı Türkler ile ilişkilerin geliştirilmesi ve diyalogun artırılması için kurulan AP kuzey Kıbrıs Yüksek Seviyede Temas Grubu'nun adının "AP Kıbrıslı Türkler Yüksek Seviyede Temas Grubu" olarak değiştirilmesi istendi.

AP Başkanlar Konferansı toplantısında grubun adının değişmesi gerektiği yönünde öneri getirildi. Söz konusu önerinin ''Temas Grubu'nun adada Kıbrıslı Türkler ile diyaloga geçtiği açık bir şekilde ortaya konulmalı'' görüşünden yola çıkılarak gündeme getirildiği bildirildi. AP Başkanlar Konferansında önerinin kabul edilmesi bekleniyor.

AP' deki bütün siyasi eğilimlerin temsilcilerinden oluşan temas grubu kuzey Kıbrıs'a ilk ziyaretini mart ayı başında yapmıştı. İkinci ziyaretin ise haziran ayı başında yapılacağı belirtilmişti.

KIBRIS 17/03/06

Doğrudan ticaret hayata geçirilsin

AP Alman Hıristiyan Demokrat Elmar Brok'un hazırladığı ve AB Komisyonu'nun "2005 Genişleme Strateji Belgesi''ne ilişkin yanıtını içeren rapor ve buna bağlı karar tasarısı AP'de dün kabul edildi. Raporda Avrupa Konseyi'ne çağrıda bulunuldu:

Doğrudan ticaret hayata geçirilsin

RUMLARIN ÖN ŞART GETİRMESİ ENGELLENDİ... Raporda, Kıbrıslı Türklere yönelik ticaret tüzüğüyle ilgili çabaların sürdürülmesi istendi. Oylamalar sırasında, AP Hıristiyan Demokrat Grubu'nun, "ticaret tüzüğünün hayata geçirilmesinin Türkiye'nin limanlarını açmasına bağlanmasını" talep eden değişiklik önergesi reddedildi. Sosyalist grubun, "doğrudan ticaret tüzüğünün hayata geçirilmesi" çağrısında bulunan önerisi ise kabul edildi. AP çevreleri, kararı Rumların doğrudan ticaret tüzüğüne ön şart getirilmesi engellendi şeklinde yorumladı

TÜRKİYE TÜM ÜYELERİ TANIMALI  AB Komisyonu'nun "2005 Genişleme Strateji Belgesi''ne ilişkin yanıtını içeren rapor ve buna bağlı karar tasarısı AP'de dün kabul edildi. Raporda, Türkiye'nin bütün üye ülkeleri tanımasının, üyelik sürecinde gerekli olduğu belirtildi. ''Gümrük Birliği anlaşması hükümlerinin tamamıyla yerine getirilmesi'' çağrısının da yer aldığı raporda, Rum bandıralı gemilere ve uçaklara Türk limanları ve havaalanlarının açılması gerektiği kaydedildi

Avrupa Parlamentosu (AP) Alman Hıristiyan Demokrat Elmar Brok'un hazırladığı ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun "2005 Genişleme Strateji Belgesi''ne ilişkin yanıtını içeren rapor ve buna bağlı karar tasarısı AP'de dün kabul edildi.

Bağlayıcı niteliği olmayan raporda, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması sırasında Kıbrıs ile ilgili yayımladığı bildiriden ''üzüntü duyulduğu'' ifade edildi ve Türkiye'nin bütün üye ülkeleri tanımasının, üyelik sürecinde gerekli olduğu belirtildi.

''Gümrük Birliği anlaşması hükümlerinin tamamıyla yerine getirilmesi'' çağrısının yer aldığı raporda, Rum bandıralı gemilere ve uçaklara Türk limanları ve havaalanlarının açılması gerektiği kaydedildi.

AP raporunda ayrıca, AB Konseyi'nden, Kıbrıslı Türklere mali yardım paketi ve doğrudan ticarete imkan sağlayacak ticaret tüzüğüyle ilgili çabaları sürdürmesi istendi.

Rapor ve karar tasarısında, AB'nin genişlemeye ilişkin sözlerini tutması istenirken, Birliğin yeni bir genişleme dalgasından önce ''hazmetme kapasitesine'' sahip olup olmadığına bakılması gerektiği belirtildi.

Oylamada 397 ''evet'', 95 ''hayır'' ve 37 ''çekimser'' oyu kullanıldı.

Oylamalar sırasında, AP Hıristiyan Demokrat Grubu PPE'nin, "ticaret tüzüğünün hayata geçirilmesinin Türkiye'nin limanlarını açmasına bağlanmasını" talep eden değişiklik önergesi reddedildi.

Konuyla ilgili sosyalist grubun önerisi kabul edildi. Öneride doğrudan ticaret tüzüğünün hayata geçirilmesi çağrısında bulunuluyor ve AB Lüksemburg dönem başkanlığı sırasında yapılan istişarelere atıfta bulunuluyor. Ancak bu konuda Kıbrıslı Türklere danışılması isteniyor.

Rumların ön şart getirilmesi engellendi

ABHaber'e göre, Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan izolasyonların kaldırmaya yönelik AP'nin aldığı karar AP'nin Kıbrıslı Türklere desteği devam ediyor şeklinde yorumlandı.

AP çevreleri, kararı ''Rumların doğrudan ticaret tüzüğüne ön şart getirilmesi engellendi. Önemli olan Brok'un kendisinin Kıbrıs ile ilgili öneriyi geri çekmesi oldu'' şeklinde değerlendirdiler

Öte yandan hafta başından bu yana Strazburg'da temaslarda bulunan Kıbrıslı Türk milletvekilleri Özdil Nami ve Hasan Taçoy AP siyasi grupları ile yoğun temaslarda bulundular.

Öte yandan, Kıbrıs'tan Türk askerinin ve Türk göçmenlerinin çekilmesinin rapora eklenmesini isteyen bir değişiklik önergesi de reddedildi

"Türkiye tüm AB üye ülkelerini tanımalı"

Raporda, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalaması sırasında Kıbrıs ile ilgili yayımladığı bildiriden ''üzüntü duyulduğu'' ifade edildi ve Türkiye'nin bütün üye ülkeleri tanımasının, üyelik sürecinde gerekli olduğu belirtildi.

''Gümrük Birliği anlaşması hükümlerinin tamamıyla yerine getirilmesi'' çağrısının yer aldığı raporda, Rum bandıralı gemilere ve uçaklara Türk limanları ve havaalanlarının açılması gerektiği kaydedildi.

Raporda, Türk hükümetine, Kıbrıs ile ilgili yayımlanan tek taraflı bildirinin, Ek Protokol'ün TBMM'deki onay sürecinin bir bölümü olmadığını açık bir biçimde ilan etmesi çağrısında bulunuldu ve ancak bu olduğu takdirde AP'nin bu protokole onay vereceği belirtildi.

AP: Türkiye ile müzakereleri

politik kriterlere endekslensin

Türkiye'nin yanı sıra Hırvatistan, Makedonya ve diğer Batı Balkan ülkeleriyle ilgili bölümler yer aldı.

AP, politik kriterlerin kısa vadede gerçekleştirilmesinin Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde öncelikli koşul yapılmasını istiyor.

Kararın Türkiye'yle ilgili bölümünde reform sürecinin yavaşladığı belirtiliyor ve Ankara'dan temel hak ve özgürlükler alanındaki reformlarını sürdürmesi talep ediliyor.

Avrupa Parlamentosu kararında, Türkiye'nin üyelik için gerekli politik kriterleri 1-2 yıl içinde gerçekleştirmesi gerektiği yönünde görüş de belirtiyor.

Bu görüşün Avrupa Komisyonu tarafından paylaşıldığının da dile getirildiği kararda Ankara, söz konusu kriterlerin yerine getirilmesi konusunda Avrupa Birliği'ne en kısa sürede bir takvim sunmaya davet ediliyor.

Ankara'dan "öncelikli koşul" tepkisi

Öte yandan, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB'nin eğitim ve kültür başlığında yapılacak müzakerelere siyasi kriterleri koşul olarak koyma girişimlerine tepki gösterdi.

Birliğin Türkiye ve Hırvatistan'a göndermeye hazırlandığı ortak tutum belgesiyle gündeme gelen konu hakkında değerlendirmede bulunan Gül, AB ile yürütülen eğitim ve kültür başlıklarında yapılacak müzakerelerde siyasi konuların ele alınmasının söz konusu olmadığını açıkladı.

Abdullah Gül, eğitim ve kültür başlığına ilişkin Avrupa Birliği'nden gönderilecek davet mektubunda "siyasi kriterler dikkate alınır" ifadesinin yer alıp almadığına ilişkin soruları yanıtladı.

Davet mektubunun henüz kendilerine ulaşmadığını belirten Gül, "Siyasi konuların ele alınacağı başlıklar bellidir. Eğitim ve kültür başlığında siyasi konuların ele alınması söz konusu olamaz. Bu fasıl eğitim ve kültür ile ilgili konuların yer alacağı bir fasıl olacaktır" dedi.

Türkiye siyasi kriterler için endişeli

Türk diplomatik kaynakları, AB'nin Türkiye ve Hırvatistan'a göndermeye hazırlandığı ortak tutum belgesinde atıf yapılan azınlık haklarının, adalet ve içişleri başlığı altında ele alınacağını; bu nedenle iki müzakere başlığı arasında "yatay bağ" kurulmaması gerektiğini savundu.

Ankara, her başlıkta müzakereye başlarken benzer bir girişimle karşı karşıya kalmaktan da endişe ediyor. Nitekim daha şimdiden, Fransa, Yunanistan, Avusturya ve Kıbrıs Rum tarafı, Türkiye'deki dini azınlıkların haklarının tanınması için, ilgili müzakere başlıklarının açılabilmesi için Kopenhag siyasi kriterlerine atıfta bulunulmasını talep ediyor.

Özdemir: AB Kıbrıslı

Türklere verdiği sözü unutmasın

AP Genel Kurul oturumunda, genişlemeyle ilgili tartışma sırasında söz alan AP'nin Türk kökenli Alman üyesi Cem Özdemir, AB'nin, Türkiye'ye Ankara Anlaşması'nın gereklerini yerine getirmesi çağrısında bulunurken, kendisinin de Kıbrıslı Türklere verdiği sözü tutması gerektiğini" söyledi.

Özdemir, "Kıbrıs'ta çözüm isteyen Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmaması gerektiğini" belirterek, "AB'nin daha önce söz verdiği gibi Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik izolasyonu kaldırması gerektiğini" bildirdi.

Özdemir, bunun AB için bir itibar sorunu olduğuna dikkati çekti.

Olli Rehn: Hazmetme kapasitesi

dışında işleme kapasitesi de önemli

Tartışmalarda söz alan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu temsilcisi Olli Rehn, birliğin genişleme politikasını savundu ve bu genişleme politikaları yüzünden yazar Orhan Pamuk'un Türkiye'de görüşlerini özgürce ifade edebildiğini bildirdi.

AB'nin hazmetme kapasitesine ilişkin eleştirilere yanıt veren Rehn, bu konunun ilk kez 1993 yılında Kopenhag'da gündeme geldiğini ve AB Komisyonu'nun daha sonraki yıllarda kapsamlı çalışmalar yaptığını söyledi.

Rehn, "AB'nin hazmetme kapasitesi dışında işleme kapasitesi de önemli bir konu" diye konuştu.

KIBRIS 17/03/06

Denktaş’tan yardım eleştirisi

KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Avrupa Birliği (AB) mali yardımının alınmasının, KKTC’nin dibine konan dinamitin fitilini ateşlemek anlamına geleceğini” söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 22:32 TSİ 17 Mart 2006 Cuma

LEFKOŞA - Rauf Denktaş, “Günlük zorlukları bertaraf edebilmek için geleceğimizi, altından kalkamayacağımız ipotek altına almaktayız. KKTC’nin varlığı, Kıbrıs’ı alamamalarının yegane nedenidir. Bunu ortadan kaldırmak istiyorlar” dedi.

Denktaş, çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında, “AB Mali Yardımı’nın alınacağı” yönündeki açıklamaları değerlendirdi. Hükümetin bu konuda kararı olmadığını kaydeden Denktaş, “Koalisyon hükümetinin, ortağına danışmadan, bildirmeden aldığı bu kararın altında belki de koalisyonu bozmak ve başka formülasyona gitmek vardır” dedi.

Denktaş, “Rum idaresinin temsilcisinin de varolduğu AB Komisyonu’nda Rum’un rızası ve şartlarıyla Kıbrıs Türkleri’ne para sunulmasının bir oyun olduğunu ve amacın adım adım AB yoluyla Kıbrıs’ıRum’a ve Yunan’a bağlamak olduğunu” söyledi.

Denktaş, “fıstık parası, rüşvet” diye nitelediği AB mali yardımının alınması konusunda hükümet kararı olmadığını, dolayısıyla bu parayı her kim alırsa alsın, Kıbrıs Türk’ünün Rum’a yamalanması için oynanan oyunun parçası olacağını kaydetti.

AB’nin Kıbrıs Türk’ünü, “kuzeyde işgal altında yaşayan Kıbrıslılar” olarak gördüğünü ifade eden Denktaş, “Annan Planı’na ‘evet’ diyerek egemenlik istemediğiniz için, devlette ısrar etmediğiniz için de size bazı hediyeler getiriyor. Sakın ola ayılıp daoynanan oyunu görüp, ‘devletime sarılayım’ demeyesiniz diye” dedi.

Kıbrıs'ta aşk - 2



Bu sütunda sözünü etmiştik... Avustralya'da yaşayan İngiliz yazar Harry Blackley, "Love And Death in Cyprus", yani "Kıbrıs'ta Aşk ve Ölüm" adlı bir kitap yazmış, içinde bir aşk öyküsüyle birlikte Ada'nın gerçeklerini anlatmıştı. Kıbrıs Türklerinin haklılığını vurgulayan ender kitaplardan biriydi bu... Aynı zamanda Avustralya - Türkiye Dostluk Grubu Başkanı olan Blackley bin tane kitabı sadece posta masrafı karşılığı göndermeyi önermiş ama KKTC yetkilileri konuyla hiç ilgilenmemişti.
Blackley bizler adına umutsuzlanmış, bir dostuna yazdığı mektupta şöyle demişti:
"Türk düşmanı grupların bu kadar kolay zafer kazanmasına şaşırmamak lazım. Bu ilgisizlik var oldukça kim, ne yapabilir?"
Bu satırları yazmamızdan sonra güzel gelişmeler oldu...
Yapı Endüstri Merkezi Başkanı Mimar Doğan Hasol konuyla ilgilendi... Blackley ile temasa geçti. Doğan Bey'in posta masraflarını yüklenmesi üzerine Blackley, 2 bin kitabı gemiyle yola çıkardı. Kitapların nisan sonunda Türkiye'ye ulaşması bekleniyor. Doğan Hasol kitapların bin tanesini, turistlere dağıtılmak üzere, Kıbrıs'a gönderecek. Bin tanesi Türkiye'de dağıtılacak.
Geçmişte Avustralya'da konsolos olarak bulunan Hasan Aşan da kolları sıvadı. Aşan'ın temasları sonucu April Yayınları kitabı Türkçe basmayı kabul etti... Uluslar kendi davalarını anlatmak için milyonlarca doları seferber ediyor. Bizim cephede ise işler ancak böyle, duyarlı insanların soylu çabalarıyla yürüyor...

·         * * * *

MELIH ASIK MILLIYET 19/03/06

Hükümette "Çatlak" tartışması

Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, "hükümette çatlak yok ama işaretleri var." dedi,

Başbakan Ferdi Sabit Soyer sert bir dille yanıt verdi: "Sorun varsa gelsin görüşelim."

Hükümette "Çatlak" tartışması

SOYER: SIKINTI VARSA BUNU GÖRÜŞMEMİZ GEREKİR... Soyer: Eğer koalisyon ortağımız bunun belirtisi olduğunu söylerse, belirtinin ne olduğunu da paylaşmak durumundadır. Eğer bir sıkıntısı varsa, basın önünde konuşmaktan evvel bizimle bunu konuşması gerekir. Bana hâlâ daha herhangi bir belirtinin şikayetini yapmış değildir. Bu bakımdan böyle bir sıkıntı varsa, bunu benimle görüşmesi gerekir ve bunu tartışmamız gerekir

SERDAR DENKTAŞ: CUMHURBAŞKANIYLA GÖRÜŞECEĞİM... Serdar Denktaş: Cumhurbaşkanı ile oturup konuşacağız. Kendisini üzmeden yormadan konuşacağız. Ama şunu ifade etmeliyim ki benim tavrım bellidir. Yapılan açıklamalar doğrultusunda devam etmemiz mümkün değildir. Keşke bu açıklamalar yapılmasaydı. Bir hafta beklenseydi. 139 milyon Euro olayı değildir. Bu tüzük bugüne kadar ortaya konulmuş bir siyasetin temelinin bundan sonra dinamitlenmesidir

Hükümetin küçük ortağı, Demokrat Parti"nin Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın "Hükümette çatlak olabileceğine dair belirtiler var" şeklindeki açıklaması ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in buna sert bir dille yanıt vererek, "Ortağımız çatlak belirtisi olduğunu söylerse, sıkıntısı varsa bunu benimle görüşmesi gerekir" demesi hükümet çevrelerinde tartışma yarattı.

Başbakan Soyer, dün bir kabulü sırasında, bir soru üzerine; hükümet ortağı DP'nin Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın, önceki gün hükümetle ilgili yaptığı "hükümette çatlak olabileceğine dair belirtiler var" şeklindeki açıklamasını değerlendirdi.

Soyer, hükümetin program, protokol ve çalışmalarıyla görevde bulunduğuna, bunun farklı siyasi partiler tarafından oluşturulan bir koalisyon ve her siyasi partinin farklı görüşü olduğuna işaret ederek, kendilerinin program ve büyük ölçüde protokolle hareket ettiklerini vurguladı.

Başbakan, şöyle devam etti:

Soyer: Bana herhangi bir belirtinin şikayetini yapmış değildir

"Eğer koalisyon ortağımız bunun belirtisi olduğunu söylerse, belirtinin ne olduğunu da paylaşmak durumundadır. Eğer bir sıkıntısı varsa, basın önünde konuşmaktan evvel bizimle bunu konuşması gerekir. Bana hâlâ daha herhangi bir belirtinin şikayetini yapmış değildir. Bu bakımdan böyle bir sıkıntı varsa, bunu benimle görüşmesi gerekir ve bunu tartışmamız gerekir. Ben bu konularda çok spekülatif bir kısım haberlerin oluşmasına taraftar olmadığım için usulüne göre hareket ediyorum. Hükümet ayaktadır, görevdedir. Eğer sıkıntı ve şikayet varsa, bunun da adresi tarafların bunu görüşüp anlaşmasıdır. Eğer görüşüp konuşmaz ve anlaşmazsa, bunu kamuoyuyla da paylaşır. Ben, kamuoyu önünde tartışmaktan kaçmak durumunda da değilim, tercih edilirse onu da yaparım. Ama etik değerler, ikincisini yapmak yerine, birincisini öncelikle herkesin ele alması gerektiğini emreder bize."

Serdar Denktaş'ın açıklamaları

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, BRT 1 televizyonunda yayınlanan AKİS programında Gazeteci Mete Tümerkan'ın sorularını yanıtlarken, Mali Yardım Tüzüğü ile ilgili gelişmeler ve Kıbrıs konusunda önemli açıklamalarda bulunmuştu.

Avrupa Birliği mali yardımının kabul edilip edilmemesi konusunda hükümette şu an için bir çatlak olmadığını, ancak çatlak olabileceğine dair işaretler bulunduğunu söyleyen Serdar Denktaş, pazartesi günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yapacağı görüşme sonrasında bu konuda daha net bir görüntü ortaya çıkacağını da belirtti.

Mali Yardım Tüzüğü konusunda hükümet düzeyinde ya da Cumhurbaşkanlığı ile hükümet arasında birlikte üretilmiş bir politika olmadığını vurgulayan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Denktaş, "Kıbrıs konusundaki gelişmelerle ilgili durumu her zaman doğrudan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile değerlendirdiğini, bugüne kadar bunun böyle olduğunu, dolayısıyla gelişmeleri bir bürokrattan öğrenemeyeceğini" kaydetti.

DP olarak AB mali yardımının kullanılması konusundaki tavırlarını açıklarken, mali yardım konusunun; 139 milyon Euro'nun ötesinde, Rum yönetiminin vesayetini kabul edip, Kıbrıs Türk halkının haklarına helal getirip getirmeme konusu olduğunu, bu nedenle çok dikkatli politikalar ortaya konulması gerektiğini vurgulayan Denktaş, bu çerçevedeki bir yardımın kabul edilmesine "kesinlikle hayır" dediklerini belirterek, bu yardım kullanılacaksa CTP'nin başka hükümet kurması gerektiğinin altını çizdi. Denktaş bu konuda şöyle dedi:

"Hükümet eğer vesayet altındaki bir durumu kabul etmeye yönelirse, hiç yöneleceğini zannetmiyorum, ilgili bürokrat arkadaşın söylediği gibi, bu paranın kullanılması konusunda bizim söyleyecek hiçbir şeyimiz yoksa, buyursun kullansınlar. Hâlâ daha yaklaşımımız, bilin ki, bunu yapabilmeleri için başka hükümet kurmaları gerekeceği şeklindedir. Bu bir ihtar, tehdit ya da şantaj değil. Bunun altına ben imza atamam. Bu yaklaşımın altına benim imza atmama partim müsaade etmez."

Serdar Denktaş, iç ve dış politikada hükümetin kendi iç çalışması mekanizmasında bir sorun olmadığını, hükümet protokolüne uyumlu bir şekilde çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.

Dışişleri Bakanı Denktaş, ancak bazı bürokratlarla sorun yaşandığını söyledi.

Avrupa Birliği mali yardımı konusunda Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in yaptığı açıklamaları eleştiren Denktaş, hükümet ortakları ve Cumhurbaşkanı ile istişarelerde bulunup ortak bir politika belirlemeden Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı'nın açıklama yapmasının etik olmadığını dile getirdi.

Bakanlar Kurulu toplantısında da Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı'nın açıklamalarının gündeme geldiğine işaret eden Denktaş, "kendilerinin ve Cumhuriyetçi Türk Partisi kanadı bakanlarının Müsteşar Pertev'in açıklamalarını doğru bulmadıklarını aktardıklarını, Başbakan Soyer'in de bu konuda girişimde bulunacağını söylediğini" anlattı.

Serdar Denktaş, mali yardımın kullanımı konusunda, "bizim yetkimiz yoktur" yaklaşımının benimsenmesi halinde Demokrat Parti kanadı olarak bunun altına imza atmayacaklarını vurguladı.

"O zaman bir sorun vardır demektir"

Denktaş, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile mali yardım konusundaki gelişmeler ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in açıklamalarıyla ilgili pazartesi günü görüşeceğini söyledi.

Mali yardım konusunda Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı'nın yaptığı açıklamanın "Cumhurbaşkanı Talat'ın bilgisinde olmadığını ve bu konuda hükümetin ortak kararı bulunmadığını" belirten Denktaş, "Bize sorulmadan bir karar üretildiyse, o zaman bir sorun vardır demektir" dedi. Denktaş, şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı'nın açıklamalarından 'Cumhurbaşkanı'nın haberi var' şeklinde açıklaması sonrasında 'acaba Cumhurbaşkanı ile de aramızda bir sorun mu var?' şeklinde bir soru işareti oluştu. Bunu pazartesi günü Sayın Cumhurbaşkanı ile konuşacağım.

Şimdi ne olduğuna bir bakalım. Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı'nın Mali Yardım Tüzüğü nedeni ile ilgili bir takım açıklamaları oldu.

26 Nisan'da AB bize dönük tüzüklerle ilgili kararı aldıktan sonra hükümetin Cumhurbaşkanlığı ile birlikte ortak bir tavrı oldu. 'Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları kaldırma konusunda görüş ortaya koyan AB'dir. O zaman buyurun yapın. Bizden bir şey beklemeyin' şeklinde bir tavır. Bir ara bize gelip 'tüzükleri ayırabilir miyiz?' diye sordular. Biz kendilerine 'bunların birlikte geçeceğini siz söylediniz. Şimdi ayırmaktan söz ediyorsunuz. Bu tüzükleri ortaya koyarken bize sormadınız. Şimdi de sormayın' dedik.

Bu politikayı biz birlikte belirleyerek bugüne kadar uyguladık. Şimdi ancak ortada bir sonuç var. Mali tüzük onaylanmış durumda, ortaya çıkan bir belge var. Oturup bu konuda bir politika üretmiş değiliz. Hükümet düzeyinde bu konuyu ele almadık. Hükümet bu konuyu Cumhurbaşkanı ile birlikte ele almak zorundadır. Cumhurbaşkanı'nın olmadığı bir ortamda hükümetin oturup 'budur bizim tavrımız' şeklinde bir karar üretmesi son derece yanlıştır. Bunu bizzat ben ortaya koydum. Düşünün bir dönem geçirdik. Hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de Sayın Başbakan yurtdışında idi. Ben Başbakan Vekili olarak istesem çıkar bu konuda bir şeyler söylerdim. Ama benim Başbakan Vekili konumunda böyle bir sorumsuzluk içine girmem mümkün değildi. Burada müşterek bir mesele söz konusudur. Hem Cumhurbaşkanı hem de hükümet Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını gözeterek hareket etmek zorundadır. Bize karşı oynanan bu satranç oyununda hangi adımı atarsak bizim için daha iyi olur. Bunu birlikte tespit etmek zorundayız. Verilebilecek çok akıllıca kararlar vardır. Öyle 'kabul ettik' ya da ' etmedik' kuruluğu içerisinde adım atmamak lazım. Bu işi muğlakta bırakmadan verilebilecek çok akıllı kararlar, atılabilecek adımlar vardır. Bir devlet politikasının ortaya çıkması gerekirken Cumhurbaşkanlığı müsteşarından açıklamalar geldi. İki kez televizyonlarda sorulan sorular üzerine nazikçe uyardım, ama baktım devam ediyor. Nitekim dün verdiğim bir beyanatla bu açıklamaların devleti bağlamadığını söyledim. Bir başka açıklama duydum ki budur etik olmayan, 'yapılan tüm açıklamaların Cumhurbaşkanı'nın bilgisi dahilinde' diye.

"Bu kadar net"

Geçmiş bütün görüşmeler ve açıklamaların Cumhurbaşkanı Talat'ın bilgisi dahilinde olduğuna işaret eden Denktaş, ancak "Mali Yardım Tüzüğü ile ilgili açıklamanın Cumhurbaşkanı'nın bilgisinde olmadığını, hükümetin bu yönde bir kararı olmadığını" söyleyerek, "Bunu açıkça ifade ediyorum" dedi ve şöyle devam etti:

"Şimdi eğer Allah iyiliğini versin Sayın Talat'ın, kendi bürokratını koruma düşüncesiyle bu açıklama yapılmışsa, ki sanmıyorum, burada büyük bir etik kural hatası vardır. Ki Cumhurbaşkanı bu açıklamayı yapmadan bana bir telefon açabilir, bilgi verebilirdi. Ben kendisini rahatsız etmiyorum. Sağlığına bir an önce kavuşmasını isterim. O nedenle de kendisini hiçbir şekilde rahatsız etmem. Bana bir telefon eder, sonra da dilediği gibi hareket ederdi ve bu açıklamayı yaptırırdı. Ben de ona göre tavrımı alırdım. Şu anda ben Dışişleri Bakanıyım bu ülkenin. Ben, Cumhurbaşkanından bir konuda ne düşündüğünü bir bürokratından öğrenmem, direkt kendisinden öğrenirim. Onun için diyorum ve öyle sanıyorum ki Cumhurbaşkanının bu açıklamadan da haberi yoktur. Eğer varsa, Cumhurbaşkanı da Sayın Pertev'in söyledikleri doğrultusunda bir karar üretmişse, o zaman yarın memlekette bir sorun var. Niye? Burada 139 milyon ya da daha önceki gibi 259 milyon euroyu alıp almama değildir mesele! Kıbrıs Türkü Rum vesayetini kabul edecek mi, etmeyecek mi? Bütün mesele budur. Verilecek cevap ne olmalıdır konusunu biz kendi aramızda enine boyuna tartışmalıyız. Bırakın Türkiye ile de bunun istişaresini yapmamız gerekecektir. Ve ondan sonra bir açıklama yapılmalıdır. Yoksa böyle bu kadar basit bir gözlükle bakıp, '139 milyon gelsin' diye bir basit yaklaşıma girersek, neticede 139 milyon euroya kendi haklarımızı Rum'a satmış duruma düşeriz. Bakın 'satmış duruma düşeriz' dedim, çok ağır ifadeler kullanıyorum. Ancak ben yine de inanmıyorum ki ne Cumhurbaşkanı ne de hükümetin kendisi böyle bir yaklaşım içerisinde olsun. Konu dünkü Bakanlar Kurulu'nda gündeme geldi. Bir bürokratın hükümetin bilgisi dışında ve böylesine önemli bir konuda bir açıklama yapması konusu CTP'li bakanlar tarafından da, bizim bakanlar tarafından son derece yanlış olduğu ve ikaz edilmesi gerektiği Sayın Başbakan'a iletildi. Biliyorsunuz Sayın Başbakan da yurt dışındaydı. Kendisi bu konuyu derhal ele alacağını söyledi. Ama bugün çok farklı bir açıklama görünce, bir yerde bir yanlış olduğunu söylüyorum ve öyle olmasını diliyorum. Değilse ve Raşit beyin ortaya koyduğu tavır 'benim tavrımdır' denirse, o zaman hükümetle Cumhurbaşkanı arasında bir sorun vardır. Ortağımız CTP bu konuda Cumhurbaşkanı ile birlikte hareket edecekse, o zaman da hükümette bir sorun vardır. Bu kadar net."

Serdar Denktaş mali yardım konusunda kendisinin tavrının ne olduğu şeklindeki soruya karşılık verirken de, partisinin tavrının DP Genel Başkan Yardımcısı Ertuğrul Hasipoğlu tarafından ortaya konulduğunu, ancak bu konuda kendisinin Dışişleri Bakanı olması nedeniyle bir şey söylemeyeceğini, çünkü söylemesi halinde hem hükümeti hem de Cumhurbaşkanı'nı bağlayıcı olacağını ifade etti. Denktaş şöyle devam etti:

"Altına da imza atacak kalem bende yoktur"

"Basın önünde konuşarak, 'ben böyle düşünürüm' diyerek, yapılabilecekleri yapamayacağımız bir noktaya gelmek ve iç politika düşüncesi ile heba etmek istemem. Bu hem doğru olmaz hem de etik olmaz. Ben bunu asla yapmam. Pazartesi günü Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşeceğim. Bu konuda öyle çok acil cevap verme durumumuz da yoktur. Bakın; Annan-Papadopulos görüşmesi sonrasında aciliyet söz konusuydu ve onunla ilgili gereği yapıldı. Ama bu konu öyle değil. Tepkimizin ne olması gerektiği konusunda öncelikle Başbakan'la Cumhurbaşkanı ile bu konuyu oturup tartışmak, görüşlerimizi karşılıklı ortaya koyup bir devlet politikası ortaya çıkardıktan sonra bunu açıklamak doğrudur. Durum bu. Bu nedenle yapılan açıklamalara karşı çıkıyorum ve bu nedenle bu açıklamaların devleti bağlamadığını söylüyorum. Eğer tekrar ediyorum vesayet altındaki bir durumu kabul etmeye yönelirse hükümet, hiç yöneleceğini zannetmiyorum, ilgili bürokrat arkadaşın söylediği gibi, bu paranın kullanılması konusunda bizim söyleyecek hiçbir şeyimiz yoksa, buyursun kullansınlar. Hâlâ daha yaklaşımımız, bilin ki, bunu yapabilmeleri için başka hükümet kurmaları gerekeceği şeklindedir. Bu bir ihtar, tehdit ya da şantaj değil. Bunun altına ben imza atamam. Bu yaklaşımın altına benim imza atmama partim müsaade etmez. Bu nedenle büyük bir kriz oluşur, ama o noktaya varmadan önce ben eminim karşılıklı konuşunca esas olması gerekenler ortaya gelecek, yapılan açıklamalar ortadan kalkacaktır. Buna inanıyorum. Ortada kesin bir etik yanlış vardır. Bu etik yanlışı Dışişleri Bakanı olarak ve partim adına kabul etmem mümkün değildir. Burada söylediklerim ortağıma yönelik tehdit ya da şantaj olarak algılanmamalıdır. Ancak ortaya konulan görüşler doğrultusunda bir kararın altına da imza atacak kalem bende yoktur.

"Siyasetin dinamitlenmesidir"

Pazartesi günü konuyu Cumhurbaşkanı ile oturup konuşacağız. Kendisini üzmeden yormadan konuşacağız. Ama şunu ifade etmeliyim ki benim tavrım bellidir. Yapılan açıklamalar doğrultusunda devam etmemiz mümkün değildir. Keşke bu açıklamalar yapılmasaydı. Bir hafta beklenseydi. 139 milyon Euro olayı değildir. Bu tüzük bugüne kadar ortaya konulmuş bir siyasetin temelinin bundan sonra dinamitlenmesidir. Biz, Cumhurbaşkanı ile hükümet olarak hep şunu söyledik. 'Rum'un vesayetini kabul etmeyiz, Rum'a bağımlılığı kabul etmeyiz' dedik. İzolasyonların kaldırılması gerekmektedir. Rum'un vesayetini ne Cumhurbaşkanı ne Başbakan kabul eder. Ama benim bilmediğim bir siyaset değişikliği varsa, benden gizlenen, o zaman da biz yokuz."

AP yüksek seviyede temas grubu Avrupa Parlamentosu'nun Yüksek Seviyede Temas Grubu'na yönelik tepkilerinin haklı bir tepki olduğunu ve bu sayede Avrupalıların gerçeği gördüğünü söyleyen Denktaş, Avrupa Parlamentosu heyetine yönelik olarak hükümette herhangi bir çatlak olmadığını belirtti ve CTP ile DP'nin farklı yöntemler izleyerek Kıbrıs Türk halkının kimliğine dikkat çektiğini ifade etti.

Başbakan Yardımcısı Denktaş, hükümet programı çerçevesinde bugüne kadar uyumlu bir çalışmanın devam ettiğini, zaman zaman ortaya çıkan sorunlara da çözüm bulduklarını anlattı.

KIBRIS 18/03/06

Avrupalı Parlamenter Grossetete: Kıbrıslı Türkler, kuzeyde AB ofisi istiyor

Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından Kıbrıslı Türkler ile ilişkilerin geliştirilmesi ve diyaloğun artırılması için kurulan AP Kuzey Kıbrıs Yüksek Seviyede Temas Grubu başkanı Francoise Grossetete, AP Başkanlık Konferansı'na Kuzey Kıbrıs'ta yaptıkları temas hakkında bilgi verdi.

ABHaber Grossetete'tin AP Başkanlık Konferansı'na Kuzey Kıbrıs'ta yaptıkları temaslar ile ilgili aktardığı bilgileri yayınlıyor.

Grossetete, Kuzey Kıbrıs temasları ile ilgili AP Başkanlık Konferansı'na şu bilgileri aktardı:

"Kuzey Kıbrıs ile ilk teması gerçekleştirdik. Temaslarımız AP ile Kuzey Kıbrıs Türk toplumu arasında güveni sağlamak ve izolasyonların kaldırılması açısından önemliydi. Yaptığımız görüşmeler çok olumlu geçti. Temaslarımızda Annan planı temelinde çözüm istendiğini gözlemledik.

Kuzey Kıbrıs'ta yaptığımız temaslarda Kıbrıs Türk toplumu temsilcileri ve sivil toplum örgütleri ile bir araya geldik. Çok iyi bir çalışma yaptık ve bundan faydalandık. Yaptığımız görüşmelerde Kıbrıs Türk halkının AP'de sözcüsü olacağımızı söyledik.

Mesajlarını AP'ye aktaracağımızı kaydettik. Kıbrıs Türk halkı Türkçe'nin AB'nin resmi dili olması ve yine AB'nin Kuzey Kıbrıs'ta bir temsilcilik açmasını istiyor. Ayrıca izolasyonların son bulmasını talep ediyorlar.

AB'nin Kıbrıslı Türkler için verdiği 139 milyon euro para yardımı bir an önce somut projeler ile hayata geçirilmelidir.

AB parayı bu yıl içinde zaman kaybetmeden kuzey Kıbrıs halkının yaşantısını kolaylaştıracak projelere vermelidir. Bu AB içinde halkın güveninin kazanılması açısından da iyi bir gelişme olacaktır."

 KIBRIS 18/03/06

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş :Parayı almak, KKTC'nin altındaki dinamitin fitilini ateşlemektir

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş, dün çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında; AB Mali Yardımı'nın alınacağı yönündeki açıklamaları değerlendirdi:

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş :Parayı almak, KKTC'nin altındaki dinamitin fitilini ateşlemektir

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB Mali Yardımı'nın alınmasının, KKTC'nin dibine konan dinamitin fitilini ateşlemek anlamına geleceğini söyledi.Denktaş, "Günlük zorlukları bertaraf edebilmek için geleceğimizi, altından kalkamayacağımız ipotek altına almaktayız... KKTC'nin varlığı, Kıbrıs'ı alamamalarının yegane nedenidir. Bunu ortadan kaldırmak istiyorlar" dedi.

Hükümetin bu konuda kararı olmadığına işaret eden Denktaş, "Koalisyon Hükümeti'nin, ortağına danışmadan, bildirmeden aldığı bu kararın altında belki de koalisyonu bozmak ve başka formülasyona gitmek vardır" dedi.

Eski Cumhurbaşkanı Denktaş, dün çalışma ofisinde düzenlediği basın toplantısında; AB Mali Yardımı'nın alınacağı yönündeki açıklamaları değerlendirdi. Rum idaresinin temsilcisinin de var olduğu AB Komisyonu'nda Rum'un rızası ve şartlarıyla Kıbrıs Türkleri'ne para sunulmasının bir oyun olduğunu ve amacın adım adım AB yoluyla Kıbrıs'ı Rum'a ve Yunan'a bağlamak olduğunu söyledi.

Konuyla ilgili açıklamaları, "Bunlar aldatmacadır. Günü geçirmek için yapılan açıklamalardır. Uzun vadede bunun cezasını Kıbrıs Türk halkı çekecektir" şeklinde değerlendiren Denktaş, şöyle devam etti:

"1964'de Erenköy'de aç ve susuz insanlardık... Etrafımız Rum ve Yunan askerleriyle çevrilmiş, Kızılay'ın yardımlarıyla yaşayan bir halktık... Ama kamyonlarla yiyecek getiren Rumlara oradaki gençler 'Teşekkür ederiz, istemeyiz' deme yürekliliğini göstermişti."

"Fıstık parası, rüşvet"

Denktaş, "fıstık parası, rüşvet" diye nitelediği AB mali yardımın alınması konusunda hükümet kararı olmadığını, dolayısıyla bu parayı her kim alırsa alsın, Kıbrıs Türkü'nün Rum'a yamalanması için oynanan oyunun parçası olacağını kaydetti.

AB'nin Kıbrıs Türkü'nü "kuzeyde işgal altında yaşayan Kıbrıslılar" olarak gördüğünü söyleyen Denktaş, "Annan planına 'evet' diyerek egemenlik istemediğiniz için, devlette ısrar etmediğiniz için de size bazı hediyeler getiriyor. Sakın ola ayılıp da oynanan oyunu görüp, devletime sarılayım demeyesiniz diye" dedi. Denktaş, şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanı ve hükümetinden ricam, çok iyi düşünsünler. Bu parayı almak demek, KKTC'nin temeline konan dinamitin fitilini ateşlemek demektir. Görev antlarına aykırıdır. Bunun sonucu yavaş yavaş halkımıza Rum'un hâkimiyetini kabul ettirmektir"

"Afyon yutmuş insanlar"

Türkiye'ye açıkça Kıbrıs Rum'unu tanıması konusunda baskı yapıldığını kaydeden Denktaş, bunun yapılması halinde Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarından feragat etmiş olacağını belirtti.

Denktaş, "Buna boyun eğecek insan az bulunur. Onlar da işte 'askersizleşsin' diye yollara dökülmüştür. Çünkü AB de bunu istemektedir. Askersizleştirme, Rum'a boyun eğme anlamına gelir" dedi.

Rum yönetimi silahlanırken, kuzeyde silahsızlanma oyunu oynandığına işaret eden Denktaş, "Bunlar da bizi uyandırmıyorsa, demek ki biz afyon yutmuş insanlar durumundayız. Uyanmamız çok geç olacak. O zaman da anavatan uzakta olacak" şeklinde konuştu.

"Vatandaşlıkla ilgili düzenleme maksatlı"

Eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC vatandaşı olabilmek için getirilen yeni şartlardan duyduğu rahatsızlığı da dile getirerek, "Türkiye bize kapılarını ardına kadar açmışken, bizim hükümetimiz vatandaş olabilmek için 10 yıl ikamet şartı getirdi. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir tedbir alınmadı. 5 yıl normaldir" şeklinde konuştu.

Vatandaşlıkla ilgili düzenlemenin maksatlı olduğunu savunan Denktaş, Güney Kıbrıs'ta dışarıdan gelen ve vatandaş yapılan 100 bin kişi bulunurken, vatandaşlıklarla uğraşmanın doğru olmadığını kaydetti.

Türkiye'de "duru Kıbrıslılar Annan planına 'evet' demeseydi, zor durumda olmazdınız. 'Hayır' diyen yüzde 35 duru Türkiye'den gelenlerdir" şeklinde bir ayırım yapıldığını ileri süren Denktaş, "evet" diyenlerin yüzde 30'unun Türkiye'den gelen vatandaşlar olduğunu ve bu kişilerin de Türkiye'den gelen sese uyduklarını belirtti.

"Üzüntülüyüz"

Rum yönetiminin, adım adım, sezdirmeden egemenliğini yayamadığı bölgeye AB kanalıyla yaymaya çalıştığını kaydeden Denktaş, elle tutulur hale gelen bu oyunlar karşısında halkın devletine sahip çıkması gerektiğini söyledi. Denktaş, "Üzüntülüyüz, çünkü adım adım ilerlemektedirler" dedi. Denktaş, şöyle devam etti:

"AB ve AB İnsan Hakları Mahkemesi; bizi görmüyor, tanımıyor, davayı bilmiyor, insan haklarını çiğneyerek, karar almaktadırlar. Bunları yüzlerine vuracak durumdayız. Ancak bir korku ve endişe içinde, günlük zorlukları bertaraf edebilmek için geleceğimizi altından kalkamayacağımız ipotek altına almaktayız."

Sorular

Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'in Türkiye'nin onayıyla hareket edildiği yönündeki açıklamasıyla ilgili soruyu yanıtında, "Bu izahattır, mazeret değil. Bizi şaşırtan şey Erdoğan ve Gül'ün 'asla kabul edilemez' beyanatlarından sonra bizim cumhurbaşkanımız ve hükümetimiz mi gidip onları kandırdı" dedi.

CTP/DP Koalisyon Hükümeti'nin dağılma ihtimalinin sorulması üzerine Denktaş, "Bunu göze almışlardır. Onların beklentisi; haziranda yapılacak seçimde, 2 milletvekilini alırlarsa, koalisyona ihtiyaçları olmayacak ve istedikleri şekilde oynayabilecekler" yanıtını verdi.

KIBRIS 19/03/06

Başbakan Soyer :Son derece önemli, yeni bir gelişme

Başbakan Soyer, Avrupa Parlamentosu'nda önceki gün onaylanan, Elmar Brok'un hazırladığı Kıbrıs Raporu hakkında değerlendirmelerde bulundu:

Başbakan Soyer :Son derece önemli, yeni bir gelişme

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Avrupa Parlamentosu'nda önceki gün onaylanan, Elmar Brok'un hazırladığı Kıbrıs Raporu hakkında değerlendirmelerde bulunarak, Türkiye'nin genişleme sürecinin içine, "Kıbrıs Türk halkına yönelik yapılması gereken açılımların ve Kıbrıs Türk halkına dönük AB kararlarının yerine getirilmesi" kuralının konulmuş olmasının son derece önemli, yeni bir gelişme olduğunu vurguladı.

Soyer, dün bir kabulü sırasında konuyla ilgili soru üzerine, artık siyaset yapmanın reddederek olamayacağını, siyasetin "kaleden kaleye şahin uçurularak" yapılamayacağını söyledi.

Başbakan Soyer, siyasetin; konuşarak, tartışarak, akıl dolu tavırlarla olabileceğini söyledi.

AP Yüksek Seviyede Temas Grubu ile yaptıkları görüşmelerde, çok açık bir şekilde tüm sıkıntıları anlattıklarını ifade eden Soyer, bu noktada söz konusu temaslarda Kıbrıs Türk halkının hissiyatının aktarıldığını ve karşı tarafın bunu kavradığını belirtti.

Başbakan Soyer, 24 Nisan iradesinden sonra elde ettikleri en önemli avantajlardan birinin de KKTC Cumhuriyet Meclisi'nden seçilen iki milletvekilinin Avrupa Parlamentosu'nda gözlemci statüsüyle temas imkanlarının doğması olduğunu söyledi.

Konuşmasında CTP Milletvekili Özdil Nami ile UBP Milletvekili Hasan Taçoy'un Avrupa Parlamentosu'ndaki çalışmalarından övgüyle söz eden Soyer, her iki milletvekilinin de son derece yararlı çalışmalar yaptıklarını, ulaşılan noktanın son derece verimli olduğunu kaydetti.

Brok'un hazırladığı raporun taslağını iki milletvekilinin de gördüğünü belirten Soyer, kendileriyle süratle temasa geçildiğini, bu taslak raporda lehlerine olmayan ifadeler bulunduğunu, dolayısıyla buradaki temasın da yarattığı pozitif etkiyle, Nami ve Taçoy'un tüm gruplarla temas ederek, bu değişikliği sağlattıklarını kaydetti.

Brok'un raporunun Direkt Ticaret Tüzüğü ve izolasyonların kaldırılmasına doğrudan atıf yaptığını belirten Soyer, Mali Yardım Tüzüğü'ne dönük olarak "kesin ve katı reddettik" dememenin en büyük avantajlarından birinin, Direkt Ticaret Tüzüğü ve izolasyonların kaldırılması talebinin sürekli olarak diri tutulması olduğunu söyledi.

Soyer, Rum yönetiminin tüm girişimlerinin bu noktada akamete uğradığını belirterek, şöyle konuştu:

"Bu noktada dikkatinizi çekmek istediğim temel diğer bir nokta daha var. Brok raporu bir anlamda, Türkiye'nin genişleme süreciyle ilgili bir rapordur. Türkiye'nin genişleme sürecinin içine, Kıbrıs Türk halkına yönelik yapılması gereken açılımların ve Kıbrıs Türk halkına dönük AB kararlarının yerine getirilmesi kuralının konulmuş olması son derece önemli, yeni bir gelişmedir.

Bu, Türkiye'nin öne sürdüğü Eylem Planı talebine de siyasi bir zemin teşkil eden yeni bir pozisyondur.

İlişkileri bu çerçevede götürmemiz lazım. Kaleden kaleye şahin uçurulmaz. Bir yerin içine girilir ve kendinizi, kimliğinizi, tezinizi ortaya koyarsınız. Zeminimiz de meydandadır, bize güç veren de halkımızın değişmez iradesi olarak 24 Nisan'daki karardır. Bu karara bağlı süreçlerde gittikçe gelişeceğiz."

KIBRIS 19/03/06

Teknik konuları görüşmeye hazırız

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk tarafının, üzerinde mutabakat sağlanan teknik konularla ilgili, taraflara mesaj verdi:

Teknik konuları görüşmeye hazırız

AÇIK VE KESİN SÖYLÜYORUZ... Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk tarafının, üzerinde mutabakat sağlanan teknik konuları Rum tarafıyla teknik komitelerde görüşmeye hazır olduğunu vurguladı. Soyer, "İki toplum arasındaki insani konuların teknik komitelerde görüşülmesi, öz itibarıyla Cumhurbaşkanı Talat tarafından önerildi. Biz açık ve kesin olarak ifade ediyoruz; üzerinde mutabakat sağladığımız teknik konularla ilgili görüşmeye her zaman hazırız. Bu, bu kadar açıktır" dedi

İZAHAT BEKLİYORUZ... Soyer, Annan'ın, Papadopulos'la Paris'te yaptığı görüşmenin Güney Kıbrıs tarafından "Paris anlaşması" gibi sunulmasına ve Kıbrıs Türk tarafının taraf olmadığı bu görüşmede askersizleştirme, Maraş ve benzeri konuların teknik komitelerde ele alınacağına ilişkin açıklama yapılmasına Türk tarafının tepki gösterdiğini anımsatarak, "Biz BM'den izahat beklemekteyiz. Sayın Moller'den izahat beklemekteyiz" dedi

ANNAN, MOLLER'E MESAFELİ... Soyer: Kıbrıs Türk tarafı olarak, Paris görüşmesiyle ilgili yapılan ortak açıklamadan sonra BM'den izahat istememiz nedeniyle, Rum siyasi liderliği bizi BM'ye karşıymışız gibi gösterilmeye çalışıyor. BM'ye karşı değiliz ancak, Türk tarafı BM'den izahat bekliyor. Şu anda BM Genel Sekreteri, Kıbrıs'taki özel temsilcisi Moller'e mesafeli duruyor. Bu izahat bize gelsin, değerlendirmemizi yapalım

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk tarafının, üzerinde mutabakat sağlanan teknik konuları Rum tarafıyla teknik komitelerde görüşmeye hazır olduğunu vurguladı.

Başbakan Soyer, BM Genel Sekreteri Annan'ın Papadopulos'la görüşmesiyle ilgili izahat beklediklerini de tekrarladı ve Genel Sekreter'in Kıbrıs'taki Temsilcisi Moller'e "mesafeli" durduklarını vurguladı.

BM'den izahat bekliyoruz...

Başbakan Ferdi S. Soyer TAK'a yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Annan'ın Rum yönetimi başkanı Papadopulos'la Paris'te yaptığı görüşmenin Güney Kıbrıs tarafından "Paris anlaşması" gibi sunulmasına ve Kıbrıs Türk tarafının taraf olmadığı bu görüşmede askersizleştirme, Maraş ve benzeri konuların teknik komitelerde ele alınacağına ilişkin açıklama yapılmasına Türk tarafının tepki gösterdiğini anımsattı. Türk tarafının bu konuda BM'den izahat istediğini belirten Soyer, "Biz Birleşmiş Milletler'den izahat beklemekteyiz. Sayın Moller'den izahat beklemekteyiz. BM bize izahat yapsın, değerlendirmemizi yapalım" dedi

"Kıbrıs Türk tarafının Paris görüşmesiyle ilgili yapılan ortak açıklamadan sonra BM'den izahat istemesi Rum siyasi liderliğin tarafından BM'ye karşıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor" diyen Soyer, şunları kaydetti:

"Mutabakat sağladığımız konularda..."

"Halbuki söz konusu olan görüşmede ifade edilen iki toplum arasındaki insani konuların teknik komitelerde görüşülmesi, öz itibarıyla Cumhurbaşkanı Talat tarafından önerildi. Bu görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafı olarak BM'nin temsilcisi Moller'in Cumhurbaşkanımıza sunduğu listedeki teknik konular üzerinde mutabakatını ve bu konuda çalışmaya hazır olduğunu, Annan Papadopulos, Paris görüşmesi öncesinde Annan'a yazılı olarak bildirmişti. Biz açık ve kesin olarak ifade ediyoruz; üzerinde mutabakat sağladığımız teknik konularla ilgili görüşmeye her zaman hazırız. Bu, bu kadar açıktır...."

Molller'e mesafeliyiz...

BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un Paris görüşmesinden sonra askersizleştirme, Maraş ve benzeri konuların teknik komitelerde ele alınacağının açıklanmasına Türk tarafının tepkisi olduğuna dikkat çeken Başbakan, "Bu yüzden bu konuyla ilgili izahat istedik. Üstelik bu konuda BM Sözcüsü Brain Kelly'nın yaptığı açıklama da tamamen bizi doğrular niteliktedir" dedi

Türk tarafının BM'den izahat beklediğini belirten ve şu anda BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Moller'e mesafeli durduğunu kaydeden Başbakan Soyer, "Bu izahat bize gelsin, değerlendirmemizi yapalım. Biz teknik konuları teknik komitelerde görüşmeye hazırız" şeklinde konuştu.

KIBRIS 19/03/06

Soyer ile Papapetru bugün Karpaz'ı ziyaret edecek

Başbakan ve CTP Başkanı Ferdi Sabit Soyer ile Rum siyasi partilerinden, EDİ Başkanı Mihalis Papapetru bugün Karpaz bölgesini birlikte ziyaret edecekler.Dipkarpaz köyünde saat 10.30'da köy meydanında buluşmayı planlayan Soyer ve Papapetru, bölgede yaşayanlarla görüşecekler ve çevreyi gezecekler.

Rum basını

Fileleftheros ve diğer gazeteler, CTP Başkanı ve Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in bugün EDİ Başkanı Mihalis Papapetru'yla birlikte Karpaz'a ortak bir ziyaret gerçekleştireceğiyle ilgili haberlere yer verdiler.

Fileleftheros gazetesine göre Soyer ve Papapetru, Karpaz'da yaşayan Rumları birlikte ziyaret etmeyi planladılar.

Papapetru ziyaretin amacının Karpaz'da yaşayan Rumların sorunlarını yerinde tespit etmek ve KKTC'deki Rum kültür mirasının korunmasına vurgu yapmak olduğunu açıkladı.

Papapetru "Kahraman mahsurlarımıza bir umut vermek istiyoruz. Desteğimizi hissetmelerini istiyoruz. Kıbrıs sorununun yakın zamanda çözümü ve vatanımızın yeniden birleştirilmesi için her şeyi yaptığımız güvencesini onlara iletmek istiyoruz" şeklinde de konuştu.

Politis gazetesi haberi "Mihos (Mihalis) - Ferdi Birlikte Karpaz'a Gidiyor.." başlığıyla yansıttı. Başbakan Soyer'in Papapetru'yla birlikte bir Karpaz ziyareti gerçekleştirmeye karar verdiğine dikkat çekti.

KIBRIS 19/03/06

Birleşik Kıbrıs vizyonunun gerçekleşmesi hızlandırılmalı

AKEL ve CTP'nin önceki akşam Derinya'da düzenledikleri ortak etkinlikte Kıbrıs sorununun çözümü ve ülkenin birleştirilmesi yönünde arzu ve dostluk mesajları iletildi

Birleşik Kıbrıs vizyonunun gerçekleşmesi hızlandırılmalı

2004'TEN SONRA CTP'NİN KATILDIĞI İLK ORTAK ETKİNLİK AKEL ve CTP'nin önceki akşam Derinya'da düzenledikleri ortak etkinlikte, Kıbrıs sorununun çözümü ve ülkenin birleştirilmesi yönünde arzu ve dostluk mesajları iletildi. 2004 referandumlarından sonra CTP'nin katıldığı ilk ortak etkinliğe her iki partiden binin üzerinde partili ve taraftar katıldı

 

AKEL ve CTP partilerinin önceki akşam Derinya'da düzenledikleri ortak etkinlikte, Kıbrıs sorununun çözümü ve ülkenin birleştirilmesi yönünde arzu ve dostluk, mesajları iletildi.

2004 referandumlarından sonra CTP'nin katıldığı ilk ortak etkinlik olma özelliği taşıyan etkinliğe her iki partiden binin üzerinde partili ve taraftar katıldı.

AKEL Partisi'nden çok sayıda yetkilinin yanı sıra ,CTP Milletvekilleri Ali Gulle, Teberrüken Uluçay, Arif Albayrak, CTP Gazimağusa İlçe Başkanı Okan Dağlı, Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayalp, DEV-İŞ Genel Başkanı Mehmet Seyis de geceye katıldı.

AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas etkinlikte yaptığı konuşmada partisinin "Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin refah içerisinde yaşayacağı özgür ve ortak vatana ilişkin çözüm vizyonunu yerine getirmek için çalışmaktan ve mücadele etmekten vazgeçmeyeceğini" söyledi.

Hristofyas "Taksimle hiçbir zaman uzlaşmadık ve uzlaşmamız da söz konusu değildir. Çünkü taksim felaket demektir" şeklinde görüş de ortaya koydu.

Önceki akşamki etkinliği iki partinin ilişkilerinin düzeltilmesi için yeni bir olumlu adım olarak niteleyen Hristofyas, uzun bir zamandan beridir iki partinin BM Genel Sekreterinin önerilerinin (Annan planı) belirli konuları üzerinde somut bir diyalog içerisinde bulunduğunu ve görüş birliğine varma hedefiyle iki partinin görüş ve endişelerine köprü kurulmaya çalışıldığını anlattı.

CTP adına Gazimağusa İlçe Başkanı Okan Dağlı bir konuşma yaptı ve ortak etkinlikte duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Okan Dağlı "Bu dostluk tüm adaya yayılmalı ve ortak vatan vizyonu, yani Birleşik Kıbrıs vizyonunun gerçekleştirilmesi hızlandırılmalıdır" dedi.

Dağlı, siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federal Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti için BM çözüm planına dayalı mücadelenin devam etmesi gerektiğine de işaret etti.

Etkinlik her iki toplumdan Halk Dansları gruplarının programı ve okunan şiirlerle son buldu.

Okan Dağlı

CTP Gazimağusa İlçe Başkanı ve milletvekili Okan Dağlı gecede yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

"CTP ve AKEL'in Mağusa yöneticilerini ve sempatizanlarını tekrardan bir araya getirmek bizler için büyük bir mutluluktur. Bu akşam yıllardır Kıbrıs'ta barış ve toplumlararası iş birliğini en güçlü biçimde savunan iki partinin bölge yöneticileri ve sempatizanları beraberdirler. Dostlar bir aradadır.

Bu birlikteliğin tüm ada sathında olması, ortak vatan yani Birleşik Kıbrıs ülkümüzün gerçekleştirilmesine ivme katması en büyük arzumuzdur.

Kuzeyde, Kıbrıs'ta barış ve tüm Kıbrıs'ın AB üyeliğine karşı duranlar, başta CTP'liler olmak üzere Kıbrıslı Türklerin çoğunluğunun büyük mücadelesi ile Kıbrıslı Türklerin siyasi yaşamından izole edildiler.

Hedefimiz ortak vatan yaratmaktır. Ne KKTC ne de Kıbrıs Cumhuriyeti ortak vatanı yaratmada çözüm olamaz. BM nezrinde sonlandırılacak görüşmelerde Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurmamız gerekmektedir. Bunun öncüleri CTP ve AKEL olacaktır. Buna inancımız sonsuzdur.

Kıbrıs'ta barış umutlarının azaldığı bir dönemi yaşamaktayız. İki taraf arasında görüşmeler kesilmiştir. BM'nin arabuluculuk yapıp sonlandırdığı planın reddi 40 yıl sonra Kıbrıs'ı tekrardan birleştirme yönünden atılan en büyük adımı sekteye uğramıştır. Sadece Kıbrıslı Türkler değil, eminim barışı arzulayan Rumlar da hayal kırıklığı yaşamaktadırlar.

Bu hayal kırıklığı düzeltilip tekrardan barış umutlarını güçlendirmek için yıllar önce anlaştığımız esasların temel teşkil ettiği BM'nin çözüm planı çerçevesinde ortak mücadeleye devam etmek şarttır. Bu da siyasi eşitliğin temel olduğu iki bölgeli iki toplumlu federal ve birleşik bir Kıbrıs Cumhuriyetidir. Bu günkü durum ne Kıbrıs Cumhuriyeti ne de KKTC hiç bir zaman çözümün yerini tutamaz ve sürdürülebilir değildir.

Geçmişte yaşanan acılara ve mağduriyetlerle bugünkü çare olmadığı kesindir. Ama, çare nedir? Bir birimizle itişmek ve kimin daha haklı olduğunu dünyaya ispat etmek çabaları mı? Bir birinin diğerini dışladığı ve dünyadan koparmaya çalıştığı bir mücadele mi? Elbette değildir.

Barışı ertelemeye tahammülümüz yoktur. Yarım asırdır Kıbrıs'ta yaşadığımız acıların ve sıkıntıların esas sorumlularını biliyoruz. Onlara vereceğimiz en büyük ders bizlerin el ele ve gönül gönüle kuracağımız ortaklık cumhuriyeti olan Birleşik Kıbrıs'ı kurmak olacaktır. Biz buna hazırız. Sizlerle beraber bunu gerçekleştireceğimize olan inancımızı sürdürmek istiyoruz."

Dimitris Hristofyas

AKEL Genel Sekreteri ve Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas da konuşmasında kısaca şunları söyledi:

"AKEL ve CTP'nin bu akşam burada birlikte düzenledikleri bu etkinlik iki partinin ilişkilerinin daha da gelişmesi için atılan olumlu bir adımdır. Ancak sadece bu değildir. Aşırı beklentiler yaratmaksızın diyebilirim ki, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs sorunu çözüm planı kapsamındaki önerilerinin çeşitli hususları üzerine belirli bir süredir iki parti arasında somut üretken bir diyalog geliştirilmektedir.

Bu diyalog aracılığıyla Kıbrıs sorununun çözümü için iki partinin tezlerinin ve endişelerinin anlaşılmasına çalışılmakta Genel Sekreterin önerileri üzerinde yapılması gereken değişiklikler hakkında bir ortak anlayışın oluşması için çaba gösterilmektedir. Tek yol diyalog yoludur ve biz bu yolda sonuna kadar ilerlemekte kararlıyız.

Barikatların şartlı bir şekilde açılmasının ardından AKEL, iki toplum arasında güvenin inşası amacına hizmet ederek, uluslar arası ve topluluk hukuku temelinde olması ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni by-pass etmemek kaydıyla Kıbrıslı Türklerin ekonomik yaşam seviyelerin geliştirilmesinden yana tavrını açık bir şekilde ortaya koydu.

Ekonomik ilişkiler de dahil olmak üzere, iki toplum arasındaki ilişkilerin gelişmesi ve Kıbrıslı Türklerin desteklenmesine yönelik olarak Kıbrıs Cunhuriyeti'nin aldığı bütün önlemlere AKEL damgasını koydu. Bu önlemlerin daha iyi uygulanması ve iki toplumu birbirlerine daha da fazla yakınlaştıracak başka adımların da atılması için çalışmaya devam edeceğiz. Yakın bir zaman önce, Brüksel'de iki tüzüğün; doğrudan ekonomik yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerin birbirinden ayrı tutulmasından duyduğumuz memnuniyeti dile getirmek istiyorum. Çünkü bu şekilde Avrupa Birliği fonlarından Kıbrıslı Türklere yapılacak olan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hiçbir zaman önüne engel koymadığı ekonomik yardımın değerlendirilebilme yolu açıldı.

Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum. İki tüzüğün birbirinden ayrılması gelişmesiyle, Mağusa'nın yasal sakinlerine iadesi ve kent limanındaki BM ya da AB şemsiyesi altında Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler tarafından birlikte iadesi önerisinin yaşama geçirilmesi perspektifi de açıldı.

Geçen kasım ayında yapılan AKEL 20. kongresinde, iki toplumlu iki bölgeli federasyon öngören BM kararları 1977 ve 1979 Doruk Anlaşmaları temelinde Kıbrıs sorununa barışçıl bir çözüm için partinin tezi bir kez daha oy biriliği ile teyit edildi. Federal iki bölgeli, iki toplumlu, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tek egemenliği, tek uluslararası kimliği ve bir vatandaşlığı olması gerektiği ve uluslar arası örgütün kararlarında belirlendiği gibi, iki toplumun siyasal eşitliğinin olması gerektiği yönündeki tezimiz bir kez daha teyit edildi.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin birliğini, toprak bütünlüğü ve egemenliği sağlayan, bütün Kıbrıslıların insan haklarının ve temel özgürlüklerini sağlayan ve güvence altına alan bir çözüm isteğimiz bir kez daha teyit edildi...

Kıbrıs sorununun uzun yıllardır çözüm bulunamamasının neden olduğu hayal kırıklığına rağmen, ortak çabalarımız aracılığıyla böylesi bir çözüme ulaşabileceğimize dair umudumuzu dile getiriyoruz. Teknik komitelerin oluşturulup çalışmaya başlamaları için Paris anlaşması, güven inşası için, tarafların tezleri arasındaki mesafeyi azaltamamız için, Kıbrıs sorununun çözümüne ve ülkenin yeniden birleşmesine götürecek özlü müzakerelerin yeniden başlamasının önkoşullarının yaratılması için, iki tarafın da değerlendirebileceği ve değerlendirmesi gereken olumlu bir adımdır.

Barış ve refah içerisindeki bir vatan için, bölgemizde barış köprüsü olacak bir vatan için, Kıbrıslı Rum-Kıbrıslı Türk-Maronit-Ermeni ve Latin bütün halklarımızın efendisi olacağı ve armoni içinde yaşayacağı ortak evimiz için, birleşik bir vatan için, bu akşam bir aradayız ve şarkılarımızı söylüyoruz."

KIBRIS 19/03/06

AB yardımı KKTC hükümetini karıştırdı

 

Denktaş, hükümetten çekilebileceği sinyalini veriyor

20 Mart, 2006 13:36:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti, 139 milyon euroluk AB yardımının 'Rum hakimiyetini kuzeye yayma' amaçlı olduğunu belirterek, yardımın reddedilmesini istiyor.

AB Konseyi, KKTC'ye yapılacak 139 milyon euroluk yardımı onayladı ancak, bu yardımın hem doğrudan ticaret tüzüğünden ayrılması hem de Rumların taleplerine uygun şartlara bağlanması Ada'nın kuzeyini rahatsız ediyor.
 
CTP-DP hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti, yardımın reddedilmesini istiyor. DP lideri Serdar Denktaş, yardımı kabul etmenin Rum hakimiyetini KKTC'ye yaymak anlamına geleceğini söylüyor.
 
Yardım üç önemli şarta bağlanıyor:
 

·  AB, yardımları organize edecek, merkezi Rum tarafında kuracak

·  Herhangi bir yardım yapılmadan önce Rumların onayı istenecek

·  AB ayrıca 1974 öncesi Rum malı olan araziler  üzerinde herhangi bir projeye izin vermeden önce Rum hükümetine danışacak.
 
Yardım tartışmasıyla ilgili şu ana kadar CTP'den ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'tan bir açıklama gelmedi.  
Ancak Talat, İstanbul'da kalp ameliyatındayken müsteşarı Raşit Pertev yardmların kabul edileceğini söyledi.
 
Denktaş'tan hükümetten ayrılma sinyali
 
"Böyle bir konuda hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı'nın ortak karar vermesi gerek" diyen Denktaş ayrıca, yardımın kabul edilmesi halinde CTP'nin başka bir hükümet kurması gerekeceğini söyledi.
 
Yardım tartışmasının hükümet krizine doğru gittiği KKTC'de DTP'nin hükümetten ayrılırnası durumunda, KKTC'deki tablonun haziranda netleşmesi bekleniyor.
 
Zira hükümet düşerse yeni hükümet kurma çalışmaları, anayasadaki süreler göz önüne alındığında yaklaşık iki buçuk ay alacak.
 
Haziran ayında ise kuzeyde yerel seçimler var. Bu seçim sırasında Talat'ın Cumhurbaşkanı olması ve UBP'den bir milletvekilinin ölmesiyle boşalan iki vekillik için de oy kullanılacak.
 
Bu iki vekilliği CTP ayırsa tek başına iktidar olabilir, sağ partiler alırsa o zaman CTP'siz iktidar formülleri gündeme gelebilir.

BBC: Müzakereler birkaç ayda çökebilir

LONDRA(ANKA)-

İngiliz yayın kurumu BBC, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin Kıbrıs nedeniyle birkaç ay içinde çökebileceğini öne sürdü. BBC, Türkiye-AB müzakerelerinin "anahtarı"nın Kıbrıs olduğunu belirtti.

BBC, "Türkiye-AB görüşmelerinin anahtarı Kıbrıs" başlıklı haberinde Kıbrıs adasının hala bölünmüş olmasına rağmen Kıbrıs Rum Kesiminin 2004 yılında AB'ye üye olduğunu, ancak "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımayan Ankara'nın Kuzey Kıbrıs'ta asker bulundurduğunu kaydetti.

Kıbrıs müzakerelerinin de henüz başlamadığına dikkat çeken BBC, buna karşın AB-Türkiye müzakerelerinin ilerlediğini, ifade ve din özgürlüğüne ilişkin kaygılara rağmen ilk iki başlığı olan Bilim ve Araştırma ile Eğitim konusunda fiili müzakerelerin birkaç hafta içinde başlayacağını belirtti.

"SAHNE SONBAHARDA KARARACAK"

BBC'ye konuşan AB'deki Rum Daimi Temsilcisi Nicos Emiliou ise, "Türkiye, yükümlülükleri yerine getirmezse Gümrük Birliği veya ulaştırma veya malların serbest dolaşımı gibi başlıkların açılması düşünülemez" diye konuştu.

"Sahne bu sonbaharda kararacak gibi" diyen BBC de, Türkiye'nin Ek Protokol'ü imzaladığını ancak liman ve havaalanlarını Rumlara açmak istemediğine dikkat çekerek, "Eğer Türkiye limanlarını açmazsa, gümrük birliğine uyumu ve diğer üye ülkelerle ikili ilişkiler ile ilgili olarak sonbaharda yapılması öngörülen gözden geçirmede sınıfta kalacak" yorumunu yaptı.

Türkiye'nin en büyük destekçilerinden biri olan İngiltere'nin bile Türkiye'nin limanlar konusunda boyun eğmesi gerektiğini söylediğini anımsatan BBC, Türkiye'nin AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Volkan Bozkır'ın uymaya hazır görünmediğini belirterek, Bozkır'ın sadece gümrük birliği meselesi olmadığını, siyasi bir konunun olduğunu söylediğine dikkat çekti.

Bozkır, "Siyasi koşullar değişmezse, o alanda herhangi bir adım atılması zor olur" dedi.

BBC, Rum Kesimi'nin AB'ye girmesinden sonra diğer AB ülkelerinin Rum Yönetimini etkileme şansının azaldığını belirtirken, Nicos Emiliou'nun gümrük birliğinin Türkiye'yi limanlarını açmaya mecbur kıldığını söylediğini de aktardı. Emiliou, limanların açılmaması halinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde ilerlemesinin olumsuz etkileneceğini öne sürdü.

Emiliou, "Türkiye, protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmezse, bizim için ve çok sayıda üye devlet için gümrük birliği, ulaştırma ve malların serbest dolaşımı gibi başlıklarda müzakereleri başlatmak düşünülemez" diye konuştu.

BBC, bazı diplomatların Rumların stratejisinin Kıbrıs sorununu BM çerçevesinden uzaklaştırarak Avrupalaştırmak olmasından kaygı duyduklarını belirtti.

KUZEY'İN TANINMASI

Diplomatların Kuzey Kıbrıs'ta atılabilecek ve Türkiye'yi limanlarını açmaya cesaretlendirecek adımlar üzerinde durduklarını kaydeden BBC, "Bazıları, sessizce, Kuzey'in resmen tanınması tehdidi, Rumları müzakere masasına yeniden oturmalarını sağlanıp sağlanmayacağını soruyorlar" ifadesini kullandı.

BBC, bazılarının da Rumların üyelik müzakerelerini uçurum kenarına itmek istemeyeceğini çünkü müzakerelerin durması halinde Türkiye'ye baskı uygulama olanağının ortadan kalkacağını bildiklerini umduklarını belirtti.

HURRIYET 20/03/06

Rum kesiminden ilk izlenimler



ABD'nin Kıbrıs Büyükelçiliği tarafından düzenlenen gazeteciler sempozyumu için Rum kesimindeyim. Adanın Kuzey'ine çok gidip geldim. Ancak, Güney'e ilk kez geliyorum. Hal böyle olunca bu yazımda bazı izlenimlerime yer vermek istedim.
Güney'in sadece Kuzey'e oranla değil, genelde son derece gelişmiş ve zengin bir yer olduğu hep söylenir. Ancak, "Lefkosia" sokaklarını gezerken, Rum kesiminin zenginliğinin biraz abartılmış olduğunu da anlıyorum. Burası elbette ki fakir bir yer değil. Ama bir Monako da değil.
Açıkçası, izolasyonların kalkması ve kendilerine eşit ve adil davranılması durumunda Kıbrıslı Türklerin yakalayamayacakları bir durumu gözlemlemedim. Bu izlenimime dayanarak da, "Rumların çözümü bloke etmelerinin esas nedeni bu mu?" diye düşünmeden edemedim.

Rumların huzursuzluğu
Konuştuğum ve Güney'le şu veya bu şekilde yakından irtibatlı olan Kıbrıslı Türkler, iyi niyetli Rumların kendilerine "korumaya muhtaç azınlık" olarak, kötü niyetli Rumların ise "ikinci sınıf vatandaş" olarak baktıklarını anlattılar.
"Karşı taraftakine" böyle bakan bir zihniyetin, makul bir şansın tanınmasıyla o "karşı taraftakinin," nispeten kısa bir süre içinde, "bu taraftaki" düzeyi yakalayabileceğini bilmesi son derece huzursuz edici olsa gerek.
İkinci izlenimin ise, tanıştığım Rumların, "işgalci" diye görmelerine rağmen, Türkiye'ye olan büyük meraklarıyla ilgili. Kıbrıs'ta, en azından insani düzeyde atılan ve beraberinde belli bir "normalizasyon" getiren adımlar arttıkça, Türkiye'yi ziyaret eden çok sayıda Rum görecekmişiz gibi bir izlenim edindim açıkçası.

Potada erime korkusu
Üçüncü izlenimime gelince -ki bunu da Rumlarla yaptığım konuşmalardan edindim-, bu da AB üyeliğinin Rum kesimini daha şimdiden değiştirmeye başlamasıyla ilgili. AB müktesebatının buraya iyice yayılmasıyla, Rumların eski alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda kalacaklarından çok söz ediliyor.
Bunu ise bazıları olumsuz buluyor. Çünkü, Türkiye'ye karşı kullanılacak bir araç olarak gördükleri AB üyeliğinin, aynı zamanda, Rum kimliğini zaman içinde zayıflatacağını düşünüyorlar.
Kimliklerinin sulandırılmasıyla da Rum toplumunun düşmanlarına karşı zayıf düşeceğine inanıyorlar. Yani, Türkler gibi, Rumların da "büyük potada erime ve kaybolma" korkuları olduğu anlaşılıyor. Öte yandan, buradayken beni en çok sevindiren şey, Rum kesiminden BM kontrolündeki ara bölgeye geçerken, sınırda konmuş olan ve sözü, "Barbar Türkler" demeye getiren büyük resimli panolarla ilgiliydi. Bunların çürümeye başladıklarını görmek beni son derece memnun etti.

Zaman sorunu hallediyor
Yanımdaki Rum gazeteci arkadaşa "Bu panolar yenilenmiyor mu?" diye sorduğumda, "Aman bırak şu panoları! Bunları bir deli koydu buraya ve kutsalmış gibi kimse dokunamıyor. Ama gördüğün gibi, zaman sorunu kendiliğinden hallediyor" dedi.
Dayanamadım, "Acaba, Kıbrıs'ta çözümü bloke edenleri bekleyen son da bu mu olacak?" diye sordum. Gülüşerek, ara bölgedeki Ledra Palas'ın yolunu tuttuk.

SEMIH IDIZ MILLIYET 20/03/06

BBC: Türkiye ile AB müzakereleri birkaç ay içinde çökebilir
      LONDRA(ANKA)

Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin Kıbrıs nedeniyle birkaç ay içinde çökebileceği öne sürüldü. İngiliz yayın kurumu BBC, Türkiye-AB müzakerelerinin "anahtarı"nın Kıbrıs olduğunu belirtti.
      BBC, "Türkiye-AB görüşmelerinin anahtarı Kıbrıs" başlıklı haberinde Kıbrıs adasının hala bölünmüş olmasına rağmen Kıbrıs Rum Kesiminin 2004 yılında AB'ye üye olduğunu ancak "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımayan Ankara'nın Kuzey Kıbrıs'ta asker bulundurduğunu kaydetti.
      Kıbrıs müzakerelerinin de henüz başlamadığına dikkat çeken BBC, buna karşın AB-Türkiye müzakerelerinin ilerlediğini, ifade ve din özgürlüğüne ilişkin kaygılara rağmen ilk iki başlığı olan Bilim ve Araştırma ile Eğitim konusunda fiili müzakerelerin birkaç hafta içinde başlayacağını belirtti.
     
      SAHNE SONBAHARDA KARARACAK
      BBC'ye konuşan AB'deki Rum Daimi Temsilcisi Nicos Emiliou ise, "Türkiye, yükümlülükleri yerine getirmezse Gümrük Birliği veya ulaştırma veya malların serbest dolaşımı gibi başlıkların açılması düşünülemez" diye konuştu.
      "Sahne bu sonbaharda kararacak gibi" diyen BBC de, Türkiye'nin Ek Protokol'ü imzaladığını ancak liman ve havaalanlarını Rumlara açmak istemediğine dikkat çekerek, "Eğer Türkiye limanlarını açmazsa, gümrük birliğine uyumu ve diğer üye ülkelerle ikili ilişkiler ile ilgili olarak sonbaharda yapılması öngörülen gözden geçirmede sınıfta kalacak" yorumunu yaptı.
      Türkiye'nin en büyük destekçilerinden biri olan İngiltere'nin bile Türkiye'nin limanlar konusunda boyun eğmesi gerektiğini söylediğini anımsatan BBC, Türkiye'nin AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Volkan Bozkır'ın uymaya hazır görünmediğini belirterek, Bozkır'ın sadece gümrük birliği meselesi olmadığını, siyasi bir konunun olduğunu söylediğine dikkat çekti. Bozkır, "Siyasi koşullar değişmezse, o alanda herhangi bir adım atılması zor olur" dedi.
      BBC, Rum Kesimi'nin AB'ye girmesinden sonra diğer AB ülkelerinin Rum Yönetimini etkileme şansının azaldığını belirtirken, Nicos Emiliou'nun gümrük birliğinin Türkiye'yi limanlarını açmaya mecbur kıldığını söylediğini de aktardı. Emiliou, limanların açılmaması halinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde ilerlemesinin olumsuz etkileneceğini öne sürdü.
      Emiliou, "Türkiye, protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmezse, bizim için ve çok sayıda üye devlet için gümrük birliği, ulaştırma ve malların serbest dolaşımı gibi başlıklarda müzakereleri başlatmak düşünülemez" diye konuştu.
      BBC, bazı diplomatların Rumların stratejisinin Kıbrıs sorununu BM çerçevesinden uzaklaştırarak Avrupalaştırmak olmasından kaygı duyduklarını belirtti.
     
      KUZEY'İN TANINMASI
      Diplomatların Kuzey Kıbrıs'ta atılabilecek ve Türkiye'yi limanlarını açmaya cesaretlendirecek adımlar üzerinde durduklarını kaydeden BBC, "Bazıları, sessizce, Kuzey'in resmen tanınması tehdidi, Rumları müzakere masasına yeniden oturmalarını sağlanıp sağlanmayacağını soruyorlar" ifadesini kullandı.
      BBC, bazılarının da Rumların üyelik müzakerelerini uçurum kenarına itmek istemeyeceğini çünkü müzakerelerin durması halinde Türkiye'ye baskı uygulama olanağının ortadan kalkacağını bildiklerini umduklarını belirtti

MILLIYET 20/03/06

Annan Planı'yla mutlaka çözüm

CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer Güney Kıbrıs'taki siyasi partilerden EDİ'nin Başkanı Mihalis Papapetru ile Dipkarpaz'da yaşayan Rumları ziyaret etti,

barış ve çözüm mesajları verdi:

Annan Planı'yla mutlaka çözüm

SOYER: YAŞADIĞIMIZ TARİHİN ESİRİ OLMAMALIYIZ... Kıbrıs'ta iki halkın da savaşlardan büyük acılar çektiğini kaydeden Başbakan Soyer, "Yaşadığımız tarihin esiri olmamalıyız. Hep birlikte demokrasi, insan sevgisi, barış ve birbirimize saygıyı içeren yeni bir tarih yazmalıyız" dedi. Kıbrıs'ta kabul edilebilir bir anlaşma için büyük gayret gösterilmesi gerektiğine işaret eden Soyer, Papapetru'nun referandumda çözüm için sarf ettiği çaba ve gayretleri çok iyi bildiklerini, ancak sonuçta bir çözüme ulaşılamadığını ifade etti. Kıbrıs'ta Annan Planı'na dayalı bir çözüm istediklerini belirten Soyer, ümidi kırmadan çözüm için çabayı devam ettirmek gerektiğini vurguladı

PAPAPETRU: TÜRKLERİN 'EVET'İNE KARŞILIK VERMELİYİZ... Bu sorunun mutlaka çözülmesi için hep beraber uğraş verilmesi çağrısında bulunan EDİ Başkanı Papapetru da, partisinin sorununun çözülmesi için tüm gücüyle elinden geleni yapacağını ifade etti. Halkının, barışın sağlanması için elinden geleni yapacağına inandığını kaydeden Papapetru, Kıbrıs sorununu çözmenin siyasilerin görevi olduğunu belirtti. İki yıl önce çözüme çok yaklaşıldığını, ancak Rum tarafı referandumda 'hayır' dediği için çözümün gerçekleşmediğini hatırlatan Papapetru, "Biz de Türklerin 'evet'ine karşılık vermek zorundayız. "Görevimiz Annan Planı üzerinde uğraşmaktır." dedi

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit, Güney Kıbrıs'taki siyasi partilerden

EDİ'nin Başkanı Mihalis Papapetru ile Dipkarpaz'da yaşayan Rumları ziyaret etti, bölgede düzenlenen Medoş Lalesi Festivali'ne katıldı.

EDİ Başkanı Dipkarpaz'a partisinin 6 milletvekili adayıyla gelirken, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e CTP Milletvekilleri Ali Gulle, Teberrüken Uluçay, Mehmet Ceylanlı ve Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Erkut Şahali eşlik etti.

Dipkarpaz'daki Rum kahvehanesinde bir araya gelen iki lider yaptıkları açıklamalarda, Kıbrıs'ta barış ve çözüm arzularını dile getirdiler.

Toplantıda Rum vatandaşlar Soyer ve Papapetru'ya kişisel sorunlarını aktarma fırsatı da buldu.

Papapetru: Bu sorunu çözmek

hep beraber için uğraş vermeliyiz

Rum basınının da takip ettiği ziyarette ilk konuşmayı yapan EDİ Başkanı Mihalis Papapetru, Dipkarpaz'ı ziyaret etmekten ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le bir arada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, Kıbrıs sorununun tüm Kıbrıslıların ortak sorunu olduğunu ve bu sorunun çözülmesi gerektiğini söyledi.

"Hep beraber bu sorunu çözmek için uğraş verelim" çağrısında bulunan Papapetru, partisinin Kıbrıs sorununun çözülmesi için tüm gücüyle elinden geleni yapacağını ifade etti.

Halkının, barışın sağlanması için elinden geleni yapacağına inandığını kaydeden Papapetru, Kıbrıs sorununu çözmenin siyasilerin görevi olduğunu belirtti.

İki yıl önce çözüme çok yaklaşıldığını, ancak Rum tarafı referandumda 'hayır' dediği için çözümün gerçekleşmediğini hatırlatan Papapetru, hiçbir gücün tek başına sorunu çözemeyeceğini, iki tarafın da anlaşması gerektiğini vurguladı. "İki halk da bir noktada buluşmalıdır" diyen Papapetru, Karpaz'da yaşayan Rumların da Kıbrıs sorununun çözülmesi yönünde seslerini yükseltmek zorunda olduklarını kaydetti.

Papapetru, "Görevimiz Annan Planı üzerinde uğraşmaktır. Referandumda Kıbrıslı Türkler 'evet', Rumlar 'hayır' dedi. Biz de Türklerin 'evetine' karşılık vermek zorundayız" ifadelerini kullandı.

Soyer: Yaşadığımız tarihin

esiri olmamalıyız

CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer de, Kıbrıs'ın; üzerinde yaşayanların mutlaka çözmesi gereken bir soruna sahip olduğunu belirtti.

Kıbrıs'ta iki halkın da savaşlardan büyük acılar çektiğini kaydeden Başbakan Soyer, "Yaşadığımız tarihin esiri olmamalıyız. Hep birlikte demokrasi, insan sevgisi, barış ve birbirimize saygıyı içeren yeni bir tarih yazmalıyız" dedi.

Kıbrıs'ta kabul edilebilir bir anlaşma için büyük gayret gösterilmesi gerektiğine işaret eden Soyer, Papapetru'nun referandumda çözüm için sarf ettiği çaba ve gayretleri çok iyi bildiklerini, ancak sonuçta bir çözüme ulaşılamadığını ifade etti.

Ümidi kırmadan çözüm için çabayı devam ettirmek gerektiğine vurgu yapan Soyer, CTP olarak DİSİ, AKEL ve EDİ ile eşit düzeyde ilişki kurmaya büyük önem verdiklerini, Kıbrıs Rum tarafında bulunan partilerle ilişkileri ortak bir sonuca gitmek için sürdürme kararlılığında olduklarını söyledi.

EDİ ve genel başkanına Güney Kıbrıs'ta saldırılar yapıldığına ve vatan hainliğiyle suçlandıklarına işaret eden Soyer, "Dün bize de barışı savunduğumuz için aynı şekilde suçlamalar yapılıyordu. Hiç kızmamak, öfkelenmemek, cesaretimizi kırmamak gerekir. Er geç gerçek kabul edilecek, insanlar barışa, çözüme destek olacaktır" dedi.

Soyer, Kıbrıs'ta Annan Planı'na dayalı bir çözüm istediklerini belirterek, Kıbrıs'ta çözümü sadece Kıbrıs Türk ve Rum halkları için değil, aynı zamanda Türkiye ile Yunanistan'ın 21. yüzyılda ileriye doğru gitmesini teşvik için de istediklerini söyledi. Soyer, Türkiye, Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan'ın AB çatısı altında ekonomik, siyasal ve sosyal ilişkilerini ilerletmeleri için çözümü desteklediklerini, siyasal eşitlik temelinde bir çözümü arzuladıklarını, EDİ'nin de çözüm yönündeki çabalarını desteklediklerini ifade etti.

Medoş Lalesi Festivali'ne de katılarak

barış ve çözüm mesajları verdiler

Dipkarpaz'dan dönüşlerinde Avtepe'de yapılan II. Medoş Lalesi Fetivai'ne katılan Başbakan Soyer ile EDİ Başkanı Papepetru burada da birer konuşma yaparak barış ve çözüm mesajları verdiler.

Papapetru konuşmasında, bu ülkenin hepimizin olduğuna barış ve dostluk içerisinde birlikte yaşamak için mücadele edilmesi gerektiğine işaret ederek festivale katılanlara şöyle seslendi:

"Barış ve dostluk içerisinde birlikte yaşamamız için mücadele etmeliyiz. Bu konuda yapılan çalışmalar umut vericidir. Gelişmelerden rahatsız olup dostluk ve gelişmeleri engellemeye ve ülkemizi bölünmüş tutmak isteyenler vardır. Biz iki toplum fertleri dostluğumuzu, barışı ve yeniden birleşmeyi kalıcı hale getirmek için çalışmalarımıza devam etmemiz gerekir. Sizlerin gözlerinize baktığımda on binlerce Türkün barış özlemini görüyorum. Ayni duyguları barış ve çözüm için de taşımanızı isterim."

Papapetru konuşmasının sonunda böylesi güzel bir organizasyonda yer almalarını sağlayan CTP ile başkanı Ferdi Sabit Soyer'e teşekkür etti.

"Daha çok sevgi, saygı ve demokrasiyi

hayata geçirmek zorundayız"

Başbakan Ferdi Sabit Soyer de konuşmasında, " Tesadüfen bu etkinliğe katılmak için Papapetruya teklifte bulunduğunu ve kabul etmesiyle bu güzel etkinliği görme olanağına sahip olduklarına işaret ederek şöyle konuştu:

" Karpazın doğal güzelliklerini ve Medoş lalelerini çevreci dostlarınızla birlikte güzel bir etkinlikle sunuyor olmanız çok güzel bir olay. Köy köy gezilerek tarihi ve kültürel mirasımızı ortaya çıkarma konusunda gayret göstermeniz takdire şayandır. Kıbrıs bir Afrodit adası ve burada yaşayanların daha çok sevgi, saygı ve demokrasi ile birbirlerine yaklaşmaları gerekir. Kıbrıslı Türk ve Rum vatandaşların bu kardeşlik, sevgi, barış ve demokrasiyi hayata geçirmeyi başarmak zorundadır. Türkiye ve Yunanistan ile birlikte 21. yüzyıla barış ve refah içerisinde girebilmemiz için mutlaka sevgi, saygı kardeşlik ve demokrasi konularında gayret göstermemiz gerekmektedir." Dedi. Soyer sözlerinin sonunda ise bizim silahlanmaya harcayacak paramız olmaz, biz ancak ekonomiyi kalkındırma için katkı ve uğraş verip para harcarız"

 

Festival yağmur yüzünden yarım kaldı

Karpaz Dostları Derneği'nin organizasyonuyla bu yıl ikincisi gerçekleştirilen Medoş Lalesi yağmur yüzünden yarım kaldı.

Festivalin ilk bölümündeki etkinliğine Milli Eğitim Bakanı Canan Öztoprak, bazı milletvekilleri, İskele Kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğluları, ve kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı.f

İlk bölümü Avtepe köyünde köy ilkokul binasında gerçekleştirilen festivalin açılış konuşmasını Karpaz Dostları Derneği Başkanı Halime Akdeniz yaptı. Akdeniz, konuşmasında bir buçuk yıllık bir mazisi bulunan derneklerinin kuruluş amacı ile faaliyetleri hakkında bilgi verdi.

"Bölgemize yararlı her türlü faaliyetler için varız ve çalışacağız" diyen Akdeniz yöre insanının da kendilerine daha çok özveride bulunmalarını beklediklerini söyleyen Akdeniz, bu yıl ikincisini düzenledikleri Medoş Lalesi Festivali'nin önceki yıla oranla çok daha kapsamlı ve katılımcısının olduğuna işaret5 etti.

Akdeniz, Medoş lalelerinin yasa ile koruma altına alınmasının yeterli olmadığını , korunmalarını sağlamak için daha etkin icraatlar ve uygulamalar yapılması gerektiğini vurguladı. Akdeniz, Medoş Laleleri ile ilgili olarak Çevre ve Orman Dairesi yetkililerinin vatandaşları bilinçlendirmesi gerektiğini kaydetti.

Festivalde daha sonra Çevre Koruma Dairesi'nden Mustafa Kemal'in sunumunda, Avtepe'nin kültürel değeri, florası ve sulak alanları konusunda izleyicilere slaytlar gösterildi. TC Lefkoşa Büyükelçiliği Yardım heyeti Uzman Müşaviri Zeynel Yeşilay'ın hazırlayıp sunduğu KKTC' de doğa fotoğraflarından oluşan slayt gösterisi çok beğenildi. Has-Der folklor ekibinin gösterisi de festivale ayrı bir renk kattı. Festivalin ilk bölümünün sonunda Ayşen Dağlı'nın şiir dinletisi büyük ilgi gördü.

Festivalde daha sonra konuşan Milli Eğitim Bakanı Canan Öztoprak, önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapıldığına

işaret ederek Karpaz Dostları Derneği'ni kutladı. Öztoprak, "Sizlerle daha yapacak çok işlerimiz olacaktır. Ben KKTC yi seviyorum ancak sanırım Karpaz bölgesini daha çok seviyorum. Sizlerle birlikte olmaktan çok keyif aldım. Hepinize teşekkür ederim" diye konuştu.

KIBRIS 20/03/06

 

"Mali yardımı biz denetleyeceğiz"

Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Zakheos, Kuzey Kıbrıs'ta tartışma konusu olan mali yardım konusunda önemli bir iddiada bulundu:

"Mali yardımı biz denetleyeceğiz"

RUM BASINI: AB OFİSİ RUM TARAFINDA KURULACAK... Fileleftheros Gazetesi, AB'nin adada kuracağı ofisin Rum tarafında olmasına ve Kıbrıs Türk tarafı ile temaslarını Rum tarafından yürütmesine karar verdiğini savundu. Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Zakheos, geçirilen tüzükte, ödeneklerin kullanılmasına ilişkin net maddeler yer aldığını ve "hükümetin", bu paraların nasıl ve nerelerde kullanılacağı konusunda temel rolü bulunduğunu iddia etti

AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik iki tüzüğün birbirinden ayrılması ve Mali Yardım Tüzüğü'nün onaylanmasının ardından Kıbrıs Türk tarafının bundan siyasi çıkar elde etmenin yollarını aramaya başladığı ve bu nedenle Mali Yardım Tüzüğü'nün hayata geçirilmesi amacıyla AB'nin Ada'da kuracağı ofisin KKTC'de kurulmasını istemekte olduğu belirtildi.

Fileleftheros Gazetesi, bu talebi "kınanacak bir talep" diye niteledi ve AB'nin hâlihazırda söz konusu ofisin Rum tarafında olmasına ve Kıbrıs Türk tarafı ile temaslarını Rum tarafından yürütmesine karar verdiğini savundu.

Haberi "By-Pass Çabası Başarısız -Mali Yardımla İlgili Türk Hareketi Boşa -Sotos Zakheos: 'Kıbrıslı Türkler Bu Yardımın Kıbrıs Hükümeti Üzerinden Geçmemesini İsterdi" başlık ve spotlarıyla aktaran gazete, Avrupa Komisyonu'nun AB'nin mali yardım verme konusundaki rutin pratiğini takip ederek; ihtiyaçlarını ve önceliklerini belirtmesi gereken Kıbrıs Türk tarafıyla doğrudan temasa geçtiğini, Türk tarafının bu diyalog aracılığıyla siyasi kazanımlar elde etmeye ve Rum yönetimini by-pass etmeye çalıştığını yazdı. Gazeteye göre Kıbrıs Türk tarafı AB'nin Mali Yardım Tüzüğü'nü hayata geçirmek amacıyla Ada'da açacağı ofisin KKTC'de bulunmasını talep ettiği yolundaki bilgileri yorumlayan Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos "Kıbrıslı Türkler doğal olarak bu yardımın Kıbrıs hükümeti üzerinden geçmemesini isteyeceklerdi" dedi.

Gazete Brüksel'in hâlihazırda; söz konusu ofisin Rum tarafında olmasına karar verdiği yolunda bilgiler bulunduğunu yazdı, özetle şunları ekledi:

"Türk tarafının bir hedefi de Kıbrıs hükümeti tarafından herhangi bir denetimden kaçınmaktı. Ancak Zakheos'un işaret ettiği üzere 'geçirilen tüzükte, ödeneklerin kullanılmasına ilişkin net maddeler yer alıyor ve elbette hükümetin; bu paraların nasıl ve nerelerde kullanılacağı konusunda temel rolü bulunuyor'.

Zakheos devamla şunları söyledi:

'Tüzükte, Kıbrıslı Rumların haklarına saygı gösterileceğine dair kesin ifadeler yer alıyor. AB ticari bir devletler birliği değildir, ilkelere dayanan bir birliktir ve mülkiyet hakkı beyan edilmiş ve korunması gereken bir haktır.'

Tüzüğün maddeleri uyarınca AB'nin finansmanıyla işgal bölgelerinde yapılacak çalışmalar; 25 üye ülkenin de söz sahibi olduğu İzleme Komitesi'nin özel onayını gerektiriyor. Bu Lefkoşa için bir güvenlik supabıdır, çünkü bu madde aracılığıyla işgal bölgelerinde yapılacak herhangi bir çalışmanın Kıbrıs Rum malları aleyhine olmamasını denetleyecek.

Zakheos 25'lerin ticaret konusunda vardıkları anlaşmaya da değindi ve şunları söyledi:

'Lüksemburg dönem başkanlığı ile çalıştık ve ticaret konusunun görüşülmesine temel oluşturacak bazı unsurlara vardık. Aralık ayında Olli Rehn ile neredeyse aynı unsurlar üzeride uzlaştık ve bunlar Dışişleri Bakanları tarafından 26 Şubat'ta benimsendi. Bunlar; Mağusa Limanı'nın kullanılması, Maraş'ın yasal sakinlerine iade edilmesidir. Ciddi bir güven yaratıcı önlem olacak olan 550 sayılı karar var. Büyük bir iş gücüne ihtiyaç duyulacak olması nedeniyle Mağusa Limanı'nı da, iki toplumun yatırımcılık işbirliğini de etkileyecek bir ekonomik kalkınma yaratılacak. Kıbrıs Rum mallarının istismarının moratoryumu konusu da var. Bu konu aslında; Kıbrıs Rum malları üzerinde inşaat yapılamayacağını ve temel bakımın gerekli olması dışında Kıbrıs Rum mallarının tamir edilmemesi anlamına geliyor.'"

KIBRIS 20/03/06

 

Hristofyas kayıplar konusunda iyimser

AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas önceki gün sabah Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi üyesi İlia Yeoryiadi'yi ayrıca Rum Kayıplar Komitesi Başkanı Niko Theodosiu'yla bir görüşme yaptı.

Simerini gazetesine göre görüşme sonrasında açıklamada bulunan Hristofyas "Son gelişmeler ilerideki değerlendirmeler için önemlidir. Özellikle kayıplar konusunda ışığın kendisi değilse bile huzmesi görünüyor. Kazılardan çıkan iskeletler üzerinde bilimsel düzenlemeler için teknik alt yapı oluşturuluyor" şeklinde konuştu.

Hristofyas kaydedilen ilerlemelerden duyduğu memnuniyeti de dile getirdi ve temkinli iyimserlik belirterek Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin ortak çabasının, başlayan çabalara ivme kazandırabileceğini söyledi, şöyle konuştu:

"En nihayet, bunca yıldan sonra böyle bir imkân doğdu ve Kıbrıslı Türkler de bu yönde önemli katkı koyuyor. Pratik sonuçlar elde edebilmemiz için imkân tanınmalıdır. Çok dikkatli olmalı, sistemli çalışmalı ve mümkün olduğunca fazla gürültü çıkarmamalıyız."

Fileleftheros haberi "Kayıpların Akıbetinin Belirlenmesi İçin Işık Huzmesi Kıbrıs Türk Tarafından Küçük Ancak Önemli Adım" başlık ve spotlarıyla verdi, Hristofyas'ın açıklamalarına atıfta bulundu.

KIBRIS 20/03/06

 

AP Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Brok:Mülklerin geri iadesi zor

Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Elmar Brok'un, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya gidilmesi durumunda Kuzey'de eski Rum mallarının Rumlara iadesinin zor olacağı yönündeki görüşüne dikkat çekildi.

Alithia gazetesine göre gazetenin yazılı sorularını yanıtlayan Brok, Kuzey'deki eski Rum mallarıyla ilgili olarak "Ülkenin birleşmesinden sonra Almanya deneyimine göre uzun zaman sonrasında bazı durumlarda mülkün iadesi zor olabilir" şeklinde konuştu.

Gazeteye göre Brok'a sorulan sorular ve Brok'tan alınan yanıtlar şöyle:

Soru: "Kıbrıs hükümeti, Kıbrıs Türkleri için 139 milyon Euro'luk ekonomik paketi kabul etti. Buna paralel Maraş'ın eski sakinlerine iadesini ve Mağusa Limanı'nın Kıbrıs Türkleriyle ortak çalıştırılmasını önerdi. Siz bu öneriyi nasıl görüyorsunuz?

Cevap: Yeniden birleşen Almanya'nın tarihinden bildiğim kadarıyla, bazı durumlarda, üzerinden uzun zaman geçtiği için mülkün iadesi zor olur. Ancak sorunlarına çözüm bulmak, iletişim ve işbirliği köprüleri kurabilmeleri için her iki tarafa da yardımcı olacak herhangi öneriyi destekliyorum.

Soru: BM Genel Sekreterinin Başkan Papadopulos'la görüşmesinin sonuçları hakkında görüşünüz nedir?

Cevap: Diyalogu devam ettirip yoğunlaştırma konusunda anlaştıkları için bunu memnuniyetle karşılarım. İki taraf arasında teknik düzeyde iki toplumlu müzakereler yapılması anlaşmasını ise özellikle kutluyorum. Bunun daha geniş anlamda ilerleme olması için zemin yaratacağını umuyorum.

Soru: Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığı tek yanlı deklarasyon olmadan Ankara protokolünü onaylamasını Türkiye'den talep ettiniz mi? Türkiye tek yanlı deklarasyonu dâhil etmede ısrar ederse, tutumunu kabul ettirmek için AB ne yapabilir?

Cevap: Avrupa Parlamentosu olarak protokolü onaylamayı reddedebiliriz. AB Türkiye'yle üyelik müzakerelerini kesebilir. Önemli olan Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımaya başlamasıdır. Kıbrıs gemilerine Türk limanlarının yasaklanması gibi başka olumsuz mesajlar almak istemiyoruz. Bir kuruma girmek istiyorsa o kurumun tüm üyelerini tanıması gerekir."

Gazete Brok'un özellikle mülklerin geri iadesinin zor olduğu şeklindeki yorumunu manşetine taşıdı ve "Mülklere Stop Kolay İade Edilemez Elmar Brok'tan Şok Görüş" başlığını kullandı.

KIBRIS 20/03/06

 

Sunday Mail: Bırakın göçmenler evlerinde kalsın

Kıbrıslı Rum Gazeteci Lukas Haralambus, Kıbrıs Rum kesiminde İngilizce olarak yayımlanan SUNDAY MAIL gazetesinde "Bırakın Göçmenler Evlerinde Kalsın" başlıklı yazısında, Rum siyasilerin bir yandan "tüm göçmenler evlerine dönmeli" derken, diğer yandan da Rum göçmenleri Türk arazileri üzerine inşaat yapmaya teşvik ederek ikiyüzlü bir politika sergilediklerini belirtti.

Polemitya'dan (Binatlı) göç eden ve Sipros Kiprianu hükümeti tarafından 30 yıl önce kendilerine verilen yerlere 30 ev inşa eden yüzlerce Kıbrıslı Rum'un geçtiğimiz Salı günü düzenlediği protesto gösterisinde söyledikleri sözlere atıfta bulunarak köşe yazısını yazan Haralambus, bu sözlerin 1974 sonrası Rum hükümetleri tarafından izlenen politikaların ne kadar saçma olduğunu ezici bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti.

İzlenen politikanın "Tüm göçmenler evlerine dönecek" şeklindeki "çirkin" slogan üzerine kurulduğunu kaydeden Haralambus, göstericilerin, "Kıbrıslı Türkler bizim malımız üzerine inşaat yapıyor" diye 30 yıldır bağırıp duruyoruz. Ama bizim yasal hükümetimiz Kıbrıslı Türklere ait toprak üzerine inşaat yapalım diye bize para verdi ve yıllarca 'size verdiğimiz devlet arazisidir' diye bize yalan söylediler. İmzaladığımız evraklar üzerinde bu yazıyordu" dediklerine dikkat çekti.

Haralambus, aynı gösteriye katılan oldukça sinirli bir bayanın ise "Kandırıldık, bizi buraya getirdiler ve Kıbrıslı Türklerin toprağını bize verdiler. Yıllardır bin bir zorlukla evlerimizi yaptık, evlendik, çocuklarımızı büyüttük. Şimdi de bize buraları terk etmemiz gerektiğini, bize başka yerler vereceklerini söylüyorlar. Yani 'yeniden başlayın' diyorlar bize... Asla buradan gitmeyeceğiz, cesaretleri varsa gelip bizi buradan atsınlar" ifadelerini kullandığını belirtti.

"İkiyüzlü politikacılar"

Seçimlerin ışığında binlerce göçmene oturdukları yerlerin tapularını vermekten bahseden ikiyüzlü politikacıların varlığına da dikkat çeken Haralambus, aynı partilerin 6-7 yıl önce tapu vermeye karar verdiği sırada eski başkan Glafkos Klerides'i ihanetle suçladıklarını ifade etti.

Haralambus, AKEL, EDEK ve DİKO'nun, yıllar önce tapu verme düşüncesinde olan hükümeti "göçmenlerin evlerine dönme hakkını ellerinden alacak" gerekçesiyle eleştirdiğini de kaydetti.

Haralambus şu ifadeleri kullandı:

"Gösteriye katılan göçmenlerin sözleri yıllardır bize bombalanan 'Göçmenlerin evlerine dönme hakkı' sloganının artık çöken bir mit olduğunu gösterdi. Yer değiştirmenin ardından geçen 32 yıl sonra bugün artık hiçbir göçmenin evine dönmek istemediği açıktır. Federal bir hükümetin kurulması halinde Kıbrıslı Türklerin kontrolünde olacak bölgeden bahsediyorum"

Göçmenlerin evlerine geri dönmek istememesinin gerekçelerini de sıralayan Haralambus, geçen 32 yıl içerisinde göçmenlerin neredeyse yarısının öldüğünü, o zamanlar çocuk olanların ise şimdi evlenerek evleri ve işlerinin olduğu bölgelere yerleştiğini belirtti.

Göçmenlerin büyük bir çoğunluğunun da hükümetin gösterdiği göçmen evleri ile Kıbrıslı Türklerin evlerine yerleştiğini kaydeden Haralambus, tüm göçmenlerin tek istediğinin artık oldukları yerde kalmak olduğunu vurguladı.

Kıbrıs sorunuyla ilgilenen hiçbir politikacının bu acı gerçeği göz önünde bulundurmadığının da altını çizen Haralambus, Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının en önemli faktörünün bu olduğunu ifade etti.

Brok: Mülklerin geri iadesi zor

Öte yandan Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Elmar Brok, Kıbrıs'ta bir anlaşmaya gidilmesi durumunda Kuzey'de eski Rum mallarının Rumlara iadesinin zor olacağını söyledi.

Brok, Alithia gazetesiyle yaptığı söyleşide Kuzey'deki eski Rum mallarıyla ilgili olarak "Ülkenin birleşmesinden sonra Almanya deneyimine göre uzun zaman sonrasında bazı durumlarda mülkün iadesi zor olabilir" şeklinde konuştu.

Gazeteye göre Brok "Kıbrıs hükümeti, Kıbrıs Türkleri için 139 milyon Euro'luk ekonomik paketi kabul etti. Buna paralel Maraş'ın eski sakinlerine iadesini ve Mağusa Limanı'nın Kıbrıs Türkleriyle ortak çalıştırılmasını önerdi. Siz bu öneriyi nasıl görüyorsunuz?" şeklindeki soruya şu yanıtı verdi:

"Yeniden birleşen Almanya'nın tarihinden bildiğim kadarıyla, bazı durumlarda, üzerinden uzun zaman geçtiği için mülkün iadesi zor olur. Ancak sorunlarına çözüm bulmak, iletişim ve işbirliği köprüleri kurabilmeleri için her iki tarafa da yardımcı olacak herhangi öneriyi destekliyorum."

KIBRIS 20/03/06

 

KKTC, Rum onaylı AB yardımı almayacak

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

AB’nin onayladığı Kıbrıslı Türklere yönelik 136 milyon Euro’luk mali yardım KKTC’de krize neden oldu.

 Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşen KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ve yardımcısı Serdar Denktaş, yardımın Rum hükümetinin onayı ile verilmesini kabul etmeyeceklerini açıkladılar.

AB Konseyi, KKTC’ye yönelik 2004 yılında aldığı mali ve doğrudan ticaret tüzüklerini birbirlerinden ayırarak 136 milyon Euro’luk mali yardıma onay vermişti. Rum hükümeti, yardımın kendi onayları çerçevesinde proje bazında yapılacağını ve 1974 öncesi Rum tapulu arazilerin dahil olduğu projelere engel olacaklarını ilan etti. KKTC’de ise, yardımın kabul edilip edilmemesi tartışılmaya başlandı.

KRİZ ATLATILDI

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın kalp ameliyatı nedeniyle görevi başında bulunmaması ve konuyla ilgili açıklama yapmaması KKTC hükümetinde çatlağa neden oldu. Koalisyon hükümetinin küçük ortağı DP lideri Serdar Denktaş, yardımı kabul etmenin, Rum egemenliğini KKTC topraklarına yaymak anlamına geleceğini belirterek yardımın reddedilmesi gerektiğini söyledi ve gerekirse hükümet krizi dahi çıkabileceğini belirtti.

Dünkü üçlü zirve sonrasında Talat ve Denktaş, Rum egemenliğinin KKTC’de uygulayacak bir yardımı kabul etmeyeceklerini açıkladı. Başbakan Soyer, yardımın Rum egemenliğinde KKTC’ye verileceğinin Papadopulos hükümetinin propagandası olduğunu belirterek, bu konuda AB ile temasların devam ettiğini ve diplomasi trafiğinin sürdüğünü kaydetti. AB’nin KKTC’de yardım için ofis açacağını belirten Soyer, hükümet ortağı ile aynı şeyleri dile getirdiklerini ancak küçük farklılıklar olduğunu sözlerine ekledi.

HURRIYET 21/03/06

 

Hükümette sorun yok

BAŞBAKAN GÖRÜŞMEDEN GÜLER YÜZLE ÇIKTI: Başbakan Soyer, güler yüzle çıktığı görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının performansının çok iyi olduğunu ama daha fazla yormamak için hızlı hareket ettiklerini ve konuyu ana hatlarıyla görüştüklerini söyledi. Soyer, bir soru üzerine, koalisyon hükümetini yemek pişirmeye benzeterek, "Arada bir yemeklerde tuz biber farkı nedeniyle, ufak tefek tartışmalar olabilir. Önemli olan bunlardan sonuç çıkararak tuzu biberi her zaman dengede tutabilmektir" dedi

SERDAR DENKTAŞ DA MEMNUN: SIKINTIMIZ YOK... Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da görüşmeden memnun ayrıldı, herhangi bir sıkıntısı olmadığını açıkladı. Denktaş, tüzüğün daha bayağı tartışılacağını ve bu tartışmalar sonucunda uygulanıp uygulanmayacağının ortaya çıkacağını belirterek, "Şu an için 'aman şu oluyor, bu oluyor' diye bir sıkıntı içinde değiliz. Bu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bundan sonraki gelişmeleri takip ederek yolumuza devam ediyoruz" dedi

Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Soyer ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'la dün Girne'deki evinde, Mali Yardım Tüzüğü ve hükümetle ilgili konuları görüştü... Görüşmeden sonra yapılan açıklamalarda, koalisyon hükümetinde herhangi bir sıkıntı olmadığı, kriz bulunmadığı vurgulandı.

Başbakan Soyer, görüşmeye saat 14.40'da makam arabasıyla gelirken, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş saat 15.00'te kendi kullandığı, bakanlığına ait FA 698 plakalı araçla geldi. Görüşmeyi çok sayıda basın mensubu izledi.

Yaklaşık bir saat süren görüşmeden güler yüzle çıkan Başbakan Soyer, Rum yönetiminin Mali Yardım Tüzüğü'nün kendi onaylarından geçeceğiyle ilgili açıklamalarına tepki göstererek, bunu provokasyon olarak niteledi ve Kıbrıs Türklerinin hiçbir şekilde bu provokasyonlara katılmayacağını vurguladı.

Başbakan Soyer, koalisyon hükümetini yemek pişirmeye benzeterek, "Arada bir yemeklerde tuz biber farkı nedeniyle, ufak tefek tartışmalar olabilir. Önemli olan bunlardan sonuç çıkararak tuzu biberi her zaman dengede tutabilmektir" dedi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, Mali Yardım Tüzüğü konusunda cumhurbaşkanıyla yaptıkları görüşmede, tüzüğün daha uzun süre tartışılacağının ortaya çıktığını ve uygulanıp uygulanmayacağının da bu tartışmalarla belirleneceğini söyledi.

Denktaş, şu anda herhangi bir sıkıntı içinde olmadıklarını, koalisyon hükümetinde de herhangi bir kriz bulunmadığını ifade etti.

Serdar Denktaş: Şu an için

Bir sıkıntı içinde değiliz

Cumhurbaşkanı Talat'ın Girne'deki evinde yer alan görüşmenin saat 16.10'da tamamlanmasından sonra sonucu bekleyen kalabalık gazeteci grubuna ilk açıklama, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'tan geldi.

Denktaş, cumhurbaşkanı ile daha sağlığına kavuşmadığı bu dönemde, uzun zamandır istedikleri bir sohbeti yaptıklarını, gündemin ana maddesinin de mali yardım tüzüğü olduğunu söyledi.

Tüzüğün daha bayağı tartışılacağını ve bu tartışmalar sonucunda uygulanıp uygulanmayacağının ortaya çıkacağını belirten Serdar Denktaş, "Şu an için 'aman şu oluyor, bu oluyor' diye bir sıkıntı içinde değiliz. Bu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bundan sonraki gelişmeleri takip ederek yolumuza devam ediyoruz" dedi.

"Kriz beklentisi olanlar biraz daha bekleyecekler"

Bir gazetecinin, Mali Yardım Tüzüğü'yle ilgili tartışmaların kamuoyuna hükümet krizi gibi yansıdığını ve iki ses algılandığını hatırlatması üzerine, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, aslında iki ses olmadığını belirtti. Denktaş, "Hükümette paranın kabulü konusuna farklı yaklaşım varsa kriz işareti olacağını söyledim, ancak ortaya çıktı ki böyle bir şey yok" dedi.

Denktaş, Başbakan Soyer'le zaten görüşüp konuştuklarını belirterek, cumhurbaşkanıyla da aynı noktada olduklarını gördükten sonra artık ortada konuşacak bir şey kalmadığını söyledi. Denktaş, "Dolayısıyla kriz beklentisi olanlar, biraz daha bekleyecekler" diye konuştu.

Soyer: Provokasyonlara kapılmayız

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, cumhurbaşkanının performansının çok iyi olduğunu ama daha fazla yormamak için hızlı hareket ettiklerini ve konuyu ana hatlarıyla görüştüklerini belirtti.

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos'un, ofisin Güney'de açılacağı, para yardımının kendi onaylarıyla ve egemenliklerinde verileceğiyle ilgili açıklamasının tamamen provokasyon olduğunu ifade eden Başbakan Soyer, "Bu provokasyona hiçbir şekilde hiçbir Kıbrıs Türkü kapılmaz" dedi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkının Rumlar kadar eşit haklara sahip bir toplum olduğunu ve AB'yle ilişkilerinde hiçbir zaman Güney Kıbrıs'taki idarenin egemenliğinin vesayeti, gölgesi ve onayına ihtiyacı olmadığını, böyle bir şeyi kabul edilemez bulduklarını vurguladı.

Mali Yardım ve Direkt Ticaret tüzüklerinin, Kıbrıs Türk halkının çözüme istekli olması; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ise çözüme hayır demesi sonucu ortaya çıktığını hatırlatan Başbakan Soyer, "Şimdi nasıl olur da çözüme hayır diyen taraf, çözüme destek olan bir topluma verilecek bir tüzüğün onaylayıcısı olur" diye sordu.

Başbakan Soyer, önce Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un çözüme istekli olduğunu dünyaya ve kendi halkına göstermesi; Kıbrıs Türk halkına da ispatlaması gerektiğini vurgulayarak, "Biz bu doğrultuda, bu provokasyonlara kapılmadan yolumuzu yürümeye devam edeceğiz. AB'yle müzakerelere gireceğiz. Temel nokta, siyasal ilişkinin eşitliğimiz ve toplumsal varlığımız temelinde sürdürülmesidir. Bunu, birlikte görüşüp konuşup ileriye taşıyacağız" diye konuştu.

 

"Tuzu biberi dengede tutmak"

Başbakan Soyer, "İlk koalisyon görüşmelerine başladığımızda 'islimi yaktık, tencereyi üstüne koyduk, bir yemek pişireceğiz' demiştim. Arada bir yemeklerde tuz biber farkı nedeniyle ufak tefek tartışmalar olabilir. Önemli olan bunlardan sonuçlar çıkarıp tuzu biberi her zaman dengede tutabilmektir" dedi.

Başbakan Soyer, Cumhurbaşkanı Talat'ın yanında sigara içip içmedikleri sorusuna karşılık ise, "Ne münasebet, içmedik! Sigarayı kesmeye çalışıyoruz. Serdar Bey'le anlaştık; sigarayı kesme mücadelesine başlıyoruz, AB'den parayı alma mücadelesiyle beraber" yanıtını verdi.

KIBRIS 21/03/06

 

Kıbrıs'ta kavga



Kıbrıs'ta büyük tartışma yaşanıyor... AB malumunuz KKTC'ye vereceği 259 milyon euro ticari ve mali yardımın 120 milyon dolarlık bölümünü silmiş, 139 milyon dolarlık kredinin kullanımını da Rumların onayına bağlamıştı.
Karar aşağılayıcıydı. Nitekim Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yaptığı ilk açıklamada, "Bu karar kabul edilemez, bu para alınmamalı, Türkiye, KKTC'ye her yıl bu paranın çok üzerinde katkı yapıyor" demişti.
Onurlu davranış buydu. Ayrıca bu kredinin kabulü, "Tüm adada tek meşru yönetimin Rum idaresi olduğunu" kabul etmek anlamına gelecekti.
Ne var ki, birkaç gün önce KKTC Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, "KKTC Mali Yardım Tüzüğü'nü onaylamadı ama reddetmedi de... Kullanılmasını engellemeyeceğiz" gibi lastikli sözlerle yardımı alacaklarının sinyalini vermez mi?
Kavga buradan çıktı. Peki M. Ali Talat'ın Müsteşarı Raşit Pertev bu açıklamayı neye dayanarak yapmıştı? KKTC Cumhurbaşkanlığı açıkladı:
"Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Sn. Raşit Pertev, Cumhurbaşkanı'mız Sn. Mehmet Ali Talat'tan aldığı talimat üzerine, bu süreçte yoğun çaba ortaya koymuş, Başbakanı'mız Sn. Ferdi Sabit Soyer ve TC Dışişleri Bakanlığı ile sürekli olarak görüşmüş, gelişmeleri değerlendirmiştir...
Yani... Onursuz yardımın alınmasına bizim Dışişleri de yeşil ışık yakmış... Olacak iş mi?

·         * * * *

MELIH ASIK MILLIYET 21/03/06

Ambargolara karşı turizm atağı

TURİZM HAREKETLERİNE BÜYÜK KATKI... Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Kıbrıs Türk Havayolları ve Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği arasında dün, "Türkiye Pazarı Teşvik Protokolü" ile "Almanya (Avrupa) Pazarı Teşvik Protokolü" adı altında iki ayrı protokol imzalandı. Protokoller, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın Kıbrıs Türk Havayolları'na Almanya ve Türkiye destinasyonları için belli teşvikler sağlamasını öngörüyor. Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan da konuşmasında, söz konusu iki protokolün, ülkedeki turizm hareketlerine büyük katkısı olacağını söyledi

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Kıbrıs Türk Havayolları ve Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği arasında dün, "Türkiye Pazarı Teşvik Protokolü" ile "Almanya (Avrupa) Pazarı Teşvik Protokolü" adı altında iki ayrı protokol imzalandı.

Protokoller, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın Kıbrıs Türk Havayolları'na Almanya ve Türkiye destinasyonları için belli teşvikler sağlamasını öngörüyor.

Protokollere, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Kıbrıs Türk Hava Yolları Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Derya, Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Orhan Tolun ile Kıbrıs Türk Hava Yolları Ticaret Başkanı Mustafa Ebgü imza koydu.

Protokolleri, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan ile Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel de şahit olarak imzaladı.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'ndaki imza töreninde, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Kıbrıs Türk Hava Yolları Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Derya, TC Yardım Heyeti Koordinatörü Mehmet İlhan, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel, Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Orhan Tolun, Kıbrıs Türk Hava Yolları Ticaret Başkanı Mustafa Ebgü, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Salih Egemen ile Turizm Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Hasan Artuner hazır bulundu.

Deniz: Önemli bir adım

İmza töreni öncesinde ilk konuşmayı yapan Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, protokollerle amacın; Almanya ve Türkiye pazarlarının canlandırılması olduğunu, bunun için de Bakanlık olarak KTHY'ye belli teşvikler sağlanacağını ifade etti.

Protokollerin hayata geçmesine destek veren Türkiye Hükümeti ile Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan ve TC Yardım Heyeti Koordinatörü Mehmet İlhan'a teşekkür eden Bakan Deniz, Türkiye Cumhuriyeti'nin, KKTC turizmine, özellikle ülkenin yurtdışı tanıtımlarında ve Bafra bölgesindeki yatırımlarda büyük katkı sağladığını vurguladı.

KKTC turizminin kalkınmaya devam ettiğini belirten Deniz, var olan sıkıntıların hep birlikte aşılacağını söyleyerek, söz konusu iki protokolü, bu sıkıntıların aşılmasında ileriye doğru atılan bir adım olarak tanımladı.

Karahan: Turizm hareketlerine büyük katkısı olacak

Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan da konuşmasında, söz konusu iki protokolün, ülkedeki turizm hareketlerine büyük katkısı olacağını söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti olarak reel sektörü destekleme konusundaki katkılarının süreceğini vurgulayan ve bu konuda geçen yıldan bu yana büyük yol kat ettiklerine işaret eden Büyükelçi Karahan, "Bunu yapmak durumundayız, çünkü Kıbrıs Türkü gayri insani bir ambargonun etkisi altındadır ve bu yıllardır böyledir. Eğer bu olmasa belki bugün şu çalışmaya (söz konusu iki protokolün imzalanmasına) ihtiyaç hiç olmayacaktı. Çünkü eminim ki bu güzel yer dışardan gelecek insanlarla dolup taşacaktı. Burada her şey var, doğal güzellik, her biri destan olacak tarihi kalıntılar var" şeklinde konuştu.

Protokollerin ülkeye hayırlı olması dileğinde bulunan Büyükelçi Karahan sözlerini, "Reel sektörün başında gelen turizmin burada güçlenmesi için, turizmden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti insanının ekmek yemesi için elimizden ne gelirse yapmaya devam edeceğiz" şeklinde tamamladı.

Derya: Turizm en sürükleyici sektör

KKTC'nin motor gücü olan ve reel sektör içerisinde en sürükleyici sektör durumunda bulunan turizmin daha da kalkınması için ilgili tüm birimlerle işbirliği içerisinde uğraş verdiklerine vurgu yapan Kıbrıs Türk Hava Yolları Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Derya ise, söz konusu işbirliğinin TC Büyükelçiliği tarafından da desteklenmekte olduğunu söyledi.

"Başarıya ulaşmak için işbirliğimiz kaçınılmazdır. Bu protokolün, gerçekten de turizmi ve turizmciyi çok daha iyiye götürecek bir protokol olduğu inancındayım" şeklinde konuşan Derya, protokole katkı koyan tüm kesimlere teşekkür etti.

Tolun: Protokoller bizim için çok önemli

Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Orhan Tolun da konuşmasında, söz konusu iki protokolün; geçmişte KKTC turizm sektörü ile çalışmanın zor olduğunu söyleyen yabancı tur operatörlerine; "artık bizim de ucuz ulaşımımız var. Artık Mısır, Suriye veya Güney Kıbrıs gibi Kuzey Kıbrıs'a da sefer yapabilirsiniz" diyecek fiyatlara ulaşıldığı müjdesinin verilmesini sağlayacak protokoller olduğunu vurguladı.

Protokollerin diğer bir öneminin ise, ülkeye yabancı turist getirilmesini teşvik etmesi olduğuna dikkat çeken Tolun, sözlerini "Bizlerin artık çantamızı elimize alıp, rahatlıkla tur operatörü bulabileceğimiz bir ortam hazırlanmıştır" ifadeleriyle tamamladı.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nda bugün saat 17.30'da imzalanan söz konusu protokollerin tam metni şöyle:

2006 yaz dönemi için Türkiye

pazarı teşvik protokolü

"KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı (Bundan böyle BAKANLIK olarak anılacaktır.), KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI (Bundan böyle KTHY olarak anılacaktır.) ile KIBRIS TÜRK TURİZM VE SEYAHAT ACENTELERİ BİRLİĞİ (Bundan böyle KITSAB olarak anılacaktır.) arasında imzalanarak hayata geçirilmiştir.

1.MADDE - İşbu protokolün geçerlilik süresi 26 Mart 2006 - 28 Ekim 2006'dır.

2.MADDE - İşbu protokolün amacı Türkiyeli turist ile Türkiye üzerinden yabancı turist potansiyelini KKTC'ye yönlendirmektir.

3.1. MADDE - İşbu protokol çerçevesinde KTHY tarafından satışa açılacak indirimli koltuk fiyatlarından garanti anlaşması gerçekleştiren veya gerçekleştirmeyen tüm TÜRSAB ve KITSAB üyesi turizm ve seyahat acenteleri istifade edecektir. Satışa açılacak tarifeli ve ilaveli seferlerde geçerli olacak indirimli koltuk fiyatları, parkurlarına ve turistlerin KKTC'de konakladıkları gece sayısına göre aşağıda 4.maddede belirtilen çizelgedeki gibi olacaktır. Ancak bu fiyatlar bayram ve resmi tatil günlerinde uygulanmayacaktır. İşbu protokolün yürürlüğe girmesi ile birlikte KITSAB, protokolden yararlanacak tüm A ve Geçici A grubu acente listesini KTHY'ye yazılı olarak bildirecektir.

3.2.Geliş ve dönüş yerleri farklı olan parkurlarda, düzenlenecek biletlere yüksek ücretli parkurun bedeli uygulanır.

4.MADDE - İşbu sözleşmede belirlenen bilet ücretleri ve KTHY'ye yapılacak katkı oranları üç periyot halinde düzenlenmiştir.

* Tablolarda belirtilen fiyatlar yetişkinler için geçerli olup, 2-12 yaş grubuna yönelik fiyatlar tabloda belirtilen fiyatların %50'si olacaktır.

**Bu ücretlere YR - TR - KK tax ilave edilir.

6.MADDE - KTHY, işbu protokol kapsamındaki koltuk fiyatlarında minimum yolcu koşulu hariç IT şartlarını uygulayacaktır.

7.MADDE - İşbu protokolün 5.maddesi kapsamında belirlenmiş olan fiyatlar, TÜRSAB ve KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerinin KKTC'ye getirmiş oldukları turistlerin KKTC Oteller Encümeni tarafından belgelendirilmiş turistik tesislerde en az dört gece konaklamaları halinde geçerli olacaktır.

8.MADDE - Bakanlık tarafından, 5.maddede belirtilen tarifeli veya ilave seferler ile taşınacak 7.madde kapsamındaki her turist için KTHY'ye ödenecek kişi başına katkı miktarları aşağıdaki gibi olacaktır. İşbu protokolde belirtilen tüm katkı miktarları, 2-12 yaş grubu için %50 daha az olacaktır.

8.1.MADDE - 1 Nisan - 31 Mayıs 2006 Dönemi

En az üç gecelik konaklamalar için kişi başına 20.- EURO (Yirmi EURO) ve en az yedi gecelik konaklamalar için kişi başına 30.-EURO (Otuz EURO) katkı yapılacaktır.

8.2. MADDE - 1 - 30 Haziran 2006 Dönemi

En az üç gecelik konaklamalar için kişi başına 15.- EURO (On beş EURO) ve en az yedi gecelik konaklamalar için kişi başına 20.-EURO (Yirmi EURO) katkı yapılacaktır.

8.3. MADDE - 1 Temmuz - 28 Ekim 2006 Dönemi

En az dört gecelik konaklamalar için kişi başına 15.- EURO (On beş EURO) ve en az yedi gecelik konaklamalar için kişi başına 20.-EURO (Yirmi EURO) katkı yapacaktır.

9.MADDE - İşbu protokol çerçevesinde sadece KITSAB üyesi acentelerin getireceği Türkiye harici üçüncü uyruklu turistler için 6. ve 7.maddeler geçerli olmayacaktır. Ayrıca 5.maddede belirtilen ücretler üçüncü uyruklu turistler için bayram ve resmi tatil günlerinde de geçerli olacaktır. Bu turistler için geliş ve dönüş yerleri farklı olan parkurlarda düzenlenecek biletlere yüksek ücretli parkurun ücreti uygulanacaktır.

10.MADDE - KTHY, işbu protokol kapsamındaki turizm ve seyahat acentelerinin yine bu protokol çerçevesinde KKTC'ye getirdikleri turist sayılarını ve bu turistlerin KKTC'de konakladıkları gece sayılarını aylık sefer bazda KITSAB'a bildirecektir. KITSAB bu listeleri kontrol etmeyi müteakip Bakanlığa gönderecektir. KTHY'ye 8.madde kapsamında yapılacak katkı ödemeleri veya peşin ödenecek katkıdan mahsup işlemleri, KITSAB'ın denetim ve kontrol raporu ile bu listelerin Bakanlığa ulaştırmasından sonra yapılacaktır.

11.MADDE - Bakanlık, işbu protokol bağlamında KTHY'ye yapacağı ödemelere ilişkin talepleri 30 gün içinde sonuçlandıracaktır.

12.MADDE - İşbu protokol kapsamında KTHY tarafından TÜRSAB ve KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerine sağlanacak koltuk fiyatları net olup, acente komisyonu içermeyecek ve bahse konu biletlerin geçerlilik süresi 30 günü aşmayacaktır.

13.MADDE - KKTC'ye getirdiği turist sayısı 1000'i aşan KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerine, aştıkları kısım için Bakanlık tarafından kişi başına 2.0.-EURO teşvik ödenecektir.

14.MADDE - İşbu protokolün 7.maddesindeki üç ve dört gece konaklama şartını yerine getiremeyip en az iki gece konaklama yapacak toplam 40 kişiyi aşan ( farklı parkurlardan gelecek olanlar dahil) seminer, konferans, kongre ve/veya bayi grupları için aşağıdaki şartları yerine getiren KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerine, 5.madde ücretleri aynen uygulanır ve kişi başına iki gece için 15.-EURO katkı yapılır.

14.a. Acente, seminer, konferans, kongre ve/veya bayi grupları, KKTC'ye gelmeden en az bir hafta (7 gün) öncesinde, grubun kesinleşmiş KKTC programını da içeren bir müracaatla KITSAB'a başvuru yapacaktır. Bahse konu müracaat, KITSAB tarafından onaylanarak KTHY'ye iletilir.

14.b. Turizm ve seyahat acentesi, seminer, konferans, kongre ve/veya bayi gruplarının KKTC'de konaklayıp ayrılmasını müteakip en fazla on beş gün içersinde, bahse konu grubun bilet fotokopileri veya KTHY onaylı bir yazı ile, grubun konakladığı tesis adı, konaklama süresi ile ilgili bilgi ve belgeleri KITSAB'a iletecektir.

14.c. Turizm ve seyahat acentesi , seminer, konferans, kongre ve/veya bayi gruplarının konaklamasını gerçekleştireceği seminer, konferans, kongre ve/veya bayi toplantısının bağlı olduğu kurumun, sözü edilen fonksiyonları içeren resmi bir yazısını KITSAB'a müracaatla birlikte ibraz edecektir.

14.d. Seminer, konferans, kongre ve/veya bayi gruplarının denetim ve kontrolünü gerçekleştirmek için Bakanlık, KTHY ve KITSAB bir denetim komitesi oluşumuna katkı yapacak ve bahse konu komite işbu protokol ile eşzamanlı olarak yürürlüğe girecektir.

14.e. KITSAB, seminer, konferans, kongre ve/veya bayi gruplarına ilişkin denetim raporunu Bakanlığa iletecektir.

15.MADDE - Protokolden yararlanacak TÜRSAB ve KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentesi, protokol şartlarına uyacağına dair bir taahhütnameyi KITSAB'la imzalayacaktır. Söz konusu taahhütnamenin imzalanması ile protokolden yararlanılabilecektir.

16.MADDE - Tarifeli seferler ile gerçekleştirilmesi mümkün olmayan ve bu nedenle charter ve/veya özel uçuşlar ile en az iki gece konaklama kaydı ile KKTC'ye getirilen ve 50 kişiden az olmayan seminer, kongre ve/veya bayi grupları (kapalı gruplar) da 8.maddedeki ve 14.maddedeki yolcu başına katkılardan yararlandırılır. Ayrıca bu şekilde düzenlenen her 10 sefer için boş bacak katkısı ve ek teşvik olmak üzere 10,000.-EURO daha katkı verilir.

17.MADDE - İşbu protokolün uygulanması çerçevesinde KTHY'na yapılacak toplam katkı miktarından düşülmek üzere, protokolün imzalanmasını müteakiben Türkiye Cumhuriyeti Yardımlarından KTHY'na avans nitelikli 200,000-EURO (İki yüz bin EURO) ödenecektir.

18.MADDE - İşbu protokolün uygulanmasına ait doğabilecek şikayetlerin giderilmesine yönelik olarak Bakanlık, KTHY ve KITSAB arasındaki görüş alışverişi kesintisiz bir şekilde sürdürülecek ve şikayetlerin giderilmesi için bir komisyon oluşturulacaktır.

19 .MADDE - İşbu protokol hükümleri ile ilgili olarak herhangi bir anlaşmazlık halinde yetkili mahkeme Lefkoşa Kaza Mahkemesi'dir.

1 NİSAN-28 EKİM 2006 DÖNEMİ İÇİN ALMANYA(AVRUPA) PAZARI TEŞVİK PROTOKOLÜ

KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı (Bundan böyle BAKANLIK olarak anılacaktır.), KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI (Bundan böyle KTHY olarak anılacaktır.) ile KIBRIS TÜRK TURİZM VE SEYAHAT ACENTELERİ BİRLİĞİ (Bundan böyle KITSAB olarak anılacaktır.) arasında imzalanarak hayata geçirilmiştir.

1.MADDE - İşbu protokolün geçerlilik süresi 1 Nisan, 2006 - 28 Ekim, 2006'dır.

2.MADDE - İşbu protokolün amacı Avrupa'daki turist potansiyelini KKTC'ye yönlendirmek ve sürekliliğini sağlamaktır.

3.MADDE - İşbu protokol çerçevesinde KTHY tarafından satışa açılacak indirimli koltuk fiyatlarından tüm KITSAB üyesi turizm ve seyahat acenteleri istifade edecektir. Satışa açılacak ve tarifeli ve ilaveli seferlerde geçerli olacak indirimli koltuk fiyatları, parkurlarına göre aşağıda mevcut çizelgede belirtildiği gibi olacaktır. İşbu protokolün yürürlüğe girmesi ile birlikte KITSAB, protokolden yararlanacak tüm A ve Geçici A grubu acente listesini KTHY'na yazılı olarak bildirecektir.

* Bilet fiyatları, 2-12 yaş grubu için geçerli olmak üzere 114.- Euro olacaktır.

**Bu ücretlere YR - KK - DE - RA tax ilave edilir.

4.MADDE - İşbu protokolün 3.maddesi kapsamında belirlenmiş olan fiyatlar, KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerinin, KKTC'ye getirmiş oldukları turistlerin turistik tesislerde en az yedi gece konaklamaları halinde geçerli olacaktır.

5.a. MADDE - Bakanlık tarafından, KTHY'nın 3.madde kapsamında belirtilen tarifeli veya ilave Frankfurt seferleri ile İngiltere dışında diğer ülkelerden tarifeli, charter, ilave veya özel seferler ile taşıyacağı 4.madde kapsamındaki her büyük turist için KTHY'ye 50.-EURO, 2-12 yaş grubu için ise kişi başı 25.-EURO katkı yapılacaktır.

5.b.MADDE - KKTC'ye turist getirmek amacıyla İngiltere ve Almanya'nın Frankfurt şehrinden yapılacak tarifeli veya ilaveli seferler hariç 1 Nisan - 28 Ekim 2006 tarihleri arasında yeni destinasyonlara düzenlenecek tarifeli, çharter veya özel her 5 sefer için ayrıca 10,000.-EURO ek teşvik ve boş bacak katkısı verilecektir.

6.MADDE - KTHY, işbu protokol kapsamında KITSAB üyesi turizm ve seyahat acentelerinin KKTC'ye getirdikleri turist sayılarını ve bu turistlerin konaklama tarihleri ile geceleme sayılarını aylık bazda KITSAB'a gönderecektir. KITSAB bu listeleri kontrol etmeyi müteakip Bakanlığa gönderecektir. KTHY'ye 5.madde kapsamında yapılacak katkı ödemeleri veya peşin ödenecek katkıdan mahsup işlemleri, KITSAB'ın bu listeleri Bakanlığa ulaştırmasından sonra yapılacaktır. Herhangi bir turizm ve seyahat acentesinin yanlış bildirimde bulunduğunun tespiti halinde Bakanlık, ilgili acentenin protokole aykırı olarak yanlış bildirimde bulunduğu her koltuk için yararlandığı 50.-EURO'luk indirimin Bakanlığa geri iade edilmesini talep edecek ve yanlış bildirimde bulunan acentenin ismini KTHY'na bildirmek suretiyle bu acentenin bir kez daha bu protokolden yararlandırılmaması sağlanacaktır.

7.MADDE - Bakanlık, işbu protokolün 5.ve 6.maddesi kapsamında KTHY'ye yapacağı ödemelere ilişkin talepleri 30 gün içinde sonuçlandıracaktır.

8.MADDE - İşbu protokolün uygulanması çerçevesinde KTHY'ye yapılacak toplam katkı miktarından düşülmek üzere, protokolün imzalanmasını müteakiben Türkiye Cumhuriyeti Yardımlarından KTHY'na avans nitelikli 100,000-EURO (Yüz bin EURO) ödenecektir.

9.MADDE- İşbu protokolün uygulanmasına ait doğabilecek şikayetlerin giderilmesine yönelik olarak Bakanlık, KTHY ve KITSAB arasındaki görüş alışverişi kesintisiz bir şekilde sürdürülecek ve şikayetlerin giderilmesi için bir komisyon oluşturulacaktır.

10.MADDE - İşbu protokol hükümleri ile ilgili olarak herhangi bir anlaşmazlık halinde yetkili mahkeme, Lefkoşa Kaza Mahkemesi'dir. "

KIBRIS 21/03/06

Müzakerelerin anahtarı Kıbrıs

İngiliz yayın kurumu BBC, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin Kıbrıs nedeniyle birkaç ay içinde çökebileceğini öne sürdü.

ABHaber'e göre, Türkiye-AB müzakerelerinin anahtarının Kıbrıs olduğunu belirten BBC, "Bazıları, sessizce, kuzeyin resmen tanınması tehdidinin, Rumları müzakere masasına yeniden oturmalarını sağlanıp sağlanmayacağını soruyorlar" ifadesini kullandı.

BBC, "Türkiye-AB görüşmelerinin anahtarı Kıbrıs" başlıklı haberinde Kıbrıs adasının hâlâ bölünmüş olmasına rağmen Kıbrıs Rum kesiminin 2004 yılında AB'ye üye olduğunu ancak "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımayan Ankara'nın Kuzey Kıbrıs'ta asker bulundurduğunu kaydetti.

Kıbrıs müzakerelerinin de henüz başlamadığına dikkat çeken BBC, buna karşın AB-Türkiye müzakerelerinin ilerlediğini, ifade ve din özgürlüğüne ilişkin kaygılara rağmen ilk iki başlığı olan Bilim ve Araştırma ile Eğitim konusunda fiili müzakerelerin birkaç hafta içinde başlayacağını belirtti.

Sahne sonbaharda kararacak

BBC'ye konuşan AB'deki Rum Daimi Temsilcisi Nicos Emiliou ise, "Türkiye, yükümlülükleri yerine getirmezse Gümrük Birliği veya ulaştırma veya malların serbest dolaşımı gibi başlıkların açılması düşünülemez" diye konuştu.

"Sahne bu sonbaharda kararacak gibi" diyen BBC de, Türkiye'nin Ek Protokol'ü imzaladığını ancak liman ve havaalanlarını Rumlara açmak istemediğine dikkat çekerek, "Eğer Türkiye limanlarını açmazsa, gümrük birliğine uyumu ve diğer üye ülkelerle ikili ilişkiler ile ilgili olarak sonbaharda yapılması öngörülen gözden geçirmede sınıfta kalacak" yorumunu yaptı.

Türkiye'nin en büyük destekçilerinden biri olan İngiltere'nin bile Türkiye'nin limanlar konusunda boyun eğmesi gerektiğini söylediğini anımsatan BBC, Türkiye'nin AB nezdindeki Daimi Temsilcisi Volkan Bozkır'ın uymaya hazır görünmediğini belirterek, Bozkır'ın sadece gümrük birliği meselesi olmadığını, siyasi bir konunun olduğunu söylediğine dikkat çekti. Bozkır, "Siyasi koşullar değişmezse, o alanda herhangi bir adım atılması zor olur" dedi.

BBC, Rum Kesimi'nin AB'ye girmesinden sonra diğer AB ülkelerinin Rum yönetimini etkileme şansının azaldığını belirtirken, Nicos Emiliou'nun gümrük birliğinin Türkiye'yi limanlarını açmaya mecbur kıldığını söylediğini de aktardı. Emiliou, limanların açılmaması halinde Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde ilerlemesinin olumsuz etkileneceğini öne sürdü.

Emiliou, "Türkiye, protokolden doğan yükümlülüklerini yerine getirmezse, bizim için ve çok sayıda üye devlet için gümrük birliği, ulaştırma ve malların serbest dolaşımı gibi başlıklarda müzakereleri başlatmak düşünülemez" diye konuştu.

BBC, bazı diplomatların Rumların stratejisinin Kıbrıs sorununu BM çerçevesinden uzaklaştırarak Avrupalaştırmak olmasından kaygı duyduklarını belirtti.

Kuzeyin tanınması

Diplomatların Kuzey Kıbrıs'ta atılabilecek ve Türkiye'yi limanlarını açmaya cesaretlendirecek adımlar üzerinde durduklarını kaydeden BBC, "Bazıları, sessizce, Kuzey'in resmen tanınması tehdidi, Rumları müzakere masasına yeniden oturmalarını sağlanıp sağlanmayacağını soruyorlar" ifadesini kullandı.

BBC, bazılarının da Rumların üyelik müzakerelerini uçurum kenarına itmek istemeyeceğini çünkü müzakerelerin durması halinde Türkiye'ye baskı uygulama olanağının ortadan kalkacağını bildiklerini umduklarını belirtti.

KIBRIS 21/03/06

AB yardımına Rumlar aracı

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un müsteşarı Hristodulos Pashiardis, 139 milyon Euroluk Avrupa Birliği yardımının, Kıbrıslı Türklere, Rum makamları aracılığıyla verileceğini söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 00:54 TSİ 22 Mart 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Pashiardis, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği’nden 139 milyon Euroluk yardımı, Rum makamları aracılığıyla almayı kabul etmemekte ısrar etmesinin Kıbrıslı Türklerin sorunu olacağını belirtti.

Papadopulos’un müsteşarı ayrıca, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın KKTC üzerindeki ambargolar olduğu sürece Türkiye’nin limanlarını açmayacağı açıklamasının Brüksel’i kışkırtma niteliği taşıdığını savundu.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Ferdi Sabit Soyer yaptığı açıklamada, Rum yönetiminin, “Avrupa Birliği’nin Türk kesimine sağladığı ‘mali yardım tüzüğü’nün kendi onaylarından geçeceğine” ilişkin açıklamalarını, provokasyon olarak nitelemişti.

FEISSEL’DEN KARAMSAR DEĞERLENDİRME
Birleşmiş Milletler’in eski Kıbrıs Koordinatörü Gustave Feissel, Annan Planı’nda bazı değişiklikler yapılarak Kıbrıs sorununun aşılabileceğine inanmadığını söyledi. Feissel, taraflar birşey yapmazsa, Kıbrıs’ın kendiliğinden bölüneceğini söyledi.

Birleşmiş Milletler’in eski Kıbrıs Koordinatörü Gustave Feissel, mevcut koşullarda kendisini rahat hisseden Kıbrıslı Rumların, bu rahatlığı sürdürmeleri durumunda, bunun bedelini Kıbrıs’ın bölünmesiyle ödeyeceğini belirtti.

Annan Planı’nda değişiklikler yapılarak sorunun aşılacagını sanmadığını söyleyen Feissel, çözüme ilişkin görüşmelerin sadece ve sadece Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerce yapılmasını önerdi. Feissel, çözüm için samimi bulduğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali talat’ın desteklenmesini istedi.

HRİSTOFYAS ATİNA’DA
Bu arada Güney Kıbrıs Rum Kesimi Parlamentosu Başkanı Dimitri Hristofyas, Türkiye’nin kabul edilemez nitelikteki tutumunu değiştirmesini umduğunu, aksi takdirde sonbahara kadar zor zamanlar yaşanacağını ileri sürdü.

Atina’da açıklamalarda bulunan Hristofyas, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini savundu.

Hristofyas, “Başbakan Erdoğan bir adım ileride olmak istiyorsa, Avrupa Birliği’ni tehdit edemeyeceğini anlamalıdır. Avrupa Birliği de Türk tarafının tahriklerine kapılmamalıdır” dedi.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne karşı yükümlülüklerini bu yıl sonuna kadar yerine getirmesi gerektiğini; aksi takdirde Avrupa Birliği yolundan uzaklaşacağını belirtti..

Yunan bakan, Ankara’nın, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına izin vermesi gerektiğini de söyledi.

 

Rum mallarına KKTC komisyonu

KKTC’de Rumlara taşınmaz malların tazmini, takası ve iadesini öngören yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu. Yasa çerçevesinde görev yapacak taşınmaz mal komisyonu ise resmen kuruldu.

 

NTV

Güncelleme: 11:23 TSİ 22 Mart 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - KKTC’de kurulan taşınmaz mal komisyonu, Rumların başvurularını inceleyerek karara bağlayacak. Komisyonda, 2 yabancı üye de görev yapacak. Mülkiyet yasasıyla, Ada’da iç hukuk yolu oluşturulması ve Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhine açtıkları davaların önüne geçilmesi hedefleniyor.

Ana muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi ile Toplumcu Kurtuluş Partisi ise bugün, ayrı ayrı Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak yasanın iptal edilmesini talep etti.

MALİ YARDIM TEPKİSİ
Bu arada KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat; Başbakan Ferdi Sabit Soyer ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile bir araya gelerek, Avrupa Birliği’nin mali yardım tüzüğünü görüştü.

Soyer görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, mali yardım konusunda hükümet içinde bir sıkıntı olmadığını açıkladı. Soyer, çözüme ‘hayır’ diyen tarafın çözüme destek veren tarafa yapılacak yardımın onaylayıcısı olamayacağını vurguladı.

Soyer, AB’nin Türk kesimine sağladığı mali yardım tüzüğünün kendi onaylarından geçeceğine ilişkin Rum yönetimi açıklamalarını, provokasyon olarak niteledi.

Bu arada Avrupa Birliği, 2005 bütçesinde yer alan ancak uzlaşma sağlanamaması nedeniyle kullanılamayan KKTC’ye yönelik 120 milyon Euro’luk yardım için, ek ödenek bulmayı kararlaştırdı. Önümüzdeki günlerde ek ödenek bütçesinden KKTC’ye 120 milyon Euro’luk ödeme yapılması için, çalışmalara başlanacak.

Rum yönetimi: Türkiye Avrupa Birliği'ni kışkırtıyor
      Oshan SABIRLI DHA

      RUM Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hristodulos Pashiardis, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'nin gümrük birliği protokolü hakkında yaptığı son açıklamaların Avrupa Birliği (AB) için bir başka aşağılama ve kışkırtma olduğunu savundu.
      Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs üzerinde sözde ambargolar olduğu sürece Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum bandıralı gemilere ve uçaklarına açmayacağı yönündeki açıklamasını değerlendiren Pashiardis, “Eğer Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyet'ine karşı üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmekte sorunu varsa, o zaman AB'nin, bu tür Türk kışkırtmalarına hoşgörü göstermekte daha büyük sorunları olacaktır.'' dedi. Müsteşar, “Erdoğan'ın bu yeni açıklamaları bizim için şaşırtıcı olmayabilir ancak bunlar AB için bir başka aşağılama ve kışkırtmadır.'' diye konuştu.
     
     ‘TÜRKİYE YAYILMACI POLİTİKASINI TEYİT EDİYOR’
      Müsteşar Hristodulos Pashiardis, Türk basınına göre, bugün bir ulusal güvenlik belgesinin imzalandığını ve Türkiye hükümeti tarafından yürürlüğe konduğunu ve bunun Türkiye'nin Kıbrıs ve Ege'deki yayılımcı politikasını teyit ettiğini savundu.
      Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklamada bulunan Pashiardis, basın haberlerinin gerçeği yansıtması halinde bunun kesinlikle Türkiye'nin Kıbrıs ve Ege'deki yayılmacı politikasının bir teyidi olduğunun altını çizdi.

MILLIYET 22/03/06

Türkiye güç saatler yaşayacak


      Kıbrıs Rum kesimi parlamentosu başkanı Dimitri Hristofyas, Türkiye'nin tavrını değiştirmesi gerektiğini, aksi halde sonbahara kadar güç saatler yaşayacağını iddia etti.


       Kıbrıs Rum kesimi parlamentosu başkanı Dimitri Hristofyas, "Türkiye’nin kabul edilemez nitelikteki tutumunu değiştirmesini umduğunu" söyledi.
      Çalışma ziyareti için bu akşam Atina’ya gelen Hristofyas, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile biraraya geldi.
      Görüşmeden sonra gazetecilerin, "Türkiye’nin AB Komisyonu’nun Sonbahar aylarında yayınlayacağı İlerleme Raporu’na kadar sert tutum izlemesi beklentisinde olup olmadığına" ilişkin sorularını yanıtlayan Hristofyas, Türkiye’nin tavrını değiştirmesi gerektiğini, aksi halde sonbahara kadar güç saatler yaşayacağını iddia etti.
      Türkiye’nin AB çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini savunan Hristofyas, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir adım ilerde olmak istiyorsa, AB’yi tehdit edemeyeceğini anlamalıdır.
      AB de Türk tarafının tahriklerine kapılmamalıdır" dedi.
      Türk tarafına teknik komitelerin bir araya gelerek çalışmaya başlamaları çağrısında bulunduğunu da söyleyen Hristofyas, bunun tüm tarafların çıkarına olduğunu söyledi.
      Hristofyas, Atina temasları çerçevesinde yarın Başbakan Kostas Karamanlis, Parlamento Başkanı Anna Psaruda-Benaki ve siyasi parti liderleriyle bir araya gelecek.

MILLIYET 22/03/06

İKÖ desteği

İslam Konferansı Örgütü'nden (İKÖ) bir heyet çeşitli temaslarda bulunmak üzere KKTC'ye geldi. Heyet başkanı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kıbrıs Türklerine önem verdiklerini ve sorunlarını bildiklerini söyledi

İKÖ desteği

HEYET TEMASLARINA BAŞLADI... İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer aldığı, İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan başkanlığındaki İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) heyeti dün KKTC'de temaslarda bulundu. Heyet dün, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ve Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar ile bir araya geldi

AMBARGOLAR KALKMALI... İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, KKTC'nin İslam alemi için büyük önem taşıdığını söyledi. Avmannan, İKÖ'nün KKTC'ye uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılmasına büyük önem verip gayret sarf ettiğini belirterek, heyetin KKTC ziyaretinde yetkililerle görüşüp, kültürel, ticari, ekonomik ve sportif alanlarda nasıl bir işbirliğine girilebileceğini ele alacaklarını söyledi. Avmannan, "Nihai hedefimiz, iki toplum arasındaki eşitliği vurgulayarak, birlikteliği sağlamaktır" dedi

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, KKTC'nin İslam alemi için büyük önem taşıdığını söyledi. Avmannan, İKÖ'nün KKTC'ye uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılmasına büyük önem verip gayret sarf ettiğini belirterek, heyetin KKTC ziyaretinde yetkililerle görüşüp, kültürel, ticari, ekonomik ve sportif alanlarda nasıl bir işbirliğine girilebileceğini ele alacaklarını söyledi. Avmannan, "nihai hedefimiz, 2 toplum arasındaki eşitliği vurgulayarak, birlikteliği sağlamaktır" dedi.

İKÖ'den bir heyet çeşitli temaslarda bulunmak üzere KKTC'ye geldi.

İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan başkanlığındaki heyet dün ilk olarak Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile bir araya geldi. Heyet, daha sonra Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ı, K.T.Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami'yi ve Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar'ı ziyaret etti.

Avmannan başkanlığındaki heyet bugün saat 10.30'da Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz ile görüşecek. Heyet, bugün ayrıca saat 11.30'da Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer'i ziyaret edecek. Heyet, cuma günü de Kalkınma Bankası Genel Direktörü Tuncay Yörel ile görüşecek. Görüşme saat 15.00'de başlayacak.

KKTC'deki üniversiteleri de ziyaret ederek, incelemelerde bulunacak olan heyet, cumartesi günü adadan ayrılacak.

Soyer, İKÖ heyeti ile görüştü

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, izolasyonların kaldırılması konusunda atılacak en küçük adımın dahi, Rum siyasi liderliğini masaya daha hızlı oturma baskısı altında bırakacağından Kıbrıs sorununun çözümüne büyük bir adım olarak yansıyacağını söyledi. Soyer, KKTC'yi ziyaret eden İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) heyetiyle dün saat 10.30'da Başbakanlık'ta bir araya geldi. Soyer'in, İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan başkanlığındaki heyeti kabulünde, Başbakanlık Müsteşarı Doğan Şahali, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Erkut Şahali ve Din İşleri Başkanı Ahmet Yönlüer de hazır bulundu.

Başbakan Soyer, heyeti kabulde yaptığı konuşmada, siyasi eşitlik temelinde bir çözüm arayan Kıbrıs Türk halkının, bir İslam toplumu olarak bir çözümde kendi din, dil ve kültürüyle, eşit bir şekilde yer almayı arzuladığını söyledi.

Son dönemde bir takım çevrelerin kendi değerlerini global düzeyde kabul ettirmeye çalışarak, medeniyet çatışmasına davetiye çıkardığını kaydeden Soyer, herkesin diline ve dinine saygı gösteren Kıbrıs Türkü'nün, aynı saygıyı beklediğini belirtti. Soyer, "İslami bir toplum olan Kıbrıs Türkü ile Hrıstiyan olan Rum halkının siyasi eşitlik temelinde ve federal prensiplerde bir araya gelmesini savunuyoruz. Bu güzel bir mesaj olur" şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türk halkının, BM Barış Planı'nı kabul ettiğini ancak planı reddeden Rum tarafının, tek yanlı olarak AB'ye girdiğini vurgulayan Soyer, "karşı tarafın bu avantajı kullanarak, Türk tarafına yapılan baskı ve izolasyonları artırmaya çalıştığını" kaydetti. Soyer, "bu bağlamda İKÖ heyetinin ziyareti, izolasyonların kalkması konusunda bize büyük destek oluyor. İKÖ'nün aldığı kararları takdirle izliyoruz" dedi.

Başbakan Soyer, Kıbrıs Türkü'nün, AB hedefinden şaşmadığına da dikkat çekerek, kendi din, dil ve kültürüyle, eşitlik temelinde yer almayı bir hak olarak gördüğünü kaydetti. Soyer, AB hedefiyle hareket ederken, İKÖ ile de ilişkileri de en iyi düzeyde tutmayı hedeflediklerini söyledi.

Soyer, şöyle devam etti:

"İnanıyorum ki, özellikle izolasyonların kaldırılması konusunda atılacak en küçük adım dahi Kıbrıs sorununun çözümünde büyük bir adım olarak yansıyacaktır. Rum siyasi liderliği o zaman masaya daha hızlı oturma baskısıyla karşı karşıya kalacak."

Avmannan

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan da, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a acil şifalar dileğinde bulunarak başladığı konuşmasında, KKTC'nin İslam alemi için büyük önem taşıdığını söyledi.

KKTC'yi, İKÖ Dışişleri Bakanları'nın son toplantısında alınan karar çerçevesinde ziyaret ettiklerini kaydeden Avmannan, ekonomik, siyasi ve insani konularla ilgili en yetkili kişilerin yer aldığı heyetin, ziyarete verdikleri önemi gösterdiğini belirtti.

Avmannan, KKTC'ye uygulanan ambargo ve izolasyonların kaldırılmasına büyük önem verip gayret sarf eden İKÖ'nün, KKTC ziyaretinde yetkililerle görüşüp, kültürel, ticari, ekonomik ve sportif alanlarda nasıl bir işbirliğine girilebileceğini ele alacaklarını söyledi. Avmannan, "nihai hedefimiz, 2 toplum arasındaki eşitliği vurgulayarak, birlikteliği sağlamaktır" dedi.

KKTC'de çeşitli temaslarda bulunacak İKÖ heyetinde, İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış da bulunuyor. Heyet, pazar günü adadan ayrılacak.

Serdar Denktaş,

İKÖ heyetiyle görüştü

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan başkanlığındaki heyetle görüştü.

İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da bulunduğu heyetin Denktaş'ı ziyareti Dışişleri Bakanlığı'nda saat 11.45'te gerçekleşti.

Serdar Denktaş görüşmenin basına açık bölümünde yaptığı konuşmada, İKÖ üyesi ülkelerle temasların son 2 yıl içerisinde son derece iyi duruma ulaştığını ve artık daha somut projeleri görüşmeye başlama zamanının geldiğini söyledi.

İslam Kalkınma Bankası'nın yıllar önce Lefke Avrupa Üniversitesi (LAÜ)'ye önemli katkılarda bulunduğunu hatırlatan Denktaş, yeni projelerde bankanın tekrar kapısını çalacaklarını söyledi.

Amaçlarının sadece İKÖ üyesi ülkelerle değil, diğer ülkelerle de karşılıklı eşit seviyede diyalog oluşturabilme olduğunu kaydeden Denktaş, "Bu diyalogu oluştururken adanın kuzeyinde Rum hakimiyetinin olmadığını; siyaseten tanınmasa bile bir sistemimizin, devlet yapımızın oluştuğunu, ayrı bir devletin varlığını dostlarımıza yerinde göstermek istedik. Bunu gördükçe ve fark ettikçe onlar da atacakları adımlarla Rumları çözüme motive etmenin yollarını aramak durumundadırlar" dedi.

Serdar Denktaş, Rumların Kıbrıs'ta Kıbrıslı Türklerin varlığını kabul etmediklerini ve yaşamadıklarını varsaydıklarını, Türkiye'yi kendilerine muhatap olarak kabul ettiklerini tüm dünyaya zorla kabullendirmeye çalıştıklarını söyledi.

Rumların Kıbrıs'taki sorunu bir işgal sorunu olarak göstermeye çalıştığını söyleyen Denktaş, sorunun Kıbrıslı Rumlarla Türkler arasında olduğunu ve esas sorunun Rumların Türklerle güç ve adanın güzelliklerini paylaşmak istememesinden kaynaklandığını söyledi.

Denktaş, "Biz adada kimliğimize, dinimize ve eşit ortaklığımıza saygı istiyoruz. Bu saygıyı isterken 'hemen KKTC'yi tanıyın' demiyoruz ama ortak birleşik bir cumhuriyette haklarımızı istiyoruz. Bu da çözüme yardımcı olur" dedi.

Avmannan: Siyasi eşitliğe dayalı bir çözümden yana

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan da konuşmasında, KKTC'nin İslam alemi için büyük önem taşıdığını söyledi.

KKTC'yi, İKÖ Dışişleri Bakanları'nın son toplantısında alınan karar çerçevesinde ziyaret ettiklerini kaydeden Avmannan, siyasi eşitliğe dayalı bir çözümden yana olduklarını kaydetti.

Avmannan, KKTC ziyaretinde yetkililerle görüşüp bazı projelerin hayata geçirilmesinde neler yapabileceklerini değerlendireceklerini belirtti.

Atta Avmannan ziyaret sonrası hazırlayacakları raporu Bakü'de yapılacak İKÖ Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda sunacaklarını da söyledi.

KKTC'de çeşitli temaslarda bulunacak İKÖ heyeti pazar günü adadan ayrılacak.

İKO Heyeti, Sanayi

Odası'nı ziyaret etti

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere KKTC'de bulunan İKÖ heyeti, dün Kıbrıs Türk Sanayi Odası'nı ziyaret ederek, Salih Tunar başkanlığındaki oda yetkilileriyle görüştü ve bilgi alışverişinde bulundu.

İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan başkanlığındaki heyet, Sanayi Odası'nı saat 16:30'da ziyaret etti.

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan ziyarette yaptığı konuşmada, KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, KKTC halkıyla ve hükümetiyle ilişkiler kurmak ve Müslüman dünyasının bir parçası olan Kıbrıslı Türklerle görüşmek amacıyla geldiklerini ifade etti.

Adanın bölünmüş olmasının ve iki tarafın toplumlarının ayrı ayrı yaşamasının üzücü bir durum olduğunu da dile getiren Avmannan, iki tarafın da anlaşabileceği bir noktada uzlaşması gerektiğini sözlerine ekledi.

İKÖ olarak Kıbrıs Türk hükümeti ve sivil toplum örgütleri yetkilileriyle ekonomik, sosyal, eğitim gibi konularda görüşerek, oluşturulabilecek bir plan çerçevesinde politik ve diğer konularda da işbirliğine hazır olduklarını vurgulayan Avmannan, İKÖ'nün Kıbrıslı Türklere yönelik desteklerinin her zaman süreceğini kaydetti.

Tunar: Ülkeler arası ekonomik

ve sanayi işbirliği artırılmalı

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Salih Tunar da, İKÖ yetkilileriyle görüşmeleri sırasında Kıbrıs Türk sanayicisinin yaşadığı sıkıntıları aktaracaklarını ifade ederek, İKÖ yetkililerini Sanayi Odası'nda ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti aktardı.

Tunar, İslam ülkelerinin Kuzey Kıbrıs için önemine de değinerek, ülkeler arası ekonomik ve sanayi işbirliğinin artırılması gerektiğini vurguladı.

İslam ülkeleriyle var olan ekonomik ilişkilerin bu ziyaretler çerçevesinde daha da artırılacağını ve pekiştirileceğini de ifade eden Tunar, amaçlarının bu ilişkileri daha da ileriye götürmek olduğunu kaydetti.

Avmannan: Durumu görmek, somut bir

program hazırlayabilmek için geldik

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere KKTC'de bulunan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) heyeti, Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nı ziyaret etti.

İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan başkanlığındaki heyet, Ticaret Odası'nı saat 15:00'de ziyaret ederek, Oda Başkanı Erdil Nami ve oda yetkilileriyle görüştü.

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan ziyarette yaptığı konuşmada, KKTC'de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Delegasyonu ve İKO adına destek ve dayanışma mesajları vermek için KKTC'de bulunduklarını söyleyen Avmannan, İKÖ Dışişleri Bakanları'nın son toplantısında alınan kararlar çerçevesinde bu ziyareti gerçekleştirdiklerini ifade etti.

İKÖ'nün nasıl bir somut

destek verebileceğini görmek için...

IKÖ'nün, Kıbrıs Türk halkına ve KKTC' Hükümeti'ne nasıl bir somut destek verebileceğini görmek istediklerini kaydeden Avmannan, bu amaçla siyasi düzeyde ziyaretler gerçekleştirdiklerini belirtti.

Avmannan, gerçekleştirdikleri ziyaretlerde Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma yönünde büyük bir taahhüt ve isteklilik gördüklerini de dile getirdi.

Avmannan, KKTC'deki durumu görmek, buradaki insanlarla konuşmak ve fayda sağlayacak somut bir program hazırlayabilmek için açık kalplilik ve büyük bir samimiyetle KKTC'ye geldiklerini söyledi.

KKTC ile ekonomi ve ticaret alanında nasıl bir ilişki kurulabileceğini görmek amacında olduklarını da kaydeden Avmannan, Ticaret Odası yetkilileriyle bunu ele alacaklarını ve görüş alış verişinde bulunacaklarını ifade etti.

Nami: Adil muamele istiyoruz

Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami de uluslararası topluluktan sadece adil muamele istediklerini kaydederek, "Bunun ne fazlasını ne de azını istiyoruz" diye konuştu.

Nami, eşit davranıldığı ve şans verildiği takdirde Kıbrıs Türk halkının üzerine düşeni yaparak, gelişimi başarabilecek durumda olduğunu dile getirdi.

Rum Yönetimi'nin AB üyeliğine kabul edilmesinin adil olmadığını vurgulayan Nami, kendi içinde sorunları olan bir ülkenin AB'ye dahil edilmemiş olması gerektiğini söyledi.

KKTC'nin maruz kaldığı ambargolardan da bahseden Nami, KKTC'nin çok modern bir hava alanına sahip olduğunu, ancak uygulanan ambargolar yüzünden direkt uçuşlar gerçekleştirilemediğini anlattı.

KKTC'deki beş yıldızlı otel sayısının bir yıl içerisinde iki katına çıkacağını da ifade eden Nami, İslam dünyasından turistlerin direkt uçuşla KKTC'ye gelmesini istediklerini söyledi.

İKÖ yetkililerinin bu konu üzerinde ciddi şekilde çalışmasını arzu ettiklerini belirten Nami, İKÖ'nün desteğinin kendileri için çok önemli olduğunun altını çizdi.

Nami, İslam ülkelerinden yatırımcılarla ortak girişimlerde bulunularak, her iki tarafın da kazanımına olacak bir durumun yaratılabileceğini de belirtti.

Türk tarafının bu çerçevedeki somut önerilerini Rum tarafının reddettiğini de dile getiren Nami, Türk tarafının samimi yaklaşımları olduğunu, ancak her önerisinin bir bahaneyle reddedildiğini söyledi.

KIBRIS 22/03/06

Kuzey Kıbrıs'taki gerçekleri tüm dünyaya gösterin

İngiltere Lordlar Kamerası'ndaki Kuzey Kıbrıs'ın Dostları Grubu, TBMM İngiliz Dostu Türk Parlamenterler Dostluk Grubu ile Londra'da bir araya geldi. İngiliz milletvekilleri ve lordlar, lobi çalışmalarının çok önemli olduğunu vurguladı:

Kuzey Kıbrıs'taki gerçekleri tüm dünyaya gösterin

DAFA FAZLA LOBİ ŞART... "İngiltere Lordlar Kamarası'ndaki Kuzey Kıbrıs'ın Dostları Grubu" ile "TBMM İngiliz Dostu Türk Parlamenterler Dostluk Grubu" üyeleri, İngiltere'de yaşayan 300 bine yakın Türkün daha fazla lobi faaliyetiyle, yetkili makamlara baskı yapması gerektiğini vurgulayarak, Rumların baskın lobi çalışmaları nedeniyle birçok İngiliz parlamenteri kendi yanlarına çektiğini belirttiler

GERÇEKLER DÜNYAYA ANLATILMALI... Rumların, Türkiye ve Kıbrıs konularında İngiliz yetkililerini yönlendirdiğini belirten İngiliz parlamenterler, bu durumun ancak Kıbrıslı Türklerin yapacağı başarılı lobi çalışmalarıyla çözülebileceğini kaydettiler. Grup üyesi ve eski grup başkanı Lord Kilclooney, "Kuzey Kıbrıs, güney için hiçbir tehlike arz etmiyor, ayrıca adada tam bir din özgürlüğü var. Bu durumun tüm dünyaya aktarılması lazım" dedi

RUMLARIN KORKULARI GİDERİLMELİ... Güney Kıbrıs'ın en çekindiği konunun adada Türk askerinin bulunması olduğunu vurgulayan İngiliz parlamenterler, bu durumun Türkiye'nin açıklayacağı ve adada Türk asker sayısının azaltılabileceği ve onlar için bir tehlike arz etmeyeceğinin bir demeçle Rum kesimine ifade edilmesi gerektiğinin altını çizdiler

Eylem ERAYDIN / LONDRA

İngiltere Lordlar Kamarası'ndaki Kuzey Kıbrıs'ın Dostları Grubu (All Party Parliamentary Group For The Turkish Republic of Northen Cyprus), TBMM İngiliz Dostu Türk Parlamenterler Dostluk Grubu ile Londra'da bir araya geldi.

Kıbrıslı Türk Reşat Niyazi'ye ait Papageno Restaurant'ta düzenlenen yemekte, İngiliz milletvekili ve lordlar, Kuzey Kıbrıs'ın şu an içinde bulunduğu durumu değerlendirerek, Türklerin lobi çalışmalarına daha fazla ağırlık vermesi gerektiğinin altını çizdi.

Frank Cook başkanlığındaki İngiliz Parlamentosu Türk Dostları Dostluk Grubu ile görüşmek için resmi ziyaretle 3 günlüğüne Londra'ya gelen Türk milletvekilleri, ziyaretlerinin ilk gününde Barones Jill Knight başkanlığındaki Kuzey Kıbrıs'ın dostları grubu ile buluştu ve Kuzey Kıbrıs'taki son gelişmeleri değerlendirdi.

Kıbrıslı işadamı Aziz Kent'in koordinatörlüğünü yaptığı grup, Türkiye'nin AB'ye girme sürecini ve Kıbrıs sorununun çözümü işin yapılması gereken önerilerini Türk parlamenterlerine iletti.

En önemli konunun İngiltere'de yaşayan 300 bine yakın Türkün daha fazla lobi faaliyeti yaparak yetkili makamlara baskı yapması gerektiğini vurgulayan grup, Rumların baskın lobi çalışmaları nedeniyle birçok İngiliz parlamenteri kendi yanlarına çektiğini belirttiler.

Rumların Türkiye ve Kıbrıs konularında İngiliz yetkililerini yönlendirdiğini belirten İngiliz parlamenterler, bu durumun ancak Kıbrıslı Türklerin yapacağı başarılı lobi çalışmalarıyla çözülebileceğini kaydettiler. Güney Kıbrıs'ın en çekindiği konunun adada Türk askerinin bulunması olduğunu vurgulayan İngiliz parlamenterler, bu durumun Türkiye'nin açıklayacağı ve adada Türk asker sayısının azaltılabileceği ve onlar için bir tehlike arz etmeyeceğinin bir demeçle Rum kesimine ifade edilmesi gerektiğinin altını çizdiler.

Grup üyesi ve eski grup başkanı Lord Kilclooney ise "Kuzey Kıbrıs, Güney için hiçbir tehlike arz etmiyor ayrıca adada tam bir din özgürlüğü var. Bu durumunun tüm dünyaya aktarılması lazım" şeklinde konuştu.

Grubun koordinatörlüğünü yapan Aziz Kent ise "Türkiye ve Kuzey Kıbrıs'ın daha fazla lobi çalışması yapması gerekiyor. Ancak adadaki sorunlar sadece siyasi yetkililerin bu konuda faaliyet göstermesi ile çözülemez. Sivil toplum örgütleri ve İngiltere'de yaşayan Türkler olarak bizlere çok büyük görevler düşüyor. Bunun için bizim birlik ve beraberlik içinde sorunlarımızı çözmek ve adada çözümün sağlanması için çalışmalar yapmamız gerekmektedir. Ancak bu şekilde Kuzey Kıbrıs'taki haklarımızı savunabiliriz" dedi.

Yemeğe İngiliz Dostu Türk Parlamenterler Dostluk Grubu Başkanı CHP Adana Milletvekili Gaye Erbatur, CHP Samsun Milletvekili Sezai Önder, CHP Antalya Milletvekili Tunvay Ercenk, AK Parti Muş milletvekili Dr. Medeni Yılmaz ve AK Parti Aydın Milletvekili Semiha Öğüş ve Kuzey Kıbrıs'ın dostları grubundan Barones Jill Knight, Lord Kilclooney, Ken Mcguinness, Lady Burterworth, Aziz Kent ve Valerie Kent katıldı.

KIBRIS 22/03/06

"Taşınmaz Mal Komisyonu" tamam

UBP ile TKP, "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa"nın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvururken, "Taşınmaz Mal Komisyonu" oluşturuldu ve komisyonla ilgili olarak AİHM bilgilendirildi

"Taşınmaz Mal Komisyonu" tamam

BAŞKAN VE ÜYELER ATANDI... "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1. Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" kapsamında "Taşınmaz Mal Komisyonu" oluşturuldu. Sümer Erkmen başkanlığındaki komisyonda; Erol Erozan başkan yardımcısı, Hans Christian Kruger ve Daniel Tarschys yabancı üye; Güngör Günkan, Ayfer Said Erkmen ve Aytekin Erin de üye olarak görev yapacak

ERKMEN: AİHM BİLGİLENDİRİLDİ... "Taşınmaz Mal Komisyonu" Başkanı Sümer Erkmen, komisyonun oluşumuyla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) bilgilendirildiğini açıkladı. Erkmen, yasanın 22 Aralık'ta yürürlüğe girmesinin ardından AİHM'nin yasanın öngördüğü komisyonun kurulması için tanıdığı 3 aylık sürenin bugün dolmuş olacağına işaret ederek, bu konuda gerekli çalışmanın tamamlanarak, komisyonun yapısı hakkında AİHM'e ayrıntılı bilgi verildiğini söyledi

UBP VE TKP, ANAYASA MAHKEMESİ'NE BAŞVURDU... KKTC'de geçen Aralık ayında toplumun tüm kesimlerinde yoğun tartışmalara yol açan "Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa"nın iptali için dün UBP ile TKP, Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. UBP Genel Sekreteri Turgay Avcı; yasanın iptali için kendilerine düşen görevi yerine getirdiklerini ifade ederek, "Bundan sonra karar yargınındır" dedi. TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, "mülkiyet yasasının KKTC Anayasası'na aykırı olduğunu" öne sürerek, bu nedenle Anayasa Mahkemesi'ne başvurduklarını belirtti

 

Selim KUMBARACI

"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1. Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" kapsamında "Taşınmaz Mal Komisyonu" oluşturuldu.

Sümer Erkmen başkanlığındaki komisyonda; Erol Erozan başkan yardımcısı, Hans Christian Kruger ve Daniel Tarschys yabancı üye; Güngör Günkan, Ayfer Said Erkmen ve Aytekin Erin de üye olarak görev yapacak.

Yüksek Adliye Kurulu'nun Resmi Gazete'de yayımlanan duyurusuna göre; kurul, Cumhurbaşkanı tarafından önerilen kişiler arasından 7 kişiyi 17 Mart'tan itibaren bu görevlere atadı.

Yasa cephesinde yeni boyut

KKTC'de geçen Aralık ayında toplumun tüm kesimlerinde yoğun tartışmalara yol açan "Anayasa'nın 159'uncu Maddesi'nin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasa"sı, bir taraftan UBP ile TKP'nin yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurması, diğer taraftan da yasanın öngördüğü "Taşınmaz Mal Komisyonu"nun oluşturulmasıyla yeni bir boyut kazandı.

KKTC sınırları içinde kalan eski Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi ile taşınır mallara tazminat öngören yasa, 22 Aralık'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Cumhuriyet Meclisi'nin 19 Aralık'taki birleşiminde oyçokluğuyla onaylanan yasa, 21 Aralık'ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından imzalanmıştı.

Bakanlar Kurulu'nda onaylanarak 21 Kasım'da tasarı halinde resmi gazetede yayımlanmasıyla kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan yasa, çeşitli kesimlerin görüşleri çerçevesinde önce Meclis Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nde, ardından da Meclis Genel Kurulu'nda bazı değişikliklerin ardından muhalefetin ret oyuna karşılık oyçokluğuyla kabul edilmişti.

Belirli kıstaslarda Rumlara mal iadesini öngörmesi nedeniyle yaklaşık bir ay süreyle toplumda yoğun tartışmalara neden olan tasarı, Genel Kurul'dan UBP ve BDH'nın 17 olumsuz oyuna karşılık, CTP ve DP'nin 29 olumlu oyuyla geçmişti.

UBP ve TKP'den iptal başvurusu

Yasanın Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurabileceğini ta o günlerde açıklayan UBP, önceki akşam topladığı Parti Meclisi'nde oyçokluğuyla aldığı karar uyarınca dün yasanın iptali amacıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu.

Bu arada TKP de dün aynı amaçla Anayasa Mahkemesi'ne başvurusunu yaptı.

Avcı: Bundan sonra karar yargınındır

UBP'nin iptal başvurusu, UBP Genel Sekreteri Turgay Avcı ile Genel Sekreter Yardımcısı avukat Enver Öztürk tarafından yapıldı.

Turgay Avcı; başvurunun ardından yaptığı açıklamada, yasanın iptali için kendilerine düşen görevi yerine getirdiklerini ifade ederek, "Bundan sonra karar yargınındır" dedi.

UBP'nin mecliste yasaya "ret" oyu verdiğini anımsatan Avcı, Parti Meclisi'nin önceki gece oy çokluğu ile Anayasa Mahkemesi'ne gidilmesi yönünde karar aldığını ve hukukçuların hazırladığı dosyayı mahkemeye sunduklarını söyledi.

Angolemli: Yasa KKTC Anayasası'na aykırı

TKP'nin başvurusu ise, parti Genel Sekreteri Mehmet Davulcu ve avukat Fuat Veziroğlu tarafından yapıldı.

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli konuya ilişkin düzenlediği basın toplantısında, "mülkiyet yasasının KKTC Anayasası'na aykırı olduğunu" öne sürerek, bu nedenle Anayasa Mahkemesi'ne başvurduklarını belirtti.

Anayasa Mahkemesi'ne 90 gün süre

KKTC Anayasası'nın 147'nci maddesine göre, "Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Meclisi'nde temsil edilen siyasal partiler, siyasal gruplar ve en az dokuz milletvekili veya kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda diğer kurum, kuruluş veya sendikalar," yasanın iptali için 90 gün içinde Anayasa Mahkemesi'ne iptal davası açabiliyor.

22 Aralık'ta hayata geçen yasa için Anayasa Mahkemesi'ne başvurma süresi bugün sona eriyordu.

Ve komisyonu oluştu... AİHM bilgilendirildi

Bu arada KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Rumların KKTC sınırları içinde kalan eski mallarıyla ilgili olarak AİHM gündemine gelen davalar için "iç hukuk" olarak kabul edilme hedefiyle hazırlanan yasanın öngördüğü mahkeme gibi çalışacak komisyon da oluşturularak, halkın bilgisine getirildi. Komisyon, 2'si yabancı 7 kişiden oluşuyor.

Cumhurbaşkanı tarafından önerilen üyeler arasından Yüksek Adliye Kurulu tarafından atanan komisyon başkan ve üyeleri, hukukçular veya kamu yönetimi ile mali konularda tecrübeli kişilerden oluşuyor.

Komisyonun alacağı kararlar, bağlayıcı ve yargının aldığı kararlar gibi icrai nitelikte olacak.

Komisyon başkanlığına Sümer Erkmen getirildi

"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1. Fıkrasının (b) Bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası" kapsamında oluşturulan "Taşınmaz Mal Komisyonu"nun başkanlığına

Sümer Erkmen getirildi.

Komisyonda; Erol Erozan başkan yardımcısı, Hans Christian Kruger ve Daniel Tarschys yabancı üye; Güngör Günkan, Ayfer Said Erkmen ve Aytekin Erin de üye olarak görev yapacak.

Yüksek Adliye Kurulu'nun Resmi Gazete'de yayımlanan duyurusuna göre; kurul, cumhurbaşkanı tarafından önerilen kişiler arasından 7 kişiyi 17 Mart'tan itibaren bu görevlere atadı.

Erkmen: AİHM'ye gerekli bilgilendirme yapıldı

"Taşınmaz Mal Komisyonu" Başkanı Sümer Erkmen, komisyonun oluşumuyla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) bilgilendirildiğini açıkladı.

TAK muhabirinin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Erkmen, yasanın 22 Aralık'ta yürürlüğe girmesinin ardından AİHM'nin yasanın öngördüğü komisyonun kurulması için tanıdığı 3 aylık sürenin bugün dolmuş olacağına işaret ederek, bu konuda gerekli çalışmanın tamamlanarak, komisyonun yapısı hakkında AİHM'e ayrıntılı bilgi verildiğini söyledi.

Yürütme yetkisi içişlerinde

Yürütme yetkisini iskan işleriyle görevli bakanlığa (İçişleri Bakanlığı) veren, davalı taraf olarak da ilgili bakanlık veya Başsavcılık'ı adres gösteren yasa, komisyona başvuracak Rumlara belli kurallar çerçevesinde eski taşınmaz malları için tazminat, takas ve iade, taşınır malları için de tazminat öngörüyor.

Yasada iki tür iade var

KKTC mülkiyet rejiminde uluslararası hukukun gereklerini yerine getirme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından "iç hukuk" olarak kabul edilme hedefi taşıyan yasa, eşdeğer karşılığı malları iade dışında tutarak mal iadesini, hemen iade ve çözümden sonra iade diye iki ayrı şekilde düzenliyor.

Buna göre eşdeğer dışında tapulu olan, birilerinin kullanımında olan, askeri tesis olarak kullanılan, üzerinde kamu yararı bulunan eski Rum malları, ancak çözümden sonra iade edilebilecek. Çözümden sonra ilgili mal KKTC devleti tarafından kamulaştırılarak iade edilebilecek.

Bu kapsam dışında kalan, yani kimsenin kullanımında olmayan, kamu düzenini tehlikeye düşürmeyecek devlet kontrolündeki mallar ise hemen iade edilebilecek.

Tazminat ve takas şartları... Ödemeyi devlet yapacak

Yasa, tazminat ve takasa ilişkin şartları da düzenliyor.

Başvuru halinde ilgili Rum'a Kuzey'deki eski malına karşı tazminat ödenmesi için bugünkü rayiç bedel ile o günden bugüne değer artışı dikkate alınacak. Tazminat belirlenirken başvuru sahibinin Güney'de Türklere ait mal tutup tutmadığı da dikkate alınacak.

Başvuru sahibinin talebine göre takas teklif edilmesi halinde ise, bugünkü rayiç bedeller esas alınacak. Bu durumda malların değerleri arasında fark olması halinde aradaki fark kimin lehine ise onun tarafından ödenecek. Davalı taraf adına ödemeyi Komisyon, yani KKTC devleti yapacak.

Tazminat ve takas halinde mülkiyet hakkı ortadan kalkacak. Ancak takas halinde, kullanım kaybından doğan zarar ve konut hakkından doğan manevi zarara ilişkin tazminat talebi saklı kalacak.

Taşınır mallara tazminat

Yasa, talep edilmesi ve başvuru sahibinin ispatlaması halinde Rumlara taşınır mallar için de tazminat öngörüyor. Tazminat miktarı, komisyonun karar verdiği tarihteki rayiç değer üzerinden ödenecek.

İtirazlar YİM'e ve ardından AİHM'e

Mahkeme gibi çalışacak komisyonun talebe göre takas, iade, tazminat veya kullanım kaybından doğan zarar tazmini kararına karşı taraflar Yüksek İdare Mahkemesi'ne başvurabilecekler. Başvuru sahibi, Yüksek İdare Mahkemesi'nin kararından da tatmin olmaması halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru yapabilecek.

"Taşınmaz Malların Tazmini Yasası" yürürlükten kalkmıştı

"Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası"nın yürürlüğe girmesiyle, 2 yıl önce hazırlanan ve sadece tazminat ile takas öngören Taşınmaz Malların Tazmini Yasası yürürlükten kalkmıştı.

Rum basınına da yansıdı

Bu arada yasayla ilgili gelişmeler Rum basınına da yansıdı.

Rum gazeteleri, "bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin huzurunda onaylanması gereken KKTC Tazmin Komisyonu'nun uygulama formülünün (mülkiyet yasası) tamamlanarak, önceki gün AİHM'e gönderildiğini" yazdı.

Politis gazetesi; KKTC'den elde ettiği bilgiler ışığındaki değerlendirmelere dayanarak, Rumlar için iç yargı yolu sayılacak "Anayasa'nın 159'uncu Maddesinin 1'inci Fıkrasının (b) bendi Kapsamına Giren Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi Yasası"nın dün öğleden sonra veya bugün sabah AİHM'e resmen iletileceğini de belirtti.

AİHM kararını istinaf ettiler

Öte yandan Rum basınında yer alan haberlere göre; binin üzerinde Rum göçmeni temsilen 4 avukat, AİHM Genel Kurulu'na Mira Ksenidi Aresti davasındaki karar için önceki gün istinaf başvuru dilekçesi dosyaladı.

Rum basınına göre; Türkiye aleyhinde başvurusu bulunan Rum göçmenler; Andreas Angelidis, Hristos Kliridis, Anthi Hristofides ve Yannakis Erotokritu adlı avukatlar tarafından temsil ediliyor.

Söz konusu dört avukat; AİHM'in Aresti davasında aldığı ve Türkiye'ye KKTC'de iç yargı yolu oluşturulması hakkı veren kararını "hatalı" olarak nitelendiriyor ve iptalini sağlamayı amaçlıyor.

Bu arada Rum Hükümet Sözcüsü Yorgo Lillikas, istinaf başvurusunda bulunanlara dikkatli olmaları çağrısında bulundu.

Lillikas, "Hükümetin görüşü; AİHM'e başvurularda çok dikkatli olmamız gerektiği yönündedir. Bizi tam olarak koruyan çok önemli ve özlü AİHM kararları var ve başvurular veya başka adımlarla beklediğimiz olumlu neticeden farklı bir netice alınmasına fırsat vermemeliyiz" diye konuştu.

Lillikas, görüşlerinin daha önceki kararlarda elde ettikleri önemli kazanımları korumaları gerektiği yönünde olduğunu da ekledi.

Kliridis: İstinaf hakkımız yok

Öte yandan Politis gazetesine göre, Rum Başsavcı Petros Kliridis de konuyla ilgili görüş belirtti ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin" AİHM kararını istinafa götürme hakkı bulunmadığını, bu hakkın sadece Aresti veya Türkiye'ye tanındığını söyledi.

"Yani Kıbrıs Cumhuriyeti, AİHM'e istinafta bulunmayı düşünmüyor mu" sorusuna Kliridis, "davada taraf olanların dışında başkasına bu hak verilmediği için böyle bir düşünce içerisinde olmadıklarını" söyledi.

Bu arada Fileleftheros gazetesi de ilgili haberinde; Rum Yönetimi'nin istinaf başvurusunda bulunanlara açıktan destek vermediği, ancak perde gerisinde bu başvuruları desteklediği ve başvuruların kabulü halinde Ksenidi Aresti davasının uygulanmasının iki yıla kadar ertelenebileceği yorumlarında da bulundu.

Gazeteye göre; başvuruda bulunan Rum avukatlar, böyle bir gelişme yaşanması halinde, KKTC'de iç yargı yolu kurulmasının gecikeceği ve askıda bulunan diğer Rum başvurularının da ileriye götürülmesine olanak sağlanacağı görüşünde.

KIBRIS 22/03/06

Rum liderden ‘ambargo yok’ iddiası

Rum lider Papadopulos, Kıbrıslı Türklere hiçbir alanda ambargo uygulanmadığını iddia etti.

 

NTV

Güncelleme: 10:39 TSİ 23 Mart 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları zirvesi için Brüksel’e hareketinden önce, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Başbakan Erdoğan’ın, “Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonlar kaldırılmadıkça, liman ve havaalanlarımızı açmayacağız” şeklindeki açıklamasını değerlendiren Papadopulos, Kıbrıslı Türklere hiçbir alanda ambargo uygulanmadığını öne sürdü.

Mevcut olduğu iddia edilen zorlukların da, Kıbrıslı Türklerin idarecileri tarafından yaratıldığını savunan Rum yönetimi lideri, “Sadece Kıbrıslı Türklerin ayrı devlet olma talebine veya ayrı bir devletmiş gibi davranmalarına yönelik sınırlamalar vardır” dedi.

Yardımı komisyon yönetecek

AB Komisyonu'na yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması için ayrılan 139 milyon euroluk mali yardımın KKTC'ye nasıl ulaştırılacağı belirlendi:

Yardımı komisyon yönetecek

UYGULAMA İÇİN GEREKLİ ADIMLAR ATILIYOR... AB Komisyonu'na yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması için ayrılan 139 milyon euroluk mali yardımın KKTC'ye nasıl ulaştırılacağı belirlendi. Buna göre, mali yardımın doğrudan yönetimi konusunda Rum yönetiminin değil, komisyonun tek sorumlu olduğu, uygulamaya geçilmesi için de gereken tüm adımların atıldığı belirtildi

İHALELERE KKTC'DEKİ ŞİRKETLER DE KATILABİLECEK... Aynı kaynaklar, onaylanan finansal kararların uygulanması sırasında, ihalelerin açılması ile birlikte hizmet, çalışma ve bağış ile ilgili sözleşmelerin imzalanmasının, tamamen komisyonun yönetiminde olacağını, ayrıca, açılacak olan ihalelere, KKTC'de faaliyet gösteren şirketlerin de katılabileceğini bildirdi

AB Komisyonuna yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması için ayrılan 139 milyon euroluk mali yardımın KKTC'ye nasıl ulaştırılacağı belirlendi. Buna göre, komisyonun, mali yardımın doğrudan yönetimi konusunda tek sorumlu olduğu ifade edilirken, uygulamaya geçilmesi için de gereken tüm adımların atıldığı belirtildi.

Kıbrıslı Türklere sağlanacak olan yardımın yönetiminin, komisyon üyelerinden biri başkanlığında üye ülkelerin temsilcileri tarafından oluşturulan PHARE İdare Komitesi tarafından idare edileceği; bu komitenin, 5 milyon euro üzerindeki taslak projeler ile ilgili fikrini komisyona aktaracağı, olumlu olması halinde, komisyonun finansal kararları onaylamak için harekete geçeceği bildirildi. Maliyeti 5 milyon euronun altında olan projeler için ise kararlar, doğrudan AB Komisyonu tarafından verilecek.

İhaleler, komisyonun

yönetiminde olacak

Kaynaklardan alınan bilgiye göre, onaylanan finansal kararların uygulanması sırasında, ihalelerin açılması ile birlikte hizmet, çalışma ve bağış ile ilgili sözleşmelerin imzalanması, tamamen komisyonun yönetiminde olacak. Ayrıca, açılacak olan ihalelere, KKTC'de faaliyet gösteren şirketler de katılabilecek. Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik kalkınmasını cesaretlendirmek amacıyla sağlanacak hizmet ve çalışmaları gerçekleştirecek olan belirlenmiş müteahhitlere verilecek mali yardım da, doğrudan komisyon tarafından kanalize edilecek.

Aynı kaynaklar, ortaya çıkan durumun, yardımı, 2006 yılının sonunda mali kararlar alacak olan komisyon ile birlikte programlama zorunluluğunu doğurduğunu belirtti. AB Komisyonu'na yakın kaynaklar, AB yardımının olağan yönetimi ile birlikte, müdahale edilmesi gereken alanların belirlenmesi konusunda, yardımdan faydalanacak olan toplum ile görüşmelerin devam ettiğini de aktardı.

Uygulamanın yapısı konusunda detay vermek için henüz erken olduğu, bunun da konunun halen değerlendirilmesinden kaynaklandığı kaydedildi.

Komisyon, yardımın uygulanması ile ilgili önemli bölümler konusunda "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni bilgilendirmeye hazır olduğunu belirtmişti. Verilen bilgiye göre, komisyon bundan böyle aynı şekilde hareket edecek.

KIBRIS 23/03/06

Turizm yatırımlarıyla ilgileniyorlar

İKÖ heyeti dün Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz'i ziyaret etti. İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kuzey Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının artırılması ve daha fazla turist çekilmesi konularında teknik görüşmeler yapacaklarını söyledi

Turizm yatırımlarıyla ilgileniyorlar

KUZEY KIBRIS'IN BÜYÜK POTANSİYELİ VAR... Ekonomi ve ticaretin Kıbrıs için çok önemli olduğuna işaret eden Avmannan, Kuzey Kıbrıs'ta Müslüman ülkelerin katkıda bulunmaktan mutluluk duyacağı büyük bir potansiyel olduğunun altını çizdi

İZİN VERMEYİZ... Avmannan, Kıbrıs Türk halkına uygulanan ambargonun kaldırılması için uygulamaya dönük somut kararlar alınacağını bildirdi. Avmannan "Biz adada iki halkın eşitliğine dayanan adilane, insaflı bir anlaşma istiyoruz ve Kıbrıs'ta Rumların Türklerin haklarını gasp etmesine izin veremeyiz" dedi

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere KKTC'de bulunan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) heyeti, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz'le görüştü.

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kuzey Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının artırılması ve daha fazla turist çekilmesi konularında teknik görüşmeler yapacaklarını söyledi.

İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan başkanlığındaki heyet, Deniz'i saat 10.30'da ziyaret etti.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel'in de hazır bulunduğu görüşmede, KKTC ile ekonomik ve ticari ilişkilerin nasıl daha iyi bir noktaya getirilebileceği ele alındı.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, İKÖ heyetinin, kalkınmada en büyük rolü oynayan ekonomik meselelerle ilgili görüşmeler yapmak için kendini ziyaret ettiğini dile getirerek, KKTC'nin artık İslam Konferansı Örgütü'ne ve İslam Ülkeleri Ekonomi Bakanları Toplantısı'na "Kıbrıs Türk Devleti" statüsüyle katıldığını hatırlattı.

İslam ülkeleriyle özellikle ticari ilişkilerin geliştirilmesi konusunda bazı ilerlemeler kaydettiklerinin altını çizen Deniz, artık somut adımlar atılması noktasına geldiklerini belirtti.

Avmannan

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan ise, önceki gün gerçekleştirdikleri temaslarda, siyasi konulara odaklandıklarını, özellikle sürdürülebilir barışçıl bir çözüme nasıl ulaşılabileceği konusunu ele aldıklarını dile getirerek, dün de ekonomi ve ticaret konularına yoğunlaştıklarını söyledi.

Ekonomi ve ticaretin Kıbrıs için çok önemli olduğuna işaret eden Avmannan, Kuzey Kıbrıs'ta Müslüman ülkelerin katkıda bulunmaktan mutluluk duyacağı büyük bir potansiyel olduğunun altını çizdi.

Kuzey Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının artırılması ve Kuzey Kıbrıs'a daha fazla turistin çekilmesi konularının da, İKÖ için önemli olduğunu vurgulayan Avmannan, bu konuyla ilgili teknik boyutta görüşmeler yapacaklarını söyledi.

Avmannan, dünkü temasları sonrasında Kuzey Kıbrıs'taki ekonomi ve turizm sektörüne nasıl katkı sağlayabilecekleriyle ilgili bir rapor hazırlayacaklarını da söyledi.

 

Din İşleri Dairesi'ne de ziyaret

İKÖ heyeti daha sonra da Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer'i ziyaret etti.

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız izolasyon ve ambargoya karşı Bakü'deki İKÖ Dışişleri Bakanları Tolantısı'nda somut adımlar atılacağına inandığını kaydetti.

Kıbrıs Türkleri ve yaşadıkları sıkıntıların İslam aleminde unutulmadığını belirterek, "Biz bu insanlara yardım etmek için buradayız" diyen Avmannan, "Somut adımlar atmayı düşünüyor musunuz" sorusunu da şöyle yanıtladı:

"Bu ziyaretimizden sonra hazırlayacağımız raporu Bakü'de yapılacak olan İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları toplantısında Genel Sekreter Ekmelettin İhsanoğlu'na sunacağız. Kıbrıs Türk halkı ambargoyu hak etmiyor, bunu biz de görüyoruz. Bu toplantıdan sonra somut ve tatbiki kararlar mutlaka alınacaktır. Biz adada iki halkın eşitliğine dayana adilane, insaflı bir anlaşma istiyoruz ve Kıbrıs'ta Rumların Türklerin haklarını gasp etmesine izin veremeyiz."

Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer de, Kıbrıs Türk halkının İslam aleminin bölünmez bir parçası olduğunu belirterek, Avmannan başkanlığındaki İKÖ heyetinin KKTC ziyaretini, Kıbrıs Türkleri için "nefes alma" olarak niteledi.

Yönlüer, turizm, spor ve ekonomik anlamda olduğu kadar dini alanlarda da izolasyonun kaldırılması gerektiğini belirterek, ziyaretin İslam dünyasıyla ilişkilerde aracı olması dileğinde bulundu.

Yönlüer, bu tür ziyaretlerin sürekli masadan kaçan Rum Yönetimi'ni masaya getirmede etkili olduğunu da sözlerine ekledi.

İKÖ heyeti dün Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz'i ziyaret etti. İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kuzey Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının artırılması ve daha fazla turist çekilmesi konularında teknik görüşmeler yapacaklarını söyledi

 

Turizm yatırımlarıyla ilgileniyorlar

l KUZEY KIBRIS'IN BÜYÜK POTANSİYELİ VAR... Ekonomi ve ticaretin Kıbrıs için çok önemli olduğuna işaret eden Avmannan, Kuzey Kıbrıs'ta Müslüman ülkelerin katkıda bulunmaktan mutluluk duyacağı büyük bir potansiyel olduğunun altını çizdi

l İZİN VERMEYİZ... Avmannan, Kıbrıs Türk halkına uygulanan ambargonun kaldırılması için uygulamaya dönük somut kararlar alınacağını bildirdi. Avmannan "Biz adada iki halkın eşitliğine dayanan adilane, insaflı bir anlaşma istiyoruz ve Kıbrıs'ta Rumların Türklerin haklarını gasp etmesine izin veremeyiz" dedi

 

 

Çeşitli temaslarda bulunmak üzere KKTC'de bulunan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) heyeti, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz'le görüştü.

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kuzey Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının artırılması ve daha fazla turist çekilmesi konularında teknik görüşmeler yapacaklarını söyledi.

İslam Kalkınma Bankası Başkan Yardımcısı Said Abbas ile İslam Dayanışma Fonu Müdürü Gazi Bakış'ın da yer aldığı İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan başkanlığındaki heyet, Deniz'i saat 10.30'da ziyaret etti.

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Başel'in de hazır bulunduğu görüşmede, KKTC ile ekonomik ve ticari ilişkilerin nasıl daha iyi bir noktaya getirilebileceği ele alındı.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, İKÖ heyetinin, kalkınmada en büyük rolü oynayan ekonomik meselelerle ilgili görüşmeler yapmak için kendini ziyaret ettiğini dile getirerek, KKTC'nin artık İslam Konferansı Örgütü'ne ve İslam Ülkeleri Ekonomi Bakanları Toplantısı'na "Kıbrıs Türk Devleti" statüsüyle katıldığını hatırlattı.

İslam ülkeleriyle özellikle ticari ilişkilerin geliştirilmesi konusunda bazı ilerlemeler kaydettiklerinin altını çizen Deniz, artık somut adımlar atılması noktasına geldiklerini belirtti.

Avmannan

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan ise, önceki gün gerçekleştirdikleri temaslarda, siyasi konulara odaklandıklarını, özellikle sürdürülebilir barışçıl bir çözüme nasıl ulaşılabileceği konusunu ele aldıklarını dile getirerek, dün de ekonomi ve ticaret konularına yoğunlaştıklarını söyledi.

Ekonomi ve ticaretin Kıbrıs için çok önemli olduğuna işaret eden Avmannan, Kuzey Kıbrıs'ta Müslüman ülkelerin katkıda bulunmaktan mutluluk duyacağı büyük bir potansiyel olduğunun altını çizdi.

Kuzey Kıbrıs'taki turizm yatırımlarının artırılması ve Kuzey Kıbrıs'a daha fazla turistin çekilmesi konularının da, İKÖ için önemli olduğunu vurgulayan Avmannan, bu konuyla ilgili teknik boyutta görüşmeler yapacaklarını söyledi.

Avmannan, dünkü temasları sonrasında Kuzey Kıbrıs'taki ekonomi ve turizm sektörüne nasıl katkı sağlayabilecekleriyle ilgili bir rapor hazırlayacaklarını da söyledi.

 

Din İşleri Dairesi'ne de ziyaret

İKÖ heyeti daha sonra da Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer'i ziyaret etti.

İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Atta Avmannan, Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız izolasyon ve ambargoya karşı Bakü'deki İKÖ Dışişleri Bakanları Tolantısı'nda somut adımlar atılacağına inandığını kaydetti.

Kıbrıs Türkleri ve yaşadıkları sıkıntıların İslam aleminde unutulmadığını belirterek, "Biz bu insanlara yardım etmek için buradayız" diyen Avmannan, "Somut adımlar atmayı düşünüyor musunuz" sorusunu da şöyle yanıtladı:

"Bu ziyaretimizden sonra hazırlayacağımız raporu Bakü'de yapılacak olan İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları toplantısında Genel Sekreter Ekmelettin İhsanoğlu'na sunacağız. Kıbrıs Türk halkı ambargoyu hak etmiyor, bunu biz de görüyoruz. Bu toplantıdan sonra somut ve tatbiki kararlar mutlaka alınacaktır. Biz adada iki halkın eşitliğine dayana adilane, insaflı bir anlaşma istiyoruz ve Kıbrıs'ta Rumların Türklerin haklarını gasp etmesine izin veremeyiz."

Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer de, Kıbrıs Türk halkının İslam aleminin bölünmez bir parçası olduğunu belirterek, Avmannan başkanlığındaki İKÖ heyetinin KKTC ziyaretini, Kıbrıs Türkleri için "nefes alma" olarak niteledi.

Yönlüer, turizm, spor ve ekonomik anlamda olduğu kadar dini alanlarda da izolasyonun kaldırılması gerektiğini belirterek, ziyaretin İslam dünyasıyla ilişkilerde aracı olması dileğinde bulundu.

Yönlüer, bu tür ziyaretlerin sürekli masadan kaçan Rum Yönetimi'ni masaya getirmede etkili olduğunu da sözlerine ekledi.

KIBRIS 23/03/06

Bakanlar Kurulu kararları: Nüfus sayımı 30 Nisan'da

Bakanlar Kurulu'nun Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in başkanlığında dün yaptığı ve yaklaşık 2 saat süren olağan toplantısından, hazırlıkların daha iyi yapılması için ertelenen Genel Nüfus ve Konut Sayımı'nın yapılacağı tarih, elektriğe zam ve Girne'de Küçük Sanayi Bölgesi kurulması gibi kararlar çıktı.

Bakanlar Kurulu kararları Sayfa....

Bakanlar Kurulu'nun Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in başkanlığında dün yaptığı ve yaklaşık 2 saat süren olağan toplantısından, hazırlıkların daha iyi yapılması için ertelenen Genel Nüfus ve Konut Sayımı'nın yapılacağı tarih, elektriğe zam ve Girne'de Küçük Sanayi Bölgesi kurulması gibi kararlar çıktı.

Kurul Sözcüsü Salih Usar tarafından yapılan açıklamaya göre, Bakanlar Kurulu'nun bugünkü kararı çerçevesinde Genel Nüfus ve Konut Sayımı 30 Nisan'da gerçekleştirilecek. Sayımda sokağa çıkma yasağı uygulanacak.

Girne'de Esentepe Çatalköy arasındaki bölgede hizmet veren kişilere "Küçük Sanayi Bölgesi" kurulması için arazi tahsisi gerçekleştirilmesi kararının alındığını da açıklayan Usar, İçişleri Bakanlığı ve Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın konuyla ilgili ortak çalışma yapacaklarını açıkladı.

Usar, Çatalköy'de başlatılan Girne 2 numaralı trafo projesi kapsamının da genişletilerek 164 KWA'lık trafo için ek arazi tahsisi yapılması ve 62 KWA ile çalışan Teknecik, Güneşköy ve diğer bazı trafo merkezlerinin kapasitesinin de 132 KWA'e çıkarılması için karar alındığını kaydetti.

Elektriğe zam

Usar, toplamı 70 MW olacak 4 adet 17 buçukluk santralin de siparişinin verildiğini anımsatarak, elektriğe, bu alandaki yatırımlara fon olarak kullanılmak üzere kilowatt başına 2 YKr, akaryakıt ücretlerinde son dönemlerde meydana gelen artışların bir kısmını karşılamak üzere de kilowatt başına 1 YKr olmak üzere toplam 3 YKr zam kararı alındığını söyledi.

Usar, 2 YKr'luk artışın oluşturulacak bir fonda toplanacağını ve bu paranın kesinlikle cari harcamalarda kullanılmayacağını, fonda birikecek paranın 2 imzayla ve sadece yatırım amaçlı kullanılabileceğini belirtti.

Elektriğin tüketiciye sunulan fiyatının yakıtı bile karşılamaya yetmediğini belirten Usar, yakıt için kilowatt başına yaklaşık 18 YKr harcandığını kaydetti.

2006 yılı sonundan itibaren ülkede elektrik kesintisi olmayacağını kaydeden Usar, toplam 70 MW'lık santrallerin bu yıl monte edilerek hizmete gireceğini kaydetti.

Napoli'de 7-9 Nisan tarihlerinde düzenlenecek Turizm Fuarı'na katılmak için de karar alındığını kaydeden Usar, Maliye Bakanlığı ile sendikalar arasında varılan anlaşma gereği yapılan maaş artışlarıyla ilgili barem skalaları ile ilgili düzenlemenin de onaylanarak meclise gönderildiğini kaydetti.

Temel atma törenleri

Usar, bir soru üzerine, daha önce yarın ülkeye geleceği ve temel atma törenlerine katılacağı açıklanan Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Nafız Özak'ın ertelenmesi mümkün olmayan bir programı nedeniyle gelişinin iptal edildiği ancak Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in yarın 15.00'te KKTC'ye geleceğini belirtti.

Usar, konuk bakanın da katılacağı Gazimağusa Devlet Hastanesi yeni binasının temelinin yarın saat 16.00'da, Kuzey Sahil Yolu İkinci Etabı'nın temelinin ise saat 17.15'de atılacağını açıkladı. Girne Çevre Yolu temeliyse daha önce açıklandığı gibi saat 09.30'da atılacak. (HÖ\MG)

KIBRIS 23/03/06

 

 

‘Erdal, Güney Kıbrıs’a kaçtı’ iddiası

Belçika’da yargılandıktan sonra dört yıl hapis cezası alan, ancak kaçtığı için hakkında kırmızı bülten çıkartılan Fehriye Erdal’ın Kıbrıs Rum kesiminde olduğu ileri sürüldü.

 

NTV

Güncelleme: 02:59 ET 24 Mart 2006 Cuma

ANKARA - Fehriye Erdal’ın Kıbrıs Rum Kesimi’ne deniz yoluyla kaçtığı ve Larnaka’da görüldüğü iddia edildi. Bu istihbari bilgilerin, Türk emniyet makamlarına da ulaştığı öğrenildi.

Türk istihbarat birimlerinin Fehriye Erdal’ın Kıbrıs Rum kesiminde olup olmadığını İnterpol Genel Sekreterliği aracılığıyla araştırdığı belirtildi.

Türk istihbarat yetkilileri, resmen tanınmadığı için Kıbrıs Rum kesimiyle değil, İnterpol Genel Sekreterliği üzerinden yunan resmi makamlarıyla ilişkiye girdiler.

Ancak şu ana kadar Fehriye Erdal’ın Kıbrıs Rum kesiminde olduğunu doğrulayan ya da yalanlayan resmi bir bilgiye ulaşılamadı.

BM’den KKTC’ye ‘Paris açıklaması’

BM, Genel Sekreter Annan’la Rum yönetimi lideri Papadopulos arasında Paris’te yapılan görüşmeyle ilgili KKTC’nin izahat talebini bir mektupla yanıtladı.

 

NTV

Güncelleme: 14:13 TSİ 24 Mart 2006 Cuma

LEFKOŞA - Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a gönderdiği mektubunda, taraflar arasındaki müzakerelerin en kısa zamanda başlamasını arzu ettiğini dile getirdi.

Mektupta ağırlıklı olarak, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la Paris görüşmesi sonrasında varılan anlaşma uyarınca, Türk ve Rum teknik komitelerin nasıl oluşturulacağı ve komitelerin çalışma alanlarına ilişkin bilgiler yer alıyor.

BM, komitelerin ileriki aşamalarda hayati konuları da tartışmasını öneriyor; ancak bununla birlikte liderlerin de müzakereleri sürdürmesini istiyor.

Türk tarafı ise teknik komitelerde, yalnız gündelik hayata ilişkin konuların görüşülmesini talep ediyor ve Rum yönetiminin zaman kazanmak için, liderleri devredışı bırakarak müzakereler de dahil her konuyu bu komiteler üzerinden yürütmek istediğini savunuyor.

RUM LİDERDEN ‘AMBARGO YOK’ İDDİASI
Öte yandan Rum lider Papadopulos, Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanları zirvesi için Brüksel’e hareketinden önce, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan’ın, “Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonlar kaldırılmadıkça, liman ve havaalanlarımızı açmayacağız” şeklindeki açıklamasını değerlendiren Papadopulos, Kıbrıslı Türklere hiçbir alanda ambargo uygulanmadığını öne sürdü.

Mevcut olduğu iddia edilen zorlukların da, Kıbrıslı Türklerin idarecileri tarafından yaratıldığını savunan Rum yönetimi lideri, “Sadece Kıbrıslı Türklerin ayrı devlet olma talebine veya ayrı bir devletmiş gibi davranmalarına yönelik sınırlamalar vardır” dedi.

Erdal, Güney Kıbrıs’a kaçtı’ iddiası

Belçika’da yargılandıktan sonra dört yıl hapis cezası alan, ancak kaçtığı için hakkında kırmızı bülten çıkartılan Fehriye Erdal’ın Kıbrıs Rum kesiminde olduğu ileri sürüldü.

NTV'nin haberine göre Fehriye Erdal'ın Kıbrıs Rum Kesimi’ne deniz yoluyla kaçtı ve Larnaka’da görüldüğü iddia edildi. Bu istihbari bilgilerin, Türk emniyet makamlarına da ulaştığı öğrenildi.

Türk istihbarat birimlerinin Fehriye Erdal’ın Kıbrıs Rum kesiminde olup olmadığını İnterpol Genel Sekreterliği aracılığıyla araştırdığı belirtildi. Türk istihbarat yetkilileri, resmen tanınmadığı için Kıbrıs Rum kesimiyle değil, İnterpol Genel Sekreterliği üzerinden yunan resmi makamlarıyla ilişkiye girdiler.

Ancak şu ana kadar Fehriye Erdal’ın Kıbrıs Rum kesiminde olduğunu doğrulayan ya da yalanlayan resmi bir bilgiye ulaşılamadı.

HURRIYET 24/03/06

Serdar Denktaş: Türkiye Rumlara hava sahasını açıyor

LEFKOŞA (A.A)

KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye'nin Rumlara limanlarını açmaması, ancak iyi niyet yaklaşımı olarak hava sahasını açması yönünde Ankara ile bir kaç ay önce mutabakata vardıklarını açıkladı.

Serdar Denktaş, bu iyi niyetli yaklaşımı, Avrupa Birliği (AB), BM ve Rum tarafının iyi değerlendirmesi ve benzer iyi niyeti Kıbrıs Türk tarafına da göstermesi gerektiğini söyledi. Bu konuda birkaç ay önce mutabakata varıldığını bildiren Denktaş, ”Tamamen bilgimiz dahilinde, zamanlamasını Türkiye ne zaman yapar, nasıl yapar o ayrı bir hikayedir ama yapılması gerektiği konusunda hemfikir olduğumuz bir adımdır” diye konuştu.

KKTC Genç TV'de yayımlanan “Ada Sabahı” programında gazeteci Nazmi Pınar'ın sorularını yanıtlayan Serdar Denktaş, “Türkiye'nin Rum tarafına hava sahasını açtığına” yönelik haberlerle ilgili olarak, şunları söyledi:

“Türkiye'nin hava sahasını açması konusu, birkaç ay önce oturup mutabakata vardığımız ve limanların açılmaması ama hava sahasının açılmasıyla bu yöndeki iyi niyetimizin gösterilmesi konusunda bir mutabakat vardı aramızda. Hava sahasını açmak ne demektir, 'Kıbrıs (Rum) Hava Yolları' için ve Rum tarafı için ulaşımda büyük bir tasarruf demektir aslında. Türkiye üzerinden geçip gidebileceği destinasyonlara şu anda dolaşarak gitmek zorundayken, kendilerine doğrudan geçiş hakkı verilmiştir, önemli bir mali tasarruftur da.”

“TAVİZ DEĞİL, İYİ NİYET

Bunun “taviz değil iyi niyet” olduğunu ifade eden Denktaş, ”Türkiye'den talep edilen neydi? Limanlarını açması. Türkiye limanlarını açmayacağını söylüyor, bu görüş devam ediyor. Tekrar ediyorum, ta başından dedik ki, limanları açmayalım, ancak bu konuda iyi niyetli olduğumuzu göstermenin bir yolu, kendilerine mali yönden de tasarruf sağlayacak hava sahasını açma noktasında olur, odur yapılan.”

AB ve BM'nin Rum tarafına baskı yaparak, Türkiye'nin iyi niyetini boşa çıkarmamasını beklediklerini kaydeden Denktaş, bunun, “geri atılabilecek bir adım” olduğunu belirtti ve “Bu iyi niyetli adımı iyi değerlendirmek durumdadır AB de Rum tarafı da” dedi.

“LİMANLAR EŞ ZAMANLI”

Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasının, KKTC'nin limanlarının açılmasıyla eş zamanlı olacağının altını çizen Serdar Denktaş, “Bunu Rum tarafı da, AB de, dünya da bilecek. Burada Kıbrıs Türkünün limanları kapalı iken, hava alanına direkt uçaklar inemezken Türkiye'nin limanlarının Rum uçaklarına veya gemilerine açılması mümkün değildir, olmayacak” diye konuştu.

Türkiye'nin iyi niyetine karşılık Rum tarafından iyi niyetli bir cevap geleceğini beklemediğini ifade eden Denktaş, Rum tarafının iyi niyetle değil, zoraki bastırmayla adım atabileceğini kaydetti. Denktaş, “İyi niyetli, gönüllerinden kopan bir adım Rum tarafından gelmeyecek, bunu artık kabullenelim. Baskıyla bir şeyler olabilir. Bekleyip göreceğiz” ifadesini kullandı.

PAPADOPULOS'UN SÖZLERİ

Bu arada, Rum basınına göre, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “Türkiye'nin, Larnaka Havaalanı'na giden yabancı uçaklara hava sahasını kullanma izni vereceğine” ilişkin haberlerle ilgili olarak, şunları söyledi:

“Bu en azından on yıldır uygulanmaktadır. Avusturya havayolları ile gittiğim son Avusturya ziyaretim sırasında uçak Türk hava sahası üzerinden uçtu. Başka havayolları şirketlerinin Türk hava sahasını kullanması hiçbir zaman yasaklanmadı. Türkiye, etki yaratmak amacıyla asla yasaklamadığı bir şeyi sunuyormuş gibi gösteriyor”

Papadopulos, “Ankara'nın bu hareketi, AB'nin 10 yeni üyesiyle Gümrük Birliği Protokolü'nü hayata geçirmesi konusunda baskı altında olduğu için yaptığı” görüşünü savundu.

HURRIYET 24/03/06

BM'den Kıbrıs'ta yeni süreç sinyali

CNN TÜRK

Birleşmiş Milletler, Kıbrıs'ta başlaması beklenen yeni tur müzakerelerin ilk adımını atarak KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Türk ve Rumlar arasında yapılması planlanan teknik komite görüşmeleriyle ilgili bir mektup gönderdi.

Rum basınına göre BM Genel Sekreteri Kofi Annan, müzakerelerin en kısa sürede tekrar başlamasını istiyor.
 
Rum Politis gazetesi, mektupta Annan'ın Talat'a Kıbrıs konusunda parametrelerin değişmediği güvencesini verdiğini yazdı.
 
Gazetenin iddiasına göre, mektupta daha önce iki tarafın anlaştığı konuların ele alınacağı garantisi veriliyor, ayrıca sonraki aşamada da daha önemli konuların görüşülebileceği belirtiliyor.
 
Gazete, Cumhurbaşkanı Talat'a iletilen mektupta mülkiyet ve Türkiye kökenliler konularına ise değinilmediğini savundu.
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı, mektubu doğrularken içeriği ile ilgili bilgi vermedi.

HURRIYET 24/03/06

Kazakistan, Rum turizmine destek vermeyi seçti


      Oshan SABIRLI DHA

      KKTC, Ercan Havaalanı’na Türkiye dışından direkt uçuş yapılması yönündeki çalışmalarla ambargoları aşmaya çalışırken, Türki cumhuriyetlerden Kazakistan, KKTC yerine Rum turizmine destek vermeyi tercih etti. Rum ve Kazak yetkililer, Kazakistan’dan Güney Kıbrıs’a charter uçak seferleri başlatılması konusunda anlaşmaya vardı.
      Halen devam eden Moskova Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuaraı’na (MITT) katılan Kazak ve Rum yetkililer, dün yaptıkları görüşmede turizm alanında işbirliğine gitme konusunda anlaştı. Rum Turizm Kurumu (KOT) Yönetim Kurulu Başkanı Fotis Fotiu’nun da katıldığı görüşmede, Nisan ayında Kazakistan’dan Güney Kıbrıs’a charter uçak seferleri başlatılması kararlaştırıldı.
     
     KIBRISLI TÜRKLER KAZAKİSTAN VE AZERBAYCAN’A TEPKİLİ
      Kazakistan’ın kararına tepki gösteren Kıbrıslı Türkler, KKTC’ye uygulanan ambargoların kaldırılmasına öncü olmayı vaadeden Azerbaycan’ın sözünü yerine getirmemesinden de şikayetçi. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş başkanlığındaki heyetin Bakü ziyaretinin ardından, Azeri IMAIR uçağının Ercan Havaalanı’na Temmuz 2005’te yaptığı tek direkt uçuşun arkasının gelmemesi, Kıbrıslı Türkler arasında ’Azebaycan Rum baskılarına boyun eğdi’ şeklinde yorumlanıyor. Direkt uçuşların yapılmamasının yanısıra vaadedilen ekonomik ilşikilerin de geliştirilmemesi Kıbrıslı Türkleri üzüyor.
     
     İKÖ TEMASLARINDAN DA SONUÇ YOK
      Öte yandan, İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) dün başladığı KKTC temaslarından da somut bir sonuç çıkmadı. Temaslarda yalnızca ’izolasyonların kaldırılması için yapılabileceklerin gözden geçirildiği’ belirtildi.

 MILLIYET 24/03/06

BM'den Talat'a izahat

BM, Cumhurbaşkanı Talat'a Paris görüşmesi ve  teknik komiteler konusunda yazılı açıklama gönderdi

BM'den Talat'a izahat

İÇERİĞİ AÇIKLANMADI... Birleşmiş Milletler'in, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında Paris'te gerçekleştirilen görüşme ve teknik komitelerin temelini oluşturacak konulara ilişkin yazılı açıklama gönderdiği açıklandı. Talat'ın, içeriği hakkında bilgi verilmeyen mektubu incelemekte olduğu bildirildi

Birleşmiş Milletler'in, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında Paris'te gerçekleştirilen görüşme ve teknik komitelerin temelini oluşturacak konulara ilişkin yazılı açıklama gönderdiği açıklandı.

TAK muhabirinin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy, Cumhurbaşkanı Talat'ın BM Genel Sekreteri Annan'dan bu çerçevede bir mektup aldığını bildirdi.

Akansoy, mektubun içeriği hakkında bilgi vermezken, Cumhurbaşkanı Talat'ın mektubu incelemekte olduğunu ifade etti.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Politis gazetesi bugünkü sayısında; "Dengelerin Korunması - BM Talat'a Yazılı Açıklama Verdi" başlığı altında verdiği haberinde, BM'nin bir yetkilisinin salı günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, Girne'deki evinde, Annan ile Papadopulos arasında Paris'te gerçekleştirilen görüşme ve teknik komitelerin temelini oluşturacak konulara ilişkin ayrıntılı bir mektup verdiğini yazmıştı.

Gazete, Paris görüşmesinin ardından Rum tarafının bu görüşmeyi siyasi avantaj amacıyla kullandığına inanan Kıbrıs Türk tarafının bu yöndeki endişelerinin giderilmesi ve dengelerin korunması yönünde açık bir çaba sarf edildiğini de iddia etmişti.

BM yetkilisi tarafından Cumhurbaşkanı Talat'a verilen mektubun içeriğinin Annan ile Türkiye Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül arasında gerçekleşen telefon görüşmesi çerçevesinde olduğunu yazan gazete, mektupta Kıbrıs sorununa ilişkin parametrelerin değişmediğinin vurgulandığını kaydetmişti.

Sürpriz yok

Gazete; mektupta ayrıca, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarınca kurulacak teknik komitelerin görüşmelerinde, "sadece iki taraf arasında uzlaşıya varılmış konuların ele alınacağına" dair yazılı bir güvence de verildiğini, diğer bir deyişle Cumhurbaşkanı Talat'a "sürprizlerin olmayacağı güvencesinin verildiğini" ifade etmişti.

Gazete, Kıbrıs Türk tarafının sadece günlük hayata ilişkin konuların teknik komitelerde ele alınmasından yana olduğunu, ancak BM'nin sadece gündelik konularla sınırlı kalmak istemediğini ve Cumhurbaşkanı Talat'a verilen mektupta da, "daha sonraki bir aşamada daha büyük konuların da teknik düzeyde görüşülebileceği" görüşünün ifade edildiğini iddia etmişti.

Haberde, söz konusu mektupta Cumhurbaşkanı Talat'ın, teknik komiteler konusunda uzlaşılanlardan sapma olmadığı yönünde ikna edilmesi çabası bulunduğunu yazan gazete, Annan'ın iki toplumlu müzakerelerin en kısa sürede başlamasını istediğinin de mektupta vurgulandığını belirtmişti.

Möller'le bugün görüşme yok

Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy bu arada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in bugün Cumhurbaşkanı Talat ile görüşeceğine ilişkin haberlerin anımsatılması üzerine, Talat'ın bu haftaki programında böyle bir görüşmenin yer almadığını söyledi. Akansoy, "Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu haftaki programında Sayın Möller ile bir görüşmesi yok" dedi.

KIBRIS 24/03/06

Zambelas, Avrupa'daki koltuklarımızı işgal ettiğini saklamaya çalışıyor

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk, Güney Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Mihalakis Zambelas'ın açıklamalarını değerlendirdi:

Zambelas, Avrupa'daki koltuklarımızı işgal ettiğini saklamaya çalışıyor

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı Kutlay Erk, Kıbrıslı Türk yerel yönetimlerin, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetim Kongresi'ndeki temsiliyeti mücadelesinin, Rumların koltuk işgaline rağmen devam ettiğini söyledi.

Erk, dün Dünya Tiyatrolar Günü nedeniyle düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, Güney Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Mihalakis Zambelas'ın açıklamalarını değerlendirdi.

Kutlay Erk, Kıbrıslı Türk yerel yönetimlerin, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetim Kongresi'ndeki temsiliyetiyle ilgili açıklamalarının doğru olmadığı yönünde açıklamalarda bulunan Zambelas'ın kendisinin yalan söylediğini belirtti.

Kıbrıslı Türk yerel yönetimlerin Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetim Kongresi'nde temsiliyetiyle ilgili kongre bürosunun kararı bulunduğunu kaydeden Erk, bu yöndeki kararın da Rum belediyelere bildirildiğine dair yazı olduğunu söyledi. Erk, " '1 asil, 1 yedek üyelik yeri boşaltın, Kıbrıslı Türk seçilmiş yerel yönetim temsilcileri gelecek' diye verilmiş karar ve bunun kendilerine bildirildiği yazı var" dedi.

Büro kararının 1 yılı aşkın bir süredir alındığını ve kısa sürede kongre tarafından bağlanacağını kaydeden Erk, kongrenin Rumların 1 asil, 1 de yedek üyeliği boşaltmasını beklediğini söyledi. Erk, şöyle devam etti:

"Zambelas, işgalden bahsederken kendilerinin bizim Avrupa'daki koltuklarımızı işgal ettiğini saklamaya çalışıyor. Bir toplumun temsiliyet hakkını işgal edenler, başka işgallerden şikayetçi olma hakkına sahip değildir. Bunu yaparsa tutarsız olur. Dolayısıyla doğruları söylemesi gerekir. Biz her yerde, herkese aynı şeyi söyledik. Zambelas ise doğruyu söylemiyor. Yurt içinde başka, yurt dışında başka; kendi halkına başka, bize de başka söylüyor."

KIBRIS 24/03/06

Önemli olan para değil izolasyonların kalkması

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Mali Yardım Tüzüğü hakkında dün akşam işadamlarına bir konferans verdi:

Önemli olan para değil izolasyonların kalkması

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs Türkü'ne 139 milyon euro'luk yardım öngören AB Mali Yardım Tüzüğü'yle ilgili olarak, "Paranın kullanımıyla ilgili taraflar arasında diyalog sürüyor. Top Avrupa Komisyonu'nda. Nasıl kullanılacağını önümüzdeki haftalarda göreceğiz" dedi.

Projelerin KKTC hükümeti tarafından hazırlanacağını ve Kıbrıs Türk tarafının mutabakatı olmadan bu projelerin uygulanamayacağını vurgulayan Pertev, "Kıbrıs Türk tarafı olmayacak şeylere evet demeyecek" diye konuştu.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Mali Yardım Tüzüğü hakkında dün akşam işadamlarına bir konferans verdi. Genç İşadamları Derneği GİAD'ın geleneksel "Perşembe Sohbetleri"ne konuk olan Pertev, referandumun ardından hazırlanan Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım Tüzükleriyle ilgili süreci detaylarıyla anlattı, tüzüğün uygulanma süreci konusunda bilgi verdi ve işadamlarının sorularını yanıtladı.

"Aslolan izolasyonlar, AB henüz bıkkınlık noktasına gelmedi"

Avrupa Birliği'nin 24 Nisan 2004 referandumunun hemen ardından Kıbrıs Türkleri için "jest" niteliğinde iki tüzük hazırladığını anlatan Pertev, Doğrudan Ticaret ve Mali Yardım adlı tüzüklerin izolasyonların kaldırılmasına yönelik olduğunu anımsattı. "Burada öngörülen mali yardım, parasal destek değil izolasyonların kaldırılması sürecine destekti. Önemli olan para değil izolasyonların kaldırılması. İzolasyonlar kalkınca para bulunur" diyen Pertev, ancak AB üyesi Rum yönetiminin uğraşlarıyla bu sürecin hedefine ulaşamadığını ve mali yardımın tek başına onaylandığını anlattı.

Yaşanan sürecin Türk tarafı açısından tatminkar olmadığını söyleyen Pertev, "Doğrudan Ticaret Tüzüğü de onaylansaydı yine tatminkar olmaktan uzak olacaktı. Çünkü yüzde yüz veya çoğunluğu Kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş malların Avrupa'ya ihracını öngören bu tüzük kısıtlayıcı bir tüzük" dedi.

Pertev, "Bizim beklentimiz daha geniş kapsamlı, AB müktesebatı içinde serbest ticaret. Dünya, Avrupa hızla serbest ticarete doğru giderken Kıbrıs Türkü'nün izolasyon içinde olması çağdışı" diye konuştu.

"AB bıkkınlık noktasına gelecek"

Kuzey Kıbrıs'ın Güney Kıbrıs'la yarışacak ekonomik seviyeye ulaşması gerektiğini söyleyen Pertev, Kuzey Kıbrıs'ı kendi toprakları içinde gören AB'ın bu konuda sorumluluğu olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin uzun süre Kıbrıs sorununu bugünkü haliyle taşıyamayacağını belirterek, "Kıbrıs Türkü uzun süre AB dışında kalamaz. Daha dün, bugün iki... Bıkkınlık noktasına gelince oy çokluğu veya oy birliği AB gereken kararı alacak. Henüz bıkkınlık noktasına gelmedi. Türkiye de AB sürecinde devam ettiği sürece Rum tarafı kaybedecek" ifadelerini kullandı.

"Mali yardımın kullanımı için mutabakat gerekir"

Kıbrıs Türkü'ne 139 milyon euro'luk yardım öngören Mali Yardım Tüzüğü konusunda geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayı Cumhurbaşkanlığı açıklaması olarak teyit eden Pertev, "Para değil, AB ile ilişkilerin canlı tutulması ve Kıbrıs Türkü'nün AB müktesebatına uyumu açısından önemli" dedi.

Mali yardımın AB Komisyonu yönetiminde kullanılacağını belirterek, "Top Komisyon'da" ifadelerini tekrarlayan Pertev, "Türk tarafıyla Komisyon arasında diyalog sürüyor. Projelerin nasıl hazırlanacağı, ne yapılacağı, hangi projelerin hazırlanacağı konusunda temaslar var. İlle de bizimle konuşuyorlar, çünkü yardımdan yararlanacak olan biziz. Gidip başka ülkeye de, Rum tarafına da soramazlar. Ve Kuzey Kıbrıs'la mutabık olmadıkları sürece Mali Yardım Tüzükleri'nin hedefleri yerine gelmez" dedi.

"Kıbrıs Türk şirketleri de katılabilecek"

İşadamlarının konuyla ilgili sorularını yanıtlarken, Kıbrıs Türk tarafının mali yardımı kullanma sürecinde Kıbrıs Türk tarafının "olmayacak şeylere evet demeyeceğini" söyleyen Pertev, mali yardımla ilgili projelere Kıbrıs Türk şirketlerinin katılıp katılmayacağına ilişkin sorulara karşılık, yaklaşık bir yıl önce bu konuda büyük mücadele verdiklerini ve Kıbrıs Türk şirketlerinin de katılmasının sağlandığını anlattı. Pertev, AB Komisyonu'nun da konuyla ilgili hassasiyet taşıdığını anlattı.

Mülkiyetle ilgili düzenlemeler

Mali Yardım Tüzüğü'nde yardımın kullanılması için eski Rum mallarıyla ilgili düzenleme olduğuna ilişkin soruları yanıtlarken de Pertev, tüzükte moratoryum değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararları çerçevesinde mülkiyet ihlalleriyle ilgili ibare olduğuna dikkat çekti. Pertev, Kıbrıs Türk tarafının bu konuda farklı platformlarda düzenlemelere gittiğini ve Rum tarafından bir adım önde olduğunu kaydetti.

Pertev, "1974 öncesinde Rumlara ait mallar üzerinde projeler sunulabilecek mi" sorusuna da, "Projeleri hükümet hazırlayacak. Esas kriter ihtiyaçlarımız olacak. Biz projeleri ihtiyaçlarımıza göre hazırlayacağız. Hayata geçmezse Komisyon'un sorumluluğunda olacak" dedi.

1.5 milyar dolarlık yabancı sermaye

Bir işadamının, son yıllarda izolasyonların aşılmasında önemli mesafe kat edildiğini ve ülkeye 1.5 milyar dolar civarında yabancı sermaye girdiğini belirterek toplumda sanılanın aksine kötü bir durum olmadığını belirtmesi üzerine de Pertev, Kıbrıs Türklerini "gücünü fark etmeyen kaplan"a, Rumları da "kağıt kaplan"a benzetti. Pertev, "Gücümüzü fark edelim ve kağıt kaplandan korkmayalım" diye konuştu.

KIBRIS 24/03/06

Serdar Denktaş, Brüksel'de konferans verecek

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş Brüksel'de bir dizi temaslarda bulunacak ve konferans verecek.ABHaber'e göre, ARI hareketi ve CEPI'nin ortaklaşa düzenlediği konferansa Serdar Denktaş ile birlikte Avrupa Politikaları Merkezi EPC Kurucu Başkanı Stanley Crossick, Avrupa Çalışmaları Merkezi CEPS Direktörü Daniel Gros konuşmacı olarak katılacak.

29 Mart'ta Brüksel'de Avrupa Parlamentosu AP'de yapılacak konferansta Denktaş, Kıbrıs sorunu konusunda KKTC'nin yaklaşımını anlatacak. AP'de yapılacak konferans "Cyprus Reloaded" başlığını taşıyor. Denktaş bu çerçevede Brüksel'de AB kurumlarına yönelik temaslarda da bulunacak.

KIBRIS 24/03/06