KKTC’ye 120 milyon Euro yardım

Avrupa Parlamentosu Bütçe Komisyonu, birliğin 2007 Bütçesi’nden KKTC’ye 120 milyon Euroluk mali yardım yapılmasını karara bağladı.

 

NTV

Güncelleme: 23:27 TSİ 10 Ekim 2006 Salı

BRÜKSEL - Nisan 2004 tarihinde Avrupa Komisyonu KKTC’ye yönelik olarak 259 milyon euroluk mali yardımda bulunmayı taahhüt etmişti ancak Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin mali yardımlara yönelik tüzüğü uzun süre veto etmesinin ardından 259 milyon Euroluk mali yardımın 120 milyon Euroluk kısmı harcanamadı ve bütçeden silindi.

2006 yılında Avrupa Komisyonu KKTC’ye söz vermiş olduğu 259 milyon Euroluk mali yardımı yaşama geçirebilmek için eksik olan 120 milyon Euroluk miktarı ek bütçeden talep etti.

Avrupa parlamentosunun bütçe komisyonu ek yardımı karara bağladı.

Kararın ekim ayı sonunda Avrupa Parlamento’sunda oylanması bekleniyor.

 

Talat AB ile görüş alışverişinde


10 Ekim, 2006 21:09:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB nezdinde en üst düzeyde ağırlanıyor. Dün Brüksel'de AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile biraraya gelen Talat, bugün de Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrel ile görüştü.

Çözümün Annan Planı’nda aranması gerektiğini savunan Talat, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılmasını istedi.
 
Bir basın toplantısıyla görüşmelerini değerlendiren Cumhurbaşkanı Talat Avrupa Birliği'ni eleştirdi.
 
Mehmet Ali Talat, "Türkler adayı birleştirmek istiyor, AB içinde bir federasyon kurulmasını istiyoruz. Biz gerekli yaklaşımı gösteriyoruz ama birleşmeye ‘hayır’ diyenler ödüllendiriliyor" dedi.
 
Talat, çözümün sadece 30 yıllık görüşmelerin bir ürünü olan Annan Planı’nda aranması gerektiğini söyledi.
 
"Brüksel'e İstanbul üzerinden uçabiliyorum"
 
Gündemde limanların Rum kesimine açılması meselesi bulunuyor. AB, Talat'ın dönem başkanı Finlandiya'nın önerisi hakkındaki görüşlerini dinliyor.
 
Talat bunun yazılı bir plan olmadığına, fikirler dizisi olduğuna dikkat çekti.
 
Talat, paketin Ercan Havaalanı'nın uluslararası uçuşlara açılması yanında, kültürel ve spor alanındaki izolasyonların da kaldırılmasının içermesini istediklerini ifade etti.
 
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'i İstanbul üzerinden ziyaret edebildiğine, KKTC'de adreslerin Mersin bağlantısıyla verildiğine ve uluslararası aramalarda Türkiye'nin kodu olan +90'la ulaşılabildiğine vurgu yaparak 'bunların mantıksız olduğunu' dile getirdi.
 
"AP'de iki KKTC'li milletvekili gözlemci olsun"
 
Görüşmelerinde AB kurumlarında temsilin de gündeme geldiğini bildiren Talat, özellikle AP'de iki KKTC'li milletvekilinin gözlemci üyeliği için talepte bulunduğunu anlattı.
 
AB'nin BM'nin yerine geçerek Kıbrıs'ta çözüm rolüne soyunmamasını isteyen Talat, ''çünkü Rum kesimi AB'nin eşit üyesi. Üye ülkeler arasındaki dayanışma kuralına da dikkat edilirse AB bu sorunda tarafsız olamaz. Fakat çok önemli bir rol oynayabilir. Çözüm için teşvik edici, kolaylaştırıcı olabilir'' diye konuştu.
 
"KKTC'nin geleceğini Kıbrıslı Türkler belirleyecek"
 
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB üyelik isteğini kaybetmesi halinde 'Kıbrıs sorununun çözümünün çok zorlaşacağını' belirterek, ''Türkiye'nin AB perspektifini açık tutmak çok önemli'' dedi.
 
Talat, Finlandiya'nın önerileri nedeniyle Türkiye ile fikir ayrılığına düşeceklerini sanmadıklarını vurgulayarak, KKTC'nin geleceğinin Kıbrıslı Türkler tarafından belirleneceğini ifade etti.

Talat'ın programında AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve birliğin dış politika temsilcisi Javier Solana ile görüşmeler var. 
 
KKTC'den giden yabancılara Rum cezası
 
Planda yer alan unsurlar arasında kapalı Maraş bölgesinin Birleşmiş Milletler denetimine bırakılması ve Gazi Magosa limanının sınırlı bir şekilde kullanıma açılması var. Öneriye, ne Rum, ne de Türk tarafı sıcak bakıyor.
 
Bu arada Rum yönetimi, Ada'ya KKTC limanlarından giren ve daha sonra Güney Kıbrıs'a geçen yabancılara idari cezalar vermeye hazırlanıyor. Konuyla ilgili yasa tasarısı Rum Meclisi İçişleri Komitesi'nde dün ele alındı.
 
Rum milletvekillerinin farklı görüş içerisinde bulunması nedeniyle tasarıda henüz bir karara ulaşılamadı.

 

Fransız tarihçiden ülkesine sert tepki


10 Ekim, 2006 19:47:00 (TSİ) CNN TURK

‘Ermeni soykırımı’nı inkarı suç sayan yasa teklifine tepki gösteren Fransız tarihçi Jean-Michel Thibaux, Türk vatandaşlığına geçmek için girişimde bulundu.

Fransız tarihçi, bir Türk arkadaşı aracılığıyla, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Antalya Milletvekili Mehmet Dülger'e konuyu iletti.
 
AK Partili Dülger de Fransız tarihçinin bu talebini, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a iletti.
 
Dülger'in verdiği bilgiye göre 'konuya sıcak bakan' Başbakan Erdoğan, söz konusu talebin, İçişleri Bakanına da iletilmesini istedi.
 
Dülger, görüştüğü İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun, başvurunun yapılmasının ardından konunun değerlendireceğini söylediğini belirtti.
 
“Ucuz politikaya isyan ediyorum”
 
Fransız tarihçi Jean-Michel Thibaux'nun, Türk arkadaşına gönderdiği, vatandaşlığa geçme dileğini anlatan elektronik postada, ''altı yıl önce Türkiye'yi, Ermeni soykırımını tanımaya zorladıkları zaman onu savunmayı üstlenmiştim” açıklamasında bulundu.
 
Thibaux “bir kere daha Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 'Avrupa Birliğine girmek istiyorsa, Türkiye'nin bu yönde hareket etmesi gerektiğini' söylüyor. Türk dostlarıma, burada bir şantaj söz konusu olduğunu ifade etmek isterim ve 6 sene önce olduğu gibi, açıklanmamış amacı, topraklarımızın üzerinde yaşayan Ermeni kökenli insanların seçim sırasında iltifatlarına mazhar olmak olan bu ucuz politika metoduna isyan ediyorum” dedi. 

Türkiye’nin de Fransa'da 1789 Devrimi esnasında yapılan katliamın tanınmasını isteyebileceğini belirten traihçi, yüzbinlerce Fransızın, bu kanlı yıllar boyunca ölüme gittiğini aktardı.
 
Fransız tarihçi, 1789 Devrimi ile ilgili olarak  “özgürlük, eşitlik, kardeşlik adına insanların kafası giyotinde kesildi. Erkekler, kadınlar ve çocuklar gırtlaklandı, parça parça edildi, kurşuna dizildi, yakıldı... Meudon atölyelerinde, işkence edilen insanların derilerinden elbiseler dikiliyordu. Ölülerin yağları hapishane mutfaklarında kullanılıyordu” ifadalerini kullandı.
 
"Tüm tarih gözden geçirilmeli"
 
“O zaman milyonlarca Kızılderili'yi yerlerinden ettikleri için Amerikalıları, Orta Amerika'da ve Güney Amerika'da yerli medeniyetleri ortadan kaldırdıkları için İspanyolları da itham etmek gerekir” diyen Jean-Michel Thibaux sözlerini “bu şartlarda bütün insanlık tarihi yeniden gözden geçirilmeli ve hiçbir topluluk, bunun dışında kalmamalıdır'' diye sürdürdü.
 
Türkiye'nin kendini doğrulamaya ihtiyacı olmadığını, genç nesillerin daha iyi bir dünya özlemi içinde olduklarını ve geçmişten dolayı suçlu tutulamayacaklarını ifade eden Thibaux, ''oğullar, babaların suçlarının sorumlusu değillerdir. Artık Türkleri işaret parmağımızla göstermekten vazgeçelim. Onlar pek çok noktada bize ders verecek durumdadırlar. Türkiye'yi seviyorum ve Avrupalı entelektüeller arasında onu savunan az sayıda insandan biriyim. Eğer Türk Hükümeti onaylarsa ve beni Türk tabiyetine kabul ederse, artık Türkiye benim vatanım olacaktır'' dedi.

Fransa Dışişleri Bakanlığı: “Yasa teklifi gereksiz”
 
Fransa Dışişleri Bakanlığı, Sosyalist Parti'nin sunduğu ‘Ermeni soykırımı’nı kabul etmemenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini gereksiz bulduğu görüşünü bir kez daha yineledi.
 
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jean-Baptiste Mattei, basına yaptığı açımlamada, yasa teklifinin, 'hükümeti bağlamadığını' belirterek, ''bizim gözümüzde bu yasa teklifi gerekli değil'' ifadesini kullandı.
 
İktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) Meclis Grup Başkanı Bernard Accoyer de, UMP üyelerinin önemli bir bölümünün perşembe günü yapılacak oylamaya katılmayacağını söyledi.
 
Siyasi gözlemciler, UMP ve Sosyalist Parti'den yasa teklifine karşı çıkan milletvekillerinin, oylamaya katılarak 'hayır' oyu vermek yerine, Ermeni seçmenlerin tepkisinden çekindikleri için genel kurula gitmeyecekleri yorumunda bulunuyor.
 
UMP milletvekili Patrik Deveciyan'ın sunduğu, Sosyalist Parti'nin de desteklemesi beklenen değişiklik önergesi, bilim adamları, tarihçi ve akademisyenlerin konuyla ilgili çalışma ve araştırmalarının, olası yaptırımlardan muaf tutulmasını öngörüyor.
 
TOBB heyeti Paris'te lobi yaptı

Türk iş dünyasını temsilen, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarsıklıoğlu başkanlığındaki heyet, yasa teklifinin aleyhinde lobi yapmak üzere Paris'e gitti.
 
TOBB heyeti, bu akşam, aralarında Paris Ticaret ve Sanayi Odası ve Avrupa Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (Eurochambres), Fransa Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, MEDEF International (Fransız Sanayiciler Birliği) ile Fransa'nın önde gelen iş adamlarıyla görüştü.
 
Fransız iş dünyasının temsilcileriyle yapılan görüşmelerde, 'yasa teklifinin iki ülke arasındaki ilişkilere vereceği zarara' dikkat çekildi. TOBB heyeti, Fransız iş dünyasının hareket geçmesini talep etti. 
 
Fransa Ermeni iddialarını 2001'de tanıdı
 
Fransa, 2001 yılında kabul edilen bir yasa ile 'Ermeni soykırımı'nı resmen tanıdı. Bu kararın ardından, Türkiye ile Fransa arasındaki diplomatik ilişkilerde uzun süre gerginlik yaşanmıştı.
 
Fransa'da zaman zaman gündeme gelen soykırım iddiaları, son günlerde tekrar tartışma konusu oldu. Son olarak muhalefetteki Sosyalist Parti, ‘Ermeni soykırımı’nın inkarının suç sayılmasını öngören yasa teklifini tekrar Meclis gündemine getirme kararı aldı.
 
Sosyalist Parti'nin yaptığı öneri doğrultusunda yasa teklifi 12 ekimde Meclis Genel Kurulu'nda tartışılarak oylanacak.
 
Sosyalistlerin bu konuda hazırladığı yasa teklifi, geçtiğimiz mayıs ayında da tartışılmış, ancak zaman kalmadığı için yeni yasama dönemine kalmıştı.
 
Fransa'daki Meclis sistemi, muhalefet partilerine yılda belirli sayıda yasa teklifini, ilgili komisyonun görüşüne bakılmaksızın, Meclis Genel Kurulu'na getirme hakkı tanıyor. Bu teklifler tartışılarak oylanıyor.
 
Fransa'da Sosyalistlerin hazırladığı teklifin yasalaşması için Senato'dan da geçmesi gerekiyor. Meclis'teki oylamada teklifin rahatça kabul edilebileceğini belirten siyasi gözlemciler, hükümetin teklifin Senato gündemine gelmesine izin vermeyeceğini kaydediyor.
 
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, 30 eylülde iki günlük resmi ziyaret için gittiği Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 'Ermeni soykırımı' anıtını ziyaret etmiş ve 'Türkiye'nin geçmişteki hatalarını kabul etmesi gerektiğini' söylemişti.

 

BAKÜ'DEN DESTEK

Azerbaycan Milli Meclisi, Fransa Parlamentosu’nda görüşülen ve ‘Ermeni soykırımını’ kabul etmeyenlere hapis cezasını da öngören yasa tasarısıyla ilgili girişime tepki göstererek, tasarının kabulünün bölge için yeni sorunlar ortaya çıkaracağını bildirdi.

 

Milli Meclis tarafından kabul edilen ve Fransa Parlamentosu’na gönderilen mektupta, "20'nci yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan olaylar bilimsel araştırma konusudur. Ayrıca, Ermenilerin kendileri yakın geçmişte Azerbaycanlılara karşı soykırım olarak kabul edilebilecek kitlesel kırımlar ve etnik temizlik uygulamaları yapmıştır" denildi.

 

Mektupta, "Fransa Meclisi’nin bu tür bir kararı, (Ermeni işgali altındaki Yukarı Karabağ konusunda ara buluculuk üstlenen) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Minsk Grubu eş başkanı olarak Fransa'nın tarafsızlığıyla ilgili şüphe uyandıracaktır" ifadesi yer aldı.

CNN TURK 10/10/06

Talat AP Başkanı Borrell ile görüştü

BRÜKSEL (A.A)

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'deki temasları çerçevesinde Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Joseph Borrell ile bir araya geldi.

Talat ile Borrell arasında yaklaşık 50 dakika süren görüşmenin ardından açıklama yapılmadı.

Cumhurbaşkanı Talat, dün AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile görüşerek başladığı Brüksel temasları kapsamında bugün AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, yarın da AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile görüşecek.

HURRIYET 10/10/06

 

Serdar Denktaş: Finlandiya'nın önerileri derhal reddedilmeli

LEFKOŞA (A.A)

KKTC'de muhalefetteki Demokrat Parti'nin (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya'nın önerilerinin “derhal reddedilmesini” istedi.

DP Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında Finlandiya'nın önerilerini değerlendiren Denktaş, “önerilerin, Kıbrıslı Türklerin düşünceleri kaale alınmadan, ne düşündüğü umursanmadan hazırlanması ve kendi içindeki tutarsızlığı nedeniyle derhal reddedilmesi” gerektiğini kaydetti.

Finlandiya'nın önerileri çerçevesinde Kıbrıs Türklerini bekleyen en büyük tehlikenin, Kıbrıs Rum yönetiminin Kuzeyde de egemenlik haklarını kullanma formülünün devreye konulması olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, “Bu, Papadopulos'un osmosis yöntemiyle çözüm politikasının en önemli halkasını oluşturacaktır” dedi.

Maraş'ın halihazırda BM Barış Gücünün gözetiminde olduğuna işaret eden Denktaş, Maraş'ı devretmenin, bu bölgenin kapsamlı çözüm için kullanılması yaklaşımını tamamen berhava edeceğini belirtti. Kıbrıs Türkünün bu aşamada sesini duyurmasını isteyen Denktaş, “Bu önerilerin tartışılması bile, siyasal eşitlik tartışmamızı büyük ölçüde zaafiyete uğratacak, geleceğimizi daha da belirsiz bir noktaya sürükleyecektir” diye konuştu.

Serdar Denktaş, “Bu önerilerin başlangıçta Kıbrıs Türk tarafına sunulmamış olması, Kıbrıs Türklerinin bu konudaki görüşünün ne olduğunun anlaşılmaya çalışılmamış olması, bizim açımızdan bu önerileri reddetmemiz için yeterli gerekçeyi oluşturmuştur” dedi.

“HÜKÜMETİN DEVRİLMESİYLE EŞZAMANLI”

“Bu öneriler, KKTC'de hükümetin devrilmesiyle eşzamanlıdır” diyen DP Genel Başkanı, “bu nedenle öncelikle hükümetin devrilmesiyle bu konu arasında bir ilişki var mı diye araştırmaya başladıklarını” anlattı.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün basında çıkan sert ve olumsuz yanıtının içlerini ferahlattığını ifade eden Denktaş, “ancak kısa bir süre sonra Türkiye'nin AB nezdindeki Başmüzakerecisi, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın, önerilere atıfta bulunarak, Türkiye'nin bu önerileri görüşmeye hazır olduğu yönünde yaptığı açıklamaları ve bunun hemen arkasından AB dönem başkanının konuyla ilgili olarak 'İlgili taraflar önerilere sıcak yaklaşım sergiledi' açıklamasını hayretle izlediklerini” söyledi.

AB dönem başkanına göre “ilgili tarafların” Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum tarafı olduğuna ve KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da bu konuda açıklama yaparak rahatsızlığını dile getirdiğine, önerilerden Kıbrıs Türkünün haberdar olmadığını belirttiğine dikkati çeken Denktaş, “Bunun üzerine Kıbrıs'taki Finlandiya büyükelçisinin Cumhurbaşkanı Talat'ı ziyaret ederek bu konuda bilgi vermek durumunda kaldığını belirtti.

“Acı gerçek Kıbrıs Türklerinin bu konuda muhatap kabul edilmemiş olmasıdır” diyen Serdar Denktaş, şöyle devam etti:

“Zaten AB dönem başkanı da, Türkiye Dışişleri Bakanı ile yapmış olduğu görüşmede Türkiye'den Kuzey Kıbrıslılar üstündeki etkinliğini kullanmak suretiyle bu konuda aksi bir ses çıkmasını engellemelerini istemişti. Yaşanan gelişmeler ve ardı ardına değişik kesimlerin açıklamaları, bu konuda Kıbrıs Türklerinin varlığının dahi kaale alınmadığının en bariz göstergesi haline gelmiştir.

AB ülkelerine göre Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tüm adanın egemenidir. Uluslararası camia, Kuzey Kıbrıs'ı 'Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin kontrolü altında olmayan bölge' olarak kabul etmektedir. Şimdi bu önerilerle GKRY, Kuzey Kıbrıs'ta kullanamadığı egemenlik hakkını AB'ye devretmek suretiyle kullanma imkanını yakalayacaktır.
Önümüzde duran tehlike, GKRY'nin Kuzeyde de egemenlik haklarını kullanma formülünün devreye konulmasıdır. Bu, Papadopulos'un osmosis yöntemiyle çözüm politikasının en önemli halkasını oluşturacaktır.

Tarihten bir örnek vermek gerekirse, bu öneriler, BM'nin Kıbrıs Türklerinin hayatlarını koruma gerekçesiyle Makarios hükümetini 'meşru hükümet' olarak kabul ettiği 4 Mart 1964 tarihli ve 186 no'lu Güvenlik Konseyi kararının benzeri sonuçlarını doğuracaktır. Bu karar da netice itibariyle Kıbrıslı Türkleri öldürülmekten kurtarmak üzere alınmış, zor durumda olan Türkiye de iyi niyetle bu kararı kabul etmiş, ama bugüne geldiğimizde Kıbrıslı Türklerin yıllar süren belirsiz ve acı dolu yaşamının en önemli gerekçesi olarak karşımıza çıkmıştır.”

Türkiye hava sahasının ve limanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmasının da geri dönüşü mümkün olmayan bir öneri olduğunu kaydeden Serdar Denktaş, bu öneriyi reddetmenin ise Kıbrıs Türküne değil, Türkiye'ye düştüğünü belirtti.
Denktaş, Kıbrıs Türküne düşenin, bu konuyla ilgili kendi başına ne geleceğini anlatmak ve Türk devletinin vereceği karara saygı duymak olduğunu kaydetti.

HURRIYET 10/10/06

 

Türkiye Ermenileri Patriği, "Soykırım" yasasına karşı çıktı


      Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Fransız Parlamentosunda görüşülecek olan "Sözde Ermeni soykırımını reddedenlere cezai yaptırım öngören yasa teklifiyle" ilgili, "Amaç her zaman diyalog, empati ve karşılıklı anlayışa katkı yapacak başarılı girişimler olmalıdır. Bu amaca hizmet etmeyen hiçbir oluşum bizce makul değildir" dedi.
      Mesrob II, Fransa’daki söz konusu yasa teklifiyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada, şunları kaydetti:
      "Konunun incelenmesi, araştırılması ve tartışılabilmesi için, Türkiye ve Ermenistan başta olmak üzere tüm ülkeler, engelleyici tedbirler almak yerine, aksine bu engelleri ortadan kaldırıcı düzenlemeler yapılmalıdır.
      Hangi gerekçe ile olursa olsun, kişisel ifade özgürlüğünü engelleyici tüm girişimler, Türk ve Ermeni toplumları arasındaki diyalog sürecine darbe vuracak, her iki kesimin aşırı milliyetçi ve ırkçı unsurlarının güçlenmesini sağlayacaktır. Bu durumda zaten kısıtlı olan iki toplum arasındaki diyalogun tamamen ortadan kaybolma tehlikesi bulunmaktadır.
      Amaç her zaman diyalog, empati ve karşılıklı anlayışa katkı yapacak başarılı girişimler olmalıdır. Bu amaca hizmet etmeyen hiçbir oluşum bizce makul değildir."

MILLIYET 10/10/06

 

Ünlü Fransız tarihçiden anlamlı tepki: Türk vatandaşı olmak istiyorum

Sözde Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa teklifine tepki gösteren Fransız tarihçi Jean-Mıchel Thıbaux, Türk vatandaşlığına geçmek için girişimde bulundu.
      Fransız tarihçi, bir Türk arkadaşı aracılığıyla, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Antalya Milletvekili Mehmet Dülger’e konuyu iletti. AK Partili Dülger de Fransız tarihçinin bu talebini, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a iletti.
      Dülger’in verdiği bilgiye göre "konuya sıcak bakan" Başbakan Erdoğan, söz konusu talebin, İçişleri Bakanına da iletilmesini istedi. Dülger, görüştüğü İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun, başvurunun yapılmasının ardından konunun değerlendireceğini söylediğini belirtti.
     
     
"BU UCUZ POLİTİKA METODUNA İSYAN EDİYORUM"

      Fransız Tarihçi Jean-Michel Thıbaux’nun, Türk arkadaşına gönderdiği, vatandaşlığa geçme dileğini anlatan elektronik postada, şu görüşler yer alıyor:
      "6 yıl önce Türkiye’yi, Ermeni soykırımını tanımaya zorladıkları zaman onu savunmayı üstlenmiştim. Bir kere daha Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ’Avrupa Birliğine girmek istiyorsa, Türkiye’nin bu yönde hareket etmesi gerektiğini’ söylüyor.
      Türk dostlarıma, burada bir şantaj söz konusu olduğunu ifade etmek isterim ve 6 sene önce olduğu gibi, açıklanmamış amacı, topraklarımızın üzerinde yaşayan Ermeni kökenli insanların seçim sırasında iltifatlarına mazhar olmak olan bu ucuz politika metoduna isyan ediyorum.
      Türkiye de Fransa’da 1789 Devrimi esnasında yapılan katliamın tanınmasını isteyebilir. Yüzbinlerce Fransız, bu kanlı yıllar boyunca ölüme gitti. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik adına insanların kafası giyotinde kesildi. Erkekler, kadınlar ve çocuklar gırtlaklandı, parça parça edildi, kurşuna dizildi, yakıldı. Dehşet her tarafı kaplamıştı. Meudon atölyelerinde, işkence edilen insanların derilerinden elbiseler dikiliyordu. Ölülerin yağları hapishane mutfaklarında kullanılıyordu.
      İşte büyük ihtilalin gerçekleri ve işte Fransa’nın yaptıklarını itiraf etmek için niçin Türkiye’nin hak sahibi olduğu...
      O zaman milyonlarca Kızılderili’yi yerlerinden ettikleri için Amerikalıları, Orta Amerika’da ve Güney Amerika’da yerli medeniyetleri ortadan kaldırdıkları için İspanyolları da itham etmek gerekir. Bu şartlarda bütün insanlık tarihi yeniden gözden geçirilmeli ve hiçbir topluluk, bunun dışında kalmamalıdır."
     
     
"TÜRKİYE’Yİ SAVUNAN AZ SAYIDA İNSANDAN BİRİYİM"

      Türkiye’nin kendini doğrulamaya ihtiyacı olmadığını, genç nesillerin daha iyi bir dünya özlemi içinde olduklarını ve geçmişten dolayı suçlu tutulamayacaklarını ifade eden Thıbaux, şöyle devam etti:
      "Oğullar, babaların suçlarının sorumlusu değillerdir. Artık Türkleri işaret parmağımızla göstermekten vazgeçelim. Onlar pek çok noktada bize ders verecek durumdadırlar.
      Türkiye’yi seviyorum ve Avrupalı entelektüeller arasında onu savunan az sayıda insandan biriyim.
      Eğer Türk Hükümeti onaylarsa ve beni Türk tabiyetine kabul ederse, artık Türkiye benim vatanım olacaktır."

MILLIYET 10/10/06

 

Talat: İzolasyonlarda pazarlık olmaz

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılmasının pazarlık konusu yapılmaması gerektiğini söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 14:45 TSİ 11 Ekim 2006 Çarşamba

BRÜKSEL - Düzenlediği basın toplantısıyla Brüksel ziyaretini değerlendiren Talat, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve genişlemeden sorumlu AB Komisyonu Üyesi Olli Rehn ile Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Joseph Borrell’le “çok verimli görüşmeler yaptığını” belirtti.

Annan planına “evet” diyerek Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi hedefine uygun davrandıkları için AB Konseyi’nin 26 Nisan 2004’te izolasyonların kaldırılması kararını aldığını ve bu amaçla tüzükler hazırladığını hatırlatan Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya tarafından hazırlanan öneriler paketini şöyle değerlendirdi:

“Bu çok ayaklı bir paket. Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinde olası bir tren kazasından kaçınmak için limanlarının Rum kesimine açılmasını sağlamaya çalışıyor. Bu amaçla KKTC üzerindeki izolasyonların kısmen kaldırılmasını öngörüyor. Fakat bunu yaparken, Maraş’ın açılması gibi kapsamlı çözümün unsurlarını pazarlık konusu yapıyor.

İzolasyonların kaldırılması pazarlık konusu yapılmamalı. Bu AB’nin vicdani ve siyasi sorumluluğudur. AB izolasyonların kaldırılmasını sadece Annan Planı’na ‘evet’ dediğimiz için ön koşulsuz olarak tasarladı. Pakette tehlikeli unsurlar var çünkü izolasyonların kaldırılmasını pazarlık konusu yapıyor. Fakat Türkiye’nin üyelik sürecini de ilgilendirdiğinden Dönem Başkanı Finlandiya’nın getirdiği fikirler paketini tartışmaya ve yapıcı olmaya karar verdik.”

“FİNLANDİYA’NIN ÖNERİSİ SON ŞEKLİNİ ALMADI”
Finlandiya’nın önerilerini henüz bir metin haline getirmediğini ve taraflarla müzakerelerle şekilleneceğini anlatan Talat, paketin Ercan Havaalanı’nın uluslararası uçuşlara açılması yanında, kültürel ve spor alanındaki izolasyonların da kaldırılmasının içermesini istediklerini ifade etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel’i İstanbul üzerinden ziyaret edebildiğine, KKTC’de adreslerin Mersin bağlantısıyla verildiğine ve uluslararası aramalarda Türkiye’nin kodu olan +90’la ulaşılabildiğine vurgu yaparak “bunların mantıksız olduğunu” dile getirdi.

Görüşmelerinde AB kurumlarında temsilin de gündeme geldiğini bildiren Talat, özellikle AP’de 2 KKTC’li milletvekilinin gözlemci üyeliği için talepte bulunduğunu anlattı.

AB’nin BM’nin yerine geçerek Kıbrıs’ta çözüm rolüne soyunmamasını isteyen Talat, “Çünkü Rum kesimi AB’nin eşit üyesi. Üye ülkeler arasındaki dayanışma kuralına da dikkat edilirse AB bu sorunda tarafsız olamaz. Fakat çok önemli bir rol oynayabilir. Çözüm için teşvik edici, kolaylaştırıcı olabilir” diye konuştu.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye’nin AB üyelik isteğini kaybetmesi halinde “Kıbrıs sorununun çözümünün çok zorlaşacağını” belirterek, “Türkiye’nin AB perspektifini açık tutmak çok önemli” dedi.

Talat, Finlandiya’nın önerileri nedeniyle Türkiye ile fikir ayrılığına düşeceklerini sanmadıklarını vurgulayarak, KKTC’nin geleceğinin Kıbrıslı Türkler tarafından belirleneceğini ifade etti.

Talat: Olumlu yanıt alamadık

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB dönem başkanı Finlandiya’nın limanlarla ilgili önerisini Rum tarafı ile aynı masada görüşmek istediklerini, ancak bu talebe olumlu yanıt alamadıklarını açıkladı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 14:45 TSİ 11 Ekim 2006 Çarşamba

BRÜKSEL - Brüksel’deki temaslarını NTV’ye değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya’nın önerisine ilişkin çekincelerini anlattı. Talat, “Rumlara birşey vermemiz bekleniyor izolasyonların kalkması için. Bu mantıklı değil. İkincisi Türkiye’nin AB üyeliği ile Kıbrıs’ın ilişkilendirilmesi, sonuçları itibariyle bir ilişki. Süreç itibariyle böyle bir ilişki kurulması son derece yanlış” dedi.

“Maraş’ın paketten çıkartılması, direkt uçuşların ise öneriye eklenmesi halinde öneri müzakere edilebilr mi?” sorusunu ise Talat, “O zaman bu öneriler daha değerlendirilebilir olur. Daha sonuç getirebilir” şeklinde yanıtladı.

Ancak Talat’a göre asıl sorun Rum tarafının çözüm karşıtı tavrının devam ediyor olması. KKTC Cumhurbaşkanı bu konuyu ise “Rum tarafının tepkisine ve Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri sıkıştırma kararlılığına AB bugünkü yapısı ve anlayışı içinde kolay direnemez. Rum tarafı o kadar katı bir tutum izlliyor ki AB’nin kendi kuruluş anlaşmalarını da esneterek daha katı bir tutum içine girmesi gerekiyor. Ben AB’nin şu andaki yapısıyla o yetenekte olduğunu görmüyorum” sözleriyle değerlendirdi.

Mehmet Ali Talat, Finlandiya’nın önerisini Rum tarafı, Türkiye ve Yunanistan’ın aynı masada görüşmesine yönelik taleplerinin ise kabul görmediğini söyledi. Talat, “Bizim görüşümüz, bizim önerimiz bu. Umarız ki AB öyle davranır. Ama herhangi bir çıkmazın patlak vermesini engellemek için biraraya gelmeyi şu an için öngörmedi” dedi.

Yine de öneri konusunda iyimser ve esnek görünmeye çalışan Talat, AB’nin Türkiye ile müzakelerde tren kazasını önlemek için son dakikada da olsa formül bulacağına inanıyor ve “Türk filmlerinde son dakika kurtuluş olabiliyor. Bu da ona benziyor. Şu anda Ab, direnişimizi sınıyor” yorumunu yapıyor.

 

Diaspora Ermenileri: Boykot yalan

Avrupa’daki diaspora Ermenileri, Ankara’nın Fransa’ya yönelik boykot tehditlerinin ‘yalan’ olduğunu iddia eden bir bildiri yayımladı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:05 ET 11 Ekim 2006 Çarşamba

PARİS - Avrupa-Ermeni Federasyonu tarafından bugün yayımlanan bildiride, Türkiye’nin 2000 ve 2001 yıllarında da boykot tehdidinde bulunduğu ancak Türk-Fransız ticaretinin son 10 yıldır düzenli artış gösterdiği belirtildi.

Bildiride, Fransa’nın 2001 yılında ‘Ermeni soykırımını’ tanımış olmasından ötürü iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin bozulmadığına vurgu yapıldı.

Ankara’nın boykot tehditlerinin ‘hayal ürünü ve irrasyonel’ olarak tanımlandığı bildiride, “Gümrük Birliği çerçevesinde ekonomiler o kadar entegre hale gelmiş durumda ki Türkiye istese dahi bu tehdidi gerçekleştiremez” görüşü de savunuluyor.

Bildiride, tek taraflı ekonomik boykotun uluslararası hukuka aykırı olduğu da belirtiliyor.

AZNAVOUR’DAN LEHTE OY ÇAĞRISI
Ermeni asıllı Fransız şarkıcı Charles Aznavour da, Fransız milletvekillerine, Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç sayan yasa tasarısı lehinde oy vermeleri için çağrıda bulundu.

Küba’dan, Fransız Le Parisien gazetesi aracılığıyla milletvekillerine seslenen Aznavour, tasarının onaylanmasının Fransa için bir ‘onur sorunu’ olduğunu savundu.

Fransız ulusunun bir parçası olmaktan şeref duyduğunu belirten Aznavour, milletvekilleri arasındaki bölünmüşlüğe ilişkin bir soruyu da yanıtladı. Şarkıcı, “Soykırımdan 90 yıl sonra hâlâ acı çeken ve kapanmamış yara taşıyan bir halka hak verme zamanı gelmiştir. Milletvekilleri yürek ve vicdanlarıyla oy kullanmalılar, başka nedenlerle değil” ifadesini kullandı.

Aznavour, “Bir tarafta 1,5 milyon Ermeni ölmüş, diğer tarafta hemen hemen hiçbir ölü yoksa buna savaş değil soykırım denir. Bu nasıl kabul edilemez?” dedi.

 

Rehn Fransa’yı yine uyardı

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Ermeni soykırımı iddialarına ilişkin yasa tasarısını oylayacak olan Fransa’ya yönelik uyarılarını yineledi. Rehn, tasarının yasalaşmasının diyalog sürecini tıkayacağını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 04:52 ET 11 Ekim 2006 Çarşamba

BRÜKSEL - Olli Rehn, Fransa’nın Ermeni soykırımı iddialarının inkarının suç sayılmasına ilişkin tasarıyı yasalaştırmasının ters tepki doğuracağını savundu. Bu yasanın Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde çözüme ulaşmayı zorlaştıracağını kaydeden Rehn, Ankara’nın konuyu tarihçilerin oluşturacağı bir komisyon tarafından araştırılması önerisine de destek verdi.

301’inci maddenin değiştirilmesinin bu tür tartışmalar için sağlıklı ortamın sağlanmasına katkıda bulunacağına inandıklarını da belirten Rehn, Türkiye’nin AB üyeliğine desteğini de yineledi.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi, Türkiye’nin kalkınması, temel özgürlüklere sahip açık bir toplum olması ve İslam dünyasıyla sağlam bir köprü oluşturmasını garanti altına almak için eşsiz bir fırsat yakalandığını söyledi.

Türkiye’nin sorunlu bir bölgede istikrarın çapası olduğunu belirten Rehn, “Daha fazla Avrupalılaşmış Türkiye bizim çıkarımızadır” dedi.

 

"Türkiye-AB ilişkisi yaşlı Chirac'ı aşar"


11 Ekim, 2006 11:07:00 (TSİ) CNN TURK

Metin Güneş/CNN TÜRK/Londra

Financial Times'da yayımlanan bir makalede ''Avrupa, Türkiye'nin artık AB'de istenmediğini anlatmak için elinden geleni yapıyor'' değerlendirmesi yapıldı. Makale yazarı ayrıca, Türkiye-AB ilişkilerinin 'Fransa'nın yaşlı devlet başkanı'nı aşacağını da yazdı.

2002 ve 2005 yılları arasında AB'den Sorumlu Bakan olarak görev yapan İşçi Partisi milletvekili Denis Macshane tarafından kaleme alınan makalede, Avrupa'nın Türkiye'ye yaklaşımı "kazanımı az, kaybı büyük olacak çok riskli bir oyun" sözleriyle tanımlandı.
 
"Laik, demokratik ve Müslüman olan bu ülke daha ne kadar Doğu'ya dönmek yerine Batı'ya bakıp geleceğini Avrupa'da arayacak?" sorusuyla makalesine başlayan Macshane, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a da eleştiriler yöneltti.
 
Macshane, Chirac'ın Ermenistan ziyareti sırasında hem evsahiplerini, hem de Fransa'daki Ermeni diasporasını sevindirmek için söylediği "Türkiye yüzbinlerce Ermeni'nin I. Dünya Savaşı sırasında katledilmesinin bir soykırım olduğunu kabul etmelidir" sözleriyle, Türkiye'nin AB üyeliğine yeni bir şart getirdiğini belirtti.
 
Yazıda, bunun, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Madagaskar veya Cezayir'e giderek, 'Fransız askerlerinin savaş sonrası ayaklanmaları bastırmak için yaptıkları katliam nedeniyle Fransa'nın özür dilemesi gerekir' diye çağrıda bulunmasına benzediğine işaret edildi.

"Katliamın sorumlusu Osmanlı'daki kokuşmuş unsurlar"

Macshane, makalesinde, 'Ermeni katliamı'nın kötü bir yara olduğunu, ama bunun sorumlusunun modern Türkiye Cumhuriyeti değil, 'Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kokuşmuş unsurlar' olduğunu yazdı.

Yazıda ayrıca, AB'nin, potansiyel üyeleri bir yana, şu anki üyelerinden tarihi kabahatleri için özür talep edecekse kendini feshetmesi gerekeceği belirtildi.
 
"Bay Chirac'ın bu açıklaması sonrası, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn soykırımı tanımanın üyelik için resmi bir ön şart olmadığını söyledi. Bu yerinde bir düzeltmeydi" diye yazan Macshane, "ama 'AB'nin genişlemesi bitmiştir' diyen Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'yu nasıl açıklayacaksınız?" sorusunu sordu.

Bu sorunun gerek Brüksel'deki bürokratlar, gerek 'görevden ayrılmak üzere olan yaşlı Fransa Başkanı'nı aştığı'nı vurgulayan yazar, "nisan 2004'te Avrupalı dışişleri bakanları ciddi bir şekilde Kuzey Kıbrıs ile ticari ilişkileri başlatma kararı aldılar. Bu sözlerinde durmadılar. Ben de o müzakerelerde vardım ve şimdi güçlü Avrupa ülkelerinin kendi kararlarını uygulamaya sokmamasını utanç verici buluyorum" dedi.

"Türkiye de dostlarını çıldırmak için çaba sarfediyor"

"Türkiye her ay gözlerini açıp Avrupa yolu üzerine yeni bir engel konulduğunu görüyor" diye yazan Macshane, Türkiye'yi hor görmenin Avrupa için tehlikeli bir oyun olduğu ve bunun sonucunda Türkiye'nin yüzünü Doğu'ya dönebileceği uyarısında bulundu.

"Türkiye de Batı'daki dostlarını çıldırmak için çok çaba sarfediyor" görüşüne yer verilen yazıda "yazar ve gazeteciler aleyhinde açılan davalar her tür demokrasi anlayışına hakarettir" denildi.

Yazar, "Avrupa sürekli sadakat bekleyemez çünkü Türkiye'nin alternatifleri var" görüşüne de yer verdi.

Macshane ayrıca, yukarıdan bakmak, cehalet ve düşmanlık duyguları nedeniyle Türkiye'yi Avrupa tartışmasında zorlamanın Avrupa'nın en büyük varlıklarından birinin çatışma ve gerginlik kaynağına dönüşmesine yolaçacağı uyarısında bulundu.

 

Patronising Turkey is a dangerous game for Europe

By Denis Macshane

Published: October 11 2006 03:00 | Last updated: October 11 2006 03:00

Europe is doing its level best to tell Turkey it is no longer wanted as part of the European Union. It is a high-risk game with little to gain and a great deal to lose. How much longer will this sec-ular, democratic, Muslim country look westwards to a European future, instead of turning east?

Take the proclamation by Jacques Chirac, president of France, on a recent visit to Armenia. Indulging his hosts and delighting the politically active Armenian diaspora in France, Mr Chirac said Turkey should recognise the massacre of hundreds of thousands of Armenians in the turmoil of the first world war as "genocide". In doing so, he unilaterally created a new condition of EU membership for Turkey. This is rather like Tony Blair popping up in Madagascar or Algeria and telling France to apologise for the postwar massacres undertaken by French soldiers as they put down uprisings.

The Armenian massacres are a dreadful scar in the memory of that proud people, torn apart by the many wars and foreign interventions of the 20th century. But it was the decaying elements of the Ottoman Empire that killed the Armenians, not the modern Turkish Republic. If the EU is to demand apologies for historic misdeeds from its existing members, let alone potential members, then it may as well dissolve itself.

After Mr Chirac's statement, Olli Rehn, EU enlargement commissioner, reiterated that recognition of a genocide is not an official precondition of membership. It was a welcome correction. But how do you explain away the European Commission president, José Manuel Barroso, saying that the era of EU enlargement is over?

This problem goes beyond the bluster of bureaucrats in Brussels or an elderly French president on his way out of office. In April 2004, European foreign ministers solemnly agreed to open trade links with northern Cyprus. They have broken that promise. I took part in that negotiation, and I find it shameful that powerful European states are unable to enforce their own decisions.

Turkey wakes up almost every month to find a new hurdle on its path to Europe. The mishandling of "the Turkish question" would seem laugh-able were it not so important. The implicit repudiation of its European ambitions is already fuelling support for radical groups in Turkish domestic politics who argue that Europe is reneging on its pledge to negotiate seriously. This matters because Turkey is pivotal to Britain and other European states realising their interests overseas. Today, scores of thousands of Europe's best soldiers are fighting the anti-democratic forces of jihadist terror networks from the shores of Lebanon to the frontier mountains of Pakistan. If Europe wants to promote democracy in the region, Turkey is an indispensable ally.

Turkey, of course, does much to drive its friends in the west quite mad. The trials of writers and journalists are an insult to any notion of democracy. The occupation of northern Cyprus and refusal to normalise relations with Nicosia is intolerable - but is likely to last forever if Europe continues to patronise the Turks. However, the enormous progress in rule of law, freedom of intellectual activity and the defence of the secular state against illiberal religious fundamentalism remains an important advance in the struggle to defend democracy.

Europe cannot rely on its loyalty because Turkey has alternatives. It can create a Black Sea alliance with Vladimir Putin's increasingly authoritarian Russia. It could even forge a coalition with a nuclear-armed Iran; the neighbours have rarely threatened each other in the past. There are energy-rich republics to Turkey's east that share its language and culture. Islamists in Turkey have long advocated a rapprochement with Pakistan to create a crescent of influence and power linking a series of Islamic states governed by strong semi-military regimes. An independent Turkey, free of ties to the EU, could also clash with European foreign policy goals by aggressively pursuing its interests in the Mediterranean or the Middle East.

Turkey's friends need to lead a diplomatic offensive to ensure the EU honours its obligations. Leaving Turkey turning on the spit of European debate - roasted by condescension, ignorance and hostility - will transform one of Europe's greatest assets into a source of conflict and tension. For good or ill Europe is now intervening in a region full of problems in Iran, Iraq and Israel-Palestine. Making an enemy of Turkey will make solving any of these problems far more difficult.

The writer is Labour MP for Rotherham. He was Europe minister between 2002 and 2005

FINANCIAL TIMES

 

Fransa'ya boykot iş dünyasını karıştırdı


11 Ekim, 2006 16:01:00 (TSİ) CNN TURK

Fransa'da yarın görüşülecek olan ve 'Ermeni soykırımı yoktur' diyene ceza verilmesini öngören tasarıda geri sayım başlarken, işadamları olası bir boykot konusunda net bir görüş ortaya koyamıyor.

Bazı ticaret ve sanayi dernekleri ile tüketici birlikleri boykot çağrısında bulunurken, daha geniş bir kitleye hitap eden örgütler ise sakin olunması gerektiğini belirtiyor.
 
Fransa Parlamentosu'nda Türkiye için kritik öneme sahip tasarının görüşülmesine saatler kala içerde de sivil toplum kuruluşlarından farklı sesler yükseliyor.
 
Kimler boykot diyor?
 
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar,  "Bu yasa kabul edilirse, Türkiye, Fransız ithal mallarını boykot etmelidir'' derken, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Derviş Günday da yasanın çıkması halinde 20 milyonluk bir aile olan esnaf teşkilatı olarak her türlü Fransız ürünün boykot edeceklerini bildirdi.
 
Fransa'ya boykot uygulanması gerektiğini belirten bazı sivil toplum kuruluşları şöyle:
 
"Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Merkez Birliği (TESKOMB), Adana Sanayici ve İşadamları Derneği (ADSİAD), Doğu Akdeniz Sanayici ve İşadamları Dernekleri Federasyonu (DASİFED), Esnaf ve Sanatkarlar Derneği (ESDER), Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD), Adana Sanayi Odası (ADASO), Antalya Genç İşadamları Derneği (ANTGİAD), Ankara Sanayi Odası ve Tüketiciler Birliği."
 
Kamu ihaleleri tehlikede 

Fransız mallarına boykot uygulanması gerektiğini belirten kuruluşlar, bu kapsamda Fransız firmaların da kamu ihalelerinden men edilmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Boykot fikrinin altındaki ortak görüş ise, Fransa'nın ekonomik olarak cezalandırılması ve Türkiye'de iş yapan dev Fransız firmaların gelir kaybına uğramamak için hükümete baskı yapmalarının sağlanması.
 
İlgilileri arasında Fransız firmalarının da yer aldığı ve son dönemlerde açılan veya açılması düşünülen bazı kamu ihaleleri şöyle:
 

·  Sinop'ta kurulması planlanan 5 milyar dolarlık nükleer santral projesi

·  Marmaray metro sistemlerinde kullanılması planlanan ve yaklaşık 2 milyar dolarlık maliyeti bulunan araçlar

·  İstanbul ve İzmir, Adana, Konya, Kayseri ile diğer büyükşehir belediyelerinin de inşa edecekleri metro hatlarında kullanılacak araçlar

·  Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 52 adetlik helikopter ihalesi

·  Savunma Sanayii Müsteşarlığının yatırım programında bulunan İnsansız Hava Araçları, denizaltı kurtarma gemisi projesi başta olmak üzere diğer önemli tedarik projeleri

·  Üçüncü boğaz köprüsü ile ikinci tüpgeçit projesi

·  İzmit körfezine yapımı planlanan ''asma köprü''

·  TCDD Genel Müdürlüğünün hızlı tren hatlarında kullanılacak olan elektrikli ana hat lokomotifleri ve banliyö trenleri
 
"Kendi kendimizi vururuz"

Fransız mallarına boykot uygulamanın çok anlamlı olmayacağını savunan kuruluşlar ise biraz daha sakin davranılmasını öneriyorlar.
 
Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Başkanı Şaban Erdikler, Fransa'nın tutumunun Türkiye tarafından kabul edilebilir hiçbir tarafı bulunmadığını, ancak yasa teklifine yönelik gösterilecek tepkilerde makuliyet sınırının da aşılmaması gerektiğine dikkat çekti. Erdikler, şunları söyledi:
 
''Bu hasmane harekete karşı sivil toplum kuruluşları, özel sektör kuruluşlarının her türlü önlemi alması gerekir. Ama (Fransız mallarını boykot edelim) dersek, bu önlem içinde Türkiye'de üretim yapan firmaları, dolayısıyla bir anlamda kendi kendimizi vurmuş oluruz. Çünkü bu fabrikalardaki üretim, Türk işçiliği ve Türkiye'de üretilen ham maddeler kullanılarak yapılıyor.
 
Tabii ki kanunun çıkması halinde Türkiye'de, bağımsız ve güçlü bir ülke olarak bu hasmane tutuma karşı birtakım aksiyonlar olacaktır. Bu aksiyonların hepsinde olacağız. Ancak bu aksiyonlar içinde galeyana gelerek kendi kendimize ceza kesme durumuna düşmeyelim.''
 
"Sektör değil insanlar zarar görür"
 
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Yönetim Kurulu Başkanı Aynur Bektaş da, ''Ülke boykotu olayını birkaç sene önce İtalya ile de yaşamıştık, ama çözüldü, sonuçta halloldu. Kişilere bağlı olduğu için büyük boyutta bir ambargo olacağını düşünmüyorum. Eğer bir boykot olursa tabii ki Türkiye'de de zarar görecek şahıslar olacaktır. Sektörlerden ziyade insanlar zarar görecektir. Bu, onlara da bir acımasızlıktır'' dedi.
 
Ankara Organize Tekstil Sanayi Sitesi (ANTEKS) Yönetim Kurulu Başkanı Süreyya Kayıhan da Fransız mallarına boykot gibi acil ve tepkisel eylemlerin, Türkiye'nin tezine zarar vereceğini belirtirken, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Taşkın, Fransız mallarının boykotunun yanlış olacağını, sanayicilerin sağduyulu olması gerektiğini bildirdi.

·  NE ALDIK NE SATTIK?

Türkiye ile Fransa arasındaki dış ticarette kara ulaşım araçları önemli yer tutuyor. Halen ihracatın ve ithalatın yaklaşık yüzde 30'unu kara ulaşım araçları oluşturuyor. Türkiye, Fransa'ya, kara ulaşım araçları, giyim eşyası ve aksesuarları, tekstil elyafı ve mamulleri, sebze-meyve ve ürünleri, elektrikli makine ve cihazlar, haberleşme ve ses kayıt cihazları ihrac ediyor.
Fransa'dan ithal edilen ürünler arasında ise kara ulaşım araçları, elektrikli makina ve cihazlar, demir-çelik, vitaminler hormonlar, antibiyotikler, ilaçlar, tıbbi eşya, plastik ve ürünleri, organik kimyasal ürünler, metallerden nihai ürünler, çeşitli mamul eşya bulunuyor.

CNN TURK 11.10.2006

 

TÜRKİYE'DEKİ FRANSIZLAR

Türkiye'de otomotiv, gıda, sigortacılık, bankacılık, perakende, akaryakıt başta olmak üzere, pek çok sektörde toplam 524 Fransız sermayeli şirket faaliyet gösteriyor.
Bunların arasından öne çıkan bazı firmalar şöyle:


"Ziraat Bankası'nın Başak Emeklilik'teki yüzde 41'lik hissesini alan Fransa'nın en büyük ikinci sigorta şirketi olan Groupama, 1969'dan beri OYAK ile ortak faaliyette bulunan Renault, Türkiye Ekonomi Bankası'nın (TEB) ortağı BNP Paribas, dünya perakende devi Carrefour, 1989'dan beri çimento sektöründe faaliyet gösteren Lafarge Türkiye, taze sütlü ürünler ve şişelenmiş suda dünya lideri ve tatlı bisküvilerde dünya ikincisi Danone, 1992 yılından beri ayrı ayrı faaliyet gösteren, daha sonra da Total Oil Türkiye adı altında birleşen Total ve Elf, yemek şirketi olan Sodexho, Türkiye'de yaygın olarak satılan  Citroen ve Peugeot, Türkiye'ye 1989'da giren L'oreal. " 

CNN TURK 11.10.2006

 

Ermeni asıllı Türk vatandaşlarından Fransa'ya tepki

A.A

Türkiye'de Ermeni asıllı Türk vatandaşlarının yaşadığı tek köy olan Hatay'ın Samandağ ilçesine bağlı Vakıflı köyünün Muhtarı Berç Kartum, Fransa ve Avrupa'nın Ermeni soykırımını sürekli gündeme getirmelerini kınadıklarını söyledi.

Kartum, yaptığı açıklamada, yarın Fransa Parlamentosu'nda oylanacak olan “Ermeni soykırımını inkar edene hapis cezası” uygulamasını doğru bulmadıklarını, bunun seçimlerde Ermeni vatandaşların oylarını garantiye almak için düzenlenen “siyasi tezgah” olduğunu kaydetti.

“ERMENİSTAN'DAKİ ERMENİLERE SAHİP ÇIKSINLAR”

Köylerinde 200 kadar Ermeninin ibadetlerini, ticaretlerini özgür yaptığını ve dünyaya örnek olduğunu ifade eden Kartum, şöyle devam etti:

“Fransa, her seçim döneminde veya Türkiye ile ne zaman sorun yaşarsa soykırım iddialarını gündeme getirerek tansiyonu yükseltmektedir. 90 yıl önceki olayları konuşmak kimseye yarar getirmez. Bu siyasi tezgahı kınıyoruz. Fransa, gerçekten bu konuda dürüst ve samimiyse Ermenistan'da yaşayan ve refah düzeyi iyi olmayan binlerce Ermeniye sahip çıksın. Ermenilerin dostu yine Ermenilerdir. Bizim hiçbir ülkeyle sorunumuz yok. Özellikle, Samandağ'da ve Türkiye'de yaşayan Ermeniler, bu gibi konuların gündeme gelmesinden rahatsızlık duymaktadırlar.”
Vakıflı köyünde yaşayan ve organik tarımla uğraşan nüfusun yaşlı olduğunu, gençlerin İstanbul, Avrupa ve ABD'de öğrenim gördüklerini, yaz tatillerinde Samandağ'a geldiklerini ifade eden Kartum, “Fransızların köyümüze gelerek Türklerle olan ilişkilerimizi görmelerini arzuluyoruz. Gölge etmesinler başka bir şey istemiyoruz” dedi.

HURRIYET 11.10.2006

 

Clinton: Keşke Kıbrıs sorunu çözülebilseydi

Nafiz ALBAYRAK/NEW YORK, (DHA)

Eski ABD Başkanı Bill Clinton, geçmiş yıllarda Türkiye ve Yunanistan'da arka arkaya yaşanan depremlerden sonra ortaya çıkan olumlu havada Kıbrıs sorununun çözülebilmiş olmasını dilediğini açıkladı.

ABD’nin Birleşmiş Milletler Derneği (UNA-USA), Manhattan’ın ünlü Waldorf Astoria otelinde düzenlediği bir geceyle liderlikleriyle dünyaya damgasını vurmuş kişilere ödül verdi. ABD’nin eski Başkanı Bill Clinton da "2006 Küresel Liderlik Ödülü" alanların başında geldi.

Eski ABD Başkanı, "Clinton HIV/AIDS Girişimi" ile AIDS hastalığıyla mücadelede ve "Clinton Küresel Girişimi" ile de yoksullukla ve iç çatışmalarla mücadelede, sürdürebilir kalkınma sağlamada, iklim değişikliği ve küresel ısınma gibi çevresel sorunlara ortak çözümler üretmede gösterdiği üstün liderlik özellikleriyle ödüle layık görüldü.

ANNAN ONUR KONUĞU OLDU

Gecenin onur konuğu ise görev süresi bu yılın sonunda dolacak olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan oldu. Geceye, ABD’nin eski başkanları George Bush, Jimmy Carter, Gerald Ford, CNN’in kurucusu Ted Turner, ABD Merkez Bankasının eski başkanı William J. McDonough ile Frank Giustra ve Isabella Rosselini gibi ABD’nin iş, sanat çevrelerinden saygın isimler ve çeşitli ülkelerin devlet adamlarından oluşan yaklaşık bin kişilik davetli katıldı.

CLINTON: KEŞKE KIBRIS ÇÖZÜLEBİLSEYDİ

Bill Clinton, gecede yaptığı konuşmada, doğal afetler ve savaşların ardından BM’nin dünyada ne denli önemli bir rol oynadığının iyice ortaya çıktığından bahsetti. Doğal afetlerin ülkeleri birbirine yaklaştırdığını anlatan Clinton, Türkiye ve Yunanistan’da arka arkaya depremler olduğunda iki ülkenin birbirinin yardımına koştuğuna dikkat çekti. Eski ABD Başkanı, iki ülkedeki bu doğal afetlerden sonra Ege’de ufak bir kara parçasının kime ait olduğunun önemini yitirdiğini belirterek, "Keşke o anda iki ülkeyi Kıbrıs sorunu çözülünceye dek yalnız bir odada tutabilecek uluslararası bir hukuka sahip olabilseydik" diye konuştu.

Clinton görev süresi dolan Kofi Annan’ın da harika bir BM Genel Sekreteri olduğunu vuguladı.

GÜRTUNA CLINTON’I TEBRİK ETTİ

Bu arada Türkiye’den New York’a gelerek bu geceki ödül törenine katılan Turkuaz Hareketi lideri Ali Müfit Gürtuna, Clinton konuşmasını tamamladıktan sonra yanına giderek, kendisini tebrik etti. Gürtuna, hem BM Genel Sekreteri Kofi Annan, hem de Bill Clinton ile görüşmelerinde kendilerini İstanbul’a davet ettiğini söyledi.

HURRIYET 11.10.2006

Genelkurmay'dan yeni Ermeni belgeleri

ANKARA(ANKA)

 

 

 

 

 




 

 

Genelkurmay Başkanlığı'nın "Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918" başlıklı 8 ciltlik yayın dizisinin 3 ve 4'üncü ciltleri Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı Yayınları'nca yayınlandı.

Kapaklarında Ermeni terör örgütlerince 15 Temmuz 1915'te Diyarbakır Lice'de öldürülen Türkler ile yine 23 Temmuz 1915'te Diyarbakır'ın Hızırilyas Köyü'nde katledilen kadınlar ve çocukları gösteren fotoğrafların yer aldığı kitaplar Türkçe ve İngilizce yayınlanırken Osmanlıca orijinal belgelere yer verildi.

ATASE ve Denetleme Daire Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan, kitaplara yazdığı sunuşta "Dün, bugün ve gelecek çizgisinde, toplumların tarihten öğrenecekleri bilgi sonsuzdur" dedi.

Korgeneral Kaptan, tarihte bilginin doğruluğunun belgelerle kanıtlandığına dikkat çekerken, "Tarihe mal olmuş olayların da bilimsel ölçütlerde değerlendirilmesi ancak belgelerle yapılabilir" dedi.

Tehcir uygulaması öncesinde örgütsel faaliyetlerin hangi düzeylere vardığını gösteren belgelerin düşündürücü olduğunu ifade eden Korgeneral Kaptan, "Yasal olarak göründükleri halde, yasadışı eylemlere kalkışan Ermeni terör örgütlerinin nasıl bir kaos ortamı yaratmayı hedeflediklerinin" belgelerde görüleceğini ifade etti.

Korgeneral Kaptan, sunuşunda şöyle dedi:

"Hukukun üstünlüğü prensibi, devletlerin temel prensiplerindendir. Bu belgelerde açıkça görülecektir ki Devlet, her zaman ve her koşulda hukukun üstünlüğü prensibinden ödün

 

/_newsimages/2284291.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

vermediği için, hukuka aykırı hiçbir işlem yapmaktan da özenle sakınmış ve keyfiliğe hiçbir şekilde fırsat tanımamıştır."

EMİRLER PARİS MERKEZLİ

Kitaplardan 3'üncü ciltte Ekim 1914'te Talat Paşa ve Bakanlar Kurulu üyelerine yönelik suikast girişimi, bununla ilgili olarak yakalanan Hınçak örgütü üyelerinin ifadeleri, hazırlanan iddianame, suikast girişiminin dış bağlantısı, örgüt militanlarının kışkırtılması, yargılananlar hakkında verilen kararların dayandığı Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri yer alıyor.

3'üncü ciltte yer alan en ilginç bilgi ise Türklere yönelik katliamları ve suikastleri gerçekleştiren Hınçak örgütünün karar vericilerinin "Paris merkezli" faaliyet göstermeleri ve oradan "emir" almaları. Tüm örgüt üyeleri Hınçak'ın Paris merkezli olduğunu ve emirlerin oradan alındığını açıklıyorlar. Artin Cihan Gülyan 9 Şubat 1915 deki ifadesinde şu açıklamaları dikkat çekiyor :

"-En büyük merkeziniz neresidir?

Paris

-İstanbul merkezi nasıldır?

İkinci derecedir. Bulgaristan, Romanya, Rusya, Amerika, ve İran'daki şubeler doğrudan doğruya Paris'e bağlıdır. Türkiye içindeki şubeler Türkiye merkezine bağlıdır.

-Genel kongreyi hangi merkez teklif eder?

Öncelikle, genel merkez, yani Paris teklif eder."

Hınçak üyesi Arzruni Efendi'nin 10 Şubat 1915 tarihli ifade tutanaklarına şöyle yansıyor:

"-O halde gerek Türkiye ve gerekse diğer devletlerdeki merkez ve şubeler tamamen Paris'e bağlıdırlar, değil mi? Onun tarafından bir kongre toplanması teklif edilirse, kabul etmeye mecbursunuz değil mi?

-Evet, doğal olarak bağlıyız, kongre teklifini önceden söylemiştim. Teklif ettiği zaman kabul etmek zorundasınız."

Kilis Ermeni Hınçak Örgütü katibi Vahan Tomasyan'ın ifadesinde ise "Kulüp defterinde adı geçen, Ermeni askerleri ve müfrezeler ne demektir" sorusuna verdiği "Ermeni askerinden biz parti üyelerini anlarız. Müfreze de partidir" yanıtı dikkat çekiyor.

Kitabın 4'üncü cildinde ise Ermeni emelleri, terör faaliyetlerine karışan Ermeni teröristlerin idam kararları ve Padişah Mehmet Reşat'ın buna ilişkin onay kararı, Hınçak örgütünün şubelerine isyan içeren bildirgesi, son Hınçak Örgütü'nün ana tüzüğü, Hınçak örgütünün gizli amaçlarının ifade edildiği bildirge ile bomba imha edip saklayanlar ile gizlice örgüt üyelerine verenler hakkındaki mahkeme kararları yer alıyor.

KATLİAMLAR İÇİN "ÜZÜNTÜ VERİCİ EYLEM" DEYİMİ KULLANILDI

Hınçakyan örgütünün 7 numaralı genelgesindeki "Geçirmekte olduğumuz önemli günler, Türkiye Ermenilerinin kurtuluşlarını ve kendi yönetimlerini belirleyebileceğinden şu anda illerdeki Ermenilerin azimli, kararlı ve kendilerine yakışacak surette hareket etmeleri lazımdır. İşte bundan dolayı ortaya çıkan durumu ve üzüntü verici eylemleri bildirmek zorunlu oluyor" ifadeleri dikkat çekiyor.

HURRIYET 11/10/06

 

Diyanet: İslam'da dini nikah yok

A.A

 

 

 



Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem, İslam dininde “dini nikahın” olmadığını belirterek, “Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kıyılan resmi nikah, İslam dininin de geçerli saydığı nikahtır” dedi.

Prof. Dr. Yeprem, dini nikahın”, kilisede, rahip ve papazlar tarafından kıyılması mecburi olan Hristiyan nikahı için kullanılan bir terim olduğunu söyledi.

İslam'da bu anlamda bir “dini nikah” olmadığını ifade eden Yeprem, “Her işte olduğu gibi nikahta da Allah'a dua ederek hayır talep etmek, Müslümanların iyi davranışlarındandır. Bu yapılmadığı takdirde resmi nikahın geçerliliği de ortadan kalkmaz” dedi.

Dini nikahın, Hristiyanlıkta geçerli olduğunu vurgulayan Yeprem, şunları kaydetti:

“Dini nikahın kıyılması için nikahı kıyan din adamının Allah adına hüküm veren biri olması, nikahın kıyıldığı yerin kutsal yer olması ve yapılan işin de dini işlem olması lazım. Dini nikah için bu üç unsurun olması gerekir ki, bu da Katoliklerde olan bir nikahtır. Kilise kutsal sayılan yerdir, papaz, Allah adına konuşan din adamıdır, nikah da ebediyen bozulmayacak olan dini bir işlemdir. İslam'da, Allah adına söz söyleyen bir din adamı ve kutsal bir mekan yoktur. Namaz kılınan her yere mescit, cami denir ve başka amaçlarla da kullanılabilir. Buraların, kilise gibi kutsiyeti yoktur. Medeni Kanunun hükümlerine göre kıyılan resmi nikah geçerlidir. İslam dininde bu anlamda dini nikah yoktur.”

Osmanlı İmparatorluğu döneminde mahalle imamları tarafından kıyılan nikahların bugün belediyelerce kıyılan nikahtan farklı olmadığını vurgulayan Yeprem, “Mahalle imamlarının, devletin itibar ettiği kayıtları tutan, evlilik cüzdanını veren, mahkemelerin kayıtlarını tutan niteliği vardı, bugünkü belediyelerin evlendirme daireleri gibiydi. Bu işlemleri o zaman mahalli imamlar yürütüyordu” diye konuştu.

HURRIYET 11/10/06

Mehmet Ağar farklılaşıyor...



Herşey beklenebilirdi de, Mehmet Ağar'ın PKK konusunda böyle bir tutum benimseyeceği beklenmezdi.

DYP lideri, bu yarışta birden bire öne çıkıverdi.

Geçen hafta sonu yaptığı konuşmalarla, karşımıza bambaşka bir Mehmet Ağar çıkardı: Kelimelerini dikkatli seçerek, PKK'ya -lider kadrosu hariç- bir af çıkarılabilineceğini söyledi. Daha da önemlisi, cinayete karışmamış kadroların siyasete atılmalarının, dağa çıkıp adam öldürmelerinden çok daha sağlıklı sonuç vereceğine dikkat çekti.

Bir politikacı, hele bir parti lideri için, bugünkü ortamda daha riskli bir söylemi benimsemiş görülüyor. Ağar, başının ağrımamasını istiyor olsaydı, diğer bütün partiler gibi, PKK'ya lanet yağdırır, DTP'yi yerden yere vururdu.

Bunu tercih etmedi. Eğer ilerde değişmezse, bu tutumuyla riskli ancak getirisi daha yüksek, farklı bir politik yaklaşım denemeye başlamış demektir.

Eğer Mehmet Ağar, geleneksel politikalarla ortaya çıksa, ne MHP ne CHP ne de AKP'den bir farkı olurdu. Söyleyecekleri de kamuoyunda ilgi uyandırmazdı. Ne MHP'den daha fazla vatansever olup, Bahçeli'nin oylarını kapabilir, ne AKP'nin önüne geçebilirdi.

Ancak, bugünkü tutumuyla birden bire ön plana çıkıverdi.

İlginçti.

Diğerlerinden farklı söylemiyle, dikkatleri çekti.

Mehmet Ağar akıllı bir taktik uyguluyor. Zira kimseler kalkıp onu PKK'ya karşı yumuşamakla suçlayamaz. Geçmişi, ona yeterince kredi veriyor. Kendini en sert PKK karşıtı gösterenlerden daha sarsılmaz bir imajı var.

İşte bu karneyle ortaya çıkıp "siyasetin önünü açalım" dediği zaman, kamuoyuna ilginç bir bakış açısı getiriyor. Herkesin, vuralım kıralım dediği bir sırada, farklı bir süreç öneriyor. Denenmesinde hiçbir zarar olmayan bir öneri getiriyor. "Acaba bu yol denense, silahlar gömülür mü? İnsanlarımızı ölümden kurtarabilir miyiz?" sorularının sorulmasına neden oluyor.

Mehmet Ağar, Sosyal Demokrat CHP'nin rolünü çalıyor. Ucuz politikayı değil, farklı ve yeni açılımları tercih ediyor.

Eğer bu şeklide devam ederse, DYP'yi seçimlerdeki oy dağılımını etkileyecek bir konuma getirebilir. Kişisel imajı ve DYP'nin geneldeki muhafazakar yaklaşımına rağmen, liberal oyların dahi cazibe merkezi olabilir. CHP'den boşalan yeri doldurabilir.

Mehmet Ağar bu yarışta birden bire finişe kalkan atlete benziyor. Nefesi yeterse, sandıktan daha büyüyerek çıkacaktır.

* * *

DTP, BU ATEŞKESİ SÜRDÜRMELİ...


PKK tek yanlı bir karar aldı ve silahlarını susturdu.

Kamuoyunda bir rahatlama başladı. Hergün şehit cenazeleriyle sarsılan toplum, silahların susmasından memnun, ancak bir yandan da kuşkulu.

Ateşkes bir oyun mu? Ne kadar sürecek? Bu soruların yanıtı belli değil.

Eğer önümüzdeki aylarda, PKK'nın taşaronu gibi hareket ettiği belirtilen TAK tekrar ortaya çıkar ve cinayetlerini sürdürürse, o zaman bunun bir oyun olduğuna karar vereceğiz. Demek ki, kış aylarıyla birlikte zaten çekilmek zorunda kalacağını bilen PKK, buna "ateşkes" adını takmış ve kamuoyunu aldatmış diyeceğiz. Böyle olursa, ilkbaharda tekrar ortaya çıkıp "Eh, biz barışa bir şans tanıdık. Ancak Türk Devleti anlamadı" deyip, tekrar silaha sarılırsa şaşmayalım.

Böyle bir varsayımın, sadece PKK'ya değil, tüm Kürt sorununa çok olumsuz yansıyacağının unutulmaması gerekir. Ateşkes sürecinin devamı, seçimlerin de sonrasına kadar yürütülmesi özellikle DTP açısından önemlidir.

DTP'nin, 2007 seçimlerinde bağımsız adaylarla TBMM'ne girmeyi deneyeceği artık biliniyor. İşte PKK ateşkesinin geleceği bu açıdan da önemli. Eğer kamuoyu aldatıldığı izlenimine kapılır, suikastler yeniden başlarsa, DTP'nin bağımsızları Meclis'e girişlerini dahi tehlikeye atabilirler.

Kamuoyunun tepkisi, güvenlik önlemleri gibi değildir. Bir defa patladı mı, kimse önünü alamaz.

Silahların sustuğu şu sıralarda AK Parti iktidarına da önemli roller düşüyor. Eğer hiçbir adım atmadan seyrederlerse, o zaman ateşkesin bozulmasındaki sorumluluğu da paylaşma durumuna düşerler. Zaten PKK'nin beklediği de budur.

2007'nin sonuna kadar bir sırat köprüsünden geçeceğiz. Bakalım, bu yarışta kimler akılcı, kimler ucuz politikalar uygulayacak?

* * *

CEZAYİR'İ KULLANIP, KENDİMİZİ KÜÇÜLTMEYELİM


Oktay Ekşi hafta sonu yazdı ve telefon edip tebrik ettim.

Son derece doğru bir saptamada bulunmuştu.

TBMM Adalet Komisyonu, Fransızlar'a tepki koymak, karşılık vermek için, iki tasarıyı görüşecekmiş.

Bunlardan biri "Türkiye'de, Ermeni soykırımı vardır diyene 3 yıl hapis cezası verilmesini" öngörecekmiş. Diğeri de "Fransa'nın Cezayir'de soykırım yapmadığını iddia edenlere hapis cezası verilmesini"getirecekmiş.

Pes doğrusu.

Acaba bu önerileri kim yaptı?

Kimin aklına böylesine dahiyane (!) bir fikrin geldiğini merak ediyorum.

Bundan daha yüzeysel, basit ve Türkiye'yi komik duruma düşürebilecek başka bir öneri düşünemiyorum. Fransızlar'ı hangi gerekçeyle eleştiriyorsak, aynı duruma kendimizi düşürmüş olmayacak mıyız?

Sorarım sizlere, bu önerilerin, Fransızlar'ın yaptıkları saçmalıktan ne farkı var? Komisyondan sonra, bir de Genel Kurul'a yollayıp, o hava içinde bir de yasalaştırırsak, yeme yanında yat.

Bu şekilde kimi cezalandırmayı planlıyoruz ?

Fransızlar'ı mı hapse atacağız.

Hele buna bir de "karşılık verme" adını koyarsanız, o zaman tam komedi olur.

Köksal Toptan ciddi bir politikacıdır. Eminim ülkemizi böylesine küçük düşürecek bir tepkiyi ciddiye almaz.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 11/10/06

 

Genelkurmay'dan yeni Ermeni belgeleri: Hınçak örgütü Paris merkezli

 


     

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Genelkurmay Başkanlığı’nın "Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri 1914-1918" başlıklı 8 ciltlik yayın dizisinin 3 ve 4’üncü ciltleri Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı Yayınları’nca yayınlandı.
      Kapaklarında Ermeni terör örgütlerince 15 Temmuz 1915’te Diyarbakır Lice’de öldürülen Türkler ile yine 23 Temmuz 1915’te Diyarbakır’ın Hızırilyas Köyü’nde katledilen kadınlar ve çocukları gösteren fotoğrafların yer aldığı kitaplar Türkçe ve İngilizce yayınlanırken Osmanlıca orijinal belgelere yer verildi.
      ATASE ve Denetleme Daire Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan, kitaplara yazdığı sunuşta "Dün, bugün ve gelecek çizgisinde, toplumların tarihten öğrenecekleri bilgi sonsuzdur" dedi.
      Korgeneral Kaptan, tarihte bilginin doğruluğunun belgelerle kanıtlandığına dikkat çekerken, "Tarihe mal olmuş olayların da bilimsel ölçütlerde değerlendirilmesi ancak belgelerle yapılabilir" dedi.
      Tehcir uygulaması öncesinde örgütsel faaliyetlerin hangi düzeylere vardığını gösteren belgelerin düşündürücü olduğunu ifade eden Korgeneral Kaptan, "Yasal olarak göründükleri halde, yasadışı eylemlere kalkışan Ermeni terör örgütlerinin nasıl bir kaos ortamı yaratmayı hedeflediklerinin" belgelerde görüleceğini ifade etti.
      Korgeneral Kaptan, sunuşunda şöyle dedi:
      "Hukukun üstünlüğü prensibi, devletlerin temel prensiplerindendir. Bu belgelerde açıkça görülecektir ki Devlet, her zaman ve her koşulda hukukun üstünlüğü prensibinden ödün vermediği için, hukuka aykırı hiçbir işlem yapmaktan da özenle sakınmış ve keyfiliğe hiçbir şekilde fırsat tanımamıştır."
     
     EMİRLER PARİS MERKEZLİ

      Kitaplardan 3’üncü ciltte Ekim 1914’te Talat Paşa ve Bakanlar Kurulu üyelerine yönelik suikast girişimi, bununla ilgili olarak yakalanan Hınçak örgütü üyelerinin ifadeleri, hazırlanan iddianame, suikast girişiminin dış bağlantısı, örgüt militanlarının kışkırtılması, yargılananlar hakkında verilen kararların dayandığı Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri yer alıyor.
      3’üncü ciltte yer alan en ilginç bilgi ise Türklere yönelik katliamları ve suikastleri gerçekleştiren Hınçak örgütünün karar vericilerinin "Paris merkezli" faaliyet göstermeleri ve oradan "emir" almaları. Tüm örgüt üyeleri Hınçak’ın Paris merkezli olduğunu ve emirlerin oradan alındığını açıklıyorlar. Artin Cihan Gülyan 9 Şubat 1915 deki ifadesinde şu açıklamaları dikkat çekiyor :
      "-En büyük merkeziniz neresidir?
      Paris -İstanbul merkezi nasıldır?
      İkinci derecedir. Bulgaristan, Romanya, Rusya, Amerika, ve İran’daki şubeler doğrudan doğruya Paris’e bağlıdır. Türkiye içindeki şubeler Türkiye merkezine bağlıdır.
      -Genel kongreyi hangi merkez teklif eder?
      Öncelikle, genel merkez, yani Paris teklif eder." Hınçak üyesi Arzruni Efendi’nin 10 Şubat 1915 tarihli ifade tutanaklarına şöyle yansıyor:
      "-O halde gerek Türkiye ve gerekse diğer devletlerdeki merkez ve şubeler tamamen Paris’e bağlıdırlar, değil mi? Onun tarafından bir kongre toplanması teklif edilirse, kabul etmeye mecbursunuz değil mi?
      -Evet, doğal olarak bağlıyız, kongre teklifini önceden söylemiştim. Teklif ettiği zaman kabul etmek zorundasınız." Kilis Ermeni Hınçak Örgütü katibi Vahan Tomasyan’ın ifadesinde ise "Kulüp defterinde adı geçen, Ermeni askerleri ve müfrezeler ne demektir" sorusuna verdiği "Ermeni askerinden biz parti üyelerini anlarız. Müfreze de partidir" yanıtı dikkat çekiyor.
      Kitabın 4’üncü cildinde ise Ermeni emelleri, terör faaliyetlerine karışan Ermeni teröristlerin idam kararları ve Padişah Mehmet Reşat’ın buna ilişkin onay kararı, Hınçak örgütünün şubelerine isyan içeren bildirgesi, son Hınçak Örgütü’nün ana tüzüğü, Hınçak örgütünün gizli amaçlarının ifade edildiği bildirge ile bomba imha edip saklayanlar ile gizlice örgüt üyelerine verenler hakkındaki mahkeme kararları yer alıyor.
     
     KATLİAMLAR İÇİN "ÜZÜNCÜ VERİCİ EYLEM" DEYLİMİ KULLANILDI

      Hınçakyan örgütünün 7 numaralı genelgesinde ki "Geçirmekte olduğumuz önemli günler, Türkiye Ermenilerinin kurtuluşlarını ve kendi yönetimlerini belirleyebileceğinden şu anda illerdeki Ermenilerin azimli, kararlı ve kendilerine yakışacak surette hareket etmeleri lazımdır. İşte bundan dolayı ortaya çıkan durumu ve üzüntü verici eylemleri bildirmek zorunlu oluyor" ifadeleri dikkat çekiyor.(ANKA)

MILLIYET 11/10/06

 

Talat, Fin planına karşı temkinli

Talat, Fin planına karşı temkinli

Talat, dün Brüksel'de Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'le görüştü. FOTOĞRAF: Mehmet özdemir / aa

11/10/2006 RADIKAL

BRÜKSEL - Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü gereği limanlarını yıl sonuna kadar Rum gemi ve uçaklarına açması istenirken, AB dönem başkanı Finlandiya'nın 'Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü gereği limanlarını Rum Yönetimi'ne açması karşılığı, KKTC'nin BM idaresine verilecek Mağusa Limanı üzerinden ticaret yapması' önerisine KKTC temkinli yaklaşıyor. Ankara'nın 'Muhatap KKTC'dir' mesajı üzerine Brüksel'de temaslarda bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, planda 'tehlikeli noktalar' bulunduğunu söyledi.
Dün Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell ile görüşen Talat, düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: "Pakette tehlikeli unsurlar var, çünkü tecritin kaldırılması ve Maraş'ın açılması gibi kapsamlı çözümün unsurlarını pazarlık konusu yapıyor. Tecritin kaldırılması pazarlık konusu yapılmamalı. AB tecritin kaldırılmasını sadece Annan Planı'na 'Evet' dediğimiz için ön koşulsuz olarak tasarladı. Fakat Türkiye'nin üyelik sürecini de ilgilendirdiğinden bu paketi tartışmaya ve yapıcı olmaya karar verdik." Talat, doğrudan uçuşların başlatılmasının yanı sıra sportif ve kültürel alandaki tecritin kaldırılması gerektiğini belirtti. (ap, aa)

Eski bakan Lang: Anayasaya aykırı bir iş

Fransa'dan sağduyulu iki ses: Engelleyin

11/10/2006 RADIKAL

AA - PARİS - Fransa'nın eski kültür bakanlarından Sosyalist Parti milletvekili Jack Lang, partisinin sunduğu 'Ermeni soykırımının inkârının suç sayılması'na ilişkin yasa teklifine karşı çıktı. Fransa'da Musevi soykırımının inkârına ilişkin çıkarılan yasanın bundan farklı olduğunu, Nuremberg mahkemesi sonuçlarıyla uluslararası sözleşmeleri temel aldığını hatırlatan Lang, Ermenilerle ilgili teklifinse yasalaşması halinde Anayasa Mahkemesi'nde bozulabileceği uyarısında bulundu. Lang, Türkiye'nin, siyasi ve ekonomik baskısıyla ilgili soruya da "Ben hiçbir baskıyı kabul etmem, kendi vicdanımın sesini dinlerim" diye yanıt verdi.

Sarkozy'nin danışmanı: Aleyhine oy verin
Öte yandan Nicolas Sarkozy'nin siyasi danışmanlarından senatör Francois Fillion da teklifi "Gerçek bir yanlış" diye niteledi ve aleyhinde oy verilmesi çağrısında bulundu.

'Akıl tutulması'

'Akıl tutulması'

Başbakan dün AKP Grubu'na seslenirken, "Demokrasiyi korkulara, adaleti adaletsizliklere kurban etmeyelim. Biz Cumhuriyetimize sahip çıkıyoruz" dedi. FOTOĞRAF: RIZA ÖZEL / AA

İftira ve yalan makineleri kendi tarihlerine baksın. 'Tarihte bunlar olmadı' diyene ceza ortaçağa dönüştür. AB, bu akıl tutulmasına karşı tavır almalı

11/10/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan, 'Ermeni soykırımı'nı reddedenlere ceza öngören yasa tasarısı dolayısıyla Fransa'ya 'tarihi' bir hatırlatma yaptı: "İftira ve yalan makineleri kendi tarihlerine baksınlar, dünyaya hesap versinler!" Erdoğan, Avrupa Birliği'ni de 'bu akıl tutulmasına karşı tavır almaya' çağırdı.
AKP grubunda konuşan Erdoğan, Fransa'da yarın görüşülecek olan 'soykırım yasası'yla ilgili şu mesajları verdi:
Saçmasapan iddialar: Fransa'da iç politika malzemesi olan saçmasapan iddialar ne kadar tarihi gerçeklere aykırıysa akla da mantığa da aykırıdır. Adını anmak istemediğim bir yalan, iftiranın yaşaması kanunla sağlanmak isteniyor.
AB tavır almalı: AB, kendi geleceği için Fransa'daki bu aklın tutulmasına karşı mutlaka tavır almak zorundadır. Tarihi bir yalanı Fransa'nın kanun haline getirme ve bir yalanı kurumsallaştırma çabası, elbette AB'nin temel değerlerine karşı büyük bir meydan okumadır. Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin öncelikli ilkesi, maddesi, ifade ve düşünce özgürlüğüdür. Bir bilim adamının çıkıp da 'Bu, bilime tarihi gerçeklere aykırıdır' demesi veya bir siyasetçinin bu tespitler ve bu belgelerden hareketle 'aykırıdır' demesi suç telakki edilecekse, bu ifade özgürlüğünün neresinde yer almaktadır? Fransa bunu, dünyaya neyle izah edecek?
Sömürgeler kampüsü: Türkiye ile Ermenistan arasındaki bir sorun için Fransa'nın durumdan vazife çıkarma anlayışı ne zamandan beri görevi olmuştur? Dünya artık bir sömürgeler kampüsü değildir. Bu konuyu gündeme sokmak, ancak Fransa'da yaşayan bir miktar Ermeni'yi tatmin eder, dünyayı etmez.
Dezenformasyonu dağıtırız: Bu konuda, ayın 12'sinde atılacak yanlış adım, Türkiye için, hiçbir şeyi değiştirmez ama Fransa için çok şeyi değiştirir. Yalana yalan demeyi suç saymanın hiçbir hukuki mantığı olamaz, aklın izahı olamaz. Türkiye olarak, bu sistematik yalan makinesini bozmaya, bu dezenformasyon bulutlarını dağıtmaya bizler muktediriz.
Paris'ten dönmeli: Türkiye ile Fransa'nın ilişkilerini yaralayacak olan bu yanlış hesabın, bu siyasi arızanın Paris'ten mutlaka dönmesini bekliyoruz.
Tarihine baksın: Dogmalarla, önyargılarla savaşılmasaydı, bugün iki büyük dünya savaşından geçen, taş üstünde taş bırakmayan Avrupa milletleri, bir araya gelebilir miydi? Bu iddiamızın aksini ispat edecek olanlar varsa, kendi yakın tarihlerine baksınlar. İftira ve yalan makineleri, kendi tarihlerine baksınlar. Yürekleri kendi tarihlerini konuşmaya yetiyorsa, insanlığa hakkaniyetle yaklaşsınlar. İki dünya savaşının acılarını ve yıkımlarını bir yana bırakıyorum ve asla mukayese kastıyla söylemiyorum. 20. yüzyıl boyu Nijerya, Senegal, Tunus, Cezayir, Moritanya, Kamerun, Gine, Çad, Cibuti, Ruanda ve Benin'de neler olmuştur? Cezayir'de neler olmuş, baksınlar.
Misilleme hassasiyeti: (TBMM'de gündeme gelen, Cezayir'deki soykırımı kabul etmeyenlere ceza verilmesini öngören yasa hazırlıkları konusunda) 'Fransa'da bunlar böyle yaptı, biz de aynen yapalım' demek olmaz. Biz aynını yapmayacağız. Biz, pisliği pislikle temizleyenlerden değiliz, pisliği temiz suyla temizleyenlerdeniz. Bizim tarihimizde engizisyon, karanlık ortaçağ, sömürgecilik, kolonyalizm, ırk savaşları yoktur.
Ortaçağ karanlığı: Birileri tarihte böyle bir hadise olmamıştır, dediği için, onları acımasızca cezalandırmak yeniden Ortaçağ karanlığına dönmek demek değil mi? Bir zamanlar dünyanın tepsi biçiminde olduğunu inkâr edenlerin cezalandırılması gibi. Fransa, ortaçağ karanlığına dönmek istemiyorsa, mutlak suretle bu yasayı düşürmelidir. Dünyanın yuvarlak olduğunun söylenmesinin suç sayıldığı ortaçağda, 'Dünya yuvarlaktı' diyen Kopernik ve Galileo gibi bilim adamları olmasaydı, Avrupa'nın bu kadar ilerlemesi mümkün olmazdı. Dünyanın yuvarlak olduğu gerçeği, bilim adamlarınca söylendi. Tarihi meseleler konusunda verilecek kararlar da bilim adamları tarafından verilsin. Biz böyle bir çalışmaya, arşivlerimizi açmaya ve her türlü katkıyı vermeye hazırız.

AB'de Kıbrıslı Türklere büyük haksızlık yapılıyor

AB'NİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU KIBRIS SORUNUNU BİLMİYOR... Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Avusturyalı Karin Resetaris, başta AP olmak üzere AB'de büyük çoğunluğun Kıbrıs sorununu bilmediğini söyleyerek, "Kıbrıslı Türklere AB'de büyük haksızlık yapılıyor" dedi

PAPADOPULOS ÇÖZÜM İSTEMİYOR... Rum yönetimi başkanı Papadopulos'un çözüm istemediğini vurgulayan Karin Resetaris, "Papadopulos, bir an önce çözüm için masaya oturmalıdır" dedi. Resetaris, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin de Rumların arkasına saklanarak, Türkiye ile sürdürülen müzakere sürecini kesmeye çalıştığını söyledi

Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Avusturyalı Karin Resetaris, başta AP olmak üzere AB'de büyük çoğunluğun Kıbrıs sorununu bilmediğini söyledi.

ABHaber'e Kıbrıs sorunu ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunan AP Liberal Grup üyesi Resetaris, Rumların Kıbrıs sorununu çözme yanlısı olmadıklarını kaydetti.

Kıbrıslı Türklere AB'de büyük haksızlık yapıldığına işaret eden Resetaris, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin de Rumların arkasına saklanarak, Türkiye ile sürdürülen müzakere sürecini kesmeye çalıştığını söyledi.

Resetaris'in Kıbrıs sorunu ile ilgili ABHaber'e verdiği mülakat şöyle:

Papadopulos, çözüm istemiyor

"AB Komisyonu üyesi Verheugen, 'Annan Planı sonrası Kıbrıslı Türklere yardım edeceğiz' dedi. Ama bugüne kadar ortada çok somut bir gelişme yok. Annan Planı'na Türkler 'evet' dedi. Rumlar 'hayır' dedi. Bu planı hem BM hem de AB destekledi. Sonuçta Kıbrıslı Türkler cezalandırıldı. Papadopulos da Annan Planı'na 'hayır' dedi. O zaman şunu anlıyoruz Papadopulos çözüm istemiyor. AP Temas Grubu faaliyetlerinden biliyorum ki adadaki Rumlar da çözüm istiyor. Papadopulos, bir an önce çözüm için masaya oturmalıdır.

AB'de Kıbrıs'ta olanlardan kimsenin haberi ve bilgisi yok

Kıbrıs ile ilgili neler oluyor, AB'de kimse bilmiyor. Türkiye ve Kıbrıslı Türkler kendi sorunlarını Avrupa'ya anlatamıyor. Ne Avrupa kamuoyu ne de AB'li siyasetçiler adadaki gelişmelerden habersiz. AB'de herkes limanlar konusuna odaklanmış ama kim haklı kim haksız konu tamamen birbirine karıştırılmış durumda. Avrupa'da Kıbrıs konusu maalesef Türkiye adada işgalci saldırgan olarak biliniyor.

Rumlar, AB'de yalan üzerine propaganda yapıyor

Rumlar, Kıbrıs işgal altında Türk askeri gitsin diye AB platformlarında propaganda yapıyor. Ama kimse Annan Planı kabul edilseydi Türk askerinin adadan gideceğini bilmiyor.Yalanlar üzerine propaganda yapılıyor.

AP'de Türk parlamenterlerin olmaması utanç verici

Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AP'de olmamasını utanç verici olarak niteliyorum. Kıbrıs'tan AP'ye gelen 6 parlamenter adadaki bütün halkı temsil etmiyor. Bu gelenlerin hiçbiri Kuzey Kıbrıs'tan değil. Kıbrıslı Türklerin AP'de olmaması kabul edilemez bir durum.

Kıbrıs'ta siyasiler halkı rehin almış durumda

Ada halkı, politikacılar tarafından tam anlamıyla rehin alınmış sanki. Kıbrıs küçük ama oldukça stratejik ada. Kıbrıs'taki demokrasi ve insan hakları savunucuları ve AB siyasileri için soruna bir çözüm bulmak bir sınavdır.

Herkesin ilgilenmesi gereken bir problemdir. Birçok politikacı ise bu sorunu ihmal etmesi de her geçen gün Kıbrıs halkına zarar veriyor.

Türkçenin, AB'nin resmi dili

olmaması anayasa ihlalidir

1960 Kıbrıs anayasasına göre Kıbrıs'ın iki resmi dili var; Yunan ve Türkçe. Kıbrıs, AB üyesi olunca Türkçe niçin AB'nin resmi dili olmadı? Bu bir anayasa ihlalinin kanıtıdır. Bu adadaki Türklere kötü davranıldığının da kanıtıdır. Nereden bakılırsa bakılsın söz konusu eylemle Kıbrıs kendi anayasasını ihlal etmiştir. Bu tam olarak bir hukuk skandalıdır. Konunun mahkemelere taşınması lazımdır.

Eğitimi yasaklayan anlayışın AB

değerleri ile bağdaşması söz konusu değil

Kuzey Kıbrıs'taki üniversiteleri yasadışı kabul eden mantık AB değerlerini yerle bir eden mantıktır. Eğitimin ambargosu olabilir mi? Bunu 21. yüzyılda kim savunabilir? AB bu konuda daha fazla baskı yapmalı.

Papadopulos'un Türkleri izole ederek bir sonuca ulaşabileceğini inanmıyorum.

İslam karşıtlığı Türkiye-AB

sürecini olumsuz etkiliyor

Türkiye ile sürdürülen müzakerelerin AB'ye ne getireceği bazı üye ülkeler tarafından tam olarak bilinmiyor. Olaya çok farklı pencereden bakılıyor. 11 Eylül sonrası İslam ülkelerinden terör geliyor endişesi hakim oldu. Bu gelişmeler önyargıları körüklüyor."

KIBRIS 11/10/06

Larnaka'da iki Kıbrıslı Türk kayıp mezarı bulundu

Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük'ten alınan bilgiye göre, Larnaka'daki mezar yeri tesadüfen saptanırken, kazı programlı şekilde yapıldı. Aynı yerde bir Kıbrıslı Türk'ün daha kemiklerinin olduğu tahmin edildiği için kazılara devam ediliyor.

Gülden Plümer Küçük, Arjantinli antropoloji ekibinin katılımıyla yürütülen iki aylık projede sürenin dolmasına rağmen çalışmalar için yıl sonuna kadar bütçe bulunduğunu ve devam edileceğini söyledi.

Küçük, kazılara ve antropoloji laboratuarındaki çalışmalara yılsonuna dek devam edileceğini ve sonrası için de kaynak yaratmaya çalışacaklarını kaydetti.

Öte yandan Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesinde dün yer alan bir haberde, Larnaka'da kanalizasyon kazısı yapılırken tesadüfen kayıp mezarı bulunduğu belirtildi. Mezardaki kemiklerin kayıp Kıbrıslı Türklere ait olduğunun sanıldığı ifade edilen habere göre, uzmanlar Larnaka'daki

Türk mahallesi Skalas'ta İstanbul Caddesi'nde bulunan kemiklerin 1963-64 yıllarına mı, yoksa 1974 Kıbrıs Türk Barış Harekatı dönemine mi ait olduklarını araştırıyor.

KIBRIS 11/10/06

 

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev: Fin önerilerinde Gazimağusa Limanı ile ilgili AB kontrolünden değil

Raşit Pertev, dün sabah konuk olduğu BRT'deki "Sabah Haber" programında önemli açıklamalarda bulundu.

Pertev, Finlandiya'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde tren kazasına uğramaması amacıyla sunduğu önerilerin yazılı olmadığını bir kez daha belirterek, Finlandiya'nın tarafların diyaloğa açık olup olmadığını görmek amacını taşıdığını kaydetti.

"Biz açığız, konuşuruz" diyen Pertev, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da Brüksel'de Avrupalı yetkililere Kıbrıs Türk tarafının görüşleri ile diyaloğa açık ve esnek olduğunu ileteceğini söyledi.

Rumların 2004'te yaptığı öneriye de dikkat çeken Pertev, önerinin Maraş'ın iadesi ve Gazimağusa Limanı'nın Rum Yönetimi'nin egemenliğinde kullanıma açılmasını öngördüğünü belirterek, Finlandiya'nın önerilerinin de bunun biraz değişmiş versiyonu olduğunu söyledi.

Raşit Pertev, "Rumların davası Kıbrıs Türkü üzerinde hakimiyet kurmak üzerine kurulu. Bu kabul edilemez" dedi.

Maraş'ın da izolasyonların kaldırılmasının da bütünlüklü çözümün parçası olduğunu kaydeden Raşit Pertev, ancak Maraş'ın doğrudan ticarete karşı verilmesini de dile getirmediklerini söyledi.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin "Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde ne gibi fayda çıkarırım" diyerek, bu süreçten bir şeyler koparmaya çalıştığını vurgulayan Pertev, bu durumun Birleşmiş Milletler sürecini gölgelediğini belirtti.

Pertev, "Kıbrıs sorununu Türkiye'nin üyelik sürecine bağlayarak çözmek doğru değildir" dedi.

26 Nisan'da Avrupa Komisyonu'nda Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde alınan karar çerçevesinde Avrupa Birliği'nde her yeni dönem başkanlığında çalışma yapıldığını ancak Yunanistan ve Rum Yönetimi tarafından engellenerek konunun bir sonraki dönem başkanlığına devredildiğini kaydeden Pertev, Avrupa Birliği'nin bu çıkmazla yüzleşmek zorunda olduğunu söyledi.

Pertev, Avrupa Birliği'nin Mayıs 2004'ten sonra tavrının değiştiğini, Kıbrıs'ta çözümden yana değil de mevcut statükoyu herkese empoze etme tavrı içine girdiğini kaydederek, "Bunu Kıbrıs Türkü'ne de Türkiye'ye de empoze etmeye çalışıyorlar. Türkiye kabul etmezse Avrupa Birliği'ne giremez deniliyor. Bu abes bir yaklaşım. Çünkü Türkiye ve Kıbrıslı Türkler çözümü destekledi. Rum Avrupa Birliği'ne üye oldu diye statüko birinci plana getirilmemeli" dedi.

Kıbrıs'taki sorunun çözüm yerinin Birleşmiş Milletler olduğunu bir kez daha vurgulayan Raşit Pertev, Avrupa Birliği'nin bu durumu kösteklememesi ve bir an önce Kıbrıs Türkü'nü Avrupa Birliği içine dâhil etmesi gerektiğini söyledi.

KIBRIS 11/10/06 gözetiminden bahs

 

Önerilerin içinde ciddi alışveriş var ediliyor

ÖNERİLERE YENİ TALEPLER EKLEYECEĞİZ... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya'nın sunduğu öneriler arasında Kıbrıs Türk tarafı açısından ciddi anlamda tehlikeli öneriler bulunduğunu, önerilerin içinde alışverişin söz konusu olduğunu söyledi. Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılmasının koşulsuz olması gerektiğine işaret eden Talat, " Bu durumda Kıbrıslı Türklerden bir şey istemenin adil olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden biz de yeni talepler eklemeyi düşünüyoruz, Ercan'ın direkt uçuşlara açılması gibi. Sadece ekonomik değil kültürel anlamda da izolasyonların kaldırılmasını talep ediyoruz." dedi

ÇÖZÜME PARÇA PARÇA YAKLAŞIRSAK KAYBEDERİZ... Kıbrıs sorununun çözümünün kapsamlı olması gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Eğer çözüme parça parça yaklaşırsak kendimizi kaybederiz. Eğer Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılmasını Ercan ve Maraş konularına bırakırsak, bu tehlikeli bir durum. Eğer izolasyonların kaldırılması için bize şartlar sunuluyorsa neden daha önce kaldırılacağına dair bir bildirge yayımlandı? Referandumda self-determinasyon hakkımızı kullanarak adada bölünmüşlüğü desteklemediğimizi dünyaya kanıtladık" diye konuştu

SIRADA, SOLANA, SCHULTZ, ÖZDEMİR VE VERHEUGEN VAR... Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel temasları çerçevesinde, AB Komisyonu Başkanı Barrosso, Avrupa Parlamentosu Başkanı Borrell ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in ardından bugün de AB'nin Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana, AP Sosyalist Grup Başkanı Martin Schultz, AP'nin Türk asıllı milletvekili Cem Özdemir ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen ile bir araya gelecek. Talat, bugün ayrıca "Başkanlar Yemeği" adı altında bir de yemeğe katılacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya'nın sunduğu öneriler arasında Kıbrıs Türk tarafı açısından ciddi anlamda tehlikeli öneriler bulunduğunu, önerilerin içinde alışverişin söz konusu olduğunu söyledi.

Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılmasının koşulsuz olması gerektiğine işaret eden Talat, " Bu durumda Kıbrıslı Türklerden bir şey istemenin adil olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden biz de yeni talepler eklemeyi düşünüyoruz, Ercan'ın direkt uçuşlara açılması gibi. Sadece ekonomik değil kültürel anlamda da izolasyonların kaldırılmasını talep ediyoruz." dedi.

Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs sorununun çözümünde Birleşmiş Milletler (BM) kadar önemli bir role sahip olmadığını, ancak AB'nin çözüme motivasyon sağlamada önemli bir rolü bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda karamsar olmadığını ancak AB'nin sorunu çözebileceğini düşünmediğini ifade etti. Talat, "Fakat AB bu süreçte çok önemli rol oynayabilir" dedi.

Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs konusundaki önerilerine yapıcı yaklaştıklarını, ancak şu anda bu önerilerle ilgili karar verme aşamasında olmadıklarını belirterek, değerlendirmelerinin sürdüğünü, bu aşamada görüşlerini açıkça belirtmeyi tercih etmediğini, fakat Finlandiya'nın önerileri arasında Kıbrıs Türk tarafı açısından ciddi anlamda tehlikeler bulunduğunu açıkladı.

Kıbrıs'ta tarafların birbirini suçlaması taraftarı olmadıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, bunun hiçbir sonuç getirmeyeceğini bildiklerini vurguladı.

Öneriler iki ana noktadan oluşuyor

Belçika'nın başkenti Brüksel'deki temaslarını basın toplantısıyla değerlendiren Cumhurbaşkanı Talat, görüşmelerinde uluslararası toplumdan ve özellikle AB'den Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılmasını istediğini vurguladı. Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki kesimli, kalıcı bir çözümden yana olduklarını kaydeden Talat, BM'nin hazırladığı Annan Planı'nı Kıbrıs sorununa çözüm arayışları çerçevesinde 1968'den beri devam eden görüşmelerin oluşturduğuna işaret etti.

Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin referandum sonrasında aldığı izolasyonları kaldırma kararının, Kıbrıs Türk tarafının adanın birleşmesine desteğinin bir sonucu olduğunun altını çizdi.

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerilerine oldukça yapıcı yaklaştıklarını, önerilerin yazılı olmadığını, ancak izolasyonların kalkması ve Türkiye'nin Rum kesimine limanlarını açması olmak üzere iki ana noktadan oluştuğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs Türk tarafı olarak Ercan'ın direkt uçuşlara açılmasının da bu öneriler arasında yer almasını talep ediyoruz" dedi.

Soruları yanıtlarken, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda karamsar olmadığını belirten Talat, "AB'nin bu sorunu çözebileceğini düşünmüyorum. Çünkü Rum tarafı AB üyesidir ve AB'nin kararlarında tarafsız davranamaz. Fakat AB çözüm sürecinde çok önemli rol oynayabilir" dedi ve AB'nin bu önemli role, Kıbrıs Rum kesimine bir takım sorumluluklar yükleyerek, çözüm için cesaretlendirerek başlayabileceğini ifade etti.

Talat, AB'nin Kıbrıslı Türkleri de AB yolunda ilerleme konusunda cesaretlendirebileceğini, bunun Kıbrıslı Türklerin AB'yle ve dünyayla ilişkilerini güçlendirmesiyle olabileceğini kaydederek "Bu da izolasyonların kalkmasını gerektirir. AB Kıbrıs sorununun çözümünde BM kadar önemli bir role sahip değildir. Fakat AB motivasyon konusunda oldukça önemli bir role sahip" diye konuştu.

Kasım-aralık aylarına kadar Kıbrıs sorununa üretilecek bir çözümden çok Türkiye'nin AB sürecinde bir kriz yaşanmamasının önemli olduğunu ifade eden Talat, AB'nin zaman limitinin Kıbrıs sorunuyla değil, Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm arayışı içinde olduklarını vurgulayarak, Maraş'ın da kesinlikle kapsamlı çözümün parçası olacağını söyledi. Maraş'ın Kıbrıslı Türklerin ancak karşılığında olumlu bir şey alması halinde verilebileceğini yineleyen Mehmet Ali Talat, mal-mülk konuları ve güç paylaşımı gibi konuların da yine kapsamlı çözümde tartışılabileceğini anlattı.

Kıbrıs Türk tarafının bu konularda çok dikkatli olduğunu ve kapsamlı çözümün önemini hiçbir zaman unutturmaması gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'deki temasları sırasında AB yetkililerinin Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonları kaldırmakta oldukça istekli davrandıklarını gözlemlediğini, ancak yazılı bildirgelerde belirtilen istekler ile AB yetkililerinin davranışları arasında fark görmesinin kendilerini düşündürdüğünü ifade etti. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Yine de AB bizim için hâlâ bir hedef olarak durmaktadır" dedi.

 

"Tren kazası olursa Kıbrıs

sorununa çözüm üretme zorlaşır"

Talat, "Eğer Türkiye-AB ilişkilerindeki tren kazası olursa izolasyonlar konusunda neler bekleyebiliriz?" sorusunu yanıtlarken, böyle bir durumda Kıbrıs sorununa çözüm üretmenin oldukça zorlaşacağını, çünkü kızgınlığın hâkim olabileceğini, muhtemelen bölgede AB'yle ilgili olumlu bakış açısının da zarar göreceğini anlattı.

"Öneriler arasında ciddi tehlikeler var"

Talat, "Eğer Finlandiya'nın önerileri üzerinde oy kullanacak olsanız cevabınız ne olurdu?" sorusuna karşılık da özetle şöyle konuştu:

"Şu anda karar verme aşamasında değiliz. Bu konudaki görüş alışverişlerimiz devam etmektedir. Bu konudaki görüşlerimi açıkça şu anda belirtmeyi tercih etmiyorum. Fakat Finlandiya'nın sunduğu öneriler arasında ciddi anlamda tehlikeli öneriler bulunmaktadır bizim açımızdan. Finlandiya'nın önerisi içinde alışveriş söz konusu. Ancak Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması koşulsuz olmalıdır. Bu durumda Kıbrıslı Türklerden bir şey istemenin adil olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden biz de yeni talepler eklemeyi düşünüyoruz, Ercan'ın direkt uçuşlara açılması gibi. Sadece ekonomik değil kültürel anlamda da izolasyonların kaldırılmasını talep ediyoruz."

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin tanınmamasından dolayı Kıbrıslı Türklerin haberleşmede yaşadığı sıkıntıları telefon ve posta adresleri konusunda örnekler vererek anlattı.

Kıbrıslı Türklerin AB kurumları içinde temsiliyet ve seslerini duyurmak istediklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Komisyonu'nda Kıbrıslı Türklerin temsil edilmemesi yüzünden Kıbrıslı Türklerle ilgili uygulanabilir kararlar alınmasının zorlaştığını söyledi Talat, "Biz, isteklerimizin doğal ve kabul edilebilir olduğunu düşünüyoruz" dedi.

Kıbrıs sorununun çözümünün kapsamlı olması gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Eğer çözüme parça parça yaklaşırsak kendimizi kaybederiz. Eğer Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılmasını Ercan ve Maraş konularına bırakırsak, bu tehlikeli bir durum. Eğer izolasyonların kaldırılması için bize şartlar sunuluyorsa neden daha önce kaldırılacağına dair bir bildirge yayımlandı? Referandumda self-determinasyon hakkımızı kullanarak adada bölünmüşlüğü desteklemediğimizi dünyaya kanıtladık" diye konuştu.

KIBRIS 11/10/06

Talat Verheugen’le görüştü

Brüksel’deki temaslarını sürdüren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Gunter Verheugen’le bir araya geldi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 23:38 TSİ 11 Ekim 2006 Çarşamba

BRÜKSEL - AB Komisyonunun önceki dönemde genişlemeden sorumlu üyesi olarak görev yapan Verheugen’le görüşmesi yaklaşık yarım saat süren Talat’ın görüşmesiyle ilgili açıklama yapılmadı.

Talat, hafta başında AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’yla görüşerek başladığı Brüksel temasları kapsamında, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Joseph Borrell ve AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn tarafından kabul edilmişti.

Brüksel temaslarını AB ortak dış politika ve güvenlik yüksek temsilcisi Javier Solana’nın yanı sıra AP’deki bazı siyasi grup temsilcileriyle ve parlamenterlerle görüşerek sürdüren Talat, bugün İstanbul üzerinden KKTC’ye hareket edecek.

 

İngiltere’den Türkiye’ye destek geldi

AB’nin Türkiye’yi istemediğini söylemek için elinden geleni yaptığını savunan İngiltere eski dışişleri bakan yardımcısı ve İşçi Partisi milletvekili Denis MacShane, bu tavrın tehlikeli sonuçlarına dikkat çekti.

 

NTV

Güncelleme: 10:30 TSİ 12 Ekim 2006 Perşembe

LONDRA - MacShane, Financial Times gazetesinde yer alan yazısında, Ermenistan ziyaretinde Türkiye’den Ermeni soykırımını tanımasını isteyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı tek taraflı olarak yeni bir üyelik koşulu getirdiği için eleştiriyor.

Ermenilerin Osmanlı döneminde öldüğünü hatırlatan MacShane, “AB, gelecekteki üyelerden değil, şimdiki üyelerden tarihte yaptığı yanlışlar için özür dilemesini istese kendini feshetmek zorunda kalabilir” diye yazıyor.

Eski İngiliz dışişleri bakan yardımcısı, Türkiye’yi Kıbrıs konusunda verdiği sözleri tutmamakla suçladığı AB’yi de uyarıyor. MacShane bu konuda, “Birlikle bağları olmayan bir Türkiye, Doğu’daki antidemokratik rejimlere yönelebilir. Türkiye’nin dostları, birliği sözlerini yerine getirmeye ikna etmeli. Türkiye’nin dışlanması, Avrupa’nın en büyük değerlerinden biri olan bu ülkeyi çatışma ve gerginlik kaynağına dönüştürebilir” diyor.

Olli Rehn'den Fransa'ya 'felaket olur' uyarısı

ANKA

Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn, Fransız Ulusal Meclisi’nde “Ermeni soykırımı”nın reddini cezalandıran yasa tasarısının görüşülmesinden önce “Türkiye ile diyaloğu öldürmeyelim” çağrısında bulundu. İnkarı cezalandırmanın sonucunun “felaket” olacağını belirten Rehn, “Tasarı, milyonlarca Türkü, AB üyesi bir ülkede potansiyel suçlu duruma düşürecek” uyarısını yaptı.

Olli Rehn, Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Liberation’da yayınladığı yazıda “Türkiye ile diyaloğu öldürmeyelim” çağrısı yaptı. Bir Komisyon üyesinin AB’nin ulusal parlamentolarının yasama hakkı konusunda görüş bildirme yetkisi veya alışkanlığının bulunmadığına dikkat çeken Rehn, buna karşın AB’nin bir ülkeye katılmaya davet ettiğinde Komisyon’un diyaloğa önem verdiğini kaydetti, ancak Türkiye-AB arasında diyaloğun tasarı nedeniyle tehlikeye girdiğine dikkat çekti.

ÇÖZÜM DİYALOG

Türkiye’de yürütülen reform sürecine işaret eden Rehn, ülkede eskiden “tabu” olan konuların artık ele alındığını belirterek bu çerçevede İstanbul’da geçen yıl yapılan Ermeni konferansını anımsattı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Erivan’a yaptığı ortak komisyon önerisine dikkat çeken Rehn, Türkiye’de 301’inci madde ile ilgili olarak yaşanan sıkıntıları da dile getirdi.

Bu koşullarda diyaloğun derinlenmesi gerekirken tasarının onaylanmasının bir “felaket”e yol açacağı uyarısını yapan Rehn, “Tasarı, empoze etmeyi amaçladığı tarihin yorumunu iyi niyetle paylaşmayan milyonlarca Türk AB üyesi bir ülkede potansiyel suçlu duruma düşürecek” diye yazdı.

Olli Rehn, yazısını son verirken de “Çözüm bir ultimaton değil, çözüm, diyalog” ifadesini kullandı.

HURRIYET 12/10/06

 

Dörtlü görüşme talebimize ret

BRÜKSEL'DEN OLUMLU BİR SONUÇ ALINAMADI... Brüksel'de temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Talat, dün AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Verheugen'nin yanı sıra Avrupa Parlamentosu'ndaki bazı siyasi grup temsilcileriyle ve parlamenterlerle bir araya geldi. Talat, Finlandiya'nın önerilerinin Türkiye, Yunanistan ve adadaki taraflarca aynı masada görüşülmesine yönelik taleplerinin kabul görmediğini söyledi.

"YİNE DE ÖNERİYE OLUMLU YAKLAŞIYORUZ..." AB Dönem başkanı Finlandiya'nın önerileriyle ilgili çekincelerini dile getiren Talat, Finlandiya'nın önerilerinden Maraş'ın BM denetimine verilmesine yönelik maddenin çıkarılmasını ve Ercan Havaalanı'na doğrudan uçuş düzenlenmesine imkân verecek bir maddenin önerilere eklenmesini talep etti... Yine de öneriye yapıcı yaklaştıklarını vurgulayan Talat, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile müzakerelerinde tren kazasını önlemek için son dakikada da olsa formül bulacağına olan inancını dile getirdi

Brüksel'de temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya'nın önerileriyle ilgili çekincelerini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya'nın önerilerinden Maraş'ın BM denetimine verilmesine yönelik maddenin çıkarılmasını ve Ercan Havaalanı'na doğrudan uçuş düzenlenmesine imkân verecek bir maddenin önerilere eklenmesini talep etti.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için Türk tarafının taviz vermesi yönündeki beklentinin "mantıklı" olmadığını da söyledi.

Talat, ayrıca Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirilmesini "son derece yanlış" olarak nitelendirdi.

Brüksel'deki temasları çerçevesinde dün de AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Verheugen'nin yanı sıra Avrupa Parlamentosu'ndaki bazı siyasi grup temsilcileri ve parlamenterlerle bir araya gelen Talat, temaslarından olumlu bir sonuç alamamasına karşın yine de Finlandiya'nın önerilerine yapıcı yaklaştıklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat, "Mağusa limanının Avrupa Birliği denetiminde doğrudan ticarete açılmasını, Türk askerlerinin kontrolündeki Maraş'ın Birleşmiş Milletler denetimine verilmesini ve Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını" öngören Finlandiya'nın önersine ilişkin NTV'ye değerlendirmelerde bulundu.

Talat, Maraş'ın BM denetimine verilmesine yönelik maddenin çıkarılmasını ve Ercan Havaalanı'na doğrudan uçuş düzenlenmesine imkân verecek bir maddenin önerilere eklenmesini istedi.

Talat, Finlandiya'nın önerisini "Türkiye, Yunanistan ve adadaki tarafların " aynı masada görüşmesine yönelik taleplerinin kabul görmediğini de söyledi.

Yine de öneriye yapıcı yaklaştıklarını vurgulayan Talat, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile müzakerelerinde tren kazasını önlemek için son dakikada da olsa formül bulacağına olan inancını dile getirdi.

Talat, Solana ve Verheugen ile görüştü

Cumhurbaşkanı Talat'ın, Javier Solana ile görüşmesi yaklaşık 40 dakika sürdü. Görüşmenin ardından herhangi bir açıklama yapılmadı.

AB Komisyonunun önceki dönemde genişlemeden sorumlu üyesi olarak görev yapan Verheugen'le görüşmesi yaklaşık yarım saat süren Talat'ın görüşmesiyle ilgili de bir açıklama yapılmadı.

Cumhurbaşkanı Talat, hafta başında AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile görüşerek başladığı Brüksel temasları kapsamında önceki gün de Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Joseph Borrell ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn ile bir araya geldi.

Dün AP'de bazı siyasi grup temsilcileriyle ve parlamenterlerle görüşmesi planlanan Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'den bugün ayrılacak.

Talat, önce İstanbul'a gidecek, burada basın toplantısı düzenleyecek, daha sonra adaya dönecek.

KIBRIS 12/10/06

 

AB Büyükelçileri, AB Destek Ofisi Sorumlusu Bothorell'le görüştü

TAM KADRO KKTC'YE GEÇTİLER... AB Komisyonu Güney Kıbrıs Temsilcisi Themis Themistokleus ile AB üyesi ülkelerin Güney Kıbrıs'taki büyükelçileri, dün KKTC'ye geçerek, Avrupa Birliği Destek Programı Ofisi'ni ziyaret edip Ofis Sorumlusu Alain Bothorell'le görüştü. Bothorell'in davetiyle, yurtdışındaki birkaç büyükelçinin dışında tam kadro olarak ziyarete katılan AB büyükelçileri, saat 15.30 sıralarında Ledra Palas Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye geçerek, AB Destek Programı Ofisi'ndeki toplantıya katıldılar

AB Komisyonu Güney Kıbrıs Temsilcisi Themis Themistokleus ile AB üyesi ülkelerin Güney Kıbrıs'taki büyükelçileri, dün KKTC'ye geçerek, Avrupa Birliği Destek Programı Ofisi'ni ziyaret edip, Ofis Sorumlusu Alain Bothorell'le görüştü.

Bothorell'in davetiyle, yurtdışındaki birkaç büyükelçinin dışında tam kadro olarak ziyarete katılan AB büyükelçileri, saat 15.30 sıralarında Ledra Palas Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye geçerek AB Destek Programı Ofisi'ndeki toplantıya katıldılar.

Yaklaşık bir saat süren toplantıyla ilgili olarak, ofisten kısa bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçilerinin, AB Destek Ofisi'nde görev yapan program ekibiyle tanıştırıldığı belirtilerek, ekibin Avrupa Birliği tarafından finanse edilecek olan proje ve programlarla ilgili işlemleri yapmaya başladıkları kaydedildi.

Themistokleus'a işlem yapıldı

AB üyesi ülkelerin Güney Kıbrıs'taki büyükelçileriyle birlikte, AB Komisyonu Güney Kıbrıs Temsilcisi Rum Themis Themistokleus'da KKTC'deki AB Destek Ofisine düzenlenen ziyarete katıldı.

Themistokleus, daha önce KKTC'ye hiçbir belge göstermeden ve işlem yaptırmadan girebileceğini iddia etmesine rağmen; dün KKTC'ye geçerken, herkese uygulanan prosedür ona da uygulandı.

Themistokleus geçiş sırasında aracından inmedi, fakat işlemleri, görevli polis memuru tarafından yapıldı.

AB Destek Programı Ofisi

Kıbrıs Türk toplumuna yönelik AB Mali Yardım Tüzüğü'nün uygulanması için adanın kuzeyinde kurulan "AB Destek Program" ofisi kısa süre önce çalışmalarına başladı.

Ofisin, Avrupa Komisyonu'nun teknik yardım ve bilgi değişimi ofisi TAİEX'in adanın kuzeyde faaliyet gösteren Alman şirketi GTZ'nin bir parçası olarak faaliyet göstermesi öngörülüyor.

AB Komisyonu, 23 Haziran'da Mali Yardım Tüzüğü'nün uygulanması amacıyla adanın kuzeyinde "AB Destek Programı" adlı bir ofis açılması kararını almıştı.

KIBRIS 12/10/06

 

Rum tarafının tutumu çelişkili

"KTÖS'ÜN DAVA AÇMASI ÇOK ÖNEMLİ BİR ADIM"... Dr. Dayıoğlu, KTÖS'ün, "Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'ndan kaynaklanan eğitim haklarının gasp edildiği" gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini temsilen Başsavcılığa karşı Yüksek Mahkeme'de dava açmasını "Çok önemli bir adım" olarak nitelendirdi. Ancak Dayıoğlu, dava sürecine, okulun açılmamasından dolayı mağdur olan Kıbrıslı Türklerin de dahil edilmesinin ve eğitim hakkının Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti tarafından ihlal edildiğinin AİHM önünde ileri sürülebilmesi olanağının yaratılması gerektiğini vurguladı

'"AİHM'YE MAĞDUR OLAN BİREYLER BAŞVURABİLİR"... Dr. Dayıoğlu, KTÖS'ün, Kıbrıslı Türklerin eğitim haklarının gasp edildiği gerekçesiyle, "Kıbrıs Cumhuriyeti" hükümetine karşı AİHM'ye başvuruda bulunması halinde "Kabul edilebilirlik" aşamasında başvurunun reddedilebileceğini söyledi. AİHM'ye bireysel başvuru hakkının, bizzat mağdur olan kişiler tarafından iç hukuk yolları tüketildikten sonra kullanılabilecek bir yol" olduğuna işaret eden Dayıoğlu, "AİHM'den olumlu bir sonuç alınabilmesinin, ancak mağdur olan Kıbrıslı Türklerin yargı sürecine doğrudan katılmalarıyla mümkün olabileceğini söyledi

 " RUM YÖNETİMİNİN "ANAYASA"YA AYKIRI"... Dr. Ali Dayıoğlu, Rum yönetiminin, Limasol'da bir Türk okulu açılması konusundaki tutumunun, hem "Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"na, hem de taraf olduğu uluslararası insan hakları belgelerine aykırılı olduğunu vurguladı. Dayıoğlu, ayrıca Rum tarafının tavrının, Kıbrıs Rum liderliğinin Dipkarpaz'da yaşayan Kıbrıslı Rumların kendi okullarında eğitim görebilmeleri için, başta AİHM olmak üzere, uluslararası platformlarda yaptığı girişimlerde öne sürdüğü tezlerle çeliştiğini de kaydetti

Anıl IŞIK

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Dayıoğlu, Rum yönetimin, Limasol'da bir Türk okulu açılması konusundaki tutumunun, hem "Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası"na, hem de taraf olduğu uluslararası insan hakları belgelerine aykırı olduğunu vurguladı.

Ali Dayıoğlu, ayrıca Rum tarafının tavrının, Kıbrıs Rum liderliğinin Dipkarpaz'da yaşayan Kıbrıslı Rumların kendi okullarında eğitim görebilmeleri için, başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olmak üzere, uluslararası platformlarda yaptığı girişimlerde öne sürdüğü tezlerle çeliştiğini kaydetti.

Dayıoğlu, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nın (KTÖS), "Kıbrıslı Türklerin 'Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası'ndan kaynaklanan eğitim haklarının gasp edildiği" gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini temsilen Başsavcılığa karşı Yüksek Mahkeme'de dava açmasını "çok önemli bir adım" olarak nitelendirdi.

Ancak Dayıoğlu, dava sürecine, okulun açılmamasından dolayı mağdur olan, Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türklerin de dâhil edilmesinin ve eğitim hakkının "Kıbrıs Cumhuriyeti" hükümeti tarafından ihlal edildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde ileri sürülebilmesi olanağının yaratılması gerektiğini vurguladı.

"AİHM'ye bireysel başvuru hakkının, bizzat mağdur olan kişiler tarafından iç hukuk yolları tüketildikten sonra kullanılabilecek bir yol" olduğuna işaret eden Dr. Dayıoğlu, "AİHM'den olumlu bir sonuç alınabilmesinin, ancak mağdur olan Kıbrıslı Türklerin yargı sürecine doğrudan katılmalarıyla mümkün olabilecektir" dedi.

Bundan dolayı, Kıbrıslı Türklerin eğitim haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nın bu kişiler adına AİHM'ye başvuruda bulunması halinde kabul edilebilirlik aşamasında başvurunun reddedilebileceği ihtimalinin göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekti

AİHM'ye yapılacak başvurudan olumlu sonuç alınabilmesi olasılığının, mağdur olan Kıbrıslı Türklerin yargı süreci içerisinde doğrudan yer almalarıyla artırılabileceğine işaret eden Dayıoğlu, KTÖS'ün, mağdur olan Kıbrıslı Türklerle birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çekti.

Dayıoğlu, "Eğer ilkokulun açılmamasından dolayı mağdur olan Kıbrıslı Türkler bireysel başvuru hakkını kullanma konusunda bilgilendirilmezlerse veya dava süresince ihtiyaç duydukları destek kendilerine verilmezse, AİHM gibi çok önemli bir uluslararası yargı organından yararlanma olanağının ortadan kalkabileceğini unutmamak gerekir" diye konuştu.

Dr. Ali Dayıoğlu, KIBRIS'ın Limasol'daki Türk okulu ile ilgili sorularını yanıtladı. Soru ve yanıtlar şöyle:

KIBRIS: Uzun bir süredir kamuoyunun gündemini işgal eden Kıbrıs Rum tarafında yaşayan Kıbrıslı Türkler için Limasol'da bir Türk ilkokulunun açılması konusunda yaşanan gelişmeleri kısaca özetleyebilir misiniz?

DAYIOĞLU: Limasol'da bir Türk ilkokulunun açılması meselesi ilk kez 1990'lı yıllarda gündeme geldi. Bununla birlikte, konunun esas olarak gündemi meşgul etmesi, 23 Nisan 2003'te kuzey ile güney arasındaki karşılıklı geçişlerin serbest bırakılmasının ardından hatırı sayılır bir Kıbrıslı Türk kitlesinin Limasol'da yaşamaya başlamasıyla söz konusu oldu. Eylül 2004'te Dipkarpaz Rum Ortaokulunun açılması ise, konuyu başlıca tartışma konularından biri haline getirdi. Konuyla ilgili tartışmaların gündeme gelmesinin ardından Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Kıbrıslı Türklerin kendi anadillerinde eğitim görme hakkına saygı duyduğunu ve bunu kabul ettiğini ifade etmesine rağmen, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin eğitimi ile ilgili konuları kendi Eğitim Bakanlığı bünyesinde düzenleme niyeti çerçevesinde, Limasol'da bir Türk ilkokulu yerine, Rum okulu bünyesinde Türkçe dil bilgisi verilen bir Türk sınıfı açma kararı aldı. GKRY tarafından konuyla ilgili olarak yapılan açıklamada Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türklere yönelik olarak bir anket yapıldığı, bu ankette Kıbrıslı Türklerin Türk okulu istemedikleri sonucunun ortaya çıktığı, bu nedenle Rum okulu bünyesinde sınıf açma kararı alındığı belirtildi. Sınıfın faaliyet esaslarına gelince, söz konusu sınıfta din ve tarih gibi derslerin dışında, Kıbrıslı Türk öğrencilere Rum öğrencilerin aldığı derslerin aynılarının verileceği, buna ilaveten Kıbrıslı Türk öğrenciler için Türkçe dersi açılacağı ifade edildi. Ayrıca, Limasol'daki 18. İlköğretim Okulu'nda okuyan Kıbrıslı Türk öğrencilerle okul yönetimi ve aileler arasında sağlıklı bir iletişim kurulmasına ve okul saatleri dâhilinde öğrencilere Türk dili öğretilmesine yönelik olarak görevlendirildikleri iddia edilen Kıbrıslı Türk öğretmenlerin bu sınıfta ders verecekleri açıklandı. Burada dikkat çeken husus, Kıbrıs Türk tarafından kendilerine gelebilecek herhangi bir baskıya karşı isimleri açıklanmayan Kıbrıslı Türk öğretmenlerin alanlarının ilkokul öğretmenliği olmamasıydı. Konuyla ilgili olan ilginç bir başka husus ise, GKRY'nin Rum okullarına giden Kıbrıslı Türk öğrencilere kahvaltı ve öğle yemeği ile çeşitli burslar vermeye başlayarak Rum okullarını cazibe merkezi haline getirmeye yönelmesiydi.

KIBRIS: Rum tarafında yaşayan Kıbrıslı Türklerin anadillerinde eğitim görme hakkını, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ve uluslararası antlaşmalar ve sözleşmeler açısından nasıl değerlendirebilirsiniz?

DAYIOĞLU: Sonda söyleyeceğimizi başta söylemek gerekirse, GKRY'nin bu konudaki tavrı hem Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına, hem de taraf olduğu uluslararası insan hakları belgelerine ciddi aykırılıklar içermektedir. Bunlar kadar önemli olan bir diğer husus ise, söz konusu tavrın Kıbrıs Rum Liderliğinin Dipkarpaz'da yaşayan Rumların kendi okullarında eğitim görebilmeleri için, başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olmak üzere, uluslararası platformlarda yaptığı girişimlerde öne sürdüğü tezlerle ciddi şekilde çelişmesidir.

Öncelikle konuya iç hukuk açısından bakarsak, Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkının iç hukuk belgelerince güvence altına alındığı görülmektedir. Bu belgelerin başında Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası gelmektedir. Buna göre, Anayasa'nın 3. maddesinde Cumhuriyet'in resmi dillerinin Rumca ve Türkçe olduğu belirtildikten sonra, eğitimle ilgili düzenlemeler 20. ve 87. maddelerde düzenlenmiştir. Buna göre, konuyla ilgili esas düzenlemeyi getiren 20. maddenin (2). Fıkrasında Rum ve Türk Cemaat Meclislerinin ilkokul eğitimini kendi cemaat ilkokullarında ücretsiz sağlayacakları belirtildikten sonra (3). Fıkrada ilk eğitimin ilgili cemaat kanununca tespit edilecek okul çağındaki bütün vatandaşlar için zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Ayni maddenin (4). Fıkrasında ise, ilk eğitimin dışındaki eğitimin Rum ve Türk Cemaat Meclislerince, ilgili bir cemaat kanunu ile tespit olunacak hüküm ve şartlara göre sağlanacağı ifade edilmektedir. Anayasa'nın 87. maddesinin (1). Fıkrasının (b) bendinde Cemaat Meclislerinin kendi cemaatleri bakımından, bazı başka konuların yanı sıra, bütün eğitim, kültür ve öğretim konularında yasama yetkisi kullanma hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla, GKRY'nin Limasol'da bir Türk okulu açma konusunda herhangi bir girişimde bulunmaya yönelmemesi ve meseleyi Rum okulu bünyesinde Türkçe dil bilgisi verilen bir sınıf açarak halletmek istemesi, üstelik bu sınıfın yönetim ve faaliyetiyle ilgili her türlü karar alma yetkisinin Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına aykırı bir şekilde oluşturulmuş olan GKRY Eğitim ve Kültür Bakanlığına verilmesi ve bu süreçte Kıbrıslı Türklerin devre dışı bırakılması Anayasa'ya ciddi aykırılıklar teşkil etmektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının yanı sıra, konuyla ilgili olarak GKRY'nin uygulamalarının eğitimle ilgili konuları Kıbrıs Türk toplumunun yetkisi dâhiline bırakan Fasıl 166 İlköğretim Yasasının 9 (2).ve 107 (2). maddelerine aykırılık içerdiğini de belirtmek gerekmektedir.

KIBRIS: Peki, uluslararası hukuk açısından ne söyleyebilirsiniz?

DAYIOĞLU: Uluslararası hukuk açısından bakıldığında ise, GKRY'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla altına imza konulan birçok belge ve sözleşmeye aykırı davrandığı görülmektedir. Örneğin, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948'de kabul edilen "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi"nin 26. maddesinin (1). Fıkrasında herkesin eğitim hakkına sahip olduğu belirtildikten sonra, (3). Fıkrada ana-babaların, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikle hak sahibi olduğu vurgulanmıştır. Benzer düzenlemeler, Evrensel Bildirge'den farklı olarak taraf devletleri hukuken bağlayan ve 16 Aralık 1966'da imzalanıp 3 Ocak 1976'da yürürlüğe giren "BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi"nde de yer almıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından hiçbir çekince konulmadan 9 Ocak 1967'de imzalanıp 2 Nisan 1969'da onaylanan Sözleşme'nin 13. maddesinin (1). Fıkrası taraf devletlere herkese eğitim hakkı sağlama konusunda ödev yüklerken, yine aynı maddenin (3). Fıkrasında konumuzla ilgili önemli bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu maddeye göre, taraf devletlerin, ana-babaların ya da -kimi durumlarda- yasal vasilerin, devlet tarafından kurulanların dışında, devletçe konmuş ya da onanmış belli eğitim ölçülerine uyan okulları seçme özgürlüklerine saygı gösterecekleri belirtilmiştir. Özellikle (3). Fıkrayı Rum Yönetiminin yaptığını iddia ettiği anket sonuçlarıyla birlikte düşünmek gerekmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi, Rum Yönetimi Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türk ailelere yönelik anket yaptığını, söz konusu ankette Kıbrıslı Türk ailelerin, çocuklarının Rum okullarında eğitim görmelerini istediklerinin ortaya çıktığını iddia etmiştir. Buna karşılık, Kıbrıs Türk basınında yer alan haberlerde Limasol'daki Kıbrıslı Türkler, GKRY yetkililerinin iddia ettiklerinin aksine, Türk okulunun açılmasını talep ettiklerini ve çocuklarını bu okula yollamayı istediklerini belirtmişlerdir. Dolayısıyla, (3). Fıkra hükmünden yola çıkılırsa Rum Yönetiminin, yaptığını iddia ettiği anket sonuçlarını gerekçe göstererek bir Türk ilkokulu açmama yönündeki ısrarından vazgeçmesi, okulun açılmasına olanak sağlaması, böylece hangi okula gidileceği konusunda Kıbrıslı Türklere bir tercih hakkı tanıması gerektiğini düşünmek mümkündür.

Konumuzla ilgili bir diğer önemli sözleşme BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından hazırlanmıştır. UNESCO Genel Konferansı tarafından 14 Aralık 1960'da benimsenen ve 22 Mayıs 1962'de yürürlüğe giren "Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşme"ye Kıbrıs Cumhuriyeti 9 Haziran 1970'te taraf olmuştur. Sözleşme'nin 1. Maddesinin (b) fıkrasında, ayrımcılık teriminin, herhangi bir kişi ya da grubu düşük standartlı bir eğitimle sınırlamak üzere yapılan herhangi bir ayrımı, dışlamayı, sınırlamayı ya da yeğlemeyi içerdiği belirtildikten sonra, 3. Maddede taraf devletlere eğitimde ayrımcılık içeren her türlü yasa hükmünü ve yönetsel yönergeyi kaldırma ve her türlü yönetsel uygulamaya son verme yükümlülüğü getirilmiştir. 4. Maddenin (b) fıkrasında ise, taraf devletler, aynı düzeydeki tüm kamu eğitim kurumlarında eğitim standartlarının eşdeğerde olmasını ve yine sağlanan eğitimin niteliğine ilişkin koşulların eş düzeyde tutulmasını güvence altına almayı kabul etmişlerdir.

Söz konusu düzenlemelerden yola çıkıldığında GKRY'nin konuyla ilgili karar ve uygulamalarının Sözleşme'nin tüm bu düzenlemelerine ciddi aykırılıklar içerdiği görülmektedir. Buna göre, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türk çocuklarının, Türkçe yapılan birkaç ders haricinde, anlamadıkları bir dilde eğitim görmeye zorlanmaları, üstelik Türkçe yapılan derslerin, alanı ilkokul öğretmenliği olmayan kişilerce verilmesi ve derslerin Türkçe ders kitabı olmadan yürütülmesi yönündeki uygulamanın Sözleşme'nin 1. maddesinin (b) fıkrasında tanımı verilen ayrımcılık anlamına geldiği aşikârdır. Diğer yandan, 3. madde hükümleri uyarınca GKRY'nin Rum ilkokulu bünyesinde göstermelik olarak Türk çocuklarına yönelik sınıf açılması kararını yürürlükten kaldırması ve bu uygulamaya son vererek Kıbrıslı Türklere Anayasa'dan kaynaklanan kendi eğitim ve öğretim kurumlarını kurma, yönetme, kendi öğretmenlerini, müfredatı ve ders kitaplarını belirleme hakkını tanıması gerekmektedir. Bu günkü olağanüstü şartlarda bu konularla ilgili karar verme yetkisinin, faal olmayan Türk Cemaat Meclisi tarafından kullanılamayacağı kabul edilmekle birlikte, bu yetkinin, öğrenci velileri ile Kıbrıslı Türk öğretmenlerin yer alacakları bir okul encümeni tarafından kullanılması ve bu encümenin BM Barış Gücü aracılığıyla KKTC Eğitim ve Kültür Bakanlığıyla temas içerisinde olup Kıbrıslı Türklerin eğitimiyle ilgili gerekli ihtiyaçlarının karşılanması düşünülebilir. Üstelik, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının ve ilgili uluslararası sözleşmelerin açık hükümleri bir yana, Dipkarpaz Rum İlkokulu ve Ortaokulunun benzer koşullarda çalıştıkları göz önünde bulundurulduğunda, bu koşulların güneyde yaşayan Kıbrıslı Türkler bakımından yaratılması iyi niyet ilkesinin de bir gereğidir. Son olarak, Sözleşme'nin 4. maddesinin (b) fıkrasında taraf devletlerin, aynı düzeydeki tüm kamu eğitim kurumlarında eğitim standartlarının eşdeğerde olmasını ve yine sağlanan eğitimin niteliğine ilişkin koşulların eş düzeyde tutulmasını güvence altına almayı kabul ettiklerini de hatırlatmak gerekir.

BM Örgütü bünyesinde kabul edilen ve konuyla ilgili olan bir başka önemli sözleşme ise, 20 Kasım 1989'da BM Genel Kurulu tarafından kabul edilip, 2 Eylül 1990'da yürürlüğe giren "Çocuk Hakları Sözleşmesi"dir. 18 yaşından küçük çocukların haklarının düzenlendiği Sözleşme'yi, Kıbrıs Cumhuriyeti 5 Ekim 1990'da imzalayıp 7 Şubat 1991'de de onaylamıştır. Sözleşme'nin 2. maddesinin (1). Fıkrasında taraf devletlerin, Sözleşme'de yazılı olan hakları yetkileri altında bulunan her çocuğa kendilerinin, ana-babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetilmeksizin tanıdıkları ve taahhüt ettikleri belirtilmektedir. 28. maddenin (1). Fıkrasında taraf devletlerin, çocuğun eğitim hakkını ve bu hakkın fırsat eşitliği temeli üzerinde tedricen gerçekleştirilmesini kabul ettikleri ifade edildikten sonra, 29. Maddenin (1). Fıkrasının (c) bendinde taraf devletlerin, çocuğun eğitiminin ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği menşe ülkenin ulusal değerlerine ve farklı uygarlıklara saygısının geliştirilmesine yönelik olmasını kabul ettikleri hususu düzenlenmektedir. Tüm bu düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda GKRY'nin bu konuda gerekli adımları atması uluslararası hukuktan kaynaklanan bir zorunluluktur.

Konuyla ilgili bir diğer önemli sözleşme "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)"dir. 4 Kasım 1950'de imzalanıp 3 Eylül 1953'te yürürlüğe giren Sözleşme'yi, Kıbrıs Cumhuriyeti 16 Aralık 1961'de imzalamış ve 6 Ekim 1962'de de onaylamıştır. Eğitim hakkı, Sözleşme'yle aynı tarihte yürürlüğe giren AİHS'ye Ek 1 Numaralı Protokol'ün 2. maddesinde düzenlenmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti, Ek Protokol'e, Sözleşme'yle aynı tarihte taraf olmuştur. Ek Protokol'ün 2. maddesinde, hiç kimsenin eğitim hakkının yadsınamayacağı, devletin eğitim ve öğretimle ilgili üstlendiği herhangi bir işlevi yerine getirirken ana-babanın dinsel ve felsefi inançlarına uygun bir eğitim ve öğretim sağlama hakkına saygı göstereceği belirtilmiştir. Görüldüğü gibi, 2. maddede eğitim hakkından söz edilmekle birlikte, bu hakkın içeriğinden ve unsurlarından söz edilmemiştir. Bununla birlikte, AİHM, önüne gelen çeşitli davalarla ilgili olarak verdiği kararlarda bu hakkın içeriğini ve sınırlarını saptamıştır.

Buna göre, Mahkeme, eğitim hakkının devlet tarafından düzenlenmesini kabul etmekle birlikte, bunun sınırını da çizmekte ve devletin yapacağı düzenlemenin hiçbir zaman eğitim hakkının özüne dokunmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Üzerinde durulması gereken bir diğer önemli husus, eğitim ve öğretimde ana-babanın dil konusundaki tercihinin 2. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir. Konuyla ilgili olarak AİHM, 23 Temmuz 1968 tarihli Belçika Dil Davasıyla ilgili olarak verdiği kararında ana-babanın dil konusundaki tercihini, devletin eğitim ve öğretimde ebeveynin dinsel ve felsefi inançlarına saygı göstermesi gerektiği yönündeki yükümlülük kapsamında değerlendirmeyerek, devletin resmi dil dışında başka bir dille eğitim yaptırmak gibi bir zorunluluğunun söz konusu olmadığını belirtmiştir.

Bu konu, GKRY'nin, AİHS'nin çeşitli maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı dördüncü devlet başvurusu sırasında da gündeme gelmiştir. Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan Rumlar bakımından ortaöğrenim olanaklarının bulunmadığı, dolayısıyla AİHS'ye Ek 1 Numaralı Protokol'ün 2. Maddesinin ihlal edildiği iddiasını inceleyen Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (AİHK), kuzeyde yaşayan Rumların, çocuklarının kendi kültürel ve etnik gelenekleri doğrultusunda, özellikle de Rumca eğitim görmeleri yönündeki meşru isteklerinin karşılanmadığını belirtmiştir. Komisyon, kuzeyde yaşayan Rumlar bakımından ortaöğrenim olanaklarının tümden bulunmaması ve Kıbrıs Türk otoritelerinin bu konudaki uygulamaları nedeniyle Ek Protokol'ün 2. Maddesinde düzenlenen eğitim hakkının özünün ihlal edildiğini vurgulamıştır. AİHM ise, konuyla ilgili olarak verdiği kararında, 12 yaşına ulaşmış olan ve kuzeyde yaşayan her kişinin eğitimini Türkçe veya İngilizce sürdürebileceğini, bundan dolayı, Ek Protokol'ün 2. Maddesi dar yorumlandığı zaman, konuyla ilgili herhangi bir ihlalin bulunmadığını ifade etmiştir. Bunun da ötesinde, Mahkeme, Belçika Dil Davasına atıfta bulunarak, eğitim hakkına saygının sağlanabilmesi için, 2. maddenin eğitimde kullanılacak dil konusunda bir düzenleme yapmadığına dikkat çekmiştir. Bununla birlikte, Mahkeme, kuzeyde yaşayan Rumların çocuklarının ilkokul eğitimlerini Rumca eğitim veren bir ilkokulda aldıklarından dolayı, Rumca'nın dışında başka bir dilde ortaöğrenim olanaklarının var olduğu yönünde ortaya konulan iddiaları gerçekçi bulmamıştır. Mahkeme, Kıbrıslı Rum ebeveynlerin, çocuklarının eğitimlerini Rumca eğitim veren okullarda tamamlama isteklerine göndermede bulunarak, Rumca ilköğrenim olanağı sağlayan kuzeydeki yetkili otoritenin bu olanağı ortaöğrenim bakımından sağlamamasını eğitim hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. İlk bakışta bu karar eğitimde kullanılacak dil konusunda Mahkeme'nin önceki kararlarından farklılık gösterse de, AİHM'nin, başvuru hakkındaki kararını verirken konuyla ilgili bir başka ilkeye dayandığı görülmektedir. Buna göre, Ek Protokol'ün 2. Maddesinde düzenlenen eğitim hakkı, devlet tarafından "belirli tür ve düzeyde eğitim kurumu oluşturulmasını isteme hakkını" değil, eğer oluşturulmuş ise, "bu okullarda eğitim görme ve buralara devam etme hakkını" içermektedir. Bununla birlikte, kararını eğitimin sürekliliği ilkesine dayandırırken Mahkeme'nin bu sürekliliğin sağlanabilmesi için anadilde eğitim yapılmasının gerekliliğini öne çıkarması dikkat çekicidir. Diğer yandan, konuyla ilgili tüm kararlarda devletin resmi dil dışında başka bir dille eğitim yaptırmak gibi bir zorunluluğunun söz konusu olmadığının belirtilmesi güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin kendi anadillerinde eğitim görme haklarını doğrudan karşılar niteliktedir. 1960 Anayasasına göre Türkçe, Kıbrıs Cumhuriyetinin iki resmi dilinden bir tanesini oluşturduğuna göre, GKRY'nin bu olanağı Kıbrıslı Türklere sağlaması Anayasa'nın dışında, AİHS'den de kaynaklanan bir yükümlülüktür.

Son olarak, Kıbrıs sorununa bir çözüm getirebilmek amacıyla hazırlanan Gali Fikirler Dizisi, Cuellar Belgesi ve Annan Planı gibi belgelerde eğitimle ilgili tüm konuların Türk ve Rum toplumlarının kendi yetki alanları içerisinde değerlendirildiğini ve bundan dolayı, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasında olduğu gibi, bu belgelerde ortak bir eğitim bakanlığının öngörülmediğini belirtmek gerekmektedir.

KIBRIS: Rum tarafı Dipkarpaz Rum Ortaokulunun faaliyete geçmesi karşısında Limasol'da bir Türk okulunun "Karşılıklılık" ilkesi temelinde açılmasını reddetmektedir. Kıbrıs Rum tarafının bu tutumunu nasıl açıklayabiliriz?

DAYIOĞLU: Rum tarafının okulun açılmasına direnç göstermesinin önemli bir nedenini, kuzeydeki otoriteyi tanıma ve eşit statüde görme anlamına gelecek her türlü açılıma karşı olması oluşturmaktadır. Buna göre, Limasol'da Türk ilkokulunun açılması durumunda, aynen Dipkarpaz Rum İlkokulu ve Ortaokulunda olduğu gibi, bu okulun öğretmenlerinin tayininden, müfredatın ve ders kitaplarının belirlenmesine kadar okulla ilgili tüm konulardan KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının sorumlu olması gündeme gelecektir. Bu da, bugüne kadar süregelen Rum dış politikası açısından kabul edilebilecek bir durum değildir. Zaten, Dipkarpaz Rum Ortaokulunun açılmasına karşılık olarak Limasol'daki Türk ilkokulunun açılması gerektiği yönünde KKTC yetkililerinin açıklamalarına GKRY'nin tepki göstermesinin nedeni de budur. Bundan dolayı, Kıbrıslı Rum yetkililer Dipkarpaz Rum Ortaokulunun açılmasına karşılık olarak Limasol'daki Türk ilkokulunun açılmasının öngörülmediğini, bunların birbirinden farklı iki konu olduğunu, "karşılıklılık" tartışmalarının Türk ilkokulunun açılmasının önündeki en önemli sorunu oluşturduğunu dile getirmişlerdir.

KIBRIS: Sorunun aşılması için ne gibi girişimlerde bulunulması gerekmektedir?

DAYIOĞLU: Rum yönetiminin konuyla ilgili olarak bugüne kadar izlediği tavır, sorunun uzlaşmayla halledilemeyeceğini göstermektedir. Dolayısıyla, bu noktada KTÖS'ün "Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasından kaynaklanan eğitim haklarının gasp edildiği" gerekçesiyle GKRY Bakanlar Kurulu ile Eğitim ve Kültür Bakanlığını temsilen Başsavcılığa karşı Yüksek Mahkeme'de 14 Aralık 2005 tarihinde dava açması çok önemli bir adımdır. Bunun dışında, başta BM, Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa Birliği (AB) olmak üzere, konuyla ilgili tüm uluslararası kuruluşların konu hakkında bilgilendirilmesi gerekmektedir. Daha önemli bir husus, dava sürecine okulun açılmamasından dolayı mağdur olan Kıbrıslı Türklerin de dâhil edilmesi ve eğitim hakkının GKRY tarafından ihlal edildiğinin AİHM önünde ileri sürülebilmesi olanağının yaratılmasıdır. AİHM'ye bireysel başvuru hakkının, ilke olarak, AİHS'de tanınan hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi nedeniyle bizzat mağdur olan kişiler tarafından iç hukuk yolları tüketildikten sonra kullanılabilecek bir yol olduğu göz önünde bulundurulduğunda, AİHM'den olumlu bir sonuç alınabilmesi, ancak mağdur olan Kıbrıslı Türklerin yargı sürecine doğrudan katılmalarıyla mümkün olabilecektir. Bundan dolayı, AİHM'nin bugüne kadar olan içtihadına bakıldığında Kıbrıslı Türklerin eğitim haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle KTÖS'ün bu kişiler adına AİHM'ye başvuruda bulunması halinde kabul edilebilirlik aşamasında başvurunun reddedilebileceği ihtimalini göz önünde bulundurmak gerekir. Dolayısıyla, mağdur olan Kıbrıslı Türklerin yargı süreci içerisinde doğrudan yer almaları AİHM önünde olumlu bir sonuç alma olasılığını artırabilecektir. Bu noktada, konuyla ilgilenen kesimlerin mağdur olan Kıbrıslı Türklerle birlikte hareket etmeleri önemlidir. Eğer ilkokulun açılmamasından dolayı mağdur olan Kıbrıslı Türkler bireysel başvuru hakkını kullanma konusunda bilgilendirilmezlerse veya dava süresince ihtiyaç duydukları destek kendilerine verilmezse, AİHM gibi çok önemli bir uluslararası yargı organından yararlanma olanağının ortadan kalkabileceğini unutmamak gerekir.

KIBRIS 12/10/06

 

Rumlar başlıkları bloke ediyor

Rum Yönetimi’nin Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakere sürecini baltalamaya yönelik tutumu sürüyor.

 

NTV

Güncelleme: 02:40 ET 13 Ekim 2006 Cuma

BRÜKSEL - Taraması tamamlanan başlıklarda müzakerenin başlamasını önlemeye çalışan Rum yönetimi, bu tutumunu hafta başında Brüksel’deki genişleme grubu toplantısında sanayi ve ticaret faslı için de sürdürdü.

Rum yönetimi, Türkiye’nin limanlarını kendi gemi ve uçaklarına açmadan bu fasılda müzakerenin açılmasına karşı çıktı.

İngiltere başta olmak üzere diğer ülkelerin “Limanlar konusunun bu müktesebat başlığı ile ilgisi yok” şeklindeki itirazları nedeni ile karar alınamadı.

Rum yönetimi eğitim ve kültür başlığı konusundaki benzer itirazında da geri atmıyor.

Sanayi başlığının açılmasını engelleme tavırlarını değerlendiren Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ise Türkiye’nin AB’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece “hiçbir şey yokmuş gibi” davranamayacaklarını söyledi.

Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Pashardes de “Amacımız, en azından 8 Kasım’a dek Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde geriye kalan 34 başlıktan hiçbirini ele almamak” dedi.

Rum sözcü, Yunanistan ile birlikte Brüksel’deki AB ülkeleri büyükelçilerine sanayi başlığında yapılacak müzakerelerin açılmayacağını bildirdiklerini söyledi.

 

Soykırım tasarısı kabul edildi

Fransa Parlamentosu, Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç sayan yasa tasarısını oyladı ve tasarı kabul edildi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 10:02 ET 12 Ekim 2006 Perşembe

 

PARİS - Fransa’da Sosyalist Parti’nin sunduğu ve sözde Ermeni soykırımının inkarının suç sayılmasını öngören yasa tasarısının meclis genel kurulunda görüşülmesi tamamlandı ve yasa tasarısı kabul edildi.

Oylamaya 129 parlamenter katıldı. 125 oy geçerli sayıldı. Bu oylardan 106’sı yasa teklifi lehine, 19’u ise aleyhine oldu.

DEVECİYAN’IN ÖNERGESİNE RED
İktidardaki Halk Hareketi Birliği adına konuşan Patrik Deveciyan, konuşmasında Türk hükümetini ve yasa teklifine karşı çıkan AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’i eleştirdi.

Türkiye’de ifade özgürlüğü olmadığını ileri süren Deveciyan, “Türkiye inkarcı politikalarını artık ihraç etmeye başladı. Lyon’daki gösterileri de, Türk devleti organize etti” dedi.

Deveciyan, sunduğu değişiklik önergesiyle tarihçi ve bilim adamlarının bu konuda yapacağı araştırmaların yasanın uygulanmasından muaf tutulmasını istedi.

Ancak Deveciyan’ın bu önergesi oy çokluğuyla reddedildi.

3’ÜNCÜ ŞAHIS VE DERNEKLER DAVA AÇABİLECEK
Bir diğer değişiklik önergesi ise Ermeni soykırımını reddedenlerin cezalandırılmasına ilişkin cezai prosedür ile ilgiliydi.

 Söz konusu önerge, sadece savcıların değil 3’üncü tarafların, derneklerin ve sivil toplum kuruluşlarının da dava açabileceklerini öngörüyordu.

Bu önerge oy çokluğuyla kabul edildi.

HÜKÜMET: YASA GEREKLİ DEĞİL
Fransa hükümeti, sözde Ermeni soykırımıyla ilgili yasanın gerekliliğine inanmadığını belirterek, Türkiye-Fransa ilişkilerin önemini vurguladı.

Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, parlamentoda kabul edilen yasa tasarısına destek olunmadığı ifade edildi ve Fransa’nın, Türkiye ile olan yakın ilişkilerine verilen değere dikkat çekildi.

Açıklamada, yasanın, yürürlüğe girmesi için Senato’dan onay alması gerektiği hatırlatıldı ve “Bu, uzun bir yasal sürecin sadece başlangıcı. Hükümet, gereksiz ve zamansız görünen yasayla ilgili her aşamada kendi pozisyonunu belirlemeye devam edecektir” denildi.

Bakanlık, iki ülke arasındaki yoğun dostluk ve işbirliği ilişkileriyle birlikte Türkiye ile diyaloğa bağlı olduğunu kaydetti.

BUGÜN NELER YAŞANDI?
Bu sabah TSİ 10:30’da Fransa Parlamentosu’nda, Ermeni soykırımı iddalarının inkarını suç sayan yasa tasarısı konusunda konuşmalar başladı.

İktidardaki Halk Hareketi Birliği milletvekili Michel Piron, meclis genel kurul oturumunda yaptığı konuşmada, sözde Ermeni soykırımı inkarının suç sayılmasına ilişkin yasa teklifine karşı çıktı.

Tarihin tarihçilere bırakılmasını isteyen Piron, hiçbir ülkede tarihin, tam ve kusursuz olarak da yazılamayacağını söyledi. Piron, yasa teklifinin kabul edilmesinin Ermenilerin kendi davalarına ve evrensel gerçeklere aykırı olduğunu belirtti.

Genel kurul oturumundaki konuşmacılar arasında 9. sırada yer alan ve teklife karşı çıkan ilk milletvekili olan Piron, “Hiçbir özgür ülkede tarihi parlamentolar ve yargı yazamaz” diye konuştu.

Hükümet adına konuşan AB’den Sorumlu Devlet Bakanı Catherinne Colona da “Bu ilerlemeyi zor duruma sokmamalıyız. Türkiye’deki demokratik süreci cesaretlendirmemiz gerekiyor. Türk halkı tarihini objektif olarak incelemeli. Bu teklif hakkında ciddi şüphnelerimiz var. Yalnız tarihçiler bu olayların gerçeğini ortaya çıkarabilecektir. Bu teklifi kabul etmek etik bir takım prensiplere aykırı olacaktır. Kanunlarla tarih yazılmaz. Hükümet bu kanun tasarısıyla mutabık değildir” dedi.

Ardından yasa tasarısının görüşülüp görüşülmeyeceğine ilişkin bir ön oylama yapıldı. Bu ön oylamada yasa tasarısının ve tasarıyla ilgili değişiklik önergelerinin oylanması sonucu çıktı. Oylamanın ardından da Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa tasarısı kabul edildi.

Yasa tasarısı, soykırımı inkar edenlerin, 1 yıl hapis ve 45 bin Euro’ya kadar para cezası istemiyle yargılanmalarını öngörüyor.

ROYAL: AB ÜYELİĞİ İÇİN SOYKIRIMI TANIMAK ŞART
Fransa’da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Sosyalist Parti’nin aday adayı Segolene Royal de, Ermeni soykırım iddialarını reddin cezalandırılmasını öngören ve bugün Fransa Parlamentosu’nda ele alınan yasa teklifine destek vermişti.

Royal, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklediğini, ancak bu konuda son kararı referandumda Fransız halkının vereceğini hatırlatmıştı

Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylığı kesinleşmesi halinde Segolene Royal’in en önemli rakibi olması beklenen Fransa İçişleri Bakanı Nicholas Sarkozy de Türkiye’nin AB üyeliğine karşı tavrıyla biliniyor.

Bu arada, Avrupa Parlamentosu’nun İngiliz üyelerinden Richard Howitt ise, Fransa Parlamentosu’nda ele alınacak yasa teklifinin kendilerini kaygılandırdığını söylemiş ve Fransa’ya Türkiye’nin AB’yle müzakerelerini sabote etmeye yönelik girişimlerini durdurma çağrısı yapmıştı.

Fransa’ya protesto gösterileri

Fransız Parlamentosu’nda bugün görüşülecek Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili yasa teklifi, Türkiye’nin çeşitli kentlerinde de protesto edildi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:13 TSI 13 Ekim 2006 Cuma

ANKARA / İZMİR / ESKİŞEHİR / VAN - Türkiye Kamu-Sen üyeleri, Ankara’da protesto gösterisi düzenledi. Pankartlarla Fransa’ ya tepki gösteren sendika üyeleri, büyükelçiliğin bulunduğu Paris Caddesi’nin isminin değiştirilmesini istedi.

Kamu Sen’in ardından ellerinde dev Atatürk posteri ve Türk bayrağı taşıyan bir grup Ülkü Ocakları üyesi de büyükelçiliğe siyah çelenk bıraktı.

Yasa teklifini İzmirliler de protesto etti. Çeşitli sivil toplum örgütlerinin katıldığı protesto eyleminde, Fransız Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldı. Eylem sırasında Türk bayrağı taşıyan göstericiler Fransa aleyhine sloganlar attı.

Grup adına açıklama yapan avukat Erdoğan Özer, Ermeni belgelerinde soykırımın olmadığının yer aldığını, soykırım iddiasının bir iftira olduğunu söyledi.

Eskişehir’de de Fransa’ya tepki vardı. Ellerindeki Türk bayraklarıyla vilayet meydanında biraraya gelen yaklaşık bin 500 kişi, Ermeni soykırımı iddiasını reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini protesto etti.

Döviz ve pankartlarla vilayet meydanında toplanan grup, önce İstilal Marşı okudu, daha sonra da Fransa aleyhine slogan attı. Grup, Atatürk Anıtı’na da çelenk bıraktı.

Van’da “Birinci Dünya Savaşı Ermeni Çetelerinin Katliamına Uğramış Mağdurlar Derneği” üyeleri, 30 bin şehidin bulunduğu Zeve Şehitliği’ne giderek dua etti. Zonguldak’taki madenci anıtı önünde toplanan sivil toplum örgütü üyeleri de, ellerinde Türk bayraklarıyla sloganlar atarak Fransa’yı protesto etti.

Gül: Pamuk’un ödülü mutluluk kaynağı

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yazar Orhan Pamuk’un 2006 yılı Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülmesiyle ilgili olarak, “Böyle bir alanda bir Türk’ün böyle bir armağanı kazanıyor olması şüphesiz ki hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı olmuştur” dedi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 09:31 TSI 13 Ekim 2006 Cuma

ANKARA - Abdullah Gül, Afganistan Dışişleri Bakanı Rengin Dadfar Spanta ile Dışişleri Bakanlığı Konutu’nda yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Konuya ilişkin bir soru üzerine, “Nobel tabii çok önemli bir olay, özellikle Nobel içinde edebiyat alanı çok seçkin. Böyle bir alanda bir Türk’ün böyle bir armağanı kazanıyor olması, şüphesiz ki hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı olmuştur” dedi.

Pamuk’u kutlamak için çaba sarfettiklerini ancak henüz kendisine ulaşmanın mümkün olmadığını dile getiren Gül, “Birçok günlük meseleler unutulur gider ama bir Türk romancısının yazdığı romanlar, bir Türk romancısının Nobel’i kazanmış olması bütün dünyada çok büyük yankı yapar. Türkiye’nin tanıtılması için çok büyük bir olaydır bu” diye konuştu.

Afgan bakan Spanta da kendisinin de Yaşar Kemal, Orhan Pamuk ve Nazım Hikmet gibi Türk yazarları okuduğunu belirterek, Pamuk’u, Türk ulusunu, aydınlarını ve yazarlarını yürekten kutladığını söyledi.

REHN: ÇOK İYİ BİR HABER
Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de ödülün Pamuk’a verilmesini ifade özgürlüğü açısından çok iyi bir haber olarak niteledi.

Rehn, ödülün hem dünya dedebiyatı için hem de dünyada diyalogdan yana olanlar için anlamlı olduğunu ifade etti.

Rehn yazılı açıklamasında, “Yaşam için su ve hava ne kadar gerekliyse sanatçılar için de ifade özgürlüğü o kadar gereklidir. Orhan da bu özgürlüğün ne kadar değerli ve kırılgan olduğunu herkesten çok daha iyi bilir” dedi.

Pamuk’u kutlayan bir diğer isim olan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da ödülün topluma bakışı özellikle güçlü ve liberal olan Orhan Pamuk’a verilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Pamuk’u tebrik eden Birlik 90/Yeşiller Partisi eş başkanı Claudia Roth da Türkiye’nin Avrupa’ya Orhan Pamuk’un eserlerinin de dünya edebiyatına ait olduğunu söyledi.

Ermenistan Yazarlar Birliği ise Orhan Pamuk’un Nobel almasını “Türkiye’ye verilmiş bir mesaj” olarak değerlendirdi.

Nobel Edebiyat Ödülü Orhan Pamuk’un

2006 Nobel Edebiyat Ödülü, bugün sahibini buldu. Ödül, dünyaca ünlü pek çok yazar ve şairin arasından sıyrılan ünlü Türk yazar Orhan Pamuk’un.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 22:18 TSİ 12 Ekim 2006 Perşembe

 

STOCKHOLM / İSVEÇ - Nobel Edebiyat Ödülü’nün bu yılki sahibi Türkiye saatiyle 14.00’te açıklandı. Şans tanınan isimler arasında Suriyeli şair Adonis, Çek yazar Milan Kundera ile ABD’li Philip Roth’un da bulunduğu ödül, Türk edebiyatçı Orhan Pamuk’a değer bulundu. Pamuk böylece 1 milyon 360 bin dolarlık ödülün de sahibi oldu. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi Sekreteri Horace Engdahl, “Pamuk’un, yaşadığı kentin melankolik ruhunu arayışında, kültürlerin çatışması ve birleşmesinde yeni semboller bulduğunu” belirtti. Orhan Pamuk’un ‘Kara Kitap’, ‘Yeni Hayat’, ‘Sessiz Ev’, ‘Benim Adım Kırmızı’, ‘Kar’ ve ‘İstanbul’ adlı kitapları İsveççe’ye de çevrilmiş bulunuyor.

İsveç Akademisi, Pamuk’un romanlarını “kültürler arası çatışmaları gideren semboller” yaratan metinler olarak tanımlıyor. Akademi’den yapılan açıklamada, “Pamuk, İstanbul kentinin melankolik ruhunu yeniden yakalamak için, kültürler arası mevcut çatışmaları uzlaştıran yeni semboller yarattı” deniyor.

Akademi, Pamuk’un “Geçmiş-bugün, Doğu-Batı, Laiklik-İslam gibi karmaşık ikilemleri, iki kıtada yer alan İstanbul’un renkli insan portresi üzerinden çözümlediğini” savundu. Akademinin açıklamasında Pamuk’un, romanlarında kent, aile, zaman ve ego kavramlarını ustalıkla harmanlayarak, İstanbul’u, tarihle bugünü barıştıran bir sahneye dönüştürdüğü vurgulandı.

İsveç Akademisi’nin yayımladığı açıklamada Pamuk’un ailesinde Osmanlı geleneklerinden Batılı hayat tarzına geçişi yaşadığını ve romanlarının bu biyografik elementi estetik bir şekilde aktardığını vurgulanıyor. İsveç Akademisi Pamuk’un aile ve kuşak temelli söylemini Thomas Mann’a benzetiyor.

Pamuk, Şubat 2005’te Das Magazin adlı bir İsviçre dergisine verdiği röportajında Türkiye’nin geçmişindeki iki ciddi sorunla yüzleşmekten kaçındığını ifade etmişti.

Pamuk, sözde Ermeni soykırımı ve Güneydoğu’daki terörü kastederek, “Bu topraklarda 1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürt öldürüldü” demişti. Bu sözleri üzerine Pamuk hakkında soruşturma açılmış, ancak beraat etmişti.

Uluslararası haber ajansları, Pamuk’un Nobel Ödülü almasıyla Fransız Parlamentosu’nun sözde Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasayı onaylamasının ironisi olarak niteliyor.

Nobel ödülüyle birlikte Pamuk’un uluslararası itibarı yükselecek, kitapları yurtdışında daha yüksek satış rakamlarına ulaşacak.

Pamuk, 1 milyon 360 bin dolarlık para çeki ve bir madalyadan oluşan ödülünü İsveç’in başkenti Stockholm’de, Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta yapılacak bir törenle alacak.

Isparta’nın Sütçüler beldesi kaymakamı Pamuk’un kitaplarını yaktırma kararı almış, daha sonra da Ankara tarafından açığa alınmıştı.

PAMUK, MUTLULUKTAN UÇUYOR
Nobel Edebiyat ödülünü bu yıl kazanan Orhan Pamuk, çok mutlu olduğunu ve ödülü kazanmaktan kıvanç duyduğunu söyledi.

Ödülü kazandığını Amerika’da öğrenen Pamuk, İsveç gazetesi Svenska Dagbladet’in sorularını telefonla yanıtladı.

Gazetenin internet sitesinde çıkan habere göre Orhan Pamuk, “Çok mutluyum. Ödülü kazanmaktan büyük onur duydum. Ödülü almak için Stockholm’e geleceğim” dedi.

FRANSA CUMHURBAŞKANI CHIRAC SONUÇTAN MEMNUN
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Nobel Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a verilmesinden “memnun olduğunu” belirtti.

Paris’te düzenlenen 7. Fransa-Almanya Ortak Bakanlar Konseyi toplantısının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Nobel Edebiyat Ödülü’nün topluma bakışı özellikle akıllıca, güçlü ve liberal olan Orhan Pamuk’a verilmesinden memnun oldum” dedi.

“PAMUK, LOKOMOTİF OLDU, DİĞER YAZARLARIN ÖNÜNÜ AÇTI”
Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tüzüner, Nobel 2006 Edebiyat Ödülü’nün Orhan Pamuk’a verilmesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Edebiyat alanında dünyanın en önemli ödüllerinden biri olan Nobel ödülünün bir Türk yazara verilmesinden gurur duyuyoruz” dedi.

Orhan Pamuk’un eserlerinin dünyada 28 dile çevrildiğini hatırlatan Tüzüner, “Edebiyat alanında dünyanın en önemli ödüllerinden biri olan Nobel ödülünün bir Türk yazara verilmesinden gurur duyuyoruz. Orhan Pamuk, lokomotif olmuştur. Diğer yazarların önünü açacaktır. Türk yazarların kitapları dünya edebiyatında yer bulacaktır” diye kaydetti.

ÖDÜL İÇİN ADI GEÇENLER...
Ödül için, barış eylemcisi kimliğiyle de bilinen İsrailli yazar Amos Oz, ABD’li yazarlar Paul Auster ile Joyce Carol Oates ve İngiliz yazar Julian Barnes’ın da adları geçiyordu.

İngiliz müşterek bahis şirketi Ladbrokes’a göreyse en şanslı aday Adonis olarak gösteriliyordu. Geçen yıl, ödülün, diğer adaylara göre daha az şans tanınan Harold Pinter’a gitmesi nedeniyle bu yıl da sürpriz bir tercih yapılabileceği konuşuluyordu. Sonuçta, ödül Orhan Pamuk’a değer bulundu.

EDEBİYAT ÖDÜLܒNÜ GERİ ÇEVİRENLER...
Jean-Paul Sartre, 1964 yılında kendisine değer bulunan Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddetmişti. Bu ödülü gönüllü olarak reddeden tek edebiyatçıdır. Sartre hayatı boyunca tüm resmi ödülleri geri çevirmiştir.

Yazar Boris Pasternak ise, 1958 yılında ödülü önce kabul etmiş, daha sonra ise ülkesinin (SSCB) yetkilileri tarafından ödülü geri vermeye zorlanmıştı.

NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLܒNÜ 1982’DEN BU YANA KAZANANLAR:
*2005: Harold Pinter (İngiltere)
*2004: Elfriede Jelinek (Avusturya)
*2003: John Maxwell Coetzee (Güney Afrika)
*2002: İmre Kertesz (Macaristan)
*2001: V.S. Naipaul (İngiltere)
*2000: Gao Şingcian (Çin)
*1999: Günter Grass (Almanya)
*1998: Jose Saramago (Portekiz)
*1997: Dario Fo (İtalya)
*1996: Wislawa Szymborska (Polonya)
*1995: Seamus Heaney (İrlanda)
*1994: Kenzaburo Oe (Japonya)
*1993: Toni Morrison (ABD)
*1992: Derek Walcott (St. Lucia)
*1991: Nadine Gordimer (Güney Afrika)
*1990: Octavio Paz (Meksika)
*1989: Camilo Jose Cela (İspanya)
*1988: Necib Mahfuz (Mısır)
*1987: Joseph Brodsky (ABD)
*1986: Wole Soyinka (Nijerya)
*1985: Claude Simon (Fransa)
*1984: Jaroslav Seifert (Çekoslovakya)
*1983: William Golding (İngiltere)
*1982: Gabriel Garcia Marquez (Kolombiya
)

 

Dink: Türkiye kazançlı çıkar

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Fransa Parlamentosu’nda kabul edilen Ermeni soykırımını inkar yasa tasarısıyla ilgili “Kaybeden Türkler olmayacak. Türkiye bundan sonra elinden alınan ifade özgürlüğünü ortaya koyacak” dedi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:14 TSI 13 Ekim 2006 Cuma

İSTANBUL - NTV canlı yayınına katılan Dink “Ben bu yasa tasarısının Senato’da kabul edileceğini sanmıyorum. Ancak kanunlaşsın kanunlaşmasın, kimse üzülmesin, bence Türkiye kazançlı çıkacak. Aksine Ermeniler kaybedecek” dedi.

Bugüne kadar dünya kamuoyunda Ermenileri mağdur, Türklerin haksız görüldüğünü belirten Dink “Artık Türk söylemi mağdur duruma düştü. Türk resmi söyleminin bu durumu kullanacağını ve elinden alınan ifade özgürlüğünü ortaya koyacağını düşünüyorum” dedi.

Dink, AB karşıtları tarafından bu durumun iç politikaya alet edilmesi halinde ise Türkiye’nin AB ilişkilerinde sıkıntı olacağını söyledi.

Dink “Tabii bir başka durum da şu: Fransa Parlamento’sunda sürekli ‘Türkiye kendine baksın’ diye bir cümle kullandılar. Türkiye kendine bakabilecek mi. 301. maddeden söz edildi. Bunlar yanlış da değil. Biz orada ifade özgürlüğüne karşı çıkıyoruz. Oysa Türkiye’de de ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasalar, yargılamalar var. Oturup düşünmemiz lazım. Biz doğruyu yapalım. Biz doğduyu yaparsak bu Fransa’nın yaptığı gibi yanlışlar yalnız kalacaktır” dedi.

 

 

Fransız basını tasarıya karşı çıktı

Fransa basını, Ermeni soykırım iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifiyle ilgili tartışmaları manşetlerine taşıdı. Fransız gazeteleri teklifin kabul edilmesinin yanlış olacağını vurguladı.

 

NTV

Güncelleme: 13:41 TSI 12 Ekim 2006 Perşembe

 

PARİS - Fransa’da Ermeni soykırımının inkarını suç sayan tasarının kabul edilmesi öncesi Le Figaro, Le Monde ve Liberation gazeteleri tartışmaları manşetlerine taşıdı.

Fransız Le Monde gazetesi, milletvekilerine, Ermeni soykırım iddialarının inkarının suç sayılmasını öngören yasa teklifini geri çevirmeleri çağrısında bulundu.

Le Monde’un, bugünkü sayısında yayımlanan başyazısında, sosyalistlerin sunduğu yasa teklifinin onaylanmasının, hem tarihsel ilişkiler hem de, tam üyelik hedefiyle AB’nin kapısını çalan Türkiye için sorun yaratacağı belirtildi.

Yazıda, teklifin yasalaşmasının, Ermenilerin kendi davalarını savunmaları açısından da olumsuz bir etki yaratacağı vurgulanıyor. Başyazıda, konunun siyasi seçim malzemesi yapılmaması gerektiği ifadesi de yer alıyor.

Fransa’nın en önemli gazetelerinden Le Monde, yasa teklifi konusunda ilk kez bu netlikte bir tavır sergiliyor.

LE FIGARO: FRANSA, KENDİSİNİ SAVCI YERİNE KOYMASIN
Fransa’da yayımlanan Le Figaro gazetesinin bugünkü baş makalesinde de, sözde Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa teklifine sert bir şekilde karşı çıkılarak, “Fransa kendisini savcı yerine koymasın” denildi.

Başmakalede, yasa teklifinin kabul edilmesinin Fransa için “yanlıştan da öte hata olacağı” ifadesi kullanıldı. Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın Erivan’da yaptığı açıklamalara dikkat çekilen makalede, Chirac’ın bu yasa teklifinin gereksiz bir polemik yaratacağı yolundaki uyarısı hatırlatıldı.

Başmakalede ayrıca, Türkiye’deki Ermenilerin, “teklifin aptallık olacağı ve Türkiye’de ifade özgürlüğünü yasaklayanlarla Fransa’da bu teklifi getirenlerin aynı zihniyette oldukları” ifadesine yer verildi.

Makalenin sonunda, halklar arasındaki diyaloga ve insan haklarına bağlı Fransa’nın savcı yerine koyarak kendisini “rezil ettiği” ifadesi kullanıldı.

OLLİ REHN, LIBERATION’A YAZDI
AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de Liberation gazetesine yazdığı makalede, söz konusu yasa teklifine karşı çıktı.

Rehn, makalesinde, bu tür bir teklifin “ciddi bir hata” olacağı uyarısında bulundu. Olli Rehn, “Türkiye ile diyalogu öldürmeyelim” ifadesini kullandı. Yasa teklifinin Türkiye ve AB arasındaki diyalogu ciddi şekilde tehdit ettiğini belirten Rehn, “Çözüm ültimatom vermek değil, çözüm diyalogdur” dedi.

 

Avrupa Fransa’ya tepkili

Fransa Parlamentosu’nun alt kanadında Ermeni soykırımı iddialarının inkarının suç sayılmasını öngören yasa teklifinin onaylanması Avrupalı yetkililerde de tepki yarattı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 02:47 ET 13 Ekim 2006 Cuma

BRÜKSEL/ATİNA - AB Komisyonu Sözcüsü Krizstina Nagy kararın Türkiye-Ermenistan ilişkilerine zarar vereceğini söyledi. Nagy genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Olli Rehn’in son bir kaç gündür bu konuda uyarılar yaptığını da hatırlattı.

NTV yayınına katılan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk da aptalca bir karar alındığını söyledi. Lagendijk, Fransız Meclisi’nin hem Fransa hem de AB-Türkiye ilişkileri açısından çok kötü bir karar aldığını kaydetti ve Fransız Parlamentosu’nun Avrupalı davranmadığını belirtti.

 “Benim açımdan Ermeni ve Yahudi soykırımı arasında büyük fark var. Benim ülkemde Yahudi soykırımının reddedilmesi suç. Ama bu tartışmaları bir kenara bırakmalıyız” diyen Lagendijk sözlerine, “Bunu aynı zamanda bir tarihçi olarak söylüyorum; Ermeni soykırımı ile ilgili yanıtlanması gereken çok şey var ve bu konuyla ilgili tarhiçilerin karar vermesi gerektiğini düşünüyorum” şeklinde devam etti.

Joost Lagendijk teklifin senatoda yasalaşmaması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Eski Fransız kültür bakanı ve Sosyalist milletvekili Jacques Lang ise yasa teklifinin Senato’dan geçemeyeceğini, Senato’dan geçmesi durumunda ise Anayasa Mahkemesi’nde reddedileceğini savundu.

‘GEÇMİŞ GELECEĞE ENGEL OLMAMALI’
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos ise, Fransa Meclisi’nin sözde Ermeni soykırımını reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini onaylamasına ilişkin olarak, “Geçmiş geleceğe engel olmamalı” dedi.

Kumuçakos, gazetecilerin soruları üzerine yaptığını belirttiği yazılı açıklamada, “Bilindiği gibi Yunan Parlamentosu 1996 yılında aldığı kararla Ermeni soykırımını kınamıştır. Aynı zamanda da çağdaş dünyada geçmişin geleceğe engel olmaması gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

BAŞBAKAN DA ELEŞTİRDİ
Fransa Parlamentosu’nun Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifini onaylaması Başbakan Dominique de Villepin tarafından da eleştirildi.

Villepin, “Tarihsel konularda yasa çıkarmanın iyi birşey olmadığını biliyoruz” derken, Fransız dışişleri bakanlığından da hükümetin her aşamada bu gereksiz ve zamansız teklife karşı muhalif tutumun korunacağı yönünde açıklama geldi.

TUOMİOJA AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİ DEĞERLENDİRDİ
AB dönem başkanlığını yürüten Finlandiya’nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Fransız Parlamentosu’nda kabul edilen yasa teklifinin ardından Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirdi.

Türkiye’nin AB üyeliği şansının yüzde 50 olduğunu belirten Tuomioja, oluşabilecek kritik bir duruma kendilerini hazırlamaları gerektiğini söyledi. Tuomioja, Türkiye’yi tek başına bırakmanın hiçbir AB üyesi ülkenin çıkarına olmadığını ve bir çözüm bulunabileceğini umduğunu kaydetti.

ABD ‘KENDİ GÖRÜŞLERİMİZ VAR’ DEDİ
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, sözde Ermeni soykırımının inkarının suç sayılmasını öngören yasa tasarısının Fransa Parlamentosu’nun alt kanadında kabul edilmesinin ardından, Washington’un, sözde soykırım iddiaları konusunda kendi görüşlerinin olduğunu ve her yıl bunları açıkladığını söyledi.

Başkan George Bush, son 24 Nisan açıklamasında, önceki yıllarda olduğu gibi ‘soykırım’ sözcüğünü yine telaffuz etmemiş ve geçen yüzyılda meydana gelen Ermeni olaylarını ‘trajedi’ olarak nitelendirmişti.

Sözcü, Fransız meclisinin adımının, Türk-Fransız ve Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkileyip etkilemeyeceğinin sorulması üzerine, “Bu, Türkiye ile Fransa’ya ve Türkiye ile AB’ye bağlı” diye konuştu.

McCormack, Türkiye’nin AB sürecine ilişkin olarak da, “Biz, kesinlikle tarafların, Türkiye’nin AB’ye üyeliği müzakerelerinde masada olan sorunları çalışarak çözümleyebilmelerini umuyoruz. Açıktır ki, konuların herkesin önünde olduğu resmi bir süreç var ve bunların tamamını üzerlerinde çalışarak çözebilmek, iki tarafa düşüyor” diye konuştu.

McCormack, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson’ın bazı açıklamalarının Türkiye’de tepkiye yol açtığının hatırlatılması üzerine de, “Bahsi geçen sözleri görmedim. Ross Wilson ile de bu konuda konuşmadım. Ancak kendisi, orada iyi bir görev yapıyor” dedi.

 

Fransa’nın kararına
tepkiler

Fransa Parlamentosu’nun Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa tasarısını kabul etmesine Türkiye’de çeşitli çevrelerden tepki geldi.

 

NTV

Güncelleme: 20:29 TSİ 12 Ekim 2006 Perşembe

 

İSTANBUL - Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, NTV’ye yaptıkları ilk açıklamada düzenlemenin ahlaka aykırı olduğunu, Fransa’da fikir özgürlüğünün ağır bir darbe yediğini belirtti.

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, tasarının kabulünün derin üzüntüyle karşılandığı ve Türkiye’de büyük hayal kırıklığı yarattığı kaydedildi. Tasarının Avrupa Sözleşmesi’nin ihlali anlamına geldiği belirtilirken, “Kendi tarihiyle hesaplaşmaya geldiğinde, yetkili ağızlardan, parlamentoların tarihi yeniden yazmak gibi bir görevlerinin bulunmadığını açıkça söyleyen bir ülkenin parlamentosunun başka devletlerin tarihi üzerinde hükümde bulunması ve cezai yaptırım yetkisini kendisinde görmesi ibret verici bir çelişkidir” denildi.

Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’ye ifade özgürlüğü konusunda ilave adımlar atması gerektiği yönünde telkinlerin yapıldığı bir dönemde, Fransa’da böyle bir yasa tasarısının gündeme gelmesinin de ayrı bir çifte standart olduğunu vurguladı. Yasa tasarısının Ermeni vatandaşlar dahil Türk milletinde derin bir infial yarattığına işaret edilen açıklamada, “Bu yasa tasarısıyla Fransa Türk halkı nezdinde sahip olduğu ayrıcalıklı konumunu ne yazık ki kaybetmektedir” ifadesi de yer aldı.

BABACAN: HAYAL KIRIKLIĞI VE ÜZÜNTÜ
Brüksel’de temaslarını sürdüren Devlet Bakanı Ali Babacan’sa, “Hayal kırıklığı ve üzüntü” duyduklarını söyledi. Fransız mallarını boykota yönelik bir soruya ise Babacan, “Hükümet olarak böyle bir şeyi teşvik etmiyoruz ancak Fransa’nın aldığı bu kararın hiçbir sonucu olmayacak da diyemem” şeklinde cevapladı.

ARINÇ: KARAR UTANÇ VERİCİ
Meclis başkanı Bülent Arınç, Fransa Parlamentosu’nun onayladığı soykırıma inkar yasasına sert tepki gösterdi. Kararı utanç verici olarak niteleyen Arınç, “Bu düşünce ve fikir özgürlüğüne vurulmuş bir darbedir” dedi.

TBMM Başkanı Bülent Arınç, yaptığı açıklamada Fransız parlamentosunun aldığı kararla ilgili olarak “Utanç verici bir karar, hasmane bir tutum. Bunu kabul etmek mümkün değil” dedi. 3. bir ülke hakkında ve tarihi ilgilendiren bir konuyla ilgili olarak parlamentoların karar almasının külliyen yalnış olduğunu ifade eden Arınç, “Böyle bir karar dünyada görülmedi. Düşünce ve fikir özgürlüğüne vurulmuş darbedir. Sadece iç politika hesapları ile bunu yapanlar utanç duymalı. üzülüyoruz, utanıyoruz, yine de yasanın senato tarafından engellenmesini ve kabul edilmemesini umuyoruz” dedi.

ÖYMEN: DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE DEMİR PERDE İNDİ
CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen, Fransa’da düşünce özgürlüğünün üzerine ‘demir perde’ indiğini söyledi.
Alınan bu karardan hem Fransa’nın hem de Ermenistan’ın kaybedeceğini belirten Öymen, “Tabii ki, bu karar Senato’ya gidecek. Ancak bu kararın Meclis’ten çıkması son derece üzüntü vericidir. Fransa üniformasıyla Adana ve Maraş’ta öldürülen Ermeniler’den söz edilmemiştir. Bu karardan hem Fransa hem Ermenistan kaybedecektir. Yüzyıllar boyu süren dostluk zarar görecektir” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Fransızlara gerekli tepkiyi vermesi gerektiğinin altını çizen Öymen, ekonomik, ticari ve askeri olarak tepki gösterilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

“Biz Türkiye’de 70 bin kaçak Ermeni işçiye müsamaha ediyoruz” diyen CHP Milletvekili Onur Öymen, hükümetin etkili olamadığını, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın, ‘soykırımı tanımadan Türkiye AB üyesi olamaz’ dediğinde Başbakan Erdoğan’ın hiçbir tepki göstermediğini belirtti.

DYP GENEL BAŞKANI AĞAR
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, “Fransa’nın sözde Ermeni soykırımı iddialarının reddini suç sayan yasayı kabul etmiş olmasını büyük bir infial ve derin bir esefle karşılıyor, şiddetle kınıyoruz” dedi.

Ağar, yaptığı yazılı açıklamada, Fransa Parlamentosunda bugün kabul edilen yasa teklifinin, “Fransa’nın her zeminde ve fırsatta savunuculuğunu yaptığı demokrasi, insan hakları ve ifade özgürlüğünü hiçe sayan bir karar” olduğunu belirterek bu kararı ile derin tarihi kökenleri olan Türkiye-Fransa ilişkilerine onarılması son derece güç ve Türk halkının belleğinde derin izler bırakacak bir darbe indirildiğini dile getirdi.

AK Parti Çorum Milletvekili Agah Kafkas, Türkiye-Fransa Parlamentolararası Dostluk Grubu üyeliğinden istifa etti. Kafkas, Fransa Meclisinin sözde Ermeni soykırımıyla ilgili aldığı kararın kabul edilemez olduğunu belirterek, “Türkiye büyük bir ülkedir. Fransa’nın demokrasi ve insan haklarını hiçe sayan, tarih tanımaz tavrını kınıyorum. Biz tarihimizden gurur duyan bir ülkeyiz. Fransa’nın bu tutumuna karşı gerekli cevabı parlamentomuz derhal vermelidir” diye konuştu.

TÜSİAD PARİS TEMSİLCİSİ SERAP ATAN
TÜSİAD Paris Temsilcisi Serap Atan da, Fransa demokrasisi açısından kötü bir karar alındığını söyledi. Atan, “Bundan sonra atılacak adımlarda, tepkilerde sağduyuyu hakim kılmak önemli. Diplomatik açıdan ilişkilerin gerginleşmesi normaldir. Bizim görüşlerimizi paylaşan Fransızlarla görüşerek yasanın senatoda reddini sağlamamız gerekir. Çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.

İktisadi Kalkınma Vakfı da (İKV), Fransa meclisinde sözde Ermeni soykırımının inkarını suç sayan teklifin kabul edilmesine karşılık, Fransa devletinin hatadan zamanında dönerek sorumlu ve sağduyulu davranacağı inancında olunduğunu bildirdi.

AB UZMANI CENGİZ AKTAR
AB Uzmanı Cengiz Aktar ise NTV yayınında verilecek tepkilerin fevri olmaması gerektiğini belirtti. Aktar, “Türkiye diplomatik açıdan sert bir tepki verecektir. Bunun ötesinde mümkün olduğu kadar fevri davranmamamız gerekiyor. Fransa’nın kararı anlamsız, yanlış ve ahmakça. Bu kararın arkasında duran insanlara baktığımızda bunların niyetlerini biliyoruz. Türkiye’yi AB’den, Avrupa’yla bütünleşmesinden soğutmak isteyen insanlar. Bizim onların bu hedefine destek olmamamız lazım. Bazı siyasetçilerin Türkiye’deki 70 bin Ermenistan vatandaşının sınırdışı edilmesi önerisi son derece yanlış. Türkiye’de binlerce kaçak çalışan var. Sorun Ermeniler değil burada. Böyle bir tepki doğru değil. Soğukkanlı davranmak gerekli” dedi.

DERVİŞ: YANLIŞA YANLIŞLA CEVAP VERİLMESİN
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Kemal Derviş, Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasa teklifinin Fransa Meclisi’nde kabul edilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirirken, bunu çifte standart olarak niteledi.

Yanlışa yanlışla cevap verilmemesi gerektiğini vurgulayan Derviş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Büyüklük bizde kalsın. Dünyanın her yanında dostlarımız var. Olgunluk içinde yabancı konuklarımıza her zamanki misafirperverlik içinde karşılayacağımızı biliyorum. Yanlışa yanlışla cevap vermeyelim.”

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonundan (TİSK) yapılan açıklamada, “1789 Devrimi ile dünyaya çağ atlatan Fransa’nın bugün içine düştüğü durumun üzüntü ve ibret verici” olduğu belirtildi.

TİSK’den yapılan yazılı açıklamada, Fransa’da sosyalist parti tarafından hazırlanan ve “sözde” Ermeni soykırımını inkar edenlere ceza verilmesini öngören yasa tasarısının, Fransız meclisinde kabul edilmesinin şaşkınlık ve üzüntüyle karşılandığı ifade edildi.

MESROB II: AŞIRILARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRECEK
Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Fransa Meclisinde sözde Ermeni soykırımının inkarının suç sayılmasına ilişkin yasa teklifinin kabul edilmesine ilişkin olarak, yasanın gerek Türk, gerekse Ermeni toplumlarındaki aşırı milliyetçi ve ırkçı grupların ekmeğine yağ süreceğini kaydetti.

Mesrob II, “Fransızlar diyaloğu sabote ettiler” başlığıyla yaptığı yazılı açıklamada, şöyle dedi: “Daha önce Avrupa Birliği’ne (AB) giriş sürecinde Türkiye’nin önüne çeşitli engeller çıkaran Fransızlar, şimdi de Türkiye ve Ermenistan arasında zaten çok kısıtlı olan diyaloğa ciddi bir darbe indirmiş oldular. Fransız parlamentosunun kabul ettiği bu yasayı kişisel ifade özgürlüğünü engelleyici bir yasa olduğu için anti-demokratik buluyorum. Bu yasa gerek Türk, gerekse Ermeni toplumlarındaki aşırı milliyetçi ve ırkçı grupların ekmeğine yağ sürecektir.”

 

Rumlardan Ankara'ya 'müzakere freni'


12 Ekim, 2006 21:11:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi, Ankara'nın, limanlarını ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açma zorunluluğunu yerine getirmedikçe, Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde frene basacaklarını bildirdi.

Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Pashardes, ''amacımız, en azından 8 kasıma dek Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde geriye kalan 34 başlıktan hiçbirini ele almamak'' dedi.
 
Rum sözcü, Yunanistan ile birlikte Brüksel'deki AB ülkeleri büyükelçilerine sanayi başlığında yapılacak müzakerelerin açılmayacağını bildirdiklerini söyledi.
 
AB Komisyonu'nun, 8 kasımda, Türkiye ile sürdürülen müzakereler konusunda bir ilerleme raporu yayınlaması bekleniyor.
 
Türkiye, Gümrük Birliği'nin Kıbrıs Rum yönetimi dahil AB'ye yeni katılan 10 üyeye de uyarlanması için Ankara Anlaşması'nın Ek Protokolü'nü 29 temmuzda imzalamıştı.
 
Ancak Türkiye, aynı zamanda bir de deklarasyon yayımlayarak, imzanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini ilan etmişti.

 

"Bu ödül Türkiye'ye de verildi"


13 Ekim, 2006 09:23:00 (TSİ) CNN TURK

2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak Nobel alan ilk Türk olan Orhan Pamuk, New York'ta düzenlediği basın toplantısında, ''bu ödül, yalnız bana değil, Türkiye'ye de verildi'' dedi.

Haberi New York'ta alan Orhan Pamuk, Columbia Üniversitesi'nde basına açıklama yaptı.
 
Toplantı, Türk basınının yanı sıra, uluslararası basın tarafından da ilgiyle izlendi.
 
Pamuk, açıklamasında, "bu ödül, yalnız bana verilmedi. Türkiye'ye, Türk kültürüne, Türkçeye verilmiş bir ödül olarak görüyorum. Türkiye de ilk Nobel'ini aldı, sadece bu yüzden bile çok mutluyum" dedi.
 
Pamuk, ödülü politik sebeplerle aldığı yönünde yorumların yapıldığının hatırlatılması üzerine, "bugün benim çok mutlu bir günüm. Siyasi konulara girmek istemiyorum" dedi.
 
Nobel Akademisi'nin açıklamasında, 'Pamuk'un yaşadığı kentin, melankolik ruhunu arayışında, kültürlerin çatışması ve birleşmesinde, yeni semboller bulduğu' ifade edildi.

Akademinin resmi internet sitesinde Türkçe yer alan resmi duyuruda Pamuk'un 'roman sanatında, kimliklerle ve çift kişiliklilik motifleriyle oynamasıyla ün kazandığı' vurgulandı.
 
Duyuruda, Orhan Pamuk'un kişisel biyografisinin yanı sıra eserleriyle ilgili ayrıntılı incelemeye de yer verildi.
 
Ödülünü 10 aralıkta alacak 
 
1 milyon 360 bin dolarlık para ödülünün de sahibi olan Pamuk, ödülünü 10 aralıkta İsveç Akademisi'nde düzenlenecek bir törenle alacak.
 
Pamuk'un beş kitabı ödülün sahibinin açıklanmasını izleyen saatlerde, www.amazon.com adlı internet sitesinde, en çok satan ilk 100 listesine girdi.
 
Bu arada Pamuk, 16 ekim pazartesi günü Minnesota Üniversitesi'nde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili bir konferans verecek.
 
Pamuk'un ödülü kazanmasıyla, 1988'de Mısırlı yazar Necib Mahfuz'a verilmesinden bu yana Nobel Edebiyat Ödülü ilk kez bir Müslüman ülkeye gidiyor.
 
Dış basında geniş yer buldu
 
Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması dış basında da geniş yer buldu.
 
Haberlerde Pamuk'un Türkiye'de çok okunan, tanınmış bir yazar olmasının yanı sıra 'Ermeni soykırımı' ile ilgili iddialara ve Kürt meselesine yaklaşımı sebebiyle Türkiye'de milliyetçi çevrelerin tepkisini çektiğinin altı çizildi.
 
Washington Times:
ABD'de yayımlanan Washington Times gazetesi, 'Nobel bile siyasetten kaçamadı' yorumunu yaptı.
 
Gazetenin yorum-haberinde, "bu post modern Türk romancısı, geçen yıl büyük şöhret kazandı, ancak eserlerinden çok, ülkesinde Türklüğe hakaret suçundanyargılanmasından dolayı" ifadesi kullanıldı.
 
Gazete, 54 yaşındaki Pamuk'un Nobel ödülünü kazanan en genç yazarlar arasında olduğunu kaydetti.
 
Los Angeles Times:
Gazete, Orhan Pamuk'un Nobel ödülü için seçilmesi konusunda, "kısa süre önce cezaevine girme tehlikesi altındayken, o zengin birmelankoli içeren romanlarıyla şimdi bir Nobel sahibi" ifadesini kullandı.
 
Gazete, "Pamuk'un sanatı geniş övgü görüyor, ancak birçoklarına göre siyasi eylemciliği, İsveç Kraliyet Akademisi'nin kararının arkasında yatıyor" yorumunu yaptı.
 
Los Angeles Times, Pamuk'a diğer Türk yazarlarından ve hükümetten kutlamaların yağdığını, milliyetçi çevrelerin ise tepki gösterdiğini yazdı.
 
BBC World:
İngiltere'nin tüm dünyaya haber yayını yapan televizyonu önce BBC World, Fransa Parlamentosu'nun 'Ermeni soykırımı'nın inkarına ceza getiren yasa teklifini kabul etmesini haberini verdi.
 
Sunucu hemen ardından, "ne ilginç bir tesadüf ki aynı gün, Türk yazar Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı" diye devam etti.
 
BBC World'ün haberinde, Orhan Pamuk'un Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili verdiği demeç dolayısıyla 301'inci maddeden yargılandığı, daha sonra davanın düştüğü hatırlatıldı.
 
BBC'nin İstanbul'daki muhabiri de, Pamuk'un ödülü almasının edebiyat çevrelerini memnun ettiğini, ancak bazı kesimlerde rahatsızlık yaratacağının kesin olduğunu söyledi.
 
BBC World, Pamuk'la daha önce yapılmış bir röportajın da yer aldığı, yazarın hayatını, edebiyata ve istanbula bakışının yansıtıldığı belgesel niteliğinde uzun bir haberi de ekranına taşıdı.
 
CNN International:
CNN International da, tüm haber bültenlerinde Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasına yer verdi.
 
Pamuk'la canlı yayında röportaj da yapan CNN International, yazarın çok iyi bilinen bir isim olduğunu kaydetti.
 
Kanal, Pamuk'un Türkiye'yi kastederek "bu topraklarda 1 milyon Ermeni ve 30 bin Kürt öldürüldü" dediği ve bunun Türkiye'de büyük tepki topladığına da yer verdi.
 
Euronews:
Benzer bir yayın da Euronews'dan geldi. Fransız Meclisi'nin kararıyla ilgili uzun bir haberin ardından, Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldığı haberi verildi.
 
Pamuk'un duruşma çıkışında protesto edildiği görüntüler Euoronews ekranında geniş yer buldu.
 
Kanada basını:
Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü alması ve Fransa Meclisi'nin 'Ermeni soykırımı'nın kabul edilmemesini suç sayan yasa teklifini kabul etmesi, Kanada basınında da geniş yer buldu.
 
Toronto Star gazetesi, haberi 'muhalif Türk yazar Nobel kazandı' başlığı ile verdi. Haberde, Pamuk ile 2005 yılında yapılan ve hakkında dava açılmasına sebep olan röportajdan bölümlere yer verildi.
 
National Post gazetesi de, 'Türk Yazar Nobel Edebiyat Ödülü kazandı' başlığı ile aynı haberi kullandı.
 
Öte yandan, Fransa Meclisi'nde 'Ermeni soykırımı'nın kabul edilmemesini suç sayan teklifin kabul edilmesi de Kanada basınında yer aldı.
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, ''Fransa bu ayıpla yaşayacak'' sözlerine yer veren Toronto Star, Toronto Sun ve National Post gazeteleri, ''yasa Türkleri kızdırdı'' değerlendirmesini yaptı.
 
Kanada'nın ulusal ve yerel televizyon kanalları Global TV, CTV, CBS, City TV, CH TV de haber bültenlerinde Orhan Pamuk'un Nobel ödülü alması ve Fransa Meclisi'nin kararına yer verdi.

 

RUSYA'YA GÖRE ÇELİŞKİ VAR

Rus Eko Moskova radyosu, Avrupa'da dün Fransa'nın 'Ermeni soykırımı'nı inkarı suç sayan yasayı kabulü ile İsveç'te Orhan Pamuk'a Nobel Edebiyat Ödülü verilmesinin birbiriyle çeliştiğini duyurdu. Eko Moskova'da bu sabah yayımlanan yorumda, Fransız Meclisi'nin dün kabul ettiği kararın düşünce özgürlüğüne karşı bir hareket olduğu belirtilerek, "öte yandan İsveç, Nobel Ödülü'nü Pamuk'a ülkenin çoğunluğundan farklı düşünceleri dile getirdiği için veriyor. Dolayısıyla bir yanda ifadeyi yasaklayan bir karar, diğer yandan düşünceyi ifadeye ödüllendirme" denildi.

 

Yorumda, "Orhan Pamuk, bir İsviçre gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye'de 1 buçuk milyon Ermeni ve 30 bin Kürdün öldürüldüğünü ve bu düşüncesinden dolayı kimsenin kendisini sevmediğini söyledi. Dolayısıyla Orhan Pamuk, Ermeni soykırımını kabul ederek bu konu hakkında değişik düşünce sergiliyor. Bir Avrupa ülkesi, insanları farklı düşünceleri yüzünden hapis cezasıyla korkuturken, diğer bir Avrupa ülkesi farklı düşüncesini ifade eden birini Nobel Edebiyat ödülüyle onurlandırıyor" ifadesi kullanıldı.

CNN TURK 13/10/06

 

Ermeni Patriği: Fransızlar diyaloğu sabote ettiler

A.A

Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Fransa Meclisinin sözde Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa teklifini kabul etmesiyle diyaloğu sabote ettiğini belirterek, “Bu yasa konusunda Türkiye Ermenileri olarak üzerimizde ciddi bir baskı hissetmekteyiz” dedi.

Mesrob II, bu nedenle İstanbul Valiliği'nden kilise ve azınlık okullarının güveninin sağlanmasını istediklerini bildirdi.
Yıllık tatil nedeniyle İstanbul dışında bulunan Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, yaptığı yazılı açıklamada, Fransızlar'ın daha önce AB'ye giriş sürecinde Türkiye'nin önüne çeşitli engeller çıkardığını ifade etti. Mesrob II, şunları kaydetti:

“Fransızlar, şimdi de Türkiye ve Ermenistan arasında zaten çok kısıtlı olan diyaloğa ciddi bir darbe indirmiş oldular.
Fransız Parlamentosunun kabul ettiği bu yasayı, kişisel ifade özgürlüğünü engelleyici bir yasa olduğu için anti-demokratik buluyorum. Bu yasa, gerek Türk gerekse Ermeni toplumlarındaki aşırı milliyetçi ve ırkçı grupların ekmeğine yağ sürecektir.

Türkiye Ermenileri olarak, gelişmeler dikkat ve kaygıyla izlerken, kamuoyunun özellikle bazı mensuplarının ne diaspora Ermenisi ne de Fransa Cumhuriyeti vatandaşı olmadığımız konusunda biraz daha duyarlı davranmalarını bekliyoruz. Bu yasa konusunda Türkiye Ermenileri olarak üzerimizde ciddi bir baskı hissetmekteyiz. Bu nedenle İstanbul Valiliği'nden kilise ve azınlık okullarının güveninin sağlanmasını diledik.”

HURRIYET 13/10/06

 

Fransa’ya radikal tepki geliyor

Uğur ERGAN - Turan YILMAZ/ANKARA

Fransa Meclisi’nin kabul ettiği yasaya Türkiye’nin vereceği cevabın çok sert ve radikal olacağı öğrenildi.

Bu sefer olayın 2001’deki gibi unutulmayacağını vurgulayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, TBMM’nin salı günü Fransa özel gündemiyle toplanacağını açıklarken, Fransa ile tüm ikilik temasların dondurulması, tüm ihalelerde Fransız şirketlere "kırmızı liste" uygulanması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bile tüm askeri ilişkilerini dondurması gündemde.

Başbakanlık da yasa teklifinin Fransız Ulusal Meclisi’nde kabul edilmesini esefle kınayarak, "Bundan sonra olacakları, Fransa’yı bu ayıpla yaşamak zorunda bırakan dar görüşlü bazı siyasetçiler düşünmelidir" dedi. Başbakanlığın resmi internet sitesinden dün akşam saatlerinde yapılan açıklamada, Fransa’da alınan kararın kara bir leke olduğu vurgulanarak şunlar kaydedildi.

Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Paul Poudade, ikili ilişkilerde zor birkaç hafta yaşanacağını, ancak kendisinin bunu düzeltmek için elinden geleni yapacağını söyledi. Poundade, NTV’ye verdiği demeçte, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın tepkisini "biraz acı, biraz üzgün, ancak ölçülü bir tepki" olarak değerlendirdi.

HURRIYET 13/10/06

Ailecek Türk vatandaşı olacağız

Ayşegül EKİNCİ/MARSİLYA

Türk vatandaşlığına geçmek için bir hafta önce başvuru yapan Fransız yazar Jean-Michel Thibaux, Marsilya yakınında şirin bir balıkçı kasabasındaki evinde Hürriyet’e konuştu.

Dün Fransa Ulusal Meclisi’ndeki oylamayı Hürriyet muhabiri ile birlikte televizyondan izleyen Thibaux zaman zaman öfkelendi, zaman zaman üzüldü. "Politikacılara, Ermeniler’e ve bu yasa tetklifine isyan ediyorum’ diyen 57 yaşındaki Fransız yazar, "Bu yasa tamamıyla politik oyun" dedi.

İlk olarak 1980 yılında Türkiye’ye giden ve bu ilk seyahati "Bir kadına nasıl aşık olursanız, ben Türkiye’ye öyle aşık oldum" diye tanımlayan yazar kendisi Türk vatandaşlığına geçtikten sonra, ailesinin diğer fertlerinin de Türk vatandaşı olacağını açıkladı. Eşi, Eliane ve oğlu Fabienne ve torununun da bu kararıyla gururlandığını belirten yazar şunları söyledi:

BİZLE ALAKASI YOK

"Siyasetçilere isyan ediyorum. Bizimle alakası olmayan, Fransa’yı ilgilendirmeyen bir probleme iştirak ediyoruz. Oysa bizim yapacağımız bizi ilgilendiren o kadar çok şey var ki, işte bu nedenle Türkiye’ye aşık olduğum için ve Türkleri savunmak için bir Fransız olarak Türk vatandaşlığına geçiyorum.’

HURRIYET 13/10/06

Ermenistan karardan memnun



Ermenistan, Fransa’da kabul edilen soykırımı inkar yasasını memnuniyetle karşıladığını açıkladı.

Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskaniyan, "Fransa Ulusal Meclisi’nin yasa teklifini onaylaması Fransın prensiplerinin devamıdır ve insan hakları, tarihi haklar ve değerlerin savunulmasıyla uyumludur" dedi.

HURRIYET 13/10/06

Müzakereye Atina freni

Türkiye'nin limanlarını Rum Kesimi'ne açmamasına tepki gösteren Atina, 'Sanayi Politikası' konulu müzakere başlığının kapatılmasını bloke etti. Yunanistan, bu tavrının 8 Kasım'a kadar süreceğini açıkladı. Rumlar da veto tehdidinde bulundu

TAKİ BERBERAKİS Atina


Atina, Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya'nın, üyelik müzakerelerinde "Sanayi Politikası" başlığının kapatılması girişimini, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin girişimiyle önceki gün bloke etti.
Yunan medyasına yansıyan haberlere göre, Atina'nın girişimi, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum Kesimi'ne açmamasına bir tepki amacı taşıyor. Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan, Türkiye'nin liman ve havalimanlarının İlerleme Raporu'nun 8 Kasım'da yayımlanmasından önce açılmasını istiyor.

Yunan Bakan devrede
Yunan gazetelerinde yayımlanan Brüksel kaynaklı haberlere göre Finlandiya, önemi küçük ve içeriğinde teknik güçlükler bulunmayan "Sanayi Politikası" adlı müzakere başlığının kapatılması konusunu, "jet onay" almak amacıyla önceki gün AB Daimi Temsilciler Konseyi'ne (COREPER) sundu.
Yunan temsilci Büyükelçi Vasilis Kaskarelis buna anında tepki göstererek, herhangi bir müzakere başlığının 8 Kasım öncesi ele alınmasına karşı olduklarını bildirdi. Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni de Fin mevkidaşı Erki Touomioya'yı arayarak, Atina'nın kesin olumsuz tutumunu iletti.
Bu gelişmenin ardından Finlandiya, Türkiye-AB arasındaki üyelik müzakereleri ile ilgili hiçbir başlığın 8 Kasım öncesi gündeme getirilemeyeceğini kabullendi.
Üyelik müzakerelerinde 34 başlık bulunuyor. Geçen yıl başlayan müzakerelerde şimdiye kadar sadece "bilim ve teknoloji" başlığı kapatıldı.
Atina'nın "vetosunun" ardından Kıbrıs Rum Yönetimi de Ankara limanlarını ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açma zorunluluğunu yerine getirmedikçe, Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde frene basacaklarını açıkladı.

Rumlardan tehdit
AFP'nın haberine göre, Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pashardes, "Amacımız, en azından 8 Kasım'a dek Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde geriye kalan 34 başlıktan hiçbirini ele almamak" dedi. Sözcü, Yunanistan ile birlikte Brüksel'deki AB ülkeleri büyükelçilerine sanayi başlığında yapılacak müzakerelerin açılmayacağını bildirdiklerini kaydetti.

MILLIYET 13/10/06

Erivan sevinçli


      Fransız Meclisi’nin yasa teklifini kabul etmesi Ermenistan'ın başkenti Erivan’da sevinç yarattı. Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan, "Bu karar, Fransa'nın insani ve tarihi haklarla değerlerin korunmasındaki ilkeli ve kararlı tutumunun doğal sonucudur" dedi. Yunanistan ise Türkiye'nin Fransa'ya karşı takındığı tavrı eleştirdi. Tehditkar açıklamaların AB'ye katılma yolunda olan bir ülkeye yakışmadığını söyleyen Yunan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos, "Geçmiş geleceğe engel olmamalı" dedi.

MILLIYET 13/10/06

 

Türkiye Ermenileri Patriği: Fransa diyaloğu sabote etti


     
Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Fransa Meclisinin sözde Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa teklifini kabul etmesiyle diyaloğu sabote ettiğini belirterek, "Bu yasa konusunda Türkiye Ermenileri olarak üzerimizde ciddi bir baskı hissetmekteyiz" dedi.
      Mesrob II, bu nedenle İstanbul Valiliği’nden kilise ve azınlık okullarının güveninin sağlanmasını istediklerini bildirdi.
      Yıllık tatil nedeniyle İstanbul dışında bulunan Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, yaptığı yazılı açıklamada, Fransızlar’ın daha önce AB’ye giriş sürecinde Türkiye’nin önüne çeşitli engeller çıkardığını ifade etti. Mesrob II, şunları kaydetti:
      "Fransızlar, şimdi de Türkiye ve Ermenistan arasında zaten çok kısıtlı olan diyaloğa ciddi bir darbe indirmiş oldular.
      Fransız Parlamentosunun kabul ettiği bu yasayı, kişisel ifade özgürlüğünü engelleyici bir yasa olduğu için anti-demokratik buluyorum. Bu yasa, gerek Türk gerekse Ermeni toplumlarındaki aşırı milliyetçi ve ırkçı grupların ekmeğine yağ sürecektir.
      Türkiye Ermenileri olarak, gelişmeler dikkat ve kaygıyla izlerken, kamuoyunun özellikle bazı mensuplarının ne diaspora Ermenisi ne de Fransa Cumhuriyeti vatandaşı olmadığımız konusunda biraz daha duyarlı davranmalarını bekliyoruz. Bu yasa konusunda Türkiye Ermenileri olarak üzerimizde ciddi bir baskı hissetmekteyiz. Bu nedenle İstanbul Valiliği’nden kilise ve azınlık okullarının güveninin sağlanmasını diledik."

MILLIYET 13/10/06

 

Fransız basını, "İnkar yasası"na karşı çıktı


     
Fransız basınında bugün çıkan haber ve yorumlarda, meclis genel kurulunun, sözde Ermeni soykırımının inkar edilmesinin suç sayılmasını öngören yasa teklifini dünkü oylamada kabul etmesine karşı çıkıldı.
      Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde ve Le Figaro’da dün çıkan başmakalelerden sonra sol eğilimli Liberation gazetesinin bugünkü başmakalesinde de yasa teklifinin "zararlı" olduğu vurgulandı.
      Başmakalede, daha önce "sömürgeciliğin olumlu yanlarının okullarda öğretilmesiyle" ilgili mecliste kabul edilen yasaya dikkat çekilerek, meclisin bir kez daha aydınların ve tarihçilerin görev alanını "ihlal ettiği" kaydedildi.
      Gazetede yer alan diğer bir haberde, Ermeni seçmenlerin baskısının dışında Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanların da bu yasa teklifini "kullandığı" yorumu yapıldı.
      Dünkü başmakalesinde yasa teklifine karşı çıkan Le Figaro gazetesi, bugün "Türkiye ve Fransa arasında açık kriz" başlığıyla dünkü oylamayı okuyucularına duyurdu.
      Yasa teklifini iki ülke arasındaki ilişkileri tahrik ettiği yorumunu yapan gazete, Türkiye’deki tepkilere de geniş yer verdi.
      Le Parisien gazetesi de "Milletvekillerin riskli oylaması" başlığıyla verdiği haberde, Fransa Dış Ticaret Bakanı Christine Lagarde’ın "Bu teklif bize pahalıya mal olacak" açıklamasyla Türkiye’deki tepkiler geniş olarak aktarıldı.

MILLIYET 13/10/06

 

Bu kararda bizim de sorumluluğumuz var...



Kendimi bildim bileli her yıl aynı filmi izleriz.

Mart aylarında Amerikan Kongresi ayaklanır.

Amerika'daki Ermeniler, soykırım iddialarının Amerikan Kongresi tarafından kabul edilmesi için kampanya açarlar. Bu kampanyalar seçim dönemlerinde çok daha şiddetlenir. Tabii Ankara ayaklanır ve Dışişleri Bakanlığı ile Beyaz Saray üzerinde baskı yapılır. Türkiye'nin stratejik açıdan ne kadar önemli bir ülke olduğu anlatılır. Eğer böyle bir tasarı çıkarsa ilişkilerin nasıl bozulacağı üzerinde durulur. Heyetler gönderilir, basın açıklamaları yapılır ve son dakikada bir gol yemekten kurtulunur.

Bütün bu kavga sırasında da, Türkiye Ermeni diasporasına ateş püskürür. Asıl katliamın Ermeniler tarafından gerçekleştirildiği söylenir. Bazı siyah beyaz filmler de "delil" olarak gösterilir. Özel sektör ve devlet bürokrasisi, bundan böyle nasıl bir kampanya açacağını anlatır. Cek'ler ve cak'lar dolu konuşmalar yapılır.

Sonra…Her şey unutulur. Bir yıl sonraki yeni bir Ermeni saldırısına kadar, kimse bu konuyu gündemine almaz…

Hemen hemen aynı senaryo, ancak zamanlaması farklı şekilde Fransa'da da tekrarlanır.

Fransa'daki Ermeni diasporası hem daha güçlü, hem de Fransız politikacılarının zayıf noktalarını iyi bildiklerinden dolayı, daha farklı davranırlar. Orada damardan girerler. Nitekim, Fransız Parlamentosu'na soykırımın Fransa tarafından kabul edildiği kararını (2001) çıkarttırdılar. Şimdi de, soykırımın reddedilmesine ceza getiriyorlar.

Ermeni diasporası bu başarısından dolayı herhalde çok memnundur. Ancak unuttukları bir nokta var, o da Ermenistan'ın kaybettiğidir. Zira bundan böyle, Ermenistan'ın Türkiye ile bir diyalog kurabilmesi söz konusu edilemeyecek. Sınırların açılması tartışılamayacak.

Peki bizler ne yapacağız ?

Hiiç, bir süre sonra bizler de unutacağız.

Göreceksiniz, bu sıralarda edilen cek'li cak'lı sözlerden hiçbirinin arkası getirilmeyecek. Ne doğru dürüst bir çalışma, ne yeni bir yaklaşım, ne de yeni bir politika yapılacak.

Ermeniler ise, unutmayacaklar.

Türkiye'nin tepesindeki Demokles'in kılıcını sallamayı sürdürecekler.

Bugün parlamentodan geçen tasarı, yarın veya birkaç yıl sonra senatodan geçecek. Ardından da Fransız Devlet Başkanı tarafından onaylanacak. İşte bütün bu süreç boyunca, yine aynı filmi izleyeceğiz.

Ben bunu Ermeniler'in başarısından çok, bizlerin başarısızlığı olarak görüyorum. Eğer siz doğru bildiğinize sahip çıkmazsanız, birileri ortaya çıkar ve size istemeseniz dahi bazı şeyleri zorla kabul ettirir.

Suçu ve sorumluluğu başkalarında aramayalım.

Asıl sorumlu bizleriz…

* * *

AVRUPA, FRANSA'YA KARŞI İYİ SINAV VERİYOR…


Fransız Parlamentosu'ndaki tartışmalar sırasında birçok göz Avrupa Birliği'ne dönmüştü. Avrupa Birliği'nin bu olaya nasıl bir tepki vereceği merak ediliyordu.

Acaba AB sessiz mi kalacak ?

Avrupa Komisyonu ne diyecek ?

İlk ses Olli Rehn'den geldi.

Hemen ardından, Avrupa Komisyonu Başkanı Barosso konuştu.

Her ikisi de, Fransa'daki gelişmelere doğru teşhisler kurdular.

Her ikisi de Fransa'da yaşananların, Türkiye-Avrupa ilişkilerine ne oranda ters yansıyacağını anlattılar.

AB-Türkiye Parlamenter Komitesi Eşbaşkanı Lagendijk ve Türkiye raportörü Camile Eurlings de karşı çıktılar..

Bu seslerin yükselmesi çok önemliydi. Eğer böyle bir süreçte Türkiye yalnız başına bırakılmış olsaydı, bu ülkede Avrupa'ya inanmayanlar haklı çıkacaklardı. Oysa bu defa Türkiye, hem de AB üyesi olan Fransa gibi dev bir ülkeye karşı savunuldu.

Bu işlevi Avrupa Komisyonu'nun yüklenmesi de son derece dikkat çekicidir. Bu köşeyi izleyenler bilirler, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye destek veren bir kurum olduğunu söyleyip dururuz.

Son günlerde kimin gerçek dost olduğu daha iyi anlaşıldı..

* * *

BU YASA KİME NE KAYBETTİRECEK?


Ermeniler'le ilgili yasa uygulamaya sokulursa, bundan kim ne kazanacak ve ne kaybedecek?

• Tek kazançlı, Ermeni diasporası olacak. Bu şekilde, Fransız örneğini gösterip, diğer Avrupa ülkelerini ve bir süre sonra da Amerika'yı, aynı yönde bir karar almaya zorlayacaklar. Fransız Parlamentosu'nun kararı bir sembol olacak. Bütün dünyaya, soykırımın gerçek olduğunu daha yüksek sesle söyleyecekler.
• En zarara uğrayacak ülke, Fransa olacak. Fransa'nın Türkiye üzerinde hiçbir ciddi etkinliği kalmayacak. Siyasi ilişkiler büyük olasılıkla dondurulacak. Aynı şekilde, Fransız ekonomik çıkarları da zedelenecek. Fransız firmalarına verilebilecek birçok ihale başka ülkelere gidecek.
• En fazla zarara ERMENİSTAN Cumhuriyeti uğrayacak.
a. Bundan böyle Türk kamuoyunun soykırım konusunda tutumu daha da katılaşacak ve eğer bir uzlaşı formülü aranıyor ise bu imkansızlaşacak.
b. Türk-Ermenistan sınırının açılması uzunca bir süre için daha da imkansızlaşacak.
c. Türkiye'ye ile Ermenistan arasında bir diyalog kurulması askıda kalacak.
• Türkiye de zarar görecek. Özellikle Avrupa Birliği'ne ilişkin konularda Fransa -Türkiye'den kaynaklanacak olan tepkilere göre- olumsuz tutum takınacak. Fransız turistleri, gelecek yıl bir olasılıkla, Türkiye yerine başka ülkeleri tercih edebilecekler.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 13/10/06

 

Kıbrıs'ın AB sürecine bağlanması çok riskli

Brüksel'de temaslarını tamlayan Cumhurbaşkanı Talat, adaya dönüşü öncesinde İstanbul'da basın toplantısı düzenleyerek temasları hakkında bilgi verdi:

Kıbrıs'ın AB sürecine bağlanması çok riskli

AB'DE LİMANLARIN AÇILMASI KONUSUNDA GÖRÜŞ BİRLİĞİ VAR... Brüksel'deki temaslarını tamamlayarak İstanbul'a giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, düzenlediği basın toplantısında temaslarını değerlendirdi. Türkiye'nin AB sürecinin doğrudan doğruya Kıbrıs meselesine ve özellikle Kıbrıs Rum tarafının isteklerine bağlanmasını, AB açısından, hem AB'nin büyüklüğü ve gücü bakımından, hem de AB'nin geleceği bakımından son derece riskli gördüklerini söyleyen Talat, temaslarında en dikkat çeken hususun, Türkiye'nin AB sürecinde limanlarını Kıbrıs Rum tarafına açması konusunda AB kurumlarında hemen hemen bir görüş birliği bulunması olduğunu ifade etti.

TÜRKİYE'Yİ BASKI ALTINA ALMA EĞİLİMİ VAR... Talat, bunun bir yasal zorunluluk olduğu konusunda, Türkiye'nin baskı altına alınması eğiliminin AB kurumlarında mevcut olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Ancak bunun doğru bir yaklaşım olduğu inancında olmadığımı tüm görüştüğüm kişilere aktardım. Çünkü Türkiye'nin Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına havaalanlarını ve deniz limanlarını kapatmasının nedeni, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri izole etmesi çabalarıdır. Bunun sona ermesine bağlı olarak da Türkiye herhangi bir kısıtlama yapmayacağını tüm dünyaya ilan etmiştir."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Türkiye'nin AB sürecinin doğrudan doğruya Kıbrıs meselesine ve özellikle Kıbrıs Rum tarafının isteklerine bağlamasını, AB açısından, hem AB'nin büyüklüğü ve gücü bakımından, hem de AB'nin geleceği bakımından son derece riskli görüyoruz" dedi.

Brüksel'deki temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İstanbul'a gitti.

Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde düzenlediği basın toplantısında temaslarını değerlendiren Talat, ziyaretinin önemli bir dönemeçte gerçekleştiğini söyledi.

Talat, son günlerde yaşanan iki önemli gelişme olduğunu, bunlardan birinin Türkiye'nin AB sürecinde herhangi bir sıkıntıyla karşılaşmaması için Finlandiya'nın yaptığı girişim, ikincisinin de Finlandiya'nın yaptığı girişimin Kıbrıslı Türkler boyutu olduğunu kaydetti.

Brüksel'de en üst düzeyde görüşmeler gerçekleştirdiğini kaydeden Talat, en dikkat çeken hususun, Türkiye'nin AB sürecinde limanlarını Kıbrıs Rum tarafına açması konusunda AB kurumlarında hemen hemen bir görüş birliği bulunması olduğunu ifade etti.

Talat, bunun bir yasal zorunluluk olduğu konusunda, Türkiye'nin baskı altına alınması eğiliminin AB kurumlarında mevcut olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Ancak bunun doğru bir yaklaşım olduğu inancında olmadığımı tüm görüştüğüm kişilere aktardım. Çünkü Türkiye'nin Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına havaalanlarını ve deniz limanlarını kapatmasının nedeni, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri izole etmesi çabalarıdır. Bunun sona ermesine bağlı olarak da Türkiye herhangi bir kısıtlama yapmayacağını tüm dünyaya ilan etmiştir. Türkiye'nin AB sürecinin doğrudan doğruya Kıbrıs meselesine ve özellikle Kıbrıs Rum tarafının isteklerine bağlanmasını, AB açısından, hem AB'nin büyüklüğü ve gücü bakımından, hem de AB'nin geleceği bakımından son derece riskli görüyoruz.

Kıbrıs'ın farklı bir konumda olduğu, Kıbrıs'ta bir sorun olduğu, Kıbrıs'ın bölünmüş olduğu ve bu bölünmüşlüğün Kıbrıslı Türkler nedeniyle değil Kıbrıslı Rumlar nedeniyle devam ettiği gerçeğinin unutulmaması gerekir. Kıbrıs normal bir devlet değildir. Türkiye'den bütün Kıbrıs'ı temsil eden Kıbrıs Rum tarafına normal bir devlet muamelesi yapmasını beklemek son derece yanlıştır diye düşünüyoruz."

"İzolasyonların kaldırılmasını bekliyoruz"

Kıbrıslı Türkler olarak AB'nin taahhüt ettiği izolasyonların kaldırılmasını beklediklerini kaydeden Talat, "İzolasyonun kaldırılmasına, Kıbrıslı Türklerin Ada'nın birleştirilmesi için oy vermesi nedeniyle söz verildiğini unutmadık. Bunun için Kıbrıs Rum tarafına bir şey vermemiz gerektiğini kabul etmiyoruz. Bizim izolasyonlarımızın kaldırılmasını bir pazarlık konusu olarak görmüyoruz. Al-ver sürecinin bir parçası olarak görmüyoruz" diye konuştu.

Bu tür temasların süreklilik göstermesi gerektiğini anlatan Talat, AB merkezinde birçok çevrede ciddi bilgi eksikliği gördüklerini söyledi.

Örneğin Ankara Protokolü'nün Türkiye'nin limanlarını açmasının yasal bir zorunluluğunu da getirdiği inancının hemen hemen bütün kesimlerde olduğunu ifade eden Talat, "Böyle bir şey yoktur. Türkiye, malların serbest dolaşımını sağlayacağını taahhüt etmiştir. Malların serbest dolaşımıyla taşımacılığın tamamen serbest olması arasında ciddi fark vardır" dedi.

Talat, "İzolasyonların kaldırılması konusunda AB Rum vetosunu nasıl aşmayı düşünüyor?"şeklindeki bir soru üzerine de "Düşündükleri bir şey yok. Onlara göre Türkiye limanlarını açacak. Kıbrıs Cumhuriyeti izin verdiği zaman bizim izolasyonlar da kalkacak" yanıtını verdi.

Türkiye'nin AB sürecinde yaşayacağı sıkıntının sadece Türkiye'nin değil AB'nin de zararına olacağını vurgulayan Talat, "'Kıbrıs Cumhuriyeti gibi yarım bir devlet, yasal olmayan bir devlet, meşru olmayan bir yönetim AB'nin Türkiye ile olan ilişkilerini zehirlemeye devam etmemelidir" şeklinde konuştu.

"Finlandiya'nın önerileri, Papadopulos'un 2004 yılında yaptığı önerilerdir"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya'nın önerilerinin Papadopulos'un 2004 yılında yaptığı önerilerden alınmış ve esinlenmiş öneriler olduğunu söyledi.

Talat, Fransa Ulusal Meclisi'nin sözde Ermeni soykırımını inkâr etmeyi suç sayan yasa teklifini kabul etmesiyle ilgili olarak ise, "Böyle bir yasanın geçebilmesi kabul edilebilir, inanılabilir bir şey değildir" dedi.

Brüksel'deki temaslarını tamamlayarak İstanbul'a gelen Cumhurbaşkanı Talat, düzenlediği basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

"Finlandiya'nın önerisi izolasyonların kaldırılması konusunda ne gibi yenilikler getiriyor?" şeklindeki bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya'nın önerilerinin Papadopulos'un 2004 yılında yaptığı önerilerden alınmış ve esinlenmiş öneriler olduğunu söyledi.

"Önerilerde Kıbrıslı Türklere ve Türkiye'ye verilen bir şey yok"

Önerilerde Kıbrıslı Türkler'e ve Türkiye'ye verilen hiçbir şey olmadığını kaydeden Talat, şöyle dedi:

"Limanlardan yapılan ihracat için bile limanın AB yönetimine verilmesi öngörülüyor. Bazıları da BM diye öneriyor. Biz kendi limanımızı çalıştırmaktan aciz değiliz. Savaş ortamında yaşayan ülkeler gibi biz, limanlarımızı ve havaalanlarımızı ne BM ne de AB'ye devrederiz. Bunu böyle bilmek lâzım."

Fransa meclisinin kararı

Cumhurbaşkanı Talat, Fransa meclisinde kabul edilen sözde Ermeni soykırımının inkârını suç sayan yasa teklifiyle ilgili olarak da Fransız meclisinden çok tuhaf bir yasanın geçtiğini belirterek, "Bu Fransa'nın özellikle sözde fikir özgürlüğü konusunda şampiyonluk iddia ettiği bir zamanda olabilecek, kabul edilebilecek, düşünülebilecek bir hareket, inanılır bir karar değil" diye konuştu.

Fransa'nın, sözde Ermeni soykırımını bu şekilde bütün dünyaya kanıtlayacaklarını, kabul ettireceklerini düşünerek hareket ettiğini ifade eden Talat, üstelik bunun fikir ve söz özgürlüğünün yasaklanarak yapıldığını söyledi.

Avrupa'da böyle bir şeyin düşünülmesinin ve böyle bir yasanın geçebilmesinin kabul edilebilir, inanılabilir bir şey olmadığını kaydeden Talat, "Sanıyorum sağduyu sonuçta galip gelecek. Böyle demokrasi dışı tavırlar mahkûm olacaktır, bütün Avrupa'da ve bütün dünyada" diye konuştu.

"Günün sevindirici haberi"

Yazar Orhan Pamuk'un Nobel 2006 Edebiyat Ödülü'ne değer görülmesini "günün sevindirici haberi" olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Talat, "Orhan Pamuk'u, Türk edebiyat dünyasını ve tüm Türkiye'yi bu büyük başarıdan dolayı içtenlikle kutluyorum" dedi

KIBRIS 13/10/06

 

Cumhurbaskani Talat, Brüksel Temaslarini Tamamlayarak Yurda Dündü “Adres Burasi... Ab Yetkilileri Dogrudan Olmasa Da Finlandiya’nin Baslangiçta Hatali Davrandigini Kabul Etti”
“Kibris Türk Halkiyla Ilgili Karari Verecek Olan Kibrisli Türk Yetkililerdir”
“Dörtlü Zirve Önermedim, Ama Yararli Olacaksa Açigim”


Lefkosa, 13 Ekim 06 (T.A.K.):-Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Brüksel’de görüstügü Avrupa Birligi (AB) üst düzey yetkililerinin, Kibrisli Türkler üzerindeki izolasyonlarin kaldirilmasi konusunun ciddi biçimde çözüme kavusturulmasi isteniyorsa, adresin Kibris Türk tarafi oldugunu bildiklerini ve buna inandiklarini ifade ettiklerini söyledi.
Cumhurbaskani Talat, AB Dönem Baskani Finlandiya’nin ortaya attigi önerilerde baslangiçta hatali davrandiginin dogrudan ifade edilmese de AB yetkililerince kabul edildigini belirterek, yanlis baslayan bir isin bir anlamda düzeltildigini, bundan sonra bunun disina çikilmamasini umdugunu kaydetti. Talat, “Umarim anlarlar ki Kibris Türk halkiyla ilgili karari verecek olan Kibrisli Türk yetkililerdir” dedi.
Brüksel’deki temaslari sirasinda Kibris konusunda Kibris Türk ve Rum taraflariyla Türkiye ve Yunanistan’in katilacagi dörtlü bir zirve önerisi yapmadigini ifade eden Cumhurbaskani Talat, eger sonuç alici olacaksa böyle bir zirveye, toplantiya olumlu baktiklarini bildirdi.
Cumhurbaskani Talat, AB üst düzey yetkilileriyle görüsmeler yapmak üzere 9 Ekim Pazartesi günü gittigi Brüksel’den dün gece saat 22.00’de THY uçagiyla yurda döndü. Özel Kalem Müdürü Asim Akansoy’un eslik ettigi Cumhurbaskani Talat’i Ercan Havalimani’nda Cumhuriyet Meclisi Baskani Fatma Ekenoglu ve Güvenlik Kuvvetleri Komutani Tümgeneral Mehmet Eröz karsiladi.
Talat, Ercan’da basina yaptigi açiklamada, özellikle son zamanlarda Kibris sorununu da içeren birçok konunun, özellikle Türkiye’nin AB süreci ve Kibris’la iliskisi baglaminda ele alinip tartisildigina isaret ederek, bu nedenle AB’nin merkezine ziyaret yaparak yetkililere görüslerini aktardigini, bu görüsmeleri AB yetkililerinin de istedigini söyledi.
Brüksel ziyaretinin çok yararli oldugunu düsündügünü kaydeden Cumhurbaskani Talat, “Bu ziyarette görüslerimizi uzun bir aradan sonra en üst düzeyde, Cumhurbaskani düzeyinde AB’nin en üstteki kurumlarina aktarma firsati bulduk, onlarin görüslerini aldik” dedi.
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, bugünlerde Türkiye’nin AB sürecinde herhangi bir sorun olmamasi, tren kazasi olmamasi için özel bir gayret gösterildigini belirterek, bu baglamda Finlandiya’nin ortaya koydugu görüslerle Kuzey Kibris’a yönelik kisitlamalarin da kaldirilacagi varsayimiyla bir öneri paketinin gündeme getirildigini hatirlatti.
Kibrisli Türklerin izolasyonunun kaldirilmasinin Kibris Rum tarafina bir sey vererek karsilanmasi gerekmedigini ifade ettiklerini yineleyen Cumhurbaskani Talat, izolasyonlarin Kibrisli Türklerin çözüm yanlisi tutumu nedeniyle hem AB’nin hem de bütün dünyanin, BM’nin verdigi bir söz, bir güvence oldugunu hatirlatti.
Talat, “Bu nedenle Finlandiya önerilerinin aslinda Papadopulos’un Eylül 2004’te AB’ye önerdigi görüslerin bir benzeri oldugu, bundan dolayi da bizim açimizdan son derece haksiz hususlar içerdigi anlatilmistir. Bunlar AB’ye de aktarildi, en üst düzeyde görüsmelerimiz oldu” diye konustu.
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin AB sürecinin Kibrisli Türklerin izolasyonunun kaldirilmasiyla iliskilendirilmesinin siyasi bir karar oldugunu da ifade ederek, bunun Türkiye’nin önerdigi eylem plani çerçevesinde benimsenecegini ve o eylem planina destek verdiklerini açikça ortaya koyduklarini bildirdi.
“Kibrisli Türklerin izolasyonunun kaldirilmasi, Kibris sorununun çözümüne yönelik takinilan tavir çerçevesinde ele alinmali ve Türkiye’nin AB süreciyle iliskilendirilmemelidir” konusundaki görüslerini de ortaya koyduklarini kaydeden Talat, söyle devam etti:
“AB yetkilileri, temaslarimizin sürekli olmasini istedi; bundan sonra da konulari sürekli görüsmemizin yararli olacagini vurguladilar. Biz de tabi ki ayni kanaatteyiz ve öyle inaniyoruz ki bundan sonra Türkiye’nin AB sürecinde yasayacagi sikintilari Kibrisli Türklerin izolasyonunun kaldirilmasiyla iliskilendirirken, bunun ancak bölgedeki bütün kisitlamalarin kaldirilmasi biçiminde olabilecegini ve olmasi gerektigini daha iyi anlatmis olduk. Daha iyi anlasilmis olacagini düsünüyoruz. Bu iliskileri, temaslari bundan sonra da sürdürecegiz.”
Cumhurbaskani Talat, bundan sonra atilacak adimin, yapilacak girisimin ne olacagi yönündeki soruya karsilik, Finlandiya’nin görüslerinin bir öneri haline gelip gelmeyecegini bilmedigini, eger öneri haline gelecekse Ercan’in konumunun da yer alacagi bir önerinin kendileri açisindan görüsülebilir oldugunu belirttiklerine göre mutlaka bunun da dikkate alinmasi gerektigini söyledi.
Talat, söyle konustu:
“Kibris Türk tarafi açisindan kabul edilebilir bir önerinin ortaya çikmasi için Kibrisli Türklerin izolasyonuna son vermenin, Kibris Rum tarafina bir sey vererek saglanmamasi gerektiginin anlasilmasi gerekiyor. Bu görüslerimizi ortaya koyduk. Bundan sonra Dönem Baskani Finlandiya ve AB’yle konusmalarimiz, degerlendirmelerimiz devam edecek. Bundan sonraki adimin ne olacagini belirleyecek olan biz degiliz. Dogaldir ki önerinin sahipleri bunu belirleyecek, yani Finlandiya veya AB belirleyecek. O yüzden ben bundan sonra ne olacagini bilemiyorum. Ama biz gayet açik ve net bütün esnekligimizle hiçbir öneriyi reddetmeyerek, her seyi görüserek çalismalarimizi sürdürecegiz.”
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, AB Dönem Baskani Finlandiya veya diger AB ülkelerine ziyaretinin söz konusu olup olmadigi sorusunu yanitlarken, bir davet almadigini, ancak bir davet olursa degerlendirecegini söyledi. Finlandiya’yla bir görüsme gerekebilecegini, ancak yerini su anda bilemeyecegini kaydeden Cumhurbaskani Talat, müzakere eger ilerletilecekse konunun muhatabinin KKTC yetkilileri oldugunu vurguladi.
“Eger izolasyonlarin kaldirilmasi konusu ciddi sekilde çözüme kavusturulmak isteniyorsa adres burasidir, bunun anlasildigini düsünüyorum” diyen Cumhurbaskani Talat, görüstükleri AB yetkililerinin de bunu bildiklerini ve buna inandiklarini ifade ettigini kaydetti.
Talat, böylece dogrudan ifade etmeseler de AB yetkililerinin Finlandiya’nin baslangiçta hatali davrandigini kabul etmis oldugunu belirterek, Finlandiya’nin en basta sadece Türkiye ve Kibris Rum tarafiyla görüserek sonuca gitmeyi hesapladigini, bunu düsünüp uyguladigini, ancak kendilerinin müdahalesi üzerine kendileriyle de görüsme ihtiyaci hissettigini ve o andan itibaren görüsmelerinin sürdügünü anlatti.
Cumhurbaskani Talat, yanlis baslayan bir isin bir anlamda düzeltildigini ifade ederek, bundan sonra bu çerçevenin disina çikilmamasi umudunu dile getirdi; “Anlarlar ki Kibris Türk halkiyla ilgili karari verecek olan Kibrisli Türk yetkililerdir” dedi.
Talat, dörtlü bir toplanti önerisinde bulunup bulunmadiginin sorulmasi üzerine, Kibris Türk ve Rum tarafiyla Türkiye ve Yunanistan soruna taraf olduguna isaret ederek, “Dolayisiyla eger sonuç alici bir müzakereye ihtiyaç dogarsa dörtlü bir toplanti tabi ki sonuç getirici ve yararli olur, ama AB yetkililerine dogrudan dogruya böyle bir öneri yapmadim” ifadelerini kullandi.

Dörtlü bir zirveye, toplantiya açik olduklarini belirten Cumhurbaskani Talat, böyle bir yaklasimi desteklediklerini söyledi.

Lillikas: Geri adım atmayacağız

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas, Türkiye’nin ‘uzlaşmazlığını’ sürdürmesi durumunda veto kullanmaya hazır olduklarını yineledi ve “Tek başımıza kalsak bile Türkiye karşısında geri adım atmayacağız” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 17:50 TSİ 14 Ekim 2006 Cumartesi

ATİNA/BERLİN - Yunan To Vima gazetesine konuşan Lillikas, Türkiye’nin limanlarını açmaması halinde Güney Kıbrıs’ın, Türkiye’nin AB sürecinde bir daha yeşil ışık yakmayacağını belirtti.

Bu mücadelede tek başına olmadıklarını ima eden Rum Bakan, Türkiye’nin müzakerelere başlamasına daha önce belirli koşullarla iki kez onay verdiklerini söyledi ve “Üçüncü kez geri adım atmamız, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmeksizin müzakerelere başlamasına onay vermemiz söz konusu değildir” dedi.

Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi Genel Başkanı Edmund Stoiber de, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanımamayı sürdürmesi halinde müzakerelerin dondurulmasını istedi.

Chirac: Yasalaşmaması için çalışacağım

Başbakan Erdoğan’ı telefonla arayan Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, soykırım iddialarının inkarını suç sayan teklifin Fransız Parlamentosu’nda kabul edilmesinden dolayı çok üzgün olduğunu belirterek “Yasalaşmaması için elimden geleni yapacağım” dedi.

 

AA

Güncelleme: 19:27 TSİ 14 Ekim 2006 Cumartesi

ANKARA - Edinilen bilgiye göre, Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac, bugün sabah saatlerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla aradı. “Fransız Ulusal Meclisinin girişimi beni çok üzdü” diye sözlerine başlayan Chirac’ın, bu konunun Fransa’da yaklaşan genel seçimlerle ilgili bir gelişme olduğunu belirttiği öğrenildi.

Fransa’daki Ermeni vatandaşların oylarının bu gelişmede etkili olduğuna işaret eden Chirac’ın, Fransa ile Türkiye arasındaki iyi ilişkilerde bir değişikliğin asla söz konusu olmadığını ifade ettiği kaydedildi. Chirac’ın yine de böyle bir girişimin yapılmasından dolayı çok üzüldüğünü ifade ettiği bildirildi.

Başbakan Erdoğan’ın da hükümetteki ve Türk kamuoyundaki infiali Fransa Cumhurbaşkanı’na bir kez daha ileterek, zamanında bu girişimin önlenmesi için gerekli girişimlerde bulunduğunu hatırlattığı öğrenildi.

‘AB İLE MÜZAKERELER ETKİLENMEZ’
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın Ermenistan’a yaptığı ziyaret sırasında Ermeni soykırımı iddaları ile ilgili söylediklerinin de Türk kamuoyunda tepkiyle karşılandığını belirten Başbakan Erdoğan’ın, Chirac’ın özellikle Türkiye’nin AB üyeliğiyle asılsız iddialar arasında bağlantı kuran sözlerini eleştirdiği ifade edildi. Erdoğan’ın, “Bu yaklaşımınızı benimsememiz mümkün değildir” dediği kaydedildi.

Jacques Chirac’ın Fransız parlamentosundaki gelişmenin Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan müzakareleri açısından hiçbir şeyi etkilemeyeceğini söylediği belirtildi.

Başbakan Erdoğan’a, “Duygularınızı tamamen anlıyor, üstelik paylaşıyorum” diyen Chirac’ın hükümetinin AB sürecini etkilememesi için elinden gelen herşeyi yapacağını vurguladığı belirtildi.

Chirac’ın açık konuştuğu için Başbakan Erdoğan’a teşekkür ettiği ve görüşlerine saygı duyduğunu söylediği de ifade edildi.

ERDOĞAN: İLİŞKİLERİMİZİ SİYASETE KURBAN ETMEMELİYİZ
Başbakan Erdoğan’ın görüşmede Chirac’a Türkiye’de genel seçimlerin yaklaştığını hatırlatarak, “İkili ilişkilerimizi asla siyasete kurban etmemeliyiz” dediği öğrenildi. Fransa’daki yasa teklifinin Fransa anayasasındaki ifade özgürlüğü ilkelerine de aykırı olduğunu belirten Başbakan Erdoğan’ın, bu girişimin Türk halkına mantıklı ve makul gerekçelerle izahının mümkün olmadığını dile getirdiği kaydedildi.

Erdoğan’ın ayrıca, “Bu bizim Ermenistan’la aramızdaki sorun. Tarihçilerin yapması gereken araştırmaların siyaset konusu yapılması bizi ayrıca üzmüştür” dediği ifade edildi.

Başbakan Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’tan Meclis’ten geçen teklifin yasalaşmasını engellemesini istediği öğrenilirken, “Bu aramızdaki ilişkilerin daha fazla yara almamasını sağlamak açısından önemli” dediği kaydedildi.

CHIRAC: ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM
Chriac’ın da bu anlayışı paylaştığını belirterek, bu konuda elinden geleni yapacağını söylediği bildirildi.

Chirac’ın seçimlere gidilen hassas siyasi ortamda Türk-Fransız ilişkilerinin zarar görmemesi için elinden gelen herşeyi yapacağını vurguladığı ve Başbakan Erdoğan’a bir kez daha, “Duygularınızı ve tepkilerinizi gayet iyi anlıyorum” dediği öğrenildi.

 

Soykırım anıtı çalındı

Fransa’da Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifini kabul edilmesinin ardından, Paris yakınlarında Ermeni soykırımı anısına dikilmiş anıt çalındı. Anıtın, kim ya da kimler tarafından hangi amaçla çalındığı henüz bilinmiyor.

 

NTV

Güncelleme: 09:09 ET 14 Ekim 2006 Cumartesi

PARİS - Yerel yetkililer, 2002 yılında soykırım iddialarına ithafen Chaville kasabasında dikilen bronz heykelin, dün gece ile bu sabaha karşı arasındaki zaman diliminde çalındığını duyurdu. Polis, metal değeri yüzünden bronz anıtın çalınmış olabileceği ihtimalini gözardı etmiyor.

Chaville banliyösü, Ermeni asıllı nüfusun yoğun olarak yaşadığı bir bölge. Bölge sakinleri, Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç sayan yasa teklifinin Fransa Meclisi’nden geçmesinden 2 gün sonra, soykırım anıtının çalınmasının tesadüf olamayacağı görüşünü savunuyor

Ermenistan'dan Türkiye'ye ateş

ANKARA Milliyet


Genelkurmay Başkanlığı, Ermenistan sınırından Türkiye topraklarına 11 Ekim'de ateş edildiğini, gerekli girişimlerde bulunulması amacıyla olayın Dışişleri Bakanlığı'na iletildiğini duyurdu.
Taciz olayının, Ermeni soykırımı iddialarının inkârını suç sayan tasarının Fransa Ulusal Meclisi'nde görüşülmesinden bir gün önce meydana gelmesi dikkat çekti. Genelkurmay'ın internet sitesinde yer alan açıklamada, Ermenistan hudut birliklerine mensup askerlerce 11 Ekim'de Türkiye topraklarına iki el ateş edilmek suretiyle ihlalde bulunulduğu kaydedildi. Olayda can ve mal kaybının olmadığı belirtilirken, "Gerekli girişimlerde bulunulması maksadıyla olay Dışişleri Bakanlığı'na bildirilmiştir" denildi.

MILLIYET 14/10/2006

 

Chirac'tan Erdoğan'a telefon: Engellemek için elimden geleni yapacağım

Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac’ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak, "Ermeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılmasına" ilişkin yasa teklifinin Fransa Ulusal Meclisinde kabul edilmesinden dolayı "çok üzgün olduğunu" ifade ettiği bildirildi.
      Edinilen bilgiye göre Chirac, bugün sabah saatlerinde Başbakan Erdoğan’ı telefonla aradı. Bu konunun Fransa’da yaklaşan genel seçimlerle ilgili bir gelişme olduğunu belirttiği kaydedilen Chirac’ın, teklifin yasalaşmaması için elinden geleni yapacağını bildirdiği kaydedildi.
      Başbakan Erdoğan’ın da hükümetteki ve Türk komuoyundaki infaiali Fransa Cumhurbaşkanı’na bir kez daha ileterek, "İkili ilişkilerimizi asla siyasete kurban etmemeliyiz" dediği öğrenildi.
      Fransa Meclisi'nde 12 ekimde kabul edilen yasayla, 'Ermeni soykırımı' iddialarını inkar edenlere 1 yıl hapis ve 45 bin euro para cezası verilmesi öngörülüyor.
      Teklifin yasalaşması için, Senato'dan geçmesi ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac tarafından onaylanması gerekiyor.
      Jacques Chirac'ın Erdoğan'ı telefonla arayarak teklifin yasalaşmasını engellemek için elinden geleni yapacağını açıkça belirtmesi, yasanın çıkmayacağı yolundaki beklentileri güçlendiriyor.
     
     ERDOĞAN: "İLİŞKİLERİMİZİ SİYASETE KURBAN ETMEMELİYİZ"

      Başbakan Recep Tayyip Errdoğan'ın kendisini telefonla arayan Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'tan Fransız Meclisinden geçen sözde "Ermeni soykırımını inkar edenlerin cezalandırılmasını öngören" teklifin yasalaşmasını engellemesini istediği öğrenildi.
      Fransız Ulusal Meclisinin girişiminin kendisini çok üzdüğünü ifade ederek, "Duygularınızı tamamen anlıyor, üstelik paylaşıyorum" diyen Chirac'ın da teklifin yasalaşmasının engellenmesi konusunda elinden geleni yapacağını ifade ettiği kaydedildi.
      Edinilen bilgiye Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chrirac, bugün sabah saatlerinde Başbakan Erdoğan'ı telefonla aradı.
      "Fransız Ulusal Meclisinin girişimi beni çok üzdü" diye sözlerine başlayan Chirac'ın, bu konunun Fransa'da yaklaşan genel seçimlerle ilgili bir gelişme olduğunu belirttiği öğrenildi.
      Fransa'daki Ermeni vatandaşların oylarının bu gelişmede etkili olduğuna işaret eden Chirac'ın, Fransa ile Türkiye arasındaki iyi ilişkilerde bir değişikliğin asla söz konusu olmadığını ifade ettiği kaydedildi.
      Chirac'ın yine de böyle bir girişimin yapılmasından dolayı çok üzüldüğünü ifade ettiği bildirildi.
      Başbakan Erdoğan'ın da hükümetteki ve Türk kamuoyundaki infiali Fransa Cumhurbaşkanı'na bir kez daha ileterek, zamanında bu girişimin önlenmesi için gerekli girişimlerde bulunduğunu hatırlattığı öğrenildi.
      Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın Ermenistan'a yaptığı ziyaret sırasında Ermeni soykırımı iddaları ile ilgili söylediklerinin de Türk kamuoyunda tepkiyle karşılandığını belirten Başbakan Erdoğan'ın, Chriac'ın özellikle Türkiye'nin AB üyeliğiyle asılsız iddialar arasında bağlantı kuran sözlerini eleştirdiği ifade edildi. Erdoğan'ın, "Bu yaklaşımınızı benimsememiz mümkün değildir" dediği kaydedildi.
      Jaques Chirac'ın Fransız parlamentosundaki gelişmenin Türkiye'nin Avrupa Birliği ile olan müzakareleri açısından hiçbir şeyi etkilemeyeceğini söylediği belirtildi.
      Başbakan Erdoğan'a, "Duygularınızı tamamen anlıyor, üstelik paylaşıyorum" diyen Chirac'ın hükümetinin AB sürecini etkilememesi için elinden gelen herşeyi yapacağını vurguladığı belirtildi.
      Chirac'ın açık konuştuğu için Başbakan Erdoğan'a teşekkür ettiği ve görüşlerine saygı duyduğunu söylediği de ifade edildi.
      Başbakan Erdoğan'ın görüşmede Chirac'a Türkiye'de genel seçimlerin yaklaştığını hatırlatarak, "İkili ilişkilerimizi asla siyasete kurban etmemeliyiz" dediği öğrenildi.
      Fransa'daki yasa teklifinin Fransa anayasasındaki ifade özgürlüğü ilkelerine de aykırı olduğunu belirten Başbakan Erdoğan'ın, bu girişimin Türk halkına mantıklı ve makul gerekçelerle izahının mümkün olmadığını dile getirdiği kaydedildi.
      Erdoğan'ın ayrıca, "Bu bizim Ermenistan'la aramızdaki sorun. Tarihçilerin yapması gereken araştırmaların siyaset konusu yapılması bizi ayrıca üzmüştür" dediği ifade edildi.
      Başbakan Erdoğan'ın Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'tan Meclis'ten geçen teklifin yasalaşmasını engellemesini istediği öğrenilirken, "Bu aramızdaki ilişkilerin daha fazla yara almamasını sağlamak açısından önemli" dediği kaydedildi. Chriac'ın da bu anlayışı paylaştığını belirterek, bu konuda elinden geleni yapacağını söylediği bildirildi.
      Türkiye'nin AB sürecini desteklemeye devam edeceğini tekrarlayan Chriac'ın "Duygularınızı ve tepkilerinizi gayet iyi anlıyorum" dediği ifade edildi. Chirac'ın seçimlere gidilen hassas siyasi ortamda Türk-Fransız ilişkilerinin zarar görmemesi için elinden gelen herşeyi yapacağını vurguladığı ve Başbakan Erdoğan'a bir kez daha, "Duygularınızı ve tepkilerinizi gayet iyi anlıyorum" dediği öğrenildi.

MILLIYET 14/10/06

 

Türkiye, Pamuk ile gurur duyuyor...



Nobel ödülünün ne anlama geldiğini bilmeyenler, bu olayın önemini anlayamazlar. Anlamalarına da imkan yoktur. Hele Türkiye gibi bir ülke için, bu Nobel ödülü çok daha önemli.
Nedeni de, ne yazık ki Türkiye bir kültür ülkesi değil.
Özellikle uluslararası alanda, Türkiye'nin kültür alanındaki karnesi sıfırlarla doludur. Nedense, önem verir gibi görünsek dahi, folklor danslarıyla yetinmeyi tercih ederiz. Kültürü hep ikinci plana iteriz.
Tiyatro deseniz, izimize rastlanmaz.
Film dünyasında Türk bulmak çok zordur.
Kitap okumamakla övünen, genç kuşaklarının kültürünü TV dizileriyle elde eden bir toplumun içinden bir Orhan Pamuk'un çıkması ve dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazanmasının getirisi çok büyük olacaktır.
Avrupa'daki Türkiye aleyhtarları ve Türkiye'yi Avrupa'nın dışında tutmak isteyenleri duyar gibiyim. İlk bölümdekiler "Nobel komitesi hata etmiş. Türkiye hayatında göremeyeceği bir kuş yakaladı. Bir daha böyle bir şey olmaz." derken, bizim aramızdaki garibanlar da "Pamuk Ermeni ve 301 konusunda gürültü çıkarttığından dolayı Nobel'i aldı" diyecekler.
Orhan Pamuk'a dışarıda ödüller verilirken, bizde dayak atılıyor, yerden yere vuruluyor. Ancak bütün büyük insanların kaderleri de böyle değil midir? Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, Pamuk bu ülkeye çok şey kazandırmıştır.
Kim ne derse desin.
Orhan Pamuk kazandı. Onun sayesinde de bizler kazandık.
Onurlandık.
Gururlandık.

301'DEN KURTULMANIN TAM ZAMANIDIR…

Fransız Parlamentosu'nda, Ermeni diasporasının en önde gelen isimlerinden biri olan Deveciyan'ı dinlerken sinirden deli oldum. Türkiye'nin kendilerine fikir özgürlüğü dersi veremeyeceğine dikkat çeken Deveciyan, 301'inci maddeyi örnek gösterdi ve 301 yüzünden Hırant Dink'in "Soykırım vardır" dediği için cezalandırıldığını söyledi.
Doğru.
Kendi kazdığımız kuyuya düştük. Oysa, asıl Fransa fikir özgürlüğünü mahvediyor. Buna rağmen, 301'den yakalandığımız için, üstümüzde tepinebiliyorlar.
Bilmem farkında mısınız, Fransa Ermeni yasasından dolayı fena dayak yedi. Belki umurlarında değil, belki sırf iç politika nedeniyle eleştirileri görmezden geliyorlar, ancak yine de yaralandılar.
Türkiye'nin gücü 301 gibi maddelerden kurtuldukça artacaktır.
Başkalarını örnek göstermeyi bir kenara bırakalım ve 301'i sakıncalı durumdan çıkaralım. Bunun başka bir çıkışı yok.
Görüyoruz ki, bizler bazı adımları atamazsak, dışardan gelip bize adım attırtıyorlar. Biz kendimize güvendikçe, doğruları savundukça kazanırız.
Bırakın, Fransızlar ne isterlerse yapsınlar.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 14/10/06

Pamuk'un bulduğu semboller



Dünkü gazeteleri saklayın:
Bir eliyle ödüllendirip diğeriyle cezalandıran Avrupa karşısında bir toplumun gurur ile öfke arasında gidip gelen salınımlarını belgelemiş olacaksınız.
Nefrete, reddiyeye ve giderek lince meyyal, işkilli, vesveseli bir ruh hali bu...
Bizi, tarihimizin ilk Nobel ödülüne sevinmekten bile alıkoyan bir marazi şüphecilik...
Buluttan nem kapan bir akıl tutulması...
* * *
Garip bir ara duraktayız.
Hevesle gittiğimiz tren yarı yolda raydan çıktı. Öyle yaralıyız ki, ilk trenle bu kez tam ters yöne gitmeye can atıyoruz.
"Durun, tamir edelim" diyenleri bayraklar ve marşlar eşliğinde camdan atmaya hazırız.
150 yıl Avrupa'ya övgüler yağdırdık. "Bir düş ülkesi"ydi Batı... Özendik onlara, dillerini öğrendik, müziklerini dinledik. Elbiselerini getirttik. Onlar gibi olabilmek için alfabelerini, şapkalarını, anayasalarını aldık. Güzellik yarışmalarına, müzik müsabakalarına katıldık, kazanamayınca yıkıldık. Avrupa'ya Avrupalıdan daha çok inandık.
Şimdi bu hayranlık yerini reddedilmiş âşıklara özgü bir hayal kırıklığına bırakıyor. Reddedilmiş âşıkların başına gelenlerden biliyoruz ki, bu yıkılışın ardından "Zaten o, namussuzun tekiydi" türünden küçümsemeler ve giderek "Ona mı kaldım? Yakışıklıyım, güzelim, üstelik şanlı bir geçmişim var" türü böbürlenmeler gelir.
Geldi bile...
Oysa Batı'ya karşı 150 yıllık hayranlık ne kadar abartılı idiyse bugünkü nobranlık da o kadar abartılı...
O günkü iyimserlik kadar, bugünkü karamsarlık da kof...
Ölesiye dostluk dayanaksızdı; kör düşmanlık da dayanaksız...
* * *
Orhan Pamuk bence özelde Türkiye'de, genelde Doğu dünyasında, Batı konusunda imrenme ile iğrenme arasında gidip gelen bu ikircikli ruh halini yakaladığı için aldı ödülü...
Jürinin "buldu" dediği "kültürel çatışmalara dair yeni semboller" bunlardır.
Her eşyanın "Avrupa'sı"nı arayan, biri yere tükürse "Avrupa'ya rezil oluyoruz" diye sızlanan, Avrupa istedi diye yasalarından barbarlığı ayıklayan bir hayranlığın, ilk bocalamada yerini "Onlar kendilerine baksın" refleksine bırakması ve Avrupa menşeli eşyaları hedef alması bir romancı için eşsiz malzemedir.
Pamuk, Avrupa hayalinin kuşaktan kuşağa yüz değiştirişini, müzakere sürecinin vize kuyruklarıyla birlikte uzayıp gidişini ve Avrupa'nın sınır boylarında, Doğu ile Batı arasındaki tampon bölgede yaşayan bir toplumun bir uçtan diğerine savruluşunu keskin bir gözlemcilik, yarı hiciv, yarı keder taşıyan bir ustalıkla romanına nakşetti.
Kitaplarını okuyanlar iyi bilirler ki Pamuk, ne o eski düş ülkesinin hayalcisi ne de bugünkü Batı garezinin destekçisi olmuştur.
O, bu medcezir içinde, vaatkâr bir rüyanın ümitsiz bir kâbusa dönüşmesini betimleyerek tam da dünkü gazetelerin ruh halini anlatabilmeyi başardığı için ödüllendirilmiştir.
* * *
"Bu ödülü Türkiye'ye küfrederek aldı" tesellisi sizi rahatlatacaksa ve sinsi Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik yeni bir tuzağına düşmediğiniz hissini yaratacaksa, varın buna inanın.
Ama geçen yıl aynı ödülü, İngiltere'nin Irak politikasını yerden yere vuran Harold Pinter'ın aldığını unutmayın.
Fransa'nın ayıbı bir hafta sonra unutulacaktır.
Pamuk'un gururu ise bir asır sonra bile anımsanacaktır.

CAN DUNDAR MILLIYET 14/10/06

 

'Soykırım' ve ifade özgürlüğü



FRANSIZ Milli Arşivi'nde bir belge: Doğu Serisi, Ermenistan bölümü, gün 3 Aralık 1918, cilt 2, sayfa 47'de kayıtlı, Ermeni Milli Komitesi Başkanı Bogos Nubar Paşa'nın dilekçesi...
Çeşitli cephelerde Osmanlı vatandaşı Ermenilerin nasıl İngiliz ve Fransız ordusuna katılıp Türkleri yenilgiye uğrattığını anlatarak sözü Kafkasya'ya getiriyor:
"Kafkasya'da Rus çarlık ordusundaki 150 bin Ermeniden ayrı olarak, komutanları Antranik ve Nazarbekof'un komutası altında 40.000'den fazla gönüllünün bir kısım Ermeni vilayetlerinin kurtuluşuna katkıda bulunduğunu üstün saygılarımın teminatı olarak kabul buyurunuz..."
Artık Mondros Mütarekesi imzalandığına göre, Birinci Cihan Savaşı'ndaki bu hizmetlerinin bedelini istiyor: Sivas, Diyarbakır, Van ve Kars dörtgeni içinde yedi vilayeti, ayrıca Maraş, Adana ve İskenderun'u talep ediyor!
İngiliz istihbaratında çalışan tarihçi Arnold Toybee, Paris'te soruyor:
- Hiç o yerleri gördün mü?
Mısırlı Paşazade Bogos Nubar'ın cevabı:
- Hayır, hiç görmedim!
Yine de Sevr'de bir 'parça' pay ayıracaklardır.

Araştırma yasağı
Şimdi bir Fransız tarihçisi, ya da Fransa'da bir araştırmacı Fransız arşivinde bunları araştırabilecek mi, yayımlayabilecek mi, Birinci Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesi'nde neler yaşandığını tümüyle yazabilecek mi?!
Büyük eğitimcimiz Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi'nin "Osmanlı Vilayât-ı Şarkiyyesi" (Doğu illeri) adlı büyük tarihsel öneme sahip bir kitabı vardır. Diyarbakır'da Müslümanlar ile Ermenilerin nasıl dost olduğunu anlatır; keşke Ermeni komşularımız olsa diye düşünmekten kendinizi alamazsınız.
Ali Emiri Efendi, bu sevgili Ermeni dostlarının, komşularının nasıl facialara uğradıklarını yazar, okurken yüreğiniz parçalanır. Ama Ali Emiri Efendi bu olaylara Ermeni komitecilerinin kanlı saldırılarının sebep olduğunu da anlatır.
Fransa'daki kanun yürürlüğe girerse, Ali Emiri'nin kitabının bir kısmı yayımlanabilir ama tamamını yayımlayan hapsi boylar! Çünkü kitabın ana fikri, Ermeniler facialara maruz kaldı ama bunun sebebi, Müslümanları facialara maruz bırakmalarıdır.
Ziya Gökalp'in dediği, "Kıtal değil, mukatele" yani...

Profesörler hapishaneye!
Serbestçe araştırılsın, isteyen savunma desin, isteyen kıtal veya mukatele, isteyen de soykırım desin, olayın karmaşıklığı daha iyi ortaya çıkar. İşte Ermeni milliyetçiliği, fikirleri susturarak bunu önlemek istiyor!
Ermeni milliyetçiliğinin militanı Deveciyan, düşünceyi hapse atmanın, tarihçi Bernard Lewis'i 1 frank manevi tazminata çarptırmaya benzemediğini görüyor. Profesörler, araştırmacılar, yayıncılar, gazeteciler hapse atılınca Fransa'nın fevkalade çirkin bir duruma düşeceğini ve kendisinin sorumlu tutulacağını seziyor! Onun için, akademik araştırmaların bu yasadan istisna edilmesini isteyen bir önerge verdi.
Fakat sağcı Deveciyan'ın bu önergesini Sosyalistler reddetti; ayırımsız herkes hapse gerecek!!
Fransa'daki körleşmenin tırmandığı boyutları görüyor musunuz?! Bu kadar körleşip de bir duvara çarpmamak mümkün mü? Fransa başına bela aldı; şimdiden Fransız basını ve AB yetkilileri bile eleştiriyor.
Medeni yollardan mücadeleye devam!

TAHA AKYOL MILLIYET 14/10/06

"Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa müzakereler dondurulsun"

A.A

Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber, Kıbrıs Rum kesimini tanımamayı sürdürmesi halinde Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin dondurulmasını istedi.

Stoiber, Almanya'nın Augsburg kentinde yapılan CSU parti kurultayındaki konuşmasında, “Türkiye Kıbrıs'ı tanımamayı sürdürürse AB ile arasındaki müzakereler dondurulsun. Kısmen değil, tümden” dedi.

Partisinin Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı olduğunun altını çizen Stoiber, ”Ankara, AB üyesi Kıbrıs'a karşı takındığı umursamaz tavırla AB'nin oyun kurallarını kabul etmediğini gösteriyor” diye konuştu.

HURRIYET 14/10/06

Zola’dan Sartre’dan gelen kültüre yakışmadı

Doğan HIZLAN

Nobel sahibi Orhan Pamuk, Fransa Ulusal Meclisi’nin Ermeni kararıyla ilgili ilk kez Hürriyet’e, "Düşünce özgürlüğü için hoş olmayan, Fransız kültürüne yakışmayan bir gelişme" dedi.

Pamuk, özgürlükçülüğün bir Fransız geleneği olduğunu vurgulayarak, "Zola’dan Sartre’a kadar gelmiş önemli bir gelenektir bu. Parlamentodan geçen son yasaklama, özgürlükçü geleneğe ve büyük Fransız kültürüne hiç yakışmamıştır" diye konuştu.

NOBEL’i kazandıktan sonra Fransa Ulusal Meclisi’nin Ermeni kararıyla ilgili soruları yanıtsız bırakan Orhan Pamuk, ilk kez Hürriyet’e konuştu. Pamuk, kararı, "Düşünce özgürlüğü için hiç de hoş olmayan, Fransız kültürüne yakışmayan bir gelişme" olarak niteledi. Pamuk, şunları söyledi:

ÖZGÜRLÜKLERİ TÜRKİYE İÇİN İSTEMEYE DEVAM

"Bir Fransız geleneği vardır; özgürlükçülük. Zola’dan Sartre’a kadar gelmiş önemli bir gelenektir bu. Özgürlük için direnen yazarlardır bunlar ve bu büyük Fransız geleneğinin en önemli temsilcileridir. Parlamentodan geçen son yasaklama, bu sözünü ettiğim özgürlükçü geleneğe ve büyük Fransız kültürüne hiç yakışmamıştır. Düşünce özgürlüğü için hiç de hoş olmayan bir gelişmedir. Ama biz de millet olarak pire için yorgan yakmamalıyız. Dolayısıyla özgürlükleri kendimiz için, Türkiye için istemeye devam etmeliyiz."

Pamuk, kazandığı ödül konusundaysa şunları söyledi:

BU ÖDÜL ÖNCELİKLE TÜRKÇE’YE VERİLDİ

Bu ödül, önce Türkiye’ye, içinde yaşadığım, bütün hayatım olan Türkçe’ye ve Türk kültürüne verildi. Bunun sorumluluğunu ve zevkini taşıyacağım. Çok sevindim, çok mutlu oldum. Korkunç miktarda tebrik e-postaları aldım. Dostlarımdan ve okurlarımdan aldığım bu e-postalara yetişemedim bile. Onlara da çok teşekkür ediyorum.

BAŞBAKAN ARAYIP GÜZEL SÖZLER SÖYLEDİ

Ödülü almamdan dolayı Yaşar Kemal’in söylediği sözler beni çok duygulandırdı. Onunla da telefonda konuştum, neredeyse telefonda kucaklaştık. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül telefonla arayıp tatlı sözler söyledi. Hepimizin aynı geminin içinde olduğunu söyledim. Daha sonra Başbakan Tayyip Erdoğan beni aradı, kendisi bana çok güzel sözler söyledi. Bu ödül Mevláná’dan Názım Hikmet’e, Yahya Kemal’dan Yaşar Kemal’e kadar bütün bir geleneğe, kültüre, ufak bir parçası olmaktan gurur duyduğum bir áleme verildi.

BENİ ÇOK ŞEREFLENDİRDİ VE ÇOK ONURLANDIRDI

Şunu da söylemek istiyorum; bu ödül beni çok şereflendirdi, çünkü aynı zamanda 32 yıllık yazarlığıma verilmiş bir ödüldür bu. Türkiyeli okurlarıma şunu söylemek istiyorum, kişisel olarak çok sevindim ve bu ödül beni onurlandırmıştır, ama beni değiştirmeyecektir. Gene tüm hayatım roman yazmak için, edebiyat sevgisiyle ve inşallah daha yeni, güzel romanlar yazarak geçireceğim. Edebiyata, yazıya bağlılığım ve kararlılığım bu ödülle değişmez. Olsa olsa güçlenir.

HURRIYET 14/10/06

Fransa, Ermeniler'e kötülük yaptı



Yazar Elif Şafak, Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmesini sevinçle karşıladığını belirterek, Fransa'da sözde Ermeni soykırımını inkarın suç sayılmasını öngören teklifin Meclis tarafından onaylanmasını eleştirdi.

Şafak, İtalyan gazetelerinden Corriere della Sera'da bugün yayımlanan özel demecinde, Nobel Edebiyat Ödülünün bir Türk yazara verilmesiyle ilgili olarak, "Doğal olarak sevinç ve gurur duyuyorum. Nobel ödülü, Pamuk ve Türk edebiyatı için sevinç verici. Nobel, harikulade bir tanınmanın ifadesidir" dedi.

Şafak, Fransız Meclisinin onayladığı teklif konusunda ise "Fransa'daki Meclis kararı üzüntü vericidir. Fransızlar bu kararla Ermenilere iyilik ettiklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Diyaloğa yardımcı olmaları gerekirken, bunu aşağılıyorlar. Türklerin bu olaya kızgınlık duymalarının sebebi de budur" diye konuştu.

Türkiye'de Nobel ödülü ile Fransa'daki karar arasında bağlantı kurulmasını da eleştiren Elif Şafak, şunları söyledi: "Benim yurttaşlarım daha çok siyaset düşünüyor, siyasetle yaşıyor, her şeyi siyasete dönüştürüyorlar. Olayın kültürel boyutuna da bakmalarını umuyorum. Dileğim, yurt dışında benim ülkemin muhteşem potansiyelinin göz önüne alınmasıdır."

Şafak, bir soru üzerine, romancı olarak kendisiyle Pamuk arasında bir karşılaştırma yapılmasını doğru bulmadığını belirterek, şöyle konuştu:  "Kendisiyle pek çok düşünceyi, pek çok yükümlülüğü paylaştığımız, aynı arka plana sahip olduğumuz doğru olsa da Pamuk Pamuk'tur, ben benim. Özellikle üslup açısından birbirimizden farklıyız. Ben, özellikle tutkunun gücüne müthiş inanan biriyim."

Şafak, Nobel ödülünün Türkiye'deki yankıları ve hadisenin olası siyasi uzantıları konusundaki görüşlerini şöyle özetledi:"Nobel'in mutlaka siyasi uzantıları olduğu söylenemez. Ben bunun sadece, ilerlemeci cepheyi etkilemesini; daha fazla demokrasi, daha sakin bir buluşma, insan haklarına daha fazla saygı isteyen seslerin güçlenmesini sağlamasını umuyorum. Türkiye'de bu ödüle verilen tepkiler de tek tip olmadı. Tepkiler karışıktı. Bir yanda onurlanma ve sevinç vardı, diğer yanda ise burukluk. Zira pek çok insan bu olayla, Fransa Meclisi'nde oylanan tasarı arasında bir bağ olduğunu düşündü. Yani hadiseye, adeta Pamuk'un sözde Ermeni soykırımı konusundaki sözleri nedeniyle verilmiş bir ödül gibi bakanlar oldu. Oysa Orhan'a ödül verilmesiyle, bizim kültürümüzün değeri, ayrıca çok kültürlülük, diyalog ve yüzleşmeyi kısıtlamak yerine geliştirmeye çalışan herkesin ortak çabası tanınmış oldu."
    
"FRANSA'NIN YAPTIĞI..."

    
Elif Şafak, sözde Ermeni soykırımı tartışmasıyla ilgili olarak Fransa'da Meclis'ten onay alan kararın ifade özgürlüğünü kısıtlama olduğunu belirtti.

"Fransız Meclisinin davranışını esefle karşılıyorum" diyen Şafak, bu tür yasalar çıkarılmasına neden karşı olduğunu da şöyle açıkladı:"Bunun iki nedeni var. Birincisi, Paris'teki oylamanın, ifade özgürlüğüne karşı olmasından, buna kısıtlama koymasından dolayıdır. Kendi kendime, 'Biz burada sürekli ve de her koşulda ifade özgürlüğü için mücadele verirken, şu yapılana bakar mısınız?' diyorum. Bizim Türkiye'de kendisine karşı mücadele ettiğimiz şeyi şimdi bizzat Fransa yapıyor. Bu, aşırılığı güçlendirmekten başka bir işe de yaramaz.  İkincisi de şu: Burada pek çok insan Fransa Meclisinin Ermeni meselesini sadece bir bahane olarak kullandığı kanaatinde; Fransa'nın asıl hedefiyse Türkiye'nin AB üyeliğini engellemek."

Şafak, Meclisten onay alan tasarının çok vahim sonuçlar doğurabileceğine de dikkati çekerek, şunları söyledi: "Fransa'nın yaptığı, Avrupa'daki aşırılığı körüklemeye, Türkiye'dekini de beslemeye yarar. Tarafların birbirinden uzaklaşmasına, karşılıklı suçlama ve kuşkuculuk ağının örülmesine neden olacak bu tür adımlar, şu ana kadar yapılanları heba edeceği gibi, güvensizlik ve korku dolu bir gelecek hazırlamakla da eş anlamlıdır."

Şafak, bu tür adımlar atılmasını engellemek gerektiğini de kaydederek, "Gidişatı değiştirmek ve hep beraber uçuruma yuvarlanmaktan kurtulmak, ancak ilerlemeci güçler arasında sıkı bir ittifak sayesinde mümkün olacaktır" diye konuştu.

HURRIYET 14/10/06

 

14 Ekim 2006

Rasmussen, Fransa'ya sert çıktı

DHA

Karikatür krizinin ardından, Hz. Muhammed'i aşağılama yarışmasıyla gündeme gelen Danimarka'nın Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, Fransa'da kabul edilen 'Ermeni soykırımı'nı inkarı suç sayan yasa teklifini ''ifade özgürlüğünün kısıtlanması'' olarak niteledi.Rasmussen, Danimarka Halk Partisi gençlik teşkilatının kampında Hz. Muhammed'i aşağılamak amacıyla yapılan yarışmayı da kınadı.

Uyuma katkı sağlamak ve yabancılara iş bulmak amacıyla ülke turuna çıkan Rasmussen, Doğan Haber Ajansı'na özel açıklamalarda bulundu.

Rasmussen, Ermeni tasarısı için, "örneğin, insanları şiddet ve teröre yönlendirmek, özendirmek, bunun yasak olması gerekir. Bunun dışında, insanlar ne istediklerini, ne düşündüklerini özgürce söyleyebilmelidir. Fransa'nın girişimini doğru bulmuyorum" dedi.

Rasmussen, Danimarka Halk Partisi gençlik teşkilatının kampında Hz. Muhammed'i aşağılamak amacıyla yapılan yarışmayı da kınadı.

TÜRKİYE LİMANLARINI AÇMALI
 
Rasmussen, "onların yaptığı, kesinlikle biz Danimarkalıların İslam'a ve Müslümanlara bakış açımızı değiştirmez" diye konuştu.
 
Rasmussen, Türkiye'nin Avrupa Birliği süreciyle ilgili olarak da reformları övdü, ancak, "Türkiye, müzakerelerde doğru dürüst bir ilerleme istiyorsa, limanlarını ve havaalanlarını 25 AB ülkesine açmak zorundadır" dedi.
 
Rasmussen, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Danimarka ziyareti sırasında, PKK yayın organı Roj TV muhabiri salonda bulunduğu gerekçesiyle basın toplantısına katılmaması konusunda ise, "bence Erdoğan'ın tepkisi çok yanlıştı. Danimarka'nın medya ve düşünce özgürlüğü olan demokratik bir ülke olduğunu bilmeliydi" diye konuştu.

 HURRIYET 14/10/06

Gül, AB Troykası'na Paris'i şikâyet edecek

14/10/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Türkiye-AB Trokyası toplantısı 16 Ekim'de Lüksemburg'da yapılıyor. Tarama sürecinin bitmesinin ardından yapılacak troykanın gündeminde hükümetin reform sürecinde attığı adımlar yer alıyor. AB'nin 301. madde ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere, Kıbrıs'la ilgili limanların Rumlara açılması, din özgürlüğü, vakıflar gibi konulardaki rahatsızlıklarını hükümete aktarması bekleniyor. Türkiye ise özellikle Fransa parlamentosunun 'Ermeni soykırımının' inkârını suç sayan kararını eleştirecek.
8 Kasım'da İlerleme Raporu'nun açıklanması öncesi en önemli buluşmalardan olan troykada, Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB dönem başkanı Finlandiya'yı Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, bir sondaki dönem başkanı Almanya'yı Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier temsil edecek. Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Xavier Solana da katılacak. Gül'ün toplantıdaki sunumunda Paris'i eleştirerek, "Bu tür gelişmeler Türk kamuoyunun AB'ye yöneliminde büyük isteksizlik yaratıyor. AB soykırım konusunun Türkiye'nin önüne getirilmesi çabalarına net bir dille karşı çıkmalı" mesajı vermesi bekleniyor. Finlandiya'nın Türkiye'nin limanlarını Rum Yönetimi'ne açması konusundaki önerisi de gündeme gelecek.

İki komşudan Türkiye'ye taciz

14/10/2006 RADIKAL

AA - ANKARA - Ermenistan sınırından Türkiye'ye ateş açıldığı Yunan savaş uçaklarının da Ege'de Türk savaş uçaklarını üç kez taciz ettiği kaydedildi. Genelkurmay'ın internet sitesindeki açıklamaya göre, planlı eğitim uçuşu yapan F-16 koluna, Skiros'tan kalkan iki Mirage uçağıyla Sakız Adası yakınlarında 'uçuş rotası tacizi' yapıldı. Yine Tanagra'dan kalkan iki Mirage-2000'le, Midilli'nin kuzeybatısında ikinci kez, Limni'den kalkan iki F-16'yla da Sakız Adası yakınında üçüncü kez taciz gerçekleştirildi. Çarşamba günü de Ermeni sınırından Türkiye'ye ateş açıldı, olayda can kaybı olmadı.

Erdoğan: Kara leke

Erdoğan'dan Fransa'ya: 'Bize akıl vermeye kalkanlar bu aklı kendisine saklasın.' Fransız mallarına boykot isteyenlere: 'Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değsin'

14/10/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan Fransa'da 'Ermeni soykırımı'nı reddedenlere bir yıla kadar hapis ve 45 bin avro para cezası verilmesini öngören yasa tasarısının Fransa parlamentosundan geçmesine sert bir biçimde karşılık verdi. "Fransız parlamentosu demokrasi tarihine, özgürlüklüre kara bir leke çalmıştır" diyen Başbakan Erdoğan, Fransa'yı TCK'nın Avrupa'da da tartışılan 301'inci maddesine gönderme yaparak eleştirdi. Erdoğan "Bize akıl vermeye çalışanlar bu aklı kendilerine saklasınlar" diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dün yeni Esenboğa Havalimanı yolu Turgut Özal Bulvarı'nı ve Havalimanı'nın yeni terminal binasını açtı. Erdoğan, Özal Bulvarı'nın açılışındaki konuşmada 'soykırım yasası'yla ilgili şu mesajları verdi:
'Akıl tutulması': Özgürlük mücadelesini anlamadan maalesef bir akıl tutulması girdabına girmiş olanlar var. Ne yazık ki buna Fransız siyasetçilerin bir kısmı da tutuldu. Dün (önceki gün) Fransız parlamentosu demokrasi tarihine, özgürlüklere kara bir leke çalmıştır.
Fransa'ya 301 dokundurması: Bir taraftan Türkiye'ye 301 ile akıl vermeye çalışacaksın, diğer taraftan ifade özgürlüğünün önünü keseceksin. Bunu anlamak mümkün değil. 301'le ilgili olarak biz açık konuştuk. Ama maalesef bu noktada bize akıl vermeye çalışanlar önce bu aklı kendilerine saklasınlar. Kendileri önce özgürlük noktasında, ifade özgürlüğü gibi önemli bir adımı şu anda geri atıyorlar. Önce bunu halletsinler, ondan sonra bizim kapımıza gelsinler. Biz böyle bir ayıbı yaşamadık ve yaşatmıyoruz.
Kurbağa hesabı: Bazı şeyler yazılıp çiziliyor. 'Ürünlerini almayalım'. Biz sakin olacağız. Attığımız adımı bilerek atacağız. Ürün alıp almamak ne getirir, ne götürür. Acaba kurbağayı ürkütür mü, ürkütme mi; bunun hesabını iyi yapacağız. İktidarımız bütün platformlarda bu adımları atmaktadır. Türkiye'nin Fransa ile dış ticaret hacmi 10 milyar dolar. Bu Fransa'nın dış hacmi içinde yüzde 1.5'tir. Onun için bunun hesabını iyi yapacaksınız.
Fransa'da 500 bin vatandaşımız var. Oradaki konumları en az Ermeniler kadar güçlü olmalı. Bunu başarmak durumundayız. Burada bize de, orada yaşayan 500 bin kardeşimize de görev düşüyor. Elele verip gerekli adımları atacağız.
Yanlışın içine girilmesin: Artık kimse birbirine karşı sorumsuz değildir. Herkes sorumluluğunu gayet iyi bilecekti. Fransa da bilecekti, Türkiye de bilecekti. Türkiye ile Ermenistan arasında bir sorun varsa; üçüncü ülke bu durumdan vazife çıkarmak suretiyle böyle bir yanlışın içine girmesin.


 

'Paris, Avrupa'nın gözünden düştü'
'Ermeni soykırımı'yla ilgili yasanın geçmesine Fransız basınında geniş yer ayrıldı.
Le Monde: Eleştiriler yoğun "Ermeni soykırımının' inkârını suç sayan yasa tasarısının kabulü, yoğun eleştirilere yol açtı. Avrupa Komisyonu Türkiye-Avrupa diyaloğunun zedeleneceği uyarısı yaptı" diyen gazete Etyen Mahçupyan, Hrant Dink ve Ragıp Zarakolu'nun tasarıyı 'gayrimeşru' diye nitelediği bildiriyi yayımladı.
Le Figaro: Fatura acı verici olabilir Türkler, Fransa'ya öfkeli. Türkiye'deki tüm sektörlerde büyük tepki var. Halk, Paris'e yaptırımdan yana. Bu durumda da, ikili ticaret zarar görür, Fransız firmaları dışlanır, kültürel ve diplomatik ilişkiler soğur. Fatura, Fransa için çok acı verici olabilir. Yaptırımların düzeyini Erdoğan hükümetinin sokağın baskısına dayanma gücü belirleyecek. 'Chirac kriteri'nin (AB üyeliği öncesi Türkiye'nin soykırımı tanıması şartı) bir 'Fransız takıntısı' olduğu fikrindeki AB de, Türk-Avrupa ilişkilerinin bozulmasından kaygılı.
Liberation: Beterinden sakınmalı Fransız vekiller, Paris'i Ankara ile Brüksel karşısında sıkıntıya soktu. Ama buna aldırmıyorlar. Zira 2007'deki seçimler öncesi 500 bin nüfuslu Ermeni toplumuna kulak vermemek zor. Paris, oylama sonrası Avrupa'nın gözünden düştü. Zira Türkiye, bir tarihçiler komisyonu kurup soykırım konusunda harekete geçmeye başlamıştı. Paris, elinden gelen her şekilde Ankara ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri koruyarak daha beterinden sakınmalı.

 

Bazı Türkler sevinmedi

Türkiye'ye Nobel kazandıran yazar Orhan Pamuk'a dünyadan kutlama yağarken, Sezer tebrik etmedi. Siyaset, basın ve edebiyat dünyasının bir kısmı da ödülün 'veriliş nedeni'nden kuşkulu!

14/10/2006 RADIKAL

İSTANBUL - Yazar Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasını devletin zirvesi görmezden geldi. Dünya Orhan Pamuk'u konuşurken, birçok yabancı devlet adamı Pamuk'u kutlarken Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ve Kültür Bakanı Atilla Koç'tan Pamuk'un ödülüyle ilgili resmi açıklama gelmedi. Kültür Bakanlığı adına açıklamayı müsteşar Mustafa İsen yaptı. Pamuk'u ilk günden kutlayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül olurken, dün de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Pamuk'u telefonla arayıp kutladığı ajanslardan düştü.
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac: Nobel'in topluma bakışı özellikle akıllıca, güçlü ve liberal Pamuk'a verilmesine çok memnun oldum.
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik: Yalnızca ünlü bir yazar olan Orhan Pamuk değil, aynı zamanda Avrupa değerlerinin bayraktarı bir yazar da ödüllendirildi.
Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier: Nobel'in Pamuk'a verilmesine çok memnun oldum. Pamuk, Türkiye ile Avrupa arasında köprüler inşa eden bir romancı. O AB'ye katılmak isteyen Türklerin sözcüsüdür.
AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn: Arkadaşı ve hayranı olarak Pamuk'u kutluyorum. Kitaplarını okuyanlar Orhan Pamuk'un ne kadar övgüye layık olduğunu bilirler. Nasıl ki yaşam için su ve hava gerekiyorsa sanatçılar için de ifade özgürlüğü kaçınılmazdır. Orhan, diğerlerinden daha fazla bu özgürlüğün ne kadar değerli ve kırılgan olduğunu bilir.
Almanya Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Bernd Neumann: Orhan Pamuk'a ödül verilmesi, sanatın ve sözlerin özgür olduğunun bir işareti. Pamuk, özgürlükleri savunan cesur bir yazar. Eserleriyle kültürler arası köprüler kuran bir insan.
Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth: Nobel'le hem Pamuk'un cesareti, hem de köklü bir reform sürecinden geçen Türkiye'deki canlı kültür ödüllendirildi. Pamuk, bu kültürün önemli temsilcisi. Türkiye nasıl Avrupa'ya aitse, Pamuk'un eserleri de dünya edebiyatına ait.
Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyon Başkanı Hansjörg Kretschmer: Orhan Pamuk'un 'Benim Adım Kırmızı' kitabının İngilizcesini okumaya çalıştım ama zor geldi, anlayamadım.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni: Orhan Pamuk'u başarısından dolayı tebrik ediyorum. Yunanistan'ı ziyaret etmesinden büyük onur ve sevinç duyacağım.
ABD PEN Başkanı Ron Chernow: Bence Orhan Pamuk, Nobel Ödülü için muhteşem bir isim. Sadece önemli edebi başarısının ödüllendirilmesi bakımından değil, Türkiye'deki tutucu politik çevrelere karşı sergilediği cesur duruşu dolayısıyla da...
Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot: Bakan, 'Orhan Pamuk'un ödül almasından büyük mutluluk duydum.' derken Hollanda Tilburg Üniversitesi Orhan Pamuk'a, fahri doktora unvanı verilmesini kararlaştırdı.

Türklerin canı patlıcan mıdır?

Türker Alkan

14/10/2006 RADIKAL

95 yaşında bir dayım var. "Kıbrıs'ta, Limasol'da oturuyorduk" diye anlatır, "Rum baskısından yıldık, Adana'ya geldik. Adana'da da Ermeni kıyımıyla karşılaştık, kaçıp tekrar Limasol'a gittik. Birkaç sene sonra Mersin'e yerleştik. Kıbrıs'a da Mısır'dan gelmişiz."
Babamın ikinci eşinin ailesi de Girit'ten gelme. Kaçıp canlarını zor kurtarmışlar.
Eşimin ailesi Priştine'den gelmiş.
Kaçıp canlarını zor kurtarmışlar.
Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı... İnsanların, ailelerin yaprak gibi savrulduğu, toza dumana karıştığı zamanlar. Benzer öyküleri hemen her ailede bulabilirsiniz. Parçalanan aileler, soykırımlar, yok oluşlar...
İmparatorluk yıkıldı, altında insanlar kaldı.
En çok da Türkler. Yıkılan onların devletiydi. Onlar kaçıyordu, yollar boyunca, perişan.
Bu kaç-kaçta (halk böyle demişti) en çok ezilenler Türkler oldu. Öldürülen Türklerin sayısının 5 milyonu bulduğu söylenir.
Ama kimse Türklerin hesabını tutmadı.
Zira onlar Batılının gözünde barbardı, Müslüman'dı, müstevliydi.
Ermeni soykırımı oldu mu, olmadı mı? Bu sorunun yanıtı, 'soykırımı' nasıl tanımladığınıza bağlı olarak değişecektir. İster "Ermeni soykırımı olmuştur" deyin, isterseniz de "Hayır, olmamıştır," deyin, sonuçta değişmeyen bir gerçek var: Binlerce Ermeni, çocuk, kadın demeden tehcir sırasında ölmüştür. Ve bu utançtan Osmanlı yönetimi sorumludur.
İyi de, aynı yıllarda tehcire zorlanan ve yollarda ölüp giden çok daha fazla sayıda Türk'ün hesabını kim verecek?
Ve Osmanlı'nın günahını neden Türkiye Cumhuriyeti çeksin?
Yanlış anmayın, "Çok Türk öldü, o arada Ermenilerin de ölmesi doğaldır" demiyorum. Neden ölen Ermenilerin hesabı sorulur da, aynı dönemlerde benzer koşullarda ölen Türklerin hesabı sorulmaz, bunu anlamıyorum. (Alman soykırımında da kurban olarak hep Yahudiler anılır. Örneğin kimse Çingeneleri anımsamaz bile!)
Fransa'nın yaptığına gelince, bu yasanın hangi derde deva olacağını anlamak zor. İşleri daha da karıştırmaktan başka bir sonuç yaratmayacaktır.
Geçenlerde Fransız politikacılardan birisi bize ders veriyordu:
"Soykırımı kabul etmekle bir şey kaybetmezsiniz. Bakın, Almanlar Yahudi soykırımını kabul ettiler, bir kayıpları oldu mu? Tam tersine, siyasal olgunluklarını kanıtlamış oldular."
Alman Başbakanı Willy Brand'ın Yahudi soykırım anıtı önünde diz çöküp gözyaşları içinde af dilemesi gerçekten de dokunaklı bir tarihi andı. Dramatikti. Ama bu nedenle Almanların siyasal bilinçliliğinde bir artış oldu mu, bilmiyorum.
Geçenlerde Forschungsgruppe Wahlen Enstitüsü tarafından yapılan kamuoyu yoklamasına göre Almanların yüzde 80'i, "Yahudi soykırımını, Nazilerin Avrupa Yahudilerinin kökünü kazıma kampanyası" olarak tanımlayabilirken, 24 yaşın altındaki Almanların ancak yüzde 51'i bu tanımı yapabildi!
Bilinç ve olgunluk kazanmak için sadece özür dilemek de yeterli olmuyor galiba!

 

Dış basında flaş haber

Dış basında flaş haber

Dünya basını Orhan Pamuk'un Nobel'ine geniş yer ayırdı. Pamuk'un edebiyatını ele alan yazılar yayımlayan gazeteler, haberi siyasi tartışmalara değinerek duyurdu. Pamuk siyasi tabulara karşı çıkmanın simgesi olarak görülüyor

14/10/2006 RADIKAL

İSTANBUL - Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması dış basında oldukça geniş yer buldu. Avrupa'nın ve Amerika'nın önemli gazeteleri Pamuk'un Nobel'i kazanması üzerine bu konuda çeşitli yorumlar yaptı. Nobel ödülü ile Fransa'daki soykırım yasasının aynı güne denk gelmesine dikkat çeken gazeteler, Pamuk'un iyi bir yazar olduğunun altını çizerken ödülün politik yanına vurgu yapmaktan da çekinmedi. Pamuk'un Nobel alması özellikle İngiltere'de çok ilgi çekerken Fransız basını Pamuk'un Nobel'e layık görülmesine mesafeli bakmayı tercih etti. Nobel'in politik boyutu ve Türkiye'ye mesaj olduğuna dair yorumlar yapılırken bu konudaki en sert açıklamalar Yunan basınından geldi.
The Guardian (İngiltere): The Guardian, Orhan Pamuk'un Nobel almasını ana haberinde "Orhan Pamuk, muhafazakarların vatan haini, liberal Türkiye'nin kahramanı. Ödül Türkiye'de milliyetçi öfkenin kabarmasına yol açabilir. Fransa tamamen aksi yönde ilerlerken Avrupa'nın Türkiye'ye yasalarını değiştirmesi gerektiğini söylemesi ikiyüzlülüktür. Zaman zaman aşırı hassas davranan Türkler, Pamuk'un dünya çapındaki bu başarısından gurur duymalı. Ödülü bir hakaret olarak alıgılamamalı, bunun ne kadar önemli olduğunu düşünüp tarihlerine daha açık kafayla bakabilmeliler" cümleleriyle değerlendirdi. Gazetede ayrıca yazar Margaret Atwood ve Orhan Pamuk'un çevirmeni Maureen Freely'nin makalelerine yer verildi.
The Independent (İngiltere): Ülkesinin geçmişindeki tartışmalı konulardan uzak durmayı reddederek Türkiye'deki muhafazakârları kızdıran Orhan Pamuk, dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazanarak, kendisini onaylamayanları şaşkınlığa uğrattı.
Financial Times (İngiltere): Nobel Edebiyat Ödülü'nün Pamuk'a verilmesi hem ifade özgürlüğü için çok güzel hem de Türkiye için muhteşem bir başarı. Nobel ödülü için Pamuk, yazdıkları açısından iyi bir seçim. Romanları, dünya edebiyatına eşsiz bir Türk katkısıdır. Ama bu aynı zamanda siyasi bir tercihtir. Pamuk, ülkesinin Kürt ve Ermeniler'in öldürülmesi konusundaki tarihi sorumluluklarını reddetmesini eleştirme cesaretini gösterdi. Pamuk'un Nobel alması ve Fransa'daki oylamanın, uluslararası bir komplonun parçaları gibi algılanması tehlikesi var.
The Times (İngiltere): Orhan Pamuk çok yoğun bir çalışmanın içinden geçerek kimliklerin karmaşıklığı ve kültürlerin çatışmasının hakim olduğu Müslüman bir ülkede Avrupa ile Asya arasında bir köprü görevi gördüğü için Nobel'e layık bulundu.
Die Welt (Almanya): Orhan Pamuk şu anda Türkiye'nin ihtiyacı olan kişi. Nobel, Pamuk'a verilerek liberal Türkiye'nin reformcuları desteklenmiş oldu. O, bizim ihtiyaç duyduğumuz Türkiye'yi temsil ediyor.
Frankfurter Allgemeigne Zeitung (Almanya): İsveç Akademisi'nin son yıllarda verdiği en iyi karar. 1970'te bu ödüle layık görülen ünlü Sovyet muhalif Aleksander Soljenitsin zamanında en önemli tartışma konusu iki kutup arasındaki ideoloji çatışmasıydı. Şimdi ise dünya din ve kültür savaşlarının yaşandığı bir döneme girdi.
Tageszeitung (Almanya): Türk edebiyatının tümüne şimdi uluslararası ilginin artması söz konusu olur. Her ne kadar Orhan Pamuk'un adı öne çıksa da burada yalnız değil. Nazım Hikmet'ten Yaşar Kemal'e, Aziz Nesin'den genç edebiyatçılara kadar keşfedilecek verimli bir bölge var.
Süddeutsche Zeitung (Almanya): Türk milliyetçileri Nobel sahibi Orhan Pamuk'u susturmak istiyor.
Le Monde (Fransa): Nobel Edebiyat Ödülü Türk romancı Orhan Pamuk'a verildi. Ermeni ve Kürtleri koruyan açıklamalarıyla milliyetçilerin hedefi olan Pamuk, Batı ile Doğu arasında sıkışan halkı eserlerinde işledi
Le Figaro (Fransa): Pasternek'a, Soljenitsyne'e olduğu gibi İsveç Akademisi yine ülkesinde mahkemelerle arasında sorun olan bir yazarı seçti ve Türkiye'ye bir mesaj yolladı.
Liberation (Fransa): Bu ödülü geçen yıl almamasına şaşılmıştı. Yargı skandalı engel olmuştu. Türk Orhan Pamuk önceki gün Nobel'i aldı. Orhan Pamuk her şeyden önce bir yazar.
New York Times (Amerika): "Orhan Pamuk'un daha önce Nobel ödülünü kazanan birçok yazardan ABD'de çok daha iyi tanınıyor. Pamuk, hakkında açılan dava Türk hükümetini mahcup etti. İsveç Akademisi asla sadece edebiyat dışı nedenlerden ötürü bu ödülü vermez ve politikayla etkilenmezler. Ancak geçen yıl kazanan Harold Pinter, İngiliz ve Amerikan hükümetlerine muhalifti. Bu yıl ki Pamuk, seçimlerinde de politika buluştu.
Washington Post (Amerika): Türkiye'yi temsil eden bir yazarın Nobel'i almasıyla Fransa'da Ermeni soykırımı yasasının çıkmasının aynı güne denk gelmesi Türkiye ve Avrupa ilişkilerinde karmaşıklık yaratıyor.
Los Angeles Times (Amerika): İfade özgürlüğü kazandı. Türklerin Pamuk'a politik olarak şüpheli yaklaşmasına rağmen Akademi bu kararı verdi.
La Vanguardia (İspanya): Pamuk, Türk edebiyatının en büyük isimlerinden. Ermeni soykırımına ilişkin açıklamalarından dolayı hainlikle suçlandı.
La Verdad (İspanya): Ermeni soykırımını' kabul etti diye ülkesi tarafından reddedilen yazara Nobel ödülü.
El Prediodico (İspanya): Türkiye'nin karşı olduğu entelektüel, Osmanlının yaptığı Ermeni kıyımını inkar etmeyerek Nobel'i kazandı.
El Pais (İspanya): Pamuk'a Nobel Barış Ödülü de verilebilirdi. O sadece bir edebiyat dahisi değil, aynı zamanda özgürlükler için savaş veriyor.
To Vima (Yunanistan): Türkiye iki yüzüyle, istemese de uluslararası arenada karşılaştı. Türkiye'nin bir tarafı, Mustafa Kemal'in, Fransız Meclisi'nden bir darbe alan yaşlı ve sorunlu kızı, diğeriyse sosyal adalet, çağdaşlık ve AB üyeliğiyle flört eden geleceğin Türkiyesi.
Apoyevmatini (Yunanistan): Nobel Türkiye'yi çok az mutlu etti.
La Repubblica (İtalya): Nobel'i 'karşıt' Türk yazar Pamuk kazandı. Pamuk'un Türkiye'si ikiye bölündü. Hükümet: 'Tebrikler, onun görüşleri bizi ilgilendirmez' dedi.

Muhalefet meclisi kilitledi Hükümet formül üretti

BOYKOTA ALTERNATİF FORMÜL... Mecliste oluşturulan Ad-Hoc Komite, "Meclis İç Tüzüğü (Değişiklik) Karar Önerisi"ni oybirliğiyle onayladı. Öneri, Meclis Başkanlık Divanı'nın aynı konuda iki kez çağrı yapmasına karşın toplanamaması halinde ilgili konunun genel kurulda görüşülmesine olanak sağlıyor. Bu durumda UBP ve DP'nin 2 kez yapılacak başkanlık divanı toplantısı çağrısına riayet etmemesi halinde, görüşülecek konu direkt genel kurulun gündemine alınabilecek. Ayrıca hükümetin meclis komitelerinde çoğunluğu sağlayabilmesi için komitelerin üye sayısı da 8'den 7'ye düşürülüp CTP'nin 4, UBP'nin 2 ve DP'nin de 1 üyeyle temsiliyeti sağlanıyor

Hükümet, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti'nin (DP) hükümet oluşumuna karşı başlattığı meclis boykotu nedeniyle parlamento çalışmalarında yaşanan sıkıntının giderilmesi için yeni bir formül buldu.

Muhalefetin başkanlık divanı ve komiteleri boykotu nedeniyle meclis verimli çalışamıyor. Komiteler toplanamadığı için yasa tasarısı ve önerileri görüşülüp genel kurula gelemiyor; ayrıca başkanlık divanı da karar alamıyor. Bu ise meclisin kilitlenmesine yol açıyor.

İşte meclisi kilitleyen bu sıkıntıların aşılması için geçtiğimiz günlerde oluşturulan Ad-Hoc komite, Meclis İçtüzüğü'nün değiştirilmesi için çalışmalarını tamamladı.

Ad-Hoc Komite, "Meclis İç Tüzüğü (Değişiklik) Karar Önerisi"ni oybirliğiyle onayladı.

UBP ve DP'nin meclis çalışmalarını boykotu nedeniyle meclis komitelerinde yaşanan sıkıntının aşılmasını amaçlayan değişiklik kararına göre, Meclis Başkanlık Divanı aynı konuda iki kez çağrı yapılmış olmasına karşın toplanamazsa, bu konu genel kurulda görüşülebilecek.

Bu durumda UBP ve DP'nin 2 kez yapılacak başkanlık divanı toplantısı çağrısına riayet etmemesi halinde, görüşülecek konu direkt genel kurulun gündemine alınabilecek. Ayrıca hükümetin meclis komitelerinde çoğunluğu sağlayabilmesi için komitelerin üye sayısı da 8'den 7'ye düşürülüp CTP'nin 4, UBP'nin 2 ve DP'nin de 1 üyeyle temsiliyeti sağlanıyor.

İşte içtüzük değişikliği

CTP Milletvekilleri Ömer Kalyoncu, Alpay Afşaroğlu, Ahmet Barçın ve Ali Seylani'den oluşan Ad-Hoc komite saat 10.00'da mecliste yaptığı toplantıda, ilk olarak Kalyoncu'yu başkanlığa, Afşaroğlu'nu da başkan vekilliğine seçti.

Daha sonra "KKTC Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğü (Değişiklik) Karar Önerisi"ni ele alan komitenin onayladığı karar, genel kurulda da onaylanıp Resmi Gazete'de yayımlanırsa, komitelerin toplanmasında yaşanan sıkıntı aşılmış olacak.

Esas iç tüzüğün 14. maddesine 4. fıkra olarak eklenen bent şöyle:

"Başkanlık Divanı, Meclis Bakanı veya yokluğunda vekili tarafından yapılan çağrı üzerine toplanır. Aynı konuda iki kez çağrı yapılmış olmasına karşın divan toplanamadığı takdirde, Meclis Başkanı veya siyasal parti grupları, çağrı konusunu ayrı ayrı ve doğrudan doğruya genel kurula sunabilir. Bu durumda istemin oylanması, ilk birleşimin gündemindeki başkanlık sunuşlarında yer alır ve genel kurulca işaret oyuyla karar verilir."

Ad Hoc Komite Başkanı, CTP Milletvekili ve Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, komite toplantısının ardından TAK'a yaptığı açıklamada, Meclis İç Tüzüğü'nde yaptıkları değişikliğin genel kurulda onaylandığı taktirde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe gireceğini belirterek, değişikliğe göre boykot nedeniyle Meclis Başkanlık Divanı ve Danışma Kurulu toplanamadığı için, yeni meclis aritmetiğine göre komitelerin çalışmasında yaşanan zorlukların giderilmesinin amaçlandığını söyledi.

Komiteler yeniden oluşuyor

Yeni meclis aritmetiğinde hükümetin meclis komitelerinde çoğunluk olması gerektiğini, zaten CTP'nin 50 sandalyeli mecliste 25 milletvekili bulunduğunu kaydeden Kalyoncu, "Dolayısıyla komitelerde yeni bir oluşum gerekir ki çalışma yapılabilsin. Ama Başkanlık Divanı ve Danışma Kurulu toplanamadığı için bu değişiklik yapılamadı. Şimdi doğrudan iç tüzükte değişiklik yaparak bunu sağlayacağız" dedi.

Ömer Kalyoncu, komitelerin üye sayısının 8'den 7'ye düşürüleceğini; CTP'nin 4, UBP'nin 2 ve DP'nin 1 üyeyle temsil edileceğini anlattı.

Ad-Hoc Komite'nin onayladığı değişiklik kararının 16 Ekim Pazartesi günü Meclis Genel Kurulu'nda ele alınacağını ifade eden Kalyoncu, bunun ardından Başkanlık Divanı'nın komitelerin üye sayılarının yeniden belirlenmesi gündemiyle toplantıya çağrılacağını, iki kez çağrıya rağmen toplanamazsa konunun genel kurulun gündemine alınacağını bildirdi.

KIBRIS 14/10/06

Kıbrıs Türk halkıyla ilgili kararı Kıbrıslı Türk yetkililer verecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'de görüştüğü Avrupa Birliği (AB) üst düzey yetkililerinin, Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması konusunun ciddi biçimde çözüme kavuşturulması isteniyorsa, adresin Kıbrıs Türk tarafı olduğunu bildiklerini ve buna inandıklarını ifade ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın ortaya attığı önerilerde başlangıçta hatalı davrandığının doğrudan ifade edilmese de AB yetkililerince kabul edildiğini belirterek, yanlış başlayan bir işin bir anlamda düzeltildiğini, bundan sonra bunun dışına çıkılmamasını umduğunu kaydetti. Talat, "Umarım anlarlar ki Kıbrıs Türk halkıyla ilgili kararı verecek olan Kıbrıslı Türk yetkililerdir" dedi.

Brüksel'deki temasları sırasında Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türk ve Rum taraflarıyla Türkiye ve Yunanistan'ın katılacağı dörtlü bir zirve önerisi yapmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, eğer sonuç alıcı olacaksa böyle bir zirveye, toplantıya olumlu baktıklarını bildirdi.

Talat yurda döndü

Cumhurbaşkanı Talat, AB üst düzey yetkilileriyle görüşmeler yapmak üzere 9 Ekim Pazartesi günü gittiği Brüksel'den önceki gece saat 22.00'de THY uçağıyla yurda döndü. Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'un eşlik ettiği Cumhurbaşkanı Talat'ı Ercan Havalimanı'nda Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz karşıladı.

Talat, Ercan'da basına yaptığı açıklamada, özellikle son zamanlarda Kıbrıs sorununu da içeren birçok konunun, özellikle Türkiye'nin AB süreci ve Kıbrıs'la ilişkisi bağlamında ele alınıp tartışıldığına işaret ederek, bu nedenle AB'nin merkezine ziyaret yaparak yetkililere görüşlerini aktardığını, bu görüşmeleri AB yetkililerinin de istediğini söyledi.

Brüksel ziyaretinin çok yararlı olduğunu düşündüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Bu ziyarette görüşlerimizi uzun bir aradan sonra en üst düzeyde, Cumhurbaşkanı düzeyinde AB'nin en üstteki kurumlarına aktarma fırsatı bulduk, onların görüşlerini aldık" dedi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugünlerde Türkiye'nin AB sürecinde herhangi bir sorun olmaması, tren kazası olmaması için özel bir gayret gösterildiğini belirterek, bu bağlamda Finlandiya'nın ortaya koyduğu görüşlerle Kuzey Kıbrıs'a yönelik kısıtlamaların da kaldırılacağı varsayımıyla bir öneri paketinin gündeme getirildiğini hatırlattı.

Rum tarafına bir şey vererek değil

Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmasının Kıbrıs Rum tarafına bir şey vererek karşılanması gerekmediğini ifade ettiklerini yineleyen Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların Kıbrıslı Türklerin çözüm yanlısı tutumu nedeniyle hem AB'nin hem de bütün dünyanın, BM'nin verdiği bir söz, bir güvence olduğunu hatırlattı.

Talat, "Bu nedenle Finlandiya önerilerinin aslında Papadopulos'un Eylül 2004'te AB'ye önerdiği görüşlerin bir benzeri olduğu, bundan dolayı da bizim açımızdan son derece haksız hususlar içerdiği anlatılmıştır. Bunlar AB'ye de aktarıldı, en üst düzeyde görüşmelerimiz oldu" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB sürecinin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmasıyla ilişkilendirilmesinin siyasi bir karar olduğunu da ifade ederek, bunun Türkiye'nin önerdiği eylem planı çerçevesinde benimseneceğini ve o eylem planına destek verdiklerini açıkça ortaya koyduklarını bildirdi.

"Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik takınılan tavır çerçevesinde ele alınmalı ve Türkiye'nin AB süreciyle ilişkilendirilmemelidir" konusundaki görüşlerini de ortaya koyduklarını kaydeden Talat, şöyle devam etti:

"AB yetkilileri, temaslarımızın sürekli olmasını istedi; bundan sonra da konuları sürekli görüşmemizin yararlı olacağını vurguladılar. Biz de tabi ki aynı kanaatteyiz ve öyle inanıyoruz ki bundan sonra Türkiye'nin AB sürecinde yaşayacağı sıkıntıları Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmasıyla ilişkilendirirken, bunun ancak bölgedeki bütün kısıtlamaların kaldırılması biçiminde olabileceğini ve olması gerektiğini daha iyi anlatmış olduk. Daha iyi anlaşılmış olacağını düşünüyoruz. Bu ilişkileri, temasları bundan sonra da sürdüreceğiz."

"Bundan sonraki adımı Finlandiya ve AB belirleyecek"

Cumhurbaşkanı Talat, bundan sonra atılacak adımın, yapılacak girişimin ne olacağı yönündeki soruya karşılık, Finlandiya'nın görüşlerinin bir öneri haline gelip gelmeyeceğini bilmediğini, eğer öneri haline gelecekse Ercan'ın konumunun da yer alacağı bir önerinin kendileri açısından görüşülebilir olduğunu belirttiklerine göre mutlaka bunun da dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Talat, şöyle konuştu:

"Kıbrıs Türk tarafı açısından kabul edilebilir bir önerinin ortaya çıkması için Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermenin, Kıbrıs Rum tarafına bir şey vererek sağlanmaması gerektiğinin anlaşılması gerekiyor. Bu görüşlerimizi ortaya koyduk. Bundan sonra Dönem Başkanı Finlandiya ve AB'yle konuşmalarımız, değerlendirmelerimiz devam edecek. Bundan sonraki adımın ne olacağını belirleyecek olan biz değiliz. Doğaldır ki önerinin sahipleri bunu belirleyecek, yani Finlandiya veya AB belirleyecek. O yüzden ben bundan sonra ne olacağını bilemiyorum. Ama biz gayet açık ve net bütün esnekliğimizle hiçbir öneriyi reddetmeyerek, her şeyi görüşerek çalışmalarımızı sürdüreceğiz."

"Finlandiya'yla görüşme gerekebilecek"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya veya diğer AB ülkelerine ziyaretinin söz konusu olup olmadığı sorusunu yanıtlarken, bir davet almadığını, ancak bir davet olursa değerlendireceğini söyledi. Finlandiya'yla bir görüşme gerekebileceğini, ancak yerini şu anda bilemeyeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, müzakere eğer ilerletilecekse konunun muhatabının KKTC yetkilileri olduğunu vurguladı.

"Adres burası"

"Eğer izolasyonların kaldırılması konusu ciddi şekilde çözüme kavuşturulmak isteniyorsa adres burasıdır, bunun anlaşıldığını düşünüyorum" diyen Cumhurbaşkanı Talat, görüştükleri AB yetkililerinin de bunu bildiklerini ve buna inandıklarını ifade ettiğini kaydetti.

"Finlandiya'nın hatalı davrandığını dolaylı kabul ettiler"

Talat, böylece doğrudan ifade etmeseler de AB yetkililerinin Finlandiya'nın başlangıçta hatalı davrandığını kabul etmiş olduğunu belirterek, Finlandiya'nın en başta sadece Türkiye ve Kıbrıs Rum tarafıyla görüşerek sonuca gitmeyi hesapladığını, bunu düşünüp uyguladığını, ancak kendilerinin müdahalesi üzerine kendileriyle de görüşme ihtiyacı hissettiğini ve o andan itibaren görüşmelerinin sürdüğünü anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat, yanlış başlayan bir işin bir anlamda düzeltildiğini ifade ederek, bundan sonra bu çerçevenin dışına çıkılmaması umudunu dile getirdi; "Anlarlar ki Kıbrıs Türk halkıyla ilgili kararı verecek olan Kıbrıslı Türk yetkililerdir" dedi.

Talat, dörtlü bir toplantı önerisinde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarıyla Türkiye ve Yunanistan'ın Kıbrıs sorununa taraf olduğuna işaret ederek, "Dolayısıyla eğer sonuç alıcı bir müzakereye ihtiyaç doğarsa dörtlü bir toplantı tabi ki sonuç getirici ve yararlı olur, ama AB yetkililerine doğrudan doğruya böyle bir öneri yapmadım" ifadelerini kullandı.

Dörtlü bir zirveye, toplantıya açık olduklarını belirten Cumhurbaşkanı Talat, böyle bir yaklaşımı desteklediklerini söyledi.

KIBRIS 14/10/06

Babacan: Finlandiya'nın önerisi hakkında görüş alış verişi devam ediyor

Babacan, Madrid, Brüksel ve Berlin'i kapsayan Avrupa Birliği başkentleri turunun son durağı olan Berlin'de, Türkiye Büyükelçiliği'nde basın toplantısı düzenledi.

Bakan Babacan, Kıbrıs konusuna ilişkin bir soruya verdiği yanıtta, Finlandiya Dönem Başkanlığı'nın Kıbrıs konusuna ilişkin önerisi üzerine karşılıklı görüş alış verişinin halen devam ettiğini, bu görüş alış verişinin önümüzdeki haftalarda da süreceğini bildirdi.

KIBRIS 14/10/06

Kandounas, Orams davası kararını bozmak için temyiz mahkemesine başvuru yaptı

Dava, temiz mahkemesinde ancak gelecek yaz görülmeye başlanabilecek.

Avukat Konstandis Kandounas, Cyprus Mail gazetesine yaptığı açıklamada, dava ile ilgili temyiz mahkemesine 3 Ekim tarihinde başvuru yapıldığını belirtti.

Kandounas, İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin Orams Davası kararına atıfta bulunarak, "10'uncu Protokol'ün İngiliz Yüksek Mahkemesi tarafından tamamen yanlış yorumlandığını" ileri sürdü.

1974 yılında Lapta bölgesindeki arsasını bırakarak, Güney Kıbrıs'a göç eden Meletis Apostolides, söz konusu arsayı satın alıp üzerine ev inşa eden Linda ve David Orams'a karşı, "mülkünü" geri almak veya buna karşı Oramsların İngiltere'deki taşınmaz malını almak amacıyla İngiliz Yüksek Mahkemesi'nde dava açmış, ancak bu davayı kaybetmişti.

İngiliz hakim, AB üyelik antlaşmasında yar alan ve AB müktesebatının kuzeyde geçersiz olduğunu varsayan 10'uncu Protokol'den dolayı David ve Linda Orams'ın Lapta'daki evden çıkarılamayacağına karar vermişti.

Cyprus Mail gazetesi, 10'uncu Protokol'ün, AB üyelik antlaşmasına Rum tarafının adanın kuzeyindeki icraattan sorumlu olmak istemediğinden dolayı eklendiği yorumunda bulundu.

Avukat Kandounas, 10'uncu Protokol'ün; Kıbrıslı Rumların çıkarlarını korumadığı, bunun tersine İngiliz hakimin 10'uncu protokolü yorumlayış şeklinden, Kıbrıslı Rumlar'ın Kuzey'deki mallarını alıp satanları koruduğu anlamının ortaya çıktığını iddia etti.

Gazeteye göre Meletis Apostolides'in avukatı Kandounas, İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin 10'uncu Protokolü yanlış yorumladığı iddiasını temyiz mahkemesine ispatlayacak dosya üzerinde çalışacak.

Davanın, temyiz mahkemesinde ancak gelecek yaz görülmeye başlanabileceğini kaydeden Kandounas, "Orams ailesini temsil edecek hukuk ekibinde muhtemelen İngiltere Başbakanı Tony Blair'in avukat eşi Cherie Booth'un da yer alacağını" kaydetti.

KIBRIS 14/10/06

ABD’nin Maraş planı

Rum Fileleftheros Gazetesi, ABD’nin, “Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecini kolaylaştırma ve bir krizden kaçınma çabası çerçevesinde, Maraş’ın aşamalı olarak Rumlar’a devredilmesini” öngören düşünceler üzerinde çalıştığını öne sürdü.

 

AA

Güncelleme: 21:22 TSİ 15 Ekim 2006 Pazar

LEFKOŞA - Rum gazetesinin haberinde, ilk etapta Maraş’ın yüzde 20’sinin devrini öngören düşüncelerin, Rum yönetiminin “kırmızı çizgilerini” kısmen tatmin ettiği, Türkiye’de de tepki yaratmamayı hedeflediği ifade edildi.

ABD’nin bu konudakı düşüncelerinin, AB dönem başkanı Finlandiya’nın önerilerini güçlendirmeye yönelik olduğu belirtilen gazetenin haberinde, şunlar kaydedildi:

“Maraş’ın, yüzde 20’den başlayarak aşamalı olarak tamamının iade edilmesini öngören ABD düşüncesinin kime ait olduğu bilinmiyor. Aldığımız güvenilir bilgilere göre ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, Yunanistan’ın Washington Büyükelçisi Aleksandros Mallias’ın verdiği akşam yemeğinde bu düşünceyi muhataplarına söyledi.”

Haberde, Mathew Bryza’nın, Washington’da bu düşünceyi açıkça ifade etmesine karşın geçen perşembe gecesi Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşen ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Ronald Schlicher’in söz konusu düşüncelerden sözetmediği kaydedildi.

“ABD’lilerin, herhangi bir düşünceyi sunmadan önce Atina, Lefkoşa ve Türkler’in nabzını tutacağı” ifade edilen haberde, “ABD Dışişleri Bakanlığı düşüncelerinin, özellikle de uygulamaya geçirilme biçimi konusunda açıklamaya muhtaç olduğu ve pekçok boşluğu bulunduğu ortadadır” ifadesi kullanıldı.

Rum yönetiminin, Maraş’ın devredilmesi konusunda net bir takvim istediği ve 18 ayda devri öngörmesi durumunda Finlandiya’nın önerisini kabul edeceğini açıkladığı hatırlatılan haberde, ABD’lilerin, Maraş’ta malı bulunan Rumlar’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurularıyla Türklere ait vakıf malları konularını da ele aldığı kaydedildi.

Haberde ayrıca, AB dönem başkanı Finlandiya’nın, önerisine son biçimini verebilmek için ilgili taraflarla görüşmelerini sürdürdüğü, öneriyle ilgili görüşmelerin ilerlemesi durumunda, son biçimin verilmesi ve anlaşmaya varılması için AB Başkanlığı, Türkiye ve Kıbrıs Rum kesiminin katılacağı üçlü bir görüşme isteyeceği ileri sürüldü. Haberde, Türkiye’nin üçlü görüşme isteğine karşı çıkacağı da kaydedildi.

Kıbrıs Türk tarafı, Maraş’ın kapsamlı çözümün bir parçası olduğunu ve ayrıca ele alınamayacağı görüşünü vurguluyor.

Gül AB’ye Kıbrıs’ta adres gösterdi


15 Ekim, 2006 19:05:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Kıbrıs’ta aslında iki taraf olduğunu belirterek, “biri Kıbrıs Türk tarafı, diğeri Kıbrıs Rum tarafı. Anlaşmazlık bunların arasındadır. Bizler bir ana vatan olarak meseleye katılıyoruz. Konunun direkt tarafı değiliz” dedi.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB Dışişleri Bakanları Troykası Toplantısı'na katılmak üzere Lüksemburg'a hareketinden önce Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
 
Gül, Finlandiya'nın Kıbrıs önerisine yönelik bir soru üzerine de, bu ülkenin özellikle Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak ve bu sorunun AB sürecini gölgelememesi için bazı iyi niyetli gayretler içinde olduğunu kaydetti.
 
Finlandiya'nın konuyu başında Türkiye ile konuştuğunu belirten Gül, "her türlü yapıcı, objektif girişimi iyi niyetle karşılarız ve işbirliği yaparız, sizlere de yardımcı oluruz dedik" diye konuştu.
 
"Fikirler henüz ka