|
AA
Güncelleme: 11:46 TSİ 01 Ekim 2006 Pazar
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye tanımasa
bile Kıbrıs Cumhuriyetinin uluslararası toplumun yaşayan
bir üyesi olarak varlığını sürdüreceğini kaydetti.
Papadopulos,
Türkiyenin AB üyelik sürecine değinerek, Ankaranın
Kıbrıs Cumhuriyetine karşı olan taahhütlerini yerine
getirmesi gerektiğini savundu.
Kıbrısın yasal sakinleri, Kıbrıslı Rum ve
türklerdir diyen Papadopulos, tek bir halk olarak nitelediği Ada
nüfusunun geleceğinin, birleşik bir ülkede güvence altına
alınabileceğini söyledi.
Kıbrıslı Türklere de seslenen Papadopulos, kendi deyimiyle
Kıbrıs sorununa ayrılıkçı çözümlerde veya yasa
dışı olarak nitelediği KKTCnin siyasi düzeyini
yükseltmekte değil, Kuzeyde refah ve kalkınmanın işlevsel
ve yaşayabilir bir çözümle mümkün olabileceğini söyledi.
Tasos Papadopulos, bulunacak çözümün Adanın gerçek birleşmesini
sağlaması gerektiğini kaydetti. Rum lider, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 8 Temmuzda vardıkları
mutabakatın hayata geçirilmesi için çaba harcadığını
da savundu.
Bir partinin mecliste 25 oyu bulunurken erken seçim zor
TÜRKİYE'NİN MÜDAHALESİ... Talat, hükümet
oluşumunda Türkiye'nin müdahalesiyle ilgili bir soruya
karşılık da,"Böyle bir şey olmadı, hiçbir
şekilde Türkiye'den kimse karışmadı da diyemem çünkü böyle
bir bilgim de yok" dedi. Talat, Türkiye'nin devam eden bir hükümete ve
CTP/BG kanadının şikayetçi olduğu, DP'nin ise "sorun
yoktur" dediği bir sürece Türkiye'nin neden müdahale ettiği
konusunun düşündürücü olduğunu söyledi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Bir partinin mecliste
25 oyu bulunurken erken seçim zor" dedi.
Talat, BRT 1 televizyonunda katıldığı bir
programda iç politikayla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat, yeni hükümet oluşumunun ülkeyi bir
erken seçime götürüp götürmeyeceği sorusuna karşılık,
meclisin yarısının halk iradesi ile bir partiye verildiğini
ve bir partinin mecliste 25 oyu bulunurken erken seçime gidilmesi ihtimalinin
bulunmadığını belirtti.
Talat, hükümet hakkında, icraatları görmeden bir şey
söyleyemeyeceğini ifade ederek, tüm partilere karşı saygı
duyduğunu ve partilerin neler yapacağına bakmak gerektiğini
söyledi.
Hükümet oluşumunda Türkiye'nin müdahalesi olup
olmadığının sorulması üzerine ise,
Cumhurbaşkanı Talat kendisine intikal eden bir şey
olmadığı için Türkiye'nin müdahalesi olmuş mudur sorusuna
yanıt veremeyeceğini belirtti.
"Böyle bir şey olmadı, hiçbir şekilde Türkiye'den
kimse karışmadı da diyemem çünkü böyle bir bilgim de yok"
diyen Talat, Türkiye'nin devam eden bir hükümete ve Cumhuriyetçi Türk Partisi -
Birleşik Güçler kanadının şikayetçi olduğu, Demokrat
Parti'nin ise sorun yoktur dediği bir sürece Türkiye'nin neden müdahale
ettiği konusunun düşündürücü olduğunu dile getirdi.
Talat, Demokrat Parti kanadından Genel Başkan Serdar
Denktaş ile temasları süresince uyumsuzluk ve büyük bir sorun
yaşamadıklarına işaret ederek, Türkiye'nin müdahalesi için
bir gerekçe göremediğini belirtti.
KIBRIS 01/10/06
Federal çözüm İcraatta reform
İZOLASYON MÜCADELESİ SÜRECEK... Kıbrıs Türklerine
uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılması mücadelesi,
Kıbrıs sorununa çözüm bulma mücadelesinin bir parçası olarak
sürdürülecek
BASIN İŞ YASASI ÇIKACAK... Basın özgürlüğünün
geliştirilip kökleşmesi ve yayıncılığın
kolaylaştırılması için gerekli çalışmalar
yapılacak. İlk kez bir hükümet programında yer alan Basın
İş Yasası'nın çıkarılması için gerekli
adımların atılacağına ilişkin söz veriliyor
MORTGAGE SİSTEMİ GELİYOR... Sosyal konut
politikası, konut edindirme projesi ve Mortgage sistemi KKTC
koşullarıyla uyumlaştırılarak dar gelirli
yurttaşların sağlıklı, güvenli, ucuz konut edinmesi de
hükümet programında yer alıyor. Buna göre toplu konutlar, kentler
yanında kırsal alanlarda da yaygınlaştırılacak
VERGİ YASALARI DÜZENLENECEK... Kayıt dışı
ekonomiyle mücadele sürecek. Bu çerçevede vergi idaresi, çağdaş bir
yapılanmaya kavuşturulacak. Vergi yasaları düzenlenecek, basit,
pratik ve adil hale getirilecek. Vergi kayıplarının asgariye
indirilmesi için gerekli önlemler alınacak,
caydırıcılık artırılacak
GEÇİTKALE HAVAALANI AKTİF HALE GETİRİLECEK...
Geçitkale Havaalanı aktif hale getirilecek, uçak bakım ve onarım
faaliyetleriyle kargo taşımacılığına imkan
verecek gerekli organizasyonlar ve düzenlemeler hayata geçirilecek, böylelikle
ülke ekonomisine katkısı sağlanacak
SAĞLIK YASALARI GEÇECEK... "Kamu Sağlık
Çalışanları" Yasası, bu dönemde meclis sunulup
yasalaştırılacak. Temel sağlıkta ana-çocuk hizmetleri
geliştirilerek yaygınlaştırılacak. Aile hekimliği
uygulamasına geçilecek. Özel sağlık hizmetleri, "Genel
Sağlık Sigortası" uygulamasının getireceği
rekabet, teşvik ve aynı zamanda denetimle, çağdaş
standartlara getirilecek
l TEK SOSYAL GÜVENLİK HAYATA GEÇECEK... Ülkede çalışan
herkesin aynı sosyal güvenlik çatısı altında toplanacak,
eşit nimet-eşit külfet ilkesine göre sosyal güvenlik alanında
norm birliği sağlayacak Tek Sosyal Güvenlik Sistemi hayata
geçirilecek. Sendikalar, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Referandum
Yasaları ile İş Yasası, daha çağdaş hale
getirilecek
l DOĞUM ÖNCESİ VE SONRASI İZİNLER ... Hükümet
programı uyarınca, Aile Yasası'nın öngördüğü Aile
Dayanışma Merkezleri'nin açılması sağlanacak.
Doğum öncesi ve sonrası izinler, kadınlar ve çocuklar lehine
yeniden düzenlenecek, AB normlarına ulaşması için çaba
harcanacak
Kıbrıs Türk halkının devlet hayatında 21'inci
hükümet olarak kurulan Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler-Özgürlük
ve Reform Partisi (CTP/BG-ÖRP) koalisyon hükümetinin programı
Başbakan Ferdi Sabit Soyer ile Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı tarafından
Cumhuriyet Meclisi'nin dünkü özel birleşiminde okundu.
Hükümet programına göre, "Reform hükümeti" adı
verilen yeni koalisyon, Kıbrıs sorununda 24 Nisan iradesine
saygılı, iki toplumlu ve iki bölgeli federal bir çözümü hedeflerken,
iç politikada, kangrenleşen sorunlara köklü çözümler öngören reformlar amaçlıyor.
Hükümetin oluşum şeklini bir süreden beri protesto eden
Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve Demokrat Parti (DP) milletvekilleri meclisin
dünkü birleşimine de katılmadı.
Koalisyon partilerine bağlı milletvekilleri yanında 2
bağımsız milletvekilinin katıldığı
birleşimde, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) tek
milletvekili Genel Başkan Mustafa Akıncı da izinli olarak
hazır bulunmadı.
Saat 10.30'da başlayan meclis birleşiminde hükümet
programı yaklaşık 2 saatte okundu.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer hükümet programını okumadan
önce yaptığı kısa konuşmada, 14 Aralık 2003
seçimlerinden sonra geçen sürede KKTC'de dört genel seçim, bir de referandum
olmak üzere beş kez sandığa gidildiğini anlattı.
Yaklaşık 3 yıllık sürenin 10 ayının
siyasi krizle geçirildiğine işaret eden Soyer, CTP/BG-ÖRP tarafından
kurulan 21. hükümetin 2010 yılına kadar ülkeye kesintisiz istikrar
getirmek, ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmek üzere
kurulduğunu kaydetti.
Başbakan Soyer, muhalefetin siyasi kararla meclisi boykot
ettiğini ifade ederek, "Bu siyasal bir haktır. Biz onların
boykot kararını halkın en büyük yargısı olan 2010
yılında yapılacak seçimlere bıraktık. Herkes 2010
seçimlerinde bugün yaptığıyla yargılanacak" dedi.
Cumhurbaşkanı tarafından geçtiğimiz pazartesi günü
onaylanan CTP/BG-ÖRP koalisyon hükümetinin programı hafta boyunca süren
yoğun çalışmalarla tamamlanmıştı. Yasal prosedür
gereği hükümet programıyla ilgili görüşmeler, programın
okunmasında 2 tam gün sonra, yani salı günü yapılacak. Hükümet
programıyla ilgili görüşmelerin tamamlanmasından 1 tam gün sonra
ise güven oylaması yapılacak. Hükümetin güvenoyu alması için
toplantıya katılanların salt çoğunluğunun evet oyu
kullanması gerekiyor.
Program 32 sayfa
Saat 10.40'da okunmaya başlanan 32 sayfalık hükümet
programında bazı ilkler var.
Basın özgürlüğünü güvence altına almayı öngören
yasal düzenlemeler yapılacağı vurgulanan programda, Basın
İş Yasası'nın çıkarılması için gerekli
düzenlemelerin yapılması da öngörüldü.
Programda, TAK ajansının verimli ve demokratik bir kurum
olarak çalışmasının sağlanacağı, habercilikte
objektif yaklaşımın temel alınacağı, ajansın
çok dilli haber servisine başlayabilmesi için gerekli düzenlemelerin
yapılacağı da kaydedildi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, programın bir
kısmını okumasının ardından yeni hükümetin
"birlikte hareket" ilkesini anımsatarak, programı
okumayı Başbakan Yardımcısı Dışişleri
Bakanı Turgay Avcı'ya devretti.
Hedef çözüm
Hükümet programında, Kıbrıs sorununda izlenecek
politika da anlatılıyor. Kıbrıs Türk halkının
uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve çıkarları
ihmal edilmeden Kıbrıs sorununun çözümü için her türlü
çalışmanın yapılması öngörülüyor.
Çözüm zemininin Birleşmiş Milletler olduğuna dikkat
çekilen programda, hükümetin BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin Kıbrıs ziyareti
sırasında iki lider tarafından 8 Temmuz 2006'da kabul
ettiği "İlkeler Dizisi" ve "Kararlar"
çerçevesinde kapsamlı çözüme ulaşmak amacıyla görüşmelerin
yeniden başlayabilmesi için girişimlere devam edeceği
belirtildi.
Programda, Kıbrıs Türk halkanı AB üyeliğine
hazırlamak için yasal ve anayasal alanda gerekli tüm yasal
değişikliklerin yapılması hedeflenirken, bu süreçte
basın özgürlüğünün güvence altına alınmasının
özel önemli olduğu vurulandı.
Basın iş yasası ilk kez bir hükümet programında
Hükümetin basın özgürlüğünün geliştirilip
kökleşmesi ve yayıncılığın
kolaylaştırılması için gerekli her tür desteğin
verilmesi yönünde çalışmalar yapılacağı, basın
yayın organlarının devlet olanaklarından eşit ve adil
biçimde yararlanmasına özen gösterileceği ifade edilen programda, bu
amaçla Basın İş Yasası'nın çıkarılması
için gerekli adımların atılacağı ilk kez bir hükümet
programında yer aldı.
BRT demokratikleştirilecek
Basın emekçilerinin, sosyal konumlarının
geliştirilmesiyle iş güvencesinin teminini öngören yasal düzenleme
çerçevesinde hükümet programında gündeme gelen Basın İş
Yasası dışında, Bayrak Radyo Televizyon Kurumu'nun (BRTK)
demokratikleştirilmesinin de hükümetin temel hedeflerinden biri
olduğu kaydedildi.
Haber alma ve basın özgürlüğü ile düşünceyi
açıklamaya özel önem verildiği gözlemlenen hükümet programında,
kamu ve özel radyo ile televizyon kanallarının
yayınlarının etkinleştirilmesi ve dünya çapında
izlenebilirliğinin sağlanması için gerekli düzenlemelerin
yapılacağı belirtilerek, şöyle denildi:
TAK çok dilli yayın yapacak
"TAK Ajansı'nın verimli ve demokratik bir kurum olarak
çalışması sağlanacak, habercilikte objektif
yaklaşım temel alınacaktır. Ajansın çok dilli haber
servisine başlayabilmesi için gerekli düzenlemeler
yapılacaktır."
Programa göre ayrıca, Enformasyon Dairesi de yeniden organize
edilecek, teknik ve idari altyapısı güçlendirilecek.
Yurttaşlık yasası... Kamu yönetimi
Program uyarınca, Yurttaşlık Yasası yeniden gözden
geçirilerek, yurttaşlık işlemlerinin şeffaf ve eşitlik
prensibine uygun yapılması sağlanacak.
Kamu yönetiminin AB normlarına
uyumlaştırılması amacıyla geçmiş hükümet
dönemimde başlatılan çalışmalar tamamlanacak.
Kamu Hizmeti Komisyonu objektif, adil ve tarafsız bir yapıya
kavuşturulacak, ilk atama ve yükselmelerde şeffaflık ve objektif
kriterlerin uygulanması gözetilecek.
İzolasyonlar
Kıbrıs Türklerine uygulanmakta olan izolasyonların
kaldırılması mücadelesi, Kıbrıs sorununa çözüm bulma
mücadelesinin bir parçası olarak sürdürülecek.
Dışişleri Bakanlığı'nın örgütsel yapısı,
dış politika hedefleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilecek.
Tüm yerleşim birimleri belediyelere
Hükümet programı, Yol Güvenlik Projesi kapsamındaki trafik
güvenliğiyle ilgili projelerin de hayata geçirilmesini öngörüyor.
Yerel Yönetim reformu da hedefler arasında. Buna göre KKTC
genelinde tüm yerleşim birimlerine belediye hizmetlerinin götürülmesi
sağlanacak.
Pasaportlar AB standartlarında
Program uyarınca, KKTC pasaportları AB standartlarında
hazırlanacak. Kimlik kartları da yeniden düzenlenip çağdaş
hale getirilecek.
Gazimağusa'ya bir meneograf istasyonu kurulması,
Girne'dekiyle birlikte "Akdeniz Deniz Suyu Seviyesi İzleme
Birliği" ile uluslararası koordinasyona gidilmesi de öngörüler
arasında.
Mortgage sistemi
Sosyal konut politikası, Konut Edindirme Projesi ve Mortgage
sisteminin KKTC koşullarıyla uyumlaştırılarak dar
gelirli yurttaşların sağlıklı, güvenli, ucuz konut
edinmesi de hükümet programında yer alan düzenlemelerden. Buna göre toplu
konutlar, kentler yanında kırsal alanlarda da yaygınlaştırılacak.
Devlet, vatandaşları için
Devletin vatandaşlara karşı değil,
vatandaşları için bir kurum olarak hizmet sunacağı
belirtilen programda, cari giderlerini yerel kaynaklardan
karşılanmasına yönelik çabalara devam edileceği de
vurgulandı.
Kayıt dışı ekonomi kayıt altına
alınacak
Kayıt dışı ekonominin, kayıt altına
alınması yönünde başlatılan çabaların sürdürülmesi
hükümetin ana amaçlarından biri olmaya devam edecek.
Bu çerçevede vergi idaresi, çağdaş bir yapılanmaya
kavuşturulacak. Vergi yasaları düzenlenecek, basit, pratik ve adil
hale getirilecek. Vergi kayıplarının asgariye indirilmesi için
gerekli önlemler alınacak, caydırıcılık
artırılacak.
Kamu İhale Yasası, AB normlarına göre yeniden
düzenlenecek. KİT ve diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının yeniden yapılandırılması için
başlatılan çalışmalar sonuçlandırılacak ve
gerekli adımlar atılacak.
Küçük ve orta boy işletmeler
Program uyarınca, küçük ve orta boy işletmelerin
gelişip büyümesi, özellikle yeni teknoloji yatırımları
bağlamında özendirilecek.
Turizm sektörüne, gerekli önem ve öncelik verilecek. Turizm
politikalarının devlet politikası olması sağlanacak.
Bu sektörde tanıtım ve pazarlamaya özel önem verilecek. KKTC Turizm
Gelişim Planı'na yasal boyut kazandırılacak, eksiksiz
uygulanması sağlanacak.
Geçitkale aktif hale getirilecek
Geçitkale Havaalanı aktif hale getirilecek, uçak bakım ve
onarım faaliyetleriyle kargo taşımacılığına
imkan verecek gerekli organizasyonlar ve düzenlemeler hayata geçirilecek,
böylelikle ülke ekonomisine katkısı sağlanacak.
İhalesi yapılan ADSL projesi kısa sürede tamamlanacak.
Bunun yanında, ihaleye çıkılan geniş bant kablosuz
erişim hizmetlerinin hayata geçirilmesine ivme kazandırılacak.
Elektronik imza konusunda TC Telekomünikasyon Kurulu ile Telekomünikasyon
Dairesi arasında sürdürülen çalışmalardan kaynaklanan yasal
düzenlemeler yapılacak.
Eğitim-sanat-kültür hayatı
Eğitimde, çok programlı/amaçlı modern meslek liseleri
konseptine uygun okullar hayata geçirilecek. Çıraklık Meslek
Eğitimi Yasası, günün koşullarına göre yeniden düzenlenerek
uygulanması sağlanacak.
Toplumun her kesiminin ve her bireyinin ilgi ve ihtiyaçları
doğrultusunda yaşam boyu eğitim olanaklarından
yararlanabilmesi için program ve projeler gerçekleştirilecek.
Telif Hakları ile Düşün ve Sanat Ürünleri Denetleme ve
Tarihi Eserleri Koruma gibi yasalar da günün koşulları ve AB
normlarına uygun değişiklikler yapılacak.
Tarım
Tarım ve hayvancılık alanında AB
normlarının yakalanmasının hedeflendiği vurgulanan
hükümet programında, bu amaçla Tarım Master Planı'nın
hazırlanıp devlet politikasına dönüştürüleceği
vurgulandı.
Sağlık yasaları da bu dönem
Sağlık hizmetlerine hizmeti alan ve verenin mutlu
olması ilkesiyle hazırlanacak "Kamu Sağlık
Çalışanları" Yasası, bu dönemde Cumhuriyet Meclisi'ne
sunulup yasalaştırılacak.
Temel sağlıkta ana-çocuk hizmetleri geliştirilecek ve
yaygınlaştırılacak.
Aile hekimliği uygulamasına geçilecek.
Özel sağlık hizmetleri, "Genel Sağlık
Sigortası" uygulamasının getireceği rekabet,
teşvik ve aynı zamanda denetimle, çağdaş standartlara
getirilecek.
"Kanserle Savaş Projesi"nin gerekleri eksiksiz olarak
yerine getirilecek. Hasta haklarıyla ilgili yasal düzenleme, ilgili
örgütler ve hasta hakları platformuyla işbirliği içerisinde
gerçekleştirilecek.
Tek sosyal güvenlik... Çalışma yaşamı
Programa göre, statüsü ve çalıştığı kurum ne
olursa olsun, ülkede çalışan herkesin aynı sosyal güvenlik
çatısı altında toplanacak, eşit nimet-eşit külfet
ilkesine göre sosyal güvenlik alanında norm birliği sağlayacak
Tek Sosyal Güvenlik Sistemi hayata geçirilecek.
Sendikalar, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Referandum
Yasaları ile İş Yasası, ILO ve AB mevzuatı dikkate
alınarak gözden geçirilecek, daha çağdaş ve daha demokratik bir
yapıya kavuşturulacak.
Toplu sözleşmelerin teşmil yoluyla uygulanması için
sosyal taraflarla yapılacak istişareler
ışığında gerekli yasal ve idari düzenlemeler
yapılacak.
Devlet-toplum işbirliği modeliyle yaşlılar ve
özürlüler için yeni ve modern bakımevi ve rehabilitasyon merkezleri hayata
geçirilecek.
Doğum izinleri düzenlenecek
Hükümet Programı uyarınca, Aile Yasası'nın
öngördüğü Aile Dayanışma Merkezleri'nin açılması
sağlanacak.
Doğum öncesi ve sonrası izinler, kadınlar ve çocuklar
lehine yeniden düzenlenecek, AB normlarına ulaşması için çaba
harcanacak.
Türkiye'den boruyla su
Türkiye'den boruyla su getirilmesi projesinin devam edeceği de
programda öngörülüyor.
Program uyarınca ayrıca, Kıbrıs Maden Şirketi
(CMC) atıkları uluslararası platformlara taşınacak,
KKTC'de iklim çalışmaları başlatılacak, meteorolojik
uydu iletişim teknolojileri yaygın olarak kullanılacak ve
yılda 1 milyon 500 bin fidan üretilerek bin hektar saha
ağaçlandırılacak.
KIBRIS 01/10/06
KKTCde yasama
yılına muhalefet
KKTCde
Meclisin yeni yasama yılı, muhalefetin protesto eylemiyle
başladı.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:29 TSI 02 Ekim 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- KKTC Cumhuriyet Meclisinin 6ncı Dönem 3üncü yasama yılı
başladı. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu,
Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, İslam Konferansı Örgütü nezdinde
bulunulan önemli girişimlere de değinerek, Halkımızın
dünyadan izole edilmiş halini ortadan kaldırmak hedefiyle
Avrupanın yanı sıra İslam ülkeleri nezdindeki temas ve
girişimlerimizi artırarak devam ettirmeliyiz dedi.
Ekenoğlu,
Kıbrıs sorununa çözüm çabalarının BM zemininde
ilerletilmesi amacıyla Türkiye ile işbirliği ve
dayanışma içerisinde gerek BM, gerekse AB ve diğer
uluslararası kuruluşlar nezdindeki çabaların ısrarla devam
ettirilmesinin şart olduğunu belirtti.
MUHALEFET
EYLEM YAPTI
Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi UBP ile Demokrat Parti DP milletvekilleri
genel kurul toplantısına katılmadı. UBP ile DPden istifa
eden milletvekilleriyle kurulan yeni hükümetin meşru
olmadığını savunan muhalefet partileri, meclis önünde eylem
yaparak erken seçim istedi.
Milletvekillerine partililer de eşlik etti. Hükümet oluşumuna
Türkiyenin müdahale ettiğini ve demokrasinin yara aldığı
öne süren muhalefet liderleri, halk iradesinin meclise yansıması için
erken seçimin kaçınılmaz olduğunu savundu.
SOYER:
ERKEN SEÇİM YOK
Cumhuriyetçi Türk Partisi CTP Genel Başkanı ve Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, muhalefetin eyleminin demokrasinin gereği olduğunu ancak
erken seçime gidilmesinin sözkonusu olmadığını belirtti.
Soyer, Genel Kuruldaki konuşmasında, partisinin Özgürlük ve Reform
Partisi ÖRP ile kurduğu koalisyon hükümetinin meşru olduğunu ve
görevinin başında bulunduğunu söyledi.
Hükümet programıyla ilgili görüşmeler, yarın yapılacak ve
görüşmelerin tamamlanmasından 1 gün sonra güvenoylamasına
geçilecek. Hükümetin güvenoyu alması için toplantıya
katılanların salt çoğunluğunun evet oyu kullanması
gerekiyor.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 21:26 TSI 02 Ekim 2006 Pazartesi
BRÜKSEL
- Ankara, AB Dönem Başkanı Finlandiyanın Türkiye ile
müzakelerde tren kazasını önlemek için gündeme getirdiği öneriye
ilişkin sessizliğini bozdu. NTVnin edindiği bilgiye göre,
Ankaranın Öneriyi müzakereye hazırız şeklindeki
mesajı Brüksele ulaştı.
Finlandiyanın önerisi, Türkiyenin ek
protokolü mecliste onaylayıp uygulmasına karşılık
Avrupa Birliğinin Magosa Limanından Kuzey Kıbrıs ile
doğrudan ticarete başlayacağı taahüdünü içeriyor. Öneri,
Türk tarafının kontrolünde olan Maraşın da BM denetimine
verilmesini içeriyor.
AB cephesinden daha önce gelen benzer önerileri görüşmeden reddeden
Ankaranın, bu kez ılımlı bir tavır sergilemesi,
Avrupalı diplomatlar tarafından, Türkiye sonunda müzakerelerin
limanlar konusu nedeni ile büyük risk altında olduğu gerçeğini
kavradı şeklinde yorumlanıyor.
Ancak Finlandiyanın önerisini yaratıcı bulan Ankaranın,
aydınlatılmasını beklediği önemli noktalar var. Türk
tarafı, bugün Ankaraya gelecek olan AB Komisyonunun genişlemeden
sorumlu üyesi Olli Rehn ile yapılacak görüşmelerde bu noktaların
aydınlatılmasını isteyecek:
Magosa
Limanından Kuzey Kıbrısa doğrudan ticaret AB denetiminde
mi BM denetiminde mi olacak? Ankara, denetimin BMye
bırakılmasından yana.
ABnin
doğrudan ticaret tüzüğünü sorunsuz uygulacağının
garantisi nasıl verilecek? Ankara, Brükselin tüzükler konusunda daha önce
başarılı bir sınav veremediğini hatırlatacak.
Kuzey
Kıbrısa doğrudan uçuşlar da doğrudan ticaretin
parçası olabilecek mi? Ankaranın arzusu bu yönde.
Ankara,
Maraş konusunun gelecekte olası bir kaspamlı çözümün
parçası olabileceğine ve geçici çözüm öngören bu öneri ile ilgisi
olmadığına vurgu yapacak.
Öte yandan, Finlandiya Dışişleri Bakanının Abdullah
Gülü arayarak, gündeme getirdiği önerinin Yunanistan ve Rum kesimine de
benzer şeklide bildirilmesine rağmen, Kuzey Kıbrısın
atlanmasının Türkiyeyi rahatsız ettiği de gelen bilgiler
arasında.
BM limanlar için devrede
Birleşmiş
Milletler, Türkiyenin limanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açmasıyla ilgili sorunda Avrupa Birliğine yardımcı olacağını
duyurdu.
NTV
Güncelleme: 21:35 TSI 02 Ekim 2006 Pazartesi
NEW
YORK - Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı
Mark Malloch Brown, Brükselde Avrupa Birliği Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnle biraraya geldi.
Rehnin
Türkiye ziyaretinden hemen önce gerçekleştirilen görüşme sonrası
Brown, Birleşmiş Milletlerin Türkiyenin limanlarını
Rumlara açmasıyla ilgili sorunda Avrupa Birliğine yardımcı
olacağını belirtti. Brown, Rehnin kendilerinden nasıl bir
yardım talebinde bulunduğunaysa değinmedi.
FİNLANDİYANIN
ÖNERİSİ
Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya, limanların
açılmasıyla ilgili krizi çözmek için taraflara bir dizi öneri
götürmüştü.
Finlandiyanın
önerisi, Türkiyenin ek protokolü mecliste onaylayıp uygulamasına
karşılık Magosa Limanının Avrupa Birliği
kontrolüne verilmesi, Kuzey Kıbrısın da buradan doğrudan
ticaret yapabilmesini öngörüyor.
Avrupa'dan Chirac'a sert eleştiriler
2 Ekim, 2006 17:22:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa
Konseyi, Türkiye'nin AB'ye girebilmek için 'Ermeni soykırımı'nı
tanıması gerektiğini söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac'ı eleştirdi.
Avrupa Konseyi
Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, Strasbourg'da
gazetecilerle konuşurken, AB'nin Türkiye'nin üyelik
şartlarını belirlemiş olduğunu hatırlatarak,
"oyunun ortasında kural değişmez" dedi.
AKPM başkanı, Chirac'ın hafta sonunda Erivan ziyareti
sırasında Türkiye'nin AB'ye girmeden önce tarihiyle
yüzleşmesini istediği hatırlatılınca, "(Chirac)
ilk kez birdenbire fikir değiştiriyor değil" dedi.
''Chirac'ın açıklamalarını sevmedim"
Rene van der Linden ''Chirac'ın açıklamalarını sevmedim. Bu
açıklamalar siyasi ve neden yapıldığı belli'' dedi.
Başkan van der Linden, Türkiye'nin son yıllarda çok hızlı
bir şekilde önemli reformlar yaptığını ve verdiği
sözleri tuttuğunu belirterek, ''Türkiye bu reformları
gerçekleştirdi diye şimdi yeni koşulları önüne
getiremeyiz'' dedi.
Siyasilerin topluma güven vermek zorunda olduklarını kaydeden Van der
Linden, bu konularda yapılan çelişkili açıklamaların
güvensizlik oluşturduğunu ifade etti.
"Türkiye'de AB'yi destekleyenlerin eli zayıflar"
AKPM Başkanı, bu durumun da Türkiye'de AB sürecini destekleyenlerin
elini zayıflattığını savundu.
Van der Linden, "ciddi meseleler varsa bunlar tartışılır,
ama daha önce belirlenmiş olan şartlara ilave edilmez. Güven
kaybı güvensizliğe yol açar, bundan da bütün müzakere süreci zarar
görür" ifadesini kullandı.
AKPM Başkanı, "Türkiye'deki reform yanlılarının
teşvik edilmesi gerektiğini" de
söyledi.
Fransa, cumartesi günü Chirac'ın ağzından, Türkiye'nin AB
üyeliğiyle, soykırım iddialarının tanınması
arasında ilk kez doğrudan bağlantı kurmuştu.
Van der Linden, bir Rum gazetecinin Kıbrıs ile ilgili sorusunu
yanıtlarken, ''Rumlar Annan Planı'nı kabul etselerdi, bu
sorunlar ortada olmazdı'' dedi.
Avrupa Komisyonu da tepki göstermişti
''Türkiye'nin, AB üyeliği için Ermeni soykırımını
tanıması gerekir'' diyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques
Chirac'a, AB Komisyonu'ndan yanıt gelmiş, Komisyon'un Belçikalı
üyesi Louis Michel, ''Türkiye'ye yeni siyasi kriterler getirilemez''
demişti.
AB'nin, 8 kasımda yayımlayacağı İlerleme Raporu'na
onay verecek üyelerden biri olan Louis Michel, Türkiye için 'oyun
esnasında, oyunun kurallarını değiştirmek
isteyenlerin' olduğunu söyledi.
Michel, "Türkiye'nin, AB için önemi çok büyüktür. Bunun için enerji
hatlarının kesiştiği yere bakmak yeterli" dedi.
Michel, Türkiye'nin AB'ye ihtiyacı olduğunu, ancak AB'nin Türkiye'ye
'daha fazla ihtiyacı' bulunduğunu belirterek, Türkiye'nin Irak,
Ortadoğu ve İran'da yaşanan krizlerde anahtar ülke konumda
olduğunu vurguladı.
Chirac'dan Türkiye'ye 'Ermeni' mesajı
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, 30 eylülde iki günlük resmi ziyaret için
gittiği Ermenistan'ın başkenti Erivan'da 'Ermeni soykırımı'
anıtını ziyaret etmiş ve 'Türkiye'nin geçmişteki
hatalarını kabul etmesi gerektiğini' söylemişti.
Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan ile ortak bir basın
toplantısı düzenleyen Fransa lideri, bir gazetecinin, "Türkiye
AB'ye girmek için soykırımı kabul etmeli mi?" sorusu
üzerine, "her ülke, kendi gelişmişlik seviyesiyle paralel
olarak, geçmişte yaşanan trajedileriyle ve hatalarıyla
yüzleşmelidir" demişti.
Jacques Chirac, 2004 yılında yaptığı bir
açıklamada da, Türkiye'nin AB'ye girmesi için Ermeni
soykırımını kabul etmesi gerektiğini söylemişti.
Fransa'da yasa teklifi 12 ekimde oylanacak
Sosyalist Parti tarafından, 'soykırım'ın
inkarının suç sayılmasını öngören yasa teklifi, 12
ekimde Meclis Genel Kurulu'nda oylanacak.
Yasa teklifi, iddiaları inkar edenlerin bir yıla kadar hapis ve 45
bin euroya kadar para cezasına çarptırılmasına olanak
sağlıyor. Teklifin yasalaşabilmesi için senatodan da geçmesi
gerekiyor.
Meclis'teki oylamada teklifin rahatça kabul edilebileceğini belirten
siyasi gözlemciler, hükümetin teklifin senato gündemine gelmesine izin
vermeyeceğini kaydediyor.
Ermenistan'a tarihi
açılım
02.10.2006 09:31:00 CNN
TURK
Avusturyanın başkenti Viyana, Türk
dış politikası açısından kritik önem taşıyan
görüşmelere evsahipliği yapıyor. Diplomatik ilişkileri
bulunmayan Türkiye ve Ermenistan, gizli pazarlıkları bu kentte
sürdürüyor. Geçen ayki buluşmada, Türkiye, tarihi sayılacak önemli
bir açılımda bulundu.
Şimdiye
kadar ilişkilerin normalizasyonunu görüşmek için Yukarı
Karabağ sorununda ilerleme sağlanmasını şart
koşan Türkiye, bu önkoşuldan vazgeçti. Geçen yıl Ermenistana
tarihi bir açılımda bulunarak, soykırım
iddialarının tartışılacağı bir komisyon
kurulmasını öneren Ankara, Erivandan gelen ikili
ilişkileri ele alacak bir üst komisyon da kuralım önerisine
yeşil ışık yaktı.
İlişkilerin
normalizasyonu ile Yukarı Karabağ arasındaki
bağlantının zayıflaması anlamına gelen bu geri adımın
arkasında, Ermenilerin soykırım iddialarının kabulü
yönünde kaydettikleri ilerleme yatıyor. 1915 olaylarının
yıldönümü olan 2015e doğru Ermeni lobilerinin çabalarını
daha da kuvvetlendireceği beklentisi, Ankarayı
telaşlandırmış durumda. Ancak Türkiyenin kararı,
özellikle zamanlaması
açısından tartışmalara yol açacak gibi görünüyor.
Kimi uzmanlar, taviz olarak algılanacak bu adımın
Ermenileri daha da kışkırtacağı ve uzlaşma
masasında ilerleme sağlanmasını
zorlaştıracağı görüşünde.
Ankarayı
2015 telaşı aldı
Ermenilerin
soykırım iddialarının kabulü yönünde sağlanan
ilerlemeler, Türkiyenin Ermenistan politikasını zorlamaya
başladı. Soykırım iddialarının kabulü sürecine
set çekmek isteyen Ankara, Erivan ile uzlaşma
arayışına girdi. Hükümet'in geçen yıl Erivana
yaptığı tarihi açılıma bir yenisi eklendi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 15 Nisan 2005te Ermenistan
Cumhurbaşkanı Robert Koçaryana bir mektup yazarak,
soykırım iddialarının
tartışılacağı, tarihçilerden kurulu bir komisyon
oluşturulmasını önermişti. Koçaryan ise, bu komisyona
paralel olarak, askıda olan ikili ilişkilerin de ele
alınacağı ayrı bir komisyon kurulması önerisini
getirmişti. Türkiye çok kritik bir karar alarak, bu öneriye yeşil
ışık yaktı. Erivan yönetimine geçtiğimiz günlerde resmen
iletilen bu kararda, soykırım iddialarının kabulüne
ilişkin süreçte başarısız kalınması rol oynuyor.
Soykırım
iddialarını kabul eden yasa tasarısının ABD
Kongresinden geçmesinin son anda önlenebilmiş olması, benzer bir
sonucun Fransadan alınamayıp, yasanın Fransız Meclisi'nden
geçmiş olması, en çarpıcı örneklerin başında
geliyor.
24 Nisanı
Ermeni soykırımını anma günü ilan eden tasarılar,
pek çok ülkenin ulusal ya da yerel yasama organlarında oylanmayı
bekliyor. Soykırımın kabulünü Avrupa Birliği
üyeliğinin önşartı haline getiren madde, Avrupa Parlamentosu
kararından son anda, o da 14 oy farkla çıkarılabildi. Buna
karşılık, Ermenistana giden Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac, soykırımın kabulünün önşart olması
gerektiğine ilişkin açıklamalar yaptı. 12 Ekimde
Fransız Meclisi bir kez daha soykırımın inkarını
suç sayan tasarıyı görüşeçek. Seçim yılı olduğu
için, Ermeni oy avcılığının üstün gelip, tasarının
geçmesi yüksek ihtimal.
ABDdeki
tasarılar da, demoklesin kılıcı gibi, çeşitli komisyonlarda
gündeme gelmek için uygun konjonktürü bekliyor. ABDnin de seçim sürecine
girmesi ve bu kez Washingtonda Ankaraya çok daha mesafeli bir yönetimin
bulunması, Türkiyenin bu cephede de büyük bir hezimetle
karşılaşması ihtimalini artırıyor. Bu tabloya ek
olarak, 1915 olaylarının 100. yıldönümü olan 2015e doğru
Ermeni lobilerin çabalarını daha da
çoğaltacağı beklentisi, Ankaranın endişelerini
artırmış durumda.
Ermenilerle
ilişkilerde Azeri ipoteği kalkıyor mu?
Hükümet'in bu
endişeler nedeniyle ikili ilişkileri ele alacak bir komisyonun
kurulmasına onay vermesi, önemli bir tartışmayı beraberinde
getiriyor. Ankara, Yukarı Karabağ sorunu ile Türk-Ermeni
ilişkileri arasındaki bağlantıyı kesmek üzere mi?
Zira, Türkiye ve Ermenistanın son birkaç yıldır gayriresmi
görüşmeler yaptıkları artık bir sır değil. Ancak,
Viyanadaki bu gayriresmi görüşmeler, Ermenilerin Azerilerle
yaptığı pazarlıklara paralel olarak sürdürüldü ve
ilişkilerin normalizasyonu, Yukarı Karabağ sorununda
sağlanacak ilerlemeye bağlandı. Ankara, Ermenileri Yukarı
Karabağda bir uzlaşmaya teşvik etmek için, Türkiyeyle ikili
ilişkileri bir havuç olarak masaya koydu. Azerilerle Ermeniler
uzlaşmaya çok yakınlaştıkları halde, sonuç
alamadılar. Son olarak geçen baharda Pariste gerçekleşen
Aliyev-Koçaryan zirvesi başarısızlıkla sonuçlandı. Her
iki ülkede yaklaşan seçim dönemi nedeniyle, Yukarı Karabağda
uzlaşma umudu, bir başka bahara kalmış görünüyor.
Kararın
zamanlaması tartışmalı
Yukarı
Karabağda uzlaşma umudunun azaldığı bir dönemde,
Türkiyenin Ermenilerle masaya oturması, Erivan tarafından artık
Azerilerle uzlaşmanın bir
önşart oluşturmadığı şeklinde
algılanmayacak mı? Ankaraya, bu anlamda geri adım
attırdığı inancına kapılacak olan Ermenistan,
müzakere masasına çok daha maksimalist bir tutumla oturmayacak mı?
Bu soruların yanıtları, kuşkusuz pek çok
tartışmaya neden olacak. Öte yandan, Ermenilerle henüz komisyonlar
konusunda tam anlamıyla uzlaşma sağlanmış değil.
Özellikle soykırım iddialarının
tartışılacağı komisyon konusunda iki taraf henüz
görüş birliğine varamadı. Ankara, Ermenilerin komisyonda üçüncü
tarafların da görev alması önerisini kabul etti. Ancak,
Erivanın komisyonun misyonunu sulandırmaya yönelik girişimleri
nedeniyle görüşmeler uzuyor. Ermenistan, tarihçilerden oluşacak
komisyonun bire bir soykırım iddialarını ele
almasından değil, bu iddialara yönelik araştırmaları
artıracak, tartışma platformlarını teşvik edecek
dolaylı girişimlerde bulunmasından yana. Ankara ise,
dünyanın pek çok köşesinde bu tür platformların
bulunduğunu, bu yönde araştırmalar gerçekleştiğine
dikkat çekerek, tarihçiler komisyonunun masaya oturup, bire bir
soykırım iddialarını araştırmasını
istiyor. Dışişleri Bakanlığından Müsteşar
Yardımcısı Ahmet Üzümcü tarafından Viyanada sürdürülen
pazarlıklar, halen bu noktada kilitlenmiş durumda.
Avrupa Konseyi, Türkiyenin ABye girebilmek
için sözde Ermeni soykırımını tanıması
gerektiğini söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chiracı
eleştirdi.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM)
Başkanı Rene van der Linden, Strasbourgda gazetecilerle
konuşurken, ABnin Türkiyenin üyelik şartlarını
belirlemiş olduğunu hatırlatarak, "Oyunun ortasında
kural değişmez" dedi.
AKPM başkanı, Chiracın hafta
sonunda Erivan ziyareti sırasında "Türkiyenin ABye girmeden
önce tarihiyle yüzleşmesini istediği"
hatırlatılınca, "(Chirac)
İlk kez birdenbire fikir
değiştiriyor değil" dedi.
Linden, "Ciddi meseleler varsa bunlar
tartışılır, ama daha önce belirlenmiş olan
şartlara ilave edilmez. Güven kaybı güvensizliğe yol açar,
bundan da bütün müzakere süreci zarar görür" ifadesini kullandı.
AKPM Başkanı, "Türkiyedeki
reform yanlılarının teşvik edilmesi gerektiğini"
de söyledi.
Fransa, cumartesi günü Chiracın
ağzından, Türkiyenin AB üyeliğiyle sözde
soykırımın tanınması arasında ilk kez
doğrudan bağlantı kurmuştu.
BU AÇIKLAMALARIN NEDENİ BELLİ!
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi
Başkanı Rene van der Linden, Türkiyenin ABye girebilmek için sözde
Ermeni soykırımını tanıması gerektiğini
söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chiracı eleştirerek,
"Chiracın açıklamalarını sevmedim. Bu açıklamalar
siyasi ve neden yapıldığı belli" dedi.
AKPM genel toplantılarının başlanması
dolayısıyla basın toplantısı düzenleyen Başkan
van der Linden, Türkiyenin son yıllarda çok hızlı bir
şekilde önemli reformlar yaptığını ve verdiği
sözleri tuttuğunu belirterek, "Türkiye bu reformları
gerçekleştirdi diye şimdi yeni koşulları önüne
getiremeyiz" dedi.
Türkiyeye verilmiş sözler bulunduğu
hatırlatan AKPM Başkanı, ABnin verdiği sözleri yerine
getirmesi gerektiğinin altını çizerek, "Oyunun
ortasında kural değişmez" dedi.
Van der Linden, Türkiyenin üyelikten önce daha
atması gereken adımlar olduğunu, bununla birlikte Ermeni
konusunun bir ön şart olarak ortaya atılmasını uygun
bulmadığını vurguladı.
Siyasilerin topluma güven vermek zorunda
olduklarını kaydeden Van der Linder, bu konularda yapılan
çelişkili açıklamaların güvensizlik oluşturduğunu
ifade etti. AKPM Başkanı, bu durumun da Türkiyede AB sürecini
destekleyenlerin elini zayıflattığını savundu.
Van der Linden, bir Rum gazetecinin
Kıbrıs ile ilgili sorusunu yanıtlarken, "Rumlar Annan
Planını kabul etselerdi, bu sorunlar ortada olmazdı" dedi.
MILLIYET 02/10/06
AB'ye düşen görev Rum tarafını çözüme
yönlendirmektir
ÇÖZÜME YÖNLENDİRİLMELİ... Sezer: AB'ye
katılım sürecinde ülkemizden tek yanlı ödün almayı
hedefleyen Rum yönetiminin uzlaşmaz tutumunu yüreklendirmektedir... AB'nin
üzerine düşen, Rum tarafını, yerleşmiş BM
parametreleri doğrultusunda, siyasal eşitlik ve iki kesimliliğe
dayalı kapsamlı bir çözüme yönlendirmektir
Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin AB
üyeliğine kültür ve din farklılığını öne sürerek
karşı çıkan kimi çevrelerin, Kıbrıs Rum gemi ve
uçaklarına Türkiye limanlarının açılması yönündeki Rum
çabalarına arka çıktıklarının gözlendiğini
belirterek, "Bu çabalar, AB'ye katılım sürecinde ülkemizden tek
yanlı ödün almayı hedefleyen Rum Yönetimi'nin uzlaşmaz tutumunu
yüreklendirmektedir" dedi.
Sezer, AB'nin üzerine düşenin, Rum tarafını,
yerleşmiş BM parametreleri doğrultusunda, siyasal eşitlik
ve iki kesimliliğe dayalı kapsamlı bir çözüme yönlendirmek
olduğunu söyledi.
Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'de yeni yasama yılının
başlangıcı için TBMM'de düzenlenen törensel toplantıda uzun
bir konuşma yaptı. Sezer, konuşmasında bir çok konuya
değindi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Sezer, irticanın, ''Türkiye'nin
iç güvenliğine yönelik bir tehdit ve Cumhuriyet'in kuruluşundan bu
yana etkinliğini artırarak sürdüren bir tehlike'' olduğunu ifade
ederek, ''Türkiye'de irticai tehdidi yeterince algılamayanların,
özellikle son 20 yılda yaşanan olayları üst üste koyup birlikte
değerlendirmesi, Türkiye'deki toplumsal ve bireysel yaşamın
nereden nereye geldiğini iyi çözümlemesi gerekmektedir'' dedi.
Türk ulusunun, çevresinde yaşanmakta olan sorunların olumsuz
etkilerini birlik ve dayanışma içinde karşılayacak,
uluslararası ilişkilerde barışçıl, saydam ve içten
tutumunu kararlılıkla sürdüreceğini belirten Sezer, şöyle
konuştu:
''Avrupa Birliği'ne üyelik hedefimiz, her zamanki
canlılığını ve dış siyasadaki öncelikli
yerini korumaktadır. AB, Türkiye ile katılım görüşmelerini
başlatma kararı alarak, Birliğin ortak değerlere
bağlı her Avrupa ülkesine açık olduğunu göstermiş,
stratejik bir bakış açısı ortaya koyabilmiştir.
Katılım sürecinin aksamadan ilerlemesi ve yapay sorunlarla
engellenmesine izin verilmemesinin, Türkiye ve birlik üyesi ülkelerin ortak
yararına olduğu kadar, küresel barışa da katkıda
bulunacağına inanıyoruz.
Ancak, ülkemizin AB üyeliğine kültür ve din
farklılığını öne sürerek karşı çıkan
kimi çevrelerin, Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına ülkemiz
limanlarının açılması yönündeki Rum çabalarına arka
çıktıkları da gözlenmektedir. Bu çabalar, AB'ye
katılım sürecinde ülkemizden tek yanlı ödün almayı
hedefleyen Rum Yönetimi'nin uzlaşmaz tutumunu yüreklendirmektedir.
AB'nin üzerine düşen, Rum tarafını, yerleşmiş
BM parametreleri doğrultusunda, siyasal eşitlik ve iki kesimliliğe
dayalı kapsamlı bir çözüme yönlendirmektir.''
Türk-Yunan ilişkileri
Sezer, AB'ye üyelik hedefi gibi, ABD ile köklü ilişkilerin de
dış siyasetin temel eksenini oluşturduğunu, AB ve ABD ile
ilişkilerin birbirini tamamladığını ve Avrupa-Atlantik
bağını oluşturduğunu söyledi.
Türk-Yunan ilişkilerinin, içtenlik,
karşılıklı güven ve dostluk temelinde gelişmesinin,
ikili sorunların çözümünü kolaylaştıracağına
inancını dile getiren Sezer, bu yöndeki ilerlemelerin Akdeniz
bölgesine olumlu yansımaları olacağından kuşku
duymadıklarını vurguladı. Sezer, Yunanistan'ın
uluslararası antlaşmalardan
kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesini ve Batı Trakya
Türk azınlığının sorunlarını çözmesini
beklediklerini bildirdi.
''Balkanların istikrarı, ülkemiz için de büyük önem
taşımaktadır'' diyen Sezer, Türkiye'nin, Balkan ülkeleri
arasında karşılıklı anlayış,
işbirliği ve barış içinde birlikte yaşamaya
dayalı bir ortamın oluşturulmasına önem verdiğini, bu
anlayışla, bölge istikrarını korumaya ve bölgenin yeniden
yapılandırmasına katkılarını sürdüreceğini
kaydetti.
Bu yüksek amaç için siyasal coğrafyaların
genişletilmesine, demokrasi ve çağdaşlık gibi evrensel
değerlerin 'ılımlı İslam' gibi eklemelerle yeniden
tanımlanmasına gerek bulunmadığını kaydeden
Sezer, şöyle konuştu:
''Ne İslam'ın ne de demokrasinin kendini tanımlamakta
diğerine gereksinimi vardır. Bu kavramların her biri, bireylerin
yaşamının farklı boyutlarını
oluşturmaktadır. Tüm dinlerde olduğu gibi, İslam'la
demokrasi arasındaki ilişkiyi düzenleyen çağdaşlık
ölçütü, laikliktir. Genişletilmiş coğrafyalar için demokratik
dönüşüm tasarılarının, evrensel değer ve ölçütlere,
göreli ve bölgesel nitelikler vermesi, çağdaşlaşma yolundaki
çabalara katkıda bulunmaktan uzaktır."
KIBRIS 02/10/06
Rumlar, KKTC limanlarının BM'ye devredilmesine
karşı
AB Haber'e konuyla ilgili bilgi veren siyasi gözlemciler,
Rumların KKTC limanlarının BM veya AB denetiminde
çalıştırılmasına kesinlikle karşı
olduklarını ancak Türk tarafının kartları önceden
açtığı için gerçek yüzlerinin ortaya
çıkmadığını ifade ettiler.
Siyasi gözlemciler KKTC'deki limanların BM'ye devredilmesini
Rumlar, KKTC'nin dolaylı yoldan tanınması anlamına
geleceği görüşüyle kabul etmediklerini ancak bugüne kadar bunu dile
getirmekten kaçındıklarını kaydettiler.
Siyasi gözlemciler, Rumların Kıbrıs Türk tarafın
doğrudan reddedeceği formülleri AB üyesi olmalarından
dolayı AB Dönem Başkanı ve Komisyon üzerinden gündeme
getirdiğine dikkati çektiler ve eğer Kıbrıslı Türkler
"BM gözetiminde limanların açılmasını kabul ediyoruz"
derlerse Rumlar ortada kalır görüşünü ileri sürdüler.
Rumların aslında Kıbrıs'ta çözüm istemediğini
belirten siyasi gözlemciler, Rumların tek amacının AB
baskısıyla Türkiye'ye tek taraflı adım attırmak
olduğuna işaret ettiler
KIBRIS 02/10/06
Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonu
kaldırılmalı
Kıbrıs AB Derneği yetkilileri, geçtiğimiz
perşembe günü, Kıbrıs Rum yönetimi başkanı Tasos
Papadopoulos'u ziyaret etti. Ziyarette Kıbrıs AB Derneği
yetkililerince, Kıbrıs Türk toplumunun istemleri iletildi ve bu
bağlamda, "Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunun
kaldırılması ve Kıbrıs adasının tamamı
üzerinde ekonomik entegrasyon sağlanması gerektiği"
vurgulandı.
Gerçekleştirilen ziyarette, Avrupa Konseyi'nin;
"Kıbrıs Türk Toplumu'nun ekonomik gelişiminin
sağlanması ve adanın ekonomik entegrasyonunun hedeflenmesi"
çağrısı değerlendirildi, bu yönde adımlar
atılmasına duyulan ihtiyaç ifade edildi ve ne gibi
adımların atılabileceği üzerinde görüş alışverişinde
bulunuldu.
Yapılan görüşmede, "AB'nin verdiği sözler"
söylemine kaynak oluşturan 26 Nisan 2004 tarihli AB Konsey kararı
üzerinde duruldu.
26 Nisan 2004 tarihli konsey kararı; "Konsey;
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonu kaldırmakta ve
Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişimini sağlayarak
adanın yeniden birleştirilmesi yönünde zemin hazırlamakta
kararlıdır. Konsey; bu hedef doğrultusunda adanın ekonomik
entegrasyonuna ve iki toplum ve AB ile ilişkilerin geliştirilmesine
özel önem vererek kapsamlı öneriler hazırlaması için, komisyonu
davet etmektedir" şeklindedir.
Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel ve
başkan yardımcıları ve bazı üyeleri; Kıbrıs
sorununun geldiği aşamada, hem Kıbrıs Türk toplumu hem de
Kıbrıs Rum toplumu üzerindeki etkileri bakımından
barındırdığı tehlikelerle ilgili olarak, bir süredir
gerçekleştirmekte olduğu ziyaretler çerçevesinde, AB Dönem
Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs Büyükelçisi başta
olmak üzere, AB üyesi olan ve olmayan pek çok devletin Kıbrıs
Büyükelçileri ile görüşmeler gerçekleştirildi ve bu görüşmeler
sürdürüldü.
Kıbrıs AB Derneği heyeti, bu çerçevede kısa süre
önce Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı da ziyaret etti, BM Genel
Sekreteri özel temsilcisi Möller ile de yemekli bir toplantıda bir araya
geldi.
Dernek Başkanı Ali Erel ayrıca, "AP,
Kıbrıslı Türkler ile Yüksek Temas Grubu"
başkanının özel daveti üzerine, Brüksel'de Avrupa
Parlamentosu'nda yapılan bir toplantıya katıldı.
KIBRIS 02/10/06
AB: Ermeni 'soykırımı'
tarihçilerin işi
BAKÜ (A.A)
Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, Türkiye'nin
AB'ye üyelik sürecinde sözde Ermeni soykırımını
tanıması gerektiğine ilişkin bir durumun söz konusu
olmadığını belirterek, "(Sözde) Ermeni
soykırımı konusu, tarihçilerin sorumluluğuna
bırakılması gereken bir konu, uluslararası siyasete alet
edilemez" dedi.
Çeşitli
temaslar için Bakü'de bulunan AB Troykası heyetine başkanlık
eden Tuomioja, temaslarıyla ilgili olarak düzenlediği basın
toplantısında, Türkiye'nin AB üyeliği süreci ve Ermeni
soykırımı iddiaları konusundaki bir soru üzerine, Türkiye'nin
üyeliğinin uzun bir süreç gerektirdiğini ifade ederek, "Görüşmeler
ve üyelik arasında 10 yıla kadar zaman geçebilir. Bu süreçte
(soykırım iddialarının yerine) asıl önemli olan
konulardan biri, Türkiye'nin kendisinden beklenen talepleri yerine getirmesi,
kriterleri sağlamasıdır. Bu talepler arasında Türkiye'nin
(Güney) 'Kıbrıs' dahil, tüm (AB üyesi) ülkelerle normal ilişkisi
bulunması da yer alıyor" diye konuştu.
Güney
Kıbrıs konusunun Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde sorun
olabileceğine işaret eden Tuomioja, "Eğer Türkiye Ankara
Anlaşması'nı tanımasa bizim için büyük güçlükler
çıkacaktır" dedi.
HURRIYET 03/10/06
KKTC Başbakanı: Bütün
sorunları 2010'a kadar çözmeyi hedefliyoruz
LEFKOŞA (A.A)
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, hükumetinin, eğitimden
sağlığa kadar bütün sorunları 2010'a kadar çözmeyi
hedeflediğini söyledi.
Cumhuriyet
Meclisinde cumartesi günü okunan, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) - Özgürlük ve
Reform Partisi (ÖRP) koalisyon hükumetinin programı üzerindeki
görüşmeler bugün yapıldı. Meclis toplantısına, Ulusal
Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti (DP) milletvekilleri
katılmadı.
Soyer,
UBP ve DP'nin de toplantıya katılmasını istediğini,
ancak eylem yaparak katılmadıklarını belirtti. CTP-DP
koalisyonunun neden tıkandığı sorusuna yanıt bulmak
gerektiğini kaydeden Soyer, kendisine "Başbakan" olarak hitap
etmeyen UBP ve DP genel başkanlarına unvanlarıyla hitap etmeye
devam edeceğini söyledi. Soyer, CTP-DP koalisyonunun Kıbrıs
sorununa bakış farkı yüzünden çok zor bir hükumet olduğunu
belirtti.
DİN İŞLERİNE ATAMA
Başbakan Soyer, "eski hükumet döneminde Din İşleri Dairesi
Başkanlığına atayacak birini aradığı dönemde
konunun gündeme gelmesi üzerine Ahmet Yönlüer'in isminin Başbakan Recep
Tayip Erdoğan tarafından gündeme getirildiğini, Yönlüer'in
atanma önerisinin ise dönemin Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş
tarafından yapıldığını" söyledi.
Din
ile siyasetin karışmaması gerektiğine dikkat çeken Soyer,
Yönlüer'in görevini aşan açıklamaları olduğunu, ancak
konunun gündeme getirilip, işlenişinin hiç de doğru
olmadığını kaydetti.
Batık
bankalar konusuna da değinen Başbakan Soyer, Ekim ortasında dava
açma süresinin dolacak olmasından dolayı, süratle bu davaları
açma hazırlığına başladıklarını
belirtti. Soyer, davalarda aklanacak şahısların da devleti dava
etme haklarının bulunacağını ifade etti.
Hükumetin
eğitimden sağlığa kadar bütün sorunları 2010'a kadar
çözmeyi hedeflediğini kaydeden Soyer, "Ben yaparım olur"
mantığıyla hareket etmeyeceklerini, halkın
refahının öncelikleri olduğunu söyledi.
Meclise
girmeyen milletvekilleri konusuna da değinen Soyer, "Bizim atma gibi
bir düşüncemiz yok. Biz bu davayı 2010'daki seçimlere havale ettik.
Kararı halk verecek. İstifa kendi iradeleriyle verecekleri bir
karardır" dedi.
KIBRIS SORUNU VE PAPADOPULOS
Başbakan Soyer, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Türk tarafını
devre dışı bırakmak için elinden gelen gayreti
gösterdiğini söyledi.
Papadopulos'un
zamana oynadığına işaret eden Soyer, Türk
tarafının tek bir beden halinde buna karşı durarak, çözüm
sürecini ilerletmesi gerektiğini belirtti. Özlü görüşmelerin bir an önce
başlamasının şart olduğunu ifade eden Soyer, Türkiye
ile ortak çıkarlar doğrultusunda işbirliği içinde hareket
edileceğini kaydetti.
Soyer,
Türkiye'den gelecek kaynakların israf edilmeden, altyapı
yatırımlarında kullanılmasına özen göstereceklerini de
belirtti.
CTP-ÖRP
koalisyon hükumetinin güven oylaması 5 Ekim Perşembe günü
yapılacak. Cumhuriyet Meclisi, güven oylaması için Perşembe günü
saat 10.00'da toplanacak.
HURRIYET 03/10/06
AB'nin Genişlemeden Sorumlu üyesi Olli
Rehn, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın
açıklamaları ile ilgili olarak, ''ortada yanlış
anlaşılma var, biz diyaloga açığız'' dedi. Rehn,
''TSK'nın profesyonelliği konusunda kuşku yok'' diye ekledi.
Ankara'da gazetecilerin sorularını
cevaplayan Olli Rehn, "son zamanlarda aslında bir tür
yanlış anlaşılma olmuştur, herhangi bir zamanda dialog
oluşturmak konusunda istekliyiz" dedi.
AB Türkiye Temsilcisi Hans Jörg Kretscmer'in TSK
ile ilgili açıklamalarının yanlış anlaşıldığını
söyleyen Rehn, "bence TSK'nın profesyonelliği konusunda
söyleyecek çok fazla birşey yok" diye konuştu.
Müzakerelerin yıldönümünde Türkiye'de
Olli Rehn, Türkiye ile Avrupa Birliği
arasındaki müzakerelerin başlamasının birinci yıldönümünde
Ankara'da olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
Rehn, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve diğer yetkililerle,
başta AB reform süreci ve Kıbrıs olmak üzere birçok konuda
görüş alışverişinde bulunacaklarını belirtti.
Olli Rehn, bugün ilk olarak Türk-İş'in
düzenlediği 'Avrupa Birliği Müzakere Sürecinde Avrupa Sosyal Modeli
ve Sendikal Haklar' konulu konferansta konuşma yapacak.
Rehn, daha sonra Meclis Başkanı Bülent
Arınç, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve CHP Genel Başkanı Deniz
Baykal ile biraraya gelecek.
İlerleme Raporu öncesi geldi
Rehn'in ziyareti, Türkiye'ye dair
yıllık İlerleme Raporu'nun kasım ayında
yayımlanacak olması nedeniyle kritik bir öneme sahip.
Olli Rehn'in, son dönemde gazeteci ve yazarlar
hakkındaki davaların kaynağı olan Türk Ceza Kanunu'nun
301'inci maddesinin değiştirilmesini veya tümüyle
kaldırılmasını isteyeceği belirtiliyor.
Hükümetin artık bir seçim dönemine
girdiğini kabul eden Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum kesimine
uygulanan liman yasağı nedeniyle Türkiye ile üyelik müzakerelerinde
bir kazanın yaşanmaması için de çıkış yolu
arıyor.
Bu noktada, özellikle Avrupa Birliği Dönem
Başkanı Finlandiya'nın çabaları dikkat çekiyor.
Finlandiya, Türkiye'nin liman
yasağını kaldırmasının
karşılığında, Kıbrıs'taki Gazimağusa
limanının Avrupa Birliği, kapalı Maraş bölgesinin de
Birleşmiş Milletler denetiminde açılmasını öneriyor.
Kendisi de Finlandiyalı olan Rehn'in, bu
öneriyi Ankara'da gündeme getirmesi bekleniyor. Rehn'in, görüşmelerinde,
askerin siyasetteki etkisinin azaltılması için atılabilecek
adımları da tartışmaya açacağı ifade ediliyor.
MILLIYET 03/10/06
·
* * * * * * *
HAYIR SAYIN
BAŞKAN, SOYKIRIMI KABUL ETMEYECEĞİZ
Başkan Chirac'ın geçen haftaki Ermenistan gezisi beklendiği gibi
geçti. Her ne kadar bizim medyada "Chirac, Türkiye'nin AB'ye tam
üyeliğine soykırımı kabul etme koşulu getirdi"
diye yazıldıysa da, durum daha farklı. Konuşmalarının
ve basın toplantısının tam metnini okuduğunuzda durum
daha iyi anlaşılıyor.
Chirac, soykırımın kabulünü bir koşul olarak koymuyor.
Türkiye'nin soykırım trajedisini içine sindirdiği taktirde daha
rahat edeceğini ve AB'de işinin kolaylaşacağını
söylüyor. Konuşmasının devamında da, 12 Ekim'de
Fransız Parlamentosu'nda oylanacağı söylenen, Ermeni
soykırımını reddetmenin cezalandırılmasıyla
ilgili tasarıya olumsuz bir yaklaşım sergiliyor. Fransız
Parlamentosu'nun zaten soykırımı kabul ettiğini,
ayrıca bir de ceza getirilmesinin gereksiz bir polemik yaratacağına
dikkat çekiyor.
Aslında Chirac güç durumda.
Bir yandan seçimler yaklaşıyor öte yandan da Ermenistan'a ilk resmi
gezi yapan Başkan olarak konuştuğundan dolayı, bazı
sözleri sarfetmeden edemiyor.
Fransız Devlet Başkanı ne derse desin, bütün Avrupalı dostlarımızın
veya aleyhimizdekilerin bilmeleri gereken bir nokta var. O da, Türkiye'nin
soykırım iddialarını kabul etmesinin söz konusu
olmayacağıdır.
Türkiye'ye belki çok şey kabul ettirilebilir, ancak soykırım
gibi aşağılık bir suç, ne AB tam üyeliği, ne de bir
başka nedenle kabullendirilebilir.
Doğrudur, 90 yıl önce trajediler yaşanmıştır.
Karşılıklı ölümler olmuş, bizim Ermeniler'e
verdiğimiz zarar belki daha fazla olmuştur. Ancak, bunu
soykırıma dönüştürmeyi kabul edemeyiz.
1915'te hiçbir şey olmamış gibi
davranamayacağımızın da bilincindeyiz, ancak iş
soykırımın kabullenilmesine gelinince, HAYIR.
* * *
BÜTÜN DÜNYAYI,
BİR AVUÇ ERMENİ Mİ ALDATIYOR?
·
Uzun süredir kafamı yoruyordum: Nasıl oluyor da, bir avuç Ermeni
bütün dünyayı soykırım iddialarına inandırabiliyor ?
Doğru değil mi?
Sayıları birkaç milyonu geçmiyor. Her tarafları etkin olsa bile
yine de yetişemezler. Çok iyi yalan söylüyor olsalar dahi,
karşılarındaki insanların hepsi de ahmak değil ya.
Önce ulusal ve uluslararası parlamentolardan soykırıma
uğradıklarına dair kararlar çıkarttılar. O kadar
insanı ikna ettiler. Şimdi de giderek, "Ermeni
soykırımı olmamıştır" diyenlerin
cezalandırılmasıyla ilgili yasalar hazırlanıyor.
Peki, nasıl oluyor da dünyanın büyük bir bölümüne
iddialarını kabul ettirebiliyorlar?
Acaba, Ermeni iddialarını kabul edenler bunu, Ermeniler
Hıristiyan olduklarından ve sırf din nedeniyle, Müslüman
Türkler'e düşmanlık olsun diye mi yapıyorlar?
Pek mantıklı gelmiyor.
Bizlerden nefret ettikleri veya bizi büyük bir tehdit olarak gördüklerinden
dolayı mı, Ermeni iddialarından yararlanıp bizi ezmek için
böyle davranıyorlar ?
Çok fazla komplo teorisi kokan bir iddiaya benzemedi mi?
Peki neden?
Meğer bütün bu soruların yanıtı çok basitmiş.
Sayıları az dahi olsa, adamlar 90 yıldır
çalışmışlar.
Anlatmışlar
Yine anlatmışlar
Tekrar anlatmışlar
Filmler çevirmişler, kitaplar yayınlamışlar
Bu arada bizler "onurlu şekilde" köşemizden
kalkmamışız. Dahası, kendi aramızda dahi
konuşmamışız. Suçunu saklar gibi, herşeyi halı altına
süpürmüşüz. Ne doğrularımızı, ne de
hatalarımızı tartışmışız.
Bugün baktığımızda şaşırıyoruz.
Bakıyoruz ki, artık iş işten geçmiş. Dünyanın
büyük bölümü artık Ermeniler ne derlerse haklı buluyor. Zira,
Ermeniler'in soykırıma uğradıklarına
inanmışlar. Osmanlılar'ın torunu olarak da bizim manevi bir
bedel ödememizi benimsemişler.
Şimdi kendi kendime soruyorum.
Acaba eskiye dönüp, Ermeniler'in yalancı olduklarını, bütün
dünyanın inancının aksine Ermeniler'e hiçbir şey
olmadığını, asıl Türkler'in soykırıma
uğradığını anlatmaya çalışıp, kimseyi
inandıramamak yerine, bugünün gerçeklerinden hareket edip (kamuoyu çok
duyarlı, yanlış anlaşılmasın, üstü kapalı
şekilde soykırımın kabul edilmesini söylemeye
çalışmıyorum. Üstelik soykırıma
inanmadığımı defalarca yazdım) yeni bir sayfa
açıp, yeni bir stratejiyle ortaya çıkmak daha akıllıca
olmaz mı?
Unutmayalım ki, bu iddialar bir defa bize yapıştı.
Bunlardan kurtulmaya imkan yok. İyisi mi, soykırım lekesini
sildirecek farklı bir tutumla ortaya çıkalım.
Tembellikten kurtulalım, başkalarını suçlamak veya
Ermeniler'in peşinden sürüklenmek yerine, kendimiz akılcı ve
gerçekçi bir politika üretelim. Hislerimizle değil, mantıkla hareket
edelim. Aksi halde, günün birinde kendimizi kurtulamayacak bir çıkmaza
sıkıştırabiliriz.
MEHMET ALI BIRAND
MILLIYET 03/10/06
AB ve
soykırım
Nuray Mert
03/10/2006
RADIKAL
Ben, başından
beri, Türkiye'nin AB tam üyeliğine olumlu bakmıyorum, gerekçelerinden
defalarca bahsettim. Bunlardan birini bugünlerde hatırlatmak gereği
duyuyorum.
Başından beri siyasal gerçeklikten uzak ve 'uygarlık projesi'
olarak sunulan üyelik süreci gelişmelerinin Türkiye'de
demokratikleşme bir yana demokratikleşmeden uzak bir yerlere savrulma
riskini taşıdığını düşünüyordum. Türkiye'nin
daha demokratik bir yapıya kavuşmasının öteden beri, AB
üyeliği sürecinden bağımsız gerçekleştirilmesi
gerektiğini düşünüyorum. 'İç dinamikle olmuyor' tezi, hakiki bir
demokratikleşme iddiası olamaz diyorum. Nitekim olamıyor, AB
üyelik sürecinde karşılaşılan her pürüz, sadece AB üyelik
sürecine değil, demokratikleşme fikrine ve hatta toptan Batı'ya
karşı kuşkuya ve tepkiye dönüşüyor. Bu, hiç de
hayırlı bir gelişme değil.
Son olarak, AB üyelik sürecinin bir altbaşlığı olarak
gündeme gelen 'Ermeni soykırımını kabul' talebi tepkiyle karşılanıyor.
Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın Ermenistan ziyareti
esnasında bu yöndeki açıklamaları, medyada, 'Chirac tutturdu'
gibi ciddiyetden uzak bir biçimde gündeme geldi. Ben, bu ülkede yaşayanların
tarihleri ile yüzleşmelerinden yana birisiyim. Dahası, Ermeni
olaylarının 'soykırım'
olarak tanımlanmaması gerektiğini, ancak tarihi utanç
sayfaları olduğunu düşünüyorum. Bunu da defalarca yazdım.
Halklar arası barış adına, Ermenistan'a giden ilk sivil
grubun içindeydim. O ziyaret esnasında, Chirac'ın ziyaret ettiği
Soykırım Anıtı'nı da, Soykırım Müzesi'ni de
ziyaret ettik, Taşnak Partisi ile dahi görüştük. Dahası,
dolaştığım Ortadoğu şehirlerinde, Şam,
Halep, Beyrut ve Amman'da Ermeni mahallelerini geziyor, oradaki Ermenilerle
uzun uzun sohbet ediyorum, bu coğrafyada yaşayan tüm Ermenilerle
ilişki ve diyaloğun geliştirilmesinden yanayım.
Bu konuda her iki toplumun da rehabilitasyonu için elden gelenin
yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Diğer taraftan, AB üyelik süreci adına Ermeni
soykırımının kabul edilmesi talebinin, böyle bir sürece
katkı değil sadece ve sadece zarar verdiğini ve vermeye devam
edeceğini düşünüyorum. Açık konuşalım, Fransa veya
diğer AB ülkelerinin veya makamlarının bu yöndeki taleplerinin
halkların barışması gibi bir derdi ve amacı yok.
Bunlar samimiyetten son derece uzak, siyasal baskılar.
Tam da bu nedenle barışma süreci gerçekleşecekse bunun önünü
açmak bir yana, tam tersine tepkilerin büyümesine, güçlenmesine hizmet
ediyorlar.
Bakın, her yerde olduğu gibi, bu coğrafyada, Ortadoğu'da
da, başından beri, Batı emperyalizminin her türlü müdahalesi,
halkların arasının açılması ve nihayetinde birbirini
boğazlamasına neden oldu. Emperyal çıkar ve iktidar mücadeleleri
barıştırmaz, dövüştürür. Bu politikalar öteden beri,
'azınlıkları koruma' adı altında müdahale
alanlarını genişletmekten başka bir şey
yapmadılar. Sonuçta, yüzyıllarca birlikte yaşayan halklar
birbirine düşman oldu. Benzer politikalar, bu hafızayı
tazeliyor. Toplumlar barışacaksa bunu, ancak sömürgeci
politikaları hatırlatan metotların söz konusu
olmadığı bir ortamda yapabilirler.
Oysa, AB süreci giderek daha çok emperyalizmin klasik politikalarını
çağrıştırır bir raya giriyor. Emperyalizm söz konusu
olduğunda bu terimi ABD için kullanıp, AB'yi sakınanlar, Lübnan
olayında, AB'nin İsrail'i kınamaktan bile uzak durması
konusunda tek laf edemediler. Emperyalizm sadece Türkiye için değil, tüm
dünya halkları için tehdit haline gelmiş durumda. Bu koşullar
altında, AB konusunu bu çerçevenin dışında tutmak, hele
Türkiye adına bu süreçten barış, demokratikleşme gibi
hayırhah konularda medet ummanın gerekçesi ne olabilir bilemiyorum.
Benim en büyük kaygılarımdan biri, AB sürecine toz kondurmamak
adına hiç dile getirilmeyen gerçeklerin, dolaylı yoldan öfkeli
tepkilere savrulmanın önünü açması.
ABD'yle iman
tazelendi
Erdoğan-Bush
görüşmesi iki saate yakın sürdü. Ortak basın
açıklamasında her iki lider de teröre karşı ortaklık
ve işbirliğini vurguladı. Erdoğan: Bush 'PKK'ya
karşı kararlılığımızı çok yakında
göreceksiniz' dedi
03/10/2006
RADIKAL
WASHINGTON - Başbakan
Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı George W. Bush'la aylardır
beklenen Beyaz Saray'daki görüşmesini dün gerçekleştirdi. Oval
Ofis'te 1 saat planlanan ama 45 dakika uzayan görüşmenin ağırlıklı
konusu terördü. Ancak Bush, görüşme sonrası ortak basın
toplantısında beklentilerin aksine Kuzey Irak'taki PKK
varlığına değinmedi. Ortadoğu, terörle savaş,
İran, Irak, AB süreci, Darfur krizini ele aldıklarını
belirten ABD Başkanı, "Çok kapsamlı ve önemli bir diyalogda
bulunduk. Türkiye ve ABD'nin dünyada barışın
sağlanması için birlikte nasıl
çalışılabileceğini konuştuk. Terörizm, radikalizm ve
aşırılığa karşı ortak mücadele etme
arzumuzdan konuştuk" dedi. Ortadoğu'da istikrar
çabalarını ele aldıklarını belirten Bush, "Irak
ve İran konusunda önemli bir görüşme yaptık" ifadelerini
kullandı.
'Arkadaş ve
barış adamı'
Bölgeyi gezmiş birisi olarak Erdoğan'ın Darfur'daki gözlemlerini
sorduğunu anlatan Bush, "Darfur'daki acılara karşı
yardım etme yönündeki derin arzumuzu paylaştık. Başbakan,
benimle kişisel deneyimini paylaştı. Çünkü kendisi Darfur'a
giderek, bu korkunç duruma şahit oldu" dedi.
"Türkiye'nin AB'ye girmesi ABD'nin de çıkarına" diyen Bush,
bir 'arkadaş ve barış adamı' olarak nitelediği
Erdoğan'ı ekonomik reformlardan ötürü tebrik etti.
Stratejik
ortaklık vurgusu
Erdoğan ise 'stratejik ortaklık' vurgusu yaparak çok yararlı ve
içerikli bir görüşme yaptıklarını söyledi. "Önemli bir
stratejik ortaklık içinde olduğumuz ABD'yi ziyaret etmek, benim için
bir onur ve zevk. Başta terörizm olmak üzere birçok konuyu görüşme
fırsatımız oldu" diyen Başbakan, "Terör konusunda
müşterek attığımız adımlar bugün çok daha önem
kazandı. Küresel teröre karşı ortak mücadele formu
oluşturmada, aynı düşünceyi paylaşıyoruz" diye
konuştu. Erdoğan, Ortadoğu'da Türkiye'nin
yapılabileceklerini konuştuklarını kaydetti.
Erdoğan, daha sonra Willard Oteli'nde düzenlediği basın
toplantısında da, ele alınan konularda
yaklaşımlarının büyük ölçüde örtüştüğünü
belirtti. Barışa katkıda Türkiye'nin etkin rolüne değinen Erdoğan,
"ABD bunun farkında. Stratejik ortaklığımız, bu
zor dönemde insanlığın ortak yararına hizmet edecektir.
İşbirliğini artırarak sürdürmeyi
kararlaştırdık" dedi. Erdoğan, 5 Temmuz'da
açıklanan Ortak Vizyon Belgesi'ne atfen "Bunun pekiştirilmesi
konusunda karşılıklı irade ve
kararlılığımızı teyit ettik" dedi.
Erdoğan, "Bölgesel ve küresel gerilimlerin yükselmesinde Filistin
temel bir faktördür. Kalıcı ve adil çözüm bulunmalıdır"
dedi. Erdoğan, Bush'un Irak'la özellikle de Kerkük'le ilgili
endişeleri paylaştığını belirterek "Türkiye
olarak atabileceklerimiz adımları aktardık" diye
konuştu.
'Başkanı
kararlı gördüm'
Başbakan, 'PKK'nın bitirilmesi konusunda nasıl bir planlama ve
takvim koydunuz' sorusuna ABD, Türkiye ve Irak'ın bu konudaki
çalışmaları yürütmek için temsilciler
atadığını hatırlatarak, "Terörle mücadelede bir
takvim açıklanmaz. Mücadele bir operasyon meselesidir. Operasyonun takvimi
sadece yapanlara bilinir" demekle yetindi. Başbakan, 'Bush'u PKK
meselesinin hayati önemini kavramış gördünüz mü, size teminat verdi
mi' sorusunu da şöyle yanıtladı: "Başkan'ın
kararlılığını gördüm. Bizim arzumuz
atılmış adımların neticesini görmektir. 'Terör
örgütünün Türkiye'ye taşıdığı bombaların
Amerika'ya ait olduğunu halkımızın görmesi,
anti-Amerikancı yapıyı oluşturmaktadır. Bu bir
fırsattır' dedik. Bu nedenle bu olayın üstüne gidilmesi, kökünün
kazınması anti-Amerikancı gelişmeyi de ortadan
kaldıracaktır. 'Bu konudaki kararlılığımızı
yakında göreceksiniz. (Irak) Devlet Başkanı ve
Başbakanı ile de görüşerek çaba göstermelerini istedim'
dedi."
Bush'un neden 'stratejik ortak' demediği hatırlatılınca
Erdoğan, "Bu konuda Başkan'ın şüphesi yok. Her bir
araya gelişimizde bunu söylüyor. Görüşmede özellikle şu ifadeyi
kullandı: Stratejik ortaklar böyle konuşur" dedi. 'İran'a
karşı yaptırım talebi var mı' yönündeki soruya
"Hayır" yanıtını vererek, Bush'un "Bu konuyu
diplomasiyle çözmek istiyorum. Silah peşinde
koşmadığını ortaya koysunlar" dediğini
aktardı.
Erdoğan, Kıbrıs'la ilgili olarak da 2004'te Türk
tarafının birleşmeye 'Evet' dediği referanduma atfen
"Kıbrıs'ta liderliğinizi gösterdiniz' dedi, biz de
'Şimdi biz de sizden liderliğinizi göstermenizi bekliyoruz'
dedik" diye konuştu. Erdoğan, Bush'un PKK'yı anmaması
konusunda da, örgütün ismini propaganda olmaması için ağza
almadıklarını savundu. Daha önce Darfur konusunda
Batılılardan farklı düşündüğünü söyleyen Erdoğan,
"Başkan, Darfur'a gönderdikleri yardımlardan netice alamamaktan
yakındı. Bu konuda beraber çalışabiliriz dedi" dedi.
En uzun görüşme
Görüşmeye, ABD tarafından Dışişleri Bakan
Yardımcısı Nickolas Burn, Ulusal Güvenlik
Danışmanı Stephen Hadley, Türkiye'den Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Dışişleri Başdanışmanı
Ali Yakıtal, Başbakanlık Başmüşaviri Ahmet
Davutoğlu katıldı. Erdoğan'ın 2002'de AKP lideri olarak
Beyaz Saray'daki ilk görüşmesi yarım saat, 2004'teki görüşmesi
45 dakika, 2005'teki görüşmesi ise 50 dakika sürmüştü. (Dış
Haberler)
Ortak talep; erken seçim
ERKEN SEÇİM TALEBİ YİNELENDİ... UBP ile DP'nin dün
"Müdahalesiz ve Lekesiz Demokrasi" sloganıyla meclis önünde
yaptığı eylemde, erken seçim talebi yinelendi. Yeni hükümeti yok
saydıklarını tekrarlayan muhalefet partileri, erken seçime
gidilmemesi halinde her iki partinin tüm milletvekilleriyle sine-i millete gideceği
kaydedildi. Eyleme yaklaşık 400 kişi katıldı
Türkiye'deki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)'nin müdahalesiyle
kurulduğu iddiasıyla yeni koalisyon hükümetini protesto eden Ulusal
Birlik Partisi (UBP) ile Demokrat Parti (DP) dün Meclis önünde ortak eylem
yaptı.
"Müdahalesiz ve Lekesiz Demokrasi" sloganıyla
yapılan eylemde, erken seçim talebi yinelendi. Yeni hükümeti yok
saydıklarını belirten muhalefet partileri, erken seçime
gidilmemesi halinde her iki partinin tüm milletvekilleriyle sine-i millete
gideceği kaydedildi.
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün ile DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş başkanlığında 10'uncu
Yıl Parkı'nda toplanan yaklaşık 400 eylemci, davul-zurnayla
çalınan "Ölürüm Türkiye" ezgisi eşliğinde saat
10.30'da Cumhuriyet Meclisi önüne geldi.
Eylemciler, yürüyüş boycunca "Satılmış Meclis
İstemiyoruz", "Hükümet İstifa", "Erdoğan
Şanlıdağ, Güzelyurt İlçe Halkı Oylarını Geri
İstiyor", "Anavatan Canımız Feda Olsun Canımız",
"Satılmış Hükümet İstemiyoruz", "Yeşil
Statükoya, Müftü Hükümetine Hayır. Erken Seçime Evet" yazan pankart ve
dövizler taşıdı.
Eylem, UBP ve DP genel başkanları Hüseyin Özgürgün ile
Serdar Denktaş'ın konuşmalarından sonra Atatürk
Anıtı'nda yapılan saygı duruşuyla tamamlandı.
Her iki genel başkanın Meclis önündeki eylemde
yaptığı konuşmalar, sık sık "Bay Ferdi Dışarı",
"Satılmış Hükümet İstemiyoruz", "Ferdi
Pabucu Yarım, Çık Dışarıya Oynayalım"
sloganlarıyla kesildi.
"Kıbrıs Türk halkının iradesi yok
sayılıyor"
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün konuşmasında,
başlatılan mücadelenin demokrasi mücadelesi olduğunu belirterek,
dıştan yapılan müdahaleyle Kıbrıs Türk halkanın
iradesinin yok sayıldığını söyledi.
Özgürgün, "Müftü" kullanılarak oluşturulan
hükümetle siyasete dinin alet edildiğini ve şeriat devleti kurulmak
istendiğini iddia ederek, "Bizler Kıbrıs Türk halkı
için, demokrasi için siyaset yapıyoruz" dedi.
Hükümeti tanımadığı için Başbakan Ferdi Sabit
Soyer'e hükümetin kurulmasından sonra "Ferdi Bey" diye hitap
edeceğini daha önce açıklayan Özgürgün, "Ferdi Bey bizi
Meclis'ten atmak istiyor. Biz dışarıdayız. Halkın
iradesiyle geliriz" diye konuştu.
"Anavatana yürekten bağlı bizler, bugünlere sizinle
birlikte geldik" diyen Özgürgün, kimsenin yüzde 60 sağ tabanı
yok sayamayacağını söyledi. Özgürgün, sert ifadelerle "Size
göstereceğiz. Erkekseniz, erken seçime gelin" ifadelerini kullanarak,
Başbakan Soyer'in halkın iradesinden korktuğunu ileri sürdü.
Özgürgün, halk iradesinin Meclis'e yansıyacağı erken
seçimle sonuçlanacak demokrasi mücadelesinin yeni
başladığını vurgulayarak, bu yolda yorulmak, gerilemek
olmadığını, olamayacağını kaydetti.
"Sivil darbeye karşı sivil ayaklanma"
DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da Meclis önündeki
eylemde yaptığı konuşmada, bugün başlatılan
demokratik eylemlerin her gün artarak erken seçime gidilene kadar devam
edeceğini söyledi, gerekirse bütün milletvekilleriyle sine-i millete
gidileceğini belirterek ilk kez Meclis'ten istifa edebileceklerini ima
etti.
Denktaş, "Türkiye'deki hükümet partisi AKP'nin Anavatan,
Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın ise Türkiye demek
olmadığını" ifade ederek, yapılanın sivil
darbe olduğunu, kendilerinin de sivil darbeye karşı sivil
ayaklanmayı bugün başlattıklarını söyledi. Sivil
ayaklanmanın mutlaka başarıya ulaşacağını kaydeden
Serdar Denktaş, "dik yürümek isteyen herkesi" eylemlere destek
vermeye davet etti.
"Yeşil faşizm"
Dünyadan tecrit edilen Kıbrıs Türk halkının,
ordusuyla, insanıyla ve tüm kurumlarıyla yanında olan Anavatan
Türkiye'ye her zaman teşekkür borçlu olduğunu belirten Denktaş,
"15 yıl önce yine aynı yerde yapılan eylemlerde bugünün
başbakanının elindeki megafonla (kimdir be bunlar) diyerek
dış müdahaleyi eleştirdiğini, bugün ise (kimdir be bunlar)
dediklerinin kucağında oturduğunu" iddia etti.
Denktaş, geçmişte " birlik, dayanışma"
diyenlerin bugün birlik ve dayanışmadan uzaklaşarak
"Müftü'nün kucağına oturduğunu" da savundu ve
"Yapılmak istenen Yeşil Faşizmdir" ifadelerini
kullandı.
"Ağzımız olduğu sürece
konuşacağız"
Serdar Denktaş, "Ağzı olan konuşuyor"
şeklindeki açıklamasına atıf yaparak isim vermeden Türkiye
Başbakanı Erdoğan'ı eleştirirken de, "Evet,
ağzımız oldukça konuşacağız, beynimiz oldukça
düşüneceğiz ve kalbimiz oldukça mücadele edeceğiz" dedi.
"Dış müdahaleyle kendini kanıtlamayan bir partiyle
kurulan hükümetin ülkeyi ancak batağa ve karanlığa
götüreceğini" de iddia eden Denktaş, Kıbrıs Türk
halkının bu karanlık gömleği giymeyeceğini söyledi.
"AKP KKTC'de dikensiz gül bahçesi yaratmak istiyor"
Denktaş, AKP'nin limanlar konusunda ödün vermek amacıyla
birtakım görüşmeler sürdürdüğünü, bu nedenle KKTC'de
"dikensiz gül bahçesi" yaratmak istediğini ve bunu
yaptığını ileri sürerek, yaratılan gül bahçesinin
dışında herkesi "Babutsa bahçesi" beklediğini
kaydetti.
Başbakan Ferdi S. Soyer'in yıllardır verilen demokrasi
dersinden hiçbir şey öğrenmediğini de savunan Denktaş,
başlattıkları demokrasi eylemiyle "Yeşil statüko"
ve "Yeşil faşizme" geçit vermeyeceklerini söyledi.
KIBRIS 03/10/06
Ekenoğlu: Meclisi içte ve dışta çok önemli
görevler bekliyor
GİRİŞİMLERİMİZİ
ARTIRMALIYIZ... Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu: Meclisi içte
olduğu gibi dışta da çok önemli görevler bekliyor.
Halkımızın dünyadan izole edilmiş halini ortadan
kaldırmak hedefiyle, Avrupa'nın yanı sıra İslam
ülkeleri nezdinde ki temas ve girişimlerimizi artırarak devam
ettirmeliyiz
Cumhuriyet
Meclisi'nin yeni yasama yılı başladı. Meclis'in
6'ıncı Dönem 3'üncü Yasama Yılı'na, dün genel kurul
toplantısıyla girildi.
Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında saat
10.00'da başlayan toplantıyı, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Yüksek Mahkeme Başkanı
Metin Hakkı, Başsavcı Akın Sait, Sayıştay
Başkanı Soner Vehbi, eski parlamenterler ile çok sayıda davetli
izledi.
UBP
ve DP milletvekillerinin yeni hükümeti protesto amacıyla
katılmadığı genel kurul toplantısında, Meclis
Başkanı Ekenoğlu, geçmiş yasama yılına ait
faaliyet raporunu milletvekilleri ile konukların bilgisine getirdi.
Genel
Kurul'da Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Başbakan Ferdi
Sabit Soyer, Özgürlük ve Reform Partisi Kurucu Başkanı Başbakan
Yardımcısı Turgay Avcı ile Barış ve Demokrasi
Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı da birer konuşma
yaptı.
Meclis'in,
yeni yasama döneminin başlaması dolayısıyla geleneksel
olarak düzenlediği resepsiyon ise bu yıl yapılmadı.
Artan
yoğunlukta devam...
Meclis
Başkanı Fatma Ekenoğlu, geçtiğimiz dönem yoğun
çalışan Meclis'in yeni dönemde de artan yoğunlukta
çalışacağını söyledi.
Yeni
koalisyon hükümetinin güvenoyu almasıyla birlikte yasama faaliyetlerine
aktif bir şekilde yeniden devam etme koşullarının
oluşacağını kaydeden Ekenoğlu, Cumhuriyet Meclisi'ni
içte olduğu gibi dışta da çok önemli görevler beklediğini
kaydetti.
Ekenoğlu,
Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, İslam Konferansı Örgütü nezdinde
bulunulan önemli girişimlere de değinerek,
"Halkımızın dünyadan izole edilmiş halini ortadan
kaldırmak hedefiyle, Avrupa'nın yanı sıra İslam
ülkeleri nezdinde ki temas ve girişimlerimizi artırarak devam
ettirmeliyiz" dedi.
Rum
Lider Papadopulos'un tehdit ve şantaj yoluyla Kıbrıs Türkü'nü
azınlık haklarına mahkum etmeye
çalıştığını da kaydeden Ekenoğlu, "BM
Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmayla hem Kıbrıs
Türkü'nü, hem de Türkiye Cumhuriyeti devletini tahrik etmeye
çalıştı" dedi.
Aydınlatıcı
faaliyetler yapılmalı...
Ekenoğlu,
Cumhuriyet Meclisi'nin tüm üyeleri ve siyasal partileriyle birlikte,
Cumhurbaşkanlığı makamıyla da koordineli olarak dünya
devletlerini ve etkili uluslararası kuruluşları aydınlatma
konusunda ciddi bir faaliyet sürdürmesi gerektiğini belirtti.
Ekenoğlu,
şöyle devam etti:
"Avrupa
Parlamentosu'nun Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanıma ve
limanlarını Rum gemilerine açma kararının, Kıbrıs
Türkleri üzerindeki izolasyon devam ettiği sürece herhangi bir hükmünün
olamayacağını Türkiye ile birlikte ileri
taşımalıyız. Avrupa Birliği'nin ve kurumlarının,
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ırkçılık boyutuna varan
siyasal tavırlarının esiri olmayacağını umut
etmekle birlikte, böylesi bir olasılığa şans tanımamak
için de üzerimize düşeni hep birlikte yapmalıyız."
Ekenoğlu,
Kıbrıs sorununa çözüm çabalarının BM zemininde
ilerletilmesi amacıyla Türkiye ile işbirliği ve
dayanışma içerisinde gerek BM, gerekse AB ve diğer
uluslararası kuruluşlar nezdinde ki çabaların ısrarla devam
ettirilmesinin şart olduğunu belirtti. Ekenoğlu
konuşmasında faaliyet raporundan alıntılar da yaptı.
Parti
liderleri konuştu
Cumhuriyetçi
Türk Partisi Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer,
partisinin Özgür Parti'yle kurduğu koalisyon hükümetinin meşru
olduğunu ve görevinin başında bulunduğunu söyledi.
Yeni
yasama yılının başlaması dolayısıyla Meclis
Genel Kurulu'na hitap eden Özgürlük ve Reform Partisi Kurucu Başkanı
Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da, yeni hükümeti
"Şans" olarak niteledi.
UBP
ve DP'nin protesto ederek katılmadığı birleşimde
konuşan tek muhalefet lideri Barış ve Demokrasi Hareketi
Başkanı Mustafa Akıncı ise, Kıbrıs konusunda ve
iç gelişmelerle ilgili eleştirilerde bulundu.
Soyer:
Kıbrıs konusunda kritik dönem...
CTP
Genel Başkanı Başbakan Ferdi S. Soyer, yeni yasama
yılının başlaması dolayısıyla Cumhuriyet
Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nın ardından Genel
Kurul'a hitaben bir konuşma yaptı
Kıbrıs
konusunda Kıbrıs Türkü'nü etkin ve girişimci bir noktaya
getirmek için elden gelen gayretin gösterileceğini belirten Soyer, çok
önemli günlerin bu süreçte çözüm için elde edilen yeni dinamiklerin
kullanılacağını kaydetti. Soyer, "Bu dönemde oldukça
kararlı olmak zorundayız. Temel özelliklerimizden sapmadan, kendi
konumumuzu ön planda tutarak mücadeleye devam edeceğiz" dedi.
Kopenhag
ve Lahey sürecinin nasıl kaybedildiğinin iyice değerlendirilmesi
gerektiğini kaydeden Soyer, akıl yoluyla siyaset geliştirilmesinin
şart olduğunu belirtti.
Soyer,
Rum Yönetimi'nin Kıbrıs'ın bir garantörü olarak Türkiye'nin AB
üyeliğini tehdit eder durumda olmasının vahim olduğunu
kaydederek, bunun ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.
Başbakan
Soyer, sosyo-ekonomik kalkınma konusunda da önemli adımlar
atılması gerektiğini kaydetti.
Geçmişten
gelen sorunların çözümünün yanı sıra yeni adımlar
atılmasının da şart olduğunu söyleyen Soyer, özellikle
yatırım ikliminin iyileştirilmesinin hükümetin öncelikleri
arasında olduğunu belirtti.
Muhalefetin
eylemi
Muhalefetin
boykotuna da değinerek, bunun demokrasinin bir gereği olduğuna
işaret eden Soyer, siyasetin bir bayrak yarışı
olduğunu unutmamak gerektiğini kaydetti.
Soyer,
muhalefetin "önce erken seçim" söyleminin doğru olmadığını
da belirterek, Kıbrıs sorununun önceliğini hiçbir şeyin
değiştirmesinin mümkün olmadığını kaydetti.
Hükümetin
meşru olduğuna vurgu yapan Soyer, "Hükümet görevdedir. Meclisten
aldığı güçle görevini sürdürmeye devam edecek" dedi.
Yeni
hükümet şans...
CTP
Genel Başkanı Başbakan Soyer'in ardından söz alan Özgürlük
ve Reform Partisi Kurucu Başkanı Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Turgay Avcı da, yeni hükümetin
bir şans olduğunu söyledi ve bu dönemde özellikle reformcu
anlayışın hayata geçeceğini belirtti.
Partisinin
kuruluş sürecine de değinen Avcı, partiye yönelik
eleştirilerin yıllardır egemen olan eski siyaset
anlayışından kaynaklandığını söyledi.
Çağdaş,
özgürlükçü, reformcu bir parti için yola çıktıklarını
kaydeden Avcı, siyasetin bir ağlama duvarı
olmadığını, tepkilere son vermek gerektiğini kaydetti.
Avcı,
CTP-BG ile reform hükümeti kurduklarını ve tek bir parti gibi hareket
ederek icraat yapacaklarını söyledi.
Ya
taksim, ya teslim
Açılışta
son konuşmayı yapan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı
ise, ülkedeki bazı gelişmelere ve bundan duyduğu
rahatsızlıklara değindi.
Özellikle
çevre tahribatından duyduğu rahatsızlığı dile
getiren Akıncı, orman arazisi diye ilan edilen alanlara apartman
yapımına nasıl izin verildiği konusuna açıklık
getirilmesini istedi.
Akıncı,
din-siyaset ilişkisinin de net çizgilerle ayrılması
gereğine işaret ederek, Kıbrıs'ta son dönemde
yaşananların bu konuda yeni bir tanımlama ihtiyacını
doğurduğunu söyledi.
Son
dönemde yurt dışında bulunduğu temaslara da değinen
Akıncı, tüm dünyada Kıbrıs konusunda "ya taksime ya da
teslime doğru gidiliyor" görüşünün hâkim olduğuna dikkat
çekti.
Akıncı'nın
konuşmasının ardından, birleşim sona erdi.
Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu bugün saat 10.00'da hükümet programıyla ilgili
görüşmeler için toplanacak.
KIBRIS 03/10/06
Türkiye'nin, AB'nin önerisini müzakereye hazır
olması, kabul ettiği anlamına gelmez
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB'nin
Kıbrıs önerisini müzakere etmeye hazır olduğu yönünde
basında çıkan haberleri değerlendirerek, "Bu konuda bize
bir bilgi gelmedi ancak müzakere etmek demek kabul etmek değildir"
dedi.
Talat, Türkiye'nin bu konudaki tutumunu ortaya koyduğunu, bunun
da "Kıbrıslı Türklerin izolasyonları kalkacak, Rum
tarafına da limanlar ve havaalanları açılacak"
şeklinde olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Avrupa Birliği Dönem
Başkanı Finlandiya'nın Kıbrıs'la ilgili önerilerinin
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Eylül 2004'te AB'ye
sunduğu görüşlerden esinlenen öneriler olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Finlandiya'nın Kıbrıs
Büyükelçisi'nin, basında çıkan haberler üzerine bir hafta önce
kendisini ziyaret ederek bilgi vermek zorunda kaldığını da
açıkladı ve bunu "Vahim bir durum" diye niteledi.
Talat, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki izolasyonların
herhangi bir şey karşılığında değil derhal
kaldırılmasında ısrarcı olduklarını
belirterek, "Bu Kıbrıs Türkü'nün hakkıdır" dedi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün Akil Ağaoğlu
başkanlığındaki Mağusa Limanı Güç Birliği
Platformu yetkililerini kabul etti.
Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanı Finlandiya
tarafından Gazimağusa Limanı'nın AB tarafından
çalıştırılmasına karşı çıkmak
amacıyla oluşturulan Kıbrıs Türk Gemi Acenteleri
Birliği, Kıbrıs Türk Liman İşçileri Şirketi,
Kıbrıs Türk Beynelminel Nakliyeciler Birliği ile Özkam
Kamyoncular Birliği'nden oluşan Platform, eleştirilerini içeren
bir yazıyı Cumhurbaşkanı'na sundu.
Ağaoğlu: Haklarımızı gasp girişimi kabul
edilemez
Mağusa Limanı Güç Birliği Platformu Başkanı
Akil Ağaoğlu ziyarette yaptığı konuşmada, AB
Dönem Başkanı Finlandiya'nın tartışılmaya
başlanan bir dizi önerisinin bulunduğuna dikkat çekerek, bunlardan
biri olan Maraş konusunun, siyasi bir konu olduğunu ve bütünlüklü bir
çözüm süreci içerisinde gerekenin yapılması gerektiğini
vurguladı.
Gündem maddelerinin birinin de limanların açılması
olduğunu anımsatan Ağaoğlu, AB'nin Türkiye ile müzakere
sürecini Kıbrıs sorunu ile ilişkilendirerek
Kıbrıslı Türklerin haklarını gasp etme girişimlerinin
kabul edilemez olduğunu söyledi.
Mağusa Limanı'nın uluslararası trafiğe
açık ve tüm dünya ülkelerinin bayraklarını barındıran
bir liman olduğunu kaydeden Akil Ağaoğlu, "Annan
Planı'nda belirtildiği gibi limanlarımızın kontrolünün
hiçbir zaman Kıbrıslı Türklerin yönetimi dışına
çıkmaması için gereken ne ise yapacağımızı bildirmek
isteriz" dedi...
Talat BM'nin çağrısını hatırlattı
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da konuşmasında,
Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonun
kaldırılması konusunda Avrupa Birliği tarafından 26
Nisan 2004'te, BM tarafından da 28 Mayıs 2004'te çağrı
yapıldığını anımsattı.
AB ve BM'nin bu çağrıyı yapmasının
gerekçesinin, BM'nin hazırladığı ve tüm dünyanın
destek verdiği Kıbrıs'ın birleşme planına
Kıbrıslı Türklerin evet demesi ancak Rumların hayır
demesi sonucu birleşmenin gerçekleşmemesi olduğuna dikkati çeken
Talat, "Tüm dünyada Kıbrıs'ı temsil eden Rum tarafı
birleşmeyi reddederek yine Kıbrıs'ı tüm dünyada temsil edip
Kıbrıslı Türkleri izole ederse, bunun büyük bir
haksızlık olacağını dünya düşündü ve
Kıbrıslı Türklerin izole esilmesine son verilmesi sonucuna
vardı" dedi.
Cezalandırmanın anlamı yoktur diyerek...
Talat, söz konusu çağrılar arasında , "bunu
pazarlık konusu yapalım Rumlara da bir şeyler verelim" gibi
düşünceler bulunmadığına işaret ederek,
uluslararası toplumun "Kıbrıslı Türkleri
cezalandırmanın bir anlamı yoktur" diyerek
izolasyonları kaldırma kararına vardığını
söyledi.
Ancak gelinen aşamada, izolasyonları kaldırmak için
Rumlara "her şeyi vermenin" gündeme geldiğini
anımsatan Talat, Rumların, Türkiye'nin limanlarını
açması, Mağusa Limanı'nın Türklerin elinden
alınması ve Maraş'ın BM aracılığıyla
Rumlara iade edilmesi karşılığında
sınırlı olarak doğrudan ticaret imkanı
tanınmasını istediğini ifade etti...
Talepler arasında büyük bir dengesizlik bulunduğuna
işaret eden Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, izolasyonların
kaldırılması konusunun ilkesel olarak da son derece
yanlış bir noktaya getirildiğini vurguladı.
Talat, izolasyonların Rum tarafına bir şeyler vererek
değil, doğrudan birleşmeyi isteyen Kıbrıs Türk
tarafının artık cezalandırılmaması için
alınan izolasyonları kaldırma kararının hiç bir
koşul öne sürülmeden, Rum tarafına bir şey verilmesi söz konusu
olmadan kaldırılması gerektiğine işaret etti.
Mağusa limanı çözümde
de Kıbrıslı Türklerin
Mağusa Limanı Güç Birliği Platformu'nun
duyarlılığının son derece yerinde olduğuna
dikkati çeken Talat, "Mağusa Limanı bir çözüm planında da
Kıbrıslı Türklerindir. Bu çok açıktır. Bugüne kadar
yapılan tüm çözüm planlarında bu böyle olmuştur.
Dolayısıyla Mağusa Limanı'na Kıbrıs Rum
tarafıyla AB vasıtasıyla paylaşmamız bizim geri
adım atmamız, haklarımızdan feragat etmemiz demektir"
dedi.
Bir hafta önce bilgimize geldi
Konunun bilgilerine yaklaşık bir hafta önce
getirildiğini belirterek, bunu "vahim bir durum" olarak
niteleyen Talat, Finlandiya'nın Kıbrıs Büyükelçisi'nin
gazetelerdeki açıklamalarının yayınlanmasının
ardından kendilerini ziyaret etme mecburiyeti hissettiğini ifade
etti.
Söz konusu önerinin orijinal halinin Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un Eylül 2004'te Avrupa Birliği'ne sunduğu öneri
olduğunu anımsatan Talat, Papadopulos'un mahcubiyet
sıkıntısını aşmak üzere yaptığı
önerilerden esinlenen öneriler olduğunu kaydetti.
Talat, gelinen aşamada izolasyonların herhangi bir şey
karşılığında değil derhal
kaldırılması konusunda ısrarcı olduklarına vurgu
yaparak, bunun Kıbrıs Türkünün hakkı olduğunu
anlattı...
Kıbrıslı Türklere azınlık hakkını
bile çok gören Kıbrıs Rum yönetiminin iyice
saldırganlaştığı bugünlerde bu konuda herhangi bir
geri adım atılmasının söz konusu dahi
olamayacağını vurgulayan Talat, Papadopulos'un BM Genel
Kurulu'nda yaptığı konuşmada Kıbrıslı
Türklere azınlık hakkını bile çok gördüğünü ortaya
koyduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Papadopulos'un
konuşmasında "kültürel çeşitlilik, etnik köken ancak
devletin fonksiyonelliğini engellemediği taktirde
sağlanacaktır" dediğini anımsatarak, böyle bir
açıklamanın devleti her şey için kutsal ve üstün bir varlık
haline getirdiğini ve açıklamanın, Kıbrıslı
Türklerin etnik kökeni ve kültürel varlığının bile devletin
doğru dürüst çalışması uğruna feda
edilebileceğini gösterdiğini belirtti ve bunun asla kabul
edilemeyeceğini vurguladı.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB'nin Kıbrıs
önerisini müzakere etmeye hazır olduğu yönünde basında
çıkan haberlerle ilgili kendisine bir bilgi gelip gelmediğinin
sorulması üzerine, kendisine böyle bir bilgi gelmediğini söyledi.
"Müzakere etmek demek kabul etmek değildir" diyen
Talat, Türkiye'nin bu konudaki tutumunu ortaya koyduğunu, bunun da
"Kıbrıslı Türklerin izolasyonları kalkacak, Rum
tarafına da limanlar ve havaalanları açılacak"
şeklinde olduğunu ifade etti.
KIBRIS 03/10/06
İzolasyonlar kalkmazsa limanlar açılmaz
GEREKENİ YAPTIK, KARŞILIĞINI ALAMADIK... Türkiye
Başbakanı Erdoğan: Türkiye, gereken her şeyi yapmasına
karşın, KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadı.
Şimdi açık ve net kendi düşüncemizi söylüyoruz: KKTC üzerindeki
izolasyonlar kaldırılmadığı sürece, kimse Türkiye'den
limanların ve havaalanlarının açılmasını
beklemesin
KKTC'NİN SUÇU NE? ..."KKTC'nin suçu ne? Terör ülkesi mi
burası? Uyuşturucu trafiğinin olduğu bir ülke mi?
Hayır... Bunların hiçbiri yok. Peki bunların hiçbiri
olmadığı halde Kuzey Kıbrıs'a ticaret yasak...
Uçakların indirilmesi yasak... Eğitim işbirliği yasak... Spor
yasak... Şu yasak, bu yasak, her şey yasak. Bir kere bu
izolasyonların kalkması lazım"
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, KKTC üzerindeki
izolasyonlar kalkmadığı sürece kimsenin Türkiye'den
limanların ve havaalanlarının açılmasını
beklememesi gerektiğini kaydetti.
Erdoğan, Georgetown Üniversitesi'nde, "Global
Barış ve Adalet İçin Türkiye'nin Vizyonu" konulu bir
konuşma yaptı ve katılımcıların
sorularını yanıtladı.
Bir Yunan gazetecinin, "Türkiye'nin AB üyeliği
bağlamında Kıbrıs'la ilgili bir adım atacak
mısınız?" sorusunu yanıtlarken Erdoğan,
Kıbrıs'la ilgili Annan Planı'na KKTC tarafının
"Evet" dediğini ancak Rumların aynı yanıtı
vermediğini anımsattı. Erdoğan, AB üyesi ülkelerin de bu
plana garantör ülke olarak Türkiye'nin destek vermesini istediğini
anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Biz bu desteği verdik. Soydaşlarımız yüzde
65 'Evet' dedi. Güney Kıbrıs ise 'Hayır' dedi. Güney
Kıbrıs Annan Planı'nı kabul etmediği halde 1
Mayıs'ta AB'ye üye kabul edildi ama Kuzey Kıbrıs 'Evet'
dediği halde kabul edilmedi. Burada bir defa bir terslik var. Bu
adaletsizliğin giderilmesi lazım. Çünkü 26 Nisan'da AB üyesi ülkeler
dediler ki (Bir defa KKTC'nin bu bütünün içerisinde yapılan
haksızlığın giderilmesi suretiyle bu sürece
katılması gerekir, buraya davet edilmesi gerekir.) Sayın Annan
bunun neticesiyle alakalı raporunu hazırladı. Ancak 2,5 yıl
oldu BM Güvenlik Konseyi'nde bu raporla ilgili netice hâlâ verilmedi."
"İzolasyonların kalkması lazım"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye'nin gereken her
şeyi yapmasına karşın, KKTC üzerindeki izolasyonların
kaldırılmadığına dikkat çekerek şunları
kaydetti:
"Şimdi açık ve net kendi düşüncemizi söylüyoruz:
KKTC üzerindeki izolasyonlar kaldırılmadığı sürece...
KKTC'nin suçu ne? Terör ülkesi mi burası? Uyuşturucu trafiğinin
olduğu bir ülke mi? Hayır.
Bunların hiçbiri yok. Peki bunların hiçbiri
olmadığı halde Kuzey Kıbrıs'a ticaret yasak.
Uçakların indirilmesi yasak. Eğitim işbirliği yasak. Spor
yasak. Şu yasak, bu yasak, her şey yasak.
Bir kere bu izolasyonların kalkması lazım. Bunlar
kalkmadığı sürece kimse bizden havaalanları ve
limanların açılmasını beklemesin. Çünkü biz yapmamız
gerekenlerin hepsini yaptık. AB müktesebatına uygun olarak da
yaptık ve bundan sonra da yine adil olarak her türlü
yaklaşımı yaparız. Ama bizden ayrımcı bir tutumla
bazı şeyler beklenmemeli diyoruz.
KIBRIS 03/10/06
GSM'de devir teslim pazarlığı
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey Kıbrıs Turkcell'e lisans
devirlerin verilmesi için çalışmalarını tamamlayarak iki
şirkete bu konuda bir taslak sunduklarını söyledi. Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, bir ay içinde lisans devirlerinin gerçekleşmesini
hedeflediklerini belirtti
Ali CANSU
Ülkemizde cep telefonu hizmeti veren iki GSM operatörüne lisans
devirlerini verme işlemleri için çalışmalar tamamlandı.
Hükümet, iki GSM şirketini KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey
Kıbrıs Turkcell'e GSM lisanslarını devretmek için
düğmeye bastı.
Hükümet, GSM şirketlerinin hükümet ile yaptığı ve
2009'da sona erecek olan cep telefonu sözleşmelerinin süresi tamamlanmadan
lisans devirlerini gerçekleştirmeyi planlıyor.
1995 yılının ağustos ayında KKTC'ye cep
telefonu (GSM) hizmetini getiren KKTC Telsim'in ardından dört yıl
sonra 1999 yılında Kuzey Kıbrıs Turkcell ülkemize gelerek
şirket sayısı ikiye çıkmış ve bu alanda az da
olsa bir rekabet başlamıştı. Ancak, her iki şirketin
GSM sözleşmelerinin devlet ile gelir ortaklığına
bağlı olması iki şirketin de gerek cep telefonu tarife
fiyatlarında gerekse diğer hizmetlerde rekabet yapmasına olanak
sağlamıyordu.
İşte hem rekabetin sağlanması hem de devletin bu
alanda para kazanması için çalışmalarını
hızlandıran hükümet bu alanda bir ilk olan lisans devir
anlaşmalarının çalışmalarını tamamladı.
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar ve
Maliye Bakanı Ahmet Uzun GSM şirketlerine lisans devirleri için
çalışmalarını tamamlayarak şirketlere gerekli
taslağın sunulduğunu söyledi.
Önce Telsim devredildi
İlk etapta, Türkiye'de Telsim'i devralan Vodafone'un anlaşma
gereği KKTC Telsim'i de devralması gerekiyordu. Bu amaçla Vodafone
yetkilileri ülkemize gelerek Bayındırlık ve Ulaştırma
Bakanlığı yetkilileri ile masaya oturup KKTC Telsim'i 30 milyon
dolar karşılığında devralmıştı. Çünkü,
KKTC Telsim devredilmeden lisans devirler verilemeyecekti. Bir yılı
aşkın bir süredir bu konuda çalışmalarını
sürdüren hükümet, çalışmalarını son aşamaya getirip
önümüzdeki günlerde KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey Kıbrıs Turkcell
ile masaya oturup pazarlıklara başlayacak.
Bilindiği gibi Türkiye'de Aralık 2005'te Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) açtığı ihalede Telsim'i 4
milyar 550 milyon dolar teklifle alan dünyanın en büyük GSM operatörü
İngiliz şirketi Vodafone, ihale bedelini peşin ödeyerek 2
Haziran 2006'da Telsim'i resmen devralmasının ardından ülkemize
gelerek 23 Ağustos 2006'da KKTC'deki sözleşmeye imza atıp KKTC
Telsim'i de devralmıştı.
Usar, "Şirketleri bekliyoruz"
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, KKTC Telsim (Vodafone) ve Kuzey Kıbrıs Turkcell'e lisans
devirlerin verilmesi için çalışmalarını tamamlayarak iki
şirkete bu konuda bir taslak sunduklarını söyledi.
Usar, her iki cep telefonu şirketine lisanslarının
devri konusunda çalışmalarını sürdürdüklerini kaydederek,
"İlk etapta hazırladığımız bir dosyayı
iki şirket yetkililerine sunmuş bulunmaktayız. İki
şirket bu dosya üzerinde çalışmalarını sürdürecekler
ve ardından kendileri ile masaya oturup görüşeceğiz" dedi.
Lisans devir işlemlerinin mali boyutunun şu an belli
olmadığını, ancak mali boyutun her yönüyle yapacakları
görüşmelerde ele alınacağını anlatan Usar, GSM
operatörleri verdiğimiz taslağı değerlendireceklerini ve
onların da görüşlerini dinledikten sonra bir sonuca varmayı
planladıklarını söyledi.
Uzun: Hedef bir ayda sonuçlanması
Maliye Bakanı Ahmet Uzun, GSM şirketlerine
lisanslarını devretmek için çalışmaları tamamlayarak
bir taslak halinde her iki şirkete sunduklarını söyleyerek bir
ay içinde lisans devirlerin gerçekleşmesini hedeflediklerini belirtti.
Uzun, bu konudaki çalışmaların kendileri
tarafından sonuçlandığını ve şu anda GSM
şirketleri ile müzakerelere başlayacaklarını kaydederek
"Lisans devir işleminin mali boyutu çok yüksek olacaktır. GSM
operatörlerine ne kadar süre lisans vereceğimiz de pazarlık konusudur
ve mali boyutu da bu oranda belirlenecektir. Lisans devrin kaç yıl
kullanılacağı, ne gibi hizmetleri kapsayacağı, lisans
devirden ne kadar para kazanacağımız da içinde olmak üzere daha
birçok şey masada pazarlık konusu olacaktır. Masaya oturup GSM
şirketleri ile pazarlık yaptıktan sonra sonuç ortaya
çıkacaktır" dedi.
KIBRIS 03/10/06
|
İfade
özgürlüğü ABnin temel ilkesi ABnin
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, ifade özgürlüğü konusunda
Türkiyeyle at pazarlığı yapmadığını
söyledi. |
NTV
Güncelleme: 17:42 TSİ 04 Ekim 2006 Çarşamba
ANKARA
- Rehn, ifade özgürlüğünün ABnin temel ilkesi olduğunun
altını çizdi. Rehn, Kıbrıs konusunda da,
Finlandiyanın dönem başkanlığı tarafından
geliştirilen formülün, son fırsat penceresi olabileceği
uyarısında bulundu.
NTV Ankara
Temsilcisi Murat Akgünün sorularını yanıtlayan Rehn
Kasımda ilerleme raporu açıklanacak. Kısa dönemde neler
yapılmalı? İlerleme olmazsa raporun içeriği ne olacak?
sorusunu Reformların uygulamasında sorunlar var. Reform süreci son
bir yılda yavaşlamaya girdi. Bizler bunun yükselmesini istiyoruz.
İlerleme olmassa rapor olmsuz olur. 9. uyum paketi çok önemli. İfade
özgürlüğü alanında da adım atılması lazım
şeklinde yanıtladı.
301. madde üzerinde önemle durduklarını kaydeden Rehn Başka
ülkelerde ceza kanunlarında örneğin İngiliz olmaya, Finli
olmaya hakaret diye bir madde yok. Burada 301.maddeden son bir yolda 69 dava
açılmış. Bu son derece endişe yaratıyor. Bu madde
ifade özgürlüğü açısından sınırlayıcı olarak
yorumlanabiliyor. Bundan iki yıl önce uygulamada sorun yaşanmayacak
teminatı verilmişti. Maalesef bu anlamda en büyük
korkularımız gerçek oldu dedi.
12 Ekimde
Fransada Ermeni soykırımı iddialarını reddedenlerin
cezanlandırılması ile ilgili karar alınması söz
konusu. Bu Türkiyede, ABnin çifte starndart uygulandığı
endişesini yaratıyor. AB bu konuda çifte standart uyguluyor mu?
sorusuna Olli Rehn Bir defa bu konu Fransada henüz yasalaşmadı.
Bekleyip göreceğiz. Bazı AB ülkelerinde münferit, ilkel unsurlar
içeren düzenlemeler olabilir İnsan hakları raporlarına
baktığımız zaman ABye üye ülkelerle ifade özgürlüğüyle
ilgili son derece nadir davalar açılıyor. Türkiyede ise çok dava
var. Çoğu AB ülkesinin sayfası temiz. Türkiyeye ise 8 buçuk sayfa
ayrılmış durumda. Hrant Dinkten Elif Şafaka kadar... Biz
ABnin temel, demokratik değerlerinden bahsediyoruz. Biz ifade
özgürlüğüne saygı duyuyoruz. İfade özgürlüğünün
sağlanması Türkiyenin çıkarına yanıtını
verdi.
KIBRIS
KONUSU VE LİMANLARIN AÇILMASI TARTIŞMASI
Avrupa Birliği Komisyonu üyesi, Kıbrıs konusunda ise, bir tren
kazasının yaşanmaması için yoğun çaba sarfettiklerini
söyledi.
Rehn Türkiye Ankara Protokolünü uygulamak zorunda. Finlandiya dönem
başkanlığı Kıbrıs konusundaki
tıkanıklığı gidermek için sıkı bir
şekilde çalışıyor. Ben de, hem adadaki iki tarafı, hem
de Türkiye dahil, ilgili diğer tarafları yapıcı bir
yaklaşım sergilemeye teşvik ediyorum. Finlandiya formülü, uzun
bir dönem için son fırsat penceresi olabilir.dedi.
SİVİL-ORDU
İLİŞKİSİ
Olli Rehn, Ordunun sivil liderliğin denetimi altında olması
gerektiğini belirterek TSKya saygı duyuyorum. TSK ile toplumun
diğer temsilcileri gibi görüşmeye hazırım. AB ve ben, Türk
hükümeti ve parlamentosuyla politikalarımızı
tartışıyoruz, değerlendiriyoruz. Seçilmiş yönetimler
bizim muadilimizdir. dedi.
ERDOĞAN-REHN
GÖRÜŞMESİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın AB Komisyonunun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile görüşmesinde, 9. uyum
paketi, reformların uygulanması süreci ve Kıbrıs
konularının ele alındığı öğrenildi.
Başbakanlık Merkez Binadaki görüşmede, müzakere sürecinin
gidişatına ilişkin görüş alışverişinde de
bulunulduğu ifade edildi.
Rumlar:
Ankaranın talepleri gülünç
Rum
yönetimi, Ankaranın, limanlarını Rum gemilerine açma
karşılığında KKTC ile doğrudan ticaret
yapılması yönündeki taleplerinin gülünç olduğunu
açıkladı.
NTV
Güncelleme: 18:39 TSİ 04 Ekim 2006 Çarşamba
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü, Türkiyenin KKTC ile doğrudan
ticarete başlanması yönündeki taleplerine tepki gösterdi. Sözcü
Paşiradis, Bu derece gülünç bir talep ancak Türkiyeden gelebilirdi.
Sadece mantıksız bir Rum yönetimi böyle bir talebi kabul eder dedi.
Rum
yönetimi, Ankaranın limanlarını Rum gemi ve uçaklarına
açmasının AB sürecinde yerine getirmesi gereken bir yükümlülük
olduğunu savunuyor ve KKTC ile doğrudan ticaretin bu konuyla ilgisi
olmadığını ileri sürüyor.
Ankara ise KKTCye yönelik izolasyonlar kaldırılmadıkça, Rum
gemi ve uçaklarına liman ve havaalanlarına açmamakta
ısrarlı olduğunu dile getiriyor.
|
AA
Güncelleme: 11:34 TSİ 04 Ekim 2006 Çarşamba
LONDRA
- İki başbakanın dünkü görüşmede, sürecin bir
çarpışmaya kurban gitmemesi için yollar aradıkları
belirtilen haberde, Blairin Avrupada Türkiyenin AB üyeliğini
savunanların başında geldiği ifade edildi.
Haberde,
Blairin, Müslüman bir ülkenin ABye üye edilerek, birliğin bir
Hıristiyan kulübü olduğu yolundaki eleştirilere yanıt
vermek istediği yorumu yapıldı.
AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnin Türkiye
temaslarına da değinilen haberde, Başbakan Erdoğanın
KKTCye uygulanan izolasyonların kaldırılmasını, liman
ve havalimanlarının Rumlara açılmasının ön şartı
olarak vurguladığı belirtildi.
Erdoğan ile Blairin tıkanıklığın
aşılmasının yollarını aradıkları
kaydedilen haberde, üzerinde durulan planının, Magosa
limanının BM kontrolünde yeniden açılması, buna
karşılık Maraşın Rumlara iadesi olduğu ifade
edildi.
Erdoğan'dan Blair'e veda ziyareti
3 Ekim, 2006 16:35:00 (TSİ) CNN TURK
Dün ABD
Başkanı George Bush ile yaptığı görüşmenin
ardından ABD'deki temaslarını tamamlayan Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Londra'da İngiltere Başbakanı Tony Blair
ile görüştü. Blair'in birkaç ay içinde görevden ayrılması
bekleniyor.
Blair'in Downing
sokağındaki resmi ikametgahında yapılan görüşme
yaklaşık bir saat 20 dakika sürdü.
Görüşmede, ağırlıklı olarak Avrupa Birliği süreci
ele alındı. İngiltere, Türkiye'ye desteğini tekrarladı.
Blair, Türkiye'ye Avrupa Birliği süreci ve Kıbrıs sorununun
çözümünde destek vaat etti. Görüşmede, İran, Irak ve Filistin gibi
bölgesel konular da ele alındı.
Tony Blair, başbakanlığı bırakana kadar
Ortadoğu'da barış için çaba göstereceğini vurguladı,
Erdoğan'dan destek istedi.
Görüşmenin son 50 dakikalık bölümüne Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül de katıldı.
Görüşmede iki ülkenin karşılıklı büyükelçileri
Akın Alptuna ve Peter Westmacott da hazır bulundu.
Blair, görüşmeden sonra Başbakan Erdoğan'ı kapıya
kadar uğurlayarak birlikte foto muhabirlerine poz verdi. İki liderin
görüşmesinin ardından açıklama yapılmadı.
Görüşme, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği için
müzakerelerin başlamasının birinci yıldönümüne
rastlıyor.
Erdoğan'ın ziyareti, aynı zamanda bir veda niteliği de
taşıyor. Blair, önümüzdeki birkaç ay içinde başbakanlık
görevini bırakacak.
Erdoğan dün Bush ile görüştü
ABD temaslarını tamamlayan Başbakan Erdoğan, dün Beyaz
Saray'da, ABD Başkanı Bush'la başta terörle mücadele konusu
olmak üzere kapsamlı bir görüşme yaptı.
Başkan Bush, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada,
Türkiyenin beklentilerinin aksine PKK ve Kuzey Irak konularına
değinmedi.
Planlanandan 40 dakika daha uzun süren görüşmenin ardından düzenlenen
basın toplantısında konuşan ABD Başkanı
Bush, Erdoğan'ı Türkiye'deki ekonomik reformlardan dolayı tebrik
etti.
Başbakan Erdoğan ise stratejik ortak olarak tanımladığı
ABD'nin, Avrupa Birliği konusunda Türkiye'ye verdiği desteğin
altını çizdi.
"Blair destek için Erdoğan'la görüştü"
4 Ekim, 2006 11:14:00 (TSİ) CNN TURK
İngiltere'de
yayımlanan The Guardian gazetesi, İngiltere Başbakanı Tony
Blair'in Türkiye'nin AB sürecini 'kurtarma girişimi' çerçevesinde
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüğünü yazdı.
The Guardian bugünkü
sayısında iki başbakanın dün yaptıkları
görüşmeye geniş yer ayırdı.
İki liderin görüşmede, 'sürecin bir çarpışmaya kurban
gitmemesi için yollar aradıkları' belirtilen haberde, Blair'in
Avrupa'da Türkiye'nin AB üyeliğini savunanların başında
geldiği vurgulandı.
Haberde, Blair'in, Müslüman bir ülkenin AB'ye üye edilerek, birliğin bir
Hristiyan kulübü olduğu yolundaki eleştirilere yanıt vermek
istediği yorumu yapıldı.
The Guardian, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in
Türkiye temaslarına da yer verdi.
Haberde, Başbakan Erdoğan'ın KKTC'ye uygulanan
izolasyonların kaldırılmasını, liman ve
havalimanlarının Rumlara açılmasının ön
şartı olarak vurguladığı belirtildi.
"Erdoğan ile Blair'in tıkanıklığın
aşılmasının yollarını arıyor" denilen
haberde, 'üzerinde durulan planının, Mağusa limanının
BM kontrolünde yeniden açılması, buna karşılık
Maraş'ın Rumlara iadesi olduğu' ifade edildi.
Blair dün Başbakan Erdoğan'la yaptığı 1 saat 20
dakikalık görüşmede İngiltere'nin Türkiye'nin AB
üyeliğine desteğini tekrarlamıştı.
Toprak mafyası hapse gönderildi
CEZALARDA 'TORPİL' KUŞKUSU... Dillirga bölgesinde bulunan
Aytotoro ve Mansura'daki Türk tapulu arazileri sahte belge hazırlayarak
satan 6 Rum hakkında açılan davanın dünkü
duruşmasında, sanıklara 18 ay ile 3 yıl arasında
değişen hapislik cezaları verildi. Eski bir EOKA mensubu olan
çete lideri ve Pirgos köyü muhtarı olan Grinos Theoros'un siyasi
çevrelerde tanınmış olması ve daha önceden birçok Pirgolu
Rum'un topraklarını sahte evraklarla üstüne geçirdiği halde ceza
almamasının, haklarında 14 yıla kadar hapislik istenen
sanıkların daha az cezayla kurtulmasında etkili olduğu düşünülüyor
Aral MORAL
Dillirga bölgesinde bulunan Aytotoro ve Mansura'daki Türk tapulu
arazileri sahte belge hazırlayarak satan 6 Rum hakkında açılan
davanın dünkü duruşmasında, sanıklara hapis cezası
verildi.
Ortaya çıkartılmasının ardından, Rum
kesiminde de bomba etkisi yapan yasadışı toprak
satışı konusunda mahkeme son kararını verdi.
Baf mahkemesinde görülen davada, ceza mahkemesi sanıklara 18 ay
ile 3 yıl arasında değişen hapislik cezaları verdi.
6 kişiden oluşan toprak mafyası üyelerinin her biri
için 14 yıla kadar hapislik cezası istenirken, sanıklara 18 ay ile
3 yıla kadar hapislik cezası verilmesinin, çete başı ve
Pirgo köyü muhtarı olan Grinos Theoros'un, siyasi çevrelerde 'elinin
kolunun uzun olmasından' kaynaklandığı kuşkusu
yarattı.
Savcı Savvas Matsas ise, cezaları az bularak karara itiraz
edeceğini belirtti.
Mafya lideri muhtara 3 yıl
6 kişiden oluşan toprak mafyasının başı
olan Pirgo köyü muhtarı Grinos Theoros, 3 yıl hapis cezasına
mahkum oldu.
Rum tapu dairesinde, Kıbrıslı Türklere ait malları
sahte evrak düzenleyerek, farklı Rumların üzerine çeviren Mihalis
Golotos da 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Malların "Ellinos" isimli turizm şirketine
satılması için aracılık yapan emlakçı Kostas
Konstantiniu, Haralambos Palaslias ve Yorgos Savvas da ikişer yıl
hapis cezası aldı.
Avukatı tarafından, sağlık nedenleri olduğu
için mahkemeye gelmediği belirtilen Andreas Savas ise 18 ay hapislik
cezası aldı.
Savcı cezaları az buldu
Rum savcı Savvas Matsas, mahkemenin sanıklara verdiği
toplam 11 yıl hapislik cezasını az bulduğunu ifade etti.
Haklarında 14 yıla kadar hapislik cezası istenen
sanıkların cezalarını az gören savcı, karara itiraz
edeceğini açıkladı.
Cezalarda 'torpil' şüphesi
Sanıklara verilen cezaların az olması, mahkeme sürecini
takip edenlerde, karar aşamasına müdahale edildiği
şüphesini uyandırdı.
Eski bir EOKA mensubu olan çete lideri ve Pirgos köyü muhtarı
olan Grinos Theoros'un siyasi çevrelerde tanınmış olması ve
daha önceden bir çok Pirgolu Rum'un topraklarını sahte evraklarla
üstüne geçirdiği halde ceza almamasının, haklarında 14
yıla kadar hapislik istenen sanıkların az ceza almasında
etkili olduğu düşünülüyor.
Olay nasıl gelişti?
Pirgo köyü muhtarı Grinos Theoros liderliğinde, Emlakçı
Kostas Konstantiniu, Andreas Savas, Tapu Dairesi'nde memur Mihalis Golotos,
Haralambos Palaslias ve Yorgos Savvastan oluşan toplam 6 kişilik
toprak mafyası, 2000'li yılların başında Aytotoro ve
Mansura köylerindeki Türk mallarını, sahte belgelerle satmak
istemişti.
Çete, ilk iş olarak söz konusu malları, Tapu Dairesi'nde
çalışan Golotos tarafından hazırlanan sahte belgelerle
kendi akrabalarının üzerine geçirmiş daha sonra, Dillirga
bölgesinde Aya Napa gibi bir tatil beldesi inşa etmek isteyen Ellinos
Şirketi ile çete adına bağlantı kuran ve ayni zamanda
çetenin üyesi olan Kostas Konstantiniu, toprakları yaklaşık 1 milyon
Kıbrıs Lirası'na şirkete satmıştı.
Olay, 2001 yılı içerisinde, tapu dairesindeki tapu
belgelerinin bilgisayar ortamına aktarıldığı
sırada, bazı dosyaların kayıp olduğunun
anlaşılmasının ardından açılan polis
soruşturmasında ortaya çıkmıştı.
14 yıl hapislikleri isteniyordu
12 Eylül Salı günü Baf Mahkemesi'nde görülen ve 5 saat süren
duruşmada 59 suçtan itham edilen ve 14 yıla kadar hapislikleri
istenen 6 Rum, mahkeme tarafından suçlu bulunmuştu.
20 Eylül Çarşamba günü görülen duruşmada ise Savcı
Savvas Matsas, sanıkların mal varlıklarına el
konulmasını talep etmiş, mahkeme de Rum toprak
mafyasının mal varlıklarına el konulmasını
emretmişti.
KIBRIS 04/10/06
Finlandiya'nın Kıbrıs formülü, son derece
deneyimli diplomatlar tarafından hazırlandı
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn,
Finlandiya'nın Kıbrıs meselesiyle ilgili formülünün son derece
deneyimli diplomatlar tarafından hazırlandığına
işaret ederek, müzakereleri şu an Finlandiya dönem
başkanlığının yürüttüğünü, kendisinin bu konuda
ayrıntılara girmesinin doğru olmadığını
söyledi.
"Çok iyimser bir havaya girmek istemiyorum, ama cesaret verici
bir durum söz konusu" diyen Rehn, ilgili tarafların hiçbirinin
şu ana kadar herhangi bir şekilde medyaya Finlandiya'nın bu
formülünü sızdırmadığına dikkat çekti.
Rehn, Türkiye'nin; reform sürecine tam kararlılıkla ve
yeniden hızla başlaması gerektiğini de söyledi.
A.A.'nın haberine göre Rehn, Türk-İş Genel
Başkanı Salih Kılıç ile birlikte düzenlediği
basın toplantısında, Türkiye'yi üç nedenle ziyaret ettiğini
belirterek, bu nedenlerden birincisinin, sosyal ortaklar arasında
iletişimin sağlanması ve sivil topluma verdikleri önem
olduğunu ifade etti.
Ziyaretinin ikinci nedeni olarak, Türkiye ile AB'nin müzakerelere
başlamasının 1'inci yıldönümünde Ankara'da bulunmak
istediğini kaydeden Rehn, üçüncü neden için de "Müzakerelerin bu ilk
yıldönümünün, son yıldönümü olmasını istemediğim için
burada bulunuyorum" dedi.
Rehn, Türkiye'de önemli siyasi isimlerle bir araya geleceğini,
toplantı ve görüşmeleri sırasında hem onları
dinleyeceğini, hem de ilgili konularda kendi görüşlerini
ileteceğini belirtti.
Türkiye'deki temasları sırasında iki
çağrısının olacağını söyleyen Rehn, bu
çağrıları, reform sürecine tam kararlılıkla ve
hızla yeniden başlanması ve Türkiye'nin, müzakereler
başlamadan önce kabul ettiği yükümlülükleri, bu çerçevede Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmesi
olarak sıraladı.
Kıbrıs ile ilgili olarak da AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın girişimine işaret eden Rehn, bu girişimin
henüz herhangi bir taraf tarafından reddedilmediğine dikkat çekti.
Rehn, tüm ilgili tarafların bu konunun ciddiyetini çok iyi
anladığını ve çözüm bulmaya
çalıştığını kaydederek, "Geçmişteki
adaletsizliklere daha az bakıyorlar, gelecekteki umuda yönelmiş
durumdalar" ifadesini kullandı.
AB Komisyonu temsilcisi Rehn, özellikle bu konuyla ilgili
görüşleri dinleyeceğini ve kendi görüşlerini dile
getireceğini bildirdi.
Sorular
Basın toplantısında soruları da yanıtlayan
Rehn, Finlandiya'nın Kıbrıs meselesiyle ilgili formülünün
içeriğine ilişkin bir soru üzerine, formülün son derece deneyimli
diplomatlar tarafından hazırlandığına işaret
ederek, müzakereleri şu an Finlandiya dönem başkanlığının
yürüttüğünü, kendisinin bu konuda ayrıntılara girmesinin
doğru olmadığını söyledi.
"Çok iyimser bir havaya girmek istemiyorum, ama cesaret verici
bir durum söz konusu" diyen Rehn, ilgili tarafların hiçbirinin
şu ana kadar herhangi bir şekilde medyaya Finlandiya'nın bu
formülünü sızdırmadığına dikkat çekti.
Taraflardan biri reddetseydi, planın basına
yansımış olacağını, ancak şu ana kadar bunun
olmadığını söyleyen Rehn, Finlandiya'nın
girişimine destek verdiklerini ifade etti.
Rehn, TC Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt'ın irtica tehdidiyle ilgili sözleri hatırlatılarak,
"Siz böyle bir tehlike görüyor musunuz?" sorusu üzerine, Orgeneral
Büyükanıt'ın açıklamalarını daha
ayrıntılı olarak görmek istediğini belirtti.
"Havada bir yanlış anlamanın söz konusu
olduğunu görüyorum" diyen Rehn, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
profesyonelliğine büyük saygılarının olduğunu, hem
kendi ülkelerini savunduklarını, bunu yaparken uluslararası
barış gücü operasyonlarına büyük destek verdiklerini kaydetti.
Türkiye'nin özellikle son yaptığı reformlarla gurur
duyması gerektiğini kaydeden Rehn, sivil-ordu ilişkilerinin
demokratikleşmesi bakımından önemli reformlar olduğuna
işaret etti.
Rehn, bu çabaların devam etmesi gerektiğini söyleyerek,
"Çünkü Avrupa demokrasisinde ordu, sivil denetim
altındadır" ifadesini kullandı. AB temsilcisi Rehn,
demokratik anlamda normalleşmenin sağlanmasının önemini
dile getirdi.
Hükümetin, TCK'nın 301. maddesini kaldırmaması halinde
neler olabileceğinin sorulması üzerine de Rehn, "Türkiye'nin bir
dostu olarak 301. madde konusunda son derece açık
davrandığına ve görüşünü dile getirdiğine" dikkat
çekti.
Rehn, özellikle de bundan 1 yıl önce Türk yetkililerle
görüşmelerinde, 3 Ekim tarihinin hemen ardından Türkiye'ye
düzenlediği ziyaretlerinde bu konuyu gündeme getirdiğini
hatırlatarak, "Maalesef aynı görüşümü bir kez daha
tekrarlamak zorundayım" dedi.
Şu ana kadar bu maddeyle ilgili açılan davaların
sayısında artış görüldüğünü, 60'tan fazla kişinin
yargılanmasının söz konusu olduğunu kaydeden Rehn, tüm
özgürlüklerin temelinde ve ortak demokratik değerlerin kalbinde ifade
özgürlüğünün yer aldığını vurguladı.
Tüm bunların sonuçlarını Türkiye'nin düşünmesi
gerektiğini ifade eden Rehn, karar verme politikalarında etkili
herkese çağrıda bulunduğunu belirterek, bu kişilerin,
Türkiye'nin AB yolundaki bu son derece önemli koşulu yerine getirmesi
açısından en kısa zamanda sorumlu şekilde düşünmeleri
gerektiğini kaydetti.
Tam ifade özgürlüğünün Türkiye'de sağlanmasının
Türk halkının çıkarına olacağını belirten
Rehn, bunun, sosyal değişim, demokratik ilerleme ve Türkiye'nin modernleşme
süreci açısından da önemli olacağını, ayrıca
Türkiye'nin müzakere süreciyle de bağlantılı bir durumun söz
konusu olduğunu söyledi.
KIBRIS 04/10/06
"Kıbrıs, Türkiye-AB ilişkilerinin rehinesi durumuna
düşmektedir"
RUM TARAFININ BM SÜRECİNE KATILMASINI BEKLEMEK KOLAY
DEĞİL... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan
Erçakıca, AB çatısı altındaki sürecin, Kıbrıs Rum
tarafını BM sürecini hafife alma ve önemsizleştirme konusunda
cesaretlendirmekte olduğunu ifade ederek, bu durumda Kıbrıs Rum
tarafının BM sürecine tam kapasiteyle katılmasını
beklemenin kolay olmadığını söyledi. Erçakıca, Rum
tarafının görüşme sürecini "akademik bir
çalışmaya" dönüştürme gayretlerinin ardında yatan
nedenlerden birinin de bu olabileceğini kaydetti.
1 İÇ POLİTİKA...Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın siyasi
partilerle yürüttüğü ortak çalışmaları artık ayrı
ayrı yapacağını açıkladı. Erçakıca, bu
çerçevede önceki gün UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün
başkanlığındaki UBP heyetiyle bir araya gelen Talat'ın,
bugün de DP'yle randevusu bulunduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği çatısı altında ve
Türkiye'yle ilişkiler bağlamında ele alınmasının,
Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülmeye
çalışılan görüşme sürecine de zarar vermekte olduğunu
söyledi.
Erçakıca Cumhurbaşkanlığı'ndaki haftalık
basın brifinginde, Kıbrıs sorununda yaşanan son siyasi
gelişmelerle ilgili olarak basını bilgilendirdi. Soruları
da yanıtlayan Erçakıca iç politikaya yönelik bir soruya
karşılık Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın siyasi
partilerle yürüttüğü ortak çalışmaları artık ayrı
ayrı yapacağını açıkladı. Erçakıca, bu
çerçevede önceki gün UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün
başkanlığındaki UBP heyetiyle bir araya gelen Talat'ın,
bugün de DP'yle randevusu bulunduğunu söyledi.
"1 Ekim'in Kıbrıs tarihinde özel bir yeri yok"
Sözcü Hasan Erçakıca, Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlık günü olarak
kutlamakta olduğu 1 Ekim tarihinin, Kıbrıs tarihinde özel bir
yeri bulunmadığına; cumhuriyetin ortaya çıkış
sürecinde de önemli bir tarih olmadığına dikkat çekerek Rum
tarafının bu tavrını, "Kıbrıs'ı sadece
kendi malı gibi görme eğiliminin işareti" olarak
değerlendirdi.
Erçakıca, "Bu vesileyle bütün dünyaya şu mesajı
vermek istiyoruz" diyerek Papadopulos yönetimi tarafından temsil
edilen ve geçen pazar gün kutlaması yapılan "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin, Zürih, Londra ve Lefkoşa anlaşmalarıyla
kurulan, 16 Ağustos 1960 tarihinde hayat bulan Kıbrıs
Cumhuriyeti olmadığını vurguladı.
AB'deki çalışmalar
AB'deki gelişmeleri de değerlendiren Erçakıca, Avrupa
Birliği'ndeki çalışmaların, Türkiye'nin AB üyeliği
süreciyle ilişkili olduğu için Kıbrıs Türk
tarafının bu çalışmalara katılımının
sınırlı olduğunu belirtirken buna, Avrupa Parlamentosu
raporunun pek çok maddesinin Kıbrıs sorunuyla ilgili olduğu
halde, raporda Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türklere
karşı olan yükümlülüklerinden söz edilmemesini gösterdi.
Pek çok AP üyesinin, Türkçenin resmi AB dili olmasını
desteklediği halde bu konunun da rapora girmediğine ve ayrıca
Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Avrupa Parlamentosu
çalışmalarına gayrı resmi katılması sorununun da
ele alınmadığına işaret eden Erçakıca,
"Bütün bunların nedeni, sorunun Türkiye-AB ilişkileri
bağlamında ele alınmasıdır. Bu yöntemi
sağlıklı olarak kabul etmek mümkün değildir" dedi.
Finlandiya'nın önerileri
AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın, Kıbrıs Rum
tarafının Türkiye'nin AB üyeliği süreci konusunda
çıkarmakta olduğu zorlukları aşmak amacıyla
ürettiği bazı görüşleri ilgili taraflarla paylaşmaya
başladığına da değinen Erçakıca, bir soruya
karşılık, geçen hafta Cumhurbaşkanı Talat'ı
ziyaret eden Finlandiya Büyükelçisi'nin bu önerinin ana hatlarını
özetlediğini, Cumhurbaşkanı'na yaklaşımını
sorduğunu ve onun da görüşlerini aktarma olanağı
bulduğunu açıkladı. Erçakıca, Kıbrıs'la ilgili bu
görüşlerin Kıbrıs Türk tarafına geç iletilmesinin
eleştirisinin yapıldığını da söyledi. Hasan Erçakıca,
diğer AB üyesi ülkeler ve Rum tarafının görüşleri de
alınarak daha ciddi bir öneri olarak gündeme getirildiğinde yine
yanıtlarının olacağını da ekledi.
"Süreç Rum tarafını cesaretlendiriyor"
Sözcü Erçakıca, AB çatısı altındaki sürecin,
Kıbrıs Rum tarafını BM sürecini hafife alma ve
önemsizleştirme konusunda cesaretlendirmekte olduğunu ifade ederek,
bu durumda Kıbrıs Rum tarafının BM sürecine tam kapasiteyle
katılmasını beklemenin kolay olmadığını ve
Rum tarafının görüşme sürecini "akademik bir
çalışmaya" dönüştürme gayretlerinin ardında yatan
nedenlerden birinin de bu olabileceğini kaydetti.
Erçakıca, "Kıbrıs sorununun, Avrupa Birliği
çatısı altında ve Türkiye'yle ilişkiler
bağlamında ele alınması, Kıbrıs'ta
Birleşmiş Milletler gözetiminde sürdürülmeye çalışılan
görüşme sürecine de zarar vermektedir. Kıbrıs Rum tarafı,
BM çatısı altındaki sürecin etkinlik kazanmasını
önlemeye çalışırken, AB çatısı altındaki süreci
kullanarak haksız kazanımlar elde etme
uğraşındadır. Açıkça bellidir ki AB çatısı
altındaki süreç, Kıbrıs Rum tarafını BM sürecini
hafife alma ve önemsizleştirme konusunda cesaretlendirmektedir"
şeklinde konuştu.
Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde çok çeşitli sorunlar
bulunduğuna ve Kıbrıs sorununu, böyle bir sürecin parçası
halinde getirmenin sorunun çözümünü Türkiye'nin AB üyeliğinin
gerçekleşmesine kadar ertelemek anlamına geldiğine de dikkat
çeken Erçakıca, "Böylece Kıbrıs, Türkiye-AB
ilişkilerinin rehinesi durumuna düşmektedir" dedi.
Erçakıca, Kıbrıs Türk tarafının,
Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği süreciyle
ilişkilendirilmesine karşı olduğunu vurguladı.
Kıbrıs Rum tarafının da benzer şeyleri söylemesine
rağmen iki farklı süreç arasında tam anlamıyla bir bağ
kurulması için çalıştığını ifade eden Hasan
Erçakıca, bu çelişkinin AB üyeleri tarafından gözlemlenerek
Kıbrıs Rum tarafının ikiyüzlü politika oyununun önüne
geçilmesi gerektiğini söyledi.
İzolasyonlar
Erçakıca, Kıbrıslı Rum lider Tasos Papadopulos'un
son günlerdeki demeçlerinde, Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan
izolasyonları "hayal" olarak değerlendirmesiyle ilgili
olarak ise "bu yaklaşım, izolasyonların savunulamayacağının
açık bir göstergesidir" dedi. Papadopulos'un, savunmakta
zorlandığı durumu inkâra yöneldiğini ve hatta
"Kıbrıslı Türklerin hayat standardındaki
yükselişi kendilerinin sağladığını" iddia
edecek kadar ileri gittiğini de dile getiren Erçakıca,
Kıbrıslı Türklerin yurtdışındaki ekonomik ve
sosyal faaliyetlerinin Kıbrıs Rum tarafınca baskı
altında tutulduğunu ve bunun "Kıbrıs Cumhuriyeti"
olarak tanınmanın sağladığı olanaklarla
yapılmak istendiğini anımsattı.
Turizm
Akdeniz'deki bir adanın en önemli gelir kaynağı turizm
olmak durumundayken, KKTC'nin, benzer turizm potansiyeline sahip Güney
Kıbrıs ve Malta'nın turizm verilerine kıyasla, turizmden
hak ettiği payı alamadığına dikkat çeken Erçakıca,
KKTC'nin onda biri büyüklüğünde bir yüzölçümüne sahip Malta'yı 2004
yılında havayoluyla ziyaret eden yabancı uyruklu yolcu
sayısının, KKTC'yi ziyaret edenlerin üç katından fazla;
tesislerde gerçekleşen geceleme sayısının da beş
katından fazla olduğu örneğini verdi.
Erçakıca, adanın kuzey kısmına 2004
yılında gelen yabancı uyruklu yolcu sayısının
güneye gelenin dörtte biri oranında olduğunu da ifade etti.
"Papadopulos'un sözleri bilimsellikten uzak"
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türk
üreticilerin hellim satışlarını engellemek için
çalışmalar yaptığı yönünde geçen hafta Rum
basınında çıkan haberlere de atıfta bulunan Sözcü,
Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerin milli gelirlerinin Güney
Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türkler sayesinde
arttığını ileri sürmesini de "bilimsellikten
uzak" olarak değerlendirdi.
Erçakıca şöyle konuştu:
"Güney Kıbrıs'ta çalıştığı
tahmin edilen Kıbrıslı Türk sayısı 4 bin-4 bin 500
dolaylarındadır. Buna karşın Kıbrıs Türk
ekonomisi 40 bin kadar yabancı işçi istihdam etmektedir. 40 bin
yabancı işgücü istihdam edebilme kapasitesine sahip olan
Kıbrıs Türk ekonomisinin 4 bin 500 işçinin gelirleriyle
büyüdüğünü ileri sürebilmek için ekonomi biliminden haberdar olmamak
gerekmektedir."
Yeşil Hat Tüzüğü
Kıbrıs Rum tarafının Yeşil Hat Tüzüğü
kapsamında yapılmakta olan ticaretin gelişmesi için
çıkardığı engellere de değinen
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, eylül ayı
sonuna kadar bu kapsamda yapılan ticaretin 1.5 milyon Kıbrıs
Lirası kadar olabildiğini ve bunun Kıbrıs Türk ekonomisinin
büyümesindeki payının çok küçük olduğunun açıkça ortada
olduğunu kaydetti.
Güney'den alınan sağlık hizmetleri
Erçakıca, Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerin Güney
Kıbrıs'ta aldıkları sağlık hizmetlerini istismar
etmesini de eleştirdiği brifingde, "Bu yaklaşımı
en hafif deyimiyle çirkindir" dedi.
KKTC'nin, yurttaşlarının sağlık hizmeti
alabilmesi için her türlü fedakârlığı yapmakta olduğu, bu
amaçla yurtdışına gönderilen hastalar için ödenen
miktarların önemli boyutlara ulaştığını anlatan
Erçakıca, "Papadopulos, bazı Kıbrıslı Türklerin,
pratik veya kişisel nedenlerle Güney Kıbrıs'ta tedavi olma
yolunu seçmelerini siyasi propaganda aracı yaparak,
Kıbrıslı Türkleri nasıl gördüğünü ve Kıbrıs
sorununa bakışını ortaya koymaktadır. Bu
bakış, çirkindir ve insanlık değerlerinden
uzaktır" ifadelerini kullandı.
Erçakıca, Kıbrıslı Türklerin, uzun yıllardan
beri devam eden izolasyonların ticari, kültürel ve sportif alanda da
yıkıcı veya en azından geriletici etkilerini yaşamakta
olduğunu dile getirerek, bunu aslında bütün dünyanın ve
Papadopulos'un da bildiğini ancak propaganda yoluyla anlındaki lekeyi
temizlemeye çalıştığını söyledi.
Sözcü Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın geçen hafta
AP Yüksek Seviyede Temas Grubu Üyesi Yorgos Karacaferis'le
gerçekleştirdiği görüşmenin içeriğiyle ilgili bir soru
üzerine, Kıbrıs konusunun tüm yanlarıyla konuşulduğu
bu görüşmenin sonuca bağlanacak diplomatik bir görüşme
olmadığını, yararlı bir görüş
alışverişinde bulunduğunu ve bunun Karacaferis'in
çalışmalarını nasıl etkileyeceğinin ileriki
günlerde görülebileceğini kaydetti.
Siyasi partilerle ayrı ayrı
Erçakıca, iç politikayla ilgili olarak, UBP ve DP'nin meclis
boykotunu Cumhurbaşkanı'nın nasıl
değerlendirdiğinin sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, sorunların demokratik hukuk devleti kuralları
içinde kalınarak aşılabileceği inancında olduğunu
ve gelişmeler karşısında
tarafsızlığını korumasına dikkat ettiğini
belirtti.
Bu durumun Cumhurbaşkanının siyasi partilerle
yürüttüğü ortak çalışmaları olumsuz etkilediğini
belirten Erçakıca, siyasi partilerle görüşmelerin bundan böyle
ayrı ayrı yapılacağını açıkladı.
Erçakıca, bu çerçevede önceki gün UBP Genel Başkanı
Hüseyin Özgürgün başkanlığındaki UBP heyetiyle bir araya
gelen Talat'ın, bugün de DP'yle randevusu bulunduğunu söyledi.
KIBRIS 04/10/06
Eğer Türkiye, Ankara Anlaşması'nı
tanımazsa bizim için büyük güçlükler çıkacaktır
Tuomioja, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde sözde Ermeni
soykırımını tanıması gerektiğine
ilişkin bir durumun söz konusu olmadığını da
belirterek, "(Sözde) Ermeni soykırımı konusu, tarihçilerin
sorumluluğuna bırakılması gereken bir konu,
uluslararası siyasete alet edilemez" görüşünü de dile getirdi.
Çeşitli temaslar için Bakü'de bulunan AB Troykası heyetine
başkanlık eden Tuomioja, temaslarıyla ilgili olarak
düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin AB
üyeliği süreci ve Ermeni soykırımı iddiaları
konusundaki bir soru üzerine, Türkiye'nin üyeliğinin uzun bir süreç
gerektirdiğini ifade ederek, "Görüşmeler ve üyelik
arasında, 10 yıla kadar zaman geçebilir. Bu süreçte (soykırım
iddialarının yerine) asıl önemli olan konulardan biri,
Türkiye'nin kendisinden beklenen talepleri yerine getirmesi, kriterleri
sağlamasıdır. Bu talepler arasında Türkiye'nin (Güney)
'Kıbrıs' dahil, tüm (AB üyesi) ülkelerle normal ilişkisi
bulunması da yer alıyor" diye konuştu.
Güney Kıbrıs konusunun Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde
sorun olabileceğine işaret eden Tuomioja, "Eğer Türkiye,
Ankara Anlaşması'nı tanımazsa bizim için büyük güçlükler
çıkacaktır" dedi.
KIBRIS 04/10/06
|
NTV
Güncelleme: 16:55 TSİ 05 Ekim 2006 Perşembe
ANKARA
- Öğle saatlerinde Ankaraya gelen Merkel, Başbakan Erdoğan ile
görüştü. Merkel daha sonra Cumhurbaşkanı Sezer tarafından
kabul edilecek.
Almanya
Başbakanı Angela Merkel, Ankaradaki temasları çerçevesinde ilk
olarak Anıtkabiri ziyaret etti.
Erdoğan ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, daha sonra
Başbakanlık merkez binada ikili görüşmelerin ardından ortak
basın toplantısı düzenlediler.
Alman bir gazetecinin, Ankara Protokolünü hatırlatarak, limanların
Güney Kıbrıs gemilerine açılıp
açılmayacağına yönelik soru üzerine Erdoğan, Bu konunun
detaylarını akşam şansölyeyle görüşeceğiz. Ancak
bizim bu konuyla ilgili olarak şu anda söylediğimiz bir şey var.
Tezimiz şu, diyoruz ki Ankara Protokolünü, özellikle Kıbrıstaki
şu anda yaptırım olarak söylenen konulara yönelik tek
taraflı bir yaptırım söz konusu değil. Burada
karşılıklı yaptırım söz konusu. Her şeyden
önce Kuzey Kıbrısa uygulanan izolasyonların
kaldırılması gerekir. Bu izolasyonlar kaldırılmadan bu
tür bir şeyin bizden istenmesi bu bir defa adil bir yaklaşım
olmaz. Bizim her zaman söylediğimiz bir konu var. Bildiğiniz gibi o
da şudur, Kuzey Kıbrıs bir terör bölgesi midir? Bir uyuşturucu
merkezi midir? Bir kara para aklama yeri midir? Niçin bu izolasyonlar Kuzey
Kıbrısa uygulanıyor? dedi.
Erdoğan, Şu anda bu konuda izolasyonlar kalkmadıkça biz
limanların ve hava alanlarının açılması noktasına
asla sıcak bakmıyoruz. Bunu da özellikle ifade etmem gerekir. dedi.
Merkel de bir gazetecinin Kıbrısa izolasyonların
kaldırılması konusundaki bir soruya şu yanıtı
verdi: Ankara protokolünün bizim açımızdan yerine getirilmesi
gerekiyor. Finlandiya önerisi masada. Öneri Türkiye tarafından da olumlu
karşılandı. AB müzakerelerinin devam edilebilmesi için
Kıbrıs sorununun halledilmesi gerekiyor. yanıtını
verdi.
Akşam İstanbula geçecek olan Merkel, Başbakan Erdoğanla
Medeniyetler Buluşması başlığı altında
verilen iftar yemeğine katılacak.
Almanya Başbakanı, yarın ise, Türk- Alman Ekonomik Forumuna
katılacak, dini liderlerle de bir araya gelecek.
Merkelin ziyaretinin gündeminde ekonomik ilişkiler ve Türkiyenin AB
üyeliği var. Türk tarafı, 1 Ocakta AB dönem
başkanlığını üstlenecek olan Almanyadan destek
isteyecek. Görüşmelerde Almanyadaki Türk azınlığın
sorunları da ele alınacak.
Ankara'dan Merkel'e: "Kıbrıs tezimiz
aynı"
5 Ekim, 2006 16:10:00 (TSİ) CNN TURK
cnnturk.com
Bugün Ankara'ya gelen Almanya Başbakanı Angela Merkel ilk olarak
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la biraraya geldi. Görüşmeden
sonra açıklama yapan Erdoğan, ''Kıbrıs konusunda tezimiz
aynı. KKTC'ye uygulanan izolasyonlar kalkmadıkça Rumlara
limanlarımızı açmayacağız'' dedi.
Başbakan
Erdoğan iki günlük resmi ziyaret için Türkiye'ye gelen Almanya
Başbakanı Angela Merkel ile Başbakanlık'ta biraraya geldi.
İki lider görüşmelerinin ardından kameraların
karşısına geçti. Erdoğan kendisine "Ek Protokolü
Kıbrıs Rum kesimini de kapsayacak şekilde
genişletin" diyen Merkel'e, "Kıbrıs tezlerimizde
değişiklik yok. KKTC'ye uygulanan izolasyonlar
kaldırılmadıkça Rumlara limanlarımızı
açmayacağız" diye konuştu.
"Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların
kaldırılması gerekir" diyen Başbakan, "bu
izolasyonlar kaldırılmadan bu tür bir şeyin bizden istenmesi bu
bir defa adil bir yaklaşım olmaz. Bizim her zaman söylediğimiz
bir konu var. Bildiğiniz gibi o da şudur, Kuzey Kıbrıs bir
terör bölgesi midir? Bir uyuşturucu merkezi midir? Bir kara para aklama
yeri midir? Niçin bu izolasyonlar Kuzey Kıbrıs'a uygulanıyor?''
ifadesini kullandı.
Erdoğan nisan 2004'te Ada'da yapılan referandumda Annan Planı'na
'hayır' diyen tarafın Rumlar olduğunu hatırlattı ve
"ancak plana 'hayır' diyen Rumlar ödüllendirilirken, 'evet' diyen
KKTC cezalandırılmıştır. Önce bu haksızlık
çözüme kavuşturulmalı" ifadesini kullandı.
Angela Merkel de, AB'nin Ankara'dan beklentisinin Ek Protokolü genişletmek
olduğunun altını çizdi. Merkel, AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Kıbrıs'ta çözüm çabalarını
desteklediğini de ifade etti.
Erdoğan konuşmasında Almanya'nın en başından beri
Türkiye'nin AB sürecini desteklediğine dikkat çekti.
Merkel'in programı
Merkel'i Esenboğa Havalimanı'nda Başmüzakereci Ali Babacan,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyd
Zapsu ve diğer yetkililer karşıladı.
Ankara'daki temasları çerçevesinde Başbakan Erdoğan ile
görüşen Merkel, daha sonra Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer
tarafından kabul edilecek.
Başkentteki temaslarını tamamlamasının ardından
Başbakan Erdoğan ile İstanbul'a geçmesi planlanan Merkel,
yarın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Türk Sanayici ve
İş Adamları Derneği işbirliğinde
Çırağan Sarayı'nda düzenlenecek Türk-Alman Ekonomi Forumu'na
katılacak.
Merkel'in yarın ülkesine dönmeden önce İstanbul'da bazı dini
liderlerle görüşmesi de bekleniyor.
Almanya Başbakanı'na Türkiye ziyaretinde Türk kökenli milletvekilleri
Lale Akgün, Hakkı Keskin, Avrupa Parlamentosu milletvekili Vural Öger ve
aralarında Türklerin de bulunduğu 20 işadamıyla çok
sayıda gazeteci eşlik ediyor.
Almanya Dışişleri Bakanı da gelmişti
6 eylülde ise Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter
Steinmeier, iki günlük resmi ziyaret için Türkiye'ye gelmişti.
Steinmeier Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile birlikte
Kültürlerarası Diyalog ve Anlayış için Ernst Reuter
Girişimini kamuoyuna tanıtmıştı.
Konuk bakanın ziyareti çerçevesinde iki ülke dışişleri
bakanlarının başkanlığında heyetlerarası
görüşmelerin de yapılması ve bu görüşmelerde ikili
ilişkilerin yanı sıra Türkiye-AB ilişkileri ile güncel
uluslararası konuların ele alınmıştı.
Çağlayandan
modanın 111 yılı
Paris
Moda Haftasında 1895den günümüze modanın 111 yılı
konusunu işleyen Hüseyin Çağlayan, Victoria döneminin
kadını kapatan uzun etekleri ile başlayan defilesini kadın
vücuduna vurgu yapan anlayışa gönderme yaparak bitirdi.
AA
Güncelleme: 13:19 TSİ 05 Ekim 2006 Perşembe
PARİS
- Modanın kalbi Fransanın başkenti Pariste atmaya devam
ediyor. Dünyaca ünlü modacılar, 8 Ekime kadar sürecek Paris Moda
Haftasında, 2007 ilkbahar ve yaz kreasyonlarını sergiliyor.
Moda haftasının en ilginç defilesini, Londrada yaşayan Türk
modacı Hüseyin Çağlayan sundu.
1895den
günümüze modanın 111 yılı konusunu işleyen Çağlayan,
defilesi için, Paris Bercydeki spor salonunun Marcel Cerdan bölümüne kurulan
sahnenin her yerini kristal taşlarla bezedi.
Defile, başlangıcından sonuna kadar salonu tıklım
tıklım dolduran davetlilerden büyük alkış aldı.
Çağlayan,
111 yıllık modanın yolculuğunu günümüze aktarırken,
teknolojiyi de kullanarak bir sihir gibi kıyafetleri şekilden
şekle soktu. 30a yakın kıyafetin sergilendiği defile
yaklaşık 20 dakika sürdü.
Çağlayanın
1895den günümüze modanın yolculuğu öyküsünde, Victoria döneminin
kadını kapatan uzun etekleriyle başlayan defile, 2000li
yılların kadın vücuduna sürekli olarak vurgu yapan
anlayışına gönderme yaparak sona erdi.
Temel çelişki
Kıbrıs Prensi Alessandro Mirri di Lusignan Fas'ta öldürüldü. Bir
garip giriş ve ilişki... Türkiye'nin Avrupa Birliği tam
üyeliğine uzanan bir öyküdür bu. Anlatayım:
Kayıtlara göre Haçlı Seferleri sırasında Aslan Yürekli
lakaplı İngiltere Kralı Richard tarafından,
Kıbrıs, Kudüs'ten dışlandığı için kendine
yurt arayan eski Kral Guy de Lusignan'a satılıyor. Bu parayla
Haçlı Seferleri'ne finansman katkısı sağlanıyor.
Yıl 1189...
Lusignan hanedanı böylece 300 yıl Kıbrıs Adası'nı
yönetiyor. Sonrası... Kıbrıs, Venedikliler tarafından ele
geçirilince aile önce Sakız Adası'na göçüyor. Ardından
İzmir'e... Lusignan ailesi, yüzyıllarca İzmir'de daha çok
Mirri'ler adıyla tanınıyor. Baba Lusignan 1960 yılına
kadar Türkiye'de kalmış. Sonra... Belçika'ya göçmüş.
AB'ye uluslararası memur olarak girmiş. AB'nin genişlemeden
sorumlu bölümünün Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya masasını
yönetmiş. Artık, emekli. Onun görevine de yıllar sonra oğlu
Alessandro Mirri di Lusignan gelmiş. Baba gibi oğul da sıkı
bir Türkiye dostu idi. Kısa süre önce AB'nin Fas temsilciliğine
atandı. Ne yazık ki Fas'ta eşiyle birlikte öldürüldü. Geride
dört çocuk bıraktı.
...............................
Onun anısına saygı gereği öyküsünü bir kez daha
yazdım. Ancak güncel tarafı da var...
..............................
TÜSİAD'ın Brüksel temsilcisi Bahadır Kaleağası
şöyle yazmış:
"Alessandro Türkiye'yi derinden tanırdı. Fakat her Türkiye
uzmanının düştüğü şaşkınlıklardan da
kendini alıkoyamazdı. Türkiye'yi iyi anlayan bir kişi olarak,
'Nasıl olur da bu ülke bazen kendi çıkarlarına bu kadar ters
gelişmelere bu kadar çok saplanabilir?' diye merak ederdi. Türk
tanıdıkları kendisine bu konuya çok takılmaması
telkininde bulunurdu. Zaten bizzat Türklerin de ülkede olan biteni anlamakta
çoğu zaman zorlandıklarını söylerlerdi. Fakat herkes
bilirdi ki, aslında bu sorgulamanın arkasında Türkiye'nin
mutlaka aşması gereken bazı temel çelişkileri
vardır."
Ve Kaleağası'na göre "301 vakası" bunun en belirgin
örneği. 301. maddedeki Türklüğe hakaret, bu fiilden
caydırmayı amaçlıyor... Hedef Türkiye için çirkin
algılamaların önlenmesi.
Oysa... Tam tersi bir durum doğmuyor.
TCK 301'e dayanarak açılan her dava dünya medyasında
yankılanarak döne döne yayımlanıyor. Dava konusu olan söylem ve
satırlar yüzlerce kez çoğalarak milyarlarca dünyalıya
ulaştırılıyor.
Böylece Türkler ve Türkiye hakkında kötü algılamalar mı
önlenmiş oluyor, yoksa hiç istemeyerek o algılamaların geometrik
diziyle yayılması mı gerçekleşiyor?
Ayrıca... AB ülkelerine böyle bir suçu anlatabilmek çok zor.
"İngilizliğe hakaret, Belçikalı, Danimarkalı olmaya
hakaret" gibi bir suç tanımı, AB ülkeleri ceza yasalarında
yok.
..............................
Düşünce suçu kavramı için bazı istisnalara parantez
açılmamış değil... Örneğin... Almanya'da "Nazi
dönemini övmek ve Yahudi soykırımı
yapılmadığını iddia etmek" suçtur.
Ama bu Federal Almanya Anayasası'na girmiştir ve savaş
mahkemesinde hükme bağlanmış bir içtihattır. Bir
insanlık suçundan söz edilmektedir. Buna karşılık Fransa
Parlamentosu'nda bulunan "Ermenilere soykırım
yapılmadığını söylemenin, yazmanın suç
olmasını öngören" yasa tasarısını işaret
etmeliyim. Bu ise gerçekten arızalı bir yasa maddesi. Düşünce
özgürlüğünün beşiği sayılan Fransa'nın üzerine
düşecek gölgedir.
Çünkü... Uluslararası mahkeme kararına dayanmıyor. Geçerli bir
hukuk kaynağı yok. Saptanmış bir gerçeklik iddia edilemez.
Zaten Olli Rehn de "Ermeni soykırımını
tanımanın AB'ye tam üyelik için bir önkoşul
olmadığı"nı söyledi.
............................
Yazının ağırlık merkezi olan TCK 301'e gelelim. Bu
maddenin sürdürülmesi, öyle bir psikolojik ortam yaratıyor ki, Türkiye'nin
Kopenhag siyasi kriterlerine uygunluğu öngörülerek başlatılan müzakerelerin
zırhı delinmekte. O delikten diğer bütün zehirli formüller
akabilmekte. Ermeni, Pontus, Süryani soykırımını
tanıma dayatmaları... Askerin Aşil topuğuna gönderilen
oklar... Türkiye'nin bütünlüğünü zorlayabilecek öneriler...
Kıbrıs'ta kantarın topuzunu kaçıran istekler...
.............................
AKP bu duyarlı maddedeki değişikliği yapacak oy
çoğunluğuna sahiptir. CHP'ye ihtiyacı yoktur. Ama CHP'yi bahane
ederek oy hesaplarıyla ayak sürüyor. Yerkürenin en büyük uygarlık
projesinde yer alabilme şansını Türkiye ıskalayabilir.
Rehn'in "1. yıldönümü, son yıldönümü olabilir" söylemi bir
işarettir.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 05/10/06
Finlandiya formülünü hiç bir tarafın reddetmemesi
gerekiyor
"BU SEFER BAŞARILI OLACAĞIMIZI UMUYORUM"... AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn,
"Finlandiya'nın girişiminin, şu an var olan tek fırsat
olduğunu kaydederek, hiçbir tarafın bu girişimi reddetmemesi
gerektiğini" söyledi. "Bu sefer başarılı
olmayı umduklarını, aksi halde sonuçların hem Türkiye hem
de AB için olumsuz olacağını" belirten Rehn, girişimin
başarılı olmasıyla KKTC ile doğrudan ticaret konusunda
ilerleme sağlayabileceklerini ifade etti
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn,
"Finlandiya'nın girişiminin, şu an var olan tek fırsat
olduğunu kaydederek, hiçbir tarafın bu girişimi reddetmemesi
gerektiğini" söyledi.
"Bu sefer başarılı olmayı
umduklarını, aksi halde sonuçların hem Türkiye hem de AB için
olumsuz olacağını" belirten Rehn, girişimin
başarılı olmasıyla KKTC ile doğrudan ticaret konusunda
ilerleme sağlayabileceklerini ifade etti.
Rehn, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde "İmtiyazlı
ortaklıktan" bahseden kesimleri de eleştirerek,
katılım müzakerelerinin hedefinin tam üyelik olduğunu da
vurguladı.
A.A.'nın haberine göre Bilkent Üniversitesi'nde konferans veren
Rehn, Kıbrıs meselesine ilişkin olarak, tarafların
geçmişe çok fazla, geleceğeyse çok az vurgu
yaptıklarını gözlediğini ifade ederek, AB Dönem
Başkanı Finlandiya'nın bu konudaki çabalarını AB
Komisyonu olarak desteklediklerini belirtti.
Finlandiya'nın bu konudaki girişiminin, şu anki mevcut
tek fırsat olduğunu kaydeden Rehn, hiçbir tarafın bu
girişimi reddetmemesi gerektiğini söyledi.
"Bu sefer başarılı olmayı
umduklarını, aksi halde sonuçların hem Türkiye hem de AB için
olumsuz olacağını" kaydeden Rehn, girişimin
başarılı olmasıyla KKTC ile doğrudan ticaret konusunda
ilerleme sağlayabileceklerini belirtti.
Ada'da Yeşil Hat'tı her geçişinde, "Sanki bir
zaman makinesine girip, kendisini 1980'lerin Doğu Almanya'sına
girmiş gibi hissettiğini" söyleyen Rehn, AB'nin her üyesinin,
"Barışçıl ve birleşik" olmasının
önemini vurguladı.
Rehn, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolünden kaynaklanan
yükümlülüklerini uygulaması gerektiğini de ifade etti.
Rehn, Gümrük Birliği'nin ve NATO'nun üyesi Türkiye'nin, AB ile
hali hazırda sahip olduğu bağların zaten imtiyazlı
ortaklığın çok ötesinde olduğuna dikkati çekti.
Sonuçları şimdiden kestirilememekle birlikte, Türkiye'nin
katılım müzakerelerinin hedefinin tam üyelik olduğunu kaydeden
Rehn, AB içindeki bazı kesimlerin ve liderlerin imtiyazlı
ortaklıktan yana olduğuna işaret ederek, "AB, bu konuda
kendini kandırmamalıdır. Birliğin, Türkiye'ye üyelik
şansı verilmesi hususunda adil ve kararlı olması gerekir.
AB ve Türkiye'deki yetkilileri, AB-Türkiye ilişkilerine dair sorumlu bir
tartışma yürütmeye çağırıyorum" diye
konuştu.
AB'ye giden "Kestirme bir yol"
bulunmadığını belirten Rehn, tam üyelik yolunda dürüst,
kararlı ve taahhütlere bağlı kalarak ilerlemenin gereğini
dile getirerek, bu sürecin başarıyla ilerletilmesinde Türkiye'nin
tutumunun önemli olduğunu kaydetti.
"Önümüzdeki 2-3 ay çok kritik"
Üyelik sürecinin çetin geçeceğini ve sürecin ne zaman
tamamlanacağının Türkiye'ye ve karşılıklı
anlayışa bağlı olduğunu vurgulayan Rehn, "Hem
Türkiye'deki, hem de Avrupa'daki mevcut hava bizi endişelendiriyor.
Gelecek 2-3 ay çok kritik" dedi.
Rehn, AB demokrasilerinde sivil-asker ilişkilerine dair ortak
uygulamanın, ordunun sivil denetim altında tutulması
olduğuna işaret ederek, Türkiye'nin bu alanda ilerlemeler
kaydettiğini, ancak daha atılması gereken bulunduğunu
söyledi. Türkiye ile AB arasındaki iletişimin önemine işaret
ederek, bu konuda sivil toplum kuruluşlarının hayati bir rol
oynadığını kaydeden Rehn, "Sivil toplum örgütleri
arasındaki etkileşime destek vermeliyiz. Birbirimizi bugün
olduğundan daha iyi tanımalıyız" diye konuştu.
AB-Türkiye ilişkilerinde bu yılsonunda meydana gelebilecek
muhtemel bir "Tren kazasının", sorunların siyasi
iradeyle çözülmesiyle engellenebileceğini belirten Rehn, "Benim
görevim böyle bir tren kazasına engel olmaktır" dedi.
Rehn'den TCK'ya eleştiri
TCK'daki bazı düzenlemelerin Türkiye'nin AB perspektifinde bir
yük oluşturduğu görüşünü aktaran Rehn, terörü
kınadıklarını ve terörle mücadelesinde Türkiye'yi
desteklediklerini, ancak ifade özgürlüğüyle ilgili açılan 60-80
dolayında davanın hiçbirinin terörle alakası
olmadığını kaydetti.
Rehn, bir başka soru üzerine, temasları sırasında
sürekli olarak, "Fransa'da şöyle Almanya'da böyle" gibi
örneklerin gösterildiği sorularla karşılaştığını
da ifade ederek, "Bazı Avrupa ülkelerinde kötü uygulamaların
görüldüğü birtakım ayrıntılar olabilir. Siz kötü örnekleri
toplamaya çalışmayın. Türkiye'yi, AB'nin en iyi
uygulamalarının görüldüğü üyesi haline getirmeye
çalışın" ifadesini kullandı.
Türkiye'deki reform sürecinin yavaşladığını
da öne süren Rehn, Türkiye'nin bu konuda "Bahaneler" bulmaya
çalışmaması gerektiğini sözlerine ekledi.
KIBRIS 05/10/06
İzolasyonları kaldırın
"KIBRIS SORUNUNU BIRAKIN, İZOLASYONLARI KALDIRMAYA
BAKIN"... Talat, AB'nin, Kıbrıs'ta bütünlüklü çözümün
parçalarıyla ilgili söz söylemek, tavır koymak ve öneri yapmak yerine
Kıbrıslı Türklere doğrudan ticaret ve uçuş
sağlayıp izolasyonların diğer unsurlarını ortadan
kaldırmak ve üniversiteleri Bologna sürecine katmak için çaba göstermesi
gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Talat, üst düzey AB
yetkililerinin birbirini tutmayan görüşler ortaya koyduğuna
işaret ederek, "Ama merak etmeyin. Biz Kıbrıslı
Türkler olarak ne istediğimizi biliyoruz. Hakkımızı kimseye
çiğnetmeyeceğiz" dedi
"BİZ ÇÖZÜM İSTİYORUZ"... AB'nin en
yetkilisinin "Doğrudan ticaretle Türkiye'nin ilgisi yoktur"
derken dönem başkanının bunları iç içe getiren bir öneri
ortaya koyduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat,
"Yani bir söyleneni diğerinin tutmadığı görüşler...
Birinin söylediğini diğerinin bozduğu önde gelen liderler... Bir
karmaşa, bir kaos devam edip gidiyor. Ama merak etmeyin. Biz
Kıbrıslı Türkler olarak ne istediğimizi biliyoruz.
Hakkımızın ne olduğunu da biliyoruz ve daha
fazlasını da istemiyoruz. Daha fazlası başkalarına
kalsın. Biz daha fazlasını istemiyoruz ama
hakkımızı da hiç kimseye çiğnetmeyeceğiz. Bu kesindir.
Biz çözüm istiyoruz
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği'nin
Kıbrıs sorununun çözüm platformu olmadığını,
Kıbrıs'ta bütünlüklü çözümün parçalarıyla ilgili söz söylemek,
tavır koymak ve öneri yapmak yerine Kıbrıslı Türklere
doğrudan ticaret ve uçuş sağlayıp izolasyonların
diğer unsurlarını ortadan kaldırmak ve üniversiteleri
Bologna sürecine katmak için çaba göstermesi gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, üst düzey AB yetkililerinin birbirini
tutmayan görüşler ortaya koyduğuna işaret ederek, "Ama
merak etmeyin. Biz Kıbrıslı Türkler olarak ne istediğimizi
biliyoruz. Hakkımızı kimseye çiğnetmeyeceğiz"
dedi.
Rum lideri Tasos Papadopulos'un artık Kıbrıslı
Türklere azınlık haklarını bile çok gören
yaklaşımlar sergilediğini kaydeden Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Biz azınlık değil, siyasi eşitiz"
diye konuştu.
Talat, AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Gazimağusa
Limanı ve Maraş konusundaki önerileri konusunda, bu ülkenin
büyükelçisiyle geç de olsa temaslarının
başladığını belirterek, devrede olduklarını
bildirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, dün Kıbrıs Türk Kamu
Görevlileri Sendikası (KAMU-SEN) Genel Başkanı Mehmet
Özkardaş ve sendika yöneticilerini kabul etti.
Özkardaş: Kaygılıyız
KAMU-SEN Genel Başkanı Özkardaş, Kıbrıs'ta
eşitlik temelinde çözüm için mücadele eden bir örgüt olarak, halkın
24 Nisan referandumundaki iradesinin arkasında durmayı
sürdürdüklerini ve son zamanlarda Kıbrıs konusunda basında
öğrendikleri, ancak içeriğini tam bilmedikleri konulardan dolayı
ciddi kaygı duyduklarını söyledi.
İç siyasi gerginliklere işaret eden Özkardaş, bazı
partilerin sadece iç konuları gündemde tutup Kıbrıs konusunu
ikinci plana düşürmesinden üzüntü duyduklarını belirtti.
Özkardaş, boykot ve eylem yapmanın siyasi partilerin hakkı
olduğunu, ancak özellikle Avrupa Parlamentosu'ndaki temsiliyetin de boykot
kapsamına alınmasının Kıbrıs Türkleri lehine
olmadığını vurguladı.
Asli görevi dünyada barışı tesis etmek ve korumak olan
BM'nin güvenilirliğinin tartışılır hale
geldiğini, Kıbrıs Türk halkının BM'ye ve AB'ye
güveninin azaldığını ifade eden Mehmet Özkardaş,
bundan büyük üzüntü duyduklarını kaydetti.
KAMU-SEN Genel Başkanı Mehmet Özkardaş,
Kıbrıs Türk barış güçlerinin her türlü baskıya
rağmen kendini ortaya koyup, Annan Planı'na evet dediğini, ancak
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un halkını
ırkçı ve şovenist düşüncelerle yanıltıp
referandumda hayır çıkarması yüzünden Kıbrıs'ta
bugünkü durumun oluştuğunu anlattı.
BM ve AB Sözlerini tutmadı... Rumların çözümü engelleyen
adımlarına seyirci kalıyor...
Annan Planı'nın yaratıcısı BM'nin ve AB'nin
referandum sonrası Kıbrıslı Türklere izolasyonların
kaldırılması sözlerini yerine getirmemesinden de üzüntü
duyduklarını vurgulayan Mehmet Özkardaş, BM ve AB'nin
"Rumların ihanetine uğradık,
kandırıldık" itiraflarını unutup, Rumların
AB üyeliği avantajıyla çözümü engelleyen adımlarına seyirci
kaldığını söyledi.
Özkardaş, Finlandiya'nın Türkiye'nin ek protokolü mecliste
onaylatıp uygulamaya koymasına karşılık
Gazimağusa Limanı'nın AB denetiminde işletilmesi,
Maraş'ın da BM denetimine verilmesi önerisini Kıbrıs Türk
tarafının bütünlüklü ve kapsamlı çözüm önerilerine ters
olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Bunun gerçekleşmesi halinde, zaten çözüm istemeyen,
Kıbrıs Türkü'nü azınlık gören Papadopulos artık hiç
masaya gelmeyecektir. Sıra çözüm olmadan Türk askerinin adadan tümden
çekilmesine, Türkiye'den gelen KKTC vatandaşlarının geri
gitmesine, Rum göçmenlerin eski yerlerine dönmesine ve bunun gibi vermeden ne
alınabilirse ona gelecektir. Bunlar bizi azınlık ve yama yapmaya
götürecektir ve ciddi kaygılarımız vardır."
Siyasi partilere çağrı: Azınlık ve yama olmaya
karşı haykıralım
KAMU-SEN Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, birinci
ağızdan neler olduğunu Cumhurbaşkanı'ndan
öğrenmek istediklerini belirterek, siyasi partilere de polemiğe son
vererek, Kıbrıs'ta çözüm yönünde mücadele eden sivil toplum
örgütleriyle birlikte Cumhurbaşkanı'nın etrafında
kenetlenmeleri ve azınlık ve yama olmaya karşı
haykırma çağrısı yaptı.
Özkardaş, 24 Nisan'daki evet iradesinin arkasında olmaya
devam edeceklerini ve Cumhurbaşkanı'nın bu bağlamdaki
politikalarını desteklediklerini de sözlerine ekledi.
Talat: Asgari müştereklerden biri azınlık olmamak
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da zorlu bir uğraş
içinde olduklarını belirterek, KAMU-SEN'in desteğinden gurur
duyduğunu ve çalışma şevklerinin
arttığını söyledi.
Her örgütün farklı görüşlerine rağmen asgari
müştereklerde buluşmanın güçlerini artıracağına
işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, "Asgari
müştereklerden bir tanesi de azınlık olmamaktır" dedi.
Nüfus azlığının azınlık olmayı
gerektirmediğini, bunun üniter devletlerde bile saygı duyulan bir
statü olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Talat, "Kıbrıslı
Türkler bu adada hiçbir zaman azınlık olmadı.
Kıbrıslı Türklerin statüsü, siyasi eşitlik statüsüdür.
Kıbrıslı Türkler eğer kendi yurttaşlarının,
toplumunun çıkarlarına aykırı görürse bir olayı, bir
kararı, bu kararın Kıbrıs'ta alınması mümkün
değildir. Aynı şekilde Kıbrıs Rum tarafının
da aleyhine bir kararın alınması da bunun doğal sonucu
olarak siyasi eşitliğin gereğidir" diye konuştu.
Rum liderliği azınlık haklarını da artık
çok görmeye başladı
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıslı Türklerin hiç
azınlık olmadığına ama Rum yönetimi ve
liderliğinin, artık azınlık haklarını da çok
görmeye başladığına işaret ederek şöyle devam
etti:
"Azınlık hakkını öngörüyor demiyorum.
Azınlık hakkını da çok görüyor. Geçen yıl Sayın
Papadopulos BM Genel Kurulu'nda hitap ederken, osmosisten söz etti. Adanın
birleşmesinin osmosisle olacağını, Kıbrıs Türk
tarafının Kıbrıs'ın bütününe osmosis yoluyla
bağlanacağını ifade etti. Yani Kıbrıslı
Türkleri asimile etme niyetini ortaya koydu. Bu yılki toplantıda ise
etnik kökenin ve kültürel farklılığın olası bir
çözümde korunması gerektiğini, ancak bunun devletin
fonksiyonelliğini engellememesi gerektiğini söyledi. Hâlbuki AB
içindeki bütün ülkelerde, üniter devletler de dâhil olmak üzere azınlık
hakları -yani kültürel çeşitlilik ve etnik kökenin muhafazası-
temel bir ilkedir ve devletin fonksiyonelliğiyle çelişir ve kabul
edilir, tolere edilir.
Yani Sayın Papadopulos'un dediği gibi hem devlet tam
anlamıyla fonksiyonel olacak hem de azınlık hakları
korunacak... Bu ikisi birbiriyle bağdaşmaz. Bunlar ters
orantılıdır. Kaldı ki biz azınlık da
değiliz, siyasi eşitiz. Devletin fonksiyonelliği iki toplumun
haklarına halel gelmediği sürece geçerli olabilmelidir. Bunun için de
olası bir çözümde tıkanıklık çözme mekanizmaları
düşünülmüştü ve yine düşünülüyor. Elbette ki
tıkanıklıklar çözülmelidir, ama bunun nasıl çözüleceği
birlikte formüle edilmelidir.
İdeolojik olarak hem etnik kökeni ve kültürel
farklılığı hem de siyasi eşitliği gözeteceksin
ama devletin fonksiyonelliğini en başa koyacaksın... Bunlar bir
arada olmaz; bunlar ateşle barut gibidir, bir araya koyarsanız
patlar, çözüm olmaz, ada bölünür."
Uluslararası toplum tepki göstermeliydi
Cumhurbaşkanı Talat, Rum lider Papadopulos'un tüm
bunları uluslararası toplumun önünde söylediğine işaret ederek,
en sert tepkiyi göstermesini beklediği uluslararası toplumdan bunu
göremediğini belirtti. AB'de bu tür anlayış
olmadığını, Avrupa'da böyle sözlerin 2. Dünya
Savaşı'ndan beri duyulmadığını kaydeden Talat,
Kıbrıslı Türklerin, bu anlayışı
taşıyanlar AB üyesi olduğu için gerçekten zor şartlarda
bulunduğunu, her türlü baskıyla
karşılaştığını ifade etti.
Türkiye'nin AB sürecinde tıkanıklık olmaması için
"kısa günün karı" diye Papadopulos'un Eylül 2004'teki
önerisinin ısıtılarak önlerine konmaya
çalışıldığını belirten
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Maraş'ın bütünlüklü çözümün
parçası olduğunu vurguladı.
Bugüne kadar geliştirilmiş bütün fikirlere
bakıldığında, olası bir çözümde
Kıbrıslı Türklerin bir miktar toprak vereceğinin ve
devletteki eşitlik haklarını alacağının bilinen
bir şey olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
"Şimdi devletteki eşitlik haklarıyla ilgili hiçbir şey
yok, hiçbir şey söylenmiyor; ama buna karşılık bütünlüklü
çözümün bazı parçaları Kıbrıslı Türklerden isteniyor.
Bu, dengeli bir yaklaşım, politika değildir" diye
konuştu.
Kabul etmemiz son derece anlamsız
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk
tarafının tutumunu açıkça ortaya koyduğuna işaret
ederek, Mağusa Limanı'nın bugüne kadar hep
Kıbrıslı Türklerin yönetiminde olduğunu, Güven Yaratıcı
Önlemeler'de de böyle öngörüldüğünü, dolayısıyla limanın
ortak çalıştırılması veya AB'ye devredilmesi
yaklaşımlarını kabul etmelerinin son derece anlamsız
olacağını vurguladı.
Talat, Avrupa Konseyi, Kıbrıslı Türkler için
doğrudan ticareti 26 Nisan 2004'te kararlaştırılırken,
referandumun ardından izolasyondan kurtulma, dünyanın her yerine
ticaret ve seyahat yapabilme, pasaport verme, devlet yönetimindeki siyasal
eşitlik gibi hakların Rumların hayırı yüzünden
gerçekleşmemesi sonucu, Kıbrıslı Türkleri cezalandırmaya
devam etmenin anlamının olmadığı gerçeğinden
hareket edildiğini ve Avrupa Konseyi'nin "izolasyonlar
kalkmalıdır" dediğini anlattı.
"`Bütünlüklü çözümün parçası olacak bir şeyleri verin
de buna karşılık doğrudan ticaret ve mali yardım
alın' denmedi bize... Yok böyle bir şey" diyen
Cumhurbaşkanı Talat, bu yaklaşımları hoş
karşılamalarının mümkün olmadığını
kaydetti.
Hazırız
Mehmet Ali Talat, BM sürecini desteklediklerini, 8 Temmuz'da
Papadopulos'la yaptığı anlaşmayı uygulamaya, çoktan
kurulması gereken teknik komitelerin hemen yarın çalışmaya
başlamasına hazır olduklarını, çalışma
gruplarıyla ilgili ise BM'nin önerisini beklediklerini, BM Genel
Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim
Gambari'nin bu konuda öneri hazırlayacağını
söylediğini ifade etti.
AB Kıbrıs'ın çözüm platformu değil
"Umuyoruz ki mantıklı, kabul edebileceğimiz bir
durum ortaya çıkar ve derhal Kıbrıs sorunuyla ilgili
müzakereleri başlatırız" diyen Talat, şöyle
konuştu:
"AB, Kıbrıs'ın çözüm platformu değildir. AB,
bütünlüklü çözümün parçalarıyla ilgili söz söylememelidir, tavır
ortaya koymamalıdır, öneri yapmamalıdır. AB'nin
yapması gereken, bizim doğrudan ticaretimizi, doğrudan
uçuşları sağlaması ve izolasyonun diğer
unsurlarını ortadan kaldırmak için çaba göstermesidir. Üniversitelerimizin
son derece önem verdiği Bologna süreciyle ilgili Kıbrıslı
Türkleri bu sürece nasıl katabileceklerini düşünmelidir.
Bunları yapacağına 'Kıbrıslı Rumlara ne
verebilirim de buna karşılık onlar da Türkiye'ye yönelik
tepkilerini yumuşatır' gibi her şeyi birbiri içine
karıştırıyorlar."
AB'nin en yetkilisinin "Doğrudan ticaretle Türkiye'nin
ilgisi yoktur" derken dönem başkanının bunları iç içe
getiren bir öneri ortaya koyduğuna işaret eden
Cumhurbaşkanı Talat, "Yani bir söyleneni diğerinin
tutmadığı görüşler... Birinin söylediğini
diğerinin bozduğu önde gelen liderler... Bir karmaşa, bir kaos
devam edip gidiyor. Ama merak etmeyin. Biz Kıbrıslı Türkler
olarak ne istediğimizi biliyoruz. Hakkımızın ne
olduğunu da biliyoruz ve daha fazlasını da istemiyoruz. Daha
fazlası başkalarına kalsın. Biz daha fazlasını
istemiyoruz ama hakkımızı da hiç kimseye
çiğnetmeyeceğiz. Bu kesindir. Biz çözüm istiyoruz. Halkımız
iradesini ortaya koydu. Bütün zorluklarına rağmen, özveri
gerektirmiş olmasına rağmen her şeyi göze aldı ve
BM'nin hazırladığı plana evet dedi. Biz o iradeye
bağlıyız. O iradeyi tabi ki günümüz koşullarına
uyarlayarak politikamızı sürdüreceğiz."
Arabulucu değilim
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine siyasi
partilerle görüşmelerinin iç konularla ilgili
olmadığını söyledi. "Arabuluculuk gibi bir görev
üstlenmedim. Benim görüşmelerim Kıbrıs sorunuyla ilgilidir"
diyen Talat, daha önce siyasi partilerle topluca yaptığı
görüşmelerin siyasi ortamdaki sıcaklık yüzünden doğru
olmayabileceğini düşündüğünü, partilerle yaptığı
danışmalar sonucunda en azından şimdilik ayrı
ayrı bir araya geldiklerini anlattı.
Partilere son gelişmeleri anlattığını ve
partilerin görüşlerini aldığını kaydeden Talat,
yapılanın olağanüstü bir çalışma
olmadığını, sadece herhangi bir sorun olmasın diye
formatının değiştirildiğini ifade etti.
Finlandiya Büyükelçisi'yle sık sık görüşüyoruz.
Devredeyiz
Cumhurbaşkanı Talat, AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın önerileriyle ilgili görüşlerini direkt iletip
iletmediği sorusuna karşılık, "Görüşüyoruz
zaten.. AB yetkilileriyle sürekli görüşüyoruz. Bir ara Finlandiya'nın
bizden habersiz sadece Türkiye'yle temasları oldu. Buna tepki gösterdik.
Bunun üzerine bize de bilgi verildi ve konuşmalar, tartışmalar
başladı. Yani şu anda biz de devredeyiz, bizimle de temas
ediliyor. Finlandiya'nın buradaki büyükelçisi sık sık bizlerle
de görüşüyor. Dolayısıyla Finlandiya'yla temaslarımız
geç başladı ama başladı. Her safhada görüşlerimizi tabi
ki anlatıyoruz" dedi.
KIBRIS 05/10/06
Güvenoyu bugün
Hükümetin güvenoyu alabilmesi için toplantıya
katılanların salt çoğunluğunun, yani 26 milletvekilinin
kabul oyu vermesi gerekiyor. Ancak hükümet güvenoyunu garantilemiş
durumda. Çünkü hükümetin mecliste 25'i CTP, 3'ü de Özgür Parti'ye ait olmak
üzere toplam 28 sandalyesi bulunuyor
Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler-Özgürlük ve Reform
Partisi (CTP/BG-Özgür Parti) koalisyon hükümeti için bugün Cumhuriyet Meclisi
Genel Kurulu'nda güven oylaması yapılacak.
Yeni hükümet, toplantıya katılanların salt
çoğunluğunun kabul oyu kullanması halinde güvenoyu alacak. Güven
oylaması sırasında milletvekillerinin isimleri okunarak oy
tercihlerini "kabul", "ret" veya "çekimser"
şeklinde belirtmeleri istenecek.
Anayasaya göre, güvenoyu alan hükümetin aleyhine 3 ay geçmedikçe güvensizlik
önerisi verilemiyor.
CTP/BG-DP hükümetinin 11 Eylül'de istifa etmesinin ardından
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yeni hükümeti kurma görevini yeniden
CTP/BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'e vermişti.
7 Eylül'de UBP ve DP'den istifa edenlerin kurduğu Özgürlük ve
Reform Partisi (Özgür Parti) ile koalisyon kurma konusunda anlaşan CTP/BG,
bu partiyle 23 Eylül'de hükümeti protokolü imzalamıştı.
CTP/BG Genel Başkanı Soyer başkanlığında
oluşturulan kabine, 25 Eylül'de Cumhurbaşkanı'na sunularak
onaylanmış ve aynı gün Cumhuriyet Meclisi'nde okunmuştu.
Yeni hükümetin programı ise 30 Eylül Cumartesi günü mecliste
okunmuş ve görüşmeler ise önceki gün yapılmıştı.
Anayasaya göre, güven oylaması program görüşmelerinin
tamamlanmasından bir tam gün sonra, yani bugün yapılıyor.
CTP/BG-Özgür Parti koalisyon hükümetinde CTP/BG'nin 7, Özgür Parti'nin
de 3 bakanlığı bulunuyor.
Hükümetin mecliste 25'i CTP, 3'ü de Özgür Parti'ye ait olmak üzere 28
sandalyesi var. UBP 13, DP 6, BDH 1 milletvekiline sahip. Meclis'te 2 de bağımsız
milletvekili var.
UBP ve DP, hükümet oluşumuna karşı
çıktıkları için meclis toplantılarına boykot uyguluyor
ve katılmıyor.
KIBRIS 05/10/06
İngiliz bilim adamı KKTC mahkemesinde
KEMALZADELERİN DÜKKANI KUNDAKLANDI... İngiltere'de adli
bilim adamı ve danışmanlık yapan İngiliz bilim
adamı Roger Hope Ide, İngiltere'de Colin Salt'ın ölümüyle
sonuçlanan patlama ve yangın ile ilgili yaptığı incelemeler
hakkında dün KKTC Başsavcılığının
tanığı olarak Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde
şahadet verdi. Ide, Sibel-Çınar Kemalzade çiftinin
dükkanının kundaklama sonucu yandığını tespit
ettiğini söyledi
Senem GÖK
İngiltere'de bilim adamlarına kundaklama ve yangın
araştırması ile ilgilim eğitim veren ve kendisi de 37
yıldır adli bilim adamı ve danışman olarak görev yapan
İngiliz bilim adamı Roger Hope Ide, KKTC
Başsavcılığının tanığı olarak dün
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde şahadet verdi. Ide,
İngiltere'de Colin Salt'ın ölümüyle sonuçlanan patlama ve yangın
ile ilgili yaptığı incelemeleri ve elde ettiği
sonuçları mahkemeye aktardı. İngiliz bilim adamı, 27
Aralık 2000 yılında Kemalzade çiftinin 127 Chell Head Road'daki
dükkanında meydana gelen patlama ve yangın ile ilgili adli
tahkikatı kendisinin yaptığını belirterek,
bulgularına göre dükkanın kundaklama sonucu yandığını
belirtti.
Sigortadan para almak amacıyla, kardeşi Çınar ve
yengesi Sibel Kemalzade ile anlaşarak dükkanı benzin dökerek
kundakladığı ve Colin Salt'ın ölümüne neden olduğu
iddiasıyla Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan
Kemal Kemalzade'nin Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde
yargılanmasına devam ediliyor.
Mehmet Türker başkanlığında Kıdemli
Yargıç İlker Sertbay ve Yargıç Peri Hakkı'dan oluşan
heyetin baktığı davanın dünkü celsesinde, İddia
Makamı Başsavcılık adına davayı yürüten
Savcı Ergül Kızılokgil, İngiliz bilim adamı Roger Hope
Ide'ı tanık çağırdı. Yeminli mütercim Orhan
Sarı'nın tercümesiyle şahadet veren Ide, ilk önce eğitim
durumuyla ilgili bilgi verdi ve ardından yangın tahkikatı konusunda
uzmanlığını nasıl edindiğini anlattı.
Kemalzade çiftinin dükkanında meydana gelen patlama ve
yangın ile ilgili tahkikatı kendisi ve ekibinin
yaptığını belirten bilim adamı,
hazırladığı raporla ilgili İngiltere'de de mahkemede
ifade verdiğini kaydetti ve raporunun detaylarını
açıkladı.
Binalarda meydana gelen patlamaların 2 ana nedeni olduğunu
kaydeden Ide, bu iki başlığın açılımını
yaptıktan sonra Kemalzade çiftinin dükkanında meydana gelen
patlamanın yanıcı buhar patlaması sonucu olduğunu,
yani dükkana benzin döküldüğünü, çıkan gazın
tutuşturulduğunu ve patlama olduğunu, yangının ise
yerdeki benzinden kaynaklandığını anlattı.
Binanın yapısı hakkında mahkemeye bilgi veren Ide,
Kemalzadelerin dükkanının yaklaşık 5 litrelik benzin kullanılarak
yakıldığını kaydetti.
"Patlama, tipik benzin patlamasıydı. Binada zarar
görmüş bir gaz sayacı vardı ve bir ksıım gazın
çıkabileceği ihtimalini de göz ardı edemem. Ancak bu patlama
tümü ile benzin patlaması olarak izah edilebilir. Eğer gaz
kaçağı oldu ise de bunun patlamaya çok az miktarda katkısı
olur" dedi.
Binanın kapı ve pencerelerinin konumu hakkında da
mahkemeye bilgi sunan Ide, patlamanın basıncıyla dışa
doğru savrulan kapı ve pencereleri de incelediğini, patlama
öncesi dükkanın tuvalet penceresinin söküldüğünü tespit ettiğini
belirtti.
Binanın arka kısmından girildiğini, benzin
dökülerek kundaklandığını ve patlamanın zemin katta
meydana geldiğini belirten İngiliz bilim adamı, tutuşma
yerinin tam olarak tespit edilemediğini ancak mevcut yapısal duruma
göre, tutuşturmanın arka taraftan olduğunun
söylenebileceğini kaydetti.
Olay yerini gösteren kroki, çektiği fotoğraf ve negatifleri,
hala benzin kokan ve olay yerinde bulunan benzin bidonu gibi emareleri
mahkemeye sunan Ide'nin şahadetini tamamlamasının ardından
Savunma Avukatı Menteş Aziz istintaka başladı. Mesai
saatinin bitimi nedeniyle davaya kaldığı yerden devam edilmek
üzere bugüne tehir edildi.
KIBRIS 05/10/06
Rum, çirkin bir propagandayla gerçekleri örtbas etme
gayretinde
YALANLARINI DÜNYAYA YAYMAK İÇİN HAREKETE GEÇTİLER...
Rum yönetimi, Kıbrıs Türk halkının izolasyon ve ambargolar
altında yaşamadığı, bunun sadece bir hayal olduğu
iddiasını öne süren bir propagandayı, dünya kamuoyuna yaymak
için harekete geçti. Rum Lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Kurulu'nun
açılış töreninde geçtiğimiz hafta yaptığı
konuşmada bu yönde başlatmış olduğu propagandanın
ilk sinyallerini verdi. Papadopulos, izolasyonlar konusundaki
açıklamalarını, son bir hafta içinde çeşitli vesilelerle
yeniden dile getirmekten kaçınmazken, son olarak, sözcüsü Hristodulos
Paşardis bu açıklamalara destek niteliğinde ifadeler kullanmaya
başladı
Rum yönetimi, Kıbrıs Türk halkının izolasyon ve
ambargolar altında yaşamadığı, bunun sadece bir hayal
olduğu iddiasını öne süren bir propagandayı, dünya
kamuoyuna yaymak için harekete geçti.
Rum Lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Kurulu'nun
açılış töreninde geçtiğimiz hafta yaptığı
konuşmada bu yönde başlatmış olduğu propagandanın
ilk sinyallerini verdi. Papadopulos, izolasyonlar konusundaki açıklamalarını,
son bir hafta içinde çeşitli vesilelerle yeniden dile getirmekten
kaçınmazken, son olarak, sözcüsü Hristodulos Paşardis bu
açıklamalara destek niteliğinde ifadeler kullanmaya
başladı.
Kıbrıs Türk halkının Annan planına olumlu oyu
üzerine AB, BM ve bazı Avrupa ülkelerinin devlet bakanları
tarafından, Kıbrıs Türk halkı üzerine uygulanan izolasyon
ve ambargoların sona erdirilmesi yönünde dünya kamuoyuna çağrıda
bulunurken, Rum yönetimi, son dönemde başlatmış olduğu
propagandada, bu kurum ve ülkelerin kabul ettiği izolasyon ve ambargoları
yok sayarak, sözkonusu ülke ve kurumlar üzerinde, yalan yanlış
propagandası ile etkili olmaya çalışıyor.
Bugün, Kıbrıs Türkü'nün turizm, eğitim,
ulaşım, ekonomi, spor ve diğer alanlarda uygulanan ambargolar
sonucu pek çok olumsuzlukla boğuşmak zorunda kalması
gözardı ediliyor.
Turizmde yeterli pay alamıyoruz
KKTC'de en önemli gelir kaynaklarından birinin turizm olması
gerekirken, bu alanda ambargolardan kaynaklanan sorunlar yaşanıyor.
Nitekim, benzer turizm potansiyeline sahip Güney Kıbrıs ve
Malta'nın turizm verileri KKTC ile karşılaştırdığında,
KKTC'nin turizmden hak ettiği payı alamadığı
açıkça görülüyor.
KKTC'nin onda biri büyüklüğünde bir yüzölçümüne sahip
Malta'yı, 2004 yılında havayolu ile ziyaret eden yabancı
uyruklu yolcu sayısının üç katından fazla olduğu
ortaya çıktı. Aynı şekilde, tesislerde gerçekleşen
geceleme sayısı da beş katından fazlayken adanın kuzey
kısmına 2004 yılında gelen yabancı uyruklu yolcu
sayısı güneye gelenin dörtte birini geçmedi.
29 Aralık 1986 tarihinde, Uluslararası Sivil
Havacılık Organizasyonu'nun (ICAO) sadece "Kıbrıs
Cumhuriyeti" hükümetini tek yasal hükümet olarak tanırken
"Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti", Ercan
Havaalanı'nın ICAO Bölgesel Planı'na dahil edilmesi yönünde
talepte bulunmadı ve ICAO terimlerinde "uluslararası
havaalanı olarak değerlendirilemez" kararının
ardından, KKTC'ye ulaşım sadece Türkiye üzerinden yapılmaya
başlandı.
Bu karar, ulaşım alanında izolasyonların
uygulanmasına yol açar ve uçuşlarda maliyet ve sürenin
artırmasına neden olurken, ulaşım ve turizmde rekabet
şansını azaltan önemli faktörler arasında yer aldı.
Tanıtma çabalarına darbe
Kuzey Kıbrıs turizminin gelişimi doğrultusunda
yapılan tanıtma ve pazarlama çalışmaları da, ülkemize
uygulanan izolasyonların olumsuz etkilerinden nasibini alıyor.
1995 yılında, Londra'daki Rum lobisi, güçlü bir protesto
kampanyası düzenleyerek, "Charterline" adlı tur operator
dergisinin sayfalarından Ercan Devlet Havaalanı çıkartmayı
başarmıştı. Yine, Rum dışişleri bakanlığı
ve Güney Kıbrıs elçiliğinin girişimleri sonucu, KTHY'ye
KKTC'den Dublin'e uçuş izni verilmedi.
Son olarak, Londra'da, yine benzer girişimeler sahnelendi. Kuzey
Kıbrıs'la ilgili otobüsler üzerine verilen reklamları
kaldırmak için Rum lobisi faaliyete geçti ve ilk aşamda
başarılı oldu. Londra Belediyesi Toplu
Taşımacılık Birimi, metro istasyonlarına ve belediye
otobüslerine Kuzey Kıbrıs turizm ilanları almayı
reddetmiş. Bunun üzerine harekete geçen Kıbrıs Türk
tarafının dava açmasıyla, Londra Belediyesi Toplu
Taşımacılık Birimi'nin Kuzey Kıbrıs tatil
reklamlarına uyguladığı yasak, Yüksek Mahkeme
tarafından yasalara aykırı bulundu. Bir başka olayda ise
Londra'da tur operatörü olan Thomson Holidays şubelerinden, Kuzey
Kıbrıs'la ilgili tatil broşürleri Rum tarafının
baskısı sonucu raflardan kaldırıldı.
"Mersin -10 Turkey" sorun yaratıyor
KKTC için "Mersin 10 -Turkey" posta kodu
kullanılması ihtiyacı da, pratik sorunlara yol açtı. Bu
posta kodu nedeniyle uluslararası şirketlerle iş
bağlantılarında daha ileri boyutta sorunlar yaşanıyor.
Bu şirketlerin çoğu, posta kodu nedeniyle başvuru sahibinin
Türkiye'de bulunduğuna inandığı için ürünlerinin
dağıtımı ile ilgili izin verilirken, bundan duymuş
oldukları rahatsızlığı açıkça ifade etmekten
kaçınmıyorlar. Tüm posta hizmetlerinin Mersin üzerinden
yapılması, gecikme ve gereksiz maliyete de neden oluyor.
Limanlara girene ceza
Rum yönetimi, KKTC ekonomisini çökertme amacıyla KKTC
limanlarından seyahat ve ticareti engelleme
çalışmalarını da sürdürüyor. KKTC'deki limanlara
uğradıktan sonra Güney'deki limanlara giden gemilere ceza uygulanırken,
söz konusu gemilerin kaptanları tutuklanarak, sorgulanıyor.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) tarafından Ocak
2002 yılında yayınlanan kitapçıkta, 1996 yılında
Rum yönetiminin sert tepkisi ve yoğun temasları sonucu, Rusya ve
Ukrayna'nın KKTC kayıtlı gemilerin limanlarına
uğramasını durdurduğu belirtiliyor.
Yine aynı kitapçıkta, Avrupa Adalet Divanı
tarafından, 5 Temmuz 1994 yılında İngiliz mahkemelerindeki
(Case C- 432/92) davalarda verilen karar hatırlatılıyor.
Mahkeme, AB üyesi ülkelerin sadece "Kıbrıs Cumhuriyeti"
orijinli sertifika taşıyan meyve ve sebzeleri ithal edebileceği
yönünde karar vermişti. Bu kararın, bugün de olumsuz etkileri
sürüyor. Yeşil Hat Tüzüğü'ne göre, ürünlerin ithali için KTTO
tarafından sertifika veriliyor. Ancak, bu sertifikanın hukuki
getirisi tam anlamıyla çalışamıyor. Verilen tüm
sertifikalar, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bilgisinde
bulunduğu içi "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin bu sertifikalara
bir anlamda rıza göstermesi gerekiyor.
Güney'de çalışan işçiler milli geliri yükseltti
yalanı
Rum liderliği son dönemlerde Kıbrıslı Türkler
üzerinde herhangi bir izolasyon olmadığı yönünde propaganda
faaliyeti yürütmektedir. Kıbrıslı Türklerin milli gelirlerinin
Güney Kıbrıs'ta çalışan Kıbrıslı Türkler
sayesinde arttığı ileri sürülüyor.
Güney Kıbrıs'ta, bugün 4000, 4500 dolayında
Kıbrıslı Türk'ün çalıştığı tahmin
ediliyor. Buna karşın, Kıbrıs Türk ekonomisi, 40 bin kadar
yabancı işçi istihdam ediyor. 40 bin yabancı işgücü
istihdam edebilme kapasitesine sahip olan Kıbrıs Türk ekonomisinin,
4500 işçinin gelirleri ile büyüdüğünü ileri sürebilmek kamuoyunu
yanıltmak amacı ortaya konan görüşün ötesine geçemiyor.
Kitapçıkta daha sonra şöyle deniliyor:
"Bu arada, Kıbrıs Rum tarafının Yeşil
Hat Tüzüğü kapsamında yapılmakta olan ticaretin gelişmesi
için çıkardığı engellerden de söz etmem gerekiyor.
Kıbrıs Rum tarafı, bu tüzük kapsamında yapılması
düşünülen ticaretin gelişmemesi için elinden geleni yapıyor.
Nitekim, eylül ayı sonuna kadar bu kapsamda yapılan ticaret, 1.5
milyon Kıbrıs Lirası kadar olabilmiştir. Bunun ise
Kıbrıs Türk ekonomisinin büyümesindeki payının çok küçük
olduğu açıkça ortadadır."
Üniversitelerimizin yasallığı sorgulanıyor
Ülkemizdeki üniversitelerin yasallığını sorgulayan
ve Avrupa ülkelerine bu kurumlarımızla herhangi bir temastan
kaçınılması yönünde telkinlerde bulunan Rum yönetimi,
Kıbrıs Türkünü eğitim alanında da dar bir çemberin içine
sokmaya çalışıyor.
Bu bağlamda, üniversitelerimize çeşitli uluslararası
platformlarda sorun çıkarılması için yoğun girişmeler
sergilemekten kaçınılıyor.
Konuyla ilgili bir örnek Lefke Avrupa Üniversitesi'nde (LAÜ)
yaşandı. LAÜ'nün Rouen School of Management ile
yaptığı işbirliği antlaşmasına
karşılık, Rum eğitim ve kültür bakanlığı
tarafından 8 Kasım 2005 tarihinde sözkonusu okula, LAÜ'nün yasa
dışı bir kurum olduğu ve Kıbrıs'ın
işgal altındaki bölümünde bulunduğu, Kuzey Kıbırs'ta
faaliyet gösteren üniversitelerin "Kıbrıs Cumhuriyeti
Eğitim ve Kültür Bakanlığı" tarafından kontrol
edilmediği yönünde bir mektup gönderildi. Yazıda,
"yasadışı" üniversitelerden verilen diplomaların
bu nedenle tanınmadığı belirtilirken, ikili
ilişkilerde bu bilgilerin göz önünde bulundurulması istendi.
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde de (DAÜ) benzer sorunlarla
karşılaşıldı.
Bu örnekler özetle şöyle sıralanıyor:
2005/2006- 2006/2007 akademik yılı için Erasmus Üniversite
Beyannamesi'ne yapılan başvuru
Doğu Akdeniz Üniversitesi, 1 Kasım son başvuru tarihli
başvurusunu Erasmus Üniversite Beyannamesi'ne göndermiştir.
Yazılmış olan "Avrupa Politika Beyannamesi"nin tam
olarak kabul edilmesi için yüksek öğretim kurumu olarak DAÜ'nün statüsünün
"ulusal eğitim otoritesi" tarafından teyit edilmesi
önşart olarak koşulmuştur. Bunun üzerine, "Ulusal
otorite" olarak kabul ettikleri ve DAÜ'ye uygunluk statüsü vermeyi
reddeden Kıbrıs Rum Yönetimi Eğitim Bakanlığı'na
bir mektup göndermişti. DAÜ tarafından yazılı bir
görüş hazırlanarak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hâlâ geçerli
olduğunu iddia ettiği 1960 Anayasası uyarınca eğitim
konularındaki yetkiyi Kıbrıs'taki Türk ve Rumların
ayrı ayrı kullanabildikleri ve Kuzey Kıbrıs'ta mevcut
"Eğitim Bakanlığının" Anayasa
tarafından verilen bu yetkinin doğal fiili bir uzantısı
olduğunu savunulmuştu.
DAÜ öğretim görevlilerinin Lefkoşa, Intercollege'de
yapılan bir konferansa katılımının engellenmesi;
konferans organizatörlerinin DAÜ adını tanımayı ve DAÜ'de
konferans organize etmeyi reddetmesi
CAF tarafından organize edilen Tüm Kıbrıs Hümaniter ve
Sosyal Bilimler Konferansı, 18-19 Mart 2005 tarihlerinde Intercollege'da
(Güney Kıbrıs) yapıldı. Kıbrıslı Rum
yetkililer bunun daha önce hiç yapılmadığı gerekçesiyle
Kıbrıslı Türk olmayan ve AB vatandaşı olmayan
katılımcıların sınırı geçip, konferansa
katılarak sunumlarını yapmalarına izin vermemişlerdir.
Bu engellemenin sonucu olarak, sunulacak 52 sunumdan sadece 11 tanesi
gerçekleştirilebilmiştir. Ayrıca, CAF'e Kıbrıslı
Rumlar tarafından uygulanan baskı sonucunda organizatörler daha önce
planlandığı gibi Kuzey Kıbrıs'ta yapılacak olan
2. konferansın DAÜ'de yapılmaması kararı
alınmıştır.
Güney Kıbrıs'taki bir araştırmacıya Kuzey
Kıbrıs'ta herhangi bir akademik aktivitelerle ilişkisinin
çekilmesi yönünde zorlanarak gözdağı verildi
DAÜ, 18 - 21 Mayıs tarihleri arasında "Kayıp
Şehir Atlantis" temalı 12'nci Bahar Festivali'ni düzenledi.
Festivalin amacı, kültür farklılıkları üzerinde (Türk,
Yunan, Nijeryalı, İranlı, Pakistanlı, Balkanlı, Arap)
bir köprü kurmaktı. DAÜ, Atlantis konusunda araştırmacı
Robert Sarmast'ı festival çerçevesinde konferans vermek için davet etti ve
araştırmacıdan davetle ilgili olumlu yanıt aldı.
Ancak, Sarmast'ın DAÜ'ye yaptığı ilk ziyaretin
ardından üst düzey Rum yetkililer tarafından çağrıldı
ve araştırmacının Kuzey Kıbrıs'taki aktivitelere
katılması halinde araştırması ile ilgili tüm destek ve
işbirliğinin sona ereceği yönünde kendisine bilgi verildi.
Sarmast, Rum gemi ve şirketlerinden araştırmasının
devamı için yardım talebinde bulunmasına karşın, bu
festivale katılmaması ve sunuş yapamaması için
zorlandı.
Kaleburnu'ndaki kazılar Güney Kıbrıs'ın
engellemeleri sonucu durduruldu
DAÜ Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü tarafından 2005
baharında, Almanya'daki bazı bilimsel kurumlarla uluslararası
işbirliği başlatıldı. Almanya'daki bir vakıf, fon
sağladı ve alan çalışmasının ilk sezonu oldukça
başarılı geçti. Kaleburnu projesinde uluslararası yasaya,
UNESCO kurallarına, akademik ve bilimsel etiğe uyum içinde hareket
edilmesine rağmen, Güney Kıbrıs tarafından yönetilen
çeşitli resmi ve gayrı resmi politik protestolar yapıldı.
Bunun üzerine, DAÜ Rektörlük Ofisi Avukatı Kaya Arslan
tarafından yazılı görüş hazırlandı. Yazı,
KKTC'nin yasal statüsünü, DAÜ'nün yasal statüsünü, Kuzey Kıbrıs'ta
arkeolojik kazıların yasal statüsü ile akademik ve profesyonel etik
ilkelerini kapsıyordu.
2002 yılında Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi
ve Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin öğrenci kaydetmek amacıyla
katılmış olduğu Çin Uluslararası Yüksek Öğretim
Sergisi sırasında organizatörler, Çin Eğitim
Bakanlığı'ndan önemli bir bildiri aldıklarını ve
bu iki üniversiteye ait iki standın hemen kapatılması
gerektiğini bildirmişlerdi. Üniversiteler böyle bir sergiye
katılmanın çok fazla maliyetli olduğunu söylemiş ve bunu
yapmayı reddederek böyle bir karar alınmasının
arkasındaki sebebin ne olduğunu sormuştu. Yetkililer, Güney
Kıbrıs ve Yunanistan'ın Pekin'de bulunan elçiliklerinden
yapılan şikayetler sonucunda, Dışişleri
Bakanlığı'nın, Eğitim Bakanlığı'na
baskı yaptığını itiraf etmişti. Bu
üniversitelerimiz, 2002 Sergisi'ne kabul edilmemişlerdi.
Kıbrıs Türk gençliğinin eli, kolu bağlı
KKTC'de spor alanına uygulanan ambargolar, Kıbrıs Türk
gençliğinin elinin , kolunun bağlanmasına neden oluyor.
KKTC Spor Federasyonları, muadili spor federasyonlarına üye
olamamakta ve uluslararası spor etkinliklerine katılamıyor. Bu
bağlamda, KKTC üniversiteleri bünyesinde kurulan KKTC Üniversite
Sporları Federasyonu, FISU (Uluslararası Üniversite Sporları
Federasyonu) tarafından düzenlenen organizasyonlara katılamıyor.
Bu konudaki en çarpıcı örnek, 2005 İzmir Üniversiteler
Olimpiyatları'nda yaşanmış, KKTC'nin, söz konusu
olimpiyatlara katılımı talep edilmiş, ancak bu talep
reddedilmişti.
18 Şubat 2006 tarihinde ise Monako Futbol Federasyonu'nun daveti
üzerine Cap d'Ali Stadı'nda oynanması planlanan Monako-KKTC
maçı, Rum tarafının ve Fransız hükümetinin Monako Futbol
Federasyonu nezdinde yaptığı baskı sonucu iptal
edilmişti.
Şubat 1998 tarihinde ise Kıbrıs Rum Futbol Federasyonu,
Uluslararası Futbol Federasyonu (FIFA)'ya Kıbrıs Türk
tarafının resmi olmayan dostluk oyunları yapılması
yönünde yaptığı teklifi protesto etmek amacıyla itirazlarda
bulunmuştu. Kıbrıs Rum Futbol Federasyonu, bazı
yetkililerini Zürih'teki FIFA merkezine göndererek, Türk tarafının
sunduğu teklifin kabul edilmesi halinde, bunun Kıbrıs Türk
Futbol Federasyonu'nun tanınması ve böylece Kıbrıslı
Türklere uygulanan spor ambargosunun kalkması anlamına geleceği
iddialarında bulunacak kadar ileri gitmişti. Tüm bunların
neticesinde oyunlar iptal edildi.
Yine, 1998 yılının Eylül ayında, Alman Futbol
takımı Bad Lippspinge, Kıbrıs Türk Futbol takımı
Çetinkaya ile oynadığı maçtan dolayı FİFA
tarafından 20,000 ABD Doları cezaya
çarptırılmıştı.
KIBRIS 05/10/06
|
NTV
Güncelleme: 08:00 ET 06 Ekim 2006 Cuma
ZÜRİH
- İsviçre Adalet Bakanı Christoph Blochernin, Ankara ziyareti
sırasında yaptığı açıklamalar, ülkesinde büyük
bir tartışma başlattı. İsviçre gazeteleri, Blocherin
Ermeni soykırımı yok dediği için Türk Tarih Kurumu
Başkanı Yusuf Halaçoğlu hakkında açılan
soruşturmayı eleştirmesine büyük tepki gösterdi.
Blocher, Maalesef, İsviçrenin 1994de
kabul ettiği bu yasa, ifade özgürlüğü önünde engel teşkil
ediyor demişti. Adalet Bakanı Cemil Çiçekin, Soykırım
olmamıştır desem, İsviçreye gidebilir miyim sorusuna
karşılık da, Hiçbir şey olmaz ama olursa ben de hapse
girerim ifadesini kullanmıştı.
Bu açıklamaları, İsviçre gazetelerine göre ülkede infial
yarattı.
Le Temps gazetesi, Kendi ülkesinin ırkçılık
karşıtı yasalarını yurtdışında bu
şekilde eleştirmek bir devlet adamına yakışmıyor
yorumunda bulundu.
Tribune De Geneve gazetesi de, Adalet Bakanının kendini daha öne
çıkarmak için kasten böyle bir yola başvurmuş olabileceğini
belirtti.
Acaba bu doğru bir adım mı? diye soran Tribune De Geneve,
Blocheryi iktidara getiren radikallerden bazılarının
açıkça rahatsız olduğunu vurguladı.
En sert tepki ise Le Matin gazetesinden geldi. Gazete, Blochernin sözlerinin
vatana ihanet olarak değerlendirilebileceğini yazdı.
İsviçre İçişleri Bakanı Pascal Couchepin de, Adalet
Bakanının sözlerini, şok edici ve alçakça olarak
nitelendirdi.
Ankaradaki açıklamalarının, gelecek yıl yapılacak
seçimlerde Christoph Blocherye pahalıya patlayabileceği
yorumları yapılıyor.
|
|
|
NTV
Güncelleme: 14:15 TSİ 06 Ekim 2006 Cuma
LONDRA
- İngiliz The Guardian ve Daily Telegraph gazeteleri, manşetlerini,
Blair hükümetlerinde hem içişleri hem de dışişleri
bakanlığı yaptıktan sonra şu anda Avam
Kamarasında İşçi Partisinin grup lideri olan Jack
Strawın çağrısına ayırdı.
Straw,
ilk olarak bir yerel gazetede dile getirdiği çağrısında,
Müslüman kadınlardan toplumsal iletişimin daha iyi
sağlanması için peçelerini çıkarmalarını istedi ve peçenin
bir ayrımın ve farkın sembolü olduğunu savundu.
Straw, Peçe takmak isteyenlere saygı duyuyorum ama ortada bir
iletişim sorunu var. Birinin yüzünü göremediğinizde bu sorunu
yaşıyorsunuz. Seçmen büroma gelen peçeli kadınlardan, mutlaka
yanımızda bir bayan çalışanın daha bulunmasına
dikkat ederek peçesini çıkarmasını rica ediyorum. Talep
etmiyorum, rica ediyorum. Peçelerini çıkarırlarsa görüşmemizin
daha kolay geçeceğini belirtiyorum, bunu kabul etmezlerse de saygı
gösteriyorum dedi.
Ancak Strawun çağrısı, İngilteredeki Müslümanların
bir bölümünün büyük tepkisini çekti. İslami İnsan Hakları
Komisyonu Başkanı, Strawun Müslümanlara yönelik
ayrımcılığı artırdığını iddia
etti ve Acaba kendisi Londradaki Ortodoks Yahudilerin mahallesine gidip
onlara da geleneksel kıyafetlerinin ayrımcı olduğunu
söyleyecek mi? dedi.
Müslümanların sosyal ve aile işlerinden sorumlu komitesinin
başkanı ise, çağrının ardından daha çok Müslüman
kadının Strawa peçeyle karşı
çıkacağını savundu.
Lordlar Kamarasının Müslüman üyelerinden Leydi Uddin ise, konunun
Müslüman kadınlar arasında tartışılması
gerektiğini belirterek Strawa destek verdi.
|
Merkel:
Anlaşmalara sadık kalacağız Almanya
Başbakanı Merkel, Türkiyenin ayrıcalıklı
ortaklığına yakın olduğunu ancak anlaşmalardaki
vaatlere sadık kalacaklarını söyledi. |
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:28 TSİ 06 Ekim 2006 Cuma
İSTANBUL
- Türk-Alman Ekonomi Forumunda Türkiyenin AB üyeliğine yönelik önemli
mesajlar çıktı. Forumda konuşan Almanya Başbakanı
Angela Merkel, Türkiyenin AB üyelik sürecinde ayrıcalıklı
ortaklık fikrine daha yakın olduğunu belirterek, Ama yine de
anlaşmalar çerçevesinde verilen söz ve vaatlere sadık
kalacağız. dedi.
Ankara
Protokolünün, Türkiyenin önünde bir engel olarak algılanmaması
gerektiğini belirten Merkel, protokolün tüm üyeleri kapsayacak
şekilde uygulanması gerektiğini kaydetti.
Yapıcı müzakerelere devam
etmeliyiz diyen Merkel, Ankara Protokolüyle Türkiyenin önüne ilave
taşlar koyulmadığını ifade etti. Reformların
sürmesi gerektiğini kaydeden Merkel, Bunlar Türkiye için de kazanç.
Burada bir ödünden bahsetmek doğru olmaz dedi.
ERDOĞAN:
AB TÜRKİYEYE DE DESTEK VERMELİ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı
konuşmada ABye üyeliğin dış politikanın öncelikli
gündem maddelerinden biri olduğunu belirterek, Türkiye-AB
ilişkilerinde adil bir müzakere süreci ortak hedeflerimiz
açısından önem taşımaktadır. ABnin diğer
adaylara gösterdiği ilgi ve desteği Türkiyeye de göstermesini
bekliyoruz. Almanyanın AB desteğinin artarak sürmesini bekliyoruz
diye konuştu.
SABANCI:
AB KIBRIS KONUSUNDA TÜRKİYEYİ CEZALANDIRIYOR
Forumda konuşan Türk Sanayicileri ve İşadamları
Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ömer Sabancı ise üyelik
sürecinin ilerlemesinde ABnin de üzerine düşenler olduğunu söyledi.
Sabancı, Kıbrıs sorunu konusunda Türk tarafının çözüme
yönelik olumlu tavrının AB tarafından
cezalandırılmasını hazmedemediğini belirtti.
TOBB:
SADECE TÜRKİYEYE TELKİNDE BULUNMAK ADİL DEĞİL
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı
Rifat Hisarcıklıoğlu da, Kıbrıs Rum kesimine,
zamanında ve yeterince telkinde bulunmayan ABnin, her tür sorununun
çözümü için sadece Türkiyeye yoğun telkinde bulunması hiç adil
değildir değerlendirmesini yaptı.
4
DİNİN TEMSİLCİLERİYLE BİRARAYA GELDİLER
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Almanya Başbakanı Angela
Merkel daha sonra, 4 dinin temsilcileriyle biraraya geldi.
Dolmabahçedeki Başbakanlık Çalışma Ofisinde saat 15.00te
başlayan görüşmeye, iki başbakanın dışında
İstanbul İl Müftüsü Mustafa Çağırıcı, Türkiye
Ermenileri Patriği Mesrob II, Türkiye Hahambaşı İsak Haleva
ve Fener Rum Patriği Bartholomeos katıldı.
Sezerden
şaşırtan çıkış
Cumhurbaşkanı
Sezer, Çankaya Köşkü'nde kabul ettiği Angel Merkel'le gazetecilere
poz vermeye hazırlanırken Devlet Bakanı ve Başmüzakereci
Ali Babacan'a sert çıktı. Sezer, "Olur mu öyle şey,
konuşacağız bunları" derken Babacan sessiz kaldı.
Sezer'in İstanbul'daki iftar için ziyaretin kısa kesilmesi talebine
tepki gösterdiği iddia edildi.
Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezerin dün Almanya Başbakanı Angela Merkeli Çankaya
Köşkünü kabulünde basının kısa süre görüntü almasına
izin verildi.
Bu sırada, gazeteciler, her zaman olduğu gibi Sezerin
konuğuyla birlikte poz vermesini beklerken Sezerin, solunda oturan Devlet
Bakanı Ali Babacana sinirli bir tonda "Olur mu öyle şey,
konuşacağız bunları" dediği duyuldu. Bu durum
gazetecilerin dikkatini çekerken, Cumhurbaşkanının
sağında oturan Merkel de ne olduğunu merak ederek, şaşkınlıkla
etrafına baktı. Birkaç dakikalık görüntü alma
sırasında gerçekleşen bu "Sır uyarı"nın
iç politikayla ilgili olduğu öğrenildi.
Sezer görüşmede, Merkele, başta Kıbrıs olmak üzere AB
tarafından Türkiyenin önüne konulmaya çalışılan yeni
koşullara sitem etti. Sezer, müzakerelerin devamı için Türkiyeden
liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum Kesimine
açmasını istenmesinin "çifte standart" bir
yaklaşım olduğunu vurguladı.
DEVLET POLİTİKASINA SADIĞIZ
Merkel, Sezerin bu sitemlerine karşılık, kendisinin ana
muhalefetteyken "imtiyazlı ortaklık" görüşünü dile
getirdiğini, bu konuda partisi CDUnun görüşünde değişiklik
olmadığını belirterek, şunları söyledi:
"Ancak şimdi Almanya Başbakanıyım. Almanya Devleti
olarak verdiğimiz Türkiye için tam üyelik hedefini içeren sözümüzün
arkasında duracağız."
HURRIYET 06/10/06
Kıbrıs düellosu
Uğur ERGAN - Turan YILMAZ / ANKARA
Ankaraya Almanya
Başbakanı olarak ilk ziyaretini gerçekleştiren Merkel ile
Erdoğan arasında Kıbrıs için söz düellosu
yaşandı. Merkel, "Herkese aynı muameleyi
yapıyoruz" diyerek, Erdoğanın "vizede
kolaylık" isteğini de geçiştirdi.
ALMANYA Başbakanı Angela Merkelin, Ankaraya
yaptığı resmi ziyarete, Kıbrıs damgasını
vurdu. Şansölye Merkel, AB ile müzakerelerin devamı için Türk liman
ve havaalanlarının Kıbrıs Rum Kesimine
açılmasını "ön koşul" sayarken, Başbakan
Tayyip Erdoğan, KKTCye uygulanan izolasyonlar kalkmadan bunun mümkün
olamayacağını söyledi. Merkel, Almanya Başbakanı
olarak Türkiyeye yaptığı bu ilk ziyaretinde Erdoğan
tarafından Başbakanlıkta karşılandı. Milli
marşların çalınmasının ardından Merkel, tören
kıtasını Türkçe "Merhaba Asker" diyerek
selamladı. Erdoğan ve Merkel birlikte Başbakanlıka
girerken de askeri bando "Peters Potpourri"yi çaldı.
45 DAKİKA KONUŞTULAR
İki başbakanın, yaklaşık 45 dakika süren
görüşmeden sonra düzenledikleri ortak basın toplantısında,
iki tarafın Kıbrıs konusundaki görüş
ayrılığı ortaya çıktı. Tarafların
görüşleri şöyle oldu:
MERKEL
Ortada bir Ankara protokolü var. Bizim açımızdan bunun yerine
getirilmesi gerekiyor. AB üyesi ülkelerin birbirleri arasındaki serbest
ticaret açısından liman ve havaalanları açılmalı. AB
ile müzakerelerin devam edebilmesi için de bu bir ön koşuldur.
ERDOĞAN
KKTCye uygulanan izolasyonlar kalkmadan bunun istenmesi adil olmaz. KKTC
bir terör bölgesi mi, uyuşturucu üreten, kara para aklayan bir yer mi?
Neden bu izolasyonlar uygulanıyor? Referandum neden yapıldı?
Sonuçta "Hayır" diyen ödüllendirilirken, "Evet"
diyenler cezalandırılmıştır.
VİZE ÇİLESİNE DEVAM
Angela Merkel ve Tayyip Erdoğan arasında yapılan
görüşmede, Türk vatandaşlarının Almanyadan vize
alırken yaşadığı zorluklar da gündeme geldi.
Erdoğan, bu konuda Merkelden kolaylık gösterilmesini isterken,
Merkel "Biz bütün ülkelere aynı uygulamayı yapıyoruz"
diyerek, Erdoğanın bu talebini karşılıksız
bıraktı.
ALMANCADA ANLAŞTILAR
İki liderin bir diğer ağırlıklı konusunu
Almanyadaki Türklerin uyumu oluşturdu. İki lider, Türkiyede evlenip
aile birleşimi kapsamında Almanyaya gidecek olan Türklerin gitmeden
önce Türkiyede Almanca öğrenmeleri konusunda uzlaştılar.
Merkel, Türkiyede bir Türk-Alman Üniversitesi kurulması fikrine de
sıcak baktığını söyledi.
İzolasyonları kaldırın KKTC terörist mi
Merkelin "AB müzakerelerin devamı için havaalanları ve
limanları Kıbrıs Rum kesimi araçlarına açın"
restine "KKTCden izolasyonları kaldırın" diye
karşılık veren Erdoğan, Almanyanın Avrupa
Birliği (AB) sürecinde her zaman Türkiyenin yanında yer
aldığını belirterek şöyle dedi: "Malum 1 Ocak
2007den itibaren Almanya, Dönem Başkanı olarak görev yapacak.
İnanıyorum bugüne kadar olan süreçteki destekleri artarak devam
edecektir. Gerek Almanyada gerekse Türkiyede medya, sivil toplum
kuruluşları, siyasetçilere bu süreci uygulamada
hızlandırmak için büyük görevler düşüyor." Görüşmede
ekonomik ve ticari ilişkileri ele alma fırsatı bulduklarını
belirten Başbakan Erdoğan, 2005 sonu itibariyle de Türkiye ve Almanya
arasındaki dış ticaret hacminin 23 milyar doları
bulduğunu söyledi. Erdoğan, "Türkiyede Almanyanın
şirketler noktasındaki durumu, yatırımları ifade
edecek olursak ikinci sırada, ticaret hacmine
baktığımızda birinci sıradadır" diye
konuştu.
Ortak açıklama
Erdoğan, Merkeli, dün Başbakanlıkta resmi törenle
karşıladı. Milli marşların dinlenmesinin ardından
iki başbakan, tören kıtasını denetledi. Törenin
ardından Erdoğan ve Merkel, tokalaşarak gazetecilere poz verdi.
Erdoğan ve Merkel, görüşmelerin ardından ortak basın
toplantısı düzenledi.
HURRIYET 06/10/06
Le Monde: Merkel,
Kıbrıs'ı ön şart yaptı
ANKA
Merkelin Türkiye ziyareti sırasında Ankaradan liman
yasağının kalkması talebi yankı buldu. Fransız
Le Monde gazetesi Merkel, tanımayı ön koşul yaptı
başlığını kullandı. Alman basını ise
Merkel, Türkiye hükümeti tarafından ciddiye alınacak bir konumda,
sözlerinin diğer Avrupa liderlerinden daha çok
ağırlığı olacak görüşünü öne sürdü.
LE MONDE: MERKEL'DEN KIBRIS ŞARTI
Fransanın önde gelen gazetelerinden Le Monde ise, Merkelin Türkiyeye
yaptığı ilk ziyaretinde hassas Kıbrıs
dosyasını ele aldığını belirterek Merkelin
Kıbrıs Rum Kesiminin tanınmasını ön koşul
yaptığını öne sürdü. Gazete Merkelin Türkiyeden
limanlarını Rumlara açmasını istediğini Başbakan
Erdoğanın ise, Kuzey Kıbrısın izolasyonu devam
ettiği sürece taviz verilmeyeceğini bildirdiğini kaydetti.
Gazete, halen sorununun çözümlenmesi için Finlandiya ve Türkiyenin bir
uzlaşı üzerinde çalıştığını yazdı.
DER TAGESSPİEGEL: MERKELİN ELEŞTİRİLERİ
DAHA ÇOK KAYDA GEÇİYOR
Diğer Alman gazetesi Der Tagesspiegel de, Almanyanın 1 Ocakta AB
dönem başkanlığını üstleneceğini anımsatarak
Merkel, Türkiye hükümeti tarafından ciddiye alınacak bir konumda,
sözlerinin diğer Avrupa liderlerinden daha çok
ağırlığı olacak. BBC Türkçe Servisine göre, gazete,
İngiltere Başbakanı Blairin artık kimse tarafından
ciddiye alınmadığını, Fransanın ise
Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle meşgul olduğunu
belirterek İşte bu yüzünden Merkelin Kıbrıs
tartışmasında ve Türkiyede reformların eksikliği
konusundaki eleştirileri Türkiyede daha çok kayda geçiyor diye
yazdı.
FRANKFURTER RUNDSCHAU: KIBRIS KONUSUNDA SERT TAŞTIRMA
Merkelin Türkiye ziyaretini de değerlendiren Alman gazetelerinden
Frankfurter Rundschau da, Merkel ile görüşmelerinde Erdoğanın
Kıbrıs konusundaki tutumunda hiçbir oynama
olmadığını yazdı. BBCye göre, gazete Angela Merkel,
Türkiyenin ABye katılmasından yana değil zaten diye
yazdı. Gazete Kıbrıs konusundaki sert tartışma,
Merkelin Türkiye hakkındaki şüphelerinde doğru olduğu
hissini güçlendirmek için fazlasıyla yeterli yorumunu yaptı.
HURRIYET 06/10/06
Papadopulos'a ahlak sorusu
Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tassos Papadopulos'un 2003
yılındaki seçim kampanyası için İngiltere'deki bir petrol
şirketinden bağış aldığı ortaya
çıktı.
Politis
gazetesinde yer alan haber üzerine muhalifler, Papadopulos'tan hemen
açıklama istedi.
Kampanya
sorumlusu, İngiliz Watford Petrol Şirketi'nden 111 bin dolar
alındığını itiraf etti. Hükümet sözcüsü Cristodulos
Pashiards ise "para karşılığında verilen söz
yok" dedi.
Demokratik
Birlik Partisi Başkan Yardımcısı Nicos Annastassiades de
"Bu bir ahlak sorusudur. Uluslararası bir şirketin
Kıbrıs seçiminde ne tür bir çıkarı var, bunu öğrenmek
istiyoruz" ifadesini kullandı.
HURRIYET 06/10/06
İsviçreli bakanın Ankara'da söyledikleri
'siyasi kriz' yarattı
İsviçre Adalet Bakanı Blocherin
Ankara ziyareti sırasında ülkesindeki Ermeni Soykırımını
İnkar" yasağına ilişkin açıklamalarında
İsviçrede bomba" gibi düştü. İsviçre politikacılar
ve basını, Blocherin siyasi kariyerini tehlikeye atıp atmadığı
tartışırken, Blocherin siyasi kriz"
yarattığı belirtiliyor.
Christoph Blocherin Ankara ziyareti
sırasında İsviçrede Ermeni
Soykırımı"nı inkarı suç sayan yasanın ifade
özgürlüğünü kısıtladığı değerlendirmesi,
ülkesinde bomba" etkisini yaptı. Blocherin
açıklamalarının yakışık olmadığı
öne sürülürken, gelecek yıl yapılacak seçimlerde yeniden seçilmesinin
tehlikeye girdiği de savunuluyor.
İsviçrede Blocherin
açıklamaları siyasi partilerden kilise ve ırkçılık
karşıtı örgütlerine kadar geniş bir yelpazede yoğun
bir biçimde tartışılıyor. İsviçrenin önde gelen
gazetelerinden La Tribune de Geneve, Blocher, Ankarada yeniden seçilme
şansını tehlikeye mi attı?"
başlığını attı.
Gazete, Blocherin
açıklamalarının İsviçreli parlamenterler arasında
bomba" etkisi olduğunu, fazla ileriye gittiği
düşünüldüğünü belirten gazete, Blocherin Adalet
Bakanlığı görevini üstlenmesini sağlayan radikal partisinde
(PDR) yaygın bir rahatsızlık yarattığını,
gelecek yıl yapılacak seçimlerde oy kaybına yol açmasından
korkulduğunu belirtti.
Diğer büyük İsviçreli gazete Le Temps
ise, Blocherin Ankarada verdiği mesajını bir Adalet
Bakanına yakışan bir biçimde iletmediğini belirtirken bir
devlet adamı olamadı" ifadesini de kullandı.
Buna karşın Fransada
aydınların, ifade özgürlüğünü vurgulayarak Ermeni
Soykırımı"nı inkar yasa tasarısını
tartıştıklarını anımsatan gazete, İsviçrede
tartışılmalı mı, tartışılmalı
mı?" sorusunu da gündeme getirdi.
NE DEMİŞTİ?
Blocher , Ankara temasları
sırasında şunları söylemişti:
"Türkiye'nin bu konuyu uluslararası
tarihçilerin tartışması gerektiği önerisine
katılıyoruz. Bana göre de ifade özgürlüğü konusunda burada bir
çelişki sözkonusu. Özellikle İsviçre için bu çelişki önemli.
Soykırımı suç kabul eden yasayı 1994'te, Yahudi
soykırımını düşünerek çıkardık. Sonradan bu
konuları kapsayacağı öngörülmedi. Ama bu yasa var ve
başımızı ağrıtmakta. Şu anda bu görüşü
savunanlar tutuklanmaz diye bir garanti veremem ama yasayı inceliyoruz ve
ne yapabileceğimize bakacağız."
CEMİL ÇİÇEK'E ESPRİ
Cemil Çiçeki İsviçreye davet
ettiğini anlatan Blocher, Çiçekin, İsviçrede "Ermeni
soykırımı olmamıştır dersem başıma bir
şey gelmez mi" yanıtını verdiğini belirterek,
"Hiç bir şey olmayacak. Ama olursa da ben kendisiyle hapse
gireceğim" diye espri yaptı.
MILLIYET 06/10/06
Kıbrıs
korkutuyor
Rehn, 'Kıbrıs
için önlem almazsak AB sürecine ağır hasar verir' dedi
06/10/2006
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - AB
üyelik sürecinde 'tren kazası' yaşanmaması için Ankara'yı
özellikle ifade ve din özgürlüğü konularında daha 'reformist' olmaya
çağıran AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'e bu süreçteki 'en büyük korkusunun Kıbrıs
olduğunu' söyledi.
Kıbrıs sorununa çözüm konusunda Ankara'nın, "Biz
yapacağımızı yaptık, artık siz
uğraşın" rahatlığında olduğunu gören
Rehn'in, AB Komisyonu'nda yaşanan Kıbrıs
sıkıntısını, "Finlandiya'nın önerisini
değerlendirmezseniz, ipler tamamen kopar ve bizim yapacağımız
bir şey kalmaz" sözleriyle aktardığı belirtildi.
Ankara, bu sözler üzerine Rehn'e, "Değerlendireceğiz" sözü
verdi. AKP hükümetinin Kıbrıs sorunu karşısında 'zaman
kazanmak' istediğini belirten AB'li kaynaklar, "Haklılar ama er
ya da geç sorunu çözmek zorundayız. Bunun için de herkes fedakâr
olmalı. Rum Yönetimi'ni ikna için Ankara'ya söz verdik"
değerlendirmesini yaptı.
AB'nin ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engel olarak gördüğü
TCK'nın 301. maddesi konusunda Erdoğan ile Gül'ün,
"Eksiklerimizin farkındayız. Yardımınızla bu
maddeyi de zamanı geldiğinde görüşürüz" noktasında
olduğunu gören Rehn'in, Kıbrıs sorunu konusunda geniş bir
analiz yaptığı öğrenildi. Her iki görüşmesinde de
"Bu sorunu kontrol altına almazsak, acil önlemlerle üzerine gitmezsek
büyük bir tren kazası yaşayacağız ve hasarı
ağır olacak" mesajı verdiği öğrenildi. AB Dönem
Başkanı Finlandiya'nın önerisinin "Limanlar Rum Yönetimi'ne
açılsın, AB de KKTC'ye doğrudan ticaret tüzüğünü
işletsin" mantığı üzerine kurulduğunu belirten
AB'li kaynaklar, "Ankara, tıpkı bizim gibi tren kazası
olsun istemiyor ve bu öneriyi geliştirmeye kararlı" diyor.
Aynı kaynaklar, Erdoğan ile Gül'ün, Rehn'e "Fin önerisini
değerlendirelim ama bu süreçte biz de hem zaman kazanalım hem de Rum
yönetimini ikna için yeni söz alalım" önerisinde bulunduğunu,
Rehn'in de bu öneri karşısında Ankara'ya, "Tren kazasını
önlemek için maksimum seviyede çaba göstereceğiz, inanın" sözü
verdiğini dile getirdi.
Finlandiya ne
öneriyor?
AB dönem başkanı Finlandiya'nın Türkiye ve Kıbrıs
Rumlarına dönük yaptığı öneri, Türkiye'nin
limanlarını Rum gemilerine açması
karşılığında KKTC'nin BM idaresine verilecek Magosa
Limanı üzerinde AB'ye serbest ticaret yapmasını içeriyor. Henüz
yazılı hale getirilmeyen önerideki belirsizlikler Ankara'da
kaygıyla karşılanıyor. "Magosa Limanı'nın
BM'ye devrine ilkesel olarak karşı çıkan Ankara, 'BM'nin Magosa
Limanı'nı devralması için Rumlardan bir çeşit onay
alması gerekecek' düşüncesinde. Maraş'ın Rumlara devri de
öneriler arasında.
Liman
düellosu
Erdoğan ve Alman
Başbakan önce Kıbrıs için atıştı, sonra birlikte
iftar yaptı. Merkel 'Limanların açılması müzakerelerin
devamı için şart' derken Erdoğan 'İzolasyonlar
kaldırılmadan olmaz' yanıtı verdi
06/10/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Türkiye ve Almanya
başbakanları, Türk liman ve havalimanlarının
Kıbrıs Rumlarına açılması konusunda basın önünde
'düello' yaptı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye'den
limanlarını açmasını isteyerek, "Bu müzakerelerin
devamı için bir önkoşuldur" dedi. Başbakan Tayyip
Erdoğan ise izolasyonların kaldırılmaması durumunda
Türkiye'nin limanlarını açmayacağını yineledi.
Merkel, Türkiye'ye ilk resmi ziyaretini dün gerçekleştirdi.
Başbakanlık'ta Alman halk şarkılarıyla
karşılanan ve Ankara'da kaldığı dört saat içinde
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kabul edilen Merkel,
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün başında bulunduğu Türk heyetiyle de bir araya geldi.
'AB sözlerini çabuk
unuttu'
Edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Sezer yarım saat süren
görüşme sırasında AB'nin Kıbrıs politikasını
sert bir dille eleştirdi. Referandum sonrasında Kıbrıs
Türklerinin cezalandırıldığını, Türkiye'den yeni
adımlar atmasının istendiğini belirten Sezer, 'AB'nin
KKTC'ye dönük sözlerini çok çabuk unuttuğunu, yaşama geçirme
konusunda isteksiz davrandığını' belirtti. Sezer, bütün
bunlar ortadayken, Türkiye'den limanlarını tek taraflı olarak
açmasını istemenin AB'ye yakışmadığını
söyledi. Sezer'in, Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili sözleri de aynı
sertlikte oldu. Türkiye'ye diğer adaylardan farklı
davranıldığını, hakkaniyet ilkesinin gözardı
edildiğini belirten Sezer, "Türkiye için ucu açık gibi ifadeleri
kullanılmaya devam ediliyor. Bunlar kabul edilemez" dedi.
Sezer, Babacan'a
kızdı
Bu arada görüşme sırasında, Sezer'in Devlet Bakanı ve
Başmüzakereci Ali Babacan'a kızgın bir şekilde dönerek,
"Olur mu böyle şey" dediği duyuldu. Merkel ise Sezer ve
Babacan arasındaki bu diyaloğa anlam veremedi ve ikiliyi izlemekle
yetindi.
Merkel'in Erdoğan'la yaptığı görüşme ise 45 dakika
sürdü. İki lider daha sonra basının karşısına
çıktı. Merkel, bir gazetecinin, KKTC'ye dönük izolasyonların
kaldırılması konusunda AB'nin verdiği sözü
tutmamasını anımsatması üzerine şöyle konuştu:
"Bir kere Ankara Protokolü var. Bunun yerine getirilmesi gerekiyor. AB
üyeleri işbirliği yapmak istedikleri takdirde, serbest ticaret, liman
ve havaalanı işbirliği içinde olmalı. Şu anda masada
Finlandiya'nın bir önerisi var. Türkiye'nin bu öneriye olumlu
baktığını görüyoruz ve inanıyorum ki bunu çözmek
üzereyiz. Müzakerelerin devamı için bir önkoşul oluşturan bu
sorunun halledilmesi gerekiyor."
Erdoğan'dan
anında yanıt
Bir Alman gazeteci de Erdoğan'a Türkiye'nin limanlarını
açıp açmayacağını sordu. Erdoğan, yanıtında,
Kıbrıs'taki yaptırımların tek taraflı değil
karşılıklı olduğunu vurguladı. Türkiye'nin
şimdiki tezinin 'Kuzey Kıbrıs'a ambargolar kaldırılmazsa
limanların açılmayacağı şeklinde' olduğunu
belirten Erdoğan şöyle konuştu:
"Kuzey Kıbrıs, terör yuvası mı? Uyuşturucu,
karapara merkezi mi? Niye ambargo var? 24 Nisan referandumu niye
yapıldı? AB bizi teşvik etmedi mi? O dönemki AB yetkilileri Prodi,
Verheugen, garantör devlet olarak bizden kuzeyde evet çıkması için
destek istemişlerdir. Biz de bu desteği verdik ve evet
çıktı. Güney 'hayır' dedi, ödüllendirildi. Kuzey 'evet' deyip
cezalandırıldı. Elimizde koz vardı ama dürüst
davrandık ve onu kullanmadık. 1 Mayıs 2004'ten sonra Rum
tarafını Gümrük Birliği'ne kattık. Ama izolasyonlar
kalkmadığı sürece limanların açılmasına
sıcak bakmıyoruz."
İki başbakan daha sonra İstanbul'a geçerek birlikte iftar
yaptı. Erdoğan, geçen sene de eski Alman Başbakanı Gerhard
Schröder'le iftar açtıklarını hatırlatarak,
"Artık bu bir gelenek oldu" dedi.
Zor bir sorunu çözmek üzereyiz
TÜRKİYE, ÖNERİYİ OLUMLU KARŞILADI... Almanya
Başbakanı Angela Merkel, AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın önerisinin Türk tarafınca olumlu karşılandığını
belirterek, "Umuyorum ki zor bir sorunu çözmek üzereyiz. AB ile
müzakerelere devam edebilmek için ek protokol sorununun halledilmesi gerekiyor.
Bu AB müzakerelerinde ilerleme için gerekli bir koşuldur" dedi.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın önerisinin Türk tarafınca olumlu
karşılandığını belirterek, "Umuyorum ki zor
bir sorunu çözmek üzereyiz. AB ile müzakerelere devam edebilmek için ek
protokol sorununun halledilmesi gerekiyor. Bu AB müzakerelerinde ilerleme için gerekli
bir koşuldur" dedi.
Merkel, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile
görüşmelerinin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, bir gazetecinin KKTC üzerindeki ambargoların
kaldırılmasına yönelik AB'nin daha önce verdiği sözleri
hatırlatarak, buna ilişkin değerlendirmesini sorması
üzerine, Gümrük Birliği Ek Protokolünü anımsatarak, "Bizim
açımızdan bu protokolün yerine getirilmesi gerekiyor" dedi.
Merkel, AB ülkelerinin serbest ticaret ya da işbirliği
yapmak istemeleri durumunda birbirlerinin liman ve havaalanlarına
erişimlerinin de olabilmesi gerektiğini belirterek, şunları
söyledi:
"AB dönem başkanı Finlandiya'nın önerisi masada.
Türk tarafının bu öneriyi olumlu
karşıladığını görüyoruz ve umuyorum ki zor bir
sorunu çözmek üzereyiz. En azından bu sorunun
varlığını kabul etmek zorundayız. Tabii AB ile
müzakerelere devam edebilmek için bu sorunun halledilmesi gerekiyor. Bu, AB
müzakerelerinde ilerleme için gerekli bir koşuldur."
"Türkiye ile Almanya arasında derin dostluk var"
Türkiye ile Almanya arasında derin dostluk ilişkileri
bulunduğunu söyleyen Merkel, Başbakan Erdoğan ile en son 26
Martta bir araya geldiklerini anımsattı ve Başbakan olarak
Ankara'yı ilk kez ziyaret ettiğine dikkat çekti.
Merkel, görüşmelerinde Türkiye-AB ilişkileri, Gümrük Birliği
Ek Protokolü, reformlar ve diğer konuları ele alacaklarını
belirtti. Erdoğan ile bugün yaptığı ilk görüşmede daha
çok ikili ilişkileri değerlendirdiklerini kaydeden Merkel, Türkiye
ile Almanya arasındaki ilişkilerin iyi bir düzeyde olduğunu,
mesela ekonomik ilişkilerin çok olumlu bir seyir izlediğini ifade
etti.
Bunun kendisiyle birlikte gelen iş adamlarının
sayısından da anlaşılabileceğini, hatta uçakta yer
olmadığı için bazı iş adamlarını
getiremediğini bildiren Merkel, ekonomik ilişkileri gerek tüketim
ürünleri, gerekse askeri alanda daha da geliştirmek istediklerini ifade
etti.
Merkel, Almanya'daki Türklerin entegrasyonu konusunun kendilerini çok
meşgul eden bir konu olduğunu ve buna çok büyük önem verdiklerini,
Başbakan Erdoğan'ın da bu konuya önem verdiğinin
farkında olduğunu kaydetti. Türk tarafının bu konuda
bazı öneriler getirdiğini ifade eden Merkel, örneğin Almanya'ya
eş durumu ya da başka nedenlerle gitmek isteyen Türklerin dil
eğitimine Türkiye'de başlamalarının söz konusu
olabileceğini belirtti.
Türk gençlerinin çoğunluğunun dil yetersizliği
nedeniyle eğitim fırsatlarından tam olarak
yararlanamadığına dikkati çeken Konuk Başbakan,
görüşmede bir Türk-Alman üniversitesinin kurulmasından da
bahsettiklerini bildirdi. Merkel, iki ülke dışişleri
bakanlarının kültürel diyalog sürecini zaten
başlattığını hatırlatarak, bu süreci devam
ettirmek ve entegrasyonun önündeki engelleri kaldırmak istediklerini
belirtti.
Merkel, Türkiye ile Almanya arasında uluslararası sorunlara
dair de iyi bir diyalog bulunduğunu, ancak bu konuları Erdoğan
ile henüz ele almadıklarını bildirdi. İki ülkenin de
Lübnan'daki barış gücüne asker gönderme ortak sorumluluğunu
aldığını hatırlatan Merkel, "Bu her ülke için zor
bir karar. Alman parlamentosu için de bu kararı almak zor oldu. Biliyorum
ki TBMM için de kolay olmadı" diye konuştu.
Başbakan Merkel, bu sorunun yanı sıra İran'ın
nükleer programıyla ilgili sorunun çözümlenmesi konusunda da iki ülkenin
yakın bir işbirliği içinde olmasını istedi.
KIBRIS
06/10/06
Güvenoyu tamam sıra icraatta
28 KABUL, 2 RET... Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik
Güçler-Özgürlük ve Reform Partisi (CTP/BG-Özgür Parti) Koalisyon Hükümeti için
dün Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nda yapılan güven oylamasında,
hükümet yetki aldı. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma
Ekenoğlu başkanlığında toplanan Genel Kurul'da
yapılan güven oylamasında hükümet için 28 kabul, 2 de ret oyu
verildi. Oylamada BDH Lefkoşa milletvekili Mustafa Akıncı ile
bağımsız milletvekili Erden Özaşkın ret oyu
kullandı. Özgür Parti kurucuları ile birlikte, Demokrat Parti'den
istifa eden ancak bağımsız kalan Ergün Serdaroğlu ise
hükümete "tamam" dedi
l UBP VE DP MİLLETVEKİLLERİNİN BOYKOTU SÜRÜYOR...
Hükümeti protesto eden UBP'nin 13, DP'nin de 6 milletvekilinin
katılmadığı genel kurulda hükümetin güvenoyu
almasından sonra konuşan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, yeni
hükümetin daha fazla demokrasiyi, adaleti, işi, ekmeği öncü görev
aldığını söyledi. Başbakan Soyer, "Bizim temel
amacımız siyasi bütün ideolojik noktaların ötesinde,
insanımıza bir nebze daha güzel ortam sağlamaktır. Bunun
için hiçbir kaosa fırsat vermeden, bizi eleştiren her insanın
eleştirisini dikkatli bir şekilde irdeleyerek, görevimizi
sürdüreceğiz" dedi
Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler-Özgürlük ve
Reform Partisi (CTP/BG-Özgür Parti) Koalisyon Hükümeti için, dün, Cumhuriyet
Meclisi Genel Kurulu'nda yapılan güven oylamasında, hükümet yetkiyi
aldı. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
başkanlığında toplanan Genel Kurul'da yapılan güven
oylamasında hükümet için 28 kabul, 2 de ret oyu verildi.
Oylamada BDH Lefkoşa Milletvekili Mustafa Akıncı ile
Bağımsız Milletvekili Erden Özaşkın ret oyu
kullandı.
Özgür Parti kurucuları ile birlikte, Demokrat Parti'den istifa
eden ancak bağımsız kalan Ergün Serdaroğlu hükümete tamam
dedi.
Toplantıya katılmayan CTP-BG Girne Milletvekili Ömer
Kalyoncu'nun ise rahatsız olduğu öğrenildi.
Hükümeti protesto eden UBP'nin 13, DP'nin de 6 milletvekili ise genel
kurula dün de katılmadı.
CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'in
Başbakanlığındaki hükümetin güven oylamasının
yapılacağı Meclis Genel Kurulu toplantısı saat
10.15'de başladı.
Açık oyla yapılan Güven oylaması sırasında,
milletvekillerinin isimleri okunarak oy tercihleri "kabul",
"ret" veya "çekimser" şeklinde belirtmeleri istendi.
28 kabul 2 ret
CTP/BG-Özgür Parti Koalisyon Hükümeti Cumhuriyet Meclisi'nden güvenoyu
aldı.
Güven oylamasında hükümet için 28 kabul, 2 de ret oyu verildi.
Oylamada BDH Lefkoşa milletvekili Mustafa Akıncı ile
bağımsız milletvekili Erden Özaşkın ret oyu kullandı.CTP-BG
Girne Milletvekili Ömer Kalyoncu'nun rahatsızlığı nedeniyle
katılmadığı oylamada, CTP-BG'nin 24, Özgür Parti'nin 3
milletvekili ile bağımsız milletvekili Ergün Serdaroğlu
kabul oyu verdi.
Hükümeti protesto eden UBP'nin 13, DP'nin de 6 milletvekili ise genel
kurula dün de katılmadı.
Cumhuriyet Meclisi'nde CTP/BG'nin 25, UBP'nin 13, DP'nin 6, Özgür
Parti'nin 3, BDH'nın 1 ve bağımsız 2 milletvekili
bulunuyor.
Soyer: "Daha fazla demokrasiyi, adaleti,
işi, ekmeği öncü görev aldık"
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, CTP/BG-Özgür Parti Koalisyon
Hükümeti'nin Cumhuriyet Meclisi'nde güvenoyu alması sonrasında
yaptığı konuşmada, yeni hükümetin daha fazla demokrasiyi,
adaleti, işi, ekmeği öncü görev aldığını söyledi.
Başbakan Soyer, "Bizim temel amacımız siyasi bütün
ideolojik noktaların ötesinde, insanımıza bir nebze daha güzel
ortam sağlamaktır. Bunun için hiçbir kaosa fırsat vermeden, bizi
eleştiren her insanın eleştirisini dikkatli bir şekilde
irdeleyerek, görevimizi sürdüreceğiz" dedi.
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin, Kıbrıs Türk
halkının 2 bölgelilik ve siyasi eşitliğe dayalı bir
çözüme taraf olması, AB sürecinde hak ettiği yeri alması,
Türkiye'nin AB üyelik sürecine katkı koymak ve sonuç olarak bölgeye
barış gelebilmesi için cumhurbaşkanı ile işbirliği
içinde çalışacağını söyledi.
"Çalışmalarımıza kararlılıkla devam
edeceğiz"
Başbakan Soyer ayrıca, ekonominin daha da
geliştirilmesi, demokrasinin kurumsallaşması ve hayatın her
alanında reform gerçekleştirilmesi
kararlılığının da devam edeceğini belirtti.
Süreç içerisinde siyasal olarak pek çok konunun
tartışılabileceğini ancak egemenliğin
kayıtsız şartsız halkın olmasının
tartışma konusu dahi olamayacağını kaydeden Soyer,
hiçbir siyasi öngörü ve siyasi gücün bunun önüne geçmesinin mümkün
olmadığını söyledi. Başbakan Soyer, "Halktan
aldığımız güçle, halka hizmet etmeye devam edeceğiz.
Halktan aldığımız güçle, meclisle ve meclisin iradesiyle
birlikte çalışacağız" dedi.
"Genel kurul her şeyin üstünde"
Halkın iradesini temsil eden Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu'nun
her şeyin üstünde olduğunu kaydeden Başbakan Soyer, "Genel
kurulun çalışmalarını durdurmak demek, halkın iradesi
yok saymak demektir" şeklinde konuştu.
Başbakan Soyer, genel kurulun kendi yasallığı ve
dinamizmi doğrultusunda, anayasanın kendisine verdiği
yetkilerini kullanarak görevine devam edeceğini söyledi.
Önümüzdeki dönem insanların daha fazla iş, ekmek, huzur ve
adalet istediğini kaydeden Başbakan Soyer, yeni hükümetin "daha
fazla demokrasiyi, adaleti, işi, ekmeği öncü görev
aldığını" belirtti.
Meclise gelmeyen DP, Maliye ve Bütçe
Komitesi İçin Hüseyin Kayım'ı önerdi
Bu arada Genel Kurul, güven oylamasına geçmeden önce, DP'nin,
Mustafa Gökmen'in istifasıyla boşalan Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan
Komitesi üyeliğine önerdiği Hüseyin Kayım için oylama
yaptı. Kayım'ın komite üyeliği, bazı
milletvekillerinin tepkili sözleri arasında oy çokluğuyla kabul
edildi.
KIBRIS
06/10/06
"Finlandiya'nın önerisi eksik"
ERCAN OLMADAN OLMAZ... Ercan Hava Alanı açılmadan,
Finlandiya önerileri konusundaki pazarlıkların kesinlikle
sonuçlandırılmamasını vurgulayan KTSO Genel Sekreteri
Mustafa Gündüz, "Öneriler Ercan olmadan kabul edilmemeli" diye
konuştu. KTTO Başkanı Erdil Nami, öneriler konusunda bir açılım
yapılacaksa, Maraş'ın
karşılığı'nın Mağusa Limanı olmadığını,
Ercan Havalimanı'nın açılmasını içermeyen hiçbir
öneriye sıcak bakmadıklarını söyledi
KIBRIS TÜRK HALKI YOK SAYILDI... Kıbrıs AB Derneği Ali
Erel, Finlandiya tarafından sunulan önerilerin bir sonuç
doğurmasının mümkün olmadığını,
hazırlanan öneri paketinin Türkiye'nin AB sürecinde olası bir 'tren
kazası' yaşamasının önlenmesi için sunulduğunu
kaydederek, "Bizim zararımız ya da faydalarımız
dikkate alınmadı" diye konuştu. İŞAD
Başkanı Özalp Nailer de Kıbrıs Türk halkının,
bugün adeta yok sayılarak üzerine plan yapılmasının, plan
ile ilgili görüşlerinin sorulmamasının ve toplumun tamamen
edilgen tutulmasının kendilerini üzdüğünü söyledi
Aral MORAL
Sivil toplum örgütü yetkilileri, Finlandiya'nın Kıbrıs
konusunda taraflara sunmuş olduğu önerilerin yetersiz olduğunu
belirtti.
Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel,
Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı Erdil Nami,
Kıbrıs Türk Sanayi Odası (KTSO) Genel Sekreteri Mustafa Gündüz
ve İş adamları Derneği (İŞAD) Başkanı
Özalp Nailer, önerilerin mevcut haliyle Kıbrıs Türk tarafına
fazla bir getirisinin olamayacağını belirtti.
Ali Erel, Finlandiya tarafından sunulan önerilerin bir sonuç
doğurmasının mümkün olmadığını,
hazırlanan öneri paketinin Türkiye'nin AB sürecinde olası bir 'tren
kazası' yaşamasının önlenmesi için sunulduğunu
kaydederek, "Bizim zararımız ya da faydalarımız
dikkate alınmadı" diye konuştu
Mustafa Gündüz konuyla ilgili olarak yaptığı
açıklamada, Finlandiya'nın sunduğu önerilerin Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün kısa bir süre önce
yaptığı önerilere yakınlaştırılması
gerektiğini belirterek, Ercan Havalimanı'nın da içinde
olmadığı hiçbir önerinin kabul edilmemesi gerektiğinin
altını çizdi.
Erdil Nami, önerilerin şekliyle kalmasının yeterli
olmayacağını vurgulayarak, "Ercan Havalimanı'nın
dâhil olmadığı hiçbir öneri paketi bizim yeterli
değildir" dedi.
Özalp Nailer de Kıbrıs Türk halkının, bugün adeta
yok sayılarak üzerine plan yapılmasının, plan ile ilgili
görüşlerinin sorulmamasının ve toplumun tamamen edilgen
tutulmasının kendilerini üzdüğünü söyledi.
"Öneriler bu durumda sonuç doğurmaz"
Kıbrıs AB Derneği Başkanı Ali Erel,
Finlandiya önerilerinin bu durumda bir sonuç doğurmasının,
Türkiye'de yakın bir zamanda yapılacak olan seçimlerde,
"Kıbrıs'ta ödün veriliyor" şeklinde
algılanabileceği nedeniyle, mümkün olmadığını
belirtti.
Erel, AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihinde izolasyonların
kaldırılması yönünde aldığı kararın,
'Kıbrıs üzerindeki ekonomik entegrasyonun sağlanması ve iki
toplumun birbiriyle daha fazla işbirliği yaparak siyasi çözüm
zemininin oluşturulması' şeklinde olduğunu ifade etti.
Kıbrıs Türk tarafının, iki toplumun iş
birliği yaparak siyasi çözüm zemininin oluşturulması olgusunu
unuttuğunu savunan dernek yetkilisi, dolayısıyla Türk
tarafının "izolasyonları kaldırın"
çağrısı AB tarafından doğru algılanamıyor.
İzolasyon terimi üzerinde bile henüz bir mutabakat yoktur" diye
konuştu.
"Kıbrıslı Türkler kendi geleceklerini
Türkiye-AB sürecinden ayırmalı"
Türkiye'de yakın bir gelecekte yapılacak olan seçimler
nedeniyle, Türk Hükümeti'nin Kıbrıs konusunda açılım
yapmasını beklemediğini dile getiren Ali Erel, "Buradaki
anahtar nokta, Kıbrıslı Türklerin kendi geleceklerini,
Türkiye'nin AB sürecinden ayırarak, kendi iradeleri ile
oluşturması gerekiyor" dedi.
"Paket bizim için değil
Türkiye için hazırlandı"
Herhangi bir öneri paketinin, doğru getirisinin
sağlanabilmesi için, Kıbrıs'ta ekonomik entegrasyonu
sağlayıcı olması gerektiğini vurgulayan Erel, bu
dinamiği içermeyen hiçbir paketin, Kıbrıslı Türklerin
lehine olmayacağına dikkat çekti.
Kıbrıslı Türkleri ilgilendiren öneri paketlerinin,
Kıbrıslı Türklerin geleceğini de dikkate alarak
hazırlanması gerektiğine işaret eden Ali Erel, "Bu
yüzden paketler Türkiye'nin sürecinden ayrılmalıdır. Anahtar
nokta budur. Bu paketin önerilmesinin nedeni, Türkiye'nin AB sürecindeki
olası bir tren kazasını önlemek için hazırlandı. Bizim
zararımız veya faydamız dikkate alınmıyor" dedi.
Gündüz: Öneriler, Gül'ün
önerilerine yaklaştırılmalı
Sunulan önerilerin tamamını henüz görmediklerini söyleyen
Kıbrıs Türk Sanayi Odası Genel Sekreteri Mustafa Gündüz,
izolasyonların çok yönlü olduğunu ve limanların
açılmasının, ticari izolasyonların kalkması için çok
önemli olduğunu belirtti.
"Ülkelerin yalnızca bir deniz limanı yoktur. Hava
limanı da vardır. Eğer Ercan Havalimanı bu
pazarlığın dışında tutuluyorsa, bu önerilerle
ticari izolasyonun kalktığı anlamına gelmez" diye
konuşan Gündüz, Finlandiya önerilerinin, TC Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün önerilerine yaklaştırılması
gerektiğini kaydetti.
Aksi bir durumun kabul edilemez olacağını vurgulayan
Mustafa Gündüz, Kıbrıs gibi küçük adalarda mal ticareti kadar servis
ticaretinin de önemli olduğuna dikkat çekti.
"Ercan açılmadan pazarlık
sonuçlandırılmamalı"
Ercan Havalimanı'nın açılmadan Finlandiya önerileri
konusundaki pazarlıkların kesinlikle
sonuçlandırılmamasını vurgulayan Gündüz, "Öneriler
Ercan olmadan kabul edilmemeli" dedi.
Mustafa Gündüz ayrıca, Finlandiya önerilerinin
detaylarındaki teknik konularında açığa
kavuşturulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Nami: Maraş'ın karşılığı
Ercan havalimanıdır
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami,
Finlandiya'nın önerilerinin tamamını henüz görmediklerini
belirterek, "Basından takip ettiğimiz kadarıyla, önerilerin
bu kadarla kalması bizce yeterli değildir" dedi.
Ticaret Odası olarak, öneriler konusunda bir açılım
yapılacaksa, Maraş'ın
karşılığı'nın Mağusa Limanı
olmadığını belirten Nami, Ercan Havalimanının
açılmasını içermeyen hiçbir öneriye sıcak
bakmadıklarını
kaydetti.
İŞAD: İrademizin yok
sayılması bizleri üzmüştür
İŞAD Başkanı Özalp Nailer, dünyanın sempati
gösterdiği ve AB'nin onayladığı çözüm planını
kabul ederek çözüm yanlısı iradesini ortaya koyan Kıbrıs
Türk halkının, bugün adeta yok sayılarak üzerine plan
yapılmasının, plan ile ilgili görüşlerinin sorulmamasının
ve toplumun tamamen edilgen tutulmasının kendilerini üzdüğünü
söyledi.
"Türkiye'nin limanlarını açmak için ortaya koyduğu
Kıbrıs Türk toplumu üzerindeki izolasyonların
kaldırılması koşulunun, önerilen plan ile
sulandırıldığını" ifade eden Nailer, öncelikle,
Kıbrıs'ta yaşayan her iki toplumun çıkarının
bütünlüklü bir çözüm olduğunu, ancak çözümün Rumlar tarafından
reddedilmesi ile mağdur olan Kıbrıs Türkleri üzerindeki
izolasyonların kaldırılması ve Türkiye'nin
limanlarını açması için çözüme kadar aşağıdaki
planın onaylanmasını istediklerini kaydetti:
"Bugün KKTC tarafından yönetilen tüm deniz ve hava
limanlarının, gümrüklerin süratle müktesebata
uyumlaştırılması ile AB gözetiminde her iki toplumun
kullanımına açılması, bunun karşılığında
Türkiye limanlarının Kıbrıs gemi ve uçaklarına
açılması, Maraş'ın Türk yönetiminde ve BM ile
işbirliği halinde, Mal Tazmin Komisyonu aracılığı
ile ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını da
dikkate alarak orijinal sahiplerinin kullanımına açılması,
iki tarafın ekonomileri karşılıklı dengeye gelinceye
kadar Türkiye'den Kıbrıs'a yapılacak tüm ithalatın kuzey
limanları üzerinden yapılması, adanın tamamında
serbest ticaretin sağlanması."
Nailer, bu plan dışında, Finlandiya'nın
önerdiği plan ile toplumun daha fazla izolasyon altına
gireceğini, Maraş'ın Rumlara devriyle, Rum yönetiminin
bütünlüklü çözümden daha da uzaklaşacağının açık
olduğunu kaydetti.
Nailer, İŞAD'ın, toplumu dikkate almayan planlara
karşı olduğunu ve bu tür girişimlerin
karşısında durmak üzere gerekli her tür tepkiyi
göstereceğini söyledi.
KIBRIS
06/10/06
Güney Kıbrıs'ta, kayıp
Kıbrıslı Türklerden, 11'inin kemikleri bulundu
Güney Kıbrıs'ta Larnaka'nın "Oroklini"
bölgesindeki bir zeytinlikte, 42 yıldır kayıp oldukları
belirtilen, 11 Kıbrıslı Türk'ün kemiklerinin bulunduğu
açıklandı.
Politis gazetesi, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
araştırmaları sonucunda, Kıbrıslı Türklerin
gömülü oldukları toplu mezara ulaşıldığını
belirtti.
Gazete, Kıbrıslı Türklerin gömülü oldukları
mezarın su kuyusu olduğunu ve üzerinin toprakla örtüldüğünü
kaydederken, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
uzmanlarının kayıp kemiklerine, kepçe yardımı ile
toprağın yaklaşık 3 metre derininde, suyun içerisinde ulaştıklarını
yazdı.
Gazete haberinde, İngiliz üslerinde polis olarak görev yapan söz
konusu 11 Kıbrıslı Türkün, 1964 yılında otobüs ile
işlerinden evlerine dönmek için yola çıktıklarını,
ancak otobüsün daha sonra yanmış vaziyette bulunduğunu,
kendilerinin ise bulunamadığını ve kayıp olarak ilan
edildiklerini belirtti.
Fileleftheros gazetesi ise, konuya ilişkin haberinde, bulunan
kemiklerin inceleme amacıyla Lefkoşa Uluslararası Havaalanı
yakınlarındaki, BM Antropoloji Laboratuarı'na götürüleceklerini
yazdı.
KIBRIS
06/10/06
KKTCde yeni
koalisyona güvenoyu
Cumhuriyetçi
Türk Partisi-Özgür Parti koalisyonu hükümet etmek için Meclisten güvenoyu
aldı.
NTV
Güncelleme: 21:12 TSİ 05 Ekim 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTCde 50 sandalyeli Neclisteki oylamada Cumhuriyetçi Türk Partisi-Özgür
Parti koalisyonu için 28 milletvekili kabul, 2 milletvekili de ret oyu
kullandı. Meclis oturumunu boykotu sürdüren muhalefetteki Ulusal Birlik
Partisi ile Demokrat Parti milletvekilleri ise oylamaya katılmadı.
Ulusal Birlik
Partisinden 3, Demokrat Partiden de 1 milletvekili, istifa ederek Özgür Parti
adı altında yeni bir oluşuma gitmişti. İstifa
pazarlıklarında AK Partinin de yer aldığını
iddia eden UBP ve DP, kirlenen siyasetin ancak erken seçimle
temizlenebileceğini savunuyor. İki parti, hükümeti
tanımıyor.
|
Talat, 9
Ekimde Brüksele gidecek KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, üst düzey Avrupa Birliği (AB)
yetkilileriyle görüşmek üzere 9 Ekimde Brüksele gidecek. |
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 15:15 TSİ 06 Ekim 2006 Cuma
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosundan verilen
bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Talat, Brükselde, Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barrosso, Avrupa Parlamentosu Başkanı
Josep Borrell ve Avrupa Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn
ile görüşecek. Talata, Brüksel ziyaretinde,
Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ve
Başbakanlık AB Koordinasyon Merkezi Sorumlusu Erhan Erçin eşlik
edecek.
Kıbrısta
42 yıllık toplu mezar
Kıbrıs
Rum kesiminin Larnaka şehrinin Oroklini bölgesindeki zeytinlik bir alanda,
kayıpların akıbetini belirlemek üzere Kıbrıs Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesince yapılan kazılarda, 42 yıldır
kayıp olan 11 Kıbrıslı Türkün kemiklerinin bulunduğu
bildirildi.
AA
Güncelleme: 21:03 TSİ 06 Ekim 2006 Cuma
LEFKOŞA
- Rum basında yer alan haberlerde, Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesinin araştırmaları sonucunda, Kıbrıslı
Türklerin gömülü oldukları toplu mezara ulaşıldı.
Kıbrıslı
Türklerin gömülü oldukları yerin, su kuyusu olduğu ve üzerinin
toprakla örtüldüğü belirtilen haberlerde, komite uzmanlarının
kayıpların kemiklerine, kepçe yardımıyla,
toprağın yaklaşık 3 metre derininde, suyun içinde
ulaştıkları kaydedildi.
İngiliz üslerinde polis olarak görev yapan 11 Kıbrıslı
Türkün, 1964 yılında otobüsle işlerinden evlerine dönmek için
yola çıktıkları, ancak otobüsün daha sonra yanmış
vaziyette bulunduğu, kendilerinin ise bulunamadığı ve
kayıp olarak ilan edildikleri belirtildi. Bulunan kemikler, incelenmeleri
için Lefkoşa ara bölgedeki Uluslararası Havaalanı
yakınlarındaki BM Antropoloji Laboratuarına götürülecek.
Türk, Rum ve Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisi üç üyeden
oluşan Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi,
Türk ve Rum kayıpların akibetini belirlemek üzere KKTC ve
Kıbrıs Rum kesiminde kazılar yapıyor.
|
AA
Güncelleme: 16:23 TSİ 07 Ekim 2006 Cumartesi
GİRNE
- Finlandiyanın önerilerini değerlendirdiklerini söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, izolasyonların birşeyin
karşılığı olarak değil, Kıbrıs Türkü
çözüm istediği için kaldırılması gerektiğini söyledi.
Finlandiyanın
önerilerinde, Kıbrıs Türk tarafı için birşey
olmadığını, önerilerin Türkiyeye yönelik olduğunu
savunan Talat, Zaten en büyük tehlike de odur. Türkiyenin üyelik sürecinin
mezesi olduk, esas olan biz değiliz dedi.
Talat, Kıbrıs Türk halkının haklarını
çiğnetmeyeceklerini vurguladı. Rum tarafının, Türkiyenin
üyelik sürecini istismar etmeye çalıştığını
belirten KKTC Cumhurbaşkanı, doğrudan ticaret ve diğer
izolasyonların kalkması için Kuzey Kıbrıstan birşey
isteme hakları olmadığını kaydetti.
Talat: Finlandiya'nın önerileri Türkiye'ye
yöneliktir...
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Finlandiya tarafından
Kıbrıs konusunda ortaya konan görüşlerin asıl olarak
Kıbrıslı Türklere değil Türkiyeye yönelik olduğunu
savunarak, "Zaten en büyük tehlike de odur" dedi.
Kıbrıslı Türklerin,
"Türkiyenin AB üyelik sürecinin bir mezesi" yapılmaya
çalışıldığını, tehlikenin bu olduğunu
kaydeden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk halkının
haklarını çiğnetmeyeceklerini ve teslim etmeyeceklerini
vurguladı.
Talat, Girnede çarşıyı gezerek,
esnaf ve halkla sohbet etti. Talat, gezisi sırasında yaptığı
açıklamada, AB dönem başkanı Finlandiya tarafından
yapılan önerilerin değerlendirilmekte olduğunu belirterek, uzun
zamandan beri maruz kalınan izolasyonların birşey
karşılığı değil Kıbrıs Türkü çözüm
istediği için kaldırılması gerektiğini söyledi.
Finlandiyanın önerilerinde
Kıbrıs Türk tarafı için birşey
olmadığını, önerilerin Türkiyeye yönelik olduğunu
savunan Talat, şöyle devam etti:
"Zaten en büyük tehlike de odur.
Türkiyenin AB üyelik sürecinin bir mezesi olduk yani. Esas olan biz değiliz.
Biz onun bir çerezi gibi. Tehlike odur zaten." Bunun Türk tarafı için
kabul edilmesinin pek mantıklı olmayacağını ifade
ettiklerini dile getiren Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Öneri, görüş ortaya konabilir ama
önemli olan biz ne diyoruz ona. Onun için bizim bilinen ve hepinizin
bildiği ve onayladığı haklarımız var. O
haklarımızı teslim etmek niyetinde değiliz. Bu kadar
açık. Çünkü izolasyonlar birşey karşılığı
değil, biz çözüm istediğimiz için kalkmalı. İddiaya göre
izolasyonun esas nedeni Kıbrıslı Türklerin
Kıbrısın birleştirilmesine karşı
çıkmalarıydı. Biz o durumda değiliz. Tersine
Kıbrıs Rum tarafı birleşmeye karşı
çıktı, biz değil. Dolayısıyla izolasyon uygulanacaksa
bize değil onlara uygulanmalı. Biz uygulansın demiyoruz onlara
ama uygulanacaksa eğer bize değil onlara uygulanması
lazım." Kıbrısın birleştirilmesine
Kıbrıslı Türklerin değil Kıbrıs Rum
tarafının karşı çıktığını
vurgulayan Talat, izolasyon uygulanması gerekiyorsa KKTCye değil
Güney Kıbrısa uygulanması gerektiğini kaydetti.
Kıbrıs Rum tarafının,
Türkiyenin AB üyelik sürecini istismar etmeye çalışarak,
limanlarını Rum tarafına açması ve daha başka
istekleri için bastırmaya başladığına işaret eden
Talat, Türkiyenin bu konuda direngen davrandığını
belirterek, şöyle konuştu:
"Türkiye bu konuda ısrarlı oldu,
direngen davrandı. Kıbrıslı Türklerin izolasyonu kalkarsa
o zaman biz de bunu yaparız dedi. Şimdi işte bu konular bir
paket haline getirildi ve Finlandiya tarafından öne
çıkarıldı. Biz de diyoruz ki, biz izolasyonların
kalkmasını Rum tarafına birşey vermek
karşılığında kabul etmiyoruz. Çünkü biz, çözüm
istediğimizi, Adayı birleştirmek istediğimizi ispat ettik.
Bundan dolayı izolasyonların kalkması gerekir. Çünkü bunlar
artık anlamsızlaştı. O yüzden Rum tarafına
vereceğimiz birşey yoktur. Doğrudan ticaret ve diğer
izolasyonların kalkması için bizden birşey istemeye
hakkınız yoktur.
Konu bu noktada düğümlendi."
Finlandiyanın çabasının ve önerilerinin, Türkiyenin AB
sürecinde bir zorluk yaşamaması için olduğunu belirten Talat,
"Ancak biz gayet açık tutumumuzu ortaya koyduk. Ama görüşmekten
kaçmıyoruz, kaçmanın hiçbir anlamı yoktur.
Görüşeceğiz. Bizim için birçok konu
var görüşülecek" dedi.
Ercan Havaalanından doğrudan uçak
seferlerinin bunlardan birisi olduğunu, bunun Türk tarafı için son
derece önemli olduğunu dile getiren Talat, kendisinin Brüksele
yapacağı ziyareti İstanbul üzerinden yapmak zorunda
olmasının hiçbir mantıklı açıklaması
olmadığını anlattı.
Talat, sonuçta Kıbrıs Türk
halkının çıkarlarının korunmayacağı herhangi
birşeye "evet" demeyeceklerinin altını çizerek, bu
yüzden de üzülünecek, korkulacak ve endişe edilecek bir durum
olmadığını sözlerine ekledi.
MILLIYET 07/10/06
Avrupa'yla
zorlu Kıbrıs pazarlığı
Kıbrıs bir kez
daha Ankara-Brüksel ilişkilerini kilitlerken, AB'nin umudu 'Fin
formülü'nde. Ancak formül zorluklar, eksikler ve soru işaretleri
barındırıyor
07/10/2006
RADIKAL
ERDAL GÜVEN
Bir süredir
ağızlarda dolaşan Kıbrıs için Fin formülü, Rehn'in
Ankara gezisiyle yeniden gündeme taşındı. Ve Kıbrıs
pazarlığı yine Türkiye-AB ilişkilerinin kilit meselesi
haline geldi. O derece ki Fin formülü tutmazsa, Rehn'in deyişiyle
Türkiye-AB ilişkilerindeki 'tren kazası'
kaçınılmazlaşacak gibi görünüyor. Peki nedir bu Fin formülü, ne
öngörür?
Önce şunu belirteyim: Ortada bir yazılı metin yok. En
azından taraflara iletilmiş bir resmi bir belge söz konusu
değil. Fin formülü şifahen aktarılmış önerilerden
ibaret. Muhtemelen İlerleme Raporu'nun açıklanacağı 8
Kasım'a, hatta AB Konseyi'nin toplanacağı aralık
başına kadar böyle kalacak. Çünkü hem formül nihai hale gelmiş
değil, hem de kâğıda dökülmesi durumunda,
sızdırılıp aleyhte kamuoyu yaratılması için çarpıtılma
olasılığı var.
Önerilere gelince:
1- Kıbrıs'ta Türk tarafının elinde bulunan
kapalı bölge Maraş iki yıllık bir süre için
Birleşmiş Milletler idaresine devredilsin.
2- Kuzey Kıbrıs'taki Magosa limanı Birleşmiş
Milletler denetiminde dış ticarete açılsın.
3- Türkiye 'bazı' limanlarını Kıbrıs gemilerine
açsın.
Öneriler böyle. Şimdi tek tek ele alalım önerileri.
1- Maraş: BM'ye geçtiğinde bölgede ne
yapılacağı belirsiz. Bu haliyle bir ara bölge niteliği
kazanacağı için Maraş'ta adadaki iki tarafın da onayı
olmadan herhangi bir tasarrufta bulunulması mümkün değil. AB'nin kafasında,
Rumlara bölgeye giriş ve mal mülklerine erişim imkânı verilmesi
var. Yani, gidip evlerini, işyerlerini onarma, bahçelerini temizleme gibi.
Buna karşılık Türk tarafı, Maraş'ın ancak kapsamlı
bir çözümde pazarlık konusu yapılacağı görüşünde; Rum
tarafı ise hem bölgedeki mal-mülkün kayıtsız şartsız
iade edilmesini, hem de iki yıllık sürenin bitiminde bölgenin
idaresinin de Rum tarafına bırakılacağına dair taahhüt
verilmesini istiyor. Dolayısıyla, iki yıllık süre bittikten
sonra ne olacağı da belirisiz. Hal böyle olunca Türk tarafı
soruyor: Bizim kazanımımız ne?
2- Magosa: Bir kere Magosa limanı dış ticarete
kapalı değil. Bugün Magosa'dan ihracat da yapılıyor ithalat
da. Sözgelimi bir Norveç gemisi gelip İngiliz sigaralarını
rahatlıkla boşaltabiliyor Magosa'ya. Ya da bir Mısır gemisi
Magosa'dan yükleği portakalı gidip Odesa'ya indirebiliyor.
Dolayısıyla Türk tarafı açısından buradaki sorun
limanın açılması değil, limandan AB üyesi ülkelere
özellikle tarım ürünleri ihracatı yapılamaması. Avrupa
Adalet Divanı'nın 1994 tarihli kararından beri, Kuzey
Kıbrıs'tan AB'ye tarım ürünü gönderilemiyor. Çünkü, AB standart
belgesi yok. Bu belgeyi ancak Kıbrıs hükümeti verebiliyor çünkü. Fin
önerisi, bu sorunun nasıl aşılacağını içermiyor.
Kaldı ki öneriye göre Magosa Rum-Türk ortaklığında
işletilecek. Dolayısıyla ticaret hukuku açısından yine
bir sürü sorun çıkabilecek pratikte. Ekonomik açıdan ise Rumlar,
herhalde kendi limanlarına kendi elleriyle bir rakip yaratmaya çok hevesli
olmayacaktır. Nitekim, Papadopulos yönetimi, 2004'te benzer bir öneride
bulunmuş, Talat reddetmişti.
3- Limanlar: Fin önerisi, Türkiye'nin ille de tüm limanlarını
açmasını öngörmüyor. Eve ama, bu çok mu önemli? Diyelim Türkiye
Trabzon limanını açtı. Yani Rumların işine en az
yarayacak limanı. Bu yine de bir geri adım olmaz mı Türk
tarafı açısından?
Üstelik Kıbrıs Türk yönetiminin bu konudaki tavrı, Ankara'dan
bile daha katı sayılabilir. Burada şunu belirtmekte yarar var:
Limanların açılması durumunda Kıbrıs Türklerinin
asıl korkusu, Rum gemilerinin Türk limanlarına mal
taşıması değil, Türk iş dünyasının,
Kıbrıs'a yönelik ticari işlemlerini adanın güneyine
taşıması. Ne de olsa Güney Kıbrıs nüfus, alım
gücü ve iş imkânları açısından Kuzey'den çok daha cazip.
Böyle bir 'kayma' durumu hiç de parlak sayılamayacak Kuzey
Kıbrıs ekonomisine başta istihdam ve vergi kaybı olmak
üzere yeni darbe indirebilir.
Velhasıl, üç öneri de kaydadeğer zorluklar, eksiklikler ve soru
işaretleri barındırıyor. Özellikle de Türk tarafı
açısından hiçbir net kazanım yok ortada. Talat'ın, bu
formüle, 'Papadopulos'un formülü' demesi bu yüzden. Öneride, mesela
Ercan'ın uluslararası doğrudan uçuşlara açılması
yok. Oysa Kıbrıs Türk yönetiminin en fazla önem verdiği konu bu.
Sonra Kıbrıslı Türkler sadece ticari kısıtlamalarla
karşı karşıya değil ki? Sportif, kültürel
kısıtlamalar, seyahat kısıtlamaları var... Fin
formülü, bunlara değinmiyor, yanından bile geçmiyor.
Genel olarak bakıldığında, Türk tarafı
açısından, Fin önerisinin birinci temel zaafı, kısmi bir
çözüm öngörmesi. Bugüne kadar Kıbrıs için önerilip de sonuç
alınabilmiş bir kısmi çözüm yok. Formülün ikinci temel
zaafı ise Rum tarafına yönelik bir havuç-sopa
yaklaşımı içermemesi. Paket uygulamaya konmazsa Türk tarafı
bir şey kazanmayacak ama Rum tarafı da bir şey kaybetmeyecek.
Rum tarafından bakıldığında, formülün temel
zaafı, Türkiye'nin liman ve havalimanlarını açma
yükümlülüğünü sulandırması. Rum yönetimine göre Türkiye, Ankara
Anlaşması'nın Ek Protokolü gereği zaten bu ödünü vermek
zorunda; dolayısıyla esneme ya da geri adım atma durumunda
görmüyorlar kendilerini.
Her iki tarafın ortak bir rahatsızlığı da söz konusu.
Şu bir gerçek ki Fin formülünün gerçek amacı Kıbrıs'ta
çözüme katkıda bulunmak falan değil. Gerçek amaç, Türkiye'nin AB'yle
üyelik görüşmelerinin kesintiye uğramasını; bir 'tren
kazası' meydana gelmesini önlemek...Yani bu formülde Kıbrıs
sorunu bir yem, büyük balık Türkiye-AB ilişkileri...
Kötü
ile daha kötü
07/10/2006
RADIKAL
Türkiye'nin Avrupa
Birliği sürecinin önünde çok sayıda tıkaç var. Bu
tıkaçları sırasıyla ele almak ve sırasıyla
ortadan kaldırmaya çalışmak gerek.
Şimdi ilk sırada Türkiye'nin gümrük birliğinden doğan
yükümlülüklerini Güney Kıbrıs için, yani Kıbrıs Cumhuriyeti
için yerine getirmesi şartı var.
Biliyorsunuz, Kıbrıs AB'nin tam üyesi olduğu için, diğer AB
ülkeleriyle yürütmekte olduğumuz gümrük birliği
uygulamasının bu ülkeye de genişlemesi kaçınılmaz.
Ancak Türkiye, Güney Kıbrıs'ı gümrük birliğine dahil etmek
için Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonların kalkmasını
şart koşuyor, yoksa bu ülke ile Türkiye arasında doğrudan
ticaret olamayacağını, Kıbrıs bandıralı gemi
ve uçakların Türk limanları ve havaalanlarına
gelemeyeceğini söylüyor.
Buna karşılık Kıbrıs Cumhuriyeti de, gümrük
birliğini uygulamanın Türkiye'nin kaçınamayacağı bir
yükümlülüğü olduğunu söylüyor, bu uygulama
başlamadığı sürece Türkiye'nin müzakerelerde ilerleme
sağlamasını veto edeceğini bildiriyor.
Sadece bu da değil, Türkiye Kıbrıs'ı bu yılın
sonuna kadar gümrük birliğine dahil etmeye söz verdiği için AB de
bastırıyor ve geçen yıl imzalanan Ankara Antlaşmasına
Ek Protokol'ün Meclis'ten geçmesini istiyor. AB tarafı, son dönemde,
Kıbrıs'ın gümrük birliğine dahil edilmemesi halinde bu
yılın sonunda bir 'tren kazası'nın olabileceğini
yüksek sesle söylemeye başladı.
Söz konusu 'tren kazası'ndan kasıt, Türkiye'nin tam üyelik
müzakerelerinin tamamen askıya alınması. Bu, gündemdeki 'en
kötü' senaryo.
'Tren kazası'nın önlenmesi için AB tarafından, daha doğrusu
AB'nin icra organı niteliğindeki Avrupa Komisyonu tarafından
zaman zaman ortaya birtakım formüller atılıyor. Bu formüllerden
birine göre, Türkiye gümrük birliğini uygulamamakta ısrar ederse,
gümrük birliği ve onunla ilgili müzakere başlıklarının
açılmasının askıya alınması söz konusu. Ki bu da,
sekiz veya 10 başlık ediyor. (Müzakerelerde toplam başlık
sayısı 37, bunlardan birinde Türkiye müzakeresini tamamladı.)
Şimdi bu 'ilgili başlıkların açılmayıp
askıya alınması' senaryosu da 'kötü' senaryo olarak
anılıyor.
Yani, şu ana kadar AB'den gelen sinyallere bakılacak olursa,
Türkiye'nin Kıbrıs'ı gümrük birliğine almaması halinde
başına gelecekler 'kötü' ile 'en kötü' arasında bir yerde
olacak. Bu AB'nin şu anki pozisyonu.
Türkiye ise, benim anladığım 'en kötü'nün gerçekleşme
ihtimalini imkânsız değilse bile daha az görüyor ve şimdilik
pazarlıkta elini yüksek tutmak için 'kötü'ye razı bir görünüm
sergiliyor.
Tabii bu arada Finlandiya dönem başkanlığının bu
Kıbrıs gümrük birliği meselesinin çözümü için taraflara ilettiği
bir dizi öneri var, onları manşetimizde yer alan Erdal Güven'in
yazısından okuyacaksınız zaten, bu öneriler de halen
pazarlık ediliyor.
Hafta içinde görüştüğüm AB üyesi bir ülkenin Türkiye'deki
büyükelçisi, Türkiye'nin AB ile olan bütün sorunlarını
İngilizcede 'brinkmanship' denen krizin eşiğine getirme yoluyla
çözmek istemesinden şikâyetçiydi.
Gerçekten de, bu yöntemle bugüne kadar sonuç alıp
almadığımız sorusu bir yana, bu politika tarzı,
Avrupa'nın son kertede Türkiye'yi kaybetmeyi göze alamayacağı
varsayımına dayanıyor ki bu varsayım bence çok sakat. Bir
gün bir bakarsınız bunu göze almışlar, hem de
Kıbrıs gibi küçük bir ülke yüzünden!
İşin ilginç tarafı şu: Avrupa, Türkiye'yi kaybetmeyi göze
alamıyor da Türkiye AB hedefini kaybetmeyi göze alabiliyor mu?
Kuşkusuz hayır. Bunu anlamak için 30 milyar doları bulan cari
açık rakamına bakmak bile yeterli. Kaldı ki, müzakerelerin
askıya alınması durumunda Türkiye'nin işleyen gümrük
birliğini de kaybedebileceğini, yani dış ticaretinde çok
ağır bir darbe yiyebileceğini de hiç ihtimal dışı
tutmamak lazım.
Bütün bu karanlık senaryolara hiç girmeden, her iki tarafın da
kaybedeceği çözümler yerine her iki tarafın da kazanabileceği
çözümleri aramaktan vazgeçmemek lazım.
Şu an için eldeki tek şans Finlandiya'nın önerileri gibi
gözüküyor. Bunları müzakere etmekten ve al-ver mantığı
içinde kendi katı pozisyonumuzu yumuşatabileceğimizi AB'li
dostlarımıza belli etmekten çekinmemeliyiz.
Güney'de kilise her yerde
KİLİSE BELİRLEYİCİ DEĞİL...
Adaylardan birinin başpiskopos olarak seçilmesinin ardından,
Kıbrıs sorununa farklı bir yaklaşım
sergileyebileceği konusunda "Bilmiyorum. Zor bir durum"
değerlendirmesini yapan Dr. İsmail Kemal, Kıbrıs konusunda
belirleyici rolün siyasilerde olduğunu söyledi. Niyazi
Kızılyürek ise kilisenin siyasette belirleyici
olmadığını, kilisenin son dönemde gücünün artmış
olmasının, özellikle Rum lider Papadopulos'un siyasetiyle, kilisenin
siyasetinin örtüşmesinden kaynaklandığını
vurguladı
LAİK DEĞİLLER... Demokratik toplumlarda din
işleriyle siyasi işlerin ayrı olduğuna işaret eden
Kızılyürek, Rumlar arasında laiklik kavramının
bilinmediğini vurguladı. "Şunun altını çizmekte
fayda var. 1977 yılında Makarios öldükten sonra, aslında
kilisenin millet başı olma rolü tarihe karıştı. Kilise
siyasi temsiliyet işlevini yerine getirmiyor. Ancak kilise toplumun
içerisinde kendi varlığını ciddi biçimde hissettirdiği
için ister istemez, daha az oranda olsa da siyaseti doğrudan
etkiliyor" diye konuşan Kızılyürek, Rum toplumunun
laikleşemediğinin görüldüğünü söyledi
KİLİSE HER YERDE... Kilisenin, devlet yönetiminde olan
etkisine vurgu yapan Kemal, Rum eğitim bakanının
atanmasında bile kilisenin etkin rol oynadığını
belirtti. Başpiskoposluk makamının Kıbrıs Rum toplumu
içerisinde ve ekonomik alanda son derece önemli bir konumu bulunduğunun
altını çizen Dr. Kemal, "Ekonomi her toplumda önemli bir
etkidir. Başpiskopos kim olacaksa, kilisenin elinde tuttuğu bu büyük
ekonomik güç o kişinin eline geçecektir" diye konuştu
Aral MORAL
Uzmanlar, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi'nin
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin birinci cumhurbaşkanı"
Başpiskopos Makarios dönemindeki siyasi gücüne artık sahip
olmadığını belirterek, Kıbrıs sorununda
belirleyici unsurun kilise olmadığını,
politikacıların belirleyici olduğunu kaydetti.
Güney Kıbrıs'ta bulunan Kıbrıs Üniversitesi'nin
Türkoloji Bölümü öğretim görevlileri Dr. İsmail Kemal ve Yard. Doç.
Niyazi Kızılyürek, Güney Kıbrıs'ta halen devam etmekte olan
olaylı başpiskoposluk seçimi konusunda görüş aktardı.
Uzun yıllardan beridir Kıbrıs Rum kesiminde
yaşayan ve Güney Kıbrıs'ın nabzını tutan iki
akademisyen, Başpiskoposluk makamının çok önemli bir mevki
olduğunu, kilisenin hayatın her alanında etkisini
gösterdiğini belirtti.
Adaylardan birinin başpiskopos olarak seçilmesinin ardından,
Kıbrıs sorununa farklı bir yaklaşım
sergileyebileceği konusunda "Bilmiyorum. Zor bir durum"
değerlendirmesini yapan Dr. İsmail Kemal, Kıbrıs konusunda
belirleyici rolün siyasilerde olduğunu kaydetti.
Ancak Rum siyasi partileri ve kilisenin ayni çizgide
buluşması durumunda çok ciddi sonuçların elde
edilebileceğinin altını çizen İsmail Kemal, "Bunun
örneğini Annan planının referanduma sunulduğu zaman
yaşadık. Kilisenin görüşünün Rum hükümeti görüşü ile uyuşması
sonucu % 74 oranında bir hayır oyu çıktı" dedi.
Kıbrıs Türk halkında, 'kilise her şeyi
yönlendiriyor' yönünde ön yargısı olduğuna dikkat çeken
Kızılyürek, kilisenin, siyaseti doğrudan etkilediğini
söylemenin doğru olmadığını belirtti.
Kızılyürek, Kıbrıs Rum kesiminde
cumhurbaşkanının herhangi bir çözüm planına 'evet' demesi
durumunda, kilisenin buna karşı gelmesinin mümkün
olmadığını belirtti.
Kemal: Başpiskoposluk çok önemli bir konum
Kıbrıs Rum kesiminde, kilise ile siyasetin birbirinden
tamamen ayrılmadığına dikkat çeken Dr. İsmail Kemal,
"Kıbrıs'ın AB üyeliğinden sonra din ile siyaset
birbirinden ayrılacak mı bunu göreceğiz" dedi.
Kilisenin, devlet yönetiminde olan etkisine vurgu yapan Kemal, Rum
eğitim bakanının atanmasında bile kilisenin etkin rol
oynadığını belirtti.
Başpiskoposluk makamının Kıbrıs Rum toplumu
içerisinde ve ekonomik alanda son derece önemli bir konumu olduğunun
altını çizen Dr. Kemal, "Ekonomi her toplumda önemli bir
etkidir. Başpiskopos kim olacaksa, kilisenin elinde tuttuğu bu büyük
ekonomik güç o kişinin eline geçecektir" diye konuştu.
"Sadece Kıbrıs kilisesinde siviller oy
verebiliyor"
Eski başpiskoposun, sağlık sorunları nedeniyle
doktor kurulundan geçtiğini ve görevini yerine getiremeyeceği yönünde
rapor aldığını hatırlatan Uluslararası
İlişkiler Uzmanı Dr. İsmail Kemal, "Böyle
olmasına rağmen İstanbul'daki Fener Rum Patriği
Bartholomeos'a gidilerek toplantı yapıldı. Yapılan
toplantı sonrası, başpiskoposluk makamının boş
olduğu ilan edilerek seçime gidildi" dedi.
Kemal ayrıca, Ortodoks âlemi içerisinde, sivillerin
başpiskopos seçilirken oy verme hakkının bir tek
Kıbrıs kilisesinde olduğunu dile getirdi.
"Desteğini açıkça belirten bir tek AKEL oldu"
Başpiskoposluk seçimlerine Limasol Metropoliti Piskopos
Athanasios, Baf Metropoliti Piskopos Hırisostomos, Larnaka Metropoliti
Piskopos Hırisostomos ve Kikko Piskopos'u Nikiforos'un aday olduğunu
hatırlatan Dr. Kemal, Rum siyasi partileri arasında sadece AKEL'in
desteğini açıkça Nikiforos'tan yana koyduğunu belirtti.
İsmail Kemal, Rum eski cumhurbaşkanı Glafkos Kliridis
ve DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis'in eşi Andri
Anastasiadis'in de Nikiforos'un desteklediğini ifade ederek "Bu
durumda, DİSİ'nin Kikko Manastırı Piskoposu Nikiforos'u
desteklediği mesajı çıkar" diye konuştu.
"Nikiforos'un destek yelpazesi daha geniş"
Nikiforos'un, sadece AKEL ve DİSİ'nin desteğine sahip
olmadığını, EDEK fahri başkanı Lissaridis'in de
desteğini aldığını kaydeden Kemal, piskoposun çok
geniş bir destek yelpazesine sahip olduğuna dikkat çekti.
"Kikko Piskoposu'nun bu denli geniş destek almasında,
manastırın sahip olduğu ekonomik gücün etkisi olabilir"
diye konuşan Dr. İsmail Kemal, Nikiforos'un, uzun bir zamandan
beridir başpiskoposluk seçimleri için
hazırlandığını ve yatırım
yaptığını ifade etti.
"Athanasios'da güçlü bir aday"
Nikiforos'un karizmatik bir kişiliğe sahip olduğunu
söyleyen Kemal, Nikiforos'tan sonra en güçlü adayın Limasol Metropoliti
Piskopos Athanasios olduğunu belirtti.
Dr. İsmail Kemal, Athanasios'un açık parti desteğine
sahip olmamakla birlikte farklı siyasi karakterlerin desteğini
aldığını kaydetti.
"Bazı sandıklar boş çıktı"
Seçimlerde yaşanan soruna değinen Kemal, 1974 sonrası
göçmen olan Rumların kullandığı oy
sandıklarının bir merkeze götürülerek
sayıldığını, göçmen olmayan Rumların oyları
ise o kullandıkları merkezlerde sayıldığını
belirtti.
Bazı sandıkların içinin boş, bir
kısmının ise oy veren seçmen sayısı ile sandıktan
çıkan oy sayısının eşleşmediğini söyleyen
Kemal, bu duruma rağmen sayım işleminin gerçekleştiğine
dikkat çekti.
"Adayların ittifak yapması kaçınılmaz"
Başpiskoposluk seçiminin karmaşık bir işlem
olduğuna dikkat çeken Dr. İsmail Kemal, yeni başpiskopos
seçiminin bir buçuk ay kadar sürebileceğini ifade etti.
Adayların ittifak yapması gerektiğini belirten Kemal,
"Görülüyor ki herhangi bir adayın tek başına seçimi
kazanması imkânsızdır" dedi.
İttifak senaryoları arasında Limasol ve Baf
metropolitlerinin işbirliği yapabileceğine işaret eden
Kemal, "Baf metropoliti, göreve gelmesi durumunda beş yıl
başpiskoposluk yapacağını açıkladı. Bu durumda
şöyle bir senaryo çıkabilir; Baf metropoliti bu görevi beş
yıl yapar ve bu beş yılın sonunda da görevi, kendinden daha
genç olan Limasol metropolitine devretmek için Athanasios'u destekler. Rum
basınında çıkan haberlere göre bu aday sanki daha yakın
duruyor. Ama hiç beklenmedik ittifaklarda ortaya çıkabilir" diye
konuştu.
"Kıbrıs sorununda belirleyici kilise değil
siyasilerdir"
Adaylardan birinin başpiskopos olarak seçilmesinin ardından,
Kıbrıs sorununa farklı bir yaklaşım
sergileyebileceği konusunda "Bilmiyorum. Zor bir durum"
değerlendirmesini yapan Dr. İsmail Kemal, Kıbrıs konusunda
belirleyici rolün siyasilerde olduğunu kaydetti.
Ancak Rum siyasi partileri ve kilisenin ayni çizgide
buluşması durumunda çok ciddi sonuçların elde
edilebileceğinin altını çizen İsmail Kemal, "Bunun
örneğini Annan planının referanduma sunulduğu zaman
yaşadık. Kilisenin görüşünün Rum hükümeti görüşü ile
uyuşması sonucu % 74 oranında bir hayır oyu
çıktı" dedi.
Kızılyürek: Kilisenin millet başı olarak
tanınması ciddi imtiyaz getirdi
Kıbrıs kilisesinin konumunu anlamak için tarihin gerisine
gitmek gerektiğini belirten Niyazi Kızılyürek, "Burada iki
tane önemli unsur var; Birincisi Kıbrıs kilisesinin otosefal bir
kilise olması, yani kendi başına işlerini yürütecek
özgürlüğe sahip olması, ki bu Bizans döneminden gelen bir yapı.
İkincisi, Osmanlı döneminde kilisenin 'Ethnarh' yani 'millet
başı' olarak tanınmış olmasıdır" dedi.
Kızılyürek, Osmanlı döneminde 'millet başı'
demenin, hem Hıristiyan Ortodoksların dini temsilcisi hem de siyasi
temsilcisi anlamına geldiğini ifade etti.
Osmanlı döneminde, Kıbrıs kilisenin millet
başı olmaktan kaynaklanan çok ciddi imtiyazları olduğuna
dikkat çeken Niyazi Kızılyürek, "Örneğin, din adamları
yerli Osmanlı valilerini gözetmeden, direk İstanbul'a
padişahın huzuruna çıkabiliyordu ve halktan vergi toplayabiliyordu.
Tüm bunlar, kiliseyi çok güçlü ekonomik ve siyasi bir yapı haline
getirdi" dedi.
"Kilisenin tarihten gelen bir önemi var"
Kilisenin kendini modern zamana da çok kolay uydurduğunu kaydeden
Yard. Doç. Niyazi Kızılyürek, kilisenin özellikle milliyetçiliğin
taşıyıcısı olduğu ve diğer orta
sınıf ya da komünist partisi gibi potansiyel alternatifleri saf
dışı bıraktığı için adeta tek siyasi kurum
haline geldiğini söyledi.
Kızılyürek, "Kilise, 20'nci yüzyıl boyunca, 1955'e
kadar ünlü Enosis politikasını sürdürerek toplumu bizzat yönlendirdi
ve tabi ki en önemli durak da EOKA örgütünün bizzat kilise tarafından
örgütlenmiş olması, bize kilisenin ne kadar önemli bir kurum
olduğunu gösterir. Diğer önemli durak, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin 1960 yılında ilan edildiği zaman,
Başpiskopos olan Makarios ayni zamanda "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin ilk cumhurbaşkanı olabildi.
Dolayısıyla kilisenin böyle tarihten gelen bir önemi var"
şeklinde sözlerini sürdürdü.
"Rum toplumu ciddi anlamda laikleşme süreci
yaşamadı"