KKTCye 120
milyon Euro yardım
Avrupa
Parlamentosu Bütçe Komisyonu, birliğin 2007 Bütçesinden KKTCye 120
milyon Euroluk mali yardım yapılmasını karara
bağladı.
NTV
Güncelleme: 23:27 TSİ 10 Ekim 2006 Salı
BRÜKSEL
- Nisan 2004 tarihinde Avrupa Komisyonu KKTCye yönelik olarak 259 milyon
euroluk mali yardımda bulunmayı taahhüt etmişti ancak Güney
Kıbrıs Rum Kesiminin mali yardımlara yönelik tüzüğü uzun
süre veto etmesinin ardından 259 milyon Euroluk mali yardımın
120 milyon Euroluk kısmı harcanamadı ve bütçeden silindi.
2006
yılında Avrupa Komisyonu KKTCye söz vermiş olduğu 259
milyon Euroluk mali yardımı yaşama geçirebilmek için eksik olan
120 milyon Euroluk miktarı ek bütçeden talep etti.
Avrupa parlamentosunun bütçe komisyonu ek yardımı karara bağladı.
Kararın ekim ayı sonunda Avrupa Parlamentosunda oylanması
bekleniyor.
Talat AB ile görüş alışverişinde
10 Ekim, 2006 21:09:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB nezdinde en üst düzeyde
ağırlanıyor. Dün Brüksel'de AB Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barroso ile biraraya gelen Talat, bugün de Avrupa Parlamentosu
Başkanı Josep Borrel ile görüştü.
Çözümün Annan
Planında aranması gerektiğini savunan Talat,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların
kaldırılmasını istedi.
Bir basın toplantısıyla görüşmelerini değerlendiren
Cumhurbaşkanı Talat Avrupa Birliği'ni eleştirdi.
Mehmet Ali Talat, "Türkler adayı birleştirmek istiyor, AB içinde
bir federasyon kurulmasını istiyoruz. Biz gerekli
yaklaşımı gösteriyoruz ama birleşmeye hayır diyenler
ödüllendiriliyor" dedi.
Talat, çözümün sadece 30 yıllık görüşmelerin bir ürünü olan
Annan Planında aranması gerektiğini söyledi.
"Brüksel'e İstanbul üzerinden uçabiliyorum"
Gündemde limanların Rum kesimine açılması meselesi
bulunuyor. AB, Talat'ın dönem başkanı Finlandiya'nın
önerisi hakkındaki görüşlerini dinliyor.
Talat bunun yazılı bir plan olmadığına, fikirler
dizisi olduğuna dikkat çekti.
Talat, paketin Ercan Havaalanı'nın uluslararası uçuşlara
açılması yanında, kültürel ve spor alanındaki
izolasyonların da kaldırılmasının içermesini
istediklerini ifade etti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'i İstanbul üzerinden ziyaret
edebildiğine, KKTC'de adreslerin Mersin bağlantısıyla
verildiğine ve uluslararası aramalarda Türkiye'nin kodu olan +90'la
ulaşılabildiğine vurgu yaparak 'bunların
mantıksız olduğunu' dile getirdi.
"AP'de iki KKTC'li milletvekili gözlemci olsun"
Görüşmelerinde AB kurumlarında temsilin de gündeme geldiğini
bildiren Talat, özellikle AP'de iki KKTC'li milletvekilinin gözlemci
üyeliği için talepte bulunduğunu anlattı.
AB'nin BM'nin yerine geçerek Kıbrıs'ta çözüm rolüne
soyunmamasını isteyen Talat, ''çünkü Rum kesimi AB'nin eşit
üyesi. Üye ülkeler arasındaki dayanışma kuralına da dikkat
edilirse AB bu sorunda tarafsız olamaz. Fakat çok önemli bir rol
oynayabilir. Çözüm için teşvik edici, kolaylaştırıcı
olabilir'' diye konuştu.
"KKTC'nin geleceğini Kıbrıslı Türkler
belirleyecek"
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB üyelik isteğini
kaybetmesi halinde 'Kıbrıs sorununun çözümünün çok
zorlaşacağını' belirterek, ''Türkiye'nin AB perspektifini
açık tutmak çok önemli'' dedi.
Talat, Finlandiya'nın önerileri nedeniyle Türkiye ile fikir
ayrılığına düşeceklerini sanmadıklarını
vurgulayarak, KKTC'nin geleceğinin Kıbrıslı Türkler
tarafından belirleneceğini ifade etti.
Talat'ın programında AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehn ve birliğin dış politika temsilcisi Javier Solana ile
görüşmeler var.
KKTC'den giden yabancılara Rum cezası
Planda yer alan unsurlar arasında kapalı Maraş bölgesinin
Birleşmiş Milletler denetimine bırakılması ve Gazi
Magosa limanının sınırlı bir şekilde
kullanıma açılması var. Öneriye, ne Rum, ne de Türk tarafı
sıcak bakıyor.
Bu arada Rum yönetimi, Ada'ya KKTC limanlarından giren ve daha sonra Güney
Kıbrıs'a geçen yabancılara idari cezalar vermeye
hazırlanıyor. Konuyla ilgili yasa tasarısı Rum Meclisi
İçişleri Komitesi'nde dün ele alındı.
Rum milletvekillerinin farklı görüş içerisinde bulunması
nedeniyle tasarıda henüz bir karara ulaşılamadı.
Fransız tarihçiden ülkesine sert tepki
10 Ekim, 2006 19:47:00 (TSİ) CNN TURK
Ermeni
soykırımını inkarı suç sayan yasa teklifine tepki
gösteren Fransız tarihçi Jean-Michel Thibaux, Türk
vatandaşlığına geçmek için girişimde bulundu.
Fransız
tarihçi, bir Türk arkadaşı aracılığıyla, TBMM
Dışişleri Komisyonu Başkanı Antalya Milletvekili
Mehmet Dülger'e konuyu iletti.
AK Partili Dülger de Fransız tarihçinin bu talebini, AK Parti Genel
Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a iletti.
Dülger'in verdiği bilgiye göre 'konuya sıcak bakan' Başbakan
Erdoğan, söz konusu talebin, İçişleri Bakanına da
iletilmesini istedi.
Dülger, görüştüğü İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun,
başvurunun yapılmasının ardından konunun
değerlendireceğini söylediğini belirtti.
Ucuz politikaya isyan ediyorum
Fransız tarihçi Jean-Michel Thibaux'nun, Türk arkadaşına
gönderdiği, vatandaşlığa geçme dileğini anlatan
elektronik postada, ''altı yıl önce Türkiye'yi, Ermeni
soykırımını tanımaya zorladıkları zaman onu savunmayı
üstlenmiştim açıklamasında bulundu.
Thibaux bir kere daha Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac,
'Avrupa Birliğine girmek istiyorsa, Türkiye'nin bu yönde hareket etmesi
gerektiğini' söylüyor. Türk dostlarıma, burada bir şantaj söz
konusu olduğunu ifade etmek isterim ve 6 sene önce olduğu gibi,
açıklanmamış amacı, topraklarımızın üzerinde
yaşayan Ermeni kökenli insanların seçim sırasında
iltifatlarına mazhar olmak olan bu ucuz politika metoduna isyan ediyorum
dedi.
Türkiyenin de Fransa'da
1789 Devrimi esnasında yapılan katliamın
tanınmasını isteyebileceğini belirten traihçi, yüzbinlerce
Fransızın, bu kanlı yıllar boyunca ölüme gittiğini
aktardı.
Fransız tarihçi, 1789 Devrimi ile ilgili olarak özgürlük,
eşitlik, kardeşlik adına insanların kafası giyotinde
kesildi. Erkekler, kadınlar ve çocuklar gırtlaklandı, parça
parça edildi, kurşuna dizildi, yakıldı... Meudon atölyelerinde,
işkence edilen insanların derilerinden elbiseler dikiliyordu. Ölülerin
yağları hapishane mutfaklarında kullanılıyordu
ifadalerini kullandı.
"Tüm tarih gözden geçirilmeli"
O zaman milyonlarca Kızılderili'yi yerlerinden ettikleri için
Amerikalıları, Orta Amerika'da ve Güney Amerika'da yerli
medeniyetleri ortadan kaldırdıkları için İspanyolları
da itham etmek gerekir diyen Jean-Michel Thibaux sözlerini bu şartlarda
bütün insanlık tarihi yeniden gözden geçirilmeli ve hiçbir topluluk, bunun
dışında kalmamalıdır'' diye sürdürdü.
Türkiye'nin kendini doğrulamaya ihtiyacı
olmadığını, genç nesillerin daha iyi bir dünya özlemi
içinde olduklarını ve geçmişten dolayı suçlu
tutulamayacaklarını ifade eden Thibaux, ''oğullar,
babaların suçlarının sorumlusu değillerdir. Artık
Türkleri işaret parmağımızla göstermekten vazgeçelim. Onlar
pek çok noktada bize ders verecek durumdadırlar. Türkiye'yi seviyorum ve
Avrupalı entelektüeller arasında onu savunan az sayıda insandan
biriyim. Eğer Türk Hükümeti onaylarsa ve beni Türk tabiyetine kabul
ederse, artık Türkiye benim vatanım olacaktır'' dedi.
Fransa Dışişleri Bakanlığı: Yasa teklifi
gereksiz
Fransa Dışişleri Bakanlığı, Sosyalist Parti'nin
sunduğu Ermeni soykırımını kabul etmemenin suç
sayılmasını öngören yasa teklifini gereksiz bulduğu
görüşünü bir kez daha yineledi.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jean-Baptiste Mattei,
basına yaptığı açımlamada, yasa teklifinin, 'hükümeti
bağlamadığını' belirterek, ''bizim gözümüzde bu yasa
teklifi gerekli değil'' ifadesini kullandı.
İktidardaki Halk Hareketi Birliği (UMP) Meclis Grup Başkanı
Bernard Accoyer de, UMP üyelerinin önemli bir bölümünün perşembe günü
yapılacak oylamaya katılmayacağını söyledi.
Siyasi gözlemciler, UMP ve Sosyalist Parti'den yasa teklifine karşı
çıkan milletvekillerinin, oylamaya katılarak 'hayır' oyu vermek
yerine, Ermeni seçmenlerin tepkisinden çekindikleri için genel kurula
gitmeyecekleri yorumunda bulunuyor.
UMP milletvekili Patrik Deveciyan'ın sunduğu, Sosyalist Parti'nin de
desteklemesi beklenen değişiklik önergesi, bilim adamları,
tarihçi ve akademisyenlerin konuyla ilgili çalışma ve
araştırmalarının, olası yaptırımlardan muaf
tutulmasını öngörüyor.
TOBB heyeti Paris'te lobi yaptı
Türk iş dünyasını temsilen, Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarsıklıoğlu
başkanlığındaki heyet, yasa teklifinin aleyhinde lobi
yapmak üzere Paris'e gitti.
TOBB heyeti, bu akşam, aralarında Paris Ticaret ve Sanayi Odası
ve Avrupa Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (Eurochambres), Fransa
Ticaret ve Sanayi Odaları Federasyonu, MEDEF International (Fransız
Sanayiciler Birliği) ile Fransa'nın önde gelen iş adamlarıyla
görüştü.
Fransız iş dünyasının temsilcileriyle yapılan
görüşmelerde, 'yasa teklifinin iki ülke arasındaki ilişkilere
vereceği zarara' dikkat çekildi. TOBB heyeti, Fransız iş
dünyasının hareket geçmesini talep etti.
Fransa Ermeni iddialarını 2001'de tanıdı
Fransa, 2001 yılında kabul edilen bir yasa ile 'Ermeni
soykırımı'nı resmen tanıdı. Bu kararın
ardından, Türkiye ile Fransa arasındaki diplomatik ilişkilerde
uzun süre gerginlik yaşanmıştı.
Fransa'da zaman zaman gündeme gelen soykırım iddiaları, son
günlerde tekrar tartışma konusu oldu. Son olarak muhalefetteki
Sosyalist Parti, Ermeni soykırımının inkarının
suç sayılmasını öngören yasa teklifini tekrar Meclis gündemine
getirme kararı aldı.
Sosyalist Parti'nin yaptığı öneri doğrultusunda yasa
teklifi 12 ekimde Meclis Genel Kurulu'nda tartışılarak
oylanacak.
Sosyalistlerin bu konuda hazırladığı yasa teklifi,
geçtiğimiz mayıs ayında da tartışılmış,
ancak zaman kalmadığı için yeni yasama dönemine
kalmıştı.
Fransa'daki Meclis sistemi, muhalefet partilerine yılda belirli
sayıda yasa teklifini, ilgili komisyonun görüşüne
bakılmaksızın, Meclis Genel Kurulu'na getirme hakkı
tanıyor. Bu teklifler tartışılarak oylanıyor.
Fransa'da Sosyalistlerin hazırladığı teklifin
yasalaşması için Senato'dan da geçmesi gerekiyor. Meclis'teki
oylamada teklifin rahatça kabul edilebileceğini belirten siyasi
gözlemciler, hükümetin teklifin Senato gündemine gelmesine izin
vermeyeceğini kaydediyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, 30 eylülde iki günlük resmi ziyaret için
gittiği Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 'Ermeni
soykırımı' anıtını ziyaret etmiş ve
'Türkiye'nin geçmişteki hatalarını kabul etmesi
gerektiğini' söylemişti.
|
BAKÜ'DEN DESTEK |
|
Azerbaycan Milli Meclisi, Fransa Parlamentosunda görüşülen
ve Ermeni soykırımını kabul etmeyenlere hapis
cezasını da öngören yasa tasarısıyla ilgili girişime
tepki göstererek, tasarının kabulünün bölge için yeni sorunlar
ortaya çıkaracağını bildirdi. Milli Meclis tarafından kabul edilen ve Fransa
Parlamentosuna gönderilen mektupta, "20'nci yüzyılın
başlarında Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşanan
olaylar bilimsel araştırma konusudur. Ayrıca, Ermenilerin
kendileri yakın geçmişte Azerbaycanlılara karşı
soykırım olarak kabul edilebilecek kitlesel kırımlar ve
etnik temizlik uygulamaları yapmıştır" denildi. Mektupta, "Fransa Meclisinin bu tür bir kararı,
(Ermeni işgali altındaki Yukarı Karabağ konusunda ara
buluculuk üstlenen) Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Teşkilatı Minsk Grubu eş başkanı olarak
Fransa'nın tarafsızlığıyla ilgili şüphe
uyandıracaktır" ifadesi yer aldı. |
CNN TURK 10/10/06
Talat
AP Başkanı Borrell ile görüştü
BRÜKSEL (A.A)
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'deki temasları
çerçevesinde Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Joseph Borrell ile bir
araya geldi.
Talat
ile Borrell arasında yaklaşık 50 dakika süren görüşmenin
ardından açıklama yapılmadı.
Cumhurbaşkanı
Talat, dün AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile
görüşerek başladığı Brüksel temasları
kapsamında bugün AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli
Rehn, yarın da AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek
Temsilcisi Javier Solana ile görüşecek.
HURRIYET 10/10/06
Serdar Denktaş:
Finlandiya'nın önerileri derhal reddedilmeli
LEFKOŞA (A.A)
KKTC'de muhalefetteki Demokrat Parti'nin (DP) Genel Başkanı Serdar
Denktaş, Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı
Finlandiya'nın önerilerinin derhal reddedilmesini istedi.
DP
Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında
Finlandiya'nın önerilerini değerlendiren Denktaş, önerilerin,
Kıbrıslı Türklerin düşünceleri kaale alınmadan, ne
düşündüğü umursanmadan hazırlanması ve kendi içindeki
tutarsızlığı nedeniyle derhal reddedilmesi
gerektiğini kaydetti.
Finlandiya'nın
önerileri çerçevesinde Kıbrıs Türklerini bekleyen en büyük
tehlikenin, Kıbrıs Rum yönetiminin Kuzeyde de egemenlik
haklarını kullanma formülünün devreye konulması olduğunu
ifade eden Serdar Denktaş, Bu, Papadopulos'un osmosis yöntemiyle çözüm
politikasının en önemli halkasını oluşturacaktır
dedi.
Maraş'ın
halihazırda BM Barış Gücünün gözetiminde olduğuna
işaret eden Denktaş, Maraş'ı devretmenin, bu bölgenin
kapsamlı çözüm için kullanılması yaklaşımını
tamamen berhava edeceğini belirtti. Kıbrıs Türkünün bu
aşamada sesini duyurmasını isteyen Denktaş, Bu önerilerin
tartışılması bile, siyasal eşitlik
tartışmamızı büyük ölçüde zaafiyete uğratacak,
geleceğimizi daha da belirsiz bir noktaya sürükleyecektir diye
konuştu.
Serdar
Denktaş, Bu önerilerin başlangıçta Kıbrıs Türk
tarafına sunulmamış olması, Kıbrıs Türklerinin bu
konudaki görüşünün ne olduğunun anlaşılmaya
çalışılmamış olması, bizim açımızdan bu
önerileri reddetmemiz için yeterli gerekçeyi oluşturmuştur dedi.
HÜKÜMETİN DEVRİLMESİYLE EŞZAMANLI
Bu öneriler, KKTC'de hükümetin devrilmesiyle eşzamanlıdır
diyen DP Genel Başkanı, bu nedenle öncelikle hükümetin devrilmesiyle
bu konu arasında bir ilişki var mı diye araştırmaya
başladıklarını anlattı.
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün basında çıkan sert ve olumsuz
yanıtının içlerini ferahlattığını ifade eden
Denktaş, ancak kısa bir süre sonra Türkiye'nin AB nezdindeki
Başmüzakerecisi, Devlet Bakanı Ali Babacan'ın, önerilere
atıfta bulunarak, Türkiye'nin bu önerileri görüşmeye hazır
olduğu yönünde yaptığı açıklamaları ve bunun
hemen arkasından AB dönem başkanının konuyla ilgili olarak
'İlgili taraflar önerilere sıcak yaklaşım sergiledi'
açıklamasını hayretle izlediklerini söyledi.
AB
dönem başkanına göre ilgili tarafların Türkiye, Yunanistan ve
Kıbrıs Rum tarafı olduğuna ve KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın da bu konuda açıklama yaparak rahatsızlığını
dile getirdiğine, önerilerden Kıbrıs Türkünün haberdar
olmadığını belirttiğine dikkati çeken Denktaş,
Bunun üzerine Kıbrıs'taki Finlandiya büyükelçisinin Cumhurbaşkanı
Talat'ı ziyaret ederek bu konuda bilgi vermek durumunda
kaldığını belirtti.
Acı
gerçek Kıbrıs Türklerinin bu konuda muhatap kabul edilmemiş
olmasıdır diyen Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
Zaten
AB dönem başkanı da, Türkiye Dışişleri Bakanı ile
yapmış olduğu görüşmede Türkiye'den Kuzey
Kıbrıslılar üstündeki etkinliğini kullanmak suretiyle bu
konuda aksi bir ses çıkmasını engellemelerini istemişti.
Yaşanan gelişmeler ve ardı ardına değişik
kesimlerin açıklamaları, bu konuda Kıbrıs Türklerinin
varlığının dahi kaale
alınmadığının en bariz göstergesi haline
gelmiştir.
AB
ülkelerine göre Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tüm adanın
egemenidir. Uluslararası camia, Kuzey Kıbrıs'ı
'Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin kontrolü altında olmayan bölge'
olarak kabul etmektedir. Şimdi bu önerilerle GKRY, Kuzey
Kıbrıs'ta kullanamadığı egemenlik hakkını
AB'ye devretmek suretiyle kullanma imkanını yakalayacaktır.
Önümüzde duran tehlike, GKRY'nin Kuzeyde de egemenlik haklarını
kullanma formülünün devreye konulmasıdır. Bu, Papadopulos'un osmosis
yöntemiyle çözüm politikasının en önemli halkasını
oluşturacaktır.
Tarihten
bir örnek vermek gerekirse, bu öneriler, BM'nin Kıbrıs Türklerinin
hayatlarını koruma gerekçesiyle Makarios hükümetini 'meşru
hükümet' olarak kabul ettiği 4 Mart 1964 tarihli ve 186 no'lu Güvenlik
Konseyi kararının benzeri sonuçlarını doğuracaktır.
Bu karar da netice itibariyle Kıbrıslı Türkleri öldürülmekten
kurtarmak üzere alınmış, zor durumda olan Türkiye de iyi niyetle
bu kararı kabul etmiş, ama bugüne geldiğimizde Kıbrıslı
Türklerin yıllar süren belirsiz ve acı dolu yaşamının
en önemli gerekçesi olarak karşımıza
çıkmıştır.
Türkiye
hava sahasının ve limanlarının Rum gemi ve uçaklarına
açılmasının da geri dönüşü mümkün olmayan bir öneri
olduğunu kaydeden Serdar Denktaş, bu öneriyi reddetmenin ise
Kıbrıs Türküne değil, Türkiye'ye düştüğünü belirtti.
Denktaş, Kıbrıs Türküne düşenin, bu konuyla ilgili kendi
başına ne geleceğini anlatmak ve Türk devletinin vereceği
karara saygı duymak olduğunu kaydetti.
HURRIYET 10/10/06
Türkiye Ermenileri Patriği,
"Soykırım" yasasına karşı çıktı
Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II,
Fransız Parlamentosunda görüşülecek olan "Sözde Ermeni
soykırımını reddedenlere cezai yaptırım öngören
yasa teklifiyle" ilgili, "Amaç her zaman diyalog, empati ve
karşılıklı anlayışa katkı yapacak
başarılı girişimler olmalıdır. Bu amaca hizmet
etmeyen hiçbir oluşum bizce makul değildir" dedi.
Mesrob II, Fransadaki söz konusu yasa
teklifiyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada,
şunları kaydetti:
"Konunun incelenmesi,
araştırılması ve tartışılabilmesi için,
Türkiye ve Ermenistan başta olmak üzere tüm ülkeler, engelleyici tedbirler
almak yerine, aksine bu engelleri ortadan kaldırıcı düzenlemeler
yapılmalıdır.
Hangi gerekçe ile olursa olsun, kişisel
ifade özgürlüğünü engelleyici tüm girişimler, Türk ve Ermeni toplumları
arasındaki diyalog sürecine darbe vuracak, her iki kesimin
aşırı milliyetçi ve ırkçı unsurlarının
güçlenmesini sağlayacaktır. Bu durumda zaten kısıtlı
olan iki toplum arasındaki diyalogun tamamen ortadan kaybolma tehlikesi
bulunmaktadır.
Amaç her zaman diyalog, empati ve
karşılıklı anlayışa katkı yapacak
başarılı girişimler olmalıdır. Bu amaca hizmet
etmeyen hiçbir oluşum bizce makul değildir."
MILLIYET 10/10/06
Ünlü Fransız tarihçiden anlamlı tepki: Türk vatandaşı olmak istiyorum
Sözde Ermeni
soykırımını inkarı suç sayan yasa teklifine tepki
gösteren Fransız tarihçi Jean-Mıchel Thıbaux, Türk
vatandaşlığına geçmek için girişimde bulundu.
Fransız tarihçi, bir Türk
arkadaşı aracılığıyla, TBMM
Dışişleri Komisyonu Başkanı Antalya Milletvekili
Mehmet Dülgere konuyu iletti. AK Partili Dülger de Fransız tarihçinin bu
talebini, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğana iletti.
Dülgerin verdiği bilgiye göre "konuya
sıcak bakan" Başbakan Erdoğan, söz konusu talebin,
İçişleri Bakanına da iletilmesini istedi. Dülger,
görüştüğü İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksunun,
başvurunun yapılmasının ardından konunun
değerlendireceğini söylediğini belirtti.
"BU UCUZ POLİTİKA
METODUNA İSYAN EDİYORUM"
Fransız Tarihçi Jean-Michel
Thıbauxnun, Türk arkadaşına gönderdiği,
vatandaşlığa geçme dileğini anlatan elektronik postada,
şu görüşler yer alıyor:
"6 yıl önce Türkiyeyi, Ermeni
soykırımını tanımaya zorladıkları zaman onu
savunmayı üstlenmiştim. Bir kere daha Fransız Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac, Avrupa Birliğine girmek istiyorsa, Türkiyenin bu yönde
hareket etmesi gerektiğini söylüyor.
Türk dostlarıma, burada bir şantaj söz
konusu olduğunu ifade etmek isterim ve 6 sene önce olduğu gibi,
açıklanmamış amacı, topraklarımızın üzerinde
yaşayan Ermeni kökenli insanların seçim sırasında
iltifatlarına mazhar olmak olan bu ucuz politika metoduna isyan ediyorum.
Türkiye de Fransada 1789 Devrimi esnasında
yapılan katliamın tanınmasını isteyebilir. Yüzbinlerce
Fransız, bu kanlı yıllar boyunca ölüme gitti. Özgürlük,
eşitlik, kardeşlik adına insanların kafası giyotinde
kesildi. Erkekler, kadınlar ve çocuklar gırtlaklandı, parça
parça edildi, kurşuna dizildi, yakıldı. Dehşet her
tarafı kaplamıştı. Meudon atölyelerinde, işkence
edilen insanların derilerinden elbiseler dikiliyordu. Ölülerin
yağları hapishane mutfaklarında kullanılıyordu.
İşte büyük ihtilalin gerçekleri ve
işte Fransanın yaptıklarını itiraf etmek için niçin
Türkiyenin hak sahibi olduğu...
O zaman milyonlarca Kızılderiliyi
yerlerinden ettikleri için Amerikalıları, Orta Amerikada ve Güney
Amerikada yerli medeniyetleri ortadan kaldırdıkları için
İspanyolları da itham etmek gerekir. Bu şartlarda bütün
insanlık tarihi yeniden gözden geçirilmeli ve hiçbir topluluk, bunun
dışında kalmamalıdır."
"TÜRKİYEYİ SAVUNAN
AZ SAYIDA İNSANDAN BİRİYİM"
Türkiyenin kendini doğrulamaya
ihtiyacı olmadığını, genç nesillerin daha iyi bir
dünya özlemi içinde olduklarını ve geçmişten dolayı suçlu tutulamayacaklarını
ifade eden Thıbaux, şöyle devam etti:
"Oğullar, babaların
suçlarının sorumlusu değillerdir. Artık Türkleri
işaret parmağımızla göstermekten vazgeçelim. Onlar pek çok
noktada bize ders verecek durumdadırlar.
Türkiyeyi seviyorum ve Avrupalı
entelektüeller arasında onu savunan az sayıda insandan biriyim.
Eğer Türk Hükümeti onaylarsa ve beni Türk
tabiyetine kabul ederse, artık Türkiye benim vatanım
olacaktır."
MILLIYET 10/10/06
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 14:45 TSİ 11 Ekim 2006 Çarşamba
BRÜKSEL
- Düzenlediği basın toplantısıyla Brüksel ziyaretini
değerlendiren Talat, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve
genişlemeden sorumlu AB Komisyonu Üyesi Olli Rehn ile Avrupa Parlamentosu
(AP) Başkanı Joseph Borrellle çok verimli görüşmeler
yaptığını belirtti.
Annan planına evet diyerek
Kıbrısın yeniden birleştirilmesi hedefine uygun
davrandıkları için AB Konseyinin 26 Nisan 2004te
izolasyonların kaldırılması kararını
aldığını ve bu amaçla tüzükler
hazırladığını hatırlatan Talat, AB Dönem
Başkanı Finlandiya tarafından hazırlanan öneriler paketini
şöyle değerlendirdi:
Bu çok ayaklı bir paket. Türkiyenin AB üyelik müzakerelerinde olası
bir tren kazasından kaçınmak için limanlarının Rum kesimine
açılmasını sağlamaya çalışıyor. Bu amaçla
KKTC üzerindeki izolasyonların kısmen
kaldırılmasını öngörüyor. Fakat bunu yaparken,
Maraşın açılması gibi kapsamlı çözümün
unsurlarını pazarlık konusu yapıyor.
İzolasyonların kaldırılması pazarlık konusu
yapılmamalı. Bu ABnin vicdani ve siyasi sorumluluğudur. AB
izolasyonların kaldırılmasını sadece Annan Planına
evet dediğimiz için ön koşulsuz olarak tasarladı. Pakette
tehlikeli unsurlar var çünkü izolasyonların
kaldırılmasını pazarlık konusu yapıyor. Fakat
Türkiyenin üyelik sürecini de ilgilendirdiğinden Dönem Başkanı
Finlandiyanın getirdiği fikirler paketini tartışmaya ve
yapıcı olmaya karar verdik.
FİNLANDİYANIN
ÖNERİSİ SON ŞEKLİNİ ALMADI
Finlandiyanın önerilerini henüz bir metin haline getirmediğini ve
taraflarla müzakerelerle şekilleneceğini anlatan Talat, paketin Ercan
Havaalanının uluslararası uçuşlara açılması
yanında, kültürel ve spor alanındaki izolasyonların da
kaldırılmasının içermesini istediklerini ifade etti.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Brükseli İstanbul üzerinden ziyaret
edebildiğine, KKTCde adreslerin Mersin bağlantısıyla
verildiğine ve uluslararası aramalarda Türkiyenin kodu olan +90la
ulaşılabildiğine vurgu yaparak bunların
mantıksız olduğunu dile getirdi.
Görüşmelerinde AB kurumlarında temsilin de gündeme geldiğini
bildiren Talat, özellikle APde 2 KKTCli milletvekilinin gözlemci üyeliği
için talepte bulunduğunu anlattı.
ABnin BMnin yerine geçerek Kıbrısta çözüm rolüne
soyunmamasını isteyen Talat, Çünkü Rum kesimi ABnin eşit
üyesi. Üye ülkeler arasındaki dayanışma kuralına da dikkat
edilirse AB bu sorunda tarafsız olamaz. Fakat çok önemli bir rol
oynayabilir. Çözüm için teşvik edici, kolaylaştırıcı
olabilir diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Türkiyenin AB üyelik isteğini
kaybetmesi halinde Kıbrıs sorununun çözümünün çok
zorlaşacağını belirterek, Türkiyenin AB perspektifini
açık tutmak çok önemli dedi.
Talat, Finlandiyanın önerileri nedeniyle Türkiye ile fikir
ayrılığına düşeceklerini sanmadıklarını
vurgulayarak, KKTCnin geleceğinin Kıbrıslı Türkler
tarafından belirleneceğini ifade etti.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 14:45 TSİ 11 Ekim 2006 Çarşamba
BRÜKSEL
- Brükseldeki temaslarını NTVye değerlendiren KKTC
Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiyanın önerisine ilişkin
çekincelerini anlattı. Talat, Rumlara birşey vermemiz bekleniyor
izolasyonların kalkması için. Bu mantıklı değil.
İkincisi Türkiyenin AB üyeliği ile Kıbrısın
ilişkilendirilmesi, sonuçları itibariyle bir ilişki. Süreç
itibariyle böyle bir ilişki kurulması son derece yanlış
dedi.
Maraşın
paketten çıkartılması, direkt uçuşların ise öneriye
eklenmesi halinde öneri müzakere edilebilr mi? sorusunu ise Talat, O zaman bu
öneriler daha değerlendirilebilir olur. Daha sonuç getirebilir
şeklinde yanıtladı.
Ancak Talata göre asıl sorun Rum tarafının çözüm
karşıtı tavrının devam ediyor olması. KKTC
Cumhurbaşkanı bu konuyu ise Rum tarafının tepkisine ve Rum
tarafının Kıbrıslı Türkleri
sıkıştırma kararlılığına AB bugünkü
yapısı ve anlayışı içinde kolay direnemez. Rum
tarafı o kadar katı bir tutum izlliyor ki ABnin kendi kuruluş
anlaşmalarını da esneterek daha katı bir tutum içine girmesi
gerekiyor. Ben ABnin şu andaki yapısıyla o yetenekte
olduğunu görmüyorum sözleriyle değerlendirdi.
Mehmet Ali Talat, Finlandiyanın önerisini Rum tarafı, Türkiye ve
Yunanistanın aynı masada görüşmesine yönelik taleplerinin ise
kabul görmediğini söyledi. Talat, Bizim görüşümüz, bizim önerimiz
bu. Umarız ki AB öyle davranır. Ama herhangi bir çıkmazın
patlak vermesini engellemek için biraraya gelmeyi şu an için öngörmedi
dedi.
Yine de öneri konusunda iyimser ve esnek görünmeye çalışan Talat, ABnin
Türkiye ile müzakelerde tren kazasını önlemek için son dakikada da
olsa formül bulacağına inanıyor ve Türk filmlerinde son dakika
kurtuluş olabiliyor. Bu da ona benziyor. Şu anda Ab,
direnişimizi sınıyor yorumunu yapıyor.
Diaspora
Ermenileri: Boykot yalan
Avrupadaki
diaspora Ermenileri, Ankaranın Fransaya yönelik boykot tehditlerinin
yalan olduğunu iddia eden bir bildiri yayımladı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:05 ET 11 Ekim 2006 Çarşamba
PARİS
- Avrupa-Ermeni Federasyonu tarafından bugün yayımlanan bildiride,
Türkiyenin 2000 ve 2001 yıllarında da boykot tehdidinde
bulunduğu ancak Türk-Fransız ticaretinin son 10 yıldır
düzenli artış gösterdiği belirtildi.
Bildiride,
Fransanın 2001 yılında Ermeni soykırımını
tanımış olmasından ötürü iki ülke arasındaki ticari
ilişkilerin bozulmadığına vurgu yapıldı.
Ankaranın boykot tehditlerinin hayal ürünü ve irrasyonel olarak
tanımlandığı bildiride, Gümrük Birliği çerçevesinde
ekonomiler o kadar entegre hale gelmiş durumda ki Türkiye istese dahi bu
tehdidi gerçekleştiremez görüşü de savunuluyor.
Bildiride, tek taraflı ekonomik boykotun uluslararası hukuka
aykırı olduğu da belirtiliyor.
AZNAVOURDAN LEHTE OY ÇAĞRISI
Ermeni asıllı Fransız şarkıcı Charles Aznavour
da, Fransız milletvekillerine, Ermeni soykırımı
iddialarının inkarını suç sayan yasa tasarısı
lehinde oy vermeleri için çağrıda bulundu.
Kübadan, Fransız Le Parisien gazetesi aracılığıyla
milletvekillerine seslenen Aznavour, tasarının
onaylanmasının Fransa için bir onur sorunu olduğunu savundu.
Fransız ulusunun bir parçası olmaktan şeref duyduğunu
belirten Aznavour, milletvekilleri arasındaki bölünmüşlüğe
ilişkin bir soruyu da yanıtladı. Şarkıcı,
Soykırımdan 90 yıl sonra hâlâ acı çeken ve
kapanmamış yara taşıyan bir halka hak verme zamanı gelmiştir.
Milletvekilleri yürek ve vicdanlarıyla oy kullanmalılar, başka
nedenlerle değil ifadesini kullandı.
Aznavour, Bir tarafta 1,5 milyon Ermeni ölmüş, diğer tarafta hemen
hemen hiçbir ölü yoksa buna savaş değil soykırım denir. Bu
nasıl kabul edilemez? dedi.
|
NTV
Güncelleme: 04:52 ET 11 Ekim 2006 Çarşamba
BRÜKSEL
- Olli Rehn, Fransanın Ermeni soykırımı
iddialarının inkarının suç sayılmasına
ilişkin tasarıyı yasalaştırmasının ters
tepki doğuracağını savundu. Bu yasanın
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde çözüme ulaşmayı
zorlaştıracağını kaydeden Rehn, Ankaranın konuyu
tarihçilerin oluşturacağı bir komisyon tarafından
araştırılması önerisine de destek verdi.
301inci
maddenin değiştirilmesinin bu tür tartışmalar için
sağlıklı ortamın sağlanmasına katkıda
bulunacağına inandıklarını da belirten Rehn,
Türkiyenin AB üyeliğine desteğini de yineledi.
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi, Türkiyenin
kalkınması, temel özgürlüklere sahip açık bir toplum olması
ve İslam dünyasıyla sağlam bir köprü
oluşturmasını garanti altına almak için eşsiz bir
fırsat yakalandığını söyledi.
Türkiyenin sorunlu bir bölgede istikrarın çapası olduğunu
belirten Rehn, Daha fazla Avrupalılaşmış Türkiye bizim
çıkarımızadır dedi.
"Türkiye-AB ilişkisi yaşlı Chirac'ı aşar"
11 Ekim, 2006 11:07:00 (TSİ) CNN TURK
Metin Güneş/CNN
TÜRK/Londra
Financial Times'da yayımlanan bir makalede ''Avrupa, Türkiye'nin
artık AB'de istenmediğini anlatmak için elinden geleni yapıyor''
değerlendirmesi yapıldı. Makale yazarı ayrıca, Türkiye-AB
ilişkilerinin 'Fransa'nın yaşlı devlet
başkanı'nı aşacağını da yazdı.
2002 ve 2005
yılları arasında AB'den Sorumlu Bakan olarak görev yapan
İşçi Partisi milletvekili Denis Macshane tarafından kaleme
alınan makalede, Avrupa'nın Türkiye'ye yaklaşımı
"kazanımı az, kaybı büyük olacak çok riskli bir oyun"
sözleriyle tanımlandı.
"Laik, demokratik ve Müslüman olan bu ülke daha ne kadar Doğu'ya
dönmek yerine Batı'ya bakıp geleceğini Avrupa'da arayacak?"
sorusuyla makalesine başlayan Macshane, Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac'a da eleştiriler yöneltti.
Macshane, Chirac'ın Ermenistan ziyareti sırasında hem
evsahiplerini, hem de Fransa'daki Ermeni diasporasını sevindirmek
için söylediği "Türkiye yüzbinlerce Ermeni'nin I. Dünya
Savaşı sırasında katledilmesinin bir soykırım
olduğunu kabul etmelidir" sözleriyle, Türkiye'nin AB üyeliğine
yeni bir şart getirdiğini belirtti.
Yazıda, bunun, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Madagaskar
veya Cezayir'e giderek, 'Fransız askerlerinin savaş sonrası
ayaklanmaları bastırmak için yaptıkları katliam nedeniyle
Fransa'nın özür dilemesi gerekir' diye çağrıda bulunmasına
benzediğine işaret edildi.
"Katliamın sorumlusu Osmanlı'daki kokuşmuş
unsurlar"
Macshane, makalesinde, 'Ermeni katliamı'nın kötü bir yara
olduğunu, ama bunun sorumlusunun modern Türkiye Cumhuriyeti değil,
'Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kokuşmuş unsurlar'
olduğunu yazdı.
Yazıda ayrıca, AB'nin, potansiyel üyeleri bir yana, şu anki
üyelerinden tarihi kabahatleri için özür talep edecekse kendini feshetmesi gerekeceği
belirtildi.
"Bay Chirac'ın bu açıklaması sonrası, AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn soykırımı
tanımanın üyelik için resmi bir ön şart
olmadığını söyledi. Bu yerinde bir düzeltmeydi" diye
yazan Macshane, "ama 'AB'nin genişlemesi bitmiştir' diyen
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso'yu nasıl
açıklayacaksınız?" sorusunu sordu.
Bu sorunun gerek Brüksel'deki bürokratlar, gerek 'görevden ayrılmak üzere
olan yaşlı Fransa Başkanı'nı
aştığı'nı vurgulayan yazar, "nisan 2004'te
Avrupalı dışişleri bakanları ciddi bir şekilde
Kuzey Kıbrıs ile ticari ilişkileri başlatma kararı
aldılar. Bu sözlerinde durmadılar. Ben de o müzakerelerde vardım
ve şimdi güçlü Avrupa ülkelerinin kendi kararlarını uygulamaya
sokmamasını utanç verici buluyorum" dedi.
"Türkiye de dostlarını çıldırmak için çaba
sarfediyor"
"Türkiye her ay gözlerini açıp Avrupa yolu üzerine yeni bir engel
konulduğunu görüyor" diye yazan Macshane, Türkiye'yi hor görmenin
Avrupa için tehlikeli bir oyun olduğu ve bunun sonucunda Türkiye'nin
yüzünü Doğu'ya dönebileceği uyarısında bulundu.
"Türkiye de Batı'daki dostlarını çıldırmak için
çok çaba sarfediyor" görüşüne yer verilen yazıda "yazar ve
gazeteciler aleyhinde açılan davalar her tür demokrasi
anlayışına hakarettir" denildi.
Yazar, "Avrupa sürekli sadakat bekleyemez çünkü Türkiye'nin alternatifleri
var" görüşüne de yer verdi.
Macshane ayrıca, yukarıdan bakmak, cehalet ve düşmanlık
duyguları nedeniyle Türkiye'yi Avrupa tartışmasında
zorlamanın Avrupa'nın en büyük varlıklarından birinin
çatışma ve gerginlik kaynağına dönüşmesine
yolaçacağı uyarısında bulundu.
By Denis Macshane
Published: October 11 2006 03:00 | Last
updated: October 11 2006 03:00
Europe is doing its level best to
tell Turkey it is no longer wanted as part of the European Union. It is a
high-risk game with little to gain and a great deal to lose. How much longer
will this sec-ular, democratic, Muslim country look westwards to a European
future, instead of turning east?
Take the proclamation by Jacques
Chirac, president of France, on a recent visit to Armenia. Indulging his hosts
and delighting the politically active Armenian diaspora in France, Mr Chirac
said Turkey should recognise the massacre of hundreds of thousands of Armenians
in the turmoil of the first world war as "genocide". In doing so, he
unilaterally created a new condition of EU membership for Turkey. This is
rather like Tony Blair popping up in Madagascar or Algeria and telling France
to apologise for the postwar massacres undertaken by French soldiers as they
put down uprisings.
The Armenian massacres are a dreadful
scar in the memory of that proud people, torn apart by the many wars and
foreign interventions of the 20th century. But it was the decaying elements of
the Ottoman Empire that killed the Armenians, not the modern Turkish Republic.
If the EU is to demand apologies for historic misdeeds from its existing
members, let alone potential members, then it may as well dissolve itself.
After Mr Chirac's statement, Olli Rehn,
EU enlargement commissioner, reiterated that recognition of a genocide is not
an official precondition of membership. It was a welcome correction. But how do
you explain away the European Commission president, José Manuel Barroso, saying
that the era of EU enlargement is over?
This problem goes beyond the bluster of
bureaucrats in Brussels or an elderly French president on his way out of
office. In April 2004, European foreign ministers solemnly agreed to open trade
links with northern Cyprus. They have broken that promise. I took part in that
negotiation, and I find it shameful that powerful European states are unable to
enforce their own decisions.
Turkey wakes up almost every month to
find a new hurdle on its path to Europe. The mishandling of "the Turkish
question" would seem laugh-able were it not so important. The implicit
repudiation of its European ambitions is already fuelling support for radical
groups in Turkish domestic politics who argue that Europe is reneging on its
pledge to negotiate seriously. This matters because Turkey is pivotal to
Britain and other European states realising their interests overseas. Today,
scores of thousands of Europe's best soldiers are fighting the anti-democratic
forces of jihadist terror networks from the shores of Lebanon to the frontier
mountains of Pakistan. If Europe wants to promote democracy in the region,
Turkey is an indispensable ally.
Turkey, of course, does much to drive
its friends in the west quite mad. The trials of writers and journalists are an
insult to any notion of democracy. The occupation of northern Cyprus and
refusal to normalise relations with Nicosia is intolerable - but is likely to
last forever if Europe continues to patronise the Turks. However, the enormous
progress in rule of law, freedom of intellectual activity and the defence of
the secular state against illiberal religious fundamentalism remains an
important advance in the struggle to defend democracy.
Europe cannot rely on its loyalty
because Turkey has alternatives. It can create a Black Sea alliance with
Vladimir Putin's increasingly authoritarian Russia. It could even forge a
coalition with a nuclear-armed Iran; the neighbours have rarely threatened each
other in the past. There are energy-rich republics to Turkey's east that share
its language and culture. Islamists in Turkey have long advocated a
rapprochement with Pakistan to create a crescent of influence and power linking
a series of Islamic states governed by strong semi-military regimes. An
independent Turkey, free of ties to the EU, could also clash with European
foreign policy goals by aggressively pursuing its interests in the
Mediterranean or the Middle East.
Turkey's friends need to lead a
diplomatic offensive to ensure the EU honours its obligations. Leaving Turkey
turning on the spit of European debate - roasted by condescension, ignorance
and hostility - will transform one of Europe's greatest assets into a source of
conflict and tension. For good or ill Europe is now intervening in a region
full of problems in Iran, Iraq and Israel-Palestine. Making an enemy of Turkey
will make solving any of these problems far more difficult.
The writer is Labour MP for Rotherham.
He was Europe minister between 2002 and 2005
FINANCIAL TIMES
Fransa'ya boykot iş dünyasını
karıştırdı
11 Ekim, 2006 16:01:00 (TSİ) CNN TURK
Fransa'da yarın
görüşülecek olan ve 'Ermeni soykırımı yoktur' diyene ceza
verilmesini öngören tasarıda geri sayım başlarken,
işadamları olası bir boykot konusunda net bir görüş ortaya
koyamıyor.
Bazı ticaret
ve sanayi dernekleri ile tüketici birlikleri boykot çağrısında
bulunurken, daha geniş bir kitleye hitap eden örgütler ise sakin
olunması gerektiğini belirtiyor.
Fransa Parlamentosu'nda Türkiye için kritik öneme sahip tasarının
görüşülmesine saatler kala içerde de sivil toplum
kuruluşlarından farklı sesler yükseliyor.
Kimler boykot diyor?
Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi
Bayraktar, "Bu yasa kabul edilirse, Türkiye, Fransız ithal
mallarını boykot etmelidir'' derken, Türkiye Esnaf ve
Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Derviş
Günday da yasanın çıkması halinde 20 milyonluk bir aile olan
esnaf teşkilatı olarak her türlü Fransız ürünün boykot
edeceklerini bildirdi.
Fransa'ya boykot uygulanması gerektiğini belirten bazı sivil
toplum kuruluşları şöyle:
"Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve Kefalet Kooperatifleri Merkez
Birliği (TESKOMB), Adana Sanayici ve İşadamları
Derneği (ADSİAD), Doğu Akdeniz Sanayici ve
İşadamları Dernekleri Federasyonu (DASİFED), Esnaf ve
Sanatkarlar Derneği (ESDER), Tüm Sanayici ve İşadamları
Derneği (TÜMSİAD), Adana Sanayi Odası (ADASO), Antalya Genç
İşadamları Derneği (ANTGİAD), Ankara Sanayi Odası
ve Tüketiciler Birliği."
Kamu ihaleleri tehlikede
Fransız
mallarına boykot uygulanması gerektiğini belirten
kuruluşlar, bu kapsamda Fransız firmaların da kamu ihalelerinden
men edilmesi gerektiğini ifade ediyorlar. Boykot fikrinin altındaki
ortak görüş ise, Fransa'nın ekonomik olarak
cezalandırılması ve Türkiye'de iş yapan dev Fransız
firmaların gelir kaybına uğramamak için hükümete baskı
yapmalarının sağlanması.
İlgilileri arasında Fransız firmalarının da yer
aldığı ve son dönemlerde açılan veya açılması
düşünülen bazı kamu ihaleleri şöyle:
·
Sinop'ta kurulması planlanan 5 milyar dolarlık nükleer santral
projesi
·
Marmaray metro sistemlerinde kullanılması planlanan ve
yaklaşık 2 milyar dolarlık maliyeti bulunan araçlar
·
İstanbul ve İzmir, Adana, Konya, Kayseri ile diğer
büyükşehir belediyelerinin de inşa edecekleri metro hatlarında
kullanılacak araçlar
·
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 52 adetlik helikopter ihalesi
·
Savunma Sanayii Müsteşarlığının
yatırım programında bulunan İnsansız Hava
Araçları, denizaltı kurtarma gemisi projesi başta olmak üzere
diğer önemli tedarik projeleri
·
Üçüncü boğaz köprüsü ile ikinci tüpgeçit projesi
·
İzmit körfezine yapımı planlanan ''asma köprü''
· TCDD Genel
Müdürlüğünün hızlı tren hatlarında kullanılacak olan
elektrikli ana hat lokomotifleri ve banliyö trenleri
"Kendi kendimizi vururuz"
Fransız
mallarına boykot uygulamanın çok anlamlı
olmayacağını savunan kuruluşlar ise biraz daha sakin
davranılmasını öneriyorlar.
Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED)
Başkanı Şaban Erdikler, Fransa'nın tutumunun Türkiye
tarafından kabul edilebilir hiçbir tarafı
bulunmadığını, ancak yasa teklifine yönelik gösterilecek
tepkilerde makuliyet sınırının da aşılmaması
gerektiğine dikkat çekti. Erdikler, şunları söyledi:
''Bu hasmane harekete karşı sivil toplum kuruluşları, özel
sektör kuruluşlarının her türlü önlemi alması gerekir. Ama
(Fransız mallarını boykot edelim) dersek, bu önlem içinde
Türkiye'de üretim yapan firmaları, dolayısıyla bir anlamda kendi
kendimizi vurmuş oluruz. Çünkü bu fabrikalardaki üretim, Türk
işçiliği ve Türkiye'de üretilen ham maddeler kullanılarak
yapılıyor.
Tabii ki kanunun çıkması halinde Türkiye'de, bağımsız
ve güçlü bir ülke olarak bu hasmane tutuma karşı birtakım
aksiyonlar olacaktır. Bu aksiyonların hepsinde olacağız.
Ancak bu aksiyonlar içinde galeyana gelerek kendi kendimize ceza kesme durumuna
düşmeyelim.''
"Sektör değil insanlar zarar görür"
Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Yönetim Kurulu Başkanı
Aynur Bektaş da, ''Ülke boykotu olayını birkaç sene önce
İtalya ile de yaşamıştık, ama çözüldü, sonuçta
halloldu. Kişilere bağlı olduğu için büyük boyutta bir
ambargo olacağını düşünmüyorum. Eğer bir boykot olursa
tabii ki Türkiye'de de zarar görecek şahıslar olacaktır.
Sektörlerden ziyade insanlar zarar görecektir. Bu, onlara da bir
acımasızlıktır'' dedi.
Ankara Organize Tekstil Sanayi Sitesi (ANTEKS) Yönetim Kurulu Başkanı
Süreyya Kayıhan da Fransız mallarına boykot gibi acil ve
tepkisel eylemlerin, Türkiye'nin tezine zarar vereceğini belirtirken, Ege
Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tamer
Taşkın, Fransız mallarının boykotunun yanlış
olacağını, sanayicilerin sağduyulu olması
gerektiğini bildirdi.
|
· NE ALDIK NE SATTIK? |
|
Türkiye ile Fransa arasındaki dış ticarette kara
ulaşım araçları önemli yer tutuyor. Halen ihracatın ve
ithalatın yaklaşık yüzde 30'unu kara ulaşım
araçları oluşturuyor. Türkiye, Fransa'ya, kara ulaşım
araçları, giyim eşyası ve aksesuarları, tekstil
elyafı ve mamulleri, sebze-meyve ve ürünleri, elektrikli makine ve
cihazlar, haberleşme ve ses kayıt cihazları ihrac ediyor. |
CNN TURK 11.10.2006
|
TÜRKİYE'DEKİ FRANSIZLAR |
|
Türkiye'de otomotiv, gıda, sigortacılık,
bankacılık, perakende, akaryakıt başta olmak üzere, pek
çok sektörde toplam 524 Fransız sermayeli şirket faaliyet
gösteriyor.
|
CNN TURK 11.10.2006
Ermeni asıllı Türk
vatandaşlarından Fransa'ya tepki
A.A
Türkiye'de Ermeni asıllı Türk vatandaşlarının
yaşadığı tek köy olan Hatay'ın Samandağ ilçesine
bağlı Vakıflı köyünün Muhtarı Berç Kartum, Fransa ve
Avrupa'nın Ermeni soykırımını sürekli gündeme
getirmelerini kınadıklarını söyledi.
Kartum,
yaptığı açıklamada, yarın Fransa Parlamentosu'nda
oylanacak olan Ermeni soykırımını inkar edene hapis
cezası uygulamasını doğru bulmadıklarını,
bunun seçimlerde Ermeni vatandaşların oylarını garantiye
almak için düzenlenen siyasi tezgah olduğunu kaydetti.
ERMENİSTAN'DAKİ ERMENİLERE SAHİP ÇIKSINLAR
Köylerinde 200 kadar Ermeninin ibadetlerini, ticaretlerini özgür
yaptığını ve dünyaya örnek olduğunu ifade eden Kartum,
şöyle devam etti:
Fransa,
her seçim döneminde veya Türkiye ile ne zaman sorun yaşarsa soykırım
iddialarını gündeme getirerek tansiyonu yükseltmektedir. 90 yıl
önceki olayları konuşmak kimseye yarar getirmez. Bu siyasi
tezgahı kınıyoruz. Fransa, gerçekten bu konuda dürüst ve
samimiyse Ermenistan'da yaşayan ve refah düzeyi iyi olmayan binlerce
Ermeniye sahip çıksın. Ermenilerin dostu yine Ermenilerdir. Bizim
hiçbir ülkeyle sorunumuz yok. Özellikle, Samandağ'da ve Türkiye'de
yaşayan Ermeniler, bu gibi konuların gündeme gelmesinden
rahatsızlık duymaktadırlar.
Vakıflı köyünde yaşayan ve organik tarımla
uğraşan nüfusun yaşlı olduğunu, gençlerin
İstanbul, Avrupa ve ABD'de öğrenim gördüklerini, yaz tatillerinde
Samandağ'a geldiklerini ifade eden Kartum, Fransızların
köyümüze gelerek Türklerle olan ilişkilerimizi görmelerini arzuluyoruz.
Gölge etmesinler başka bir şey istemiyoruz dedi.
HURRIYET 11.10.2006
Clinton:
Keşke Kıbrıs sorunu çözülebilseydi
Nafiz ALBAYRAK/NEW YORK, (DHA)
Eski ABD
Başkanı Bill Clinton, geçmiş yıllarda Türkiye ve
Yunanistan'da arka arkaya yaşanan depremlerden sonra ortaya çıkan
olumlu havada Kıbrıs sorununun çözülebilmiş olmasını
dilediğini açıkladı.
ABDnin
Birleşmiş Milletler Derneği (UNA-USA), Manhattanın ünlü
Waldorf Astoria otelinde düzenlediği bir geceyle liderlikleriyle dünyaya
damgasını vurmuş kişilere ödül verdi. ABDnin eski
Başkanı Bill Clinton da "2006 Küresel Liderlik Ödülü"
alanların başında geldi.
Eski
ABD Başkanı, "Clinton HIV/AIDS Girişimi" ile AIDS
hastalığıyla mücadelede ve "Clinton Küresel
Girişimi" ile de yoksullukla ve iç çatışmalarla mücadelede,
sürdürebilir kalkınma sağlamada, iklim değişikliği ve
küresel ısınma gibi çevresel sorunlara ortak çözümler üretmede
gösterdiği üstün liderlik özellikleriyle ödüle layık görüldü.
ANNAN ONUR KONUĞU OLDU
Gecenin
onur konuğu ise görev süresi bu yılın sonunda dolacak olan BM
Genel Sekreteri Kofi Annan oldu. Geceye, ABDnin eski başkanları
George Bush, Jimmy Carter, Gerald Ford, CNNin kurucusu Ted Turner, ABD Merkez
Bankasının eski başkanı William J. McDonough ile Frank
Giustra ve Isabella Rosselini gibi ABDnin iş, sanat çevrelerinden
saygın isimler ve çeşitli ülkelerin devlet adamlarından
oluşan yaklaşık bin kişilik davetli katıldı.
CLINTON: KEŞKE KIBRIS ÇÖZÜLEBİLSEYDİ
Bill
Clinton, gecede yaptığı konuşmada, doğal afetler ve
savaşların ardından BMnin dünyada ne denli önemli bir rol
oynadığının iyice ortaya çıktığından
bahsetti. Doğal afetlerin ülkeleri birbirine
yaklaştırdığını anlatan Clinton, Türkiye ve
Yunanistanda arka arkaya depremler olduğunda iki ülkenin birbirinin
yardımına koştuğuna dikkat çekti. Eski ABD
Başkanı, iki ülkedeki bu doğal afetlerden sonra Egede ufak bir
kara parçasının kime ait olduğunun önemini yitirdiğini
belirterek, "Keşke o anda iki ülkeyi Kıbrıs sorunu
çözülünceye dek yalnız bir odada tutabilecek uluslararası bir hukuka
sahip olabilseydik" diye konuştu.
Clinton
görev süresi dolan Kofi Annanın da harika bir BM Genel Sekreteri
olduğunu vuguladı.
GÜRTUNA CLINTONI TEBRİK ETTİ
Bu
arada Türkiyeden New Yorka gelerek bu geceki ödül törenine katılan
Turkuaz Hareketi lideri Ali Müfit Gürtuna, Clinton konuşmasını
tamamladıktan sonra yanına giderek, kendisini tebrik etti. Gürtuna,
hem BM Genel Sekreteri Kofi Annan, hem de Bill Clinton ile görüşmelerinde
kendilerini İstanbula davet ettiğini söyledi.
HURRIYET 11.10.2006
Genelkurmay'dan yeni Ermeni belgeleri
ANKARA(ANKA)

Genelkurmay
Başkanlığı'nın "Arşiv Belgeleriyle Ermeni
Faaliyetleri 1914-1918" başlıklı 8 ciltlik yayın
dizisinin 3 ve 4'üncü ciltleri Genelkurmay ATASE ve Denetleme
Başkanlığı Yayınları'nca yayınlandı.
Kapaklarında
Ermeni terör örgütlerince 15 Temmuz 1915'te Diyarbakır Lice'de öldürülen
Türkler ile yine 23 Temmuz 1915'te Diyarbakır'ın Hızırilyas
Köyü'nde katledilen kadınlar ve çocukları gösteren
fotoğrafların yer aldığı kitaplar Türkçe ve
İngilizce yayınlanırken Osmanlıca orijinal belgelere yer
verildi.
ATASE ve Denetleme Daire Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan, kitaplara
yazdığı sunuşta "Dün, bugün ve gelecek çizgisinde,
toplumların tarihten öğrenecekleri bilgi sonsuzdur" dedi.
Korgeneral Kaptan, tarihte bilginin doğruluğunun belgelerle
kanıtlandığına dikkat çekerken, "Tarihe mal olmuş
olayların da bilimsel ölçütlerde değerlendirilmesi ancak belgelerle
yapılabilir" dedi.
Tehcir uygulaması öncesinde örgütsel faaliyetlerin hangi düzeylere
vardığını gösteren belgelerin düşündürücü
olduğunu ifade eden Korgeneral Kaptan, "Yasal olarak göründükleri
halde, yasadışı eylemlere kalkışan Ermeni terör
örgütlerinin nasıl bir kaos ortamı yaratmayı
hedeflediklerinin" belgelerde görüleceğini ifade etti.
Korgeneral Kaptan, sunuşunda şöyle dedi:
"Hukukun üstünlüğü prensibi, devletlerin temel prensiplerindendir. Bu
belgelerde açıkça görülecektir ki Devlet, her zaman ve her koşulda
hukukun üstünlüğü prensibinden ödün

vermediği
için, hukuka aykırı hiçbir işlem yapmaktan da özenle
sakınmış ve keyfiliğe hiçbir şekilde fırsat
tanımamıştır."
EMİRLER PARİS MERKEZLİ
Kitaplardan 3'üncü ciltte Ekim 1914'te Talat Paşa ve Bakanlar Kurulu
üyelerine yönelik suikast girişimi, bununla ilgili olarak yakalanan
Hınçak örgütü üyelerinin ifadeleri, hazırlanan iddianame, suikast
girişiminin dış bağlantısı, örgüt
militanlarının kışkırtılması,
yargılananlar hakkında verilen kararların dayandığı
Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri yer alıyor.
3'üncü ciltte yer alan en ilginç bilgi ise Türklere yönelik katliamları ve
suikastleri gerçekleştiren Hınçak örgütünün karar vericilerinin
"Paris merkezli" faaliyet göstermeleri ve oradan "emir"
almaları. Tüm örgüt üyeleri Hınçak'ın Paris merkezli olduğunu
ve emirlerin oradan alındığını açıklıyorlar.
Artin Cihan Gülyan 9 Şubat 1915 deki ifadesinde şu
açıklamaları dikkat çekiyor :
"-En büyük merkeziniz neresidir?
Paris
-İstanbul merkezi nasıldır?
İkinci derecedir. Bulgaristan, Romanya, Rusya, Amerika, ve İran'daki
şubeler doğrudan doğruya Paris'e bağlıdır.
Türkiye içindeki şubeler Türkiye merkezine bağlıdır.
-Genel kongreyi hangi merkez teklif eder?
Öncelikle, genel merkez, yani Paris teklif eder."
Hınçak üyesi Arzruni Efendi'nin 10 Şubat 1915 tarihli ifade
tutanaklarına şöyle yansıyor:
"-O halde gerek Türkiye ve gerekse diğer devletlerdeki merkez ve
şubeler tamamen Paris'e bağlıdırlar, değil mi? Onun
tarafından bir kongre toplanması teklif edilirse, kabul etmeye
mecbursunuz değil mi?
-Evet, doğal olarak bağlıyız, kongre teklifini önceden
söylemiştim. Teklif ettiği zaman kabul etmek
zorundasınız."
Kilis Ermeni Hınçak Örgütü katibi Vahan Tomasyan'ın ifadesinde ise
"Kulüp defterinde adı geçen, Ermeni askerleri ve müfrezeler ne
demektir" sorusuna verdiği "Ermeni askerinden biz parti
üyelerini anlarız. Müfreze de partidir" yanıtı dikkat
çekiyor.
Kitabın 4'üncü cildinde ise Ermeni emelleri, terör faaliyetlerine
karışan Ermeni teröristlerin idam kararları ve Padişah
Mehmet Reşat'ın buna ilişkin onay kararı, Hınçak
örgütünün şubelerine isyan içeren bildirgesi, son Hınçak Örgütü'nün
ana tüzüğü, Hınçak örgütünün gizli amaçlarının ifade
edildiği bildirge ile bomba imha edip saklayanlar ile gizlice örgüt
üyelerine verenler hakkındaki mahkeme kararları yer alıyor.
KATLİAMLAR İÇİN "ÜZÜNTÜ VERİCİ
EYLEM" DEYİMİ KULLANILDI
Hınçakyan örgütünün 7 numaralı genelgesindeki "Geçirmekte
olduğumuz önemli günler, Türkiye Ermenilerinin
kurtuluşlarını ve kendi yönetimlerini belirleyebileceğinden
şu anda illerdeki Ermenilerin azimli, kararlı ve kendilerine
yakışacak surette hareket etmeleri lazımdır. İşte
bundan dolayı ortaya çıkan durumu ve üzüntü verici eylemleri
bildirmek zorunlu oluyor" ifadeleri dikkat çekiyor.
HURRIYET 11/10/06
Diyanet: İslam'da dini nikah yok
A.A

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri
Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem, İslam dininde dini
nikahın olmadığını belirterek, Türk Medeni Kanunu
hükümlerine göre kıyılan resmi nikah, İslam dininin de geçerli
saydığı nikahtır dedi.
Prof.
Dr. Yeprem, dini nikahın, kilisede, rahip ve papazlar tarafından
kıyılması mecburi olan Hristiyan nikahı için
kullanılan bir terim olduğunu söyledi.
İslam'da bu anlamda bir dini nikah olmadığını ifade
eden Yeprem, Her işte olduğu gibi nikahta da Allah'a dua ederek
hayır talep etmek, Müslümanların iyi davranışlarındandır.
Bu yapılmadığı takdirde resmi nikahın geçerliliği
de ortadan kalkmaz dedi.
Dini nikahın, Hristiyanlıkta geçerli olduğunu vurgulayan Yeprem,
şunları kaydetti:
Dini nikahın kıyılması için nikahı kıyan din
adamının Allah adına hüküm veren biri olması, nikahın
kıyıldığı yerin kutsal yer olması ve yapılan
işin de dini işlem olması lazım. Dini nikah için bu üç
unsurun olması gerekir ki, bu da Katoliklerde olan bir nikahtır.
Kilise kutsal sayılan yerdir, papaz, Allah adına konuşan din
adamıdır, nikah da ebediyen bozulmayacak olan dini bir işlemdir.
İslam'da, Allah adına söz söyleyen bir din adamı ve kutsal bir
mekan yoktur. Namaz kılınan her yere mescit, cami denir ve başka
amaçlarla da kullanılabilir. Buraların, kilise gibi kutsiyeti yoktur.
Medeni Kanunun hükümlerine göre kıyılan resmi nikah geçerlidir.
İslam dininde bu anlamda dini nikah yoktur.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde mahalle imamları
tarafından kıyılan nikahların bugün belediyelerce
kıyılan nikahtan farklı olmadığını
vurgulayan Yeprem, Mahalle imamlarının, devletin itibar ettiği
kayıtları tutan, evlilik cüzdanını veren, mahkemelerin
kayıtlarını tutan niteliği vardı, bugünkü
belediyelerin evlendirme daireleri gibiydi. Bu işlemleri o zaman mahalli
imamlar yürütüyordu diye konuştu.
HURRIYET 11/10/06
Mehmet Ağar
farklılaşıyor...
Herşey beklenebilirdi de, Mehmet Ağar'ın PKK konusunda böyle bir
tutum benimseyeceği beklenmezdi.
DYP lideri, bu yarışta birden bire öne çıkıverdi.
Geçen hafta sonu yaptığı konuşmalarla,
karşımıza bambaşka bir Mehmet Ağar çıkardı:
Kelimelerini dikkatli seçerek, PKK'ya -lider kadrosu hariç- bir af
çıkarılabilineceğini söyledi. Daha da önemlisi, cinayete
karışmamış kadroların siyasete atılmalarının,
dağa çıkıp adam öldürmelerinden çok daha sağlıklı
sonuç vereceğine dikkat çekti.
Bir politikacı, hele bir parti lideri için, bugünkü ortamda daha riskli
bir söylemi benimsemiş görülüyor. Ağar, başının
ağrımamasını istiyor olsaydı, diğer bütün
partiler gibi, PKK'ya lanet yağdırır, DTP'yi yerden yere
vururdu.
Bunu tercih etmedi. Eğer ilerde değişmezse, bu tutumuyla riskli
ancak getirisi daha yüksek, farklı bir politik yaklaşım denemeye
başlamış demektir.
Eğer Mehmet Ağar, geleneksel politikalarla ortaya çıksa, ne MHP
ne CHP ne de AKP'den bir farkı olurdu. Söyleyecekleri de kamuoyunda ilgi
uyandırmazdı. Ne MHP'den daha fazla vatansever olup, Bahçeli'nin
oylarını kapabilir, ne AKP'nin önüne geçebilirdi.
Ancak, bugünkü tutumuyla birden bire ön plana çıkıverdi.
İlginçti.
Diğerlerinden farklı söylemiyle, dikkatleri çekti.
Mehmet Ağar akıllı bir taktik uyguluyor. Zira kimseler
kalkıp onu PKK'ya karşı yumuşamakla suçlayamaz.
Geçmişi, ona yeterince kredi veriyor. Kendini en sert PKK
karşıtı gösterenlerden daha sarsılmaz bir imajı var.
İşte bu karneyle ortaya çıkıp "siyasetin önünü
açalım" dediği zaman, kamuoyuna ilginç bir bakış
açısı getiriyor. Herkesin, vuralım kıralım dediği
bir sırada, farklı bir süreç öneriyor. Denenmesinde hiçbir zarar
olmayan bir öneri getiriyor. "Acaba bu yol denense, silahlar gömülür mü?
İnsanlarımızı ölümden kurtarabilir miyiz?"
sorularının sorulmasına neden oluyor.
Mehmet Ağar, Sosyal Demokrat CHP'nin rolünü çalıyor. Ucuz
politikayı değil, farklı ve yeni açılımları
tercih ediyor.
Eğer bu şeklide devam ederse, DYP'yi seçimlerdeki oy
dağılımını etkileyecek bir konuma getirebilir.
Kişisel imajı ve DYP'nin geneldeki muhafazakar
yaklaşımına rağmen, liberal oyların dahi cazibe
merkezi olabilir. CHP'den boşalan yeri doldurabilir.
Mehmet Ağar bu yarışta birden bire finişe kalkan atlete
benziyor. Nefesi yeterse, sandıktan daha büyüyerek çıkacaktır.
* * *
DTP, BU
ATEŞKESİ SÜRDÜRMELİ...
PKK tek yanlı bir karar aldı ve silahlarını susturdu.
Kamuoyunda bir rahatlama başladı. Hergün şehit cenazeleriyle
sarsılan toplum, silahların susmasından memnun, ancak bir yandan
da kuşkulu.
Ateşkes bir oyun mu? Ne kadar sürecek? Bu soruların yanıtı
belli değil.
Eğer önümüzdeki aylarda, PKK'nın taşaronu gibi hareket
ettiği belirtilen TAK tekrar ortaya çıkar ve cinayetlerini
sürdürürse, o zaman bunun bir oyun olduğuna karar vereceğiz. Demek
ki, kış aylarıyla birlikte zaten çekilmek zorunda
kalacağını bilen PKK, buna "ateşkes"
adını takmış ve kamuoyunu aldatmış
diyeceğiz. Böyle olursa, ilkbaharda tekrar ortaya çıkıp
"Eh, biz barışa bir şans tanıdık. Ancak Türk
Devleti anlamadı" deyip, tekrar silaha sarılırsa
şaşmayalım.
Böyle bir varsayımın, sadece PKK'ya değil, tüm Kürt sorununa çok
olumsuz yansıyacağının unutulmaması gerekir.
Ateşkes sürecinin devamı, seçimlerin de sonrasına kadar
yürütülmesi özellikle DTP açısından önemlidir.
DTP'nin, 2007 seçimlerinde bağımsız adaylarla TBMM'ne girmeyi
deneyeceği artık biliniyor. İşte PKK ateşkesinin
geleceği bu açıdan da önemli. Eğer kamuoyu
aldatıldığı izlenimine kapılır, suikastler
yeniden başlarsa, DTP'nin bağımsızları Meclis'e
girişlerini dahi tehlikeye atabilirler.
Kamuoyunun tepkisi, güvenlik önlemleri gibi değildir. Bir defa
patladı mı, kimse önünü alamaz.
Silahların sustuğu şu sıralarda AK Parti iktidarına da
önemli roller düşüyor. Eğer hiçbir adım atmadan seyrederlerse, o
zaman ateşkesin bozulmasındaki sorumluluğu da paylaşma
durumuna düşerler. Zaten PKK'nin beklediği de budur.
2007'nin sonuna kadar bir sırat köprüsünden geçeceğiz. Bakalım,
bu yarışta kimler akılcı, kimler ucuz politikalar
uygulayacak?
* * *
CEZAYİR'İ
KULLANIP, KENDİMİZİ KÜÇÜLTMEYELİM
Oktay Ekşi hafta sonu yazdı ve telefon edip tebrik ettim.
Son derece doğru bir saptamada bulunmuştu.
TBMM Adalet Komisyonu, Fransızlar'a tepki koymak, karşılık
vermek için, iki tasarıyı görüşecekmiş.
Bunlardan biri "Türkiye'de, Ermeni soykırımı vardır
diyene 3 yıl hapis cezası verilmesini" öngörecekmiş.
Diğeri de "Fransa'nın Cezayir'de soykırım
yapmadığını iddia edenlere hapis cezası
verilmesini"getirecekmiş.
Pes doğrusu.
Acaba bu önerileri kim yaptı?
Kimin aklına böylesine dahiyane (!) bir fikrin geldiğini merak
ediyorum.
Bundan daha yüzeysel, basit ve Türkiye'yi komik duruma düşürebilecek
başka bir öneri düşünemiyorum. Fransızlar'ı hangi
gerekçeyle eleştiriyorsak, aynı duruma kendimizi düşürmüş
olmayacak mıyız?
Sorarım sizlere, bu önerilerin, Fransızlar'ın
yaptıkları saçmalıktan ne farkı var? Komisyondan sonra, bir
de Genel Kurul'a yollayıp, o hava içinde bir de
yasalaştırırsak, yeme yanında yat.
Bu şekilde kimi cezalandırmayı planlıyoruz ?
Fransızlar'ı mı hapse atacağız.
Hele buna bir de "karşılık verme" adını
koyarsanız, o zaman tam komedi olur.
Köksal Toptan ciddi bir politikacıdır. Eminim ülkemizi böylesine
küçük düşürecek bir tepkiyi ciddiye almaz.
MEHMET ALI BIRAND
MILLIYET 11/10/06
Genelkurmay'dan
yeni Ermeni belgeleri: Hınçak örgütü Paris merkezli

Genelkurmay
Başkanlığının "Arşiv Belgeleriyle Ermeni
Faaliyetleri 1914-1918" başlıklı 8 ciltlik yayın
dizisinin 3 ve 4üncü ciltleri Genelkurmay ATASE ve Denetleme
Başkanlığı Yayınlarınca yayınlandı.
Kapaklarında Ermeni terör örgütlerince 15
Temmuz 1915te Diyarbakır Licede öldürülen Türkler ile yine 23 Temmuz
1915te Diyarbakırın Hızırilyas Köyünde katledilen
kadınlar ve çocukları gösteren fotoğrafların yer
aldığı kitaplar Türkçe ve İngilizce yayınlanırken
Osmanlıca orijinal belgelere yer verildi.
ATASE ve Denetleme Daire Başkanı
Korgeneral Eyüp Kaptan, kitaplara yazdığı sunuşta
"Dün, bugün ve gelecek çizgisinde, toplumların tarihten
öğrenecekleri bilgi sonsuzdur" dedi.
Korgeneral Kaptan, tarihte bilginin
doğruluğunun belgelerle kanıtlandığına dikkat
çekerken, "Tarihe mal olmuş olayların da bilimsel ölçütlerde
değerlendirilmesi ancak belgelerle yapılabilir" dedi.
Tehcir uygulaması öncesinde örgütsel faaliyetlerin
hangi düzeylere vardığını gösteren belgelerin
düşündürücü olduğunu ifade eden Korgeneral Kaptan, "Yasal olarak
göründükleri halde, yasadışı eylemlere kalkışan Ermeni
terör örgütlerinin nasıl bir kaos ortamı yaratmayı
hedeflediklerinin" belgelerde görüleceğini ifade etti.
Korgeneral Kaptan, sunuşunda şöyle
dedi:
"Hukukun üstünlüğü prensibi,
devletlerin temel prensiplerindendir. Bu belgelerde açıkça görülecektir ki
Devlet, her zaman ve her koşulda hukukun üstünlüğü prensibinden ödün
vermediği için, hukuka aykırı hiçbir işlem yapmaktan da
özenle sakınmış ve keyfiliğe hiçbir şekilde
fırsat tanımamıştır."
EMİRLER PARİS MERKEZLİ
Kitaplardan 3üncü ciltte Ekim 1914te Talat
Paşa ve Bakanlar Kurulu üyelerine yönelik suikast girişimi, bununla
ilgili olarak yakalanan Hınçak örgütü üyelerinin ifadeleri,
hazırlanan iddianame, suikast girişiminin dış
bağlantısı, örgüt militanlarının
kışkırtılması, yargılananlar hakkında
verilen kararların dayandığı Ceza Kanununun ilgili
maddeleri yer alıyor.
3üncü ciltte yer alan en ilginç bilgi ise
Türklere yönelik katliamları ve suikastleri gerçekleştiren
Hınçak örgütünün karar vericilerinin "Paris merkezli" faaliyet
göstermeleri ve oradan "emir" almaları. Tüm örgüt üyeleri
Hınçakın Paris merkezli olduğunu ve emirlerin oradan
alındığını açıklıyorlar. Artin Cihan Gülyan
9 Şubat 1915 deki ifadesinde şu açıklamaları dikkat çekiyor
:
"-En büyük merkeziniz neresidir?
Paris -İstanbul merkezi nasıldır?
İkinci derecedir. Bulgaristan, Romanya,
Rusya, Amerika, ve İrandaki şubeler doğrudan doğruya
Parise bağlıdır. Türkiye içindeki şubeler Türkiye
merkezine bağlıdır.
-Genel kongreyi hangi merkez teklif eder?
Öncelikle, genel merkez, yani Paris teklif
eder." Hınçak üyesi Arzruni Efendinin 10 Şubat 1915 tarihli
ifade tutanaklarına şöyle yansıyor:
"-O halde gerek Türkiye ve gerekse
diğer devletlerdeki merkez ve şubeler tamamen Parise
bağlıdırlar, değil mi? Onun tarafından bir kongre
toplanması teklif edilirse, kabul etmeye mecbursunuz değil mi?
-Evet, doğal olarak
bağlıyız, kongre teklifini önceden söylemiştim. Teklif
ettiği zaman kabul etmek zorundasınız." Kilis Ermeni
Hınçak Örgütü katibi Vahan Tomasyanın ifadesinde ise "Kulüp
defterinde adı geçen, Ermeni askerleri ve müfrezeler ne demektir"
sorusuna verdiği "Ermeni askerinden biz parti üyelerini anlarız.
Müfreze de partidir" yanıtı dikkat çekiyor.
Kitabın 4üncü cildinde ise Ermeni
emelleri, terör faaliyetlerine karışan Ermeni teröristlerin idam
kararları ve Padişah Mehmet Reşatın buna ilişkin onay
kararı, Hınçak örgütünün şubelerine isyan içeren bildirgesi, son
Hınçak Örgütünün ana tüzüğü, Hınçak örgütünün gizli
amaçlarının ifade edildiği bildirge ile bomba imha edip
saklayanlar ile gizlice örgüt üyelerine verenler hakkındaki mahkeme
kararları yer alıyor.
KATLİAMLAR İÇİN "ÜZÜNCÜ
VERİCİ EYLEM" DEYLİMİ KULLANILDI
Hınçakyan örgütünün 7 numaralı
genelgesinde ki "Geçirmekte olduğumuz önemli günler, Türkiye
Ermenilerinin kurtuluşlarını ve kendi yönetimlerini
belirleyebileceğinden şu anda illerdeki Ermenilerin azimli,
kararlı ve kendilerine yakışacak surette hareket etmeleri
lazımdır. İşte bundan dolayı ortaya çıkan durumu
ve üzüntü verici eylemleri bildirmek zorunlu oluyor" ifadeleri dikkat çekiyor.(ANKA)
MILLIYET 11/10/06
Talat,
Fin planına karşı temkinli
|
|
|
Talat, dün Brüksel'de Avrupa
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'le görüştü.
FOTOĞRAF: Mehmet
özdemir / aa |
11/10/2006
RADIKAL
BRÜKSEL - Türkiye'nin
Gümrük Birliği Ek Protokolü gereği limanlarını yıl
sonuna kadar Rum gemi ve uçaklarına açması istenirken, AB dönem
başkanı Finlandiya'nın 'Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek
Protokolü gereği limanlarını Rum Yönetimi'ne açması
karşılığı, KKTC'nin BM idaresine verilecek Mağusa
Limanı üzerinden ticaret yapması' önerisine KKTC temkinli
yaklaşıyor. Ankara'nın 'Muhatap KKTC'dir' mesajı üzerine
Brüksel'de temaslarda bulunan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
planda 'tehlikeli noktalar' bulunduğunu söyledi.
Dün Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ve Avrupa
Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell ile görüşen Talat,
düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
"Pakette tehlikeli unsurlar var, çünkü tecritin
kaldırılması ve Maraş'ın açılması gibi
kapsamlı çözümün unsurlarını pazarlık konusu yapıyor.
Tecritin kaldırılması pazarlık konusu
yapılmamalı. AB tecritin kaldırılmasını sadece
Annan Planı'na 'Evet' dediğimiz için ön koşulsuz olarak
tasarladı. Fakat Türkiye'nin üyelik sürecini de ilgilendirdiğinden bu
paketi tartışmaya ve yapıcı olmaya karar verdik."
Talat, doğrudan uçuşların başlatılmasının
yanı sıra sportif ve kültürel alandaki tecritin
kaldırılması gerektiğini belirtti. (ap, aa)
Eski bakan Lang:
Anayasaya aykırı bir iş
Fransa'dan
sağduyulu iki ses: Engelleyin
11/10/2006
RADIKAL
AA - PARİS - Fransa'nın eski
kültür bakanlarından Sosyalist Parti milletvekili Jack Lang, partisinin
sunduğu 'Ermeni soykırımının inkârının suç
sayılması'na ilişkin yasa teklifine karşı
çıktı. Fransa'da Musevi soykırımının
inkârına ilişkin çıkarılan yasanın bundan farklı
olduğunu, Nuremberg mahkemesi sonuçlarıyla uluslararası
sözleşmeleri temel aldığını hatırlatan Lang,
Ermenilerle ilgili teklifinse yasalaşması halinde Anayasa
Mahkemesi'nde bozulabileceği uyarısında bulundu. Lang,
Türkiye'nin, siyasi ve ekonomik baskısıyla ilgili soruya da "Ben
hiçbir baskıyı kabul etmem, kendi vicdanımın sesini dinlerim"
diye yanıt verdi.
Sarkozy'nin
danışmanı: Aleyhine oy verin
Öte yandan Nicolas Sarkozy'nin siyasi danışmanlarından senatör
Francois Fillion da teklifi "Gerçek bir yanlış" diye
niteledi ve aleyhinde oy verilmesi çağrısında bulundu.
'Akıl
tutulması'
|
|
|
Başbakan dün AKP Grubu'na
seslenirken, "Demokrasiyi korkulara, adaleti adaletsizliklere kurban
etmeyelim. Biz Cumhuriyetimize sahip çıkıyoruz" dedi.
FOTOĞRAF: RIZA
ÖZEL / AA |
İftira ve yalan
makineleri kendi tarihlerine baksın. 'Tarihte bunlar olmadı' diyene
ceza ortaçağa dönüştür. AB, bu akıl tutulmasına
karşı tavır almalı
11/10/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip
Erdoğan, 'Ermeni soykırımı'nı reddedenlere ceza
öngören yasa tasarısı dolayısıyla Fransa'ya 'tarihi' bir
hatırlatma yaptı: "İftira ve yalan makineleri kendi
tarihlerine baksınlar, dünyaya hesap versinler!" Erdoğan, Avrupa
Birliği'ni de 'bu akıl tutulmasına karşı tavır
almaya' çağırdı.
AKP grubunda konuşan Erdoğan, Fransa'da yarın görüşülecek
olan 'soykırım yasası'yla ilgili şu mesajları verdi:
Saçmasapan iddialar: Fransa'da iç politika malzemesi olan saçmasapan
iddialar ne kadar tarihi gerçeklere aykırıysa akla da
mantığa da aykırıdır. Adını anmak
istemediğim bir yalan, iftiranın yaşaması kanunla
sağlanmak isteniyor.
AB tavır almalı: AB, kendi geleceği için Fransa'daki bu
aklın tutulmasına karşı mutlaka tavır almak
zorundadır. Tarihi bir yalanı Fransa'nın kanun haline getirme ve
bir yalanı kurumsallaştırma çabası, elbette AB'nin temel
değerlerine karşı büyük bir meydan okumadır. Kopenhag
Siyasi Kriterleri'nin öncelikli ilkesi, maddesi, ifade ve düşünce
özgürlüğüdür. Bir bilim adamının çıkıp da 'Bu, bilime
tarihi gerçeklere aykırıdır' demesi veya bir siyasetçinin bu
tespitler ve bu belgelerden hareketle 'aykırıdır' demesi suç
telakki edilecekse, bu ifade özgürlüğünün neresinde yer almaktadır?
Fransa bunu, dünyaya neyle izah edecek?
Sömürgeler kampüsü: Türkiye ile Ermenistan arasındaki bir sorun
için Fransa'nın durumdan vazife çıkarma anlayışı ne
zamandan beri görevi olmuştur? Dünya artık bir sömürgeler kampüsü
değildir. Bu konuyu gündeme sokmak, ancak Fransa'da yaşayan bir
miktar Ermeni'yi tatmin eder, dünyayı etmez.
Dezenformasyonu dağıtırız: Bu konuda, ayın
12'sinde atılacak yanlış adım, Türkiye için, hiçbir
şeyi değiştirmez ama Fransa için çok şeyi
değiştirir. Yalana yalan demeyi suç saymanın hiçbir hukuki
mantığı olamaz, aklın izahı olamaz. Türkiye olarak, bu
sistematik yalan makinesini bozmaya, bu dezenformasyon bulutlarını
dağıtmaya bizler muktediriz.
Paris'ten dönmeli: Türkiye ile Fransa'nın ilişkilerini
yaralayacak olan bu yanlış hesabın, bu siyasi arızanın
Paris'ten mutlaka dönmesini bekliyoruz.
Tarihine baksın: Dogmalarla, önyargılarla
savaşılmasaydı, bugün iki büyük dünya savaşından
geçen, taş üstünde taş bırakmayan Avrupa milletleri, bir araya
gelebilir miydi? Bu iddiamızın aksini ispat edecek olanlar varsa,
kendi yakın tarihlerine baksınlar. İftira ve yalan makineleri,
kendi tarihlerine baksınlar. Yürekleri kendi tarihlerini konuşmaya
yetiyorsa, insanlığa hakkaniyetle yaklaşsınlar. İki
dünya savaşının acılarını ve
yıkımlarını bir yana bırakıyorum ve asla mukayese
kastıyla söylemiyorum. 20. yüzyıl boyu Nijerya, Senegal, Tunus,
Cezayir, Moritanya, Kamerun, Gine, Çad, Cibuti, Ruanda ve Benin'de neler
olmuştur? Cezayir'de neler olmuş, baksınlar.
Misilleme hassasiyeti: (TBMM'de gündeme gelen, Cezayir'deki
soykırımı kabul etmeyenlere ceza verilmesini öngören yasa
hazırlıkları konusunda) 'Fransa'da bunlar böyle yaptı, biz
de aynen yapalım' demek olmaz. Biz aynını
yapmayacağız. Biz, pisliği pislikle temizleyenlerden
değiliz, pisliği temiz suyla temizleyenlerdeniz. Bizim tarihimizde
engizisyon, karanlık ortaçağ, sömürgecilik, kolonyalizm, ırk
savaşları yoktur.
Ortaçağ karanlığı: Birileri tarihte böyle bir hadise
olmamıştır, dediği için, onları acımasızca
cezalandırmak yeniden Ortaçağ karanlığına dönmek demek
değil mi? Bir zamanlar dünyanın tepsi biçiminde olduğunu inkâr
edenlerin cezalandırılması gibi. Fransa, ortaçağ
karanlığına dönmek istemiyorsa, mutlak suretle bu yasayı
düşürmelidir. Dünyanın yuvarlak olduğunun söylenmesinin suç
sayıldığı ortaçağda, 'Dünya yuvarlaktı' diyen
Kopernik ve Galileo gibi bilim adamları olmasaydı, Avrupa'nın bu
kadar ilerlemesi mümkün olmazdı. Dünyanın yuvarlak olduğu
gerçeği, bilim adamlarınca söylendi. Tarihi meseleler konusunda
verilecek kararlar da bilim adamları tarafından verilsin. Biz böyle
bir çalışmaya, arşivlerimizi açmaya ve her türlü
katkıyı vermeye hazırız.
AB'de Kıbrıslı Türklere büyük
haksızlık yapılıyor
AB'NİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU KIBRIS SORUNUNU
BİLMİYOR... Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler
ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Avusturyalı Karin Resetaris,
başta AP olmak üzere AB'de büyük çoğunluğun Kıbrıs
sorununu bilmediğini söyleyerek, "Kıbrıslı Türklere
AB'de büyük haksızlık yapılıyor" dedi
PAPADOPULOS ÇÖZÜM İSTEMİYOR... Rum yönetimi
başkanı Papadopulos'un çözüm istemediğini vurgulayan Karin
Resetaris, "Papadopulos, bir an önce çözüm için masaya
oturmalıdır" dedi. Resetaris, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin
de Rumların arkasına saklanarak, Türkiye ile sürdürülen müzakere
sürecini kesmeye çalıştığını söyledi
Avrupa Parlamentosu (AP) Kıbrıslı Türkler ile Yüksek
Seviyede Temas Grubu üyesi Avusturyalı Karin Resetaris, başta AP
olmak üzere AB'de büyük çoğunluğun Kıbrıs sorununu
bilmediğini söyledi.
ABHaber'e Kıbrıs sorunu ile ilgili çarpıcı
açıklamalarda bulunan AP Liberal Grup üyesi Resetaris, Rumların
Kıbrıs sorununu çözme yanlısı olmadıklarını
kaydetti.
Kıbrıslı Türklere AB'de büyük haksızlık
yapıldığına işaret eden Resetaris, Fransa ve Avusturya
gibi ülkelerin de Rumların arkasına saklanarak, Türkiye ile
sürdürülen müzakere sürecini kesmeye çalıştığını
söyledi.
Resetaris'in Kıbrıs sorunu ile ilgili ABHaber'e verdiği
mülakat şöyle:
Papadopulos, çözüm istemiyor
"AB Komisyonu üyesi Verheugen, 'Annan Planı sonrası
Kıbrıslı Türklere yardım edeceğiz' dedi. Ama bugüne
kadar ortada çok somut bir gelişme yok. Annan Planı'na Türkler 'evet'
dedi. Rumlar 'hayır' dedi. Bu planı hem BM hem de AB destekledi.
Sonuçta Kıbrıslı Türkler cezalandırıldı.
Papadopulos da Annan Planı'na 'hayır' dedi. O zaman şunu
anlıyoruz Papadopulos çözüm istemiyor. AP Temas Grubu faaliyetlerinden
biliyorum ki adadaki Rumlar da çözüm istiyor. Papadopulos, bir an önce çözüm
için masaya oturmalıdır.
AB'de Kıbrıs'ta olanlardan kimsenin haberi ve bilgisi yok
Kıbrıs ile ilgili neler oluyor, AB'de kimse bilmiyor.
Türkiye ve Kıbrıslı Türkler kendi sorunlarını
Avrupa'ya anlatamıyor. Ne Avrupa kamuoyu ne de AB'li siyasetçiler adadaki
gelişmelerden habersiz. AB'de herkes limanlar konusuna
odaklanmış ama kim haklı kim haksız konu tamamen birbirine
karıştırılmış durumda. Avrupa'da Kıbrıs
konusu maalesef Türkiye adada işgalci saldırgan olarak biliniyor.
Rumlar, AB'de yalan üzerine propaganda yapıyor
Rumlar, Kıbrıs işgal altında Türk askeri gitsin
diye AB platformlarında propaganda yapıyor. Ama kimse Annan
Planı kabul edilseydi Türk askerinin adadan gideceğini
bilmiyor.Yalanlar üzerine propaganda yapılıyor.
AP'de Türk parlamenterlerin olmaması utanç verici
Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AP'de
olmamasını utanç verici olarak niteliyorum. Kıbrıs'tan
AP'ye gelen 6 parlamenter adadaki bütün halkı temsil etmiyor. Bu
gelenlerin hiçbiri Kuzey Kıbrıs'tan değil.
Kıbrıslı Türklerin AP'de olmaması kabul edilemez bir durum.
Kıbrıs'ta siyasiler halkı rehin almış durumda
Ada halkı, politikacılar tarafından tam anlamıyla
rehin alınmış sanki. Kıbrıs küçük ama oldukça stratejik
ada. Kıbrıs'taki demokrasi ve insan hakları savunucuları ve
AB siyasileri için soruna bir çözüm bulmak bir sınavdır.
Herkesin ilgilenmesi gereken bir problemdir. Birçok politikacı
ise bu sorunu ihmal etmesi de her geçen gün Kıbrıs halkına zarar
veriyor.
Türkçenin, AB'nin resmi dili
olmaması anayasa ihlalidir
1960 Kıbrıs anayasasına göre Kıbrıs'ın
iki resmi dili var; Yunan ve Türkçe. Kıbrıs, AB üyesi olunca Türkçe
niçin AB'nin resmi dili olmadı? Bu bir anayasa ihlalinin
kanıtıdır. Bu adadaki Türklere kötü
davranıldığının da kanıtıdır. Nereden
bakılırsa bakılsın söz konusu eylemle Kıbrıs
kendi anayasasını ihlal etmiştir. Bu tam olarak bir hukuk
skandalıdır. Konunun mahkemelere taşınması
lazımdır.
Eğitimi yasaklayan anlayışın AB
değerleri ile bağdaşması söz konusu değil
Kuzey Kıbrıs'taki üniversiteleri yasadışı
kabul eden mantık AB değerlerini yerle bir eden mantıktır.
Eğitimin ambargosu olabilir mi? Bunu 21. yüzyılda kim savunabilir? AB
bu konuda daha fazla baskı yapmalı.
Papadopulos'un Türkleri izole ederek bir sonuca
ulaşabileceğini inanmıyorum.
İslam karşıtlığı Türkiye-AB
sürecini olumsuz etkiliyor
Türkiye ile sürdürülen müzakerelerin AB'ye ne getireceği
bazı üye ülkeler tarafından tam olarak bilinmiyor. Olaya çok
farklı pencereden bakılıyor. 11 Eylül sonrası İslam
ülkelerinden terör geliyor endişesi hakim oldu. Bu gelişmeler
önyargıları körüklüyor."
KIBRIS 11/10/06
Larnaka'da iki Kıbrıslı Türk kayıp
mezarı bulundu
Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer
Küçük'ten alınan bilgiye göre, Larnaka'daki mezar yeri tesadüfen
saptanırken, kazı programlı şekilde yapıldı.
Aynı yerde bir Kıbrıslı Türk'ün daha kemiklerinin
olduğu tahmin edildiği için kazılara devam ediliyor.
Gülden Plümer Küçük, Arjantinli antropoloji ekibinin
katılımıyla yürütülen iki aylık projede sürenin
dolmasına rağmen çalışmalar için yıl sonuna kadar
bütçe bulunduğunu ve devam edileceğini söyledi.
Küçük, kazılara ve antropoloji laboratuarındaki
çalışmalara yılsonuna dek devam edileceğini ve sonrası
için de kaynak yaratmaya çalışacaklarını kaydetti.
Öte yandan Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros
gazetesinde dün yer alan bir haberde, Larnaka'da kanalizasyon kazısı
yapılırken tesadüfen kayıp mezarı bulunduğu
belirtildi. Mezardaki kemiklerin kayıp Kıbrıslı Türklere
ait olduğunun sanıldığı ifade edilen habere göre,
uzmanlar Larnaka'daki
Türk mahallesi Skalas'ta İstanbul Caddesi'nde bulunan kemiklerin
1963-64 yıllarına mı, yoksa 1974 Kıbrıs Türk
Barış Harekatı dönemine mi ait olduklarını
araştırıyor.
KIBRIS 11/10/06
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev: Fin önerilerinde Gazimağusa Limanı ile ilgili AB
kontrolünden değil
Raşit Pertev, dün sabah konuk olduğu BRT'deki "Sabah
Haber" programında önemli açıklamalarda bulundu.
Pertev, Finlandiya'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinde
tren kazasına uğramaması amacıyla sunduğu önerilerin
yazılı olmadığını bir kez daha belirterek,
Finlandiya'nın tarafların diyaloğa açık olup
olmadığını görmek amacını
taşıdığını kaydetti.
"Biz açığız, konuşuruz" diyen Pertev,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın da Brüksel'de Avrupalı
yetkililere Kıbrıs Türk tarafının görüşleri ile
diyaloğa açık ve esnek olduğunu ileteceğini söyledi.
Rumların 2004'te yaptığı öneriye de dikkat çeken
Pertev, önerinin Maraş'ın iadesi ve Gazimağusa
Limanı'nın Rum Yönetimi'nin egemenliğinde kullanıma
açılmasını öngördüğünü belirterek, Finlandiya'nın
önerilerinin de bunun biraz değişmiş versiyonu olduğunu
söyledi.
Raşit Pertev, "Rumların davası Kıbrıs
Türkü üzerinde hakimiyet kurmak üzerine kurulu. Bu kabul edilemez" dedi.
Maraş'ın da izolasyonların
kaldırılmasının da bütünlüklü çözümün parçası
olduğunu kaydeden Raşit Pertev, ancak Maraş'ın
doğrudan ticarete karşı verilmesini de dile getirmediklerini
söyledi.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin "Türkiye'nin Avrupa
Birliği üyelik sürecinde ne gibi fayda çıkarırım"
diyerek, bu süreçten bir şeyler koparmaya
çalıştığını vurgulayan Pertev, bu durumun
Birleşmiş Milletler sürecini gölgelediğini belirtti.
Pertev, "Kıbrıs sorununu Türkiye'nin üyelik sürecine
bağlayarak çözmek doğru değildir" dedi.
26 Nisan'da Avrupa Komisyonu'nda Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde alınan
karar çerçevesinde Avrupa Birliği'nde her yeni dönem
başkanlığında çalışma yapıldığını
ancak Yunanistan ve Rum Yönetimi tarafından engellenerek konunun bir
sonraki dönem başkanlığına devredildiğini kaydeden
Pertev, Avrupa Birliği'nin bu çıkmazla yüzleşmek zorunda
olduğunu söyledi.
Pertev, Avrupa Birliği'nin Mayıs 2004'ten sonra
tavrının değiştiğini, Kıbrıs'ta çözümden
yana değil de mevcut statükoyu herkese empoze etme tavrı içine
girdiğini kaydederek, "Bunu Kıbrıs Türkü'ne de Türkiye'ye
de empoze etmeye çalışıyorlar. Türkiye kabul etmezse Avrupa
Birliği'ne giremez deniliyor. Bu abes bir yaklaşım. Çünkü
Türkiye ve Kıbrıslı Türkler çözümü destekledi. Rum Avrupa
Birliği'ne üye oldu diye statüko birinci plana getirilmemeli" dedi.
Kıbrıs'taki sorunun çözüm yerinin Birleşmiş
Milletler olduğunu bir kez daha vurgulayan Raşit Pertev, Avrupa
Birliği'nin bu durumu kösteklememesi ve bir an önce Kıbrıs
Türkü'nü Avrupa Birliği içine dâhil etmesi gerektiğini söyledi.
KIBRIS 11/10/06 gözetiminden bahs
Önerilerin içinde ciddi alışveriş var
ediliyor
ÖNERİLERE YENİ TALEPLER EKLEYECEĞİZ...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya'nın sunduğu
öneriler arasında Kıbrıs Türk tarafı açısından
ciddi anlamda tehlikeli öneriler bulunduğunu, önerilerin içinde
alışverişin söz konusu olduğunu söyledi.
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılmasının koşulsuz olması gerektiğine
işaret eden Talat, " Bu durumda Kıbrıslı Türklerden
bir şey istemenin adil olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden biz de
yeni talepler eklemeyi düşünüyoruz, Ercan'ın direkt uçuşlara
açılması gibi. Sadece ekonomik değil kültürel anlamda da
izolasyonların kaldırılmasını talep ediyoruz."
dedi
ÇÖZÜME PARÇA PARÇA YAKLAŞIRSAK KAYBEDERİZ...
Kıbrıs sorununun çözümünün kapsamlı olması
gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, "Eğer çözüme parça parça yaklaşırsak kendimizi
kaybederiz. Eğer Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonların kaldırılmasını Ercan ve Maraş
konularına bırakırsak, bu tehlikeli bir durum. Eğer
izolasyonların kaldırılması için bize şartlar
sunuluyorsa neden daha önce kaldırılacağına dair bir
bildirge yayımlandı? Referandumda self-determinasyon
hakkımızı kullanarak adada bölünmüşlüğü desteklemediğimizi
dünyaya kanıtladık" diye konuştu
SIRADA, SOLANA, SCHULTZ, ÖZDEMİR VE VERHEUGEN VAR...
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel temasları çerçevesinde, AB
Komisyonu Başkanı Barrosso, Avrupa Parlamentosu Başkanı
Borrell ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in
ardından bugün de AB'nin Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier
Solana, AP Sosyalist Grup Başkanı Martin Schultz, AP'nin Türk
asıllı milletvekili Cem Özdemir ve AB Komisyonu Başkan
Yardımcısı Günter Verheugen ile bir araya gelecek. Talat, bugün
ayrıca "Başkanlar Yemeği" adı altında bir de
yemeğe katılacak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya'nın
sunduğu öneriler arasında Kıbrıs Türk tarafı
açısından ciddi anlamda tehlikeli öneriler bulunduğunu,
önerilerin içinde alışverişin söz konusu olduğunu söyledi.
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılmasının koşulsuz olması gerektiğine
işaret eden Talat, " Bu durumda Kıbrıslı Türklerden
bir şey istemenin adil olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden biz de
yeni talepler eklemeyi düşünüyoruz, Ercan'ın direkt uçuşlara
açılması gibi. Sadece ekonomik değil kültürel anlamda da
izolasyonların kaldırılmasını talep ediyoruz."
dedi.
Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs sorununun çözümünde
Birleşmiş Milletler (BM) kadar önemli bir role sahip
olmadığını, ancak AB'nin çözüme motivasyon sağlamada
önemli bir rolü bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat,
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda karamsar
olmadığını ancak AB'nin sorunu çözebileceğini
düşünmediğini ifade etti. Talat, "Fakat AB bu süreçte çok önemli
rol oynayabilir" dedi.
Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs
konusundaki önerilerine yapıcı yaklaştıklarını,
ancak şu anda bu önerilerle ilgili karar verme aşamasında
olmadıklarını belirterek, değerlendirmelerinin
sürdüğünü, bu aşamada görüşlerini açıkça belirtmeyi tercih
etmediğini, fakat Finlandiya'nın önerileri arasında
Kıbrıs Türk tarafı açısından ciddi anlamda tehlikeler
bulunduğunu açıkladı.
Kıbrıs'ta tarafların birbirini suçlaması
taraftarı olmadıklarını dile getiren
Cumhurbaşkanı Talat, bunun hiçbir sonuç getirmeyeceğini
bildiklerini vurguladı.
Öneriler iki ana noktadan oluşuyor
Belçika'nın başkenti Brüksel'deki temaslarını
basın toplantısıyla değerlendiren Cumhurbaşkanı
Talat, görüşmelerinde uluslararası toplumdan ve özellikle AB'den
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılmasını istediğini vurguladı.
Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki kesimli, kalıcı bir çözümden
yana olduklarını kaydeden Talat, BM'nin hazırladığı
Annan Planı'nı Kıbrıs sorununa çözüm
arayışları çerçevesinde 1968'den beri devam eden
görüşmelerin oluşturduğuna işaret etti.
Cumhurbaşkanı Talat, AB'nin referandum sonrasında
aldığı izolasyonları kaldırma kararının,
Kıbrıs Türk tarafının adanın birleşmesine
desteğinin bir sonucu olduğunun altını çizdi.
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerilerine oldukça
yapıcı yaklaştıklarını, önerilerin
yazılı olmadığını, ancak izolasyonların
kalkması ve Türkiye'nin Rum kesimine limanlarını açması
olmak üzere iki ana noktadan oluştuğunu söyleyen
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs Türk tarafı
olarak Ercan'ın direkt uçuşlara açılmasının da bu
öneriler arasında yer almasını talep ediyoruz" dedi.
Soruları yanıtlarken, Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda karamsar olmadığını belirten Talat, "AB'nin
bu sorunu çözebileceğini düşünmüyorum. Çünkü Rum tarafı AB
üyesidir ve AB'nin kararlarında tarafsız davranamaz. Fakat AB çözüm
sürecinde çok önemli rol oynayabilir" dedi ve AB'nin bu önemli role,
Kıbrıs Rum kesimine bir takım sorumluluklar yükleyerek, çözüm
için cesaretlendirerek başlayabileceğini ifade etti.
Talat, AB'nin Kıbrıslı Türkleri de AB yolunda ilerleme
konusunda cesaretlendirebileceğini, bunun Kıbrıslı
Türklerin AB'yle ve dünyayla ilişkilerini güçlendirmesiyle
olabileceğini kaydederek "Bu da izolasyonların
kalkmasını gerektirir. AB Kıbrıs sorununun çözümünde BM
kadar önemli bir role sahip değildir. Fakat AB motivasyon konusunda
oldukça önemli bir role sahip" diye konuştu.
Kasım-aralık aylarına kadar Kıbrıs sorununa
üretilecek bir çözümden çok Türkiye'nin AB sürecinde bir kriz
yaşanmamasının önemli olduğunu ifade eden Talat, AB'nin
zaman limitinin Kıbrıs sorunuyla değil, Türkiye'nin
üyeliğiyle ilgili olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs'ta kapsamlı bir
çözüm arayışı içinde olduklarını vurgulayarak,
Maraş'ın da kesinlikle kapsamlı çözümün parçası
olacağını söyledi. Maraş'ın Kıbrıslı
Türklerin ancak karşılığında olumlu bir şey
alması halinde verilebileceğini yineleyen Mehmet Ali Talat, mal-mülk
konuları ve güç paylaşımı gibi konuların da yine
kapsamlı çözümde tartışılabileceğini anlattı.
Kıbrıs Türk tarafının bu konularda çok dikkatli
olduğunu ve kapsamlı çözümün önemini hiçbir zaman unutturmaması
gerektiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'deki
temasları sırasında AB yetkililerinin Kıbrıslı
Türkler üzerindeki izolasyonları kaldırmakta oldukça istekli
davrandıklarını gözlemlediğini, ancak yazılı
bildirgelerde belirtilen istekler ile AB yetkililerinin
davranışları arasında fark görmesinin kendilerini
düşündürdüğünü ifade etti. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
"Yine de AB bizim için hâlâ bir hedef olarak durmaktadır" dedi.
"Tren kazası olursa Kıbrıs
sorununa çözüm üretme zorlaşır"
Talat, "Eğer Türkiye-AB ilişkilerindeki tren
kazası olursa izolasyonlar konusunda neler bekleyebiliriz?" sorusunu
yanıtlarken, böyle bir durumda Kıbrıs sorununa çözüm üretmenin
oldukça zorlaşacağını, çünkü
kızgınlığın hâkim olabileceğini, muhtemelen
bölgede AB'yle ilgili olumlu bakış açısının da zarar
göreceğini anlattı.
"Öneriler arasında ciddi tehlikeler var"
Talat, "Eğer Finlandiya'nın önerileri üzerinde oy
kullanacak olsanız cevabınız ne olurdu?" sorusuna
karşılık da özetle şöyle konuştu:
"Şu anda karar verme aşamasında değiliz. Bu
konudaki görüş alışverişlerimiz devam etmektedir. Bu
konudaki görüşlerimi açıkça şu anda belirtmeyi tercih etmiyorum.
Fakat Finlandiya'nın sunduğu öneriler arasında ciddi anlamda
tehlikeli öneriler bulunmaktadır bizim açımızdan.
Finlandiya'nın önerisi içinde alışveriş söz konusu. Ancak
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılması koşulsuz olmalıdır. Bu durumda
Kıbrıslı Türklerden bir şey istemenin adil olduğunu
düşünmüyorum. Bu yüzden biz de yeni talepler eklemeyi düşünüyoruz,
Ercan'ın direkt uçuşlara açılması gibi. Sadece ekonomik
değil kültürel anlamda da izolasyonların
kaldırılmasını talep ediyoruz."
Cumhurbaşkanı Talat, KKTC'nin tanınmamasından
dolayı Kıbrıslı Türklerin haberleşmede
yaşadığı sıkıntıları telefon ve posta
adresleri konusunda örnekler vererek anlattı.
Kıbrıslı Türklerin AB kurumları içinde temsiliyet
ve seslerini duyurmak istediklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
Avrupa Komisyonu'nda Kıbrıslı Türklerin temsil edilmemesi
yüzünden Kıbrıslı Türklerle ilgili uygulanabilir kararlar
alınmasının zorlaştığını söyledi Talat,
"Biz, isteklerimizin doğal ve kabul edilebilir olduğunu
düşünüyoruz" dedi.
Kıbrıs sorununun çözümünün kapsamlı olması
gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, "Eğer çözüme parça parça yaklaşırsak kendimizi
kaybederiz. Eğer Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonların kaldırılmasını Ercan ve Maraş
konularına bırakırsak, bu tehlikeli bir durum. Eğer
izolasyonların kaldırılması için bize şartlar
sunuluyorsa neden daha önce kaldırılacağına dair bir
bildirge yayımlandı? Referandumda self-determinasyon
hakkımızı kullanarak adada bölünmüşlüğü
desteklemediğimizi dünyaya kanıtladık" diye konuştu.
KIBRIS 11/10/06
Talat
Verheugenle görüştü
Brükseldeki
temaslarını sürdüren KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Gunter Verheugenle bir
araya geldi.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 23:38 TSİ 11 Ekim 2006 Çarşamba
BRÜKSEL
- AB Komisyonunun önceki dönemde genişlemeden sorumlu üyesi olarak görev
yapan Verheugenle görüşmesi yaklaşık yarım saat süren
Talatın görüşmesiyle ilgili açıklama yapılmadı.
Talat, hafta başında AB Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barrosoyla görüşerek başladığı Brüksel
temasları kapsamında, Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı
Joseph Borrell ve AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn
tarafından kabul edilmişti.
Brüksel temaslarını AB ortak dış politika ve güvenlik
yüksek temsilcisi Javier Solananın yanı sıra APdeki bazı
siyasi grup temsilcileriyle ve parlamenterlerle görüşerek sürdüren Talat,
bugün İstanbul üzerinden KKTCye hareket edecek.
|
NTV
Güncelleme: 10:30 TSİ 12 Ekim 2006 Perşembe
LONDRA
- MacShane, Financial Times gazetesinde yer alan yazısında,
Ermenistan ziyaretinde Türkiyeden Ermeni soykırımını
tanımasını isteyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chiracı tek taraflı olarak yeni bir üyelik koşulu getirdiği
için eleştiriyor.
Ermenilerin
Osmanlı döneminde öldüğünü hatırlatan MacShane, AB, gelecekteki
üyelerden değil, şimdiki üyelerden tarihte yaptığı
yanlışlar için özür dilemesini istese kendini feshetmek zorunda
kalabilir diye yazıyor.
Eski İngiliz dışişleri bakan yardımcısı,
Türkiyeyi Kıbrıs konusunda verdiği sözleri tutmamakla
suçladığı AByi de uyarıyor. MacShane bu konuda, Birlikle
bağları olmayan bir Türkiye, Doğudaki antidemokratik rejimlere
yönelebilir. Türkiyenin dostları, birliği sözlerini yerine getirmeye
ikna etmeli. Türkiyenin dışlanması, Avrupanın en büyük değerlerinden
biri olan bu ülkeyi çatışma ve gerginlik kaynağına
dönüştürebilir diyor.
Olli Rehn'den Fransa'ya 'felaket olur'
uyarısı
ANKA
Avrupa Komisyonunun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn, Fransız
Ulusal Meclisinde Ermeni soykırımının reddini cezalandıran
yasa tasarısının görüşülmesinden önce Türkiye ile
diyaloğu öldürmeyelim çağrısında bulundu. İnkarı
cezalandırmanın sonucunun felaket olacağını belirten
Rehn, Tasarı, milyonlarca Türkü, AB üyesi bir ülkede potansiyel suçlu
duruma düşürecek uyarısını yaptı.
Olli Rehn, Fransanın önde gelen gazetelerinden Liberationda
yayınladığı yazıda Türkiye ile diyaloğu
öldürmeyelim çağrısı yaptı. Bir Komisyon üyesinin ABnin
ulusal parlamentolarının yasama hakkı konusunda görüş
bildirme yetkisi veya alışkanlığının
bulunmadığına dikkat çeken Rehn, buna karşın ABnin
bir ülkeye katılmaya davet ettiğinde Komisyonun diyaloğa önem
verdiğini kaydetti, ancak Türkiye-AB arasında diyaloğun
tasarı nedeniyle tehlikeye girdiğine dikkat çekti.
ÇÖZÜM DİYALOG
Türkiyede yürütülen reform sürecine işaret eden Rehn, ülkede eskiden
tabu olan konuların artık ele alındığını
belirterek bu çerçevede İstanbulda geçen yıl yapılan Ermeni
konferansını anımsattı. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğanın Erivana yaptığı ortak komisyon önerisine
dikkat çeken Rehn, Türkiyede 301inci madde ile ilgili olarak yaşanan
sıkıntıları da dile getirdi.
Bu koşullarda diyaloğun derinlenmesi gerekirken tasarının
onaylanmasının bir felakete yol açacağı
uyarısını yapan Rehn, Tasarı, empoze etmeyi
amaçladığı tarihin yorumunu iyi niyetle paylaşmayan
milyonlarca Türk AB üyesi bir ülkede potansiyel suçlu duruma düşürecek
diye yazdı.
Olli Rehn, yazısını son verirken de Çözüm bir ultimaton
değil, çözüm, diyalog ifadesini kullandı.
HURRIYET
12/10/06
BRÜKSEL'DEN OLUMLU BİR SONUÇ ALINAMADI... Brüksel'de temaslarda
bulunan Cumhurbaşkanı Talat, dün AB Ortak Dış Politika ve
Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve AB Komisyonu Başkan
Yardımcısı Verheugen'nin yanı sıra Avrupa
Parlamentosu'ndaki bazı siyasi grup temsilcileriyle ve parlamenterlerle
bir araya geldi. Talat, Finlandiya'nın önerilerinin Türkiye, Yunanistan ve
adadaki taraflarca aynı masada görüşülmesine yönelik taleplerinin
kabul görmediğini söyledi.
"YİNE DE ÖNERİYE OLUMLU YAKLAŞIYORUZ..." AB
Dönem başkanı Finlandiya'nın önerileriyle ilgili çekincelerini
dile getiren Talat, Finlandiya'nın önerilerinden Maraş'ın BM
denetimine verilmesine yönelik maddenin çıkarılmasını ve
Ercan Havaalanı'na doğrudan uçuş düzenlenmesine imkân verecek
bir maddenin önerilere eklenmesini talep etti... Yine de öneriye
yapıcı yaklaştıklarını vurgulayan Talat, Avrupa
Birliği'nin Türkiye ile müzakerelerinde tren kazasını önlemek
için son dakikada da olsa formül bulacağına olan inancını
dile getirdi
Brüksel'de temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya'nın
önerileriyle ilgili çekincelerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya'nın önerilerinden
Maraş'ın BM denetimine verilmesine yönelik maddenin
çıkarılmasını ve Ercan Havaalanı'na doğrudan
uçuş düzenlenmesine imkân verecek bir maddenin önerilere eklenmesini talep
etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonların kaldırılması için Türk
tarafının taviz vermesi yönündeki beklentinin
"mantıklı" olmadığını da söyledi.
Talat, ayrıca Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin
Kıbrıs sorunuyla ilişkilendirilmesini "son derece
yanlış" olarak nitelendirdi.
Brüksel'deki temasları çerçevesinde dün de AB Ortak Dış
Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve AB Komisyonu
Başkan Yardımcısı Verheugen'nin yanı sıra Avrupa
Parlamentosu'ndaki bazı siyasi grup temsilcileri ve parlamenterlerle bir
araya gelen Talat, temaslarından olumlu bir sonuç alamamasına
karşın yine de Finlandiya'nın önerilerine yapıcı
yaklaştıklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat, "Mağusa limanının
Avrupa Birliği denetiminde doğrudan ticarete
açılmasını, Türk askerlerinin kontrolündeki Maraş'ın
Birleşmiş Milletler denetimine verilmesini ve Türkiye'nin
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını"
öngören Finlandiya'nın önersine ilişkin NTV'ye
değerlendirmelerde bulundu.
Talat, Maraş'ın BM denetimine verilmesine yönelik maddenin
çıkarılmasını ve Ercan Havaalanı'na doğrudan
uçuş düzenlenmesine imkân verecek bir maddenin önerilere eklenmesini
istedi.
Talat, Finlandiya'nın önerisini "Türkiye, Yunanistan ve
adadaki tarafların " aynı masada görüşmesine yönelik
taleplerinin kabul görmediğini de söyledi.
Yine de öneriye yapıcı yaklaştıklarını
vurgulayan Talat, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile müzakerelerinde tren
kazasını önlemek için son dakikada da olsa formül
bulacağına olan inancını dile getirdi.
Talat, Solana ve Verheugen ile görüştü
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Javier Solana ile
görüşmesi yaklaşık 40 dakika sürdü. Görüşmenin
ardından herhangi bir açıklama yapılmadı.
AB Komisyonunun önceki dönemde genişlemeden sorumlu üyesi olarak
görev yapan Verheugen'le görüşmesi yaklaşık yarım saat
süren Talat'ın görüşmesiyle ilgili de bir açıklama
yapılmadı.
Cumhurbaşkanı Talat, hafta başında AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso ile görüşerek
başladığı Brüksel temasları kapsamında önceki gün
de Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Joseph Borrell ve AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu Üyesi Olli Rehn ile bir araya geldi.
Dün AP'de bazı siyasi grup temsilcileriyle ve parlamenterlerle
görüşmesi planlanan Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel'den bugün
ayrılacak.
Talat, önce İstanbul'a gidecek, burada basın
toplantısı düzenleyecek, daha sonra adaya dönecek.
KIBRIS 12/10/06
AB Büyükelçileri, AB Destek Ofisi Sorumlusu Bothorell'le görüştü
TAM KADRO KKTC'YE GEÇTİLER... AB Komisyonu Güney Kıbrıs
Temsilcisi Themis Themistokleus ile AB üyesi ülkelerin Güney
Kıbrıs'taki büyükelçileri, dün KKTC'ye geçerek, Avrupa Birliği
Destek Programı Ofisi'ni ziyaret edip Ofis Sorumlusu Alain Bothorell'le
görüştü. Bothorell'in davetiyle, yurtdışındaki birkaç
büyükelçinin dışında tam kadro olarak ziyarete katılan AB
büyükelçileri, saat 15.30 sıralarında Ledra Palas Sınır
Kapısı'ndan KKTC'ye geçerek, AB Destek Programı Ofisi'ndeki
toplantıya katıldılar
AB Komisyonu Güney Kıbrıs Temsilcisi Themis Themistokleus
ile AB üyesi ülkelerin Güney Kıbrıs'taki büyükelçileri, dün KKTC'ye
geçerek, Avrupa Birliği Destek Programı Ofisi'ni ziyaret edip, Ofis
Sorumlusu Alain Bothorell'le görüştü.
Bothorell'in davetiyle, yurtdışındaki birkaç
büyükelçinin dışında tam kadro olarak ziyarete katılan AB
büyükelçileri, saat 15.30 sıralarında Ledra Palas Sınır
Kapısı'ndan KKTC'ye geçerek AB Destek Programı Ofisi'ndeki
toplantıya katıldılar.
Yaklaşık bir saat süren toplantıyla ilgili olarak,
ofisten kısa bir basın açıklaması yapıldı.
Açıklamada Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçilerinin, AB Destek
Ofisi'nde görev yapan program ekibiyle
tanıştırıldığı belirtilerek, ekibin Avrupa
Birliği tarafından finanse edilecek olan proje ve programlarla ilgili
işlemleri yapmaya başladıkları kaydedildi.
Themistokleus'a işlem yapıldı
AB üyesi ülkelerin Güney Kıbrıs'taki büyükelçileriyle
birlikte, AB Komisyonu Güney Kıbrıs Temsilcisi Rum Themis
Themistokleus'da KKTC'deki AB Destek Ofisine düzenlenen ziyarete
katıldı.
Themistokleus, daha önce KKTC'ye hiçbir belge göstermeden ve
işlem yaptırmadan girebileceğini iddia etmesine rağmen; dün
KKTC'ye geçerken, herkese uygulanan prosedür ona da uygulandı.
Themistokleus geçiş sırasında aracından inmedi,
fakat işlemleri, görevli polis memuru tarafından yapıldı.
AB Destek Programı Ofisi
Kıbrıs Türk toplumuna yönelik AB Mali Yardım
Tüzüğü'nün uygulanması için adanın kuzeyinde kurulan "AB
Destek Program" ofisi kısa süre önce çalışmalarına
başladı.
Ofisin, Avrupa Komisyonu'nun teknik yardım ve bilgi
değişimi ofisi TAİEX'in adanın kuzeyde faaliyet gösteren
Alman şirketi GTZ'nin bir parçası olarak faaliyet göstermesi
öngörülüyor.
AB Komisyonu, 23 Haziran'da Mali Yardım Tüzüğü'nün
uygulanması amacıyla adanın kuzeyinde "AB Destek
Programı" adlı bir ofis açılması kararını
almıştı.
KIBRIS
12/10/06
Rum tarafının
tutumu çelişkili
"KTÖS'ÜN DAVA AÇMASI ÇOK ÖNEMLİ BİR ADIM"... Dr.
Dayıoğlu, KTÖS'ün, "Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası'ndan kaynaklanan eğitim haklarının
gasp edildiği" gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini
temsilen Başsavcılığa karşı Yüksek Mahkeme'de
dava açmasını "Çok önemli bir adım" olarak
nitelendirdi. Ancak Dayıoğlu, dava sürecine, okulun
açılmamasından dolayı mağdur olan Kıbrıslı
Türklerin de dahil edilmesinin ve eğitim hakkının
Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti tarafından ihlal edildiğinin
AİHM önünde ileri sürülebilmesi olanağının
yaratılması gerektiğini vurguladı
'"AİHM'YE MAĞDUR OLAN BİREYLER
BAŞVURABİLİR"... Dr. Dayıoğlu, KTÖS'ün,
Kıbrıslı Türklerin eğitim haklarının gasp
edildiği gerekçesiyle, "Kıbrıs Cumhuriyeti" hükümetine
karşı AİHM'ye başvuruda bulunması halinde "Kabul
edilebilirlik" aşamasında başvurunun
reddedilebileceğini söyledi. AİHM'ye bireysel başvuru
hakkının, bizzat mağdur olan kişiler tarafından iç
hukuk yolları tüketildikten sonra kullanılabilecek bir yol"
olduğuna işaret eden Dayıoğlu, "AİHM'den olumlu
bir sonuç alınabilmesinin, ancak mağdur olan Kıbrıslı
Türklerin yargı sürecine doğrudan katılmalarıyla mümkün
olabileceğini söyledi
" RUM YÖNETİMİNİN "ANAYASA"YA
AYKIRI"... Dr. Ali Dayıoğlu, Rum yönetiminin, Limasol'da bir
Türk okulu açılması konusundaki tutumunun, hem "Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası"na, hem de taraf olduğu uluslararası
insan hakları belgelerine aykırılı olduğunu
vurguladı. Dayıoğlu, ayrıca Rum tarafının
tavrının, Kıbrıs Rum liderliğinin Dipkarpaz'da
yaşayan Kıbrıslı Rumların kendi okullarında
eğitim görebilmeleri için, başta AİHM olmak üzere,
uluslararası platformlarda yaptığı girişimlerde öne
sürdüğü tezlerle çeliştiğini de kaydetti
Anıl IŞIK
Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) İktisadi ve İdari
Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim
Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Dayıoğlu, Rum yönetimin, Limasol'da bir Türk
okulu açılması konusundaki tutumunun, hem "Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası"na, hem de taraf olduğu uluslararası
insan hakları belgelerine aykırı olduğunu vurguladı.
Ali Dayıoğlu, ayrıca Rum tarafının
tavrının, Kıbrıs Rum liderliğinin Dipkarpaz'da yaşayan
Kıbrıslı Rumların kendi okullarında eğitim
görebilmeleri için, başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) olmak üzere, uluslararası platformlarda yaptığı
girişimlerde öne sürdüğü tezlerle çeliştiğini kaydetti.
Dayıoğlu, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası'nın
(KTÖS), "Kıbrıslı Türklerin 'Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasası'ndan kaynaklanan eğitim haklarının gasp
edildiği" gerekçesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini
temsilen Başsavcılığa karşı Yüksek Mahkeme'de
dava açmasını "çok önemli bir adım" olarak nitelendirdi.
Ancak Dayıoğlu, dava sürecine, okulun
açılmamasından dolayı mağdur olan, Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türklerin de dâhil edilmesinin ve eğitim
hakkının "Kıbrıs Cumhuriyeti" hükümeti
tarafından ihlal edildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) önünde ileri sürülebilmesi olanağının
yaratılması gerektiğini vurguladı.
"AİHM'ye bireysel başvuru hakkının, bizzat
mağdur olan kişiler tarafından iç hukuk yolları
tüketildikten sonra kullanılabilecek bir yol" olduğuna
işaret eden Dr. Dayıoğlu, "AİHM'den olumlu bir sonuç
alınabilmesinin, ancak mağdur olan Kıbrıslı Türklerin
yargı sürecine doğrudan katılmalarıyla mümkün
olabilecektir" dedi.
Bundan dolayı, Kıbrıslı Türklerin eğitim
haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Kıbrıs Türk
Öğretmenler Sendikası'nın bu kişiler adına
AİHM'ye başvuruda bulunması halinde kabul edilebilirlik
aşamasında başvurunun reddedilebileceği ihtimalinin göz
önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekti
AİHM'ye yapılacak başvurudan olumlu sonuç
alınabilmesi olasılığının, mağdur olan
Kıbrıslı Türklerin yargı süreci içerisinde doğrudan
yer almalarıyla artırılabileceğine işaret eden
Dayıoğlu, KTÖS'ün, mağdur olan Kıbrıslı Türklerle
birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çekti.
Dayıoğlu, "Eğer ilkokulun açılmamasından
dolayı mağdur olan Kıbrıslı Türkler bireysel
başvuru hakkını kullanma konusunda bilgilendirilmezlerse veya
dava süresince ihtiyaç duydukları destek kendilerine verilmezse, AİHM
gibi çok önemli bir uluslararası yargı organından yararlanma
olanağının ortadan kalkabileceğini unutmamak gerekir"
diye konuştu.
Dr. Ali Dayıoğlu, KIBRIS'ın Limasol'daki Türk okulu ile
ilgili sorularını yanıtladı. Soru ve yanıtlar
şöyle:
KIBRIS: Uzun bir süredir kamuoyunun gündemini işgal eden
Kıbrıs Rum tarafında yaşayan Kıbrıslı
Türkler için Limasol'da bir Türk ilkokulunun açılması konusunda
yaşanan gelişmeleri kısaca özetleyebilir misiniz?
DAYIOĞLU: Limasol'da bir Türk ilkokulunun açılması
meselesi ilk kez 1990'lı yıllarda gündeme geldi. Bununla birlikte,
konunun esas olarak gündemi meşgul etmesi, 23 Nisan 2003'te kuzey ile
güney arasındaki karşılıklı geçişlerin serbest
bırakılmasının ardından hatırı
sayılır bir Kıbrıslı Türk kitlesinin Limasol'da yaşamaya
başlamasıyla söz konusu oldu. Eylül 2004'te Dipkarpaz Rum
Ortaokulunun açılması ise, konuyu başlıca
tartışma konularından biri haline getirdi. Konuyla ilgili
tartışmaların gündeme gelmesinin ardından Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Kıbrıslı Türklerin kendi
anadillerinde eğitim görme hakkına saygı duyduğunu ve bunu
kabul ettiğini ifade etmesine rağmen, güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türklerin eğitimi ile ilgili konuları kendi
Eğitim Bakanlığı bünyesinde düzenleme niyeti çerçevesinde,
Limasol'da bir Türk ilkokulu yerine, Rum okulu bünyesinde Türkçe dil bilgisi
verilen bir Türk sınıfı açma kararı aldı. GKRY
tarafından konuyla ilgili olarak yapılan açıklamada Limasol'da
yaşayan Kıbrıslı Türklere yönelik olarak bir anket
yapıldığı, bu ankette Kıbrıslı Türklerin
Türk okulu istemedikleri sonucunun ortaya çıktığı, bu
nedenle Rum okulu bünyesinde sınıf açma kararı
alındığı belirtildi. Sınıfın faaliyet
esaslarına gelince, söz konusu sınıfta din ve tarih gibi
derslerin dışında, Kıbrıslı Türk öğrencilere
Rum öğrencilerin aldığı derslerin
aynılarının verileceği, buna ilaveten
Kıbrıslı Türk öğrenciler için Türkçe dersi
açılacağı ifade edildi. Ayrıca, Limasol'daki 18.
İlköğretim Okulu'nda okuyan Kıbrıslı Türk
öğrencilerle okul yönetimi ve aileler arasında
sağlıklı bir iletişim kurulmasına ve okul saatleri
dâhilinde öğrencilere Türk dili öğretilmesine yönelik olarak görevlendirildikleri
iddia edilen Kıbrıslı Türk öğretmenlerin bu
sınıfta ders verecekleri açıklandı. Burada dikkat çeken
husus, Kıbrıs Türk tarafından kendilerine gelebilecek herhangi
bir baskıya karşı isimleri açıklanmayan
Kıbrıslı Türk öğretmenlerin alanlarının ilkokul
öğretmenliği olmamasıydı. Konuyla ilgili olan ilginç bir
başka husus ise, GKRY'nin Rum okullarına giden
Kıbrıslı Türk öğrencilere kahvaltı ve öğle
yemeği ile çeşitli burslar vermeye başlayarak Rum
okullarını cazibe merkezi haline getirmeye yönelmesiydi.
KIBRIS: Rum tarafında yaşayan Kıbrıslı
Türklerin anadillerinde eğitim görme hakkını, Kıbrıs
Cumhuriyeti Anayasası ve uluslararası antlaşmalar ve
sözleşmeler açısından nasıl değerlendirebilirsiniz?
DAYIOĞLU: Sonda söyleyeceğimizi başta söylemek
gerekirse, GKRY'nin bu konudaki tavrı hem Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasasına, hem de taraf olduğu uluslararası insan hakları
belgelerine ciddi aykırılıklar içermektedir. Bunlar kadar önemli
olan bir diğer husus ise, söz konusu tavrın Kıbrıs Rum
Liderliğinin Dipkarpaz'da yaşayan Rumların kendi
okullarında eğitim görebilmeleri için, başta Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) olmak üzere, uluslararası platformlarda
yaptığı girişimlerde öne sürdüğü tezlerle ciddi
şekilde çelişmesidir.
Öncelikle konuya iç hukuk açısından bakarsak,
Kıbrıslı Türklerin eğitim hakkının iç hukuk
belgelerince güvence altına alındığı görülmektedir. Bu
belgelerin başında Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası
gelmektedir. Buna göre, Anayasa'nın 3. maddesinde Cumhuriyet'in resmi
dillerinin Rumca ve Türkçe olduğu belirtildikten sonra, eğitimle
ilgili düzenlemeler 20. ve 87. maddelerde düzenlenmiştir. Buna göre,
konuyla ilgili esas düzenlemeyi getiren 20. maddenin (2). Fıkrasında
Rum ve Türk Cemaat Meclislerinin ilkokul eğitimini kendi cemaat ilkokullarında
ücretsiz sağlayacakları belirtildikten sonra (3). Fıkrada ilk
eğitimin ilgili cemaat kanununca tespit edilecek okul çağındaki
bütün vatandaşlar için zorunlu olduğu vurgulanmıştır.
Ayni maddenin (4). Fıkrasında ise, ilk eğitimin
dışındaki eğitimin Rum ve Türk Cemaat Meclislerince, ilgili
bir cemaat kanunu ile tespit olunacak hüküm ve şartlara göre
sağlanacağı ifade edilmektedir. Anayasa'nın 87. maddesinin
(1). Fıkrasının (b) bendinde Cemaat Meclislerinin kendi cemaatleri
bakımından, bazı başka konuların yanı sıra,
bütün eğitim, kültür ve öğretim konularında yasama yetkisi
kullanma hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır.
Dolayısıyla, GKRY'nin Limasol'da bir Türk okulu açma konusunda
herhangi bir girişimde bulunmaya yönelmemesi ve meseleyi Rum okulu
bünyesinde Türkçe dil bilgisi verilen bir sınıf açarak halletmek
istemesi, üstelik bu sınıfın yönetim ve faaliyetiyle ilgili her
türlü karar alma yetkisinin Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasına
aykırı bir şekilde oluşturulmuş olan GKRY Eğitim
ve Kültür Bakanlığına verilmesi ve bu süreçte
Kıbrıslı Türklerin devre dışı
bırakılması Anayasa'ya ciddi aykırılıklar
teşkil etmektedir.
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının yanı
sıra, konuyla ilgili olarak GKRY'nin uygulamalarının
eğitimle ilgili konuları Kıbrıs Türk toplumunun yetkisi dâhiline
bırakan Fasıl 166 İlköğretim Yasasının 9 (2).ve
107 (2). maddelerine aykırılık içerdiğini de belirtmek
gerekmektedir.
KIBRIS: Peki, uluslararası hukuk açısından ne
söyleyebilirsiniz?
DAYIOĞLU: Uluslararası hukuk açısından
bakıldığında ise, GKRY'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti
adıyla altına imza konulan birçok belge ve sözleşmeye
aykırı davrandığı görülmektedir. Örneğin,
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından 10 Aralık
1948'de kabul edilen "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi"nin
26. maddesinin (1). Fıkrasında herkesin eğitim hakkına
sahip olduğu belirtildikten sonra, (3). Fıkrada ana-babaların,
çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikle hak sahibi
olduğu vurgulanmıştır. Benzer düzenlemeler, Evrensel
Bildirge'den farklı olarak taraf devletleri hukuken bağlayan ve 16
Aralık 1966'da imzalanıp 3 Ocak 1976'da yürürlüğe giren "BM
Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi"nde
de yer almıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından
hiçbir çekince konulmadan 9 Ocak 1967'de imzalanıp 2 Nisan 1969'da
onaylanan Sözleşme'nin 13. maddesinin (1). Fıkrası taraf
devletlere herkese eğitim hakkı sağlama konusunda ödev
yüklerken, yine aynı maddenin (3). Fıkrasında konumuzla ilgili
önemli bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu maddeye göre, taraf
devletlerin, ana-babaların ya da -kimi durumlarda- yasal vasilerin, devlet
tarafından kurulanların dışında, devletçe konmuş
ya da onanmış belli eğitim ölçülerine uyan okulları seçme
özgürlüklerine saygı gösterecekleri belirtilmiştir. Özellikle (3).
Fıkrayı Rum Yönetiminin yaptığını iddia
ettiği anket sonuçlarıyla birlikte düşünmek gerekmektedir. Daha
önce de belirtildiği gibi, Rum Yönetimi Limasol'da yaşayan
Kıbrıslı Türk ailelere yönelik anket yaptığını,
söz konusu ankette Kıbrıslı Türk ailelerin,
çocuklarının Rum okullarında eğitim görmelerini
istediklerinin ortaya çıktığını iddia etmiştir.
Buna karşılık, Kıbrıs Türk basınında yer
alan haberlerde Limasol'daki Kıbrıslı Türkler, GKRY
yetkililerinin iddia ettiklerinin aksine, Türk okulunun
açılmasını talep ettiklerini ve çocuklarını bu okula
yollamayı istediklerini belirtmişlerdir. Dolayısıyla, (3).
Fıkra hükmünden yola çıkılırsa Rum Yönetiminin,
yaptığını iddia ettiği anket sonuçlarını gerekçe
göstererek bir Türk ilkokulu açmama yönündeki ısrarından vazgeçmesi,
okulun açılmasına olanak sağlaması, böylece hangi okula
gidileceği konusunda Kıbrıslı Türklere bir tercih
hakkı tanıması gerektiğini düşünmek mümkündür.
Konumuzla ilgili bir diğer önemli sözleşme BM Eğitim,
Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından
hazırlanmıştır. UNESCO Genel Konferansı
tarafından 14 Aralık 1960'da benimsenen ve 22 Mayıs 1962'de
yürürlüğe giren "Eğitimde Ayrımcılığa
Karşı Sözleşme"ye Kıbrıs Cumhuriyeti 9 Haziran 1970'te
taraf olmuştur. Sözleşme'nin 1. Maddesinin (b) fıkrasında,
ayrımcılık teriminin, herhangi bir kişi ya da grubu
düşük standartlı bir eğitimle sınırlamak üzere
yapılan herhangi bir ayrımı, dışlamayı,
sınırlamayı ya da yeğlemeyi içerdiği belirtildikten
sonra, 3. Maddede taraf devletlere eğitimde ayrımcılık
içeren her türlü yasa hükmünü ve yönetsel yönergeyi kaldırma ve her türlü
yönetsel uygulamaya son verme yükümlülüğü getirilmiştir. 4. Maddenin
(b) fıkrasında ise, taraf devletler, aynı düzeydeki tüm kamu
eğitim kurumlarında eğitim standartlarının
eşdeğerde olmasını ve yine sağlanan eğitimin
niteliğine ilişkin koşulların eş düzeyde
tutulmasını güvence altına almayı kabul etmişlerdir.
Söz konusu düzenlemelerden yola çıkıldığında
GKRY'nin konuyla ilgili karar ve uygulamalarının Sözleşme'nin
tüm bu düzenlemelerine ciddi aykırılıklar içerdiği
görülmektedir. Buna göre, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türk
çocuklarının, Türkçe yapılan birkaç ders haricinde,
anlamadıkları bir dilde eğitim görmeye zorlanmaları,
üstelik Türkçe yapılan derslerin, alanı ilkokul
öğretmenliği olmayan kişilerce verilmesi ve derslerin Türkçe
ders kitabı olmadan yürütülmesi yönündeki uygulamanın
Sözleşme'nin 1. maddesinin (b) fıkrasında tanımı
verilen ayrımcılık anlamına geldiği
aşikârdır. Diğer yandan, 3. madde hükümleri uyarınca
GKRY'nin Rum ilkokulu bünyesinde göstermelik olarak Türk çocuklarına
yönelik sınıf açılması kararını yürürlükten
kaldırması ve bu uygulamaya son vererek Kıbrıslı
Türklere Anayasa'dan kaynaklanan kendi eğitim ve öğretim kurumlarını
kurma, yönetme, kendi öğretmenlerini, müfredatı ve ders
kitaplarını belirleme hakkını tanıması
gerekmektedir. Bu günkü olağanüstü şartlarda bu konularla ilgili
karar verme yetkisinin, faal olmayan Türk Cemaat Meclisi tarafından
kullanılamayacağı kabul edilmekle birlikte, bu yetkinin,
öğrenci velileri ile Kıbrıslı Türk öğretmenlerin yer
alacakları bir okul encümeni tarafından kullanılması ve bu
encümenin BM Barış Gücü aracılığıyla KKTC
Eğitim ve Kültür Bakanlığıyla temas içerisinde olup
Kıbrıslı Türklerin eğitimiyle ilgili gerekli
ihtiyaçlarının karşılanması düşünülebilir. Üstelik,
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasının ve ilgili uluslararası
sözleşmelerin açık hükümleri bir yana, Dipkarpaz Rum İlkokulu ve
Ortaokulunun benzer koşullarda çalıştıkları göz önünde
bulundurulduğunda, bu koşulların güneyde yaşayan
Kıbrıslı Türkler bakımından yaratılması iyi
niyet ilkesinin de bir gereğidir. Son olarak, Sözleşme'nin 4.
maddesinin (b) fıkrasında taraf devletlerin, aynı düzeydeki tüm
kamu eğitim kurumlarında eğitim standartlarının eşdeğerde
olmasını ve yine sağlanan eğitimin niteliğine
ilişkin koşulların eş düzeyde tutulmasını güvence
altına almayı kabul ettiklerini de hatırlatmak gerekir.
BM Örgütü bünyesinde kabul edilen ve konuyla ilgili olan bir
başka önemli sözleşme ise, 20 Kasım 1989'da BM Genel Kurulu
tarafından kabul edilip, 2 Eylül 1990'da yürürlüğe giren "Çocuk
Hakları Sözleşmesi"dir. 18 yaşından küçük
çocukların haklarının düzenlendiği Sözleşme'yi,
Kıbrıs Cumhuriyeti 5 Ekim 1990'da imzalayıp 7 Şubat 1991'de
de onaylamıştır. Sözleşme'nin 2. maddesinin (1).
Fıkrasında taraf devletlerin, Sözleşme'de yazılı olan
hakları yetkileri altında bulunan her çocuğa kendilerinin,
ana-babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları ırk,
renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve
sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler
nedeniyle hiçbir ayrım gözetilmeksizin tanıdıkları ve
taahhüt ettikleri belirtilmektedir. 28. maddenin (1). Fıkrasında
taraf devletlerin, çocuğun eğitim hakkını ve bu hakkın
fırsat eşitliği temeli üzerinde tedricen
gerçekleştirilmesini kabul ettikleri ifade edildikten sonra, 29. Maddenin
(1). Fıkrasının (c) bendinde taraf devletlerin, çocuğun
eğitiminin ana-babasına, kültürel kimliğine, dil ve
değerlerine, çocuğun yaşadığı veya geldiği
menşe ülkenin ulusal değerlerine ve farklı uygarlıklara saygısının
geliştirilmesine yönelik olmasını kabul ettikleri hususu
düzenlenmektedir. Tüm bu düzenlemeler göz önünde bulundurulduğunda
GKRY'nin bu konuda gerekli adımları atması uluslararası
hukuktan kaynaklanan bir zorunluluktur.
Konuyla ilgili bir diğer önemli sözleşme "Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)"dir. 4 Kasım
1950'de imzalanıp 3 Eylül 1953'te yürürlüğe giren Sözleşme'yi,
Kıbrıs Cumhuriyeti 16 Aralık 1961'de imzalamış ve 6
Ekim 1962'de de onaylamıştır. Eğitim hakkı,
Sözleşme'yle aynı tarihte yürürlüğe giren AİHS'ye Ek 1
Numaralı Protokol'ün 2. maddesinde düzenlenmiştir. Kıbrıs
Cumhuriyeti, Ek Protokol'e, Sözleşme'yle aynı tarihte taraf
olmuştur. Ek Protokol'ün 2. maddesinde, hiç kimsenin eğitim hakkının
yadsınamayacağı, devletin eğitim ve öğretimle ilgili
üstlendiği herhangi bir işlevi yerine getirirken ana-babanın
dinsel ve felsefi inançlarına uygun bir eğitim ve öğretim
sağlama hakkına saygı göstereceği belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi, 2. maddede eğitim hakkından söz edilmekle
birlikte, bu hakkın içeriğinden ve unsurlarından söz
edilmemiştir. Bununla birlikte, AİHM, önüne gelen çeşitli
davalarla ilgili olarak verdiği kararlarda bu hakkın içeriğini
ve sınırlarını saptamıştır.
Buna göre, Mahkeme, eğitim hakkının devlet
tarafından düzenlenmesini kabul etmekle birlikte, bunun
sınırını da çizmekte ve devletin yapacağı
düzenlemenin hiçbir zaman eğitim hakkının özüne dokunmaması
gerektiğini vurgulamaktadır. Üzerinde durulması gereken bir diğer
önemli husus, eğitim ve öğretimde ana-babanın dil konusundaki tercihinin
2. madde kapsamında değerlendirilip
değerlendirilemeyeceğidir. Konuyla ilgili olarak AİHM, 23 Temmuz
1968 tarihli Belçika Dil Davasıyla ilgili olarak verdiği
kararında ana-babanın dil konusundaki tercihini, devletin eğitim
ve öğretimde ebeveynin dinsel ve felsefi inançlarına saygı
göstermesi gerektiği yönündeki yükümlülük kapsamında
değerlendirmeyerek, devletin resmi dil dışında başka
bir dille eğitim yaptırmak gibi bir zorunluluğunun söz konusu
olmadığını belirtmiştir.
Bu konu, GKRY'nin, AİHS'nin çeşitli maddelerini ihlal
ettiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı dördüncü
devlet başvurusu sırasında da gündeme gelmiştir. Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan Rumlar bakımından ortaöğrenim
olanaklarının bulunmadığı, dolayısıyla
AİHS'ye Ek 1 Numaralı Protokol'ün 2. Maddesinin ihlal edildiği
iddiasını inceleyen Avrupa İnsan Hakları Komisyonu
(AİHK), kuzeyde yaşayan Rumların, çocuklarının kendi
kültürel ve etnik gelenekleri doğrultusunda, özellikle de Rumca eğitim
görmeleri yönündeki meşru isteklerinin karşılanmadığını
belirtmiştir. Komisyon, kuzeyde yaşayan Rumlar bakımından
ortaöğrenim olanaklarının tümden bulunmaması ve
Kıbrıs Türk otoritelerinin bu konudaki uygulamaları nedeniyle Ek
Protokol'ün 2. Maddesinde düzenlenen eğitim hakkının özünün
ihlal edildiğini vurgulamıştır. AİHM ise, konuyla
ilgili olarak verdiği kararında, 12 yaşına
ulaşmış olan ve kuzeyde yaşayan her kişinin
eğitimini Türkçe veya İngilizce sürdürebileceğini, bundan
dolayı, Ek Protokol'ün 2. Maddesi dar yorumlandığı zaman,
konuyla ilgili herhangi bir ihlalin bulunmadığını ifade
etmiştir. Bunun da ötesinde, Mahkeme, Belçika Dil Davasına
atıfta bulunarak, eğitim hakkına saygının
sağlanabilmesi için, 2. maddenin eğitimde kullanılacak dil
konusunda bir düzenleme yapmadığına dikkat çekmiştir.
Bununla birlikte, Mahkeme, kuzeyde yaşayan Rumların
çocuklarının ilkokul eğitimlerini Rumca eğitim veren bir
ilkokulda aldıklarından dolayı, Rumca'nın
dışında başka bir dilde ortaöğrenim olanaklarının
var olduğu yönünde ortaya konulan iddiaları gerçekçi
bulmamıştır. Mahkeme, Kıbrıslı Rum ebeveynlerin,
çocuklarının eğitimlerini Rumca eğitim veren okullarda
tamamlama isteklerine göndermede bulunarak, Rumca ilköğrenim
olanağı sağlayan kuzeydeki yetkili otoritenin bu
olanağı ortaöğrenim bakımından
sağlamamasını eğitim hakkının ihlali olarak
değerlendirmiştir. İlk bakışta bu karar eğitimde
kullanılacak dil konusunda Mahkeme'nin önceki kararlarından
farklılık gösterse de, AİHM'nin, başvuru hakkındaki
kararını verirken konuyla ilgili bir başka ilkeye
dayandığı görülmektedir. Buna göre, Ek Protokol'ün 2. Maddesinde
düzenlenen eğitim hakkı, devlet tarafından "belirli tür ve
düzeyde eğitim kurumu oluşturulmasını isteme
hakkını" değil, eğer oluşturulmuş ise,
"bu okullarda eğitim görme ve buralara devam etme
hakkını" içermektedir. Bununla birlikte, kararını
eğitimin sürekliliği ilkesine dayandırırken Mahkeme'nin bu
sürekliliğin sağlanabilmesi için anadilde eğitim
yapılmasının gerekliliğini öne çıkarması dikkat
çekicidir. Diğer yandan, konuyla ilgili tüm kararlarda devletin resmi dil
dışında başka bir dille eğitim yaptırmak gibi bir
zorunluluğunun söz konusu olmadığının belirtilmesi
güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin kendi anadillerinde
eğitim görme haklarını doğrudan karşılar
niteliktedir. 1960 Anayasasına göre Türkçe, Kıbrıs Cumhuriyetinin
iki resmi dilinden bir tanesini oluşturduğuna göre, GKRY'nin bu
olanağı Kıbrıslı Türklere sağlaması
Anayasa'nın dışında, AİHS'den de kaynaklanan bir
yükümlülüktür.
Son olarak, Kıbrıs sorununa bir çözüm getirebilmek
amacıyla hazırlanan Gali Fikirler Dizisi, Cuellar Belgesi ve Annan
Planı gibi belgelerde eğitimle ilgili tüm konuların Türk ve Rum
toplumlarının kendi yetki alanları içerisinde
değerlendirildiğini ve bundan dolayı, Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasasında olduğu gibi, bu belgelerde ortak bir eğitim
bakanlığının öngörülmediğini belirtmek gerekmektedir.
KIBRIS: Rum tarafı Dipkarpaz Rum Ortaokulunun faaliyete geçmesi
karşısında Limasol'da bir Türk okulunun
"Karşılıklılık" ilkesi temelinde
açılmasını reddetmektedir. Kıbrıs Rum
tarafının bu tutumunu nasıl açıklayabiliriz?
DAYIOĞLU: Rum tarafının okulun açılmasına
direnç göstermesinin önemli bir nedenini, kuzeydeki otoriteyi tanıma ve
eşit statüde görme anlamına gelecek her türlü açılıma
karşı olması oluşturmaktadır. Buna göre, Limasol'da
Türk ilkokulunun açılması durumunda, aynen Dipkarpaz Rum
İlkokulu ve Ortaokulunda olduğu gibi, bu okulun öğretmenlerinin
tayininden, müfredatın ve ders kitaplarının belirlenmesine kadar
okulla ilgili tüm konulardan KKTC Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığının sorumlu olması gündeme gelecektir. Bu da,
bugüne kadar süregelen Rum dış politikası açısından
kabul edilebilecek bir durum değildir. Zaten, Dipkarpaz Rum Ortaokulunun
açılmasına karşılık olarak Limasol'daki Türk
ilkokulunun açılması gerektiği yönünde KKTC yetkililerinin
açıklamalarına GKRY'nin tepki göstermesinin nedeni de budur. Bundan
dolayı, Kıbrıslı Rum yetkililer Dipkarpaz Rum Ortaokulunun
açılmasına karşılık olarak Limasol'daki Türk
ilkokulunun açılmasının öngörülmediğini, bunların
birbirinden farklı iki konu olduğunu,
"karşılıklılık"
tartışmalarının Türk ilkokulunun açılmasının
önündeki en önemli sorunu oluşturduğunu dile getirmişlerdir.
KIBRIS: Sorunun aşılması için ne gibi girişimlerde
bulunulması gerekmektedir?
DAYIOĞLU: Rum yönetiminin konuyla ilgili olarak bugüne kadar
izlediği tavır, sorunun uzlaşmayla halledilemeyeceğini
göstermektedir. Dolayısıyla, bu noktada KTÖS'ün
"Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti
Anayasasından kaynaklanan eğitim haklarının gasp
edildiği" gerekçesiyle GKRY Bakanlar Kurulu ile Eğitim ve Kültür
Bakanlığını temsilen Başsavcılığa
karşı Yüksek Mahkeme'de 14 Aralık 2005 tarihinde dava
açması çok önemli bir adımdır. Bunun dışında,
başta BM, Avrupa Konseyi (AK) ve Avrupa Birliği (AB) olmak üzere,
konuyla ilgili tüm uluslararası kuruluşların konu hakkında
bilgilendirilmesi gerekmektedir. Daha önemli bir husus, dava sürecine okulun
açılmamasından dolayı mağdur olan Kıbrıslı
Türklerin de dâhil edilmesi ve eğitim hakkının GKRY tarafından
ihlal edildiğinin AİHM önünde ileri sürülebilmesi olanağının
yaratılmasıdır. AİHM'ye bireysel başvuru
hakkının, ilke olarak, AİHS'de tanınan hak ve özgürlüklerin
ihlal edilmesi nedeniyle bizzat mağdur olan kişiler tarafından
iç hukuk yolları tüketildikten sonra kullanılabilecek bir yol
olduğu göz önünde bulundurulduğunda, AİHM'den olumlu bir sonuç
alınabilmesi, ancak mağdur olan Kıbrıslı Türklerin
yargı sürecine doğrudan katılmalarıyla mümkün
olabilecektir. Bundan dolayı, AİHM'nin bugüne kadar olan
içtihadına bakıldığında Kıbrıslı
Türklerin eğitim haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle
KTÖS'ün bu kişiler adına AİHM'ye başvuruda bulunması
halinde kabul edilebilirlik aşamasında başvurunun
reddedilebileceği ihtimalini göz önünde bulundurmak gerekir. Dolayısıyla,
mağdur olan Kıbrıslı Türklerin yargı süreci içerisinde
doğrudan yer almaları AİHM önünde olumlu bir sonuç alma
olasılığını artırabilecektir. Bu noktada, konuyla
ilgilenen kesimlerin mağdur olan Kıbrıslı Türklerle
birlikte hareket etmeleri önemlidir. Eğer ilkokulun
açılmamasından dolayı mağdur olan Kıbrıslı
Türkler bireysel başvuru hakkını kullanma konusunda
bilgilendirilmezlerse veya dava süresince ihtiyaç duydukları destek
kendilerine verilmezse, AİHM gibi çok önemli bir uluslararası
yargı organından yararlanma olanağının ortadan
kalkabileceğini unutmamak gerekir.
KIBRIS
12/10/06
Rumlar
başlıkları bloke ediyor
Rum
Yönetiminin Türkiyenin Avrupa Birliği müzakere sürecini baltalamaya
yönelik tutumu sürüyor.
NTV
Güncelleme: 02:40 ET 13 Ekim 2006 Cuma
BRÜKSEL
- Taraması tamamlanan başlıklarda müzakerenin başlamasını
önlemeye çalışan Rum yönetimi, bu tutumunu hafta başında
Brükseldeki genişleme grubu toplantısında sanayi ve ticaret
faslı için de sürdürdü.
Rum yönetimi, Türkiyenin limanlarını kendi gemi
ve uçaklarına açmadan bu fasılda müzakerenin açılmasına karşı
çıktı.
İngiltere başta olmak üzere diğer ülkelerin Limanlar konusunun
bu müktesebat başlığı ile ilgisi yok şeklindeki
itirazları nedeni ile karar alınamadı.
Rum yönetimi eğitim ve kültür başlığı konusundaki
benzer itirazında da geri atmıyor.
Sanayi başlığının açılmasını engelleme
tavırlarını değerlendiren Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas ise Türkiyenin ABye
karşı yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece hiçbir
şey yokmuş gibi davranamayacaklarını söyledi.
Rum hükümet sözcüsü Hristodulos Pashardes de Amacımız, en
azından 8 Kasıma dek Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde geriye kalan
34 başlıktan hiçbirini ele almamak dedi.
Rum sözcü, Yunanistan ile birlikte Brükseldeki AB ülkeleri büyükelçilerine
sanayi başlığında yapılacak müzakerelerin
açılmayacağını bildirdiklerini söyledi.
|
Soykırım
tasarısı kabul edildi Fransa
Parlamentosu, Ermeni soykırımı iddialarının
inkarını suç sayan yasa tasarısını oyladı ve
tasarı kabul edildi. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 10:02 ET 12 Ekim 2006 Perşembe
PARİS
- Fransada Sosyalist Partinin sunduğu ve sözde Ermeni
soykırımının inkarının suç
sayılmasını öngören yasa tasarısının meclis genel
kurulunda görüşülmesi tamamlandı ve yasa tasarısı kabul
edildi.
Oylamaya 129 parlamenter katıldı.
125 oy geçerli sayıldı. Bu oylardan 106sı yasa teklifi lehine,
19u ise aleyhine oldu.
DEVECİYANIN
ÖNERGESİNE RED
İktidardaki Halk Hareketi Birliği adına konuşan Patrik
Deveciyan, konuşmasında Türk hükümetini ve yasa teklifine
karşı çıkan AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehni eleştirdi.
Türkiyede ifade özgürlüğü
olmadığını ileri süren Deveciyan, Türkiye inkarcı
politikalarını artık ihraç etmeye başladı. Lyondaki
gösterileri de, Türk devleti organize etti dedi.
Deveciyan, sunduğu değişiklik
önergesiyle tarihçi ve bilim adamlarının bu konuda yapacağı
araştırmaların yasanın uygulanmasından muaf
tutulmasını istedi.
Ancak Deveciyanın bu önergesi oy çokluğuyla reddedildi.
3ÜNCÜ
ŞAHIS VE DERNEKLER DAVA AÇABİLECEK
Bir diğer değişiklik önergesi ise Ermeni
soykırımını reddedenlerin cezalandırılmasına
ilişkin cezai prosedür ile ilgiliydi.
Söz
konusu önerge, sadece savcıların değil 3üncü tarafların,
derneklerin ve sivil toplum kuruluşlarının da dava
açabileceklerini öngörüyordu.
Bu önerge oy çokluğuyla kabul edildi.
HÜKÜMET:
YASA GEREKLİ DEĞİL
Fransa hükümeti, sözde Ermeni soykırımıyla ilgili yasanın
gerekliliğine inanmadığını belirterek, Türkiye-Fransa
ilişkilerin önemini vurguladı.
Fransa Dışişleri Bakanlığından yapılan
açıklamada, parlamentoda kabul edilen yasa tasarısına destek
olunmadığı ifade edildi ve Fransanın, Türkiye ile olan
yakın ilişkilerine verilen değere dikkat çekildi.
Açıklamada, yasanın, yürürlüğe girmesi için Senatodan onay
alması gerektiği hatırlatıldı ve Bu, uzun bir yasal
sürecin sadece başlangıcı. Hükümet, gereksiz ve zamansız
görünen yasayla ilgili her aşamada kendi pozisyonunu belirlemeye devam
edecektir denildi.
Bakanlık, iki ülke arasındaki yoğun dostluk ve
işbirliği ilişkileriyle birlikte Türkiye ile diyaloğa bağlı
olduğunu kaydetti.
BUGÜN
NELER YAŞANDI?
Bu sabah TSİ 10:30da Fransa Parlamentosunda, Ermeni
soykırımı iddalarının inkarını suç sayan
yasa tasarısı konusunda konuşmalar başladı.
İktidardaki Halk Hareketi Birliği milletvekili Michel Piron, meclis genel
kurul oturumunda yaptığı konuşmada, sözde Ermeni
soykırımı inkarının suç sayılmasına
ilişkin yasa teklifine karşı çıktı.
Tarihin tarihçilere bırakılmasını isteyen Piron, hiçbir
ülkede tarihin, tam ve kusursuz olarak da yazılamayacağını
söyledi. Piron, yasa teklifinin kabul edilmesinin Ermenilerin kendi
davalarına ve evrensel gerçeklere aykırı olduğunu belirtti.
Genel kurul oturumundaki konuşmacılar arasında 9. sırada
yer alan ve teklife karşı çıkan ilk milletvekili olan Piron,
Hiçbir özgür ülkede tarihi parlamentolar ve yargı yazamaz diye
konuştu.
Hükümet adına konuşan ABden Sorumlu Devlet Bakanı Catherinne
Colona da Bu ilerlemeyi zor duruma sokmamalıyız. Türkiyedeki
demokratik süreci cesaretlendirmemiz gerekiyor. Türk halkı tarihini
objektif olarak incelemeli. Bu teklif hakkında ciddi şüphnelerimiz
var. Yalnız tarihçiler bu olayların gerçeğini ortaya
çıkarabilecektir. Bu teklifi kabul etmek etik bir takım prensiplere
aykırı olacaktır. Kanunlarla tarih yazılmaz. Hükümet bu
kanun tasarısıyla mutabık değildir dedi.
Ardından yasa tasarısının görüşülüp
görüşülmeyeceğine ilişkin bir ön oylama yapıldı. Bu ön
oylamada yasa tasarısının ve tasarıyla ilgili
değişiklik önergelerinin oylanması sonucu çıktı.
Oylamanın ardından da Ermeni soykırımının
inkarını suç sayan yasa tasarısı kabul edildi.
Yasa tasarısı, soykırımı inkar edenlerin, 1 yıl
hapis ve 45 bin Euroya kadar para cezası istemiyle
yargılanmalarını öngörüyor.
ROYAL: AB
ÜYELİĞİ İÇİN SOYKIRIMI TANIMAK ŞART
Fransada gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçiminde Sosyalist Partinin aday adayı Segolene Royal de, Ermeni
soykırım iddialarını reddin
cezalandırılmasını öngören ve bugün Fransa Parlamentosunda
ele alınan yasa teklifine destek vermişti.
Royal, Türkiyenin AB üyeliğini desteklediğini, ancak bu konuda son
kararı referandumda Fransız halkının vereceğini
hatırlatmıştı
Cumhurbaşkanlığı
seçiminde adaylığı kesinleşmesi halinde Segolene Royalin
en önemli rakibi olması beklenen Fransa İçişleri Bakanı
Nicholas Sarkozy de Türkiyenin AB üyeliğine karşı tavrıyla
biliniyor.
Bu arada, Avrupa Parlamentosunun İngiliz üyelerinden Richard Howitt ise,
Fransa Parlamentosunda ele alınacak yasa teklifinin kendilerini
kaygılandırdığını söylemiş ve Fransaya
Türkiyenin AByle müzakerelerini sabote etmeye yönelik girişimlerini
durdurma çağrısı yapmıştı.
Fransaya
protesto gösterileri
Fransız
Parlamentosunda bugün görüşülecek Ermeni soykırımı
iddialarıyla ilgili yasa teklifi, Türkiyenin çeşitli kentlerinde de
protesto edildi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:13 TSI 13 Ekim 2006 Cuma
ANKARA
/ İZMİR / ESKİŞEHİR / VAN - Türkiye Kamu-Sen üyeleri,
Ankarada protesto gösterisi düzenledi. Pankartlarla Fransa ya tepki gösteren
sendika üyeleri, büyükelçiliğin bulunduğu Paris Caddesinin isminin
değiştirilmesini istedi.
Kamu
Senin ardından ellerinde dev Atatürk posteri ve Türk bayrağı
taşıyan bir grup Ülkü Ocakları üyesi de büyükelçiliğe siyah
çelenk bıraktı.
Yasa teklifini İzmirliler de protesto etti. Çeşitli sivil toplum
örgütlerinin katıldığı protesto eyleminde, Fransız
Konsolosluğu önüne siyah çelenk bırakıldı. Eylem
sırasında Türk bayrağı taşıyan göstericiler
Fransa aleyhine sloganlar attı.
Grup adına açıklama yapan avukat Erdoğan Özer, Ermeni
belgelerinde soykırımın olmadığının yer
aldığını, soykırım iddiasının bir iftira
olduğunu söyledi.
Eskişehirde de Fransaya tepki vardı. Ellerindeki Türk
bayraklarıyla vilayet meydanında biraraya gelen yaklaşık
bin 500 kişi, Ermeni soykırımı iddiasını
reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini protesto
etti.
Döviz ve pankartlarla vilayet meydanında toplanan grup, önce İstilal
Marşı okudu, daha sonra da Fransa aleyhine slogan attı. Grup,
Atatürk Anıtına da çelenk bıraktı.
Vanda Birinci Dünya Savaşı Ermeni Çetelerinin Katliamına
Uğramış Mağdurlar Derneği üyeleri, 30 bin
şehidin bulunduğu Zeve Şehitliğine giderek dua etti.
Zonguldaktaki madenci anıtı önünde toplanan sivil toplum örgütü
üyeleri de, ellerinde Türk bayraklarıyla sloganlar atarak Fransayı
protesto etti.
|
Gül: Pamukun
ödülü mutluluk kaynağı Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, yazar Orhan Pamukun 2006 yılı Nobel
Edebiyat Ödülüne değer görülmesiyle ilgili olarak, Böyle bir alanda
bir Türkün böyle bir armağanı kazanıyor olması
şüphesiz ki hepimiz için büyük bir mutluluk kaynağı
olmuştur dedi. |
NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 09:31 TSI 13 Ekim 2006 Cuma
ANKARA
- Abdullah Gül, Afganistan Dışişleri Bakanı Rengin Dadfar
Spanta ile Dışişleri Bakanlığı Konutunda
yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen ortak
basın toplantısında, gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
Konuya
ilişkin bir soru üzerine, Nobel tabii çok önemli bir olay, özellikle
Nobel içinde edebiyat alanı çok seçkin. Böyle bir alanda bir Türkün böyle
bir armağanı kazanıyor olması, şüphesiz ki hepimiz
için büyük bir mutluluk kaynağı olmuştur dedi.
Pamuku kutlamak için çaba sarfettiklerini ancak henüz kendisine
ulaşmanın mümkün olmadığını dile getiren Gül,
Birçok günlük meseleler unutulur gider ama bir Türk
romancısının yazdığı romanlar, bir Türk
romancısının Nobeli kazanmış olması bütün
dünyada çok büyük yankı yapar. Türkiyenin tanıtılması için
çok büyük bir olaydır bu diye konuştu.
Afgan bakan Spanta da kendisinin de Yaşar Kemal, Orhan Pamuk ve Nazım
Hikmet gibi Türk yazarları okuduğunu belirterek, Pamuku, Türk
ulusunu, aydınlarını ve yazarlarını yürekten
kutladığını söyledi.
REHN: ÇOK
İYİ BİR HABER
Avrupa Birliği Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de
ödülün Pamuka verilmesini ifade özgürlüğü açısından çok iyi bir
haber olarak niteledi.
Rehn, ödülün hem dünya dedebiyatı için hem de dünyada diyalogdan yana
olanlar için anlamlı olduğunu ifade etti.
Rehn yazılı açıklamasında, Yaşam için su ve hava ne
kadar gerekliyse sanatçılar için de ifade özgürlüğü o kadar
gereklidir. Orhan da bu özgürlüğün ne kadar değerli ve
kırılgan olduğunu herkesten çok daha iyi bilir dedi.
Pamuku kutlayan bir diğer isim olan Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac da ödülün topluma bakışı özellikle güçlü ve
liberal olan Orhan Pamuka verilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Pamuku tebrik eden Birlik 90/Yeşiller Partisi eş başkanı
Claudia Roth da Türkiyenin Avrupaya Orhan Pamukun eserlerinin de dünya
edebiyatına ait olduğunu söyledi.
Ermenistan Yazarlar Birliği ise Orhan Pamukun Nobel almasını
Türkiyeye verilmiş bir mesaj olarak değerlendirdi.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 22:18 TSİ 12 Ekim 2006 Perşembe
STOCKHOLM / İSVEÇ - Nobel Edebiyat Ödülünün bu
yılki sahibi Türkiye saatiyle 14.00te açıklandı. Şans
tanınan isimler arasında Suriyeli şair Adonis, Çek yazar Milan
Kundera ile ABDli Philip Rothun da bulunduğu ödül, Türk edebiyatçı
Orhan Pamuka değer bulundu. Pamuk böylece 1 milyon 360 bin dolarlık
ödülün de sahibi oldu. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi Sekreteri Horace
Engdahl, Pamukun, yaşadığı kentin melankolik ruhunu
arayışında, kültürlerin çatışması ve
birleşmesinde yeni semboller bulduğunu belirtti. Orhan Pamukun
Kara Kitap, Yeni Hayat, Sessiz Ev, Benim Adım
Kırmızı, Kar ve İstanbul adlı kitapları
İsveççeye de çevrilmiş bulunuyor.
İsveç Akademisi, Pamukun romanlarını
kültürler arası çatışmaları gideren semboller yaratan
metinler olarak tanımlıyor. Akademiden yapılan açıklamada,
Pamuk, İstanbul kentinin melankolik ruhunu yeniden yakalamak için,
kültürler arası mevcut çatışmaları uzlaştıran
yeni semboller yarattı deniyor.
Akademi, Pamukun Geçmiş-bugün, Doğu-Batı, Laiklik-İslam
gibi karmaşık ikilemleri, iki kıtada yer alan İstanbulun
renkli insan portresi üzerinden çözümlediğini savundu. Akademinin
açıklamasında Pamukun, romanlarında kent, aile, zaman ve ego
kavramlarını ustalıkla harmanlayarak, İstanbulu, tarihle
bugünü barıştıran bir sahneye dönüştürdüğü
vurgulandı.
İsveç Akademisinin yayımladığı
açıklamada Pamukun ailesinde Osmanlı geleneklerinden
Batılı hayat tarzına geçişi
yaşadığını ve romanlarının bu biyografik
elementi estetik bir şekilde aktardığını
vurgulanıyor. İsveç Akademisi Pamukun aile ve kuşak temelli
söylemini Thomas Manna benzetiyor.
Pamuk, Şubat 2005te Das Magazin adlı bir İsviçre dergisine
verdiği röportajında Türkiyenin geçmişindeki iki ciddi sorunla
yüzleşmekten kaçındığını ifade etmişti.
Pamuk, sözde Ermeni soykırımı ve
Güneydoğudaki terörü kastederek, Bu topraklarda 1 milyon Ermeni ve 30
bin Kürt öldürüldü demişti. Bu sözleri üzerine Pamuk hakkında
soruşturma açılmış, ancak beraat etmişti.
Uluslararası haber ajansları, Pamukun Nobel
Ödülü almasıyla Fransız Parlamentosunun sözde Ermeni
soykırımını inkarı suç sayan yasayı
onaylamasının ironisi olarak niteliyor.
Nobel ödülüyle birlikte Pamukun uluslararası itibarı yükselecek,
kitapları yurtdışında daha yüksek satış
rakamlarına ulaşacak.
Pamuk, 1 milyon 360 bin dolarlık para çeki ve bir madalyadan oluşan
ödülünü İsveçin başkenti Stockholmde, Alfred Nobelin ölüm
yıldönümü olan 10 Aralıkta yapılacak bir törenle alacak.
Ispartanın Sütçüler beldesi kaymakamı Pamukun
kitaplarını yaktırma kararı almış, daha sonra da
Ankara tarafından açığa alınmıştı.
PAMUK, MUTLULUKTAN UÇUYOR
Nobel Edebiyat ödülünü bu yıl kazanan Orhan Pamuk, çok mutlu olduğunu
ve ödülü kazanmaktan kıvanç duyduğunu söyledi.
Ödülü kazandığını Amerikada öğrenen Pamuk, İsveç
gazetesi Svenska Dagbladetin sorularını telefonla
yanıtladı.
Gazetenin internet sitesinde çıkan habere göre Orhan Pamuk, Çok mutluyum.
Ödülü kazanmaktan büyük onur duydum. Ödülü almak için Stockholme
geleceğim dedi.
FRANSA CUMHURBAŞKANI CHIRAC SONUÇTAN MEMNUN
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Nobel Edebiyat Ödülünün Orhan
Pamuka verilmesinden memnun olduğunu belirtti.
Pariste düzenlenen 7. Fransa-Almanya Ortak Bakanlar Konseyi
toplantısının ardından gazetecilere yaptığı
açıklamada, Nobel Edebiyat Ödülünün topluma bakışı
özellikle akıllıca, güçlü ve liberal olan Orhan Pamuka verilmesinden
memnun oldum dedi.
PAMUK, LOKOMOTİF OLDU, DİĞER YAZARLARIN ÖNÜNÜ AÇTI
Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Çetin Tüzüner,
Nobel 2006 Edebiyat Ödülünün Orhan Pamuka verilmesine ilişkin
yaptığı açıklamada, Edebiyat alanında dünyanın
en önemli ödüllerinden biri olan Nobel ödülünün bir Türk yazara verilmesinden
gurur duyuyoruz dedi.
Orhan Pamukun eserlerinin dünyada 28 dile çevrildiğini hatırlatan
Tüzüner, Edebiyat alanında dünyanın en önemli ödüllerinden biri olan
Nobel ödülünün bir Türk yazara verilmesinden gurur duyuyoruz. Orhan Pamuk,
lokomotif olmuştur. Diğer yazarların önünü açacaktır. Türk
yazarların kitapları dünya edebiyatında yer bulacaktır
diye kaydetti.
ÖDÜL İÇİN ADI GEÇENLER...
Ödül için, barış eylemcisi kimliğiyle de bilinen İsrailli
yazar Amos Oz, ABDli yazarlar Paul Auster ile Joyce Carol Oates ve
İngiliz yazar Julian Barnesın da adları geçiyordu.
İngiliz müşterek bahis şirketi Ladbrokesa göreyse en
şanslı aday Adonis olarak gösteriliyordu. Geçen yıl, ödülün,
diğer adaylara göre daha az şans tanınan Harold Pintera gitmesi
nedeniyle bu yıl da sürpriz bir tercih yapılabileceği
konuşuluyordu. Sonuçta, ödül Orhan Pamuka değer bulundu.
EDEBİYAT ÖDÜLÜNÜ GERİ ÇEVİRENLER...
Jean-Paul Sartre, 1964 yılında kendisine değer bulunan Nobel
Edebiyat Ödülünü reddetmişti. Bu ödülü gönüllü olarak reddeden tek
edebiyatçıdır. Sartre hayatı boyunca tüm resmi ödülleri geri
çevirmiştir.
Yazar Boris Pasternak ise, 1958 yılında ödülü
önce kabul etmiş, daha sonra ise ülkesinin (SSCB) yetkilileri
tarafından ödülü geri vermeye zorlanmıştı.
NOBEL EDEBİYAT ÖDÜLÜNÜ 1982DEN BU YANA KAZANANLAR:
2005:
Harold Pinter (İngiltere)
2004:
Elfriede Jelinek (Avusturya)
2003:
John Maxwell Coetzee (Güney Afrika)
2002:
İmre Kertesz (Macaristan)
2001:
V.S. Naipaul (İngiltere)
2000:
Gao Şingcian (Çin)
1999:
Günter Grass (Almanya)
1998:
Jose Saramago (Portekiz)
1997:
Dario Fo (İtalya)
1996:
Wislawa Szymborska (Polonya)
1995:
Seamus Heaney (İrlanda)
1994:
Kenzaburo Oe (Japonya)
1993:
Toni Morrison (ABD)
1992:
Derek Walcott (St. Lucia)
1991:
Nadine Gordimer (Güney Afrika)
1990:
Octavio Paz (Meksika)
1989:
Camilo Jose Cela (İspanya)
1988:
Necib Mahfuz (Mısır)
1987:
Joseph Brodsky (ABD)
1986:
Wole Soyinka (Nijerya)
1985:
Claude Simon (Fransa)
1984:
Jaroslav Seifert (Çekoslovakya)
1983:
William Golding (İngiltere)
1982:
Gabriel Garcia Marquez (Kolombiya)
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:14 TSI 13 Ekim 2006 Cuma
İSTANBUL
- NTV canlı yayınına katılan Dink Ben bu yasa
tasarısının Senatoda kabul edileceğini sanmıyorum.
Ancak kanunlaşsın kanunlaşmasın, kimse üzülmesin, bence
Türkiye kazançlı çıkacak. Aksine Ermeniler kaybedecek dedi.
Bugüne kadar dünya kamuoyunda Ermenileri mağdur,
Türklerin haksız görüldüğünü belirten Dink Artık Türk söylemi
mağdur duruma düştü. Türk resmi söyleminin bu durumu
kullanacağını ve elinden alınan ifade özgürlüğünü
ortaya koyacağını düşünüyorum dedi.
Dink, AB karşıtları tarafından bu durumun iç politikaya alet
edilmesi halinde ise Türkiyenin AB ilişkilerinde sıkıntı
olacağını söyledi.
Dink Tabii bir başka durum da şu: Fransa Parlamentosunda sürekli
Türkiye kendine baksın diye bir cümle kullandılar. Türkiye kendine
bakabilecek mi. 301. maddeden söz edildi. Bunlar yanlış da
değil. Biz orada ifade özgürlüğüne karşı
çıkıyoruz. Oysa Türkiyede de ifade özgürlüğünü
kısıtlayan yasalar, yargılamalar var. Oturup düşünmemiz
lazım. Biz doğruyu yapalım. Biz doğduyu yaparsak bu
Fransanın yaptığı gibi yanlışlar yalnız
kalacaktır dedi.
Fransız
basını tasarıya karşı çıktı
Fransa
basını, Ermeni soykırım iddialarının
inkarını suç sayan yasa teklifiyle ilgili tartışmaları
manşetlerine taşıdı. Fransız gazeteleri teklifin kabul
edilmesinin yanlış olacağını vurguladı.
NTV
Güncelleme: 13:41 TSI 12 Ekim 2006 Perşembe
PARİS
- Fransada Ermeni soykırımının inkarını suç
sayan tasarının kabul edilmesi öncesi Le Figaro, Le Monde ve
Liberation gazeteleri tartışmaları manşetlerine
taşıdı.
Fransız Le Monde gazetesi,
milletvekilerine, Ermeni soykırım iddialarının
inkarının suç sayılmasını öngören yasa teklifini geri
çevirmeleri çağrısında bulundu.
Le Mondeun, bugünkü sayısında yayımlanan
başyazısında, sosyalistlerin sunduğu yasa teklifinin
onaylanmasının, hem tarihsel ilişkiler hem de, tam üyelik
hedefiyle ABnin kapısını çalan Türkiye için sorun
yaratacağı belirtildi.
Yazıda, teklifin yasalaşmasının, Ermenilerin kendi
davalarını savunmaları açısından da olumsuz bir etki
yaratacağı vurgulanıyor. Başyazıda, konunun siyasi
seçim malzemesi yapılmaması gerektiği ifadesi de yer
alıyor.
Fransanın en önemli gazetelerinden Le Monde, yasa teklifi konusunda ilk
kez bu netlikte bir tavır sergiliyor.
LE FIGARO:
FRANSA, KENDİSİNİ SAVCI YERİNE KOYMASIN
Fransada yayımlanan Le Figaro gazetesinin bugünkü baş makalesinde
de, sözde Ermeni soykırımının inkarını suç sayan
yasa teklifine sert bir şekilde karşı çıkılarak,
Fransa kendisini savcı yerine koymasın denildi.
Başmakalede, yasa teklifinin kabul edilmesinin Fransa için
yanlıştan da öte hata olacağı ifadesi
kullanıldı. Cumhurbaşkanı Jacques Chiracın Erivanda
yaptığı açıklamalara dikkat çekilen makalede,
Chiracın bu yasa teklifinin gereksiz bir polemik yaratacağı yolundaki
uyarısı hatırlatıldı.
Başmakalede ayrıca, Türkiyedeki Ermenilerin, teklifin aptallık
olacağı ve Türkiyede ifade özgürlüğünü yasaklayanlarla
Fransada bu teklifi getirenlerin aynı zihniyette oldukları
ifadesine yer verildi.
Makalenin sonunda, halklar arasındaki diyaloga ve insan haklarına
bağlı Fransanın savcı yerine koyarak kendisini rezil
ettiği ifadesi kullanıldı.
OLLİ
REHN, LIBERATIONA YAZDI
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn de Liberation
gazetesine yazdığı makalede, söz konusu yasa teklifine
karşı çıktı.
Rehn, makalesinde, bu tür bir teklifin ciddi bir hata olacağı
uyarısında bulundu. Olli Rehn, Türkiye ile diyalogu öldürmeyelim
ifadesini kullandı. Yasa teklifinin Türkiye ve AB arasındaki diyalogu
ciddi şekilde tehdit ettiğini belirten Rehn, Çözüm ültimatom vermek
değil, çözüm diyalogdur dedi.
Avrupa Fransaya
tepkili
Fransa
Parlamentosunun alt kanadında Ermeni soykırımı
iddialarının inkarının suç sayılmasını
öngören yasa teklifinin onaylanması Avrupalı yetkililerde de tepki
yarattı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 02:47 ET 13 Ekim 2006 Cuma
BRÜKSEL/ATİNA
- AB Komisyonu Sözcüsü Krizstina Nagy kararın Türkiye-Ermenistan
ilişkilerine zarar vereceğini söyledi. Nagy genişlemeden sorumlu
komisyon üyesi Olli Rehnin son bir kaç gündür bu konuda uyarılar
yaptığını da hatırlattı.
NTV yayınına katılan AB-Türkiye Karma
Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk da aptalca bir
karar alındığını söyledi. Lagendijk, Fransız
Meclisinin hem Fransa hem de AB-Türkiye ilişkileri açısından
çok kötü bir karar aldığını kaydetti ve Fransız
Parlamentosunun Avrupalı davranmadığını belirtti.
Benim açımdan
Ermeni ve Yahudi soykırımı arasında büyük fark var. Benim
ülkemde Yahudi soykırımının reddedilmesi suç. Ama bu
tartışmaları bir kenara bırakmalıyız diyen
Lagendijk sözlerine, Bunu aynı zamanda bir tarihçi olarak söylüyorum;
Ermeni soykırımı ile ilgili yanıtlanması gereken çok
şey var ve bu konuyla ilgili tarhiçilerin karar vermesi gerektiğini
düşünüyorum şeklinde devam etti.
Joost Lagendijk teklifin senatoda yasalaşmaması için ellerinden
geleni yapacaklarını söyledi. Eski Fransız kültür bakanı ve
Sosyalist milletvekili Jacques Lang ise yasa teklifinin Senatodan
geçemeyeceğini, Senatodan geçmesi durumunda ise Anayasa Mahkemesinde
reddedileceğini savundu.
GEÇMİŞ GELECEĞE ENGEL OLMAMALI
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo
Kumuçakos ise, Fransa Meclisinin sözde Ermeni soykırımını
reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini
onaylamasına ilişkin olarak, Geçmiş geleceğe engel
olmamalı dedi.
Kumuçakos, gazetecilerin soruları üzerine yaptığını
belirttiği yazılı açıklamada, Bilindiği gibi Yunan
Parlamentosu 1996 yılında aldığı kararla Ermeni
soykırımını kınamıştır. Aynı zamanda
da çağdaş dünyada geçmişin geleceğe engel olmaması
gerektiğine inanıyoruz ifadelerini kullandı.
BAŞBAKAN DA ELEŞTİRDİ
Fransa Parlamentosunun Ermeni soykırımı iddialarının
inkarını suç sayan yasa teklifini onaylaması Başbakan
Dominique de Villepin tarafından da eleştirildi.
Villepin, Tarihsel konularda yasa çıkarmanın iyi birşey
olmadığını biliyoruz derken, Fransız
dışişleri bakanlığından da hükümetin her
aşamada bu gereksiz ve zamansız teklife karşı muhalif
tutumun korunacağı yönünde açıklama geldi.
TUOMİOJA AB-TÜRKİYE
İLİŞKİLERİNİ DEĞERLENDİRDİ
AB dönem başkanlığını yürüten Finlandiyanın
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Fransız
Parlamentosunda kabul edilen yasa teklifinin ardından Türkiye-AB
ilişkilerini değerlendirdi.
Türkiyenin AB üyeliği şansının yüzde 50 olduğunu
belirten Tuomioja, oluşabilecek kritik bir duruma kendilerini
hazırlamaları gerektiğini söyledi. Tuomioja, Türkiyeyi tek
başına bırakmanın hiçbir AB üyesi ülkenin
çıkarına olmadığını ve bir çözüm
bulunabileceğini umduğunu kaydetti.
ABD KENDİ GÖRÜŞLERİMİZ VAR DEDİ
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack,
sözde Ermeni soykırımının inkarının suç
sayılmasını öngören yasa tasarısının Fransa
Parlamentosunun alt kanadında kabul edilmesinin ardından,
Washingtonun, sözde soykırım iddiaları konusunda kendi
görüşlerinin olduğunu ve her yıl bunları
açıkladığını söyledi.
Başkan George Bush, son 24 Nisan açıklamasında, önceki
yıllarda olduğu gibi soykırım sözcüğünü yine
telaffuz etmemiş ve geçen yüzyılda meydana gelen Ermeni
olaylarını trajedi olarak nitelendirmişti.
Sözcü, Fransız meclisinin adımının, Türk-Fransız ve
Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkileyip etkilemeyeceğinin
sorulması üzerine, Bu, Türkiye ile Fransaya ve Türkiye ile ABye
bağlı diye konuştu.
McCormack, Türkiyenin AB sürecine ilişkin olarak da, Biz, kesinlikle
tarafların, Türkiyenin ABye üyeliği müzakerelerinde masada olan
sorunları çalışarak çözümleyebilmelerini umuyoruz.
Açıktır ki, konuların herkesin önünde olduğu resmi bir
süreç var ve bunların tamamını üzerlerinde çalışarak
çözebilmek, iki tarafa düşüyor diye konuştu.
McCormack, ABDnin Ankara Büyükelçisi Ross Wilsonın bazı
açıklamalarının Türkiyede tepkiye yol
açtığının hatırlatılması üzerine de, Bahsi
geçen sözleri görmedim. Ross Wilson ile de bu konuda konuşmadım.
Ancak kendisi, orada iyi bir görev yapıyor dedi.
|
NTV
Güncelleme: 20:29 TSİ 12 Ekim 2006 Perşembe
İSTANBUL
- Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, NTVye
yaptıkları ilk açıklamada düzenlemenin ahlaka aykırı
olduğunu, Fransada fikir özgürlüğünün ağır bir darbe
yediğini belirtti.
Dışişleri Bakanlığından
yapılan yazılı açıklamada, tasarının kabulünün
derin üzüntüyle karşılandığı ve Türkiyede büyük hayal
kırıklığı yarattığı kaydedildi. Tasarının
Avrupa Sözleşmesinin ihlali anlamına geldiği belirtilirken,
Kendi tarihiyle hesaplaşmaya geldiğinde, yetkili
ağızlardan, parlamentoların tarihi yeniden yazmak gibi bir
görevlerinin bulunmadığını açıkça söyleyen bir ülkenin
parlamentosunun başka devletlerin tarihi üzerinde hükümde bulunması
ve cezai yaptırım yetkisini kendisinde görmesi ibret verici bir
çelişkidir denildi.
Dışişleri Bakanlığı, Türkiyeye ifade
özgürlüğü konusunda ilave adımlar atması gerektiği yönünde
telkinlerin yapıldığı bir dönemde, Fransada böyle bir yasa
tasarısının gündeme gelmesinin de ayrı bir çifte standart
olduğunu vurguladı. Yasa tasarısının Ermeni
vatandaşlar dahil Türk milletinde derin bir infial yarattığına
işaret edilen açıklamada, Bu yasa tasarısıyla Fransa Türk
halkı nezdinde sahip olduğu ayrıcalıklı konumunu ne
yazık ki kaybetmektedir ifadesi de yer aldı.
BABACAN: HAYAL KIRIKLIĞI VE ÜZÜNTÜ
Brükselde temaslarını sürdüren Devlet Bakanı Ali Babacansa,
Hayal kırıklığı ve üzüntü duyduklarını
söyledi. Fransız mallarını boykota yönelik bir soruya ise
Babacan, Hükümet olarak böyle bir şeyi teşvik etmiyoruz ancak
Fransanın aldığı bu kararın hiçbir sonucu olmayacak
da diyemem şeklinde cevapladı.
ARINÇ: KARAR UTANÇ VERİCİ
Meclis başkanı Bülent Arınç, Fransa Parlamentosunun
onayladığı soykırıma inkar yasasına sert tepki
gösterdi. Kararı utanç verici olarak niteleyen Arınç, Bu
düşünce ve fikir özgürlüğüne vurulmuş bir darbedir dedi.
TBMM Başkanı Bülent Arınç, yaptığı
açıklamada Fransız parlamentosunun aldığı kararla
ilgili olarak Utanç verici bir karar, hasmane bir tutum. Bunu kabul etmek
mümkün değil dedi. 3. bir ülke hakkında ve tarihi ilgilendiren bir
konuyla ilgili olarak parlamentoların karar almasının külliyen
yalnış olduğunu ifade eden Arınç, Böyle bir karar dünyada
görülmedi. Düşünce ve fikir özgürlüğüne vurulmuş darbedir.
Sadece iç politika hesapları ile bunu yapanlar utanç duymalı.
üzülüyoruz, utanıyoruz, yine de yasanın senato tarafından
engellenmesini ve kabul edilmemesini umuyoruz dedi.
ÖYMEN: DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE DEMİR PERDE İNDİ
CHP İstanbul Milletvekili Onur Öymen, Fransada düşünce
özgürlüğünün üzerine demir perde indiğini söyledi.
Alınan bu karardan hem Fransanın hem de Ermenistanın
kaybedeceğini belirten Öymen, Tabii ki, bu karar Senatoya gidecek. Ancak
bu kararın Meclisten çıkması son derece üzüntü vericidir.
Fransa üniformasıyla Adana ve Maraşta öldürülen Ermenilerden söz
edilmemiştir. Bu karardan hem Fransa hem Ermenistan kaybedecektir.
Yüzyıllar boyu süren dostluk zarar görecektir diye konuştu.
Türkiye Cumhuriyetinin Fransızlara gerekli tepkiyi vermesi
gerektiğinin altını çizen Öymen, ekonomik, ticari ve askeri
olarak tepki gösterilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Biz Türkiyede 70 bin kaçak Ermeni işçiye müsamaha ediyoruz diyen CHP
Milletvekili Onur Öymen, hükümetin etkili olamadığını,
Fransa Cumhurbaşkanı Chiracın, soykırımı
tanımadan Türkiye AB üyesi olamaz dediğinde Başbakan
Erdoğanın hiçbir tepki göstermediğini belirtti.
DYP GENEL BAŞKANI AĞAR
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, Fransanın sözde Ermeni
soykırımı iddialarının reddini suç sayan yasayı
kabul etmiş olmasını büyük bir infial ve derin bir esefle
karşılıyor, şiddetle kınıyoruz dedi.
Ağar, yaptığı yazılı açıklamada, Fransa
Parlamentosunda bugün kabul edilen yasa teklifinin, Fransanın her
zeminde ve fırsatta savunuculuğunu yaptığı demokrasi,
insan hakları ve ifade özgürlüğünü hiçe sayan bir karar
olduğunu belirterek bu kararı ile derin tarihi kökenleri olan
Türkiye-Fransa ilişkilerine onarılması son derece güç ve Türk
halkının belleğinde derin izler bırakacak bir darbe
indirildiğini dile getirdi.
AK Parti Çorum Milletvekili Agah Kafkas, Türkiye-Fransa Parlamentolararası
Dostluk Grubu üyeliğinden istifa etti. Kafkas, Fransa Meclisinin sözde
Ermeni soykırımıyla ilgili aldığı kararın
kabul edilemez olduğunu belirterek, Türkiye büyük bir ülkedir.
Fransanın demokrasi ve insan haklarını hiçe sayan, tarih
tanımaz tavrını kınıyorum. Biz tarihimizden gurur
duyan bir ülkeyiz. Fransanın bu tutumuna karşı gerekli
cevabı parlamentomuz derhal vermelidir diye konuştu.
TÜSİAD PARİS TEMSİLCİSİ SERAP ATAN
TÜSİAD Paris Temsilcisi Serap Atan da, Fransa demokrasisi
açısından kötü bir karar alındığını söyledi.
Atan, Bundan sonra atılacak adımlarda, tepkilerde sağduyuyu
hakim kılmak önemli. Diplomatik açıdan ilişkilerin
gerginleşmesi normaldir. Bizim görüşlerimizi paylaşan
Fransızlarla görüşerek yasanın senatoda reddini
sağlamamız gerekir. Çalışmalarımızı
sürdüreceğiz dedi.
İktisadi Kalkınma Vakfı da (İKV), Fransa meclisinde sözde
Ermeni soykırımının inkarını suç sayan teklifin
kabul edilmesine karşılık, Fransa devletinin hatadan
zamanında dönerek sorumlu ve sağduyulu davranacağı
inancında olunduğunu bildirdi.
AB UZMANI CENGİZ AKTAR
AB Uzmanı Cengiz Aktar ise NTV yayınında verilecek tepkilerin
fevri olmaması gerektiğini belirtti. Aktar, Türkiye diplomatik
açıdan sert bir tepki verecektir. Bunun ötesinde mümkün olduğu kadar
fevri davranmamamız gerekiyor. Fransanın kararı anlamsız,
yanlış ve ahmakça. Bu kararın arkasında duran insanlara
baktığımızda bunların niyetlerini biliyoruz.
Türkiyeyi ABden, Avrupayla bütünleşmesinden soğutmak isteyen
insanlar. Bizim onların bu hedefine destek olmamamız lazım. Bazı
siyasetçilerin Türkiyedeki 70 bin Ermenistan vatandaşının sınırdışı
edilmesi önerisi son derece yanlış. Türkiyede binlerce kaçak
çalışan var. Sorun Ermeniler değil burada. Böyle bir tepki
doğru değil. Soğukkanlı davranmak gerekli dedi.
DERVİŞ: YANLIŞA YANLIŞLA CEVAP VERİLMESİN
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP)
Başkanı Kemal Derviş, Ermeni soykırımının
inkarını suç sayan yasa teklifinin Fransa Meclisinde kabul
edilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirirken, bunu çifte standart olarak
niteledi.
Yanlışa yanlışla cevap verilmemesi gerektiğini
vurgulayan Derviş, sözlerini şöyle sürdürdü: Büyüklük bizde
kalsın. Dünyanın her yanında dostlarımız var. Olgunluk
içinde yabancı konuklarımıza her zamanki misafirperverlik içinde
karşılayacağımızı biliyorum. Yanlışa
yanlışla cevap vermeyelim.
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonundan (TİSK)
yapılan açıklamada, 1789 Devrimi ile dünyaya çağ atlatan
Fransanın bugün içine düştüğü durumun üzüntü ve ibret verici
olduğu belirtildi.
TİSKden yapılan yazılı açıklamada, Fransada
sosyalist parti tarafından hazırlanan ve sözde Ermeni
soykırımını inkar edenlere ceza verilmesini öngören yasa
tasarısının, Fransız meclisinde kabul edilmesinin
şaşkınlık ve üzüntüyle
karşılandığı ifade edildi.
MESROB II: AŞIRILARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRECEK
Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Fransa Meclisinde sözde Ermeni
soykırımının inkarının suç sayılmasına
ilişkin yasa teklifinin kabul edilmesine ilişkin olarak, yasanın
gerek Türk, gerekse Ermeni toplumlarındaki aşırı milliyetçi
ve ırkçı grupların ekmeğine yağ süreceğini
kaydetti.
Mesrob II, Fransızlar diyaloğu sabote ettiler
başlığıyla yaptığı yazılı
açıklamada, şöyle dedi: Daha önce Avrupa Birliğine (AB)
giriş sürecinde Türkiyenin önüne çeşitli engeller çıkaran
Fransızlar, şimdi de Türkiye ve Ermenistan arasında zaten çok
kısıtlı olan diyaloğa ciddi bir darbe indirmiş
oldular. Fransız parlamentosunun kabul ettiği bu yasayı
kişisel ifade özgürlüğünü engelleyici bir yasa olduğu için
anti-demokratik buluyorum. Bu yasa gerek Türk, gerekse Ermeni
toplumlarındaki aşırı milliyetçi ve ırkçı
grupların ekmeğine yağ sürecektir.
Rumlardan Ankara'ya 'müzakere freni'
12 Ekim, 2006 21:11:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi, Ankara'nın,
limanlarını ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açma zorunluluğunu yerine getirmedikçe, Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde
frene basacaklarını bildirdi.
Rum
hükümet sözcüsü Hristodulos Pashardes, ''amacımız, en azından 8
kasıma dek Türkiye-AB üyelik müzakerelerinde geriye kalan 34
başlıktan hiçbirini ele almamak'' dedi.
Rum sözcü, Yunanistan ile birlikte Brüksel'deki AB ülkeleri büyükelçilerine
sanayi başlığında yapılacak müzakerelerin
açılmayacağını bildirdiklerini söyledi.
AB Komisyonu'nun, 8 kasımda, Türkiye ile sürdürülen müzakereler konusunda
bir ilerleme raporu yayınlaması bekleniyor.
Türkiye, Gümrük Birliği'nin Kıbrıs Rum yönetimi dahil AB'ye yeni
katılan 10 üyeye de uyarlanması için Ankara
Anlaşması'nın Ek Protokolü'nü 29 temmuzda
imzalamıştı.
Ancak Türkiye, aynı zamanda bir de deklarasyon yayımlayarak,
imzanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına
gelmediğini ilan etmişti.
"Bu ödül Türkiye'ye de verildi"
13 Ekim, 2006 09:23:00 (TSİ) CNN TURK
2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak Nobel alan ilk Türk
olan Orhan Pamuk, New York'ta düzenlediği basın
toplantısında, ''bu ödül, yalnız bana değil, Türkiye'ye de
verildi'' dedi.
Haberi
New York'ta alan Orhan Pamuk, Columbia Üniversitesi'nde basına
açıklama yaptı.
Toplantı, Türk basınının yanı sıra,
uluslararası basın tarafından da ilgiyle izlendi.
Pamuk, açıklamasında, "bu ödül, yalnız bana verilmedi.
Türkiye'ye, Türk kültürüne, Türkçeye verilmiş bir ödül olarak görüyorum.
Türkiye de ilk Nobel'ini aldı, sadece bu yüzden bile çok
mutluyum" dedi.
Pamuk, ödülü politik sebeplerle aldığı yönünde yorumların
yapıldığının hatırlatılması
üzerine, "bugün benim çok mutlu bir günüm. Siyasi konulara girmek
istemiyorum" dedi.
Nobel Akademisi'nin açıklamasında, 'Pamuk'un
yaşadığı kentin, melankolik ruhunu
arayışında, kültürlerin çatışması ve
birleşmesinde, yeni semboller bulduğu' ifade edildi.
Akademinin resmi internet sitesinde Türkçe yer alan resmi duyuruda
Pamuk'un 'roman sanatında, kimliklerle ve çift kişiliklilik
motifleriyle oynamasıyla ün kazandığı' vurgulandı.
Duyuruda, Orhan Pamuk'un kişisel biyografisinin yanı sıra
eserleriyle ilgili ayrıntılı incelemeye de yer verildi.
Ödülünü 10
aralıkta alacak
1 milyon 360 bin dolarlık para ödülünün de sahibi olan Pamuk, ödülünü 10
aralıkta İsveç Akademisi'nde düzenlenecek bir törenle alacak.
Pamuk'un beş kitabı ödülün sahibinin
açıklanmasını izleyen saatlerde, www.amazon.com adlı internet sitesinde, en çok satan
ilk 100 listesine girdi.
Bu arada Pamuk, 16 ekim pazartesi günü Minnesota Üniversitesi'nde Ermeni
soykırımı iddialarıyla ilgili bir konferans verecek.
Pamuk'un ödülü kazanmasıyla, 1988'de Mısırlı yazar Necib
Mahfuz'a verilmesinden bu yana Nobel Edebiyat Ödülü ilk kez bir Müslüman ülkeye
gidiyor.
Dış
basında geniş yer buldu
Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması dış
basında da geniş yer buldu.
Haberlerde Pamuk'un Türkiye'de çok okunan, tanınmış bir yazar
olmasının yanı sıra 'Ermeni soykırımı' ile
ilgili iddialara ve Kürt meselesine yaklaşımı sebebiyle
Türkiye'de milliyetçi çevrelerin tepkisini çektiğinin altı çizildi.
Washington Times:
ABD'de yayımlanan Washington Times gazetesi, 'Nobel bile siyasetten
kaçamadı' yorumunu yaptı.
Gazetenin yorum-haberinde, "bu post modern Türk romancısı, geçen
yıl büyük şöhret kazandı, ancak eserlerinden çok, ülkesinde
Türklüğe hakaret suçundanyargılanmasından dolayı"
ifadesi kullanıldı.
Gazete, 54 yaşındaki Pamuk'un Nobel ödülünü kazanan en genç yazarlar
arasında olduğunu kaydetti.
Los Angeles Times:
Gazete, Orhan Pamuk'un Nobel ödülü için seçilmesi konusunda, "kısa
süre önce cezaevine girme tehlikesi altındayken, o zengin birmelankoli
içeren romanlarıyla şimdi bir Nobel sahibi" ifadesini
kullandı.
Gazete, "Pamuk'un sanatı geniş övgü görüyor, ancak
birçoklarına göre siyasi eylemciliği, İsveç Kraliyet
Akademisi'nin kararının arkasında yatıyor" yorumunu
yaptı.
Los Angeles Times, Pamuk'a diğer Türk yazarlarından ve hükümetten
kutlamaların yağdığını, milliyetçi çevrelerin ise
tepki gösterdiğini yazdı.
BBC World:
İngiltere'nin tüm dünyaya haber yayını yapan televizyonu
önce BBC World, Fransa Parlamentosu'nun 'Ermeni
soykırımı'nın inkarına ceza getiren yasa teklifini
kabul etmesini haberini verdi.
Sunucu hemen ardından, "ne ilginç bir tesadüf ki aynı gün, Türk
yazar Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı" diye devam etti.
BBC World'ün haberinde, Orhan Pamuk'un Ermeni soykırımı
iddialarıyla ilgili verdiği demeç dolayısıyla 301'inci
maddeden yargılandığı, daha sonra davanın
düştüğü hatırlatıldı.
BBC'nin İstanbul'daki muhabiri de, Pamuk'un ödülü almasının
edebiyat çevrelerini memnun ettiğini, ancak bazı kesimlerde
rahatsızlık yaratacağının kesin olduğunu söyledi.
BBC World, Pamuk'la daha önce yapılmış bir röportajın da
yer aldığı, yazarın hayatını, edebiyata ve
istanbula bakışının yansıtıldığı
belgesel niteliğinde uzun bir haberi de ekranına
taşıdı.
CNN International:
CNN International da, tüm haber bültenlerinde Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü
almasına yer verdi.
Pamuk'la canlı yayında röportaj da yapan CNN International,
yazarın çok iyi bilinen bir isim olduğunu kaydetti.
Kanal, Pamuk'un Türkiye'yi kastederek "bu topraklarda 1 milyon Ermeni
ve 30 bin Kürt öldürüldü" dediği ve bunun Türkiye'de büyük tepki
topladığına da yer verdi.
Euronews:
Benzer bir yayın da Euronews'dan geldi. Fransız Meclisi'nin
kararıyla ilgili uzun bir haberin ardından, Pamuk'un Nobel Edebiyat
Ödülü'nü aldığı haberi verildi.
Pamuk'un duruşma çıkışında protesto edildiği
görüntüler Euoronews ekranında geniş yer buldu.
Kanada basını:
Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü alması ve Fransa Meclisi'nin 'Ermeni soykırımı'nın
kabul edilmemesini suç sayan yasa teklifini kabul etmesi, Kanada
basınında da geniş yer buldu.
Toronto Star gazetesi, haberi 'muhalif Türk yazar Nobel kazandı'
başlığı ile verdi. Haberde, Pamuk ile 2005
yılında yapılan ve hakkında dava açılmasına sebep
olan röportajdan bölümlere yer verildi.
National Post gazetesi de, 'Türk Yazar Nobel Edebiyat Ödülü
kazandı' başlığı ile aynı haberi kullandı.
Öte yandan, Fransa Meclisi'nde 'Ermeni soykırımı'nın kabul
edilmemesini suç sayan teklifin kabul edilmesi de Kanada basınında
yer aldı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, ''Fransa bu ayıpla
yaşayacak'' sözlerine yer veren Toronto Star, Toronto Sun ve National Post
gazeteleri, ''yasa Türkleri kızdırdı'' değerlendirmesini
yaptı.
Kanada'nın ulusal ve yerel televizyon kanalları Global TV, CTV, CBS,
City TV, CH TV de haber bültenlerinde Orhan Pamuk'un Nobel ödülü alması ve
Fransa Meclisi'nin kararına yer verdi.
|
RUSYA'YA GÖRE ÇELİŞKİ VAR |
|
Rus Eko Moskova radyosu, Avrupa'da dün Fransa'nın 'Ermeni
soykırımı'nı inkarı suç sayan yasayı kabulü ile
İsveç'te Orhan Pamuk'a Nobel Edebiyat Ödülü verilmesinin birbiriyle
çeliştiğini duyurdu. Eko Moskova'da bu sabah yayımlanan
yorumda, Fransız Meclisi'nin dün kabul ettiği kararın
düşünce özgürlüğüne karşı bir hareket olduğu
belirtilerek, "öte yandan İsveç, Nobel Ödülü'nü Pamuk'a ülkenin
çoğunluğundan farklı düşünceleri dile getirdiği için
veriyor. Dolayısıyla bir yanda ifadeyi yasaklayan bir karar,
diğer yandan düşünceyi ifadeye ödüllendirme" denildi. Yorumda, "Orhan Pamuk, bir İsviçre gazetesine
yaptığı açıklamada, Türkiye'de 1 buçuk milyon Ermeni ve
30 bin Kürdün öldürüldüğünü ve bu düşüncesinden dolayı
kimsenin kendisini sevmediğini söyledi. Dolayısıyla Orhan
Pamuk, Ermeni soykırımını kabul ederek bu konu
hakkında değişik düşünce sergiliyor. Bir Avrupa ülkesi,
insanları farklı düşünceleri yüzünden hapis cezasıyla
korkuturken, diğer bir Avrupa ülkesi farklı düşüncesini ifade
eden birini Nobel Edebiyat ödülüyle onurlandırıyor" ifadesi
kullanıldı. |
CNN TURK 13/10/06
Ermeni
Patriği: Fransızlar diyaloğu sabote ettiler
A.A
Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Fransa Meclisinin sözde Ermeni
soykırımını inkarı suç sayan yasa teklifini kabul
etmesiyle diyaloğu sabote ettiğini belirterek, Bu yasa konusunda
Türkiye Ermenileri olarak üzerimizde ciddi bir baskı hissetmekteyiz dedi.
Mesrob
II, bu nedenle İstanbul Valiliği'nden kilise ve azınlık
okullarının güveninin sağlanmasını istediklerini
bildirdi.
Yıllık tatil nedeniyle İstanbul dışında bulunan
Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, yaptığı
yazılı açıklamada, Fransızlar'ın daha önce AB'ye
giriş sürecinde Türkiye'nin önüne çeşitli engeller
çıkardığını ifade etti. Mesrob II, şunları
kaydetti:
Fransızlar,
şimdi de Türkiye ve Ermenistan arasında zaten çok
kısıtlı olan diyaloğa ciddi bir darbe indirmiş
oldular.
Fransız Parlamentosunun kabul ettiği bu yasayı, kişisel
ifade özgürlüğünü engelleyici bir yasa olduğu için anti-demokratik
buluyorum. Bu yasa, gerek Türk gerekse Ermeni toplumlarındaki
aşırı milliyetçi ve ırkçı grupların ekmeğine
yağ sürecektir.
Türkiye
Ermenileri olarak, gelişmeler dikkat ve kaygıyla izlerken, kamuoyunun
özellikle bazı mensuplarının ne diaspora Ermenisi ne de Fransa
Cumhuriyeti vatandaşı olmadığımız konusunda biraz
daha duyarlı davranmalarını bekliyoruz. Bu yasa konusunda
Türkiye Ermenileri olarak üzerimizde ciddi bir baskı hissetmekteyiz. Bu
nedenle İstanbul Valiliği'nden kilise ve azınlık
okullarının güveninin sağlanmasını diledik.
HURRIYET 13/10/06
Fransaya radikal tepki geliyor
Uğur ERGAN - Turan YILMAZ/ANKARA
Fransa Meclisinin kabul ettiği yasaya Türkiyenin vereceği
cevabın çok sert ve radikal olacağı öğrenildi.
Bu sefer olayın 2001deki gibi unutulmayacağını vurgulayan
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, TBMMnin salı günü
Fransa özel gündemiyle toplanacağını açıklarken, Fransa ile
tüm ikilik temasların dondurulması, tüm ihalelerde Fransız
şirketlere "kırmızı liste" uygulanması, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin bile tüm askeri ilişkilerini dondurması
gündemde.
Başbakanlık da yasa teklifinin Fransız Ulusal Meclisinde kabul
edilmesini esefle kınayarak, "Bundan sonra olacakları,
Fransayı bu ayıpla yaşamak zorunda bırakan dar
görüşlü bazı siyasetçiler düşünmelidir" dedi.
Başbakanlığın resmi internet sitesinden dün akşam
saatlerinde yapılan açıklamada, Fransada alınan kararın
kara bir leke olduğu vurgulanarak şunlar kaydedildi.
Fransanın Ankara Büyükelçisi Paul Poudade, ikili ilişkilerde
zor birkaç hafta yaşanacağını, ancak kendisinin bunu
düzeltmek için elinden geleni yapacağını söyledi. Poundade, NTVye
verdiği demeçte, Türk Dışişleri
Bakanlığının tepkisini "biraz acı, biraz üzgün,
ancak ölçülü bir tepki" olarak değerlendirdi.
HURRIYET 13/10/06
Ailecek Türk vatandaşı
olacağız
Ayşegül EKİNCİ/MARSİLYA
Türk vatandaşlığına geçmek için bir hafta önce
başvuru yapan Fransız yazar Jean-Michel Thibaux, Marsilya
yakınında şirin bir balıkçı kasabasındaki evinde
Hürriyete konuştu.
Dün Fransa Ulusal Meclisindeki oylamayı Hürriyet muhabiri ile birlikte
televizyondan izleyen Thibaux zaman zaman öfkelendi, zaman zaman üzüldü.
"Politikacılara, Ermenilere ve bu yasa tetklifine isyan ediyorum
diyen 57 yaşındaki Fransız yazar, "Bu yasa tamamıyla
politik oyun" dedi.
İlk olarak 1980 yılında Türkiyeye giden ve bu ilk seyahati
"Bir kadına nasıl aşık olursanız, ben Türkiyeye
öyle aşık oldum" diye tanımlayan yazar kendisi Türk
vatandaşlığına geçtikten sonra, ailesinin diğer
fertlerinin de Türk vatandaşı olacağını
açıkladı. Eşi, Eliane ve oğlu Fabienne ve torununun da bu
kararıyla gururlandığını belirten yazar şunları
söyledi:
BİZLE ALAKASI YOK
"Siyasetçilere isyan ediyorum. Bizimle alakası olmayan,
Fransayı ilgilendirmeyen bir probleme iştirak ediyoruz. Oysa bizim
yapacağımız bizi ilgilendiren o kadar çok şey var ki,
işte bu nedenle Türkiyeye aşık olduğum için ve Türkleri
savunmak için bir Fransız olarak Türk vatandaşlığına
geçiyorum.
HURRIYET 13/10/06
Ermenistan karardan memnun
Ermenistan, Fransada kabul edilen soykırımı inkar
yasasını memnuniyetle karşıladığını
açıkladı.
Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskaniyan, "Fransa
Ulusal Meclisinin yasa teklifini onaylaması Fransın prensiplerinin
devamıdır ve insan hakları, tarihi haklar ve değerlerin
savunulmasıyla uyumludur" dedi.
HURRIYET 13/10/06
Müzakereye Atina freni
Türkiye'nin limanlarını Rum Kesimi'ne açmamasına tepki
gösteren Atina, 'Sanayi Politikası' konulu müzakere
başlığının kapatılmasını bloke etti.
Yunanistan, bu tavrının 8 Kasım'a kadar süreceğini
açıkladı. Rumlar da veto tehdidinde bulundu
TAKİ
BERBERAKİS Atina
Atina, Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya'nın, üyelik
müzakerelerinde "Sanayi Politikası"
başlığının kapatılması girişimini,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin
girişimiyle önceki gün bloke etti.
Yunan medyasına yansıyan haberlere göre, Atina'nın
girişimi, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını Kıbrıs
Rum Kesimi'ne açmamasına bir tepki amacı taşıyor.
Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan, Türkiye'nin liman ve
havalimanlarının İlerleme Raporu'nun 8 Kasım'da
yayımlanmasından önce açılmasını istiyor.
Yunan Bakan devrede
Yunan gazetelerinde yayımlanan Brüksel kaynaklı haberlere göre
Finlandiya, önemi küçük ve içeriğinde teknik güçlükler bulunmayan
"Sanayi Politikası" adlı müzakere
başlığının kapatılması konusunu, "jet
onay" almak amacıyla önceki gün AB Daimi Temsilciler Konseyi'ne
(COREPER) sundu.
Yunan temsilci Büyükelçi Vasilis Kaskarelis buna anında tepki göstererek,
herhangi bir müzakere başlığının 8 Kasım öncesi
ele alınmasına karşı olduklarını bildirdi.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni de Fin
mevkidaşı Erki Touomioya'yı arayarak, Atina'nın kesin
olumsuz tutumunu iletti.
Bu gelişmenin ardından Finlandiya, Türkiye-AB arasındaki üyelik
müzakereleri ile ilgili hiçbir başlığın 8 Kasım öncesi
gündeme getirilemeyeceğini kabullendi.
Üyelik müzakerelerinde 34 başlık bulunuyor. Geçen yıl
başlayan müzakerelerde şimdiye kadar sadece "bilim ve
teknoloji" başlığı kapatıldı.
Atina'nın "vetosunun" ardından Kıbrıs Rum
Yönetimi de Ankara limanlarını ve havaalanlarını Rum gemi
ve uçaklarına açma zorunluluğunu yerine getirmedikçe, Türkiye-AB
üyelik müzakerelerinde frene basacaklarını açıkladı.
Rumlardan tehdit
AFP'nın haberine göre, Rum Hükümet Sözcüsü Hristodulos Pashardes,
"Amacımız, en azından 8 Kasım'a dek Türkiye-AB üyelik
müzakerelerinde geriye kalan 34 başlıktan hiçbirini ele almamak"
dedi. Sözcü, Yunanistan ile birlikte Brüksel'deki AB ülkeleri büyükelçilerine
sanayi başlığında yapılacak müzakerelerin
açılmayacağını bildirdiklerini kaydetti.
MILLIYET
13/10/06
Fransız Meclisinin
yasa teklifini kabul etmesi Ermenistan'ın başkenti Erivanda sevinç
yarattı. Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan,
"Bu karar, Fransa'nın insani ve tarihi haklarla değerlerin
korunmasındaki ilkeli ve kararlı tutumunun doğal sonucudur"
dedi. Yunanistan ise Türkiye'nin Fransa'ya karşı
takındığı tavrı eleştirdi. Tehditkar
açıklamaların AB'ye katılma yolunda olan bir ülkeye
yakışmadığını söyleyen Yunan
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos,
"Geçmiş geleceğe engel olmamalı" dedi.
MILLIYET 13/10/06
Türkiye Ermenileri Patriği: Fransa diyaloğu
sabote etti
Türkiye Ermenileri Patriği
Mesrob II, Fransa Meclisinin sözde Ermeni soykırımını
inkarı suç sayan yasa teklifini kabul etmesiyle diyaloğu sabote
ettiğini belirterek, "Bu yasa konusunda Türkiye Ermenileri olarak
üzerimizde ciddi bir baskı hissetmekteyiz" dedi.
Mesrob II, bu nedenle İstanbul
Valiliğinden kilise ve azınlık okullarının güveninin
sağlanmasını istediklerini bildirdi.
Yıllık tatil nedeniyle İstanbul
dışında bulunan Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II,
yaptığı yazılı açıklamada,
Fransızların daha önce ABye giriş sürecinde Türkiyenin önüne
çeşitli engeller çıkardığını ifade etti. Mesrob
II, şunları kaydetti:
"Fransızlar, şimdi de Türkiye ve
Ermenistan arasında zaten çok kısıtlı olan diyaloğa
ciddi bir darbe indirmiş oldular.
Fransız Parlamentosunun kabul ettiği
bu yasayı, kişisel ifade özgürlüğünü engelleyici bir yasa
olduğu için anti-demokratik buluyorum. Bu yasa, gerek Türk gerekse Ermeni
toplumlarındaki aşırı milliyetçi ve ırkçı
grupların ekmeğine yağ sürecektir.
Türkiye Ermenileri olarak, gelişmeler
dikkat ve kaygıyla izlerken, kamuoyunun özellikle bazı
mensuplarının ne diaspora Ermenisi ne de Fransa Cumhuriyeti
vatandaşı olmadığımız konusunda biraz daha
duyarlı davranmalarını bekliyoruz. Bu yasa konusunda Türkiye
Ermenileri olarak üzerimizde ciddi bir baskı hissetmekteyiz. Bu nedenle
İstanbul Valiliğinden kilise ve azınlık
okullarının güveninin sağlanmasını diledik."
MILLIYET 13/10/06
Fransız
basını, "İnkar yasası"na karşı
çıktı
Fransız basınında
bugün çıkan haber ve yorumlarda, meclis genel kurulunun, sözde Ermeni
soykırımının inkar edilmesinin suç
sayılmasını öngören yasa teklifini dünkü oylamada kabul etmesine
karşı çıkıldı.
Fransanın önde gelen gazetelerinden Le
Monde ve Le Figaroda dün çıkan başmakalelerden sonra sol
eğilimli Liberation gazetesinin bugünkü başmakalesinde de yasa
teklifinin "zararlı" olduğu vurgulandı.
Başmakalede, daha önce
"sömürgeciliğin olumlu yanlarının okullarda
öğretilmesiyle" ilgili mecliste kabul edilen yasaya dikkat çekilerek,
meclisin bir kez daha aydınların ve tarihçilerin görev
alanını "ihlal ettiği" kaydedildi.
Gazetede yer alan diğer bir haberde, Ermeni
seçmenlerin baskısının dışında Türkiyenin
üyeliğine karşı çıkanların da bu yasa teklifini
"kullandığı" yorumu yapıldı.
Dünkü başmakalesinde yasa teklifine
karşı çıkan Le Figaro gazetesi, bugün "Türkiye ve Fransa
arasında açık kriz" başlığıyla dünkü
oylamayı okuyucularına duyurdu.
Yasa teklifini iki ülke arasındaki
ilişkileri tahrik ettiği yorumunu yapan gazete, Türkiyedeki
tepkilere de geniş yer verdi.
Le Parisien gazetesi de "Milletvekillerin
riskli oylaması" başlığıyla verdiği haberde,
Fransa Dış Ticaret Bakanı Christine Lagardeın "Bu
teklif bize pahalıya mal olacak" açıklamasyla Türkiyedeki
tepkiler geniş olarak aktarıldı.
MILLIYET 13/10/06
Bu kararda bizim de
sorumluluğumuz var...
Kendimi bildim bileli her yıl aynı filmi izleriz.
Mart aylarında Amerikan Kongresi ayaklanır.
Amerika'daki Ermeniler, soykırım iddialarının Amerikan
Kongresi tarafından kabul edilmesi için kampanya açarlar. Bu kampanyalar
seçim dönemlerinde çok daha şiddetlenir. Tabii Ankara ayaklanır ve
Dışişleri Bakanlığı ile Beyaz Saray üzerinde
baskı yapılır. Türkiye'nin stratejik açıdan ne kadar önemli
bir ülke olduğu anlatılır. Eğer böyle bir tasarı
çıkarsa ilişkilerin nasıl bozulacağı üzerinde durulur.
Heyetler gönderilir, basın açıklamaları yapılır ve son
dakikada bir gol yemekten kurtulunur.
Bütün bu kavga sırasında da, Türkiye Ermeni diasporasına
ateş püskürür. Asıl katliamın Ermeniler tarafından
gerçekleştirildiği söylenir. Bazı siyah beyaz filmler de
"delil" olarak gösterilir. Özel sektör ve devlet bürokrasisi, bundan
böyle nasıl bir kampanya açacağını anlatır. Cek'ler ve
cak'lar dolu konuşmalar yapılır.
Sonra
Her şey unutulur. Bir yıl sonraki yeni bir Ermeni
saldırısına kadar, kimse bu konuyu gündemine almaz
Hemen hemen aynı senaryo, ancak zamanlaması farklı şekilde
Fransa'da da tekrarlanır.
Fransa'daki Ermeni diasporası hem daha güçlü, hem de Fransız
politikacılarının zayıf noktalarını iyi
bildiklerinden dolayı, daha farklı davranırlar. Orada damardan
girerler. Nitekim, Fransız Parlamentosu'na soykırımın
Fransa tarafından kabul edildiği kararını (2001)
çıkarttırdılar. Şimdi de, soykırımın
reddedilmesine ceza getiriyorlar.
Ermeni diasporası bu başarısından dolayı herhalde çok
memnundur. Ancak unuttukları bir nokta var, o da Ermenistan'ın
kaybettiğidir. Zira bundan böyle, Ermenistan'ın Türkiye ile bir
diyalog kurabilmesi söz konusu edilemeyecek. Sınırların
açılması tartışılamayacak.
Peki bizler ne yapacağız ?
Hiiç, bir süre sonra bizler de unutacağız.
Göreceksiniz, bu sıralarda edilen cek'li cak'lı sözlerden hiçbirinin
arkası getirilmeyecek. Ne doğru dürüst bir çalışma, ne yeni
bir yaklaşım, ne de yeni bir politika yapılacak.
Ermeniler ise, unutmayacaklar.
Türkiye'nin tepesindeki Demokles'in kılıcını sallamayı
sürdürecekler.
Bugün parlamentodan geçen tasarı, yarın veya birkaç yıl sonra
senatodan geçecek. Ardından da Fransız Devlet Başkanı
tarafından onaylanacak. İşte bütün bu süreç boyunca, yine
aynı filmi izleyeceğiz.
Ben bunu Ermeniler'in başarısından çok, bizlerin
başarısızlığı olarak görüyorum. Eğer siz
doğru bildiğinize sahip çıkmazsanız, birileri ortaya
çıkar ve size istemeseniz dahi bazı şeyleri zorla kabul ettirir.
Suçu ve sorumluluğu başkalarında aramayalım.
Asıl sorumlu bizleriz
* * *
AVRUPA, FRANSA'YA
KARŞI İYİ SINAV VERİYOR
Fransız Parlamentosu'ndaki tartışmalar sırasında
birçok göz Avrupa Birliği'ne dönmüştü. Avrupa Birliği'nin bu
olaya nasıl bir tepki vereceği merak ediliyordu.
Acaba AB sessiz mi kalacak ?
Avrupa Komisyonu ne diyecek ?
İlk ses Olli Rehn'den geldi.
Hemen ardından, Avrupa Komisyonu Başkanı Barosso konuştu.
Her ikisi de, Fransa'daki gelişmelere doğru teşhisler kurdular.
Her ikisi de Fransa'da yaşananların, Türkiye-Avrupa ilişkilerine
ne oranda ters yansıyacağını anlattılar.
AB-Türkiye Parlamenter Komitesi Eşbaşkanı Lagendijk ve Türkiye
raportörü Camile Eurlings de karşı çıktılar..
Bu seslerin yükselmesi çok önemliydi. Eğer böyle bir süreçte Türkiye
yalnız başına bırakılmış olsaydı, bu
ülkede Avrupa'ya inanmayanlar haklı çıkacaklardı. Oysa bu defa
Türkiye, hem de AB üyesi olan Fransa gibi dev bir ülkeye karşı
savunuldu.
Bu işlevi Avrupa Komisyonu'nun yüklenmesi de son derece dikkat çekicidir.
Bu köşeyi izleyenler bilirler, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye destek
veren bir kurum olduğunu söyleyip dururuz.
Son günlerde kimin gerçek dost olduğu daha iyi anlaşıldı..
* * *
BU YASA KİME NE
KAYBETTİRECEK?
Ermeniler'le
ilgili yasa uygulamaya sokulursa, bundan kim ne kazanacak ve ne kaybedecek?
Tek kazançlı, Ermeni diasporası olacak. Bu şekilde,
Fransız örneğini gösterip, diğer Avrupa ülkelerini ve bir süre
sonra da Amerika'yı, aynı yönde bir karar almaya zorlayacaklar.
Fransız Parlamentosu'nun kararı bir sembol olacak. Bütün dünyaya,
soykırımın gerçek olduğunu daha yüksek sesle söyleyecekler.
En zarara uğrayacak ülke, Fransa olacak. Fransa'nın Türkiye
üzerinde hiçbir ciddi etkinliği kalmayacak. Siyasi ilişkiler büyük
olasılıkla dondurulacak. Aynı şekilde, Fransız
ekonomik çıkarları da zedelenecek. Fransız firmalarına
verilebilecek birçok ihale başka ülkelere gidecek.
En fazla zarara ERMENİSTAN Cumhuriyeti uğrayacak.
a. Bundan böyle Türk kamuoyunun soykırım konusunda tutumu daha da
katılaşacak ve eğer bir uzlaşı formülü aranıyor
ise bu imkansızlaşacak.
b. Türk-Ermenistan sınırının açılması uzunca bir
süre için daha da imkansızlaşacak.
c. Türkiye'ye ile Ermenistan arasında bir diyalog kurulması
askıda kalacak.
Türkiye de zarar görecek. Özellikle Avrupa Birliği'ne ilişkin
konularda Fransa -Türkiye'den kaynaklanacak olan tepkilere göre- olumsuz tutum
takınacak. Fransız turistleri, gelecek yıl bir
olasılıkla, Türkiye yerine başka ülkeleri tercih edebilecekler.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 13/10/06
Kıbrıs'ın
AB sürecine bağlanması çok riskli
Brüksel'de temaslarını tamlayan Cumhurbaşkanı
Talat, adaya dönüşü öncesinde İstanbul'da basın
toplantısı düzenleyerek temasları hakkında bilgi verdi:
Kıbrıs'ın AB sürecine bağlanması çok riskli
AB'DE LİMANLARIN AÇILMASI KONUSUNDA GÖRÜŞ
BİRLİĞİ VAR... Brüksel'deki temaslarını
tamamlayarak İstanbul'a giden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
düzenlediği basın toplantısında temaslarını
değerlendirdi. Türkiye'nin AB sürecinin doğrudan doğruya
Kıbrıs meselesine ve özellikle Kıbrıs Rum
tarafının isteklerine bağlanmasını, AB
açısından, hem AB'nin büyüklüğü ve gücü bakımından,
hem de AB'nin geleceği bakımından son derece riskli gördüklerini
söyleyen Talat, temaslarında en dikkat çeken hususun, Türkiye'nin AB
sürecinde limanlarını Kıbrıs Rum tarafına açması
konusunda AB kurumlarında hemen hemen bir görüş birliği
bulunması olduğunu ifade etti.
TÜRKİYE'Yİ BASKI ALTINA ALMA EĞİLİMİ
VAR... Talat, bunun bir yasal zorunluluk olduğu konusunda, Türkiye'nin
baskı altına alınması eğiliminin AB kurumlarında
mevcut olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Ancak bunun
doğru bir yaklaşım olduğu inancında
olmadığımı tüm görüştüğüm kişilere
aktardım. Çünkü Türkiye'nin Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına
havaalanlarını ve deniz limanlarını kapatmasının
nedeni, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı
Türkleri izole etmesi çabalarıdır. Bunun sona ermesine
bağlı olarak da Türkiye herhangi bir kısıtlama
yapmayacağını tüm dünyaya ilan etmiştir."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Türkiye'nin AB
sürecinin doğrudan doğruya Kıbrıs meselesine ve özellikle
Kıbrıs Rum tarafının isteklerine
bağlamasını, AB açısından, hem AB'nin büyüklüğü
ve gücü bakımından, hem de AB'nin geleceği bakımından
son derece riskli görüyoruz" dedi.
Brüksel'deki temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, İstanbul'a gitti.
Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde düzenlediği
basın toplantısında temaslarını değerlendiren
Talat, ziyaretinin önemli bir dönemeçte gerçekleştiğini söyledi.
Talat, son günlerde yaşanan iki önemli gelişme
olduğunu, bunlardan birinin Türkiye'nin AB sürecinde herhangi bir
sıkıntıyla karşılaşmaması için
Finlandiya'nın yaptığı girişim, ikincisinin de
Finlandiya'nın yaptığı girişimin
Kıbrıslı Türkler boyutu olduğunu kaydetti.
Brüksel'de en üst düzeyde görüşmeler gerçekleştirdiğini
kaydeden Talat, en dikkat çeken hususun, Türkiye'nin AB sürecinde
limanlarını Kıbrıs Rum tarafına açması konusunda
AB kurumlarında hemen hemen bir görüş birliği bulunması
olduğunu ifade etti.
Talat, bunun bir yasal zorunluluk olduğu konusunda, Türkiye'nin
baskı altına alınması eğiliminin AB kurumlarında
mevcut olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Ancak bunun doğru bir yaklaşım olduğu
inancında olmadığımı tüm görüştüğüm
kişilere aktardım. Çünkü Türkiye'nin Kıbrıs Rum gemi ve
uçaklarına havaalanlarını ve deniz limanlarını
kapatmasının nedeni, Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıslı Türkleri izole etmesi çabalarıdır. Bunun sona
ermesine bağlı olarak da Türkiye herhangi bir kısıtlama
yapmayacağını tüm dünyaya ilan etmiştir. Türkiye'nin AB
sürecinin doğrudan doğruya Kıbrıs meselesine ve özellikle
Kıbrıs Rum tarafının isteklerine
bağlanmasını, AB açısından, hem AB'nin büyüklüğü ve
gücü bakımından, hem de AB'nin geleceği bakımından son
derece riskli görüyoruz.
Kıbrıs'ın farklı bir konumda olduğu,
Kıbrıs'ta bir sorun olduğu, Kıbrıs'ın
bölünmüş olduğu ve bu bölünmüşlüğün Kıbrıslı
Türkler nedeniyle değil Kıbrıslı Rumlar nedeniyle devam
ettiği gerçeğinin unutulmaması gerekir. Kıbrıs normal
bir devlet değildir. Türkiye'den bütün Kıbrıs'ı temsil eden
Kıbrıs Rum tarafına normal bir devlet muamelesi
yapmasını beklemek son derece yanlıştır diye
düşünüyoruz."
"İzolasyonların kaldırılmasını
bekliyoruz"
Kıbrıslı Türkler olarak AB'nin taahhüt ettiği
izolasyonların kaldırılmasını beklediklerini kaydeden
Talat, "İzolasyonun kaldırılmasına,
Kıbrıslı Türklerin Ada'nın birleştirilmesi için oy
vermesi nedeniyle söz verildiğini unutmadık. Bunun için Kıbrıs
Rum tarafına bir şey vermemiz gerektiğini kabul etmiyoruz. Bizim
izolasyonlarımızın kaldırılmasını bir
pazarlık konusu olarak görmüyoruz. Al-ver sürecinin bir parçası
olarak görmüyoruz" diye konuştu.
Bu tür temasların süreklilik göstermesi gerektiğini anlatan
Talat, AB merkezinde birçok çevrede ciddi bilgi eksikliği gördüklerini
söyledi.
Örneğin Ankara Protokolü'nün Türkiye'nin limanlarını
açmasının yasal bir zorunluluğunu da getirdiği
inancının hemen hemen bütün kesimlerde olduğunu ifade eden
Talat, "Böyle bir şey yoktur. Türkiye, malların serbest
dolaşımını sağlayacağını taahhüt
etmiştir. Malların serbest dolaşımıyla
taşımacılığın tamamen serbest olması
arasında ciddi fark vardır" dedi.
Talat, "İzolasyonların kaldırılması
konusunda AB Rum vetosunu nasıl aşmayı
düşünüyor?"şeklindeki bir soru üzerine de
"Düşündükleri bir şey yok. Onlara göre Türkiye
limanlarını açacak. Kıbrıs Cumhuriyeti izin verdiği
zaman bizim izolasyonlar da kalkacak" yanıtını verdi.
Türkiye'nin AB sürecinde yaşayacağı
sıkıntının sadece Türkiye'nin değil AB'nin de
zararına olacağını vurgulayan Talat,
"'Kıbrıs Cumhuriyeti gibi yarım bir devlet, yasal olmayan
bir devlet, meşru olmayan bir yönetim AB'nin Türkiye ile olan
ilişkilerini zehirlemeye devam etmemelidir" şeklinde
konuştu.
"Finlandiya'nın önerileri, Papadopulos'un 2004
yılında yaptığı önerilerdir"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Finlandiya'nın
önerilerinin Papadopulos'un 2004 yılında yaptığı
önerilerden alınmış ve esinlenmiş öneriler olduğunu
söyledi.
Talat, Fransa Ulusal Meclisi'nin sözde Ermeni
soykırımını inkâr etmeyi suç sayan yasa teklifini kabul
etmesiyle ilgili olarak ise, "Böyle bir yasanın geçebilmesi kabul
edilebilir, inanılabilir bir şey değildir" dedi.
Brüksel'deki temaslarını tamamlayarak İstanbul'a gelen
Cumhurbaşkanı Talat, düzenlediği basın
toplantısının ardından gazetecilerin sorularını
yanıtladı.
"Finlandiya'nın önerisi izolasyonların
kaldırılması konusunda ne gibi yenilikler getiriyor?"
şeklindeki bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat,
Finlandiya'nın önerilerinin Papadopulos'un 2004 yılında
yaptığı önerilerden alınmış ve esinlenmiş
öneriler olduğunu söyledi.
"Önerilerde Kıbrıslı Türklere ve Türkiye'ye
verilen bir şey yok"
Önerilerde Kıbrıslı Türkler'e ve Türkiye'ye verilen
hiçbir şey olmadığını kaydeden Talat, şöyle dedi:
"Limanlardan yapılan ihracat için bile limanın AB
yönetimine verilmesi öngörülüyor. Bazıları da BM diye öneriyor. Biz
kendi limanımızı çalıştırmaktan aciz
değiliz. Savaş ortamında yaşayan ülkeler gibi biz,
limanlarımızı ve havaalanlarımızı ne BM ne de
AB'ye devrederiz. Bunu böyle bilmek lâzım."
Fransa meclisinin kararı
Cumhurbaşkanı Talat, Fransa meclisinde kabul edilen sözde
Ermeni soykırımının inkârını suç sayan yasa
teklifiyle ilgili olarak da Fransız meclisinden çok tuhaf bir yasanın
geçtiğini belirterek, "Bu Fransa'nın özellikle sözde fikir
özgürlüğü konusunda şampiyonluk iddia ettiği bir zamanda
olabilecek, kabul edilebilecek, düşünülebilecek bir hareket,
inanılır bir karar değil" diye konuştu.
Fransa'nın, sözde Ermeni soykırımını bu
şekilde bütün dünyaya kanıtlayacaklarını, kabul
ettireceklerini düşünerek hareket ettiğini ifade eden Talat, üstelik
bunun fikir ve söz özgürlüğünün yasaklanarak
yapıldığını söyledi.
Avrupa'da böyle bir şeyin düşünülmesinin ve böyle bir
yasanın geçebilmesinin kabul edilebilir, inanılabilir bir şey
olmadığını kaydeden Talat, "Sanıyorum sağduyu
sonuçta galip gelecek. Böyle demokrasi dışı tavırlar mahkûm
olacaktır, bütün Avrupa'da ve bütün dünyada" diye konuştu.
"Günün sevindirici haberi"
Yazar Orhan Pamuk'un Nobel 2006 Edebiyat Ödülü'ne değer
görülmesini "günün sevindirici haberi" olarak nitelendiren
Cumhurbaşkanı Talat, "Orhan Pamuk'u, Türk edebiyat
dünyasını ve tüm Türkiye'yi bu büyük başarıdan dolayı
içtenlikle kutluyorum" dedi
KIBRIS 13/10/06
Cumhurbaskani Talat,
Brüksel Temaslarini Tamamlayarak Yurda Dündü Adres Burasi... Ab Yetkilileri Dogrudan
Olmasa Da Finlandiyanin Baslangiçta Hatali Davrandigini Kabul Etti
Kibris Türk Halkiyla Ilgili Karari Verecek Olan Kibrisli Türk Yetkililerdir
Dörtlü Zirve Önermedim, Ama Yararli Olacaksa Açigim
Lefkosa, 13 Ekim 06 (T.A.K.):-Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Brükselde
görüstügü Avrupa Birligi (AB) üst düzey yetkililerinin, Kibrisli Türkler
üzerindeki izolasyonlarin kaldirilmasi konusunun ciddi biçimde çözüme
kavusturulmasi isteniyorsa, adresin Kibris Türk tarafi oldugunu bildiklerini ve
buna inandiklarini ifade ettiklerini söyledi.
Cumhurbaskani Talat, AB Dönem Baskani Finlandiyanin ortaya attigi önerilerde
baslangiçta hatali davrandiginin dogrudan ifade edilmese de AB yetkililerince
kabul edildigini belirterek, yanlis baslayan bir isin bir anlamda
düzeltildigini, bundan sonra bunun disina çikilmamasini umdugunu kaydetti.
Talat, Umarim anlarlar ki Kibris Türk halkiyla ilgili karari verecek olan
Kibrisli Türk yetkililerdir dedi.
Brükseldeki temaslari sirasinda Kibris konusunda Kibris Türk ve Rum
taraflariyla Türkiye ve Yunanistanin katilacagi dörtlü bir zirve önerisi
yapmadigini ifade eden Cumhurbaskani Talat, eger sonuç alici olacaksa böyle bir
zirveye, toplantiya olumlu baktiklarini bildirdi.
Cumhurbaskani Talat, AB üst düzey yetkilileriyle görüsmeler yapmak üzere 9 Ekim
Pazartesi günü gittigi Brükselden dün gece saat 22.00de THY uçagiyla yurda
döndü. Özel Kalem Müdürü Asim Akansoyun eslik ettigi Cumhurbaskani Talati
Ercan Havalimaninda Cumhuriyet Meclisi Baskani Fatma Ekenoglu ve Güvenlik
Kuvvetleri Komutani Tümgeneral Mehmet Eröz karsiladi.
Talat, Ercanda basina yaptigi açiklamada, özellikle son zamanlarda Kibris
sorununu da içeren birçok konunun, özellikle Türkiyenin AB süreci ve Kibrisla
iliskisi baglaminda ele alinip tartisildigina isaret ederek, bu nedenle ABnin
merkezine ziyaret yaparak yetkililere görüslerini aktardigini, bu görüsmeleri
AB yetkililerinin de istedigini söyledi.
Brüksel ziyaretinin çok yararli oldugunu düsündügünü kaydeden Cumhurbaskani
Talat, Bu ziyarette görüslerimizi uzun bir aradan sonra en üst düzeyde,
Cumhurbaskani düzeyinde ABnin en üstteki kurumlarina aktarma firsati bulduk,
onlarin görüslerini aldik dedi.
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, bugünlerde Türkiyenin AB sürecinde herhangi
bir sorun olmamasi, tren kazasi olmamasi için özel bir gayret gösterildigini
belirterek, bu baglamda Finlandiyanin ortaya koydugu görüslerle Kuzey Kibrisa
yönelik kisitlamalarin da kaldirilacagi varsayimiyla bir öneri paketinin
gündeme getirildigini hatirlatti.
Kibrisli Türklerin izolasyonunun kaldirilmasinin Kibris Rum tarafina bir sey
vererek karsilanmasi gerekmedigini ifade ettiklerini yineleyen Cumhurbaskani
Talat, izolasyonlarin Kibrisli Türklerin çözüm yanlisi tutumu nedeniyle hem
ABnin hem de bütün dünyanin, BMnin verdigi bir söz, bir güvence oldugunu
hatirlatti.
Talat, Bu nedenle Finlandiya önerilerinin aslinda Papadopulosun Eylül 2004te
ABye önerdigi görüslerin bir benzeri oldugu, bundan dolayi da bizim açimizdan
son derece haksiz hususlar içerdigi anlatilmistir. Bunlar ABye de aktarildi,
en üst düzeyde görüsmelerimiz oldu diye konustu.
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, Türkiyenin AB sürecinin Kibrisli Türklerin
izolasyonunun kaldirilmasiyla iliskilendirilmesinin siyasi bir karar oldugunu
da ifade ederek, bunun Türkiyenin önerdigi eylem plani çerçevesinde
benimsenecegini ve o eylem planina destek verdiklerini açikça ortaya
koyduklarini bildirdi.
Kibrisli Türklerin izolasyonunun kaldirilmasi, Kibris sorununun çözümüne
yönelik takinilan tavir çerçevesinde ele alinmali ve Türkiyenin AB süreciyle
iliskilendirilmemelidir konusundaki görüslerini de ortaya koyduklarini
kaydeden Talat, söyle devam etti:
AB yetkilileri, temaslarimizin sürekli olmasini istedi; bundan sonra da
konulari sürekli görüsmemizin yararli olacagini vurguladilar. Biz de tabi ki
ayni kanaatteyiz ve öyle inaniyoruz ki bundan sonra Türkiyenin AB sürecinde
yasayacagi sikintilari Kibrisli Türklerin izolasyonunun kaldirilmasiyla
iliskilendirirken, bunun ancak bölgedeki bütün kisitlamalarin kaldirilmasi
biçiminde olabilecegini ve olmasi gerektigini daha iyi anlatmis olduk. Daha iyi
anlasilmis olacagini düsünüyoruz. Bu iliskileri, temaslari bundan sonra da
sürdürecegiz.
Cumhurbaskani Talat, bundan sonra atilacak adimin, yapilacak girisimin ne olacagi
yönündeki soruya karsilik, Finlandiyanin görüslerinin bir öneri haline gelip
gelmeyecegini bilmedigini, eger öneri haline gelecekse Ercanin konumunun da
yer alacagi bir önerinin kendileri açisindan görüsülebilir oldugunu
belirttiklerine göre mutlaka bunun da dikkate alinmasi gerektigini söyledi.
Talat, söyle konustu:
Kibris Türk tarafi açisindan kabul edilebilir bir önerinin ortaya çikmasi için
Kibrisli Türklerin izolasyonuna son vermenin, Kibris Rum tarafina bir sey
vererek saglanmamasi gerektiginin anlasilmasi gerekiyor. Bu görüslerimizi
ortaya koyduk. Bundan sonra Dönem Baskani Finlandiya ve AByle konusmalarimiz,
degerlendirmelerimiz devam edecek. Bundan sonraki adimin ne olacagini
belirleyecek olan biz degiliz. Dogaldir ki önerinin sahipleri bunu
belirleyecek, yani Finlandiya veya AB belirleyecek. O yüzden ben bundan sonra
ne olacagini bilemiyorum. Ama biz gayet açik ve net bütün esnekligimizle hiçbir
öneriyi reddetmeyerek, her seyi görüserek çalismalarimizi sürdürecegiz.
Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat, AB Dönem Baskani Finlandiya veya diger AB
ülkelerine ziyaretinin söz konusu olup olmadigi sorusunu yanitlarken, bir davet
almadigini, ancak bir davet olursa degerlendirecegini söyledi. Finlandiyayla
bir görüsme gerekebilecegini, ancak yerini su anda bilemeyecegini kaydeden
Cumhurbaskani Talat, müzakere eger ilerletilecekse konunun muhatabinin KKTC
yetkilileri oldugunu vurguladi.
Eger izolasyonlarin kaldirilmasi konusu ciddi sekilde çözüme kavusturulmak
isteniyorsa adres burasidir, bunun anlasildigini düsünüyorum diyen
Cumhurbaskani Talat, görüstükleri AB yetkililerinin de bunu bildiklerini ve
buna inandiklarini ifade ettigini kaydetti.
Talat, böylece dogrudan ifade etmeseler de AB yetkililerinin Finlandiyanin
baslangiçta hatali davrandigini kabul etmis oldugunu belirterek, Finlandiyanin
en basta sadece Türkiye ve Kibris Rum tarafiyla görüserek sonuca gitmeyi
hesapladigini, bunu düsünüp uyguladigini, ancak kendilerinin müdahalesi üzerine
kendileriyle de görüsme ihtiyaci hissettigini ve o andan itibaren
görüsmelerinin sürdügünü anlatti.
Cumhurbaskani Talat, yanlis baslayan bir isin bir anlamda düzeltildigini ifade
ederek, bundan sonra bu çerçevenin disina çikilmamasi umudunu dile getirdi;
Anlarlar ki Kibris Türk halkiyla ilgili karari verecek olan Kibrisli Türk
yetkililerdir dedi.
Talat, dörtlü bir toplanti önerisinde bulunup bulunmadiginin sorulmasi üzerine,
Kibris Türk ve Rum tarafiyla Türkiye ve Yunanistan soruna taraf olduguna isaret
ederek, Dolayisiyla eger sonuç alici bir müzakereye ihtiyaç dogarsa dörtlü bir
toplanti tabi ki sonuç getirici ve yararli olur, ama AB yetkililerine dogrudan
dogruya böyle bir öneri yapmadim ifadelerini kullandi.
Dörtlü bir zirveye,
toplantiya açik olduklarini belirten Cumhurbaskani Talat, böyle bir yaklasimi
desteklediklerini söyledi.
|
NTV
Güncelleme: 17:50 TSİ 14 Ekim 2006 Cumartesi
ATİNA/BERLİN
- Yunan To Vima gazetesine konuşan Lillikas, Türkiyenin
limanlarını açmaması halinde Güney Kıbrısın,
Türkiyenin AB sürecinde bir daha yeşil ışık
yakmayacağını belirtti.
Bu
mücadelede tek başına olmadıklarını ima eden Rum
Bakan, Türkiyenin müzakerelere başlamasına daha önce belirli
koşullarla iki kez onay verdiklerini söyledi ve Üçüncü kez geri adım
atmamız, Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmeksizin müzakerelere
başlamasına onay vermemiz söz konusu değildir dedi.
Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi Genel Başkanı Edmund
Stoiber de, Türkiyenin Güney Kıbrısı tanımamayı
sürdürmesi halinde müzakerelerin dondurulmasını istedi.
|
AA
Güncelleme: 19:27 TSİ 14 Ekim 2006 Cumartesi
ANKARA
- Edinilen bilgiye göre, Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac, bugün
sabah saatlerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı telefonla
aradı. Fransız Ulusal Meclisinin girişimi beni çok üzdü diye
sözlerine başlayan Chiracın, bu konunun Fransada yaklaşan
genel seçimlerle ilgili bir gelişme olduğunu belirttiği
öğrenildi.
Fransadaki
Ermeni vatandaşların oylarının bu gelişmede etkili
olduğuna işaret eden Chiracın, Fransa ile Türkiye
arasındaki iyi ilişkilerde bir değişikliğin asla söz
konusu olmadığını ifade ettiği kaydedildi.
Chiracın yine de böyle bir girişimin yapılmasından
dolayı çok üzüldüğünü ifade ettiği bildirildi.
Başbakan Erdoğanın da hükümetteki ve Türk kamuoyundaki infiali
Fransa Cumhurbaşkanına bir kez daha ileterek, zamanında bu
girişimin önlenmesi için gerekli girişimlerde bulunduğunu
hatırlattığı öğrenildi.
AB
İLE MÜZAKERELER ETKİLENMEZ
Fransa Cumhurbaşkanı Chiracın Ermenistana
yaptığı ziyaret sırasında Ermeni
soykırımı iddaları ile ilgili söylediklerinin de Türk
kamuoyunda tepkiyle karşılandığını belirten
Başbakan Erdoğanın, Chiracın özellikle Türkiyenin AB
üyeliğiyle asılsız iddialar arasında bağlantı
kuran sözlerini eleştirdiği ifade edildi. Erdoğanın, Bu
yaklaşımınızı benimsememiz mümkün değildir
dediği kaydedildi.
Jacques Chiracın Fransız parlamentosundaki gelişmenin
Türkiyenin Avrupa Birliği ile olan müzakareleri açısından
hiçbir şeyi etkilemeyeceğini söylediği belirtildi.
Başbakan Erdoğana, Duygularınızı tamamen anlıyor,
üstelik paylaşıyorum diyen Chiracın hükümetinin AB sürecini
etkilememesi için elinden gelen herşeyi yapacağını
vurguladığı belirtildi.
Chiracın açık konuştuğu için Başbakan Erdoğana
teşekkür ettiği ve görüşlerine saygı duyduğunu
söylediği de ifade edildi.
ERDOĞAN:
İLİŞKİLERİMİZİ SİYASETE KURBAN
ETMEMELİYİZ
Başbakan Erdoğanın görüşmede Chiraca Türkiyede genel
seçimlerin yaklaştığını hatırlatarak, İkili
ilişkilerimizi asla siyasete kurban etmemeliyiz dediği
öğrenildi. Fransadaki yasa teklifinin Fransa anayasasındaki ifade
özgürlüğü ilkelerine de aykırı olduğunu belirten
Başbakan Erdoğanın, bu girişimin Türk halkına
mantıklı ve makul gerekçelerle izahının mümkün olmadığını
dile getirdiği kaydedildi.
Erdoğanın ayrıca, Bu bizim Ermenistanla aramızdaki
sorun. Tarihçilerin yapması gereken araştırmaların siyaset
konusu yapılması bizi ayrıca üzmüştür dediği ifade
edildi.
Başbakan Erdoğanın Fransa Cumhurbaşkanı Chiractan
Meclisten geçen teklifin yasalaşmasını engellemesini
istediği öğrenilirken, Bu aramızdaki ilişkilerin daha
fazla yara almamasını sağlamak açısından önemli
dediği kaydedildi.
CHIRAC:
ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM
Chriacın da bu anlayışı
paylaştığını belirterek, bu konuda elinden geleni
yapacağını söylediği bildirildi.
Chiracın seçimlere gidilen hassas siyasi ortamda Türk-Fransız
ilişkilerinin zarar görmemesi için elinden gelen herşeyi
yapacağını vurguladığı ve Başbakan
Erdoğana bir kez daha, Duygularınızı ve tepkilerinizi
gayet iyi anlıyorum dediği öğrenildi.
Soykırım
anıtı çalındı
Fransada
Ermeni soykırımı iddialarının inkarını suç
sayan yasa teklifini kabul edilmesinin ardından, Paris
yakınlarında Ermeni soykırımı anısına
dikilmiş anıt çalındı. Anıtın, kim ya da kimler
tarafından hangi amaçla çalındığı henüz bilinmiyor.
NTV
Güncelleme: 09:09 ET 14 Ekim 2006 Cumartesi
PARİS
- Yerel yetkililer, 2002 yılında soykırım iddialarına
ithafen Chaville kasabasında dikilen bronz heykelin, dün gece ile bu
sabaha karşı arasındaki zaman diliminde
çalındığını duyurdu. Polis, metal değeri yüzünden
bronz anıtın çalınmış olabileceği ihtimalini
gözardı etmiyor.
Chaville
banliyösü, Ermeni asıllı nüfusun yoğun olarak
yaşadığı bir bölge. Bölge sakinleri, Ermeni
soykırımı iddialarının inkarını suç sayan
yasa teklifinin Fransa Meclisinden geçmesinden 2 gün sonra, soykırım
anıtının çalınmasının tesadüf
olamayacağı görüşünü savunuyor
Ermenistan'dan
Türkiye'ye ateş
ANKARA
Milliyet
Genelkurmay Başkanlığı, Ermenistan
sınırından Türkiye topraklarına 11 Ekim'de ateş
edildiğini, gerekli girişimlerde bulunulması amacıyla
olayın Dışişleri Bakanlığı'na
iletildiğini duyurdu.
Taciz olayının, Ermeni soykırımı
iddialarının inkârını suç sayan tasarının Fransa
Ulusal Meclisi'nde görüşülmesinden bir gün önce meydana gelmesi dikkat
çekti. Genelkurmay'ın internet sitesinde yer alan açıklamada,
Ermenistan hudut birliklerine mensup askerlerce 11 Ekim'de Türkiye
topraklarına iki el ateş edilmek suretiyle ihlalde bulunulduğu
kaydedildi. Olayda can ve mal kaybının olmadığı
belirtilirken, "Gerekli girişimlerde bulunulması maksadıyla
olay Dışişleri Bakanlığı'na
bildirilmiştir" denildi.
MILLIYET 14/10/2006
Chirac'tan Erdoğan'a
telefon: Engellemek için elimden geleni yapacağım
Fransa Cumhurbaşkanı Jaques
Chiracın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı telefonla
arayarak, "Ermeni soykırımını inkar edenlerin
cezalandırılmasına" ilişkin yasa teklifinin Fransa
Ulusal Meclisinde kabul edilmesinden dolayı "çok üzgün
olduğunu" ifade ettiği bildirildi.
Edinilen bilgiye göre Chirac, bugün sabah
saatlerinde Başbakan Erdoğanı telefonla aradı. Bu konunun
Fransada yaklaşan genel seçimlerle ilgili bir gelişme olduğunu
belirttiği kaydedilen Chiracın, teklifin yasalaşmaması
için elinden geleni yapacağını bildirdiği kaydedildi.
Başbakan Erdoğanın da
hükümetteki ve Türk komuoyundaki infaiali Fransa Cumhurbaşkanına bir
kez daha ileterek, "İkili ilişkilerimizi asla siyasete kurban
etmemeliyiz" dediği öğrenildi.
Fransa Meclisi'nde 12 ekimde kabul edilen
yasayla, 'Ermeni soykırımı' iddialarını inkar edenlere
1 yıl hapis ve 45 bin euro para cezası verilmesi öngörülüyor.
Teklifin yasalaşması için, Senato'dan
geçmesi ve Fransa Cumhurbaşkanı Chirac tarafından
onaylanması gerekiyor.
Jacques Chirac'ın Erdoğan'ı
telefonla arayarak teklifin yasalaşmasını engellemek için elinden
geleni yapacağını açıkça belirtmesi, yasanın
çıkmayacağı yolundaki beklentileri güçlendiriyor.
ERDOĞAN:
"İLİŞKİLERİMİZİ SİYASETE KURBAN
ETMEMELİYİZ"
Başbakan Recep Tayyip Errdoğan'ın
kendisini telefonla arayan Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac'tan
Fransız Meclisinden geçen sözde "Ermeni
soykırımını inkar edenlerin
cezalandırılmasını öngören" teklifin
yasalaşmasını engellemesini istediği öğrenildi.
Fransız Ulusal Meclisinin girişiminin
kendisini çok üzdüğünü ifade ederek, "Duygularınızı
tamamen anlıyor, üstelik paylaşıyorum" diyen Chirac'ın
da teklifin yasalaşmasının engellenmesi konusunda elinden geleni
yapacağını ifade ettiği kaydedildi.
Edinilen bilgiye Fransa Cumhurbaşkanı
Jaques Chrirac, bugün sabah saatlerinde Başbakan Erdoğan'ı
telefonla aradı.
"Fransız Ulusal Meclisinin
girişimi beni çok üzdü" diye sözlerine başlayan Chirac'ın,
bu konunun Fransa'da yaklaşan genel seçimlerle ilgili bir gelişme
olduğunu belirttiği öğrenildi.
Fransa'daki Ermeni vatandaşların oylarının
bu gelişmede etkili olduğuna işaret eden Chirac'ın, Fransa
ile Türkiye arasındaki iyi ilişkilerde bir
değişikliğin asla söz konusu olmadığını
ifade ettiği kaydedildi.
Chirac'ın yine de böyle bir girişimin
yapılmasından dolayı çok üzüldüğünü ifade ettiği
bildirildi.
Başbakan Erdoğan'ın da
hükümetteki ve Türk kamuoyundaki infiali Fransa Cumhurbaşkanı'na bir
kez daha ileterek, zamanında bu girişimin önlenmesi için gerekli
girişimlerde bulunduğunu hatırlattığı
öğrenildi.
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın
Ermenistan'a yaptığı ziyaret sırasında Ermeni
soykırımı iddaları ile ilgili söylediklerinin de Türk
kamuoyunda tepkiyle karşılandığını belirten Başbakan
Erdoğan'ın, Chriac'ın özellikle Türkiye'nin AB üyeliğiyle
asılsız iddialar arasında bağlantı kuran sözlerini
eleştirdiği ifade edildi. Erdoğan'ın, "Bu
yaklaşımınızı benimsememiz mümkün değildir"
dediği kaydedildi.
Jaques Chirac'ın Fransız
parlamentosundaki gelişmenin Türkiye'nin Avrupa Birliği ile olan
müzakareleri açısından hiçbir şeyi etkilemeyeceğini
söylediği belirtildi.
Başbakan Erdoğan'a,
"Duygularınızı tamamen anlıyor, üstelik
paylaşıyorum" diyen Chirac'ın hükümetinin AB sürecini
etkilememesi için elinden gelen herşeyi yapacağını
vurguladığı belirtildi.
Chirac'ın açık konuştuğu
için Başbakan Erdoğan'a teşekkür ettiği ve görüşlerine
saygı duyduğunu söylediği de ifade edildi.
Başbakan Erdoğan'ın
görüşmede Chirac'a Türkiye'de genel seçimlerin
yaklaştığını hatırlatarak, "İkili
ilişkilerimizi asla siyasete kurban etmemeliyiz" dediği
öğrenildi.
Fransa'daki yasa teklifinin Fransa
anayasasındaki ifade özgürlüğü ilkelerine de aykırı
olduğunu belirten Başbakan Erdoğan'ın, bu girişimin
Türk halkına mantıklı ve makul gerekçelerle izahının
mümkün olmadığını dile getirdiği kaydedildi.
Erdoğan'ın ayrıca, "Bu bizim
Ermenistan'la aramızdaki sorun. Tarihçilerin yapması gereken
araştırmaların siyaset konusu yapılması bizi
ayrıca üzmüştür" dediği ifade edildi.
Başbakan Erdoğan'ın Fransa
Cumhurbaşkanı Chirac'tan Meclis'ten geçen teklifin
yasalaşmasını engellemesini istediği öğrenilirken,
"Bu aramızdaki ilişkilerin daha fazla yara almamasını
sağlamak açısından önemli" dediği kaydedildi. Chriac'ın
da bu anlayışı paylaştığını belirterek,
bu konuda elinden geleni yapacağını söylediği bildirildi.
Türkiye'nin AB sürecini desteklemeye devam
edeceğini tekrarlayan Chriac'ın "Duygularınızı ve
tepkilerinizi gayet iyi anlıyorum" dediği ifade edildi.
Chirac'ın seçimlere gidilen hassas siyasi ortamda Türk-Fransız
ilişkilerinin zarar görmemesi için elinden gelen herşeyi
yapacağını vurguladığı ve Başbakan
Erdoğan'a bir kez daha, "Duygularınızı ve
tepkilerinizi gayet iyi anlıyorum" dediği öğrenildi.
MILLIYET 14/10/06
Türkiye, Pamuk ile gurur
duyuyor...
Nobel ödülünün ne anlama geldiğini bilmeyenler, bu olayın önemini
anlayamazlar. Anlamalarına da imkan yoktur. Hele Türkiye gibi bir ülke
için, bu Nobel ödülü çok daha önemli.
Nedeni de, ne yazık ki Türkiye bir kültür ülkesi değil.
Özellikle uluslararası alanda, Türkiye'nin kültür alanındaki karnesi
sıfırlarla doludur. Nedense, önem verir gibi görünsek dahi, folklor
danslarıyla yetinmeyi tercih ederiz. Kültürü hep ikinci plana iteriz.
Tiyatro deseniz, izimize rastlanmaz.
Film dünyasında Türk bulmak çok zordur.
Kitap okumamakla övünen, genç kuşaklarının kültürünü TV
dizileriyle elde eden bir toplumun içinden bir Orhan Pamuk'un çıkması
ve dünyanın en prestijli edebiyat ödülünü kazanmasının getirisi
çok büyük olacaktır.
Avrupa'daki Türkiye aleyhtarları ve Türkiye'yi Avrupa'nın
dışında tutmak isteyenleri duyar gibiyim. İlk bölümdekiler
"Nobel komitesi hata etmiş. Türkiye hayatında göremeyeceği
bir kuş yakaladı. Bir daha böyle bir şey olmaz." derken,
bizim aramızdaki garibanlar da "Pamuk Ermeni ve 301 konusunda gürültü
çıkarttığından dolayı Nobel'i aldı"
diyecekler.
Orhan Pamuk'a dışarıda ödüller verilirken, bizde dayak
atılıyor, yerden yere vuruluyor. Ancak bütün büyük insanların
kaderleri de böyle değil midir? Ne kadar eleştirilirse
eleştirilsin, Pamuk bu ülkeye çok şey
kazandırmıştır.
Kim ne derse desin.
Orhan Pamuk kazandı. Onun sayesinde de bizler kazandık.
Onurlandık.
Gururlandık.
301'DEN KURTULMANIN
TAM ZAMANIDIR
Fransız
Parlamentosu'nda, Ermeni diasporasının en önde gelen isimlerinden
biri olan Deveciyan'ı dinlerken sinirden deli oldum. Türkiye'nin
kendilerine fikir özgürlüğü dersi veremeyeceğine dikkat çeken
Deveciyan, 301'inci maddeyi örnek gösterdi ve 301 yüzünden Hırant Dink'in
"Soykırım vardır" dediği için
cezalandırıldığını söyledi.
Doğru.
Kendi kazdığımız kuyuya düştük. Oysa, asıl Fransa
fikir özgürlüğünü mahvediyor. Buna rağmen, 301'den
yakalandığımız için, üstümüzde tepinebiliyorlar.
Bilmem farkında mısınız, Fransa Ermeni yasasından
dolayı fena dayak yedi. Belki umurlarında değil, belki sırf
iç politika nedeniyle eleştirileri görmezden geliyorlar, ancak yine de
yaralandılar.
Türkiye'nin gücü 301 gibi maddelerden kurtuldukça artacaktır.
Başkalarını örnek göstermeyi bir kenara bırakalım ve
301'i sakıncalı durumdan çıkaralım. Bunun başka bir
çıkışı yok.
Görüyoruz ki, bizler bazı adımları atamazsak, dışardan
gelip bize adım attırtıyorlar. Biz kendimize güvendikçe,
doğruları savundukça kazanırız.
Bırakın, Fransızlar ne isterlerse yapsınlar.
MEHMET ALI BIRAND
MILLIYET 14/10/06
Pamuk'un bulduğu
semboller
Dünkü gazeteleri saklayın:
Bir eliyle ödüllendirip diğeriyle cezalandıran Avrupa
karşısında bir toplumun gurur ile öfke arasında gidip gelen
salınımlarını belgelemiş olacaksınız.
Nefrete, reddiyeye ve giderek lince meyyal, işkilli, vesveseli bir ruh
hali bu...
Bizi, tarihimizin ilk Nobel ödülüne sevinmekten bile alıkoyan bir marazi
şüphecilik...
Buluttan nem kapan bir akıl tutulması...
* * *
Garip bir ara duraktayız.
Hevesle gittiğimiz tren yarı yolda raydan çıktı. Öyle
yaralıyız ki, ilk trenle bu kez tam ters yöne gitmeye can atıyoruz.
"Durun, tamir edelim" diyenleri bayraklar ve marşlar
eşliğinde camdan atmaya hazırız.
150 yıl Avrupa'ya övgüler yağdırdık. "Bir düş
ülkesi"ydi Batı... Özendik onlara, dillerini öğrendik,
müziklerini dinledik. Elbiselerini getirttik. Onlar gibi olabilmek için
alfabelerini, şapkalarını, anayasalarını aldık.
Güzellik yarışmalarına, müzik müsabakalarına
katıldık, kazanamayınca yıkıldık. Avrupa'ya
Avrupalıdan daha çok inandık.
Şimdi bu hayranlık yerini reddedilmiş âşıklara özgü
bir hayal kırıklığına bırakıyor.
Reddedilmiş âşıkların başına gelenlerden
biliyoruz ki, bu yıkılışın ardından "Zaten
o, namussuzun tekiydi" türünden küçümsemeler ve giderek "Ona mı
kaldım? Yakışıklıyım, güzelim, üstelik
şanlı bir geçmişim var" türü böbürlenmeler gelir.
Geldi bile...
Oysa Batı'ya karşı 150 yıllık hayranlık ne kadar
abartılı idiyse bugünkü nobranlık da o kadar
abartılı...
O günkü iyimserlik kadar, bugünkü karamsarlık da kof...
Ölesiye dostluk dayanaksızdı; kör düşmanlık da
dayanaksız...
* * *
Orhan Pamuk bence özelde Türkiye'de, genelde Doğu dünyasında,
Batı konusunda imrenme ile iğrenme arasında gidip gelen bu
ikircikli ruh halini yakaladığı için aldı ödülü...
Jürinin "buldu" dediği "kültürel çatışmalara dair
yeni semboller" bunlardır.
Her eşyanın "Avrupa'sı"nı arayan, biri yere
tükürse "Avrupa'ya rezil oluyoruz" diye sızlanan, Avrupa istedi
diye yasalarından barbarlığı ayıklayan bir
hayranlığın, ilk bocalamada yerini "Onlar kendilerine
baksın" refleksine bırakması ve Avrupa menşeli
eşyaları hedef alması bir romancı için eşsiz
malzemedir.
Pamuk, Avrupa hayalinin kuşaktan kuşağa yüz
değiştirişini, müzakere sürecinin vize kuyruklarıyla
birlikte uzayıp gidişini ve Avrupa'nın sınır
boylarında, Doğu ile Batı arasındaki tampon bölgede
yaşayan bir toplumun bir uçtan diğerine savruluşunu keskin bir
gözlemcilik, yarı hiciv, yarı keder taşıyan bir
ustalıkla romanına nakşetti.
Kitaplarını okuyanlar iyi bilirler ki Pamuk, ne o eski düş
ülkesinin hayalcisi ne de bugünkü Batı garezinin destekçisi olmuştur.
O, bu medcezir içinde, vaatkâr bir rüyanın ümitsiz bir kâbusa
dönüşmesini betimleyerek tam da dünkü gazetelerin ruh halini anlatabilmeyi
başardığı için ödüllendirilmiştir.
* * *
"Bu ödülü Türkiye'ye küfrederek aldı" tesellisi sizi
rahatlatacaksa ve sinsi Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik yeni bir
tuzağına düşmediğiniz hissini yaratacaksa, varın buna
inanın.
Ama geçen yıl aynı ödülü, İngiltere'nin Irak
politikasını yerden yere vuran Harold Pinter'ın
aldığını unutmayın.
Fransa'nın ayıbı bir hafta sonra unutulacaktır.
Pamuk'un gururu ise bir asır sonra bile anımsanacaktır.
CAN DUNDAR MILLIYET
14/10/06
'Soykırım' ve
ifade özgürlüğü
FRANSIZ Milli Arşivi'nde bir belge: Doğu Serisi, Ermenistan bölümü,
gün 3 Aralık 1918, cilt 2, sayfa 47'de kayıtlı, Ermeni Milli
Komitesi Başkanı Bogos Nubar Paşa'nın dilekçesi...
Çeşitli cephelerde Osmanlı vatandaşı Ermenilerin nasıl
İngiliz ve Fransız ordusuna katılıp Türkleri yenilgiye
uğrattığını anlatarak sözü Kafkasya'ya getiriyor:
"Kafkasya'da Rus çarlık ordusundaki 150 bin Ermeniden ayrı
olarak, komutanları Antranik ve Nazarbekof'un komutası altında
40.000'den fazla gönüllünün bir kısım Ermeni vilayetlerinin
kurtuluşuna katkıda bulunduğunu üstün
saygılarımın teminatı olarak kabul buyurunuz..."
Artık Mondros Mütarekesi imzalandığına göre, Birinci Cihan
Savaşı'ndaki bu hizmetlerinin bedelini istiyor: Sivas,
Diyarbakır, Van ve Kars dörtgeni içinde yedi vilayeti, ayrıca
Maraş, Adana ve İskenderun'u talep ediyor!
İngiliz istihbaratında çalışan tarihçi Arnold Toybee,
Paris'te soruyor:
- Hiç o yerleri gördün mü?
Mısırlı Paşazade Bogos Nubar'ın cevabı:
- Hayır, hiç görmedim!
Yine de Sevr'de bir 'parça' pay ayıracaklardır.
Araştırma yasağı
Şimdi bir Fransız tarihçisi, ya da Fransa'da bir
araştırmacı Fransız arşivinde bunları
araştırabilecek mi, yayımlayabilecek mi, Birinci Dünya
Savaşı'nda Kafkas Cephesi'nde neler
yaşandığını tümüyle yazabilecek mi?!
Büyük eğitimcimiz Diyarbakırlı Ali Emiri Efendi'nin
"Osmanlı Vilayât-ı Şarkiyyesi" (Doğu illeri)
adlı büyük tarihsel öneme sahip bir kitabı vardır.
Diyarbakır'da Müslümanlar ile Ermenilerin nasıl dost olduğunu
anlatır; keşke Ermeni komşularımız olsa diye
düşünmekten kendinizi alamazsınız.
Ali Emiri Efendi, bu sevgili Ermeni dostlarının,
komşularının nasıl facialara
uğradıklarını yazar, okurken yüreğiniz
parçalanır. Ama Ali Emiri Efendi bu olaylara Ermeni komitecilerinin
kanlı saldırılarının sebep olduğunu da
anlatır.
Fransa'daki kanun yürürlüğe girerse, Ali Emiri'nin kitabının bir
kısmı yayımlanabilir ama tamamını yayımlayan
hapsi boylar! Çünkü kitabın ana fikri, Ermeniler facialara maruz
kaldı ama bunun sebebi, Müslümanları facialara maruz
bırakmalarıdır.
Ziya Gökalp'in dediği, "Kıtal değil, mukatele" yani...
Profesörler hapishaneye!
Serbestçe araştırılsın, isteyen savunma desin, isteyen
kıtal veya mukatele, isteyen de soykırım desin, olayın
karmaşıklığı daha iyi ortaya çıkar.
İşte Ermeni milliyetçiliği, fikirleri susturarak bunu önlemek
istiyor!
Ermeni milliyetçiliğinin militanı Deveciyan, düşünceyi hapse
atmanın, tarihçi Bernard Lewis'i 1 frank manevi tazminata çarptırmaya
benzemediğini görüyor. Profesörler, araştırmacılar,
yayıncılar, gazeteciler hapse atılınca Fransa'nın
fevkalade çirkin bir duruma düşeceğini ve kendisinin sorumlu
tutulacağını seziyor! Onun için, akademik
araştırmaların bu yasadan istisna edilmesini isteyen bir önerge
verdi.
Fakat sağcı Deveciyan'ın bu önergesini Sosyalistler reddetti;
ayırımsız herkes hapse gerecek!!
Fransa'daki körleşmenin tırmandığı boyutları
görüyor musunuz?! Bu kadar körleşip de bir duvara çarpmamak mümkün mü?
Fransa başına bela aldı; şimdiden Fransız
basını ve AB yetkilileri bile eleştiriyor.
Medeni yollardan mücadeleye devam!
TAHA AKYOL MILLIYET
14/10/06
"Türkiye Kıbrıs'ı tanımazsa müzakereler
dondurulsun"
A.A
Alman Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı
Edmund Stoiber, Kıbrıs Rum kesimini tanımamayı sürdürmesi
halinde Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin dondurulmasını
istedi.
Stoiber, Almanya'nın Augsburg kentinde yapılan CSU parti
kurultayındaki konuşmasında, Türkiye Kıbrıs'ı
tanımamayı sürdürürse AB ile arasındaki müzakereler dondurulsun.
Kısmen değil, tümden dedi.
Partisinin Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı olduğunun
altını çizen Stoiber, Ankara, AB üyesi Kıbrıs'a
karşı takındığı umursamaz tavırla AB'nin
oyun kurallarını kabul etmediğini gösteriyor diye konuştu.
HURRIYET 14/10/06
Zoladan Sartredan gelen kültüre yakışmadı
Doğan HIZLAN
Nobel sahibi Orhan Pamuk, Fransa
Ulusal Meclisinin Ermeni kararıyla ilgili ilk kez Hürriyete,
"Düşünce özgürlüğü için hoş olmayan, Fransız kültürüne
yakışmayan bir gelişme" dedi.
Pamuk, özgürlükçülüğün bir Fransız geleneği olduğunu
vurgulayarak, "Zoladan Sartrea kadar gelmiş önemli bir gelenektir
bu. Parlamentodan geçen son yasaklama, özgürlükçü geleneğe ve büyük
Fransız kültürüne hiç yakışmamıştır" diye
konuştu.
NOBELi kazandıktan sonra Fransa Ulusal Meclisinin Ermeni
kararıyla ilgili soruları yanıtsız bırakan Orhan
Pamuk, ilk kez Hürriyete konuştu. Pamuk, kararı, "Düşünce
özgürlüğü için hiç de hoş olmayan, Fransız kültürüne
yakışmayan bir gelişme" olarak niteledi. Pamuk, şunları
söyledi:
ÖZGÜRLÜKLERİ TÜRKİYE İÇİN İSTEMEYE DEVAM
"Bir Fransız geleneği vardır; özgürlükçülük. Zoladan
Sartrea kadar gelmiş önemli bir gelenektir bu. Özgürlük için direnen
yazarlardır bunlar ve bu büyük Fransız geleneğinin en önemli
temsilcileridir. Parlamentodan geçen son yasaklama, bu sözünü ettiğim
özgürlükçü geleneğe ve büyük Fransız kültürüne hiç
yakışmamıştır. Düşünce özgürlüğü için hiç de
hoş olmayan bir gelişmedir. Ama biz de millet olarak pire için yorgan
yakmamalıyız. Dolayısıyla özgürlükleri kendimiz için,
Türkiye için istemeye devam etmeliyiz."
Pamuk, kazandığı ödül konusundaysa şunları söyledi:
BU ÖDÜL ÖNCELİKLE TÜRKÇEYE VERİLDİ
Bu ödül, önce Türkiyeye, içinde yaşadığım, bütün
hayatım olan Türkçeye ve Türk kültürüne verildi. Bunun sorumluluğunu
ve zevkini taşıyacağım. Çok sevindim, çok mutlu oldum.
Korkunç miktarda tebrik e-postaları aldım. Dostlarımdan ve
okurlarımdan aldığım bu e-postalara yetişemedim bile.
Onlara da çok teşekkür ediyorum.
BAŞBAKAN ARAYIP GÜZEL SÖZLER SÖYLEDİ
Ödülü almamdan dolayı Yaşar Kemalin söylediği sözler beni
çok duygulandırdı. Onunla da telefonda konuştum, neredeyse
telefonda kucaklaştık. Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül telefonla arayıp tatlı sözler söyledi. Hepimizin aynı
geminin içinde olduğunu söyledim. Daha sonra Başbakan Tayyip
Erdoğan beni aradı, kendisi bana çok güzel sözler söyledi. Bu ödül
Mevlánádan Názım Hikmete, Yahya Kemaldan Yaşar Kemale kadar bütün
bir geleneğe, kültüre, ufak bir parçası olmaktan gurur duyduğum
bir áleme verildi.
BENİ ÇOK ŞEREFLENDİRDİ VE ÇOK ONURLANDIRDI
Şunu da söylemek istiyorum; bu ödül beni çok şereflendirdi, çünkü
aynı zamanda 32 yıllık yazarlığıma verilmiş
bir ödüldür bu. Türkiyeli okurlarıma şunu söylemek istiyorum,
kişisel olarak çok sevindim ve bu ödül beni
onurlandırmıştır, ama beni değiştirmeyecektir.
Gene tüm hayatım roman yazmak için, edebiyat sevgisiyle ve inşallah
daha yeni, güzel romanlar yazarak geçireceğim. Edebiyata, yazıya bağlılığım
ve kararlılığım bu ödülle değişmez. Olsa olsa güçlenir.
HURRIYET 14/10/06
Fransa,
Ermeniler'e kötülük yaptı
Yazar Elif Şafak, Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülüne layık
görülmesini sevinçle karşıladığını belirterek,
Fransa'da sözde Ermeni soykırımını inkarın suç
sayılmasını öngören teklifin Meclis tarafından
onaylanmasını eleştirdi.
Şafak,
İtalyan gazetelerinden Corriere della Sera'da bugün yayımlanan özel
demecinde, Nobel Edebiyat Ödülünün bir Türk yazara verilmesiyle ilgili olarak,
"Doğal olarak sevinç ve gurur duyuyorum. Nobel ödülü, Pamuk ve Türk
edebiyatı için sevinç verici. Nobel, harikulade bir tanınmanın
ifadesidir" dedi.
Şafak,
Fransız Meclisinin onayladığı teklif konusunda ise
"Fransa'daki Meclis kararı üzüntü vericidir. Fransızlar bu
kararla Ermenilere iyilik ettiklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar.
Diyaloğa yardımcı olmaları gerekirken, bunu
aşağılıyorlar. Türklerin bu olaya kızgınlık
duymalarının sebebi de budur" diye konuştu.
Türkiye'de
Nobel ödülü ile Fransa'daki karar arasında bağlantı
kurulmasını da eleştiren Elif Şafak, şunları
söyledi: "Benim yurttaşlarım daha çok siyaset düşünüyor,
siyasetle yaşıyor, her şeyi siyasete dönüştürüyorlar.
Olayın kültürel boyutuna da bakmalarını umuyorum. Dileğim,
yurt dışında benim ülkemin muhteşem potansiyelinin göz
önüne alınmasıdır."
Şafak,
bir soru üzerine, romancı olarak kendisiyle Pamuk arasında bir
karşılaştırma yapılmasını doğru
bulmadığını belirterek, şöyle konuştu:
"Kendisiyle pek çok düşünceyi, pek çok yükümlülüğü
paylaştığımız, aynı arka plana sahip
olduğumuz doğru olsa da Pamuk Pamuk'tur, ben benim. Özellikle üslup
açısından birbirimizden farklıyız. Ben, özellikle tutkunun
gücüne müthiş inanan biriyim."
Şafak,
Nobel ödülünün Türkiye'deki yankıları ve hadisenin olası siyasi
uzantıları konusundaki görüşlerini şöyle
özetledi:"Nobel'in mutlaka siyasi uzantıları olduğu
söylenemez. Ben bunun sadece, ilerlemeci cepheyi etkilemesini; daha fazla
demokrasi, daha sakin bir buluşma, insan haklarına daha fazla
saygı isteyen seslerin güçlenmesini sağlamasını umuyorum.
Türkiye'de bu ödüle verilen tepkiler de tek tip olmadı. Tepkiler
karışıktı. Bir yanda onurlanma ve sevinç vardı,
diğer yanda ise burukluk. Zira pek çok insan bu olayla, Fransa Meclisi'nde
oylanan tasarı arasında bir bağ olduğunu düşündü. Yani
hadiseye, adeta Pamuk'un sözde Ermeni soykırımı konusundaki
sözleri nedeniyle verilmiş bir ödül gibi bakanlar oldu. Oysa Orhan'a ödül
verilmesiyle, bizim kültürümüzün değeri, ayrıca çok kültürlülük,
diyalog ve yüzleşmeyi kısıtlamak yerine geliştirmeye
çalışan herkesin ortak çabası tanınmış
oldu."
"FRANSA'NIN YAPTIĞI..."
Elif Şafak, sözde Ermeni soykırımı
tartışmasıyla ilgili olarak Fransa'da Meclis'ten onay alan
kararın ifade özgürlüğünü kısıtlama olduğunu belirtti.
"Fransız
Meclisinin davranışını esefle
karşılıyorum" diyen Şafak, bu tür yasalar
çıkarılmasına neden karşı olduğunu da şöyle
açıkladı:"Bunun iki nedeni var. Birincisi, Paris'teki
oylamanın, ifade özgürlüğüne karşı olmasından, buna
kısıtlama koymasından dolayıdır. Kendi kendime, 'Biz
burada sürekli ve de her koşulda ifade özgürlüğü için mücadele
verirken, şu yapılana bakar mısınız?' diyorum. Bizim
Türkiye'de kendisine karşı mücadele ettiğimiz şeyi
şimdi bizzat Fransa yapıyor. Bu,
aşırılığı güçlendirmekten başka bir işe
de yaramaz. İkincisi de şu: Burada pek çok insan Fransa
Meclisinin Ermeni meselesini sadece bir bahane olarak kullandığı
kanaatinde; Fransa'nın asıl hedefiyse Türkiye'nin AB üyeliğini
engellemek."
Şafak,
Meclisten onay alan tasarının çok vahim sonuçlar
doğurabileceğine de dikkati çekerek, şunları söyledi:
"Fransa'nın yaptığı, Avrupa'daki
aşırılığı körüklemeye, Türkiye'dekini de
beslemeye yarar. Tarafların birbirinden uzaklaşmasına,
karşılıklı suçlama ve kuşkuculuk ağının
örülmesine neden olacak bu tür adımlar, şu ana kadar
yapılanları heba edeceği gibi, güvensizlik ve korku dolu bir
gelecek hazırlamakla da eş anlamlıdır."
Şafak,
bu tür adımlar atılmasını engellemek gerektiğini de
kaydederek, "Gidişatı değiştirmek ve hep beraber
uçuruma yuvarlanmaktan kurtulmak, ancak ilerlemeci güçler arasında
sıkı bir ittifak sayesinde mümkün olacaktır" diye
konuştu.
HURRIYET 14/10/06
|
14 Ekim 2006 |
|
Rasmussen,
Fransa'ya sert çıktı Uyuma
katkı sağlamak ve yabancılara iş bulmak amacıyla
ülke turuna çıkan Rasmussen, Doğan Haber Ajansı'na özel
açıklamalarda bulundu. |
Rasmussen,
Ermeni tasarısı için, "örneğin, insanları şiddet
ve teröre yönlendirmek, özendirmek, bunun yasak olması gerekir. Bunun
dışında, insanlar ne istediklerini, ne düşündüklerini
özgürce söyleyebilmelidir. Fransa'nın girişimini doğru
bulmuyorum" dedi.
Rasmussen,
Danimarka Halk Partisi gençlik teşkilatının kampında Hz.
Muhammed'i aşağılamak amacıyla yapılan
yarışmayı da kınadı.
TÜRKİYE LİMANLARINI AÇMALI
Rasmussen, "onların yaptığı, kesinlikle biz
Danimarkalıların İslam'a ve Müslümanlara bakış
açımızı değiştirmez" diye konuştu.
Rasmussen, Türkiye'nin Avrupa Birliği süreciyle ilgili olarak da
reformları övdü, ancak, "Türkiye, müzakerelerde doğru dürüst bir
ilerleme istiyorsa, limanlarını ve havaalanlarını 25 AB
ülkesine açmak zorundadır" dedi.
Rasmussen, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Danimarka ziyareti
sırasında, PKK yayın organı Roj TV muhabiri salonda
bulunduğu gerekçesiyle basın toplantısına
katılmaması konusunda ise, "bence Erdoğan'ın tepkisi
çok yanlıştı. Danimarka'nın medya ve düşünce
özgürlüğü olan demokratik bir ülke olduğunu bilmeliydi" diye
konuştu.
HURRIYET
14/10/06
Gül, AB
Troykası'na Paris'i şikâyet edecek
14/10/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Türkiye-AB Trokyası
toplantısı 16 Ekim'de Lüksemburg'da yapılıyor. Tarama
sürecinin bitmesinin ardından yapılacak troykanın gündeminde
hükümetin reform sürecinde attığı adımlar yer alıyor.
AB'nin 301. madde ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere,
Kıbrıs'la ilgili limanların Rumlara açılması, din
özgürlüğü, vakıflar gibi konulardaki
rahatsızlıklarını hükümete aktarması bekleniyor.
Türkiye ise özellikle Fransa parlamentosunun 'Ermeni
soykırımının' inkârını suç sayan
kararını eleştirecek.
8 Kasım'da İlerleme Raporu'nun açıklanması öncesi en önemli
buluşmalardan olan troykada, Türkiye'yi Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, AB dönem başkanı Finlandiya'yı
Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, bir sondaki dönem
başkanı Almanya'yı Dışişleri Bakanı Frank
Walter Steinmeier temsil edecek. Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu
Üyesi Olli Rehn ile Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi
Xavier Solana da katılacak. Gül'ün toplantıdaki sunumunda Paris'i
eleştirerek, "Bu tür gelişmeler Türk kamuoyunun AB'ye
yöneliminde büyük isteksizlik yaratıyor. AB soykırım konusunun
Türkiye'nin önüne getirilmesi çabalarına net bir dille karşı
çıkmalı" mesajı vermesi bekleniyor. Finlandiya'nın
Türkiye'nin limanlarını Rum Yönetimi'ne açması konusundaki
önerisi de gündeme gelecek.
İki
komşudan Türkiye'ye taciz
14/10/2006
RADIKAL
AA - ANKARA - Ermenistan
sınırından Türkiye'ye ateş açıldığı
Yunan savaş uçaklarının da Ege'de Türk savaş
uçaklarını üç kez taciz ettiği kaydedildi. Genelkurmay'ın
internet sitesindeki açıklamaya göre, planlı eğitim uçuşu
yapan F-16 koluna, Skiros'tan kalkan iki Mirage uçağıyla Sakız
Adası yakınlarında 'uçuş rotası tacizi'
yapıldı. Yine Tanagra'dan kalkan iki Mirage-2000'le, Midilli'nin
kuzeybatısında ikinci kez, Limni'den kalkan iki F-16'yla da
Sakız Adası yakınında üçüncü kez taciz
gerçekleştirildi. Çarşamba günü de Ermeni sınırından
Türkiye'ye ateş açıldı, olayda can kaybı olmadı.
Erdoğan:
Kara leke
Erdoğan'dan
Fransa'ya: 'Bize akıl vermeye kalkanlar bu aklı kendisine
saklasın.' Fransız mallarına boykot isteyenlere:
'Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değsin'
14/10/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip
Erdoğan Fransa'da 'Ermeni soykırımı'nı reddedenlere
bir yıla kadar hapis ve 45 bin avro para cezası verilmesini öngören
yasa tasarısının Fransa parlamentosundan geçmesine sert bir
biçimde karşılık verdi. "Fransız parlamentosu
demokrasi tarihine, özgürlüklüre kara bir leke çalmıştır"
diyen Başbakan Erdoğan, Fransa'yı TCK'nın Avrupa'da da
tartışılan 301'inci maddesine gönderme yaparak eleştirdi.
Erdoğan "Bize akıl vermeye çalışanlar bu aklı
kendilerine saklasınlar" diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dün yeni Esenboğa Havalimanı
yolu Turgut Özal Bulvarı'nı ve Havalimanı'nın yeni terminal
binasını açtı. Erdoğan, Özal Bulvarı'nın
açılışındaki konuşmada 'soykırım
yasası'yla ilgili şu mesajları verdi:
'Akıl tutulması': Özgürlük mücadelesini anlamadan maalesef bir
akıl tutulması girdabına girmiş olanlar var. Ne yazık
ki buna Fransız siyasetçilerin bir kısmı da tutuldu. Dün (önceki
gün) Fransız parlamentosu demokrasi tarihine, özgürlüklere kara bir leke
çalmıştır.
Fransa'ya 301 dokundurması: Bir taraftan Türkiye'ye 301 ile
akıl vermeye çalışacaksın, diğer taraftan ifade
özgürlüğünün önünü keseceksin. Bunu anlamak mümkün değil. 301'le
ilgili olarak biz açık konuştuk. Ama maalesef bu noktada bize
akıl vermeye çalışanlar önce bu aklı kendilerine
saklasınlar. Kendileri önce özgürlük noktasında, ifade özgürlüğü
gibi önemli bir adımı şu anda geri atıyorlar. Önce bunu
halletsinler, ondan sonra bizim kapımıza gelsinler. Biz böyle bir
ayıbı yaşamadık ve yaşatmıyoruz.
Kurbağa hesabı: Bazı şeyler yazılıp
çiziliyor. 'Ürünlerini almayalım'. Biz sakin olacağız.
Attığımız adımı bilerek atacağız. Ürün
alıp almamak ne getirir, ne götürür. Acaba kurbağayı ürkütür mü,
ürkütme mi; bunun hesabını iyi yapacağız.
İktidarımız bütün platformlarda bu adımları
atmaktadır. Türkiye'nin Fransa ile dış ticaret hacmi 10 milyar
dolar. Bu Fransa'nın dış hacmi içinde yüzde 1.5'tir. Onun için
bunun hesabını iyi yapacaksınız.
Fransa'da 500 bin vatandaşımız var. Oradaki konumları en az
Ermeniler kadar güçlü olmalı. Bunu başarmak durumundayız. Burada
bize de, orada yaşayan 500 bin kardeşimize de görev düşüyor.
Elele verip gerekli adımları atacağız.
Yanlışın içine girilmesin: Artık kimse birbirine
karşı sorumsuz değildir. Herkes sorumluluğunu gayet iyi
bilecekti. Fransa da bilecekti, Türkiye de bilecekti. Türkiye ile Ermenistan
arasında bir sorun varsa; üçüncü ülke bu durumdan vazife çıkarmak
suretiyle böyle bir yanlışın içine girmesin.
'Paris,
Avrupa'nın gözünden düştü'
'Ermeni soykırımı'yla ilgili yasanın geçmesine Fransız
basınında geniş yer ayrıldı.
Le Monde: Eleştiriler yoğun "Ermeni
soykırımının' inkârını suç sayan yasa
tasarısının kabulü, yoğun eleştirilere yol açtı.
Avrupa Komisyonu Türkiye-Avrupa diyaloğunun zedeleneceği
uyarısı yaptı" diyen gazete Etyen Mahçupyan, Hrant Dink ve
Ragıp Zarakolu'nun tasarıyı 'gayrimeşru' diye
nitelediği bildiriyi yayımladı.
Le Figaro: Fatura acı verici olabilir Türkler, Fransa'ya öfkeli. Türkiye'deki
tüm sektörlerde büyük tepki var. Halk, Paris'e yaptırımdan yana. Bu
durumda da, ikili ticaret zarar görür, Fransız firmaları
dışlanır, kültürel ve diplomatik ilişkiler soğur.
Fatura, Fransa için çok acı verici olabilir. Yaptırımların
düzeyini Erdoğan hükümetinin sokağın baskısına dayanma
gücü belirleyecek. 'Chirac kriteri'nin (AB üyeliği öncesi Türkiye'nin
soykırımı tanıması şartı) bir 'Fransız
takıntısı' olduğu fikrindeki AB de, Türk-Avrupa
ilişkilerinin bozulmasından kaygılı.
Liberation: Beterinden sakınmalı Fransız vekiller,
Paris'i Ankara ile Brüksel karşısında sıkıntıya
soktu. Ama buna aldırmıyorlar. Zira 2007'deki seçimler öncesi 500 bin
nüfuslu Ermeni toplumuna kulak vermemek zor. Paris, oylama sonrası
Avrupa'nın gözünden düştü. Zira Türkiye, bir tarihçiler komisyonu
kurup soykırım konusunda harekete geçmeye
başlamıştı. Paris, elinden gelen her şekilde Ankara
ile diplomatik ve ekonomik ilişkileri koruyarak daha beterinden
sakınmalı.
Bazı
Türkler sevinmedi
Türkiye'ye Nobel
kazandıran yazar Orhan Pamuk'a dünyadan kutlama yağarken, Sezer
tebrik etmedi. Siyaset, basın ve edebiyat dünyasının bir
kısmı da ödülün 'veriliş nedeni'nden kuşkulu!
14/10/2006
RADIKAL
İSTANBUL - Yazar Orhan
Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü almasını devletin zirvesi görmezden
geldi. Dünya Orhan Pamuk'u konuşurken, birçok yabancı devlet
adamı Pamuk'u kutlarken Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ve
Kültür Bakanı Atilla Koç'tan Pamuk'un ödülüyle ilgili resmi açıklama
gelmedi. Kültür Bakanlığı adına açıklamayı
müsteşar Mustafa İsen yaptı. Pamuk'u ilk günden kutlayan
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül olurken, dün de Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Pamuk'u telefonla arayıp
kutladığı ajanslardan düştü.
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac: Nobel'in topluma
bakışı özellikle akıllıca, güçlü ve liberal Pamuk'a
verilmesine çok memnun oldum.
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik: Yalnızca
ünlü bir yazar olan Orhan Pamuk değil, aynı zamanda Avrupa
değerlerinin bayraktarı bir yazar da ödüllendirildi.
Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier: Nobel'in
Pamuk'a verilmesine çok memnun oldum. Pamuk, Türkiye ile Avrupa arasında
köprüler inşa eden bir romancı. O AB'ye katılmak isteyen
Türklerin sözcüsüdür.
AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn: Arkadaşı
ve hayranı olarak Pamuk'u kutluyorum. Kitaplarını okuyanlar
Orhan Pamuk'un ne kadar övgüye layık olduğunu bilirler. Nasıl ki
yaşam için su ve hava gerekiyorsa sanatçılar için de ifade
özgürlüğü kaçınılmazdır. Orhan, diğerlerinden daha
fazla bu özgürlüğün ne kadar değerli ve kırılgan
olduğunu bilir.
Almanya Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Bernd Neumann: Orhan
Pamuk'a ödül verilmesi, sanatın ve sözlerin özgür olduğunun bir
işareti. Pamuk, özgürlükleri savunan cesur bir yazar. Eserleriyle
kültürler arası köprüler kuran bir insan.
Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Claudia Roth: Nobel'le
hem Pamuk'un cesareti, hem de köklü bir reform sürecinden geçen Türkiye'deki
canlı kültür ödüllendirildi. Pamuk, bu kültürün önemli temsilcisi. Türkiye
nasıl Avrupa'ya aitse, Pamuk'un eserleri de dünya edebiyatına ait.
Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyon Başkanı Hansjörg Kretschmer: Orhan
Pamuk'un 'Benim Adım Kırmızı' kitabının
İngilizcesini okumaya çalıştım ama zor geldi,
anlayamadım.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni: Orhan
Pamuk'u başarısından dolayı tebrik ediyorum.
Yunanistan'ı ziyaret etmesinden büyük onur ve sevinç duyacağım.
ABD PEN Başkanı Ron Chernow: Bence Orhan Pamuk, Nobel Ödülü
için muhteşem bir isim. Sadece önemli edebi
başarısının ödüllendirilmesi bakımından
değil, Türkiye'deki tutucu politik çevrelere karşı
sergilediği cesur duruşu dolayısıyla da...
Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot: Bakan, 'Orhan
Pamuk'un ödül almasından büyük mutluluk duydum.' derken Hollanda Tilburg
Üniversitesi Orhan Pamuk'a, fahri doktora unvanı verilmesini
kararlaştırdı.
Türklerin
canı patlıcan mıdır?
14/10/2006
RADIKAL
95 yaşında bir
dayım var. "Kıbrıs'ta, Limasol'da oturuyorduk" diye
anlatır, "Rum baskısından yıldık, Adana'ya
geldik. Adana'da da Ermeni kıyımıyla
karşılaştık, kaçıp tekrar Limasol'a gittik. Birkaç
sene sonra Mersin'e yerleştik. Kıbrıs'a da Mısır'dan
gelmişiz."
Babamın ikinci eşinin ailesi de Girit'ten gelme. Kaçıp
canlarını zor kurtarmışlar.
Eşimin ailesi Priştine'den gelmiş.
Kaçıp canlarını zor kurtarmışlar.
Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş
Savaşı... İnsanların, ailelerin yaprak gibi
savrulduğu, toza dumana karıştığı zamanlar.
Benzer öyküleri hemen her ailede bulabilirsiniz. Parçalanan aileler,
soykırımlar, yok oluşlar...
İmparatorluk yıkıldı, altında insanlar kaldı.
En çok da Türkler. Yıkılan onların devletiydi. Onlar
kaçıyordu, yollar boyunca, perişan.
Bu kaç-kaçta (halk böyle demişti) en çok ezilenler Türkler oldu. Öldürülen
Türklerin sayısının 5 milyonu bulduğu söylenir.
Ama kimse Türklerin hesabını tutmadı.
Zira onlar Batılının gözünde barbardı, Müslüman'dı,
müstevliydi.
Ermeni soykırımı oldu mu, olmadı mı? Bu sorunun
yanıtı, 'soykırımı' nasıl
tanımladığınıza bağlı olarak
değişecektir. İster "Ermeni soykırımı
olmuştur" deyin, isterseniz de "Hayır,
olmamıştır," deyin, sonuçta değişmeyen bir gerçek
var: Binlerce Ermeni, çocuk, kadın demeden tehcir sırasında
ölmüştür. Ve bu utançtan Osmanlı yönetimi sorumludur.
İyi de, aynı yıllarda tehcire zorlanan ve yollarda ölüp giden
çok daha fazla sayıda Türk'ün hesabını kim verecek?
Ve Osmanlı'nın günahını neden Türkiye Cumhuriyeti çeksin?
Yanlış anmayın, "Çok Türk öldü, o arada Ermenilerin de
ölmesi doğaldır" demiyorum. Neden ölen Ermenilerin hesabı
sorulur da, aynı dönemlerde benzer koşullarda ölen Türklerin
hesabı sorulmaz, bunu anlamıyorum. (Alman soykırımında
da kurban olarak hep Yahudiler anılır. Örneğin kimse Çingeneleri
anımsamaz bile!)
Fransa'nın yaptığına gelince, bu yasanın hangi derde
deva olacağını anlamak zor. İşleri daha da
karıştırmaktan başka bir sonuç yaratmayacaktır.
Geçenlerde Fransız politikacılardan birisi bize ders veriyordu:
"Soykırımı kabul etmekle bir şey kaybetmezsiniz.
Bakın, Almanlar Yahudi soykırımını kabul ettiler, bir
kayıpları oldu mu? Tam tersine, siyasal olgunluklarını
kanıtlamış oldular."
Alman Başbakanı Willy Brand'ın Yahudi soykırım
anıtı önünde diz çöküp gözyaşları içinde af dilemesi
gerçekten de dokunaklı bir tarihi andı. Dramatikti. Ama bu nedenle
Almanların siyasal bilinçliliğinde bir artış oldu mu,
bilmiyorum.
Geçenlerde Forschungsgruppe Wahlen Enstitüsü tarafından yapılan
kamuoyu yoklamasına göre Almanların yüzde 80'i, "Yahudi
soykırımını, Nazilerin Avrupa Yahudilerinin kökünü
kazıma kampanyası" olarak tanımlayabilirken, 24
yaşın altındaki Almanların ancak yüzde 51'i bu
tanımı yapabildi!
Bilinç ve olgunluk kazanmak için sadece özür dilemek de yeterli olmuyor galiba!
Dış
basında flaş haber
|
|
Dünya
basını Orhan Pamuk'un Nobel'ine geniş yer ayırdı. Pamuk'un
edebiyatını ele alan yazılar yayımlayan gazeteler, haberi
siyasi tartışmalara değinerek duyurdu. Pamuk siyasi tabulara
karşı çıkmanın simgesi olarak görülüyor
14/10/2006
RADIKAL
İSTANBUL - Orhan
Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması dış basında
oldukça geniş yer buldu. Avrupa'nın ve Amerika'nın önemli
gazeteleri Pamuk'un Nobel'i kazanması üzerine bu konuda çeşitli
yorumlar yaptı. Nobel ödülü ile Fransa'daki soykırım
yasasının aynı güne denk gelmesine dikkat çeken gazeteler,
Pamuk'un iyi bir yazar olduğunun altını çizerken ödülün politik
yanına vurgu yapmaktan da çekinmedi. Pamuk'un Nobel alması özellikle
İngiltere'de çok ilgi çekerken Fransız basını Pamuk'un
Nobel'e layık görülmesine mesafeli bakmayı tercih etti. Nobel'in
politik boyutu ve Türkiye'ye mesaj olduğuna dair yorumlar
yapılırken bu konudaki en sert açıklamalar Yunan
basınından geldi.
The Guardian (İngiltere): The Guardian, Orhan Pamuk'un Nobel
almasını ana haberinde "Orhan Pamuk, muhafazakarların vatan
haini, liberal Türkiye'nin kahramanı. Ödül Türkiye'de milliyetçi öfkenin
kabarmasına yol açabilir. Fransa tamamen aksi yönde ilerlerken
Avrupa'nın Türkiye'ye yasalarını değiştirmesi
gerektiğini söylemesi ikiyüzlülüktür. Zaman zaman aşırı
hassas davranan Türkler, Pamuk'un dünya çapındaki bu
başarısından gurur duymalı. Ödülü bir hakaret olarak
alıgılamamalı, bunun ne kadar önemli olduğunu düşünüp
tarihlerine daha açık kafayla bakabilmeliler" cümleleriyle
değerlendirdi. Gazetede ayrıca yazar Margaret Atwood ve Orhan
Pamuk'un çevirmeni Maureen Freely'nin makalelerine yer verildi.
The Independent (İngiltere): Ülkesinin geçmişindeki
tartışmalı konulardan uzak durmayı reddederek Türkiye'deki
muhafazakârları kızdıran Orhan Pamuk, dünyanın en prestijli
edebiyat ödülünü kazanarak, kendisini onaylamayanları
şaşkınlığa uğrattı.
Financial Times (İngiltere): Nobel Edebiyat Ödülü'nün Pamuk'a
verilmesi hem ifade özgürlüğü için çok güzel hem de Türkiye için
muhteşem bir başarı. Nobel ödülü için Pamuk,
yazdıkları açısından iyi bir seçim. Romanları, dünya edebiyatına
eşsiz bir Türk katkısıdır. Ama bu aynı zamanda siyasi
bir tercihtir. Pamuk, ülkesinin Kürt ve Ermeniler'in öldürülmesi konusundaki
tarihi sorumluluklarını reddetmesini eleştirme cesaretini
gösterdi. Pamuk'un Nobel alması ve Fransa'daki oylamanın,
uluslararası bir komplonun parçaları gibi algılanması
tehlikesi var.
The Times (İngiltere): Orhan Pamuk çok yoğun bir
çalışmanın içinden geçerek kimliklerin
karmaşıklığı ve kültürlerin
çatışmasının hakim olduğu Müslüman bir ülkede Avrupa
ile Asya arasında bir köprü görevi gördüğü için Nobel'e layık
bulundu.
Die Welt (Almanya): Orhan Pamuk şu anda Türkiye'nin ihtiyacı
olan kişi. Nobel, Pamuk'a verilerek liberal Türkiye'nin reformcuları
desteklenmiş oldu. O, bizim ihtiyaç duyduğumuz Türkiye'yi temsil ediyor.
Frankfurter Allgemeigne Zeitung (Almanya): İsveç Akademisi'nin son
yıllarda verdiği en iyi karar. 1970'te bu ödüle layık görülen
ünlü Sovyet muhalif Aleksander Soljenitsin zamanında en önemli
tartışma konusu iki kutup arasındaki ideoloji çatışmasıydı.
Şimdi ise dünya din ve kültür savaşlarının
yaşandığı bir döneme girdi.
Tageszeitung (Almanya): Türk edebiyatının tümüne şimdi
uluslararası ilginin artması söz konusu olur. Her ne kadar Orhan
Pamuk'un adı öne çıksa da burada yalnız değil. Nazım
Hikmet'ten Yaşar Kemal'e, Aziz Nesin'den genç edebiyatçılara kadar
keşfedilecek verimli bir bölge var.
Süddeutsche Zeitung (Almanya): Türk milliyetçileri Nobel sahibi Orhan
Pamuk'u susturmak istiyor.
Le Monde (Fransa): Nobel Edebiyat Ödülü Türk romancı Orhan Pamuk'a
verildi. Ermeni ve Kürtleri koruyan açıklamalarıyla milliyetçilerin
hedefi olan Pamuk, Batı ile Doğu arasında sıkışan
halkı eserlerinde işledi
Le Figaro (Fransa): Pasternek'a, Soljenitsyne'e olduğu gibi
İsveç Akademisi yine ülkesinde mahkemelerle arasında sorun olan bir
yazarı seçti ve Türkiye'ye bir mesaj yolladı.
Liberation (Fransa): Bu ödülü geçen yıl almamasına
şaşılmıştı. Yargı skandalı engel
olmuştu. Türk Orhan Pamuk önceki gün Nobel'i aldı. Orhan Pamuk her
şeyden önce bir yazar.
New York Times (Amerika): "Orhan Pamuk'un daha önce Nobel ödülünü
kazanan birçok yazardan ABD'de çok daha iyi tanınıyor. Pamuk,
hakkında açılan dava Türk hükümetini mahcup etti. İsveç
Akademisi asla sadece edebiyat dışı nedenlerden ötürü bu ödülü
vermez ve politikayla etkilenmezler. Ancak geçen yıl kazanan Harold
Pinter, İngiliz ve Amerikan hükümetlerine muhalifti. Bu yıl ki Pamuk,
seçimlerinde de politika buluştu.
Washington Post (Amerika): Türkiye'yi temsil eden bir yazarın
Nobel'i almasıyla Fransa'da Ermeni soykırımı yasasının
çıkmasının aynı güne denk gelmesi Türkiye ve Avrupa
ilişkilerinde karmaşıklık yaratıyor.
Los Angeles Times (Amerika): İfade özgürlüğü kazandı.
Türklerin Pamuk'a politik olarak şüpheli yaklaşmasına
rağmen Akademi bu kararı verdi.
La Vanguardia (İspanya): Pamuk, Türk edebiyatının en
büyük isimlerinden. Ermeni soykırımına ilişkin
açıklamalarından dolayı hainlikle suçlandı.
La Verdad (İspanya): Ermeni soykırımını' kabul
etti diye ülkesi tarafından reddedilen yazara Nobel ödülü.
El Prediodico (İspanya): Türkiye'nin karşı olduğu
entelektüel, Osmanlının yaptığı Ermeni
kıyımını inkar etmeyerek Nobel'i kazandı.
El Pais (İspanya): Pamuk'a Nobel Barış Ödülü de
verilebilirdi. O sadece bir edebiyat dahisi değil, aynı zamanda
özgürlükler için savaş veriyor.
To Vima (Yunanistan): Türkiye iki yüzüyle, istemese de uluslararası
arenada karşılaştı. Türkiye'nin bir tarafı, Mustafa
Kemal'in, Fransız Meclisi'nden bir darbe alan yaşlı ve sorunlu
kızı, diğeriyse sosyal adalet, çağdaşlık ve AB
üyeliğiyle flört eden geleceğin Türkiyesi.
Apoyevmatini (Yunanistan): Nobel Türkiye'yi çok az mutlu etti.
La Repubblica (İtalya): Nobel'i 'karşıt' Türk yazar Pamuk
kazandı. Pamuk'un Türkiye'si ikiye bölündü. Hükümet: 'Tebrikler, onun
görüşleri bizi ilgilendirmez' dedi.
Muhalefet meclisi
kilitledi Hükümet formül üretti
BOYKOTA ALTERNATİF FORMÜL... Mecliste oluşturulan Ad-Hoc
Komite, "Meclis İç Tüzüğü (Değişiklik) Karar
Önerisi"ni oybirliğiyle onayladı. Öneri, Meclis
Başkanlık Divanı'nın aynı konuda iki kez
çağrı yapmasına karşın toplanamaması halinde
ilgili konunun genel kurulda görüşülmesine olanak sağlıyor. Bu
durumda UBP ve DP'nin 2 kez yapılacak başkanlık divanı
toplantısı çağrısına riayet etmemesi halinde, görüşülecek
konu direkt genel kurulun gündemine alınabilecek. Ayrıca hükümetin
meclis komitelerinde çoğunluğu sağlayabilmesi için komitelerin
üye sayısı da 8'den 7'ye düşürülüp CTP'nin 4, UBP'nin 2 ve
DP'nin de 1 üyeyle temsiliyeti sağlanıyor
Hükümet, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti'nin (DP)
hükümet oluşumuna karşı başlattığı meclis
boykotu nedeniyle parlamento çalışmalarında yaşanan
sıkıntının giderilmesi için yeni bir formül buldu.
Muhalefetin başkanlık divanı ve komiteleri boykotu
nedeniyle meclis verimli çalışamıyor. Komiteler
toplanamadığı için yasa tasarısı ve önerileri
görüşülüp genel kurula gelemiyor; ayrıca başkanlık
divanı da karar alamıyor. Bu ise meclisin kilitlenmesine yol
açıyor.
İşte meclisi kilitleyen bu sıkıntıların
aşılması için geçtiğimiz günlerde oluşturulan Ad-Hoc
komite, Meclis İçtüzüğü'nün değiştirilmesi için
çalışmalarını tamamladı.
Ad-Hoc Komite, "Meclis İç Tüzüğü (Değişiklik)
Karar Önerisi"ni oybirliğiyle onayladı.
UBP ve DP'nin meclis çalışmalarını boykotu
nedeniyle meclis komitelerinde yaşanan sıkıntının
aşılmasını amaçlayan değişiklik kararına
göre, Meclis Başkanlık Divanı aynı konuda iki kez
çağrı yapılmış olmasına karşın
toplanamazsa, bu konu genel kurulda görüşülebilecek.
Bu durumda UBP ve DP'nin 2 kez yapılacak başkanlık
divanı toplantısı çağrısına riayet etmemesi
halinde, görüşülecek konu direkt genel kurulun gündemine
alınabilecek. Ayrıca hükümetin meclis komitelerinde
çoğunluğu sağlayabilmesi için komitelerin üye sayısı
da 8'den 7'ye düşürülüp CTP'nin 4, UBP'nin 2 ve DP'nin de 1 üyeyle temsiliyeti
sağlanıyor.
İşte içtüzük değişikliği
CTP Milletvekilleri Ömer Kalyoncu, Alpay Afşaroğlu, Ahmet
Barçın ve Ali Seylani'den oluşan Ad-Hoc komite saat 10.00'da mecliste
yaptığı toplantıda, ilk olarak Kalyoncu'yu
başkanlığa, Afşaroğlu'nu da başkan
vekilliğine seçti.
Daha sonra "KKTC Cumhuriyet Meclisi İçtüzüğü
(Değişiklik) Karar Önerisi"ni ele alan komitenin
onayladığı karar, genel kurulda da onaylanıp Resmi
Gazete'de yayımlanırsa, komitelerin toplanmasında yaşanan
sıkıntı aşılmış olacak.
Esas iç tüzüğün 14. maddesine 4. fıkra olarak eklenen bent
şöyle:
"Başkanlık Divanı, Meclis Bakanı veya
yokluğunda vekili tarafından yapılan çağrı üzerine
toplanır. Aynı konuda iki kez çağrı yapılmış
olmasına karşın divan toplanamadığı takdirde,
Meclis Başkanı veya siyasal parti grupları, çağrı
konusunu ayrı ayrı ve doğrudan doğruya genel kurula
sunabilir. Bu durumda istemin oylanması, ilk birleşimin gündemindeki
başkanlık sunuşlarında yer alır ve genel kurulca
işaret oyuyla karar verilir."
Ad Hoc Komite Başkanı, CTP Milletvekili ve Genel Sekreteri
Ömer Kalyoncu, komite toplantısının ardından TAK'a
yaptığı açıklamada, Meclis İç Tüzüğü'nde
yaptıkları değişikliğin genel kurulda
onaylandığı taktirde Resmi Gazete'de yayımlanarak
yürürlüğe gireceğini belirterek, değişikliğe göre
boykot nedeniyle Meclis Başkanlık Divanı ve Danışma
Kurulu toplanamadığı için, yeni meclis aritmetiğine göre
komitelerin çalışmasında yaşanan zorlukların
giderilmesinin amaçlandığını söyledi.
Komiteler yeniden oluşuyor
Yeni meclis aritmetiğinde hükümetin meclis komitelerinde
çoğunluk olması gerektiğini, zaten CTP'nin 50 sandalyeli
mecliste 25 milletvekili bulunduğunu kaydeden Kalyoncu,
"Dolayısıyla komitelerde yeni bir oluşum gerekir ki
çalışma yapılabilsin. Ama Başkanlık Divanı ve Danışma
Kurulu toplanamadığı için bu değişiklik
yapılamadı. Şimdi doğrudan iç tüzükte değişiklik
yaparak bunu sağlayacağız" dedi.
Ömer Kalyoncu, komitelerin üye sayısının 8'den 7'ye
düşürüleceğini; CTP'nin 4, UBP'nin 2 ve DP'nin 1 üyeyle temsil
edileceğini anlattı.
Ad-Hoc Komite'nin onayladığı değişiklik
kararının 16 Ekim Pazartesi günü Meclis Genel Kurulu'nda ele
alınacağını ifade eden Kalyoncu, bunun ardından
Başkanlık Divanı'nın komitelerin üye
sayılarının yeniden belirlenmesi gündemiyle toplantıya çağrılacağını,
iki kez çağrıya rağmen toplanamazsa konunun genel kurulun
gündemine alınacağını bildirdi.
KIBRIS 14/10/06
Kıbrıs Türk
halkıyla ilgili kararı Kıbrıslı Türk yetkililer
verecek
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'de
görüştüğü Avrupa Birliği (AB) üst düzey yetkililerinin,
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların
kaldırılması konusunun ciddi biçimde çözüme
kavuşturulması isteniyorsa, adresin Kıbrıs Türk tarafı
olduğunu bildiklerini ve buna inandıklarını ifade
ettiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın ortaya attığı önerilerde
başlangıçta hatalı davrandığının
doğrudan ifade edilmese de AB yetkililerince kabul edildiğini
belirterek, yanlış başlayan bir işin bir anlamda
düzeltildiğini, bundan sonra bunun dışına
çıkılmamasını umduğunu kaydetti. Talat,
"Umarım anlarlar ki Kıbrıs Türk halkıyla ilgili
kararı verecek olan Kıbrıslı Türk yetkililerdir" dedi.
Brüksel'deki temasları sırasında Kıbrıs
konusunda Kıbrıs Türk ve Rum taraflarıyla Türkiye ve
Yunanistan'ın katılacağı dörtlü bir zirve önerisi
yapmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Talat,
eğer sonuç alıcı olacaksa böyle bir zirveye, toplantıya
olumlu baktıklarını bildirdi.
Talat yurda döndü
Cumhurbaşkanı Talat, AB üst düzey yetkilileriyle
görüşmeler yapmak üzere 9 Ekim Pazartesi günü gittiği Brüksel'den
önceki gece saat 22.00'de THY uçağıyla yurda döndü. Özel Kalem Müdürü
Asım Akansoy'un eşlik ettiği Cumhurbaşkanı
Talat'ı Ercan Havalimanı'nda Cumhuriyet Meclisi Başkanı
Fatma Ekenoğlu ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Mehmet Eröz
karşıladı.
Talat, Ercan'da basına yaptığı açıklamada,
özellikle son zamanlarda Kıbrıs sorununu da içeren birçok konunun,
özellikle Türkiye'nin AB süreci ve Kıbrıs'la ilişkisi
bağlamında ele alınıp
tartışıldığına işaret ederek, bu nedenle
AB'nin merkezine ziyaret yaparak yetkililere görüşlerini
aktardığını, bu görüşmeleri AB yetkililerinin de
istediğini söyledi.
Brüksel ziyaretinin çok yararlı olduğunu
düşündüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Bu
ziyarette görüşlerimizi uzun bir aradan sonra en üst düzeyde,
Cumhurbaşkanı düzeyinde AB'nin en üstteki kurumlarına aktarma
fırsatı bulduk, onların görüşlerini aldık" dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugünlerde Türkiye'nin AB
sürecinde herhangi bir sorun olmaması, tren kazası olmaması için
özel bir gayret gösterildiğini belirterek, bu bağlamda Finlandiya'nın
ortaya koyduğu görüşlerle Kuzey Kıbrıs'a yönelik
kısıtlamaların da kaldırılacağı
varsayımıyla bir öneri paketinin gündeme getirildiğini
hatırlattı.
Rum tarafına bir şey vererek değil
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun
kaldırılmasının Kıbrıs Rum tarafına bir
şey vererek karşılanması gerekmediğini ifade
ettiklerini yineleyen Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların
Kıbrıslı Türklerin çözüm yanlısı tutumu nedeniyle hem
AB'nin hem de bütün dünyanın, BM'nin verdiği bir söz, bir güvence
olduğunu hatırlattı.
Talat, "Bu nedenle Finlandiya önerilerinin aslında
Papadopulos'un Eylül 2004'te AB'ye önerdiği görüşlerin bir benzeri
olduğu, bundan dolayı da bizim açımızdan son derece
haksız hususlar içerdiği anlatılmıştır. Bunlar
AB'ye de aktarıldı, en üst düzeyde görüşmelerimiz oldu"
diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB sürecinin
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmasıyla
ilişkilendirilmesinin siyasi bir karar olduğunu da ifade ederek,
bunun Türkiye'nin önerdiği eylem planı çerçevesinde benimseneceğini
ve o eylem planına destek verdiklerini açıkça ortaya
koyduklarını bildirdi.
"Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun
kaldırılması, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik
takınılan tavır çerçevesinde ele alınmalı ve
Türkiye'nin AB süreciyle ilişkilendirilmemelidir" konusundaki
görüşlerini de ortaya koyduklarını kaydeden Talat, şöyle
devam etti:
"AB yetkilileri, temaslarımızın sürekli
olmasını istedi; bundan sonra da konuları sürekli
görüşmemizin yararlı olacağını vurguladılar. Biz
de tabi ki aynı kanaatteyiz ve öyle inanıyoruz ki bundan sonra
Türkiye'nin AB sürecinde yaşayacağı
sıkıntıları Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun
kaldırılmasıyla ilişkilendirirken, bunun ancak bölgedeki
bütün kısıtlamaların kaldırılması biçiminde
olabileceğini ve olması gerektiğini daha iyi anlatmış
olduk. Daha iyi anlaşılmış olacağını
düşünüyoruz. Bu ilişkileri, temasları bundan sonra da
sürdüreceğiz."
"Bundan sonraki adımı Finlandiya ve AB
belirleyecek"
Cumhurbaşkanı Talat, bundan sonra atılacak
adımın, yapılacak girişimin ne olacağı yönündeki
soruya karşılık, Finlandiya'nın görüşlerinin bir öneri
haline gelip gelmeyeceğini bilmediğini, eğer öneri haline
gelecekse Ercan'ın konumunun da yer alacağı bir önerinin
kendileri açısından görüşülebilir olduğunu belirttiklerine
göre mutlaka bunun da dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Talat, şöyle konuştu:
"Kıbrıs Türk tarafı açısından kabul
edilebilir bir önerinin ortaya çıkması için Kıbrıslı
Türklerin izolasyonuna son vermenin, Kıbrıs Rum tarafına bir
şey vererek sağlanmaması gerektiğinin anlaşılması
gerekiyor. Bu görüşlerimizi ortaya koyduk. Bundan sonra Dönem
Başkanı Finlandiya ve AB'yle konuşmalarımız,
değerlendirmelerimiz devam edecek. Bundan sonraki adımın ne
olacağını belirleyecek olan biz değiliz. Doğaldır
ki önerinin sahipleri bunu belirleyecek, yani Finlandiya veya AB belirleyecek.
O yüzden ben bundan sonra ne olacağını bilemiyorum. Ama biz
gayet açık ve net bütün esnekliğimizle hiçbir öneriyi reddetmeyerek,
her şeyi görüşerek çalışmalarımızı
sürdüreceğiz."
"Finlandiya'yla görüşme gerekebilecek"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Dönem Başkanı
Finlandiya veya diğer AB ülkelerine ziyaretinin söz konusu olup
olmadığı sorusunu yanıtlarken, bir davet
almadığını, ancak bir davet olursa değerlendireceğini
söyledi. Finlandiya'yla bir görüşme gerekebileceğini, ancak yerini
şu anda bilemeyeceğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
müzakere eğer ilerletilecekse konunun muhatabının KKTC
yetkilileri olduğunu vurguladı.
"Adres burası"
"Eğer izolasyonların kaldırılması konusu
ciddi şekilde çözüme kavuşturulmak isteniyorsa adres
burasıdır, bunun anlaşıldığını
düşünüyorum" diyen Cumhurbaşkanı Talat, görüştükleri
AB yetkililerinin de bunu bildiklerini ve buna inandıklarını
ifade ettiğini kaydetti.
"Finlandiya'nın hatalı davrandığını
dolaylı kabul ettiler"
Talat, böylece doğrudan ifade etmeseler de AB yetkililerinin
Finlandiya'nın başlangıçta hatalı
davrandığını kabul etmiş olduğunu belirterek,
Finlandiya'nın en başta sadece Türkiye ve Kıbrıs Rum
tarafıyla görüşerek sonuca gitmeyi hesapladığını,
bunu düşünüp uyguladığını, ancak kendilerinin
müdahalesi üzerine kendileriyle de görüşme ihtiyacı hissettiğini
ve o andan itibaren görüşmelerinin sürdüğünü anlattı.
Cumhurbaşkanı Talat, yanlış başlayan bir
işin bir anlamda düzeltildiğini ifade ederek, bundan sonra bu
çerçevenin dışına çıkılmaması umudunu dile
getirdi; "Anlarlar ki Kıbrıs Türk halkıyla ilgili
kararı verecek olan Kıbrıslı Türk yetkililerdir" dedi.
Talat, dörtlü bir toplantı önerisinde bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine, Kıbrıs
Türk ve Rum taraflarıyla Türkiye ve Yunanistan'ın Kıbrıs
sorununa taraf olduğuna işaret ederek, "Dolayısıyla
eğer sonuç alıcı bir müzakereye ihtiyaç doğarsa dörtlü bir
toplantı tabi ki sonuç getirici ve yararlı olur, ama AB yetkililerine
doğrudan doğruya böyle bir öneri yapmadım" ifadelerini
kullandı.
Dörtlü bir zirveye, toplantıya açık olduklarını
belirten Cumhurbaşkanı Talat, böyle bir yaklaşımı
desteklediklerini söyledi.
KIBRIS 14/10/06
Babacan:
Finlandiya'nın önerisi hakkında görüş alış verişi
devam ediyor
Babacan, Madrid, Brüksel ve Berlin'i kapsayan Avrupa Birliği
başkentleri turunun son durağı olan Berlin'de, Türkiye
Büyükelçiliği'nde basın toplantısı düzenledi.
Bakan Babacan, Kıbrıs konusuna ilişkin bir soruya
verdiği yanıtta, Finlandiya Dönem
Başkanlığı'nın Kıbrıs konusuna ilişkin
önerisi üzerine karşılıklı görüş alış
verişinin halen devam ettiğini, bu görüş alış
verişinin önümüzdeki haftalarda da süreceğini bildirdi.
KIBRIS 14/10/06
Kandounas, Orams
davası kararını bozmak için temyiz mahkemesine başvuru
yaptı
Dava, temiz mahkemesinde ancak gelecek yaz görülmeye
başlanabilecek.
Avukat Konstandis Kandounas, Cyprus Mail gazetesine
yaptığı açıklamada, dava ile ilgili temyiz mahkemesine 3
Ekim tarihinde başvuru yapıldığını belirtti.
Kandounas, İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin Orams Davası
kararına atıfta bulunarak, "10'uncu Protokol'ün İngiliz
Yüksek Mahkemesi tarafından tamamen yanlış
yorumlandığını" ileri sürdü.
1974 yılında Lapta bölgesindeki arsasını
bırakarak, Güney Kıbrıs'a göç eden Meletis Apostolides, söz
konusu arsayı satın alıp üzerine ev inşa eden Linda ve
David Orams'a karşı, "mülkünü" geri almak veya buna
karşı Oramsların İngiltere'deki taşınmaz
malını almak amacıyla İngiliz Yüksek Mahkemesi'nde dava açmış,
ancak bu davayı kaybetmişti.
İngiliz hakim, AB üyelik antlaşmasında yar alan ve AB
müktesebatının kuzeyde geçersiz olduğunu varsayan 10'uncu
Protokol'den dolayı David ve Linda Orams'ın Lapta'daki evden
çıkarılamayacağına karar vermişti.
Cyprus Mail gazetesi, 10'uncu Protokol'ün, AB üyelik
antlaşmasına Rum tarafının adanın kuzeyindeki
icraattan sorumlu olmak istemediğinden dolayı eklendiği
yorumunda bulundu.
Avukat Kandounas, 10'uncu Protokol'ün; Kıbrıslı
Rumların çıkarlarını korumadığı, bunun
tersine İngiliz hakimin 10'uncu protokolü yorumlayış
şeklinden, Kıbrıslı Rumlar'ın Kuzey'deki
mallarını alıp satanları koruduğu anlamının
ortaya çıktığını iddia etti.
Gazeteye göre Meletis Apostolides'in avukatı Kandounas,
İngiliz Yüksek Mahkemesi'nin 10'uncu Protokolü yanlış
yorumladığı iddiasını temyiz mahkemesine ispatlayacak
dosya üzerinde çalışacak.
Davanın, temyiz mahkemesinde ancak gelecek yaz görülmeye
başlanabileceğini kaydeden Kandounas, "Orams ailesini temsil
edecek hukuk ekibinde muhtemelen İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in avukat eşi Cherie Booth'un da yer alacağını"
kaydetti.
KIBRIS 14/10/06
ABDnin
Maraş planı
Rum
Fileleftheros Gazetesi, ABDnin, Türkiyenin Avrupa Birliği (AB) üyelik
sürecini kolaylaştırma ve bir krizden kaçınma çabası
çerçevesinde, Maraşın aşamalı olarak Rumlara
devredilmesini öngören düşünceler üzerinde
çalıştığını öne sürdü.
AA
Güncelleme: 21:22 TSİ 15 Ekim 2006 Pazar
LEFKOŞA
- Rum gazetesinin haberinde, ilk etapta Maraşın yüzde 20sinin
devrini öngören düşüncelerin, Rum yönetiminin kırmızı
çizgilerini kısmen tatmin ettiği, Türkiyede de tepki yaratmamayı
hedeflediği ifade edildi.
ABDnin bu konudakı düşüncelerinin, AB dönem
başkanı Finlandiyanın önerilerini güçlendirmeye yönelik
olduğu belirtilen gazetenin haberinde, şunlar kaydedildi:
Maraşın, yüzde 20den başlayarak aşamalı olarak
tamamının iade edilmesini öngören ABD düşüncesinin kime ait
olduğu bilinmiyor. Aldığımız güvenilir bilgilere göre
ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza, Yunanistanın Washington
Büyükelçisi Aleksandros Malliasın verdiği akşam yemeğinde
bu düşünceyi muhataplarına söyledi.
Haberde, Mathew Bryzanın, Washingtonda bu düşünceyi açıkça
ifade etmesine karşın geçen perşembe gecesi Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos ile görüşen ABDnin Lefkoşa Büyükelçisi Ronald
Schlicherin söz konusu düşüncelerden sözetmediği kaydedildi.
ABDlilerin, herhangi bir düşünceyi sunmadan önce Atina, Lefkoşa ve
Türklerin nabzını tutacağı ifade edilen haberde, ABD
Dışişleri Bakanlığı düşüncelerinin,
özellikle de uygulamaya geçirilme biçimi konusunda açıklamaya muhtaç
olduğu ve pekçok boşluğu bulunduğu ortadadır ifadesi
kullanıldı.
Rum yönetiminin, Maraşın devredilmesi konusunda net bir takvim
istediği ve 18 ayda devri öngörmesi durumunda Finlandiyanın
önerisini kabul edeceğini açıkladığı
hatırlatılan haberde, ABDlilerin, Maraşta malı bulunan
Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)
başvurularıyla Türklere ait vakıf malları
konularını da ele aldığı kaydedildi.
Haberde ayrıca, AB dönem başkanı Finlandiyanın, önerisine
son biçimini verebilmek için ilgili taraflarla görüşmelerini
sürdürdüğü, öneriyle ilgili görüşmelerin ilerlemesi durumunda, son
biçimin verilmesi ve anlaşmaya varılması için AB
Başkanlığı, Türkiye ve Kıbrıs Rum kesiminin katılacağı
üçlü bir görüşme isteyeceği ileri sürüldü. Haberde, Türkiyenin üçlü
görüşme isteğine karşı çıkacağı da
kaydedildi.
Kıbrıs Türk tarafı, Maraşın kapsamlı çözümün bir
parçası olduğunu ve ayrıca ele alınamayacağı
görüşünü vurguluyor.
Gül ABye Kıbrısta adres gösterdi
15 Ekim, 2006 19:05:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Kıbrısta
aslında iki taraf olduğunu belirterek, biri Kıbrıs Türk
tarafı, diğeri Kıbrıs Rum tarafı.
Anlaşmazlık bunların arasındadır. Bizler bir ana vatan
olarak meseleye katılıyoruz. Konunun direkt tarafı değiliz
dedi.
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, AB Dışişleri Bakanları
Troykası Toplantısı'na katılmak üzere Lüksemburg'a
hareketinden önce Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilerin gündeme
ilişkin sorularını yanıtladı.
Gül, Finlandiya'nın Kıbrıs önerisine yönelik bir soru üzerine de,
bu ülkenin özellikle Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak ve bu sorunun
AB sürecini gölgelememesi için bazı iyi niyetli gayretler içinde
olduğunu kaydetti.
Finlandiya'nın konuyu başında Türkiye ile konuştuğunu
belirten Gül, "her türlü yapıcı, objektif girişimi iyi
niyetle karşılarız ve işbirliği yaparız, sizlere
de yardımcı oluruz dedik" diye konuştu.
"Fikirler henüz ka