CTP koalisyondan çekiliyor

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, hükümetin büyük ortağı, Cumhuriyetçi Türk Partisi, yaklaşık bir yıldır, Demokrat Parti ile yürüttüğü koalisyondan çekilme kararı aldı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 04:39 TSİ 10 Eylül 2006 Pazar

LEFKOŞA - Başbakan Ferdi Sabit Soyer’in istifa mektubunu, hafta başında, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a sunması bekleniyor.

Hükümetten çekilme kararı, CTP’nin yetkili kurullarının dün yaptığı toplantıda, oybirliğiyle alındı. 50 sandalyeli mecliste, 25 milletvekilli bulunan CTP, bir süredir ortağı Demokrat Parti ile sorun yaşıyordu.

Kabinede, yeni bakanlık talebiyle revizyon isteyen CTP, DP’den olumsuz yanıt alınca, iki parti arasındaki ipler koptu. Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, CTP’nin kararını, “Beklenen bir gelişme” olarak değerlendirdi. Önceki gün, Ulusal Birlik Partisi’nden 3, Demokrat Parti’den de bir milletvekili istifa etmişti. CTP’nin, istifa eden milletvekillerinin kuracağı yeni partiyle koalisyona gideceğine kesin gözüyle bakılıyor.

Lefkoşa kulislerinde, gerek UBP’den, gerek DP’den yeni istifalar olabileceği, bu kişilerin, kurulacak yeni partiye ya da CTP’ye katılabileceği konuşuluyor.

 

 

KKTC’de hükümet Soyer’de

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin koalisyondan çekilmesinin ardından yeni hükümeti kurma görevini yeniden CTP lideri Başbakan Ferdi Sabit Soyer’e verdi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 15:21 TSİ 14 Eylül 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Başbakan Soyer, yeni bir koalisyon kuracaklarını belirterek halkın refah düzeyinin artması için çalışacaklarını söyledi.

 

Soyer, eski ortağı Demokrat Parti’nin lideri Serdar Denkaş’ı da bir kez daha eleştirdi. CTP’nin, geçen hafta Ulusal Birlik Partisi ile DP’den istifa eden 4 milletvekilinin kuracağı yeni partiyle koalisyona gitmesi bekleniyor.

Soyer’in yeni kabineyi 15 gün içinde Cumhurbaşkanı Talat’ın onayına sunması gerekiyor.

 

Le Figaro’dan Kıbrıs iddiası

Le Figaro gazetesi, Kıbrıs Türklerinin Annan planını kabul etmesine rağmen, Brüksel’in Türkiye’ye, Kıbrıslılara limanlarını açarak, ‘aşağılayıcı’ bir biçimde teslim olmayı kabul ettirmeye çalıştığını yazdı.

 

AA

Güncelleme: 08:58 TSI 16 Eylül 2006 Cumartesi

 

PARİS - Fransız Le Figaro gazetesinde Alexandre Adler imzasıyla yayımlanan ‘Haksız Yere Cezalandırılan Türkiye ve Suriye’ başlıklı yazıda, AB’de ‘Türkiye’ye karşı iki yüzlü hareketlerden’ ve ‘Türkiye’nin aylardır hırpalanmasından’ söz edildi.

Yazıda, Kıbrıs konusunda Türkiye’ye baskı uygulanması eleştirilirken, “Kıbrıs Türk kesimi, Kofi Annan’ın birleşme planını çoğunlukla kabul etmiş olmasına rağmen, Brüksel, Türkiye’ye, Kıbrıslılara limanlarını açarak ‘aşağılayıcı’ bir biçimde teslim olmayı kabul ettirmeye çalışıyor” denildi.

Avrupa’nın, terör örgütü PKK saldırılarının yaşandığı bir sırada Türkiye’ye Kürt meselesine çözüm getirmesi yönünde baskı uygulamasının da eleştirildiği yazıda, “Türkiye’nin Ermeni ve Türk tarihçilerinin sözde soykırım konusunu incelemesine şartsız yaklaştığı esnada Avrupa Parlamentosu’nun Ermeni dosyasını açma kararı ayrı bir kışkırtmadır ve Türk kamuoyu ile Türk hükümetini AB’den vazgeçirmenin bir yoludur” görüşü dile getirildi.

Türkiye ile birlikte Suriye’ye yönelik tutumun da irdelendiği yazı, “Acaba AB’ye yönelen Türkiye’nin dışlanmasının, yaşanan Ortadoğu krizinde ne sorunlar doğuracağını ölçüyor muyuz? Burada bahsi olan Amerikalıların tek yanlı tutumları değil, Avrupalıların küçük hesaplarıdır. Yine de sahnenin çökmesini önlemek adına Türklerle ve ılımlı Suriyelilerle gerçek uzlaşmaya varılabilir. Bunun için çok geç değil” ifadeleriyle sona eriyor.

Papadopulos, Annan’la görüşecek

Rum lider, görüşmede KKTC Cumhurbaşkanı Talat’la 8 Temmuz’da yaptıkları anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunu ele alacaklarını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 17:51 TSİ 18 Eylül 2006 Pazartesi

NEW YORK - Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak için New York’ta bulunan Tasos Papadopulos, yarın BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la bir araya gelecek. Görüşmede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la 8 Temmuz’da yaptıkları anlaşmanın hayata geçirilmesi konusu ele alınacak.

Türk tarafıyla suçlama oyununa girmeyi istemediklerini belirten Rum lider, “Türk tarafı teknik komitelerin çalışmaya başlaması konusunda oyalama taktiği güttüğümüz yolunda bize suçlama yöneltse de bunlara yanıt vermeyeceğiz ve bu oyuna dahil olmayacağız” dedi.

Papadopulos, özlü görüşmeler için konuları doğru düzgün hazırlayacak komiteler oluşturulmadıkça müzakerelerin ilerlemeyeceğini vurguladı. 8 Temmuz’da bir araya gelen Talat ve Papadopulos, özlü konuların görüşülmesine hazırlık niteliğinde teknik komiteler kurulmasını kararlaştırmıştı.

Bakoyanni’den Türkiye’ye üyelik şartı

Yunanistan Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin AB üyeliğinin, birleşik bir Kıbrıs’ı tanımasına bağlı olduğunu söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı Talat ise, Türkiye’nin limanları tek taraflı olarak Rumlara açmasının, KKTC ekonomisini çökerteceği uyarısında bulundu.

 

NTV

Güncelleme: 14:45 TSİ 18 Eylül 2006 Pazartesi

 

NEW YORK - Birleşmiş Milletler Genel Kurul çalışmaları için New York’ta bulunan Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, verdiği mülakatta, Türkiye’nin AB’ye girmek istemesi durumunda demokratik kriterleri karşılamasının yanı sıra ‘Kıbrıs’ı da tanıması gerektiğini savundu.

Bakoyanni, AB üyesi olan her ülke için konulan kriterlerin, Türkiye için de geçerli olduğunu belirtti.Dora Bakoyanni, şimdi Türkiye’nin vermesi gereken büyük kararlar olduğunu, aksi durumda Müslüman bir ülkenin üye olmasına karşı çıkanların elini güçlendireceğini ifade etti.

Yunanistan’ın AB üyeliği için Türkiye’ye destek verdiğini söyleyen Bakoyanni, bu tutumlarının dünyada çoğu kişi tarafından sürpriz olarak görüldüğünü belirterek, “Bu çok basit, sınırlarımızda Avrupalı demokratik bir Türkiye’nin olması bizim için çok önemli” diye konuştu.

Kıbrıs’ta Rum kesiminin referandumda reddettiği Annan planını destekleyen nadir Yunan politikacılarından biri olan Bakoyanni, Kıbrıs’ta Birleşmiş Milletler Teşkilatı öncülüğünde yapılması planlanan yeni görüşmelerin bu kez başarılı olacağından hayli ümitli olduğunu da dile getirdi.

‘LİMANLARIN AÇILMASI KKTC EKONOMİSİNİ ÇÖKERTİR’
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın gündeminde ise, limanların Rum kesimine açılması vardı.

Talat, Türkiye’nin limanlarını tek taraflı olarak Rum bandralı gemilere açması halinde Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı izolasyonların kat kat artacağını belirtti. “Bu senaryoyu düşünmek dahi istemiyorum” diyen Talat, Kıbrıs sorununun çözüm yerinin AB değil, BM olduğunu da bir kez daha vurguladı.

 

Soyer’den ‘müdahale’ çıkışı

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, ‘Türkiye’nin, Kuzey Kıbrıs’taki siyasi sürece müdahale ettiği’ yönündeki iddiaların, ‘Kıbrıs Türk halkını aşağılayan’ iddialar olduğunu kaydetti.

 

NTV

Güncelleme: 16:15 TSİ 20 Eylül 2006 Çarşamba

 

LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Soyer, seçimlere Türkiye’nin müdahalesi olduğuna ilişkin iddiaların, ‘komiklikler manzumesine döndüğünü’ savundu.

Soyer, hükümet krizinin ilk patlak verdiği sıralarda, bir Ankara ziyaretinde, Başbakan Erdoğan’ı yeniden yapılanma çabalarının sonuç vermemesi durumunda, koalisyonun bozulabileceği konusunda bilgilendirdiğini belirtti.

KKTC Başbakanı, Erdoğan’ın da, bunu KKTC’nin demokratik bir meselesi olarak nitelediğini, Türkiye için en büyük endişenin, ortaya çıkabilecek bir hükümet boşluğu olduğunu kaydettiğini söyledi.

Yeni kurulacak hükümet ile ilgili hazırlıkların önceden tamamlanmış olduğuyla ilgili iddialara da yanıt veren Soyer, “Bu kadar çok şeyi önceden planlayıp bu hale getirebildiysek, helal olsun bize. Bizden korksunlar. Bu mümkün müdür?” dedi.

Rum lider BM’de Ankara’yı eleştirdi

 

BM Genel Kurulu’nda konuşan Rum lider Papadopulos, limanların açılmasını kastederek, Türkiye’yi AB’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırdı.

 

NTV

Güncelleme: 09:29 TSİ 21 Eylül 2006 Perşembe

 

NEW YORK - Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün sabah önce BM Genel Sekreteri Kofi Annan’la özel bir görüşme yaptı ve Ada’da teknik düzeydeki görüşmelerin başlamasına ilişkin gelişmeleri ele aldı.

Daha sonra Genel Kurul’da bir konuşma yapan Papadopulos, Türkiye’yi Kıbrıs konusunda AB’ye karşı yıllar önce üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemekle suçladı.

Tasos Papadopulos, “AB sürecine verdikleri desteğe rağmen, Türkiye’nin Rum yönetiminin uluslararası örgütlere üyeliğini engelediğini ve limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmadığını kaydetti.

Rum lider, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik olarak zayıf olduğu tezinin siyasi nedenlerle istismar edildiğini de savundu.

 

22 Eylül 2006
KKTC: Finlandiya'dan bize iletilen bir öneri yok



KKTC Cumhurbaskanligi, AB Dönem Baskani Finlandiya'nin Kibris konusunda yeni bir girisim baslattigina iliskin haberlerle ilgili olarak, “Finlandiya'dan kendilerine böyle bir öneri iletilmedigini, bu durumda bu önerinin ciddiyetle degerlendirilmesinin söz konusu olmadigini” bildirdi.


Cumhurbaskanligi Sözcüsü Hasan Erçakica, AB Dönem Baskani Finlandiya'nin ”Türkiye ile AB arasinda olasi bir krizin önlenmesi için KKTC'ye uygulanan izolasyonun kalkmasi ve bu çerçevede Rumlari da tatmin edecek bir planin benimsenmesi için yeni bir girisim baslattigina” iliskin haberler üzerine yazili bir açiklama yapti.

Açiklamada, “Hazirlanan önerinin Kibrisli Türklere uygulanan izolasyonlarla ilgili oldugu belirtilmekte oldugu halde, bu öneri Finlandiya tarafindan tarafimiza iletilmemistir. Buna göre, bu önerinin ciddiyetle degerlendirilmesi söz konusu olmadigi gibi, Kibrisli Türklere uygulanan izolasyonlarin kaldirilmasinin Türkiye'nin AB üyeligi sürecine baglanmasi da mümkün degildir” denildi.

“Izolasyonlarin kaldirilmasinin, AB Konseyi'nin aldigi 26 Nisan 2004 tarihli kararin uygulanmasi ve Kibrisli Türklerin temel haklarinin iade edilmesi anlamina geldigi” hatirlatilan açiklamada, “Kibris Türk tarafinin bu konuyu baska bir çerçeve içinde degerlendirmesinin mümkün olmadigina” isaret edildi.

Finlandiya Disisleri Bakani Erkki Tuomioja, Reuters'e verdigi demeçte, konuyla ilgili olarak taraflarla yogun temaslar baslattigini, bu temaslarinin Türkiye, Yunanistan ve Kibris Rum kesiminin yani sira ilgili diger taraflari da kapsadigini söylemisti.

Tuomioja, bu yogun temaslarla “AB'nin Kibrisli Türkler ile dogrudan ticari iliski kurmasi yönündeki engelin kaldirilmasi ve Türkiye'nin de deniz ve havalimanlarini Kibris Rum trafigine açmasi yönünde ikna edilmesinin amaçlandigini” bildirmisti.


Tuomioja, “Bunu basarip basaramayacagimizi görmek için yalnizca birkaç haftamiz var. Benim hissettigim su; hiçbir taraf simdilik 'hayir' da demiyor, 'evet' de demiyor” ifadelerini de kullanmisti.

 

 

Dişli: KKTC kriziyle ilgim yok

KKTC’deki hükümet krizinde adı geçen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli kendini savundu.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 12:37 TSİ 22 Eylül 2006 Cuma

 

LEFKOŞA - AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli, Brüksel’de NTV’ye yaptığı açıklamada, KKTC’de bazı milletvekillerinin partilerinden istifa etmesinde ve yeni hükümetin oluşumunda rol oynadığı yönündeki iddiaları yanıtladı.

 

Diğer ülkelerdeki siyasetçilerle görüşme yapmasının kendi görev tanımı içinde olduğunu kaydeden Dişli, KKTC’deki tüm siyasetçilerle de görüşebileceğini ifade etti. Ancak Dişli, KKTC’de bir otelde sahte isimle kaldığı yönündeki haberlerin doğru olmadığını savundu.

KKTC’DE BOYKOTA DEVAM KARARI
Öte yandan KKTC’de hükümetin istifasının ardından kurulacak yeni hükümete karşı eylemler düzenlemeyi kararlaştıran Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti, 25 Eylül’deki Meclis Genel Kurulu’nu da boykot edecek.

UBP basın bürosundan yapılan açıklamaya göre iki partinin parti yetkilileri, aynı gün başkent Lefkoşa’daki Atatürk büstü ile Doktor Fazıl Küçük’ün Anıttepe’deki kabrine de çelenk koymayı kararlaştırdı. UBP ve DP, tatilin ardından 18 Eylül’de ilk kez toplanan Meclis Genel Kurulu’na da katılmamıştı.

 

Finlandiya’dan yeni ‘Kıbrıs girişimi’

AB dönem başkanı Finlandiya, KKTC’ye izolasyonun kalkması, bu çerçevede Rumları da tatmin edecek bir planın benimsenmesi için yeni bir girişim başlattı.

 

NTV

Güncelleme: 15:40 TSİ 23 Eylül 2006 Cumartesi

 

NEW YORK - Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, taraflarla yoğun temaslar başlattığını, bu temaslarının Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin yanısıra ilgili diğer tarafları kapsadığını açıkladı.

 

Tuomioja “AB’nin Kıbrıslı Türkler ile doğrudan ticari ilişki kurması yönündeki engelin kaldırılması ve Türkiye’nin de deniz ve havalimanlarını Kıbrıs Rum kesimine açması yönünde ikna edilmesinin amaçlandığını” bildirdi.

Tuomioja, “Bunu başarıp başaramayacağımızı görmek için yalnızca birkaç haftamız var. Hissettiğim şu; hiçbir taraf şimdilik evet de demiyor hayır da” dedi.

Finlandiyalı bakan, tarafların tümünün bir sonuç elde edilmesi isteğinde olduklarını da kaydetti. Kıbrıs’taki 32 yıllık sorunun çözümünü sağlama gibi bir iddiası olmadığını belirten Tuomioja, amacın varolan durumun bir krize gitmesini önlemek olduğunu vurguladı.

Tuomioja, temaslarının ayrıntılarını açıklamaktan kaçınırken, AB diplomatları girişimlerin, Gazimağusa gibi limanların uluslararası gözetim altında uluslararası ticarete açılmasını içerdiğini kaydetti.

Yeni koalisyon Ankara ile iyi geçinecek

LefkoŞa Milliyet


KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)- Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin son bulmasının ardından, dün CTP ile Özgürlük ve Reform Partisi (Özgür Parti) arasında yeni bir koalisyon hükümetinin kurulmasıyla ilgili protokol, CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı tarafından imzalandı. Yeni hükümetin kabinesi pazartesi günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak. Kabinedeki 10 bakanlıktan 7'si CTP'ye, 3'ü ise Özgür Parti'ye bağlı olacak.
Milliyet'e konuşan Başbakan Soyer, CTP-DP hükümeti döneminde hem uluslararası planda hem de Türkiye ile politik ilişkilerde sıkıntılar yaşandığını, ancak CTP-Özgür Parti hükümetinde bunun söz konusu olmayacağını belirtti. Soyer, Türkiye ile yapacakları müşterek çalışmalara herkesin bağlı olması gerektiğini kaydetti.

MILLIYET 24/09/06

 

KKTC, üniversiteler, siyaset ve ek yerleştirme



Dün gün boyu KKTC'deydim. Önce KKTC YÖK'ü olarak bilinen YÖDAK Başkanı ve üyeleriyle bir toplantı, ardından Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in de katıldığı uzunca bir öğle yemeği yedik. Sonraki durağımız ise biri hariç tüm üniversite rektör ya da temsilcilerinin katıldığı bir değerlendirme brifingi oldu.
KKTC şu günlerde, yeni hükümet oluşumu nedeniyle gündemde. Para karşılığı transfer söylentileri, Din İşleri Başkanı'nın da adının karıştığı irticai yönelimler ve daha pek çok söylenti, Türkiye'de kafaları bir hayli karıştırdı.
Ama burada çok farklı bir tabloyla karşılaştık. Başbakan Soyer'in ifadesiyle, "Tüm bu söylentilerin ne aslı var ne de astarı. Hepsi uydurma, hepsi de siyasi karalama kampanyalarının bir ürünü." Onların asıl sorunu, KKTC ekonomisini ayakta tutan üniversitelerin boş kalması. Oysa yeni öğretim yılına, önceki yıllardan çok daha donanımlı girmişler. Değişen ÖSS sistemi, sadece Türkiye'deki vakıf üniversitelerini vurmakla kalmamış, onları da alarm durumuna getirmiş.
Başbakan Soyer, önce uzun uzadıya üniversitelere sağlanan yeni olanakları anlattı. Her zamankinden daha yoğun bir şekilde, üniversitelere de, öğrencilere de sahip çıkacaklarını vurguladı. En büyük sorunlardan birisi olan yurt konusuna teşvikle çözüm getirmişler. Üniversiteler, isteyen her öğrenciye yurt sağlayacak noktaya gelmiş. Böylece, ev sahiplerinin kira dayatmalarından kurtulmuşlar.
Önceki yıllarda yerel siyasetin etkisiyle, iktidarlar yurt yapılmasına çok sıcak bakmıyorlardı. Çünkü neredeyse her yetişkin KKTC'linin öğrenciye kiraya verdiği bir evi vardı. Anlaşılan o ki, bu durum şimdi aşılmış. Soyer'e, "Peki bu sandığa yansımaz mı?" dedim. "Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da siyasetin gereğine göre değil, ülkenin gerçeklerine göre hareket ediyoruz" dedi.
Öğrenci sorunlarından bir diğeri, taksicileri küstürmemek için havaalanından üniversitelerin bulunduğu noktalara toplu taşım araçlarının bulunmamasıydı. Bu da çözülmüş. Ekimden itibaren her uçak inişinde kentlere otobüs seferleri konulacakmış.
Sağlık konusunda ise sigorta sistemine gidilmiş. Öğrenciler yılda 50 dolar vererek KKTC vatandaşlarına sunulan her türlü sağlık hizmetinden yararlanabileceklermiş.
Her yıl yenilenen oturma izni belgesine yönelik eziyetlere de artık son verilecekmiş...
Tüm bunlar olumlu gelişmeler. Yeni kurulan YÖDAK, üniversiteler ve hükümet büyük bir uyum içinde görülüyor. Anlaşılan o ki, kontenjan krizi onları ortak akılda buluşturmuş. Kalite artışı ise en büyük hedefleri. Umarız devamı gelir...

KKTC üniversiteleri fuarı
KKTC üniversiteleri ÖSS ek yerleştirmelerin başlayacağı pazartesi gününden itibaren üç gün rektör ve dekanlarıyla, Ankara, İstanbul ve İzmir'e çıkarma yapıp üniversite adaylarına kendilerini anlatacaklar.
KKTC üniversiteleri, önceki yıllarla kıyaslandığında çok önemli mesafeler kaydetti. Ücretleri ise gerek vakıf üniversitelerine gerekse Avrupa ve ABD üniversitelerine göre çok makul. Dershane ücretlerinin bile yarısı kadar.
Özetin özeti: Eğer ÖSS'ye girdiniz, açıkta kaldınız ve arayış içindeyseniz KKTC seçeneğini de göz önünde bulundurabilirsiniz. Üstelik rektör ve dekanlarıyla ayağınıza kadar geliyorlar.

ABBAS GUCLU MILLIYET 24/09/06

 

Atatürk'ü öven bakana öfkeli tepkiler!


      Avustralya Hazine Bakanı Peter Costello’nun Atatürk’ü İslam dünyası için bir “liderlik modeliö olarak nitelendirdiği konuşması, bazı Avustralyalı Müslüman kuruluşları liderlerinden büyük tepki aldı. Costello’yu “cahil budala" diye nitelendiren Müslüman kuruluşlar liderleri Atatürk’ü “İslam karşıtı" olmakla suçlarken Türkiye’deki “türban yasağı"na dikkat çekti.
      Peter Costello, Avustralya Hıristiyan Lobisi adlı bir kuruluşun ulusal konferansta yaptığı konuşmada Mustafa Kemal Atatürk’ü övdü ve bir “liderlik modeli" olarak nitelendirdi. Atatürk’ü Müslüman dünyasında laik bir devlet kurduğuna dikkat çeken Costello, “Bu açıdan 20’inci yüzyılın en büyük liderlerden biridir. Modern İslam dünyası için bir liderlik modeli olarak görülmeli" diye konuştu.
      Avustralya basınında yankı bulan konuşmasında Costello, ayrıca modern Türkiye’de kamu sektöründe türbana izin verilmediğine de işaret etti.
      Costello’nun konuşmasına, Avustralya’daki bazı Müslüman kuruluşlarından büyük tepki geldi. Avustralya İslami Dostluk Derneği Başkanı Keysar Trad, Costello için “Cahil bir budaladır ve ne söylediğini bilmiyor. Asıl görevi olan ekonomiyi yönetmeye baksın" eleştirisinde bulundu.
      Türkiye’de türban yasağının bulunduğunu, Arab alfabetinin tamamen terk edildiğini, ordunun hükümeti istifaya zorlayabildiğini söyleyen Trad, “Atatürk’ün aslında İslam karşıtı olduğu"nu iddia etti.
      Müslüman Referans Grubu Başkanı Ameer Ali de, Costello’nun sözlerinin tamamen yanlış olduğunu belirterek Türk devletinin Atatürk döneminde adeta “dinsiz" hale geldiğini iddia etti. Ameer Ali, Türkiye değil, Malezya’nin örnek gösterilmesi gerektiğini savundu. ANKA

MILLIYET 24/09/06

 

En şenlikli seçim Rum Kilisesi'nde

Güneyin ekonomik devi Rum Kilisesi renkli bir başpiskopos seçimi yaşıyor. Ilımlı aday rock yıldızı gibi stadyumda miting yaptı. 'Taliban papaz' ise eşcinselliğe göz yummakla suçlandı

24/09/2006 RADIKAL

AFP - LEFKOŞA - Güney Kıbrıs'taki Rum Kilisesi, başka hiçbir ülke kilisenin yürütmediği kadar renkli, bir o kadar da skandallarla yüklü bir kampanyayla başpiskoposunu seçiyor. Bugün ilk aşaması başlayacak seçim maratonunda dört metropolit yarışıyor. Kilisenin geniş arazilerin sahibi olmasının yanı sıra bankacılık, meşrubat, otelcilik ve madencilik gibi sektörlerde hisselerinin olması yarışı iyice kızıştırıyor. 30 yıldır ilk kez yapılan seçim sürecine, seks skandalları, sandık hilesi ve oy satın alma iddiaları karışırken, Rum medyası tarafından 'kutsal savaş' yaftası yapıştırıldı.

Futbol ve parti desteği
Seçimin en favori ismi Cikko Metropoliti Nikiforos. Beşparmak Dağları'ndaki en zengin manastırı yöneten Nikiforos hafta başında bir stadyumda, ortalığı çığlığa boğan 3 bin taraftarıyla rock yıldızı gibi miting yaptı. Güneyin en büyük futbol takımı Omonya Lefkoşa'yı paraya boğan Nikiforos, Kıbrıs sorununda ılımlı görüşleri nedeniyle hükümetin büyük ortağı Komünist AKEL'i de arkasına aldı. Nikiforos seçkinlerin desteğini alırken sıradan Rumların sevgilisi Limasol Metropoliti Athanassios. Keskin görüşleri yüzünden 'Taliban Papaz' diye anılan Athanassios, iyi örgütlü gönüllü ordusuna güveniyor. Ama adaylığını açıklayınca, manastırında eşcinsel ilişkilerin alıp başını gittiği suçlamasıyla karşılaştı.
Başbiskopos Vekili ve Baf Metropoliti Hrisostomos ise 'Sandık başında polise gerek yok' emri verince hile iddiası ortalığa saçıldı. Hükümet devreye girip talimatı geri çektirdi. Hrisostomos, "Evlilik öncesi cinsel ilişki fahişeliğe eşdeğer" sözüyle de gündemde. Kitium Metropoliti Hrisostomos ise en zayıf aday.

KKTC hükümeti krizle doğuyor

24/09/2006 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Demokrat Parti (DP) arasındaki koalisyon hükümetinin dağılmasının ardından, CTP, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve DP'den kopan vekillerin kurduğu Özgür Parti'yle koalisyon protokolünü imzaladı. Öncelik adada çözüme ve kuzeye tecridin kaldırılmasına verilirken, CTP lideri ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer eski ortağı DP lideri Serdar Denktaş'a sert çıktı:

'Denktaş Papadopulos gibi'
"Kendisi sürekli olarak kurulacak yeni hükumeti yok sayacağını, bizi başbakan ve yardımcısı olarak muhatap almayacağını söyledi. Aynı tavır içindeki Rum lideri Tasos Papadopulos'un yanına bir fazla ilave olmuş, önemli değil. Biz de geçmişte itilip kakılmıştık, ama cumhurbaşkanına cumhurbaşkanı, başbakana da başbakan demiştik."

DP: AKP müdahalesi
Başbakan yardımcısı olacak Özgür Parti lideri Turgay Avcı, "Eski siyasetçiler koltuklarını kaybettikleri ve geri gelemeyecekleri için çırpınsınlar" diyerek Soyer'e eşlik etti. Protokol yarın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak. 'AKP hükümetinin KKTC siyasetine müdahale ettiği, vekillerin para ve mevkiyle ikna edildiği' suçlamasını getiren DP ile UBP ise, yarın meclis genel kurulu bileşimini boykot edecek.

Yunan profesörün Batı Trakya ikazı

24/09/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Yunanistan Batı Trakya Türklerini 'Müslüman azınlık' olarak tanırken, Atina Üniversitesi anayasa profesörü Nikos Alevizatos Türk azınlığın sorunlarını bir makaleye döktü. Atina'nın Batı Trakya'ya müftü tayinini eleştirip Türklerin dini liderlerini seçme hakkının Lozan'da açık olmasa bile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında bulunduğunu hatırlatan Alevizatos, yargının 'Türk' kelimesini içeriyor diye Batı Trakya'daki dernekleri kapatmasını 'Anayasa ve yasalarına göre yasadışı faaliyet yoksa, Türk kelimesi var diye dernek kapatılamaz' diye eleştirdi. Vatandaşlık yasasının değişmesine rağmen yüzlerce Türk'ün vatandaşlık haklarının hâlâ iade edilmediğini belirten Alevizatos, Müslüman din adamlarının hâlâ ailevi konularda söz haklarının bulunması içinse "Yunan anayasası, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve hatta Kuran'a aykırı" dedi.

 

"Yaşına başına saygı gösteriyoruz..."

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki siyasi gelişmelerle ilgili ilk defa konuştu ve eski Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, partisine yönelik yakıştırmaları hoş bulmadığını söyledi:

"Yaşına başına saygı gösteriyoruz..."

"HERHANGİ BİR ŞEY SÖYLEMEYECEĞİM"... "Ben Rauf Denktaş ile ilgili herhangi bir şey söylemeyeceğim. Yaşına saygı gösteriyorum. Ama TC hükümetinin Başbakanıyla, ekibiyle ilgili yakıştırmalarını hoş bulmuyorum. Defaatle bunları yaptı, içerde bazı sıkıntılara neden olabilecek açıklamaları devamlı yaptı. Bunları söylemeye devam edeceğini de zaten defaatle söylüyor. Bilerek de konuşuyor, bilmeyerek de... Yaşına, başına saygı gösterdiğimizden dolayı bu konuda tartışmaların içerisine girmek istemiyoruz"

FATURAYI BİZE KESMEK ÇOK ÇİRKİN"... "Hükümet bozulunca bunun faturasını kalkıp Türkiye Cumhuriyeti hükümetine kesmek çok çirkindir, ahlaki sınırların dışında bir şeydir. Bizim bu konularla ilgili bugüne kadar cevap vermeyişimiz sadece Kıbrıs'taki bütün gelişmelere yönelik attığımız olumlu adımlara gölge düşürmemek içindir. Bundan sonraki süreçte ben buna burada nokta koyuyorum. Arkadaşlarımı da konuşturtmayacağım. Sorun Kuzey Kıbrıs'ın kendi iç sorunudur"

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) gelişmelerle ilgili "Ben sayın Rauf Denktaş ile ilgili herhangi bir şey söylemeyeceğim. Yaşına saygı gösteriyorum. Ama Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin başbakanıyla, ekibiyle ilgili yakıştırmalarını hoş bulmuyorum" dedi.

TC Başbakanı Erdoğan, Rize'nin Çaykent beldesinde Karali Çay Fabrikasının dinlenme alanında gazetecilerin çeşitli konulardaki sorularını yanıtlarken, ülkemizde yaşanan son siyasi gelişmeleri de değerlendirdi; kendisine ve partisine yapılan ağır eleştirileri yanıtladı.

"Devamlı yaptı, yapıyor..."

Erdoğan, "Kıbrıs'ta iktidar değişikliği oldu. Denktaş ailesi, partinize yönelik ağır suçlamalarda bulundu. Bu konuda bir değerlendirme yapar mısınız?" sorusunu yanıtlarken, şunları kaydetti:

"Bu konuda dış ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız gerekli açıklamayı yaptı. Ben Sayın Rauf Denktaş ile ilgili herhangi bir şey söylemeyeceğim. Yaşına saygı gösteriyorum. Ama Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Başbakanıyla ilgili, ekibiyle ilgili yakıştırmalarını hoş bulmuyorum. Defaatle bunları yaptı ve içerde bazı sıkıntılara neden olabilecek açıklamaları devamlı yaptı. Bunları söylemeye devam edeceğini de zaten defaatle söylüyor. Bilerek de konuşuyor, bilmeyerek de... Yaşına, başına saygı gösterdiğimizden dolayı bu konuda tartışmaların içerisine girmek istemiyoruz. Şu anda hükümetteki yeni gelişmelerle alakalı konu, bu, bunların kendi iç sorunu. Ortağıyla anlaşmış olsa zaten kalkıp da niçin CTP ortağından ayrılsın. Uyum içerisinde olmuş olsalar ayrılmazdı. Bu bütün demokrasilerde olan bir hadise. Kaldı ki Türkiye olarak niçin sıkıntısız yürüyen bir yerde sıkıntı meydana gelmesini isteyelim. Kıbrıs bizim için en hassas bir olay.

Kaldı ki biz göreve geldiğimizden bu yana 3,5-4 yıldır gerek Sayın Rauf Denktaş ile gerek oğul Serdar Denktaş ile gerek Mehmet Ali Talat beyin başbakanlığı dönemi, daha sonra Ferdi beyin başbakanlığı döneminde hep bir araya geldik. AB süreci olsun, referandum öncesi bu süreçlerle ilgili onlarla gayet uyumlu çalışmaları beraberce yaptık. Tüm bu uyumlu çalışmalar döneminde biz herhangi bir sıkıntı ilan etmedik, ifade etmedik. Her şey uyumluydu. Şimdi burada hükümet bozulunca bunun faturasını kalkıp Türkiye Cumhuriyeti hükümetine kesmek çok çirkindir, ahlaki sınırların dışında bir şeydir. Bizim bu konularla ilgili bugüne kadar cevap vermeyişimiz sadece Kıbrıs'taki bütün gelişmelere yönelik attığımız olumlu adımlara gölge düşürmemek içindir.

Bundan sonraki süreçte de ben buna burada nokta koyuyorum. Arkadaşlarımı da konuşturtmayacağım. Sorun Kuzey Kıbrıs'ın kendi iç sorunudur. Bize düşen bir şey olduğu zaman biz bugüne kadar hep gerekli desteklerimizi verdik. Cumhuriyet tarihinde verilmemiş maddi ve manevi desteği verdik. Her zaman veriyoruz ve KKTC'ye dünyada bizim dönemimizde kazandırılan diplomatik itibar hiçbir dönem kazandırmamıştır. Bizim hükümetimiz bunu kazandırmıştır.

Bakın Pakistan Cumhurbaşkanı kalkmıştır resmi olarak davet etmiştir. Bu ilktir. Diğer yandan gerek İslam dünyası, gerek İslam dünyası dışında çeşitli diplomatik, ticari, sınai bütün yatırımcılar Kuzey Kıbrıs'a gelmeye başlamıştır."

KKTC ile ilgili atılan ve çok önemsediği diğer bir adımın, İslam Konferansı Örgütüne "bir cemaat, topluluk" sıfatıyla kabul edilirken, KKTC'nin şimdi Annan Planı'ndaki adıyla "Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak gözlemci üye sıfatını" kazandığını kaydeden Başbakan Erdoğan, "Bunlar bu dönemde yapılmış olan lobilerle, görüşmelerle elde edilmiş olan imkânlardır. Bu hükümet daha ne yapacak?" dedi.

KIBRIS 24/09/06

 

Yeni hükümete pastalı kutlama

CTP/BG- Özgür Parti koalisyonu, hükümet protokolünün imzalanmasıyla resmen kuruldu. Dün, cumhurbaşkanına sunulması beklenen yeni kabine ise yarına kaldı

Yeni hükümete pastalı kutlama

CTP'Lİ BAKANLAR İÇİN DEĞERLENDİRMELER SÜRÜYOR... Kabinede CTP/BG kanadında görev alacak bakanlarla ilgili değerlendirmeler bugün de sürecek. Başbakan Soyer, konunun bugün MYK'da sonuçlandırıldıktan sonra yeni bakanlar kurulu listesinin yarın saat 09.30'da cumhurbaşkanına sunulacağını açıkladı

BAKANLIKLARIN 7'Sİ CTP'DE, 3'Ü ÖZGÜR PARTİ'DE... Yeni hükümette, Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ile Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı CTP/BG'li; Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile geçen hükümette yer almayan Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Özgür Parti'li bakanlarca yürütülecek

SOYER: MEŞRUYUZ, YASALIZ, VİCDANİYİZ... CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, "Meşruyuz, yasalız, vicdaniyiz ve Kıbrıs Türk halkının haklı sesi, haklı gururu olma özelliğini Özgür Parti'yle oluşturacağımız hükümetle, arkadaşlarımızın da siyasal değerleriyle uyum içerisinde çalışarak, halka en iyi hizmeti vermeye çalışacağız" dedi

AVCI: HALK REFORMCU BİR ANLAYIŞ GÖRECEK.... Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, "Biz artık geriye bakmak istemiyoruz" diyerek artık çatışma kültürünün bittiği, uzlaşı kültürünün olacağı yeni bir siyasi hayata geçmek istediklerini vurguladı. Avcı, "Yeni koalisyon hükümeti halkımıza yeni ufuklar açacaktır. Kıbrıs Türk halkı şimdiye kadar görülmeyen, hissedilmeyen reformcu bir anlayış görecektir" diye konuştu

 

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG)-Özgürlük ve Reform Partisi (Özgür Parti) koalisyon hükümeti kuruldu.

Koalisyon protokolü dün sabah, CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı tarafından Saray Otel'de düzenlenen törende imzalandı. Protokolün imzalanması ve konuşmaların tamamlanmasının ardından koalisyon ortakları birlikte pasta keserek yeni hükümeti kutladı.

Yeni hükümet pazartesi günü saat 09.30'da cumhurbaşkanına sunulacak.

Protokole göre koalisyon hükümetinde 10 bakanlıktan 7'si CTP/BG'de, 3 bakanlık ise Özgür Parti'de olacak.

CTP/BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'in başbakanlığındaki yeni hükümette, Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Tarım Bakanlığı ile Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı CTP/BG'li; Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ile geçen hükümette yer almayan Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Özgür Parti'li bakanlarca yürütülecek.

Çevre ve Doğal Kaynaklar yeni bir bakanlık olarak yerini alırken; Gençlik ve Spor Bakanlığı kaldırıldı.

İmza öncesinde konuşan CTP Genel Başkanı Soyer, düne değil yarına bakmak ve yarında ilerlemek istediklerine işaret ederek, "Meşruyuz, yasalız, vicdaniyiz ve Kıbrıs Türk halkının haklı sesi, haklı gururu olma özelliğini Özgür Parti'yle oluşturacağımız hükümetle, arkadaşlarımızın da siyasal değerleriyle uyum içerisinde çalışarak, halka en iyi hizmeti vermeye çalışacağız" dedi.

Başbakan Soyer'in, "Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı" diye takdim ederek sözü bıraktığı Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı da konuşmasında, "Biz artık geriye bakmak istemiyoruz" diyerek, artık çatışma kültürünün bittiği, uzlaşı kültürünün olacağı yeni bir siyasi hayata geçmek istediklerini vurguladı.

Avcı, "Yeni koalisyon hükümeti halkımıza yeni ufuklar açacaktır. Kıbrıs Türk halkı şimdiye kadar görülmeyen, hissedilmeyen reformcu bir anlayış görecektir. Bakanlıkların paylaşıldığı değil, bakanlıkların bütün olarak işlevsel çalışacağı bir hükümet görecektir" şeklinde konuştu.

Saray Otel'de imza töreni

Saray Otel'de saat 10.30'da başlayan imza töreninde, koalisyon partilerinin yetkilileri yanında yeni kabinede görev alması beklenen bakanlar da hazır bulundu.

Protokolün imzalanması ve konuşmaların tamamlanmasının ardından yeni koalisyon ortakları birlikte pasta keserek yeni hükümeti kutladı.

Törende, protokolün imzalanması öncesinde konuşan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Türk halkının adada siyasi eşitliği, ekonomik, demokratik tarzda gelişip kurumlaşması için verilen mücadeleye yeni bir ivme kazandırmak için yola çıkarak hazırladıkları ve her iki partinin yetkili organlarınca oybirliğiyle kabul edilen protokol temelinde, halka en iyi hizmeti vermeye çalışacaklarını vurguladı ve protokolün bir kısmını okudu.

"Koalisyonun amacı", "koalisyonun temel ilkeleri", "koalisyon hükümetinin genel politikaları", "hükümet ve parlamentoda çalışma düzeni", "bakanlıkların CTP-BG ile Özgür Parti arasında dağılımı" başlıkları altında hazırlanan ve basına da dağıtılan 8 sayfalık protokolün okunmasının ardından koalisyon ortakları Soyer ve Avcı imzalarını koyarak hükümeti resmen kurmuş oldu.

Soyer ve Avcı yaptıkları konuşmaların ardından basının sorularını da yanıtladı.

Düne değil yarına bakmak.

ilerlemek istiyoruz

CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, öncelikle yaşanan süreçte yeni hükümete yöneltilen suçlamalara atıfta bulunarak, sürekli bunları deşmek istemediklerini belirtmekle başladığı konuşmasında, "Biz düne değil yarına bakmak ve yarında ilerlemek istiyoruz. Ancak dünü de unutmuş değiliz. İsteyene dünü de hatırlatırız" dedi ve "1996'da başbakanlığı tutan DP'nin sırf CTP'yi hükümetten atmak için başbakanlığı nasıl UBP'ye devrettiğinin de tarihsel tartışması içine girebileceklerini" söyledi.

Papadopulos da bizi

hükümet kabul etmiyor

UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ve DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "yeni hükümeti yok farz edecekleri, başbakana 'başbakan' diye hitap etmeyecekleri" şeklindeki söylemleriyle ilgili olarak ise Başbakan Soyer, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un da benzer bir tavır içinde olduğuna dikkat çekti. Başbakan Soyer, "Papadopulos'un yanına bir fazla bir eksik, bizim için anlamı yoktur" dedi. Başbakan Soyer şöyle konuştu:

"Bir şey değil; Papadopulos'un yanına bir fazla bir eksik ilave olmuş bizim için kesinlikle bir anlamı yoktur. Çünkü Papadopulos da bizi hükümet olarak kabul etmez. Başbakan veya başbakan yardımcısı olarak kabul etmez. Bir eksik bir fazla, anlamı yoktur. Önemli olan Kıbrıs Türk halkının bu memlekette kendi demokratik iradesiyle oluşturduğu hükümetlere ve onların atacağı adımlara siz içinde olmasanız da saygı duyma demokratik zenginliğine sahip olmanızdır. Eğer ben yoksam bir işin içinde o memleket yansın anlayışı Sayın Papadopulos'la sembolize olan hakimiyetçi anlayışın bir benzeridir. "

CTP tarihsel süreçte

itildi kakıldı ama...

Başbakan Soyer, partisinin tüm tarihsel süreç boyunca itildiğini, kakıldığını, ancak cumhurbaşkanına "cumhurbaşkanı," başbakana da "başbakan" dediğini hatırlatarak, "onun için kendi elinden oyuncağı alınmış hırçın çocuklar gibi demokratik bütün teamülleri yıkmaya dönük bu söylemlere halkımızın, gerek DP, gerek UBP'ye oy atan insanlarımızın da itibar etmeyeceğine inanıyorum" dedi.

Önemli olanın demokratik hoşgörü, sağduyu ve Kıbrıs Türk halkının demokratik kurumsallaşmasını siyasi hırs ve ihtiras adına darbelememek olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, bunun olgunluğu içinde yola çıkıp yürüyeceklerini, hükümet olduklarını, CTP/BG'nin %45 iradeyle mecliste temsil edilmekte olduğunu, geçen ara seçimde halkın desteğiyle 2 milletvekili daha aldığını vurguladı.

Meşruyuz, yasalız ,vicdaniyiz...

Başbakan Soyer, "Meşruyuz, yasalız, vicdaniyiz ve Kıbrıs Türk halkının haklı sesi, haklı gururu olma özelliğini Özgür Parti'yle oluşturacağımız hükümetle, arkadaşlarımızın da siyasal değerleriyle uyum içerisinde çalışarak halka en iyi hizmeti vermeye çalışacağız" dedi.

Avcı: Artık geriye

bakmak istemiyoruz

Başbakan Soyer'in, "Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı" diye takdim ederek sözü bıraktığı Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı da konuşmasında, halkın beklentileri doğrultusunda, halkın isteklerine cevap vermek için kurulan partisine yönelik birçok karalama yapıldığını ancak önemli olanın halk olduğunu ve kendilerinin de gücü halktan aldıklarını vurguladı.

"Biz artık geriye bakmak istemiyoruz" diyen Avcı, artık çatışma kültürünün bittiği, uzlaşı kültürünün olacağı yeni bir siyasi hayata geçmek istediklerini söyledi.

Yeni hükümet halka

yeni ufuklar açacak

Avcı şöyle konuştu:

"Yeni koalisyon hükümeti halkımıza yeni ufuklar açacaktır. Kıbrıs Türk halkı şimdiye kadar görülmeyen, hissedilmeyen reformcu bir anlayış görecektir. Bakanlıkların paylaşıldığı değil, bakanlıkların bütün olarak işlevsel çalışacağı bir hükümet görecektir."

Ortaklarıyla, halkı artık bu siyasal kaostan kurtarma hedefiyle, birlikle, uyumlu çalışacak yeni bir hükümet anlayışı için anlaştıklarını, hangi bakanlığın kimde olacağının önemli olmadığını kaydeden Avcı, tüm bakanlıkların koordinasyon içinde, bütün olarak halka hizmet vereceğini anlattı ve eski siyasilerin kabul etmek istemediklerinin de bu olduğunu ifade etti.

Avcı, kurulacak hükümetin Kıbrıs Türk halkı için kurulduğunu, halkın desteği için var olduklarını, bu bakımdan da çok rahat olduklarını belirttiği konuşmasında, yeni hükümetin halka iç içe olacağını ve reformlar yaratmak, yeni bir siyasi anlayış hedefiyle çalışacağını kaydetti.

Soru-yanıtlar

Konuşmaların ardından sorulara geçildi. Başbakan Soyer, bir önceki hükümet protokolüyle bugünkü arasındaki fark ve geçmiş hükümette yaşananlarla ilgili bir soruya karşılık, protokol iyice incelendiğinde belli başlı ana ilkelerdeki farkın görülebileceğini, bu protokolde belirtilen demokratik ilkelerin daha geniş kapsamlı ve detaylı olduğunu belirterek, eski hükümet döneminde yaşanan sıkıntılardan örnekler verdi.

Başbakan Soyer, özellikle dış politikada, Mali Yardım Tüzüğü, AB Temas Grubu'nun adaya gelişi ve reform hareketlerindeki aksamaların eski ortaklar arasında sıkıntı yarattığı ve birikim oluşturduğunu anlattı.

Yeni kabine listesi

pazartesi sunulacak

Yeni kabinede CTP kanadından bakan değişikliği ve parti içinde sıkıntılar olup olmayacağı sorusu üzerine ise Başbakan Soyer, partisinin zengin bir demokratik tartışma ortamına sahip olduğunu ve kabinede görev alacak bakanların da bugünden (dün) başlayarak yetkili organlarında değerlendirilip bugün MYK'da sonuçlandırıldıktan sonra yarın saat 09.30'da yeni bakanlar kurulu listesinin cumhurbaşkanına sunulacağını açıkladı.

Avcı da, dış politikayı yürütecek bakan olarak bu yöndeki görüşüyle ilgili soruya verdiği yanıtta, Annan Planı'na halkın %65 oranında destek verdiğini anımsatarak, çözüm çabalarının devam edeceğini belirtti.

Avcı, hükümet protokolüne atıfta bulunarak, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim Gambari'nin adaya ziyareti sırasında iki taraf arasında kabul edilen "ilkeler dizisi" ile "kurallar" çerçevesinde kapsamlı çözüm için görüşmelerin yeniden başlaması yönünde girişimlerinin süreceğini kaydetti.

KIBRIS 24/09/06

 

AB’den Kıbrıs için yeni tasarı

Birliğin dönem başkanı Finlandiya’nın, Magosa Limanı’nın AB tarafından işletilmesini ve Maraş’ın BM kontrolüne verilmesini öngören tasarısı, Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını hedefliyor.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 12:08 TSİ 25 Eylül 2006 Pazartesi

BRÜKSEL - AB Dönem Başkanı Finlandiya, Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması nedeniyle müzakere sürecinde bir kriz yaşanmaması için yeni bir plan hazırladı.

Planın ana unsuru, Magosa Limanı’nın işletmesinin Avrupa Birliği’ne devredilmesi ve bunun karşılığında Maraş bölgesinin de Birleşmiş Milletler denetiminde açılması.

AB, bu adımla KKTC’ye yönelik izolasyonun kalkmış olacağını düşünüyor. Böylece Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için “Önce izolasyonlar kalkmalı” talebinin karşılanmış olacağı varsayılıyor.

ERCAN DOĞRUDAN UÇUŞLARA AÇILMIYOR
Ancak taslakta, Magosa Limanı’ndan sadece mal taşımacılığı yapılabileceği belirtiliyor ve Kıbrıslı Türkler açısından çok daha önemli olan, Ercan Havaalanı’na doğrudan uçuşların başlatılması öngörülmüyor.

Taraflara henüz resmen iletilmeyen taslakla ilgili AB Dönem Başkanı Finlandiya nabız yokluyor.

Ercan Havaalanı’nın açılmasını öngörmeyen çözüm formüllerinin, KKTC tarafından kabul görmeyeceğini belirten Ankara, AB’nin, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün 29 Ocak tarihinde açıkladığı 10 maddelik Kıbrıs eylem planınının da dikkate alınmasını istiyor.

KKTC’de 21. hükümet dönemi

KKTC’de, Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Özgür Parti’nin kurduğu koalisyon hükümeti, bakanlar kurulu listesinin Cumhurbaşkanı Talat tarafından onaylanmasının ardından resmen kuruldu.

 

NTV

Güncelleme: 08:28 ET 25 Eylül 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - KKTC’de hükümetin istifasının ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 13 Eylül’de yeniden hükümeti kurmakla görevlendirdiği Başbakan Ferdi Sabit Soyer’i ve Özgür Parti Genel Başkanı’nı bu sabah kabul etti.

Soyer ve Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı’nın, önceki gün Lefkoşa’da imzalayarak kamuoyuna açıkladığı hükümet protokolünde, koalisyon ortakları arasındaki bakanlık dağılımı açıklanmıştı.

Buna göre başbakanlık, maliye, içişleri bakanlıkları Cumhuriyetçi Türk Partisi’nde; dışişleri bakanlığı, başbakan yardımcılığı, ekonomi ve turizm bakanlığı Özgür Parti’de olacak.

Talat’ın listeyi onaylamasının ardından KKTC’de 21. hükümet resmen kurulmuş oldu. Bugün tatilin ardından ikinci kez toplanan meclis genel kurulunda bakanlar kurulu listesi okundu.

Genel Kurul toplantısına, hükümetin oluşumunu protesto eden Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti milletvekilleri katılmadı.

Toplantıda alınan karara göre meclis genel kurulu, koalisyon hükümetinin programının okunması gündemiyle cumartesi saat 10.00’da toplanacak.

KKTC Anayasasına göre, hükümet programının mecliste okunmasından 2 tam gün sonra, yani 3 Ekim Salı günü programla ilgili görüşmeler başlayacak. Görüşmelerin tamamlanmasından bir tam gün sonra da güven oylamasına gidilecek.

Muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi ve Demokratik Parti’nin boykotu ise, hükümetin kurulmasına engel teşkil etmiyor. Yeni koalisyon hükümetinin 50 sandalyeli Meclis’te 28 sandalyesi bulunuyor.

UBP ve DP’den istifa eden toplam 4 milletvekili Özgür Parti’yi kurmuş ve eski hükümetin bozulmasının ardından CTP ile koalisyona gitmişti. UBP ile DP, bu milletvekillerinin bakanlık ve para vaadiyle istifa ettiklerini ve siyasetin ancak erken seçimle aklanacağını savunuyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat yeni kabineyi onayladı

A.A. - DHA

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP-Özgür Parti) koalisyonunun bakanlar kurulunu onayladı.

Talat, 13 Eylülde hükümeti kurmakla görevlendirdiği Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in sunduğu bakanlar kurulu listesiyle ilgili önceden bilgi sahibi olduğunu belirterek, "Bu listeyi onaylıyorum. Hayırlı olmasını diliyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, yeni hükümetin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da eşlik ettiği Soyer'e Kıbrıs Türk halkının yeni süreçte ciddi bir varlık mücadelesi ortaya koyması gerektiğini hatırlatarak, bu konuya özel önem verilmesi tavsiyesinde bulundu.

Kamu yönetiminde verimin artırılması gerektiğine de işaret eden Talat, Kıbrıs Türk halkının kendi iradesiyle kendi geleceğini belirlemeyi sürdüreceğini ifade etti.

7 BAKAN CTP'DEN

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Özgürlük ve Reform Partisi’nin (Özgür Parti) yeni kabinesinde bakanlıkların 7’si CTP’ye 3’ü ise Özgür Parti’ye ait.

CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında kurulan CTP- Özgür Parti yeni kabinesi şu şekilde:

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı (Özgür Parti)

Maliye Bakanı Ahmet Uzun

İçişleri Bakanı Özkan Murat

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar

Sağlık Bakanı Eşref Vaiz

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem

Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak

Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk (Özgür Parti)

Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi (Özgür Parti)

Hükümetin programı, bugün meclise sunulacak. Yeni hükümet oluşum sürecine müdahaleler olduğu iddiasıyla karşı çıkan Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP) ise meclis oturumuna katılmayacak.

TALAT'TAN YENİ HÜKÜMETE TAVSİYELER
    
KTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,  yeni hükümetin önemli bir dönemde görev yapacağına işaret ederek, Kıbrıs sorunu ve kamu yönetimi konularında bazı tavsiyelerde bulundu. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda bu yıl yaptığı konuşmanın gelecek dönemde mücadelenin hangi alanda yoğunlaşması gerektiğine ışık tuttuğunu ifade eden Talat, Papadopulos'un ortaya koyduğu tutumun, Rum tarafının Kıbrıslı Türkleri asimile etme çabasına "bir çivi daha çaktığını" söyledi.
    
Papadopulos'un yaklaşımı çerçevesinde, "Kıbrıslı Türklerin, gerçek anlamda bir varlık mücadelesi vermesi gerekeceğine" işaret eden Talat, yeni hükümetin bu konuda dikkatli olacağından emin olduğunu belirtti.
    
Kamu yönetiminde verimin son derece düşük olduğunun Dünya Bankası'nın raporunda da ortaya konulmuş olduğuna işaret eden Talat, başta eğitim alanı olmak üzere, kamu yönetiminin ciddi şekilde elden geçirilmesi tavsiyesinde bulundu.
    
Kıbrıs sorununda gelinen nokta ve Türkiye'nin AB sürecinde karşı karşıya olduğu sıkıntıların, Kıbrıs Türk halkının kendi sorunlarını kendi çözecek düzeye yükselmesini zorunlu kıldığını belirten Talat, "Kıbrıslı Türklerin kendi iradesiyle kendi geleceğini belirlemeyi sürdüreceğine" işaret etti.

DP VE UBP'NİN TEPKİSİ
    
Bir gazetecinin, Demokrat Parti (DP) ve Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) "yeni hükümeti tanımayacakları ve bu doğrultuda yaptıkları demokratik eylemlerin artarak süreceği" yönündeki açıklamalarını hatırlatması üzerine Talat, "Bu ülkenin hakkı olan demokratik yapıyı zedelemek hiçbirimizin yararına olmaz" diyerek, itidal çağrısını yineledi.
    
Dış politikada ciddi sorunlarla karşı karşıya olunduğu bir dönemde, iç politikada sağlıklı değerlendirmelerde bulunulması gerektiğine işaret eden Talat, "Bunu sağlayabilmek için bana ne düşerse elbette yapacağım" diye konuştu.
    
İDDİALAR
    
Bir gazetecinin "yabancı işadamlarından KKTC'de yatırım karşılığında DP'nin komisyon aldığı" yönündeki iddialara ilişkin sorusu üzerine Soyer, bunların şimdilik sadece "iddia"dan ibaret olduğunu, bunları araştırmadan herhangi bir şey söylemenin doğru olamayacağını ifade etti.
    
Soyer, "Din İşleri Dairesi Başkanı Ahmet Yönlüer hakkındaki iddiaların da araştırılıp araştırılmayacağının" sorulması üzerine, herkes hakkındaki her türlü suistimal iddiasını araştırmanın görevleri olduğunu kaydetti.

HURRIYET 25/09/06

 

Rum radyosu: "Bazı sorunlar yüzünden oy sayımı durduruldu"

LEFKOŞA (A.A)

Güney Kıbrıs'taki başpiskoposluk seçimlerinin ilk safhası olan özel temsilci seçiminde oy sayımının bazı sorunlar yüzünden durdurulduğu bildirildi.

Rum radyosunun haberinde, "oy sayım işlemi sırasında ortaya çıkan ciddi problemlerin ardından öğleden sonra durdurulan sayım işlemlerine akşamüstü yeniden başlanmasının hedeflendiği" belirtildi.

Habere göre, sayım işlemleri sırasında birçok kilitsiz, mühürsüz veya oy pusulaları içermeyen sandık tespit edilirken, başpiskoposluğa aday olan metropolit ve piskoposlardan da bu duruma tepki geldi.

Haberde, Başpiskopos Vekili Baf Metropoliti Hrisostomos'un başkanlığında, başpiskoposlukta bir toplantı yapıldığı, Hrisostomos'un "seçimlerin iptalinin söz konusu olmadığını, ancak bazı seçim bölgelerinde seçimlerin tekrarlanması ihtimalinin bulunduğunu" söylediği kaydedildi.

Güney Kıbrıs'ta dün yapılan seçimle belirlenecek 1400 özel temsilci, yaklaşık bir ay içinde başpiskopos vekilinin yazılı çağrısıyla toplanarak, başpiskoposu seçecek l00 genel temsilciyi belirleyecek. Başpiskoposun seçilmesi içinse iki ayrı sandık kurulacak. Birinci sandıkta Sen Sinod Meclisi üyeleri ve diğer dini liderler, ikinci sandıkta yarısı kilise mensubu, yarısı sivil halktan 100 genel temsilci oy kullanacak.

Başpiskoposluk yarışına Cikko Piskoposu Nikiforos, Limasol Metropoliti Athanasios, Başpiskopos Vekili, Baf Metropoliti Hrisostomos ve Kitium Metropoliti Hrisostomos olmak üzere 4 aday katılıyor.

HURRIYET 25/09/06

 

KKTC'de kabineye onay


      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP-Özgür Parti) koalisyonunun bakanlar kurulunu onayladı.
      Talat, 13 Eylülde hükümeti kurmakla görevlendirdiği Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in sunduğu bakanlar kurulu listesiyle ilgili önceden bilgi sahibi olduğunu belirterek, ''Bu listeyi onaylıyorum. Hayırlı olmasını diliyorum'' dedi.
      Cumhurbaşkanı Talat, yeni hükümetin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'nın da eşlik ettiği Soyer'e Kıbrıs Türk halkının yeni süreçte ciddi bir varlık mücadelesi ortaya koyması gerektiğini hatırlatarak, bu konuya özel önem verilmesi tavsiyesinde bulundu.
      Kamu yönetiminde verimin artırılması gerektiğine de işaret eden Talat, Kıbrıs Türk halkının kendi iradesiyle kendi geleceğini belirlemeyi sürdüreceğini ifade etti.

MILLIYET 25/09/06

 

Bryza: Kıbrıs'ta iki lider kısa zamanda

bir araya gelmeli

ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığında üst düzey yetkili Matt Bryza, Kıbrıs'ta teknik komitelerin halen bir araya gelememesinin sorun oluşturduğunu belirterek, "Bu heyetler bir an önce oluşturularak çalışmalara başlamalıdır. Ayrıca, iki toplumun liderleri kısa zamanda bir araya gelmeliler" dedi. Bryza, "Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin devam etmesi gerektiğini" söyledi.

Bryza, Atina'da yayımlanan Elefterotipia gazetesindeki demecinde, Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs konusuna değindi.

AB ile Türkiye arasındaki gümrük birliği ek protokolünün uygulanmasıyla ilgili anlaşmazlığın "yapıcı yaklaşımlarla aşılabilecek bir sorun olduğunu" ifade eden Bryza, "Böyle bir yaklaşımın her iki tarafta da mevcut olduğunu" söyledi.

Bryza, "Bölgedeki temaslarım sırasında bu konuda hem Ankara'da ve hem de Kıbrıs (Rum) ile AB ülkeleri başkentlerinde çok olumlu atmosfer bulunduğunu tespit ettim. Bu konuda Türkiye ile AB arasında bir uzlaşmaya varılacağına inanıyorum. Türkiye'nin üyelik treninin raydan çıkmasını kimse arzu etmiyor" dedi.

ABD hükümetinin bu konunun çözümü çerçevesinde "Türkiye'nin limanlarını belli bir zaman içinde açması gerektiğine inanmakla birlikte, taraflar arasında kabul gören ve Türkiye'nin AB'ye karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmesine yardımcı olabilecek her türlü görüşü de desteklediğini" belirten Bryza, "Bu konuda ilke olarak, Kıbrıslı Türklere uygulanan ekonomik izolasyonun hafifletilmesi amacıyla, ticari konulardaki kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik çabaları destekliyoruz. Bu görüş AB tarafından da benimsenmektedir" diye konuştu.

Bryza, Washington'un, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM ile AB'nin çabalarını desteklediğini, ancak ortada bununla ilgili herhangi bir "Amerikan planı" bulunmadığını söyledi.

Kıbrıs'ta teknik komitelerin hâlâ bir araya gelememesinin "sorun" oluşturduğunu da söyleyen Bryza, "Bu heyetler bir an önce oluşturularak çalışmalara başlamalıdır. Ayrıca, iki toplumun liderleri kısa zamanda bir araya gelmeliler" diye konuştu.

KIBRIS 25/09/06

 

Türk tarafı, teknik komiteler konusunda geriye döndü

HRİSTOFYAS, TÜRK TARAFINA TEPKİLİ... Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin, teknik komitelere ilişkin düşüncelerinin; Cumhurbaşkanı Talat'ın BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari ile yaptığı görüşme sırasındaki ve öncesindeki, "iki lider arasındaki özlü görüşmelerin başlaması" şeklindeki önerilerine geri döndüğünü iddia etti

TAKTİK OYUNU OYNANIYOR... Türk tarafını, "taktik oyunu" oynamakla suçlayan Hristofyas, "Türk tarafı güya kararlar alıyor diye kendimizi kandırmamalıyız. Olayları idare eden, kararlar alan, sunan ve uygulayan Ankara'dır" diye konuştu

Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs Türk liderliğinin, teknik komiteler konusunda geriye döndüğünü ileri sürdü.

Haravgi ve diğer gazetelere göre RİK'e bir açıklama yapan Hristofyas, Kıbrıslı Türklerin, teknik komitelere ilişkin düşüncelerinin; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari ile yaptığı görüşme sırasındaki ve öncesindeki "iki lider arasındaki özlü görüşmelerin başlaması" şeklindeki önerilerine geri döndüğünü savundu.

Hristofyas, bu önerinin; BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından reddedildiğini anımsatarak, AKEL'in, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile temaslarını sürdürdüğünü, ağustos ayında gerçekleştirilen son görüşmede ise CTP heyetinin oldukça menfi olduğunu ileri sürdü.

Türk tarafını, "taktik oyunu" oynamakla suçlayan Hristofyas, "sahte devletin güya kararlar alıyor diye kendimizi kandırmamalıyız. Olayları idare eden, kararlar alan, sunan ve uygulayan Ankara'dır" şeklinde konuştu.

Anastasiadis'in endişesi

Öte yandan Simerini'ye göre, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorununun özüne ilişkin olarak hiçbir ilerleme kaydedilmemesi konusundaki endişesini dile getirdi.

Anastasiadis, aynı zamanda, kendi aleyhlerine olan oldu-bittilerin askıya alınması için bir şey yapılmadığını söyledi.

Güney Kıbrıs'ın 17 Aralık'ta ortaya koyduğu değerlerin ve bazı tedbirlerin, Türkiye'nin AB karşısındaki yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili karşılıklarla tüketilmememsi gerektiğini belirten Anastasiadis, çeşitli ülke vatandaşlarının, Türkiye'nin Avrupa perspektifindeki tepkisinin değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olması amacıyla, bunun; AB ve Türkiye'de baskı unsuru olarak kullanılması gerektiğini savundu.

KIBRIS 25/09/06

 

 

Hükümet, Cumhurbaşkanı Talat'ın onayına sunuluyor

Cumhuriyetçi Türk Partisi /Birleşik Güçler (CTP/BG) ile Özgürlük ve Reform Partisi'nin (Özgür Parti) oluşturacağı koalisyon hükümetinin önceki gün imzalanan protokolü ve kabinenin listesi, bugün Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunuluyor.

CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in başbakanlığında 7'si CTP/BG'li, 3'ü de Özgür Partili bakanlardan oluşacak yeni kabine, bugün saat 09.30'da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulacak.

CTP-BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, bugün saat 09.30'da birlikte Cumhurbaşkanı'na bakanlar kurulu listesini sunacak.

CTP/BG ile Özgür Parti'nin bakanlarının kimler olacağı, partilerde dünkü son değerlendirmelerle kesinleşti.

CTP/BG-Demokrat Parti Koalisyonu'nun 11 Eylül'de istifasının ardından, 13 Eylül'de Cumhurbaşkanı'ndan yeni hükümeti kurma görevini alan CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer, UBP ve DP'den istifa edenlerin kurduğu Özgür Parti'yle koalisyona gitme konusunda anlaşmış ve dün yeni koalisyonun protokolü imzalanmıştı.

Yeni hükümet, Cumhurbaşkanı'nın onayıyla resmen kurulmuş olacak.

KKTC Anayasası'na göre Cumhurbaşkanı'nca atanacak bakanlar kurulu listesi, Cumhuriyet Meclisi'ne sunulacak. Hükümet programı da, atanma tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde Başbakan veya bir bakan tarafından Cumhuriyet Meclisi'nde okunacak. Bunun ardından güvenoyuna başvurulacak. Güvenoyu görüşmeleri, programın okunmasından iki tam gün geçtikten sonra başlayacak ve oylama da görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçince yapılacak.

KIBRIS 25/09/06

 

Papadopulos'un esas amacı zaman geçirmek

PAPADOPULOS OLDUKÇA ÇÖZÜM ZOR... Güney Kıbrıs'taki EDİ Başkanı Papapetru, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un çözüm istemediğini, amacının zaman geçirmek olduğunu söyledi. Papapetru, "Papadopulos ve şimdiki Rum hükümeti yönetimde olduğu sürece, Kıbrıs sorununun çözümünden umutlu değiliz" dedi

Güney Kıbrıs'taki Birleşik Demokratlar Partisi (EDİ) Başkanı Mihalis Papapetru, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un çözüm istemediğini, amacının zaman geçirmek olduğunu söyledi.

Papapetru, "Papadopulos ve şimdiki Rum hükümeti yönetimde olduğu sürece, Kıbrıs sorununun çözüm umutlarının olmadığını, taksimin kalıcılaşacağını, KKTC'nin düzeyinin günden güne yükseleceğini ve durumun geri döndürülemez bir hal alacağını" belirtti.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Alithia gazetesinde yayımlanan söyleşisinde Mihalis Papapetru, Rum hükümetinin; teknik komiteler ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller'in teknik komitelere ilişkin taraflara sunduğu öneriler konusunda kendilerini bilgilendirmediğini kaydetti.

Gerek Papadopulos'un gerekse hükümet sözcüsünün, Kıbrıs Türk tarafının Möller'e yanıtı konusunda halka bilgi verme zorunda olduklarını ifade eden Papapetru, Kıbrıs Türk tarafının teknik komitelerin çalışmalarını belirli bir zaman çerçevesinde tamamlaması şartına "şart" denemeyeceğini; eskiden 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş oyalamalarda bulunurken, Rum tarafının zaman sınırlamaları talep ettiğini hatırlattı ve durumun şu anda ters döndüğünü söyledi.

Papapetru, Papadopulos'un 2003'te Lahey'de oynadığı oyunun aynısını şu anda oynamasından korktuğunu dile getirerek, Papadopulos'un Lahey'de iken, Kıbrıs Türk tarafının reddedeceğini düşünerek 3. Annan Planı'nı kabul ettiğini belirttiğini, ancak Denktaş dönemi sonrasında Kıbrıs Türk tarafının planı kabul etmesi ile Papadopulos'un 180 derecelik bir dönüş gösterdiğini vurguladı.

"Amacının zaman geçirmek olduğunu kanıtladı"

Papapetru, Papadopulos'un aynı tutumu Möller'in önerileri konusunda da sergilediğini ve aceleye, zaman kısıtlamalarına gerek olmadığını söyleyerek, amacının zaman geçirmek olduğunu kanıtladığını da ifade etti.

KIBRIS 25/09/06

 

KKTC Dışişleri’nde gergin anlar

KKTC’de dışişleri bakanlığı görevini devreden Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş, istifacı milletvekilleriyle kurulan yeni hükümeti yok farzettiğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 21:20 TSI 26 Eylül 2006 Salı

LEFKOŞA - KKTC’de yeni hükümet göreve başlarken, Dışişleri Bakanlığı’nın devir teslim töreni sırasında sert diyaloglar yaşandı. Serdar Denktaş, hükümet ve yeni Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’ya ağır eleştiriler yöneltti.

Hükümeti, demokratik yollarla oluşmadığı için yok kabul ettiğini söyleyen Serdar Denktaş, “Umarım bu bakanlığın haklarını başka konularda olduğu gibi kolayca teslim etmezsiniz” dedi.

Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın da Serdar Denktaş’a yanıtı sert oldu. Avcı, “Ülkeyi en az Serdar Bey’in koruduğu kadar koruyacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın” ifadesini kullandı.

KKTC’de Ulusal Birlik Partisi ve Demokrat Parti’den istifa eden 4 milletvekili, yeni bir oluşuma giderek Cumhuriyetçi Türk Partisi ile koalisyona gitmişti.

AB'den KKTC'ye 139 milyon euro

ANKA

Avrupa Birliği, Kıbrıs Türklerine 139 milyon euro yardımı öngören programın uygulanmasını başlattı. Yardımın 40 milyon euro’luk ilk bölümünün 29 Eylül’de Lefkoşa'ya aktarılması, ikinci ödeme tarihi için ise 20 Ekim’de görüşmelerin yapılması öngörülüyor.

Avrupa Komisyonu, Temmuz 2004’te önerdiği Kıbrıs’ın bütünlüğünü kolaylaştırmayı ve Kıbrıs Türklerinin izolasyonunu sona erdirmeyi hedefleyen yardım programını uygulamaya başladı.

Kıbrıs Türklerine yönelik yardım programın uygulanmasından doğrudan sorumlu olacak ofis, 14 Eylül’de Lefkoşa'da faaliyete geçti.

ABHaber’e göre, program çerçevesinde uygulanacak ilk projeler, katı atık, enerji, yerel altyapı ve işletmelerin desteklenmesi gibi konuları kapsıyor. Yardımın 40 milyon euro’luk ilk bölümünün 29 Eylül’de Lefkoşa'ya aktarılması, ikinci ödeme tarihi için ise 20 Ekim’de görüşmelerin yapılması planlanıyor.

Komisyon’un önerisi, Rum hükümetinin Kuzey Kıbrıs’ta etkili şekilde kontrol edemediği bölgelerdeki ticari faaliyetlerle ilgili özel uygulamaları da içeriyor. Ancak, bu düzenlemenin yürürlüğe girebilmesi için Avrupa Konseyi’nin onayı gerekiyor.

AB Dönem Başkanlığı’nı yürüten Finlandiya’nın tüm çabalarına rağmen, Rumların itiraz ettiği düzenleme henüz onaylanmadı. Bunun ardındaki en önemli etken, Magosa Limanı’nın Annan Planı’na göre KKTC yönetimine verilmesi olarak görülüyor

HURRIYET 26/09/06

 

Kıbrıs'ta olanlar

Gündüz Aktan

26/09/2006 RADIKAL

KKTC'de hükümet koalisyonu bozuldu. DP ve UBP'den devşirilenlerle yeni bir 'koalisyon' kuruluyor. Başbakan Soyer Sn Sedar Denktaş'la anlaşamıyormuş. Bu değişikliğin başka hiçbir anlamı yokmuş. Yani AB ile ilişkilerde Kıbrıs engelini aşmak için yeni hükümetin, örneğin, BM veya AB gözetiminde Magosa limanının açılması gibi bir yola gitmeyecekmiş.
Yapılan iş etik değil. Yine de kimseyi peşinen suçlamadan gelişmeleri izlemeliyiz. Türk tarafının aleyhine adımlar atılmazsa, ilerde 'Hayret!
Olanlar amma da tesadüfmüş' diyeceğiz.
Bugünün kritik şartlarında mizaç uyuşmazlığı yüzünden koalisyon bozmak sorumsuzluk gibi görünüyor. Yeni hükümetin, eskisinin politikasını daha iyi uygulamak için eskisinden farklı bir kadro ile kurulmasını kuşkuyla karşılayanlar umarız yanılırlar.
Kıbrıs konusu, bazıları ne kadar bıksa da, milli bir dava. Milli davalara ilişkin politikalar, ancak, toplum kesimlerinin büyük çoğunluğunu temsil eden hükümetlerce yürütülebilir. Filistin böyle bir koalisyon kurmak için çabalarken, KKTC'deki mevcudun sudan bir nedenle heba edilmesini akıl almıyor.
Daha ahenkli bir yönetim için kurulduğu söylenen bu koalisyonun KKTC'de ciddi bir siyasi kriz başlatacağını ve bunun başta Sn Soyer ve CTP olmak üzere, Türk toplumuna zarar vereceğini tahmin etmek güç değil. Bu bağlamda UBP'nin de iç sorunlarını nihayet aşması ve DP ile birlikte milli çıkarları savunmadaki siyasi boşluğu doldurması için zaman geldi de geçiyor.
Türkiye'de Kıbrıs sorununun AB üyeliği önünde engel niteliğini kaybetmesi için her şeyi vermeye hazır olanlar, adadaki bu gelişmeyi demokrasiye uygun buluyorlar. Milli dava düzeyinde bir sorunun daralan bir temsil tabanına dayanan bir hükümet tarafından yürütülmesi demokrasiye nasıl uygun olabilir?
Bu vesileyle Sn Erdoğan'ın Sn Denktaş'a saygı ifadesinden sonra, saygıyla bağdaşmayan ağır ifadeler kullanması, üslup sorununu çözmesinin mümkün olmadığını bir kez daha gösterdi. Bu üslupla, değil cumhurbaşkanı olmak, başbakanlığını sürdürmesinin bile Türkiye'ye ve onu destekleyenlere zarar vermekte olduğunu görmek lazım.
AKP hükümetinin KKTC'deki bu gelişmede rol oynadığı konusunda ciddi iddialar var. Söylenenler doğruysa, Türkiye'den gelen bu müdahale ilk kez bir siyasi partinin politikası niteliğini taşıyor. Zaten Sn Erdoğan da, haksız ithama uğramış bir mazlumun tepkisinden ziyade, siyaseten rahatsız olmuş bir politikacının kızgınlığını sergiliyor.
KKTC üzerindeki ambargolar kalkmadan limanların ve havaalanlarının Rumlara açılmayacağı artık bir devlet taahhüdü niteliğini aldı. Sn Soyer'in 'Ben Kıbrıs Türk halkı adına istediğimi yaparım' demek gücü yok. Bu durumda Kıbrıs'ın AB üyeliğimiz önünde engel olmaktan çıkarılması mümkün olamaz. Bu süreçte bir tür tren kazası zaten mukadder. Muhtemelen AB böyle bir kazayı istiyor.
Karabağ Sırbistan'dan ayrılmışken, Kosova ayrılıyorken, Irak bölünüyorken, Karadağ, Abhazya, Güney Osetya ve Transnistriya sıraya girmişken, Kıbrıs'ta iki tarafın birleşerek sorunu çözmesi ihtimali giderek azalıyor. Zaten 1960 sisteminin başından bu yana iki tarafın birleşerek sorunu çözmesini sadece Türk tarafı savundu. Rumlar Türkleri önce etnik temizlikle atmak istediler. 1974 sonrası tüm BM önerileri gibi Annan planını da reddettiler. Şimdi de haksız AB üyesi olmanın verdiği avantajı insafsızca kullanarak, 'osmosis' adı altında Türkleri azınlık statüsüne indirmeye, hatta toplum niteliklerini de tahrip edip, bireysel haklarla yetinmelerini sağlamaya çalışıyorlar.
Bu böyle gidemez. KKTC, uluslararası standartlara uygun bir demokrasi, uluslararası toplumun çözüm önerisini de kabul eden taraf. Buna rağmen, adeta bir 'apartheid' yaklaşımıyla dünyanın dışına itiliyor. Biz de AB üyesi olmak için bu rezaleti sineye çekiyoruz. Sonunda vereceğimiz tavizlerle Papadopulos gibilerini doyuramayacağımızdan üye de olamayacağız.
Gerçek güç Sn Denktaş'ı azarlamakta değil.
Kaldı ki bu kimin haddine. Gerçek güç geçerliliğini yitiren politikaları değiştirmekte.

Şimdi görev zamanı

İŞTE YENİ KABİNE... CTP/BG: Maliye Bakanı Ahmet Uzun, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak; Özgür Parti: Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi

TALAT'TAN HÜKÜMETE ÖNERİ: KAMU REFORMU, NE PAHASINA OLURSA OLSUN... Cumhurbaşkanı Talat, yeni hükümete "Kamu yönetiminde verim düşüklüğü Dünya Bankası raporuyla da onaylandı. Kamu reformu, ne pahasına olursa olsun yaşama geçirilmeli" önerisinde bulundu

SOYER: TÜM USULSÜZLÜKLERİN ÜZERİNE GİDİLECEK... Başbakan Ferdi Soyer, "Memleketimizde bulunan bütün usulsüzlükler ve yolsuzluk ile suistimal iddiaları tarafımızdan, ciddiye alınmaktadır. Gerekli soruşturmaları yapmak, yaşama geçirmek hükümetimizin en önemli görevlerinden bir tanesidir" dedi

Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG)- Özgürlük ve Reform Partisi (Özgür Parti) koalisyon hükümetinin kabinesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali tarafından, onaylandı.

Yeni hükümetin programı ise 30 Eylül Cumartesi günü, mecliste okunacak. Meclisteki hükümet programıyla ilgili görüşmeler de 3 Ekim Salı günü başlayacak. Görüşmelerin tamamlanmasından 1 tam gün sonra da mecliste, güven oylamasına gidilecek.

KKTC Anayasası'na göre hükümet programı, atanma tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde Başbakan veya bir bakan tarafından Cumhuriyet Meclisi'nde okunacak. Bu çerçevede yeni hükümet programı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer tarafından 30 Eylül Cumartesi günü, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda okunacak. Hükümet programı üzerindeki görüşmelere ise, 3 Ekim Salı günü başlanacak. Görüşmelerin tamamlanmasından bir tam gün sonra ise hükümetle ilgili güven oylaması yapılacak.

Mecliste, hükümetin güvenoyu alabilmesi için 26 milletvekilinin kabul oyuna ihtiyaç duyuluyor. Ancak 25'i CTP/BG'den, 3'ü de Özgür Parti'den olmak üzere toplam 28 milletvekilinin desteğine sahip yeni hükümetin, meclisten güvenoyu alacağına kesin gözle bakılıyor.

Turgay Avcı ve Erdoğan Şanlıdağ'la birlikte UBP'den istifa eden ancak yeni kurulan Özgür Parti'ye henüz katılmayan bağımsız Girne Milletvekili Ergün Serdaroğlu'nun da güven oylamasında yeni koalisyonu desteklemesi bekleniyor.

Bakanlar

CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, dün saat 09.30'da birlikte Cumhurbaşkanı'na bakanlar kurulu listesini sundu.

CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in başbakanlığında 7'si CTP/BG'li, 3'ü de Özgür Parti'li bakanlardan oluşan yeni kabine şöyle:

CTP/BG: Maliye Bakanı Ahmet Uzun, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, Sağlık Bakanı Eşref Vaiz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Canan Öztoprak;

Özgür Parti: Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi".

Kabine Talat'a sunuldu, Talat kabul etti

CTP/BG- Özgür Parti koalisyonunun kabinesi, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a dün sabah sunuldu.

CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı, saat 09.30'da birlikte Cumhurbaşkanı'na bakanlar kurulu listesini sundu. Cumhurbaşkanı Talat da "tabii ki onaylıyorum" diyerek, onay mektubunu Başbakan Soyer'e sundu.

Önemli bir dönemde kurulduğunu belirttiği yeni hükümete tavsiyelerde de bulunan Talat, kamu yönetiminin ciddi şekilde gözden geçirilmesi ve kamu reformunun da bu alanda değerlendirilerek ne pahasına olursa olsun hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türkü'nün mücadelesinin artık varlık mücadelesine dönüştüğüne dikkat çekerek hükümeti bu konuda uyanık olmaya çağırdı.

Soyer: Hedef, ülkeyi daha ileriye taşımak

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, kabine listesini sunmadan önce yaptığı konuşmada, 13 Eylül'de Cumhurbaşkanı'ndan aldığı yeni hükümeti kurma görevi üzerine, gerekli değerlendirmelerini yaparak CTP/BG ile Özgür Parti'nin koalisyon hükümeti kurma konusunda anlaştıklarını, protokolünü imzaladıklarını ve kabinesini oluşturduklarını anlattı.

Soyer, Kıbrıs sorununun çözümünde, Kıbrıs Türk halkının siyasal eşitliği ve iki bölgelilik yapısını koruyacak, 24 Nisan iradesi ve Cumhurbaşkanı Talat'ın Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ile gerçekleştirdiği ilke anlaşmalarını kendine ışık tutarak, Kıbrıs sorununun çözümünde ortak çıkarlara dayalı işbirliği ve Cumhurbaşkanı'nın Kıbrıs sorununda izleyeceği siyasetteki birliktelik temelinde halkın ekonomik, demokratik, sosyal gelişmesinde reform hareketlerini geliştirip, ülkeyi bulunduğu noktadan daha ileriye taşımak iddiasıyla hükümeti oluşturduklarını kaydetti.

Talat'tan tavsiyeler

Başbakan'dan kabine listesini aldıktan sonra konuşan Cumhurbaşkanı Talat, önemli bir dönemde hükümet oluşturulduğunu belirterek "bu listeyi tabii ki onaylıyorum ve hayırlı olmasını diliyorum" dedi.

Hükümete gerek dış, gerekse iç politikaya yönelik tavsiyelerde de bulunan Cumhurbaşkanı

Talat, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak, Rum Yönetimi Lideri Tassos Papadopulos'un BM Genel Kurulu'ndaki konuşmanın, ileriki günlerde Kıbrıs Türk halkının mücadelesinin hangi alanda yoğunlaşması gerektiğini gösterdiği; buna ışık tutuğuna dikkat çekti.

Kıbrıs Türkü'nün mücadelesinin artık gerçek anlamda bir varlık mücadelesine dönüşmekte olduğuna işaret eden Talat, "O yüzden hükümetin bu konuda son derece dikkatli, son derece uyanık olması gerekiyor. Bu uyanıklığı göstereceğine tabii ki eminim ama buna ayrıca önem vermek gerekiyor. Kıbrıs Türk halkı artık ciddi bir varlık mücadelesi ortaya koymak durumundadır" dedi.

Papadopulos'un geçen yılki konuşmasında ilk kez ortaya attığı Osmosis fikrine, bu yılki konuşmasıyla yeni çiviler çakarak Osmosis'i güçlü kılan ve içeriğini de dolduran fikirler ortaya koyduğunu kaydeden Talat, bunlar içerisinde en önemlisini "etnik kökene, kültürel farklılığa ve siyasi eşitliğe saygı gösterecek bir yönetim arzuladığını ancak bunun Kıbrıs hükümetinin ve kurumlarının etkin çalışmasını önleme pahasına olamayacağını ifade etmesi" olarak yorumladı. Kıbrıs Türk basınının da dikkatini çekmek istediğini ifade eden Talat, şunları kaydetti:

"Yani en önemli devlet fonksiyonu, herhangi bir takıntı olmadan, kurumların çalışmasıdır. Siyasi eşitliğin, kültürel farklılığın ve Kıbrıslı Türk oluşunun hiçbir önemi yoktur. Sayın Papadopulos'un yaklaşımı öz olarak budur ve bu, Kıbrıs Türkü'nün bundan sonra artık çözüm hedefi yanında azınlık hakkı bile olmayan bir çözümü -çünkü bildiğiniz gibi, kültürel farklılığın korunması, etnik kimliğin korunması hiç olmazsa bir azınlık hakkıdır. Onların bile gözetilmeyeceği bir çözüm öngören Kıbrıs Rum yönetimine karşı Kıbrıs Türkü'nün mücadelesi artık gerçek anlamda bir varlık mücadelesine dönüşmektedir. O yüzden hükümetin bu konuda son derece dikkatli, son derece uyanık olması gerekiyor. Bu uyanıklığı göstereceğine tabii ki eminim ama buna ayrıca önem vermek gerekiyor. Kıbrıs Türk halkı artık ciddi bir varlık mücadelesi ortaya koymak durumundadır. Özellikle Türkiye'nin AB sürecinde belli aşamalara yaklaşırken bu konudaki gerginlikler ve tartışmaların da üst boyutlara çıkması tabii ki kaçınılmaz oldu."

Dünya Bankası'nın raporu

Cumhurbaşkanı Talat, üzerinde durmak istediği ve "doğrudan doğruya Kıbrıs Türk halkının, KKTC'nin karşı karşıya bulunduğu bir başka tehlike gurubu" diye ifade ettiği diğer bir konunun ise, henüz kamuoyunda yeterince tartışma ortamı bulmamış olan Dünya Bankası'nın Kıbrıs Türk ekonomisiyle ilgili olarak hazırladığı rapor ve buradaki öngörüler olduğunu belirtti.

Talat, rapora iyice bakıldığında, "2010 yılından itibaren çok büyük krizlerle karşı karşıya kalınmasının kaçınılmaz olduğu; sosyal güvenlik siteminin ciddi SOS vermekte olduğu, sosyal güvenlik sisteminin hep Tek Sosyal Güvenlik haline getirmek hem de rasyonelleştirmek gerektiğinin görüldüğünü" kaydetti.

Kamu yönetimindeki verim düşüklüğü, raporla da onaylandı

Verimin, kamu yönetiminde son derece düşük olduğunun bu raporla bir kere daha onaylandığını vurgulayan Talat, bürokrasinin, devlet yönetiminin hantallığının zaten tartışma kaldırmadığını, bunu herkesin bildiğini ancak bir de verimsizliğin boyutuna bakılınca, bunun korkunç olduğunun görüldüğünü söyledi.

Kamu reformu ne pahasına olursa olsun

Talat şöyle konuştu:

"Eğitim alanında başta olmak üzere, kamu yönetiminin ciddi şekilde gözden, elden geçirilmesi, kamu reformunun bu alana yönlendirilip yoğunlaştırılması ve ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Çünkü bu süreç, gerek Kıbrıs sorununun çözümü konusunda verilen uğraş, gerekse Türkiye'nin AB sürecinde karşılaşacağı sıkıntılar, Kıbrıslı Türkleri daha rasyonel, daha akılcı ve gerçekten kendi kendini yöneten, kendi sorunlarını kendisi çözen bir düzeye yükselmesini zorunlu kılmaktadır. Bunun da yapacak olan tabii ki hükümettir."

Hükümet ciddi sorunlarla karşı karşıya

Talat, bu hükümetin çok ciddi sorunlar karşısında olduğunu da ifade ettiği konuşmasında, Kıbrıs Türk halkının kendi iradesiyle kendi geleceğini belirleme süreçlerini hep yaşadığını, başarıyla gerçekleştirdiğini ve son olarak da 24 Nisan iradesiyle geleceğe dönük vizyonunu ortaya koyarak kendini kanıtlamış olmasına rağmen, özellikle Kıbrıs Rum tarafının "Kıbrıs Türkü'nün Türkiye'nin yönetiminde olduğunu" iddia eden yaklaşımlarına karşı da mücadele etmek gerektiğini vurguladı.

Bu süreç içerisinde başta Türkiye olmak üzere yakın dost ülkelerle tam bir işbirliği içinde olunacağını da ifade eden Talat, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkını her şart altında destekleyen bir ülke olarak sürekli istişare içinde olunacak bir ülke olduğunu ve bunun her zaman için gözetilmesi, ilişkilerin hep son derece iyi tutulması gerektiğini vurguladı.

Talat, diğer dost ülkelerden Pakistan, Türk Cumhuriyetler ve AB üyesi ülkelere de ağırlık verilmesi gerektiğini belirtirken, özellikle Dışişleri Bakanlığı'nın da bu konuda özel bir gayret ortaya koyması gerektiği inancını dile getirdi.

Talat, hükümete başarı dileklerini ileterek onay mektubunu sunarken ise şunları kaydetti:

"İnanıyorum ki Kıbrıs Türkü, hakkı olan, güzel bir yaşam, iyi; sorunlara anında cevap veren bir kamu yönetimi, iyi gelişmiş bir ekonomiye layıktır ve tabii ki Kıbrıs sorunu çözülerek dünyayla bütünleşmesi de en doğal hakkıdır."

Soru ve yanıtlar

Cumhurbaşkanı Talat ile Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yeni kabinenin onayının ardından basının sorularını yanıtladılar.

UBP ve DP'nin meclis boykotu ve hükümeti kabul etmeme yaklaşımlarının hatırlatılarak bunun hükümete ve dolaylı olarak Cumhurbaşkanı'na nasıl yansıyacağı yönündeki bir soruya karşılık Cumhurbaşkanı Talat, hükümet krizi başladığı günden itibaren sürekli itidal çağrısı yaptığını anımsatarak, demokratik yapıyı zedelemenin ve demokrasiye zarar vermenin kimsenin yararına olmadığını söyledi. Tüm tarafların itidalli olmak, dikkatle değerlendirme yapmak durumunda olduğunu kaydeden Talat, şöyle konuştu:

"Dış politikada çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Bu ciddi sorunlarla baş edebilmek için iç politikada itidalli davranmak zorundayız. Değerlendirmelerimizi sağlıklı yapıp soğukkanlılıkla hareket etmek durumundayız. Tabii ki bunun sağlanabilmesi için de Cumhurbaşkanı olarak bana düşen ne varsa yapacağım."

Cumhurbaşkanı Talat, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'na atanan ÖP'lü Enver Öztürk'ü veto ettiğine ilişkin iddiaların hatırlatılması üzerine ise, "Tamamen gerçek dışı, böyle bir şey konuşulmadı" dedi.

Başbakan Soyer de, "DP'nin KKTC'ye yatırım yapmak isteyen işadamlarından komisyon istediğine dair elinizde belge var mı? Bu belgeyi açıklayacak mısınız?" şeklindeki bir soruyu yanıtlarken, bu yöndeki iddiaları incelediklerini ve gerekli incelemeleri tamamladıktan sonra gerekli açıklamayı yapacaklarını söyledi.

İddiaların olduğu bir konuda konuşmayacağını kaydeden Soyer, inceleme sonucunda bulgu çıkması halinde konuyu yargı organına havale edeceklerini, çıkmaması durumunda ise "bu iddia yanlıştır" diye açıklama yapacaklarını kaydetti.

"Aynı araştırmanın Din İşleri Dairesi Başkanı hakkında da yapılıp yapılmayacağı" yönündeki soruya karşılık ise Soyer, "Herkes için yapılacaktır. Merak etmeyin. Memleketimizde bulunan bütün usulsüzlükler ve yolsuzluk ile suistimal iddiaları tarafımızdan ciddiye alınmaktadır. Gerekli soruşturmaları yapmak, yaşama geçirmek hükümetimizin en önemli görevlerinden bir tanesidir" şeklinde konuştu.

KIBRIS 26/09/06

 

Erdoğan, Bush'la Kıbrıs'ı konuşacak

Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek hafta ABD Başkanı George W. Bush ile yapacağı görüşmede, Kıbrıs, terör örgütü PKK, uluslararası terörizmle mücadele, AB ve Ortadoğu'daki gelişmeler ele alınacak.

Alınan bilgiye göre, 29 Eylül tarihinde ABD'ye gidecek olan Erdoğan'ın ilk durağı, New York olacak.

New York'ta ABD'nin önde gelen basın kuruluşlarının bazılarına mülakat verecek olan Başbakan Erdoğan, daha sonra Türk toplumuna hitap edecek.

Başbakan Erdoğan, New York'taki temaslarının ardından 1 Ekim Pazar günü Washington'a geçecek.

2 Ekim Pazartesi günü Beyaz Saray'da ABD Başkanı Bush ile bir araya gelecek olan Erdoğan'ın görüşmede başta uluslararası terörizmle mücadelede işbirliği, Türkiye'nin terör örgütü PKK'ya yönelik mücadelesinde ABD'den beklentileri ile Türkiye'nin AB üyeliği, Kıbrıs, Ortadoğu'da özellikle İsrail, Filistin ve Lübnan'da yaşanan gelişmeleri gündeme getireceği öğrenildi.

Erdoğan'ın, Türkiye'nin özellikle terör örgütü PKK ile mücadelede daha somut adımların atılması konusunda görüş ve taleplerini ABD tarafına ileteceği bildirilirken, ayrıca KKTC'ye uygulanan haksız izolasyonların kaldırılması konusunda da ABD'den destek isteyeceği kaydedildi. Başbakan Erdoğan, görüşmenin ardından, Türk ve yabancı basın mensuplarına yönelik basın toplantısı düzenleyecek.

Erdoğan, temaslarının ardından Washington'dan İngiltere'nin başkenti Londra'ya hareket edecek. Başbakan Erdoğan, 3 Ekim'de İngiltere Başbakanı Tony Blair ile yapacağı görüşmeden sonra Türkiye'ye dönecek.

 

KIBRIS 26/09/06

 

Amaç; Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını sağlamak

KRİZ YAŞANMAMASI İÇİN... Avrupa Birliği'nin dönem başkanı Finlandiya'nın, Mağusa Limanı'nın AB tarafından işletilmesini ve Maraş'ın BM kontrolüne verilmesini öngören tasarısı, Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını hedefliyor. Yeni planın, "Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması nedeniyle müzakere sürecinde bir kriz yaşanmaması" için hazırlandığı bildirildi

 "İZOLASYONLAR DA KALKMIŞ OLACAK"... Planın ana unsurunun, "Mağusa Limanı'nın işletmesinin Avrupa Birliği'ne devredilmesi ve bunun karşılığında Maraş bölgesinin de Birleşmiş Milletler denetiminde açılması" olduğu bildirildi. AB, bu adımla KKTC'ye yönelik izolasyonun kalkmış olacağını düşünüyor. Böylece Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için "önce izolasyonlar kalkmalı" talebinin karşılanmış olacağı varsayılıyor

Avrupa Birliği'nin dönem başkanı Finlandiya'nın, Mağusa Limanı'nın AB tarafından işletilmesini ve Maraş'ın BM kontrolüne verilmesini öngören tasarısı, Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını hedefliyor.

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın geçtiğimiz hafta basına yansıyan hazırladığı planla ilgili, yeni haberler geliyor. Yeni hazırlanan planın, "Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması nedeniyle müzakere sürecinde bir kriz yaşanmaması" için hazırladığı bildirildi.

Planın ana unsuru, Mağusa Limanı'nın işletmesinin Avrupa Birliği'ne devredilmesi ve bunun karşılığında Maraş bölgesinin de Birleşmiş Milletler denetiminde açılması.

AB, bu adımla KKTC'ye yönelik izolasyonun kalkmış olacağını düşünüyor. Böylece Türkiye'nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması için "önce izolasyonlar kalkmalı" talebinin karşılanmış olacağı varsayılıyor.

Ercan doğrudan uçuşlara açılmıyor

Ancak taslakta, Mağusa Limanı'ndan sadece mal taşımacılığı yapılabileceği belirtiliyor ve Kıbrıslı Türkler açısından çok daha önemli olan, Ercan Havaalanı'na doğrudan uçuşların başlatılması öngörülmüyor.

Taraflara henüz resmen iletilmeyen taslakla ilgili AB Dönem Başkanı Finlandiya nabız yokluyor.

Ercan Havaalanı'nın açılmasını öngörmeyen çözüm formüllerinin, KKTC tarafından kabul görmeyeceğini belirten Ankara, AB'nin, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 29 Ocak tarihinde açıkladığı 10 maddelik Kıbrıs eylem planının da dikkate alınmasını istiyor.

KIBRIS 26/09/06

 

Toprak mafyasının mallarına el konuldu

PARA ŞİRKETE İADE EDİLECEK... Aytotoro ve Mansura köylerindeki Türk tapulu toprakları, sahte belge düzenleyerek satan 6 Rum hakkında açılan davanın dünkü duruşmasında, sanıkların mal varlıklarına el konulmasını isteyen savcı Savvas Matsas'ın talebi, mahkeme tarafından kabul edildi. Mahkeme, sanıkların tüm mal varlıklarına el konulması, satışa çıkarılması ve 600 bin KL'ye yakın paranın temin edilerek, toprakları satın alan şirkete iadesi kararını verdi

Aral MORAL

Aytotoro ve Mansura köylerindeki Türk tapulu toprakları, sahte belge düzenleyerek satan 6 Rum hakkında açılan davanın dünkü duruşmasında, sanıkların mal varlıklarına el konulmasını isteyen savcı Savvas Matsas'ın talebi, mahkeme tarafından kabul edildi.

Dillirga bölgesindeki Türk mallarını sahte belgelerle bir şirkete satan ve daha sonra açılan polis soruşturmasıyla yakalanan 6 Rum hakkında açılan dava Baf mahkemesinde görülmeye devam ediyor.

Dünkü duruşmada altı yargıçtan oluşan ağır ceza mahkemesi, sanıkların tüm mal varlıklarına el konulması, satışa çıkarılması ve 600 bin KL'ye yakın paranın temin edilerek, toprakları satın alan şirkete iadesi kararını verdi.

Sanık avukatları ise, durumu yeniden görüşmek üzere mahkemeden süre talep etti. Mahkeme, bir sonraki duruşma tarihini sanıklara bildirecek.

Olay nasıl gelişti?

Pirgo köyü muhtarı Grinos Theoros liderliğinde, Emlakçı Kostas Konstantiniu, Andreas Savas, Tapu Dairesi'nde memur Mihalis Golotos, Haralambos Palaslias ve Yorgos Savvastan oluşan toplam 6 kişilik toprak mafyası, 2000'li yılların başında Aytotoro ve Mansura köylerindeki Türk mallarını, sahte belgelerle satmak istemişti.

Çete, ilk iş olarak söz konusu malları, Tapu Dairesi'nde çalışan Golotos tarafından hazırlanan sahte belgelerle kendi akrabalarının üzerine geçirmiş daha sonra, Dillirga bölgesinde Aya Napa gibi bir tatil beldesi inşa etmek isteyen Ellinos Şirketi ile çete adına bağlantı kuran ve ayni zamanda çetenin üyesi olan Kostas Konstantiniu, toprakları yaklaşık 1 milyon Kıbrıs Lirası'na şirkete satmıştı.

Olay, 2001 yılı içerisinde, tapu dairesindeki tapu belgelerinin bilgisayar ortamına aktarıldığı sırada, bazı dosyaların kayıp olduğunun anlaşılmasının ardından açılan polis soruşturmasında ortaya çıkmıştı.

14 yıl hapislikleri isteniyor

12 Eylül Salı günü Baf Mahkemesi'nde görülen ve 5 saat süren duruşmada 59 suçtan itham edilen ve 14 yıla kadar hapislikleri istenen 6 Rum, mahkeme tarafından suçlu bulunmuştu.

20 Eylül Çarşamba günü görülen duruşmada Savcı Savvas Matsas, sanıkların mal varlıklarına el konulmasını talep etmişti.

KIBRIS 26/09/06

 

Müdahalede bulunmadık

BİZİ BULAŞTIRMASINLAR... Erdoğan: KKTC'deki hükümet değişikliği konusuna bizi bulaştırma gayretine girme çirkinliğini gösteriyorlar. Ne dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcım bu işlerin içinde yer alır, ne de biz yer alırız. Kendileriyle ilgili kararı, yine kendileri verirler. Bizim müdahale etmemiz mümkün değil

SENİ NİYE ARAYAYIM... KKTC'den bir politikacının; "Başbakan bizi aramadı" şeklindeki sözlerine de değinen Erdoğan, " 'Başbakan beni aramadı...' Seni niye arayayım? Varsa bir sıkıntınız, siz bizi ararsınız. Uluslararası diplomasi açısından da uygun değildir. Biz başbakan olarak açar, o ülkenin başbakanı ile görüşürüz" diye tepkisini ortaya koydu

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki hükümet değişikliğiyle ilgili olarak, "Kıbrıs konusunda ağzı olan konuşuyor, kalemi olan da yazıyor. Bizi bu işe bulaştırma gayretine girme çirkinliğini gösteriyorlar" dedi.

AK Parti'nin dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcının da kendilerinin de böyle bir işin içinde yer almadığını vurgulayan Erdoğan, "KKTC'de kendileriyle ilgili kararı, yine kendileri verirler. Bizim müdahale etmemiz mümkün değil" diye konuştu.

KKTC'den bir politikacının; "Başbakan bizi aramadı" şeklindeki sözlerine de değinen Erdoğan, " 'Başbakan beni aramadı...' Seni niye arayayım? Varsa bir sıkıntınız, siz bizi ararsınız. Uluslararası diplomasi açısından da uygun değildir. Biz başbakan olarak açar, o ülkenin başbakanı ile görüşürüz" diye tepkisini ortaya koydu.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, hükümetleri döneminde AB sürecinde alınan mesafeye dikkati çekerek, yapılanların, Atatürk'ün "muasır medeniyet" hedefiyle örtüştüğünü söyledi. Erdoğan, "Türkiye bugün, Cumhuriyet'in kuruluş ideallerine her zamankinden daha yakın" diye konuşan Erdoğan, AB sürecindeki hedeflerinden sapmalarının söz konusu olamayacağını ifade etti.

Başbakan Erdoğan, sürecin rasyonel yönetilmesinin önemine dikkati çekerek, "Hükümet, AB konusunda işi gevşek tutuyor, varacağı noktaya vardı, artık başbakan koşuşturmuyor, baş müzakereci gerekli ilgiyi göstermiyor, başka işlerinin arasından AB'ye vakit ayırıyor" şeklindeki eleştiri yöneltenler bulunduğunu hatırlatarak, AB süreciyle ilgili hiçbir çalışmanın aksamadığını bildirdi. Süreçle ilgili çalışmaların bir takvim içinde ciddiyetle sürdürüldüğünü anlatan Erdoğan, tarama sürecinin devam ettiğini ve 13 Ekimde biteceğini bildirdi.

Baş müzakereci Devlet Bakanı Ali Babacan'ın her ay bir AB ülkesine gitmesinin planlandığını belirten Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in de 5-6 Ekim'de Türkiye'ye resmi ziyarette bulunacağını söyledi. AB sürecini gayet iyi takip ettiklerini belirten Erdoğan, 9. Uyum Paketi'nin

Meclis'e getirilmesinin de bu sürecin bir sonucu olduğunu kaydetti.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'de bazı siyasetçilerin AB konusunda "sabah başka, akşam başka" konuştuklarını ifade ederek, AB ile ilgili yasalara imza koyanların, iktidardan düşünce "AB'ye düşman olduklarını" söyledi. Siyasetin dürüstlük ve sabır istediğini anlatan Erdoğan, "Kopenhag ve Maastricht kriterleri dışında istenenlere AK Parti iktidarı hiçbir zaman 'evet' demez" diye konuştu.

Her geçen gün KKTC mesafe alıyor

AB konusunda gerekli adımları attıklarını kaydeden Erdoğan, şunları söyledi: "Kıbrıs konusunu önümüze getireceklermiş... Kusura bakmasınlar ama biz Kıbrıs konusunda söyleyeceklerimizi 24 Nisan 2004 zirvesinde söyledik. Bugün de aynı noktadayız. 24 Nisanda AB'nin söylemesini istediklerini söyleyecek olan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'dir. Onlardan, söylenmesini istediklerini beklesinler... BM'nin çözüm planının desteklenmesini istediler. Biz destek verdik, Kıbrıs Türk halkı da kabul etti. Ama Güney Kıbrıs Rum Yönetimi bunu yapmadı. Ama onlar taltif edildi, soydaşlarımız ise izolasyona tabi tutuldu. Bunun karşısında tavrımızı koyduk. Her geçen gün KKTC mesafe alıyor. Tüm bunlara rağmen ağzı olan konuşuyor, kalemi olan yazıyor... 'Kıbrıs peşkeş çekildi" diyor... KKTC daha önce İKÖ'de bir toplum, cemaat olarak yer alırdı. KKTC bizim dönemimizde İKÖ'de Annan Planı'ndaki ifadeyle, 'Kıbrıs Türk Cumhuriyeti' olarak yer alıyor. KKTC şu anda İKÖ içinde Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Olarak gözlemci üye statüsünde bulunuyor. Değişik ülkelerden değişik gruplar KKTC'ye doğrudan gelmeye başladı. Kısa bir süre önce Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı resmen davet etti. KKTC'nin tarihinde görülmemiş yatırımlar yapılmaktadır."

Sizi niye arayayım?

Recep Tayyip Erdoğan, KKTC'deki hükümet değişikliğini hatırlatarak, "Bizi bu işe bulaştırma gayretine girme çirkinliğini gösteriyorlar. Ne dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcım bu işlerin içinde yer alır ne de biz yer alırız" dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak KKTC'ye yapmamız gerekeni yaparız. Kendileriyle ilgili kararı, yine kendileri verirler. Bizim müdahale etmemiz mümkün değil. Bir konu daha var ona da değinmeliyim; 'Başbakan beni aramadı'... Seni niye arayayım... Varsa bir sıkıntınız, siz bizi ararsınız. Uluslararası diplomasi açısından da uygun değildir. Biz başbakan olarak açar, o ülkenin başbakanı ile görüşürüz. Siz bizi ararsınız veya alt kademeden birini arayacaksanız, Türkiye'deki muhatabı aranır. Bizi arar yardım isterseniz, biz de elimizden gelen desteği veririz. Bu yöndeki iddialar, AK Parti ve iktidarımızı yıpratmaktan başka bir şey değildir. Türkiye ile KKTC arasındaki o kuvvetli bağları zayıflatacak yollara kimse girmesin. Biz KKTC'ye elimizden gelen her türlü desteği veririz."

KIBRIS 27/09/06

 

AP'nin "Katı, ancak adil" raporu bugün oylanıyor

EURLINGS: TÜRKİYE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMELİ... Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Camiel Eurlings, AP genel kurulunda dün yaptığı konuşmada Türkiye raporunu, "katı, ancak adil" olarak değerlendirdi. Eurlings, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın gereklerini yerine getirmesini arzu ettiklerini belirtti

REHN: ANKARA ANLAŞMASI İLE İZOLASYONLAR ARASINDA BAĞLANTI YOK... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn, Türkiye'nin Ankara Anlaşmasının sorumluluklarını yerine getirme ile Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması arasında bağlantı kurmaması gerektiğini söyledi. Rehn, Türkiye'nin Kıbrıslı Rumlara ait gemi ve uçaklara liman ve havaalanlarını açmasını istedi

SOSYALİST, LİBERAL VE YEŞİL GRUP DEĞİŞİKLİK TALEP ETTİ... AP'deki Sosyalist, Liberal ve Yeşil grupların üyesi parlamenterler, Türkiye raporunda önemli değişiklikler yapılmasını istediler. Üç siyasi grubun üyeleri, Türkiye'nin tam üyeliğinden önce sözde Ermeni soykırımının tanınmasını öngören maddenin geri çekilmesi yolunda konuşma yaptı

Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu, Hollandalı Hıristiyan Demokrat üye Camiel Eurlings tarafından kaleme alınan Türkiye raporunu, dün görüştü. Rapor, bugün Avrupa Parlamentosu'nda oylanacak.

Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raportörü Camiel Eurlings, genel kurulda yaptığı konuşmada raporu, "katı, ancak adil" olarak değerlendirdi.

Eurlings, Türkiye'nin Ankara anlaşmasının gereklerini yerine getirmesini arzu ettiklerini belirtti.

Türkiye'deki reform sürecinin yavaşladığını iddia eden Eurlings, bundan üzüntü duyduklarını söyledi.

Eurlings, özellikle ifade özgürlüğünün güvence altına alınması için, Türk Ceza Yasası'nın 301. maddesinin değiştirilmesini arzu ettiklerini kaydetti.

Eurlings, sözde Ermeni soykırımının tanınmasının AB üyeliği için kriter olarak getirilmesini arzu etmediğini sözlerine ekledi.

PKK terörünü de şiddetle kınadıklarını belirten Eurlings, şiddetin hiçbir şekilde haklı görülemeyeceğini ifade etti.

AP'de konuşan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Ankara Anlaşmasının sorumluluklarını yerine getirme ile Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması arasında bağlantı kurmaması gerektiğini söyledi.

Avrupa Parlamentosundaki Türkiye oturumunda söz alan Rehn, Türkiye'nin gümrük birliğinin 25 ülkeyi kapsayacak şekilde uygulamasını öngören Ankara Anlaşmasından doğan sorumluluklarını yerine getirmesini, Rumlara ait gemi ve uçaklara liman ve havaalanlarını açmasını istedi.

Türkiye ile müzakerelerin hedefinin tam üyelik olduğunu, ancak doğası itibarıyla sürecin "ucu açık" ve otomatik üyelik getirmediğini ifade eden Rehn, Türkiye'nin AB'ye katılımının iki tarafın da çıkarına olduğunu belirtti.

Demokratik ve istikrarlı bir Türkiye'nin Avrupa'nın da çıkarına olduğunu kaydeden Rehn, özellikle Avrupa'nın İslam ile ilişkilerinin tartışıldığı bu dönemde Türkiye'nin öneminin bir kez daha ortaya çıktığını vurguladı.

Türkiye'de reformların yavaşladığını söyledi. Rehn de düşünce özgürlüğüne değinerek, 301'in kalkmasını istedi. Rehn, "Sürem bitene kadar bunun sağlanması için mücadele vereceğim." diye konuştu.

AB Konseyi adına söz alan Finlandiya'nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Paula Lehtomaki ise Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin hızlı bir biçimde ilerlemesi için ülkesinin elinden geleni yapacağını söyledi.

Sosyalist, Liberal ve Yeşil Grup üyeleri, değişiklik talep etti

AP'deki Sosyalist, Liberal ve Yeşil grupların üyesi parlamenterler, Türkiye raporunda önemli değişiklikler yapılmasını istediler.

Üç siyasi grubun da, Türkiye'nin tam üyeliğinden önce sözde Ermeni soykırımının tanınmasını öngören maddenin geri çekilmesi yolunda konuşma yaptıkları görüldü. Bununla birlikte, bu üç gruba üye Fransız ve Yunan parlamenterlerin bu maddenin değiştirilmesine destek vermeyecekleri belirtiliyor.

Genel kuruldaki tartışmada, Hırant Dink ve Elif Şafak ile ilgili duruşmalar yoğun bir biçimde gündeme gelirken, parlamenterlerin büyük bir bölümü, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinin değişmesini savunan konuşmalar yaptı.

Tartışmalar sırasında Papa'nın Türkiye'ye yapacağı ziyaret ayrıntılı bir biçimde ele alınırken, bazı parlamenterler Türkiye'nin dinler ve kültürler arası diyaloga katkısına dikkati çektiler.

Başta Yunan ve Kıbrıslı Rumlar başta olmak üzere bir grup parlamenter de Ankara Anlaşmasının yerine getirilmesini savunan konuşmalar yaptı.

AB Komisyonu'ndan Romanya ve Bulgaristan'a yeşil ışık

Avrupa Birliği Komisyonu, Romanya ve Bulgaristan'ın tam üyeliklerine yeşil ışık yaktı.

Strasbourg'da dün yayımlanan raporda, Bulgaristan ve Romanya'nın ocak ayında üyeliğe kabul edilmesi tavsiye edilirken, bu ülkelere, yine üyelik öncesi bir dizi ağır koşullar getirildi.

AB Komisyonunun tavsiyesi, ekim ayında yapılacak AB zirvesinde, liderlerin onayına sunulacak.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Avrupa Parlamentosu genel kurulunda yaptığı konuşmada, Bulgaristan ve Romanya'nın tam üyeliklerini "tarihi başarı" olarak değerlendirdi.

Lagendijk ve Özdemir: Rapor daha dengeli bir hale getirilmeli

Avrupa Parlamentosu ve Karma Parlamento Komisyonu (KPK) Eş Başkanı Joost Lagendijk, Türkiye raporunun "daha dengeli bir hale getirilmesini umut ettiğini" söyledi.

Raporun tartışılmasından önce Yeşil Grup üyesi Türk kökenli Alman parlamenter Cem Özdemir'le basın toplantısı düzenleyen Lagendijk, Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilen değişiklik önergeleriyle raporun "katı, adaletsiz ve dengesiz bir hale geldiğini" belirtti. Hollandalı parlamenter, raporun bu haliyle kabul edilmesi halinde en fazla zararı Türkiye'deki AB savunucularının göreceğini söyledi.

Cem Özdemir, raporun özellikle Ermeni ve Kıbrıs konusunda kabul edilen değişiklik önergeleriyle dengesiz bir duruma geldiğini söyledi.

Özdemir, Türkiye'ye Ankara anlaşmasının gereklerini yerine getirmesi için çağrı yapılırken, AB'ye KKTC'ye yönelik izolasyonların kaldırılması için çağrı yapılmamasını da eleştirdiklerini söyledi.

Cem Özdemir, "Türkiye'nin Ankara anlaşmasını yerine getirmek için hukuki sorumluluğu var, ama AB'nin de izolasyonların kaldırılması için siyasi sorumlulukları var" diye konuştu.

Türkiye, AP üyelerine bir not gönderdi

Türkiye, geçen hafta başında AP üyelerine, parlamentoda dün görüşülen raporla ilgili görüşlerini anlatan

bir not gönderdi. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, söz konusu notta, diğer hususların yanı sıra Kıbrıs konusunda Türkiye'nin bilinen tutumu, detaylı şekilde tekrar dile getiriliyor.

Notun, Türkiye'nin AB ülkelerindeki büyükelçilikleri, daimi temsilcisi ve TBMM milletvekilleri kanalıyla gönderildiği belirtildi.

KIBRIS 27/09/06

 

 

Yok saydığım hükümet üyesine görevi, kuruma duyduğum saygıdan devrediyorum

BANA DEVRETMEMİŞLERDİ, AYNISINI YAPMADIM... Serdar Denktaş: Demokratik yollarla oluşmuş bir hükümetin üyesine bakanlık devretmeyi arzu ederdim. Hayırlısı olsun diyemeyeceğim çünkü pek hayır görmüyorum bu hükümetin oluşunda. Yeni hükümet, hoş olmayan bir yöntemle oluştu, bu nedenle hükümeti yok kabul ettik. Bu görüşümüz devam edecek, ancak bu bakanlığı eski bakan bana devretmemişti, bense kuruma saygıdan devrediyorum

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'nda bu sabah gerçekleştirilen devir-teslim töreninde, Serdar Denktaş görevi yeni bakan Turgay Avcı'ya devretti.

Dışişleri Bakanlığı'nda gerçekleşen devir-teslime Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Hilmi Akil ve müdürlerle diğer üst düzey yetkililer katıldı.

Görevi teslim ederken yaptığı konuşmada hükümete ve Avcı'ya sert eleştiriler yönelten Denktaş, "Hatırlayacaksınız bu bakanlığı teslim alamamıştım. Bugün yok olarak kabul ettiğimiz bir hükümet üyesine bu kurumu devretmek için buradayım. Bunun nedeni kuruma duyduğumuz saygı ve devlete olan bağlılığımızdır, bu kurumların yaşayacağına olan inancımızdır" dedi.

Denktaş, Avcı'ya, "Bu görevde umarım hem bakanlığın haklarını, hem bu ülkenin haklarını başka konularda olduğu gibi kolayca teslim etmezsiniz, bunlara sahip çıkarsınız" dedi.

"Kurumlara saygı devlete saygının gereği..."

Personeline geçen hafta veda ettiğini söyleyen Denktaş, demokratik yollarla oluşmuş bir hükümetin üyesine bakanlık devretmeyi arzu ettiğini, makamların el değiştirmesinin gayet doğal olduğunu, ancak kurumların sürekli olduğunu, kurumlara saygının devlete saygının gereği olduğunu kaydetti.

Yeni hükümetin hoş olmayan bir yöntemle oluştuğunu, bu nedenle yok kabul ettiklerini ifade eden Denktaş, buna bağlılıklarının devam edeceğini ancak bu kurumu teslim almamış bir bakan olarak devretmesinin, yapması gereken bir şey olduğunu söyledi.

Denktaş, çalışma arkadaşlarına gösterdikleri işbirliği nedeniyle teşekkür ederek, çoğunun geldiğinde de burada olduklarını şimdi de burada bırakacağını ifade etti. Özellikle Dışişleri Bakanlığı'nda görev yapan elemanlarla fazla oynanılmadığını kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:

"Her biri yıllardır süren birikimin sonucunda bu noktaya gelmişlerdir. Dışişleri Bakanlığı'nı herkes cumhurbaşkanlarının çantası olarak görür. Bu çantanın içinde ne olduğu düşünülmez. O çantanın içinde yılların birikimi, tecrübesi, geleceğe yönelik ortaya çıkabilecek tehlikelerin öngörüsü vardır ve bu arkadaşlar tüm bu çalışmanın birer temsilcisidirler. Ben geldiğimde eğer 'UBP'lidirler o nedenle görevlerinden alayım' yaklaşımında olsaydım ve bunu yapsaydım, bakanlık çalışmaları büyük oranda sekteye uğrayacaktı."

Bu kurumun ayrıcalığını koruyabilmek için Avcı'nın titiz davranmasını dileyen Denktaş, bazı makamların siyasi olabileceğini ancak dışişlerinin bambaşka bir olay olduğunu, bu insanların diplomat olduklarını kaydetti.

Başbakana yanıt sonra...

Denktaş, konuşmasına sert eleştirilerle devam etti:

"Hayırlısı olsun diyemeyeceğim çünkü pek hayır görmüyorum bu hükümetin oluşunda. Bunu da açık yüreklilikle ortaya koyuyorum. Ferdi beyin yaptığı bazı açıklamalara cevap vermek istemiyorum, bu olaya gölge düşürmemek için, ancak cevabını alacaktır. Ne kadar çok gerçek dışı neden ortaya konulduğunu gördükçe, bu işin tam bir düzmece olduğunu çok daha net anlayabiliyorum."

Başbakan Soyer'in "başka bir toplantıda" cevabını alacağını ifade eden Denktaş, Avcı'ya dönerek, "Bu görevde umarım hem bakanlığın haklarını hem bu ülkenin haklarını başka konularda olduğu gibi kolayca teslim etmezsiniz, bunlara sahip çıkarsınız" dedi.

Denktaş, bakanlığı birçok insanın önemsiz gördüğünü belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dış politikada son derece önemli bir bakanlıktır. Görüşmeleri yürüten cumhurbaşkanlığının arşivi ve bilgisi niteliğinde bir bakanlıktır. Bugüne kadar tüm politikalarda yadsınamaz etkisi vardır. Bunu o şekilde yürüterek en azından bir beklentimizi yapmış olursunuz. Görevi size devretmiş oluyorum. Dış politikada herhangi bir konuda katkımız olabilecekse bunları devlet için yapmak görevimizdir. Yakından takip edeceğiz."

Avcı: Bakanlığı hak ettiği yere getirmek için aldığımız bayrağı ileriye götüreceğiz

Avcı ise konuşmasında, Denktaş'ın DP Genel Başkanı olarak düşüncelerini belirttiğini, ancak hükümetin cumhurbaşkanı tarafından onaylandığını, önemli olanın devlet kurumlarının sürekliliği olduğunu belirtti.

Avcı, Denktaş'ın partisel düşüncelerini kendi partisi içinde değerlendirmesi gerektiğini ifade ederek, Dışişleri Bakanlığı'nın hükümetin en önemli bakanlıklarından olduğunu çünkü ülkenin dış politikasını, dünyaya açılımını ve halkın dünyadaki çıkarlarını sağlayacak bir bakanlık olduğunu kaydetti.

Avcı, herkesin bu ülke için çalıştığını ve çalışacağını, Denktaş'ın verdiği hizmetlere teşekkür ettiklerini kaydederek, "Kendisinin tecrübelerinden kesinlikle yararlanacağız. Serdar bey, ülke çıkarlarını Turgay beyden daha iyi korur düşüncesini kabul etmiyoruz. Herkesin kendi içinde değerleri vardır, en az Serdar beyin ülkeyi koruduğu kadar koruyacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın, Dışişleri Bakanlığı'nı hak ettiği yere getirmek için aldığımız bayrağı ileriye götüreceğiz" dedi.

Avcı, Dışişleri Bakanlığı kadrolarıyla ilgili açıklamasında ise, "Görevini yapan uzman arkadaşların görevden alınması söz konusu değildir. Hatta uzman kadroların güçlendirilmesi gerekiyor. Hedef daha çok temsilcilik olduğu için yeni arkadaşların katılımı çok önemlidir" dedi.

Avcı, söylenenlerin haksız olduğunun önümüzdeki günlerde ortaya çıkacağını belirterek, yeni hükümetin halka hizmet için var olduğunu vurguladı. Avcı, Denktaş'a geldiği için teşekkür etti.

Bakan Avcı konuşmasının sonunda Denktaş'a çiçek sundu.

Avcı, gazetecilerin sorusu üzerine, izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs Türk halkının haklarının dünyaya anlatılması için çalışacaklarını, ayrıca yeni temsilcilikler açılmasının da önemli olduğunu belirtti. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Avcı, kadroların genişletilmesi için adım atacaklarını, bunun daha çok ülkede temsilcilik anlamına geleceğini söyledi.

"Cumhurbaşkanıyla ilişkiler ayrı noktada..."

Bunun ardından söz alan Denktaş da "malum nedenlerle" isim veremeyeceği 4 ülkede temsilcilik açılabilmesi için girişim ve onaylar bulunduğunu, ancak "temsilci-müdür" kadrosunun şu anda dolu

olduğunu, mevcut kadrolar ve alt kadroların değişmesi için hazırlanmış yasa bulunduğunu, bakanlığın yapısını farklılaştırmanın şart olduğunu, bu konularda çalışma başlattıklarını, yeni yöneticilerin herhalde bunları devam ettireceklerini söyledi.

Devletle ilgili konularda geri durmalarının düşünülemeyeceğini söyleyen Denktaş, "yok" kabul ettiklerinin hükümet çalışmaları olduğunu söyledi. Denktaş, dış politika ve cumhurbaşkanıyla ilişkileri apayrı bir noktada tuttuklarını kaydetti.

KIBRIS 27/09/06

 

Talat, New York yolcusu

ANNAN'A MEKTUP GÖNDERİLECEK... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın New York ziyaretinin gündemde olduğunu, bu yönde sözlü girişimde bulunduklarını söyledi. Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yapması yönünde bir girişimde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, "Bu kolay değil. Bu aşamada böyle bir talep yok" dedi. Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı da değerlendiren Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu konuşmayla ilgili tepkisini, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a yollayacağı mektupla dile getireceğini belirtti

OZMOSİS YÖNTEMİNİN GÜÇLENDİRİLMESİNE ÇALIŞILIYOR... Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak kabul edilmiş bulunan temel parametreleri değiştirmeye çalışan Rum lider Tasos Papadopulos'un uniter devlet arayışının çözüm bulma çabalarını, dinamitlediğini söyledi. Papadopulos'un uluslararası topluluğu kendi, düşünceleri ve amaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışmakla suçlayan Erçakıca, Rum liderin geçen yıl ortaya attığı "ozmosis" yöntemini güçlendirmeye çalıştığını kaydetti. Sözcü, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerinin ekonomik gelişmesini engellemek için de elinden geleni yaptığına işaret etti

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın New York ziyaretinin gündemde olduğunu, bu yönde sözlü girişimde bulunduklarını söyledi.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yapması yönünde bir girişimde bulunup bulunmadığının sorulması üzerine, "Bu kolay değil. Bu aşamada böyle bir talep yok" dedi.

Sözcü Hasan Erçakıca, dün düzenlediği brifingde, AB organlarının Kıbrıs Türklerine yönelik kararlarının hayata geçmesini engelleyen Rum tarafının, bu organları Kıbrıs Türklerine karşı kullandığını belirtti. Erçakıca, "Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum tarafınca esir alınmamışsa bir an önce bu yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. AB, Kıbrıslı Türklere karşı yükümlülüklerini yerine getirmeli ve kendi aldığı kararlara uymalı" çağrısında bulundu.

Erçakıca, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilişkilendirilmesi konusuna da değindi. Erçakıca, Türkiye ilerleme raporunun yayınlanmaya hazırlandığı bugünlerde Kıbrıs Rum tarafının veto tehdidini aşabilmek için, Kıbrıs Türk tarafını ilgilendiren konuların gündeme getirilmek istendiğini kaydetti.

Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere olan yükümlülüklerini unutmaması gerektiğini söyleyen Erçakıca, Avrupa Konseyi'nin referandum sonrasında aldığı Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verme kararının Rum engeline takıldığına dikkat çekti.

Erçakıca, Kıbrıs sorununa ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla uyumlu, kapsamlı bir çözüm bulunmasına bağlı kalma ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin çabalarına destek sözü veren Rum tarafının, bu taahhüdünün tersine, Kıbrıs sorununun çözümünü engellediğini ve teyit edilmiş parametreleri değiştirmeye çalıştığını belirtti.

Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerinin ekonomik gelişmesini engellemek için de elinden geleni yaptığına işaret eden Erçakıca, "Tüm Kıbrıs adına ve yasal olmayan bir şekilde üyelik koltuğuna oturan Kıbrıs Rum tarafının engellemeleri nedeniyle bu kararlar uygulanamamaktadır. Buna karşın, AB organları, Kıbrıslı Rumlar tarafından Kıbrıs Türk tarafı aleyhine kullanılabilmektedir" dedi.

Hasan Erçakıca, AB'a yönelik çağrıların uzun süreden beridir devam ettiğini ancak bir sonuç alınmadığını hatırlatan gazetecinin sorusuna yanıtında, "Sonuç alınmadı demek için biraz erken. Uluslararası gelişmeler için süreleri kısa ya da uzun diye nitelemek de doğru olmaz" dedi.

Esas amacın Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ilerleme sağlanması olduğuna dikkat çeken Erçakıca, Türkiye'nin AB üyeliği müzakere sürecinin Kıbrıs ile ilişkilendirilmesine son verilmesinin de hedeflendiğini belirtti.

Erçakıca: Papadopulos uniter devlet arayışı çözüm çabalarını dinamitliyor

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak kabul edilmiş bulunan temel parametreleri değiştirmeye çalışan Rum lider Tasos Papadopulos'un uniter devlet arayışının çözüm bulma çabalarını, dinamitlediğini söyledi.

Erçakıca, Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayı değerlendirdi. Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın bu konuşmayla ilgili tepkisini BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a yollayacağı mektupla dile getireceğini belirtti.

Papadopulos'un uluslararası topluluğu kendi düşünceleri ve amaçları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışmakla suçlayan Erçakıca, Rum liderin geçen yıl ortaya attığı "ozmosis" yöntemini güçlendirmeye çalıştığını kaydetti.

Erçakıca, "Etnik kökene, kültürel farklılığa ve siyasi eşitliğe saygı gösterecek bir yönetimi arzuladığından söz eden Papadopulos, bunun, Kıbrıs hükümetinin ve kurumlarının etkin çalışmasını önleme pahasına olamayacağını ifade ediyor" dedi.

Rum liderin, federal çözümü sadece uluslararası topluluğun hedeflerine ters düşmemek için ifade ettiğini söyleyen Erçakıca, şöyle devam etti:

"Papadopulos bu yaklaşımıyla Kıbrıs sorununa 'uniter devlet' temelinde bir çözüm arayışında olduğunu göstermiştir. Bu arayış, Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarını dinamitleyen temel bir dönüşümü anlatmaktadır"

Kıbrıs sorununun "işgal sorunu" olarak lanse ederek, olduğundan farklı göstermeye çalışıldığını kaydeden Erçakıca, Papadopulos'un kayıp şahısların akıbetlerinin araştırılması konusunu dahi "işgalden beridir kayıp olan şahısların akıbetinin araştırılması" olarak lanse etmeye çalıştığını belirtti.

Papadopulos'un görüşme veya çözüm değil, uzun yıllara yayılan bir tartışma süreci istediğini BM Genel Kurulu önünde de belgelediğine işaret eden Erçakıca, "Papadopulos, Kıbrıs sorununun özünü müzakere etmeden ve Kıbrıs Türk tarafından tavizler kopararak çözme arayışında ise, bunda başarılı olması mümkün değildir" dedi. Erçakıca, Papadopulos'un bu anlayışına prim verilmesinin ise, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini geciktirmekten ve hatta imkânsızlaştırmaktan başka bir işe yaramadığını kaydetti. Hasan Erçakıca şöyle devam etti:

"Bu konuşma bir kez daha göstermiştir ki, Papadopulos Kıbrıs sorununa çözüm bulmak değil, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınmanın kendisine sağladığı olanakları Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaya devam edebilmek için zaman kazanma peşindedir. Bu konuşmanın daha ileri düzeyde değerlendirmesini yapmak elbette bizim kadar Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarını destekleyen BM ve AB üyelerine de düşmektedir."

Hasan Erçakıca, bir soru üzerine Cumhurbaşkanı Talat'ın New York'a ziyaretinin gündemde olduğunu ve bu yönde sözlü girişimde bulunduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Talat'ın BM Genel Kurulu'nda konuşma girişiminin bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Erçakıca, "Bu kolay değil. Bu aşamada böyle bir talep yok" dedi.

KIBRIS 27/09/06

 

"143 kişinin daha kan örneği vermesi gerekiyor"

GERİYE KALANLARDAN HABER YOK... Yaklaşık iki aydır kayıp yakınlarına kan örneği verilmesi yönünde çağrı yaptıklarını ve 500 kayıp yakınından 357'sinin kan örneği verdiğine dikkat çeken dernek başkanı Ersan, "Halen, geriye kalan 143 kayıp yakınından kan örneği alınmadı. Tahminimizce bu kişiler büyük ihtimalle ABD, Avustralya ve İngiltere'de yaşıyorlar" dedi

Aral MORAL

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan, 500 kayıp yakınından 357'sinin DNA testi için kan örneği verdiğini belirtti.

Kayıp Şahıslar Komitesi'nin gazete reklamıyla, kayıp ailelerine kan örneği vermesi için çağrıda bulunduğunu ifade eden Ersan, 143 kişinin daha kan örneği vermesini beklediklerini kaydetti.

Atlılar, Muratağa ve Sandallar'da, 1974 yılında şehit edilen Kıbrıslı Türklerin mezarların tekrardan açılmaması yönünde, şehit yakınlarının şikâyetleri olduğunu belirten Ertan Ersan, "Zaten orada kimlerin gömülü olduğu biliniyor. Biz gerekli yerlere, Atlılar, Muratağa ve Sandallar'daki mezarların açılmaması için girişim yaptık. O mezarların tekrardan açılarak, tekrardan ailelere acı yaşatmak istemiyoruz" dedi.

KIBRIS gazetesinde, 22 Eylül Cuma günü "Kazıların sürmesi için 12 milyon dolara ihtiyaç var" başlıklı habere de değinen Ersan, kayıp şahısların aranması ile başlatılan çalışmaların çok önemli olduğunu belirterek, maddi sorunların bir an evvel çözülmesi dileğinde bulundu.

"Kan örneği için 143 kişi daha bekleniyor"

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan, ilk kazı işlemlerinin 2005 yılında Kızılbaş bölgesinde başlatıldığını anımsattı.

Yaklaşık iki aydır kayıp yakınlarına kan örneği verilmesi yönünde çağrı yaptıklarını ve 500 kayıp yakınından 357'sinin kan örneği verdiğine dikkat çeken dernek başkanı Ersan, "Halen, geriye kalan 143 kayıp ailesinden kan örneği alınmadı. Tahminimizce bu kişiler büyük ihtimalle ABD, Avustralya ve İngiltere'de yaşıyorlar" dedi.

Atlılar, Muratağa ve Sandallar açılmayacak

Atlılar, Muratağa ve Sandallar'da, 1974 yılında şehit edilen Kıbrıslı Türklerin mezarlarının tekrardan açılmaması yönünde, şehit yakınlarının şikâyetleri olduğunu belirten Ertan Ersan, "Zaten orada kimlerin gömülü olduğu biliniyor. Biz gerekli yerlere, Atlılar, Muratağa ve Sandallar'daki mezarların açılmaması için girişim yaptık. O mezarların tekrardan açılarak, tekrardan ailelere acı yaşatmak istemiyoruz" dedi.

Bazı ailelerin ise, kan örneği verdiğini belirten Ersan, yine de, mezarların açılmamasının, aileler açısından daha iyi olacağını söyledi.

"Usulüne uygun olarak kemikler ailelere teslim edilmeli"

Kazı çalışmaları sonrası bulunan bir takım kemiğin, Dışişleri Bakanlığı binasının depolarında muhafaza edildiğini ifade eden dernek yetkilisi, kemiklerin DNA testi için söz konusu depolarda tutulduğunu kaydetti.

"Her gün bazı kayıp şahıs yakınları, ya telefon ederek ya da bizzat dernek binamıza gelerek bizden yakınlarının kalıntılarını soruyorlar" diye konuşan Ersan, artık usulüne uygun bir şekilde ve en erken zamanda kemiklerin kayıp şahıs ailelerine iade edilmesi gerektiğini dile getirdi.

"Komitenin maddi sorunları bizi de düşündürüyor"

KIBRIS gazetesinde, 22 Eylül Cuma günü "Kazıların sürmesi için 12 milyon dolara ihtiyaç var" başlıklı habere de değinen Ersan, kayıp şahısların aranması ile başlatılan çalışmaların çok önemli olduğunu belirtti.

Ertan Ersan, "Komitenin maddi sorunları bizi de çok düşündüren bir konu. Maddi sorunların çözülerek, kazıların aksamadan sürmesini ve bu hassas konunun çözülmesini istiyoruz" diye konuştu.

"Cumhurbaşkanı ve Gülden Plümer

Küçük'ün çalışmalarından memnunuz"

Dernek başkanı, Cumhurbaşkanı Talat'ın, gerek başbakanlığı gerekse de cumhurbaşkanı olmasının ardından, kayıp şahıslar konusuna yönelik hassas tutumundan çok mutlu olduklarını vurguladı.

Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği Başkanı Ertan Ersan, Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Gülden Plümer Küçük ile de uyum içinde çalıştıklarını belirtti.

Dernek olarak, Küçük'ün göreve geldiği ilk günden itibaren, konuyla ilgili çalışmalarına tanık olduklarına dikkat çeken Ersan, "Bundan çok mutluluk duyuyoruz" dedi.

KIBRIS 27/09/06

 

Rumlar rapordan memnun

Kıbrıs Rum kesimi, Avrupa Parlamentosu’nda onaylanan Türkiye raporunu memnuniyetle karşıladı. Rum basını raporu, “Ankara’ya tokat” olarak yorumladı.

 

NTV

Güncelleme: 06:55 ET 28 Eylül 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Avrupa Parlamentosu’nda onaylanan Türkiye raporunda yer alan Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimini tanıması ve yıl sonuna kadar limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açması gerektiği yönündeki ifadeler, Papadopulos yönetimini memnun etti.

İktidardaki Akel Partisi’nden yapılan açıklamada, “Türkiye, AB’ye üye olmak istiyorsa yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda. Raporda açıkça bu mesaj verildi” ifadesi kullanıldı.

Partilerden yapılan diğer açıklamalarda da, raporun Ankara’nın AB sürecindeki başarısızlığını ortaya koyduğu iddia edildi.

Rum basını da, Avrupa’nın Ankara’ya, “Kıbrıs’tan asker çekmez ve limanlarınızı Rumlara açmazsanız, üyelik süreci devam edemez” uyarısını yaptığını yazdı.

"Kıbrıs'ta yıl sonuna dek adım mümkün"


28 Eylül, 2006 19:49:00 (TSİ) CNN TURK

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Kıbrıs meselesinin çözümü yolunda yeni fikirlere açık olduklarını ifade ederek, bu yıl sonuna kadar bu yönde bazı adımların atılmasını mümkün gördüklerini söyledi.

İtalya’da temaslarda bulunan Babacan, İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Massimo D'Alema ile yaklaşık bir saat süren görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, Kıbrıs konusunda kapsamlı çözümü arzu ettiklerini belirtti.
 
"Yeni fikirlerin ortaya atılmasına açığız. Çözümün uzun bir zaman alacağının farkındayız. Ama bu yıl sonuna kadar bile bazı adımların atılabileceğini düşünüyoruz" diyen Babacan, bu konuda AB dönem başkanı Finlandiya ve D'Alema ile daha fazla işbirliği yapma kararı aldıklarını ifade etti.
 
Babacan, çözümün Türk tarafının tek taraflı atacağı adımlarla mümkün olamayacağını vurguladı.
 
Ev sahibi D’Alema da Kıbrıs sorununa çözüm bulunması gerektiğine işaret ederek, "limanlar açılmalı, ancak Kuzey Kıbrıs için meşru gereklilik konumundaki tecride son vermenin yolu da bulunmalı" dedi.
 
İtalya'nın Türkiye'ye desteği sürüyor 
 
D'Alema İtalya tarafından Türkiye'nin AB üyeliğine öteden beri destek verildiğini kaydederek, "bu, bizim ülkemizin Türkiye konusundaki geleneksel politikasıdır. Türkiye'deki olumlu gelişmeleri de göz önüne alarak, aynı politikayı sürdürmekte kararlıyız" diye konuştu.
 
İtalya Dışişleri Bakanı, Babacan ile yaptığı görüşmede Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporu çerçevesinde bazı sorunları da ele aldıklarını ifade ederek, "Türkiye, başta siyasi özgürlükler, ifade özgürlüğü ve azınlık haklarının tanınması konuları olmak üzere reformları devam ettirmelidir” dedi.
 
Papa'nın sözlerine Babacan yorumu 
 
Basın toplantısı sırasında Babacan, Papa 16’ıncı Benedikt’in sözlerine ilişkin bir soru üzerine, “Papa'nın sözleri talihsizdi. Ancak Papa'nın İslam ülkelerinin büyükelçilerini kabulü sırasında sergilediği yaklaşım da olumluydu. Neticede ortamın yatıştığı kanaatindeyim" dedi.
 
Babacan, bu tür tartışmaların tarafların birbirlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olduğunu da kaydederek, "Karşılıklı anlayışın güçlenmesi, bir arada yaşamayı da kolaylaştırıcı bir unsurdur" diye konuştu.
 
Prodi'den 'moralinizi bozmayın' mesajı
 
Basın toplantısından ayrı olarak, sabah Prodi ile yaptığı görüşmeye ilişkin olarak da Türk basın mensuplarıyla sohbet eden Babacan, görüşmede, Prodi'nin AB Komisyonu Başkanlığı’nı yaptığı dönemde Türkiye'nin AB sürecinde her aşamada çok büyük desteğinin olduğunu kaydederek, bu desteği yeni görevinde de sürdürmesini beklediklerini söylediğini belirtti.
 
Babacan, Türkiye-AB ilişkilerinin iki ülke ilişkilerinde gelecek dönemde çok daha önem kazanacağını ifade etti.
 
Diplomatik kaynaklar, Prodi'nin de görüşmede Türkiye'nin AB'ye katılım sürecine olan inancını koruması gerektiğini dile getirerek, "moralinizi bozmayın, reform sürecine sabırla devam edin" mesajını verdiğini belirttiler.
 
Prodi görüşmenin ardından Babacan'ı binanın merdivenlerine kadar uğurladı.
 
"AP raporunun tonu ve tarzı çok önemli"
 
Babacan, Avrupa Parlamentosu’nda dün kabul edilen Türkiye raporuyla ilgili bir soruyu yanıtlarken, bu raporda katıldıkları ve katılmadıkları konular olduğunu, bu tür raporlarda Türkiye'ye sayfalarca övgü döşenmesinin beklenmemesi gerektiğini ifade etti.
 
Babacan, "bu raporların amacı Türkiye'nin eksikliklerini ortaya koymaktır. Ama AB standartlarıyla Türkiye'nin karşılaştırmasını yaparken, raporda kullanılacak ton ve tarz çok önemlidir. Eğer doğru bir ton veya tarz kullanılmazsa, Türkiye'de raporun içinde söylenenlerden ziyade, o ton ve tarz ön plana çıkıyor. Bu, Türkiye'de AB heyecanının belli ölçülerde yitirilmesine sebep olabiliyor” diye konuştu.
 
"8 kasımdaki AB Komisyonu raporuna dikkat"
 
“Dolayısıyla bundan sonraki raporlarda Türk halkının hassasiyetlerinin göz önüne alınarak, daha dikkatli bir üslup kullanılmasının yararlı olacağını düşünüyoruz” diyen Babacan, görüşmelerinde bunları da muhataplarına anlattığını belirtti.
 
Türkiye için önemli olanın 8 kasımda çıkacak olan AB Komisyonu raporu olduğunu, çünkü Avrupa Konseyi liderler zirvesi kararlarının o rapora göre belirleneceğini kaydeden Babacan, “tabii ki bunları, Avrupa Parlamentosu'nda onaylanan raporu hiç dikkate almamamız gerekir anlamında söylemiyorum. Sonuçta o da bir görüştür. 730’u aşkın parlamenterin oylayarak kabul ettikleri bir rapordur. Fakat o raporu, sahip olduğu önem neyse ona göre değerlendirmemiz gerekir. Bu tür konulara da olgun ve de sabırlı şekilde yaklaşmalıyız” dedi.

 

 

KKTC üniversiteleri tanıtım atağında


28 Eylül, 2006 13:41:00 (TSİ) CNN TURK

Üniversitelere ek yerleştirme için başvuru süresi bugün dolarken, boş kontenjanlar KKTC üniversiteleri için ölüm kalım mücadelesine dönüştü. Ekonomisinin büyük bölümünü eğitimden elde ettiği gelire bağlayan KKTC'de kontenjanlar dolmazsa, Ada bütçesi yaklaşık 28 milyar YTL açık verecek.

Üniversitelere ek yerleştirme için ÖSYM başvuruları almaya başladı. Bu yıl yaşanan boş kontenjan sorunu vakıf üniversiteleri için tehdit edici boyutlara ulaştı. Ancak Kuzey Kıbrıslılar için sorun bir kabusa dönüştü.
 
Zira, Ada ekonomisinin 3'te 2'si üniversite çarkına bağlı. KKTC üniversitelerinde bu yıl 8 bin 606 kontenjan boş kaldı. Her öğrencinin 8 ile 10 bin dolar getirisi olduğu hesaplandığında '28 milyar YTL açık kapıda' deniyor.
 
Kıbrıs'taki üniversite fiyatları 3 bin ile 4 bin 500 dolar arasında değişiyor. Üniversitelerde okuyan 40 bin öğrencinin yüzde 80'i Ada'ya Türkiye'den gidiyor.
 
Bu nedenle, ek yerleştirme, Kuzey Kıbrıs'taki üniversitelerin ayakta kalabilmesi, dolayısıyla Ada ekonomisi için önemli bir fırsat.
 
Üç büyük ilde tanıtım masaları

Ankara, İstanbul ve İzmir'de tanıtım masaları kuran KKTC üniversiteleri, öğrencileri ve ailelerini buralara çekebilmek için gazetelere reklam verdi.
 
Lefke Avrupa Üniversitesi, Doğu Akdeniz Üniversitesi, Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ve Girne Amerikan Üniversitesi 'ödemeyi sekize bölme', 'puanına göre burs verme' gibi önerilerle öğrencilerin karşısına çıkıyor.
 
Ancak bu üniversitelere göre, asıl sorun üniversite ücretlerinde değil, YÖK ve ÖSYM arasındaki planlama eksikliğinde. ÖSS'de değişiklik yapılması ve öğrencilerin sistemi kavrayamamasının, 80 bin öğrencinin hiç tercih yapmamış olmasında etkili olduğunu belirtiyorlar.
 
YÖK'ün Ada'daki karşılığı olan YÖDAK da sorunu gidermek için devrede. YÖDAK üyesi Prof. Dr. Umay Günay, YÖK'e bu yıl için ön kayıtla öğrenci alınması teklifini götürdüklerini, ancak sonuç alamadıklarını belirtti.
 
Günay, "acil bir çözüm getirilemedi. Okumak isteyen öğrenciler bir tarafta, bunları almak isteyen üniversiteler bir tarafta kaldılar" dedi.

 

Kıbrıs sorununa Rum çözümü!

Kıbrıslı Rum Kiriakos, "Kıbrıs sorununun olmayan çözümünü bekleyemem" diyerek, Türkiye'nin 1974 askeri harekâtından önce yaşadığı kuzeydeki Kaplıca köyüne döndü

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıslı Rum Mirianthis Kiriakos (68), siyasilerin Kıbrıs sorununa çözüm getireceğine inanmadığını belirterek, Türkiye'nin 1974 askeri harekâtından önce yaşadığı kuzeydeki 250 nüfuslu Kaplıca köyüne geri dönüp orada yaşamaya başladı.
Nisan 2003'te kuzey ve güney arasındaki kapıların açılmasının ardından sık sık köyünü ziyarete geldiğini anlatan Kiriakos, köyde yaşamanın ve balıkçılık yapmanın kendisi için bir rüya olduğunu ifade etti.

Günlerim sayılı
Kiriakos, Kaplıca'ya neden yerleştiğini anlatırken, "Elime bir fırsat geçti ve ben de bunu değerlendirdim. Günlerim sayılı, Kıbrıs sorununun olmayan çözümünü bekleyemem. Ben emekli olmuş bir insanım. Kıbrıs'ta siyasetçilerin bir şey yapacağına inanmıyorum. Hayatımın geçtiği köye geldim" diye konuştu.
Köye yerleşirken hiçbir tedirginlik duymadığını söyleyen Kiriakos, "Burada Türklerle birlikte iç içe yaşıyorum. Aramızda hiçbir sorun olmuyor. Kardeş gibi geçinip gidiyoruz. Rum tarafında da bana tepki gelmedi. Hafta sonları ailemizle buraya geliyoruz, torunlarımla balık tutuyoruz" dedi.

'O bizi seviyor, biz de onu'

Hasan Güngör: Bizim için sürpriz oldu. Rum misafirimizle sorunumuz yok. Çok iyi anlaşıyoruz. Tutulan balıkları birlikte yiyoruz. Rum tarafından gelip bizi seçmesine memnun olduk.
Mustafa Demir: Bu çok güzel bir olay. Siyasilerin yapamadığını halk yavaş yavaş yapacak. İnsanlar istediği yerlerde yaşasın.
Tanju Genç: Ne diyebilirim ki? Bir Rumla yaşamaktan korkmuyoruz. O bizi seviyor, biz de onu. Aramızda pozitif bir iletişim var.

MILLIYET 28/09/06

 

Liderler risk alabilmeli

MÖLLER'İN ÖNERİLERİNE OLUMLU YAKLAŞILMALI... İngiliz Yüksek Komiseri Millet, adada iki lider arasında 8 Temmuz'da varılan mutabakatı "önemli bir adım" olarak niteleyerek, bununla bir fırsatlar penceresinin açıldığını ve bunun mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Millet, aksi halde geleceğin çözüm açısından belirsiz olacağı uyarısında bulundu. Millet, bunun için risk alabilecek bir liderlik modeline ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek, taraflara BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Moller'in önerilerine olumlu yaklaşmaları tavsiyesinde bulundu

"MALİ YARDIM, DOĞRUDAN TİCARET OLMADAN ANLAMSIZ"... Millet, kuzeyde mali yardımın doğrudan ticaret olmadan uygulamaya konulmasının "anlamsız" olduğuna işaret ederek, İngiltere'nin ve AB'nin, Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması ve hem AB, hem de "Kıbrıs" ekonomisiyle birleşmesinin sağlanmasını, arzuladığını belirtti. Ticaret konusunun ele alınması gereken önemli bir konu olduğunu söyleyen Millet, bunun gerçekleşmesi ve özellikle doğrudan ticaretin geçmesi için başkanlığı ve komisyonu desteklemeye çalıştıklarını kaydetti

TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ ARZUSUNUN DEVAM ETMESİ KIBRIS SORUNU İÇİN ÖNEMLİ... Türkiye ile AB arasında olası bir krizin, Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi ile önlenebileceğini ifade eden Millet, Türkiye'nin Avrupa'ya doğru ilerlemesine devam etmesinin, stratejik önemine de işaret etti. Milet, bunun, sadece Avrupa ülkeleri için değil, bölgenin istikrarı ve refahı ve ayrıca Kıbrıs sorununun çözümü için de hayati önemi bulunduğunu vurguladı

"İKİ KONU AYRI AMA PARALEL ELE ALINMALI"...Millet, AB'ye katılan herhangi bir ülkenin AB müktesebatını imzalaması gerektiğini ve bunun pazarlığının yapılmasının söz konusu olmadığını vurguladı. Millet, buna karşın AB'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması konusunda da ilerleme kaydetmesi, ancak, bu iki şeyin bir biriyle doğrudan ilişkilendirilmeden birine paralel olarak ele alınması gerektiğini kaydetti

Anıl IŞIK

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs konusunda ortaya çıkan fırsatların kaçırılmaması gerektiğini, aksi halde geleceğin sorunun çözümü açısından belirsiz olacağını vurguladı. Millet,

Adada risk alacak siyasi bir liderliğe ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Millet, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos arasında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari huzurunda, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Micheal Moller'in ara bölgedeki ikametgâhında, 8 Temmuz'da varılan mutabakatın "önemli bir adım" olduğunu söyledi.

KIBRIS'a özel demecinde, önemli açıklamalarda bulunan Peter Millet, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinin oluşulmasına oldukça yaklaşıldığı inancını dile getirererek, bir fırsatlar penceresinin açıldığını ve bunun mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Bu fırsatın değerlendirilmesi için risk alabilecek bir liderlik modeline ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Millet, tarafların, çözüm süreci için değerli bir kişi olarak nitelendirdiği BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs özel temsilcisi Micheal Moller'in önerilerine olumlu yaklaşmaları tavsiyesinde bulundu.

"Fırsatlar penceresi değerlendirilmeli"

Kıbrıs sorunun çözüm süreci açısından bu yıl birçok ilerleme kaydedildiğini ifade eden Millet, "8 Temmuz'un çok önemli bir adım olduğu kanısındayım. BM, bu konuda kilit role sahip. Beş daimi temsilci ve AB üyesi olarak Birleşik Krallık, bu çabaları destekliyor. Bir yapı ve sürecin oluşturulmasına oldukça yaklaştığımızı düşünüyorum, ancak bu fırsatı değerlendirmeliyiz. Bu, bir fırsatlar penceresidir ve eğer biz bunu kaybedersek, daha fazla adımın atılması için uzun zaman gerekecektir. Genel Sekreter değişiyor, Türkiye'de ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nde seçimler olacak. Bu nedenle, eğer bu fırsatı değerlendirmezsek, gelecekte ne olacağını bilemiyorum. Risk alabilecek bir siyasi liderlik modeline ihtiyaç var" diye konuştu.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Micheal Moller'in, çözüm sürecindeki önemli rolüne dikkat çeken Millet, Möller'in hiç bir şeyin tartışılmadan mutabık kalınamayacağı, taraflardan birinin konuları iki kez tartışmak istemesi ve tartışılan şeylerin gidişatından memnun olmaması halinde, görüşmelerin şeklinin kontrol edilebileceği bir diyalog ortamı oluşturduğunu belirtti.

Millet, Moller'in ada için değerli bir kişi olduğunu ve tarafların, onun kararlarına güvenip, yapmış olduğu önerilerin ileriye götürülmesinde olumlu yaklaşmaları yönündeki umudunu dile getirdi.

"Projelerin en kısa sürede başlamasını umut ediyorum"

AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım tüzüğünün ilk ayağının yarın serbest bırakılmasının beklendiğini anımsatarak, bu noktada herhangi engel çıkması olasılığının olup olmadığını sorduğum Peter Millet, komisyon yetkililerinin birçok kez adada bulunduğunu ve bu konuda hem Kıbrıslı Rumlar hem de Kıbrıslı Türklerle kapsamlı danışmalarda bulunduklarını ifade ederek, komisyonun, cuma günü (yarın) önerisini sunacağını ve bunun kabul edilmesinin sağlanmasının komisyona bağlı olduğunu söyledi.

İngiliz Yüksek Komiseri, İngiltere'nin, büyük miktardaki bu AB mali yardım tüzüğüne her zaman önem vermiş olduğunu belirten Millet, "sanıyorum insanları AB'nin vereceği bu mali yardım hakkında ve uzun dönemde AB üyeliğinin faydaları hakkında bilgilendirmek için uzun bir yolumuz var. İnsanların yaşamlarında gerçek büyük bir değişiklik yapmak için potansiyele sahibiz. Bu projelerin en kısa süre başlamasını umuyorum" dedi.

"Mali yardım ticaret olmadan anlamsız"

Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun sona erdirilmesi amacıyla komisyon tarafından önerilen doğrudan ticaret tüzüğüyle ilgili olarak ise İngiliz Yüksek Komiseri şöyle konuştu:

"İlk olarak iki hususu belirtmeme izin verin; kuzeyde yardımın ticaret olmadan uygulamaya konulması anlamsızdır. Bizim hedeflediğimiz ve genel olarak AB'nin istediği; Kıbrıslı Türklere, kendi yaşamlarını kazanabilmeleri olanağını, diğer bir anlamda sürdürülebilir bir şekilde ekonomiklerini kalkındırmalarını ve hem AB hem de Kıbrıs ekonomisiyle birleşmelerini sağlamaktır. Bu noktada ticaret konusunun ele alınması gereken önemli bir konu olduğu kanısındayım. Kuzeyin daha fazla yabancı ticarete açılması ve AB'ye daha fazla yakınlaşması da kesinlikle çok önemlidir. Bizim rolümüz, bunun gerçekleşmesi ve özellikle doğrudan ticaretin geçmesi için başkanlığı ve komisyonu desteklemeye çalışmaktır."

"Türkiye'nin Avrupa yolunda ilerlemesi, çözüm için hayati"

Finlandiya Başkanlığı'nın Türkiye ile AB arasında olası bir krizin yaşanmasını engellemek için üstlendiği yeni inisiyatifle ilgili bir soru üzerine İngiliz Yüksek Temsilcisi, Finlandiya Başkanlığı'nın inisiyatifi hakkında yorum yapamayacağını ifade ederek, bir kriz olasılığının Avrupa başkentinde herkesin aklını kurcaladığını söyledi.

Millet, bir krizin önlenmesi için ilk hususun, Türkiye'nin kendisinin yükümlülüklerini yerine getirmesi olduğuna işaret ederek, "Türkiye AB'ye karşı taahhütte bulunmuştur. Türkiye, AB üyeliğinde ilerlemek istiyor ki, bu üstlendiği yükümlülüklerin uygulanmasını gerektiriyor. Türkiye, krizin önlenmesine yardımcı olabilir" diye konuştu.

Peter Millet, aynı zamanda Türkiye'nin Avrupa'ya doğru ilerlemesine devam etmesinin stratejik önemi bulunduğuna işaret ederek, bunun sadece Avrupa ülkeleri için değil, bölgenin istikrarı ve refahı ve ayrıca Kıbrıs sorununun çözümü için de hayati önemi arz ettiğini vurguladı.

Millet, krizin önlenmesine çalışılması için her zaman bir neden olduğunu belirterek, tarafların, bu krizin engellenmesinde rolü bulunduğuna işaret etti.

"İki konu ilişkilendirilmemeli ama paralel ele alınması"

Türkiye'nin Ankara Anlaşması'ndan doğan, Türk limanlarını Rum bandıralı gemilere ve uçaklarına açması yükümlülüğü ile Kıbrıslı Türklerin izolasyonun kaldırılması arasındaki bağlantının sorulması üzerine İngiliz Yüksek Komiseri, "AB, herhangi bir koşulu kabul edemez. AB'ye katılan herhangi bir ülke AB müktesebatını, yani AB yasasını imzalamalıdır, bunun siyasi taahhütlere ya da siyasi olarak arzulanan şeylere karşı pazarlığını yapamazsınız. Aynı zamanda, AB'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması konusunda da ilerleme sağlanmasına ihtiyacımız var. Ancak, bu iki şey bir biriyle doğrudan ilişkilendirilmeden, birine paralel olarak yapılmalıdır" dedi.

"Mülkiyet, kapsamlı çözümün bir parçası"

Kıbrıs sorunun en önemli konularının başında gelen mülkiyet konusunda yaşanan son gelişmeler hakkında ise Millet, mülkiyet konusunun çok hassas bir konu olduğunu ve Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümün parçası olarak çözümlenmesi gerektiğini söyledi.

Millet, Orams davasıyla ilgili olarak ise, Orams davası siyasi değil yasal bir konudur. Hiçbir siyasi unsur yoktur. Dava temyize gitmiştir. Bu konuda yorum yapmak istemiyorum" dedi.

"Turizmdeki düşüşün nedeni çevresel tahribat"

İngiliz Yüksek Komiseri, Birleşik Kırallığın dünya genelindeki çevresel sorunları çözmeye olan bağlılığını dile getirerek, Kıbrıs'ın kuzeyindeki bazı çevresel tahribatlar karşısında şok olduğunu ifade etti. "Çevrenin korunmasının sadece doğa için değil, aynı zamanda adanın kuzeyinin ekonomik refahı için de önemli olduğunu" belirten Millet, "bu yıl kuzeyde turizmdeki düşüşün çevresel tahribattan dolayı meydana gelmiş olabileceğine" işaret etti.

Rekabetçi turizm dünyasında, insanlara temiz ve iyi bir çevre sunulması gerektiğine dikkat çeken Millet, komiserlikte, adada yaşanan ve yardımcı olmaya istekli olan İngiliz uzmanlardan ve ayrıca çevresel sorunları tespit eden bağımsız bir çevre grubundan yardım alarak çevresel sorunlara çözüm bulunmasına yardımcı olmaya çalıştıklarını anlattı. Millet ayrıca, zeytin ağaçlarının ve dağlık bölgelerin korunması için bir dizi projeyi desteklediklerini, ancak çevrenin korunması için yapılması gereken daha çok şey olduğunu söyledi.

Millet, "Bu bizim çözebileceğimiz bir şey değildir, yapılması gerekeni görmek ve insanların eğitimini temin etmek size, Kıbrıslı Türklere bağlıdır; her bireyin çevreyi ciddiye alma sorumluluğu vardır. Bu uzun sürede herkesin yararına olacaktır" diye konuştu.

 

KIBRIS 28/09/06

 

Yeni hükümet rotasını belirledi

3 KONUDA ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ... Bakanlar Kurulu, 3 konuda Anayasa değişikliği yapılmasını prensip olarak kabul etti. Anayasa'nın değişiklik konusundaki katı kurallarının giderilmesi için 162. maddede değişiklik yapılması, kamu görevlileri üzerindeki siyaset yasağının kaldırılması ve idam cezasının kaldırılması konularında anayasal değişiklik için çalışma yapılacak

İHTİYAT SANDIĞINDAN AVANS ÇEKME KOŞULLARI İYİLEŞTİRİLDİ... İhtiyat Sandığı Avans Değişiklik Tüzüğü'nde yapılan değişiklikle, ihtiyat sandığına yatırım yapan çalışanların bir önceki yılın prim, depozit ve faiz toplamının 3 katına kadar alabildiği avans hakkı 6 katına çıkarıldı

KIŞ MESAİSİ 2 EKİM'DE BAŞLIYOR... Bakalar Kurulu'nda 2 Ekim'den itibaren kış mesaisine geçilmesi de karara bağlandı. Buna göre haftalık çalışma süresi 40 saat olarak belirlenirken normal mesai sabah 8.00-12.30, öğleden sonra 13.30-17.00 saatleri arasında uygulanacak.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, öncelikli hedeflerini belirledi. Bakanlar Kurulu'nun yaklaşık 2 saat süren bu ilk toplantısında, rotasını belirleyen hükümet, Anayasa değişikliği konularını ele alacak bir komisyon kurulması yönünde prensip kararı da aldı.

Toplantıda, hükümetin öncelikli diğer konuları ise kamu reformu, sosyal güvenlik, yerel yönetim reformu, yeni oluşturulan Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın organizasyonu ile tarımda reform olarak saptandı.

Bakanlar Kurulu, gündemindeki acil bazı konuları da ele alarak kararlar üretti.

Bakanlar Kurulu'nda alınan kararları, önceki hükümette olduğu gibi bu dönemde de sözcülük görevini yürütmekte olan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, açıkladı.

Usar, dün ilk toplantısını gerçekleştiren Bakanlar Kurulu'nun, gündemindeki önerilerden öte ağırlıkla hükümetin bundan sonra yapacağı çalışmalar ile düzenlemeleri ele aldığını, bu bağlamda bakanlıkların birbirinden bağımsız değil birbiriyle diyalog ve işbirliği içinde koordineli çalışması yönünde prensip kararı aldığını belirtti. Usar, hükümette, "iki başlı değil, tek bir hükümet" yaratma konusunda kararlılık bulunduğunu kaydetti.

Üzerinde yoğunlaşılacak konular

Usar, hükümetin çalışmalarını yoğunlaştıracağı konuları şöyle sıraladı:

"Kamu reformunun hayata geçirilmesi, sosyal güvenlik sisteminin kısa sürede sonuçlandırılması, yerel yönetim reformuna gidilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, Belediye Kamu Görevlileri Yasa Tasarısı'nın yasalaşması, tarımda reforma gidilmesi, yeni oluşturulan Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı'nın organizasyonunu tamamlayıp kısa sürede fonksiyonel yapıya kavuşması, kısa sürede bir komisyon oluşturarak Anayasa değişikliği konularının ele alınarak yaşama geçirilmesi."

Anayasa değişikliği 3 konuda

21.yüzyılda dünyadaki gelişmelere ayak uydurmanın ve AB'yle uyumun önemine işaret eden Bakanlar Kurulu Sözcüsü Usar, Türkiye'nin AB'yle uyum sürecinde atmakta olduğu adımları da göz önünde bulundurarak Bakanlar Kurulu'nun 3 konuda Anayasa değişikliği yapılmasını prensip olarak kabul ettiğini söyledi.

Anayasa'nın değişiklik konusunda oldukça katı bazı kurallar içerdiğini ve bunların daha esnek olabilmesi için 162. maddede değişiklik gerektiğini belirten Usar, yıllardır beklenen kamu görevlileri üzerindeki siyaset yasağının kaldırılmasına Anayasa'nın izin vermediğini, dolayısıyla bu yönde de değişiklik yapılarak kamu görevlilerinin siyasal yaşama aktif olarak katılmalarının öngörüldüğünü bildirdi.

Usar, diğer bir değişikliğin ise idam cezasının kaldırılması yönünde düşünüldüğünü kaydetti.

Usar, diğer siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin de bu çalışmalara desteğini beklediklerini, KKTC'de daha demokratik bir yapı kurulmasını arzulayan herkesin buna destek vereceği inancında olduğunu ifade etti.

İhtiyat Sandığı'ndan avans

Gündemlerindeki acil konuları da ele aldıklarını ifade eden Usar, bu çerçevede görev süresi dolan İhtiyat Sandığı Yönetim Kurulu'nun görev süresinin 2 yıl daha uzatıldığını, İhtiyat Sandığı Avans Değişiklik Tüzüğü'nde yapılan değişiklikle ise, ihtiyat sandığına yatırım yapan çalışanların bir önceki yılın prim, depozit ve faiz toplamının 3 katına kadar alabildiği avans hakkının 6 katına çıkarıldığını açıkladı.

Usar, geçen hafta sonu imzalanan hükümet programı kapsamında hangi daire ve kurum- kuruluşun hangi bakanlığa bağlı bulunduğunu düzenleyen ilgili tüzük ve kararın da Bakanlar Kurulu'ndan onay aldığını belirtti.

Sağlık ücretlerinde değişiklik

Bakan Usar, 2006 Sağlık Kurumlar Ücretler Tarifesi (Değişiklik) Tüzüğü'nün de kabul edildiğini ve hastanelerde sağlık hizmeti alanlara, uygulanacak ücretleri belirleyen bu düzenlemeyle, 2. ülke yurttaşları ile 3. ülke yurttaşları arasındaki ücret farkının giderilerek eşitlik ve denge sağlandığını kaydetti.

Kış mesaisi 3 Ekim'de

Bakalar Kurulu'nda 2 Ekim'den itibaren kış mesaisine geçilmesi de karara bağlandı. Buna göre haftalık çalışma süresi 40 saat olarak belirlenirken normal mesai sabah 8.00-12.30, öğleden sonra 13.30-17.00 saatleri arasında uygulanacak.

Yeni hükümet ortağından sözcü

Usar, bir soruya karşılık, Bakanlar Kurulu sözcüsü olarak yeni koalisyon ortağından bir ismin henüz belirlenmediğini, konunun bir sonraki toplantıda görüşüleceğini de söyledi.

 

KIBRIS 28/09/06

 

Hükümet programı yazılıyor

ÖZGÜR PARTİ'DE KURULTAY 2 YIL SONRA... Özgür Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Gökmen, partinin kurultaya kadar kurucular ve çekirdek kadroyla idare edileceğini; en fazla iki yıl içinde de kurultaya gidileceğini söyledi."Partimiz çok hızlı kuruldu ama teşkilatlanma çok hızlı olmuyor. Çok ince eleyip sık dokumak lazım" diyen Gökmen, kurultay sonrasında organların oluşacağını kaydetti

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ile Özgürlük ve Reform Partisi'nin (ÖRP) kurduğu koalisyon hükümetinin programının hazırlanması için iki partinin yetkilileri dün ikinci kez toplandı.

İlki önceki gün yapılan toplantılarda, 30 Eylül Cumartesi günü Cumhuriyet Meclisi'nde okunacak hükümet programı üzerindeki çalışmalara devam ediliyor.

CTP-BG Genel Merkezi'nde yer alan toplantıya CTP Genel Sekreteri ve milletvekili Ömer Kalyoncu ile Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Ünal Fındık; Özgür Parti'den Genel Başkan Yardımcısı, Ekonomi ve Turizm Bakanı Enver Öztürk, Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı Asım Vehbi, Özgür Parti Genel Başkan Vekili ve Milletvekili Mustafa Gökmen ile Genel Başkan Yardımcısı ve milletvekili Erdoğan Şanlıdağ katıldı.

Toplantıya katılanlar, basın mensupları görüntü alırken soruları da yanıtladı.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı tarafından 25 Eylül Pazartesi günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a sunulan ve Talat'ın onayladığı CTP/BG-Özgür Parti koalisyon hükümeti bakanlar listesi, aynı gün Cumhuriyet Meclisi'nde de okunmuştu.

Yeni hükümetin programı 30 Eylül Cumartesi günü Cumhuriyet Meclisi'nde okunacak ve görüşmeler de 3 Ekim Salı günü yapılacak. Güven oylamasına ise hükümet programı görüşmelerinin tamamlanmasından bir tam gün sonra gidilecek.

CTP MYK ve parti meclisi programı bugün görüşecek

Ünal Fındık'ın verdiği bilgiye göre CTP-BG Merkez Yönetim Kurulu bugün saat 15.00'te; parti meclisi ise 19.30'da hükümet programını görüşmek üzere toplanacak.

CTP Genel Sekreteri Ömer Kalyoncu, bir soru üzerine demokratikleşme, sivilleşme gibi hükümet protokolünde yer alan konuların programda detaylandırılacağını söyledi. Kalyoncu, programı tamamlamanın zaman alan bir çalışma olduğunu ancak cumartesi gününden önce bitmiş olacağını ifade etti.

Gökmen: Partimiz çok hızlı kuruldu ama teşkilatlanma çok hızlı olmuyor

Özgür Parti Genel Başkan Vekili Mustafa Gökmen de, hükümet programı netleşince, kurucular kurulunun toplanarak değerlendireceğini ve son noktanın konulacağını belirtti.

Gökmen, parti yapılanmasının devam ettiğini, Özgür Parti'nin kurultaya kadar kurucular ve çekirdek kadroyla idare edileceğini; en fazla iki yıl içinde kurultaya gidileceğini söyledi."Partimiz çok hızlı kuruldu ama teşkilatlanma çok hızlı olmuyor. Çok ince eleyip sık dokumak lazım" diyen Gökmen, kurultay sonrasında organların oluşacağını kaydetti.

KIBRIS 28/09/06

 

KKTC’de AB rahatsızlığı

Son dönemde Kıbrıs sorunun Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerine endekslenmesi, KKTC’de rahatsızlık yarattı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 18:12 TSI 29 Eylül 2006 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, son günlerde Kıbrıs sorununun AB organlarında ele alındığı ve dönem başkanı Finlandiya’nın bir öneride bulunduğu hatırlatıldı ve sorunun BM gözetiminde yapılacak müzakerelerle çözülebileceği vurgulandı.

Açıklamada, konunun Türkiye-AB ilişkilerine endekslenmesinin, Kıbrıs Türk tarafının sürece katılımını sınırladığı ve karar alma sürecinden uzaklaştırdığı kaydedildi.

KKTC Cumhurbaşkanlığı bu yaklaşımın sorunun erken ve adil bir şekilde çözümlenmesi çabalarına da darbe vurduğunu belirtiyor.

Dönem Başkanı Finlandiya, Magusa limanının AB denetiminde açılmasını ve Maraş’ın da BM denetimine verilmesini öngören önerisi konusunda Kıbrıs Türk tarafını doğrudan bilgilendirmemişti.

 

Economist: Bazı AB politikacıları Türkiye’yi kaybetme tehlikesinden habersiz

LONDRA(ANKA)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD gezisini değerlendiren The Economist dergisi, “Batı’da Türkiye’yi kaybetme kaygısı artıyor” yorumunu yaptı. Gazete, “Türkiye, çantada keklik gibi görülmemeli. Oysa bazı AB politikacıları, Türkiye’yi kaybetme tehlikesinden habersiz görünüyor” dedi.

İngiliz The Economist dergisi, Başbakan Erdoğan’ın ABD Başkanı George W. Bush ile yapacağı görüşme öncesi Türkiye-ABD ilişkileri ve Batı’nın Türkiye’ye bakışını uzun bir yazıda yorumladı. ABD’nin İran ile ilgili seçeneklerini değerlendirirken hesaplarında Türkiye’nin önemli bir yer işgal ettiğini kaydeden dergi, “Türkiye, belki İran üzerinde etkinliği olan tek bölgesel güçtür. Bu, Başkan George Bush’un Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile gelecek hafta buluşmasının bir nedenidir” görüşüne yer verdi.

Buna karşın Irak ile ilgili anlaşmazlıkların ikili ilişkileri “zehirlediği”ni yazan dergi, Türkiye’de ABD’nin popülaritesinin çok gerilediğine, AB hedefine verilen desteğin de önemli ölçüde azaldığına işaret ettikten sonra Başbakan Erdoğan’ın AB’nin 301’inci madde ile ilgili çağrılara gösterdiği tepkiye dikkat çekti.

İLİŞKİLER PAPA ZİYARETİ SIRASINDA KÖTÜLEŞEBİLİR

Türkiye’deki Papa 16. Benedikt’e yönelik sert tepkileri anımsatırken, Papa’nın ziyareti sırasında Batı ile ilişkilerin kötüleşebileceğini savunan dergi, ABD’deki önemli düşünce kuruluşlarından Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard Haas’ın, “Washington ile Ankara arasındaki ilişkilerin bozulması veya Türkiye’nin stratejik olarak yönelişini kaybetmesinin etkileri büyük olur” uyarısını aktardı. The Economist şöyle devam etti:

“Türkiye’nin Rusya, İran ve Suriye ile flört etmesi Batı yanlısı tutumundan bir kayma habercisi olmamakla birlikte çantada keklik olarak görülmemeli. Oysa bazı AB politikacıları, Türkiye’yi ‘kaybetme’ tehlikesinden habersiz görünüyor. Kamuoyunun yoksul, kalabalık ve nüfusu çoğu Müslüman olan bir ülkenin (AB’ye) alınması korkularını istismar ediyor. Bu yaklaşımlar, Türklerin AB’nin ‘Hıristiyan bir klüp’ olduğu inancını güçlendirdi.”

TÜRKİYE’NİN KUZEY IRAK TEHDİDİ WASHİNGTON’U DÜŞÜNDÜRÜYOR

The Economist, Türkiye’nin PKK unsurlarına karşı mücadelesini Kuzey Irak’a taşıma tehdidinin Washington’u düşündürdüğünü belirterek ABD’nin Irak’ta ikinci cepheyi açamadığını ve bölgeyi istikrarsızlaştıracağı kaygısı ile PKK sorununu Türkiye’nin çözmesine de izin veremediğini kaydetti. Bu tutumun, ABD’nin Türkiye’deki popülaritesinin azalmasının en büyük nedeni olduğunu yazan dergi, Türkiye’de PKK kurbanları artarken hükümet üzerindeki baskıların yoğunlaştığını belirterek “Eğer (Türk hükümeti) harekete geçerse kendisini sadece Kürtler değil Amerikalılar ile savaşırken bulabilir” ifadesini kullandı.

“Sayın Bush ile görüşme bir fark edebilir mi?” sorusunu soran dergi, fark yapmayacağını söyleyenlerin görüşlerine yer verirken görüşmenin talebinin Erdoğan’dan geldiğine de dikkat çekti. Dergi, muhafazakarların da ikili ilişkilerin soğumasından tezkereyi Meclis’ten geçiremeyen Erdoğan’ı sorumlu tutuklarını anımsattı.

ERDOĞAN ÇOK KIZDIRDI

ABD’deki Türkiye’ye yönelik tutumların tezkerenin reddedildiği 2003 yılından beri sertleştiğini, sonraki dönemde Erdoğan ve partisinin tutumunun Bush yetkililerini çok kızdırdığını, Erdoğan’ın İsrail için “terörist devlet” ifadesini kullanmasının “dehşet” ile izlendiğini yazan dergi, buna karşın son dönemde iki ülkenin ilişkileri düzeltme isteğini gösterdiğini belirterek gelecek hafta Washington’da yapılacak görüşmenin aynı ruh içerisinde gerçekleşeceğini kaydetti.

The Economist, Erdoğan’ın, kamuoyunun tepkisine rağmen Lübnan’a asker gönderme kararını “Türkiye’nin Batı yanlısı yönelişinin bozulmadığının cesaret verici bir işareti” olarak değerlendirerek Bush Yönetiminin de iyi niyetini göstermek üzere General Ralston’u “PKK koordinatörü” olarak görevlendirdiğini kaydetti. Ancak dergi, rolünün “muğlak” olan Ralston’un PKK’ya karşı askeri operasyonun son seçenek olduğu sözlerinin katkıda bulunmadığını savundu.

Birçok Türk yetkilinin özel sohbetlerde PKK ile mücadelenin sadece askeri yollardan kazanılamayacağını kabul ettiklerini öne süren dergi, bir affın ilan edilmesi ve seçim barajının indirilmesinin önemli katkısı olacağını da iddia etti.

HURRIYET 29/09/06

 

The Economist: Türkiye yükselen piyasalarda sermaye çekici 7. ülke


      Mustafa Seven / AA

Merkezi Londra'da olan The Economist Dergisi, Türkiye'nin bu yıl, yükselen piyasalar arasında en çok doğrudan yabancı sermaye çeken ''yedinci ülke'' durumunda bulunduğunu bildirdi.
      Bu arada 2010 yılına kadarki süreçte ise Türkiye'nin, dünyada en çok doğrudan yabancı sermaye çeken ülkeler arasında ''başlarda'' yer alması bekleniyor.
      The Economist Dergisi ve ona bağlı ekonomik araştırmalar yapan The Economist Inteligence Unit çalışmasına göre, özelleştirme süreci ve şirket evlilikleri ile satın almalar, Türkiye'ye gelecek olan yabancı sermayenin miktarını belirleyecek.
      Türkiye'nin, 10 milyar doları aşkın doğrudan yabancı sermaye miktarıyla ''yedinci'' sırada bulunduğu sıralamada birinci sırayı Çin alırken, Hong Kong ikinci sırada, Rusya üçüncü sırada, Singapur dördüncü sırada, Brezilya Beşinci sırada, Meksika ise altıncı sırada bulunuyor.
     
     TÜRKİYE, AB ÜYELERİNİ GEÇTİ...
      Bu arada doğrudan yabancı sermaye sıralamasına göre Türkiye, Avrupa Birliği (AB) üyesi olan Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan'dan daha fazla yabancı sermaye çekerken, Hindistan, Güney Kore, Arjantin, Endonezya, Malezya ve Tayland gibi, aynı kategoride bulunan diğer yükselen piyasalardan da fazla yabancı sermaye çekti.
      Türkiye'nin özellikle Çin ile birlikte, dünyanın yeni yükselen güçleri olarak da gösterilen Hindistan'dan daha çok doğrudan yabancı sermaye çekmesi ise çalışmada dikkat çeken bir başka nokta olarak gösteriliyor.
     
     KÜRESEL YABANCI SERMAYE ARTIYOR...
      Öte yandan Türkiye'nin de artan oranda pay aldığı toplam küresel doğrudan yabancı sermaye miktarı, bu yıl 1,2 trilyon dolara ulaşacak.
      Toplam küresel yabancı sermayenin, 2010 yılına kadar ise 1,4 trilyon dolara çıkması bekleniyor.
      Bu yıl, Türkiye'nin de içinde bulunduğu yükselen piyasalara sermaye akışının yavaşladığı belirtilirken, 2006-2010 döneminde dünyada ençok doğrudan yabancı sermaye çeken ülkenin ABD olacağı ve ABD'nin toplam küresel doğrudan yabancı sermayenin yaklaşık üçte birini çekeceği ifade ediliyor.
     
     YABANCI SERMAYE ÖNÜNDEKİ ENGELLER...
      Küresel yabancı sermaye akışının önündeki en büyük engellere bakıldığında ise yabancı şirketlerle evlilik ve satın almalara karşı ev sahibi ülkenin, ulusal, ekonomik ve kültürel kaygılarla engeller çıkarması, en başta gelen sorunu oluşturuyor.

MILLIYET 29/09/06

 

Kıbrıs konusunu tüm boyutlarıyla ele aldık

YAPAY ENGEL ÇIKARILMAMALI... Abdullah Gül, ABD'deki görüşmelerinde Kıbrıs konusunun tüm boyutlarıyla ele alındığını ve muhataplarına "Kıbrıs sorununun çözüm yerinin BM olduğunu, Rumların AB'yi soruna müdahil etme yönündeki çabalarına prim verilmemesi ve Türkiye'nin üyelik sürecinin önüne Kıbrıs bağlantılı yapay engeller çıkartılmaması gerektiğini" söylediğini vurguladı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, BM'nin 61. Genel Kurul toplantıları çerçevesinde 50'yi aşkın ülkenin temsilcileriyle ikili toplantılara, ayrıca NATO, İKÖ, EİT, KEİ gibi uluslararası örgütlerin 20'ye yakın toplantısına katıldığını söyledi.

Abdullah Gül, New York'taki temasları çerçevesinde Türkevi'nde bir basın toplantısı düzenledi.

Kıbrıs

Abdullah Gül, görüşmelerinde Kıbrıs konusunun da tüm boyutlarıyla ele alındığını ve muhataplarına "Kıbrıs sorununun çözüm yerinin BM olduğunu, Rumların AB'yi soruna müdahil etme yönündeki çabalarına prim verilmemesi ve Türkiye'nin üyelik sürecinin önüne Kıbrıs bağlantılı yapay engeller çıkartılmaması gerektiğini" söylediğini vurguladı.

Ortadoğu

Gül, BM'deki görüşmelerde özellikle Lübnan ve Irak başta olmak üzere Ortadoğu'da yaşanan kriz ortamının gündemde olduğunu söyledi ve kendisinin de BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin bu konudaki görüşlerini anlattığını hatırlattı.

Konuşmasında Ortadoğu sorunlarının bir an önce çözümü için uluslararası toplumun daha fazla çaba sarfetmesi gerektiğini söylediğini belirten Gül, ayrıca bu bölgedeki sorunların kökeninde Arap-İsrail ihtilafının bulunduğunu vurguladığını söyledi.

Gül, konuşmasında Kıbrıs konusuna da yer verdiğini ve Türk tarafının çözüm yönünde gösterdiği cesur ve kararlı tutumun artık karşılığını bulması gerektiğini söylediğini hatırlattı.

Güvenlik konseyi adaylığı

Gül, konuşmada ve BM'deki diğer temaslarında, Türkiye'nin 2009-2010 dönemi Güvenlik Konseyi adaylığının üzerinde önemle durduklarını söyleyerek bu konuda bir kampanya yürüttüklerini dile getirdi.

Gül, BM'deki temaslarında, 1961 yılından beri Türkiye'nin Güvenlik Konseyinde temsil edilmediğini hatırlattığını ifade ederek, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi üyeliğinin BM'nin barış, istikrar ve güvenlik çabalarına güç kazandıracağının altını çizdi.

"Güvenlik Konseyi adaylığımıza vaad edilen desteğin oldukça ümit verici olduğunu ve hak ettiğimiz üyeliği alacağımıza yönelik beklentinin her geçen gün biraz daha arttığını söyleyebilirim" diyen Gül, BM'de en az gelişmiş ülkeler eylem programının ara dönem gözden geçirme toplantısına da katıldığını belirterek, Türkiye'nin, bu ülkelerin kalkınma çabalarının aktif bir biçimde desteklenmesi düşüncesinde olduğunu ve Türkiye'nin bu ülkelere maddi, teknik ve insani yardımlarının artarak süreceğini söyledi.

Gül, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi adaylığı çerçevesinde Karayip ülkelerinin dışişleri bakanları toplantısına da (CARICOM) katıldığını ifade ederek, Türkiye'nin, BM'nin küresel kalkınma hedeflerine verdiği desteği ve bu ülkelerle işbirliğini geliştirmek istediğini bildirdi.

Medeniyetler ittifakı girişimi

Gül, Türkiye'nin İspanya ile birlikte yürüttüğü Medeniyetler İttifakı girişimi çerçevesinde BM'de yaptığı temaslara değinerek, Dostlar Grubu toplantılarına aralarında Belçika ve Avusturya'nın da bulunduğu pek çok dışişleri bakanının da girdiğini kaydetti ve bu kapsamda girişimin hazırlayacağı eylem planının uygulanması konusunda destek isteğinde bulunduklarını vurguladı.

Irak ve ABD

Gül, Irak ile ilgili temaslarından da söz ederek, Irak'a komşu ülkelerin dışişleri bakanlarının gayrı resmi toplantısına ev sahipliği yaptığını ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından düzenlenen "Iraq Compact" toplantısına katıldığını söyledi.

Bakan Gül, ABD Dışişleri Bakanı Rice ile görüşmesinde de Irak konusunun ağırlıklı yer tutan bir konu olduğunu belirterek, "Bu bağlamda ABD tarafıyla görüşmede Irak'tan kaynaklanan PKK terörüyle mücadeleye verdiğimiz önemi, bu yönde son dönemde atılan adımlardan duyduğumuz memnuniyeti ve ivedilikle somut sonuçlar alınması yönündeki beklentimizi vurgulama imkanı buldum" diye konuştu.

AB üyeliği

Avrupalı meslektaşlarıyla yaptığı görüşmelerde AB üyeliğinin öne çıktığını belirten Gül, Finlandiya Dışişleri Bakanı Tuomioja ve Olli Rehn ile görüşmelerinde, hükümetin bu yönde attıkları adımlar hakkında bilgi verdiğini ve Türkiye'nin kararlılığını dile getirdiğini anlattı.

Yeni ülkeler

Gül, bu yıl Mikronezya, Vanuatu, Palau, Sri Lanka, Meksika, Komor Adaları, Guatemala, Kenya ve Güney Afrika Cumhuriyeti gibi coğrafi olarak uzak ya da diplomatik temsilciliklerin bulunmadığı ülkelerin dışişleri bakanlarıyla da görüştüğünü söyledi.

DSÖ adayı Türmen

BM'deki temaslarında, Türkiye'nin Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörlüğü adayı Prof. Dr. Tomris Türmen'in desteklenmesi için lobi çalışmalarında bulunduğunu belirten Gül, Türmen'in uzun yıllar DSÖ bünyesinde üst düzey sorumluluklar üstlenmiş bir aday olarak görev için gerekli her türlü özelliğe sahip olduğunu vurguladı.

Türk toplumu ve Musevi dernekleri

Abdullah Gül, BM Genel Kurulu vesilesiyle düzenlenen pek çok uluslararası toplantıya katıldığını ve bu toplantılarda çeşitli konularda görüş alışverişinin gerçekleştiğini söyledi.

New York'taki Türk toplumuyla biraraya geldiğini ve onların görüş ve beklentilerini bu çerçevede öğrenme fırsatını belirten Gül, ayrıca Musevi dernekleriyle de biraraya gelerek ABD'de yaşayan Türk ve Musevi toplumları arasındaki işbirliği olanakları üzerinde durduklarını söyledi.

TOBB ile birlikte gerçekleştirecekleri Türkevi projesine de değinen Gül, Türkevi'nin yenilenmesiyle ilgili bir anlaşmayı New York'ta imzaladığını hatırlattı ve bu çerçevede 10 katlı binanın yerine 25 katlı bir gökdelen inşa edileceğini söyledi.

Türkiye'nin önemi

Gül, Lübnan ile ilgili bir soru üzerine, Türkiye'nin Irak, Lübnan ve Ortadoğu'daki sorunlarla ilgili görüşlerine diğer ülkelerce çok önem verildiğini ve BM'deki toplantılar çerçevesinde de Türkiye'nin itibarının, gücünün ve saygınlığının ne denli arttığının görüldüğünü söyledi.

Gül toplantılarda, Türkiye'ye verilen önemin ne denli fazla olduğunun bir kez ortaya çıktığını belirterek, Türkiye gibi 50 tane ülkenin heyet başkanlarıyla görüşen ülkenin fazla olmadığına dikkati çekti.

KIBRIS 29/09/06

 

Rum-PKK işbirliği

FOTOĞRAF VE BELGELERLE... Dosya, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, üzerinde Kıbrıs pasaportu ile yakalanmasının ardından yaşanan süreçle ilgili bilginin yanı sıra, Rum yönetimi yetkililerinin PKK ile yakın ilişkilerini gösteren açıklamaları ve faaliyetlerini ve Güney'deki PKK varlığını gösteren belge ve fotoğrafları içeriyor

ÖCALAN VE KIBRIS CUMHURİYETİ PASAPORTU... BM'ye sunulan dosyada, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 15 Şubat 1999'da Nairobi, Kenya'da yakalandığında üzerinden sözde "Kürdistan'la Dayanışma Derneği" başkanı Lazaros Mavros adına düzenlenmiş bir Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu çıktığı hatırlatılıyor ve Rum yetkililerinin kısa bir soruşturmanın ardından Mavros aleyhine herhangi bir yasal işlem başlatmamaları, soruşturmayı sona erdirmeleri ve bugüne kadar bu olayın üzerine gidip açıklığa kavuşturmamaları eleştiriliyor

RUM MECLİSİ'NİN ÖCALAN'A "ŞARTSIZ DESTEK" KARARI... Dosyada yer alan ve Rum tarafının PKK'ya verdiği desteği açık şekilde ortaya koyan bir başka dikkat çekici bilgi ise 18 Şubat 1999'da Rum Meclisi'nin, oybirliğiyle, Öcalan'a şartsız destek beyan eden ve tutuklanmasını "kışkırtıcı ve kabul edilmez" diye nitelendiren bir karar geçirmiş olması. Mektuba göre, Kiprianu da, aynı günlerde, Uluslararası Parlamentolar Birliği ve AB ülkelerinin meclislerine "Öcalan'ın yasadışı kaçırılması, ele geçirilmesi ve tutuklanması" konusunda bir mektup yazdı

KKTC Cumhurbaşkanlığı, Rum Yönetimi'nin PKK'ya verdiği desteği ortaya koyan belge, açıklama ve fotoğraflardan oluşan dosyayı geçtiğimiz ay Birleşmiş Milletler'e (BM) sundu.

Dosya, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın, üzerinde Kıbrıs pasaportu ile yakalanmasının ardından yaşanan süreçle ilgili bilginin yanı sıra, Rum yönetimi yetkililerinin PKK ile yakın ilişkilerini gösteren açıklamaları ve faaliyetlerini ve Güney'deki PKK varlığını gösteren belge ve fotoğrafları içeriyor.

Öcalan'ın yakalanışı ve pasaport konusu

BM'ye yazılan ve dosyayla birlikte sunulan mektupta, Cumhurbaşkanlığı, PKK lideri Öcalan'ın 15 Şubat 1999'da Nairobi, Kenya'da yakalandığında üzerinden sözde "Kürdistan'la Dayanışma Derneği" başkanı Lazaros Mavros adına düzenlenmiş bir Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu çıktığı hatırlatılıyor.

Mektupta, Rum yönetimi yetkililerinin kısa bir soruşturmanın ardından Mavros aleyhine herhangi bir yasal işlem başlatmamaları, soruşturmayı sona erdirmeleri ve bugüne kadar bu olayın üzerine gidip açıklığa kavuşturmamaları eleştiriliyor.

Zamanın başsavcısının, Mavros'un konuşmama hakkını kullandığını, Kıbrıs'taki soruşturmanın sona ermiş olduğunu ve olayın açıklığa kavuşması için Kıbrıslı uzmanların Türkiye'ye gidip Öcalan'ın üzerinden çıkan pasaportu incelemeleri gerektiğini söylediği hatırlatılan mektupta, bunun o günün şartlarında mümkün olmadığını ve Rum yönetiminin, bu bahanenin ardına saklanarak bugüne dek sorumluları adalet önüne çıkarmaktan kaçındıkları aktarılıyor.

Soruşturmanın bir çırpıda kesilip atılması bir yana, Rum yönetimi siyasilerinin, kendi pasaportlarını seve seve Öcalan'a verebileceklerini açıkladıklarına dikkat çekilen mektupta, Rum Meclis Başkanı Spiros Kipriyanu, AKEL lideri Dimitris Hristofyas ve EDEK Başkanı Vasos Lisarides'in açıklamaları örnek olarak gösteriliyor.

Zamanın Rum Dışişleri Bakanı Yannis Kasulides'in ise "Kıbrıs, Kürtler'in özgürlük, insan hakları ve kültürel kimlik mücadelesini desteklemektedir" dediğine işaret ediliyor.

Dönemin Rum Yönetimi Sözcüsü Hristos Stilyanides'in ise PKK'yı terörist örgüt olarak görmedikleri açıklamasının altı çiziliyor.

Öcalan'a destek

Dosyada yer alan ve Rum tarafının PKK'ya verilen desteği açık şekilde ortaya koyan bir başka dikkat çekici bilgi ise 18 Şubat 1999'da Rum Meclisi'nin, oybirliğiyle, Öcalan'a şartsız destek beyan eden ve tutuklanmasını "kışkırtıcı ve kabul edilmez" diye nitelendiren bir karar geçirmiş olması.

Mektuba göre, Kiprianu da, aynı günlerde, Uluslararası Parlamentolar Birliği ve Avrupa Birliği üye ülkelerinin meclislerine "Öcalan'ın yasadışı kaçırılması, ele geçirilmesi ve tutuklanması" konusunda bir mektup yazdı.

Cumhurbaşkanlığı'nın PKK dosyasında, AKEL lideri Hristofyas, dönemin EDEK lideri Lisarides ve DIKO başkan yardımcısı Nikos Kleantos'un da aralarında bulunduğu Rum politikacıların, Elefteriya Meydanı'nda Öcalan'ın tutuklanmasını protesto etmek için açlık grevi yapmakta olan Kürtleri ziyaret ederek destek bildirdiklerinin kanıtları da bulunuyor.

Dosyada, protestocuları ziyareti sırasında bir konuşma yapan Hristofyas'ın, Öcalan'ın bir terörist değil, bir özgürlük mücadelesi lideri olduğu yönündeki açıklamalarına da yer veriliyor.

Dönemin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Miller'in, resmi bir ziyaret sırasında, o zamanki Rum Yönetimi Lideri Glafkos Klerides'ten, Öcalan ve PKK'yı desteklemekten kaçınmasını rica etmesi de dosyadaki güçlü kanıtlardan biri.

AKEL'in rolü

Dosyadaki en dikkat çekici ayrıntılar arasında, AKEL'in, 1998 yılının kasım ayında dönemin İtalyan Başbakanı Massimo D'Alema ve Adalet Bakanı Oliviero Dilibero'ya, Öcalan'ın serbest bırakılması için bir mektup yazmış olması; Kipriyanu'nun ise yine 1998 yılının kasım ayında, zamanın İtalyan Meclis Başkanı Luciano Violade'ye bir mesaj göndererek Öcalan'ın serbest bırakılması için gücünü kullanmasını rica etmesi var.

Dosyada, Rum Yönetimi'nin PKK'ya desteğini gösteren bir başka bilgi ise, "Sürgündeki Kürt Parlamentosu"ndan bir delegasyonun Rum Meclisi'nin resmi davetlisi olarak Kasım 1997'de Kıbrıs'a gelmesi, Kipriyanu ve Hristofyas gibi siyasetçilerle görüşmesi, ve Rum Meclisi ve "Sürgündeki Kürt Parlamentosu"nun, işbirliği ve ilişkileri geliştirmek için ortak bir komite kurma kararları.

Dosyada, Öcalan'ın, 1996 yılının eylül ayında Fileleftheros gazetesinde yayınlanan bir röportajında yer alan ifadelerinin de, Rum Yönetimi ve PKK işbirliğini göstermesi açısından önemine değiniliyor. Röportajda Öcalan, Rum kayıp şahısların bir bölümünün akıbetinin ortaya çıkarılması için Türkiye hapishanelerinde yeni bir araştırma başlatmak üzere emir vereceğini söylüyor. Dönemin Rum İnsani İşlerden sorumlu komisyon üyesi Takis Hristopulos ise Öcalan'a teşekkür ediyor ve topun artık Rum Dışişleri'nde olduğunu, onların Öcalan ile bağlantıya geçip bu çalışmayı koordine etmesi ve yürütmesi gerektiğini söylüyor.

Theofilos'un günlüğü

Dönemin Rum Enformasyon Dairesi Türk Masası Şefi Theofilos Georgiades'in, PKK ve Öcalan ile çok yakın bir ilişki içinde olduğunu, hatta PKK'nın karar verme mekanizmalarında önemli rol oynadığını kanıtlayan günlüğü, Cumhurbaşkanlığı dosyasında bulunan önemli belgeler arasında. Belgeler arasında Georgiades'in Öcalan ile birlikte çekilmiş fotoğrafları da var.

Öcalan'ın birçok kez Rum tarafına desteğinden dolayı teşekkür ettiğine ve işbirliğinin devam etmesini umduğunu söylediğine değinilen dosyada, Mayıs 2002'de Avrupa Birliği PKK'yı terör listesine dahil ettikten sonra, Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un partisi DIKO, PKK'nın terör listesinden çıkarılması çabalarını desteklediğini bildirmesi ve örgütün terör listesine dahil edilmesinin bir talihsizlik olduğunu açıklaması da yer alıyor.

Dosyada yer alan diğer önemli kanıtlar ise Kürdistan Kültür Derneği'nin, üyelerine, üzerinde PKK ve Rum bayraklarının bulunduğu ve Rum Yönetimi'nce tanınan üyelik kartları vermesi ve PKK'nın silahlı kolu olan ERNK'nın Güney'de PKK için düzenli olarak maddi yardım kampanyaları düzenlemesi ve Kuzey'deki Kürtlerle bağlantıya geçmeye çalışması var.

"Kıbrıs, PKK için cennet"

Dosyada yer alan diğer bilgiler arasında ise, 2001 yılının Mart ayında Rum kesiminin bütününde, "Kürdistan'daki savaşta yaralananlar" için bir mali yardım kampanyasının yürütülmüş olması ve 2006 yılının Mart ayında, Tüm Kıbrıs İşçi Sendikaları Federasyonu PEO'nun Limasol'daki "Kürt savaşçılar" ile ortak bir kan bağışlama kampanyası düzenlemesi var.

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'nın 2005 Terörizm Raporu'ndan bazı bölümlere de yer verilen raporda, Kıbrıs'ın PKK için bir cennet haline gelmiş olduğu belirtiliyor ve PKK'nın Kıbrıs'ın iki tarafında da aktif varlığı olduğu aktarılıyor. Rum tarafının yasal düzenlemelerinin ise, terörist faaliyetlerin araştırılması ve kovuşturulmasında yetersiz kaldığının altı çiziliyor.

Cumhurbaşkanlığı'nın dosyaya ek olarak BM'ye sunulan belgeler arasında, Abdullah Öcalan'ın yakalandığında üzerinden çıkan Kıbrıs Pasaportu'nun kopyası, Kürdistan Dayanışma Derneği'nin üyelerinden topladığı aidat karşılığında verdiği makbuz, Kürdistan Kültür Derneği tarafından üyelerine verilen ve üzerinde PKK ve Rum bayrakları olan ve Rum Yönetimi'nce tanınan kimlik, ve ERNK tarafından para toplamak amacıyla dağıtılan bir kupon var.

Kuponda "Türk devletinin barbarlıklarına karşı PKK savaşçılarını ekonomik olarak destekleme kampanyası" yazıyor. Eklerden bir diğeri ise, Güney Kıbrıs'taki ERNK tarafından Kuzey'deki bir Kürt'e gönderilen bir not.

Notta: "Haci hevaldeki malzemeyi teslim alınız ve sizde kalsın. Bu alacağınız malzemeyi iyi koruyunuz. Ne zaman gerekirse tekrar sizden alırız. Yani malzemenin sorumlusu sizsiniz. Şehitlerimize bağlılık ve BAŞKAN APO'ya bağlılık demek değerlerimizi korumak demektir" yazıyor. Ekler arasında ayrıca, PKK'nın Rum tarafındaki ofislerinin resimleri ve PKK'nın son yıllarda Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirdiği eylemlerin fotoğrafları yer alıyor.

 KIBRIS 29/09/06

AP'nin Kıbrıs kararı ile adanın bölünmesini isteyenler güçlendi

İRONİK BİR DURUM... Avrupa Parlamentosu AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Cem Özdemir, "Kıbrıs sorunu ile ilgili çok ironik bir durum ile karşı karşıyayız. AP'nin Kıbrıs kararı ile adanın bölünmesini isteyenler güçlenmiş oluyor. Birleşmesini isteyenlerin ise eli zayıflatılıyor" dedi

AB Haber'e Kıbrıs konusunda değerlendirmelerde bulunan Avrupa Parlamentosu AP Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Cem Özdemir, Kıbrıs konusunda bardağın yarısının dolu olduğunu söyledi.

Özdemir, "Kıbrıs sorunu ile ilgili çok ironik bir durum ile karşı karşıyayız. AP'nin Kıbrıs kararı ile adanın bölünmesini isteyenler güçlenmiş oluyor. Birleşmesini isteyenlerin ise eli zayıflatılıyor" dedi.

ABHaber'e Eurlings raporu ışığı altında Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendiren Özdemir, "raporun nihai haline BM referansı dahil edildi" dedi.

AP'de Rum milletvekillerinin Annan Planı'nın unutulması için büyük çaba sarf ettiğine dikkati çeken Cem Özdemir şunları kaydetti:

"Eurlings raporu ile ilgili Ermeni soykırımı değişikliğinden sonra, Kıbrıs konusunda istediğimiz değişiklikleri yapamadık. Pazarlık konusu oldu. Hıristiyan Demokratların bir bölümü ile Eurlings'in Ermeni soykırımı ön koşul olmasın, ancak Kıbrıs paragraflarını değiştirmeyelim şeklindeki yaklaşımları belirleyici oldu.

Kıbrıs sorunu ile ilgili çok ironik bir durum ile karşı karşıyayız. AP'nin Kıbrıs kararı ile adanın bölünmesini isteyenler güçlenmiş oluyor. Birleşmesini isteyenlerin ise eli zayıflatılıyor.

Bundan sonra KKTC'ye yönelik jestler daha önem kazanacak. Yeşiller olarak Kuzey Kıbrıs'ta düzenleyeceğimiz genişletilmiş yönetim kurulu toplantısının önemi şimdi daha da arttı. İzolasyonların sembolik de olsa kaldırılması önemli.

Kıbrıs'ı bundan sonra AP'ye taşıyacağız. Önümüzdeki aylarda AP'de daha fazla tartışılmasını sağlayacağız. Kıbrıslı bir Türk ile bir Rum kadını arasındaki aşkı konu alan Rum yapımı Akamas adlı filmi AP'de göstereceğiz. Güney Kıbrıs Rum yönetiminin EOKA sahneleri yüzünden karşı çıktığı bu filmi AP'de göstereceğiz. AP'ye filmde yer alan Kıbrıslı Rum ve Türk'ü davet edeceğiz.

Kuzey Kıbrıs'ın AP'de temsil edilememesi başlı başına adaletsizlik. Sadece bir görüş AP'de propaganda yapabiliyor. Kıbrıslı Türklerin görüşü yeterince anlatılamıyor. AP'de Rum tarafı bu konuda çok başarılı. Kuzey'in görüşlerini yansıtmak ise bizlere düşüyor.

İki Kıbrıslı Türk parlamenter bu sürece önemli katkı sağlıyor ama bu yeterli değil. Bunu çok daha iyi organize etmek lazım. Kuzey Kıbrıs yönetimi AB kurumlarına yönelik yeniden organize olmalı.Bu konuda Brüksel'de daha etkin çalışmalı.Bu yapılmazsa AP örneğinde olduğu gibi Rumların tek yanlı propagandası sürer gider."

 KIBRIS 29/09/06

 

İngiltere'de işlenen cinayet KKTC mahkemelerinde

YARGILAMA BAŞLADI... Sibel-Çınar Kemalzade çiftiyle anlaşarak, sigortadan para almak için İngiltere'de kardeşine ait gazete bayiini kundaklama ve Colin Salt'ın ölümüne neden olmak suçlarından İngiliz polisi tarafından aranırken Ekim 2005'te KKTC polisi tarafından Kıbrıs'ta yakalanan Kemal Kemalzade'nin yargılanmasına dün Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlandı

 İNGİLİZ POLİSİ, KAMYON DOLUSU EMAREYLE GELDİ... Menson cinayeti davası nedeniyle 1999 yılında, KKTC polisi ile işbirliği yapan ve ellerindeki cinayet delilleri ile KKTC'ye gelerek Özgay Cevat Yorgun'un yargılanmasını sağlayan İngiliz polisi, şimdi de Kemal Kemalzade için aynı şeyi yaptı. Bir kamyon dolusu emare ile KKTC'ye gelen İngiliz polisi, özel tercümanları aracılığı ile davayı takip ediyor

MENTEŞ AZİZ İLE BBC EKİBİ ARASINDA GERGİNLİK... Kemalzade davasını izlemek için İngiltere'den gelen ve Yüksek Mahkeme Başkanlığı'ndan çekim izni alan BBC ekibi ile Kemal Kemalzade'nin savunma avukatı Menteş Aziz arasında gerginlik yaşandı. BBC ekibinin, müvekkili ile konuşurken görüntü almasına sert tepki veren Aziz, duruşma sonrası da İngiliz ekibine yakalanmamak için Başsavcılığın balkonundan atlayarak kaçtı

Senem GÖK

Sibel-Çınar Kemalzade çiftiyle anlaşarak, 27 Aralık 2000 tarihinde İngiltere'de Chell Heath Road, Stoke-On-Trent adresinde işlettikleri gazete bayiini, sigortadan para alabilmek için ateşe vermek, çıkan yangın sonucu meydana gelen patlamanın ardından tavanın çökmesiyle, üst kattaki dairede yaşayan Colin Salt'ın ateşin içine düşerek yanması ve 16 Ocak 2001 tarihinde ölümüne neden olmak suçlarından İngiltere polisi tarafından aranırken, Ekim 2005'te KKTC'de yakalanan Kemal Kemalzade'nin yargılanmasına dün Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlandı.

28 Ocak 1997'de Michael Menson'un İngiltere'de yakılarak öldürülmesi olayında KKTC'ye kaçan Özgay Cevat Yorgun'un yakalanması için ilk kez KKTC polisi ile işbirliği yapan ve 1999'da yakalanmasının ardından ellerindeki tüm delillerle KKTC'ye gelerek mahkemelerimizde tanıklık yaparak Yorgun'un 25 Kasım 1999'da 14 yıl hapse mahkum olmasını sağlayan İngiliz polisi, Kemalzade'nin yargılanabilmesi için de aynı işbirliğine gitti.

Bir kamyon dolusu emare ile KKTC'ye gelen İngiliz polisi, özel tercümanları aracılığı ile davayı takip ediyor.

Duruşma başladı

Mehmet Türker başkanlığında Kıdemli Yargıç İlker Sertbay ve Yargıç Peri Hakkı'dan oluşan Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin baktığı davanın duruşmasına dün başlandı.

İddia Makamı Başsavcılık adına Savcı Ergül Kızılokgil'in yürüttüğü davanın dünkü celsesinde Kemal Kemalzade, kardeşi Çınar ve yengesi Sibel Kemalzade ile anlaşmak, sigortayı dolandırarak para almak kastıyla İngiltere'deki gazete bayiini kundaklamak, kundaklama sonucu çıkan yangında meydana gelen patlamada üst katta yaşayan Colin Salt'ın ateşin içine düşerek ağır yaralanmasına, aldığı yaralar nedeniyle de 16 Ocak 2001'de ölümüne neden olmak gibi suçlarla itham edildi. Kemalzade'nin aleyhindeki suçlamaların hiçbirini kabul etmemesi üzerine davanın duruşmasına geçildi.

Duruşma öncesinde, İngiltere'de olayla ilgili İngiliz polisinin yürüttüğü soruşturma sonucu toplanan ve Çınar-Sibel Kemalzade çiftinin İngiltere'de yargılanarak 11 yıl hapse mahkum olmasında kullanıldıktan sonra, KKTC polisi tarafından oluşturulan tahkikat ekibine teslim edilen bir kamyon dolusu emare, Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi salonuna taşındı.

Savcı Ergül Kızılokgil, sanık Kemal Kemalzade aleyhine getirdiği davaları ispat için ilk tanık olarak, meselenin tahkikatını yürüten ve bu soruşturma nedeniyle defalarca İngiltere'ye giderek soruşturma yapan, emare toplayan Polis Genel Müdürlüğü (PGM) Adli Bölüm'de görev yapan Müfettiş Muavini Ediz Aytan'ı çağırdı.

İngiliz Yüksek Komiserliği'nin PGM'ye gönderdiği yazı ile İngiltere'deki kundaklama, cinayet ve Sibel-Çınar Kemalzade'nin 11 yıllık mahkumiyetini, sanık Kemal Kemalzade'nin de arandığını öğrendiğini ve tahkikata başladığını belirten Müfettiş Muavini Aytan, sanığın 9 Haziran 2001'de KKTC'ye giriş yaptığını ve halen KKTC'de olduğunu tespit ettiğini söyledi.

Başsavcılıktan aldığı yazıda, sanığın KKTC'de yargılanabileceğine dair içtihat kararı olduğunu öğrendiğini ve soruşturmaya başladığını belirten Aytan, polis çavuşu Hasip Tütüncü ve hukuk danışmanı olarak da Savcı Ergül Kızılokgil ile birlikte tahkikat amaçlı olarak 23 Temmuz-6 Ağustos 2004 tarihleri arasında İngiltere'ye gittiğini söyledi.

İngiltere'de yürütülen soruşturmada birçok ifade ve emare aldığını kaydeden Ediz Aytan, doğan ihtiyaç nedeniyle polis çavuşu Hasip Tütüncü ile Eylül 2005'te yeniden İngiltere'ye gittiğini, döndükten sonra 21 Ekim 2005 tarihinde mahkemeden temin edilen derdest (tutuklama) ve arama emri ile Kemal Kemalzade'nin evine gittiğini, yapılan aramada kardeşiyle kaldığı odada bir miktar uyuşturucu bulunduğunu, ve bazı emareler daha alarak sanığı tutukladığını anlattı.

Ediz Aytan'ın, Kemal Kemalzade'den aldığı açık ifadeyi mahkemeye emare olarak sunmasının ardından mesai saatinin bitimi nedeniyle dava duruşmaya kaldığı yerden devam edilmek üzere 2 Ekim Pazartesi gününe tehir edildi.

Menteş Aziz ve BBC ekibi arasında gerginlik

Kemal Kemalzade'nin KKTC mahkemelerinde yargılanmasına büyük önem veren İngiliz basını da dün mahkeme koridorlarındaydı. Yüksek Mahkeme Başkanlığı'ndan çekim izni alarak Ağır Ceza Mahkemesi salonunun bulunduğu koridora kameralarını yerleştiren BBC ekibi ile Kemal Kemalzade'nin savunma avukatı arasında gerginlik yaşandı.

Ağır Ceza Mahkemesi'nin başka davalara baktığı sırada balkonda müvekkili ile konuşurken BBC ekibinin çekim yapmasına sinirlenen Avukat Menteş Aziz, çekimi engellemeye çalışıp, bağırarak sert ifadeler kullandı. Gün boyu süren Avukat-BBC gerginliği duruşma sonrasında Avukat Menteş Aziz'in mahkeme koridorundan Başsavcılığa inen merdivenleri kullanarak, Başsavcılığın balkonundan polisin bahçesine atlaması ve oradan ayrılmasına kadar sürdü.

 KIBRIS 29/09/06

Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen: AB ve Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan ticareti mümkün kılacak bir çözüm için çalışıyoruz

Finlandiya Parlamentosunda düzenlenen Dışişleri ve Kalkınma Komisyonları Başkanları Konferansı'nda AB dönem başkanlıklarının geride kalan 3 ayını değerlendiren Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen, İngiltere'nin dönem başkanlığı sırasında Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasının "büyük bir başarı" olduğunu söyledi.

"Finlandiya Dönem Başkanlığı, AB ve Kuzey Kıbrıs arasında doğrudan ticareti mümkün kılacak bir çözüm için aktif olarak çalışıyor" diyen Vanhanen, buradaki amaçlarının Türkiye'nin de limanlarını Kıbrıs Rum kesimi gemilerine açacağı bir çözüme ulaşmak olduğunu kaydetti.

Çabalarının olumlu sonuçlanması halinde "Türkiye'nin AB katılım müzakerelerinde sorunların önlenmesine yardımcı olacağını" ifade eden Vanhanen, şunları kaydetti:

"Bir çözüme ulaşıp ulaşamayacağımızı görmek için Kıbrıs (Rum kesimi) ve Türkiye ile yoğun ve yapıcı görüşmelerimizi sürdüreceğiz. AB Komisyonunun (Türkiye hakkındaki) ilerleme raporunun 8 Kasımda yayımlanacağı da dikkate alınırsa önümüzdeki haftalar bu çabalar açısından hayati önem taşımaktadır."

Genişlemenin "coğrafi değil, değerleri ilgilendiren bir kavram olduğunu" vurgulayan Finlandiya Başbakanı Vanhanen, AB'nin köşe taşlarını oluşturan bu değerlerin "Belarus gibi yakın komşu ülkeler tarafından reddedilirken, Ukrayna gibi ortaklar tarafından kabul edilebildiğini" ifade etti.

Başbakan Vanhanen, AB devlet ve hükümet başkanlarının aralık ayındaki zirvesinde hazmetme kapasitesi başta olmak üzere genişlemenin tartışılacağını hatırlatarak, "Fakat Dönem Başkanı olarak bu tartışmanın genişlemeyle ilgili yeni şartlar getirmesine kesinlikle karşıyız" diye konuştu.

KIBRIS 29/09/06

Annan Planı Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesiminde 'alerji' yapıyor

Avrupa Parlamentosu'nun Hollandalı Camiel Eurlings tarafından kaleme alınan Türkiye raporunun kabul edilmesinin yankıları sürüyor.

ABHaber, "Raporun nihai metninde Annan Planı'ndan bahsedilmemesinin" dikkat çekici olduğu üzerinde durdu ve "Kıbrıs konusunda adil olmayan ifadeler içeren AP Türkiye raporu ile ilgili kapalı kapılar ardında önemli tartışmalar yaşandığını" bildirdi.

ABHaber, Kıbrıs pazarlığını şöyle açıkladı:

"4 Eylül'de AP Dışişleri Komisyonu'nda kabul edilen Türkiye raporunda Kıbrıs ile ilgili paragraflar eleştirilmiş ve raporda BM süreci bilhassa Annan Planı'na yer verilmediği eleştirisinde bulunulmuştu. Ancak Sosyalist grubun kendi arasında 26 Eylül akşamı yaptığı toplantıda genel kurulda yapılacak oylamaya sayılı saatler kala Sosyalist grup Kıbrıs paragraflarını dengeleyen değişiklik önergelerini geri çekti. Sosyalist grupta yer alan Yunanlı milletvekillerine göre, Annan Planı Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesiminde 'alerji' yapıyor. O yüzden Annan Planı'nı dile getirmeyelim görüşü üzerine Sosyalist grup Yunanlı parlamenterlerin isteği üzerine değişiklik önergelerini geri çekti.

Bununla birlikte Yeşillerin hazırladığı Kıbrıslı Türklere yönelik izolayonların son verilesi ile ilgili değişiklik önergesindeki yer alan paragrafın yarısı reddedildi. Ancak dolaylıda olsa Annan Planı'nın adı zikredilmeden BM sürecine atıfta bulunuldu.

Eurlings raporunda Kıbrıs paragrafını dengeleyici değişiklik önergesi Özdil Nami ve KKTC Meclisi Dış İlişkiler Müdürü Seyit Yolak'ın Brüksel'de yaptığı temaslar sonrası AP Sosyalist Grup tarafından gündeme alınmıştı.

ABHaber'e konuşan AP gözlemcileri Türkiye raporunda Kıbrıs konusunda dengenin bozulmasında Yunanlı parlamenterlerin yanı sıra siyasi gruplar arasında sözde Ermeni soykırımı pazarlığının da önemli rol oynadığını ifade ettiler...

KIBRIS 29/09/06

Lilikas: AB ısrarlı olmalı

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Lilikas, AB’nin, kriz bile çıksa, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesinde ısrarlı olması gerektiğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 15:05 TSİ 30 Eylül 2006 Cumartesi

ATİNA - Yunan Etnos gazetesine konuşan Lilikas, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlamasından bu yana birlik müktesebatına uyum sağlamadığını savundu. AB’nin, bir kriz çıksa bile Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesinde ısrarlı olması gerektiğini söyleyen Rum Bakan, böyle bir kriz yaşanması halinde bunun tek sorumlusunun Türkiye olacağını iddia etti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni de aynı gazeteye verdiği demeçte, Türkiye’nin hem iç konularına ilişkin reformlara hem de komşularıyla ilişkilerinde değişikliklere giderek, Birliğin ön şartlarıyla kriterlerine uyması gerektiğini belirtti.

Bakoyanni, Türkiye’nin üyeliğinin, Yunanistan’da referanduma götürülmesi gereğine inanmadığını da söyledi.

"Ankara taahhütlerini yerine getirmeli"


30 Eylül, 2006 21:00:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinde, 'Rum yönetimine karşı taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini' söyledi.

Papadopulos, ''Türkiye tanımasa bile 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası toplumun yaşayan bir üyesi olarak varlığını sürdüreceğini'' belirtti.
 
Rum lider, Türkiye'nin AB üyelik sürecine değinerek, 'Ankara'nın 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı olan taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini' iddia etti.
 
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal sakinlerinin Kıbrıslı Rum ve Türkler olduğunu savunan Papadopulos, ''ortak bir ülkede tek bir geleceği olan tek bir halk var. Bu halkın geleceğini en iyi şekilde güvence altına almanın yegane yolu birleşik bir ülkede ortak devlettir'' dedi.
 
Kıbrıslı Türklere seslendi
 
Kıbrıslı Türklere de seslenen Papadopulos, Kıbrıslı Türklerin refah ve kalkınmasının, kendi deyimiyle Kıbrıs sorununa ayrılıkçı çözümlerde veya yasa dışı olarak nitelediği KKTC'nin siyasi düzeyini yükseltmekte değil, işlevsel ve yaşayabilir bir çözümde en iyi şekilde güvence altına alınacağını savundu.
 
Tasos Papadopulos, bulunacak çözümün adanın gerçek birleşmesini sağlaması gerektiğini belirterek, 'Kıbrıs Rum tarafının üzerinde anlaşmaya varılan iki bölgeli, iki toplumlu federal bir temelde yaşayabilir ve işlevsel bir çözüm için uğraş verdiğini' savundu.
 
Rum lider, Lefkoşa'da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 8 temmuzda vardıkları mutabakatının hayata geçirilmesi için çaba harcadıklarını da iddia etti.
 
AB ve Türkiye'nin Kıbrıs tavrı
 
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına limanlarını açmaması halinde müzakere sürecinin durdurulabileceğini söylüyor.
 
Türk hükümeti ise, KKTC üzerindeki izolasyonlar kalkmadan Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimine liman ve havaalanlarını açma konusunda hiçbir adım atmayacağını belirtiyor.
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, her fırsatta, KKTC'ye izolasyonlar kaldırılmadıkça Türkiye'nin, limanların ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimi gemi ve uçaklarına açılmasını öngören Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü gündeme almayacağını belirtiyor.
 
Son olarak geçtiğimiz haziran ayında Avrupa Birliği, Türkiye'nin Kıbrıslı Rumlara limanlarını açmaması nedeniyle Hırvatistan ile müzakere sürecinin daha hızlı yürütülmesi kararını almıştı.
 
AB'nin bu tavrına karşılık Başbakan Erdoğan, ''Türkiye hep adım atan taraf olamaz. Adımlarımızın karşılığını almadık. Adım atılmadıkça, adım atmayacağız'' demişti.

Türkiye Ek Protokol'ü imzalamıştı
 
Türkiye, Gümrük Birliği'nin Kıbrıs Rum yönetimi dahil AB'ye yeni katılan 10 üyeye de uyarlanması için Ankara Anlaşması'nın Ek Protokolü'nü 29 temmuzda imzalamıştı.
 
Ancak Türkiye, aynı zamanda bir de deklarasyon yayımlayarak, imzanın Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini ilan etmişti.
 
Kıbrıs'ta son durum
 
7 temmuz 2006:
Ankara ve Atina'daki temaslarının ardından, barış görüşmelerinin yeniden başlaması için nabız yoklama üzere Kıbrıs'a gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yardımcısı İbrahim Gambari, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye ikna etti.
 
8 temmuz 2006:
Ada'daki ara bölgede KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum lider Tasos Papadopulos biraraya geldi. Görüşmeden çözüm için iki liderin ara sıra biraraya gelerek çalışma gruplarına yön vermesi kararı çıktı.
 
Görüşmenin ardından Gambari, iki liderin görüşmelerin yeniden başlaması için bir çerçeve üzerinde anlaştığını duyurdu.
Kararlar ve Prensipler Dizisi adlı çerçevesinin içeriği ise şöyle:
 
* Temmuz ayı sonuna kadar insanların günlük hayatını etkileyen konularda, teknik komiteler çalışmalarına başlayacak ve aynı zamanda iki lider arasında özlü konularla ilgili listeler karşılıklı olarak değiştirilecek ve bunların içerikleri iki toplumlu uzman çalışma grupları tarafından incelenecek ve liderler tarafından sonuçlandırılacak.
 
* Her iki lider, iki toplumlu uzman çalışma gruplarına yön vermek ve teknik komitelerin çalışmalarını gözden geçirmek için uygun görüldüğü zamanlarda yeniden görüşecek.  
 
Rumlar Annan Planı'na 'hayır' demişti
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıklamış, plana Avrupa ve ABD'den destek gelmişti.

Aman çarpışmayalım!

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn: Reformları hızlandırmak, AB ile Türkiye arasındaki bir çarpışma ve müzakere sürecini dondurmaktan kaçınmanın en iyi yolu

DIŞ HABERLER SERVİSİ

Türkiye'ye son zamanlardaki en açık uyarılarından birini yapan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Ankara'nın reform sürecine ivme kazandırmaması halinde Türkiye ve AB arasında bir "çarpışma" yaşanmasının önlenemeyeceğini belirtti.
Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlamasının birinci yıldönümünde, önümüzdeki salı ve çarşamba günleri Ankara'ya bir ziyarette bulunacak olan Rehn, Finlandiya'nın YLE televizyonuna yaptığı açıklamada, "Reformları hızlandırmak, AB ile Türkiye arasındaki bir çarpışmadan ve müzakere sürecini dondurmaktan kaçınmanın en iyi yolu" dedi.

'Paketler gündemde'
Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmaması konusundaysa Rehn, "AB Komisyonu'nun da desteğiyle Finlandiya'nın bu konuyu Kıbrıs'taki her iki taraf ile Türkiye ve diğer taraflarla görüştüğünü ve bildiği kadarıyla tarafların bu konuyu tarttıklarını" söyledi.
Rehn, taraflara mesajının, "Bu fırsata hiçbir şekilde 'hayır' dememeleri" olacağını, çünkü bunun bir fikir ayrılığından ve müzakere sürecinin dondurulmasından kaçınmak için çok önemli bir fırsat olduğunu" kaydetti.
Türkiye'de Meclis'in AB'nin bazı taleplerini karşılamak üzere bir reform paketini gündemine aldığını hatırlatan Rehn, bu paketin ekimde onaylanmasını umduğunu belirtti.

'Sivil özgürlükler önemli'
Olli Rehn, "İfade özgürlüğü ve diğer sivil özgürlüklerin" gelecek birkaç yıl içinde güçlendirilmesi konusunun, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesinin önemli unsurlarından biri olacağını da belirtti.
İngiliz Reuters ajansı abonelerine Rehn'in açıklamasını duyurduğu haberinde, son dakikada gerçekleştirilecek reformların, AB Komisyonu'nun kasım ayında yayımlayacağı ilerleme raporuna olumlu şekilde yansıyacağına dikkat çekti.

'Düzeltme şansınız var'
"Türkiye ile AB arasında olası bir tren kazası yaşanabileceği" söylemini özellikle bu yılın ilk yarısında defalarca kullanan Rehn'in, son dönemlerde yine bu söyleme dönmesi dikkat çekiyor. Rehn'in, "Tren kazasını önleme" vurgusunu öne çıkarması, Türkiye'ye, "Durumu düzeltme şansınız var" mesajı vermeyi amaçlıyor.
Rehn ve ekibi, reform sürecinin canlandırılmasının ve kapsamlı birkaç adım atılmasının "Türkiye'nin savunulmasını ve bu zorlu dönemin en az zararla atlatılmasını" kolaylaştıracağını düşünüyor. Böylece Ek Protokol kaynaklı sorunların yaratacağı olumsuz sonuçların da asgari düzeyde tutulması amaçlanıyor.

301. madde beklentisi

İlerleme Raporu'nun yayımlanacağı 8 Kasım'a kadar Rehn'in en büyük beklentisini, halen TBMM'de olan 9. uyum paketinin bir an önce geçmesi ve 301. madde konusunda adım atılması oluşturuyor. Brüksel'de de 301. maddede atılacak bir adımın çok büyük olumlu katkı yapacağı beklentisi hâkim.
MILLIYET 30/09/06

İngiliz dergisi: Türkiye çantada keklik değil

LONDRA ANKA


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD gezisini değerlendiren İngiliz The Economist dergisi, "Batı'da Türkiye'yi kaybetme kaygısı artıyor" yorumunu yaptı. Türkiye-ABD ilişkileri ve Batı'nın Türkiye'ye bakışını uzun bir yazıda ele alan dergide, "Türkiye, çantada keklik gibi görülmemeli. Oysa bazı AB politikacıları, Türkiye'yi kaybetme tehlikesinden habersiz görünüyor" denildi.
ABD'nin İran ile ilgili seçeneklerini değerlendirirken hesaplarında Türkiye'nin önemli bir yer işgal ettiğini kaydeden dergi, "Türkiye, belki İran üzerinde etkinliği olan tek bölgesel güçtür. Bu, Bush'un Türk Başbakanı ile gelecek hafta buluşmasının bir nedenidir" görüşüne yer verdi.
Irak ile ilgili anlaşmazlıkların ikili ilişkileri zehirlediğini yazan dergi, Türkiye'de ABD'nin popülaritesinin çok gerilediğine, AB hedefine verilen desteğin önemli ölçüde azaldığına işaret etti. Türkiye'deki Papa 16. Benedictus'a yönelik sert tepkileri anımsatan dergi, Papa'nın ziyareti sırasında Batı ile ilişkilerin kötüleşebileceğini savundu.

MILLIYET 30/09/06

 

Mali yardımın ilk ayağı, iki hafta içinde serbest
SON KARAR AŞAMASINA GELİNDİ... Brüksel'deki toplantı hakkında KIBRIS'a açıklamada bulunan Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra Viezzer, komisyon ile üye devletlerarasında yapılan görüşmede üye devletlerin mali yardım tüzüğünün uygulanmasına destek bildirdiğini ve komisyonun da ilerleme kararı aldığını söyledi. Mali yardımın serbest bırakılması konusunda son karar aşamasına gelindiğini belirten Viezzer, karar mekanizmasının tamamen komisyonun yetkisinde olduğunu belirtti

Anıl IŞIK

Avrupa Birliği (AB), Kıbrıslı Türlere verdiği sözleri yerine getirmek için yürüttüğü çalışmalarını yoğunlaştırarak, bu yönde somut bir adım daha attı.

Avrupa Komisyonu ile biriliğin üye devletleri arasında dün Brüksel'de yapılan toplantıda, komisyon mali yardımın serbest bırakılması konusunda ilerleme kararı aldı.

Komisyon, mali yardımın serbest bırakılması için son adımları atarak, mali yardımın ilk ayağının iki hafta içinde serbest bırakılmasını sağlayacak.

Brüksel'deki toplantı hakkında KIBRIS'a açıklamada bulunan Avrupa Komisyonu yetkilisi Alessandra Viezzer, komisyon ile üye devletlerarasında yapılan görüşmede üye devletlerin mali yardım tüzüğünün uygulanmasına destek bildirdiğini ve komisyonun da ilerleme kararı aldığını söyledi.

Mali yardımın serbest bırakılması konusunda son karar aşamasına gelindiğini belirten Viezzer, karar mekanizmasının tamamen komisyonun yetkisinde olduğunu belirtti.

Alessandra Viezzer, Komisyon'un gerekli işlemleri tamamlayacağını ve mali yardımın ilk ayağının iki hafta içerisinde serbest kalacağını açıkladı.

İki hafta içerisinde serbest bırakılması beklenen mali yardım, komisyon tarafından bu yılsonu onaylanacak ve 2007 yılı başında uygulanmaya başlanacak projelerin finanse edilmesinde kullanılacak.

Bilindiği üzere, mali yardımın uygulanması için kısa bir süre önce adanın kuzeyinde AB Program Destek Ofisi faaliyete geçmiş ve Fransız AB yetkilisi Alain Bothorell başkanlığındaki ekip kuzeye gelerek uzun süreli çalışmalarına başlamıştı.

Ofiste, tüzükte öngörülüğü gibi, Kıbrıslı Türklerin kalkınmasını desteklemek ve böylelikle adadaki iki toplum arasındaki birleşmeye katkı koymak amacıyla, enerji, ulaşım, telekomünikasyon, çevre gibi farklı alanlarında projeler hazırlanacak ve uygulamaya konulacak.

KIBRIS 30/09/06

Hükümet Programı mecliste

SIRADA GÜVENOYLAMASI VAR... Hükümet programının bugün mecliste okunmasından sonra

güvenoyuna başvurulacak. Güvenoyu için görüşmeler, programın okunmasından iki tam gün geçtikten sonra başlayacak ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçtikten sonra oylamaya gidilecek. Hükümetin güvenoyu alabilmesi için toplantıya katılanların salt çoğunluğunun evet oyu kullanması gerekiyor

 YENİ KOALİSYONUN MECLİSTE 28 SANDALYESİ VAR... CTPCTP/BG-DP koalisyon hükümetinin mecliste 25'i CTP, 3'ü de Özgür Parti'ye ait olmak üzere 28 sandalyesi bulunuyor. UBP 13, DP 6, BDH 1 ve bağımsızlar da 2 milletvekiline sahip... UBP ve DP, hükümet oluşumuna karşı çıktıkları için meclis toplantılarına boykot uyguluyor ve katılmıyor

Yeni hükümetin programı bugün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda okunuyor.

Cumhurbaşkanı tarafından 25 Eylül Pazartesi günü onaylanan ve aynı gün Cumhuriyet Meclisi'nde de okunan Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG)- Özgürlük ve Reform Partisi (Özgür Parti) koalisyon hükümetinin programı, hafta boyunca süren yoğun çalışmalarla tamamlandı.

Koalisyon ortaklarının yetkili kurullarında da önceki akşam onaylanan hükümet programı, bugün yapılacak özel birleşimde Cumhuriyet Meclisi'ne sunuluyor. Meclis Genel Kurulu saat 10.00'da toplanacak ve program Başbakan Soyer tarafından okunacak.

KKTC Anayasası'na göre, hükümet programının, atanma tarihinden başlayarak en geç bir hafta içinde Başbakan veya bir bakan tarafından Cumhuriyet Meclisi'nde okunması gerekiyor.

Programın okunmasından sonra güvenoyuna başvurulacak. Güvenoyu için görüşmeler, programın okunmasından iki tam gün geçtikten sonra başlayacak ve görüşmelerin bitiminden bir tam gün geçtikten sonra oylamaya gidilecek.

Buna göre hükümet programıyla ilgili görüşmeler 3 Ekim Salı günü yapılacak. Görüşmelerin aynı gün tamamlanması halinde 5 Ekim Perşembe günü de güven oylamasına gidilecek. Güven oylaması açık oyla yapılacak.

Hükümetin güvenoyu alabilmesi için, evet oyu verenlerin, ret oyu verenlerden fazla olması gerekiyor. Aksi halde Bakanlar Kurulu güvenoyu almamış oluyor ve Başbakan'ın istifasını Cumhurbaşkanı'na sunması gerekiyor.

Hükümetin mecliste 25'i CTP, 3'ü de Özgür Parti'ye ait olmak üzere 28 sandalyesi bulunuyor. UBP 13, DP 6, BDH 1 ve bağımsızlar da 2 milletvekiline sahip... UBP ve DP, hükümet oluşumuna karşı çıktıkları için meclis toplantılarına boykot uyguluyor ve katılmıyor.

CTP/BG-DP koalisyonunun 11 Eylül'de istifasının ardından 13 Eylül'de yeniden hükümeti kurmakla görevlendirilen CTP/BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, UBP ve DP'den istifa edenlerin kurduğu Özgürlük ve Reform Partisi'yle yapılan görüşmelerde anlaşmaya varılması üzerine 23 Eylül'de Özgür Parti Genel Başkanı Turgay Avcı'yla hükümet protokolüne imza atmıştı.

Yeni hükümette CTP/BG'nin 7, Özgür Parti'nin de 3 bakanlığı bulunuyor.

KIBRIS 30/09/06

 

Karacaferis: Olumlu izlenimlerimi döndüğümde grubuma ileteceğim

YARARLI BİR DİYALOGDU... Yorgos Karacaferis, Cumhurbaşkanı Talat ile olumlu bir diyalog gerçekleştirdiklerini ve bu diyaloğu döndüğü zaman grubuna ileteceğini söyledi. Talat'ın taleplerini büyük dikkatle dinlediğini ve belirli konularda bazı fikirler ürettiklerini kaydeden Karacaferis, "Çok yaratıcı bir diyalogtu" dedi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu Milletvekili ve AP Yüksek Seviyede Temas Grubu üyesi Yorgos Karacaferis'i kabul etti.

Yorgos Karacaferis, Cumhurbaşkanı Talat ile olumlu bir diyalog gerçekleştirdiklerini ve bu diyaloğu döndüğü zaman grubuna ileteceğini söyledi.

Karacaferis'in beraberinde bir heyetle katıldığı görüşmede, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev ve CTP Milletvekili Özdil Nami de hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının Avrupa Parlamentosu'yla temaslarını sürdürme kararlılığında olduğunu vurguladı.

Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşme sonrasında Talat ile Karacaferis, Cumhurbaşkanlığı bahçesinde basına açıklamalarda bulundu.

Talat

Cumhurbaşkanı Talat, Karacaferis ile çok yararlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini, kendisine görüşlerini aktardıklarını ve onun görüşlerini dinlediklerini belirtti.

"AP ile temaslarımızı sürdürme kararlılığındayız" diyen Talat, Kıbrıs Türk tarafının temel hedefinin Kıbrıs sorununun çözülmesi ve AB'ye bütün bir Kıbrıs'ın girmesini sağlamak olduğunu vurguladı ve sürdürülen bu yöndeki politikayı Karacaferis'e aktardıklarını kaydetti.

Talat bir soru üzerine, bu görüşmenin Karacaferis ile gerçekleştirdikleri ilk temas olması açısından önemli olduğunu ifade ederek Kıbrıs Türk tarafının, çözüme yönelik görüşmelerin başlamasını istediğini ve BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'den gelecek çağrıyı beklediklerini kaydetti.

Karacaferis

Karacaferis ise açıklamasında, Talat ile olumlu bir diyalog gerçekleştirdiklerini ve bu diyaloğu döndüğü zaman grubuna ileteceğini söyledi.

Talat'ın taleplerini büyük dikkatle dinlediğini ve belirli konularda bazı fikirler ürettiklerini kaydeden Karacaferis, "Çok yaratıcı bir diyalogtu" dedi.

Karacaferis, diyalog ile karşı tarafın ne demek istediğinin daha iyi anlaşılabileceğini de ifade etti.

KIBRIS 30/09/06

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn 2-5 Ekim tarihlerinde Türkiye'yi ziyaret edecek

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in, 2-5 Ekim 2006 tarihlerindeki Türkiye ziyaretinde, "Katılım müzakerelerinin birinci yılı zarfında kaydedilen gelişmelerin değerlendirileceği" bildirildi.

TC Dışişleri Bakanlığı'ndan ziyarete ilişkin yapılan açıklamada, "Türkiye ile AB arasında katılım müzakerelerinin resmen başladığı 3 Ekim 2005 tarihinin yıl dönümüne rastlayan bu ziyaret vesilesiyle, ülkemizle katılım müzakerelerinin birinci yılı zarfında kaydedilen gelişmeler değerlendirilecek ve önümüzdeki dönemde Türkiye-AB ilişkilerinin gündeminde olan diğer konular da ele alınacaktır" denildi.

Açıklamada, Rehn'in, Türk-İş ve Finlandiya İşçi Konfederasyonu tarafından düzenlenecek "Avrupa Sosyal Modeli ve AB Müzakerelerinde Sendikal Haklar" konulu toplantıya da katılacağı belirtildi.

Açıklamaya göre Olli Rehn, ziyareti çerçevesinde TBMM Başkanı Bülent Arınç ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilecek, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile Devlet Bakanı ve Baş Müzakereci Ali Babacan ile görüşmeler yapacak.

Rehn ayrıca, TBMM Dışişleri Komisyonu ile AB Uyum Komisyonu Başkan ve üyeleriyle de bir araya gelecek.

KIBRIS 30/09/06

Rehn'den Ankara ve Rumlara mesaj: "Hayır" sözcüğünü unutun

Rehn, Finlandiya'nın YLE televizyonuna yaptığı açıklamada, yıl sonuna doğru Kıbrıs nedeniyle bir kriz yaşamamak için AB Komisyonu'nun desteğiyle Dönem Başkanı Finlandiya'nın bazı önerileri olduğunu, bunların Türkiye ve Kıbrıs Rum kesiminde ele alınmakta olduğunu kaydetti.

Taraflara şu aşamada "hayır" sözcüğünü unutmaları tavsiyesinde bulunan Rehn, önerilerin yapıcı bir şekilde ele alınmasını istedi.

Rehn ayrıca Türk hükümetine reform ve bunların uygulanmasını hızlandırmasını, böylece olası bir krize karşı elini güçlendirmesi önerisinde de bulundu.

KIBRIS 30/09/06

Talat: "Finlandiya'nın önerileri Papadopulos'un önerileriyle hemen hemen aynı"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, halkla sohbet etmek ve Kıbrıs konusundaki son durumu anlatmak üzere ziyaretler başlattı. Talat, bu çerçevede spor kulüpleri, sivil toplum örgütleri ve halkın toplu bulunduğu diğer yerleri ziyaret edecek.

Cumhurbaşkanı, bu çerçevedeki ilk ziyaretini dün öğleden sonra Küçük Kaymaklı Spor Kulübü'ne yaptı. Talat'a ziyaretinde Müsteşarı Raşit Pertev ve Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik etti. Talat'ın ziyaretinde sporcularla vatandaşlar da hazır bulundu.

Küçük Kaymaklı Spor Kulübü Başkanı Hasan Sertoğlu konuşmasında, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Talat'ın ziyaret için bir spor kulübünü seçmesinden mutlu olduğunu kaydetti. Futboldaki sorunların çok olduğunu söyleyen Sertoğlu, federasyon ve kulüpler arasındaki kavganın hat safhada olduğunu, fırsattan istifade Cumhurbaşkanı'ndan arabuluculuk da isteyebileceklerini söyledi.

"Küçük Kaymaklı'ya sempatim bir başkadır"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise konuşmasına, "Arabuluculuk için gelmedim, ama elimden geleni yaparım" sözleriyle başladı.

Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ilgili yeni düzenlemelere gidildiğine işaret eden Talat, bunun avantajlarını maksimuma çıkarmak ve dezavantajlarını da gidermek gerektiğini kaydetti.

Talat, futbolda liglerin başlamak üzere olduğunu, ancak ziyaret nedeninin bu olmadığını kaydederek, yeni sezonda Küçük Kaymaklı Spor Kulübü'ne başarılar diledi.

Küçük Kaymaklı'nın zaten başarılı bir kulüp olduğunu kaydeden Talat, "Başarılı sonuçlar elde edeceklerine inanıyorum" dedi.

Küçük Kaymaklılı olmadığını, ancak yaşamında önemli bir dönemi burada geçirdiğini söyleyen Talat, eşinin de buralı olmadığını, ancak işleri nedeniyle evlendiklerinde bu semtte oturduklarını söyledi.

Talat, "O yüzden Küçük Kaymaklı'ya sempatim bir başkadır" dedi.

"Kıbrıs konusunda rahatsız edici gelişmeler yaşanıyor"

Cumhurbaşkanı Talat, konuşmasında Kıbrıs konusuna değinirken, konunun önemli bir dönemeçte bulunduğunu kaydederek, Türkiye'nin AB süreciyle Kıbrıs'ın ilişkilendirildiğini, bu nedenle rahatsız edici gelişmeler yaşandığını, konunun BM zemininde çözülebileceğini, ancak Rum tarafının tavrı ve Türkiye'nin AB süreci nedeniyle Kıbrıs'ın BM zemininden uzaklaşma eğilimi gösterdiğini, bunun kendilerini rahatsız ettiğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu'nun (AP) son raporunda Kıbrıs ile ilgili hususlara yer verdiğini belirten Talat, buna eleştiriler getirerek, Türkiye'nin "anormal bir yapıyı ve anormal bir devleti" tanıması kararı üretildiğini, bu kararda tam aksine "anormal devletin" normalleştirilmesinin ve Kıbrıs sorununun çözümlenmesinin istenmesi gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Talat, AP'nin kararının kabul edilebilecek bir şey olmadığını, ayrıca AP'nin Kıbrıs sorununu, sanki Kıbrıs "askeri sorunmuş" gibi alarak, "Türk ordusu geri çekilsin" dediğini, bunların AP'nin

Kıbrıs sorunundan ne kadar uzak olduğunu gösterdiğini belirtti.

"BM zemini vazgeçilmezdir"

Talat, Rum tarafının, AB'ye üye olduğu ve sürekli orada faaliyet gösterdiği için her şeyi kendi istediği doğrultuda biçimlendirebileceğini gösterdiğini kaydederek, "Üye olduğu her platformu bize karşı kullanabileceğini gösterdi. Bunlar tabii önemli şeyler. Bunun için BM zemini vazgeçilmezdir" dedi.

Gelinen aşamada BM zemininin yeniden canlandırılması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz'da Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile bir anlaşmaya vardıklarını, ancak bir türlü hayata geçiremediklerini, çünkü kendilerinin bir an önce müzakerelerin başlamasını ve çözüm istediklerini, halkın da bunu istediğini, onun için kendilerini seçtiğini ve Kuzey'deki siyasi yapıyı onun için tamamen değiştirdiğini belirtti.

Bu işi sonsuza kadar erteleme niyetinde bulunmadıklarını kaydeden Talat, sanki üniversite kuruluyormuş gibi akademik çalışmalarla Kıbrıs konusunun yeni baştan değerlendirilmesi sevdasında olmadıklarını vurguladı.

"Bir an önce müzakerelerin başlamasını istiyoruz"

Cumhurbaşkanı Talat, bir an önce müzakerelerin başlamasını istediklerini, anlaşmazlığın da bu noktada olduğunu, BM'nin konuya müdahil olmasını beklediklerini, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari'nin konuya müdahil olacağını, bunu beklediklerini, bir an önce görüşmelerin başlamasını ve sonuçlanmasını hedeflediklerini kaydetti.

Kıbrıs konusunda gelinen noktanın bu olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:

"Kendilerine bir şeyi hatırlatıyoruz. Kıbrıs Türkü ne yaptığını ne istediğini çok iyi biliyor. Finlandiya, hem Türkiye'nin AB sürecinde büyük sorunla karşılaşmaması için hem de bize dönük izolasyonları kaldırmak niyetiyle bazı öneriler düşündü, hazırladı.

Bu önerilerin Papadopulos'un önerileriyle hemen hemen aynı olduğu gözümüzden kaçmadı. Buna rağmen konuyu iyi niyetle düşündük ve ele aldık. Fakat görülen odur ki ne Rum tarafı bu konuda olumlu bir tutum ortaya koyacak ne de biz bu şekliyle yapılan önerileri benimseyebiliriz.

Dolayısıyla Kıbrıs meselesi iyice iç içe girdi ve karmaşık bir hale girdi. Halkımızın desteğiyle çalışıyoruz. Halkın haklarını çalışarak ileriye götüreceğiz."

Talat, bir gazetecinin "Bu bir dizi ziyaretin başlangıcı mı?" sorusu üzerine "tabii, tabii" yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Kulüplere mi, yoksa sivil toplum örgütlerine de ziyaret var mı?" soruları üzerine, "Değişik yerlere, kulüplere de olacak sivil toplum örgütleri de olabilir. Vatandaşların toplu olduğu yerlere" dedi.

Talat konuşmasının ardından halkla sohbet etti ve sorularını yanıtladı.

KIBRIS 30/09/06