Cezayirden
Fransaya çağrı
Cezayir
Başbakanı Abdülaziz Belhadem, Fransaya, 130 yıl önce
sömürgecilik döneminde ülkesine karşı işlediği suçları
kabul etmesi çağrısında bulundu.
AA
Güncelleme: 17:33 TSİ 12 Kasım 2006 Pazar
CEZAYİR - Fransa İçişleri
Bakanı Nicolas Sarkozynin Cezayire yapacağı resmi ziyaretten
önce parti kurultayında konuşan Cezayir Başbakanı Abdülaziz
Belhadem, Fransa ve Cezayirin dostça ilişkilere sahip olduğunu;
ancak bu ilişkilerin ortak hafızayı maskeleyemeyeceğini
söyledi
Ülkesinin Fransa ile işbirliğine
hazır olduğunu belirten Belhadem, Fransadan, Cezayire
karşı işlediği suçları kabul etmesini istedi ve
Cezayirliler affedebilir, ancak asla unutmaz diye konuştu.
Cezayiri Pazartesi günü ziyaret edecek olan Sarkozy, geçen hafta Cezayirde
Fransızca yayımlanan Jeune Afrique (Genç Afrika) dergisine
verdiği demeçte, sömürgecilik döneminin karanlık anları
olduğunu ve köle ticaretinin bir suç olduğunu söylemişti.
Sarkozynin ziyareti sırasında Belhademin yanı sıra
Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika ve İçişleri Bakanı
Nureddin Zerhuni ile görüşmesi, terörizm ve yasa dışı göç
gibi konuları ele alması bekleniyor.
"İzolasyon kalksın limanları açarız"
12 Kasım, 2006 20:30:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
''KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalksın, biz limanları da
açarız, havaalanlarını da açarız'' dedi.
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ve İspanya Başbakanı Jose Luis Rodrigez Zapatero,
eşbaşkanlığını Türkiye ve İspanya'nın
yürüttüğü Medeniyetler İttifakı projesi kapsamında İstanbul'da
biraraya geldi.
Toplantı öncesinde her iki
başbakan tokalaşarak basına poz verdi, ardından da ikili
işbirliğinin gelişmesine yönelik Strateji Belgesi
imzalandı.
Toplantının ardından iki başbakan ortak basın
toplantısı düzenledi.
İspanyol bir gazetecinin, Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi
gemilerine limanlarını açıp açmayacağına yönelik
sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, ''KKTC'ye uygulanan izolasyonlar
kalksın, biz limanları da açarız, havaalanlarını da
açarız'' dedi.
İspanya Başbakanı Zapatero, ülkesinin AB konusunda Türkiye'ye
olan desteğini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ilettiğini
ve bunun kesin bir destek olduğunu ifade ettiğini belirterek,
''Türkiye'nin AB'ye dahil olmasıyla ilgili var olan farklılıklar
ve farklı görüşlerin en kısa zamanda bir çözüme
kavuşmasını umuyorum'' dedi.
Zapatero, Türkiye'nin uluslararası platformda çok önemli bir rolü var.
İnanıyorum ki, AB'ye girdiği zaman da çok önemli bir role sahip
olacaktır'' ifadelerini kullandı.
İki Başbakan'ın gündeminde Ortadoğu'daki gerginlik de
vardı. İspanya Başbakanı Ortadoğu'daki duruma
artık seyirci kalamayız, müdahale etmeliyiz dedi.
İspanya - Türkiye ilişkileri
Konuk Başbakan, Türkiye ile İspanya arasındaki ekonomik
ilişkilere de değinerek, 2005 yılında iki ülke arasındaki
ticaret hacminin iki buçuk milyar dolar olduğunu ve bu rakamın
2006'da daha da yükseleceğine inandıklarını anlattı.
Zapatero, ''hatırlatmak istiyorum ki, AB ülkeleri
dışında ABD'den sonra Türkiye, ihracatımızın
yöneldiği ikinci büyük ülke konumundadır'' dedi.
Zapatero, iki ülke arasındaki karşılıklı
yatırımları da teşvik etmek istediklerini kaydederek,
yarın yapacakları toplantıda kendisi ve Erdoğan'ın
yanı sıra 15 sektör temsilcisinin bir araya geleceğini
belirtti.
Medeniyetler İttifakı süreci nasıl işleyecek?
Farklı kültürler arasındaki ortak evrensel değerleri ortaya
çıkarmak suretiyle birlik duygusu, işbirliği ve uyum ortamı
yaratmayı amaçlayan 'Medeniyetler İttifakı Girişimi'nin
dördüncü yüksek düzeyli grup toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi.
Ortaya çıkan Yüksek Düzeyli Grup Raporu, yarın BM Genel Sekreteri
Kofi Annan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya
Başbakanı Jose Luis Rodrigez Zapatero'ya sunulacak.
Daha sonra Erdoğan, Zapatero, Annan, yüksek düzeyli grup üyeleri ile üst
düzey davetliler birlikte aile fotoğrafı çektirecek.
Erdoğan, Zapatero ve Annan'ın, aralık ayı sonunda da New
York'ta biraraya gelmesi bekleniyor. Bu toplantıya yeni Genel Sekreter Ban
Kimoon'un da katılması öngörülüyor.
Projeyle ilgili nihai belge New York'taki toplantıda açıklanacak.
Zapatero İspanyol basınını atlattı
Bu arada, toplantıya katılmak üzere İstanbul'a gelen
İspanya Başbakanı Zapatero'nun, ziyaretine iki gün önce
başlaması İspanyol basınından saklandı.
İspanya Başbakanlık binasında çarşamba günü verilen
brifingde Zapatero'nun yarın İstanbul'a geleceği
belirtilmiş, Başbakanı izleyecek İspanyol
basınının büyük çoğunluğu da bugün öğlen İstanbul'da
olacak şekilde program yapmıştı.
İspanyol resmi haber ajansı EFE de bugün verdiği haberde,
Başbakan Zapatero'nun pazar günü İstanbul'a gideceğini duyurdu.
Başbakanlık yetkilileri, Zapatero'nun yarına kadar olan
İstanbul ziyaretinin özel olmasından dolayı basına haber
verilmediğini belirtti.
İspanyol basınına haber vermeden dün akşam eşi
Sonsoles Espinosa ile birlikte özel bir uçakla İstanbul'a gelen
Başbakan Zapatero, kentin turistik yerlerini gezdi
"Kıbrıs dosyası Annan'ın önünde"
12 Kasım, 2006 13:25:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül, bugün Türkiye'ye gelecek olan Birleşmiş Milletler (BM)
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ziyaretine ilişkin, ''Kıbrıs
dosyası onun elinde, giderken iyi bir dosya bırakmasını
arzu ediyoruz'' dedi.
Ankara'dan
İstanbul'a gelen Gül, Atatürk Havalimanı'nda gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Annan ile yapacağı görüşmede hangi konuların gündeme
geleceğine ilişkin bir soru üzerine Gül, Genel Sekreter Kofi
Annan'ın yarın İstanbul'daki 'Medeniyetler İttifakı
Girişimi 4'üncü Yüksek Düzeyli Grup Toplantısı''na
katılacağını söyledi.
Gül, ''Genel Sekreter'in en önemli projelerinden birisi buydu. Bu vesileyle
kendisiyle birçok konuyu da ele alacağız. Kıbrıs
dosyası onun elinde, giderken iyi bir dosya bırakmasını
arzu ediyoruz'' dedi.
Kıbrıs ile ilgili son gelişmeler hakkında Annan'ı
bilgilendireceklerini ifade eden Gül, ziyaretin bu nedenle de büyük önem
taşıdığını bildirdi.
''Kofi Annan ile AB İlerleme Raporu'ndaki Kıbrıs sorunuyla
ilgili hususların ele alınıp alınmayacağına''
sorusuna, Gül, ''tabii, AB onu direkt ilgilendirmez. Ama Kıbrıs'taki
problemin çözümüyle ilgili esas platform BM olduğu için, BM'nin
görüşü çok önemli. AB de zaten BM'ye bakar" yanıtını
verdi.
Annan'ın bugüne kadar Kıbrıs'ta çözüm için büyük gayret
gösterdiğine işaret eden Bakan Gül, "çok iyi niyetli olarak plan
hazırladı. O plan referanduma kondu. Maalesef planın Rumlar
tarafından reddedilmesi büyük bir sürpriz ve üzüntü oldu. Büyük bir
problemin çözümüyle ilgili fırsat kaçmış oldu. Daha sonra
hazırlanan rapor maalesef Güvenlik Konseyi'nde ele alınıp
tartışılamadı. Eminim bütün bunları Genel Sekreter en
iyi şekilde değerlendirecek. Genel Sekreter'in, son girişimleri
de değerlendirerek, ayrılırken iyi bir dosya
bırakacağını tahmin ediyorum'' ifadesini kullandı.
AB'den 'limanları açın' baskısı
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı.
Raporda reform hızının yavaşlamasından,
azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin
önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık
ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını
Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
"Filistin'de olanlara duyarsız kalınmamalı"
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD'nin BM Güvenlik
Konseyinde İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki son operasyonunu kınayan
karar tasarısını veto etmesini de değerlendirdi.
Gül, ''dünyanın Filistin konusuna duyarsız kalmaması gerekir.
Bu, bölgeye yanlış sinyaller veriyor. Halbuki bölgede huzura ihtiyaç
var. İsrail ve Filistin devletlerinin yan yana yaşayabileceği
ortamı oluşturmak lazım. Bütün davranışlar ve
özellikle İsrail'in güç kullanma ve tek taraflı adımlar
atması, ne yazık ki bölgede beraber yaşama imkanını
zedeliyor" şeklinde konuştu.
"AB sürecin kesilmesini istemiyor"
12 Kasım, 2006 17:37:00 (TSİ) CNN TURK
AB Komisyonu Başkan
Yardımcısı Günter Verheugen, AB içinde hiçbir ülkenin
Türkiye'nin AB'ye yakınlaştırılması sürecinin
kesilmesini istemediğini söyledi.
Verheugen
yıl sonuna kadar Kıbrıs konusunda uzlaşma
sağlanacağına inandığını vurguladı.
Günter Verheugen, Almanyada yayımlanan Welt am Sonntag gazetesine
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin de sürecin devamından
yana olduğunu söyledi.
Kıbrıs konusunda bir uzlaşmaya varılacağına
inandığını ifade eden Verheugen, "bu amaçla
Kıbrıs Türk toplumuna yönelik izolasyonun ortadan
kaldırılmasını da içeren bir öneriler paketi üzerinde
düşünülebilir" diye konuştu.
Verheugen ayrıca, Almanya'nın 1 Ocak 2007 tarihinde üstleneceği
AB dönem başkanlığı sırasında enerji
politikası ve AB'nin derinleştirilmesi konularında
başarılı çalışmalar yapabileceğini belirterek,
Avrupa Anayasası taslağında,
AB'nin derinleştirilmesi için gereken tüm unsurların
bulunduğunu kaydetti.
AB'den 'limanları açın' baskısı
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı.
Raporda reform hızının yavaşlamasından,
azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin
önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık
ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını
Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin
dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek
istediklerini' belirtti.
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye
kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler
zirvesinde tavsiye kararı alacak.
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada
Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma
sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer
almadı.
BBC: Binlerce Türk laiklik için gösteri
yaptı
ANKA
Eski Başbakan
Bülent Ecevit için düzenlenen cenaze törenin görkemliliği yabancı
basının ilgisini de çekti. BBC, Türkiye laiktir, laik kalacak
sloganı atan kalabalığın Cumhurbaşkanı ve askeri
liderleri alkışlarken, Başbakan Erdoğanı
yuhaladığına dikkat çekti.
İngiliz yayın kurumu BBC, eski başbakanı
Bülent Ecevitin on binlerce insanın katılımıyla Ankarada
gerçekleştirilen cenaze törenlerine geniş yer ayırdı.
Türkiyenin her köşesinden insanların Ankaraya
aktığına dikkat çeken BBC, Cenaze töreni sırasında
binlerce Türk, laiklik lehinde gösteri yaptı dedi ve Türkiye laiktir,
laik kalacak sloganının atıldığını
kaydetti.
MEYDAN DOLUP TAŞIYORDU
Kalabalığın aynı zamanda partisi kökleri
siyasi İslamda olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğana
yuhaladığına dikkat çeken BBC, insanların
ağladığı, çiçek attığı, Türk
bayrağı taşıdığı törende 10 bin
civarında Türk polisinin görev yaptığını kaydetti. BBC
şöyle devam etti:
Ankaranın en büyük camiinin önündeki meydan, tüm
Türkiyeden gelen insanlarla dolup taşıyordu, birçoğu,
yakasında fotoğrafı iğnelemişti.
Cenaze geldiğinde yaş, siyasi bir olaya ve Türk
cumhuriyeti ve temel aldığı laik ilkelerine yönelik bir destek
gösterisine dönüştü.
Cumhurbaşkanı ve askeri liderler
alkışlandı ancak partisinin dört yıl önce seçimlerde
Sayın Eceviti yenen Sayın Erdoğanın cenaze törenine
gelişine sağır eden yuh ve bağırmalar eşlik
etti.
SERT UYARILAR
Türkiyenin laiklerin köktendinciliğin yükselişi
konusunda sert uyarıları yapmaya başladığına
dikkat çeken BBC, Erdoğan hükümetinin ise, İslamcı bir
gündeminin olduğunu yalanladığını ve laik devletin
başarısı için çalıştığını
söylediğini kaydetti.
BBC, Ecevitin son başbakanlık dönemi sırasında Türkiyenin
AB tarafından resmen aday olarak kabul edildiğini ve
ayrılıkçı Kürt lider Abdullah Öcalanın
yakalandığını ancak partisinin 2002 seçimlerinde büyük bir
yenilgiye uğradığını belirtti.
HURRIYET 12/11/06
Gül: Annan'ın iyi bir dosya
bırakmasını istiyoruz
A.A
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, bugün
Türkiye'ye gelecek olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın ziyaretine ilişkin, Kıbrıs dosyası onun
elinde, giderken iyi bir dosya bırakmasını arzu ediyoruz dedi.
THY'nin tarifeli uçağıyla Ankara'dan İstanbul'a
gelen Gül, Atatürk Havalimanı VIP Salonunda basın
mensuplarının sorularını yanıtladı.
Annan ile yapacağı görüşmede hangi konuların
gündeme geleceğine ilişkin bir soru üzerine Gül, Genel Sekreter Kofi
Annan'ın yarın İstanbul'da başlayacak Medeniyetler
İttifakı Girişimi 4. Yüksek Düzeyli Grup Toplantısına
katılacağını söyledi.
Gül, Genel Sekreterin en önemli projelerinden birisi buydu. Bu
vesileyle kendisiyle birçok konuyu da ele alacağız. Kıbrıs
dosyası onun elinde, giderken iyi bir dosya bırakmasını
arzu ediyoruz dedi.
Kıbrıs ile ilgili son gelişmeler hakkında
Annan'ı bilgilendireceklerini ifade eden Gül, ziyaretin bu nedenle de
büyük önem taşıdığını bildirdi.
Kofi Annan ile AB İlerleme Raporundaki Kıbrıs
sorunuyla ilgili hususların ele alınıp
alınmayacağına ilişkin bir soruya karşılık
Gül, şunları kaydetti:
Tabii, AB onu direkt ilgilendirmez. Ama Kıbrıs'taki
problemin çözümüyle ilgili esas platform BM olduğu için, BM'nin
görüşü çok önemli. AB de zaten BM'ye bakar. Şimdiye kadar çok
çalışmalar yapıldı. Genel Sekreter büyük gayretler içinde
oldu. Çok iyi niyetli olarak plan hazırladı. O plan referanduma
kondu. Maalesef planın Rumlar tarafından reddedilmesi büyük bir
sürpriz ve üzüntü oldu. Büyük bir problemin çözümüyle ilgili fırsat
kaçmış oldu. Daha sonra hazırlanan rapor maalesef Güvenlik
Konseyinde ele alınıp tartışılamadı. Eminim bütün
bunları Genel Sekreter en iyi şekilde değerlendirecek. Genel
Sekreterin, son girişimleri de değerlendirerek, ayrılırken
iyi bir dosya bırakacağını tahmin ediyorum.
İSRAİL-FİLİSTİN SORUNU
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, ABD'nin BM Güvenlik Konseyinde
İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki son operasyonunu kınayan karar
tasarısını veto etmesini nasıl değerlendirdiğinin
sorulması üzerine de, şöyle konuştu:
Dünyanın Filistin konusuna duyarsız kalmaması
gerekir. Bu, bölgeye yanlış sinyaller veriyor. Halbuki bölgede huzura
ihtiyaç var. İsrail ve Filistin devletlerinin yan yana
yaşayabileceği ortamı oluşturmak lazım. Bütün
davranışlar ve özellikle İsrail'in güç kullanma ve tek
taraflı adımlar atması, ne yazık ki bölgede beraber
yaşama imkanını zedeliyor. Yeni nesiller nefret ve intikam
duygularıyla yetişiyor. Bunlar da geleceği zora sokuyor.
Halbuki, atılacak adımların, gelecekte hiç değilse iki
devlet çözümünü kuvvetlendirici olması gerekir.
AKP KONGRESİ
Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün
yapılan AK Parti Kongresinde yeniden genel başkan seçilmesini
nasıl değerlendiriyorsunuz? şeklindeki soru üzerine,
Partimizin büyük bir başarısıdır. Kısa süre
içerisinde AK Parti Türkiye'de iki büyük seçimi kazandı. Köklü reformlar
yaptı. Türkiye'de, ekonomik ve demokratik gerçek dönüşümü
sağladı. Bütün bunlar da Sayın Genel Başkanımız
ve Başbakanımızın önderliğinde oldu. AK Parti
teşkilatları bunun gurur ve onurunu yaşıyor. Dolayısıyla
bunu da kongrede göstermiş oldular dedi.
HURRIYET 12/11/06
BM
'Su Raporu'nda Türkiye'ye kriz uyarısı
ANKA
Birleşmiş
Milletler Kalkınma Programının (UNDP)
açıkladığı İnsani Gelişme Raporu 2006,
Kıtlığın Eşiğinde, Güç, Yoksulluk ve Küresel Su
Krizi adlı raporda Türkiye gibi komşularıyla
orantısız akarsu zenginliğine sahip ülkelere kriz
uyarısı yapıldı.
Türkiye arsenik zehirlenmesi olasılığı bulunan
ülkeler arasında gösterilirken bu konuda da uyarıda bulunuldu.
Eşitsiz güç ilişkileri güvenin altını oyma etkisi
yapabilir denildi. Raporda, su konusunda çıkabilecek krizlerin üstesinden
gelecek liderlere değinilirken, Ulusal çıkarları dengeler bir
şekilde rakip iddiaları büyük bir sorumlulukla yönetmek yüksek
nitelikli siyasi liderlik gerektirir denildi.
GÜÇLERİN ORANSIZLIĞI
Raporda akarsuların zenginlikte, güçte ve pazarlık kapasitesinde
büyük eşitsizliklerle, ülkeler boyunca aktığı
belirtilirken, Bu eşitsizliklerin işbirliğini, müzakereleri ve
yarar paylaşımını şekillendirmeyeceğini varsaymak
gerçekçi olmaz. Bununla birlikte paylaşılan birçok su
kaynağı karşısında, kimi durumlarda
ağırlıklı, baskın bir aktörle katı bir
oransızlık da vardır:
Mısırda Nil Havzası, Hindistanda Ganj
Havzası, Ürdün Nehrinde İsrail, İncomati Havzasında Güney
Afrika ve Dicle-Fırat akaçlama havzasında Türkiye örneklerdir.
Eşitsiz güç ilişkileri güvenin altını oyma etkisi
yapabilir denildi.
MİNERAL KİRLENMESİ
440 sayfalık raporda dünyada içme ve kullanma suyu gereksiniminin durumu
incelendi. BM uzmanlarının raporunda büyük akarsu havzalarından
bahsedilirken Türkiye de Dicle ve Fırat ırmakları dolayısıyla
incelendi.
İşlenmemiş suda bulunan doğal maddelerin
milyonlarca insan için risk oluşturduğu, işlenmemiş yer
altı suyunun içme amaçlı kullanılmasıyla tahmini 60 milyon
insanın arsenik zehirlenmesi tehdidi altında bulunduğu
kaydedilen raporda şöyle denildi:
Gelecek 50 yıl için yapılan projeksiyonda kanserden 300
bin ölüm ve 2,5 milyon arsenik zehirlenmesi vakası yeralıyor.
Fluoridin yoğunlaştığı bölgeler bir diğer tehdit
olarak ortaya çıkıyor. Bu bölgelerden biri Afrikada Doğu Afrika
Çatlağı boyunca Eritreden Malaviye doğru, diğeri Türkiye,
Irak, İran, Afganistan, Hindistan, Kuzey Tayland ve Çin boyunca
uzanıyor. Son bulgular, içme suyundaki zengin fluoridi tüketmekten
dolayı (düzeltilemez bir bozukluk olan iskelet ufalanması ya da
dişlerde bozukluk olan) fluorisisin dünya çapında 25 ülkede bir
salgın olduğunu ortaya koymaktadır. Toplam etkilenen insan
sayısı bilinmemekte ancak ihtiyatlı tahminler bu
sayının on milyonlara ulaştığını
göstermektedir.
ZORLUK VE KITLIĞIN ARTIŞI
Subilimcilerin nüfus-su denklemi çerçevesinde kıtlık
değerlendirmesi yaptıkları belirtilen rapora göre kişi
başına 1700 metreküp, tarım, endüstri, enerji ve çevre için su
gereksinimlerini karşılamada ulusal eşik sayılıyor.
1000 metreküpün altındaki kullanım su kıtlığı
durumunu temsil ediyor, 500 metreküpün altı ise mutlak kıtlık
sayılıyor.
Bugün 43 ülkede yaklaşık 700 milyon kişinin su
temininde zorluk eşiğinin altında yaşadığı
belirtilen raporda Kişi başına ortalama yıllık 1200
metreküp su kullanımıyla Orta Doğu, dünyanın su temininde
en fazla zorluğun çekildiği bölgesidir, sadece Irak, İran,
Lübnan ve Türkiye eşiğin üzerindedir. Filistinliler, özellikle
Gazadakiler, kişi başına 320 metreküp ile dünyanın en akut
su kıtlığı deneyimlerinden birini
yaşamışlardır denildi.
TÜRKİYEYLE İLGİLİ KONULAR
Raporda yer alan ve bir bölümü Türkiyeyle ilgili olan ifadelerden
bazıları da şöyle:
SULAMA ÖDEMELERİ: Sulama ödemeleri bitki
yetişen alanlarda genel olarak sabit fiyat sistemiyle yapılır.
Suyu son sırada kullanan çiftçiler, daha az su kullandıklarında
bile, ilk ya da orta sırada bulunan kullanıcılarla aynı
fiyatı öderler. Yoksul küçük çiftçiler, topraklarının daha büyük
bir bölümü ekmeye başlarlarsa hektar başına daha fazla öderler,
son sıradaki su kullanıcıları ise daha da fazla öderler,
çünkü su tedarikinde karşılaşılabilecek zorluklar
onları yer altı suyuna yatırım yapmaya yönlendirir. Yer
altı suyu kanal sulamaya göre 9 kat daha pahalıdır. Nitekim
yüksek gelirli kentli tüketiciler kendi iç tüketimleri için, gecekondu bölgelerinde
bulunanlardan daha az para ödemektedirler.
(Büyük sulama projelerine devlet desteği bulunmaktadır.) Bu Doğu
Asya da ve sulama sistemlerinde daha iyi bir uygulama içinde olan
Mısır, Fas ve Türkiye gibi ülkelerdeki uygulamadır. Güney
Asyada ise uygulanmamaktadır.
GELİRLERİN TOPLANMASI: Endonezya, Meksika ve
Türkiyede kurumsal reformlar, su yönetimini sulamadan yararlananlara transfer
etti ve gelir toplamında,dikkat çekici artışlar meydana getirdi,
bakım harcamalarından tasarruf edildi, ürün dönüşü arttı.
Buradaki, su yönetimi için üreticilerin daha fazla yetki ve sorumluluğa
sahip olduğu yerde, şeffaflık fiyatlamada, maliyeti kurtarmada
ve performansta iyileşmelere neden olabilir dersi vardır.
DÜNYADAKİ SUYU PAYLAŞMA: Su yönetiminde yukarı
bölge aşağıya akımın koşullarını,
anlaşmazlığın ya da işbirliğinin düzeyini
belirler. Bu tarım sulamasından başka hiçbir konuda daha
belirgin görülemez. Çok gelişkin sulama sistemlerine sahip ülkeler
arasında, sularının üçte ikisi ya da daha fazlasını
komşularından gelen nehirlerden alan Mısır, Irak, Suriye
Türkmenistan ve Özbekistan gibi ülkeler vardır. Akarsuların
yukarı bölgelerinde değişik su kullanımları
tarımsal sistemler ve kırsal geçim kaynaklarını ciddi
etkileyebilirler. Dicle-Fırat Havzası, bir bakışta toplam
nüfusu 103 milyon olan Irak, Suriye ve Türkiye ye hizmet ediyor. Türkiyenin 21
baraj ve 1.7 milyon hektarlık sulama arazisini kapsayan Güneydoğu
Anadolu Projesi, havza bölgesindeki kazananlar ve kaybedenler yaratarak
Suriyeye akışı üçte bir düşürebiliyor.
-Akarsuların yukarı bölümlerinde su kullanımındaki mütevazi
değişiklikler bile insani gelişmeyi her açıdan
etkileyebilir. Su öncelikleri sınırın iki tarafından birçok
değişkenlik gösterebilir. Türkiyenin sulanabilir
toprağının beşte biri Dicle ve Fıratın
doğduğu sekiz Güneydoğu ilinde bulunmaktadır. Bu anlamda
Güneydoğu Anadolu Projesinin Türkiye için önemini değerlendirmek zor
değildir. Fakat Suriyelilerin beşte biri de Fırat çevresindeki
alanda yaşamaktadır ve iki nehir Irakın en kalabalık iki
kenti Bağdat ve Basradan geçmektedir. Ulusal çıkarları
dengeleyen bir şekilde rakip iddiaları büyük bir sorumlulukla
yönetmek yüksek nitelikli bir siyasi liderlik gerektirir.
HURRIYET 12/11/06
Rum
basınının iddiası:
Haberi "Türkiye'nin
Kurtarılmasına İlişkin Son Gece Çabaları Mücadeleli
Olacak -5 Haftalık İnisiyatif -Finlandiyalıların ikinci
formülü, Lillikas ve Bakoyanni'nin Nabzı Tutuluyor" başlığıyla
veren Alithia gazetesi Yunan basınını kaynak göstererek, özetle
şunları yazdı:
"Avrupalı
ortakların iki hedefi var: Bunlardan biri Türkiye-Birlik
ilişkilerinde krizin savuşturulmasına olanak tanıyacak bir
uzlaşı çözümü bulunmaya çalışmaktır. Bu pratikte;
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs gemilerine açması
anlamına geliyor ki Ankara, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonları kaldırılmadığı müddetçe bunu kesin
şekilde ihtimal dışı bırakıyor.
TA NEA gazetesinin
yazdığına göre bu nedenle top yine ikinci kez Ankara ile
Lefkoşa arasında bir uzlaşı formülü bulmaya
çalışan Finlandiya dönem başkanlığının
sahasındadır. Edinilen bilgilere göre Finlandiya
Dışişleri Bakanı Tuomioja önümüzdeki Pazartesi günü
Brüksel'de Bakanlar Konseyi toplantısı çerçevesinde Kıbrıs
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ve Yunan dengi Dora
Bakoyanni'yle görüşmek istedi.
Ancak Finlandiya'nın
arabuluculuk çabalarının bazı sonuçlar vereceğine
inanların sayısı çok azdır ve gerek Ankara'nın gerek
Başkan Papadopulos'un tavrı aşılamazdır. Diplomatik
kaynakların söylediğine göre bu, geri adım atması için
Lefkoşa'yı ikna etmeye çalışması yönünde Londra ve
Washington'dan baskı görmeyeceği anlamına gelmiyor.
Yunanistan-Amerikan ilişkileri kötücedir ve Bakoyanni, Büyükelçi Riss'le
önceki gün gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Müslüman
azınlık konusunda ABD'nin ve Yunanistan'ın tamamen farklı
görüşlerde olduğunu söyledi."
Fileleftheros gazetesi ise
AB dönem başkanı Finlandiya'nın; formülü ileri götürmek
amacıyla yeni bir temas turuna başladığını, ancak
Türkiye'nin Maraş konusunu tartışma konusu yapmaması olgusunun
da ortada olduğunu okurlarına "Türkiye İçin Hard Rock
-Katı Tutumlarla Fransız-Alman Ekseni, Finlandiyalıların
Son Gayreti" başlığıyla manşetten bildirdi.
Gazete Ankara'nın,
"Kapalı Maraş'ı kapsamlı çözümden önce iade etmemiz
söz konusu değildir" şeklindeki tutumunu beyan ettiğinin
altını çizdi ve Güney Kıbrıs'la ilgili yükümlülüklerini
yerine getirmeyeceğine de işaret ettiğini yazdı.
Finlandiya
Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'nın Rum ve Yunan
dışişleri bakanları ile Pazartesi günü ayrı ayrı
görüşeceğini, Başkanlığın hareket çerçevesinin bu
görüşmelerden ortaya çıkacağını yazan gazeteye göre
buna paralel olarak, Avrupa başkentleri "B planı" için
senaryolar şekillendirmeye başladılar.
Edindiği bilgilere
dayanarak Fransa ve Almanya'nın AB'ne karşı katı tavır
izleyeceğini belirten gazete Paris'in, aralık ayındaki Zirve
toplantısında yalnızca gümrük birliğiyle ilgili bazı
başlıkların dondurulmasının Fransa için yeterli
olmayacağını savunduğunu; Almanya Şansölyesi Angela
Merkel'in de; taahhütlerin yerine getirilmemesi durumunda önceden
belirlenmiş kötü etkiler olacağı konusunda Türkiye'yi sürekli
uyardığını kaydetti.
Gazete Almanya'da, hükümet
ittifakında bulunan anlaşmazlıklara rağmen;
Kıbrıs meselesini çözmemesi durumunda Ankara'nın üyelik
müzakerelerinin kesilmesini savunacak noktaya varan görüşler ortaya
konulduğunu belirtti ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un Vatikan ziyareti için bulunduğu Roma'dan; "AB'nin ala
carte menü olmadığını, Türkiye'nin yerine getireceği
yükümlülükleri seçemeyeceğini" söylediğini yazdı.
"Finlandiya kur
yapmaya başladı"
Gazete haberini şöyle
sürdürdü:
"AB Dönem
Başkanı Finlandiya, formülünü ileri götürmek için ilgili taraflarla
yeni bir temas turuna başladı. Maraş, doğrudan ticaret ve
Ek Protokol'ün hayata geçirilmesiyle ilgili fikirlere ilişkin bir paket
şekillendirip şekillendirmediği şu ana kadar belli
olmadı. Ancak esaslı görüşme yapılması halinde
değişiklikler olacağı açıktır.
Dönem
Başkanlığı, pazartesi günü Brüksel'de
dışişleri bakanlarıyla yapacağı görüşmede
jestler ortaya koyacak. Erki Tuomioja Brüksel'de Yunan dengi Bakoyanni ve
Kıbrıslı dengi Lillikas'la ayrı ayrı görüşecek.
Aynı gün verilecek yemek sırasında Tuomioja'nın AB
dışişleri bakanlarına bilgi verecek olması da ilgi
çekiyor.
Lefkoşa, geçen hafta
sonu üçlü toplantı düzenlenmesine ilişkin başarısız
girişimin ardından da, iki meseleyi ortaya koymuştu.
1-Türkiye'nin AB'ne yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesinin
Kıbrıslı Türklere yönelik doğrudan ticaret tüzüğüyle
hiçbir bağlantısı yoktur. 2-Kıbrıslı
Rumların kapalı Maraş'a geri dönüşleri güvenceye
alınmadan işgal bölgeleriyle doğrudan ticaretin
başlaması söz konusu değildir.
Ankara da Kıbrıs
sorununa kapsamlı çözüm bulunmadan Maraş konusunu
tartışmayacağını ve Kıbrıslı Türklerin
sözde izolasyonları kaldırılmazsa Protokol'de
Kıbrıs'la ilgili hiçbir harekette bulunmayacağını
iletti. Dolayısıyla Finlandiya dönem başkanlığı,
çıkmazı aşmak için Zirve toplantısına kadar olan
zamanı elinde bu olgular varken değerlendirmeye çalışacak.
Bakoyanni ve Lillikas
Brüksel'e aynı uçakta
Dora Bakoyanni ve Yorgos
Lillikas yarın (bugün) birlikte Brüksel'e gidecek.
Edindiğimiz bilgilere
göre; Bakoyanni ve Lillikas'ın ertesi gün Tuomioja'yla ayrı ayrı
gerçekleştirecek olmaları dolayısıyla, iki bakanın ve
mesai arkadaşlarının uçakta görüşme imkânı
bulabilmeleri için Brüksel'e birlikte gitmeleri
kararlaştırıldı. Gerekmesi halinde görüşmeler
(Rum-Yunan heyetleri) Brüksel'de de sürdürülecek.
Aynı zamanda Avrupa
başkentleri de 'B planı' arayışlarına
başladı. AB'nin iki önemli ülkesi olan Fransa ve Almanya'nın
açıklamaları önemlidir. Fransız bir diplomatik kaynak Paris'in;
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin kesilmesini arzu etmediğini, ama
yükümlülüklerini yerine getirmeden hiçbir şey olmamış gibi devam
edemeyeceğini söyledi. Aynı kaynak; aralık zirvesinde
yalnızca gümrük birliğiyle ilgili başlıkların
dondurulmasının Fransa için yeterli olmayacağını da
söyledi.
Almanya Şansölyesi
Angela Merkel, 25 üyeli AB'a üye olması yerine Türkiye'ye imtiyazlı
ortaklık verilmesinden yana tavır ortaya koyuyor.
Dışişleri Bakanlığı'nın şu anda
tonları düşük tutmaya çalışıyor olmasına
rağmen Almanya'nın Ankara'ya karşı tutumu zirve
toplantısında çok daha katı olacak. Almanya Dışişleri
Bakanı Frank-Valter Stainmagier, Frankfurter Allegemeine Zeitung
gazetesine verdiği mülakatta Türkiye'nin AB üyelik sürecinin kesilmesine
tamamen karşı çıkıyor."
KIBRIS 12/11/06
"Türkiye'den domates yiyoruz"
Fileleftheros gazetesi
yukarıdaki başlıkla ve "Kolokaslarımız da
İşgal Altındaki Bölgelerden Geliyor" alt
başlığıyla yayımladığı haberinde, Güney
Kıbrıs pazarında Yunanistan'dan gelen Türkiye menşeli
domatesler olduğunu yazdı.
Gazete, yakın
zamanlara kadar domateslerin barikatlardan Kıbrıs Türk menşeli
olarak geçtiğini ve menşeleri belirtilmeden
satıldıklarını yazarken, KKTC'den Güney'e giden
kolokasların ise Güney'de üretiliyormuş gibi
satıldıklarını kaydetti.
Öte yandan Rum Çiftçiler
Birliği'nin yetkili birimleri söz konusu olayla ilgili olarak önlem almaya
ve tüketicileri kandırmamaya davet ettiği belirtildi.
KIBRIS 12/11/06
İzolasyonlar
kalksın, limanları açalım
SOYER:
"EŞİTLİKTEN ASLA
VAZGEÇMEYECEĞİZ"...Başbakan Soyer: Rum kesimine asla boyun
eğmeyeceğiz, eşitlikten asla taviz vermeyeceğiz. Kimsenin
elini öpmeyeceğiz, kimseye de elimizi öptürtmek istemiyoruz
AVCI: "EŞİT
VE ADİL ÇÖZÜM İSTİYORUZ"... Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı,
KKTC'nin çözüm için her zaman hazır olduğuna dikkat çekerek,
"Eşit ve adil bir çözüm için masaya oturmaya hazırız"
dedi
AK Parti Genel
Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Şimdi
bizlere birileri gelip de, 'şunu vereceksiniz, bunu vereceksiniz'
diyorlarsa, kusura bakmasınlar önce KKTC'ye uygulanan izolasyonların
ortadan kalkması gerektiği için o zaman biz limanları ve hava
alanlarını açabiliriz, onun dışında açamayız. Bu
böyle bilinmesi gerekir" dedi.
Partisinin
kurultayında yeniden genel başkanlığa seçilen Başbakan
Erdoğan, kurultayda yaptığı konuşmada tüm dünyaya
"İzolasyonlar kalksın, limanları açalım"
mesajını yineledi.
AK Parti'nin 2.
olağan büyük kurultayına katılan Başbakan Ferdi Sabit Soyer
ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı da, Kıbrıs sorununda
eşitlik temelindeki çözüm isteklerini tüm dünyaya yeniden duyurdular.
Erdoğan, yeniden AKP
Genel Başkanı
AK Parti 2. Olağan
Kongresinde, Siirt Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan, yeniden genel
başkanlığa seçildi.
Erdoğan, seçime
katılan 1332 delegenin, 1330'un oyunu alarak yeniden genel başkan
olurken, 2 delegenin oyu geçersiz sayıldı.
Başbakan
Erdoğan, seçimden sonra kürsüye gelerek kısa bir teşekkür
konuşması yaptı.
Yola çıkarken,
Aşık Veysel'in "Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz
gece" dizelerini anımsatan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Daha çok yolumuz
var. Önümüzde çok engeller var. Sizlerle beraber bu engelleri
aşacağız, engel tanımayacağız. Daha önce
engelleri nasıl aştıysak, önümüzdeki yıl yapılacak
seçimlerde de yeni başarılar elde edeceğiz. Sizler, bugüne kadar
olmamışı gerçekleştirdiniz. Bunu, halkımızla
kucaklaşarak gerçekleştireceksiniz. Sizler bu salona
sığmadınız, dışarıda çadırlarda
izleyenler, üşüyen kardeşlerimiz haklarını helal
etsinler".
AB süreci
Kurultaydaki
konuşmasında, AB sürecini de değerlendiren Başbakan
Erdoğan, Türkiye'de AB sürecinin yeni
başlamadığını ifade etti.
Bu sürecin, fiilen
1963'ten itibaren başladığını ve 43 yıl
geçtiğini, kendilerini ise 39 yıl sonra bu işin aktörü
olduklarını anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam
etti:
"17 Aralık ve 3
Ekim böyle gerçekleşti. Müzakerelerde fasıllar açıldı,
kapandı, bunlar hızla devam ediyor. Burada birçok şeyler
konuşuluyor; 'Acaba rehavet mi var, Türkiye acaba bu işi acaba
farklı mı ele alıyor'. Hepsi yalan yalan yalan. Biz
tuttuğumuz bir işi sıkı tutarız. Biz bu ülkenin
evlatlarına yakışır şekilde tutarız."
Kimse rüşvet
beklemesin
KKTC Başbakanı
ve Yardımcısının kongrede ifade ettiği gibi, kimsenin
Türkiye'den rüşvet isteyemeyeceğini dile getiren Başbakan
Erdoğan, "Bizden, birileri 'kalkıp da eğer piyasada
rüşvet olur ama köşeye sıkıştırmak suretiyle
rüşvet telakki ediyoruz' diyorlarsa, kusura bakmayın Türkiye'nin
rüşveti veya komisyonu yoktur. Bunu bilmeleri lazım" dedi.
Erdoğan, şöyle
devam etti:
"Zira, biz, 1974'ü
unutmayız. Biz, ondan öncesini de unutmayız. Bunların hepsini
gayet iyi biliriz. Dolayısıyla, bizimle masaya oturanlar,
oturdukları zaman, sözlerinde duracak şekilde otursunlar. Biz, Burgenstock'ta
oturduk masaya ve orada beraberce imzayı attık.
BM Genel Sekreteri
Annan'ın riyasetinde attık. Garantör ülke Yunanistan,
Başbakanı Karamanlis, Rum Kesimi Lideri Papadopulos, ben, Abdullah
Bey ve Talat ve Denktaş da vardı. Oturduk, konuştuk ve imzalar
atıldı.
Biz orada aslında
baldıran zehrini de içtik ve 'evet' dedik. Ama onlar halkına
'hayır' dedirtti. Niye? Biz söz vermiştik sözümüzün gereğini
yerine getirdik. Ama onlar yerine getiremedi. Şimdi bizler, birileri gelip
de, 'şunu vereceksiniz, bunu vereceksiniz' diyorlarsa, kusura
bakmasınlar önce KKTC'ye uygulanan izolasyonların ortadan
kalkması gerektiği için o zaman biz limanları ve hava
alanlarını açabiliriz, onun dışında açamayız. Bu
böyle bilinmesi gerekir."
Destek kıtaları
Bunu, iç politikada malzeme
yapma gayreti içinde olanların olduğunu dile getiren Başbakan
Erdoğan, "Ana muhalefeti ile parlamento içi veya dışı
muhalefet ve yahut da destek kıtaları almak suretiyle burada bir
Pazar oluşturmaya çalışanlar var. Millet olarak şunu iyi
bilmeliyiz ki, biz bu oyuna gelmeyiz" dedi.
KKTC'ye hiçbir dönemde
kazandırılmayan itibarı kazandırdıklarını
anlatan Başbakan Erdoğan, KKTC'de milli gelirin 10 bin dolara
çıkarıldığını söyledi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ilk kez Pakistan'a resmi
davetli olarak ziyaret gerçekleştirdiğini anımsatan
Başbakan Erdoğan, Rusya, Almanya, Hollanda gibi ülkelere de resmi
ziyaretlerin yapıldığını söyledi.
Hiçbir dönemde
yapılmayan yatırımların gerçekleştiğini, turizmde
patlama yaşandığını belirten Başbakan
Erdoğan, "Bugüne kadar niye yapılmadı" diye sordu.
İnsaf insaf...
Erdoğan,
"şimdi kalkıpta bize hangi yüzle 'Kuzey Kıbrıs
peşkeş çekildi, Kuzey Kıbrıs şöyle oldu böyle oldu'
diyesiniz, hangi yüzle... İnsaf insaf, insaf... Bize bir belge gösterin.
Bir tane gösteremezler, biz bu kadar rahatız, yere sağlam basarak
yolumuza devam ediyor. Türkiye, bizim için ne ise, Kuzey Kıbrıs'ta
bizim için odur" dedi.
Soyer: Rum kesimine asla
boyun eğmeyeceğiz
AK Parti'nin 2.
Olağan Büyük Kongresi'ne katılarak bir konuşma yapan Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, "Anadolu halkının, her zaman verdiği
destek ile yapılan yatırımların her kuruşunun israfa
değil, yatırıma harcandığını" söyledi.
Papadopulos'a da seslenen
Soyer, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a da
muhatabının KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
olduğunu belirterek, barışçı ve ortak bir geleceği
kurabilmenin imkânlarının bulunması gerektiğini kaydetti.
Soyer, şunları söyledi:
"Rum kesimine, asla
boyun eğmeyeceğiz, eşitlikten asla taviz vermeyeceğiz,
İslam toplumu olan Kıbrıs Türk Toplumu ile Hıristiyan
toplumu olan Rum kesiminin bir federasyon içinde buluşması, aynı
zamanda medeniyetler buluşması ile bölge barışına da
katkı getirecektir. Kimsenin elini öpmeyeceğiz, kimseye de elimizi
öptürtmek istemiyoruz."
Avcı: Eşit ve adil
bir çözümden yanayız
Başbakan
Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Özgürlükler
ve Reform Partisi Genel Başkanı Turgay Avcı
konuşmasında kongrede bulunmaktan dolayı duyduğu
memnuniyeti dile getirdi.
Kongrenin, Türkiye'deki
demokrasinin kurumsallaşmasını gösterdiğini ifade eden
Avcı, siyasi partilerin gücünün demokrasilerin gücünü de gösterdiğini
bildirdi.
AK Parti'nin bu
coşkulu kongresinin kendilerine de ilham olacağını ifade
eden Avcı, "Türkiye'nin gücünü, dayanışma duygusunu ve
sevgiyi burada görüyorum" dedi.
İki ülke
arasında tarihsel, kültürel ve milli değerlere dayalı
ilişkilerin sıkı bağlar nedeniyle büyük önem
taşıdığını belirten Avcı, geçmişte
olduğu gibi bugünkü hükümetin de Kıbrıs'a verdiği
desteğin artarak devam edeceğine inandığını
söyledi.
Başbakan
Erdoğan'ın bu yaz Kıbrıs'a 3 günlük bir ziyaret
gerçekleştirerek, adayı adım adım gezdiğini
anımsatan Avcı, Kıbrıs Türkünün refahı ve daha güzel
günlere ulaşmak için bu ziyaretlerin gerçekleştiğini söyledi.
KKTC'nin çözüm için her
zaman hazır olduğunu belirten Avcı, "Eşit ve adil bir
çözüm için masaya oturmaya hazırız" dedi.
Kongrede Suriye Arap
Cumhuriyeti'nin Baas Partisi Başkanlık Divanı Üyesi Yasir
Hourieh, Çin Komünist Partisi Merkez Disiplin Komitesi üyesi Cao Hongxing, AP
Liberal Grup Başkanı Graham Watson da birer konuşma yaptı.
Watson, Türkiye'nin AB'ye
üye sürecinin kolay olmadığına işaret ederek,
İngiltere'nin üyelik sürecinin 10 yıl sürdüğünü ve iki defa
Fransa'nın vetosuyla karşılaştığını
anımsattı.
Grup Başkanı
Watson, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak da Rum kesimine
gösterilen iyi niyetin de sınırsız
olmadığını kaydetti.
Avrupa Halkları
Partisi (EPP) Başkanı Wilfried Martens, Bulgaristan Halk ve
Özgürlükler Hareketi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ünal
Lütfi ve Irak İslami Partisi Politik Konseyi Üyesi Mustafa Salman
Kongre'ye hitap etti
KIBRIS 12/11/06
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliginin (AB)
Kibris Türk halkinin haklarini Türkiyenin birlige giris süreci içerisinde
törpülemeye çalistigini vurguladi
11 Kasim 2006
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliginin (AB) Kibris Türk halkinin
haklarini Türkiyenin birlige giris süreci içerisinde törpülemeye çalistigini
vurguladi.
Talat, dün Girne Amerikan Üniversitesinde (GAÜ) düzenlenen bir etkinlikte
yaptigi konusmada, Kibris sorunu ve Türkiyenin AB üyeligi ilerleme sürecindeki
son gelismelere degindi.
Cumhurbaskani Talat, AB Komisyonunun konuya iliskin hazirladigi ilerleme
raporu ile strateji belgesinin Türkiyenin AB sürecini belirleyecek iki önemli
belge oldugunu kaydetti.
Kibrisli Türkler açisindan bu belgelere bakildiginda ciddi bir memnuniyetsizlik
ve rahatsizlik duyuldugunun altini çizen Cumhurbaskani Talat, ABnin; verdigi
sözleri tutmadigi gibi, Kibris Türk halkinin haklarini Türkiyenin birlige
giris süreci içerisinde törpülemeye çalistigina dikkat çekti.
TC Basbakani Recep Tayip Erdoganin da ifade ettigi gibi, Kibris konusu ne
Kopenhag ne de Maastrich kriteri olmasina ragmen, Kibris sorununun varliginin;
Türkiyenin AB sürecini siyasi olarak zora sokan bir karakter tasidigina isaret
eden Cumhurbaskani, ABnin bize verdigi sözlerin yapacagim dediklerinin
yapilabilmesi için bizden birtakim seyler istemesi ve Türkiyenin üyeligi
sürecinde bunlarin elde edilmeye çalisilmasi, Kibris Türkü açisindan kabul edilebilir
bir yaklasim degildir dedi.
Izolasyonlarin kaldirilmasi için Kibrisli Türklerin Kibrista bütünlüklü
çözümün unsurlarindan bir seyler vermesine nasil bir gerek oldugunu anlamanin
gerçekten zor oldugunu ifade eden Talat, referandumdan hemen sonra Avrupa
Birliginin, Kibrisli Türklerin ekonomik izolasyonunu herhangi bir sey talep
edilmeden kaldirma karari aldigini hatirlatti.
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Türkiyenin AB üyeligi sürecinin getirdigi
zaman kisitlamalari çerçevesinde Kibrisli Türklerin geri adim atmasi ve bir
kisim haklarindan feragat etmesi yoluna gidildigine isaret ederek, söyle dedi:
Bu kabul edilebilir bir durum degildir. Dolayisiyla biz Kibris Türk
tarafi olarak gayet açik ve net bir sekilde Avrupa Birliginin bu tutumunu
benimsemedigimizi ve bunu kabul etmedigimizi kendilerine ilettik. Tabii ki bunu
ayrica resmi tavir ve tepki olarak da ortaya koyacagiz.
Kibrisli Türklerin Avrupa Birligi hedefini ortadan kaldirmadigini da ifade eden
Cumhurbaskani, asil karsi çikilan konunun ABnin yapmasi gerekenleri yapmak
yerine bunu bazi sartlara baglayarak Kibrisli Türklerin haklarini erozyona
ugratmaya çalismasi oldugunu söyledi.
Konusmasinda Kibris sorununun bütünlüklü çözümüne ve içinde bulunulan sartlara
da deginen Talat, sorununun çözümünün AB çerçevesinde degil Birlesmis Milletler
çerçevesinde olabilecegini vurguladi.
ABnin strateji belgesinde ve ilerleme raporunda gördügümüz gibi, Avrupa
Birligi tarafsiz degildir. Çünkü Kibris Rum kesimi ve Yunanistan birlik
üyesidir ve bu durumda da Avrupa Birliginin tarafsiz hareket etmesi
mümkün degildir diyen Cumhurbaskani Talat, Kibris sorununun bütünlüklü
çözümünün daha tarafsiz olabilecek Birlesmis Milletler çerçevesinde
olabilecegini, bunun AB yetkilileri tarafindan da dile getirildigini söyledi.
Cumhurbaskani Talat, Kibris Türk halkinin Annan Planina evet, Rum halkinin
ise hayir demesine karsin, bugün Kibris Türk tarafinin tecrit ve izolasyona
karsi mücadele verdigini, Rum tarafinin ise tecridi yogunlastirmak için
mücadele ettigini vurguladi.
YUNANISTAN, ÇÖZÜM IÇIN DAHA TESVIK EDICI OLMALI
Öte yandan Talat, Kibris sorununun devaminin gelecek için zehirleyici bir
nitelik tasidigini ifade ederek, Yunanistanin Kibris sorununun çözümünde daha
tesvik edici olmasi gerektigini dile getirdi
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Yunan akademisyen ve gazetecileri kabul etti.
Panteion Üniversitesi Uluslararasi Iliskiler Bölümünden Prof. Alexis
Hercalides, Atina Üniversitesinden Hercules Millas ve TA NEA Gazetesi Dis
Haberler Editörü Michael Mitsosun katildigi kabulde gazeteciler, Cumhurbaskani
Talattan Kibris sorunundaki son gelismelerle ilgili bilgiler aldi.
Uluslararasi Baris Gazeteciligi Konferansina katilmak üzere adada bulunan
Hercalides, Millas ve Mitsos, Cumhurbaskani Talata Finlandiyanin girismi,
Yunanistanin Kibris sorununa yaklasimi gibi konularda sorular sordu.
SORUNUN DEVAMI ZEHIRLEYICI NITELIK TASIR
Cumhurbaskani Talat, Kibris sorununun çözüm yerinin Avrupa Birligi (AB) degil,
Birlesmis Milletler (BM) oldugunu söyledi. Cumhurbaskani Talat, BMnin Kibris
sorununu çok iyi bildigini, ancak ABnin bu konuda yeterince bilgi birikimine
sahip olmadigini da vurguladi.
HALKIN
SESI
Gul warns Finnish FM: Be careful, don't fall into Greek
Cypriot trap
Sources in Ankara report that Foreign Minister Abdullah Gul has warned his
Finnish counterpart, Foreign Minister Erkki Tuomioja, not to "fall into
the situation Verheugen fell into," recalling that "Papadopoulos had
told Verheugen that the Greek Cypriots would vote 'yes' on the referendum, but
in the end, they voted 'no.'"
Gul and Tuomioja have reportedly spoken at least twice this week by phone
regarding the latest Finnish efforts to bring about a solution to the Cyprus
matter. More of what Gul reportedly told Tuomioja by phone is as follows:
"We applaud your good intentions. But please take note: The Greek Cypriot
leader Tasos Papadopoulos might make you fall into the same situation Gunter
Verheuen found himself in. As you might recall, prior to the April 24
referendum, Papadopoulos told Verheugen that the Greek Cypriots would say
'yes,' but in the end, they voted 'no.'......Because of this, erheugen had to
declare 'Papadopoulos tricked even me.' In order to bring about a balanced
outcome in the region, it would be good if you visited and listened to both
sides. Papadopoulos' equal on the Northern Cypriot side is Mehmet Ali Talat.
And Greece should be involved in these visits. Otherwise, there will be no
results."
HURRIYET
11/11/06
TC Genelkurmay Baskani Orgeneral Büyükanit bizim degil
devletin temel politikasi dedi ve Kibris politikasini özetledi
YENIDUZEN 11 Kasim 2006, Cumartesi 16:01
TC Genelkurmay Baskani Orgeneral Yasar Büyükanit, Türkiye devletinin temel
politikasinin Kibris sorununun BM çatisi altinda bir bütün olarak çözülmesi
oldugunu söyledi.
Genelkurmay Baskani Orgeneral Yasar Büyükanit, önceki aksam Gazi Ordu Evindeki
basin kokteylinde, gazetecilerin gündeme iliskin sorularini yanitladi.
Orgeneral Büyükanit, bir gazetecinin, Finlandinyanin Kibris önerisinden
ümitli olmadigini söyledigini hatirlatmasi üzerine, söyle konustu:
(Ümitli olmadim) hiç demedim. Sunu dedim; bizim degil, devletin temel
politikasi Kibris sorunun BM çatisi altinda ve bir bütün olarak, böyle parça
parça degil de bütünsel olarak çözümü. Türkiyenin uzun yillardir sürdürdügü
politikasidir. Bizim de görüsümüz asker olarak, bu devlet politikasinin kabul
edilmesidir. Bunlarin disinda bir sey düsünmüyoruz.
Bir gazetecinin, AB zeminine dogru bir kaydirma var sözleri üzerine, AB
zeminine kaydirilmasi Rum kesiminin temel politikasidir dedi.
ABnin 14-15 Aralika kadar çözüm beklentisi içinde oldugunu söyleyen bir
gazeteciye ise Orgeneral Büyükanit, Onu bilemiyorum. Finlandiya plani hakkinda
da bir sey söylemem, ben plan-milan görmedim asker olarak. Hep gazetelerden
okudum. Gazetede okudugum seyle de yorum yapmam karsiligini verdi.
DIS
POLITIKA
Yabancilarin 8 yanlisi
KOPENHAG- Basliga bakip biz herseyde hakliyiz, dünya tümden yanlis
davraniyor mesaji çikarmayin. Öyle bir iddiam yok. Aksine Kibris sorununda
Kibrisli Türkler olarak geçmiste yaptigimiz hatalardan dolayi simdiki hale
düstügümüzü defalarca yazdim. Simdiki yönetimin de temel vizyonlarinda sorun
olmasa bile, her yaptigi dogru degil. Zaten asagida verilen örneklerin çok
büyük bölümü de yine bizim eksikligimizden kaynaklaniyor.
Danimarkanin baskenti Kopenhagta Çarsamba günü bir panel vardi. Danimarkali
Avrupa Hareketine bagli Avrupa Birliginde Türkiye Agi adli sivil örgütün,
Politiken gazetesiyle isbirligi içinde düzenledigi panelde Politisin Yazi
Isleri Müdürü Andreas Paraskosla birlikte konusmaciydik. Izleyici kitlesi
içinde Danimarkali gazeteciler, akademisyenler ve siradan vatandaslarin
yanisira, Danimarkadaki Türkiye ve Kibris Cumhuriyeti elçiliklerinden de
epeyce insan vardi.
Panelde sunuslardan sonra izleyenler de sorular sordu, yorumlar yapti.
Özellikle elçilik mensuplari arasinda zaman zaman tartismalar da yasandi. Uzun
uzadiya paneli anlatmak yerine, orada konusulanlardan hareketle yabancilarin
Kibrisla ilgili yanlis bildiklerini not düsmeye çalisacagim bugün...
Kuskusuz biz Kibrisi dünyanin merkezi saniyoruz genellikle, ancak
yabancilarin bizim sorunlu adayla alakalari yok pek... Ilgili olanlarin da
dogru olmayan bilgilerle donatilmis olmasi, disarida zaten olmayan gücümüzü
daha da zayiflatiyor, çözüm isteyen Kibrisli Türkler olarak.........
**
Gelelim yabancilarin 8 yanlisina...
1... Magusa Limani açik degil: Limanin fiilen ve fiziken
kapali oldugunu saniyorlar. Oysa 1975ten bu yana limanin açik oldugunu, hatta
AB üyesi ülkeler dahil birçok yabanci ülkenin bayragini tasiyan gemilerin
Magusaya geldigini, ayrica Girnede bir liman bulundugunu ve onun da
faaliyette oldugunu bilmiyorlar. Dogal olarak Rum Yönetiminin Magusa Limanina
gelen gemi kaptanlarina ve sirketlerine ceza verdigini, bu yüzden birçok
geminin Kuzeydeki limanlara yanasmadigindan haberleri yok... Bunun nedeni hep
Magusa Limaninin açilmasini konusmak herhalde... Madem ki açilacak, demek
ki kapali diye düsünmek, Aristo mantigina uygun...
2... Kuzeyden Güneye, Güneyden Kuzeye geçis: Yesil Hat
Tüzügü 2,5 yildir uygulamada, ancak adayi o günden beri ziyaret etmeyen
yabancilar, iki taraf arasinda geçis yapamayacaklarini saniyorlar. Geçmiste
öyleydi, kafalarda hala o var. Güneyden veya Kuzeyden adaya girse bile,
turistlerin istedigi yere gidebilecegi ve geceleyebilecegi bilgisi namevcut
Avrupalilarda... Turizmcilere de duyurulur!..
3... Kültür varliklari yikiliyor: Sadece Kuzeydeki
kültürel degerlerin zarara ugradigi bilgisi hakim yabancilarin kafasinda...
Yalan mi bu? Ne yazik ki degil!.. Birçok eseri yikip döktük, su veya bu
nedenle... Ancak Güneydeki birçok eser de benzer bir kaderi paylasiyor.
Yabancilarin bu konudaki bilgisi tek tarafli...
4... Kayip Türk de mi var? Tek tarafli bilinen bir diger
kritik konu da kayiplar... Sadece Rum kayiplar oldugu saniliyor, öyle
biliniyor. Hal böyle olunca, taraflardan biri barbar, digeri mazlum olarak
algilaniyor. Çok insani bir düsünce silsilesi bu... Oysa kazin ayagi öyle
degil... Ama anlatmazsaniz, nereden bilsin Avrupalilar?
5... Insan haklari ihlali: Yabancilarin Kibrisla ilgili
ilk tepkileri genellikle insan haklarina iliskin... Bunun da adi mal-mülk
meselesi, bizim lisanda... Daha açikçasi Rum göçmenlerin biraktigi mallar...
Kibrisli Türklerin de mallarindan oldugu, defalarca göç yasadigi bilinmeyenler
arasinda... AIHMde açilan Rum davalari biliniyor da, Kibrisli Türk davalari
duyulmamis henüz oralarda... Insan haklarinin diger yönleri ise zaten konusulmuyor.
6... Mali yardimla Kibrisli Türkler ihya olacak: AB 259
milyon Euro verecek ya... Hatta 38.1 milyon Euroyu da serbest birakti ya...
Kibrisli Türklerin neyine yetmiyor bu? Bu inanis hakim... Sadece parayla
saadet olmaz sözünden haberleri yok yabancilarin!..
7... Isgal altindaki bölge: Kibrisin Kuzeyinde normal
bir yasam oldugunu tahmin bile edemiyor birçok Avrupali... Tellerle çevrili,
sokaklarinda yürünemeyen, araba sürülemeyen bir yer olarak tahayyül ediliyor.
Isgal bölgesi propagandasinin 32 yillik basarisi bu... O yüzden Kuzey
Kibristan bir eglence mekani, bir spor karsilasmasi forografi görünce hayrete
düsüyorlar.
8... Fin önerileri çözüm getirecek: Gündemde Finlandiya
önerileri var ya... Yabancilar da saniyor ki Maras verilir, Magusa Limanindan
kisitlamalar kaldirilir, Türkiye limanlari da Rum uçak ve gemilerine servis
vermeye baslarsa Kibris sorunu çözülecek!.. Oysa mal-mülk meselesi, askerler,
egemenlik, devlet yapisi, göçmenler ve diger ana konularin degil Finliler,
milyar nüfusluk Çinliler tarafindan bile çözülemeyecegini, bu misyonun sadece
ve sadece adada tam 42 yildir Bais Gücü askeri bulunduran BMye ait oldugunu da
bilmiyorlar ne yazik ki... Annan Planini da!..
**
Yabancilarin Kibris hakkinda bilmedikleri ya da yanlis bildiklerini degil 8,
888 maddeye kadar uzatabiliriz dilerseniz...
Çözüm isteyen herkesin bu rakami asagiya çekme gibi bir görevi de var ayni
zamanda...
YENI
DUZEN 11/11/06
EU leader Finland wants Cyprus summit
EU term president Finland has added new efforts to its search for a solution to
Cyprus matters in advance of the December 15 EU summit. Finland authorities
have reportedly told Ankara of their desire to hold "closed door"
talks on the Cyprus matter similar to those which took place at the 2004
"Burgenstock" meeting.
According to sources at the Turkish Foreign Ministry, Finland has not yet
issued formal invitations to such "closed door" meetings on Cyprus,
in addition to the fact that early reports on who will be participating in the
meeting, planned for a town near Helsinki, have not pleased Ankara. Authorities
in the Turkish capital have reportedly clarified to Helsinkin sources that they
cannot accept the currentn list of meeting participants, which as it stands is
composed of Finnish Foreign Minister Erkki Tuomioja, Foreign Minister Abdullah
Gul, Northern Cypriot President Mehmet Ali Talat, and Southern Cypriot Foreign
Minister Yorgo Lillikas. Ankara's rejection of the Finnish proposal is based on
the following points, according to sources in the capital:
Turkey's points of rejection for current plan
1- Why is Greece not invited to join in the meeting? Turkey cannot participate
ina a meeting on this subject at which Greece is not present.
2- The appropriate counterpart to Northern Cypriot President Talat is not the
Southern Cypriot Foreign Minister, but the leader of Southern Cypriot, Tasos
Papadopoulos. Why should Talat attend a meeting at which Papadopoulos is not
present?
Sources in Helsinki report that following the reception of these complaints
from Ankara, Finnish authorities have been trying to persuade Papadopoulos to
come to the meeting. In Athens however, Greek Foreign Ministry spokesperson
Yorgo Kumuchakos said "We have not received any invitations of this sort.
So there is no expectation that we will attend this meeting."
Meanwhile, in a joint press conference held yesterday in Ankara with Belgian
Foreign Minister Karel De Gucht, Abdullah Gul noted that he had spoken twice by
phone with Finnish Minister Tuomioja, and that there was a possibility that
Tuomioja would be traveling between Ankara, Athens, and Nicosia to try and
arrange pre-summit Cyprus meeting. Belgian Foreign Minister De Gucht, noting
that he was optomistic about a solution, called on the Southern Cypriots to "act
responsibly."
12/11/06
HURRIYET CYPRUS ISSUE
|
NTV
Güncelleme: 16:12 TSİ 13 Kasım 2006 Pazartesi
İSTANBUL
- Başbakan Erdoğan, İspanya Başbakanı Zapatero ve BM
Genel Sekreteri Kofi Annan, Medeniyetler İttifakı
toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Erdoğan Nisan ayına kadar cumhurbaşkanlığı seçimi
konusunda konuşmama kararı aldığını söyledi.
Erdoğan Papanın ziyaretinde Türkiyede olmamasının
altında bir şey aranmaması gerektiğini belirterek NATO
toplantısında bulunma zorunluluğum var. Başka sebep yok
dedi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, basın
toplantısında medeniyetler ittifakını gerçekleştirmek
için ortaya atılan önerileri hayata geçirmek amacıyla, izleme
mekanizması ve sekretarya kurulucağını sivil toplum kuruluşları
ile birlikte çalışacaklarını belirtti.
İspanya Başbakanı Zapatero da fanatiklerin
çalışmalarına engel olacaklarını vurguladı.
Başbakan Erdoğan ise fanatizme ve radikalizme prim vermelerinin
mümkün olmadığını ifade etti.
ANNAN:
KIBRIS SORUNU BMNİN ÖNÜNDE
BM Genel Sekreteri Kofi Annan gazetecilerin Kıbrıs sorunu konusundaki
sorularına; konunun hala BMnin önünde olduğunu belirterek Biz
Birleşmiş Milletleriz. Hala Kıbrıs konusunun içindeyiz.
Bir temsilcim şu anda güven artırıcı önlemleri
hazırlıyor. Diyaloğun başlaması için
hazırlıklar yapıyor. Sayın Talat ile Cenevrede
buluşacağım. Herkes Kıbrıs sorununun BMnin elinde
olduğunu ve en iyi şekilde çözmeye
çalıştığımı biliyor. Benden sonraki genel
sekretere de bu sorunu en iyi şekilde çözmesi için yardımcı
olacağım yanıtını verdi.
PAPANIN ZİYARETİ
Başbakan Erdoğan da basın toplantısında, Türkiyeyi
ziyaret edecek olan Papayla neden görüşmeyeceğine ilişkin
soruya, Papa, Sayın Cumhurbaşkanının davetlisi olarak
Türkiyeye geliyor. Kendisi ile cumhurbaşkanı görüşecek. O
günlerde NATOnun Litvanyada zirve toplantısı var, Papa Türkiyeye
geliyor diye ben NATO zirvesine katılmayayım mı?
yanıtını verdi.
Erdoğan Nisan ayına kadar cumhurbaşkanlığı
seçimi konusunda konuşmama kararı aldığını
söyledi.
Annan: "Kıbrıs sorunu BM'nin elinde"
13 Kasım, 2006 20:11:00 (TSİ) CNN TURK
İstanbulda düzenlenen Medeniyetler
İttifakı zirvesine katılan Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Kofi Annan ''herkes Kıbrıs sorununun Birleşmiş
Milletler'in elinde olduğu konusuna inanıyor'' dedi.
Gazetecilerin
sorularını cevaplayan Annan, Kıbrıs sorunu ile ilgili
arayışların sürdüğünü söyledi.
Kıbrıs sorununa uzun vadede geniş kapsamlı çözüm
bulunabilmesi için her iki tarafta da temsilcileri olduğunu belirten
Annan, çabaların sürdüğünü vurguladı.
Gelecek hafta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Cenevre'de bir araya geleceklerini ifade eden Annan,
sorunun Birleşmiş Milletler temelinde çözümlenmesi gerektiğine
işaret etti.
Kofi Annan, aralık ayında dolacak görev süresinin bitimine kadar
öneride bulunacağını da açıkladı.
AB'den 'limanları açın' baskısı
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı.
Raporda reform hızının yavaşlamasından,
azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin
önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık
ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını
Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin
dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek
istediklerini' belirtti.
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye
kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler
zirvesinde tavsiye kararı alacak.
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada
Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma
sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer
almadı.
AB bakanları Kıbrıs'ı görüşecek
13 Kasım, 2006 09:45:00 (TSİ) CNN TURK
Yılda iki kere toplanan AB
dışişleri ve savunma bakanları toplantısı bugün
yapılacak. Gündemde Türkiye ve Kıbrıs var. Ayrıca
aralıkta yapılacak AB zirvesinin gündemi de bu toplantıda
oluşturulacak.
Türkiye
ve Kıbrıs bugün Brüksel'de başlayacak toplantının
önemli gündem maddelerini oluşturuyor. Komisyon'un
yayımladığı Türkiye'nin İlerleme Raporu üye ülkelerin
dışişleri bakanlarına sunulacak.
Komisyon'un Finlandiya'nın Kıbrıs konusundaki girişimlerine
aralık ayına kadar zaman tanıması üye ülkeler arasında
çatlaklara yol açtı.
Fransa, Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi Türkiye ile
müzakerelerin bazı başlıklarda dondurulmasını istiyor.
Ancak Komisyon süre tanımaktan yana. Bu farklı görüşlerin de
bugünkü toplantıda dile getirilmesi bekleniyor.
AB'den 'limanları açın' baskısı
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı.
Raporda reform hızının yavaşlamasından,
azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin
önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık
ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını
Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin
dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek
istediklerini' belirtti.
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye
kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler
zirvesinde tavsiye kararı alacak.
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada
Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma
sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer
almadı.
Plassnik:
Müzakereler durmalı
Avusturya Dışişleri
Bakanı Ursula Plassnik, Türkiye ile AB arasındaki müzakerelere ara
verilmesi gerektiğini savundu.
Brükseldeki AB Dışişleri
Bakanları Konseyi toplantısında konuşan Plassnik, tren
kazası değil, trenlerin durma ihtimali olduğunu öne sürdü. AB
Habere göre Plassnik, Türkiye AB ilişkileri çerçevesinde şu anda
tamamen durgunluk bölümündeyiz. Tren kazası değil,trenlerin
durması gibi bir durum var. Türkiye tarafında bir hareketlilik
olmazsa, müzakerelere ara (breathing time) verilmesi tarafların nefes
alması için gerekliö dedi.
ÖNCELİĞİMİZ
İMTİYAZLI ORTAKLIK"
Avusturyanın Türkiyeye karşı
politikalarında bir değişiklik olmadığını
söyleyen Plassnik, Türkiyeye karşı ABnin
kapılarının kapatılmasını istemiyoruz.
Avusturyanın önceliği Türkiyeye imtiyazlı ortaklık
verilmesiö diye konuştu.
Avusturya Dışişleri Bakanı,
Şu anda Türkiye ve Avrupa tansiyonu düşürmeli ve baskılar
azaltılmalı. Şimdi Türkiye ile AB arasında vites
küçültülmesine ihtiyaç varö dedi.(ANKA)
MILLIYET 13/11/06
AB ile
yüzde 96 uyum
İlerleme Raporu,
Türkiye'nin AB ile en çok uyum sağladığı başlık
olarak yüzde 96 ile dış, güvenlik ve savunma politikasını
saydı
13/11/2006
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA -
Türkiye ile AB, ortak dış ve güvenlik politikalarındaki uyum
oranını ağustos itibarıyla yüzde 96'ya çıkardı.
Belli başlı tüm uluslararası konularda benzer politikaları
uygulayan Türkiye ve AB'nin yüzde 4'lük fikir ayrılığı
Kıbrıs ve Ermenistan kaynaklı.
Avrupa Komisyonu'nun geçen hafta yayımladığı İlerleme
Raporu'nda müzakere edilen başlıklar arasında 31.
başlığı oluşturan dış, güvenlik ve savunma
politikası, uyumun en ileri ölçüde sağlandığı
alanlardan biri görülüyor. Üst düzey bir Dışişleri yetkilisi,
uyum oranının yüzde 96 çıkmasını, "Şu
övünülenecek bir durum. AB; İran, Irak, Ortadoğu başta olmak
üzere birçok uluslararası gelişmede Türkiye'nin görüşlerine
başvuruyor ve bunlara değer veriyor. Kim kimin politikasına
uyuyor ona bakmalı" değerlendirmesi yaptı. Bir başka
Dışişleri yetkilisi ise 'dış politika gibi bir alanda
bu kadar kesin bir oranın nasıl ölçülebildiği' sorusu üzerine
şu açıklamayı yaptı: "Örneğin bir ülke ya da
bölgede bir gelişme yaşanıyor. AB, politikasını
saptıyor ve aday ülkelere paylaşıp
paylaşmadığını soruyor. İran, Irak gibi
bölgemizde yaşanan konularda ise AB politika saptama aşamasında
Türkiye'ye başvuruyor. Tabii tam üye olmadığımız için
bazı konularda farklı düşünüyor olmamız normal. AB ülkeleri
bile zaman zaman farklı politikaları tercih edebiliyor."
Kıbrıs ve
Ermenistan farklı
En temel politika farklılığı Kıbrıs ve
Ermenistan'da. Raporda Türkiye'nin Kıbrıs ve Malta'yı veto
etmesi nedeniyle NATO-AB işbirliğinin tam
gerçekleştirilemediği kaydediliyor. Türkiye'nin Wassenaar
Anlaşması'na Kıbrıs'ın katılmasını veto
ettiğine dikkat çekiliyor. Türkiye'nin Ermenistan'la sınır
kapısını hâlâ açmadığı vurgulanan raporda, 'bunun
iyi komşuluk ilişkisinin oluşturulması için ileri bir
adım olacağı' vurgulanıyor. Raporda Türkiye'nin
Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni tanıyan sözleşmeye henüz imza
atmadığı da anımsatılıyor.
Raporda Türkiye'nin uyum sağladığı alanların
başında Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'na
katılım geliyor. Türkiye'nin BM ve NATO operasyonlarının
yanı sıra AB yönetimindeki ALTHEA'ya katılımı
önemli adım görülüyor. Suriye, Lübnan, Irak, İran ve Afganistan'da
politikaların uyumu olumlu ifade ediliyor.
Atatürk
'Kürtlere özerklik verilecek' dedi
|
|
|
FOTOĞRAF: İSMAİL SAYMAZ |
· Tarih Kurumu,
Atatürk'ün Kürtlerle ilgili 1923'teki sözlerini sansürledi. Atatürk'ün 25'e dek
Türk tanımı yoktu. Atatürk, Türkiye halkı diyordu çok defa.
Kanunlarda da bu böyleydi
· Atatürk, hocalarla
dua ederek, besmeleyle, kurbanla Meclis'i açtı. Meclis, Osmanlı'da
böyle hiç açılmadı. Atatürk, Meclis'i bugün böyle açsaydı,
irtica denirdi buna
· Anadolu çok büyük
işgal yaşamadı. Kurtuluş Savaşı üç yıl
sürdü, şehit-yaralı 30 bin zaiyatımız oldu. Bu,
Cumhuriyet'in meşruiyeti için pırıltılı hale getirildi
13/11/2006
RADIKAL
NEŞE DÜZEL
NEDEN? Cemil Koçak
Geçenlerde, Taner Akçam'ın Ermeni sorunuyla ilgili
yazdığı son kitabında yer alan Atatürk'ün bir sözü çok
tartışıldı. Atatürk'e ait bu sözlerin Meclis
kayıtlarında bulunamadığı ileri sürüldü. Aynı
günlerde Türk Tarih Kurumu'nun Atatürk'ün dinle ilgili bazı sözlerini
sansür ettiği basına yansıdı. Bu,
anlaşılması çok zor bir çelişkiydi. Cumhuriyetimizin
kurucusu olan ve devletin bütün kurumlarıyla 'ilkelerine' bağlı
olduğu Ulu Önder'in sözleri yine devlet tarafından sansür ediliyordu.
Devletin bazı kurumları niye Atatürk'ün bazı sözlerini sansür
ediyordu? Saklanmaya çalışılan neydi? Niye yakın tarihimiz
hep böyle sırlarla doluydu? Yakın dönem siyasi tarih üzerine
çalışan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Cemil
Koçak'la Cumhuriyet dönemini, bu dönemin sırlarını, Atatürk'ün
kişiliğini, devletle Atatürk'ün ilişkilerini ve bugünkü durumu konuştuk.
Geçen gün tuhaf bir gerçek ortaya çıktı. Taner Akçam, Ermeni
sorunuyla ilgili yazdığı kitaba, Atatürk'ün 'Utanç verici olay'
diye bir sözünü başlık almıştı. Atatürk'ün bu
konuşmayı Meclis'in gizli oturumunda yaptığı da
söylendi... Bu konuşmanın Meclis zabıtlarında
sansürlendiği de söylendi... Hangi görüş doğru?
Atatürk, 24 Nisan'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
açılışı nedeniyle yaptığı ilk Meclis
konuşmasında bu sözü söyledi. Atatürk, bu sözün geçtiği bölümde,
'Karşıtlarımız (İtilaf devletleri) bize tehditte
bulunuyorlar. Memleket dahilinde katliam yapılmamasını
istiyorlar. Bu iddia geçersizdir... Memleketimizin hangi kıtasında
Ermenilere karşı katliam yapılmıştır veya
yapılmaktadır' diyor. Ve hemen sonra da, ekliyor. 'Harbi Umumiye'nin
(Birinci Dünya Savaşı'nın) başlangıç
safhalarından bahsetmek istemem. Zaten İtilaf devletlerinin
bahsettikleri de bittabi maziye ait fazahat' diyor.
'Fazahat' ın anlamı nedir?
Kaynak Yayınları'na göre 'fazahat'ın Türkçesi, 'utanç verici
işler, alçaklık' tır. Dolayısıyla Atatürk, Ermeni
olaylarıyla ilgili olarak 'utanç verici işler' diyor. 'Bugün böyle
bir olay yok ama, dün vardı. 1915'te utanç verici bir şey
olmuştur ve İtilaf devletleri de zaten bugünden değil;
geçmişe ait utanç verici, alçakça işlerden bahsediyor' diyor.
Peki Atatürk'ün bazı sözleri toplumdan bilinçli bir şekilde
saklanmış olabilir mi?
Şu olabilir. Atatürk'ün bazı sözleri, konjonktüre uygun
düşmeyebilir. Biz, Atatürk'ü 'büyük devlet adamı, büyük kumandan, ulu
önder' sıfıtlarıyla anıyoruz. Oysa en önemli özelliği
olan siyasetçi tarafını unutuyoruz.. İsmet Paşa,
'Atatürk'ün siyasetçiliği kumandanlığından üstündür' diyor.
Gerçekten Atatürk öngörüsü yüksek olan çok iyi bir siyasetçi. Ve bir siyasetçi,
yerine ve zamanına göre aynı konuda farklı şeyler
söyleyebilir, kurduğu ittifakları değiştirebilir. Bu,
siyasetin doğasında var. Atatürk'ün de farklı zamanlarda
aynı konuda farklı görüşleri var.
Hangi konular bunlar?
Mesela Atatürk'e Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı'na
girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz diye soruyorlar. 1919'da
sorduklarında 'Savaşa girilmemesi diye bir ihtimal yoktu' diyor.
Çünkü Atatürk o zaman İttihatçı'larla birlikte davranmak
zorundaydı ve onları koruyor. Zaman geçiyor, Cumhuriyet kuruluyor.
Aynı soru yine soruluyor. İttihatçılar için,'Bunlar cahildir.
Birinci Dünya Savaşı'na girip memleketin altını üstüne
getirdiler' diyor. Atatürk'ün Sovyetler Birliği'yle ilişkisini ve
sözlerini alın, emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkan çok
Bolşevik Che Guevera tarzı bir Atatürk kurabilirsiniz kafanızda.
Ama aynı Atatürk camiden çıkıp Meclis'i açıyor. Hocalarla
birlikte dua ederek kurbanlarla, besmelelerle Meclis'i açıyor. Meclis
Osmanlı'da böyle hiç açılmadı.
Atatürk bugün Meclis'i böyle açabilir miydi? Açsaydı ne olurdu?
İrtica denirdi buna. Atatürk siyasetçi olarak böyle yapmak zorunda
olduğunu düşündü. Çünkü o dönemde İslami bir
dayanışmaya ihtiyacı vardı.
Atatürk'ün dinle ilgili sözlerinin de Türk Tarih Kurumu tarafından
sansür edildiğini okudum gazetelerde. Bu mümkün mü?
Mümkün. Atatürk'ün meşhur Medeni Bilgiler kitabındaki dinle ilgili
bazı sözleri sansürlenmiş. Atatürk bu kitabında, 'İslam
Arapların dinidir... Biz ise Türküz... İslam bizi geriletti... Bizden
uzak dursun' havasında bir söz ediyor. 1930'larda söylenmiş bir söz
bu. Bizim için hangi Atatürk geçerli, bunu söyleyen Atatürk mü, Meclis'i duayla
açan Atatürk mü? Atatürk gidip camide halka hutbe de okuyor. Balıkesir'de
bir camide konuşuyor. Yapacaklarını, İslam da bunları
emrediyor diye anlatıyor. Atatürk ondan sonra hiç camiye gitmiş mi?
Gitmemiş.
Bir yandan devlet bütün kurumlarıyla Atatürkçü, bir yandan devletin
kurumları Atatürk'ün sözlerini sansürleyip saklıyor. Bu çelişki
nereden kaynaklanıyor?
Çünkü farklı konjontürlerde farklı Atatürkçülük versiyonları
var. Herkesin kendine göre içini doldurabileceği boş bir kutudan
bahsediyoruz. Atatürk'ün aynı konuda farklı
yaklaşımları var. Eğer Atatürk'ün siyasetçi olarak
söylediği bir söz, o günkü konjonktüre uymuyorsa sansür ediliyor.
Atatürkçülük, Atatürk'ün ölümünden sonra mı ortaya çıktı?
Aslında Atatürkçülük diye bir şey yok. Atatürk var. Atatürkçülük diye
bir ideoloji hiçbir zaman olmadı. Atatürk'ün aklından bir ideolojik
paket hazırlamak hiç geçmedi. Atatürk'ün siyaseti, duruma göre hareket
etmek oldu. Mesela iktisat siyasetinde, özel sektör de devletçilik de arka
arkaya denendi. Atatürkçülük bir pragmatizmdir. Dolayısıyla biz bunu
söyledik, angaje olduk, bu programın dışına
çıkamayız gibi teorik bir platformdan tamamen uzak bir sistemdir.
Kazanmak için gereken neyse o yapılır. Gerekirse ittifaklar kurulur
ve bozulur. Mesela Türk Tarih Kurumu, Atatürk'le ilgili başka şeyler
de sansür etti.
TTK başka neyi sansürledi?
Atatürk'ün 1923'te İzmit'te basın mensuplarıyla
yaptığı çok uzun bir görüşme var. Atatürk orada Kürt
meselesine değiniyor. 1960'larda Atatürk'ün söylev ve demeçleri
toplanırken, o tarihte gazetelerde yayımlanmış olan
konuşmasının bu bölümü çıkarılıyor. O
konuşmasında Atatürk, Milli Mücadele'nin başında da,
Teşkilat-ı Esasiye'de de olduğu gibi 'Kürtlere yerel özerklik,
otonomi ya da ona benzer bir şey verilecek' diyor. Zaten 'Türk milleti' ve
'Bu memlekette Türkler yaşar' tanımlaması da 1925'teki Şeyh
Sait isyanından sonra ortaya çıkıyor.
Niye?
Şeyh Sait isyanı dönüm noktasıdır. Bu isyanın ikili
bir yüzü var. Kürtler hem Cumhuriyet'in reformlarına karşı
ayaklanıyorlar, hem de bir Kürt milliyetçiliği
ayaklanmasını gerçekleştiriyorlar. 1925'e dek Atatürk
Meclis'teki konuşmalarında, 'Türk, Kürt, Çerkez hepimiz
İslam'ın unsurlarını oluşturuyoruz' diyor. 1925'ten
sonra ise 'Türkiye'de yaşayan herkes Türk milletidir, herkes Türktür.
Cumhuriyet'i Türkler kurdu' deniyor. Yani, 'Herkes kendine Türk diyecek ve
Türkçe konuşacak' deniyor. Oysa Atatürk'ün 1925'e kadar bir Türk
tanımı yoktu. Kanunlarda da Türk tanımı yoktu, çoğu
zaman 'Türkiye halkı' diye geçiyordu ve Atatürk de çok defa böyle diyordu.
Atatürk Kürtlerle yapmış olduğu ittifakı bozdu mu?
Şeyh Sait ayaklanmasının temel nedeni, bu ittifakın
bozulmasıdır zaten. Bu ittifakın bozulmasına tepkidir
ayaklanma. Kürtleri yanına alarak verdiği Milli Mücadele'yi başarıyla
sonuçlandırdıktan sonra Atatürk, bir siyasetçi olarak Kürtlerin
desteğine ihtiyacı kalmadığını düşündü. Bu
ittifakı, ileride yapmak istediklerine engel olarak görmeye
başladı ve muhtemelen de kafasında nihai hedef olarak Kürtlere
özerklik vermek gibi bir şey yoktu. Onun nihai hedefi bizim bugün
anladığımız üniter devletti. Aslında Atatürk'ün Kürt
sorununa bakışı, bugünkü resmi politikadan farklı
değildi.
Eğer her dönem konjonktüre uygun farklı bir Atatürkçülük varsa,
bugünkü Atatürkçülük nedir?
Bugün Atatürkçülerin dile getirdiği bir 'cumhuriyet ilkesi' var. Oysa
cumhuriyetçilik, devlet başkanının hanedan üyesi olmayıp,
bir şekilde seçimle gelmiş olmasından ibaret bir yönetim
şeklidir. Yani saltanata son vermektir. Cumhuriyeti bu şekilde
tanımlarsanız, 'cumhuriyetçi' olmanın manası pek yok. Ama
bizde bir de 'cumhuriyetin temel ilkeleri, değerleri' diye bir
lakırdı var. Cumhuriyetin içi, kendisiyle ilgili olmayan laiklik
meselesiyle doldurulmaya çalışılıyor. Aslında
Atatürkçülük, laiklik meselesidir. Bugün Atatürkçülük'ten geriye ne kaldı
derseniz, laiklik meselesi kaldı. Atatürkçülüğün içinde demokratik
bir mesele hiç yok.
Atatürkçülük'te niye demokrasi yok peki?
Aslında demokrasi ve laiklik ayrılamaz. Laiklik demokrasi için ne
kadar gerekliyse, demokrasi de laiklik için o kadar gereklidir. Atatürk
hayatı boyunca aslında özgür aklı vurguluyor. İslam'ın
getirdiği zihniyet dünyasını, dinin sosyal
baskısını yıkmadan, insanların özgür bir akla sahip
olmasının mümkün olamayacağını ve din hâkimiyetini yok
etmeden demokra-tik bir düzenin kurulamayacağını düşünüyor.
Dinin insanlar üzerindeki baskısının ancak otoriter bir düzende
ortadan kaldırabileceğine inanıyor. Atatürkçülük esas
itibarıyla budur ve tipik bir aydınlanma felsefesidir. Atatürkçülük
siyasi felsefe olarak otoriterliğin dışında asla
tanımlanamaz.
Atatürkçülük çağdaş demokrasiye izin verir mi?
Korkarım vermez.
Bugünkü Atatürkçülük'le, Atatürk'ün gerçek kimliği ve sözleri ne kadar
örtüşüyor?
Atatürkçülük, Atatürk'e çok haksızlık ediyor. Atatürk böyle ayet
düzeyinde birtakım sözlerden ibaret bir insan değil. Onun Birinci
Meclis'te milli mücadeleye yön verebilmek ve insanları ikna edebilmek için
yaptığı konuşmalar çok önemli. Çok akıllı, öngörü
sahibi, kararlı iyi bir siyasetçi Atatürk. Eğilip bükülmüyor mu? Evet
eğilip bükülüyor. İnanılmaz bir eğilip bükülmesi var,
esnekliği çok yüksek Atatürk'ün. Atatürk iyi bir siyasetçi. Ama biz
Atatürk'ü bizim yaptıklarımızı yapmayan insan üstü bir
varlık, bir süpermen olarak düşünüyoruz.
Atatürk'ün pek çok sözü niye topluma yansıtılmıyor?
'Nutuk' dahil, Atatürk'ün yaptığı konuşmaların
geniş kesimlerce okunduğunu söyleyemeyiz. Biz, Atatürk'ün
söylediklerini, 'İstikbal göklerdedir. Hayatta en hakiki mürşit
ilimdir' gibi, 'ayetler' tarzında biliyoruz. Mesela 'Nutuk',
yıllardır en çok basılan kitaptır. Bir üniversite mezununun
önüne koysanız, ne anlattığını anlatamaz. Çünkü
'Nutuk'u tam anlayamaz.
Niye? 'Nutuk' o kadar anlaşılmaz mı? Biz yakın
tarihimizi 'Nutuk'tan öğrenemez miyiz?
Öğrenemeyiz. 'Nutuk' sekiz yıllık bir otobiyografidir. Atatürk
'Nutuk'ta, 1919'da Samsun'dan başlayarak 1927'ye kadar geçen sekiz
yıllık hadiseleri, sadece kendi açısından anlatıyor.
'Nutuk', sadece telgrafnamelerden kurulu bir metindir. 'Nutuk'u profesyonel
tarihçinin dışında kimsenin anlaması mümkün değlidir.
Ortalama bir vatandaş 'Nutuk'tan bir sonuç çıkaramaz. Bu yüzden biz
'Nutuk'un 'Ey Türk Gençliği' diye başlayan sadece son
satırlarını biliyoruz ve onu da 'ayet' gibi asıyoruz.
Tarihçiler geçmişte ne olduğunu araştırmakta zorlanıyorlar
mı?
Arşivlerin hepsini kilitli bir dolaba koysanız da, yakın tarihle
ilgili yeterince malzeme var. Yazılmış kitapları, o gün
basılmış gazeteleri profesyonel bir gözle okursanız,
yakın tarihte ne olduğu anlaşılıyor. Mesela Milli
Mücadele yıllarının gazetelerine bakıyorsunuz,
İstanbul'da işgal altında çıkan gazeteler Mustafa Kemal'i
alkışlıyor, Anadolu hareketini destekliyor.
Yayımladıkları karikatürlerde Yunan subaylarıyla, diğer
yabancı askerlerle dalga geçiliyor. Normal koşullarda işgal
altında bunlar mümkün değildir.
Peki nasıl olabiliyor bu?
Demek ki o kadar da bir işgal yok. Eğer hakiki bir işgal olsa,
insana nefes aldırmazlar. Anadolu çok büyük bir işgal
yaşamadı. İşgal asıl Güneydoğu'da Fransızlar
tarafından Gaziantep, Kahramanmaraş ve Urfa'da yaşandı.
Batı Anadolu'da da Yunan işgaline karşı
savaşıldı. İtalyanlar ve İngilizler geldi ama hiç
savaşmadık. Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri
İstanbul'a yüz bin kişilik orduyla geldiler ama, İstanbul'da
Kartal'dan öteye geçmediler. Kaltal'dan sonrası Kuvayi Milliye'den
soruluyordu. Çünkü onların Osmanlı devletini tamamen ortadan
kaldırma niyetleri yoktu. Zaten İngilizler Musul ve Kerkük'ü
almıştı. Anadolu'yla ilgilenecek durumda değillerdi. Çünkü
kuzeyde Rusya'da Bolşevikler bambaşka bir sistem kuruyordu. Asıl
hedefleri Rusya'ydı. Rusya daha büyük tehditti ve oraya asker göndermek
istiyorlardı.
Biz Kurtuluş Savaşı'nı kime karşı yaptık?
Mücadelenin ana hattı, batıda Yunanistan'ın ittirilmesi,
doğuda da Ermenistan'ın ittirilmesidir. Kazım Karakarabekir'in
ordusu doğuda Ermenilerle savaştı. Osmanlı Ermenileri
değil bunlar. Rusya'da Bolşeviklerle de savaşan Beyaz ordu
taraftarı Menşevik Ermeniler bunlar. Doğu Anadolu'yu
istiyorlardı. Türk ordusu Güneyde Fransızlarla, batıda da yüz
binin üzerindeki Yunan askeriyle savaştı. İngilizlerin Musul ve
Kerkük'ü alması üzerine Fransızlar da hiç olmazsa güneydoğuda
bir yer edinmeye çalışıyordu. Kurtuluş Savaşı üç
yıl sürdü ve şehit-yaralı toplam 30 bin kişilik
zaiyatımız oldu. Kurtuluş Savaşı'nın
pırıltılı hale getirilmesinin nedeni, Cumhuriyet'e ve
Cumhuriyet'le birlikte yapılanlara bir meşruiyet kazandırmak
içindir.
Toplum yakın geçmişin gerçeklerini öğrenirse çok mu
şaşırır?
Şaşırır fakat çok rahatlar. Bu toplum rahatlamaya
ihtiyacı olan bir toplum.
Toplumdan saklanan sırların kaynağında
İttihatçılar mı var? Onları mı korumaya
çalışıyoruz?
Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı olmasının da payı
var tabii. Normalde cumhuriyetçilerin Osmanlı saltanatında olan her
şeyi suçlaması gerekirken, savunmak durumunda kalıyorlar. Çünkü
İttihatçılar, geçmişlerini silip atamıyorlar. Çünkü
Cumhuriyet bir kopuş değil, bir geçiş aslında. Fransız
ihtilalindeki gibi gelenler gidenleri giyotinle kesmiş olsalardı,
önceki dönemle bir kopuş olurdu. O zaman Enver Paşa,
Sarıkamış'ta ölen 90 bin asker için 90 bin kere didiklenirdi.
Ama durum öyle değil. Enver Paşa'nın yaveri, Cumhuriyet'te
Atatürk'ün yaveri. Yaverler düzeyinde bir devamlılığı var
işin. Aynı kadro, aynı zihniyet Cumhuriyeti devam ettiriyor.
İşte o zaman da rejim değişikliği olmuyor, iktidar
değişikliği oluyor.
Osmanoğulları'nın saltanatı bitiyor, Cumhuriyet kuruluyor.
İttihat Terakki Partisi isim değiştiriyor ve ittihatçılar
Cumhuriyet Halk Partisi oluyor. İttihatçılar Osmanlı'yı
batırıyorlar ama Cumhuriyeti de kuruyorlar.
Osmanlı'nın son döneminde yaşanan acı olayları
gizlemenin nedeni de, Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı
olması mı?
Evet. Kopuş olmadığı için, Ermeni katliamı da bu
yüzden tartışılamıyor.
1915'teki olayları siz tarihçi olarak nasıl
tanımlıyorsunuz?
Ben eskiden de 1915 olaylarına katliam derdim hâlâ öyle diyorum. Tapu
kayıtları, bu meselenin özüne ilişkin bilgi
kaynağıdır. Çünkü 1915 çok sayıda Ermeninin öldürülmesiyle
sınırlı değildir. Aynı zamanda büyük miktarda servet
de el değiştirdi. Ne boyutta servet değişimi olduğu,
Müslümanlara ne boyutta mülk devri gerçekleştiği anlatımdan
çıkmaz. Bu ancak tapu kayıtlarından okunabilir.
Yaklaşık bir milyon Ermeni yerinden alınıyor ve bir daha dönmüyor.
O bağlara, bahçelere, dükkânlara, işyerlerine birileri sahip oluyor.
Tapu kayıtlarında bu ortaya çıkıyor. 1915'ten 18'e kadar ki
tapu kayıtlarından Ermenilerin o sıradaki mülk toplamı ve
bunların kimlere geçtiği rahatlıkla görülebilir. Bunun ortaya
çıkmasından çekiniliyor...
Gambari, Papadopulos ile Talât'ı yeniden bir araya getirmeye çalışıyor
GAMBARİ
ÇALIŞIYOR... ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talât'la görüşmesini ileri götürmeye
çalıştığını açıkladı
ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza, BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talât'la görüşmesini ileri götürmeye
çalıştığını açıkladı.
Bryza, Türkiye'nin AB
üyelik sürecinin engellenmemesi gerektiğini, aksi halde Güney
Kıbrıs ve Yunanistan için "geçimsiz ve zor bir komşu"
olacağını söyledi.
Bryza,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât ile Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos arasında bir görüşme ayarlanmaya
çalışıldığını ve iki tarafın müzakere
masasına oturmaları zamanının geldiğini kaydetti.
Fileleftheros,
Washington'daki muhabiri Mihalis İgnatiu'nun Bryza'yla
yaptığı röportajı, okurlarına, "Byrza: Türkiye'yi
AB'de Engellemeyin - ABD'nin Atina ve Lefkoşa'ya Komşuyla İlgili
Nasihatleri" başlığıyla manşetten aktardı.
Gazeteye göre, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Ankara için, AB üyelik
sürecinde rıza göstermesini umut eden Mathew Bryza, AB üyelik sürecinin
engellenmemesi gerektiğine, aksi halde Türkiye'nin, Yunanistan ve Güney
Kıbrıs için "geçimsiz ve zor bir komşu" haline
geleceğine inanıyor.
Türkiye'nin hava ve deniz
limanlarını Rum uçak ve gemilerine açmak gibi, yerine getirmesi
gereken yükümlülükleri bulunduğunu söyleyen Bryza, duruma gözlemci olarak
bakıldığında; Türkiye'nin yükümlülüğünde zaman
belirtilmediğine, 3 Ekim taahhüdünde, hava ve deniz limanlarını
belirli bir tarihte açması gerektiğinin kaydedilmediğine dikkat
çekti.
"Papadopulos ve
Talat'ın masaya oturma zamanı geldi"
Mathew Bryza, kısa
süre önce görüşmüş olduğu BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talât'la görüşmesini ileri götürmeye
çalıştığını açıkladı.
Bryza, "iki
tarafın müzakere masasına oturmaları zamanı geldi. Bundan
sonraki adım, Papadopulos'un ve Talât'ın yüz yüze
görüşmesidir" dedi.
Gazete Bryza'yla
yapılan röportajın tam metnini şöyle yansıttı:
SORU: 8 Temmuz
anlaşması neden hayata geçirilmedi? Kıbrıs sorununda var olan
çıkmazın aşılması için hangi adımların
atılması gerek?
YANIT: Prosedürün neden
ilerlemediğini bilmiyorum. Bundan sonraki adım şu
olmalıdır: Taraflar, Sayın Moller ve Sayın Gambari'yle
birlikte masanın etrafında oturmalı ve 'Gambari Prosedürü' diye
anılan şey yeniden başlamalıdır. Bu da,
tarafların, BM Genel Sekreter yardımcısının huzurunda
mutabık kaldıkları 8 Temmuz anlaşmasının hayata
geçirilmesi gerektiği anlamına gelir.
SORU: Anlaşmanın
hayata geçirilmesi konusunda sizin katkınız nedir?
YANIT: Taraflarla
yaptığımız gizli diplomatik görüşmeleri yorumlayamam.
Söyleyebileceğim, iki tarafın, iki kesimin, prosedürün yeniden
başlaması için sabırsızlanan Gambari'yle görüşmesi
zamanının geldiğidir. Sayın Gambari'yle geçen hafta
Wasthington'da görüşme fırsatım oldu. Kendisini özellikle
işbirlikçi, yaratıcı ve sonuç alıcı gördüm.
Başkan Papadopulos'la ve Sayın Talât'la yeniden görüşmeyi ve 8
Temmuz anlaşmasını hayata geçirmeyi heyecanla bekliyor. Bundan
sonraki adım budur. Yapılması gereken budur.
SORU: Ankara'nın
üyelik müzakeresi konusunda, tutumunuzun ne olduğunu biliyorum,
Türkiye'nin AB üyelik sürecini desteklediğinizi biliyorum. Diğer
taraftan Türkiye, Avrupalılara karşı üstlendiği
yükümlülükleri yerine getirmeyi reddediyor. Birleşik Devletler, Ankara'yla
konuşma şeklini, desteğinizin sınırsız
olmadığını anlayacağı şekilde
değiştirecek mi?
YANIT: Türkiye'yle ne
şekilde konuştuğumuzu nerden biliyorsunuz? Ne biliyorsunuz?
Olgulara bir bakalım. Bizim politikamız nedir? 1-Birleşik
Devletler, AB üyesi değildir. Dolayısıyla ABD'nin AB'nin kimin
üye olacağına ilişkin kararına karışma yetkisi
yoktur. Umarım bu tutumumuzu yayınlarsınız. 2-Türkiye'nin
yerine getirmesi gereken ve esasında hava ve deniz limanlarını
Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine açmak olan yükümlülükleri vardır.
Ancak bir gözlemci olarak konuşuyorum; yükümlülükte tarih
belirtilmediğini biliyorum ve bu kesindir. 3 Ekim taahhüdünde de, hava ve
deniz limanlarını belirli bir tarihte açması gerektiği
kaydedilmiyor. 3-Birleşik Devletler, Kıbrıs ve Yunanistan hükümetlerinin;
Türkiye'nin AB üyeliğinin Avrupa ve özellikle Doğu Akdeniz için
olumlu gelişme olduğu stratejik vizyonlarını
paylaşıyor. 4-Politikamız, hedefimizin altını çiziyor:
Türkiye başlattığı uyum çalışmalarını
derinleştirsin. AB'ye üyelik perspektifi Türkiye'ye; AB'ye üye olmak için
gerekli olan siyasi ve ekonomik düzenlemelerle, insan haklarına
ilişin düzenlemelerle ilgili zor kararları alması için en
iyisini sunuyor. Hedefimiz; Türkiye'nin uyum çalışmaları prosedüründe
ileri gitmesi ve Avrupa-Atlantik ailesinin güçlü bir ortağı
olmasıdır. Hedefimiz budur. AB'ye ne zaman, nasıl üye
olacağı, üye olup olmayacağı bizim meselemiz değildir.
Ancak, Türkiye'nin bütün Avrupa-Atlantik müttefiklerimizle güçlü ortaklığına
ilgi göstermeye ve bunu istemeye devam edeceğiz, bu da uyum
çalışmalarına devam etmesi gerektiği anlamına geliyor.
SORU: Türkiye ve
Kıbrıs hükümetlerini, son önerisi konusunda AB Dönem
Başkanı Finlandiya'yla çalışmaya nasıl
cesaretlendiriyorsunuz?
YANIT: Bu bizi
ilgilendiren bir konu değil. Öyle değil mi? Bu, Dönem
Başkanı Finlandiya'nın ve AB'nin işi. Bizim değil,
Avrupa'nın sorumluluğu. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ilgilendirir.
Tam da yanında bulunan Türkiye'nin nasıl bir komşu olmasını
istediğine kendisi (Güney Kıbrıs) karar verecek. Ne istiyorsunuz?
Yunanistan da bu konuda karar vermelidir. Avrupa'nın karar vermesi gereken
bir konudur (aynı soruyla ilgili). Daha iyi bir komşu (ülke) ve daha
iyi bir AB üyesi haline gelmesi için Türkiye'yi yeniden şekillenmeye
cesaretlendirme yöntemini ortaya koymak, AB'nin konusudur. Bütün bunların
nasıl planladığınızı siz bize söyleyeceksiniz.
Biz gözlemciyiz.
SORU: Gözlemci misiniz?
Fakat istediğinizde nüfuzunuz oluyor.
YANIT: (Nüfuzumuz) var.
Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'nden ve diğer dostlarımızdan;
meselelerinden uzak durmamız gerektiğini işittik. Evet, sizin
meseleleriniz, kendi konularınız, siz kendiniz çözeceksiniz.
Yardımımızı isterseniz bize söyleyin, elinizi bize
uzatın. Aynı, Dönem Başkanı Finlandiya için de geçerli.
İsterlerse, yardım ederiz. Biz sizin aranızda değiliz.
Ankara yönünde yapabileceğimiz, dostlarımızı güçlendirmek
ve onlara; yapıcı olmalarının ve dönem başkanı
Finlandiya'yla birlikte çalışmalarının, anlaşmaya varılacağı
ümidi ile önerilerini incelemenin önemli olduğunu söylemektir.
SORU: Yani onlara,
yapıcı olmalarını mı söylediniz?
YANIT: Bunu her zaman
yapıyoruz. Bu en kolayı.
SORU: Çok defalar
yetkililerin; Türkiye'nin Batı için kayıp olmaması amacıyla
bir şey yapılması gerektiğini söylediklerini işittim.
YANIT: Benden asla böyle
bir şey duymadınız. Muhtemelen başka birinden
duymuşsunuzdur. Ne özel ne de alenî konuşmalarımda böyle bir
şey demedim. Kazanacak veya kaybedecek olan biz değiliz...
SORU: Konuyu şöyle
değiştireyim: Türkiye'nin yitirilmesi gibi bir ihtimal var mı?
YANIT: Asla böyle söylemlerle
konuşmam. Türkiye'yi yitirmek ne demek? Ben (durumları) bu
şekilde tahmin etmiyorum.
SORU: Michael Rubin ve
diğer analistler; Erdoğan yüzünden Türkiye'nin (Batı için)
kaybedilebileceğini söylüyor.
YANIT: Amerikan hükümeti
için çalışmıyorlar. Kendi adlarına konuşuyorlar.
Türkiye'yi yitireceğimizi hiçbir zaman düşünmedim. Türkiye'nin
yitirileceği görüşünü reddediyorum. Tartışılacak bir
şey yok. Türkiye, Birleşik Devletler için stratejik düzeyde
önemlidir. Kozmopolit bir devlettir. Halkının çoğunluğunu
Müslümanlar oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye (ABD için) önemlidir.
Hoşa gitsin-gitmesin, AKP hükümeti demokratik şekilde seçildi. Bu
hükümete saygı göstermemiz gerekir. Çünkü demokratik yöntemlerle seçilen
bir hükümete saygı göstermezlik edilemez. Türkiye'nin stratejik önemi
aniden soldu mu? Tekrar ediyorum, Türkiye bizim için önemlidir, çünkü
Müslümanların yaşadığı kozmopolit bir cumhuriyettir.
Politikamız budur ve tamamen inandığım bir şeydir.
SORU: Yani; Başkan
Papadopulos'tan (Türkiye'ye) evet demesini mi bekliyorsunuz?
YANIT: Bekliyorum demedim,
umuyorum dedim. Bize bağlı değil. Avrupa Konseyi
toplantısına nasıl gideceği hakkında hiçbir fikrim yok
çünkü. Komisyon raporu biraz müphemdi. Bizim için (rapor) büyük bir
sırdır."
KIBRIS
13/11/06
Avcı, Ankara'da,
önceki akşam Gül'le bir araya geldiğini ve Gül'ün, görüşmede, 15
Kasım'da günübirlik KKTC'ye gelebileceği yönünde ifadeler
kullandığını belirtti.
Türkiye'nin eski
başbakanlarından ve Kıbrıs Türk Barış Harekâtı
mimarlarından Bülent Ecevit'in cenaze törenine ve AK Parti'nin
kurultayına katılan Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ankara'dan döndü.
Dün saat 15:00'te KKTC'ye
dönen Avcı'yı, Ercan Havaalanı'nda, Ekonomi ve Turizm
Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım
Vehbi, Özgür Parti Milletvekilleri Erdoğan Şanlıdağ ve
Mustafa Gökmen karşıladı.
Havaalanında Ankara
ziyaretiyle ilgili bilgiler veren Avcı, Rahşan Ecevit'e baş
sağlığı dilediklerini aktardığını
kaydetti. Bülent Ecevit'i kaybetmenin Kıbrıs Türkü'ne verdiği
acıyı da Rahşan Ecevit'e aktardıklarını ifade
eden Avcı, "Rahşan hanıma, 'Ecevit, Kıbrıs
Türkü'nün kalbinde yaşamaya devam edecek. Her evde bir Ecevit resmi var'
dedim" diye konuştu.
Ecevit çiftinin,
Kıbrıs'ın yeşillendirilmesiyle ilgili bir arzusu
olduğunu da belirten Avcı, Rahşan Ecevit ile
konuşmasında, Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı'nın kurulmasıyla çevrenin korunup
yeşillendirilmesine önem verileceğini
vurguladığını da söyledi.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi ve Kocatepe Camii'ndeki törene katıldığını da
belirten Avcı, cenaze törenine katılmanın kendilerine huzur
verdiğini, orada bulunmanın kendileri için çok önemli olduğunu
dile getirdi.
Adalet ve Kalkınma
Partisi (AKP)'nin olağan kurultayına da katılarak bir konuşma
yaptığını ifade eden Avcı, konuşmasında,
özellikle Kıbrıslı Türkler'in kapsamlı bir çözüm için
masaya oturmaya hazır olduğunu, ancak Rum tarafının
anlaşmaya yanaşmadığını
anlattığını söyledi. Kıbrıslı Türkler'in
nasıl bir çözüm istediğini de aktardığını ifade
eden Avcı, Kıbrıslı Türkler'in TC Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yaptığı son ziyarete büyük
önem verdiğini söylediğini de kaydetti.
Avcı,
Erdoğan'ın verdiği akşam yemeğine de
katıldığını ve burada TC Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ve yurt dışından gelen bazı
siyasilerle görüşme fırsatı bulduğunu belirtti.
Avcı, bugünden
itibaren, KKTC'nin kuruluş yıldönümüne yönelik
çalışmalarına başlanacağını ve
konukların da bugün gelmeye başlayacağını da söyledi.
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, önceki akşamki
görüşmelerinde, Gül'ün, 15 Kasım için günübirlik olarak KKTC'ye
geleceğine yönelik ifadeler kullandığını bildirdi.
KIBRIS 13/11/06
Kıbrısın yeni
sorunları
"HAYATIMIZ bir sorunla uğraşarak geçti, şimdi
yenilerinden söz etme" dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Bugün Yunanistan ve Kıbrıs Rum dışişleri
bakanları Brükselde temaslara başlıyor. Finlandiya aralık
zirvesine kadar bir formül bulmaya çalışacak, pek bir
ışık görünmüyor. Zaten benim sözünü etmek istediğim sorun
da bu değil.
Türkler ve Rumlar işbirliği yapmazlarsa çok
sıkıntılara neden olacak bir gelişme.
Kıbrıs gazetelerine göz attığımda, eskiden çok seyrek
rastladığım bazı haberlerin arttığını
fark edince biraz sorup soruşturdum ve Kıbrısın tehdit
altında olduğunu gördüm.
İşte iki günlük gazetelerden birkaç başlık:
Öğrenci değil uyuşturucu makinesi; sahte kimlikle geçiş
yaparken yakalandı; uyuşturucu suçundan tutuklandı firar etti;
35 mülteciye suç üstü.
Kıbrısın her iki tarafı da son yıllarda insan
kaçakçılığı, kadın ticareti ve uyuşturucu
trafiğinin önemli merkezlerinden biri haline gelmiş durumda.
Hem hedef ülke hem de transit ülke durumunda olduğu söylenen
Kıbrısta, bu soruna karşı mücadelenin çok kararlı bir
biçimde verilmemesi halinde, siyasi sorunu bile geride bırakabilecek
çözümsüzlükler, toplumsal sorunlar yaşanabilir.
Uluslararası suç örgütlerinin tepişmesini nasıl
kaldırabilir böyle bir yer?
Aslında her iki tarafta da bu konu üzerinde ciddiyetle çalışan
sivil toplum kuruluşları var. Ama toplumlararası
işbirliği olmadan mesafe almak çok zor.
Çünkü çeteler işbirliğinde tereddüt etmiyor.
* * *
TOPLUMLARARASI işbirliğinden söz etmek ise şu sıralar
çok zor görünüyor. Beş yıl önce iki toplumu da canlandıran
yakınlaşma arzusu bile ortadan kalkmış. Her şey geriye
gitmiş.
Barış konusunda inatçılığını sürdüren birkaç
grup dışında toplumlararası ilişkilerin
sıfıra yakın duraganlıga düştüğünü söylüyor
herkes.
Annan planıyla birlikte çözüm umudu da suya düşünce toplumların
morali bozulmuş.
"Her konuşmanın sonunda bir zaten duyarsınız
artık. Her iki tarafta da. İşin mi olmadı, zaten Rum ne
beklersin ki, ya da zaten Türk..." söylemlerinin günlük hayatta daha
sık duyulduğunu söylüyor gençler.
Papadopulos Yönetimi ve bazı yayın oranları, Rum
toplumunu, sorunun Avrupa Birliği süreciyle
aşılacağına öylesine inandırmış ki,
toplumlararası her hangi bir yakınlaşma ya da
işbirliğine ya iyi gözle bakılmıyor ya da açıkça
köstek konuluyor.
Rum DİSİ Partisinin çözüm için ne yapıldığı
sorusunu gündeme getirmesine bile neredeyse vatan hainliği damgası
vurulacak.
Türk tarafında da, bu kopukluğu, yılgınlığı
kabullenmişlik seziyorum. Her iki toplumu da ilgilendiren örgütlü suça
karşı mücadele gibi konularda açıkça işbirliği için
daha fazla gayret etmek gerekmez mi?
Bu konu, uluslararası kuruluşların gündeminde.
ABD ve Avrupa Birliğinin konuyu yakından izlediği fark
ediliyor. Organize suç örgütlerinin, istikrara yönelik en büyük tehdit olarak
görüldüğü bir dönemde, mücadele temelinde işbirliğinin öne
çıkartılması gerekirken, adanın bugünkü durumu, yani sorunu
yok farz edip kendine uyan bir sonuç için çabalayarak, ilişkilerin
dondurulması, herkes için ciddi bir tehlike.
Kıbrıs Türk Yönetimi bu konuda uluslararası
işbirliğini daha görülür hale getirerek, Rum Yönetimini de bir arada
çalışmaya ikna etmeli. Bu çalışma sadece teknik seviyede
değil, toplumun bilinçlendirilmesi, bir arada mücadele edilmesinin
sağlanması için de gerekli.
* * *
ARALIK Zirvesinde ne olur bilemiyorum. Pazarlık süreci hızlanarak
devam ediyor. Ama suç örgütlerinin, mülteci sorununun, insan
kaçakçılarının ve kadın ticaretinin, uyuşturucunun
Kıbrıs için ciddi bir sorun haline gelmekte olduğunu herkes
biliyor. Bu sorunun çözümü ise iki tarafın, işin ciddiyetine uygun
biçimde bir arada çalışmalarıyla mümkün.
FERAI TINC HURRIYET 13/11/06
|
NTV
Güncelleme: 13:35 TSI 14 Kasım 2006 Salı
BELÇİKA - ABnin genişleme sürecinin, Bulgaristan ve Romanya
gibi ülkelerle kısıtlı görülemeyeceğini belirten Belçika
Dışişleri Bakanı Karel de Gucht, Türkiyenin
katılımının ise, bu ülkelerle mukayese dahi
edilemeyeceğini belirtti
De
Gucht, Türkiyenin katılımı ile gerçekleşecek olan
genişleme, jeostratejik bir genişlemedir. Küresel alanda bir rol
üstlenmek iradesinde olan AB, Ortadoğudaki gelişmeleri, İslam
dünyasında aşırı kesimlerin
tırmanışını iyi görmelidir dedi.
Türkiyeye yeni kriterler getirilmemesi gereği üzerinde de duran Karel De
Gucht, Ankaraya karşı farklı bir yaklaşım
gereğinden söz etti.
Türkiyenin Kıbrıs konusunda tavır değiştirmek
niyetinde gözükmediğini ve TBMMde, bu doğrultuda bir çoğunluk
bulunmadığını söyleyen Belçikalı bakan, felaket
doğuracak bir kesintiyi önlemek için başta Kıbrıslı
Rumlar olmak üzere herkesin, yumuşak tavır izlemesi gerektiğini
ifade etti.
|
|
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:23 TSI 14 Kasım 2006 Salı
ANKARA
- Abdullah Gül, Dışişleri Bakanlığı 2007 mali
yılı bütçe tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve
Bütçe Komisyonuna sunulurken konuştu.
Gül, Türkiyenin AB yolundaki kararlılığı yüzünden
Kıbrıs konusunda istismar edilemeyeceğini kaydetti.
Rum yönetiminin Kıbrıs sorununun çözüm zeminini Birleşmiş
Milletlerden Avrupa Birliğine kaydırmaya
çalıştığına işaret eden Gül Bu çıkmaz bir
yoldur. Türkiye bu tip şantajlara asla boyun eğmeyecektir dedi.
Dışişleri Bakanı, Türkiyenin Avrupa Birliği sürecinin
rayından çıkarılamayacak kadar köklü, çok boyutlu ve stratejik
olduğuna inandığını da belirtti.
Gül, Iraktaki gelişmeler konusundaysa endişelerini dile getirirken
Irakın bölünmesinin asla bir alternatif olamayacağını
vurguladı.
Gül, Kerkükün statüsüne ilişkin dar bakışlı ve
ihtirası politikaları tehlikeli bulduğunu da söyleyerek bunlara
son verilmesi çağrısında bulundu.
AP, Aralık'tan önce 'tavsiye' istiyor
14 Kasım, 2006 12:25:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu
tarafından hazırlanan bir raporda, AB Komisyonu'ndan, Aralık
ayındaki AB zirvesi öncesinde, Türkiye ile sürdürülen müzakerelerin geleceği
konusunda tavsiyede bulunması istendi.
Raporda,
"Türkiye dikkati çekilen sorunların giderilmesi için önemli
sorumluluk üstlenmediği takdirde, AB Komisyonu, müzakerelerin nasıl
yürütüleceği konusunda Aralık zirvesinden önce açık bir
tavsiyede bulunsun" ifadesi kullanıldı.
Türkiye'nin, Gümrük Birliğinin 25 ülkeyi kapsayacak şekilde
uygulamasını öngören Ek Protokolün gereklerini yerine getirmesi
çağrısında bulunulan raporda, Türkiye'nin bu konudaki
sorumluluklarını 2006 yılı sonuna kadar yerine getirmesi
gerektiği iddia ediliyor.
Söz konusu raporda, AB Komisyonu'nun açıkladığı
Türkiye İlerleme Raporu'na da destek verildi.
AB'ye 'hazmetme kapasitesi' uyarısı
Avrupa Parlamentosu Hukuk İşleri Komisyonu ise, AB'nin yeni üye
ülkeleri hazmetme kapasitesine ilişkin hazırladığı
raporu tartışarak kabul etti.
AB'nin genişleme konusundaki taahhütlerini yerine getirmesi gerektiği
hatırlatılan raporda, bununla birlikte Kopenhag kriterlerini yerine
getiren ülkelerin üyeliğini geciktirmemek için birliğin kurumsal,
mali, siyasi yapısıyla ilgili gerekli düzenlemeleri vakit geçirmeden
yapması çağrısında bulunuldu.
'AB
Anayasası'nın genişleme ile ilgili sorunlara tek çözüm
olabileceği' savunulan rapor, Genel Kurul'da tartışılarak
oylanacak.
Rumlara 'engel' suçlaması
Genişleme stratejisi raporunun tartışıldığı
sırada söz alan AP'deki muhafazakar grup üyesi İngiliz parlamenter
Geoffrey Van Orden, parlamentodaki Rum parlamenterleri, Türkiye ve AB
arasındaki ilişkileri haksız yere engellemekle suçladı.
Rum parlamenterlere dönerek, "BM referandumunda 'hayır' dediniz.
Şimdi Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların
kalkmasını istemiyorsunuz ve Türkiye-AB ilişkilerini engellemeye
çalışıyorsunuz" diyen İngiliz parlamenterin
konuşması üzerine sinirlenen Rum ve Yunan parlamenterler söz alarak,
haklı olduklarını iddia ettiler ve Türkiye'ye yönelik
suçlamalarını yinelediler.
AB'nin liman baskısı sürüyor
AB, müzakerelerin sorunsuz devam etmesi için Türkiye'ye 'limanlarını
Rumlara aç' baskısı yapıyor.
Türkiye ise, limanlarını tek taraflı
açmayacağını, bunun KKTC'ye uygulanan izolasyonların
kaldırılması halinde gündeme geleceğini vurguluyor.
AB Dönem Başkanı Finlandiya ise, olası bir krizi önlemek için
ara formül bulmaya çalışıyor. Ama başta Finlandiya olmak
üzere, çoğu AB üyesi bu girişimden ümitsiz.
AB'nin Türkiye İlerleme Raporu
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı.
Raporda reform hızının yavaşlamasından,
azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin
önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık
ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını
Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin
dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek
istediklerini' belirtti.
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye
kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler
zirvesinde tavsiye kararı alacak.
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada
Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma
sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer
almadı.
|
AP BAŞKANI DEĞİŞİYOR |
|
Avrupa Parlamentosu'ndaki siyasi gruplar, bu haftaki genel kurul
toplantıları sırasında, 2.5 yıllık görev süresi
biten Josep Borrell'in yerine AP başkanlık görevi için aday
gösterecekleri siyasetçiyi belirleyecek. AP'de en fazla sandalyeye sahip
Hıristiyan Demokrat Grup lideri Hans Gert Poettering'in, AP
başkanlığına getirilmesine kesin gözüyle
bakılıyor. Alman parlamenter Poettering, uzun süredir Türkiye'nin
AB üyeliğine karşı görüşleriyle tanınıyor.
Alman parlamenter, Türkiye'ye ısrarla tam üyelik yerine 'imtiyazlı
ortaklık' verilmesini öneriyor. Avrupa Parlamentosu'nda ikinci önemli
güce sahip Sosyalist Grup, bu seçimlerde 'centilmenlik anlaşması'
gereği Hıristiyan Demokrat Grup adayını destekleyecek.
Avrupa Parlamentosu başkanlığı için seçim aralık
ayındaki genel kurulda yapılacak. |
CNN TURK 14/11/06
Batı
Basını: AB felaket senaryosunu önlemeye çalışıyor
ANKA
Türkiyenin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun
kaldırılmadığı sürece limanlarını Rumlara
açmaya yanaşmamasının yarattığı
sıkıntı, AB basınının ilgisini çekiyor. Le Figaro
gazetesi, Türkiye konusunda felaket senaryosunu önlemek için krizden
çıkış arandığını belirtirken, Financial
Times, Türkiye konusundaki savaşın AB Bakanlar Konseyinde
başladığına dikkat çekti.
LE FIGARO: AVRUPA KRİZDEN ÇIKIŞ ARIYOR
Fransanın önde gelen gazetelerinden Le Figaro, Türkiye: Avrupa krizden
çıkış arıyor başlıklı haberinde Aralık
ortasında 25 AB devlet ve hükümet başkanlarının Türkiye
konusunda yırtılma durumuna düşebileceğini belirterek bu
felaket senaryosunun önlenmesi için Brükselde toplanan AB
Dışişleri Bakanlarının Komisyondan en kısa süre
içinde bir tavsiye önerisini hazırlamasını istediklerini
kaydetti.
Bir ay içerisinde Kıbrıs sorununun çözümlenmesi beklenmeyeceğini
belirten gazete, Komisyonun 6 Aralıkta tavsiye önerisini
sunabileceğini yazdı. Böylece, bakanların zirve öncesi zemini
hazırlayarak zirvenin Türkiye dosyasına odaklanmasının
engellenebileceğini belirten gazete, AB üyeleri arasında Türkiye
konusunda ortak bir pozisyonun sağlanmasının kolay
olmayacağını, askıya alınacak başlıkların
sayısı konusunda görüş ayrılıklarının
bulunduğuna dikkat çekti.
FİNANCIAL TIMES: AB ÜYELERİ ARASINDA SAVAŞ BAŞLADI
Ekonomi gazetesi Financial Times de, ABde Türkiye konusundaki
savaşın Brükseldeki Dışişleri Bakanları
toplantısında başladığını belirterek Rum
Kesimi ve Avusturyanın müzakerelere ara verilmesini istediklerini kaydetti.
Gazeteye konuşan Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas
da, Türkiye ile bir uzlaşının varılabileceği umudunun
kalmadığını belirtirken birkaç başlığın
askıya alınmasının yeterli olmayacağını
söyledi. Zaten bazı başlıklarda müzakerelerin fiilen durdurulduğunu
ifade eden Lillikas, müzakereler resmen durdurulmadan tüm sürecin askıya
alınması gerektiğini savundu.
Buna karşın Financial Times, İngiltere ve Fransanın
belirli sayıda başlıkta müzakerenin askıya
alınması konusunda bir uzlaşıya varılabileceğine
inandıklarını belirterek bu ülkelerin tüm sürecin
durdurulması halinde bir kez daha canlanamayabileceğini
savunduklarını yazdı.
HURRIYET 14/11/06
Türkiye karşıtları geri
adım attı
AB üyesi ülkelerin dışişleri
bakanlarını bir araya getiren AB Konsey toplantısı sonunda,
Kıbrıs dosyası çerçevesinde Türkiyeye karşı katı
tavır yandaşı olan üye ülkelerin tamamının geri
adım attığı, ABnin "son derece temkinli"
davranmaya yöneldiği belirlendi.
Konsey, Aralık ortasında
yapılacak AB zirvesi hazırlıklarını sürdürürken,
yürütme organı olan Komisyonun Kıbrıs sorununa ilişkin
görüş ve önerilerini gecikmeden aktarmasını istedi.
AB Dönem Başkanı Finlandiya, taraflar
arasında uzlaşma arayışlarını sürdürdüğünü,
az süre kaldığını, bu süreçte üye ülke temsilcilerinin
"gereksiz ve aceleci" açıklamalar yapmamaları
gerektiğini belirtti.
Finlandiya Dışişleri Bakanı
Erkki Tuomioja, Konsey sonunda düzenlediği basın
toplantısında, Aralık zirvesinin "Türkiye konusuna
odaklanmaması gereği" üzerinde durdu ve zirveden önce durumun
netleşmesi için çaba harcadıklarını bildirdi.
Tuomioja, kısa süreçte
başarılı bir sonuca ulaşma şansı bulunduğunu
savunarak, tüm AB üyesi ülkelerin ve Kıbrıstaki tarafların
Finlandiyanın çabalarına destek verdiklerini anlattı.
Son dönemde Ankaraya karşı
"tehditkar mesajlar" vermeye özen gösteren Fransanın AB
işlerinden sorumlu bakanı Catherine Colonna, Türkiyenin alan ve
limanlarını Kıbrıslı Rumlara açmaması halinde
ABye katılım müzakerelerinde sorunlar yaşanabileceğini
söylerken, hiçbir üye ülkenin, olumsuz bir sonuç halinde Türkiyenin ABye
katılım müzakerelerinin askıya alınmasından yana
olmadığını ve böyle bir öneri getirmediğini belirtti.
Finlandiyanın olumlu bir sonuç elde etme
şansını "yüzde 50nin altında" gören Fransız
Bakan, bu noktaya varılmadan bir tavır belirlenebileceği
üzerinde durdu.
İspanyol Bakan Alberto Navarro, Ankaraya
tam destek verirken, Türkiyenin Avrupalı bir müttefik olduğunu,
Ortadoğuda ve küresel alanda önemli rol oynadığını
hatırlattı.
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehn, Konsey toplantısı sırasında AB
bakanlarını bilgilendirdiğini, henüz tavır belirlemek için
yeterli veri ve kesin bir tarih bulunmadığını ifade
ederken, Finlandiyanın girişimlerini, bir kez daha "son
şans" olarak nitelendirdi.
AB kaynakları, Konsey
toplantısında katılımcıların, 14-15 Aralık
tarihinde yapılacak AB zirvesine kadar Türkiyenin tavır
değiştireceğini düşünmediklerini, ABnin tavrını
belirlemeye çalıştıklarını, uzlaşma
olmadığını, hiç kimsenin Ankara ile kriz istemediğini,
Türk tarafından tavır değişikliği olmaması
halinde katılım müzakerelerinin askıya alınmasından
yana açık tavır koyan olmadığını belirtiyor.
Bazı AB ülkeleri ise gümrük birliği içerikli müzakerelerin askıya
alınmasından söz ediyor.
MILLIYET 14/11/06
Ankara, AB için
kolları sıvıyor...
Muhalefet Partileri ve bazı yorumcuların aksine, Avrupa Birliği
Komisyonu'nun İlerleme Raporu, Ankara'da karamsarlık yaratmadı.
Bakan Gül başta olmak üzere, Dışişleri bürokrasisi,
dış görüntünün tam aksine, Finlandiya'nın limanların
açılması konusundaki girişiminin peşini bırakmak
niyetinde değil. Limanlar sorunu çözümlenmediği sürece, bu
müzakerelerin doğru dürüst yürütülemeyeceği kabul ediliyor.
Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm değil, ancak KKTC üzerindeki
izolasyonların hafifletilmesi karşılığında
limanların açılabileceği açıkça söyleniyor.
Önümüzdeki günlerde, Finlandiya ile temaslar yeniden başlatılacak ve
ortaya yeni fikirler atılacak.
Ankara, Kıbrıs konusunun üstüne yatma niyetinde veya merakında
değil. Aksine, limanlar konusunda açılım peşinde. Tabii
buna karşılık, Rumlar maksimalist yaklaşacaklar. O zaman
müdahale etme görevi de Avrupa Birliği'ne düşecek.
301'DE DEĞİŞİKLİK GELİYOR...
Ankara'dan kaynaklanan diğer adım 301'inci madde konusunda
gerçekleşecek. Sivil toplum örgütlerinin IKV şemsiyesi altında
sürdürdükleri girişim, büyük olasılıkla bu hafta sonuçlanacak.
301'in nasıl olması gerektiğini Hükümet'e önerecekler. Hükümet
de kendi görüşlerini ekleyecek.
301'in değişimi 14-15 Aralık doruk toplantısına
yetişmeyebilir. Ancak o tarihe kadar çalışmaların ciddi bir
aşamaya getirileceği tahmin ediliyor.
Özetle, en karamsar dönemde dahi, AB treni yoluna devam ediyor. Zor oluyor,
yavaş gidiyor ancak yine de yol alınıyor.
* * *
HÜKÜMET NİHAYET
HAREKETE GEÇİYOR...
Bu köşeyi izleyenler çok okumuşlardır. Feryat ettim, benim gibi
haykıranların seslerini buraya taşıdım: "Avrupa
projesi batıyor. Toplumu bilinçlendirmezseniz, susup tribünlerdeki
seyirciler gibi davranırsanız, bu proje kurtarılamaz.
Değişimi istemeyenlere sahayı boş bırakıyorsunuz.
Yalan rüzgarları estiriliyor ve sizler susuyorsunuz. Kendi
bebeğinizi, kendi ellerinizle boğuyorsunuz. Adeta cinayet
işliyorsunuz" dedim.
Sadece Türkiye'deki değil, Avrupa'daki durum daha da kötü durumdaydı.
Bir Allah'ın kulu çıkıp, bir toplantı dahi örgütlemek
zahmetine girmedi. Orada da saha, sadece Türkiye'ye kötülük etmek isteyenlere
bırakıldı.
İşin daha da ilginç yanı, AB'yi Türkiye'de, Türkiye'yi de AB'de
tanıtacak, savunacak olan sorumlular (Başbakan'dan, bakanlara kadar)
bütün bu eleştirileri haklı bulduklarını, gerçekten çok geç
kalındığını, mutlaka harekete geçilmesi
gerektiğini, hem özel, hem de açık konuşmalarında
saklamadılar. Mertçe söylediler, ancak aylar geçti, bir türlü bir araya
gelip düğmeye basamadılar.
İşler artık çığrından çıkma noktasına
gelmiş olacak ki, geçen hafta AB İletişim Grubu'nun üç patronu,
Gül, Babacan, Atalay toplandılar ve hareket borusunu çaldılar.
Avrupa Birliği İletişim Grubu (ABİG) kolları
sıvadı.
Başına da Ahmet Sever getirildi. Başka bir deyişle, AB
iletişiminin Çar'ı Sever olacak. Tanıyan tanır, Sever
gazeteciliğin verdiği pratik çözüm yeteneğine sahiptir.
İnsanlara mesajların nasıl iletileceğini bilir. Son derece
namuslu, tutarlı ve AB konusunda hem bilgili hem de deneyimlidir.
Bu gruba, parlak diplomatlarımızdan Şevki Mütevellioğlu'nun
katılması, ayrıca bir kazançtır.
ABİG'in kadrosu kısa zamanda tamamlanacak ve bütçesi saptanacak.
Türkiye'de Avrupa Birliği'ni, Avrupa Birliği'nde de Türkiye'yi
tanıtacak, savunacak. Gayet tabii her şeyi AGİB yapmayacak.
İletişimcilerle çalışacak, profesyonel gruplar, özel sektör
ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde projeler üretecek.
Şimdi bütün bunlar çok hoş, çok güzel. Ancak, asıl önemlisi
uygulama olacak. Eğer işlemeyecek yeni bir bürokrasi
yaratılarsa, yazık ederiz.
Tabii en önemli iki unsur: Yetki ve paradır.
Ahmet Sever'e güvenildiği ve yetki verildiği
anlaşılıyor. Peki, para ne olacak? Bütçeye, belirli bir
fasıl ayırıp, para konmazsa bu iş yürümez. ABİG,
kapı kapı dolaşıp çeşitli bakanlık bütçelerinden
para dilenmeye zorlanırsa da iş yürümez.
Gözümüz hem ABİG'in, hem de onlara bu görevi veren üç bakanın
üstünde. Bu işi içtenlikle istediklerinden eminim. Ancak benim merak
ettiğim, acaba ABİG'e sahip çıkacaklar mı, yoksa diğer
işlerinin arasında kaybolup AB iletişimini unutacaklar mı?
Haydi beyler, artık kolları sıvayın. Zaten geç
kaldınız, bari arayı kapatın. Hızlı
davranın...
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 14/11/06
Babacan'dan
AB'ye: Tek taraflı ödün yok, artık anlayın
Babacan, Brüksel'de 'Ne
pahasına olursa olsun Kıbrıs'ta tek yanlı hiçbir adım
atmayız. Bunun daha kuvvetli ifadesi yok' dedi
14/11/2006
RADIKAL
AA - BRÜKSEL - Türkiye-AB
ilişkileri 14-15 Aralık zirvesi öncesi Ankara'nın Gümrük Birliği
Ek Protokolü gereği limanlarını Rumlara açmasına
kilitlenirken, Avrupa turuna çıkan Başmüzakereci Ali Babacan,
Türkiye'nin asla tek taraflı adım atmayacağı resti çekti.
Brüksel'de German Marshall Fonu'nun 'Türkiye'yi Kaybediyor muyuz?' paneline katılan
Babacan, seçim sonrası Kıbrıs'ta adım atılıp
atılmayacağı sorusu üzerine şu mesajı verdi:
"Türkiye'de halkoyuyla iktidara gelmiş hükümet, Kıbrıs'ta
tek yanlı adım atmayacak. Bunu savunan tek sivil toplum kuruluşu
yok. 'Limanları açalım da müzakerelerde sorun yaşamayalım'
diyen tek köşe yazarı yok. Herkes
haklılığımızın farkında. Ne pahasına,
sonuçları ne olursa olsun Kıbrıs'ta tek yanlı hiçbir
adım atılmayacak. Bunu daha kuvvetli nasıl ifade ederim
bilmiyorum."
'AB tarafsız
olamıyor, BM yardımı gerek'
Babacan, Avrupa
Komisyonu'nun genişleme sorumlusu Olli Rehn'le ABD'nin eski
Kıbrıs Temsilcisi Richard Holbrooke'un da
katıldığı panelde şunları vurguladı:
· Türkiye imtiyaz
istemiyor. İlerleme Raporu'nda bazı konularda adil olunurken,
Kıbrıs'la ilgili başarılamadı.
· BM'nin 'sorunu
ithal edersiniz' uyarısına rağmen, AB Rumları üye kabul
edip hataların en büyüğünü yaptı. Rumlar, üyeliğin
avantajıyla müzakere etmeden istediğini alma politikası
uyguluyor. Ama sonuç alamayacak.
· AB,
Kıbrıs konusunda adil olamaz. Rumlar AB'nin parçasıysa,
tarafsız olunamaması doğal. AB, sorunun parçası haline
gelmiştir. AB ile Türkiye arasında sorun varsa çözüme
yardımcı olacak BM gibi bir kuruluş var.
· Kıbrıs
referandumu sonrası BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporunda,
KKTC'ye tecridin kaldırılması gereği vurgulandı. AB bu
konuda taahhüt altına girdi.
· Dönem
Başkanı Finlandiya'nın iyi niyetle 'kısmi ve geçici çözüm'
çabasını takdir edip destek veriyoruz. Yunanistan'ın bu
işten kaçmaması lazım. O zaman sorarlar 'Niye Annan
Planı'nda masadaydın?' diye.
· AB'nin tutumu
netleşene dek müzakerelerin Türkiye tarafından askıya
alınması öneriliyor. Bizde bir söz var, 'Bekâra karı
boşamak kolay' diye. Duraklamanın Türkiye'deki reform sürecinden
etkilenen geniş coğrafyaya olumsuz etkileri olur.
· Reform süreci
yavaşladı deniliyor. Reform sürecinde mevsimsellik olacak. Bunun
yazı var, kışı var.
Annan: Kıbrıs sorunu hala BM'de
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, İstyanbul'daki Medeniyetler
İttifakı Toplantısı'nda gazetecilerin Kıbrıs
sorunu konusundaki soruları üzerine, konunun hala BM'nin önünde
olduğunu belirterek, "Biz Birleşmiş Milletler'iz. Hala
Kıbrıs konusunun içindeyiz. Bir temsilcim şu anda güven
artırıcı önlemleri hazırlıyor. Diyaloğun
başlaması için hazırlıklar yapıyor" dedi
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunun hala BM'nin
önünde olduğunu belirterek, "Biz Birleşmiş Milletleriz.
Hala Kıbrıs konusunun içindeyiz. Bir temsilcim şu anda
diyaloğun başlaması için hazırlıklar
yapıyor" dedi.
Başbakan Erdoğan, İspanya Başbakanı Zapatero
ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan, İstanbul'daki Medeniyetler
İttifakı toplantısında gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Erdoğan, nisan ayına kadar
'cumhurbaşkanlığı seçimi' konusunda konuşmama
kararı aldığını söyledi. Erdoğan Papa'nın
ziyaretinde Türkiye'de olmamasının altında bir şey
aranmaması gerektiğini belirterek, "NATO toplantısında
bulunma zorunluluğum var. Başka sebep yok" dedi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, basın
toplantısında medeniyetler ittifakını gerçekleştirmek
için ortaya atılan önerileri hayata geçirmek amacıyla, izleme
mekanizması ve sekretarya kurulacağını sivil toplum
kuruluşları ile birlikte çalışacaklarını
belirtti.
İspanya Başbakanı Zapatero da fanatiklerin
çalışmalarına engel olacaklarını vurguladı.
Başbakan Erdoğan ise fanatizme ve radikalizme prim vermelerinin
mümkün olmadığını ifade etti.
Annan: Kıbrıs sorunu BM'nin önünde
BM Genel Sekreteri Kofi Annan gazetecilerin Kıbrıs sorunu
konusundaki sorularına; konunun hala BM'nin önünde olduğunu belirterek,
"Biz Birleşmiş Milletler'iz. Hala Kıbrıs konusunun
içindeyiz. Bir temsilcim şu anda güven artırıcı önlemleri
hazırlıyor. Diyaloğun başlaması için
hazırlıklar yapıyor. Sayın Talat ile Cenevre'de
buluşacağım. Herkes Kıbrıs sorununun BM'nin elinde olduğunu
ve en iyi şekilde çözmeye çalıştığımı
biliyor. Benden sonraki genel sekretere de bu sorunu en iyi şekilde
çözmesi için yardımcı olacağım"
yanıtını verdi.
Papa'nın ziyareti
Başbakan Erdoğan da basın toplantısında,
Türkiye'yi ziyaret edecek olan Papa'yla neden görüşmeyeceğine
ilişkin soruya, "Papa, Sayın Cumhurbaşkanı'nın
davetlisi olarak Türkiye'ye geliyor. Kendisi ile cumhurbaşkanı
görüşecek. O günlerde NATO'nun Litvanya'da zirve toplantısı var,
Papa Türkiye'ye geliyor diye ben NATO zirvesine katılmayayım
mı?" diye cevaplandırdı.
Erdoğan, nisan ayına kadar
'cumhurbaşkanlığı seçimi' konusunda konuşmama
kararı aldığını söyledi.
KIBRIS
14/11/06
Hand grenade thrown onto mans roof
By Leo Leonidou
I THOUGHT Cyprus was meant to be a civilised EU country, said a man
who had a hand grenade tossed onto the roof of his Limassol-area home on Sunday
evening.
Jeffrey Warne and his wife were watching a drama series on television when
scenes from the terrorist show suddenly became a horrifying reality.
At first, it sounded as though somebody had thrown a huge rock onto the roof,
said the 60-year-old Briton, but I then heard a huge explosion. I rushed
outside and saw a cloud of dust and a hole in the veranda roof at the front of
the property facing the road.
The police have described the object thrown onto the house, in Apesia village,
as a defensive hand grenade used to create diversions.
It was filled with thousands of ball-bearings which pierced the veranda
flooring and wall tiles.
A police spokesman said an investigation was ongoing but has not yet led to any
arrests.
When asked for his thoughts on why his home had been targeted, the
electromechanical civil engineer told us that what happened, was meant to get
my attention and it certainly did that.
He said he had his suspicions as to who is responsible but did not want to
elaborate.
A couple of companies who owe me money for work Ive done for them were served
with papers by my lawyer last Wednesday in an effort to receive the funds.
Warne, who has been living in the village for four-and-a-half years, said that
the police have recovered, a reasonable amount of evidence such as the
grenades pin and trigger lever so that forensic evidence can be gathered.
He added that the verandas floor boarding had been repaired, with the damaged
tiles replaced.
I am very angry over what happened and my wife is upset and shaken up. I dread
to think what would have happened if the grenade had detonated inside the
house. We both want whoever did this to be brought to justice.
CYPRUS
MAIL
|
KKTC 23.
yılını kutluyor 15
Kasım 1983te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
(KKTC), kuruluşunun 23. yıl dönümünü tören ve etkinliklerle
kutluyor. |
AA
Güncelleme: 13:48 TSİ 15 Kasım 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Törenlere katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun
kaldırılması için söz veren ancak bunu yerine getirmeyen ABnin
güvenilirliğini kaybettiğini belirtti.
Saat 08.30da
başlayan, tebrik kabulüne, KKTC devlet ve hükümet yetkilileri, KKTCnin 1.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezeri temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal
Nehrozoğlu, törenlerde TBMMyi temsil eden AK Parti Grup Başkan
Vekili Sadullah Ergin, CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, ANAP Grup
Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer Abuşoğlu, Türk Silahlı
Kuvvetlerini (TSK) temsil eden Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin
Komutanı Orgeneral Orhan Yöney ile 22 ülkeden gelen milletvekili, gazeteci
ve akademisyenden oluşan 52 yabancı konuk ile diğer yetkililer
katıldı.
Kabulün ardından Lefkoşa Atatürk Anıtında tören
düzenlendi. Törene, üst düzey devlet ve hükümet yetkilileri, Türkiyeden gelen
konuklar ve siyasi parti, kurum, kuruluş temsilcileri katıldı.
Törenlere katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun
kaldırılması için söz veren ancak bunu yerine getirmeyen ABnin
güvenilirliğini kaybettiğini belirtti.
Şantajla bir yere varılamayacağını ifade eden Gül,
Uzlaşma adına haklarımızdan taviz vermeyiz dedi.
Törenlerinde konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da,
ABni Kıbrıslı Türklere yönelik görülmemiş bir
ayrımcılık uygulamak ve dışlamakla suçladı.
Talat, AB ile Türkiye arasında bir krizi önlemek için hazırlanan Fin
önerilerininde BMye devri öngörülen Maraş bölgesinin Papadopulosa
verilecek bir hediye olmadığını söyledi.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:48 TSİ 15 Kasım 2006 Çarşamba
ANKARA
- Sezer, Uluslararası toplumun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine
uyguladığı haksız yalıtma ve kısıtlamalara
son vermesini bekliyoruz dedi.
Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
kuruluşunun 23.yıldönümü nedeniyle KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talata gönderdiği mesajda, Türkiyenin Adada barış
ve istikrarın güvencesi olmayı sürdüreceğini söyledi.
Adada iki halkın barış içinde yaşamasının
KKTCnin çözümün eşit ortağı olarak kabul edilmesi koşuluna
bağlı olduğunu vurgulayan Sezer, Türk tarafının bu
amaçla üzerine düşeni yaptığını belirtti.
Sezer, Uluslararası toplumun uygulanan haksız yalıtma ve
kısıtlamalara son vermesini beklemekteyiz diye konuştu.
Sezer ayrıca, KKTCnin çağdaş ve demokratik değerlere
bağlı bir hukuk devleti olarak Kıbrıs Türkünün güvencesi
olduğunu kaydetti.
"Şantaja boyun eğmeyeceğiz"
15 Kasım, 2006 11:48:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorunuyla
Türkiye'nin AB üyeliği arasında bağlantı kurmanın
yanlış olduğunu söyledi. Gül, ''Bu kesinlikle yanlış
hesaptır. Türkiye şantajla politikalarından vazgeçmeyecektir''
dedi.
KKTC'nin
23'üncü kuruluş yıldönümü olması nedeniyle Ada'ya gelen ve
kutlamalarda konuşma yapan Bakan Gül, Kıbrıs sorununa
ilişkin açıklamalarda bulundu.
Gül konuşmasında ilk olarak Avrupa Birliği yetkililerine
seslendi ve "Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs sorunu
arasında bağlantı kurulması yanlış hesaptır.
Çıkmaz yol olduğu bilinmelidir" dedi.
Türkiye'nin baskı ve şantajlarla politikalarından vazgeçmeyeceğine
işaret eden Gül, "Kıbrıs bizim davamızdır"
diye konuştu.
Abdullah Gül, KKTC'nin uluslararası camiada hakettiği yeri
alması gerektiğine işaret etti ve Annan Planı'nda
Ada'nın birleşmesine Kıbrıslı Türklerin 'evet',
Rumların ise 'hayır' dediğini hatırlattı.
AB'nin, oyunu Ada'da birleşmeden yana kullanan Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonları kaldırmayarak, Türk
halkını cezalandırdığına işaret eden
Dışişleri Bakanı, "Biz Kıbrıs Türk
halkının dünyayla bütünleşmesinin önündeki engellerin kaldırılmasını
istiyoruz. AB KKTC'ye verdiği sözleri tutmalı" şeklinde
konuştu.
Abdullah Gül, konuşmasında Rum yönetiminin politikalarına da
ağır eleştirilerde bulundu. Gül, "Kıbrıs Rum
tarafının uzlaşmaz siyasetinin bedelinin KKTC'ye ödetilmesi asla
kabul edilemez. Bunlar AB'nin çağdaş değer ve normlarına
bağdaşmamaktadır" açıklamasında bulundu.
"AB güvenirliğini kaybetmektedir"
2004 yılında Ada'da yapılan Annan Planı referandumunda
"evet" oyu veren tarafın Kıbrıs Türkleri
olduğunun altını çizen Gül, "Referandumdan sonra dönemin
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, "Rumlar bizi
aldattı" demişti. Ancak üzülerek görüyoruz ki şimdi verilen
bu sözler unutuldu. Ama bizler bunları unutmayacağız ve
takipçisi olacağız" dedi.
Kıbrıs sorununun kapsamlı çözüm yerinin AB değil BM
olduğuna işaret eden Bakan Gül, "Kıbrıs sorununa kim
çözüm arıyorsa yardımcı olmaya çalışırız.
Ama uzlaşma bir tarafın hak ve hukukundan vazgeçmesi gibi
düşünülürse, bu asla olmayacaktır. Bedeli her ne olursa olsun"
dedi.
Abdullah Gül, "Konuyu BM zemininden AB zeminine çekmek ve Türkiye'den
taviz istemek 'çıkmaz yol'dur. Nasıl geçmişte Kıbrıs
Türkü, Rumlara boyun eğmediyse bundan sonra da eğmeyecektir"
şeklinde konuştu.
Gül, KKTC'ye yönelik haksızlık ve kısıtlamaların son
bulup, AB'nin nisan 2004'te Kıbrıslı Türklere verdiği
"izolasyonları kaldıracağız" sözünü yerine
getirmesini umduklarını söyledi.
Abdullah Gül, Ada'da kalıcı barış sağlanana kadar
çalışacaklarının da mesajını verdi.
Talat'ın eleştiri okları AB'ye
Gül'den sonra kürsüye çıkan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın eleştiri okları da AB'ye yönelikti.
Rumların Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin içine Kıbrıs
sorununu katmaya çalıştıklarını savunan Talat,
"Avrupalı değerlerle bağdaşmayan küçük tüccar
yöntemleriyle hiçbir yere varılamayacağı yakında daha net
görülecektir. Kıbrıs sorununa taraf olan herkesin daha net
düşüneceği döneme girilecektir" dedi.
KKTC halkının yüzde 65'inin Ada'da birleşmeye 'evet'
dediğini hatırlatan KKTC Cumhurbaşkanı, "Ancak
çözümsüzlüğünü savunan Rumlar yerine Kıbrıs Türk halkı
dışlanıyor" ifadesini kullandı.
AB'yi Kıbrıs konusunda tarafsız olamamakla eleştiren Talat,
"AB, Rumların şantajlarına boyun eğiyor. AB, Rum
tarafını tatmin edebilmek için Maraş'ın Rumlara verilmesi
şartıyla çözüm çalışmalarını BM'ye vermeyi bile
teklif edebiliyor" diye konuştu.
Talat, Maraş'ın pazarlık konusu olmadığının
altını çizerek, "İzolasyonların
kaldırılması için Rumlara Maraş'ı vermeyeceğiz.
Bunun için Rum tarafıyla yapacağımız herhangi bir
pazarlık yoktur" açıklamasında bulundu.
Gül:
AB Kıbrıs'ta tarafsız olamıyor
ANKARA (A.A)
Dışişleri Bakanı ve Başbakanı
Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin Kıbrıs konusunda
istese de yapısı gereği tarafsız
olamadığını söyleyerek, AB'nin bu nedenle bu gerçeği
ve neleri çözüp neleri çözemeyeceğini iyi bilmesi gerektiğini
kaydetti.
KKTC'nin 23. kuruluş yıl dönümü kutlamalarına
katılmak üzere adaya gitmeden önce Esenboğa havaalanında
açıklama yapan Gül, AB dönem başkanı Finlandiya'nın
Kıbrıs planına ilişkin soruyu da yanıtladı.
Gül, Finlandiya dönem başkanlığına
başından beri yardımcı olmaya
çalıştıklarını, ancak kapsamlı çözümün merkezinin
BM olduğunu ve kapsamlı çözümün parçası olan unsurları
AB'ye getirmenin anlamı bulunmadığını belirtti. Bakan
Gül, "AB istese de tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi
kendisinin bir parçası haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi
gerekir" diye konuştu.
KIBRIS İÇİN FİN PLANI
TBMM'de dünkü Plan ve Bütçe Komisyonu toplantıları
sırasında AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs
planına ilişkin sarfettiği sözlerin hatırlatılarak,
sürecin devam etmesinden umutlu olup olmadığının
sorulması üzerine Gül, "Finlilerin düşüncelerinin
kağıda bile dökülemeyerek, kendisine doğrudan bile
söylenemediğine" dikkat çekti.
Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Dolayısıyla bunları kabul etmek mümkün değil.
(Eğer Finlilerin kapsamlı bir çözüm yapma gücü varsa onu da
konuşuruz) dedim. Böyle bir güç varsa bunu her zaman konuşuruz."
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın bunu AB yetkililerine her zaman söylediğini
hatırlatan Bakan Gül, "Ama şunun da altı çizilmiştir;
kapsamlı çözümün merkezi BM'dir. Buna yardımcı olacak başka
bir yer varsa bunu hiçbir zaman reddetmeyiz. Ama kapsamlı çözümün parçası
olan unsurları buraya getirmenin anlamı yok" diye konuştu.
Gül, bir gerçeğin iyi bilinmesi gerektiğini de vurgulayarak, bunun
AB'nin istese de Kıbrıs konusunda tarafsız olamayacağı
gerçeği olduğunu kaydetti.
"AB istese de tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi
kendisinin bir parçası haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi
gerekir" diyen Gül, o bakımdan AB'nin nelere çözüp, neleri
çözemeyeceğine dikkat etmesi gerektiğini kaydetti.
ERMENİ İDDİALARINA KARŞI TİTİZ
ÇALIŞMA
Türkiye'nin Ermeni soykırımı iddialarını
uluslararası yargıya taşımaya hazırlandığına
ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine de Gül, bu konuda
titiz bir çalışmanın yapılmakta olduğunu belirterek,
"Ancak bunları bir dönem ortaya çıkan meselelere çözüm bulmak
için hemen tek cevap şeklinde almamak gerekir" dedi.
Gül, kararın bu çalışmalardan sonra verileceğini de
söyleyerek, emekli diplomatlar, Türk ve güvenilir yabancı
hukukçuların titiz çalışmasının sürdüğünü
bildirdi.
HURRIYET 15/11/06
TALAT: AB ZEMİNİNDE RUM TARAFIYLA
YAPABİLECEĞİMİZ PAZARLIK YOKTUR
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin 23. kuruluş yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada Kıbrıs sorununa değindi. Talat, AB'nin, Kıbrıs Rum tarafının üye olmasıyla birlikte ve eski üye Yunanistan'la koşulsuz dayanışmasının varlığı nedeniyle tarafsız olamadığını söyledi. AB'nin iç "dayanışma" geleneğinin de böylesi bir tarafsızlığı tamamen imkansız hale getirdiğini belirten Talat, "Demek ki AB faktörünü, Kıbrıslı Türklerin de üyeliğini sağlayarak tarafsız hale getirinceye kadar Kıbrıs sorununun çözümü çabalarından uzak tutmalıyız" dedi. Finlandiya'nın Kıbrıs önerilerini örnek gösteren Talat, şunları söyledi:
"Finlandiya Dönem Başkanlığı, Türkiye'nin AB sürecini şantajlarıyla zora sokmaya yeltenen Rum tarafını yatıştırmak maksadıyla Türkiye'nin limanlarını, havaalanlarını ve hava sahasını Rum gemi ve uçaklarına açmasını sağlamaya çalışmaktadır. AB bununla da yetinmemekte karşılıksız olarak kaldıracakları sözünü verdikleri izolasyonu doğrudan ticaret tüzüğüyle yalnızca yumuşatma niyetine Rum tarafının geçit vermemesi nedeniyle 26 Nisan 2004 Konsey Kararında öngörmediği halde Rum tarafını da tatmin edebilmek için Maraş'ı kendilerine vermenin ilk adımı olarak BM'ye devretmeyi önerebilmektedir."
HURRIYET 15/11/06
Newsweek
Atatürkü örnek gösterdi
ANKARA(ANKA)
Newsweek dergisinde Asya ile Batının
karşılaştırıldığı bir makalede,
Atatürkün fesi gericilik sembolü olarak gösterdiği sözleri örnek
gösterildi.
Dünyanın önde gelen haftalık haber dergilerinden olan Newsweekte
yayınlanan Kishore Mahbubani imzalı makalede, bir çok
Asyalının, Evanjelik Hıristiyan hareketin Amerikada ne kadar
güç kazandığının farkında olmadığı
ifade edildi. Makalede, Asyalıların bunun farkında olması
halinde büyük bir şaşkınlığa düşeceği
belirtildi.
Asyalı entelektüellerin ise özellikle büyük
şaşkınlığa düşeceği kaydedilen makalede,
buna gerekçe olarak da bu entelektüellerin, çağdaş toplumun temel
hedefinin modernleşmek olduğu söylemelerini özümsemiş
olmalarını gösterdi.
Makalede, pek çok Asyalının, dinin ve bazı batıl
inançların, Batı ilerlerken kendilerinin geri kalmasına neden
olduğuna inandığı kaydedildi.
ATATÜRK ÖRNEĞİ
Singapur Ulusal Üniversitesi Lee Kuan Yuw Kamu Politikası Fakültesi
Dekanı olan Mahbubani, Atatürkün fesi bir gericilik sembolü olarak
gördüğü sözlerini hatırlatarak, Mustafa Kemalin şapka devrimi
ile fes yerine daha modern şapkalar takılmasını
istediğini kaydetti.
Makalede, ancak Atatürkün liderliğine rağmen Batıyla rekabette
zorlandığı ifade edildi.
HURRIYET 15/11/06
Herald
Tribune: Türkiye'nin Irak kaygısı doğru çıktı
A.A
International Herald Tribune gazetesi, Türkiye-ABD ilişkileriyle ilgili
yorumunda, Türkiye'nin Irak savaşıyla ilgili
kaygılarının doğru çıktığını
yazdı.
Gazete, "Türkleri Geri Kazanmak"
başlığıyla yayımladığı yazıda,
Washington yönetiminin yakın bir müttefiki olarak görülen Türkiye'de
Amerikan düşmanlığının giderek
arttığını belirtti.
Türklerin ABD'nin politikasına bakış
açısının değerlendirildiği Alman Marshall Fonu
anketinin sonucuna yer veren gazete, Türkiye'de Amerikan
düşmanlığının körüklenmesinin en büyük sebebi olarak
Irak savaşını gösterdi.
Yazıda, Türklerin savaşa karşı olduğu,
bunun Saddam Hüseyin'i sevdiklerinden değil, bölgeyi
istikrarsızlığa itme ihtimallerinden
kaynaklandığı belirtildi. Türklerin savaşın mezhepler
arasında şiddete yol açacağına ve Kürt
milliyetçiliğini güçlendireceğine ilişkin
kaygılarının son üç yıl içinde doğru
çıktığı yorumu yapılan yazıda,
"Amerika'nın Irak işgali, Türkiye'deki Kürt meselesini daha da
kötü bir hale ve terör örgütü PKK ile mücadeleye yeni bir zorluk getirdi"
görüşüne yer verildi.
Irak'ın kuzeyinde eğitim alan teröristlerin Türkiye'de
düzenledikleri saldırılara dikkat çekilen yazıda, Türklerin
çoğunun Irak'ın ABD'nin kontrolüne girmesinden bu yana Türkiye'de
artan terör eylemlerinden Washington yönetimini sorumlu tuttuğu
kaydedildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'ye sürekli
olarak PKK'ya karşı önlem alınması
çağrısında bulunduğu, ancak sözlü destek veren Washington
yönetiminin somut bir eylemde bulunmakta isteksiz davrandığı da,
gazetenin yorumunda dile getirildi.
"ABD, SOMUT EYLEM KONUSUNDA İSTEKSİZ"
Yazıda, "Nitekim ABD, Irak'ı birlik içinde tutmak
için desteğine ihtiyaç duyduğu kuzeydeki Kürtleri rahatsız etmek
istemiyor" denildi ve bunun birçok Türk tarafından, "ABD,
Türkiye açısından çok önemli olan güvenlik konusunda Kürtlerden yana
tavır alıyor" şeklinde algılandığı
belirtildi. Yazıda, bu düşüncenin, Ankara-Washington
ilişkilerinde gerilimi artırdığı yorumu
yapıldı.
International Herald Tribune, çağrılarına cevap
alamayan Türk hükümetinin Irak'ın kuzeyindeki PKK kamplarını yok
etmek için askeri müdahale isteğine ABD'nin kesinlikle karşı
çıktığını, Washington yönetiminin şiddet
eylemlerinin diğer bölgelere oranla daha az olduğu Irak'ın
kuzeyinde istikrarın bozulmasından kaygı duyduğunu
belirtti.
Türklerin huzursuzluğunu gidermek isteyen ABD'nin, emekli
Orgeneral Joseph Ralston'u PKK ile mücadelede özel temsilci olarak
atadığını hatırlatan gazete, bunun, somut bir
adım atılmasında başlangıç olarak
algılandığını, ancak ABD
karşıtlığına son verilmesi için daha da ileriye
gidilmesi gerektiğini kaydetti.
Gazete, ABD'nin gerilimi düşürmek için, "Irak'ın
kuzeyinde rahatça dolaşan PKK'nın kilit isimlerini yakalayarak
Türkiye'ye teslim etmesi", "örgütün lojistik hatlarını
keserek hareket alanını kısıtlaması" ve
"petrol rezervleri bakımından zengin Kerkük'ün yönetimini
Kürtlere değil Irak'a vermesi" gerektiğini yazdı.
ABD'nin bu adımları atması halinde, Türkiye'nin
kaygılarını giderme hakkında ciddiyetini
kanıtlamış olacağını yazan gazete, böylece
Türkiye ile gerçek bir stratejik ortaklık kurulmasına da olanak
sağlanacağını belirtti. Gazete, aksi halde Türkiye-ABD
ilişkilerinin daha kötüye gideceği ve Türkiye'nin Batıdan
uzaklaşacağı yorumunda bulundu.
HURRIYET 15/11/06
ERMENİ
HAMLESİ
Türkiye, Ermeni politikasında büyük sürprize hazırlanıyor.
Soykırım iddialarını uluslararası yargıya
taşıyabileceklerini belirten Dışişleri Bakanı
Gül, "İthamlar önümüzdeki 10 yılın en önemli sorunu"
dedi
Utku Çakırözer - Ankara
Türkiye'nin, Ermeni soykırımı iddialarına
karşılık uluslararası tarihçilerden oluşacak bir tarih
komisyonu kurulması önerisinin ardından, çok önemli bir hamle daha
yapmaya hazırlandığı ortaya çıktı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, soykırım
iddialarını uluslararası yargıya
taşıyabileceklerini açıkladı.
TBMM'de Plan-Bütçe Komisyonu'nda dün Dışişleri
Bakanlığı bütçesi görüşülürken söz alan CHP İstanbul
Milletvekili Şükrü Elekdağ, Ermenilerin iddialarının
meşruiyet kazanmasını önlemek için Türkiye'nin
"uluslararası tahkim" yoluna başvurmasını önerdi.
Elekdağ şöyle konuştu:
'Haklılığımızı gösterir'
"Türkiye, 1915 olaylarının BM Soykırımı Önleme ve
Cezalandırma Sözleşmesi hükümleri uyarınca
değerlendirilmesini kabul edeceğini açıklamalı ve bu amaçla
uluslararası tahkim yoluna başvurulmasını önermelidir.
Ermeniler bunu reddecektir, ancak bu açıklama Türkiye'nin moral ve
hukuksal haklılığının göstergesi olacak, sorunun
Türkiye'ye karşı siyasi istismarını büyük ölçüde
kısıtlayacaktır."
Elekdağ'ın görüş ve desteğini çok önemsediklerini kaydeden
Gül de, "Ermeni ithamlarını ve bu tahrifatın 3. ülkelerle
olan ilişkilerimizi bozma tehlikesini, önümüzdeki 10 yılın en
önemli meselelerinden biri olarak görüyorum" dedi. Türkiye'nin, tarihi
gerçeğin ortaya çıkması için samimi gayret içinde olduğunu
ve ilk defa parametreleri değiştirecek bir atılım yaparak
ortak tarih komisyonu önerisinde bulunduğunu anımsatan Gül,
"Birçok ülke bu tezimizi destekledi. Başka adımlar da
atılması yönünde titiz çalışmalar yapıyoruz.
Yargı yoluna gitme dahil her şeyi düşünüyoruz. Sadece kendi
hukukçularımız değil, yurtdışındaki hukukçulardan
da görüşler alıyoruz" diye konuştu
CHP'li Elekdağ, "İlk defa bir Dışişleri
Bakanı tahkime gitme konusunu resmen telaffuz etti. Vakit geçirmeden
devlet politikası haline getirilerek tahkime hazır olduğumuz
dünyaya açıklanmalıdır" dedi.
'Ermeniler ispat edemez'
Tahkime gidilmesi durumunda Ermenilerin soykırım suçunun
işlendiğini saptaması gerekeceğine dikkat çeken
Elekdağ, şöyle devam etti: "Ermenilerin, sırf Ermeni
oldukları için taammüden imhaya giriştiklerini hiçbir kuşkuya
mahal vermeyecek kanıtla ortaya koymaları gerekecektir. Ermenilerin
bunu kanıtlayacak belgesi yok. Türkiye'nin elinde ise tehcir uygulamasında
özel kasıt olmadığı, meşru müdafaa
zorunluluğundan kaynaklandığını ortaya koyan kuvvetli
belgeler var. Soykırım olduğu kararını
çıkaramazlar."
Elekdağ, Türkiye'nin başvurması halinde Uluslararası Tahkim
Mahkemesi'nde (IAC) yaşanacak süreci şöyle anlattı: "Biz
Türkiye olarak 3 hâkim seçeceğiz. Kabul ederse Ermenistan da 3 hâkim
seçecek. İki ülke milliyetinden olmayan bir bağımsız hâkim
de başkan atanacak. Bu heyet 1915 olaylarının BM
Sözleşmesi'ne göre 'soykırım' olup olmadığına
karar verecek."
ANALİZ
Türkiye
köşeye sıkışmak istemiyor
24 yılda 17 ülkede soykırım iddialarını kabul eden
kararlar çıkarmayı başaran Ermenilerin, Türkiye'nin başta
Fransa, Kanada ve İsviçre gibi ülkelerle ikili ilişkilerine hasar
verdiğini gören AKP, 2004'te Ermenistan'a bir tarihçiler komitesi
kurulması önerisinde bulundu. Bu öneriye yanaşmayan Ermeni
diasporası, Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak için
ABD Kongresi'nden karar çıkarmayı kendine baş hedef seçti.
Bugüne kadarki teşebbüsleri Bush yönetimine engellettirmeyi başaran
Ankara, Ermeni lobilerine yakın Demokrat isimlerin Amerikan Kongresi'nde
üstünlüğü ele geçirmesi üzerine, gizli sürdürdüğü
çalışmalarını hızla gün
ışığına çıkarıyor.
Atina
yolcusu
Yunanistan hükümet sözcüsü vekili Evangelos Andonaros, Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün 7-8
Aralık tarihlerinde Atina'yı ziyaret etmesinin beklendiğini
söyledi.
MILLIYET
15/11/06
Gül: AB Kıbrıs konusunda
istese de tarafsız olamıyor
Dışişleri Bakanı ve
Başbakanı Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin
Kıbrıs konusunda istese de yapısı gereği tarafsız
olamadığını söyleyerek, AB'nin bu nedenle bu gerçeği
ve neleri çözüp neleri çözemeyeceğini iyi bilmesi gerektiğini
kaydetti.
KKTC'nin 23. kuruluş yıl dönümü
kutlamalarına katılmak üzere adaya gitmeden önce Esenboğa
havaalanında açıklama yapan Gül, AB dönem başkanı
Finlandiya'nın Kıbrıs planına ilişkin soruyu da
yanıtladı.
Gül, Finlandiya dönem
başkanlığına başından beri yardımcı
olmaya çalıştıklarını, ancak kapsamlı çözümün
merkezinin BM olduğunu ve kapsamlı çözümün parçası olan unsurları
AB'ye getirmenin anlamı bulunmadığını belirtti.
Bakan Gül, ''AB istese de tarafsız
olamıyor, çünkü Rum kesimi kendisinin bir parçası haline
gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi gerekir'' diye konuştu.
Türkiye'nin sözde Ermeni
soykırımı konusunda uluslararası hukuk yollarına
başvurmaya hazırlandığına ilişkin haberlerin
hatırlatılması üzerine de Gül, bu konuda titiz bir
çalışmanın yapılmakta olduğunu belirterek, ''Ancak
bunları bir dönem ortaya çıkan meselelere çözüm bulmak için hemen tek
cevap şeklinde almamak gerek'' dedi.
MILLIYET
15/11/06
Rumların
oyu da İstanbul'a
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Brüksel'de gerçekleştirilen Avrupa Birliği Kültür Bakanları
toplantısında, Kıbrıs Rum Kesimi, İstanbul'un 2010
yılında Avrupa'nın Kültür Başkenti adaylığını
destekledi. Rum Eğitim ve Kültür Bakanı Pefkios Georgiyadis, söz
konusu toplantıda, Güney Kıbrıs'ın İstanbul lehine
olumlu oy verdiğini açıkladı.
Bu iyi niyet hareketinin, Güney Kıbrıs'ın Ekonomik
İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne katılmasına
Türkiye'nin kullandığı vetonun kaldırılması için,
Türkiye aleyhinde baskı aracı olarak kullanılması
amacı güttüğü belirtildi.
MILLIYET
15/11/06
Gül:
KKTC fiili olarak tanındı
ANKARA Milliyet
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'nin Mehmet Ali Talat
cumhurbaşkanı olduktan sonra birçok ülke tarafından 'de facto'
(fiili olarak) tanındığını söyledi.
Plan-Bütçe Komisyonu'nda Dışişleri Bakanlığı
görüşülürken önemli açıklamalar yapan Abdullah Gül özetle
şunları söyledi:
· AB İLE
İLİŞKİLER: Türkiye-AB ilişkileri, rayından çıkarılamayacak
kadar köklü, çok boyutlu ve stratejik önemi haizdir. Tren kazasına ihtimal
vermiyorum ama olursa tek taraf değil herkes yara alır.
· KIBRIS: Türkiye
olarak biz limanlarımızı açacağız. Ne için?
Kıbrıs'ta Mağusa Limanı açılsın diye. Üstüne bir
de Maraş'ı vereceğiz. Akıl var, mantık var. Bu ancak
çocuğun, aklı olmayan bir insanın yapacağı bir
iştir. Bunların hiçbiri söz konusu değil. Rumların
şantajına boyun eğmeyiz.
Rauf Bey (Denktaş) kaç devlet tarafından kabul edildi? Talat, ABD,
Rusya, Almanya, AB Başkanı, İngiltere dışişleri
bakanlarıyla görüştü. Pakistan Cumhurbaşkanı resmen davet
etti. Bunlar adeta de facto tanınmışlıktır.
Yimpaş yanıtı yok
Gül, CHP miletvekillerinin Yimpaş ile Yasin El Kadı
konularındaki sorularını ise yanıtsız bıraktı.
MILLIYET 15/11/06
22 ÜLKEDEN 50'Yİ AŞKIN KONUĞUMUZ VAR... Kutlamalara bu
yıl Türkiye'den Cumhurbaşkanı'nı temsilen
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu,
TBMM'yi temsilen AKP Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin, CHP Grup
Başkan Vekili Ali Topuz, ANAP Grup Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer
Abuşoğlu, Türkiye Hükümeti'ni temsilen Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türk
Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin
Komutanı Org. Orhan Yöney katılacak. Kutlamalara ayrıca TC
Genelkurmay gazi heyeti 35 kişiyle katılacak. Protokol
Müdürlüğü'nün verdiği bilgiye göre bu yıl kutlamalara 22 ülkeden
52 yabancı konuk katılıyor
TALAT: RUM YÖNETİMİNİN OYUNUNUN SONUNA
GELİNDİ... Cumhurbaşkanı Talat, halkın
bayramını kutlayan mesajında, Kıbrıs Rum yönetiminin
Türkiye'nin AB'ye tam üyelik görüşmelerinin başlama sürecini,
"ozmosis"e yönelik politikasını Türk tarafına dayatmak
için kullanmaya çalışması oyunun sonuna gelindiğini
gösterdiğini ve Kıbrıs sorununa taraf olan herkesin yeniden
düşünüp, daha dengeli, rasyonel ve uzlaşmacı politikalar
üreteceği bir döneme girileceğini söyledi. Talat, "Artık bu
oyunun sonuna gelindi. Avrupalı değerlerle bağdaşmayan
küçük tüccar pazarlıklarıyla, şantaj yöntemleriyle hiç ama
hiçbir yere varılamayacağı yakında daha da net
görülecektir" dedi
KKTC'nin kuruluşunun 23'üncü yıldönümü, bugün tüm yurtta ve
dış temsilciliklerde parlak törenlerle törenlerle kutlanıyor.
15 Kasım Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın dün saat 12.00'de BRTK'de yaptığı
konuşmayla başladı.
Kutlamalar bugün, Atletizm Federasyonu'na bağlı atletlerin
saat 08.15'te Cumhuriyet Meclisi önünden yola çıkacakları bayrak
koşusuyla başlayacak. Koşu çerçevesinde Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu, atletlere 4x6 metre büyüklüğündeki
KKTC bayrağını verecek. Atletler, bayrağı koşarak
tören alanına götürecek.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
Cumhurbaşkanlığı'ndaki tebrik kabulü saat 08.30'da
başlayacak.
Öte yandan Lefkoşa Şehitler Anıtı'ndaki (mahalli)
tören de 08.30'da başlayacak. Burada çelenklerin anıta
sunulmasının ardından tören saygı duruşu ve saygı
atışıyla sona erecek.
Lefkoşa Atatürk Anıtı'ndaki tören ise saat 09.00'da
başlayacak. Törende protokol sırasına göre çelenkler anıt
sunulacak. Saygı duruşu ve saygı atışının
ardından İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekilecek.
Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasının ardından buradaki tören
sona erecek.
Kıbrıs Türkü Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri
Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Kabri'ndeki tören ise, saat 09.30'da
başlayacak; protokol sırasına göre çelenklerin anıta
sunulmasının ardından saygı duruşu ve saygı
atışı yapılacak. İstiklal Marşı ile
bayrakların göndere çekilmesinin ardından Anıt Özel Defteri
imzalanacak.
Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki görkemli tören ise saat
10.00'da, İstiklal Marşı ve tören birliklerinin denetlenmesi ve
bayramlarının kutlanmasıyla başlayacak. Törende mesaj
teatisi ve Türkiye Hükümeti adına yapılacak konuşmanın
ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuşacak.
Konuşmanın ardından tören resmi geçitle sona erecek.
Protokol Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, kutlamalar
çerçevesinde Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bugün saat 12.30'da resmi
konuklar onuruna Lefkoşa'da Hidden Garden'da öğle yemeği, Cumhurbaşkanı
Talat ise saat 19.30'da Girne Dome Otel'de resepsiyon verecek.
22 ülkeden 52 yabancı konuk
Kutlamalara bu yıl Türkiye'den Cumhurbaşkanı'nı
temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal
Nehrozoğlu, TBMM'yi temsilen AKP Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin,
CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, ANAP Grup Başkan Vekili Prof. Dr.
Ömer Abuşoğlu, Türkiye Hükümeti'ni temsilen Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türk
Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin
Komutanı Org. Orhan Yöney katılacak. Kutlamalara ayrıca TC
Genelkurmay gazi heyeti 35 kişiyle katılacak.
Protokol Müdürlüğü'nün verdiği bilgiye göre bu yıl
kutlamalara 22 ülkeden 52 yabancı konuk katılıyor.
Gül, bu sabah geliyor
Öte yandan Gül'ün, resmi programa katılmak üzere bu sabah özel
uçakla KKTC'ye gelmesi ve kutlama programının ardından adadan
ayrılması bekleniyor.
Gazimağusa
Gazimağusa'daki ilk tören, Zafer Anıtı önünde saat
10.00'da protokol sırasına göre çelenklerin anıta
konulmasıyla başlayacak. Tören, saygı duruşu ve
İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesiyle son
bulacak.
İlçedeki ikinci tören ise, saat 10.45'te tören birlikleri ve
halkın bayramının kutlanmasıyla başlayacak.
İstiklal Marşı ve bayrakların göndere çekilmesinin
ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak ve
şiirler okunacak. Tören, resmi geçitle sona erecek.
Girne
Girne'deki tören, Atatürk Anıtı önünde yapılacak ve
14.30'da protokol sırasına göre çelenkler anıta sunulacak.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların
göndere çekilmesinin ardından Anıt Özel Defteri imzalanacak. Tören
birlikleri, okullar ve halkın bayramlarının
kutlanmasının ardından, şiirler okunacak, günün anlam ve
önemini belirten konuşmalar yapılacak. Tören, Girne Belediyesi
Folklor ekibin gösterisi ve resmi geçitle sona erecek.
Güzelyurt
Güzelyurt'taki tören ise, saat 14.30'da çelenklerin Atatürk
Anıtı'na konulmasıyla başlayacak. Saygı
marşıyla saygı duruşunun ardından İstiklal
Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Özel defterin imzalanmasının
ardından buradaki tören sona erecek. Müze önündeki törende ise,
teftiş ve kutlamaların ardından günün anlam ve önemini belirten
konuşmalar yapılacak. Tören; şiir, folklor gösterisi ve
resmigeçit töreniyle sona erecek.
İskele
İskele'deki tören, Ecevit Meydanı'nda 14.30'da
başlayacak. Tören, çelenklerin Atatürk Anıtı'na
sunulmasıyla başlayacak. Ardından saygı duruşunda
bulunulacak ve İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekilecek.
Yetkililerin halkın bayramını kutlamalarının
ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak,
öğrenciler şiirler okuyacak. Tören resmi geçitle sona erecek.
Törenden sonra İskele Belediyesi, belediye gazinosunda kokteyl verecek.
Uçaklar
Öte yandan, Türk Yıldızları Akrotim Gösterisi saat
15.30'da Girne'de gerçekleştirilecek.
Gemiler
Bu arada Cumhuriyet Bayramı çerçevesinde bugün Girne Turizm
Limanı'nda bulunan Türk Deniz Kuvvetleri Savaş Gemileri, 10.00-12.00
ve 14.00-16.00 saatleri arasında halkın ziyaretine açık olacak.
Gemiler, 16 Kasım'da ise Girne Yat Limanı'nda aynı saatlerde
halkın ziyaretine açılacak.
Yol kapanacak
Bu arada Lefkoşa'da törenlerin yapılacağı Dr.
Fazıl Küçük Bulvarı'nın bir bölümü bugün trafiğe
kapalı olacak. Bu çerçevede, Gönyeli Çemberi ile Kıbrıs Gazetesi
binası arasında kalan bölüm bir süre trafik akışına
kapalı olacak. Yol, saat 07.30'da trafiğe kapatılacak ve
törenlerin sona ereceği saate kadar kapalı kalacak.
Cumhuriyet Bayramı sosyal etkinlikleri
15 Kasım Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla resmi
tören ve ziyaretler yanında, çeşitli sosyal etkinlikler de
yapılıyor.
Etkinlikler çerçevesinde dün akşam saat 19.00'da Lefkoşa
Atatürk Kültür Merkezi'nde Prof. Dr. Devrim Erbil tarafından "Hayatta
ve Sanatta Renk" konulu bir konferans verdi. Erbil'in resim sergisi de
yine AKM'de saat 20.00'de Cumhurbaşkanı Talat tarafından
açıldı.
Dün akşam yine saat 20.00'de Türkiye'nin ünlü ses
sanatçılarından Gülşen, Atatürk Spor Salonu'nda halk konseri
verdi.
KTMD'nin etkinlikleri
KKTC'nin kuruluşunun 23'üncü yıldönümü nedeniyle
Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği (KTMD) de bugün çeşitli
etkinlikler düzenleyecek.
Derneğin ana etkinliği saat 15.00'te
gerçekleştireceği Taşkent köyü su deposundan
Beşparmaklar'daki bayrağa yürüyüş olacak. Bu etkinliğe
katılacaklar saat 14.00'te KTMD Genel Merkezi önünden konvoy oluşturacak.
Etkinlikler çerçevesinde Boğazköy-Taşkent arasında
maraton yarışı da düzenlenecek. Yarış, saat 14.00'te
Boğazköy'den başlayacak ve Dikmen yolunda devam ederek Taşkent
köyü su deposunda sona erecek.
KTMD etkinlikleri çerçevesinde sabah federasyon lokalinde masa tenisi
turnuvası, saat 14.00'te ise Taşkent'te bisiklet
yarışı düzenlenecek. Turnuvaların ödül töreni de saat
15.00'te Taşkent su deposu yanında yapılacak. Taşkent su
deposu yanında gece saat 18.00'de de havai fişek gösterisi
yapılacak.
KTMD etkinlikleri çerçevesinde yarın da KTBK ve GKK nöbet yerleri
gezilerek, nöbetçilere bayrak ve çikolata sunulacak. Ayrıca askeri
yetkililere de ziyaretler gerçekleştirilecek.
GKK bandosundan konser
KTBK Bandosu Girne'de, GKK Bandosu ise Lefkoşa'da konser verecek.
Buna göre, bugün KTBK Bandosu saat 16.00'da Girne Atatürk
Anıtı önünde, GKK Bandosu ise Lefkoşa Lemar önünde saat 19.00'da
konser verecek.
KIBRIS 15/11/06
Gambari, müzakerelerin nasıl başlayıp nasıl devam edeceğini
bildirecek
Cumhurbaşkanı
Talat, KKTC'ye gelen yabancı gazeteciler için düzenlediği basın
toplantısında, AB, TARAFSIZ BİR ARABULUCU
OLAMAYACAK... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari'den müzakerelerin nasıl başlayıp, nasıl
devam edeceğini bildirecek bir mektup beklediklerini söyledi. AB'nin,
Finlandiya önerileriyle tarafsız bir arabulucu
olamayacağını ispatladığını kaydeden Talat,
Kıbrıs sorununun, çıkan sorunlara rağmen nispeten daha
tarafsız olan BM çerçevesinde ele alınması gerektiğini
belirtti
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari'den müzakerelerin nasıl başlayıp,
nasıl devam edeceğini bildirecek bir mektup beklediklerini söyledi.
AB'nin, Finlandiya önerileriyle tarafsız bir arabulucu
olamayacağını ispatladığını kaydeden Talat,
Kıbrıs sorununun, çıkan sorunlara rağmen nispeten daha
tarafsız olan BM çerçevesinde ele alınması gerektiğini
belirtti. Talat, "Sorun çözümlenmeden AB soruna el atmamalıdır.
Tarafsız olamaz. Yoksa AB'a düşmanlığımız yok.
Tam tersine hedefimiz AB" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, 15 Kasım kutlamalarını
izlemek üzere KKTC'ye gelen yabancı gazetecilere yönelik bir basın
toplantısı düzenledi. Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi'ndeki
basın toplantısını yerel basın yayın
kuruluşları da izledi.
Cumhurbaşkanı Talat'a toplantıda Özel Kalem Müdürü
Asım Akansoy ile Enformasyon Dairesi Müdürü Hüseyin Özel eşlik etti.
AB tarafsız bir arabulucu olamıyor
Cumhurbaşkanı Talat, toplantının başında
yaptığı konuşmada, Kıbrıs'taki siyasi durumu
değerlendirdi.
Kıbrıs sorununun AB ve BM olmak üzere iki alanda ele
alındığını kaydeden Talat, tüm uyarılara
rağmen Rum Yönetimi'nin tüm Kıbrıs adına üye
yapılmasıyla sorunun AB'a ithal edildiğini söyledi.
AB'ı tek başına suçlamanın doğru
olmayacağına işaret eden Talat, sürecin, özellikle Rumların
birliği aldatması ve geçmişte Türk politikasının
yanlış yönlendirilmesi gibi çok farklı faktörlerden
etkilendiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin tarafsız bir arabulucu
olamadığına işaret ederek, Kıbrıs sorunuyla AB
çerçevesinde ilgilenmenin pek akıllıca olmadığını
söyledi. Talat, "Rum ve Yunan AB üyesi. Her müzakerede AB adına
hareket eden temsilci, Rum tarafının taleplerini dikkate almak
zorunda. Ülke olarak sonsuz saygı duyduğumuz Finlandiya önerileri
buna çok iyi örnek" şeklinde konuştu.
Davette eşitsiz bir konum seçildi
Kıbrıs'ta iki taraf olmasına rağmen Helsinki'de
yapılacak toplantıya sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti",
Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumunun davet edildiğini kaydeden
Talat, davet yapılırken eşitsiz bir konum seçildiğini
belirtti. Talat, "Finlandiya, tüm tarafsızlığına ve
iyi niyetine rağmen bundan kaçamadı. Böyle bir masaya oturursanız
sağlam kalkamazsınız" dedi.
Bir garantör devlet ve izolasyonların en önemli faktörü olarak
Yunanistan'ın bu toplantıya katılmadığını
kaydeden Talat, "Bundan cesaret alan Papadopulos 'benim muhatabım
Türkiye'dir. Türkiye heyeti isterse Talat'ı heyetine katabilir' diyerek,
'Kıbrıs Türkü azınlıktır' demeye getirdi"
şeklinde konuştu.
Annan Planı ve sonrası
Cumhurbaşkanı Talat, 40 yıldır devam eden süreç
dikkate alındığında Kıbrıs sorununun, çıkan
sorunlara rağmen nispeten daha tarafsız olan BM çerçevesinde ele
alınması gerektiğini söyledi.
Talat, BM'nin son olarak çözüm amacıyla
hazırladığı Annan Planı'na evet diyeceğini
belirterek, dünyayı kandıran Rum tarafının iş ciddiye
girince anlaşmayı reddettiğine dikkat çekti.
Türk tarafının anlaşmaya evet dediği referandum
sonrasında, dünya halklarının Kıbrıs Türküne daha
farklı bakmaya başladığını kaydeden Talat,
yabancı sermayenin de daha fazla ilgi göstermeye başlamasıyla
ekonomide önemli gelişmeler yaşandığını, ulusal
gelirin ikiye katlandığını belirtti.
İzolasyonlar kalkmadı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununda
Kıbrıs Türkü lehine gelişmeler olmasına rağmen,
referandum öncesinde vaad edilen "izolasyonları
kaldırılması" konusunda gelişme
olmadığına dikkat çekti.
Rumların sadece planı değil, anlaşma ve çözümü de
reddettiğinin BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından da dile
getirildiğini kaydeden Talat, planda yapılmasını
istediklerini değişiklikleri bildirmesi istenen Rum Yönetimi'nin bunu
dahi yapmadığını belirtti. Bunun üzerine BM Genel Sekreteri
Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim
Gambari'yi adaya göndererek yeni süreci başlattığını
söyleyen Talat, günlük konuların ele alınacağı teknik
komiteler ve bütünlüklü çözüm için değerlendirmeler yapacak
çalışma grupları olmak üzere sorunun iki alanda ele
alınması konusunda mutabakata varıldığını
anımsattı. Talat, prensipte varılan bu mutabakata rağmen
tarafların uygulamada sorun yaşadığını belirtti.
Gambari'den mektup
Cumhurbaşkanı Talat, Gambari'den önümüzdeki günlerde,
müzakerelerin nasıl başlayıp, nasıl devam edeceğini
bildiren bir mektup beklediklerini de söyledi.
Talat, "Umarız ki bu mektup bizim önümüzü açar ve
Kıbrıs sorunu çözümlenir. Biz de, dünya da rahatlar" dedi.
Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri ve Kıbrıs
Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının 40
yıldır devam eden müzakerelerde saptanmış parametreleri
dikkate almayarak, BM sürecini engellemeyi ve süreci, kendilerini daha
avantajlı gördükleri AB'de ele almayı amaçladıklarını
kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini
Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirerek sorun yaratan Rum Yönetimi'nin
Türkiye'yi dizginlemeye ve Kıbrıs Türküne desteğini
aşağı çekmeyi amaçladığını belirtti.
Talat, şöyle devam etti:
"Türkiye, AB üyelik sürecinde ilerlemek için Kıbrıs
Türkünü terk edecek, Rum Yönetimi de istediğini alacak...! Sonuçta
kuzeydeki egemenlik de kendisinin değil mi zaten...! AB dahi bunu böyle
kabul etmiyor mu... O zaman çok basit, yasa dışı milli
muhafız ordusu yürüyecek ve kuzeye Rum egemenliğini yayacak....!! Bu
kadar basit.
AB, 'kuzeyde Kıbrıs Cumhuriyeti kurumları
dışındaki hiçbir kurumu tanımıyorum' diyor.
Dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti kurumlarını
tanıdığına göre, Kıbrıs'ın kuzeyini ozmosis
yoluyla bile değil, güç yoluyla Güney Kıbrıs'a katmaya
yardımcı olur... Bu nedenle sorun çözümlenmeden AB soruna el
atmamalıdır. Tarafsız olamaz. Yoksa AB'a düşmanlığımız
yok. Tam tersine, hedefimiz AB."
AB ile ilişkiler
Hedefin AB olduğunu, çözüm ve AB diye yola
çıktıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, AB'a
girerek eşit taraf olmak istediklerini kaydetti. Talat, "AB'ı
daha fazla istiyoruz. Çünkü AB'ı tarafsızlaştırma, Rum
hegemonyasından kurtarma görevi Kıbrıs Türküne verildi"
dedi.
AB ile ilişkilerin zorluk ve aksaklıklara rağmen
düzenli bir şekilde devam ettiğini kaydeden Talat, birliğin
Kuzey Kıbrıs için hazırladığı 250 Euro için
kuzeyde bir destek ofisi açtığını belirtti.
Talat, "Kıbrıs Türk tarafı olarak çözüm ve
AB'ı temel politik hedef olarak muhafaza etmeye devam ediyoruz" diye
ekledi.
"Çözüm Rum Yönetimi'nin AB içinde kalmasının
koşulu olmalıdır"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB üyeliği
uğruna Kıbrıslı Türkleri kurban etmeyeceğini
vurguladı ve Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin
üyeliğinin değil, Rum Yönetimi'nin AB içinde kalmasının ön
koşulu olması gerektiğini kaydetti.
AB Dönem Başkanı'nın Finlandiya önerilerinin dengesiz
olduğuna yeniden vurgu yapan Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin Rum
tarafı adına konuşur gibi bir duruş sergileyerek,
bütünlüklü bir çözümün parçası olan Maraş'ın verilmesini
önermesinin doğru olmadığını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat, basın toplantısında
konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
KKTC gerçeği
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin daha ne kadar
kutlanacağı yönündeki soruya "Kıbrıs sorunu
çözümlenene kadar, KKTC'nin kuruluşunu, devlete sahip olmamızı
kutlayacağız. Sorun çözülüp, yeni bir devlet kurulana kadar"
yanıtını verdi. KKTC'nin Kıbrıs Türkü'nün yönetim
mekanizması olduğuna işaret ederek, "Herhangi bir insan
topluluğunun en değerli hakkı, bir devlete sahip olmaktır"
dedi.
Birleşik Kıbrıs devleti kurulsaydı, KKTC'nin
Kıbrıs Türk kanadı olacağına da dikkat çeken Talat,
aynı bayrağın taşınacağını,
kurumlarının da yeni gelişmelere adapte olacağını
belirtti. Talat, "KKTC, sahip çıkmamız gereken, kurumları
geliştirilmesi gereken önemli bir mekanizmadır" şeklinde
konuştu.
"Fin önerileri dengesiz"
Cumhurbaşkanı Talat, Fin önerileriyle ilgili soruya
verdiği yanıtta, görüşme prosedür ve yöntemi uygun olmayan
önerilerin içeriğinin de son derece dengesiz olduğunu belirtti.
Talat, "Fin önerileri, Maraş'ın Rum'a verilmek üzere BM'ye
devrini, Mağusa Limanı'nın AB yönetimine
alınmasını, Türkiye'nin limanları ile hava
limanlarının açılmasını ve hava sahasının
açılmasını öngörüyor. Peki bunlara karşılık bize
ne veriyor? Gazimağusa Limanı'ndan ihracat" dedi.
Gazimağusa Limanı'ndan sadece kuzeyde üretilen malların
ihracatının öngörüldüğünü, bunun da maksimum 10 milyon
dolarlık bir ihracat olduğuna dikkat çeken Talat, şöyle devam
etti:
"Fin önerileri doğrudan uçuşları içermiyor. Kültür
ve spor ambargolarını içermiyor, seyahat
kısıtlamalarını içermiyor... Sadece çok
sınırlı ihracat öngörüyor. Bunun dışında ne
veriyorsa, Rum'a veriliyor"
Talat, çok dengesiz olmasına rağmen Finlandiya önerilerine
yapıcı olarak ele aldıklarını, ekleme ve çıkarma
yapılmasını istediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, "AB'nin Kıbrıs
Türklerine karşı bir tutumu var mı" yönündeki soruya
yanıtında ise, "Bilinçli olarak bize karşı bir
karşıtlık içinde olduğunu düşünmüyorum" dedi.
Talat, "Böyle bir genelleme yapmak istemiyorum. Bizim hedefimiz AB'a
girmek ancak Rum üyeliğinden dolayı AB tarafsız değil.
Bundan dolayı Türk ve Rum arasında arabuluculuk yapamaz"
şeklinde konuştu.
Maraş
Cumhurbaşkanı Talat, Maraş'ın verilmesi konusuna
yaklaşımının sorulması üzerine, "Kıbrıs
Türkü Maraş'ı verir ve karşılığında bir
şey almazsa niçin versin" dedi.
Gazimağusa Limanı'ndan ihracat sözünün, referandum
sonrasında AB tarafından verildiğine ve
karşılığında bir şey istenmediğine dikkat
çeken Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da
izolasyonların kaldırılmasını söylediğini ancak
karşılığında Maraş'ı verin demediğini
kaydetti.
Talat, "Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafı birbirine ne
verecek? Türk tarafı Rum'a bir kısım toprak ve mal-mülk...
Karşılığında da Türk tarafının, Rum
tarafının 1963'den beri gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti
haklarını verecekler" dedi.
AB'nin Rum tarafı için, Rum tarafı adına konuşur
gibi bir duruş sergilediğine işaret eden Talat, BM çerçevesinde
bütünlüklü bir çözümün parçası Maraş'ın, izolasyonları
kaldırmak için Rumları tatmin amacıyla verilmesi halinde
devletteki hakların alınması için verilecek bir şeyin
kalmayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa Limanı'ndan
ihracatın da 2 yıllık öngörüldüğünü vurgulayarak, Rum
Yönetimi'nin bunun devamı için başka taleplerde
bulunacağını belirtti. Talat, "Ama Rum tarafına,
Avrupa Parlamentosu'nda gasp ettiği 2 Kıbrıslı Türk
sandalyesini devretmesini söylemeyecekler" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, izolasyon ve ambargoların
kaldırılması konusunda somut bir adım
atılmadığını ancak insanlardan ve
yatırımcılardan bir yaklaşım geldiğini kaydetti.
Türkiye'nin AB üyeliği
Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruya
yanıtında, Kıbrıs konusunun haksız bir şekilde
Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde bir önkoşul haline
dönüştürüldüğünü ancak bunun doğru ve dürüst bir
yaklaşım olmadığını belirtti.
Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmek istediğini
ispatladığına dikkat çeken Talat, "Kıbrıs
Türklerinin plana doğrudan evet demesi, Türkiye'nin de bunu desteklemesi
bunu gösteriyor" dedi.
Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin
üyeliğinin değil, Rum Yönetimi'nin AB içinde kalmasının ön
koşulu olması gerektiğini kaydetti.
Türkiye'nin AB üyeliği uğruna Kıbrıslı
Türkleri kurban etmeyeceğine de işaret eden Cumhurbaşkanı
Talat, şöyle devam etti:
"Peki Türkiye baskı altında kalarak
Kıbrıs'ı terk eder mi? Zor... Türkiye halkı, seçimle bu
göreve getirdiği bir hükümetin bu işin içine girmesini kabul edemez.
Türkiye'nin, Kıbrıs Türkü'nün kabul edeceği bir uzlaşmayla
yetinebileceği, benimseyebileceği düşünülmelidir."
Hükümet-asker ilişkisi
Cumhurbaşkanı Talat, "Hükümetin askerle ilişkisi
nasıl" sorusuna yanıtında, "Normaldir" dedi.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri ve Güvenlik Kuvvetleri'nin
kuruluş ve görevi hakkında bilgi veren Talat, her iki ordunun da
adada Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için görev
yaptığını, siyasi bir işlevi
olmadığını söyledi.
Talat, "Dolayısıyla, orduyla bizim ilişkimiz,
güvenlik çerçevesinde, ihtiyacımız olan hususlarda diyalog içinde
yürüttüğümüz bir ilişkidir. Siyasi kararlar tamamıyla bizim
tarafımızdan alınmaktadır. Kıbrıs sorunu bizim
tarafımızdan yürütülmektedir" dedi.
Askerin devletin politikasına karşı bir duruşu
olmadığını kaydeden Talat, Kıbrıs konusunda
Türkiye ile görüş alışverişinde bulunulduğunu ve
görüş ayrılığı bulunmadığını
kaydeden Talat, "Her ikimiz de çözüm ve adanın birleşmesini
istiyoruz" şeklinde konuştu.
Arap dünyası ve İKÖ ile ilişkiler geliştirilmeli
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir başka soruya
verdiğe yanıtta, Arap dünyası ve İslam ülkeleriyle
ilişkilerinin iyi olduğunu söyledi.
Talat, "Özlediğimiz hedefe ulaşamadık ancak
dünyaya baktığımızda iyidir. Daha da geliştirmeliyiz.
Temsilci ve ataşe atayarak ilişkileri geliştirmeyi
düşünüyoruz. Müslüman ülkelerle derin kültürel bağlar olmasından
dolayı çok rahat ilerleyebiliriz" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, bir soruya yanıtında,
Kıbrıs Türk toplumunun, laik ve AB'liliği özümsemiş
Müslüman bir toplum olarak birliğin bütünleşmesinde iyi bir rol
üstelenebileceğini kaydetti.
Yeni BM Genel Sekreteriyle temas
Cumhurbaşkanı Talat bir başka soru üzerine, ocak
ayında görevine başlayacak yeni BM Genel Sekreteri ile kutlama
mesajı dışında henüz bir teması
olmadığını kaydetti.
Talat, "Görevini henüz almadı. Hazırlık
çalışmalarına dahi başlamadı. Bilgilenme sürecinde
kendisini bilgilendireceğiz. Zaten dış temsilcilik
görevlilerimiz bunu yapıyor... Objektif bir yaklaşım
göstermesini umuyoruz" şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, "Türk tarafı neden çözüm
önerisi sunmuyor" yönündeki soruya yanıtında, "Eğer
öneri uluslararası tarafsız bir kurumdan,
tarafsızlaşmış bir ortamda yürütülecek müzakereler
çerçevesinde gelmezse, başarı şansı yoktur" dedi.
KIBRIS
15/11/06
Lillikas: Maraş'ın "gerçek
sahiplerine" açılması ön şartımız
AB, TÜRKİYE'YE KAPIYI KAPATMADI... Lillikas: AB, Türkiye'ye
kapıyı kapatmadı. Türkiye, AB kapısını
kapattı. Şimdi AB'nin o kapıyı açmasını bekliyor.
Bu kabul edilebilir değil, ancak biz Türkiye ile müzakerelerin bazı
fasıllarda durdurulmasına ya da tamamen dondurulmasına
karşıyız
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas,
Finlandiya'nın önerilerini tartışmaya hazır olduklarını
belirterek, Maraş'ın Birleşmiş Milletler denetiminde
"gerçek sahiplerine" açılmasının ön şartları
olduğunu kaydetti.
Lillikas, Türkiye ile müzakerelerin bazı fasıllarda
durdurulmasına ya da tamamen dondurulmasına karşı
olduklarını söyledi.
AB Dışişleri Bakanlarını buluşturan
Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nin
ardından gazetecilere konuşan Lillikas, toplantının
neredeyse tüm gündemini Türkiye'nin belirlediğini bildirdi.
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in,
İlerleme Raporu hakkında dışişleri bakanlarına
bilgi verdiğini kaydeden Lillikas, Türkiye hakkında fikir
birliği sağlanmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
AB'nin aralık ayındaki Devlet ve Hükümet
Başkanları Zirvesi'nin tamamen Türkiye tartışmasıyla
işgal edilmesinin arzulanmadığını dile getiren
Lillikas, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs
girişimini 2 hafta içinde sonlandırarak, AB dışişleri
bakanlarının bir sonraki toplantısına muhtemel sonuçlarla
geleceğini ve Türkiye konusunun burada
tartışılacağını belirtti.
"Türkiye ile doğrudan bağlantısı olan
ülkelerden edindiğimiz izlenime göre, Finlandiya'nın girişiminin
sonuç vermesini beklemiyoruz" diyen Yorgos Lillikas, limanların
açılmaması nedeniyle, AB üyeleri arasında öne çıkan iki
görüşün; "Türkiye ile müzakerelerin gümrük birliğini
doğrudan ilgilendiren fasıllarda durdurulması" ve
"Türkiye ile müzakerelerin tamamen askıya alınması"
şeklinde olduğunu ileri sürdü.
Rum Bakan, kendilerinin iki görüşe de karşı
olduklarını kaydederek, muhtemel gelişmelere göre
tutumlarını daha sonra ortaya koyacaklarını söyledi.
Lillikas, "AB, Türkiye'ye kapıyı kapatmadı.
Türkiye, AB kapısını kapattı. Şimdi AB'nin o
kapıyı açmasını bekliyor. Bu kabul edilebilir
değil" dedi.
Finlandiya'nın önerilerini tartışmaya hazır
olduklarını söyleyen Lillikas, kapalı Maraş bölgesinin
Birleşmiş Milletler denetiminde "gerçek sahiplerine"
açılmasını ön şart olarak ileri sürdü.
KIBRIS 15/11/06
Annan says UN is working for preparation of
Cyprus talks
U.N. SECRETARY General Kofi Annan said in Istanbul yesterday that the UN is
working for the completion of the preparatory work to achieve the resumption of
Cyprus talks, CNA reported yesterday.
In statements, Annan noted that he would meet with the parties next week in
Geneva.
He said that his representative was currently working with the relevant parties
to prepare a list of confidence-building measures and to complete preparatory
efforts for resumption of the talks.
Annan said that everybody knew that he had been trying to resolve the Cyprus
issue through his good-will mission.
The UN chief is in Turkey participating in the deliberations of the High Level
Group of the Alliance of Civilisations.
His statements were made during a joint press conference with Turkish Prime
Minister Recep Tayyip Erdogan and Spanish Premier Jose Louis Zapatero.
CYPRUS MAIL 14/11/06
"Kibris sorununun çözümü, Rumlarin
AB içinde kalmasinin önkosulu olmali"
KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat,
Türkiye'nin, Avrupa Birligi (AB) üyeligi ugruna Kibrisli Türkler'i kurban
etmeyecegini vurgulayarak, Kibris sorununun çözümünün, Türkiye'nin üyeliginin
degil, Rum yönetiminin AB içinde kalmasinin önkosulu olmasi gerektigini
söyledi.
Mehmet Ali Talat, 15 Kasim Cumhuriyet Bayrami
kutlamalarini izlemek üzere KKTC'ye gelen yabanci gazeteciler için düzenledigi
basin toplantisinda, bir soru üzerine, Kibris konusunun haksiz bir biçimde
Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde bir önkosul durumuna dönüstürüldügünü,
ancak bunun dogru ve dürüst bir yaklasim olmadigini bildirdi.
Talat, Türkiye'nin, Kibris sorununu çözmek
istedigini kanitladigini ifade ederek, ''Kibris Türkleri'nin plana dogrudan
'evet' demesi, Türkiye'nin de bunu desteklemesi bunu gösteriyor'' dedi. Talat,
Kibris sorununun çözümünün Türkiye'nin üyeliginin degil, Rum yönetiminin AB
içinde kalmasinin önkosulu olmasi gerektigini kaydetti.
Cumhurbaskani, Türkiye'nin AB üyeligi ugruna
Kibrisli Türkler'i kurban etmeyeceginin altini çizdi.
Talat, ''KKTC'nin daha ne kadar kutlanacagi''
sorusuna ise, ''Kibris sorunu çözümlenene kadar, KKTC'nin kurulusunu, devlete
sahip olmamizi kutlayacagiz. Sorun çözülüp yeni bir devlet kurulana kadar''
yanitini verdi.
KKTC'nin, Kibris Türkü'nün yönetim mekanizmasi
oldugunu vurgulayan Talat, ''Herhangi bir insan toplulugunun en degerli hakki,
bir devlete sahip olmaktir'' dedi.
''Birlesik Kibris devleti kurulsaydi, KKTC de
Kibris Türk kanadi olacakti'' diyen Talat, ayni bayragin tasinacagini,
kurumlarinin da yeni gelismelere adapte olacagini bildirdi. Talat, ''KKTC,
sahip çikmamiz gereken, kurumlari gelistirilmesi gereken önemli bir
mekanizmadir'' diye konustu.
Cumhurbaskani Talat, Finlandiya önerileriyle
ilgili olarak da, çok dengesiz olmasina karsin bu önerileri yapici olarak ele
aldiklarini, ekleme ve çikarma yapilmasini istediklerini söyledi.
Talat, Maras'in Rumlar'a verilmesi konusuna
yaklasiminin sorulmasi üzerine, ''Kibris Türk'ü Maras'i verir ve karsiliginda
birsey almazsa niçin versin'' dedi. Talat, ''Hükümetin askerle iliskisi
nasil?'' sorusuna ise ''Normaldir'' yanitini verdi.
Kibris Türk Baris Kuvvetleri ve KKTC Güvenlik
Kuvvetleri'nin kurulus ve görevleri hakkinda bilgi veren Talat, her iki ordunun
da Ada'da Kibris Türk'ünün güvenligi için görev yaptigini ve siyasal bir islevi
olmadigini dile getirdi.
Talat, baska bir soruya karsilik da, Arap
dünyasi ve Islam ülkeleriyle iliskilerinin iyi oldugunu, ancak özledikleri
hedefe ulasamadiklarini vurguladi.
YENI BM GENEL SEKRETERI ILE TEMAS
Talat, ocak ayinda görevine baslayacak yeni BM
Genel Sekreteri ile kutlama mesaji disinda henüz bir temasi olmadigini
kaydetti. Talat, ''Görevini henüz almadi. Hazirlik çalismalarina dahi
baslamadi. Bilgilenme sürecinde kendisini bilgilendirecegiz. Zaten dis
temsilcilik görevlilerimiz bunu yapiyor. Objektif bir yaklasim göstermesini
umuyoruz'' dedi.
Talat, ''Türk tarafi neden çözüm önerisi
sunmuyor?'' yönündeki soruya ise, ''Eger öneri, uluslararasi tarafsiz bir
kurumdan, tarafsizlasmis bir ortamda yürütülecek müzakereler çerçevesinde
gelmezse, basari sansi yoktur'' diye konustu.
MILLIYET 14/11/06
Kibris Türk halki, sevgili kardeslerim,
Bugün, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetinin 23. kurulus yildönümünü, yeni siyasal
gelismelerin esiginde kutluyoruz. Bu yeni gelismeler, Kibris sorununun çözümünde,
Birlesmis Milletlerle garantör ülkeler olarak Türkiye ve Yunanistan disinda,
Rum tarafinin baskisiyla Avrupa Birliginin de bir faktör olmaya çalismasiyla
ortaya çikti. Türkiye Cumhuriyetinin ABye tam üyelik görüsmelerinin baslama
sürecini, ozmosise yönelik politikasini Türk tarafina dayatmak için
kullanmaya çalisan Kibris Rum Yönetimi, artik bu oyunun sonuna geldi. Avrupali
degerlerle bagdasmayan küçük tüccar pazarliklariyla, santaj yöntemleriyle hiç,
ama hiçbir yere varilamayacagi yakinda daha da net görülecektir. Kibris
sorununa taraf olan herkesin yeniden düsünüp, daha dengeli, rasyonel ve
uzlasmaci politikalar üretecegi bir döneme girilecektir.
Bildiginiz gibi, Kibris Türk Federe Meclisi, 15 Kasim 1983de Kuzey Kibris Türk
Cumhuriyetini oybirligi ile ilan ederken, bu olusumu, gelecekte kurulacak
iki-toplumlu, iki-bölgeli federal bir Kibris cumhuriyetini dislamadan, tam
tersine, olasi yeni ortakligin Kibrisli Türk ayagi olarak öngörmüstü. Hatta bu
olusumu çözümü kolaylastirici, Rum tarafini motive edici, Türk tarafini ise
daha esit düzeye çikarici bir atak olarak da görüyordu. Tipki bugün bizim
anladigimiz sekilde, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti, adamizda ayriligi
pekistirmek için degil, tam tersine, Birlesmis Milletler ve uluslararasi toplumun
da arzu ettigi sekilde, birlesik ve federal bir cumhuriyete hazirlanmak için
gündeme getirilmisti. Nitekim KKTC Anayasasiyla birlikte okunan Bagimsizlik
Bildirgesi ile Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetinin ilaninin iki esit halk
arasinda ortakligin bir federasyon çatisi altinda yeniden kurulmasini ve
sorunlarin çözülmesini engellemeyip kolaylastirabilecegine kani olundugu ve iki
halk arasindaki bütün sorunlarin barisçi ve uzlasici bir politika ile çözülmesi
için Birlesmis Milletler Genel Sekreterinin gözetimi altinda esit düzeyde
müzakereler yürütülmesinin arzulandigi ilan ediliyordu.
Kibrisli Türkler, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetini kurmak ve gelistirmek
suretiyle, aslinda, kendi kendilerini yöneten ve disaridaki hiçbir otoritenin
yerel ve ikincil uzantisi olmayan bir halk haline gelmek istediklerini dünyaya
duyurmus oldular.
Degerli kardeslerim,
Devlet mekanizmasi, su ya da bu kisiyle, su ya da bu siyasi grup ya da
anlayisla degil, ayrimsiz tüm Kibris Türk halkiyla örtüsmeli, halkin
ihtiyaçlarini karsilayabilecek bir yapida olmalidir. Sürekli olarak ifade
ettigim gibi devlet, vatandaslarina hizmet için vardir. Bu hizmet ise, sadece
asgari ihtiyaçlarla, bürokratik islemlerle, güvenlikle ya da memur maasi
ödemekle sinirli olamaz. Sosyal hizmetler, firsat esitligine dayali egitim ve
kültürel açilimlar, planli kalkinma, ekonomik refah, yasalarin verdigi hak ve
özgürlükleri vatandaslarin kullanmasini saglamak ve nihayet, Avrupa Birligi
normlariyla uyum öncelikli görevlerimiz arasindadir.
Kibrisli Türkler, hem Kibrista, hem Avrupada misafir degil, ev sahibidirler.
Kibris Türk halki, bu adada ev sahibi oldugunu, egemenligi paylasan esit bir
ortak oldugunu Kibris Rum Yönetimine kanitlama ihtiyacinda degildir. Ayni
sekilde, Kibrisli Türklerin, Avrupali bir toplum oldugunu Avrupa Birligine
kanitlama ihtiyaci da yoktur. Biz bu evde oturuyoruz ve oturmaya da devam
edecegiz. Bu halk, kendi kendini demokratik bir anlayisla yönetme hakkini kendi
tarihinden aliyor.
Sevgili Kibris Türk halki, degerli kardeslerim,
Yillar boyunca çözüm istedigini, bunun önünde tek engelin Türk tarafinin
ayrilikçi politikalari oldugunu dünyaya anlatip duran ve Türk tarafinin
yanlislari nedeniyle de inandirici olan Kibris Rum tarafi ilk gerçek sinavda
aslinda durumun hiç de öyle olmadigini kanitlamis ve referandumda devlet
kampanyasi esliginde büyük bir çogunlukla çözüme ve barisa hayir demistir.
Devlet kampanyasi oldugunun altini çizmek istiyorum. Bu kampanya aslinda halkin
iradesinden çok Rum devlet aygitinin niyetlerini açiga vuran bir sinavdi. BM
Genel Sekreteri bu nedenle ortaya çikan sonucun sadece Annan Planini degil,
çözümün kendisini reddetmek anlamina geldigini ve Rum liderin Annan Planini
kabul edecegini söyleyerek kendisini aldattigini ifade etmisti. Bugün, uzun
yillar boyunca Türk tarafinin güttügü yanlis politikanin da katkisiyla olusan
AB ve uluslararasi hukuk kalkaninin arkasina saklanan Rum yönetimi haklarimizi
gasp etmeye çalismakta, referandumdan bu yana, izolasyonlarin kaldirilacagi
sözünü veren dünyaya adeta meydan okumakta ve yarim asir boyunca olusmus BM
parametrelerini degistirmeye çalisarak çözümün ozmosis yoluyla, Kibrisli
Türkleri asimile ederek gerçeklesecegini her yil tekrarlamakta, hem de bunu BM
Genel Kurulunda söylemeye cüret etmektedir. Yani kisacasi, Rum Yönetimi lideri
Papadopulos BM Genel Kurulunda tüm dünyaya meydan okumaktadir.
Basta Sn. Papadopulos olmak üzere, bunu herkesin iyi bilmesini istiyorum,
Kibris Türk halkinin teslim olma, haklarindan feragat etme gibi bir niyeti
yoktur. Bunu herkes, tüm dünya bilmelidir ve zaten yillar boyunca ortaya
koydugumuz mücadele azmiyle gerçekten de ögrenmistir. Bu konuyu uluslararasi
alanda tartisan yoktur. Dünya bu sorundan kurtulmak için çikis yolu aramakta
ancak sözünü ettigim uluslararasi hukuk ve siyasal ortam nedeniyle zorluklar
yasamaktadir. Kibris sorununa çözüm, uluslararasi destekle BM gözetiminde
müzakere yoluyla bulunacaktir. Bunun için Kibris Rum tarafinin muhatabi Kibris
Türk halki ve bu halkin seçtikleridir. Kibrisli Türkleri demokratik yollarla seçilen
temsilcileri disinda hiç kimse temsil edemez. Bizim görevimiz sizlerin, sevgili
halkimizin haklarini, hukukunu korumak ve elbette Kibris sorununu çözerek sizi
dünya ile bütünlestirmektir. BM Genel Sekreterinin planini reddederken, BM ve
AB üyesi olmanin avantajlarini kullanmaya devam eden Rum tarafinin Kibrisli
Türkleri izole etmeye devam etmesi daha ne kadar bir süreyle devam edebilir?
Uluslararasi toplumun, Avrupa Birliginin ve ülkelerin izolasyonlari kaldirma
konusunda harekete geçmelerini bekliyoruz. Bizler izolasyonlarin kaldirilmasi
çagrisini yaparken ne halkimiza umut pompalamak istiyoruz ne de Rum tarafinin
iddia ettigi gibi ayrilik pesindeyiz. Umutlarimiz ise elbette devam ediyor,
edecektir.
8 Temmuzda Papadopulosla imzaladigim ve genel hatlari Annan Planinin özünü
tarif eden belge sonrasi gelisen süreç, ivedi çözümün önemini daha bir ortaya
çikarmistir. Kibris Türk tarafi olarak biz, sorunun çözümünü ciddiyetle ele
almaya, müzakere etmeye hazir oldugumuzu sürekli tekrarladik ve bunu basta BM
Genel Sekreteri olmak üzere ilgili tüm taraflara bildirdik. Sorunu zamana
yayarak asimilasyon politikasini Türkiyenin AB sürecine baglayan
Papadopulosun Kibris sorununu karikatürize etmesine, müzakereden kaçarak adada
yasayan insanlarin hayatlari, gelecekleri ile oynamasina asla izin
vermeyecegimizi de belirtmek istiyorum.
Kendisi, Türkiyenin Avrupa Birligi müzakere sürecini kullanarak Kibrisli
Türkleri asimile etme yani ozmosis politikasinin basariya ulasacagina
inaniyorsa yaniliyor. Papadopulosun bu politikasi Kibrista çözümsüzlügün
tohumlarini ekmekte, toplumlar arasi gerginligi artirmakta, kalici bir barisa
ulasma çabalarinin önüne geçmektedir.
Sevgili Kibrisli Türkler, Degerli halkim,
Biz, Avrupada yer alan bir halkiz. 450 yildir kendi kendini yönetmis, Kibrisi
en az diger Kibrisli toplumlar kadar vatan edinmis bir halkiz. Ve bu halk,
kendi kendisini demokratik bir anlayisla yönetme hakkini kendi tarihinden
aliyor. Kendi kendisini yönetme becerisini gösterirken, birlesik federal bir
Kibrisin yönetimini de esit sekilde paylasmaktaki kararliligini sürdürüyor. Er
geç, Kibrisli Türkler de, Avrupa Birligi içinde tam anlamiyla yer alacaklardir.
Bugün, bizim görevimiz, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetini tüm kurumlariyla bu
kaçinilmaz gelecege, hazirlamaktir.
Çocuklarimiz, gelecegimiz için baris, refah ve kardeslik içinde, Avrupali bir
ülke yaratmak inanciyla hepinizi selamliyorum. Daha demokratik, daha modern bir
ortak evi el birligiyle kurmak azmiyle hepinizin Cumhuriyet Bayramini
kutluyorum.
14/11/06
Turkish
Cypriots, my dear brothers,
Today, we are celebrating the 23rd anniversary of the Turkish Republic of
Northern Cyprus as we stand at the verge of new political developments. These
new developments have come about with the attempts of the European Union to
become a factor in the solution of the Cyprus problem alongside the United
Nations and the guarantor states, Turkey and Greece. The Greek Cypriot
leadership, which is trying to use Turkeys EU membership negotiations as a
means of imposing its osmosis policy upon the Turkish side, has come to the
end of the game. Soon it will be even clearer that nothing can be attained
through such cheap bargains and blackmailing, which are completely incompatible
with European values. We will soon enter a period where all the sides of the
Cyprus problem will be rethinking their positions and producing more balanced,
rational and reconciliatory policies.
As you know, when the Assembly of the Turkish Cypriot Federated State declared
the establishment of the Turkish Republic of Northern Cyprus on 15 November
1983, it envisaged this Republic as the Turkish Cypriot wing of a future
bi-communal, bi-zonal Federal Cyprus Republic based on the political equality
of the sides. It saw this establishment as a means to facilitate the solution,
motivate the Greek Cypriot side and elevate the Turkish Cypriot side to a more
balanced level. Exactly as we see it today, The Turkish Republic of Northern
Cyprus was established not to cement division on the island, but on the
contrary, with the aim of creating the favourable conditions in preparation of
a united, federal republic in compliance with the will of the United Nations
and the international community. As a matter of fact, the Declaration of
Independence, which was read together with the Constitution of the Turkish
Republic of Northern Cyprus, expressed belief that the establishment of the
Turkish Republic of Northern Cyprus would not hinder, but facilitate the
formation of a partnership between two equal peoples under a federal structure
and the solution of the problems. The Declaration also stated will for a
negotiations process at equal footing under the auspices of the United Nations
to solve all problems between the two communities through a peaceful and
reconciliatory policy.
The Turkish Cypriots, by establishing and advancing the Turkish Republic of
Northern Cyprus, have made it clear to the world that they want to govern
themselves rather than becoming the local or secondary extension of an external
authority.
My valued brothers,
The State should not be compatible only with certain people, political groups
or mentality, but with all Turkish Cypriots, and should be able to meet the
needs of the people. As I always express, the State exists to serve its citizens.
This service cannot be limited to meeting minimal demands, bureaucratic
procedures, providing security or paying salaries. It is among our most
important missions to offer social services, educational and cultural openings
based on equal opportunity, planned development, economic wealth, ability to
use the rights and freedoms granted by law, and finally, compliance with the
norms of the European Union.
Turkish Cypriots are not guests but hosts both in Cyprus and in Europe. The
Turkish Cypriot people do not need to prove to the Greek Cypriot leadership
that they are the owners on this island and that they are an equal partner
sharing the sovereignty. Similarly, the Turkish Cypriots do not need to prove
to the European Union that they are a European community. We are residing in
this house and we will continue to do so. Turkish Cypriots get the right to
democratically govern themselves from their own history.
Dear Turkish Cypriots, my valued brothers,
The Greek Cypriot side, for years, told the world that it wants peace and that
the only obstacle in front of a solution is the separatist policy of the
Turkish side. They were convincing too, because of the mistakes of the Turkish
side, but were proven wrong in the first real test when they said no to solution
and peace during the referendum. I want to underline the fact that there was a
big state campaign on the Greek Cypriot side to reject the plan. This campaign
was actually a test, which revealed the intentions of the Greek Cypriot state
mechanism, more than the will of the people. The UN Secretary-General, for this
reason, stated that not only the Annan Plan, but the solution itself had been
rejected and added that the Greek Cypriot leader had deceived him by saying
that he would accept the Annan Plan. Today, the Greek Cypriot leadership is
hiding behind the shield of the EU and international law with the contributions
of the former wrong policies of the Turkish side. It is trying to usurp our
rights, is challenging the world, which has promised to lift the isolations,
trying to change the UN parameters formed in half a century, and repeating that
the Cyprus problem will be solved through a process of osmosis. This leadership
is even daring to say this at the UN General Assembly. In short, Greek Cypriot
leader Papadopoulos is challenging the world at the UN General Assembly.
I want everyone, but mainly Mr. Papadopoulos, to know that the Turkish Cypriot
people have no intention to surrender or to give up their rights. Everyone, the
whole world, should know this. We have proved this to the world through our
determination to fight for our rights. Nobody in the international arena is
arguing against this. The world is seeking ways to solve this problem but is
having difficulties because of the international legal and political atmosphere
I just mentioned. Solution to the Cyprus problem will be found through
negotiations under the framework of the UN and with international support. And
for this, the interlocutors of the Greek Cypriot side are the Turkish Cypriot
people and those elected by them. No one, except their democratically elected
representatives can represent Turkish Cypriots. Our mission is to protect the
rights of you, my beloved people, and to solve the Cyprus problem and unite you
with the world. How much longer can the Greek Cypriot side, which is using the
advantages of being a member of the UN and the EU, continue to isolate Turkish
Cypriots? We are expecting the international community, the European Union and
the countries of the world to take a step in lifting the isolations. As we call
on the world to lift the isolations, we neither want to give empty hopes to our
people, nor do we seek division as alleged by the Greek Cypriot side. We will
continue to hope for the best.
The period that followed after I signed the July 8 agreement with Papadopoulos,
which basically defines the essence of the Annan Plan, has once again revealed
the importance of an urgent solution. As the Turkish Cypriot side, we have
continuously repeated that we are ready to seriously deal with this problem and
to negotiate. We have conveyed this to the UN Secretary-General and to all
other interested parties. I would also like to underline that we will not
permit Papadopoulos, who is trying to buy time and link its policy of
assimilation to Turkeys EU process, to caricaturize the Cyprus problem, and to
play with the lives and futures of people of this island by running away from
negotiations.
He is wrong if he believes that he will succeed in using Turkeys EU membership
process to assimilate Turkish Cypriots, in other words, to achieve osmosis.
This policy of Papadopoulos is planting seeds of non-solution in Cyprus,
increasing tension between the two communities and blocking efforts to reach
permanent peace on the island.
Dear Turkish Cypriots, my valued people,
We are a people in Europe. We are a people that ruled itself for 450 years, and
that accepted this island as home at least as much as other Cypriots have.
Turkish Cypriots get the right of democratic self-governance from their own
history. As on the one hand Turkish Cypriots effectively govern themselves,
they also remain determined to share the governance of a united, federal
Cyprus. Sooner or later, the Turkish Cypriots will take their place in the
European Union. Today, our mission is to prepare the Turkish Republic of
Northern Cyprus, with all its institutions, for this inevitable prospect.
I am saluting all of you with the faith to create a European country of peace
and wealth for our children. I celebrate the Republics anniversary with the
determination to collectively establish a more democratic, more modern common
home.
TRNC PRECIDENCY 14/11/06
Talat: Maras Papadopulos'a hediye olamaz
LEFKOSA (A.A)
KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Kibrisli Türklerle güç bölüsümünü reddeden
Kibris Rum tarafina izolasyonlarin kaldirilmasi için verecekleri bir sey
olmadigini ifade ederek, Maras'in, Annan planini reddeden Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos'a verecekleri bir hediye ya da sus payi olamayacagini
söyledi.
Talat, KKTC'nin 23. kurulus yil dönümü kutlamalari çerçevesinde Lefkosa Dr.
Fazil Küçük Bulvari'nda düzenlenen törende yaptigi konusmada, Maras veya
bütünlüklü çözümün diger unsurlarinin, ancak BM çatisi altinda ve bütünlüklü
çözüm maksatlariyla ele alinabilecegini vurguladi.
Talat, "degisik zamanlarda ve degisik kosullarda Maras ile ilgili
önerilerin KKTC tarafindan ele alinmis ve degerlendirilmis olmasinin,
karsiliginda herhangi bir sey istenmeden verilen, ekonomik izolasyonlarin
kaldirilmasi sözünün yerine getirilmesinde pazarlik konusu yapilabilecegi
anlamina da gelmedigini" söyledi. Cumhurbaskani Talat, söyle devam etti:
"Maras, adamizi birlestirecek olan ve gündemde oldugu dört yil boyunca
uluslararasi toplumun, Rum liderliginin kabul edecegine adeta kalibini bastigi
Annan planini, Kibrisli Türklerin kabul edecegini anlayinca reddeden
Papadopulos'a verebilecegimiz herhangi bir hediye ya da sus payi olamaz. Eger
olursa yalani ve riyayi hos görmüs, zorbaliga boyun egmis oluruz. Bununla da kalmayiz,
Rum liderligini Türkiye'nin AB süreci boyunca Kibrisli Türklerin haklarini,
kisim kisim, parça parça kendilerine devredebilecegimiz zehabina kaptiririz. Bu
da aslinda Kibris sorununun çözüm ihtimalini ortadan kaldirmak demek olur.
Bugün, Kibris sorununu bilmeden, günü kurtarmak için iyi niyetle çalisan
ülkeleri de yanlisa sürükleyerek çözümü onlar eliyle imkansizlastiririz."
AB TARAFSIZ DEGIL
Cumhurbaskani Talat, AB'nin, Kibris Rum tarafinin üye olmasiyla birlikte ve
eski üye Yunanistan'la kosulsuz dayanismasinin varligi nedeniyle tarafsiz
olamadigini söyledi.
AB'nin iç "dayanisma" geleneginin de böylesi bir tarafsizligi tamamen
imkansiz hale getirdigini belirten Talat, "Demek ki AB faktörünü, Kibrisli
Türklerin de üyeligini saglayarak tarafsiz hale getirinceye kadar Kibris
sorununun çözümü çabalarindan uzak tutmaliyiz" dedi. Finlandiya'nin Kibris
önerilerini örnek gösteren Talat, sunlari söyledi:
"Finlandiya Dönem Baskanligi, Türkiye'nin AB sürecini santajlariyla zora
sokmaya yeltenen Rum tarafini yatistirmak maksadiyla Türkiye'nin limanlarini,
havaalanlarini ve hava sahasini Rum gemi ve uçaklarina açmasini saglamaya
çalismaktadir. AB bununla da yetinmemekte karsiliksiz olarak kaldiracaklari
sözünü verdikleri izolasyonu dogrudan ticaret tüzügüyle yalnizca yumusatma
niyetine Rum tarafinin geçit vermemesi nedeniyle 26 Nisan 2004 Konsey Kararinda
öngörmedigi halde Rum tarafini da tatmin edebilmek için Maras'i kendilerine
vermenin ilk adimi olarak BM'ye devretmeyi önerebilmektedir."
Kibris Türk tarafi olarak, BM çerçevesinde çalisilacak bütünlüklü bir çözümden
yana olduklarinin altini çizen KKTC Cumhurbaskani, "Bunun için de AB
zemininde Rum tarafiyla yapabilecegimiz herhangi bir pazarlik yoktur. AB ile
her düzeyde iliski kurmak ve gelistirmek istiyoruz. Fakat bunun için ne Rum
tarafinin icazetini kabul ederiz ne de bu iliskilere onlari karistiririz"
dedi.
Talat, "Kibris sorununun çözümü ile adanin bir bütün olarak AB'de yer
almasi stratejik hedeflerinden bir milimetre dahi sapmadiklarini"
belirterek, "Yani çözüm ve AB hedefimiz devam ediyor" ifadesini
kullandi.
YENI SIYASAL GELISMELER
Talat, KKTC'nin 23. kurulus yil dönümünü seçkin konuklarla birlikte
kutladiklarina isaret ederek, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet ve hükümet
yetkililerine üst düzey katilimlari için tesekkür etti.
Bu yil dönümünde yeni siyasal gelismelerin esiginde olduklarini kaydeden Talat,
"Bu yeni gelismeler, Kibris sorununun çözümünde, Birlesmis Milletler ile
garantör ülkeler olarak Türkiye ve Yunanistan disinda, Rum tarafinin baskisiyla
Avrupa Birligi'nin de bir faktör olmaya çalismasiyla ortaya çikti" dedi.
Kibris Rum yönetiminin, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik görüsmelerine baslama
sürecini, "ozmosis"e yönelik politikasini Türk tarafina dayatmak için
kullanmaya çalistigini, artik bu oyunun sonuna geldigini ifade eden Talat,
"1974 öncesine dönülemeyecegini dost düsman herkes anladi. Avrupali
degerlerle bagdasmayan küçük tüccar pazarliklariyla, santaj yöntemleriyle hiç,
ama hiçbir yere varilamayacagi yakinda daha da net görülecektir. Kibris
sorununa taraf olan herkesin yeniden düsünüp, daha dengeli, rasyonel ve
uzlasmaci politikalar üretecegi bir döneme girilecektir" diye konustu.
"KKTC, FEDERAL KIBRIS'IN TEMEL DIREKLERINDEN BIRI OLACAK"
KKTC'nin, AB çatisi altinda birlesik ve federal Kibris'in temel direklerinden
birisi olacagini dile getiren Talat, KKTC'nin kurulusuna yol açan tarihsel
gelismeleri, toplumsal ve yönetsel gelenekleri dogru okumak gerektigi kadar,
Kibris Türk halkinin KKTC'ye sahip çikisindaki sosyal-psikolojiyi de dogru
çözümlemek gerektigini belirtti.
Talat, "Kibrisli Türkler, 1974 öncesindeki devlet yapilanmasindan sonra
Kibris Türk Federe Devleti ile baslayan ve Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti ile
gelisen süreçte, aslinda, kendi kendilerini yöneten ve disaridaki hiçbir
otoritenin yerel ve ikincil uzantisi olmayan bir halk haline gelmek
istediklerini dünyaya duyurmus oldular" dedi.
Barisi elbirligiyle kurabilmek için, Kibris Türk ve Rum halklari olarak,
birbirini daha iyi anlamalari gerektigini kaydeden Talat, "Birbirimizi
daha iyi anlayabilmek için de tarihlerimizi, kültürlerimizi, toplumlarimizin
yapisini, psikolojisini daha yakindan bilmemiz gerekir" ifadesini
kullandi.
Kibrisli Türklerin, tarihlerinin her döneminde, kendi yönetim mekanizmalarina
sahip olmus bir halk oldugunu belirten Talat, KKTC'nin, Kibris Türk halkinin
450 yila varan, kendi kendini yönetme aliskanligina, kendi hukuki ve idari
kurumlarina sahip olma gelenegine dayandigini kaydetti.
AB'DEN AYRIMCI YAKLASIM
"Kendi kendini yönetme arzusu ile Avrupa degerleriyle birlesik bir Kibris
yaratma arzusunu birbirinden ayirmayan Kibris Türk halkinin, bugün Avrupa
Birligi'nden gördügü ayrimci, dislayici muamele akil almaz bir seydir"
diyen Talat, sözlerini söyle sürdürdü:
"Ülkesindeki Bosnak ve Arnavut kökenli Müslüman yurttaslarini Avrupa'nin
ortasinda ve AB'nin gözü önünde kiyimdan geçiren Miloseviç'in avukatligini,
finans danismanligini, moral destekçiligini yapan ve bizzat kendisinin de
1963'lerde Kibrisli Türklerin soykirimi için hazirliklar yaptigi ve talimatlar
verdigi ifsa edilen bugünkü Kibris Rum liderligine kucak açarken, Kibrisli
Türkleri sürekli dislayan AB'nin dünyaya verdigi mesaj nedir? Avrupa'nin,
Kibrisli Türklere, Haçlilar ve Naziler dönemindeki zihniyeti aratmayacak bir
ayrimcilikla, kültürel irkçilikla, dinler savasiyla yaklasmaya devam ettigi mi?
Aklimizdan bu düsünceyi silip, farkli kültür, din ve toplumlarin çesitliligini,
bir ayrilikçilik olarak degil, bir zenginlik olarak gören Avrupalilik idealine
baglanmayi tercih ediyoruz. Böyle bir Avrupalilik idealinin Kibris'taki
güvencesi, 21. yüzyilda halen nefret, irkçilik ve ayrimcilik politikasini
sürdüren Kibris Rum liderligi degil, elbette ki Kibris Türk halkidir."
"Kibris Türk halkinin hosgörü, sevecenlik ve barisçil niteliklerin, yani
çagdas insan niteliklerinin tümünü kendinde toplamis bir halk oldugunu"
dile getiren Talat, "Bu halk, çatisma ve savaslarin yarattigi nefret ve
kini bile hizli bir zaman dilimi içerisinde, barisçil, mutlu ve insanca bir
yasam için terk etmeyi ve geçmisin aci deneyimlerinden sevgi üretmeyi de iyi
bilir" dedi.
Talat, KKTC'nin yönetim mekanizmasini, daha saglam sekilde
kurumsallastirabilmek için, seffaflik, demokratiklik, hukukun üstünlügü, sosyal
adalet, modern teknolojik yapilanmalar ve fonksiyonel idari düzenlemeler
gelistirmeleri gerektigini söyledi.
Kibrisli Türklerin de er geç Avrupa Birligi içinde tam anlamiyla yer alacagini
kaydeden Talat, "Bugün, bizim görevimiz, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti'ni
tüm kurumlariyla bu kaçinilmaz gelecege hazirlamaktir" ifadesini kullandi.
KKTC Cumhurbaskani Talat, konusmasini söyle tamamladi:
"Bu kurulus yil dönümünde yeniden hatirlatmak istiyorum: Bugün eger basi
dik ve kararli, dünya halklari arasinda saygin, egitim düzeyi, sosyal anlayis
ve kültürel yapilanmasi ile çagdas bir halk olarak yer aliyorsak, bilmeliyiz ki
bu yolda canini verenler ve kanini akitanlar oldu. Ama bize kalan miras onurlu
bir yasam oldu.
Bugünlere kolay gelmedik. Bu süreçte herkesin alin teri, özverisi, dogrusu
-yanlisi var. KKTC'nin 23. yil dönümünde Kibris Türk halkinin bu noktaya
gelmesine katki koyan herkese tesekkür ediyorum. Kibris Türk halkina tesekkür
ediyorum. Kibris Türk halkinin bugünlere ulasmasinda, meclisi, hükümeti,
silahli kuvvetleri ve tüm kurumlariyla her türlü yardimi yapan Türkiye Cumhuriyetine
tesekkür ediyorum. Gazilerimizi saygi ve sevgiyle aniyor, sehitlerimizin
huzurunda bir kez daha egiliyorum."
MESAJ TEATISI
Törende, Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'in mesaji, Cumhurbaskanligi Genel
Sekreteri Kemal Nehrozoglu tarafindan, Cumhurbaskani Talat'a sunuldu. Talat da
mesajini, Sezer'e iletilmek üzere, Nehrozoglu'na verdi.
HURRIYET
15/11/06
Rumlar
müzakereleri bloke ediyor
Rum
tarafı, para politikaları ve mali kontrol fasıllarında
müzakerenin açılmasını veto etti. Rumlar, müzakerelerin
askıya alınması gündemdeyken yeni fasılların
açılmasının anlamsız olduğunu savunuyor.
Cansu
ÇAMLIBEL
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:03 TSİ 16 Kasım 2006 Perşembe
BRÜKSEL
- Rum yönetimi, AB Komisyonunun Türkiye ile müzakereler konusunda
açıkayacağı tavsiyeyi beklemeden fiili olarak müzakereleri bloke
ediyor.
Brükseldeki son daimi temsilciler
toplantısında Kıbrıs Rum yönetimi, taraması tamamlanan
para politikaları ve mali kontrol fasıllarında Türkiyeye
müzakere davet mektubunun gönderilmesini veto etti.
Rum yönetimi, para politikaları faslında Merkez Bankasının
ve mali kurumların bağımızlığına
ilişkin Türk mevzuatının AB müktesebatı ile uyumlu olmadığını
savundu. Mali kontrol faslında Rum yönetiminin veto gerekçesi ise
Türkiyenin bu alanda Güney Kıbrıstaki kurumlarla
işbirliğini reddetmesi.
GEREKÇELER
TEKNİK DEĞİL SİYASİ
Rum yönetimi sözkonusu başlıklarda müzakerenin açılmaması
için teknik gerekçeler öne sürse de asıl amacın siyasi olduğu
belirtiliyor. Rum diplomatlar, toplantılarda Komisyon askıya alma
konusundaki tavsiyesini açıklamadan önce müzakerelere hiçbir şey
yokmuş gibi devam etmek Türkiyeye yanlış sinyal gönderir
görüşünü savunuyor.
Rum tarafı son COREPER toplantısında, ilerleme raporuna da
eleştiri olarak giren Ankaranın Rum yönetimi ile ilişkileri
normalleştirme yönünde adım atmamasını da gündeme getirdi.
Rum diplomatlar, Türkiyenin 1 Kasımda Kıbrısın Karadeniz
Ekonomik İşbirliği Teşkilatına gözlemci statüsü ile
katılımını birkez daha veto etmesini örnek gösterdi.
3 Ekim 2005ten bugüne kadar sadece tek fasılı açıp kapatan Türk
tarafı ise, ilerleme konusunda umutsuz. Diplomatik kaynaklar, yıl
sonuna kadar yeni bir müzakere faslının açılmasının
mümkün görünmediğini belirtiyor.
Müzakerelere ABD
ilgisi
ABnin
Türkiye ile müzakereleri askıya alma ihtimalinden kaygı duyan ABD,
gözünü dönem başkanı Finlandiyanın limanlar önerisine dikti.
Kapalı kapılar ardında nabız yoklayan ABDli yetkililer,
Fin önerisine destek verdi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:01 TSİ 16 Kasım 2006 Perşembe
BRÜKSEL
- ABD, Avrupa başkentlerinde yaşanan Türkiye
tartışmasını yakından takip ediyor. Bölge turuna
çıkan ABDli diplomatlar, AB dönem başkanı Finlandiyanın
önerisi konusunda nabız yokladı. Fin çabalarına destek
çıkan ABD, Müzakerelerin kesilmesini önleyecek her türlü formülün
arkasındayız mesajı verdi.
17 Aralık ve 3 Ekim gibi Türkiye için
kritik tarihlerde Türkiye lehine devreye girmesinden dolayı Avrupadan
eleştiri alan ABD yönetimi, bu kez daha temkinli. Bir ABD yetkilisi,
Türkiyeye desteğimiz sır değil ancak bu bir baskı olarak
görülemez. ABden herhangi bir talebimiz olmadı. Fin önerisi üzerinden
yürüyen müzakerelere bir dahlimiz yok dedi.
Öte yandan aynı yetkili, ABD yönetiminin PKKnın Avrupadaki mali
kaynaklarının kesilmesi yönündeki girişimlerinin de
sürdüğünü belirtti. ABD yönetimi, PKKnın Avrupadaki örgüt
faaliyetlerini yoğunlaştırdığı kuzey ülkeleri
başta olmak üzere tüm AB genelinde yerel güvenlik güçlerinden örgüt
mensuplarının tutuklanması ve yasa önüne
çıkartılmasını talep ediyor.
ABDli yetkili, Yüzlerle ifade edilebilecek örgüt lideri ve binlerle ifade
edilebilecek örgüt mensubu aleyhinde Avrupa genelinde olabildiğince çok dava
açılmasını bekliyoruz dedi.
Osmanlı
arşivleri AB gündeminde
AB
Komisyonu, MGKnın, Osmanlı tapu arşivlerinin
Türkçeleştirilerek bilgisayar ortamına aktarılmasına
karşı, etnik ve siyasi istismara malzeme olabileceği
uyarısıyla ilgili Türkiyeden açıklama isteyeceğini
bildirdi.
AA
Güncelleme: 10:01 ET 15 Kasım 2006 Çarşamba
BRÜKSEL
- AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğünün yürüttüğü projenin Osmanlı dönemindeki tapu
kayıtlarının sayısal ortama aktarılarak
depolanmasının ve kamu kurumlarının bunlara daha kolay
ulaşmasının amaçladığından haberdar olduğunu
kaydetti.
Rehn, Milli Güvenlik Kurulunun
görüşünü sorulması üzerine, Tuğgeneral Tayyar Elmasın, bu
tür belgelerin etnik ve siyasi amaçlar, sözde soykırım
iddiaları ve Osmanlı dönemindeki vakıfların mülkleri
çerçevesinde kullanılabileceğinin ifade edildiğini
hatırlattı.
Olli Rehn, katılım ortaklığı belgesinde kısa
vadeli öncelikler arasında yer aldığı şekilde
şeffaflığın Türkiyede kamu yönetimi reformu için hayati
önemde olduğunu belirtti ve AB Komisyonu, bu konuda Türk
makamlarından açıklama isteyecek dedi.
İsveçli Avrupa Parlamentosu Üyesi Jens Holm tarafından AB Komisyonuna
yöneltilen yazılı soru önergesinde, Osmanlı döneminde 1915li
yıllarda yaşanan olayların açıklığa
kavuşturulmasına ihtiyaç duyulduğu iddia edilerek, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğanın, bütün arşivlerin
açılacağı izlenimini verirken MGKnın projeyle ilgili
değerlendirmesinin çelişki doğurup
doğurmadığı sorulmuştu.
Talat'tan, program dışı konuşmaya
protesto
KKTC'nin kuruluş yıldönümü kutlamalarında Kurmay Albay Ercan
Barsakçıoğlu'nun program dışı konuşması
Talat'ı kızdırdı. Talat, herkesin
alkışladığı konuşmayı eşinin
uyarısına rağmen alkışlamadı
Sefa Karahasan
KKTC'nin 23. kuruluş yıldönümü kutlamalarına program
dışında konuşma yapan Kurmay Albay Ercan
Barsakçıoğlu ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
arasında yaşanan gerginlik damgasını vurdu. Talat, eşi
Oya Talat'ın, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan
Piyade Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu'nun konuşmasını
alkışlaması yönündeki uyarısına,
"Alkışlamıyorum" yanıtını verdi.
Albayın konuşmasına, "Neden bundan haberim yok" diye
tepki gösteren Talat'ın, askerin konuşma yapmasını programa
kimin koyduğu konusunda bilgi istediği kaydedildi.
Edinilen bilgiye göre, KKTC'nin kuruluş yıldönümü töreninde
yapılacak konuşmaların programı bir hafta önce Talat'a
sunuldu. KKTC'yi temsilen Talat'ın, Türkiye'yi temsilen de
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yer aldığı
listede, Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu'nun ismi bulunmuyordu.
Ancak Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki dünkü kutlamalar
sırasında program okunurken, askeri bir temcilcinin de
konuşacağının açıklanması Talat'ın sert
tepkisine neden oldu. Barsakçıoğlu konuşmasını,
"Ne mutlu bayrağı daima yüksekte tutanlara, ne mutlu Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kuran ve yaşatanlara, ne mutlu Türküm
diyene" sözleriyle tamamladı. Tören alanındakiler de
Barsakçıoğlu'nu alkışladılar. Eşinin Barsakçıoğlu'nu
alkışlamadığını fark eden Oya Talat,
Cumhurbaşkanı Talat'a, "Canım" diye seslendi. Yerinden
sinirli bir şekilde doğrulan Talat,
"Alkışlamıyorum" dedi.
Bu arada, Talat'a tören alanında sunulan KKTC ve Türkiye
bayraklarının da programda olmadığı öğrenildi.
Talat'ın bu konudan da haberi olmaması nedeniyle çok
sinirlendiği ifade edildi.
Ekrana
yansıdı...
Talat'ın protestosu, töreni canlı yayınlayan Avrasya TV
kameralarına yakalandı. Kanal, Kurmay Barsakçıoğlu'nun
konuşması bitince tören alanında bulunan davetlileri gösterirken
Talat ve eşi Oya Talat arasındaki konuşmayı canlı
olarak izleyicilere aktardı. Avrasya TV, dudak okuma
uzmanlarının görüşüne başvurarak, Talat ve eşinin
konuşmasını daha sonra akşam ana haber bülteninde de yayımladı.
Sezer:
KKTC'ye destek sürecek
KKTC'nin kuruluşunun 23. yıldönümü dolayısıyla KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, genel sekreteri Kemal
Nehrozoğlu aracılığıyla bir mesaj gönderen
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin her zaman
Kıbrıs Türk halkına verdiği desteğin süreceğini
vurguladı.
Kutlamalara katılmak üzere Ada'da bulunan Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, "Avrupa Birliği olarak
Kıbrıslı Türklere verdiğiniz sözlerde durun. Yoksa
prestijiniz yok olacak" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, AB zemininde Rum
tarafıyla yapabilecekleri herhangi bir pazarlık
bulunmadığını söyledi.
Gül, Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda yapılan törende
bir konuşma yaptı. Gül şöyle konuştu:
"Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle
bağlantılı değildir. Şantajlarla, savunduğumuz
politikalardan asla vazgeçmeyeceğiz. Ada'da iki ayrı halk, ırk,
din, dil, demokrasi olduğunu görmezden gelmek, sadece başı kuma
sokmaktır."
MILLIYET 16/11/06
Gül'ün Kıbrıs
çıkışı
KKTC'nin 23. kuruluş yıldönümü dün kutlandı.
Kutlama törenlerine katılan Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, Kıbrıs konusunda "net ve sert" bir
çıkış yaptı.
Gül, Türk tarafının şantaja boyun eğmeyeceğini, Avrupa
Birliği'nin (AB) inandırıcılığının ve
prestijinin giderek yok olduğunu söyledi.
Başbakan Erdoğan da bir süredir Kıbrıs konusunda AB'yi
ağır dille eleştiriyor.
İki ayrı konu
Erdoğan'ın ve Gül'ün dünkü sözlerine bakınca, "Hükümet
Kıbrıs ve AB konusunda politika mı değiştiriyor?"
sorusu akla geliyor.
Gül, KKTC'de yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB giriş
süreci ile Kıbrıs konusunun ayrı süreçler olduğunu söyledi.
Bu iki konu arasında bağlantı kurulmasının yanlı
bir hesap olduğunu vurguladı. Kıbrıs'ın, Türkiye'nin
AB üyeliğine karşı kullanılmaması gerektiğini
savundu, bu yolda ısrar edenlerin çıkmaz yolda olduğunu,
Türkiye'nin şantajlarla politikasını değiştirmeyeceğini
altını çizerek söyledi.
Politika değişiyor mu?
Bu söylem, AKP iktidarınca değiştirilen önceki söylem ve tutuma
yakın görünüyor. AKP öncesindeki hükümetlerin yaklaşımı da
AB süreci ile Kıbrıs süreci arasında bağlantı
kurulmasının yanlış olduğu yönündeydi.
Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB yolunda ilerleyebilmesi için
önkoşul olarak masaya sürülmesinin kabul edilemeyecek bir yol olduğu
önceki hükümetler tarafından vurgulanıyordu. Bu politika, dönemin
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından da destekleniyordu.
Bu politika AKP tarafından, "40 yıldır uygulanan ama sonuç
alınamayan" eski politika olarak değerlendirildi ve
değiştirildi.
Erdoğan ve Gül, Denktaş karşısında
ağırlık koyarak ve Annan Planı'nı destekleyerek,
"AB süreci ile Kıbrıs sorunu" arasında
bağlantıyı kabul etmiş oldular.
Gelişmeler bu tutumu kanıtladı.
AB, Türkiye'yi müzakere tarihini, Türk tarafı Annan Planı'nı
kabul edince verdi. Türk tarafı bu plana "hayır" deseydi,
müzakere tarihi alınamayacaktı.
AB, 3 Ekim 2005'te müzakerelerin başlamasını, yine
Kıbrıs konusunda limanların açılacağına
ilişkin önkoşulla kabul etti.
Şimdi müzakerelerin devamını, Türkiye'nin limanlarını
ve havaalanlarını Rum uçaklarına ve gemilerine açmasına
bağlamaya çalışıyor.
AKP iktidarı da bugüne kadar bu koşulları yerine getirerek AB
yolunda adımlar atabildi.
Bugün ise Erdoğan ve Gül, bu "AB-Kıbrıs
bağlantısı"nın koparılmasını
istiyorlar.
Bu değişikliğin nedenleri nelerdir?
AB'ye olan desteğin azalması, Türkiye'nin seçime
yaklaşması, Kıbrıs'ta AB'nin verdiği sözleri tutmaması
ve buna Türk kamuoyunun gösterdiği tepkinin giderek sertleşmesi akla
gelebilir.
Bugüne kadar AB politikasını Kıbrıs
bağlantılı götüren hükümetin, şimdi bu
bağlantıyı "çıkmaz sokak" olarak nitelemesi
dikkat çekici.
Kalıcı çözüm
Denktaş'ın kalıcı çözüm formülünü anımsayalım:
"İki halk, iki demokrasi, iki devlet. İki devlete dayalı
bir çatı devletle yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
kurulması."
KKTC'ye uygulanan izolasyonun kaldırılması,
karşılığında limanların açılması nihai
çözüm formülü açısından çok anlam taşımıyor.
Finlandiya önerileri dahil AB'nin yaklaşımında bu formüle
yakın bir anlayış yok. Rum tarafı ise yanından bile
geçmiyor.
Bu koşullarda hükümet yeni geliştirmeye başladığı
"süreçlerin ayrılması" söylem ve tutumunda ısrar
etmeli...
Gül'ün yeni söylemi yerindedir.
FIKRET BILA MILLIYET 16/11/06
Kıbrıslı
Rumlar Avrupalı değil
LefkoŞa

Talat, "Papadopulos hâlâ
EOKA'cı olduğunu gösteriyor. Milletini de arkasında sürüklüyor.
Çünkü, Rum Avrupalı değil. Komünist AKEL milliyetçi bir çizgide"
diyor
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat sıkıntılı
günler geçiriyor. Türk-AB ilişkilerinin Kıbrıslı Türklerin
üzerindeki izolasyonların kaldırılmasıyla
irtibatlandırılmasına karşı çıkan Talat,
Finlandiya'nın son önerilerinin başarılı olma
şansını da az görüyor. Bizi KKTC'deki makamında kabul eden
Talat, güncel ve Kıbrıs sorununun yakın geçmişine
ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Önerileri tutmayan Finlandiya'nın yeni önerilerle gelebileceği
belirtiliyor. Size intikal eden bir şey var mı?
Buradaki büyükelçileri yeni bir önerileri olmadığını
söyledi. Yani eski öneri görüşülmeye devam edecek. Biz de bunun
başarı şansı olmadığını söylüyoruz.
Çünkü öneri, Kıbrıslı Türklerin izolasyonu ile Türkiye'nin AB
sürecini ilişkilendiriyor. Bu, mantıksız ve kabul edilemeyecek
bir şeydir. Kıbrıs Türklerinin izolasyonunun
kaldırılması bir gerekliliktir ve AB Konseyi bu konuda karar
alarak Komisyon'a görev verdi. Ama buna rağmen olmadı.
Fin paketinde karşı olduğunuz somut unsurlar nedir?
Mesela, Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonun kalkması
için Maraş niye BM'ye verilecekmiş? Doğrudan ticaretle bunun ne
alakası var? İstenen, Rumları mutlu etmekmiş. Ama
Rumların mutlu edilmeye hakkı yok ki! Türkiye,
Kıbrıslı Türklerin izolasyonu kalktığında
limanlarını açacağını zaten söyledi. Dolayısıyla
en akılcı olan buna yönelmektir.
Bu çerçevedeki taleplerinizi özetleyebilir misiniz?
En başta bütünlüklü bir çözümle Kıbrıs meselesinin bitmesini
istiyoruz. Türkiye'nin önünün de bu sayede gerçek anlamda
açılacağını düşünüyoruz. Ama, eldeki çözümsüzlük
şartlarında, izolasyonların karşılıksız
olarak kaldırılmasını istiyoruz. Doğrudan uçuşlar
ve AB ile ortak gümrük tarifesi içinde tercihli ticaret yapabilmeyi istiyoruz.
Spor ve kültür gibi konulardaki izolasyonların kalkmasını
istiyoruz. Yani, insan haklarımızı istiyoruz.
AB tarafsız değil
Papadopulos sorunu AB'ye çekmeyi başarabilecek mi?
Talat: Bence çekemez. Çünkü, Kıbrıs sorunu bu çerçevede
görüşülemez. Bir kere AB konuyu bilmiyor. İkincisi, tarafsız
değil. O bakımdan ben BM çerçevesinin canlı
kalacağını düşünüyorum.
Türkiye'nin AB masasında çerez olmak istemediğinizi söylediniz.
"Türkiye'nin AB yolunda meze olmak istemiyoruz" dedim. Türkiye'nin AB
süreci ile Kıbrıs sorununu ilişkilendirmenin
yanlışlığına işaret ediyorum burada. Benim kavgam
AB ile, Türkiye ile değil. Tersine Türkiye ile dayanışmam var.
Ama AB bizi adeta meze gibi görüyor. Türkiye'ye, "Üyelik müzakerelerine
devam etmek istiyorsan, Kıbrıslı Türk'ü ufak ufak terk et"
diyor. Bunu kabul edemeyiz. .
Fanatik bir toplum
Dışişleri Bakanı Gül Türkiye-Yunanistan ve Türk ve Rum
kesimlerinden oluşan Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'de bir
barış ve istikrar sütunu olabileceğini söylüyor. Papadopulos bu
vizyonu niçin göremiyor?
Avrupalı değil de ondan. Açıklamaları hâlâ EOKA'cı
olduğunu gösteriyor. Milletini de arkasında sürüklüyor. Çünkü,
Kıbrıslı Rum Avrupalı olamamış. Bu kadar fanatik
ve milliyetçi bir toplum Avrupalı olamaz. Rum tarafının
Avrupalı olmadan AB'ye katılmasının nedeni ise tamamen
siyasidir.
Annan Planı sürecinde Türk tarafı tarihi bir fırsatı
kaçırdı mı sizce?
Kaçırdı tabii. Kopenhag zirvesinden önce Annan Planı referanduma
sunulabilseydi veya imza aşamasına gelseydi, yani Kıbrıs
Türk tarafı o sırada planı reddetmeseydi, Rum tarafı
kesinlikle AB'ye giremezdi.
Tarihi avantajı Papadopulos değerlendirmiş oldu, öyle mi?
Öyle oldu ve şimdi nefes aldırmıyor. İzolasyonumuzu daha da
artırmak için çaba sarf ediyor. Çeşitli uluslararası
kuruluşlara bir şekilde üye olmuş kurumlarımız var.
Spor alanından tutunuz, sivil toplum örgütlerine kadar. Hepsini buralardan
attırmak için seferberlik ilan etti, adeta bir Haçlı Seferi
başlattı.
AKEL şoven
Annan Planı'nı destekler gibi görünen Rum AKEL partisi son
dakikada ret cephesine niçin geçti? Bu, Papadopulos'un
yaptığından çok daha kötü bir şey değil mi?
Çok daha kötü. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün sorumluluğu
büyük ölçüde AKEL'in omuzlarındadır. Çünkü, Papadopulos'un ne
olduğu biliniyordu. Komünist AKEL tamamen şoven ve milliyetçi bir
çizgide şu anda.
Türkiye'de seçim ortamına giriliyor. Kıbrıs'ın siyasi
malzeme olarak kullanılmasından endişeli misiniz?
Endişeliyim tabii, çünkü, hep öyle oldu. Türkiye'de ve Kıbrıs'ta
içinde bulunduğumuz durumun sorumlusu olanlar, şimdi kaybedilmiş
bir davayı yeniden kazanmaya çalışanları eleştiriyor.
Serdar Denktaş iddia edildiği gibi AKP ile Kıbrıs'taki
dincilerin komplosuna kurban mı gitti?
Muhalefet partileri ve çok sevdiğim Serdar Denktaş ile
çatışmak istemiyorum. Ama böyle bir şey yok. Ne burada dinci bir
siyasi gelişme var, ne de Kıbrıs'ta taviz vermeye
hazırlanan bir hükümet. Kıbrıs sorununu yürüten de zaten
Cumhurbaşkanı'dır. Eski hükümet ile Cumhurbaşkanı
arasında bir sorun olmadığı gibi, bugünkü hükümetle de yok.
SEMIH IDIZ MILLIYET 16/11/06
Ecevit cenazesinde Rauf
Denktaş...
ECEVİT'in cenaze töreninde Rauf Denktaş'a dikkat ettiniz mi?
Sanki taşıdığı "hüzün" sadece Ecevit'i
kaybetmek değildi, bir mücadelenin, vatansever bir mücadelenin sonundaki
hüznün simgesi gibiydi...
Kıbrıs'ın gittiğini çok iyi biliyordu.
Kıbrıs'ın bedelini de ondan iyi bilen var mıydı?
Kıbrıs'ı "Rumlar"dan kurtarmak için neler
verilmiş, ne canlar ödenmişti...
* * *
TARİH 31 Aralık 1964, yılın son günü, Rauf Denktaş
Ankara'dadır, Makarios onu Kıbrıs'a sokmamaktadır.
Denktaş, o günü anılarında şöyle anlatır:
"Ankara caddeleri, Kızılay, Ulus, Sıhhiye cıvıl
cıvıl, insanlar yılbaşı için son
hazırlıklarını yapıyorlar.
Lefkoşa'dan, mücahitlerden mesaj geliyor:
Mücadelemize daha ve daha kararlı olarak Türklük dünyasına
yaraşır şekilde devam edeceğiz.
1963'ün son günlerinde mücahitlerle omuz omuza mevzilerdeydim. Şimdi
onlardan çok uzaklardayım.
Mücahitler yine mevzilerinde, yine soğuk, yine açlık, yine yoksulluk
var.
Direniş ve mücadele var."
* * *
ANKARA'da herkes yılbaşını kutlamak için toplanırken
Denktaş defterine şunları yazıyordu:
"Bu akşam bir yıllık ayrılığın,
sürgünlüğün, vatan özleminin acısı yüreğime daha da
çöreklendi, yüreğim yanıyor.
Mücahitler beni çağırıyor, yüreğim daha hızlı
çarpıyor, bu sürgün bitmeli, Kıbrıs'a dönmeliyim."
* * *
ECEVİT'in cenazesinde Rauf Denktaş bize bu satırları
hatırlattı...
Kıbrıs'ın sonu böyle mi olmalıydı?
"Yes be anem!" diyenler, Avrupa'dan avuç avuç para geleceğini
sanmışlardı, şimdi avuçlarını yalıyorlar.
Sanmayın ki Denktaş bunları bilmiyordu, bunları
tanımıyordu; onlar için de iki satır yazmıştı,
isyanını da katarak:
"Hayat bu mudur?
Muhteris, kindar, dar görüşlü, şahsi çıkarı bahis konusu
olunca her şeyi söyleyip yapabilen insanlara karşı devamlı
mücadele...
Hayat bu mudur?"
Ve maalesef mücadeleyi de kaybetmek...
Denktaş bu satırları 1964'te yazmış...
Ve kırk yıl sonra, onun anlattığı adamlardan birinin
buradaki kopyası "Kıbrıs izlenimleri"ni
yazıyordu:
"Cevabını hiçbir zaman çözemeyeceğim soru ise
Yaradan'ın bu kadar özene bezene yarattığı adanın bir
bölümünü neden biz Türklere verdiğidir."
Eğer Kıbrıs'ın kaybedildiğine inanıyorsanız,
bilin ki düşmandan önce, bu adamlara karşı kaybedildi.
HASAN PULUR MILLIYET 16/11/06
KKTC'nin 23. yaşgününde AB'ye mesaj
KKTC dün 23.
kuruluş yıldönümünü kutlarken, törenlerde Türkiye'yi Gül temsil etti.
Dışişleri Bakanı, AB'ye çatarken, 'Tecrit kalksın,
üzerimize düşeni yaparız' mesajı da verdi
16/11/2006
RADIKAL
LEFKOŞA - Türkiye'nin
AB'ye üyelik müzakerelerinde Kıbrıs yüzünden tren kazası
yaşanmasının beklendiği bir ortamda, KKTC dün
kuruluşunun 23. yıldönümünü kutladı. Törene katılan ve KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşen
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bir yandan AB'ye
serzenişte bulunurken, bir yandan da 'pazarlığa
açığız' mesajı verdi.
Gül, Talat'la görüşmesi sonrası şöyle konuştu:
"KKTC'ye tecridin kaldırıldığı süre içerisinde
Türkiye de üzerine düşen açılımları yapacak. Adanın
bir kesimine ambargo uygulanırken, ambargoyu uygulayanlara Türkiye'nin
kapısını açmasını beklemek sadece
insafsızlık değil, çok büyük bir öngörüsüzlük. Herkes gerçekçi düşünsün.
Şuna samimi olarak inanıyoruz: Bu problem çözülsün, Türkiye,
Yunanistan, adanın tamamı büyük bir işbirliği
başlatsın. Ekonomik, sosyal her türlü işbirliği
başlatılabilir ve bu AB içerisinde ayrı bir sütun
oluşturabilir" dedi. Gül törendeki konuşmasında ise,
Türkiye'ye Gümrük Birliği Ek Protokolü uyarınca limanlarını
Rumlara açması için baskı yapan AB'nin, KKTC'ye tecridi
kaldırmak için parmağını
kıpırdatmamasını sert dille eleştirdi:
· Türkiye'nin
üyeliği ile Kıbrıs sorunu arasında bağlantı kurulması
yanlış hesaptır. Konuyu BM'den AB zeminine çekmek ve Türkiye'den
taviz istemek çıkmaz yoldur. Nasıl geçmişte Kıbrıs
Türk'ü, Rumlara boyun eğmediyse bundan sonra da eğmeyecektir.
· Kıbrıs
Türk halkının dünyayla bütünleşmesinin önündeki engellerin kaldırılmasını
istiyoruz. Kıbrıslı Türklere tecridin
kaldırılması için verdiği sözleri yerine getirmeyen AB
güvenilirliğini kaybetti. AB, birleşmeden yana oy kullanan
Kıbrıslı Türk halkını cezalandırıyor.
· Uzlaşma
adına haklarımızdan taviz vermeyiz. Uzlaşma bir
tarafın hak ve hukukundan vazgeçmesi gibi düşünülürse, bu asla
olmayacaktır. Bedeli ne olursa olsun...
Talat'tan AB'ye
eleştiri
Talat'ın konuşmasındaki hedefi de AB'ydi:
· AB
Kıbrıslı Türklere yönelik görülmedik bir
ayrımcılık yapıyor. Çözümsüzlüğünü savunan Rumlar
yerine Kıbrıs Türkleri dışlanıyor.
· (Tren
kazasını önlemek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
sunduğu önerilere ilişkin) AB, tarafsız değil. Rum
tarafını tatmin için Maraş'ın Rumlara verilmesi
şartıyla çözüm çalışmalarını BM'ye vermeyi bile
teklif edebiliyor. Maraş Rum lideri Tasos Papadopulos'a verilecek bir
hediye değil. Pazarlık yapmayız.
· Rumlar Türkiye'nin AB sürecine
Kıbrıs sorununu katmaya çalışıyor. Avrupalı
değerlerle bağdaşmayan küçük tüccar yöntemleriyle bir yere
varılamayacağı yakında daha net görülecek. Kıbrıs
sorununa taraf olan herkesin net düşüneceği döneme girilecek.
(Dış Haberler)
Kürtler
Kıbrıslı Türklerden farklı mı?
|
|
Kuzey Kıbrıs
üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini hararetle
savunan Türkiye, iş kendi Kürt vatandaşlarına gelince aynı
duyarlılığı göstermiyor. Türkiye'deki Kürtler,
Kıbrıslı Türklere verilmesi istenen hakların hiçbirine
sahip değil; Kürtleri savunanlar da bölücülükle suçlanıyor
16/11/2006
(RADIKAL
Kirsty Hughes
Türkiye,
Avrupa Birliği'nin siyasi ve ekonomik tecrit altındaki
Kıbrıslı Türklere adaletsiz muamele yaptığından
yana yakıla şikâyet ediyor. Peki o zaman Türkiye'nin kendi
vatandaşlarının büyük bir kesimine, yani Kürtlere, Türk
vatandaşı bile olmayan insanlar için talep ettiği bu
hakların aynısını vermesi gerekmez mi?
Kuzey Kıbrıs'la Türkiye'nin 15-20 milyon Kürt vatandaşın
yaşadığı güneydoğusu arasında birçok benzerlik
var. Coğrafi benzerlik söz konusu; her ikisi de hassas bölgelerde yer
alıyor.
Biri Suriye kıyısına yakınken, diğeri İran, Irak
ve Suriye sınırında.
PKK'yı
azınlık destekliyor
Her ikisi de nispeten izole ve yoksul durumda, her ne kadar Türkiye'de
yaşayan Kürtler Kıbrıslı Türklerden çok daha yoksul olsa
da. Her iki örnekte de yoksulluk, kimliklerini ve siyasi statülerini
kuşatan çözülmemiş siyasi meseleler ve güvenlik sorunlarıyla
bağlantılı.
Fakat daha çarpıcı olan, farklılıklar. Türkiye AB'yle
üyelik müzakerelerinde Kıbrıslı Türklerin hak taleplerini epey
yüksek sesle savunuyor. Fakat ülkede kim Kürtlerin haklarını
savunursa, bölücülük ve hatta terörizmle suçlanma riskiyle karşı
karşıya kalıyor.
Türkiye Kıbrıs'a yönelik, iki halk arasında siyasi
eşitliği öngören iki bölgeli, iki toplumlu çözüm önerisine
uluslararası destek beklerken kendi Kürt vatandaşları için tam
zıddını istiyor.
Birçok Türk, Kürtlerin kendilerine Türk yerine Türkiye'nin Kürt
vatandaşları denmesi, bir federasyon kurmaları, okullarda veya
medyada Kürtçenin kullanılması gibi herhangi bir ulusal tanınma
isteğini Türk ulusuna ve topraklarına saldırı olarak
algılıyor.
Kürtler kültürel hakları tam anlamıyla verildiği sürece
birleşik bir Türk devleti dahilinde yaşamaya hazırken, Türklerin
büyük bölümü Kıbrıslı Türklerin Rumların
egemenliğindeki bir Kıbrıs Cumhuriyeti'nde benzer bir
azınlık statüsünü kabul etmesi fikrini adeta bir felaket gibi
görüyor.
Türklerin dağ yamaçlarına sloganlar döşeme
alışkanlığını hem Kuzey Kıbrıs hem de
Türkiye'nin güneydoğusunda görmek mümkün. Fakat Kıbrıs konusunda
kuzeyin KKTC olduğunu ilan eden sloganlar Yeşil Hat boyunca
yaşayan Kıbrıslı Rumlara yöneltilirken, Güneydoğu
Türkiye'nin ücra dağlarındaki sloganlar 'tek devlet, tek bayrak, tek
dil'i iddia ediyor.
Birçok Türk, Türk ordusuyla 20 yılı aşkın bir süredir
savaşan ve Türkiye, ABD, AB tarafından terör örgütü sayılan
PKK'nın şiddetini gerekçe göstererek, Kıbrıs sorunuyla Kürt
sorununun aynı kefeye konamayacağını savunacaktır.
Fakat Kürtlerin azınlığının yol açtığı
şiddet niye çoğunluğunun haklarının budanması
anlamına gelsin ki?
Her iki azınlık grubunun haklarına saygı gösterilmeksizin
bu iki bölgede siyasi bir çözüm umudu nasıl olabilir?
Siyasi liderler nerede? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan birçok cephede
mücadele ediyor; milliyetçi ve laik bir saldırının
karşısında gelecek yılki seçimleri kazanmaya
çalışırken, Avrupa'dan gelen olumsuz sinyallere ve Türkiye'de
azalan siyasi şevke rağmen Türkiye'nin AB sürecini yolunda tutmaya da
gayret ediyor. Bu yüzden de Erdoğan belki de ne Kıbrıs konusunda
bir anlaşma yapabilir ne de kendisine ve Kürtlere karşı büyüyen
düşmanlığın karşısında güneydoğuda
herhangi bir ilerleme sağlayabilir.
Bazı katı Türk milliyetçileri bağımsız bir Kuzey
Kıbrıs istiyor olabilir; bazı radikal Kürtler de
bağımsız bir Kürdistan'ın hayalini kuruyor olabilir. Ancak
gerçek şu ki, ne Türkiye'nin güneydoğusunun ne de Kuzey
Kıbrıs'ın bağımsız birer devlet kurmaları
açısından gerçekçi bir geleceği var.
Çözüm AB'yle müzakere
Her iki örnekte de kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak yönündeki en güçlü
umut, Türkiye'nin AB'yle müzakere sürecinin devam etmesi. Çözümün büyük
kısmıysa Türkiye'ye bağlı.
Eğer Türkiye'nin hükümeti ve kamuoyu gerek Kıbrıslı Türkler
gerekse Türkiyeli Kürtler adına tutarlı bir şekilde demokrasi ve
insan hakları için ayağa kalkarsa, Türk ordusu ve milliyetçilerin
demokratik olmayan siyasi beyanlarına karşı çıkarsa,
demokratik Avrupalı siyasetçilerin kendi milliyetçileri
karşısında pes edip Türkiye'yle üyelik müzakerelerini
askıya alması da zorlaşacaktır. (Brüksel'deki Avrupa Politikası
Araştırmaları Merkezi'nin eski üyesi, 15 Kasım 2006)
RADIKAL
16/11/06
KKTC, 23 YAŞINDA... KKTC'nin 23'üncü kuruluş yıldönümü
coşkuyla kutlandı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın
tebrik kabulüyle başlayan kutlamalar, Atatürk Anıtı'nda, Dr.
Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde, Dr. Fazıl Küçük
Bulvarı'nda ve ülkenin çeşitli bölgelerinde gerçekleştirildi.
KKTC ve Türk bayrakları, kırmızı beyaz balonlarla
donatılan Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki görkemli resmi geçit
töreninde Türk Yıldızları'nın gösteri uçuşu
coşkuyu doruğa çıkardı
KUTLAMALARA YOĞUN İLGİ... Törenlere
Cumhurbaşkanı Talat'ın yanında KKTC ve Türkiye protokol
mensuplarının yanısıra kalabalık bir halk kitlesi
katıldı. KKTC'nin 23'üncü yılı Lefkoşa'da
meydanları dolduran binlerce kişinin alkışlarıyla bir
kez daha onaylandı ve kuruluş gününde olduğu gibi
Kıbrıs Türkü'nün barış ve çözüm istediği, yabancı
ve yerel basın mensupları tarafından dünyaya duyuruldu.
Öğleden sonra Türk Yıldızları'nın Girne semalarında
yaptığı gösteriler kutlamalara ayrı bir renk kattı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) 23'üncü
kuruluş yıldönümü dün ülke genelinde parlak ve coşkulu
törenlerle kutlandı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın dün sabah
Cumhurbaşkanlığı'nda tebrik kabulüyle başlayan
kutlamalar, Lefkoşa'da Atatürk Anıtı'nda, Dr. Fazıl
Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda ve
ülkenin diğer bölgelerinde gerçekleştirildi.
Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen resmi
geçit töreninde coşku doruk noktasına ulaştı.
KKTC ve Türk bayrakları, kırmızı beyaz balonlarla
donatılan Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törene protokol
mensuplarının yansıra kalabalık bir halk kitlesi
katıldı. 23 yıl önce Kıbrıs Türk Federe Devleti'ndeki
milletvekillerinin oybirliğiyle daha sonra da Lefkoşa'da
meydanları dolduran binlerce kişinin alkışlarıyla
onaylanan KKTC'nin 23.kuruluş yıldönümünde de kuruluş gününde
olduğu gibi Kıbrıs Türkü'nün barış ve çözüm
istediği bir kez daha dünyaya duyuruldu. Törenlere yabancı ve yerel
basın yoğun ilgi gösterdi.
Cumhurbaşkanlığı'nda tebrik kabulü
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün sabah
Cumhurbaşkanlığı'nda tebrik kabul etti. Türkiye'den gelen
gazi heyeti tebrik sırasında Cumhurbaşkanı Talat'a,
üzerinde "Bayrak inmez, vatan bölünmez, şehitler ölmez" yazan
bir el işi tablo hediye etti. Cumhurbaşkanı Talat, tebriği
izleyen basın mensuplarıyla da el sıkıştı.
Törenlere Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TC
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu,
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, TBMM'yi temsilen AKP
Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin, CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz,
ANAP Grup Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer Abuşoğlu, Başbakan
Ferdi Sabir Soyer, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) temsilen
Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Orgeneral Orhan Yöney, TC
Genel Kurmay Gaziler Heyeti, Kıbrıs Türk Batış Kuvvetleri
Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, 28. Tümen
Komutanı Tümgeneral Sabri Demirezen, 39. Tümen Komutanı Tumgeneral
Hüsmen Akdeniz, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tumgeneral Mehmet Eröz, 14.
Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Namık Kemal
Çalışkan, GKK Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih
Cengâver Cem, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Ana muhalefet Partisi Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı
Hüseyin Özgürgün, bakanlar, diğer kuvvet komutanları, üst düzey sivil
ve askeri yetkililer, siyasi parti, kurum, kuruluş, dernek temsilcileri,
okullar ve vatandaşlar katıldı.
Atatürk anıtı önünde tören
Kutlama etkinlikleri çerçevesinde ilk tören saat 08.30'da başkent
Lefkoşa'daki Atatürk Anıtı önünde yapıldı.
Çelenklerin anıta konulmasıyla başlayan tören,
saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın
okunmasıyla devam etti, Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasıyla
sona erdi.
Anıt Tepe'deki tören
Kıbrıs Türkü Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri
Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde tören düzenlendi.
Tören, saat 09:30'da protokol sırasına göre çelenklerin
anıta sunulmasıyla başlarken, saygı marşı ve
saygı duruşu ile devam etti. Tören, İstiklal Marşı
eşliğinde bayrakların göndere çekilmesinin ardından
Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasıyla tamamlandı.
Atletler KKTC ve TC bayrakları taşıdılar
Bu arada Atletizm Federasyonu'na bağlı atletler, dün sabah
saat 08.15'te Cumhuriyet Meclisi önünden 4X6 metre büyüklüğündeki KKTC ve
TC bayraklarını koşarak tören alanına götürdü.
Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören
Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen resmi
geçit töreninde coşku doruk noktasına ulaştı.
KKTC ve Türk bayrakları, kırmızı beyaz balonlarla
donatılan Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törenlere
protokol mensuplarının yansıra kalabalık bir halk kitlesi
de katıldı. 23 yıl önce Kıbrıs Türk Federe
Devleti'ndeki milletvekillerinin oybirliğiyle daha sonra da
Lefkoşa'da meydanları dolduran binlerce kişinin
alkışlarıyla onaylanan KKTC'nin 23.kuruluş
yıldönümünde de kuruluş gününde olduğu gibi Kıbrıs
Türkü'nün barış istediği mesajı bir kez daha dünyaya
duyuruldu.
Cumhuriyet Meydanı'ndaki tören dün sabah Kıbrıs Türk
Atletizm Federasyonu atletlerinin Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu'ndan aldıkları bayrakları tören alanına
götürerek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a takdimiyle
başladı.
Bayrakların Cumhurbaşkanı'na takdiminin hemen
ardından KKTC'ye dün sabah gelen Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tören
alanına girdi. Ercan'dan doğrudan tören alanına gelen Gül,
burada alkışlarla karşılandı.
Törende İstiklal Marşı'nın okunmasının
ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, tören birliklerinin,
öğrencilerin ve halkın bayramını kutladı.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Genel
Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, Ahmet Necdet Sezer'in kutlama
mesajını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunması ve
Talat'ın da Sezer'e cevabi mesajını sunmasının
ardından Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu, günün anlam ve önemini
belirten konuşma yaptı. Türkiye Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün
yaptığı konuşmayı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın yaptığı konuşma izledi.
Başkent Lefkoşa'daki tören, coşkulu resmi geçit
töreniyle tamamlandı. Resmi geçitte Türk yıldızları
uçaklarının alçaktan uçuşları heyecanı doruk
noktasına ulaştırdı.
Barsakçıoğlu: KKTC asla geriye götürülemez
Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu, KKTC'nin asla geriye
götürülemeyeceğini, yaşamsal değerlerin teminatı olan
cumhuriyetin gücünü devletine güvenen halktan aldığını
söyledi.
Barsakçıoğlu, adanın Osmanlı
İmparatorluğu'nun gerileme döneminde geçici olarak 1878'de
İngiltere'ye bırakılmasıyla Kıbrıs Türk
halkı için 1974'e kadar sürecek karanlık günler başladığını
anlattı.
Yıllarca devam eden sömürge idaresi ve Rumların baskı
zulüm ve saldırıları karşısında mücahit Türklerin
çökertilemediğini kaydeden Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu,
"Baskı ve ambargolara rağmen azim ve kararlılıkla
mücadelesini sürdüren Kıbrıs Türkü ata yadigarı bu
toprağı canı ve malı pahasına koruyarak
Anavatan'ın katkısıyla bu zor yılları
atlatabilmiştir" dedi.
1963-1974 arasındaki acı dolu 11 yılda
Kıbrıslı Türklerin öldürüldüğünü,
yaralandığını, kaçırıldığını,
kaybolduğunu, birçok köyün yakılıp yıkıldığını,
binlerce insanın göçmen olup adanın yüzde 3'üne
sıkıştırıldığını anlatan
Barsakçıoğlu, Rum Yunan ikilisinin Enosis için giriştiği
darbenin "bir gün mutlaka gelecekler" diye beklenen Anavatan'ın
Barış Harekatı'yla Kıbrıs Türk halkının
özgürlüğüne kavuştuğunu, adaya barış ve istikrar
geldiğini anlattı.
Gazimağusa'daki törenler Gazimağusa'da da çeşitli
törenler düzenlendi.
Saat 10.00'da Zafer Anıtı'nda yer alan ilk törende protokol
sırasına göre, Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost,
TSK adına Merkez Komutanı Piyade Kıdemli Albay Yaşar
Karabulut, GKK adına 4'üncü Piyade Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay
Mehmet Soğancı, Gazimağusa Belediyesi Asbaşkanı Hasan
Sarı, Gazimağusa Polis Müdürü Erdal Emanet, siyasi parti, DAÜ, ilk ve
orta dereceli okulların temsilcileriyle dernek, kurum, kuruluş ve
vakıf temsilcileri tarafından çelenk konuldu.
Zafer Anıtı'ndaki tören, saygı duruşu,
İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere
çekilmesiyle sona erdi.
Polatpaşa Bulvarı'ndaki ikinci tören ise, kaymakam,
komutanlar ve belediye asbaşkanının birlikte halkın ve
tören birliklerinin bayramını kutlamalarıyla başladı.
İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların
göndere çekilmesiyle devam edilen törende, Namık Kemal Lisesi Müdürü
Nahadır Volkan bir konuşma yaptı.
Kutlama töreni, Namık Kemal Lisesi öğrencileri Gökçe Ercan
ve Aysel Göktaş'ın okudukları şiir, İstihkam
Savaş Tabur Komutanlığı mensuplarından İstihkam
Üsteğmen Mahmut Ceylan'ın konuşması ve tören geçişiyle
tamamlandı.
Volkan: Kıbrıs Türk halkı, barışçıl,
insancıl ve çalışkanlığıyla kayda değer
gelişim gösterdi
Namık Kemal Lisesi Müdürü Bahadır Volkan törende,
Kıbrıs Türk Halkı'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı,
Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC'nin ilanı olmak üzere üç kez
cumhuriyet heyecanı yaşadığını belirtti.
Volkan, Rumların çok ulusluluğu ve Kıbrıs
Türkü'nün kalkınmasını sindiremedikleri için Türkleri
ortaklıktan dışladıklarını ve 1974 Temmuz'una
kadar sürecek olan karanlık bir dönemi hem kendi halklarına hem de
Kıbrıs Türklerine yaşattıklarını söyledi.
1974 sonrası süreçte tüm görüşmelere rağmen Rum'un
isteksizliği sonucunda 15 Kasım 1983'te KKTC'nin ilan edildiğini
aktaran Volkan, "O günün heyecanını liderimiz Dr. Fazıl
Küçük'ün 'artık gözüm arkada kalmayacak' sözleri en güzel ve en yalın
bir şekilde ifade etmektedir" dedi.
Volkan, barışçıl, insancıl ve çalışkan
olan Kıbrıs Türk halkının geçen süreçte gösterdiği
gelişmenin kayda değer olduğunu ifade ederek, gelişmeye
ayak uydururken devletin yasalar çerçevesinde desteklenmesinin en önemli görev
olduğunu kaydetti.
Ceylan: KKTC, adada barış ve istikrarın temel unsuru
İstihkam Savaş Tabur Komutanlığı
mensuplarından İstihkam Üsteğmen Mahmut Ceylan da, KKTC'nin 23
yıldır dimdik ayakta durmasının bir iftihar
kaynağı olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk
Halkı'nın 15 Kasım 1983 tarihinde bağımsızlığını
ilan ederek tarihi mücadelesini taçlandırdığını
söyledi.
Ceylan, kuruluşundan beri KKTC'nin adada barış ve
istikrarın temel unsuru olduğunu vurgulayarak, bu gerçeğin
kabulünün aynı zamanda adada kalıcı bir uzlaşmanın da
temelini oluşturduğunu ifade etti.
Girne'de de coşkuyla kutlandı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 23.
yıl dönümü Girne'de de düzenlenen törenle coşkuyla kutlandı.
Girne Kordonboyu Caddesi Atatürk Anıtı'nda saat 14.30'da
yapılan törene, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu,
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Lojistik Destek Grup ve
Girne Garnizon Komutanı Tank Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) Sahil Güvenlik Komutanı Deniz
Albay Mehmet Karabacak, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın,
Girne Polis Müdür Muavini Salim Aker, Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Rektörü
Prof. Doktor Hıfzı Doğan, bazı milletvekilleri, siyasi
parti, kurum, kuruluş, okul ve dernekleri başkan ve temsilcileriyle
askeri erkan katıldı.
Protokol sırasına göre anıta çelenklerin
konulması, saygı marşı, saygı duruşu ve
İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere
çekilmesiyle başlayan törende Anıt Özel Defteri imzalandı,
törene katılan birlik, okul ve halkın bayramları kutlandı,
şiirler okundu, günün anlam ve önemini belirten konuşmalar
yapıldı.
Törende Anıt Özel Defteri, Girne Kaymakamı Savaş
Orakçıoğlu, KTBK Lojistik Destek Grup ve Girne Garnizon Komutanı
Tank Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı Sahil Güvenlik Komutanı Deniz Albay Mehmet
Karabacak ve Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın tarafından
imzalandı.
19 Mayıs Türk Maarif Koleji tarih öğretmeni Şevki
Açıkalın ile Türk Silahlı Kuvvetleri adına Ordu
Donatım Binbaşı Cem Acar tarafından yapılan günün
anlam ve önemini belirten konuşmanın ardından Girne Belediyesi
Halk Dansları Ekibi'nin sunduğu folklor gösterisiyle devam eden tören
yapılan resmi geçitle sona erdi.
Akrotim gösterisi
Girne'de düzenlenen 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı töreninin
ardından kutlamalara saat 15:30'da dünyadaki en genç süpersonik akrobasi
timi olma özelliğini taşıyan Türk Hava Kuvvetlerine
bağlı Türk Yıldızları tarafından akrotim
gösterileri sunuldu.
Yaklaşık 25 dakika süren akrotim gösterilerinde, Türk
Yıldızları tarafından 8 uçaklı delta formasyonu, 4
uçaklı özel formasyon, tek ve 3 uçağın tekli
formasyonlarının yer aldığı 20 figür sergilendi.
KTBK Bandosu ve mehter takımı konser verdi
Girne'deki kutlamalarda ayrıca saat 16:00'da Atatürk
Anıtı önünde KTBK Bandosu tarafından halka açık konser
verilirken, 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı için Mehmetçik Belediyesi
tarafından Türkiye'den özel getirilen Bursa Halk Oyunları
Derneği Tarihi Bursa Mehter Takımı tarafından da konser ve
gösteri sunuldu.
Açıkalın: 15 Kasım coşkuyla kutlandı
19 Mayıs Türk Maarif Koleji tarih öğretmeni Şevki
Açıkalın törende yaptığı konuşmada, yıllarca
insan haklarından mahrum bırakılan Kıbrıs Türk
halkının sayısız şehit vererek kurduğu
cumhuriyetin 23. yıldönümünü coşkuyla kutladığını
belirterek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, Kıbrıs
Türkü'nün tarih boyunca verdiği varolma mücadelesinin en büyük
başarısı olduğunu söyledi.
Kıbrıs Türk halkının, İngiliz sömürge
döneminden başlayarak 1974 Barış Harekatı'na kadar olan
süreçte Kıbrıs adasında büyük bir varoluş ve insanca
yaşama mücadelesi verdiğini kaydeden Açıkalın, 20 Temmuz
1974 ile egemenlik ve bağımsızlığına kavuşan
Kıbrıslı Türklerin, cumhuriyetin ilanıyla bugün ve
yarınının teminat altına aldığını
belirtti.
Acar: Kıbrıs Türk halkı her türlü zulme karşı
mücadele etti
Türk Silahlı Kuvvetleri adına Ordu Donatım Binbaşı
Cem Acar da konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının
her türlü baskı ve zulme karşı mücadele ederek, milli
benliğini korumak, kendi topraklarında huzur ve güven içinde
yaşamak için nice şehitler vererek sürdürdüğü kurtuluş
mücadelesini, 15 Kasım 1983'te kurduğu egemen devletiyle
perçinlediğini kaydederek, bugün 23. yıldönümün gururla
kutlandığını söyledi.
İskele'de de tören düzenlendi
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 23.
yıldönümü İskele'de de düzenlenen törenlerle coşkuyla
kutlandı.
İskele'deki törende Atatürk Anıtı'na çelenkler konuldu
ve bir dakikalık saygı duruşunda bulunularak, İstiklal
Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekildi.
Törende günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yapan
İskele Kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğulları, yıllarca sömürülen
Kıbrıs Türkü'nün barışın ve özgürlüğün
değerini çok iyi bildiğini kaydederek, en kötü barışın
savaştan daha iyi olduğunu söyledi.
Öğrencilerin okudukları şiirlerle devam eden törende
konuşan Türk Silahlı Kuvvetleri 28. Mekanize Piyade Tümen Hava Savunma
Tabur Komutanlığı'ndan Teğmen Emin Önde de,
Kıbrıs Türkünün bugünkü huzurlu yaşamına kavuşabilmek
için büyük mücadeleler verdiğini anlattı.
Tören resmi geçitle son buldu. Törenin ardından İskele
Belediyesi, belediye gazinosunda kutlama kokteyli düzenledi.
Güzelyurt'ta da Cumhuriyet bayramı töreni yapıldı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 23.
yıldönümü Güzelyurt'ta da düzenlenen törenlerle coşkuyla
kutlandı.
Güzelyurt'taki ilk tören, Atatürk Anıtı önünde, ikinci tören
ise Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesi önünde gerçekleştirildi.
Çelenklerin anıta konulmasıyla başlayan Atatürk
Anıtı önündeki törende, saygı duruşunda bulunuldu ve
İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekildi.
Buradaki tören, Anıt Özel Defteri'nin Güzelyurt Kaymakamı Cemal
Türkler, 49. Piyade Alay Komutanı Ersun Altınsoy, Piyade Yarbay Adnan
Ökten, ve Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar
tarafından imzalanmasıyla sona erdi.
Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesi önündeki tören ise, protokol
tarafından tören birlikleri ve halkın bayramının
kutlanması ile başladı.
Ardından Garnizon Komutanlığı adına günün
anlam ve önemini belirten bir konuşma yapan Piyade Binbaşı Kemal
Dinçel, 15 Kasım'da Kıbrıs Türkü'nün adadaki iki eşit
halktan biri olduğunu dünyaya duyurduğunu söyledi ve Kıbrıs
Türk halkının, özgürlüğünü her şeyin üstünde tuttuğunu
vurguladı.
Güzelyurt Kaymakamlığı adına konuşan
Güzelyurt Kurtuluş Lisesi tarih öğretmeni Rasim Taş da,
Kıbrıs Türkü'nün hak ve özgürlük için mücadele verdiğini
anımsatarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni
yaşatmanın her Kıbrıs Türkünün görevi olduğunu
söyledi.
Konuşmaların ardından şiirler okundu.
Törende, daha sonra Akçay Kültür ve Sanat Derneği Folklor Ekibi,
halk dansları gösterisi sundu. Tören, resmi geçitle sona erdi.
KIBRIS 16/11/06
AB zemininde yapabileceğimiz pazarlık yok
BM ÇATISI ALTINDA BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜM... Cumhurbaşkanı Talat,
yıllardır dünyayı aldatan Rum tarafına,
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılması için verilecek bir şey olamayacağını
vurgulayarak, "Maraş veya bütünlüklü çözümün diğer
unsurları ancak BM çatısı altında ve bütünlüklü çözüm
maksatlarıyla ele alınabilir" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
tarafının Birleşmiş Milletler (BM) çerçevesinde
çalışılacak bütünlüklü bir çözümden yana olduğunu, bunun
için de Avrupa Birliği (AB) zemininde Rum tarafıyla yapabilecekleri
herhangi bir pazarlık bulunmadığını söyledi.
Yıllardır dünyayı aldatan Rum tarafına,
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılması için verilecek bir şey
olamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat,
"Maraş veya bütünlüklü çözümün diğer unsurları ancak BM
çatısı altında ve bütünlüklü çözüm maksatlarıyla ele
alınabilir" dedi.
KKTC'nin 23'üncü yıldönümü dolayısıyla Dr. Fazıl
Küçük Bulvarı'ndaki törende konuşan Cumhurbaşkanı Talat,
adanın birleşmesine yüzde 65 oranıyla "evet" diyen
Kıbrıslı Türklerin sosyal psikolojisinde ve siyasi tercihinde,
kendi kendini yöneteceği bir devlete sahip olma arzusu ile
Kıbrıs'ın birleşmesi arzusunun kesinlikle birbiriyle
çelişmediğinin, bu iki eğilimin birbirini bütünlediğinin
altını çizdi.
Kıbrıs sorununun çözümü ile adanın bir bütün olarak
AB'de yer alması stratejik hedeflerinden bir milimetre dahi
sapmadıklarını, çözüm ve AB hedeflerinin devam ettiğini
vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Er geç Kıbrıslı
Türkler de, Avrupa Birliği içinde tam anlamıyla yer
alacaklardır. Bugün, bizim görevimiz, KKTC'yi tüm kurumlarıyla bu
kaçınılmaz geleceğe, hazırlamaktır" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin, Rum tarafının
üyeliği ve Yunanistan'la koşulsuz dayanışması
nedeniyle tarafsız olamadığına işaret ederek,
Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında AB faktörünün bu
yüzden uzak tutulması gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB ile her düzeyde
ilişki kurmak ve geliştirmek istediklerini belirterek, "Fakat
bunun için ne Rum tarafının icazetini kabul ederiz, ne de bu
ilişkilere onları karıştırırız" diye
konuştu.
Başkentte Cumhuriyet Bayramı kutlaması
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kutlamalara katılan
Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine teşekkür etti; "Böylece Türkiye
Cumhuriyet'inin 23 yıl ve daha öncesinde olduğu gibi bugüne kadar ve
gelecekte de yanımızda olmaya devam edeceğinin güvencesini
veriyorlar" dedi.
Bu yıldönümünde yeni siyasal gelişmelerin eşiğinde
olunduğuna, bunların da Rumların baskısıyla AB'nin
Kıbrıs sorununun çözümünde aktör olmaya çalışmasıyla
ortaya çıktığına işaret eden Cumhurbaşkanı
Talat, şöyle devam etti:
"Ancak, Türkiye Cumhuriyeti'nin AB'ye tam üyelik
görüşmelerinin başlama sürecini, 'ozmosis'e yönelik
politikasını Türk tarafına dayatmak için kullanmaya
çalışan Kıbrıs Rum Yönetimi, artık bu oyunun sonuna
geldi. 1974 öncesine dönülemeyeceğini dost düşman herkes anladı.
Avrupalı değerlerle bağdaşmayan küçük tüccar pazarlıklarıyla,
şantaj yöntemleriyle hiç, ama hiçbir yere varılamayacağı
yakında daha da net görülecektir. Kıbrıs sorununa taraf olan
herkesin yeniden düşünüp, daha dengeli, rasyonel ve uzlaşmacı
politikalar üreteceği bir döneme girilecektir."
"KKTC Birleşik ve Federal Kıbrıs'ın temel
direklerinden biri olacak"
KKTC, AB çatısı altında birleşik ve federal
Kıbrıs'ın temel direklerinden biri olacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin, AB
çatısı altında birleşik ve federal Kıbrıs'ın
temel direklerinden biri olacağını vurgulayarak, cumhuriyetin
kuruluşuna yol açan tarihsel gelişmeleri, toplumsal ve yönetsel
gelenekleri doğru okumak gerektiği kadar, Kıbrıs Türk
halkının KKTC'ye sahip çıkışındaki
sosyal-psikolojiyi de doğru çözümlemek gerektiğini, "Kıbrıslı
Türkler, 1974 öncesindeki devlet yapılanmasından sonra
Kıbrıs Türk Federe Devleti ile başlayan ve Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile gelişen süreçte, aslında, kendi
kendilerini yöneten ve dışarıdaki hiçbir otoritenin yerel ve
ikincil uzantısı olmayan bir halk haline gelmek istediklerini dünyaya
duyurmuş oldular" ifadeleriyle vurguladı.
Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi'nin, 15 Kasım
1983'te KKTC'yi ilan ederken, bu oluşumu, gelecekte kurulacak
iki-toplumlu, iki-bölgeli, siyasal eşitliğe dayalı, Federal
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türk kanadı
olarak öngördüğünü ve dünyaya barış arzusunun ilan
edildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin adada
ayrılığı pekiştirmek için değil, tam tersine BM
ve uluslararası toplumun da arzu ettiği şekilde iki kurucu
kanadın eşit ortaklığında birleşik ve federal bir
cumhuriyete hazırlanmak için elverişli koşulların
yaratılmasını sağlamak amacıyla kurulduğunu
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, tören alanında halka
seslenişinde, barışı elbirliğiyle kurabilmek için,
Kıbrıs Türk ve Rum halklarının birbirini daha iyi
anlaması gerektiğine işaret etti. Kıbrıs Türk
halkının 450 yıla varan kendi kendini yönetme
alışkanlığının, kendi hukuki ve idari
kurumlarına sahip olma geleneğine dayandığını
belirten Talat, "Kıbrıslı Türklerin tarih içindeki yönetim
mekanizmalarını tarafsız bir şekilde inceleyecek herkes,
KKTC'nin dışarıdan gelmiş bir müdahale ile
sıfırdan kurulmadığını, ama yüzlerce
yıllık Osmanlı-Türk idari geleneklerine, toplumsal
yapılanmalara, tarihsel kurumlara dayandığını
anlayacaktır" diye konuştu.
Çelişmez
Talat, adanın birleşmesine yüzde 65 oranıyla
"evet" diyen Kıbrıslı Türklerin sosyal psikolojisinde
ve siyasi tercihinde, kendi kendisini yöneteceği bir devlete sahip olma
arzusu ile Kıbrıs'ın birleşmesi arzusunun kesinlikle
birbiriyle çelişmediğini, bu iki eğilimin birbirini
bütünlediğini vurguladı.
"Kendi kendisini yönetme arzusu ile Avrupa değerleriyle
birleşik bir Kıbrıs yaratma arzusunu birbirinden ayırmayan
Kıbrıs Türk halkının, bugün Avrupa Birliği'nden
gördüğü ayrımcı, dışlayıcı muamele akıl
almaz bir şeydir" diyen Cumhurbaşkanı Talat, bu tutumla
Avrupa'nın, Kıbrıslı Türklere, Haçlılar ve Naziler
dönemindeki zihniyeti aratmayacak bir ayrımcılıkla, kültürel
ırkçılıkla, dinler savaşıyla yaklaşmaya devam
ettiği mesajı verdiğini, ancak akıllarından bu
düşünceyi silip, farklı kültür, din ve toplumların
çeşitliliğini, bir ayrılıkçılık olarak
değil, bir zenginlik olarak gören Avrupalılık idealine
bağlanmayı tercih ettiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, böyle bir Avrupalılık
idealinin Kıbrıs'taki güvencesinin, 21. yüzyılda halen nefret,
ırkçılık ve ayrımcılık politikasını
sürdüren Kıbrıs Rum liderliği değil, tolerans,
hoşgörü, sevecenlik ve barışçıl nitelikleri kendinde
toplayan Kıbrıs Türk halkı olduğunu vurguladı. Talat,
"Bu halk, çatışma ve savaşların
yarattığı nefret ve kini bile hızlı bir zaman dilimi
içerisinde, barışçıl, mutlu ve insanca bir yaşam için terk
etmeyi ve geçmişin acı deneyimlerinden sevgi üretmeyi iyi bilir"
dedi.
Önce uzlaşma
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Bayramı
kutlamalarındaki konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu anlamda da haklarına sahip çıkıp var olma
mücadelesinde her zaman uzlaşmayı önde tutmuş ve sıcak
çatışmaların bizzat ilk nedeni olmamıştır.
Kıbrıs Türk halkı, 1963 ile birlikte Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin yıkılıp Kıbrıslı Türklerin her
türlü tehdit, tecrit, soykırım ve dışlanmasına yönelik
olarak, 'din adamı' Makarios'un ve arkadaşlarının
önderliğinde yürütülen çatışmalar döneminde bile, vakur ve
saygın bir tavırla haklarını savunmayı bilmiştir.
Bu anlamda soykırımı, asimilasyonu önlemeyi başaran
atalarımız bizlerin bugünlerdeki varlığının
nedenidir.
İşte sevgili kardeşlerim, KKTC, savaşın son
seçenek olduğunun bilinci ile yaşayabilir, barışçıl
bir çözümün ardıcıl savunucusu olan böyle bir halkın yönetim
mekanizmasıdır, devletidir. Ama bu gerçeği özümsemesi gerekenlerin
başında, Kıbrıslı Rumlardan ya da Avrupalılardan
da önce Kıbrıslı Türkler geliyor. Kendi kendisini yönetme
hakkına sahip çıkması ve çağdaş, demokratik, hukuka
dayalı, fonksiyonel bir yönetim sistemi yaratması gereken, öncelikle
Kıbrıs Türk halkının kendisidir. Çünkü iyi bir yönetimi,
Avrupalı ve çağdaş bir devlet yapısını hak etmek,
bunun için bilinçli olarak çalışmaya bağlıdır."
KKTC'nin yönetim mekanizmasını, daha sağlam
şekilde kurumsallaştırabilmek için, şeffaflık,
demokratiklik, hukukun üstünlüğü, sosyal adalet, modern teknolojik
yapılanmalar ve fonksiyonel idari düzenlemeler geliştirmek
gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, e-devlet
anlayışını da bu nedenle önemsediklerini belirtti.
"Devlet, şu ya da bu kişiyle, şu ya da bu siyasi
grup ya da anlayışla değil, ayrımsız tüm
Kıbrıs Türk halkıyla örtüşmeli, halkın
ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapıda
olmalıdır" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
devletin vatandaşına hizmet için var olduğunu, bunun güvenlik ve
maaş ödemekle sınırlı olmadığını,
çağdaş ve demokratik donanımlar, sosyal hizmetler, fırsat
eşitliğine dayalı eğitim ve kültür
açılımları, ekonomik refah, hak ve özgürlükleri hiçbir
ayırımcılık yapmadan tüm vatandaşların
kullanmasını sağlayacak bir toplumsal düzen
yaratılmasını da kapsadığını anlattı.
Gerekirse pozitif ayrımcılık
Talat, tüm kesimlerin eşit katılımıyla demokratik
yapılanmanın sağlanması gerektiğini kaydederek,
toplumsal cinsiyet analizleri yapılarak hedef belirlenmesi ve bu anlamda
gerekirse geçici süreler için pozitif ayırımcılık
uygulanması görüşünü de ifade etti.
"Demokrasi, bir yaşam biçimi olarak
hayatımızın her alanına nüfuz etsin istiyorsak bu gerçekler
doğrultusunda çabalarımızı artırmalı, vizyonumuzu
çağdaş ve ilerici bir anlayışla yeniden
yapılandırmalıyız. Adanın kuzeyiyle, güneyiyle
eşit biçimde yer alacağı Avrupa Birliği normlarıyla
uyumun öncelikli görevlerimiz arasında olduğunu
unutmamalıyız" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
konuşmasına şu ifadelerle devam etti:
Avrupa'da yer alan bir halkız
"Biz bir halkız. Avrupa'da yer alan bir halkız. 450
yıldır kendi kendini yönetmiş, Kıbrıs'ı en az
diğer Kıbrıslı toplumlar kadar vatan edinmiş bir
halkız. Ve bu halk, kendi kendisini demokratik bir anlayışla
yönetme hakkını kendi tarihinden alıyor. Kendi kendisini yönetme
becerisini gösterirken, birleşik federal bir Kıbrıs'ın
yönetimini de eşit şekilde paylaşmaktaki
kararlılığını sürdürüyor. Er geç,
Kıbrıslı Türkler de, Avrupa Birliği içinde tam
anlamıyla yer alacaklardır. Bugün, bizim görevimiz, KKTC'yi tüm kurumlarıyla
bu kaçınılmaz geleceğe hazırlamaktır."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'nin; Rum
tarafının üyeliği ve Yunanistan'la koşulsuz
dayanışması nedeniyle tarafsız olamadığına
işaret ederek, üstüne üstlük AB'nin iç 'dayanışma'
geleneğinin de böylesi bir tarafsızlığı tamamen
imkansız hale getirdiğini söyledi.
Demek ki AB faktörünü uzak tutmalıyız
Talat, "Demek ki AB faktörünü Kıbrıslı Türklerin
de üyeliğini sağlayarak tarafsız hale getirinceye kadar
Kıbrıs sorununun çözümü çabalarından uzak
tutmalıyız" diyerek, referandum sonucunda Rumların BM'nin
bütünlüklü çözüm planını reddetmesinin dünyayı
şaşırtmakla kalmadığını,
öfkelendirdiğini, bunun üzerine AB'nin oybirliğiyle Kıbrıslı
Türklerin ekonomik izolasyonunu kaldırmayı
kararlaştırdığını, komisyonu görevlendirdiğini,
ancak o gün bugündür AB'nin, Rum tarafının engelini aşabilme
yeteneği sergileyemediğini ve Rum tarafının sınır
tanımayan arzularının bir aleti olmaktan öteye geçemediğini
anlattı.
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Türkiye'nin AB sürecini
şantajlarıyla zora sokmaya yeltenen Rum tarafını
yatıştırmak maksadıyla Türkiye'nin limanlarını,
havaalanlarını ve hava sahasını Rum gemi ve uçaklarına
açmasını sağlamaya çalıştığına
işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin bununla da
yetinmediğini ve karşılıksız olarak
kaldıracakları sözünü verdikleri izolasyonu, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'yle yalnızca yumuşatma niyetine Rum tarafının
geçit vermemesi nedeniyle 26 Nisan 2004 Konsey kararında öngörmediği
halde Rum tarafını da tatmin edebilmek için Maraş'ı
kendilerine vermenin ilk adımı olarak BM'ye devretmeyi
önerebildiğini hatırlattı.
İzolasyonun kalkması için Rum'a verecek bir şeyimiz
olamaz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yıllardır
Kıbrıslı Türklerle güç bölüşümünü arzuluyormuş gibi
davranarak dünyayı aldatan Rum tarafına izolasyonların
kaldırılması için verilecek bir şey
olamayacağını vurguladı ve "Maraş veya bütünlüklü
çözümün diğer unsurları, ancak BM çatısı altında ve
bütünlüklü çözüm maksatlarıyla ele alınabilir. Değişik
zamanlarda ve değişik koşullarda Maraş'la ilgili önerilerin
bizim tarafımızdan ele alınmış ve
değerlendirilmiş olması, herhangi bir şey verme
karşılığı olmadan verilmiş olan ekonomik
izolasyonların kaldırılması sözlerinin tutulması için
de pazarlık konusu yapılabileceği anlamına gelmez"
diye konuştu.
Talat, Maraş'ın, Papadopulos'a verebilecekleri herhangi bir
hediye ya da sus payı olamayacağını vurgulayarak, eğer
olursa yalanı ve riyayı hoş görmüş, zorbalığa
boyun eğmiş olacaklarını, ayrıca Rum liderliğinin
Türkiye'nin AB süreci boyunca Kıbrıslı Türklerin
haklarının, parça parça kendilerine devredilebileceğini
zannedeceklerini kaydetti.
"Bu da aslında Kıbrıs sorununun çözüm ihtimalini
ortadan kaldırmak demek olur. Bugün, Kıbrıs sorununu bilmeden,
günü kurtarmak için iyi niyetle çalışan ülkeleri de yanlışa
sürükleyerek çözümü onlar eliyle
imkansızlaştırırız" diyen Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, şöyle dedi:
Pazarlık yok
"Kıbrıs Türk tarafı olarak BM çerçevesinde
çalışılacak bütünlüklü bir çözümden yanayız. Bunun için de
AB zemininde Rum tarafıyla yapabileceğimiz herhangi bir pazarlık
yoktur. AB ile her düzeyde ilişki kurmak ve geliştirmek istiyoruz.
Fakat bunun için ne Rum tarafının icazetini kabul ederiz ne de bu
ilişkilere onları karıştırırız.
Hedeften bir milimetre dahi sapmış değiliz
Bir kez daha altını çizmek istiyorum: Kıbrıs
sorununun çözümü ile adamızın bir bütün olarak AB'de yer alması
stratejik hedefimizden bir milimetre dahi sapmış değiliz. Yani
çözüm ve AB hedefimiz devam ediyor."
Cumhurbaşkanı Talat, konuşmasının sonunda,
"Bu kuruluş yıldönümünde yeniden hatırlatmak istiyorum:
Bugün eğer başı dik ve kararlı, dünya halkları
arasında saygın, eğitim düzeyi, sosyal anlayış ve
kültürel yapılanması ile çağdaş bir yer alıyorsak,
bilmeliyiz ki bu yolda canını ve kanını akıtanlar
oldu. Ama bize kalan miras onurlu bir yaşam oldu. Bugünlere kolay
gelmedik. Bu süreçte herkesin alın teri, özverisi,
doğrusu-yanlışı var" diyerek, Kıbrıs Türk
halkının bu noktaya gelişine katkı koyan herkese, meclise,
hükümete, silahlı kuvvetlere ve her türlü yardımı yapan Türkiye
Cumhuriyeti'ne teşekkür etti. Talat, gazileri saygı ve sevgiyle
andı, şehitlerin huzurunda bir kez daha eğildi.
KIBRIS
16/11/06
KIBRIS SORUNUNUN ZEMİNİ BM'DİR... Kıbrıs
sorunuyla TC'nin AB üyeliği arasında herhangi bir bağ kurularak
Türkiye'ye şantaj yapılamayacağını belirten Abdullah
Gül, Kıbrıs sorununu BM zemininden AB zeminine çekip Türkiye'den
taviz beklemenin çıkmaz yol olduğunu vurguladı. Gül,
"Türkiye ve Kıbrıs Türkleri şantajlara geçmişte
nasıl boyun eğmemişlerse bundan sonra da asla boyun
eğmeyeceklerdir" dedi
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakanı
Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin Kıbrıs konusunda
istese de yapısı gereği tarafsız
olamadığını söyleyerek, AB'nin bu nedenle bu gerçeği
ve neleri çözüp neleri çözemeyeceğini iyi bilmesi gerektiğini
kaydetti.
KKTC'nin 23. kuruluş yıl dönümü kutlamalarına
katılmak üzere adaya gelmeden önce Esenboğa havaalanında
açıklama yapan Gül, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
Kıbrıs planına ilişkin soruyu da yanıtladı.
Gül, Finlandiya Dönem Başkanlığı'na
başından beri yardımcı olmaya
çalıştıklarını, ancak kapsamlı çözümün merkezinin
BM olduğunu ve kapsamlı çözümün parçası olan unsurları
AB'ye getirmenin anlamı bulunmadığını belirtti.
Bakan Gül, "AB istese de tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi
kendisinin bir parçası haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi
gerekir" diye konuştu.
Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımı konusunda
uluslararası hukuk yollarına başvurmaya
hazırlandığına ilişkin haberlerin
hatırlatılması üzerine de Gül, bu konuda titiz bir
çalışmanın yapılmakta olduğunu belirterek, "Ancak
bunları bir dönem ortaya çıkan meselelere çözüm bulmak için hemen tek
cevap şeklinde almamak gerek" dedi.
TC Dışişleri Bakanı ve Başbakanı
Yardımcısı Abdullah Gül, Ermeni soykırımı
iddialarının uluslararası yargıya taşınması
konusunda titiz bir çalışma yürütüldüğünü söyledi.
Esenboğa havaalanında açıklama yapan Bakan Gül,
ziyareti sırasında başta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat olmak üzere diğer üst düzey KKTC'li yetkililerle bir araya
geleceğini söyledi.
Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen temmuz
ayında Kıbrıs Barış Harekâtının
yıldönümü için beraberinde birçok bakanla adaya gittiğini ve KKTC'nin
ekonomik açıdan güçlendirilmesi için ortak kararlar
alındığını hatırlatarak, kendisinin de o günden
bu yana kaydedilen ekonomik gelişmeleri gözden geçireceğini bildirdi.
"Ziyaretim Kıbrıs'la ilgili önemli gelişmelerin
yaşandığı bir dönemde gerçekleşiyor" diyen Gül,
Türkiye için öncelikli olan konunun, Kıbrıs Türk halkının
güven, huzur ve refah içinde yaşaması olduğunu kaydetti. Bakan
Gül, Türkiye'nin bu yöndeki kararlılığını hiçbir
duraksamaya yer bırakmaksızın inançla sürdüreceğini
belirterek, KKTC'nin kuruluşundan bu yana insan haklarına
saygılı, çağdaş ve demokratik yönetimi ile adadaki
barış ve huzur ortamının teminatı olduğunu ifade
etti.
Bakan Gül, KKTC'nin uluslararası alanda çektiği zorluklara
rağmen bugün geldiği noktanın takdire şayan olduğunu
söyleyerek, Kıbrıs Türklerinin her zaman işbirliği ve
uzlaşıdan yana olduğunu, 2 yıl önceki referandumda bunu bir
kez daha belirtmelerine rağmen yıllardır uygulanan haksız
ve insanlık dışı tecridin hâlâ devam ettiğini söyledi.
Gül, "Yasal bir temeli bulunmayan ambargo ve kısıtlamalara bir
an önce son verilmesi için bütün dünyaya burada bir kez daha çağrıda
bulunuyorum" dedi.
Türk hükümetinin KKTC halkının huzurunun korunması ve
refah seviyesinin yükseltilmesinde bugüne kadar verdiği desteği
sürdürmeye kararlı olduğunu belirten Gül, Kıbrıs
Türklerinin yanında olmaya her zaman devam edeceklerini kaydetti.
Fin planı
TBMM'de önceki günkü Plan ve Bütçe Komisyonu toplantıları
sırasında AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın
Kıbrıs planına ilişkin sarfettiği sözlerin
hatırlatılarak, sürecin devam etmesinden umutlu olup
olmadığının sorulması üzerine Gül, "Finlilerin
düşüncelerinin kağıda bile dökülemeyerek, kendisine
doğrudan söylenemediğine" dikkat çekti.
Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Dolayısıyla bunları kabul etmek mümkün
değil. (Eğer Finlilerin kapsamlı bir çözüm yapma gücü varsa onu
da konuşuruz) dedim. Böyle bir güç varsa bunu her zaman
konuşuruz."
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın bunu AB yetkililerine her
zaman söylediğini hatırlatan Bakan Gül, "Ama şunun da
altı çizilmiştir; kapsamlı çözümün merkezi BM'dir. Buna
yardımcı olacak başka bir yer varsa bunu hiçbir zaman reddetmeyiz.
Ama kapsamlı çözümün parçası olan unsurları buraya getirmenin
anlamı yok" diye konuştu.
Gül, bir gerçeğin iyi bilinmesi gerektiğini de vurgulayarak,
bunun AB'nin istese de Kıbrıs konusunda tarafsız
olamayacağı gerçeği olduğunu kaydetti. "AB istese de
tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi kendisinin bir parçası
haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi gerekir" diyen Gül, o
bakımdan AB'nin nelere çözüp, neleri çözemeyeceğine dikkat etmesi
gerektiğini kaydetti.
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve Başbakanı
Yardımcısı Abdullah Gül, dün sabah saat 10.00'da özel uçakla
KKTC'ye geldi.
KKTC'nin 23. kuruluş yıldönümü törenlerine katılacak
olan Abdullah Gül'e, TC Dışişleri bürokratları ve AKP
milletvekilleri eşlik ediyor.
Abdullah Gül'ü, Ercan Havaalanı'nda Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev ile Başbakanlık müsteşarları Doğan Şahali
ve Öntaç Düzgün karşıladı.
Abdullah Gül, havaalanında açıklama yapmadı.
Havaalanı çıkışında KKTC Kayseri
Öğrenciler Birliği pankart açarak, Abdullah Gül'e hoş geldin
dileklerinde bulundu.
Törendeki konuşma
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve
Başbakanı Yardımcısı Abdullah Gül, referandum
sonrası Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri unutan
Avrupa Birliği'nin inanılırlığının,
güvenilirliğinin ve prestijinin gittikçe yok olduğunu söyledi.
Verilen sözleri unutmadıklarını ve takipçisi
olacaklarını vurgulayan Gül, Kıbrıs'ta
barışın ve istikrarın temelinde KKTC'nin ekonomik ve sosyal
bakımdan güçlenmesinin yattığına inandıklarını;
bunun için çok çalıştıklarını vurguladı.
Gül, "Kıbrıs sorunuyla TC'nin AB üyeliği
arasında herhangi bir bağlantı kurulması kesinlikle
doğru değildir, yanlış bir hesaptır. Kıbrıs
sorunu Türkiye'nin AB'ye katılım sürecine karşı
kullanılmamalıdır" diyerek, bu yanlışta
ısrar edenlerin, bu yolun çıkmaz yolu olduğunu
anlamasını ve Türkiye'nin politikalarının şantajlarla,
sıkıştırmalarla değişmeyeceğini bilmesini
istedi.
KIBRIS 16/11/06
KKTC, 400 yıllık bir temel üzerinde yükselip gelişen bir devlettir
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'nin 23 yıllık bir sürece, bunun yanında 400
yıllık bir tarihsel kökene ve zemine dayanan bir temel üzerinde
yükselip gelişen bir devlet olduğunu vurguladı.
Soyer, KKTC'nin kuruluşunun 23. yıldönümü kutlamalarına
katılan resmi konuklar onuruna Lefkoşa'daki Hidden Garden'da
öğle yemeği verdi.
Başbakan Soyer saat 12.30'da yer alan yemekte
yaptığı konuşmada, KKTC'nin 23. kuruluş yıldönümü
kutlamalarına katılan konuklara teşekkür ederek, bu
katılımın kendilerine büyük mutluluk verdiğini söyledi.
Soyer, KKTC'nin 23 yıllık bir sürece, bunun yanında 400
yıllık bir tarihsel kökene ve zemine dayanan bir temel üzerinde
yükselip gelişen bir devlet olduğunu vurgulayarak, "KKTC'nin
daha da gelişme, ileriye gitme, halkına esenlik ve mutluluk getirme
ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Rumlar kadar hak
eşitliği temelinde bir çözümün tarafı olmasının
kendileri açısından en önemli dayanak noktası" olduğunu
kaydetti.
"Bu açıdan günümüz koşullarında kalıcı
bir çözüme ve BM parametreleri doğrultusunda gitmek arzumuzun yanı
sıra, KKTC'yi ve Kıbrıs Türk halkını Türkiye
Cumhuriyeti'nin desteği, yardımları ve
dayanışması ile daha ileriye taşımak ve bu topraklarda
barışın teminatı yapmak temel görevimizdir" diyen
Başbakan Soyer, "nice kuruluş yıldönümlerine"
temennisinde bulundu.
KIBRIS 16/11/06
ABD'nin Türkiye konusundaki talebi Rum
tarafını gerdi...
ABD'nin, Fin formülüne el uzatarak ve Ankara ile KKTC'nin tezini
benimseyerek, kapalı Maraş konusunun görüşülmesine olumsuz yön
verdiğini "Brüksel ve Helsinki'ye El Attılar"
başlıklı haberinde yazan Fileleftheros gazetesi, ABD'nin
tutumunun boyutlarının, ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathhew Bryza
tarafından çok az sayıdaki gazeteci (Fileleftheros'un muhabiri de söz
konusu grubun içinde yer aldı) grubuna yapılan açıklamada
yansıtıldığını belirtti.
Habere göre Bryza, Maraş ile ilgili olarak yaptığı
açıklamada, AB süreci içerisinde (Fin formülü), iki taraftan birinin, BM
çatısı altında bulunan Kıbrıs sorununun özüne
ilişkin olarak tavizde bulunması durumunda ve kozların erken
oynanması halinde, Kıbrıs sorununun çözümünün daha da
zorlaşacağını, bir başka deyişle, bir
tarafın etki etme olanaklarının bugün elinden alınması
durumunda, belki de o zaman gelecek ay veya gelecek yıl iki tarafın,
iyi niyetle müzakere etmesine ikna edilmesinin zor olacağını
belirtti.
Protokol konusuna da değinen Bryza, 25'lerin karşı
deklarasyonunun, protokolün belirli zaman takvimi içerisinde
uygulanmasını öngörmediğini, 2006 yılının sadece
Türkiye'nin değerlendirilmesiyle ilgili olduğunu belirterek, tercih
edilen dilin, bilinçli olarak farklı yorumlanacak şekilde
olduğunu söyledi.
Gazete, Bryza'nın bu açıklamasıyla Türkiye'nin
yükümlülüklerinin zaman açısından ertelenmesini kastettiği
yorumunda bulundu.
Bryza açıklamalarının devamında,
"Başlıkların açılmamasından çok
kapanmamasına yoğunlaşacak olan bir kararın var olması
halkı daha çok mutlu ederdi" şeklinde konuştu.
Bryza ayrıca tarafları, başka bir alternatif
olmadığı için Fin önerisine yoğunlaşmaya
çağırdı ve bu hafta veya gelecek hafta bürokratlar veya
dışişleri bakanları düzeyinde görüşmeler
gerçekleştirilmesine ilişkin temennisini de dile getirdi.
Yunanistan'ın böylesi bir görüşmeye katılması
konusuna girmekten kaçınan Bryza, "Helsinki'deki
dostlarımızın, anlaşmaya varılması amacıyla
tarafları masaya getirmek için yaratıcı fikirleri var"
dedi.
Bryza bu arada, Kıbrıs sorununun çözümü için daha çok
katedilecek yol bulunduğunu, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın aynı masaya
gelmesi ve 8 Temmuz anlaşmasını hayata geçirmesi durumunda
sürecin daha hızlı işlemesinin mümkün olduğunu söyledi.
Papadopulos: ABD'nin faaliyeti beklenen bir şey
Öte yandan Haravgi'ye göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos, Türkiye'nin üyelik süreci konusundaki Fin girişimine
ilişkin olarak ABD'nin Brüksel'de bulunmasını "beklenen bir
şey" olarak nitelendirdi.
KIBRIS 16/11/06
Kibris Türk halki, sevgili kardeslerim,
Bugün, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetinin 23. kurulus yildönümünü, yeni siyasal
gelismelerin esiginde kutluyoruz. Bu yeni gelismeler, Kibris sorununun
çözümünde, Birlesmis Milletlerle garantör ülkeler olarak Türkiye ve Yunanistan
disinda, Rum tarafinin baskisiyla Avrupa Birliginin de bir faktör olmaya
çalismasiyla ortaya çikti. Türkiye Cumhuriyetinin ABye tam üyelik
görüsmelerinin baslama sürecini, ozmosise yönelik politikasini Türk tarafina
dayatmak için kullanmaya çalisan Kibris Rum Yönetimi, artik bu oyunun sonuna
geldi. Avrupali degerlerle bagdasmayan küçük tüccar pazarliklariyla, santaj
yöntemleriyle hiç, ama hiçbir yere varilamayacagi yakinda daha da net
görülecektir. Kibris sorununa taraf olan herkesin yeniden düsünüp, daha
dengeli, rasyonel ve uzlasmaci politikalar üretecegi bir döneme girilecektir.
Bildiginiz gibi, Kibris Türk Federe Meclisi, 15 Kasim 1983de Kuzey Kibris Türk
Cumhuriyetini oybirligi ile ilan ederken, bu olusumu, gelecekte kurulacak
iki-toplumlu, iki-bölgeli federal bir Kibris cumhuriyetini dislamadan, tam
tersine, olasi yeni ortakligin Kibrisli Türk ayagi olarak öngörmüstü. Hatta bu
olusumu çözümü kolaylastirici, Rum tarafini motive edici, Türk tarafini ise
daha esit düzeye çikarici bir atak olarak da görüyordu. Tipki bugün bizim
anladigimiz sekilde, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti, adamizda ayriligi pekistirmek
için degil, tam tersine, Birlesmis Milletler ve uluslararasi toplumun da arzu
ettigi sekilde, birlesik ve federal bir cumhuriyete hazirlanmak için gündeme
getirilmisti. Nitekim KKTC Anayasasiyla birlikte okunan Bagimsizlik Bildirgesi
ile Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetinin ilaninin iki esit halk arasinda
ortakligin bir federasyon çatisi altinda yeniden kurulmasini ve sorunlarin
çözülmesini engellemeyip kolaylastirabilecegine kani olundugu ve iki halk
arasindaki bütün sorunlarin barisçi ve uzlasici bir politika ile çözülmesi için
Birlesmis Milletler Genel Sekreterinin gözetimi altinda esit düzeyde
müzakereler yürütülmesinin arzulandigi ilan ediliyordu.
Kibrisli Türkler, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetini kurmak ve gelistirmek
suretiyle, aslinda, kendi kendilerini yöneten ve disaridaki hiçbir otoritenin
yerel ve ikincil uzantisi olmayan bir halk haline gelmek istediklerini dünyaya
duyurmus oldular.
Degerli kardeslerim,
Devlet mekanizmasi, su ya da bu kisiyle, su ya da bu siyasi grup ya da
anlayisla degil, ayrimsiz tüm Kibris Türk halkiyla örtüsmeli, halkin
ihtiyaçlarini karsilayabilecek bir yapida olmalidir. Sürekli olarak ifade
ettigim gibi devlet, vatandaslarina hizmet için vardir. Bu hizmet ise, sadece
asgari ihtiyaçlarla, bürokratik islemlerle, güvenlikle ya da memur maasi
ödemekle sinirli olamaz. Sosyal hizmetler, firsat esitligine dayali egitim ve
kültürel açilimlar, planli kalkinma, ekonomik refah, yasalarin verdigi hak ve
özgürlükleri vatandaslarin kullanmasini saglamak ve nihayet, Avrupa Birligi normlariyla
uyum öncelikli görevlerimiz arasindadir.
Kibrisli Türkler, hem Kibrista, hem Avrupada misafir degil, ev sahibidirler.
Kibris Türk halki, bu adada ev sahibi oldugunu, egemenligi paylasan esit bir
ortak oldugunu Kibris Rum Yönetimine kanitlama ihtiyacinda degildir. Ayni
sekilde, Kibrisli Türklerin, Avrupali bir toplum oldugunu Avrupa Birligine
kanitlama ihtiyaci da yoktur. Biz bu evde oturuyoruz ve oturmaya da devam
edecegiz. Bu halk, kendi kendini demokratik bir anlayisla yönetme hakkini kendi
tarihinden aliyor.
Sevgili Kibris Türk halki, degerli kardeslerim,
Yillar boyunca çözüm istedigini, bunun önünde tek engelin Türk tarafinin
ayrilikçi politikalari oldugunu dünyaya anlatip duran ve Türk tarafinin
yanlislari nedeniyle de inandirici olan Kibris Rum tarafi ilk gerçek sinavda
aslinda durumun hiç de öyle olmadigini kanitlamis ve referandumda devlet
kampanyasi esliginde büyük bir çogunlukla çözüme ve barisa hayir demistir.
Devlet kampanyasi oldugunun altini çizmek istiyorum. Bu kampanya aslinda halkin
iradesinden çok Rum devlet aygitinin niyetlerini açiga vuran bir sinavdi. BM
Genel Sekreteri bu nedenle ortaya çikan sonucun sadece Annan Planini degil,
çözümün kendisini reddetmek anlamina geldigini ve Rum liderin Annan Planini
kabul edecegini söyleyerek kendisini aldattigini ifade etmisti. Bugün, uzun
yillar boyunca Türk tarafinin güttügü yanlis politikanin da katkisiyla olusan
AB ve uluslararasi hukuk kalkaninin arkasina saklanan Rum yönetimi haklarimizi
gasp etmeye çalismakta, referandumdan bu yana, izolasyonlarin kaldirilacagi
sözünü veren dünyaya adeta meydan okumakta ve yarim asir boyunca olusmus BM
parametrelerini degistirmeye çalisarak çözümün ozmosis yoluyla, Kibrisli
Türkleri asimile ederek gerçeklesecegini her yil tekrarlamakta, hem de bunu BM
Genel Kurulunda söylemeye cüret etmektedir. Yani kisacasi, Rum Yönetimi lideri
Papadopulos BM Genel Kurulunda tüm dünyaya meydan okumaktadir.
Basta Sn. Papadopulos olmak üzere, bunu herkesin iyi bilmesini istiyorum,
Kibris Türk halkinin teslim olma, haklarindan feragat etme gibi bir niyeti
yoktur. Bunu herkes, tüm dünya bilmelidir ve zaten yillar boyunca ortaya
koydugumuz mücadele azmiyle gerçekten de ögrenmistir. Bu konuyu uluslararasi
alanda tartisan yoktur. Dünya bu sorundan kurtulmak için çikis yolu aramakta
ancak sözünü ettigim uluslararasi hukuk ve siyasal ortam nedeniyle zorluklar
yasamaktadir. Kibris sorununa çözüm, uluslararasi destekle BM gözetiminde
müzakere yoluyla bulunacaktir. Bunun için Kibris Rum tarafinin muhatabi Kibris
Türk halki ve bu halkin seçtikleridir. Kibrisli Türkleri demokratik yollarla
seçilen temsilcileri disinda hiç kimse temsil edemez. Bizim görevimiz sizlerin,
sevgili halkimizin haklarini, hukukunu korumak ve elbette Kibris sorununu
çözerek sizi dünya ile bütünlestirmektir. BM Genel Sekreterinin planini
reddederken, BM ve AB üyesi olmanin avantajlarini kullanmaya devam eden Rum
tarafinin Kibrisli Türkleri izole etmeye devam etmesi daha ne kadar bir süreyle
devam edebilir? Uluslararasi toplumun, Avrupa Birliginin ve ülkelerin
izolasyonlari kaldirma konusunda harekete geçmelerini bekliyoruz. Bizler
izolasyonlarin kaldirilmasi çagrisini yaparken ne halkimiza umut pompalamak
istiyoruz ne de Rum tarafinin iddia ettigi gibi ayrilik pesindeyiz. Umutlarimiz
ise elbette devam ediyor, edecektir.
8 Temmuzda Papadopulosla imzaladigim ve genel hatlari Annan Planinin özünü
tarif eden belge sonrasi gelisen süreç, ivedi çözümün önemini daha bir ortaya
çikarmistir. Kibris Türk tarafi olarak biz, sorunun çözümünü ciddiyetle ele
almaya, müzakere etmeye hazir oldugumuzu sürekli tekrarladik ve bunu basta BM
Genel Sekreteri olmak üzere ilgili tüm taraflara bildirdik. Sorunu zamana
yayarak asimilasyon politikasini Türkiyenin AB sürecine baglayan
Papadopulosun Kibris sorununu karikatürize etmesine, müzakereden kaçarak adada
yasayan insanlarin hayatlari, gelecekleri ile oynamasina asla izin
vermeyecegimizi de belirtmek istiyorum.
Kendisi, Türkiyenin Avrupa Birligi müzakere sürecini kullanarak Kibrisli
Türkleri asimile etme yani ozmosis politikasinin basariya ulasacagina
inaniyorsa yaniliyor. Papadopulosun bu politikasi Kibrista çözümsüzlügün
tohumlarini ekmekte, toplumlar arasi gerginligi artirmakta, kalici bir barisa
ulasma çabalarinin önüne geçmektedir.
Sevgili Kibrisli Türkler, Degerli halkim,
Biz, Avrupada yer alan bir halkiz. 450 yildir kendi kendini yönetmis, Kibrisi
en az diger Kibrisli toplumlar kadar vatan edinmis bir halkiz. Ve bu halk,
kendi kendisini demokratik bir anlayisla yönetme hakkini kendi tarihinden
aliyor. Kendi kendisini yönetme becerisini gösterirken, birlesik federal bir
Kibrisin yönetimini de esit sekilde paylasmaktaki kararliligini sürdürüyor. Er
geç, Kibrisli Türkler de, Avrupa Birligi içinde tam anlamiyla yer alacaklardir.
Bugün, bizim görevimiz, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetini tüm kurumlariyla bu
kaçinilmaz gelecege, hazirlamaktir.
Çocuklarimiz, gelecegimiz için baris, refah ve kardeslik içinde, Avrupali bir
ülke yaratmak inanciyla hepinizi selamliyorum. Daha demokratik, daha modern bir
ortak evi el birligiyle kurmak azmiyle hepinizin Cumhuriyet Bayramini
kutluyorum.
TRNC PRESIDENCY
15/11/06
Turkish Cypriots, my dear brothers,
Today, we are celebrating the 23rd anniversary of the Turkish Republic of
Northern Cyprus as we stand at the verge of new political developments. These
new developments have come about with the attempts of the European Union to
become a factor in the solution of the Cyprus problem alongside the United
Nations and the guarantor states, Turkey and Greece. The Greek Cypriot leadership,
which is trying to use Turkeys EU membership negotiations as a means of
imposing its osmosis policy upon the Turkish side, has come to the end of the
game. Soon it will be even clearer that nothing can be attained through such
cheap bargains and blackmailing, which are completely incompatible with
European values. We will soon enter a period where all the sides of the Cyprus
problem will be rethinking their positions and producing more balanced,
rational and reconciliatory policies.
As you know, when the Assembly of the Turkish Cypriot Federated State declared
the establishment of the Turkish Republic of Northern Cyprus on 15 November
1983, it envisaged this Republic as the Turkish Cypriot wing of a future
bi-communal, bi-zonal Federal Cyprus Republic based on the political equality
of the sides. It saw this establishment as a means to facilitate the solution,
motivate the Greek Cypriot side and elevate the Turkish Cypriot side to a more
balanced level. Exactly as we see it today, The Turkish Republic of Northern
Cyprus was established not to cement division on the island, but on the
contrary, with the aim of creating the favourable conditions in preparation of
a united, federal republic in compliance with the will of the United Nations
and the international community. As a matter of fact, the Declaration of
Independence, which was read together with the Constitution of the Turkish
Republic of Northern Cyprus, expressed belief that the establishment of the
Turkish Republic of Northern Cyprus would not hinder, but facilitate the
formation of a partnership between two equal peoples under a federal structure
and the solution of the problems. The Declaration also stated will for a
negotiations process at equal footing under the auspices of the United Nations
to solve all problems between the two communities through a peaceful and
reconciliatory policy.
The Turkish Cypriots, by establishing and advancing the Turkish Republic of
Northern Cyprus, have made it clear to the world that they want to govern themselves
rather than becoming the local or secondary extension of an external authority.
My valued brothers,
The State should not be compatible only with certain people, political groups
or mentality, but with all Turkish Cypriots, and should be able to meet the
needs of the people. As I always express, the State exists to serve its
citizens. This service cannot be limited to meeting minimal demands,
bureaucratic procedures, providing security or paying salaries. It is among our
most important missions to offer social services, educational and cultural
openings based on equal opportunity, planned development, economic wealth,
ability to use the rights and freedoms granted by law, and finally, compliance
with the norms of the European Union.
Turkish Cypriots are not guests but hosts both in Cyprus and in Europe. The
Turkish Cypriot people do not need to prove to the Greek Cypriot leadership
that they are the owners on this island and that they are an equal partner
sharing the sovereignty. Similarly, the Turkish Cypriots do not need to prove
to the European Union that they are a European community. We are residing in
this house and we will continue to do so. Turkish Cypriots get the right to
democratically govern themselves from their own history.
Dear Turkish Cypriots, my valued brothers,
The Greek Cypriot side, for years, told the world that it wants peace and that
the only obstacle in front of a solution is the separatist policy of the
Turkish side. They were convincing too, because of the mistakes of the Turkish
side, but were proven wrong in the first real test when they said no to
solution and peace during the referendum. I want to underline the fact that
there was a big state campaign on the Greek Cypriot side to reject the plan.
This campaign was actually a test, which revealed the intentions of the Greek
Cypriot state mechanism, more than the will of the people. The UN
Secretary-General, for this reason, stated that not only the Annan Plan, but
the solution itself had been rejected and added that the Greek Cypriot leader
had deceived him by saying that he would accept the Annan Plan. Today, the
Greek Cypriot leadership is hiding behind the shield of the EU and
international law with the contributions of the former wrong policies of the
Turkish side. It is trying to usurp our rights, is challenging the world, which
has promised to lift the isolations, trying to change the UN parameters formed
in half a century, and repeating that the Cyprus problem will be solved through
a process of osmosis. This leadership is even daring to say this at the UN
General Assembly. In short, Greek Cypriot leader Papadopoulos is challenging
the world at the UN General Assembly.
I want everyone, but mainly Mr. Papadopoulos, to know that the Turkish Cypriot
people have no intention to surrender or to give up their rights. Everyone, the
whole world, should know this. We have proved this to the world through our
determination to fight for our rights. Nobody in the international arena is
arguing against this. The world is seeking ways to solve this problem but is
having difficulties because of the international legal and political atmosphere
I just mentioned. Solution to the Cyprus problem will be found through
negotiations under the framework of the UN and with international support. And
for this, the interlocutors of the Greek Cypriot side are the Turkish Cypriot
people and those elected by them. No one, except their democratically elected
representatives can represent Turkish Cypriots. Our mission is to protect the
rights of you, my beloved people, and to solve the Cyprus problem and unite you
with the world. How much longer can the Greek Cypriot side, which is using the
advantages of being a member of the UN and the EU, continue to isolate Turkish
Cypriots? We are expecting the international community, the European Union and
the countries of the world to take a step in lifting the isolations. As we call
on the world to lift the isolations, we neither want to give empty hopes to our
people, nor do we seek division as alleged by the Greek Cypriot side. We will
continue to hope for the best.
The period that followed after I signed the July 8 agreement with Papadopoulos,
which basically defines the essence of the Annan Plan, has once again revealed
the importance of an urgent solution. As the Turkish Cypriot side, we have
continuously repeated that we are ready to seriously deal with this problem and
to negotiate. We have conveyed this to the UN Secretary-General and to all
other interested parties. I would also like to underline that we will not
permit Papadopoulos, who is trying to buy time and link its policy of
assimilation to Turkeys EU process, to caricaturize the Cyprus problem, and to
play with the lives and futures of people of this island by running away from
negotiations.
He is wrong if he believes that he will succeed in using Turkeys EU membership
process to assimilate Turkish Cypriots, in other words, to achieve osmosis.
This policy of Papadopoulos is planting seeds of non-solution in Cyprus,
increasing tension between the two communities and blocking efforts to reach
permanent peace on the island.
Dear Turkish Cypriots, my valued people,
We are a people in Europe. We are a people that ruled itself for 450 years, and
that accepted this island as home at least as much as other Cypriots have.
Turkish Cypriots get the right of democratic self-governance from their own
history. As on the one hand Turkish Cypriots effectively govern themselves,
they also remain determined to share the governance of a united, federal
Cyprus. Sooner or later, the Turkish Cypriots will take their place in the
European Union. Today, our mission is to prepare the Turkish Republic of
Northern Cyprus, with all its institutions, for this inevitable prospect.
I am saluting all of you
with the faith to create a European country of peace and wealth for our
children. I celebrate the Republics anniversary with the determination to
collectively establish a more democratic, more modern common home.
TRNC PRESIDENCY 15/11/06
|
NTV
Güncelleme: 15:41 TSİ 17 Kasım 2006 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mektubun dün ellerine
ulaştığını ve değerlendirmelere
başladıklarını belirtti. Rum yönetimi de, bu aşamada
mektuba olumlu yaklaştıklarını duyurdu.
Gambarinin
mektubu, komitelerin kurulması, komitelerin hedefleri ve işleyiş
esaslarıyla iki liderin hangi konular üzerinde çalışması
gerektiğine ilişkin öneriler içeriyor.
Gambari, ayrıca, 2007 yılının ilk çeyreğinde
Cumhurbaşkanı Talatla Rum yönetimi lideri Papadopulosun BM temsilcisi
gözetiminde görüşme yapmasını tavsiye ediyor.
|
Koçaryan Rum
kesimini ziyaret edecek Ermenistan
Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, temaslarda bulunmak amacıyla
22-25 Kasım tarihleri arasında Kıbrıs Rum kesimini
ziyaret edecek. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:29 TSİ 17 Kasım 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis, bugün yaptığı
açıklamada, Robert Koçaryanın, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulosun daveti üzerine Güney Kıbrısa geleceğini söyledi.
|
NTV
Güncelleme: 18:42 TSI 17 Kasım 2006 Cuma
STRASBOURG
- Brok, gelecek hafta Dışişleri Komisyonunda görüşülecek
raporunda, Türkiyenin ek protokolü Güney Kıbrısı da kapsayacak
şekilde uygulamayı reddetmesinin, sorunun temel nedenlerinden
olduğunu savundu.
Elmar
Brok, Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde AB Komisyonundan
Aralıktaki zirveye kadar net bir tavsiye beklediklerini yazdı.
Brok, belgenin, ek protokolün uygulanması Rum kesiminin
tanınması anlamına gelmez şeklinde bir deklarasyonla
Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilmesini de kabul etmeyeceklerini
belirtti ve bu durumda, Parlamentonun ek protokolü
onaylamayacağını belirtti. Hükümetin imzaladığı
Gümrük Birliği ek protokolünün yürürlüğe girebilmesi için Avrupa
Parlamentosu ve TBMMnin onayı gerekiyor.
BM Kıbrıs'ta görüşmeleri başlatıyor
17 Kasım, 2006 21:19:00 (TSİ) CNN TURK
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari,
Kıbrıs Rum yönetiminin, BM denetiminde iki toplum arasındaki
görüşmelerin başlamasını geciktirmesi üzerine, Rum lider
Tasos Papadopulos ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a birer
mektup yazarak ikili görüşmelere başlanması
çağrısı yaptı.
Gambari,
mektubunda, Tasos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat'ın her ay en az birer
kez görüşme yapmasını ve mart ayının sonunda da
taraflar arasında doğrudan görüşmelerin
başlatılmasını istedi.
Mektupta ayrıca, teknik komiteler ve çalışma
gruplarının faaliyetlerine hemen başlanması istendi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın talep ettiği görüşmelerin
hemen başlaması isteği, iki kesim tarafından da olumlu
karşılandı, ancak henüz ilk buluşma tarihi belirlenmedi.
Talat - Annan görüşmesi pazartesi günü
Öte yandan, Mehmet Ali Talat, pazartesi günü Cenevre'de Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'la bir araya gelecek.
Talat, Annan'dan, ortaya attığı plan temelinde doğrudan
görüşmelerin hemen başlaması için Rumlara baskı
yapmasını isteyecek.
Talat, Annan'dan ayrıca, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında
krize yol açan Maraş ve limanlar konusunun da Birleşmiş
Milletler'in alanına girdiğini belirterek, bu konuda da müdahale
etmesini talep edecek.
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Gambari
tarafından gönderilen mektubun, kapsamlı çözüm müzakerelerinin, yeni
yılın ilk çeyreğinin sonuna kadar başlamasını
öngördüğünü, bu yanıyla mektubu olumlu
karşıladıklarını bildirdi.
Erçakıca, yine de mektupta öngörülen ve tarafları kapsamlı
müzakerelere götüreceği düşünülen prosedürün çalışıp
çalışmayacağı konusunda endişeleri olduğunu dile
getirerek, "Bu endişelerimiz, mektupta Kıbrıs Rum tarafının
istismar edebileceği ve oyalama taktiklerini uygulamasına olanak
verebilecek belirsizliklerin olmasından kaynaklanıyor. Önümüzdeki
günlerde değerlendirmelerimiz sürerken, bu belirsizlikleri de gidermeye
çalışacağız dedi.
"Süreci KKTC başlattı"
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Mannuel Barroso'ya bir mektup göndererek, Avrupa
Birliği Türkiye İlerleme Raporunun Kıbrıs ile ilgili
bölümündeki yanlışa dikkati çekti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği
basın toplantısında konuyla ilgili bilgi verdi.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın mektubunda, 8 temmuz
anlaşmasına atıfta bulunarak, bu sürecin raporda yer
aldığı gibi Annan-Papadopulos görüşmesinin ardından
değil, Kıbrıs Türk tarafının gündelik sorunların
çözümüyle ilgili yaptığı çağrıların ardından
hayat bulduğunu vurguladığını aktardı.
"Türkiye'de Ermeni nüfus artıyor"
17 Kasım, 2006 17:17:00 (TSİ) CNN TURK
İngiliz
The Economist dergisi, 'Türkiye'yedeki Ermeni nüfusun giderek
arttığını' yazdı. Dergi, Türkiye'de kaçak işçi
olarak bulunan Marina Martosyan'ın öyküsüne yer vererek, Ermenilerin
Türkiye'deki yaşamlarından memnun olduğunu vurguladı.