Papadopulos’tan Ankara’ya uyarı

Rum lider, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde, Rum yönetimine karşı taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini yineledi.

 

AA

Güncelleme: 11:46 TSİ 01 Ekim 2006 Pazar

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye tanımasa bile ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası toplumun yaşayan bir üyesi olarak varlığını sürdüreceğini kaydetti.

Papadopulos, Türkiye’nin AB üyelik sürecine değinerek, Ankara’nın ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı olan taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini savundu.

“Kıbrıs’ın yasal sakinleri, Kıbrıslı Rum ve türklerdir” diyen Papadopulos, tek bir halk olarak nitelediği Ada nüfusunun geleceğinin, birleşik bir ülkede güvence altına alınabileceğini söyledi.

Kıbrıslı Türklere de seslenen Papadopulos, kendi deyimiyle Kıbrıs sorununa ayrılıkçı çözümlerde veya yasa dışı olarak nitelediği KKTC’nin siyasi düzeyini yükseltmekte değil, Kuzey’de refah ve kalkınmanın işlevsel ve yaşayabilir bir çözümle mümkün olabileceğini söyledi.

Tasos Papadopulos, bulunacak çözümün Ada’nın gerçek birleşmesini sağlaması gerektiğini kaydetti. Rum lider, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 8 Temmuz’da vardıkları mutabakatın hayata geçirilmesi için çaba harcadığını da savundu.

Bir partinin mecliste 25 oyu bulunurken erken seçim zor

TÜRKİYE'NİN MÜDAHALESİ... Talat, hükümet oluşumunda Türkiye'nin müdahalesiyle ilgili bir soruya karşılık da,"Böyle bir şey olmadı, hiçbir şekilde Türkiye'den kimse karışmadı da diyemem çünkü böyle bir bilgim de yok" dedi. Talat, Türkiye'nin devam eden bir hükümete ve CTP/BG kanadının şikayetçi olduğu, DP'nin ise "sorun yoktur" dediği bir sürece Türkiye'nin neden müdahale ettiği konusunun düşündürücü olduğunu söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Bir partinin mecliste 25 oyu bulunurken erken seçim zor" dedi.

Talat, BRT 1 televizyonunda katıldığı bir programda iç politikayla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Cumhurbaşkanı Talat, yeni hükümet oluşumunun ülkeyi bir erken seçime götürüp götürmeyeceği sorusuna karşılık, meclisin yarısının halk iradesi ile bir partiye verildiğini ve bir partinin mecliste 25 oyu bulunurken erken seçime gidilmesi ihtimalinin bulunmadığını belirtti.

Talat, hükümet hakkında, icraatları görmeden bir şey söyleyemeyeceğini ifade ederek, tüm partilere karşı saygı duyduğunu ve partilerin neler yapacağına bakmak gerektiğini söyledi.

Hükümet oluşumunda Türkiye'nin müdahalesi olup olmadığının sorulması üzerine ise, Cumhurbaşkanı Talat kendisine intikal eden bir şey olmadığı için Türkiye'nin müdahalesi olmuş mudur sorusuna yanıt veremeyeceğini belirtti.

"Böyle bir şey olmadı, hiçbir şekilde Türkiye'den kimse karışmadı da diyemem çünkü böyle bir bilgim de yok" diyen Talat, Türkiye'nin devam eden bir hükümete ve Cumhuriyetçi Türk Partisi - Birleşik Güçler kanadının şikayetçi olduğu, Demokrat Parti'nin ise sorun yoktur dediği bir sürece Türkiye'nin neden müdahale ettiği konusunun düşündürücü olduğunu dile getirdi.

Talat, Demokrat Parti kanadından Genel Başkan Serdar Denktaş ile temasları süresince uyumsuzluk ve büyük bir sorun yaşamadıklarına işaret ederek, Türkiye'nin müdahalesi için bir gerekçe göremediğini belirtti.

KIBRIS 01/10/06

 

Federal çözüm İcraatta reform

İZOLASYON MÜCADELESİ SÜRECEK... Kıbrıs Türklerine uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılması mücadelesi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma mücadelesinin bir parçası olarak sürdürülecek

BASIN İŞ YASASI ÇIKACAK... Basın özgürlüğünün geliştirilip kökleşmesi ve yayıncılığın kolaylaştırılması için gerekli çalışmalar yapılacak. İlk kez bir hükümet programında yer alan Basın İş Yasası'nın çıkarılması için gerekli adımların atılacağına ilişkin söz veriliyor

MORTGAGE SİSTEMİ GELİYOR... Sosyal konut politikası, konut edindirme projesi ve Mortgage sistemi KKTC koşullarıyla uyumlaştırılarak dar gelirli yurttaşların sağlıklı, güvenli, ucuz konut edinmesi de hükümet programında yer alıyor. Buna göre toplu konutlar, kentler yanında kırsal alanlarda da yaygınlaştırılacak

VERGİ YASALARI DÜZENLENECEK... Kayıt dışı ekonomiyle mücadele sürecek. Bu çerçevede vergi idaresi, çağdaş bir yapılanmaya kavuşturulacak. Vergi yasaları düzenlenecek, basit, pratik ve adil hale getirilecek. Vergi kayıplarının asgariye indirilmesi için gerekli önlemler alınacak, caydırıcılık artırılacak

GEÇİTKALE HAVAALANI AKTİF HALE GETİRİLECEK... Geçitkale Havaalanı aktif hale getirilecek, uçak bakım ve onarım faaliyetleriyle kargo taşımacılığına imkan verecek gerekli organizasyonlar ve düzenlemeler hayata geçirilecek, böylelikle ülke ekonomisine katkısı sağlanacak

SAĞLIK YASALARI GEÇECEK... "Kamu Sağlık Çalışanları" Yasası, bu dönemde meclis sunulup yasalaştırılacak. Temel sağlıkta ana-çocuk hizmetleri geliştirilerek yaygınlaştırılacak. Aile hekimliği uygulamasına geçilecek. Özel sağlık hizmetleri, "Genel Sağlık Sigortası" uygulamasının getireceği rekabet, teşvik ve aynı zamanda denetimle, çağdaş standartlara getirilecek

l TEK SOSYAL GÜVENLİK HAYATA GEÇECEK... Ülkede çalışan herkesin aynı sosyal güvenlik çatısı altında toplanacak, eşit nimet-eşit külfet ilkesine göre sosyal güvenlik alanında norm birliği sağlayacak Tek Sosyal Güvenlik Sistemi hayata geçirilecek. Sendikalar, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Referandum Yasaları ile İş Yasası, daha çağdaş hale getirilecek

l DOĞUM ÖNCESİ VE SONRASI İZİNLER ... Hükümet programı uyarınca, Aile Yasası'nın öngördüğü Aile Dayanışma Merkezleri'nin açılması sağlanacak. Doğum öncesi ve sonrası izinler, kadınlar ve çocuklar lehine yeniden düzenlenecek, AB normlarına ulaşması için çaba harcanacak

Kıbrıs Türk halkının devlet hayatında 21'inci hükümet olarak kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP/BG-ÖRP) koalisyon hükümetinin programı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı tarafından Cumhuriyet Meclisi'nin dünkü özel birleşiminde okundu.

Hükümet programına göre, "Reform hükümeti" adı verilen yeni koalisyon, Kıbrıs sorununda 24 Nisan iradesine saygılı, iki toplumlu ve iki bölgeli federal bir çözümü hedeflerken, iç politikada, kangrenleşen sorunlara köklü çözümler öngören reformlar amaçlıyor.

Hükümetin oluşum şeklini bir süreden beri protesto eden Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP) milletvekilleri meclisin dünkü birleşimine de katılmadı.

Koalisyon partilerine bağlı milletvekilleri yanında 2 bağımsız milletvekilinin katıldığı birleşimde, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) tek milletvekili Genel Başkan Mustafa Akıncı da izinli olarak hazır bulunmadı.

Saat 10.30'da başlayan meclis birleşiminde hükümet programı yaklaşık 2 saatte okundu.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer hükümet programını okumadan önce yaptığı kısa konuşmada, 14 Aralık 2003 seçimlerinden sonra geçen sürede KKTC'de dört genel seçim, bir de referandum olmak üzere beş kez sandığa gidildiğini anlattı.

Yaklaşık 3 yıllık sürenin 10 ayının siyasi krizle geçirildiğine işaret eden Soyer, CTP/BG-ÖRP tarafından kurulan 21. hükümetin 2010 yılına kadar ülkeye kesintisiz istikrar getirmek, ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmek üzere kurulduğunu kaydetti.

Başbakan Soyer, muhalefetin siyasi kararla meclisi boykot ettiğini ifade ederek, "Bu siyasal bir haktır. Biz onların boykot kararını halkın en büyük yargısı olan 2010 yılında yapılacak seçimlere bıraktık. Herkes 2010 seçimlerinde bugün yaptığıyla yargılanacak" dedi.

Cumhurbaşkanı tarafından geçtiğimiz pazartesi günü onaylanan CTP/BG-ÖRP koalisyon hükümetinin programı hafta boyunca süren yoğun çalışmalarla tamamlanmıştı. Yasal prosedür gereği hükümet programıyla ilgili görüşmeler, programın okunmasında 2 tam gün sonra, yani salı günü yapılacak. Hükümet programıyla ilgili görüşmelerin tamamlanmasından 1 tam gün sonra ise güven oylaması yapılacak. Hükümetin güvenoyu alması için toplantıya katılanların salt çoğunluğunun evet oyu kullanması gerekiyor.

Program 32 sayfa

Saat 10.40'da okunmaya başlanan 32 sayfalık hükümet programında bazı ilkler var.

Basın özgürlüğünü güvence altına almayı öngören yasal düzenlemeler yapılacağı vurgulanan programda, Basın İş Yasası'nın çıkarılması için gerekli düzenlemelerin yapılması da öngörüldü.

Programda, TAK ajansının verimli ve demokratik bir kurum olarak çalışmasının sağlanacağı, habercilikte objektif yaklaşımın temel alınacağı, ajansın çok dilli haber servisine başlayabilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılacağı da kaydedildi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, programın bir kısmını okumasının ardından yeni hükümetin "birlikte hareket" ilkesini anımsatarak, programı okumayı Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'ya devretti.

 

Hedef çözüm

Hükümet programında, Kıbrıs sorununda izlenecek politika da anlatılıyor. Kıbrıs Türk halkının uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve çıkarları ihmal edilmeden Kıbrıs sorununun çözümü için her türlü çalışmanın yapılması öngörülüyor.

Çözüm zemininin Birleşmiş Milletler olduğuna dikkat çekilen programda, hükümetin BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs ziyareti sırasında iki lider tarafından 8 Temmuz 2006'da kabul ettiği "İlkeler Dizisi" ve "Kararlar" çerçevesinde kapsamlı çözüme ulaşmak amacıyla görüşmelerin yeniden başlayabilmesi için girişimlere devam edeceği belirtildi.

Programda, Kıbrıs Türk halkanı AB üyeliğine hazırlamak için yasal ve anayasal alanda gerekli tüm yasal değişikliklerin yapılması hedeflenirken, bu süreçte basın özgürlüğünün güvence altına alınmasının özel önemli olduğu vurulandı.

Basın iş yasası ilk kez bir hükümet programında

Hükümetin basın özgürlüğünün geliştirilip kökleşmesi ve yayıncılığın kolaylaştırılması için gerekli her tür desteğin verilmesi yönünde çalışmalar yapılacağı, basın yayın organlarının devlet olanaklarından eşit ve adil biçimde yararlanmasına özen gösterileceği ifade edilen programda, bu amaçla Basın İş Yasası'nın çıkarılması için gerekli adımların atılacağı ilk kez bir hükümet programında yer aldı.

BRT demokratikleştirilecek

Basın emekçilerinin, sosyal konumlarının geliştirilmesiyle iş güvencesinin teminini öngören yasal düzenleme çerçevesinde hükümet programında gündeme gelen Basın İş Yasası dışında, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nun (BRTK) demokratikleştirilmesinin de hükümetin temel hedeflerinden biri olduğu kaydedildi.

Haber alma ve basın özgürlüğü ile düşünceyi açıklamaya özel önem verildiği gözlemlenen hükümet programında, kamu ve özel radyo ile televizyon kanallarının yayınlarının etkinleştirilmesi ve dünya çapında izlenebilirliğinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin yapılacağı belirtilerek, şöyle denildi:

TAK çok dilli yayın yapacak

"TAK Ajansı'nın verimli ve demokratik bir kurum olarak çalışması sağlanacak, habercilikte objektif yaklaşım temel alınacaktır. Ajansın çok dilli haber servisine başlayabilmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır."

Programa göre ayrıca, Enformasyon Dairesi de yeniden organize edilecek, teknik ve idari altyapısı güçlendirilecek.

Yurttaşlık yasası... Kamu yönetimi

Program uyarınca, Yurttaşlık Yasası yeniden gözden geçirilerek, yurttaşlık işlemlerinin şeffaf ve eşitlik prensibine uygun yapılması sağlanacak.

Kamu yönetiminin AB normlarına uyumlaştırılması amacıyla geçmiş hükümet dönemimde başlatılan çalışmalar tamamlanacak.

Kamu Hizmeti Komisyonu objektif, adil ve tarafsız bir yapıya kavuşturulacak, ilk atama ve yükselmelerde şeffaflık ve objektif kriterlerin uygulanması gözetilecek.

İzolasyonlar

Kıbrıs Türklerine uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılması mücadelesi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma mücadelesinin bir parçası olarak sürdürülecek.

Dışişleri Bakanlığı'nın örgütsel yapısı, dış politika hedefleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilecek.

Tüm yerleşim birimleri belediyelere

Hükümet programı, Yol Güvenlik Projesi kapsamındaki trafik güvenliğiyle ilgili projelerin de hayata geçirilmesini öngörüyor.

Yerel Yönetim reformu da hedefler arasında. Buna göre KKTC genelinde tüm yerleşim birimlerine belediye hizmetlerinin götürülmesi sağlanacak.

Pasaportlar AB standartlarında

Program uyarınca, KKTC pasaportları AB standartlarında hazırlanacak. Kimlik kartları da yeniden düzenlenip çağdaş hale getirilecek.

Gazimağusa'ya bir meneograf istasyonu kurulması, Girne'dekiyle birlikte "Akdeniz Deniz Suyu Seviyesi İzleme Birliği" ile uluslararası koordinasyona gidilmesi de öngörüler arasında.

Mortgage sistemi

Sosyal konut politikası, Konut Edindirme Projesi ve Mortgage sisteminin KKTC koşullarıyla uyumlaştırılarak dar gelirli yurttaşların sağlıklı, güvenli, ucuz konut edinmesi de hükümet programında yer alan düzenlemelerden. Buna göre toplu konutlar, kentler yanında kırsal alanlarda da yaygınlaştırılacak.

Devlet, vatandaşları için

Devletin vatandaşlara karşı değil, vatandaşları için bir kurum olarak hizmet sunacağı belirtilen programda, cari giderlerini yerel kaynaklardan karşılanmasına yönelik çabalara devam edileceği de vurgulandı.

Kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınacak

Kayıt dışı ekonominin, kayıt altına alınması yönünde başlatılan çabaların sürdürülmesi hükümetin ana amaçlarından biri olmaya devam edecek.

Bu çerçevede vergi idaresi, çağdaş bir yapılanmaya kavuşturulacak. Vergi yasaları düzenlenecek, basit, pratik ve adil hale getirilecek. Vergi kayıplarının asgariye indirilmesi için gerekli önlemler alınacak, caydırıcılık artırılacak.

Kamu İhale Yasası, AB normlarına göre yeniden düzenlenecek. KİT ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden yapılandırılması için başlatılan çalışmalar sonuçlandırılacak ve gerekli adımlar atılacak.

Küçük ve orta boy işletmeler

Program uyarınca, küçük ve orta boy işletmelerin gelişip büyümesi, özellikle yeni teknoloji yatırımları bağlamında özendirilecek.

Turizm sektörüne, gerekli önem ve öncelik verilecek. Turizm politikalarının devlet politikası olması sağlanacak. Bu sektörde tanıtım ve pazarlamaya özel önem verilecek. KKTC Turizm Gelişim Planı'na yasal boyut kazandırılacak, eksiksiz uygulanması sağlanacak.

Geçitkale aktif hale getirilecek

Geçitkale Havaalanı aktif hale getirilecek, uçak bakım ve onarım faaliyetleriyle kargo taşımacılığına imkan verecek gerekli organizasyonlar ve düzenlemeler hayata geçirilecek, böylelikle ülke ekonomisine katkısı sağlanacak.

İhalesi yapılan ADSL projesi kısa sürede tamamlanacak. Bunun yanında, ihaleye çıkılan geniş bant kablosuz erişim hizmetlerinin hayata geçirilmesine ivme kazandırılacak. Elektronik imza konusunda TC Telekomünikasyon Kurulu ile Telekomünikasyon Dairesi arasında sürdürülen çalışmalardan kaynaklanan yasal düzenlemeler yapılacak.

Eğitim-sanat-kültür hayatı

Eğitimde, çok programlı/amaçlı modern meslek liseleri konseptine uygun okullar hayata geçirilecek. Çıraklık Meslek Eğitimi Yasası, günün koşullarına göre yeniden düzenlenerek uygulanması sağlanacak.

Toplumun her kesiminin ve her bireyinin ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda yaşam boyu eğitim olanaklarından yararlanabilmesi için program ve projeler gerçekleştirilecek.

Telif Hakları ile Düşün ve Sanat Ürünleri Denetleme ve Tarihi Eserleri Koruma gibi yasalar da günün koşulları ve AB normlarına uygun değişiklikler yapılacak.

Tarım

Tarım ve hayvancılık alanında AB normlarının yakalanmasının hedeflendiği vurgulanan hükümet programında, bu amaçla Tarım Master Planı'nın hazırlanıp devlet politikasına dönüştürüleceği vurgulandı.

Sağlık yasaları da bu dönem

Sağlık hizmetlerine hizmeti alan ve verenin mutlu olması ilkesiyle hazırlanacak "Kamu Sağlık Çalışanları" Yasası, bu dönemde Cumhuriyet Meclisi'ne sunulup yasalaştırılacak.

Temel sağlıkta ana-çocuk hizmetleri geliştirilecek ve yaygınlaştırılacak.

Aile hekimliği uygulamasına geçilecek.

Özel sağlık hizmetleri, "Genel Sağlık Sigortası" uygulamasının getireceği rekabet, teşvik ve aynı zamanda denetimle, çağdaş standartlara getirilecek.

"Kanserle Savaş Projesi"nin gerekleri eksiksiz olarak yerine getirilecek. Hasta haklarıyla ilgili yasal düzenleme, ilgili örgütler ve hasta hakları platformuyla işbirliği içerisinde gerçekleştirilecek.

Tek sosyal güvenlik... Çalışma yaşamı

Programa göre, statüsü ve çalıştığı kurum ne olursa olsun, ülkede çalışan herkesin aynı sosyal güvenlik çatısı altında toplanacak, eşit nimet-eşit külfet ilkesine göre sosyal güvenlik alanında norm birliği sağlayacak Tek Sosyal Güvenlik Sistemi hayata geçirilecek.

Sendikalar, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Referandum Yasaları ile İş Yasası, ILO ve AB mevzuatı dikkate alınarak gözden geçirilecek, daha çağdaş ve daha demokratik bir yapıya kavuşturulacak.

Toplu sözleşmelerin teşmil yoluyla uygulanması için sosyal taraflarla yapılacak istişareler ışığında gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılacak.

Devlet-toplum işbirliği modeliyle yaşlılar ve özürlüler için yeni ve modern bakımevi ve rehabilitasyon merkezleri hayata geçirilecek.

Doğum izinleri düzenlenecek

Hükümet Programı uyarınca, Aile Yasası'nın öngördüğü Aile Dayanışma Merkezleri'nin açılması sağlanacak.

Doğum öncesi ve sonrası izinler, kadınlar ve çocuklar lehine yeniden düzenlenecek, AB normlarına ulaşması için çaba harcanacak.

Türkiye'den boruyla su

Türkiye'den boruyla su getirilmesi projesinin devam edeceği de programda öngörülüyor.

Program uyarınca ayrıca, Kıbrıs Maden Şirketi (CMC) atıkları uluslararası platformlara taşınacak, KKTC'de iklim çalışmaları başlatılacak, meteorolojik uydu iletişim teknolojileri yaygın olarak kullanılacak ve yılda 1 milyon 500 bin fidan üretilerek bin hektar saha ağaçlandırılacak.

KIBRIS 01/10/06

 

KKTC’de yasama yılına muhalefet

KKTC’de Meclis’in yeni yasama yılı, muhalefetin protesto eylemiyle başladı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:29 TSI 02 Ekim 2006 Pazartesi

LEFKOŞA - KKTC Cumhuriyet Meclisi’nin 6’ncı Dönem 3’üncü yasama yılı başladı. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, İslam Konferansı Örgütü nezdinde bulunulan önemli girişimlere de değinerek, “Halkımızın dünyadan izole edilmiş halini ortadan kaldırmak hedefiyle Avrupa’nın yanı sıra İslam ülkeleri nezdindeki temas ve girişimlerimizi artırarak devam ettirmeliyiz” dedi.

Ekenoğlu, Kıbrıs sorununa çözüm çabalarının BM zemininde ilerletilmesi amacıyla Türkiye ile işbirliği ve dayanışma içerisinde gerek BM, gerekse AB ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdindeki çabaların ısrarla devam ettirilmesinin şart olduğunu belirtti.

MUHALEFET EYLEM YAPTI
Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi UBP ile Demokrat Parti DP milletvekilleri genel kurul toplantısına katılmadı. UBP ile DP’den istifa eden milletvekilleriyle kurulan yeni hükümetin meşru olmadığını savunan muhalefet partileri, meclis önünde eylem yaparak erken seçim istedi.

Milletvekillerine partililer de eşlik etti. Hükümet oluşumuna Türkiye’nin müdahale ettiğini ve demokrasinin yara aldığı öne süren muhalefet liderleri, halk iradesinin meclise yansıması için erken seçimin kaçınılmaz olduğunu savundu.

SOYER: ERKEN SEÇİM YOK
Cumhuriyetçi Türk Partisi CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer, muhalefetin eyleminin demokrasinin gereği olduğunu ancak erken seçime gidilmesinin sözkonusu olmadığını belirtti.

Soyer, Genel Kurul’daki konuşmasında, partisinin Özgürlük ve Reform Partisi ÖRP ile kurduğu koalisyon hükümetinin meşru olduğunu ve görevinin başında bulunduğunu söyledi.

Hükümet programıyla ilgili görüşmeler, yarın yapılacak ve görüşmelerin tamamlanmasından 1 gün sonra güvenoylamasına geçilecek. Hükümetin güvenoyu alması için toplantıya katılanların salt çoğunluğunun ‘evet’ oyu kullanması gerekiyor.

Ankara AB’nin Kıbrıs önerisine hazır

Limanlarını Rum gemi ve uçaklarına Kuzey Kıbrıs’ın izolasyonuna son verilmediği takdirde açmayacağını ilan eden Türkiye’nin, Finlandiya’nın önerisini müzakere etmeye hazır olduğu bilgisi Brüksel’e ulaştı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 21:26 TSI 02 Ekim 2006 Pazartesi

BRÜKSEL - Ankara, AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Türkiye ile müzakelerde tren kazasını önlemek için gündeme getirdiği öneriye ilişkin sessizliğini bozdu. NTV’nin edindiği bilgiye göre, Ankara’nın “Öneriyi müzakereye hazırız” şeklindeki mesajı Brüksel’e ulaştı.

Finlandiya’nın önerisi, Türkiye’nin ek protokolü mecliste onaylayıp uygulmasına karşılık Avrupa Birliği’nin Magosa Limanı’ndan Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticarete başlayacağı taahüdünü içeriyor. Öneri, Türk tarafının kontrolünde olan Maraş’ın da BM denetimine verilmesini içeriyor.

AB cephesinden daha önce gelen benzer önerileri görüşmeden reddeden Ankara’nın, bu kez ılımlı bir tavır sergilemesi, Avrupalı diplomatlar tarafından, “Türkiye sonunda müzakerelerin limanlar konusu nedeni ile büyük risk altında olduğu gerçeğini kavradı” şeklinde yorumlanıyor.

Ancak Finlandiya’nın önerisini yaratıcı bulan Ankara’nın, aydınlatılmasını beklediği önemli noktalar var. Türk tarafı, bugün Ankara’ya gelecek olan AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile yapılacak görüşmelerde bu noktaların aydınlatılmasını isteyecek:

*Magosa Limanı’ndan Kuzey Kıbrıs’a doğrudan ticaret AB denetiminde mi BM denetiminde mi olacak? Ankara, denetimin BM’ye bırakılmasından yana.
*AB’nin doğrudan ticaret tüzüğünü sorunsuz uygulacağının garantisi nasıl verilecek? Ankara, Brüksel’in tüzükler konusunda daha önce başarılı bir sınav veremediğini hatırlatacak.
*Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uçuşlar da doğrudan ticaretin parçası olabilecek mi? Ankara’nın arzusu bu yönde.
*Ankara, Maraş konusunun gelecekte olası bir kaspamlı çözümün parçası olabileceğine ve geçici çözüm öngören bu öneri ile ilgisi olmadığına vurgu yapacak.

Öte yandan, Finlandiya Dışişleri Bakanı’nın Abdullah Gül’ü arayarak, gündeme getirdiği önerinin Yunanistan ve Rum kesimine de benzer şeklide bildirilmesine rağmen, Kuzey Kıbrıs’ın atlanmasının Türkiye’yi rahatsız ettiği de gelen bilgiler arasında.


BM limanlar için devrede

Birleşmiş Milletler, Türkiye’nin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasıyla ilgili sorunda Avrupa Birliği’ne yardımcı olacağını duyurdu.

NTV

Güncelleme: 21:35 TSI 02 Ekim 2006 Pazartesi

NEW YORK - Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Mark Malloch Brown, Brüksel’de Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’le biraraya geldi.

Rehn’in Türkiye ziyaretinden hemen önce gerçekleştirilen görüşme sonrası Brown, Birleşmiş Milletler’in Türkiye’nin limanlarını Rumlara açmasıyla ilgili sorunda Avrupa Birliği’ne yardımcı olacağını belirtti. Brown, Rehn’in kendilerinden nasıl bir yardım talebinde bulunduğunaysa değinmedi.

FİNLANDİYA’NIN ÖNERİSİ
Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya, limanların açılmasıyla ilgili krizi çözmek için taraflara bir dizi öneri götürmüştü.

Finlandiya’nın önerisi, Türkiye’nin ek protokolü mecliste onaylayıp uygulamasına karşılık Magosa Limanı’nın Avrupa Birliği kontrolüne verilmesi, Kuzey Kıbrıs’ın da buradan doğrudan ticaret yapabilmesini öngörüyor.

Avrupa'dan Chirac'a sert eleştiriler


2 Ekim, 2006 17:22:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Konseyi, Türkiye'nin AB'ye girebilmek için 'Ermeni soykırımı'nı tanıması gerektiğini söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ı eleştirdi.

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, Strasbourg'da gazetecilerle konuşurken, AB'nin Türkiye'nin üyelik şartlarını belirlemiş olduğunu hatırlatarak, "oyunun ortasında kural değişmez" dedi.
 
AKPM başkanı, Chirac'ın hafta sonunda Erivan ziyareti sırasında ‘Türkiye'nin AB'ye girmeden önce tarihiyle yüzleşmesini istediği’ hatırlatılınca, "(Chirac) ilk kez birdenbire fikir değiştiriyor değil" dedi.
 
''Chirac'ın açıklamalarını sevmedim"
 
Rene van der Linden ''Chirac'ın açıklamalarını sevmedim. Bu açıklamalar siyasi ve neden yapıldığı belli'' dedi.
 
Başkan van der Linden, Türkiye'nin son yıllarda çok hızlı bir şekilde önemli reformlar yaptığını ve verdiği sözleri tuttuğunu belirterek, ''Türkiye bu reformları gerçekleştirdi diye şimdi yeni koşulları önüne getiremeyiz'' dedi.
 
Siyasilerin topluma güven vermek zorunda olduklarını kaydeden Van der Linden, bu konularda yapılan çelişkili açıklamaların güvensizlik oluşturduğunu ifade etti.
 
"Türkiye'de AB'yi destekleyenlerin eli zayıflar" 
 
AKPM Başkanı, bu durumun da Türkiye'de AB sürecini destekleyenlerin elini zayıflattığını savundu.
 
Van der Linden, "ciddi meseleler varsa bunlar tartışılır, ama daha önce belirlenmiş olan şartlara ilave edilmez. Güven kaybı güvensizliğe yol açar, bundan da bütün müzakere süreci zarar görür" ifadesini kullandı.
 
AKPM Başkanı, "Türkiye'deki reform yanlılarının teşvik edilmesi gerektiğini" de
söyledi.
 
Fransa, cumartesi günü Chirac'ın ağzından, Türkiye'nin AB üyeliğiyle, soykırım iddialarının tanınması arasında ilk kez doğrudan bağlantı kurmuştu.
 
Van der Linden, bir Rum gazetecinin Kıbrıs ile ilgili sorusunu yanıtlarken, ''Rumlar Annan Planı'nı kabul etselerdi, bu sorunlar ortada olmazdı'' dedi.
 
Avrupa Komisyonu da tepki göstermişti
 
''Türkiye'nin, AB üyeliği için Ermeni soykırımını tanıması gerekir'' diyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a, AB Komisyonu'ndan yanıt gelmiş, Komisyon'un Belçikalı üyesi Louis Michel, ''Türkiye'ye yeni siyasi kriterler getirilemez'' demişti.
 
AB'nin, 8 kasımda yayımlayacağı İlerleme Raporu'na onay verecek üyelerden biri olan Louis Michel, Türkiye için 'oyun esnasında, oyunun kurallarını değiştirmek isteyenlerin' olduğunu söyledi.
 
Michel, "Türkiye'nin, AB için önemi çok büyüktür. Bunun için enerji hatlarının kesiştiği yere bakmak yeterli" dedi.
 
Michel, Türkiye'nin AB'ye ihtiyacı olduğunu, ancak AB'nin Türkiye'ye 'daha fazla ihtiyacı' bulunduğunu belirterek, Türkiye'nin Irak, Ortadoğu ve İran'da yaşanan krizlerde anahtar ülke konumda olduğunu vurguladı.

Chirac'dan Türkiye'ye 'Ermeni' mesajı
 
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, 30 eylülde iki günlük resmi ziyaret için gittiği Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 'Ermeni soykırımı' anıtını ziyaret etmiş ve 'Türkiye'nin geçmişteki hatalarını kabul etmesi gerektiğini' söylemişti.
 
Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan ile ortak bir basın toplantısı düzenleyen Fransa lideri, bir gazetecinin, "Türkiye AB'ye girmek için soykırımı kabul etmeli mi?" sorusu üzerine, "her ülke, kendi gelişmişlik seviyesiyle paralel olarak, geçmişte yaşanan trajedileriyle ve hatalarıyla yüzleşmelidir" demişti.
 
Jacques Chirac, 2004 yılında yaptığı bir açıklamada da, Türkiye'nin AB'ye girmesi için Ermeni soykırımını kabul etmesi gerektiğini söylemişti.

Fransa'da yasa teklifi 12 ekimde oylanacak
 
Sosyalist Parti tarafından, 'soykırım'ın inkarının suç sayılmasını öngören yasa teklifi, 12 ekimde Meclis Genel Kurulu'nda oylanacak.
 
Yasa teklifi, iddiaları inkar edenlerin bir yıla kadar hapis ve 45 bin euroya kadar para cezasına çarptırılmasına olanak sağlıyor. Teklifin yasalaşabilmesi için senatodan da geçmesi gerekiyor.
 
Meclis'teki oylamada teklifin rahatça kabul edilebileceğini belirten siyasi gözlemciler, hükümetin teklifin senato gündemine gelmesine izin vermeyeceğini kaydediyor.

 

Ermenistan'a tarihi açılım –

 02.10.2006 09:31:00 CNN TURK

Avusturya’nın başkenti Viyana, Türk dış politikası açısından kritik önem taşıyan görüşmelere evsahipliği yapıyor. Diplomatik ilişkileri bulunmayan Türkiye ve Ermenistan, gizli pazarlıkları bu kentte sürdürüyor. Geçen ayki buluşmada, Türkiye, tarihi sayılacak önemli bir açılımda bulundu.

Şimdiye kadar ilişkilerin normalizasyonunu görüşmek için Yukarı Karabağ sorununda ilerleme sağlanmasını şart koşan Türkiye, bu önkoşuldan vazgeçti. Geçen yıl Ermenistan’a tarihi bir açılımda bulunarak, soykırım iddialarının tartışılacağı bir komisyon kurulmasını öneren Ankara, Erivan’dan gelen “ikili ilişkileri ele alacak bir üst komisyon da kuralım” önerisine yeşil ışık yaktı.

 

İlişkilerin normalizasyonu ile Yukarı Karabağ arasındaki bağlantının zayıflaması anlamına gelen bu geri adımın arkasında, Ermenilerin soykırım iddialarının kabulü yönünde kaydettikleri ilerleme yatıyor. 1915 olaylarının yıldönümü olan 2015’e doğru Ermeni lobilerinin çabalarını daha da kuvvetlendireceği beklentisi, Ankara’yı telaşlandırmış durumda. Ancak Türkiye’nin kararı, özellikle zamanlaması  açısından tartışmalara yol açacak gibi görünüyor. Kimi uzmanlar, taviz olarak algılanacak bu adımın Ermenileri daha da kışkırtacağı ve uzlaşma masasında ilerleme sağlanmasını zorlaştıracağı görüşünde.

 

Ankara’yı 2015 telaşı aldı

 

Ermenilerin soykırım iddialarının kabulü yönünde sağlanan ilerlemeler, Türkiye’nin Ermenistan politikasını zorlamaya başladı. Soykırım iddialarının kabulü sürecine set çekmek isteyen Ankara, Erivan ile uzlaşma arayışına girdi. Hükümet'in geçen yıl Erivan’a yaptığı tarihi açılıma bir yenisi eklendi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 15 Nisan 2005’te Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan’a bir mektup yazarak, soykırım iddialarının tartışılacağı, tarihçilerden kurulu bir komisyon oluşturulmasını önermişti. Koçaryan ise, bu komisyona paralel olarak, askıda olan ikili ilişkilerin de ele alınacağı ayrı bir komisyon kurulması önerisini getirmişti. Türkiye çok kritik bir karar alarak, bu öneriye yeşil ışık yaktı. Erivan yönetimine geçtiğimiz günlerde resmen iletilen bu kararda, soykırım iddialarının kabulüne ilişkin süreçte başarısız kalınması rol oynuyor.

 

Soykırım iddialarını kabul eden yasa tasarısının ABD Kongresi’nden geçmesinin son anda önlenebilmiş olması, benzer bir sonucun Fransa’dan alınamayıp, yasanın Fransız Meclisi'nden geçmiş olması, en çarpıcı örneklerin başında geliyor.

 

24 Nisan’ı “Ermeni soykırımını anma günü” ilan eden tasarılar, pek çok ülkenin ulusal ya da yerel yasama organlarında oylanmayı bekliyor. Soykırımın kabulünü Avrupa Birliği üyeliğinin önşartı haline getiren madde, Avrupa Parlamentosu kararından son anda, o da 14 oy farkla çıkarılabildi. Buna karşılık, Ermenistan’a giden Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, soykırımın kabulünün önşart olması gerektiğine ilişkin açıklamalar yaptı. 12 Ekim’de Fransız Meclisi bir kez daha soykırımın inkarını suç sayan tasarıyı görüşeçek. Seçim yılı olduğu için, Ermeni oy avcılığının üstün gelip, tasarının geçmesi yüksek ihtimal.

 

ABD’deki tasarılar da, demoklesin kılıcı gibi, çeşitli komisyonlarda gündeme gelmek için uygun konjonktürü bekliyor. ABD’nin de seçim sürecine girmesi ve bu kez Washington’da Ankara’ya çok daha mesafeli bir yönetimin bulunması, Türkiye’nin bu cephede de büyük bir hezimetle karşılaşması ihtimalini artırıyor. Bu tabloya ek olarak, 1915 olaylarının 100. yıldönümü olan 2015’e doğru Ermeni lobilerin çabalarını daha da çoğaltacağı beklentisi, Ankara’nın endişelerini artırmış durumda.

 

Ermenilerle ilişkilerde Azeri ipoteği kalkıyor mu?

 

Hükümet'in bu endişeler nedeniyle ikili ilişkileri ele alacak bir komisyonun kurulmasına onay vermesi, önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Ankara, Yukarı Karabağ sorunu ile Türk-Ermeni ilişkileri arasındaki bağlantıyı kesmek üzere mi? Zira, Türkiye ve Ermenistan’ın son birkaç yıldır gayriresmi görüşmeler yaptıkları artık bir sır değil. Ancak, Viyana’daki bu gayriresmi görüşmeler, Ermenilerin Azerilerle yaptığı pazarlıklara paralel olarak sürdürüldü ve ilişkilerin normalizasyonu, Yukarı Karabağ sorununda sağlanacak ilerlemeye bağlandı. Ankara, Ermenileri Yukarı Karabağ’da bir uzlaşmaya teşvik etmek için, Türkiye’yle ikili ilişkileri bir “havuç” olarak masaya koydu. Azerilerle Ermeniler uzlaşmaya çok yakınlaştıkları halde, sonuç alamadılar. Son olarak geçen baharda Paris’te gerçekleşen Aliyev-Koçaryan zirvesi başarısızlıkla sonuçlandı. Her iki ülkede yaklaşan seçim dönemi nedeniyle, Yukarı Karabağ’da uzlaşma umudu, bir başka bahara kalmış görünüyor.

 

Kararın zamanlaması tartışmalı

 

Yukarı Karabağ’da uzlaşma umudunun azaldığı bir dönemde, Türkiye’nin Ermenilerle masaya oturması, Erivan tarafından artık Azerilerle uzlaşmanın bir  önşart oluşturmadığı şeklinde algılanmayacak mı? Ankara’ya, bu anlamda geri adım attırdığı inancına kapılacak olan Ermenistan, müzakere masasına çok daha maksimalist bir tutumla oturmayacak mı?

 

Bu soruların yanıtları, kuşkusuz pek çok tartışmaya neden olacak. Öte yandan, Ermenilerle henüz komisyonlar konusunda tam anlamıyla uzlaşma sağlanmış değil. Özellikle soykırım iddialarının tartışılacağı komisyon konusunda iki taraf henüz görüş birliğine varamadı. Ankara, Ermenilerin komisyonda üçüncü tarafların da görev alması önerisini kabul etti. Ancak, Erivan’ın komisyonun misyonunu sulandırmaya yönelik girişimleri nedeniyle görüşmeler uzuyor. Ermenistan, tarihçilerden oluşacak komisyonun bire bir soykırım iddialarını ele almasından değil, bu iddialara yönelik araştırmaları artıracak, tartışma platformlarını teşvik edecek dolaylı girişimlerde bulunmasından yana. Ankara ise, dünyanın pek çok köşesinde bu tür platformların bulunduğunu, bu yönde araştırmalar gerçekleştiğine dikkat çekerek, tarihçiler komisyonunun masaya oturup, bire bir soykırım iddialarını araştırmasını istiyor. Dışişleri Bakanlığı’ndan Müsteşar Yardımcısı Ahmet Üzümcü tarafından Viyana’da sürdürülen pazarlıklar, halen bu noktada kilitlenmiş durumda.

Avrupa Konseyi'nden Chirac'a soykırım tokatı


      Avrupa Konseyi, Türkiye’nin AB’ye girebilmek için sözde Ermeni soykırımını tanıması gerektiğini söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı eleştirdi.
      Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, Strasbourg’da gazetecilerle konuşurken, AB’nin Türkiye’nin üyelik şartlarını belirlemiş olduğunu hatırlatarak, "Oyunun ortasında kural değişmez" dedi.
      AKPM başkanı, Chirac’ın hafta sonunda Erivan ziyareti sırasında "Türkiye’nin AB’ye girmeden önce tarihiyle yüzleşmesini istediği" hatırlatılınca, "(Chirac)
      İlk kez birdenbire fikir değiştiriyor değil" dedi.
      Linden, "Ciddi meseleler varsa bunlar tartışılır, ama daha önce belirlenmiş olan şartlara ilave edilmez. Güven kaybı güvensizliğe yol açar, bundan da bütün müzakere süreci zarar görür" ifadesini kullandı.
      AKPM Başkanı, "Türkiye’deki reform yanlılarının teşvik edilmesi gerektiğini" de söyledi.
      Fransa, cumartesi günü Chirac’ın ağzından, Türkiye’nin AB üyeliğiyle sözde soykırımın tanınması arasında ilk kez doğrudan bağlantı kurmuştu.
     
     BU AÇIKLAMALARIN NEDENİ BELLİ!

      Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene van der Linden, Türkiye’nin AB’ye girebilmek için sözde Ermeni soykırımını tanıması gerektiğini söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı eleştirerek, "Chirac’ın açıklamalarını sevmedim. Bu açıklamalar siyasi ve neden yapıldığı belli" dedi.
      AKPM genel toplantılarının başlanması dolayısıyla basın toplantısı düzenleyen Başkan van der Linden, Türkiye’nin son yıllarda çok hızlı bir şekilde önemli reformlar yaptığını ve verdiği sözleri tuttuğunu belirterek, "Türkiye bu reformları gerçekleştirdi diye şimdi yeni koşulları önüne getiremeyiz" dedi.
      Türkiye’ye verilmiş sözler bulunduğu hatırlatan AKPM Başkanı, AB’nin verdiği sözleri yerine getirmesi gerektiğinin altını çizerek, "Oyunun ortasında kural değişmez" dedi.
      Van der Linden, Türkiye’nin üyelikten önce daha atması gereken adımlar olduğunu, bununla birlikte Ermeni konusunun bir ön şart olarak ortaya atılmasını uygun bulmadığını vurguladı.
      Siyasilerin topluma güven vermek zorunda olduklarını kaydeden Van der Linder, bu konularda yapılan çelişkili açıklamaların güvensizlik oluşturduğunu ifade etti. AKPM Başkanı, bu durumun da Türkiye’de AB sürecini destekleyenlerin elini zayıflattığını savundu.
      Van der Linden, bir Rum gazetecinin Kıbrıs ile ilgili sorusunu yanıtlarken, "Rumlar Annan Planını kabul etselerdi, bu sorunlar ortada olmazdı" dedi.

MILLIYET 02/10/06

 

AB'ye düşen görev Rum tarafını çözüme yönlendirmektir

ÇÖZÜME YÖNLENDİRİLMELİ... Sezer: AB'ye katılım sürecinde ülkemizden tek yanlı ödün almayı hedefleyen Rum yönetiminin uzlaşmaz tutumunu yüreklendirmektedir... AB'nin üzerine düşen, Rum tarafını, yerleşmiş BM parametreleri doğrultusunda, siyasal eşitlik ve iki kesimliliğe dayalı kapsamlı bir çözüme yönlendirmektir

Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin AB üyeliğine kültür ve din farklılığını öne sürerek karşı çıkan kimi çevrelerin, Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına Türkiye limanlarının açılması yönündeki Rum çabalarına arka çıktıklarının gözlendiğini belirterek, "Bu çabalar, AB'ye katılım sürecinde ülkemizden tek yanlı ödün almayı hedefleyen Rum Yönetimi'nin uzlaşmaz tutumunu yüreklendirmektedir" dedi.

Sezer, AB'nin üzerine düşenin, Rum tarafını, yerleşmiş BM parametreleri doğrultusunda, siyasal eşitlik ve iki kesimliliğe dayalı kapsamlı bir çözüme yönlendirmek olduğunu söyledi.

Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'de yeni yasama yılının başlangıcı için TBMM'de düzenlenen törensel toplantıda uzun bir konuşma yaptı. Sezer, konuşmasında bir çok konuya değindi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Sezer, irticanın, ''Türkiye'nin iç güvenliğine yönelik bir tehdit ve Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana etkinliğini artırarak sürdüren bir tehlike'' olduğunu ifade ederek, ''Türkiye'de irticai tehdidi yeterince algılamayanların, özellikle son 20 yılda yaşanan olayları üst üste koyup birlikte değerlendirmesi, Türkiye'deki toplumsal ve bireysel yaşamın nereden nereye geldiğini iyi çözümlemesi gerekmektedir'' dedi.

Türk ulusunun, çevresinde yaşanmakta olan sorunların olumsuz etkilerini birlik ve dayanışma içinde karşılayacak, uluslararası ilişkilerde barışçıl, saydam ve içten tutumunu kararlılıkla sürdüreceğini belirten Sezer, şöyle konuştu:

''Avrupa Birliği'ne üyelik hedefimiz, her zamanki canlılığını ve dış siyasadaki öncelikli yerini korumaktadır. AB, Türkiye ile katılım görüşmelerini başlatma kararı alarak, Birliğin ortak değerlere bağlı her Avrupa ülkesine açık olduğunu göstermiş, stratejik bir bakış açısı ortaya koyabilmiştir. Katılım sürecinin aksamadan ilerlemesi ve yapay sorunlarla engellenmesine izin verilmemesinin, Türkiye ve birlik üyesi ülkelerin ortak yararına olduğu kadar, küresel barışa da katkıda bulunacağına inanıyoruz.

Ancak, ülkemizin AB üyeliğine kültür ve din farklılığını öne sürerek karşı çıkan kimi çevrelerin, Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına ülkemiz limanlarının açılması yönündeki Rum çabalarına arka çıktıkları da gözlenmektedir. Bu çabalar, AB'ye katılım sürecinde ülkemizden tek yanlı ödün almayı hedefleyen Rum Yönetimi'nin uzlaşmaz tutumunu yüreklendirmektedir.

AB'nin üzerine düşen, Rum tarafını, yerleşmiş BM parametreleri doğrultusunda, siyasal eşitlik ve iki kesimliliğe dayalı kapsamlı bir çözüme yönlendirmektir.''

Türk-Yunan ilişkileri

Sezer, AB'ye üyelik hedefi gibi, ABD ile köklü ilişkilerin de dış siyasetin temel eksenini oluşturduğunu, AB ve ABD ile ilişkilerin birbirini tamamladığını ve Avrupa-Atlantik bağını oluşturduğunu söyledi.

Türk-Yunan ilişkilerinin, içtenlik, karşılıklı güven ve dostluk temelinde gelişmesinin, ikili sorunların çözümünü kolaylaştıracağına inancını dile getiren Sezer, bu yöndeki ilerlemelerin Akdeniz bölgesine olumlu yansımaları olacağından kuşku duymadıklarını vurguladı. Sezer, Yunanistan'ın uluslararası antlaşmalardan

kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesini ve Batı Trakya Türk azınlığının sorunlarını çözmesini beklediklerini bildirdi.

''Balkanların istikrarı, ülkemiz için de büyük önem taşımaktadır'' diyen Sezer, Türkiye'nin, Balkan ülkeleri arasında karşılıklı anlayış, işbirliği ve barış içinde birlikte yaşamaya dayalı bir ortamın oluşturulmasına önem verdiğini, bu anlayışla, bölge istikrarını korumaya ve bölgenin yeniden yapılandırmasına katkılarını sürdüreceğini kaydetti.

Bu yüksek amaç için siyasal coğrafyaların genişletilmesine, demokrasi ve çağdaşlık gibi evrensel değerlerin 'ılımlı İslam' gibi eklemelerle yeniden tanımlanmasına gerek bulunmadığını kaydeden Sezer, şöyle konuştu:

''Ne İslam'ın ne de demokrasinin kendini tanımlamakta diğerine gereksinimi vardır. Bu kavramların her biri, bireylerin yaşamının farklı boyutlarını oluşturmaktadır. Tüm dinlerde olduğu gibi, İslam'la demokrasi arasındaki ilişkiyi düzenleyen çağdaşlık ölçütü, laikliktir. Genişletilmiş coğrafyalar için demokratik dönüşüm tasarılarının, evrensel değer ve ölçütlere, göreli ve bölgesel nitelikler vermesi, çağdaşlaşma yolundaki çabalara katkıda bulunmaktan uzaktır."

KIBRIS 02/10/06

 

Rumlar, KKTC limanlarının BM'ye devredilmesine karşı

AB Haber'e konuyla ilgili bilgi veren siyasi gözlemciler, Rumların KKTC limanlarının BM veya AB denetiminde çalıştırılmasına kesinlikle karşı olduklarını ancak Türk tarafının kartları önceden açtığı için gerçek yüzlerinin ortaya çıkmadığını ifade ettiler.

Siyasi gözlemciler KKTC'deki limanların BM'ye devredilmesini Rumlar, KKTC'nin dolaylı yoldan tanınması anlamına geleceği görüşüyle kabul etmediklerini ancak bugüne kadar bunu dile getirmekten kaçındıklarını kaydettiler.

Siyasi gözlemciler, Rumların Kıbrıs Türk tarafın doğrudan reddedeceği formülleri AB üyesi olmalarından dolayı AB Dönem Başkanı ve Komisyon üzerinden gündeme getirdiğine dikkati çektiler ve eğer Kıbrıslı Türkler "BM gözetiminde limanların açılmasını kabul ediyoruz" derlerse Rumlar ortada kalır görüşünü ileri sürdüler.

Rumların aslında Kıbrıs'ta çözüm istemediğini belirten siyasi gözlemciler, Rumların tek amacının AB baskısıyla Türkiye'ye tek taraflı adım attırmak olduğuna işaret ettiler

KIBRIS 02/10/06

Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonu kaldırılmalı

Kıbrıs AB Derneği yetkilileri, geçtiğimiz perşembe günü, Kıbrıs Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopoulos'u ziyaret etti. Ziyarette Kıbrıs AB Derneği yetkililerince, Kıbrıs Türk toplumunun istemleri iletildi ve bu bağlamda, "Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunun kaldırılması ve Kıbrıs adasının tamamı üzerinde ekonomik entegrasyon sağlanması gerektiği" vurgulandı.

Gerçekleştirilen ziyarette, Avrupa Konseyi'nin; "Kıbrıs Türk Toplumu'nun ekonomik gelişiminin sağlanması ve adanın ekonomik entegrasyonunun hedeflenmesi" çağrısı değerlendirildi, bu yönde adımlar atılmasına duyulan ihtiyaç ifade edildi ve ne gibi adımların atılabileceği üzerinde görüş alışverişinde bulunuldu.

Yapılan görüşmede, "AB'nin verdiği sözler" söylemine kaynak oluşturan 26 Nisan 2004 tarihli AB Konsey kararı üzerinde duruldu.

26 Nisan 2004 tarihli konsey kararı; "Konsey; Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonu kaldırmakta ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimini sağlayarak adanın yeniden birleştirilmesi yönünde zemin hazırlamakta kararlıdır. Konsey; bu hedef doğrultusunda adanın ekonomik entegrasyonuna ve iki toplum ve AB ile ilişkilerin geliştirilmesine özel önem vererek kapsamlı öneriler hazırlaması için, komisyonu davet etmektedir" şeklindedir.

Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel ve başkan yardımcıları ve bazı üyeleri; Kıbrıs sorununun geldiği aşamada, hem Kıbrıs Türk toplumu hem de Kıbrıs Rum toplumu üzerindeki etkileri bakımından barındırdığı tehlikelerle ilgili olarak, bir süredir gerçekleştirmekte olduğu ziyaretler çerçevesinde, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs Büyükelçisi başta olmak üzere, AB üyesi olan ve olmayan pek çok devletin Kıbrıs Büyükelçileri ile görüşmeler gerçekleştirildi ve bu görüşmeler sürdürüldü.

Kıbrıs AB Derneği heyeti, bu çerçevede kısa süre önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da ziyaret etti, BM Genel Sekreteri özel temsilcisi Möller ile de yemekli bir toplantıda bir araya geldi.

Dernek Başkanı Ali Erel ayrıca, "AP, Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Temas Grubu" başkanının özel daveti üzerine, Brüksel'de Avrupa Parlamentosu'nda yapılan bir toplantıya katıldı.

KIBRIS 02/10/06

AB: Ermeni 'soykırımı' tarihçilerin işi

BAKÜ (A.A)

Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde sözde Ermeni soykırımını tanıması gerektiğine ilişkin bir durumun söz konusu olmadığını belirterek, "(Sözde) Ermeni soykırımı konusu, tarihçilerin sorumluluğuna bırakılması gereken bir konu, uluslararası siyasete alet edilemez" dedi.

Çeşitli temaslar için Bakü'de bulunan AB Troykası heyetine başkanlık eden Tuomioja, temaslarıyla ilgili olarak düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin AB üyeliği süreci ve Ermeni soykırımı iddiaları konusundaki bir soru üzerine, Türkiye'nin üyeliğinin uzun bir süreç gerektirdiğini ifade ederek, "Görüşmeler ve üyelik arasında 10 yıla kadar zaman geçebilir. Bu süreçte (soykırım iddialarının yerine) asıl önemli olan konulardan biri, Türkiye'nin kendisinden beklenen talepleri yerine getirmesi, kriterleri sağlamasıdır. Bu talepler arasında Türkiye'nin (Güney) 'Kıbrıs' dahil, tüm (AB üyesi) ülkelerle normal ilişkisi bulunması da yer alıyor" diye konuştu.

Güney Kıbrıs konusunun Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde sorun olabileceğine işaret eden Tuomioja, "Eğer Türkiye Ankara Anlaşması'nı tanımasa bizim için büyük güçlükler çıkacaktır" dedi.

HURRIYET 03/10/06

KKTC Başbakanı: Bütün sorunları 2010'a kadar çözmeyi hedefliyoruz

LEFKOŞA (A.A)

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, hükumetinin, eğitimden sağlığa kadar bütün sorunları 2010'a kadar çözmeyi hedeflediğini söyledi.

Cumhuriyet Meclisinde cumartesi günü okunan, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) - Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) koalisyon hükumetinin programı üzerindeki görüşmeler bugün yapıldı. Meclis toplantısına, Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti (DP) milletvekilleri katılmadı.

Soyer, UBP ve DP'nin de toplantıya katılmasını istediğini, ancak eylem yaparak katılmadıklarını belirtti. CTP-DP koalisyonunun neden tıkandığı sorusuna yanıt bulmak gerektiğini kaydeden Soyer, kendisine "Başbakan" olarak hitap etmeyen UBP ve DP genel başkanlarına unvanlarıyla hitap etmeye devam edeceğini söyledi. Soyer, CTP-DP koalisyonunun Kıbrıs sorununa bakış farkı yüzünden çok zor bir hükumet olduğunu belirtti.

DİN İŞLERİNE ATAMA

Başbakan Soyer, "eski hükumet döneminde Din İşleri Dairesi Başkanlığına atayacak birini aradığı dönemde konunun gündeme gelmesi üzerine Ahmet Yönlüer'in isminin Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından gündeme getirildiğini, Yönlüer'in atanma önerisinin ise dönemin Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş tarafından yapıldığını" söyledi.

Din ile siyasetin karışmaması gerektiğine dikkat çeken Soyer, Yönlüer'in görevini aşan açıklamaları olduğunu, ancak konunun gündeme getirilip, işlenişinin hiç de doğru olmadığını kaydetti.

Batık bankalar konusuna da değinen Başbakan Soyer, Ekim ortasında dava açma süresinin dolacak olmasından dolayı, süratle bu davaları açma hazırlığına başladıklarını belirtti. Soyer, davalarda aklanacak şahısların da devleti dava etme haklarının bulunacağını ifade etti.

Hükumetin eğitimden sağlığa kadar bütün sorunları 2010'a kadar çözmeyi hedeflediğini kaydeden Soyer, "Ben yaparım olur" mantığıyla hareket etmeyeceklerini, halkın refahının öncelikleri olduğunu söyledi.

Meclise girmeyen milletvekilleri konusuna da değinen Soyer, "Bizim atma gibi bir düşüncemiz yok. Biz bu davayı 2010'daki seçimlere havale ettik. Kararı halk verecek. İstifa kendi iradeleriyle verecekleri bir karardır" dedi.

KIBRIS SORUNU VE PAPADOPULOS

Başbakan Soyer, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Türk tarafını devre dışı bırakmak için elinden gelen gayreti gösterdiğini söyledi.

Papadopulos'un zamana oynadığına işaret eden Soyer, Türk tarafının tek bir beden halinde buna karşı durarak, çözüm sürecini ilerletmesi gerektiğini belirtti. Özlü görüşmelerin bir an önce başlamasının şart olduğunu ifade eden Soyer, Türkiye ile ortak çıkarlar doğrultusunda işbirliği içinde hareket edileceğini kaydetti.

Soyer, Türkiye'den gelecek kaynakların israf edilmeden, altyapı yatırımlarında kullanılmasına özen göstereceklerini de belirtti.

CTP-ÖRP koalisyon hükumetinin güven oylaması 5 Ekim Perşembe günü yapılacak. Cumhuriyet Meclisi, güven oylaması için Perşembe günü saat 10.00'da toplanacak.

HURRIYET 03/10/06

 

"TSK-AB arasında yanlış anlaşılma var"


      AB'nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli Rehn, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın açıklamaları ile ilgili olarak, ''ortada yanlış anlaşılma var, biz diyaloga açığız'' dedi. Rehn, ''TSK'nın profesyonelliği konusunda kuşku yok'' diye ekledi.
      Ankara'da gazetecilerin sorularını cevaplayan Olli Rehn, "son zamanlarda aslında bir tür yanlış anlaşılma olmuştur, herhangi bir zamanda dialog oluşturmak konusunda istekliyiz" dedi.
      AB Türkiye Temsilcisi Hans Jörg Kretscmer'in TSK ile ilgili açıklamalarının yanlış anlaşıldığını söyleyen Rehn, "bence TSK'nın profesyonelliği konusunda söyleyecek çok fazla birşey yok" diye konuştu.
     
      Müzakerelerin yıldönümünde Türkiye'de
      Olli Rehn, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki müzakerelerin başlamasının birinci yıldönümünde Ankara'da olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
      Rehn, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve diğer yetkililerle, başta AB reform süreci ve Kıbrıs olmak üzere birçok konuda görüş alışverişinde bulunacaklarını belirtti.
      Olli Rehn, bugün ilk olarak Türk-İş'in düzenlediği 'Avrupa Birliği Müzakere Sürecinde Avrupa Sosyal Modeli ve Sendikal Haklar' konulu konferansta konuşma yapacak.
      Rehn, daha sonra Meclis Başkanı Bülent Arınç, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile biraraya gelecek.
     
      İlerleme Raporu öncesi geldi
      Rehn'in ziyareti, Türkiye'ye dair yıllık İlerleme Raporu'nun kasım ayında yayımlanacak olması nedeniyle ‘kritik’ bir öneme sahip.
      Olli Rehn'in, son dönemde gazeteci ve yazarlar hakkındaki davaların kaynağı olan Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin değiştirilmesini veya tümüyle kaldırılmasını isteyeceği belirtiliyor.
      Hükümetin artık bir seçim dönemine girdiğini kabul eden Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum kesimine uygulanan ‘liman yasağı’ nedeniyle Türkiye ile üyelik müzakerelerinde bir ‘kaza’nın yaşanmaması için de çıkış yolu arıyor.
      Bu noktada, özellikle Avrupa Birliği Dönem Başkanı Finlandiya'nın çabaları dikkat çekiyor.
      Finlandiya, Türkiye'nin ‘liman yasağı’nı kaldırmasının karşılığında, Kıbrıs'taki Gazimağusa limanının Avrupa Birliği, kapalı Maraş bölgesinin de Birleşmiş Milletler denetiminde açılmasını öneriyor.
      Kendisi de Finlandiyalı olan Rehn'in, bu öneriyi Ankara'da gündeme getirmesi bekleniyor. Rehn'in, görüşmelerinde, askerin siyasetteki etkisinin azaltılması için atılabilecek adımları da tartışmaya açacağı ifade ediliyor.

MILLIYET 03/10/06

 

·        * * * * * * *

HAYIR SAYIN BAŞKAN, SOYKIRIMI KABUL ETMEYECEĞİZ


Başkan Chirac'ın geçen haftaki Ermenistan gezisi beklendiği gibi geçti. Her ne kadar bizim medyada "Chirac, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine soykırımı kabul etme koşulu getirdi" diye yazıldıysa da, durum daha farklı. Konuşmalarının ve basın toplantısının tam metnini okuduğunuzda durum daha iyi anlaşılıyor.

Chirac, soykırımın kabulünü bir koşul olarak koymuyor. Türkiye'nin soykırım trajedisini içine sindirdiği taktirde daha rahat edeceğini ve AB'de işinin kolaylaşacağını söylüyor. Konuşmasının devamında da, 12 Ekim'de Fransız Parlamentosu'nda oylanacağı söylenen, Ermeni soykırımını reddetmenin cezalandırılmasıyla ilgili tasarıya olumsuz bir yaklaşım sergiliyor. Fransız Parlamentosu'nun zaten soykırımı kabul ettiğini, ayrıca bir de ceza getirilmesinin gereksiz bir polemik yaratacağına dikkat çekiyor.

Aslında Chirac güç durumda.

Bir yandan seçimler yaklaşıyor öte yandan da Ermenistan'a ilk resmi gezi yapan Başkan olarak konuştuğundan dolayı, bazı sözleri sarfetmeden edemiyor.

Fransız Devlet Başkanı ne derse desin, bütün Avrupalı dostlarımızın veya aleyhimizdekilerin bilmeleri gereken bir nokta var. O da, Türkiye'nin soykırım iddialarını kabul etmesinin söz konusu olmayacağıdır.

Türkiye'ye belki çok şey kabul ettirilebilir, ancak soykırım gibi aşağılık bir suç, ne AB tam üyeliği, ne de bir başka nedenle kabullendirilebilir.

Doğrudur, 90 yıl önce trajediler yaşanmıştır. Karşılıklı ölümler olmuş, bizim Ermeniler'e verdiğimiz zarar belki daha fazla olmuştur. Ancak, bunu soykırıma dönüştürmeyi kabul edemeyiz.

1915'te hiçbir şey olmamış gibi davranamayacağımızın da bilincindeyiz, ancak iş soykırımın kabullenilmesine gelinince, HAYIR.

* * *

BÜTÜN DÜNYAYI, BİR AVUÇ ERMENİ Mİ ALDATIYOR?

·       
Uzun süredir kafamı yoruyordum: Nasıl oluyor da, bir avuç Ermeni bütün dünyayı soykırım iddialarına inandırabiliyor ?

Doğru değil mi?

Sayıları birkaç milyonu geçmiyor. Her tarafları etkin olsa bile yine de yetişemezler. Çok iyi yalan söylüyor olsalar dahi, karşılarındaki insanların hepsi de ahmak değil ya. Önce ulusal ve uluslararası parlamentolardan soykırıma uğradıklarına dair kararlar çıkarttılar. O kadar insanı ikna ettiler. Şimdi de giderek, "Ermeni soykırımı olmamıştır" diyenlerin cezalandırılmasıyla ilgili yasalar hazırlanıyor.

Peki, nasıl oluyor da dünyanın büyük bir bölümüne iddialarını kabul ettirebiliyorlar?

Acaba, Ermeni iddialarını kabul edenler bunu, Ermeniler Hıristiyan olduklarından ve sırf din nedeniyle, Müslüman Türkler'e düşmanlık olsun diye mi yapıyorlar?

Pek mantıklı gelmiyor.

Bizlerden nefret ettikleri veya bizi büyük bir tehdit olarak gördüklerinden dolayı mı, Ermeni iddialarından yararlanıp bizi ezmek için böyle davranıyorlar ?

Çok fazla komplo teorisi kokan bir iddiaya benzemedi mi?

Peki neden?

Meğer bütün bu soruların yanıtı çok basitmiş.

Sayıları az dahi olsa, adamlar 90 yıldır çalışmışlar.

Anlatmışlar…

Yine anlatmışlar…

Tekrar anlatmışlar…

Filmler çevirmişler, kitaplar yayınlamışlar…

Bu arada bizler "onurlu şekilde" köşemizden kalkmamışız. Dahası, kendi aramızda dahi konuşmamışız. Suçunu saklar gibi, herşeyi halı altına süpürmüşüz. Ne doğrularımızı, ne de hatalarımızı tartışmışız.

Bugün baktığımızda şaşırıyoruz. Bakıyoruz ki, artık iş işten geçmiş. Dünyanın büyük bölümü artık Ermeniler ne derlerse haklı buluyor. Zira, Ermeniler'in soykırıma uğradıklarına inanmışlar. Osmanlılar'ın torunu olarak da bizim manevi bir bedel ödememizi benimsemişler.

Şimdi kendi kendime soruyorum.

Acaba eskiye dönüp, Ermeniler'in yalancı olduklarını, bütün dünyanın inancının aksine Ermeniler'e hiçbir şey olmadığını, asıl Türkler'in soykırıma uğradığını anlatmaya çalışıp, kimseyi inandıramamak yerine, bugünün gerçeklerinden hareket edip (kamuoyu çok duyarlı, yanlış anlaşılmasın, üstü kapalı şekilde soykırımın kabul edilmesini söylemeye çalışmıyorum. Üstelik soykırıma inanmadığımı defalarca yazdım) yeni bir sayfa açıp, yeni bir stratejiyle ortaya çıkmak daha akıllıca olmaz mı?

Unutmayalım ki, bu iddialar bir defa bize yapıştı. Bunlardan kurtulmaya imkan yok. İyisi mi, soykırım lekesini sildirecek farklı bir tutumla ortaya çıkalım.

Tembellikten kurtulalım, başkalarını suçlamak veya Ermeniler'in peşinden sürüklenmek yerine, kendimiz akılcı ve gerçekçi bir politika üretelim. Hislerimizle değil, mantıkla hareket edelim. Aksi halde, günün birinde kendimizi kurtulamayacak bir çıkmaza sıkıştırabiliriz.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 03/10/06

 

AB ve soykırım

Nuray Mert

03/10/2006 RADIKAL

Ben, başından beri, Türkiye'nin AB tam üyeliğine olumlu bakmıyorum, gerekçelerinden defalarca bahsettim. Bunlardan birini bugünlerde hatırlatmak gereği duyuyorum.
Başından beri siyasal gerçeklikten uzak ve 'uygarlık projesi' olarak sunulan üyelik süreci gelişmelerinin Türkiye'de demokratikleşme bir yana demokratikleşmeden uzak bir yerlere savrulma riskini taşıdığını düşünüyordum. Türkiye'nin daha demokratik bir yapıya kavuşmasının öteden beri, AB üyeliği sürecinden bağımsız gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. 'İç dinamikle olmuyor' tezi, hakiki bir demokratikleşme iddiası olamaz diyorum. Nitekim olamıyor, AB üyelik sürecinde karşılaşılan her pürüz, sadece AB üyelik sürecine değil, demokratikleşme fikrine ve hatta toptan Batı'ya karşı kuşkuya ve tepkiye dönüşüyor. Bu, hiç de hayırlı bir gelişme değil.
Son olarak, AB üyelik sürecinin bir altbaşlığı olarak gündeme gelen 'Ermeni soykırımını kabul' talebi tepkiyle karşılanıyor. Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın Ermenistan ziyareti esnasında bu yöndeki açıklamaları, medyada, 'Chirac tutturdu' gibi ciddiyetden uzak bir biçimde gündeme geldi. Ben, bu ülkede yaşayanların tarihleri ile yüzleşmelerinden yana birisiyim. Dahası, Ermeni olaylarının 'soykırım'
olarak tanımlanmaması gerektiğini, ancak tarihi utanç sayfaları olduğunu düşünüyorum. Bunu da defalarca yazdım. Halklar arası barış adına, Ermenistan'a giden ilk sivil grubun içindeydim. O ziyaret esnasında, Chirac'ın ziyaret ettiği Soykırım Anıtı'nı da, Soykırım Müzesi'ni de ziyaret ettik, Taşnak Partisi ile dahi görüştük. Dahası, dolaştığım Ortadoğu şehirlerinde, Şam, Halep, Beyrut ve Amman'da Ermeni mahallelerini geziyor, oradaki Ermenilerle uzun uzun sohbet ediyorum, bu coğrafyada yaşayan tüm Ermenilerle ilişki ve diyaloğun geliştirilmesinden yanayım.
Bu konuda her iki toplumun da rehabilitasyonu için elden gelenin yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Diğer taraftan, AB üyelik süreci adına Ermeni soykırımının kabul edilmesi talebinin, böyle bir sürece katkı değil sadece ve sadece zarar verdiğini ve vermeye devam edeceğini düşünüyorum. Açık konuşalım, Fransa veya diğer AB ülkelerinin veya makamlarının bu yöndeki taleplerinin halkların barışması gibi bir derdi ve amacı yok. Bunlar samimiyetten son derece uzak, siyasal baskılar.
Tam da bu nedenle barışma süreci gerçekleşecekse bunun önünü açmak bir yana, tam tersine tepkilerin büyümesine, güçlenmesine hizmet ediyorlar.
Bakın, her yerde olduğu gibi, bu coğrafyada, Ortadoğu'da da, başından beri, Batı emperyalizminin her türlü müdahalesi, halkların arasının açılması ve nihayetinde birbirini boğazlamasına neden oldu. Emperyal çıkar ve iktidar mücadeleleri barıştırmaz, dövüştürür. Bu politikalar öteden beri, 'azınlıkları koruma' adı altında müdahale alanlarını genişletmekten başka bir şey yapmadılar. Sonuçta, yüzyıllarca birlikte yaşayan halklar birbirine düşman oldu. Benzer politikalar, bu hafızayı tazeliyor. Toplumlar barışacaksa bunu, ancak sömürgeci politikaları hatırlatan metotların söz konusu olmadığı bir ortamda yapabilirler.
Oysa, AB süreci giderek daha çok emperyalizmin klasik politikalarını çağrıştırır bir raya giriyor. Emperyalizm söz konusu olduğunda bu terimi ABD için kullanıp, AB'yi sakınanlar, Lübnan olayında, AB'nin İsrail'i kınamaktan bile uzak durması konusunda tek laf edemediler. Emperyalizm sadece Türkiye için değil, tüm dünya halkları için tehdit haline gelmiş durumda. Bu koşullar altında, AB konusunu bu çerçevenin dışında tutmak, hele Türkiye adına bu süreçten barış, demokratikleşme gibi hayırhah konularda medet ummanın gerekçesi ne olabilir bilemiyorum. Benim en büyük kaygılarımdan biri, AB sürecine toz kondurmamak adına hiç dile getirilmeyen gerçeklerin, dolaylı yoldan öfkeli tepkilere savrulmanın önünü açması.

ABD'yle iman tazelendi

Erdoğan-Bush görüşmesi iki saate yakın sürdü. Ortak basın açıklamasında her iki lider de teröre karşı ortaklık ve işbirliğini vurguladı. Erdoğan: Bush 'PKK'ya karşı kararlılığımızı çok yakında göreceksiniz' dedi

03/10/2006 RADIKAL

WASHINGTON - Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı George W. Bush'la aylardır beklenen Beyaz Saray'daki görüşmesini dün gerçekleştirdi. Oval Ofis'te 1 saat planlanan ama 45 dakika uzayan görüşmenin ağırlıklı konusu terördü. Ancak Bush, görüşme sonrası ortak basın toplantısında beklentilerin aksine Kuzey Irak'taki PKK varlığına değinmedi. Ortadoğu, terörle savaş, İran, Irak, AB süreci, Darfur krizini ele aldıklarını belirten ABD Başkanı, "Çok kapsamlı ve önemli bir diyalogda bulunduk. Türkiye ve ABD'nin dünyada barışın sağlanması için birlikte nasıl çalışılabileceğini konuştuk. Terörizm, radikalizm ve aşırılığa karşı ortak mücadele etme arzumuzdan konuştuk" dedi. Ortadoğu'da istikrar çabalarını ele aldıklarını belirten Bush, "Irak ve İran konusunda önemli bir görüşme yaptık" ifadelerini kullandı.

'Arkadaş ve barış adamı'
Bölgeyi gezmiş birisi olarak Erdoğan'ın Darfur'daki gözlemlerini sorduğunu anlatan Bush, "Darfur'daki acılara karşı yardım etme yönündeki derin arzumuzu paylaştık. Başbakan, benimle kişisel deneyimini paylaştı. Çünkü kendisi Darfur'a giderek, bu korkunç duruma şahit oldu" dedi.
"Türkiye'nin AB'ye girmesi ABD'nin de çıkarına" diyen Bush, bir 'arkadaş ve barış adamı' olarak nitelediği Erdoğan'ı ekonomik reformlardan ötürü tebrik etti.

Stratejik ortaklık vurgusu
Erdoğan ise 'stratejik ortaklık' vurgusu yaparak çok yararlı ve içerikli bir görüşme yaptıklarını söyledi. "Önemli bir stratejik ortaklık içinde olduğumuz ABD'yi ziyaret etmek, benim için bir onur ve zevk. Başta terörizm olmak üzere birçok konuyu görüşme fırsatımız oldu" diyen Başbakan, "Terör konusunda müşterek attığımız adımlar bugün çok daha önem kazandı. Küresel teröre karşı ortak mücadele formu oluşturmada, aynı düşünceyi paylaşıyoruz" diye konuştu. Erdoğan, Ortadoğu'da Türkiye'nin yapılabileceklerini konuştuklarını kaydetti.
Erdoğan, daha sonra Willard Oteli'nde düzenlediği basın toplantısında da, ele alınan konularda yaklaşımlarının büyük ölçüde örtüştüğünü belirtti. Barışa katkıda Türkiye'nin etkin rolüne değinen Erdoğan, "ABD bunun farkında. Stratejik ortaklığımız, bu zor dönemde insanlığın ortak yararına hizmet edecektir. İşbirliğini artırarak sürdürmeyi kararlaştırdık" dedi. Erdoğan, 5 Temmuz'da açıklanan Ortak Vizyon Belgesi'ne atfen "Bunun pekiştirilmesi konusunda karşılıklı irade ve kararlılığımızı teyit ettik" dedi. Erdoğan, "Bölgesel ve küresel gerilimlerin yükselmesinde Filistin temel bir faktördür. Kalıcı ve adil çözüm bulunmalıdır" dedi. Erdoğan, Bush'un Irak'la özellikle de Kerkük'le ilgili endişeleri paylaştığını belirterek "Türkiye olarak atabileceklerimiz adımları aktardık" diye konuştu.

'Başkanı kararlı gördüm'
Başbakan, 'PKK'nın bitirilmesi konusunda nasıl bir planlama ve takvim koydunuz' sorusuna ABD, Türkiye ve Irak'ın bu konudaki çalışmaları yürütmek için temsilciler atadığını hatırlatarak, "Terörle mücadelede bir takvim açıklanmaz. Mücadele bir operasyon meselesidir. Operasyonun takvimi sadece yapanlara bilinir" demekle yetindi. Başbakan, 'Bush'u PKK meselesinin hayati önemini kavramış gördünüz mü, size teminat verdi mi' sorusunu da şöyle yanıtladı: "Başkan'ın kararlılığını gördüm. Bizim arzumuz atılmış adımların neticesini görmektir. 'Terör örgütünün Türkiye'ye taşıdığı bombaların Amerika'ya ait olduğunu halkımızın görmesi, anti-Amerikancı yapıyı oluşturmaktadır. Bu bir fırsattır' dedik. Bu nedenle bu olayın üstüne gidilmesi, kökünün kazınması anti-Amerikancı gelişmeyi de ortadan kaldıracaktır. 'Bu konudaki kararlılığımızı yakında göreceksiniz. (Irak) Devlet Başkanı ve Başbakanı ile de görüşerek çaba göstermelerini istedim' dedi."
Bush'un neden 'stratejik ortak' demediği hatırlatılınca Erdoğan, "Bu konuda Başkan'ın şüphesi yok. Her bir araya gelişimizde bunu söylüyor. Görüşmede özellikle şu ifadeyi kullandı: Stratejik ortaklar böyle konuşur" dedi. 'İran'a karşı yaptırım talebi var mı' yönündeki soruya "Hayır" yanıtını vererek, Bush'un "Bu konuyu diplomasiyle çözmek istiyorum. Silah peşinde koşmadığını ortaya koysunlar" dediğini aktardı.
Erdoğan, Kıbrıs'la ilgili olarak da 2004'te Türk tarafının birleşmeye 'Evet' dediği referanduma atfen "Kıbrıs'ta liderliğinizi gösterdiniz' dedi, biz de 'Şimdi biz de sizden liderliğinizi göstermenizi bekliyoruz' dedik" diye konuştu. Erdoğan, Bush'un PKK'yı anmaması konusunda da, örgütün ismini propaganda olmaması için ağza almadıklarını savundu. Daha önce Darfur konusunda Batılılardan farklı düşündüğünü söyleyen Erdoğan, "Başkan, Darfur'a gönderdikleri yardımlardan netice alamamaktan yakındı. Bu konuda beraber çalışabiliriz dedi" dedi.

En uzun görüşme
Görüşmeye, ABD tarafından Dışişleri Bakan Yardımcısı Nickolas Burn, Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Hadley, Türkiye'den Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Dışişleri Başdanışmanı Ali Yakıtal, Başbakanlık Başmüşaviri Ahmet Davutoğlu katıldı. Erdoğan'ın 2002'de AKP lideri olarak Beyaz Saray'daki ilk görüşmesi yarım saat, 2004'teki görüşmesi 45 dakika, 2005'teki görüşmesi ise 50 dakika sürmüştü. (Dış Haberler)

Ortak talep; erken seçim

ERKEN SEÇİM TALEBİ YİNELENDİ... UBP ile DP'nin dün "Müdahalesiz ve Lekesiz Demokrasi" sloganıyla meclis önünde yaptığı eylemde, erken seçim talebi yinelendi. Yeni hükümeti yok saydıklarını tekrarlayan muhalefet partileri, erken seçime gidilmemesi halinde her iki partinin tüm milletvekilleriyle sine-i millete gideceği kaydedildi. Eyleme yaklaşık 400 kişi katıldı

Türkiye'deki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin müdahalesiyle kurulduğu iddiasıyla yeni koalisyon hükümetini protesto eden Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti (DP) dün Meclis önünde ortak eylem yaptı.

"Müdahalesiz ve Lekesiz Demokrasi" sloganıyla yapılan eylemde, erken seçim talebi yinelendi. Yeni hükümeti yok saydıklarını belirten muhalefet partileri, erken seçime gidilmemesi halinde her iki partinin tüm milletvekilleriyle sine-i millete gideceği kaydedildi.

UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ile DP Genel Başkanı Serdar Denktaş başkanlığında 10'uncu Yıl Parkı'nda toplanan yaklaşık 400 eylemci, davul-zurnayla çalınan "Ölürüm Türkiye" ezgisi eşliğinde saat 10.30'da Cumhuriyet Meclisi önüne geldi.

Eylemciler, yürüyüş boycunca "Satılmış Meclis İstemiyoruz", "Hükümet İstifa", "Erdoğan Şanlıdağ, Güzelyurt İlçe Halkı Oylarını Geri İstiyor", "Anavatan Canımız Feda Olsun Canımız", "Satılmış Hükümet İstemiyoruz", "Yeşil Statükoya, Müftü Hükümetine Hayır. Erken Seçime Evet" yazan pankart ve dövizler taşıdı.

Eylem, UBP ve DP genel başkanları Hüseyin Özgürgün ile Serdar Denktaş'ın konuşmalarından sonra Atatürk Anıtı'nda yapılan saygı duruşuyla tamamlandı.

Her iki genel başkanın Meclis önündeki eylemde yaptığı konuşmalar, sık sık "Bay Ferdi Dışarı", "Satılmış Hükümet İstemiyoruz", "Ferdi Pabucu Yarım, Çık Dışarıya Oynayalım" sloganlarıyla kesildi.

"Kıbrıs Türk halkının iradesi yok sayılıyor"

UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün konuşmasında, başlatılan mücadelenin demokrasi mücadelesi olduğunu belirterek, dıştan yapılan müdahaleyle Kıbrıs Türk halkanın iradesinin yok sayıldığını söyledi.

Özgürgün, "Müftü" kullanılarak oluşturulan hükümetle siyasete dinin alet edildiğini ve şeriat devleti kurulmak istendiğini iddia ederek, "Bizler Kıbrıs Türk halkı için, demokrasi için siyaset yapıyoruz" dedi.

Hükümeti tanımadığı için Başbakan Ferdi Sabit Soyer'e hükümetin kurulmasından sonra "Ferdi Bey" diye hitap edeceğini daha önce açıklayan Özgürgün, "Ferdi Bey bizi Meclis'ten atmak istiyor. Biz dışarıdayız. Halkın iradesiyle geliriz" diye konuştu.

"Anavatana yürekten bağlı bizler, bugünlere sizinle birlikte geldik" diyen Özgürgün, kimsenin yüzde 60 sağ tabanı yok sayamayacağını söyledi. Özgürgün, sert ifadelerle "Size göstereceğiz. Erkekseniz, erken seçime gelin" ifadelerini kullanarak, Başbakan Soyer'in halkın iradesinden korktuğunu ileri sürdü.

Özgürgün, halk iradesinin Meclis'e yansıyacağı erken seçimle sonuçlanacak demokrasi mücadelesinin yeni başladığını vurgulayarak, bu yolda yorulmak, gerilemek olmadığını, olamayacağını kaydetti.

"Sivil darbeye karşı sivil ayaklanma"

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da Meclis önündeki eylemde yaptığı konuşmada, bugün başlatılan demokratik eylemlerin her gün artarak erken seçime gidilene kadar devam edeceğini söyledi, gerekirse bütün milletvekilleriyle sine-i millete gidileceğini belirterek ilk kez Meclis'ten istifa edebileceklerini ima etti.

Denktaş, "Türkiye'deki hükümet partisi AKP'nin Anavatan, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın ise Türkiye demek olmadığını" ifade ederek, yapılanın sivil darbe olduğunu, kendilerinin de sivil darbeye karşı sivil ayaklanmayı bugün başlattıklarını söyledi. Sivil ayaklanmanın mutlaka başarıya ulaşacağını kaydeden Serdar Denktaş, "dik yürümek isteyen herkesi" eylemlere destek vermeye davet etti.

"Yeşil faşizm"

Dünyadan tecrit edilen Kıbrıs Türk halkının, ordusuyla, insanıyla ve tüm kurumlarıyla yanında olan Anavatan Türkiye'ye her zaman teşekkür borçlu olduğunu belirten Denktaş, "15 yıl önce yine aynı yerde yapılan eylemlerde bugünün başbakanının elindeki megafonla (kimdir be bunlar) diyerek dış müdahaleyi eleştirdiğini, bugün ise (kimdir be bunlar) dediklerinin kucağında oturduğunu" iddia etti.

Denktaş, geçmişte " birlik, dayanışma" diyenlerin bugün birlik ve dayanışmadan uzaklaşarak "Müftü'nün kucağına oturduğunu" da savundu ve "Yapılmak istenen Yeşil Faşizmdir" ifadelerini kullandı.

"Ağzımız olduğu sürece konuşacağız"

Serdar Denktaş, "Ağzı olan konuşuyor" şeklindeki açıklamasına atıf yaparak isim vermeden Türkiye Başbakanı Erdoğan'ı eleştirirken de, "Evet, ağzımız oldukça konuşacağız, beynimiz oldukça düşüneceğiz ve kalbimiz oldukça mücadele edeceğiz" dedi.

"Dış müdahaleyle kendini kanıtlamayan bir partiyle kurulan hükümetin ülkeyi ancak batağa ve karanlığa götüreceğini" de iddia eden Denktaş, Kıbrıs Türk halkının bu karanlık gömleği giymeyeceğini söyledi.

"AKP KKTC'de dikensiz gül bahçesi yaratmak istiyor"

Denktaş, AKP'nin limanlar konusunda ödün vermek amacıyla birtakım görüşmeler sürdürdüğünü, bu nedenle KKTC'de "dikensiz gül bahçesi" yaratmak istediğini ve bunu yaptığını ileri sürerek, yaratılan gül bahçesinin dışında herkesi "Babutsa bahçesi" beklediğini kaydetti.

Başbakan Ferdi S. Soyer'in yıllardır verilen demokrasi dersinden hiçbir şey öğrenmediğini de savunan Denktaş, başlattıkları demokrasi eylemiyle "Yeşil statüko" ve "Yeşil faşizme" geçit vermeyeceklerini söyledi.

KIBRIS 03/10/06

 

Ekenoğlu: Meclisi içte ve dışta çok önemli görevler bekliyor

GİRİŞİMLERİMİZİ ARTIRMALIYIZ... Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu: Meclisi içte olduğu gibi dışta da çok önemli görevler bekliyor. Halkımızın dünyadan izole edilmiş halini ortadan kaldırmak hedefiyle, Avrupa'nın yanı sıra İslam ülkeleri nezdinde ki temas ve girişimlerimizi artırarak devam ettirmeliyiz

Cumhuriyet Meclisi'nin yeni yasama yılı başladı. Meclis'in 6'ıncı Dönem 3'üncü Yasama Yılı'na, dün genel kurul toplantısıyla girildi.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında saat 10.00'da başlayan toplantıyı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Yüksek Mahkeme Başkanı Metin Hakkı, Başsavcı Akın Sait, Sayıştay Başkanı Soner Vehbi, eski parlamenterler ile çok sayıda davetli izledi.

UBP ve DP milletvekillerinin yeni hükümeti protesto amacıyla katılmadığı genel kurul toplantısında, Meclis Başkanı Ekenoğlu, geçmiş yasama yılına ait faaliyet raporunu milletvekilleri ile konukların bilgisine getirdi.

Genel Kurul'da Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Özgürlük ve Reform Partisi Kurucu Başkanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı ile Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı da birer konuşma yaptı.

Meclis'in, yeni yasama döneminin başlaması dolayısıyla geleneksel olarak düzenlediği resepsiyon ise bu yıl yapılmadı.

Artan yoğunlukta devam...

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, geçtiğimiz dönem yoğun çalışan Meclis'in yeni dönemde de artan yoğunlukta çalışacağını söyledi.

Yeni koalisyon hükümetinin güvenoyu almasıyla birlikte yasama faaliyetlerine aktif bir şekilde yeniden devam etme koşullarının oluşacağını kaydeden Ekenoğlu, Cumhuriyet Meclisi'ni içte olduğu gibi dışta da çok önemli görevler beklediğini kaydetti.

Ekenoğlu, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, İslam Konferansı Örgütü nezdinde bulunulan önemli girişimlere de değinerek, "Halkımızın dünyadan izole edilmiş halini ortadan kaldırmak hedefiyle, Avrupa'nın yanı sıra İslam ülkeleri nezdinde ki temas ve girişimlerimizi artırarak devam ettirmeliyiz" dedi.

Rum Lider Papadopulos'un tehdit ve şantaj yoluyla Kıbrıs Türkü'nü azınlık haklarına mahkum etmeye çalıştığını da kaydeden Ekenoğlu, "BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayla hem Kıbrıs Türkü'nü, hem de Türkiye Cumhuriyeti devletini tahrik etmeye çalıştı" dedi.

Aydınlatıcı faaliyetler yapılmalı...

Ekenoğlu, Cumhuriyet Meclisi'nin tüm üyeleri ve siyasal partileriyle birlikte, Cumhurbaşkanlığı makamıyla da koordineli olarak dünya devletlerini ve etkili uluslararası kuruluşları aydınlatma konusunda ciddi bir faaliyet sürdürmesi gerektiğini belirtti.

Ekenoğlu, şöyle devam etti:

"Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanıma ve limanlarını Rum gemilerine açma kararının, Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyon devam ettiği sürece herhangi bir hükmünün olamayacağını Türkiye ile birlikte ileri taşımalıyız. Avrupa Birliği'nin ve kurumlarının, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ırkçılık boyutuna varan siyasal tavırlarının esiri olmayacağını umut etmekle birlikte, böylesi bir olasılığa şans tanımamak için de üzerimize düşeni hep birlikte yapmalıyız."

Ekenoğlu, Kıbrıs sorununa çözüm çabalarının BM zemininde ilerletilmesi amacıyla Türkiye ile işbirliği ve dayanışma içerisinde gerek BM, gerekse AB ve diğer uluslararası kuruluşlar nezdinde ki çabaların ısrarla devam ettirilmesinin şart olduğunu belirtti. Ekenoğlu konuşmasında faaliyet raporundan alıntılar da yaptı.

Parti liderleri konuştu

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer, partisinin Özgür Parti'yle kurduğu koalisyon hükümetinin meşru olduğunu ve görevinin başında bulunduğunu söyledi.

Yeni yasama yılının başlaması dolayısıyla Meclis Genel Kurulu'na hitap eden Özgürlük ve Reform Partisi Kurucu Başkanı Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da, yeni hükümeti "Şans" olarak niteledi.

UBP ve DP'nin protesto ederek katılmadığı birleşimde konuşan tek muhalefet lideri Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı ise, Kıbrıs konusunda ve iç gelişmelerle ilgili eleştirilerde bulundu.

Soyer: Kıbrıs konusunda kritik dönem...

CTP Genel Başkanı Başbakan Ferdi S. Soyer, yeni yasama yılının başlaması dolayısıyla Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nın ardından Genel Kurul'a hitaben bir konuşma yaptı

Kıbrıs konusunda Kıbrıs Türkü'nü etkin ve girişimci bir noktaya getirmek için elden gelen gayretin gösterileceğini belirten Soyer, çok önemli günlerin bu süreçte çözüm için elde edilen yeni dinamiklerin kullanılacağını kaydetti. Soyer, "Bu dönemde oldukça kararlı olmak zorundayız. Temel özelliklerimizden sapmadan, kendi konumumuzu ön planda tutarak mücadeleye devam edeceğiz" dedi.

Kopenhag ve Lahey sürecinin nasıl kaybedildiğinin iyice değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Soyer, akıl yoluyla siyaset geliştirilmesinin şart olduğunu belirtti.

Soyer, Rum Yönetimi'nin Kıbrıs'ın bir garantörü olarak Türkiye'nin AB üyeliğini tehdit eder durumda olmasının vahim olduğunu kaydederek, bunun ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.

Başbakan Soyer, sosyo-ekonomik kalkınma konusunda da önemli adımlar atılması gerektiğini kaydetti.

Geçmişten gelen sorunların çözümünün yanı sıra yeni adımlar atılmasının da şart olduğunu söyleyen Soyer, özellikle yatırım ikliminin iyileştirilmesinin hükümetin öncelikleri arasında olduğunu belirtti.

Muhalefetin eylemi

Muhalefetin boykotuna da değinerek, bunun demokrasinin bir gereği olduğuna işaret eden Soyer, siyasetin bir bayrak yarışı olduğunu unutmamak gerektiğini kaydetti.

Soyer, muhalefetin "önce erken seçim" söyleminin doğru olmadığını da belirterek, Kıbrıs sorununun önceliğini hiçbir şeyin değiştirmesinin mümkün olmadığını kaydetti.

Hükümetin meşru olduğuna vurgu yapan Soyer, "Hükümet görevdedir. Meclisten aldığı güçle görevini sürdürmeye devam edecek" dedi.

Yeni hükümet şans...

CTP Genel Başkanı Başbakan Soyer'in ardından söz alan Özgürlük ve Reform Partisi Kurucu Başkanı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da, yeni hükümetin bir şans olduğunu söyledi ve bu dönemde özellikle reformcu anlayışın hayata geçeceğini belirtti.

Partisinin kuruluş sürecine de değinen Avcı, partiye yönelik eleştirilerin yıllardır egemen olan eski siyaset anlayışından kaynaklandığını söyledi.

Çağdaş, özgürlükçü, reformcu bir parti için yola çıktıklarını kaydeden Avcı, siyasetin bir ağlama duvarı olmadığını, tepkilere son vermek gerektiğini kaydetti.

Avcı, CTP-BG ile reform hükümeti kurduklarını ve tek bir parti gibi hareket ederek icraat yapacaklarını söyledi.

Ya taksim, ya teslim

Açılışta son konuşmayı yapan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ise, ülkedeki bazı gelişmelere ve bundan duyduğu rahatsızlıklara değindi.

Özellikle çevre tahribatından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Akıncı, orman arazisi diye ilan edilen alanlara apartman yapımına nasıl izin verildiği konusuna açıklık getirilmesini istedi.

Akıncı, din-siyaset ilişkisinin de net çizgilerle ayrılması gereğine işaret ederek, Kıbrıs'ta son dönemde yaşananların bu konuda yeni bir tanımlama ihtiyacını doğurduğunu söyledi.

Son dönemde yurt dışında bulunduğu temaslara da değinen Akıncı, tüm dünyada Kıbrıs konusunda "ya taksime ya da teslime doğru gidiliyor" görüşünün hâkim olduğuna dikkat çekti.

Akıncı'nın konuşmasının ardından, birleşim sona erdi.

Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu bugün saat 10.00'da hükümet programıyla ilgili görüşmeler için toplanacak.

KIBRIS 03/10/06

Türkiye'nin, AB'nin önerisini müzakereye hazır olması, kabul ettiği anlamına gelmez

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB'nin Kıbrıs önerisini müzakere etmeye hazır olduğu yönünde basında çıkan haberleri değerlendirerek, "Bu konuda bize bir bilgi gelmedi ancak müzakere etmek demek kabul etmek değildir" dedi.

Talat, Türkiye'nin bu konudaki tutumunu ortaya koyduğunu, bunun da "Kıbrıslı Türklerin izolasyonları kalkacak, Rum tarafına da limanlar ve havaalanları açılacak" şeklinde olduğunu ifade etti.

Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs'la ilgili önerilerinin Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Eylül 2004'te AB'ye sunduğu görüşlerden esinlenen öneriler olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya'nın Kıbrıs Büyükelçisi'nin, basında çıkan haberler üzerine bir hafta önce kendisini ziyaret ederek bilgi vermek zorunda kaldığını da açıkladı ve bunu "Vahim bir durum" diye niteledi.

Talat, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların herhangi bir şey karşılığında değil derhal kaldırılmasında ısrarcı olduklarını belirterek, "Bu Kıbrıs Türkü'nün hakkıdır" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, dün Akil Ağaoğlu başkanlığındaki Mağusa Limanı Güç Birliği Platformu yetkililerini kabul etti.

Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Finlandiya tarafından Gazimağusa Limanı'nın AB tarafından çalıştırılmasına karşı çıkmak amacıyla oluşturulan Kıbrıs Türk Gemi Acenteleri Birliği, Kıbrıs Türk Liman İşçileri Şirketi, Kıbrıs Türk Beynelminel Nakliyeciler Birliği ile Özkam Kamyoncular Birliği'nden oluşan Platform, eleştirilerini içeren bir yazıyı Cumhurbaşkanı'na sundu.

Ağaoğlu: Haklarımızı gasp girişimi kabul edilemez

Mağusa Limanı Güç Birliği Platformu Başkanı Akil Ağaoğlu ziyarette yaptığı konuşmada, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın tartışılmaya başlanan bir dizi önerisinin bulunduğuna dikkat çekerek, bunlardan biri olan Maraş konusunun, siyasi bir konu olduğunu ve bütünlüklü bir çözüm süreci içerisinde gerekenin yapılması gerektiğini vurguladı.

Gündem maddelerinin birinin de limanların açılması olduğunu anımsatan Ağaoğlu, AB'nin Türkiye ile müzakere sürecini Kıbrıs sorunu ile ilişkilendirerek Kıbrıslı Türklerin haklarını gasp etme girişimlerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

Mağusa Limanı'nın uluslararası trafiğe açık ve tüm dünya ülkelerinin bayraklarını barındıran bir liman olduğunu kaydeden Akil Ağaoğlu, "Annan Planı'nda belirtildiği gibi limanlarımızın kontrolünün hiçbir zaman Kıbrıslı Türklerin yönetimi dışına çıkmaması için gereken ne ise yapacağımızı bildirmek isteriz" dedi...

Talat BM'nin çağrısını hatırlattı

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da konuşmasında, Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonun kaldırılması konusunda Avrupa Birliği tarafından 26 Nisan 2004'te, BM tarafından da 28 Mayıs 2004'te çağrı yapıldığını anımsattı.

AB ve BM'nin bu çağrıyı yapmasının gerekçesinin, BM'nin hazırladığı ve tüm dünyanın destek verdiği Kıbrıs'ın birleşme planına Kıbrıslı Türklerin evet demesi ancak Rumların hayır demesi sonucu birleşmenin gerçekleşmemesi olduğuna dikkati çeken Talat, "Tüm dünyada Kıbrıs'ı temsil eden Rum tarafı birleşmeyi reddederek yine Kıbrıs'ı tüm dünyada temsil edip Kıbrıslı Türkleri izole ederse, bunun büyük bir haksızlık olacağını dünya düşündü ve Kıbrıslı Türklerin izole esilmesine son verilmesi sonucuna vardı" dedi.

Cezalandırmanın anlamı yoktur diyerek...

Talat, söz konusu çağrılar arasında , "bunu pazarlık konusu yapalım Rumlara da bir şeyler verelim" gibi düşünceler bulunmadığına işaret ederek, uluslararası toplumun "Kıbrıslı Türkleri cezalandırmanın bir anlamı yoktur" diyerek izolasyonları kaldırma kararına vardığını söyledi.

Ancak gelinen aşamada, izolasyonları kaldırmak için Rumlara "her şeyi vermenin" gündeme geldiğini anımsatan Talat, Rumların, Türkiye'nin limanlarını açması, Mağusa Limanı'nın Türklerin elinden alınması ve Maraş'ın BM aracılığıyla Rumlara iade edilmesi karşılığında sınırlı olarak doğrudan ticaret imkanı tanınmasını istediğini ifade etti...

Talepler arasında büyük bir dengesizlik bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, izolasyonların kaldırılması konusunun ilkesel olarak da son derece yanlış bir noktaya getirildiğini vurguladı.

Talat, izolasyonların Rum tarafına bir şeyler vererek değil, doğrudan birleşmeyi isteyen Kıbrıs Türk tarafının artık cezalandırılmaması için alınan izolasyonları kaldırma kararının hiç bir koşul öne sürülmeden, Rum tarafına bir şey verilmesi söz konusu olmadan kaldırılması gerektiğine işaret etti.

Mağusa limanı çözümde

de Kıbrıslı Türklerin

Mağusa Limanı Güç Birliği Platformu'nun duyarlılığının son derece yerinde olduğuna dikkati çeken Talat, "Mağusa Limanı bir çözüm planında da Kıbrıslı Türklerindir. Bu çok açıktır. Bugüne kadar yapılan tüm çözüm planlarında bu böyle olmuştur. Dolayısıyla Mağusa Limanı'na Kıbrıs Rum tarafıyla AB vasıtasıyla paylaşmamız bizim geri adım atmamız, haklarımızdan feragat etmemiz demektir" dedi.

Bir hafta önce bilgimize geldi

Konunun bilgilerine yaklaşık bir hafta önce getirildiğini belirterek, bunu "vahim bir durum" olarak niteleyen Talat, Finlandiya'nın Kıbrıs Büyükelçisi'nin gazetelerdeki açıklamalarının yayınlanmasının ardından kendilerini ziyaret etme mecburiyeti hissettiğini ifade etti.

Söz konusu önerinin orijinal halinin Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Eylül 2004'te Avrupa Birliği'ne sunduğu öneri olduğunu anımsatan Talat, Papadopulos'un mahcubiyet sıkıntısını aşmak üzere yaptığı önerilerden esinlenen öneriler olduğunu kaydetti.

Talat, gelinen aşamada izolasyonların herhangi bir şey karşılığında değil derhal kaldırılması konusunda ısrarcı olduklarına vurgu yaparak, bunun Kıbrıs Türkünün hakkı olduğunu anlattı...

Kıbrıslı Türklere azınlık hakkını bile çok gören Kıbrıs Rum yönetiminin iyice saldırganlaştığı bugünlerde bu konuda herhangi bir geri adım atılmasının söz konusu dahi olamayacağını vurgulayan Talat, Papadopulos'un BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada Kıbrıslı Türklere azınlık hakkını bile çok gördüğünü ortaya koyduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un konuşmasında "kültürel çeşitlilik, etnik köken ancak devletin fonksiyonelliğini engellemediği taktirde sağlanacaktır" dediğini anımsatarak, böyle bir açıklamanın devleti her şey için kutsal ve üstün bir varlık haline getirdiğini ve açıklamanın, Kıbrıslı Türklerin etnik kökeni ve kültürel varlığının bile devletin doğru dürüst çalışması uğruna feda edilebileceğini gösterdiğini belirtti ve bunun asla kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB'nin Kıbrıs önerisini müzakere etmeye hazır olduğu yönünde basında çıkan haberlerle ilgili kendisine bir bilgi gelip gelmediğinin sorulması üzerine, kendisine böyle bir bilgi gelmediğini söyledi.

"Müzakere etmek demek kabul etmek değildir" diyen Talat, Türkiye'nin bu konudaki tutumunu ortaya koyduğunu, bunun da "Kıbrıslı Türklerin izolasyonları kalkacak, Rum tarafına da limanlar ve havaalanları açılacak" şeklinde olduğunu ifade etti.

 

KIBRIS 03/10/06

 

İzolasyonlar kalkmazsa limanlar açılmaz

GEREKENİ YAPTIK, KARŞILIĞINI ALAMADIK... Türkiye Başbakanı Erdoğan: Türkiye, gereken her şeyi yapmasına karşın, KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadı. Şimdi açık ve net kendi düşüncemizi söylüyoruz: KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadığı sürece, kimse Türkiye'den limanların ve havaalanlarının açılmasını beklemesin

KKTC'NİN SUÇU NE? ..."KKTC'nin suçu ne? Terör ülkesi mi burası? Uyuşturucu trafiğinin olduğu bir ülke mi? Hayır... Bunların hiçbiri yok. Peki bunların hiçbiri olmadığı halde Kuzey Kıbrıs'a ticaret yasak... Uçakların indirilmesi yasak... Eğitim işbirliği yasak... Spor yasak... Şu yasak, bu yasak, her şey yasak. Bir kere bu izolasyonların kalkması lazım"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC üzerindeki izolasyonlar kalkmadığı sürece kimsenin Türkiye'den limanların ve havaalanlarının açılmasını beklememesi gerektiğini kaydetti.

Erdoğan, Georgetown Üniversitesi'nde, "Global Barış ve Adalet İçin Türkiye'nin Vizyonu" konulu bir konuşma yaptı ve katılımcıların sorularını yanıtladı.

Bir Yunan gazetecinin, "Türkiye'nin AB üyeliği bağlamında Kıbrıs'la ilgili bir adım atacak mısınız?" sorusunu yanıtlarken Erdoğan, Kıbrıs'la ilgili Annan Planı'na KKTC tarafının "Evet" dediğini ancak Rumların aynı yanıtı vermediğini anımsattı. Erdoğan, AB üyesi ülkelerin de bu plana garantör ülke olarak Türkiye'nin destek vermesini istediğini anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Biz bu desteği verdik. Soydaşlarımız yüzde 65 'Evet' dedi. Güney Kıbrıs ise 'Hayır' dedi. Güney Kıbrıs Annan Planı'nı kabul etmediği halde 1 Mayıs'ta AB'ye üye kabul edildi ama Kuzey Kıbrıs 'Evet' dediği halde kabul edilmedi. Burada bir defa bir terslik var. Bu adaletsizliğin giderilmesi lazım. Çünkü 26 Nisan'da AB üyesi ülkeler dediler ki (Bir defa KKTC'nin bu bütünün içerisinde yapılan haksızlığın giderilmesi suretiyle bu sürece katılması gerekir, buraya davet edilmesi gerekir.) Sayın Annan bunun neticesiyle alakalı raporunu hazırladı. Ancak 2,5 yıl oldu BM Güvenlik Konseyi'nde bu raporla ilgili netice hâlâ verilmedi."

"İzolasyonların kalkması lazım"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye'nin gereken her şeyi yapmasına karşın, KKTC üzerindeki izolasyonların kaldırılmadığına dikkat çekerek şunları kaydetti:

"Şimdi açık ve net kendi düşüncemizi söylüyoruz: KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadığı sürece... KKTC'nin suçu ne? Terör ülkesi mi burası? Uyuşturucu trafiğinin olduğu bir ülke mi? Hayır.

Bunların hiçbiri yok. Peki bunların hiçbiri olmadığı halde Kuzey Kıbrıs'a ticaret yasak. Uçakların indirilmesi yasak. Eğitim işbirliği yasak. Spor yasak. Şu yasak, bu yasak, her şey yasak.

Bir kere bu izolasyonların kalkması lazım. Bunlar kalkmadığı sürece kimse bizden havaalanları ve limanların açılmasını beklemesin. Çünkü biz yapmamız gerekenlerin hepsini yaptık. AB müktesebatına uygun olarak da yaptık ve bundan sonra da yine adil olarak her türlü yaklaşımı yaparız. Ama bizden ayrımcı bir tutumla bazı şeyler beklenmemeli diyoruz.

KIBRIS 03/10/06

 

GSM'de devir teslim pazarlığı

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey Kıbrıs Turkcell'e lisans devirlerin verilmesi için çalışmalarını tamamlayarak iki şirkete bu konuda bir taslak sunduklarını söyledi. Maliye Bakanı Ahmet Uzun, bir ay içinde lisans devirlerinin gerçekleşmesini hedeflediklerini belirtti

Ali CANSU

Ülkemizde cep telefonu hizmeti veren iki GSM operatörüne lisans devirlerini verme işlemleri için çalışmalar tamamlandı. Hükümet, iki GSM şirketini KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey Kıbrıs Turkcell'e GSM lisanslarını devretmek için düğmeye bastı.

Hükümet, GSM şirketlerinin hükümet ile yaptığı ve 2009'da sona erecek olan cep telefonu sözleşmelerinin süresi tamamlanmadan lisans devirlerini gerçekleştirmeyi planlıyor.

1995 yılının ağustos ayında KKTC'ye cep telefonu (GSM) hizmetini getiren KKTC Telsim'in ardından dört yıl sonra 1999 yılında Kuzey Kıbrıs Turkcell ülkemize gelerek şirket sayısı ikiye çıkmış ve bu alanda az da olsa bir rekabet başlamıştı. Ancak, her iki şirketin GSM sözleşmelerinin devlet ile gelir ortaklığına bağlı olması iki şirketin de gerek cep telefonu tarife fiyatlarında gerekse diğer hizmetlerde rekabet yapmasına olanak sağlamıyordu.

İşte hem rekabetin sağlanması hem de devletin bu alanda para kazanması için çalışmalarını hızlandıran hükümet bu alanda bir ilk olan lisans devir anlaşmalarının çalışmalarını tamamladı. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ve Maliye Bakanı Ahmet Uzun GSM şirketlerine lisans devirleri için çalışmalarını tamamlayarak şirketlere gerekli taslağın sunulduğunu söyledi.

Önce Telsim devredildi

İlk etapta, Türkiye'de Telsim'i devralan Vodafone'un anlaşma gereği KKTC Telsim'i de devralması gerekiyordu. Bu amaçla Vodafone yetkilileri ülkemize gelerek Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileri ile masaya oturup KKTC Telsim'i 30 milyon dolar karşılığında devralmıştı. Çünkü, KKTC Telsim devredilmeden lisans devirler verilemeyecekti. Bir yılı aşkın bir süredir bu konuda çalışmalarını sürdüren hükümet, çalışmalarını son aşamaya getirip önümüzdeki günlerde KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey Kıbrıs Turkcell ile masaya oturup pazarlıklara başlayacak.

Bilindiği gibi Türkiye'de Aralık 2005'te Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) açtığı ihalede Telsim'i 4 milyar 550 milyon dolar teklifle alan dünyanın en büyük GSM operatörü İngiliz şirketi Vodafone, ihale bedelini peşin ödeyerek 2 Haziran 2006'da Telsim'i resmen devralmasının ardından ülkemize gelerek 23 Ağustos 2006'da KKTC'deki sözleşmeye imza atıp KKTC Telsim'i de devralmıştı.

Usar, "Şirketleri bekliyoruz"

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey Kıbrıs Turkcell'e lisans devirlerin verilmesi için çalışmalarını tamamlayarak iki şirkete bu konuda bir taslak sunduklarını söyledi.

Usar, her iki cep telefonu şirketine lisanslarının devri konusunda çalışmalarını sürdürdüklerini kaydederek, "İlk etapta hazırladığımız bir dosyayı iki şirket yetkililerine sunmuş bulunmaktayız. İki şirket bu dosya üzerinde çalışmalarını sürdürecekler ve ardından kendileri ile masaya oturup görüşeceğiz" dedi.

Lisans devir işlemlerinin mali boyutunun şu an belli olmadığını, ancak mali boyutun her yönüyle yapacakları görüşmelerde ele alınacağını anlatan Usar, GSM operatörleri verdiğimiz taslağı değerlendireceklerini ve onların da görüşlerini dinledikten sonra bir sonuca varmayı planladıklarını söyledi.

Uzun: Hedef bir ayda sonuçlanması

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, GSM şirketlerine lisanslarını devretmek için çalışmaları tamamlayarak bir taslak halinde her iki şirkete sunduklarını söyleyerek bir ay içinde lisans devirlerin gerçekleşmesini hedeflediklerini belirtti.

Uzun, bu konudaki çalışmaların kendileri tarafından sonuçlandığını ve şu anda GSM şirketleri ile müzakerelere başlayacaklarını kaydederek "Lisans devir işleminin mali boyutu çok yüksek olacaktır. GSM operatörlerine ne kadar süre lisans vereceğimiz de pazarlık konusudur ve mali boyutu da bu oranda belirlenecektir. Lisans devrin kaç yıl kullanılacağı, ne gibi hizmetleri kapsayacağı, lisans devirden ne kadar para kazanacağımız da içinde olmak üzere daha birçok şey masada pazarlık konusu olacaktır. Masaya oturup GSM şirketleri ile pazarlık yaptıktan sonra sonuç ortaya çıkacaktır" dedi.

KIBRIS 03/10/06

 

‘İfade özgürlüğü AB’nin temel ilkesi’

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’yle “at pazarlığı” yapmadığını söyledi.

NTV

Güncelleme: 17:42 TSİ 04 Ekim 2006 Çarşamba

ANKARA - Rehn, ifade özgürlüğünün AB’nin temel ilkesi olduğunun altını çizdi. Rehn, Kıbrıs konusunda da, Finlandiya’nın dönem başkanlığı tarafından geliştirilen formülün, son fırsat penceresi olabileceği uyarısında bulundu.

NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan Rehn “Kasım’da ilerleme raporu açıklanacak. Kısa dönemde neler yapılmalı? İlerleme olmazsa raporun içeriği ne olacak?” sorusunu “Reformların uygulamasında sorunlar var. Reform süreci son bir yılda yavaşlamaya girdi. Bizler bunun yükselmesini istiyoruz. İlerleme olmassa rapor olmsuz olur. 9. uyum paketi çok önemli. İfade özgürlüğü alanında da adım atılması lazım” şeklinde yanıtladı.

301. madde üzerinde önemle durduklarını kaydeden Rehn “Başka ülkelerde ceza kanunlarında örneğin “İngiliz olmaya, Finli olmaya hakaret” diye bir madde yok. Burada 301.maddeden son bir yolda 69 dava açılmış. Bu son derece endişe yaratıyor. Bu madde ifade özgürlüğü açısından sınırlayıcı olarak yorumlanabiliyor. Bundan iki yıl önce uygulamada sorun yaşanmayacak teminatı verilmişti. Maalesef bu anlamda en büyük korkularımız gerçek oldu” dedi.

“12 Ekim’de Fransa’da Ermeni soykırımı iddialarını reddedenlerin cezanlandırılması ile ilgili karar alınması söz konusu. Bu Türkiye’de, AB’nin çifte starndart uygulandığı endişesini yaratıyor. AB bu konuda çifte standart uyguluyor mu?” sorusuna Olli Rehn “Bir defa bu konu Fransa’da henüz yasalaşmadı. Bekleyip göreceğiz. Bazı AB ülkelerinde münferit, ilkel unsurlar içeren düzenlemeler olabilir İnsan hakları raporlarına baktığımız zaman AB’ye üye ülkelerle ifade özgürlüğüyle ilgili son derece nadir davalar açılıyor. Türkiye’de ise çok dava var. Çoğu AB ülkesinin sayfası temiz. Türkiye’ye ise 8 buçuk sayfa ayrılmış durumda. Hrant Dink’ten Elif Şafak’a kadar... Biz AB’nin temel, demokratik değerlerinden bahsediyoruz. Biz ifade özgürlüğüne saygı duyuyoruz. İfade özgürlüğünün sağlanması Türkiye’nin çıkarına” yanıtını verdi.

KIBRIS KONUSU VE LİMANLARIN AÇILMASI TARTIŞMASI
Avrupa Birliği Komisyonu üyesi, Kıbrıs konusunda ise, bir tren kazasının yaşanmaması için yoğun çaba sarfettiklerini söyledi.
Rehn “Türkiye Ankara Protokolü’nü uygulamak zorunda. Finlandiya dönem başkanlığı Kıbrıs konusundaki tıkanıklığı gidermek için sıkı bir şekilde çalışıyor. Ben de, hem adadaki iki tarafı, hem de Türkiye dahil, ilgili diğer tarafları yapıcı bir yaklaşım sergilemeye teşvik ediyorum. Finlandiya formülü, uzun bir dönem için son fırsat penceresi olabilir.”dedi.

SİVİL-ORDU İLİŞKİSİ
Olli Rehn, Ordunun sivil liderliğin denetimi altında olması gerektiğini belirterek ” TSK’ya saygı duyuyorum. TSK ile toplumun diğer temsilcileri gibi görüşmeye hazırım. AB ve ben, Türk hükümeti ve parlamentosuyla politikalarımızı tartışıyoruz, değerlendiriyoruz. Seçilmiş yönetimler bizim muadilimizdir.” dedi.

ERDOĞAN-REHN GÖRÜŞMESİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşmesinde, 9. uyum paketi, reformların uygulanması süreci ve Kıbrıs konularının ele alındığı öğrenildi. Başbakanlık Merkez Bina’daki görüşmede, müzakere sürecinin gidişatına ilişkin görüş alışverişinde de bulunulduğu ifade edildi.

 

Rumlar: Ankara’nın talepleri gülünç

Rum yönetimi, Ankara’nın, limanlarını Rum gemilerine açma karşılığında KKTC ile doğrudan ticaret yapılması yönündeki taleplerinin gülünç olduğunu açıkladı.

 

NTV

Güncelleme: 18:39 TSİ 04 Ekim 2006 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü, Türkiye’nin KKTC ile doğrudan ticarete başlanması yönündeki taleplerine tepki gösterdi. Sözcü Paşiradis, “Bu derece gülünç bir talep ancak Türkiye’den gelebilirdi. Sadece mantıksız bir Rum yönetimi böyle bir talebi kabul eder” dedi.

Rum yönetimi, Ankara’nın limanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasının AB sürecinde yerine getirmesi gereken bir yükümlülük olduğunu savunuyor ve KKTC ile doğrudan ticaretin bu konuyla ilgisi olmadığını ileri sürüyor.

Ankara ise KKTC’ye yönelik izolasyonlar kaldırılmadıkça, Rum gemi ve uçaklarına liman ve havaalanlarına açmamakta ısrarlı olduğunu dile getiriyor.

‘Blair’den kurtarma girişimi’ yorumu

İngiltere’de yayımlanan The Guardian gazetesi, İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Türkiye’nin AB sürecini ‘kurtarma girişimi’ çerçevesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü yazdı.

 

AA

Güncelleme: 11:34 TSİ 04 Ekim 2006 Çarşamba

LONDRA - İki başbakanın dünkü görüşmede, sürecin bir ‘çarpışmaya kurban gitmemesi için’ yollar aradıkları belirtilen haberde, Blair’in Avrupa’da Türkiye’nin AB üyeliğini savunanların başında geldiği ifade edildi.

Haberde, Blair’in, Müslüman bir ülkenin AB’ye üye edilerek, birliğin bir Hıristiyan kulübü olduğu yolundaki eleştirilere yanıt vermek istediği yorumu yapıldı.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in Türkiye temaslarına da değinilen haberde, Başbakan Erdoğan’ın KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasını, liman ve havalimanlarının Rumlara açılmasının ön şartı olarak vurguladığı belirtildi.

Erdoğan ile Blair’in tıkanıklığın aşılmasının yollarını aradıkları kaydedilen haberde, üzerinde durulan planının, Magosa limanının BM kontrolünde yeniden açılması, buna karşılık Maraş’ın Rumlara iadesi olduğu ifade edildi.

 

Erdoğan'dan Blair'e veda ziyareti


3 Ekim, 2006 16:35:00 (TSİ) CNN TURK

Dün ABD Başkanı George Bush ile yaptığı görüşmenin ardından ABD'deki temaslarını tamamlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Londra'da İngiltere Başbakanı Tony Blair ile görüştü. Blair'in birkaç ay içinde görevden ayrılması bekleniyor.

Blair'in Downing sokağındaki resmi ikametgahında yapılan görüşme yaklaşık bir saat 20 dakika sürdü.

Görüşmede, ağırlıklı olarak Avrupa Birliği süreci ele alındı. İngiltere, Türkiye'ye desteğini tekrarladı.
 
Blair, Türkiye'ye Avrupa Birliği süreci ve Kıbrıs sorununun çözümünde destek vaat etti. Görüşmede, İran, Irak ve Filistin gibi bölgesel konular da ele alındı.
 
Tony Blair, başbakanlığı bırakana kadar Ortadoğu'da barış için çaba göstereceğini vurguladı, Erdoğan'dan destek istedi.
 
Görüşmenin son 50 dakikalık bölümüne Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de katıldı.
 
Görüşmede iki ülkenin karşılıklı büyükelçileri Akın Alptuna ve Peter Westmacott da hazır bulundu.
 
Blair, görüşmeden sonra Başbakan Erdoğan'ı kapıya kadar uğurlayarak birlikte foto muhabirlerine poz verdi. İki liderin görüşmesinin ardından açıklama yapılmadı.
 
Görüşme, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği için müzakerelerin başlamasının birinci yıldönümüne rastlıyor.

Erdoğan'ın ziyareti, aynı zamanda bir veda niteliği de taşıyor. Blair, önümüzdeki birkaç ay içinde başbakanlık görevini bırakacak.
 
Erdoğan dün Bush ile görüştü
 
ABD temaslarını tamamlayan Başbakan Erdoğan, dün Beyaz Saray'da, ABD Başkanı Bush'la başta terörle mücadele konusu olmak üzere kapsamlı bir görüşme yaptı.
 
Başkan Bush, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Türkiye’nin beklentilerinin aksine PKK ve Kuzey Irak konularına değinmedi.
 
Planlanandan 40 dakika daha uzun süren görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan ABD Başkanı Bush, Erdoğan'ı Türkiye'deki ekonomik reformlardan dolayı tebrik etti.
 
Başbakan Erdoğan ise stratejik ortak olarak tanımladığı ABD'nin, Avrupa Birliği konusunda Türkiye'ye verdiği desteğin altını çizdi.

 

"Blair destek için Erdoğan'la görüştü"


4 Ekim, 2006 11:14:00 (TSİ) CNN TURK

İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Türkiye'nin AB sürecini 'kurtarma girişimi' çerçevesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü yazdı.

The Guardian bugünkü sayısında iki başbakanın dün yaptıkları görüşmeye geniş yer ayırdı. 
 
İki liderin görüşmede, 'sürecin bir çarpışmaya kurban gitmemesi için yollar aradıkları' belirtilen haberde, Blair'in Avrupa'da Türkiye'nin AB üyeliğini savunanların başında geldiği vurgulandı.
 
Haberde, Blair'in, Müslüman bir ülkenin AB'ye üye edilerek, birliğin bir Hristiyan kulübü olduğu yolundaki eleştirilere yanıt vermek istediği yorumu yapıldı.
 
The Guardian, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Türkiye temaslarına da yer verdi.
 
Haberde, Başbakan Erdoğan'ın KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasını, liman ve havalimanlarının Rumlara açılmasının ön şartı olarak vurguladığı belirtildi.
 
"Erdoğan ile Blair'in tıkanıklığın aşılmasının yollarını arıyor" denilen haberde, 'üzerinde durulan planının, Mağusa limanının BM kontrolünde yeniden açılması, buna karşılık Maraş'ın Rumlara iadesi olduğu' ifade edildi.
 
Blair dün Başbakan Erdoğan'la yaptığı 1 saat 20 dakikalık görüşmede İngiltere'nin Türkiye'nin AB üyeliğine desteğini tekrarlamıştı.

 

Toprak mafyası hapse gönderildi

CEZALARDA 'TORPİL' KUŞKUSU... Dillirga bölgesinde bulunan Aytotoro ve Mansura'daki Türk tapulu arazileri sahte belge hazırlayarak satan 6 Rum hakkında açılan davanın dünkü duruşmasında, sanıklara 18 ay ile 3 yıl arasında değişen hapislik cezaları verildi. Eski bir EOKA mensubu olan çete lideri ve Pirgos köyü muhtarı olan Grinos Theoros'un siyasi çevrelerde tanınmış olması ve daha önceden birçok Pirgolu Rum'un topraklarını sahte evraklarla üstüne geçirdiği halde ceza almamasının, haklarında 14 yıla kadar hapislik istenen sanıkların daha az cezayla kurtulmasında etkili olduğu düşünülüyor

Aral MORAL

Dillirga bölgesinde bulunan Aytotoro ve Mansura'daki Türk tapulu arazileri sahte belge hazırlayarak satan 6 Rum hakkında açılan davanın dünkü duruşmasında, sanıklara hapis cezası verildi.

Ortaya çıkartılmasının ardından, Rum kesiminde de bomba etkisi yapan yasadışı toprak satışı konusunda mahkeme son kararını verdi.

Baf mahkemesinde görülen davada, ceza mahkemesi sanıklara 18 ay ile 3 yıl arasında değişen hapislik cezaları verdi.

6 kişiden oluşan toprak mafyası üyelerinin her biri için 14 yıla kadar hapislik cezası istenirken, sanıklara 18 ay ile 3 yıla kadar hapislik cezası verilmesinin, çete başı ve Pirgo köyü muhtarı olan Grinos Theoros'un, siyasi çevrelerde 'elinin kolunun uzun olmasından' kaynaklandığı kuşkusu yarattı.

Savcı Savvas Matsas ise, cezaları az bularak karara itiraz edeceğini belirtti.

Mafya lideri muhtara 3 yıl

6 kişiden oluşan toprak mafyasının başı olan Pirgo köyü muhtarı Grinos Theoros, 3 yıl hapis cezasına mahkum oldu.

Rum tapu dairesinde, Kıbrıslı Türklere ait malları sahte evrak düzenleyerek, farklı Rumların üzerine çeviren Mihalis Golotos da 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Malların "Ellinos" isimli turizm şirketine satılması için aracılık yapan emlakçı Kostas Konstantiniu, Haralambos Palaslias ve Yorgos Savvas da ikişer yıl hapis cezası aldı.

Avukatı tarafından, sağlık nedenleri olduğu için mahkemeye gelmediği belirtilen Andreas Savas ise 18 ay hapislik cezası aldı.

Savcı cezaları az buldu

Rum savcı Savvas Matsas, mahkemenin sanıklara verdiği toplam 11 yıl hapislik cezasını az bulduğunu ifade etti.

Haklarında 14 yıla kadar hapislik cezası istenen sanıkların cezalarını az gören savcı, karara itiraz edeceğini açıkladı.

Cezalarda 'torpil' şüphesi

Sanıklara verilen cezaların az olması, mahkeme sürecini takip edenlerde, karar aşamasına müdahale edildiği şüphesini uyandırdı.

Eski bir EOKA mensubu olan çete lideri ve Pirgos köyü muhtarı olan Grinos Theoros'un siyasi çevrelerde tanınmış olması ve daha önceden bir çok Pirgolu Rum'un topraklarını sahte evraklarla üstüne geçirdiği halde ceza almamasının, haklarında 14 yıla kadar hapislik istenen sanıkların az ceza almasında etkili olduğu düşünülüyor.

Olay nasıl gelişti?

Pirgo köyü muhtarı Grinos Theoros liderliğinde, Emlakçı Kostas Konstantiniu, Andreas Savas, Tapu Dairesi'nde memur Mihalis Golotos, Haralambos Palaslias ve Yorgos Savvastan oluşan toplam 6 kişilik toprak mafyası, 2000'li yılların başında Aytotoro ve Mansura köylerindeki Türk mallarını, sahte belgelerle satmak istemişti.

Çete, ilk iş olarak söz konusu malları, Tapu Dairesi'nde çalışan Golotos tarafından hazırlanan sahte belgelerle kendi akrabalarının üzerine geçirmiş daha sonra, Dillirga bölgesinde Aya Napa gibi bir tatil beldesi inşa etmek isteyen Ellinos Şirketi ile çete adına bağlantı kuran ve ayni zamanda çetenin üyesi olan Kostas Konstantiniu, toprakları yaklaşık 1 milyon Kıbrıs Lirası'na şirkete satmıştı.

Olay, 2001 yılı içerisinde, tapu dairesindeki tapu belgelerinin bilgisayar ortamına aktarıldığı sırada, bazı dosyaların kayıp olduğunun anlaşılmasının ardından açılan polis soruşturmasında ortaya çıkmıştı.

14 yıl hapislikleri isteniyordu

12 Eylül Salı günü Baf Mahkemesi'nde görülen ve 5 saat süren duruşmada 59 suçtan itham edilen ve 14 yıla kadar hapislikleri istenen 6 Rum, mahkeme tarafından suçlu bulunmuştu.

20 Eylül Çarşamba günü görülen duruşmada ise Savcı Savvas Matsas, sanıkların mal varlıklarına el konulmasını talep etmiş, mahkeme de Rum toprak mafyasının mal varlıklarına el konulmasını emretmişti.

KIBRIS 04/10/06

Finlandiya'nın Kıbrıs formülü, son derece deneyimli diplomatlar tarafından hazırlandı

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Finlandiya'nın Kıbrıs meselesiyle ilgili formülünün son derece deneyimli diplomatlar tarafından hazırlandığına işaret ederek, müzakereleri şu an Finlandiya dönem başkanlığının yürüttüğünü, kendisinin bu konuda ayrıntılara girmesinin doğru olmadığını söyledi.

"Çok iyimser bir havaya girmek istemiyorum, ama cesaret verici bir durum söz konusu" diyen Rehn, ilgili tarafların hiçbirinin şu ana kadar herhangi bir şekilde medyaya Finlandiya'nın bu formülünü sızdırmadığına dikkat çekti.

Rehn, Türkiye'nin; reform sürecine tam kararlılıkla ve yeniden hızla başlaması gerektiğini de söyledi.

A.A.'nın haberine göre Rehn, Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'yi üç nedenle ziyaret ettiğini belirterek, bu nedenlerden birincisinin, sosyal ortaklar arasında iletişimin sağlanması ve sivil topluma verdikleri önem olduğunu ifade etti.

Ziyaretinin ikinci nedeni olarak, Türkiye ile AB'nin müzakerelere başlamasının 1'inci yıldönümünde Ankara'da bulunmak istediğini kaydeden Rehn, üçüncü neden için de "Müzakerelerin bu ilk yıldönümünün, son yıldönümü olmasını istemediğim için burada bulunuyorum" dedi.

Rehn, Türkiye'de önemli siyasi isimlerle bir araya geleceğini, toplantı ve görüşmeleri sırasında hem onları dinleyeceğini, hem de ilgili konularda kendi görüşlerini ileteceğini belirtti.

Türkiye'deki temasları sırasında iki çağrısının olacağını söyleyen Rehn, bu çağrıları, reform sürecine tam kararlılıkla ve hızla yeniden başlanması ve Türkiye'nin, müzakereler başlamadan önce kabul ettiği yükümlülükleri, bu çerçevede Gümrük Birliği Ek Protokolü'nden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmesi olarak sıraladı.

Kıbrıs ile ilgili olarak da AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın girişimine işaret eden Rehn, bu girişimin henüz herhangi bir taraf tarafından reddedilmediğine dikkat çekti.

Rehn, tüm ilgili tarafların bu konunun ciddiyetini çok iyi anladığını ve çözüm bulmaya çalıştığını kaydederek, "Geçmişteki adaletsizliklere daha az bakıyorlar, gelecekteki umuda yönelmiş durumdalar" ifadesini kullandı.

AB Komisyonu temsilcisi Rehn, özellikle bu konuyla ilgili görüşleri dinleyeceğini ve kendi görüşlerini dile getireceğini bildirdi.

Sorular

Basın toplantısında soruları da yanıtlayan Rehn, Finlandiya'nın Kıbrıs meselesiyle ilgili formülünün içeriğine ilişkin bir soru üzerine, formülün son derece deneyimli diplomatlar tarafından hazırlandığına işaret ederek, müzakereleri şu an Finlandiya dönem başkanlığının yürüttüğünü, kendisinin bu konuda ayrıntılara girmesinin doğru olmadığını söyledi.

"Çok iyimser bir havaya girmek istemiyorum, ama cesaret verici bir durum söz konusu" diyen Rehn, ilgili tarafların hiçbirinin şu ana kadar herhangi bir şekilde medyaya Finlandiya'nın bu formülünü sızdırmadığına dikkat çekti.

Taraflardan biri reddetseydi, planın basına yansımış olacağını, ancak şu ana kadar bunun olmadığını söyleyen Rehn, Finlandiya'nın girişimine destek verdiklerini ifade etti.

Rehn, TC Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın irtica tehdidiyle ilgili sözleri hatırlatılarak, "Siz böyle bir tehlike görüyor musunuz?" sorusu üzerine, Orgeneral Büyükanıt'ın açıklamalarını daha ayrıntılı olarak görmek istediğini belirtti.

"Havada bir yanlış anlamanın söz konusu olduğunu görüyorum" diyen Rehn, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin profesyonelliğine büyük saygılarının olduğunu, hem kendi ülkelerini savunduklarını, bunu yaparken uluslararası barış gücü operasyonlarına büyük destek verdiklerini kaydetti.

Türkiye'nin özellikle son yaptığı reformlarla gurur duyması gerektiğini kaydeden Rehn, sivil-ordu ilişkilerinin demokratikleşmesi bakımından önemli reformlar olduğuna işaret etti.

Rehn, bu çabaların devam etmesi gerektiğini söyleyerek, "Çünkü Avrupa demokrasisinde ordu, sivil denetim altındadır" ifadesini kullandı. AB temsilcisi Rehn, demokratik anlamda normalleşmenin sağlanmasının önemini dile getirdi.

Hükümetin, TCK'nın 301. maddesini kaldırmaması halinde neler olabileceğinin sorulması üzerine de Rehn, "Türkiye'nin bir dostu olarak 301. madde konusunda son derece açık davrandığına ve görüşünü dile getirdiğine" dikkat çekti.

Rehn, özellikle de bundan 1 yıl önce Türk yetkililerle görüşmelerinde, 3 Ekim tarihinin hemen ardından Türkiye'ye düzenlediği ziyaretlerinde bu konuyu gündeme getirdiğini hatırlatarak, "Maalesef aynı görüşümü bir kez daha tekrarlamak zorundayım" dedi.

Şu ana kadar bu maddeyle ilgili açılan davaların sayısında artış görüldüğünü, 60'tan fazla kişinin yargılanmasının söz konusu olduğunu kaydeden Rehn, tüm özgürlüklerin temelinde ve ortak demokratik değerlerin kalbinde ifade özgürlüğünün yer aldığını vurguladı.

Tüm bunların sonuçlarını Türkiye'nin düşünmesi gerektiğini ifade eden Rehn, karar verme politikalarında etkili herkese çağrıda bulunduğunu belirterek, bu kişilerin, Türkiye'nin AB yolundaki bu son derece önemli koşulu yerine getirmesi açısından en kısa zamanda sorumlu şekilde düşünmeleri gerektiğini kaydetti.

Tam ifade özgürlüğünün Türkiye'de sağlanmasının Türk halkının çıkarına olacağını belirten Rehn, bunun, sosyal değişim, demokratik ilerleme ve Türkiye'nin modernleşme süreci açısından da önemli olacağını, ayrıca Türkiye'nin müzakere süreciyle de bağlantılı bir durumun söz konusu olduğunu söyledi.

KIBRIS 04/10/06

 

"Kıbrıs, Türkiye-AB ilişkilerinin rehinesi durumuna düşmektedir"

RUM TARAFININ BM SÜRECİNE KATILMASINI BEKLEMEK KOLAY DEĞİL... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, AB çatısı altındaki sürecin, Kıbrıs Rum tarafını BM sürecini hafife alma ve önemsizleştirme konusunda cesaretlendirmekte olduğunu ifade ederek, bu durumda Kıbrıs Rum tarafının BM sürecine tam kapasiteyle katılmasını beklemenin kolay olmadığını söyledi. Erçakıca, Rum tarafının görüşme sürecini "akademik bir çalışmaya" dönüştürme gayretlerinin ardında yatan nedenlerden birinin de bu olabileceğini kaydetti.

1 İÇ POLİTİKA...Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın siyasi partilerle yürüttüğü ortak çalışmaları artık ayrı ayrı yapacağını açıkladı. Erçakıca, bu çerçevede önceki gün UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün başkanlığındaki UBP heyetiyle bir araya gelen Talat'ın, bugün de DP'yle randevusu bulunduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği çatısı altında ve Türkiye'yle ilişkiler bağlamında ele alınmasının, Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülmeye çalışılan görüşme sürecine de zarar vermekte olduğunu söyledi.

Erçakıca Cumhurbaşkanlığı'ndaki haftalık basın brifinginde, Kıbrıs sorununda yaşanan son siyasi gelişmelerle ilgili olarak basını bilgilendirdi. Soruları da yanıtlayan Erçakıca iç politikaya yönelik bir soruya karşılık Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın siyasi partilerle yürüttüğü ortak çalışmaları artık ayrı ayrı yapacağını açıkladı. Erçakıca, bu çerçevede önceki gün UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün başkanlığındaki UBP heyetiyle bir araya gelen Talat'ın, bugün de DP'yle randevusu bulunduğunu söyledi.

"1 Ekim'in Kıbrıs tarihinde özel bir yeri yok"

Sözcü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlık günü olarak kutlamakta olduğu 1 Ekim tarihinin, Kıbrıs tarihinde özel bir yeri bulunmadığına; cumhuriyetin ortaya çıkış sürecinde de önemli bir tarih olmadığına dikkat çekerek Rum tarafının bu tavrını, "Kıbrıs'ı sadece kendi malı gibi görme eğiliminin işareti" olarak değerlendirdi.

Erçakıca, "Bu vesileyle bütün dünyaya şu mesajı vermek istiyoruz" diyerek Papadopulos yönetimi tarafından temsil edilen ve geçen pazar gün kutlaması yapılan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin, Zürih, Londra ve Lefkoşa anlaşmalarıyla kurulan, 16 Ağustos 1960 tarihinde hayat bulan Kıbrıs Cumhuriyeti olmadığını vurguladı.

AB'deki çalışmalar

AB'deki gelişmeleri de değerlendiren Erçakıca, Avrupa Birliği'ndeki çalışmaların, Türkiye'nin AB üyeliği süreciyle ilişkili olduğu için Kıbrıs Türk tarafının bu çalışmalara katılımının sınırlı olduğunu belirtirken buna, Avrupa Parlamentosu raporunun pek çok maddesinin Kıbrıs sorunuyla ilgili olduğu halde, raporda Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere karşı olan yükümlülüklerinden söz edilmemesini gösterdi.

Pek çok AP üyesinin, Türkçenin resmi AB dili olmasını desteklediği halde bu konunun da rapora girmediğine ve ayrıca Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Avrupa Parlamentosu çalışmalarına gayrı resmi katılması sorununun da ele alınmadığına işaret eden Erçakıca, "Bütün bunların nedeni, sorunun Türkiye-AB ilişkileri bağlamında ele alınmasıdır. Bu yöntemi sağlıklı olarak kabul etmek mümkün değildir" dedi.

Finlandiya'nın önerileri

AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Kıbrıs Rum tarafının Türkiye'nin AB üyeliği süreci konusunda çıkarmakta olduğu zorlukları aşmak amacıyla ürettiği bazı görüşleri ilgili taraflarla paylaşmaya başladığına da değinen Erçakıca, bir soruya karşılık, geçen hafta Cumhurbaşkanı Talat'ı ziyaret eden Finlandiya Büyükelçisi'nin bu önerinin ana hatlarını özetlediğini, Cumhurbaşkanı'na yaklaşımını sorduğunu ve onun da görüşlerini aktarma olanağı bulduğunu açıkladı. Erçakıca, Kıbrıs'la ilgili bu görüşlerin Kıbrıs Türk tarafına geç iletilmesinin eleştirisinin yapıldığını da söyledi. Hasan Erçakıca, diğer AB üyesi ülkeler ve Rum tarafının görüşleri de alınarak daha ciddi bir öneri olarak gündeme getirildiğinde yine yanıtlarının olacağını da ekledi.

"Süreç Rum tarafını cesaretlendiriyor"

Sözcü Erçakıca, AB çatısı altındaki sürecin, Kıbrıs Rum tarafını BM sürecini hafife alma ve önemsizleştirme konusunda cesaretlendirmekte olduğunu ifade ederek, bu durumda Kıbrıs Rum tarafının BM sürecine tam kapasiteyle katılmasını beklemenin kolay olmadığını ve Rum tarafının görüşme sürecini "akademik bir çalışmaya" dönüştürme gayretlerinin ardında yatan nedenlerden birinin de bu olabileceğini kaydetti.

Erçakıca, "Kıbrıs sorununun, Avrupa Birliği çatısı altında ve Türkiye'yle ilişkiler bağlamında ele alınması, Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülmeye çalışılan görüşme sürecine de zarar vermektedir. Kıbrıs Rum tarafı, BM çatısı altındaki sürecin etkinlik kazanmasını önlemeye çalışırken, AB çatısı altındaki süreci kullanarak haksız kazanımlar elde etme uğraşındadır. Açıkça bellidir ki AB çatısı altındaki süreç, Kıbrıs Rum tarafını BM sürecini hafife alma ve önemsizleştirme konusunda cesaretlendirmektedir" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde çok çeşitli sorunlar bulunduğuna ve Kıbrıs sorununu, böyle bir sürecin parçası halinde getirmenin sorunun çözümünü Türkiye'nin AB üyeliğinin gerçekleşmesine kadar ertelemek anlamına geldiğine de dikkat çeken Erçakıca, "Böylece Kıbrıs, Türkiye-AB ilişkilerinin rehinesi durumuna düşmektedir" dedi.

Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği süreciyle ilişkilendirilmesine karşı olduğunu vurguladı. Kıbrıs Rum tarafının da benzer şeyleri söylemesine rağmen iki farklı süreç arasında tam anlamıyla bir bağ kurulması için çalıştığını ifade eden Hasan Erçakıca, bu çelişkinin AB üyeleri tarafından gözlemlenerek Kıbrıs Rum tarafının ikiyüzlü politika oyununun önüne geçilmesi gerektiğini söyledi.

İzolasyonlar

Erçakıca, Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un son günlerdeki demeçlerinde, Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonları "hayal" olarak değerlendirmesiyle ilgili olarak ise "bu yaklaşım, izolasyonların savunulamayacağının açık bir göstergesidir" dedi. Papadopulos'un, savunmakta zorlandığı durumu inkâra yöneldiğini ve hatta "Kıbrıslı Türklerin hayat standardındaki yükselişi kendilerinin sağladığını" iddia edecek kadar ileri gittiğini de dile getiren Erçakıca, Kıbrıslı Türklerin yurtdışındaki ekonomik ve sosyal faaliyetlerinin Kıbrıs Rum tarafınca baskı altında tutulduğunu ve bunun "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak tanınmanın sağladığı olanaklarla yapılmak istendiğini anımsattı.

Turizm

Akdeniz'deki bir adanın en önemli gelir kaynağı turizm olmak durumundayken, KKTC'nin, benzer turizm potansiyeline sahip Güney Kıbrıs ve Malta'nın turizm verilerine kıyasla, turizmden hak ettiği payı alamadığına dikkat çeken Erçakıca, KKTC'nin onda biri büyüklüğünde bir yüzölçümüne sahip Malta'yı 2004 yılında havayoluyla ziyaret eden yabancı uyruklu yolcu sayısının, KKTC'yi ziyaret edenlerin üç katından fazla; tesislerde gerçekleşen geceleme sayısının da beş katından fazla olduğu örneğini verdi.

Erçakıca, adanın kuzey kısmına 2004 yılında gelen yabancı uyruklu yolcu sayısının güneye gelenin dörtte biri oranında olduğunu da ifade etti.

"Papadopulos'un sözleri bilimsellikten uzak"

Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türk üreticilerin hellim satışlarını engellemek için çalışmalar yaptığı yönünde geçen hafta Rum basınında çıkan haberlere de atıfta bulunan Sözcü, Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerin milli gelirlerinin Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türkler sayesinde arttığını ileri sürmesini de "bilimsellikten uzak" olarak değerlendirdi.

Erçakıca şöyle konuştu:

"Güney Kıbrıs'ta çalıştığı tahmin edilen Kıbrıslı Türk sayısı 4 bin-4 bin 500 dolaylarındadır. Buna karşın Kıbrıs Türk ekonomisi 40 bin kadar yabancı işçi istihdam etmektedir. 40 bin yabancı işgücü istihdam edebilme kapasitesine sahip olan Kıbrıs Türk ekonomisinin 4 bin 500 işçinin gelirleriyle büyüdüğünü ileri sürebilmek için ekonomi biliminden haberdar olmamak gerekmektedir."

Yeşil Hat Tüzüğü

Kıbrıs Rum tarafının Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılmakta olan ticaretin gelişmesi için çıkardığı engellere de değinen Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, eylül ayı sonuna kadar bu kapsamda yapılan ticaretin 1.5 milyon Kıbrıs Lirası kadar olabildiğini ve bunun Kıbrıs Türk ekonomisinin büyümesindeki payının çok küçük olduğunun açıkça ortada olduğunu kaydetti.

Güney'den alınan sağlık hizmetleri

Erçakıca, Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'ta aldıkları sağlık hizmetlerini istismar etmesini de eleştirdiği brifingde, "Bu yaklaşımı en hafif deyimiyle çirkindir" dedi.

KKTC'nin, yurttaşlarının sağlık hizmeti alabilmesi için her türlü fedakârlığı yapmakta olduğu, bu amaçla yurtdışına gönderilen hastalar için ödenen miktarların önemli boyutlara ulaştığını anlatan Erçakıca, "Papadopulos, bazı Kıbrıslı Türklerin, pratik veya kişisel nedenlerle Güney Kıbrıs'ta tedavi olma yolunu seçmelerini siyasi propaganda aracı yaparak, Kıbrıslı Türkleri nasıl gördüğünü ve Kıbrıs sorununa bakışını ortaya koymaktadır. Bu bakış, çirkindir ve insanlık değerlerinden uzaktır" ifadelerini kullandı.

Erçakıca, Kıbrıslı Türklerin, uzun yıllardan beri devam eden izolasyonların ticari, kültürel ve sportif alanda da yıkıcı veya en azından geriletici etkilerini yaşamakta olduğunu dile getirerek, bunu aslında bütün dünyanın ve Papadopulos'un da bildiğini ancak propaganda yoluyla anlındaki lekeyi temizlemeye çalıştığını söyledi.

Sözcü Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın geçen hafta AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Üyesi Yorgos Karacaferis'le gerçekleştirdiği görüşmenin içeriğiyle ilgili bir soru üzerine, Kıbrıs konusunun tüm yanlarıyla konuşulduğu bu görüşmenin sonuca bağlanacak diplomatik bir görüşme olmadığını, yararlı bir görüş alışverişinde bulunduğunu ve bunun Karacaferis'in çalışmalarını nasıl etkileyeceğinin ileriki günlerde görülebileceğini kaydetti.

Siyasi partilerle ayrı ayrı

Erçakıca, iç politikayla ilgili olarak, UBP ve DP'nin meclis boykotunu Cumhurbaşkanı'nın nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, sorunların demokratik hukuk devleti kuralları içinde kalınarak aşılabileceği inancında olduğunu ve gelişmeler karşısında tarafsızlığını korumasına dikkat ettiğini belirtti.

Bu durumun Cumhurbaşkanının siyasi partilerle yürüttüğü ortak çalışmaları olumsuz etkilediğini belirten Erçakıca, siyasi partilerle görüşmelerin bundan böyle ayrı ayrı yapılacağını açıkladı.

Erçakıca, bu çerçevede önceki gün UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün başkanlığındaki UBP heyetiyle bir araya gelen Talat'ın, bugün de DP'yle randevusu bulunduğunu söyledi.

KIBRIS 04/10/06

 

Eğer Türkiye, Ankara Anlaşması'nı tanımazsa bizim için büyük güçlükler çıkacaktır

Tuomioja, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde sözde Ermeni soykırımını tanıması gerektiğine ilişkin bir durumun söz konusu olmadığını da belirterek, "(Sözde) Ermeni soykırımı konusu, tarihçilerin sorumluluğuna bırakılması gereken bir konu, uluslararası siyasete alet edilemez" görüşünü de dile getirdi.

Çeşitli temaslar için Bakü'de bulunan AB Troykası heyetine başkanlık eden Tuomioja, temaslarıyla ilgili olarak düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin AB üyeliği süreci ve Ermeni soykırımı iddiaları konusundaki bir soru üzerine, Türkiye'nin üyeliğinin uzun bir süreç gerektirdiğini ifade ederek, "Görüşmeler ve üyelik arasında, 10 yıla kadar zaman geçebilir. Bu süreçte (soykırım iddialarının yerine) asıl önemli olan konulardan biri, Türkiye'nin kendisinden beklenen talepleri yerine getirmesi, kriterleri sağlamasıdır. Bu talepler arasında Türkiye'nin (Güney) 'Kıbrıs' dahil, tüm (AB üyesi) ülkelerle normal ilişkisi bulunması da yer alıyor" diye konuştu.

Güney Kıbrıs konusunun Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde sorun olabileceğine işaret eden Tuomioja, "Eğer Türkiye, Ankara Anlaşması'nı tanımazsa bizim için büyük güçlükler çıkacaktır" dedi.

 

KIBRIS 04/10/06

 

Almanya Başbakanı Merkel Türkiye’de

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’ye geldi.

 

NTV

Güncelleme: 16:55 TSİ 05 Ekim 2006 Perşembe

ANKARA - Öğle saatlerinde Ankara’ya gelen Merkel, Başbakan Erdoğan ile görüştü. Merkel daha sonra Cumhurbaşkanı Sezer tarafından kabul edilecek.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Ankara’daki temasları çerçevesinde ilk olarak Anıtkabir’i ziyaret etti.

Erdoğan ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, daha sonra Başbakanlık merkez binada ikili görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler.

Alman bir gazetecinin, Ankara Protokolü’nü hatırlatarak, limanların Güney Kıbrıs gemilerine açılıp açılmayacağına yönelik soru üzerine Erdoğan, “Bu konunun detaylarını akşam şansölyeyle görüşeceğiz. Ancak bizim bu konuyla ilgili olarak şu anda söylediğimiz bir şey var. Tezimiz şu, diyoruz ki Ankara Protokolünü, özellikle Kıbrıs’taki şu anda yaptırım olarak söylenen konulara yönelik tek taraflı bir yaptırım söz konusu değil. Burada karşılıklı yaptırım söz konusu. Her şeyden önce Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyonların kaldırılması gerekir. Bu izolasyonlar kaldırılmadan bu tür bir şeyin bizden istenmesi bu bir defa adil bir yaklaşım olmaz. Bizim her zaman söylediğimiz bir konu var. Bildiğiniz gibi o da şudur, Kuzey Kıbrıs bir terör bölgesi midir? Bir uyuşturucu merkezi midir? Bir kara para aklama yeri midir? Niçin bu izolasyonlar Kuzey Kıbrıs’a uygulanıyor?” dedi.

Erdoğan, “ Şu anda bu konuda izolasyonlar kalkmadıkça biz limanların ve hava alanlarının açılması noktasına asla sıcak bakmıyoruz. Bunu da özellikle ifade etmem gerekir.” dedi.

Merkel de bir gazetecinin “Kıbrıs’a izolasyonların kaldırılması konusundaki bir soruya şu yanıtı verdi: “Ankara protokolünün bizim açımızdan yerine getirilmesi gerekiyor. Finlandiya önerisi masada. Öneri Türkiye tarafından da olumlu karşılandı. AB müzakerelerinin devam edilebilmesi için Kıbrıs sorununun halledilmesi gerekiyor.” yanıtını verdi.

Akşam İstanbul’a geçecek olan Merkel, Başbakan Erdoğan’la “Medeniyetler Buluşması” başlığı altında verilen iftar yemeğine katılacak.

Almanya Başbakanı, yarın ise, Türk- Alman Ekonomik Forumu’na katılacak, dini liderlerle de bir araya gelecek.

Merkel’in ziyaretinin gündeminde ekonomik ilişkiler ve Türkiye’nin AB üyeliği var. Türk tarafı, 1 Ocak’ta AB dönem başkanlığını üstlenecek olan Almanya’dan destek isteyecek. Görüşmelerde Almanya’daki Türk azınlığın sorunları da ele alınacak.

 

Ankara'dan Merkel'e: "Kıbrıs tezimiz aynı"


5 Ekim, 2006 16:10:00 (TSİ) CNN TURK

cnnturk.com

Bugün Ankara'ya gelen Almanya Başbakanı Angela Merkel ilk olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la biraraya geldi. Görüşmeden sonra açıklama yapan Erdoğan, ''Kıbrıs konusunda tezimiz aynı. KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalkmadıkça Rumlara limanlarımızı açmayacağız'' dedi.

Başbakan Erdoğan iki günlük resmi ziyaret için Türkiye'ye gelen Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Başbakanlık'ta biraraya geldi.
 
İki lider görüşmelerinin ardından kameraların karşısına geçti. Erdoğan kendisine "Ek Protokolü Kıbrıs Rum kesimini de kapsayacak şekilde genişletin" diyen Merkel'e, "Kıbrıs tezlerimizde değişiklik yok. KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kaldırılmadıkça Rumlara limanlarımızı açmayacağız" diye konuştu.

"Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması gerekir" diyen Başbakan, "bu izolasyonlar kaldırılmadan bu tür bir şeyin bizden istenmesi bu bir defa adil bir yaklaşım olmaz. Bizim her zaman söylediğimiz bir konu var. Bildiğiniz gibi o da şudur, Kuzey Kıbrıs bir terör bölgesi midir? Bir uyuşturucu merkezi midir? Bir kara para aklama yeri midir? Niçin bu izolasyonlar Kuzey Kıbrıs'a uygulanıyor?'' ifadesini kullandı.
 
Erdoğan nisan 2004'te Ada'da yapılan referandumda Annan Planı'na 'hayır' diyen tarafın Rumlar olduğunu hatırlattı ve "ancak plana 'hayır' diyen Rumlar ödüllendirilirken, 'evet' diyen KKTC cezalandırılmıştır. Önce bu haksızlık çözüme kavuşturulmalı" ifadesini kullandı.
 
Angela Merkel de, AB'nin Ankara'dan beklentisinin Ek Protokolü genişletmek olduğunun altını çizdi. Merkel, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs'ta çözüm çabalarını desteklediğini de ifade etti.
 
Erdoğan konuşmasında Almanya'nın en başından beri Türkiye'nin AB sürecini desteklediğine dikkat çekti.

Merkel'in programı
 
Merkel'i Esenboğa Havalimanı'nda Başmüzakereci Ali Babacan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyd Zapsu ve diğer yetkililer karşıladı.
 
Ankara'daki temasları çerçevesinde Başbakan Erdoğan ile görüşen Merkel, daha sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kabul edilecek.

Başkentteki temaslarını tamamlamasının ardından Başbakan Erdoğan ile İstanbul'a geçmesi planlanan Merkel, yarın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği işbirliğinde Çırağan Sarayı'nda düzenlenecek Türk-Alman Ekonomi Forumu'na katılacak.

Merkel'in yarın ülkesine dönmeden önce İstanbul'da bazı dini liderlerle görüşmesi de bekleniyor.

Almanya Başbakanı'na Türkiye ziyaretinde Türk kökenli milletvekilleri Lale Akgün, Hakkı Keskin, Avrupa Parlamentosu milletvekili Vural Öger ve aralarında Türklerin de bulunduğu 20 işadamıyla çok sayıda gazeteci eşlik ediyor.

Almanya Dışişleri Bakanı da gelmişti
 
6 eylülde ise Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, iki günlük resmi ziyaret için Türkiye'ye gelmişti.
 
Steinmeier Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile birlikte ‘Kültürlerarası Diyalog ve Anlayış için Ernst Reuter Girişimi’ni kamuoyuna tanıtmıştı.
 
Konuk bakanın ziyareti çerçevesinde iki ülke dışişleri bakanlarının başkanlığında heyetlerarası görüşmelerin de yapılması ve bu görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra Türkiye-AB ilişkileri ile güncel uluslararası konuların ele alınmıştı.

 

Çağlayan’dan modanın 111 yılı

Paris Moda Haftası’nda “1895’den günümüze modanın 111 yılı” konusunu işleyen Hüseyin Çağlayan, Victoria döneminin kadını kapatan uzun etekleri ile başlayan defilesini kadın vücuduna vurgu yapan anlayışa gönderme yaparak bitirdi.

AA

Güncelleme: 13:19 TSİ 05 Ekim 2006 Perşembe

PARİS - Modanın kalbi Fransa’nın başkenti Paris’te atmaya devam ediyor. Dünyaca ünlü modacılar, 8 Ekim’e kadar sürecek Paris Moda Haftası’nda, 2007 ilkbahar ve yaz kreasyonlarını sergiliyor. Moda haftasının en ilginç defilesini, Londra’da yaşayan Türk modacı Hüseyin Çağlayan sundu.

“1895’den günümüze modanın 111 yılı” konusunu işleyen Çağlayan, defilesi için, Paris Bercy’deki spor salonunun Marcel Cerdan bölümüne kurulan sahnenin her yerini kristal taşlarla bezedi.

Defile, başlangıcından sonuna kadar salonu tıklım tıklım dolduran davetlilerden büyük alkış aldı.

Çağlayan, 111 yıllık modanın yolculuğunu günümüze aktarırken, teknolojiyi de kullanarak bir sihir gibi kıyafetleri şekilden şekle soktu. 30’a yakın kıyafetin sergilendiği defile yaklaşık 20 dakika sürdü.

 

Çağlayan’ın 1895’den günümüze modanın yolculuğu öyküsünde, Victoria döneminin kadını kapatan uzun etekleriyle başlayan defile, 2000’li yılların kadın vücuduna sürekli olarak vurgu yapan anlayışına gönderme yaparak sona erdi.

 

Temel çelişki



Kıbrıs Prensi Alessandro Mirri di Lusignan Fas'ta öldürüldü. Bir garip giriş ve ilişki... Türkiye'nin Avrupa Birliği tam üyeliğine uzanan bir öyküdür bu. Anlatayım:
Kayıtlara göre Haçlı Seferleri sırasında Aslan Yürekli lakaplı İngiltere Kralı Richard tarafından, Kıbrıs, Kudüs'ten dışlandığı için kendine yurt arayan eski Kral Guy de Lusignan'a satılıyor. Bu parayla Haçlı Seferleri'ne finansman katkısı sağlanıyor. Yıl 1189...
Lusignan hanedanı böylece 300 yıl Kıbrıs Adası'nı yönetiyor. Sonrası... Kıbrıs, Venedikliler tarafından ele geçirilince aile önce Sakız Adası'na göçüyor. Ardından İzmir'e... Lusignan ailesi, yüzyıllarca İzmir'de daha çok Mirri'ler adıyla tanınıyor. Baba Lusignan 1960 yılına kadar Türkiye'de kalmış. Sonra... Belçika'ya göçmüş.
AB'ye uluslararası memur olarak girmiş. AB'nin genişlemeden sorumlu bölümünün Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya masasını yönetmiş. Artık, emekli. Onun görevine de yıllar sonra oğlu Alessandro Mirri di Lusignan gelmiş. Baba gibi oğul da sıkı bir Türkiye dostu idi. Kısa süre önce AB'nin Fas temsilciliğine atandı. Ne yazık ki Fas'ta eşiyle birlikte öldürüldü. Geride dört çocuk bıraktı.
...............................
Onun anısına saygı gereği öyküsünü bir kez daha yazdım. Ancak güncel tarafı da var...
..............................
TÜSİAD'ın Brüksel temsilcisi Bahadır Kaleağası şöyle yazmış:
"Alessandro Türkiye'yi derinden tanırdı. Fakat her Türkiye uzmanının düştüğü şaşkınlıklardan da kendini alıkoyamazdı. Türkiye'yi iyi anlayan bir kişi olarak, 'Nasıl olur da bu ülke bazen kendi çıkarlarına bu kadar ters gelişmelere bu kadar çok saplanabilir?' diye merak ederdi. Türk tanıdıkları kendisine bu konuya çok takılmaması telkininde bulunurdu. Zaten bizzat Türklerin de ülkede olan biteni anlamakta çoğu zaman zorlandıklarını söylerlerdi. Fakat herkes bilirdi ki, aslında bu sorgulamanın arkasında Türkiye'nin mutlaka aşması gereken bazı temel çelişkileri vardır."
Ve Kaleağası'na göre "301 vakası" bunun en belirgin örneği. 301. maddedeki Türklüğe hakaret, bu fiilden caydırmayı amaçlıyor... Hedef Türkiye için çirkin algılamaların önlenmesi.
Oysa... Tam tersi bir durum doğmuyor.
TCK 301'e dayanarak açılan her dava dünya medyasında yankılanarak döne döne yayımlanıyor. Dava konusu olan söylem ve satırlar yüzlerce kez çoğalarak milyarlarca dünyalıya ulaştırılıyor.
Böylece Türkler ve Türkiye hakkında kötü algılamalar mı önlenmiş oluyor, yoksa hiç istemeyerek o algılamaların geometrik diziyle yayılması mı gerçekleşiyor?
Ayrıca... AB ülkelerine böyle bir suçu anlatabilmek çok zor. "İngilizliğe hakaret, Belçikalı, Danimarkalı olmaya hakaret" gibi bir suç tanımı, AB ülkeleri ceza yasalarında yok.
..............................
Düşünce suçu kavramı için bazı istisnalara parantez açılmamış değil... Örneğin... Almanya'da "Nazi dönemini övmek ve Yahudi soykırımı yapılmadığını iddia etmek" suçtur.
Ama bu Federal Almanya Anayasası'na girmiştir ve savaş mahkemesinde hükme bağlanmış bir içtihattır. Bir insanlık suçundan söz edilmektedir. Buna karşılık Fransa Parlamentosu'nda bulunan "Ermenilere soykırım yapılmadığını söylemenin, yazmanın suç olmasını öngören" yasa tasarısını işaret etmeliyim. Bu ise gerçekten arızalı bir yasa maddesi. Düşünce özgürlüğünün beşiği sayılan Fransa'nın üzerine düşecek gölgedir.
Çünkü... Uluslararası mahkeme kararına dayanmıyor. Geçerli bir hukuk kaynağı yok. Saptanmış bir gerçeklik iddia edilemez. Zaten Olli Rehn de "Ermeni soykırımını tanımanın AB'ye tam üyelik için bir önkoşul olmadığı"nı söyledi.
............................
Yazının ağırlık merkezi olan TCK 301'e gelelim. Bu maddenin sürdürülmesi, öyle bir psikolojik ortam yaratıyor ki, Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerine uygunluğu öngörülerek başlatılan müzakerelerin zırhı delinmekte. O delikten diğer bütün zehirli formüller akabilmekte. Ermeni, Pontus, Süryani soykırımını tanıma dayatmaları... Askerin Aşil topuğuna gönderilen oklar... Türkiye'nin bütünlüğünü zorlayabilecek öneriler... Kıbrıs'ta kantarın topuzunu kaçıran istekler...
.............................
AKP bu duyarlı maddedeki değişikliği yapacak oy çoğunluğuna sahiptir. CHP'ye ihtiyacı yoktur. Ama CHP'yi bahane ederek oy hesaplarıyla ayak sürüyor. Yerkürenin en büyük uygarlık projesinde yer alabilme şansını Türkiye ıskalayabilir. Rehn'in "1. yıldönümü, son yıldönümü olabilir" söylemi bir işarettir.

GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 05/10/06

 

Finlandiya formülünü hiç bir tarafın reddetmemesi gerekiyor

"BU SEFER BAŞARILI OLACAĞIMIZI UMUYORUM"... AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, "Finlandiya'nın girişiminin, şu an var olan tek fırsat olduğunu kaydederek, hiçbir tarafın bu girişimi reddetmemesi gerektiğini" söyledi. "Bu sefer başarılı olmayı umduklarını, aksi halde sonuçların hem Türkiye hem de AB için olumsuz olacağını" belirten Rehn, girişimin başarılı olmasıyla KKTC ile doğrudan ticaret konusunda ilerleme sağlayabileceklerini ifade etti

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, "Finlandiya'nın girişiminin, şu an var olan tek fırsat olduğunu kaydederek, hiçbir tarafın bu girişimi reddetmemesi gerektiğini" söyledi.

"Bu sefer başarılı olmayı umduklarını, aksi halde sonuçların hem Türkiye hem de AB için olumsuz olacağını" belirten Rehn, girişimin başarılı olmasıyla KKTC ile doğrudan ticaret konusunda ilerleme sağlayabileceklerini ifade etti.

Rehn, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde "İmtiyazlı ortaklıktan" bahseden kesimleri de eleştirerek, katılım müzakerelerinin hedefinin tam üyelik olduğunu da vurguladı.

A.A.'nın haberine göre Bilkent Üniversitesi'nde konferans veren Rehn, Kıbrıs meselesine ilişkin olarak, tarafların geçmişe çok fazla, geleceğeyse çok az vurgu yaptıklarını gözlediğini ifade ederek, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın bu konudaki çabalarını AB Komisyonu olarak desteklediklerini belirtti.

Finlandiya'nın bu konudaki girişiminin, şu anki mevcut tek fırsat olduğunu kaydeden Rehn, hiçbir tarafın bu girişimi reddetmemesi gerektiğini söyledi.

"Bu sefer başarılı olmayı umduklarını, aksi halde sonuçların hem Türkiye hem de AB için olumsuz olacağını" kaydeden Rehn, girişimin başarılı olmasıyla KKTC ile doğrudan ticaret konusunda ilerleme sağlayabileceklerini belirtti.

Ada'da Yeşil Hat'tı her geçişinde, "Sanki bir zaman makinesine girip, kendisini 1980'lerin Doğu Almanya'sına girmiş gibi hissettiğini" söyleyen Rehn, AB'nin her üyesinin, "Barışçıl ve birleşik" olmasının önemini vurguladı.

Rehn, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolünden kaynaklanan yükümlülüklerini uygulaması gerektiğini de ifade etti.

Rehn, Gümrük Birliği'nin ve NATO'nun üyesi Türkiye'nin, AB ile hali hazırda sahip olduğu bağların zaten imtiyazlı ortaklığın çok ötesinde olduğuna dikkati çekti.

Sonuçları şimdiden kestirilememekle birlikte, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin hedefinin tam üyelik olduğunu kaydeden Rehn, AB içindeki bazı kesimlerin ve liderlerin imtiyazlı ortaklıktan yana olduğuna işaret ederek, "AB, bu konuda kendini kandırmamalıdır. Birliğin, Türkiye'ye üyelik şansı verilmesi hususunda adil ve kararlı olması gerekir. AB ve Türkiye'deki yetkilileri, AB-Türkiye ilişkilerine dair sorumlu bir tartışma yürütmeye çağırıyorum" diye konuştu.

AB'ye giden "Kestirme bir yol" bulunmadığını belirten Rehn, tam üyelik yolunda dürüst, kararlı ve taahhütlere bağlı kalarak ilerlemenin gereğini dile getirerek, bu sürecin başarıyla ilerletilmesinde Türkiye'nin tutumunun önemli olduğunu kaydetti.

"Önümüzdeki 2-3 ay çok kritik"

Üyelik sürecinin çetin geçeceğini ve sürecin ne zaman tamamlanacağının Türkiye'ye ve karşılıklı anlayışa bağlı olduğunu vurgulayan Rehn, "Hem Türkiye'deki, hem de Avrupa'daki mevcut hava bizi endişelendiriyor. Gelecek 2-3 ay çok kritik" dedi.

Rehn, AB demokrasilerinde sivil-asker ilişkilerine dair ortak uygulamanın, ordunun sivil denetim altında tutulması olduğuna işaret ederek, Türkiye'nin bu alanda ilerlemeler kaydettiğini, ancak daha atılması gereken bulunduğunu söyledi. Türkiye ile AB arasındaki iletişimin önemine işaret ederek, bu konuda sivil toplum kuruluşlarının hayati bir rol oynadığını kaydeden Rehn, "Sivil toplum örgütleri arasındaki etkileşime destek vermeliyiz. Birbirimizi bugün olduğundan daha iyi tanımalıyız" diye konuştu.

AB-Türkiye ilişkilerinde bu yılsonunda meydana gelebilecek muhtemel bir "Tren kazasının", sorunların siyasi iradeyle çözülmesiyle engellenebileceğini belirten Rehn, "Benim görevim böyle bir tren kazasına engel olmaktır" dedi.

Rehn'den TCK'ya eleştiri

TCK'daki bazı düzenlemelerin Türkiye'nin AB perspektifinde bir yük oluşturduğu görüşünü aktaran Rehn, terörü kınadıklarını ve terörle mücadelesinde Türkiye'yi desteklediklerini, ancak ifade özgürlüğüyle ilgili açılan 60-80 dolayında davanın hiçbirinin terörle alakası olmadığını kaydetti.

Rehn, bir başka soru üzerine, temasları sırasında sürekli olarak, "Fransa'da şöyle Almanya'da böyle" gibi örneklerin gösterildiği sorularla karşılaştığını da ifade ederek, "Bazı Avrupa ülkelerinde kötü uygulamaların görüldüğü birtakım ayrıntılar olabilir. Siz kötü örnekleri toplamaya çalışmayın. Türkiye'yi, AB'nin en iyi uygulamalarının görüldüğü üyesi haline getirmeye çalışın" ifadesini kullandı.

Türkiye'deki reform sürecinin yavaşladığını da öne süren Rehn, Türkiye'nin bu konuda "Bahaneler" bulmaya çalışmaması gerektiğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 05/10/06

 

İzolasyonları kaldırın

"KIBRIS SORUNUNU BIRAKIN, İZOLASYONLARI KALDIRMAYA BAKIN"... Talat, AB'nin, Kıbrıs'ta bütünlüklü çözümün parçalarıyla ilgili söz söylemek, tavır koymak ve öneri yapmak yerine Kıbrıslı Türklere doğrudan ticaret ve uçuş sağlayıp izolasyonların diğer unsurlarını ortadan kaldırmak ve üniversiteleri Bologna sürecine katmak için çaba göstermesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, üst düzey AB yetkililerinin birbirini tutmayan görüşler ortaya koyduğuna işaret ederek, "Ama merak etmeyin. Biz Kıbrıslı Türkler olarak ne istediğimizi biliyoruz. Hakkımızı kimseye çiğnetmeyeceğiz" dedi

 "BİZ ÇÖZÜM İSTİYORUZ"... AB'nin en yetkilisinin "Doğrudan ticaretle Türkiye'nin ilgisi yoktur" derken dönem başkanının bunları iç içe getiren bir öneri ortaya koyduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, "Yani bir söyleneni diğerinin tutmadığı görüşler... Birinin söylediğini diğerinin bozduğu önde gelen liderler... Bir karmaşa, bir kaos devam edip gidiyor. Ama merak etmeyin. Biz Kıbrıslı Türkler olarak ne istediğimizi biliyoruz. Hakkımızın ne olduğunu da biliyoruz ve daha fazlasını da istemiyoruz. Daha fazlası başkalarına kalsın. Biz daha fazlasını istemiyoruz ama hakkımızı da hiç kimseye çiğnetmeyeceğiz. Bu kesindir. Biz çözüm istiyoruz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs sorununun çözüm platformu olmadığını, Kıbrıs'ta bütünlüklü çözümün parçalarıyla ilgili söz söylemek, tavır koymak ve öneri yapmak yerine Kıbrıslı Türklere doğrudan ticaret ve uçuş sağlayıp izolasyonların diğer unsurlarını ortadan kaldırmak ve üniversiteleri Bologna sürecine katmak için çaba göstermesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, üst düzey AB yetkililerinin birbirini tutmayan görüşler ortaya koyduğuna işaret ederek, "Ama merak etmeyin. Biz Kıbrıslı Türkler olarak ne istediğimizi biliyoruz. Hakkımızı kimseye çiğnetmeyeceğiz" dedi.

Rum lideri Tasos Papadopulos'un artık Kıbrıslı Türklere azınlık haklarını bile çok gören yaklaşımlar sergilediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Biz azınlık değil, siyasi eşitiz" diye konuştu.

Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Gazimağusa Limanı ve Maraş konusundaki önerileri konusunda, bu ülkenin büyükelçisiyle geç de olsa temaslarının başladığını belirterek, devrede olduklarını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, dün Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN) Genel Başkanı Mehmet Özkardaş ve sendika yöneticilerini kabul etti.

Özkardaş: Kaygılıyız

KAMU-SEN Genel Başkanı Özkardaş, Kıbrıs'ta eşitlik temelinde çözüm için mücadele eden bir örgüt olarak, halkın 24 Nisan referandumundaki iradesinin arkasında durmayı sürdürdüklerini ve son zamanlarda Kıbrıs konusunda basında öğrendikleri, ancak içeriğini tam bilmedikleri konulardan dolayı ciddi kaygı duyduklarını söyledi.

İç siyasi gerginliklere işaret eden Özkardaş, bazı partilerin sadece iç konuları gündemde tutup Kıbrıs konusunu ikinci plana düşürmesinden üzüntü duyduklarını belirtti. Özkardaş, boykot ve eylem yapmanın siyasi partilerin hakkı olduğunu, ancak özellikle Avrupa Parlamentosu'ndaki temsiliyetin de boykot kapsamına alınmasının Kıbrıs Türkleri lehine olmadığını vurguladı.

Asli görevi dünyada barışı tesis etmek ve korumak olan BM'nin güvenilirliğinin tartışılır hale geldiğini, Kıbrıs Türk halkının BM'ye ve AB'ye güveninin azaldığını ifade eden Mehmet Özkardaş, bundan büyük üzüntü duyduklarını kaydetti.

KAMU-SEN Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, Kıbrıs Türk barış güçlerinin her türlü baskıya rağmen kendini ortaya koyup, Annan Planı'na evet dediğini, ancak Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un halkını ırkçı ve şovenist düşüncelerle yanıltıp referandumda hayır çıkarması yüzünden Kıbrıs'ta bugünkü durumun oluştuğunu anlattı.

BM ve AB Sözlerini tutmadı... Rumların çözümü engelleyen adımlarına seyirci kalıyor...

Annan Planı'nın yaratıcısı BM'nin ve AB'nin referandum sonrası Kıbrıslı Türklere izolasyonların kaldırılması sözlerini yerine getirmemesinden de üzüntü duyduklarını vurgulayan Mehmet Özkardaş, BM ve AB'nin "Rumların ihanetine uğradık, kandırıldık" itiraflarını unutup, Rumların AB üyeliği avantajıyla çözümü engelleyen adımlarına seyirci kaldığını söyledi.

Özkardaş, Finlandiya'nın Türkiye'nin ek protokolü mecliste onaylatıp uygulamaya koymasına karşılık Gazimağusa Limanı'nın AB denetiminde işletilmesi, Maraş'ın da BM denetimine verilmesi önerisini Kıbrıs Türk tarafının bütünlüklü ve kapsamlı çözüm önerilerine ters olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

"Bunun gerçekleşmesi halinde, zaten çözüm istemeyen, Kıbrıs Türkü'nü azınlık gören Papadopulos artık hiç masaya gelmeyecektir. Sıra çözüm olmadan Türk askerinin adadan tümden çekilmesine, Türkiye'den gelen KKTC vatandaşlarının geri gitmesine, Rum göçmenlerin eski yerlerine dönmesine ve bunun gibi vermeden ne alınabilirse ona gelecektir. Bunlar bizi azınlık ve yama yapmaya götürecektir ve ciddi kaygılarımız vardır."

Siyasi partilere çağrı: Azınlık ve yama olmaya karşı haykıralım

KAMU-SEN Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, birinci ağızdan neler olduğunu Cumhurbaşkanı'ndan öğrenmek istediklerini belirterek, siyasi partilere de polemiğe son vererek, Kıbrıs'ta çözüm yönünde mücadele eden sivil toplum örgütleriyle birlikte Cumhurbaşkanı'nın etrafında kenetlenmeleri ve azınlık ve yama olmaya karşı haykırma çağrısı yaptı.

Özkardaş, 24 Nisan'daki evet iradesinin arkasında olmaya devam edeceklerini ve Cumhurbaşkanı'nın bu bağlamdaki politikalarını desteklediklerini de sözlerine ekledi.

Talat: Asgari müştereklerden biri azınlık olmamak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da zorlu bir uğraş içinde olduklarını belirterek, KAMU-SEN'in desteğinden gurur duyduğunu ve çalışma şevklerinin arttığını söyledi.

Her örgütün farklı görüşlerine rağmen asgari müştereklerde buluşmanın güçlerini artıracağına işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, "Asgari müştereklerden bir tanesi de azınlık olmamaktır" dedi.

Nüfus azlığının azınlık olmayı gerektirmediğini, bunun üniter devletlerde bile saygı duyulan bir statü olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıslı Türkler bu adada hiçbir zaman azınlık olmadı. Kıbrıslı Türklerin statüsü, siyasi eşitlik statüsüdür. Kıbrıslı Türkler eğer kendi yurttaşlarının, toplumunun çıkarlarına aykırı görürse bir olayı, bir kararı, bu kararın Kıbrıs'ta alınması mümkün değildir. Aynı şekilde Kıbrıs Rum tarafının da aleyhine bir kararın alınması da bunun doğal sonucu olarak siyasi eşitliğin gereğidir" diye konuştu.

Rum liderliği azınlık haklarını da artık çok görmeye başladı

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin hiç azınlık olmadığına ama Rum yönetimi ve liderliğinin, artık azınlık haklarını da çok görmeye başladığına işaret ederek şöyle devam etti:

"Azınlık hakkını öngörüyor demiyorum. Azınlık hakkını da çok görüyor. Geçen yıl Sayın Papadopulos BM Genel Kurulu'nda hitap ederken, osmosisten söz etti. Adanın birleşmesinin osmosisle olacağını, Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs'ın bütününe osmosis yoluyla bağlanacağını ifade etti. Yani Kıbrıslı Türkleri asimile etme niyetini ortaya koydu. Bu yılki toplantıda ise etnik kökenin ve kültürel farklılığın olası bir çözümde korunması gerektiğini, ancak bunun devletin fonksiyonelliğini engellememesi gerektiğini söyledi. Hâlbuki AB içindeki bütün ülkelerde, üniter devletler de dâhil olmak üzere azınlık hakları -yani kültürel çeşitlilik ve etnik kökenin muhafazası- temel bir ilkedir ve devletin fonksiyonelliğiyle çelişir ve kabul edilir, tolere edilir.

Yani Sayın Papadopulos'un dediği gibi hem devlet tam anlamıyla fonksiyonel olacak hem de azınlık hakları korunacak... Bu ikisi birbiriyle bağdaşmaz. Bunlar ters orantılıdır. Kaldı ki biz azınlık da değiliz, siyasi eşitiz. Devletin fonksiyonelliği iki toplumun haklarına halel gelmediği sürece geçerli olabilmelidir. Bunun için de olası bir çözümde tıkanıklık çözme mekanizmaları düşünülmüştü ve yine düşünülüyor. Elbette ki tıkanıklıklar çözülmelidir, ama bunun nasıl çözüleceği birlikte formüle edilmelidir.

İdeolojik olarak hem etnik kökeni ve kültürel farklılığı hem de siyasi eşitliği gözeteceksin ama devletin fonksiyonelliğini en başa koyacaksın... Bunlar bir arada olmaz; bunlar ateşle barut gibidir, bir araya koyarsanız patlar, çözüm olmaz, ada bölünür."

Uluslararası toplum tepki göstermeliydi

Cumhurbaşkanı Talat, Rum lider Papadopulos'un tüm bunları uluslararası toplumun önünde söylediğine işaret ederek, en sert tepkiyi göstermesini beklediği uluslararası toplumdan bunu göremediğini belirtti. AB'de bu tür anlayış olmadığını, Avrupa'da böyle sözlerin 2. Dünya Savaşı'ndan beri duyulmadığını kaydeden Talat, Kıbrıslı Türklerin, bu anlayışı taşıyanlar AB üyesi olduğu için gerçekten zor şartlarda bulunduğunu, her türlü baskıyla karşılaştığını ifade etti.

Türkiye'nin AB sürecinde tıkanıklık olmaması için "kısa günün karı" diye Papadopulos'un Eylül 2004'teki önerisinin ısıtılarak önlerine konmaya çalışıldığını belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Maraş'ın bütünlüklü çözümün parçası olduğunu vurguladı.

Bugüne kadar geliştirilmiş bütün fikirlere bakıldığında, olası bir çözümde Kıbrıslı Türklerin bir miktar toprak vereceğinin ve devletteki eşitlik haklarını alacağının bilinen bir şey olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Şimdi devletteki eşitlik haklarıyla ilgili hiçbir şey yok, hiçbir şey söylenmiyor; ama buna karşılık bütünlüklü çözümün bazı parçaları Kıbrıslı Türklerden isteniyor. Bu, dengeli bir yaklaşım, politika değildir" diye konuştu.

Kabul etmemiz son derece anlamsız

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk tarafının tutumunu açıkça ortaya koyduğuna işaret ederek, Mağusa Limanı'nın bugüne kadar hep Kıbrıslı Türklerin yönetiminde olduğunu, Güven Yaratıcı Önlemeler'de de böyle öngörüldüğünü, dolayısıyla limanın ortak çalıştırılması veya AB'ye devredilmesi yaklaşımlarını kabul etmelerinin son derece anlamsız olacağını vurguladı.

Talat, Avrupa Konseyi, Kıbrıslı Türkler için doğrudan ticareti 26 Nisan 2004'te kararlaştırılırken, referandumun ardından izolasyondan kurtulma, dünyanın her yerine ticaret ve seyahat yapabilme, pasaport verme, devlet yönetimindeki siyasal eşitlik gibi hakların Rumların hayırı yüzünden gerçekleşmemesi sonucu, Kıbrıslı Türkleri cezalandırmaya devam etmenin anlamının olmadığı gerçeğinden hareket edildiğini ve Avrupa Konseyi'nin "izolasyonlar kalkmalıdır" dediğini anlattı.

"`Bütünlüklü çözümün parçası olacak bir şeyleri verin de buna karşılık doğrudan ticaret ve mali yardım alın' denmedi bize... Yok böyle bir şey" diyen Cumhurbaşkanı Talat, bu yaklaşımları hoş karşılamalarının mümkün olmadığını kaydetti.

Hazırız

Mehmet Ali Talat, BM sürecini desteklediklerini, 8 Temmuz'da Papadopulos'la yaptığı anlaşmayı uygulamaya, çoktan kurulması gereken teknik komitelerin hemen yarın çalışmaya başlamasına hazır olduklarını, çalışma gruplarıyla ilgili ise BM'nin önerisini beklediklerini, BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim Gambari'nin bu konuda öneri hazırlayacağını söylediğini ifade etti.

AB Kıbrıs'ın çözüm platformu değil

"Umuyoruz ki mantıklı, kabul edebileceğimiz bir durum ortaya çıkar ve derhal Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakereleri başlatırız" diyen Talat, şöyle konuştu:

"AB, Kıbrıs'ın çözüm platformu değildir. AB, bütünlüklü çözümün parçalarıyla ilgili söz söylememelidir, tavır ortaya koymamalıdır, öneri yapmamalıdır. AB'nin yapması gereken, bizim doğrudan ticaretimizi, doğrudan uçuşları sağlaması ve izolasyonun diğer unsurlarını ortadan kaldırmak için çaba göstermesidir. Üniversitelerimizin son derece önem verdiği Bologna süreciyle ilgili Kıbrıslı Türkleri bu sürece nasıl katabileceklerini düşünmelidir.

Bunları yapacağına 'Kıbrıslı Rumlara ne verebilirim de buna karşılık onlar da Türkiye'ye yönelik tepkilerini yumuşatır' gibi her şeyi birbiri içine karıştırıyorlar."

AB'nin en yetkilisinin "Doğrudan ticaretle Türkiye'nin ilgisi yoktur" derken dönem başkanının bunları iç içe getiren bir öneri ortaya koyduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, "Yani bir söyleneni diğerinin tutmadığı görüşler... Birinin söylediğini diğerinin bozduğu önde gelen liderler... Bir karmaşa, bir kaos devam edip gidiyor. Ama merak etmeyin. Biz Kıbrıslı Türkler olarak ne istediğimizi biliyoruz. Hakkımızın ne olduğunu da biliyoruz ve daha fazlasını da istemiyoruz. Daha fazlası başkalarına kalsın. Biz daha fazlasını istemiyoruz ama hakkımızı da hiç kimseye çiğnetmeyeceğiz. Bu kesindir. Biz çözüm istiyoruz. Halkımız iradesini ortaya koydu. Bütün zorluklarına rağmen, özveri gerektirmiş olmasına rağmen her şeyi göze aldı ve BM'nin hazırladığı plana evet dedi. Biz o iradeye bağlıyız. O iradeyi tabi ki günümüz koşullarına uyarlayarak politikamızı sürdüreceğiz."

Arabulucu değilim

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine siyasi partilerle görüşmelerinin iç konularla ilgili olmadığını söyledi. "Arabuluculuk gibi bir görev üstlenmedim. Benim görüşmelerim Kıbrıs sorunuyla ilgilidir" diyen Talat, daha önce siyasi partilerle topluca yaptığı görüşmelerin siyasi ortamdaki sıcaklık yüzünden doğru olmayabileceğini düşündüğünü, partilerle yaptığı danışmalar sonucunda en azından şimdilik ayrı ayrı bir araya geldiklerini anlattı.

Partilere son gelişmeleri anlattığını ve partilerin görüşlerini aldığını kaydeden Talat, yapılanın olağanüstü bir çalışma olmadığını, sadece herhangi bir sorun olmasın diye formatının değiştirildiğini ifade etti.

Finlandiya Büyükelçisi'yle sık sık görüşüyoruz. Devredeyiz

Cumhurbaşkanı Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerileriyle ilgili görüşlerini direkt iletip iletmediği sorusuna karşılık, "Görüşüyoruz zaten.. AB yetkilileriyle sürekli görüşüyoruz. Bir ara Finlandiya'nın bizden habersiz sadece Türkiye'yle temasları oldu. Buna tepki gösterdik. Bunun üzerine bize de bilgi verildi ve konuşmalar, tartışmalar başladı. Yani şu anda biz de devredeyiz, bizimle de temas ediliyor. Finlandiya'nın buradaki büyükelçisi sık sık bizlerle de görüşüyor. Dolayısıyla Finlandiya'yla temaslarımız geç başladı ama başladı. Her safhada görüşlerimizi tabi ki anlatıyoruz" dedi.

KIBRIS 05/10/06

 

Güvenoyu bugün

Hükümetin güvenoyu alabilmesi için toplantıya katılanların salt çoğunluğunun, yani 26 milletvekilinin kabul oyu vermesi gerekiyor. Ancak hükümet güvenoyunu garantilemiş durumda. Çünkü hükümetin mecliste 25'i CTP, 3'ü de Özgür Parti'ye ait olmak üzere toplam 28 sandalyesi bulunuyor

Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP/BG-Özgür Parti) koalisyon hükümeti için bugün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda güven oylaması yapılacak.

Yeni hükümet, toplantıya katılanların salt çoğunluğunun kabul oyu kullanması halinde güvenoyu alacak. Güven oylaması sırasında milletvekillerinin isimleri okunarak oy tercihlerini "kabul", "ret" veya "çekimser" şeklinde belirtmeleri istenecek.

Anayasaya göre, güvenoyu alan hükümetin aleyhine 3 ay geçmedikçe güvensizlik önerisi verilemiyor.

CTP/BG-DP hükümetinin 11 Eylül'de istifa etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni hükümeti kurma görevini yeniden CTP/BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'e vermişti.

7 Eylül'de UBP ve DP'den istifa edenlerin kurduğu Özgürlük ve Reform Partisi (Özgür Parti) ile koalisyon kurma konusunda anlaşan CTP/BG, bu partiyle 23 Eylül'de hükümeti protokolü imzalamıştı.

CTP/BG Genel Başkanı Soyer başkanlığında oluşturulan kabine, 25 Eylül'de Cumhurbaşkanı'na sunularak onaylanmış ve aynı gün Cumhuriyet Meclisi'nde okunmuştu.

Yeni hükümetin programı ise 30 Eylül Cumartesi günü mecliste okunmuş ve görüşmeler ise önceki gün yapılmıştı.

Anayasaya göre, güven oylaması program görüşmelerinin tamamlanmasından bir tam gün sonra, yani bugün yapılıyor.

CTP/BG-Özgür Parti koalisyon hükümetinde CTP/BG'nin 7, Özgür Parti'nin de 3 bakanlığı bulunuyor.

Hükümetin mecliste 25'i CTP, 3'ü de Özgür Parti'ye ait olmak üzere 28 sandalyesi var. UBP 13, DP 6, BDH 1 milletvekiline sahip. Meclis'te 2 de bağımsız milletvekili var.

UBP ve DP, hükümet oluşumuna karşı çıktıkları için meclis toplantılarına boykot uyguluyor ve katılmıyor.

KIBRIS 05/10/06

İngiliz bilim adamı KKTC mahkemesinde

KEMALZADELERİN DÜKKANI KUNDAKLANDI... İngiltere'de adli bilim adamı ve danışmanlık yapan İngiliz bilim adamı Roger Hope Ide, İngiltere'de Colin Salt'ın ölümüyle sonuçlanan patlama ve yangın ile ilgili yaptığı incelemeler hakkında dün KKTC Başsavcılığının tanığı olarak Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde şahadet verdi. Ide, Sibel-Çınar Kemalzade çiftinin dükkanının kundaklama sonucu yandığını tespit ettiğini söyledi

Senem GÖK

İngiltere'de bilim adamlarına kundaklama ve yangın araştırması ile ilgilim eğitim veren ve kendisi de 37 yıldır adli bilim adamı ve danışman olarak görev yapan İngiliz bilim adamı Roger Hope Ide, KKTC Başsavcılığının tanığı olarak dün Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde şahadet verdi. Ide, İngiltere'de Colin Salt'ın ölümüyle sonuçlanan patlama ve yangın ile ilgili yaptığı incelemeleri ve elde ettiği sonuçları mahkemeye aktardı. İngiliz bilim adamı, 27 Aralık 2000 yılında Kemalzade çiftinin 127 Chell Head Road'daki dükkanında meydana gelen patlama ve yangın ile ilgili adli tahkikatı kendisinin yaptığını belirterek, bulgularına göre dükkanın kundaklama sonucu yandığını belirtti.

Sigortadan para almak amacıyla, kardeşi Çınar ve yengesi Sibel Kemalzade ile anlaşarak dükkanı benzin dökerek kundakladığı ve Colin Salt'ın ölümüne neden olduğu iddiasıyla Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Kemal Kemalzade'nin Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasına devam ediliyor.

Mehmet Türker başkanlığında Kıdemli Yargıç İlker Sertbay ve Yargıç Peri Hakkı'dan oluşan heyetin baktığı davanın dünkü celsesinde, İddia Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten Savcı Ergül Kızılokgil, İngiliz bilim adamı Roger Hope Ide'ı tanık çağırdı. Yeminli mütercim Orhan Sarı'nın tercümesiyle şahadet veren Ide, ilk önce eğitim durumuyla ilgili bilgi verdi ve ardından yangın tahkikatı konusunda uzmanlığını nasıl edindiğini anlattı.

Kemalzade çiftinin dükkanında meydana gelen patlama ve yangın ile ilgili tahkikatı kendisi ve ekibinin yaptığını belirten bilim adamı, hazırladığı raporla ilgili İngiltere'de de mahkemede ifade verdiğini kaydetti ve raporunun detaylarını açıkladı.

Binalarda meydana gelen patlamaların 2 ana nedeni olduğunu kaydeden Ide, bu iki başlığın açılımını yaptıktan sonra Kemalzade çiftinin dükkanında meydana gelen patlamanın yanıcı buhar patlaması sonucu olduğunu, yani dükkana benzin döküldüğünü, çıkan gazın tutuşturulduğunu ve patlama olduğunu, yangının ise yerdeki benzinden kaynaklandığını anlattı. Binanın yapısı hakkında mahkemeye bilgi veren Ide, Kemalzadelerin dükkanının yaklaşık 5 litrelik benzin kullanılarak yakıldığını kaydetti.

"Patlama, tipik benzin patlamasıydı. Binada zarar görmüş bir gaz sayacı vardı ve bir ksıım gazın çıkabileceği ihtimalini de göz ardı edemem. Ancak bu patlama tümü ile benzin patlaması olarak izah edilebilir. Eğer gaz kaçağı oldu ise de bunun patlamaya çok az miktarda katkısı olur" dedi.

Binanın kapı ve pencerelerinin konumu hakkında da mahkemeye bilgi sunan Ide, patlamanın basıncıyla dışa doğru savrulan kapı ve pencereleri de incelediğini, patlama öncesi dükkanın tuvalet penceresinin söküldüğünü tespit ettiğini belirtti.

Binanın arka kısmından girildiğini, benzin dökülerek kundaklandığını ve patlamanın zemin katta meydana geldiğini belirten İngiliz bilim adamı, tutuşma yerinin tam olarak tespit edilemediğini ancak mevcut yapısal duruma göre, tutuşturmanın arka taraftan olduğunun söylenebileceğini kaydetti.

Olay yerini gösteren kroki, çektiği fotoğraf ve negatifleri, hala benzin kokan ve olay yerinde bulunan benzin bidonu gibi emareleri mahkemeye sunan Ide'nin şahadetini tamamlamasının ardından Savunma Avukatı Menteş Aziz istintaka başladı. Mesai saatinin bitimi nedeniyle davaya kaldığı yerden devam edilmek üzere bugüne tehir edildi.

KIBRIS 05/10/06

 

Rum, çirkin bir propagandayla gerçekleri örtbas etme gayretinde

YALANLARINI DÜNYAYA YAYMAK İÇİN HAREKETE GEÇTİLER... Rum yönetimi, Kıbrıs Türk halkının izolasyon ve ambargolar altında yaşamadığı, bunun sadece bir hayal olduğu iddiasını öne süren bir propagandayı, dünya kamuoyuna yaymak için harekete geçti. Rum Lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Kurulu'nun açılış töreninde geçtiğimiz hafta yaptığı konuşmada bu yönde başlatmış olduğu propagandanın ilk sinyallerini verdi. Papadopulos, izolasyonlar konusundaki açıklamalarını, son bir hafta içinde çeşitli vesilelerle yeniden dile getirmekten kaçınmazken, son olarak, sözcüsü Hristodulos Paşardis bu açıklamalara destek niteliğinde ifadeler kullanmaya başladı

Rum yönetimi, Kıbrıs Türk halkının izolasyon ve ambargolar altında yaşamadığı, bunun sadece bir hayal olduğu iddiasını öne süren bir propagandayı, dünya kamuoyuna yaymak için harekete geçti.

Rum Lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Kurulu'nun açılış töreninde geçtiğimiz hafta yaptığı konuşmada bu yönde başlatmış olduğu propagandanın ilk sinyallerini verdi. Papadopulos, izolasyonlar konusundaki açıklamalarını, son bir hafta içinde çeşitli vesilelerle yeniden dile getirmekten kaçınmazken, son olarak, sözcüsü Hristodulos Paşardis bu açıklamalara destek niteliğinde ifadeler kullanmaya başladı.

Kıbrıs Türk halkının Annan planına olumlu oyu üzerine AB, BM ve bazı Avrupa ülkelerinin devlet bakanları tarafından, Kıbrıs Türk halkı üzerine uygulanan izolasyon ve ambargoların sona erdirilmesi yönünde dünya kamuoyuna çağrıda bulunurken, Rum yönetimi, son dönemde başlatmış olduğu propagandada, bu kurum ve ülkelerin kabul ettiği izolasyon ve ambargoları yok sayarak, sözkonusu ülke ve kurumlar üzerinde, yalan yanlış propagandası ile etkili olmaya çalışıyor.

Bugün, Kıbrıs Türkü'nün turizm, eğitim, ulaşım, ekonomi, spor ve diğer alanlarda uygulanan ambargolar sonucu pek çok olumsuzlukla boğuşmak zorunda kalması gözardı ediliyor.

Turizmde yeterli pay alamıyoruz

KKTC'de en önemli gelir kaynaklarından birinin turizm olması gerekirken, bu alanda ambargolardan kaynaklanan sorunlar yaşanıyor. Nitekim, benzer turizm potansiyeline sahip Güney Kıbrıs ve Malta'nın turizm verileri KKTC ile karşılaştırdığında, KKTC'nin turizmden hak ettiği payı alamadığı açıkça görülüyor.

KKTC'nin onda biri büyüklüğünde bir yüzölçümüne sahip Malta'yı, 2004 yılında havayolu ile ziyaret eden yabancı uyruklu yolcu sayısının üç katından fazla olduğu ortaya çıktı. Aynı şekilde, tesislerde gerçekleşen geceleme sayısı da beş katından fazlayken adanın kuzey kısmına 2004 yılında gelen yabancı uyruklu yolcu sayısı güneye gelenin dörtte birini geçmedi.

29 Aralık 1986 tarihinde, Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu'nun (ICAO) sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti" hükümetini tek yasal hükümet olarak tanırken "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti", Ercan Havaalanı'nın ICAO Bölgesel Planı'na dahil edilmesi yönünde talepte bulunmadı ve ICAO terimlerinde "uluslararası havaalanı olarak değerlendirilemez" kararının ardından, KKTC'ye ulaşım sadece Türkiye üzerinden yapılmaya başlandı.

Bu karar, ulaşım alanında izolasyonların uygulanmasına yol açar ve uçuşlarda maliyet ve sürenin artırmasına neden olurken, ulaşım ve turizmde rekabet şansını azaltan önemli faktörler arasında yer aldı.

Tanıtma çabalarına darbe

Kuzey Kıbrıs turizminin gelişimi doğrultusunda yapılan tanıtma ve pazarlama çalışmaları da, ülkemize uygulanan izolasyonların olumsuz etkilerinden nasibini alıyor.

1995 yılında, Londra'daki Rum lobisi, güçlü bir protesto kampanyası düzenleyerek, "Charterline" adlı tur operator dergisinin sayfalarından Ercan Devlet Havaalanı çıkartmayı başarmıştı. Yine, Rum dışişleri bakanlığı ve Güney Kıbrıs elçiliğinin girişimleri sonucu, KTHY'ye KKTC'den Dublin'e uçuş izni verilmedi.

Son olarak, Londra'da, yine benzer girişimeler sahnelendi. Kuzey Kıbrıs'la ilgili otobüsler üzerine verilen reklamları kaldırmak için Rum lobisi faaliyete geçti ve ilk aşamda başarılı oldu. Londra Belediyesi Toplu Taşımacılık Birimi, metro istasyonlarına ve belediye otobüslerine Kuzey Kıbrıs turizm ilanları almayı reddetmiş. Bunun üzerine harekete geçen Kıbrıs Türk tarafının dava açmasıyla, Londra Belediyesi Toplu Taşımacılık Birimi'nin Kuzey Kıbrıs tatil reklamlarına uyguladığı yasak, Yüksek Mahkeme tarafından yasalara aykırı bulundu. Bir başka olayda ise Londra'da tur operatörü olan Thomson Holidays şubelerinden, Kuzey Kıbrıs'la ilgili tatil broşürleri Rum tarafının baskısı sonucu raflardan kaldırıldı.

"Mersin -10 Turkey" sorun yaratıyor

KKTC için "Mersin 10 -Turkey" posta kodu kullanılması ihtiyacı da, pratik sorunlara yol açtı. Bu posta kodu nedeniyle uluslararası şirketlerle iş bağlantılarında daha ileri boyutta sorunlar yaşanıyor.

Bu şirketlerin çoğu, posta kodu nedeniyle başvuru sahibinin Türkiye'de bulunduğuna inandığı için ürünlerinin dağıtımı ile ilgili izin verilirken, bundan duymuş oldukları rahatsızlığı açıkça ifade etmekten kaçınmıyorlar. Tüm posta hizmetlerinin Mersin üzerinden yapılması, gecikme ve gereksiz maliyete de neden oluyor.

 

Limanlara girene ceza

Rum yönetimi, KKTC ekonomisini çökertme amacıyla KKTC limanlarından seyahat ve ticareti engelleme çalışmalarını da sürdürüyor. KKTC'deki limanlara uğradıktan sonra Güney'deki limanlara giden gemilere ceza uygulanırken, söz konusu gemilerin kaptanları tutuklanarak, sorgulanıyor.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) tarafından Ocak 2002 yılında yayınlanan kitapçıkta, 1996 yılında Rum yönetiminin sert tepkisi ve yoğun temasları sonucu, Rusya ve Ukrayna'nın KKTC kayıtlı gemilerin limanlarına uğramasını durdurduğu belirtiliyor.

Yine aynı kitapçıkta, Avrupa Adalet Divanı tarafından, 5 Temmuz 1994 yılında İngiliz mahkemelerindeki (Case C- 432/92) davalarda verilen karar hatırlatılıyor. Mahkeme, AB üyesi ülkelerin sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti" orijinli sertifika taşıyan meyve ve sebzeleri ithal edebileceği yönünde karar vermişti. Bu kararın, bugün de olumsuz etkileri sürüyor. Yeşil Hat Tüzüğü'ne göre, ürünlerin ithali için KTTO tarafından sertifika veriliyor. Ancak, bu sertifikanın hukuki getirisi tam anlamıyla çalışamıyor. Verilen tüm sertifikalar, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bilgisinde bulunduğu içi "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bu sertifikalara bir anlamda rıza göstermesi gerekiyor.

Güney'de çalışan işçiler milli geliri yükseltti yalanı

Rum liderliği son dönemlerde Kıbrıslı Türkler üzerinde herhangi bir izolasyon olmadığı yönünde propaganda faaliyeti yürütmektedir. Kıbrıslı Türklerin milli gelirlerinin Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türkler sayesinde arttığı ileri sürülüyor.

Güney Kıbrıs'ta, bugün 4000, 4500 dolayında Kıbrıslı Türk'ün çalıştığı tahmin ediliyor. Buna karşın, Kıbrıs Türk ekonomisi, 40 bin kadar yabancı işçi istihdam ediyor. 40 bin yabancı işgücü istihdam edebilme kapasitesine sahip olan Kıbrıs Türk ekonomisinin, 4500 işçinin gelirleri ile büyüdüğünü ileri sürebilmek kamuoyunu yanıltmak amacı ortaya konan görüşün ötesine geçemiyor.

Kitapçıkta daha sonra şöyle deniliyor:

"Bu arada, Kıbrıs Rum tarafının Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılmakta olan ticaretin gelişmesi için çıkardığı engellerden de söz etmem gerekiyor. Kıbrıs Rum tarafı, bu tüzük kapsamında yapılması düşünülen ticaretin gelişmemesi için elinden geleni yapıyor. Nitekim, eylül ayı sonuna kadar bu kapsamda yapılan ticaret, 1.5 milyon Kıbrıs Lirası kadar olabilmiştir. Bunun ise Kıbrıs Türk ekonomisinin büyümesindeki payının çok küçük olduğu açıkça ortadadır."

 

Üniversitelerimizin yasallığı sorgulanıyor

Ülkemizdeki üniversitelerin yasallığını sorgulayan ve Avrupa ülkelerine bu kurumlarımızla herhangi bir temastan kaçınılması yönünde telkinlerde bulunan Rum yönetimi, Kıbrıs Türkünü eğitim alanında da dar bir çemberin içine sokmaya çalışıyor.

Bu bağlamda, üniversitelerimize çeşitli uluslararası platformlarda sorun çıkarılması için yoğun girişmeler sergilemekten kaçınılıyor.

Konuyla ilgili bir örnek Lefke Avrupa Üniversitesi'nde (LAÜ) yaşandı. LAÜ'nün Rouen School of Management ile yaptığı işbirliği antlaşmasına karşılık, Rum eğitim ve kültür bakanlığı tarafından 8 Kasım 2005 tarihinde sözkonusu okula, LAÜ'nün yasa dışı bir kurum olduğu ve Kıbrıs'ın işgal altındaki bölümünde bulunduğu, Kuzey Kıbırs'ta faaliyet gösteren üniversitelerin "Kıbrıs Cumhuriyeti Eğitim ve Kültür Bakanlığı" tarafından kontrol edilmediği yönünde bir mektup gönderildi. Yazıda, "yasadışı" üniversitelerden verilen diplomaların bu nedenle tanınmadığı belirtilirken, ikili ilişkilerde bu bilgilerin göz önünde bulundurulması istendi.

Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde de (DAÜ) benzer sorunlarla karşılaşıldı.

Bu örnekler özetle şöyle sıralanıyor:

2005/2006- 2006/2007 akademik yılı için Erasmus Üniversite Beyannamesi'ne yapılan başvuru

Doğu Akdeniz Üniversitesi, 1 Kasım son başvuru tarihli başvurusunu Erasmus Üniversite Beyannamesi'ne göndermiştir. Yazılmış olan "Avrupa Politika Beyannamesi"nin tam olarak kabul edilmesi için yüksek öğretim kurumu olarak DAÜ'nün statüsünün "ulusal eğitim otoritesi" tarafından teyit edilmesi önşart olarak koşulmuştur. Bunun üzerine, "Ulusal otorite" olarak kabul ettikleri ve DAÜ'ye uygunluk statüsü vermeyi reddeden Kıbrıs Rum Yönetimi Eğitim Bakanlığı'na bir mektup göndermişti. DAÜ tarafından yazılı bir görüş hazırlanarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hâlâ geçerli olduğunu iddia ettiği 1960 Anayasası uyarınca eğitim konularındaki yetkiyi Kıbrıs'taki Türk ve Rumların ayrı ayrı kullanabildikleri ve Kuzey Kıbrıs'ta mevcut "Eğitim Bakanlığının" Anayasa tarafından verilen bu yetkinin doğal fiili bir uzantısı olduğunu savunulmuştu.

DAÜ öğretim görevlilerinin Lefkoşa, Intercollege'de yapılan bir konferansa katılımının engellenmesi; konferans organizatörlerinin DAÜ adını tanımayı ve DAÜ'de konferans organize etmeyi reddetmesi

CAF tarafından organize edilen Tüm Kıbrıs Hümaniter ve Sosyal Bilimler Konferansı, 18-19 Mart 2005 tarihlerinde Intercollege'da (Güney Kıbrıs) yapıldı. Kıbrıslı Rum yetkililer bunun daha önce hiç yapılmadığı gerekçesiyle Kıbrıslı Türk olmayan ve AB vatandaşı olmayan katılımcıların sınırı geçip, konferansa katılarak sunumlarını yapmalarına izin vermemişlerdir. Bu engellemenin sonucu olarak, sunulacak 52 sunumdan sadece 11 tanesi gerçekleştirilebilmiştir. Ayrıca, CAF'e Kıbrıslı Rumlar tarafından uygulanan baskı sonucunda organizatörler daha önce planlandığı gibi Kuzey Kıbrıs'ta yapılacak olan 2. konferansın DAÜ'de yapılmaması kararı alınmıştır.

 

Güney Kıbrıs'taki bir araştırmacıya Kuzey Kıbrıs'ta herhangi bir akademik aktivitelerle ilişkisinin çekilmesi yönünde zorlanarak gözdağı verildi

DAÜ, 18 - 21 Mayıs tarihleri arasında "Kayıp Şehir Atlantis" temalı 12'nci Bahar Festivali'ni düzenledi. Festivalin amacı, kültür farklılıkları üzerinde (Türk, Yunan, Nijeryalı, İranlı, Pakistanlı, Balkanlı, Arap) bir köprü kurmaktı. DAÜ, Atlantis konusunda araştırmacı Robert Sarmast'ı festival çerçevesinde konferans vermek için davet etti ve araştırmacıdan davetle ilgili olumlu yanıt aldı. Ancak, Sarmast'ın DAÜ'ye yaptığı ilk ziyaretin ardından üst düzey Rum yetkililer tarafından çağrıldı ve araştırmacının Kuzey Kıbrıs'taki aktivitelere katılması halinde araştırması ile ilgili tüm destek ve işbirliğinin sona ereceği yönünde kendisine bilgi verildi. Sarmast, Rum gemi ve şirketlerinden araştırmasının devamı için yardım talebinde bulunmasına karşın, bu festivale katılmaması ve sunuş yapamaması için zorlandı.

 

Kaleburnu'ndaki kazılar Güney Kıbrıs'ın engellemeleri sonucu durduruldu

DAÜ Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü tarafından 2005 baharında, Almanya'daki bazı bilimsel kurumlarla uluslararası işbirliği başlatıldı. Almanya'daki bir vakıf, fon sağladı ve alan çalışmasının ilk sezonu oldukça başarılı geçti. Kaleburnu projesinde uluslararası yasaya, UNESCO kurallarına, akademik ve bilimsel etiğe uyum içinde hareket edilmesine rağmen, Güney Kıbrıs tarafından yönetilen çeşitli resmi ve gayrı resmi politik protestolar yapıldı.

Bunun üzerine, DAÜ Rektörlük Ofisi Avukatı Kaya Arslan tarafından yazılı görüş hazırlandı. Yazı, KKTC'nin yasal statüsünü, DAÜ'nün yasal statüsünü, Kuzey Kıbrıs'ta arkeolojik kazıların yasal statüsü ile akademik ve profesyonel etik ilkelerini kapsıyordu.

 

2002 yılında Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi ve Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin öğrenci kaydetmek amacıyla katılmış olduğu Çin Uluslararası Yüksek Öğretim Sergisi sırasında organizatörler, Çin Eğitim Bakanlığı'ndan önemli bir bildiri aldıklarını ve bu iki üniversiteye ait iki standın hemen kapatılması gerektiğini bildirmişlerdi. Üniversiteler böyle bir sergiye katılmanın çok fazla maliyetli olduğunu söylemiş ve bunu yapmayı reddederek böyle bir karar alınmasının arkasındaki sebebin ne olduğunu sormuştu. Yetkililer, Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ın Pekin'de bulunan elçiliklerinden yapılan şikayetler sonucunda, Dışişleri Bakanlığı'nın, Eğitim Bakanlığı'na baskı yaptığını itiraf etmişti. Bu üniversitelerimiz, 2002 Sergisi'ne kabul edilmemişlerdi.

 

Kıbrıs Türk gençliğinin eli, kolu bağlı

KKTC'de spor alanına uygulanan ambargolar, Kıbrıs Türk gençliğinin elinin , kolunun bağlanmasına neden oluyor.

KKTC Spor Federasyonları, muadili spor federasyonlarına üye olamamakta ve uluslararası spor etkinliklerine katılamıyor. Bu bağlamda, KKTC üniversiteleri bünyesinde kurulan KKTC Üniversite Sporları Federasyonu, FISU (Uluslararası Üniversite Sporları Federasyonu) tarafından düzenlenen organizasyonlara katılamıyor.

Bu konudaki en çarpıcı örnek, 2005 İzmir Üniversiteler Olimpiyatları'nda yaşanmış, KKTC'nin, söz konusu olimpiyatlara katılımı talep edilmiş, ancak bu talep reddedilmişti.

18 Şubat 2006 tarihinde ise Monako Futbol Federasyonu'nun daveti üzerine Cap d'Ali Stadı'nda oynanması planlanan Monako-KKTC maçı, Rum tarafının ve Fransız hükümetinin Monako Futbol Federasyonu nezdinde yaptığı baskı sonucu iptal edilmişti.

Şubat 1998 tarihinde ise Kıbrıs Rum Futbol Federasyonu, Uluslararası Futbol Federasyonu (FIFA)'ya Kıbrıs Türk tarafının resmi olmayan dostluk oyunları yapılması yönünde yaptığı teklifi protesto etmek amacıyla itirazlarda bulunmuştu. Kıbrıs Rum Futbol Federasyonu, bazı yetkililerini Zürih'teki FIFA merkezine göndererek, Türk tarafının sunduğu teklifin kabul edilmesi halinde, bunun Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu'nun tanınması ve böylece Kıbrıslı Türklere uygulanan spor ambargosunun kalkması anlamına geleceği iddialarında bulunacak kadar ileri gitmişti. Tüm bunların neticesinde oyunlar iptal edildi.

Yine, 1998 yılının Eylül ayında, Alman Futbol takımı Bad Lippspinge, Kıbrıs Türk Futbol takımı Çetinkaya ile oynadığı maçtan dolayı FİFA tarafından 20,000 ABD Doları cezaya çarptırılmıştı.

KIBRIS 05/10/06

İsviçre Adalet Bakanı Christoph Blocher

İsviçre kendi bakanına tepkili

İsviçre Adalet Bakanı Christoph Blocher’nin, Ankara ziyaretinde ülkesindeki Ermeni soykırımının inkarını suç sayan yasayı eleştirmesi, kendi ülkesinde tepki çekti.

 

NTV

Güncelleme: 08:00 ET 06 Ekim 2006 Cuma

ZÜRİH - İsviçre Adalet Bakanı Christoph Blocher’nin, Ankara ziyareti sırasında yaptığı açıklamalar, ülkesinde büyük bir tartışma başlattı. İsviçre gazeteleri, Blocher’in “Ermeni soykırımı yok” dediği için Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu hakkında açılan soruşturmayı eleştirmesine büyük tepki gösterdi.

Blocher, “Maalesef, İsviçre’nin 1994’de kabul ettiği bu yasa, ifade özgürlüğü önünde engel teşkil ediyor” demişti. Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in, “Soykırım olmamıştır desem, İsviçre’ye gidebilir miyim” sorusuna karşılık da, “Hiçbir şey olmaz ama olursa ben de hapse girerim” ifadesini kullanmıştı.

Bu açıklamaları, İsviçre gazetelerine göre ülkede infial yarattı.

Le Temps gazetesi, “Kendi ülkesinin ırkçılık karşıtı yasalarını yurtdışında bu şekilde eleştirmek bir devlet adamına yakışmıyor” yorumunda bulundu.

Tribune De Geneve gazetesi de, Adalet Bakanı’nın kendini daha öne çıkarmak için kasten böyle bir yola başvurmuş olabileceğini belirtti.

“Acaba bu doğru bir adım mı?” diye soran Tribune De Geneve, Blocher’yi iktidara getiren radikallerden bazılarının açıkça rahatsız olduğunu vurguladı.

En sert tepki ise Le Matin gazetesinden geldi. Gazete, Blocher’nin sözlerinin vatana ihanet olarak değerlendirilebileceğini yazdı.

İsviçre İçişleri Bakanı Pascal Couchepin de, Adalet Bakanı’nın sözlerini, ‘şok edici ve alçakça’ olarak nitelendirdi.

Ankara’daki açıklamalarının, gelecek yıl yapılacak seçimlerde Christoph Blocher’ye pahalıya patlayabileceği yorumları yapılıyor.

 

 

İngiltere peçeyi tartışıyor

Blair hükümetlerinde içişleri ve dışişleri bakanlığı görevlerini yürüten, bugün İşçi Partisi’nin Avam Kamarası’ndaki grup lideri olan Jack Straw’un Müslüman kadınlara yaptığı, ‘Peçelerinizi çıkarın’ çağrısı, İngiltere’de yeni bir tartışma başlattı.

 

NTV

Güncelleme: 14:15 TSİ 06 Ekim 2006 Cuma

LONDRA - İngiliz The Guardian ve Daily Telegraph gazeteleri, manşetlerini, Blair hükümetlerinde hem içişleri hem de dışişleri bakanlığı yaptıktan sonra şu anda Avam Kamarası’nda İşçi Partisi’nin grup lideri olan Jack Straw’ın çağrısına ayırdı.

Straw, ilk olarak bir yerel gazetede dile getirdiği çağrısında, Müslüman kadınlardan toplumsal iletişimin daha iyi sağlanması için peçelerini çıkarmalarını istedi ve peçenin bir ayrımın ve farkın sembolü olduğunu savundu.

Straw, “Peçe takmak isteyenlere saygı duyuyorum ama ortada bir iletişim sorunu var. Birinin yüzünü göremediğinizde bu sorunu yaşıyorsunuz. Seçmen büroma gelen peçeli kadınlardan, mutlaka yanımızda bir bayan çalışanın daha bulunmasına dikkat ederek peçesini çıkarmasını rica ediyorum. Talep etmiyorum, rica ediyorum. Peçelerini çıkarırlarsa görüşmemizin daha kolay geçeceğini belirtiyorum, bunu kabul etmezlerse de saygı gösteriyorum” dedi.

Ancak Straw’un çağrısı, İngiltere’deki Müslümanların bir bölümünün büyük tepkisini çekti. İslami İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, Straw’un Müslümanlara yönelik ayrımcılığı artırdığını iddia etti ve “Acaba kendisi Londra’daki Ortodoks Yahudilerin mahallesine gidip onlara da geleneksel kıyafetlerinin ayrımcı olduğunu söyleyecek mi?” dedi.

Müslümanların sosyal ve aile işlerinden sorumlu komitesinin başkanı ise, çağrının ardından daha çok Müslüman kadının Straw’a peçeyle karşı çıkacağını savundu.

Lordlar Kamarası’nın Müslüman üyelerinden Leydi Uddin ise, konunun Müslüman kadınlar arasında tartışılması gerektiğini belirterek Straw’a destek verdi.

Merkel: Anlaşmalara sadık kalacağız

Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye’nin ayrıcalıklı ortaklığına yakın olduğunu ancak anlaşmalardaki vaatlere sadık kalacaklarını söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:28 TSİ 06 Ekim 2006 Cuma

İSTANBUL - Türk-Alman Ekonomi Forumu’nda Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik önemli mesajlar çıktı. Forumda konuşan Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’nin AB üyelik sürecinde ayrıcalıklı ortaklık fikrine daha yakın olduğunu belirterek, “Ama yine de anlaşmalar çerçevesinde verilen söz ve vaatlere sadık kalacağız.” dedi.

Ankara Protokolü’nün, Türkiye’nin önünde bir engel olarak algılanmaması gerektiğini belirten Merkel, protokolün tüm üyeleri kapsayacak şekilde uygulanması gerektiğini kaydetti.

 “Yapıcı müzakerelere devam etmeliyiz” diyen Merkel, Ankara Protokolü’yle Türkiye’nin önüne ilave taşlar koyulmadığını ifade etti. Reformların sürmesi gerektiğini kaydeden Merkel, “Bunlar Türkiye için de kazanç. Burada bir ödünden bahsetmek doğru olmaz” dedi.

ERDOĞAN: AB TÜRKİYE’YE DE DESTEK VERMELİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı konuşmada AB’ye üyeliğin dış politikanın öncelikli gündem maddelerinden biri olduğunu belirterek, “Türkiye-AB ilişkilerinde adil bir müzakere süreci ortak hedeflerimiz açısından önem taşımaktadır. AB’nin diğer adaylara gösterdiği ilgi ve desteği Türkiye’ye de göstermesini bekliyoruz. Almanya’nın AB desteğinin artarak sürmesini bekliyoruz” diye konuştu.

SABANCI: AB KIBRIS KONUSUNDA TÜRKİYE’Yİ CEZALANDIRIYOR
Forumda konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ömer Sabancı ise üyelik sürecinin ilerlemesinde AB’nin de üzerine düşenler olduğunu söyledi. Sabancı, Kıbrıs sorunu konusunda Türk tarafının çözüme yönelik olumlu tavrının AB tarafından cezalandırılmasını hazmedemediğini belirtti.

TOBB: SADECE TÜRKİYE’YE TELKİNDE BULUNMAK ADİL DEĞİL
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da, “Kıbrıs Rum kesimine, zamanında ve yeterince telkinde bulunmayan AB’nin, her tür sorununun çözümü için sadece Türkiye’ye yoğun telkinde bulunması hiç adil değildir” değerlendirmesini yaptı.

4 DİNİN TEMSİLCİLERİYLE BİRARAYA GELDİLER
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Almanya Başbakanı Angela Merkel daha sonra, 4 dinin temsilcileriyle biraraya geldi.

Dolmabahçe’deki Başbakanlık Çalışma Ofisinde saat 15.00’te başlayan görüşmeye, iki başbakanın dışında İstanbul İl Müftüsü Mustafa Çağırıcı, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob II, Türkiye Hahambaşı İsak Haleva ve Fener Rum Patriği Bartholomeos katıldı.

Sezer’den şaşırtan çıkış

Cumhurbaşkanı Sezer, Çankaya Köşkü'nde kabul ettiği Angel Merkel'le gazetecilere poz vermeye hazırlanırken Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'a sert çıktı. Sezer, "Olur mu öyle şey, konuşacağız bunları" derken Babacan sessiz kaldı. Sezer'in İstanbul'daki iftar için ziyaretin kısa kesilmesi talebine tepki gösterdiği iddia edildi.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in dün Almanya Başbakanı Angela Merkel’i Çankaya Köşkü’nü kabulünde basının kısa süre görüntü almasına izin verildi.

Bu sırada, gazeteciler,  her zaman olduğu gibi Sezer’in konuğuyla birlikte poz vermesini beklerken Sezer’in, solunda oturan Devlet Bakanı Ali Babacan’a sinirli bir tonda "Olur mu öyle şey, konuşacağız bunları" dediği duyuldu. Bu durum gazetecilerin dikkatini çekerken, Cumhurbaşkanı’nın sağında oturan Merkel de ne olduğunu merak ederek, şaşkınlıkla etrafına baktı. Birkaç dakikalık görüntü alma sırasında gerçekleşen bu "Sır uyarı"nın iç politikayla ilgili olduğu öğrenildi.

Sezer görüşmede, Merkel’e, başta Kıbrıs olmak üzere AB tarafından Türkiye’nin önüne konulmaya çalışılan yeni koşullara sitem etti. Sezer, müzakerelerin devamı için Türkiye’den liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum Kesimi’ne açmasını istenmesinin "çifte standart" bir yaklaşım olduğunu vurguladı.

DEVLET POLİTİKASINA SADIĞIZ

Merkel, Sezer’in bu sitemlerine karşılık, kendisinin ana muhalefetteyken "imtiyazlı ortaklık" görüşünü dile getirdiğini, bu konuda partisi CDU’nun görüşünde değişiklik olmadığını belirterek, şunları söyledi: "Ancak şimdi Almanya Başbakanı’yım. Almanya Devleti olarak verdiğimiz ’Türkiye için tam üyelik hedefini’ içeren sözümüzün arkasında duracağız."

HURRIYET 06/10/06

Kıbrıs düellosu

Uğur ERGAN - Turan YILMAZ / ANKARA

Ankara’ya Almanya Başbakanı olarak ilk ziyaretini gerçekleştiren Merkel ile Erdoğan arasında Kıbrıs için söz düellosu yaşandı. Merkel, "Herkese aynı muameleyi yapıyoruz" diyerek, Erdoğan’ın "vizede kolaylık" isteğini de geçiştirdi.

ALMANYA Başbakanı Angela Merkel’in, Ankara’ya yaptığı resmi ziyarete, Kıbrıs damgasını vurdu. Şansölye Merkel, AB ile müzakerelerin devamı için Türk liman ve havaalanlarının Kıbrıs Rum Kesimi’ne açılmasını "ön koşul" sayarken, Başbakan Tayyip Erdoğan, KKTC’ye uygulanan izolasyonlar kalkmadan bunun mümkün olamayacağını söyledi. Merkel, Almanya Başbakanı olarak Türkiye’ye yaptığı bu ilk ziyaretinde Erdoğan tarafından Başbakanlık’ta karşılandı. Milli marşların çalınmasının ardından Merkel, tören kıtasını Türkçe "Merhaba Asker" diyerek selamladı. Erdoğan ve Merkel birlikte Başbakanlık’a girerken de askeri bando "Peter’s Potpourri"yi çaldı.

45 DAKİKA KONUŞTULAR

İki başbakanın, yaklaşık 45 dakika süren görüşmeden sonra düzenledikleri ortak basın toplantısında, iki tarafın Kıbrıs konusundaki görüş ayrılığı ortaya çıktı. Tarafların görüşleri şöyle oldu:

MERKEL

Ortada bir Ankara protokolü var. Bizim açımızdan bunun yerine getirilmesi gerekiyor. AB üyesi ülkelerin birbirleri arasındaki serbest ticaret açısından liman ve havaalanları açılmalı. AB ile müzakerelerin devam edebilmesi için de bu bir ön koşuldur.

ERDOĞAN

KKTC’ye uygulanan izolasyonlar kalkmadan bunun istenmesi adil olmaz. KKTC bir terör bölgesi mi, uyuşturucu üreten, kara para aklayan bir yer mi? Neden bu izolasyonlar uygulanıyor? Referandum neden yapıldı? Sonuçta "Hayır" diyen ödüllendirilirken, "Evet" diyenler cezalandırılmıştır.

VİZE ÇİLESİNE DEVAM

Angela Merkel ve Tayyip Erdoğan arasında yapılan görüşmede, Türk vatandaşlarının Almanya’dan vize alırken yaşadığı zorluklar da gündeme geldi. Erdoğan, bu konuda Merkel’den kolaylık gösterilmesini isterken, Merkel "Biz bütün ülkelere aynı uygulamayı yapıyoruz" diyerek, Erdoğan’ın bu talebini karşılıksız bıraktı.

ALMANCA’DA ANLAŞTILAR

İki liderin bir diğer ağırlıklı konusunu Almanya’daki Türklerin uyumu oluşturdu. İki lider, Türkiye’de evlenip aile birleşimi kapsamında Almanya’ya gidecek olan Türklerin gitmeden önce Türkiye’de Almanca öğrenmeleri konusunda uzlaştılar. Merkel, Türkiye’de bir Türk-Alman Üniversitesi kurulması fikrine de sıcak baktığını söyledi.

İzolasyonları kaldırın KKTC terörist mi

Merkel’in "AB müzakerelerin devamı için havaalanları ve limanları Kıbrıs Rum kesimi araçlarına açın" restine "KKTC’den izolasyonları kaldırın" diye karşılık veren Erdoğan, Almanya’nın Avrupa Birliği (AB) sürecinde her zaman Türkiye’nin yanında yer aldığını belirterek şöyle dedi: "Malum 1 Ocak 2007’den itibaren Almanya, Dönem Başkanı olarak görev yapacak. İnanıyorum bugüne kadar olan süreçteki destekleri artarak devam edecektir. Gerek Almanya’da gerekse Türkiye’de medya, sivil toplum kuruluşları, siyasetçilere bu süreci uygulamada hızlandırmak için büyük görevler düşüyor." Görüşmede ekonomik ve ticari ilişkileri ele alma fırsatı bulduklarını belirten Başbakan Erdoğan, 2005 sonu itibariyle de Türkiye ve Almanya arasındaki dış ticaret hacminin 23 milyar doları bulduğunu söyledi. Erdoğan, "Türkiye’de Almanya’nın şirketler noktasındaki durumu, yatırımları ifade edecek olursak ikinci sırada, ticaret hacmine baktığımızda birinci sıradadır" diye konuştu.

Ortak açıklama

Erdoğan, Merkel’i, dün Başbakanlık’ta resmi törenle karşıladı. Milli marşların dinlenmesinin ardından iki başbakan, tören kıtasını denetledi. Törenin ardından Erdoğan ve Merkel, tokalaşarak gazetecilere poz verdi. Erdoğan ve Merkel, görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

HURRIYET 06/10/06

Le Monde: Merkel, Kıbrıs'ı ön şart yaptı

ANKA

Merkel’in Türkiye ziyareti sırasında Ankara’dan “liman yasağı”nın kalkması talebi yankı buldu. Fransız Le Monde gazetesi “Merkel, tanımayı ön koşul yaptı” başlığını kullandı. Alman basını ise “Merkel, Türkiye hükümeti tarafından ciddiye alınacak bir konumda, sözlerinin diğer Avrupa liderlerinden daha çok ağırlığı olacak” görüşünü öne sürdü.

LE MONDE: MERKEL'DEN KIBRIS ŞARTI

Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde ise, Merkel’in Türkiye’ye yaptığı ilk ziyaretinde “hassas” Kıbrıs dosyasını ele aldığını belirterek Merkel’in Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınmasını “ön koşul” yaptığını öne sürdü. Gazete Merkel’in Türkiye’den limanlarını Rumlara açmasını istediğini Başbakan Erdoğan’ın ise, Kuzey Kıbrıs’ın izolasyonu devam ettiği sürece taviz verilmeyeceğini bildirdiğini kaydetti. Gazete, halen sorununun çözümlenmesi için Finlandiya ve Türkiye’nin bir uzlaşı üzerinde çalıştığını yazdı.

DER TAGESSPİEGEL: MERKEL’İN ELEŞTİRİLERİ DAHA ÇOK KAYDA GEÇİYOR

Diğer Alman gazetesi Der Tagesspiegel de, Almanya’nın 1 Ocak’ta AB dönem başkanlığını üstleneceğini anımsatarak “Merkel, Türkiye hükümeti tarafından ciddiye alınacak bir konumda, sözlerinin diğer Avrupa liderlerinden daha çok ağırlığı olacak”. BBC Türkçe Servisine göre, gazete, İngiltere Başbakanı Blair’in artık kimse tarafından ciddiye alınmadığını, Fransa’nın ise Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle meşgul olduğunu belirterek “İşte bu yüzünden Merkel’in Kıbrıs tartışmasında ve Türkiye’de reformların eksikliği konusundaki eleştirileri Türkiye’de daha çok kayda geçiyor” diye yazdı.

FRANKFURTER RUNDSCHAU: KIBRIS KONUSUNDA SERT TAŞTIRMA

Merkel’in Türkiye ziyaretini de değerlendiren Alman gazetelerinden Frankfurter Rundschau da, Merkel ile görüşmelerinde Erdoğan’ın Kıbrıs konusundaki tutumunda hiçbir oynama olmadığını yazdı. BBC’ye göre, gazete “Angela Merkel, Türkiye’nin AB’ye katılmasından yana değil zaten” diye yazdı. Gazete “Kıbrıs konusundaki sert tartışma, Merkel’in Türkiye hakkındaki şüphelerinde doğru olduğu hissini güçlendirmek için fazlasıyla yeterli” yorumunu yaptı.

HURRIYET 06/10/06

Papadopulos'a ahlak sorusu



Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tassos Papadopulos'un 2003 yılındaki seçim kampanyası için İngiltere'deki bir petrol şirketinden bağış aldığı ortaya çıktı.

Politis gazetesinde yer alan haber üzerine muhalifler, Papadopulos'tan hemen açıklama istedi.

Kampanya sorumlusu, İngiliz Watford Petrol Şirketi'nden 111 bin dolar alındığını itiraf etti. Hükümet sözcüsü Cristodulos Pashiards ise "para karşılığında verilen söz yok" dedi.

Demokratik Birlik Partisi Başkan Yardımcısı Nicos Annastassiades de "Bu bir ahlak sorusudur. Uluslararası bir şirketin Kıbrıs seçiminde ne tür bir çıkarı var, bunu öğrenmek istiyoruz" ifadesini kullandı.

HURRIYET 06/10/06

 

İsviçreli bakanın Ankara'da söyledikleri 'siyasi kriz' yarattı


      İsviçre Adalet Bakanı Blocher’in Ankara ziyareti sırasında ülkesindeki “Ermeni Soykırımını İnkar" yasağına ilişkin açıklamalarında İsviçre’de “bomba" gibi düştü. İsviçre politikacılar ve basını, Blocher’in siyasi kariyerini tehlikeye atıp atmadığı tartışırken, Blocher’in “siyasi kriz" yarattığı belirtiliyor.
      Christoph Blocher’in Ankara ziyareti sırasında İsviçre’de “Ermeni Soykırımı"nı inkarı suç sayan yasanın ifade özgürlüğünü kısıtladığı değerlendirmesi, ülkesinde “bomba" etkisini yaptı. Blocher’in açıklamalarının yakışık olmadığı öne sürülürken, gelecek yıl yapılacak seçimlerde yeniden seçilmesinin tehlikeye girdiği de savunuluyor.
      İsviçre’de Blocher’in açıklamaları siyasi partilerden kilise ve ırkçılık karşıtı örgütlerine kadar geniş bir yelpazede yoğun bir biçimde tartışılıyor. İsviçre’nin önde gelen gazetelerinden La Tribune de Geneve, “Blocher, Ankara’da yeniden seçilme şansını tehlikeye mi attı?" başlığını attı.
      Gazete, Blocher’in açıklamalarının İsviçreli parlamenterler arasında “bomba" etkisi olduğunu, fazla ileriye gittiği düşünüldüğünü belirten gazete, Blocher’in Adalet Bakanlığı görevini üstlenmesini sağlayan radikal partisinde (PDR) yaygın bir rahatsızlık yarattığını, gelecek yıl yapılacak seçimlerde oy kaybına yol açmasından korkulduğunu belirtti.
      Diğer büyük İsviçreli gazete Le Temps ise, Blocher’in Ankara’da verdiği mesajını bir Adalet Bakanına yakışan bir biçimde iletmediğini belirtirken “bir devlet adamı olamadı" ifadesini de kullandı.
      Buna karşın Fransa’da aydınların, ifade özgürlüğünü vurgulayarak “Ermeni Soykırımı"nı inkar yasa tasarısını tartıştıklarını anımsatan gazete, İsviçre’de “tartışılmalı mı, tartışılmalı mı?" sorusunu da gündeme getirdi.
     
     NE DEMİŞTİ?

      Blocher , Ankara temasları sırasında şunları söylemişti:
      "Türkiye'nin bu konuyu uluslararası tarihçilerin tartışması gerektiği önerisine katılıyoruz. Bana göre de ifade özgürlüğü konusunda burada bir çelişki sözkonusu. Özellikle İsviçre için bu çelişki önemli. Soykırımı suç kabul eden yasayı 1994'te, Yahudi soykırımını düşünerek çıkardık. Sonradan bu konuları kapsayacağı öngörülmedi. Ama bu yasa var ve başımızı ağrıtmakta. Şu anda bu görüşü savunanlar tutuklanmaz diye bir garanti veremem ama yasayı inceliyoruz ve ne yapabileceğimize bakacağız."
     
     CEMİL ÇİÇEK'E ESPRİ

      Cemil Çiçek’i İsviçre’ye davet ettiğini anlatan Blocher, Çiçek’in, İsviçre’de "Ermeni soykırımı olmamıştır dersem başıma bir şey gelmez mi" yanıtını verdiğini belirterek, "Hiç bir şey olmayacak. Ama olursa da ben kendisiyle hapse gireceğim" diye espri yaptı.

MILLIYET 06/10/06

Kıbrıs korkutuyor

Rehn, 'Kıbrıs için önlem almazsak AB sürecine ağır hasar verir' dedi

06/10/2006 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ

ANKARA - AB üyelik sürecinde 'tren kazası' yaşanmaması için Ankara'yı özellikle ifade ve din özgürlüğü konularında daha 'reformist' olmaya çağıran AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e bu süreçteki 'en büyük korkusunun Kıbrıs olduğunu' söyledi.
Kıbrıs sorununa çözüm konusunda Ankara'nın, "Biz yapacağımızı yaptık, artık siz uğraşın" rahatlığında olduğunu gören Rehn'in, AB Komisyonu'nda yaşanan Kıbrıs sıkıntısını, "Finlandiya'nın önerisini değerlendirmezseniz, ipler tamamen kopar ve bizim yapacağımız bir şey kalmaz" sözleriyle aktardığı belirtildi. Ankara, bu sözler üzerine Rehn'e, "Değerlendireceğiz" sözü verdi. AKP hükümetinin Kıbrıs sorunu karşısında 'zaman kazanmak' istediğini belirten AB'li kaynaklar, "Haklılar ama er ya da geç sorunu çözmek zorundayız. Bunun için de herkes fedakâr olmalı. Rum Yönetimi'ni ikna için Ankara'ya söz verdik" değerlendirmesini yaptı.
AB'nin ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engel olarak gördüğü TCK'nın 301. maddesi konusunda Erdoğan ile Gül'ün, "Eksiklerimizin farkındayız. Yardımınızla bu maddeyi de zamanı geldiğinde görüşürüz" noktasında olduğunu gören Rehn'in, Kıbrıs sorunu konusunda geniş bir analiz yaptığı öğrenildi. Her iki görüşmesinde de "Bu sorunu kontrol altına almazsak, acil önlemlerle üzerine gitmezsek büyük bir tren kazası yaşayacağız ve hasarı ağır olacak" mesajı verdiği öğrenildi. AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerisinin "Limanlar Rum Yönetimi'ne açılsın, AB de KKTC'ye doğrudan ticaret tüzüğünü işletsin" mantığı üzerine kurulduğunu belirten AB'li kaynaklar, "Ankara, tıpkı bizim gibi tren kazası olsun istemiyor ve bu öneriyi geliştirmeye kararlı" diyor. Aynı kaynaklar, Erdoğan ile Gül'ün, Rehn'e "Fin önerisini değerlendirelim ama bu süreçte biz de hem zaman kazanalım hem de Rum yönetimini ikna için yeni söz alalım" önerisinde bulunduğunu, Rehn'in de bu öneri karşısında Ankara'ya, "Tren kazasını önlemek için maksimum seviyede çaba göstereceğiz, inanın" sözü verdiğini dile getirdi.

Finlandiya ne öneriyor?
AB dönem başkanı Finlandiya'nın Türkiye ve Kıbrıs Rumlarına dönük yaptığı öneri, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması karşılığında KKTC'nin BM idaresine verilecek Magosa Limanı üzerinde AB'ye serbest ticaret yapmasını içeriyor. Henüz yazılı hale getirilmeyen önerideki belirsizlikler Ankara'da kaygıyla karşılanıyor. "Magosa Limanı'nın BM'ye devrine ilkesel olarak karşı çıkan Ankara, 'BM'nin Magosa Limanı'nı devralması için Rumlardan bir çeşit onay alması gerekecek' düşüncesinde. Maraş'ın Rumlara devri de öneriler arasında.

 

Liman düellosu

Erdoğan ve Alman Başbakan önce Kıbrıs için atıştı, sonra birlikte iftar yaptı. Merkel 'Limanların açılması müzakerelerin devamı için şart' derken Erdoğan 'İzolasyonlar kaldırılmadan olmaz' yanıtı verdi

06/10/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Türkiye ve Almanya başbakanları, Türk liman ve havalimanlarının Kıbrıs Rumlarına açılması konusunda basın önünde 'düello' yaptı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye'den limanlarını açmasını isteyerek, "Bu müzakerelerin devamı için bir önkoşuldur" dedi. Başbakan Tayyip Erdoğan ise izolasyonların kaldırılmaması durumunda Türkiye'nin limanlarını açmayacağını yineledi.
Merkel, Türkiye'ye ilk resmi ziyaretini dün gerçekleştirdi. Başbakanlık'ta Alman halk şarkılarıyla karşılanan ve Ankara'da kaldığı dört saat içinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kabul edilen Merkel, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün başında bulunduğu Türk heyetiyle de bir araya geldi.

'AB sözlerini çabuk unuttu'
Edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Sezer yarım saat süren görüşme sırasında AB'nin Kıbrıs politikasını sert bir dille eleştirdi. Referandum sonrasında Kıbrıs Türklerinin cezalandırıldığını, Türkiye'den yeni adımlar atmasının istendiğini belirten Sezer, 'AB'nin KKTC'ye dönük sözlerini çok çabuk unuttuğunu, yaşama geçirme konusunda isteksiz davrandığını' belirtti. Sezer, bütün bunlar ortadayken, Türkiye'den limanlarını tek taraflı olarak açmasını istemenin AB'ye yakışmadığını söyledi. Sezer'in, Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili sözleri de aynı sertlikte oldu. Türkiye'ye diğer adaylardan farklı davranıldığını, hakkaniyet ilkesinin gözardı edildiğini belirten Sezer, "Türkiye için ucu açık gibi ifadeleri kullanılmaya devam ediliyor. Bunlar kabul edilemez" dedi.

Sezer, Babacan'a kızdı
Bu arada görüşme sırasında, Sezer'in Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'a kızgın bir şekilde dönerek, "Olur mu böyle şey" dediği duyuldu. Merkel ise Sezer ve Babacan arasındaki bu diyaloğa anlam veremedi ve ikiliyi izlemekle yetindi.
Merkel'in Erdoğan'la yaptığı görüşme ise 45 dakika sürdü. İki lider daha sonra basının karşısına çıktı. Merkel, bir gazetecinin, KKTC'ye dönük izolasyonların kaldırılması konusunda AB'nin verdiği sözü tutmamasını anımsatması üzerine şöyle konuştu: "Bir kere Ankara Protokolü var. Bunun yerine getirilmesi gerekiyor. AB üyeleri işbirliği yapmak istedikleri takdirde, serbest ticaret, liman ve havaalanı işbirliği içinde olmalı. Şu anda masada Finlandiya'nın bir önerisi var. Türkiye'nin bu öneriye olumlu baktığını görüyoruz ve inanıyorum ki bunu çözmek üzereyiz. Müzakerelerin devamı için bir önkoşul oluşturan bu sorunun halledilmesi gerekiyor."

Erdoğan'dan anında yanıt
Bir Alman gazeteci de Erdoğan'a Türkiye'nin limanlarını açıp açmayacağını sordu. Erdoğan, yanıtında, Kıbrıs'taki yaptırımların tek taraflı değil karşılıklı olduğunu vurguladı. Türkiye'nin şimdiki tezinin 'Kuzey Kıbrıs'a ambargolar kaldırılmazsa limanların açılmayacağı şeklinde' olduğunu belirten Erdoğan şöyle konuştu:
"Kuzey Kıbrıs, terör yuvası mı? Uyuşturucu, karapara merkezi mi? Niye ambargo var? 24 Nisan referandumu niye yapıldı? AB bizi teşvik etmedi mi? O dönemki AB yetkilileri Prodi, Verheugen, garantör devlet olarak bizden kuzeyde evet çıkması için destek istemişlerdir. Biz de bu desteği verdik ve evet çıktı. Güney 'hayır' dedi, ödüllendirildi. Kuzey 'evet' deyip cezalandırıldı. Elimizde koz vardı ama dürüst davrandık ve onu kullanmadık. 1 Mayıs 2004'ten sonra Rum tarafını Gümrük Birliği'ne kattık. Ama izolasyonlar kalkmadığı sürece limanların açılmasına sıcak bakmıyoruz."
İki başbakan daha sonra İstanbul'a geçerek birlikte iftar yaptı. Erdoğan, geçen sene de eski Alman Başbakanı Gerhard Schröder'le iftar açtıklarını hatırlatarak, "Artık bu bir gelenek oldu" dedi.

Zor bir sorunu çözmek üzereyiz

TÜRKİYE, ÖNERİYİ OLUMLU KARŞILADI... Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerisinin Türk tarafınca olumlu karşılandığını belirterek, "Umuyorum ki zor bir sorunu çözmek üzereyiz. AB ile müzakerelere devam edebilmek için ek protokol sorununun halledilmesi gerekiyor. Bu AB müzakerelerinde ilerleme için gerekli bir koşuldur" dedi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın önerisinin Türk tarafınca olumlu karşılandığını belirterek, "Umuyorum ki zor bir sorunu çözmek üzereyiz. AB ile müzakerelere devam edebilmek için ek protokol sorununun halledilmesi gerekiyor. Bu AB müzakerelerinde ilerleme için gerekli bir koşuldur" dedi.

Merkel, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, bir gazetecinin KKTC üzerindeki ambargoların kaldırılmasına yönelik AB'nin daha önce verdiği sözleri hatırlatarak, buna ilişkin değerlendirmesini sorması üzerine, Gümrük Birliği Ek Protokolünü anımsatarak, "Bizim açımızdan bu protokolün yerine getirilmesi gerekiyor" dedi.

Merkel, AB ülkelerinin serbest ticaret ya da işbirliği yapmak istemeleri durumunda birbirlerinin liman ve havaalanlarına erişimlerinin de olabilmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

"AB dönem başkanı Finlandiya'nın önerisi masada. Türk tarafının bu öneriyi olumlu karşıladığını görüyoruz ve umuyorum ki zor bir sorunu çözmek üzereyiz. En azından bu sorunun varlığını kabul etmek zorundayız. Tabii AB ile müzakerelere devam edebilmek için bu sorunun halledilmesi gerekiyor. Bu, AB müzakerelerinde ilerleme için gerekli bir koşuldur."

"Türkiye ile Almanya arasında derin dostluk var"

Türkiye ile Almanya arasında derin dostluk ilişkileri bulunduğunu söyleyen Merkel, Başbakan Erdoğan ile en son 26 Martta bir araya geldiklerini anımsattı ve Başbakan olarak Ankara'yı ilk kez ziyaret ettiğine dikkat çekti.

Merkel, görüşmelerinde Türkiye-AB ilişkileri, Gümrük Birliği Ek Protokolü, reformlar ve diğer konuları ele alacaklarını belirtti. Erdoğan ile bugün yaptığı ilk görüşmede daha çok ikili ilişkileri değerlendirdiklerini kaydeden Merkel, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin iyi bir düzeyde olduğunu, mesela ekonomik ilişkilerin çok olumlu bir seyir izlediğini ifade etti.

Bunun kendisiyle birlikte gelen iş adamlarının sayısından da anlaşılabileceğini, hatta uçakta yer olmadığı için bazı iş adamlarını getiremediğini bildiren Merkel, ekonomik ilişkileri gerek tüketim ürünleri, gerekse askeri alanda daha da geliştirmek istediklerini ifade etti.

Merkel, Almanya'daki Türklerin entegrasyonu konusunun kendilerini çok meşgul eden bir konu olduğunu ve buna çok büyük önem verdiklerini, Başbakan Erdoğan'ın da bu konuya önem verdiğinin farkında olduğunu kaydetti. Türk tarafının bu konuda bazı öneriler getirdiğini ifade eden Merkel, örneğin Almanya'ya eş durumu ya da başka nedenlerle gitmek isteyen Türklerin dil eğitimine Türkiye'de başlamalarının söz konusu olabileceğini belirtti.

Türk gençlerinin çoğunluğunun dil yetersizliği nedeniyle eğitim fırsatlarından tam olarak yararlanamadığına dikkati çeken Konuk Başbakan, görüşmede bir Türk-Alman üniversitesinin kurulmasından da bahsettiklerini bildirdi. Merkel, iki ülke dışişleri bakanlarının kültürel diyalog sürecini zaten başlattığını hatırlatarak, bu süreci devam ettirmek ve entegrasyonun önündeki engelleri kaldırmak istediklerini belirtti.

Merkel, Türkiye ile Almanya arasında uluslararası sorunlara dair de iyi bir diyalog bulunduğunu, ancak bu konuları Erdoğan ile henüz ele almadıklarını bildirdi. İki ülkenin de Lübnan'daki barış gücüne asker gönderme ortak sorumluluğunu aldığını hatırlatan Merkel, "Bu her ülke için zor bir karar. Alman parlamentosu için de bu kararı almak zor oldu. Biliyorum ki TBMM için de kolay olmadı" diye konuştu.

Başbakan Merkel, bu sorunun yanı sıra İran'ın nükleer programıyla ilgili sorunun çözümlenmesi konusunda da iki ülkenin yakın bir işbirliği içinde olmasını istedi.

KIBRIS 06/10/06

 

Güvenoyu tamam sıra icraatta

28 KABUL, 2 RET... Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP/BG-Özgür Parti) Koalisyon Hükümeti için dün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda yapılan güven oylamasında, hükümet yetki aldı. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında toplanan Genel Kurul'da yapılan güven oylamasında hükümet için 28 kabul, 2 de ret oyu verildi. Oylamada BDH Lefkoşa milletvekili Mustafa Akıncı ile bağımsız milletvekili Erden Özaşkın ret oyu kullandı. Özgür Parti kurucuları ile birlikte, Demokrat Parti'den istifa eden ancak bağımsız kalan Ergün Serdaroğlu ise hükümete "tamam" dedi

l UBP VE DP MİLLETVEKİLLERİNİN BOYKOTU SÜRÜYOR... Hükümeti protesto eden UBP'nin 13, DP'nin de 6 milletvekilinin katılmadığı genel kurulda hükümetin güvenoyu almasından sonra konuşan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yeni hükümetin daha fazla demokrasiyi, adaleti, işi, ekmeği öncü görev aldığını söyledi. Başbakan Soyer, "Bizim temel amacımız siyasi bütün ideolojik noktaların ötesinde, insanımıza bir nebze daha güzel ortam sağlamaktır. Bunun için hiçbir kaosa fırsat vermeden, bizi eleştiren her insanın eleştirisini dikkatli bir şekilde irdeleyerek, görevimizi sürdüreceğiz" dedi

 Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP/BG-Özgür Parti) Koalisyon Hükümeti için, dün, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda yapılan güven oylamasında, hükümet yetkiyi aldı. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında toplanan Genel Kurul'da yapılan güven oylamasında hükümet için 28 kabul, 2 de ret oyu verildi.

Oylamada BDH Lefkoşa Milletvekili Mustafa Akıncı ile Bağımsız Milletvekili Erden Özaşkın ret oyu kullandı.

Özgür Parti kurucuları ile birlikte, Demokrat Parti'den istifa eden ancak bağımsız kalan Ergün Serdaroğlu hükümete tamam dedi.

Toplantıya katılmayan CTP-BG Girne Milletvekili Ömer Kalyoncu'nun ise rahatsız olduğu öğrenildi.

Hükümeti protesto eden UBP'nin 13, DP'nin de 6 milletvekili ise genel kurula dün de katılmadı.

CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'in Başbakanlığındaki hükümetin güven oylamasının yapılacağı Meclis Genel Kurulu toplantısı saat 10.15'de başladı.

Açık oyla yapılan Güven oylaması sırasında, milletvekillerinin isimleri okunarak oy tercihleri "kabul", "ret" veya "çekimser" şeklinde belirtmeleri istendi.

28 kabul 2 ret

CTP/BG-Özgür Parti Koalisyon Hükümeti Cumhuriyet Meclisi'nden güvenoyu aldı.

Güven oylamasında hükümet için 28 kabul, 2 de ret oyu verildi. Oylamada BDH Lefkoşa milletvekili Mustafa Akıncı ile bağımsız milletvekili Erden Özaşkın ret oyu kullandı.CTP-BG Girne Milletvekili Ömer Kalyoncu'nun rahatsızlığı nedeniyle katılmadığı oylamada, CTP-BG'nin 24, Özgür Parti'nin 3 milletvekili ile bağımsız milletvekili Ergün Serdaroğlu kabul oyu verdi.

Hükümeti protesto eden UBP'nin 13, DP'nin de 6 milletvekili ise genel kurula dün de katılmadı.

Cumhuriyet Meclisi'nde CTP/BG'nin 25, UBP'nin 13, DP'nin 6, Özgür Parti'nin 3, BDH'nın 1 ve bağımsız 2 milletvekili bulunuyor.

 

Soyer: "Daha fazla demokrasiyi, adaleti,

işi, ekmeği öncü görev aldık"

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, CTP/BG-Özgür Parti Koalisyon Hükümeti'nin Cumhuriyet Meclisi'nde güvenoyu alması sonrasında yaptığı konuşmada, yeni hükümetin daha fazla demokrasiyi, adaleti, işi, ekmeği öncü görev aldığını söyledi.

Başbakan Soyer, "Bizim temel amacımız siyasi bütün ideolojik noktaların ötesinde, insanımıza bir nebze daha güzel ortam sağlamaktır. Bunun için hiçbir kaosa fırsat vermeden, bizi eleştiren her insanın eleştirisini dikkatli bir şekilde irdeleyerek, görevimizi sürdüreceğiz" dedi.

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin, Kıbrıs Türk halkının 2 bölgelilik ve siyasi eşitliğe dayalı bir çözüme taraf olması, AB sürecinde hak ettiği yeri alması, Türkiye'nin AB üyelik sürecine katkı koymak ve sonuç olarak bölgeye barış gelebilmesi için cumhurbaşkanı ile işbirliği içinde çalışacağını söyledi.

"Çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz"

Başbakan Soyer ayrıca, ekonominin daha da geliştirilmesi, demokrasinin kurumsallaşması ve hayatın her alanında reform gerçekleştirilmesi kararlılığının da devam edeceğini belirtti.

Süreç içerisinde siyasal olarak pek çok konunun tartışılabileceğini ancak egemenliğin kayıtsız şartsız halkın olmasının tartışma konusu dahi olamayacağını kaydeden Soyer, hiçbir siyasi öngörü ve siyasi gücün bunun önüne geçmesinin mümkün olmadığını söyledi. Başbakan Soyer, "Halktan aldığımız güçle, halka hizmet etmeye devam edeceğiz. Halktan aldığımız güçle, meclisle ve meclisin iradesiyle birlikte çalışacağız" dedi.

"Genel kurul her şeyin üstünde"

Halkın iradesini temsil eden Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun her şeyin üstünde olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, "Genel kurulun çalışmalarını durdurmak demek, halkın iradesi yok saymak demektir" şeklinde konuştu.

Başbakan Soyer, genel kurulun kendi yasallığı ve dinamizmi doğrultusunda, anayasanın kendisine verdiği yetkilerini kullanarak görevine devam edeceğini söyledi.

Önümüzdeki dönem insanların daha fazla iş, ekmek, huzur ve adalet istediğini kaydeden Başbakan Soyer, yeni hükümetin "daha fazla demokrasiyi, adaleti, işi, ekmeği öncü görev aldığını" belirtti.

 

Meclise gelmeyen DP, Maliye ve Bütçe

Komitesi İçin Hüseyin Kayım'ı önerdi

Bu arada Genel Kurul, güven oylamasına geçmeden önce, DP'nin, Mustafa Gökmen'in istifasıyla boşalan Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi üyeliğine önerdiği Hüseyin Kayım için oylama yaptı. Kayım'ın komite üyeliği, bazı milletvekillerinin tepkili sözleri arasında oy çokluğuyla kabul edildi.

KIBRIS 06/10/06

 

"Finlandiya'nın önerisi eksik"

ERCAN OLMADAN OLMAZ... Ercan Hava Alanı açılmadan, Finlandiya önerileri konusundaki pazarlıkların kesinlikle sonuçlandırılmamasını vurgulayan KTSO Genel Sekreteri Mustafa Gündüz, "Öneriler Ercan olmadan kabul edilmemeli" diye konuştu. KTTO Başkanı Erdil Nami, öneriler konusunda bir açılım yapılacaksa, Maraş'ın karşılığı'nın Mağusa Limanı olmadığını, Ercan Havalimanı'nın açılmasını içermeyen hiçbir öneriye sıcak bakmadıklarını söyledi

KIBRIS TÜRK HALKI YOK SAYILDI... Kıbrıs AB Derneği Ali Erel, Finlandiya tarafından sunulan önerilerin bir sonuç doğurmasının mümkün olmadığını, hazırlanan öneri paketinin Türkiye'nin AB sürecinde olası bir 'tren kazası' yaşamasının önlenmesi için sunulduğunu kaydederek, "Bizim zararımız ya da faydalarımız dikkate alınmadı" diye konuştu. İŞAD Başkanı Özalp Nailer de Kıbrıs Türk halkının, bugün adeta yok sayılarak üzerine plan yapılmasının, plan ile ilgili görüşlerinin sorulmamasının ve toplumun tamamen edilgen tutulmasının kendilerini üzdüğünü söyledi

 

 

Aral MORAL

Sivil toplum örgütü yetkilileri, Finlandiya'nın Kıbrıs konusunda taraflara sunmuş olduğu önerilerin yetersiz olduğunu belirtti.

Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel, Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı Erdil Nami, Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO) Genel Sekreteri Mustafa Gündüz ve İş adamları Derneği (İŞAD) Başkanı Özalp Nailer, önerilerin mevcut haliyle Kıbrıs Türk tarafına fazla bir getirisinin olamayacağını belirtti.

Ali Erel, Finlandiya tarafından sunulan önerilerin bir sonuç doğurmasının mümkün olmadığını, hazırlanan öneri paketinin Türkiye'nin AB sürecinde olası bir 'tren kazası' yaşamasının önlenmesi için sunulduğunu kaydederek, "Bizim zararımız ya da faydalarımız dikkate alınmadı" diye konuştu

Mustafa Gündüz konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Finlandiya'nın sunduğu önerilerin Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün kısa bir süre önce yaptığı önerilere yakınlaştırılması gerektiğini belirterek, Ercan Havalimanı'nın da içinde olmadığı hiçbir önerinin kabul edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Erdil Nami, önerilerin şekliyle kalmasının yeterli olmayacağını vurgulayarak, "Ercan Havalimanı'nın dâhil olmadığı hiçbir öneri paketi bizim yeterli değildir" dedi.

Özalp Nailer de Kıbrıs Türk halkının, bugün adeta yok sayılarak üzerine plan yapılmasının, plan ile ilgili görüşlerinin sorulmamasının ve toplumun tamamen edilgen tutulmasının kendilerini üzdüğünü söyledi.

"Öneriler bu durumda sonuç doğurmaz"

Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel, Finlandiya önerilerinin bu durumda bir sonuç doğurmasının, Türkiye'de yakın bir zamanda yapılacak olan seçimlerde, "Kıbrıs'ta ödün veriliyor" şeklinde algılanabileceği nedeniyle, mümkün olmadığını belirtti.

Erel, AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihinde izolasyonların kaldırılması yönünde aldığı kararın, 'Kıbrıs üzerindeki ekonomik entegrasyonun sağlanması ve iki toplumun birbiriyle daha fazla işbirliği yaparak siyasi çözüm zemininin oluşturulması' şeklinde olduğunu ifade etti.

Kıbrıs Türk tarafının, iki toplumun iş birliği yaparak siyasi çözüm zemininin oluşturulması olgusunu unuttuğunu savunan dernek yetkilisi, dolayısıyla Türk tarafının "izolasyonları kaldırın" çağrısı AB tarafından doğru algılanamıyor. İzolasyon terimi üzerinde bile henüz bir mutabakat yoktur" diye konuştu.

"Kıbrıslı Türkler kendi geleceklerini

Türkiye-AB sürecinden ayırmalı"

Türkiye'de yakın bir gelecekte yapılacak olan seçimler nedeniyle, Türk Hükümeti'nin Kıbrıs konusunda açılım yapmasını beklemediğini dile getiren Ali Erel, "Buradaki anahtar nokta, Kıbrıslı Türklerin kendi geleceklerini, Türkiye'nin AB sürecinden ayırarak, kendi iradeleri ile oluşturması gerekiyor" dedi.

"Paket bizim için değil

Türkiye için hazırlandı"

Herhangi bir öneri paketinin, doğru getirisinin sağlanabilmesi için, Kıbrıs'ta ekonomik entegrasyonu sağlayıcı olması gerektiğini vurgulayan Erel, bu dinamiği içermeyen hiçbir paketin, Kıbrıslı Türklerin lehine olmayacağına dikkat çekti.

Kıbrıslı Türkleri ilgilendiren öneri paketlerinin, Kıbrıslı Türklerin geleceğini de dikkate alarak hazırlanması gerektiğine işaret eden Ali Erel, "Bu yüzden paketler Türkiye'nin sürecinden ayrılmalıdır. Anahtar nokta budur. Bu paketin önerilmesinin nedeni, Türkiye'nin AB sürecindeki olası bir tren kazasını önlemek için hazırlandı. Bizim zararımız veya faydamız dikkate alınmıyor" dedi.

Gündüz: Öneriler, Gül'ün

önerilerine yaklaştırılmalı

Sunulan önerilerin tamamını henüz görmediklerini söyleyen Kıbrıs Türk Sanayi Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz, izolasyonların çok yönlü olduğunu ve limanların açılmasının, ticari izolasyonların kalkması için çok önemli olduğunu belirtti.

"Ülkelerin yalnızca bir deniz limanı yoktur. Hava limanı da vardır. Eğer Ercan Havalimanı bu pazarlığın dışında tutuluyorsa, bu önerilerle ticari izolasyonun kalktığı anlamına gelmez" diye konuşan Gündüz, Finlandiya önerilerinin, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün önerilerine yaklaştırılması gerektiğini kaydetti.

Aksi bir durumun kabul edilemez olacağını vurgulayan Mustafa Gündüz, Kıbrıs gibi küçük adalarda mal ticareti kadar servis ticaretinin de önemli olduğuna dikkat çekti.

"Ercan açılmadan pazarlık

sonuçlandırılmamalı"

Ercan Havalimanı'nın açılmadan Finlandiya önerileri konusundaki pazarlıkların kesinlikle sonuçlandırılmamasını vurgulayan Gündüz, "Öneriler Ercan olmadan kabul edilmemeli" dedi.

Mustafa Gündüz ayrıca, Finlandiya önerilerinin detaylarındaki teknik konularında açığa kavuşturulması gerektiğini sözlerine ekledi.

Nami: Maraş'ın karşılığı

Ercan havalimanıdır

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami, Finlandiya'nın önerilerinin tamamını henüz görmediklerini belirterek, "Basından takip ettiğimiz kadarıyla, önerilerin bu kadarla kalması bizce yeterli değildir" dedi.

Ticaret Odası olarak, öneriler konusunda bir açılım yapılacaksa, Maraş'ın karşılığı'nın Mağusa Limanı olmadığını belirten Nami, Ercan Havalimanının açılmasını içermeyen hiçbir öneriye sıcak bakmadıklarını

kaydetti.

İŞAD: İrademizin yok

sayılması bizleri üzmüştür

İŞAD Başkanı Özalp Nailer, dünyanın sempati gösterdiği ve AB'nin onayladığı çözüm planını kabul ederek çözüm yanlısı iradesini ortaya koyan Kıbrıs Türk halkının, bugün adeta yok sayılarak üzerine plan yapılmasının, plan ile ilgili görüşlerinin sorulmamasının ve toplumun tamamen edilgen tutulmasının kendilerini üzdüğünü söyledi.

"Türkiye'nin limanlarını açmak için ortaya koyduğu Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların kaldırılması koşulunun, önerilen plan ile sulandırıldığını" ifade eden Nailer, öncelikle, Kıbrıs'ta yaşayan her iki toplumun çıkarının bütünlüklü bir çözüm olduğunu, ancak çözümün Rumlar tarafından reddedilmesi ile mağdur olan Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların kaldırılması ve Türkiye'nin limanlarını açması için çözüme kadar aşağıdaki planın onaylanmasını istediklerini kaydetti:

"Bugün KKTC tarafından yönetilen tüm deniz ve hava limanlarının, gümrüklerin süratle müktesebata uyumlaştırılması ile AB gözetiminde her iki toplumun kullanımına açılması, bunun karşılığında Türkiye limanlarının Kıbrıs gemi ve uçaklarına açılması, Maraş'ın Türk yönetiminde ve BM ile işbirliği halinde, Mal Tazmin Komisyonu aracılığı ile ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını da dikkate alarak orijinal sahiplerinin kullanımına açılması, iki tarafın ekonomileri karşılıklı dengeye gelinceye kadar Türkiye'den Kıbrıs'a yapılacak tüm ithalatın kuzey limanları üzerinden yapılması, adanın tamamında serbest ticaretin sağlanması."

Nailer, bu plan dışında, Finlandiya'nın önerdiği plan ile toplumun daha fazla izolasyon altına gireceğini, Maraş'ın Rumlara devriyle, Rum yönetiminin bütünlüklü çözümden daha da uzaklaşacağının açık olduğunu kaydetti.

Nailer, İŞAD'ın, toplumu dikkate almayan planlara karşı olduğunu ve bu tür girişimlerin karşısında durmak üzere gerekli her tür tepkiyi göstereceğini söyledi.

KIBRIS 06/10/06

 

Güney Kıbrıs'ta, kayıp Kıbrıslı Türklerden, 11'inin kemikleri bulundu

Güney Kıbrıs'ta Larnaka'nın "Oroklini" bölgesindeki bir zeytinlikte, 42 yıldır kayıp oldukları belirtilen, 11 Kıbrıslı Türk'ün kemiklerinin bulunduğu açıklandı.

Politis gazetesi, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin araştırmaları sonucunda, Kıbrıslı Türklerin gömülü oldukları toplu mezara ulaşıldığını belirtti.

Gazete, Kıbrıslı Türklerin gömülü oldukları mezarın su kuyusu olduğunu ve üzerinin toprakla örtüldüğünü kaydederken, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi uzmanlarının kayıp kemiklerine, kepçe yardımı ile toprağın yaklaşık 3 metre derininde, suyun içerisinde ulaştıklarını yazdı.

Gazete haberinde, İngiliz üslerinde polis olarak görev yapan söz konusu 11 Kıbrıslı Türkün, 1964 yılında otobüs ile işlerinden evlerine dönmek için yola çıktıklarını, ancak otobüsün daha sonra yanmış vaziyette bulunduğunu, kendilerinin ise bulunamadığını ve kayıp olarak ilan edildiklerini belirtti.

Fileleftheros gazetesi ise, konuya ilişkin haberinde, bulunan kemiklerin inceleme amacıyla Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki, BM Antropoloji Laboratuarı'na götürüleceklerini yazdı.

KIBRIS 06/10/06

KKTC’de yeni koalisyona güvenoyu

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Özgür Parti koalisyonu hükümet etmek için Meclis’ten güvenoyu aldı.

 

NTV

Güncelleme: 21:12 TSİ 05 Ekim 2006 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC’de 50 sandalyeli Neclisteki oylamada Cumhuriyetçi Türk Partisi-Özgür Parti koalisyonu için 28 milletvekili kabul, 2 milletvekili de ret oyu kullandı. Meclis oturumunu boykotu sürdüren muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti milletvekilleri ise oylamaya katılmadı.

Ulusal Birlik Partisi’nden 3, Demokrat Parti’den de 1 milletvekili, istifa ederek Özgür Parti adı altında yeni bir oluşuma gitmişti. İstifa pazarlıklarında AK Parti’nin de yer aldığını iddia eden UBP ve DP, kirlenen siyasetin ancak erken seçimle temizlenebileceğini savunuyor. İki parti, hükümeti tanımıyor.

Talat, 9 Ekim’de Brüksel’e gidecek

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, üst düzey Avrupa Birliği (AB) yetkilileriyle görüşmek üzere 9 Ekim’de Brüksel’e gidecek.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 15:15 TSİ 06 Ekim 2006 Cuma

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan verilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel’de, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barrosso, Avrupa Parlamentosu Başkanı Josep Borrell ve Avrupa Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile görüşecek. Talat’a, Brüksel ziyaretinde, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik edecek.

Kıbrıs’ta 42 yıllık toplu mezar

Kıbrıs Rum kesiminin Larnaka şehrinin Oroklini bölgesindeki zeytinlik bir alanda, kayıpların akıbetini belirlemek üzere Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesince yapılan kazılarda, 42 yıldır kayıp olan 11 Kıbrıslı Türkün kemiklerinin bulunduğu bildirildi.

 

AA

Güncelleme: 21:03 TSİ 06 Ekim 2006 Cuma

LEFKOŞA - Rum basında yer alan haberlerde, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesinin araştırmaları sonucunda, Kıbrıslı Türklerin gömülü oldukları toplu mezara ulaşıldı.

Kıbrıslı Türklerin gömülü oldukları yerin, su kuyusu olduğu ve üzerinin toprakla örtüldüğü belirtilen haberlerde, komite uzmanlarının kayıpların kemiklerine, kepçe yardımıyla, toprağın yaklaşık 3 metre derininde, suyun içinde ulaştıkları kaydedildi.

İngiliz üslerinde polis olarak görev yapan 11 Kıbrıslı Türkün, 1964 yılında otobüsle işlerinden evlerine dönmek için yola çıktıkları, ancak otobüsün daha sonra yanmış vaziyette bulunduğu, kendilerinin ise bulunamadığı ve kayıp olarak ilan edildikleri belirtildi. Bulunan kemikler, incelenmeleri için Lefkoşa ara bölgedeki Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki BM Antropoloji Laboratuarına götürülecek.

Türk, Rum ve Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisi üç üyeden oluşan Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Türk ve Rum kayıpların akibetini belirlemek üzere KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde kazılar yapıyor.

 

Talat: Bizi meze yapmaya çalışıyorlar

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB dönem başkanı Finlandiya tarafından, Kıbrıs konusunda ortaya konan görüşlerin Kıbrıslı Türkler’e değil Türkiye’ye yönelik olduğunu savundu.

 

AA

Güncelleme: 16:23 TSİ 07 Ekim 2006 Cumartesi

GİRNE - Finlandiya’nın önerilerini değerlendirdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların birşeyin karşılığı olarak değil, Kıbrıs Türkü çözüm istediği için kaldırılması gerektiğini söyledi.

Finlandiya’nın önerilerinde, Kıbrıs Türk tarafı için birşey olmadığını, önerilerin Türkiye’ye yönelik olduğunu savunan Talat, “Zaten en büyük tehlike de odur. Türkiye’nin üyelik sürecinin mezesi olduk, esas olan biz değiliz” dedi.

Talat, Kıbrıs Türk halkının haklarını çiğnetmeyeceklerini vurguladı. Rum tarafının, Türkiye’nin üyelik sürecini istismar etmeye çalıştığını belirten KKTC Cumhurbaşkanı, doğrudan ticaret ve diğer izolasyonların kalkması için Kuzey Kıbrıs’tan birşey isteme hakları olmadığını kaydetti.

 

Talat: Finlandiya'nın önerileri Türkiye'ye yöneliktir...


      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya tarafından Kıbrıs konusunda ortaya konan görüşlerin asıl olarak Kıbrıslı Türkler’e değil Türkiye’ye yönelik olduğunu savunarak, "Zaten en büyük tehlike de odur" dedi.
      Kıbrıslı Türkler’in, "Türkiye’nin AB üyelik sürecinin bir mezesi" yapılmaya çalışıldığını, tehlikenin bu olduğunu kaydeden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının haklarını çiğnetmeyeceklerini ve teslim etmeyeceklerini vurguladı.
      Talat, Girne’de çarşıyı gezerek, esnaf ve halkla sohbet etti. Talat, gezisi sırasında yaptığı açıklamada, AB dönem başkanı Finlandiya tarafından yapılan önerilerin değerlendirilmekte olduğunu belirterek, uzun zamandan beri maruz kalınan izolasyonların birşey karşılığı değil Kıbrıs Türk’ü çözüm istediği için kaldırılması gerektiğini söyledi.
      Finlandiya’nın önerilerinde Kıbrıs Türk tarafı için birşey olmadığını, önerilerin Türkiye’ye yönelik olduğunu savunan Talat, şöyle devam etti:
      "Zaten en büyük tehlike de odur. Türkiye’nin AB üyelik sürecinin bir mezesi olduk yani. Esas olan biz değiliz. Biz onun bir çerezi gibi. Tehlike odur zaten." Bunun Türk tarafı için kabul edilmesinin pek mantıklı olmayacağını ifade ettiklerini dile getiren Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
      "Öneri, görüş ortaya konabilir ama önemli olan biz ne diyoruz ona. Onun için bizim bilinen ve hepinizin bildiği ve onayladığı haklarımız var. O haklarımızı teslim etmek niyetinde değiliz. Bu kadar açık. Çünkü izolasyonlar birşey karşılığı değil, biz çözüm istediğimiz için kalkmalı. İddiaya göre izolasyonun esas nedeni Kıbrıslı Türkler’in Kıbrıs’ın birleştirilmesine karşı çıkmalarıydı. Biz o durumda değiliz. Tersine Kıbrıs Rum tarafı birleşmeye karşı çıktı, biz değil. Dolayısıyla izolasyon uygulanacaksa bize değil onlara uygulanmalı. Biz uygulansın demiyoruz onlara ama uygulanacaksa eğer bize değil onlara uygulanması lazım." Kıbrıs’ın birleştirilmesine Kıbrıslı Türkler’in değil Kıbrıs Rum tarafının karşı çıktığını vurgulayan Talat, izolasyon uygulanması gerekiyorsa KKTC’ye değil Güney Kıbrıs’a uygulanması gerektiğini kaydetti.
      Kıbrıs Rum tarafının, Türkiye’nin AB üyelik sürecini istismar etmeye çalışarak, limanlarını Rum tarafına açması ve daha başka istekleri için bastırmaya başladığına işaret eden Talat, Türkiye’nin bu konuda direngen davrandığını belirterek, şöyle konuştu:
      "Türkiye bu konuda ısrarlı oldu, direngen davrandı. ’Kıbrıslı Türkler’in izolasyonu kalkarsa o zaman biz de bunu yaparız’ dedi. Şimdi işte bu konular bir paket haline getirildi ve Finlandiya tarafından öne çıkarıldı. Biz de diyoruz ki, biz izolasyonların kalkmasını Rum tarafına birşey vermek karşılığında kabul etmiyoruz. Çünkü biz, çözüm istediğimizi, Ada’yı birleştirmek istediğimizi ispat ettik. Bundan dolayı izolasyonların kalkması gerekir. Çünkü bunlar artık anlamsızlaştı. O yüzden Rum tarafına vereceğimiz birşey yoktur. Doğrudan ticaret ve diğer izolasyonların kalkması için bizden birşey istemeye hakkınız yoktur.
      Konu bu noktada düğümlendi." Finlandiya’nın çabasının ve önerilerinin, Türkiye’nin AB sürecinde bir zorluk yaşamaması için olduğunu belirten Talat, "Ancak biz gayet açık tutumumuzu ortaya koyduk. Ama görüşmekten kaçmıyoruz, kaçmanın hiçbir anlamı yoktur.
      Görüşeceğiz. Bizim için birçok konu var görüşülecek" dedi.
      Ercan Havaalanı’ndan doğrudan uçak seferlerinin bunlardan birisi olduğunu, bunun Türk tarafı için son derece önemli olduğunu dile getiren Talat, kendisinin Brüksel’e yapacağı ziyareti İstanbul üzerinden yapmak zorunda olmasının hiçbir mantıklı açıklaması olmadığını anlattı.
      Talat, sonuçta Kıbrıs Türk halkının çıkarlarının korunmayacağı herhangi birşeye "evet" demeyeceklerinin altını çizerek, bu yüzden de üzülünecek, korkulacak ve endişe edilecek bir durum olmadığını sözlerine ekledi.
 MILLIYET 07/10/06

 

Avrupa'yla zorlu Kıbrıs pazarlığı

Kıbrıs bir kez daha Ankara-Brüksel ilişkilerini kilitlerken, AB'nin umudu 'Fin formülü'nde. Ancak formül zorluklar, eksikler ve soru işaretleri barındırıyor

07/10/2006 RADIKAL

ERDAL GÜVEN

Bir süredir ağızlarda dolaşan Kıbrıs için Fin formülü, Rehn'in Ankara gezisiyle yeniden gündeme taşındı. Ve Kıbrıs pazarlığı yine Türkiye-AB ilişkilerinin kilit meselesi haline geldi. O derece ki Fin formülü tutmazsa, Rehn'in deyişiyle Türkiye-AB ilişkilerindeki 'tren kazası' kaçınılmazlaşacak gibi görünüyor. Peki nedir bu Fin formülü, ne öngörür?
Önce şunu belirteyim: Ortada bir yazılı metin yok. En azından taraflara iletilmiş bir resmi bir belge söz konusu değil. Fin formülü şifahen aktarılmış önerilerden ibaret. Muhtemelen İlerleme Raporu'nun açıklanacağı 8 Kasım'a, hatta AB Konseyi'nin toplanacağı aralık başına kadar böyle kalacak. Çünkü hem formül nihai hale gelmiş değil, hem de kâğıda dökülmesi durumunda, sızdırılıp aleyhte kamuoyu yaratılması için çarpıtılma olasılığı var.
Önerilere gelince:
1- Kıbrıs'ta Türk tarafının elinde bulunan kapalı bölge Maraş iki yıllık bir süre için Birleşmiş Milletler idaresine devredilsin.
2- Kuzey Kıbrıs'taki Magosa limanı Birleşmiş Milletler denetiminde dış ticarete açılsın.
3- Türkiye 'bazı' limanlarını Kıbrıs gemilerine açsın.
Öneriler böyle. Şimdi tek tek ele alalım önerileri.
1- Maraş: BM'ye geçtiğinde bölgede ne yapılacağı belirsiz. Bu haliyle bir ara bölge niteliği kazanacağı için Maraş'ta adadaki iki tarafın da onayı olmadan herhangi bir tasarrufta bulunulması mümkün değil. AB'nin kafasında, Rumlara bölgeye giriş ve mal mülklerine erişim imkânı verilmesi var. Yani, gidip evlerini, işyerlerini onarma, bahçelerini temizleme gibi. Buna karşılık Türk tarafı, Maraş'ın ancak kapsamlı bir çözümde pazarlık konusu yapılacağı görüşünde; Rum tarafı ise hem bölgedeki mal-mülkün kayıtsız şartsız iade edilmesini, hem de iki yıllık sürenin bitiminde bölgenin idaresinin de Rum tarafına bırakılacağına dair taahhüt verilmesini istiyor. Dolayısıyla, iki yıllık süre bittikten sonra ne olacağı da belirisiz. Hal böyle olunca Türk tarafı soruyor: Bizim kazanımımız ne?
2- Magosa: Bir kere Magosa limanı dış ticarete kapalı değil. Bugün Magosa'dan ihracat da yapılıyor ithalat da. Sözgelimi bir Norveç gemisi gelip İngiliz sigaralarını rahatlıkla boşaltabiliyor Magosa'ya. Ya da bir Mısır gemisi Magosa'dan yükleği portakalı gidip Odesa'ya indirebiliyor. Dolayısıyla Türk tarafı açısından buradaki sorun limanın açılması değil, limandan AB üyesi ülkelere özellikle tarım ürünleri ihracatı yapılamaması. Avrupa Adalet Divanı'nın 1994 tarihli kararından beri, Kuzey Kıbrıs'tan AB'ye tarım ürünü gönderilemiyor. Çünkü, AB standart belgesi yok. Bu belgeyi ancak Kıbrıs hükümeti verebiliyor çünkü. Fin önerisi, bu sorunun nasıl aşılacağını içermiyor.
Kaldı ki öneriye göre Magosa Rum-Türk ortaklığında işletilecek. Dolayısıyla ticaret hukuku açısından yine bir sürü sorun çıkabilecek pratikte. Ekonomik açıdan ise Rumlar, herhalde kendi limanlarına kendi elleriyle bir rakip yaratmaya çok hevesli olmayacaktır. Nitekim, Papadopulos yönetimi, 2004'te benzer bir öneride bulunmuş, Talat reddetmişti.
3- Limanlar: Fin önerisi, Türkiye'nin ille de tüm limanlarını açmasını öngörmüyor. Eve ama, bu çok mu önemli? Diyelim Türkiye Trabzon limanını açtı. Yani Rumların işine en az yarayacak limanı. Bu yine de bir geri adım olmaz mı Türk tarafı açısından?
Üstelik Kıbrıs Türk yönetiminin bu konudaki tavrı, Ankara'dan bile daha katı sayılabilir. Burada şunu belirtmekte yarar var: Limanların açılması durumunda Kıbrıs Türklerinin asıl korkusu, Rum gemilerinin Türk limanlarına mal taşıması değil, Türk iş dünyasının, Kıbrıs'a yönelik ticari işlemlerini adanın güneyine taşıması. Ne de olsa Güney Kıbrıs nüfus, alım gücü ve iş imkânları açısından Kuzey'den çok daha cazip. Böyle bir 'kayma' durumu hiç de parlak sayılamayacak Kuzey Kıbrıs ekonomisine başta istihdam ve vergi kaybı olmak üzere yeni darbe indirebilir.
Velhasıl, üç öneri de kaydadeğer zorluklar, eksiklikler ve soru işaretleri barındırıyor. Özellikle de Türk tarafı açısından hiçbir net kazanım yok ortada. Talat'ın, bu formüle, 'Papadopulos'un formülü' demesi bu yüzden. Öneride, mesela Ercan'ın uluslararası doğrudan uçuşlara açılması yok. Oysa Kıbrıs Türk yönetiminin en fazla önem verdiği konu bu. Sonra Kıbrıslı Türkler sadece ticari kısıtlamalarla karşı karşıya değil ki? Sportif, kültürel kısıtlamalar, seyahat kısıtlamaları var... Fin formülü, bunlara değinmiyor, yanından bile geçmiyor.
Genel olarak bakıldığında, Türk tarafı açısından, Fin önerisinin birinci temel zaafı, kısmi bir çözüm öngörmesi. Bugüne kadar Kıbrıs için önerilip de sonuç alınabilmiş bir kısmi çözüm yok. Formülün ikinci temel zaafı ise Rum tarafına yönelik bir havuç-sopa yaklaşımı içermemesi. Paket uygulamaya konmazsa Türk tarafı bir şey kazanmayacak ama Rum tarafı da bir şey kaybetmeyecek.
Rum tarafından bakıldığında, formülün temel zaafı, Türkiye'nin liman ve havalimanlarını açma yükümlülüğünü sulandırması. Rum yönetimine göre Türkiye, Ankara Anlaşması'nın Ek Protokolü gereği zaten bu ödünü vermek zorunda; dolayısıyla esneme ya da geri adım atma durumunda görmüyorlar kendilerini.
Her iki tarafın ortak bir rahatsızlığı da söz konusu. Şu bir gerçek ki Fin formülünün gerçek amacı Kıbrıs'ta çözüme katkıda bulunmak falan değil. Gerçek amaç, Türkiye'nin AB'yle üyelik görüşmelerinin kesintiye uğramasını; bir 'tren kazası' meydana gelmesini önlemek...Yani bu formülde Kıbrıs sorunu bir yem, büyük balık Türkiye-AB ilişkileri...

 

Kötü ile daha kötü

İsmet Berkan

07/10/2006 RADIKAL

Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinin önünde çok sayıda tıkaç var. Bu tıkaçları sırasıyla ele almak ve sırasıyla ortadan kaldırmaya çalışmak gerek.
Şimdi ilk sırada Türkiye'nin gümrük birliğinden doğan yükümlülüklerini Güney Kıbrıs için, yani Kıbrıs Cumhuriyeti için yerine getirmesi şartı var.
Biliyorsunuz, Kıbrıs AB'nin tam üyesi olduğu için, diğer AB ülkeleriyle yürütmekte olduğumuz gümrük birliği uygulamasının bu ülkeye de genişlemesi kaçınılmaz.
Ancak Türkiye, Güney Kıbrıs'ı gümrük birliğine dahil etmek için Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kalkmasını şart koşuyor, yoksa bu ülke ile Türkiye arasında doğrudan ticaret olamayacağını, Kıbrıs bandıralı gemi ve uçakların Türk limanları ve havaalanlarına gelemeyeceğini söylüyor.
Buna karşılık Kıbrıs Cumhuriyeti de, gümrük birliğini uygulamanın Türkiye'nin kaçınamayacağı bir yükümlülüğü olduğunu söylüyor, bu uygulama başlamadığı sürece Türkiye'nin müzakerelerde ilerleme sağlamasını veto edeceğini bildiriyor.
Sadece bu da değil, Türkiye Kıbrıs'ı bu yılın sonuna kadar gümrük birliğine dahil etmeye söz verdiği için AB de bastırıyor ve geçen yıl imzalanan Ankara Antlaşmasına Ek Protokol'ün Meclis'ten geçmesini istiyor. AB tarafı, son dönemde, Kıbrıs'ın gümrük birliğine dahil edilmemesi halinde bu yılın sonunda bir 'tren kazası'nın olabileceğini yüksek sesle söylemeye başladı.
Söz konusu 'tren kazası'ndan kasıt, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin tamamen askıya alınması. Bu, gündemdeki 'en kötü' senaryo.
'Tren kazası'nın önlenmesi için AB tarafından, daha doğrusu AB'nin icra organı niteliğindeki Avrupa Komisyonu tarafından zaman zaman ortaya birtakım formüller atılıyor. Bu formüllerden birine göre, Türkiye gümrük birliğini uygulamamakta ısrar ederse, gümrük birliği ve onunla ilgili müzakere başlıklarının açılmasının askıya alınması söz konusu. Ki bu da, sekiz veya 10 başlık ediyor. (Müzakerelerde toplam başlık sayısı 37, bunlardan birinde Türkiye müzakeresini tamamladı.)
Şimdi bu 'ilgili başlıkların açılmayıp askıya alınması' senaryosu da 'kötü' senaryo olarak anılıyor.
Yani, şu ana kadar AB'den gelen sinyallere bakılacak olursa, Türkiye'nin Kıbrıs'ı gümrük birliğine almaması halinde başına gelecekler 'kötü' ile 'en kötü' arasında bir yerde olacak. Bu AB'nin şu anki pozisyonu.
Türkiye ise, benim anladığım 'en kötü'nün gerçekleşme ihtimalini imkânsız değilse bile daha az görüyor ve şimdilik pazarlıkta elini yüksek tutmak için 'kötü'ye razı bir görünüm sergiliyor.
Tabii bu arada Finlandiya dönem başkanlığının bu Kıbrıs gümrük birliği meselesinin çözümü için taraflara ilettiği bir dizi öneri var, onları manşetimizde yer alan Erdal Güven'in yazısından okuyacaksınız zaten, bu öneriler de halen pazarlık ediliyor.
Hafta içinde görüştüğüm AB üyesi bir ülkenin Türkiye'deki büyükelçisi, Türkiye'nin AB ile olan bütün sorunlarını İngilizcede 'brinkmanship' denen krizin eşiğine getirme yoluyla çözmek istemesinden şikâyetçiydi.
Gerçekten de, bu yöntemle bugüne kadar sonuç alıp almadığımız sorusu bir yana, bu politika tarzı, Avrupa'nın son kertede Türkiye'yi kaybetmeyi göze alamayacağı varsayımına dayanıyor ki bu varsayım bence çok sakat. Bir gün bir bakarsınız bunu göze almışlar, hem de Kıbrıs gibi küçük bir ülke yüzünden!
İşin ilginç tarafı şu: Avrupa, Türkiye'yi kaybetmeyi göze alamıyor da Türkiye AB hedefini kaybetmeyi göze alabiliyor mu? Kuşkusuz hayır. Bunu anlamak için 30 milyar doları bulan cari açık rakamına bakmak bile yeterli. Kaldı ki, müzakerelerin askıya alınması durumunda Türkiye'nin işleyen gümrük birliğini de kaybedebileceğini, yani dış ticaretinde çok ağır bir darbe yiyebileceğini de hiç ihtimal dışı tutmamak lazım.
Bütün bu karanlık senaryolara hiç girmeden, her iki tarafın da kaybedeceği çözümler yerine her iki tarafın da kazanabileceği çözümleri aramaktan vazgeçmemek lazım.
Şu an için eldeki tek şans Finlandiya'nın önerileri gibi gözüküyor. Bunları müzakere etmekten ve al-ver mantığı içinde kendi katı pozisyonumuzu yumuşatabileceğimizi AB'li dostlarımıza belli etmekten çekinmemeliyiz.

Güney'de kilise her yerde

KİLİSE BELİRLEYİCİ DEĞİL... Adaylardan birinin başpiskopos olarak seçilmesinin ardından, Kıbrıs sorununa farklı bir yaklaşım sergileyebileceği konusunda "Bilmiyorum. Zor bir durum" değerlendirmesini yapan Dr. İsmail Kemal, Kıbrıs konusunda belirleyici rolün siyasilerde olduğunu söyledi. Niyazi Kızılyürek ise kilisenin siyasette belirleyici olmadığını, kilisenin son dönemde gücünün artmış olmasının, özellikle Rum lider Papadopulos'un siyasetiyle, kilisenin siyasetinin örtüşmesinden kaynaklandığını vurguladı

LAİK DEĞİLLER... Demokratik toplumlarda din işleriyle siyasi işlerin ayrı olduğuna işaret eden Kızılyürek, Rumlar arasında laiklik kavramının bilinmediğini vurguladı. "Şunun altını çizmekte fayda var. 1977 yılında Makarios öldükten sonra, aslında kilisenin millet başı olma rolü tarihe karıştı. Kilise siyasi temsiliyet işlevini yerine getirmiyor. Ancak kilise toplumun içerisinde kendi varlığını ciddi biçimde hissettirdiği için ister istemez, daha az oranda olsa da siyaseti doğrudan etkiliyor" diye konuşan Kızılyürek, Rum toplumunun laikleşemediğinin görüldüğünü söyledi

KİLİSE HER YERDE... Kilisenin, devlet yönetiminde olan etkisine vurgu yapan Kemal, Rum eğitim bakanının atanmasında bile kilisenin etkin rol oynadığını belirtti. Başpiskoposluk makamının Kıbrıs Rum toplumu içerisinde ve ekonomik alanda son derece önemli bir konumu bulunduğunun altını çizen Dr. Kemal, "Ekonomi her toplumda önemli bir etkidir. Başpiskopos kim olacaksa, kilisenin elinde tuttuğu bu büyük ekonomik güç o kişinin eline geçecektir" diye konuştu

Aral MORAL

Uzmanlar, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin birinci cumhurbaşkanı" Başpiskopos Makarios dönemindeki siyasi gücüne artık sahip olmadığını belirterek, Kıbrıs sorununda belirleyici unsurun kilise olmadığını, politikacıların belirleyici olduğunu kaydetti.

Güney Kıbrıs'ta bulunan Kıbrıs Üniversitesi'nin Türkoloji Bölümü öğretim görevlileri Dr. İsmail Kemal ve Yard. Doç. Niyazi Kızılyürek, Güney Kıbrıs'ta halen devam etmekte olan olaylı başpiskoposluk seçimi konusunda görüş aktardı.

Uzun yıllardan beridir Kıbrıs Rum kesiminde yaşayan ve Güney Kıbrıs'ın nabzını tutan iki akademisyen, Başpiskoposluk makamının çok önemli bir mevki olduğunu, kilisenin hayatın her alanında etkisini gösterdiğini belirtti.

Adaylardan birinin başpiskopos olarak seçilmesinin ardından, Kıbrıs sorununa farklı bir yaklaşım sergileyebileceği konusunda "Bilmiyorum. Zor bir durum" değerlendirmesini yapan Dr. İsmail Kemal, Kıbrıs konusunda belirleyici rolün siyasilerde olduğunu kaydetti.

Ancak Rum siyasi partileri ve kilisenin ayni çizgide buluşması durumunda çok ciddi sonuçların elde edilebileceğinin altını çizen İsmail Kemal, "Bunun örneğini Annan planının referanduma sunulduğu zaman yaşadık. Kilisenin görüşünün Rum hükümeti görüşü ile uyuşması sonucu % 74 oranında bir hayır oyu çıktı" dedi.

Kıbrıs Türk halkında, 'kilise her şeyi yönlendiriyor' yönünde ön yargısı olduğuna dikkat çeken Kızılyürek, kilisenin, siyaseti doğrudan etkilediğini söylemenin doğru olmadığını belirtti.

Kızılyürek, Kıbrıs Rum kesiminde cumhurbaşkanının herhangi bir çözüm planına 'evet' demesi durumunda, kilisenin buna karşı gelmesinin mümkün olmadığını belirtti.

Kemal: Başpiskoposluk çok önemli bir konum

Kıbrıs Rum kesiminde, kilise ile siyasetin birbirinden tamamen ayrılmadığına dikkat çeken Dr. İsmail Kemal, "Kıbrıs'ın AB üyeliğinden sonra din ile siyaset birbirinden ayrılacak mı bunu göreceğiz" dedi.

Kilisenin, devlet yönetiminde olan etkisine vurgu yapan Kemal, Rum eğitim bakanının atanmasında bile kilisenin etkin rol oynadığını belirtti.

Başpiskoposluk makamının Kıbrıs Rum toplumu içerisinde ve ekonomik alanda son derece önemli bir konumu olduğunun altını çizen Dr. Kemal, "Ekonomi her toplumda önemli bir etkidir. Başpiskopos kim olacaksa, kilisenin elinde tuttuğu bu büyük ekonomik güç o kişinin eline geçecektir" diye konuştu.

"Sadece Kıbrıs kilisesinde siviller oy verebiliyor"

Eski başpiskoposun, sağlık sorunları nedeniyle doktor kurulundan geçtiğini ve görevini yerine getiremeyeceği yönünde rapor aldığını hatırlatan Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. İsmail Kemal, "Böyle olmasına rağmen İstanbul'daki Fener Rum Patriği Bartholomeos'a gidilerek toplantı yapıldı. Yapılan toplantı sonrası, başpiskoposluk makamının boş olduğu ilan edilerek seçime gidildi" dedi.

Kemal ayrıca, Ortodoks âlemi içerisinde, sivillerin başpiskopos seçilirken oy verme hakkının bir tek Kıbrıs kilisesinde olduğunu dile getirdi.

"Desteğini açıkça belirten bir tek AKEL oldu"

Başpiskoposluk seçimlerine Limasol Metropoliti Piskopos Athanasios, Baf Metropoliti Piskopos Hırisostomos, Larnaka Metropoliti Piskopos Hırisostomos ve Kikko Piskopos'u Nikiforos'un aday olduğunu hatırlatan Dr. Kemal, Rum siyasi partileri arasında sadece AKEL'in desteğini açıkça Nikiforos'tan yana koyduğunu belirtti.

İsmail Kemal, Rum eski cumhurbaşkanı Glafkos Kliridis ve DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in eşi Andri Anastasiadis'in de Nikiforos'un desteklediğini ifade ederek "Bu durumda, DİSİ'nin Kikko Manastırı Piskoposu Nikiforos'u desteklediği mesajı çıkar" diye konuştu.

"Nikiforos'un destek yelpazesi daha geniş"

Nikiforos'un, sadece AKEL ve DİSİ'nin desteğine sahip olmadığını, EDEK fahri başkanı Lissaridis'in de desteğini aldığını kaydeden Kemal, piskoposun çok geniş bir destek yelpazesine sahip olduğuna dikkat çekti.

"Kikko Piskoposu'nun bu denli geniş destek almasında, manastırın sahip olduğu ekonomik gücün etkisi olabilir" diye konuşan Dr. İsmail Kemal, Nikiforos'un, uzun bir zamandan beridir başpiskoposluk seçimleri için hazırlandığını ve yatırım yaptığını ifade etti.

"Athanasios'da güçlü bir aday"

Nikiforos'un karizmatik bir kişiliğe sahip olduğunu söyleyen Kemal, Nikiforos'tan sonra en güçlü adayın Limasol Metropoliti Piskopos Athanasios olduğunu belirtti.

Dr. İsmail Kemal, Athanasios'un açık parti desteğine sahip olmamakla birlikte farklı siyasi karakterlerin desteğini aldığını kaydetti.

"Bazı sandıklar boş çıktı"

Seçimlerde yaşanan soruna değinen Kemal, 1974 sonrası göçmen olan Rumların kullandığı oy sandıklarının bir merkeze götürülerek sayıldığını, göçmen olmayan Rumların oyları ise o kullandıkları merkezlerde sayıldığını belirtti.

Bazı sandıkların içinin boş, bir kısmının ise oy veren seçmen sayısı ile sandıktan çıkan oy sayısının eşleşmediğini söyleyen Kemal, bu duruma rağmen sayım işleminin gerçekleştiğine dikkat çekti.

"Adayların ittifak yapması kaçınılmaz"

Başpiskoposluk seçiminin karmaşık bir işlem olduğuna dikkat çeken Dr. İsmail Kemal, yeni başpiskopos seçiminin bir buçuk ay kadar sürebileceğini ifade etti.

Adayların ittifak yapması gerektiğini belirten Kemal, "Görülüyor ki herhangi bir adayın tek başına seçimi kazanması imkânsızdır" dedi.

İttifak senaryoları arasında Limasol ve Baf metropolitlerinin işbirliği yapabileceğine işaret eden Kemal, "Baf metropoliti, göreve gelmesi durumunda beş yıl başpiskoposluk yapacağını açıkladı. Bu durumda şöyle bir senaryo çıkabilir; Baf metropoliti bu görevi beş yıl yapar ve bu beş yılın sonunda da görevi, kendinden daha genç olan Limasol metropolitine devretmek için Athanasios'u destekler. Rum basınında çıkan haberlere göre bu aday sanki daha yakın duruyor. Ama hiç beklenmedik ittifaklarda ortaya çıkabilir" diye konuştu.

"Kıbrıs sorununda belirleyici kilise değil siyasilerdir"

Adaylardan birinin başpiskopos olarak seçilmesinin ardından, Kıbrıs sorununa farklı bir yaklaşım sergileyebileceği konusunda "Bilmiyorum. Zor bir durum" değerlendirmesini yapan Dr. İsmail Kemal, Kıbrıs konusunda belirleyici rolün siyasilerde olduğunu kaydetti.

Ancak Rum siyasi partileri ve kilisenin ayni çizgide buluşması durumunda çok ciddi sonuçların elde edilebileceğinin altını çizen İsmail Kemal, "Bunun örneğini Annan planının referanduma sunulduğu zaman yaşadık. Kilisenin görüşünün Rum hükümeti görüşü ile uyuşması sonucu % 74 oranında bir hayır oyu çıktı" dedi.

Kızılyürek: Kilisenin millet başı olarak

tanınması ciddi imtiyaz getirdi

Kıbrıs kilisesinin konumunu anlamak için tarihin gerisine gitmek gerektiğini belirten Niyazi Kızılyürek, "Burada iki tane önemli unsur var; Birincisi Kıbrıs kilisesinin otosefal bir kilise olması, yani kendi başına işlerini yürütecek özgürlüğe sahip olması, ki bu Bizans döneminden gelen bir yapı. İkincisi, Osmanlı döneminde kilisenin 'Ethnarh' yani 'millet başı' olarak tanınmış olmasıdır" dedi.

Kızılyürek, Osmanlı döneminde 'millet başı' demenin, hem Hıristiyan Ortodoksların dini temsilcisi hem de siyasi temsilcisi anlamına geldiğini ifade etti.

Osmanlı döneminde, Kıbrıs kilisenin millet başı olmaktan kaynaklanan çok ciddi imtiyazları olduğuna dikkat çeken Niyazi Kızılyürek, "Örneğin, din adamları yerli Osmanlı valilerini gözetmeden, direk İstanbul'a padişahın huzuruna çıkabiliyordu ve halktan vergi toplayabiliyordu. Tüm bunlar, kiliseyi çok güçlü ekonomik ve siyasi bir yapı haline getirdi" dedi.

"Kilisenin tarihten gelen bir önemi var"

Kilisenin kendini modern zamana da çok kolay uydurduğunu kaydeden Yard. Doç. Niyazi Kızılyürek, kilisenin özellikle milliyetçiliğin taşıyıcısı olduğu ve diğer orta sınıf ya da komünist partisi gibi potansiyel alternatifleri saf dışı bıraktığı için adeta tek siyasi kurum haline geldiğini söyledi.

Kızılyürek, "Kilise, 20'nci yüzyıl boyunca, 1955'e kadar ünlü Enosis politikasını sürdürerek toplumu bizzat yönlendirdi ve tabi ki en önemli durak da EOKA örgütünün bizzat kilise tarafından örgütlenmiş olması, bize kilisenin ne kadar önemli bir kurum olduğunu gösterir. Diğer önemli durak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960 yılında ilan edildiği zaman, Başpiskopos olan Makarios ayni zamanda "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin ilk cumhurbaşkanı olabildi. Dolayısıyla kilisenin böyle tarihten gelen bir önemi var" şeklinde sözlerini sürdürdü.

"Rum toplumu ciddi anlamda laikleşme süreci yaşamadı"