|
NTV
Güncelleme: 18:30 TSI 10 Temmuz 2006 Pazartesi
ANKARA
- Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan,
Kapsamlı çözüme ilişkin konularda yapılacak istişarelerin,
Annan Planı zemininde ele alınması gerektiğini
düşünüyoruz dedi.
Tan,
bununla birlikte, teknik komite çalışmalarının iki taraf
arasındaki güven ortamına katkıda bulunacağına
inandıklarını kaydetti. Sözcü Tan, Talat-Papadopulos
buluşmasını olumlu bir adım olarak gördüklerini
belirtirken, Talatın görüşme sonrası yaptığı
açıklamada yer alan görüş ve unsurları
paylaştıklarını vurguladı.
İki liderin görüşmesinde, Türk askerinin Adadan çekilmesi ve
Maraşın iadesi gibi kapsamlı çözüme ilişkin konuların
da teknik komitelerce ele alınmasının
kararlaştırıldığı ileri sürülüyordu.
Papadopulos'tan Atina'da Kıbrıs turu
10 Temmuz, 2006 17:34:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, Kıbrıs konusunda izlenecek strateji ve Türkiye - Avrupa
Birliği ilişkileriyle ilgili temaslarda bulunmak üzere
Yunanistan'ın başkenti Atina'ya gitti. Rum lider 'Türkiye'ye veto
gündemde değil'' dedi.
Rum
lider Atina'da, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile biraraya
geldi.
Görüşme sonrası bir açıklama yapan Karamanlis,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri İbrahim Gambari'nin
Kıbrıs ziyaretinde KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile
Papadopulos arasında varılan ve teknik konularda görüşmelere
başlanmasını öngören uzlaşmanın olumlu bir adım
olduğunu söyledi.
Kıbrıs'taki görüşmelerde özlü siyasi konularda elle tutulur
sonuçlara ulaşılmasını umduğunu belirten Karamanlis,
'başlatılacak yeni bir girişimin önceden iyi
hazırlanmış ve boğucu zaman çizelgelerine
sıkıştırılmamış olması
gerektiğini' kaydetti.
''Kıbrıs sorununa çözüm, BM kararları temelinde ve
Kıbrıs'ın (Rum kesimi) AB üyesi olduğu gerçeği göz
önüne alınarak bulunmalıdır'' diyen Karamanlis, Atina ile Rum
yönetimi arasındaki işbirliğinin mükemmel olduğunu söyledi.
Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulamaması halinde veto
kullanılması olasılığı bulunup
bulunmadığına ilişkin sorulara Karamanlis, ''Türkiye'nin
AB'ye karşı yerine getirmesi gereken yükümlülükleri var.
Kuşkusuz önce AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu'nu görmek gerekli. Bu
noktada diğer AB üyeleriyle işbirliği içinde olacağız.
Önceden tahminlerde bulunmaya gerek yok'' yanıtını verdi.
Papadopulos: "Kararlar önceden ilan edilmez''
Papadopulos ise Karamanlis'e Gambari'nin ziyareti hakkında bilgi verdiğini
söyledi.
Kıbrıs'ta atılan bu ilk olumlu adımın, önceden iyi
hazırlanmış kapsamlı bir çözüm sağlayacak, bir
girişimin yolunu açmasını umduğunu belirten Papadopulos,
sorular üzerine ortada 'veto' konusunun bulunmadığını
kaydetti.
Papadopulos, ''Türkiye'nin nasıl davranacağını bilmiyoruz.
Önce AB Komisyonu'nun raporunu görmemiz ve ilgili tüm unsurları
değerlendirmemiz gerekiyor. Kaldı ki bu tür kararlar önceden ilan
edilmez'' dedi.
Rum yönetimi, Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını
2006 yılı içinde Rum gemi ve uçaklarına açmasını
istiyor.
Atina ise, her ne kadar resmi açıklamalarda "Türkiye öngörülen süre
içinde sorumluluklarını yerine getirmeli" dese de, bu konuda
daha esnek davranılması gerektiği görüşünde.
Ancak Yunan Dışişleri çevreleri, bu esnekliğin
'karşılıksız' gösterilmeyeceğini, Türkiye'den Ege veya
Patrikhane ile ilgili taleplerin ortaya atılabileceğini belirtiyor.
Karamanlis ile görüşmesi öncesi, 1974 Kıbrıs Barış
Harekatı'nda ölen Yunan askerler için yapılan anma törenine katılan
ve ardından Yunanistan Cumhurbaşkanı Karalos Papulyas ile bir
araya gelen Papadopulos, yarın Atina'dan ayrılacak.
Türkiye iki liderin görüşmesini olumlu buluyor
Türkiye, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un görüşmesini olumlu bir adım
olarak görüyor.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan,
konuya ilişkin bir soruya verdiği yazılı yanıtta, Türk
tarafının üzerinde durduğu teknik komite
çalışmalarının iki taraf arasındaki güven
ortamına katkıda bulunacağına
inanıldığını belirtti.
'Kapsamlı çözüme ilişkin konularda yapılacak istişarelerin,
BM Genel Sekreterinin kapsamlı çözüm planı (Annan Planı)
zemininde ele alınması gerektiğini düşündüklerini' ifade
eden Tan, ''Kıbrıs'ta iki liderin buluşmasını olumlu
bir adım olarak görüyoruz'' dedi.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere
Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider
Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara
sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi
adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:
·
Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını
etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına
başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla
ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek
ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları
tarafından incelenecek ve liderler tarafından
sonuçlandırılacak.
·
Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler
Dizisi'nin tam metni şöyle:
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş
olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir
federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme
bağlılık.
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının,
Kıbrıslı Türkve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz
sonuçlar doğuracağının kabulü.
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha
fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar
hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması,
aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı
çözüme katkıda bulunacaktır.
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru
ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu
bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların
hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı
önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son
vermelidir.''
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24
nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya
gelmemişti.
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın
ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel
Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir
rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış,
plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.
"Eşitliğe dayalı çözüm geciktirilmemeli"
10 Temmuz, 2006 17:16:00 (TSİ) CNN TRUK
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Kıbrıs'ta iki
bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe dayalı nihai çözümün
daha fazla geciktirilmemesi gerektiğini söyledi.
Kıbrıs
konusunda yazılı bir açıklama yapan Rehn, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs misyonunda
olumlu sonuçlar elde etmesini memnuniyetle
karşıladığını belirtti.
Rehn, ''Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk
toplumlarının liderleri Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat'ın
bir hafta içinde üç kez buluşmuş olması, Ada'da diyaloğun
bir şansı olduğunun ve BM gözetiminde kapsamlı bir çözüme
ulaşmak için yeni bir sürecin başlatılmasının
cesaretlendirici göstergesidir'' ifadelerini kullandı.
AB Komisyonu'nun, iki liderin üzerinde görüş birliği
sağladığı 'prensipler dizisi'ni tamamen paylaştığını
bildiren Rehn, bu kapsamda Kıbrıs'ta mevcut durumun kabul
edilemeyeceğini kaydetti.
Rehn, iki bölgeli ve iki toplumlu federasyon ve siyasi eşitliğe
dayalı nihai çözümün ulaşılabilir olduğunu ve daha fazla
geciktirilmemesini istedi.
Olli Rehn, ''umarım günlük sorunları ele alacak teknik komitelerin
çalışmaları, daha fazla uzlaşma sağlanmasıyla
eş zamanlı olarak temel sorunları içine alacak şekilde
genişletilir'' dedi.
Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy de, İbrahim Gambari ve Rehn arasında
planlanmış bir görüşme olmadığını ifade
etti.
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
Kıbrıs konusunda izlenecek strateji ve Türkiye - Avrupa Birliği
ilişkileriyle ilgili temaslarda bulunmak üzere Yunanistan'ın
başkenti Atina'ya gitti.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere
Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider
Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara
sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin
içeriği ise şöyle:
·
Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını
etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına
başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla
ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek
ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları
tarafından incelenecek ve liderler tarafından
sonuçlandırılacak.
·
Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler
Dizisi'nin tam metni şöyle:
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş
olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir
federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme
bağlılık.
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının,
Kıbrıslı Türkve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz
sonuçlar doğuracağının kabulü.
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha
fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar
hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması,
aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı
çözüme katkıda bulunacaktır.
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru ortamın'
devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu bağlamda, hem
ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumların hayatlarının daha iyi
olması için güven artırıcı önlemler elzemdir. Yine bu
bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son vermelidir.''
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24
nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya
gelmemişti.
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın
ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel
Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir
rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik
girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin
Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana
Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.
Rehn:
Kıbrıs'ta çözüm gecikmesin
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
(Kıbrıs'ta) iki bölgeli, iki toplumlu ve siyasi eşitliğe
dayalı nihai çözüm daha fazla geciktirilmemelidir dedi.
Yaptığı yazılı açıklamada, BM Genel
Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin Kıbrıs misyonunda olumlu sonuçlar elde
etmesini memnuniyetle karşıladığını belirten
Rehn, Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk
toplumlarının liderleri Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat'ın
bir hafta içinde üç kez buluşmuş olması, adada diyaloğun
bir şansı olduğunun ve BM gözetiminde kapsamlı bir çözüme
ulaşmak için yeni bir sürecin başlatılmasının
cesaretlendirici göstergesidir ifadelerine yer verdi.
AB Komisyonu'nun, iki liderin üzerinde görüş birliği
sağladığı prensipler dizisini tamamen
paylaştığını bildiren Rehn, bu kapsamda Kıbrıs'ta
mevcut durumun kabul edilemeyeceğini, iki bölgeli ve iki toplumlu
federasyon ve siyasi eşitliğe dayalı nihai çözümün
ulaşılabilir olduğunu ve daha fazla geciktirilmemesini istedi.
Rehn, Umarım günlük sorunları ele alacak teknik
komitelerin çalışmaları, daha fazla uzlaşma
sağlanmasıyla eş zamanlı olarak temel sorunları içine
alacak şekilde genişletilir görüşünü dile getirdi. Bu arada,
Rehn'in sözcüsü Krisztina Nagy, İbrahim Gambari ve Rehn arasında
planlanmış bir görüşme olmadığını ifade
etti.
HURRIYET 10/07/06
Kıbrısta
müzakere Türkiye-AB krizini önler
LONDRA(ANKA)
Kıbrısta hafta sonunda varılan sürpriz anlaşmanın
yurt dışında da yankıları sürüyor. Financial Times
gazetesi, Kıbrısta bu ayın sonunda başlaması
kararlaştırılan müzakerelerin sonbaharda Türkiye ile AB
arasında bir kriz çıkmasını önlemeye katkıda
bulunabileceğini belirtti.
Kıbrısta hafta sonunda varılan sürpriz
anlaşmanın yurt dışında da yankıları
sürüyor. Financial Times gazetesi, Kıbrısta bu ayın sonunda
başlaması kararlaştırılan müzakerelerin sonbaharda
Türkiye ile AB arasında bir kriz çıkmasını önlemeye
katkıda bulunabileceğini belirtti.
Ekonomi gazetesi Financial Times, Kıbrısta BM Genel Sekreterinin
Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim
Gambarinin ziyareti sırasında varılan uzlaşmanın
umut yarattığını kaydetti.
Bu ay sonunda başlaması öngörülen yeni müzakerelerde yakın bir
tarihte bir anlaşmanın sağlanması beklenmediğini
kaydeden gazete şöyle devam etti:
Ancak, Ankaranın Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılmaması
halinde Kıbrısı (Rum Kesimi) tanıma ve Türk liman ve
havaalanlarını Rumlara açma reddi konusunda sonbaharda Türkiye ile AB
arasında olası bir krizin çıkmasını önlemeye yardımcı
olabilir yorumunu yaptı.
HURRIYET 10/07/06
Annan
yerinde bir kadın görmek istiyor
A.A.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, kendisinin yürüttüğü görevde bir
kadını görmek istediğini söyledi.
Kofi Annan, Almanya'da yayımlanan General Anzeiger
Gazetesi'ne verdiği demeçte, BM'nin idari mevkilerinde çok iyi hizmetler
veren olağanüstü kadınlar bulunduğunu belirterek, BM'nin 60
yıllık mevcudiyetinde bir kadının genel sekreter
olmasından şahsen memnuniyet duyacağımı itiraf
etmeliyim dedi.
Görevi bu yıl sona erecek Annan'ın yerine şu ana
dek tamamı erkek 4 kişi aday oldu.
HURRIYET 10/07/06
Talat'la
buluşması Papadopulos için geri adımdır
BM Genel Sekreteri'nin yardımcısı İbrahim Gambari'nin
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderlerini bir araya getirmesi olumlu bir
gelişmedir. Rum tarafındaki "ret cephesi"nin başı
olması nedeniyle de, bu buluşma Tasos Papadopulos açısından
bir geri adımdır.
Onun arzusu, sorunu BM'den AB'ye çekip Türkiye'yi ve Kıbrıslı
Türkleri orada "kündeye" getirmekti. Ancak, Yunanistan'ı bile bu
konuda istediği gibi ikna edemedi.
Kendisine destek verenler sadece Türkiye aleyhtarı bazı
sağcı Avrupalı siyasetçilerdi ki, asıl amaçları belli
olduğu için bu destek de pek bir işe yaramadı.
Verimli bir ortam mevcut
Haberlerden öğrendiğimize göre, liderler bu görüşmelerinde
"iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı çözüme
bağlılıklarını" bildirmişler. Bu hususun
teyit edilmiş olması çok önemlidir.
Bu arada, güven artırıcı önlemlerin geliştirilmesine karar
verilmesi de önemlidir, zira iki toplum arasında geliş gidişler
ve bundan doğal olarak doğan çok çeşitli insani temaslar zaten
var. Başka bir ifadeyle güven artırıcı önlemlerden olumlu
sonuç alınması için verimli bir ortam mevcut.
Tarih verilmese de, kapsamlı çözüm için görüşmelerin
başlayacağına dair açıklama da önemlidir. Bu açıklama,
gözleri, bugüne kadar müzakerelerin başlamasını engelleyen
Papadopulos'un üzerinde tutacaktır.
Teknik komitelerin önemi
Özlü konuları ele alacak teknik komitelerin kurulması hususu da
önemlidir. Bu komitelerin ele alacakları konular arasında
bulunduğu söylenen 'Türk askeri varlığı",
"Türkiyeli yerleşimciler" ve "mal mülk meselesi" gibi
konular kendini zaten şu veya bu şekilde hissettirerek
Ankara'nın başını sürekli ağrıtıyor.
Öte yandan, bunların Türkiye'deki ret cephesini hoşnutsuz
kılacak olan başlıca konular olduğu malum. Ancak, Türk
tarafınca kabul edilen Annan Planı her iki konuda çözüm öngörüyordu.
Örneğin, Türk askerlerinin sayısının kademeli olarak
azaltılarak sembolik bir düzeye indirilmesi, Rum tarafının
ordusunu lağvetmesi koşuluna bağlıydı.
Başka bir şekilde olması da zaten mümkün değil, çünkü
Türkiye'nin hem kendi güvenliğini hem de Kıbrıslı Türklerin
güvenliğini tehlikeye atması beklenemez.
Alışveriş gerekecek
Onun için bu konuların Papadopulos'un gönlünce manipüle edebileceği
konular olduğunu hemen varsaymak hata olur.
Fakat müzakereler gerçekten başlayabilirse bir alışverişin
gerekeceği de ortada.
Türkiye'nin haklı Kıbrıs müdahalesini, "anlaşmalardan
doğan yetkiye dayanarak, bozulan anayasal düzeni düzeltmeye dönük bir
operasyon" olarak değil de, bir "fetih seferi" olarak
görenlerin bundan memnun olmaları tabii ki imkânsız.
Ancak, son 43 yıl bir şeyi göstermiştir. Eğer çözüm
gerçekten isteniyorsa, bu iki taraftaki aşırı milliyetçilerin
arzularına göre değil, adanın ve uluslararası düzenin
gerçeklerine göre olacaktır.
Türk diplomasisinin bu gerçeği gözeterek Kıbrıslı Türklere
en adil çözümün sağlanması için çalışmaktan başka
çaresi yok. Bu arada, bu çerçevede sağlanacak ilerlemelerin, AB'de
Türkiye'ye karşı uygulanan "limanlar
baskısı"nın kalkmasına da hizmet edeceği ortada.
MILLIYET
SEMIH IDIZ 10/07/06
Rum
lider Atina'yla fikir alışverişinde
Üçlü zirvede
istediğini koparan Papadopulos, bugün Yunan hükümetiyle yeni süreci ve
Türkiye-AB ilişkilerini görüşecek
10/07/2006
RADİKAL - ATİNA/LEFKOŞA -
Kıbrıs'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
yardımcısı İbrahim Gambari'nin arabuluculuğunda KKTC
lideri Mehmet Ali Talat'la buluşarak müzakerelerin yeniden
başlaması konusunda ilke mutabakatına varan Rum lideri Tasos
Papadopulos, bugün Atina'da önemli temaslarda bulunacak. Papadopulos'un Yunan
Başbakanı Kostas Karamanlis ve Dışişleri Bakanı
Dora Bakoyani'yle yapacağı görüşmelerde, Kıbrıs ve
Türkiye-AB ilişkileri konusunda kritik kararlar alınacak. Annan'ın
da telefonla fikrinin alındığı üçlü zirvede
kararlaştırılan teknik heyetler arasında ay sonunda
başlayacak görüşmelerle ilgili tablo da netleştirilecek.
Mutabakata Atina ve Güney Kıbrıs'tan ilk tepkiler 'belirsiz olmakla
birlikte olumlu' yönündeydi. Gözlemciler, yeni süreçle Papadopulos'un Annan
Planı'nın tarihe karıştığını 'mühür'le
tasdik ettirdiğini, Kıbrıs'ta görüşme
yapılmasının ise Türkiye'nin AB'de konumunu güçlendirdiğini
söyledi.
"Gambari istediğini kopardı. El yakan konuları Papadopulos
ile Talat'a bıraktı. Zorluklar şimdi başlıyor"
yorumu yapılırken, teknik görüşmelerde 'özlü konular' masaya
getirildiğinde ne olacağı meçhul. Rum gazeteleri ise, iki
tarafın kazançlarını şöyle sıraladı:
İki tarafın
kazançları
Papadopulos, askersizleştirme, Türkiyeli nüfus, Maraş'ın iadesi,
Kuzey'deki Rum malları gibi özlü konuları teknik görüşmelere
sokmayı başardı. Böylece istediği konuyu gündeme getirme ve
diğer tarafı işbirliği yapmamakla suçlama
olanağını ele geçirdi. Türk tarafı ise 'siyasi
eşitlik' ile güven artırıcı önlemlerin görüşülmesini
mutabakata soktu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
"Kıbrıs'ta önemli olan üç husus, iki taraflılık,
siyasi eşitlik ve yeni yapının ortaklık
olmasıdır" dedi.
Rum basını: Ankara, ek protokol'ün hayata geçirilmesi için zaman satın almaya yoğunlaştı
Rum Fileleftheros
gazetesi, "Protokolün Hayata Geçirilmesi İçin 'Zaman Satın Alma'
Formülü" başlığıyla yansıttığı ve
Brüksel muhabiri Pavlos Ksanthis imzalı haberinde Helsinki'den güvenilir
bir kaynağın Fileleftheros'a; "BMK himayesinde teknik
komitelerin çalışmalarına başlamasına paralel olarak
AB; Dönem Başkanı Finlandiya ve Komisyon
aracılığıyla, Ankara'nın yükümlülüklerini yerine
getirmesinin değerlendirilmesi arifesinde, muhtemel sorunların
ortadan kaldırılmasına katkı koyabilecek bir formül
arıyor' dediğini yazdı.
Gazeteye göre aynı
kaynak Helsinki ve Brüksel'de üstlenilen çabalar çerçevesinde şu üç
senaryonun konuşulduğunu anlattı:
Doğrudan ticaret
müzakerelerine başlanması
"1-Doğrudan
Ticaret Müzakerelerinin Başlaması:
Kıbrıs sorununun
esasına da dokunacak bir çözümün, Kıbrıslı Türklerle
doğrudan ticarete ilişkin yeni bir müzakereler turunun
başlaması aracılığıyla bulunabileceği
değerlendiriliyor. Ancak durum zor olmakla kalmıyor, aynı
zamanda Kıbrıs'taki iki tarafın aklında, görüşmelere
farklı zeminler var. Kıbrıs Rum tarafı; doğrudan
ticaretin yalnız 25'lerin, 139 milyon Euro'luk mali yardımın
onaylanmasına eşlik eden beyanı çerçevesinde
görüşülebileceğine kesin gözüyle bakıyor ve daha ileri
görüşmelerin temelini Lüksemburg dönem başkanlığının
beyanının oluşturduğunu vurguluyor. Bu da; kapalı Maraş'ın
yasal sakinlerine iade edilmesini oyuna sokuyor. Ancak Maraş'ın
iadesi; Kıbrıs Türk tarafının, Lüksemburg'un dönem
başkanlığı zamanında görüşülen öneriler ekseninde
herhangi bir görüşmeye itiraz etmesinin nedenidir. Mehmet Ali Talat
halihazırda, doğrudan ticaretin; 26 Nisan 2004'te Lüksemburg'da
alınan Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarına son
verilmesine ilişkin Komisyon kararı çerçevesinde
'kayıtsız-şartsız' onaylanması gerektiğini
Komisyon'a ve dönem başkanlığına iletti. Tarafların
tezlerinin farklılığına rağmen Finlandiya Dönem
Başkanlığı doğrudan ticaret konusunda inisiyatif
üstlenecek. Finlandiya
Dışişleri
Bakanı Fileleftheros'a 'doğrudan ticaretin onaylanması,
Finlandiya Dönem Başkanlığı'nın yükümlülükleri
arasındadır' dedi. Ancak Finlandiya Dışişleri
Bakanı yapılacak görüşmelerin zemininin ne
olacağını ve dönem başkanlığının
Lüksemburg dönem başkanlığı zamanında oluşturulan
öneriler çerçevesini mi takip edeceğini söylemekten kaçındı.
'Siyasi irade olursa, ayrıntılara o zaman bakacağız' dedi.
Avrupa Birliği
Mahkemesi'ne başvuru
2-Avrupa Birliği
Mahkemesi'ne Başvuru:
Ek Protokol'ün
onaylanması konusunda Avrupa Birliği Mahkemesi'ne başvuru
olasılığı 'geliştirilen senaryolardan biridir' ve
böyle bir durumda kararın; iki ve hatta üç yıldan önce alınması
beklenmemelidir. Lefkoşa'nın, böyle bir senaryonun uygulanması
olasılığına iyi gözle bakmamasının nedenlerinden
biri de budur ve böyle bir durumda konuya katılacak hukuki renk, siyasi
boyutunu by-pass eder. Dahası; Avrupa Birliği Mahkemesi'ne
başvuru, Türkiye'nin; sürecinin değerlendirilmesine dahil olan ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'yle iyi komşuluk ilişkileri kurup,
tanıması şeklindeki, yükümlülüklerinin diğer iki unsurunu
daha kapsamaz. mahkemeye başvurunun bu olanaksızlıklarına
rağmen Finlandiya dönem başkanlığı ve Komisyon; AB
mevzuatında bir emsal da bulunduğu için başvurunun bir çözüm
olabileceğini düşünüyor. Emsal; Komisyon'un, Fransız kamyoncular
tarafından otoyolların kapatılması nedeniyle malların
serbest dolaşımının engellenmesi konusunda Fransa'ya dava
açmasıdır. A noktası ile B noktası arasında en
kısa yolun izlenmesi gerekir şeklindeki temel ilkeyi ihlal ederek,
Kıbrıs'ın ticareti aleyhine havacılığa ve
denizciliğe kısıtlamalar koymaya devam eden Türkiye'ye de benzer
davanın açılabileceği değerlendiriliyor.
İlgili müzakere
başlıklarının dondurulması
3-Türkiye'nin İlgili
Müzakere Başlıklarının Dondurulması:
Türkiye'nin protokole
ilişkin yükümlülükleriyle alakalı üç müzakere
başlığının dondurulması, Finlandiya dönem
başkanlığının ve Komisyon'un incelemekte olduğu
en basit çözümdür. Lefkoşa ilgili başlıkların 3 değil
daha fazla olduğuna inansa bile, Brüksel'e göre söz konusu müzakere
başlıkları Gümrük Birliği, Taşımacılık
ve Malların Serbest Dolaşımı
başlıklarıdır. Üç müzakere
başlığının dondurulması çözümü; Türkiye'ye
diğer 35 başlıkta, Kıbrıs'a karşı
yükümlülüklerini yerine getirmemesine rağmen AB ile müzakerelerini
kesintisiz sürdürme imkânı verdiği için uygun görülmüyor. Her
halükârda Lefkoşa'nın, bu konuda eli kolu bağlı beklemesi
söz konusu değildir. Her başlığı ayrı ayrı
'yükümlülüklerini tam olarak hayata geçirmekteki
başarısızlığı, müzakereler prosedürünün
tamamını etkileyecektir' ifadesini kullanması bekleniyor."
KIBRIS 10/07/06
Kıbrıs sorunu tarihin derinliklerine
Gömüldü
:"OPERASYONUN ADI REFERANDUMDU"
"24 Nisan referandumu için örneğin 20 yıl sonra bizim,
Rumların AB'ye girişine de evet dediğimiz bir görüntünün
oluştuğunu göreceğiz. Bu bence Kıbrıs'taki sorunu
tarihin derinliklerine gömmek açısından çok büyük bir
fırsattı uluslararası topluma. Çok kazasız,
sancısız, sızısız bir operasyon yapıldı
kuzeyde ve güneyde Annan planıyla. Bu operasyonun adı referandumdu"
"186 SAYILI
GÜVENLİK KONSEYİ KARARININ KALDIRILMASI İÇİN MÜCADELE
VERİLMELİ" "İzolasyonların
kaldırılacağı hayaldir. İzolasyonlar kalkmayacaktır.
İzolasyonların kaldırılmasını isteyenler önce
Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilgili Güvenlik Konseyi'nin 186
sayılı kararının kaldırılması mücadelesini
versinler. Bu çok daha onurlu bir davranış olacaktır"
Dilek ÇETEREİSİ
Kıbrıslı
Türk akademisyenlerden Yard. Doç. Dr. Mehmet Hasgüler, 40 yıldır
çözüm bekleyen Kıbrıs sorununun Annan planı referandumuyla
tarihin derinliklerine gömüldüğünü söyledi.
Birleşmiş
Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs'ta, Talat
ve Papadopulos'u ilk kez bir araya getirerek sorunun çözümü yönünde yeniden
umut vaad eden açıklamaların yapıldığı şu
günlerde, Hasgüler'in soruna bakışı, teşhisi ve çözüm
önerileri farklılıklar arz ediyor.
13 Haziran 2004'te
yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerine bağımsız aday
olarak katılan ilk Kıbrıslı Türk olan ve Annan
planının tartışıldığı günlerde ilginç
görüşleriyle Kıbrıs Türk halkının daha yakından
tanıma imkanı bulduğu Yard. Doç Dr. Mehmet Hasgüler,
Kıbrıs sorunuyla ilgili KIBRIS'ın sorularını
yanıtlarken, hem KKTC yönetimlerine, hem de uluslar arası topluma
göndermeler yaptı, ilginç önerilerde bulundu.
Kıbrıs sorununun
ulaştığı aşamaya farklı yorumlar getiren
Hasgüler, 24 Nisan 2004'te adanın her iki tarafında
eşzamanlı olarak yapılan Annan planı referandumuyla,
uluslar arası toplumun Kıbrıs sorununu "kazasız,
belasız" bir operasyonla tarihin derinliklerine gömmeyi
başardığı görüşünde. Hasgüler aynı zamanda Türk
tarafı açısından Kıbrıs sorununda 1974'teki duruma
geri dönüldüğünü düşünüyor.
Hatta Hasgüler, uzunca bir
süre sonra, Annan planına yüzde 65 oranında "evet" diyen
Kıbrıs Türkü'nün aslında çözüme değil, Rumların AB'ye
girişine onay verdiğinin anlaşılacağını
savunuyor. Mehmet Hasgüler, aynı zamanda referandumun 20 yıl gibi
uzun bir vadede "adanın bölünmesinin başlangıcı olarak
değerlendirilebileceği" görüşünü de ortaya koyuyor.
Uluslar arası
ilişkiler uzmanı, akademisyen Mehmet Hasgüler, Kıbrıs
sorununun dışarıdan, örneğin Birleşmiş
Milletler(BM) tarafından hazırlanan planlarla çözülmesinin mümkün
olmadığını da ifade ederek, bunun, ancak tarafların
inisiyatifi ile gerçekleşebileceğini kaydetti.
Referandum sonrası
Türk tarafının ileriye götürmeye çalıştığı
"KKTC'nin üzerindeki izolasyonların kaldırılması"
mücadelesini de değerlendiren Hasgüler, "İzolasyonların
kaldırılması mücadelesi hayaldir, izolasyonlar kalkmayacak"
diye kesin konuştu ve "İzolasyonların
kaldırılmasını isteyenler önce Güvenlik Konseyi'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilgili 186 sayılı
kararının kaldırılması mücadelesini versinler. Bu çok
daha onurlu bir davranış olacaktır" dedi.
Yard. Doç. Dr. Hasgüler,
Kıbrıs sorunuyla ilgili traji-komik bir öneride de bulunarak,
Kıbrıs siyasetiyle ilgili komik filmler çekmeleri konusunda film
yapımcılarına çağrı yaptı. "Bu konuda hem
kuzeyde, hem de güneyde bol malzeme var" diyen Hasgüler,
"Kıbrıs siyaseti için öyle güzel komedi filmleri çekilebilir ki
halk da kendi durumuna biraz güler ve rahatlar" şeklinde
konuştu.
Soru ve yanıtlar
Kıbrıslı
Türk akademisyen Mehmet Hasgüler'le yapılan mülakat aynen şöyle:
Soru: Kıbrıs
sorunuyla çok yakından ilgileniyorsunuz. Bu yakın ilgi niye? Neler
yapıyorsunuz bu konuda?
Yanıt: Çok geniş
bir soru. Özetle söyleyecek olursam ben Kıbrıslı Türk olarak
Türkiye'ye 1983'te gittim. 1983'te Türkiye'ye gittiğimizde ülkemiz
Kıbrıs Türk Federe Devleti'ydi. Okula başladık, henüz okula
başlayalı 3 ay olmuştu, aniden devlet kurduğumuzu ilan
ettiler. 15 Kasım 1983'te henüz birinci sınıftayken, döndüğümüzde
yeni bir devlete gelmiştik malum, ara tatilde.
KKTC'yle ilgili
alınan kararlar, uluslar arası politika, Kıbrıs sorunu,
savaş, bunların tümü bizi etkiledi. Hayatımızı bir
anlamda bu olaylar çok şekillendirdi. Biz de bunları daha iyi
anlamanın yollarını arıyorduk. Bu çerçevede master, doktora
derken yayınlarımız, çalışmalarımız
Kıbrıs oldu.
Benim doktora tezim
Kıbrıs değil, üçüncü dünya. Buna rağmen doktora tezimi
bitirdiğimde 1998'te artık Kıbrıs'ta işler çok, hani o
2000 olayları çıkmadan önce bize de Türkiye'de böyle bir kitap olsun ki
Kıbrıs'ı çok iyi anlatsın diye teşvikler oldu
bazı aydınlar tarafından.
Çünkü hiç kimse Türkiye'de
bu konuları bilmiyor, öyle bir şeyler yapalım ki
Kıbrıs'ın içinden bir şeyler duyulsun Türkiye'ye,
içeriği anlatsın, işte bu anlamda 'Kıbrıs'ta Enosis ve
Taksim politikalarının sonu' diye şu anda 5.
baskısını hazırladığımız bir kitap
çıktı. Bu arada 'Kıbrıs'ın Turuncusu' var, 'Kriz
Üçgeninde Türkiye' var, 'Coğrafyasını Teslim Alan Ada var',
'Uluslar arası Örgütler' var, başka derlemeler içerisinde çıkan
kitaplar var, Yunanca çıkan bir kitap var. Tabi yeni hedef eylül-ekimde
çıkacak olan 3-4 tane kitap daha var, bunların bir kısmı
üçüncü dünyayla ilgili, bir kısmı Kıbrıs'la ilgili. Böylece
hayatımız Kıbrıs oluyor. Hayatımız roman,
hayatımız Kıbrıs zaten.
Ailemiz burada,
arkadaşlarımız burada, olabildiğince Türkiye'de
bulunuyoruz, Türkiye'de bulunduğumuz alan uluslararası
ilişkiler, zaten hep Kıbrıs'la iç içeyiz. Derslerde Türk-Yunan
ilişkilerini anlatıyoruz, dolayısıyla Kıbrıs'a
oradan da giriyoruz. Türk dış politikasını
anlatıyoruz, oradan da giriyoruz. Zaten Türkiye'nin dış politik
hayatı içerisinde dış politikasının son 50
yıllını, hatta fazlasını konuşturan bir mesele
Kıbrıs.
Soru: Bu bağlamda
yurt dışı seminerlere ve toplantılara da
katılıyorsunuz. Böylece dünyanın Kıbrıs sorununa
bakış açısını daha iyi gözlemleme
fırsatınız oluyor. Peki dünya nasıl görüyor
Kıbrıs sorununu?
Yanıt: Özellikle 3
Kasım 1990'dan sonra, Rumların AB'ye başvurusundan sonra
Kıbrıs 1964'ten 74'e, 74'ten 90'a kadar olan süreçte
Kıbrıs'la ilgili algılamalar farklı idi. Yani 90'lı
yıllarda farklıydı, şu anda daha farklı bir
pozisyonda.
"Rumların AB'ye
girişine evet dedik"
Soru: Zaten 24 Nisan
referandumu Kıbrıs sorununda bir milat olarak kabul ediliyor. Çünkü
geçmişte Kıbrıs Türk tarafı masadan kaçan ve çözüm istemeyen
taraf olarak algılanırken, referandumdan sonra bunun
değiştiği, tam tersine Türk tarafının çözüm
istediği, Rum tarafının ise bundan kaçtığı
söyleniyor. Türk ve Rum tarafı taban tabana zıt tutumlar sergilerken,
dünya bunu nasıl görüyor?
Yanıt: 24 Nisan dahil
Kıbrıs'ta yaşanan bu sürecin, özellikle 24 Nisan'ın
kendisini değil, yani o günkü koşullarda yaşayan
insanların, bunun onlar üzerinde yarattığı dramı
değil, bu meselenin 10 sene, 20 sene sonra nasıl görüleceği
üzerine kafa yormak gerektiği konusunda bir görüşüm var.
Yani tarihi insanlar
yapar, sınıflar yaratır, sosyal sınıflar yapar tarihi.
Bu gerçek ama tarih, sosyal sınıfların dışında
başka güçlerin de olaya karıştığı ve tarihin bazen
ilerlemesine, bazen yerinde saymasına, bazen de gerilemesine, çürümesine
neden olabiliyor.
24 Nisan öyle bir şey
ki Kıbrıs'ta kuzey için, güney için farklı anlamlar
taşıyan bir olay olarak 20 yıl sonra görülecek. Nasıl? 24
Nisan 2004 aslında aynı zamanda bizim, Rumların AB'ye
girişine de evet dediğimiz bir görüntünün oluştuğunu
göreceğiz. Evet dedik ama Rumların AB'ye girişine de evet
demiş oluyoruz. Giriyorlar, aslında biz niye girdikleri üzerinde
fikir yürütüyoruz ama
Soru: Ama bu sadece Annan
planının referandumunda yaşanan bir süreç değildi.
Rumların AB macerasıyla ilgili sürece önceden biz onay vermedik mi?
Yanıt: Ama şöyle
bir şey var. Annan referandumunu okumak istiyorsak, bu seçeneklere bakmak
lazım. Annan referandumunda onaylanan bence iki önemli olay var. Rumlar
'hayır' diyerek AB'ye girme olayını onayladılar, Türkler de
"evet" diyerek Rumların AB'ye girmesini onayladılar. 20
yıl sonra buna bakıldığında aslında kuzeydeki
statünün de ya da statükonun da aslında evetle onaylandığı
ortaya çıkıyor. Yani güneydeki statüyü ve statükoyu da aslında
kuzey bu anlamda onaylamış oluyor.
Bir anlamda 64/186
sayılı karar ile onaylanmış ve tanınmış olan
hükümet, bir şekilde buradaki evetle o da tanınmış oluyor,
benim kanaatim.
"Operasyonun adı
referandumdu"
Soru: Yani Türk
tarafının onayı ile de Rum tarafı AB üyesi oldu diyorsunuz
Yanıt: Biz Annan
planına evet dedik ama.
Soru: Hayır mı
demeliydik Annan planına?
Yanıt:
Tartışılabilir o. Ayrıca tartışmak lazım.
Annan'ın getiriliş şekli bence halklara seçenek vermedi. Bu
şekliyle dünyada böyle bir örnek de yok zaten. Fakat bu aslında bence
Kıbrıs'taki sorunu tarihin derinliklerine gömmek açısından
çok büyük bir fırsattı, uluslar arası topluma. Çok kazasız,
sancısız, sızısız bir operasyon yapıldı
kuzeyde ve güneyde Annan planıyla. Bu operasyonun adı referandumdu.
Bu referandum aslında tarihin derinliklerine bu sorunu gömdü.
2 yıldır sorunun
konuşulduğunu görüyor musunuz siz? AB'ye girmiş Rumlar 'rahat',
'güvenli', kendilerine daha çok güvenen uygar bir AB'ye girmemiş ama bir
şekilde de rahatlamış bir kuzey görüyorsunuz. En azından
ambargolar konuşuluyor, 'ambargolar kalkacak' umudu var, artık dünya
bizi anlıyor, dünya ile aynı dili konuşuyoruz. Şimdi
seçimlerde deniyor ki daha güçlü hükümet için AB'nin dilinden
konuşacağız. Yani aslında Avrupa'nın dilinden
konuşma olayı yok ortada.
Ortada bir gerçek var,
kuzey kendine döndü. Bunun iyi yönleri de var, kötü yönleri de var.
"Kuzey kendine
döndü"
Soru: Ne demek kendine
döndü?
Yanıt: Kuzey
artık kendi başına, Rum engelleriyle fazla karşı
karşıya kalmayacak benim kanaatim. Yani kuzeyde artık
bağımsız bir etnite var ve bu etniteyi BM'nin gözetiminde
buranın iradesini kabul etmiş Birleşmiş Milletler. Burada
bulunan askeri gücü de, burada bulunan silahlı gücü de, burada bulunan
bütün her şeyin demokratikliğini kabul etmiş ve aslında KKTC'nin
demokratikliği de bu evetle kabul edilmiş.
Soru: Yani sonuç
itibarıyla KKTC devletinin tüm kurumlarıyla tanınması
sürecini mi tescillendirdi referandum?
Yanıt: Büyük
ihtimalle. Yani evet diyerek öyle bir süreç de ortada duruyor.
Soru: Ama Kıbrıs
Türk halkı birleşik Kıbrıs için evet dedi
Yanıt: Tamam. 20
yıl sonra bunu kim hatırlayacak? KKTC için mi evet dediler, yoksa,
yani hayır diyenler KKTC'yi korumak için hayır dediler ama bir
işe yaramadı. Ama sonuçta ne oldu? Bu sorun, yani Avrupa'ya taşınmış
bir sorun, nasıl kullanıldı Avrupa'da, Türkiye'ye daha fazla
ödün vermesi için Rumlar birtakım şeyler yapıyorlar, yani
ataklar yapıyorlar, işte birtakım Avrupa'nın da işine
gelebilecek, Türkiye'yi sıkıştıracak Ha Kıbrıs,
Türkiye'nin AB sürecine indirgenmiş bir sorun haline geldi. Yani ne oldu?
Türkiye'yi AB'ye almak istemeyen Avrupalılar, 'Kıbrıs'tan asker
çek', Kıbrıs'tan asker çek diyorsunuz da yani Kıbrıs'tan
asker çekilmeden de burada demokratik olduğuna
inandığınız ve herkesin çok sahiplendiği bir yüzde 65
evet var. Buradaki irade önemli.
"Adanın ila
nihaye bölünmesi için"
Soru: Ama farklı bir
irade yansıdı sandığa, dediğiniz nokta değil
Yanıt: Tamam
farklı bir irade yansıdı sandığa ama benim söylemek
istediğim, güneyin söylemiş olduğu 'işgal var', 'şu
var', 'bu var' ama kuzeyde iki irade de bir şekilde kabul edilmiş bir
irade oluyor, Annan planıyla beraber. Bu aslında adanın ila
nihaye bölünmesi için de oluşturulmuş bir operasyon görüntüsü var. 20
yıl sonra belki de Annan planı oylaması, adanın bölünmesinin
başlangıcı olarak değerlendirilecektir. Bunu bugün söylemek
belki insanı ürpertiyor ama yani 20 yıl sonra ne diyecekler? Bunlar
çok yüksek oranda olabilecek şeyler. Bak ne yapıyorlar Rum
tarafında, kamuoyu yoklaması yapıyorlar. Türklerle yaşamak
istiyor musunuz, istemiyor musunuz falan. Bu tartışmalar ne
yapıyor? Bu tartışmalar aslında Rumların da gönlünde
yatan aslanı harekete geçiriyor ve bu adanın gerçek barışa
ulaşmasının koşullarının
kalmadığını, en azından uzun bir süre.
"Barış
Annan planıyla da hayaldi"
Soru: Yani barış
hayal mi?
Yanıt:
Barış hayal tabi, bu şekliyle hayal. Annan planıyla da
barış hayaldi. Yani Annan planına evet denseydi Rum
tarafından yine barış olmayacaktı.
Soru: Niye?
Yanıt: Çünkü
barış hiçbir zaman, hiçbir ülkede böylesine komik bir referandumla
gelmedi. Yok böyle bir örneği.
"74'e geri
döndük"
Soru: Ne
yapılmalıydı örneğin böyle bir plan çıktı ve
uluslararası toplumun desteklediği bir plandı ve ilk kez bu
yönde hazırlık yapıldı. Niye peki böyle bir planla ortaya
çıkıldı?
Yanıt: Bir defa bu
plan aslında Türkiye'nin dış politikası
bakımından bakıldığında Kıbrıs için
olmasa bile Türkiye açısından muazzam bir başarıyı
gösteriyor. Türkiye dış politikası açısından
'çözümsüzlük, çözümdür' Kıbrıs'la bütünleşme hesapları
yapan 97-98 hükümetlerinin yanında Erdoğan hükümetinin
yapmış olduğu bu atak, müthiş bir başarıyı,
müthiş bir enstrümanı ortaya koyuyor ve Türkiye bunu uzun yıllar
kendi önünde ciddi olarak kullanabilecek mi, kullanır mı onu bilemem
ama ciddi bir enstrüman oluşturdu Türkiye kendi önünde.
Tabi AB'ye girerken,
girecekken AB'yle ilgili hesaplaşmalarda bunun önemi kalacak mı,
kalmayacak mı onu bilemiyorum. Avrupalılar bunun yani
kullanılmasıyla ilgili farklı birtakım
yaklaşımlar belirlerler mi onu bilemem ama şu anda ortada duran
bir gerçek var ki Yunanistan'ın 1981'de üye olmasıyla beraber
Türkiye'nin askeri idaresine olumlu bakmasını nasıl
değiştirmişse Yunanistan o dönemde, Türkiye'ye karşı
kararlar aldırmışsa, ortaklık konseyinin toplanmasına,
bakanlar konseyinin toplanmasını nasıl engellemişse,
dördüncü mali protokolün geçmesini nasıl engellemişse Yunanistan
81-82'de hemen üye olur olmaz, şimdi Avrupalılara yeni bir üye
katılıyor.
Bu üye problemli bir üye.
Bu üyenin kendisine ait olduğunu söylediği toprak
parçasının üzerinde ayrı bir halk yaşıyor ve bu üyenin
garantörlerinden bir tanesi, AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de
garantörü, aynı zamanda kuzeyde bulunan bir ülke, Türkiye Cumhuriyeti.
Yani o kadar karmaşık bir hale gelmiş ki bu mesele ve Rumlar
nereye kadar bunu kullanacaklar, nasıl kullanacaklar; Avrupa'nın
ihtiyacı olduğu kadar kullanacaklar.
Türkiye, Avrupa'ya girmek
üzereyken veya girme aşamasındayken belki Kıbrıs sorunundan
ötürü Kıbrıs'a farklı bir yol verecekler, farklı bir yön
verecek Türkiye, siyaset değiştirecek, bilemem ama şu andaki
görüntüyle uzunca yıllar bu sorunun bu şekilde tarihin derinliklerine
gömüldüğü düşüncesi var bende.
Yani işte bu böyle
devam etmez, böyle yürümez falan, yani 74'te de Türkiye müdahale ederken bu
sorun 3-5 ay içerisinde çözülecek gibi gözüküyordu. Yani aslında biz 74'e
geri döndük bir anlamda. 74 sonrasına kuzey olarak. Niye döndük
Soru: Bu çarkı
tersine döndürebilmek için ne yapılmalı peki?
Yanıt: Çarkı
tersine döndürmek için şu anda fazla bir şey yapılabileceği
konusunda ben kani değilim. Çünkü kuzey de güney de iç siyasetine
gömülmüş.
Milliyetçilik olgusu
Soru: Türbinlere mi
oynuyor taraflar yani kendi toplumlarında
Yanıt: Tabi çünkü
milliyetçilik olgusu iki tarafta da önemli. Biz kabul etsek de etmesek de
herkes kendi ulusal çıkarını düşünmek durumunda. Fakat Rum
tarafında olan tablo bence çok daha vahim. Tabi güneyin durumu şöyle.
Güneyin demokrasiye, farklı seslerin ortaya çıkması gibi
olaylara bakıldığında gerçekten ciddi sorunları var
güneyin. Halkın üzerindeki parti etkisi; tabi kuzey de aynı durumda.
Partiler çok etkili. Bu da Kıbrıs'ta demokrasi mücadelesinin ne kadar
geri kaldığını gösteren örnekler. Yani bir
cumhurbaşkanı çıkıp ağlayıp halkını
etkileyebiliyor. Halk peşinden gidebiliyor, sonra pişmanlık
duyan insanlar oldu ama bence sadece bu kadar da basit değil mesele.
Meselenin altında
dinsel, tarihsel, ekonomik, birçok neden var yatan. Din, Ortodoksluk, yani dini
evlilik yapmadan kendini mundar sayan sosyalistler, komünistler,
yığınla güneyde. Bu çok önemli bir gerçek mesela. Yani laik
değil güney. Kuzey laik bu anlamda. Dolayısıyla bu ciddi bir
sorun. Yani bu iki toplumun bir arada yaşaması bakımından
çok ciddi sorun. Laiklik kafada oluşur ve bu laiklik
olmadığı için de irrasyonalite var, yani Özdemir Özgür var
güneyde yaşayan birisi. Ben de çok saygı duyuyorum kendisine,
söylediklerine. 'Rum toplumu irrasyoneldir' diyor 'çünkü kültürel faktörler
onları belirliyor' diyor yani fikirlere, inançlara bağlı bir
toplumdur, yani itikatları olan bir toplumdur, dogmatiktir, bu dinden de
kaynaklanan bir şeydir.
Kıbrıs Türk
toplumu çok rahattır, kolay değişebiliyor. Ama bu
değişim çok da hayırlı bir şey değil. Bu
yanında kimliksizlik tartışmasını da yaratabiliyor. Bu
anlamda güneyin kendi mücadelesine, kendi halkını bir yerlere
götürebilmesi bakımından taktir edilecek tarafları da
vardır. Nedir bu işte? Avrupa'yı kendilerine hedef koydular, 14
yılda Avrupa'yı gerçekleştirdiler. Kuzeyin kendi ideallerini
yaratma bakımından belki de bu kimlik, demokrasi ve buna benzer
meseleleri çok uzunca bir süredir çözemediği için de hâlâ çözemediği
için belki de bu konuda kendisine ideal oluşturma sorunu vardır
kuzeyin. Güneyde ise bu ideal çok fazla dogmatize edilmiştir. Yani güneyde
homojenlik, kuzeyde hotorojenlik vardır, dağınıklık
vardır. Bugün aileler çok küçük birimler haline gelmiştir ve bu
homojenliği engelliyor. Homojenitenin olmadığı yerde ortak
idealleri, ortak hedefleri yaratmak çok güçtür. Ortak hedeflerin
olmadığı yerde de demagoji çok daha kolay işe yarar.
"Dışarıdan
getirilen planlarla olmaz"
Soru: Bu iki toplum
arasında çok zıt iki yapı var. Peki bu halk nasıl birlikte
yaşayabilir? Nasıl bir formülle bu iki halkı birlikte
yaşatabilirler?
Yanıt: Bunun bir defa
dışarıdan getirilen planlarla olmayacağı kesin. Yani
dışarıdan Birleşmiş Milletler'in
hazırladığı planlarla bu iş olmaz. Bu kesin. Annan
planının geleceği de 2000 yılından belliydi. Peki niye
kuzeyde, güneyde, Türkiye'de, Yunanistan'da birtakım planlar ortaya
çıkmadı. Bu çok vahim bir şeydir. Yani millet demek ki o kadar
da dertli değilmiş. Yani siz ne yaparsınız sendika olarak?
Bir sorununuz varsa yazarsınız değil mi sendika olarak. Bunlar
benim sorunlarımdır, çözümü de budur, dersiniz değil mi?
Buradaki sorunu tarif eden
kim? Buranın sorununu tarif eden BM, 64'ten beridir. Peki BM burada
görevini yapıyor mu? Hayır. BM burada sadece barışı
koruyor. Peace making yapmıyor. Peace keeping yapıyor.
Barış mücadelesi vermiyor. Sadece barışı koruyor.
Böyle bir şey olabilir mi? BM görevini yapmıyor bir defa. Görevini
yapmayan BM'den siz barış mı beklersiniz, çözüm mü beklersiniz?
BM o günkü uluslar arası politikada güç kimin elindeyse onun borusunun
çalındığı bir mekandır. Bu anlamda da anti
demokratiktir. Zaten üçüncü dünya ülkelerinin, fakir ülkelerin sesinin daha
fazla kısıldığı dönem, tek kutuplu dünya olduğu
dönemdir. Yani ABD'nin tek belirleyici güç olduğu dönemdir ve bugün BM
Güvenlik Konseyi'nin 1964'te 5 Mart'ta almış olduğu 186
sayılı kararı aslında Kıbrıslı Türkler
olmadığı halde o yapı içerisinde, o yapının
Güvenlik Konseyi kararıyla tanındığı ortada. 64
yılında alınmış olunan o Güvenlik Konseyi
kararına Türkiye de olumlu oy vermiştir ve bu kararla Rumlar 1990'da
AB'ye başvurmuştur.
Bugün AB içerisinde olan
bu ülke aslında Güvenlik Konseyi kararıyla orda durmaktadır.
Peki bu BM Güvenlik Konseyi kararının ortadan
kaldırılması için Türkiye'nin ya da Kıbrıs Türklerinin
herhangi bir çabası olmuş mudur? Hayır
olmamıştır. Niye olmamıştır? Bu bir şekilde
garip bir yapıdır. Buna BM destek vermiştir, Güvenlik Konseyi
destek vermiştir. Böyle bir karar var orta yerde, sonra bir 'izolasyonlar
kalksın' diyoruz.
Esas yapılması
gereken mücadele Güvenlik Konseyi kararıyla alınmış olan bu
kararın ortadan kaldırılmasının mücadelesini
vermektir.
Soru: Bu mücadele
nasıl verilebilir? Kim hangi platformda ne yapabilir?
Yanıt: ABD sizi kabul
ediyorsa sizi cumhurbaşkanlığı, başbakanlık
düzeyinde siz de bunun girişimlerini yaparsınız
Soru: Kıbrıs
Türk tarafının saygınlığının
arttığı söyleniyor Annan planının kabul edilmesinden
sonra
Yanıt:
Saygınlık artışının ABD ve İngiltere
düzeyinde olduğunu söylüyorsanız evet artmıştır veya
AB düzeyinde. Ama dünyanın başka yerleri de var. Bu tür
planların yani konuşulduğu bu planların hayata
geçirilmedikten sonra bir şeyi yaparsınız onun
olumlulukları bir ay iki ay üç ay sürer sonra bakarsınız ki bu
olumluluklar ters-yüz olmuş.
Evet o aşamada bir
olumluluk oluştu, bir sempati. Bunun ötesinde bir adım
atılmadı. Atılamaz zaten, AB üyesi olmuş bir
Kıbrıs Cumhuriyeti var. O sizin burada hareket etmenize izin verir
mi? Bunu bilen Avrupalılar bunu bile bile niye Avrupa Birliği'ne
aldılar?
"İzolasyonlar
kalkmayacak"
Soru: Sonuçta bu
izolasyonların kaldırılması mücadelesi hayal mi diyorsunuz?
Yanıt: Hayaldir.
İzolasyonlar kalkmayacaktır. Yani izolasyonların
kaldırılmasını isteyenler önce Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin 186 sayılı kararının
kaldırılması mücadelesini versinler. Çok daha onurludur. Bu
yapının ortağı olan Kıbrıslı Türkler niye
orda değiller? Orda olmadıkları halde niye bu devlet tanınıyor?
Bugün garantörü olduğu ülkeye karşı çok rahat AB üyesi
olduğu için bu silahı Türkiye'ye karşı kullanıyor
mesela.
Soru: Bu bağlamda
işbaşına gelen mevcut ve geçmiş hükümetleri ele
aldığımızda günah ve sevapları nasıl
bölüştürebilirsiniz?
Yanıt: Siz meclisi
takip eden çok kıymetli muhabirlerden birisiniz. Meclis tarihi bir gün
yazılırsa herhalde sizin çok büyük katkınız olacak bu
tarihin yazılması konusunda benim takip edebildiğim
kadarıyla. Siz 10-15 yıldır mecliste
çalışıyorsunuz ve meclisin dünya meseleleriyle ilgili hangi
problemi ciddi olarak ele aldığı konusunu benden çok daha iyi
bilirsiniz.
Günah, sevap meselesi
sadece hükümetlerle ilgili bir mesele değil. Kıbrıs'ta meseleyi
biraz Beşparmak Dağları'nın üzerine çekebilmiş kaç
tane milletvekili meclisten geçmiştir, kaç parti geçmiştir, buna
iyice bakmak lazım.
'AB' diyoruz, 'dünyayla
aynı dilden konuşacağımızı' söylüyoruz. Irak'la
ilgili hiç aldıkları karar olmuş mu? Veya bir başka
meseleyle ilgili alabildikleri bir karar olmuş mu? Bu itibar artışıyla
ilgili söylemek istediğim en önemli mesele bu. Yani dünyanın
meseleleriyle ilgili ne kadar ilgilenebilen bir meclise sahibiz. Bu çok önemli
bir şeydir.
Filistin sorunuyla ilgili
kendimizi ne kadar alakalı kılıyoruz. İslam Konferansı
Örgütü'ne gidip oranın Kıbrıs Türk Devleti olarak kabul
edilmesini istemek yeterli değil tek başına. Siz ne
yapıyorsunuz dünyayla ilgili. Biz sadece bizim meselemiz var, dünya sadece
bizi anlasın mı diyoruz, yok hayır bu çok bencilce bir tutumdur.
Yani artı kendi meselemizi anlayamadığımızın da
bir gerçekliğidir bu. Çünkü siz Kıbrıs Türkleri olarak bu
anlamda uluslar arası politikada ne kadar fazla başka meselelere
bakabilirseniz, tartışabilirseniz , gündem yapabilirseniz, karar
alamayabilirsiniz ama en azından gündem yaparsınız.
Soru: Yani bu yönde bir
beceri mi yok siyasilerde?
Yanıt: Algılama
yok. Dünyaya bakma gibi bir şey yok. Herkes mahallesindeki
amcaoğlunun işe girmesiyle ilgileniyor veya önlerine konulan
birtakım "reformları", onları hayata geçirmekle
ilgileniyorlar. İdari işler yapıyorlar, siyasi meselelere
bakmıyorlar. Arada bir işte çok önemli bir mesele olduğunda, o
da kritik meseleler olmuştur, belki de 3-4 sefer
toplanmıştır KKTC Meclisi tarihi boyunca, o da Kıbrıs
sorunuyla ilgilidir
"Dünyayı
anlayamıyorlar"
Soru: Hep
eleştiriyorsunuz, bir puanlama yapacak olursanız, KKTC hükümetine ve
cumhurbaşkanına ne verirdiniz?
Yanıt:
Sınıfta kalıyorlar bence, dünyayı anlama konusunda.
Dünyanın onları anlamalarını istiyorlar ama onlar
dünyayı anlayamıyorlar. Yani Irak'ta ve Filistin'de olan meseleleri,
dolayısıyla dünyanın da onları anlamasını ancak o
kadar bekleyebilirler. Dünyayı ne kadar anlıyorlarsa dünya da
onları o kadar anlar.
Bakıyorsunuz bugün
buradan konuşmak kolay. Benim işim zaten kolay olduğu için
yapabiliyorum ama şunu da söylemek lazım. İlla ki bir hükümetin
20-25 yıl orda durması önemli değil. İpucu veriyor mu? Yani
yeni bir şey Cumhuriyetçi Türk Partisi, ben suçlamak için söylemiyorum.
Ama sonuçta ipuçları vermeleri lazım, pırıltı
vermeleri lazım.
Yani statü, statüko, nedir
statüko?
"Statüko taş
gibi yerinde"
Soru:
Yıkıldı mı statüko?
Yanıt: Hayır.
Taş gibi yerinde duruyor. Yani statüye bakmak lazım, statükoyu
anlatmak için. Statü nedir? Statü, toplumsal hiyerarşide somutlaşan
hak ve sorumluluk bakımından farklılık gösteren konum veya
durumdur . Statüko nedir? Belli bir zaman diliminde o an var olan sosyal ve
siyasal sistemi süregelen fiili ve hukuki durumdur. Yani hâlâ hazırda var
olan düzen. Hâlâ hazırda var olan düzen statükoysa, hâlâ hazırda var
olan düzen değişti mi sizce? Mümkün değil.
Peki bu statüko sadece
kuzeyde mi var? Yanlışlık orda. Statüko iki tarafta var.
İki tarafın statükosu birbirini besliyor. Dolayısıyla bu
statüko bu şekilde devam etmeye adaydır uzunca yıllar.
Statükoyu
değiştirenler statükonun ancak budalası olurlar.
İmaj meselesi
Soru: O zaman halklar da
boşuna hayal dünyasında yaşıyor demektir
Yanıt: Halklar bence
durumlarından memnunlar. Siyasetçiler bunu abartırlar.
Abarttıkları kadar içerik vermedikleri için de yolda kalıyorlar.
Bizim
çağımız şimdi imaj çağıdır. Kimisi
saçını kazıtır, kimisi sakalını ya da
bıyığını keser ve imajla sorunların
çözüleceğini düşünürler veya değiştiklerinin
mesajını vermek isterler. Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne
baktığımda, Birleşik Güçleri de yanına
kattığında aslında geçmişine dönük bir hesaplaşma
olduğunu görüyorsunuz.
Aslında Cumhuriyetçi
Türk Partisi'nin çok ciddi oy almasının altında yatan neden
geçmişidir. Ama geçmişle de bağlarını koparma
mücadelesi veriyorlar. Çünkü halk onlara güvenmişse, geçmişine
güvendiği için onlara destek verdi. Ama burada problem var. Problem de
'değiştik', 'değişiyoruz'. Uzunca yıllardır
bunları dinliyoruz. Denktaş beyi de. İşte onlar için
'değiştiler' diyor. Tabi değiştiler bence. İmajlardan
oluşan bir siyaset var hayatımızda.
Bunu muhalefet için de
söylemek mümkün. Bugün bakıyorsunuz, Talat bey de öyle Ferdi bey de,
muhalefetteymiş gibi hareket ediyorlar. Niye? Çünkü muhalefet de yok.
Bakıyorsunuz muhalefet UBP ama muhalefet yapamıyor. DP de zaten hem
muhalefetim, hem de iktidarım diyor. Geriye kalıyor bir
Akıncı. Akıncı da tabi muhalefette izne
ayrılmış, emekli psikolojisine düşmüş, tek
kalmış ama özelliğini doğru kullanamamış bir
siyasi lider. Yalnızlığa oynuyor. Dolayısıyla onun
psikolojisinden kurtulması gerekiyor Akıncı'nın da. Çünkü
bir kişi kalmak önemli değil. Çünkü siyaseten orda
varlığınız da gücünüz de yapılan bu işlerin
ipuçları eğer size yansıyorsa bunlara ilişkin bir projeniz
olması gerekiyor. Ama maalesef en büyük sorun bugün muhalefet
boşluğu var Kıbrıs'ta. Muhalefet boşluğu da
seçimlerin renksizliğini de ortaya koydu. Bu bence gerçekten kötü bir
şey. Bu hem CTP açısından kötü, hem muhalefet
açısından kötü, Kıbrıslı Türkler açısından
çok kötü. Çok kötü bir ruh hali bu. Halbuki söylenecek çok şey var. Bu
hükümetle ilgili, daha önceki hükümetlerle de ilgili.
Köklü bir
değişiklik ortada görünmüyor. Buna dönük bir dönüşüm
yaşanamıyor. Yani bugün baktığımızda daha önce de
konuştuk, bir alay iş var yapılacak olan. Bu ülkede eğer
çıkıp çok rahat buranın işte öteki yıllarda
siyasetçisi olan Türkiye bize müdahale etmesin, biz işimizi biliriz diyen
kişiler bugün başbakan, cumhurbaşkanı.
Peki Türkiye'nin onlara
öneriler yapmasını sınırlayacak girişimler
yapıyorlar mı? Yani Ulusal Birlik Partisi'nden farklı bir pozisyonları
var mı, hayır yok. Niye yok? Çünkü bu konuda gerçekten bir
hazırlanışlıkları yok. Yani bugün mesela bugün emlak
piyasasında dönen büyük zenginliklere karşı bir vergilendirme,
kendi maliyesini oluşturma, bu maliyeye bağlı olarak bir
politika özerkliği sağlama ve Türkiye'deki hükümeti de bu anlamda
kendisini de ortaya koyacak bir kimlikle ortaya çıkma
arayışı var mı? Ne var? Eskilerin bir lafı var.
'Maliyen kadar konuş'. Maliyen yoksa konuşamazsın.
Dolayısıyla böyle şeylere bakmak lazım. Bir dönüşüm hazırlanıyor
mu?
Dönüşüm
hazırlanıyor ama bu Türkiye'den taklit edilen işte sosyal devlet
reformu, sağlık reformu, bunlar gerçekten ne kadar bu toplumun
istatistikleriyle, bu toplumun yapısıyla alakalıdır. Bunun
ne kadarı alakasızdır. Buna bakılmadan yapılıyor.
Avrupa'yla ne
alakamız var?...
Soru: Ama AB
normlarının dikkate alındığını söylüyorlar
yasa yaparken
Yanıt:
Alıyorlardır mutlaka ama Avrupa'da yapılan her şey
buranın biriktirdikleriyle uyumlu olduğunu söylemek mümkün
değil. Şu anda bizim organik olarak Avrupa'yla hiçbir alakamız
yok. Avrupa'ya uyum hazırlasak ne, hazırlamasak ne. Katılım
ortaklığı anlaşmamız mı var Avrupa'yla?
Türkiye'nin var, Türkiye kendisini 44-45-46 yıldır beğendiremiyor
Avrupa'ya. Bizim böyle bir entitemiz de yok, bağımız yok
Avrupa'yla. Avrupa sesimizi dinleyecek diyoruz. Organik bir ilişkisi yok
ki buranın, ne ilişkisi var Allah aşkına. Bir anlaşma
mı imzaladık Avrupa'yla, mümkün değil zaten böyle bir şey.
Peki Avrupa'ya kendimizi
beğendirme derdimiz niye var? Bu sadece şundan kaynaklanıyor.
Güney, Avrupa'ya girdi, buradaki Kıbrıslı Türkler de Avrupa
pasaportu aldılar, ha Avrupalı olduk Öyle Avrupalı olunmaz.
Avrupa'nın yaşamakta olduğu süreci, Avrupa'nın
oluşumu, Hristiyanlığın oluşumu, buna dönük ciddi
felsefi, ideolojik, sosyal, ekonomik meseleler var Avrupa'da. Bunlara dönük
Avrupa'nın sosyal politikası, Avrupa'nın vatandaşlık
anlayışı, Avrupa'daki sivil toplumla KKTC'deki sivil toplumu
karşılaştırabilir miyiz? Hayır.
"Sivil toplum
yok"
KKTC'deki değil,
Güney Kıbrıs'taki sivil toplumu karşılaştırabilir
miyiz, mümkün değil. Sivil toplum yok ki, ne güneyde, ne kuzeyde. Sivilsiz
bir toplum bunlar.
Dışarıdan
gelmesin, peki içerden getirecek sivil toplum var mı? Hayır. Sivil
toplum eylem yapmak değildir ki sadece. Sivil toplum, hükümetin, devletin,
uzanamadığı alanlara uzanan, hükümetin eksikliklerini dile
getiren, Non-Governmental Organisation (NGO) hükümet dışı örgüt
demek sivil toplum. Peki ne oluyor bizde? Hükümet işi örgüte dönüştürüyor.
Niye? Sendikalar eğer hükümette olan partiye daha yakınsaydı
onun işindeymiş gibi, onları temsil ediyormuş gibi hareket
edip birtakım eleştirilerini, birtakım taleplerini
erteleyebiliyorlar. Bu sivil toplum demek değildir.
Soru: Yani siyasetle
angaje olmuş bir yapı içerisinde mi sivil toplum örgütleri?
Yanıt: Tabi. Ama bu
güneyde daha da vahimmiş arkadaşlar. Öyle şeylerle
karşılaşıyorum ki, yani inanılmaz. Gazeteci kuzeyden
verilen bir reklamı güneyde yayımlamak için hükümet sözcüsüne
soruyormuş. İnanılmaz bir şey bu. Hani ben güneyde sivil
toplum var sanıyordum. Hayır yokmuş. Kuzeyde de yok ama.
Kuzeyde sendikacı
daha önce kendilerini destekleyen veya onlarla yıllarca mücadele
vermiş partilerin siyasetçilerine aynı yöntemlerle
sorunlarını dile getirdiklerinde bozguncu oluyorlar, sorun çıkaran
oluyorlar. Halbuki sivil toplum dediğiniz hareketlidir, hükümetle
bağı en zayıf olan kesimdir. Bu hükümet karşıtı
olmak anlamına gelmiyor ama hükümete taleplerini doğrudan iletebilen
kesim demektir. Peki burada kaçta kaçı hükümete tepkilerini ortaya koyabiliyor.
Soru: Ama Annan planı
döneminde kuzeyde toplumun önünü açan sivil toplum örgütleri olmuştu
Yanıt: Şimdi
onlar nerede? Demek ki sivil toplum değil, güdümlü toplummuş onlar,
güdümlü örgütlermiş onlar. Demek ki bir partinin ya da partilerin güdümünde
olan sivil toplum örgütleriymiş. Sivil toplum her zaman hareketli olan
toplumdur. Bugün yatıp uyumak, ya da 24 Nisan'ı kutlamak sivil toplum
anlamına gelmiyor ki.
"Kıbrıs
güzel bir komedi filmi olur"
Soru: Gerek kuzey, gerekse
güneydeki partilerin, özellikle de CTP ve AKEL bağlamında konuyu ele
alacak olursak duruşlarını nasıl değerlendirirsiniz?
Yanıt: CTP'yi
nasıl buluyorsam AKEL'i de öyle buluyorum. AKEL de CTP de otokratik
partiler kendi içerisinde. İkisi de Sovyet merkezciliği
yapmış partiler. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Komünist
Parti'den çok fazla etkilenmişler ve o anlamda da sivil toplumu anlayacak
çok fazla kabiliyetleri yok. Özellikle de partiyi yöneten kesimi, tavanı.
İki tarafta da, aslında bu anlamda birbirlerine benziyorlar,
birbirleriyle çok yardımlaştılar uzunca yıllar.
Dolayısıyla AKEL
şimdi milliyetçi olmadı. AKEL dün de böyleydi, bugün de.
Değişen bir şey yok. AKEL aynı AKEL. Dünyadaki reel
sosyalizmin yıkılmasından sonra kendisini bu kadar ayakta
tutabilen ender partilerden birisi. Bunu da değişmemesiyle övünerek
yapıyor.
Ama Kıbrıs'la
ilgili bu tablolar için bence film yapan arkadaşların bence çok güzel
komik filmler yapabileceklerini düşünüyorum. Hem kuzey, hem güney için. Bu
büyük bir eksiklik. Yani öyle güzel komedi filmleri çekilir ki Kıbrıs
siyaseti için.
Annan referandumu da bir
komedi filmi olarak çekilebilir ve gösterilebilir. Böylece halk belki kendi
durumuna biraz güler ve rahatlar. Ama bu beceride insanlar da yok galiba film
yapacak. Çok malzeme var halbuki.
"Devletluluğa
yumuşak geçiş"
Soru: Sayın
Erdoğan'ın, AB ile müzakerelerin durması pahasına KKTC'ye
uygulanan izolasyonlar kalkmadan limanların açılmayacağı
sözlerini nasıl değerlendirirsiniz?
Yanıt: Sayın
Erdoğan'ın bu açıklaması, o günkü koşullarda
Türkiye'nin iç konuları ile alâkalıydı. Bu koşullarda
cumhurbaşkanlığı tartışmaları
başlamıştı. Bu açıklama özellikle son 4
yıldır AKP ile başlayan AB'ye dönük çabalar,
demokratikleşme arayışları, AB'ye üyelik konusunda hız
kazanan arayışların yavaşlatılacağı ve dahi
AKP'nin reformları erteleyeceği ve tamamen merkeze
oturacağı izlenimini yarattı.
Kısaca çevrenin, yani
varoşların tepkisiyle Türkiye'de iktidara gelen AKP, şimdi hem
cumhurbaşkanlığına, hem de bundan sonra muhafazakar ve
merkeze oturan bir parti kimliği kazanacağının
ipuçlarını vermektedir.
Bunun Kıbrıs
sorununa yansıması da ödün vermeyen ve AKP'den önce uzunca
yıllar iktidarlarda bulunanların önemli söylemleri haline gelen
"çözümsüzlük çözümdür" siyasetlerinin yeni uygulamacısı,
AKP hükümeti olabilir.
Bu hem içerde, hem de
Kıbrıs'ta ödün vereceksiniz söylemlerini ileri süren tüm partilere
karşı, 'biz daha milli bir çizgideyiz', bu arada aslında
'Avrupalıların da çok fazla rahatsız olacağını düşünmüyoruz'
mesajını vermek istiyorlar.
Pragmatik anlamda,
özellikle de bu söylem, cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar
sayın Erdoğan'a içerde ciddi anlamda güç kazandıracaktır.
Zaten yapılan kamuoyu araştırmalarında AB'ye olan ilgi
hızla düşmektedir. Bu tepkiyi gören AKP, tamamen pragmatik ve
faydacı bir yaklaşımla, içerde bir anlamda 'devletluluğa'
yumuşak bir geçiş yapıyor.
Dolayısıyla
bunun KKTC'deki hükümete yansıması da AB ve çözümle ilgili büyük
sözler vererek iktidara gelmiş olanların elleri, daha fazla
zayıf hale gelecektir.
"Hamam siyasetiyle olmaz"
Soru: Bir de son günlerde
Sayın Rehn'in Kıbrıs sorunuyla ilgili ilginç bir önerisi oldu;
hani şu "Fin hamamı" önerisi
Yanıt: Çözüm olmadan
Rum tarafını AB'ye alan Avrupalılar, zaten hamama girmiş
durumdadır. Hamama giren terler. Şimdi de bu hamama hem KKTC'yi, hem
de Türkiye'yi sokmak istiyorlar.
Bu noktada da bu hamam
söylemi, olayın karikatürize edilmesi bakımından önemlidir.
Fakat Kıbrıs sorunu, hamam, ya da saunayla çözümlenemeyecek kadar
ciddi bir sorundur ve zaten, Avrupa'nın kendi birlik yaşı, ya da
bütünleşme yaşı ile Kıbrıs sorunu
yaşıttır.
Bu yaşdaş iki
olgu, özellikle Kıbrıs sorununun nesnel yönlerine bakarak çözümlenir.
Bu anlamda Avrupa'nın Kıbrıs Rumlarını içeriye alarak
başlatmış olduğu bu süreç, sorunun çözümünde büyük bir
fırsatı kaybetmiştir.
Avrupa aslında
içeriye Kıbrıslı Rumları alıp Annan planının
da kabul edilmediğini gördüğünde, ne kadar önemli bir sorunu
birliğin bünyesine katmış olduğunu fark etti.
Bu anlamda Avrupa'nın
yapabileceği en önemli iş, tarafları eşit koşullarda
bir araya getirmekten geçer. Bundan daha önemlisi aslında ne
Avrupa'nın, ne de AB'nin; tarafların kendi rızasıyla ve
yerel anlamda inisiyatif kullanmalarıyla bu sorun çözülecektir. Baskı
ile, tarafları hamama ya da saunaya sokmakla bu sorun daha da
çözümsüzlüğe sürüklenir.
Ayrıca yukarıda
söylemiş olduğumuz 186 sayılı Güvenlik Konseyi
kararını aşacak yeni bir kararın alınması ve BM
Barış Gücü'nün adadan geri çekilmesini istemek en akılcı
yol olacaktır.
Çözüme BM Güvenlik
Konseyi'nin yapacağı en büyük katkı da böyle bir adım
olacaktır.
"Sendikalar sarı
mı olsunlar yani?"
Soru: Son sözler veya son
mesajları alabilir miyiz?
Yanıt: Sendikalarla
ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Sendikalarla ilgili eskiden
sendikalar muhalefet yapmadığı zaman CTP yönetiminin söylediği
bir şey vardı. Muhalif olmayan sendika sarı sendikadır.
Şimdi muhalif olan sendikaların durumu ne oluyor? Bence bu önemli bir
şey. Eskiden muhalif olmayan sendika sarı sendikadır deniyordu,
o zaman CTP bugün yönetime geldi sendikalar sarı mı olsunlar yani? Ve
sendikacıdır sayın Ferdi Sabit Soyer. Sendikadan
yetişmiştir. DEV-İŞ'ten yetişmiştir.
Dolayısıyla sendikacılığın en iyi öğretisini
bilir.
Soru: Mecliste de çok
sayıda sendikacı milletvekili var
Yanıt: Evet, onlar
şimdi pek seslerini çıkaramıyorlar ama sanıyorum bu
sendikalarla ilgili mücadelede rahatsız oluyorlardır, ya da
olmaları gerekir diye düşünüyorum.
KIBRIS
10/07/06
Kıbrıslı Türkler Birliği:
"Kıbrıs'a ve halkımıza sahibiz"
Lefkoşa'da
Kuğulu Park'ta düzenlenen eylemde, mimar Osman Sarper'in Güney'e geçerken
tutuklanması ve Kanal T'nin yayınının engellenmesi protesto
edildi
İngiltere'de
yaşayan yüzlerce Kıbrıslı Türk de, Orams çiftine destek
için Londra sokaklarına döküldü. İngiltere'de yaşayan
Kıbrıslı Türkler, Orams davasına karşı protesto
yürüyüşü düzenledi
Yurt
Dışında Yaşayan Kıbrıslı Türkler
Birliği (ATCA), bazı kurum ve kuruluşların da
desteğiyle dün Orams davasına karşı hem Lefkoşa'da,
hem de Londra'da protesto eylemi düzenledi.
Lefkoşa'da 10.
Yıl Parkı'nda (Kuğulu Park) saat 10.00'da bir araya gelen
yaklaşık 60 eylemci, ellerinde "Kıbrıs'a ve
Halkımıza Sahibiz," "Urumoğlu Şaşırma
Sabrımızı Taşırıma," "Kalleş
Avrupa Hani İnsan Hakları," "Bu Vatan Sahipsiz
Değildir" yazılı pankartlarla Ledra Palace sınır
kapısına yürüyerek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a ve AB üyesi
ülkelere iletilmek üzere BM yetkilisine muhtıra verdi.
Muhtıranın BM
temsilcisine verilmesinden önce ATCA yetkilisi Emcet Taş bir konuşma
yaparak, eyleme katılanlara eylemin sebebi ve muhtıranın
içeriği hakkında bilgi verdi. Taş'ın konuşması
aynı anda İngilizce'ye çevrilerek eyleme katılan yabancılar
da bilgilendirildi.
Emcet Taş
konuşmasında, dünkü eylemin sembolik bir etkinlik olduğunu ve
konuyla ilgili esas aktivitenin aynı anda Londra'da
gerçekleştirildiğini söyledi.
Taş, ATCA'nın
çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren bir kuruluş olduğunu
belirterek, birliklerinin Kıbrıslı Türkleri bir araya getirmek
ve Kıbrıslı Türklerin uzun zamandır ihlal edilen
haklarına sahip çıkarak onları dünyaya tanıtmak
amacını taşıdığını anlattı.
Orams davasının
kişisel bir dava olduğunu, İngiltere mahkemelerinde kabul
görmesi halinde KKTC'de ikamet eden tüm vatandaşların
"hırsız" konumuna düşürüleceğini ve büyük
sıkıntılara yol açacağını belirten Taş,
dünkü eylemlerinin Orams çiftine destek vermek için
yapıldığını ifade etti.
Taş, davanın
temelinde KKTC'deki eski Rum malına karşılık Orams çiftinin
İngiltere'deki mallarına el konulmak istenmesinin bulunduğunu
hatırlatarak, aynı anda Londra'da, Avustralya'da, Türkiye'nin 5 farklı
şehrinde ve KKTC'de eylem yapan insanların bu davayı protesto
ettiğini belirtti.
Mal-mülk
konularının şu an bunları kullanan insanların
hakları gözetilerek kapsamlı bir çözüm çerçevesinde ele
alınması gerektiğini söyleyen Taş, bu tip davaların
iki bölgeliliği ve iki toplumluluğu
sulandırdığını vurguladı.
Taş, eylemlerini
destekleyen kişilere ve kuruluşlara teşekkür ederek, Osman
Sarper'in Güneye geçerken tutuklanmasını ve Kanal T'nin
yayınının engellenmesini de protesto ettiklerini kaydetti.
Taş, referandumun
ardından ortaya çıkan Orams davası gibi olayların da
Kıbrıs sorununun çözümüne engel olduğunu söyledi.
İngiltere'deki
Kıbrıslı Türklerden de tam destek
İngiltere'de
yaşayan yüzlerce Kıbrıslı Türk de, Orams çiftine destek
için Londra sokaklarına döküldü.
18 Temmuz Salı günü
İngiltere Yüksek Mahkemesi'nde ilk duruşması yapılacak olan
Orams davasına destek vermek ve Kıbrıs Türküne uygulanan
haksız izolasyonların kaldırılması için
İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türkler, protesto
yürüyüşü düzenledi.
ATCA Grubu'nun organizesiyle
dün gerçekleşen yürüyüşe Londra başta olmak üzere
İngiltere'nin çeşitli bölgelerinden yüzlerce kişi
katıldı. Kuzey ve Güney Londra'dan hareket eden otobüslerle saat
12.00 de Park Lane de buluşan topluluk, hazırladıkları
pankartlar ve yüzlerce KKTC ve Türkiye bayraklarıyla yürüyüşlerine
başladı. ' Orams çiftinin hakları, tüm Kıbrıs
Türkü'nün haklarını temsil eder', ' Orams davası
Kıbrıs Türkünün haklılık davasıdır', ' Bu dava
mal- mülk davası değil, Kıbrıs'taki siyasi sorunun bir
sonucudur', ' Kuzey Kıbrıs Türktür ve her zaman Türk kalacak' , ' AB
çifte standardından vazgeç' , ' Kıbrıs Türküne uygulanan
izolasyonlar kaldırılsın' şeklindeki slogan ve
yazılı pankartlarıyla Park Lane'nden Green Park'a doğru
devam eden kalabalık, çevredeki halkın da büyük ilgisini çekti.
Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonları anlatan ve Orams
Davası ile ilgili açıklayıcı bilgilerin yer
aldığı broşürleri de meraklı bakışlar
arasında insanlara dağıtan topluluk daha sonra dünyaca ünlü
Piccadilly Meydanı'na ulaştı. Londra'nın en önemli
caddelerini trafiğe kapattıran topluluk, daha sonra Trafalgar Square
bölgesinden Orams Davası'nın görüşüleceği Holborn'daki
İngiltere Yüksek Mahkemesi'ne doğru harekete geçti.
Yaklaşık 3 saate yakın süren yürüyüş Yüksek Mahkeme'nin
önünde son buldu.
ATCA Grubu İngiltere
Temsilcisi Çetin Ramadan, mahkeme önünde yaptığı
konuşmasında yürüyüşe katılan herkese teşekkür ederek,
şöyle konuştu:
"ATCA Grubu olarak
ilk defa global anlamda bir yürüyüş düzenliyoruz. Bu yürüyüşün
aynısı başta Kıbrıs olmak üzere İstanbul,
İzmir, Ankara, Antalya ve Mersin'de de yapıldı. Ayrıca
Washington ve Avusturalya Sidney de küçük gruplar halinde Orams davasına
destek olmak üzere yürüyüşler yapıldı. Bu sadece Orams çiftinin
davası değil tüm Kıbrıs Türklerin davasıdır.
Amacımız Orams çiftine doğal olarak tüm Kıbrıs Türküne
yapılan haksızlığın tüm dünya kamuoyuna bildirilmesi
ve yıllardır bize uygulanan izolasyonların derhal
kaldırılmasını sağlamak."
KIBRIS 10/07/06
Avrupa
Komisyonu:''Kibris'ta varolan statüko kabul edilemez'' (Orjinal metin)...
10 Temmuz 2006, Pazartesi 14:55
Avrupa Komisyonu:''Kibris'ta varolan statüko kabul
edilemez'' (Orjinal metin)
Birlesmis Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'in yardimcisi Ibrahim Gambari
ile Rum yönetimi lideri Papadopulos ve KKTC Cumhurbaskani Talat'in bir araya
gelmesi ile ilgili Avrupa Komisyonu'ndan açiklama geldi. Olli Rehn'in sözcüsü
Krisztina Nagy konuyla ilgili su açiklamayi yapti:
''Avrupa Komisyonu BM'nin Kibris sorununun çözümü ile ilgili arabuluculuk
yapmasini olumlu karsiliyor.
Bir hafta içinde Talat ile Papadopulos'un 3 defa bulusmasini Komisyon çok
olumlu bir gelisme olarak degerlendiriyor.
Komisyon sorunun çözümüne iliskin tüm çabalari destekliyor. Komisyon suan var
olan statükonun kabul edilemez oldugunu ve sorunun çözümünün gecikmemesini
umuyor.''
Rehn'in yaptigi yazili açiklama:
Statement by Olli Rehn, Commissioner for Enlargement, on outcome of visit of UN
Undersecretary General Ibrahim Gambari to Cyprus
"I welcome the positive outcome of the mission of UN Undersecretary
General Ibrahim Gambari to Cyprus. The fact that the leaders of the Greek
Cypriot and Turkish Cypriot communities Tassos Papadopolous and Mehmet Ali
Talat met three times in one week is an encouraging signal that dialogue has a
chance on the island and that there is a perspective of re-launching a new
process towards reaching a comprehensive settlement under UN auspices. The
Commission remains fully committed to supporting the resumption of such talks
as soon as possible."
The Commission fully shares the view of the two leaders expressed in the set of
principles agreed between them that the status quo in Cyprus is unacceptable,
that a solution to the Cyprus problem is both desirable and possible and should
not be further delayed and finally that the unification of Cyprus should be
based on a bi-zonal, bi-communal federation and political equality of the Greek
Cypriot and Turkish Cypriot communities.
"I hope that the technical committees on "day-to-day issues"
will soon take up their work after further agreement on "substantive
issues" to be discussed concurrently."
|
NTV
Güncelleme: 09:23 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı
ATİNA
- Tasos Papadopulos, Atinada Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolas
Papulyas ve Başbakan Kostas Karamanlis ile görüştü. Görüşme
sonrasında Karamanlis, BMnin Adadaki son girişimlerinin özlü
sonuçlar getirmesini umut ettiklerini söyledi.
Papadopulosun
ise Türkiyenin üyelik sürecinin veto edilmesi konusunda temkinli
açıklamalar yapması dikkat çekti. Papadopulos Veto kullanımı
söz konusu değil. Kaldı ki bir ülkenin üyelik müzakerelerinin
gidişatına Avrupa Komisyonunun kendisi karar verir dedi.
Diplomatik kaynaklara göre, görüşmelerde Atina, Türkiyenin müzakere
sürecinde veto tehdidinde bulunmaması için Papadopulosu ikna etti.
Karamanlisin görüşmede Türkiyenin üyelik sürecinin kesintiye
uğramasının şu aşamada Yunanistanın milli
çıkarlarına aykırı düştüğü mesajını
Papadopulosa ilettiği belirtiliyor.
|
AA
Güncelleme: 20:01 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı
LEFKOŞA
- KKTCnin 1inci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel
Sekreterinin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambarinin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulosla vardığı
anlaşmanın oyun olduğunu ve oyunla vakit harcanmaması
gerektiğini söyledi.
Denktaş,
Papadopulosun her Rum lider gibi buna bir oyun olarak evet dediğini,
oyunun bir noktada biteceğini ileri sürdü.
Talatın, Papadopulos ve Gambariyle yapacağı görüşmede
sunulacak önerileri meclisten geçirmesi gerektiğini belirten Denktaş,
önerilerin acele yapıldığını savundu.
Kıbrıs meselesinin Rumların Kıbrısa sahip
çıkmasından kaynaklandığını kaydeden
Denktaş, Türk hükümetinin KKTCye sahip
çıkılacağını en kesin şekilde dünyaya duyurması,
varılacak bir anlaşmanın temelinde KKTC devleti var
olacaktır da denmesini beklediğini söyledi.
Meselenin hallolma yoluna girdiği ve görüşmelerin yeniden
başlayacağı yönünde yeşil ışık
yakıldığını belirten Denktaş, Büyük bir
endişe içindeyim, çünkü 30 yıl ben bu senaryoları görmüş
bir kişiyim dedi.
Kıbrıslı
Türk mimar serbest
KKTCdeki
eski Rum mallarıyla ilgili inşaat projesi aracında
bulunduğu gerekçesiyle, Rum Kesimine girişi sırasında
tutuklanan Kıbrıslı Türk mimar Osman Sarper, kefaletle serbest
bırakıldı.
NTV
Güncelleme: 20:29 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı
LEFKOŞA
- Daha önceki duruşmada Türk mimarın tutukluluk halinin devamına
karar veren mahkeme, duruşmayı bir gün önceye alarak Osman Sarperin
serbest bırakılmasına karar verdi.
1500 Kıbrıs Lirası yani
yaklaşık 4 bin 500 YTL kefaletle serbest kalan Sarperin
yargılanmasına 8 Aralıkta devam edilecek.
Mimar Sarper 27 Haziranda, aracında Kuzey Kıbrıstaki eski Rum
mallarıyla ilgili inşaat projesi bulunduğu gerekçesiyle, Rum
kesimine gerçerken tutuklanmıştı. Kıbrıslı
mimarın tutuklanması büyük tepki çekmiş, protesto gösterileri
düzenlenmişti.
SARPER:
TUTUKLANMAM SİYASİ
Lefkoşadaki Metehan Sınır Kapsısından
Kıbrıs Rum kesimine geçerken, aracında, KKTCdeki eski Rum
mallarıyla ilgili inşaat projesi bulunduğu gerekçesiyle 27
Haziranda Rum polisi tarafından tutuklanan ve bugün 1500 Kıbrıs
Lirası(KL) nakdi kefaletle serbest bırakılan
Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper, tutuklanmasının
siyasi bir olay olduğunu belirtti.
Serbest bırakılmasının ardından öğleden sonra
KKTCye dönen Sarper, Metehan Sınır Kapısında gazetecilere
yaptığı açıklamada, tutuklanmasının siyasi bir
olay olduğunu, toplumsal olan konuların kişilere indirgenmesi
nedeniyle mağduriyete uğradığını kaydetti.
Kendisine yardımcı olan tüm üst düzey yöneticilere, ailesine ve halka
teşekkür eden Osman Sarper, kendisine yapılanın
haksızlık olduğunu ifade ederek, Bana yapılan bir
yanlıştı, bu yanlış inşallahbundan sonra
başka kimseye yapılmaz dedi.
Sarper, tutuklu olduğu süre zarfında kendisine diğer tutuklulara
davranıldığı gibi davranıldığını,
tansiyon ve şeker gibi rahatsızlıklarının dikkate
alınmadığını belirtti. 8 Aralığa ertelenen
duruşmasına katılıp katılmayacağının
sorulmasıüzerine ise Osman Sarper, konunun 15-20 gündür üzerinde
baskı oluşturduğunu, bir süre istirahat ettikten sonra konuyu
tekrar değerlendireceklerini söyledi.
Osman Sarperin avukatlarından Gürsel Kadri de Osman Sarperin 1500
Kıbrıs Lirası nakdi kefaletle serbest
bırakıldığını belirterek, dava ile ilgili,
İnancım odur ki bu dava devam ettirilmeyecektir, yapılanın
haksızlık olduğuna onlar da inanmıştır dedi.
Dava ile ilgili Rum toplumunda da tepki oluştuğunu kaydeden
Kadri,Osman Sarperin daha erken bırakılabilmesi için davanın
öngörülenden bir gün önceye alındığını belirtti.
Kıbrısta
ABye güven daha fazla
ABnin
araştırma kuruluşu Eurobarometre tarafından
Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasında yapılan ankette,
iki halkın da, ABye BMden daha çok güven duyduğu ortaya
çıktı.
NTV
Güncelleme: 20:01 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı
BRÜKSEL
- Ankete katılan Rumların yüzde 61i, Kıbrıslı
Türklerin ise yüzde 51i ABye güvendiğini belirtti. Rumların sadece
yüzde 27si, Türklerin ise yüzde 48i BMye güven duyduğunu belirtiyor.
Rumların yüzde 72si ABnin özgür
dolaşım, yüzde 48i barışla bağlantılı
olduğunu söyledi. Kıbrıslı Türklerin ise yüzde 49u, ABnin
barışla bağlantılı olduğunu belirtirken, yüzde
48i Birliğin ekonomik refah anlamına geldiği görüşünde.
Rum kesimindeki katılımcılar suç, pahalılık ve
işsizliği en önemli sorunları olarak nitelendirdi.
Kıbrıslı Türklere göre ise, en önemli sorunlar işsizlik ve
ekonomik sıkıntılar.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 20:06 TSİ 12 Temmuz 2006 Çarşamba
WASHINGTON
- Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum kesimi
Lideri Tasos Papadopulos arasındaki görüşmeler, ABD tarafından
memnuniyetle karşılandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean
McCormack, bu çerçevede ay sonunda başlayacak teknik görüşmelerin,
Kıbrısta çözüm için kapsamlı müzakerelere yönelik zemin
hazırlayacağı umudunu taşıdıklarını
söyledi.
McCormack, ABDnin, Kıbrısta çözüm için BMye ve taraflara
yardıma hazır olduğunu belirtti ve Kıbrıstaki iki
taraftan esnek ve çözüme istekli olmalarını istedi.
Sözcü McCormack, bir soru üzerine, ABDnin Heybeliada Ruhban Okulunun
açılması yönündeki isteğinin, geçen haftaki Abdullah
Gül-Condoleezza Rice görüşmesinde de dile getirildiğini söyledi.
McCormack, bu konunun Riceın Türk yetkilileriyle görüşmelerinde
zaman zaman gündeme geldiğini ve ABD Başkanı Bushun da
Başbakan Erdoğana bu meseleyi açtığını
anlattı.
Sözcü, Dini özgürlükler, demokrasi için temel önem taşıyor dedi.
ABD yetkilisine Rum boykotu
12 Temmuz, 2006 19:34:00 (TSİ) CNN TURK
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı
İbrahim Gambari'nin Ada'daki temaslarının ardından, ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matt Bryza, tarafları dinlemek için
Kıbrıs'a gidiyor. Ancak Rum lider Papadopulos, Bryza ile
görüşmekten yana değil.
ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matt Bryza 16-19 temmuz tarihleri arasında
Kıbrıs'ta temaslarda bulunacak.
Ancak Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Matt
Bryza'yı boykot kararı aldığı ve
görüşmeyeceği belirtiliyor.
Papadopulos, Bryza'nın daha önceki ziyaretinde KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ı cumhurbaşkanlığı makamında ziyaret
etmesi sebebiyle randevu vermemişti.
Bryza bu ziyaretinde de Talat ile KKTC Cumhurbaşkanlığında
biraraya gelecek.
Brzya'nın ziyareti Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın KKTC
ziyaretiyle aynı günlere denk geliyor.
ABD yönetimi, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos arasında yapılan görüşmeden çıkan
sonuçtan memnun.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sean McCormack,
"üzerinde anlaşmaya varılan formülün, Kıbrıs
meselesinde kapsamlı müzakereler için yol açacağını
umuyoruz" dedi.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin
yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a
gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı
İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider
Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara
sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin
içeriği ise şöyle:
·
Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını
etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına
başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla
ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek
ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları
tarafından incelenecek ve liderler tarafından
sonuçlandırılacak.
·
Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek. Prensipler
Dizisi'nin tam metni şöyle:
"1- İlgili Güvenlik Konseyi kararlarında belirtilmiş
olduğu üzere, Kıbrıs'ta iki toplumlu, iki bölgeli bir
federasyona ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme
bağlılık.
2- Statükonun kabul edilemez olduğunun ve devamının,
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar için olumsuz
sonuçlar doğuracağının kabulü.
3- Kapsamlı bir çözümün hem arzu edilir hem de mümkün olduğu ve daha
fazla gecikmemesi gerektiği önerilerine bağlılık.
4- İnsanların günlük yaşamlarını etkileyen olaylar
hakkında iki toplumlu görüşmelerin hemen başlatılması,
aynı anda özlü konuların da görüşülmesi. Bunlar, kapsamlı
çözüme katkıda bulunacaktır.
5- Bu sürecin başarılı olması için 'doğru
ortamın' devam etmesini sağlamaya bağlılık. Bu
bağlamda, hem ortamın iyileştirilmesi, hem de tüm
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların
hayatlarının daha iyi olması için güven artırıcı
önlemler elzemdir. Yine bu bağlamda, taraflar birbirini suçlamaya son
vermelidir.''
2004'ten bu yana yapılan ilk buluşma
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderler, Papadopulos'un tutumu nedeniyle 24
nisan 2004'teki referandumdan bu yana görüşmeler için biraraya gelmemişti.
Papadopulos'un inadını, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın
ılımlı tutumu ve BM Genel Sekreteri Annan'ın Özel
Temsilcisi Nijeryalı diplomat İbrahim Gambari kırdı.
Gambari, Ada'dan ayrıldıktan sonra gelişmeler hakkında bir
rapor hazırlayıp, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunacak.
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır'
demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış,
plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.
Kıbrıs için
yeni bir umut mu?
BM Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Gambari'nin
girişimiyle Lefkoşa'da gerçekleşen Talat-Papadopulos
görüşmesi, Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir umut mu?
İki liderin uzun bir durgunluk döneminden sonra, BM'nin şemsiyesi
altında masaya oturması ve en azından "çerçeve"
sayılan bir mutabakat metni üretmesi yeni bir beklenti yaratıyor.
Ancak atılan bu ilk adımın kapsamlı çözüm yolunu açıp
açmayacağını kestirmek için zaman çok erken. Kıbrıs
anlaşmazlığında şimdiye kadar umutla başlayan,
fakat çok geçmeden hüsranla biten o kadar görüşme süreçleri gördük ki...
Her şeye rağmen, BM'nin yeni bir girişimde bulunması ve iki
liderin bir araya gelmesi -ve de yeni bir süreç başlatabilecek bir
mutabakat sağlaması- olumlu bir gelişme.
Nedenler değişik
Gambari'nin Kıbrıs sorununu buzdolabından indirmek istemesinin
nedenlerini anlamak zor değil. Genel Sekreter Kofi Annan şimdiye
kadar yapacağını yaptı. Artık kendisi tekrar devreye
girecek durumda değil. Kaldı ki bu yılın sonunda görevi
bitiyor.
Ancak Gambari, bu işe atanan yetkili olarak, yeni bir atağa kalkmakta
yarar görüyor. Amacı BM'yi yeniden devreye sokmak, sorunun başka
forumlarda (bu arada AB'de) içinden daha da çıkılmaz hale gelmesini
önlemektir. Böylece hiç olmazsa Genel Sekreter'in sonbaharda vereceği
raporda, BM'nin bu konuda aktif olduğu da tescil edilmiş olacak...
Türk tarafı öteden beri BM'nin tekrar devreye girmesinden yanadır. Bu
bakımdan KKTC liderinin Gambari'nin çağrısını kabul
etmesi bu politikaya uygun. Buna karşılık Papadopulos'un buna
razı olması önemli -ve hatta bazı çevreleri
şaşırtan- bir gelişme.
Rum liderinin böyle bir buluşmaya razı olması için sebepler var.
Papadopulos BM raporunda görüşmeye yanaşmayan taraf olarak görünmek
istemez. Ayrıca Rum yönetiminin son zamanlarda bazı AB ülkelerinin ve
de ABD'nin baskıları altında kaldığı biliniyor.
Hatta Atina'nın dahi Papadopulos'un tavrından memnun
olmadığı ve kendisine bazı telkinler yaptığı
da söyleniyor...
Sonuç belirsiz
Sebepler veya amaçlar ne olursa olsun, şimdi Kıbrıs'ta yeni bir
süreç başlıyor. Gerçi Lefkoşa'da ilan edilen mutabakat metni,
sadece bir çerçeveden ibaret. Yani bundan sonra içini doldurmak gerekecek. Her
zamanki gibi, zorluklar, anlaşmazlıklar da o zaman ortaya
çıkacak...
Mutabakatın somut yanı, iki ayrı kulvarda yeni bir süreç
başlatmasıdır. Birincisi, teknik meselelerle ilgili
görüşmelerdir ki, bu temmuz ayı içinde start alacak. Diğeri de,
uzmanların Kıbrıs sorununun özü ile ilgili yapacağı
hazırlık çalışmaları ile ilgilidir ki, bu da Talat ve
Papadopulos'un katılımıyla gerçekleşecek.
Mutabakatın 5 maddesi, genel ilkeleri belirliyor. Birinci maddenin
"iki toplumlu iki bölgeli federasyon"a dayalı çözüm ile ilgili
cümlesinde "siyasi eşitlik" ilkesine de değinilmesi KKTC
açısından önemli... Buna karşılık ikinci maddede yer
alan "statükonun kabul edilemez" olduğu ifadesi, bir bakıma
Türk tarafının şimdiye kadar "de facto" durumunun
tescili yönünde harcadığı çabalara ters düşüyor... Teknik
komitelerin çalışmalarının gündeminin ne olacağı,
bu maddeler arasında yer almıyor. Bu listenin
hazırlanmasında epey görüş ayrılığı
çıkabilir...
Ama Türk tarafı açısından, bu yeni sürecin başlaması,
olumlu bir olay. Hatta bunun Türkiye'nin AB'deki durumunu rahatlatması ve
"Financial Times"ın belirttiği gibi, "Türkiye ile AB
arasında (Kıbrıs yüzünden) çıkması olası bir
krizi gidermesi" de mümkün...
SAMI KOHEN
MILLIYET 12/07/06
Erdoğan
mesajı adadan verecek
12/07/2006
RADIKAL
ANKARA/LEFKOŞA -
BM'nin Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderlerini ilke mutabakatına
vardırmasının ardından KKTC Cumhurbaşkanlığı
Rumların görüşmelerdeki tavrına temkinli yaklaşırken,
Başbakan Tayyip Erdoğan adadan AB'ye mesaj gönderecek. 20 Temmuz
'barış ve özgürlük bayramı' kutlamalarına katılacak
olan Erdoğan, AB'nin sürekli 'ev ödevi' hatırlatması
yapması ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün TBMM'de onaylanması
baskısına karşılık "Siz de ev ödevlerinizi
yapın. Kuzey Kıbrıs'a tecridi kaldırın ki, bizden
adım bekleme hakkınız olsun" diyecek. Ziyarette yeni süreç
için ortak tutum belirlenecek.
Rumlardan Byrza'ya
baskı
Ocakta eski Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'un KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ofisinde ziyaret etmesini tüm
tehditlerine rağmen önleyememiş olan Rum Yönetimi, bu kez
haftabaşı gelecek ABD Dışişleri Bakan
Yardımcısı Matt Byrza'ya baskı yapıyor. Hükümet
sözcüsü, Straw'a koydukları kuralların Byrza için de geçerli
olduğunu, ABD'li diplomatın Talat'ı ziyaret ederse Rum liderince
kabul edilmeyeceğini söyledi. (Radikal, afp)
ABD'nin
Kürt devleti
M.Ali
Kışlalı
12/07/2006
RADIKAL
Türk-ABD ilişkilerini
yakından izleyen bir gözlemciyseniz sık sık
şaşırırsınız. Çünkü ABD'nin, bölgedeki
çıkarlarına uygun olarak gerçekleştirmek istediği
politikasına tam ters adımlar attığını da
görürsünüz.
Türkiye ile son dönemde gerginleşen ilişkilerini düzeltmek için, inanılırlığını
yitirmiş 'stratejik ortaklık' yerine 'ortak vizyon belgesi'ne
dayalı bir ilişki yaratmaya çalışırken ortaya
çıkan 'Kürt devleti' tasarısı buna bir örnektir.
Konu, ABD'nin dikkatle izlenen 'Armed Forces Journal'de (Silahlı Kuvvetler
Dergisi) yayımlandı. Cumhuriyet gazetesi vasıtasıyla
yansıtılan makale, tanınmış bir askeri konular
yazarı olan emekli albay Ralph Peters tarafından
yazılmıştı. Genişletilmiş Ortadoğu bölgesini
kapsayacak iki yeni çizilmesi tasarlanmış haritayı da içeriyor.
Bu haritalardan biri Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Suriye, Türkiye,
Irak ve İran'dan alınacak topraklarla kurulacak bir Kürt devleti
orada şekilleniyor. Yazar böylece bölgede gerçekçi bir düzenin
kurulmuş olacağını vurguluyor.
ABD'de, bu tür yayınlarda hangi konuların nasıl ele
alındığını yakından bilecek durumda olanlar,
makalenin pek hafife alınmaması gerektiğini düşünüyorlar.
Çünkü bu tür düşünce egzersizleri, sadece ortaya atılmış
olsun diye boşuna yapılmıyor. Yapılacak
tartışmalar, politikalara zemin hazırlıyor. Hatta biraz
kuşkucu olan uzmanlar, "Makalede biraz ilgili ülkeler için tehdit
unsuru da var" diyorlar. Yani ABD, böylece Türkiye'ye 'Türk vizyon
belgesi' ile bir havuç uzatırken diğer taraftan da Güneydoğu'yu
'işgal edilmiş Kürt toprağı' olarak ortaya koyup, 'sopa'
göstermiş oluyor.
ABD'nin bölgede bir Kürt devleti kurma düşüncesinin yeni olduğu
söylenemez. Bırakın işin geçmişini, Irak Kürtlerine Saddam
karşısında tam koruma sağladığı, bunun için
de İncirlik Üssü'nü kullandığı şu 15 yıllık
dönemdeki tutumu, bu projenin göstergesi değil midir?
Türkiye hep bu olasılıktan korkar. ABD de hep Türkiye'ye böyle bir
şey olmayacağı hakkında sözlü güvence verir. Türk
yetkilileri de, başka çare görmediklerinden olacak, ABD'ye, Kürtlerin
korunmasında hep yardımcı olmayı sürdürürler.
Kurulması tasarlanan Kürt devleti için topraklarına göz dikilen dört
ülkenin kendilerini savunmaları için ortak strateji üretmeleri
gerektiği hep bilinir. Ama bu arayış ABD tarafından
hoş karşılanmayacağından, Türkiye girişimlerini
hep gizli tutar.
Ama söz konusu makaleden sonra Türk resmi makamlarından mutlaka bir tepki
gelmesi gerekmez miydi? Çünkü makalenin yazarına göre, Türkiye'deki
Kürtlerin yaşam koşullarında son yıllarda az da olsa
iyileşme gerçekleşmiş olsa da, son gelişmelerden sonra:
"Türkiye'nin beşte birini oluşturan doğusunun işgal
edilmiş bir bölge olarak görülmesi gerekiyor."
Bu, şimdiye kadar sadece PKK tarafından yapılan
değerlendirme, resmi sayılabilecek bir ABD askeri
kaynağından geliyorsa ne diyeceksiniz?
Yaklaşımdan daha önce, kendi kaynaklarından haberdar olan Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet
komutanlarının ABD'nin 4 Temmuz resmi gününe gitmemiş
olmalarını buna mı bağlayacaksınız?
Yoksa, tepki görevinin, ABD ile imzaladığı 'Vizyon Belgesi'nin
önem ve ciddiyetine gölge düşürmemek için suskun kalan
Dışişleri Bakanı Gül'e ait olduğunu mu
söyleyeceksiniz?
Büyük devletler önemli projelerinin hepsini kapalı kapılar
altında hazırlamıyorlar. 'Suret-i hak'tan görünen
yaklaşımlarla da adım atmasını biliyorlar.
ABD şimdi bölgedeki yaşamsal önemi içeren enerji kaynakları ve
enerji nakil yollarını güvence altına almak için nöbete sokacak
kendi Kürt devletinin hazırlıklarını yapıyor.
* * *
KEFALET 1500 KL... Güney
Kıbrıs'a geçerken arabasında mimari planlar bulunduğu
gerekçesiyle Rum polisi tarafından tutuklanan Kıbrıslı Türk
Mimar Osman Sarper, kefaletle serbest bırakıldı. Sarper, dün
saat 15.30'da avukatları ve ailesiyle birlikte Metehan Sınır
Kapısı'ndan, Kuzey Kıbrıs'a geçti. Osman Sarper,
sınırda yaptığı kısa açıklamada, bugün
yapılması beklenen duruşmanın dün
yapıldığını ve 1500 Kıbrıs Lirası nakdi
kefaletle serbest bırakıldığını söyledi
"DAVANIN DEVAM
ETTİRİLECEĞİNİ SANMIYORUM"... Mimar Osman Sarper,
bir süre istirahat ettikten sonra aralık ayındaki duruşmaya
katılıp katılmayacağını yeniden
değerlendireceklerini söylerken avukatlarından Gürsel Kadri,
davanın devam ettirilmeyeceğine inandığını
söyledi. Sarper'in tutuklanmasının hem Kuzey Kıbrıs hem de
Güney Kıbrıs'ta büyük tepki topladığını belirten
Kadri, bugün yapılmasının beklenen duruşmanın gelen
tepkiler ve Sarper'in sağlık durumu nedeniyle dün
yapıldığını kaydetti
Gözde SÜREÇ
Güney Kıbrıs'a
geçerken arabasında mimari planlar bulunduğu gerekçesiyle Rum polisi
tarafından tutuklanan Kıbrıslı Türk Mimar Osman Sarper,
kefaletle serbest bırakıldı. Sarper, dün saat 15.30'da
avukatları ve ailesiyle birlikte Metehan Sınır
Kapısı'ndan, Kuzey Kıbrıs'a geçiş yaptı.
Osman Sarper,
sınırda yaptığı kısa açıklamada Güney
Lefkoşa'daki Kaza Mahkemesinde bugün yapılması beklenen
duruşmanın dün yapıldığını ve 1500
Kıbrıs Lirası nakdi kefaletle serbest
bırakıldığını söyledi.
Davanın aralık
ayında ertelendiğini söyleyen Sarper, mahkemenin serbest
yargılanmasına karar verdiğini belirtti.
Sarper, arabasında
mimari planlar bulunduğu gerekçesiyle Güney Kıbrıs'ta
tutuklanmasını "siyasi ve toplumsal bir olayın
kişileştirilmesi" olarak tanımladı ve bu durumdan
mağdur olanın kendisi olduğunu ifade etti.
Mimar Osman Sarper, bu zor
süreçte kendisine yardım eden herkese ve halka verdikleri destek ve
yaptıkları yardımlar için teşekkür etti.
Kendisine yapılan
davranışın büyük bir hata olduğunu söyleyen Sarper,
"bana yapılan bu yanlış umarım başkalarına
da yapılmaz. Başkaları da benim gibi zarar görmez" dedi.
Güney Kıbrıs'ta kendisine bütün tutuklulara
davranıldığı gibi davranıldığını
belirten Sarper, tutuklu olarak bulunduğu sürede en büyük şikâyetinin
hasta olmasına rağmen, yetkililerin kendisine ilgi göstermemesi
olduğunu kaydetti.
Sarper, şeker ve
tansiyon hastası olduğunu ve birçok kereler
rahatsızlandığı halde kendisine ilgi gösterilmediğini,
bu durumun çok büyük sıkıntı yarattığını
vurguladı.
Aralığa
ertelenmen duruşmasına katılıp
katılmayacağının sorulması üzerine ise Sarper, konunun
15-20 gündür üzerinde baskı oluşturduğunu, bir süre istirahat
ettikten sonra konuyu tekrar değerlendireceklerini söyledi.
Kadri: Davanın devam
ettirileceğini
sanmıyorum
Mimar Osman Sarper'in
avukatı Gürsel Kadri, Güney Lefkoşa'daki Kaza Mahkemesinin davayı
aralık ayına ertelediğini ve Sarper'in 1500 Kıbrıs
Lirası nakdi kefaletle serbest bırakıldığını
kaydetti.
Kadri, bu davanın
devam ettirilmeyeceğine inandığını söyledi. Mimar
Osman Sarper'in tutuklanmasının hem Kuzey Kıbrıs hem de
Güney Kıbrıs'ta büyük tepki topladığını belirten
Kadri, davanın bugün yapılmasının beklendiğini ancak
gelen tepkiler ve Sarper'in sağlık durumu nedeniyle davanın dün
görüldüğünü kaydetti.
KIBRIS 12/07/06
Baba ile Oğul
Yoksuldu baba...
Çok zor koşullarda, zar zor büyüttü
oğlunu...
Yemedi ona yedirdi, giymedi onu giydirdi.
En büyük ideali yavrusunun kendi ayakları
üzerinde durabildiği günleri görüp Avrupaya yerleşmekti.
Orada iyi para kazanacak, bundan böyle adam gibi
yaşayacaktı.
* * *
Zamanla
oğlan büyüyüp serpildi, bağımsızlığını
ilan etti.
Ancak bir arkadaşıyla ayrı evde
oturduğu halde, kendi harçlığını
çıkaramıyor, hala babasının eline bakıyordu.
Üstelik ev arkadaşıyla da
kavgalıydı.
Baba yine de her eziyete katlanıyor,
dişinden tırnağından artırdığını
oğluna aktarıyordu. Ne de olsa o, kendi kanından, kendi
soyundandı.
Bir yaz günü, oğlanın evinde büyük bir
kavga koptu. Evladının dövüldüğünü duyan baba sopayı
kapıp evi bastı; öfkeyle oğlunun ev arkadaşının
kafasını yardı.
Tabii bütün mahalle ayağa kalktı.
Herkes babayı suçladı.
Adı "belalı"ya
çıkmıştı.
* * *
Yıllar
geçti... Baba bir daha dayak yemesin diye, oğlunun yanından hiç
ayrılmadı; ona aş, para, silah verdi, yanına adam koydu.
Artık yavrusunun güvencede olduğunu
düşünüyor, kendi düşlerinin peşine düşme vaktinin
geldiğine inanıyordu.
Yeni bir hayata kanatlanmak üzere vize
kuyruğuna girdi.
Ancak "Sen giremezsin" dediler,
"Haneye tecavüz etmişsin".
"Ama oğlumu dövüyorlardı"
diyecek oldu, dinlemediler.
Yıkıldı baba... Yavrusunu koruma
uğruna büyük idealinden olmuştu.
Kimi dostları "Oğlanı
evlatlıktan reddet, kurtul. O zaman alırlar seni" dedi.
Baba "İnsan hiç oğlundan vazgeçer
mi" diye direndi, dinlemedi.
HHH
Gel zaman git zaman, yoldan çıktı bizim
oğlan... Kirli işlere bulaştı. Evinde uyuşturucu
ticareti yaptığı, silah sakladığı, kanun
dışı işlere bulaştığı haberleri
geliyordu.
Babasından zengin hale gelmişti, ama
hala ondan harçlık alıyordu. Üstüne üstlük babasını da
sevmiyor, "Başıma ne geldiyse senin yüzünden" diye
dikleniyordu.
Zavallı adamcağız, onu
kollayacağım diye hem fakirleşmiş, hem
yalnızlığa itilmiş, hem de istikbal planlarını
ertelemişti.
Şimdi kendisini sevmeyen problemli bir
oğlanla baş başa kalmıştı.
* * *
Sonra
bir gün, araya aracılar girdi, oğlan ev arkadaşıyla
barıştırıldı.
Eski kavgaları unuttular, birlikte vize
alıp güle oynaya Avrupanın yolunu tuttular.
Babanın düşlerinin ülkesiydi
orası...
Baba "Madem onlar barıştı,
ben de gideyim" diyecek oldu, ama yine aynı gerekçeyle kapıdan
kovuldu:
"Sen bir süre daha bekleyeceksin. O arada
sicilini düzeltmeye çalış."
Şimdi baba, bir yandan oğluna
harcamaktan biriktiremediği paraları biriktirmeye, bir yandan da
oğlu yüzünden bozulan sicilini düzeltmeye çalışıyor.
Ve boynunu büküp, eski kavgalısıyla, el
ele kendi mutluluk diyarına uçan oğlunun ardından el
sallıyor:
"Oğlum, Kıbrısım!
Sen mutlu ol yeter... Belki bana da bir gün
verirler. Ben de bir gün yüzü görürüm."
CAN DÜNDAR WEB
SİTESİNDEN
AİHMden
Atinaya müftü cezası
Yunanistan,
İskeçe müftüsü Mehmet Agganın din özgürlüğünü ihlal ettiği
gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından bir kez
daha mahkum edildi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:09 TSI 13 Temmuz 2006 Perşembe
STRASBOURG
- İskeçe müftüsü Mehmet Agga, Batı Trakya Türk
azınlığı tarafından müftü seçildiği ve bu kimlik
altında açıklamalar yaptığı gerekçesiyle kendisini 4
kez yargılayan Atinaya karşı Strasbourgda
açtığı iki davayı daha kazandı.
Agga, bundan önce 2 dava daha açmış ve onları da
kazanmıştı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tüm bu
davalarla ilgili kararlarında Yunanistanın Mehmet Agganın din
özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi.
Yunanistan, AİHMde yaptığı savunmada, müftünün ülkede
hukuksal görevleri bulunduğu ve İskeçede 2 müftü olmasının
Müslümanlar, Müslümanlarla Hıristiyanlar ve Türkiye ile Yunanistan
arasında gerilim yaratacağını öne sürmüştü.
Mehmet Agga ise Yunanistanda Hıristiyanlar ile Musevilerin kendi dini
liderlerini seçebildiklerine vurgu yapmış ve Müslümanlara aynı
hakkı tanımamanın ayrımcılık olduğu tezini
işlemişti.
AİHMnin gerekçeli kararında, Yunan yargısının Mehmet
Agganın sadece İskeçe müftüsü sıfatıyla
yayımladığı ve imzaladığı belgeleri temel
aldığı, söz konusu belgelerin hukuksal yaptırımı
konusunda hiçbir kanıt sunamadığı belirtildi.
AİHM, bu tespitten yola çıkarak, Mehmet Aggaya yönelik
uygulamanın demokratik bir toplumda gereksiz olduğunda karar
kıldı ve Atinanın Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin din ve vicdan hakkıyla ilgili 9uncu maddesini ihlal
ettiğine hükmetti.
Atina, bu iki kararla ilgili olarak Mehmet Aggaya toplam 3 bin Euro mahkeme
masrafı ödeyecek.
İyi bir haber
var...
Hiç ilgilenmediğinizi, hatta Kıbrıs kelimesini gördüğünüz
zaman sıkılıp başka yazılara göz
attığınızı da biliyorum. Ancak, son gelişmelere
değinmeden edemeyeceğim.
BM Genel Sekreter Yardımcısı Gambari, Papadopulos'u ikna etti ve
Talat ile birlikte tekrar masaya oturmasını sağladı.
Biliyorsunuz, Papadopulos, Talat ile görüşmüyor ve aynı masaya
oturmak dahi istemiyordu. AB'ye tam üye olduktan sonra, Türkiye müzakerelerini
şantaj unsuru gibi kullanıp, KKTC'yi teslim alma politikası
uygulamaya başlamıştı.
İşte böyle bir aşamada, Gambari'nin önerisini kabul etmesi beni
çok şaşırttı.
Papadopulos'un yaklaşımı galiba üç nedene dayanıyor:
1. Atina, Türkiye ile ilişkilerin gerginleşmesini ve AB'nin
müzakerelerinin ertelenmesi veya askıya alınmasını
istemiyor. Papadopulos'un Türk toplumunu tümüyle görmezden gelen
politikasını beğenmiyor.
2. Gambari, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne rapor yazacak.
Papadopulos'un görüşme masasından kaçması, raporun aleyhine
çıkmasıyla sonuçlanacaktır.
3. Papadopulos, görüşmelere katılmayarak, Avrupa Birliği'nde aleyhindeki
rüzgarların daha da sertleşmesinden çekindi.
Bu görüşmelerden çözüm çıkmayacak. Bu konuda kimsenin kuşkusu
olmasın. Zaten ne Talat ne de Papadopulos çözüm için masaya oturuyorlar.
Papadopulos tepkileri engellemek, Talat ise, Kıbrıs topunu AB'den
alıp BM'ye geri taşımak ve daha da önemlisi, yıl sonu AB
tren kazasını, az yarayla atlatmayı amaçlıyorlar. Herkesin
ayrı bir hesabı var. Ancak ne olursa olsun, bu sürecin
başlaması Türkiye'yi rahatlatacaktır. Tabii yine de,
Papadopulos'un oyunu nerede ve nasıl bozacağına dikkat etmek
gerekiyor.
* * *
SCHRÖDER : AB
GİBİ SİZ DE SÖZÜNÜZÜ TUTUN
Eğer Türkiye, 17 Aralık 2004'te, AB ile tam üyelik müzakerelerine
başlayabilmek için, 3 Ekim tarihini alabilmişse, bunda en büyük
katkısı olan kişi, o dönemin Alman Başbakanı
Schröder'dir.
Pazartesi akşamı, Alman sermayesi ve aristokrasisinin simgelerinden
biri olarak tanınan Rothschıld Bankası'nın
açılışı için İstanbul'daydı. Üç bakan ve az
sayıda bir davetli grubuna konuştu. Sait Halim Paşa
Yalısı'nda, lacivert bir gökyüzünde, sarıya yakın renkte
14'ünü bulmuş, yusyuvarlak bir mehtabın çıktığı
sırada, Avrupa'nın Türkiye'ye neden EVET demesi gerektiğini dört
madde de anlattı:
1. Ahde Vefa: 40 yıldır verilen tarihi sözlerin tutulması
gerekir.
2. Güvenlik: Türkiye, Avrupa güvenliğine önemli katkıda
bulunacaktır.
3. İslam: Dünya'ya İslam ile demokrasinin çelişmediğini
gösterecektir.
4. İşgücü ve Ekonomi: Türkiye'nin Avrupa'ya katılması, hem
ekonomik, hem de genç iş gücüyle büyük avantaj sağlayacaktır.
Schröder, Türkiye'ye de bir tavsiyede bulundu:
"...Müzakereler uzun sürecektir. Sabırsız davranmayın.
Sabırlı olun... Eğer reformlarınızı sürdürmeyi
başarırsanız, sizi kimse durduramaz. Bu da zor ve taşlarla
dolu bir yoldur..." dedi.
Bütün bu yol boyunca karşımıza çıkacak olan
Kıbrıs konusunda da çok ilginç bir uyarı yaptı:
"...Avrupa Birliği moral zorunluklarını yerine getirmeli,
Türkiye'de hukuki zorunluklarını gerçekleştirmeli..."
Schröder'i dinlemek her zaman keyif verir. Yemekte, Türkiye'yi bize farklı
bir açıdan anlattı. Doğrusu gurur duydum. Bir an için olsa dahi,
etrafımı pembe gördüm.
* * *
EĞİTİMDE
DÖKÜLÜYORUZ...
Yaşadığımız çağda, büyümek, güçlü ve lider ülke
olmak, yani kendimizle gurur duymanın en başta gelen faktörü,
yetenekli genç kuşaklar yetiştirmekten geçer. Eğitim sistemimiz
iyi değilse, ne yaparsak yapalım, bir yerlere varamayız. Ne
ekonomimiz gelişir, ne ordumuz güçlenir. Hep geride kalırız.
İşte bu açıdan baktığımızda, YÖK'ün son
olarak yayınladığı "Yüksek Öğretim Stratejisi
Taslağı" insanın içini karartacak kadar kötü bir manzara
çiziyor. Gerçek durumu ortaya koyuyor. Dolar'ın ve enflasyonun
artışı karşısında gösterdiğimiz
telaşın çok daha fazlasını hissetmemizi ve önlem
peşinde koşmamızı gerektiriyor.
YÖK alarm zillerini çalıyor.
Strateji taslağını dikkatli biçimde okuduğunuz zaman,
inanılmaz verilerle karşılaşıyorsunuz.
Beni en çok etkileyen bulgular arasında, öğretim
elemanlarının yüzde 60'ının hiçbir yabancı dil
bilmemesi, yüzde 46'sının da hiç yurt dışına
çıkmamış olmaları. Dünya ile hiç ilgisi bulunmayan bir
öğretmenin yetiştirdiği öğrenciden ne beklersiniz?
Matematik ve Fen derslerinde dökülen bir genç kuşak ve onları
yetiştiremeyen orta öğretim ülkenin düzeyini nasıl yükseltebilir
ki...
YÖK'ün bu çalışması çok önemli. Erdoğan Teziç'i de tebrik
etmek gerekir. Bu raporu, ideolojik yönden YÖK düşmanlığı
yapıp görmezden gelmeyelim. Tartışalım ve en iyisini
bulmaya çalışalım. Zira bu konu, Türkiye'nin geleceği ile
ilgili.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 13/07/06
Yabancıya 'toprak'
satmak!
TAPU Kadastro Genel Müdürlüğü'nün resmi rakamları, hukuken geçerli
olan tek veridir. Çünkü, taşınmaz işlemleri sadece resmi tapu
kaydı ile yapılır. Onun dışındaki 'gizli'
senetler, 'gizli' anlaşmalar hukuken yok hükmündedir.
Tapu kaydı kimin adına ise malik odur; "Yabancılar tapu
kaydını Türk vatandaşları adına yaptırıp
gizli senetle toprak satın alıyor" iddiası
zırvadır.
Bu hukuki ve kanuni gerçeği belirttikten sonra, yine resmi rakamlara
dönelim:
· 14 bin Yunan
vatandaşı ülkemizde 12 bin 217 parça taşınmaz satın
almış; Yunanistan vatandaşlarına satılan
'topraklarımızın' toplam yüzölçümü 3 milyon 929 bin
metrekaredir!
'Eyvah' mı? Hayır!
· Türkiye'de
yaklaşık 4 bin dönümlük taşınmaz mal satın
almış olan bu 14 bin Yunan vatandaşının 12 bin 549'u
Türk asıllıdır!
Hepsi Yunan olsa bile miktar, hiçbir şekilde güvenlik sakıncası
yaratmayacak kadar küçüktür. Biz böyle paranoyakça taşınmaz
satışlarına kafayı takarken, Yunanlar 4 milyar 700 bin
dolara Finansbank'ı satın aldılar!
Milli güvenlik açısından
Tapu Kanunu'nun 35. maddesine göre, yabancıların Türkiye'de
taşınmaz mal alması şu şartlara
bağlıdır:
· Ülkeler
arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) olacak.
· Yabancılara
arazi (toprak) satılamaz, sadece imar planlarına uygun mesken ve
işyeri satılabilir.
· Bir yabancı
iki buçuk dönümden fazla taşınmaz mal satın alamaz.
· Yabancılara
satılacak taşınmazların toplamı, o ilin binde
beşini aşamaz!
Bu şartlardan başka, yabancılara satış işleminin
genel düzenlemesini yine 35. maddeye göre kurulan bir komisyon yapıyor. Bu
komisyonda bakanlık temsilcileri var; Adalet, Tarım ve
Köyişleri, Kültür ve Turizm bakanlıkları gibi... Tapu Kadastro
Genel Müdürlüğü temsilcisi var. Ve...
Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma
Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı,
Dışişleri Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliği ve MİT temsilcileri var!
Nerede, ne oranda taşınmaz satılabileceğini veya hiç
satılamayacağını işte bu komisyon düzenliyor. Komisyon
üyelerinin 'ırk'larına da baktım!!! İçlerinde 'gizli
Yahudiler' de yok, 'gizli Merihliler' de!!!
Kim kimi satın alıyor?
Finansbank'ın 4.7 milyar dolara Yunanlara satılması konusunda
bir soru: Yunanlar Türk finans sektörüne 'sızıyor' mu?!
Ama bir Yunan da şöyle sorabilir: Türkiye'deki Yunan
yatırımları 5 milyar dolara varıyor, Türkiye Yunanistan'ın
5 milyar dolarını rehin almış olmuyor mu?!
İki soru da yanlış!
Bütün milletler için ekonomik gelişme ve rekabetin ülke
sınırlarını aştığı bir çağda
yaşıyoruz. Avrupa ülkelerinde Türklerin satın
aldığı taşınmazları, kurdukları
şirketleri, yaptıkları yatırımları düşünün!
Bu ekonomik iç içe geçmeler milletlerarası barışı da
güçlendiriyor. Türkiye'ye 5 milyar dolar yatıran Yunan bankacılar,
Kıbrıs sebebiyle Türkiye'nin bir krize sürüklenmesini ister mi?!
Bütün aklı başında ülkeler gibi Türkiye de 'dışa açılmayı'
sürdürmelidir; yabancılara mesken ve işyeri satışı
dahil... Tabii milli güvenliğin gerektirdiği şartlar ve
kısıtlamalarla...
Unutmayalım, kalkınma için Türkiye'nin gittikçe artan şekilde
dışa açılmaya, dış pazarlara ve dış
kaynaklara ihtiyacı vardır.
TAHA AKYOL
MILLIYET 13/07/06
TALAT'TAN BRYZA'NIN
GÖRÜŞME TALEBİNE OLUMLU YANIT Adaya üç günlük bir ziyarette bulunacak
olan ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Bryza, 18 Temmuz'da Cumhurbaşkanı Talat
tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'ndan
edinilen bilgiye göre, Bryza'nın 18 Temmuz'da Cumhurbaşkanı
Talat'la görüşme talebine olumlu yanıt verildi. Görüşmenin
tarihi kesinleşirken, görüşme saati daha sonra belirlenecek
PAPADOPULOS, BRYZA
İLE GÖRÜŞMEYECEKRum yönetimi lideri Papadopulos, ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Bryza ile görüşmeyecek. Papadopulos, bu
tavrının, Cumhurbaşkanı Talat'ı ziyaret eden Straw'a
yönelik tavrıyla bir ilgisi bulunmadığını, çünkü
Bryza'nın bir hükümet yetkilisi değil, bir diplomat olduğunu
vurguladı. Papadopulos, Bryza ile görüşmeme kararında bir
değişiklik olup olmayacağıyla ilgili olarak ise 'Hayır
hiç görüşmeyeceğim" dedi
Kıbrıs'a 3
günlük bir ziyarette bulunacak olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD)
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza, 18 Temmuz Salı günü
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından
Cumhurbaşkanlığı ikametgahında kabul edilecek.
Talat'ın aksine Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Bryza ile
görüşmeyeceğini açıkladı.
16-18 Temmuz tarihleri
arasında adaya üç günlük bir ziyaret gerçekleştirecek olan Bryza,
adanın her iki tarafında da temaslar yapacak.
17 Temmuz Pazartesi günü
güneyde temaslarda bulunacak olan Bryza, 18 Temmuz'da Kıbrıs Türk
tarafına geçerek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
makamında görüşecek.
Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy'dan edinilen bilgiye göre,
Cumhurbaşkanlığı Bryza'nın 18 Temmuz'da
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşme talebine olumlu yanıt
verdi. Görüşmenin tarihi kesinleşirken, görüşme saati daha sonra
belirlenecek.
Öte yandan
Kıbrıs Rum toplum lideri Tassos Papadopulos, Bryza ile
görüşmeyeceğini ifade ederek, görüşme kararının
değişip değişmeyeceğiyle ilgili bir soruya kesin bir
dille 'hayır hiç görüşmeyeceğim" cevabını verdi.
Mathew Bryza'nın, güneydeki
temasları çerçevesinde, 17 Temmuz'da Kıbrıs Rum tarafındaki
ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel
Başkanı Nikos Anastasiadis ile bir araya geleceği
öğrenildi.
ABD Lefkoşa
Büyükelçiliği yayımladığı açıklamada, ziyaretin
amacının, adadaki iki tarafın görüşlerini dinlemek
olduğunu belirtti.
Bryza'nın ziyaretinde
Rum Yönetimi ile "geniş işbirliği alanları"
konusunda da görüşmeler yapılacağı kaydedildi.
ABD Büyükelçisi: Bryza,
olabildiğince
kapsamlı bir dizi
temasta bulunmayı umuyor
ABD'nin Kıbrıs
Büyükelçisi Ronald Schlicher, Matthew Bryza'nın, adadaki temasları
sırasında, her iki taraftaki siyasi liderlerle olabildiğince
kapsamlı bir dizi temasta bulunmak istediğini ve programının
buna imkân tanımasını ümit ettiğini söyledi.
Kıbrıs Haber
Ajansı'nın haberine göre, Schlicher, dün Rum Adalet ve Kamu Düzeni
Bakanı Sofoklis Sofokleus ile görüşmesi ardından,
Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos'un Bryza ile
görüşmeyeceğiyle ilgili olarak değerlendirmede bulundu.
Schilcher, ABD'nin, hafta
sonu Papadopulos ile Talat arasında varılan anlaşmayla
kaydedilen ilerlemeye desteğini yineledi.
ABD'li büyükelçi,
"Müsteşar yardımcımız Mat Brzya'nın
yapacağı ziyarette ayrıca bu süreci destekleme çerçevesinde
olacaktır" dedi.
Bryza ile Talat'ın
görüşmesi ve görüşmenin nerede yapılacağı ile ilgili
olarak Schlicher, "programını ayarlama sürecindeyiz ve program
yapılana kadar bu konu hakkında konuşmamam gerektiğini düşünüyorum"
dedi.
Talat: Bryza ile
makamımda görüşeceğim
Cumhurbaşkanı Talat,
dün sabah bir kabulü sırasında, konuyla ilgili soruya
karşılık, Bryza ile makamında bir araya geleceğini
açıkladı.
Talat'la makamında
bir araya gelmesi halinde, Kıbrıs Rum toplum lideri Tassos
Papadoplulos dahil hiçbir Rum yetkilinin Bryza ile görüşmeyeceği
şeklindeki açıklamaların anımsatılması üzerine
ise Talat, "O, onun sorunu...Benim makamım burası.
Görüşmelerimi burada yapıyorum. Bu görüşme de burada
olacak" şeklinde konuştu.
Papadopulos: Bryza
ile
görüşmeyeceğim
Atina'daki
temaslarını tamamlayarak Güney Kıbrıs'a dönen
Kıbrıs Rum toplum lideri Tassos Papadopulos ise Larnaka
Havalimanı'nda konuyla ilgili değerlendirmede bulundu.
Rum Radyosu'nun haberine
göre, Papadopulos, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri her zaman
işbirliği içerisinde oldukları Yunanistan hükümeti ile
değerlendirdiklerini ve olası gelişmeler üzerinde tavır
belirlediklerini söyledi.
Bir gazetecinin,
önümüzdeki günlerde adaya gelecek ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın üst düzey yetkilisi Bryza ile görüşüp
görüşmeyeceğini sorması üzerine ise Papadopulos,
"Hayır, programımda Bryza ile görüşmek yok. Programım
böyle bir görüşme içermiyor" dedi.
Bunun,
Cumhurbaşkanı Talat'ı ziyaret eden Straw'a yönelik tavrın
aynısı olup olmadığı sorusuna ise Papadopulos
'Hayır, ben Bryza'nın programını dahi bilmiyorum ve bunun
Straw olayı ile ilgisi yok. Bu ziyaretten bizim politikamız
etkilenmez, çünkü Bryza bir hükümet yetkilisi değil bir
diplomattır" dedi.
Papadopulos, "Bryza
ile görüşmeme kararınız değişebilir mi?" sorusuna
ise kesin bir dille 'Hayır hiç görüşmeyeceğim"
cevabını verdi.
Rum
Dışişleri Bakanı:
Hükümet Bryza ile
görüşecek
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, dün
yaptığı açıklamada, ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew
Bryza'nın bir hükümet yetkilisi olduğunu ifade ederek, Rum
hükümetinin Bryza ile görüşmeyi kabul etmiş olduğunu söyledi.
Lillikas, Rum hükümetinin,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşen yetkililerle
görüşmemesi gibi bir politikası olmadığını da
belirtti.
Lillikas, Bryza'nın
ziyareti sırasında Brüksel'de olacağından dolayı büyük
bir olasılıkla Bryza ile kendisinin görüşemeyeceğini
belirterek, ya Bryza'nın adada biraz daha uzun kalacağını
ya da dışişleri bakanlığından üst düzey
yetkililerle görüşeceğini kaydetti.
Papadopulos'un
Bryza'yı kabul etmeyeceğinin anımsatılması üzerine
Lillikas Bryza'nın bir hükümet yetkilisi olduğunu ve Papadopulos'un
programında Bryza ile görüşmesinin yer almadığını
belirtti.
KIBRIS 13/07/06
Maraş'ın iadesine karşılık doğrudan ticaret tüzüğü
"TÜRKİYE, BU ŞARTI
KABUL ETMELİ"Rum Dışişleri Bakanı Lillikas, AB
dönem başkanlığını yürüten Finlandiya'nın
Lefkoşa Büyükelçisi Piipponen'le görüşerek, Rum hükümetinin
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili görüşlerini aktardı.
Tüzükle ilgili bazı hareketlenmeler olabileceğini söylen Lillikas,
Kapalı Maraş'ın Rumlara iade edilmesinin tüzüğün hayata
geçmesi için temel ön şart olduğunu, Türkiye'nin bunu da kabul etmesi
gerektiğini vurguladı
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas, dün Avrupa Birliği
(AB) dönem başkanlığını yürüten Finlandiya'nın
Lefkoşa Büyükelçisi Risto Piipponen'le görüşerek, Rum hükümetinin
hangi çerçevede Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü desteklediğine
açıklık getirdi ve tüzükle ilgili bazı hareketlenmeler
olabileceğini söyledi.
Kıbrıs Haber
Ajansı'na göre, Lillikas, Kapalı Maraş'ın (Varoşa)
Kıbrıslı Rumlara iade edilmesinin tüzüğün hayata geçmesi
için temel ön şart olduğunu, Türkiye'nin bunu da kabul etmesi
gerektiğini vurguladı.
Finlandiya'nın
Lefkoşa Büyükelçisi Piipponen'le yaptığı toplantıdan
sonra açıklamalarda bulunan Lillikas, Türkiye'nin AB müzakere sürecinin
yıl sonuna kadar taşınabileceğine ilişkin bir soru
üzerine, "bu konuda birçok ülkenin birçok düşüncesi var.
Kıbrıs hükümetinin kesin bir hedefi bulunuyor o da müttefik kazanmak
için çaba harcamak" dedi.
Rum
Dışişleri Bakanı, Piipponen'le görüşmesinde,
Finlandiya'nın AB Dönem Başkanlığı süresinde üzerinde
çalışılacak konuları, Kıbrıs'la ilgili olarak da
"Varoşa limanı ve kentin durumunu, Türkiye'nin Avrupa
Birliği müzakere sürecini ve Avrupa Birliği'nde Avrupa Komisyonu'nun
Türkiye'yle ilgili raporundan sonraki tartışmaları
görüştüklerini" belirtti.
Lillikas, görüşmede
18 Temmuz Salı günü Brüksel'de Finlandiya Dışişleri
Bakanı'yla yapacağı görüşmenin
hazırlıklarını da ele aldıklarını kaydetti.
Kıbrıslı
Türklerle Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün uygulanmasına ilişkin
soruları yanıtlayan Lillikas, Rum hükümetin, bu konudaki önerisine ve
Lüksemburg'un AB Dönem Başkanlığı sırasında
yaptığı öneriye, Avusturya, Finlandiya ve Almanya dönem
başkanlarının, üzerinde anlaşılan çerçeve
esasında bu tüzüğün uygulanması konusunda verdikleri söze
atıfta bulundu.
Lillikas, Rum hükümetinin,
bu konuya Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in de
dâhil olmasını istediğini hatırlattı.
Lillikas, Finlandiya
Büyükelçisi Piipponen'in kendisine Finlandiya Dönem Başkanı'na
sunulan resmi olmayan çeşitli görüşler hakkında bilgi
verdiğini, kendisinin de büyükelçiye Rum hükümetinin bu tüzüğü hangi
çerçevede desteklediğini, temel ön koşulun ne olduğunu, bunun
sadece Avrupa Birliği'nce uygulanamayacağını, Türkiye'nin
kabulünün de gerekli olduğunu anlattığını söyledi.
Lillikas, yıl sonuna
kadar Türkiye'yle görüşmeleri hareketlendirme gibi bir düşünce olup
olmadığı sorusuna da, "Birçok düşünce var, her
ülkenin, sadece Avrupa Birliği üyesi ülkeler değil, diğerlerinin
de düşünceleri veya masaya koyduğu görüşleri var"
yanıtını verdi.
Yorgos Lillikas,
"Bizim, Yunanistan hükümetiyle de görüştüğümüz kesin
hedeflerimiz var. Bunlar da bizim üzerinde
çalıştığımız hedeflerimizdir ve bu hedeflere
ulaşmak için temaslar yapıyoruz ve müttefik kazanmak için diğer
Avrupa Birliği üyesi ülkelerle görüşüyoruz" şeklinde
konuştu.
KIBRIS 13/07/06
11 YERDE RADAR VAR...
Polis Trafik Müdürü Barbaros Savaşçı, trafikte sürat
alışkanlığını kırmak ve kazaların önünü
almak amacıyla trafik güvenliği için önemli olduğu tespit edilen
11 noktaya dijital hız tespit kameraları yerleştirildiğini,
cumartesinden itibaren gece gündüz ayrımı yapılmadan sürat limitlerini
aşan sürücülere yasal işlem yapılacağını bildirdi
AMAN YAVAŞ... Yasal
hız limitini 20 km'ye kadar aşan sürücülere 78 YTL para cezası
ve 25 ceza puanı; yasal hız limitini 20 ile 40 km arası
aşan sürücülere 117 YTL ve 40 ceza puanı; yasal hız limitini 40
km'den fazla aşan sürücülere 195 YTL ve 50 ceza puanı uygulanacak
Aşırı
süratin yol açtığı kazaları azaltmak ve sürücülerin daha
dikkatli araç kullanmasını sağlamak amacıyla bir süreden
beri ön hazırlıkları yapılan "dijital hız tespit kameraları",
bir diğer adıyla "görüntülü sabit radarlar", 15 Temmuz
Cumartesi gününden itibaren tam anlamıyla devreye giriyor. 1 Temmuz'dan
beri devrede olan, ancak henüz ceza yazılmayan kameraların
tespitleriyle, cumartesi gününden itibaren, sürat sınırını
aşan sürücülere para ve puan cezaları yazılacak.
Polis Trafik Müdürü Barbaros
Savaşçı, dün sabah düzenlediği basın
toplantısında, kameraların 15 Temmuz'da devreye gireceğini
açıkladı, gazetecilerin sorularını yanıtladı ve
Polis Genel Müdürlüğü'nde bu amaçla kurulan bilgi işlem merkezini
tanıttı.
Savaşçı,
trafikte sürat alışkanlığını kırmak ve
kazaların önünü almak amacıyla trafik güvenliği için önemli
olduğu tespit edilen 11 noktaya dijital hız tespit kameraları
yerleştirildiğini, cumartesinden itibaren gece gündüz
ayrımı yapılmadan sürat limitlerini aşan sürücülere yasal
işlem yapılacağını bildirdi.
Sürate uygulanan cezalar
Sürat yapan sürücülere,
sabit para ve puan cezası uygulanacağını hatırlatan
Barbaros Savaşçı, cezalar hakkında da şu bilgileri verdi:
"Yasal hız
limitini 20 km'ye kadar aşan sürücülere 78 YTL para cezası ve 25 ceza
puanı; yasal hız limitini 20 ile 40 km arası aşan
sürücülere 117 YTL ve 40 ceza puanı; yasal hız limitini 40 km'den
fazla aşan sürücülere 195 YTL ve 50 ceza puanı uygulanacak."
Savaşçı, şu
anda 10 radarın devreye girdiğini, birinin ise önümüzdeki hafta
devreye gireceğini belirterek, kameraların yerlerini şöyle
açıkladı:
"Demirhan
kahvehaneler önü (2 adet), BRT-Kıbrıs gazetesi yakınları (2
adet), Dikmen kavşağı-Astro yakınları (2 adet), Dr.
Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi yakınları, Girne Boğaz
kavşağı (2 adet), Karakum girişi Oscar Hotel
yakınları."
İskele-Gazimağusa-DAÜ
yakınlarındaki radarın ise, gelecek hafta kullanıma
konulacağını açıklayan Barbaros Savaşçı, deneme
amaçlı hastane yakınlarına monte edilen ilk radarın,
flaş patlatarak fotoğraf çektiğini, ancak yeni kameraların
artık gerek gece gerekse gündüz flaşsız çekim yapabildiğini
kaydetti.
Mal sahibi
değişiklikleri
Polis Trafik Müdürü
Barbaros Savaşçı, mal sahibi değişikliği
yapıldığı halde kayıtlarda düzeltmeye gidilmeyen
araçlara, polisin el koyacağını da açıklayarak, "Bu
konuda yasalarımız açıktır. 7 gün içinde eski mal sahibi
sattığı aracın evraklarını, Araç Kayıt
Dairesi'ne götürüp gerekli devir işlemlerini yapmak zorundadır. Yeni
mal sahibi de, 7 günden uzun süre adına kayıt yaptırmadan
aracı kullanamaz. Dolayısıyla buna uymayanlar tespit edilirse
araçlarına el konulacaktır" uyarısında bulundu.
Savaşçı, TR
(teşhir) plakalı araçların da, aynı şekilde yollarda
kullanımına müsaade edilmeyeceğini kaydederek, araç satın
almak isteyen bir kişi, ancak galeri sahibi veya
çalışanıyla birlikte deneme amaçlı sürüşlerde TR
plakalı araç kullanabileceğini hatırlattı.
Savaşçı, bu kurala uymadan kullanılan araçlara da el
konulacağını vurguladı.
Cezalar sürücüye
Gazetecilerin
sorularını da yanıtlayan Polis Trafik Müdürü Barbaros
Savaşçı, radarların tespit edeceği suçlar için,
cezaların sürücüye yazılacağını, resmi hizmet
araçları ile işyerlerine ait araçların sürücülerinin kim
olduğunun tespiti için, ilgili yerlerin sorumlularından bilgi talep
edileceğini ve ona göre sürücüye ceza kesileceğini söyledi.
Yasalara göre, mal
sahiplerinin aracı kullananın kim olduğunu bilmek ve polise de
gereğinde bilgi vermekle yükümlü olduğunu bildiren Barbaros
Savaşçı, bunun sadece radarlarla ilgili
olmadığını, örneğin kırmızı
ışıkta geçen sürücü için de benzer bir prosedür izlendiğini
kaydetti.
Savaşçı, Güney
Kıbrıs'tan gelip radarların tespit edeceği
aşırı sürat suçu işleyenlere, diğer trafik
suçlarında olduğu gibi ceza verileceğini, radar
cezalarının sınır kapılarına iletileceğini
ve cezaların ya orada ya da ilgili polis müdürlüklerinde
ödenebileceğini belirtti.
Süre cezanın
tebliğiyle başlayacak
Trafik
cezalarını ödeme süresinin, suçun tespit edildiği tarih
değil, polisin sürücüye tebliğ ettiği andan itibaren
başladığını hatırlatan Trafik Müdürü
Savaşçı, 15 gün içinde ödenmeyen cezaların ikiye
katlandığını, 2 kat ceza için yeniden 15 gün süre
tanındığını, ancak yine ödenmezse olayın
mahkemeye sevk edildiğini ifade etti.
Barbaros
Savaşçı, "kamera uyarı levhası görünce aniden fren
yaparak arkasından gelen araçları riske sokan sürücüler
olduğu" yönündeki soruyu yanıtlarken, kameraların
bulunduğu yerlerde gerekli uyarıcı levhaların
yerleştirildiğini, sürücülerin yasal hız limitine inmeleri için
yeterince fırsatları bulunduğunu kaydetti.
Savaşçı,
sürücülerin levhalarda belirtilen sürat limitlerine uymasını
isteyerek, ceza tebligatının polisçe imza
karşılığı yapılacağını, ileride
postayla tebligatı da hedeflediklerini bildirdi.
Görüntü gerekirse
mahkemeye
Kameraların
aracın genelini çekeceğini, ancak sürücünün kimliğiyle ilgili
itiraz olursa, bu görüntüyü yeni Fasıl 9 Şahadet Yasası
uyarınca mahkemeye sunacaklarını anlatan Trafik Müdürü Barbaros
Savaşçı, bunun dışında görüntüyü kimsenin
göremeyeceğini söyledi.
Barbaros
Savaşçı, görüntüde emniyet kemeri takmadığı veya cep
telefonuyla konuştuğu görülen sürücülere Şahadet Yasası'na
göre bu suçlardan da ceza kesilebileceğini açıkladı.
6 aylık trafik
bilançosu
Polis Trafik Müdürü
Barbaros Savaşçı, basın toplantısında, 2006
yılının 6 aylık bilançosunu da açıkladı ve 2005
yılıyla kıyaslamasını yaptı. Savaşçı,
kaza, yaralı ve ölü sayılarında geçen yıla göre
düşüş kaydedildiğini belirtti.
2006
yılının ilk altı ayında 25; bu yılın
aynı süresinde ise 20 ölümle sonuçlanan kaza meydana geldiğini
belirten Savaşçı, geçen yıl 6 ayda 26 kişi trafik
kazalarında ölürken, bu yıl 24 kişinin trafik kazalarında
can verdiğini bildirdi.
2005
yılının Ocak-Haziran döneminde ağır yaralanmayla
sonuçlanan 90 kazada 114 kişi ağır yaralanırken, bu
yıl 66 kazada 86 kişinin ağır yaralı olarak
kayıtlara geçtiğini ifade eden Barbaros Savaşçı, hafif
yaralanmalı kazalarla ilgili bilgi verirken ise, 2005'in ilk altı
ayında 386 kaza ve 652 hafif yaralı görülürken, bu yıl 324 hafif
yaralanmalı kazada, 515 kişinin yaralandığını
kaydetti.
Savaşçı, hasarla
sonuçlanan kazalarda da, geçtiğimiz yıla göre düşüş
görüldüğünü ve 1118 olan sayının 1050'ye indiğini bildirdi.
Polis Trafik Müdürü
Barbaros Savaşçı, hedeflerinin, özellikle ölü ve ağır
yaralı sayısında çok daha büyük düşüşler sağlamak
olduğunu vurguladı.
KIBRIS 13/07/06
|
Bryza:
Kıbrısta kapsamlı çözüm istiyoruz ABDnin
Avrupa ve Avrasyadan Sorumlu Dışişleri
Bakanlığı Yardımcılığında üst düzey
yetkili Matthew Bryza, Washingtonun Kıbrısta BM Genel Sekreteri
önderliğinde kapsamlı çözüm istediğini söyledi. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:40 TSİ 14 Temmuz 2006 Cuma
ATİNA
- Yunanistanın başkenti Atinayı ziyaret eden Matthew Bryza,
Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis
Valinakis ile biraraya
geldi.
Bryza, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, ABDnin,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum lider Tasos
Papadopulosun yaptıkları görüşmede, teknik konular üzerinde
görüşmelere başlanması kararı almalarını
memnuniyet verici bir gelişme olarak değerlendirdiğini bildirdi.
ABDnin, Kıbrısta BM çerçevesinde çözüme gidilmesini istediğini
ifade eden Bryza, İsteğimiz, Kıbrısın iki bölgeli ve
iki toplumlu
bir federasyon biçiminde yeniden birleşmesidir. ABDnin Kıbrıs
konusunda attığı her adım, Adanın yeniden birleşmesini
hedefliyor dedi.
Valinakis ise Bryza ile Ortadoğudaki son gelişmeler,
Kıbrıs, Türkiye ve Balkan ülkelerinin AB ile ilişkileri
konularını ele
aldıklarını açıkladı.
Kıbrıs sorununun çözümü için önceden çok iyi
hazırlanmış bir girişime gereksinme duyulduğunu
belirten Valinakis, Soruna, BM
kararları ve Kıbrısın (Rum) AB üyesi olduğu
gerçeği dikkate alınarak adil, kalıcı ve işler bir
çözüm bulunması gerekiyor dedi.
Valinakis, Atinanın Türkiye ve diğer Balkan ülkelerinin AB
geleceklerini, mevcut koşul ve kriterlere uymaları kaydıyla
desteklediğini de sözlerine ekledi.
|
AA
Güncelleme: 20:10 TSİ 14 Temmuz 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Rauf Denktaşın tartışmaya sunduğu KKTCnin 20
Temmuz 2006 Bildirisine bazı sivil toplum örgütleri de imzalarıyla
destek verdi. Lefkoşadaki Saray Otelde toplanan sivil toplum örgütü
temsilcileri, Denktaşın bizzat okuyarak görüşlerine
sunduğu bildiriye imza attı.
Toplantıda
konuşan Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda BM Genel
Sekreterinin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim
Gambarinin gelişiyle ortaya konulan formülün tehlikeli ve olumsuz
olduğunu ifade ederek, bu toplantıyı da bu tehlikelere dikkat
çekmek ve halkın ne düşündüğünü ortaya koymak için
düzenlediğini kaydetti.
Gündeme geldiği günden beri, bildirgenin 20 Temmuz kutlamaları için
KKTCye gelecek Başbakan Recep Tayyip Erdoğana karşı bir
tertip şeklinde nitelendirilerek, çeşitli spekülasyonlar
yapıldığına işaret eden Denktaş, Erdoğana,
havanın ne olduğunu görme imkanı sağlayacağız.
Erdoğanın da vereceği mesajlar vardır. Dinlemeye
hazırız dedi.
GERİYE
GİDİŞİ ENGELLEMEK LAZIM
Rauf Denktaş, Gambarinin gelişinin halka yeni bir şey
varmış gibi lanse edildiğini belirterek, Yeni bir şey yok,
geriye gidiş var.Bu geriye gidişi engellemek lazım diye
konuştu.
Denktaş, Devletin doğuşu, bir çocuğun doğuşuna
benzer. Devlet de yıllarca süren sancı ve kanla doğar. Sizin de
şehidinizle katkınız var. Böyle kurtulduk, böyle kurulduk
değerlendirmesini yaptı.
Federasyon formülünü 20 yıl müzakere ettiğini ve Rumların bütün
Kıbrısı almaya niyeti olduğunu anladığı an
devleti kurduğunu dile getiren Denktaş, Bu devlet,
yıkılmamak üzere kuruldu. Biz Ruma teslim olamayız. Türkiyenin
olmayacağı bir ortamda Rumun ne yapacağını bilmezsek,
yuh olsun bize. Devlete sahip çıkmak lazım. Dünyaya da bunu duyurmak
lazım dedi.
Herkesin barış istediğini, ancak yeniden yıkılmayacak
barış istendiğine işaret eden Denktaş,
Barışı önlemek için değil, kalıcı
barış için mücadele ediyoruz. Kıbrısı Türkiyenin
önüne koymak büyük bir kalleşliktir. Bu, Türkiyeyi parçalamak için bir
oyundur. Bu tehlikeden süratle kurtulmak lazım ifadesini kullandı.
Federasyonun dostlar arasında olduğunu, 1960 devletinin fonksiyonel
bir federasyon olduğunu, ancak bu devletin Rumlar tarafından üniter
devlet haline dönüştürüldüğünü kaydeden Denktaş, bunun
cevabının da KKTC devleti kurularak verildiğini belirtti.
Denktaş, kendisiyle aynı görüşü paylaşan örgütlerin,
eskiden olduğu gibi örgütlenerek bir çatı altında hareket etmesi
gerektiğini ifade ederek, Kurumlar Federasyonunun
canlandırılması önerisinde bulundu. Denktaş, Anavatan
Türkiyede de devam edecek ve orada da destek aranacak bildirgenin, Türkiyenin
AB sürecindeki elini güçlendireceğini kaydetti.
BİLDİRİ
Bazı sivil toplum örgütü temsilcilerinin imzalayarak destek verdiği 5
maddeden oluşan KKTCnin 20 Temmuz 2006 Bildirisi
başlıklı metnin içeriği şöyle:
Türkiyenin
ABye tam üyelik başvurusu dolayısıyla yaşanan
aldanışlar ve aldatışlar arasında en önemli ve geriye
dönülmez sonuçlar doğuracak olanlar, Kıbrıs konusunda
yaşanan ve yaşanmakta olanlardır. Bunlar konusunda uyanık
davranılmaz ve daha fazla mevzi kaybedilirse, uğranılacak
siyasal, diplomatik, ekonomik ve stratejik zarar arasında en endişe
verici olanı, belirecek sonuçların Türkiye veKuzey Kıbrıs
toplumlarında yaratacağı moral çöküntüdür.
Annan
Planına ilişkin halkoylamasında Türk tarafının evet
demesi karşılığında başta AB olmak üzere
çeşitli uluslararası kuruluşlar ve devletlerce vaat edilenlerin
hiçbiri yerine getirilmemiştir. Ulaşım, ticaret ve iletişim
alanlarındaki ambargolar kalkmamış, mali yardımlar
sağlanmamış, Türk tarafının açılımları
hiçbir yapıcı karşılık bulamamıştır.
Bunun
ötesinde Türk tarafına evet dedirtenler, yanlış yorumlamayla,
Kıbrıs Türklerinin egemenlik haklarından vazgeçip kendi
kaderlerini belirleme hakkını son kez ve kesin biçimde ancak Annan
Planı ölçüsünde kullandıkları sonucuna varmışlar ve
dünyayı aldatmışlardır.
Türkiyenin
ABye tam üyeliği için ileri sürülen kriterlere başka adaylara
uygulanmayan bir dizi yeni siyasal kıstas eklenmiştir. 1963 Ankara
Anlaşmasına ek protokolü onaylamanın TBMMce uygun
bulunması ve Türk hava sahasıyla limanlarının Güney
Kıbrıs uçaklarıylagemilerine açılması gibi Rum
yönetiminin bütün Kıbrıstaki tek meşru devlet olarak
tanınmasına yol açacak aşırı istemler ileri
sürülmektedir.
Bu
durumda Türkiye ve KKTC tarafından şimdiye kadar izlenen ve hiçbir
olumlu sonuç vermemiş olan politikaların terk edilmesi ve yeni
tutumun belirlenmesi kaçınılmaz zorunluluk olmaktadır.
Kıbrıs konusunda bundan böyle savunulması gereken tutum,
Türkiyenin bu konuda sıkıştırıldığı AB
parantezinin dışına çıkarak, adada birbirini resmen
tanıyan ve barış içinde yan yana yaşayan iki devletin
varlığını kabul ettirtmekte ve aralarındaki
sorunların giderilmesini kendilerine bırakmakta ısrar etmek
olmalıdır. Bulunabilecek en doğru, en gerçekçi ve en
dayanıklı çözüm de budur.
KUTLAMALARA
ERDOĞAN DA KATILACAK
Kıbrıs Türk halkı, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük
Bayramının 32. yıldönümünü coşkuyla kutlamaya
hazırlanıyor.
Tören ve kutlamalara, Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Savunma
Başdanışmanı Orgeneral Nezihi Çakar, TBMM Başkan
Vekili Ali Dinçer ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Türk
Silahlı Kuvvetlerinin temsilcileri katılacak. Başbakan
Erdoğan, 19-21 Temmuz tarihlerinde KKTCde olacak ve çeşitli
temaslarda bulunacak, açılışlar yapacak.
Erdoğan,
Denktaş'ı evinde ziyaret edecek
14/07/2006
RADİKAL - ANKARA/LEFKOŞA - BM
inisiyatifinde KKTC lideri Mehmet Ali Talat ile Rum lideri Tasos Papadopulos'un
ilke mutabakatına varmasının ardından, KKTC'de 20 Temmuz
'barış ve özgürlük bayramı' kutlamalarına katılacak
olan Başbakan Tayyip Erdoğan, "KKTC'nin birlik ve
bütünlüğünden yanayız" mesajı verecek. Bu amaçla hem
Talat'la yemek yemeyi hem de kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı
Girne'deki evinde ilk kez ziyareti planlayan Erdoğan, programına
uymazsa Denktaş'la Lefkoşa'daki ofisinde de görüşebilir.
Ancak kurucu lider, Erdoğan'ı eli boş karşılamayacak!
Mutabakata karşı 'KKTC'nin 20 Temmuz 2006 Bildirgesi'ni
yayımlayan Denktaş, mutabakatın tehlikeli ve olumsuz olduğu
uyarısı yapıp tümüyle yeni bir politika benimsenmesini istedi.
Bildiriyi okuyup bazı sivil toplum örgütlerinin imzasına sunan
Denktaş, bunun 'Erdoğan'a karşı tertip' olduğunu
reddedip, "Erdoğan'a havanın ne olduğunu görme imkânı
sunacağız" dedi.
Erdoğan ise Kıbrıslı Türklere "KKTC
Cumhurbaşkanı artık uluslararası camiada kabul görüyor.
Daha da meşru olacak. KKTC, dünyaya kendini tanıtma yolunda daha çok
yol alacak. Bu itibarı AB de göstermek zorunda kalacak" mesajı
verecek. Başbakanlık kaynakları, Erdoğan'ın
ziyaretinin seçim hazırlığıyla ilgisi
olmadığını, AB'ye karşı ortak tutum
amaçladığını söyledi
Zafer Eriz, Güney Kıbrıs'ta tutuklandı
Güzelyurtlu cinayetinde 18
ay sonra sürpriz gelişme
BİR RUM İHBAR
ETTİ... Hareketlerinden şüphelenen Eriz'i bir Rum, polise ihbar
ederek, tutuklanmasını sağladı. Rum polisi, Zafer Eriz'in
önceki gün Güney Kıbrıs'a geçtiğini tespit etti. Eriz'in
tutuklanması esnasında yanında bir başka
Kıbrıslı Türk'ün daha bulunduğu belirtildi, ancak bu
kişinin ismi açıklanmadı
MASUMLUĞUMU
KANITLAMAK İÇİN TUTUKLANDIM... Mahkemede konuşan Zafer Eriz,
kendi isteğiyle polise tutuklandığını söyledi. Eriz,
"Masum olduğumu kanıtlamak, zanlı olmaktan kurtulmak için
kendi isteğimle tutuklandım. Suçsuzluğum mahkemede
kanıtlanacak" dedi
YASAL YOLLARDAN
GEÇMEDİ... Rum polisi, hava ve deniz limanları ile sınır
kapılarında Eriz'in Güney Kıbrıs'a geçtiğiyle ilgili
kayıt bulunmadığını belirterek, zanlının
yasal olmayan yollardan güneye geçtiğini açıkladı. Polis,
Eriz'in önceki gün Güney Kıbrıs'a geçtiğini bildirdi. Eriz'in,
arandığı 1.5 yıllık süre zarfında, KKTC'den Güney
Kıbrıs'a sık sık gittiği, hatta
tutuklandığı meydanda bulunan bir misafirhanede
kaldığı da tespit edildi
Güzelyurtlu cinayeti
zanlılarından Zafer Eriz, önceki gece Güney Kıbrıs'ta Rum
polisi tarafından tutuklandı.
Larnaka'ya bağlı
Goşşi'de (Üçşehitler) 15 Ocak 2005'te meydana gelen ve Elmas
Güzelyurtlu, eşi ve kızının öldürülmesiyle sonuçlanan
cinayetle ilgili Güney Kıbrıs'ta hakkında tutuklama emri bulunan
ve 1.5 yıldır Rum polisince aranan sekiz kişiden biri olan Zafer
Eriz'in önceki gece saat 21.00'de Limasol'daki "İroon
Meydanı"nda bir otelin park yerinde Rum polisi tarafından
tutuklandığı bildirildi.
40 yaşındaki
Zafer Eriz, dün Larnaka Kaza Mahkemesi'nde hakim huzuruna çıkarılarak
hakkında 8 gün tutukluluk emri alındı.
Eriz: Masum olduğumu
kanıtlayacağım
Larnaka Mahkemesi'nde
dünkü duruşmada konuşan Zafer Eriz, kendi isteğiyle polise
tutuklandığını söyledi.
Eriz, "Masum
olduğumu kanıtlamak, zanlı olmaktan kurtulmak için kendi
isteğimle tutuklandım. Suçsuzluğum mahkemede
kanıtlanacak" dedi.
Rum Radyosu'nun haberine
göre, Eriz, mahkemeye verdiği ifadede, Kıbrıs Rum tarafına
üç hafta önce geçtiğini ve yakalanmayı beklediğini kaydetti.
Polis tarafından
tutuklanmasına ve mahkemenin hakkında aldığı 8 günlük tutuklama
kararına itirazı bulunmadığını ifade eden Eriz,
kendisinin ve ailesinin iyi bir namı olduğunu ve adının
temize çıkmasını istediğini vurguladı.
Elmas Güzelyurtlu'nun eski
bir çalışanı olduğunu anımsatan Eriz, cinayetin
gerçekleştiği günlere denk gelen Güney Kıbrıs'a geçiş
nedeninin; "Güzelyurtlu ve eşinin kendisini 25 bin Kıbrıs
Lirası çalmakla suçlaması ve bu konuyu açıklığa
kavuşturmak için onlarla görüşme isteği" olduğunu
iddia etti.
Ancak kesinlikle cinayetle
bir ilgisi bulunmadığını belirten Eriz, bunun da mahkemede
kanıtlanacağını söyledi.
Yasal olmayan yollardan
geçti
Rum polisi, hava ve deniz
limanları ile sınır kapılarında Eriz'in Güney
Kıbrıs'a geçtiğiyle ilgili kayıt
bulunmadığını belirterek, zanlının yasal olmayan
yollardan güneye geçtiğini açıkladı.
Polis, Eriz'in önceki gün
Güney Kıbrıs'a geçtiğini bildirdi.
Elmas Güzelyurtlu,
eşi ve kızının öldürülmesiyle ilgili olarak aranan Zafer
Eriz ile ilgili olarak Rum polisinin elinde DNA örneği bulunduğu da
kaydedildi.
Bir Rum ihbar etti
Rum basınındaki
haberlere göre, hareketlerinden şüphelenen Eriz'i bir Rum, polise ihbar
ederek, tutuklanmasını sağladı.
Eriz'in tutuklanması
esnasında yanında bir başka Kıbrıslı Türk'ün daha
bulunduğu belirtildi, ancak bu kişinin ismi açıklanmadı.
Rum polisi, Eriz'in,
arandığı 1.5 yıllık süre zarfında, KKTC'den Güney
Kıbrıs'a sık sık gittiğini, hatta,
tutuklandığı meydanda bulunan bir misafirhanede
kaldığını da ortaya çıkardı.
Fileleftheros gazetesi,
Eriz'in, diğer Kıbrıslı Türk ile birlikte Güney
Kıbrıs'a nasıl geçmeyi başardığının
bilinmediğini kaydetti.
Delil
yetersizliğinden serbest kalmıştı
Rum polisi tarafından
önceki gün tutuklanan Zafer Eriz, Elmas Güzelyurtlu, eşi Zerrin
Güzelyurtlu ve kızı Eylül Güzelyurtlu'nun öldürülmesi olayı ile
ilgili olarak 28 Ocak 2005 tarihinde KKTC polisi tarafından
tutuklanmıştı.
Güzelyurtlu ailesinin 3
ferdinin Güney Kıbrıs'taki evlerinden kaçırılarak
öldürülmesi olayı ile ilgili Kuzey Kıbrıs'ta soruşturma
başlatan KKTC polisi, 19 Ocak 2005'te Mustafa Akmandor, Fikret Akmandor,
Emin Özbeyit, Hikmet Oruç ve Mustafa Çavga'yı tutuklamış,
yürütülen soruşturma sonucunda da bu zanlılarla birlikte cinayetten
kısa bir süre Elmas Güzelyurtlu'nun oğlu Mehmet Güzelyurtlu'nun
Lefkoşa'daki döviz bürosuna giderek ölüm tehdidinde bulundukları
gerekçesi ile Ali Falyalı, Sabri Yıldırım ve Zafer Eriz'i
tutuklamıştı.
Cinayetler Güney
Kıbrıs'ta işlendiği için, emarelerin Güney
Kıbrıs'ta olması ve KKTC'ye verilmemesi nedeniyle de,
zanlıların tümü 8 Şubat 2005 tarihinde "delil
yetersizliği" nedeniyle serbest
bırakılmıştı.
KIBRIS 14/07/06
Benimle kavgasının nedeni oğluyla ilgili emelleridir
Eroğlu'ndan eski
cumhurbaşkanı Denktaş'a yanıt
UBP eski genel
başkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs konusundaki
gelişmeleri "kaygı verici" olarak değerlendirerek özlü
konuların komitelerde ele alınmasının yanlış
olduğu görüşünü belirtti. Eroğlu, "Eğer bu yola
girilirse parça parça çözüm anlayışı benimsenmiş olacak ve
sonuçta Kıbrıs Türk halkı Rum devletine yama olma mecburiyetiyle
karşı karşıya bırakılacaktır"
uyarısında bulundu.
Eroğlu, eski
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın bir televizyon
programında kendisine yönelik sözlerini yanıtladığı
yazılı açıklamasında, son siyasi gelişmeleri de
değerlendirdi.
"Birinci
Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş maalesef hala televizyon
programlarında bana yönelik açıklamalarda bulunmakta ve bazı
gerçeklerin çarpıtılmasına gayret göstermektedir" diyen
Eroğlu, "Denktaş'ın kavgasının Ulusal Birlik
Partisi ile değil kendisiyle olduğunu" kaydetti. Eroğlu, 1.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "Rahmetli Raif Denktaş'a
yardım edemediğini ancak Serdar Denktaş'ı desteklemekte
olduğunu, yaptıklarını doğru bulduğunu"
söylediğini belirterek buna tepki gösterdi. Eroğlu, "Bana göre
bu söylenenler, benim uzun yıllardır belirttiklerimin ne denli gerçek
olduğunu açıklar niteliktedir" ifadesini kullandı.
UBP'yi böldü
"Denktaş'ın
kendisiyle kavgasının altında yatan temel nedenin, oğlu ile
ilgili emelleri olduğunu" ileri süren Derviş Eroğlu,
açıklamasında şunları kaydetti:
"Sayın Rauf
Denktaş oğlu Serdar Denktaş'ın Ulusal Birlik Partisi'nin
başına geçmesi için bir plan kurmuş, bunun olamayacağı
anlaşılınca UBP'yi bölme yoluna gitmiştir.
Demokrat Parti, Sayın
Serdar Denktaş'ın başkan olacağı bir parti olarak
yaşama geçirilmiştir.
Nitekim kuruluşundan
bir süre sonra ilk genel başkan yerini 'Ben Denktaşlarla kavgaya
girmem' diyerek Serdar Denktaş'a terk etmek zorunda
bırakılmıştır. Daha sonra Serdar Denktaş'tan
genel başkanlığı devralan genel başkan da oynanan
oyunlarla kongrede saf dışı edilmiştir.
Dolayısı ile
Sayın Denktaş'ın benimle kavgasının altında yatan
temel neden oğlu ile ilgili emelleridir."
Yakın tarihe
ışık tutacak çalışmalar yapılmalı
Gazeteci ve
araştırmacılardan yakın tarihe ışık tutacak
çalışmalar yapmalarını rica eden Eroğlu, bu yönde
atılacak adımlara katkıda bulunmayı gelecek nesillere
karşı bir borç olarak gördüğünü ifade ederek, "Bu konuda
bazı başka gerçeklerin daha kamuoyu tarafından bilinmesinde
yarar vardır" diyerek şunları açıkladı:
"Bazı
çevrelerden gelen telkinler ve istemler üzerine Ulusal Birlik Partisi ile
Demokrat Parti'nin birleşmesine, iş birliği yapmasına hep
sıcak baktım. Bu yönde görüş koyanlara hatta Sayın Rauf
Denktaş'a benim buna olumlu katkı yapacağımı
söylediğim zaman takdir gördüm ama sonuçta Sayın Serdar
Denktaş'ın olumsuz tavırları nedeniyle mesafe
alınamadı.
Sayın Serdar
Denktaş 14 Aralık 2003 seçimlerinden sonra 'Bizim desteğimiz ve
güvenimiz Sayın Eroğlu'nun kuracağı hükümetedir. Sayın
Eroğlu toplam milletvekili sayısını 25 kabul ederek hareket
etsin' açıklamasını yaptıktan sonra, Sayın Serdar
Denktaş'a iki partinin kısa ve uzun dönem işbirliğini
öngören bir anlaşma metnini imzalanmak üzere sundum; ama kendisinden
olumlu yanıt alamadım.
Anımsanacağı
üzere Sayın Serdar Denktaş söz konusu bu gelişmelerden bir süre
sonra Cumhuriyetçi Türk Partisi ile hükümet kurdu.
Gazetecilerimizden,
araştırmacılarımızdan ricam yakın tarihimize
ışık tutacak çalışmalar yapmalarıdır. Bu
yönde atılacak adımlara katkıda bulunmayı gelecek nesillere
bir borç olarak görüyorum."
Kıbrıs
konusundaki gelişmeler kaygı verici
Güncel diğer
bazı konulara da değinen Eroğlu, Kıbrıs konusundaki
gelişmeleri "hakikaten kaygı verici" sözleriyle
değerlendirirken, Kıbrıs Türk halkının,
"kendisine verilen hiçbir uluslararası söz yerine getirilmeden yeni
tavizler vereceği bir sürece itilmekte olduğunu" savundu.
"Sanki bir 'ver
kurtul' anlayışı hakimdir" diyen Derviş Eroğlu,
Kıbrıs konusunun bir an önce bütünlüklü bir çözümle halledilmesinin
herkesin arzusu olduğunu ancak Rum-Yunan ikilisinin niyetini, anlayışını,
taktiğini görmezden gelerek hareket edilmesi halinde sonun hüsran
olacağı görüşünü dile getirdi.
Özlü konuların
komitelerde ele alınması yanlış
Kıbrıs
konusundaki özlü konuların komitelerde ele alınmasının
yanlış olduğu görüşünü kaydeden Eroğlu, şöyle
dedi:
"Eğer bu yola
girilirse parça, parça çözüm anlayışı benimsenmiş olacak ve
sonuçta Kıbrıs Türk halkı Rum devletine yama olma mecburiyeti
ile karşı karşıya bırakılacaktır.
Yapılması
gereken yeni bir Birleşmiş Milletler kararı çerçevesinde,
Rumların niyetleri ve tutumları göz önünde bulundurularak bir sürece
girilmesini talep etmektir.
Bu süreç ise zaman
kısıtlamalı olmalı ve Türk tarafının masaya
nasıl oturacağı, masadan nasıl kalkacağı güvence
altına alınmalıdır."
Eroğlu, devletlerin,
ulusların yaşanan tarihi olaylardan ders almaları halinde
geleceğe daha emin adımlarla ilerlediklerini belirterek, Türk
tarafının da yaşanan gerçeklerden ders çıkarmış
olmasını temenni etti.
Eroğlu,
"Herhangi olası bir Rum uzlaşmazlığı
karşısında Rumlar dünyada tanınmış bir devlete
sahip olmaya biz ise tecrit edilmiş, ambargo altında Rumların
egemenliğine sokulması tasarlanan bir toprak parçasında
yaşamaya devam edeceksek, böylesi bir sürece girmenin ne gereği
olduğunu herkes iyi düşünmelidir" dedi.
KIBRIS 14/07/06
İKİNCİ KEZ
BİR ARAYA GELİYORLAR... Seçim süreciyle birlikte koalisyon
hükümetinde yaşanan sorunları aşmak amacıyla koalisyon
ortakları arasında başlatılan çalışmalar
çerçevesinde CTP ve DP heyetleri bugün yeniden bir araya geliyor. Seçimlerin
hemen ardından bir araya gelen iki parti heyetlerinin, bugün
yapacağı ikinci görüşmede hükümetle ilgili gelişmeler ele
alınacak. Parti liderlerinin başkanlık edeceği
toplantı, Lefkoşa'daki CTP merkez binasında saat 10.00'da
başlayacak
KALYONCU: CİDDİ
SIKINTILAR VAR... Bugünkü görüşmeyle ilgili soruları yanıtlayan
CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, koalisyon ortağı Demokrat Parti
ile ciddi sıkıntıları bulunduğunu ve bunların
bugün etraflıca görüşüleceğini belirtti. Devlet
sorunlarını ciddiyetle ele alma konusunda titiz davranmamakla
suçladığı DP için "bir ayağı iktidarda, bir
ayağı muhalefette" ifadesini kullanan Kalyoncu, "ciddi bir
hükümetin varlığı sadece CTP'li bakanlıklarda değil
her tarafta hissedilmeli" dedi
CİDDİ
SUÇLAMALAR... Kalyoncu: DP, yetkisini vatandaşa hizmet yerine partizan
amaçlı kullanıyor. Partinin yetkisinde bulundurduğu turizm
alanında hayal edilemeyecek mal dağıtımları
yapılıyor; Elektrik Kurumu'yla ilgileri sadece işe alma
konusuyla sınırlı; Turizm Fonu'nun nasıl
kullanıldığı belli değil. Turizm bakanı sürekli,
eşiyle birlikte tüm fuarlara katılıyor... Devlet
sorunlarını ciddiyetle ele alma konusunda titiz davranmıyorlar.
Ciddi bir hükümetin varlığı sadece CTP'li bakanlıklarda
değil her tarafta hissedilmeli. Tüm bunları yarınki (bugünkü)
toplantıda görüşeceğiz
Seçim süreciyle birlikte
koalisyon hükümetinde yaşanan sorunları aşmak amacıyla
koalisyon ortakları arasında başlatılan
çalışmalar çerçevesinde CTP ve DP heyetleri bugün yeniden bir araya
geliyor.
Seçimlerin hemen
ardından bir araya gelen iki parti heyetlerinin bugün yapacağı
ikinci görüşmede
hükümetle ilgili
gelişmeler ele alınacak. Parti liderlerinin başkanlık
edeceği toplantı, Lefkoşa'daki Cumhuriyetçi Türk Partisi merkez
binasında saat 10.00'da yapılacak.
30 Haziran'da bir araya
gelen iki parti heyetleri, hükümetin geleceğiyle ilgili
değerlendirmelerini partilerinde yaptıktan sonra yeniden bir araya
gelmek üzere anlaşmışlardı.
TAK Muhabirinin bugünkü
görüşmeyle ilgili sorularını yanıtlayan CTP Genel Sekreteri
Ömer Kalyoncu, koalisyon ortağı Demokrat Parti ile ciddi
sıkıntıları bulunduğunu ve bunların bugün
etraflıca görüşüleceğini belirtti.
DP yetkisini partizan
amaçlı kullanıyor
Devlet
sorunlarını ciddiyetle ele alma konusunda titiz davranmamakla
suçladığı DP için "bir ayağı iktidarda, bir
ayağı muhalefette" ifadesini kullanan Kalyoncu, "ciddi bir
hükümetin varlığı sadece CTP'li bakanlıklarda değil
her tarafta hissedilmeli" dedi.
DP'nin yetkisini
vatandaşa hizmet yerine partizan amaçlı
kullandığını da ileri süren Kalyoncu şöyle
konuştu:
"Partinin yetkisinde
bulundurduğu turizm alanında hayal edilemeyecek mal
dağıtımları yapılıyor; Elektrik Kurumu'yla
ilgileri sadece işe alma konusuyla sınırlı; Turizm Fonu'nun
nasıl kullanıldığı belli değil. Turizm
bakanı sürekli, eşiyle birlikte tüm fuarlara katılıyor
Devlet sorunlarını ciddiyetle ele alma konusunda titiz
davranmıyorlar. Ciddi bir hükümetin varlığı sadece CTP'li
bakanlıklarda değil her tarafta hissedilmeli. Tüm bunları
yarınki toplantıda görüşeceğiz."
KIBRIS 15/07/06
YOLA DEVAM... CTP ve DP
kurmayları, hükümetin kaderiyle ilgili günlerdir yapılan
tartışmalara dün son noktayı koyarak, "yola devam"
kararı aldı. Seçim süreciyle birlikte hükümette yaşanan
sorunları aşmak amacıyla koalisyon ortakları arasında
başlatılan çalışmalar çerçevesinde CTP ve DP heyetleri, dün
yeniden bir araya geldi. Toplantıda sorunların bir bölümü
tatlıya bağlandı, bir bölümünün ise ileriki günlerde
çözüleceği bildirildi. Toplantı sonrası, Başbakan Soyer ile
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, hükümetin devam edeceğini
açıkladı
SOYER: HÜKÜMET
GÖREVDEDİR... Başbakan Soyer: Hükümet görevdedir, görevini
layıkıyla yerine getirmeye devam edecek, ancak eski
sıkıntılar göz ardı edilemez. Var olan krizin
aşılmasını, hükümet ortağı DP ile birlikte
başaracağımızı umuyorum. Reformlarla ilgili arzuyu
birlikte ortak bir senteze götürmek durumundayız
DENKTAŞ: HÜKÜMET
DEVAM EDECEK... Serdar Denktaş: Hükümet görevine devam edecek.
Birikmiş meseleleri elbirliğiyle aşmaya
çalışacağız. Amacımız kriz yaratmak değil,
kriz çözmektir. Genel sekreterler bir araya gelerek
sıkıntıların aşılması için hangi
politikaların izleneceği konusunda görüş birliğine varmaya
çalışacak ve bunları bilahare başbakanla ele alacağız
Cumhuriyetçi Türk Partisi
(CTP) ve Demokrat Parti (DP) kurmayları, hükümetin kaderiyle ilgili
günlerdir yapılan tartışmalara dün son noktayı koyarak,
"yola devam" kararı aldı.
Seçim süreciyle birlikte
koalisyon hükümetinde yaşanan sorunları aşmak amacıyla
koalisyon ortakları arasında başlatılan
çalışmalar çerçevesinde CTP ve DP heyetleri, dün sabah yeniden bir
araya geldi ve sorunlar tatlıya bağlandı. Basına
açıklama yapan Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Başbakan
Yardımcısı, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
hükümetin devam edeceğini söylediler.
CTP Genel Merkezi'nde
gerçekleştirilen görüşme yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Bu
arada toplantı öncesinde CTP Genel Merkez Binası'nın bahçesinde
kahve içilip bir süre sohbet edildi.
Görüşmeye parti genel
başkanlarının yanı sıra genel sekreterler ve iki
taraftan bazı milletvekilleri katıldı.
Seçimlerin ardından
30 Haziran'da bir araya gelen iki partinin heyetleri, dünkü görüşmede
hükümetle ilgili gelişmeleri ele aldı.
Parti liderlerinin
başkanlık ettiği toplantı, Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel
Merkez Binası'nda saat 10.15'de başladı.
Görüşme öncesinde ne
CTP Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ne de DP Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş basına
açıklama yaptı.
30 Haziran'da bir araya
gelen iki parti heyetleri, hükümetin geleceğiyle ilgili değerlendirmelerini
partilerinde yaptıktan sonra yeniden bir araya gelmek üzere
anlaşmışlardı.
Toplantı sonrası
basına konuşan CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, hükümetin görevde olduğunu, görevini layıkıyla
yerine getirmeye devam edeceğini, ancak eski
sıkıntıların göz ardı edilemeyeceğini
vurguladı.
Soyer, var olan krizin
aşılmasını hükümet ortağı DP ile birlikte
başaracaklarını umduğunu, reformlarla ilgili arzuyu
birlikte ortak bir senteze götürmek durumunda olduklarını da ifade
etti.
DP Genel
Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş ise, hükümetin görevine devam
edeceğini, birikmiş meseleleri elbirliğiyle aşmaya
çalışacaklarını, amaçlarının kriz yaratmak
değil, kriz çözmek olduğunu kaydetti.
Denktaş: Hükümet
görevine devam edecek
DP Genel
Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş görüşmenin ardından
yaptığı açıklamada, birikim haline gelen, partilerin
değişik kesimlerinde rahatsızlık yaratan sorunların
giderilmesine yönelik bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Denktaş, hükümetin
görevine devam edeceğini, genel sekreterlerin bir araya gelerek
sıkıntıların aşılması için hangi
politikaların izleneceği konusunda görüş birliğine varmaya
çalışacaklarını ve bunları bilahare başbakanla
ele alacaklarını kaydetti.
Önemli olanın bu
sıkıntıların, aynı zamanda ülkenin genel
sıkıntılarını da oluşturması olduğunu
belirten Denktaş, sıkıntıların
aşılmasına yönelik siyasetlerin ve adımların
belirlenmesi çabasında bulunduklarını kaydetti.
Kamu reformundan
başlayarak daha birçok konuya kadar birikmiş meseleler
bulunduğunu ve bunları el birliğiyle aşmaya
çalışacaklarını söyleyen Denktaş, uzun, ancak
karşılıklı anlayışa dayalı bir toplantı
gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Her iki partinin de,
bunları kendi yetkili kurullarında değerlendireceğini,
ayrıca genel sekreterler vasıtasıyla sorunları aşma
yolunda gayret sarf edileceğini söyleyen Denktaş, "Kriz yaratmak
değil, kriz çözmek, sorun yaratmak değil, sorun çözmek ana
görevimizdir. Bunu yapmaya çalışacağız. Başaramadığımız
takdirde yeniden bir araya gelip başka bir karar üretilebilir. Ancak
görünen odur ki her iki parti de, sorunların çözümü için samimiyetle
gayret sarf etmeye niyetlidir. Bunu başarabilirsek ne ala" dedi.
Soyer: Eski sorunları
aşabilecek reform hareketleri
CTP-BG Genel
Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, oldukça önemli ve uzun
süren bir toplantı yaptıklarını belirterek, CTP-BG/DP
Koalisyon Hükümeti'nin en zor koşullarda görev devralarak koalisyon
kurduğunu ifade ederek, Kıbrıs sorunu dahil, belli konularda
düşünce farkı olmasına rağmen, ülkenin çok zor
koşullarında büyük sorumlulukla hükümet olabildiklerini kaydetti.
Soyer, DP ile birlikte
Kıbrıs konusundaki görüşme süreci ve referandum da dahil pek çok
konudan başarıyla çıktıklarını belirterek, bu
dönemde ortak yaptıkları başarılı
çalışmaları, ekonomideki reformları anlattı.
Soyer, ekonomide ve
demokratik yaşamdaki gelişmelerle, Kıbrıs konusundaki yeni
perspektiflerin, bu hükümetin 2003 yılından itibaren
yaptığı çalışmaların imzasını
taşıdığını vurguladı.
Bu sürede bir
kısım sıkıntılar oluştuğunu, bunların
çalışma biçimlerinden, birikmiş sorunlardan,
yaklaşımlardan kaynaklanan sıkıntılar olduğunu,
bunların gizlenemeyeceğini, bunları birlikte açık
yüreklilikle görüştüklerini ifade eden Soyer, kriz yaratmak niyetinde
bulunmadıklarını, krizleri aşmakla, sorunları çözmekle
mükellef olduklarını, önemli olanın Kıbrıs sorununun
Gambari ziyaretiyle başlayan yeni sürecinde, yeni problem, imkan ya da fırsatları,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la birlikte aşabilme kabiliyetini
göstermek olduğunu söyledi.
Ekonomide ve diğer
bütün unsurlarda meydana gelebilen yeni gelişmelerin
yarattığı sıkıntıları ve hala
gideremedikleri eski sorunları aşabilecek reform hareketlerini
gündeme getireceklerini kaydeden Soyer, hükümetin reform politikasını
devam ettirdiğini, ancak devam ederken eski
sıkıntıların göz ardı edilemeyeceğini kaydetti.
Soyer, reformlarla ilgili arzuyu birlikte ortak bir senteze götürmek durumunda
olduklarını da ifade etti.
"Ateşten
gömleği hep birlikte..."
İki partinin genel
sekreterlerinin bu konuları detaylandıracağını ve
partilerin organlarına götüreceklerini ifade eden Soyer, bu krizin
aşılma noktasını birlikte başaracaklarını
umduğunu, değerlendirmeleri yaptıktan sonra bunu kamuoyuyla
paylaşacaklarını ve önlerindeki kamu reformu da dahil zor ve
çetin görevlerin aşılması ve kurumlaşmanın tam yerine
gelmesi için ateşten gömleği hep birlikte giyip
çalışacaklarını kaydetti.
Soyer, hükümetin mecliste
sayısal çoğunluğu olduğunu ve görevde
olduklarını, halka ve ülkeye hizmetten kendilerini kimsenin
alıkoyamayacağını ve hükümetin görevini layıkıyla
yerine getirmeye devam edeceğini söyledi.
KIBRIS 16/07/06
ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryza, adadaki her iki tarafın
Kıbrıs konusuna ilişkin görüşlerini almak amacıyla
bugün Kıbrıs'a geliyor.
KKTC'de salı günü
temaslarda bulunacak Bryza, saat 09.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat tarafından kabul edilecek. Cumhurbaşkanlığı'nda
yer alacak görüşmenin ardından Bryza, saat 10.45'de Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, saat 11.50'de de Başbakan Yardımcısı,
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile makamlarında
görüşecek.
Bryza, Güney
Kıbrıs'ta ise sadece Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas ve ana muhalefet DİSİ Genel
Başkanı Nikos Anastasiades'le biraraya gelecek. Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Bryza ile görüşmeyeceğini
açıklamıştı.
ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza, adadan ayrılmadan önce 18 Temmuz
Salı günü saat 16.30'da ara bölgedeki Fulbright Merkezi'nde basın
toplantısı düzenleyecek.
Bryza:
Anlaşmanın nereye varacağı meçhul
Rum basını, ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthiew Bryza'nın, Atina'da Yunan
Dışişleri Müsteşarı Yannis Valinakis'le
görüşmesine geniş yer verdi.
Alithia gazetesinin
haberine göre Bryza- Valinakis görüşmesinde, Kıbrıs'taki son
gelişmeler, Türkiye-AB ilişkileri ve Ortadoğu'daki durum ele
alındı.
Gazeteye göre Bryza,
Kıbrıs konusuna değinirken, BM Genel Sekreter
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin himayesinde
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos arasındaki görüşmenin sonucundan duyduğu
memnuniyeti dile getirdi ve şöyle konuştu:
"Sayın
Papadopulos'la Sayın Talat'ın bir araya gelmesi bizi memnun etti.
Muntazaman bir araya gelmeleri, teknik görüşmelerin başlaması ve
özlü konularda gündemi hazırlamaları konusunda
anlaşmış olmalarından da mutluyuz. Bu çok iyidir. Ancak
nereye varılacağını kim bilebilir? BM Genel Sekreteri'nin
gözetiminde bütünlüklü bir çözüm sürecini destekliyoruz.
Politikamız, iki
bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelinde adanın yeniden
birleştirilmesini desteklemektir. ABD'nin Kıbrıs konusunda
attığı her adım yeniden birleşmeyi
kolaylaştırmayı hedefliyor."
Bryza, Valinakis'le
yaptığı görüşmeyi de "yapıcı" olarak
niteledi ve iki ülke stratejilerinin uyumlu olduğunu söyledi.
Valinakis ise, Bryza'yla
"iyi hazırlık yapıldıktan sonra ve adil,
yaşayabilir, BM kararlarına dayalı ve artık AB üyesi olan
Kıbrıs'ın bu durumunu da dikkate alan bir çözüm için sürecin
yeniden başlatılması perspektifini ele
aldıklarını" söyledi.
Ziyaret uzayabilir
Bu arada Politis gazetesi
haberi; "İki Toplumlu Diyalog İçin ABD Memnun.... 'İyi ki
Buluştular' (İki lider)" başlığıyla
yansıttı, Bryza'nın açıklamalarına yer verdi.
Gazete, Atina'daki
diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, bugün adaya
gelecek olan ve pazartesi ile salı günü her iki tarafta temaslar yapacak
olan Bryza'nın ziyaretini bir gün daha uzatıp, Rum Dışişleri
Bakanı Yorgo Lillikas'la da görüşmeyi incelediğini yazdı.
Gazeteye göre Bryza, Rum
tarafıyla görüşmelerinin Dışişleri
Bakanlığı'nda sadece bürokratlar düzeyinde kalmasını
arzulamıyor, siyasi düzeyde Dışişleri Bakanı'yla da
görüşmek istiyor.
Gazete haberinde,
Lillikas'ın pazartesi ve salı Brüksel'de olacağına
işaret etti.
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos, Bryza ile görüşmeyeceğini daha
önce net bir dille açıklamıştı.
KIBRIS 16/07/06
Perican Bayar, Güney Kıbrıs'taki mülkleri için AİHM yolunda
AİHM'İN
OBJEKTİFLİĞİ SINANACAK... Perican Bayar'ın
avukatı Aslı Aksu, başvurunun "Türklerin
itibarının iadesi" anlamında kabul edilmesi
gerektiğini belirterek, davanın açılması halinde
AİHM'in bu konudaki objektifliğinin sınanacağını
söyledi
Kıbrıslı
Türk Perican Bayar, ailesinin Güney Kıbrıs'taki 22 dönüm üzüm
bağı ve içerisinde 15 dükkan bulunan iş hanının
"Rum yönetimi tarafından usulsüz
kullanıldığı" gerekçesiyle, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde (AİHM) toplam 7 milyon Euro'luk maddi ve manevi
tazminat davası açmaya hazırlanıyor.
Perican Bayar'ın avukatı
Aslı Aksu, müvekkili adına Rum İçişleri
Bakanlığı bünyesinde kurulmuş Kıbrıslı
Türklerin Mallarının Yönetimi Servisine yazılı
başvuruda bulunarak, söz konusu gayrimenkullerin şu anki durumu ve
satımının talep edilmesi halinde ne yapılabileceğini
sordu. Servisin yasal süre olan 30 gün içerisinde yanıt vermesi gerekiyor.
Avukat Aslı Aksu, AA
muhabirine konuyla ilgili yaptığı açıklamada,
başvurunun "Türklerin itibarının iadesi"
anlamında kabul edilmesi gerektiğini belirterek, davanın
açılması halinde AİHM'in bu konudaki objektifliğinin
sınanacağını söyledi.
Rum kesimindeki vasilik
kanunu
Kıbrıslı
Türklerin ve Rumların göç ettikleri yerlerde bıraktıkları
menkul ve gayrimenkullerinin kullanımı ve yönetimi için Türk ve Rum
tarafının farklı usuller belirlediğini anlatan Aksu, Rum
yönetiminin Türklerin mallarına el koymadığını ve
çıkardığı Vasilik Kanunu çerçevesinde
atadığı bir kayyumla bu malları idare ettiğini
belirtti.
Atanan kayyumun
Kıbrıslı Türklerin mallarını devlet adına kiraya
verip, işletebildiğini ifade eden Avukat Aksu, ancak söz konusu
malların tapusunun daima Kıbrıslı Türkler üzerinde
kaldığına dikkati çekti.
Aksu, Vasilik Kanunu'nun,
Türklerin mallarını kullanmasına engel
olmadığını, ancak satmalarına ve kiralamalarına
izin vermediğini kaydetti.
Aksu, Vasilik Kanununun,
Kıbrıslı Türklerin gayrimenkullerini iade talebinde
bulundukları aşamada bunu engellediğini, böylelikle iç hukuk
yollarını tıkadığını ve bu yüzden
AİHM'e başvurma şartının oluştuğunu
vurguladı.
KKTC'deki Rum
mallarına ise devlet tarafından el konulduğunu anlatan Aksu, Rum
tarafındaki mallarından feragat eden Türklere KKTC'deki Rumlardan
kalan malların verildiğini, bu yüzden de Türklerin yüzde 80'inin Rum
kesimindeki mallarından feragat ettiğini söyledi.
Aksu, müvekkili Perican
Bayar'ın ise feragatname vermediğini ve buna dayanarak, Limasol'daki
22 dönümlük tarım arazisi ile içerisinde 15 dükkan bulunan iş
hanının şu anki durumunu ve satmak
istenildiğinde ne
yapılması gerektiğini sormak için Rum İçişleri
Bakanlığı nezdinde kurulan Kıbrıslı Türklerin
Mallarının Yönetimi Servisine yazılı başvuru
yaptıklarını kaydetti.
Aynı yanıt
gelirse
Avukat Aslı Aksu,
daha önce de benzer bir başvuru yapıldığını ve
Kıbrıslı Türklerin Mallarının Yönetimi Servisinin
yanıt olarak, Türk mallarının servisçe atanan kayyum
tarafından idare edildiği, bu idarenin Kuzey kesimindeki
Rumların mülkiyet sorunu çözülene kadar devam edeceğini
bildirdiğini anlattı.
Aksu, bu yanıtın
mallar konusunda Rum kesiminde iç hukuk yollarının tükendiği
anlamını taşıdığını söyledi.
Yine aynı
şekilde yanıt gelmesi halinde AİHM'de Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi aleyhinde dava açacaklarını bildiren Aksu, her bir
gayrimenkul için 2 milyon Avro maddi, 750'şer bin Avro da manevi tazminat
talep edeceklerini belirtti.
Feragatname vermeyen
Türklere çağrı
Aslı Aksu
ayrıca, güneydeki malları için feragatname vermemiş
Kıbrıslı Türklerin aynı şekilde başvuru
yapmasını istedi. Aksu, şunları söyledi:
"Kaybedecek bir
şeyleri yok, mallarını zaten kullanamıyorlar ama
kazanırlarsa mallarına sahip olabilecekler. Kaldı ki eğer
Rum kesiminde bulunan gayrimenkullerine ilişkin feragatname
vermemişlerse, AİHM nezdinde açılacak herhangi bir mülkiyetin
iadesi ve maddi, manevi tazminat davasında dava masrafı vermek
durumunda olmayacaklardır.
Çünkü tarafımdan tüm
dava masraflarından vazgeçilmiştir. Davayı
kazandığımız takdirde Türkiye kazanmış
olacak."
KIBRIS 16/07/06
9 Sivil toplum örgütü, "Cyprus NGO Network" şemsiyesi altında birleşti
Söz konusu sivil toplum
örgütleri, tek çatı altında örgütlenmekle "AB karar alma
sisteminde daha etkin olmayı amaçladıklarını"
bildirdiler.
"Cyprus NGO
Network", Management Center Of Mediterranean (MC Med) Merkezi'nde
yapılan basın toplantısında, örgüt üyelerinden Yeşil
Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir tarafından
basına tanıtıldı.
Doğan Sahir
yaptığı konuşmada, ülkedeki önemli bir boşluğun
doldurulduğunu ve amaçlarının yerel, ulusal ve uluslararası
düzeylerde etkinliklerini artırmak olduğunu söyledi.
İlk kez yasal bir
zeminde bir örgütler şemsiyesi oluşturulduğunu vurgulayan Sahir,
"Cyprus NGO Network", kamu yararına çalışan sivil
toplum örgütlerini, işbirliği temelinde güçlendirmeyi ve
etkinleştirmeyi hedefleyen bir şemsiye kurmuştur" dedi.
Eğitim, kültür,
sanat, araştırma, sağlık, çevre gibi alanlarda faaliyet
gösteren 9 örgüt şunlar:
"Eğitim
Bilimleri Derneği, Evrensel Hasta Hakları Derneği, Halk
Sanatları Vakfı, Kadından Yaşama Destek Derneği,
Karpaz Dostları Derneği, Kemal Saraçoğlu Lösemili Çocuklar ve
Kanserle Savaş Vakfı, Kıbrıs Türk Diabet Derneği,
Management Center of Mediterranean (MC Med) ve Yeşil Barış
Hareketi."
Doğan Sahir, örgütün
çalışmalarını eşitlik, güven, paylaşım,
işbirliği, dayanışma, etkinlik ve
katılımcılık değerlerini temel alarak
sürdüreceğini ifade etti.
Gelişen dünya
koşullarının işbirliğini, paylaşımı ve
katılımcılığı her alanda olduğu gibi üçüncü
sektör olan sivil toplumda da gerekli kıldığını
belirten Sahir, "Cyprus NGO Network"ün global düşünüp, yerel
hareket ederek, toplumdaki önemli bir boşluğu
dolduracağını kaydetti.
Çalışmaların
amacı
Sahir, "Cyprus NGO
Network"ün yapacağı çalışmaları ise şöyle
sıraladı:
"Kar amacı
gütmeyen, kamu yararına çalışan kuruluşların
işbirliğini sağlayacak hizmetler vermek; Kuzey
Kıbrıs'taki sivil toplum örgütlerinin etkinliğini
işbirliği yolu ile artırmak; Kuzey Kıbrıs'taki sivil
toplum örgütleri arası diyalogu artırmak, güçlendirmek ve
kurumsallaşmalarına yardımcı olmak; sivil toplum örgütleri
içerisindeki demokratik katılım sürecini güçlendirmek; Avrupa Birliği
ve Akdeniz ülkelerindeki benzer kurumlar ile işbirliği ve
paylaşım gerçekleştirmek; Avrupa Birliği
kurumlarındaki karar alma süreçlerinde, faaliyetlerinde ve etkinliklerinde
yer almak"
MC Med'in girişimiyle
oluşturulan örgüt, üye olmak isten tüm sivil toplum örgütlerine açık.
Örgütlenme ne getirecek?
Örgütlenmenin neler
getireceğinin sorulması üzerine MC Med Direktörü Bülent Kanol, AB'nin
sivil toplum örgütlerini tek tek muhatap alamayacağını, bu
nedenle platform olarak veya bir şemsiye formunda muhatap almayı
tercih ettiklerini açıkça belirttiklerini dile getirdi. Kanol,
"AB'nin bizi bu şekilde daha fazla muhatap alacağını
düşünüyoruz" dedi.
AB
Politikalarının şekillenmesinde
etkin olmayı
amaçlıyoruz
Evrensel Hasta
Hakları Derneği Emete İmge ise, örgütün 2005 Ekim ayından
itibaren çalışma başlattığını,
amaçlarının hem bölgesel hem de global işbirliği yapmak
olduğunu ifade ederek, bu yöntemle AB politikalarının
şekillenmesinde etkin olmayı amaçladıklarını kaydetti.
İmge, "Cyprus
NGO Network" olarak geçen mart ve mayıs aylarında, finansal
yardımların dağıtılması üzerine politika üretmek
için düzenlenen toplantılara katıldıklarını da
kaydetti.
KIBRIS 16/07/06