Rum yönetimini KKTCde kumar korkusu
sardı
Oshan SABIRLI DHA
GÜNEY Kıbrıs Rum Yönetimi, kendi
vatandaşlarının KKTCye geçip kumar oynamasından
şikayetçi. Güney Kıbrıstan yapılan açıklamada, 2003
yılında barikatların açılmasıyla KKTC otellerinde
konaklayan Rumların sayısının giderek
arttığı ve KKTC kumarhanelerine 30-40 milyon Kıbrıs
Lirası (yaklaşık 94.5 milyon YTL) dolayında harcama
yapıldığı savunuldu.
Rum Turizm Kurumu KOT Başkanı Fotis
Fotiu dün Rum Meclis Komitesinde yaptığı açıklamada, her
iki konunun da Rumları düşündürmesi gerektiğini söyledi. Fotiu,
2004de 173 bin Rumun KKTCyi ziyaret ettiği; 2 bin 848inin ise otellerde
konakladığına ilişkin KKTC istatistik verilerine de dikkat
çekti.
Güney Kıbrısta kumar oynanması
ve oynatılması yasak; bu nedenle Rumlar kumar oynamak için KKTCyi
tercih ediyor. Adanın kuzeyinde kumar oynayan müşterilerde ilk
sırayı Türkiyeden gelenler oluşturuyor. 2nci sırada
Rumlar bulunurken, 3üncü sırayı İsrailli turistler alıyor.
Kıbrıslı Türklerin kumarhanelere girmesi ve kumar oynaması
ise yasak.
MILLIYET 08/02/06
Osmosis olmayacak
KIBRIS Medya grubunu
ziyaret eden İngiliz Yüksek Komiseri Peter Joseph Millet, Türkiye'nin
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni olası
tanımasının, sorunun otomatikman çözüleceği anlamına
gelmediğini söyledi:
Osmosis olmayacak
OTOMATİK ÇÖZÜM YOK...
Türkiye'nin AB ile gerçekleştireceği müzakereler süresince tüm üye
ülkeleri tanıma zorunluluğunda olduğunu ifade eden Millet, bunun
Kıbrıs sorununun otomatikman çözümü anlamına gelmediğini
ifade etti. Paralel bir sürece ihtiyaç olduğunu belirten Millet
"Sorunun çözümü otomatik olarak "osmosis" yoluyla, AB-Türkiye
katılım sürecindeki müzakerelerle çözülmeyecek.
İhtiyacımız olan, iki toplumun bir araya gelip çözümü yaratmaya
çalışacağı BM öncülüğündeki yolu takip etmektir"
dedi
KIBRIS 08/02/06
Güzelyurtlu plana sırt çevirdi
GÜKAD'ın anketi ilginç
sonuçlar içeriyor... Annan Planı'na yüzde 64.21 oranında
"evet" diyen Güzelyurt halkı, bir hafta sonra plan referanduma
sunulsa "yüzde 33 evet", "yüzde 41 hayır"
diyeceğini beyan etti
Güzelyurtlu plana sırt
çevirdi
YÜZDE 41 HAYIR, YÜZDE 33
EVET... Annan Planı'na yüzde 64.21 "evet" diyen Güzelyurt
halkı, anket sonuçlarına göre yeni bir referandumda ancak yüzde 33
oranında "evet diyecek... Yüzde 35.79 olan "hayır
oyları ise yüzde 41'e yükseliyor. Yüzde 18'lik bir kısım
"henüz karar vermedim" derken, "sandığa gitmem"
diyenlerin oranı yüzde 8
GELİŞİM
BEKLENİYOR... Güzelyurt İlçesini Geliştirme ve
Kalkındırma Derneği (GÜKAD) tarafından KADEM şirketine
yaptırılan ve 2 bin 403 kişinin katıldığı
anket, ilginç sonuçlar ortaya koydu. Annan Planı'na referandumda yüzde
64.1 ile destek veren Güzelyurt halkı, aradan geçen sürede ciddi bir
gelişim yaşanmaması nedeniyle plana eskisi gibi olumlu
yaklaşmıyor
Güzelyurtlu, "Bir
hafta sonra referandum yapılsa oyunuz hangi yönde olur?" sorusuna
yüzde 41 ile "hayır", yüzde 33 ile "evet"
yanıtını verdi. 24 Nisan 2004 referandumunda Annan Planı'na
Güzelyurt'ta 10 bin 603 kişi, yüzde 64.21 ile "evet" derken,
"hayır" oyları ise 5 bin 911 ile yüzde 35.79 olarak tespit
edilmişti.
Güzelyurt İlçesini
Geliştirme ve Kalkındırma Derneği (GÜKAD) tarafından
KADEM şirketine yaptırılan ve 2 bin 403 kişinin
katıldığı anket, ilginç sonuçlar ortaya koydu. Annan
Planı'na referandumda yüzde 64.1 ile destek veren Güzelyurt halkı,
aradan geçen sürede ciddi bir gelişim yaşanmaması nedeniyle
plana eskisi gibi olumlu yaklaşmıyor.
Kuntay açıkladı
GÜKAD'ın KADEM'e
yaptırmış olduğu Güzelyurt bölgesine yönelik anketin
sonuçları dün açıklandı.
GÜKAD merkezinde saat
11.30'da yapılan basın toplantısında anket
sonuçlarının sunumunu GÜKAD Başkanı Hakan Kuntay yaparken,
araştırma sonuçları gazeteciler tarafından ilgiyle izlendi.
GÜKAD Başkanı Hakan
Kuntay, Güzelyurt bölgesinin Kıbrıs barış görüşmelerinde
her zaman önemli bir yere sahip olduğuna, bu durumum bölge
halkının moral motivasyonunu olumsuz etkilediğine işaret
ederek, geleceği görememenin bölge insanını arayışlara
iterek kaçışlara neden olduğunu söyledi.
"Çözümsüzlükten en çok
Güzelyurt etkilendi"
Kıbrıs'ta
çözümsüzlükten en fazla etkilenen kesim olarak Güzelyurt insanının
durumundaki belirsizlikten kurtulmak istediğini her seçimde ortaya
koyduğunu ifade eden Kuntay, bölge insanının ortaya koyduğu
irade neticesinde devlet ve hükümet yetkililerinden kendi geleceğiyle
ilgili somut yaklaşımlar beklemesinin yadırganmaması
gerektiğini vurguladı.
Kuntay, referandum
sonrası Bostancı Kapısı'nın açılması için
çalışma yaptıklarını, düşük faizli krediler
verilerek bölgedeki yatırımcıların cesaretlendirilmesi,
çift şeritli yolun Lefke'den Lefkoşa'ya doğru
yapılması, bölgede göç etmekte olan gençlere yönelik yerleşim
alanlarının oluşturulması gibi konuları da gündeme
getirdiklerini söyledi ve anketin, bu fikirlerin bölge insanı
tarafından kabul edilme düzeyini ve referandum sonrası bölge
insanının beklentilerini ortaya çıkardığını
kaydetti.
Ankete katılanlar
yüzde 50 oranında "evet" dedi
Ankete katılan 2403
kişiye ilk olarak "2004 Nisan'ında yapılan referandumda
evet mi yoksa hayır mı kullanmıştınız?"
sorusu soruldu.
Ankete
katılanların yüzde 50'si "evet", yüzde 31'i ise
"hayır" dediğini söyledi. Yüzde 11 "ben söylemek
istemiyorum" derken, yüzde 7'lik bir grup ise oy
kullanmadığını açıkladı. Yüzde 1'lik bir grup ise
yaşı tutmadığı için Annan planı döneminde oy
kullanmadığını belirtti.
"Evet"ten
"hayır"a kayma var
Annan planı ile ilgili
ikinci soru ise "Evet oyu kullananlar yeni bir referandumda nasıl oy
kullanmayı düşünüyor?" oldu.
Ankete katılan ve
Annan Planı'na evet dediğini açıklayan yüzde 50'lik kesimin
yüzde 61'i yeniden "evet" diyeceğini söyledi. Buna
karşın yüzde 22'lik bir grup ise "hayır"
diyeceğini vurguladı. Yüzde 5 oy kullanmama eğiliminde
olduğunu belirtirken, yüzde 12 ise fikir belirtmedi.
"Hayırda
hayır vardır" diyenlerin tavrı sürüyor
2004 Nisan'ında Annan
Planı'na "hayır" dediğini belirten ankete katılan
yüzde 31'lik grubun yüzde 91'i yeni bir referandumda yine
"hayır" diyeceğini bildirdi.
Yüzde2'lik bir grup oy
kullanmayacağını söylerken, sadece yüzde 5'lik bir grup evet
diyebileceğini beyan etti.
Annan Planı'na
hayır diyenlerin yüzde 91'lik kısmının aynı tavrı
sürdürmesi ise, "hayırcıların" tutumlarında bir
değişiklik olmadığını gözler önüne serdi. Buna
karşın, evet diyenlerin yüzde 22'lik kısmı
kararlarından döndüklerini beyan etti.
Bugün referandum olsa,
yüzde 41 hayır, yüzde 33 evet
Anketin en
çarpıcı sonucu ise, "Önümüzdeki hafta Annan Planı ile
ilgili referandum yapılsa oyunuz hangi yönde olurdu" sorusuna verilen
yanıtlar.
Annan Planı'na yüzde
64.21 "evet" diyen Güzelyurt halkı, anket sonuçlarına göre
yeni bir referandumda ancak yüzde 33 oranında "evet diyecek... Yüzde
35.79 olan "hayır oyları ise yüzde 41'e yükseliyor.
Yüzde 18'lik bir
kısım "henüz karar vermedim" derken,
"sandığa gitmem" diyenlerin oranı yüzde 8.
KIBRIS 08/02/06
Brayza: Gül'ün Kıbrıs önerisi çok olumlu
|
YENİ
FİKİRLER VAR... ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matt Brayza,
"Gül'ün kapsamlı çözüm önerisini fevkalade olumlu buluyoruz.
Öneride yeni fikirler var. Bu öneri mevcut belirsiz ortamdan
çıkış için bazı perspektifler sunuyor. Bu inisiyatif
Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm istediğini gösteriyor" dedi ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Matthew Bryza, Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün
açıkladığı, Ankara'nın kapsamlı çözüm önerilerini
olumlu bulduğunu açıkladı. Matthew Bryza,
Türkiye'nin Gümrük Birliği'ni Kıbrıs Rum kesimini de
kapsayacak şekilde genişleten Ek Protokol'ü uygulamak zorunda
olduğunu belirterek, "Fakat politik açıdan bunun gerçekçi ve
uygulanabilir olmasını sağlamak gerekiyor. Bu da adadaki tüm
kısıtlamaların kaldırılmasıyla mümkün
olabilir" dedi. Brüksel'de AB üst düzey
yetkililer ile temaslarda bulunan ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matt Brayza,
dün önce sabah kahvaltısında Türk, Yunan ve Kıbrıslı
Rum gazeteciler ile bir araya geldi, daha sonra ise ABD'nin AB Daimi
Temsilciliği'nde düzenlediği basın toplantısında,
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül
tarafından açıklanan paketi değerlendirdi. Brayza, iki hafta içinde
Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'a gideceğine işaret ederek,
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Kıbrıs
önerisini olumlu bulduğunu söyledi Brayza Brüksel'de
gazetecilere özetle şunları söyledi: "Gül'ün önerisini
fevkalade olumlu buluyoruz. Öneride yeni fikirler var. Bu öneri mevcut
belirsiz ortamdan çıkış için bazı perspektifler sunuyor.
Bu inisiyatif Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm bulunması
istediğini gösteriyor. Türkiye'nin AB'ye
karşı Ek Protokolü uygulaması ve bu çerçevede havaalanı
ve limanlarını Rum uçak ve gemilerine açması gerekiyor.
Diğer yandan AB'nin Kıbrıslı Türkler için
hazırladığı mali yardım ve doğrudan ticaret
tüzüklerinin hayata geçmesi ise Kıbrıs sorununa çözüm
çabalarını kolaylaştıracaktır. Kıbrıs'ta
yapacağım temaslarda iki tarafı da dinleyeceğim.
Annan'ın soruna çözüm bulunması noktasında yeni bir inisiyatif
başlatması için Kıbrıs'taki taraflar yapıcı
diyalog içinde olmalıdırlar. Yunan hükümetinin
Kıbrıs sorununa yaklaşımı çok olumlu. Yunanistan-
ABD ilişkileri eskiden olmadığı kadar stratejik.
Yunanistan dışişleri bakanı Moliviyatis'in soruna çözüm
bulunması yönünde olumlu yeni fikirleri var." Basın
toplantısında neler söyledi? Basın
toplantısında da Türkiye'nin çözüm önerisi özerinde duran Bryza,
"Biz bu kapsamlı çözüm paketine olumlu yaklaşıyoruz.
İçinde yeni fikirler gördük. İlginç ve faydalı bir
yaklaşım" dedi. Bryza, iki taraf
arasında kapsamlı çözüm için görüşmeleri yeniden başlatma
yetkisinin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'da
olduğunu hatırlatarak, ABD'nin masaya oturulması için
yumuşak bir dille bütün taraflara çağrı
yaptığını ifade etti. Kıbrıs
sorununun oldukça uzun ve karmaşık bir geçmişinin
olduğuna da dikkati çeken Bryza, BM ve AB'nin sürece dahil
olmasının öneminden bahsetti ve bina benzetmesinde bulunarak
"tuğla üzerine tuğla konularak çözüme
ulaşılabileceğini" kaydetti. "Önemli bir
tuğlayı alırsanız eseriniz çökebilir" diyen Bryza,
Rusya ve AB dahil çözümün bütün unsurlarıyla temas halinde
olduklarını anlatarak, "Önceki gün AB Komisyonu yetkilileri ve
AB Konseyi ile görüştüm. Üye devletlerle de konuşuyoruz.
Kıbrıs sorununa yaklaşım konusunda aramızda önemli
bir fark bulunmuyor" şeklinde konuştu. Bryza, Rusya ile ABD'nin
geleneksel olarak birçok konuda farklı düşünceleri olduğunu
belirterek "Bu farklılık Kıbrıs konusunda da
olabilir. Fakat Rusya'nın çözüm yönünde BM Genel Sekreteri'ne güven
sağlaması önemli" dedi. Bryza, Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda ABD'nin tutumunu da şöyle açıkladı:
"Türkiye'nin Ek
Protokol'ü uygulaması zorunluluk. Fakat politik açıdan bunun
gerçekçi ve uygulanabilir olması gerekiyor. Bu da adadaki tüm
kısıtlamaların kaldırılmasıyla mümkün olabilir.
Benim hükümetim AB ve Türkiye'ye, protokolün uygulanması için
yardımcı olmaya çalışıyor. Şu anda Türkiye'nin
sunduğu öneri ortada. Buna cevap verilme zamanı." Kıbrıs'ta
kalıcı bir çözüm için iki taraf arasındaki gelir
farkının da kapatılması gerektiğini vurgulayan
Bryza, "Bunun için KKTC üzerindeki izolasyonun
kaldırılması ve ticaretin kolaylaştırılması
gerekiyor. Eğer adadaki bölünmüşlüğün ortadan
kalkmasını istiyorsak ekonomik farklılıklar da ortadan
kalkmalı. İki Almanya'nın birleşmesinde bir taraf refah
içindeydi bir taraf yoksulluk çekiyordu. Bunun için
sıkıntılı oldu. Yine aynı durum
yaşanmamalı" diye konuştu. Bryza, Kıbrıs
sorununun çözümüne katkı sağlamak için önümüzdeki haftalarda
Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'a gideceğini belirterek,
"Kıbrıs'ta bir çözüm konusunda Yunanistan hükümeti hiç
olmadığı kadar stratejik konumda. Rum tarafıyla
diyaloğunu kullanarak, daha iyi bir perspektif sağlayabilir"
dedi. Türkiye'nin AB
üyeliğinin de değerlendiren Bryza, şunları kaydetti:
"Avrupa Parlamentosu (AP) son o larak hazırladığı
bir raporda, Türkiye için imtiyazlı ortaklığı devre
dışı bıraktı. Bu olumlu bir adım. Türkiye'nin AB
üyeliğinin zor olduğunun farkındayız. Fakat bu uzun yolda
atılacak olumlu adımların önemi büyük olacaktır.
Halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan laik ve demokratik
Türkiye Cumhuriyeti'nin AB üyeliğinde derin stratejik çıkarlar söz
konusu." Bir Danimarka gazetesinde
yayımlanan ve İslam dünyasını rahatsız eden
karikatürlere Avrupa'da birçok basın organında yer verilmesinin
ardından gerginleşen ortamda "medeniyetler
çatışması" tezlerinin yeniden gündeme gelmesini de
değerlendiren Bryza, "Bu trajedi olur. Buna inanmıyorum. AB ve
ABD'nin halkı Müslüman olan Türkiye ile ortak çalışabilmesi
buna iyi bir cevap olur" şeklinde konuştu. "Tabii ki
şiddet hiçbir şekilde haklı gösterilemez. Bazı
büyükelçiliklere yapılan saldırıların ardından
Lübnan'da sorumlu bakan istifa etti. Suriye'yiyse anlamak çok zor. Buna
hazırlıklı olmalıydılar. Tüm haber ajansları bu
konuda bilgi sağlarken Suriye'nin olaylardan habersiz olması kabul
edilemez" diyen Bryza, gazetelerin yayınları nedeniyle
hükümetlerin sorumlu tutulamayacağını, fakat gazetelerin de
sorumlu davranarak provokasyona neden olacak yayınlardan
kaçınması gerektiğini vurguladı. |
KIBRIS 08/02/06
Bir
korku adası: Kıbrıs
|
|
Mİhalİs
Papapetros
'Korkudan
başka korkulacak hiçbir şey yok' derler. Bu cümle bizim
Kıbrıs'ta yıllarca yaşadıklarımızı
anlatıyor.
Milliyetçi merkezler uzun yıllardan beri Kıbrıslıların
yüreğine korku salmaya uğraşıyor. Hedefleri,
Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler
arasında zıtlığı ve hoşgörüsüzlüğü
sürdürmek.
Korku, güvensizlik ve belirsizlik gibi hisler bugünkü Rum yönetiminin de,
sorunları ve de her iki tarafın itiraf edilmez arzularını
gizlemesine yarayan araç ve yöntemlerini oluşturuyor.
Vatandaşları savunmacı davranışa yönlendiren,
kamuoyuna düşünce aşılayan ve Kıbrıs toplumuna korkuyu
ve içe dönüklüğü işleyen bu hisler.
Kötümserlik, yılgınlık ve hayal
kırıklığı havası yarattılar. Neme
lazımcılık olgularını beslediler ve daha az çaba
harcama gevşekliğini güçlendirdiler. Tereddüt ektiler ve küçük,
hiçbir dostu bulunmayan Kıbrıs hissini pekiştirdiler.
Papadopulos'un yeni yönetimi, Kıbrıs Rumlarının korku,
güvensizlik ve geleceklerine ilişkin makul
rahatsızlıklarına dayanarak, geri çekilme ve sırt çevirme
havasını sağlamlaştırdı. Kıbrıs
Rumlarının tüm korku sendromlarını işledi:
· Güvenlikleri
Türkiye'nin kontrolünde olacak
· Ekonomilerinin,
işgal bölgesiyle birleşmekten dolayı zedelenecek, çünkü bedeli
Kıbrıs Rumlarının ödemesi gerekecek
·
Kıbrıslı Türkler, yönetimin büyük kısmını
ele geçirecek
Kıbrıs sorunu, gelecek için umut veya iyimserlik alanı
değil, korku sergileme alanı oldu. Ancak, korku ve içe dönüklük
olguları sadece Kıbrıs sorununda yer bulmuyor, artık
Kıbrıs'ın uluslararası toplumla ilişkilerinin farkına
varıldığı filtreyi teşkil ediyor.
Kanlı bir işgale direnen ülke simgesi (1974-2004
Kıbrıs'ı), muhtelif yabancı komploların hedefi
olduğu varsayılan, hiçbir dostu bulunmayan devlete dönüştü. Her
yerde düşman görüyoruz. Herkes kötülüğümüzü istiyor, hiç kimse bizi
anlamıyor.
Kostas Simitis'in 'Yaratıcı Bir Yunanistan İçin Politika'
kitabında ifade ettiği gibi, "Milliyetçilik ve merkez-ulusçuluk
değişik biçimlerde ortaya çıkıyor; yabancı etkilere
karşı korku olarak, yabancıların düzeni bozma müdahalelerine
karşı savunma olarak, kendi şartlarımızı empoze
etmek zorunluluğu olarak." Eski başbakan devam ediyor:
"Milliyetçi karşı koyuş, fobilere ve içe dönüklüğe yol
açan savunma tavırlarına dayanıyor."
Korku, güvensizlik ve belirsizliğin Kıbrıs'ın taksimini
sağlamlaştırmaması gerekir. Ülkemizi, çıkmaz, belirsiz
ve sonuçsuz bir politikaya yönlendiremezler ve yönlendirmemeleri gerekir. Bu
tür politika, Kıbrıs halkının tarihine yakışmaz.
Her şeyden fazla da vatanseverlik ifadesi oluşturmaz.
Vatanseverlik, milli psikoz ve hoşgörüsüz-lük demek değildir. Sessiz
naralar ve kovalanma sendromuyla ifade edilmez. Milliyetçilik belgeleriyle ve
liyakat belgeleriyle de kanıtlanmaz. Vatanseverlik, korku ve içe
dönüklükle uyuşmaz.
Vatanseverlik politikası, pazarlık konusu yapılmayacak siyasi
bir değerdir ve hepimiz inanılır olduğumuz, sesimiz,
görüşümüz, planımız ve tezimiz olduğu zaman buna hizmet
ediyoruz. Haklarımızı, makul önerilerle talep ettiğimiz
takdirde.
Kıbrıs artık el yordamıyla yürüyemez. Pusulasız,
stratejisiz, plansız. Avrupa'nın paryası olamaz. AB üyesi
bulunduğu bugün, trenlerin önünden geçmesine bakamaz.
Kıbrıs sorunu artık, sözüm ona daha müsait uluslararası
koşullar ve daha iyi anlaşmalar bekleyerek rafta kalamaz.
Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk liderliklerinin önünde büyük bir
fırsat ve de çok önemli tarihi görevler var:
· Geleneksel
yaklaşımları aşıp milliyetçiliğin
aşılması yollarını aramak
· Yeni yollar açarak
ve aşarak, Kıbrıs'ın
AB yönelimi teşebbüsünü özümlemek.
· l 30
yıllık ayrı yaşamı, iki toplumun
AB'ye ortak yönelimine dönüştürmek.
Hepimiz barışın sağlamlaştırılması,
işbirliği ve beraber yaşamak temel hedefiyle, Kıbrıs
sorununun yeni sayfasını yazmaya davet ediliyoruz. "Başka
bir havanın esmesini bekleyemeyeceğimizi" hepimizin anlaması
gerekir.
Kıbrıs sadece korkuyu ayıkladığı takdirde,
gelecekte pay sahibi olabilir. İçe dönüklük fenomeninden kurtulup,
dışa dönük ve yaratıcı politika uyguladığı
zaman. (Yunan gazetesi To Vima, 3 Şubat 2006)
RADIKAL
09/02/06
Türk askerinin garantörü Tasos Papadopulos'tur
REFERANDUMDA EVET
DENİLSEYDİ... AP Yeşiller Grubu üyesi Cem Özdemir, son günlerde
Kıbrıs konusunda Türk askerinin adadan çekilmesine yönelik
açıklamalara cevap vererek, "Türk askerinin Kıbrıs'tan
çekilmesini engelleyen Papadopulos ve Rum yönetimidir. Referandumda evet
denilseydi bu iş çözülecekti. Annan planı Rumlar tarafından
kabul edilseydi, Türk askeri aşamalı olarak Kıbrıs'tan
çekilecekti. Türk askerinin Kıbrıs'ta kalmasının en büyük
garantörü Papadopulos ve Rum yönetimidir" dedi
POLİTİKACILAR
BAŞARISIZ... AP bünyesinde Kıbrıslı Türkler ile
ilişkilerin geliştirilmesi için kurulan "Üst Düzey Temas
Grubu", KKTC'li parlamenterler; CTP milletvekili Özdil Nami ile UBP
milletvekili Hasan Taçoy'un katılımıyla ilk
toplantısını Brüksel'de yaptı. Toplantının
ardından konuşan AP temas grubu üyesi Avusturyalı Liberal Karin
Resetarits, "Kıbrıs sorununun çözümü noktasında
politikacıların başarılı olduğu söylenemez"
dedi
Avrupa Komisyonu (AP)
Yeşiller Grubu üyesi Cem Özdemir, son günlerde Kıbrıs konusunda
Türk askerinin adadan çekilmesine yönelik açıklamalara cevap vererek, Türk
askerinin Kıbrıs'tan çekilmesini engelleyenin Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos ile Rum yönetiminin olduğunu söyledi.
Özdemir, "Referandumda
evet denilseydi bu iş çözülecekti. Annan planı Rumlar tarafından
kabul edilseydi, Türk askeri aşamalı olarak Kıbrıs'tan
çekilecekti. Türk askerinin Kıbrıs'ta kalmasının en büyük
garantörü Papadopulos ve Rum yönetimidir" dedi
İlk toplantı
yapıldı
AP bünyesinde
Kıbrıslı Türkler ile ilişkilerin geliştirilmesi için
kurulan "Üst Düzey Temas Grubu", KKTC'li parlamenterler; CTP
milletvekili Özdil Nami ve UBP milletvekili Hasan Taçoy'un
katılımıyla ilk toplantısını Brüksel'de
yaptı.
AP temas grubu üyesi
Avusturyalı Liberal Karin Resetarits toplantıyı ABHaber'e
değerlendirdi.
KKTC'li parlamenterler ile
yapılan toplantıyı verimli ve bir o kadar da önemli olarak
niteleyen Resetarits, Kıbrıs'taki mevcut durum ile ilgili bilgi
sahibi olmaya çalıştıklarını söyledi.
AP'nin
Kıbrıslı Türklere yönelik bir temas grubu kurmasının
önemine dikkati çeken Karin Resetarits, şunları kaydetti:
"Kıbrıs
sorununa siyah-beyaz diye yaklaşılıyor. Bu bence
yanlış. Adada bir sorun var, bu sorunu çözmek için de tüm
tarafları iyi anlamaya çalışmamız lazım. Türklerin
AB'ye katılımı diğer bir değişle
Kıbrıs'ın birleşmesi hem Rum hem de Türkler için hayati bir
önem taşıdığını düşüyorum.
Kıbrıs'ta
politikacıları değil de halkın dinlenmesinin ilk
aşamada daha doğru olacağına
inandığının altını çizen Resetarits,
"Politikacıları bugüne kadar sorunu çözmek konusunda pek de
başarılı olmuş diyemeyiz" dedi.
Rum tarafının
adadaki Türk askerinin geri çekileşmesini istediğini belki bir kaç
bin askerin geri çekilmesinin Rumlara yönelik AB'nin baskısını
daha da artırmasına yol açabileceğini vurgulayan Karin Resetarits,
"Türkiye'nin AB'ye
karşı Ek Protokolü uygulama gibi bir yükümlülüğü bulunuyor.
Diğer yandan da AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği söz
yerine bugüne kadar yerine getirilmedi. Bunları göz önünden uzak
tutamayız" diye konuştu.
Özdemir'den sert tepki
Öte yandan, AP
Yeşiller Grubu ve "Üst Düzey Temas Grubu" üyesi Cem Özdemir, son
günlerde Kıbrıs konusunda Türk askerinin adadan çekilmesine yönelik
açıklamalara cevap vererek, "Türk askerinin Kıbrıs'tan
çekilmesini engelleyen Papadopulos ve Rum yönetimidir. Kimse insanları
aptal yerine koymaya çalışmamalıdır. Sorunun çözümünü
engellemek ve masadan kaçmak için bu konular öne sürülüyor" diye
konuştu.
Türk askerinin adadan
çekilmesi konusunun AP'de belli çevreler tarafından çarpıtılmaya
ve dikkatlerin başka yöne çekilmeye
çalışıldığına dikkati çeken Özdemir, "Türk
askerinin adada kalmasını sağlayan Papadopulos'dur. Referandumda
evet denilseydi bu iş çözülecekti. Türk askerinin Kıbrıs'ta
kalmasının en büyük garantörü Papadopulos ve Rum yönetimidir"
dedi.
Türk askerinin adadan
çekilmesi için bazı şartlar ve parametreler bulunduğuna ve
bunların da göz ardı edilemeyeceğine işaret eden Özdemir,
"Olayı birbirine karıştırmamak lazım. Annan
planına hayır deyip sonra da 'Türk askeri adadan çekilsin' demek gerçekçi
bir yaklaşım değildir. Annan planı Rumlar tarafından
kabul edilseydi, Türk askeri aşamalı olarak Kıbrıs'tan
çekilecekti" açıklamasında bulundu.
Kendilerini solcu diye
tanıtan bazı siyasilerin Kıbrıs sorununa
yaklaşımlarının da gerçekçi olmadığını
vurgulayan Özdemir, "Bazı solcuların Kıbrıs konusunda
milliyetçi tavır takındıklarına şahit oluyoruz.
Kıbrıs sorunu ile ilgili uluslararası hukuk dan bahsediyorlar.
Sorunun çözüm yeri BM ve Kofi Annan'dır. Bunun uluslararası hukuk
kisvesi altında çarpıtılarak başka yönlere çekilmesi
yanlıştır" şeklinde konuştu.
Avrupa Parlamentosu
bünyesinde Kıbrıslı Türkler ile ilişkilerin
geliştirilmesi için kurulan "Üst Düzey Temas Grubu" üyesi de
olan Cem Özdemir, Mart ayında kuzey Kıbrıs'a yapacakları
ziyaretin Kıbrıs Türk toplumunun içinde bulunduğu durumu yerinde
tespiti amacıyla önemli olduğunu vurguladı.
KIBRIS
09/02/06
Kıbrıs konusu AB problem ettiği ölçüde problem
olacak
Avrupa Birliği Genel
Sekreteri Büyükelçi Oğuz Demiralp, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin
bir tavır değişikliği bulunmadığını
belirterek, "Kıbrıs konusu bu sene içerisinde ancak AB problem
ettiği ölçüde problem olacaktır" dedi.
Oğuz Demiralp, AB
sürecinde, Kıbrıs, I. Dünya Savaşı'nda Doğu Anadolu'da
neler olup bittiğine dair bazı çevrelerin dayatmaya
çalıştığı görüşler, dolaşım
özgürlüğü ve bireysel, kültürel hakların siyasi istismara
açılması gibi üzerinde ulusal mutabakat sağlanan konularda taviz
verilmeyeceğini söyledi.
Demiralp, Kıbrıs
konusunda Türkiye'nin bir tavır değişikliği
bulunmadığına da işaret ederek, "Kıbrıs
konusu bu sene içerisinde ancak AB problem ettiği ölçüde problem
olacaktır" dedi.
AB Genel Sekreterliği
görevini resmen bir ayı aşkın süredir yürüten Demiralp,
düzenlediği basınla tanışma toplantısında AB
Genel Sekreterliği'nin (ABGS) çalışmalarını
anlattı.
Avrupa Birliği Genel
Sekreteri Büyükelçi Oğuz Demiralp konuşmasında Kıbrıs
konusuna da değinerek, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin
yapıcı olmaya devam edeceğini ve süreç içinde Türkiye'den tek
taraflı olarak taviz koparılmasına izin verilmeyeceğini de
belirtti.
Büyükelçi Demiralp, I.
Dünya Savaşı'nda Doğu Anadolu'da neler olup bittiğine dair
bazı çevrelerin dayatmaya çalıştığı görüşler
ile bireysel, kültürel hakların kendi bağlamları
dışında kullanılmasının ve siyasi istismara
açılmasının da kabul edilmeyeceğini söyledi.
AB'nin, dolaşım
özgürlüğü konusunu sürekli askıya alma eğiliminde olduğuna
da dikkati çeken Demiralp, Türkiye'nin böyle bir müzakere pozisyonunu kabul
etmesinin mümkün olmadığını, bu tür bir
davranışın AB ilkelerine de aykırı olduğunu
söyledi.
Kıbrıs konusunda
Türkiye'nin bir tavır değişikliği
bulunmadığına da işaret eden Demiralp,
"Kıbrıs konusu bu sene içerisinde ancak AB problem ettiği
ölçüde problem olacaktır. Sanıyorum mantık ölçülerinde
davranırlarsa, kendi normları ölçülerinde davranırlarsa
Kıbrıs konusunun da bu sene içerisinde problem olmaması
gerekir" diye konuştu.
KIBRIS
09/02/06
Rumlar bu haliyle AByi hak etmiyor
9 Şubat, 2006 18:55:00 (TSİ) CNN TURK
Rum kesimindeki Tasos Papadopulos yönetimini eleştiren
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, mevcut
yönetimin bugünkü tutumuyla AB üyesi olmayı hak etmediğini söyledi.
KKTC
ve Rum kesimine geçtiğimiz ayın sonlarında
yaptığı ziyaretle ilgili olarak Avam Kamarası'nda
milletvekillerini bilgilendiren Straw, Kıbrısta birleşmeyi
arzuladıklarını, ancak mevcut Rum yönetiminin bunu
sağlayacak tutumda olmadığını belirtti.
1990'ların sonunda Rum kesiminde, KKTC ile çözüm ve AB üyeliğini
gerçekten isteyen makul bir yönetim bulunduğunu hatırlatan Straw,
İngiliz hükümeti ve Avrupa hükümetlerinin bölünmüş bir
Kıbrıs'ın AB'ye girmesine izin vermeyi düşünmeyeceğini
belirtti.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw,
Kıbrıs Rum yönetiminin çözümsüzlük yolunda izlediği politika
nedeniyle zamanla bazı ülkelerin Adadaki statükoyu
tanıyabileceğini söyledi.
Rum kesiminin Kıbrıs sorununda BMyi ilgilendiren konularda AB
üyeliğinden istifade etme çabası içinde olduğunu vurgulayan
Straw, bu tutumun Rumlar tarafından benimsenmesi halinde hiç istemedikleri
bir sonuçla karşılaşacakları uyarısında bulundu.
Rumların tutumu Türkiyeye engel
Rum kesiminin şimdiki tutumunun Türkiye'nin AB ile fiili tam üyelik
müzakerelerine başlamasını imkansız hale getireceğinin
altını çizen İngiltere Dışişleri Bakanı
Straw, zaman içinde Kıbrıs'ta, bazı ülkelerin statükoyu
uygulamada tanımaya başlayabileceğini belirtti.
Adaya ziyareti sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile
görüştüğünü hatırlatan Straw, her iki tarafa da müzakerelerin
gecikmesi halinde anlaşmanın daha da
zorlaşacağını ilettiğini söyledi.
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la görüşme
kararını da savunan Straw, Talat'la makamında görüşmesine
Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un tepki göstermesinin tamamen
yapıcı olmayan bir tutum olduğunu hatırlatı.
Kıbrısta mülklerle ilgili soruna da değinen Straw, bu
başlığın ve tazminatlar konusunun siyasi soruna bulunacak
kapsamlı bir çözümün esas unsuru olduğunu ifade etti.
Rum hükümetinin bu konudaki yaklaşımını da tamamen
olumsuz olarak nitelendiren Straw, görüşmesi sırasında Yakovu'nun,
kendi halkı ve siyasi sorunun çözümü için hiçbir alternatif
önermediğini söyledi.
Eylem Planı'na övgü
İngiltere Dışişleri Bakanı Straw,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün 24 ocakta sunduğu
Kıbrıs Eylem Planının yapıcı bir adım
olduğunu ve ciddiye alınması gerektiğini de
vurguladı.
Straw, Rum yönetiminin, AB'nin KKTC'ye yardım önerilerine olumsuz
yaklaşımlarıyla Kıbrıs Türk toplumunu
marjinalleştirmeye
çalıştığını belirtti.
Rumlar Stawa tepkili
Kıbrıs Rum yönetimi ise, İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw'un Kıbrıs sorunuyla ilgili
açıklamalarını, benzeri görülmemiş, kabul edilemez ve
tahrik edici olarak nitelendirdi.
Straw'u baştan beri Ankara ve Ankara'nın önerileriyle özdeş
olmakla suçlayan Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, ''bunu,
kendi kendini Kıbrıs'a davet ettiği andan itibaren gösterdi.
'Lefkoşa' gerek İngiliz Yüksek Komiserliği gerek doğrudan
İngiltere hükümeti nezdinde girişimlerde bulunacak'' dedi.
Talat açıklamadan memnun
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Strawun
açıklamalarını değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da, Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne
alınmasının sonuçları itibariyle yanlış
olduğunu söyledi.
Straw'un açıklamalarına destek veren Talat şunları söyledi:
Avrupalı olmayan bir ülkeyi AB'ye aldılar, bu yanlış.
Ancak geliyorum diyerek gelen bir kaza gibi bilinen bir gelişmeydi ve bu
noktaya gelmiştir. Sonuçları itibariyle gerçekten
yanlıştır. Sayın Straw bu konuda tamamen doğru söylüyor,
o günün şartlarında Rum tarafı, doğru veya yanlış
onu tartışmak istemiyorum ama Kıbrıs'ın
birleştirilmesini isteyen ve Kıbrıs sorununu çözmek isteyen
taraf imajı yaratmıştır.
Straw: KKTC tanınabilir
Ömer BİLGE - Yorgo KIRBAKİ / LEFKOŞA -
ATİNA
İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw, "Biz KKTCyi
tanımıyor ve adanın birleşmesini istiyoruz. Ancak Rum
Yönetiminin yaklaşımı tam aksi sonuçlar doğurabilir. Bugün
olsa Rumlar ABye alınmazdı" dedi.
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gülün geçen ay
açıkladığı KKTCye izolasyonun kaldırılması
karşılığında Rumların gümrük birliğine
alınmasını öngören Kıbrıs eylem planı nedeniyle
İngiltere ile Kıbrıs Rum yönetimi birbirine girdi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, planı
reddeden Rum lider Tasos Papadopulosu sert bir dille eleştirerek,
"Bugün olsa Rumları ABye almazdık. Papadopulos böyle devam
ederse KKTC dolaylı yoldan tanınır" dedi. Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da, "İngiltere
artık arabulucu olamaz, Türk planına destek verenler bölücüdür"
karşılığını verdi.
İngiltere ile Kıbrıs Rum yönetimi arasındaki diplomatik savaş,
Strawun adaya yaptığı gezi sırasında KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatı makamında ziyaret
etmesiyle başladı. Strawun ziyareti sırasında Gül, 10
maddelik Kıbrıs eylem planını açıkladı ve Straw
da tam destek verdi. Rum yönetimi Türkiyenin planını reddetti ve
Kıbrıs konusunda herhangi bir görüşme masasında
İngiltere ile ABDyi değil, başta Rusya olmak üzere, Fransa ve
Çini de görmek istediklerini ilan etti.
Straw önceki gün Avam Kamarasındaki konuşmasında şöyle
dedi: "Sayın Papadopulos kötü niyetle müzakere ediyor. Trajedi,
kendisine müsaade etmiş olmamızdır. Üyelik talebi bugünkü
şartlar altında yapılmış olsaydı hiç kimse
Kıbrıs meselesine dokunmazdı. Kıbrısın üyeliği
desteklenmişse bu, o zamanki mantıklı lider Glafkos Kleridesin
çözüm istemesiydi. Türkiyenin ABye ilerlemesini imkánsız hale
getirdikleri sürece; zaman içerisinde Kıbrısa bir rejim gelecek ve
bazı ülkeler bu rejimi pratikte tanımaya başlayacaklar"
dedi.
RUMLAR ÇILDIRDI
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise
Kıbrısta bölünme politikasını yürütenlerin Papadopulos
değil, Türkiyenin eylem planına destek veren İngiltere
olduğunu savundu. Strawun adaya kendi kendini davet ederek temaslarda
bulunduğunu savunan Yakovu, "İngiltere tarafsızlığını
yitirdi artık Kıbrıs konusunda arabulucu olamayacak" dedi.
Rum gazeteleri ise Strawun açıklamalarını manşetlerinden
"Zehirini akıttı", "Tufan Londradan geldi",
"Ahlaksız saldırı" başlıklarıyla duyurdular.
HURRIYET
10/02/06
Straw:
KKTC tanınabilir!
|
|
Rum Yönetimi'ni sert
bir dille eleştiren Straw, Kıbrıs'ta izlenen çözümsüzlük
politikasının bazı ülkelerin KKTC'yi tanımasına sebep
olacağını söyledi. Rumlar, Britanya'yı resmen protesto etti
RADIKAL 10/02/06
YORGO KIRBAKİ
LONDRA -
Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw, Kıbrıs
ziyaretinde Rum Yönetimi'nin kendisine reva gördüğü muamelenin
rövanşını alırken, yerden yere vurduğu Rum
tarafını adeta çileden çıkardı. Önceki gün Avam
Kamarası'nı 25 Ocak'ta KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'la makamında görüştüğü Kıbrıs ziyaretiyle ilgili
bilgilendiren Straw, Rum yönetiminin izlediği politika nedeniyle zamanla
bazı ülkelerin adadaki statükoyu tanıyabileceğini söyledi.
Tasos Papadopulos'un Türkiye'nin AB'yle müzakelerini imkânsız kılmaya
çalıştığını belirten Britanyalı bakan,
"Papadopulos kötü niyetle müzakere ediyor. Açıkça, üyeliği
başarmayı ve sonra Kıbrıslı Türklere baskı
yapmayı istedi. Trajedi, ona müsaade etmemizdir" dedi. "Üyelik
talebi bugün yapılmış olsaydı, kimse Kıbrıs
meselesine dokunmazdı. Hiçbir hükümet bölünmüş bir
Kıbrıs'ın üyeliğe kabulünü aklının ucundan
geçirmezdi. Üyeliği desteklenmişse bu, Kıbrıs'ın o
zaman çözüm isteyen mantıklı bir lideri olduğu içindi.
Ama Denktaş yönetimi sırasında Kıbrıslı Türklerle
müzakere mümkün değildi" diyen Straw, Rumlara şöyle yüklendi:
"Biz KKTC'yi tanımıyoruz ve adanın birleşmesini
istiyoruz. Ancak 'Kıbrıs hükümetinin' yaklaşımı
adanın birleşmesi istikametinde değil. Bu politika ise tam aksi
sonuçlar doğurabilir. Zamanla Kıbrıs'a bir rejim gelecek ve
bazı ülkeler bu rejimi de facto tanımaya başlayacak"
çıkışı yaptı.
'Mahsus
yapıyorlar'
Talat'la makamında görüştüğü için Papadopulos'un kendisini
reddetmesini 'yapıcı olmayan bir davranış' sözleriyle
eleştiren Straw, Rum tarafının kasıtlı olarak
Kıbrıs Türk toplumunu marjinalize ve tecrit etmeye
çalıştığını ve Türklerin ekonomik
kalkınmalarını engellediğini belirterek, "Rumlar
Kıbrıslı Türkleri oyun dışı bırakmak
istiyor" dedi. Britanyalı bakan, Türkiye'nin KKTC'ye tecridin
kaldırılması karşılığı Türk
limanlarının açılmasını içeren 'eylem
planının' da dikkate alınması çağrısı
yaptı.
Rum tarafı bu açıklamalar üzerine Britanya'yı resmen protesto
etti. Britanya Yüksek Komiseri Peter Millet'i makamına
çağırıp tepki ve hoşnutsuzluğunu ileten Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Straw'un 'benzeri
görülmemiş kabul edilemez sözler sarf ettiğini' savundu. Hükümet
sözcüsü Yorgos Lilikas da 'tahrikçi ve şantajcı bir
saldırı' yapıldığını öne sürerek,
"Straw gerçekleri saptırdı. Kıbrıs'ta taksim için
çalışanlar, biz değil Abdullah Gül'ün görüşlerini
destekleyen ve Straw gibi konuşanlardır" dedi. Rum gazeteleri
Straw'un sözlerini manşetlerinden 'Zehirini akıttı', 'Tufan
Londra'dan geldi', 'Ahlaksız saldırı'
başlıklarıyla duyurdu.
KKTC, aşamalı olarak tanınabilir
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, Papadopulos yönetiminin
izlemekte olduğu politikayı sert bir dille eleştirerek, bu
durumun böyle gitmesi durumunda Rumların hoşlanmayacağı
sonuçların ortaya çıkacağını söyledi:
KKTC, aşamalı
olarak tanınabilir
BUGÜNKÜ ŞARTLARDA ÜYE
OLAMAZLARDI... İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw,
Tasos Papadopulos yönetiminin izlemekte olduğu politika nedeniyle KKTC'nin
aşamalı olarak tanınacağını söyledi. Straw,
İngiliz Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada,
"Bugünkü şartlar olsaydı Güney Kıbrıs'ın AB'ye
üye olmayacağını, üyeliğin; Rum Yönetimi eski
başkanı Glafkos Klerides'in politikasının
hatırına gerçekleştiğini" belirtti
AB
ÜYELİĞİNİ İSTİSMAR EDİYORLAR... Adayı
ziyareti öncesi ve sırasında Papadopulos'un izlediği siyasetin
hiç üretken olmadığını ve Lefkoşa temasları
sırasında bu konuda Rum yönetimine uyarılarda bulunduğunu
anımsatan Straw, "Papadopulos'un üretken olmayışı
aşırı ölçüde. Kıbrıs'tayken kendilerini
uyardım" dedi. Straw, Papadopulos'u; Türkiye'nin Avrupa sürecini
engellemek için Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğini istismar etmek ve
Kıbrıslı Türklerin kalkınmasını engellemekle de
suçladı
EYLEM PLANINI KUTLADI...
Straw; Avam Kamarası'ndaki konuşması sırasında,
Türkiye'nin Kıbrıs'la ilgili eylem planını da kutlayarak,
bu planda yer alan önerilerin dikkate alınması çağrısında
bulundu. Jack Straw, ABD ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli
Rehn'in yanı sıra, İspanya ve İtalya'nın da
Ankara'nın ortaya koyduğu önerileri desteklediğine işaret
etti
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, Tasos Papadopulos yönetiminin
izlemekte olduğu politika nedeniyle KKTC'nin aşamalı olarak
tanınacağını söyledi.
Straw, İngiliz Avam
Kamarası'nda yaptığı konuşmada, "bugünkü
şartlar olsaydı Güney Kıbrıs'ın AB'ye üye
olmayacağını, üyeliğin; Rum Yönetimi eski başkanı
Glafkos Klerides'in politikasının hatırına
gerçekleştiğini" de belirtti.
Kendisinin adayı
ziyareti öncesi ve sırasında Papadopulos'un izlediği siyasetle
hiç üretken olmadığını ve Lefkoşa temasları
sırasında bu konuda Rum yönetimine uyarılarda bulunduğunu
kaydeden Straw, "Tasos Papadopulos'un üretken olmayışı
aşırı ölçüde. Kıbrıs'tayken kendilerini
uyardım" ifadelerine yer verdi.
Jack Straw, Tasos
Papadopulos'u; Türkiye'nin Avrupa sürecini engellemek için
Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğini istismar etmek ve
Kıbrıslı Türklerin kalkınmasını engellemekle de
suçladı.
Straw, İngiliz Avam
Kamarası'nda yaptığı konuşmada Papadopulos yönetimi
için zehir zemberek açıklamalarda bulundu.
Rum gazetelerinin
birçoğu Straw'un açıklamalarını manşetten verirken,
Alithia; "Emsali Görülmemiş", Politis; "Kasırga
Londra'dan Geldi", Haravgi; "Straw Tahrikkar", Simerini;
"Jack Straw'dan Kıbrıs'a Ahlaksız Saldırı",
Fileleftheros ise "Straw'dan Tasos ve Hükümet Aleyhine Tehdit ve
Tahrikler" ana başlıklarıyla haberi okuyucularına
duyurdu.
Straw; Avam
Kamarası'ndaki konuşması sırasında, Türkiye'nin
Kıbrıs'la ilgili eylem planını da kutlayarak, bu planda yer
alan önerilerin dikkate alınması çağrısında bulundu.
Jack Straw, ABD ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn'in yanı
sıra, İspanya ve İtalya'nın da Ankara'nın ortaya
koyduğu önerileri desteklediğine işaret etti.
Kendisinin
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la makamında görüşmesine
Papadopulos'un tepki gösterme kararının aşırı
derecede, üretken olmayan bir karar olduğunu vurgulayan Straw, kendisinden
önceki Dışişleri Bakanı Malcolm Rifkind'in (o anda kendisi
de tasdik etti) KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la
yaptığı ve Glafkos Klerides'in tepki göstermediği benzer
görüşmesini hatırlattı.
Bütün İngiliz
partilerinin İngiltere hükümetinin Kıbrıs sorunundaki
politikasına katıldıklarını belirten Straw, Tasos
Papadopulos'u; Türkiye'nin Avrupa sürecini engellemek için
Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğini istismar etmek ve
Kıbrıslı Türklerin kalkınmasını engellemekle
suçladı. Jack Straw, şunları söyledi:
Papadopulos kötü
niyetle müzakere ediyor
"Sayın
Papadopulos kötü niyetle müzakere ediyor. Açıkça; üyeliği
başarmayı ve sonra Kıbrıslı Türklere baskı
yapmayı istedi. Trajedi, kendisine müsaade etmiş
olmamızdır. Üyelik talebi bugünkü şartlar altında
yapılmış olsaydı, hiç kimse Kıbrıs meselesine
dokunmazdı.
Kıbrıs'ın
üyeliği desteklenmişse bu; Kıbrıs'ın o zaman çözüm
isteyen mantıklı bir lideri olduğu içindi.
Kıbrıs'ta
görüştüklerime bunu söyledim. Bu yolu izlemeye devam ederlerse tam de
istemedikleri olacak (başlarına gelecek). Türkiye'nin (AB'ye)
ilerlemesini imkânsız hale getirdikleri sürece; zaman içerisinde
Kıbrıs'a bir rejim gelecek ve bazı ülkeler bu rejimi pratikte
tanımaya başlayacaklar."
Bir milletvekilinin,
mülklerle ilgili bir sorusuna karşılık Straw; bu
başlığın ve tazminatlar konusunun siyasi soruna bulunacak
kapsamlı bir çözümün ana unsuru olduğunu kaydetti.
Rum tarafı
Kıbrıslı Türkleri
mahrum etmek istiyor
Rum hükümetinin bu konudaki
yaklaşımını "tamamen olumsuz" diye niteleyen
Straw, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'yla görüşmesi
sırasında Yakovu'nun; kendi halkı ve siyasi sorunun çözümü için
hiçbir alternatif perspektif önermediğini söyledi.
Lefkoşa'da
yaptığı temaslar sırasında muhataplarına; adadaki
mevcut rejimin Kıbrıs, bölge ve AB için zararlı olduğunu
söylediğini anlatan Straw; Cumhurbaşkanı Talat'la görüşme
kararını da savundu ve Rum yönetimini; Kıbrıs Türk
toplumunu her türlü yardımdan mahrum etmek istemekle suçladı.
Rum tarafından
diplomatik
üslup dışı
tepki
Bu arada Straw'un Güney
Kıbrıs'ta bomba etkisi yapan açıklamalarına Rum
tarafından yanıt gelmekte gecikmedi.
Politis gazetesinin
"Lefkoşa'dan Da Sert Dil -Tahrikkarsınız Sayın
Straw!" başlığıyla yansıttığı
haberinde; Rum yönetiminin, Jack Straw'un açıklamalarını
"benzeri görülmemiş, kabul edilemez ve tahrikkar" olarak
nitelediğini yazdı.
Gazeteye göre Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ve Rum Sözcü Ticaret Sanayi
ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas birbirlerinin peşi sıra
diplomatik üslubu terk ederek, gardlarını aldılar ve Londra'ya
karşı benzeri görülmemiş bir savaş açtılar.
Gazete, Yakovu'nun Straw'u;
baştan beri Ankara ve Ankara'nın önerileriyle özdeş olmakla
suçladığını ve "Bunu, kendi kendini Kıbrıs'a
davet ettiği andan itibaren gösterdi. Lefkoşa gerek İngiliz
Yüksek Komiserliği gerek doğrudan İngiltere hükümeti nezdinde
girişimlerde bulunacak" dediğini yazdı.
Gazeteye göre Lillikas ise,
Straw'u Rum yönetimine karşı dolaylı, ancak net bir şekilde
şantaj yapmakla suçladı ve bu şekilde Londra'nın
Kıbrıs sorununda objektif arabulucu olamayacağını teyit
etmiş olduğunu iddia etti.
Öte yandan Simerini
gazetesine göre, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu önceki
akşam SİGMA TV'ye yaptığı açıklamada,
Amerikalı ve İngilizler'in Kıbrıs sorununa ilişkin
Türk tezlerini desteklemek amacıyla bir düet
oluşturduklarını belirterek; "Biz İngiliz
Dışişleri Bakanı'nın veya herhangi başka birinin
heyecanından ürkmeyiz. Sahte devletin tanınacağını
Mart 2004'ten beri söyleyen Jack Straw'du" dedi.
Simerini bu arada;
"Sert Tepkilerin Fitili Ateşlendi" başlıklı
haberinde ise, Straw'un açıklamasının Rum iç cephesinde sert
tepkilerin fitilini ateşlediğini, tepkilerin bugün
tırmandırılmasının beklendiğini yazdı.
KIBRIS 10/02/06
Rumlar, İngiltere'nin tutumundan rahatsız
Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw'un İngiliz Avam
Kamarası'ndaki açıklamalarını KIBRIS TV muhabiri Gökhan
Altıner'e değerlendirdi:
Rumlar, İngiltere'nin
tutumundan rahatsız
İNGİLTERE, ADADA
ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLAMAZ... Yakovu: Amerika ile İngiltere adeta Türk
tarafının tezlerini onaylatmak için yoğun bir çaba içerisine
girmiştir. Bu tür dıştan müdahaleler çözümü
kolaylaştırmaz, zorlaştırır... İngilizler
yanlış politikalar üreterek artık Kıbrıs'ta bir
çözümün parçası olamayacaklarını anlamalıdırlar
DEĞİŞİKLİK
OLMADAN, GÖRÜŞMELER BAŞLAMAZ... "Biz görüşmeye
hazırız ancak; Annan planında Rumların haklarını
da savunan değişiklikler yapılmazsa görüşmeler
başlamaz... Annan planı tamamen Türklerin lehine bir plandır.
Sayın Talat bu planda herhangi bir değişiklik yapmaktan yana
değil. Sayın Talat'ın ilk önce bu zihniyetten vazgeçmesi
gerekiyor. BM planında gereken değişiklikler yapılmadan
yola çıkamayız. Bunu Sayın Abdullah Gül de biliyor, BM Genel
Sekreteri Annan da biliyor"
Kıbrıs Rum
Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, İngiltere'nin
son zamanlarda geliştirmiş olduğu tutumdan ciddi anlamda
rahatsızlık duyduklarını söyledi. Yakovu, Annan
planında istedikleri değişikliklerin yapılmadan
görüşmelerin başlamayacağını da belirtti.
KIBRIS TV Muhabiri Gökhan
Altıner'e özel demeç veren Kıbrıs Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu; ABD ile İngiltere'nin;
Türkiye'nin Avrupa Birliği içindeki yerini alabilmesi için
Kıbrıs sorununu Türk tarafı lehine çevirmeye
çalıştıklarını söyledi.
Yakovu "Amerika ile
İngiltere adeta Türk tarafının tezlerini onaylatmak için
yoğun bir çaba içerisine girmiştir. Bu tür dıştan
müdahaleler çözümü kolaylaştırmaz, zorlaştırır"
dedi.
Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs'ı
Tayvanlaştırmak istediğini ve bu vesileyle
Kıbrıslı Türklerin ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın yapısını yükseltmeye
çalıştığını ancak bunun son derece
yanlış bir politik mücadele olduğunu iddia eden Yakovu,
"Kıbrıslı Türklerin hak ettiği yer, Avrupa
Birliği'dir, Tayvanlaşmak değildir" diye konuştu.
Yakovu, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un adaya ziyareti ile ilgili
olarak ise "İngilizler yanlış politikalar üreterek
artık Kıbrıs'ta bir çözümün parçası
olamayacaklarını anlamalıdırlar" dedi.
İki
kırlangıç bahar getiremez
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, bir süre önce İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un adaya
gerçekleştirdiği ziyaretle ilgili yaptığı
değerlendirmede, Straw'un aradığını bu
görüşmelerde bulamadığını ve sürekli Türk
diplomasisini güçlendirecek açıklamalarda bulunarak yanlı
davrandığını iddia etti.
İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw'un "bugünkü koşullar geçen
yıl gelişmiş olsaydı, Rumları Avrupa Birliği'ne
almazdık" sözlerini sert bir dille eleştiren Yakovu, şöyle
konuştu:
"Orta yerde bir gerçek
var; o da Kıbrıs Cumhuriyeti gerçeğidir. Biz Rum tarafı
olarak tıkanan sürecin yeniden aşılması ve
görüşmelerin başlaması için elimizden geleni yapıyoruz. Bir
süre önce Başkan Papadopulos da ben de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
yeniden bir görüşme başlatması gerektiği yönünde mesajlar
verdik ve bu yönde çağrı yaptık. Ancak hatırlatmam gereken
bir nokta var ki, mevcut Annan planı ile bir yere varamayız."
İngiltere'nin son
zamanlarda Türk tarafının tezlerini doğrulatmak için yoğun
bir çaba içerisine girdiğini iddia eden Yorgo Yakovu, "Bu oldukça
yanlıştır. Maalesef Amerika da Türk tezlerini desteklemektedir.
Bu noktada önemli olan eşit çerçevede dıştan müdahaleler olmadan
çözüm arayışını gerçekleştirmektir. İngiltere bu
tür yanlı politikalarını sürdürmesi halinde artık
Kıbrıs sorunundaki önemli yerini kaybedecektir" diye
konuştu.
Amerika
Dışişleri Bakanı Müsteşarı Byrza'nın
şubat sonunda adaya gelerek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
görüşmesine karşı olmadıklarını söyleyen Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, "Türk liderlerle
yabancı diplomatların görüşmesi bizi rahatsız etmez, ancak
bu tür görüşmelerin Sayın Talat'ın
Cumhurbaşkanlığı makamında gerçekleşecek
olması çok yanlış. Biz bu tür şeylerden rahatsız
oluyoruz. Yine ifade ettiğim gibi, Amerika ve İngiltere
yanlarına bazı yandaş ülkeleri de alarak Türkiye'nin tezlerini
doğrulatma ve yüceltme çabası içine girmişlerdir. Unutmayın
ki, iki kırlangıç bir ülkeye bahar getiremez, ne kadar büyük
olurlarsa olsunlar" dedi.
Türk ve Rum
politikacılar güçlü ilişkiler içinde
"Türk ve Rum
politikacılar 10 yıl öncesine kadar neredeyse hiç görüşmüyorlardı;
ancak bugün çok güçlü ilişkiler içindeyiz" diyen Yakovu, zaman zaman
belki söylemlerde bir takım yanlışlar yapılabildiğini,
ancak Rum yönetiminin asıl sıkıntısının,
dıştan yapılan güçlü müdahaleler olduğunu söyledi.
Yakovu konu hakkında,
"Dıştan gelen müdahaleler ve iç
karıştırıcı unsurlar olmasa daha pozitif bir
görüşme zemini oluşturulabilir, diye düşünüyorum" diye
konuştu.
Yakovu, Kuzey
Kıbrıs'ın elektrik sorunu yaşadığını ve
devlet olarak Kıbrıslı Türklere sahip
çıktıklarını da kaydetti.
Annan planı, Türkler
için hazırlandı
Kıbrıs Rum
Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Kıbrıs'ta
bir devlet olduğunu ve bu devletin de adının şu an için
Kıbrıs Cumhuriyeti olduğunu ifade ederek "Kıbrıslı
Türklerde bu devletin bir parçasıdır" dedi.
Annan planında gereken
değişiklikler yapılmadan müzakere sürecinin
başlamasının mümkün olmadığını belirten
Yakovu; "Annan Planı tamamen Türklerin lehine bir plandır.
Sayın Talat bu planda herhangi bir değişiklik yapmaktan yana
değil. Sayın Talat'ın ilk önce bu zihniyetten vazgeçmesi
gerekiyor. BM Planı'nda gereken değişiklikler yapılmadan
yola çıkamayız. Bunu Sayın Abdullah Gül de biliyor, BM Genel
Sekreteri Annan da biliyor" diyerek sözlerini tamamladı.
KIBRIS 10/02/06
Atina'dan Straw'un açıklamalarına tepki
|
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, Atina ve Rum
yönetiminin Kıbrıs sorununa ilişkin tutum ve tezlerinin
bilindiğini söyledi. Molivyatis, Yunanistan Cumhurbaşkanı
Karolos Papulyas ile yaptığı dış politika konulu
görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı
açıklamada sorular üzerine, İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw'un "Kıbrıs Rum yönetiminin
izlediği politika nedeniyle zamanla bazı ülkelerin adadaki
statükoyu tanıyabileceği" yönündeki açıklamasına
değindi. Molivyatis, "Atina
ve Güney Lefkoşa'nın bu konudaki tezleri biliniyor. Biz, çözümü ve
adanın tekrar birleşmesini arzu ediyoruz. Lefkoşa'nın
(Rum) bu konudaki tezlerine saygı gösterilmesi kaydıyla
Kıbrıslı Türklere mali yardım yapılmasını
da destekliyoruz" dedi. Kumuçakos'un
açıklaması Bu arada, Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgo Kumuçakos,
Atina'nın Kıbrıs'ın, adadaki iki toplum yararına
olacak bir biçimde, birleşmesini arzu ettiğini, adil ve
kalıcı bir çözüme yönelik çabaları desteklediğini
söyledi. Kumuçakos,
yaptığı basın toplantısında sorular üzerine,
Straw'un açıklamalarının Londra'nın görüş ve
tezlerini yansıttığını kaydetti. Atina'nın
Kıbrıslı Türklere mali yardım yapılmasını
desteklediğini ve bunu AB içinde izlediği tavırla teyit
ettiğini savunan Kumuçakos, "Kıbrıslı Türklerin
bugün içinde oldukları güç durumun yasadışı işgalin
sonucu olduğu" iddiasında da bulundu. |
KIBRIS 10/02/06
Papadopulos, Bryza'yla da görüşmeyecek
Rum basını, Rum
Yönetimi Başkanı Papadopulos'un, İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw için izlediği politikanın
aynısını Kıbrıs'ı ay sonunda ziyaret etmesi
beklenen ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza için de uygulayacağını
bildirdi:
Papadopulos, Bryza'yla da
görüşmeyecek
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un, İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw için izlediği politikanın
aynısını Kıbrıs'ı ay sonunda ziyaret etmesi
beklenen ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza için de uygulayacağı ve
Amerikalı diplomatla kesinlikle görüşmeyeceği bildirildi.
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun ise, Bryza'yı
Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos'a
havale edeceği, çünkü ABD Dışişleri
Bakanlığı yetkilisinin mevkiini düşük bulduğu
belirtildi.
Rum Yönetimi
Başkanlık Müsteşarı ve Hükümet Sözcüsü Vekili Hristodulos
Başardis; Papadopulos'un, ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew
Bryza'yla görüşebilmesi için Amerikalı diplomatın
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret etmemesi
gerektiğini söyledi ve "Biz sadece Bryza'nın,
Kıbrıs'ı ziyaret etmesi durumunda halkımızın
hassasiyetlerine, yasal ve uluslar arasında tanınmış
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tezlerine saygı göstereceğini
umuyoruz" dedi.
Başardis; Rum
tarafının Straw'un Kıbrıs ziyareti sırasında
izlediği tutumun aynen geçerli olduğuna da işaret etti.
Hristodulos Başardis, "hassasiyetler" kelimesiyle Bryza-Talat
görüşmesini mi kastettiğinin sorulmasına
karşılık, "Straw'un Kıbrıs ziyaretindeki
tutumumuz aynen devam ediyor" dedi
Rum basınında yer
alan haberlere göre, ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryza; Lefkoşa-Atina-Ankara
üçgenine şubat ayı sonlarında gideceğini ilan etti.
Talat'la makamında...
Ancak, Bryza'nın
Kıbrıs'a ay sonunda gerçekleştirmesi beklenen ziyarete
ilişkin henüz resmi açıklama yapılmadı.
TAK muhabirinin elde
ettiği bilgilere göre Bryza'nın Şubat sonunda
Kıbrıs'ı ziyaret etmesi beklenirken, Amerikalı
diplomatın KKTC'ye de geçerek, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la
makamında görüşeceği belirtiliyor.
Brüksel ziyaretini dün
tamamlayan Bryza, Avrupalı muhataplarıyla gerçekleştirdiği
görüşmelerin ardından basına verdiği demeçlerde, Türkiye
Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül tarafından açıklanan Kıbrıs eylem planı
temelinde diyalogun yeniden başlaması gerektiğini
söylemişti.
Mathew Bryza'nın bu
açıklamasıyla, Lefkoşa-Ankara-Atina üçgeninde
gerçekleştirmesi beklenen görüşmelerin çerçevesini de belirlemiş
olduğunu ifade eden Fileleftheros gazetesi, Bryza'nın bu tutumundan
rahatsız olan Rum tarafının, bu rahatsızlığını
Washington'a ilettiğini yazdı.
Bu arada Alithia gazetesi
de, "Amerikalılarla Da Çatışma -Bryza'nın Ziyareti
Arifesinde Ekranda Aynı Eser -Lefkoşa 'Happy End'li (Mutlu Sonlu)
Prosedür İstiyor -ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı'nın Ziyareti Öncesinde Straw
Ziyareti'ndeki Gibi Bir Ortam Yaratılıyor..."
başlığıyla yansıttığı haberinde, Jack
Straw'un Kıbrıs ziyareti nedeniyle İngiltere'ye yönelik
saldırılardan sonra şimdi de Mathew Bryza'nın beklenmekte
olan ziyareti nedeniyle Amerikalılarla ikinci bir cephe açılmakta
olduğunu yazdı.
Yakovu Bryza'nın
mevkiini düşük buluyor
Gazete, Rum Yönetimi
Başkanlık Müsteşarı ve Hükümet Sözcüsü Vekili Hristodulos
Başardis'in, Türk önerisine ilişkin son açıklamaları
nedeniyle ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza'ya saldırdığını
yazdı ve "Tasos Papadopulos kendisiyle (Bryza) görüşmeyi
reddedecek, çünkü Talat'ın Cumhurbaşkanlığı
Sarayı'na gidecek. Yorgo Yakovu da Bryza'yı Dışişleri
Bakanlığı Genel Müdürü Sotos Zakheos'a havale edecek, çünkü ABD
Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin mevkiini daha
düşük buluyor" ifadesini kullandı.
KIBRIS 10/02/06
Estate agents in south involved in
sale of occupied properties
By Jacqueline Theodoulou
THREE
estate agents based in the free areas are involved in mediating the sale of
Greek Cypriot properties in the occupied north, the president of the House
Commerce Committee, Lefteris Christoforou, revealed yesterday.
Following a closed meeting, in which the Committee discussed the illegal
building activities and tourism development in the north, Christoforou informed
reporters that the Land Registry had discovered that, apart from illegally
operating estate agencies in the north, there were also agencies operating from
the free areas.
We have been told that there have been three incidents that touch the
development activities in the occupied areas. The State is now investigating
the accusations and will act accordingly.
There are no specific amounts, he continued, but the fact remains that apart
from having to deal with the illegal sales of properties in the north, which
reach international dimensions, we now have the same thing happening in the
Republic of Cyprus.
The Committee is primarily concerned with investigating illegal activities in
the north, said Christoforou, because without the illegally operating estate agencies,
there would be no pillage of Greek Cypriot properties.
Christoforou would not comment further and remained tight-lipped on the
identity of the estate agents and the methods used to pinpoint their
activities.
Cyprus Mail 10/02/06
ABD,
Straw'a hak veriyor
RADIKAL 11/02/06
WASHINGTON/ANKARA- Britanya
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un "Rum Yönetimi kötü
niyetli davranıyor. Çözümü dışlayan politikaları yüzünden
bazı ülkeler ilerde KKTC'yi tanıyabilir" çıkışına
ABD yönetiminden destek geldi. ABD Dışişleri Sözcüsü Sean
McCormack, Rum Yönetimi'nin 'Britanya'nın artık adada tarafsız
bir arabulucu olarak görülemeyeceği' tavrı sorulduğunda "Bu
yoruma katıldığımızı sanmıyorum"
yanıtını verdi. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da dün
konuyla ilgili sorulara "Straw ne söyledi tam bilmiyorum ama Türkiye'nin
Kıbrıs açılımına kim engel olursa geri planda
kalır ve Kıbrıs Türk halkı üzerindeki tecrit mutlaka
kalkar. Bunu Rum Yönetimi'nin de bilmesi gerek. Türkiye, Kıbrıs
konusunda sonuna kadar haklı" diye konuştu. (aa, Radikal)
|
Gül: Straw
Adada gerçeği gördü Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül İngiltere Dışişleri Bakanı
Jack Strawun KKTC adım adım tanınabilir şeklindeki
sözlerini değerlendirdi. Gül Jack Straw Adadaki gerçeği gördü
dedi. |
NTV
Güncelleme: 13:22 TSİ 11 Şubat 2006 Cumartesi
ANKARA
- Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 7inci Cidde Ekonomik
Forumuna katılmak üzere Suudi Arabistana gitti.
Gül, hareketinden önce Esenboğa Havaalanında
yaptığı açıklamada, forumun temasının kültür ve
kültür farklılığı olduğunu ifade etti. Gazetecilerin
sorularını da yanıtlayan Dışişleri Bakanı,
İngiltere Dışişleri Bakanı Strawun KKTCye
ilişkin açıklamalarının önemli olduğunu ifade etti.
Gül Straw, Adanın gerçeklerini söyledi. Adadaki gerçekleri
gördü. Bu çok önemli dedi. Gül, Strawun açıklamalarının
uluslararası kamuoyunda da yankı bulduğunu ifade etti.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:22 TSİ 11 Şubat 2006 Cumartesi
LONDRA
- Avam Kamarasında Rumları öfkelendiren açıklamalar yapan
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulosun, Türkiyenin Avrupa sürecini engellemek için, AB
üyeliğini istismar ettiğini kaydetti.
Papadopulosun, Kıbrıslı Türklerin
kalkınmasını engellediğini ifade eden Straw, Rum yönetimi
bugün izlediği politikayla, AB üyesi olamazdı dedi.
Strawa sert tepki gösteren Rum Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, İngiltere ve ABDyi, Türk tezlerini desteklemek amacıyla
birlikte hareket etmekle suçladı. İngilterenin tehditlerine boyun
eğmeyeceklerini söyleyen Rum bakan, Jack Strawun KKTCnin
tanınacağı şantajını 2004ten beri
savunduğunu belirtti. Rum basını da haberi, İngiltereden
eşi benzeri görülmemiş tehdit ifadesiyle duyurdu.
Don
Kişot krizi
Uğur ERGAN / ANKARA, Ömer BİLGE LEFKOŞA
Türkiyenin eylem
planını destekliyor diye İngiltereyle atışan Rum
lider Papadopulos KKTCde artık (yeldeğirmenlerine karşı
savaşan) Don Kişot diye anılıyor. KKTC
tanınır diyen İngiltereyi protesto eden Rumlar, Londraya
karşı Türkiyenin ABüyeliğini veto etme kartını öne
sürdü. Rumlar, İngiltereyi destekleyen ABDli yetkililerle de
görüşmeyecek.
TÜRKİYEnin Kıbrıs önerilerini desteklediği
gerekçesiyle İngiltereyle diplomatik savaşa giren Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ay sonunda adaya gelmeyi planlayan ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısını Mathew Bryzayı da İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw gibi taciz edeceğini
açıkladı. KKTC tanınır diyen İngiltereyi resmen
protesto eden Rum yönetimi, Londrayı Artık arabulucu olamaz ilan
etti.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Strawun, Papadopulos
bu tavrını sürdürürse KKTC tanınır, bugün olsa Rumları
ABye almazdık sözlerinin yarattığı infial Rum yönetiminde
devam ediyor. Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu
İngiltereyi dün resmen protesto etti, Hükümet Sözcüsü Yorgo Lilikas ise,
adadaki garantör ülkelerden İngilterenin artık Kıbrıs
sorununa arabulucu olamayacağını ilan etti.
Londranın cevabı gecikmedi ve Rumların bir başka hassas
olduğu konuda İngilterenin Avrupa işlerinden sorumlu
Bakanı Douglas Aleksander dün bir açıklama yaptı. Aleksander,
Türkiyeyi mülkiyet konusunda AİHMde sıkıştırmaya
çalışan Rumlarla yeni bir cephe açarak, Mülkiyet sorunu Avrupa
mahkemelerinde değil, adada kapsamlı bir anlaşma ile
çözülebilir dedi.
PAPADOPULOSTAN VETO TEHDİDİ
Rum Alithia Gazetesi, Papadopulosun son krizin ardından
İngiltereyi, "Türkiyenin AB üyeliğini engelleriz" diyerek
tehdit ettiğini yazdı. Gazeteye göre Londranın artan
baskısı üzerine Papadopulos, İngiliz Dışişlerine
bir mesaj göndererek, "Türkiyeye karşı AB içinde veto
kartını kullanmaya hazırız" dedi.
Strawa havaalanında VIP salonunu açmayan ve randevu dahi vermeyen Rum lider
Tasos Papadopulos, İngilterenin Türkiyenin Kıbrıs eylem
planına destek vermesi üzerine, İngiltere ve ABD yerine geleneksel
dostları Rusya lideri Vladimir Putini masada görmek istediklerini
belirtmişti. Rum lider şimdi de Yunanistan ve Türkiyeyi de ziyaret
etmeyi planlayan ABD Dışişleri Bakanlığı
Müsteşar Yardımcısı Mathew Bryzayı hedef aldı.
Papadopulosun Müsteşarı Hristodulos Başardis, "ABD
Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Gülün önerileri
temelinde diyalogun yeniden başlaması gerektiğini söyleyerek,
bölgede gerçekleştireceği görüşmelerin çerçevesini de belirledi.
Bu tutum Lefkoşayı rahatsız etti ve bu rahatsızlık
Washingtona da iletildi. Amerikalı yetkili Talat ile makamında
görüşürse, Strawa uyguladığımız tutum aynen geçerli
olacak" dedi.
Adım adım düello
Kıbrıs krizi, Rumların, geçen ay adayı ziyareti
sırasında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla
"makamında" görüşen İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Strawu taciz etmesiyle başladı.
Rumlar İngiliz bakanı VIP salonundan almadı, Papadopulos randevu
vermedi ve İngilterenin garantörlüğünü Lahey Adalet Divanına
götürmekle tehdit etti.
Strawun karşılığı gecikmedi ve İngiliz
Bakan, Papadopulos böyle devam ederse KKTC tanınır, bugün olsa
Rumları ABye almazdık açıklamasını yaptı.
Papadopulos hükümeti İngiltereyi tehdit etti ve Artık adada
arabulucu olamazlar restini çekti.
ABD, Rumların bu görüşüne katılmadıklarını
açıklarken, Rumlar, İngiltere ve Türkiyeye destek veren ABDye de
saldırı kararı aldı. Papadopulos ve Yakovu adayı
ziyaret edecek ABDli yetkilinin, Talatı makamında ziyaret etmesi
halinde Straw gibi aynı muameleye uğrayacağını ilan
etti.
Ankara: AB artık Rumların gerçek yüzünü ifşa ediyor
İNGİLTERE Dışişleri Bakanı Jack Strawun,
Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulosu sert bir dille
eleştirip, KKTCnin ileride tanınabileceği sinyalini vermesi
Ankarada büyük memnuniyet yarattı. Üst düzey bir Türk diplomatik kaynak
Hürriyete şu değerlendirmede bulundu:
"AB, 24 Nisan referandumundan bu yana Rumların gerçek yüzünü çok iyi
biliyordu. Ancak bunu bir türlü açık şekilde dışarıya
ifade etmiyordu. Artık AB bu tutumundan vazgeçme eğilimine
girdiğinin ilk sinyalini Strawun sözleriyle ortaya koydu. Strawun Avam
Kamarasındaki açıklamaları Rumların gerçek yüzünü dünya
kamuoyuna ifşa etmiştir. Bunun arkasının geleceğine
inanıyoruz."
HURRIYET
11/02/06
İngiltere tarafsızdır
|
ABD, İngiltere'nin
Kıbrıs sorununda artık tarafsız bir arabulucu olarak
görülemeyeceği yönünde Kıbrıs Rum yönetiminden gelen
açıklamaya katılmadığını bildirdi: İngiltere
tarafsızdır KESKİN AÇIKLAMALAR
YAPMAYIN... Kıbrıs sorunu konusunda İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw ile Kıbrıs Rum yönetimi
arasında baş gösteren söz düellosuna ABD'den tepki geldi. ABD,
İngiltere'nin Kıbrıs sorununda artık tarafsız bir
arabulucu olarak görülemeyeceği yönünde Kıbrıs Rum
yönetiminden gelen açıklamaya katılmadığını
bildirdi ve İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ile Rum
yönetimini keskin açıklamalar yapmamaya çağırdı ÇÖZÜME ODAKLANMALI... ABD
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean Mccormack,
"Biz, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm çabalarını
destekliyoruz. Sanırım şimdi yapılması gereken
şey, keskin açıklamalara keskin şekilde yanıt vermekten
çok, anlayışlı davranmak ve çözüm yönünde ciddi şekilde
çalışmak" dedi ABD, İngiltere'nin
Kıbrıs sorununda artık tarafsız bir arabulucu olarak
görülemeyeceği yönünde Kıbrıs Rum yönetiminden gelen
açıklamaya katılmadığını bildirdi ve
İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ile Rum yönetimini
keskin açıklamalar yapmamaya çağırdı. Kıbrıs sorunu
konusunda İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile
Kıbrıs Rum yönetimi arasında baş gösteren söz düellosuna
ABD'den tepki geldi. Straw'un Rumları
sert şekilde eleştirmesinin ardından, Kıbrıs Rum
yönetimi hükümet sözcüsü Yorgo Lillikas, İngiltere'nin artık
tarafsız olarak görülemeyeceğini savunmuştu. Konu, ABD
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean
Mccormack'ın brifinginde de gündeme geldi ve bir Yunan gazeteci,
Lillikas'ın sözlerini hatırlatarak ABD'nin yorumunu sordu. Mccormack,
İngiltere'nin Kıbrıs'ta artık tarafsız bir arabulucu
olarak görülemeyeceği yönündeki Rum yorumuna Washington'un
katılmadığını söyledi. ABD'li sözcü, iki tarafa da
keskin açıklamalardan kaçınmaları çağrısında
bulundu. Mccormack, "Biz, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm çabalarını destekliyoruz.
Sanırım şimdi yapılması gereken şey, keskin
açıklamalara keskin şekilde yanıt vermekten çok,
anlayışlı davranmak ve çözüm yönünde ciddi şekilde
çalışmak" dedi. Rumların tepkisi
sürüyor Öte yandan Rumların,
Straw'a tepkisi sertleşerek sürüyor. Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un, Türkiye tarafından ortaya konulan Kıbrıs
sorunuyla ilgili Eylem Planı'na; Avrupa Birliği safları
içerisinde karşı atağa hazırlanmakta olduğu
bildirildi. Haberi manşete
taşıyan Simerini gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı'nın,
"Türk manevralarına", Avrupa Birliği safları
içerisinde karşı atağa hazırlanmakta olduğunu;
"Kıbrıslı Türkler lehindeki önlemlerden; Kıbrıs
sorununun özünün görüşülmesi ve çözüm bulunmasına
kaydırılmasının hedeflendiğini" yazdı. Gazeteye göre Rum
yönetimi, "Gül önerilerine ilişkin önceden
hazırlanmış Türkiye-İngiltere-ABD operasyonunun boşa
çıktığını" düşünüyor ve İngiltere
haricinde, "Avrupa Birliği üyesi hiçbir ülkenin, önerilerin
içeriğini kabul etmediğini" değerlendiriyor. Önerileri
kutlamış olan İngiltere'nin bile; İngiliz yetkililerin
Avrupalı denkleriyle yüzyüze görüşmeleri sıralarında bu
önerileri içi boş olarak nitelemekte olduğu savunuldu. Gazete bu arada; bütün
Rum siyasi partilerinin, Straw'un açıklamalarını
kınamaları ile önceki gün Rum tarafında sert bir eleştiri
fırtınası cereyan ettiğini yazdı, şöyle devam
etti: "İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un önceki gün (Çarşamba)
İngiltere Parlamentosu'nda Kıbrıs'a karşı
giriştiği saldırı nedeniyle hükümet diplomatik
girişimlerde bulunuyor. Aynı zamanda Başkan Tasos Papadopulos;
Kıbrıs sorununun özünün görüşülmesi ve çözüm bulunması
hedefiyle AB'de karşı atak metotlamaktayken hükümet; İngiltere
haricinde AB üyesi hiçbir ülkenin, Gül 'önerilerinin' içeriğini
kutlamadığını değerlendiriyor. Hükümet Sözcüsü Yorgos
Lillikas; 'İngiltere'yle çatışmak istemiyoruz ancak maalesef
açıklamaları konfrantasyon ortamı yaratıyor ki hükümet
bunun karşısında hareketsiz kalmayacak' dedi. Yorgos Lillikas
; haklarımızı savunmakta ve Kıbrıs sorununa
doğru çözüm çerçeveleri ve çözüme götürecek doğru bir prosedür
sağlama mücadelesinde kararlı olduğumuzu vurguladı. Büyük
Britanya'yla sözleşmelerimiz ve bunlardan kaynaklanan haklar ve
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yerine getirmekte olduğu yükümlülükler
bulunduğunu belirtti. İlgili bir soruyu yanıtlarken de
bunların; AB içerisinde bulunan bağ ve 1960 anlaşmaları
olduğunu söyledi. İngiltere'nin
politikasında; Straw'un açıklamaları içerisinde de saptanan
çelişkiler bulunduğuna işaret eden Lillikas Straw'un bir
yandan ülkesinin Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koymak
istediğini söylediğini diğer yandan ise tahrik edilmeden
yaptığı açıklamalarla halkın duygularını
kışkırttığını ve Türk tezleri lehine tamamen
taraflı bir tavır aldığını kaydetti. Jack Straw'un
kullandığı 'Kıbrıs Rum idaresi' ifadesini
yorumlaması istenen Yorgos Lillikas 'açıklamaların özü
üzerinde duruluyor. Üstelik Kıbrıslılar çok daha kötü ifadeler
kullanırlar' dedi." "Yalnız Üçüyle
Oyun" Politis gazetesi Rum
yönetiminin Kıbrıs sorununa ilkişkin yeni bir prosedüre,
Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin tamamının müdahil
olmasını savunuyor ancak; İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw'un benzeri görülmemiş
"saldırısı" nedeniyle, Papadopulos hükümetinin;
"objektif bir arabuluculuk rolü oynamasının neredeyse
imkansız olduğunu" savunduğu İngiltere'yi çözüm
müzakerelerinin tamamen dışına koyuduğunu bildirdi. Haberi, "Yalnız
Üçüyle Oyun - Lefkoşa: ABD ve İngiltere Dışarı -
Kıbrıslı Türklerin Varlığının
Tanınması İhtimali Açık" başlık ve
spotlarıyla manşete çeken gazeteye göre, Rum yönetimi, ABD'ye
karşı da aynı tavrı takındı ve ABD
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mathew Bryza'yı; "halihazırda Türk
önerileriyle özdeşleşmekle suçlayarak; bu nedenle oynayacak rolü
olmadığını" savundu. Üç ülke isteksiz Gazete, bu
yaklaşım temelinde Rum yönetiminin; oyunu, yalnız üç daimi
üyeyle, yani Rusya, Çin ve Fransa'yla oynamak istediğini
gösterdiğini, ancak bu üç ülkenin Kıbrıs sorununa gerçekten
müdahil olmak istediklerinin şüpheli olduğuna dikkat çekti. Gazete devamla
şunları yazdı: "Diplomatik çevreler
Straw'un açıklamalarının sertliğini
şaşkınlıkla karşıladılar ancak
Kıbrıslı Türklerin ayrı varlıklarının
bazı ülkeler tarafından tanınması ihtimalini açık
bıraktılar. Bazıları; Jack
Straw'uın söylediklerinin diplomatik çevrelerde o kadar da büyük bir
duyguya neden olmadığını, ve gerek AB gerekse BM
içerisinde Kıbrıs sorununun gidişatına yönelik
kaygının yoğun olduğunu söylediler. Straw'un ; işgal
bllgelerinin bazı ülkeler (İngiltere değil bölgesel)
tarafından pratikte tanınması olasılığına
ilişkin dolaylı tehdidinin yurtdışında tepki
görmemesi özellikle ilgi çekiyor. Aksine; bu tür bir
perspektif diplomatik pazarda ilk kez duyulmuş gibi görünmüyor.
Dahası; Kıbrs Türk toplumu lideriyle görüşmelere ilişkin
yeni politika (ABD ve İngiltere dışındaki) BM Güvenlik
Konseyi daimi üyeleri ve Avrupa hükümetlerinde büyük bir kaygıya ve
dolaylı hoşnutsuzluğa neden oluyor. KKTC'nin tanınma
ihtimali Politis gazetesi; Jack
Straw'un sözlerine, hükümetlerinin tepkisini ölçmek için çok sayıda
diplomatla görüştü. Aldığımız
yanıtlar, Kıbrıs sorunu gibi uluslar arası meselelerin
yönetilmesinde objektif bir tavır beklenmemesi gerektiği sonucunu
ortaya koyuyor. Daha önce de dile getirdiğimiz üzere; Straw'un
söylediklerine rağmen, diplomatik üslubu olmaması
şaşkınlık yarattı. Kıbrıs
sorununun büyük oyuncuları, özde Straw'un söylediklerinden rahatsız
olmuş görünmüyorlar. Aksine bize; diplomatik pazarda, özellikle de güçlü
Avrupa ülkelerinde, bölgesel bazı ülkelerin; Kıbrıs sorununun
belirli bir süre zarfında çözümünün görünmemesi durumunda, 'KKTC'yi
pratikte tanımaya cesaretlendirildiklerine ilişkin
tartışmaların ilk kez konuşulan bir şey
olmadığı' söylendi. Buna örnek olarak; önce
bölgesel ülkeler ve daha sonra diğerleri tarafından 'Makedonya
Cumhuriyeti' olarak tanınan Üsküp gösteriliyor. İşgal bölgeleri
örneğinde hiç kimse resmi tanımadan söz etmiyor, belki ayrı
varlık olarak kabul edilebilir. Büyük Avrupa hükümetlerinin,
Kıbrıs'ın Avrupa Birliği düzeyindeki taleplerinin tatmin
edilmesi perspektifine yol açmasıyla birlikte, Türkiye'nin AB üyelik
sürecini desteklediklerine kesin gözüyle bakılıyor. Tasos Papadopulos'un;
Güvenlik Konseyi'nin beş büyük ülkesinin; Kıbrıs sorununa
müdahil olması önerisinde, ABD ve İngiltere'nin etkisinin
ağırlığı, Rusya ve Fransa'yla
karşılanıyor. Buna rağmen bu ülkeler, 'hiçbir tarafça
kullanılmayı' arzu etmiyor ve yeni inisiyatif cereyan ettiği
zaman, 'kendi seçecekleri düzeyde müdahil olacaklarını'
vurguluyorlar. Öte yandan
Lefkoşa'nın, yabancı yetkililerin, Kıbrıslı
Türk lider Mehmet Ali Talat'ın makamına ziyaretlerle ilgili yeni
politikası, Kıbrıs'ın AB'deki ortağı ülkelerde
yoğun endişe ve düşünce yarattı. Straw ziyareti ve
durumların olumsuz şekil alması; pek çok hükümeti
kaygılandırdı. Diplomatlar Politis gazetesine; Avrupa
ülkelerinin resmi hükümet yetkililerinin Ada'ya resmi ziyaret
gerçekleştirmemeleri veya süresiz ertelemeleri
olasılığının artık ciddi şekilde
incelenmekte olduğunu söylediler. Mathew Bryza'nın
Ada'yı ziyaretiyle ilgili olarak, ABD Dışişleri
Bakanlığı'nda da benzer kaygı hakimdir. Aralarında
Fransız yetkililerin de bulunduğu pek çok yabancı gelmek
istiyor, ancak gelince, Kıbrıs Türk toplum lideriyle de
görüşmek istiyor. Ve kendisini makamında değil, Lefkoşa'nın
önerdiği gibi başka bir mekanda görmekte zorlanıyorlar. Politis gazetesine,
'Bizden, taraflardan biri veya diğeri lehinde tavır
almamızı istediniz. Böyle bir şeyi arzu etmiyoruz'
dendi." Rum-İngiliz
ilişkileri gerildi Fileleftheros gazetesi
haberinde, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un,
İngiliz Avam Kamarası kürsüsünden yaptığı, Rum
yönetimi ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a yönelik
"tehdit içerikli" konuşmasından sonra, Güney
Kıbrıs ile İngiltere arasındaki ilişkilerin gerildiğini
bildirdi. Gazete, İngiliz
Yüksek Komiseri Peter Millett'in önceki gün Rum Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu'nun makamına çağrılarak, sert
girişimde bulunduğunu, buna paralel olarak Londra'da da Rum Yüksek
Komiser Pedtros Eftihiu'nun da, İngiltere Dışişleri Bakanlığı
Güney Avrupa Müdürü Dominick Chilcott nezdinde girişimde bulunduğunu
yazdı, şöyle devam etti : "Yakovu'nun
girişiminde; İngiliz Yüksek Komiseri'nin önüne şu 7 madde
konuldu ve bunlara yanıt vermesi istendi: 1-
Dışişleri Bakanı Straw'un fiili durum ve
Lefkoşa'nın aynı politikayı sürdürmesi durumunda sahte
devletin tanınması tehlikesine ilişkin eleştirilerinden
hayal kırıklığı belirtti. 2- Straw'un diplomatik
üslubun dışına çıkan 'mantıksız liderlik'
ifadesi hükümette derin hayal kırıklığı
yarattığını belirterek; her tür liderlikle ilgili
değerlendirmeyi üçüncü taraflar değil halk yapar denildi. 3- İngiliz
Dışişleri Bakanı'nın; bugünkü şartlar olsa ne
kendi ülkesini ne de diğer Avrupa ülkelerinin bölünmüş
Kıbrıs'ın üyeliğine rıza göstermeyeceği
ifadesiyle ilgili olarak Yakovu şunlara işaret etti: -
Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
ve halkının büyük çabalarıyla ve Yunanistan ve bütün
diğer AB üyesi ülkelerin; o zamanki İngiltere
Dışişleri Bakanı Robin Cook'un da güttüğü ilkeler de
dahil olmak üzere istikrarlı desteğiyle gerçekleşti. 4- Straw'un;
Lefkoşa'nın Kıbrıslı Türkleri izole etmeye
çalıştığı iddiasına ise
Dışişleri Bakanı; Straw'u Kıbrıs hükümetinin
inisiyatiflerini hiç anmayarak kendi ülkesinin parlamentosunu yanıltmakla
suçladı. Yakovu'Kıbrıslı Türklere tek biz fiilen
yardım ediyoruz' dedi ve buna bir dizi örnek gösterdi. 5-
Kıbrıslı yerinden edilmişlerin mülkiyet
haklarının tesis edilmesi konusunda ise Dışişleri
yine; 'Straw'un tazminatları müzakerelere bağlamaya
çalıştığı' talihsiz ifadesinden hoşnutsuzluk
belirtti. 6- Yakovu; Gül'ün
önerilerinin İngiltere'den gördüğü desteği yorumladı ve
hükümetin; Türk Dışişleri Bakanı'nın önerilerine
ilişkin argümanlarını öne çıkardı. 7-
Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardım tüzüğünün
bugüne kadar benimsenmemesine de değindi ve 'Lüksemburg dönem
başkanlığının ve komiser Rehn'in önerilerine
rağmen tüzüğün onaylanmasına müsaade etmeyenlerin öncelikle
İngiltere ve Türkiye olması nedeniyle', bu konudaki İngiliz
sorumluluklarına işaret etti. Yakovu ayrıca Birleşik Krallık'ın;
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve BM'nin Kıbrıs'la ilgili
kararlarında ifade edilen uluslar arası hukuk ve Avrupa hukukunun
hayata geçirilmemesini kabule hazır olup olmadığını
sordu. Edindiğimiz
bilgilere göre, İngiliz Yüksek Komiseri Millett; yazılı notlar
ortaya koydu ve (önerilerin) sadece kutlandığını
söyleyerek; Londra'nın Gül paketini desteklediğine ilişkin
hükümet görüşünü kabul etmemeye çalıştı. İngiliz Yüksek
Komiseri; ülkesinin; önerilerinin, AB'ye karşı yükümlülüklerini
ortadan kaldırmadığını Ankara'ya ilettiğini de
söyledi. Hükümet Sözcüsü Yorgos
Lillikas, Straw'un sözlerinin ; İngiltere'nin politikasının
tarafsızlığını delillendirmekten başka her
şeyi sağladığını belirterek; Londra'nın
Kıbrıs sorununa ilişin çabalarda yaratıcı
yardımcı rol oynaması ihtimalini artık kesinlikle
imkansız hale getirdiğine işaret etti. 'Straw,
Kıbrıs ziyaretini organize etme yöntemi ve bizim malum
itirazlarımıza rağmen kendi planladığı ziyaret
programı ile bir çatışma ortamı yarattı ve bu
ortamı açıklamalarıyla ağırlaştırdı'
diyen Lillikas şunları da söyledi: 'Bir yandan çözümün
Kıbrıs'ı yeniden birleştirmesi gerektğini söylüyor,
diğer yandan da diğer şeyler yanında
Kıbrıslı Türklerin ayrı ekonomik varlık olarak AB'ne
girmelerini de içeren Gül fikirlerini benimsiyor ve ileri götürüyor. Buna
paralel olarak Straw; sahte devletin siyasi açıdan yüceltilmesini
gündeme getiren ve nihayetinde ayrılıkçı eğilimleri
güçlendiren; işgal bölgeleriyle direkt ticaret tezi gibi tezleri de
benimsiyor. Aday ülkelerin AB'ne
karşı yükümlülüklerini yerine getirmelerini istemek AB'nin tam
üyesi olması dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilan
edilmiş hakkıdır ve kimse kendisini bundan mahrum edemez. Bu
hakkı elimizde bulunduruyoruz ve Avrupai çıkarlar ve kendi
çıkarlarımız açısından uygun olduğunu
düşündüğümüz an bunu kullanacağız'." Lillikas: Bryza'nın
davranışı verimli değil Haravgi gazetesi
haberinde, Rum Sözcü Yorgos Lillikas'ın, ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew
Bryza'nın beklenmekte olan Kıbrıs ziyaretiyle ilgili yorumuna
yer verdi. Gazeteye göre, Amerikan
hükümetinin Rum yönetimiyle halen hiçbir temasta
bulunulmadığını söyleyen Yorgos Lillikas ;
"inisiyatif üstlenen ve Lefkoşa'yı ziyaret etmek isteyen
birinin; Türk tezleriyle tamamen örtüşen görüşlerini Kıbrıs'a
gelmeden önce basın yoluyula açıklama yönteminin artık verimli
bir yöntem olmadığını zannediyorum" dedi. Bryza'nın
müsteşar yardımcısı olduğunun altını çizen
Lillikas şunları söyledi : "Birisinin kendi
başına bir inisiyatif üstlendiğinde veya yardım
edebileceğini düşündüğünde veya araştırmak
istediğinde; sahip olması muhtemel görüşlerden
bağımsız olarak , görüşlerini bizim tarafla
yapacağı resmi görüşmelerde ortaya koymasının
artık daha verimli bir yöntem olacağını zannederim. Bu tür
yaklaşımların; özlü diyalog olması, ileri gidebilmemiz
amacıyla yaratıcı diyalog olması için uygun ortamı
yarattığını zannetmiyorum. Bu tür
yaklaşımlarla; oynamaları muhtemel rolleri kendi ellinden
alıyorlar." Straw'a tepki
patlaması Alithia gazetesi,
Straw'un sözlerinin Rum siyaset camiasının tamamında tepki
patlamasına neden olduğunu, Rum yönetiminin Londra nezdinde sert
girişimlerde bulunduğunu ve İngiltere'nin bütün
çabalarının Güney Kıbrıs aleyhine Ankara'ya
yardımcı olduğu gerekçesiyle; Türkiye'ye karşı elinde
bulundurduğu vetoyu kullanma niyetini bildirdiğini yazdı. Haberi, "Bizi
Kaplayacak Volkan - Jack Straw'un Saldırısı Nedeniyle Tepki
Patlaması - Kıbrıs'ın Yalnız Kalması
Tehlikesine Dokunulmadı - Jack Straw'a Ateş Püskürülüyor"
aşlığıyla manşetten veren gazete, "Fakat
Lefkoşa ve Londra arasındaki savaş ortamının
başka olumsuz etkiler yaratması da muhtemeldir, bu nedenle
muhalefet derhal Ulusal Konsey'in toplanmasını ve strateji
belirlenmesini istiyor" ifadesini kullandı. Rum Sözcü Yorgos Lillikas
ve Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun ilgili
açıklamalarını, "Lefkoşa - Londra Yüzyüze
Çarpışma - Kıbrıs Hükümeti Türkiye Aleyhine
Saldırı Uyarısında Bulunuyor"
başlığı altında yansıttı ve durumu
şöyle özetledi : "İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un gerek Kıbrıs
hükümetine gerek Başkan Papadopulos'a saldırısı nedeniyle
Lefkoşa ile Londra arasındaki çarpışma artık yüzyüze
çarpışmadır. Kıbrıs hükümeti Straw'un sözleri
nedeniyle İngiltere nezdinde protestoda bulunmakla kalmadı,
aynı zamanda; özellikle Türkiye'nin AB süreciyle ilgili bir dizi
uyarıda bulundu. Lefkoşa, İngiliz tarafına;
Kıbrıs aleyhine Türkiye'yi AB'ye doğru itmeye
çalışması halinde, Türkiye aleyhine savunmaya geçeceği
mesajını vermeye çalıştı. Böylece mesele artık
Lefkoşa'nın; özellikle sert olması beklenen önümüzdeki aylar
içerisinde bu tür uyarılarını hayata geçirip
geçirmeyeceğidir." Aynı gazete,
"Jack Straw'a Ateş Püskürüyorlar - Kıbrıs'ın Siyasi
Camiası İngiliz Dışişleri Bakanı'nın
Açıklamalarını Kınıyor - Muhalefet Kıbrıs
Rum Tarafının Politikasının Gözden Geçirilmesini ve
Ulusal Konsey'in Toplanmasını İstiyor"
başlığıyla yansıttığı haberinde Jack
Straw'un önceki gün Avam Kamarası'nda yaptığı
konuşmanın Rum siyaset dünyasında tepki
fırtınasına neden olduğunu, istisnasız bütün Rum
siyasi partilerinin Straw'un sözlerini "kabul edilemez ve
tahrikkar" olarak nitelediklerini yazdı. Gazete, muhalefet
kanadının (DİSİ ve EDİ), Straw'un
açıklamalarını kınamanın ötesinde, şu iki
noktaya değindiklerini yazdı : "1- Kıbrıs
Rum tarafının politikasının gözden geçirilmesi; 2-Ulusal
Konsey'in toplantıya çağrılması gerektiği" Gazeteye göre,
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, Straw'un sözlerini
"kabul edilemez ve diplomatik kurumların dışında bir
saldırı" olarak niteledi. Anastasiadis;
kınamanın ötesinde Kıbrıs Rum tarafının bütün
politikasının gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etti
ve "ön hazırlığı iyi yapılmış bir
diyalog için inisiyatifler teşvik etmeli ve bu olanlarla nereye
sürüklendiğimize topluca karar vermeliyiz" dedi. DİSİ Basın
Sözcüsü Tasos Mitsopulos; Straw'un sözlerinin Güney Kıbrıs ile
İngiltere arasındaki ilişkilerin süratle kötüleştiği
bir döneme denk geldiği saptamasında bulundu ve şunları
söyledi: "Bu soğuk
savaş ortamı yalnız siyasi gelişmelerin süreci nedeniyle
değil, aynı zamanda ikili ekonomik ilişkiler için de derin bir
kaygı ve endişe yaratıyor. Böylesine düşmanca bir uluslar
arası çevre içerisinde hareket ederken bir liderlik ve bir halk kendini
ne derece güvende hissedebilir? Çatışma
mantığı, AB üyesi iki ülke ilişkilerini niteleyemez ve
bunun için iyi niyet hareketleri aracılığıyla diyalog,
uzlaşı ve Kıbrıs Rum tez ve endişelerinin daha iyi
anlaşılmasını istemeliyiz. DİSİ defalarca
Ulusal Konsey'in toplanmasını istedi ancak Başkan Papadopulos
bunu reddetti. En azından şimdi toplansın. Diyalogtan kimseye
zarar gelmez. Ulusal Konsey toplandıktan sonra; gelişmeleri
Yunanistan'la birlikte yaratmamız ve müşterek adımlarla
nasıl ilerlediğimizi ve milli çıkarlarımızın
talep edilmesine yönelik uygun şartları nasıl
şekillendirdiğimizi görmemiz önemlidir." EDİ Genel Sekreteri
Mikis Şanis Jack Straw'un sözlerini "benzeri görülmemiş ve
tahrikkar" olarak niteledi ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'a; Rum Ulusal Konseyi'ni toplaması
çağrısını yineledi, şöyle devam etti: "Straw'un sözleri
benzeri görülmemiş ve tahrikkardı . Ancak malesef benzeri
görülmemiş ve tahrikkar gelişmelerle gittikçe daha sık
karşılaşıyoruz. Kıbrıs sorununa ilişkin
uluslar arası muhataplarımızda benzeri görülmemiş bir
azalma var, Kırbıs Rum mallarında benzeri görülmemiş bir
betonlaşma ve benzeri görülmemiş bölünmüşlük var. EDİ,
durumun ciddiyetini hesap ederek Başkan Papadopulos'a; kendi öneri ve
kendi inisiyatiflerimizi şekillendirmek için Ulusal Konsey'i
toplantıya çağırması çağrısını
yineliyor. Gelişmeleri kıpırdamadan izlemeye devam edemeyiz.
Gelişmeler yaratmalı, gerek BM düzeyinde gerek AB düzeyinde
gelişmeler planlamalıyız." Baf Metropoliti de
kınadı Alithia gazetesi,
"Baf'tan (Metropoliti) Protesto" başlığıyla
yansıttığı haberinde, Rum Ortodoks Kilisesi Sen Sinod
Meclisi'ne vekaleten başkanlık etmekte olan Baf Metropoliti
Hrisostomos'un İngiltere Dışişleri Bakanı'nın
Kıbrıs sorunundaki tavrını protesto ettiğini ve
Straw'un Rum yönetimine ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papdopulos'a
yönelik sözlerini "tahrik edilmemiş ve ahlaksız
saldırı" olarak nitelediğini yazdı. Gazeteye göre Hrisostomos;
Rum medya kuruluşlarına dağıttığı
yazılı açıklamasında şunları kaydetti:
"İtalya, İspanya ve Olli Rehn'in Kıbrıs sorununa
ilişkin Türk önerilerini desteklediği konusunda yalan söylüyor.
İngiltere Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği ve sahte devletin
tanınmasına ilişkin Amerikan planını ileri götürmeyi
üstlendi. İngilizlerin süregelen tavrı, Kıbrsı'ın
kendilerine karşı tavrını gözden geçirmesini
gerektiriyor. Hükümet ve Ulusal Konsey Kıbrıs'taki İngiliz
üsleri konusunu artık dinamik şekilde gündeme getirmelidir." Haravgi gazetesi,
"Straw'a Ateş Püskürüyorlar" başlığıyla
manşete çektiği haberinde Rum Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu'nun İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millett'i dün
makamına çağırarak sert girişimde bulunduğunu ancak
Rum yönetiminin Straw'un açıklamaları konusunu; bu
açıklamaların Birlik dayanışmasına ters
düştüğünü savunarak AB'deki ortaklarının da önüne
koyacağını yazdı. DİKO'nun tepkisi Haravgi gazetesi,
DİKO Başkan Vekili Nikos Kleanthus'un, "İngilizler ne
zaman sömürgecilik döneminin geri dönülmez şekilde sona erdiğini ne
zaman anlayacak" diye sorduğunu bildirdi. Gazeteye göre Kleanthus,
"hükümet İngilizlerin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ve Rum
tarafını rehin olarak görmekten vazgeçip Kıbrıs
halkının; Türkiye'nin ve Anglo-Amerikanların çıkarı
için "donsuz/dayanaksız" kalmaya niyetli
olmadığını anlamaları için gerekli bütün diplomatik
girişimlerde bulunmalıdır" dedi. Straw'un sözlerini,
"AngloAmerikanların Türkiye'nin üyelik sürecine yardımcı
olma çabasına, Tasos Papadopulos'un Rusya Devlet Başkanı Vladimir
Putin'le görüşmesine, Rum tarafının; Güvenlik Konseyi daimi
üyesi ülkelerin tamamının Kıbrıs sorununa müdahil
olmalarındaki ısrarına ve Straw'un Kıbrıs'ı
ziyaret ettiği malum şartlar altında Papadopulos'un kendisiyle
görüşmeyi reddetmesini atlatamamasına" yordu. EDEK Başkanı
Yannakis Omiru ise, Straw'un sözlerini, sözde "Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni temelsiz bırakma çabası" olarak niteledi ve Rum
yönetimini; "İngiliz tahriğine" karşı derhal ve
kararlı şekilde tepki göstermeye çağırdı. Omiru, "Jack
Straw'un sözleri; Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı
tahrikkarlık abidesi ve İngiltere hükkümetinin etkisi altında
bulundurmaya devam eden sömürgecilik zihniyeti sendromunun
göstergesidir" dedi. EUROKO da görüşünü,
" İngiltere Dışişleri Bakanı'nın tahrik ve
bahane olmaksızın Kıbrıs Cumhuriyeti'ne cepheden
saldırması, İngiltere'nin Kıbrıs'la ilgili gerçek
niyetlerini ortaya koyuyor" şeklinde yansıttı. Yunanistan'ın
tepkileri Haravgi gazetesi,
"Kıbrslı Türklerin İzolasyonu İşgalin Sonucudur
- Kıbrıs ve Yunanistan Ada'yı Yeniden Birleştirecek
Çözümü Destekliyor" başlıklı haberinde ise, Yunanistan
Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis'in, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un
açıklamalarını Yunan hükümeti adına
yorumladığını ve şunları söylediğini
yazdı: "Kıbrıs ve
Yunanistan Ada'yı yeniden birleştirecek bir çözümü destekliyor.
Kıbrıs ve Yunanistan; Kıbrıs makamlarına bu konuda
saygılı olunması şartıyla Kıbrıslı
Türklerin ekonomik açıdan desteklenmesinden yanadır ve
Kıbrıslı Türklerin bir miktar izolasyonu varsa, bu
işgalin sonucudur." Gazeteye göre, Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Yorgos Kumuçakos'un
ise, Yunan ve Rum hükümetlerinin ; Kıbrıs meselesindeki
politikanın çerçevesini ve net istikamet çizgilerini açık
şekilde ortaya koyduklarını söyledi: Straw'un sözlerine de değinen
Kumuçakos şöyle konuştu: "Kıbrıs
Türk toplumunun ekonomik açıdan desteklenmesine de tarafız ve bu
tezimiz BM çerçevesi içerisinde somut hareketler ve somut
tavrımızla takip edildi. Kıbrıs Türk toplumunun bugünkü
durumu ve karşı karşıya kaldığı sorunlar;
istila ve işgalin kurbanları olan Kıbrıs Rum
tarafında ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nde aranmaması gerekir.
Ada'nın işgal altındaki kuzey kesiminin bugün karşı
karşıya bulunduğu zor durum tamamen yasadışı
istila ve işgalin sonucudur. İngiliz tarafı
Kıbrıs sorununda kendi stratejisine sahiptir ve zaman zaman kendi
tezlerini dile getiriyor. Biz; kendi tezlerimizi dile getiriyoruz ve sebatla,
sürekli ve kararlılıkla uygulamakta olduğumuz kendi
politikamıza sahibiz. Sonuçlar durumun yalanlanamaz
tanıklarıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti AB'ye tam
üyedir." Habere göre Rum
yönetiminin; Kıbrıs sorununa Güvenlik Konseyi'ne daimi üye bütün
ülkelerin müdahil olmalarına ilişkin görüşünün
sorulmasına karşılık Kumuçakos, "gerçekten, BM'nin
belirli bir sorunun çözümünde bir inisiyatifi söz konusu olduğunda;
Günvenlik Konseyi daimi üyesi bütün ülkelerin bu çabaya katılması
ve her birinin kendi rolüne sahip olması mantıklı, beklenen ve
arzu edilen bir şeydir. Bu, Sayın Lavrov'un Atina ziyareti sırasında
görüşülen bir şeydir" dedi. |
KIBRIS
11/02/06
Kuntay: Anketin verdiği mesajlar iyi algılanmalı
|
GÜKAD Başkanı
Dt. Hakan Kuntay, bölgede yaptırılan geniş çaplı anketin
hem uluslararası, hem de ulusal mesajlar içerdiğini belirterek iyi
algılanmasını istedi Kuntay: Anketin
verdiği mesajlar iyi algılanmalı ÖNEMLİ BİR
ÇALIŞMA... Kuntay: Doğal olarak AB'yi hedef olarak önümüze
koymuşsak, bunu savunurken, bilimsel verileri de ortaya koymak gerekir.
Bizler, GÜKAD olarak Annan Planı döneminde de bir anket
yapmıştık, hatta dönemin ilk anketiydi. Doğal olarak bir
takım tezleri ortaya atarken, kamuoyunun sesine de kulak vermek gerekir.
Biz de bu kapsamlı çalışmayı yapma kararı aldık Güzelyurt İlçesini
Geliştirme ve Kalkındırma Derneği (GÜKAD)
Başkanı Hakan Kuntay, KADEM'e yaptırılan anketle birlikte
ortaya çıkan sonuçların çok iyi değerlendirilmesi
gerektiğini söyledi. Anketle ilgili kamuoyunda
tartışılan konuların ardından düşüncelerini
KIBRIS'a açıklayan Kuntay, sonuçların geniş kesimlerle
paylaşılacağını belirtti. Annan Planı
sonrası beklentilerine cevap bulamayan Güzelyurt halkında bir
umutsuzluk olduğunu kabul eden Kuntay, buna karşın hükümetin
atacağı adımlar ve uluslararası alanlardan buna gelecek
destekle umutsuzluk ortamının ortadan kaldırılabileceğini
vurguladı. Kuntay, kentteki genç
insanların göç eğilimi bulunduğunu da hatırlatarak,
"Ancak aynı gençler, kredi ve toprak garantisi şartıyla
doğu bölgesindeki yeni yaşam alanına destek veriyor. Hükümet
bunu göz önünde bulundurmalı" dedi. Kuntay, KIBRIS'ın
sorularını yanıtladı. Soru ve yanıtlar KIBRIS: GÜKAD, neden
böyle bir anket yapma gereği duydu?... KUNTAY: Doğal olarak
AB'yi hedef olarak önümüze koymuşsak, bunu savunurken, bilimsel verileri
de ortaya koymak gerekir. Bizler, GÜKAD olarak Annan Planı döneminde de
bir anket yapmıştık, hatta dönemin ilk anketiydi. Doğal
olarak bir takım tezleri ortaya atarken, kamuoyunun sesine de kulak
vermek gerekir. Biz de bu kapsamlı
çalışmayı yapma kararı aldık. Annan Planı
sonrası bölge insanımızın beklentisi ne, ne
değişti, hükümetten, AB'den, BM'den beklediğini bulabildi mi,
geleceği ile ilgili ne düşünüyor bunları ortaya çıkarmak
istedik. Bir yerde bu insanların bundan sonraki dönemde ne
istediğini net olarak görmek istedik. KIBRIS: Anketin geneline
yansıyan sonuçlarda, Güzelyurt halkı Annan Planı öncesinden
daha farklı. Bir güven bunalımı var... Bu sonuç
şaşırtıcı mı sizce? KUNTAY: Ben
şaşırmadım... Genele baktığımızda da
bu bunalım sonucunun olduğu gerçeğini görüyoruz. Bu AB'nin ya
da BM'nin yeterince bize ilgi göstermediği anlamından öte,
planın uygulanmaması nedeniyle yaşanan
sıkıntılar. Ortaya çıkan tablo
var olan... Dikkate alınması gerekiyor. KIBRIS: GÜKAD bu
verilerin üzerine politikalar inşa edecek, bundan kuşkum yok...
İlk etapta gözünüze çarpan unsurlar nelerdir? KUNTAY: Ankette bir
umutsuzluk olayı ortaya çıktı. Bu kesin. Mesela, en kritik
noktalardan biri, insanımızın sorunlara bakış
açısı. "Size göre en büyük sorun ne?" sorusuna, Yüzde
82.3 insanımızın gelecekteki belirsizlikten rahatsız
olduğunu söylemesi dikkate değer. Her 10 kişiden 8.5'i belirsizliği
ciddi bir sorun olarak görünüyor. Anketi yapanlar dahi, bu
değerlendirmenin sonuçlarını ilginç buluyor. Bu beklentinin
çok net göstergesi olarak ortaya çıktı. Anketin genelinde bir
umutsuzluk ve belirsizliğin ortaya çıktığını
görüyoruz. Diğer maddelerde de beklenti ve umut var. ODTÜ'de sosyal ve
kültürel yönden, ekonomik anlamda yüksek bir beklenti var. Umutsuzluk içinde
ODTÜ umudu. Biz Annan Planı
sonrası insanımızın somut, elle tutulur şeyler
görmek istediğini söylemiştik. İşte doğu bölgesinde
hali bir arazi istenip istenmediği sorusuna yüzde 47 oranında
destek var. Yüzde 31'i ise belirsiz... Genelde görüşe destek verenler
ise yüzde 70 oranında... ODTÜ'nün çevresine
doğru bir yapılanma beklentisi var. Gençler buradan süratle
kaçıyor. Tek genişleme bölgesi de ODTÜ çevresi. Üniversite
çevresinde bu hareketlenme için beklentiler var. Başlayan inşaatlar
var. O umutsuzluğun altında verilen mesaj, "Bana bu
açılımı yaparsanız bunu destekleyeceğim..." Her 10 kişiden 4
kişi de Güzelyurt'tan kaçma eğilimli... Üstelik çoğunluk da
18- 24 yaş arası. İlk fırsatta bu yaş grubunda yüzde
46.6'sı bu kentten kaçmayı düşünüyor. Bu ciddi bir
işaret. Lokomotifimiz gençler, üniversite mezunu ve yatırım potansiyeli
olan kesimin kaçma eğilimi dikkate alınması gereken bir
hadise. ODTÜ çevresindeki yeni
yatırım alanını destekleyenlerin oranı yüzde 64.5,
yine gençler. Bu umudun mesajı... KIBRIS: Nasıl
değerlendirilmesi gerekiyor size göre bu anket sonuçları? Bu
verileri bir araya toplayan GÜKAD nasıl bir hareket tarzı belirleyecek? KUNTAY: Bu sonuçları
geniş kesimlere ulaştıracağız. Uluslararası
mesaj ve ulusal mesaj içeriyor bu anket sonuçları. Yerel yönetime ve
hükümete de mesaj var. Uluslararası
anlamda, "Ben buradan gideceğimi bile bile bu plana evet dedim. Sen
ne açılım ürettin?" diyor. İçe dönük de,
"Ben senden benimle ilgili adımlar atmanı istiyorum, benim
için adım at" mesajı var. Biz bu sonuçları hem
hükümete ulaştıracağız, hem de AB, BM yetkililere
beklentileri ileteceğiz, durumu ortaya koyacağız. KIBRIS: Peki, gerçekten
bakanlar kurulunun Güzelyurt'a yönelik hiç mi attığı adım
yok? Size göre kısa sürede neler yapılmalı... KUNTAY: Güzelyurt
İktisadi ve Kalkınma Planı Bakanlar Kurulu'ndan geçti. Bu ilk
kez ülkemizde bir bölge için alınan karar. Bölge içindeki bir çok
parçayı bir araya getiren bir karar bu. Bakanlar Kurulu'ndan geçen bu
karara büyük önem veriyoruz. GÜKAD olarak bunla ilgili
bir çalışma yaptık. Bilimsel bir çalışmayla içinin
doldurulması gerektiği kararına vardık. Annan Planı
sonrası bir çok şeyi zorladık biz GÜKAD olarak. Şimdi
atılan adımların da bu zorlamaların bir parçası
olduğunu düşünüyoruz. Bizim zorlamamız sayesinde Bakanlar
Kurulu'ndan geçmesi umut verici. Ama artık bunu insanların
görebileceği bir noktaya getirmek gerekiyor. Çevre koruma,
uluslararası destek gibi unsurları da bu projeye katmak gerekiyor. KIBRIS: ODTÜ bölgesindeki
alana büyük önem veriyorsunuz. Sık sık, "burada
çağdaş bir yapılanma oluşturulabileceğinden söz
ediyorsunuz... KUNTAY: Bugün ODTÜ
altındaki alan, takriben 12 bin dönüme tekabül ediyor.
Kastettiğimiz alanın yukarısı Akdeniz Ormanı,
altı ise portakal ağaçları ile çevrili. Çok büyük bir alan.
Güzelyurt merkezi ise bin 800 dönüm. Bu alanın büyük kısmı da
eşdeğer olarak dağıtımlı. Bakir bir alan,
çarpıklık yok. Burayı kent plancıları,
ulaştırmacılar, alt yapısı ile düşüneceksiniz
ve kağıt üzerinde bir proje ortaya çıkaracaksınız. Baf, Larnaka,
Lefkoşa, Mağusa, Girne'nin kötü tecrübelerini de göz önüne alarak,
burada güzel bir kent yapılaşmasını sağlayabilir. KIBRIS: Bu projeye
herhangi bir dış destek almak mümkün mü? Bu yönde bir girişim
yaptınız mı? KUNTAY: UNDP ile bir
görüşmemiz olmuştu. Bir takım plan ve programları
görüşmüştük. UNDP alt yapı konusunda destek
verebileceğini söyledi. Tabi bu çok büyük bir proje ve hükümetin
adım atması halinde UNDP'nin de destek olabilmesi daha kolay bir
ihtimal. UNDP de bunu söylüyor. Yani adım atın, biz de destek
olalım diyorlar. Zaten bu bakanlar kurulu
kararı iyi bir adım. Bu nedenle GÜKAD'ın
çalışmaları meyve verdi diyorum. Bu bizim düşüncelerimize
bir paralellik sağlıyor. Ama kent merkezinin de
acilen dizayn edilmesi gerekiyor. Burada bir ekonomik çekim merkezi yaratmak
gerekli. Ancak bu yolla ODTÜ'ye doğru bir yapılanma
sağlıklı bir şekilde ilerleyebilecek. Kent merkezini
öğrenci çekim merkezi yapabilmeliyiz. Mart ayında
Bostancı kapısı açılacak. 24 saat hizmet vermeyen bu
kapı, bu tarihten itibaren tüm gün açık olacak. Bu turizme de bir
motivasyon sağlayacak. Bu umutsuzluğun
altındaki esas neden önünü görememe, projelerin elle tutulur
olmaması. Hükümet bu konuda adım atarsa, bölge insanı zaten
beklentisini ankette net olarak ortaya koydu. KIBRIS: Gündemdeki turizm
yatırımları ile birlikte yeni bir hareketlilik de söz
konusu... KUNTAY: Turizm bölge için
yeni ve büyük bir yatırım sektörü halini alıyor. Turizm
yatırımlarının da bölgeye gelebileceğini,
öğrenci hareketliliğini de buna eklersek, ciddi bir potansiyel
ortaya çıkacak. Umutsuzluğun içinde
büyük de bir umut var ortada. Doğru adımlar ortaya koyarsak, bölge
insanı da daha farklı noktalara doğru ilerleyecek. KIBRIS: GÜKAD, bu anket
sonuçlarını da dikkate alarak, enerjisini nereye
yoğunlaştıracak? Yeni hareket tarzınızı
nasıl belirleyeceksiniz? KUNTAY: Her şeyden
önce bu soruya yanıt verebilmek için GÜKAD'ı iyi tanımlamamız
gerekiyor... GÜKAD, bir bölge örgütü olarak hep ilklere imza attı. Hem
siyasi, hem uluslararası anlamda aktif olarak yer alıyoruz. Örnek
olmaya çalışan bir pozisyondayız. Geçmiş
etkinliklerimizde de bu farkı ortaya koyduk. Annan Planı öncesi
ilçeleşme hareketi, yatırım zorlaması, ODTÜ'nün
gelişi için yapılan mücadelede GÜKAD olarak hep aktif olduk. Kurumsallaşmak
istedik. Gerek bölgenin ekonomik anlamda, gerek siyasi, gerekse sosyal
anlamdaki olaylarda elimizden gelen katkıyı koymayı hedef
aldık. Dernek binamızı gerek üyelerimiz, gerekse diğer
sivil toplum örgütlerine açtık. Etkinliklerle burayı hep sıcak
tutuyoruz. Bu anketle birlikte elde
ettiğimiz veriler var. Bu verileri BM, AB yetkililerine ileteceğiz.
Tüm güçlerden de bu araya destek almak için çaba harcamaya devam
edeceğiz. Tabi bölge insanının beklentilerini göz önünde
tutarak. |
KIBRIS
12/02/06
TC Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs
konusunu değerlendirdi: Adanın gerçekleri göz önüne alınmadan
hiçbir çözüm gerçekçi değil
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs'ta adanın gerçekleri göz önüne
alınmadığı takdirde hiçbir çözümün veya çözüm
girişiminin gerçekçi olmayacağını söyledi.
Gül, 7'nci Ciddi Ekonomik
Forumu'na katılmak üzere Suudi Arabistan'a hareketinden önce Esenboğa
havaalanında açıklama yaptı ve soruları
yanıtladı.
Gül, Cidde Ekonomik
Forumu'nun uluslararası seçkin şahsiyetlerin küresel gelişmeleri
değerlendirdiği önemli bir platform olduğunu belirterek, Forumun
bu yılki temasının "kültür ve kültür farklılıklarını
barındıran ortak yaşamdan nasıl faydalanabiliriz"
olduğunu ve kendisinin de forumda bir konuşma
yapacağını söyledi.
Straw'un
açıklamaları
Gül, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Kıbrıs Rum
yönetiminin tutumunu eleştiren ve bu tutumun sürmesinin KKTC'nin zamanla
tanınmasına yol açacağını belirten sözlerinin
hatırlatılması üzerine, İngiltere'nin Kıbrıs'ta
garantör ülke olduğuna işaret ederek, İngiltere
Dışişleri Bakanı'nın bu sözlerinin uluslararası
alanda yankı bulacağını bildirdi.
Gelişmeleri birçok
ülkenin yakından takip ettiğini belirten Gül, adanın
gerçeklerinin yalnızca Türkiye ve KKTC tarafından değil, tüm
dünya tarafından anlaşılmasının önemli olduğunu
söyledi.
Straw'un tüm itirazlara
karşı adayı ziyaret ettiğini ve adanın gerçeklerini
bizzat gördüğünü ifade eden Gül, "Adanın gerçekleri göz önüne
alınmadan hiçbir çözüm gerçekçi değildir" diye konuştu.
KIBRIS
12/02/06
"İngiltere, kademeli olarak KKTC'yi
tanıyacaktır" anlamı çıkmaz
|
İngiltere'nin Ankara
Büyükelçisi Peter Westmacott, İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw'un KKTC ile ilgili açıklamalarını
değerlendirdi: "İngiltere,
kademeli olarak KKTC'yi tanıyacaktır" anlamı çıkmaz İngiltere'nin Ankara
Büyükelçisi Peter Westmacott, İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw'un KKTC ile ilgili açıklamasından
"İngiltere, kademeli olarak KKTC'yi tanıyacaktır"
şeklinde bir anlam çıkarılmaması gerektiğini
söyledi. Westmacott, "burada
yapılması gereken, eğer kapsamlı bir çözüm isteniyorsa,
iyi niyetli şekilde tarafların, herkesin çözüme yönelik
adımlar atmasıdır" dedi. İngiltere'nin Ankara
Büyükelçisi Westmacott, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'ni (TOBB)
ziyaret ederek, Yönetim Kurulu Başkanı Rifat
Hisarcıklıoğlu ile öğle yemeği yedi. Sorular Gazetecilerin
çeşitli konulardaki sorularını da yanıtlayan Westmacott,
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un
"KKTC'nin tanınabileceğine" ilişkin sözlerinin
hatırlatılması üzerine, Straw'un açıklamasının
çok açık ve net olduğunu, iki ana soruna değindiğini
belirterek, şunları söyledi: "Yapılan
konuşmada, bu iki ana sorunun kapsamlı bir çözüm gereği ortaya
konuluyor. Bunlardan bir tanesi Ada'nın bu şekilde ikiye
ayrılmasının içeride sorun yaratacağı. Çünkü AB
içerisinde iki ayrı oluşum söz konusu olur. İkincisi,
Kıbrıslı Türklere baktığınız zaman,
Kıbrıslı Türkler aslında çok ciddi çabalar sarf etti. Ve
biz bunları görmekteyiz ve bu çabaların
karşılığının aslında verilmediği
düşünülüyor. Bu nedenle hem Jack Straw 'un kendisi hem İngiliz
hükümeti, bu gösterilen çabaların
karşılığının verilmesi gerektiğini
düşünüyor. İkincisi, sizin de
sorunuzda bahsettiğiniz sorun, yani mevcut durum. Yani izolasyonun halen
devam etmesi. Bu İzolasyon devam ettiği sürece, zaten Türkiye ve AB
arasındaki müzakerelere de etki ediyor. Nisan 2004'te Annan Planı
ile ilgili yapılan referandum sonucunda da gördük...O nedenle mutlaka
Kıbrıslı Türklere de, AB'de ticari açıdan birçok unsurun
getirilmesi gerekiyor." Westmacott, bir
başka soruya karşılık, İngiliz hükümetinin,
yaptığı her türlü eylemde, attığı her adım
da hükümet olarak bağımsız şekilde hareket ettiğini
söyledi. Westmacott, ancak
İngiltere'nin zaman zaman "daha çok Türk halkından yana
olduğu ya da Washington'dan talimat aldığına"
ilişkin eleştirilerle karşılaştığına
işaret ederek, "İngiliz hükümeti olarak biz bu soruna
kapsamlı bir çözüm getirilmesi çabalarımızı
sürdürüyoruz" dedi. Jack Straw'un sözleri Büyükelçi Westmacott,
İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw'un "böyle
giderse KKTC tanınır" şeklindeki sözlerinin
hatırlatılması üzerine şunları kaydetti: "Sayın
Dışişleri Bakanı (Straw) tarafından yapılan
açıklamaya baktığınızda, orada herhangi bir
şekilde (İngiltere kademeli olarak KKTC tanıyacaktır)
şeklinde bir anlam çıkarılamaz. Sayın Bakan'ın
yaptığı konuşmaya baktığımızda,
sonuçta statüko devam ettiği sürece ve bu barış için yani
ortadaki sorun için kapsamlı bir barış olmadığı
sürece, bu durum defacto aynı devam edecek ve defacto durum da bu
durumda dejeure'ye dönüşebilecek. Yani burada yapılması
gereken mutlak surette eğer kapsamlı bir çözüm isteniyorsa, iyi
niyetli şekilde tarafların, herkesin çözüme yönelik adımlar
atmasıdır." TOBB Başkanı
Hisarcıklıoğlu TOBB Başkanı
Rifat Hisarcıklıoğlu da yaptığı
konuşmada,İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'un, KKTC ile ilgili yaptığı açıklamanın
görüşmede gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine
Hisarcıklıoğlu, AB ile Türkiye arasında müzakere
sürecinin başlatılması ile İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw'un yaptığı
açıklamadan duyduğu memnuniyeti dile getirdiğini söyledi. Hisarcıklıoğlu,
"bu çerçevede KKTC'nin dünya ekonomisi ile entegrasyonu konusundaki
görüşlerimizi de kendisine aktardık. Bu süreç içerisinde,
İngiltere Dışişleri Bakanı'nın aynı
zamanda KKTC Cumhurbaşkanı'nı makamında ziyareti de,
politik mesaj açısından çok olumlu olmuştur. Kendilerine bu
noktada teşekkür ediyoruz" dedi. |
KIBRIS
12/02/06
Talattan
Papadopulosa sert eleştiri
|
NTV
Güncelleme: 15:13 TSİ 13 Şubat 2006 Pazartesi
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Alman Frankfurter Allemaigne
Zeitung gazetesine verdiği demeçte, Papadopulos radikal biri ve
şovenist. Yunanların üstünlüğüne inanıyor ve bizi asimile
etmek istiyor. Kıbrıslı Türkleri azınlıkta kalan
köleler haline getirmek istiyor dedi.
Talat, ABnin Papadopulosa baskı yapmasını ve Kuzey
Kıbrısa doğrudan uçak seferlerinin
başlatılmasını istedi ve AB ülkelerinin doğrudan
uçuşları Brükselden bağımsız olarak ayrı
ayrı başlatabileceğini de söyledi.
Talat, TÜSİAD heyetini kabulünde de, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Strawun KKTC aşamalı
olarak tanınabilir sözlerini Rum yönetimi için bir uyarı olarak
nitelendirdi.
RUM
ULUSAL KONSEYİ TOPLANIYOR
Strawun açıklamalarının ardından Rum yönetimi de harekete
geçti. 17 Şubattaki Ulusal Konsey toplantısı öncesinde
açıklama yapan AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris
Hristofyas, saldırıya geçmeleri gerektiğini savundu.
2004 Nisanda referandumun ardından, ABD ve İngilterenin
haksız saldırılarının çoğunu püskürtmeyi
başardık diyen Hristofyas, Washington ve Londranın Rumlara
karşı düşmanca tavır sergilediğini öne sürdü..
Ulusal Konsey toplantısında, tüm siyasi partilerin son
gelişmelerle ilgili tutumunu ortaya koyması bekleniyor.
İngiltere ve Amerika, Rumların taleplerini bloke etmeyi
planlıyor
İngilizlerin ve
Amerikalıların Rum yönetiminin taleplerini
sınırlandırmak amacıyla müdahalelerini; "25"lerin
Türkiye'nin AB'yle özlü müzakerelere başlaması için, hem
açılmaları hem de kapanmaları için 35 müzakere
başlığının her birine getirilecek kriterlerle
(benchmarks) kombine şekilde biçimlendirecekleri ortak tutum üzerinde
yoğunlaştırmakta oldukları bildirildi.
Fileleftheros edindiği
bilgilere dayanarak haberi, "Kıbrıs'ın Ankara'ya Yönelik
Taleplerini Bloke Etmek İçin Yeni Yakışıksız
Tehditiler -- ABD ve İngiltere '25'lerin Ortak Tutumu'nda İfadeleri Kısıtlamaya
Çalışıyor" başlığıyla
yansıttı. Gazete, gerek ABD Dışişleri
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mathew
Bryza'nın Brüksel'de olmasının, gerek İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Londra'dan Rum yönetimine
saldırmasının; Türkiye'nin özlü müzakerelerinin
başlamasının muhtemel engellenmesinin neden olabileceği
sonuçlara ilişkin mesajlar vermeyi hedeflediğini kaydetti.
Gazeteye göre bütün bu
saldırı seferberliği; Rum yönetiminin ortak tutum konusunda
ortaya koyacağı taleplerini minimum düzeyde tutmasını
güvence altına almak ve Türkiye'nin AB üyelik sürecini Kıbrıs
sorununun çözümünden tamamen koparmayı hedefliyor.
Politis ise "Hükümete
Karşı Yaylım Ateşinin Hedefi Ne - Kıbrıs Sorunu:
Çözüm ya da By-Pass! - İngilizlerden Yakışıksız
Açıklamalar Neden? - Hareketsizlik Politikasının Çıkmazları
- Kıbrıs Tayvan Modeline Sürükleniyor" başlık ve
spotlarıyla manşete çektiği haberinde, Annan planına
ilişkin referandumlardan 2 yıl sonra bugün; şartların
değiştiğini ve Kıbrıs sorununa iki toplumlu iki
bölgeli federasyon tipi çözüm bulunması perspektifinin sönmüş
olduğu yazdı.
Gerçekliklerin
değiştiğini ve bugün Rumlardan; Tayvan modelini incelemelerinin
istenmekte olduğunu yazan gazete, Tayvan modelinin kurumsal olarak Çin'in
egemenliğinde olduğunu, devletlik varlığı
olmaksızın hukuki işlemlerini yapma yetkisine sahip olduğunu
ve BM tarafından tanınmamakla birlikte ticari ve ekonomik
faaliyetlerde bulunduğunu hatırlattı.
Gazete,
"Lefkoşa'nın yegane uluslar arası dayanakları
Yunanistan ile (kısmen de) Rusya'dır ve gönüllü olarak hasmane bir
çevre şekillendirdi" ifadesini de kullandı.
Gazete diplomatik
kaynaklara dayanarak İngilizlerin hem Rum yönetiminin Kıbrıs
sorunundaki oyalama tavrından hem de Kıbrıs ziyareti
sırasında Jack Straw'u karşılama şeklinden dolayı
öfkeli olduklarını yazdı ve edindiği bilgilere dayanarak
Jack Straw'un Ada'yı ziyareti sırasında görüştüğü Rum
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu'ya "Kıbrıs
sorunu 2006 yılı içinde çözülmeli" dediğini ancak
Yakovu'nun; İngiliz muhatabına ümit vermemekle yetkilendirilmiş
olduğunu yazdı.
KIBRIS 13/02/06
Güney Kıbrıs'ta panik sürüyor
|
Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos, Kıbrıs konusunda durum değerlendirmesi yapmak
üzere Ulusal Konsey'i toplantıya çağırdı Güney Kıbrıs'ta
panik sürüyor DİPLOMATİK
GİRİŞİMLER SONUÇ VERMEDİ... Kısa süre öncesine
kadar, "toplanmasını haklı gösterecek gelişmeler
olmadığı" gerekçesiyle Ulusal Konsey'in
toplanmasını reddeden Rum yönetimi başkanı Papadopulos,
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Avam
Kamarası'nda Rum yönetimine ağır eleştiriler
yönelttiği konuşması nedeniyle Londra nezdindeki diplomatik
girişiminin sonuç vermemesi üzerine Ulusal Konsey'i 17 Şubat Cuma
günü için toplantıya çağırdı HRİSTOFYAS:
SALDIRIYA GEÇMELİYİZ... 17 Şubat'taki Ulusal Konsey
toplantısında, Rum siyasi partileri kendi görüş ve önerilerini
sunacak. Papadopulos hükümetinin büyük ortağı AKEL'in Genel
Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas,
"Kıbrıs Cumhuriyeti'ni savunmalı, Avrupa Birliği'ne
ve uluslararası alana karşı saldırıya geçmeliyiz"
dedi Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos, Kıbrıs konusunda durum değerlendirmesi yapmak
üzere Ulusal Konsey'i toplantıya çağırdı. Kısa süre öncesine
kadar, "toplanmasını haklı gösterecek gelişmeler
olmadığı" gerekçesiyle Ulusal Konsey'in
toplanmasını reddeden Papadopulos, İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Avam Kamarası'nda
yaptığı ve Rum yönetimine ağır eleştiriler
yönelttiği konuşması nedeniyle Londra nezdindeki diplomatik
girişiminin sonuç vermemesi üzerine Ulusal Konsey'i 17 Şubat Cuma
günü için toplantıya çağırdı. Alithia gazetesi,
"Rum yönetiminin Londra nezdindeki girişimlerinin, 'Straw'un
dostane uyarılarını değerlendiriniz' tavsiyesiyle
boşa çıktığını ve Güney
Kıbrıs'ın Avrupa'da maruz kaldığı
kuşatmanın kesinleşmesi nedeniyle Rum yönetiminde panik
durumunun hakim olduğunu, bunun da Tasos Papadopulos'u Rum Ulusal
Konseyi'ni 17 Şubat Cuma günü toplamaya mecbur ettiğini''
yazdı. "Rum hükümetinin,
Londra'daki Yüksek Komiseri Petros Eftihiu aracılığıyla
Straw'un sözleri hakkında izahat istediğini belirten gazete,
şunları kaydetti: "''Eftihiu'nun
görüştüğü Güneydoğu Avrupa Masası Müdürü Dominic
Chilcott, Straw'un sözlerinin tek kelimesini bile geri almadı, bu
sözleri teyit etti ve Kıbrıslı Rum diplomata, 'Straw'un
dostane uyarılarına'
uyum sağlamanın yolunu bulmamızı tavsiye etti.'' Ulusal Konsey'e öneriler Bu arada, 17
Şubat'taki Ulusal Konsey toplantısında, Rum siyasi partileri
kendi görüş ve önerilerini sunacak. Papadopulos hükümetinin büyük
ortağı AKEL'in Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı
Dimitris Hristofyas, ''Kıbrıs Cumhuriyeti'ni savunmalı, Avrupa
Birliği'ne ve uluslararası alana karşı
saldırıya geçmeliyiz'' dedi. Hristofyas şunları söyledi: ''Sürekli
saldırı düzeninde ve aynı zamanda savunmada
olmalıyız. Çünkü maalesef Anglo Amerikan unsurundan, özellikle
referandumlardan sonra, haksız ve yanlış saldırılara
maruz kalıyoruz. Bu saldırıların çoğunu püskürtmeyi
başardık. Saldırıya geçmek için her türlü nedene ve
argümana sahibiz. Kıbrıslı
Türklerin izolasyonu konusunda, hükümetimizin, Kıbrıslı
Türklerin yaşam düzeylerini iyileştirmek için tek taraflı
olarak aldığı önlemleri ile mali yardım ve ticaretle
ilgili AB tüzükleri konusuyla ilgili yaratıcı önerilerimizi sürekli
olarak tekrarlamalıyız. Hem Avrupa'ya
karşı yükümlülüklerini yerine getirmeme çabasında olan
Türkiye'ye bir koruma sağlamak hem de sorumluluğu Kıbrıs
Rum tarafına yüklemek amacıyla Amerikalılar ve
İngilizler, hareketlilik olmaması için örgütlü bir çaba
harcıyorlar. BM Genel Sekreteri de bu konuda diğer hükümetlerin
ricalarını dinlediği için halen hareket etmiyor görünüyor.
Amerikalılar ve İngilizler, Kıbrıs (Rum) halkı, icat
ettikleri şeye 'hayır' deme cesaretini gösterdiği için
isteyerek düşmanca tavır sergiliyor ve dalavereler çeviriyor.'' Anamuhalefetin
görüşü Rum ana muhalefet
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis
de ''Bugün tehditkar şekilde parmağını sallamakta olan
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw (güney)
Kıbrıs aleyhine oyunlar
oynayamayacağını bilmelidir. Buna DİSİ de müsaade
etmeyecek. DİSİ'nin asil üye ve söz sahibi olduğu için,
'Kıbrıs'ın çıkarlarını savunabileceği
Avrupa Halk Partisi de müsaade etmeyecek'' dedi. ''Biz hareketsiz
kaldıkça başkaları, normalde kabul edilemez olan önerilerini
masaya koyma fırsatını kollayacak'' şeklinde konuşan
Anastasiadis, şöyle devam etti: ''Türkiye Avrupa
Birliği'ne karşı; zamanında yerine getirilmesi gereken
yükümlülükler üstlendi. Uluslararası sahnede her zaman fırsatlar ve
tehditler var, yabancı unsurlar ve üçüncü ülkeler daima öncelikle
çıkarlarına hizmet etmek isteyecekler. Yabancı unsur bunu her
zaman yaptı, gelecekte de yapmaya devam edecek. DİSİ, milli
davayı yönetmeye ilişkin yeni bir strateji
oluşturulmasına katkı koymak amacıyla 17 Şubat'taki
Ulusal Konsey toplantısına kendi önerileriyle gidecek.'' Sosyalist EDEK partisi de
Ulusal Konsey'e öneri sunacak. Hükümetin küçük ortaklarından EDEK
Başkanı Yannakis Omiru, Rum Ulusal Konseyi toplantısında,
Rum yönetiminin yapması gereken hareket ve eylemlere ilişkin bir
dizi öneri sunacağını açıkladı. Omiru, ''Birinci ve
acilen yapılması gereken hareket, Türkiye'nin, 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ne karşı üstlendiği ve yerine getirmesi gereken
yükümlülüklerini denetleme mekanizmalarını harekete geçirmesi talebiyle AB Dönem
Başkanı Avusturya'ya başvurmamızdır. Türkiye
yükümlülüklerini 2006 yılı içerisinde yerine getirmezse
'Kıbrıs' ve Yunanistan veto haklarını
kullanmalıdırlar.'' dedi. |
KIBRIS 13/02/06
Geçişler yoldan yapılsın ama köprü anıt olarak
kalsın
Lefkoşa Belediye
Başkanı Kutlay Erk, iki taraf arasında çıkmaza giren
Lokmacı Barikatı konusunda Papadopulos ve AKEL liderliğini
suçlayarak, ilginç bir öneri ortaya attı:
Geçişler yoldan
yapılsın ama köprü anıt olarak kalsın
ERK'TEN İLGİNÇ
KOŞUL... Rum tarafının, Lokmacı Barikatı'nın
açılmasıyla ilgili olarak sürekli bahaneler ve koşullar ortaya
koyduğuna işaret eden Lefkoşa Belediye Başkanı Kutlay
Erk, Lokmacı Barikatı'ndaki geçişlerin köprüden değil de
düz geçitten yapılabileceğini, ancak köprünün de Ermu
Sokağı'nda iki toplumu birleştiren bir anıt olarak
kalabileceği şartını koşabileceklerini söyledi
PAPADOPULOS VE AKEL
LİDERLİĞİNE AĞIR SUÇLAMA... Kutlay Erk, Türk
tarafı olarak, Lokmacı Barikatı'nın açılması için
tüm hazırlıkları tamamladıklarını ancak, Rum
tarafının tutumundan dolayı barikattan geçişlerin halen
mümkün olmadığını belirterek, bundan Kıbrıs Rum
liderliğini; Kıbrıs Rum toplumu lideri Papadopulos'u ve
"arkasına aldıkları" dediği; kilise, AKEL,
EDİ ve EDEK'i sorumlu tuttu
Anıl IŞIK
Lefkoşa Belediye
Başkanı Kutlay Erk, Türk tarafı olarak, Lokmacı
Barikatı'nın açılması için tüm hazırlıkları
tamamladıklarını ancak, Rum tarafının tutumundan
dolayı barikattan geçişlerin halen mümkün
olmadığını belirterek, bundan Kıbrıs Rum
liderliğini; Kıbrıs Rum toplumu lideri Tassos Papadopulos'u ve
"arkasına aldıkları" dediği; kilise, AKEL,
EDİ ve EDEK'i sorumlu tuttu.
Erk, Lokmacı
Barikatı'ndaki geçişlerin köprüden değil, düz geçitten yani
yoldan yapılabileceği, ancak köprünün de Ermu Sokağı'nda
iki toplumu birleştiren bir anıt olarak kalabileceği
şartını koşabileceklerini söyledi.
Rumların,
"kuzeydeki duvarın gece yıkılması",
"köprünün inşa edilmesi" gibi çeşitli bahaneler ileri
sürerek, Lokmacı Barikatı'nın açılmasına engel olmaya
çalıştıklarına dikkat çeken Erk, Rum tarafının
son olarak da Lokmacı Barikatı geçiş noktasının 1963
olaylarında çizilen Yeşil Hat sınırına getirilmesi
talebini gündeme getirdiğini ifade etti.
Erk, "Tüm bunlar bize
Rum liderliğinin ve arkasına aldığı; kilse AKEL,
DİKO ve EDEK'in Lokmacı Barikatı'nın
açılmasını istemediğini gösteriyor. Kapının
açılmasını engelleyici bir yaklaşım
sergiliyorlar" diye konuştu.
Lefkoşa Belediye
Başkanı Kutlay Erk, iki taraf arasında çıkmaza giren
Lokmacı Barikatı'nın açılması konusunda yaşanan
son gelişmeleri KIBRIS'a değerlendirdi.
Lokmacı
Barikatı'ndaki sıkıntıların aşılarak
kapının açılması için Rum tarafına birçok kez
görüşme çağrısında bulunduklarını belirten Erk,
Rum tarafının kapı açma niyetinin
bulunmadığını ve bu nedenle çağrılara olumlu bir
yanıt vermediğini söyledi.
Lokmacı Barikatı
konusunda esas inisiyatifin, Güney Lefkoşa Belediye Başkanı'nda
değil, Papadoulos'ta olduğuna işaret eden Erk, AKEL'i ise de
Papadopulos'a destek vermekle suçladı.
Erk, "Eğer amaç
kapıyı açmaksa ki bizim amacımız budur, biz
kapının açılmasına engelli ortadan
kaldırırız, ancak ne Rum lideri ne de AKEL liderliği bu
kapının açılmasın, iki toplumun kaynaşmasını
istemiyorlar. Duvarı engel gösterip, bölünmüşlüğü sürdürmek
istiyorlar. Papadopulos, Hristofyas, Omiru ve kilisenin amacı, adadaki
bölünmüşlüğü sürdürmektir ve bu yaklaşımları
şehrin bölünmüşlüğünü ve ırkçı
yaklaşımlarını sürdüreceklerini ispatlıyor. Biz ise
görüşerek sorunları aşabileceğimize inanıyoruz"
şeklinde konuştu.
Siyasilerin sözlerine
dikkat etmesi gerektiğine işaret eden Erk, Rum siyasilerin
"köprü yıkılmadan hiçbir adım atmayız"
ifadelerini anımsatarak, bu gibi yaklaşımların
uzlaşımcı olmadığını söyledi ve ekledi:
"Biz de diyebiliriz
ki, köprü Ermu Sokağı'nda iki toplumu birleştiren bir anıt
olarak kalacak ve insanlarda yoldan yürüyerek geçecek. Bunu deyince, ne
diyecekler? Hayır, köprüyü yine yıkın mı diyecekler? Bu
nedenle Rum liderler sözlerine dikkat etmelidirler. Masaya oturacağız
ve beraber çözüm arayacağız. Bir birimize koşul koymadan. Biz de
koşul koyabiliriz."
Türk tarafının,
Lokmacı Barikatı'yla ilgili olası görüşmelerde herhangi bir
şartı olup olmadığının sorulması üzerine
Erk, "Hayır, bizim hiçbir koşulumuz yok, koşulsuz
görüşmeye hazırız" dedi.
"Çalışmalarımızı
zamanında tamamladık"
Türk tarafı olarak,
Lokmacı Kapısı'nın açılmasıyla ilgili
çalışmaların daha önce belirlendiği gibi 24 Aralık
tarihinde tamamladıklarını ifade eden Erk, Türk tarafı
olarak Lokmacı Barikatı'nı iki taraf arasındaki
geçişler için hazır hale getirdiklerini, ancak, Rum
tarafının kendi taraflarındaki duvarı yıkmamasından
dolayı Lokmacı Kapısı'ndan geçişlerin mümkün hale
gelemediğine işaret etti.
Erk, Lefkoşa'nın
halen bölünmüş olduğunu söyleyerek, bundan Rum tarafını
sorumlu tuttu.
Kıbrıs Rum
tarafına, defalarca çağrılarda bulunduklarını ifade
eden Erk, "Bir sorun varsa, bu sorun ancak görüşmeler ve diyalog
yoluyla çözülebilir, önkoşullar koyarak değil" dedi.
Bu şekildeki bir
yaklaşımı ne "çağdaş" ne de
"çözümleyici" bulmadıklarını ifade eden Erk, Rum
tarafını bu tutumdan dolayı çözüm istemeyen ve çözümsüzlüğü
sürdürmek isteyen taraf olarak suçladı.
"Rumlar, şimdi de
1963 Ateşkes
Hattı'na geri
dönülmesini talep etti"
Kutlay Erk, Lokmacı
Barikatı'nın açılmasındaki esas sorunun Lokmacı
Barikatı'ndaki köprü olmadığına işaret ederek, Rum
tarafının Lokmacı Barikatı'nı açmaya niyeti
olmadığını, bu nedenle sürekli bahaneler ortaya
koyduğunu ve son olarak da Lokmacı Barikatı'nda, 1963'deki
Ateşkes Hattı'na geri dönülmesini talep ettiklerini anlattı.
Erk, Rum
tarafının, ilk önce Türk tarafının gece yarısı
duvarı yıkmasını sorguladığını,
ardından da köprüyü bahane gösterdiklerini ancak üçüncü tarafların,
bölgeye gelerek incelemede bulunup bunların kapının
açılmasına önemli bir engel oluşturmadığını
söylemesinin ardından bu iddialarından da vazgeçtiklerini
anlattı.
Bunların
ardından, Rum tarafının şimdi de barikatta 1963
Ateşkes Hattı'na geri dönülmesi talebini gündeme getirdiğine
işaret eden Erk şöyle konuştu:
"Rumların,
Lokmacı Barikatı'nın açılmasında ortaya koyduğu
engel sadece oradaki köprü değildir. Şu an esas telaffuz ettikleri
oradaki geçiş noktasının 1963 olaylarında çizilen Yeşil
Hat sınırına getirilmesi şeklindedir. Tüm bunlarda bize Rum
liderliğinin ve arkasına aldığı; kilse AKEL, DİKO
ve EDEK'in Lokmacı Barikatı'nın açılmasını
istemediğini gösteriyor. Kapının açılmasını
engelleyici bir yaklaşım sergiliyorlar."
"Papadopulos,
ırkçı bir lider"
Rum tarafıyla konuyu
görüşmeye hazır olduklarını birçok kez ifade ettiklerini
belirten Erk, "Projelerimizi, Rumların projeleriyle birlikte
görüşmeye hazır olduğumuzu söyledik. Ancak araya giren tüm
taraflara rağmen niyetleri açmak olmadığı için bu gerçekleşmedi"
dedi.
Güney Lefkoşa Belediye
Başkanı ile konuyu görüşmek için bir girişimde bulunup
bulunmadığının sorulması üzerine Erk, "Rum
belediye başkanı ile temasımız olmadı. Gördüğümüz
kadarıyla bu konuda muhatap Lefkoşa Rum Belediye Başkanı
değil, Rum tarafındaki rejimdir. Bu konuyu, Papadopulos kendisi
fiilen ve şahsen takip etmektedir. İnisiyatif Papadopulos'tadır.
Biliyoruz ki, Papadopulos iki toplumun yakınlaşmasını
istemiyor. Papadopulos ırkçı bir liderdir. Dolayısıyla Rum
ve Türk halkının ilişki içerisinde olmasını istemiyor.
Bu politikalarını da sürdürerek bölünmüşlüğü devam
ettiriyor" dedi.
"Her şeyi
müzakere edilebiliriz"
Rum tarafı ile
merdivenin kaldırılmasını müzakere konusu edilip
edilemeyeceğiyle ilgili bir soruyu yanıtlayan Erk, "Tabii ki biz
her şeyi müzakere ederiz. İkna olmaya ve ikna etmeye
hazırız. Çağdaş yaklaşım bize göre böyledir. Ön
koşullar koyarak, görüşmeden, sorunu çözmek mümkün değildir. Bu
eski liderimizin yaklaşımı idi ve hiçbir sorunu da çözmedi.
Aynı yaklaşım şimdi de Papadopulos'ta vardır. Bu da
sorunu çözmüyor. Nedir sorunlarınız bunu konuşalım.
Çağdaş insanlar olarak tartışalım. Görüşülünce
çok şey başarılabilir. Biz görüşmeye hazırız"
dedi.
"Politikacılar
sözlerine dikkat etmeli"
Politikacıların
verdikleri beyanatlarına dikkat etmeleri gerektiğine işaret eden
Erk, konuşmasına şöyle devam etti:
"Politikacılar
kelimelerine sözlerine dikkat etmeli. Çünkü bu sözler
bağlayıcıdır. Derseniz ki, bu köprü yıkılmadan
hiçbir adım atılmayacak, bu doğru yaklaşım
değildir. Biz diyebiliriz ki, köprü Ermu Sokağı'nda iki toplumu
birleştiren bir anıt olarak kalacak ve insanlarda yoldan yürüyerek
geçecek. Bunu deyince, ne diyecekler? Hayır, köprüyü yine yıkın
mı diyecekler? Bu nedenle Rum liderler sözlerine dikkat etmelidirler.
Masaya oturacağız ve beraber çözüm arayacağız. Bir birimize
koşul koymadan. Biz de koşul koyabiliriz."
Türk tarafının,
Lokmacı Barikatı'yla ilgili herhangi bir şartı olup
olmadığının sorulması üzerine Erk,
"Hayır, bizim
hiçbir koşulumuz yok, koşulsuz görüşmeye hazırız"
dedi.
Kutlay Erk, şöyle
konuştu:
"Eğer amaç
kapıyı açmaksa ki bizim amacımız budur, biz
kapının açılmasına engelli ortadan
kaldırırız, ancak ne Rum lideri ne de AKEL liderliği bu
kapının açılmasını, iki toplumun
kaynaşmasını istemiyorlar. Duvarı engel gösterip,
bölünmüşlüğü sürdürmek istiyorlar. Papadopulos, Hristofyas, Omiru ve
kilisenin amacı adadaki bölünmüşlüğü sürdürmektir ve bu
yaklaşımları şehrin bölünmüşlüğünü ve
ırkçı yaklaşımlarını sürdüreceklerini
ispatlıyor. Biz görüşerek sorunları
aşabileceğimize
inanıyoruz."
Lokmacı
Barikatı'nın Rum tarafının bu yaklaşımıyla
açılması durumunda kapının açılmasının
sağlayacağı faydaların da kısıtlı
olacağı uyarısında bulunan Erk, "Rum tarafındaki
rejim, iki toplumun yakınlaşmasını isteğini kıran
ırkçı bir rejimdir ve bu duvarı yıksalar bile elde edilecek
fayda sınırlandırılacaktır. Bu duvar yıkılsa
dahi bizim murat ettiğimiz gelişmeleri engelleyen bir rejim
vardır. Rum liderliği, bu şehrin ve ülkenin bölünmüş
kalmasını istiyorlar. Vizyon bellidir; bölünmüş bir
Kıbrıs ve Rumların hakimiyetinde olan bir rejim... Irkçı
politikaları bu temele oturtulmaktadır" dedi.
KIBRIS 13/02/06
Kıbrıs'ın
vakıfları
Gündüz Aktan
14/02/2006
RADIKAL
ASAM'ın bir grup
Kıbrıslı uzmanla başlattığı vakıf
çalışması kısa zamanda ilginç bazı sonuçlar verdi.
Aslında bu gelişmede ASAM'ın rolü, konunun uzmanlarını
ve zaten mevcut bilgi birikimini yan yana getirmekten ibaret oldu. Sn.
Denktaş'ın, her konuda olduğu gibi, bu konudaki rehberliği
de çabuk sonuç alınmasını sağladı.
Hikâyeyi biliyoruz: AİHM, 22.12.2005 günü kapalı Maraş
bölgesindeki mülkünü kullanamadığı için bayan Aresti lehine
tazminata karar verdi.
Ancak tazminat miktarını tayin etmeyi KKTC'de kurulacak emlak
komisyonuna bıraktı.
Beş gün sonra yani 27.12.2005 günü Gazimağusa Kaza Mahkemesi
kapalı Maraş bölgesi içindeki 1472 adet tapu senedinde yer alan
taşınmazın Abdullah Paşa Vakfı'na ait olduğunu
hükme bağladı. Aynı mahkeme aynı yerdeki Lala Mustafa Paşa
Vakfı'nın mallarını da 28.1.2002'de Vakıflar
idaresi'ne iade etmişti. Böylece bir gün müzakerelerde istediğimizi
alırsak, geri verebiliriz diye etrafını dikenli telle
çevirdiğimiz kapalı Maraş bölgesinin yüzde 90'ından
fazlasının devredilemez ve satılamaz vakıf malı
olduğu ortaya çıktı.
Tahmin edileceği gibi, Aresti'nin kendi mülkü diye tazminat davası
açtığı mülkün de vakıflardan birine yani Abdullah Paşa
Vakfı'na ait olduğu kesinleşti.
Aslında bu husus AİHM'de dava görülürken mahkemeye bildirilmiş,
ancak verilen süre içinde kanıtlar sunulmadığı gerekçesiyle
göz önüne alınmamıştı. Tabii AİHM'nin istediği
kanıtın ne olduğu ve neden sunulamadığı
bilinmiyor. Ama bu tür davalarda kanıt tapu kayıtlarıdır ve
bu KKTC makamlarının elindedir.
Bu durum ortaya birkaç önemli sorun çıkarıyor.
Aresti mahkemesi kesin karara bağlandığına göre,
davanın yeniden açılması mümkün mü? Bence mümkün olmalı.
Zira dava konusu mülke ilişkin mülkiyet hakkının Aresti'ye ait
olmadığı; kendisinin olmayan bir mülk için de tazminat alamayacağı
aşikâr.
AİHM, Aresti kararı vesilesiyle KKTC'de bir emlak komisyonu
kurulmasına ve Rumların şikâyetleri için bunun bir yargı
mercii olmasına karar vermişti. Kuzeyde şikâyet konusu mülklerin
güneyde kalan Türk mülkleriyle takası gibi, Türk tarafı lehine
içerdiği hükümlerin, bu davanın yeniden açılması halinde
kaybedilmesinden çekiniliyor. Ama emlak komisyonu kurulmasıyla Aresti
davası arasında bir ilişki yok.
Öte yandan bir kez bir Rum'a vakıf mülkü üzerinde mülkiyet hakkı
tanınırsa, zaten yağma edilmiş olan Türk
vakıflarının kurtarılması ihtimali tümüyle ortadan
kalkmış olur. Oysa adanın çok önemli bir bölümünü kaplayan
vakıf mallarının tekrar kazanılması, haksız
kullanım nedeniyle maddi ve manevi tazminat davaları
açılması, Rumların emlak davalarını durdurmanın
tek yolu. Kıbrıs'ta öyle vakıf malları var ki, mahkemeyle
kazanılmış olduğu halde, EOKA'nın tehditleriyle
mahkeme kararı uygulanamadığından Rumların elinde
kalmış. Türk tarafı bu vakıf mallarını kaderine
terk edebilir mi? Unutmayalım Rumlar kilise vakıfları konusunu
hep canlı tutuyorlar ve her an AİHM'ye götürebilirler.
Kaldı ki ortada mahkeme kararıyla asli sahibine geri dönen bir
vakıf mülkü var. Bu durumda, sahibi olmadığı bir malı
tasarruf edemediği için bir Rum'a tazminat ödenmesi hukuken mümkün
değil. Sayıştay'ın bu ödemeyi yapacak Türk
makamlarını ibra etmesi düşünülemez. Bırakınız
siyasi sorumluluğu, hatta vebali, ne Türkiye'de ne de KKTC'de böyle bir
hukuk ihlali yapılamaz. İnsanlar, vakıf malını
düşmana, üstüne üstlük tazminat da ödeyerek, vermekle suçlanırlar.
Hem neden yapılsın ki? Emlak komisyonundan amaç, tazminat
miktarını azaltmak, tazminat ve iade yerine takas yapmak,
bunların hiçbiri olmazsa da, zaman kazanmaktı. Oysa vakıf
mallarını geri almaya çalışırsak, aynı amaçlara
çok daha başarılı biçimde ulaşabiliriz.
Muazzam değeri olan İstanbul'daki azınlık
vakıflarını er veya geç sahiplerine iade edeceğiz. Bu,
sadece bir Kopenhag Siyasi Kıstası değil. AİHM'ye gidecek
olsalar, zaten kazanacakları haklarını önceden kabul etmek akıl
gereği. Biz de hiç olmazsa Kıbrıs ve Yunanistan'daki
vakıflarımızı kurtaralım.
AP Üst Düzey Temas
Grubu, Talat ile makamında görüşecek
Avrupa Parlamentosu (AP)
bünyesinde Kıbrıslı Türkler ile ilişkilerin
geliştirilmesi için kurulan Üst Düzey Temas Grubu, 5-8 Mart tarihlerinde
KKTC'de temaslarda bulunacak. Temas grubu, Kuzey Kıbrıs'a Rum kesimi
havaalanını kullanarak giriş yapacak.
Sekiz kişiden
oluşan Temas Grubu'nun Strazburg'da yaptığı toplantıda
Talat ile makamında görüşme konusunda görüş birliği
sağlandı. Son anda bir görüş değişikliği olmaması
durumunda temas grubu Talat ile makamında bir araya gelecek.
AP temas grubu,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile makamında yapacağı
görüşme sırasında, KKTC'nin sembollerinin
bulundurulmamasını da istedi.
ABHaber'in
aldığı bilgilere göre, Temas Grubu ayrıca Talat ile
yapacakları görüşmenin basından uzak ve
fotoğraflarının çekilmeyeceği bir ortamda yapmayı
düşünüyor.
Bununla birlikte, AP Temas
Grubu Talat'ın makamında yapılacak görüşmenin KKTC'yi
tanımak anlamına gelmediğini bildirdi.
Öte yandan Temas Grubu 5-8
Mart tarihlerinde adaya yapacağı ziyaret sırasında,
Kıbrıs Rum Kesimi yönetimi başta olmak üzere KKTC'deki siyasi
parti temsilcileri, sivil toplum örgütü ve ticaret odası yetkilileri ile
görüşmelerde bulunacak.
KIBRIS 14.02.2006
Arif Mustafa
anahtarları aldı
|
MUTLU SON... Kıbrıslı
Türk Arif Mustafa, 1974'ten sonra Güney Kıbrıs'ta kalan evlerinin
anahtarlarını teslim aldı. Uzun süredir Güney
Kıbrıs'ta hukuk savaşı veren Arif Mustafa, Piskobu'da
kalan evlerine, Rum Başsavcılığı ile evlerde kalan
Rumların avukatlarının ortak kararı ile kavuştu.
İki Rum ailenin avukatı Hristodulos Taramundas, iki aileye Limasol
Kaymakamlığı'ndan başka evler gösterildiği için,
evlerin anahtarlarını Arif Mustafa'ya teslim ettiklerini söyledi EMSAL TEŞKİL
ETMİYOR... Arif Mustafa'nın Güney Kıbrıs'taki evlerini
geri alması, ne yazık ki davanın sonucunu dört gözle bekleyen
diğer Kıbrıslı Türkler için emsal teşkil etmiyor.
Dava, Rum Yüksek Mahkemesi'nde olmasına karşın, mahkeme karar
üretmeden, Rum Başsavcılığı ile evleri kullanan Rum
ailelerin avukatlarının uzlaşarak evlerin
anahtarlarını teslim etmesi, benzer davalara ışık
tutacak Yargıtay kararının çıkmasını
önlemiş oldu ERK: STRATEJİK,
TAKTİKSEL BİR KARAR... İnsan Hakları Vakfı
Başkanı Avukat Emine Erk, mahkeme dışı bir kararla
evlerin anahtarlarının Arif Mustafa'ya teslim edilmesinin
stratejik, taktiksel bir karar olduğunu söyledi. Erk, "Bu kararla,
Kıbrıslı Türklerin dört gözle beklediği Yüksek Mahkeme
kararının çıkmasının önüne geçilmiş oldu.
Eğer mahkeme evleri geri vermeme gibi bir karar üretseydi dava
AİHM'ye kadar gidecekti, verseydi seçim öncesi göçmen Rumların
oyları kaybedilecekti. Bu davranışla iki sakıncadan da
kurtulmuş olundu" dedi Kıbrıslı
Türk Arif Mustafa, 1974'ten sonra Güney Kıbrıs'ta kalan evlerinin
anahtarlarını teslim aldı. Uzun süredir Güney
Kıbrıs'ta hukuk savaşı veren Arif Mustafa, Piskobu'da
kalan evlerine, Rum Başsavcılığı ile evlerde kalan
Rumların avukatlarının ortak kararı ile kavuştu.
İki Rum ailenin avukatı Hristodulos Taramundas, iki aileye Limasol
Kaymakamlığı'ndan başka evler gösterildiği için,
evlerin anahtarlarını Arif Mustafa'ya teslim ettiklerini söyledi. Arif Mustafa'nın
Güney Kıbrıs'taki evlerini geri alması, ne yazık ki
davanın sonucunu dört gözle bekleyen diğer Kıbrıslı
Türkler için emsal teşkil etmiyor. Dava, Rum Yüksek Mahkemesi'nde
olmasına karşın, mahkeme karar üretmeden, Rum
Başsavcılığı ile evleri kullanan Rum ailelerin
avukatlarının uzlaşarak evlerin anahtarlarını teslim
etmesi, benzer davalara ışık tutacak Yargıtay
kararının çıkmasını önlemiş oldu. İnsan Hakları
Vakfı Başkanı Avukat Emine Erk, mahkeme dışı
bir kararla evlerin anahtarlarının Arif Mustafa'ya teslim
edilmesinin stratejik, taktiksel bir karar olduğunu söyledi. Erk,
"Bu kararla, Kıbrıslı Türklerin dört gözle beklediği
Yüksek Mahkeme kararının çıkmasının önüne
geçilmiş oldu. Eğer mahkeme evleri geri vermeme gibi bir karar
üretseydi dava AİHM'ye kadar gidecekti, verseydi seçim öncesi göçmen
Rumların oyları kaybedilecekti. Bu davranışla iki
sakıncadan da kurtulmuş olundu" dedi. Piskobu'daki evlerini geri
aldı Arif Mustafa isimli
Kıbrıslı Türk; Rum Başsavcılığı ve
Mustafa'nın evinde ikamet etmekte olan Rum ailelerin
avukatının ortak kararı ile Piskobu'daki evlerini geri
aldı. Rum Radyosu'nun haberine
göre bu gelişme; Rum Başsavcılığı ve Rum
ailelerin avukatının ortak kararıyla meydana geldi. (Arif
Mustafa'nın evinde oturan Rumlar, bir alt mahkemenin "malların
Mustafa'ya iadesini öngören" kararına karşılık
temyize başvurmuşlardı.) Rum radyosu
Mustafa'nın Piskobu'daki evlerinde ikamet eden Rum ailelerin, evlerin
anahtarlarını Arif Mustafa'ya verdiklerini ve böylece "kendi
vatanlarında ikinci kez göçmen olmak zorunda kaldıkları"
görüşünü savundu. Arif Mustafa'ya ait
mallarla ilgili, dünden itibaren yürürlüğe sokulan önceki mahkeme
kararında Arif Mustafa'nın; 1974'ten sonra Rum İçişleri
Bakanlığı bünyesindeki "Türk Mallarını
İdare Birimi"nin vesayetinde bulunan ve iki Rum aileye verilen
Piskobu'daki mallarını geri almaya hak sahibi olduğu yönündeydi.
İki Rum ailenin
avukatı Hristodulos Taramundas; iki aileye Limasol
Kaymakamlığı'ndan başka evler gösterildiği için,
evlerin anahtarlarını Kıbrıslı Türk Mustafa Arif'e
teslim ettiklerini söyledi. Erk: Emsal önlenmiş
oldu İnsan Hakları
Vakfı Başkanı Avukat Emine Erk, alt mahkemenin "evlerin
iadesine" ilişkin kararından sonra temyize götürülen davada,
karar üretilmeden, Rum Başsavcılığı ile Rum
ailelerin avukatının mahkeme dışında evlerin
anahtarlarını teslim etme kararıyla, benzer diğer
davalara emsal teşkil edecek bir kararın önlenmiş
olduğunu söyledi. Rum Kaza Mahkemesi'nin
Arif Mustafa'nın davasıyla ilgili ürettiği "malların
Arif Mustafa'ya iadesini öngören" kararının diğer
davalara ışık tutacağını ancak emsal
teşkil etmeyeceğinin altını çizen Avukat Emine Erk,
mahkeme dışı bir kararla evlerin anahtarlarının Arif
Mustafa'ya teslim etmesinin stratejik, taktiksel bir karar olduğunu
söyledi. Erk, şöyle
konuştu: "Bu kararla, Kıbrıslı Türklerin dört gözle
beklediği Yüksek Mahkeme kararının çıkmasının
önüne geçilmiş oldu. Eğer mahkeme evleri geri vermeme gibi bir
karar üretseydi dava AİHM'ye kadar gidecekti, verseydi seçim öncesi
göçmen Rumların oyları kaybedilecekti. Bu davranışla iki
sakıncadan da kurtulunmuş olundu." Evleri iade eden
ailelerin "kendi vatanlarında ikinci kez göçmen olmak zorunda
kaldık" sözlerini de yorumlayan Emine Erk, "Bu insanların
evleri isteksizce, korkutularak, baskıyla veya zorla ikna edilerek
teslim ettikleri anlaşılıyor" dedi. |
KIBRIS 14.02.2006