Zemin Annan Planı olmalı’

Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin konuların teknik komite çalışmalarında ele alınmasına karşı çıktı.

 

NTV

Güncelleme: 18:30 TSI 10 Temmuz 2006 Pazartesi

ANKARA - Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, “Kapsamlı çözüme ilişkin konularda yapılacak istişarelerin, Annan Planı zemininde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

Tan, bununla birlikte, teknik komite çalışmalarının iki taraf arasındaki güven ortamına katkıda bulunacağına inandıklarını kaydetti. Sözcü Tan, Talat-Papadopulos buluşmasını olumlu bir adım olarak gördüklerini belirtirken, Talat’ın görüşme sonrası yaptığı açıklamada yer alan görüş ve unsurları paylaştıklarını vurguladı.

İki liderin görüşmesinde, Türk askerinin Ada’dan çekilmesi ve Maraş’ın iadesi gibi kapsamlı çözüme ilişkin konuların da teknik komitelerce ele alınmasının kararlaştırıldığı ileri sürülüyordu.

Papadopulos'tan Atina'da Kıbrıs turu


10 Temmuz, 2006 17:34:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs konusunda izlenecek strateji ve Türkiye - Avrupa Birliği ilişkileriyle ilgili temaslarda bulunmak üzere Yunanistan'ın başkenti Atina'ya gitti. Rum lider 'Türkiye'ye veto gündemde değil'' dedi.

Rum lider Atina'da, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile biraraya geldi.
 
Görüşme sonrası bir açıklama yapan Karamanlis, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri İbrahim Gambari'nin Kıbrıs ziyaretinde KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile Papadopulos arasında varılan ve teknik konularda görüşmelere başlanmasını öngören uzlaşmanın olumlu bir adım olduğunu söyledi.
 
Kıbrıs'taki görüşmelerde özlü siyasi konularda elle tutulur sonuçlara ulaşılmasını umduğunu belirten Karamanlis, 'başlatılacak yeni bir girişimin önceden iyi hazırlanmış ve boğucu zaman çizelgelerine sıkıştırılmamış olması gerektiğini' kaydetti.
 
''Kıbrıs sorununa çözüm, BM kararları temelinde ve Kıbrıs'ın (Rum kesimi) AB üyesi olduğu gerçeği göz önüne alınarak bulunmalıdır'' diyen Karamanlis, Atina ile Rum yönetimi arasındaki işbirliğinin mükemmel olduğunu söyledi.
 
Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulamaması halinde veto kullanılması olasılığı bulunup bulunmadığına ilişkin sorulara Karamanlis, ''Türkiye'nin AB'ye karşı yerine getirmesi gereken yükümlülükleri var. Kuşkusuz önce AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu'nu görmek gerekli. Bu noktada diğer AB üyeleriyle işbirliği içinde olacağız. Önceden tahminlerde bulunmaya gerek yok'' yanıtını verdi.
 
Papadopulos: "Kararlar önceden ilan edilmez''
 
Papadopulos ise Karamanlis'e Gambari'nin ziyareti hakkında bilgi verdiğini söyledi.
 
Kıbrıs'ta atılan bu ilk olumlu adımın, önceden iyi hazırlanmış kapsamlı bir çözüm sağlayacak, bir girişimin yolunu açmasını umduğunu belirten Papadopulos, sorular üzerine ortada 'veto' konusunun bulunmadığını kaydetti.
 
Papadopulos, ''Türkiye'nin nasıl davranacağını bilmiyoruz. Önce AB Komisyonu'nun raporunu görmemiz ve ilgili tüm unsurları değerlendirmemiz gerekiyor. Kaldı ki bu tür kararlar önceden ilan edilmez'' dedi.
 
Rum yönetimi, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını 2006 yılı içinde Rum gemi ve uçaklarına açmasını istiyor.
 
Atina ise, her ne kadar resmi açıklamalarda "Türkiye öngörülen süre içinde sorumluluklarını yerine getirmeli" dese de, bu konuda daha esnek davranılması gerektiği görüşünde.
 
Ancak Yunan Dışişleri çevreleri, bu esnekliğin 'karşılıksız' gösterilmeyeceğini, Türkiye'den Ege veya Patrikhane ile ilgili taleplerin ortaya atılabileceğini belirtiyor.

Karamanlis ile görüşmesi öncesi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nda ölen Yunan askerler için yapılan anma törenine katılan ve ardından Yunanistan Cumhurbaşkanı Karalos Papulyas ile bir araya gelen Papadopulos, yarın Atina'dan ayrılacak.
 
Türkiye iki liderin görüşmesini ‘olumlu’ buluyor
 
Türkiye, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un görüşmesini olumlu bir adım olarak görüyor.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, konuya ilişkin bir soruya verdiği yazılı yanıtta, Türk tarafının üzerinde durduğu teknik komite çalışmalarının iki taraf arasındaki güven ortamına katkıda bulunacağına inanıldığını belirtti.
 
'Kapsamlı çözüme ilişkin konularda yapılacak istişarelerin, BM Genel Sekreteri’nin kapsamlı çözüm planı (Annan Planı) zemininde ele alınması gerektiğini düşündüklerini' ifade eden Tan, ''Kıbrıs'ta iki liderin buluşmasını olumlu bir adım olarak görüyoruz'' dedi.

Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle: 

·  Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 

·  Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler Dizisi'nin tam metni şöyle:
 
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme bağlılık. 
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının, Kıbrıslı Türkve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz sonuçlar doğuracağının kabulü. 
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması, aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı çözüme katkıda bulunacaktır. 
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son vermelidir.''  
 
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
 
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24 nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya gelmemişti.
 
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
 
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.

Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.

 

"Eşitliğe dayalı çözüm geciktirilmemeli"


10 Temmuz, 2006 17:16:00 (TSİ) CNN TRUK

Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı nihai çözümün daha fazla geciktirilmemesi gerektiğini söyledi.

Kıbrıs konusunda yazılı bir açıklama yapan Rehn, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs misyonunda olumlu sonuçlar elde etmesini memnuniyetle karşıladığını belirtti.
 
Rehn, ''Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumlarının liderleri Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat'ın bir hafta içinde üç kez buluşmuş olması, Ada'da diyaloğun bir şansı olduğunun ve BM gözetiminde kapsamlı bir çözüme ulaşmak için yeni bir sürecin başlatılmasının cesaretlendirici göstergesidir'' ifadelerini kullandı.

AB Komisyonu'nun, iki liderin üzerinde görüş birliği sağladığı 'prensipler dizisi'ni tamamen paylaştığını bildiren Rehn, bu kapsamda Kıbrıs'ta mevcut durumun kabul edilemeyeceğini kaydetti.
 
Rehn, iki bölgeli ve iki toplumlu federasyon ve siyasi eşitliğe dayalı nihai çözümün ulaşılabilir olduğunu ve daha fazla geciktirilmemesini istedi.
 
Olli Rehn, ''umarım günlük sorunları ele alacak teknik komitelerin çalışmaları, daha fazla uzlaşma sağlanmasıyla eş zamanlı olarak temel sorunları içine alacak şekilde genişletilir'' dedi.
 
Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy de, İbrahim Gambari ve Rehn arasında planlanmış bir görüşme olmadığını ifade etti.
 
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs konusunda izlenecek strateji ve Türkiye - Avrupa Birliği ilişkileriyle ilgili temaslarda bulunmak üzere Yunanistan'ın başkenti Atina'ya gitti.
 
Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu.
Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:
 

·  Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 

·  Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler Dizisi'nin tam metni şöyle:
 
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme bağlılık. 
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının, Kıbrıslı Türkve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz sonuçlar doğuracağının kabulü. 
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması, aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı çözüme katkıda bulunacaktır. 
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son vermelidir.''  
 
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
 
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24 nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya gelmemişti.
 
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
 
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
 
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.

 

Rehn: Kıbrıs'ta çözüm gecikmesin



AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, “(Kıbrıs'ta) iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı nihai çözüm daha fazla geciktirilmemelidir” dedi.

Yaptığı yazılı açıklamada, BM Genel Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs misyonunda olumlu sonuçlar elde etmesini memnuniyetle karşıladığını belirten Rehn, ”Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk toplumlarının liderleri Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat'ın bir hafta içinde üç kez buluşmuş olması, adada diyaloğun bir şansı olduğunun ve BM gözetiminde kapsamlı bir çözüme ulaşmak için yeni bir sürecin başlatılmasının cesaretlendirici göstergesidir” ifadelerine yer verdi.

AB Komisyonu'nun, iki liderin üzerinde görüş birliği sağladığı ”prensipler dizisi”ni tamamen paylaştığını bildiren Rehn, bu kapsamda Kıbrıs'ta mevcut durumun kabul edilemeyeceğini, iki bölgeli ve iki toplumlu federasyon ve siyasi eşitliğe dayalı nihai çözümün ulaşılabilir olduğunu ve daha fazla geciktirilmemesini istedi.

Rehn, “Umarım günlük sorunları ele alacak teknik komitelerin çalışmaları, daha fazla uzlaşma sağlanmasıyla eş zamanlı olarak temel sorunları içine alacak şekilde genişletilir” görüşünü dile getirdi. Bu arada, Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, İbrahim Gambari ve Rehn arasında planlanmış bir görüşme olmadığını ifade etti.

 

HURRIYET 10/07/06

 

Kıbrıs’ta müzakere Türkiye-AB krizini önler

LONDRA(ANKA)

Kıbrıs’ta hafta sonunda varılan sürpriz anlaşmanın yurt dışında da yankıları sürüyor. Financial Times gazetesi, Kıbrıs’ta bu ayın sonunda başlaması kararlaştırılan müzakerelerin sonbaharda Türkiye ile AB arasında bir kriz çıkmasını önlemeye katkıda bulunabileceğini belirtti.

Kıbrıs’ta hafta sonunda varılan sürpriz anlaşmanın yurt dışında da yankıları sürüyor. Financial Times gazetesi, Kıbrıs’ta bu ayın sonunda başlaması kararlaştırılan müzakerelerin sonbaharda Türkiye ile AB arasında bir kriz çıkmasını önlemeye katkıda bulunabileceğini belirtti.

Ekonomi gazetesi Financial Times, Kıbrıs’ta BM Genel Sekreteri’nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari’nin ziyareti sırasında varılan uzlaşmanın “umut” yarattığını kaydetti.

Bu ay sonunda başlaması öngörülen yeni müzakerelerde yakın bir tarihte bir anlaşmanın sağlanması beklenmediğini kaydeden gazete şöyle devam etti:

“Ancak, Ankara’nın Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmaması halinde Kıbrıs’ı (Rum Kesimi) tanıma ve Türk liman ve havaalanlarını Rumlara açma reddi konusunda sonbaharda Türkiye ile AB arasında olası bir krizin çıkmasını önlemeye yardımcı olabilir” yorumunu yaptı.

HURRIYET 10/07/06

 

Annan yerinde bir kadın görmek istiyor

A.A.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, kendisinin yürüttüğü görevde bir kadını görmek istediğini söyledi.

Kofi Annan, Almanya'da yayımlanan General Anzeiger Gazetesi'ne verdiği demeçte, BM'nin idari mevkilerinde çok iyi hizmetler veren olağanüstü kadınlar bulunduğunu belirterek, “BM'nin 60 yıllık mevcudiyetinde bir kadının genel sekreter olmasından şahsen memnuniyet duyacağımı itiraf etmeliyim” dedi.

Görevi bu yıl sona erecek Annan'ın yerine şu ana dek tamamı erkek 4 kişi aday oldu.

HURRIYET 10/07/06

 

Talat'la buluşması Papadopulos için geri adımdır



BM Genel Sekreteri'nin yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderlerini bir araya getirmesi olumlu bir gelişmedir. Rum tarafındaki "ret cephesi"nin başı olması nedeniyle de, bu buluşma Tasos Papadopulos açısından bir geri adımdır.
Onun arzusu, sorunu BM'den AB'ye çekip Türkiye'yi ve Kıbrıslı Türkleri orada "kündeye" getirmekti. Ancak, Yunanistan'ı bile bu konuda istediği gibi ikna edemedi.
Kendisine destek verenler sadece Türkiye aleyhtarı bazı sağcı Avrupalı siyasetçilerdi ki, asıl amaçları belli olduğu için bu destek de pek bir işe yaramadı.

Verimli bir ortam mevcut
Haberlerden öğrendiğimize göre, liderler bu görüşmelerinde "iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı çözüme bağlılıklarını" bildirmişler. Bu hususun teyit edilmiş olması çok önemlidir.
Bu arada, güven artırıcı önlemlerin geliştirilmesine karar verilmesi de önemlidir, zira iki toplum arasında geliş gidişler ve bundan doğal olarak doğan çok çeşitli insani temaslar zaten var. Başka bir ifadeyle güven artırıcı önlemlerden olumlu sonuç alınması için verimli bir ortam mevcut.
Tarih verilmese de, kapsamlı çözüm için görüşmelerin başlayacağına dair açıklama da önemlidir. Bu açıklama, gözleri, bugüne kadar müzakerelerin başlamasını engelleyen Papadopulos'un üzerinde tutacaktır.

Teknik komitelerin önemi
Özlü konuları ele alacak teknik komitelerin kurulması hususu da önemlidir. Bu komitelerin ele alacakları konular arasında bulunduğu söylenen 'Türk askeri varlığı", "Türkiyeli yerleşimciler" ve "mal mülk meselesi" gibi konular kendini zaten şu veya bu şekilde hissettirerek Ankara'nın başını sürekli ağrıtıyor.
Öte yandan, bunların Türkiye'deki ret cephesini hoşnutsuz kılacak olan başlıca konular olduğu malum. Ancak, Türk tarafınca kabul edilen Annan Planı her iki konuda çözüm öngörüyordu. Örneğin, Türk askerlerinin sayısının kademeli olarak azaltılarak sembolik bir düzeye indirilmesi, Rum tarafının ordusunu lağvetmesi koşuluna bağlıydı.
Başka bir şekilde olması da zaten mümkün değil, çünkü Türkiye'nin hem kendi güvenliğini hem de Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye atması beklenemez.

Alışveriş gerekecek
Onun için bu konuların Papadopulos'un gönlünce manipüle edebileceği konular olduğunu hemen varsaymak hata olur.
Fakat müzakereler gerçekten başlayabilirse bir alışverişin gerekeceği de ortada.
Türkiye'nin haklı Kıbrıs müdahalesini, "anlaşmalardan doğan yetkiye dayanarak, bozulan anayasal düzeni düzeltmeye dönük bir operasyon" olarak değil de, bir "fetih seferi" olarak görenlerin bundan memnun olmaları tabii ki imkânsız.
Ancak, son 43 yıl bir şeyi göstermiştir. Eğer çözüm gerçekten isteniyorsa, bu iki taraftaki aşırı milliyetçilerin arzularına göre değil, adanın ve uluslararası düzenin gerçeklerine göre olacaktır.
Türk diplomasisinin bu gerçeği gözeterek Kıbrıslı Türklere en adil çözümün sağlanması için çalışmaktan başka çaresi yok. Bu arada, bu çerçevede sağlanacak ilerlemelerin, AB'de Türkiye'ye karşı uygulanan "limanlar baskısı"nın kalkmasına da hizmet edeceği ortada.

MILLIYET SEMIH IDIZ 10/07/06

 

Rum lider Atina'yla fikir alışverişinde

Üçlü zirvede istediğini koparan Papadopulos, bugün Yunan hükümetiyle yeni süreci ve Türkiye-AB ilişkilerini görüşecek

10/07/2006

RADİKAL - ATİNA/LEFKOŞA - Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yardımcısı İbrahim Gambari'nin arabuluculuğunda KKTC lideri Mehmet Ali Talat'la buluşarak müzakerelerin yeniden başlaması konusunda ilke mutabakatına varan Rum lideri Tasos Papadopulos, bugün Atina'da önemli temaslarda bulunacak. Papadopulos'un Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani'yle yapacağı görüşmelerde, Kıbrıs ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda kritik kararlar alınacak. Annan'ın da telefonla fikrinin alındığı üçlü zirvede kararlaştırılan teknik heyetler arasında ay sonunda başlayacak görüşmelerle ilgili tablo da netleştirilecek.
Mutabakata Atina ve Güney Kıbrıs'tan ilk tepkiler 'belirsiz olmakla birlikte olumlu' yönündeydi. Gözlemciler, yeni süreçle Papadopulos'un Annan Planı'nın tarihe karıştığını 'mühür'le tasdik ettirdiğini, Kıbrıs'ta görüşme yapılmasının ise Türkiye'nin AB'de konumunu güçlendirdiğini söyledi.
"Gambari istediğini kopardı. El yakan konuları Papadopulos ile Talat'a bıraktı. Zorluklar şimdi başlıyor" yorumu yapılırken, teknik görüşmelerde 'özlü konular' masaya getirildiğinde ne olacağı meçhul. Rum gazeteleri ise, iki tarafın kazançlarını şöyle sıraladı:

İki tarafın kazançları
Papadopulos, askersizleştirme, Türkiyeli nüfus, Maraş'ın iadesi, Kuzey'deki Rum malları gibi özlü konuları teknik görüşmelere sokmayı başardı. Böylece istediği konuyu gündeme getirme ve diğer tarafı işbirliği yapmamakla suçlama olanağını ele geçirdi. Türk tarafı ise 'siyasi eşitlik' ile güven artırıcı önlemlerin görüşülmesini mutabakata soktu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Kıbrıs'ta önemli olan üç husus, iki taraflılık, siyasi eşitlik ve yeni yapının ortaklık olmasıdır" dedi.

Rum basını: Ankara, ek protokol'ün hayata geçirilmesi için zaman satın almaya yoğunlaştı

Rum Fileleftheros gazetesi, "Protokolün Hayata Geçirilmesi İçin 'Zaman Satın Alma' Formülü" başlığıyla yansıttığı ve Brüksel muhabiri Pavlos Ksanthis imzalı haberinde Helsinki'den güvenilir bir kaynağın Fileleftheros'a; "BMK himayesinde teknik komitelerin çalışmalarına başlamasına paralel olarak AB; Dönem Başkanı Finlandiya ve Komisyon aracılığıyla, Ankara'nın yükümlülüklerini yerine getirmesinin değerlendirilmesi arifesinde, muhtemel sorunların ortadan kaldırılmasına katkı koyabilecek bir formül arıyor' dediğini yazdı.

Gazeteye göre aynı kaynak Helsinki ve Brüksel'de üstlenilen çabalar çerçevesinde şu üç senaryonun konuşulduğunu anlattı:

Doğrudan ticaret müzakerelerine başlanması

"1-Doğrudan Ticaret Müzakerelerinin Başlaması:

Kıbrıs sorununun esasına da dokunacak bir çözümün, Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticarete ilişkin yeni bir müzakereler turunun başlaması aracılığıyla bulunabileceği değerlendiriliyor. Ancak durum zor olmakla kalmıyor, aynı zamanda Kıbrıs'taki iki tarafın aklında, görüşmelere farklı zeminler var. Kıbrıs Rum tarafı; doğrudan ticaretin yalnız 25'lerin, 139 milyon Euro'luk mali yardımın onaylanmasına eşlik eden beyanı çerçevesinde görüşülebileceğine kesin gözüyle bakıyor ve daha ileri görüşmelerin temelini Lüksemburg dönem başkanlığının beyanının oluşturduğunu vurguluyor. Bu da; kapalı Maraş'ın yasal sakinlerine iade edilmesini oyuna sokuyor. Ancak Maraş'ın iadesi; Kıbrıs Türk tarafının, Lüksemburg'un dönem başkanlığı zamanında görüşülen öneriler ekseninde herhangi bir görüşmeye itiraz etmesinin nedenidir. Mehmet Ali Talat halihazırda, doğrudan ticaretin; 26 Nisan 2004'te Lüksemburg'da alınan Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son verilmesine ilişkin Komisyon kararı çerçevesinde 'kayıtsız-şartsız' onaylanması gerektiğini Komisyon'a ve dönem başkanlığına iletti. Tarafların tezlerinin farklılığına rağmen Finlandiya Dönem Başkanlığı doğrudan ticaret konusunda inisiyatif üstlenecek. Finlandiya

Dışişleri Bakanı Fileleftheros'a 'doğrudan ticaretin onaylanması, Finlandiya Dönem Başkanlığı'nın yükümlülükleri arasındadır' dedi. Ancak Finlandiya Dışişleri Bakanı yapılacak görüşmelerin zemininin ne olacağını ve dönem başkanlığının Lüksemburg dönem başkanlığı zamanında oluşturulan öneriler çerçevesini mi takip edeceğini söylemekten kaçındı. 'Siyasi irade olursa, ayrıntılara o zaman bakacağız' dedi.

Avrupa Birliği Mahkemesi'ne başvuru

2-Avrupa Birliği Mahkemesi'ne Başvuru:

Ek Protokol'ün onaylanması konusunda Avrupa Birliği Mahkemesi'ne başvuru olasılığı 'geliştirilen senaryolardan biridir' ve böyle bir durumda kararın; iki ve hatta üç yıldan önce alınması beklenmemelidir. Lefkoşa'nın, böyle bir senaryonun uygulanması olasılığına iyi gözle bakmamasının nedenlerinden biri de budur ve böyle bir durumda konuya katılacak hukuki renk, siyasi boyutunu by-pass eder. Dahası; Avrupa Birliği Mahkemesi'ne başvuru, Türkiye'nin; sürecinin değerlendirilmesine dahil olan ve Kıbrıs Cumhuriyeti'yle iyi komşuluk ilişkileri kurup, tanıması şeklindeki, yükümlülüklerinin diğer iki unsurunu daha kapsamaz. mahkemeye başvurunun bu olanaksızlıklarına rağmen Finlandiya dönem başkanlığı ve Komisyon; AB mevzuatında bir emsal da bulunduğu için başvurunun bir çözüm olabileceğini düşünüyor. Emsal; Komisyon'un, Fransız kamyoncular tarafından otoyolların kapatılması nedeniyle malların serbest dolaşımının engellenmesi konusunda Fransa'ya dava açmasıdır. A noktası ile B noktası arasında en kısa yolun izlenmesi gerekir şeklindeki temel ilkeyi ihlal ederek, Kıbrıs'ın ticareti aleyhine havacılığa ve denizciliğe kısıtlamalar koymaya devam eden Türkiye'ye de benzer davanın açılabileceği değerlendiriliyor.

İlgili müzakere başlıklarının dondurulması

3-Türkiye'nin İlgili Müzakere Başlıklarının Dondurulması:

Türkiye'nin protokole ilişkin yükümlülükleriyle alakalı üç müzakere başlığının dondurulması, Finlandiya dönem başkanlığının ve Komisyon'un incelemekte olduğu en basit çözümdür. Lefkoşa ilgili başlıkların 3 değil daha fazla olduğuna inansa bile, Brüksel'e göre söz konusu müzakere başlıkları Gümrük Birliği, Taşımacılık ve Malların Serbest Dolaşımı başlıklarıdır. Üç müzakere başlığının dondurulması çözümü; Türkiye'ye diğer 35 başlıkta, Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesine rağmen AB ile müzakerelerini kesintisiz sürdürme imkânı verdiği için uygun görülmüyor. Her halükârda Lefkoşa'nın, bu konuda eli kolu bağlı beklemesi söz konusu değildir. Her başlığı ayrı ayrı 'yükümlülüklerini tam olarak hayata geçirmekteki başarısızlığı, müzakereler prosedürünün tamamını etkileyecektir' ifadesini kullanması bekleniyor."

KIBRIS 10/07/06

Kıbrıs sorunu tarihin derinliklerine

Gömüldü

:"OPERASYONUN ADI REFERANDUMDU" "24 Nisan referandumu için örneğin 20 yıl sonra bizim, Rumların AB'ye girişine de evet dediğimiz bir görüntünün oluştuğunu göreceğiz. Bu bence Kıbrıs'taki sorunu tarihin derinliklerine gömmek açısından çok büyük bir fırsattı uluslararası topluma. Çok kazasız, sancısız, sızısız bir operasyon yapıldı kuzeyde ve güneyde Annan planıyla. Bu operasyonun adı referandumdu"

"186 SAYILI GÜVENLİK KONSEYİ KARARININ KALDIRILMASI İÇİN MÜCADELE VERİLMELİ" "İzolasyonların kaldırılacağı hayaldir. İzolasyonlar kalkmayacaktır. İzolasyonların kaldırılmasını isteyenler önce Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilgili Güvenlik Konseyi'nin 186 sayılı kararının kaldırılması mücadelesini versinler. Bu çok daha onurlu bir davranış olacaktır"

 

 

Dilek ÇETEREİSİ

Kıbrıslı Türk akademisyenlerden Yard. Doç. Dr. Mehmet Hasgüler, 40 yıldır çözüm bekleyen Kıbrıs sorununun Annan planı referandumuyla tarihin derinliklerine gömüldüğünü söyledi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs'ta, Talat ve Papadopulos'u ilk kez bir araya getirerek sorunun çözümü yönünde yeniden umut vaad eden açıklamaların yapıldığı şu günlerde, Hasgüler'in soruna bakışı, teşhisi ve çözüm önerileri farklılıklar arz ediyor.

13 Haziran 2004'te yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerine bağımsız aday olarak katılan ilk Kıbrıslı Türk olan ve Annan planının tartışıldığı günlerde ilginç görüşleriyle Kıbrıs Türk halkının daha yakından tanıma imkanı bulduğu Yard. Doç Dr. Mehmet Hasgüler, Kıbrıs sorunuyla ilgili KIBRIS'ın sorularını yanıtlarken, hem KKTC yönetimlerine, hem de uluslar arası topluma göndermeler yaptı, ilginç önerilerde bulundu.

Kıbrıs sorununun ulaştığı aşamaya farklı yorumlar getiren Hasgüler, 24 Nisan 2004'te adanın her iki tarafında eşzamanlı olarak yapılan Annan planı referandumuyla, uluslar arası toplumun Kıbrıs sorununu "kazasız, belasız" bir operasyonla tarihin derinliklerine gömmeyi başardığı görüşünde. Hasgüler aynı zamanda Türk tarafı açısından Kıbrıs sorununda 1974'teki duruma geri dönüldüğünü düşünüyor.

Hatta Hasgüler, uzunca bir süre sonra, Annan planına yüzde 65 oranında "evet" diyen Kıbrıs Türkü'nün aslında çözüme değil, Rumların AB'ye girişine onay verdiğinin anlaşılacağını savunuyor. Mehmet Hasgüler, aynı zamanda referandumun 20 yıl gibi uzun bir vadede "adanın bölünmesinin başlangıcı olarak değerlendirilebileceği" görüşünü de ortaya koyuyor.

Uluslar arası ilişkiler uzmanı, akademisyen Mehmet Hasgüler, Kıbrıs sorununun dışarıdan, örneğin Birleşmiş Milletler(BM) tarafından hazırlanan planlarla çözülmesinin mümkün olmadığını da ifade ederek, bunun, ancak tarafların inisiyatifi ile gerçekleşebileceğini kaydetti.

Referandum sonrası Türk tarafının ileriye götürmeye çalıştığı "KKTC'nin üzerindeki izolasyonların kaldırılması" mücadelesini de değerlendiren Hasgüler, "İzolasyonların kaldırılması mücadelesi hayaldir, izolasyonlar kalkmayacak" diye kesin konuştu ve "İzolasyonların kaldırılmasını isteyenler önce Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilgili 186 sayılı kararının kaldırılması mücadelesini versinler. Bu çok daha onurlu bir davranış olacaktır" dedi.

Yard. Doç. Dr. Hasgüler, Kıbrıs sorunuyla ilgili traji-komik bir öneride de bulunarak, Kıbrıs siyasetiyle ilgili komik filmler çekmeleri konusunda film yapımcılarına çağrı yaptı. "Bu konuda hem kuzeyde, hem de güneyde bol malzeme var" diyen Hasgüler, "Kıbrıs siyaseti için öyle güzel komedi filmleri çekilebilir ki halk da kendi durumuna biraz güler ve rahatlar" şeklinde konuştu.

Soru ve yanıtlar

Kıbrıslı Türk akademisyen Mehmet Hasgüler'le yapılan mülakat aynen şöyle:

Soru: Kıbrıs sorunuyla çok yakından ilgileniyorsunuz. Bu yakın ilgi niye? Neler yapıyorsunuz bu konuda?

Yanıt: Çok geniş bir soru. Özetle söyleyecek olursam ben Kıbrıslı Türk olarak Türkiye'ye 1983'te gittim. 1983'te Türkiye'ye gittiğimizde ülkemiz Kıbrıs Türk Federe Devleti'ydi. Okula başladık, henüz okula başlayalı 3 ay olmuştu, aniden devlet kurduğumuzu ilan ettiler. 15 Kasım 1983'te henüz birinci sınıftayken, döndüğümüzde yeni bir devlete gelmiştik malum, ara tatilde.

KKTC'yle ilgili alınan kararlar, uluslar arası politika, Kıbrıs sorunu, savaş, bunların tümü bizi etkiledi. Hayatımızı bir anlamda bu olaylar çok şekillendirdi. Biz de bunları daha iyi anlamanın yollarını arıyorduk. Bu çerçevede master, doktora derken yayınlarımız, çalışmalarımız Kıbrıs oldu.

Benim doktora tezim Kıbrıs değil, üçüncü dünya. Buna rağmen doktora tezimi bitirdiğimde 1998'te artık Kıbrıs'ta işler çok, hani o 2000 olayları çıkmadan önce bize de Türkiye'de böyle bir kitap olsun ki Kıbrıs'ı çok iyi anlatsın diye teşvikler oldu bazı aydınlar tarafından.

Çünkü hiç kimse Türkiye'de bu konuları bilmiyor, öyle bir şeyler yapalım ki Kıbrıs'ın içinden bir şeyler duyulsun Türkiye'ye, içeriği anlatsın, işte bu anlamda 'Kıbrıs'ta Enosis ve Taksim politikalarının sonu' diye şu anda 5. baskısını hazırladığımız bir kitap çıktı. Bu arada 'Kıbrıs'ın Turuncusu' var, 'Kriz Üçgeninde Türkiye' var, 'Coğrafyasını Teslim Alan Ada var', 'Uluslar arası Örgütler' var, başka derlemeler içerisinde çıkan kitaplar var, Yunanca çıkan bir kitap var. Tabi yeni hedef eylül-ekimde çıkacak olan 3-4 tane kitap daha var, bunların bir kısmı üçüncü dünyayla ilgili, bir kısmı Kıbrıs'la ilgili. Böylece hayatımız Kıbrıs oluyor. Hayatımız roman, hayatımız Kıbrıs zaten.

Ailemiz burada, arkadaşlarımız burada, olabildiğince Türkiye'de bulunuyoruz, Türkiye'de bulunduğumuz alan uluslararası ilişkiler, zaten hep Kıbrıs'la iç içeyiz. Derslerde Türk-Yunan ilişkilerini anlatıyoruz, dolayısıyla Kıbrıs'a oradan da giriyoruz. Türk dış politikasını anlatıyoruz, oradan da giriyoruz. Zaten Türkiye'nin dış politik hayatı içerisinde dış politikasının son 50 yıllını, hatta fazlasını konuşturan bir mesele Kıbrıs.

Soru: Bu bağlamda yurt dışı seminerlere ve toplantılara da katılıyorsunuz. Böylece dünyanın Kıbrıs sorununa bakış açısını daha iyi gözlemleme fırsatınız oluyor. Peki dünya nasıl görüyor Kıbrıs sorununu?

Yanıt: Özellikle 3 Kasım 1990'dan sonra, Rumların AB'ye başvurusundan sonra Kıbrıs 1964'ten 74'e, 74'ten 90'a kadar olan süreçte Kıbrıs'la ilgili algılamalar farklı idi. Yani 90'lı yıllarda farklıydı, şu anda daha farklı bir pozisyonda.

"Rumların AB'ye girişine evet dedik"

Soru: Zaten 24 Nisan referandumu Kıbrıs sorununda bir milat olarak kabul ediliyor. Çünkü geçmişte Kıbrıs Türk tarafı masadan kaçan ve çözüm istemeyen taraf olarak algılanırken, referandumdan sonra bunun değiştiği, tam tersine Türk tarafının çözüm istediği, Rum tarafının ise bundan kaçtığı söyleniyor. Türk ve Rum tarafı taban tabana zıt tutumlar sergilerken, dünya bunu nasıl görüyor?

Yanıt: 24 Nisan dahil Kıbrıs'ta yaşanan bu sürecin, özellikle 24 Nisan'ın kendisini değil, yani o günkü koşullarda yaşayan insanların, bunun onlar üzerinde yarattığı dramı değil, bu meselenin 10 sene, 20 sene sonra nasıl görüleceği üzerine kafa yormak gerektiği konusunda bir görüşüm var.

Yani tarihi insanlar yapar, sınıflar yaratır, sosyal sınıflar yapar tarihi. Bu gerçek ama tarih, sosyal sınıfların dışında başka güçlerin de olaya karıştığı ve tarihin bazen ilerlemesine, bazen yerinde saymasına, bazen de gerilemesine, çürümesine neden olabiliyor.

24 Nisan öyle bir şey ki Kıbrıs'ta kuzey için, güney için farklı anlamlar taşıyan bir olay olarak 20 yıl sonra görülecek. Nasıl? 24 Nisan 2004 aslında aynı zamanda bizim, Rumların AB'ye girişine de evet dediğimiz bir görüntünün oluştuğunu göreceğiz. Evet dedik ama Rumların AB'ye girişine de evet demiş oluyoruz. Giriyorlar, aslında biz niye girdikleri üzerinde fikir yürütüyoruz ama

Soru: Ama bu sadece Annan planının referandumunda yaşanan bir süreç değildi. Rumların AB macerasıyla ilgili sürece önceden biz onay vermedik mi?

Yanıt: Ama şöyle bir şey var. Annan referandumunu okumak istiyorsak, bu seçeneklere bakmak lazım. Annan referandumunda onaylanan bence iki önemli olay var. Rumlar 'hayır' diyerek AB'ye girme olayını onayladılar, Türkler de "evet" diyerek Rumların AB'ye girmesini onayladılar. 20 yıl sonra buna bakıldığında aslında kuzeydeki statünün de ya da statükonun da aslında evetle onaylandığı ortaya çıkıyor. Yani güneydeki statüyü ve statükoyu da aslında kuzey bu anlamda onaylamış oluyor.

Bir anlamda 64/186 sayılı karar ile onaylanmış ve tanınmış olan hükümet, bir şekilde buradaki evetle o da tanınmış oluyor, benim kanaatim.

"Operasyonun adı referandumdu"

Soru: Yani Türk tarafının onayı ile de Rum tarafı AB üyesi oldu diyorsunuz

Yanıt: Biz Annan planına evet dedik ama.

Soru: Hayır mı demeliydik Annan planına?

Yanıt: Tartışılabilir o. Ayrıca tartışmak lazım. Annan'ın getiriliş şekli bence halklara seçenek vermedi. Bu şekliyle dünyada böyle bir örnek de yok zaten. Fakat bu aslında bence Kıbrıs'taki sorunu tarihin derinliklerine gömmek açısından çok büyük bir fırsattı, uluslar arası topluma. Çok kazasız, sancısız, sızısız bir operasyon yapıldı kuzeyde ve güneyde Annan planıyla. Bu operasyonun adı referandumdu. Bu referandum aslında tarihin derinliklerine bu sorunu gömdü.

2 yıldır sorunun konuşulduğunu görüyor musunuz siz? AB'ye girmiş Rumlar 'rahat', 'güvenli', kendilerine daha çok güvenen uygar bir AB'ye girmemiş ama bir şekilde de rahatlamış bir kuzey görüyorsunuz. En azından ambargolar konuşuluyor, 'ambargolar kalkacak' umudu var, artık dünya bizi anlıyor, dünya ile aynı dili konuşuyoruz. Şimdi seçimlerde deniyor ki daha güçlü hükümet için AB'nin dilinden konuşacağız. Yani aslında Avrupa'nın dilinden konuşma olayı yok ortada.

Ortada bir gerçek var, kuzey kendine döndü. Bunun iyi yönleri de var, kötü yönleri de var.

"Kuzey kendine döndü"

Soru: Ne demek kendine döndü?

Yanıt: Kuzey artık kendi başına, Rum engelleriyle fazla karşı karşıya kalmayacak benim kanaatim. Yani kuzeyde artık bağımsız bir etnite var ve bu etniteyi BM'nin gözetiminde buranın iradesini kabul etmiş Birleşmiş Milletler. Burada bulunan askeri gücü de, burada bulunan silahlı gücü de, burada bulunan bütün her şeyin demokratikliğini kabul etmiş ve aslında KKTC'nin demokratikliği de bu evetle kabul edilmiş.

Soru: Yani sonuç itibarıyla KKTC devletinin tüm kurumlarıyla tanınması sürecini mi tescillendirdi referandum?

Yanıt: Büyük ihtimalle. Yani evet diyerek öyle bir süreç de ortada duruyor.

Soru: Ama Kıbrıs Türk halkı birleşik Kıbrıs için evet dedi

Yanıt: Tamam. 20 yıl sonra bunu kim hatırlayacak? KKTC için mi evet dediler, yoksa, yani hayır diyenler KKTC'yi korumak için hayır dediler ama bir işe yaramadı. Ama sonuçta ne oldu? Bu sorun, yani Avrupa'ya taşınmış bir sorun, nasıl kullanıldı Avrupa'da, Türkiye'ye daha fazla ödün vermesi için Rumlar birtakım şeyler yapıyorlar, yani ataklar yapıyorlar, işte birtakım Avrupa'nın da işine gelebilecek, Türkiye'yi sıkıştıracak Ha Kıbrıs, Türkiye'nin AB sürecine indirgenmiş bir sorun haline geldi. Yani ne oldu? Türkiye'yi AB'ye almak istemeyen Avrupalılar, 'Kıbrıs'tan asker çek', Kıbrıs'tan asker çek diyorsunuz da yani Kıbrıs'tan asker çekilmeden de burada demokratik olduğuna inandığınız ve herkesin çok sahiplendiği bir yüzde 65 evet var. Buradaki irade önemli.

"Adanın ila nihaye bölünmesi için"

 

Soru: Ama farklı bir irade yansıdı sandığa, dediğiniz nokta değil

Yanıt: Tamam farklı bir irade yansıdı sandığa ama benim söylemek istediğim, güneyin söylemiş olduğu 'işgal var', 'şu var', 'bu var' ama kuzeyde iki irade de bir şekilde kabul edilmiş bir irade oluyor, Annan planıyla beraber. Bu aslında adanın ila nihaye bölünmesi için de oluşturulmuş bir operasyon görüntüsü var. 20 yıl sonra belki de Annan planı oylaması, adanın bölünmesinin başlangıcı olarak değerlendirilecektir. Bunu bugün söylemek belki insanı ürpertiyor ama yani 20 yıl sonra ne diyecekler? Bunlar çok yüksek oranda olabilecek şeyler. Bak ne yapıyorlar Rum tarafında, kamuoyu yoklaması yapıyorlar. Türklerle yaşamak istiyor musunuz, istemiyor musunuz falan. Bu tartışmalar ne yapıyor? Bu tartışmalar aslında Rumların da gönlünde yatan aslanı harekete geçiriyor ve bu adanın gerçek barışa ulaşmasının koşullarının kalmadığını, en azından uzun bir süre.

 

"Barış Annan planıyla da hayaldi"

Soru: Yani barış hayal mi?

Yanıt: Barış hayal tabi, bu şekliyle hayal. Annan planıyla da barış hayaldi. Yani Annan planına evet denseydi Rum tarafından yine barış olmayacaktı.

Soru: Niye?

Yanıt: Çünkü barış hiçbir zaman, hiçbir ülkede böylesine komik bir referandumla gelmedi. Yok böyle bir örneği.

 

"74'e geri döndük"

Soru: Ne yapılmalıydı örneğin böyle bir plan çıktı ve uluslararası toplumun desteklediği bir plandı ve ilk kez bu yönde hazırlık yapıldı. Niye peki böyle bir planla ortaya çıkıldı?

Yanıt: Bir defa bu plan aslında Türkiye'nin dış politikası bakımından bakıldığında Kıbrıs için olmasa bile Türkiye açısından muazzam bir başarıyı gösteriyor. Türkiye dış politikası açısından 'çözümsüzlük, çözümdür' Kıbrıs'la bütünleşme hesapları yapan 97-98 hükümetlerinin yanında Erdoğan hükümetinin yapmış olduğu bu atak, müthiş bir başarıyı, müthiş bir enstrümanı ortaya koyuyor ve Türkiye bunu uzun yıllar kendi önünde ciddi olarak kullanabilecek mi, kullanır mı onu bilemem ama ciddi bir enstrüman oluşturdu Türkiye kendi önünde.

Tabi AB'ye girerken, girecekken AB'yle ilgili hesaplaşmalarda bunun önemi kalacak mı, kalmayacak mı onu bilemiyorum. Avrupalılar bunun yani kullanılmasıyla ilgili farklı birtakım yaklaşımlar belirlerler mi onu bilemem ama şu anda ortada duran bir gerçek var ki Yunanistan'ın 1981'de üye olmasıyla beraber Türkiye'nin askeri idaresine olumlu bakmasını nasıl değiştirmişse Yunanistan o dönemde, Türkiye'ye karşı kararlar aldırmışsa, ortaklık konseyinin toplanmasına, bakanlar konseyinin toplanmasını nasıl engellemişse, dördüncü mali protokolün geçmesini nasıl engellemişse Yunanistan 81-82'de hemen üye olur olmaz, şimdi Avrupalılara yeni bir üye katılıyor.

Bu üye problemli bir üye. Bu üyenin kendisine ait olduğunu söylediği toprak parçasının üzerinde ayrı bir halk yaşıyor ve bu üyenin garantörlerinden bir tanesi, AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de garantörü, aynı zamanda kuzeyde bulunan bir ülke, Türkiye Cumhuriyeti. Yani o kadar karmaşık bir hale gelmiş ki bu mesele ve Rumlar nereye kadar bunu kullanacaklar, nasıl kullanacaklar; Avrupa'nın ihtiyacı olduğu kadar kullanacaklar.

Türkiye, Avrupa'ya girmek üzereyken veya girme aşamasındayken belki Kıbrıs sorunundan ötürü Kıbrıs'a farklı bir yol verecekler, farklı bir yön verecek Türkiye, siyaset değiştirecek, bilemem ama şu andaki görüntüyle uzunca yıllar bu sorunun bu şekilde tarihin derinliklerine gömüldüğü düşüncesi var bende.

Yani işte bu böyle devam etmez, böyle yürümez falan, yani 74'te de Türkiye müdahale ederken bu sorun 3-5 ay içerisinde çözülecek gibi gözüküyordu. Yani aslında biz 74'e geri döndük bir anlamda. 74 sonrasına kuzey olarak. Niye döndük

Soru: Bu çarkı tersine döndürebilmek için ne yapılmalı peki?

Yanıt: Çarkı tersine döndürmek için şu anda fazla bir şey yapılabileceği konusunda ben kani değilim. Çünkü kuzey de güney de iç siyasetine gömülmüş.

 

Milliyetçilik olgusu

Soru: Türbinlere mi oynuyor taraflar yani kendi toplumlarında

Yanıt: Tabi çünkü milliyetçilik olgusu iki tarafta da önemli. Biz kabul etsek de etmesek de herkes kendi ulusal çıkarını düşünmek durumunda. Fakat Rum tarafında olan tablo bence çok daha vahim. Tabi güneyin durumu şöyle. Güneyin demokrasiye, farklı seslerin ortaya çıkması gibi olaylara bakıldığında gerçekten ciddi sorunları var güneyin. Halkın üzerindeki parti etkisi; tabi kuzey de aynı durumda. Partiler çok etkili. Bu da Kıbrıs'ta demokrasi mücadelesinin ne kadar geri kaldığını gösteren örnekler. Yani bir cumhurbaşkanı çıkıp ağlayıp halkını etkileyebiliyor. Halk peşinden gidebiliyor, sonra pişmanlık duyan insanlar oldu ama bence sadece bu kadar da basit değil mesele.

Meselenin altında dinsel, tarihsel, ekonomik, birçok neden var yatan. Din, Ortodoksluk, yani dini evlilik yapmadan kendini mundar sayan sosyalistler, komünistler, yığınla güneyde. Bu çok önemli bir gerçek mesela. Yani laik değil güney. Kuzey laik bu anlamda. Dolayısıyla bu ciddi bir sorun. Yani bu iki toplumun bir arada yaşaması bakımından çok ciddi sorun. Laiklik kafada oluşur ve bu laiklik olmadığı için de irrasyonalite var, yani Özdemir Özgür var güneyde yaşayan birisi. Ben de çok saygı duyuyorum kendisine, söylediklerine. 'Rum toplumu irrasyoneldir' diyor 'çünkü kültürel faktörler onları belirliyor' diyor yani fikirlere, inançlara bağlı bir toplumdur, yani itikatları olan bir toplumdur, dogmatiktir, bu dinden de kaynaklanan bir şeydir.

Kıbrıs Türk toplumu çok rahattır, kolay değişebiliyor. Ama bu değişim çok da hayırlı bir şey değil. Bu yanında kimliksizlik tartışmasını da yaratabiliyor. Bu anlamda güneyin kendi mücadelesine, kendi halkını bir yerlere götürebilmesi bakımından taktir edilecek tarafları da vardır. Nedir bu işte? Avrupa'yı kendilerine hedef koydular, 14 yılda Avrupa'yı gerçekleştirdiler. Kuzeyin kendi ideallerini yaratma bakımından belki de bu kimlik, demokrasi ve buna benzer meseleleri çok uzunca bir süredir çözemediği için de hâlâ çözemediği için belki de bu konuda kendisine ideal oluşturma sorunu vardır kuzeyin. Güneyde ise bu ideal çok fazla dogmatize edilmiştir. Yani güneyde homojenlik, kuzeyde hotorojenlik vardır, dağınıklık vardır. Bugün aileler çok küçük birimler haline gelmiştir ve bu homojenliği engelliyor. Homojenitenin olmadığı yerde ortak idealleri, ortak hedefleri yaratmak çok güçtür. Ortak hedeflerin olmadığı yerde de demagoji çok daha kolay işe yarar.

 

"Dışarıdan getirilen planlarla olmaz"

Soru: Bu iki toplum arasında çok zıt iki yapı var. Peki bu halk nasıl birlikte yaşayabilir? Nasıl bir formülle bu iki halkı birlikte yaşatabilirler?

Yanıt: Bunun bir defa dışarıdan getirilen planlarla olmayacağı kesin. Yani dışarıdan Birleşmiş Milletler'in hazırladığı planlarla bu iş olmaz. Bu kesin. Annan planının geleceği de 2000 yılından belliydi. Peki niye kuzeyde, güneyde, Türkiye'de, Yunanistan'da birtakım planlar ortaya çıkmadı. Bu çok vahim bir şeydir. Yani millet demek ki o kadar da dertli değilmiş. Yani siz ne yaparsınız sendika olarak? Bir sorununuz varsa yazarsınız değil mi sendika olarak. Bunlar benim sorunlarımdır, çözümü de budur, dersiniz değil mi?

Buradaki sorunu tarif eden kim? Buranın sorununu tarif eden BM, 64'ten beridir. Peki BM burada görevini yapıyor mu? Hayır. BM burada sadece barışı koruyor. Peace making yapmıyor. Peace keeping yapıyor. Barış mücadelesi vermiyor. Sadece barışı koruyor. Böyle bir şey olabilir mi? BM görevini yapmıyor bir defa. Görevini yapmayan BM'den siz barış mı beklersiniz, çözüm mü beklersiniz? BM o günkü uluslar arası politikada güç kimin elindeyse onun borusunun çalındığı bir mekandır. Bu anlamda da anti demokratiktir. Zaten üçüncü dünya ülkelerinin, fakir ülkelerin sesinin daha fazla kısıldığı dönem, tek kutuplu dünya olduğu dönemdir. Yani ABD'nin tek belirleyici güç olduğu dönemdir ve bugün BM Güvenlik Konseyi'nin 1964'te 5 Mart'ta almış olduğu 186 sayılı kararı aslında Kıbrıslı Türkler olmadığı halde o yapı içerisinde, o yapının Güvenlik Konseyi kararıyla tanındığı ortada. 64 yılında alınmış olunan o Güvenlik Konseyi kararına Türkiye de olumlu oy vermiştir ve bu kararla Rumlar 1990'da AB'ye başvurmuştur.

Bugün AB içerisinde olan bu ülke aslında Güvenlik Konseyi kararıyla orda durmaktadır. Peki bu BM Güvenlik Konseyi kararının ortadan kaldırılması için Türkiye'nin ya da Kıbrıs Türklerinin herhangi bir çabası olmuş mudur? Hayır olmamıştır. Niye olmamıştır? Bu bir şekilde garip bir yapıdır. Buna BM destek vermiştir, Güvenlik Konseyi destek vermiştir. Böyle bir karar var orta yerde, sonra bir 'izolasyonlar kalksın' diyoruz.

Esas yapılması gereken mücadele Güvenlik Konseyi kararıyla alınmış olan bu kararın ortadan kaldırılmasının mücadelesini vermektir.

Soru: Bu mücadele nasıl verilebilir? Kim hangi platformda ne yapabilir?

Yanıt: ABD sizi kabul ediyorsa sizi cumhurbaşkanlığı, başbakanlık düzeyinde siz de bunun girişimlerini yaparsınız

Soru: Kıbrıs Türk tarafının saygınlığının arttığı söyleniyor Annan planının kabul edilmesinden sonra

Yanıt: Saygınlık artışının ABD ve İngiltere düzeyinde olduğunu söylüyorsanız evet artmıştır veya AB düzeyinde. Ama dünyanın başka yerleri de var. Bu tür planların yani konuşulduğu bu planların hayata geçirilmedikten sonra bir şeyi yaparsınız onun olumlulukları bir ay iki ay üç ay sürer sonra bakarsınız ki bu olumluluklar ters-yüz olmuş.

Evet o aşamada bir olumluluk oluştu, bir sempati. Bunun ötesinde bir adım atılmadı. Atılamaz zaten, AB üyesi olmuş bir Kıbrıs Cumhuriyeti var. O sizin burada hareket etmenize izin verir mi? Bunu bilen Avrupalılar bunu bile bile niye Avrupa Birliği'ne aldılar?

 

"İzolasyonlar kalkmayacak"

Soru: Sonuçta bu izolasyonların kaldırılması mücadelesi hayal mi diyorsunuz?

Yanıt: Hayaldir. İzolasyonlar kalkmayacaktır. Yani izolasyonların kaldırılmasını isteyenler önce Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 186 sayılı kararının kaldırılması mücadelesini versinler. Çok daha onurludur. Bu yapının ortağı olan Kıbrıslı Türkler niye orda değiller? Orda olmadıkları halde niye bu devlet tanınıyor? Bugün garantörü olduğu ülkeye karşı çok rahat AB üyesi olduğu için bu silahı Türkiye'ye karşı kullanıyor mesela.

Soru: Bu bağlamda işbaşına gelen mevcut ve geçmiş hükümetleri ele aldığımızda günah ve sevapları nasıl bölüştürebilirsiniz?

Yanıt: Siz meclisi takip eden çok kıymetli muhabirlerden birisiniz. Meclis tarihi bir gün yazılırsa herhalde sizin çok büyük katkınız olacak bu tarihin yazılması konusunda benim takip edebildiğim kadarıyla. Siz 10-15 yıldır mecliste çalışıyorsunuz ve meclisin dünya meseleleriyle ilgili hangi problemi ciddi olarak ele aldığı konusunu benden çok daha iyi bilirsiniz.

Günah, sevap meselesi sadece hükümetlerle ilgili bir mesele değil. Kıbrıs'ta meseleyi biraz Beşparmak Dağları'nın üzerine çekebilmiş kaç tane milletvekili meclisten geçmiştir, kaç parti geçmiştir, buna iyice bakmak lazım.

'AB' diyoruz, 'dünyayla aynı dilden konuşacağımızı' söylüyoruz. Irak'la ilgili hiç aldıkları karar olmuş mu? Veya bir başka meseleyle ilgili alabildikleri bir karar olmuş mu? Bu itibar artışıyla ilgili söylemek istediğim en önemli mesele bu. Yani dünyanın meseleleriyle ilgili ne kadar ilgilenebilen bir meclise sahibiz. Bu çok önemli bir şeydir.

Filistin sorunuyla ilgili kendimizi ne kadar alakalı kılıyoruz. İslam Konferansı Örgütü'ne gidip oranın Kıbrıs Türk Devleti olarak kabul edilmesini istemek yeterli değil tek başına. Siz ne yapıyorsunuz dünyayla ilgili. Biz sadece bizim meselemiz var, dünya sadece bizi anlasın mı diyoruz, yok hayır bu çok bencilce bir tutumdur. Yani artı kendi meselemizi anlayamadığımızın da bir gerçekliğidir bu. Çünkü siz Kıbrıs Türkleri olarak bu anlamda uluslar arası politikada ne kadar fazla başka meselelere bakabilirseniz, tartışabilirseniz , gündem yapabilirseniz, karar alamayabilirsiniz ama en azından gündem yaparsınız.

Soru: Yani bu yönde bir beceri mi yok siyasilerde?

Yanıt: Algılama yok. Dünyaya bakma gibi bir şey yok. Herkes mahallesindeki amcaoğlunun işe girmesiyle ilgileniyor veya önlerine konulan birtakım "reformları", onları hayata geçirmekle ilgileniyorlar. İdari işler yapıyorlar, siyasi meselelere bakmıyorlar. Arada bir işte çok önemli bir mesele olduğunda, o da kritik meseleler olmuştur, belki de 3-4 sefer toplanmıştır KKTC Meclisi tarihi boyunca, o da Kıbrıs sorunuyla ilgilidir

"Dünyayı anlayamıyorlar"

Soru: Hep eleştiriyorsunuz, bir puanlama yapacak olursanız, KKTC hükümetine ve cumhurbaşkanına ne verirdiniz?

Yanıt: Sınıfta kalıyorlar bence, dünyayı anlama konusunda. Dünyanın onları anlamalarını istiyorlar ama onlar dünyayı anlayamıyorlar. Yani Irak'ta ve Filistin'de olan meseleleri, dolayısıyla dünyanın da onları anlamasını ancak o kadar bekleyebilirler. Dünyayı ne kadar anlıyorlarsa dünya da onları o kadar anlar.

Bakıyorsunuz bugün buradan konuşmak kolay. Benim işim zaten kolay olduğu için yapabiliyorum ama şunu da söylemek lazım. İlla ki bir hükümetin 20-25 yıl orda durması önemli değil. İpucu veriyor mu? Yani yeni bir şey Cumhuriyetçi Türk Partisi, ben suçlamak için söylemiyorum. Ama sonuçta ipuçları vermeleri lazım, pırıltı vermeleri lazım.

Yani statü, statüko, nedir statüko?

"Statüko taş gibi yerinde"

Soru: Yıkıldı mı statüko?

Yanıt: Hayır. Taş gibi yerinde duruyor. Yani statüye bakmak lazım, statükoyu anlatmak için. Statü nedir? Statü, toplumsal hiyerarşide somutlaşan hak ve sorumluluk bakımından farklılık gösteren konum veya durumdur . Statüko nedir? Belli bir zaman diliminde o an var olan sosyal ve siyasal sistemi süregelen fiili ve hukuki durumdur. Yani hâlâ hazırda var olan düzen. Hâlâ hazırda var olan düzen statükoysa, hâlâ hazırda var olan düzen değişti mi sizce? Mümkün değil.

Peki bu statüko sadece kuzeyde mi var? Yanlışlık orda. Statüko iki tarafta var. İki tarafın statükosu birbirini besliyor. Dolayısıyla bu statüko bu şekilde devam etmeye adaydır uzunca yıllar.

Statükoyu değiştirenler statükonun ancak budalası olurlar.

İmaj meselesi

Soru: O zaman halklar da boşuna hayal dünyasında yaşıyor demektir

Yanıt: Halklar bence durumlarından memnunlar. Siyasetçiler bunu abartırlar. Abarttıkları kadar içerik vermedikleri için de yolda kalıyorlar.

Bizim çağımız şimdi imaj çağıdır. Kimisi saçını kazıtır, kimisi sakalını ya da bıyığını keser ve imajla sorunların çözüleceğini düşünürler veya değiştiklerinin mesajını vermek isterler. Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne baktığımda, Birleşik Güçleri de yanına kattığında aslında geçmişine dönük bir hesaplaşma olduğunu görüyorsunuz.

Aslında Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin çok ciddi oy almasının altında yatan neden geçmişidir. Ama geçmişle de bağlarını koparma mücadelesi veriyorlar. Çünkü halk onlara güvenmişse, geçmişine güvendiği için onlara destek verdi. Ama burada problem var. Problem de 'değiştik', 'değişiyoruz'. Uzunca yıllardır bunları dinliyoruz. Denktaş beyi de. İşte onlar için 'değiştiler' diyor. Tabi değiştiler bence. İmajlardan oluşan bir siyaset var hayatımızda.

Bunu muhalefet için de söylemek mümkün. Bugün bakıyorsunuz, Talat bey de öyle Ferdi bey de, muhalefetteymiş gibi hareket ediyorlar. Niye? Çünkü muhalefet de yok. Bakıyorsunuz muhalefet UBP ama muhalefet yapamıyor. DP de zaten hem muhalefetim, hem de iktidarım diyor. Geriye kalıyor bir Akıncı. Akıncı da tabi muhalefette izne ayrılmış, emekli psikolojisine düşmüş, tek kalmış ama özelliğini doğru kullanamamış bir siyasi lider. Yalnızlığa oynuyor. Dolayısıyla onun psikolojisinden kurtulması gerekiyor Akıncı'nın da. Çünkü bir kişi kalmak önemli değil. Çünkü siyaseten orda varlığınız da gücünüz de yapılan bu işlerin ipuçları eğer size yansıyorsa bunlara ilişkin bir projeniz olması gerekiyor. Ama maalesef en büyük sorun bugün muhalefet boşluğu var Kıbrıs'ta. Muhalefet boşluğu da seçimlerin renksizliğini de ortaya koydu. Bu bence gerçekten kötü bir şey. Bu hem CTP açısından kötü, hem muhalefet açısından kötü, Kıbrıslı Türkler açısından çok kötü. Çok kötü bir ruh hali bu. Halbuki söylenecek çok şey var. Bu hükümetle ilgili, daha önceki hükümetlerle de ilgili.

Köklü bir değişiklik ortada görünmüyor. Buna dönük bir dönüşüm yaşanamıyor. Yani bugün baktığımızda daha önce de konuştuk, bir alay iş var yapılacak olan. Bu ülkede eğer çıkıp çok rahat buranın işte öteki yıllarda siyasetçisi olan Türkiye bize müdahale etmesin, biz işimizi biliriz diyen kişiler bugün başbakan, cumhurbaşkanı.

Peki Türkiye'nin onlara öneriler yapmasını sınırlayacak girişimler yapıyorlar mı? Yani Ulusal Birlik Partisi'nden farklı bir pozisyonları var mı, hayır yok. Niye yok? Çünkü bu konuda gerçekten bir hazırlanışlıkları yok. Yani bugün mesela bugün emlak piyasasında dönen büyük zenginliklere karşı bir vergilendirme, kendi maliyesini oluşturma, bu maliyeye bağlı olarak bir politika özerkliği sağlama ve Türkiye'deki hükümeti de bu anlamda kendisini de ortaya koyacak bir kimlikle ortaya çıkma arayışı var mı? Ne var? Eskilerin bir lafı var. 'Maliyen kadar konuş'. Maliyen yoksa konuşamazsın. Dolayısıyla böyle şeylere bakmak lazım. Bir dönüşüm hazırlanıyor mu?

Dönüşüm hazırlanıyor ama bu Türkiye'den taklit edilen işte sosyal devlet reformu, sağlık reformu, bunlar gerçekten ne kadar bu toplumun istatistikleriyle, bu toplumun yapısıyla alakalıdır. Bunun ne kadarı alakasızdır. Buna bakılmadan yapılıyor.

 

Avrupa'yla ne alakamız var?...

Soru: Ama AB normlarının dikkate alındığını söylüyorlar yasa yaparken

Yanıt: Alıyorlardır mutlaka ama Avrupa'da yapılan her şey buranın biriktirdikleriyle uyumlu olduğunu söylemek mümkün değil. Şu anda bizim organik olarak Avrupa'yla hiçbir alakamız yok. Avrupa'ya uyum hazırlasak ne, hazırlamasak ne. Katılım ortaklığı anlaşmamız mı var Avrupa'yla? Türkiye'nin var, Türkiye kendisini 44-45-46 yıldır beğendiremiyor Avrupa'ya. Bizim böyle bir entitemiz de yok, bağımız yok Avrupa'yla. Avrupa sesimizi dinleyecek diyoruz. Organik bir ilişkisi yok ki buranın, ne ilişkisi var Allah aşkına. Bir anlaşma mı imzaladık Avrupa'yla, mümkün değil zaten böyle bir şey.

Peki Avrupa'ya kendimizi beğendirme derdimiz niye var? Bu sadece şundan kaynaklanıyor. Güney, Avrupa'ya girdi, buradaki Kıbrıslı Türkler de Avrupa pasaportu aldılar, ha Avrupalı olduk Öyle Avrupalı olunmaz. Avrupa'nın yaşamakta olduğu süreci, Avrupa'nın oluşumu, Hristiyanlığın oluşumu, buna dönük ciddi felsefi, ideolojik, sosyal, ekonomik meseleler var Avrupa'da. Bunlara dönük Avrupa'nın sosyal politikası, Avrupa'nın vatandaşlık anlayışı, Avrupa'daki sivil toplumla KKTC'deki sivil toplumu karşılaştırabilir miyiz? Hayır.

"Sivil toplum yok"

KKTC'deki değil, Güney Kıbrıs'taki sivil toplumu karşılaştırabilir miyiz, mümkün değil. Sivil toplum yok ki, ne güneyde, ne kuzeyde. Sivilsiz bir toplum bunlar.

Dışarıdan gelmesin, peki içerden getirecek sivil toplum var mı? Hayır. Sivil toplum eylem yapmak değildir ki sadece. Sivil toplum, hükümetin, devletin, uzanamadığı alanlara uzanan, hükümetin eksikliklerini dile getiren, Non-Governmental Organisation (NGO) hükümet dışı örgüt demek sivil toplum. Peki ne oluyor bizde? Hükümet işi örgüte dönüştürüyor. Niye? Sendikalar eğer hükümette olan partiye daha yakınsaydı onun işindeymiş gibi, onları temsil ediyormuş gibi hareket edip birtakım eleştirilerini, birtakım taleplerini erteleyebiliyorlar. Bu sivil toplum demek değildir.

Soru: Yani siyasetle angaje olmuş bir yapı içerisinde mi sivil toplum örgütleri?

Yanıt: Tabi. Ama bu güneyde daha da vahimmiş arkadaşlar. Öyle şeylerle karşılaşıyorum ki, yani inanılmaz. Gazeteci kuzeyden verilen bir reklamı güneyde yayımlamak için hükümet sözcüsüne soruyormuş. İnanılmaz bir şey bu. Hani ben güneyde sivil toplum var sanıyordum. Hayır yokmuş. Kuzeyde de yok ama.

Kuzeyde sendikacı daha önce kendilerini destekleyen veya onlarla yıllarca mücadele vermiş partilerin siyasetçilerine aynı yöntemlerle sorunlarını dile getirdiklerinde bozguncu oluyorlar, sorun çıkaran oluyorlar. Halbuki sivil toplum dediğiniz hareketlidir, hükümetle bağı en zayıf olan kesimdir. Bu hükümet karşıtı olmak anlamına gelmiyor ama hükümete taleplerini doğrudan iletebilen kesim demektir. Peki burada kaçta kaçı hükümete tepkilerini ortaya koyabiliyor.

Soru: Ama Annan planı döneminde kuzeyde toplumun önünü açan sivil toplum örgütleri olmuştu

Yanıt: Şimdi onlar nerede? Demek ki sivil toplum değil, güdümlü toplummuş onlar, güdümlü örgütlermiş onlar. Demek ki bir partinin ya da partilerin güdümünde olan sivil toplum örgütleriymiş. Sivil toplum her zaman hareketli olan toplumdur. Bugün yatıp uyumak, ya da 24 Nisan'ı kutlamak sivil toplum anlamına gelmiyor ki.

 

 

"Kıbrıs güzel bir komedi filmi olur"

Soru: Gerek kuzey, gerekse güneydeki partilerin, özellikle de CTP ve AKEL bağlamında konuyu ele alacak olursak duruşlarını nasıl değerlendirirsiniz?

Yanıt: CTP'yi nasıl buluyorsam AKEL'i de öyle buluyorum. AKEL de CTP de otokratik partiler kendi içerisinde. İkisi de Sovyet merkezciliği yapmış partiler. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Komünist Parti'den çok fazla etkilenmişler ve o anlamda da sivil toplumu anlayacak çok fazla kabiliyetleri yok. Özellikle de partiyi yöneten kesimi, tavanı. İki tarafta da, aslında bu anlamda birbirlerine benziyorlar, birbirleriyle çok yardımlaştılar uzunca yıllar.

Dolayısıyla AKEL şimdi milliyetçi olmadı. AKEL dün de böyleydi, bugün de. Değişen bir şey yok. AKEL aynı AKEL. Dünyadaki reel sosyalizmin yıkılmasından sonra kendisini bu kadar ayakta tutabilen ender partilerden birisi. Bunu da değişmemesiyle övünerek yapıyor.

Ama Kıbrıs'la ilgili bu tablolar için bence film yapan arkadaşların bence çok güzel komik filmler yapabileceklerini düşünüyorum. Hem kuzey, hem güney için. Bu büyük bir eksiklik. Yani öyle güzel komedi filmleri çekilir ki Kıbrıs siyaseti için.

Annan referandumu da bir komedi filmi olarak çekilebilir ve gösterilebilir. Böylece halk belki kendi durumuna biraz güler ve rahatlar. Ama bu beceride insanlar da yok galiba film yapacak. Çok malzeme var halbuki.

 

"Devletluluğa yumuşak geçiş"

Soru: Sayın Erdoğan'ın, AB ile müzakerelerin durması pahasına KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalkmadan limanların açılmayacağı sözlerini nasıl değerlendirirsiniz?

Yanıt: Sayın Erdoğan'ın bu açıklaması, o günkü koşullarda Türkiye'nin iç konuları ile alâkalıydı. Bu koşullarda cumhurbaşkanlığı tartışmaları başlamıştı. Bu açıklama özellikle son 4 yıldır AKP ile başlayan AB'ye dönük çabalar, demokratikleşme arayışları, AB'ye üyelik konusunda hız kazanan arayışların yavaşlatılacağı ve dahi AKP'nin reformları erteleyeceği ve tamamen merkeze oturacağı izlenimini yarattı.

Kısaca çevrenin, yani varoşların tepkisiyle Türkiye'de iktidara gelen AKP, şimdi hem cumhurbaşkanlığına, hem de bundan sonra muhafazakar ve merkeze oturan bir parti kimliği kazanacağının ipuçlarını vermektedir.

Bunun Kıbrıs sorununa yansıması da ödün vermeyen ve AKP'den önce uzunca yıllar iktidarlarda bulunanların önemli söylemleri haline gelen "çözümsüzlük çözümdür" siyasetlerinin yeni uygulamacısı, AKP hükümeti olabilir.

Bu hem içerde, hem de Kıbrıs'ta ödün vereceksiniz söylemlerini ileri süren tüm partilere karşı, 'biz daha milli bir çizgideyiz', bu arada aslında 'Avrupalıların da çok fazla rahatsız olacağını düşünmüyoruz' mesajını vermek istiyorlar.

Pragmatik anlamda, özellikle de bu söylem, cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar sayın Erdoğan'a içerde ciddi anlamda güç kazandıracaktır. Zaten yapılan kamuoyu araştırmalarında AB'ye olan ilgi hızla düşmektedir. Bu tepkiyi gören AKP, tamamen pragmatik ve faydacı bir yaklaşımla, içerde bir anlamda 'devletluluğa' yumuşak bir geçiş yapıyor.

Dolayısıyla bunun KKTC'deki hükümete yansıması da AB ve çözümle ilgili büyük sözler vererek iktidara gelmiş olanların elleri, daha fazla zayıf hale gelecektir.

 

"Hamam siyasetiyle olmaz"

Soru: Bir de son günlerde Sayın Rehn'in Kıbrıs sorunuyla ilgili ilginç bir önerisi oldu; hani şu "Fin hamamı" önerisi

Yanıt: Çözüm olmadan Rum tarafını AB'ye alan Avrupalılar, zaten hamama girmiş durumdadır. Hamama giren terler. Şimdi de bu hamama hem KKTC'yi, hem de Türkiye'yi sokmak istiyorlar.

Bu noktada da bu hamam söylemi, olayın karikatürize edilmesi bakımından önemlidir. Fakat Kıbrıs sorunu, hamam, ya da saunayla çözümlenemeyecek kadar ciddi bir sorundur ve zaten, Avrupa'nın kendi birlik yaşı, ya da bütünleşme yaşı ile Kıbrıs sorunu yaşıttır.

Bu yaşdaş iki olgu, özellikle Kıbrıs sorununun nesnel yönlerine bakarak çözümlenir. Bu anlamda Avrupa'nın Kıbrıs Rumlarını içeriye alarak başlatmış olduğu bu süreç, sorunun çözümünde büyük bir fırsatı kaybetmiştir.

Avrupa aslında içeriye Kıbrıslı Rumları alıp Annan planının da kabul edilmediğini gördüğünde, ne kadar önemli bir sorunu birliğin bünyesine katmış olduğunu fark etti.

Bu anlamda Avrupa'nın yapabileceği en önemli iş, tarafları eşit koşullarda bir araya getirmekten geçer. Bundan daha önemlisi aslında ne Avrupa'nın, ne de AB'nin; tarafların kendi rızasıyla ve yerel anlamda inisiyatif kullanmalarıyla bu sorun çözülecektir. Baskı ile, tarafları hamama ya da saunaya sokmakla bu sorun daha da çözümsüzlüğe sürüklenir.

Ayrıca yukarıda söylemiş olduğumuz 186 sayılı Güvenlik Konseyi kararını aşacak yeni bir kararın alınması ve BM Barış Gücü'nün adadan geri çekilmesini istemek en akılcı yol olacaktır.

Çözüme BM Güvenlik Konseyi'nin yapacağı en büyük katkı da böyle bir adım olacaktır.

"Sendikalar sarı mı olsunlar yani?"

Soru: Son sözler veya son mesajları alabilir miyiz?

Yanıt: Sendikalarla ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Sendikalarla ilgili eskiden sendikalar muhalefet yapmadığı zaman CTP yönetiminin söylediği bir şey vardı. Muhalif olmayan sendika sarı sendikadır. Şimdi muhalif olan sendikaların durumu ne oluyor? Bence bu önemli bir şey. Eskiden muhalif olmayan sendika sarı sendikadır deniyordu, o zaman CTP bugün yönetime geldi sendikalar sarı mı olsunlar yani? Ve sendikacıdır sayın Ferdi Sabit Soyer. Sendikadan yetişmiştir. DEV-İŞ'ten yetişmiştir. Dolayısıyla sendikacılığın en iyi öğretisini bilir.

Soru: Mecliste de çok sayıda sendikacı milletvekili var

Yanıt: Evet, onlar şimdi pek seslerini çıkaramıyorlar ama sanıyorum bu sendikalarla ilgili mücadelede rahatsız oluyorlardır, ya da olmaları gerekir diye düşünüyorum.

KIBRIS 10/07/06

 

Kıbrıslı Türkler Birliği: "Kıbrıs'a ve halkımıza sahibiz"

Lefkoşa'da Kuğulu Park'ta düzenlenen eylemde, mimar Osman Sarper'in Güney'e geçerken tutuklanması ve Kanal T'nin yayınının engellenmesi protesto edildi

İngiltere'de yaşayan yüzlerce Kıbrıslı Türk de, Orams çiftine destek için Londra sokaklarına döküldü. İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türkler, Orams davasına karşı protesto yürüyüşü düzenledi

Yurt Dışında Yaşayan Kıbrıslı Türkler Birliği (ATCA), bazı kurum ve kuruluşların da desteğiyle dün Orams davasına karşı hem Lefkoşa'da, hem de Londra'da protesto eylemi düzenledi.

Lefkoşa'da 10. Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) saat 10.00'da bir araya gelen yaklaşık 60 eylemci, ellerinde "Kıbrıs'a ve Halkımıza Sahibiz," "Urumoğlu Şaşırma Sabrımızı Taşırıma," "Kalleş Avrupa Hani İnsan Hakları," "Bu Vatan Sahipsiz Değildir" yazılı pankartlarla Ledra Palace sınır kapısına yürüyerek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a ve AB üyesi ülkelere iletilmek üzere BM yetkilisine muhtıra verdi.

Muhtıranın BM temsilcisine verilmesinden önce ATCA yetkilisi Emcet Taş bir konuşma yaparak, eyleme katılanlara eylemin sebebi ve muhtıranın içeriği hakkında bilgi verdi. Taş'ın konuşması aynı anda İngilizce'ye çevrilerek eyleme katılan yabancılar da bilgilendirildi.

Emcet Taş konuşmasında, dünkü eylemin sembolik bir etkinlik olduğunu ve konuyla ilgili esas aktivitenin aynı anda Londra'da gerçekleştirildiğini söyledi.

Taş, ATCA'nın çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren bir kuruluş olduğunu belirterek, birliklerinin Kıbrıslı Türkleri bir araya getirmek ve Kıbrıslı Türklerin uzun zamandır ihlal edilen haklarına sahip çıkarak onları dünyaya tanıtmak amacını taşıdığını anlattı.

Orams davasının kişisel bir dava olduğunu, İngiltere mahkemelerinde kabul görmesi halinde KKTC'de ikamet eden tüm vatandaşların "hırsız" konumuna düşürüleceğini ve büyük sıkıntılara yol açacağını belirten Taş, dünkü eylemlerinin Orams çiftine destek vermek için yapıldığını ifade etti.

Taş, davanın temelinde KKTC'deki eski Rum malına karşılık Orams çiftinin İngiltere'deki mallarına el konulmak istenmesinin bulunduğunu hatırlatarak, aynı anda Londra'da, Avustralya'da, Türkiye'nin 5 farklı şehrinde ve KKTC'de eylem yapan insanların bu davayı protesto ettiğini belirtti.

Mal-mülk konularının şu an bunları kullanan insanların hakları gözetilerek kapsamlı bir çözüm çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyen Taş, bu tip davaların iki bölgeliliği ve iki toplumluluğu sulandırdığını vurguladı.

Taş, eylemlerini destekleyen kişilere ve kuruluşlara teşekkür ederek, Osman Sarper'in Güneye geçerken tutuklanmasını ve Kanal T'nin yayınının engellenmesini de protesto ettiklerini kaydetti.

Taş, referandumun ardından ortaya çıkan Orams davası gibi olayların da Kıbrıs sorununun çözümüne engel olduğunu söyledi.

İngiltere'deki Kıbrıslı Türklerden de tam destek

İngiltere'de yaşayan yüzlerce Kıbrıslı Türk de, Orams çiftine destek için Londra sokaklarına döküldü.

18 Temmuz Salı günü İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde ilk duruşması yapılacak olan Orams davasına destek vermek ve Kıbrıs Türküne uygulanan haksız izolasyonların kaldırılması için İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türkler, protesto yürüyüşü düzenledi.

ATCA Grubu'nun organizesiyle dün gerçekleşen yürüyüşe Londra başta olmak üzere İngiltere'nin çeşitli bölgelerinden yüzlerce kişi katıldı. Kuzey ve Güney Londra'dan hareket eden otobüslerle saat 12.00 de Park Lane de buluşan topluluk, hazırladıkları pankartlar ve yüzlerce KKTC ve Türkiye bayraklarıyla yürüyüşlerine başladı. ' Orams çiftinin hakları, tüm Kıbrıs Türkü'nün haklarını temsil eder', ' Orams davası Kıbrıs Türkünün haklılık davasıdır', ' Bu dava mal- mülk davası değil, Kıbrıs'taki siyasi sorunun bir sonucudur', ' Kuzey Kıbrıs Türktür ve her zaman Türk kalacak' , ' AB çifte standardından vazgeç' , ' Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonlar kaldırılsın' şeklindeki slogan ve yazılı pankartlarıyla Park Lane'nden Green Park'a doğru devam eden kalabalık, çevredeki halkın da büyük ilgisini çekti. Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonları anlatan ve Orams Davası ile ilgili açıklayıcı bilgilerin yer aldığı broşürleri de meraklı bakışlar arasında insanlara dağıtan topluluk daha sonra dünyaca ünlü Piccadilly Meydanı'na ulaştı. Londra'nın en önemli caddelerini trafiğe kapattıran topluluk, daha sonra Trafalgar Square bölgesinden Orams Davası'nın görüşüleceği Holborn'daki İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne doğru harekete geçti. Yaklaşık 3 saate yakın süren yürüyüş Yüksek Mahkeme'nin önünde son buldu.

ATCA Grubu İngiltere Temsilcisi Çetin Ramadan, mahkeme önünde yaptığı konuşmasında yürüyüşe katılan herkese teşekkür ederek, şöyle konuştu:

"ATCA Grubu olarak ilk defa global anlamda bir yürüyüş düzenliyoruz. Bu yürüyüşün aynısı başta Kıbrıs olmak üzere İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya ve Mersin'de de yapıldı. Ayrıca Washington ve Avusturalya Sidney de küçük gruplar halinde Orams davasına destek olmak üzere yürüyüşler yapıldı. Bu sadece Orams çiftinin davası değil tüm Kıbrıs Türklerin davasıdır. Amacımız Orams çiftine doğal olarak tüm Kıbrıs Türküne yapılan haksızlığın tüm dünya kamuoyuna bildirilmesi ve yıllardır bize uygulanan izolasyonların derhal kaldırılmasını sağlamak."

KIBRIS 10/07/06

Avrupa Komisyonu:''Kibris'ta varolan statüko kabul edilemez'' (Orjinal metin)...

10 Temmuz 2006, Pazartesi 14:55

Avrupa Komisyonu:''Kibris'ta varolan statüko kabul edilemez'' (Orjinal metin)

Birlesmis Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'in yardimcisi Ibrahim Gambari ile Rum yönetimi lideri Papadopulos ve KKTC Cumhurbaskani Talat'in bir araya gelmesi ile ilgili Avrupa Komisyonu'ndan açiklama geldi. Olli Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy konuyla ilgili su açiklamayi yapti:

''Avrupa Komisyonu BM'nin Kibris sorununun çözümü ile ilgili arabuluculuk yapmasini olumlu karsiliyor.

Bir hafta içinde Talat ile Papadopulos'un 3 defa bulusmasini Komisyon çok olumlu bir gelisme olarak degerlendiriyor.

Komisyon sorunun çözümüne iliskin tüm çabalari destekliyor. Komisyon suan var olan statükonun kabul edilemez oldugunu ve sorunun çözümünün gecikmemesini umuyor.''

Rehn'in yaptigi yazili açiklama:

Statement by Olli Rehn, Commissioner for Enlargement, on outcome of visit of UN Undersecretary General Ibrahim Gambari to Cyprus

"I welcome the positive outcome of the mission of UN Undersecretary General Ibrahim Gambari to Cyprus. The fact that the leaders of the Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities Tassos Papadopolous and Mehmet Ali Talat met three times in one week is an encouraging signal that dialogue has a chance on the island and that there is a perspective of re-launching a new process towards reaching a comprehensive settlement under UN auspices. The Commission remains fully committed to supporting the resumption of such talks as soon as possible."

The Commission fully shares the view of the two leaders expressed in the set of principles agreed between them that the status quo in Cyprus is unacceptable, that a solution to the Cyprus problem is both desirable and possible and should not be further delayed and finally that the unification of Cyprus should be based on a bi-zonal, bi-communal federation and political equality of the Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities.

"I hope that the technical committees on "day-to-day issues" will soon take up their work after further agreement on "substantive issues" to be discussed concurrently."

 

Papadopulos’tan temkinli açıklamalar

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Papadopulos, Atina’da, hükümet yetkililerine, Ada’daki mini zirve hakkında bilgi verdi. Türkiye’nin AB üyeliği konusunda sık sık veto tehdidini kullanan Papadopulos’tan, aynı konuda bu kez temkinli açıklamalar geldi.

 

NTV

Güncelleme: 09:23 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı

ATİNA - Tasos Papadopulos, Atina’da Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolas Papulyas ve Başbakan Kostas Karamanlis ile görüştü. Görüşme sonrasında Karamanlis, BM’nin Ada’daki son girişimlerinin özlü sonuçlar getirmesini umut ettiklerini söyledi.

Papadopulos’un ise Türkiye’nin üyelik sürecinin veto edilmesi konusunda temkinli açıklamalar yapması dikkat çekti. Papadopulos “Veto kullanımı söz konusu değil. Kaldı ki bir ülkenin üyelik müzakerelerinin gidişatına Avrupa Komisyonu’nun kendisi karar verir” dedi.

Diplomatik kaynaklara göre, görüşmelerde Atina, Türkiye’nin müzakere sürecinde veto tehdidinde bulunmaması için Papadopulos’u ikna etti.

Karamanlis’in görüşmede Türkiye’nin üyelik sürecinin kesintiye uğramasının şu aşamada Yunanistan’ın milli çıkarlarına aykırı düştüğü mesajını Papadopulos’a ilettiği belirtiliyor.

R.Denktaş: Görüşme oyundan ibaret

Rauf Denktaş, Ada’da hafta sonu yapılan 3’lü görüşmeye ilişkin, “BM Genel Sekreteri’nin yardımcısı Gambari’nin liderlerle vardığı anlaşma, bir oyundur” değerlendirmesinde bulundu.

 

AA

Güncelleme: 20:01 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı

LEFKOŞA - KKTC’nin 1’inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri’nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari’nin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’la vardığı anlaşmanın oyun olduğunu ve oyunla vakit harcanmaması gerektiğini söyledi.

Denktaş, Papadopulos’un her Rum lider gibi buna bir oyun olarak ‘evet’ dediğini, oyunun bir noktada biteceğini ileri sürdü.

Talat’ın, Papadopulos ve Gambari’yle yapacağı görüşmede sunulacak önerileri meclisten geçirmesi gerektiğini belirten Denktaş, önerilerin acele yapıldığını savundu.

Kıbrıs meselesinin Rumların Kıbrıs’a sahip çıkmasından kaynaklandığını kaydeden Denktaş, Türk hükümetinin KKTC’ye sahip çıkılacağını en kesin şekilde dünyaya duyurması, ‘varılacak bir anlaşmanın temelinde KKTC devleti var olacaktır’ da denmesini beklediğini söyledi.

Meselenin hallolma yoluna girdiği ve görüşmelerin yeniden başlayacağı yönünde yeşil ışık yakıldığını belirten Denktaş, “Büyük bir endişe içindeyim, çünkü 30 yıl ben bu senaryoları görmüş bir kişiyim” dedi.

Kıbrıslı Türk mimar serbest

KKTC’deki eski Rum mallarıyla ilgili inşaat projesi aracında bulunduğu gerekçesiyle, Rum Kesimi’ne girişi sırasında tutuklanan Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper, kefaletle serbest bırakıldı.

 

NTV

Güncelleme: 20:29 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı

LEFKOŞA - Daha önceki duruşmada Türk mimarın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, duruşmayı bir gün önceye alarak Osman Sarper’in serbest bırakılmasına karar verdi.

1500 Kıbrıs Lirası yani yaklaşık 4 bin 500 YTL kefaletle serbest kalan Sarper’in yargılanmasına 8 Aralık’ta devam edilecek.

Mimar Sarper 27 Haziran’da, aracında Kuzey Kıbrıs’taki eski Rum mallarıyla ilgili inşaat projesi bulunduğu gerekçesiyle, Rum kesimine gerçerken tutuklanmıştı. Kıbrıslı mimarın tutuklanması büyük tepki çekmiş, protesto gösterileri düzenlenmişti.

SARPER: TUTUKLANMAM SİYASİ
Lefkoşa’daki Metehan Sınır Kapsısı’ndan Kıbrıs Rum kesimine geçerken, aracında, KKTC’deki eski Rum mallarıyla ilgili inşaat projesi bulunduğu gerekçesiyle 27 Haziranda Rum polisi tarafından tutuklanan ve bugün 1500 Kıbrıs Lirası(KL) nakdi kefaletle serbest bırakılan Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper, tutuklanmasının siyasi bir olay olduğunu belirtti.

Serbest bırakılmasının ardından öğleden sonra KKTC’ye dönen Sarper, Metehan Sınır Kapısı’nda gazetecilere yaptığı açıklamada, tutuklanmasının siyasi bir olay olduğunu, toplumsal olan konuların kişilere indirgenmesi nedeniyle mağduriyete uğradığını kaydetti.

Kendisine yardımcı olan tüm üst düzey yöneticilere, ailesine ve halka teşekkür eden Osman Sarper, kendisine yapılanın haksızlık olduğunu ifade ederek, “Bana yapılan bir yanlıştı, bu yanlış inşallahbundan sonra başka kimseye yapılmaz” dedi.

Sarper, tutuklu olduğu süre zarfında kendisine diğer tutuklulara davranıldığı gibi davranıldığını, tansiyon ve şeker gibi rahatsızlıklarının dikkate alınmadığını belirtti. 8 Aralığa ertelenen duruşmasına katılıp katılmayacağının sorulmasıüzerine ise Osman Sarper, konunun 15-20 gündür üzerinde baskı oluşturduğunu, bir süre istirahat ettikten sonra konuyu tekrar değerlendireceklerini söyledi.

Osman Sarper’in avukatlarından Gürsel Kadri de Osman Sarper’in 1500 Kıbrıs Lirası nakdi kefaletle serbest bırakıldığını belirterek, dava ile ilgili, “İnancım odur ki bu dava devam ettirilmeyecektir, yapılanın haksızlık olduğuna onlar da inanmıştır” dedi.

Dava ile ilgili Rum toplumunda da tepki oluştuğunu kaydeden Kadri,Osman Sarper’in daha erken bırakılabilmesi için davanın öngörülenden bir gün önceye alındığını belirtti
.

Kıbrıs’ta AB’ye güven daha fazla

AB’nin araştırma kuruluşu Eurobarometre tarafından Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasında yapılan ankette, iki halkın da, AB’ye BM’den daha çok güven duyduğu ortaya çıktı.

 

NTV

Güncelleme: 20:01 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı

BRÜKSEL - Ankete katılan Rumların yüzde 61’i, Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 51’i AB’ye güvendiğini belirtti. Rumların sadece yüzde 27’si, Türklerin ise yüzde 48’i BM’ye güven duyduğunu belirtiyor.

Rumların yüzde 72’si AB’nin özgür dolaşım, yüzde 48’i barışla bağlantılı olduğunu söyledi. Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 49’u, AB’nin barışla bağlantılı olduğunu belirtirken, yüzde 48’i Birliğin ekonomik refah anlamına geldiği görüşünde.

Rum kesimindeki katılımcılar suç, pahalılık ve işsizliği en önemli sorunları olarak nitelendirdi. Kıbrıslı Türklere göre ise, en önemli sorunlar işsizlik ve ekonomik sıkıntılar.

ABD Kıbrıs’tan umutlu

ABD, Kıbrıs’ta iki toplum liderleri arasında haftasonunda yapılan görüşmeleri memnuniyetle karşıladığını ve bunun, kapsamlı müzakerelerin zeminini hazırlayacağını umduğunu bildirdi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 20:06 TSİ 12 Temmuz 2006 Çarşamba

WASHINGTON - Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum kesimi Lideri Tasos Papadopulos arasındaki görüşmeler, ABD tarafından memnuniyetle karşılandı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, bu çerçevede ay sonunda başlayacak teknik görüşmelerin, Kıbrıs’ta çözüm için kapsamlı müzakerelere yönelik zemin hazırlayacağı umudunu taşıdıklarını söyledi.

McCormack, ABD’nin, Kıbrıs’ta çözüm için BM’ye ve taraflara yardıma hazır olduğunu belirtti ve Kıbrıs’taki iki taraftan esnek ve çözüme istekli olmalarını istedi.

Sözcü McCormack, bir soru üzerine, ABD’nin Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması yönündeki isteğinin, geçen haftaki Abdullah Gül-Condoleezza Rice görüşmesinde de dile getirildiğini söyledi.

McCormack, bu konunun Rice’ın Türk yetkilileriyle görüşmelerinde zaman zaman gündeme geldiğini ve ABD Başkanı Bush’un da Başbakan Erdoğan’a bu meseleyi açtığını anlattı.

Sözcü, “Dini özgürlükler, demokrasi için temel önem taşıyor” dedi.

 

ABD yetkilisine Rum boykotu


12 Temmuz, 2006 19:34:00 (TSİ) CNN TURK

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Ada'daki temaslarının ardından, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza, tarafları dinlemek için Kıbrıs'a gidiyor. Ancak Rum lider Papadopulos, Bryza ile görüşmekten yana değil.

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza 16-19 temmuz tarihleri arasında Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak.
 
Ancak Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Matt Bryza'yı boykot kararı aldığı ve görüşmeyeceği belirtiliyor.
 
Papadopulos, Bryza'nın daha önceki ziyaretinde KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı cumhurbaşkanlığı makamında ziyaret etmesi sebebiyle randevu vermemişti.
 
Bryza bu ziyaretinde de Talat ile KKTC Cumhurbaşkanlığı’nda biraraya gelecek.
 
Brzya'nın ziyareti Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC ziyaretiyle aynı günlere denk geliyor.
 
ABD yönetimi, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos arasında yapılan görüşmeden çıkan sonuçtan memnun.
 
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack, "üzerinde anlaşmaya varılan formülün, Kıbrıs meselesinde kapsamlı müzakereler için yol açacağını umuyoruz" dedi.
 
Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu.
Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:
 

·  Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 

·  Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler Dizisi'nin tam metni şöyle:
 
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme bağlılık. 
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz sonuçlar doğuracağının kabulü. 
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması, aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı çözüme katkıda bulunacaktır. 
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son vermelidir.''  
 
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
 
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24 nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya gelmemişti.
 
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
 
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
 
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.

 

Kıbrıs için yeni bir umut mu?



BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin girişimiyle Lefkoşa'da gerçekleşen Talat-Papadopulos görüşmesi, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir umut mu?
İki liderin uzun bir durgunluk döneminden sonra, BM'nin şemsiyesi altında masaya oturması ve en azından "çerçeve" sayılan bir mutabakat metni üretmesi yeni bir beklenti yaratıyor.
Ancak atılan bu ilk adımın kapsamlı çözüm yolunu açıp açmayacağını kestirmek için zaman çok erken. Kıbrıs anlaşmazlığında şimdiye kadar umutla başlayan, fakat çok geçmeden hüsranla biten o kadar görüşme süreçleri gördük ki...
Her şeye rağmen, BM'nin yeni bir girişimde bulunması ve iki liderin bir araya gelmesi -ve de yeni bir süreç başlatabilecek bir mutabakat sağlaması- olumlu bir gelişme.

Nedenler değişik
Gambari'nin Kıbrıs sorununu buzdolabından indirmek istemesinin nedenlerini anlamak zor değil. Genel Sekreter Kofi Annan şimdiye kadar yapacağını yaptı. Artık kendisi tekrar devreye girecek durumda değil. Kaldı ki bu yılın sonunda görevi bitiyor.
Ancak Gambari, bu işe atanan yetkili olarak, yeni bir atağa kalkmakta yarar görüyor. Amacı BM'yi yeniden devreye sokmak, sorunun başka forumlarda (bu arada AB'de) içinden daha da çıkılmaz hale gelmesini önlemektir. Böylece hiç olmazsa Genel Sekreter'in sonbaharda vereceği raporda, BM'nin bu konuda aktif olduğu da tescil edilmiş olacak...
Türk tarafı öteden beri BM'nin tekrar devreye girmesinden yanadır. Bu bakımdan KKTC liderinin Gambari'nin çağrısını kabul etmesi bu politikaya uygun. Buna karşılık Papadopulos'un buna razı olması önemli -ve hatta bazı çevreleri şaşırtan- bir gelişme.
Rum liderinin böyle bir buluşmaya razı olması için sebepler var. Papadopulos BM raporunda görüşmeye yanaşmayan taraf olarak görünmek istemez. Ayrıca Rum yönetiminin son zamanlarda bazı AB ülkelerinin ve de ABD'nin baskıları altında kaldığı biliniyor. Hatta Atina'nın dahi Papadopulos'un tavrından memnun olmadığı ve kendisine bazı telkinler yaptığı da söyleniyor...

Sonuç belirsiz
Sebepler veya amaçlar ne olursa olsun, şimdi Kıbrıs'ta yeni bir süreç başlıyor. Gerçi Lefkoşa'da ilan edilen mutabakat metni, sadece bir çerçeveden ibaret. Yani bundan sonra içini doldurmak gerekecek. Her zamanki gibi, zorluklar, anlaşmazlıklar da o zaman ortaya çıkacak...
Mutabakatın somut yanı, iki ayrı kulvarda yeni bir süreç başlatmasıdır. Birincisi, teknik meselelerle ilgili görüşmelerdir ki, bu temmuz ayı içinde start alacak. Diğeri de, uzmanların Kıbrıs sorununun özü ile ilgili yapacağı hazırlık çalışmaları ile ilgilidir ki, bu da Talat ve Papadopulos'un katılımıyla gerçekleşecek.
Mutabakatın 5 maddesi, genel ilkeleri belirliyor. Birinci maddenin "iki toplumlu iki bölgeli federasyon"a dayalı çözüm ile ilgili cümlesinde "siyasi eşitlik" ilkesine de değinilmesi KKTC açısından önemli... Buna karşılık ikinci maddede yer alan "statükonun kabul edilemez" olduğu ifadesi, bir bakıma Türk tarafının şimdiye kadar "de facto" durumunun tescili yönünde harcadığı çabalara ters düşüyor... Teknik komitelerin çalışmalarının gündeminin ne olacağı, bu maddeler arasında yer almıyor. Bu listenin hazırlanmasında epey görüş ayrılığı çıkabilir...
Ama Türk tarafı açısından, bu yeni sürecin başlaması, olumlu bir olay. Hatta bunun Türkiye'nin AB'deki durumunu rahatlatması ve "Financial Times"ın belirttiği gibi, "Türkiye ile AB arasında (Kıbrıs yüzünden) çıkması olası bir krizi gidermesi" de mümkün...

SAMI KOHEN MILLIYET 12/07/06

 

Erdoğan mesajı adadan verecek

12/07/2006 RADIKAL

ANKARA/LEFKOŞA - BM'nin Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderlerini ilke mutabakatına vardırmasının ardından KKTC Cumhurbaşkanlığı Rumların görüşmelerdeki tavrına temkinli yaklaşırken, Başbakan Tayyip Erdoğan adadan AB'ye mesaj gönderecek. 20 Temmuz 'barış ve özgürlük bayramı' kutlamalarına katılacak olan Erdoğan, AB'nin sürekli 'ev ödevi' hatırlatması yapması ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün TBMM'de onaylanması baskısına karşılık "Siz de ev ödevlerinizi yapın. Kuzey Kıbrıs'a tecridi kaldırın ki, bizden adım bekleme hakkınız olsun" diyecek. Ziyarette yeni süreç için ortak tutum belirlenecek.

Rumlardan Byrza'ya baskı
Ocakta eski Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'un KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ofisinde ziyaret etmesini tüm tehditlerine rağmen önleyememiş olan Rum Yönetimi, bu kez haftabaşı gelecek ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matt Byrza'ya baskı yapıyor. Hükümet sözcüsü, Straw'a koydukları kuralların Byrza için de geçerli olduğunu, ABD'li diplomatın Talat'ı ziyaret ederse Rum liderince kabul edilmeyeceğini söyledi. (Radikal, afp)

ABD'nin Kürt devleti

M.Ali Kışlalı

12/07/2006 RADIKAL

Türk-ABD ilişkilerini yakından izleyen bir gözlemciyseniz sık sık şaşırırsınız. Çünkü ABD'nin, bölgedeki çıkarlarına uygun olarak gerçekleştirmek istediği politikasına tam ters adımlar attığını da görürsünüz.
Türkiye ile son dönemde gerginleşen ilişkilerini düzeltmek için, inanılırlığını yitirmiş 'stratejik ortaklık' yerine 'ortak vizyon belgesi'ne dayalı bir ilişki yaratmaya çalışırken ortaya çıkan 'Kürt devleti' tasarısı buna bir örnektir.
Konu, ABD'nin dikkatle izlenen 'Armed Forces Journal'de (Silahlı Kuvvetler Dergisi) yayımlandı. Cumhuriyet gazetesi vasıtasıyla yansıtılan makale, tanınmış bir askeri konular yazarı olan emekli albay Ralph Peters tarafından yazılmıştı. Genişletilmiş Ortadoğu bölgesini kapsayacak iki yeni çizilmesi tasarlanmış haritayı da içeriyor. Bu haritalardan biri Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Suriye, Türkiye, Irak ve İran'dan alınacak topraklarla kurulacak bir Kürt devleti orada şekilleniyor. Yazar böylece bölgede gerçekçi bir düzenin kurulmuş olacağını vurguluyor.
ABD'de, bu tür yayınlarda hangi konuların nasıl ele alındığını yakından bilecek durumda olanlar, makalenin pek hafife alınmaması gerektiğini düşünüyorlar. Çünkü bu tür düşünce egzersizleri, sadece ortaya atılmış olsun diye boşuna yapılmıyor. Yapılacak tartışmalar, politikalara zemin hazırlıyor. Hatta biraz kuşkucu olan uzmanlar, "Makalede biraz ilgili ülkeler için tehdit unsuru da var" diyorlar. Yani ABD, böylece Türkiye'ye 'Türk vizyon belgesi' ile bir havuç uzatırken diğer taraftan da Güneydoğu'yu 'işgal edilmiş Kürt toprağı' olarak ortaya koyup, 'sopa' göstermiş oluyor.
ABD'nin bölgede bir Kürt devleti kurma düşüncesinin yeni olduğu söylenemez. Bırakın işin geçmişini, Irak Kürtlerine Saddam karşısında tam koruma sağladığı, bunun için de İncirlik Üssü'nü kullandığı şu 15 yıllık dönemdeki tutumu, bu projenin göstergesi değil midir?
Türkiye hep bu olasılıktan korkar. ABD de hep Türkiye'ye böyle bir şey olmayacağı hakkında sözlü güvence verir. Türk yetkilileri de, başka çare görmediklerinden olacak, ABD'ye, Kürtlerin korunmasında hep yardımcı olmayı sürdürürler.
Kurulması tasarlanan Kürt devleti için topraklarına göz dikilen dört ülkenin kendilerini savunmaları için ortak strateji üretmeleri gerektiği hep bilinir. Ama bu arayış ABD tarafından hoş karşılanmayacağından, Türkiye girişimlerini hep gizli tutar.
Ama söz konusu makaleden sonra Türk resmi makamlarından mutlaka bir tepki gelmesi gerekmez miydi? Çünkü makalenin yazarına göre, Türkiye'deki Kürtlerin yaşam koşullarında son yıllarda az da olsa iyileşme gerçekleşmiş olsa da, son gelişmelerden sonra: "Türkiye'nin beşte birini oluşturan doğusunun işgal edilmiş bir bölge olarak görülmesi gerekiyor."
Bu, şimdiye kadar sadece PKK tarafından yapılan değerlendirme, resmi sayılabilecek bir ABD askeri kaynağından geliyorsa ne diyeceksiniz?
Yaklaşımdan daha önce, kendi kaynaklarından haberdar olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının ABD'nin 4 Temmuz resmi gününe gitmemiş olmalarını buna mı bağlayacaksınız?
Yoksa, tepki görevinin, ABD ile imzaladığı 'Vizyon Belgesi'nin önem ve ciddiyetine gölge düşürmemek için suskun kalan Dışişleri Bakanı Gül'e ait olduğunu mu söyleyeceksiniz?
Büyük devletler önemli projelerinin hepsini kapalı kapılar altında hazırlamıyorlar. 'Suret-i hak'tan görünen yaklaşımlarla da adım atmasını biliyorlar.
ABD şimdi bölgedeki yaşamsal önemi içeren enerji kaynakları ve enerji nakil yollarını güvence altına almak için nöbete sokacak kendi Kürt devletinin hazırlıklarını yapıyor.
* * *

Mimar Sarper kefaletle serbest

KEFALET 1500 KL... Güney Kıbrıs'a geçerken arabasında mimari planlar bulunduğu gerekçesiyle Rum polisi tarafından tutuklanan Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper, kefaletle serbest bırakıldı. Sarper, dün saat 15.30'da avukatları ve ailesiyle birlikte Metehan Sınır Kapısı'ndan, Kuzey Kıbrıs'a geçti. Osman Sarper, sınırda yaptığı kısa açıklamada, bugün yapılması beklenen duruşmanın dün yapıldığını ve 1500 Kıbrıs Lirası nakdi kefaletle serbest bırakıldığını söyledi

"DAVANIN DEVAM ETTİRİLECEĞİNİ SANMIYORUM"... Mimar Osman Sarper, bir süre istirahat ettikten sonra aralık ayındaki duruşmaya katılıp katılmayacağını yeniden değerlendireceklerini söylerken avukatlarından Gürsel Kadri, davanın devam ettirilmeyeceğine inandığını söyledi. Sarper'in tutuklanmasının hem Kuzey Kıbrıs hem de Güney Kıbrıs'ta büyük tepki topladığını belirten Kadri, bugün yapılmasının beklenen duruşmanın gelen tepkiler ve Sarper'in sağlık durumu nedeniyle dün yapıldığını kaydetti

Gözde SÜREÇ

Güney Kıbrıs'a geçerken arabasında mimari planlar bulunduğu gerekçesiyle Rum polisi tarafından tutuklanan Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper, kefaletle serbest bırakıldı. Sarper, dün saat 15.30'da avukatları ve ailesiyle birlikte Metehan Sınır Kapısı'ndan, Kuzey Kıbrıs'a geçiş yaptı.

Osman Sarper, sınırda yaptığı kısa açıklamada Güney Lefkoşa'daki Kaza Mahkemesinde bugün yapılması beklenen duruşmanın dün yapıldığını ve 1500 Kıbrıs Lirası nakdi kefaletle serbest bırakıldığını söyledi.

Davanın aralık ayında ertelendiğini söyleyen Sarper, mahkemenin serbest yargılanmasına karar verdiğini belirtti.

Sarper, arabasında mimari planlar bulunduğu gerekçesiyle Güney Kıbrıs'ta tutuklanmasını "siyasi ve toplumsal bir olayın kişileştirilmesi" olarak tanımladı ve bu durumdan mağdur olanın kendisi olduğunu ifade etti.

Mimar Osman Sarper, bu zor süreçte kendisine yardım eden herkese ve halka verdikleri destek ve yaptıkları yardımlar için teşekkür etti.

Kendisine yapılan davranışın büyük bir hata olduğunu söyleyen Sarper, "bana yapılan bu yanlış umarım başkalarına da yapılmaz. Başkaları da benim gibi zarar görmez" dedi. Güney Kıbrıs'ta kendisine bütün tutuklulara davranıldığı gibi davranıldığını belirten Sarper, tutuklu olarak bulunduğu sürede en büyük şikâyetinin hasta olmasına rağmen, yetkililerin kendisine ilgi göstermemesi olduğunu kaydetti.

Sarper, şeker ve tansiyon hastası olduğunu ve birçok kereler rahatsızlandığı halde kendisine ilgi gösterilmediğini, bu durumun çok büyük sıkıntı yarattığını vurguladı.

Aralığa ertelenmen duruşmasına katılıp katılmayacağının sorulması üzerine ise Sarper, konunun 15-20 gündür üzerinde baskı oluşturduğunu, bir süre istirahat ettikten sonra konuyu tekrar değerlendireceklerini söyledi.

Kadri: Davanın devam

ettirileceğini sanmıyorum

Mimar Osman Sarper'in avukatı Gürsel Kadri, Güney Lefkoşa'daki Kaza Mahkemesinin davayı aralık ayına ertelediğini ve Sarper'in 1500 Kıbrıs Lirası nakdi kefaletle serbest bırakıldığını kaydetti.

Kadri, bu davanın devam ettirilmeyeceğine inandığını söyledi. Mimar Osman Sarper'in tutuklanmasının hem Kuzey Kıbrıs hem de Güney Kıbrıs'ta büyük tepki topladığını belirten Kadri, davanın bugün yapılmasının beklendiğini ancak gelen tepkiler ve Sarper'in sağlık durumu nedeniyle davanın dün görüldüğünü kaydetti.

KIBRIS 12/07/06

 

Baba ile Oğul

 

Yoksuldu baba...
     Çok zor koşullarda, zar zor büyüttü oğlunu...
     Yemedi ona yedirdi, giymedi onu giydirdi.
     En büyük ideali yavrusunun kendi ayakları üzerinde durabildiği günleri görüp Avrupa’ya yerleşmekti.
     Orada iyi para kazanacak, bundan böyle adam gibi yaşayacaktı.
     

* * *


     Zamanla oğlan büyüyüp serpildi, bağımsızlığını ilan etti.
     Ancak bir arkadaşıyla ayrı evde oturduğu halde, kendi harçlığını çıkaramıyor, hala babasının eline bakıyordu.
     Üstelik ev arkadaşıyla da kavgalıydı.
     Baba yine de her eziyete katlanıyor, dişinden tırnağından artırdığını oğluna aktarıyordu. Ne de olsa o, kendi kanından, kendi soyundandı.
     Bir yaz günü, oğlanın evinde büyük bir kavga koptu. Evladının dövüldüğünü duyan baba sopayı kapıp evi bastı; öfkeyle oğlunun ev arkadaşının kafasını yardı.
     Tabii bütün mahalle ayağa kalktı. Herkes babayı suçladı.
     Adı "belalı"ya çıkmıştı.
     

* * *


     Yıllar geçti... Baba bir daha dayak yemesin diye, oğlunun yanından hiç ayrılmadı; ona aş, para, silah verdi, yanına adam koydu.
     Artık yavrusunun güvencede olduğunu düşünüyor, kendi düşlerinin peşine düşme vaktinin geldiğine inanıyordu.
     Yeni bir hayata kanatlanmak üzere vize kuyruğuna girdi.
     Ancak "Sen giremezsin" dediler, "Haneye tecavüz etmişsin".
     "Ama oğlumu dövüyorlardı" diyecek oldu, dinlemediler.
     Yıkıldı baba... Yavrusunu koruma uğruna büyük idealinden olmuştu.
     Kimi dostları "Oğlanı evlatlıktan reddet, kurtul. O zaman alırlar seni" dedi.
     Baba "İnsan hiç oğlundan vazgeçer mi" diye direndi, dinlemedi.
     HHH
     Gel zaman git zaman, yoldan çıktı bizim oğlan... Kirli işlere bulaştı. Evinde uyuşturucu ticareti yaptığı, silah sakladığı, kanun dışı işlere bulaştığı haberleri geliyordu.
     Babasından zengin hale gelmişti, ama hala ondan harçlık alıyordu. Üstüne üstlük babasını da sevmiyor, "Başıma ne geldiyse senin yüzünden" diye dikleniyordu.
     Zavallı adamcağız, onu kollayacağım diye hem fakirleşmiş, hem yalnızlığa itilmiş, hem de istikbal planlarını ertelemişti.
     Şimdi kendisini sevmeyen problemli bir oğlanla baş başa kalmıştı.
     

* * *


     Sonra bir gün, araya aracılar girdi, oğlan ev arkadaşıyla barıştırıldı.
     Eski kavgaları unuttular, birlikte vize alıp güle oynaya Avrupa’nın yolunu tuttular.
     Babanın düşlerinin ülkesiydi orası...
     Baba "Madem onlar barıştı, ben de gideyim" diyecek oldu, ama yine aynı gerekçeyle kapıdan kovuldu:
     "Sen bir süre daha bekleyeceksin. O arada sicilini düzeltmeye çalış."
     Şimdi baba, bir yandan oğluna harcamaktan biriktiremediği paraları biriktirmeye, bir yandan da oğlu yüzünden bozulan sicilini düzeltmeye çalışıyor.
     Ve boynunu büküp, eski kavgalısıyla, el ele kendi mutluluk diyarına uçan oğlunun ardından el sallıyor:
     "Oğlum, Kıbrıs’ım!
     Sen mutlu ol yeter... Belki bana da bir gün verirler. Ben de bir gün yüzü görürüm."

CAN DÜNDAR WEB SİTESİNDEN

 

AİHM’den Atina’ya müftü cezası

Yunanistan, İskeçe müftüsü Mehmet Agga’nın din özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bir kez daha mahkum edildi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 18:09 TSI 13 Temmuz 2006 Perşembe

STRASBOURG - İskeçe müftüsü Mehmet Agga, Batı Trakya Türk azınlığı tarafından müftü seçildiği ve bu kimlik altında açıklamalar yaptığı gerekçesiyle kendisini 4 kez yargılayan Atina’ya karşı Strasbourg’da açtığı iki davayı daha kazandı.

Agga, bundan önce 2 dava daha açmış ve onları da kazanmıştı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tüm bu davalarla ilgili kararlarında Yunanistan’ın Mehmet Agga’nın din özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi.

Yunanistan, AİHM’de yaptığı savunmada, müftünün ülkede hukuksal görevleri bulunduğu ve İskeçe’de 2 müftü olmasının Müslümanlar, Müslümanlarla Hıristiyanlar ve Türkiye ile Yunanistan arasında gerilim yaratacağını öne sürmüştü.

Mehmet Agga ise Yunanistan’da Hıristiyanlar ile Musevilerin kendi dini liderlerini seçebildiklerine vurgu yapmış ve Müslümanlara aynı hakkı tanımamanın ayrımcılık olduğu tezini işlemişti.

AİHM’nin gerekçeli kararında, Yunan yargısının Mehmet Agga’nın sadece İskeçe müftüsü sıfatıyla yayımladığı ve imzaladığı belgeleri temel aldığı, söz konusu belgelerin hukuksal yaptırımı konusunda hiçbir kanıt sunamadığı belirtildi.

AİHM, bu tespitten yola çıkarak, Mehmet Agga’ya yönelik uygulamanın demokratik bir toplumda gereksiz olduğunda karar kıldı ve Atina’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin din ve vicdan hakkıyla ilgili 9’uncu maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

Atina, bu iki kararla ilgili olarak Mehmet Agga’ya toplam 3 bin Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

 

İyi bir haber var...



Hiç ilgilenmediğinizi, hatta Kıbrıs kelimesini gördüğünüz zaman sıkılıp başka yazılara göz attığınızı da biliyorum. Ancak, son gelişmelere değinmeden edemeyeceğim.

BM Genel Sekreter Yardımcısı Gambari, Papadopulos'u ikna etti ve Talat ile birlikte tekrar masaya oturmasını sağladı. Biliyorsunuz, Papadopulos, Talat ile görüşmüyor ve aynı masaya oturmak dahi istemiyordu. AB'ye tam üye olduktan sonra, Türkiye müzakerelerini şantaj unsuru gibi kullanıp, KKTC'yi teslim alma politikası uygulamaya başlamıştı.

İşte böyle bir aşamada, Gambari'nin önerisini kabul etmesi beni çok şaşırttı.

Papadopulos'un yaklaşımı galiba üç nedene dayanıyor:

1. Atina, Türkiye ile ilişkilerin gerginleşmesini ve AB'nin müzakerelerinin ertelenmesi veya askıya alınmasını istemiyor. Papadopulos'un Türk toplumunu tümüyle görmezden gelen politikasını beğenmiyor.
2. Gambari, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne rapor yazacak. Papadopulos'un görüşme masasından kaçması, raporun aleyhine çıkmasıyla sonuçlanacaktır.
3. Papadopulos, görüşmelere katılmayarak, Avrupa Birliği'nde aleyhindeki rüzgarların daha da sertleşmesinden çekindi.

Bu görüşmelerden çözüm çıkmayacak. Bu konuda kimsenin kuşkusu olmasın. Zaten ne Talat ne de Papadopulos çözüm için masaya oturuyorlar.

Papadopulos tepkileri engellemek, Talat ise, Kıbrıs topunu AB'den alıp BM'ye geri taşımak ve daha da önemlisi, yıl sonu AB tren kazasını, az yarayla atlatmayı amaçlıyorlar. Herkesin ayrı bir hesabı var. Ancak ne olursa olsun, bu sürecin başlaması Türkiye'yi rahatlatacaktır. Tabii yine de, Papadopulos'un oyunu nerede ve nasıl bozacağına dikkat etmek gerekiyor.

* * *

SCHRÖDER : AB GİBİ SİZ DE SÖZÜNÜZÜ TUTUN


Eğer Türkiye, 17 Aralık 2004'te, AB ile tam üyelik müzakerelerine başlayabilmek için, 3 Ekim tarihini alabilmişse, bunda en büyük katkısı olan kişi, o dönemin Alman Başbakanı Schröder'dir.

Pazartesi akşamı, Alman sermayesi ve aristokrasisinin simgelerinden biri olarak tanınan Rothschıld Bankası'nın açılışı için İstanbul'daydı. Üç bakan ve az sayıda bir davetli grubuna konuştu. Sait Halim Paşa Yalısı'nda, lacivert bir gökyüzünde, sarıya yakın renkte 14'ünü bulmuş, yusyuvarlak bir mehtabın çıktığı sırada, Avrupa'nın Türkiye'ye neden EVET demesi gerektiğini dört madde de anlattı:

1. Ahde Vefa: 40 yıldır verilen tarihi sözlerin tutulması gerekir.
2. Güvenlik: Türkiye, Avrupa güvenliğine önemli katkıda bulunacaktır.
3. İslam: Dünya'ya İslam ile demokrasinin çelişmediğini gösterecektir.
4. İşgücü ve Ekonomi: Türkiye'nin Avrupa'ya katılması, hem ekonomik, hem de genç iş gücüyle büyük avantaj sağlayacaktır.

Schröder, Türkiye'ye de bir tavsiyede bulundu:

"...Müzakereler uzun sürecektir. Sabırsız davranmayın. Sabırlı olun... Eğer reformlarınızı sürdürmeyi başarırsanız, sizi kimse durduramaz. Bu da zor ve taşlarla dolu bir yoldur..." dedi.

Bütün bu yol boyunca karşımıza çıkacak olan Kıbrıs konusunda da çok ilginç bir uyarı yaptı: "...Avrupa Birliği moral zorunluklarını yerine getirmeli, Türkiye'de hukuki zorunluklarını gerçekleştirmeli..."

Schröder'i dinlemek her zaman keyif verir. Yemekte, Türkiye'yi bize farklı bir açıdan anlattı. Doğrusu gurur duydum. Bir an için olsa dahi, etrafımı pembe gördüm.

* * *

EĞİTİMDE DÖKÜLÜYORUZ...


Yaşadığımız çağda, büyümek, güçlü ve lider ülke olmak, yani kendimizle gurur duymanın en başta gelen faktörü, yetenekli genç kuşaklar yetiştirmekten geçer. Eğitim sistemimiz iyi değilse, ne yaparsak yapalım, bir yerlere varamayız. Ne ekonomimiz gelişir, ne ordumuz güçlenir. Hep geride kalırız.

İşte bu açıdan baktığımızda, YÖK'ün son olarak yayınladığı "Yüksek Öğretim Stratejisi Taslağı" insanın içini karartacak kadar kötü bir manzara çiziyor. Gerçek durumu ortaya koyuyor. Dolar'ın ve enflasyonun artışı karşısında gösterdiğimiz telaşın çok daha fazlasını hissetmemizi ve önlem peşinde koşmamızı gerektiriyor.

YÖK alarm zillerini çalıyor.

Strateji taslağını dikkatli biçimde okuduğunuz zaman, inanılmaz verilerle karşılaşıyorsunuz.

Beni en çok etkileyen bulgular arasında, öğretim elemanlarının yüzde 60'ının hiçbir yabancı dil bilmemesi, yüzde 46'sının da hiç yurt dışına çıkmamış olmaları. Dünya ile hiç ilgisi bulunmayan bir öğretmenin yetiştirdiği öğrenciden ne beklersiniz? Matematik ve Fen derslerinde dökülen bir genç kuşak ve onları yetiştiremeyen orta öğretim ülkenin düzeyini nasıl yükseltebilir ki...

YÖK'ün bu çalışması çok önemli. Erdoğan Teziç'i de tebrik etmek gerekir. Bu raporu, ideolojik yönden YÖK düşmanlığı yapıp görmezden gelmeyelim. Tartışalım ve en iyisini bulmaya çalışalım. Zira bu konu, Türkiye'nin geleceği ile ilgili.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 13/07/06

 

Yabancıya 'toprak' satmak!



TAPU Kadastro Genel Müdürlüğü'nün resmi rakamları, hukuken geçerli olan tek veridir. Çünkü, taşınmaz işlemleri sadece resmi tapu kaydı ile yapılır. Onun dışındaki 'gizli' senetler, 'gizli' anlaşmalar hukuken yok hükmündedir.
Tapu kaydı kimin adına ise malik odur; "Yabancılar tapu kaydını Türk vatandaşları adına yaptırıp gizli senetle toprak satın alıyor" iddiası zırvadır.
Bu hukuki ve kanuni gerçeği belirttikten sonra, yine resmi rakamlara dönelim:

·  14 bin Yunan vatandaşı ülkemizde 12 bin 217 parça taşınmaz satın almış; Yunanistan vatandaşlarına satılan 'topraklarımızın' toplam yüzölçümü 3 milyon 929 bin metrekaredir!
'Eyvah' mı? Hayır!

·  Türkiye'de yaklaşık 4 bin dönümlük taşınmaz mal satın almış olan bu 14 bin Yunan vatandaşının 12 bin 549'u Türk asıllıdır!
Hepsi Yunan olsa bile miktar, hiçbir şekilde güvenlik sakıncası yaratmayacak kadar küçüktür. Biz böyle paranoyakça taşınmaz satışlarına kafayı takarken, Yunanlar 4 milyar 700 bin dolara Finansbank'ı satın aldılar!

Milli güvenlik açısından
Tapu Kanunu'nun 35. maddesine göre, yabancıların Türkiye'de taşınmaz mal alması şu şartlara bağlıdır:

·  Ülkeler arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) olacak.

·  Yabancılara arazi (toprak) satılamaz, sadece imar planlarına uygun mesken ve işyeri satılabilir.

·  Bir yabancı iki buçuk dönümden fazla taşınmaz mal satın alamaz.

·  Yabancılara satılacak taşınmazların toplamı, o ilin binde beşini aşamaz!
Bu şartlardan başka, yabancılara satış işleminin genel düzenlemesini yine 35. maddeye göre kurulan bir komisyon yapıyor. Bu komisyonda bakanlık temsilcileri var; Adalet, Tarım ve Köyişleri, Kültür ve Turizm bakanlıkları gibi... Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü temsilcisi var. Ve...
Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve MİT temsilcileri var!
Nerede, ne oranda taşınmaz satılabileceğini veya hiç satılamayacağını işte bu komisyon düzenliyor. Komisyon üyelerinin 'ırk'larına da baktım!!! İçlerinde 'gizli Yahudiler' de yok, 'gizli Merihliler' de!!!

Kim kimi satın alıyor?
Finansbank'ın 4.7 milyar dolara Yunanlara satılması konusunda bir soru: Yunanlar Türk finans sektörüne 'sızıyor' mu?!
Ama bir Yunan da şöyle sorabilir: Türkiye'deki Yunan yatırımları 5 milyar dolara varıyor, Türkiye Yunanistan'ın 5 milyar dolarını rehin almış olmuyor mu?!
İki soru da yanlış!
Bütün milletler için ekonomik gelişme ve rekabetin ülke sınırlarını aştığı bir çağda yaşıyoruz. Avrupa ülkelerinde Türklerin satın aldığı taşınmazları, kurdukları şirketleri, yaptıkları yatırımları düşünün!
Bu ekonomik iç içe geçmeler milletlerarası barışı da güçlendiriyor. Türkiye'ye 5 milyar dolar yatıran Yunan bankacılar, Kıbrıs sebebiyle Türkiye'nin bir krize sürüklenmesini ister mi?!
Bütün aklı başında ülkeler gibi Türkiye de 'dışa açılmayı' sürdürmelidir; yabancılara mesken ve işyeri satışı dahil... Tabii milli güvenliğin gerektirdiği şartlar ve kısıtlamalarla...
Unutmayalım, kalkınma için Türkiye'nin gittikçe artan şekilde dışa açılmaya, dış pazarlara ve dış kaynaklara ihtiyacı vardır.

TAHA AKYOL MILLIYET 13/07/06

 

Papadopulos'tan Bryza kaprisi

TALAT'TAN BRYZA'NIN GÖRÜŞME TALEBİNE OLUMLU YANIT Adaya üç günlük bir ziyarette bulunacak olan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Bryza, 18 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Talat tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'ndan edinilen bilgiye göre, Bryza'nın 18 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Talat'la görüşme talebine olumlu yanıt verildi. Görüşmenin tarihi kesinleşirken, görüşme saati daha sonra belirlenecek

PAPADOPULOS, BRYZA İLE GÖRÜŞMEYECEKRum yönetimi lideri Papadopulos, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Bryza ile görüşmeyecek. Papadopulos, bu tavrının, Cumhurbaşkanı Talat'ı ziyaret eden Straw'a yönelik tavrıyla bir ilgisi bulunmadığını, çünkü Bryza'nın bir hükümet yetkilisi değil, bir diplomat olduğunu vurguladı. Papadopulos, Bryza ile görüşmeme kararında bir değişiklik olup olmayacağıyla ilgili olarak ise 'Hayır hiç görüşmeyeceğim" dedi

 

Kıbrıs'a 3 günlük bir ziyarette bulunacak olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, 18 Temmuz Salı günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından Cumhurbaşkanlığı ikametgahında kabul edilecek. Talat'ın aksine Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Bryza ile görüşmeyeceğini açıkladı.

16-18 Temmuz tarihleri arasında adaya üç günlük bir ziyaret gerçekleştirecek olan Bryza, adanın her iki tarafında da temaslar yapacak.

17 Temmuz Pazartesi günü güneyde temaslarda bulunacak olan Bryza, 18 Temmuz'da Kıbrıs Türk tarafına geçerek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında görüşecek.

Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'dan edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanlığı Bryza'nın 18 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Talat ile görüşme talebine olumlu yanıt verdi. Görüşmenin tarihi kesinleşirken, görüşme saati daha sonra belirlenecek.

Öte yandan Kıbrıs Rum toplum lideri Tassos Papadopulos, Bryza ile görüşmeyeceğini ifade ederek, görüşme kararının değişip değişmeyeceğiyle ilgili bir soruya kesin bir dille 'hayır hiç görüşmeyeceğim" cevabını verdi.

Mathew Bryza'nın, güneydeki temasları çerçevesinde, 17 Temmuz'da Kıbrıs Rum tarafındaki ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiadis ile bir araya geleceği öğrenildi.

ABD Lefkoşa Büyükelçiliği yayımladığı açıklamada, ziyaretin amacının, adadaki iki tarafın görüşlerini dinlemek olduğunu belirtti.

Bryza'nın ziyaretinde Rum Yönetimi ile "geniş işbirliği alanları" konusunda da görüşmeler yapılacağı kaydedildi.

ABD Büyükelçisi: Bryza, olabildiğince

kapsamlı bir dizi temasta bulunmayı umuyor

ABD'nin Kıbrıs Büyükelçisi Ronald Schlicher, Matthew Bryza'nın, adadaki temasları sırasında, her iki taraftaki siyasi liderlerle olabildiğince kapsamlı bir dizi temasta bulunmak istediğini ve programının buna imkân tanımasını ümit ettiğini söyledi.

Kıbrıs Haber Ajansı'nın haberine göre, Schlicher, dün Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Sofoklis Sofokleus ile görüşmesi ardından, Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos'un Bryza ile görüşmeyeceğiyle ilgili olarak değerlendirmede bulundu.

Schilcher, ABD'nin, hafta sonu Papadopulos ile Talat arasında varılan anlaşmayla kaydedilen ilerlemeye desteğini yineledi.

ABD'li büyükelçi, "Müsteşar yardımcımız Mat Brzya'nın yapacağı ziyarette ayrıca bu süreci destekleme çerçevesinde olacaktır" dedi.

Bryza ile Talat'ın görüşmesi ve görüşmenin nerede yapılacağı ile ilgili olarak Schlicher, "programını ayarlama sürecindeyiz ve program yapılana kadar bu konu hakkında konuşmamam gerektiğini düşünüyorum" dedi.

Talat: Bryza ile makamımda görüşeceğim

Cumhurbaşkanı Talat, dün sabah bir kabulü sırasında, konuyla ilgili soruya karşılık, Bryza ile makamında bir araya geleceğini açıkladı.

Talat'la makamında bir araya gelmesi halinde, Kıbrıs Rum toplum lideri Tassos Papadoplulos dahil hiçbir Rum yetkilinin Bryza ile görüşmeyeceği şeklindeki açıklamaların anımsatılması üzerine ise Talat, "O, onun sorunu...Benim makamım burası. Görüşmelerimi burada yapıyorum. Bu görüşme de burada olacak" şeklinde konuştu.

Papadopulos: Bryza

ile görüşmeyeceğim

Atina'daki temaslarını tamamlayarak Güney Kıbrıs'a dönen Kıbrıs Rum toplum lideri Tassos Papadopulos ise Larnaka Havalimanı'nda konuyla ilgili değerlendirmede bulundu.

Rum Radyosu'nun haberine göre, Papadopulos, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri her zaman işbirliği içerisinde oldukları Yunanistan hükümeti ile değerlendirdiklerini ve olası gelişmeler üzerinde tavır belirlediklerini söyledi.

Bir gazetecinin, önümüzdeki günlerde adaya gelecek ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkilisi Bryza ile görüşüp görüşmeyeceğini sorması üzerine ise Papadopulos, "Hayır, programımda Bryza ile görüşmek yok. Programım böyle bir görüşme içermiyor" dedi.

Bunun, Cumhurbaşkanı Talat'ı ziyaret eden Straw'a yönelik tavrın aynısı olup olmadığı sorusuna ise Papadopulos 'Hayır, ben Bryza'nın programını dahi bilmiyorum ve bunun Straw olayı ile ilgisi yok. Bu ziyaretten bizim politikamız etkilenmez, çünkü Bryza bir hükümet yetkilisi değil bir diplomattır" dedi.

Papadopulos, "Bryza ile görüşmeme kararınız değişebilir mi?" sorusuna ise kesin bir dille 'Hayır hiç görüşmeyeceğim" cevabını verdi.

Rum Dışişleri Bakanı:

Hükümet Bryza ile görüşecek

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, dün yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza'nın bir hükümet yetkilisi olduğunu ifade ederek, Rum hükümetinin Bryza ile görüşmeyi kabul etmiş olduğunu söyledi.

Lillikas, Rum hükümetinin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşen yetkililerle görüşmemesi gibi bir politikası olmadığını da belirtti.

Lillikas, Bryza'nın ziyareti sırasında Brüksel'de olacağından dolayı büyük bir olasılıkla Bryza ile kendisinin görüşemeyeceğini belirterek, ya Bryza'nın adada biraz daha uzun kalacağını ya da dışişleri bakanlığından üst düzey yetkililerle görüşeceğini kaydetti.

Papadopulos'un Bryza'yı kabul etmeyeceğinin anımsatılması üzerine Lillikas Bryza'nın bir hükümet yetkilisi olduğunu ve Papadopulos'un programında Bryza ile görüşmesinin yer almadığını belirtti.

KIBRIS 13/07/06

 

Maraş'ın iadesine karşılık doğrudan ticaret tüzüğü

"TÜRKİYE, BU ŞARTI KABUL ETMELİ"Rum Dışişleri Bakanı Lillikas, AB dönem başkanlığını yürüten Finlandiya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Piipponen'le görüşerek, Rum hükümetinin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili görüşlerini aktardı. Tüzükle ilgili bazı hareketlenmeler olabileceğini söylen Lillikas, Kapalı Maraş'ın Rumlara iade edilmesinin tüzüğün hayata geçmesi için temel ön şart olduğunu, Türkiye'nin bunu da kabul etmesi gerektiğini vurguladı

Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, dün Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını yürüten Finlandiya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Risto Piipponen'le görüşerek, Rum hükümetinin hangi çerçevede Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü desteklediğine açıklık getirdi ve tüzükle ilgili bazı hareketlenmeler olabileceğini söyledi.

Kıbrıs Haber Ajansı'na göre, Lillikas, Kapalı Maraş'ın (Varoşa) Kıbrıslı Rumlara iade edilmesinin tüzüğün hayata geçmesi için temel ön şart olduğunu, Türkiye'nin bunu da kabul etmesi gerektiğini vurguladı.

Finlandiya'nın Lefkoşa Büyükelçisi Piipponen'le yaptığı toplantıdan sonra açıklamalarda bulunan Lillikas, Türkiye'nin AB müzakere sürecinin yıl sonuna kadar taşınabileceğine ilişkin bir soru üzerine, "bu konuda birçok ülkenin birçok düşüncesi var. Kıbrıs hükümetinin kesin bir hedefi bulunuyor o da müttefik kazanmak için çaba harcamak" dedi.

Rum Dışişleri Bakanı, Piipponen'le görüşmesinde, Finlandiya'nın AB Dönem Başkanlığı süresinde üzerinde çalışılacak konuları, Kıbrıs'la ilgili olarak da "Varoşa limanı ve kentin durumunu, Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakere sürecini ve Avrupa Birliği'nde Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili raporundan sonraki tartışmaları görüştüklerini" belirtti.

Lillikas, görüşmede 18 Temmuz Salı günü Brüksel'de Finlandiya Dışişleri Bakanı'yla yapacağı görüşmenin hazırlıklarını da ele aldıklarını kaydetti.

Kıbrıslı Türklerle Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün uygulanmasına ilişkin soruları yanıtlayan Lillikas, Rum hükümetin, bu konudaki önerisine ve Lüksemburg'un AB Dönem Başkanlığı sırasında yaptığı öneriye, Avusturya, Finlandiya ve Almanya dönem başkanlarının, üzerinde anlaşılan çerçeve esasında bu tüzüğün uygulanması konusunda verdikleri söze atıfta bulundu.

Lillikas, Rum hükümetinin, bu konuya Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in de dâhil olmasını istediğini hatırlattı.

Lillikas, Finlandiya Büyükelçisi Piipponen'in kendisine Finlandiya Dönem Başkanı'na sunulan resmi olmayan çeşitli görüşler hakkında bilgi verdiğini, kendisinin de büyükelçiye Rum hükümetinin bu tüzüğü hangi çerçevede desteklediğini, temel ön koşulun ne olduğunu, bunun sadece Avrupa Birliği'nce uygulanamayacağını, Türkiye'nin kabulünün de gerekli olduğunu anlattığını söyledi.

Lillikas, yıl sonuna kadar Türkiye'yle görüşmeleri hareketlendirme gibi bir düşünce olup olmadığı sorusuna da, "Birçok düşünce var, her ülkenin, sadece Avrupa Birliği üyesi ülkeler değil, diğerlerinin de düşünceleri veya masaya koyduğu görüşleri var" yanıtını verdi.

Yorgos Lillikas, "Bizim, Yunanistan hükümetiyle de görüştüğümüz kesin hedeflerimiz var. Bunlar da bizim üzerinde çalıştığımız hedeflerimizdir ve bu hedeflere ulaşmak için temaslar yapıyoruz ve müttefik kazanmak için diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelerle görüşüyoruz" şeklinde konuştu.

KIBRIS 13/07/06

 

Radarlar artık ceza yazacak

11 YERDE RADAR VAR... Polis Trafik Müdürü Barbaros Savaşçı, trafikte sürat alışkanlığını kırmak ve kazaların önünü almak amacıyla trafik güvenliği için önemli olduğu tespit edilen 11 noktaya dijital hız tespit kameraları yerleştirildiğini, cumartesinden itibaren gece gündüz ayrımı yapılmadan sürat limitlerini aşan sürücülere yasal işlem yapılacağını bildirdi

AMAN YAVAŞ... Yasal hız limitini 20 km'ye kadar aşan sürücülere 78 YTL para cezası ve 25 ceza puanı; yasal hız limitini 20 ile 40 km arası aşan sürücülere 117 YTL ve 40 ceza puanı; yasal hız limitini 40 km'den fazla aşan sürücülere 195 YTL ve 50 ceza puanı uygulanacak

Aşırı süratin yol açtığı kazaları azaltmak ve sürücülerin daha dikkatli araç kullanmasını sağlamak amacıyla bir süreden beri ön hazırlıkları yapılan "dijital hız tespit kameraları", bir diğer adıyla "görüntülü sabit radarlar", 15 Temmuz Cumartesi gününden itibaren tam anlamıyla devreye giriyor. 1 Temmuz'dan beri devrede olan, ancak henüz ceza yazılmayan kameraların tespitleriyle, cumartesi gününden itibaren, sürat sınırını aşan sürücülere para ve puan cezaları yazılacak.

Polis Trafik Müdürü Barbaros Savaşçı, dün sabah düzenlediği basın toplantısında, kameraların 15 Temmuz'da devreye gireceğini açıkladı, gazetecilerin sorularını yanıtladı ve Polis Genel Müdürlüğü'nde bu amaçla kurulan bilgi işlem merkezini tanıttı.

Savaşçı, trafikte sürat alışkanlığını kırmak ve kazaların önünü almak amacıyla trafik güvenliği için önemli olduğu tespit edilen 11 noktaya dijital hız tespit kameraları yerleştirildiğini, cumartesinden itibaren gece gündüz ayrımı yapılmadan sürat limitlerini aşan sürücülere yasal işlem yapılacağını bildirdi.

Sürate uygulanan cezalar

Sürat yapan sürücülere, sabit para ve puan cezası uygulanacağını hatırlatan Barbaros Savaşçı, cezalar hakkında da şu bilgileri verdi:

"Yasal hız limitini 20 km'ye kadar aşan sürücülere 78 YTL para cezası ve 25 ceza puanı; yasal hız limitini 20 ile 40 km arası aşan sürücülere 117 YTL ve 40 ceza puanı; yasal hız limitini 40 km'den fazla aşan sürücülere 195 YTL ve 50 ceza puanı uygulanacak."

Savaşçı, şu anda 10 radarın devreye girdiğini, birinin ise önümüzdeki hafta devreye gireceğini belirterek, kameraların yerlerini şöyle açıkladı:

"Demirhan kahvehaneler önü (2 adet), BRT-Kıbrıs gazetesi yakınları (2 adet), Dikmen kavşağı-Astro yakınları (2 adet), Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi yakınları, Girne Boğaz kavşağı (2 adet), Karakum girişi Oscar Hotel yakınları."

İskele-Gazimağusa-DAÜ yakınlarındaki radarın ise, gelecek hafta kullanıma konulacağını açıklayan Barbaros Savaşçı, deneme amaçlı hastane yakınlarına monte edilen ilk radarın, flaş patlatarak fotoğraf çektiğini, ancak yeni kameraların artık gerek gece gerekse gündüz flaşsız çekim yapabildiğini kaydetti.

Mal sahibi değişiklikleri

Polis Trafik Müdürü Barbaros Savaşçı, mal sahibi değişikliği yapıldığı halde kayıtlarda düzeltmeye gidilmeyen araçlara, polisin el koyacağını da açıklayarak, "Bu konuda yasalarımız açıktır. 7 gün içinde eski mal sahibi sattığı aracın evraklarını, Araç Kayıt Dairesi'ne götürüp gerekli devir işlemlerini yapmak zorundadır. Yeni mal sahibi de, 7 günden uzun süre adına kayıt yaptırmadan aracı kullanamaz. Dolayısıyla buna uymayanlar tespit edilirse araçlarına el konulacaktır" uyarısında bulundu.

Savaşçı, TR (teşhir) plakalı araçların da, aynı şekilde yollarda kullanımına müsaade edilmeyeceğini kaydederek, araç satın almak isteyen bir kişi, ancak galeri sahibi veya çalışanıyla birlikte deneme amaçlı sürüşlerde TR plakalı araç kullanabileceğini hatırlattı. Savaşçı, bu kurala uymadan kullanılan araçlara da el konulacağını vurguladı.

Cezalar sürücüye

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Polis Trafik Müdürü Barbaros Savaşçı, radarların tespit edeceği suçlar için, cezaların sürücüye yazılacağını, resmi hizmet araçları ile işyerlerine ait araçların sürücülerinin kim olduğunun tespiti için, ilgili yerlerin sorumlularından bilgi talep edileceğini ve ona göre sürücüye ceza kesileceğini söyledi.

Yasalara göre, mal sahiplerinin aracı kullananın kim olduğunu bilmek ve polise de gereğinde bilgi vermekle yükümlü olduğunu bildiren Barbaros Savaşçı, bunun sadece radarlarla ilgili olmadığını, örneğin kırmızı ışıkta geçen sürücü için de benzer bir prosedür izlendiğini kaydetti.

Savaşçı, Güney Kıbrıs'tan gelip radarların tespit edeceği aşırı sürat suçu işleyenlere, diğer trafik suçlarında olduğu gibi ceza verileceğini, radar cezalarının sınır kapılarına iletileceğini ve cezaların ya orada ya da ilgili polis müdürlüklerinde ödenebileceğini belirtti.

Süre cezanın tebliğiyle başlayacak

Trafik cezalarını ödeme süresinin, suçun tespit edildiği tarih değil, polisin sürücüye tebliğ ettiği andan itibaren başladığını hatırlatan Trafik Müdürü Savaşçı, 15 gün içinde ödenmeyen cezaların ikiye katlandığını, 2 kat ceza için yeniden 15 gün süre tanındığını, ancak yine ödenmezse olayın mahkemeye sevk edildiğini ifade etti.

Barbaros Savaşçı, "kamera uyarı levhası görünce aniden fren yaparak arkasından gelen araçları riske sokan sürücüler olduğu" yönündeki soruyu yanıtlarken, kameraların bulunduğu yerlerde gerekli uyarıcı levhaların yerleştirildiğini, sürücülerin yasal hız limitine inmeleri için yeterince fırsatları bulunduğunu kaydetti.

Savaşçı, sürücülerin levhalarda belirtilen sürat limitlerine uymasını isteyerek, ceza tebligatının polisçe imza karşılığı yapılacağını, ileride postayla tebligatı da hedeflediklerini bildirdi.

Görüntü gerekirse mahkemeye

Kameraların aracın genelini çekeceğini, ancak sürücünün kimliğiyle ilgili itiraz olursa, bu görüntüyü yeni Fasıl 9 Şahadet Yasası uyarınca mahkemeye sunacaklarını anlatan Trafik Müdürü Barbaros Savaşçı, bunun dışında görüntüyü kimsenin göremeyeceğini söyledi.

Barbaros Savaşçı, görüntüde emniyet kemeri takmadığı veya cep telefonuyla konuştuğu görülen sürücülere Şahadet Yasası'na göre bu suçlardan da ceza kesilebileceğini açıkladı.

6 aylık trafik bilançosu

Polis Trafik Müdürü Barbaros Savaşçı, basın toplantısında, 2006 yılının 6 aylık bilançosunu da açıkladı ve 2005 yılıyla kıyaslamasını yaptı. Savaşçı, kaza, yaralı ve ölü sayılarında geçen yıla göre düşüş kaydedildiğini belirtti.

2006 yılının ilk altı ayında 25; bu yılın aynı süresinde ise 20 ölümle sonuçlanan kaza meydana geldiğini belirten Savaşçı, geçen yıl 6 ayda 26 kişi trafik kazalarında ölürken, bu yıl 24 kişinin trafik kazalarında can verdiğini bildirdi.

2005 yılının Ocak-Haziran döneminde ağır yaralanmayla sonuçlanan 90 kazada 114 kişi ağır yaralanırken, bu yıl 66 kazada 86 kişinin ağır yaralı olarak kayıtlara geçtiğini ifade eden Barbaros Savaşçı, hafif yaralanmalı kazalarla ilgili bilgi verirken ise, 2005'in ilk altı ayında 386 kaza ve 652 hafif yaralı görülürken, bu yıl 324 hafif yaralanmalı kazada, 515 kişinin yaralandığını kaydetti.

Savaşçı, hasarla sonuçlanan kazalarda da, geçtiğimiz yıla göre düşüş görüldüğünü ve 1118 olan sayının 1050'ye indiğini bildirdi.

Polis Trafik Müdürü Barbaros Savaşçı, hedeflerinin, özellikle ölü ve ağır yaralı sayısında çok daha büyük düşüşler sağlamak olduğunu vurguladı.

KIBRIS 13/07/06

Bryza: Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm istiyoruz

ABD’nin Avrupa ve Avrasya’dan Sorumlu Dışişleri Bakanlığı Yardımcılığı’nda üst düzey yetkili Matthew Bryza, “Washington’un Kıbrıs’ta BM Genel Sekreteri önderliğinde kapsamlı çözüm istediğini” söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:40 TSİ 14 Temmuz 2006 Cuma

ATİNA - Yunanistan’ın başkenti Atina’yı ziyaret eden Matthew Bryza, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis ile biraraya

geldi.

Bryza, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, ABD’nin, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lider Tasos Papadopulos’un yaptıkları görüşmede, teknik konular üzerinde görüşmelere başlanması kararı almalarını memnuniyet verici bir gelişme olarak değerlendirdiğini bildirdi.

ABD’nin, Kıbrıs’ta BM çerçevesinde çözüme gidilmesini istediğini ifade eden Bryza, “İsteğimiz, Kıbrıs’ın iki bölgeli ve iki toplumlu
bir federasyon biçiminde yeniden birleşmesidir. ABD’nin Kıbrıs konusunda attığı her adım, Ada’nın yeniden birleşmesini hedefliyor” dedi.

Valinakis ise Bryza ile Ortadoğu’daki son gelişmeler, Kıbrıs, Türkiye ve Balkan ülkelerinin AB ile ilişkileri konularını ele
aldıklarını açıkladı.

Kıbrıs sorununun çözümü için önceden çok iyi hazırlanmış bir girişime gereksinme duyulduğunu belirten Valinakis, “Soruna, BM
kararları ve Kıbrıs’ın (Rum) AB üyesi olduğu gerçeği dikkate alınarak adil, kalıcı ve işler bir çözüm bulunması gerekiyor” dedi.

Valinakis, Atina’nın Türkiye ve diğer Balkan ülkelerinin AB geleceklerini, mevcut koşul ve kriterlere uymaları kaydıyla desteklediğini de sözlerine ekledi.

 

Denktaş: KKTC yıkılmamak üzere kuruldu

KKTC’nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, federasyon formülünü 20 yıl müzakere ettiğini ve Rumların bütün Kıbrıs’ı almaya niyeti olduğunu anladığı an devleti kurduğunu belirterek, “Bu devlet, yıkılmamak üzere kuruldu” dedi.

 

AA

Güncelleme: 20:10 TSİ 14 Temmuz 2006 Cuma

LEFKOŞA - Rauf Denktaş’ın tartışmaya sunduğu “KKTC’nin 20 Temmuz 2006 Bildirisi”ne bazı sivil toplum örgütleri de imzalarıyla destek verdi. Lefkoşa’daki Saray Otel’de toplanan sivil toplum örgütü temsilcileri, Denktaş’ın bizzat okuyarak görüşlerine sunduğu bildiriye imza attı.

Toplantıda konuşan Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreterinin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim Gambari’nin gelişiyle ortaya konulan formülün tehlikeli ve olumsuz olduğunu ifade ederek, bu toplantıyı da bu tehlikelere dikkat çekmek ve halkın ne düşündüğünü ortaya koymak için düzenlediğini kaydetti.

Gündeme geldiği günden beri, bildirgenin ’20 Temmuz kutlamaları için KKTC’ye gelecek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bir tertip’ şeklinde nitelendirilerek, çeşitli spekülasyonlar yapıldığına işaret eden Denktaş, “Erdoğan’a, havanın ne olduğunu görme imkanı sağlayacağız. Erdoğan’ın da vereceği mesajlar vardır. Dinlemeye hazırız” dedi.

“GERİYE GİDİŞİ ENGELLEMEK LAZIM”
Rauf Denktaş, Gambari’nin gelişinin halka yeni bir şey varmış gibi lanse edildiğini belirterek, “Yeni bir şey yok, geriye gidiş var.Bu geriye gidişi engellemek lazım” diye konuştu.

Denktaş, “Devletin doğuşu, bir çocuğun doğuşuna benzer. Devlet de yıllarca süren sancı ve kanla doğar. Sizin de şehidinizle katkınız var. Böyle kurtulduk, böyle kurulduk” değerlendirmesini yaptı.

Federasyon formülünü 20 yıl müzakere ettiğini ve Rumların bütün Kıbrıs’ı almaya niyeti olduğunu anladığı an devleti kurduğunu dile getiren Denktaş, “Bu devlet, yıkılmamak üzere kuruldu. Biz Rum’a teslim olamayız. Türkiye’nin olmayacağı bir ortamda Rum’un ne yapacağını bilmezsek, yuh olsun bize. Devlete sahip çıkmak lazım. Dünyaya da bunu duyurmak lazım” dedi.

Herkesin barış istediğini, ancak yeniden yıkılmayacak barış istendiğine işaret eden Denktaş, “Barışı önlemek için değil, kalıcı barış için mücadele ediyoruz. Kıbrıs’ı Türkiye’nin önüne koymak büyük bir kalleşliktir. Bu, Türkiye’yi parçalamak için bir oyundur. Bu tehlikeden süratle kurtulmak lazım” ifadesini kullandı.

Federasyonun dostlar arasında olduğunu, 1960 devletinin fonksiyonel bir federasyon olduğunu, ancak bu devletin Rumlar tarafından üniter devlet haline dönüştürüldüğünü kaydeden Denktaş, bunun cevabının da KKTC devleti kurularak verildiğini belirtti.

Denktaş, kendisiyle aynı görüşü paylaşan örgütlerin, eskiden olduğu gibi örgütlenerek bir çatı altında hareket etmesi gerektiğini ifade ederek, “Kurumlar Federasyonu”nun canlandırılması önerisinde bulundu. Denktaş, “Anavatan Türkiye’de de devam edecek ve orada da destek aranacak bildirgenin, Türkiye’nin AB sürecindeki elini güçlendireceğini” kaydetti.

BİLDİRİ
Bazı sivil toplum örgütü temsilcilerinin imzalayarak destek verdiği 5 maddeden oluşan “KKTC’nin 20 Temmuz 2006 Bildirisi” başlıklı metnin içeriği şöyle:
*Türkiye’nin AB’ye tam üyelik başvurusu dolayısıyla yaşanan aldanışlar ve aldatışlar arasında en önemli ve geriye dönülmez sonuçlar doğuracak olanlar, Kıbrıs konusunda yaşanan ve yaşanmakta olanlardır. Bunlar konusunda uyanık davranılmaz ve daha fazla mevzi kaybedilirse, uğranılacak siyasal, diplomatik, ekonomik ve stratejik zarar arasında en endişe verici olanı, belirecek sonuçların Türkiye veKuzey Kıbrıs toplumlarında yaratacağı moral çöküntüdür.
*Annan Planı’na ilişkin halkoylamasında Türk tarafının ‘evet’ demesi karşılığında başta AB olmak üzere çeşitli uluslararası kuruluşlar ve devletlerce vaat edilenlerin hiçbiri yerine getirilmemiştir. Ulaşım, ticaret ve iletişim alanlarındaki ambargolar kalkmamış, mali yardımlar sağlanmamış, Türk tarafının açılımları hiçbir yapıcı karşılık bulamamıştır.
*Bunun ötesinde Türk tarafına ‘evet’ dedirtenler, yanlış yorumlamayla, Kıbrıs Türklerinin egemenlik haklarından vazgeçip kendi kaderlerini belirleme hakkını son kez ve kesin biçimde ancak Annan Planı ölçüsünde kullandıkları sonucuna varmışlar ve dünyayı aldatmışlardır.
*Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği için ileri sürülen kriterlere başka adaylara uygulanmayan bir dizi yeni siyasal kıstas eklenmiştir. 1963 Ankara Anlaşması’na ek protokolü onaylamanın TBMM’ce uygun bulunması ve Türk hava sahasıyla limanlarının Güney Kıbrıs uçaklarıylagemilerine açılması gibi Rum yönetiminin bütün Kıbrıs’taki tek meşru devlet olarak tanınmasına yol açacak aşırı istemler ileri sürülmektedir.
*Bu durumda Türkiye ve KKTC tarafından şimdiye kadar izlenen ve hiçbir olumlu sonuç vermemiş olan politikaların terk edilmesi ve yeni tutumun belirlenmesi kaçınılmaz zorunluluk olmaktadır. Kıbrıs konusunda bundan böyle savunulması gereken tutum, Türkiye’nin bu konuda sıkıştırıldığı AB parantezinin dışına çıkarak, adada birbirini resmen tanıyan ve barış içinde yan yana yaşayan iki devletin varlığını kabul ettirtmekte ve aralarındaki sorunların giderilmesini kendilerine bırakmakta ısrar etmek olmalıdır. Bulunabilecek en doğru, en gerçekçi ve en dayanıklı çözüm de budur.

KUTLAMALARA ERDOĞAN DA KATILACAK
Kıbrıs Türk halkı, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramının 32. yıldönümünü coşkuyla kutlamaya hazırlanıyor.

Tören ve kutlamalara, Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Savunma Başdanışmanı Orgeneral Nezihi Çakar, TBMM Başkan Vekili Ali Dinçer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin temsilcileri katılacak. Başbakan Erdoğan, 19-21 Temmuz tarihlerinde KKTC’de olacak ve çeşitli temaslarda bulunacak, açılışlar yapacak.

 

Erdoğan, Denktaş'ı evinde ziyaret edecek

14/07/2006

RADİKAL - ANKARA/LEFKOŞA - BM inisiyatifinde KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Tasos Papadopulos'un ilke mutabakatına varmasının ardından, KKTC'de 20 Temmuz 'barış ve özgürlük bayramı' kutlamalarına katılacak olan Başbakan Tayyip Erdoğan, "KKTC'nin birlik ve bütünlüğünden yanayız" mesajı verecek. Bu amaçla hem Talat'la yemek yemeyi hem de kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı Girne'deki evinde ilk kez ziyareti planlayan Erdoğan, programına uymazsa Denktaş'la Lefkoşa'daki ofisinde de görüşebilir.
Ancak kurucu lider, Erdoğan'ı eli boş karşılamayacak! Mutabakata karşı 'KKTC'nin 20 Temmuz 2006 Bildirgesi'ni yayımlayan Denktaş, mutabakatın tehlikeli ve olumsuz olduğu uyarısı yapıp tümüyle yeni bir politika benimsenmesini istedi. Bildiriyi okuyup bazı sivil toplum örgütlerinin imzasına sunan Denktaş, bunun 'Erdoğan'a karşı tertip' olduğunu reddedip, "Erdoğan'a havanın ne olduğunu görme imkânı sunacağız" dedi.
Erdoğan ise Kıbrıslı Türklere "KKTC Cumhurbaşkanı artık uluslararası camiada kabul görüyor. Daha da meşru olacak. KKTC, dünyaya kendini tanıtma yolunda daha çok yol alacak. Bu itibarı AB de göstermek zorunda kalacak" mesajı verecek. Başbakanlık kaynakları, Erdoğan'ın ziyaretinin seçim hazırlığıyla ilgisi olmadığını, AB'ye karşı ortak tutum amaçladığını söyledi

Zafer Eriz, Güney Kıbrıs'ta tutuklandı

Güzelyurtlu cinayetinde 18 ay sonra sürpriz gelişme

BİR RUM İHBAR ETTİ... Hareketlerinden şüphelenen Eriz'i bir Rum, polise ihbar ederek, tutuklanmasını sağladı. Rum polisi, Zafer Eriz'in önceki gün Güney Kıbrıs'a geçtiğini tespit etti. Eriz'in tutuklanması esnasında yanında bir başka Kıbrıslı Türk'ün daha bulunduğu belirtildi, ancak bu kişinin ismi açıklanmadı

MASUMLUĞUMU KANITLAMAK İÇİN TUTUKLANDIM... Mahkemede konuşan Zafer Eriz, kendi isteğiyle polise tutuklandığını söyledi. Eriz, "Masum olduğumu kanıtlamak, zanlı olmaktan kurtulmak için kendi isteğimle tutuklandım. Suçsuzluğum mahkemede kanıtlanacak" dedi

YASAL YOLLARDAN GEÇMEDİ... Rum polisi, hava ve deniz limanları ile sınır kapılarında Eriz'in Güney Kıbrıs'a geçtiğiyle ilgili kayıt bulunmadığını belirterek, zanlının yasal olmayan yollardan güneye geçtiğini açıkladı. Polis, Eriz'in önceki gün Güney Kıbrıs'a geçtiğini bildirdi. Eriz'in, arandığı 1.5 yıllık süre zarfında, KKTC'den Güney Kıbrıs'a sık sık gittiği, hatta tutuklandığı meydanda bulunan bir misafirhanede kaldığı da tespit edildi

 

 

Güzelyurtlu cinayeti zanlılarından Zafer Eriz, önceki gece Güney Kıbrıs'ta Rum polisi tarafından tutuklandı.

Larnaka'ya bağlı Goşşi'de (Üçşehitler) 15 Ocak 2005'te meydana gelen ve Elmas Güzelyurtlu, eşi ve kızının öldürülmesiyle sonuçlanan cinayetle ilgili Güney Kıbrıs'ta hakkında tutuklama emri bulunan ve 1.5 yıldır Rum polisince aranan sekiz kişiden biri olan Zafer Eriz'in önceki gece saat 21.00'de Limasol'daki "İroon Meydanı"nda bir otelin park yerinde Rum polisi tarafından tutuklandığı bildirildi.

40 yaşındaki Zafer Eriz, dün Larnaka Kaza Mahkemesi'nde hakim huzuruna çıkarılarak hakkında 8 gün tutukluluk emri alındı.

Eriz: Masum olduğumu kanıtlayacağım

Larnaka Mahkemesi'nde dünkü duruşmada konuşan Zafer Eriz, kendi isteğiyle polise tutuklandığını söyledi.

Eriz, "Masum olduğumu kanıtlamak, zanlı olmaktan kurtulmak için kendi isteğimle tutuklandım. Suçsuzluğum mahkemede kanıtlanacak" dedi.

Rum Radyosu'nun haberine göre, Eriz, mahkemeye verdiği ifadede, Kıbrıs Rum tarafına üç hafta önce geçtiğini ve yakalanmayı beklediğini kaydetti.

Polis tarafından tutuklanmasına ve mahkemenin hakkında aldığı 8 günlük tutuklama kararına itirazı bulunmadığını ifade eden Eriz, kendisinin ve ailesinin iyi bir namı olduğunu ve adının temize çıkmasını istediğini vurguladı.

Elmas Güzelyurtlu'nun eski bir çalışanı olduğunu anımsatan Eriz, cinayetin gerçekleştiği günlere denk gelen Güney Kıbrıs'a geçiş nedeninin; "Güzelyurtlu ve eşinin kendisini 25 bin Kıbrıs Lirası çalmakla suçlaması ve bu konuyu açıklığa kavuşturmak için onlarla görüşme isteği" olduğunu iddia etti.

Ancak kesinlikle cinayetle bir ilgisi bulunmadığını belirten Eriz, bunun da mahkemede kanıtlanacağını söyledi.

Yasal olmayan yollardan geçti

Rum polisi, hava ve deniz limanları ile sınır kapılarında Eriz'in Güney Kıbrıs'a geçtiğiyle ilgili kayıt bulunmadığını belirterek, zanlının yasal olmayan yollardan güneye geçtiğini açıkladı.

Polis, Eriz'in önceki gün Güney Kıbrıs'a geçtiğini bildirdi.

Elmas Güzelyurtlu, eşi ve kızının öldürülmesiyle ilgili olarak aranan Zafer Eriz ile ilgili olarak Rum polisinin elinde DNA örneği bulunduğu da kaydedildi.

Bir Rum ihbar etti

Rum basınındaki haberlere göre, hareketlerinden şüphelenen Eriz'i bir Rum, polise ihbar ederek, tutuklanmasını sağladı.

Eriz'in tutuklanması esnasında yanında bir başka Kıbrıslı Türk'ün daha bulunduğu belirtildi, ancak bu kişinin ismi açıklanmadı.

Rum polisi, Eriz'in, arandığı 1.5 yıllık süre zarfında, KKTC'den Güney Kıbrıs'a sık sık gittiğini, hatta, tutuklandığı meydanda bulunan bir misafirhanede kaldığını da ortaya çıkardı.

Fileleftheros gazetesi, Eriz'in, diğer Kıbrıslı Türk ile birlikte Güney Kıbrıs'a nasıl geçmeyi başardığının bilinmediğini kaydetti.

Delil yetersizliğinden serbest kalmıştı

Rum polisi tarafından önceki gün tutuklanan Zafer Eriz, Elmas Güzelyurtlu, eşi Zerrin Güzelyurtlu ve kızı Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile ilgili olarak 28 Ocak 2005 tarihinde KKTC polisi tarafından tutuklanmıştı.

Güzelyurtlu ailesinin 3 ferdinin Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak öldürülmesi olayı ile ilgili Kuzey Kıbrıs'ta soruşturma başlatan KKTC polisi, 19 Ocak 2005'te Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor, Emin Özbeyit, Hikmet Oruç ve Mustafa Çavga'yı tutuklamış, yürütülen soruşturma sonucunda da bu zanlılarla birlikte cinayetten kısa bir süre Elmas Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet Güzelyurtlu'nun Lefkoşa'daki döviz bürosuna giderek ölüm tehdidinde bulundukları gerekçesi ile Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz'i tutuklamıştı.

Cinayetler Güney Kıbrıs'ta işlendiği için, emarelerin Güney Kıbrıs'ta olması ve KKTC'ye verilmemesi nedeniyle de, zanlıların tümü 8 Şubat 2005 tarihinde "delil yetersizliği" nedeniyle serbest bırakılmıştı.

KIBRIS 14/07/06

Benimle kavgasının nedeni oğluyla ilgili emelleridir

Eroğlu'ndan eski cumhurbaşkanı Denktaş'a yanıt

UBP eski genel başkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri "kaygı verici" olarak değerlendirerek özlü konuların komitelerde ele alınmasının yanlış olduğu görüşünü belirtti. Eroğlu, "Eğer bu yola girilirse parça parça çözüm anlayışı benimsenmiş olacak ve sonuçta Kıbrıs Türk halkı Rum devletine yama olma mecburiyetiyle karşı karşıya bırakılacaktır" uyarısında bulundu.

Eroğlu, eski cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın bir televizyon programında kendisine yönelik sözlerini yanıtladığı yazılı açıklamasında, son siyasi gelişmeleri de değerlendirdi.

"Birinci Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş maalesef hala televizyon programlarında bana yönelik açıklamalarda bulunmakta ve bazı gerçeklerin çarpıtılmasına gayret göstermektedir" diyen Eroğlu, "Denktaş'ın kavgasının Ulusal Birlik Partisi ile değil kendisiyle olduğunu" kaydetti. Eroğlu, 1. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "Rahmetli Raif Denktaş'a yardım edemediğini ancak Serdar Denktaş'ı desteklemekte olduğunu, yaptıklarını doğru bulduğunu" söylediğini belirterek buna tepki gösterdi. Eroğlu, "Bana göre bu söylenenler, benim uzun yıllardır belirttiklerimin ne denli gerçek olduğunu açıklar niteliktedir" ifadesini kullandı.

UBP'yi böldü

"Denktaş'ın kendisiyle kavgasının altında yatan temel nedenin, oğlu ile ilgili emelleri olduğunu" ileri süren Derviş Eroğlu, açıklamasında şunları kaydetti:

"Sayın Rauf Denktaş oğlu Serdar Denktaş'ın Ulusal Birlik Partisi'nin başına geçmesi için bir plan kurmuş, bunun olamayacağı anlaşılınca UBP'yi bölme yoluna gitmiştir.

Demokrat Parti, Sayın Serdar Denktaş'ın başkan olacağı bir parti olarak yaşama geçirilmiştir.

Nitekim kuruluşundan bir süre sonra ilk genel başkan yerini 'Ben Denktaşlarla kavgaya girmem' diyerek Serdar Denktaş'a terk etmek zorunda bırakılmıştır. Daha sonra Serdar Denktaş'tan genel başkanlığı devralan genel başkan da oynanan oyunlarla kongrede saf dışı edilmiştir.

Dolayısı ile Sayın Denktaş'ın benimle kavgasının altında yatan temel neden oğlu ile ilgili emelleridir."

Yakın tarihe ışık tutacak çalışmalar yapılmalı

Gazeteci ve araştırmacılardan yakın tarihe ışık tutacak çalışmalar yapmalarını rica eden Eroğlu, bu yönde atılacak adımlara katkıda bulunmayı gelecek nesillere karşı bir borç olarak gördüğünü ifade ederek, "Bu konuda bazı başka gerçeklerin daha kamuoyu tarafından bilinmesinde yarar vardır" diyerek şunları açıkladı:

"Bazı çevrelerden gelen telkinler ve istemler üzerine Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti'nin birleşmesine, iş birliği yapmasına hep sıcak baktım. Bu yönde görüş koyanlara hatta Sayın Rauf Denktaş'a benim buna olumlu katkı yapacağımı söylediğim zaman takdir gördüm ama sonuçta Sayın Serdar Denktaş'ın olumsuz tavırları nedeniyle mesafe alınamadı.

Sayın Serdar Denktaş 14 Aralık 2003 seçimlerinden sonra 'Bizim desteğimiz ve güvenimiz Sayın Eroğlu'nun kuracağı hükümetedir. Sayın Eroğlu toplam milletvekili sayısını 25 kabul ederek hareket etsin' açıklamasını yaptıktan sonra, Sayın Serdar Denktaş'a iki partinin kısa ve uzun dönem işbirliğini öngören bir anlaşma metnini imzalanmak üzere sundum; ama kendisinden olumlu yanıt alamadım.

Anımsanacağı üzere Sayın Serdar Denktaş söz konusu bu gelişmelerden bir süre sonra Cumhuriyetçi Türk Partisi ile hükümet kurdu.

Gazetecilerimizden, araştırmacılarımızdan ricam yakın tarihimize ışık tutacak çalışmalar yapmalarıdır. Bu yönde atılacak adımlara katkıda bulunmayı gelecek nesillere bir borç olarak görüyorum."

Kıbrıs konusundaki gelişmeler kaygı verici

Güncel diğer bazı konulara da değinen Eroğlu, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri "hakikaten kaygı verici" sözleriyle değerlendirirken, Kıbrıs Türk halkının, "kendisine verilen hiçbir uluslararası söz yerine getirilmeden yeni tavizler vereceği bir sürece itilmekte olduğunu" savundu.

"Sanki bir 'ver kurtul' anlayışı hakimdir" diyen Derviş Eroğlu, Kıbrıs konusunun bir an önce bütünlüklü bir çözümle halledilmesinin herkesin arzusu olduğunu ancak Rum-Yunan ikilisinin niyetini, anlayışını, taktiğini görmezden gelerek hareket edilmesi halinde sonun hüsran olacağı görüşünü dile getirdi.

Özlü konuların komitelerde ele alınması yanlış

Kıbrıs konusundaki özlü konuların komitelerde ele alınmasının yanlış olduğu görüşünü kaydeden Eroğlu, şöyle dedi:

"Eğer bu yola girilirse parça, parça çözüm anlayışı benimsenmiş olacak ve sonuçta Kıbrıs Türk halkı Rum devletine yama olma mecburiyeti ile karşı karşıya bırakılacaktır.

Yapılması gereken yeni bir Birleşmiş Milletler kararı çerçevesinde, Rumların niyetleri ve tutumları göz önünde bulundurularak bir sürece girilmesini talep etmektir.

Bu süreç ise zaman kısıtlamalı olmalı ve Türk tarafının masaya nasıl oturacağı, masadan nasıl kalkacağı güvence altına alınmalıdır."

Eroğlu, devletlerin, ulusların yaşanan tarihi olaylardan ders almaları halinde geleceğe daha emin adımlarla ilerlediklerini belirterek, Türk tarafının da yaşanan gerçeklerden ders çıkarmış olmasını temenni etti.

Eroğlu, "Herhangi olası bir Rum uzlaşmazlığı karşısında Rumlar dünyada tanınmış bir devlete sahip olmaya biz ise tecrit edilmiş, ambargo altında Rumların egemenliğine sokulması tasarlanan bir toprak parçasında yaşamaya devam edeceksek, böylesi bir sürece girmenin ne gereği olduğunu herkes iyi düşünmelidir" dedi.

KIBRIS 14/07/06

 

Hükümet masada

İKİNCİ KEZ BİR ARAYA GELİYORLAR... Seçim süreciyle birlikte koalisyon hükümetinde yaşanan sorunları aşmak amacıyla koalisyon ortakları arasında başlatılan çalışmalar çerçevesinde CTP ve DP heyetleri bugün yeniden bir araya geliyor. Seçimlerin hemen ardından bir araya gelen iki parti heyetlerinin, bugün yapacağı ikinci görüşmede hükümetle ilgili gelişmeler ele alınacak. Parti liderlerinin başkanlık edeceği toplantı, Lefkoşa'daki CTP merkez binasında saat 10.00'da başlayacak

KALYONCU: CİDDİ SIKINTILAR VAR... Bugünkü görüşmeyle ilgili soruları yanıtlayan CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, koalisyon ortağı Demokrat Parti ile ciddi sıkıntıları bulunduğunu ve bunların bugün etraflıca görüşüleceğini belirtti. Devlet sorunlarını ciddiyetle ele alma konusunda titiz davranmamakla suçladığı DP için "bir ayağı iktidarda, bir ayağı muhalefette" ifadesini kullanan Kalyoncu, "ciddi bir hükümetin varlığı sadece CTP'li bakanlıklarda değil her tarafta hissedilmeli" dedi

CİDDİ SUÇLAMALAR... Kalyoncu: DP, yetkisini vatandaşa hizmet yerine partizan amaçlı kullanıyor. Partinin yetkisinde bulundurduğu turizm alanında hayal edilemeyecek mal dağıtımları yapılıyor; Elektrik Kurumu'yla ilgileri sadece işe alma konusuyla sınırlı; Turizm Fonu'nun nasıl kullanıldığı belli değil. Turizm bakanı sürekli, eşiyle birlikte tüm fuarlara katılıyor... Devlet sorunlarını ciddiyetle ele alma konusunda titiz davranmıyorlar. Ciddi bir hükümetin varlığı sadece CTP'li bakanlıklarda değil her tarafta hissedilmeli. Tüm bunları yarınki (bugünkü) toplantıda görüşeceğiz

Seçim süreciyle birlikte koalisyon hükümetinde yaşanan sorunları aşmak amacıyla koalisyon ortakları arasında başlatılan çalışmalar çerçevesinde CTP ve DP heyetleri bugün yeniden bir araya geliyor.

Seçimlerin hemen ardından bir araya gelen iki parti heyetlerinin bugün yapacağı ikinci görüşmede

hükümetle ilgili gelişmeler ele alınacak. Parti liderlerinin başkanlık edeceği toplantı, Lefkoşa'daki Cumhuriyetçi Türk Partisi merkez binasında saat 10.00'da yapılacak.

30 Haziran'da bir araya gelen iki parti heyetleri, hükümetin geleceğiyle ilgili değerlendirmelerini partilerinde yaptıktan sonra yeniden bir araya gelmek üzere anlaşmışlardı.

TAK Muhabirinin bugünkü görüşmeyle ilgili sorularını yanıtlayan CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, koalisyon ortağı Demokrat Parti ile ciddi sıkıntıları bulunduğunu ve bunların bugün etraflıca görüşüleceğini belirtti.

DP yetkisini partizan amaçlı kullanıyor

Devlet sorunlarını ciddiyetle ele alma konusunda titiz davranmamakla suçladığı DP için "bir ayağı iktidarda, bir ayağı muhalefette" ifadesini kullanan Kalyoncu, "ciddi bir hükümetin varlığı sadece CTP'li bakanlıklarda değil her tarafta hissedilmeli" dedi.

DP'nin yetkisini vatandaşa hizmet yerine partizan amaçlı kullandığını da ileri süren Kalyoncu şöyle konuştu:

"Partinin yetkisinde bulundurduğu turizm alanında hayal edilemeyecek mal dağıtımları yapılıyor; Elektrik Kurumu'yla ilgileri sadece işe alma konusuyla sınırlı; Turizm Fonu'nun nasıl kullanıldığı belli değil. Turizm bakanı sürekli, eşiyle birlikte tüm fuarlara katılıyor Devlet sorunlarını ciddiyetle ele alma konusunda titiz davranmıyorlar. Ciddi bir hükümetin varlığı sadece CTP'li bakanlıklarda değil her tarafta hissedilmeli. Tüm bunları yarınki toplantıda görüşeceğiz."

 KIBRIS 15/07/06

Hükümet devam

YOLA DEVAM... CTP ve DP kurmayları, hükümetin kaderiyle ilgili günlerdir yapılan tartışmalara dün son noktayı koyarak, "yola devam" kararı aldı. Seçim süreciyle birlikte hükümette yaşanan sorunları aşmak amacıyla koalisyon ortakları arasında başlatılan çalışmalar çerçevesinde CTP ve DP heyetleri, dün yeniden bir araya geldi. Toplantıda sorunların bir bölümü tatlıya bağlandı, bir bölümünün ise ileriki günlerde çözüleceği bildirildi. Toplantı sonrası, Başbakan Soyer ile Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, hükümetin devam edeceğini açıkladı

SOYER: HÜKÜMET GÖREVDEDİR... Başbakan Soyer: Hükümet görevdedir, görevini layıkıyla yerine getirmeye devam edecek, ancak eski sıkıntılar göz ardı edilemez. Var olan krizin aşılmasını, hükümet ortağı DP ile birlikte başaracağımızı umuyorum. Reformlarla ilgili arzuyu birlikte ortak bir senteze götürmek durumundayız

DENKTAŞ: HÜKÜMET DEVAM EDECEK... Serdar Denktaş: Hükümet görevine devam edecek. Birikmiş meseleleri elbirliğiyle aşmaya çalışacağız. Amacımız kriz yaratmak değil, kriz çözmektir. Genel sekreterler bir araya gelerek sıkıntıların aşılması için hangi politikaların izleneceği konusunda görüş birliğine varmaya çalışacak ve bunları bilahare başbakanla ele alacağız

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Demokrat Parti (DP) kurmayları, hükümetin kaderiyle ilgili günlerdir yapılan tartışmalara dün son noktayı koyarak, "yola devam" kararı aldı.

Seçim süreciyle birlikte koalisyon hükümetinde yaşanan sorunları aşmak amacıyla koalisyon ortakları arasında başlatılan çalışmalar çerçevesinde CTP ve DP heyetleri, dün sabah yeniden bir araya geldi ve sorunlar tatlıya bağlandı. Basına açıklama yapan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, hükümetin devam edeceğini söylediler.

CTP Genel Merkezi'nde gerçekleştirilen görüşme yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Bu arada toplantı öncesinde CTP Genel Merkez Binası'nın bahçesinde kahve içilip bir süre sohbet edildi.

Görüşmeye parti genel başkanlarının yanı sıra genel sekreterler ve iki taraftan bazı milletvekilleri katıldı.

Seçimlerin ardından 30 Haziran'da bir araya gelen iki partinin heyetleri, dünkü görüşmede hükümetle ilgili gelişmeleri ele aldı.

Parti liderlerinin başkanlık ettiği toplantı, Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Merkez Binası'nda saat 10.15'de başladı.

Görüşme öncesinde ne CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ne de DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş basına açıklama yaptı.

30 Haziran'da bir araya gelen iki parti heyetleri, hükümetin geleceğiyle ilgili değerlendirmelerini partilerinde yaptıktan sonra yeniden bir araya gelmek üzere anlaşmışlardı.

Toplantı sonrası basına konuşan CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin görevde olduğunu, görevini layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğini, ancak eski sıkıntıların göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.

Soyer, var olan krizin aşılmasını hükümet ortağı DP ile birlikte başaracaklarını umduğunu, reformlarla ilgili arzuyu birlikte ortak bir senteze götürmek durumunda olduklarını da ifade etti.

DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ise, hükümetin görevine devam edeceğini, birikmiş meseleleri elbirliğiyle aşmaya çalışacaklarını, amaçlarının kriz yaratmak değil, kriz çözmek olduğunu kaydetti.

Denktaş: Hükümet görevine devam edecek

DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, birikim haline gelen, partilerin değişik kesimlerinde rahatsızlık yaratan sorunların giderilmesine yönelik bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Denktaş, hükümetin görevine devam edeceğini, genel sekreterlerin bir araya gelerek sıkıntıların aşılması için hangi politikaların izleneceği konusunda görüş birliğine varmaya çalışacaklarını ve bunları bilahare başbakanla ele alacaklarını kaydetti.

Önemli olanın bu sıkıntıların, aynı zamanda ülkenin genel sıkıntılarını da oluşturması olduğunu belirten Denktaş, sıkıntıların aşılmasına yönelik siyasetlerin ve adımların belirlenmesi çabasında bulunduklarını kaydetti.

Kamu reformundan başlayarak daha birçok konuya kadar birikmiş meseleler bulunduğunu ve bunları el birliğiyle aşmaya çalışacaklarını söyleyen Denktaş, uzun, ancak karşılıklı anlayışa dayalı bir toplantı gerçekleştirdiklerini ifade etti.

Her iki partinin de, bunları kendi yetkili kurullarında değerlendireceğini, ayrıca genel sekreterler vasıtasıyla sorunları aşma yolunda gayret sarf edileceğini söyleyen Denktaş, "Kriz yaratmak değil, kriz çözmek, sorun yaratmak değil, sorun çözmek ana görevimizdir. Bunu yapmaya çalışacağız. Başaramadığımız takdirde yeniden bir araya gelip başka bir karar üretilebilir. Ancak görünen odur ki her iki parti de, sorunların çözümü için samimiyetle gayret sarf etmeye niyetlidir. Bunu başarabilirsek ne ala" dedi.

Soyer: Eski sorunları aşabilecek reform hareketleri

CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, oldukça önemli ve uzun süren bir toplantı yaptıklarını belirterek, CTP-BG/DP Koalisyon Hükümeti'nin en zor koşullarda görev devralarak koalisyon kurduğunu ifade ederek, Kıbrıs sorunu dahil, belli konularda düşünce farkı olmasına rağmen, ülkenin çok zor koşullarında büyük sorumlulukla hükümet olabildiklerini kaydetti.

Soyer, DP ile birlikte Kıbrıs konusundaki görüşme süreci ve referandum da dahil pek çok konudan başarıyla çıktıklarını belirterek, bu dönemde ortak yaptıkları başarılı çalışmaları, ekonomideki reformları anlattı.

Soyer, ekonomide ve demokratik yaşamdaki gelişmelerle, Kıbrıs konusundaki yeni perspektiflerin, bu hükümetin 2003 yılından itibaren yaptığı çalışmaların imzasını taşıdığını vurguladı.

Bu sürede bir kısım sıkıntılar oluştuğunu, bunların çalışma biçimlerinden, birikmiş sorunlardan, yaklaşımlardan kaynaklanan sıkıntılar olduğunu, bunların gizlenemeyeceğini, bunları birlikte açık yüreklilikle görüştüklerini ifade eden Soyer, kriz yaratmak niyetinde bulunmadıklarını, krizleri aşmakla, sorunları çözmekle mükellef olduklarını, önemli olanın Kıbrıs sorununun Gambari ziyaretiyle başlayan yeni sürecinde, yeni problem, imkan ya da fırsatları, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la birlikte aşabilme kabiliyetini göstermek olduğunu söyledi.

Ekonomide ve diğer bütün unsurlarda meydana gelebilen yeni gelişmelerin yarattığı sıkıntıları ve hala gideremedikleri eski sorunları aşabilecek reform hareketlerini gündeme getireceklerini kaydeden Soyer, hükümetin reform politikasını devam ettirdiğini, ancak devam ederken eski sıkıntıların göz ardı edilemeyeceğini kaydetti. Soyer, reformlarla ilgili arzuyu birlikte ortak bir senteze götürmek durumunda olduklarını da ifade etti.

"Ateşten gömleği hep birlikte..."

İki partinin genel sekreterlerinin bu konuları detaylandıracağını ve partilerin organlarına götüreceklerini ifade eden Soyer, bu krizin aşılma noktasını birlikte başaracaklarını umduğunu, değerlendirmeleri yaptıktan sonra bunu kamuoyuyla paylaşacaklarını ve önlerindeki kamu reformu da dahil zor ve çetin görevlerin aşılması ve kurumlaşmanın tam yerine gelmesi için ateşten gömleği hep birlikte giyip çalışacaklarını kaydetti.

Soyer, hükümetin mecliste sayısal çoğunluğu olduğunu ve görevde olduklarını, halka ve ülkeye hizmetten kendilerini kimsenin alıkoyamayacağını ve hükümetin görevini layıkıyla yerine getirmeye devam edeceğini söyledi.

KIBRIS 16/07/06

 

Bryza, bugün Kıbrıs'a geliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew Bryza, adadaki her iki tarafın Kıbrıs konusuna ilişkin görüşlerini almak amacıyla bugün Kıbrıs'a geliyor.

KKTC'de salı günü temaslarda bulunacak Bryza, saat 09.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'nda yer alacak görüşmenin ardından Bryza, saat 10.45'de Başbakan Ferdi Sabit Soyer, saat 11.50'de de Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile makamlarında görüşecek.

Bryza, Güney Kıbrıs'ta ise sadece Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades'le biraraya gelecek. Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Bryza ile görüşmeyeceğini açıklamıştı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza, adadan ayrılmadan önce 18 Temmuz Salı günü saat 16.30'da ara bölgedeki Fulbright Merkezi'nde basın toplantısı düzenleyecek.

Bryza: Anlaşmanın nereye varacağı meçhul

Rum basını, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthiew Bryza'nın, Atina'da Yunan Dışişleri Müsteşarı Yannis Valinakis'le görüşmesine geniş yer verdi.

Alithia gazetesinin haberine göre Bryza- Valinakis görüşmesinde, Kıbrıs'taki son gelişmeler, Türkiye-AB ilişkileri ve Ortadoğu'daki durum ele alındı.

Gazeteye göre Bryza, Kıbrıs konusuna değinirken, BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin himayesinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasındaki görüşmenin sonucundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve şöyle konuştu:

"Sayın Papadopulos'la Sayın Talat'ın bir araya gelmesi bizi memnun etti. Muntazaman bir araya gelmeleri, teknik görüşmelerin başlaması ve özlü konularda gündemi hazırlamaları konusunda anlaşmış olmalarından da mutluyuz. Bu çok iyidir. Ancak nereye varılacağını kim bilebilir? BM Genel Sekreteri'nin gözetiminde bütünlüklü bir çözüm sürecini destekliyoruz.

Politikamız, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelinde adanın yeniden birleştirilmesini desteklemektir. ABD'nin Kıbrıs konusunda attığı her adım yeniden birleşmeyi kolaylaştırmayı hedefliyor."

Bryza, Valinakis'le yaptığı görüşmeyi de "yapıcı" olarak niteledi ve iki ülke stratejilerinin uyumlu olduğunu söyledi.

Valinakis ise, Bryza'yla "iyi hazırlık yapıldıktan sonra ve adil, yaşayabilir, BM kararlarına dayalı ve artık AB üyesi olan Kıbrıs'ın bu durumunu da dikkate alan bir çözüm için sürecin yeniden başlatılması perspektifini ele aldıklarını" söyledi.

Ziyaret uzayabilir

Bu arada Politis gazetesi haberi; "İki Toplumlu Diyalog İçin ABD Memnun.... 'İyi ki Buluştular' (İki lider)" başlığıyla yansıttı, Bryza'nın açıklamalarına yer verdi.

Gazete, Atina'daki diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, bugün adaya gelecek olan ve pazartesi ile salı günü her iki tarafta temaslar yapacak olan Bryza'nın ziyaretini bir gün daha uzatıp, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Lillikas'la da görüşmeyi incelediğini yazdı.

Gazeteye göre Bryza, Rum tarafıyla görüşmelerinin Dışişleri Bakanlığı'nda sadece bürokratlar düzeyinde kalmasını arzulamıyor, siyasi düzeyde Dışişleri Bakanı'yla da görüşmek istiyor.

Gazete haberinde, Lillikas'ın pazartesi ve salı Brüksel'de olacağına işaret etti.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Bryza ile görüşmeyeceğini daha önce net bir dille açıklamıştı.

KIBRIS 16/07/06

 

Perican Bayar, Güney Kıbrıs'taki mülkleri için AİHM yolunda

AİHM'İN OBJEKTİFLİĞİ SINANACAK... Perican Bayar'ın avukatı Aslı Aksu, başvurunun "Türklerin itibarının iadesi" anlamında kabul edilmesi gerektiğini belirterek, davanın açılması halinde AİHM'in bu konudaki objektifliğinin sınanacağını söyledi

Kıbrıslı Türk Perican Bayar, ailesinin Güney Kıbrıs'taki 22 dönüm üzüm bağı ve içerisinde 15 dükkan bulunan iş hanının "Rum yönetimi tarafından usulsüz kullanıldığı" gerekçesiyle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) toplam 7 milyon Euro'luk maddi ve manevi tazminat davası açmaya hazırlanıyor.

Perican Bayar'ın avukatı Aslı Aksu, müvekkili adına Rum İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulmuş Kıbrıslı Türklerin Mallarının Yönetimi Servisine yazılı başvuruda bulunarak, söz konusu gayrimenkullerin şu anki durumu ve satımının talep edilmesi halinde ne yapılabileceğini sordu. Servisin yasal süre olan 30 gün içerisinde yanıt vermesi gerekiyor.

Avukat Aslı Aksu, AA muhabirine konuyla ilgili yaptığı açıklamada, başvurunun "Türklerin itibarının iadesi" anlamında kabul edilmesi gerektiğini belirterek, davanın açılması halinde AİHM'in bu konudaki objektifliğinin sınanacağını söyledi.

Rum kesimindeki vasilik kanunu

Kıbrıslı Türklerin ve Rumların göç ettikleri yerlerde bıraktıkları menkul ve gayrimenkullerinin kullanımı ve yönetimi için Türk ve Rum tarafının farklı usuller belirlediğini anlatan Aksu, Rum yönetiminin Türklerin mallarına el koymadığını ve çıkardığı Vasilik Kanunu çerçevesinde atadığı bir kayyumla bu malları idare ettiğini belirtti.

Atanan kayyumun Kıbrıslı Türklerin mallarını devlet adına kiraya verip, işletebildiğini ifade eden Avukat Aksu, ancak söz konusu malların tapusunun daima Kıbrıslı Türkler üzerinde kaldığına dikkati çekti.

Aksu, Vasilik Kanunu'nun, Türklerin mallarını kullanmasına engel olmadığını, ancak satmalarına ve kiralamalarına izin vermediğini kaydetti.

Aksu, Vasilik Kanununun, Kıbrıslı Türklerin gayrimenkullerini iade talebinde bulundukları aşamada bunu engellediğini, böylelikle iç hukuk yollarını tıkadığını ve bu yüzden AİHM'e başvurma şartının oluştuğunu vurguladı.

KKTC'deki Rum mallarına ise devlet tarafından el konulduğunu anlatan Aksu, Rum tarafındaki mallarından feragat eden Türklere KKTC'deki Rumlardan kalan malların verildiğini, bu yüzden de Türklerin yüzde 80'inin Rum kesimindeki mallarından feragat ettiğini söyledi.

Aksu, müvekkili Perican Bayar'ın ise feragatname vermediğini ve buna dayanarak, Limasol'daki 22 dönümlük tarım arazisi ile içerisinde 15 dükkan bulunan iş hanının şu anki durumunu ve satmak

istenildiğinde ne yapılması gerektiğini sormak için Rum İçişleri Bakanlığı nezdinde kurulan Kıbrıslı Türklerin Mallarının Yönetimi Servisine yazılı başvuru yaptıklarını kaydetti.

Aynı yanıt gelirse

Avukat Aslı Aksu, daha önce de benzer bir başvuru yapıldığını ve Kıbrıslı Türklerin Mallarının Yönetimi Servisinin yanıt olarak, Türk mallarının servisçe atanan kayyum tarafından idare edildiği, bu idarenin Kuzey kesimindeki Rumların mülkiyet sorunu çözülene kadar devam edeceğini bildirdiğini anlattı.

Aksu, bu yanıtın mallar konusunda Rum kesiminde iç hukuk yollarının tükendiği anlamını taşıdığını söyledi.

Yine aynı şekilde yanıt gelmesi halinde AİHM'de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi aleyhinde dava açacaklarını bildiren Aksu, her bir gayrimenkul için 2 milyon Avro maddi, 750'şer bin Avro da manevi tazminat talep edeceklerini belirtti.

Feragatname vermeyen

Türklere çağrı

Aslı Aksu ayrıca, güneydeki malları için feragatname vermemiş Kıbrıslı Türklerin aynı şekilde başvuru yapmasını istedi. Aksu, şunları söyledi:

"Kaybedecek bir şeyleri yok, mallarını zaten kullanamıyorlar ama kazanırlarsa mallarına sahip olabilecekler. Kaldı ki eğer Rum kesiminde bulunan gayrimenkullerine ilişkin feragatname vermemişlerse, AİHM nezdinde açılacak herhangi bir mülkiyetin iadesi ve maddi, manevi tazminat davasında dava masrafı vermek durumunda olmayacaklardır.

Çünkü tarafımdan tüm dava masraflarından vazgeçilmiştir. Davayı kazandığımız takdirde Türkiye kazanmış olacak."

KIBRIS 16/07/06

 

9 Sivil toplum örgütü, "Cyprus NGO Network" şemsiyesi altında birleşti

Söz konusu sivil toplum örgütleri, tek çatı altında örgütlenmekle "AB karar alma sisteminde daha etkin olmayı amaçladıklarını" bildirdiler.

"Cyprus NGO Network", Management Center Of Mediterranean (MC Med) Merkezi'nde yapılan basın toplantısında, örgüt üyelerinden Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir tarafından basına tanıtıldı.

Doğan Sahir yaptığı konuşmada, ülkedeki önemli bir boşluğun doldurulduğunu ve amaçlarının yerel, ulusal ve uluslararası düzeylerde etkinliklerini artırmak olduğunu söyledi.

İlk kez yasal bir zeminde bir örgütler şemsiyesi oluşturulduğunu vurgulayan Sahir, "Cyprus NGO Network", kamu yararına çalışan sivil toplum örgütlerini, işbirliği temelinde güçlendirmeyi ve etkinleştirmeyi hedefleyen bir şemsiye kurmuştur" dedi.

Eğitim, kültür, sanat, araştırma, sağlık, çevre gibi alanlarda faaliyet gösteren 9 örgüt şunlar:

"Eğitim Bilimleri Derneği, Evrensel Hasta Hakları Derneği, Halk Sanatları Vakfı, Kadından Yaşama Destek Derneği, Karpaz Dostları Derneği, Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve Kanserle Savaş Vakfı, Kıbrıs Türk Diabet Derneği, Management Center of Mediterranean (MC Med) ve Yeşil Barış Hareketi."

Doğan Sahir, örgütün çalışmalarını eşitlik, güven, paylaşım, işbirliği, dayanışma, etkinlik ve katılımcılık değerlerini temel alarak sürdüreceğini ifade etti.

Gelişen dünya koşullarının işbirliğini, paylaşımı ve katılımcılığı her alanda olduğu gibi üçüncü sektör olan sivil toplumda da gerekli kıldığını belirten Sahir, "Cyprus NGO Network"ün global düşünüp, yerel hareket ederek, toplumdaki önemli bir boşluğu dolduracağını kaydetti.

Çalışmaların amacı

Sahir, "Cyprus NGO Network"ün yapacağı çalışmaları ise şöyle sıraladı:

"Kar amacı gütmeyen, kamu yararına çalışan kuruluşların işbirliğini sağlayacak hizmetler vermek; Kuzey Kıbrıs'taki sivil toplum örgütlerinin etkinliğini işbirliği yolu ile artırmak; Kuzey Kıbrıs'taki sivil toplum örgütleri arası diyalogu artırmak, güçlendirmek ve kurumsallaşmalarına yardımcı olmak; sivil toplum örgütleri içerisindeki demokratik katılım sürecini güçlendirmek; Avrupa Birliği ve Akdeniz ülkelerindeki benzer kurumlar ile işbirliği ve paylaşım gerçekleştirmek; Avrupa Birliği kurumlarındaki karar alma süreçlerinde, faaliyetlerinde ve etkinliklerinde yer almak"

MC Med'in girişimiyle oluşturulan örgüt, üye olmak isten tüm sivil toplum örgütlerine açık.

Örgütlenme ne getirecek?

Örgütlenmenin neler getireceğinin sorulması üzerine MC Med Direktörü Bülent Kanol, AB'nin sivil toplum örgütlerini tek tek muhatap alamayacağını, bu nedenle platform olarak veya bir şemsiye formunda muhatap almayı tercih ettiklerini açıkça belirttiklerini dile getirdi. Kanol, "AB'nin bizi bu şekilde daha fazla muhatap alacağını düşünüyoruz" dedi.

AB Politikalarının şekillenmesinde

etkin olmayı amaçlıyoruz

Evrensel Hasta Hakları Derneği Emete İmge ise, örgütün 2005 Ekim ayından itibaren çalışma başlattığını, amaçlarının hem bölgesel hem de global işbirliği yapmak olduğunu ifade ederek, bu yöntemle AB politikalarının şekillenmesinde etkin olmayı amaçladıklarını kaydetti.

İmge, "Cyprus NGO Network" olarak geçen mart ve mayıs aylarında, finansal yardımların dağıtılması üzerine politika üretmek için düzenlenen toplantılara katıldıklarını da kaydetti.

KIBRIS 16/07/06