Cezayir’den Fransa’ya çağrı

Cezayir Başbakanı Abdülaziz Belhadem, Fransa’ya, 130 yıl önce sömürgecilik döneminde ülkesine karşı işlediği suçları kabul etmesi çağrısında bulundu.

 

AA

Güncelleme: 17:33 TSİ 12 Kasım 2006 Pazar

CEZAYİR - Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy’nin Cezayir’e yapacağı resmi ziyaretten önce parti kurultayında konuşan Cezayir Başbakanı Abdülaziz Belhadem, Fransa ve Cezayir’in dostça ilişkilere sahip olduğunu; ancak bu ilişkilerin ortak hafızayı maskeleyemeyeceğini söyledi

Ülkesinin Fransa ile işbirliğine hazır olduğunu belirten Belhadem, Fransa’dan, Cezayir’e karşı işlediği suçları kabul etmesini istedi ve “Cezayirliler affedebilir, ancak asla unutmaz” diye konuştu.

Cezayir’i Pazartesi günü ziyaret edecek olan Sarkozy, geçen hafta Cezayir’de Fransızca yayımlanan Jeune Afrique (Genç Afrika) dergisine verdiği demeçte, sömürgecilik döneminin karanlık anları olduğunu ve köle ticaretinin bir suç olduğunu söylemişti.

Sarkozy’nin ziyareti sırasında Belhadem’in yanı sıra Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika ve İçişleri Bakanı Nureddin Zerhuni ile görüşmesi, terörizm ve yasa dışı göç gibi konuları ele alması bekleniyor.

 

"İzolasyon kalksın limanları açarız"


12 Kasım, 2006 20:30:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalksın, biz limanları da açarız, havaalanlarını da açarız'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Jose Luis Rodrigez Zapatero, eşbaşkanlığını Türkiye ve İspanya'nın yürüttüğü Medeniyetler İttifakı projesi kapsamında İstanbul'da biraraya geldi.

 

Toplantı öncesinde her iki başbakan tokalaşarak basına poz verdi, ardından da ikili işbirliğinin gelişmesine yönelik Strateji Belgesi imzalandı.
 
Toplantının ardından iki başbakan ortak basın toplantısı düzenledi.
 
İspanyol bir gazetecinin, Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi gemilerine limanlarını açıp açmayacağına yönelik sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, ''KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalksın, biz limanları da açarız, havaalanlarını da açarız'' dedi.
 
İspanya Başbakanı Zapatero, ülkesinin AB konusunda Türkiye'ye olan desteğini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ilettiğini ve bunun kesin bir destek olduğunu ifade ettiğini belirterek, ''Türkiye'nin AB'ye dahil olmasıyla ilgili var olan farklılıklar ve farklı görüşlerin en kısa zamanda bir çözüme kavuşmasını umuyorum'' dedi.
 
Zapatero, “Türkiye'nin uluslararası platformda çok önemli bir rolü var. İnanıyorum ki, AB'ye girdiği zaman da çok önemli bir role sahip olacaktır'' ifadelerini kullandı.
 
İki Başbakan'ın gündeminde Ortadoğu'daki gerginlik de vardı. İspanya Başbakanı “Ortadoğu'daki duruma artık seyirci kalamayız, müdahale etmeliyiz” dedi.
 
İspanya - Türkiye ilişkileri
 
Konuk Başbakan, Türkiye ile İspanya arasındaki ekonomik ilişkilere de değinerek, 2005 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacminin iki buçuk milyar dolar olduğunu ve bu rakamın 2006'da daha da yükseleceğine inandıklarını anlattı.
 
 Zapatero, ''hatırlatmak istiyorum ki, AB ülkeleri dışında ABD'den sonra Türkiye, ihracatımızın yöneldiği ikinci büyük ülke konumundadır'' dedi.
 
Zapatero, iki ülke arasındaki karşılıklı yatırımları da teşvik etmek istediklerini kaydederek, yarın yapacakları toplantıda kendisi ve Erdoğan'ın yanı sıra 15 sektör temsilcisinin bir araya geleceğini belirtti.  
 
Medeniyetler İttifakı süreci nasıl işleyecek?
 
Farklı kültürler arasındaki ortak evrensel değerleri ortaya çıkarmak suretiyle birlik duygusu, işbirliği ve uyum ortamı yaratmayı amaçlayan 'Medeniyetler İttifakı Girişimi'nin dördüncü yüksek düzeyli grup toplantısı İstanbul'da gerçekleştirildi.

Ortaya çıkan Yüksek Düzeyli Grup Raporu, yarın BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Jose Luis Rodrigez Zapatero'ya sunulacak.
 
Daha sonra Erdoğan, Zapatero, Annan, yüksek düzeyli grup üyeleri ile üst düzey davetliler birlikte aile fotoğrafı çektirecek.

Erdoğan, Zapatero ve Annan'ın, aralık ayı sonunda da New York'ta biraraya gelmesi bekleniyor. Bu toplantıya yeni Genel Sekreter Ban Kimoon'un da katılması öngörülüyor.
 
Projeyle ilgili nihai belge New York'taki toplantıda açıklanacak.
 
Zapatero İspanyol basınını atlattı
 
Bu arada, toplantıya katılmak üzere İstanbul'a gelen İspanya Başbakanı Zapatero'nun, ziyaretine iki gün önce başlaması İspanyol basınından saklandı.
 
İspanya Başbakanlık binasında çarşamba günü verilen brifingde Zapatero'nun yarın İstanbul'a geleceği belirtilmiş, Başbakanı izleyecek İspanyol basınının büyük çoğunluğu da bugün öğlen İstanbul'da olacak şekilde program yapmıştı.
 
İspanyol resmi haber ajansı EFE de bugün verdiği haberde, Başbakan Zapatero'nun pazar günü İstanbul'a gideceğini duyurdu.
 
Başbakanlık yetkilileri, Zapatero'nun yarına kadar olan İstanbul ziyaretinin özel olmasından dolayı basına haber verilmediğini belirtti.
 
İspanyol basınına haber vermeden dün akşam eşi Sonsoles Espinosa ile birlikte özel bir uçakla İstanbul'a gelen Başbakan Zapatero, kentin turistik yerlerini gezdi

 

"Kıbrıs dosyası Annan'ın önünde"


12 Kasım, 2006 13:25:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, bugün Türkiye'ye gelecek olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ziyaretine ilişkin, ''Kıbrıs dosyası onun elinde, giderken iyi bir dosya bırakmasını arzu ediyoruz'' dedi.

Ankara'dan İstanbul'a gelen Gül, Atatürk Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.
 
Annan ile yapacağı görüşmede hangi konuların gündeme geleceğine ilişkin bir soru üzerine Gül, Genel Sekreter Kofi Annan'ın yarın İstanbul'daki 'Medeniyetler İttifakı Girişimi 4'üncü Yüksek Düzeyli Grup Toplantısı''na katılacağını söyledi.
 
Gül, ''Genel Sekreter'in en önemli projelerinden birisi buydu. Bu vesileyle kendisiyle birçok konuyu da ele alacağız. Kıbrıs dosyası onun elinde, giderken iyi bir dosya bırakmasını arzu ediyoruz'' dedi.
 
Kıbrıs ile ilgili son gelişmeler hakkında Annan'ı bilgilendireceklerini ifade eden Gül, ziyaretin bu nedenle de büyük önem taşıdığını bildirdi.
 
''Kofi Annan ile AB İlerleme Raporu'ndaki Kıbrıs sorunuyla ilgili hususların ele alınıp alınmayacağına'' sorusuna, Gül, ''tabii, AB onu direkt ilgilendirmez. Ama Kıbrıs'taki problemin çözümüyle ilgili esas platform BM olduğu için, BM'nin görüşü çok önemli. AB de zaten BM'ye bakar" yanıtını verdi.
 
Annan'ın bugüne kadar Kıbrıs'ta çözüm için büyük gayret gösterdiğine işaret eden Bakan Gül, "çok iyi niyetli olarak plan hazırladı. O plan referanduma kondu. Maalesef planın Rumlar tarafından reddedilmesi büyük bir sürpriz ve üzüntü oldu. Büyük bir problemin çözümüyle ilgili fırsat kaçmış oldu. Daha sonra hazırlanan rapor maalesef Güvenlik Konseyi'nde ele alınıp tartışılamadı. Eminim bütün bunları Genel Sekreter en iyi şekilde değerlendirecek. Genel Sekreter'in, son girişimleri de değerlendirerek, ayrılırken iyi bir dosya bırakacağını tahmin ediyorum'' ifadesini kullandı.
 
AB'den 'limanları açın' baskısı
 
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı. Raporda reform hızının yavaşlamasından, azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
 
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
 
"Filistin'de olanlara duyarsız kalınmamalı"
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD'nin BM Güvenlik Konseyinde İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki son operasyonunu kınayan karar tasarısını veto etmesini de değerlendirdi.
 
Gül, ''dünyanın Filistin konusuna duyarsız kalmaması gerekir. Bu, bölgeye yanlış sinyaller veriyor. Halbuki bölgede huzura ihtiyaç var. İsrail ve Filistin devletlerinin yan yana yaşayabileceği ortamı oluşturmak lazım. Bütün davranışlar ve özellikle İsrail'in güç kullanma ve tek taraflı adımlar atması, ne yazık ki bölgede beraber yaşama imkanını zedeliyor" şeklinde konuştu.

 

"AB sürecin kesilmesini istemiyor"


12 Kasım, 2006 17:37:00 (TSİ) CNN TURK

AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen, AB içinde hiçbir ülkenin Türkiye'nin AB'ye yakınlaştırılması sürecinin kesilmesini istemediğini söyledi.

Verheugen yıl sonuna kadar Kıbrıs konusunda uzlaşma sağlanacağına inandığını vurguladı.
 
Günter Verheugen, Almanya’da yayımlanan  Welt am Sonntag gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin de sürecin devamından yana olduğunu söyledi.
 
Kıbrıs konusunda bir uzlaşmaya varılacağına inandığını ifade eden Verheugen, "bu amaçla Kıbrıs Türk toplumuna yönelik izolasyonun ortadan kaldırılmasını da içeren bir öneriler paketi üzerinde düşünülebilir" diye konuştu.
 
Verheugen ayrıca, Almanya'nın 1 Ocak 2007 tarihinde üstleneceği AB dönem başkanlığı sırasında enerji politikası ve AB'nin ‘derinleştirilmesi’ konularında başarılı çalışmalar yapabileceğini belirterek, Avrupa Anayasası taslağında,
AB'nin ‘derinleştirilmesi’ için gereken tüm unsurların bulunduğunu kaydetti.
 
AB'den 'limanları açın' baskısı
 
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı. Raporda reform hızının yavaşlamasından, azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
 
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
 
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.
 
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
 
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer almadı.

 

BBC: Binlerce Türk laiklik için gösteri yaptı

ANKA

Eski Başbakan Bülent Ecevit için düzenlenen cenaze törenin görkemliliği yabancı basının ilgisini de çekti. BBC, “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganı atan kalabalığın Cumhurbaşkanı ve askeri liderleri alkışlarken, Başbakan Erdoğan’ı yuhaladığına dikkat çekti.

İngiliz yayın kurumu BBC, eski başbakanı Bülent Ecevit’in on binlerce insanın katılımıyla Ankara’da gerçekleştirilen cenaze törenlerine geniş yer ayırdı.

Türkiye’nin her köşesinden insanların Ankara’ya aktığına dikkat çeken BBC, “Cenaze töreni sırasında binlerce Türk, laiklik lehinde gösteri yaptı” dedi ve “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganının atıldığını kaydetti.

MEYDAN DOLUP TAŞIYORDU

Kalabalığın aynı zamanda “partisi kökleri siyasi İslam’da olan” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a yuhaladığına dikkat çeken BBC, insanların ağladığı, çiçek attığı, Türk bayrağı taşıdığı törende 10 bin civarında Türk polisinin görev yaptığını kaydetti. BBC şöyle devam etti:

“Ankara’nın en büyük camiinin önündeki meydan, tüm Türkiye’den gelen insanlarla dolup taşıyordu, birçoğu, yakasında fotoğrafı iğnelemişti.

Cenaze geldiğinde yaş, siyasi bir olaya ve Türk cumhuriyeti ve temel aldığı laik ilkelerine yönelik bir destek gösterisine dönüştü.

Cumhurbaşkanı ve askeri liderler alkışlandı ancak partisinin dört yıl önce seçimlerde Sayın Ecevit’i yenen Sayın Erdoğan’ın cenaze törenine gelişine sağır eden yuh ve bağırmalar eşlik etti.”

SERT UYARILAR

Türkiye’nin laiklerin köktendinciliğin yükselişi konusunda sert uyarıları yapmaya başladığına dikkat çeken BBC, Erdoğan hükümetinin ise, İslamcı bir gündeminin olduğunu yalanladığını ve laik devletin başarısı için çalıştığını söylediğini kaydetti.


BBC, Ecevit’in son başbakanlık dönemi sırasında Türkiye’nin AB tarafından resmen aday olarak kabul edildiğini ve “ayrılıkçı Kürt lider” Abdullah Öcalan’ın yakalandığını ancak partisinin 2002 seçimlerinde büyük bir yenilgiye uğradığını belirtti.

HURRIYET 12/11/06

 

Gül: Annan'ın iyi bir dosya bırakmasını istiyoruz

A.A

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, bugün Türkiye'ye gelecek olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ziyaretine ilişkin, “Kıbrıs dosyası onun elinde, giderken iyi bir dosya bırakmasını arzu ediyoruz” dedi.

THY'nin tarifeli uçağıyla Ankara'dan İstanbul'a gelen Gül, Atatürk Havalimanı VIP Salonunda basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Annan ile yapacağı görüşmede hangi konuların gündeme geleceğine ilişkin bir soru üzerine Gül, Genel Sekreter Kofi Annan'ın yarın İstanbul'da başlayacak ”Medeniyetler İttifakı Girişimi 4. Yüksek Düzeyli Grup Toplantısı”na katılacağını söyledi.

Gül, “Genel Sekreterin en önemli projelerinden birisi buydu. Bu vesileyle kendisiyle birçok konuyu da ele alacağız. Kıbrıs dosyası onun elinde, giderken iyi bir dosya bırakmasını arzu ediyoruz” dedi.

Kıbrıs ile ilgili son gelişmeler hakkında Annan'ı bilgilendireceklerini ifade eden Gül, ziyaretin bu nedenle de büyük önem taşıdığını bildirdi.

“Kofi Annan ile AB İlerleme Raporundaki Kıbrıs sorunuyla ilgili hususların ele alınıp alınmayacağına” ilişkin bir soruya karşılık Gül, şunları kaydetti:

“Tabii, AB onu direkt ilgilendirmez. Ama Kıbrıs'taki problemin çözümüyle ilgili esas platform BM olduğu için, BM'nin görüşü çok önemli. AB de zaten BM'ye bakar. Şimdiye kadar çok çalışmalar yapıldı. Genel Sekreter büyük gayretler içinde oldu. Çok iyi niyetli olarak plan hazırladı. O plan referanduma kondu. Maalesef planın Rumlar tarafından reddedilmesi büyük bir sürpriz ve üzüntü oldu. Büyük bir problemin çözümüyle ilgili fırsat kaçmış oldu. Daha sonra hazırlanan rapor maalesef Güvenlik Konseyinde ele alınıp tartışılamadı. Eminim bütün bunları Genel Sekreter en iyi şekilde değerlendirecek. Genel Sekreterin, son girişimleri de değerlendirerek, ayrılırken iyi bir dosya bırakacağını tahmin ediyorum.”

İSRAİL-FİLİSTİN SORUNU

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ABD'nin BM Güvenlik Konseyinde İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki son operasyonunu kınayan karar tasarısını veto etmesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de, şöyle konuştu:

“Dünyanın Filistin konusuna duyarsız kalmaması gerekir. Bu, bölgeye yanlış sinyaller veriyor. Halbuki bölgede huzura ihtiyaç var. İsrail ve Filistin devletlerinin yan yana yaşayabileceği ortamı oluşturmak lazım. Bütün davranışlar ve özellikle İsrail'in güç kullanma ve tek taraflı adımlar atması, ne yazık ki bölgede beraber yaşama imkanını zedeliyor. Yeni nesiller nefret ve intikam duygularıyla yetişiyor. Bunlar da geleceği zora sokuyor. Halbuki, atılacak adımların, gelecekte hiç değilse iki devlet çözümünü kuvvetlendirici olması gerekir.”

AKP KONGRESİ

Abdullah Gül, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün yapılan AK Parti Kongresinde yeniden genel başkan seçilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki soru üzerine, “Partimizin büyük bir başarısıdır. Kısa süre içerisinde AK Parti Türkiye'de iki büyük seçimi kazandı. Köklü reformlar yaptı. Türkiye'de, ekonomik ve demokratik gerçek dönüşümü sağladı. Bütün bunlar da Sayın Genel Başkanımız ve Başbakanımızın önderliğinde oldu. AK Parti teşkilatları bunun gurur ve onurunu yaşıyor. Dolayısıyla bunu da kongrede göstermiş oldular” dedi.

HURRIYET 12/11/06

 

BM 'Su Raporu'nda Türkiye'ye kriz uyarısı

ANKA

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) açıkladığı “İnsani Gelişme Raporu 2006, Kıtlığın Eşiğinde, Güç, Yoksulluk ve Küresel Su Krizi” adlı raporda Türkiye gibi komşularıyla orantısız akarsu zenginliğine sahip ülkelere kriz uyarısı yapıldı.

Türkiye arsenik zehirlenmesi olasılığı bulunan ülkeler arasında gösterilirken bu konuda da uyarıda bulunuldu. “Eşitsiz güç ilişkileri güvenin altını oyma etkisi yapabilir” denildi. Raporda, su konusunda çıkabilecek krizlerin üstesinden gelecek liderlere değinilirken, “Ulusal çıkarları dengeler bir şekilde rakip iddiaları büyük bir sorumlulukla yönetmek yüksek nitelikli siyasi liderlik gerektirir” denildi.

GÜÇLERİN ORANSIZLIĞI

Raporda akarsuların zenginlikte, güçte ve pazarlık kapasitesinde büyük eşitsizliklerle, ülkeler boyunca aktığı belirtilirken, “Bu eşitsizliklerin işbirliğini, müzakereleri ve yarar paylaşımını şekillendirmeyeceğini varsaymak gerçekçi olmaz. Bununla birlikte paylaşılan birçok su kaynağı karşısında, kimi durumlarda ağırlıklı, baskın bir aktörle katı bir oransızlık da vardır:

Mısır’da Nil Havzası, Hindistan’da Ganj Havzası, Ürdün Nehrinde İsrail, İncomati Havzasında Güney Afrika ve Dicle-Fırat akaçlama havzasında Türkiye örneklerdir. Eşitsiz güç ilişkileri güvenin altını oyma etkisi yapabilir” denildi.

MİNERAL KİRLENMESİ

440 sayfalık raporda dünyada içme ve kullanma suyu gereksiniminin durumu incelendi. BM uzmanlarının raporunda büyük akarsu havzalarından bahsedilirken Türkiye de Dicle ve Fırat ırmakları dolayısıyla incelendi.

İşlenmemiş suda bulunan doğal maddelerin milyonlarca insan için risk oluşturduğu, işlenmemiş yer altı suyunun içme amaçlı kullanılmasıyla tahmini 60 milyon insanın “arsenik zehirlenmesi” tehdidi altında bulunduğu kaydedilen raporda şöyle denildi:

“Gelecek 50 yıl için yapılan projeksiyonda kanserden 300 bin ölüm ve 2,5 milyon arsenik zehirlenmesi vakası yeralıyor. Fluorid’in yoğunlaştığı bölgeler bir diğer tehdit olarak ortaya çıkıyor. Bu bölgelerden biri Afrika’da Doğu Afrika Çatlağı boyunca Eritre’den Malavi’ye doğru, diğeri Türkiye, Irak, İran, Afganistan, Hindistan, Kuzey Tayland ve Çin boyunca uzanıyor. Son bulgular, içme suyundaki zengin fluoridi tüketmekten dolayı (düzeltilemez bir bozukluk olan iskelet ufalanması ya da dişlerde bozukluk olan) fluorisisin dünya çapında 25 ülkede bir salgın olduğunu ortaya koymaktadır. Toplam etkilenen insan sayısı bilinmemekte ancak ihtiyatlı tahminler bu sayının on milyonlara ulaştığını göstermektedir.”

ZORLUK VE KITLIĞIN ARTIŞI

Subilimcilerin nüfus-su denklemi çerçevesinde kıtlık değerlendirmesi yaptıkları belirtilen rapora göre kişi başına 1700 metreküp, tarım, endüstri, enerji ve çevre için su gereksinimlerini karşılamada ulusal eşik sayılıyor. 1000 metreküpün altındaki kullanım “su kıtlığı” durumunu temsil ediyor, 500 metreküpün altı ise “mutlak kıtlık” sayılıyor.

Bugün 43 ülkede yaklaşık 700 milyon kişinin “su temininde zorluk” eşiğinin altında yaşadığı belirtilen raporda “Kişi başına ortalama yıllık 1200 metreküp su kullanımıyla Orta Doğu, dünyanın su temininde en fazla zorluğun çekildiği bölgesidir, sadece Irak, İran, Lübnan ve Türkiye eşiğin üzerindedir. Filistinliler, özellikle Gaza’dakiler, kişi başına 320 metreküp ile dünyanın en akut su kıtlığı deneyimlerinden birini yaşamışlardır” denildi.

TÜRKİYE’YLE İLGİLİ KONULAR

Raporda yer alan ve bir bölümü Türkiye’yle ilgili olan ifadelerden bazıları da şöyle:

“SULAMA ÖDEMELERİ: Sulama ödemeleri bitki yetişen alanlarda genel olarak sabit fiyat sistemiyle yapılır. Suyu son sırada kullanan çiftçiler, daha az su kullandıklarında bile, ilk ya da orta sırada bulunan kullanıcılarla aynı fiyatı öderler. Yoksul küçük çiftçiler, topraklarının daha büyük bir bölümü ekmeye başlarlarsa hektar başına daha fazla öderler, son sıradaki su kullanıcıları ise daha da fazla öderler, çünkü su tedarikinde karşılaşılabilecek zorluklar onları yer altı suyuna yatırım yapmaya yönlendirir. Yer altı suyu kanal sulamaya göre 9 kat daha pahalıdır. Nitekim yüksek gelirli kentli tüketiciler kendi iç tüketimleri için, gecekondu bölgelerinde bulunanlardan daha az para ödemektedirler.

(Büyük sulama projelerine devlet desteği bulunmaktadır.) Bu Doğu Asya da ve sulama sistemlerinde daha iyi bir uygulama içinde olan Mısır, Fas ve Türkiye gibi ülkelerdeki uygulamadır. Güney Asya’da ise uygulanmamaktadır.

GELİRLERİN TOPLANMASI: Endonezya, Meksika ve Türkiye’de kurumsal reformlar, su yönetimini sulamadan yararlananlara transfer etti ve gelir toplamında,dikkat çekici artışlar meydana getirdi, bakım harcamalarından tasarruf edildi, ürün dönüşü arttı. Buradaki, ‘su yönetimi için üreticilerin daha fazla yetki ve sorumluluğa sahip olduğu yerde, şeffaflık fiyatlamada, maliyeti kurtarmada ve performansta iyileşmelere neden olabilir’ dersi vardır.

DÜNYADAKİ SUYU PAYLAŞMA: Su yönetiminde yukarı bölge aşağıya akımın koşullarını, anlaşmazlığın ya da işbirliğinin düzeyini belirler. Bu tarım sulamasından başka hiçbir konuda daha belirgin görülemez. Çok gelişkin sulama sistemlerine sahip ülkeler arasında, sularının üçte ikisi ya da daha fazlasını komşularından gelen nehirlerden alan Mısır, Irak, Suriye Türkmenistan ve Özbekistan gibi ülkeler vardır. Akarsuların yukarı bölgelerinde değişik su kullanımları tarımsal sistemler ve kırsal geçim kaynaklarını ciddi etkileyebilirler. Dicle-Fırat Havzası, bir bakışta toplam nüfusu 103 milyon olan Irak, Suriye ve Türkiye ye hizmet ediyor. Türkiye’nin 21 baraj ve 1.7 milyon hektarlık sulama arazisini kapsayan Güneydoğu Anadolu Projesi, havza bölgesindeki kazananlar ve kaybedenler yaratarak Suriye’ye akışı üçte bir düşürebiliyor.

-Akarsuların yukarı bölümlerinde su kullanımındaki mütevazi değişiklikler bile insani gelişmeyi her açıdan etkileyebilir. Su öncelikleri sınırın iki tarafından birçok değişkenlik gösterebilir. Türkiye’nin sulanabilir toprağının beşte biri Dicle ve Fırat’ın doğduğu sekiz Güneydoğu ilinde bulunmaktadır. Bu anlamda Güneydoğu Anadolu Projesi’nin Türkiye için önemini değerlendirmek zor değildir. Fakat Suriyelilerin beşte biri de Fırat çevresindeki alanda yaşamaktadır ve iki nehir Irak’ın en kalabalık iki kenti Bağdat ve Basra’dan geçmektedir. Ulusal çıkarları dengeleyen bir şekilde rakip iddiaları büyük bir sorumlulukla yönetmek yüksek nitelikli bir siyasi liderlik gerektirir.”

 

HURRIYET 12/11/06

 

Finlandiya'nın ikinci formülü yolda

Rum basınının iddiası:

Haberi "Türkiye'nin Kurtarılmasına İlişkin Son Gece Çabaları Mücadeleli Olacak -5 Haftalık İnisiyatif -Finlandiyalıların ikinci formülü, Lillikas ve Bakoyanni'nin Nabzı Tutuluyor" başlığıyla veren Alithia gazetesi Yunan basınını kaynak göstererek, özetle şunları yazdı:

"Avrupalı ortakların iki hedefi var: Bunlardan biri Türkiye-Birlik ilişkilerinde krizin savuşturulmasına olanak tanıyacak bir uzlaşı çözümü bulunmaya çalışmaktır. Bu pratikte; Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs gemilerine açması anlamına geliyor ki Ankara, Kıbrıslı Türklerin izolasyonları kaldırılmadığı müddetçe bunu kesin şekilde ihtimal dışı bırakıyor.

TA NEA gazetesinin yazdığına göre bu nedenle top yine ikinci kez Ankara ile Lefkoşa arasında bir uzlaşı formülü bulmaya çalışan Finlandiya dönem başkanlığının sahasındadır. Edinilen bilgilere göre Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja önümüzdeki Pazartesi günü Brüksel'de Bakanlar Konseyi toplantısı çerçevesinde Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas ve Yunan dengi Dora Bakoyanni'yle görüşmek istedi.

Ancak Finlandiya'nın arabuluculuk çabalarının bazı sonuçlar vereceğine inanların sayısı çok azdır ve gerek Ankara'nın gerek Başkan Papadopulos'un tavrı aşılamazdır. Diplomatik kaynakların söylediğine göre bu, geri adım atması için Lefkoşa'yı ikna etmeye çalışması yönünde Londra ve Washington'dan baskı görmeyeceği anlamına gelmiyor. Yunanistan-Amerikan ilişkileri kötücedir ve Bakoyanni, Büyükelçi Riss'le önceki gün gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Müslüman azınlık konusunda ABD'nin ve Yunanistan'ın tamamen farklı görüşlerde olduğunu söyledi."

Fileleftheros gazetesi ise AB dönem başkanı Finlandiya'nın; formülü ileri götürmek amacıyla yeni bir temas turuna başladığını, ancak Türkiye'nin Maraş konusunu tartışma konusu yapmaması olgusunun da ortada olduğunu okurlarına "Türkiye İçin Hard Rock -Katı Tutumlarla Fransız-Alman Ekseni, Finlandiyalıların Son Gayreti" başlığıyla manşetten bildirdi.

Gazete Ankara'nın, "Kapalı Maraş'ı kapsamlı çözümden önce iade etmemiz söz konusu değildir" şeklindeki tutumunu beyan ettiğinin altını çizdi ve Güney Kıbrıs'la ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğine de işaret ettiğini yazdı.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erki Tuomioja'nın Rum ve Yunan dışişleri bakanları ile Pazartesi günü ayrı ayrı görüşeceğini, Başkanlığın hareket çerçevesinin bu görüşmelerden ortaya çıkacağını yazan gazeteye göre buna paralel olarak, Avrupa başkentleri "B planı" için senaryolar şekillendirmeye başladılar.

Edindiği bilgilere dayanarak Fransa ve Almanya'nın AB'ne karşı katı tavır izleyeceğini belirten gazete Paris'in, aralık ayındaki Zirve toplantısında yalnızca gümrük birliğiyle ilgili bazı başlıkların dondurulmasının Fransa için yeterli olmayacağını savunduğunu; Almanya Şansölyesi Angela Merkel'in de; taahhütlerin yerine getirilmemesi durumunda önceden belirlenmiş kötü etkiler olacağı konusunda Türkiye'yi sürekli uyardığını kaydetti.

Gazete Almanya'da, hükümet ittifakında bulunan anlaşmazlıklara rağmen; Kıbrıs meselesini çözmemesi durumunda Ankara'nın üyelik müzakerelerinin kesilmesini savunacak noktaya varan görüşler ortaya konulduğunu belirtti ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Vatikan ziyareti için bulunduğu Roma'dan; "AB'nin ala carte menü olmadığını, Türkiye'nin yerine getireceği yükümlülükleri seçemeyeceğini" söylediğini yazdı.

"Finlandiya kur yapmaya başladı"

Gazete haberini şöyle sürdürdü:

"AB Dönem Başkanı Finlandiya, formülünü ileri götürmek için ilgili taraflarla yeni bir temas turuna başladı. Maraş, doğrudan ticaret ve Ek Protokol'ün hayata geçirilmesiyle ilgili fikirlere ilişkin bir paket şekillendirip şekillendirmediği şu ana kadar belli olmadı. Ancak esaslı görüşme yapılması halinde değişiklikler olacağı açıktır.

Dönem Başkanlığı, pazartesi günü Brüksel'de dışişleri bakanlarıyla yapacağı görüşmede jestler ortaya koyacak. Erki Tuomioja Brüksel'de Yunan dengi Bakoyanni ve Kıbrıslı dengi Lillikas'la ayrı ayrı görüşecek. Aynı gün verilecek yemek sırasında Tuomioja'nın AB dışişleri bakanlarına bilgi verecek olması da ilgi çekiyor.

Lefkoşa, geçen hafta sonu üçlü toplantı düzenlenmesine ilişkin başarısız girişimin ardından da, iki meseleyi ortaya koymuştu. 1-Türkiye'nin AB'ne yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesinin Kıbrıslı Türklere yönelik doğrudan ticaret tüzüğüyle hiçbir bağlantısı yoktur. 2-Kıbrıslı Rumların kapalı Maraş'a geri dönüşleri güvenceye alınmadan işgal bölgeleriyle doğrudan ticaretin başlaması söz konusu değildir.

Ankara da Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulunmadan Maraş konusunu tartışmayacağını ve Kıbrıslı Türklerin sözde izolasyonları kaldırılmazsa Protokol'de Kıbrıs'la ilgili hiçbir harekette bulunmayacağını iletti. Dolayısıyla Finlandiya dönem başkanlığı, çıkmazı aşmak için Zirve toplantısına kadar olan zamanı elinde bu olgular varken değerlendirmeye çalışacak.

Bakoyanni ve Lillikas Brüksel'e aynı uçakta

Dora Bakoyanni ve Yorgos Lillikas yarın (bugün) birlikte Brüksel'e gidecek.

Edindiğimiz bilgilere göre; Bakoyanni ve Lillikas'ın ertesi gün Tuomioja'yla ayrı ayrı gerçekleştirecek olmaları dolayısıyla, iki bakanın ve mesai arkadaşlarının uçakta görüşme imkânı bulabilmeleri için Brüksel'e birlikte gitmeleri kararlaştırıldı. Gerekmesi halinde görüşmeler (Rum-Yunan heyetleri) Brüksel'de de sürdürülecek.

Aynı zamanda Avrupa başkentleri de 'B planı' arayışlarına başladı. AB'nin iki önemli ülkesi olan Fransa ve Almanya'nın açıklamaları önemlidir. Fransız bir diplomatik kaynak Paris'in; Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin kesilmesini arzu etmediğini, ama yükümlülüklerini yerine getirmeden hiçbir şey olmamış gibi devam edemeyeceğini söyledi. Aynı kaynak; aralık zirvesinde yalnızca gümrük birliğiyle ilgili başlıkların dondurulmasının Fransa için yeterli olmayacağını da söyledi.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel, 25 üyeli AB'a üye olması yerine Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesinden yana tavır ortaya koyuyor. Dışişleri Bakanlığı'nın şu anda tonları düşük tutmaya çalışıyor olmasına rağmen Almanya'nın Ankara'ya karşı tutumu zirve toplantısında çok daha katı olacak. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Valter Stainmagier, Frankfurter Allegemeine Zeitung gazetesine verdiği mülakatta Türkiye'nin AB üyelik sürecinin kesilmesine tamamen karşı çıkıyor."

KIBRIS 12/11/06

"Türkiye'den domates yiyoruz"

Fileleftheros gazetesi yukarıdaki başlıkla ve "Kolokaslarımız da İşgal Altındaki Bölgelerden Geliyor" alt başlığıyla yayımladığı haberinde, Güney Kıbrıs pazarında Yunanistan'dan gelen Türkiye menşeli domatesler olduğunu yazdı.

Gazete, yakın zamanlara kadar domateslerin barikatlardan Kıbrıs Türk menşeli olarak geçtiğini ve menşeleri belirtilmeden satıldıklarını yazarken, KKTC'den Güney'e giden kolokasların ise Güney'de üretiliyormuş gibi satıldıklarını kaydetti.

Öte yandan Rum Çiftçiler Birliği'nin yetkili birimleri söz konusu olayla ilgili olarak önlem almaya ve tüketicileri kandırmamaya davet ettiği belirtildi.

KIBRIS 12/11/06

İzolasyonlar kalksın, limanları açalım

SOYER: "EŞİTLİKTEN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ"...Başbakan Soyer: Rum kesimine asla boyun eğmeyeceğiz, eşitlikten asla taviz vermeyeceğiz. Kimsenin elini öpmeyeceğiz, kimseye de elimizi öptürtmek istemiyoruz

AVCI: "EŞİT VE ADİL ÇÖZÜM İSTİYORUZ"... Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, KKTC'nin çözüm için her zaman hazır olduğuna dikkat çekerek, "Eşit ve adil bir çözüm için masaya oturmaya hazırız" dedi

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Şimdi bizlere birileri gelip de, 'şunu vereceksiniz, bunu vereceksiniz' diyorlarsa, kusura bakmasınlar önce KKTC'ye uygulanan izolasyonların ortadan kalkması gerektiği için o zaman biz limanları ve hava alanlarını açabiliriz, onun dışında açamayız. Bu böyle bilinmesi gerekir" dedi.

Partisinin kurultayında yeniden genel başkanlığa seçilen Başbakan Erdoğan, kurultayda yaptığı konuşmada tüm dünyaya "İzolasyonlar kalksın, limanları açalım" mesajını yineledi.

AK Parti'nin 2. olağan büyük kurultayına katılan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da, Kıbrıs sorununda eşitlik temelindeki çözüm isteklerini tüm dünyaya yeniden duyurdular.

Erdoğan, yeniden AKP Genel Başkanı

AK Parti 2. Olağan Kongresinde, Siirt Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan, yeniden genel başkanlığa seçildi.

Erdoğan, seçime katılan 1332 delegenin, 1330'un oyunu alarak yeniden genel başkan olurken, 2 delegenin oyu geçersiz sayıldı.

Başbakan Erdoğan, seçimden sonra kürsüye gelerek kısa bir teşekkür konuşması yaptı.

Yola çıkarken, Aşık Veysel'in "Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece" dizelerini anımsatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Daha çok yolumuz var. Önümüzde çok engeller var. Sizlerle beraber bu engelleri aşacağız, engel tanımayacağız. Daha önce engelleri nasıl aştıysak, önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerde de yeni başarılar elde edeceğiz. Sizler, bugüne kadar olmamışı gerçekleştirdiniz. Bunu, halkımızla kucaklaşarak gerçekleştireceksiniz. Sizler bu salona sığmadınız, dışarıda çadırlarda izleyenler, üşüyen kardeşlerimiz haklarını helal etsinler".

AB süreci

Kurultaydaki konuşmasında, AB sürecini de değerlendiren Başbakan Erdoğan, Türkiye'de AB sürecinin yeni başlamadığını ifade etti.

Bu sürecin, fiilen 1963'ten itibaren başladığını ve 43 yıl geçtiğini, kendilerini ise 39 yıl sonra bu işin aktörü olduklarını anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"17 Aralık ve 3 Ekim böyle gerçekleşti. Müzakerelerde fasıllar açıldı, kapandı, bunlar hızla devam ediyor. Burada birçok şeyler konuşuluyor; 'Acaba rehavet mi var, Türkiye acaba bu işi acaba farklı mı ele alıyor'. Hepsi yalan yalan yalan. Biz tuttuğumuz bir işi sıkı tutarız. Biz bu ülkenin evlatlarına yakışır şekilde tutarız."

Kimse rüşvet beklemesin

KKTC Başbakanı ve Yardımcısının kongrede ifade ettiği gibi, kimsenin Türkiye'den rüşvet isteyemeyeceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, "Bizden, birileri 'kalkıp da eğer piyasada rüşvet olur ama köşeye sıkıştırmak suretiyle rüşvet telakki ediyoruz' diyorlarsa, kusura bakmayın Türkiye'nin rüşveti veya komisyonu yoktur. Bunu bilmeleri lazım" dedi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Zira, biz, 1974'ü unutmayız. Biz, ondan öncesini de unutmayız. Bunların hepsini gayet iyi biliriz. Dolayısıyla, bizimle masaya oturanlar, oturdukları zaman, sözlerinde duracak şekilde otursunlar. Biz, Burgenstock'ta oturduk masaya ve orada beraberce imzayı attık.

BM Genel Sekreteri Annan'ın riyasetinde attık. Garantör ülke Yunanistan, Başbakanı Karamanlis, Rum Kesimi Lideri Papadopulos, ben, Abdullah Bey ve Talat ve Denktaş da vardı. Oturduk, konuştuk ve imzalar atıldı.

Biz orada aslında baldıran zehrini de içtik ve 'evet' dedik. Ama onlar halkına 'hayır' dedirtti. Niye? Biz söz vermiştik sözümüzün gereğini yerine getirdik. Ama onlar yerine getiremedi. Şimdi bizler, birileri gelip de, 'şunu vereceksiniz, bunu vereceksiniz' diyorlarsa, kusura bakmasınlar önce KKTC'ye uygulanan izolasyonların ortadan kalkması gerektiği için o zaman biz limanları ve hava alanlarını açabiliriz, onun dışında açamayız. Bu böyle bilinmesi gerekir."

Destek kıtaları

Bunu, iç politikada malzeme yapma gayreti içinde olanların olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, "Ana muhalefeti ile parlamento içi veya dışı muhalefet ve yahut da destek kıtaları almak suretiyle burada bir Pazar oluşturmaya çalışanlar var. Millet olarak şunu iyi bilmeliyiz ki, biz bu oyuna gelmeyiz" dedi.

KKTC'ye hiçbir dönemde kazandırılmayan itibarı kazandırdıklarını anlatan Başbakan Erdoğan, KKTC'de milli gelirin 10 bin dolara çıkarıldığını söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ilk kez Pakistan'a resmi davetli olarak ziyaret gerçekleştirdiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, Rusya, Almanya, Hollanda gibi ülkelere de resmi ziyaretlerin yapıldığını söyledi.

Hiçbir dönemde yapılmayan yatırımların gerçekleştiğini, turizmde patlama yaşandığını belirten Başbakan Erdoğan, "Bugüne kadar niye yapılmadı" diye sordu.

İnsaf insaf...

Erdoğan, "şimdi kalkıpta bize hangi yüzle 'Kuzey Kıbrıs peşkeş çekildi, Kuzey Kıbrıs şöyle oldu böyle oldu' diyesiniz, hangi yüzle... İnsaf insaf, insaf... Bize bir belge gösterin. Bir tane gösteremezler, biz bu kadar rahatız, yere sağlam basarak yolumuza devam ediyor. Türkiye, bizim için ne ise, Kuzey Kıbrıs'ta bizim için odur" dedi.

Soyer: Rum kesimine asla boyun eğmeyeceğiz

AK Parti'nin 2. Olağan Büyük Kongresi'ne katılarak bir konuşma yapan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, "Anadolu halkının, her zaman verdiği destek ile yapılan yatırımların her kuruşunun israfa değil, yatırıma harcandığını" söyledi.

Papadopulos'a da seslenen Soyer, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a da muhatabının KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olduğunu belirterek, barışçı ve ortak bir geleceği kurabilmenin imkânlarının bulunması gerektiğini kaydetti. Soyer, şunları söyledi:

"Rum kesimine, asla boyun eğmeyeceğiz, eşitlikten asla taviz vermeyeceğiz, İslam toplumu olan Kıbrıs Türk Toplumu ile Hıristiyan toplumu olan Rum kesiminin bir federasyon içinde buluşması, aynı zamanda medeniyetler buluşması ile bölge barışına da katkı getirecektir. Kimsenin elini öpmeyeceğiz, kimseye de elimizi öptürtmek istemiyoruz."

Avcı: Eşit ve adil bir çözümden yanayız

Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Özgürlükler ve Reform Partisi Genel Başkanı Turgay Avcı konuşmasında kongrede bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Kongrenin, Türkiye'deki demokrasinin kurumsallaşmasını gösterdiğini ifade eden Avcı, siyasi partilerin gücünün demokrasilerin gücünü de gösterdiğini bildirdi.

AK Parti'nin bu coşkulu kongresinin kendilerine de ilham olacağını ifade eden Avcı, "Türkiye'nin gücünü, dayanışma duygusunu ve sevgiyi burada görüyorum" dedi.

İki ülke arasında tarihsel, kültürel ve milli değerlere dayalı ilişkilerin sıkı bağlar nedeniyle büyük önem taşıdığını belirten Avcı, geçmişte olduğu gibi bugünkü hükümetin de Kıbrıs'a verdiği desteğin artarak devam edeceğine inandığını söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın bu yaz Kıbrıs'a 3 günlük bir ziyaret gerçekleştirerek, adayı adım adım gezdiğini anımsatan Avcı, Kıbrıs Türkünün refahı ve daha güzel günlere ulaşmak için bu ziyaretlerin gerçekleştiğini söyledi.

KKTC'nin çözüm için her zaman hazır olduğunu belirten Avcı, "Eşit ve adil bir çözüm için masaya oturmaya hazırız" dedi.

Kongrede Suriye Arap Cumhuriyeti'nin Baas Partisi Başkanlık Divanı Üyesi Yasir Hourieh, Çin Komünist Partisi Merkez Disiplin Komitesi üyesi Cao Hongxing, AP Liberal Grup Başkanı Graham Watson da birer konuşma yaptı.

Watson, Türkiye'nin AB'ye üye sürecinin kolay olmadığına işaret ederek, İngiltere'nin üyelik sürecinin 10 yıl sürdüğünü ve iki defa Fransa'nın vetosuyla karşılaştığını anımsattı.

Grup Başkanı Watson, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak da Rum kesimine gösterilen iyi niyetin de sınırsız olmadığını kaydetti.

Avrupa Halkları Partisi (EPP) Başkanı Wilfried Martens, Bulgaristan Halk ve Özgürlükler Hareketi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ünal Lütfi ve Irak İslami Partisi Politik Konseyi Üyesi Mustafa Salman Kongre'ye hitap etti

KIBRIS 12/11/06

Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Avrupa Birligi’nin (AB) Kibris Türk halkinin haklarini Türkiye’nin birlige giris süreci içerisinde törpülemeye çalistigini vurguladi

11 Kasim 2006
 

Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Avrupa Birligi’nin (AB) Kibris Türk halkinin haklarini Türkiye’nin birlige giris süreci içerisinde törpülemeye çalistigini vurguladi.

Talat, dün Girne Amerikan Üniversitesi’nde (GAÜ) düzenlenen bir etkinlikte yaptigi konusmada, Kibris sorunu ve Türkiye’nin AB üyeligi ilerleme sürecindeki son gelismelere degindi.

Cumhurbaskani Talat, AB Komisyonu’nun konuya iliskin hazirladigi ilerleme raporu ile strateji belgesinin Türkiye’nin AB sürecini belirleyecek iki önemli belge oldugunu kaydetti.

Kibrisli Türkler açisindan bu belgelere bakildiginda ciddi bir memnuniyetsizlik ve rahatsizlik duyuldugunun altini çizen Cumhurbaskani Talat, AB’nin; verdigi sözleri tutmadigi gibi, Kibris Türk halkinin haklarini Türkiye’nin birlige giris süreci içerisinde törpülemeye çalistigina dikkat çekti.

TC Basbakani Recep Tayip Erdogan’in da ifade ettigi gibi, Kibris konusu ne Kopenhag ne de Maastrich kriteri olmasina ragmen, Kibris sorununun varliginin; Türkiye’nin AB sürecini siyasi olarak zora sokan bir karakter tasidigina isaret eden Cumhurbaskani, “AB’nin bize verdigi sözlerin ‘yapacagim’ dediklerinin yapilabilmesi için bizden birtakim seyler istemesi ve Türkiye’nin üyeligi sürecinde bunlarin elde edilmeye çalisilmasi, Kibris Türkü açisindan kabul edilebilir bir yaklasim degildir” dedi.

Izolasyonlarin kaldirilmasi için Kibrisli Türklerin Kibris’ta bütünlüklü çözümün unsurlarindan bir seyler vermesine nasil bir gerek oldugunu anlamanin gerçekten zor oldugunu ifade eden Talat, referandumdan hemen sonra Avrupa Birligi’nin, Kibrisli Türklerin ekonomik izolasyonunu herhangi bir sey talep edilmeden kaldirma karari aldigini hatirlatti.

Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin AB üyeligi sürecinin getirdigi zaman kisitlamalari çerçevesinde Kibrisli Türklerin geri adim atmasi ve bir kisim haklarindan feragat etmesi yoluna gidildigine isaret ederek, söyle dedi:

 “Bu kabul edilebilir bir durum degildir. Dolayisiyla biz Kibris Türk tarafi olarak gayet açik ve net bir sekilde Avrupa Birligi’nin bu tutumunu benimsemedigimizi ve bunu kabul etmedigimizi kendilerine ilettik. Tabii ki bunu ayrica resmi tavir ve tepki olarak da ortaya koyacagiz.” 

Kibrisli Türklerin Avrupa Birligi hedefini ortadan kaldirmadigini da ifade eden Cumhurbaskani, asil karsi çikilan konunun AB’nin yapmasi gerekenleri yapmak yerine bunu bazi sartlara baglayarak Kibrisli Türklerin haklarini erozyona ugratmaya çalismasi oldugunu söyledi.

Konusmasinda Kibris sorununun bütünlüklü çözümüne ve içinde bulunulan sartlara da deginen Talat, sorununun çözümünün AB çerçevesinde degil Birlesmis Milletler çerçevesinde olabilecegini  vurguladi.

“AB’nin strateji belgesinde ve ilerleme raporunda gördügümüz gibi, Avrupa Birligi tarafsiz degildir. Çünkü Kibris Rum kesimi ve Yunanistan birlik üyesidir ve bu durumda da Avrupa Birligi’nin tarafsiz  hareket etmesi mümkün degildir” diyen Cumhurbaskani Talat, Kibris sorununun bütünlüklü çözümünün daha tarafsiz olabilecek Birlesmis Milletler çerçevesinde olabilecegini, bunun AB yetkilileri tarafindan da dile getirildigini söyledi.

Cumhurbaskani Talat, Kibris Türk halkinin Annan Plani’na “evet”, Rum halkinin ise “hayir” demesine karsin, bugün Kibris Türk tarafinin tecrit ve izolasyona karsi mücadele verdigini, Rum tarafinin ise tecridi yogunlastirmak için mücadele ettigini vurguladi.

YUNANISTAN, ÇÖZÜM IÇIN DAHA TESVIK EDICI OLMALI

Öte yandan Talat, Kibris sorununun devaminin gelecek için zehirleyici bir nitelik tasidigini ifade ederek, Yunanistan’in Kibris sorununun çözümünde daha tesvik edici olmasi gerektigini dile getirdi

Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Yunan akademisyen ve gazetecileri kabul etti.

Panteion Üniversitesi Uluslararasi Iliskiler Bölümü’nden Prof. Alexis Hercalides, Atina Üniversitesi’nden Hercules Millas ve TA NEA Gazetesi Dis Haberler Editörü Michael Mitsos’un katildigi kabulde gazeteciler, Cumhurbaskani Talat’tan Kibris sorunundaki son gelismelerle ilgili bilgiler aldi.

Uluslararasi Baris Gazeteciligi Konferansi’na katilmak üzere adada bulunan Hercalides, Millas ve Mitsos, Cumhurbaskani Talat’a Finlandiya’nin girismi, Yunanistan’in Kibris sorununa yaklasimi gibi konularda sorular sordu.

 “SORUNUN DEVAMI ZEHIRLEYICI NITELIK TASIR”

Cumhurbaskani Talat, Kibris sorununun çözüm yerinin Avrupa Birligi (AB) degil, Birlesmis Milletler (BM) oldugunu söyledi. Cumhurbaskani Talat, BM’nin Kibris sorununu çok iyi bildigini, ancak AB’nin bu konuda yeterince bilgi birikimine sahip olmadigini da vurguladi.

HALKIN SESI

 

Gul warns Finnish FM: Be careful, don't fall into Greek Cypriot trap



Sources in Ankara report that Foreign Minister Abdullah Gul has warned his Finnish counterpart, Foreign Minister Erkki Tuomioja, not to "fall into the situation Verheugen fell into," recalling that "Papadopoulos had told Verheugen that the Greek Cypriots would vote 'yes' on the referendum, but in the end, they voted 'no.'"


Gul and Tuomioja have reportedly spoken at least twice this week by phone regarding the latest Finnish efforts to bring about a solution to the Cyprus matter. More of what Gul reportedly told Tuomioja by phone is as follows:

"We applaud your good intentions. But please take note: The Greek Cypriot leader Tasos Papadopoulos might make you fall into the same situation Gunter Verheuen found himself in. As you might recall, prior to the April 24 referendum, Papadopoulos told Verheugen that the Greek Cypriots would say 'yes,' but in the end, they voted 'no.'......Because of this, erheugen had to declare 'Papadopoulos tricked even me.' In order to bring about a balanced outcome in the region, it would be good if you visited and listened to both sides. Papadopoulos' equal on the Northern Cypriot side is Mehmet Ali Talat. And Greece should be involved in these visits. Otherwise, there will be no results."

 

HURRIYET 11/11/06

 

TC Genelkurmay Baskani Orgeneral Büyükanit “bizim degil devletin temel politikasi” dedi ve “Kibris politikasini” özetledi


YENIDUZEN    11 Kasim 2006, Cumartesi 16:01


TC Genelkurmay Baskani Orgeneral Yasar Büyükanit, Türkiye devletinin temel politikasinin Kibris sorununun BM çatisi altinda bir bütün olarak çözülmesi oldugunu söyledi.

Genelkurmay Baskani Orgeneral Yasar Büyükanit, önceki aksam Gazi Ordu Evi’ndeki basin kokteylinde, gazetecilerin gündeme iliskin sorularini yanitladi.

Orgeneral Büyükanit, bir gazetecinin, Finlandinya’nin Kibris önerisinden “ümitli olmadigini” söyledigini hatirlatmasi üzerine, söyle konustu:

“(Ümitli olmadim) hiç demedim. Sunu dedim; bizim degil, devletin temel politikasi Kibris sorunun BM çatisi altinda ve bir bütün olarak, böyle parça parça degil de bütünsel olarak çözümü. Türkiye’nin uzun yillardir sürdürdügü politikasidir. Bizim de görüsümüz asker olarak, bu devlet politikasinin kabul edilmesidir. Bunlarin disinda bir sey düsünmüyoruz.”

Bir gazetecinin, “AB zeminine dogru bir kaydirma var” sözleri üzerine, “AB zeminine kaydirilmasi Rum kesiminin temel politikasidir” dedi.

AB’nin 14-15 Aralik’a kadar çözüm beklentisi içinde oldugunu söyleyen bir gazeteciye ise Orgeneral Büyükanit, “Onu bilemiyorum. Finlandiya plani hakkinda da bir sey söylemem, ben plan-milan görmedim asker olarak. Hep gazetelerden okudum. Gazetede okudugum seyle de yorum yapmam” karsiligini verdi.

 

DIS POLITIKA

Yabancilarin 8 yanlisi

 

KOPENHAG-
Basliga bakip “biz herseyde hakliyiz, dünya tümden yanlis davraniyor” mesaji çikarmayin. Öyle bir iddiam yok. Aksine Kibris sorununda Kibrisli Türkler olarak geçmiste yaptigimiz hatalardan dolayi simdiki hale düstügümüzü defalarca yazdim. Simdiki yönetimin de temel vizyonlarinda sorun olmasa bile, her yaptigi dogru degil. Zaten asagida verilen örneklerin çok büyük bölümü de yine bizim eksikligimizden kaynaklaniyor.

Danimarka’nin baskenti Kopenhag’ta Çarsamba günü bir panel vardi. “Danimarkali Avrupa Hareketi”ne bagli “Avrupa Birligi’nde Türkiye Agi” adli sivil örgütün, Politiken gazetesiyle isbirligi içinde düzenledigi panelde Politis’in Yazi Isleri Müdürü Andreas Paraskos’la birlikte konusmaciydik. Izleyici kitlesi içinde Danimarkali gazeteciler, akademisyenler ve siradan vatandaslarin yanisira, Danimarka’daki Türkiye ve Kibris Cumhuriyeti elçiliklerinden de epeyce insan vardi.

Panelde sunuslardan sonra izleyenler de sorular sordu, yorumlar yapti. Özellikle elçilik mensuplari arasinda zaman zaman tartismalar da yasandi. Uzun uzadiya paneli anlatmak yerine, orada konusulanlardan hareketle “yabancilarin Kibris’la ilgili yanlis bildikleri”ni not düsmeye çalisacagim bugün...

Kuskusuz biz Kibris’i “dünyanin merkezi” saniyoruz genellikle, ancak yabancilarin bizim sorunlu adayla alakalari yok pek... Ilgili olanlarin da dogru olmayan bilgilerle donatilmis olmasi, disarida zaten olmayan gücümüzü daha da zayiflatiyor, çözüm isteyen Kibrisli Türkler olarak.........


**

Gelelim “yabancilarin 8 yanlisi”na...

1... Magusa Limani açik degil: Limanin fiilen ve fiziken kapali oldugunu saniyorlar. Oysa 1975’ten bu yana limanin açik oldugunu, hatta AB üyesi ülkeler dahil birçok yabanci ülkenin bayragini tasiyan gemilerin Magusa’ya geldigini, ayrica Girne’de bir liman bulundugunu ve onun da faaliyette oldugunu bilmiyorlar. Dogal olarak Rum Yönetimi’nin Magusa Limani’na gelen gemi kaptanlarina ve sirketlerine ceza verdigini, bu yüzden birçok geminin Kuzey’deki limanlara yanasmadigindan haberleri yok... Bunun nedeni hep “Magusa Limani’nin açilmasi”ni konusmak herhalde... “Madem ki açilacak, demek ki kapali” diye düsünmek, Aristo mantigina uygun...

2... Kuzey’den Güney’e, Güney’den Kuzey’e geçis: Yesil Hat Tüzügü 2,5 yildir uygulamada, ancak adayi o günden beri ziyaret etmeyen yabancilar, iki taraf arasinda geçis yapamayacaklarini saniyorlar. Geçmiste öyleydi, kafalarda hala o var. Güney’den veya Kuzey’den adaya girse bile, turistlerin istedigi yere gidebilecegi ve geceleyebilecegi bilgisi namevcut Avrupalilarda... Turizmcilere de duyurulur!..

3... Kültür varliklari yikiliyor: Sadece Kuzey’deki kültürel degerlerin zarara ugradigi bilgisi hakim yabancilarin kafasinda... Yalan mi bu? Ne yazik ki degil!.. Birçok eseri yikip döktük, su veya bu nedenle... Ancak Güney’deki birçok eser de benzer bir kaderi paylasiyor. Yabancilarin bu konudaki bilgisi tek tarafli...

4... Kayip Türk de mi var? Tek tarafli bilinen bir diger kritik konu da kayiplar... Sadece Rum kayiplar oldugu saniliyor, öyle biliniyor. Hal böyle olunca, taraflardan biri ‘barbar’, digeri ‘mazlum’ olarak algilaniyor. Çok insani bir düsünce silsilesi bu... Oysa kazin ayagi öyle degil... Ama anlatmazsaniz, nereden bilsin Avrupalilar?

5... Insan haklari ihlali: Yabancilarin Kibris’la ilgili ilk tepkileri genellikle ‘insan haklari’na iliskin... Bunun da adi mal-mülk meselesi, bizim lisanda... Daha açikçasi Rum göçmenlerin biraktigi mallar... Kibrisli Türklerin de mallarindan oldugu, defalarca göç yasadigi bilinmeyenler arasinda... AIHM’de açilan Rum davalari biliniyor da, Kibrisli Türk davalari duyulmamis henüz oralarda... Insan haklarinin diger yönleri ise zaten konusulmuyor.

6... Mali yardimla Kibrisli Türkler ihya olacak: “AB 259 milyon Euro verecek ya... Hatta 38.1 milyon Euro’yu da serbest birakti ya... Kibrisli Türklerin neyine yetmiyor bu?” Bu inanis hakim... ‘Sadece parayla saadet olmaz’ sözünden haberleri yok yabancilarin!..

7... Isgal altindaki bölge: Kibris’in Kuzeyi’nde normal bir yasam oldugunu tahmin bile edemiyor birçok Avrupali... Tellerle çevrili, sokaklarinda yürünemeyen, araba sürülemeyen bir yer olarak tahayyül ediliyor. ‘Isgal bölgesi’ propagandasinin 32 yillik basarisi bu... O yüzden Kuzey Kibris’tan bir eglence mekani, bir spor karsilasmasi forografi görünce hayrete düsüyorlar.

8... Fin önerileri çözüm getirecek: Gündemde Finlandiya önerileri var ya... Yabancilar da saniyor ki Maras verilir, Magusa Limani’ndan kisitlamalar kaldirilir, Türkiye limanlari da Rum uçak ve gemilerine servis vermeye baslarsa Kibris sorunu çözülecek!.. Oysa mal-mülk meselesi, askerler, egemenlik, devlet yapisi, göçmenler ve diger ana konularin degil Finliler, milyar nüfusluk Çinliler tarafindan bile çözülemeyecegini, bu misyonun sadece ve sadece adada tam 42 yildir Bais Gücü askeri bulunduran BM’ye ait oldugunu da bilmiyorlar ne yazik ki... Annan Plani’ni da!..

**

Yabancilarin Kibris hakkinda bilmedikleri ya da yanlis bildiklerini degil 8, 888 maddeye kadar uzatabiliriz dilerseniz
...

Çözüm isteyen herkesin bu rakami asagiya çekme gibi bir görevi de var ayni zamanda...

 

YENI DUZEN 11/11/06

 

EU leader Finland wants Cyprus summit



EU term president Finland has added new efforts to its search for a solution to Cyprus matters in advance of the December 15 EU summit. Finland authorities have reportedly told Ankara of their desire to hold "closed door" talks on the Cyprus matter similar to those which took place at the 2004 "Burgenstock" meeting.


According to sources at the Turkish Foreign Ministry, Finland has not yet issued formal invitations to such "closed door" meetings on Cyprus, in addition to the fact that early reports on who will be participating in the meeting, planned for a town near Helsinki, have not pleased Ankara. Authorities in the Turkish capital have reportedly clarified to Helsinkin sources that they cannot accept the currentn list of meeting participants, which as it stands is composed of Finnish Foreign Minister Erkki Tuomioja, Foreign Minister Abdullah Gul, Northern Cypriot President Mehmet Ali Talat, and Southern Cypriot Foreign Minister Yorgo Lillikas. Ankara's rejection of the Finnish proposal is based on the following points, according to sources in the capital:

Turkey's points of rejection for current plan

1- Why is Greece not invited to join in the meeting? Turkey cannot participate ina a meeting on this subject at which Greece is not present.

2- The appropriate counterpart to Northern Cypriot President Talat is not the Southern Cypriot Foreign Minister, but the leader of Southern Cypriot, Tasos Papadopoulos. Why should Talat attend a meeting at which Papadopoulos is not present?

Sources in Helsinki report that following the reception of these complaints from Ankara, Finnish authorities have been trying to persuade Papadopoulos to come to the meeting. In Athens however, Greek Foreign Ministry spokesperson Yorgo Kumuchakos said "We have not received any invitations of this sort. So there is no expectation that we will attend this meeting."

Meanwhile, in a joint press conference held yesterday in Ankara with Belgian Foreign Minister Karel De Gucht, Abdullah Gul noted that he had spoken twice by phone with Finnish Minister Tuomioja, and that there was a possibility that Tuomioja would be traveling between Ankara, Athens, and Nicosia to try and arrange pre-summit Cyprus meeting. Belgian Foreign Minister De Gucht, noting that he was optomistic about a solution, called on the Southern Cypriots to "act responsibly."

 

12/11/06 HURRIYET CYPRUS ISSUE

 

 

Annan: Kıbrıs sorunu hala BM’de

BM Genel Sekreteri Annan, Kıbrıs konusunun hala BM’nin önünde olduğunu belirterek “Biz Birleşmiş Milletler’iz. Hala Kıbrıs konusunun içindeyiz. Bir temsilcim şu anda diyaloğun başlaması için hazırlıklar yapıyor” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 16:12 TSİ 13 Kasım 2006 Pazartesi

İSTANBUL - Başbakan Erdoğan, İspanya Başbakanı Zapatero ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Medeniyetler İttifakı toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan Nisan ayına kadar ‘cumhurbaşkanlığı seçimi’ konusunda konuşmama kararı aldığını söyledi. Erdoğan Papa’nın ziyaretinde Türkiye’de olmamasının altında bir şey aranmaması gerektiğini belirterek “NATO toplantısında bulunma zorunluluğum var. Başka sebep yok” dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, basın toplantısında medeniyetler ittifakını gerçekleştirmek için ortaya atılan önerileri hayata geçirmek amacıyla, izleme mekanizması ve sekretarya kurulucağını sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışacaklarını belirtti.

İspanya Başbakanı Zapatero da fanatiklerin çalışmalarına engel olacaklarını vurguladı. Başbakan Erdoğan ise fanatizme ve radikalizme prim vermelerinin mümkün olmadığını ifade etti.

ANNAN: KIBRIS SORUNU BM’NİN ÖNÜNDE
BM Genel Sekreteri Kofi Annan gazetecilerin Kıbrıs sorunu konusundaki sorularına; konunun hala BM’nin önünde olduğunu belirterek “Biz Birleşmiş Milletler’iz. Hala Kıbrıs konusunun içindeyiz. Bir temsilcim şu anda güven artırıcı önlemleri hazırlıyor. Diyaloğun başlaması için hazırlıklar yapıyor. Sayın Talat ile Cenevre’de buluşacağım. Herkes Kıbrıs sorununun BM’nin elinde olduğunu ve en iyi şekilde çözmeye çalıştığımı biliyor. Benden sonraki genel sekretere de bu sorunu en iyi şekilde çözmesi için yardımcı olacağım” yanıtını verdi.

 

PAPA’NIN ZİYARETİ
Başbakan Erdoğan da basın toplantısında, Türkiye’yi ziyaret edecek olan Papa’yla neden görüşmeyeceğine ilişkin soruya, “Papa, Sayın Cumhurbaşkanının davetlisi olarak Türkiye’ye geliyor. Kendisi ile cumhurbaşkanı görüşecek. O günlerde NATO’nun Litvanya’da zirve toplantısı var, Papa Türkiye’ye geliyor diye ben NATO zirvesine katılmayayım mı?” yanıtını verdi.

Erdoğan Nisan ayına kadar ‘cumhurbaşkanlığı seçimi’ konusunda konuşmama kararı aldığını söyledi.

 

 

Annan: "Kıbrıs sorunu BM'nin elinde"


13 Kasım, 2006 20:11:00 (TSİ) CNN TURK

İstanbul’da düzenlenen Medeniyetler İttifakı zirvesine katılan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ''herkes Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler'in elinde olduğu konusuna inanıyor'' dedi.

Gazetecilerin sorularını cevaplayan Annan, Kıbrıs sorunu ile ilgili arayışların sürdüğünü söyledi.
 
Kıbrıs sorununa uzun vadede geniş kapsamlı çözüm bulunabilmesi için her iki tarafta da temsilcileri olduğunu belirten Annan, çabaların sürdüğünü vurguladı.
 
Gelecek hafta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Cenevre'de bir araya geleceklerini ifade eden Annan, sorunun Birleşmiş Milletler temelinde çözümlenmesi gerektiğine işaret etti.
 
Kofi Annan, aralık ayında dolacak görev süresinin bitimine kadar öneride bulunacağını da açıkladı.
 
AB'den 'limanları açın' baskısı
 
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı. Raporda reform hızının yavaşlamasından, azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
 
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
 
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.
 
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
 
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer almadı.

 

 

AB bakanları Kıbrıs'ı görüşecek


13 Kasım, 2006 09:45:00 (TSİ) CNN TURK

 

Yılda iki kere toplanan AB dışişleri ve savunma bakanları toplantısı bugün yapılacak. Gündemde Türkiye ve Kıbrıs var. Ayrıca aralıkta yapılacak AB zirvesinin gündemi de bu toplantıda oluşturulacak.

Türkiye ve Kıbrıs bugün Brüksel'de başlayacak toplantının önemli gündem maddelerini oluşturuyor. Komisyon'un yayımladığı Türkiye'nin İlerleme Raporu üye ülkelerin dışişleri bakanlarına sunulacak.
 
Komisyon'un Finlandiya'nın Kıbrıs konusundaki girişimlerine aralık ayına kadar zaman tanıması üye ülkeler arasında çatlaklara yol açtı.
 
Fransa, Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi Türkiye ile müzakerelerin bazı başlıklarda dondurulmasını istiyor. Ancak Komisyon süre tanımaktan yana. Bu farklı görüşlerin de bugünkü toplantıda dile getirilmesi bekleniyor.
 
AB'den 'limanları açın' baskısı
 
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı. Raporda reform hızının yavaşlamasından, azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
 
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
 
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.
 
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
 
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer almadı.

 

Plassnik: Müzakereler durmalı


      Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Türkiye ile AB arasındaki müzakerelere ara verilmesi gerektiğini savundu.
      Brüksel’deki AB Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında konuşan Plassnik, tren kazası değil, trenlerin durma ihtimali olduğunu öne sürdü. AB Haber’e göre Plassnik, “Türkiye AB ilişkileri çerçevesinde şu anda tamamen durgunluk bölümündeyiz. Tren kazası değil,trenlerin durması gibi bir durum var. Türkiye tarafında bir hareketlilik olmazsa, müzakerelere ara (breathing time) verilmesi tarafların nefes alması için gerekliö dedi.
     
     “ÖNCELİĞİMİZ İMTİYAZLI ORTAKLIK"
      Avusturya’nın Türkiye’ye karşı politikalarında bir değişiklik olmadığını söyleyen Plassnik, “Türkiye’ye karşı AB’nin kapılarının kapatılmasını istemiyoruz. Avusturya’nın önceliği Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık verilmesiö diye konuştu.
      Avusturya Dışişleri Bakanı, “Şu anda Türkiye ve Avrupa tansiyonu düşürmeli ve baskılar azaltılmalı. Şimdi Türkiye ile AB arasında vites küçültülmesine ihtiyaç varö dedi.(ANKA)

MILLIYET  13/11/06

 

AB ile yüzde 96 uyum

İlerleme Raporu, Türkiye'nin AB ile en çok uyum sağladığı başlık olarak yüzde 96 ile dış, güvenlik ve savunma politikasını saydı

13/11/2006

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - Türkiye ile AB, ortak dış ve güvenlik politikalarındaki uyum oranını ağustos itibarıyla yüzde 96'ya çıkardı. Belli başlı tüm uluslararası konularda benzer politikaları uygulayan Türkiye ve AB'nin yüzde 4'lük fikir ayrılığı Kıbrıs ve Ermenistan kaynaklı.
Avrupa Komisyonu'nun geçen hafta yayımladığı İlerleme Raporu'nda müzakere edilen başlıklar arasında 31. başlığı oluşturan dış, güvenlik ve savunma politikası, uyumun en ileri ölçüde sağlandığı alanlardan biri görülüyor. Üst düzey bir Dışişleri yetkilisi, uyum oranının yüzde 96 çıkmasını, "Şu övünülenecek bir durum. AB; İran, Irak, Ortadoğu başta olmak üzere birçok uluslararası gelişmede Türkiye'nin görüşlerine başvuruyor ve bunlara değer veriyor. Kim kimin politikasına uyuyor ona bakmalı" değerlendirmesi yaptı. Bir başka Dışişleri yetkilisi ise 'dış politika gibi bir alanda bu kadar kesin bir oranın nasıl ölçülebildiği' sorusu üzerine şu açıklamayı yaptı: "Örneğin bir ülke ya da bölgede bir gelişme yaşanıyor. AB, politikasını saptıyor ve aday ülkelere paylaşıp paylaşmadığını soruyor. İran, Irak gibi bölgemizde yaşanan konularda ise AB politika saptama aşamasında Türkiye'ye başvuruyor. Tabii tam üye olmadığımız için bazı konularda farklı düşünüyor olmamız normal. AB ülkeleri bile zaman zaman farklı politikaları tercih edebiliyor."

Kıbrıs ve Ermenistan farklı
En temel politika farklılığı Kıbrıs ve Ermenistan'da. Raporda Türkiye'nin Kıbrıs ve Malta'yı veto etmesi nedeniyle NATO-AB işbirliğinin tam gerçekleştirilemediği kaydediliyor. Türkiye'nin Wassenaar Anlaşması'na Kıbrıs'ın katılmasını veto ettiğine dikkat çekiliyor. Türkiye'nin Ermenistan'la sınır kapısını hâlâ açmadığı vurgulanan raporda, 'bunun iyi komşuluk ilişkisinin oluşturulması için ileri bir adım olacağı' vurgulanıyor. Raporda Türkiye'nin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni tanıyan sözleşmeye henüz imza atmadığı da anımsatılıyor.
Raporda Türkiye'nin uyum sağladığı alanların başında Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'na katılım geliyor. Türkiye'nin BM ve NATO operasyonlarının yanı sıra AB yönetimindeki ALTHEA'ya katılımı
önemli adım görülüyor. Suriye, Lübnan, Irak, İran ve Afganistan'da politikaların uyumu olumlu ifade ediliyor.

Atatürk 'Kürtlere özerklik verilecek' dedi

Atatürk 'Kürtlere özerklik verilecek' dedi

FOTOĞRAF: İSMAİL SAYMAZ

·  Tarih Kurumu, Atatürk'ün Kürtlerle ilgili 1923'teki sözlerini sansürledi. Atatürk'ün 25'e dek Türk tanımı yoktu. Atatürk, Türkiye halkı diyordu çok defa. Kanunlarda da bu böyleydi

·  Atatürk, hocalarla dua ederek, besmeleyle, kurbanla Meclis'i açtı. Meclis, Osmanlı'da böyle hiç açılmadı. Atatürk, Meclis'i bugün böyle açsaydı, irtica denirdi buna

·  Anadolu çok büyük işgal yaşamadı. Kurtuluş Savaşı üç yıl sürdü, şehit-yaralı 30 bin zaiyatımız oldu. Bu, Cumhuriyet'in meşruiyeti için pırıltılı hale getirildi

13/11/2006 RADIKAL

NEŞE DÜZEL

NEDEN? Cemil Koçak
Geçenlerde, Taner Akçam'ın Ermeni sorunuyla ilgili yazdığı son kitabında yer alan Atatürk'ün bir sözü çok tartışıldı. Atatürk'e ait bu sözlerin Meclis kayıtlarında bulunamadığı ileri sürüldü. Aynı günlerde Türk Tarih Kurumu'nun Atatürk'ün dinle ilgili bazı sözlerini sansür ettiği basına yansıdı. Bu, anlaşılması çok zor bir çelişkiydi. Cumhuriyetimizin kurucusu olan ve devletin bütün kurumlarıyla 'ilkelerine' bağlı olduğu Ulu Önder'in sözleri yine devlet tarafından sansür ediliyordu. Devletin bazı kurumları niye Atatürk'ün bazı sözlerini sansür ediyordu? Saklanmaya çalışılan neydi? Niye yakın tarihimiz hep böyle sırlarla doluydu? Yakın dönem siyasi tarih üzerine çalışan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Cemil Koçak'la Cumhuriyet dönemini, bu dönemin sırlarını, Atatürk'ün kişiliğini, devletle Atatürk'ün ilişkilerini ve bugünkü durumu konuştuk.

Geçen gün tuhaf bir gerçek ortaya çıktı. Taner Akçam, Ermeni sorunuyla ilgili yazdığı kitaba, Atatürk'ün 'Utanç verici olay' diye bir sözünü başlık almıştı. Atatürk'ün bu konuşmayı Meclis'in gizli oturumunda yaptığı da söylendi... Bu konuşmanın Meclis zabıtlarında sansürlendiği de söylendi... Hangi görüş doğru?
Atatürk, 24 Nisan'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı nedeniyle yaptığı ilk Meclis konuşmasında bu sözü söyledi. Atatürk, bu sözün geçtiği bölümde, 'Karşıtlarımız (İtilaf devletleri) bize tehditte bulunuyorlar. Memleket dahilinde katliam yapılmamasını istiyorlar. Bu iddia geçersizdir... Memleketimizin hangi kıtasında Ermenilere karşı katliam yapılmıştır veya yapılmaktadır' diyor. Ve hemen sonra da, ekliyor. 'Harbi Umumiye'nin (Birinci Dünya Savaşı'nın) başlangıç safhalarından bahsetmek istemem. Zaten İtilaf devletlerinin bahsettikleri de bittabi maziye ait fazahat' diyor.
'Fazahat' ın anlamı nedir?
Kaynak Yayınları'na göre 'fazahat'ın Türkçesi, 'utanç verici işler, alçaklık' tır. Dolayısıyla Atatürk, Ermeni olaylarıyla ilgili olarak 'utanç verici işler' diyor. 'Bugün böyle bir olay yok ama, dün vardı. 1915'te utanç verici bir şey olmuştur ve İtilaf devletleri de zaten bugünden değil; geçmişe ait utanç verici, alçakça işlerden bahsediyor' diyor.
Peki Atatürk'ün bazı sözleri toplumdan bilinçli bir şekilde saklanmış olabilir mi?
Şu olabilir. Atatürk'ün bazı sözleri, konjonktüre uygun düşmeyebilir. Biz, Atatürk'ü 'büyük devlet adamı, büyük kumandan, ulu önder' sıfıtlarıyla anıyoruz. Oysa en önemli özelliği olan siyasetçi tarafını unutuyoruz.. İsmet Paşa, 'Atatürk'ün siyasetçiliği kumandanlığından üstündür' diyor. Gerçekten Atatürk öngörüsü yüksek olan çok iyi bir siyasetçi. Ve bir siyasetçi, yerine ve zamanına göre aynı konuda farklı şeyler söyleyebilir, kurduğu ittifakları değiştirebilir. Bu, siyasetin doğasında var. Atatürk'ün de farklı zamanlarda aynı konuda farklı görüşleri var.
Hangi konular bunlar?
Mesela Atatürk'e Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı'na girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz diye soruyorlar. 1919'da sorduklarında 'Savaşa girilmemesi diye bir ihtimal yoktu' diyor. Çünkü Atatürk o zaman İttihatçı'larla birlikte davranmak zorundaydı ve onları koruyor. Zaman geçiyor, Cumhuriyet kuruluyor. Aynı soru yine soruluyor. İttihatçılar için,'Bunlar cahildir. Birinci Dünya Savaşı'na girip memleketin altını üstüne getirdiler' diyor. Atatürk'ün Sovyetler Birliği'yle ilişkisini ve sözlerini alın, emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkan çok Bolşevik Che Guevera tarzı bir Atatürk kurabilirsiniz kafanızda. Ama aynı Atatürk camiden çıkıp Meclis'i açıyor. Hocalarla birlikte dua ederek kurbanlarla, besmelelerle Meclis'i açıyor. Meclis Osmanlı'da böyle hiç açılmadı.
Atatürk bugün Meclis'i böyle açabilir miydi? Açsaydı ne olurdu?
İrtica denirdi buna. Atatürk siyasetçi olarak böyle yapmak zorunda olduğunu düşündü. Çünkü o dönemde İslami bir dayanışmaya ihtiyacı vardı.
Atatürk'ün dinle ilgili sözlerinin de Türk Tarih Kurumu tarafından sansür edildiğini okudum gazetelerde. Bu mümkün mü?
Mümkün. Atatürk'ün meşhur Medeni Bilgiler kitabındaki dinle ilgili bazı sözleri sansürlenmiş. Atatürk bu kitabında, 'İslam Arapların dinidir... Biz ise Türküz... İslam bizi geriletti... Bizden uzak dursun' havasında bir söz ediyor. 1930'larda söylenmiş bir söz bu. Bizim için hangi Atatürk geçerli, bunu söyleyen Atatürk mü, Meclis'i duayla açan Atatürk mü? Atatürk gidip camide halka hutbe de okuyor. Balıkesir'de bir camide konuşuyor. Yapacaklarını, İslam da bunları emrediyor diye anlatıyor. Atatürk ondan sonra hiç camiye gitmiş mi? Gitmemiş.
Bir yandan devlet bütün kurumlarıyla Atatürkçü, bir yandan devletin kurumları Atatürk'ün sözlerini sansürleyip saklıyor. Bu çelişki nereden kaynaklanıyor?
Çünkü farklı konjontürlerde farklı Atatürkçülük versiyonları var. Herkesin kendine göre içini doldurabileceği boş bir kutudan bahsediyoruz. Atatürk'ün aynı konuda farklı yaklaşımları var. Eğer Atatürk'ün siyasetçi olarak söylediği bir söz, o günkü konjonktüre uymuyorsa sansür ediliyor.
Atatürkçülük, Atatürk'ün ölümünden sonra mı ortaya çıktı?
Aslında Atatürkçülük diye bir şey yok. Atatürk var. Atatürkçülük diye bir ideoloji hiçbir zaman olmadı. Atatürk'ün aklından bir ideolojik paket hazırlamak hiç geçmedi. Atatürk'ün siyaseti, duruma göre hareket etmek oldu. Mesela iktisat siyasetinde, özel sektör de devletçilik de arka arkaya denendi. Atatürkçülük bir pragmatizmdir. Dolayısıyla biz bunu söyledik, angaje olduk, bu programın dışına çıkamayız gibi teorik bir platformdan tamamen uzak bir sistemdir. Kazanmak için gereken neyse o yapılır. Gerekirse ittifaklar kurulur ve bozulur. Mesela Türk Tarih Kurumu, Atatürk'le ilgili başka şeyler de sansür etti.
TTK başka neyi sansürledi?
Atatürk'ün 1923'te İzmit'te basın mensuplarıyla yaptığı çok uzun bir görüşme var. Atatürk orada Kürt meselesine değiniyor. 1960'larda Atatürk'ün söylev ve demeçleri toplanırken, o tarihte gazetelerde yayımlanmış olan konuşmasının bu bölümü çıkarılıyor. O konuşmasında Atatürk, Milli Mücadele'nin başında da, Teşkilat-ı Esasiye'de de olduğu gibi 'Kürtlere yerel özerklik, otonomi ya da ona benzer bir şey verilecek' diyor. Zaten 'Türk milleti' ve 'Bu memlekette Türkler yaşar' tanımlaması da 1925'teki Şeyh Sait isyanından sonra ortaya çıkıyor.
Niye?
Şeyh Sait isyanı dönüm noktasıdır. Bu isyanın ikili bir yüzü var. Kürtler hem Cumhuriyet'in reformlarına karşı ayaklanıyorlar, hem de bir Kürt milliyetçiliği ayaklanmasını gerçekleştiriyorlar. 1925'e dek Atatürk Meclis'teki konuşmalarında, 'Türk, Kürt, Çerkez hepimiz İslam'ın unsurlarını oluşturuyoruz' diyor. 1925'ten sonra ise 'Türkiye'de yaşayan herkes Türk milletidir, herkes Türktür. Cumhuriyet'i Türkler kurdu' deniyor. Yani, 'Herkes kendine Türk diyecek ve Türkçe konuşacak' deniyor. Oysa Atatürk'ün 1925'e kadar bir Türk tanımı yoktu. Kanunlarda da Türk tanımı yoktu, çoğu zaman 'Türkiye halkı' diye geçiyordu ve Atatürk de çok defa böyle diyordu.
Atatürk Kürtlerle yapmış olduğu ittifakı bozdu mu?
Şeyh Sait ayaklanmasının temel nedeni, bu ittifakın bozulmasıdır zaten. Bu ittifakın bozulmasına tepkidir ayaklanma. Kürtleri yanına alarak verdiği Milli Mücadele'yi başarıyla sonuçlandırdıktan sonra Atatürk, bir siyasetçi olarak Kürtlerin desteğine ihtiyacı kalmadığını düşündü. Bu ittifakı, ileride yapmak istediklerine engel olarak görmeye başladı ve muhtemelen de kafasında nihai hedef olarak Kürtlere özerklik vermek gibi bir şey yoktu. Onun nihai hedefi bizim bugün anladığımız üniter devletti. Aslında Atatürk'ün Kürt sorununa bakışı, bugünkü resmi politikadan farklı değildi.
Eğer her dönem konjonktüre uygun farklı bir Atatürkçülük varsa, bugünkü Atatürkçülük nedir?
Bugün Atatürkçülerin dile getirdiği bir 'cumhuriyet ilkesi' var. Oysa cumhuriyetçilik, devlet başkanının hanedan üyesi olmayıp, bir şekilde seçimle gelmiş olmasından ibaret bir yönetim şeklidir. Yani saltanata son vermektir. Cumhuriyeti bu şekilde tanımlarsanız, 'cumhuriyetçi' olmanın manası pek yok. Ama bizde bir de 'cumhuriyetin temel ilkeleri, değerleri' diye bir lakırdı var. Cumhuriyetin içi, kendisiyle ilgili olmayan laiklik meselesiyle doldurulmaya çalışılıyor. Aslında Atatürkçülük, laiklik meselesidir. Bugün Atatürkçülük'ten geriye ne kaldı derseniz, laiklik meselesi kaldı. Atatürkçülüğün içinde demokratik bir mesele hiç yok.
Atatürkçülük'te niye demokrasi yok peki?
Aslında demokrasi ve laiklik ayrılamaz. Laiklik demokrasi için ne kadar gerekliyse, demokrasi de laiklik için o kadar gereklidir. Atatürk hayatı boyunca aslında özgür aklı vurguluyor. İslam'ın getirdiği zihniyet dünyasını, dinin sosyal baskısını yıkmadan, insanların özgür bir akla sahip olmasının mümkün olamayacağını ve din hâkimiyetini yok etmeden demokra-tik bir düzenin kurulamayacağını düşünüyor. Dinin insanlar üzerindeki baskısının ancak otoriter bir düzende ortadan kaldırabileceğine inanıyor. Atatürkçülük esas itibarıyla budur ve tipik bir aydınlanma felsefesidir. Atatürkçülük siyasi felsefe olarak otoriterliğin dışında asla tanımlanamaz.
Atatürkçülük çağdaş demokrasiye izin verir mi?
Korkarım vermez.
Bugünkü Atatürkçülük'le, Atatürk'ün gerçek kimliği ve sözleri ne kadar örtüşüyor?
Atatürkçülük, Atatürk'e çok haksızlık ediyor. Atatürk böyle ayet düzeyinde birtakım sözlerden ibaret bir insan değil. Onun Birinci Meclis'te milli mücadeleye yön verebilmek ve insanları ikna edebilmek için yaptığı konuşmalar çok önemli. Çok akıllı, öngörü sahibi, kararlı iyi bir siyasetçi Atatürk. Eğilip bükülmüyor mu? Evet eğilip bükülüyor. İnanılmaz bir eğilip bükülmesi var, esnekliği çok yüksek Atatürk'ün. Atatürk iyi bir siyasetçi. Ama biz Atatürk'ü bizim yaptıklarımızı yapmayan insan üstü bir varlık, bir süpermen olarak düşünüyoruz.
Atatürk'ün pek çok sözü niye topluma yansıtılmıyor?
'Nutuk' dahil, Atatürk'ün yaptığı konuşmaların geniş kesimlerce okunduğunu söyleyemeyiz. Biz, Atatürk'ün söylediklerini, 'İstikbal göklerdedir. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' gibi, 'ayetler' tarzında biliyoruz. Mesela 'Nutuk', yıllardır en çok basılan kitaptır. Bir üniversite mezununun önüne koysanız, ne anlattığını anlatamaz. Çünkü 'Nutuk'u tam anlayamaz.
Niye? 'Nutuk' o kadar anlaşılmaz mı? Biz yakın tarihimizi 'Nutuk'tan öğrenemez miyiz?
Öğrenemeyiz. 'Nutuk' sekiz yıllık bir otobiyografidir. Atatürk 'Nutuk'ta, 1919'da Samsun'dan başlayarak 1927'ye kadar geçen sekiz yıllık hadiseleri, sadece kendi açısından anlatıyor. 'Nutuk', sadece telgrafnamelerden kurulu bir metindir. 'Nutuk'u profesyonel tarihçinin dışında kimsenin anlaması mümkün değlidir. Ortalama bir vatandaş 'Nutuk'tan bir sonuç çıkaramaz. Bu yüzden biz 'Nutuk'un 'Ey Türk Gençliği' diye başlayan sadece son satırlarını biliyoruz ve onu da 'ayet' gibi asıyoruz.
Tarihçiler geçmişte ne olduğunu araştırmakta zorlanıyorlar mı?
Arşivlerin hepsini kilitli bir dolaba koysanız da, yakın tarihle ilgili yeterince malzeme var. Yazılmış kitapları, o gün basılmış gazeteleri profesyonel bir gözle okursanız, yakın tarihte ne olduğu anlaşılıyor. Mesela Milli Mücadele yıllarının gazetelerine bakıyorsunuz, İstanbul'da işgal altında çıkan gazeteler Mustafa Kemal'i alkışlıyor, Anadolu hareketini destekliyor. Yayımladıkları karikatürlerde Yunan subaylarıyla, diğer yabancı askerlerle dalga geçiliyor. Normal koşullarda işgal altında bunlar mümkün değildir.
Peki nasıl olabiliyor bu?
Demek ki o kadar da bir işgal yok. Eğer hakiki bir işgal olsa, insana nefes aldırmazlar. Anadolu çok büyük bir işgal yaşamadı. İşgal asıl Güneydoğu'da Fransızlar tarafından Gaziantep, Kahramanmaraş ve Urfa'da yaşandı. Batı Anadolu'da da Yunan işgaline karşı savaşıldı. İtalyanlar ve İngilizler geldi ama hiç savaşmadık. Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri İstanbul'a yüz bin kişilik orduyla geldiler ama, İstanbul'da Kartal'dan öteye geçmediler. Kaltal'dan sonrası Kuvayi Milliye'den soruluyordu. Çünkü onların Osmanlı devletini tamamen ortadan kaldırma niyetleri yoktu. Zaten İngilizler Musul ve Kerkük'ü almıştı. Anadolu'yla ilgilenecek durumda değillerdi. Çünkü kuzeyde Rusya'da Bolşevikler bambaşka bir sistem kuruyordu. Asıl hedefleri Rusya'ydı. Rusya daha büyük tehditti ve oraya asker göndermek istiyorlardı.
Biz Kurtuluş Savaşı'nı kime karşı yaptık?
Mücadelenin ana hattı, batıda Yunanistan'ın ittirilmesi, doğuda da Ermenistan'ın ittirilmesidir. Kazım Karakarabekir'in ordusu doğuda Ermenilerle savaştı. Osmanlı Ermenileri değil bunlar. Rusya'da Bolşeviklerle de savaşan Beyaz ordu taraftarı Menşevik Ermeniler bunlar. Doğu Anadolu'yu istiyorlardı. Türk ordusu Güneyde Fransızlarla, batıda da yüz binin üzerindeki Yunan askeriyle savaştı. İngilizlerin Musul ve Kerkük'ü alması üzerine Fransızlar da hiç olmazsa güneydoğuda bir yer edinmeye çalışıyordu. Kurtuluş Savaşı üç yıl sürdü ve şehit-yaralı toplam 30 bin kişilik zaiyatımız oldu. Kurtuluş Savaşı'nın pırıltılı hale getirilmesinin nedeni, Cumhuriyet'e ve Cumhuriyet'le birlikte yapılanlara bir meşruiyet kazandırmak içindir.
Toplum yakın geçmişin gerçeklerini öğrenirse çok mu şaşırır?
Şaşırır fakat çok rahatlar. Bu toplum rahatlamaya ihtiyacı olan bir toplum.
Toplumdan saklanan sırların kaynağında İttihatçılar mı var? Onları mı korumaya çalışıyoruz?
Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı olmasının da payı var tabii. Normalde cumhuriyetçilerin Osmanlı saltanatında olan her şeyi suçlaması gerekirken, savunmak durumunda kalıyorlar. Çünkü İttihatçılar, geçmişlerini silip atamıyorlar. Çünkü Cumhuriyet bir kopuş değil, bir geçiş aslında. Fransız ihtilalindeki gibi gelenler gidenleri giyotinle kesmiş olsalardı, önceki dönemle bir kopuş olurdu. O zaman Enver Paşa, Sarıkamış'ta ölen 90 bin asker için 90 bin kere didiklenirdi. Ama durum öyle değil. Enver Paşa'nın yaveri, Cumhuriyet'te Atatürk'ün yaveri. Yaverler düzeyinde bir devamlılığı var işin. Aynı kadro, aynı zihniyet Cumhuriyeti devam ettiriyor. İşte o zaman da rejim değişikliği olmuyor, iktidar değişikliği oluyor.
Osmanoğulları'nın saltanatı bitiyor, Cumhuriyet kuruluyor. İttihat Terakki Partisi isim değiştiriyor ve ittihatçılar Cumhuriyet Halk Partisi oluyor. İttihatçılar Osmanlı'yı batırıyorlar ama Cumhuriyeti de kuruyorlar.
Osmanlı'nın son döneminde yaşanan acı olayları gizlemenin nedeni de, Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı olması mı?
Evet. Kopuş olmadığı için, Ermeni katliamı da bu yüzden tartışılamıyor.
1915'teki olayları siz tarihçi olarak nasıl tanımlıyorsunuz?
Ben eskiden de 1915 olaylarına katliam derdim hâlâ öyle diyorum. Tapu kayıtları, bu meselenin özüne ilişkin bilgi kaynağıdır. Çünkü 1915 çok sayıda Ermeninin öldürülmesiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda büyük miktarda servet de el değiştirdi. Ne boyutta servet değişimi olduğu, Müslümanlara ne boyutta mülk devri gerçekleştiği anlatımdan çıkmaz. Bu ancak tapu kayıtlarından okunabilir. Yaklaşık bir milyon Ermeni yerinden alınıyor ve bir daha dönmüyor. O bağlara, bahçelere, dükkânlara, işyerlerine birileri sahip oluyor. Tapu kayıtlarında bu ortaya çıkıyor. 1915'ten 18'e kadar ki tapu kayıtlarından Ermenilerin o sıradaki mülk toplamı ve bunların kimlere geçtiği rahatlıkla görülebilir. Bunun ortaya çıkmasından çekiniliyor...

Gambari, Papadopulos ile Talât'ı yeniden bir araya getirmeye çalışıyor

GAMBARİ ÇALIŞIYOR... ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât'la görüşmesini ileri götürmeye çalıştığını açıkladı

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât'la görüşmesini ileri götürmeye çalıştığını açıkladı.

Bryza, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin engellenmemesi gerektiğini, aksi halde Güney Kıbrıs ve Yunanistan için "geçimsiz ve zor bir komşu" olacağını söyledi.

Bryza, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasında bir görüşme ayarlanmaya çalışıldığını ve iki tarafın müzakere masasına oturmaları zamanının geldiğini kaydetti.

Fileleftheros, Washington'daki muhabiri Mihalis İgnatiu'nun Bryza'yla yaptığı röportajı, okurlarına, "Byrza: Türkiye'yi AB'de Engellemeyin - ABD'nin Atina ve Lefkoşa'ya Komşuyla İlgili Nasihatleri" başlığıyla manşetten aktardı.

Gazeteye göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Ankara için, AB üyelik sürecinde rıza göstermesini umut eden Mathew Bryza, AB üyelik sürecinin engellenmemesi gerektiğine, aksi halde Türkiye'nin, Yunanistan ve Güney Kıbrıs için "geçimsiz ve zor bir komşu" haline geleceğine inanıyor.

Türkiye'nin hava ve deniz limanlarını Rum uçak ve gemilerine açmak gibi, yerine getirmesi gereken yükümlülükleri bulunduğunu söyleyen Bryza, duruma gözlemci olarak bakıldığında; Türkiye'nin yükümlülüğünde zaman belirtilmediğine, 3 Ekim taahhüdünde, hava ve deniz limanlarını belirli bir tarihte açması gerektiğinin kaydedilmediğine dikkat çekti.

"Papadopulos ve Talat'ın masaya oturma zamanı geldi"

Mathew Bryza, kısa süre önce görüşmüş olduğu BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât'la görüşmesini ileri götürmeye çalıştığını açıkladı.

Bryza, "iki tarafın müzakere masasına oturmaları zamanı geldi. Bundan sonraki adım, Papadopulos'un ve Talât'ın yüz yüze görüşmesidir" dedi.

Gazete Bryza'yla yapılan röportajın tam metnini şöyle yansıttı:

SORU: 8 Temmuz anlaşması neden hayata geçirilmedi? Kıbrıs sorununda var olan çıkmazın aşılması için hangi adımların atılması gerek?

YANIT: Prosedürün neden ilerlemediğini bilmiyorum. Bundan sonraki adım şu olmalıdır: Taraflar, Sayın Moller ve Sayın Gambari'yle birlikte masanın etrafında oturmalı ve 'Gambari Prosedürü' diye anılan şey yeniden başlamalıdır. Bu da, tarafların, BM Genel Sekreter yardımcısının huzurunda mutabık kaldıkları 8 Temmuz anlaşmasının hayata geçirilmesi gerektiği anlamına gelir.

SORU: Anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunda sizin katkınız nedir?

YANIT: Taraflarla yaptığımız gizli diplomatik görüşmeleri yorumlayamam. Söyleyebileceğim, iki tarafın, iki kesimin, prosedürün yeniden başlaması için sabırsızlanan Gambari'yle görüşmesi zamanının geldiğidir. Sayın Gambari'yle geçen hafta Wasthington'da görüşme fırsatım oldu. Kendisini özellikle işbirlikçi, yaratıcı ve sonuç alıcı gördüm. Başkan Papadopulos'la ve Sayın Talât'la yeniden görüşmeyi ve 8 Temmuz anlaşmasını hayata geçirmeyi heyecanla bekliyor. Bundan sonraki adım budur. Yapılması gereken budur.

SORU: Ankara'nın üyelik müzakeresi konusunda, tutumunuzun ne olduğunu biliyorum, Türkiye'nin AB üyelik sürecini desteklediğinizi biliyorum. Diğer taraftan Türkiye, Avrupalılara karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmeyi reddediyor. Birleşik Devletler, Ankara'yla konuşma şeklini, desteğinizin sınırsız olmadığını anlayacağı şekilde değiştirecek mi?

YANIT: Türkiye'yle ne şekilde konuştuğumuzu nerden biliyorsunuz? Ne biliyorsunuz? Olgulara bir bakalım. Bizim politikamız nedir? 1-Birleşik Devletler, AB üyesi değildir. Dolayısıyla ABD'nin AB'nin kimin üye olacağına ilişkin kararına karışma yetkisi yoktur. Umarım bu tutumumuzu yayınlarsınız. 2-Türkiye'nin yerine getirmesi gereken ve esasında hava ve deniz limanlarını Kıbrıs Rum uçak ve gemilerine açmak olan yükümlülükleri vardır. Ancak bir gözlemci olarak konuşuyorum; yükümlülükte tarih belirtilmediğini biliyorum ve bu kesindir. 3 Ekim taahhüdünde de, hava ve deniz limanlarını belirli bir tarihte açması gerektiği kaydedilmiyor. 3-Birleşik Devletler, Kıbrıs ve Yunanistan hükümetlerinin; Türkiye'nin AB üyeliğinin Avrupa ve özellikle Doğu Akdeniz için olumlu gelişme olduğu stratejik vizyonlarını paylaşıyor. 4-Politikamız, hedefimizin altını çiziyor: Türkiye başlattığı uyum çalışmalarını derinleştirsin. AB'ye üyelik perspektifi Türkiye'ye; AB'ye üye olmak için gerekli olan siyasi ve ekonomik düzenlemelerle, insan haklarına ilişin düzenlemelerle ilgili zor kararları alması için en iyisini sunuyor. Hedefimiz; Türkiye'nin uyum çalışmaları prosedüründe ileri gitmesi ve Avrupa-Atlantik ailesinin güçlü bir ortağı olmasıdır. Hedefimiz budur. AB'ye ne zaman, nasıl üye olacağı, üye olup olmayacağı bizim meselemiz değildir. Ancak, Türkiye'nin bütün Avrupa-Atlantik müttefiklerimizle güçlü ortaklığına ilgi göstermeye ve bunu istemeye devam edeceğiz, bu da uyum çalışmalarına devam etmesi gerektiği anlamına geliyor.

SORU: Türkiye ve Kıbrıs hükümetlerini, son önerisi konusunda AB Dönem Başkanı Finlandiya'yla çalışmaya nasıl cesaretlendiriyorsunuz?

YANIT: Bu bizi ilgilendiren bir konu değil. Öyle değil mi? Bu, Dönem Başkanı Finlandiya'nın ve AB'nin işi. Bizim değil, Avrupa'nın sorumluluğu. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ilgilendirir. Tam da yanında bulunan Türkiye'nin nasıl bir komşu olmasını istediğine kendisi (Güney Kıbrıs) karar verecek. Ne istiyorsunuz? Yunanistan da bu konuda karar vermelidir. Avrupa'nın karar vermesi gereken bir konudur (aynı soruyla ilgili). Daha iyi bir komşu (ülke) ve daha iyi bir AB üyesi haline gelmesi için Türkiye'yi yeniden şekillenmeye cesaretlendirme yöntemini ortaya koymak, AB'nin konusudur. Bütün bunların nasıl planladığınızı siz bize söyleyeceksiniz. Biz gözlemciyiz.

SORU: Gözlemci misiniz? Fakat istediğinizde nüfuzunuz oluyor.

YANIT: (Nüfuzumuz) var. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'nden ve diğer dostlarımızdan; meselelerinden uzak durmamız gerektiğini işittik. Evet, sizin meseleleriniz, kendi konularınız, siz kendiniz çözeceksiniz. Yardımımızı isterseniz bize söyleyin, elinizi bize uzatın. Aynı, Dönem Başkanı Finlandiya için de geçerli. İsterlerse, yardım ederiz. Biz sizin aranızda değiliz. Ankara yönünde yapabileceğimiz, dostlarımızı güçlendirmek ve onlara; yapıcı olmalarının ve dönem başkanı Finlandiya'yla birlikte çalışmalarının, anlaşmaya varılacağı ümidi ile önerilerini incelemenin önemli olduğunu söylemektir.

SORU: Yani onlara, yapıcı olmalarını mı söylediniz?

YANIT: Bunu her zaman yapıyoruz. Bu en kolayı.

SORU: Çok defalar yetkililerin; Türkiye'nin Batı için kayıp olmaması amacıyla bir şey yapılması gerektiğini söylediklerini işittim.

YANIT: Benden asla böyle bir şey duymadınız. Muhtemelen başka birinden duymuşsunuzdur. Ne özel ne de alenî konuşmalarımda böyle bir şey demedim. Kazanacak veya kaybedecek olan biz değiliz...

SORU: Konuyu şöyle değiştireyim: Türkiye'nin yitirilmesi gibi bir ihtimal var mı?

YANIT: Asla böyle söylemlerle konuşmam. Türkiye'yi yitirmek ne demek? Ben (durumları) bu şekilde tahmin etmiyorum.

SORU: Michael Rubin ve diğer analistler; Erdoğan yüzünden Türkiye'nin (Batı için) kaybedilebileceğini söylüyor.

YANIT: Amerikan hükümeti için çalışmıyorlar. Kendi adlarına konuşuyorlar. Türkiye'yi yitireceğimizi hiçbir zaman düşünmedim. Türkiye'nin yitirileceği görüşünü reddediyorum. Tartışılacak bir şey yok. Türkiye, Birleşik Devletler için stratejik düzeyde önemlidir. Kozmopolit bir devlettir. Halkının çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor. Bu nedenle Türkiye (ABD için) önemlidir. Hoşa gitsin-gitmesin, AKP hükümeti demokratik şekilde seçildi. Bu hükümete saygı göstermemiz gerekir. Çünkü demokratik yöntemlerle seçilen bir hükümete saygı göstermezlik edilemez. Türkiye'nin stratejik önemi aniden soldu mu? Tekrar ediyorum, Türkiye bizim için önemlidir, çünkü Müslümanların yaşadığı kozmopolit bir cumhuriyettir. Politikamız budur ve tamamen inandığım bir şeydir.

SORU: Yani; Başkan Papadopulos'tan (Türkiye'ye) evet demesini mi bekliyorsunuz?

YANIT: Bekliyorum demedim, umuyorum dedim. Bize bağlı değil. Avrupa Konseyi toplantısına nasıl gideceği hakkında hiçbir fikrim yok çünkü. Komisyon raporu biraz müphemdi. Bizim için (rapor) büyük bir sırdır."

KIBRIS 13/11/06

 

Abdullah Gül, 15 Kasım'da KKTC'ye gelebilir

Avcı, Ankara'da, önceki akşam Gül'le bir araya geldiğini ve Gül'ün, görüşmede, 15 Kasım'da günübirlik KKTC'ye gelebileceği yönünde ifadeler kullandığını belirtti.

Türkiye'nin eski başbakanlarından ve Kıbrıs Türk Barış Harekâtı mimarlarından Bülent Ecevit'in cenaze törenine ve AK Parti'nin kurultayına katılan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ankara'dan döndü.

Dün saat 15:00'te KKTC'ye dönen Avcı'yı, Ercan Havaalanı'nda, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, Özgür Parti Milletvekilleri Erdoğan Şanlıdağ ve Mustafa Gökmen karşıladı.

Havaalanında Ankara ziyaretiyle ilgili bilgiler veren Avcı, Rahşan Ecevit'e baş sağlığı dilediklerini aktardığını kaydetti. Bülent Ecevit'i kaybetmenin Kıbrıs Türkü'ne verdiği acıyı da Rahşan Ecevit'e aktardıklarını ifade eden Avcı, "Rahşan hanıma, 'Ecevit, Kıbrıs Türkü'nün kalbinde yaşamaya devam edecek. Her evde bir Ecevit resmi var' dedim" diye konuştu.

Ecevit çiftinin, Kıbrıs'ın yeşillendirilmesiyle ilgili bir arzusu olduğunu da belirten Avcı, Rahşan Ecevit ile konuşmasında, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın kurulmasıyla çevrenin korunup yeşillendirilmesine önem verileceğini vurguladığını da söyledi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Kocatepe Camii'ndeki törene katıldığını da belirten Avcı, cenaze törenine katılmanın kendilerine huzur verdiğini, orada bulunmanın kendileri için çok önemli olduğunu dile getirdi.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin olağan kurultayına da katılarak bir konuşma yaptığını ifade eden Avcı, konuşmasında, özellikle Kıbrıslı Türkler'in kapsamlı bir çözüm için masaya oturmaya hazır olduğunu, ancak Rum tarafının anlaşmaya yanaşmadığını anlattığını söyledi. Kıbrıslı Türkler'in nasıl bir çözüm istediğini de aktardığını ifade eden Avcı, Kıbrıslı Türkler'in TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC'ye yaptığı son ziyarete büyük önem verdiğini söylediğini de kaydetti.

Avcı, Erdoğan'ın verdiği akşam yemeğine de katıldığını ve burada TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve yurt dışından gelen bazı siyasilerle görüşme fırsatı bulduğunu belirtti.

Avcı, bugünden itibaren, KKTC'nin kuruluş yıldönümüne yönelik çalışmalarına başlanacağını ve konukların da bugün gelmeye başlayacağını da söyledi.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, önceki akşamki görüşmelerinde, Gül'ün, 15 Kasım için günübirlik olarak KKTC'ye geleceğine yönelik ifadeler kullandığını bildirdi.

KIBRIS 13/11/06

 

Kıbrıs’ın yeni sorunları


"HAYATIMIZ bir sorunla uğraşarak geçti, şimdi yenilerinden söz etme" dediğinizi duyar gibi oluyorum.

Bugün Yunanistan ve Kıbrıs Rum dışişleri bakanları Brüksel’de temaslara başlıyor. Finlandiya aralık zirvesine kadar bir formül bulmaya çalışacak, pek bir ışık görünmüyor. Zaten benim sözünü etmek istediğim sorun da bu değil.

Türkler ve Rumlar işbirliği yapmazlarsa çok sıkıntılara neden olacak bir gelişme.

Kıbrıs gazetelerine göz attığımda, eskiden çok seyrek rastladığım bazı haberlerin arttığını fark edince biraz sorup soruşturdum ve Kıbrıs’ın tehdit altında olduğunu gördüm.

İşte iki günlük gazetelerden birkaç başlık:

Öğrenci değil uyuşturucu makinesi; sahte kimlikle geçiş yaparken yakalandı; uyuşturucu suçundan tutuklandı firar etti; 35 mülteciye suç üstü.

Kıbrıs’ın her iki tarafı da son yıllarda insan kaçakçılığı, kadın ticareti ve uyuşturucu trafiğinin önemli merkezlerinden biri haline gelmiş durumda.

Hem hedef ülke hem de transit ülke durumunda olduğu söylenen Kıbrıs’ta, bu soruna karşı mücadelenin çok kararlı bir biçimde verilmemesi halinde, siyasi sorunu bile geride bırakabilecek çözümsüzlükler, toplumsal sorunlar yaşanabilir.

Uluslararası suç örgütlerinin tepişmesini nasıl kaldırabilir böyle bir yer?

Aslında her iki tarafta da bu konu üzerinde ciddiyetle çalışan sivil toplum kuruluşları var. Ama toplumlararası işbirliği olmadan mesafe almak çok zor.

Çünkü çeteler işbirliğinde tereddüt etmiyor.

* * *

TOPLUMLARARASI
işbirliğinden söz etmek ise şu sıralar çok zor görünüyor. Beş yıl önce iki toplumu da canlandıran yakınlaşma arzusu bile ortadan kalkmış. Her şey geriye gitmiş.

Barış konusunda inatçılığını sürdüren birkaç grup dışında toplumlararası ilişkilerin sıfıra yakın duraganlıga düştüğünü söylüyor herkes.

Annan planıyla birlikte çözüm umudu da suya düşünce toplumların morali bozulmuş.

"Her konuşmanın sonunda bir zaten duyarsınız artık. Her iki tarafta da. İşin mi olmadı, zaten Rum ne beklersin ki, ya da zaten Türk..." söylemlerinin günlük hayatta daha sık duyulduğunu söylüyor gençler.

Papadopulos Yönetimi ve bazı yayın oranları, Rum toplumunu, sorunun Avrupa Birliği süreciyle aşılacağına öylesine inandırmış ki, toplumlararası her hangi bir yakınlaşma ya da işbirliğine ya iyi gözle bakılmıyor ya da açıkça köstek konuluyor.

Rum DİSİ Partisi’nin çözüm için ne yapıldığı sorusunu gündeme getirmesine bile neredeyse vatan hainliği damgası vurulacak.

Türk tarafında da, bu kopukluğu, yılgınlığı kabullenmişlik seziyorum. Her iki toplumu da ilgilendiren örgütlü suça karşı mücadele gibi konularda açıkça işbirliği için daha fazla gayret etmek gerekmez mi?

Bu konu, uluslararası kuruluşların gündeminde.

ABD ve Avrupa Birliği’nin konuyu yakından izlediği fark ediliyor. Organize suç örgütlerinin, istikrara yönelik en büyük tehdit olarak görüldüğü bir dönemde, mücadele temelinde işbirliğinin öne çıkartılması gerekirken, adanın bugünkü durumu, yani sorunu yok farz edip kendine uyan bir sonuç için çabalayarak, ilişkilerin dondurulması, herkes için ciddi bir tehlike.

Kıbrıs Türk Yönetimi bu konuda uluslararası işbirliğini daha görülür hale getirerek, Rum Yönetimi’ni de bir arada çalışmaya ikna etmeli. Bu çalışma sadece teknik seviyede değil, toplumun bilinçlendirilmesi, bir arada mücadele edilmesinin sağlanması için de gerekli.

* * *

ARALIK
Zirvesinde ne olur bilemiyorum. Pazarlık süreci hızlanarak devam ediyor. Ama suç örgütlerinin, mülteci sorununun, insan kaçakçılarının ve kadın ticaretinin, uyuşturucunun Kıbrıs için ciddi bir sorun haline gelmekte olduğunu herkes biliyor. Bu sorunun çözümü ise iki tarafın, işin ciddiyetine uygun biçimde bir arada çalışmalarıyla mümkün.

FERAI TINC HURRIYET 13/11/06

 

 

Müzakerelerin kesilmesi felaket olur’

Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht, Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinde bir kesinti yaşanmasının felaket olacağını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 13:35 TSI 14 Kasım 2006 Salı

BELÇİKA - AB’nin genişleme sürecinin, Bulgaristan ve Romanya gibi ülkelerle kısıtlı görülemeyeceğini belirten Belçika Dışişleri Bakanı Karel de Gucht, Türkiye’nin katılımının ise, bu ülkelerle mukayese dahi edilemeyeceğini belirtti

De Gucht, “Türkiye’nin katılımı ile gerçekleşecek olan genişleme, jeostratejik bir genişlemedir. Küresel alanda bir rol üstlenmek iradesinde olan AB, Ortadoğu’daki gelişmeleri, İslam dünyasında aşırı kesimlerin tırmanışını iyi görmelidir” dedi.

Türkiye’ye yeni kriterler getirilmemesi gereği üzerinde de duran Karel De Gucht, Ankara’ya karşı farklı bir yaklaşım gereğinden söz etti.

Türkiye’nin Kıbrıs konusunda tavır değiştirmek niyetinde gözükmediğini ve TBMM’de, bu doğrultuda bir çoğunluk bulunmadığını söyleyen Belçikalı bakan, felaket doğuracak bir kesintiyi önlemek için başta Kıbrıslı Rumlar olmak üzere herkesin, yumuşak tavır izlemesi gerektiğini ifade etti.

 

 

‘Kıbrıs şantajına boyun eğmeyiz’

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecindeki politikasının “geri alamayacağı hiçbir şeyi vermemek” olduğunu söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:23 TSI 14 Kasım 2006 Salı

ANKARA - Abdullah Gül, Dışişleri Bakanlığı 2007 mali yılı bütçe tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’na sunulurken konuştu.

Gül, Türkiye’nin AB yolundaki kararlılığı yüzünden Kıbrıs konusunda istismar edilemeyeceğini kaydetti.

Rum yönetiminin Kıbrıs sorununun çözüm zeminini Birleşmiş Milletler’den Avrupa Birliği’ne kaydırmaya çalıştığına işaret eden Gül “Bu çıkmaz bir yoldur. Türkiye bu tip şantajlara asla boyun eğmeyecektir” dedi.

Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinin rayından çıkarılamayacak kadar köklü, çok boyutlu ve stratejik olduğuna inandığını da belirtti.

Gül, Irak’taki gelişmeler konusundaysa endişelerini dile getirirken Irak’ın bölünmesinin asla bir alternatif olamayacağını vurguladı.

Gül, Kerkük’ün statüsüne ilişkin dar bakışlı ve ihtirası politikaları tehlikeli bulduğunu da söyleyerek bunlara son verilmesi çağrısında bulundu.

 

AP, Aralık'tan önce 'tavsiye' istiyor


14 Kasım, 2006 12:25:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu tarafından hazırlanan bir raporda, AB Komisyonu'ndan, Aralık ayındaki AB zirvesi öncesinde, Türkiye ile sürdürülen müzakerelerin geleceği konusunda tavsiyede bulunması istendi.

Raporda, "Türkiye dikkati çekilen sorunların giderilmesi için önemli sorumluluk üstlenmediği takdirde, AB Komisyonu, müzakerelerin nasıl yürütüleceği konusunda Aralık zirvesinden önce açık bir tavsiyede bulunsun" ifadesi kullanıldı.
 
Türkiye'nin, Gümrük Birliğinin 25 ülkeyi kapsayacak şekilde uygulamasını öngören Ek Protokolün gereklerini yerine getirmesi çağrısında bulunulan raporda, Türkiye'nin bu konudaki sorumluluklarını 2006 yılı sonuna kadar yerine getirmesi gerektiği iddia ediliyor.

Söz konusu raporda, AB Komisyonu'nun açıkladığı Türkiye İlerleme Raporu'na da destek verildi.
 
AB'ye 'hazmetme kapasitesi' uyarısı

Avrupa Parlamentosu Hukuk İşleri Komisyonu ise, AB'nin yeni üye ülkeleri hazmetme kapasitesine ilişkin hazırladığı raporu tartışarak kabul etti.
 
AB'nin genişleme konusundaki taahhütlerini yerine getirmesi gerektiği hatırlatılan raporda, bununla birlikte Kopenhag kriterlerini yerine getiren ülkelerin üyeliğini geciktirmemek için birliğin kurumsal, mali, siyasi yapısıyla ilgili gerekli düzenlemeleri vakit geçirmeden yapması çağrısında bulunuldu.

'AB Anayasası'nın genişleme ile ilgili sorunlara tek çözüm olabileceği' savunulan rapor, Genel Kurul'da tartışılarak oylanacak.
 
Rumlara 'engel' suçlaması
 
Genişleme stratejisi raporunun tartışıldığı sırada söz alan AP'deki muhafazakar grup üyesi İngiliz parlamenter Geoffrey Van Orden, parlamentodaki Rum parlamenterleri, Türkiye ve AB arasındaki ilişkileri haksız yere engellemekle suçladı.
 
Rum parlamenterlere dönerek, "BM referandumunda 'hayır' dediniz. Şimdi Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kalkmasını istemiyorsunuz ve Türkiye-AB ilişkilerini engellemeye çalışıyorsunuz" diyen İngiliz parlamenterin konuşması üzerine sinirlenen Rum ve Yunan parlamenterler söz alarak, haklı olduklarını iddia ettiler ve Türkiye'ye yönelik suçlamalarını yinelediler.
 
AB'nin liman baskısı sürüyor
 
AB, müzakerelerin sorunsuz devam etmesi için Türkiye'ye 'limanlarını Rumlara aç' baskısı yapıyor.
 
Türkiye ise, limanlarını tek taraflı açmayacağını, bunun KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması halinde gündeme geleceğini vurguluyor.
 
AB Dönem Başkanı Finlandiya ise, olası bir krizi önlemek için ara formül bulmaya çalışıyor. Ama başta Finlandiya olmak üzere, çoğu AB üyesi bu girişimden ümitsiz.
 
AB'nin Türkiye İlerleme Raporu
 
AB Komisyonu, Türkiye İlerleme Raporu'nu 8 kasımda açıkladı. Raporda reform hızının yavaşlamasından, azınlıkların durumuna, ifade özgürlüğü ve işkencenin önlenmesine kadar pek çok konuda Türkiye'ye eleştiriler yöneltildi.
 
Raporun açıklanmasından kısa bir süre önce konuşan AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Türkiye'nin aralık ayının ortasına kadar deniz ve hava limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmasını istedi.
 
Barroso, Kıbrıs sorunu sürse de Türkiye-AB müzakerelerinin dondurulmayacağını, 'diplomatik çabalara bir şans vermek istediklerini' belirtti.
 
Bu çerçevede AB Komisyonu, Kıbrıs sorunu konusunda bir tavsiye kararı almadı. Komisyon, 'Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği' takdirde, aralık ayında yapılacak liderler zirvesinde tavsiye kararı alacak.
 
İlerleme Raporu'nun AB Komisyonu'nda görüşüldüğü sırada Fransa, Türkiye'nin üyeliğinin tüm ülkelerde referanduma sunulmasını teklif etti ancak bu teklif reddedildi ve raporda yer almadı.

 

AP BAŞKANI DEĞİŞİYOR

Avrupa Parlamentosu'ndaki siyasi gruplar, bu haftaki genel kurul toplantıları sırasında, 2.5 yıllık görev süresi biten Josep Borrell'in yerine AP başkanlık görevi için aday gösterecekleri siyasetçiyi belirleyecek. AP'de en fazla sandalyeye sahip Hıristiyan Demokrat Grup lideri Hans Gert Poettering'in, AP başkanlığına getirilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Alman parlamenter Poettering, uzun süredir Türkiye'nin AB üyeliğine karşı görüşleriyle tanınıyor. Alman parlamenter, Türkiye'ye ısrarla tam üyelik yerine 'imtiyazlı ortaklık' verilmesini öneriyor. Avrupa Parlamentosu'nda ikinci önemli güce sahip Sosyalist Grup, bu seçimlerde 'centilmenlik anlaşması' gereği Hıristiyan Demokrat Grup adayını destekleyecek. Avrupa Parlamentosu başkanlığı için seçim aralık ayındaki genel kurulda yapılacak.

CNN TURK 14/11/06

 

Batı Basını: AB felaket senaryosunu önlemeye çalışıyor

ANKA

Türkiye’nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmadığı sürece limanlarını Rumlara açmaya yanaşmamasının yarattığı sıkıntı, AB basınının ilgisini çekiyor. Le Figaro gazetesi, Türkiye konusunda “felaket senaryosu”nu önlemek için “krizden çıkış” arandığını belirtirken, Financial Times, Türkiye konusundaki “savaş”ın AB Bakanlar Konseyi’nde başladığına dikkat çekti.

LE FIGARO: AVRUPA KRİZDEN ÇIKIŞ ARIYOR

Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Figaro, “Türkiye: Avrupa krizden çıkış arıyor” başlıklı haberinde Aralık ortasında 25 AB devlet ve hükümet başkanlarının Türkiye konusunda yırtılma durumuna düşebileceğini belirterek bu “felaket senaryosu”nun önlenmesi için Brüksel’de toplanan AB Dışişleri Bakanlarının Komisyon’dan en kısa süre içinde bir tavsiye önerisini hazırlamasını istediklerini kaydetti.

Bir ay içerisinde Kıbrıs sorununun çözümlenmesi beklenmeyeceğini belirten gazete, Komisyon’un 6 Aralık’ta tavsiye önerisini sunabileceğini yazdı. Böylece, bakanların zirve öncesi zemini hazırlayarak zirvenin Türkiye dosyasına odaklanmasının engellenebileceğini belirten gazete, AB üyeleri arasında Türkiye konusunda ortak bir pozisyonun sağlanmasının kolay olmayacağını, askıya alınacak başlıkların sayısı konusunda görüş ayrılıklarının bulunduğuna dikkat çekti.

FİNANCIAL TIMES: AB ÜYELERİ ARASINDA SAVAŞ BAŞLADI

Ekonomi gazetesi Financial Times de, AB’de Türkiye konusundaki “savaş”ın Brüksel’deki Dışişleri Bakanları toplantısında başladığını belirterek Rum Kesimi ve Avusturya’nın müzakerelere ara verilmesini istediklerini kaydetti.

Gazeteye konuşan Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas da, Türkiye ile bir uzlaşının varılabileceği umudunun kalmadığını belirtirken birkaç başlığın askıya alınmasının yeterli olmayacağını söyledi. Zaten bazı başlıklarda müzakerelerin fiilen durdurulduğunu ifade eden Lillikas, müzakereler resmen durdurulmadan tüm sürecin askıya alınması gerektiğini savundu.

Buna karşın Financial Times, İngiltere ve Fransa’nın belirli sayıda başlıkta müzakerenin askıya alınması konusunda bir uzlaşıya varılabileceğine inandıklarını belirterek bu ülkelerin tüm sürecin durdurulması halinde bir kez daha canlanamayabileceğini savunduklarını yazdı.

HURRIYET 14/11/06

 

Türkiye karşıtları geri adım attı


      AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanlarını bir araya getiren AB Konsey toplantısı sonunda, Kıbrıs dosyası çerçevesinde Türkiye’ye karşı katı tavır yandaşı olan üye ülkelerin tamamının geri adım attığı, AB’nin "son derece temkinli" davranmaya yöneldiği belirlendi.
      Konsey, Aralık ortasında yapılacak AB zirvesi hazırlıklarını sürdürürken, yürütme organı olan Komisyon’un Kıbrıs sorununa ilişkin görüş ve önerilerini gecikmeden aktarmasını istedi.
      AB Dönem Başkanı Finlandiya, taraflar arasında uzlaşma arayışlarını sürdürdüğünü, az süre kaldığını, bu süreçte üye ülke temsilcilerinin "gereksiz ve aceleci" açıklamalar yapmamaları gerektiğini belirtti.
      Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Konsey sonunda düzenlediği basın toplantısında, Aralık zirvesinin "Türkiye konusuna odaklanmaması gereği" üzerinde durdu ve zirveden önce durumun netleşmesi için çaba harcadıklarını bildirdi.
      Tuomioja, kısa süreçte başarılı bir sonuca ulaşma şansı bulunduğunu savunarak, tüm AB üyesi ülkelerin ve Kıbrıs’taki tarafların Finlandiya’nın çabalarına destek verdiklerini anlattı.
      Son dönemde Ankara’ya karşı "tehditkar mesajlar" vermeye özen gösteren Fransa’nın AB işlerinden sorumlu bakanı Catherine Colonna, Türkiye’nin alan ve limanlarını Kıbrıslı Rumlara açmaması halinde AB’ye katılım müzakerelerinde sorunlar yaşanabileceğini söylerken, hiçbir üye ülkenin, olumsuz bir sonuç halinde Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerinin askıya alınmasından yana olmadığını ve böyle bir öneri getirmediğini belirtti.
      Finlandiya’nın olumlu bir sonuç elde etme şansını "yüzde 50’nin altında" gören Fransız Bakan, bu noktaya varılmadan bir tavır belirlenebileceği üzerinde durdu.
      İspanyol Bakan Alberto Navarro, Ankara’ya tam destek verirken, Türkiye’nin Avrupalı bir müttefik olduğunu, Ortadoğu’da ve küresel alanda önemli rol oynadığını hatırlattı.
      AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Konsey toplantısı sırasında AB bakanlarını bilgilendirdiğini, henüz tavır belirlemek için yeterli veri ve kesin bir tarih bulunmadığını ifade ederken, Finlandiya’nın girişimlerini, bir kez daha "son şans" olarak nitelendirdi.
      AB kaynakları, Konsey toplantısında katılımcıların, 14-15 Aralık tarihinde yapılacak AB zirvesine kadar Türkiye’nin tavır değiştireceğini düşünmediklerini, AB’nin tavrını belirlemeye çalıştıklarını, uzlaşma olmadığını, hiç kimsenin Ankara ile kriz istemediğini, Türk tarafından tavır değişikliği olmaması halinde katılım müzakerelerinin askıya alınmasından yana açık tavır koyan olmadığını belirtiyor. Bazı AB ülkeleri ise gümrük birliği içerikli müzakerelerin askıya alınmasından söz ediyor.

MILLIYET 14/11/06

 

Ankara, AB için kolları sıvıyor...



Muhalefet Partileri ve bazı yorumcuların aksine, Avrupa Birliği Komisyonu'nun İlerleme Raporu, Ankara'da karamsarlık yaratmadı.

Bakan Gül başta olmak üzere, Dışişleri bürokrasisi, dış görüntünün tam aksine, Finlandiya'nın limanların açılması konusundaki girişiminin peşini bırakmak niyetinde değil. Limanlar sorunu çözümlenmediği sürece, bu müzakerelerin doğru dürüst yürütülemeyeceği kabul ediliyor. Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm değil, ancak KKTC üzerindeki izolasyonların hafifletilmesi karşılığında limanların açılabileceği açıkça söyleniyor.

Önümüzdeki günlerde, Finlandiya ile temaslar yeniden başlatılacak ve ortaya yeni fikirler atılacak.

Ankara, Kıbrıs konusunun üstüne yatma niyetinde veya merakında değil. Aksine, limanlar konusunda açılım peşinde. Tabii buna karşılık, Rumlar maksimalist yaklaşacaklar. O zaman müdahale etme görevi de Avrupa Birliği'ne düşecek.

301'DE DEĞİŞİKLİK GELİYOR...

Ankara'dan kaynaklanan diğer adım 301'inci madde konusunda gerçekleşecek. Sivil toplum örgütlerinin IKV şemsiyesi altında sürdürdükleri girişim, büyük olasılıkla bu hafta sonuçlanacak. 301'in nasıl olması gerektiğini Hükümet'e önerecekler. Hükümet de kendi görüşlerini ekleyecek.

301'in değişimi 14-15 Aralık doruk toplantısına yetişmeyebilir. Ancak o tarihe kadar çalışmaların ciddi bir aşamaya getirileceği tahmin ediliyor.

Özetle, en karamsar dönemde dahi, AB treni yoluna devam ediyor. Zor oluyor, yavaş gidiyor ancak yine de yol alınıyor.

* * *

HÜKÜMET NİHAYET HAREKETE GEÇİYOR...


Bu köşeyi izleyenler çok okumuşlardır. Feryat ettim, benim gibi haykıranların seslerini buraya taşıdım: "Avrupa projesi batıyor. Toplumu bilinçlendirmezseniz, susup tribünlerdeki seyirciler gibi davranırsanız, bu proje kurtarılamaz. Değişimi istemeyenlere sahayı boş bırakıyorsunuz. Yalan rüzgarları estiriliyor ve sizler susuyorsunuz. Kendi bebeğinizi, kendi ellerinizle boğuyorsunuz. Adeta cinayet işliyorsunuz" dedim.

Sadece Türkiye'deki değil, Avrupa'daki durum daha da kötü durumdaydı. Bir Allah'ın kulu çıkıp, bir toplantı dahi örgütlemek zahmetine girmedi. Orada da saha, sadece Türkiye'ye kötülük etmek isteyenlere bırakıldı.

İşin daha da ilginç yanı, AB'yi Türkiye'de, Türkiye'yi de AB'de tanıtacak, savunacak olan sorumlular (Başbakan'dan, bakanlara kadar) bütün bu eleştirileri haklı bulduklarını, gerçekten çok geç kalındığını, mutlaka harekete geçilmesi gerektiğini, hem özel, hem de açık konuşmalarında saklamadılar. Mertçe söylediler, ancak aylar geçti, bir türlü bir araya gelip düğmeye basamadılar.

İşler artık çığrından çıkma noktasına gelmiş olacak ki, geçen hafta AB İletişim Grubu'nun üç patronu, Gül, Babacan, Atalay toplandılar ve hareket borusunu çaldılar.

Avrupa Birliği İletişim Grubu (ABİG) kolları sıvadı.

Başına da Ahmet Sever getirildi. Başka bir deyişle, AB iletişiminin Çar'ı Sever olacak. Tanıyan tanır, Sever gazeteciliğin verdiği pratik çözüm yeteneğine sahiptir. İnsanlara mesajların nasıl iletileceğini bilir. Son derece namuslu, tutarlı ve AB konusunda hem bilgili hem de deneyimlidir.

Bu gruba, parlak diplomatlarımızdan Şevki Mütevellioğlu'nun katılması, ayrıca bir kazançtır.

ABİG'in kadrosu kısa zamanda tamamlanacak ve bütçesi saptanacak. Türkiye'de Avrupa Birliği'ni, Avrupa Birliği'nde de Türkiye'yi tanıtacak, savunacak. Gayet tabii her şeyi AGİB yapmayacak. İletişimcilerle çalışacak, profesyonel gruplar, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde projeler üretecek.

Şimdi bütün bunlar çok hoş, çok güzel. Ancak, asıl önemlisi uygulama olacak. Eğer işlemeyecek yeni bir bürokrasi yaratılarsa, yazık ederiz.

Tabii en önemli iki unsur: Yetki ve paradır.

Ahmet Sever'e güvenildiği ve yetki verildiği anlaşılıyor. Peki, para ne olacak? Bütçeye, belirli bir fasıl ayırıp, para konmazsa bu iş yürümez. ABİG, kapı kapı dolaşıp çeşitli bakanlık bütçelerinden para dilenmeye zorlanırsa da iş yürümez.

Gözümüz hem ABİG'in, hem de onlara bu görevi veren üç bakanın üstünde. Bu işi içtenlikle istediklerinden eminim. Ancak benim merak ettiğim, acaba ABİG'e sahip çıkacaklar mı, yoksa diğer işlerinin arasında kaybolup AB iletişimini unutacaklar mı?

Haydi beyler, artık kolları sıvayın. Zaten geç kaldınız, bari arayı kapatın. Hızlı davranın...

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 14/11/06

 

Babacan'dan AB'ye: Tek taraflı ödün yok, artık anlayın

Babacan, Brüksel'de 'Ne pahasına olursa olsun Kıbrıs'ta tek yanlı hiçbir adım atmayız. Bunun daha kuvvetli ifadesi yok' dedi

14/11/2006 RADIKAL

AA - BRÜKSEL - Türkiye-AB ilişkileri 14-15 Aralık zirvesi öncesi Ankara'nın Gümrük Birliği Ek Protokolü gereği limanlarını Rumlara açmasına kilitlenirken, Avrupa turuna çıkan Başmüzakereci Ali Babacan, Türkiye'nin asla tek taraflı adım atmayacağı resti çekti. Brüksel'de German Marshall Fonu'nun 'Türkiye'yi Kaybediyor muyuz?' paneline katılan Babacan, seçim sonrası Kıbrıs'ta adım atılıp atılmayacağı sorusu üzerine şu mesajı verdi:
"Türkiye'de halkoyuyla iktidara gelmiş hükümet, Kıbrıs'ta tek yanlı adım atmayacak. Bunu savunan tek sivil toplum kuruluşu yok. 'Limanları açalım da müzakerelerde sorun yaşamayalım' diyen tek köşe yazarı yok. Herkes haklılığımızın farkında. Ne pahasına, sonuçları ne olursa olsun Kıbrıs'ta tek yanlı hiçbir adım atılmayacak. Bunu daha kuvvetli nasıl ifade ederim bilmiyorum."

'AB tarafsız olamıyor, BM yardımı gerek'

Babacan, Avrupa Komisyonu'nun genişleme sorumlusu Olli Rehn'le ABD'nin eski Kıbrıs Temsilcisi Richard Holbrooke'un da katıldığı panelde şunları vurguladı:

·  Türkiye imtiyaz istemiyor. İlerleme Raporu'nda bazı konularda adil olunurken, Kıbrıs'la ilgili başarılamadı.

·  BM'nin 'sorunu ithal edersiniz' uyarısına rağmen, AB Rumları üye kabul edip hataların en büyüğünü yaptı. Rumlar, üyeliğin avantajıyla müzakere etmeden istediğini alma politikası uyguluyor. Ama sonuç alamayacak.

·  AB, Kıbrıs konusunda adil olamaz. Rumlar AB'nin parçasıysa, tarafsız olunamaması doğal. AB, sorunun parçası haline gelmiştir. AB ile Türkiye arasında sorun varsa çözüme yardımcı olacak BM gibi bir kuruluş var.

·  Kıbrıs referandumu sonrası BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın raporunda, KKTC'ye tecridin kaldırılması gereği vurgulandı. AB bu konuda taahhüt altına girdi.

·  Dönem Başkanı Finlandiya'nın iyi niyetle 'kısmi ve geçici çözüm' çabasını takdir edip destek veriyoruz. Yunanistan'ın bu işten kaçmaması lazım. O zaman sorarlar 'Niye Annan Planı'nda masadaydın?' diye.

·  AB'nin tutumu netleşene dek müzakerelerin Türkiye tarafından askıya alınması öneriliyor. Bizde bir söz var, 'Bekâra karı boşamak kolay' diye. Duraklamanın Türkiye'deki reform sürecinden etkilenen geniş coğrafyaya olumsuz etkileri olur.

·  Reform süreci yavaşladı deniliyor. Reform sürecinde mevsimsellik olacak. Bunun yazı var, kışı var.

Annan: Kıbrıs sorunu hala BM'de

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, İstyanbul'daki Medeniyetler İttifakı Toplantısı'nda gazetecilerin Kıbrıs sorunu konusundaki soruları üzerine, konunun hala BM'nin önünde olduğunu belirterek, "Biz Birleşmiş Milletler'iz. Hala Kıbrıs konusunun içindeyiz. Bir temsilcim şu anda güven artırıcı önlemleri hazırlıyor. Diyaloğun başlaması için hazırlıklar yapıyor" dedi

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunun hala BM'nin önünde olduğunu belirterek, "Biz Birleşmiş Milletleriz. Hala Kıbrıs konusunun içindeyiz. Bir temsilcim şu anda diyaloğun başlaması için hazırlıklar yapıyor" dedi.

Başbakan Erdoğan, İspanya Başbakanı Zapatero ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan, İstanbul'daki Medeniyetler İttifakı toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erdoğan, nisan ayına kadar 'cumhurbaşkanlığı seçimi' konusunda konuşmama kararı aldığını söyledi. Erdoğan Papa'nın ziyaretinde Türkiye'de olmamasının altında bir şey aranmaması gerektiğini belirterek, "NATO toplantısında bulunma zorunluluğum var. Başka sebep yok" dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, basın toplantısında medeniyetler ittifakını gerçekleştirmek için ortaya atılan önerileri hayata geçirmek amacıyla, izleme mekanizması ve sekretarya kurulacağını sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışacaklarını belirtti.

İspanya Başbakanı Zapatero da fanatiklerin çalışmalarına engel olacaklarını vurguladı. Başbakan Erdoğan ise fanatizme ve radikalizme prim vermelerinin mümkün olmadığını ifade etti.

Annan: Kıbrıs sorunu BM'nin önünde

BM Genel Sekreteri Kofi Annan gazetecilerin Kıbrıs sorunu konusundaki sorularına; konunun hala BM'nin önünde olduğunu belirterek, "Biz Birleşmiş Milletler'iz. Hala Kıbrıs konusunun içindeyiz. Bir temsilcim şu anda güven artırıcı önlemleri hazırlıyor. Diyaloğun başlaması için hazırlıklar yapıyor. Sayın Talat ile Cenevre'de buluşacağım. Herkes Kıbrıs sorununun BM'nin elinde olduğunu ve en iyi şekilde çözmeye çalıştığımı biliyor. Benden sonraki genel sekretere de bu sorunu en iyi şekilde çözmesi için yardımcı olacağım" yanıtını verdi.

Papa'nın ziyareti

Başbakan Erdoğan da basın toplantısında, Türkiye'yi ziyaret edecek olan Papa'yla neden görüşmeyeceğine ilişkin soruya, "Papa, Sayın Cumhurbaşkanı'nın davetlisi olarak Türkiye'ye geliyor. Kendisi ile cumhurbaşkanı görüşecek. O günlerde NATO'nun Litvanya'da zirve toplantısı var, Papa Türkiye'ye geliyor diye ben NATO zirvesine katılmayayım mı?" diye cevaplandırdı.

Erdoğan, nisan ayına kadar 'cumhurbaşkanlığı seçimi' konusunda konuşmama kararı aldığını söyledi.

KIBRIS 14/11/06

Hand grenade thrown onto man’s roof
By Leo Leonidou

“I THOUGHT Cyprus was meant to be a civilised EU country,” said a man who had a hand grenade tossed onto the roof of his Limassol-area home on Sunday evening.
Jeffrey Warne and his wife were watching a drama series on television when scenes from the terrorist show suddenly became a horrifying reality.

“At first, it sounded as though somebody had thrown a huge rock onto the roof,” said the 60-year-old Briton, “but I then heard a huge explosion. I rushed outside and saw a cloud of dust and a hole in the veranda roof at the front of the property facing the road.”
The police have described the object thrown onto the house, in Apesia village, as “a defensive hand grenade used to create diversions.

“It was filled with thousands of ball-bearings which pierced the veranda flooring and wall tiles.”
A police spokesman said an investigation was ongoing but has not yet led to any arrests.
When asked for his thoughts on why his home had been targeted, the electromechanical civil engineer told us that what happened, “was meant to get my attention and it certainly did that”.
He said he had his suspicions as to who is responsible but did not want to elaborate.
“A couple of companies who owe me money for work I’ve done for them were served with papers by my lawyer last Wednesday in an effort to receive the funds.”

Warne, who has been living in the village for four-and-a-half years, said that the police have recovered, “a reasonable amount of evidence such as the grenade’s pin and trigger lever so that forensic evidence can be gathered.”

He added that the veranda’s floor boarding had been repaired, with the damaged tiles replaced.
“I am very angry over what happened and my wife is upset and shaken up. I dread to think what would have happened if the grenade had detonated inside the house. We both want whoever did this to be brought to justice.”

CYPRUS MAIL

KKTC 23. yılını kutluyor

15 Kasım 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), kuruluşunun 23. yıl dönümünü tören ve etkinliklerle kutluyor.

 

AA

Güncelleme: 13:48 TSİ 15 Kasım 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Törenlere katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılması için söz veren ancak bunu yerine getirmeyen AB’nin güvenilirliğini kaybettiğini belirtti.

Saat 08.30’da başlayan, tebrik kabulüne, KKTC devlet ve hükümet yetkilileri, KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, törenlerde TBMM’yi temsil eden AK Parti Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin, CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, ANAP Grup Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer Abuşoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni (TSK) temsil eden Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Orgeneral Orhan Yöney ile 22 ülkeden gelen milletvekili, gazeteci ve akademisyenden oluşan 52 yabancı konuk ile diğer yetkililer katıldı.

Kabulün ardından Lefkoşa Atatürk Anıtı’nda tören düzenlendi. Törene, üst düzey devlet ve hükümet yetkilileri, Türkiye’den gelen konuklar ve siyasi parti, kurum, kuruluş temsilcileri katıldı.

Törenlere katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılması için söz veren ancak bunu yerine getirmeyen AB’nin güvenilirliğini kaybettiğini belirtti.

Şantaj’la bir yere varılamayacağını ifade eden Gül, “Uzlaşma adına haklarımızdan taviz vermeyiz” dedi.

Törenlerinde konuşan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, AB’ni Kıbrıslı Türklere yönelik görülmemiş bir ayrımcılık uygulamak ve dışlamakla suçladı.

Talat, AB ile Türkiye arasında bir krizi önlemek için hazırlanan Fin önerilerininde “BM’ye devri öngörülen Maraş bölgesinin Papadopulos’a verilecek bir hediye olmadığını söyledi.

Sezer: KKTC’ye destek sürecek

Cumhurbaşkanı Sezer, Türkiye’nin geçmişte olduğu gibi gelecekte de Kıbrıs Türk halkına verdiği desteği sürdüreceğini söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:48 TSİ 15 Kasım 2006 Çarşamba

ANKARA - Sezer, “Uluslararası toplumun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uyguladığı haksız yalıtma ve kısıtlamalara son vermesini bekliyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 23.yıldönümü nedeniyle KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a gönderdiği mesajda, Türkiye’nin Ada’da barış ve istikrarın güvencesi olmayı sürdüreceğini söyledi.

Ada’da iki halkın barış içinde yaşamasının KKTC’nin çözümün eşit ortağı olarak kabul edilmesi koşuluna bağlı olduğunu vurgulayan Sezer, Türk tarafının bu amaçla üzerine düşeni yaptığını belirtti.

Sezer, “Uluslararası toplumun uygulanan haksız yalıtma ve kısıtlamalara son vermesini beklemekteyiz” diye konuştu.

Sezer ayrıca, KKTC’nin çağdaş ve demokratik değerlere bağlı bir hukuk devleti olarak Kıbrıs Türkünün güvencesi olduğunu kaydetti.

"Şantaja boyun eğmeyeceğiz"


15 Kasım, 2006 11:48:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorunuyla Türkiye'nin AB üyeliği arasında bağlantı kurmanın yanlış olduğunu söyledi. Gül, ''Bu kesinlikle yanlış hesaptır. Türkiye şantajla politikalarından vazgeçmeyecektir'' dedi.

KKTC'nin 23'üncü kuruluş yıldönümü olması nedeniyle Ada'ya gelen ve kutlamalarda konuşma yapan Bakan Gül, Kıbrıs sorununa ilişkin açıklamalarda bulundu.
 
Gül konuşmasında ilk olarak Avrupa Birliği yetkililerine seslendi ve "Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs sorunu arasında bağlantı kurulması yanlış hesaptır. Çıkmaz yol olduğu bilinmelidir" dedi.
 
Türkiye'nin baskı ve şantajlarla politikalarından vazgeçmeyeceğine işaret eden Gül, "Kıbrıs bizim davamızdır" diye konuştu.
 
Abdullah Gül, KKTC'nin uluslararası camiada hakettiği yeri alması gerektiğine işaret etti ve Annan Planı'nda Ada'nın birleşmesine Kıbrıslı Türklerin 'evet', Rumların ise 'hayır' dediğini hatırlattı.
 
AB'nin, oyunu Ada'da birleşmeden yana kullanan Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonları kaldırmayarak, Türk halkını cezalandırdığına işaret eden Dışişleri Bakanı, "Biz Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesinin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. AB KKTC'ye verdiği sözleri tutmalı" şeklinde konuştu.
 
Abdullah Gül, konuşmasında Rum yönetiminin politikalarına da ağır eleştirilerde bulundu. Gül, "Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz siyasetinin bedelinin KKTC'ye ödetilmesi asla kabul edilemez. Bunlar AB'nin çağdaş değer ve normlarına
bağdaşmamaktadır" açıklamasında bulundu.
 
"AB güvenirliğini kaybetmektedir"
 
2004 yılında Ada'da yapılan Annan Planı referandumunda "evet" oyu veren tarafın Kıbrıs Türkleri olduğunun altını çizen Gül, "Referandumdan sonra dönemin AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, "Rumlar bizi aldattı" demişti. Ancak üzülerek görüyoruz ki şimdi verilen bu sözler unutuldu. Ama bizler bunları unutmayacağız ve takipçisi olacağız" dedi. 

Kıbrıs sorununun kapsamlı çözüm yerinin AB değil BM olduğuna işaret eden Bakan Gül, "Kıbrıs sorununa kim çözüm arıyorsa yardımcı olmaya çalışırız.
Ama uzlaşma bir tarafın hak ve hukukundan vazgeçmesi gibi düşünülürse, bu asla olmayacaktır. Bedeli her ne olursa olsun" dedi.
 
Abdullah Gül, "Konuyu BM zemininden AB zeminine çekmek ve Türkiye'den taviz istemek 'çıkmaz yol'dur. Nasıl geçmişte Kıbrıs Türkü, Rumlara boyun eğmediyse bundan sonra da eğmeyecektir" şeklinde konuştu.

Gül, KKTC'ye yönelik haksızlık ve kısıtlamaların son bulup, AB'nin nisan 2004'te Kıbrıslı Türklere verdiği "izolasyonları kaldıracağız" sözünü yerine getirmesini umduklarını söyledi.
 
Abdullah Gül, Ada'da kalıcı barış sağlanana kadar çalışacaklarının da mesajını verdi.

Talat'ın eleştiri okları AB'ye
 
Gül'den sonra kürsüye çıkan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın eleştiri okları da AB'ye yönelikti.
 
Rumların Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin içine Kıbrıs sorununu katmaya çalıştıklarını savunan Talat, "Avrupalı değerlerle bağdaşmayan küçük tüccar yöntemleriyle hiçbir yere varılamayacağı yakında daha net görülecektir. Kıbrıs sorununa taraf olan herkesin daha net düşüneceği döneme girilecektir" dedi.
 
KKTC halkının yüzde 65'inin Ada'da birleşmeye 'evet' dediğini hatırlatan KKTC Cumhurbaşkanı, "Ancak çözümsüzlüğünü savunan Rumlar yerine Kıbrıs Türk halkı dışlanıyor" ifadesini kullandı.
 
AB'yi Kıbrıs konusunda tarafsız olamamakla eleştiren Talat, "AB, Rumların şantajlarına boyun eğiyor. AB, Rum tarafını tatmin edebilmek için Maraş'ın Rumlara verilmesi şartıyla çözüm çalışmalarını BM'ye vermeyi bile teklif edebiliyor" diye konuştu.
 
Talat, Maraş'ın pazarlık konusu olmadığının altını çizerek, "İzolasyonların kaldırılması için Rumlara Maraş'ı vermeyeceğiz. Bunun için Rum tarafıyla yapacağımız herhangi bir pazarlık yoktur" açıklamasında bulundu.

Gül: AB Kıbrıs'ta tarafsız olamıyor

ANKARA (A.A)

Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin Kıbrıs konusunda istese de yapısı gereği tarafsız olamadığını söyleyerek, AB'nin bu nedenle bu gerçeği ve neleri çözüp neleri çözemeyeceğini iyi bilmesi gerektiğini kaydetti.

KKTC'nin 23. kuruluş yıl dönümü kutlamalarına katılmak üzere adaya gitmeden önce Esenboğa havaalanında açıklama yapan Gül, AB dönem başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs planına ilişkin soruyu da yanıtladı.

Gül, Finlandiya dönem başkanlığına başından beri yardımcı olmaya çalıştıklarını, ancak kapsamlı çözümün merkezinin BM olduğunu ve kapsamlı çözümün parçası olan unsurları AB'ye getirmenin anlamı bulunmadığını belirtti. Bakan Gül, "AB istese de tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi kendisinin bir parçası haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi gerekir" diye konuştu.

KIBRIS İÇİN FİN PLANI
    
TBMM'de dünkü Plan ve Bütçe Komisyonu toplantıları sırasında AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs planına ilişkin sarfettiği sözlerin hatırlatılarak, sürecin devam etmesinden umutlu olup olmadığının sorulması üzerine Gül, "Finlilerin düşüncelerinin kağıda bile dökülemeyerek, kendisine doğrudan bile söylenemediğine" dikkat çekti.

Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
    
"Dolayısıyla bunları kabul etmek mümkün değil. (Eğer Finlilerin kapsamlı bir çözüm yapma gücü varsa onu da konuşuruz) dedim. Böyle bir güç varsa bunu her zaman konuşuruz."
    
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın bunu AB yetkililerine her zaman söylediğini hatırlatan Bakan Gül, "Ama şunun da altı çizilmiştir; kapsamlı çözümün merkezi BM'dir. Buna yardımcı olacak başka bir yer varsa bunu hiçbir zaman reddetmeyiz. Ama kapsamlı çözümün parçası olan unsurları buraya getirmenin anlamı yok" diye konuştu.
    
Gül, bir gerçeğin iyi bilinmesi gerektiğini de vurgulayarak, bunun AB'nin istese de Kıbrıs konusunda tarafsız olamayacağı gerçeği olduğunu kaydetti.

"AB istese de tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi kendisinin bir parçası haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi gerekir" diyen Gül, o bakımdan AB'nin nelere çözüp, neleri çözemeyeceğine dikkat etmesi gerektiğini kaydetti.
    
ERMENİ İDDİALARINA KARŞI TİTİZ ÇALIŞMA
    
Türkiye'nin Ermeni soykırımı iddialarını uluslararası yargıya taşımaya hazırlandığına ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine de Gül, bu konuda titiz bir çalışmanın yapılmakta olduğunu belirterek, "Ancak bunları bir dönem ortaya çıkan meselelere çözüm bulmak için hemen tek cevap şeklinde almamak gerekir" dedi.
    
Gül, kararın bu çalışmalardan sonra verileceğini de söyleyerek, emekli diplomatlar, Türk ve güvenilir yabancı hukukçuların titiz çalışmasının sürdüğünü bildirdi.

HURRIYET 15/11/06

 

TALAT: AB ZEMİNİNDE RUM TARAFIYLA YAPABİLECEĞİMİZ PAZARLIK YOKTUR

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin 23. kuruluş yıl dönümü kutlamaları çerçevesinde Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada Kıbrıs sorununa değindi. Talat, AB'nin, Kıbrıs Rum tarafının üye olmasıyla birlikte ve eski üye Yunanistan'la koşulsuz dayanışmasının varlığı nedeniyle tarafsız olamadığını söyledi. AB'nin iç "dayanışma" geleneğinin de böylesi bir tarafsızlığı tamamen imkansız hale getirdiğini belirten Talat, "Demek ki AB faktörünü, Kıbrıslı Türklerin de üyeliğini sağlayarak tarafsız hale getirinceye kadar Kıbrıs sorununun çözümü çabalarından uzak tutmalıyız" dedi. Finlandiya'nın Kıbrıs önerilerini örnek gösteren Talat, şunları söyledi:

"Finlandiya Dönem Başkanlığı, Türkiye'nin AB sürecini şantajlarıyla zora sokmaya yeltenen Rum tarafını yatıştırmak maksadıyla Türkiye'nin limanlarını, havaalanlarını ve hava sahasını Rum gemi ve uçaklarına açmasını sağlamaya çalışmaktadır. AB bununla da yetinmemekte karşılıksız olarak kaldıracakları sözünü verdikleri izolasyonu doğrudan ticaret tüzüğüyle yalnızca yumuşatma niyetine Rum tarafının geçit vermemesi nedeniyle 26 Nisan 2004 Konsey Kararında öngörmediği halde Rum tarafını da tatmin edebilmek için Maraş'ı kendilerine vermenin ilk adımı olarak BM'ye devretmeyi önerebilmektedir."

HURRIYET 15/11/06

 

Newsweek Atatürk’ü örnek gösterdi

ANKARA(ANKA)

Newsweek dergisinde Asya ile Batı’nın karşılaştırıldığı bir makalede, Atatürk’ün fesi gericilik sembolü olarak gösterdiği sözleri örnek gösterildi.

Dünyanın önde gelen haftalık haber dergilerinden olan Newsweek’te yayınlanan Kishore Mahbubani imzalı makalede, bir çok Asyalının, Evanjelik Hıristiyan hareketin Amerika’da ne kadar güç kazandığının farkında olmadığı ifade edildi. Makalede, Asyalıların bunun farkında olması halinde büyük bir şaşkınlığa düşeceği belirtildi.

Asyalı entelektüellerin ise özellikle büyük şaşkınlığa düşeceği kaydedilen makalede, buna gerekçe olarak da bu entelektüellerin, çağdaş toplumun temel hedefinin modernleşmek olduğu söylemelerini özümsemiş olmalarını gösterdi.

Makalede, pek çok Asyalının, dinin ve bazı batıl inançların, Batı ilerlerken kendilerinin geri kalmasına neden olduğuna inandığı kaydedildi.

ATATÜRK ÖRNEĞİ

Singapur Ulusal Üniversitesi Lee Kuan Yuw Kamu Politikası Fakültesi Dekanı olan Mahbubani, Atatürk’ün fesi bir gericilik sembolü olarak gördüğü sözlerini hatırlatarak, Mustafa Kemal’in şapka devrimi ile fes yerine daha modern şapkalar takılmasını istediğini kaydetti.

Makalede, ancak Atatürk’ün liderliğine rağmen Batı’yla rekabette zorlandığı ifade edildi.

HURRIYET 15/11/06

 

Herald Tribune: Türkiye'nin Irak kaygısı doğru çıktı

A.A

International Herald Tribune gazetesi, Türkiye-ABD ilişkileriyle ilgili yorumunda, Türkiye'nin Irak savaşıyla ilgili kaygılarının doğru çıktığını yazdı.

Gazete, "Türkleri Geri Kazanmak" başlığıyla yayımladığı yazıda, Washington yönetiminin yakın bir müttefiki olarak görülen Türkiye'de Amerikan düşmanlığının giderek arttığını belirtti.

Türklerin ABD'nin politikasına bakış açısının değerlendirildiği Alman Marshall Fonu anketinin sonucuna yer veren gazete, Türkiye'de Amerikan düşmanlığının körüklenmesinin en büyük sebebi olarak Irak savaşını gösterdi.

Yazıda, Türklerin savaşa karşı olduğu, bunun Saddam Hüseyin'i sevdiklerinden değil, bölgeyi istikrarsızlığa itme ihtimallerinden kaynaklandığı belirtildi. Türklerin savaşın mezhepler arasında şiddete yol açacağına ve Kürt milliyetçiliğini güçlendireceğine ilişkin kaygılarının son üç yıl içinde doğru çıktığı yorumu yapılan yazıda, "Amerika'nın Irak işgali, Türkiye'deki Kürt meselesini daha da kötü bir hale ve terör örgütü PKK ile mücadeleye yeni bir zorluk getirdi" görüşüne yer verildi.

Irak'ın kuzeyinde eğitim alan teröristlerin Türkiye'de düzenledikleri saldırılara dikkat çekilen yazıda, Türklerin çoğunun Irak'ın ABD'nin kontrolüne girmesinden bu yana Türkiye'de artan terör eylemlerinden Washington yönetimini sorumlu tuttuğu kaydedildi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD'ye sürekli olarak PKK'ya karşı önlem alınması çağrısında bulunduğu, ancak sözlü destek veren Washington yönetiminin somut bir eylemde bulunmakta isteksiz davrandığı da, gazetenin yorumunda dile getirildi.

"ABD, SOMUT EYLEM KONUSUNDA İSTEKSİZ"

Yazıda, "Nitekim ABD, Irak'ı birlik içinde tutmak için desteğine ihtiyaç duyduğu kuzeydeki Kürtleri rahatsız etmek istemiyor" denildi ve bunun birçok Türk tarafından, "ABD, Türkiye açısından çok önemli olan güvenlik konusunda Kürtlerden yana tavır alıyor" şeklinde algılandığı belirtildi. Yazıda, bu düşüncenin, Ankara-Washington ilişkilerinde gerilimi artırdığı yorumu yapıldı.

International Herald Tribune, çağrılarına cevap alamayan Türk hükümetinin Irak'ın kuzeyindeki PKK kamplarını yok etmek için askeri müdahale isteğine ABD'nin kesinlikle karşı çıktığını, Washington yönetiminin şiddet eylemlerinin diğer bölgelere oranla daha az olduğu Irak'ın kuzeyinde istikrarın bozulmasından kaygı duyduğunu belirtti.

Türklerin huzursuzluğunu gidermek isteyen ABD'nin, emekli Orgeneral Joseph Ralston'u PKK ile mücadelede özel temsilci olarak atadığını hatırlatan gazete, bunun, somut bir adım atılmasında başlangıç olarak algılandığını, ancak ABD karşıtlığına son verilmesi için daha da ileriye gidilmesi gerektiğini kaydetti.

Gazete, ABD'nin gerilimi düşürmek için, "Irak'ın kuzeyinde rahatça dolaşan PKK'nın kilit isimlerini yakalayarak Türkiye'ye teslim etmesi", "örgütün lojistik hatlarını keserek hareket alanını kısıtlaması" ve "petrol rezervleri bakımından zengin Kerkük'ün yönetimini Kürtlere değil Irak'a vermesi" gerektiğini yazdı.

ABD'nin bu adımları atması halinde, Türkiye'nin kaygılarını giderme hakkında ciddiyetini kanıtlamış olacağını yazan gazete, böylece Türkiye ile gerçek bir stratejik ortaklık kurulmasına da olanak sağlanacağını belirtti. Gazete, aksi halde Türkiye-ABD ilişkilerinin daha kötüye gideceği ve Türkiye'nin Batıdan uzaklaşacağı yorumunda bulundu.

HURRIYET 15/11/06

 

ERMENİ HAMLESİ

Türkiye, Ermeni politikasında büyük sürprize hazırlanıyor. Soykırım iddialarını uluslararası yargıya taşıyabileceklerini belirten Dışişleri Bakanı Gül, "İthamlar önümüzdeki 10 yılın en önemli sorunu" dedi

Utku Çakırözer - Ankara


Türkiye'nin, Ermeni soykırımı iddialarına karşılık uluslararası tarihçilerden oluşacak bir tarih komisyonu kurulması önerisinin ardından, çok önemli bir hamle daha yapmaya hazırlandığı ortaya çıktı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, soykırım iddialarını uluslararası yargıya taşıyabileceklerini açıkladı.
TBMM'de Plan-Bütçe Komisyonu'nda dün Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken söz alan CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, Ermenilerin iddialarının meşruiyet kazanmasını önlemek için Türkiye'nin "uluslararası tahkim" yoluna başvurmasını önerdi. Elekdağ şöyle konuştu:

'Haklılığımızı gösterir'
"Türkiye, 1915 olaylarının BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi hükümleri uyarınca değerlendirilmesini kabul edeceğini açıklamalı ve bu amaçla uluslararası tahkim yoluna başvurulmasını önermelidir. Ermeniler bunu reddecektir, ancak bu açıklama Türkiye'nin moral ve hukuksal haklılığının göstergesi olacak, sorunun Türkiye'ye karşı siyasi istismarını büyük ölçüde kısıtlayacaktır."
Elekdağ'ın görüş ve desteğini çok önemsediklerini kaydeden Gül de, "Ermeni ithamlarını ve bu tahrifatın 3. ülkelerle olan ilişkilerimizi bozma tehlikesini, önümüzdeki 10 yılın en önemli meselelerinden biri olarak görüyorum" dedi. Türkiye'nin, tarihi gerçeğin ortaya çıkması için samimi gayret içinde olduğunu ve ilk defa parametreleri değiştirecek bir atılım yaparak ortak tarih komisyonu önerisinde bulunduğunu anımsatan Gül, "Birçok ülke bu tezimizi destekledi. Başka adımlar da atılması yönünde titiz çalışmalar yapıyoruz. Yargı yoluna gitme dahil her şeyi düşünüyoruz. Sadece kendi hukukçularımız değil, yurtdışındaki hukukçulardan da görüşler alıyoruz" diye konuştu
CHP'li Elekdağ, "İlk defa bir Dışişleri Bakanı tahkime gitme konusunu resmen telaffuz etti. Vakit geçirmeden devlet politikası haline getirilerek tahkime hazır olduğumuz dünyaya açıklanmalıdır" dedi.

'Ermeniler ispat edemez'
Tahkime gidilmesi durumunda Ermenilerin soykırım suçunun işlendiğini saptaması gerekeceğine dikkat çeken Elekdağ, şöyle devam etti: "Ermenilerin, sırf Ermeni oldukları için taammüden imhaya giriştiklerini hiçbir kuşkuya mahal vermeyecek kanıtla ortaya koymaları gerekecektir. Ermenilerin bunu kanıtlayacak belgesi yok. Türkiye'nin elinde ise tehcir uygulamasında özel kasıt olmadığı, meşru müdafaa zorunluluğundan kaynaklandığını ortaya koyan kuvvetli belgeler var. Soykırım olduğu kararını çıkaramazlar."
Elekdağ, Türkiye'nin başvurması halinde Uluslararası Tahkim Mahkemesi'nde (IAC) yaşanacak süreci şöyle anlattı: "Biz Türkiye olarak 3 hâkim seçeceğiz. Kabul ederse Ermenistan da 3 hâkim seçecek. İki ülke milliyetinden olmayan bir bağımsız hâkim de başkan atanacak. Bu heyet 1915 olaylarının BM Sözleşmesi'ne göre 'soykırım' olup olmadığına karar verecek."

ANALİZ
Türkiye köşeye sıkışmak istemiyor

24 yılda 17 ülkede soykırım iddialarını kabul eden kararlar çıkarmayı başaran Ermenilerin, Türkiye'nin başta Fransa, Kanada ve İsviçre gibi ülkelerle ikili ilişkilerine hasar verdiğini gören AKP, 2004'te Ermenistan'a bir tarihçiler komitesi kurulması önerisinde bulundu. Bu öneriye yanaşmayan Ermeni diasporası, Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak için ABD Kongresi'nden karar çıkarmayı kendine baş hedef seçti. Bugüne kadarki teşebbüsleri Bush yönetimine engellettirmeyi başaran Ankara, Ermeni lobilerine yakın Demokrat isimlerin Amerikan Kongresi'nde üstünlüğü ele geçirmesi üzerine, gizli sürdürdüğü çalışmalarını hızla gün ışığına çıkarıyor.

Atina yolcusu

Yunanistan hükümet sözcüsü vekili Evangelos Andonaros, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün 7-8 Aralık tarihlerinde Atina'yı ziyaret etmesinin beklendiğini söyledi.

MILLIYET 15/11/06

 

Gül: AB Kıbrıs konusunda istese de tarafsız olamıyor


      Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin Kıbrıs konusunda istese de yapısı gereği tarafsız olamadığını söyleyerek, AB'nin bu nedenle bu gerçeği ve neleri çözüp neleri çözemeyeceğini iyi bilmesi gerektiğini kaydetti.
      KKTC'nin 23. kuruluş yıl dönümü kutlamalarına katılmak üzere adaya gitmeden önce Esenboğa havaalanında açıklama yapan Gül, AB dönem başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs planına ilişkin soruyu da yanıtladı.
      Gül, Finlandiya dönem başkanlığına başından beri yardımcı olmaya çalıştıklarını, ancak kapsamlı çözümün merkezinin BM olduğunu ve kapsamlı çözümün parçası olan unsurları AB'ye getirmenin anlamı bulunmadığını belirtti.
      Bakan Gül, ''AB istese de tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi kendisinin bir parçası haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi gerekir'' diye konuştu.
      Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımı konusunda uluslararası hukuk yollarına başvurmaya hazırlandığına ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine de Gül, bu konuda titiz bir çalışmanın yapılmakta olduğunu belirterek, ''Ancak bunları bir dönem ortaya çıkan meselelere çözüm bulmak için hemen tek cevap şeklinde almamak gerek'' dedi.

MILLIYET 15/11/06

 

Rumların oyu da İstanbul'a

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Brüksel'de gerçekleştirilen Avrupa Birliği Kültür Bakanları toplantısında, Kıbrıs Rum Kesimi, İstanbul'un 2010 yılında Avrupa'nın Kültür Başkenti adaylığını destekledi. Rum Eğitim ve Kültür Bakanı Pefkios Georgiyadis, söz konusu toplantıda, Güney Kıbrıs'ın İstanbul lehine olumlu oy verdiğini açıkladı.
Bu iyi niyet hareketinin, Güney Kıbrıs'ın Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'ne katılmasına Türkiye'nin kullandığı vetonun kaldırılması için, Türkiye aleyhinde baskı aracı olarak kullanılması amacı güttüğü belirtildi.

MILLIYET 15/11/06

 

Gül: KKTC fiili olarak tanındı

ANKARA Milliyet


Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'nin Mehmet Ali Talat cumhurbaşkanı olduktan sonra birçok ülke tarafından 'de facto' (fiili olarak) tanındığını söyledi.
Plan-Bütçe Komisyonu'nda Dışişleri Bakanlığı görüşülürken önemli açıklamalar yapan Abdullah Gül özetle şunları söyledi:

·  AB İLE İLİŞKİLER: Türkiye-AB ilişkileri, rayından çıkarılamayacak kadar köklü, çok boyutlu ve stratejik önemi haizdir. Tren kazasına ihtimal vermiyorum ama olursa tek taraf değil herkes yara alır.

·  KIBRIS: Türkiye olarak biz limanlarımızı açacağız. Ne için? Kıbrıs'ta Mağusa Limanı açılsın diye. Üstüne bir de Maraş'ı vereceğiz. Akıl var, mantık var. Bu ancak çocuğun, aklı olmayan bir insanın yapacağı bir iştir. Bunların hiçbiri söz konusu değil. Rumların şantajına boyun eğmeyiz.
Rauf Bey (Denktaş) kaç devlet tarafından kabul edildi? Talat, ABD, Rusya, Almanya, AB Başkanı, İngiltere dışişleri bakanlarıyla görüştü. Pakistan Cumhurbaşkanı resmen davet etti. Bunlar adeta de facto tanınmışlıktır.

Yimpaş yanıtı yok
Gül, CHP miletvekillerinin Yimpaş ile Yasin El Kadı konularındaki sorularını ise yanıtsız bıraktı.
MILLIYET 15/11/06

 

Devletimizin 23'üncü yaşını kutluyoruz

22 ÜLKEDEN 50'Yİ AŞKIN KONUĞUMUZ VAR... Kutlamalara bu yıl Türkiye'den Cumhurbaşkanı'nı temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, TBMM'yi temsilen AKP Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin, CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, ANAP Grup Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer Abuşoğlu, Türkiye Hükümeti'ni temsilen Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Org. Orhan Yöney katılacak. Kutlamalara ayrıca TC Genelkurmay gazi heyeti 35 kişiyle katılacak. Protokol Müdürlüğü'nün verdiği bilgiye göre bu yıl kutlamalara 22 ülkeden 52 yabancı konuk katılıyor

TALAT: RUM YÖNETİMİNİN OYUNUNUN SONUNA GELİNDİ... Cumhurbaşkanı Talat, halkın bayramını kutlayan mesajında, Kıbrıs Rum yönetiminin Türkiye'nin AB'ye tam üyelik görüşmelerinin başlama sürecini, "ozmosis"e yönelik politikasını Türk tarafına dayatmak için kullanmaya çalışması oyunun sonuna gelindiğini gösterdiğini ve Kıbrıs sorununa taraf olan herkesin yeniden düşünüp, daha dengeli, rasyonel ve uzlaşmacı politikalar üreteceği bir döneme girileceğini söyledi. Talat, "Artık bu oyunun sonuna gelindi. Avrupalı değerlerle bağdaşmayan küçük tüccar pazarlıklarıyla, şantaj yöntemleriyle hiç ama hiçbir yere varılamayacağı yakında daha da net görülecektir" dedi

KKTC'nin kuruluşunun 23'üncü yıldönümü, bugün tüm yurtta ve dış temsilciliklerde parlak törenlerle törenlerle kutlanıyor.

15 Kasım Cumhuriyet Bayramı etkinlikleri, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın dün saat 12.00'de BRTK'de yaptığı konuşmayla başladı.

Kutlamalar bugün, Atletizm Federasyonu'na bağlı atletlerin saat 08.15'te Cumhuriyet Meclisi önünden yola çıkacakları bayrak koşusuyla başlayacak. Koşu çerçevesinde Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, atletlere 4x6 metre büyüklüğündeki KKTC bayrağını verecek. Atletler, bayrağı koşarak tören alanına götürecek.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Cumhurbaşkanlığı'ndaki tebrik kabulü saat 08.30'da başlayacak.

Öte yandan Lefkoşa Şehitler Anıtı'ndaki (mahalli) tören de 08.30'da başlayacak. Burada çelenklerin anıta sunulmasının ardından tören saygı duruşu ve saygı atışıyla sona erecek.

Lefkoşa Atatürk Anıtı'ndaki tören ise saat 09.00'da başlayacak. Törende protokol sırasına göre çelenkler anıt sunulacak. Saygı duruşu ve saygı atışının ardından İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasının ardından buradaki tören sona erecek.

Kıbrıs Türkü Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Kabri'ndeki tören ise, saat 09.30'da başlayacak; protokol sırasına göre çelenklerin anıta sunulmasının ardından saygı duruşu ve saygı atışı yapılacak. İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından Anıt Özel Defteri imzalanacak.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki görkemli tören ise saat 10.00'da, İstiklal Marşı ve tören birliklerinin denetlenmesi ve bayramlarının kutlanmasıyla başlayacak. Törende mesaj teatisi ve Türkiye Hükümeti adına yapılacak konuşmanın ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat konuşacak. Konuşmanın ardından tören resmi geçitle sona erecek.

Protokol Müdürlüğü'nden verilen bilgiye göre, kutlamalar çerçevesinde Başbakan Ferdi Sabit Soyer, bugün saat 12.30'da resmi konuklar onuruna Lefkoşa'da Hidden Garden'da öğle yemeği, Cumhurbaşkanı Talat ise saat 19.30'da Girne Dome Otel'de resepsiyon verecek.

22 ülkeden 52 yabancı konuk

Kutlamalara bu yıl Türkiye'den Cumhurbaşkanı'nı temsilen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, TBMM'yi temsilen AKP Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin, CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, ANAP Grup Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer Abuşoğlu, Türkiye Hükümeti'ni temsilen Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni temsilen Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Org. Orhan Yöney katılacak. Kutlamalara ayrıca TC Genelkurmay gazi heyeti 35 kişiyle katılacak.

Protokol Müdürlüğü'nün verdiği bilgiye göre bu yıl kutlamalara 22 ülkeden 52 yabancı konuk katılıyor.

Gül, bu sabah geliyor

Öte yandan Gül'ün, resmi programa katılmak üzere bu sabah özel uçakla KKTC'ye gelmesi ve kutlama programının ardından adadan ayrılması bekleniyor.

Gazimağusa

Gazimağusa'daki ilk tören, Zafer Anıtı önünde saat 10.00'da protokol sırasına göre çelenklerin anıta konulmasıyla başlayacak. Tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesiyle son bulacak.

İlçedeki ikinci tören ise, saat 10.45'te tören birlikleri ve halkın bayramının kutlanmasıyla başlayacak. İstiklal Marşı ve bayrakların göndere çekilmesinin ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak ve şiirler okunacak. Tören, resmi geçitle sona erecek.

Girne

Girne'deki tören, Atatürk Anıtı önünde yapılacak ve 14.30'da protokol sırasına göre çelenkler anıta sunulacak. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile bayrakların göndere çekilmesinin ardından Anıt Özel Defteri imzalanacak. Tören birlikleri, okullar ve halkın bayramlarının kutlanmasının ardından, şiirler okunacak, günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak. Tören, Girne Belediyesi Folklor ekibin gösterisi ve resmi geçitle sona erecek.

Güzelyurt

Güzelyurt'taki tören ise, saat 14.30'da çelenklerin Atatürk Anıtı'na konulmasıyla başlayacak. Saygı marşıyla saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekilecek. Özel defterin imzalanmasının ardından buradaki tören sona erecek. Müze önündeki törende ise, teftiş ve kutlamaların ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak. Tören; şiir, folklor gösterisi ve resmigeçit töreniyle sona erecek.

İskele

İskele'deki tören, Ecevit Meydanı'nda 14.30'da başlayacak. Tören, çelenklerin Atatürk Anıtı'na sunulmasıyla başlayacak. Ardından saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı ile bayraklar göndere çekilecek.

Yetkililerin halkın bayramını kutlamalarının ardından günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapılacak, öğrenciler şiirler okuyacak. Tören resmi geçitle sona erecek. Törenden sonra İskele Belediyesi, belediye gazinosunda kokteyl verecek.

Uçaklar

Öte yandan, Türk Yıldızları Akrotim Gösterisi saat 15.30'da Girne'de gerçekleştirilecek.

Gemiler

Bu arada Cumhuriyet Bayramı çerçevesinde bugün Girne Turizm Limanı'nda bulunan Türk Deniz Kuvvetleri Savaş Gemileri, 10.00-12.00 ve 14.00-16.00 saatleri arasında halkın ziyaretine açık olacak. Gemiler, 16 Kasım'da ise Girne Yat Limanı'nda aynı saatlerde halkın ziyaretine açılacak.

Yol kapanacak

Bu arada Lefkoşa'da törenlerin yapılacağı Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nın bir bölümü bugün trafiğe kapalı olacak. Bu çerçevede, Gönyeli Çemberi ile Kıbrıs Gazetesi binası arasında kalan bölüm bir süre trafik akışına kapalı olacak. Yol, saat 07.30'da trafiğe kapatılacak ve törenlerin sona ereceği saate kadar kapalı kalacak.

Cumhuriyet Bayramı sosyal etkinlikleri

15 Kasım Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla resmi tören ve ziyaretler yanında, çeşitli sosyal etkinlikler de yapılıyor.

Etkinlikler çerçevesinde dün akşam saat 19.00'da Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi'nde Prof. Dr. Devrim Erbil tarafından "Hayatta ve Sanatta Renk" konulu bir konferans verdi. Erbil'in resim sergisi de yine AKM'de saat 20.00'de Cumhurbaşkanı Talat tarafından açıldı.

Dün akşam yine saat 20.00'de Türkiye'nin ünlü ses sanatçılarından Gülşen, Atatürk Spor Salonu'nda halk konseri verdi.

KTMD'nin etkinlikleri

KKTC'nin kuruluşunun 23'üncü yıldönümü nedeniyle Kıbrıs Türk Mücahitler Derneği (KTMD) de bugün çeşitli etkinlikler düzenleyecek.

Derneğin ana etkinliği saat 15.00'te gerçekleştireceği Taşkent köyü su deposundan Beşparmaklar'daki bayrağa yürüyüş olacak. Bu etkinliğe katılacaklar saat 14.00'te KTMD Genel Merkezi önünden konvoy oluşturacak.

Etkinlikler çerçevesinde Boğazköy-Taşkent arasında maraton yarışı da düzenlenecek. Yarış, saat 14.00'te Boğazköy'den başlayacak ve Dikmen yolunda devam ederek Taşkent köyü su deposunda sona erecek.

KTMD etkinlikleri çerçevesinde sabah federasyon lokalinde masa tenisi turnuvası, saat 14.00'te ise Taşkent'te bisiklet yarışı düzenlenecek. Turnuvaların ödül töreni de saat 15.00'te Taşkent su deposu yanında yapılacak. Taşkent su deposu yanında gece saat 18.00'de de havai fişek gösterisi yapılacak.

KTMD etkinlikleri çerçevesinde yarın da KTBK ve GKK nöbet yerleri gezilerek, nöbetçilere bayrak ve çikolata sunulacak. Ayrıca askeri yetkililere de ziyaretler gerçekleştirilecek.

GKK bandosundan konser

KTBK Bandosu Girne'de, GKK Bandosu ise Lefkoşa'da konser verecek.

Buna göre, bugün KTBK Bandosu saat 16.00'da Girne Atatürk Anıtı önünde, GKK Bandosu ise Lefkoşa Lemar önünde saat 19.00'da konser verecek.

KIBRIS 15/11/06

 

Gambari, müzakerelerin nasıl başlayıp nasıl devam edeceğini

 bildirecek
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'ye gelen yabancı gazeteciler için düzenlediği basın toplantısında,  AB, TARAFSIZ BİR ARABULUCU OLAMAYACAK... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'den müzakerelerin nasıl başlayıp, nasıl devam edeceğini bildirecek bir mektup beklediklerini söyledi. AB'nin, Finlandiya önerileriyle tarafsız bir arabulucu olamayacağını ispatladığını kaydeden Talat, Kıbrıs sorununun, çıkan sorunlara rağmen nispeten daha tarafsız olan BM çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirtti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'den müzakerelerin nasıl başlayıp, nasıl devam edeceğini bildirecek bir mektup beklediklerini söyledi.

AB'nin, Finlandiya önerileriyle tarafsız bir arabulucu olamayacağını ispatladığını kaydeden Talat, Kıbrıs sorununun, çıkan sorunlara rağmen nispeten daha tarafsız olan BM çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirtti. Talat, "Sorun çözümlenmeden AB soruna el atmamalıdır. Tarafsız olamaz. Yoksa AB'a düşmanlığımız yok. Tam tersine hedefimiz AB" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, 15 Kasım kutlamalarını izlemek üzere KKTC'ye gelen yabancı gazetecilere yönelik bir basın toplantısı düzenledi. Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi'ndeki basın toplantısını yerel basın yayın kuruluşları da izledi.

Cumhurbaşkanı Talat'a toplantıda Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile Enformasyon Dairesi Müdürü Hüseyin Özel eşlik etti.

AB tarafsız bir arabulucu olamıyor

Cumhurbaşkanı Talat, toplantının başında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'taki siyasi durumu değerlendirdi.

Kıbrıs sorununun AB ve BM olmak üzere iki alanda ele alındığını kaydeden Talat, tüm uyarılara rağmen Rum Yönetimi'nin tüm Kıbrıs adına üye yapılmasıyla sorunun AB'a ithal edildiğini söyledi.

AB'ı tek başına suçlamanın doğru olmayacağına işaret eden Talat, sürecin, özellikle Rumların birliği aldatması ve geçmişte Türk politikasının yanlış yönlendirilmesi gibi çok farklı faktörlerden etkilendiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin tarafsız bir arabulucu olamadığına işaret ederek, Kıbrıs sorunuyla AB çerçevesinde ilgilenmenin pek akıllıca olmadığını söyledi. Talat, "Rum ve Yunan AB üyesi. Her müzakerede AB adına hareket eden temsilci, Rum tarafının taleplerini dikkate almak zorunda. Ülke olarak sonsuz saygı duyduğumuz Finlandiya önerileri buna çok iyi örnek" şeklinde konuştu.

Davette eşitsiz bir konum seçildi

Kıbrıs'ta iki taraf olmasına rağmen Helsinki'de yapılacak toplantıya sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti", Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumunun davet edildiğini kaydeden Talat, davet yapılırken eşitsiz bir konum seçildiğini belirtti. Talat, "Finlandiya, tüm tarafsızlığına ve iyi niyetine rağmen bundan kaçamadı. Böyle bir masaya oturursanız sağlam kalkamazsınız" dedi.

Bir garantör devlet ve izolasyonların en önemli faktörü olarak Yunanistan'ın bu toplantıya katılmadığını kaydeden Talat, "Bundan cesaret alan Papadopulos 'benim muhatabım Türkiye'dir. Türkiye heyeti isterse Talat'ı heyetine katabilir' diyerek, 'Kıbrıs Türkü azınlıktır' demeye getirdi" şeklinde konuştu.

Annan Planı ve sonrası

Cumhurbaşkanı Talat, 40 yıldır devam eden süreç dikkate alındığında Kıbrıs sorununun, çıkan sorunlara rağmen nispeten daha tarafsız olan BM çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyledi.

Talat, BM'nin son olarak çözüm amacıyla hazırladığı Annan Planı'na evet diyeceğini belirterek, dünyayı kandıran Rum tarafının iş ciddiye girince anlaşmayı reddettiğine dikkat çekti.

Türk tarafının anlaşmaya evet dediği referandum sonrasında, dünya halklarının Kıbrıs Türküne daha farklı bakmaya başladığını kaydeden Talat, yabancı sermayenin de daha fazla ilgi göstermeye başlamasıyla ekonomide önemli gelişmeler yaşandığını, ulusal gelirin ikiye katlandığını belirtti.

İzolasyonlar kalkmadı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununda Kıbrıs Türkü lehine gelişmeler olmasına rağmen, referandum öncesinde vaad edilen "izolasyonları kaldırılması" konusunda gelişme olmadığına dikkat çekti.

Rumların sadece planı değil, anlaşma ve çözümü de reddettiğinin BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından da dile getirildiğini kaydeden Talat, planda yapılmasını istediklerini değişiklikleri bildirmesi istenen Rum Yönetimi'nin bunu dahi yapmadığını belirtti. Bunun üzerine BM Genel Sekreteri Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'yi adaya göndererek yeni süreci başlattığını söyleyen Talat, günlük konuların ele alınacağı teknik komiteler ve bütünlüklü çözüm için değerlendirmeler yapacak çalışma grupları olmak üzere sorunun iki alanda ele alınması konusunda mutabakata varıldığını anımsattı. Talat, prensipte varılan bu mutabakata rağmen tarafların uygulamada sorun yaşadığını belirtti.

Gambari'den mektup

Cumhurbaşkanı Talat, Gambari'den önümüzdeki günlerde, müzakerelerin nasıl başlayıp, nasıl devam edeceğini bildiren bir mektup beklediklerini de söyledi.

Talat, "Umarız ki bu mektup bizim önümüzü açar ve Kıbrıs sorunu çözümlenir. Biz de, dünya da rahatlar" dedi.

Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri ve Kıbrıs

Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafının 40 yıldır devam eden müzakerelerde saptanmış parametreleri dikkate almayarak, BM sürecini engellemeyi ve süreci, kendilerini daha avantajlı gördükleri AB'de ele almayı amaçladıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirerek sorun yaratan Rum Yönetimi'nin Türkiye'yi dizginlemeye ve Kıbrıs Türküne desteğini aşağı çekmeyi amaçladığını belirtti.

Talat, şöyle devam etti:

"Türkiye, AB üyelik sürecinde ilerlemek için Kıbrıs Türkünü terk edecek, Rum Yönetimi de istediğini alacak...! Sonuçta kuzeydeki egemenlik de kendisinin değil mi zaten...! AB dahi bunu böyle kabul etmiyor mu... O zaman çok basit, yasa dışı milli muhafız ordusu yürüyecek ve kuzeye Rum egemenliğini yayacak....!! Bu kadar basit.

AB, 'kuzeyde Kıbrıs Cumhuriyeti kurumları dışındaki hiçbir kurumu tanımıyorum' diyor. Dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti kurumlarını tanıdığına göre, Kıbrıs'ın kuzeyini ozmosis yoluyla bile değil, güç yoluyla Güney Kıbrıs'a katmaya yardımcı olur... Bu nedenle sorun çözümlenmeden AB soruna el atmamalıdır. Tarafsız olamaz. Yoksa AB'a düşmanlığımız yok. Tam tersine, hedefimiz AB."

AB ile ilişkiler

Hedefin AB olduğunu, çözüm ve AB diye yola çıktıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, AB'a girerek eşit taraf olmak istediklerini kaydetti. Talat, "AB'ı daha fazla istiyoruz. Çünkü AB'ı tarafsızlaştırma, Rum hegemonyasından kurtarma görevi Kıbrıs Türküne verildi" dedi.

AB ile ilişkilerin zorluk ve aksaklıklara rağmen düzenli bir şekilde devam ettiğini kaydeden Talat, birliğin Kuzey Kıbrıs için hazırladığı 250 Euro için kuzeyde bir destek ofisi açtığını belirtti.

Talat, "Kıbrıs Türk tarafı olarak çözüm ve AB'ı temel politik hedef olarak muhafaza etmeye devam ediyoruz" diye ekledi.

"Çözüm Rum Yönetimi'nin AB içinde kalmasının koşulu olmalıdır"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB üyeliği uğruna Kıbrıslı Türkleri kurban etmeyeceğini vurguladı ve Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin üyeliğinin değil, Rum Yönetimi'nin AB içinde kalmasının ön koşulu olması gerektiğini kaydetti.

AB Dönem Başkanı'nın Finlandiya önerilerinin dengesiz olduğuna yeniden vurgu yapan Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin Rum tarafı adına konuşur gibi bir duruş sergileyerek, bütünlüklü bir çözümün parçası olan Maraş'ın verilmesini önermesinin doğru olmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, basın toplantısında konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

KKTC gerçeği

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin daha ne kadar kutlanacağı yönündeki soruya "Kıbrıs sorunu çözümlenene kadar, KKTC'nin kuruluşunu, devlete sahip olmamızı kutlayacağız. Sorun çözülüp, yeni bir devlet kurulana kadar" yanıtını verdi. KKTC'nin Kıbrıs Türkü'nün yönetim mekanizması olduğuna işaret ederek, "Herhangi bir insan topluluğunun en değerli hakkı, bir devlete sahip olmaktır" dedi.

Birleşik Kıbrıs devleti kurulsaydı, KKTC'nin Kıbrıs Türk kanadı olacağına da dikkat çeken Talat, aynı bayrağın taşınacağını, kurumlarının da yeni gelişmelere adapte olacağını belirtti. Talat, "KKTC, sahip çıkmamız gereken, kurumları geliştirilmesi gereken önemli bir mekanizmadır" şeklinde konuştu.

"Fin önerileri dengesiz"

Cumhurbaşkanı Talat, Fin önerileriyle ilgili soruya verdiği yanıtta, görüşme prosedür ve yöntemi uygun olmayan önerilerin içeriğinin de son derece dengesiz olduğunu belirtti. Talat, "Fin önerileri, Maraş'ın Rum'a verilmek üzere BM'ye devrini, Mağusa Limanı'nın AB yönetimine alınmasını, Türkiye'nin limanları ile hava limanlarının açılmasını ve hava sahasının açılmasını öngörüyor. Peki bunlara karşılık bize ne veriyor? Gazimağusa Limanı'ndan ihracat" dedi.

Gazimağusa Limanı'ndan sadece kuzeyde üretilen malların ihracatının öngörüldüğünü, bunun da maksimum 10 milyon dolarlık bir ihracat olduğuna dikkat çeken Talat, şöyle devam etti:

"Fin önerileri doğrudan uçuşları içermiyor. Kültür ve spor ambargolarını içermiyor, seyahat kısıtlamalarını içermiyor... Sadece çok sınırlı ihracat öngörüyor. Bunun dışında ne veriyorsa, Rum'a veriliyor"

Talat, çok dengesiz olmasına rağmen Finlandiya önerilerine yapıcı olarak ele aldıklarını, ekleme ve çıkarma yapılmasını istediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, "AB'nin Kıbrıs Türklerine karşı bir tutumu var mı" yönündeki soruya yanıtında ise, "Bilinçli olarak bize karşı bir karşıtlık içinde olduğunu düşünmüyorum" dedi. Talat, "Böyle bir genelleme yapmak istemiyorum. Bizim hedefimiz AB'a girmek ancak Rum üyeliğinden dolayı AB tarafsız değil. Bundan dolayı Türk ve Rum arasında arabuluculuk yapamaz" şeklinde konuştu.

Maraş

Cumhurbaşkanı Talat, Maraş'ın verilmesi konusuna yaklaşımının sorulması üzerine, "Kıbrıs Türkü Maraş'ı verir ve karşılığında bir şey almazsa niçin versin" dedi.

Gazimağusa Limanı'ndan ihracat sözünün, referandum sonrasında AB tarafından verildiğine ve karşılığında bir şey istenmediğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da izolasyonların kaldırılmasını söylediğini ancak karşılığında Maraş'ı verin demediğini kaydetti.

Talat, "Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafı birbirine ne verecek? Türk tarafı Rum'a bir kısım toprak ve mal-mülk... Karşılığında da Türk tarafının, Rum tarafının 1963'den beri gasp ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti haklarını verecekler" dedi.

AB'nin Rum tarafı için, Rum tarafı adına konuşur gibi bir duruş sergilediğine işaret eden Talat, BM çerçevesinde bütünlüklü bir çözümün parçası Maraş'ın, izolasyonları kaldırmak için Rumları tatmin amacıyla verilmesi halinde devletteki hakların alınması için verilecek bir şeyin kalmayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, Gazimağusa Limanı'ndan ihracatın da 2 yıllık öngörüldüğünü vurgulayarak, Rum Yönetimi'nin bunun devamı için başka taleplerde bulunacağını belirtti. Talat, "Ama Rum tarafına, Avrupa Parlamentosu'nda gasp ettiği 2 Kıbrıslı Türk sandalyesini devretmesini söylemeyecekler" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, izolasyon ve ambargoların kaldırılması konusunda somut bir adım atılmadığını ancak insanlardan ve yatırımcılardan bir yaklaşım geldiğini kaydetti.

Türkiye'nin AB üyeliği

Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruya yanıtında, Kıbrıs konusunun haksız bir şekilde Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde bir önkoşul haline dönüştürüldüğünü ancak bunun doğru ve dürüst bir yaklaşım olmadığını belirtti.

Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmek istediğini ispatladığına dikkat çeken Talat, "Kıbrıs Türklerinin plana doğrudan evet demesi, Türkiye'nin de bunu desteklemesi bunu gösteriyor" dedi.

Talat, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin üyeliğinin değil, Rum Yönetimi'nin AB içinde kalmasının ön koşulu olması gerektiğini kaydetti.

Türkiye'nin AB üyeliği uğruna Kıbrıslı Türkleri kurban etmeyeceğine de işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

"Peki Türkiye baskı altında kalarak Kıbrıs'ı terk eder mi? Zor... Türkiye halkı, seçimle bu göreve getirdiği bir hükümetin bu işin içine girmesini kabul edemez. Türkiye'nin, Kıbrıs Türkü'nün kabul edeceği bir uzlaşmayla yetinebileceği, benimseyebileceği düşünülmelidir."

Hükümet-asker ilişkisi

Cumhurbaşkanı Talat, "Hükümetin askerle ilişkisi nasıl" sorusuna yanıtında, "Normaldir" dedi. Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri ve Güvenlik Kuvvetleri'nin kuruluş ve görevi hakkında bilgi veren Talat, her iki ordunun da adada Kıbrıs Türkü'nün güvenliği için görev yaptığını, siyasi bir işlevi olmadığını söyledi.

Talat, "Dolayısıyla, orduyla bizim ilişkimiz, güvenlik çerçevesinde, ihtiyacımız olan hususlarda diyalog içinde yürüttüğümüz bir ilişkidir. Siyasi kararlar tamamıyla bizim tarafımızdan alınmaktadır. Kıbrıs sorunu bizim tarafımızdan yürütülmektedir" dedi.

Askerin devletin politikasına karşı bir duruşu olmadığını kaydeden Talat, Kıbrıs konusunda Türkiye ile görüş alışverişinde bulunulduğunu ve görüş ayrılığı bulunmadığını kaydeden Talat, "Her ikimiz de çözüm ve adanın birleşmesini istiyoruz" şeklinde konuştu.

Arap dünyası ve İKÖ ile ilişkiler geliştirilmeli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir başka soruya verdiğe yanıtta, Arap dünyası ve İslam ülkeleriyle ilişkilerinin iyi olduğunu söyledi.

Talat, "Özlediğimiz hedefe ulaşamadık ancak dünyaya baktığımızda iyidir. Daha da geliştirmeliyiz. Temsilci ve ataşe atayarak ilişkileri geliştirmeyi düşünüyoruz. Müslüman ülkelerle derin kültürel bağlar olmasından dolayı çok rahat ilerleyebiliriz" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, bir soruya yanıtında, Kıbrıs Türk toplumunun, laik ve AB'liliği özümsemiş Müslüman bir toplum olarak birliğin bütünleşmesinde iyi bir rol üstelenebileceğini kaydetti.

Yeni BM Genel Sekreteriyle temas

Cumhurbaşkanı Talat bir başka soru üzerine, ocak ayında görevine başlayacak yeni BM Genel Sekreteri ile kutlama mesajı dışında henüz bir teması olmadığını kaydetti.

Talat, "Görevini henüz almadı. Hazırlık çalışmalarına dahi başlamadı. Bilgilenme sürecinde kendisini bilgilendireceğiz. Zaten dış temsilcilik görevlilerimiz bunu yapıyor... Objektif bir yaklaşım göstermesini umuyoruz" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, "Türk tarafı neden çözüm önerisi sunmuyor" yönündeki soruya yanıtında, "Eğer öneri uluslararası tarafsız bir kurumdan, tarafsızlaşmış bir ortamda yürütülecek müzakereler çerçevesinde gelmezse, başarı şansı yoktur" dedi.

KIBRIS 15/11/06

 

Lillikas: Maraş'ın "gerçek sahiplerine" açılması ön şartımız

AB, TÜRKİYE'YE KAPIYI KAPATMADI... Lillikas: AB, Türkiye'ye kapıyı kapatmadı. Türkiye, AB kapısını kapattı. Şimdi AB'nin o kapıyı açmasını bekliyor. Bu kabul edilebilir değil, ancak biz Türkiye ile müzakerelerin bazı fasıllarda durdurulmasına ya da tamamen dondurulmasına karşıyız

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, Finlandiya'nın önerilerini tartışmaya hazır olduklarını belirterek, Maraş'ın Birleşmiş Milletler denetiminde "gerçek sahiplerine" açılmasının ön şartları olduğunu kaydetti.

Lillikas, Türkiye ile müzakerelerin bazı fasıllarda durdurulmasına ya da tamamen dondurulmasına karşı olduklarını söyledi.

AB Dışişleri Bakanlarını buluşturan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nin ardından gazetecilere konuşan Lillikas, toplantının neredeyse tüm gündemini Türkiye'nin belirlediğini bildirdi.

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in, İlerleme Raporu hakkında dışişleri bakanlarına bilgi verdiğini kaydeden Lillikas, Türkiye hakkında fikir birliği sağlanmasına ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

AB'nin aralık ayındaki Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin tamamen Türkiye tartışmasıyla işgal edilmesinin arzulanmadığını dile getiren Lillikas, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs girişimini 2 hafta içinde sonlandırarak, AB dışişleri bakanlarının bir sonraki toplantısına muhtemel sonuçlarla geleceğini ve Türkiye konusunun burada tartışılacağını belirtti.

"Türkiye ile doğrudan bağlantısı olan ülkelerden edindiğimiz izlenime göre, Finlandiya'nın girişiminin sonuç vermesini beklemiyoruz" diyen Yorgos Lillikas, limanların açılmaması nedeniyle, AB üyeleri arasında öne çıkan iki görüşün; "Türkiye ile müzakerelerin gümrük birliğini doğrudan ilgilendiren fasıllarda durdurulması" ve "Türkiye ile müzakerelerin tamamen askıya alınması" şeklinde olduğunu ileri sürdü.

Rum Bakan, kendilerinin iki görüşe de karşı olduklarını kaydederek, muhtemel gelişmelere göre tutumlarını daha sonra ortaya koyacaklarını söyledi.

Lillikas, "AB, Türkiye'ye kapıyı kapatmadı. Türkiye, AB kapısını kapattı. Şimdi AB'nin o kapıyı açmasını bekliyor. Bu kabul edilebilir değil" dedi.

Finlandiya'nın önerilerini tartışmaya hazır olduklarını söyleyen Lillikas, kapalı Maraş bölgesinin Birleşmiş Milletler denetiminde "gerçek sahiplerine" açılmasını ön şart olarak ileri sürdü.

KIBRIS 15/11/06

 

Annan says UN is working for preparation of Cyprus talks

U.N. SECRETARY General Kofi Annan said in Istanbul yesterday that the UN is working for the completion of the preparatory work to achieve the resumption of Cyprus talks, CNA reported yesterday.

In statements, Annan noted that he would meet with the parties next week in Geneva.
He said that his representative was currently working with the relevant parties to prepare a list of confidence-building measures and to complete preparatory efforts for resumption of the talks.
Annan said that everybody knew that he had been trying to resolve the Cyprus issue through his good-will mission.

The UN chief is in Turkey participating in the deliberations of the High Level Group of the Alliance of Civilisations.

His statements were made during a joint press conference with Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan and Spanish Premier Jose Louis Zapatero.

CYPRUS MAIL 14/11/06




"Kibris sorununun çözümü, Rumlarin AB içinde kalmasinin önkosulu olmali"

      KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin, Avrupa Birligi (AB) üyeligi ugruna Kibrisli Türkler'i kurban etmeyecegini vurgulayarak, Kibris sorununun çözümünün, Türkiye'nin üyeliginin degil, Rum yönetiminin AB içinde kalmasinin önkosulu olmasi gerektigini söyledi.
      Mehmet Ali Talat, 15 Kasim Cumhuriyet Bayrami kutlamalarini izlemek üzere KKTC'ye gelen yabanci gazeteciler için düzenledigi basin toplantisinda, bir soru üzerine, Kibris konusunun haksiz bir biçimde Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinde bir önkosul durumuna dönüstürüldügünü, ancak bunun dogru ve dürüst bir yaklasim olmadigini bildirdi.
      Talat, Türkiye'nin, Kibris sorununu çözmek istedigini kanitladigini ifade ederek, ''Kibris Türkleri'nin plana dogrudan 'evet' demesi, Türkiye'nin de bunu desteklemesi bunu gösteriyor'' dedi. Talat, Kibris sorununun çözümünün Türkiye'nin üyeliginin degil, Rum yönetiminin AB içinde kalmasinin önkosulu olmasi gerektigini kaydetti.
      Cumhurbaskani, Türkiye'nin AB üyeligi ugruna Kibrisli Türkler'i kurban etmeyeceginin altini çizdi.
      Talat, ''KKTC'nin daha ne kadar kutlanacagi'' sorusuna ise, ''Kibris sorunu çözümlenene kadar, KKTC'nin kurulusunu, devlete sahip olmamizi kutlayacagiz. Sorun çözülüp yeni bir devlet kurulana kadar'' yanitini verdi.
      KKTC'nin, Kibris Türkü'nün yönetim mekanizmasi oldugunu vurgulayan Talat, ''Herhangi bir insan toplulugunun en degerli hakki, bir devlete sahip olmaktir'' dedi.
      ''Birlesik Kibris devleti kurulsaydi, KKTC de Kibris Türk kanadi olacakti'' diyen Talat, ayni bayragin tasinacagini, kurumlarinin da yeni gelismelere adapte olacagini bildirdi. Talat, ''KKTC, sahip çikmamiz gereken, kurumlari gelistirilmesi gereken önemli bir mekanizmadir'' diye konustu.
      Cumhurbaskani Talat, Finlandiya önerileriyle ilgili olarak da, çok dengesiz olmasina karsin bu önerileri yapici olarak ele aldiklarini, ekleme ve çikarma yapilmasini istediklerini söyledi.
      Talat, Maras'in Rumlar'a verilmesi konusuna yaklasiminin sorulmasi üzerine, ''Kibris Türk'ü Maras'i verir ve karsiliginda birsey almazsa niçin versin'' dedi. Talat, ''Hükümetin askerle iliskisi nasil?'' sorusuna ise ''Normaldir'' yanitini verdi.
      Kibris Türk Baris Kuvvetleri ve KKTC Güvenlik Kuvvetleri'nin kurulus ve görevleri hakkinda bilgi veren Talat, her iki ordunun da Ada'da Kibris Türk'ünün güvenligi için görev yaptigini ve siyasal bir islevi olmadigini dile getirdi.
      Talat, baska bir soruya karsilik da, Arap dünyasi ve Islam ülkeleriyle iliskilerinin iyi oldugunu, ancak özledikleri hedefe ulasamadiklarini vurguladi.
     
     YENI BM GENEL SEKRETERI ILE TEMAS
      Talat, ocak ayinda görevine baslayacak yeni BM Genel Sekreteri ile kutlama mesaji disinda henüz bir temasi olmadigini kaydetti. Talat, ''Görevini henüz almadi. Hazirlik çalismalarina dahi baslamadi. Bilgilenme sürecinde kendisini bilgilendirecegiz. Zaten dis temsilcilik görevlilerimiz bunu yapiyor. Objektif bir yaklasim göstermesini umuyoruz'' dedi.
      Talat, ''Türk tarafi neden çözüm önerisi sunmuyor?'' yönündeki soruya ise, ''Eger öneri, uluslararasi tarafsiz bir kurumdan, tarafsizlasmis bir ortamda yürütülecek müzakereler çerçevesinde gelmezse, basari sansi yoktur'' diye konustu.
     

MILLIYET 14/11/06

 

Kibris Türk halki, sevgili kardeslerim,

Bugün, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’nin 23. kurulus yildönümünü, yeni siyasal gelismelerin esiginde kutluyoruz. Bu yeni gelismeler, Kibris sorununun çözümünde, Birlesmis Milletlerle garantör ülkeler olarak Türkiye ve Yunanistan disinda, Rum tarafinin baskisiyla Avrupa Birligi’nin de bir faktör olmaya çalismasiyla ortaya çikti. Türkiye Cumhuriyeti’nin AB’ye tam üyelik görüsmelerinin baslama sürecini, “ozmosis”e yönelik politikasini Türk tarafina dayatmak için kullanmaya çalisan Kibris Rum Yönetimi, artik bu oyunun sonuna geldi. Avrupali degerlerle bagdasmayan küçük tüccar pazarliklariyla, santaj yöntemleriyle hiç, ama hiçbir yere varilamayacagi yakinda daha da net görülecektir. Kibris sorununa taraf olan herkesin yeniden düsünüp, daha dengeli, rasyonel ve uzlasmaci politikalar üretecegi bir döneme girilecektir.

Bildiginiz gibi, Kibris Türk Federe Meclisi, 15 Kasim 1983’de Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’ni oybirligi ile ilan ederken, bu olusumu, gelecekte kurulacak iki-toplumlu, iki-bölgeli federal bir Kibris cumhuriyetini dislamadan, tam tersine, olasi yeni ortakligin Kibrisli Türk ayagi olarak öngörmüstü. Hatta bu olusumu çözümü kolaylastirici, Rum tarafini motive edici, Türk tarafini ise daha esit düzeye çikarici bir atak olarak da görüyordu. Tipki bugün bizim anladigimiz sekilde, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti, adamizda ayriligi pekistirmek için degil, tam tersine, Birlesmis Milletler ve uluslararasi toplumun da arzu ettigi sekilde, birlesik ve federal bir cumhuriyete hazirlanmak için gündeme getirilmisti. Nitekim KKTC Anayasasiyla birlikte okunan Bagimsizlik Bildirgesi ile Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’nin ilaninin iki esit halk arasinda ortakligin bir federasyon çatisi altinda yeniden kurulmasini ve sorunlarin çözülmesini engellemeyip kolaylastirabilecegine kani olundugu ve iki halk arasindaki bütün sorunlarin barisçi ve uzlasici bir politika ile çözülmesi için Birlesmis Milletler Genel Sekreteri’nin gözetimi altinda esit düzeyde müzakereler yürütülmesinin arzulandigi ilan ediliyordu.

Kibrisli Türkler, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’ni kurmak ve gelistirmek suretiyle, aslinda, kendi kendilerini yöneten ve disaridaki hiçbir otoritenin yerel ve ikincil uzantisi olmayan bir halk haline gelmek istediklerini dünyaya duyurmus oldular.

Degerli kardeslerim,
Devlet mekanizmasi, su ya da bu kisiyle, su ya da bu siyasi grup ya da anlayisla degil, ayrimsiz tüm Kibris Türk halkiyla örtüsmeli, halkin ihtiyaçlarini karsilayabilecek bir yapida olmalidir. Sürekli olarak ifade ettigim gibi devlet, vatandaslarina hizmet için vardir. Bu hizmet ise, sadece asgari ihtiyaçlarla, bürokratik islemlerle, güvenlikle ya da memur maasi ödemekle sinirli olamaz. Sosyal hizmetler, firsat esitligine dayali egitim ve kültürel açilimlar, planli kalkinma, ekonomik refah, yasalarin verdigi hak ve özgürlükleri vatandaslarin kullanmasini saglamak ve nihayet, Avrupa Birligi normlariyla uyum öncelikli görevlerimiz arasindadir.

Kibrisli Türkler, hem Kibris’ta, hem Avrupa’da misafir degil, ev sahibidirler. Kibris Türk halki, bu adada ev sahibi oldugunu, egemenligi paylasan esit bir ortak oldugunu Kibris Rum Yönetimi’ne kanitlama ihtiyacinda degildir. Ayni sekilde, Kibrisli Türklerin, Avrupali bir toplum oldugunu Avrupa Birligi’ne kanitlama ihtiyaci da yoktur. Biz bu evde oturuyoruz ve oturmaya da devam edecegiz. Bu halk, kendi kendini demokratik bir anlayisla yönetme hakkini kendi tarihinden aliyor.

Sevgili Kibris Türk halki, degerli kardeslerim,

Yillar boyunca çözüm istedigini, bunun önünde tek engelin Türk tarafinin ayrilikçi politikalari oldugunu dünyaya anlatip duran ve Türk tarafinin yanlislari nedeniyle de inandirici olan Kibris Rum tarafi ilk gerçek sinavda aslinda durumun hiç de öyle olmadigini kanitlamis ve referandumda devlet kampanyasi esliginde büyük bir çogunlukla çözüme ve barisa “hayir” demistir. Devlet kampanyasi oldugunun altini çizmek istiyorum. Bu kampanya aslinda halkin iradesinden çok Rum devlet aygitinin niyetlerini açiga vuran bir sinavdi. BM Genel Sekreteri bu nedenle ortaya çikan sonucun sadece Annan Planini degil, çözümün kendisini reddetmek anlamina geldigini ve Rum liderin Annan Planini kabul edecegini söyleyerek kendisini aldattigini ifade etmisti. Bugün, uzun yillar boyunca Türk tarafinin güttügü yanlis politikanin da katkisiyla olusan AB ve uluslararasi hukuk kalkaninin arkasina saklanan Rum yönetimi haklarimizi gasp etmeye çalismakta, referandumdan bu yana, izolasyonlarin kaldirilacagi sözünü veren dünyaya adeta meydan okumakta ve yarim asir boyunca olusmus BM parametrelerini degistirmeye çalisarak çözümün ozmosis yoluyla, Kibrisli Türkleri asimile ederek gerçeklesecegini her yil tekrarlamakta, hem de bunu BM Genel Kurulunda söylemeye cüret etmektedir. Yani kisacasi, Rum Yönetimi lideri Papadopulos BM Genel Kurulunda tüm dünyaya meydan okumaktadir.

Basta Sn. Papadopulos olmak üzere, bunu herkesin iyi bilmesini istiyorum, Kibris Türk halkinin teslim olma, haklarindan feragat etme gibi bir niyeti yoktur. Bunu herkes, tüm dünya bilmelidir ve zaten yillar boyunca ortaya koydugumuz mücadele azmiyle gerçekten de ögrenmistir. Bu konuyu uluslararasi alanda tartisan yoktur. Dünya bu sorundan kurtulmak için çikis yolu aramakta ancak sözünü ettigim uluslararasi hukuk ve siyasal ortam nedeniyle zorluklar yasamaktadir. Kibris sorununa çözüm, uluslararasi destekle BM gözetiminde müzakere yoluyla bulunacaktir. Bunun için Kibris Rum tarafinin muhatabi Kibris Türk halki ve bu halkin seçtikleridir. Kibrisli Türkleri demokratik yollarla seçilen temsilcileri disinda hiç kimse temsil edemez. Bizim görevimiz sizlerin, sevgili halkimizin haklarini, hukukunu korumak ve elbette Kibris sorununu çözerek sizi dünya ile bütünlestirmektir. BM Genel Sekreterinin planini reddederken, BM ve AB üyesi olmanin avantajlarini kullanmaya devam eden Rum tarafinin Kibrisli Türkleri izole etmeye devam etmesi daha ne kadar bir süreyle devam edebilir? Uluslararasi toplumun, Avrupa Birligi’nin ve ülkelerin izolasyonlari kaldirma konusunda harekete geçmelerini bekliyoruz. Bizler izolasyonlarin kaldirilmasi çagrisini yaparken ne halkimiza umut pompalamak istiyoruz ne de Rum tarafinin iddia ettigi gibi ayrilik pesindeyiz. Umutlarimiz ise elbette devam ediyor, edecektir.

8 Temmuz’da Papadopulos’la imzaladigim ve genel hatlari Annan Plani’nin özünü tarif eden belge sonrasi gelisen süreç, ivedi çözümün önemini daha bir ortaya çikarmistir. Kibris Türk tarafi olarak biz, sorunun çözümünü ciddiyetle ele almaya, müzakere etmeye hazir oldugumuzu sürekli tekrarladik ve bunu basta BM Genel Sekreteri olmak üzere ilgili tüm taraflara bildirdik. Sorunu zamana yayarak asimilasyon politikasini Türkiye’nin AB sürecine baglayan Papadopulos’un Kibris sorununu karikatürize etmesine, müzakereden kaçarak adada yasayan insanlarin hayatlari, gelecekleri ile oynamasina asla izin vermeyecegimizi de belirtmek istiyorum.

Kendisi, Türkiye’nin Avrupa Birligi müzakere sürecini kullanarak Kibrisli Türkleri asimile etme yani “ozmosis” politikasinin basariya ulasacagina inaniyorsa yaniliyor. Papadopulos’un bu politikasi Kibris’ta çözümsüzlügün tohumlarini ekmekte, toplumlar arasi gerginligi artirmakta, kalici bir barisa ulasma çabalarinin önüne geçmektedir.

Sevgili Kibrisli Türkler, Degerli halkim,

Biz, Avrupa’da yer alan bir halkiz. 450 yildir kendi kendini yönetmis, Kibris’i en az diger Kibrisli toplumlar kadar vatan edinmis bir halkiz. Ve bu halk, kendi kendisini demokratik bir anlayisla yönetme hakkini kendi tarihinden aliyor. Kendi kendisini yönetme becerisini gösterirken, birlesik federal bir Kibris’in yönetimini de esit sekilde paylasmaktaki kararliligini sürdürüyor. Er geç, Kibrisli Türkler de, Avrupa Birligi içinde tam anlamiyla yer alacaklardir. Bugün, bizim görevimiz, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’ni tüm kurumlariyla bu kaçinilmaz gelecege, hazirlamaktir.

Çocuklarimiz, gelecegimiz için baris, refah ve kardeslik içinde, Avrupali bir ülke yaratmak inanciyla hepinizi selamliyorum. Daha demokratik, daha modern bir ortak evi el birligiyle kurmak azmiyle hepinizin Cumhuriyet Bayrami’ni kutluyorum.

14/11/06

 

Turkish Cypriots, my dear brothers,

Today, we are celebrating the 23rd anniversary of the Turkish Republic of Northern Cyprus as we stand at the verge of new political developments. These new developments have come about with the attempts of the European Union to become a factor in the solution of the Cyprus problem alongside the United Nations and the guarantor states, Turkey and Greece. The Greek Cypriot leadership, which is trying to use Turkey’s EU membership negotiations as a means of imposing its “osmosis” policy upon the Turkish side, has come to the end of the game. Soon it will be even clearer that nothing can be attained through such cheap bargains and blackmailing, which are completely incompatible with European values. We will soon enter a period where all the sides of the Cyprus problem will be rethinking their positions and producing more balanced, rational and reconciliatory policies.

As you know, when the Assembly of the Turkish Cypriot Federated State declared the establishment of the Turkish Republic of Northern Cyprus on 15 November 1983, it envisaged this Republic as the Turkish Cypriot wing of a future bi-communal, bi-zonal Federal Cyprus Republic based on the political equality of the sides. It saw this establishment as a means to facilitate the solution, motivate the Greek Cypriot side and elevate the Turkish Cypriot side to a more balanced level. Exactly as we see it today, The Turkish Republic of Northern Cyprus was established not to cement division on the island, but on the contrary, with the aim of creating the favourable conditions in preparation of a united, federal republic in compliance with the will of the United Nations and the international community. As a matter of fact, the Declaration of Independence, which was read together with the Constitution of the Turkish Republic of Northern Cyprus, expressed belief that the establishment of the Turkish Republic of Northern Cyprus would not hinder, but facilitate the formation of a partnership between two equal peoples under a federal structure and the solution of the problems. The Declaration also stated will for a negotiations process at equal footing under the auspices of the United Nations to solve all problems between the two communities through a peaceful and reconciliatory policy.

The Turkish Cypriots, by establishing and advancing the Turkish Republic of Northern Cyprus, have made it clear to the world that they want to govern themselves rather than becoming the local or secondary extension of an external authority.

My valued brothers,

The State should not be compatible only with certain people, political groups or mentality, but with all Turkish Cypriots, and should be able to meet the needs of the people. As I always express, the State exists to serve its citizens. This service cannot be limited to meeting minimal demands, bureaucratic procedures, providing security or paying salaries. It is among our most important missions to offer social services, educational and cultural openings based on equal opportunity, planned development, economic wealth, ability to use the rights and freedoms granted by law, and finally, compliance with the norms of the European Union.

Turkish Cypriots are not guests but hosts both in Cyprus and in Europe. The Turkish Cypriot people do not need to prove to the Greek Cypriot leadership that they are the owners on this island and that they are an equal partner sharing the sovereignty. Similarly, the Turkish Cypriots do not need to prove to the European Union that they are a European community. We are residing in this house and we will continue to do so. Turkish Cypriots get the right to democratically govern themselves from their own history.

Dear Turkish Cypriots, my valued brothers,

The Greek Cypriot side, for years, told the world that it wants peace and that the only obstacle in front of a solution is the separatist policy of the Turkish side. They were convincing too, because of the mistakes of the Turkish side, but were proven wrong in the first real test when they said “no” to solution and peace during the referendum. I want to underline the fact that there was a big state campaign on the Greek Cypriot side to reject the plan. This campaign was actually a test, which revealed the intentions of the Greek Cypriot state mechanism, more than the will of the people. The UN Secretary-General, for this reason, stated that not only the Annan Plan, but the solution itself had been rejected and added that the Greek Cypriot leader had deceived him by saying that he would accept the Annan Plan. Today, the Greek Cypriot leadership is hiding behind the shield of the EU and international law with the contributions of the former wrong policies of the Turkish side. It is trying to usurp our rights, is challenging the world, which has promised to lift the isolations, trying to change the UN parameters formed in half a century, and repeating that the Cyprus problem will be solved through a process of osmosis. This leadership is even daring to say this at the UN General Assembly. In short, Greek Cypriot leader Papadopoulos is challenging the world at the UN General Assembly.

I want everyone, but mainly Mr. Papadopoulos, to know that the Turkish Cypriot people have no intention to surrender or to give up their rights. Everyone, the whole world, should know this. We have proved this to the world through our determination to fight for our rights. Nobody in the international arena is arguing against this. The world is seeking ways to solve this problem but is having difficulties because of the international legal and political atmosphere I just mentioned. Solution to the Cyprus problem will be found through negotiations under the framework of the UN and with international support. And for this, the interlocutors of the Greek Cypriot side are the Turkish Cypriot people and those elected by them. No one, except their democratically elected representatives can represent Turkish Cypriots. Our mission is to protect the rights of you, my beloved people, and to solve the Cyprus problem and unite you with the world. How much longer can the Greek Cypriot side, which is using the advantages of being a member of the UN and the EU, continue to isolate Turkish Cypriots? We are expecting the international community, the European Union and the countries of the world to take a step in lifting the isolations. As we call on the world to lift the isolations, we neither want to give empty hopes to our people, nor do we seek division as alleged by the Greek Cypriot side. We will continue to hope for the best.

The period that followed after I signed the July 8 agreement with Papadopoulos, which basically defines the essence of the Annan Plan, has once again revealed the importance of an urgent solution. As the Turkish Cypriot side, we have continuously repeated that we are ready to seriously deal with this problem and to negotiate. We have conveyed this to the UN Secretary-General and to all other interested parties. I would also like to underline that we will not permit Papadopoulos, who is trying to buy time and link its policy of assimilation to Turkey’s EU process, to caricaturize the Cyprus problem, and to play with the lives and futures of people of this island by running away from negotiations.

He is wrong if he believes that he will succeed in using Turkey’s EU membership process to assimilate Turkish Cypriots, in other words, to achieve “osmosis.” This policy of Papadopoulos is planting seeds of non-solution in Cyprus, increasing tension between the two communities and blocking efforts to reach permanent peace on the island.

Dear Turkish Cypriots, my valued people,

We are a people in Europe. We are a people that ruled itself for 450 years, and that accepted this island as home at least as much as other Cypriots have. Turkish Cypriots get the right of democratic self-governance from their own history. As on the one hand Turkish Cypriots effectively govern themselves, they also remain determined to share the governance of a united, federal Cyprus. Sooner or later, the Turkish Cypriots will take their place in the European Union. Today, our mission is to prepare the Turkish Republic of Northern Cyprus, with all its institutions, for this inevitable prospect.

I am saluting all of you with the faith to create a European country of peace and wealth for our children. I celebrate the Republic’s anniversary with the determination to collectively establish a more democratic, more modern common home.

TRNC PRECIDENCY 14/11/06

 


Talat: Maras Papadopulos'a hediye olamaz

LEFKOSA (A.A)

KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Kibrisli Türklerle güç bölüsümünü reddeden Kibris Rum tarafina izolasyonlarin kaldirilmasi için verecekleri bir sey olmadigini ifade ederek, Maras'in, Annan planini reddeden Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a verecekleri bir hediye ya da sus payi olamayacagini söyledi.


Talat, KKTC'nin 23. kurulus yil dönümü kutlamalari çerçevesinde Lefkosa Dr. Fazil Küçük Bulvari'nda düzenlenen törende yaptigi konusmada, Maras veya bütünlüklü çözümün diger unsurlarinin, ancak BM çatisi altinda ve bütünlüklü çözüm maksatlariyla ele alinabilecegini vurguladi.

Talat, "degisik zamanlarda ve degisik kosullarda Maras ile ilgili önerilerin KKTC tarafindan ele alinmis ve degerlendirilmis olmasinin, karsiliginda herhangi bir sey istenmeden verilen, ekonomik izolasyonlarin kaldirilmasi sözünün yerine getirilmesinde pazarlik konusu yapilabilecegi anlamina da gelmedigini" söyledi. Cumhurbaskani Talat, söyle devam etti:

"Maras, adamizi birlestirecek olan ve gündemde oldugu dört yil boyunca uluslararasi toplumun, Rum liderliginin kabul edecegine adeta kalibini bastigi Annan planini, Kibrisli Türklerin kabul edecegini anlayinca reddeden Papadopulos'a verebilecegimiz herhangi bir hediye ya da sus payi olamaz. Eger olursa yalani ve riyayi hos görmüs, zorbaliga boyun egmis oluruz. Bununla da kalmayiz, Rum liderligini Türkiye'nin AB süreci boyunca Kibrisli Türklerin haklarini, kisim kisim, parça parça kendilerine devredebilecegimiz zehabina kaptiririz. Bu da aslinda Kibris sorununun çözüm ihtimalini ortadan kaldirmak demek olur. Bugün, Kibris sorununu bilmeden, günü kurtarmak için iyi niyetle çalisan ülkeleri de yanlisa sürükleyerek çözümü onlar eliyle imkansizlastiririz."

AB TARAFSIZ DEGIL


Cumhurbaskani Talat, AB'nin, Kibris Rum tarafinin üye olmasiyla birlikte ve eski üye Yunanistan'la kosulsuz dayanismasinin varligi nedeniyle tarafsiz olamadigini söyledi.

AB'nin iç "dayanisma" geleneginin de böylesi bir tarafsizligi tamamen imkansiz hale getirdigini belirten Talat, "Demek ki AB faktörünü, Kibrisli Türklerin de üyeligini saglayarak tarafsiz hale getirinceye kadar Kibris sorununun çözümü çabalarindan uzak tutmaliyiz" dedi. Finlandiya'nin Kibris önerilerini örnek gösteren Talat, sunlari söyledi:
"Finlandiya Dönem Baskanligi, Türkiye'nin AB sürecini santajlariyla zora sokmaya yeltenen Rum tarafini yatistirmak maksadiyla Türkiye'nin limanlarini, havaalanlarini ve hava sahasini Rum gemi ve uçaklarina açmasini saglamaya çalismaktadir. AB bununla da yetinmemekte karsiliksiz olarak kaldiracaklari sözünü verdikleri izolasyonu dogrudan ticaret tüzügüyle yalnizca yumusatma niyetine Rum tarafinin geçit vermemesi nedeniyle 26 Nisan 2004 Konsey Kararinda öngörmedigi halde Rum tarafini da tatmin edebilmek için Maras'i kendilerine vermenin ilk adimi olarak BM'ye devretmeyi önerebilmektedir."

Kibris Türk tarafi olarak, BM çerçevesinde çalisilacak bütünlüklü bir çözümden yana olduklarinin altini çizen KKTC Cumhurbaskani, "Bunun için de AB zemininde Rum tarafiyla yapabilecegimiz herhangi bir pazarlik yoktur. AB ile her düzeyde iliski kurmak ve gelistirmek istiyoruz. Fakat bunun için ne Rum tarafinin icazetini kabul ederiz ne de bu iliskilere onlari karistiririz" dedi.

Talat, "Kibris sorununun çözümü ile adanin bir bütün olarak AB'de yer almasi stratejik hedeflerinden bir milimetre dahi sapmadiklarini" belirterek, "Yani çözüm ve AB hedefimiz devam ediyor" ifadesini kullandi.

YENI SIYASAL GELISMELER


Talat, KKTC'nin 23. kurulus yil dönümünü seçkin konuklarla birlikte kutladiklarina isaret ederek, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet ve hükümet yetkililerine üst düzey katilimlari için tesekkür etti.

Bu yil dönümünde yeni siyasal gelismelerin esiginde olduklarini kaydeden Talat, "Bu yeni gelismeler, Kibris sorununun çözümünde, Birlesmis Milletler ile garantör ülkeler olarak Türkiye ve Yunanistan disinda, Rum tarafinin baskisiyla Avrupa Birligi'nin de bir faktör olmaya çalismasiyla ortaya çikti" dedi.

Kibris Rum yönetiminin, Türkiye'nin AB'ye tam üyelik görüsmelerine baslama sürecini, "ozmosis"e yönelik politikasini Türk tarafina dayatmak için kullanmaya çalistigini, artik bu oyunun sonuna geldigini ifade eden Talat, "1974 öncesine dönülemeyecegini dost düsman herkes anladi. Avrupali degerlerle bagdasmayan küçük tüccar pazarliklariyla, santaj yöntemleriyle hiç, ama hiçbir yere varilamayacagi yakinda daha da net görülecektir. Kibris sorununa taraf olan herkesin yeniden düsünüp, daha dengeli, rasyonel ve uzlasmaci politikalar üretecegi bir döneme girilecektir" diye konustu.

"KKTC, FEDERAL KIBRIS'IN TEMEL DIREKLERINDEN BIRI OLACAK"


KKTC'nin, AB çatisi altinda birlesik ve federal Kibris'in temel direklerinden birisi olacagini dile getiren Talat, KKTC'nin kurulusuna yol açan tarihsel gelismeleri, toplumsal ve yönetsel gelenekleri dogru okumak gerektigi kadar, Kibris Türk halkinin KKTC'ye sahip çikisindaki sosyal-psikolojiyi de dogru çözümlemek gerektigini belirtti.
Talat, "Kibrisli Türkler, 1974 öncesindeki devlet yapilanmasindan sonra Kibris Türk Federe Devleti ile baslayan ve Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti ile gelisen süreçte, aslinda, kendi kendilerini yöneten ve disaridaki hiçbir otoritenin yerel ve ikincil uzantisi olmayan bir halk haline gelmek istediklerini dünyaya duyurmus oldular" dedi.
Barisi elbirligiyle kurabilmek için, Kibris Türk ve Rum halklari olarak, birbirini daha iyi anlamalari gerektigini kaydeden Talat, "Birbirimizi daha iyi anlayabilmek için de tarihlerimizi, kültürlerimizi, toplumlarimizin yapisini, psikolojisini daha yakindan bilmemiz gerekir" ifadesini kullandi.

Kibrisli Türklerin, tarihlerinin her döneminde, kendi yönetim mekanizmalarina sahip olmus bir halk oldugunu belirten Talat, KKTC'nin, Kibris Türk halkinin 450 yila varan, kendi kendini yönetme aliskanligina, kendi hukuki ve idari kurumlarina sahip olma gelenegine dayandigini kaydetti.

AB'DEN AYRIMCI YAKLASIM


"Kendi kendini yönetme arzusu ile Avrupa degerleriyle birlesik bir Kibris yaratma arzusunu birbirinden ayirmayan Kibris Türk halkinin, bugün Avrupa Birligi'nden gördügü ayrimci, dislayici muamele akil almaz bir seydir" diyen Talat, sözlerini söyle sürdürdü:

"Ülkesindeki Bosnak ve Arnavut kökenli Müslüman yurttaslarini Avrupa'nin ortasinda ve AB'nin gözü önünde kiyimdan geçiren Miloseviç'in avukatligini, finans danismanligini, moral destekçiligini yapan ve bizzat kendisinin de 1963'lerde Kibrisli Türklerin soykirimi için hazirliklar yaptigi ve talimatlar verdigi ifsa edilen bugünkü Kibris Rum liderligine kucak açarken, Kibrisli Türkleri sürekli dislayan AB'nin dünyaya verdigi mesaj nedir? Avrupa'nin, Kibrisli Türklere, Haçlilar ve Naziler dönemindeki zihniyeti aratmayacak bir ayrimcilikla, kültürel irkçilikla, dinler savasiyla yaklasmaya devam ettigi mi? Aklimizdan bu düsünceyi silip, farkli kültür, din ve toplumlarin çesitliligini, bir ayrilikçilik olarak degil, bir zenginlik olarak gören Avrupalilik idealine baglanmayi tercih ediyoruz. Böyle bir Avrupalilik idealinin Kibris'taki güvencesi, 21. yüzyilda halen nefret, irkçilik ve ayrimcilik politikasini sürdüren Kibris Rum liderligi degil, elbette ki Kibris Türk halkidir."

"Kibris Türk halkinin hosgörü, sevecenlik ve barisçil niteliklerin, yani çagdas insan niteliklerinin tümünü kendinde toplamis bir halk oldugunu" dile getiren Talat, "Bu halk, çatisma ve savaslarin yarattigi nefret ve kini bile hizli bir zaman dilimi içerisinde, barisçil, mutlu ve insanca bir yasam için terk etmeyi ve geçmisin aci deneyimlerinden sevgi üretmeyi de iyi bilir" dedi.

Talat, KKTC'nin yönetim mekanizmasini, daha saglam sekilde kurumsallastirabilmek için, seffaflik, demokratiklik, hukukun üstünlügü, sosyal adalet, modern teknolojik yapilanmalar ve fonksiyonel idari düzenlemeler gelistirmeleri gerektigini söyledi.

Kibrisli Türklerin de er geç Avrupa Birligi içinde tam anlamiyla yer alacagini kaydeden Talat, "Bugün, bizim görevimiz, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti'ni tüm kurumlariyla bu kaçinilmaz gelecege hazirlamaktir" ifadesini kullandi.
KKTC Cumhurbaskani Talat, konusmasini söyle tamamladi:

"Bu kurulus yil dönümünde yeniden hatirlatmak istiyorum: Bugün eger basi dik ve kararli, dünya halklari arasinda saygin, egitim düzeyi, sosyal anlayis ve kültürel yapilanmasi ile çagdas bir halk olarak yer aliyorsak, bilmeliyiz ki bu yolda canini verenler ve kanini akitanlar oldu. Ama bize kalan miras onurlu bir yasam oldu.
Bugünlere kolay gelmedik. Bu süreçte herkesin alin teri, özverisi, dogrusu -yanlisi var. KKTC'nin 23. yil dönümünde Kibris Türk halkinin bu noktaya gelmesine katki koyan herkese tesekkür ediyorum. Kibris Türk halkina tesekkür ediyorum. Kibris Türk halkinin bugünlere ulasmasinda, meclisi, hükümeti, silahli kuvvetleri ve tüm kurumlariyla her türlü yardimi yapan Türkiye Cumhuriyetine tesekkür ediyorum. Gazilerimizi saygi ve sevgiyle aniyor, sehitlerimizin huzurunda bir kez daha egiliyorum."

MESAJ TEATISI


Törende, Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'in mesaji, Cumhurbaskanligi Genel Sekreteri Kemal Nehrozoglu tarafindan, Cumhurbaskani Talat'a sunuldu. Talat da mesajini, Sezer'e iletilmek üzere, Nehrozoglu'na verdi.

HURRIYET 15/11/06

 

 

Rumlar müzakereleri bloke ediyor

Rum tarafı, para politikaları ve mali kontrol fasıllarında müzakerenin açılmasını veto etti. Rumlar, müzakerelerin askıya alınması gündemdeyken yeni fasılların açılmasının anlamsız olduğunu savunuyor.

 

Cansu ÇAMLIBEL

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:03 TSİ 16 Kasım 2006 Perşembe

BRÜKSEL - Rum yönetimi, AB Komisyonu’nun Türkiye ile müzakereler konusunda açıkayacağı tavsiyeyi beklemeden fiili olarak müzakereleri bloke ediyor.

Brüksel’deki son daimi temsilciler toplantısında Kıbrıs Rum yönetimi, taraması tamamlanan para politikaları ve mali kontrol fasıllarında Türkiye’ye müzakere davet mektubunun gönderilmesini veto etti.

Rum yönetimi, para politikaları faslında Merkez Bankası’nın ve mali kurumların bağımızlığına ilişkin Türk mevzuatının AB müktesebatı ile uyumlu olmadığını savundu. Mali kontrol faslında Rum yönetiminin veto gerekçesi ise Türkiye’nin bu alanda Güney Kıbrıs’taki kurumlarla işbirliğini reddetmesi.

GEREKÇELER TEKNİK DEĞİL SİYASİ
Rum yönetimi sözkonusu başlıklarda müzakerenin açılmaması için teknik gerekçeler öne sürse de asıl amacın siyasi olduğu belirtiliyor. Rum diplomatlar, toplantılarda “Komisyon askıya alma konusundaki tavsiyesini açıklamadan önce müzakerelere hiçbir şey yokmuş gibi devam etmek Türkiye’ye yanlış sinyal gönderir” görüşünü savunuyor.

Rum tarafı son COREPER toplantısında, ilerleme raporuna da eleştiri olarak giren Ankara’nın Rum yönetimi ile ilişkileri normalleştirme yönünde adım atmamasını da gündeme getirdi. Rum diplomatlar, Türkiye’nin 1 Kasım’da Kıbrıs’ın Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na gözlemci statüsü ile katılımını birkez daha veto etmesini örnek gösterdi.

3 Ekim 2005’ten bugüne kadar sadece tek fasılı açıp kapatan Türk tarafı ise, ilerleme konusunda umutsuz. Diplomatik kaynaklar, yıl sonuna kadar yeni bir müzakere faslının açılmasının mümkün görünmediğini belirtiyor.

 

Müzakerelere ABD ilgisi

AB’nin Türkiye ile müzakereleri askıya alma ihtimalinden kaygı duyan ABD, gözünü dönem başkanı Finlandiya’nın limanlar önerisine dikti. Kapalı kapılar ardında nabız yoklayan ABD’li yetkililer, Fin önerisine destek verdi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:01 TSİ 16 Kasım 2006 Perşembe

BRÜKSEL - ABD, Avrupa başkentlerinde yaşanan ‘Türkiye’ tartışmasını yakından takip ediyor. Bölge turuna çıkan ABD’li diplomatlar, AB dönem başkanı Finlandiya’nın önerisi konusunda nabız yokladı. Fin çabalarına destek çıkan ABD, “Müzakerelerin kesilmesini önleyecek her türlü formülün arkasındayız” mesajı verdi.

17 Aralık ve 3 Ekim gibi Türkiye için kritik tarihlerde Türkiye lehine devreye girmesinden dolayı Avrupa’dan eleştiri alan ABD yönetimi, bu kez daha temkinli. Bir ABD yetkilisi, “Türkiye’ye desteğimiz sır değil ancak bu bir baskı olarak görülemez. AB’den herhangi bir talebimiz olmadı. Fin önerisi üzerinden yürüyen müzakerelere bir dahlimiz yok” dedi.

Öte yandan aynı yetkili, ABD yönetiminin PKK’nın Avrupa’daki mali kaynaklarının kesilmesi yönündeki girişimlerinin de sürdüğünü belirtti. ABD yönetimi, PKK’nın Avrupa’daki örgüt faaliyetlerini yoğunlaştırdığı kuzey ülkeleri başta olmak üzere tüm AB genelinde yerel güvenlik güçlerinden örgüt mensuplarının tutuklanması ve yasa önüne çıkartılmasını talep ediyor.

ABD’li yetkili, “Yüzlerle ifade edilebilecek örgüt lideri ve binlerle ifade edilebilecek örgüt mensubu aleyhinde Avrupa genelinde olabildiğince çok dava açılmasını bekliyoruz” dedi.

 

Osmanlı arşivleri AB gündeminde

AB Komisyonu, MGK’nın, Osmanlı tapu arşivlerinin Türkçeleştirilerek bilgisayar ortamına aktarılmasına karşı, etnik ve siyasi istismara malzeme olabileceği uyarısıyla ilgili Türkiye’den açıklama isteyeceğini bildirdi.

 

AA

Güncelleme: 10:01 ET 15 Kasım 2006 Çarşamba

BRÜKSEL - AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü projenin Osmanlı dönemindeki tapu kayıtlarının sayısal ortama aktarılarak depolanmasının ve kamu kurumlarının bunlara daha kolay ulaşmasının amaçladığından haberdar olduğunu kaydetti.

Rehn, Milli Güvenlik Kurulu’nun görüşünü sorulması üzerine, Tuğgeneral Tayyar Elmas’ın, bu tür belgelerin “etnik ve siyasi amaçlar, sözde soykırım iddiaları ve Osmanlı dönemindeki vakıfların mülkleri” çerçevesinde kullanılabileceğinin ifade edildiğini hatırlattı.

Olli Rehn, katılım ortaklığı belgesinde kısa vadeli öncelikler arasında yer aldığı şekilde şeffaflığın Türkiye’de kamu yönetimi reformu için hayati önemde olduğunu belirtti ve “AB Komisyonu, bu konuda Türk makamlarından açıklama isteyecek” dedi.

İsveçli Avrupa Parlamentosu Üyesi Jens Holm tarafından AB Komisyonuna yöneltilen yazılı soru önergesinde, Osmanlı döneminde 1915’li yıllarda yaşanan olayların açıklığa kavuşturulmasına ihtiyaç duyulduğu iddia edilerek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, bütün arşivlerin açılacağı izlenimini verirken MGK’nın projeyle ilgili değerlendirmesinin çelişki doğurup doğurmadığı sorulmuştu.

 

Talat'tan, program dışı konuşmaya protesto

KKTC'nin kuruluş yıldönümü kutlamalarında Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu'nun program dışı konuşması Talat'ı kızdırdı. Talat, herkesin alkışladığı konuşmayı eşinin uyarısına rağmen alkışlamadı

Sefa Karahasan


KKTC'nin 23. kuruluş yıldönümü kutlamalarına program dışında konuşma yapan Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu ile Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat arasında yaşanan gerginlik damgasını vurdu. Talat, eşi Oya Talat'ın, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan Piyade Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu'nun konuşmasını alkışlaması yönündeki uyarısına, "Alkışlamıyorum" yanıtını verdi. Albayın konuşmasına, "Neden bundan haberim yok" diye tepki gösteren Talat'ın, askerin konuşma yapmasını programa kimin koyduğu konusunda bilgi istediği kaydedildi.
Edinilen bilgiye göre, KKTC'nin kuruluş yıldönümü töreninde yapılacak konuşmaların programı bir hafta önce Talat'a sunuldu. KKTC'yi temsilen Talat'ın, Türkiye'yi temsilen de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yer aldığı listede, Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu'nun ismi bulunmuyordu.
Ancak Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki dünkü kutlamalar sırasında program okunurken, askeri bir temcilcinin de konuşacağının açıklanması Talat'ın sert tepkisine neden oldu. Barsakçıoğlu konuşmasını, "Ne mutlu bayrağı daima yüksekte tutanlara, ne mutlu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kuran ve yaşatanlara, ne mutlu Türküm diyene" sözleriyle tamamladı. Tören alanındakiler de Barsakçıoğlu'nu alkışladılar. Eşinin Barsakçıoğlu'nu alkışlamadığını fark eden Oya Talat, Cumhurbaşkanı Talat'a, "Canım" diye seslendi. Yerinden sinirli bir şekilde doğrulan Talat, "Alkışlamıyorum" dedi.
Bu arada, Talat'a tören alanında sunulan KKTC ve Türkiye bayraklarının da programda olmadığı öğrenildi. Talat'ın bu konudan da haberi olmaması nedeniyle çok sinirlendiği ifade edildi.

Ekrana yansıdı...

Talat'ın protestosu, töreni canlı yayınlayan Avrasya TV kameralarına yakalandı. Kanal, Kurmay Barsakçıoğlu'nun konuşması bitince tören alanında bulunan davetlileri gösterirken Talat ve eşi Oya Talat arasındaki konuşmayı canlı olarak izleyicilere aktardı. Avrasya TV, dudak okuma uzmanlarının görüşüne başvurarak, Talat ve eşinin konuşmasını daha sonra akşam ana haber bülteninde de yayımladı.

Sezer: KKTC'ye destek sürecek

KKTC'nin kuruluşunun 23. yıldönümü dolayısıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, genel sekreteri Kemal Nehrozoğlu aracılığıyla bir mesaj gönderen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhuriyeti'nin her zaman Kıbrıs Türk halkına verdiği desteğin süreceğini vurguladı.
Kutlamalara katılmak üzere Ada'da bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Avrupa Birliği olarak Kıbrıslı Türklere verdiğiniz sözlerde durun. Yoksa prestijiniz yok olacak" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da, AB zemininde Rum tarafıyla yapabilecekleri herhangi bir pazarlık bulunmadığını söyledi.
Gül, Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda yapılan törende bir konuşma yaptı. Gül şöyle konuştu: "Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle bağlantılı değildir. Şantajlarla, savunduğumuz politikalardan asla vazgeçmeyeceğiz. Ada'da iki ayrı halk, ırk, din, dil, demokrasi olduğunu görmezden gelmek, sadece başı kuma sokmaktır."

MILLIYET 16/11/06

 

Gül'ün Kıbrıs çıkışı



KKTC'nin 23. kuruluş yıldönümü dün kutlandı.
Kutlama törenlerine katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda "net ve sert" bir çıkış yaptı.
Gül, Türk tarafının şantaja boyun eğmeyeceğini, Avrupa Birliği'nin (AB) inandırıcılığının ve prestijinin giderek yok olduğunu söyledi.
Başbakan Erdoğan da bir süredir Kıbrıs konusunda AB'yi ağır dille eleştiriyor.

İki ayrı konu
Erdoğan'ın ve Gül'ün dünkü sözlerine bakınca, "Hükümet Kıbrıs ve AB konusunda politika mı değiştiriyor?" sorusu akla geliyor.
Gül, KKTC'de yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB giriş süreci ile Kıbrıs konusunun ayrı süreçler olduğunu söyledi. Bu iki konu arasında bağlantı kurulmasının yanlı bir hesap olduğunu vurguladı. Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı kullanılmaması gerektiğini savundu, bu yolda ısrar edenlerin çıkmaz yolda olduğunu, Türkiye'nin şantajlarla politikasını değiştirmeyeceğini altını çizerek söyledi.

Politika değişiyor mu?
Bu söylem, AKP iktidarınca değiştirilen önceki söylem ve tutuma yakın görünüyor. AKP öncesindeki hükümetlerin yaklaşımı da AB süreci ile Kıbrıs süreci arasında bağlantı kurulmasının yanlış olduğu yönündeydi. Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB yolunda ilerleyebilmesi için önkoşul olarak masaya sürülmesinin kabul edilemeyecek bir yol olduğu önceki hükümetler tarafından vurgulanıyordu. Bu politika, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından da destekleniyordu.
Bu politika AKP tarafından, "40 yıldır uygulanan ama sonuç alınamayan" eski politika olarak değerlendirildi ve değiştirildi.
Erdoğan ve Gül, Denktaş karşısında ağırlık koyarak ve Annan Planı'nı destekleyerek, "AB süreci ile Kıbrıs sorunu" arasında bağlantıyı kabul etmiş oldular.
Gelişmeler bu tutumu kanıtladı.
AB, Türkiye'yi müzakere tarihini, Türk tarafı Annan Planı'nı kabul edince verdi. Türk tarafı bu plana "hayır" deseydi, müzakere tarihi alınamayacaktı.
AB, 3 Ekim 2005'te müzakerelerin başlamasını, yine Kıbrıs konusunda limanların açılacağına ilişkin önkoşulla kabul etti.
Şimdi müzakerelerin devamını, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rum uçaklarına ve gemilerine açmasına bağlamaya çalışıyor.
AKP iktidarı da bugüne kadar bu koşulları yerine getirerek AB yolunda adımlar atabildi.
Bugün ise Erdoğan ve Gül, bu "AB-Kıbrıs bağlantısı"nın koparılmasını istiyorlar.
Bu değişikliğin nedenleri nelerdir?
AB'ye olan desteğin azalması, Türkiye'nin seçime yaklaşması, Kıbrıs'ta AB'nin verdiği sözleri tutmaması ve buna Türk kamuoyunun gösterdiği tepkinin giderek sertleşmesi akla gelebilir.
Bugüne kadar AB politikasını Kıbrıs bağlantılı götüren hükümetin, şimdi bu bağlantıyı "çıkmaz sokak" olarak nitelemesi dikkat çekici.

Kalıcı çözüm
Denktaş'ın kalıcı çözüm formülünü anımsayalım:
"İki halk, iki demokrasi, iki devlet. İki devlete dayalı bir çatı devletle yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması."
KKTC'ye uygulanan izolasyonun kaldırılması, karşılığında limanların açılması nihai çözüm formülü açısından çok anlam taşımıyor.
Finlandiya önerileri dahil AB'nin yaklaşımında bu formüle yakın bir anlayış yok. Rum tarafı ise yanından bile geçmiyor.
Bu koşullarda hükümet yeni geliştirmeye başladığı "süreçlerin ayrılması" söylem ve tutumunda ısrar etmeli...
Gül'ün yeni söylemi yerindedir.

FIKRET BILA MILLIYET 16/11/06

 

Kıbrıslı Rumlar Avrupalı değil


LefkoŞa

Talat, "Papadopulos hâlâ EOKA'cı olduğunu gösteriyor. Milletini de arkasında sürüklüyor. Çünkü, Rum Avrupalı değil. Komünist AKEL milliyetçi bir çizgide" diyor



KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat sıkıntılı günler geçiriyor. Türk-AB ilişkilerinin Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonların kaldırılmasıyla irtibatlandırılmasına karşı çıkan Talat, Finlandiya'nın son önerilerinin başarılı olma şansını da az görüyor. Bizi KKTC'deki makamında kabul eden Talat, güncel ve Kıbrıs sorununun yakın geçmişine ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Önerileri tutmayan Finlandiya'nın yeni önerilerle gelebileceği belirtiliyor. Size intikal eden bir şey var mı?
Buradaki büyükelçileri yeni bir önerileri olmadığını söyledi. Yani eski öneri görüşülmeye devam edecek. Biz de bunun başarı şansı olmadığını söylüyoruz. Çünkü öneri, Kıbrıslı Türklerin izolasyonu ile Türkiye'nin AB sürecini ilişkilendiriyor. Bu, mantıksız ve kabul edilemeyecek bir şeydir. Kıbrıs Türklerinin izolasyonunun kaldırılması bir gerekliliktir ve AB Konseyi bu konuda karar alarak Komisyon'a görev verdi. Ama buna rağmen olmadı.

Fin paketinde karşı olduğunuz somut unsurlar nedir?
Mesela, Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonun kalkması için Maraş niye BM'ye verilecekmiş? Doğrudan ticaretle bunun ne alakası var? İstenen, Rumları mutlu etmekmiş. Ama Rumların mutlu edilmeye hakkı yok ki! Türkiye, Kıbrıslı Türklerin izolasyonu kalktığında limanlarını açacağını zaten söyledi. Dolayısıyla en akılcı olan buna yönelmektir.

Bu çerçevedeki taleplerinizi özetleyebilir misiniz?
En başta bütünlüklü bir çözümle Kıbrıs meselesinin bitmesini istiyoruz. Türkiye'nin önünün de bu sayede gerçek anlamda açılacağını düşünüyoruz. Ama, eldeki çözümsüzlük şartlarında, izolasyonların karşılıksız olarak kaldırılmasını istiyoruz. Doğrudan uçuşlar ve AB ile ortak gümrük tarifesi içinde tercihli ticaret yapabilmeyi istiyoruz. Spor ve kültür gibi konulardaki izolasyonların kalkmasını istiyoruz. Yani, insan haklarımızı istiyoruz.

AB tarafsız değil
Papadopulos sorunu AB'ye çekmeyi başarabilecek mi?
Talat: Bence çekemez. Çünkü, Kıbrıs sorunu bu çerçevede görüşülemez. Bir kere AB konuyu bilmiyor. İkincisi, tarafsız değil. O bakımdan ben BM çerçevesinin canlı kalacağını düşünüyorum.

Türkiye'nin AB masasında çerez olmak istemediğinizi söylediniz.
"Türkiye'nin AB yolunda meze olmak istemiyoruz" dedim. Türkiye'nin AB süreci ile Kıbrıs sorununu ilişkilendirmenin yanlışlığına işaret ediyorum burada. Benim kavgam AB ile, Türkiye ile değil. Tersine Türkiye ile dayanışmam var. Ama AB bizi adeta meze gibi görüyor. Türkiye'ye, "Üyelik müzakerelerine devam etmek istiyorsan, Kıbrıslı Türk'ü ufak ufak terk et" diyor. Bunu kabul edemeyiz. .

Fanatik bir toplum
Dışişleri Bakanı Gül Türkiye-Yunanistan ve Türk ve Rum kesimlerinden oluşan Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'de bir barış ve istikrar sütunu olabileceğini söylüyor. Papadopulos bu vizyonu niçin göremiyor?
Avrupalı değil de ondan. Açıklamaları hâlâ EOKA'cı olduğunu gösteriyor. Milletini de arkasında sürüklüyor. Çünkü, Kıbrıslı Rum Avrupalı olamamış. Bu kadar fanatik ve milliyetçi bir toplum Avrupalı olamaz. Rum tarafının Avrupalı olmadan AB'ye katılmasının nedeni ise tamamen siyasidir.

Annan Planı sürecinde Türk tarafı tarihi bir fırsatı kaçırdı mı sizce?
Kaçırdı tabii. Kopenhag zirvesinden önce Annan Planı referanduma sunulabilseydi veya imza aşamasına gelseydi, yani Kıbrıs Türk tarafı o sırada planı reddetmeseydi, Rum tarafı kesinlikle AB'ye giremezdi.

Tarihi avantajı Papadopulos değerlendirmiş oldu, öyle mi?
Öyle oldu ve şimdi nefes aldırmıyor. İzolasyonumuzu daha da artırmak için çaba sarf ediyor. Çeşitli uluslararası kuruluşlara bir şekilde üye olmuş kurumlarımız var. Spor alanından tutunuz, sivil toplum örgütlerine kadar. Hepsini buralardan attırmak için seferberlik ilan etti, adeta bir Haçlı Seferi başlattı.

AKEL şoven
Annan Planı'nı destekler gibi görünen Rum AKEL partisi son dakikada ret cephesine niçin geçti? Bu, Papadopulos'un yaptığından çok daha kötü bir şey değil mi?
Çok daha kötü. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün sorumluluğu büyük ölçüde AKEL'in omuzlarındadır. Çünkü, Papadopulos'un ne olduğu biliniyordu. Komünist AKEL tamamen şoven ve milliyetçi bir çizgide şu anda.

Türkiye'de seçim ortamına giriliyor. Kıbrıs'ın siyasi malzeme olarak kullanılmasından endişeli misiniz?
Endişeliyim tabii, çünkü, hep öyle oldu. Türkiye'de ve Kıbrıs'ta içinde bulunduğumuz durumun sorumlusu olanlar, şimdi kaybedilmiş bir davayı yeniden kazanmaya çalışanları eleştiriyor.

Serdar Denktaş iddia edildiği gibi AKP ile Kıbrıs'taki dincilerin komplosuna kurban mı gitti?
Muhalefet partileri ve çok sevdiğim Serdar Denktaş ile çatışmak istemiyorum. Ama böyle bir şey yok. Ne burada dinci bir siyasi gelişme var, ne de Kıbrıs'ta taviz vermeye hazırlanan bir hükümet. Kıbrıs sorununu yürüten de zaten Cumhurbaşkanı'dır. Eski hükümet ile Cumhurbaşkanı arasında bir sorun olmadığı gibi, bugünkü hükümetle de yok.

SEMIH IDIZ MILLIYET 16/11/06

 

Ecevit cenazesinde Rauf Denktaş...



ECEVİT'in cenaze töreninde Rauf Denktaş'a dikkat ettiniz mi?
Sanki taşıdığı "hüzün" sadece Ecevit'i kaybetmek değildi, bir mücadelenin, vatansever bir mücadelenin sonundaki hüznün simgesi gibiydi...
Kıbrıs'ın gittiğini çok iyi biliyordu.
Kıbrıs'ın bedelini de ondan iyi bilen var mıydı?
Kıbrıs'ı "Rumlar"dan kurtarmak için neler verilmiş, ne canlar ödenmişti...
* * *
TARİH 31 Aralık 1964, yılın son günü, Rauf Denktaş Ankara'dadır, Makarios onu Kıbrıs'a sokmamaktadır.
Denktaş, o günü anılarında şöyle anlatır:
"Ankara caddeleri, Kızılay, Ulus, Sıhhiye cıvıl cıvıl, insanlar yılbaşı için son hazırlıklarını yapıyorlar.
Lefkoşa'dan, mücahitlerden mesaj geliyor:
Mücadelemize daha ve daha kararlı olarak Türklük dünyasına yaraşır şekilde devam edeceğiz.
1963'ün son günlerinde mücahitlerle omuz omuza mevzilerdeydim. Şimdi onlardan çok uzaklardayım.
Mücahitler yine mevzilerinde, yine soğuk, yine açlık, yine yoksulluk var.
Direniş ve mücadele var."
* * *
ANKARA'da herkes yılbaşını kutlamak için toplanırken Denktaş defterine şunları yazıyordu:
"Bu akşam bir yıllık ayrılığın, sürgünlüğün, vatan özleminin acısı yüreğime daha da çöreklendi, yüreğim yanıyor.
Mücahitler beni çağırıyor, yüreğim daha hızlı çarpıyor, bu sürgün bitmeli, Kıbrıs'a dönmeliyim."
* * *
ECEVİT'in cenazesinde Rauf Denktaş bize bu satırları hatırlattı...
Kıbrıs'ın sonu böyle mi olmalıydı?
"Yes be anem!" diyenler, Avrupa'dan avuç avuç para geleceğini sanmışlardı, şimdi avuçlarını yalıyorlar.
Sanmayın ki Denktaş bunları bilmiyordu, bunları tanımıyordu; onlar için de iki satır yazmıştı, isyanını da katarak:
"Hayat bu mudur?
Muhteris, kindar, dar görüşlü, şahsi çıkarı bahis konusu olunca her şeyi söyleyip yapabilen insanlara karşı devamlı mücadele...
Hayat bu mudur?"
Ve maalesef mücadeleyi de kaybetmek...
Denktaş bu satırları 1964'te yazmış...
Ve kırk yıl sonra, onun anlattığı adamlardan birinin buradaki kopyası "Kıbrıs izlenimleri"ni yazıyordu:
"Cevabını hiçbir zaman çözemeyeceğim soru ise Yaradan'ın bu kadar özene bezene yarattığı adanın bir bölümünü neden biz Türklere verdiğidir."
Eğer Kıbrıs'ın kaybedildiğine inanıyorsanız, bilin ki düşmandan önce, bu adamlara karşı kaybedildi.

HASAN PULUR MILLIYET 16/11/06

 

KKTC'nin 23. yaşgününde AB'ye mesaj

KKTC dün 23. kuruluş yıldönümünü kutlarken, törenlerde Türkiye'yi Gül temsil etti. Dışişleri Bakanı, AB'ye çatarken, 'Tecrit kalksın, üzerimize düşeni yaparız' mesajı da verdi

16/11/2006 RADIKAL

LEFKOŞA - Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerinde Kıbrıs yüzünden tren kazası yaşanmasının beklendiği bir ortamda, KKTC dün kuruluşunun 23. yıldönümünü kutladı. Törene katılan ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bir yandan AB'ye serzenişte bulunurken, bir yandan da 'pazarlığa açığız' mesajı verdi.
Gül, Talat'la görüşmesi sonrası şöyle konuştu: "KKTC'ye tecridin kaldırıldığı süre içerisinde Türkiye de üzerine düşen açılımları yapacak. Adanın bir kesimine ambargo uygulanırken, ambargoyu uygulayanlara Türkiye'nin kapısını açmasını beklemek sadece insafsızlık değil, çok büyük bir öngörüsüzlük. Herkes gerçekçi düşünsün. Şuna samimi olarak inanıyoruz: Bu problem çözülsün, Türkiye, Yunanistan, adanın tamamı büyük bir işbirliği başlatsın. Ekonomik, sosyal her türlü işbirliği başlatılabilir ve bu AB içerisinde ayrı bir sütun oluşturabilir" dedi. Gül törendeki konuşmasında ise, Türkiye'ye Gümrük Birliği Ek Protokolü uyarınca limanlarını Rumlara açması için baskı yapan AB'nin, KKTC'ye tecridi kaldırmak için parmağını kıpırdatmamasını sert dille eleştirdi:

·  Türkiye'nin üyeliği ile Kıbrıs sorunu arasında bağlantı kurulması yanlış hesaptır. Konuyu BM'den AB zeminine çekmek ve Türkiye'den taviz istemek çıkmaz yoldur. Nasıl geçmişte Kıbrıs Türk'ü, Rumlara boyun eğmediyse bundan sonra da eğmeyecektir.

·  Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesinin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Kıbrıslı Türklere tecridin kaldırılması için verdiği sözleri yerine getirmeyen AB güvenilirliğini kaybetti. AB, birleşmeden yana oy kullanan Kıbrıslı Türk halkını cezalandırıyor.

·  Uzlaşma adına haklarımızdan taviz vermeyiz. Uzlaşma bir tarafın hak ve hukukundan vazgeçmesi gibi düşünülürse, bu asla olmayacaktır. Bedeli ne olursa olsun...

Talat'tan AB'ye eleştiri
Talat'ın konuşmasındaki hedefi de AB'ydi:

·  AB Kıbrıslı Türklere yönelik görülmedik bir ayrımcılık yapıyor. Çözümsüzlüğünü savunan Rumlar yerine Kıbrıs Türkleri dışlanıyor.

·  (Tren kazasını önlemek için AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın sunduğu önerilere ilişkin) AB, tarafsız değil. Rum tarafını tatmin için Maraş'ın Rumlara verilmesi şartıyla çözüm çalışmalarını BM'ye vermeyi bile teklif edebiliyor. Maraş Rum lideri Tasos Papadopulos'a verilecek bir hediye değil. Pazarlık yapmayız.

·  Rumlar Türkiye'nin AB sürecine Kıbrıs sorununu katmaya çalışıyor. Avrupalı değerlerle bağdaşmayan küçük tüccar yöntemleriyle bir yere varılamayacağı yakında daha net görülecek. Kıbrıs sorununa taraf olan herkesin net düşüneceği döneme girilecek. (Dış Haberler)

 

Kürtler Kıbrıslı Türklerden farklı mı?

Kürtler Kıbrıslı Türklerden farklı mı?

Kuzey Kıbrıs üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini hararetle savunan Türkiye, iş kendi Kürt vatandaşlarına gelince aynı duyarlılığı göstermiyor. Türkiye'deki Kürtler, Kıbrıslı Türklere verilmesi istenen hakların hiçbirine sahip değil; Kürtleri savunanlar da bölücülükle suçlanıyor

16/11/2006 (RADIKAL

Kirsty Hughes

Türkiye, Avrupa Birliği'nin siyasi ve ekonomik tecrit altındaki Kıbrıslı Türklere adaletsiz muamele yaptığından yana yakıla şikâyet ediyor. Peki o zaman Türkiye'nin kendi vatandaşlarının büyük bir kesimine, yani Kürtlere, Türk vatandaşı bile olmayan insanlar için talep ettiği bu hakların aynısını vermesi gerekmez mi?
Kuzey Kıbrıs'la Türkiye'nin 15-20 milyon Kürt vatandaşın yaşadığı güneydoğusu arasında birçok benzerlik var. Coğrafi benzerlik söz konusu; her ikisi de hassas bölgelerde yer alıyor.
Biri Suriye kıyısına yakınken, diğeri İran, Irak ve Suriye sınırında.

PKK'yı azınlık destekliyor
Her ikisi de nispeten izole ve yoksul durumda, her ne kadar Türkiye'de yaşayan Kürtler Kıbrıslı Türklerden çok daha yoksul olsa da. Her iki örnekte de yoksulluk, kimliklerini ve siyasi statülerini kuşatan çözülmemiş siyasi meseleler ve güvenlik sorunlarıyla bağlantılı.
Fakat daha çarpıcı olan, farklılıklar. Türkiye AB'yle üyelik müzakerelerinde Kıbrıslı Türklerin hak taleplerini epey yüksek sesle savunuyor. Fakat ülkede kim Kürtlerin haklarını savunursa, bölücülük ve hatta terörizmle suçlanma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Türkiye Kıbrıs'a yönelik, iki halk arasında siyasi eşitliği öngören iki bölgeli, iki toplumlu çözüm önerisine uluslararası destek beklerken kendi Kürt vatandaşları için tam zıddını istiyor.
Birçok Türk, Kürtlerin kendilerine Türk yerine Türkiye'nin Kürt vatandaşları denmesi, bir federasyon kurmaları, okullarda veya medyada Kürtçenin kullanılması gibi herhangi bir ulusal tanınma isteğini Türk ulusuna ve topraklarına saldırı olarak algılıyor.
Kürtler kültürel hakları tam anlamıyla verildiği sürece birleşik bir Türk devleti dahilinde yaşamaya hazırken, Türklerin büyük bölümü Kıbrıslı Türklerin Rumların egemenliğindeki bir Kıbrıs Cumhuriyeti'nde benzer bir azınlık statüsünü kabul etmesi fikrini adeta bir felaket gibi görüyor.
Türklerin dağ yamaçlarına sloganlar döşeme alışkanlığını hem Kuzey Kıbrıs hem de Türkiye'nin güneydoğusunda görmek mümkün. Fakat Kıbrıs konusunda kuzeyin KKTC olduğunu ilan eden sloganlar Yeşil Hat boyunca yaşayan Kıbrıslı Rumlara yöneltilirken, Güneydoğu Türkiye'nin ücra dağlarındaki sloganlar 'tek devlet, tek bayrak, tek dil'i iddia ediyor.
Birçok Türk, Türk ordusuyla 20 yılı aşkın bir süredir savaşan ve Türkiye, ABD, AB tarafından terör örgütü sayılan PKK'nın şiddetini gerekçe göstererek, Kıbrıs sorunuyla Kürt sorununun aynı kefeye konamayacağını savunacaktır. Fakat Kürtlerin azınlığının yol açtığı şiddet niye çoğunluğunun haklarının budanması anlamına gelsin ki?
Her iki azınlık grubunun haklarına saygı gösterilmeksizin bu iki bölgede siyasi bir çözüm umudu nasıl olabilir?
Siyasi liderler nerede? Başbakan Recep Tayyip Erdoğan birçok cephede mücadele ediyor; milliyetçi ve laik bir saldırının karşısında gelecek yılki seçimleri kazanmaya çalışırken, Avrupa'dan gelen olumsuz sinyallere ve Türkiye'de azalan siyasi şevke rağmen Türkiye'nin AB sürecini yolunda tutmaya da gayret ediyor. Bu yüzden de Erdoğan belki de ne Kıbrıs konusunda bir anlaşma yapabilir ne de kendisine ve Kürtlere karşı büyüyen düşmanlığın karşısında güneydoğuda herhangi bir ilerleme sağlayabilir.
Bazı katı Türk milliyetçileri bağımsız bir Kuzey Kıbrıs istiyor olabilir; bazı radikal Kürtler de bağımsız bir Kürdistan'ın hayalini kuruyor olabilir. Ancak gerçek şu ki, ne Türkiye'nin güneydoğusunun ne de Kuzey Kıbrıs'ın bağımsız birer devlet kurmaları açısından gerçekçi bir geleceği var.

Çözüm AB'yle müzakere
Her iki örnekte de kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak yönündeki en güçlü umut, Türkiye'nin AB'yle müzakere sürecinin devam etmesi. Çözümün büyük kısmıysa Türkiye'ye bağlı.
Eğer Türkiye'nin hükümeti ve kamuoyu gerek Kıbrıslı Türkler gerekse Türkiyeli Kürtler adına tutarlı bir şekilde demokrasi ve insan hakları için ayağa kalkarsa, Türk ordusu ve milliyetçilerin demokratik olmayan siyasi beyanlarına karşı çıkarsa, demokratik Avrupalı siyasetçilerin kendi milliyetçileri karşısında pes edip Türkiye'yle üyelik müzakerelerini askıya alması da zorlaşacaktır. (Brüksel'deki Avrupa Politikası Araştırmaları Merkezi'nin eski üyesi, 15 Kasım 2006)

RADIKAL 16/11/06

 

COŞKUYLA KUTLANDI

KKTC, 23 YAŞINDA... KKTC'nin 23'üncü kuruluş yıldönümü coşkuyla kutlandı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın tebrik kabulüyle başlayan kutlamalar, Atatürk Anıtı'nda, Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda ve ülkenin çeşitli bölgelerinde gerçekleştirildi. KKTC ve Türk bayrakları, kırmızı beyaz balonlarla donatılan Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki görkemli resmi geçit töreninde Türk Yıldızları'nın gösteri uçuşu coşkuyu doruğa çıkardı

KUTLAMALARA YOĞUN İLGİ... Törenlere Cumhurbaşkanı Talat'ın yanında KKTC ve Türkiye protokol mensuplarının yanısıra kalabalık bir halk kitlesi katıldı. KKTC'nin 23'üncü yılı Lefkoşa'da meydanları dolduran binlerce kişinin alkışlarıyla bir kez daha onaylandı ve kuruluş gününde olduğu gibi Kıbrıs Türkü'nün barış ve çözüm istediği, yabancı ve yerel basın mensupları tarafından dünyaya duyuruldu. Öğleden sonra Türk Yıldızları'nın Girne semalarında yaptığı gösteriler kutlamalara ayrı bir renk kattı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) 23'üncü kuruluş yıldönümü dün ülke genelinde parlak ve coşkulu törenlerle kutlandı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın dün sabah Cumhurbaşkanlığı'nda tebrik kabulüyle başlayan kutlamalar, Lefkoşa'da Atatürk Anıtı'nda, Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda ve ülkenin diğer bölgelerinde gerçekleştirildi.

Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen resmi geçit töreninde coşku doruk noktasına ulaştı.

KKTC ve Türk bayrakları, kırmızı beyaz balonlarla donatılan Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törene protokol mensuplarının yansıra kalabalık bir halk kitlesi katıldı. 23 yıl önce Kıbrıs Türk Federe Devleti'ndeki milletvekillerinin oybirliğiyle daha sonra da Lefkoşa'da meydanları dolduran binlerce kişinin alkışlarıyla onaylanan KKTC'nin 23.kuruluş yıldönümünde de kuruluş gününde olduğu gibi Kıbrıs Türkü'nün barış ve çözüm istediği bir kez daha dünyaya duyuruldu. Törenlere yabancı ve yerel basın yoğun ilgi gösterdi.

Cumhurbaşkanlığı'nda tebrik kabulü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün sabah Cumhurbaşkanlığı'nda tebrik kabul etti. Türkiye'den gelen gazi heyeti tebrik sırasında Cumhurbaşkanı Talat'a, üzerinde "Bayrak inmez, vatan bölünmez, şehitler ölmez" yazan bir el işi tablo hediye etti. Cumhurbaşkanı Talat, tebriği izleyen basın mensuplarıyla da el sıkıştı.

Törenlere Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TC Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, TBMM'yi temsilen AKP Grup Başkan Vekili Sadullah Ergin, CHP Grup Başkan Vekili Ali Topuz, ANAP Grup Başkan Vekili Prof. Dr. Ömer Abuşoğlu, Başbakan Ferdi Sabir Soyer, KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni (TSK) temsilen Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Orgeneral Orhan Yöney, TC Genel Kurmay Gaziler Heyeti, Kıbrıs Türk Batış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu, 28. Tümen Komutanı Tümgeneral Sabri Demirezen, 39. Tümen Komutanı Tumgeneral Hüsmen Akdeniz, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tumgeneral Mehmet Eröz, 14. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Namık Kemal Çalışkan, GKK Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Salih Cengâver Cem, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Ana muhalefet Partisi Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, bakanlar, diğer kuvvet komutanları, üst düzey sivil ve askeri yetkililer, siyasi parti, kurum, kuruluş, dernek temsilcileri, okullar ve vatandaşlar katıldı.

Atatürk anıtı önünde tören

Kutlama etkinlikleri çerçevesinde ilk tören saat 08.30'da başkent Lefkoşa'daki Atatürk Anıtı önünde yapıldı.

Çelenklerin anıta konulmasıyla başlayan tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla devam etti, Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasıyla sona erdi.

Anıt Tepe'deki tören

Kıbrıs Türkü Halkının Özgürlük Mücadelesi Lideri Dr. Fazıl Küçük'ün Anıt Tepe'deki kabrinde tören düzenlendi.

Tören, saat 09:30'da protokol sırasına göre çelenklerin anıta sunulmasıyla başlarken, saygı marşı ve saygı duruşu ile devam etti. Tören, İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesinin ardından Anıt Özel Defteri'nin imzalanmasıyla tamamlandı.

Atletler KKTC ve TC bayrakları taşıdılar

Bu arada Atletizm Federasyonu'na bağlı atletler, dün sabah saat 08.15'te Cumhuriyet Meclisi önünden 4X6 metre büyüklüğündeki KKTC ve TC bayraklarını koşarak tören alanına götürdü.

Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki tören

Lefkoşa'da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen resmi geçit töreninde coşku doruk noktasına ulaştı.

KKTC ve Türk bayrakları, kırmızı beyaz balonlarla donatılan Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törenlere protokol mensuplarının yansıra kalabalık bir halk kitlesi de katıldı. 23 yıl önce Kıbrıs Türk Federe Devleti'ndeki milletvekillerinin oybirliğiyle daha sonra da Lefkoşa'da meydanları dolduran binlerce kişinin alkışlarıyla onaylanan KKTC'nin 23.kuruluş yıldönümünde de kuruluş gününde olduğu gibi Kıbrıs Türkü'nün barış istediği mesajı bir kez daha dünyaya duyuruldu.

Cumhuriyet Meydanı'ndaki tören dün sabah Kıbrıs Türk Atletizm Federasyonu atletlerinin Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'ndan aldıkları bayrakları tören alanına götürerek Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a takdimiyle başladı.

Bayrakların Cumhurbaşkanı'na takdiminin hemen ardından KKTC'ye dün sabah gelen Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tören alanına girdi. Ercan'dan doğrudan tören alanına gelen Gül, burada alkışlarla karşılandı.

Törende İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, tören birliklerinin, öğrencilerin ve halkın bayramını kutladı.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, Ahmet Necdet Sezer'in kutlama mesajını Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunması ve Talat'ın da Sezer'e cevabi mesajını sunmasının ardından Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu, günün anlam ve önemini belirten konuşma yaptı. Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün yaptığı konuşmayı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yaptığı konuşma izledi.

Başkent Lefkoşa'daki tören, coşkulu resmi geçit töreniyle tamamlandı. Resmi geçitte Türk yıldızları uçaklarının alçaktan uçuşları heyecanı doruk noktasına ulaştırdı.

Barsakçıoğlu: KKTC asla geriye götürülemez

Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu, KKTC'nin asla geriye götürülemeyeceğini, yaşamsal değerlerin teminatı olan cumhuriyetin gücünü devletine güvenen halktan aldığını söyledi.

Barsakçıoğlu, adanın Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme döneminde geçici olarak 1878'de İngiltere'ye bırakılmasıyla Kıbrıs Türk halkı için 1974'e kadar sürecek karanlık günler başladığını anlattı.

Yıllarca devam eden sömürge idaresi ve Rumların baskı zulüm ve saldırıları karşısında mücahit Türklerin çökertilemediğini kaydeden Kurmay Albay Ercan Barsakçıoğlu, "Baskı ve ambargolara rağmen azim ve kararlılıkla mücadelesini sürdüren Kıbrıs Türkü ata yadigarı bu toprağı canı ve malı pahasına koruyarak Anavatan'ın katkısıyla bu zor yılları atlatabilmiştir" dedi.

1963-1974 arasındaki acı dolu 11 yılda Kıbrıslı Türklerin öldürüldüğünü, yaralandığını, kaçırıldığını, kaybolduğunu, birçok köyün yakılıp yıkıldığını, binlerce insanın göçmen olup adanın yüzde 3'üne sıkıştırıldığını anlatan Barsakçıoğlu, Rum Yunan ikilisinin Enosis için giriştiği darbenin "bir gün mutlaka gelecekler" diye beklenen Anavatan'ın Barış Harekatı'yla Kıbrıs Türk halkının özgürlüğüne kavuştuğunu, adaya barış ve istikrar geldiğini anlattı.

Gazimağusa'daki törenler Gazimağusa'da da çeşitli törenler düzenlendi.

Saat 10.00'da Zafer Anıtı'nda yer alan ilk törende protokol sırasına göre, Gazimağusa Kaymakamı İsmail Gündost, TSK adına Merkez Komutanı Piyade Kıdemli Albay Yaşar Karabulut, GKK adına 4'üncü Piyade Alay Komutanı Piyade Kurmay Albay Mehmet Soğancı, Gazimağusa Belediyesi Asbaşkanı Hasan Sarı, Gazimağusa Polis Müdürü Erdal Emanet, siyasi parti, DAÜ, ilk ve orta dereceli okulların temsilcileriyle dernek, kurum, kuruluş ve vakıf temsilcileri tarafından çelenk konuldu.

Zafer Anıtı'ndaki tören, saygı duruşu, İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle sona erdi.

Polatpaşa Bulvarı'ndaki ikinci tören ise, kaymakam, komutanlar ve belediye asbaşkanının birlikte halkın ve tören birliklerinin bayramını kutlamalarıyla başladı.

İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle devam edilen törende, Namık Kemal Lisesi Müdürü Nahadır Volkan bir konuşma yaptı.

Kutlama töreni, Namık Kemal Lisesi öğrencileri Gökçe Ercan ve Aysel Göktaş'ın okudukları şiir, İstihkam Savaş Tabur Komutanlığı mensuplarından İstihkam Üsteğmen Mahmut Ceylan'ın konuşması ve tören geçişiyle tamamlandı.

Volkan: Kıbrıs Türk halkı, barışçıl, insancıl ve çalışkanlığıyla kayda değer gelişim gösterdi

Namık Kemal Lisesi Müdürü Bahadır Volkan törende, Kıbrıs Türk Halkı'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı, Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC'nin ilanı olmak üzere üç kez cumhuriyet heyecanı yaşadığını belirtti.

Volkan, Rumların çok ulusluluğu ve Kıbrıs Türkü'nün kalkınmasını sindiremedikleri için Türkleri ortaklıktan dışladıklarını ve 1974 Temmuz'una kadar sürecek olan karanlık bir dönemi hem kendi halklarına hem de Kıbrıs Türklerine yaşattıklarını söyledi.

1974 sonrası süreçte tüm görüşmelere rağmen Rum'un isteksizliği sonucunda 15 Kasım 1983'te KKTC'nin ilan edildiğini aktaran Volkan, "O günün heyecanını liderimiz Dr. Fazıl Küçük'ün 'artık gözüm arkada kalmayacak' sözleri en güzel ve en yalın bir şekilde ifade etmektedir" dedi.

Volkan, barışçıl, insancıl ve çalışkan olan Kıbrıs Türk halkının geçen süreçte gösterdiği gelişmenin kayda değer olduğunu ifade ederek, gelişmeye ayak uydururken devletin yasalar çerçevesinde desteklenmesinin en önemli görev olduğunu kaydetti.

Ceylan: KKTC, adada barış ve istikrarın temel unsuru

İstihkam Savaş Tabur Komutanlığı mensuplarından İstihkam Üsteğmen Mahmut Ceylan da, KKTC'nin 23 yıldır dimdik ayakta durmasının bir iftihar kaynağı olduğunu belirterek, Kıbrıs Türk Halkı'nın 15 Kasım 1983 tarihinde bağımsızlığını ilan ederek tarihi mücadelesini taçlandırdığını söyledi.

Ceylan, kuruluşundan beri KKTC'nin adada barış ve istikrarın temel unsuru olduğunu vurgulayarak, bu gerçeğin kabulünün aynı zamanda adada kalıcı bir uzlaşmanın da temelini oluşturduğunu ifade etti.

Girne'de de coşkuyla kutlandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 23. yıl dönümü Girne'de de düzenlenen törenle coşkuyla kutlandı.

Girne Kordonboyu Caddesi Atatürk Anıtı'nda saat 14.30'da yapılan törene, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Lojistik Destek Grup ve Girne Garnizon Komutanı Tank Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) Sahil Güvenlik Komutanı Deniz Albay Mehmet Karabacak, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, Girne Polis Müdür Muavini Salim Aker, Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Rektörü Prof. Doktor Hıfzı Doğan, bazı milletvekilleri, siyasi parti, kurum, kuruluş, okul ve dernekleri başkan ve temsilcileriyle askeri erkan katıldı.

Protokol sırasına göre anıta çelenklerin konulması, saygı marşı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayrakların göndere çekilmesiyle başlayan törende Anıt Özel Defteri imzalandı, törene katılan birlik, okul ve halkın bayramları kutlandı, şiirler okundu, günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı.

Törende Anıt Özel Defteri, Girne Kaymakamı Savaş Orakçıoğlu, KTBK Lojistik Destek Grup ve Girne Garnizon Komutanı Tank Kıdemli Albay Turgut Yoldüren, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Sahil Güvenlik Komutanı Deniz Albay Mehmet Karabacak ve Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın tarafından imzalandı.

19 Mayıs Türk Maarif Koleji tarih öğretmeni Şevki Açıkalın ile Türk Silahlı Kuvvetleri adına Ordu Donatım Binbaşı Cem Acar tarafından yapılan günün anlam ve önemini belirten konuşmanın ardından Girne Belediyesi Halk Dansları Ekibi'nin sunduğu folklor gösterisiyle devam eden tören yapılan resmi geçitle sona erdi.

Akrotim gösterisi

Girne'de düzenlenen 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı töreninin ardından kutlamalara saat 15:30'da dünyadaki en genç süpersonik akrobasi timi olma özelliğini taşıyan Türk Hava Kuvvetlerine bağlı Türk Yıldızları tarafından akrotim gösterileri sunuldu.

Yaklaşık 25 dakika süren akrotim gösterilerinde, Türk Yıldızları tarafından 8 uçaklı delta formasyonu, 4 uçaklı özel formasyon, tek ve 3 uçağın tekli formasyonlarının yer aldığı 20 figür sergilendi.

KTBK Bandosu ve mehter takımı konser verdi

Girne'deki kutlamalarda ayrıca saat 16:00'da Atatürk Anıtı önünde KTBK Bandosu tarafından halka açık konser verilirken, 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı için Mehmetçik Belediyesi tarafından Türkiye'den özel getirilen Bursa Halk Oyunları Derneği Tarihi Bursa Mehter Takımı tarafından da konser ve gösteri sunuldu.

Açıkalın: 15 Kasım coşkuyla kutlandı

19 Mayıs Türk Maarif Koleji tarih öğretmeni Şevki Açıkalın törende yaptığı konuşmada, yıllarca insan haklarından mahrum bırakılan Kıbrıs Türk halkının sayısız şehit vererek kurduğu cumhuriyetin 23. yıldönümünü coşkuyla kutladığını belirterek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin, Kıbrıs Türkü'nün tarih boyunca verdiği varolma mücadelesinin en büyük başarısı olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk halkının, İngiliz sömürge döneminden başlayarak 1974 Barış Harekatı'na kadar olan süreçte Kıbrıs adasında büyük bir varoluş ve insanca yaşama mücadelesi verdiğini kaydeden Açıkalın, 20 Temmuz 1974 ile egemenlik ve bağımsızlığına kavuşan Kıbrıslı Türklerin, cumhuriyetin ilanıyla bugün ve yarınının teminat altına aldığını belirtti.

Acar: Kıbrıs Türk halkı her türlü zulme karşı mücadele etti

Türk Silahlı Kuvvetleri adına Ordu Donatım Binbaşı Cem Acar da konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının her türlü baskı ve zulme karşı mücadele ederek, milli benliğini korumak, kendi topraklarında huzur ve güven içinde yaşamak için nice şehitler vererek sürdürdüğü kurtuluş mücadelesini, 15 Kasım 1983'te kurduğu egemen devletiyle perçinlediğini kaydederek, bugün 23. yıldönümün gururla kutlandığını söyledi.

İskele'de de tören düzenlendi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 23. yıldönümü İskele'de de düzenlenen törenlerle coşkuyla kutlandı.

İskele'deki törende Atatürk Anıtı'na çelenkler konuldu ve bir dakikalık saygı duruşunda bulunularak, İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekildi.

Törende günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yapan İskele Kaymakamı Ahmet Cenk Musaoğulları, yıllarca sömürülen Kıbrıs Türkü'nün barışın ve özgürlüğün değerini çok iyi bildiğini kaydederek, en kötü barışın savaştan daha iyi olduğunu söyledi.

Öğrencilerin okudukları şiirlerle devam eden törende konuşan Türk Silahlı Kuvvetleri 28. Mekanize Piyade Tümen Hava Savunma Tabur Komutanlığı'ndan Teğmen Emin Önde de, Kıbrıs Türkünün bugünkü huzurlu yaşamına kavuşabilmek için büyük mücadeleler verdiğini anlattı.

Tören resmi geçitle son buldu. Törenin ardından İskele Belediyesi, belediye gazinosunda kutlama kokteyli düzenledi.

Güzelyurt'ta da Cumhuriyet bayramı töreni yapıldı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 23. yıldönümü Güzelyurt'ta da düzenlenen törenlerle coşkuyla kutlandı.

Güzelyurt'taki ilk tören, Atatürk Anıtı önünde, ikinci tören ise Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesi önünde gerçekleştirildi.

Çelenklerin anıta konulmasıyla başlayan Atatürk Anıtı önündeki törende, saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı eşliğinde bayraklar göndere çekildi.

Buradaki tören, Anıt Özel Defteri'nin Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler, 49. Piyade Alay Komutanı Ersun Altınsoy, Piyade Yarbay Adnan Ökten, ve Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar tarafından imzalanmasıyla sona erdi.

Güzelyurt Arkeoloji ve Doğa Müzesi önündeki tören ise, protokol tarafından tören birlikleri ve halkın bayramının kutlanması ile başladı.

Ardından Garnizon Komutanlığı adına günün anlam ve önemini belirten bir konuşma yapan Piyade Binbaşı Kemal Dinçel, 15 Kasım'da Kıbrıs Türkü'nün adadaki iki eşit halktan biri olduğunu dünyaya duyurduğunu söyledi ve Kıbrıs Türk halkının, özgürlüğünü her şeyin üstünde tuttuğunu vurguladı.

Güzelyurt Kaymakamlığı adına konuşan Güzelyurt Kurtuluş Lisesi tarih öğretmeni Rasim Taş da, Kıbrıs Türkü'nün hak ve özgürlük için mücadele verdiğini anımsatarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni yaşatmanın her Kıbrıs Türkünün görevi olduğunu söyledi.

Konuşmaların ardından şiirler okundu.

Törende, daha sonra Akçay Kültür ve Sanat Derneği Folklor Ekibi, halk dansları gösterisi sundu. Tören, resmi geçitle sona erdi.

KIBRIS 16/11/06

 

 

AB zemininde yapabileceğimiz pazarlık yok

BM ÇATISI ALTINDA BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜM... Cumhurbaşkanı Talat, yıllardır dünyayı aldatan Rum tarafına, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için verilecek bir şey olamayacağını vurgulayarak, "Maraş veya bütünlüklü çözümün diğer unsurları ancak BM çatısı altında ve bütünlüklü çözüm maksatlarıyla ele alınabilir" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının Birleşmiş Milletler (BM) çerçevesinde çalışılacak bütünlüklü bir çözümden yana olduğunu, bunun için de Avrupa Birliği (AB) zemininde Rum tarafıyla yapabilecekleri herhangi bir pazarlık bulunmadığını söyledi.

Yıllardır dünyayı aldatan Rum tarafına, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için verilecek bir şey olamayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Maraş veya bütünlüklü çözümün diğer unsurları ancak BM çatısı altında ve bütünlüklü çözüm maksatlarıyla ele alınabilir" dedi.

KKTC'nin 23'üncü yıldönümü dolayısıyla Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'ndaki törende konuşan Cumhurbaşkanı Talat, adanın birleşmesine yüzde 65 oranıyla "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin sosyal psikolojisinde ve siyasi tercihinde, kendi kendini yöneteceği bir devlete sahip olma arzusu ile Kıbrıs'ın birleşmesi arzusunun kesinlikle birbiriyle çelişmediğinin, bu iki eğilimin birbirini bütünlediğinin altını çizdi.

Kıbrıs sorununun çözümü ile adanın bir bütün olarak AB'de yer alması stratejik hedeflerinden bir milimetre dahi sapmadıklarını, çözüm ve AB hedeflerinin devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, "Er geç Kıbrıslı Türkler de, Avrupa Birliği içinde tam anlamıyla yer alacaklardır. Bugün, bizim görevimiz, KKTC'yi tüm kurumlarıyla bu kaçınılmaz geleceğe, hazırlamaktır" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin, Rum tarafının üyeliği ve Yunanistan'la koşulsuz dayanışması nedeniyle tarafsız olamadığına işaret ederek, Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında AB faktörünün bu yüzden uzak tutulması gerektiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB ile her düzeyde ilişki kurmak ve geliştirmek istediklerini belirterek, "Fakat bunun için ne Rum tarafının icazetini kabul ederiz, ne de bu ilişkilere onları karıştırırız" diye konuştu.

Başkentte Cumhuriyet Bayramı kutlaması

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kutlamalara katılan Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine teşekkür etti; "Böylece Türkiye Cumhuriyet'inin 23 yıl ve daha öncesinde olduğu gibi bugüne kadar ve gelecekte de yanımızda olmaya devam edeceğinin güvencesini veriyorlar" dedi.

Bu yıldönümünde yeni siyasal gelişmelerin eşiğinde olunduğuna, bunların da Rumların baskısıyla AB'nin Kıbrıs sorununun çözümünde aktör olmaya çalışmasıyla ortaya çıktığına işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

"Ancak, Türkiye Cumhuriyeti'nin AB'ye tam üyelik görüşmelerinin başlama sürecini, 'ozmosis'e yönelik politikasını Türk tarafına dayatmak için kullanmaya çalışan Kıbrıs Rum Yönetimi, artık bu oyunun sonuna geldi. 1974 öncesine dönülemeyeceğini dost düşman herkes anladı. Avrupalı değerlerle bağdaşmayan küçük tüccar pazarlıklarıyla, şantaj yöntemleriyle hiç, ama hiçbir yere varılamayacağı yakında daha da net görülecektir. Kıbrıs sorununa taraf olan herkesin yeniden düşünüp, daha dengeli, rasyonel ve uzlaşmacı politikalar üreteceği bir döneme girilecektir."

"KKTC Birleşik ve Federal Kıbrıs'ın temel direklerinden biri olacak"

KKTC, AB çatısı altında birleşik ve federal Kıbrıs'ın  temel direklerinden biri olacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin, AB çatısı altında birleşik ve federal Kıbrıs'ın temel direklerinden biri olacağını vurgulayarak, cumhuriyetin kuruluşuna yol açan tarihsel gelişmeleri, toplumsal ve yönetsel gelenekleri doğru okumak gerektiği kadar, Kıbrıs Türk halkının KKTC'ye sahip çıkışındaki sosyal-psikolojiyi de doğru çözümlemek gerektiğini, "Kıbrıslı Türkler, 1974 öncesindeki devlet yapılanmasından sonra Kıbrıs Türk Federe Devleti ile başlayan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile gelişen süreçte, aslında, kendi kendilerini yöneten ve dışarıdaki hiçbir otoritenin yerel ve ikincil uzantısı olmayan bir halk haline gelmek istediklerini dünyaya duyurmuş oldular" ifadeleriyle vurguladı.

Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi'nin, 15 Kasım 1983'te KKTC'yi ilan ederken, bu oluşumu, gelecekte kurulacak iki-toplumlu, iki-bölgeli, siyasal eşitliğe dayalı, Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Kıbrıslı Türk kanadı olarak öngördüğünü ve dünyaya barış arzusunun ilan edildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin adada ayrılığı pekiştirmek için değil, tam tersine BM ve uluslararası toplumun da arzu ettiği şekilde iki kurucu kanadın eşit ortaklığında birleşik ve federal bir cumhuriyete hazırlanmak için elverişli koşulların yaratılmasını sağlamak amacıyla kurulduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, tören alanında halka seslenişinde, barışı elbirliğiyle kurabilmek için, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının birbirini daha iyi anlaması gerektiğine işaret etti. Kıbrıs Türk halkının 450 yıla varan kendi kendini yönetme alışkanlığının, kendi hukuki ve idari kurumlarına sahip olma geleneğine dayandığını belirten Talat, "Kıbrıslı Türklerin tarih içindeki yönetim mekanizmalarını tarafsız bir şekilde inceleyecek herkes, KKTC'nin dışarıdan gelmiş bir müdahale ile sıfırdan kurulmadığını, ama yüzlerce yıllık Osmanlı-Türk idari geleneklerine, toplumsal yapılanmalara, tarihsel kurumlara dayandığını anlayacaktır" diye konuştu.

Çelişmez

Talat, adanın birleşmesine yüzde 65 oranıyla "evet" diyen Kıbrıslı Türklerin sosyal psikolojisinde ve siyasi tercihinde, kendi kendisini yöneteceği bir devlete sahip olma arzusu ile Kıbrıs'ın birleşmesi arzusunun kesinlikle birbiriyle çelişmediğini, bu iki eğilimin birbirini bütünlediğini vurguladı.

"Kendi kendisini yönetme arzusu ile Avrupa değerleriyle birleşik bir Kıbrıs yaratma arzusunu birbirinden ayırmayan Kıbrıs Türk halkının, bugün Avrupa Birliği'nden gördüğü ayrımcı, dışlayıcı muamele akıl almaz bir şeydir" diyen Cumhurbaşkanı Talat, bu tutumla Avrupa'nın, Kıbrıslı Türklere, Haçlılar ve Naziler dönemindeki zihniyeti aratmayacak bir ayrımcılıkla, kültürel ırkçılıkla, dinler savaşıyla yaklaşmaya devam ettiği mesajı verdiğini, ancak akıllarından bu düşünceyi silip, farklı kültür, din ve toplumların çeşitliliğini, bir ayrılıkçılık olarak değil, bir zenginlik olarak gören Avrupalılık idealine bağlanmayı tercih ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, böyle bir Avrupalılık idealinin Kıbrıs'taki güvencesinin, 21. yüzyılda halen nefret, ırkçılık ve ayrımcılık politikasını sürdüren Kıbrıs Rum liderliği değil, tolerans, hoşgörü, sevecenlik ve barışçıl nitelikleri kendinde toplayan Kıbrıs Türk halkı olduğunu vurguladı. Talat, "Bu halk, çatışma ve savaşların yarattığı nefret ve kini bile hızlı bir zaman dilimi içerisinde, barışçıl, mutlu ve insanca bir yaşam için terk etmeyi ve geçmişin acı deneyimlerinden sevgi üretmeyi iyi bilir" dedi.

Önce uzlaşma

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarındaki konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu anlamda da haklarına sahip çıkıp var olma mücadelesinde her zaman uzlaşmayı önde tutmuş ve sıcak çatışmaların bizzat ilk nedeni olmamıştır. Kıbrıs Türk halkı, 1963 ile birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yıkılıp Kıbrıslı Türklerin her türlü tehdit, tecrit, soykırım ve dışlanmasına yönelik olarak, 'din adamı' Makarios'un ve arkadaşlarının önderliğinde yürütülen çatışmalar döneminde bile, vakur ve saygın bir tavırla haklarını savunmayı bilmiştir. Bu anlamda soykırımı, asimilasyonu önlemeyi başaran atalarımız bizlerin bugünlerdeki varlığının nedenidir.

İşte sevgili kardeşlerim, KKTC, savaşın son seçenek olduğunun bilinci ile yaşayabilir, barışçıl bir çözümün ardıcıl savunucusu olan böyle bir halkın yönetim mekanizmasıdır, devletidir. Ama bu gerçeği özümsemesi gerekenlerin başında, Kıbrıslı Rumlardan ya da Avrupalılardan da önce Kıbrıslı Türkler geliyor. Kendi kendisini yönetme hakkına sahip çıkması ve çağdaş, demokratik, hukuka dayalı, fonksiyonel bir yönetim sistemi yaratması gereken, öncelikle Kıbrıs Türk halkının kendisidir. Çünkü iyi bir yönetimi, Avrupalı ve çağdaş bir devlet yapısını hak etmek, bunun için bilinçli olarak çalışmaya bağlıdır."

KKTC'nin yönetim mekanizmasını, daha sağlam şekilde kurumsallaştırabilmek için, şeffaflık, demokratiklik, hukukun üstünlüğü, sosyal adalet, modern teknolojik yapılanmalar ve fonksiyonel idari düzenlemeler geliştirmek gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, e-devlet anlayışını da bu nedenle önemsediklerini belirtti.

"Devlet, şu ya da bu kişiyle, şu ya da bu siyasi grup ya da anlayışla değil, ayrımsız tüm Kıbrıs Türk halkıyla örtüşmeli, halkın ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapıda olmalıdır" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, devletin vatandaşına hizmet için var olduğunu, bunun güvenlik ve maaş ödemekle sınırlı olmadığını, çağdaş ve demokratik donanımlar, sosyal hizmetler, fırsat eşitliğine dayalı eğitim ve kültür açılımları, ekonomik refah, hak ve özgürlükleri hiçbir ayırımcılık yapmadan tüm vatandaşların kullanmasını sağlayacak bir toplumsal düzen yaratılmasını da kapsadığını anlattı.

Gerekirse pozitif ayrımcılık

Talat, tüm kesimlerin eşit katılımıyla demokratik yapılanmanın sağlanması gerektiğini kaydederek, toplumsal cinsiyet analizleri yapılarak hedef belirlenmesi ve bu anlamda gerekirse geçici süreler için pozitif ayırımcılık uygulanması görüşünü de ifade etti.

"Demokrasi, bir yaşam biçimi olarak hayatımızın her alanına nüfuz etsin istiyorsak bu gerçekler doğrultusunda çabalarımızı artırmalı, vizyonumuzu çağdaş ve ilerici bir anlayışla yeniden yapılandırmalıyız. Adanın kuzeyiyle, güneyiyle eşit biçimde yer alacağı Avrupa Birliği normlarıyla uyumun öncelikli görevlerimiz arasında olduğunu unutmamalıyız" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, konuşmasına şu ifadelerle devam etti:

Avrupa'da yer alan bir halkız

"Biz bir halkız. Avrupa'da yer alan bir halkız. 450 yıldır kendi kendini yönetmiş, Kıbrıs'ı en az diğer Kıbrıslı toplumlar kadar vatan edinmiş bir halkız. Ve bu halk, kendi kendisini demokratik bir anlayışla yönetme hakkını kendi tarihinden alıyor. Kendi kendisini yönetme becerisini gösterirken, birleşik federal bir Kıbrıs'ın yönetimini de eşit şekilde paylaşmaktaki kararlılığını sürdürüyor. Er geç, Kıbrıslı Türkler de, Avrupa Birliği içinde tam anlamıyla yer alacaklardır. Bugün, bizim görevimiz, KKTC'yi tüm kurumlarıyla bu kaçınılmaz geleceğe hazırlamaktır."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB'nin; Rum tarafının üyeliği ve Yunanistan'la koşulsuz dayanışması nedeniyle tarafsız olamadığına işaret ederek, üstüne üstlük AB'nin iç 'dayanışma' geleneğinin de böylesi bir tarafsızlığı tamamen imkansız hale getirdiğini söyledi.

Demek ki AB faktörünü uzak tutmalıyız

Talat, "Demek ki AB faktörünü Kıbrıslı Türklerin de üyeliğini sağlayarak tarafsız hale getirinceye kadar Kıbrıs sorununun çözümü çabalarından uzak tutmalıyız" diyerek, referandum sonucunda Rumların BM'nin bütünlüklü çözüm planını reddetmesinin dünyayı şaşırtmakla kalmadığını, öfkelendirdiğini, bunun üzerine AB'nin oybirliğiyle Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunu kaldırmayı kararlaştırdığını, komisyonu görevlendirdiğini, ancak o gün bugündür AB'nin, Rum tarafının engelini aşabilme yeteneği sergileyemediğini ve Rum tarafının sınır tanımayan arzularının bir aleti olmaktan öteye geçemediğini anlattı.

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Türkiye'nin AB sürecini şantajlarıyla zora sokmaya yeltenen Rum tarafını yatıştırmak maksadıyla Türkiye'nin limanlarını, havaalanlarını ve hava sahasını Rum gemi ve uçaklarına açmasını sağlamaya çalıştığına işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin bununla da yetinmediğini ve karşılıksız olarak kaldıracakları sözünü verdikleri izolasyonu, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle yalnızca yumuşatma niyetine Rum tarafının geçit vermemesi nedeniyle 26 Nisan 2004 Konsey kararında öngörmediği halde Rum tarafını da tatmin edebilmek için Maraş'ı kendilerine vermenin ilk adımı olarak BM'ye devretmeyi önerebildiğini hatırlattı.

İzolasyonun kalkması için Rum'a verecek bir şeyimiz olamaz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yıllardır Kıbrıslı Türklerle güç bölüşümünü arzuluyormuş gibi davranarak dünyayı aldatan Rum tarafına izolasyonların kaldırılması için verilecek bir şey olamayacağını vurguladı ve "Maraş veya bütünlüklü çözümün diğer unsurları, ancak BM çatısı altında ve bütünlüklü çözüm maksatlarıyla ele alınabilir. Değişik zamanlarda ve değişik koşullarda Maraş'la ilgili önerilerin bizim tarafımızdan ele alınmış ve değerlendirilmiş olması, herhangi bir şey verme karşılığı olmadan verilmiş olan ekonomik izolasyonların kaldırılması sözlerinin tutulması için de pazarlık konusu yapılabileceği anlamına gelmez" diye konuştu.

Talat, Maraş'ın, Papadopulos'a verebilecekleri herhangi bir hediye ya da sus payı olamayacağını vurgulayarak, eğer olursa yalanı ve riyayı hoş görmüş, zorbalığa boyun eğmiş olacaklarını, ayrıca Rum liderliğinin Türkiye'nin AB süreci boyunca Kıbrıslı Türklerin haklarının, parça parça kendilerine devredilebileceğini zannedeceklerini kaydetti.

"Bu da aslında Kıbrıs sorununun çözüm ihtimalini ortadan kaldırmak demek olur. Bugün, Kıbrıs sorununu bilmeden, günü kurtarmak için iyi niyetle çalışan ülkeleri de yanlışa sürükleyerek çözümü onlar eliyle imkansızlaştırırız" diyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şöyle dedi:

Pazarlık yok

"Kıbrıs Türk tarafı olarak BM çerçevesinde çalışılacak bütünlüklü bir çözümden yanayız. Bunun için de AB zemininde Rum tarafıyla yapabileceğimiz herhangi bir pazarlık yoktur. AB ile her düzeyde ilişki kurmak ve geliştirmek istiyoruz. Fakat bunun için ne Rum tarafının icazetini kabul ederiz ne de bu ilişkilere onları karıştırırız.

Hedeften bir milimetre dahi sapmış değiliz

Bir kez daha altını çizmek istiyorum: Kıbrıs sorununun çözümü ile adamızın bir bütün olarak AB'de yer alması stratejik hedefimizden bir milimetre dahi sapmış değiliz. Yani çözüm ve AB hedefimiz devam ediyor."

Cumhurbaşkanı Talat, konuşmasının sonunda, "Bu kuruluş yıldönümünde yeniden hatırlatmak istiyorum: Bugün eğer başı dik ve kararlı, dünya halkları arasında saygın, eğitim düzeyi, sosyal anlayış ve kültürel yapılanması ile çağdaş bir yer alıyorsak, bilmeliyiz ki bu yolda canını ve kanını akıtanlar oldu. Ama bize kalan miras onurlu bir yaşam oldu. Bugünlere kolay gelmedik. Bu süreçte herkesin alın teri, özverisi, doğrusu-yanlışı var" diyerek, Kıbrıs Türk halkının bu noktaya gelişine katkı koyan herkese, meclise, hükümete, silahlı kuvvetlere ve her türlü yardımı yapan Türkiye Cumhuriyeti'ne teşekkür etti. Talat, gazileri saygı ve sevgiyle andı, şehitlerin huzurunda bir kez daha eğildi.

KIBRIS 16/11/06

 

Şantajla pazarlık olmaz

KIBRIS SORUNUNUN ZEMİNİ BM'DİR... Kıbrıs sorunuyla TC'nin AB üyeliği arasında herhangi bir bağ kurularak Türkiye'ye şantaj yapılamayacağını belirten Abdullah Gül, Kıbrıs sorununu BM zemininden AB zeminine çekip Türkiye'den taviz beklemenin çıkmaz yol olduğunu vurguladı. Gül, "Türkiye ve Kıbrıs Türkleri şantajlara geçmişte nasıl boyun eğmemişlerse bundan sonra da asla boyun eğmeyeceklerdir" dedi

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin Kıbrıs konusunda istese de yapısı gereği tarafsız olamadığını söyleyerek, AB'nin bu nedenle bu gerçeği ve neleri çözüp neleri çözemeyeceğini iyi bilmesi gerektiğini kaydetti.

KKTC'nin 23. kuruluş yıl dönümü kutlamalarına katılmak üzere adaya gelmeden önce Esenboğa havaalanında açıklama yapan Gül, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs planına ilişkin soruyu da yanıtladı.

Gül, Finlandiya Dönem Başkanlığı'na başından beri yardımcı olmaya çalıştıklarını, ancak kapsamlı çözümün merkezinin BM olduğunu ve kapsamlı çözümün parçası olan unsurları AB'ye getirmenin anlamı bulunmadığını belirtti.

Bakan Gül, "AB istese de tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi kendisinin bir parçası haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi gerekir" diye konuştu.

Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımı konusunda uluslararası hukuk yollarına başvurmaya hazırlandığına ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine de Gül, bu konuda titiz bir çalışmanın yapılmakta olduğunu belirterek, "Ancak bunları bir dönem ortaya çıkan meselelere çözüm bulmak için hemen tek cevap şeklinde almamak gerek" dedi.

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yardımcısı Abdullah Gül, Ermeni soykırımı iddialarının uluslararası yargıya taşınması konusunda titiz bir çalışma yürütüldüğünü söyledi.

Esenboğa havaalanında açıklama yapan Bakan Gül, ziyareti sırasında başta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat olmak üzere diğer üst düzey KKTC'li yetkililerle bir araya geleceğini söyledi.

Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın geçen temmuz ayında Kıbrıs Barış Harekâtının yıldönümü için beraberinde birçok bakanla adaya gittiğini ve KKTC'nin ekonomik açıdan güçlendirilmesi için ortak kararlar alındığını hatırlatarak, kendisinin de o günden bu yana kaydedilen ekonomik gelişmeleri gözden geçireceğini bildirdi.

"Ziyaretim Kıbrıs'la ilgili önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleşiyor" diyen Gül, Türkiye için öncelikli olan konunun, Kıbrıs Türk halkının güven, huzur ve refah içinde yaşaması olduğunu kaydetti. Bakan Gül, Türkiye'nin bu yöndeki kararlılığını hiçbir duraksamaya yer bırakmaksızın inançla sürdüreceğini belirterek, KKTC'nin kuruluşundan bu yana insan haklarına saygılı, çağdaş ve demokratik yönetimi ile adadaki barış ve huzur ortamının teminatı olduğunu ifade etti.

Bakan Gül, KKTC'nin uluslararası alanda çektiği zorluklara rağmen bugün geldiği noktanın takdire şayan olduğunu söyleyerek, Kıbrıs Türklerinin her zaman işbirliği ve uzlaşıdan yana olduğunu, 2 yıl önceki referandumda bunu bir kez daha belirtmelerine rağmen yıllardır uygulanan haksız ve insanlık dışı tecridin hâlâ devam ettiğini söyledi. Gül, "Yasal bir temeli bulunmayan ambargo ve kısıtlamalara bir an önce son verilmesi için bütün dünyaya burada bir kez daha çağrıda bulunuyorum" dedi.

Türk hükümetinin KKTC halkının huzurunun korunması ve refah seviyesinin yükseltilmesinde bugüne kadar verdiği desteği sürdürmeye kararlı olduğunu belirten Gül, Kıbrıs Türklerinin yanında olmaya her zaman devam edeceklerini kaydetti.

Fin planı

TBMM'de önceki günkü Plan ve Bütçe Komisyonu toplantıları sırasında AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs planına ilişkin sarfettiği sözlerin hatırlatılarak, sürecin devam etmesinden umutlu olup olmadığının sorulması üzerine Gül, "Finlilerin düşüncelerinin kağıda bile dökülemeyerek, kendisine doğrudan söylenemediğine" dikkat çekti.

Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dolayısıyla bunları kabul etmek mümkün değil. (Eğer Finlilerin kapsamlı bir çözüm yapma gücü varsa onu da konuşuruz) dedim. Böyle bir güç varsa bunu her zaman konuşuruz."

KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın bunu AB yetkililerine her zaman söylediğini hatırlatan Bakan Gül, "Ama şunun da altı çizilmiştir; kapsamlı çözümün merkezi BM'dir. Buna yardımcı olacak başka bir yer varsa bunu hiçbir zaman reddetmeyiz. Ama kapsamlı çözümün parçası olan unsurları buraya getirmenin anlamı yok" diye konuştu.

Gül, bir gerçeğin iyi bilinmesi gerektiğini de vurgulayarak, bunun AB'nin istese de Kıbrıs konusunda tarafsız olamayacağı gerçeği olduğunu kaydetti. "AB istese de tarafsız olamıyor, çünkü Rum kesimi kendisinin bir parçası haline gelmiştir. AB'nin bunu iyi görmesi gerekir" diyen Gül, o bakımdan AB'nin nelere çözüp, neleri çözemeyeceğine dikkat etmesi gerektiğini kaydetti.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yardımcısı Abdullah Gül, dün sabah saat 10.00'da özel uçakla KKTC'ye geldi.

KKTC'nin 23. kuruluş yıldönümü törenlerine katılacak olan Abdullah Gül'e, TC Dışişleri bürokratları ve AKP milletvekilleri eşlik ediyor.

Abdullah Gül'ü, Ercan Havaalanı'nda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ile Başbakanlık müsteşarları Doğan Şahali ve Öntaç Düzgün karşıladı.

Abdullah Gül, havaalanında açıklama yapmadı.

Havaalanı çıkışında KKTC Kayseri Öğrenciler Birliği pankart açarak, Abdullah Gül'e hoş geldin dileklerinde bulundu.

Törendeki konuşma

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Yardımcısı Abdullah Gül, referandum sonrası Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri unutan Avrupa Birliği'nin inanılırlığının, güvenilirliğinin ve prestijinin gittikçe yok olduğunu söyledi.

Verilen sözleri unutmadıklarını ve takipçisi olacaklarını vurgulayan Gül, Kıbrıs'ta barışın ve istikrarın temelinde KKTC'nin ekonomik ve sosyal bakımdan güçlenmesinin yattığına inandıklarını; bunun için çok çalıştıklarını vurguladı.

Gül, "Kıbrıs sorunuyla TC'nin AB üyeliği arasında herhangi bir bağlantı kurulması kesinlikle doğru değildir, yanlış bir hesaptır. Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB'ye katılım sürecine karşı kullanılmamalıdır" diyerek, bu yanlışta ısrar edenlerin, bu yolun çıkmaz yolu olduğunu anlamasını ve Türkiye'nin politikalarının şantajlarla, sıkıştırmalarla değişmeyeceğini bilmesini istedi.

 

KIBRIS 16/11/06

 

KKTC, 400 yıllık bir temel üzerinde yükselip gelişen bir devlettir

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 23 yıllık bir sürece, bunun yanında 400 yıllık bir tarihsel kökene ve zemine dayanan bir temel üzerinde yükselip gelişen bir devlet olduğunu vurguladı.

Soyer, KKTC'nin kuruluşunun 23. yıldönümü kutlamalarına katılan resmi konuklar onuruna Lefkoşa'daki Hidden Garden'da öğle yemeği verdi.

Başbakan Soyer saat 12.30'da yer alan yemekte yaptığı konuşmada, KKTC'nin 23. kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılan konuklara teşekkür ederek, bu katılımın kendilerine büyük mutluluk verdiğini söyledi.

Soyer, KKTC'nin 23 yıllık bir sürece, bunun yanında 400 yıllık bir tarihsel kökene ve zemine dayanan bir temel üzerinde yükselip gelişen bir devlet olduğunu vurgulayarak, "KKTC'nin daha da gelişme, ileriye gitme, halkına esenlik ve mutluluk getirme ve Kıbrıs'ta Kıbrıslı Rumlar kadar hak eşitliği temelinde bir çözümün tarafı olmasının kendileri açısından en önemli dayanak noktası" olduğunu kaydetti.

"Bu açıdan günümüz koşullarında kalıcı bir çözüme ve BM parametreleri doğrultusunda gitmek arzumuzun yanı sıra, KKTC'yi ve Kıbrıs Türk halkını Türkiye Cumhuriyeti'nin desteği, yardımları ve dayanışması ile daha ileriye taşımak ve bu topraklarda barışın teminatı yapmak temel görevimizdir" diyen Başbakan Soyer, "nice kuruluş yıldönümlerine" temennisinde bulundu.

KIBRIS 16/11/06

 

ABD'nin Türkiye konusundaki talebi Rum tarafını gerdi...

ABD'nin, Fin formülüne el uzatarak ve Ankara ile KKTC'nin tezini benimseyerek, kapalı Maraş konusunun görüşülmesine olumsuz yön verdiğini "Brüksel ve Helsinki'ye El Attılar" başlıklı haberinde yazan Fileleftheros gazetesi, ABD'nin tutumunun boyutlarının, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathhew Bryza tarafından çok az sayıdaki gazeteci (Fileleftheros'un muhabiri de söz konusu grubun içinde yer aldı) grubuna yapılan açıklamada yansıtıldığını belirtti.

Habere göre Bryza, Maraş ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, AB süreci içerisinde (Fin formülü), iki taraftan birinin, BM çatısı altında bulunan Kıbrıs sorununun özüne ilişkin olarak tavizde bulunması durumunda ve kozların erken oynanması halinde, Kıbrıs sorununun çözümünün daha da zorlaşacağını, bir başka deyişle, bir tarafın etki etme olanaklarının bugün elinden alınması durumunda, belki de o zaman gelecek ay veya gelecek yıl iki tarafın, iyi niyetle müzakere etmesine ikna edilmesinin zor olacağını belirtti.

Protokol konusuna da değinen Bryza, 25'lerin karşı deklarasyonunun, protokolün belirli zaman takvimi içerisinde uygulanmasını öngörmediğini, 2006 yılının sadece Türkiye'nin değerlendirilmesiyle ilgili olduğunu belirterek, tercih edilen dilin, bilinçli olarak farklı yorumlanacak şekilde olduğunu söyledi.

Gazete, Bryza'nın bu açıklamasıyla Türkiye'nin yükümlülüklerinin zaman açısından ertelenmesini kastettiği yorumunda bulundu.

Bryza açıklamalarının devamında, "Başlıkların açılmamasından çok kapanmamasına yoğunlaşacak olan bir kararın var olması halkı daha çok mutlu ederdi" şeklinde konuştu.

Bryza ayrıca tarafları, başka bir alternatif olmadığı için Fin önerisine yoğunlaşmaya çağırdı ve bu hafta veya gelecek hafta bürokratlar veya dışişleri bakanları düzeyinde görüşmeler gerçekleştirilmesine ilişkin temennisini de dile getirdi.

Yunanistan'ın böylesi bir görüşmeye katılması konusuna girmekten kaçınan Bryza, "Helsinki'deki dostlarımızın, anlaşmaya varılması amacıyla tarafları masaya getirmek için yaratıcı fikirleri var" dedi.

Bryza bu arada, Kıbrıs sorununun çözümü için daha çok katedilecek yol bulunduğunu, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın aynı masaya gelmesi ve 8 Temmuz anlaşmasını hayata geçirmesi durumunda sürecin daha hızlı işlemesinin mümkün olduğunu söyledi.

Papadopulos: ABD'nin faaliyeti beklenen bir şey

Öte yandan Haravgi'ye göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Türkiye'nin üyelik süreci konusundaki Fin girişimine ilişkin olarak ABD'nin Brüksel'de bulunmasını "beklenen bir şey" olarak nitelendirdi.

KIBRIS 16/11/06

Kibris Türk halki, sevgili kardeslerim,

Bugün, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’nin 23. kurulus yildönümünü, yeni siyasal gelismelerin esiginde kutluyoruz. Bu yeni gelismeler, Kibris sorununun çözümünde, Birlesmis Milletlerle garantör ülkeler olarak Türkiye ve Yunanistan disinda, Rum tarafinin baskisiyla Avrupa Birligi’nin de bir faktör olmaya çalismasiyla ortaya çikti. Türkiye Cumhuriyeti’nin AB’ye tam üyelik görüsmelerinin baslama sürecini, “ozmosis”e yönelik politikasini Türk tarafina dayatmak için kullanmaya çalisan Kibris Rum Yönetimi, artik bu oyunun sonuna geldi. Avrupali degerlerle bagdasmayan küçük tüccar pazarliklariyla, santaj yöntemleriyle hiç, ama hiçbir yere varilamayacagi yakinda daha da net görülecektir. Kibris sorununa taraf olan herkesin yeniden düsünüp, daha dengeli, rasyonel ve uzlasmaci politikalar üretecegi bir döneme girilecektir.

Bildiginiz gibi, Kibris Türk Federe Meclisi, 15 Kasim 1983’de Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’ni oybirligi ile ilan ederken, bu olusumu, gelecekte kurulacak iki-toplumlu, iki-bölgeli federal bir Kibris cumhuriyetini dislamadan, tam tersine, olasi yeni ortakligin Kibrisli Türk ayagi olarak öngörmüstü. Hatta bu olusumu çözümü kolaylastirici, Rum tarafini motive edici, Türk tarafini ise daha esit düzeye çikarici bir atak olarak da görüyordu. Tipki bugün bizim anladigimiz sekilde, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti, adamizda ayriligi pekistirmek için degil, tam tersine, Birlesmis Milletler ve uluslararasi toplumun da arzu ettigi sekilde, birlesik ve federal bir cumhuriyete hazirlanmak için gündeme getirilmisti. Nitekim KKTC Anayasasiyla birlikte okunan Bagimsizlik Bildirgesi ile Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’nin ilaninin iki esit halk arasinda ortakligin bir federasyon çatisi altinda yeniden kurulmasini ve sorunlarin çözülmesini engellemeyip kolaylastirabilecegine kani olundugu ve iki halk arasindaki bütün sorunlarin barisçi ve uzlasici bir politika ile çözülmesi için Birlesmis Milletler Genel Sekreteri’nin gözetimi altinda esit düzeyde müzakereler yürütülmesinin arzulandigi ilan ediliyordu.

Kibrisli Türkler, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’ni kurmak ve gelistirmek suretiyle, aslinda, kendi kendilerini yöneten ve disaridaki hiçbir otoritenin yerel ve ikincil uzantisi olmayan bir halk haline gelmek istediklerini dünyaya duyurmus oldular.

Degerli kardeslerim,
Devlet mekanizmasi, su ya da bu kisiyle, su ya da bu siyasi grup ya da anlayisla degil, ayrimsiz tüm Kibris Türk halkiyla örtüsmeli, halkin ihtiyaçlarini karsilayabilecek bir yapida olmalidir. Sürekli olarak ifade ettigim gibi devlet, vatandaslarina hizmet için vardir. Bu hizmet ise, sadece asgari ihtiyaçlarla, bürokratik islemlerle, güvenlikle ya da memur maasi ödemekle sinirli olamaz. Sosyal hizmetler, firsat esitligine dayali egitim ve kültürel açilimlar, planli kalkinma, ekonomik refah, yasalarin verdigi hak ve özgürlükleri vatandaslarin kullanmasini saglamak ve nihayet, Avrupa Birligi normlariyla uyum öncelikli görevlerimiz arasindadir.

Kibrisli Türkler, hem Kibris’ta, hem Avrupa’da misafir degil, ev sahibidirler. Kibris Türk halki, bu adada ev sahibi oldugunu, egemenligi paylasan esit bir ortak oldugunu Kibris Rum Yönetimi’ne kanitlama ihtiyacinda degildir. Ayni sekilde, Kibrisli Türklerin, Avrupali bir toplum oldugunu Avrupa Birligi’ne kanitlama ihtiyaci da yoktur. Biz bu evde oturuyoruz ve oturmaya da devam edecegiz. Bu halk, kendi kendini demokratik bir anlayisla yönetme hakkini kendi tarihinden aliyor.

Sevgili Kibris Türk halki, degerli kardeslerim,

Yillar boyunca çözüm istedigini, bunun önünde tek engelin Türk tarafinin ayrilikçi politikalari oldugunu dünyaya anlatip duran ve Türk tarafinin yanlislari nedeniyle de inandirici olan Kibris Rum tarafi ilk gerçek sinavda aslinda durumun hiç de öyle olmadigini kanitlamis ve referandumda devlet kampanyasi esliginde büyük bir çogunlukla çözüme ve barisa “hayir” demistir. Devlet kampanyasi oldugunun altini çizmek istiyorum. Bu kampanya aslinda halkin iradesinden çok Rum devlet aygitinin niyetlerini açiga vuran bir sinavdi. BM Genel Sekreteri bu nedenle ortaya çikan sonucun sadece Annan Planini degil, çözümün kendisini reddetmek anlamina geldigini ve Rum liderin Annan Planini kabul edecegini söyleyerek kendisini aldattigini ifade etmisti. Bugün, uzun yillar boyunca Türk tarafinin güttügü yanlis politikanin da katkisiyla olusan AB ve uluslararasi hukuk kalkaninin arkasina saklanan Rum yönetimi haklarimizi gasp etmeye çalismakta, referandumdan bu yana, izolasyonlarin kaldirilacagi sözünü veren dünyaya adeta meydan okumakta ve yarim asir boyunca olusmus BM parametrelerini degistirmeye çalisarak çözümün ozmosis yoluyla, Kibrisli Türkleri asimile ederek gerçeklesecegini her yil tekrarlamakta, hem de bunu BM Genel Kurulunda söylemeye cüret etmektedir. Yani kisacasi, Rum Yönetimi lideri Papadopulos BM Genel Kurulunda tüm dünyaya meydan okumaktadir.

Basta Sn. Papadopulos olmak üzere, bunu herkesin iyi bilmesini istiyorum, Kibris Türk halkinin teslim olma, haklarindan feragat etme gibi bir niyeti yoktur. Bunu herkes, tüm dünya bilmelidir ve zaten yillar boyunca ortaya koydugumuz mücadele azmiyle gerçekten de ögrenmistir. Bu konuyu uluslararasi alanda tartisan yoktur. Dünya bu sorundan kurtulmak için çikis yolu aramakta ancak sözünü ettigim uluslararasi hukuk ve siyasal ortam nedeniyle zorluklar yasamaktadir. Kibris sorununa çözüm, uluslararasi destekle BM gözetiminde müzakere yoluyla bulunacaktir. Bunun için Kibris Rum tarafinin muhatabi Kibris Türk halki ve bu halkin seçtikleridir. Kibrisli Türkleri demokratik yollarla seçilen temsilcileri disinda hiç kimse temsil edemez. Bizim görevimiz sizlerin, sevgili halkimizin haklarini, hukukunu korumak ve elbette Kibris sorununu çözerek sizi dünya ile bütünlestirmektir. BM Genel Sekreterinin planini reddederken, BM ve AB üyesi olmanin avantajlarini kullanmaya devam eden Rum tarafinin Kibrisli Türkleri izole etmeye devam etmesi daha ne kadar bir süreyle devam edebilir? Uluslararasi toplumun, Avrupa Birligi’nin ve ülkelerin izolasyonlari kaldirma konusunda harekete geçmelerini bekliyoruz. Bizler izolasyonlarin kaldirilmasi çagrisini yaparken ne halkimiza umut pompalamak istiyoruz ne de Rum tarafinin iddia ettigi gibi ayrilik pesindeyiz. Umutlarimiz ise elbette devam ediyor, edecektir.

8 Temmuz’da Papadopulos’la imzaladigim ve genel hatlari Annan Plani’nin özünü tarif eden belge sonrasi gelisen süreç, ivedi çözümün önemini daha bir ortaya çikarmistir. Kibris Türk tarafi olarak biz, sorunun çözümünü ciddiyetle ele almaya, müzakere etmeye hazir oldugumuzu sürekli tekrarladik ve bunu basta BM Genel Sekreteri olmak üzere ilgili tüm taraflara bildirdik. Sorunu zamana yayarak asimilasyon politikasini Türkiye’nin AB sürecine baglayan Papadopulos’un Kibris sorununu karikatürize etmesine, müzakereden kaçarak adada yasayan insanlarin hayatlari, gelecekleri ile oynamasina asla izin vermeyecegimizi de belirtmek istiyorum.

Kendisi, Türkiye’nin Avrupa Birligi müzakere sürecini kullanarak Kibrisli Türkleri asimile etme yani “ozmosis” politikasinin basariya ulasacagina inaniyorsa yaniliyor. Papadopulos’un bu politikasi Kibris’ta çözümsüzlügün tohumlarini ekmekte, toplumlar arasi gerginligi artirmakta, kalici bir barisa ulasma çabalarinin önüne geçmektedir.

Sevgili Kibrisli Türkler, Degerli halkim,

Biz, Avrupa’da yer alan bir halkiz. 450 yildir kendi kendini yönetmis, Kibris’i en az diger Kibrisli toplumlar kadar vatan edinmis bir halkiz. Ve bu halk, kendi kendisini demokratik bir anlayisla yönetme hakkini kendi tarihinden aliyor. Kendi kendisini yönetme becerisini gösterirken, birlesik federal bir Kibris’in yönetimini de esit sekilde paylasmaktaki kararliligini sürdürüyor. Er geç, Kibrisli Türkler de, Avrupa Birligi içinde tam anlamiyla yer alacaklardir. Bugün, bizim görevimiz, Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti’ni tüm kurumlariyla bu kaçinilmaz gelecege, hazirlamaktir.

Çocuklarimiz, gelecegimiz için baris, refah ve kardeslik içinde, Avrupali bir ülke yaratmak inanciyla hepinizi selamliyorum. Daha demokratik, daha modern bir ortak evi el birligiyle kurmak azmiyle hepinizin Cumhuriyet Bayrami’ni kutluyorum.

  TRNC PRESIDENCY 15/11/06

 

Turkish Cypriots, my dear brothers,

Today, we are celebrating the 23rd anniversary of the Turkish Republic of Northern Cyprus as we stand at the verge of new political developments. These new developments have come about with the attempts of the European Union to become a factor in the solution of the Cyprus problem alongside the United Nations and the guarantor states, Turkey and Greece. The Greek Cypriot leadership, which is trying to use Turkey’s EU membership negotiations as a means of imposing its “osmosis” policy upon the Turkish side, has come to the end of the game. Soon it will be even clearer that nothing can be attained through such cheap bargains and blackmailing, which are completely incompatible with European values. We will soon enter a period where all the sides of the Cyprus problem will be rethinking their positions and producing more balanced, rational and reconciliatory policies.

As you know, when the Assembly of the Turkish Cypriot Federated State declared the establishment of the Turkish Republic of Northern Cyprus on 15 November 1983, it envisaged this Republic as the Turkish Cypriot wing of a future bi-communal, bi-zonal Federal Cyprus Republic based on the political equality of the sides. It saw this establishment as a means to facilitate the solution, motivate the Greek Cypriot side and elevate the Turkish Cypriot side to a more balanced level. Exactly as we see it today, The Turkish Republic of Northern Cyprus was established not to cement division on the island, but on the contrary, with the aim of creating the favourable conditions in preparation of a united, federal republic in compliance with the will of the United Nations and the international community. As a matter of fact, the Declaration of Independence, which was read together with the Constitution of the Turkish Republic of Northern Cyprus, expressed belief that the establishment of the Turkish Republic of Northern Cyprus would not hinder, but facilitate the formation of a partnership between two equal peoples under a federal structure and the solution of the problems. The Declaration also stated will for a negotiations process at equal footing under the auspices of the United Nations to solve all problems between the two communities through a peaceful and reconciliatory policy.

The Turkish Cypriots, by establishing and advancing the Turkish Republic of Northern Cyprus, have made it clear to the world that they want to govern themselves rather than becoming the local or secondary extension of an external authority.

My valued brothers,

The State should not be compatible only with certain people, political groups or mentality, but with all Turkish Cypriots, and should be able to meet the needs of the people. As I always express, the State exists to serve its citizens. This service cannot be limited to meeting minimal demands, bureaucratic procedures, providing security or paying salaries. It is among our most important missions to offer social services, educational and cultural openings based on equal opportunity, planned development, economic wealth, ability to use the rights and freedoms granted by law, and finally, compliance with the norms of the European Union.

Turkish Cypriots are not guests but hosts both in Cyprus and in Europe. The Turkish Cypriot people do not need to prove to the Greek Cypriot leadership that they are the owners on this island and that they are an equal partner sharing the sovereignty. Similarly, the Turkish Cypriots do not need to prove to the European Union that they are a European community. We are residing in this house and we will continue to do so. Turkish Cypriots get the right to democratically govern themselves from their own history.

Dear Turkish Cypriots, my valued brothers,

The Greek Cypriot side, for years, told the world that it wants peace and that the only obstacle in front of a solution is the separatist policy of the Turkish side. They were convincing too, because of the mistakes of the Turkish side, but were proven wrong in the first real test when they said “no” to solution and peace during the referendum. I want to underline the fact that there was a big state campaign on the Greek Cypriot side to reject the plan. This campaign was actually a test, which revealed the intentions of the Greek Cypriot state mechanism, more than the will of the people. The UN Secretary-General, for this reason, stated that not only the Annan Plan, but the solution itself had been rejected and added that the Greek Cypriot leader had deceived him by saying that he would accept the Annan Plan. Today, the Greek Cypriot leadership is hiding behind the shield of the EU and international law with the contributions of the former wrong policies of the Turkish side. It is trying to usurp our rights, is challenging the world, which has promised to lift the isolations, trying to change the UN parameters formed in half a century, and repeating that the Cyprus problem will be solved through a process of osmosis. This leadership is even daring to say this at the UN General Assembly. In short, Greek Cypriot leader Papadopoulos is challenging the world at the UN General Assembly.

I want everyone, but mainly Mr. Papadopoulos, to know that the Turkish Cypriot people have no intention to surrender or to give up their rights. Everyone, the whole world, should know this. We have proved this to the world through our determination to fight for our rights. Nobody in the international arena is arguing against this. The world is seeking ways to solve this problem but is having difficulties because of the international legal and political atmosphere I just mentioned. Solution to the Cyprus problem will be found through negotiations under the framework of the UN and with international support. And for this, the interlocutors of the Greek Cypriot side are the Turkish Cypriot people and those elected by them. No one, except their democratically elected representatives can represent Turkish Cypriots. Our mission is to protect the rights of you, my beloved people, and to solve the Cyprus problem and unite you with the world. How much longer can the Greek Cypriot side, which is using the advantages of being a member of the UN and the EU, continue to isolate Turkish Cypriots? We are expecting the international community, the European Union and the countries of the world to take a step in lifting the isolations. As we call on the world to lift the isolations, we neither want to give empty hopes to our people, nor do we seek division as alleged by the Greek Cypriot side. We will continue to hope for the best.

The period that followed after I signed the July 8 agreement with Papadopoulos, which basically defines the essence of the Annan Plan, has once again revealed the importance of an urgent solution. As the Turkish Cypriot side, we have continuously repeated that we are ready to seriously deal with this problem and to negotiate. We have conveyed this to the UN Secretary-General and to all other interested parties. I would also like to underline that we will not permit Papadopoulos, who is trying to buy time and link its policy of assimilation to Turkey’s EU process, to caricaturize the Cyprus problem, and to play with the lives and futures of people of this island by running away from negotiations.

He is wrong if he believes that he will succeed in using Turkey’s EU membership process to assimilate Turkish Cypriots, in other words, to achieve “osmosis.” This policy of Papadopoulos is planting seeds of non-solution in Cyprus, increasing tension between the two communities and blocking efforts to reach permanent peace on the island.

Dear Turkish Cypriots, my valued people,

We are a people in Europe. We are a people that ruled itself for 450 years, and that accepted this island as home at least as much as other Cypriots have. Turkish Cypriots get the right of democratic self-governance from their own history. As on the one hand Turkish Cypriots effectively govern themselves, they also remain determined to share the governance of a united, federal Cyprus. Sooner or later, the Turkish Cypriots will take their place in the European Union. Today, our mission is to prepare the Turkish Republic of Northern Cyprus, with all its institutions, for this inevitable prospect.

I am saluting all of you with the faith to create a European country of peace and wealth for our children. I celebrate the Republic’s anniversary with the determination to collectively establish a more democratic, more modern common home.

TRNC PRESIDENCY 15/11/06

Gambari’den Kıbrıs mektubu

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari, Kıbrıs’taki taraflara bir mektup gönderdi. Gambari, liderlerin biraraya gelerek, komitelerin çalışmalarını denetlemesi ve yönlendirmesini istedi.

 

NTV

Güncelleme: 15:41 TSİ 17 Kasım 2006 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mektubun dün ellerine ulaştığını ve değerlendirmelere başladıklarını belirtti. Rum yönetimi de, bu aşamada mektuba olumlu yaklaştıklarını duyurdu.

Gambari’nin mektubu, komitelerin kurulması, komitelerin hedefleri ve işleyiş esaslarıyla iki liderin hangi konular üzerinde çalışması gerektiğine ilişkin öneriler içeriyor.

Gambari, ayrıca, 2007 yılının ilk çeyreğinde Cumhurbaşkanı Talat’la Rum yönetimi lideri Papadopulos’un BM temsilcisi gözetiminde görüşme yapmasını tavsiye ediyor.

Koçaryan Rum kesimini ziyaret edecek

Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, temaslarda bulunmak amacıyla 22-25 Kasım tarihleri arasında Kıbrıs Rum kesimini ziyaret edecek.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:29 TSİ 17 Kasım 2006 Cuma

LEFKOŞA - Rum yönetimi sözcüsü Hristodulos Pashiardis, bugün yaptığı açıklamada, Robert Koçaryan’ın, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un daveti üzerine Güney Kıbrıs’a geleceğini söyledi.

‘Karşı deklarasyon kabul edilemez’

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok, genişleme sürecine ilişkin son raporunda Türkiye’nin ek protokolü ‘karşı deklarasyonla’ onaylaması halinde bunu kabul etmeyeceklerini bildirdi.

 

NTV

Güncelleme: 18:42 TSI 17 Kasım 2006 Cuma

STRASBOURG - Brok, gelecek hafta Dışişleri Komisyonu’nda görüşülecek raporunda, Türkiye’nin ek protokolü Güney Kıbrıs’ı da kapsayacak şekilde uygulamayı reddetmesinin, sorunun temel nedenlerinden olduğunu savundu.

Elmar Brok, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde AB Komisyonu’ndan Aralık’taki zirveye kadar net bir tavsiye beklediklerini yazdı.

Brok, belgenin, ‘ek protokolün uygulanması Rum kesiminin tanınması anlamına gelmez’ şeklinde bir deklarasyonla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçirilmesini de kabul etmeyeceklerini belirtti ve bu durumda, Parlamento’nun ek protokolü onaylamayacağını belirtti. Hükümetin imzaladığı Gümrük Birliği ek protokolünün yürürlüğe girebilmesi için Avrupa Parlamentosu ve TBMM’nin onayı gerekiyor.

BM Kıbrıs'ta görüşmeleri başlatıyor


17 Kasım, 2006 21:19:00 (TSİ) CNN TURK

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari, Kıbrıs Rum yönetiminin, BM denetiminde iki toplum arasındaki görüşmelerin başlamasını geciktirmesi üzerine, Rum lider Tasos Papadopulos ile KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a birer mektup yazarak ikili görüşmelere başlanması çağrısı yaptı.

Gambari, mektubunda, Tasos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat'ın her ay en az birer kez görüşme yapmasını ve mart ayının sonunda da taraflar arasında doğrudan görüşmelerin başlatılmasını istedi.
 
Mektupta ayrıca, teknik komiteler ve çalışma gruplarının faaliyetlerine hemen başlanması istendi.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın talep ettiği görüşmelerin hemen başlaması isteği, iki kesim tarafından da olumlu karşılandı, ancak henüz ilk buluşma tarihi belirlenmedi.
 
Talat - Annan görüşmesi pazartesi günü
 
Öte yandan, Mehmet Ali Talat, pazartesi günü Cenevre'de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'la bir araya gelecek.
 
Talat, Annan'dan, ortaya attığı plan temelinde doğrudan görüşmelerin hemen başlaması için Rumlara baskı yapmasını isteyecek.
 
Talat, Annan'dan ayrıca, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında krize yol açan Maraş ve limanlar konusunun da Birleşmiş Milletler'in alanına girdiğini belirterek, bu konuda da müdahale etmesini talep edecek.
 
KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Gambari tarafından gönderilen mektubun, kapsamlı çözüm müzakerelerinin, yeni yılın ilk çeyreğinin sonuna kadar başlamasını öngördüğünü, bu yanıyla mektubu olumlu karşıladıklarını bildirdi.
 
Erçakıca, yine de mektupta öngörülen ve tarafları kapsamlı müzakerelere götüreceği düşünülen prosedürün çalışıp çalışmayacağı konusunda endişeleri olduğunu dile getirerek, "Bu endişelerimiz, mektupta Kıbrıs Rum tarafının istismar edebileceği ve oyalama taktiklerini uygulamasına olanak verebilecek belirsizliklerin olmasından kaynaklanıyor. Önümüzdeki günlerde değerlendirmelerimiz sürerken, bu belirsizlikleri de gidermeye çalışacağız” dedi.
 
"Süreci KKTC başlattı"
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Mannuel Barroso'ya bir mektup göndererek, Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporunun Kıbrıs ile ilgili bölümündeki yanlışa dikkati çekti.
 
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili bilgi verdi.
 
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın mektubunda, 8 temmuz anlaşmasına atıfta bulunarak, bu sürecin raporda yer aldığı gibi Annan-Papadopulos görüşmesinin ardından değil, Kıbrıs Türk tarafının gündelik sorunların çözümüyle ilgili yaptığı çağrıların ardından hayat bulduğunu vurguladığını aktardı.

 

"Türkiye'de Ermeni nüfus artıyor"


17 Kasım, 2006 17:17:00 (TSİ) CNN TURK

İngiliz The Economist dergisi, 'Türkiye'yedeki Ermeni nüfusun giderek arttığını' yazdı. Dergi, Türkiye'de kaçak işçi olarak bulunan Marina Martosyan'ın öyküsüne yer vererek, Ermenilerin Türkiye'deki yaşamlarından memnun olduğunu vurguladı.