CTP koalisyondan çekiliyorKuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, hükümetin büyük ortağı,
Cumhuriyetçi Türk Partisi, yaklaşık bir yıldır, Demokrat
Parti ile yürüttüğü koalisyondan çekilme kararı aldı. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 04:39 TSİ 10 Eylül 2006 Pazar
LEFKOŞA - Başbakan Ferdi Sabit Soyerin istifa mektubunu,
hafta başında, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talata
sunması bekleniyor.
Hükümetten çekilme kararı, CTPnin yetkili kurullarının
dün yaptığı toplantıda, oybirliğiyle alındı.
50 sandalyeli mecliste, 25 milletvekilli bulunan CTP, bir süredir
ortağı Demokrat Parti ile sorun yaşıyordu.
Kabinede, yeni bakanlık talebiyle revizyon isteyen CTP, DPden olumsuz
yanıt alınca, iki parti arasındaki ipler koptu. Demokrat Parti
Genel Başkanı Serdar Denktaş, CTPnin kararını,
Beklenen bir gelişme olarak değerlendirdi. Önceki gün, Ulusal
Birlik Partisinden 3, Demokrat Partiden de bir milletvekili istifa
etmişti. CTPnin, istifa eden milletvekillerinin kuracağı yeni
partiyle koalisyona gideceğine kesin gözüyle bakılıyor.
Lefkoşa kulislerinde, gerek UBPden, gerek DPden yeni istifalar
olabileceği, bu kişilerin, kurulacak yeni partiye ya da CTPye
katılabileceği konuşuluyor.
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 15:21 TSİ 14 Eylül 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Başbakan Soyer, yeni bir koalisyon kuracaklarını belirterek
halkın refah düzeyinin artması için
çalışacaklarını söyledi.
Soyer,
eski ortağı Demokrat Partinin lideri Serdar Denkaşı da
bir kez daha eleştirdi. CTPnin, geçen hafta Ulusal Birlik Partisi ile
DPden istifa eden 4 milletvekilinin kuracağı yeni partiyle
koalisyona gitmesi bekleniyor.
Soyerin yeni kabineyi 15 gün içinde Cumhurbaşkanı Talatın
onayına sunması gerekiyor.
Le Figarodan
Kıbrıs iddiası
Le
Figaro gazetesi, Kıbrıs Türklerinin Annan planını kabul
etmesine rağmen, Brükselin Türkiyeye, Kıbrıslılara
limanlarını açarak, aşağılayıcı bir
biçimde teslim olmayı kabul ettirmeye
çalıştığını yazdı.
AA
Güncelleme: 08:58 TSI 16 Eylül 2006 Cumartesi
PARİS
- Fransız Le Figaro gazetesinde Alexandre Adler imzasıyla
yayımlanan Haksız Yere Cezalandırılan Türkiye ve Suriye
başlıklı yazıda, ABde Türkiyeye karşı iki
yüzlü hareketlerden ve Türkiyenin aylardır hırpalanmasından
söz edildi.
Yazıda,
Kıbrıs konusunda Türkiyeye baskı uygulanması
eleştirilirken, Kıbrıs Türk kesimi, Kofi Annanın birleşme
planını çoğunlukla kabul etmiş olmasına rağmen,
Brüksel, Türkiyeye, Kıbrıslılara limanlarını açarak
aşağılayıcı bir biçimde teslim olmayı kabul
ettirmeye çalışıyor denildi.
Avrupanın, terör örgütü PKK saldırılarının
yaşandığı bir sırada Türkiyeye Kürt meselesine çözüm
getirmesi yönünde baskı uygulamasının da eleştirildiği
yazıda, Türkiyenin Ermeni ve Türk tarihçilerinin sözde
soykırım konusunu incelemesine şartsız
yaklaştığı esnada Avrupa Parlamentosunun Ermeni
dosyasını açma kararı ayrı bir
kışkırtmadır ve Türk kamuoyu ile Türk hükümetini ABden
vazgeçirmenin bir yoludur görüşü dile getirildi.
Türkiye ile birlikte Suriyeye yönelik tutumun da irdelendiği yazı,
Acaba ABye yönelen Türkiyenin dışlanmasının,
yaşanan Ortadoğu krizinde ne sorunlar
doğuracağını ölçüyor muyuz? Burada bahsi olan
Amerikalıların tek yanlı tutumları değil,
Avrupalıların küçük hesaplarıdır. Yine de sahnenin
çökmesini önlemek adına Türklerle ve ılımlı Suriyelilerle
gerçek uzlaşmaya varılabilir. Bunun için çok geç değil
ifadeleriyle sona eriyor.
Papadopulos,
Annanla görüşecek
Rum
lider, görüşmede KKTC Cumhurbaşkanı Talatla 8 Temmuzda
yaptıkları anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunu ele
alacaklarını söyledi.
NTV
Güncelleme: 17:51 TSİ 18 Eylül 2006 Pazartesi
NEW
YORK - Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına
katılmak için New Yorkta bulunan Tasos Papadopulos, yarın BM Genel
Sekreteri Kofi Annanla bir araya gelecek. Görüşmede KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla 8 Temmuzda yaptıkları
anlaşmanın hayata geçirilmesi konusu ele alınacak.
Türk tarafıyla suçlama oyununa girmeyi istemediklerini belirten
Rum lider, Türk tarafı teknik komitelerin çalışmaya
başlaması konusunda oyalama taktiği güttüğümüz yolunda bize
suçlama yöneltse de bunlara yanıt vermeyeceğiz ve bu oyuna dahil
olmayacağız dedi.
Papadopulos,
özlü görüşmeler için konuları doğru düzgün hazırlayacak
komiteler oluşturulmadıkça müzakerelerin ilerlemeyeceğini
vurguladı. 8 Temmuzda bir araya gelen Talat ve Papadopulos, özlü
konuların görüşülmesine hazırlık niteliğinde teknik
komiteler kurulmasını kararlaştırmıştı.
|
NTV
Güncelleme: 14:45 TSİ 18 Eylül 2006 Pazartesi
|
NEW YORK - Birleşmiş Milletler Genel Kurul
çalışmaları için New Yorkta bulunan Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, verdiği mülakatta,
Türkiyenin ABye girmek istemesi durumunda demokratik kriterleri
karşılamasının yanı sıra
Kıbrısı da tanıması gerektiğini savundu. |
Bakoyanni, AB üyesi olan her ülke için konulan kriterlerin, Türkiye
için de geçerli olduğunu belirtti.Dora Bakoyanni, şimdi Türkiyenin
vermesi gereken büyük kararlar olduğunu, aksi durumda Müslüman bir ülkenin
üye olmasına karşı çıkanların elini
güçlendireceğini ifade etti.
Yunanistanın AB üyeliği için Türkiyeye destek verdiğini söyleyen
Bakoyanni, bu tutumlarının dünyada çoğu kişi
tarafından sürpriz olarak görüldüğünü belirterek, Bu çok basit,
sınırlarımızda Avrupalı demokratik bir Türkiyenin
olması bizim için çok önemli diye konuştu.
Kıbrısta Rum kesiminin referandumda reddettiği Annan
planını destekleyen nadir Yunan politikacılarından biri
olan Bakoyanni, Kıbrısta Birleşmiş Milletler
Teşkilatı öncülüğünde yapılması planlanan yeni
görüşmelerin bu kez başarılı olacağından hayli
ümitli olduğunu da dile getirdi.
LİMANLARIN
AÇILMASI KKTC EKONOMİSİNİ ÇÖKERTİR
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın gündeminde ise,
limanların Rum kesimine açılması vardı.
Talat, Türkiyenin limanlarını tek taraflı olarak Rum
bandralı gemilere açması halinde Kıbrıslı Türklerin
maruz kaldığı izolasyonların kat kat
artacağını belirtti. Bu senaryoyu düşünmek dahi
istemiyorum diyen Talat, Kıbrıs sorununun çözüm yerinin AB
değil, BM olduğunu da bir kez daha vurguladı.
|
NTV
Güncelleme: 16:15 TSİ 20 Eylül 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- KKTC Başbakanı Soyer, seçimlere Türkiyenin müdahalesi
olduğuna ilişkin iddiaların, komiklikler manzumesine
döndüğünü savundu.
Soyer,
hükümet krizinin ilk patlak verdiği sıralarda, bir Ankara
ziyaretinde, Başbakan Erdoğanı yeniden yapılanma
çabalarının sonuç vermemesi durumunda, koalisyonun
bozulabileceği konusunda bilgilendirdiğini belirtti.
KKTC Başbakanı, Erdoğanın da, bunu KKTCnin demokratik bir
meselesi olarak nitelediğini, Türkiye için en büyük endişenin, ortaya
çıkabilecek bir hükümet boşluğu olduğunu kaydettiğini
söyledi.
Yeni kurulacak hükümet ile ilgili hazırlıkların önceden
tamamlanmış olduğuyla ilgili iddialara da yanıt veren
Soyer, Bu kadar çok şeyi önceden planlayıp bu hale getirebildiysek,
helal olsun bize. Bizden korksunlar. Bu mümkün müdür? dedi.
Rum lider BMde
Ankarayı eleştirdi
BM
Genel Kurulunda konuşan Rum lider Papadopulos, limanların
açılmasını kastederek, Türkiyeyi ABye karşı
yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırdı.
NTV
Güncelleme: 09:29 TSİ 21 Eylül 2006 Perşembe
NEW
YORK - Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün sabah önce BM Genel Sekreteri
Kofi Annanla özel bir görüşme yaptı ve Adada teknik düzeydeki
görüşmelerin başlamasına ilişkin gelişmeleri ele
aldı.
Daha
sonra Genel Kurulda bir konuşma yapan Papadopulos, Türkiyeyi
Kıbrıs konusunda ABye karşı yıllar önce
üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemekle suçladı.
Tasos Papadopulos, AB sürecine verdikleri desteğe rağmen,
Türkiyenin Rum yönetiminin uluslararası örgütlere üyeliğini
engelediğini ve limanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açmadığını kaydetti.
Rum lider, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik olarak zayıf
olduğu tezinin siyasi nedenlerle istismar edildiğini de savundu.
22 Eylül
2006
KKTC: Finlandiya'dan bize iletilen bir öneri yok
KKTC Cumhurbaskanligi, AB Dönem Baskani Finlandiya'nin Kibris konusunda yeni
bir girisim baslattigina iliskin haberlerle ilgili olarak, Finlandiya'dan
kendilerine böyle bir öneri iletilmedigini, bu durumda bu önerinin ciddiyetle
degerlendirilmesinin söz konusu olmadigini bildirdi.
Cumhurbaskanligi Sözcüsü Hasan Erçakica, AB Dönem Baskani Finlandiya'nin
Türkiye ile AB arasinda olasi bir krizin önlenmesi için KKTC'ye uygulanan
izolasyonun kalkmasi ve bu çerçevede Rumlari da tatmin edecek bir planin
benimsenmesi için yeni bir girisim baslattigina iliskin haberler üzerine
yazili bir açiklama yapti.
Açiklamada, Hazirlanan önerinin Kibrisli Türklere uygulanan izolasyonlarla
ilgili oldugu belirtilmekte oldugu halde, bu öneri Finlandiya tarafindan
tarafimiza iletilmemistir. Buna göre, bu önerinin ciddiyetle degerlendirilmesi
söz konusu olmadigi gibi, Kibrisli Türklere uygulanan izolasyonlarin
kaldirilmasinin Türkiye'nin AB üyeligi sürecine baglanmasi da mümkün degildir
denildi.
Izolasyonlarin kaldirilmasinin, AB Konseyi'nin aldigi 26 Nisan 2004 tarihli
kararin uygulanmasi ve Kibrisli Türklerin temel haklarinin iade edilmesi
anlamina geldigi hatirlatilan açiklamada, Kibris Türk tarafinin bu konuyu
baska bir çerçeve içinde degerlendirmesinin mümkün olmadigina isaret edildi.
Finlandiya Disisleri Bakani Erkki Tuomioja, Reuters'e verdigi demeçte, konuyla
ilgili olarak taraflarla yogun temaslar baslattigini, bu temaslarinin Türkiye,
Yunanistan ve Kibris Rum kesiminin yani sira ilgili diger taraflari da
kapsadigini söylemisti.
Tuomioja, bu yogun temaslarla AB'nin Kibrisli Türkler ile dogrudan ticari
iliski kurmasi yönündeki engelin kaldirilmasi ve Türkiye'nin de deniz ve
havalimanlarini Kibris Rum trafigine açmasi yönünde ikna edilmesinin
amaçlandigini bildirmisti.
Tuomioja, Bunu basarip basaramayacagimizi görmek için yalnizca birkaç haftamiz
var. Benim hissettigim su; hiçbir taraf simdilik 'hayir' da demiyor, 'evet' de
demiyor ifadelerini de kullanmisti.
Dişli: KKTC
kriziyle ilgim yok
KKTCdeki
hükümet krizinde adı geçen AK Parti Genel Başkan
Yardımcısı Şaban Dişli kendini savundu.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 12:37 TSİ 22 Eylül 2006 Cuma
LEFKOŞA
- AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli,
Brükselde NTVye yaptığı açıklamada, KKTCde bazı
milletvekillerinin partilerinden istifa etmesinde ve yeni hükümetin
oluşumunda rol oynadığı yönündeki iddiaları
yanıtladı.
Diğer ülkelerdeki siyasetçilerle görüşme yapmasının
kendi görev tanımı içinde olduğunu kaydeden Dişli,
KKTCdeki tüm siyasetçilerle de görüşebileceğini ifade etti. Ancak
Dişli, KKTCde bir otelde sahte isimle kaldığı yönündeki
haberlerin doğru olmadığını savundu.
KKTCDE
BOYKOTA DEVAM KARARI
Öte yandan KKTCde hükümetin istifasının ardından kurulacak yeni
hükümete karşı eylemler düzenlemeyi kararlaştıran Ulusal
Birlik Partisi ve Demokrat Parti, 25 Eylüldeki Meclis Genel Kurulunu da
boykot edecek.
UBP basın bürosundan yapılan açıklamaya göre iki partinin parti
yetkilileri, aynı gün başkent Lefkoşadaki Atatürk büstü ile
Doktor Fazıl Küçükün Anıttepedeki kabrine de çelenk koymayı
kararlaştırdı. UBP ve DP, tatilin ardından 18 Eylülde ilk
kez toplanan Meclis Genel Kuruluna da katılmamıştı.
|
NTV
Güncelleme: 15:40 TSİ 23 Eylül 2006 Cumartesi
NEW
YORK - Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, taraflarla
yoğun temaslar başlattığını, bu
temaslarının Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin
yanısıra ilgili diğer tarafları
kapsadığını açıkladı.
Tuomioja
ABnin Kıbrıslı Türkler ile doğrudan ticari ilişki
kurması yönündeki engelin kaldırılması ve Türkiyenin de
deniz ve havalimanlarını Kıbrıs Rum kesimine açması
yönünde ikna edilmesinin amaçlandığını bildirdi.
Tuomioja, Bunu başarıp başaramayacağımızı
görmek için yalnızca birkaç haftamız var. Hissettiğim şu;
hiçbir taraf şimdilik evet de demiyor hayır da dedi.
Finlandiyalı bakan, tarafların tümünün bir sonuç elde edilmesi
isteğinde olduklarını da kaydetti. Kıbrıstaki 32
yıllık sorunun çözümünü sağlama gibi bir iddiası
olmadığını belirten Tuomioja, amacın varolan durumun
bir krize gitmesini önlemek olduğunu vurguladı.
Tuomioja, temaslarının ayrıntılarını
açıklamaktan kaçınırken, AB diplomatları girişimlerin,
Gazimağusa gibi limanların uluslararası gözetim altında
uluslararası ticarete açılmasını içerdiğini kaydetti.
Yeni
koalisyon Ankara ile iyi geçinecek
LefkoŞa Milliyet
KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)- Demokrat Parti (DP) koalisyon
hükümetinin son bulmasının ardından, dün CTP ile Özgürlük ve
Reform Partisi (Özgür Parti) arasında yeni bir koalisyon hükümetinin
kurulmasıyla ilgili protokol, CTP Genel Başkanı ve Başbakan
Ferdi Sabit Soyer ile Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı
tarafından imzalandı. Yeni hükümetin kabinesi pazartesi günü
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak. Kabinedeki 10
bakanlıktan 7'si CTP'ye, 3'ü ise Özgür Parti'ye bağlı olacak.
Milliyet'e konuşan Başbakan Soyer, CTP-DP hükümeti döneminde hem
uluslararası planda hem de Türkiye ile politik ilişkilerde
sıkıntılar yaşandığını, ancak CTP-Özgür
Parti hükümetinde bunun söz konusu olmayacağını belirtti. Soyer,
Türkiye ile yapacakları müşterek çalışmalara herkesin
bağlı olması gerektiğini kaydetti.
MILLIYET
24/09/06
KKTC, üniversiteler,
siyaset ve ek yerleştirme
Dün gün boyu KKTC'deydim. Önce KKTC YÖK'ü olarak bilinen YÖDAK
Başkanı ve üyeleriyle bir toplantı, ardından Başbakan
Ferdi Sabit Soyer'in de katıldığı uzunca bir öğle
yemeği yedik. Sonraki durağımız ise biri hariç tüm
üniversite rektör ya da temsilcilerinin katıldığı bir
değerlendirme brifingi oldu.
KKTC şu günlerde, yeni hükümet oluşumu nedeniyle gündemde. Para
karşılığı transfer söylentileri, Din İşleri
Başkanı'nın da adının
karıştığı irticai yönelimler ve daha pek çok söylenti,
Türkiye'de kafaları bir hayli karıştırdı.
Ama burada çok farklı bir tabloyla karşılaştık.
Başbakan Soyer'in ifadesiyle, "Tüm bu söylentilerin ne aslı var
ne de astarı. Hepsi uydurma, hepsi de siyasi karalama
kampanyalarının bir ürünü." Onların asıl sorunu, KKTC
ekonomisini ayakta tutan üniversitelerin boş kalması. Oysa yeni
öğretim yılına, önceki yıllardan çok daha
donanımlı girmişler. Değişen ÖSS sistemi, sadece
Türkiye'deki vakıf üniversitelerini vurmakla kalmamış,
onları da alarm durumuna getirmiş.
Başbakan Soyer, önce uzun uzadıya üniversitelere sağlanan yeni
olanakları anlattı. Her zamankinden daha yoğun bir şekilde,
üniversitelere de, öğrencilere de sahip çıkacaklarını
vurguladı. En büyük sorunlardan birisi olan yurt konusuna teşvikle
çözüm getirmişler. Üniversiteler, isteyen her öğrenciye yurt
sağlayacak noktaya gelmiş. Böylece, ev sahiplerinin kira
dayatmalarından kurtulmuşlar.
Önceki yıllarda yerel siyasetin etkisiyle, iktidarlar yurt
yapılmasına çok sıcak bakmıyorlardı. Çünkü neredeyse
her yetişkin KKTC'linin öğrenciye kiraya verdiği bir evi
vardı. Anlaşılan o ki, bu durum şimdi
aşılmış. Soyer'e, "Peki bu sandığa
yansımaz mı?" dedim. "Birçok konuda olduğu gibi bu
konuda da siyasetin gereğine göre değil, ülkenin gerçeklerine göre
hareket ediyoruz" dedi.
Öğrenci sorunlarından bir diğeri, taksicileri küstürmemek için
havaalanından üniversitelerin bulunduğu noktalara toplu
taşım araçlarının bulunmamasıydı. Bu da
çözülmüş. Ekimden itibaren her uçak inişinde kentlere otobüs
seferleri konulacakmış.
Sağlık konusunda ise sigorta sistemine gidilmiş. Öğrenciler
yılda 50 dolar vererek KKTC vatandaşlarına sunulan her türlü
sağlık hizmetinden yararlanabileceklermiş.
Her yıl yenilenen oturma izni belgesine yönelik eziyetlere de artık
son verilecekmiş...
Tüm bunlar olumlu gelişmeler. Yeni kurulan YÖDAK, üniversiteler ve hükümet
büyük bir uyum içinde görülüyor. Anlaşılan o ki, kontenjan krizi onları
ortak akılda buluşturmuş. Kalite artışı ise en
büyük hedefleri. Umarız devamı gelir...
KKTC üniversiteleri fuarı
KKTC üniversiteleri ÖSS ek yerleştirmelerin başlayacağı
pazartesi gününden itibaren üç gün rektör ve dekanlarıyla, Ankara,
İstanbul ve İzmir'e çıkarma yapıp üniversite
adaylarına kendilerini anlatacaklar.
KKTC üniversiteleri, önceki yıllarla kıyaslandığında
çok önemli mesafeler kaydetti. Ücretleri ise gerek vakıf üniversitelerine
gerekse Avrupa ve ABD üniversitelerine göre çok makul. Dershane ücretlerinin
bile yarısı kadar.
Özetin özeti: Eğer ÖSS'ye girdiniz, açıkta kaldınız ve
arayış içindeyseniz KKTC seçeneğini de göz önünde
bulundurabilirsiniz. Üstelik rektör ve dekanlarıyla
ayağınıza kadar geliyorlar.
ABBAS GUCLU
MILLIYET 24/09/06
Atatürk'ü öven bakana öfkeli tepkiler!
Avustralya Hazine Bakanı Peter Costellonun
Atatürkü İslam dünyası için bir liderlik modeliö olarak
nitelendirdiği konuşması, bazı Avustralyalı Müslüman
kuruluşları liderlerinden büyük tepki aldı. Costelloyu cahil
budala" diye nitelendiren Müslüman kuruluşlar liderleri Atatürkü
İslam karşıtı" olmakla suçlarken Türkiyedeki türban
yasağı"na dikkat çekti.
Peter Costello, Avustralya Hıristiyan
Lobisi adlı bir kuruluşun ulusal konferansta yaptığı
konuşmada Mustafa Kemal Atatürkü övdü ve bir liderlik modeli"
olarak nitelendirdi. Atatürkü Müslüman dünyasında laik bir devlet
kurduğuna dikkat çeken Costello, Bu açıdan 20inci
yüzyılın en büyük liderlerden biridir. Modern İslam dünyası
için bir liderlik modeli olarak görülmeli" diye konuştu.
Avustralya basınında yankı bulan
konuşmasında Costello, ayrıca modern Türkiyede kamu sektöründe
türbana izin verilmediğine de işaret etti.
Costellonun konuşmasına,
Avustralyadaki bazı Müslüman kuruluşlarından büyük tepki geldi.
Avustralya İslami Dostluk Derneği Başkanı Keysar Trad,
Costello için Cahil bir budaladır ve ne söylediğini bilmiyor.
Asıl görevi olan ekonomiyi yönetmeye baksın" eleştirisinde
bulundu.
Türkiyede türban yasağının
bulunduğunu, Arab alfabetinin tamamen terk edildiğini, ordunun
hükümeti istifaya zorlayabildiğini söyleyen Trad, Atatürkün aslında
İslam karşıtı olduğu"nu iddia etti.
Müslüman Referans Grubu Başkanı Ameer
Ali de, Costellonun sözlerinin tamamen yanlış olduğunu belirterek
Türk devletinin Atatürk döneminde adeta dinsiz" hale geldiğini iddia
etti. Ameer Ali, Türkiye değil, Malezyanin örnek gösterilmesi
gerektiğini savundu. ANKA
MILLIYET 24/09/06
En
şenlikli seçim Rum Kilisesi'nde
Güneyin ekonomik devi
Rum Kilisesi renkli bir başpiskopos seçimi yaşıyor.
Ilımlı aday rock yıldızı gibi stadyumda miting
yaptı. 'Taliban papaz' ise eşcinselliğe göz yummakla
suçlandı
24/09/2006
RADIKAL
AFP - LEFKOŞA - Güney
Kıbrıs'taki Rum Kilisesi, başka hiçbir ülke kilisenin
yürütmediği kadar renkli, bir o kadar da skandallarla yüklü bir
kampanyayla başpiskoposunu seçiyor. Bugün ilk aşaması
başlayacak seçim maratonunda dört metropolit yarışıyor.
Kilisenin geniş arazilerin sahibi olmasının yanı sıra
bankacılık, meşrubat, otelcilik ve madencilik gibi sektörlerde
hisselerinin olması yarışı iyice
kızıştırıyor. 30 yıldır ilk kez yapılan
seçim sürecine, seks skandalları, sandık hilesi ve oy satın alma
iddiaları karışırken, Rum medyası tarafından
'kutsal savaş' yaftası yapıştırıldı.
Futbol ve parti
desteği
Seçimin en favori ismi Cikko Metropoliti Nikiforos. Beşparmak
Dağları'ndaki en zengin manastırı yöneten Nikiforos hafta
başında bir stadyumda, ortalığı
çığlığa boğan 3 bin taraftarıyla rock
yıldızı gibi miting yaptı. Güneyin en büyük futbol takımı
Omonya Lefkoşa'yı paraya boğan Nikiforos, Kıbrıs
sorununda ılımlı görüşleri nedeniyle hükümetin büyük
ortağı Komünist AKEL'i de arkasına aldı. Nikiforos
seçkinlerin desteğini alırken sıradan Rumların sevgilisi
Limasol Metropoliti Athanassios. Keskin görüşleri yüzünden 'Taliban Papaz'
diye anılan Athanassios, iyi örgütlü gönüllü ordusuna güveniyor. Ama
adaylığını açıklayınca, manastırında
eşcinsel ilişkilerin alıp başını gittiği
suçlamasıyla karşılaştı.
Başbiskopos Vekili ve Baf Metropoliti Hrisostomos ise 'Sandık
başında polise gerek yok' emri verince hile iddiası
ortalığa saçıldı. Hükümet devreye girip talimatı geri
çektirdi. Hrisostomos, "Evlilik öncesi cinsel ilişki
fahişeliğe eşdeğer" sözüyle de gündemde. Kitium
Metropoliti Hrisostomos ise en zayıf aday.
KKTC
hükümeti krizle doğuyor
24/09/2006
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - KKTC'de
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Demokrat Parti (DP) arasındaki
koalisyon hükümetinin dağılmasının ardından, CTP,
Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve DP'den kopan vekillerin kurduğu Özgür
Parti'yle koalisyon protokolünü imzaladı. Öncelik adada çözüme ve kuzeye
tecridin kaldırılmasına verilirken, CTP lideri ve Başbakan
Ferdi Sabit Soyer eski ortağı DP lideri Serdar Denktaş'a sert çıktı:
'Denktaş
Papadopulos gibi'
"Kendisi sürekli olarak kurulacak yeni hükumeti yok
sayacağını, bizi başbakan ve yardımcısı
olarak muhatap almayacağını söyledi. Aynı tavır
içindeki Rum lideri Tasos Papadopulos'un yanına bir fazla ilave olmuş,
önemli değil. Biz de geçmişte itilip kakılmıştık,
ama cumhurbaşkanına cumhurbaşkanı, başbakana da
başbakan demiştik."
DP: AKP müdahalesi
Başbakan yardımcısı olacak Özgür Parti lideri Turgay
Avcı, "Eski siyasetçiler koltuklarını kaybettikleri ve geri
gelemeyecekleri için çırpınsınlar" diyerek Soyer'e
eşlik etti. Protokol yarın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
sunulacak. 'AKP hükümetinin KKTC siyasetine müdahale ettiği, vekillerin
para ve mevkiyle ikna edildiği' suçlamasını getiren DP ile UBP
ise, yarın meclis genel kurulu bileşimini boykot edecek.
Yunan
profesörün Batı Trakya ikazı
24/09/2006
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Yunanistan Batı Trakya Türklerini 'Müslüman azınlık' olarak
tanırken, Atina Üniversitesi anayasa profesörü Nikos Alevizatos Türk
azınlığın sorunlarını bir makaleye döktü.
Atina'nın Batı Trakya'ya müftü tayinini eleştirip Türklerin dini
liderlerini seçme hakkının Lozan'da açık olmasa bile Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında
bulunduğunu hatırlatan Alevizatos, yargının 'Türk'
kelimesini içeriyor diye Batı Trakya'daki dernekleri kapatmasını
'Anayasa ve yasalarına göre yasadışı faaliyet yoksa, Türk
kelimesi var diye dernek kapatılamaz' diye eleştirdi.
Vatandaşlık yasasının değişmesine rağmen
yüzlerce Türk'ün vatandaşlık haklarının hâlâ iade
edilmediğini belirten Alevizatos, Müslüman din adamlarının hâlâ
ailevi konularda söz haklarının bulunması içinse "Yunan
anayasası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve hatta Kuran'a
aykırı" dedi.
"Yaşına başına
saygı gösteriyoruz..."
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki siyasi
gelişmelerle ilgili ilk defa konuştu ve eski Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın, partisine yönelik yakıştırmaları
hoş bulmadığını söyledi:
"Yaşına başına saygı
gösteriyoruz..."
"HERHANGİ BİR ŞEY
SÖYLEMEYECEĞİM"... "Ben Rauf Denktaş ile ilgili
herhangi bir şey söylemeyeceğim. Yaşına saygı
gösteriyorum. Ama TC hükümetinin Başbakanıyla, ekibiyle ilgili
yakıştırmalarını hoş bulmuyorum. Defaatle
bunları yaptı, içerde bazı sıkıntılara neden
olabilecek açıklamaları devamlı yaptı. Bunları
söylemeye devam edeceğini de zaten defaatle söylüyor. Bilerek de
konuşuyor, bilmeyerek de... Yaşına, başına saygı
gösterdiğimizden dolayı bu konuda tartışmaların
içerisine girmek istemiyoruz"
FATURAYI BİZE KESMEK ÇOK ÇİRKİN"... "Hükümet
bozulunca bunun faturasını kalkıp Türkiye Cumhuriyeti hükümetine
kesmek çok çirkindir, ahlaki sınırların dışında
bir şeydir. Bizim bu konularla ilgili bugüne kadar cevap vermeyişimiz
sadece Kıbrıs'taki bütün gelişmelere yönelik
attığımız olumlu adımlara gölge düşürmemek
içindir. Bundan sonraki süreçte ben buna burada nokta koyuyorum.
Arkadaşlarımı da konuşturtmayacağım. Sorun Kuzey
Kıbrıs'ın kendi iç sorunudur"
TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) gelişmelerle ilgili
"Ben sayın Rauf Denktaş ile ilgili herhangi bir şey
söylemeyeceğim. Yaşına saygı gösteriyorum. Ama Türkiye
Cumhuriyeti hükümetinin başbakanıyla, ekibiyle ilgili
yakıştırmalarını hoş bulmuyorum" dedi.
TC Başbakanı Erdoğan, Rize'nin Çaykent beldesinde
Karali Çay Fabrikasının dinlenme alanında gazetecilerin
çeşitli konulardaki sorularını yanıtlarken, ülkemizde
yaşanan son siyasi gelişmeleri de değerlendirdi; kendisine ve
partisine yapılan ağır eleştirileri yanıtladı.
"Devamlı yaptı, yapıyor..."
Erdoğan, "Kıbrıs'ta iktidar
değişikliği oldu. Denktaş ailesi, partinize yönelik
ağır suçlamalarda bulundu. Bu konuda bir değerlendirme yapar
mısınız?" sorusunu yanıtlarken, şunları
kaydetti:
"Bu konuda dış ilişkilerden sorumlu Genel
Başkan Yardımcımız gerekli açıklamayı yaptı.
Ben Sayın Rauf Denktaş ile ilgili herhangi bir şey
söylemeyeceğim. Yaşına saygı gösteriyorum. Ama Türkiye
Cumhuriyeti hükümetinin Başbakanıyla ilgili, ekibiyle ilgili
yakıştırmalarını hoş bulmuyorum. Defaatle
bunları yaptı ve içerde bazı sıkıntılara neden
olabilecek açıklamaları devamlı yaptı. Bunları
söylemeye devam edeceğini de zaten defaatle söylüyor. Bilerek de
konuşuyor, bilmeyerek de... Yaşına, başına saygı
gösterdiğimizden dolayı bu konuda tartışmaların
içerisine girmek istemiyoruz. Şu anda hükümetteki yeni gelişmelerle
alakalı konu, bu, bunların kendi iç sorunu. Ortağıyla
anlaşmış olsa zaten kalkıp da niçin CTP
ortağından ayrılsın. Uyum içerisinde olmuş olsalar
ayrılmazdı. Bu bütün demokrasilerde olan bir hadise. Kaldı ki
Türkiye olarak niçin sıkıntısız yürüyen bir yerde
sıkıntı meydana gelmesini isteyelim. Kıbrıs bizim için
en hassas bir olay.
Kaldı ki biz göreve geldiğimizden bu yana 3,5-4
yıldır gerek Sayın Rauf Denktaş ile gerek oğul Serdar
Denktaş ile gerek Mehmet Ali Talat beyin başbakanlığı
dönemi, daha sonra Ferdi beyin başbakanlığı döneminde hep
bir araya geldik. AB süreci olsun, referandum öncesi bu süreçlerle ilgili
onlarla gayet uyumlu çalışmaları beraberce yaptık. Tüm bu
uyumlu çalışmalar döneminde biz herhangi bir sıkıntı
ilan etmedik, ifade etmedik. Her şey uyumluydu. Şimdi burada hükümet
bozulunca bunun faturasını kalkıp Türkiye Cumhuriyeti hükümetine
kesmek çok çirkindir, ahlaki sınırların dışında
bir şeydir. Bizim bu konularla ilgili bugüne kadar cevap vermeyişimiz
sadece Kıbrıs'taki bütün gelişmelere yönelik
attığımız olumlu adımlara gölge düşürmemek
içindir.
Bundan sonraki süreçte de ben buna burada nokta koyuyorum.
Arkadaşlarımı da konuşturtmayacağım. Sorun Kuzey
Kıbrıs'ın kendi iç sorunudur. Bize düşen bir şey
olduğu zaman biz bugüne kadar hep gerekli desteklerimizi verdik.
Cumhuriyet tarihinde verilmemiş maddi ve manevi desteği verdik. Her
zaman veriyoruz ve KKTC'ye dünyada bizim dönemimizde kazandırılan
diplomatik itibar hiçbir dönem kazandırmamıştır. Bizim
hükümetimiz bunu kazandırmıştır.
Bakın Pakistan Cumhurbaşkanı kalkmıştır
resmi olarak davet etmiştir. Bu ilktir. Diğer yandan gerek İslam
dünyası, gerek İslam dünyası dışında çeşitli
diplomatik, ticari, sınai bütün yatırımcılar Kuzey
Kıbrıs'a gelmeye başlamıştır."
KKTC ile ilgili atılan ve çok önemsediği diğer bir
adımın, İslam Konferansı Örgütüne "bir cemaat,
topluluk" sıfatıyla kabul edilirken, KKTC'nin şimdi Annan
Planı'ndaki adıyla "Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak
gözlemci üye sıfatını" kazandığını kaydeden
Başbakan Erdoğan, "Bunlar bu dönemde yapılmış
olan lobilerle, görüşmelerle elde edilmiş olan imkânlardır. Bu
hükümet daha ne yapacak?" dedi.
KIBRIS 24/09/06
CTP/BG- Özgür Parti koalisyonu, hükümet protokolünün
imzalanmasıyla resmen kuruldu. Dün, cumhurbaşkanına
sunulması beklenen yeni kabine ise yarına kaldı
Yeni hükümete pastalı kutlama
CTP'Lİ BAKANLAR İÇİN DEĞERLENDİRMELER
SÜRÜYOR... Kabinede CTP/BG kanadında görev alacak bakanlarla ilgili
değerlendirmeler bugün de sürecek. Başbakan Soyer, konunun bugün
MYK'da sonuçlandırıldıktan sonra yeni bakanlar kurulu listesinin
yarın saat 09.30'da cumhurbaşkanına sunulacağını
açıkladı
BAKANLIKLARIN 7'Sİ CTP'DE, 3'Ü ÖZGÜR PARTİ'DE... Yeni
hükümette, Maliye Bakanlığı, İçişleri
Bakanlığı, Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Tarım
Bakanlığı ile Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığı CTP/BG'li; Dışişleri
Bakanlığı ve Başbakan
Yardımcılığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı
ile geçen hükümette yer almayan Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı Özgür Parti'li bakanlarca yürütülecek
SOYER: MEŞRUYUZ, YASALIZ, VİCDANİYİZ... CTP Genel
Başkanı Ferdi Sabit Soyer, "Meşruyuz, yasalız,
vicdaniyiz ve Kıbrıs Türk halkının haklı sesi,
haklı gururu olma özelliğini Özgür Parti'yle
oluşturacağımız hükümetle,
arkadaşlarımızın da siyasal değerleriyle uyum içerisinde
çalışarak, halka en iyi hizmeti vermeye
çalışacağız" dedi
AVCI: HALK REFORMCU BİR ANLAYIŞ GÖRECEK.... Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı, "Biz artık geriye bakmak
istemiyoruz" diyerek artık çatışma kültürünün bittiği,
uzlaşı kültürünün olacağı yeni bir siyasi hayata geçmek
istediklerini vurguladı. Avcı, "Yeni koalisyon hükümeti
halkımıza yeni ufuklar açacaktır. Kıbrıs Türk
halkı şimdiye kadar görülmeyen, hissedilmeyen reformcu bir
anlayış görecektir" diye konuştu
Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG)-Özgürlük ve
Reform Partisi (Özgür Parti) koalisyon hükümeti kuruldu.
Koalisyon protokolü dün sabah, CTP/BG Genel Başkanı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Özgür Parti Genel Başkanı Turgay
Avcı tarafından Saray Otel'de düzenlenen törende imzalandı.
Protokolün imzalanması ve konuşmaların tamamlanmasının
ardından koalisyon ortakları birlikte pasta keserek yeni hükümeti
kutladı.
Yeni hükümet pazartesi günü saat 09.30'da cumhurbaşkanına
sunulacak.
Protokole göre koalisyon hükümetinde 10 bakanlıktan 7'si
CTP/BG'de, 3 bakanlık ise Özgür Parti'de olacak.
CTP/BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'in
başbakanlığındaki yeni hükümette, Maliye
Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı,
Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ile Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı CTP/BG'li;
Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan
Yardımcılığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı
ile geçen hükümette yer almayan Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı Özgür Parti'li bakanlarca yürütülecek.
Çevre ve Doğal Kaynaklar yeni bir bakanlık olarak yerini
alırken; Gençlik ve Spor Bakanlığı
kaldırıldı.
İmza öncesinde konuşan CTP Genel Başkanı Soyer,
düne değil yarına bakmak ve yarında ilerlemek istediklerine
işaret ederek, "Meşruyuz, yasalız, vicdaniyiz ve
Kıbrıs Türk halkının haklı sesi, haklı gururu
olma özelliğini Özgür Parti'yle oluşturacağımız
hükümetle, arkadaşlarımızın da siyasal değerleriyle
uyum içerisinde çalışarak, halka en iyi hizmeti vermeye
çalışacağız" dedi.
Başbakan Soyer'in, "Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı" diye takdim ederek sözü
bıraktığı Özgür Parti Genel Başkanı Turgay
Avcı da konuşmasında, "Biz artık geriye bakmak
istemiyoruz" diyerek, artık çatışma kültürünün
bittiği, uzlaşı kültürünün olacağı yeni bir siyasi
hayata geçmek istediklerini vurguladı.
Avcı, "Yeni koalisyon hükümeti halkımıza yeni
ufuklar açacaktır. Kıbrıs Türk halkı şimdiye kadar
görülmeyen, hissedilmeyen reformcu bir anlayış görecektir.
Bakanlıkların paylaşıldığı değil,
bakanlıkların bütün olarak işlevsel çalışacağı
bir hükümet görecektir" şeklinde konuştu.
Saray Otel'de imza töreni
Saray Otel'de saat 10.30'da başlayan imza töreninde, koalisyon
partilerinin yetkilileri yanında yeni kabinede görev alması beklenen
bakanlar da hazır bulundu.
Protokolün imzalanması ve konuşmaların
tamamlanmasının ardından yeni koalisyon ortakları birlikte
pasta keserek yeni hükümeti kutladı.
Törende, protokolün imzalanması öncesinde konuşan
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının adada
siyasi eşitliği, ekonomik, demokratik tarzda gelişip
kurumlaşması için verilen mücadeleye yeni bir ivme kazandırmak
için yola çıkarak hazırladıkları ve her iki partinin
yetkili organlarınca oybirliğiyle kabul edilen protokol temelinde, halka
en iyi hizmeti vermeye çalışacaklarını vurguladı ve
protokolün bir kısmını okudu.
"Koalisyonun amacı", "koalisyonun temel
ilkeleri", "koalisyon hükümetinin genel politikaları",
"hükümet ve parlamentoda çalışma düzeni",
"bakanlıkların CTP-BG ile Özgür Parti arasında
dağılımı" başlıkları altında
hazırlanan ve basına da dağıtılan 8 sayfalık
protokolün okunmasının ardından koalisyon ortakları Soyer
ve Avcı imzalarını koyarak hükümeti resmen kurmuş oldu.
Soyer ve Avcı yaptıkları konuşmaların
ardından basının sorularını da yanıtladı.
Düne değil yarına bakmak.
ilerlemek istiyoruz
CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
öncelikle yaşanan süreçte yeni hükümete yöneltilen suçlamalara atıfta
bulunarak, sürekli bunları deşmek istemediklerini belirtmekle
başladığı konuşmasında, "Biz düne değil
yarına bakmak ve yarında ilerlemek istiyoruz. Ancak dünü de
unutmuş değiliz. İsteyene dünü de
hatırlatırız" dedi ve "1996'da
başbakanlığı tutan DP'nin sırf CTP'yi hükümetten atmak
için başbakanlığı nasıl UBP'ye devrettiğinin de
tarihsel tartışması içine girebileceklerini" söyledi.
Papadopulos da bizi
hükümet kabul etmiyor
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ve DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş'ın "yeni hükümeti yok farz
edecekleri, başbakana 'başbakan' diye hitap etmeyecekleri"
şeklindeki söylemleriyle ilgili olarak ise Başbakan Soyer, Rum
Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un da benzer bir tavır içinde
olduğuna dikkat çekti. Başbakan Soyer, "Papadopulos'un
yanına bir fazla bir eksik, bizim için anlamı yoktur" dedi.
Başbakan Soyer şöyle konuştu:
"Bir şey değil; Papadopulos'un yanına bir fazla
bir eksik ilave olmuş bizim için kesinlikle bir anlamı yoktur. Çünkü
Papadopulos da bizi hükümet olarak kabul etmez. Başbakan veya
başbakan yardımcısı olarak kabul etmez. Bir eksik bir
fazla, anlamı yoktur. Önemli olan Kıbrıs Türk halkının
bu memlekette kendi demokratik iradesiyle oluşturduğu hükümetlere ve
onların atacağı adımlara siz içinde olmasanız da
saygı duyma demokratik zenginliğine sahip olmanızdır.
Eğer ben yoksam bir işin içinde o memleket yansın
anlayışı Sayın Papadopulos'la sembolize olan hakimiyetçi
anlayışın bir benzeridir. "
CTP tarihsel süreçte
itildi kakıldı ama...
Başbakan Soyer, partisinin tüm tarihsel süreç boyunca
itildiğini, kakıldığını, ancak
cumhurbaşkanına "cumhurbaşkanı," başbakana
da "başbakan" dediğini hatırlatarak, "onun için
kendi elinden oyuncağı alınmış hırçın
çocuklar gibi demokratik bütün teamülleri yıkmaya dönük bu söylemlere
halkımızın, gerek DP, gerek UBP'ye oy atan insanlarımızın
da itibar etmeyeceğine inanıyorum" dedi.
Önemli olanın demokratik hoşgörü, sağduyu ve
Kıbrıs Türk halkının demokratik
kurumsallaşmasını siyasi hırs ve ihtiras adına
darbelememek olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, bunun olgunluğu
içinde yola çıkıp yürüyeceklerini, hükümet olduklarını,
CTP/BG'nin %45 iradeyle mecliste temsil edilmekte olduğunu, geçen ara
seçimde halkın desteğiyle 2 milletvekili daha
aldığını vurguladı.
Meşruyuz, yasalız ,vicdaniyiz...
Başbakan Soyer, "Meşruyuz, yasalız, vicdaniyiz ve
Kıbrıs Türk halkının haklı sesi, haklı gururu
olma özelliğini Özgür Parti'yle oluşturacağımız
hükümetle, arkadaşlarımızın da siyasal değerleriyle
uyum içerisinde çalışarak halka en iyi hizmeti vermeye
çalışacağız" dedi.
Avcı: Artık geriye
bakmak istemiyoruz
Başbakan Soyer'in, "Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı" diye takdim ederek sözü
bıraktığı Özgür Parti Genel Başkanı Turgay
Avcı da konuşmasında, halkın beklentileri
doğrultusunda, halkın isteklerine cevap vermek için kurulan partisine
yönelik birçok karalama yapıldığını ancak önemli
olanın halk olduğunu ve kendilerinin de gücü halktan
aldıklarını vurguladı.
"Biz artık geriye bakmak istemiyoruz" diyen Avcı,
artık çatışma kültürünün bittiği, uzlaşı
kültürünün olacağı yeni bir siyasi hayata geçmek istediklerini
söyledi.
Yeni hükümet halka
yeni ufuklar açacak
Avcı şöyle konuştu:
"Yeni koalisyon hükümeti halkımıza yeni ufuklar
açacaktır. Kıbrıs Türk halkı şimdiye kadar görülmeyen,
hissedilmeyen reformcu bir anlayış görecektir.
Bakanlıkların paylaşıldığı değil,
bakanlıkların bütün olarak işlevsel
çalışacağı bir hükümet görecektir."
Ortaklarıyla, halkı artık bu siyasal kaostan kurtarma
hedefiyle, birlikle, uyumlu çalışacak yeni bir hükümet
anlayışı için anlaştıklarını, hangi
bakanlığın kimde olacağının önemli
olmadığını kaydeden Avcı, tüm bakanlıkların
koordinasyon içinde, bütün olarak halka hizmet vereceğini anlattı ve
eski siyasilerin kabul etmek istemediklerinin de bu olduğunu ifade etti.
Avcı, kurulacak hükümetin Kıbrıs Türk halkı için
kurulduğunu, halkın desteği için var olduklarını, bu
bakımdan da çok rahat olduklarını belirttiği
konuşmasında, yeni hükümetin halka iç içe olacağını ve
reformlar yaratmak, yeni bir siyasi anlayış hedefiyle
çalışacağını kaydetti.
Soru-yanıtlar
Konuşmaların ardından sorulara geçildi. Başbakan
Soyer, bir önceki hükümet protokolüyle bugünkü arasındaki fark ve
geçmiş hükümette yaşananlarla ilgili bir soruya
karşılık, protokol iyice incelendiğinde belli
başlı ana ilkelerdeki farkın görülebileceğini, bu
protokolde belirtilen demokratik ilkelerin daha geniş kapsamlı ve
detaylı olduğunu belirterek, eski hükümet döneminde yaşanan
sıkıntılardan örnekler verdi.
Başbakan Soyer, özellikle dış politikada, Mali
Yardım Tüzüğü, AB Temas Grubu'nun adaya gelişi ve reform
hareketlerindeki aksamaların eski ortaklar arasında
sıkıntı yarattığı ve birikim
oluşturduğunu anlattı.
Yeni kabine listesi
pazartesi sunulacak
Yeni kabinede CTP kanadından bakan değişikliği ve
parti içinde sıkıntılar olup olmayacağı sorusu üzerine
ise Başbakan Soyer, partisinin zengin bir demokratik tartışma
ortamına sahip olduğunu ve kabinede görev alacak bakanların da
bugünden (dün) başlayarak yetkili organlarında değerlendirilip
bugün MYK'da sonuçlandırıldıktan sonra yarın saat 09.30'da
yeni bakanlar kurulu listesinin cumhurbaşkanına sunulacağını
açıkladı.
Avcı da, dış politikayı yürütecek bakan olarak bu
yöndeki görüşüyle ilgili soruya verdiği yanıtta, Annan
Planı'na halkın %65 oranında destek verdiğini
anımsatarak, çözüm çabalarının devam edeceğini belirtti.
Avcı, hükümet protokolüne atıfta bulunarak, BM Genel
Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim
Gambari'nin adaya ziyareti sırasında iki taraf arasında kabul
edilen "ilkeler dizisi" ile "kurallar" çerçevesinde
kapsamlı çözüm için görüşmelerin yeniden başlaması yönünde
girişimlerinin süreceğini kaydetti.
KIBRIS 24/09/06
ABden
Kıbrıs için yeni tasarı
Birliğin
dönem başkanı Finlandiyanın, Magosa Limanının AB
tarafından işletilmesini ve Maraşın BM kontrolüne
verilmesini öngören tasarısı, Türkiyenin limanlarını Rum
gemi ve uçaklarına açmasını hedefliyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 12:08 TSİ 25 Eylül 2006 Pazartesi
BRÜKSEL
- AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiyenin limanlarını Rum
gemi ve uçaklarına açmaması nedeniyle müzakere sürecinde bir kriz
yaşanmaması için yeni bir plan hazırladı.
Planın ana unsuru, Magosa
Limanının işletmesinin Avrupa Birliğine devredilmesi ve
bunun karşılığında Maraş bölgesinin de
Birleşmiş Milletler denetiminde açılması.
AB, bu adımla KKTCye yönelik izolasyonun kalkmış
olacağını düşünüyor. Böylece Türkiyenin
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için Önce
izolasyonlar kalkmalı talebinin karşılanmış
olacağı varsayılıyor.
ERCAN DOĞRUDAN UÇUŞLARA AÇILMIYOR
Ancak taslakta, Magosa Limanından sadece mal
taşımacılığı yapılabileceği
belirtiliyor ve Kıbrıslı Türkler açısından çok daha
önemli olan, Ercan Havaalanına doğrudan uçuşların
başlatılması öngörülmüyor.
Taraflara henüz resmen iletilmeyen taslakla ilgili AB Dönem Başkanı
Finlandiya nabız yokluyor.
Ercan Havaalanının açılmasını öngörmeyen çözüm
formüllerinin, KKTC tarafından kabul görmeyeceğini belirten Ankara,
ABnin, Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün 29 Ocak tarihinde
açıkladığı 10 maddelik Kıbrıs eylem
planınının da dikkate alınmasını istiyor.
KKTCde 21.
hükümet dönemi
KKTCde,
Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Özgür Partinin kurduğu koalisyon hükümeti,
bakanlar kurulu listesinin Cumhurbaşkanı Talat tarafından
onaylanmasının ardından resmen kuruldu.
NTV
Güncelleme: 08:28 ET 25 Eylül 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- KKTCde hükümetin istifasının ardından Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, 13 Eylülde yeniden hükümeti kurmakla görevlendirdiği
Başbakan Ferdi Sabit Soyeri ve Özgür Parti Genel
Başkanını bu sabah kabul etti.
Soyer ve Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcının,
önceki gün Lefkoşada imzalayarak kamuoyuna açıkladığı
hükümet protokolünde, koalisyon ortakları arasındaki bakanlık
dağılımı açıklanmıştı.
Buna göre başbakanlık, maliye, içişleri bakanlıkları
Cumhuriyetçi Türk Partisinde; dışişleri
bakanlığı, başbakan yardımcılığı,
ekonomi ve turizm bakanlığı Özgür Partide olacak.
Talatın listeyi onaylamasının ardından KKTCde 21. hükümet
resmen kurulmuş oldu. Bugün tatilin ardından ikinci kez toplanan
meclis genel kurulunda bakanlar kurulu listesi okundu.
Genel Kurul toplantısına, hükümetin oluşumunu protesto eden
Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti milletvekilleri katılmadı.
Toplantıda alınan karara göre meclis genel kurulu, koalisyon
hükümetinin programının okunması gündemiyle cumartesi saat
10.00da toplanacak.
KKTC Anayasasına göre, hükümet programının mecliste
okunmasından 2 tam gün sonra, yani 3 Ekim Salı günü programla ilgili
görüşmeler başlayacak. Görüşmelerin tamamlanmasından bir
tam gün sonra da güven oylamasına gidilecek.
Muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi ve Demokratik Partinin boykotu ise,
hükümetin kurulmasına engel teşkil etmiyor. Yeni koalisyon
hükümetinin 50 sandalyeli Mecliste 28 sandalyesi bulunuyor.
UBP ve DPden istifa eden toplam 4 milletvekili Özgür Partiyi kurmuş ve
eski hükümetin bozulmasının ardından CTP ile koalisyona
gitmişti. UBP ile DP, bu milletvekillerinin bakanlık ve para vaadiyle
istifa ettiklerini ve siyasetin ancak erken seçimle aklanacağını
savunuyor.
KKTC
Cumhurbaşkanı Talat yeni kabineyi onayladı
A.A. - DHA
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni kurulan Cumhuriyetçi
Türk Partisi-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP-Özgür Parti) koalisyonunun
bakanlar kurulunu onayladı.
Talat, 13 Eylülde hükümeti kurmakla görevlendirdiği Başbakan Ferdi
Sabit Soyer'in sunduğu bakanlar kurulu listesiyle ilgili önceden bilgi
sahibi olduğunu belirterek, "Bu listeyi onaylıyorum.
Hayırlı olmasını diliyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, yeni hükümetin Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı'nın da eşlik ettiği Soyer'e Kıbrıs Türk
halkının yeni süreçte ciddi bir varlık mücadelesi ortaya
koyması gerektiğini hatırlatarak, bu konuya özel önem verilmesi
tavsiyesinde bulundu.
Kamu yönetiminde verimin artırılması gerektiğine de
işaret eden Talat, Kıbrıs Türk halkının kendi
iradesiyle kendi geleceğini belirlemeyi sürdüreceğini ifade etti.
7 BAKAN CTP'DEN
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Özgürlük ve Reform Partisinin (Özgür Parti)
yeni kabinesinde bakanlıkların 7si CTPye 3ü ise Özgür Partiye
ait.
CTP
Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer
başkanlığında kurulan CTP- Özgür Parti yeni kabinesi
şu şekilde:
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı (Özgür
Parti)
Maliye
Bakanı Ahmet Uzun
İçişleri
Bakanı Özkan Murat
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar
Sağlık
Bakanı Eşref Vaiz
Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem
Tarım
Bakanı Önder Sennaroğlu
Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak
Ekonomi
ve Turizm Bakanı Enver Öztürk (Özgür Parti)
Çevre
ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi (Özgür Parti)
Hükümetin
programı, bugün meclise sunulacak. Yeni hükümet oluşum sürecine
müdahaleler olduğu iddiasıyla karşı çıkan Ulusal
Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP) ise meclis oturumuna
katılmayacak.
TALAT'TAN YENİ HÜKÜMETE TAVSİYELER
KTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni hükümetin önemli bir
dönemde görev yapacağına işaret ederek, Kıbrıs sorunu
ve kamu yönetimi konularında bazı tavsiyelerde bulundu. Rum Yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda bu yıl
yaptığı konuşmanın gelecek dönemde mücadelenin hangi
alanda yoğunlaşması gerektiğine ışık
tuttuğunu ifade eden Talat, Papadopulos'un ortaya koyduğu tutumun,
Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri asimile etme
çabasına "bir çivi daha çaktığını" söyledi.
Papadopulos'un yaklaşımı çerçevesinde,
"Kıbrıslı Türklerin, gerçek anlamda bir varlık
mücadelesi vermesi gerekeceğine" işaret eden Talat, yeni
hükümetin bu konuda dikkatli olacağından emin olduğunu belirtti.
Kamu yönetiminde verimin son derece düşük olduğunun Dünya
Bankası'nın raporunda da ortaya konulmuş olduğuna
işaret eden Talat, başta eğitim alanı olmak üzere, kamu
yönetiminin ciddi şekilde elden geçirilmesi tavsiyesinde bulundu.
Kıbrıs sorununda gelinen nokta ve Türkiye'nin AB sürecinde
karşı karşıya olduğu sıkıntıların,
Kıbrıs Türk halkının kendi sorunlarını kendi
çözecek düzeye yükselmesini zorunlu kıldığını belirten
Talat, "Kıbrıslı Türklerin kendi iradesiyle kendi
geleceğini belirlemeyi sürdüreceğine" işaret etti.
DP VE UBP'NİN TEPKİSİ
Bir gazetecinin, Demokrat Parti (DP) ve Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP)
"yeni hükümeti tanımayacakları ve bu doğrultuda
yaptıkları demokratik eylemlerin artarak süreceği"
yönündeki açıklamalarını hatırlatması üzerine Talat,
"Bu ülkenin hakkı olan demokratik yapıyı zedelemek
hiçbirimizin yararına olmaz" diyerek, itidal
çağrısını yineledi.
Dış politikada ciddi sorunlarla karşı karşıya
olunduğu bir dönemde, iç politikada sağlıklı
değerlendirmelerde bulunulması gerektiğine işaret eden
Talat, "Bunu sağlayabilmek için bana ne düşerse elbette
yapacağım" diye konuştu.
İDDİALAR
Bir gazetecinin "yabancı işadamlarından KKTC'de
yatırım karşılığında DP'nin komisyon
aldığı" yönündeki iddialara ilişkin sorusu üzerine
Soyer, bunların şimdilik sadece "iddia"dan ibaret
olduğunu, bunları araştırmadan herhangi bir şey
söylemenin doğru olamayacağını ifade etti.
Soyer, "Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer
hakkındaki iddiaların da araştırılıp
araştırılmayacağının" sorulması
üzerine, herkes hakkındaki her türlü suistimal iddiasını araştırmanın
görevleri olduğunu kaydetti.
HURRIYET 25/09/06
Rum
radyosu: "Bazı sorunlar yüzünden oy sayımı durduruldu"
LEFKOŞA (A.A)
Güney Kıbrıs'taki başpiskoposluk seçimlerinin ilk
safhası olan özel temsilci seçiminde oy sayımının bazı
sorunlar yüzünden durdurulduğu bildirildi.
Rum
radyosunun haberinde, "oy sayım işlemi sırasında
ortaya çıkan ciddi problemlerin ardından öğleden sonra
durdurulan sayım işlemlerine akşamüstü yeniden
başlanmasının hedeflendiği" belirtildi.
Habere
göre, sayım işlemleri sırasında birçok kilitsiz, mühürsüz
veya oy pusulaları içermeyen sandık tespit edilirken,
başpiskoposluğa aday olan metropolit ve piskoposlardan da bu duruma
tepki geldi.
Haberde,
Başpiskopos Vekili Baf Metropoliti Hrisostomos'un
başkanlığında, başpiskoposlukta bir toplantı
yapıldığı, Hrisostomos'un "seçimlerin iptalinin söz
konusu olmadığını, ancak bazı seçim bölgelerinde
seçimlerin tekrarlanması ihtimalinin bulunduğunu" söylediği
kaydedildi.
Güney
Kıbrıs'ta dün yapılan seçimle belirlenecek 1400 özel temsilci,
yaklaşık bir ay içinde başpiskopos vekilinin yazılı
çağrısıyla toplanarak, başpiskoposu seçecek l00 genel
temsilciyi belirleyecek. Başpiskoposun seçilmesi içinse iki ayrı
sandık kurulacak. Birinci sandıkta Sen Sinod Meclisi üyeleri ve
diğer dini liderler, ikinci sandıkta yarısı kilise mensubu,
yarısı sivil halktan 100 genel temsilci oy kullanacak.
Başpiskoposluk
yarışına Cikko Piskoposu Nikiforos, Limasol Metropoliti
Athanasios, Başpiskopos Vekili, Baf Metropoliti Hrisostomos ve Kitium
Metropoliti Hrisostomos olmak üzere 4 aday katılıyor.
HURRIYET 25/09/06
KKTC'de kabineye onay
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
yeni kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP-Özgür
Parti) koalisyonunun bakanlar kurulunu onayladı.
Talat, 13 Eylülde hükümeti kurmakla
görevlendirdiği Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in sunduğu bakanlar
kurulu listesiyle ilgili önceden bilgi sahibi olduğunu belirterek, ''Bu
listeyi onaylıyorum. Hayırlı olmasını diliyorum''
dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, yeni hükümetin
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Turgay Avcı'nın da eşlik ettiği Soyer'e Kıbrıs
Türk halkının yeni süreçte ciddi bir varlık mücadelesi ortaya
koyması gerektiğini hatırlatarak, bu konuya özel önem verilmesi
tavsiyesinde bulundu.
Kamu yönetiminde verimin
artırılması gerektiğine de işaret eden Talat,
Kıbrıs Türk halkının kendi iradesiyle kendi geleceğini
belirlemeyi sürdüreceğini ifade etti.
MILLIYET 25/09/06
bir araya gelmeli
ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan
Yardımcılığında üst düzey yetkili Matt Bryza,
Kıbrıs'ta teknik komitelerin halen bir araya gelememesinin sorun
oluşturduğunu belirterek, "Bu heyetler bir an önce
oluşturularak çalışmalara başlamalıdır.
Ayrıca, iki toplumun liderleri kısa zamanda bir araya gelmeliler"
dedi. Bryza, "Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin devam etmesi
gerektiğini" söyledi.
Bryza, Atina'da yayımlanan Elefterotipia gazetesindeki demecinde,
Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs konusuna değindi.
AB ile Türkiye arasındaki gümrük birliği ek protokolünün
uygulanmasıyla ilgili anlaşmazlığın
"yapıcı yaklaşımlarla aşılabilecek bir sorun
olduğunu" ifade eden Bryza, "Böyle bir yaklaşımın
her iki tarafta da mevcut olduğunu" söyledi.
Bryza, "Bölgedeki temaslarım sırasında bu konuda
hem Ankara'da ve hem de Kıbrıs (Rum) ile AB ülkeleri
başkentlerinde çok olumlu atmosfer bulunduğunu tespit ettim. Bu
konuda Türkiye ile AB arasında bir uzlaşmaya
varılacağına inanıyorum. Türkiye'nin üyelik treninin raydan
çıkmasını kimse arzu etmiyor" dedi.
ABD hükümetinin bu konunun çözümü çerçevesinde "Türkiye'nin
limanlarını belli bir zaman içinde açması gerektiğine
inanmakla birlikte, taraflar arasında kabul gören ve Türkiye'nin AB'ye
karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı
olabilecek her türlü görüşü de desteklediğini" belirten Bryza,
"Bu konuda ilke olarak, Kıbrıslı Türklere uygulanan
ekonomik izolasyonun hafifletilmesi amacıyla, ticari konulardaki
kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik
çabaları destekliyoruz. Bu görüş AB tarafından da
benimsenmektedir" diye konuştu.
Bryza, Washington'un, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM
ile AB'nin çabalarını desteklediğini, ancak ortada bununla
ilgili herhangi bir "Amerikan planı"
bulunmadığını söyledi.
Kıbrıs'ta teknik komitelerin hâlâ bir araya gelememesinin
"sorun" oluşturduğunu da söyleyen Bryza, "Bu heyetler
bir an önce oluşturularak çalışmalara
başlamalıdır. Ayrıca, iki toplumun liderleri kısa
zamanda bir araya gelmeliler" diye konuştu.
KIBRIS 25/09/06
Türk tarafı, teknik komiteler konusunda geriye döndü
HRİSTOFYAS, TÜRK TARAFINA TEPKİLİ... Hristofyas,
Kıbrıslı Türklerin, teknik komitelere ilişkin
düşüncelerinin; Cumhurbaşkanı Talat'ın BM Genel
Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari ile yaptığı görüşme sırasındaki
ve öncesindeki, "iki lider arasındaki özlü görüşmelerin
başlaması" şeklindeki önerilerine geri döndüğünü iddia
etti
TAKTİK OYUNU OYNANIYOR... Türk tarafını, "taktik
oyunu" oynamakla suçlayan Hristofyas, "Türk tarafı güya kararlar
alıyor diye kendimizi kandırmamalıyız. Olayları idare
eden, kararlar alan, sunan ve uygulayan Ankara'dır" diye konuştu
Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas, Kıbrıs Türk liderliğinin, teknik komiteler konusunda
geriye döndüğünü ileri sürdü.
Haravgi ve diğer gazetelere göre RİK'e bir açıklama
yapan Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin, teknik komitelere
ilişkin düşüncelerinin; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari ile yaptığı
görüşme sırasındaki ve öncesindeki "iki lider
arasındaki özlü görüşmelerin başlaması"
şeklindeki önerilerine geri döndüğünü savundu.
Hristofyas, bu önerinin; BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından
reddedildiğini anımsatarak, AKEL'in, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)
ile temaslarını sürdürdüğünü, ağustos ayında
gerçekleştirilen son görüşmede ise CTP heyetinin oldukça menfi
olduğunu ileri sürdü.
Türk tarafını, "taktik oyunu" oynamakla suçlayan
Hristofyas, "sahte devletin güya kararlar alıyor diye kendimizi
kandırmamalıyız. Olayları idare eden, kararlar alan, sunan
ve uygulayan Ankara'dır" şeklinde konuştu.
Anastasiadis'in endişesi
Öte yandan Simerini'ye göre, DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadis, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin olarak hiçbir
ilerleme kaydedilmemesi konusundaki endişesini dile getirdi.
Anastasiadis, aynı zamanda, kendi aleyhlerine olan oldu-bittilerin
askıya alınması için bir şey
yapılmadığını söyledi.
Güney Kıbrıs'ın 17 Aralık'ta
ortaya koyduğu değerlerin ve bazı tedbirlerin, Türkiye'nin AB
karşısındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili
karşılıklarla tüketilmememsi gerektiğini belirten
Anastasiadis, çeşitli ülke vatandaşlarının, Türkiye'nin
Avrupa perspektifindeki tepkisinin değerlendirilmesi gerektiğini,
ayrıca Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olması
amacıyla, bunun; AB ve Türkiye'de baskı unsuru olarak
kullanılması gerektiğini savundu.
KIBRIS 25/09/06
Hükümet, Cumhurbaşkanı Talat'ın onayına sunuluyor
Cumhuriyetçi Türk Partisi /Birleşik Güçler (CTP/BG) ile Özgürlük
ve Reform Partisi'nin (Özgür Parti) oluşturacağı koalisyon
hükümetinin önceki gün imzalanan protokolü ve kabinenin listesi, bugün
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunuluyor.
CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in
başbakanlığında 7'si CTP/BG'li, 3'ü de Özgür Partili
bakanlardan oluşacak yeni kabine, bugün saat 09.30'da
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak.
CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, bugün saat 09.30'da
birlikte Cumhurbaşkanı'na bakanlar kurulu listesini sunacak.
CTP/BG ile Özgür Parti'nin bakanlarının kimler
olacağı, partilerde dünkü son değerlendirmelerle
kesinleşti.
CTP/BG-Demokrat Parti Koalisyonu'nun 11 Eylül'de istifasının
ardından, 13 Eylül'de Cumhurbaşkanı'ndan yeni hükümeti kurma
görevini alan CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
UBP ve DP'den istifa edenlerin kurduğu Özgür Parti'yle koalisyona gitme
konusunda anlaşmış ve dün yeni koalisyonun protokolü
imzalanmıştı.
Yeni hükümet, Cumhurbaşkanı'nın onayıyla resmen
kurulmuş olacak.
KKTC Anayasası'na göre Cumhurbaşkanı'nca atanacak
bakanlar kurulu listesi, Cumhuriyet Meclisi'ne sunulacak. Hükümet programı
da, atanma tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde Başbakan
veya bir bakan tarafından Cumhuriyet Meclisi'nde okunacak. Bunun
ardından güvenoyuna başvurulacak. Güvenoyu görüşmeleri,
programın okunmasından iki tam gün geçtikten sonra başlayacak ve
oylama da görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçince yapılacak.
KIBRIS 25/09/06
Papadopulos'un esas amacı zaman geçirmek
PAPADOPULOS OLDUKÇA ÇÖZÜM ZOR... Güney Kıbrıs'taki EDİ
Başkanı Papapetru, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un
çözüm istemediğini, amacının zaman geçirmek olduğunu
söyledi. Papapetru, "Papadopulos ve şimdiki Rum hükümeti yönetimde
olduğu sürece, Kıbrıs sorununun çözümünden umutlu
değiliz" dedi
Güney Kıbrıs'taki Birleşik Demokratlar Partisi
(EDİ) Başkanı Mihalis Papapetru, Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un çözüm istemediğini, amacının zaman geçirmek
olduğunu söyledi.
Papapetru, "Papadopulos ve şimdiki Rum hükümeti yönetimde
olduğu sürece, Kıbrıs sorununun çözüm umutlarının
olmadığını, taksimin kalıcılaşacağını,
KKTC'nin düzeyinin günden güne yükseleceğini ve durumun geri döndürülemez
bir hal alacağını" belirtti.
Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Alithia gazetesinde
yayımlanan söyleşisinde Mihalis Papapetru, Rum hükümetinin; teknik
komiteler ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi
Michael Möller'in teknik komitelere ilişkin taraflara sunduğu
öneriler konusunda kendilerini bilgilendirmediğini kaydetti.
Gerek Papadopulos'un gerekse hükümet sözcüsünün, Kıbrıs Türk
tarafının Möller'e yanıtı konusunda halka bilgi verme
zorunda olduklarını ifade eden Papapetru, Kıbrıs Türk
tarafının teknik komitelerin çalışmalarını
belirli bir zaman çerçevesinde tamamlaması şartına
"şart" denemeyeceğini; eskiden 1. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş oyalamalarda bulunurken, Rum tarafının zaman
sınırlamaları talep ettiğini hatırlattı ve
durumun şu anda ters döndüğünü söyledi.
Papapetru, Papadopulos'un 2003'te Lahey'de oynadığı
oyunun aynısını şu anda oynamasından korktuğunu
dile getirerek, Papadopulos'un Lahey'de iken, Kıbrıs Türk
tarafının reddedeceğini düşünerek 3. Annan
Planı'nı kabul ettiğini belirttiğini, ancak Denktaş
dönemi sonrasında Kıbrıs Türk tarafının planı
kabul etmesi ile Papadopulos'un 180 derecelik bir dönüş gösterdiğini
vurguladı.
"Amacının zaman geçirmek olduğunu
kanıtladı"
Papapetru, Papadopulos'un aynı tutumu Möller'in önerileri
konusunda da sergilediğini ve aceleye, zaman
kısıtlamalarına gerek olmadığını söyleyerek,
amacının zaman geçirmek olduğunu kanıtladığını
da ifade etti.
KIBRIS 25/09/06
KKTC
Dışişlerinde gergin anlar
KKTCde
dışişleri bakanlığı görevini devreden Demokrat
Parti lideri Serdar Denktaş, istifacı milletvekilleriyle kurulan yeni
hükümeti yok farzettiğini söyledi.
NTV
Güncelleme: 21:20 TSI 26 Eylül 2006 Salı
LEFKOŞA
- KKTCde yeni hükümet göreve başlarken, Dışişleri
Bakanlığının devir teslim töreni sırasında sert
diyaloglar yaşandı. Serdar Denktaş, hükümet ve yeni
Dışişleri Bakanı Turgay Avcıya ağır
eleştiriler yöneltti.
Hükümeti,
demokratik yollarla oluşmadığı için yok kabul ettiğini
söyleyen Serdar Denktaş, Umarım bu bakanlığın
haklarını başka konularda olduğu gibi kolayca teslim
etmezsiniz dedi.
Dışişleri Bakanı Turgay Avcının da Serdar
Denktaşa yanıtı sert oldu. Avcı, Ülkeyi en az Serdar
Beyin koruduğu kadar koruyacağımızdan kimsenin
şüphesi olmasın ifadesini kullandı.
KKTCde Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Partiden istifa eden 4 milletvekili,
yeni bir oluşuma giderek Cumhuriyetçi Türk Partisi ile koalisyona
gitmişti.
AB'den KKTC'ye 139
milyon euro
ANKA
Avrupa
Birliği, Kıbrıs Türklerine 139 milyon euro yardımı
öngören programın uygulanmasını başlattı.
Yardımın 40 milyon euroluk ilk bölümünün 29 Eylülde Lefkoşa'ya
aktarılması, ikinci ödeme tarihi için ise 20 Ekimde
görüşmelerin yapılması öngörülüyor.
Avrupa Komisyonu, Temmuz 2004te önerdiği Kıbrısın
bütünlüğünü kolaylaştırmayı ve Kıbrıs Türklerinin
izolasyonunu sona erdirmeyi hedefleyen yardım programını
uygulamaya başladı.
Kıbrıs Türklerine yönelik yardım programın
uygulanmasından doğrudan sorumlu olacak ofis, 14 Eylülde
Lefkoşa'da faaliyete geçti.
ABHabere göre, program çerçevesinde uygulanacak ilk projeler, katı
atık, enerji, yerel altyapı ve işletmelerin desteklenmesi gibi
konuları kapsıyor. Yardımın 40 milyon euroluk ilk
bölümünün 29 Eylülde Lefkoşa'ya aktarılması, ikinci ödeme
tarihi için ise 20 Ekimde görüşmelerin yapılması
planlanıyor.
Komisyonun önerisi, Rum hükümetinin Kuzey Kıbrısta etkili
şekilde kontrol edemediği bölgelerdeki ticari faaliyetlerle ilgili
özel uygulamaları da içeriyor. Ancak, bu düzenlemenin yürürlüğe
girebilmesi için Avrupa Konseyinin onayı gerekiyor.
AB Dönem Başkanlığını yürüten Finlandiyanın tüm
çabalarına rağmen, Rumların itiraz ettiği düzenleme henüz
onaylanmadı. Bunun ardındaki en önemli etken, Magosa
Limanının Annan Planına göre KKTC yönetimine verilmesi olarak
görülüyor
HURRIYET
26/09/06
Kıbrıs'ta
olanlar
Gündüz Aktan
26/09/2006
RADIKAL
KKTC'de hükümet koalisyonu
bozuldu. DP ve UBP'den devşirilenlerle yeni bir 'koalisyon' kuruluyor.
Başbakan Soyer Sn Sedar Denktaş'la anlaşamıyormuş. Bu
değişikliğin başka hiçbir anlamı yokmuş. Yani AB
ile ilişkilerde Kıbrıs engelini aşmak için yeni hükümetin,
örneğin, BM veya AB gözetiminde Magosa limanının
açılması gibi bir yola gitmeyecekmiş.
Yapılan iş etik değil. Yine de kimseyi peşinen suçlamadan
gelişmeleri izlemeliyiz. Türk tarafının aleyhine adımlar
atılmazsa, ilerde 'Hayret!
Olanlar amma da tesadüfmüş' diyeceğiz.
Bugünün kritik şartlarında mizaç uyuşmazlığı
yüzünden koalisyon bozmak sorumsuzluk gibi görünüyor. Yeni hükümetin, eskisinin
politikasını daha iyi uygulamak için eskisinden farklı bir kadro
ile kurulmasını kuşkuyla karşılayanlar umarız
yanılırlar.
Kıbrıs konusu, bazıları ne kadar bıksa da, milli bir
dava. Milli davalara ilişkin politikalar, ancak, toplum kesimlerinin büyük
çoğunluğunu temsil eden hükümetlerce yürütülebilir. Filistin böyle
bir koalisyon kurmak için çabalarken, KKTC'deki mevcudun sudan bir nedenle heba
edilmesini akıl almıyor.
Daha ahenkli bir yönetim için kurulduğu söylenen bu koalisyonun KKTC'de ciddi
bir siyasi kriz başlatacağını ve bunun başta Sn Soyer
ve CTP olmak üzere, Türk toplumuna zarar vereceğini tahmin etmek güç
değil. Bu bağlamda UBP'nin de iç sorunlarını nihayet
aşması ve DP ile birlikte milli çıkarları savunmadaki
siyasi boşluğu doldurması için zaman geldi de geçiyor.
Türkiye'de Kıbrıs sorununun AB üyeliği önünde engel
niteliğini kaybetmesi için her şeyi vermeye hazır olanlar,
adadaki bu gelişmeyi demokrasiye uygun buluyorlar. Milli dava düzeyinde
bir sorunun daralan bir temsil tabanına dayanan bir hükümet
tarafından yürütülmesi demokrasiye nasıl uygun olabilir?
Bu vesileyle Sn Erdoğan'ın Sn Denktaş'a saygı ifadesinden
sonra, saygıyla bağdaşmayan ağır ifadeler
kullanması, üslup sorununu çözmesinin mümkün
olmadığını bir kez daha gösterdi. Bu üslupla, değil
cumhurbaşkanı olmak, başbakanlığını
sürdürmesinin bile Türkiye'ye ve onu destekleyenlere zarar vermekte
olduğunu görmek lazım.
AKP hükümetinin KKTC'deki bu gelişmede rol oynadığı
konusunda ciddi iddialar var. Söylenenler doğruysa, Türkiye'den gelen bu
müdahale ilk kez bir siyasi partinin politikası niteliğini
taşıyor. Zaten Sn Erdoğan da, haksız ithama
uğramış bir mazlumun tepkisinden ziyade, siyaseten rahatsız
olmuş bir politikacının
kızgınlığını sergiliyor.
KKTC üzerindeki ambargolar kalkmadan limanların ve
havaalanlarının Rumlara açılmayacağı artık bir
devlet taahhüdü niteliğini aldı. Sn Soyer'in 'Ben Kıbrıs
Türk halkı adına istediğimi yaparım' demek gücü yok. Bu
durumda Kıbrıs'ın AB üyeliğimiz önünde engel olmaktan
çıkarılması mümkün olamaz. Bu süreçte bir tür tren kazası
zaten mukadder. Muhtemelen AB böyle bir kazayı istiyor.
Karabağ Sırbistan'dan ayrılmışken, Kosova
ayrılıyorken, Irak bölünüyorken, Karadağ, Abhazya, Güney Osetya
ve Transnistriya sıraya girmişken, Kıbrıs'ta iki tarafın
birleşerek sorunu çözmesi ihtimali giderek azalıyor. Zaten 1960
sisteminin başından bu yana iki tarafın birleşerek sorunu
çözmesini sadece Türk tarafı savundu. Rumlar Türkleri önce etnik
temizlikle atmak istediler. 1974 sonrası tüm BM önerileri gibi Annan
planını da reddettiler. Şimdi de haksız AB üyesi
olmanın verdiği avantajı insafsızca kullanarak, 'osmosis'
adı altında Türkleri azınlık statüsüne indirmeye, hatta
toplum niteliklerini de tahrip edip, bireysel haklarla yetinmelerini
sağlamaya çalışıyorlar.
Bu böyle gidemez. KKTC, uluslararası standartlara uygun bir demokrasi,
uluslararası toplumun çözüm önerisini de kabul eden taraf. Buna
rağmen, adeta bir 'apartheid' yaklaşımıyla dünyanın
dışına itiliyor. Biz de AB üyesi olmak için bu rezaleti sineye
çekiyoruz. Sonunda vereceğimiz tavizlerle Papadopulos gibilerini
doyuramayacağımızdan üye de olamayacağız.
Gerçek güç Sn Denktaş'ı azarlamakta değil.
Kaldı ki bu kimin haddine. Gerçek güç geçerliliğini yitiren
politikaları değiştirmekte.
Şimdi görev zamanı
İŞTE YENİ KABİNE... CTP/BG: Maliye Bakanı
Ahmet Uzun, İçişleri Bakanı Özkan Murat,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar,
Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu,
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak; Özgür Parti:
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve
Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi
TALAT'TAN HÜKÜMETE ÖNERİ: KAMU REFORMU, NE PAHASINA OLURSA
OLSUN... Cumhurbaşkanı Talat, yeni hükümete "Kamu yönetiminde
verim düşüklüğü Dünya Bankası raporuyla da onaylandı. Kamu
reformu, ne pahasına olursa olsun yaşama geçirilmeli" önerisinde
bulundu
SOYER: TÜM USULSÜZLÜKLERİN ÜZERİNE GİDİLECEK...
Başbakan Ferdi Soyer, "Memleketimizde bulunan bütün usulsüzlükler ve
yolsuzluk ile suistimal iddiaları tarafımızdan, ciddiye
alınmaktadır. Gerekli soruşturmaları yapmak, yaşama
geçirmek hükümetimizin en önemli görevlerinden bir tanesidir" dedi
Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG)- Özgürlük ve
Reform Partisi (Özgür Parti) koalisyon hükümetinin kabinesi,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali tarafından, onaylandı.
Yeni hükümetin programı ise 30 Eylül Cumartesi günü, mecliste
okunacak. Meclisteki hükümet programıyla ilgili görüşmeler de 3 Ekim
Salı günü başlayacak. Görüşmelerin tamamlanmasından 1 tam
gün sonra da mecliste, güven oylamasına gidilecek.
KKTC Anayasası'na göre hükümet programı, atanma tarihinden
başlayarak en geç bir hafta içinde Başbakan veya bir bakan
tarafından Cumhuriyet Meclisi'nde okunacak. Bu çerçevede yeni hükümet
programı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından 30 Eylül
Cumartesi günü, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda okunacak. Hükümet
programı üzerindeki görüşmelere ise, 3 Ekim Salı günü başlanacak.
Görüşmelerin tamamlanmasından bir tam gün sonra ise hükümetle ilgili
güven oylaması yapılacak.
Mecliste, hükümetin güvenoyu alabilmesi için 26 milletvekilinin kabul
oyuna ihtiyaç duyuluyor. Ancak 25'i CTP/BG'den, 3'ü de Özgür Parti'den olmak
üzere toplam 28 milletvekilinin desteğine sahip yeni hükümetin, meclisten
güvenoyu alacağına kesin gözle bakılıyor.
Turgay Avcı ve Erdoğan Şanlıdağ'la birlikte
UBP'den istifa eden ancak yeni kurulan Özgür Parti'ye henüz katılmayan
bağımsız Girne Milletvekili Ergün Serdaroğlu'nun da güven
oylamasında yeni koalisyonu desteklemesi bekleniyor.
Bakanlar
CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, dün saat 09.30'da
birlikte Cumhurbaşkanı'na bakanlar kurulu listesini sundu.
CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in
başbakanlığında 7'si CTP/BG'li, 3'ü de Özgür Parti'li
bakanlardan oluşan yeni kabine şöyle:
CTP/BG: Maliye Bakanı Ahmet Uzun, İçişleri Bakanı
Özkan Murat, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı
Salih Usar, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Tarım Bakanı Önder
Sennaroğlu, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak;
Özgür Parti: Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver
Öztürk, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi".
Kabine Talat'a sunuldu, Talat kabul etti
CTP/BG- Özgür Parti koalisyonunun kabinesi, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a dün sabah sunuldu.
CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile
Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, saat 09.30'da birlikte
Cumhurbaşkanı'na bakanlar kurulu listesini sundu.
Cumhurbaşkanı Talat da "tabii ki onaylıyorum" diyerek,
onay mektubunu Başbakan Soyer'e sundu.
Önemli bir dönemde kurulduğunu belirttiği yeni hükümete
tavsiyelerde de bulunan Talat, kamu yönetiminin ciddi şekilde gözden
geçirilmesi ve kamu reformunun da bu alanda değerlendirilerek ne
pahasına olursa olsun hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türkü'nün mücadelesinin artık
varlık mücadelesine dönüştüğüne dikkat çekerek hükümeti bu
konuda uyanık olmaya çağırdı.
Soyer: Hedef, ülkeyi daha ileriye taşımak
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, kabine listesini sunmadan önce
yaptığı konuşmada, 13 Eylül'de Cumhurbaşkanı'ndan
aldığı yeni hükümeti kurma görevi üzerine, gerekli
değerlendirmelerini yaparak CTP/BG ile Özgür Parti'nin koalisyon hükümeti
kurma konusunda anlaştıklarını, protokolünü
imzaladıklarını ve kabinesini oluşturduklarını
anlattı.
Soyer, Kıbrıs sorununun çözümünde, Kıbrıs Türk
halkının siyasal eşitliği ve iki bölgelilik
yapısını koruyacak, 24 Nisan iradesi ve Cumhurbaşkanı
Talat'ın Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile
gerçekleştirdiği ilke anlaşmalarını kendine
ışık tutarak, Kıbrıs sorununun çözümünde ortak çıkarlara
dayalı işbirliği ve Cumhurbaşkanı'nın
Kıbrıs sorununda izleyeceği siyasetteki birliktelik temelinde
halkın ekonomik, demokratik, sosyal gelişmesinde reform hareketlerini
geliştirip, ülkeyi bulunduğu noktadan daha ileriye taşımak
iddiasıyla hükümeti oluşturduklarını kaydetti.
Talat'tan tavsiyeler
Başbakan'dan kabine listesini aldıktan sonra konuşan
Cumhurbaşkanı Talat, önemli bir dönemde hükümet
oluşturulduğunu belirterek "bu listeyi tabii ki onaylıyorum
ve hayırlı olmasını diliyorum" dedi.
Hükümete gerek dış, gerekse iç politikaya yönelik
tavsiyelerde de bulunan Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak, Rum Yönetimi Lideri
Tassos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'ndaki konuşmanın, ileriki
günlerde Kıbrıs Türk halkının mücadelesinin hangi alanda
yoğunlaşması gerektiğini gösterdiği; buna
ışık tutuğuna dikkat çekti.
Kıbrıs Türkü'nün mücadelesinin artık gerçek anlamda bir
varlık mücadelesine dönüşmekte olduğuna işaret eden Talat,
"O yüzden hükümetin bu konuda son derece dikkatli, son derece uyanık
olması gerekiyor. Bu uyanıklığı göstereceğine
tabii ki eminim ama buna ayrıca önem vermek gerekiyor. Kıbrıs
Türk halkı artık ciddi bir varlık mücadelesi ortaya koymak
durumundadır" dedi.
Papadopulos'un geçen yılki konuşmasında ilk kez ortaya
attığı Osmosis fikrine, bu yılki konuşmasıyla
yeni çiviler çakarak Osmosis'i güçlü kılan ve içeriğini de dolduran
fikirler ortaya koyduğunu kaydeden Talat, bunlar içerisinde en önemlisini
"etnik kökene, kültürel farklılığa ve siyasi
eşitliğe saygı gösterecek bir yönetim arzuladığını
ancak bunun Kıbrıs hükümetinin ve kurumlarının etkin
çalışmasını önleme pahasına
olamayacağını ifade etmesi" olarak yorumladı.
Kıbrıs Türk basınının da dikkatini çekmek
istediğini ifade eden Talat, şunları kaydetti:
"Yani en önemli devlet fonksiyonu, herhangi bir takıntı
olmadan, kurumların çalışmasıdır. Siyasi
eşitliğin, kültürel farklılığın ve
Kıbrıslı Türk oluşunun hiçbir önemi yoktur. Sayın
Papadopulos'un yaklaşımı öz olarak budur ve bu, Kıbrıs
Türkü'nün bundan sonra artık çözüm hedefi yanında azınlık
hakkı bile olmayan bir çözümü -çünkü bildiğiniz gibi, kültürel
farklılığın korunması, etnik kimliğin
korunması hiç olmazsa bir azınlık hakkıdır.
Onların bile gözetilmeyeceği bir çözüm öngören Kıbrıs Rum
yönetimine karşı Kıbrıs Türkü'nün mücadelesi artık
gerçek anlamda bir varlık mücadelesine dönüşmektedir. O yüzden
hükümetin bu konuda son derece dikkatli, son derece uyanık olması
gerekiyor. Bu uyanıklığı göstereceğine tabii ki eminim
ama buna ayrıca önem vermek gerekiyor. Kıbrıs Türk halkı
artık ciddi bir varlık mücadelesi ortaya koymak durumundadır.
Özellikle Türkiye'nin AB sürecinde belli aşamalara yaklaşırken
bu konudaki gerginlikler ve tartışmaların da üst boyutlara
çıkması tabii ki kaçınılmaz oldu."
Dünya Bankası'nın raporu
Cumhurbaşkanı Talat, üzerinde durmak istediği ve
"doğrudan doğruya Kıbrıs Türk halkının,
KKTC'nin karşı karşıya bulunduğu bir başka
tehlike gurubu" diye ifade ettiği diğer bir konunun ise, henüz
kamuoyunda yeterince tartışma ortamı bulmamış olan
Dünya Bankası'nın Kıbrıs Türk ekonomisiyle ilgili olarak
hazırladığı rapor ve buradaki öngörüler olduğunu
belirtti.
Talat, rapora iyice bakıldığında, "2010
yılından itibaren çok büyük krizlerle karşı
karşıya kalınmasının kaçınılmaz olduğu;
sosyal güvenlik siteminin ciddi SOS vermekte olduğu, sosyal güvenlik
sisteminin hep Tek Sosyal Güvenlik haline getirmek hem de
rasyonelleştirmek gerektiğinin görüldüğünü" kaydetti.
Kamu yönetimindeki verim düşüklüğü, raporla da
onaylandı
Verimin, kamu yönetiminde son derece düşük olduğunun bu
raporla bir kere daha onaylandığını vurgulayan Talat,
bürokrasinin, devlet yönetiminin hantallığının zaten
tartışma kaldırmadığını, bunu herkesin
bildiğini ancak bir de verimsizliğin boyutuna bakılınca,
bunun korkunç olduğunun görüldüğünü söyledi.
Kamu reformu ne pahasına olursa olsun
Talat şöyle konuştu:
"Eğitim alanında başta olmak üzere, kamu
yönetiminin ciddi şekilde gözden, elden geçirilmesi, kamu reformunun bu
alana yönlendirilip yoğunlaştırılması ve ne
pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Çünkü bu süreç,
gerek Kıbrıs sorununun çözümü konusunda verilen uğraş,
gerekse Türkiye'nin AB sürecinde karşılaşacağı
sıkıntılar, Kıbrıslı Türkleri daha rasyonel, daha
akılcı ve gerçekten kendi kendini yöneten, kendi sorunlarını
kendisi çözen bir düzeye yükselmesini zorunlu kılmaktadır. Bunun da
yapacak olan tabii ki hükümettir."
Hükümet ciddi sorunlarla karşı karşıya
Talat, bu hükümetin çok ciddi sorunlar karşısında
olduğunu da ifade ettiği konuşmasında, Kıbrıs
Türk halkının kendi iradesiyle kendi geleceğini belirleme
süreçlerini hep yaşadığını, başarıyla
gerçekleştirdiğini ve son olarak da 24 Nisan iradesiyle geleceğe
dönük vizyonunu ortaya koyarak kendini kanıtlamış olmasına
rağmen, özellikle Kıbrıs Rum tarafının
"Kıbrıs Türkü'nün Türkiye'nin yönetiminde olduğunu"
iddia eden yaklaşımlarına karşı da mücadele etmek
gerektiğini vurguladı.
Bu süreç içerisinde başta Türkiye olmak üzere yakın dost
ülkelerle tam bir işbirliği içinde olunacağını da
ifade eden Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkını her
şart altında destekleyen bir ülke olarak sürekli istişare içinde
olunacak bir ülke olduğunu ve bunun her zaman için gözetilmesi,
ilişkilerin hep son derece iyi tutulması gerektiğini
vurguladı.
Talat, diğer dost ülkelerden Pakistan, Türk Cumhuriyetler ve AB
üyesi ülkelere de ağırlık verilmesi gerektiğini
belirtirken, özellikle Dışişleri
Bakanlığı'nın da bu konuda özel bir gayret ortaya
koyması gerektiği inancını dile getirdi.
Talat, hükümete başarı dileklerini ileterek onay mektubunu
sunarken ise şunları kaydetti:
"İnanıyorum ki Kıbrıs Türkü, hakkı olan,
güzel bir yaşam, iyi; sorunlara anında cevap veren bir kamu yönetimi,
iyi gelişmiş bir ekonomiye layıktır ve tabii ki
Kıbrıs sorunu çözülerek dünyayla bütünleşmesi de en doğal
hakkıdır."
Soru ve yanıtlar
Cumhurbaşkanı Talat ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
yeni kabinenin onayının ardından basının
sorularını yanıtladılar.
UBP ve DP'nin meclis boykotu ve hükümeti kabul etmeme
yaklaşımlarının hatırlatılarak bunun hükümete ve
dolaylı olarak Cumhurbaşkanı'na nasıl
yansıyacağı yönündeki bir soruya karşılık
Cumhurbaşkanı Talat, hükümet krizi başladığı
günden itibaren sürekli itidal çağrısı
yaptığını anımsatarak, demokratik yapıyı
zedelemenin ve demokrasiye zarar vermenin kimsenin yararına
olmadığını söyledi. Tüm tarafların itidalli olmak,
dikkatle değerlendirme yapmak durumunda olduğunu kaydeden Talat,
şöyle konuştu:
"Dış politikada çok ciddi sorunlarla karşı
karşıyayız. Bu ciddi sorunlarla baş edebilmek için iç
politikada itidalli davranmak zorundayız. Değerlendirmelerimizi
sağlıklı yapıp soğukkanlılıkla hareket etmek
durumundayız. Tabii ki bunun sağlanabilmesi için de
Cumhurbaşkanı olarak bana düşen ne varsa
yapacağım."
Cumhurbaşkanı Talat, Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanlığı'na atanan ÖP'lü Enver Öztürk'ü veto ettiğine
ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine ise,
"Tamamen gerçek dışı, böyle bir şey
konuşulmadı" dedi.
Başbakan Soyer de, "DP'nin KKTC'ye yatırım yapmak
isteyen işadamlarından komisyon istediğine dair elinizde belge
var mı? Bu belgeyi açıklayacak mısınız?"
şeklindeki bir soruyu yanıtlarken, bu yöndeki iddiaları
incelediklerini ve gerekli incelemeleri tamamladıktan sonra gerekli
açıklamayı yapacaklarını söyledi.
İddiaların olduğu bir konuda
konuşmayacağını kaydeden Soyer, inceleme sonucunda bulgu
çıkması halinde konuyu yargı organına havale edeceklerini,
çıkmaması durumunda ise "bu iddia yanlıştır"
diye açıklama yapacaklarını kaydetti.
"Aynı araştırmanın Din İşleri
Dairesi Başkanı hakkında da yapılıp
yapılmayacağı" yönündeki soruya karşılık ise
Soyer, "Herkes için yapılacaktır. Merak etmeyin. Memleketimizde
bulunan bütün usulsüzlükler ve yolsuzluk ile suistimal iddiaları
tarafımızdan ciddiye alınmaktadır. Gerekli
soruşturmaları yapmak, yaşama geçirmek hükümetimizin en önemli
görevlerinden bir tanesidir" şeklinde konuştu.
KIBRIS 26/09/06
Erdoğan,
Bush'la Kıbrıs'ı konuşacak
Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek hafta
ABD Başkanı George W. Bush ile yapacağı görüşmede,
Kıbrıs, terör örgütü PKK, uluslararası terörizmle mücadele, AB
ve Ortadoğu'daki gelişmeler ele alınacak.
Alınan bilgiye göre, 29 Eylül tarihinde ABD'ye gidecek olan
Erdoğan'ın ilk durağı, New York olacak.
New York'ta ABD'nin önde gelen basın
kuruluşlarının bazılarına mülakat verecek olan
Başbakan Erdoğan, daha sonra Türk toplumuna hitap edecek.
Başbakan Erdoğan, New York'taki temaslarının
ardından 1 Ekim Pazar günü Washington'a geçecek.
2 Ekim Pazartesi günü Beyaz Saray'da ABD Başkanı Bush ile
bir araya gelecek olan Erdoğan'ın görüşmede başta
uluslararası terörizmle mücadelede işbirliği, Türkiye'nin terör
örgütü PKK'ya yönelik mücadelesinde ABD'den beklentileri ile Türkiye'nin AB
üyeliği, Kıbrıs, Ortadoğu'da özellikle İsrail,
Filistin ve Lübnan'da yaşanan gelişmeleri gündeme getireceği
öğrenildi.
Erdoğan'ın, Türkiye'nin özellikle terör örgütü PKK ile
mücadelede daha somut adımların atılması konusunda
görüş ve taleplerini ABD tarafına ileteceği bildirilirken,
ayrıca KKTC'ye uygulanan haksız izolasyonların
kaldırılması konusunda da ABD'den destek isteyeceği
kaydedildi. Başbakan Erdoğan, görüşmenin ardından, Türk ve
yabancı basın mensuplarına yönelik basın toplantısı
düzenleyecek.
Erdoğan, temaslarının ardından Washington'dan
İngiltere'nin başkenti Londra'ya hareket edecek. Başbakan
Erdoğan, 3 Ekim'de İngiltere Başbakanı Tony Blair ile
yapacağı görüşmeden sonra Türkiye'ye dönecek.
KIBRIS 26/09/06
Amaç; Türkiye'nin
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını
sağlamak
KRİZ YAŞANMAMASI İÇİN... Avrupa Birliği'nin
dönem başkanı Finlandiya'nın, Mağusa Limanı'nın
AB tarafından işletilmesini ve Maraş'ın BM kontrolüne
verilmesini öngören tasarısı, Türkiye'nin limanlarını Rum
gemi ve uçaklarına açmasını hedefliyor. Yeni planın,
"Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açmaması nedeniyle müzakere sürecinde bir kriz yaşanmaması"
için hazırlandığı bildirildi
"İZOLASYONLAR DA KALKMIŞ OLACAK"...
Planın ana unsurunun, "Mağusa Limanı'nın
işletmesinin Avrupa Birliği'ne devredilmesi ve bunun
karşılığında Maraş bölgesinin de
Birleşmiş Milletler denetiminde açılması" olduğu
bildirildi. AB, bu adımla KKTC'ye yönelik izolasyonun kalkmış
olacağını düşünüyor. Böylece Türkiye'nin
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için "önce
izolasyonlar kalkmalı" talebinin karşılanmış
olacağı varsayılıyor
Avrupa Birliği'nin dönem başkanı Finlandiya'nın,
Mağusa Limanı'nın AB tarafından işletilmesini ve
Maraş'ın BM kontrolüne verilmesini öngören tasarısı,
Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açmasını hedefliyor.
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın geçtiğimiz hafta
basına yansıyan hazırladığı planla ilgili, yeni
haberler geliyor. Yeni hazırlanan planın, "Türkiye'nin
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması nedeniyle
müzakere sürecinde bir kriz yaşanmaması" için
hazırladığı bildirildi.
Planın ana unsuru, Mağusa Limanı'nın
işletmesinin Avrupa Birliği'ne devredilmesi ve bunun
karşılığında Maraş bölgesinin de
Birleşmiş Milletler denetiminde açılması.
AB, bu adımla KKTC'ye yönelik izolasyonun kalkmış
olacağını düşünüyor. Böylece Türkiye'nin
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için "önce
izolasyonlar kalkmalı" talebinin karşılanmış
olacağı varsayılıyor.
Ercan doğrudan uçuşlara açılmıyor
Ancak taslakta, Mağusa Limanı'ndan sadece mal
taşımacılığı yapılabileceği
belirtiliyor ve Kıbrıslı Türkler açısından çok daha
önemli olan, Ercan Havaalanı'na doğrudan uçuşların
başlatılması öngörülmüyor.
Taraflara henüz resmen iletilmeyen taslakla ilgili AB Dönem
Başkanı Finlandiya nabız yokluyor.
Ercan Havaalanı'nın açılmasını öngörmeyen
çözüm formüllerinin, KKTC tarafından kabul görmeyeceğini belirten
Ankara, AB'nin, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 29 Ocak
tarihinde açıkladığı 10 maddelik Kıbrıs eylem
planının da dikkate alınmasını istiyor.
KIBRIS 26/09/06
Toprak
mafyasının mallarına el konuldu
PARA ŞİRKETE İADE EDİLECEK... Aytotoro ve Mansura
köylerindeki Türk tapulu toprakları, sahte belge düzenleyerek satan 6 Rum
hakkında açılan davanın dünkü duruşmasında,
sanıkların mal varlıklarına el konulmasını
isteyen savcı Savvas Matsas'ın talebi, mahkeme tarafından kabul
edildi. Mahkeme, sanıkların tüm mal varlıklarına el
konulması, satışa çıkarılması ve 600 bin KL'ye
yakın paranın temin edilerek, toprakları satın alan
şirkete iadesi kararını verdi
Aral MORAL
Aytotoro ve Mansura köylerindeki Türk tapulu toprakları, sahte
belge düzenleyerek satan 6 Rum hakkında açılan davanın dünkü
duruşmasında, sanıkların mal varlıklarına el
konulmasını isteyen savcı Savvas Matsas'ın talebi, mahkeme
tarafından kabul edildi.
Dillirga bölgesindeki Türk mallarını sahte belgelerle bir
şirkete satan ve daha sonra açılan polis soruşturmasıyla
yakalanan 6 Rum hakkında açılan dava Baf mahkemesinde görülmeye devam
ediyor.
Dünkü duruşmada altı yargıçtan oluşan
ağır ceza mahkemesi, sanıkların tüm mal
varlıklarına el konulması, satışa
çıkarılması ve 600 bin KL'ye yakın paranın temin
edilerek, toprakları satın alan şirkete iadesi
kararını verdi.
Sanık avukatları ise, durumu yeniden görüşmek üzere
mahkemeden süre talep etti. Mahkeme, bir sonraki duruşma tarihini
sanıklara bildirecek.
Olay nasıl gelişti?
Pirgo köyü muhtarı Grinos Theoros liderliğinde, Emlakçı
Kostas Konstantiniu, Andreas Savas, Tapu Dairesi'nde memur Mihalis Golotos,
Haralambos Palaslias ve Yorgos Savvastan oluşan toplam 6 kişilik
toprak mafyası, 2000'li yılların başında Aytotoro ve
Mansura köylerindeki Türk mallarını, sahte belgelerle satmak
istemişti.
Çete, ilk iş olarak söz konusu malları, Tapu Dairesi'nde
çalışan Golotos tarafından hazırlanan sahte belgelerle
kendi akrabalarının üzerine geçirmiş daha sonra, Dillirga
bölgesinde Aya Napa gibi bir tatil beldesi inşa etmek isteyen Ellinos
Şirketi ile çete adına bağlantı kuran ve ayni zamanda
çetenin üyesi olan Kostas Konstantiniu, toprakları yaklaşık 1
milyon Kıbrıs Lirası'na şirkete satmıştı.
Olay, 2001 yılı içerisinde, tapu dairesindeki tapu
belgelerinin bilgisayar ortamına aktarıldığı
sırada, bazı dosyaların kayıp olduğunun
anlaşılmasının ardından açılan polis
soruşturmasında ortaya çıkmıştı.
14 yıl hapislikleri isteniyor
12 Eylül Salı günü Baf Mahkemesi'nde görülen ve 5 saat süren
duruşmada 59 suçtan itham edilen ve 14 yıla kadar hapislikleri
istenen 6 Rum, mahkeme tarafından suçlu bulunmuştu.
20 Eylül Çarşamba günü görülen duruşmada Savcı Savvas
Matsas, sanıkların mal varlıklarına el
konulmasını talep etmişti.
KIBRIS 26/09/06
Müdahalede
bulunmadık
BİZİ BULAŞTIRMASINLAR... Erdoğan: KKTC'deki
hükümet değişikliği konusuna bizi bulaştırma gayretine
girme çirkinliğini gösteriyorlar. Ne dış ilişkilerden
sorumlu genel başkan yardımcım bu işlerin içinde yer
alır, ne de biz yer alırız. Kendileriyle ilgili kararı,
yine kendileri verirler. Bizim müdahale etmemiz mümkün değil
SENİ NİYE ARAYAYIM... KKTC'den bir politikacının;
"Başbakan bizi aramadı" şeklindeki sözlerine de
değinen Erdoğan, " 'Başbakan beni aramadı...' Seni
niye arayayım? Varsa bir sıkıntınız, siz bizi
ararsınız. Uluslararası diplomasi açısından da uygun
değildir. Biz başbakan olarak açar, o ülkenin başbakanı ile
görüşürüz" diye tepkisini ortaya koydu
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, KKTC'deki hükümet değişikliğiyle ilgili olarak,
"Kıbrıs konusunda ağzı olan konuşuyor, kalemi
olan da yazıyor. Bizi bu işe bulaştırma gayretine girme
çirkinliğini gösteriyorlar" dedi.
AK Parti'nin dış ilişkilerden sorumlu genel başkan
yardımcının da kendilerinin de böyle bir işin içinde yer
almadığını vurgulayan Erdoğan, "KKTC'de
kendileriyle ilgili kararı, yine kendileri verirler. Bizim müdahale
etmemiz mümkün değil" diye konuştu.
KKTC'den bir politikacının; "Başbakan bizi
aramadı" şeklindeki sözlerine de değinen Erdoğan,
" 'Başbakan beni aramadı...' Seni niye arayayım? Varsa bir
sıkıntınız, siz bizi ararsınız. Uluslararası
diplomasi açısından da uygun değildir. Biz başbakan olarak
açar, o ülkenin başbakanı ile görüşürüz" diye tepkisini
ortaya koydu.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında
yaptığı konuşmada, hükümetleri döneminde AB sürecinde
alınan mesafeye dikkati çekerek, yapılanların, Atatürk'ün
"muasır medeniyet" hedefiyle örtüştüğünü söyledi.
Erdoğan, "Türkiye bugün, Cumhuriyet'in kuruluş ideallerine her
zamankinden daha yakın" diye konuşan Erdoğan, AB
sürecindeki hedeflerinden sapmalarının söz konusu olamayacağını
ifade etti.
Başbakan Erdoğan, sürecin rasyonel yönetilmesinin önemine
dikkati çekerek, "Hükümet, AB konusunda işi gevşek tutuyor,
varacağı noktaya vardı, artık başbakan
koşuşturmuyor, baş müzakereci gerekli ilgiyi göstermiyor,
başka işlerinin arasından AB'ye vakit ayırıyor"
şeklindeki eleştiri yöneltenler bulunduğunu hatırlatarak,
AB süreciyle ilgili hiçbir çalışmanın
aksamadığını bildirdi. Süreçle ilgili
çalışmaların bir takvim içinde ciddiyetle sürdürüldüğünü
anlatan Erdoğan, tarama sürecinin devam ettiğini ve 13 Ekimde
biteceğini bildirdi.
Baş müzakereci Devlet Bakanı Ali Babacan'ın her ay bir
AB ülkesine gitmesinin planlandığını belirten Erdoğan,
Almanya Başbakanı Angela Merkel'in de 5-6 Ekim'de Türkiye'ye resmi
ziyarette bulunacağını söyledi. AB sürecini gayet iyi takip
ettiklerini belirten Erdoğan, 9. Uyum Paketi'nin
Meclis'e getirilmesinin de bu sürecin bir sonucu olduğunu
kaydetti.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'de bazı siyasetçilerin AB
konusunda "sabah başka, akşam başka"
konuştuklarını ifade ederek, AB ile ilgili yasalara imza
koyanların, iktidardan düşünce "AB'ye düşman
olduklarını" söyledi. Siyasetin dürüstlük ve sabır
istediğini anlatan Erdoğan, "Kopenhag ve Maastricht kriterleri
dışında istenenlere AK Parti iktidarı hiçbir zaman 'evet'
demez" diye konuştu.
Her geçen gün KKTC mesafe alıyor
AB konusunda gerekli adımları attıklarını
kaydeden Erdoğan, şunları söyledi: "Kıbrıs
konusunu önümüze getireceklermiş... Kusura bakmasınlar ama biz
Kıbrıs konusunda söyleyeceklerimizi 24 Nisan 2004 zirvesinde
söyledik. Bugün de aynı noktadayız. 24 Nisanda AB'nin söylemesini
istediklerini söyleyecek olan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'dir.
Onlardan, söylenmesini istediklerini beklesinler... BM'nin çözüm
planının desteklenmesini istediler. Biz destek verdik,
Kıbrıs Türk halkı da kabul etti. Ama Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi bunu yapmadı. Ama onlar taltif edildi,
soydaşlarımız ise izolasyona tabi tutuldu. Bunun
karşısında tavrımızı koyduk. Her geçen gün KKTC
mesafe alıyor. Tüm bunlara rağmen ağzı olan konuşuyor,
kalemi olan yazıyor... 'Kıbrıs peşkeş çekildi"
diyor... KKTC daha önce İKÖ'de bir toplum, cemaat olarak yer
alırdı. KKTC bizim dönemimizde İKÖ'de Annan Planı'ndaki
ifadeyle, 'Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' olarak yer alıyor. KKTC
şu anda İKÖ içinde Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Olarak gözlemci
üye statüsünde bulunuyor. Değişik ülkelerden değişik
gruplar KKTC'ye doğrudan gelmeye başladı. Kısa bir süre
önce Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı resmen davet etti. KKTC'nin
tarihinde görülmemiş yatırımlar yapılmaktadır."
Sizi niye arayayım?
Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki hükümet
değişikliğini hatırlatarak, "Bizi bu işe
bulaştırma gayretine girme çirkinliğini gösteriyorlar. Ne
dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcım
bu işlerin içinde yer alır ne de biz yer alırız" dedi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Biz sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak KKTC'ye
yapmamız gerekeni yaparız. Kendileriyle ilgili kararı, yine
kendileri verirler. Bizim müdahale etmemiz mümkün değil. Bir konu daha var
ona da değinmeliyim; 'Başbakan beni aramadı'... Seni niye arayayım...
Varsa bir sıkıntınız, siz bizi ararsınız.
Uluslararası diplomasi açısından da uygun değildir. Biz
başbakan olarak açar, o ülkenin başbakanı ile görüşürüz.
Siz bizi ararsınız veya alt kademeden birini arayacaksanız,
Türkiye'deki muhatabı aranır. Bizi arar yardım isterseniz, biz
de elimizden gelen desteği veririz. Bu yöndeki iddialar, AK Parti ve
iktidarımızı yıpratmaktan başka bir şey
değildir. Türkiye ile KKTC arasındaki o kuvvetli bağları
zayıflatacak yollara kimse girmesin. Biz KKTC'ye elimizden gelen her türlü
desteği veririz."
KIBRIS 27/09/06
AP'nin "Katı, ancak adil" raporu
bugün oylanıyor
EURLINGS: TÜRKİYE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE
GETİRMELİ... Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Camiel
Eurlings, AP genel kurulunda dün yaptığı konuşmada Türkiye
raporunu, "katı, ancak adil" olarak değerlendirdi.
Eurlings, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın gereklerini yerine
getirmesini arzu ettiklerini belirtti
REHN: ANKARA ANLAŞMASI İLE İZOLASYONLAR ARASINDA
BAĞLANTI YOK... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn,
Türkiye'nin Ankara Anlaşmasının sorumluluklarını
yerine getirme ile Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların
kaldırılması arasında bağlantı kurmaması
gerektiğini söyledi. Rehn, Türkiye'nin Kıbrıslı Rumlara ait
gemi ve uçaklara liman ve havaalanlarını açmasını istedi
SOSYALİST, LİBERAL VE YEŞİL GRUP
DEĞİŞİKLİK TALEP ETTİ... AP'deki Sosyalist,
Liberal ve Yeşil grupların üyesi parlamenterler, Türkiye raporunda
önemli değişiklikler yapılmasını istediler. Üç siyasi
grubun üyeleri, Türkiye'nin tam üyeliğinden önce sözde Ermeni
soykırımının tanınmasını öngören maddenin
geri çekilmesi yolunda konuşma yaptı
Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu, Hollandalı Hıristiyan
Demokrat üye Camiel Eurlings tarafından kaleme alınan Türkiye
raporunu, dün görüştü. Rapor, bugün Avrupa Parlamentosu'nda oylanacak.
Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Camiel Eurlings, genel
kurulda yaptığı konuşmada raporu, "katı, ancak
adil" olarak değerlendirdi.
Eurlings, Türkiye'nin Ankara anlaşmasının gereklerini
yerine getirmesini arzu ettiklerini belirtti.
Türkiye'deki reform sürecinin yavaşladığını
iddia eden Eurlings, bundan üzüntü duyduklarını söyledi.
Eurlings, özellikle ifade özgürlüğünün güvence altına
alınması için, Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesinin
değiştirilmesini arzu ettiklerini kaydetti.
Eurlings, sözde Ermeni soykırımının
tanınmasının AB üyeliği için kriter olarak getirilmesini
arzu etmediğini sözlerine ekledi.
PKK terörünü de şiddetle kınadıklarını
belirten Eurlings, şiddetin hiçbir şekilde haklı görülemeyeceğini
ifade etti.
AP'de konuşan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi
Olli Rehn, Türkiye'nin Ankara Anlaşmasının
sorumluluklarını yerine getirme ile Kıbrıslı Türklere
yönelik izolasyonların kaldırılması arasında
bağlantı kurmaması gerektiğini söyledi.
Avrupa Parlamentosundaki Türkiye oturumunda söz alan Rehn, Türkiye'nin
gümrük birliğinin 25 ülkeyi kapsayacak şekilde uygulamasını
öngören Ankara Anlaşmasından doğan sorumluluklarını
yerine getirmesini, Rumlara ait gemi ve uçaklara liman ve havaalanlarını
açmasını istedi.
Türkiye ile müzakerelerin hedefinin tam üyelik olduğunu, ancak
doğası itibarıyla sürecin "ucu açık" ve otomatik
üyelik getirmediğini ifade eden Rehn, Türkiye'nin AB'ye
katılımının iki tarafın da çıkarına
olduğunu belirtti.
Demokratik ve istikrarlı bir Türkiye'nin Avrupa'nın da
çıkarına olduğunu kaydeden Rehn, özellikle Avrupa'nın
İslam ile ilişkilerinin tartışıldığı bu
dönemde Türkiye'nin öneminin bir kez daha ortaya
çıktığını vurguladı.
Türkiye'de reformların yavaşladığını
söyledi. Rehn de düşünce özgürlüğüne değinerek, 301'in
kalkmasını istedi. Rehn, "Sürem bitene kadar bunun
sağlanması için mücadele vereceğim." diye konuştu.
AB Konseyi adına söz alan Finlandiya'nın Avrupa
İşlerinden Sorumlu Bakanı Paula Lehtomaki ise Türkiye'nin AB üyeliği
sürecinin hızlı bir biçimde ilerlemesi için ülkesinin elinden geleni
yapacağını söyledi.
Sosyalist, Liberal ve Yeşil Grup üyeleri, değişiklik
talep etti
AP'deki Sosyalist, Liberal ve Yeşil grupların üyesi
parlamenterler, Türkiye raporunda önemli değişiklikler
yapılmasını istediler.
Üç siyasi grubun da, Türkiye'nin tam üyeliğinden önce sözde
Ermeni soykırımının tanınmasını öngören
maddenin geri çekilmesi yolunda konuşma yaptıkları görüldü.
Bununla birlikte, bu üç gruba üye Fransız ve Yunan parlamenterlerin bu
maddenin değiştirilmesine destek vermeyecekleri belirtiliyor.
Genel kuruldaki tartışmada, Hırant Dink ve Elif
Şafak ile ilgili duruşmalar yoğun bir biçimde gündeme gelirken,
parlamenterlerin büyük bir bölümü, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinin değişmesini
savunan konuşmalar yaptı.
Tartışmalar sırasında Papa'nın Türkiye'ye
yapacağı ziyaret ayrıntılı bir biçimde ele
alınırken, bazı parlamenterler Türkiye'nin dinler ve kültürler
arası diyaloga katkısına dikkati çektiler.
Başta Yunan ve Kıbrıslı Rumlar başta olmak
üzere bir grup parlamenter de Ankara Anlaşmasının yerine
getirilmesini savunan konuşmalar yaptı.
AB Komisyonu'ndan Romanya ve Bulgaristan'a yeşil
ışık
Avrupa Birliği Komisyonu, Romanya ve Bulgaristan'ın tam
üyeliklerine yeşil ışık yaktı.
Strasbourg'da dün yayımlanan raporda, Bulgaristan ve
Romanya'nın ocak ayında üyeliğe kabul edilmesi tavsiye
edilirken, bu ülkelere, yine üyelik öncesi bir dizi ağır
koşullar getirildi.
AB Komisyonunun tavsiyesi, ekim ayında yapılacak AB
zirvesinde, liderlerin onayına sunulacak.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Avrupa
Parlamentosu genel kurulunda yaptığı konuşmada, Bulgaristan
ve Romanya'nın tam üyeliklerini "tarihi başarı" olarak
değerlendirdi.
Lagendijk ve Özdemir: Rapor daha dengeli bir hale getirilmeli
Avrupa Parlamentosu ve Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eş
Başkanı Joost Lagendijk, Türkiye raporunun "daha dengeli bir
hale getirilmesini umut ettiğini" söyledi.
Raporun tartışılmasından önce Yeşil Grup
üyesi Türk kökenli Alman parlamenter Cem Özdemir'le basın
toplantısı düzenleyen Lagendijk, Dışişleri
Komisyonu'nda kabul edilen değişiklik önergeleriyle raporun
"katı, adaletsiz ve dengesiz bir hale geldiğini" belirtti.
Hollandalı parlamenter, raporun bu haliyle kabul edilmesi halinde en fazla
zararı Türkiye'deki AB savunucularının göreceğini söyledi.
Cem Özdemir, raporun özellikle Ermeni ve Kıbrıs konusunda
kabul edilen değişiklik önergeleriyle dengesiz bir duruma
geldiğini söyledi.
Özdemir, Türkiye'ye Ankara anlaşmasının gereklerini
yerine getirmesi için çağrı yapılırken, AB'ye KKTC'ye
yönelik izolasyonların kaldırılması için çağrı
yapılmamasını da eleştirdiklerini söyledi.
Cem Özdemir, "Türkiye'nin Ankara anlaşmasını
yerine getirmek için hukuki sorumluluğu var, ama AB'nin de
izolasyonların kaldırılması için siyasi sorumlulukları
var" diye konuştu.
Türkiye, AP üyelerine bir not gönderdi
Türkiye, geçen hafta başında AP üyelerine, parlamentoda dün
görüşülen raporla ilgili görüşlerini anlatan
bir not gönderdi. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, söz
konusu notta, diğer hususların yanı sıra Kıbrıs
konusunda Türkiye'nin bilinen tutumu, detaylı şekilde tekrar dile
getiriliyor.
Notun, Türkiye'nin AB ülkelerindeki büyükelçilikleri, daimi temsilcisi
ve TBMM milletvekilleri kanalıyla gönderildiği belirtildi.
KIBRIS 27/09/06
Yok
saydığım hükümet üyesine görevi, kuruma duyduğum
saygıdan devrediyorum
BANA DEVRETMEMİŞLERDİ, AYNISINI YAPMADIM... Serdar
Denktaş: Demokratik yollarla oluşmuş bir hükümetin üyesine
bakanlık devretmeyi arzu ederdim. Hayırlısı olsun
diyemeyeceğim çünkü pek hayır görmüyorum bu hükümetin oluşunda.
Yeni hükümet, hoş olmayan bir yöntemle oluştu, bu nedenle hükümeti
yok kabul ettik. Bu görüşümüz devam edecek, ancak bu
bakanlığı eski bakan bana devretmemişti, bense kuruma
saygıdan devrediyorum
Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı'nda bu sabah
gerçekleştirilen devir-teslim töreninde, Serdar Denktaş görevi yeni
bakan Turgay Avcı'ya devretti.
Dışişleri Bakanlığı'nda gerçekleşen
devir-teslime Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Hilmi Akil ve müdürlerle diğer üst düzey yetkililer
katıldı.
Görevi teslim ederken yaptığı konuşmada hükümete
ve Avcı'ya sert eleştiriler yönelten Denktaş,
"Hatırlayacaksınız bu bakanlığı teslim
alamamıştım. Bugün yok olarak kabul ettiğimiz bir hükümet
üyesine bu kurumu devretmek için buradayım. Bunun nedeni kuruma
duyduğumuz saygı ve devlete olan
bağlılığımızdır, bu kurumların
yaşayacağına olan inancımızdır" dedi.
Denktaş, Avcı'ya, "Bu görevde umarım hem
bakanlığın haklarını, hem bu ülkenin
haklarını başka konularda olduğu gibi kolayca teslim
etmezsiniz, bunlara sahip çıkarsınız" dedi.
"Kurumlara saygı devlete saygının
gereği..."
Personeline geçen hafta veda ettiğini söyleyen Denktaş,
demokratik yollarla oluşmuş bir hükümetin üyesine bakanlık
devretmeyi arzu ettiğini, makamların el değiştirmesinin
gayet doğal olduğunu, ancak kurumların sürekli olduğunu,
kurumlara saygının devlete saygının gereği
olduğunu kaydetti.
Yeni hükümetin hoş olmayan bir yöntemle oluştuğunu, bu
nedenle yok kabul ettiklerini ifade eden Denktaş, buna
bağlılıklarının devam edeceğini ancak bu kurumu
teslim almamış bir bakan olarak devretmesinin, yapması gereken
bir şey olduğunu söyledi.
Denktaş, çalışma arkadaşlarına gösterdikleri
işbirliği nedeniyle teşekkür ederek, çoğunun
geldiğinde de burada olduklarını şimdi de burada
bırakacağını ifade etti. Özellikle Dışişleri
Bakanlığı'nda görev yapan elemanlarla fazla
oynanılmadığını kaydeden Denktaş, şöyle
devam etti:
"Her biri yıllardır süren birikimin sonucunda bu
noktaya gelmişlerdir. Dışişleri Bakanlığı'nı
herkes cumhurbaşkanlarının çantası olarak görür. Bu
çantanın içinde ne olduğu düşünülmez. O çantanın içinde
yılların birikimi, tecrübesi, geleceğe yönelik ortaya çıkabilecek
tehlikelerin öngörüsü vardır ve bu arkadaşlar tüm bu
çalışmanın birer temsilcisidirler. Ben geldiğimde eğer
'UBP'lidirler o nedenle görevlerinden alayım' yaklaşımında
olsaydım ve bunu yapsaydım, bakanlık çalışmaları
büyük oranda sekteye uğrayacaktı."
Bu kurumun ayrıcalığını koruyabilmek için
Avcı'nın titiz davranmasını dileyen Denktaş, bazı
makamların siyasi olabileceğini ancak dışişlerinin
bambaşka bir olay olduğunu, bu insanların diplomat
olduklarını kaydetti.
Başbakana yanıt sonra...
Denktaş, konuşmasına sert eleştirilerle devam
etti:
"Hayırlısı olsun diyemeyeceğim çünkü pek hayır
görmüyorum bu hükümetin oluşunda. Bunu da açık yüreklilikle ortaya
koyuyorum. Ferdi beyin yaptığı bazı açıklamalara cevap
vermek istemiyorum, bu olaya gölge düşürmemek için, ancak
cevabını alacaktır. Ne kadar çok gerçek dışı
neden ortaya konulduğunu gördükçe, bu işin tam bir düzmece
olduğunu çok daha net anlayabiliyorum."
Başbakan Soyer'in "başka bir toplantıda"
cevabını alacağını ifade eden Denktaş,
Avcı'ya dönerek, "Bu görevde umarım hem
bakanlığın haklarını hem bu ülkenin haklarını
başka konularda olduğu gibi kolayca teslim etmezsiniz, bunlara sahip
çıkarsınız" dedi.
Denktaş, bakanlığı birçok insanın önemsiz
gördüğünü belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
"Dış politikada son derece önemli bir
bakanlıktır. Görüşmeleri yürüten
cumhurbaşkanlığının arşivi ve bilgisi
niteliğinde bir bakanlıktır. Bugüne kadar tüm politikalarda
yadsınamaz etkisi vardır. Bunu o şekilde yürüterek en
azından bir beklentimizi yapmış olursunuz. Görevi size
devretmiş oluyorum. Dış politikada herhangi bir konuda
katkımız olabilecekse bunları devlet için yapmak görevimizdir.
Yakından takip edeceğiz."
Avcı: Bakanlığı hak ettiği yere getirmek için
aldığımız bayrağı ileriye götüreceğiz
Avcı ise konuşmasında, Denktaş'ın DP Genel
Başkanı olarak düşüncelerini belirttiğini, ancak hükümetin cumhurbaşkanı
tarafından onaylandığını, önemli olanın devlet
kurumlarının sürekliliği olduğunu belirtti.
Avcı, Denktaş'ın partisel düşüncelerini kendi
partisi içinde değerlendirmesi gerektiğini ifade ederek,
Dışişleri Bakanlığı'nın hükümetin en önemli
bakanlıklarından olduğunu çünkü ülkenin dış
politikasını, dünyaya açılımını ve halkın
dünyadaki çıkarlarını sağlayacak bir bakanlık
olduğunu kaydetti.
Avcı, herkesin bu ülke için
çalıştığını ve
çalışacağını, Denktaş'ın verdiği
hizmetlere teşekkür ettiklerini kaydederek, "Kendisinin
tecrübelerinden kesinlikle yararlanacağız. Serdar bey, ülke
çıkarlarını Turgay beyden daha iyi korur düşüncesini kabul
etmiyoruz. Herkesin kendi içinde değerleri vardır, en az Serdar beyin
ülkeyi koruduğu kadar koruyacağımızdan kimsenin
şüphesi olmasın, Dışişleri
Bakanlığı'nı hak ettiği yere getirmek için
aldığımız bayrağı ileriye götüreceğiz"
dedi.
Avcı, Dışişleri Bakanlığı
kadrolarıyla ilgili açıklamasında ise, "Görevini yapan
uzman arkadaşların görevden alınması söz konusu
değildir. Hatta uzman kadroların güçlendirilmesi gerekiyor. Hedef
daha çok temsilcilik olduğu için yeni arkadaşların
katılımı çok önemlidir" dedi.
Avcı, söylenenlerin haksız olduğunun önümüzdeki
günlerde ortaya çıkacağını belirterek, yeni hükümetin halka
hizmet için var olduğunu vurguladı. Avcı, Denktaş'a
geldiği için teşekkür etti.
Bakan Avcı konuşmasının sonunda Denktaş'a
çiçek sundu.
Avcı, gazetecilerin sorusu üzerine, izolasyonların
kaldırılması ve Kıbrıs Türk halkının
haklarının dünyaya anlatılması için çalışacaklarını,
ayrıca yeni temsilcilikler açılmasının da önemli
olduğunu belirtti. Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Avcı, kadroların
genişletilmesi için adım atacaklarını, bunun daha çok
ülkede temsilcilik anlamına geleceğini söyledi.
"Cumhurbaşkanıyla ilişkiler ayrı
noktada..."
Bunun ardından söz alan Denktaş da "malum
nedenlerle" isim veremeyeceği 4 ülkede temsilcilik açılabilmesi
için girişim ve onaylar bulunduğunu, ancak "temsilci-müdür"
kadrosunun şu anda dolu
olduğunu, mevcut kadrolar ve alt kadroların
değişmesi için hazırlanmış yasa bulunduğunu,
bakanlığın yapısını
farklılaştırmanın şart olduğunu, bu konularda
çalışma başlattıklarını, yeni yöneticilerin
herhalde bunları devam ettireceklerini söyledi.
Devletle ilgili konularda geri durmalarının düşünülemeyeceğini
söyleyen Denktaş, "yok" kabul ettiklerinin hükümet
çalışmaları olduğunu söyledi. Denktaş, dış
politika ve cumhurbaşkanıyla ilişkileri apayrı bir noktada
tuttuklarını kaydetti.
KIBRIS 27/09/06
Talat, New York yolcusu
ANNAN'A MEKTUP GÖNDERİLECEK...
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın New York ziyaretinin gündemde
olduğunu, bu yönde sözlü girişimde bulunduklarını söyledi.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yapması yönünde bir girişimde
bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, "Bu
kolay değil. Bu aşamada böyle bir talep yok" dedi.
Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı
da değerlendiren Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu
konuşmayla ilgili tepkisini, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
yollayacağı mektupla dile getireceğini belirtti
OZMOSİS YÖNTEMİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNE
ÇALIŞILIYOR... Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorunuyla ilgili
olarak kabul edilmiş bulunan temel parametreleri değiştirmeye
çalışan Rum lider Tasos Papadopulos'un uniter devlet
arayışının çözüm bulma çabalarını,
dinamitlediğini söyledi. Papadopulos'un uluslararası topluluğu
kendi, düşünceleri ve amaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye
çalışmakla suçlayan Erçakıca, Rum liderin geçen yıl ortaya
attığı "ozmosis" yöntemini güçlendirmeye
çalıştığını kaydetti. Sözcü, Kıbrıs Rum
tarafının Kıbrıslı Türklerinin ekonomik
gelişmesini engellemek için de elinden geleni yaptığına
işaret etti
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın New York ziyaretinin gündemde
olduğunu, bu yönde sözlü girişimde bulunduklarını söyledi.
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yapması
yönünde bir girişimde bulunup bulunmadığının
sorulması üzerine, "Bu kolay değil. Bu aşamada böyle bir
talep yok" dedi.
Sözcü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği brifingde, AB
organlarının Kıbrıs Türklerine yönelik
kararlarının hayata geçmesini engelleyen Rum tarafının, bu
organları Kıbrıs Türklerine karşı
kullandığını belirtti. Erçakıca, "Avrupa
Birliği, Kıbrıs Rum tarafınca esir
alınmamışsa bir an önce bu yükümlülüklerini yerine getirmek
zorundadır. AB, Kıbrıslı Türklere karşı
yükümlülüklerini yerine getirmeli ve kendi aldığı kararlara
uymalı" çağrısında bulundu.
Erçakıca, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB
üyeliğiyle ilişkilendirilmesi konusuna da değindi.
Erçakıca, Türkiye ilerleme raporunun yayınlanmaya
hazırlandığı bugünlerde Kıbrıs Rum
tarafının veto tehdidini aşabilmek için, Kıbrıs Türk
tarafını ilgilendiren konuların gündeme getirilmek
istendiğini kaydetti.
Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere olan
yükümlülüklerini unutmaması gerektiğini söyleyen Erçakıca,
Avrupa Konseyi'nin referandum sonrasında aldığı
Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verme kararının
Rum engeline takıldığına dikkat çekti.
Erçakıca, Kıbrıs sorununa ilgili BM Güvenlik Konseyi
kararlarıyla uyumlu, kapsamlı bir çözüm bulunmasına
bağlı kalma ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin
çabalarına destek sözü veren Rum tarafının, bu taahhüdünün
tersine, Kıbrıs sorununun çözümünü engellediğini ve teyit
edilmiş parametreleri değiştirmeye
çalıştığını belirtti.
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı
Türklerinin ekonomik gelişmesini engellemek için de elinden geleni
yaptığına işaret eden Erçakıca, "Tüm
Kıbrıs adına ve yasal olmayan bir şekilde üyelik
koltuğuna oturan Kıbrıs Rum tarafının engellemeleri
nedeniyle bu kararlar uygulanamamaktadır. Buna karşın, AB
organları, Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıs
Türk tarafı aleyhine kullanılabilmektedir" dedi.
Hasan Erçakıca, AB'a yönelik çağrıların uzun
süreden beridir devam ettiğini ancak bir sonuç
alınmadığını hatırlatan gazetecinin sorusuna
yanıtında, "Sonuç alınmadı demek için biraz erken.
Uluslararası gelişmeler için süreleri kısa ya da uzun diye
nitelemek de doğru olmaz" dedi.
Esas amacın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ilerleme
sağlanması olduğuna dikkat çeken Erçakıca, Türkiye'nin AB
üyeliği müzakere sürecinin Kıbrıs ile ilişkilendirilmesine
son verilmesinin de hedeflendiğini belirtti.
Erçakıca: Papadopulos uniter devlet arayışı çözüm
çabalarını dinamitliyor
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak kabul edilmiş bulunan temel
parametreleri değiştirmeye çalışan Rum lider Tasos
Papadopulos'un uniter devlet arayışının çözüm bulma
çabalarını, dinamitlediğini söyledi.
Erçakıca, Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmayı değerlendirdi. Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talat'ın bu konuşmayla ilgili tepkisini BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'a yollayacağı mektupla dile
getireceğini belirtti.
Papadopulos'un uluslararası topluluğu kendi düşünceleri
ve amaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye
çalışmakla suçlayan Erçakıca, Rum liderin geçen yıl ortaya
attığı "ozmosis" yöntemini güçlendirmeye
çalıştığını kaydetti.
Erçakıca, "Etnik kökene, kültürel farklılığa
ve siyasi eşitliğe saygı gösterecek bir yönetimi
arzuladığından söz eden Papadopulos, bunun, Kıbrıs
hükümetinin ve kurumlarının etkin çalışmasını
önleme pahasına olamayacağını ifade ediyor" dedi.
Rum liderin, federal çözümü sadece uluslararası topluluğun
hedeflerine ters düşmemek için ifade ettiğini söyleyen Erçakıca,
şöyle devam etti:
"Papadopulos bu yaklaşımıyla Kıbrıs
sorununa 'uniter devlet' temelinde bir çözüm arayışında
olduğunu göstermiştir. Bu arayış, Kıbrıs sorununa
çözüm bulma çabalarını dinamitleyen temel bir dönüşümü
anlatmaktadır"
Kıbrıs sorununun "işgal sorunu" olarak lanse
ederek, olduğundan farklı göstermeye
çalışıldığını kaydeden Erçakıca,
Papadopulos'un kayıp şahısların akıbetlerinin
araştırılması konusunu dahi "işgalden beridir
kayıp olan şahısların akıbetinin
araştırılması" olarak lanse etmeye
çalıştığını belirtti.
Papadopulos'un görüşme veya çözüm değil, uzun yıllara
yayılan bir tartışma süreci istediğini BM Genel Kurulu
önünde de belgelediğine işaret eden Erçakıca, "Papadopulos,
Kıbrıs sorununun özünü müzakere etmeden ve Kıbrıs Türk
tarafından tavizler kopararak çözme arayışında ise, bunda
başarılı olması mümkün değildir" dedi.
Erçakıca, Papadopulos'un bu anlayışına prim verilmesinin
ise, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini geciktirmekten ve hatta
imkânsızlaştırmaktan başka bir işe
yaramadığını kaydetti. Hasan Erçakıca şöyle devam
etti:
"Bu konuşma bir kez daha göstermiştir ki, Papadopulos
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak değil, Kıbrıs Cumhuriyeti
olarak tanınmanın kendisine sağladığı olanakları
Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaya devam edebilmek için zaman
kazanma peşindedir. Bu konuşmanın daha ileri düzeyde
değerlendirmesini yapmak elbette bizim kadar Kıbrıs sorununa
çözüm bulma çabalarını destekleyen BM ve AB üyelerine de
düşmektedir."
Hasan Erçakıca, bir soru üzerine Cumhurbaşkanı
Talat'ın New York'a ziyaretinin gündemde olduğunu ve bu yönde sözlü
girişimde bulunduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı
Talat'ın BM Genel Kurulu'nda konuşma girişiminin bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine Erçakıca,
"Bu kolay değil. Bu aşamada böyle bir talep yok" dedi.
KIBRIS 27/09/06
"143 kişinin daha kan örneği vermesi
gerekiyor"
GERİYE KALANLARDAN HABER YOK... Yaklaşık iki aydır
kayıp yakınlarına kan örneği verilmesi yönünde
çağrı yaptıklarını ve 500 kayıp
yakınından 357'sinin kan örneği verdiğine dikkat çeken
dernek başkanı Ersan, "Halen, geriye kalan 143 kayıp
yakınından kan örneği alınmadı. Tahminimizce bu
kişiler büyük ihtimalle ABD, Avustralya ve İngiltere'de
yaşıyorlar" dedi
Aral MORAL
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı
Ertan Ersan, 500 kayıp yakınından 357'sinin DNA testi için kan
örneği verdiğini belirtti.
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin gazete reklamıyla,
kayıp ailelerine kan örneği vermesi için çağrıda
bulunduğunu ifade eden Ersan, 143 kişinin daha kan örneği
vermesini beklediklerini kaydetti.
Atlılar, Muratağa ve Sandallar'da, 1974 yılında
şehit edilen Kıbrıslı Türklerin mezarların tekrardan
açılmaması yönünde, şehit yakınlarının
şikâyetleri olduğunu belirten Ertan Ersan, "Zaten orada kimlerin
gömülü olduğu biliniyor. Biz gerekli yerlere, Atlılar, Muratağa
ve Sandallar'daki mezarların açılmaması için girişim
yaptık. O mezarların tekrardan açılarak, tekrardan ailelere
acı yaşatmak istemiyoruz" dedi.
KIBRIS gazetesinde, 22 Eylül Cuma günü "Kazıların
sürmesi için 12 milyon dolara ihtiyaç var" başlıklı habere
de değinen Ersan, kayıp şahısların aranması ile
başlatılan çalışmaların çok önemli olduğunu belirterek,
maddi sorunların bir an evvel çözülmesi dileğinde bulundu.
"Kan örneği için 143 kişi daha bekleniyor"
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı
Ertan Ersan, ilk kazı işlemlerinin 2005 yılında
Kızılbaş bölgesinde başlatıldığını
anımsattı.
Yaklaşık iki aydır kayıp yakınlarına kan
örneği verilmesi yönünde çağrı yaptıklarını ve
500 kayıp yakınından 357'sinin kan örneği verdiğine
dikkat çeken dernek başkanı Ersan, "Halen, geriye kalan 143
kayıp ailesinden kan örneği alınmadı. Tahminimizce bu
kişiler büyük ihtimalle ABD, Avustralya ve İngiltere'de
yaşıyorlar" dedi.
Atlılar, Muratağa ve Sandallar açılmayacak
Atlılar, Muratağa ve Sandallar'da, 1974 yılında
şehit edilen Kıbrıslı Türklerin mezarlarının
tekrardan açılmaması yönünde, şehit yakınlarının
şikâyetleri olduğunu belirten Ertan Ersan, "Zaten orada kimlerin
gömülü olduğu biliniyor. Biz gerekli yerlere, Atlılar, Muratağa
ve Sandallar'daki mezarların açılmaması için girişim
yaptık. O mezarların tekrardan açılarak, tekrardan ailelere
acı yaşatmak istemiyoruz" dedi.
Bazı ailelerin ise, kan örneği verdiğini belirten
Ersan, yine de, mezarların açılmamasının, aileler
açısından daha iyi olacağını söyledi.
"Usulüne uygun olarak kemikler ailelere teslim edilmeli"
Kazı çalışmaları sonrası bulunan bir
takım kemiğin, Dışişleri Bakanlığı
binasının depolarında muhafaza edildiğini ifade eden dernek
yetkilisi, kemiklerin DNA testi için söz konusu depolarda tutulduğunu
kaydetti.
"Her gün bazı kayıp şahıs
yakınları, ya telefon ederek ya da bizzat dernek binamıza
gelerek bizden yakınlarının kalıntılarını
soruyorlar" diye konuşan Ersan, artık usulüne uygun bir şekilde
ve en erken zamanda kemiklerin kayıp şahıs ailelerine iade
edilmesi gerektiğini dile getirdi.
"Komitenin maddi sorunları bizi de düşündürüyor"
KIBRIS gazetesinde, 22 Eylül Cuma günü "Kazıların
sürmesi için 12 milyon dolara ihtiyaç var" başlıklı habere
de değinen Ersan, kayıp şahısların aranması ile
başlatılan çalışmaların çok önemli olduğunu
belirtti.
Ertan Ersan, "Komitenin maddi sorunları bizi de çok
düşündüren bir konu. Maddi sorunların çözülerek, kazıların
aksamadan sürmesini ve bu hassas konunun çözülmesini istiyoruz" diye
konuştu.
"Cumhurbaşkanı ve Gülden Plümer
Küçük'ün çalışmalarından memnunuz"
Dernek başkanı, Cumhurbaşkanı Talat'ın, gerek
başbakanlığı gerekse de cumhurbaşkanı
olmasının ardından, kayıp şahıslar konusuna
yönelik hassas tutumundan çok mutlu olduklarını vurguladı.
Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı
Ertan Ersan, Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Gülden Plümer
Küçük ile de uyum içinde çalıştıklarını belirtti.
Dernek olarak, Küçük'ün göreve geldiği ilk günden itibaren,
konuyla ilgili çalışmalarına tanık olduklarına dikkat
çeken Ersan, "Bundan çok mutluluk duyuyoruz" dedi.
KIBRIS 27/09/06
Rumlar rapordan
memnun
Kıbrıs
Rum kesimi, Avrupa Parlamentosunda onaylanan Türkiye raporunu memnuniyetle
karşıladı. Rum basını raporu, Ankaraya tokat olarak
yorumladı.
NTV
Güncelleme: 06:55 ET 28 Eylül 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Avrupa Parlamentosunda onaylanan Türkiye raporunda yer alan Türkiyenin
Kıbrıs Rum kesimini tanıması ve yıl sonuna kadar
limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gerektiği
yönündeki ifadeler, Papadopulos yönetimini memnun etti.
İktidardaki
Akel Partisinden yapılan açıklamada, Türkiye, ABye üye olmak
istiyorsa yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda. Raporda açıkça bu
mesaj verildi ifadesi kullanıldı.
Partilerden yapılan diğer
açıklamalarda da, raporun Ankaranın AB sürecindeki
başarısızlığını ortaya koyduğu iddia
edildi.
Rum basını da, Avrupanın Ankaraya, Kıbrıstan asker
çekmez ve limanlarınızı Rumlara açmazsanız, üyelik süreci
devam edemez uyarısını yaptığını
yazdı.
"Kıbrıs'ta yıl sonuna dek adım
mümkün"
28 Eylül, 2006 19:49:00 (TSİ) CNN TURK
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan,
Kıbrıs meselesinin çözümü yolunda yeni fikirlere açık
olduklarını ifade ederek, bu yıl sonuna kadar bu yönde bazı
adımların atılmasını mümkün gördüklerini söyledi.
İtalyada
temaslarda bulunan Babacan, İtalya Başbakan Yardımcısı
ve Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema ile yaklaşık
bir saat süren görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, Kıbrıs konusunda kapsamlı çözümü arzu
ettiklerini belirtti.
"Yeni fikirlerin ortaya atılmasına açığız.
Çözümün uzun bir zaman alacağının farkındayız. Ama bu
yıl sonuna kadar bile bazı adımların
atılabileceğini düşünüyoruz" diyen Babacan, bu konuda AB
dönem başkanı Finlandiya ve D'Alema ile daha fazla
işbirliği yapma kararı aldıklarını ifade etti.
Babacan, çözümün Türk tarafının tek taraflı atacağı
adımlarla mümkün olamayacağını vurguladı.
Ev sahibi DAlema da Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
gerektiğine işaret ederek, "limanlar açılmalı, ancak
Kuzey Kıbrıs için meşru gereklilik konumundaki tecride son
vermenin yolu da bulunmalı" dedi.
İtalya'nın
Türkiye'ye desteği sürüyor
D'Alema İtalya tarafından Türkiye'nin AB üyeliğine öteden beri
destek verildiğini kaydederek, "bu, bizim ülkemizin Türkiye
konusundaki geleneksel politikasıdır. Türkiye'deki olumlu
gelişmeleri de göz önüne alarak, aynı politikayı sürdürmekte
kararlıyız" diye konuştu.
İtalya Dışişleri Bakanı, Babacan ile
yaptığı görüşmede Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporu
çerçevesinde bazı sorunları da ele aldıklarını ifade
ederek, "Türkiye, başta siyasi özgürlükler, ifade özgürlüğü ve
azınlık haklarının tanınması konuları olmak üzere
reformları devam ettirmelidir dedi.
Papa'nın
sözlerine Babacan yorumu
Basın toplantısı sırasında Babacan, Papa
16ıncı Benediktin sözlerine ilişkin bir soru üzerine,
Papa'nın sözleri talihsizdi. Ancak Papa'nın İslam ülkelerinin
büyükelçilerini kabulü sırasında sergilediği yaklaşım
da olumluydu. Neticede ortamın yatıştığı
kanaatindeyim" dedi.
Babacan, bu tür tartışmaların tarafların birbirlerini daha
iyi anlamalarına yardımcı olduğunu da kaydederek,
"Karşılıklı anlayışın güçlenmesi, bir
arada yaşamayı da kolaylaştırıcı bir
unsurdur" diye konuştu.
Prodi'den
'moralinizi bozmayın' mesajı
Basın toplantısından ayrı olarak, sabah Prodi ile
yaptığı görüşmeye ilişkin olarak da Türk basın
mensuplarıyla sohbet eden Babacan, görüşmede, Prodi'nin AB Komisyonu
Başkanlığını yaptığı dönemde
Türkiye'nin AB sürecinde her aşamada çok büyük desteğinin
olduğunu kaydederek, bu desteği yeni görevinde de sürdürmesini
beklediklerini söylediğini belirtti.
Babacan, Türkiye-AB ilişkilerinin iki ülke ilişkilerinde gelecek
dönemde çok daha önem kazanacağını ifade etti.
Diplomatik kaynaklar, Prodi'nin de görüşmede Türkiye'nin AB'ye
katılım sürecine olan inancını koruması
gerektiğini dile getirerek, "moralinizi bozmayın, reform
sürecine sabırla devam edin" mesajını verdiğini
belirttiler.
Prodi görüşmenin ardından Babacan'ı binanın merdivenlerine
kadar uğurladı.
"AP
raporunun tonu ve tarzı çok önemli"
Babacan, Avrupa Parlamentosunda dün kabul edilen Türkiye raporuyla ilgili bir
soruyu yanıtlarken, bu raporda katıldıkları ve
katılmadıkları konular olduğunu, bu tür raporlarda
Türkiye'ye sayfalarca övgü döşenmesinin beklenmemesi gerektiğini
ifade etti.
Babacan, "bu raporların amacı Türkiye'nin eksikliklerini ortaya
koymaktır. Ama AB standartlarıyla Türkiye'nin
karşılaştırmasını yaparken, raporda
kullanılacak ton ve tarz çok önemlidir. Eğer doğru bir ton veya
tarz kullanılmazsa, Türkiye'de raporun içinde söylenenlerden ziyade, o ton
ve tarz ön plana çıkıyor. Bu, Türkiye'de AB heyecanının
belli ölçülerde yitirilmesine sebep olabiliyor diye konuştu.
"8
kasımdaki AB Komisyonu raporuna dikkat"
Dolayısıyla bundan sonraki raporlarda Türk halkının
hassasiyetlerinin göz önüne alınarak, daha dikkatli bir üslup
kullanılmasının yararlı olacağını
düşünüyoruz diyen Babacan, görüşmelerinde bunları da
muhataplarına anlattığını belirtti.
Türkiye için önemli olanın 8 kasımda çıkacak olan AB Komisyonu
raporu olduğunu, çünkü Avrupa Konseyi liderler zirvesi
kararlarının o rapora göre belirleneceğini kaydeden Babacan,
tabii ki bunları, Avrupa Parlamentosu'nda onaylanan raporu hiç dikkate
almamamız gerekir anlamında söylemiyorum. Sonuçta o da bir
görüştür. 730u aşkın parlamenterin oylayarak kabul ettikleri
bir rapordur. Fakat o raporu, sahip olduğu önem neyse ona göre
değerlendirmemiz gerekir. Bu tür konulara da olgun ve de sabırlı
şekilde yaklaşmalıyız dedi.
KKTC üniversiteleri tanıtım atağında
28 Eylül, 2006 13:41:00 (TSİ) CNN TURK
Üniversitelere ek yerleştirme için başvuru süresi
bugün dolarken, boş kontenjanlar KKTC üniversiteleri için ölüm kalım
mücadelesine dönüştü. Ekonomisinin büyük bölümünü eğitimden elde
ettiği gelire bağlayan KKTC'de kontenjanlar dolmazsa, Ada bütçesi
yaklaşık 28 milyar YTL açık verecek.
Üniversitelere
ek yerleştirme için ÖSYM başvuruları
almaya başladı. Bu yıl yaşanan boş kontenjan
sorunu vakıf üniversiteleri için tehdit edici boyutlara ulaştı.
Ancak Kuzey Kıbrıslılar için sorun bir kabusa dönüştü.
Zira, Ada ekonomisinin 3'te 2'si üniversite çarkına bağlı. KKTC
üniversitelerinde bu yıl 8 bin 606 kontenjan boş kaldı. Her
öğrencinin 8 ile 10 bin dolar getirisi olduğu hesaplandığında
'28 milyar YTL açık kapıda' deniyor.
Kıbrıs'taki üniversite fiyatları 3 bin ile 4 bin 500 dolar
arasında değişiyor. Üniversitelerde okuyan 40 bin
öğrencinin yüzde 80'i Ada'ya Türkiye'den gidiyor.
Bu nedenle, ek yerleştirme, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin
ayakta kalabilmesi, dolayısıyla Ada ekonomisi için önemli bir
fırsat.
Üç büyük ilde
tanıtım masaları
Ankara, İstanbul ve İzmir'de tanıtım masaları kuran
KKTC üniversiteleri, öğrencileri ve ailelerini buralara çekebilmek için
gazetelere reklam verdi.
Lefke Avrupa Üniversitesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi, Uluslararası
Kıbrıs Üniversitesi ve Girne Amerikan Üniversitesi 'ödemeyi sekize
bölme', 'puanına göre burs verme' gibi önerilerle öğrencilerin
karşısına çıkıyor.
Ancak bu üniversitelere göre, asıl sorun üniversite ücretlerinde
değil, YÖK ve ÖSYM arasındaki planlama eksikliğinde. ÖSS'de
değişiklik yapılması ve öğrencilerin sistemi
kavrayamamasının, 80 bin öğrencinin hiç tercih
yapmamış olmasında etkili olduğunu belirtiyorlar.
YÖK'ün Ada'daki karşılığı olan YÖDAK da sorunu
gidermek için devrede. YÖDAK üyesi Prof. Dr. Umay Günay, YÖK'e bu yıl için
ön kayıtla öğrenci alınması teklifini götürdüklerini, ancak
sonuç alamadıklarını belirtti.
Günay, "acil bir çözüm getirilemedi. Okumak isteyen öğrenciler bir
tarafta, bunları almak isteyen üniversiteler bir tarafta
kaldılar" dedi.
Kıbrıs sorununa Rum çözümü!
Kıbrıslı
Rum Kiriakos, "Kıbrıs sorununun olmayan çözümünü
bekleyemem" diyerek, Türkiye'nin 1974 askeri harekâtından önce
yaşadığı kuzeydeki Kaplıca köyüne döndü
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıslı Rum Mirianthis Kiriakos (68), siyasilerin
Kıbrıs sorununa çözüm getireceğine
inanmadığını belirterek, Türkiye'nin 1974 askeri
harekâtından önce yaşadığı kuzeydeki 250 nüfuslu
Kaplıca köyüne geri dönüp orada yaşamaya başladı.
Nisan 2003'te kuzey ve güney arasındaki kapıların
açılmasının ardından sık sık köyünü ziyarete
geldiğini anlatan Kiriakos, köyde yaşamanın ve
balıkçılık yapmanın kendisi için bir rüya olduğunu
ifade etti.
Günlerim sayılı
Kiriakos, Kaplıca'ya neden yerleştiğini anlatırken,
"Elime bir fırsat geçti ve ben de bunu değerlendirdim. Günlerim
sayılı, Kıbrıs sorununun olmayan çözümünü bekleyemem. Ben
emekli olmuş bir insanım. Kıbrıs'ta siyasetçilerin bir
şey yapacağına inanmıyorum. Hayatımın
geçtiği köye geldim" diye konuştu.
Köye yerleşirken hiçbir tedirginlik duymadığını
söyleyen Kiriakos, "Burada Türklerle birlikte iç içe yaşıyorum.
Aramızda hiçbir sorun olmuyor. Kardeş gibi geçinip gidiyoruz. Rum
tarafında da bana tepki gelmedi. Hafta sonları ailemizle buraya
geliyoruz, torunlarımla balık tutuyoruz" dedi.
'O bizi seviyor, biz de onu'
Hasan Güngör: Bizim için sürpriz oldu. Rum misafirimizle sorunumuz yok. Çok iyi
anlaşıyoruz. Tutulan balıkları birlikte yiyoruz. Rum
tarafından gelip bizi seçmesine memnun olduk.
Mustafa Demir: Bu çok güzel bir olay. Siyasilerin
yapamadığını halk yavaş yavaş yapacak.
İnsanlar istediği yerlerde yaşasın.
Tanju Genç: Ne diyebilirim ki? Bir Rumla yaşamaktan korkmuyoruz. O bizi
seviyor, biz de onu. Aramızda pozitif bir iletişim var.
MILLIYET 28/09/06
Liderler risk alabilmeli
MÖLLER'İN ÖNERİLERİNE OLUMLU YAKLAŞILMALI...
İngiliz Yüksek Komiseri Millet, adada iki lider arasında 8 Temmuz'da
varılan mutabakatı "önemli bir adım" olarak
niteleyerek, bununla bir fırsatlar penceresinin
açıldığını ve bunun mutlaka değerlendirilmesi
gerektiğini söyledi.
Millet, aksi halde geleceğin çözüm açısından belirsiz
olacağı uyarısında bulundu. Millet, bunun için risk
alabilecek bir liderlik modeline ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek,
taraflara BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Moller'in
önerilerine olumlu yaklaşmaları tavsiyesinde bulundu
"MALİ YARDIM, DOĞRUDAN TİCARET OLMADAN
ANLAMSIZ"... Millet, kuzeyde mali yardımın doğrudan ticaret
olmadan uygulamaya konulmasının "anlamsız"
olduğuna işaret ederek, İngiltere'nin ve AB'nin,
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması ve hem AB, hem
de "Kıbrıs" ekonomisiyle birleşmesinin sağlanmasını,
arzuladığını belirtti. Ticaret konusunun ele
alınması gereken önemli bir konu olduğunu söyleyen Millet, bunun
gerçekleşmesi ve özellikle doğrudan ticaretin geçmesi için
başkanlığı ve komisyonu desteklemeye
çalıştıklarını kaydetti
TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ ARZUSUNUN DEVAM
ETMESİ KIBRIS SORUNU İÇİN ÖNEMLİ... Türkiye ile AB
arasında olası bir krizin, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmesi ile önlenebileceğini ifade eden Millet, Türkiye'nin Avrupa'ya
doğru ilerlemesine devam etmesinin, stratejik önemine de işaret etti.
Milet, bunun, sadece Avrupa ülkeleri için değil, bölgenin istikrarı
ve refahı ve ayrıca Kıbrıs sorununun çözümü için de hayati
önemi bulunduğunu vurguladı
"İKİ KONU AYRI AMA PARALEL ELE ALINMALI"...Millet,
AB'ye katılan herhangi bir ülkenin AB müktesebatını
imzalaması gerektiğini ve bunun pazarlığının
yapılmasının söz konusu olmadığını
vurguladı. Millet, buna karşın AB'nin Kıbrıslı
Türklerin izolasyonunun kaldırılması konusunda da ilerleme
kaydetmesi, ancak, bu iki şeyin bir biriyle doğrudan ilişkilendirilmeden
birine paralel olarak ele alınması gerektiğini kaydetti
Anıl IŞIK
İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs konusunda
ortaya çıkan fırsatların kaçırılmaması
gerektiğini, aksi halde geleceğin sorunun çözümü açısından
belirsiz olacağını vurguladı. Millet,
Adada risk alacak siyasi bir liderliğe ihtiyaç duyulduğunu
söyledi.
Millet, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu
lideri Tassos Papadopulos arasında Birleşmiş Milletler (BM)
Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari huzurunda, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Micheal Moller'in ara bölgedeki ikametgâhında, 8 Temmuz'da
varılan mutabakatın "önemli bir adım" olduğunu
söyledi.
KIBRIS'a özel demecinde, önemli açıklamalarda bulunan Peter
Millet, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin oluşulmasına
oldukça yaklaşıldığı inancını dile
getirererek, bir fırsatlar penceresinin
açıldığını ve bunun mutlaka değerlendirilmesi
gerektiğini belirtti.
Bu fırsatın değerlendirilmesi için risk alabilecek bir
liderlik modeline ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Millet,
tarafların, çözüm süreci için değerli bir kişi olarak
nitelendirdiği BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs özel temsilcisi
Micheal Moller'in önerilerine olumlu yaklaşmaları tavsiyesinde
bulundu.
"Fırsatlar penceresi değerlendirilmeli"
Kıbrıs sorunun çözüm süreci açısından bu yıl
birçok ilerleme kaydedildiğini ifade eden Millet, "8 Temmuz'un çok
önemli bir adım olduğu kanısındayım. BM, bu konuda
kilit role sahip. Beş daimi temsilci ve AB üyesi olarak Birleşik
Krallık, bu çabaları destekliyor. Bir yapı ve sürecin
oluşturulmasına oldukça yaklaştığımızı
düşünüyorum, ancak bu fırsatı değerlendirmeliyiz. Bu, bir
fırsatlar penceresidir ve eğer biz bunu kaybedersek, daha fazla
adımın atılması için uzun zaman gerekecektir. Genel
Sekreter değişiyor, Türkiye'de ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nde
seçimler olacak. Bu nedenle, eğer bu fırsatı
değerlendirmezsek, gelecekte ne olacağını bilemiyorum. Risk
alabilecek bir siyasi liderlik modeline ihtiyaç var" diye konuştu.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Micheal
Moller'in, çözüm sürecindeki önemli rolüne dikkat çeken Millet, Möller'in hiç
bir şeyin tartışılmadan mutabık
kalınamayacağı, taraflardan birinin konuları iki kez
tartışmak istemesi ve tartışılan şeylerin
gidişatından memnun olmaması halinde, görüşmelerin
şeklinin kontrol edilebileceği bir diyalog ortamı
oluşturduğunu belirtti.
Millet, Moller'in ada için değerli bir kişi olduğunu ve
tarafların, onun kararlarına güvenip, yapmış olduğu
önerilerin ileriye götürülmesinde olumlu yaklaşmaları yönündeki
umudunu dile getirdi.
"Projelerin en kısa sürede başlamasını umut
ediyorum"
AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım
tüzüğünün ilk ayağının yarın serbest
bırakılmasının beklendiğini anımsatarak, bu
noktada herhangi engel çıkması olasılığının
olup olmadığını sorduğum Peter Millet, komisyon
yetkililerinin birçok kez adada bulunduğunu ve bu konuda hem
Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türklerle
kapsamlı danışmalarda bulunduklarını ifade ederek,
komisyonun, cuma günü (yarın) önerisini sunacağını ve bunun
kabul edilmesinin sağlanmasının komisyona bağlı
olduğunu söyledi.
İngiliz Yüksek Komiseri, İngiltere'nin, büyük miktardaki bu
AB mali yardım tüzüğüne her zaman önem vermiş olduğunu
belirten Millet, "sanıyorum insanları AB'nin vereceği bu
mali yardım hakkında ve uzun dönemde AB üyeliğinin
faydaları hakkında bilgilendirmek için uzun bir yolumuz var.
İnsanların yaşamlarında gerçek büyük bir
değişiklik yapmak için potansiyele sahibiz. Bu projelerin en
kısa süre başlamasını umuyorum" dedi.
"Mali yardım ticaret olmadan anlamsız"
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona erdirilmesi
amacıyla komisyon tarafından önerilen doğrudan ticaret
tüzüğüyle ilgili olarak ise İngiliz Yüksek Komiseri şöyle
konuştu:
"İlk olarak iki hususu belirtmeme izin verin; kuzeyde
yardımın ticaret olmadan uygulamaya konulması
anlamsızdır. Bizim hedeflediğimiz ve genel olarak AB'nin
istediği; Kıbrıslı Türklere, kendi
yaşamlarını kazanabilmeleri olanağını, diğer
bir anlamda sürdürülebilir bir şekilde ekonomiklerini
kalkındırmalarını ve hem AB hem de Kıbrıs
ekonomisiyle birleşmelerini sağlamaktır. Bu noktada ticaret
konusunun ele alınması gereken önemli bir konu olduğu
kanısındayım. Kuzeyin daha fazla yabancı ticarete
açılması ve AB'ye daha fazla yakınlaşması da
kesinlikle çok önemlidir. Bizim rolümüz, bunun gerçekleşmesi ve özellikle
doğrudan ticaretin geçmesi için başkanlığı ve
komisyonu desteklemeye çalışmaktır."
"Türkiye'nin Avrupa yolunda ilerlemesi, çözüm için hayati"
Finlandiya Başkanlığı'nın Türkiye ile AB
arasında olası bir krizin yaşanmasını engellemek için
üstlendiği yeni inisiyatifle ilgili bir soru üzerine İngiliz Yüksek
Temsilcisi, Finlandiya Başkanlığı'nın inisiyatifi
hakkında yorum yapamayacağını ifade ederek, bir kriz
olasılığının Avrupa başkentinde herkesin
aklını kurcaladığını söyledi.
Millet, bir krizin önlenmesi için ilk hususun, Türkiye'nin kendisinin
yükümlülüklerini yerine getirmesi olduğuna işaret ederek,
"Türkiye AB'ye karşı taahhütte bulunmuştur. Türkiye, AB
üyeliğinde ilerlemek istiyor ki, bu üstlendiği yükümlülüklerin
uygulanmasını gerektiriyor. Türkiye, krizin önlenmesine
yardımcı olabilir" diye konuştu.
Peter Millet, aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa'ya doğru
ilerlemesine devam etmesinin stratejik önemi bulunduğuna işaret
ederek, bunun sadece Avrupa ülkeleri için değil, bölgenin istikrarı
ve refahı ve ayrıca Kıbrıs sorununun çözümü için de hayati
önemi arz ettiğini vurguladı.
Millet, krizin önlenmesine çalışılması için her
zaman bir neden olduğunu belirterek, tarafların, bu krizin
engellenmesinde rolü bulunduğuna işaret etti.
"İki konu ilişkilendirilmemeli ama paralel ele
alınması"
Türkiye'nin Ankara Anlaşması'ndan doğan, Türk
limanlarını Rum bandıralı gemilere ve uçaklarına
açması yükümlülüğü ile Kıbrıslı Türklerin izolasyonun
kaldırılması arasındaki bağlantının
sorulması üzerine İngiliz Yüksek Komiseri, "AB, herhangi bir
koşulu kabul edemez. AB'ye katılan herhangi bir ülke AB
müktesebatını, yani AB yasasını imzalamalıdır,
bunun siyasi taahhütlere ya da siyasi olarak arzulanan şeylere karşı
pazarlığını yapamazsınız. Aynı zamanda,
AB'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun
kaldırılması konusunda da ilerleme sağlanmasına
ihtiyacımız var. Ancak, bu iki şey bir biriyle doğrudan
ilişkilendirilmeden, birine paralel olarak
yapılmalıdır" dedi.
"Mülkiyet, kapsamlı çözümün bir parçası"
Kıbrıs sorunun en önemli konularının
başında gelen mülkiyet konusunda yaşanan son gelişmeler
hakkında ise Millet, mülkiyet konusunun çok hassas bir konu olduğunu
ve Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümün parçası olarak
çözümlenmesi gerektiğini söyledi.
Millet, Orams davasıyla ilgili olarak ise, Orams davası
siyasi değil yasal bir konudur. Hiçbir siyasi unsur yoktur. Dava temyize
gitmiştir. Bu konuda yorum yapmak istemiyorum" dedi.
"Turizmdeki düşüşün nedeni çevresel tahribat"
İngiliz Yüksek Komiseri, Birleşik
Kırallığın dünya genelindeki çevresel sorunları
çözmeye olan bağlılığını dile getirerek,
Kıbrıs'ın kuzeyindeki bazı çevresel tahribatlar
karşısında şok olduğunu ifade etti. "Çevrenin
korunmasının sadece doğa için değil, aynı zamanda
adanın kuzeyinin ekonomik refahı için de önemli olduğunu"
belirten Millet, "bu yıl kuzeyde turizmdeki düşüşün
çevresel tahribattan dolayı meydana gelmiş olabileceğine"
işaret etti.
Rekabetçi turizm dünyasında, insanlara temiz ve iyi bir çevre
sunulması gerektiğine dikkat çeken Millet, komiserlikte, adada yaşanan
ve yardımcı olmaya istekli olan İngiliz uzmanlardan ve
ayrıca çevresel sorunları tespit eden bağımsız bir
çevre grubundan yardım alarak çevresel sorunlara çözüm bulunmasına
yardımcı olmaya çalıştıklarını anlattı.
Millet ayrıca, zeytin ağaçlarının ve dağlık
bölgelerin korunması için bir dizi projeyi desteklediklerini, ancak
çevrenin korunması için yapılması gereken daha çok şey
olduğunu söyledi.
Millet, "Bu bizim çözebileceğimiz bir şey
değildir, yapılması gerekeni görmek ve insanların
eğitimini temin etmek size, Kıbrıslı Türklere
bağlıdır; her bireyin çevreyi ciddiye alma sorumluluğu
vardır. Bu uzun sürede herkesin yararına olacaktır" diye
konuştu.
KIBRIS 28/09/06
Yeni hükümet rotasını belirledi
3 KONUDA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ...
Bakanlar Kurulu, 3 konuda Anayasa değişikliği
yapılmasını prensip olarak kabul etti. Anayasa'nın
değişiklik konusundaki katı kurallarının giderilmesi
için 162. maddede değişiklik yapılması, kamu görevlileri
üzerindeki siyaset yasağının kaldırılması ve idam
cezasının kaldırılması konularında anayasal
değişiklik için çalışma yapılacak
İHTİYAT SANDIĞINDAN AVANS ÇEKME KOŞULLARI
İYİLEŞTİRİLDİ... İhtiyat
Sandığı Avans Değişiklik Tüzüğü'nde yapılan
değişiklikle, ihtiyat sandığına yatırım
yapan çalışanların bir önceki yılın prim, depozit ve
faiz toplamının 3 katına kadar alabildiği avans hakkı
6 katına çıkarıldı
KIŞ MESAİSİ 2 EKİM'DE BAŞLIYOR... Bakalar
Kurulu'nda 2 Ekim'den itibaren kış mesaisine geçilmesi de karara
bağlandı. Buna göre haftalık çalışma süresi 40 saat
olarak belirlenirken normal mesai sabah 8.00-12.30, öğleden sonra
13.30-17.00 saatleri arasında uygulanacak.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında
toplanan Bakanlar Kurulu, öncelikli hedeflerini belirledi. Bakanlar Kurulu'nun
yaklaşık 2 saat süren bu ilk toplantısında, rotasını
belirleyen hükümet, Anayasa değişikliği konularını ele
alacak bir komisyon kurulması yönünde prensip kararı da aldı.
Toplantıda, hükümetin öncelikli diğer konuları ise kamu
reformu, sosyal güvenlik, yerel yönetim reformu, yeni oluşturulan Çevre ve
Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın organizasyonu ile
tarımda reform olarak saptandı.
Bakanlar Kurulu, gündemindeki acil bazı konuları da ele
alarak kararlar üretti.
Bakanlar Kurulu'nda alınan kararları, önceki hükümette
olduğu gibi bu dönemde de sözcülük görevini yürütmekte olan
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar,
açıkladı.
Usar, dün ilk toplantısını gerçekleştiren Bakanlar
Kurulu'nun, gündemindeki önerilerden öte ağırlıkla hükümetin
bundan sonra yapacağı çalışmalar ile düzenlemeleri ele
aldığını, bu bağlamda bakanlıkların
birbirinden bağımsız değil birbiriyle diyalog ve
işbirliği içinde koordineli çalışması yönünde prensip
kararı aldığını belirtti. Usar, hükümette, "iki
başlı değil, tek bir hükümet" yaratma konusunda
kararlılık bulunduğunu kaydetti.
Üzerinde yoğunlaşılacak konular
Usar, hükümetin çalışmalarını
yoğunlaştıracağı konuları şöyle
sıraladı:
"Kamu reformunun hayata geçirilmesi, sosyal güvenlik sisteminin
kısa sürede sonuçlandırılması, yerel yönetim reformuna
gidilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, Belediye Kamu
Görevlileri Yasa Tasarısı'nın yasalaşması,
tarımda reforma gidilmesi, yeni oluşturulan Çevre ve Doğal
Kaynaklar Bakanlığı'nın organizasyonunu tamamlayıp
kısa sürede fonksiyonel yapıya kavuşması, kısa sürede
bir komisyon oluşturarak Anayasa değişikliği
konularının ele alınarak yaşama geçirilmesi."
Anayasa değişikliği 3 konuda
21.yüzyılda dünyadaki gelişmelere ayak uydurmanın ve
AB'yle uyumun önemine işaret eden Bakanlar Kurulu Sözcüsü Usar,
Türkiye'nin AB'yle uyum sürecinde atmakta olduğu adımları da göz
önünde bulundurarak Bakanlar Kurulu'nun 3 konuda Anayasa
değişikliği yapılmasını prensip olarak kabul
ettiğini söyledi.
Anayasa'nın değişiklik konusunda oldukça katı
bazı kurallar içerdiğini ve bunların daha esnek olabilmesi için
162. maddede değişiklik gerektiğini belirten Usar,
yıllardır beklenen kamu görevlileri üzerindeki siyaset
yasağının kaldırılmasına Anayasa'nın izin
vermediğini, dolayısıyla bu yönde de değişiklik
yapılarak kamu görevlilerinin siyasal yaşama aktif olarak
katılmalarının öngörüldüğünü bildirdi.
Usar, diğer bir değişikliğin ise idam
cezasının kaldırılması yönünde düşünüldüğünü
kaydetti.
Usar, diğer siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin de bu
çalışmalara desteğini beklediklerini, KKTC'de daha demokratik
bir yapı kurulmasını arzulayan herkesin buna destek
vereceği inancında olduğunu ifade etti.
İhtiyat Sandığı'ndan avans
Gündemlerindeki acil konuları da ele aldıklarını
ifade eden Usar, bu çerçevede görev süresi dolan İhtiyat
Sandığı Yönetim Kurulu'nun görev süresinin 2 yıl daha
uzatıldığını, İhtiyat Sandığı
Avans Değişiklik Tüzüğü'nde yapılan değişiklikle
ise, ihtiyat sandığına yatırım yapan
çalışanların bir önceki yılın prim, depozit ve faiz
toplamının 3 katına kadar alabildiği avans
hakkının 6 katına çıkarıldığını
açıkladı.
Usar, geçen hafta sonu imzalanan hükümet programı kapsamında
hangi daire ve kurum- kuruluşun hangi bakanlığa bağlı
bulunduğunu düzenleyen ilgili tüzük ve kararın da Bakanlar
Kurulu'ndan onay aldığını belirtti.
Sağlık ücretlerinde değişiklik
Bakan Usar, 2006 Sağlık Kurumlar Ücretler Tarifesi
(Değişiklik) Tüzüğü'nün de kabul edildiğini ve hastanelerde
sağlık hizmeti alanlara, uygulanacak ücretleri belirleyen bu
düzenlemeyle, 2. ülke yurttaşları ile 3. ülke yurttaşları
arasındaki ücret farkının giderilerek eşitlik ve denge
sağlandığını kaydetti.
Kış mesaisi 3 Ekim'de
Bakalar Kurulu'nda 2 Ekim'den itibaren kış mesaisine
geçilmesi de karara bağlandı. Buna göre haftalık
çalışma süresi 40 saat olarak belirlenirken normal mesai sabah
8.00-12.30, öğleden sonra 13.30-17.00 saatleri arasında uygulanacak.
Yeni hükümet ortağından sözcü
Usar, bir soruya karşılık, Bakanlar Kurulu sözcüsü
olarak yeni koalisyon ortağından bir ismin henüz
belirlenmediğini, konunun bir sonraki toplantıda görüşüleceğini
de söyledi.
KIBRIS 28/09/06
Hükümet programı
yazılıyor
ÖZGÜR PARTİ'DE KURULTAY 2 YIL SONRA... Özgür Parti Genel
Başkan Vekili Mustafa Gökmen, partinin kurultaya kadar kurucular ve
çekirdek kadroyla idare edileceğini; en fazla iki yıl içinde de kurultaya
gidileceğini söyledi."Partimiz çok hızlı kuruldu ama
teşkilatlanma çok hızlı olmuyor. Çok ince eleyip sık
dokumak lazım" diyen Gökmen, kurultay sonrasında organların
oluşacağını kaydetti
Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ile Özgürlük
ve Reform Partisi'nin (ÖRP) kurduğu koalisyon hükümetinin
programının hazırlanması için iki partinin yetkilileri dün
ikinci kez toplandı.
İlki önceki gün yapılan toplantılarda, 30 Eylül
Cumartesi günü Cumhuriyet Meclisi'nde okunacak hükümet programı üzerindeki
çalışmalara devam ediliyor.
CTP-BG Genel Merkezi'nde yer alan toplantıya CTP Genel Sekreteri
ve milletvekili Ömer Kalyoncu ile Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Ünal
Fındık; Özgür Parti'den Genel Başkan Yardımcısı,
Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve Doğal Kaynaklar
Bakanı Asım Vehbi, Özgür Parti Genel Başkan Vekili ve
Milletvekili Mustafa Gökmen ile Genel Başkan Yardımcısı ve
milletvekili Erdoğan Şanlıdağ katıldı.
Toplantıya katılanlar, basın mensupları görüntü
alırken soruları da yanıtladı.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı tarafından 25 Eylül Pazartesi günü Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a sunulan ve Talat'ın onayladığı
CTP/BG-Özgür Parti koalisyon hükümeti bakanlar listesi, aynı gün Cumhuriyet
Meclisi'nde de okunmuştu.
Yeni hükümetin programı 30 Eylül Cumartesi günü Cumhuriyet
Meclisi'nde okunacak ve görüşmeler de 3 Ekim Salı günü
yapılacak. Güven oylamasına ise hükümet programı
görüşmelerinin tamamlanmasından bir tam gün sonra gidilecek.
CTP MYK ve parti meclisi programı bugün görüşecek
Ünal Fındık'ın verdiği bilgiye göre CTP-BG Merkez
Yönetim Kurulu bugün saat 15.00'te; parti meclisi ise 19.30'da hükümet
programını görüşmek üzere toplanacak.
CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, bir soru üzerine
demokratikleşme, sivilleşme gibi hükümet protokolünde yer alan
konuların programda detaylandırılacağını söyledi.
Kalyoncu, programı tamamlamanın zaman alan bir çalışma
olduğunu ancak cumartesi gününden önce bitmiş
olacağını ifade etti.
Gökmen: Partimiz çok hızlı kuruldu ama teşkilatlanma
çok hızlı olmuyor
Özgür Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Gökmen de, hükümet
programı netleşince, kurucular kurulunun toplanarak
değerlendireceğini ve son noktanın konulacağını
belirtti.
Gökmen, parti yapılanmasının devam ettiğini, Özgür
Parti'nin kurultaya kadar kurucular ve çekirdek kadroyla idare
edileceğini; en fazla iki yıl içinde kurultaya gidileceğini
söyledi."Partimiz çok hızlı kuruldu ama teşkilatlanma çok
hızlı olmuyor. Çok ince eleyip sık dokumak lazım" diyen
Gökmen, kurultay sonrasında organların
oluşacağını kaydetti.
KIBRIS 28/09/06
KKTCde AB
rahatsızlığı
Son
dönemde Kıbrıs sorunun Türkiye ile Avrupa Birliği
ilişkilerine endekslenmesi, KKTCde rahatsızlık yarattı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:12 TSI 29 Eylül 2006 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanlığından yapılan yazılı
açıklamada, son günlerde Kıbrıs sorununun AB organlarında
ele alındığı ve dönem başkanı Finlandiyanın
bir öneride bulunduğu hatırlatıldı ve sorunun BM
gözetiminde yapılacak müzakerelerle çözülebileceği vurgulandı.
Açıklamada, konunun Türkiye-AB ilişkilerine
endekslenmesinin, Kıbrıs Türk tarafının sürece
katılımını sınırladığı ve karar
alma sürecinden uzaklaştırdığı kaydedildi.
KKTC Cumhurbaşkanlığı bu yaklaşımın sorunun
erken ve adil bir şekilde çözümlenmesi çabalarına da darbe
vurduğunu belirtiyor.
Dönem Başkanı Finlandiya, Magusa limanının AB denetiminde
açılmasını ve Maraşın da BM denetimine verilmesini
öngören önerisi konusunda Kıbrıs Türk tarafını
doğrudan bilgilendirmemişti.
Economist:
Bazı AB politikacıları Türkiyeyi kaybetme tehlikesinden
habersiz
LONDRA(ANKA)
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın ABD gezisini
değerlendiren The Economist dergisi, Batıda Türkiyeyi kaybetme
kaygısı artıyor yorumunu yaptı. Gazete, Türkiye, çantada
keklik gibi görülmemeli. Oysa bazı AB politikacıları, Türkiyeyi
kaybetme tehlikesinden habersiz görünüyor dedi.
İngiliz
The Economist dergisi, Başbakan Erdoğanın ABD Başkanı
George W. Bush ile yapacağı görüşme öncesi Türkiye-ABD
ilişkileri ve Batının Türkiyeye bakışını
uzun bir yazıda yorumladı. ABDnin İran ile ilgili seçeneklerini
değerlendirirken hesaplarında Türkiyenin önemli bir yer işgal
ettiğini kaydeden dergi, Türkiye, belki İran üzerinde etkinliği
olan tek bölgesel güçtür. Bu, Başkan George Bushun Türk
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile gelecek hafta
buluşmasının bir nedenidir görüşüne yer verdi.
Buna karşın Irak ile ilgili anlaşmazlıkların ikili
ilişkileri zehirlediğini yazan dergi, Türkiyede ABDnin
popülaritesinin çok gerilediğine, AB hedefine verilen desteğin de
önemli ölçüde azaldığına işaret ettikten sonra
Başbakan Erdoğanın ABnin 301inci madde ile ilgili
çağrılara gösterdiği tepkiye dikkat çekti.
İLİŞKİLER PAPA ZİYARETİ SIRASINDA
KÖTÜLEŞEBİLİR
Türkiyedeki Papa 16. Benedikte yönelik sert tepkileri anımsatırken,
Papanın ziyareti sırasında Batı ile ilişkilerin
kötüleşebileceğini savunan dergi, ABDdeki önemli düşünce
kuruluşlarından Dış İlişkiler Konseyi
Başkanı Richard Haasın, Washington ile Ankara arasındaki
ilişkilerin bozulması veya Türkiyenin stratejik olarak
yönelişini kaybetmesinin etkileri büyük olur uyarısını
aktardı. The Economist şöyle devam etti:
Türkiyenin Rusya, İran ve Suriye ile flört etmesi Batı
yanlısı tutumundan bir kayma habercisi olmamakla birlikte çantada
keklik olarak görülmemeli. Oysa bazı AB politikacıları,
Türkiyeyi kaybetme tehlikesinden habersiz görünüyor. Kamuoyunun yoksul,
kalabalık ve nüfusu çoğu Müslüman olan bir ülkenin (ABye)
alınması korkularını istismar ediyor. Bu
yaklaşımlar, Türklerin ABnin Hıristiyan bir klüp olduğu
inancını güçlendirdi.
TÜRKİYENİN KUZEY IRAK TEHDİDİ WASHİNGTONU
DÜŞÜNDÜRÜYOR
The Economist, Türkiyenin PKK unsurlarına karşı mücadelesini
Kuzey Iraka taşıma tehdidinin Washingtonu düşündürdüğünü
belirterek ABDnin Irakta ikinci cepheyi açamadığını ve
bölgeyi istikrarsızlaştıracağı kaygısı ile
PKK sorununu Türkiyenin çözmesine de izin veremediğini kaydetti. Bu
tutumun, ABDnin Türkiyedeki popülaritesinin azalmasının en büyük
nedeni olduğunu yazan dergi, Türkiyede PKK kurbanları artarken
hükümet üzerindeki baskıların
yoğunlaştığını belirterek Eğer (Türk
hükümeti) harekete geçerse kendisini sadece Kürtler değil
Amerikalılar ile savaşırken bulabilir ifadesini kullandı.
Sayın Bush ile görüşme bir fark edebilir mi? sorusunu soran dergi,
fark yapmayacağını söyleyenlerin görüşlerine yer verirken
görüşmenin talebinin Erdoğandan geldiğine de dikkat çekti.
Dergi, muhafazakarların da ikili ilişkilerin soğumasından
tezkereyi Meclisten geçiremeyen Erdoğanı sorumlu
tutuklarını anımsattı.
ERDOĞAN ÇOK KIZDIRDI
ABDdeki Türkiyeye yönelik tutumların tezkerenin reddedildiği 2003
yılından beri sertleştiğini, sonraki dönemde Erdoğan
ve partisinin tutumunun Bush yetkililerini çok
kızdırdığını, Erdoğanın İsrail
için terörist devlet ifadesini kullanmasının dehşet ile
izlendiğini yazan dergi, buna karşın son dönemde iki ülkenin
ilişkileri düzeltme isteğini gösterdiğini belirterek gelecek
hafta Washingtonda yapılacak görüşmenin aynı ruh içerisinde
gerçekleşeceğini kaydetti.
The Economist, Erdoğanın, kamuoyunun tepkisine rağmen Lübnana
asker gönderme kararını Türkiyenin Batı yanlısı
yönelişinin bozulmadığının cesaret verici bir
işareti olarak değerlendirerek Bush Yönetiminin de iyi niyetini
göstermek üzere General Ralstonu PKK koordinatörü olarak
görevlendirdiğini kaydetti. Ancak dergi, rolünün muğlak olan
Ralstonun PKKya karşı askeri operasyonun son seçenek olduğu
sözlerinin katkıda bulunmadığını savundu.
Birçok Türk yetkilinin özel sohbetlerde PKK ile mücadelenin sadece askeri
yollardan kazanılamayacağını kabul ettiklerini öne süren
dergi, bir affın ilan edilmesi ve seçim barajının indirilmesinin
önemli katkısı olacağını da iddia etti.
HURRIYET 29/09/06
The Economist:
Türkiye yükselen piyasalarda sermaye çekici 7. ülke
Mustafa Seven / AA
Merkezi Londra'da olan The Economist Dergisi, Türkiye'nin bu yıl, yükselen
piyasalar arasında en çok doğrudan yabancı sermaye çeken
''yedinci ülke'' durumunda bulunduğunu bildirdi.
Bu arada 2010 yılına kadarki süreçte
ise Türkiye'nin, dünyada en çok doğrudan yabancı sermaye çeken
ülkeler arasında ''başlarda'' yer alması bekleniyor.
The Economist Dergisi ve ona bağlı
ekonomik araştırmalar yapan The Economist Inteligence Unit
çalışmasına göre, özelleştirme süreci ve şirket
evlilikleri ile satın almalar, Türkiye'ye gelecek olan yabancı
sermayenin miktarını belirleyecek.
Türkiye'nin, 10 milyar doları
aşkın doğrudan yabancı sermaye miktarıyla ''yedinci''
sırada bulunduğu sıralamada birinci sırayı Çin
alırken, Hong Kong ikinci sırada, Rusya üçüncü sırada, Singapur
dördüncü sırada, Brezilya Beşinci sırada, Meksika ise
altıncı sırada bulunuyor.
TÜRKİYE, AB ÜYELERİNİ
GEÇTİ...
Bu arada doğrudan yabancı sermaye
sıralamasına göre Türkiye, Avrupa Birliği (AB) üyesi olan
Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan'dan daha fazla yabancı sermaye
çekerken, Hindistan, Güney Kore, Arjantin, Endonezya, Malezya ve Tayland gibi,
aynı kategoride bulunan diğer yükselen piyasalardan da fazla
yabancı sermaye çekti.
Türkiye'nin özellikle Çin ile birlikte,
dünyanın yeni yükselen güçleri olarak da gösterilen Hindistan'dan daha çok
doğrudan yabancı sermaye çekmesi ise çalışmada dikkat çeken
bir başka nokta olarak gösteriliyor.
KÜRESEL YABANCI SERMAYE ARTIYOR...
Öte yandan Türkiye'nin de artan oranda pay
aldığı toplam küresel doğrudan yabancı sermaye
miktarı, bu yıl 1,2 trilyon dolara ulaşacak.
Toplam küresel yabancı sermayenin, 2010
yılına kadar ise 1,4 trilyon dolara çıkması bekleniyor.
Bu yıl, Türkiye'nin de içinde
bulunduğu yükselen piyasalara sermaye akışının
yavaşladığı belirtilirken, 2006-2010 döneminde dünyada
ençok doğrudan yabancı sermaye çeken ülkenin ABD olacağı ve
ABD'nin toplam küresel doğrudan yabancı sermayenin yaklaşık
üçte birini çekeceği ifade ediliyor.
YABANCI SERMAYE ÖNÜNDEKİ ENGELLER...
Küresel yabancı sermaye
akışının önündeki en büyük engellere
bakıldığında ise yabancı şirketlerle evlilik ve
satın almalara karşı ev sahibi ülkenin, ulusal, ekonomik ve
kültürel kaygılarla engeller çıkarması, en başta gelen
sorunu oluşturuyor.
MILLIYET 29/09/06
Kıbrıs konusunu
tüm boyutlarıyla ele aldık
YAPAY ENGEL ÇIKARILMAMALI... Abdullah Gül, ABD'deki
görüşmelerinde Kıbrıs konusunun tüm boyutlarıyla ele
alındığını ve muhataplarına
"Kıbrıs sorununun çözüm yerinin BM olduğunu, Rumların
AB'yi soruna müdahil etme yönündeki çabalarına prim verilmemesi ve
Türkiye'nin üyelik sürecinin önüne Kıbrıs bağlantılı
yapay engeller çıkartılmaması gerektiğini"
söylediğini vurguladı
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, BM'nin 61. Genel Kurul
toplantıları çerçevesinde 50'yi aşkın ülkenin
temsilcileriyle ikili toplantılara, ayrıca NATO, İKÖ, EİT,
KEİ gibi uluslararası örgütlerin 20'ye yakın
toplantısına katıldığını söyledi.
Abdullah Gül, New York'taki temasları çerçevesinde Türkevi'nde
bir basın toplantısı düzenledi.
Kıbrıs
Abdullah Gül, görüşmelerinde Kıbrıs konusunun da tüm
boyutlarıyla ele alındığını ve muhataplarına
"Kıbrıs sorununun çözüm yerinin BM olduğunu, Rumların
AB'yi soruna müdahil etme yönündeki çabalarına prim verilmemesi ve
Türkiye'nin üyelik sürecinin önüne Kıbrıs bağlantılı
yapay engeller çıkartılmaması gerektiğini" söylediğini
vurguladı.
Ortadoğu
Gül, BM'deki görüşmelerde özellikle Lübnan ve Irak başta
olmak üzere Ortadoğu'da yaşanan kriz ortamının gündemde
olduğunu söyledi ve kendisinin de BM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmada, Türkiye'nin bu konudaki görüşlerini
anlattığını hatırlattı.
Konuşmasında Ortadoğu sorunlarının bir an
önce çözümü için uluslararası toplumun daha fazla çaba sarfetmesi
gerektiğini söylediğini belirten Gül, ayrıca bu bölgedeki
sorunların kökeninde Arap-İsrail ihtilafının
bulunduğunu vurguladığını söyledi.
Gül, konuşmasında Kıbrıs konusuna da yer
verdiğini ve Türk tarafının çözüm yönünde gösterdiği cesur
ve kararlı tutumun artık karşılığını
bulması gerektiğini söylediğini hatırlattı.
Güvenlik konseyi adaylığı
Gül, konuşmada ve BM'deki diğer temaslarında,
Türkiye'nin 2009-2010 dönemi Güvenlik Konseyi adaylığının
üzerinde önemle durduklarını söyleyerek bu konuda bir kampanya
yürüttüklerini dile getirdi.
Gül, BM'deki temaslarında, 1961 yılından beri
Türkiye'nin Güvenlik Konseyinde temsil edilmediğini
hatırlattığını ifade ederek, Türkiye'nin BM Güvenlik
Konseyi üyeliğinin BM'nin barış, istikrar ve güvenlik
çabalarına güç kazandıracağının altını
çizdi.
"Güvenlik Konseyi adaylığımıza vaad edilen
desteğin oldukça ümit verici olduğunu ve hak ettiğimiz
üyeliği alacağımıza yönelik beklentinin her geçen gün biraz
daha arttığını söyleyebilirim" diyen Gül, BM'de en az
gelişmiş ülkeler eylem programının ara dönem gözden geçirme
toplantısına da katıldığını belirterek,
Türkiye'nin, bu ülkelerin kalkınma çabalarının aktif bir biçimde
desteklenmesi düşüncesinde olduğunu ve Türkiye'nin bu ülkelere maddi,
teknik ve insani yardımlarının artarak süreceğini söyledi.
Gül, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi adaylığı
çerçevesinde Karayip ülkelerinin dışişleri bakanları
toplantısına da (CARICOM) katıldığını ifade
ederek, Türkiye'nin, BM'nin küresel kalkınma hedeflerine verdiği
desteği ve bu ülkelerle işbirliğini geliştirmek
istediğini bildirdi.
Medeniyetler ittifakı girişimi
Gül, Türkiye'nin İspanya ile birlikte yürüttüğü Medeniyetler
İttifakı girişimi çerçevesinde BM'de yaptığı
temaslara değinerek, Dostlar Grubu toplantılarına
aralarında Belçika ve Avusturya'nın da bulunduğu pek çok
dışişleri bakanının da girdiğini kaydetti ve bu
kapsamda girişimin hazırlayacağı eylem planının
uygulanması konusunda destek isteğinde bulunduklarını
vurguladı.
Irak ve ABD
Gül, Irak ile ilgili temaslarından da söz ederek, Irak'a
komşu ülkelerin dışişleri bakanlarının gayrı
resmi toplantısına ev sahipliği yaptığını ve
BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından düzenlenen "Iraq
Compact" toplantısına katıldığını
söyledi.
Bakan Gül, ABD Dışişleri Bakanı Rice ile
görüşmesinde de Irak konusunun ağırlıklı yer tutan bir
konu olduğunu belirterek, "Bu bağlamda ABD tarafıyla
görüşmede Irak'tan kaynaklanan PKK terörüyle mücadeleye verdiğimiz
önemi, bu yönde son dönemde atılan adımlardan duyduğumuz
memnuniyeti ve ivedilikle somut sonuçlar alınması yönündeki
beklentimizi vurgulama imkanı buldum" diye konuştu.
AB üyeliği
Avrupalı meslektaşlarıyla yaptığı
görüşmelerde AB üyeliğinin öne çıktığını
belirten Gül, Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja ve Olli
Rehn ile görüşmelerinde, hükümetin bu yönde attıkları
adımlar hakkında bilgi verdiğini ve Türkiye'nin
kararlılığını dile getirdiğini anlattı.
Yeni ülkeler
Gül, bu yıl Mikronezya, Vanuatu, Palau, Sri Lanka, Meksika, Komor
Adaları, Guatemala, Kenya ve Güney Afrika Cumhuriyeti gibi coğrafi
olarak uzak ya da diplomatik temsilciliklerin bulunmadığı
ülkelerin dışişleri bakanlarıyla da görüştüğünü
söyledi.
DSÖ adayı Türmen
BM'deki temaslarında, Türkiye'nin Dünya Sağlık Örgütü
(DSÖ) Genel Direktörlüğü adayı Prof. Dr. Tomris Türmen'in
desteklenmesi için lobi çalışmalarında bulunduğunu belirten
Gül, Türmen'in uzun yıllar DSÖ bünyesinde üst düzey sorumluluklar
üstlenmiş bir aday olarak görev için gerekli her türlü özelliğe sahip
olduğunu vurguladı.
Türk toplumu ve Musevi dernekleri
Abdullah Gül, BM Genel Kurulu vesilesiyle düzenlenen pek çok
uluslararası toplantıya katıldığını ve bu
toplantılarda çeşitli konularda görüş
alışverişinin gerçekleştiğini söyledi.
New York'taki Türk toplumuyla biraraya geldiğini ve onların
görüş ve beklentilerini bu çerçevede öğrenme fırsatını
belirten Gül, ayrıca Musevi dernekleriyle de biraraya gelerek ABD'de
yaşayan Türk ve Musevi toplumları arasındaki işbirliği
olanakları üzerinde durduklarını söyledi.
TOBB ile birlikte gerçekleştirecekleri Türkevi projesine de
değinen Gül, Türkevi'nin yenilenmesiyle ilgili bir anlaşmayı New
York'ta imzaladığını hatırlattı ve bu çerçevede
10 katlı binanın yerine 25 katlı bir gökdelen inşa
edileceğini söyledi.
Türkiye'nin önemi
Gül, Lübnan ile ilgili bir soru üzerine, Türkiye'nin Irak, Lübnan ve
Ortadoğu'daki sorunlarla ilgili görüşlerine diğer ülkelerce çok
önem verildiğini ve BM'deki toplantılar çerçevesinde de Türkiye'nin
itibarının, gücünün ve saygınlığının ne
denli arttığının görüldüğünü söyledi.
Gül toplantılarda, Türkiye'ye verilen önemin ne denli fazla
olduğunun bir kez ortaya çıktığını belirterek,
Türkiye gibi 50 tane ülkenin heyet başkanlarıyla görüşen ülkenin
fazla olmadığına dikkati çekti.
KIBRIS 29/09/06
Rum-PKK işbirliği
FOTOĞRAF VE BELGELERLE... Dosya, PKK lideri Abdullah
Öcalan'ın, üzerinde Kıbrıs pasaportu ile
yakalanmasının ardından yaşanan süreçle ilgili bilginin
yanı sıra, Rum yönetimi yetkililerinin PKK ile yakın
ilişkilerini gösteren açıklamaları ve faaliyetlerini ve
Güney'deki PKK varlığını gösteren belge ve
fotoğrafları içeriyor
ÖCALAN VE KIBRIS CUMHURİYETİ PASAPORTU... BM'ye sunulan
dosyada, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 15 Şubat 1999'da Nairobi,
Kenya'da yakalandığında üzerinden sözde "Kürdistan'la
Dayanışma Derneği" başkanı Lazaros Mavros
adına düzenlenmiş bir Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu
çıktığı hatırlatılıyor ve Rum yetkililerinin
kısa bir soruşturmanın ardından Mavros aleyhine herhangi
bir yasal işlem başlatmamaları, soruşturmayı sona
erdirmeleri ve bugüne kadar bu olayın üzerine gidip
açıklığa kavuşturmamaları eleştiriliyor
RUM MECLİSİ'NİN ÖCALAN'A "ŞARTSIZ
DESTEK" KARARI... Dosyada yer alan ve Rum tarafının PKK'ya
verdiği desteği açık şekilde ortaya koyan bir başka
dikkat çekici bilgi ise 18 Şubat 1999'da Rum Meclisi'nin, oybirliğiyle,
Öcalan'a şartsız destek beyan eden ve tutuklanmasını
"kışkırtıcı ve kabul edilmez" diye
nitelendiren bir karar geçirmiş olması. Mektuba göre, Kiprianu da,
aynı günlerde, Uluslararası Parlamentolar Birliği ve AB
ülkelerinin meclislerine "Öcalan'ın yasadışı
kaçırılması, ele geçirilmesi ve tutuklanması"
konusunda bir mektup yazdı
KKTC Cumhurbaşkanlığı, Rum Yönetimi'nin PKK'ya
verdiği desteği ortaya koyan belge, açıklama ve
fotoğraflardan oluşan dosyayı geçtiğimiz ay
Birleşmiş Milletler'e (BM) sundu.
Dosya, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, üzerinde Kıbrıs
pasaportu ile yakalanmasının ardından yaşanan süreçle
ilgili bilginin yanı sıra, Rum yönetimi yetkililerinin PKK ile
yakın ilişkilerini gösteren açıklamaları ve faaliyetlerini
ve Güney'deki PKK varlığını gösteren belge ve
fotoğrafları içeriyor.
Öcalan'ın yakalanışı ve pasaport konusu
BM'ye yazılan ve dosyayla birlikte sunulan mektupta,
Cumhurbaşkanlığı, PKK lideri Öcalan'ın 15 Şubat
1999'da Nairobi, Kenya'da yakalandığında üzerinden sözde
"Kürdistan'la Dayanışma Derneği" başkanı
Lazaros Mavros adına düzenlenmiş bir Kıbrıs Cumhuriyeti
pasaportu çıktığı hatırlatılıyor.
Mektupta, Rum yönetimi yetkililerinin kısa bir
soruşturmanın ardından Mavros aleyhine herhangi bir yasal
işlem başlatmamaları, soruşturmayı sona erdirmeleri ve
bugüne kadar bu olayın üzerine gidip açıklığa
kavuşturmamaları eleştiriliyor.
Zamanın başsavcısının, Mavros'un
konuşmama hakkını kullandığını,
Kıbrıs'taki soruşturmanın sona ermiş olduğunu ve
olayın açıklığa kavuşması için Kıbrıslı
uzmanların Türkiye'ye gidip Öcalan'ın üzerinden çıkan pasaportu
incelemeleri gerektiğini söylediği hatırlatılan mektupta,
bunun o günün şartlarında mümkün olmadığını ve
Rum yönetiminin, bu bahanenin ardına saklanarak bugüne dek
sorumluları adalet önüne çıkarmaktan kaçındıkları
aktarılıyor.
Soruşturmanın bir çırpıda kesilip
atılması bir yana, Rum yönetimi siyasilerinin, kendi
pasaportlarını seve seve Öcalan'a verebileceklerini
açıkladıklarına dikkat çekilen mektupta, Rum Meclis Başkanı
Spiros Kipriyanu, AKEL lideri Dimitris Hristofyas ve EDEK Başkanı
Vasos Lisarides'in açıklamaları örnek olarak gösteriliyor.
Zamanın Rum Dışişleri Bakanı Yannis
Kasulides'in ise "Kıbrıs, Kürtler'in özgürlük, insan
hakları ve kültürel kimlik mücadelesini desteklemektedir" dediğine
işaret ediliyor.
Dönemin Rum Yönetimi Sözcüsü Hristos Stilyanides'in ise PKK'yı
terörist örgüt olarak görmedikleri açıklamasının altı
çiziliyor.
Öcalan'a destek
Dosyada yer alan ve Rum tarafının PKK'ya verilen
desteği açık şekilde ortaya koyan bir başka dikkat çekici
bilgi ise 18 Şubat 1999'da Rum Meclisi'nin, oybirliğiyle, Öcalan'a
şartsız destek beyan eden ve tutuklanmasını
"kışkırtıcı ve kabul edilmez" diye
nitelendiren bir karar geçirmiş olması.
Mektuba göre, Kiprianu da, aynı günlerde, Uluslararası
Parlamentolar Birliği ve Avrupa Birliği üye ülkelerinin meclislerine
"Öcalan'ın yasadışı kaçırılması, ele
geçirilmesi ve tutuklanması" konusunda bir mektup yazdı.
Cumhurbaşkanlığı'nın PKK dosyasında,
AKEL lideri Hristofyas, dönemin EDEK lideri Lisarides ve DIKO başkan
yardımcısı Nikos Kleantos'un da aralarında bulunduğu
Rum politikacıların, Elefteriya Meydanı'nda Öcalan'ın
tutuklanmasını protesto etmek için açlık grevi yapmakta olan Kürtleri
ziyaret ederek destek bildirdiklerinin kanıtları da bulunuyor.
Dosyada, protestocuları ziyareti sırasında bir
konuşma yapan Hristofyas'ın, Öcalan'ın bir terörist değil,
bir özgürlük mücadelesi lideri olduğu yönündeki açıklamalarına
da yer veriliyor.
Dönemin Amerika Birleşik Devletleri (ABD)
Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs
Özel Temsilcisi Thomas Miller'in, resmi bir ziyaret sırasında, o
zamanki Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides'ten, Öcalan ve PKK'yı
desteklemekten kaçınmasını rica etmesi de dosyadaki güçlü
kanıtlardan biri.
AKEL'in rolü
Dosyadaki en dikkat çekici ayrıntılar arasında,
AKEL'in, 1998 yılının kasım ayında dönemin
İtalyan Başbakanı Massimo D'Alema ve Adalet Bakanı Oliviero
Dilibero'ya, Öcalan'ın serbest bırakılması için bir mektup
yazmış olması; Kipriyanu'nun ise yine 1998
yılının kasım ayında, zamanın İtalyan Meclis
Başkanı Luciano Violade'ye bir mesaj göndererek Öcalan'ın
serbest bırakılması için gücünü kullanmasını rica
etmesi var.
Dosyada, Rum Yönetimi'nin PKK'ya desteğini gösteren bir
başka bilgi ise, "Sürgündeki Kürt Parlamentosu"ndan bir
delegasyonun Rum Meclisi'nin resmi davetlisi olarak Kasım 1997'de
Kıbrıs'a gelmesi, Kipriyanu ve Hristofyas gibi siyasetçilerle
görüşmesi, ve Rum Meclisi ve "Sürgündeki Kürt Parlamentosu"nun,
işbirliği ve ilişkileri geliştirmek için ortak bir komite
kurma kararları.
Dosyada, Öcalan'ın, 1996 yılının eylül ayında
Fileleftheros gazetesinde yayınlanan bir röportajında yer alan
ifadelerinin de, Rum Yönetimi ve PKK işbirliğini göstermesi
açısından önemine değiniliyor. Röportajda Öcalan, Rum kayıp
şahısların bir bölümünün akıbetinin ortaya
çıkarılması için Türkiye hapishanelerinde yeni bir
araştırma başlatmak üzere emir vereceğini söylüyor. Dönemin
Rum İnsani İşlerden sorumlu komisyon üyesi Takis Hristopulos ise
Öcalan'a teşekkür ediyor ve topun artık Rum
Dışişleri'nde olduğunu, onların Öcalan ile
bağlantıya geçip bu çalışmayı koordine etmesi ve
yürütmesi gerektiğini söylüyor.
Theofilos'un günlüğü
Dönemin Rum Enformasyon Dairesi Türk Masası Şefi Theofilos
Georgiades'in, PKK ve Öcalan ile çok yakın bir ilişki içinde
olduğunu, hatta PKK'nın karar verme mekanizmalarında önemli rol
oynadığını kanıtlayan günlüğü,
Cumhurbaşkanlığı dosyasında bulunan önemli belgeler
arasında. Belgeler arasında Georgiades'in Öcalan ile birlikte
çekilmiş fotoğrafları da var.
Öcalan'ın birçok kez Rum tarafına desteğinden
dolayı teşekkür ettiğine ve işbirliğinin devam
etmesini umduğunu söylediğine değinilen dosyada, Mayıs
2002'de Avrupa Birliği PKK'yı terör listesine dahil ettikten sonra,
Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un partisi DIKO, PKK'nın terör
listesinden çıkarılması çabalarını desteklediğini
bildirmesi ve örgütün terör listesine dahil edilmesinin bir talihsizlik
olduğunu açıklaması da yer alıyor.
Dosyada yer alan diğer önemli kanıtlar ise Kürdistan Kültür
Derneği'nin, üyelerine, üzerinde PKK ve Rum bayraklarının
bulunduğu ve Rum Yönetimi'nce tanınan üyelik kartları vermesi ve
PKK'nın silahlı kolu olan ERNK'nın Güney'de PKK için düzenli
olarak maddi yardım kampanyaları düzenlemesi ve Kuzey'deki Kürtlerle
bağlantıya geçmeye çalışması var.
"Kıbrıs, PKK için cennet"
Dosyada yer alan diğer bilgiler arasında ise, 2001
yılının Mart ayında Rum kesiminin bütününde,
"Kürdistan'daki savaşta yaralananlar" için bir mali yardım
kampanyasının yürütülmüş olması ve 2006
yılının Mart ayında, Tüm Kıbrıs İşçi
Sendikaları Federasyonu PEO'nun Limasol'daki "Kürt
savaşçılar" ile ortak bir kan bağışlama
kampanyası düzenlemesi var.
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri
Bakanlığı'nın 2005 Terörizm Raporu'ndan bazı bölümlere
de yer verilen raporda, Kıbrıs'ın PKK için bir cennet haline
gelmiş olduğu belirtiliyor ve PKK'nın Kıbrıs'ın
iki tarafında da aktif varlığı olduğu
aktarılıyor. Rum tarafının yasal düzenlemelerinin ise,
terörist faaliyetlerin araştırılması ve
kovuşturulmasında yetersiz kaldığının altı
çiziliyor.
Cumhurbaşkanlığı'nın dosyaya ek olarak BM'ye
sunulan belgeler arasında, Abdullah Öcalan'ın
yakalandığında üzerinden çıkan Kıbrıs
Pasaportu'nun kopyası, Kürdistan Dayanışma Derneği'nin
üyelerinden topladığı aidat
karşılığında verdiği makbuz, Kürdistan Kültür
Derneği tarafından üyelerine verilen ve üzerinde PKK ve Rum
bayrakları olan ve Rum Yönetimi'nce tanınan kimlik, ve ERNK
tarafından para toplamak amacıyla dağıtılan bir kupon
var.
Kuponda "Türk devletinin barbarlıklarına
karşı PKK savaşçılarını ekonomik olarak
destekleme kampanyası" yazıyor. Eklerden bir diğeri ise,
Güney Kıbrıs'taki ERNK tarafından Kuzey'deki bir Kürt'e
gönderilen bir not.
Notta: "Haci hevaldeki malzemeyi teslim alınız ve sizde
kalsın. Bu alacağınız malzemeyi iyi koruyunuz. Ne zaman
gerekirse tekrar sizden alırız. Yani malzemenin sorumlusu sizsiniz.
Şehitlerimize bağlılık ve BAŞKAN APO'ya
bağlılık demek değerlerimizi korumak demektir"
yazıyor. Ekler arasında ayrıca, PKK'nın Rum
tarafındaki ofislerinin resimleri ve PKK'nın son yıllarda Güney
Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği eylemlerin
fotoğrafları yer alıyor.
KIBRIS 29/09/06
AP'nin Kıbrıs kararı ile adanın
bölünmesini isteyenler güçlendi
İRONİK BİR DURUM... Avrupa Parlamentosu AP
Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Cem
Özdemir, "Kıbrıs sorunu ile ilgili çok ironik bir durum ile
karşı karşıyayız. AP'nin Kıbrıs kararı
ile adanın bölünmesini isteyenler güçlenmiş oluyor. Birleşmesini
isteyenlerin ise eli zayıflatılıyor" dedi
AB Haber'e Kıbrıs konusunda değerlendirmelerde bulunan
Avrupa Parlamentosu AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede
Temas Grubu üyesi Cem Özdemir, Kıbrıs konusunda bardağın
yarısının dolu olduğunu söyledi.
Özdemir, "Kıbrıs sorunu ile ilgili çok ironik bir durum
ile karşı karşıyayız. AP'nin Kıbrıs
kararı ile adanın bölünmesini isteyenler güçlenmiş oluyor.
Birleşmesini isteyenlerin ise eli zayıflatılıyor"
dedi.
ABHaber'e Eurlings raporu ışığı altında
Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendiren Özdemir,
"raporun nihai haline BM referansı dahil edildi" dedi.
AP'de Rum milletvekillerinin Annan Planı'nın unutulması
için büyük çaba sarf ettiğine dikkati çeken Cem Özdemir şunları
kaydetti:
"Eurlings raporu ile ilgili Ermeni soykırımı
değişikliğinden sonra, Kıbrıs konusunda
istediğimiz değişiklikleri yapamadık. Pazarlık konusu
oldu. Hıristiyan Demokratların bir bölümü ile Eurlings'in Ermeni
soykırımı ön koşul olmasın, ancak Kıbrıs
paragraflarını değiştirmeyelim şeklindeki
yaklaşımları belirleyici oldu.
Kıbrıs sorunu ile ilgili çok ironik bir durum ile
karşı karşıyayız. AP'nin Kıbrıs kararı
ile adanın bölünmesini isteyenler güçlenmiş oluyor. Birleşmesini
isteyenlerin ise eli zayıflatılıyor.
Bundan sonra KKTC'ye yönelik jestler daha önem kazanacak.
Yeşiller olarak Kuzey Kıbrıs'ta düzenleyeceğimiz
genişletilmiş yönetim kurulu toplantısının önemi
şimdi daha da arttı. İzolasyonların sembolik de olsa
kaldırılması önemli.
Kıbrıs'ı bundan sonra AP'ye
taşıyacağız. Önümüzdeki aylarda AP'de daha fazla
tartışılmasını sağlayacağız.
Kıbrıslı bir Türk ile bir Rum kadını arasındaki
aşkı konu alan Rum yapımı Akamas adlı filmi AP'de
göstereceğiz. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin EOKA sahneleri
yüzünden karşı çıktığı bu filmi AP'de
göstereceğiz. AP'ye filmde yer alan Kıbrıslı Rum ve Türk'ü
davet edeceğiz.
Kuzey Kıbrıs'ın AP'de temsil edilememesi
başlı başına adaletsizlik. Sadece bir görüş AP'de
propaganda yapabiliyor. Kıbrıslı Türklerin görüşü yeterince
anlatılamıyor. AP'de Rum tarafı bu konuda çok
başarılı. Kuzey'in görüşlerini yansıtmak ise bizlere
düşüyor.
İki Kıbrıslı Türk parlamenter bu sürece önemli
katkı sağlıyor ama bu yeterli değil. Bunu çok daha iyi
organize etmek lazım. Kuzey Kıbrıs yönetimi AB kurumlarına
yönelik yeniden organize olmalı.Bu konuda Brüksel'de daha etkin
çalışmalı.Bu yapılmazsa AP örneğinde olduğu gibi
Rumların tek yanlı propagandası sürer gider."
KIBRIS 29/09/06
İngiltere'de işlenen cinayet KKTC
mahkemelerinde
YARGILAMA BAŞLADI... Sibel-Çınar Kemalzade çiftiyle
anlaşarak, sigortadan para almak için İngiltere'de kardeşine ait
gazete bayiini kundaklama ve Colin Salt'ın ölümüne neden olmak
suçlarından İngiliz polisi tarafından aranırken Ekim
2005'te KKTC polisi tarafından Kıbrıs'ta yakalanan Kemal
Kemalzade'nin yargılanmasına dün Lefkoşa Ağır Ceza
Mahkemesi'nde başlandı
İNGİLİZ POLİSİ, KAMYON DOLUSU EMAREYLE
GELDİ... Menson cinayeti davası nedeniyle 1999 yılında,
KKTC polisi ile işbirliği yapan ve ellerindeki cinayet delilleri ile
KKTC'ye gelerek Özgay Cevat Yorgun'un yargılanmasını
sağlayan İngiliz polisi, şimdi de Kemal Kemalzade için aynı
şeyi yaptı. Bir kamyon dolusu emare ile KKTC'ye gelen İngiliz
polisi, özel tercümanları aracılığı ile davayı
takip ediyor
MENTEŞ AZİZ İLE BBC EKİBİ ARASINDA
GERGİNLİK... Kemalzade davasını izlemek için
İngiltere'den gelen ve Yüksek Mahkeme Başkanlığı'ndan
çekim izni alan BBC ekibi ile Kemal Kemalzade'nin savunma avukatı
Menteş Aziz arasında gerginlik yaşandı. BBC ekibinin,
müvekkili ile konuşurken görüntü almasına sert tepki veren Aziz,
duruşma sonrası da İngiliz ekibine yakalanmamak için
Başsavcılığın balkonundan atlayarak kaçtı
Senem GÖK
Sibel-Çınar Kemalzade çiftiyle anlaşarak, 27 Aralık
2000 tarihinde İngiltere'de Chell Heath Road, Stoke-On-Trent adresinde
işlettikleri gazete bayiini, sigortadan para alabilmek için ateşe
vermek, çıkan yangın sonucu meydana gelen patlamanın
ardından tavanın çökmesiyle, üst kattaki dairede yaşayan Colin
Salt'ın ateşin içine düşerek yanması ve 16 Ocak 2001
tarihinde ölümüne neden olmak suçlarından İngiltere polisi
tarafından aranırken, Ekim 2005'te KKTC'de yakalanan Kemal
Kemalzade'nin yargılanmasına dün Lefkoşa Ağır Ceza
Mahkemesi'nde başlandı.
28 Ocak 1997'de Michael Menson'un İngiltere'de yakılarak
öldürülmesi olayında KKTC'ye kaçan Özgay Cevat Yorgun'un yakalanması
için ilk kez KKTC polisi ile işbirliği yapan ve 1999'da
yakalanmasının ardından ellerindeki tüm delillerle KKTC'ye
gelerek mahkemelerimizde tanıklık yaparak Yorgun'un 25 Kasım
1999'da 14 yıl hapse mahkum olmasını sağlayan İngiliz
polisi, Kemalzade'nin yargılanabilmesi için de aynı işbirliğine
gitti.
Bir kamyon dolusu emare ile KKTC'ye gelen İngiliz polisi, özel
tercümanları aracılığı ile davayı takip ediyor.
Duruşma başladı
Mehmet Türker başkanlığında Kıdemli
Yargıç İlker Sertbay ve Yargıç Peri Hakkı'dan oluşan
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin baktığı
davanın duruşmasına dün başlandı.
İddia Makamı Başsavcılık adına
Savcı Ergül Kızılokgil'in yürüttüğü davanın dünkü
celsesinde Kemal Kemalzade, kardeşi Çınar ve yengesi Sibel Kemalzade
ile anlaşmak, sigortayı dolandırarak para almak kastıyla
İngiltere'deki gazete bayiini kundaklamak, kundaklama sonucu çıkan
yangında meydana gelen patlamada üst katta yaşayan Colin Salt'ın
ateşin içine düşerek ağır yaralanmasına,
aldığı yaralar nedeniyle de 16 Ocak 2001'de ölümüne neden olmak
gibi suçlarla itham edildi. Kemalzade'nin aleyhindeki suçlamaların hiçbirini
kabul etmemesi üzerine davanın duruşmasına geçildi.
Duruşma öncesinde, İngiltere'de olayla ilgili İngiliz
polisinin yürüttüğü soruşturma sonucu toplanan ve Çınar-Sibel
Kemalzade çiftinin İngiltere'de yargılanarak 11 yıl hapse mahkum
olmasında kullanıldıktan sonra, KKTC polisi tarafından
oluşturulan tahkikat ekibine teslim edilen bir kamyon dolusu emare,
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi salonuna taşındı.
Savcı Ergül Kızılokgil, sanık Kemal Kemalzade
aleyhine getirdiği davaları ispat için ilk tanık olarak,
meselenin tahkikatını yürüten ve bu soruşturma nedeniyle
defalarca İngiltere'ye giderek soruşturma yapan, emare toplayan Polis
Genel Müdürlüğü (PGM) Adli Bölüm'de görev yapan Müfettiş Muavini Ediz
Aytan'ı çağırdı.
İngiliz Yüksek Komiserliği'nin PGM'ye gönderdiği
yazı ile İngiltere'deki kundaklama, cinayet ve Sibel-Çınar
Kemalzade'nin 11 yıllık mahkumiyetini, sanık Kemal Kemalzade'nin
de arandığını öğrendiğini ve tahkikata
başladığını belirten Müfettiş Muavini Aytan,
sanığın 9 Haziran 2001'de KKTC'ye giriş
yaptığını ve halen KKTC'de olduğunu tespit
ettiğini söyledi.
Başsavcılıktan aldığı yazıda,
sanığın KKTC'de yargılanabileceğine dair içtihat
kararı olduğunu öğrendiğini ve soruşturmaya
başladığını belirten Aytan, polis çavuşu Hasip
Tütüncü ve hukuk danışmanı olarak da Savcı Ergül
Kızılokgil ile birlikte tahkikat amaçlı olarak 23 Temmuz-6
Ağustos 2004 tarihleri arasında İngiltere'ye gittiğini
söyledi.
İngiltere'de yürütülen soruşturmada birçok ifade ve emare
aldığını kaydeden Ediz Aytan, doğan ihtiyaç nedeniyle
polis çavuşu Hasip Tütüncü ile Eylül 2005'te yeniden İngiltere'ye
gittiğini, döndükten sonra 21 Ekim 2005 tarihinde mahkemeden temin edilen
derdest (tutuklama) ve arama emri ile Kemal Kemalzade'nin evine gittiğini,
yapılan aramada kardeşiyle kaldığı odada bir miktar
uyuşturucu bulunduğunu, ve bazı emareler daha alarak
sanığı tutukladığını anlattı.
Ediz Aytan'ın, Kemal Kemalzade'den aldığı
açık ifadeyi mahkemeye emare olarak sunmasının ardından
mesai saatinin bitimi nedeniyle dava duruşmaya kaldığı
yerden devam edilmek üzere 2 Ekim Pazartesi gününe tehir edildi.
Menteş Aziz ve BBC ekibi arasında gerginlik
Kemal Kemalzade'nin KKTC mahkemelerinde yargılanmasına büyük
önem veren İngiliz basını da dün mahkeme
koridorlarındaydı. Yüksek Mahkeme Başkanlığı'ndan
çekim izni alarak Ağır Ceza Mahkemesi salonunun bulunduğu
koridora kameralarını yerleştiren BBC ekibi ile Kemal
Kemalzade'nin savunma avukatı arasında gerginlik yaşandı.
Ağır Ceza Mahkemesi'nin başka davalara
baktığı sırada balkonda müvekkili ile konuşurken BBC
ekibinin çekim yapmasına sinirlenen Avukat Menteş Aziz, çekimi
engellemeye çalışıp, bağırarak sert ifadeler
kullandı. Gün boyu süren Avukat-BBC gerginliği duruşma
sonrasında Avukat Menteş Aziz'in mahkeme koridorundan
Başsavcılığa inen merdivenleri kullanarak,
Başsavcılığın balkonundan polisin bahçesine
atlaması ve oradan ayrılmasına kadar sürdü.
KIBRIS 29/09/06
Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen: AB
ve Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan ticareti mümkün
kılacak bir çözüm için çalışıyoruz
Finlandiya Parlamentosunda düzenlenen Dışişleri ve
Kalkınma Komisyonları Başkanları Konferansı'nda AB
dönem başkanlıklarının geride kalan 3 ayını
değerlendiren Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen,
İngiltere'nin dönem başkanlığı sırasında
Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasının "büyük bir
başarı" olduğunu söyledi.
"Finlandiya Dönem Başkanlığı, AB ve Kuzey
Kıbrıs arasında doğrudan ticareti mümkün kılacak bir
çözüm için aktif olarak çalışıyor" diyen Vanhanen, buradaki
amaçlarının Türkiye'nin de limanlarını Kıbrıs Rum
kesimi gemilerine açacağı bir çözüme ulaşmak olduğunu
kaydetti.
Çabalarının olumlu sonuçlanması halinde
"Türkiye'nin AB katılım müzakerelerinde sorunların
önlenmesine yardımcı olacağını" ifade eden
Vanhanen, şunları kaydetti:
"Bir çözüme ulaşıp
ulaşamayacağımızı görmek için Kıbrıs (Rum
kesimi) ve Türkiye ile yoğun ve yapıcı görüşmelerimizi
sürdüreceğiz. AB Komisyonunun (Türkiye hakkındaki) ilerleme raporunun
8 Kasımda yayımlanacağı da dikkate alınırsa
önümüzdeki haftalar bu çabalar açısından hayati önem
taşımaktadır."
Genişlemenin "coğrafi değil, değerleri
ilgilendiren bir kavram olduğunu" vurgulayan Finlandiya
Başbakanı Vanhanen, AB'nin köşe taşlarını
oluşturan bu değerlerin "Belarus gibi yakın komşu
ülkeler tarafından reddedilirken, Ukrayna gibi ortaklar tarafından
kabul edilebildiğini" ifade etti.
Başbakan Vanhanen, AB devlet ve hükümet
başkanlarının aralık ayındaki zirvesinde hazmetme
kapasitesi başta olmak üzere genişlemenin
tartışılacağını hatırlatarak, "Fakat
Dönem Başkanı olarak bu tartışmanın genişlemeyle
ilgili yeni şartlar getirmesine kesinlikle karşıyız"
diye konuştu.
KIBRIS 29/09/06
Annan Planı Yunanistan ve Kıbrıs Rum
Kesiminde 'alerji' yapıyor
Avrupa Parlamentosu'nun Hollandalı Camiel Eurlings
tarafından kaleme alınan Türkiye raporunun kabul edilmesinin
yankıları sürüyor.
ABHaber, "Raporun nihai metninde Annan Planı'ndan
bahsedilmemesinin" dikkat çekici olduğu üzerinde durdu ve
"Kıbrıs konusunda adil olmayan ifadeler içeren AP Türkiye raporu
ile ilgili kapalı kapılar ardında önemli tartışmalar
yaşandığını" bildirdi.
ABHaber, Kıbrıs pazarlığını şöyle
açıkladı:
"4 Eylül'de AP Dışişleri Komisyonu'nda kabul
edilen Türkiye raporunda Kıbrıs ile ilgili paragraflar
eleştirilmiş ve raporda BM süreci bilhassa Annan Planı'na yer
verilmediği eleştirisinde bulunulmuştu. Ancak Sosyalist grubun
kendi arasında 26 Eylül akşamı yaptığı
toplantıda genel kurulda yapılacak oylamaya sayılı saatler
kala Sosyalist grup Kıbrıs paragraflarını dengeleyen
değişiklik önergelerini geri çekti. Sosyalist grupta yer alan
Yunanlı milletvekillerine göre, Annan Planı Yunanistan ve
Kıbrıs Rum Kesiminde 'alerji' yapıyor. O yüzden Annan
Planı'nı dile getirmeyelim görüşü üzerine Sosyalist grup
Yunanlı parlamenterlerin isteği üzerine değişiklik
önergelerini geri çekti.
Bununla birlikte Yeşillerin hazırladığı
Kıbrıslı Türklere yönelik izolayonların son verilesi ile
ilgili değişiklik önergesindeki yer alan paragrafın
yarısı reddedildi. Ancak dolaylıda olsa Annan Planı'nın
adı zikredilmeden BM sürecine atıfta bulunuldu.
Eurlings raporunda Kıbrıs paragrafını dengeleyici
değişiklik önergesi Özdil Nami ve KKTC Meclisi Dış
İlişkiler Müdürü Seyit Yolak'ın Brüksel'de
yaptığı temaslar sonrası AP Sosyalist Grup tarafından
gündeme alınmıştı.
ABHaber'e konuşan AP gözlemcileri Türkiye raporunda
Kıbrıs konusunda dengenin bozulmasında Yunanlı
parlamenterlerin yanı sıra siyasi gruplar arasında sözde Ermeni
soykırımı pazarlığının da önemli rol
oynadığını ifade ettiler...
KIBRIS 29/09/06
|
NTV
Güncelleme: 15:05 TSİ 30 Eylül 2006 Cumartesi
ATİNA
- Yunan Etnos gazetesine konuşan Lilikas, Türkiyenin üyelik
müzakerelerine başlamasından bu yana birlik müktesebatına uyum
sağlamadığını savundu. ABnin, bir kriz çıksa
bile Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmesinde ısrarlı
olması gerektiğini söyleyen Rum Bakan, böyle bir kriz
yaşanması halinde bunun tek sorumlusunun Türkiye olacağını
iddia etti.
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de aynı gazeteye
verdiği demeçte, Türkiyenin hem iç konularına ilişkin
reformlara hem de komşularıyla ilişkilerinde
değişikliklere giderek, Birliğin ön şartlarıyla
kriterlerine uyması gerektiğini belirtti.
Bakoyanni, Türkiyenin üyeliğinin, Yunanistanda referanduma götürülmesi
gereğine inanmadığını da söyledi.
"Ankara taahhütlerini yerine getirmeli"
30 Eylül, 2006 21:00:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik
sürecinde, 'Rum yönetimine karşı taahhütlerini yerine getirmesi
gerektiğini' söyledi.
Papadopulos,
''Türkiye tanımasa bile 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
uluslararası toplumun yaşayan bir üyesi olarak
varlığını sürdüreceğini'' belirtti.
Rum lider, Türkiye'nin AB üyelik sürecine değinerek, 'Ankara'nın
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı olan taahhütlerini yerine
getirmesi gerektiğini' iddia etti.
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal sakinlerinin Kıbrıslı
Rum ve Türkler olduğunu savunan Papadopulos, ''ortak bir ülkede tek bir
geleceği olan tek bir halk var. Bu halkın geleceğini en iyi
şekilde güvence altına almanın yegane yolu birleşik bir
ülkede ortak devlettir'' dedi.
Kıbrıslı Türklere seslendi
Kıbrıslı Türklere de seslenen Papadopulos,
Kıbrıslı Türklerin refah ve kalkınmasının, kendi
deyimiyle Kıbrıs sorununa ayrılıkçı çözümlerde veya
yasa dışı olarak nitelediği KKTC'nin siyasi düzeyini
yükseltmekte değil, işlevsel ve yaşayabilir bir çözümde en iyi
şekilde güvence altına alınacağını savundu.
Tasos Papadopulos, bulunacak çözümün adanın gerçek birleşmesini
sağlaması gerektiğini belirterek, 'Kıbrıs Rum
tarafının üzerinde anlaşmaya varılan iki bölgeli, iki
toplumlu federal bir temelde yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm için
uğraş verdiğini' savundu.
Rum lider, Lefkoşa'da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 8
temmuzda vardıkları mutabakatının hayata geçirilmesi için
çaba harcadıklarını da iddia etti.
AB ve Türkiye'nin Kıbrıs tavrı
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin
Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına limanlarını
açmaması halinde müzakere sürecinin durdurulabileceğini söylüyor.
Türk hükümeti ise, KKTC üzerindeki izolasyonlar kalkmadan Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimine liman ve havaalanlarını açma konusunda
hiçbir adım atmayacağını belirtiyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, her fırsatta, KKTC'ye
izolasyonlar kaldırılmadıkça Türkiye'nin, limanların ve
havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına
açılmasını öngören Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü gündeme
almayacağını belirtiyor.
Son olarak geçtiğimiz haziran ayında Avrupa Birliği, Türkiye'nin
Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmaması nedeniyle
Hırvatistan ile müzakere sürecinin daha hızlı yürütülmesi
kararını almıştı.
AB'nin bu tavrına karşılık Başbakan Erdoğan, ''Türkiye
hep adım atan taraf olamaz. Adımlarımızın
karşılığını almadık. Adım
atılmadıkça, adım atmayacağız'' demişti.
Türkiye Ek Protokol'ü imzalamıştı
Türkiye, Gümrük Birliği'nin Kıbrıs Rum yönetimi dahil AB'ye yeni
katılan 10 üyeye de uyarlanması için Ankara
Anlaşması'nın Ek Protokolü'nü 29 temmuzda
imzalamıştı.
Ancak Türkiye, aynı zamanda bir de deklarasyon yayımlayarak,
imzanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına
gelmediğini ilan etmişti.
Kıbrıs'ta son durum
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış
görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere
Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye
ikna etti.
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum
lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin
ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi
kararı çıktı.
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden
başlaması için bir çerçeve üzerinde
anlaştığını duyurdu. Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin
içeriği ise şöyle:
* Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını
etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına
başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla
ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek
ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları
tarafından incelenecek ve liderler tarafından
sonuçlandırılacak.
* Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön
vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek
için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek.
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin
Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana
Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.
Aman
çarpışmayalım!
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn: Reformları
hızlandırmak, AB ile Türkiye arasındaki bir çarpışma
ve müzakere sürecini dondurmaktan kaçınmanın en iyi yolu
DIŞ HABERLER
SERVİSİ
Türkiye'ye son
zamanlardaki en açık uyarılarından birini yapan AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Ankara'nın reform sürecine ivme
kazandırmaması halinde Türkiye ve AB arasında bir
"çarpışma" yaşanmasının
önlenemeyeceğini belirtti.
Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlamasının birinci
yıldönümünde, önümüzdeki salı ve çarşamba günleri Ankara'ya bir
ziyarette bulunacak olan Rehn, Finlandiya'nın YLE televizyonuna
yaptığı açıklamada, "Reformları
hızlandırmak, AB ile Türkiye arasındaki bir
çarpışmadan ve müzakere sürecini dondurmaktan kaçınmanın en
iyi yolu" dedi.
'Paketler gündemde'
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmaması
konusundaysa Rehn, "AB Komisyonu'nun da desteğiyle
Finlandiya'nın bu konuyu Kıbrıs'taki her iki taraf ile Türkiye
ve diğer taraflarla görüştüğünü ve bildiği kadarıyla
tarafların bu konuyu tarttıklarını" söyledi.
Rehn, taraflara mesajının, "Bu fırsata hiçbir şekilde
'hayır' dememeleri" olacağını, çünkü bunun bir fikir
ayrılığından ve müzakere sürecinin dondurulmasından
kaçınmak için çok önemli bir fırsat olduğunu" kaydetti.
Türkiye'de Meclis'in AB'nin bazı taleplerini karşılamak üzere
bir reform paketini gündemine aldığını hatırlatan
Rehn, bu paketin ekimde onaylanmasını umduğunu belirtti.
'Sivil özgürlükler önemli'
Olli Rehn, "İfade özgürlüğü ve diğer sivil
özgürlüklerin" gelecek birkaç yıl içinde güçlendirilmesi konusunun,
Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesinin önemli unsurlarından biri
olacağını da belirtti.
İngiliz Reuters ajansı abonelerine Rehn'in
açıklamasını duyurduğu haberinde, son dakikada
gerçekleştirilecek reformların, AB Komisyonu'nun kasım
ayında yayımlayacağı ilerleme raporuna olumlu şekilde
yansıyacağına dikkat çekti.
'Düzeltme şansınız var'
"Türkiye ile AB arasında olası bir tren kazası
yaşanabileceği" söylemini özellikle bu yılın ilk
yarısında defalarca kullanan Rehn'in, son dönemlerde yine bu söyleme
dönmesi dikkat çekiyor. Rehn'in, "Tren kazasını önleme"
vurgusunu öne çıkarması, Türkiye'ye, "Durumu düzeltme
şansınız var" mesajı vermeyi amaçlıyor.
Rehn ve ekibi, reform sürecinin canlandırılmasının ve
kapsamlı birkaç adım atılmasının "Türkiye'nin
savunulmasını ve bu zorlu dönemin en az zararla atlatılmasını"
kolaylaştıracağını düşünüyor. Böylece Ek Protokol
kaynaklı sorunların yaratacağı olumsuz sonuçların da
asgari düzeyde tutulması amaçlanıyor.
301.
madde beklentisi
İlerleme Raporu'nun yayımlanacağı 8 Kasım'a kadar
Rehn'in en büyük beklentisini, halen TBMM'de olan 9. uyum paketinin bir an önce
geçmesi ve 301. madde konusunda adım atılması oluşturuyor.
Brüksel'de de 301. maddede atılacak bir adımın çok büyük olumlu
katkı yapacağı beklentisi hâkim.
MILLIYET 30/09/06
İngiliz dergisi:
Türkiye çantada keklik değil
LONDRA
ANKA
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisini değerlendiren
İngiliz The Economist dergisi, "Batı'da Türkiye'yi kaybetme
kaygısı artıyor" yorumunu yaptı. Türkiye-ABD
ilişkileri ve Batı'nın Türkiye'ye bakışını
uzun bir yazıda ele alan dergide, "Türkiye, çantada keklik gibi
görülmemeli. Oysa bazı AB politikacıları, Türkiye'yi kaybetme
tehlikesinden habersiz görünüyor" denildi.
ABD'nin İran ile ilgili seçeneklerini değerlendirirken
hesaplarında Türkiye'nin önemli bir yer işgal ettiğini kaydeden
dergi, "Türkiye, belki İran üzerinde etkinliği olan tek bölgesel
güçtür. Bu, Bush'un Türk Başbakanı ile gelecek hafta
buluşmasının bir nedenidir" görüşüne yer verdi.
Irak ile ilgili anlaşmazlıkların ikili ilişkileri
zehirlediğini yazan dergi, Türkiye'de ABD'nin popülaritesinin çok
gerilediğine, AB hedefine verilen desteğin önemli ölçüde
azaldığına işaret etti. Türkiye'deki Papa 16. Benedictus'a
yönelik sert tepkileri anımsatan dergi, Papa'nın ziyareti sırasında
Batı ile ilişkilerin kötüleşebileceğini savundu.
MILLIYET 30/09/06
Mali yardımın ilk ayağı, iki
hafta içinde serbest
SON KARAR
AŞAMASINA GELİNDİ... Brüksel'deki toplantı hakkında
KIBRIS'a açıklamada bulunan Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra Viezzer,
komisyon ile üye devletlerarasında yapılan görüşmede üye
devletlerin mali yardım tüzüğünün uygulanmasına destek
bildirdiğini ve komisyonun da ilerleme kararı
aldığını söyledi. Mali yardımın serbest
bırakılması konusunda son karar aşamasına
gelindiğini belirten Viezzer, karar mekanizmasının tamamen
komisyonun yetkisinde olduğunu belirtti
Anıl IŞIK
Avrupa Birliği (AB), Kıbrıslı Türlere verdiği
sözleri yerine getirmek için yürüttüğü çalışmalarını
yoğunlaştırarak, bu yönde somut bir adım daha attı.
Avrupa Komisyonu ile biriliğin üye devletleri arasında dün
Brüksel'de yapılan toplantıda, komisyon mali yardımın
serbest bırakılması konusunda ilerleme kararı aldı.
Komisyon, mali yardımın serbest bırakılması
için son adımları atarak, mali yardımın ilk
ayağının iki hafta içinde serbest
bırakılmasını sağlayacak.
Brüksel'deki toplantı hakkında KIBRIS'a açıklamada
bulunan Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra Viezzer, komisyon ile üye
devletlerarasında yapılan görüşmede üye devletlerin mali
yardım tüzüğünün uygulanmasına destek bildirdiğini ve
komisyonun da ilerleme kararı aldığını söyledi.
Mali yardımın serbest bırakılması konusunda
son karar aşamasına gelindiğini belirten Viezzer, karar
mekanizmasının tamamen komisyonun yetkisinde olduğunu belirtti.
Alessandra Viezzer, Komisyon'un gerekli işlemleri tamamlayacağını
ve mali yardımın ilk ayağının iki hafta içerisinde
serbest kalacağını açıkladı.
İki hafta içerisinde serbest bırakılması beklenen
mali yardım, komisyon tarafından bu yılsonu onaylanacak ve 2007
yılı başında uygulanmaya başlanacak projelerin finanse
edilmesinde kullanılacak.
Bilindiği üzere, mali yardımın uygulanması için
kısa bir süre önce adanın kuzeyinde AB Program Destek Ofisi faaliyete
geçmiş ve Fransız AB yetkilisi Alain Bothorell
başkanlığındaki ekip kuzeye gelerek uzun süreli
çalışmalarına başlamıştı.
Ofiste, tüzükte öngörülüğü gibi, Kıbrıslı
Türklerin kalkınmasını desteklemek ve böylelikle adadaki iki
toplum arasındaki birleşmeye katkı koymak amacıyla, enerji,
ulaşım, telekomünikasyon, çevre gibi farklı alanlarında
projeler hazırlanacak ve uygulamaya konulacak.
KIBRIS 30/09/06
Hükümet Programı mecliste
SIRADA GÜVENOYLAMASI VAR... Hükümet programının bugün
mecliste okunmasından sonra
güvenoyuna başvurulacak. Güvenoyu için görüşmeler,
programın okunmasından iki tam gün geçtikten sonra başlayacak ve
görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçtikten sonra oylamaya gidilecek.
Hükümetin güvenoyu alabilmesi için toplantıya katılanların salt
çoğunluğunun evet oyu kullanması gerekiyor
YENİ KOALİSYONUN MECLİSTE 28 SANDALYESİ
VAR... CTPCTP/BG-DP koalisyon hükümetinin mecliste 25'i CTP, 3'ü de Özgür
Parti'ye ait olmak üzere 28 sandalyesi bulunuyor. UBP 13, DP 6, BDH 1 ve
bağımsızlar da 2 milletvekiline sahip... UBP ve DP, hükümet
oluşumuna karşı çıktıkları için meclis
toplantılarına boykot uyguluyor ve katılmıyor
Yeni hükümetin programı bugün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda
okunuyor.
Cumhurbaşkanı tarafından 25 Eylül Pazartesi günü
onaylanan ve aynı gün Cumhuriyet Meclisi'nde de okunan Cumhuriyetçi Türk
Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG)- Özgürlük ve Reform Partisi (Özgür Parti)
koalisyon hükümetinin programı, hafta boyunca süren yoğun
çalışmalarla tamamlandı.
Koalisyon ortaklarının yetkili kurullarında da önceki
akşam onaylanan hükümet programı, bugün yapılacak özel
birleşimde Cumhuriyet Meclisi'ne sunuluyor. Meclis Genel Kurulu saat
10.00'da toplanacak ve program Başbakan Soyer tarafından okunacak.
KKTC Anayasası'na göre, hükümet programının, atanma
tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde Başbakan veya bir bakan
tarafından Cumhuriyet Meclisi'nde okunması gerekiyor.
Programın okunmasından sonra güvenoyuna başvurulacak.
Güvenoyu için görüşmeler, programın okunmasından iki tam gün
geçtikten sonra başlayacak ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün
geçtikten sonra oylamaya gidilecek.
Buna göre hükümet programıyla ilgili görüşmeler 3 Ekim
Salı günü yapılacak. Görüşmelerin aynı gün
tamamlanması halinde 5 Ekim Perşembe günü de güven oylamasına
gidilecek. Güven oylaması açık oyla yapılacak.
Hükümetin güvenoyu alabilmesi için, evet oyu verenlerin, ret oyu verenlerden
fazla olması gerekiyor. Aksi halde Bakanlar Kurulu güvenoyu
almamış oluyor ve Başbakan'ın istifasını
Cumhurbaşkanı'na sunması gerekiyor.
Hükümetin mecliste 25'i CTP, 3'ü de Özgür Parti'ye ait olmak üzere 28
sandalyesi bulunuyor. UBP 13, DP 6, BDH 1 ve bağımsızlar da 2
milletvekiline sahip... UBP ve DP, hükümet oluşumuna karşı
çıktıkları için meclis toplantılarına boykot uyguluyor
ve katılmıyor.
CTP/BG-DP koalisyonunun 11 Eylül'de istifasının
ardından 13 Eylül'de yeniden hükümeti kurmakla görevlendirilen CTP/BG
Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, UBP ve DP'den istifa edenlerin
kurduğu Özgürlük ve Reform Partisi'yle yapılan görüşmelerde
anlaşmaya varılması üzerine 23 Eylül'de Özgür Parti Genel
Başkanı Turgay Avcı'yla hükümet protokolüne imza
atmıştı.
Yeni hükümette CTP/BG'nin 7, Özgür Parti'nin de 3
bakanlığı bulunuyor.
KIBRIS 30/09/06
Karacaferis: Olumlu izlenimlerimi döndüğümde grubuma
ileteceğim
YARARLI BİR DİYALOGDU... Yorgos Karacaferis,
Cumhurbaşkanı Talat ile olumlu bir diyalog gerçekleştirdiklerini
ve bu diyaloğu döndüğü zaman grubuna ileteceğini söyledi.
Talat'ın taleplerini büyük dikkatle dinlediğini ve belirli konularda
bazı fikirler ürettiklerini kaydeden Karacaferis, "Çok
yaratıcı bir diyalogtu" dedi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu
Milletvekili ve AP Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Yorgos Karacaferis'i kabul
etti.
Yorgos Karacaferis, Cumhurbaşkanı Talat ile olumlu bir
diyalog gerçekleştirdiklerini ve bu diyaloğu döndüğü zaman
grubuna ileteceğini söyledi.
Karacaferis'in beraberinde bir heyetle katıldığı
görüşmede, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev ve CTP Milletvekili Özdil Nami de hazır bulundu.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
tarafının Avrupa Parlamentosu'yla temaslarını sürdürme
kararlılığında olduğunu vurguladı.
Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşme sonrasında
Talat ile Karacaferis, Cumhurbaşkanlığı bahçesinde
basına açıklamalarda bulundu.
Talat
Cumhurbaşkanı Talat, Karacaferis ile çok yararlı bir
görüşme gerçekleştirdiklerini, kendisine görüşlerini aktardıklarını
ve onun görüşlerini dinlediklerini belirtti.
"AP ile temaslarımızı sürdürme
kararlılığındayız" diyen Talat, Kıbrıs
Türk tarafının temel hedefinin Kıbrıs sorununun çözülmesi
ve AB'ye bütün bir Kıbrıs'ın girmesini sağlamak
olduğunu vurguladı ve sürdürülen bu yöndeki politikayı
Karacaferis'e aktardıklarını kaydetti.
Talat bir soru üzerine, bu görüşmenin Karacaferis ile
gerçekleştirdikleri ilk temas olması açısından önemli
olduğunu ifade ederek Kıbrıs Türk tarafının, çözüme
yönelik görüşmelerin başlamasını istediğini ve BM
Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari'den gelecek çağrıyı beklediklerini
kaydetti.
Karacaferis
Karacaferis ise açıklamasında, Talat ile olumlu bir diyalog
gerçekleştirdiklerini ve bu diyaloğu döndüğü zaman grubuna
ileteceğini söyledi.
Talat'ın taleplerini büyük dikkatle dinlediğini ve belirli
konularda bazı fikirler ürettiklerini kaydeden Karacaferis, "Çok
yaratıcı bir diyalogtu" dedi.
Karacaferis, diyalog ile karşı tarafın ne demek
istediğinin daha iyi anlaşılabileceğini de ifade etti.
KIBRIS 30/09/06
AB Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn 2-5 Ekim tarihlerinde Türkiye'yi
ziyaret edecek
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, 2-5
Ekim 2006 tarihlerindeki Türkiye ziyaretinde, "Katılım
müzakerelerinin birinci yılı zarfında kaydedilen
gelişmelerin değerlendirileceği" bildirildi.
TC Dışişleri Bakanlığı'ndan ziyarete
ilişkin yapılan açıklamada, "Türkiye ile AB arasında
katılım müzakerelerinin resmen başladığı 3 Ekim
2005 tarihinin yıl dönümüne rastlayan bu ziyaret vesilesiyle, ülkemizle
katılım müzakerelerinin birinci yılı zarfında
kaydedilen gelişmeler değerlendirilecek ve önümüzdeki dönemde
Türkiye-AB ilişkilerinin gündeminde olan diğer konular da ele
alınacaktır" denildi.
Açıklamada, Rehn'in, Türk-İş ve Finlandiya
İşçi Konfederasyonu tarafından düzenlenecek "Avrupa Sosyal
Modeli ve AB Müzakerelerinde Sendikal Haklar" konulu toplantıya da
katılacağı belirtildi.
Açıklamaya göre Olli Rehn, ziyareti çerçevesinde TBMM
Başkanı Bülent Arınç ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
tarafından kabul edilecek, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Cemil
Çiçek ile Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Ali Babacan ile
görüşmeler yapacak.
Rehn ayrıca, TBMM Dışişleri Komisyonu ile AB Uyum
Komisyonu Başkan ve üyeleriyle de bir araya gelecek.
KIBRIS 30/09/06
Rehn'den Ankara ve Rumlara mesaj: "Hayır"
sözcüğünü unutun
Rehn, Finlandiya'nın YLE televizyonuna yaptığı
açıklamada, yıl sonuna doğru Kıbrıs nedeniyle bir kriz
yaşamamak için AB Komisyonu'nun desteğiyle Dönem Başkanı
Finlandiya'nın bazı önerileri olduğunu, bunların Türkiye ve
Kıbrıs Rum kesiminde ele alınmakta olduğunu kaydetti.
Taraflara şu aşamada "hayır" sözcüğünü
unutmaları tavsiyesinde bulunan Rehn, önerilerin yapıcı bir
şekilde ele alınmasını istedi.
Rehn ayrıca Türk hükümetine reform ve bunların
uygulanmasını hızlandırmasını, böylece olası
bir krize karşı elini güçlendirmesi önerisinde de bulundu.
KIBRIS 30/09/06
Talat: "Finlandiya'nın önerileri Papadopulos'un önerileriyle
hemen hemen aynı"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, halkla sohbet etmek ve
Kıbrıs konusundaki son durumu anlatmak üzere ziyaretler
başlattı. Talat, bu çerçevede spor kulüpleri, sivil toplum örgütleri
ve halkın toplu bulunduğu diğer yerleri ziyaret edecek.
Cumhurbaşkanı, bu çerçevedeki ilk ziyaretini dün
öğleden sonra Küçük Kaymaklı Spor Kulübü'ne yaptı. Talat'a
ziyaretinde Müsteşarı Raşit Pertev ve Özel Kalem Müdürü
Asım Akansoy eşlik etti. Talat'ın ziyaretinde sporcularla
vatandaşlar da hazır bulundu.
Küçük Kaymaklı Spor Kulübü Başkanı Hasan Sertoğlu
konuşmasında, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek,
Talat'ın ziyaret için bir spor kulübünü seçmesinden mutlu olduğunu
kaydetti. Futboldaki sorunların çok olduğunu söyleyen Sertoğlu,
federasyon ve kulüpler arasındaki kavganın hat safhada olduğunu,
fırsattan istifade Cumhurbaşkanı'ndan arabuluculuk da
isteyebileceklerini söyledi.
"Küçük Kaymaklı'ya sempatim bir başkadır"
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise konuşmasına,
"Arabuluculuk için gelmedim, ama elimden geleni yaparım"
sözleriyle başladı.
Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ilgili yeni düzenlemelere
gidildiğine işaret eden Talat, bunun avantajlarını
maksimuma çıkarmak ve dezavantajlarını da gidermek
gerektiğini kaydetti.
Talat, futbolda liglerin başlamak üzere olduğunu, ancak
ziyaret nedeninin bu olmadığını kaydederek, yeni sezonda
Küçük Kaymaklı Spor Kulübü'ne başarılar diledi.
Küçük Kaymaklı'nın zaten başarılı bir kulüp
olduğunu kaydeden Talat, "Başarılı sonuçlar elde
edeceklerine inanıyorum" dedi.
Küçük Kaymaklılı olmadığını, ancak
yaşamında önemli bir dönemi burada geçirdiğini söyleyen Talat,
eşinin de buralı olmadığını, ancak işleri
nedeniyle evlendiklerinde bu semtte oturduklarını söyledi.
Talat, "O yüzden Küçük Kaymaklı'ya sempatim bir
başkadır" dedi.
"Kıbrıs konusunda rahatsız edici gelişmeler
yaşanıyor"
Cumhurbaşkanı Talat, konuşmasında Kıbrıs
konusuna değinirken, konunun önemli bir dönemeçte bulunduğunu
kaydederek, Türkiye'nin AB süreciyle Kıbrıs'ın
ilişkilendirildiğini, bu nedenle rahatsız edici gelişmeler
yaşandığını, konunun BM zemininde
çözülebileceğini, ancak Rum tarafının tavrı ve Türkiye'nin
AB süreci nedeniyle Kıbrıs'ın BM zemininden uzaklaşma eğilimi
gösterdiğini, bunun kendilerini rahatsız ettiğini söyledi.
Avrupa Parlamentosu'nun (AP) son raporunda Kıbrıs ile ilgili
hususlara yer verdiğini belirten Talat, buna eleştiriler getirerek,
Türkiye'nin "anormal bir yapıyı ve anormal bir devleti"
tanıması kararı üretildiğini, bu kararda tam aksine
"anormal devletin" normalleştirilmesinin ve Kıbrıs
sorununun çözümlenmesinin istenmesi gerektiğini ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, AP'nin kararının kabul
edilebilecek bir şey olmadığını, ayrıca AP'nin
Kıbrıs sorununu, sanki Kıbrıs "askeri
sorunmuş" gibi alarak, "Türk ordusu geri çekilsin"
dediğini, bunların AP'nin
Kıbrıs sorunundan ne kadar uzak olduğunu
gösterdiğini belirtti.
"BM zemini vazgeçilmezdir"
Talat, Rum tarafının, AB'ye üye olduğu ve sürekli orada
faaliyet gösterdiği için her şeyi kendi istediği doğrultuda
biçimlendirebileceğini gösterdiğini kaydederek, "Üye olduğu
her platformu bize karşı kullanabileceğini gösterdi. Bunlar
tabii önemli şeyler. Bunun için BM zemini vazgeçilmezdir" dedi.
Gelinen aşamada BM zemininin yeniden
canlandırılması gerektiğini söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz'da Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos ile bir anlaşmaya vardıklarını, ancak bir türlü
hayata geçiremediklerini, çünkü kendilerinin bir an önce müzakerelerin
başlamasını ve çözüm istediklerini, halkın da bunu
istediğini, onun için kendilerini seçtiğini ve Kuzey'deki siyasi
yapıyı onun için tamamen değiştirdiğini belirtti.
Bu işi sonsuza kadar erteleme niyetinde
bulunmadıklarını kaydeden Talat, sanki üniversite
kuruluyormuş gibi akademik çalışmalarla Kıbrıs
konusunun yeni baştan değerlendirilmesi sevdasında
olmadıklarını vurguladı.
"Bir an önce müzakerelerin başlamasını
istiyoruz"
Cumhurbaşkanı Talat, bir an önce müzakerelerin
başlamasını istediklerini, anlaşmazlığın da
bu noktada olduğunu, BM'nin konuya müdahil olmasını
beklediklerini, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin konuya müdahil
olacağını, bunu beklediklerini, bir an önce görüşmelerin
başlamasını ve sonuçlanmasını hedeflediklerini
kaydetti.
Kıbrıs konusunda gelinen noktanın bu olduğunu
belirten Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
"Kendilerine bir şeyi hatırlatıyoruz.
Kıbrıs Türkü ne yaptığını ne istediğini çok
iyi biliyor. Finlandiya, hem Türkiye'nin AB sürecinde büyük sorunla
karşılaşmaması için hem de bize dönük izolasyonları
kaldırmak niyetiyle bazı öneriler düşündü, hazırladı.
Bu önerilerin Papadopulos'un önerileriyle hemen hemen aynı
olduğu gözümüzden kaçmadı. Buna rağmen konuyu iyi niyetle
düşündük ve ele aldık. Fakat görülen odur ki ne Rum tarafı bu
konuda olumlu bir tutum ortaya koyacak ne de biz bu şekliyle yapılan
önerileri benimseyebiliriz.
Dolayısıyla Kıbrıs meselesi iyice iç içe girdi ve
karmaşık bir hale girdi. Halkımızın desteğiyle
çalışıyoruz. Halkın haklarını çalışarak
ileriye götüreceğiz."
Talat, bir gazetecinin "Bu bir dizi ziyaretin
başlangıcı mı?" sorusu üzerine "tabii,
tabii" yanıtını verdi.
Cumhurbaşkanı Talat, "Kulüplere mi, yoksa sivil toplum
örgütlerine de ziyaret var mı?" soruları üzerine,
"Değişik yerlere, kulüplere de olacak sivil toplum örgütleri de
olabilir. Vatandaşların toplu olduğu yerlere" dedi.
Talat konuşmasının ardından halkla sohbet etti ve
sorularını yanıtladı.
KIBRIS 30/09/06