Tıpkı 60'lı yılların "Utanç
Barikatları"
|
Araçlarında proje,
koçan veya "şüpheli" yazılı belge taşıyan
Kıbrıslı Türkler ve Güney'e geçen yabancılar saatlerce
sorgulanıyor, hamile kadınlara bile işkence ediliyor... Tıpkı
60'lı yılların "Utanç Barikatları" "UTANÇ
BARİKATLARI"NDA DA BÖYLE YAPIYORLARDI... Türk tarafının
barış yolundaki tüm çağrıları, çabaları ve
ısrarına rağmen, Kıbrıslı Türklere yönelik
tacizini sürdüren Rum yönetimi, sınır kapılarını
1960'lı yılların "Utanç Barikatları"na
dönüştürdü. Özellikle Metehan Sınır Kapısı'ndan
Güney'e geçen Kıbrıslı Türklere yapılan kötü muamele,
hamile kadınlara çektirilen işkence, 1960'lı
yılların kan ve gözyaşıyla dolu o karanlık günlerinin
belleklerimizden hala silinmeyen "Utanç Barikatları"nı
çağrıştırıyor "KOÇAN VE
PROJE" ARIYORLAR... Geçtiğimiz aylarda "kuş gribi"
iddiasıyla sınır kapılarından Güney'e geçenleri
saatlerce kuyruklarda bekleten, yağmurlu havalarda dahi
"ilaçlı halıya bastırtma" bahanesiyle genç,
yaşlı, çocuk demeden insanları arabadan çıkarttıran
Rum Yönetimi, şimdi de "koçan ve proje" avına
başladı. Lefkoşa'daki Metehan Sınır
Kapısı'ndan geçişte önceki gün bir Kıbrıslı
Türk'ün aracını yoklayan ve araçta koçan bulunduğu
gerekçesiyle onu 4 saat sorgulayan Rum gümrük yetkilileri ve polisi, dün
tacizini, dozunu artırarak sürdürdü Türk
tarafının barış yolundaki tüm çağrıları,
çabaları ve ısrarına rağmen, Kıbrıslı
Türklere yönelik tacizini sürdüren Rum yönetimi, sınır
kapılarını 1960'lı yılların "Utanç
Barikatları"na dönüştürdü. Özellikle Metehan Sınır Kapısı'ndan
Güney'e geçen Kıbrıslı Türklere yapılan kötü muamele,
hamile kadınlara çektirilen işkence, 1960'lı
yılların kan ve gözyaşıyla dolu o karanlık
günlerinin belleklerimizden hala silinmeyen "Utanç
Barikatları"nı çağrıştırıyor. Geçtiğimiz aylarda
"kuş gribi" iddiasıyla sınır
kapılarından Güney'e geçenleri saatlerce kuyruklarda bekleten,
yağmurlu havalarda dahi "ilaçlı halıya
bastırtma" bahanesiyle genç, yaşlı, çocuk demeden insanları
arabadan çıkarttıran Rum Yönetimi, şimdi de "koçan ve
proje" avına başladı. Lefkoşa'daki Metehan
Sınır Kapısı'ndan geçişte önceki gün bir
Kıbrıslı Türk'ün aracını yoklayan ve araçta koçan
bulunduğu gerekçesiyle 4 saat sorgulayan, ancak avukat geldikten sonra
onu serbest bırakan Rum gümrük yetkilileri ve polisi, dün tacizini,
dozunu artırarak sürdürdü. Çoğunluğu
alışveriş olmak üzere çeşitli amaçlarla Güney'e geçen
Kıbrıslı Türklerin araçları didik didik ediliyor. Onlarca araçta
yapılan aramalarda proje, koçan veya bunların fotokopilerinin
yanı sıra bunlardan alakasız herhangi bir yazılı
belgeye "şüpheli" olduğu gerekçesiyle el konuluyor. Evraklar,
"soruşturma yapılacağı gerekçesiyle" kesinlikle
iade edilmezken, saatlerce sorgulanmak için güneşin altında
kuyrukta bekleyen Kıbrıslı Türklerle, Kuzey'den Güney'e geçen
yabancılar, sorgulandıktan sonra serbest
bırakılıyor. Bu arada araçlarında emlak broşürleri
bulunan ve Kuzey'de yaşayan veya turist olarak bulunan bazı
yabancılar da Güney'e sokulmayarak geri döndürülüyor. Hamile kadına
"proje işkencesi" Dün öğle saatlerinde
arkadaşlarıyla buluşmak üzere Metehan'dan aracıyla
Güney'e geçmeye çalışan hamileliğinin son aylarındaki bir
bayan, aracında inşaat projeleri bulunması üzerine saatlerce
araç yanında bekletildi. İlk isminin baş
harfi A. olan, ancak hamileliğini gerekçe göstererek adının
basına açıklanmasına ısrarla karşı çıkan
30'lu yaşlardaki bayana, yorulunca Rum gümrük memurlarının
oturduğu kulübeden bir sandalye verildi. Bu arada merkezden sorgu
amacıyla gelecek "polis subayı" için uzun süre beklendi.
Söz konusu bayan, uzun bekleyiş sonrasında yapılan sorgulama
sırasında kendisini tutamayarak gözyaşlarına
boğuldu. Bunun üzerine, olay yerindeki Kıbrıslı Türkler
ve hamile bayanın üst düzey bir hükümet yetkilisinin eşi olan
yakını, hamile bayanı teselli etmeye
çalıştılar. Hamile bayanın
hıçkırıklara boğulduğu esnada orada bulunan Rum
kadın polis memurunun bile gözlerinin dolduğu gözlerden
kaçmadı. Bu arada aramalar
sırasında polis memurlarıyla gümrük memurlarının
zaman zaman sert bir şekilde tartıştıkları dikkat
çekti. "Emir
hükümetten" Polislerin gümrük
memurlarına kıyasla daha saygılı oldukları
gözlemlenirken, vatandaşların ısrarlı soruları
üzerine, bazıları "emirler yukardan geldi",
bazıları ise direkt adres göstererek, "hükümetten gelen
emirler doğrultusunda yapmak durumundayız" dediler. Öte yandan
gümrük memurlarının ise, araçlarda dosya bulunca "hazine
bulmuşçasına" mutlu oldukları dikkati çekti. Yazılı her
türlü belge alınıyor Babaları için
"bahçe aleti" bakmak amacıyla Güney'e geçmeye
çalışan bilgisayar öğretmeni Hilmi Öksüz ve kardeşi TAK
Muhabiri Hasan Öksüz de Rum Yönetimi'nin tacizinden payını
aldı. Hilmi Öksüz'e ait araçta,
"Lefke'deki Türk koçanlı arsası için
hazırlattığı inşaat projesini ve Lefkoşa'daki
Türk koçanlı arsa üzerindeki dairesinin Merkezi Isıtma Sistemi
Mekanik Projesi ile aracındaki dosyada sürekli
taşıdığı, kendisine ait mülkün koçanları"
ile ne koçan ne de projeyle ilgisi bulunmayan bazı yazılı
belgelerini bulan gümrük memurları, ne olduğuna bile bakmadan söz
konusu projelere ve evraka el koydu. Bu arada bayan gümrük memuru, Öksüz'ün
aracından kredi kartı ekstreleri bulunan zarfı da almaya
çalışırken, "Diğerlerini aldınız, kredi
kartı ekstrelerini ne yapacaksınız?" diye tepki gösterilmesi
üzerine ekstrenin bulunduğu zarfı iade etti. Söz konusu dosya ve
evraklar kaydedilerek, vatandaşlara bu evraklara el konulduğuna
dair bir yazı verildi. Evrakların akıbetinin ne
olacağı sorulunca; polisler, "Bir iki ay sonra karakolu arar
öğrenirsiniz" dedi. Bu muameleyi hak
etmiyoruz Vatandaşların
olayla ilgili tepki göstermesi ve neden bu tavrın sergilendiğinin
sorulması üzerine sorguyu yapan polis memuru,
"Kıbrıslı Türkler, Kuzey'de Kıbrıslı
Rumlara ait olan malı ve mülkü kendilerinin
olmadığı halde yabancılara satıyor, üzerine
inşaat yaptırıyor, bunu da satıyor. Bunlar yasa
dışıdır" dedi. Polis subayı da diğer
polisler gibi söz konusu soruşturmayı "hükümetin emriyle"
yaptıklarını kaydetti. Söz konusu olaylara büyük
tepki gösteren Kıbrıslı Türkler, "Devlet ve hükümet
yetkililerini göreve çağırarak, bu muameleyi hak etmiyoruz. Lütfen
KKTC yetkilileri artık vatandaşın bu duruma düşürülmesini
engelleyecek bir şeyler yapsınlar" derken, bazıları
da hemen geri döneceklerini ve bir daha Güney'e geçmeyi düşünmediklerini
vurguladılar. |
KIBRIS 08/04/06
Rumlar, Kuzey'deki tarihi miras için AP'de imza kampanyası
düzenledi
Rum basını, Rum
ve İtalyan Avrupa milletvekilleri Panayotis Dimitriu ve İles
Braghetto'nun Avrupa Parlamentosu'nda başlattığı ve
KKTC'deki Hristiyan Kültür mirasına duyarlılığı
artırmayı öngören imza kampanyasına geniş yer verdi.
Fileleftheros'a göre, 3
günde 110 milletvekili deklarasyona imza attı. Hedef 367 milletvekilinin
(yüzde 50+1) oyunu almaktır. Gazeteye göre, söz konusu deklarasyonda
KKTC'de 133 kilisenin talan edildiği, bunlardan 78'inin camiye, 28'inin
askeri depoya ve 13'ünün de ağıla dönüştürüldüğü ve 15
binin üzerinde ikonun çalındığı iddiaları yer
alıyor.
Alithia Gazetesi, Dimitriu
ve Braghetto'nun girişimlerinin KKTC'deki kiliseler için AB
tarafından tedbir alınmasını öngördüğünü yazdı.
Gazeteye göre, altına imza atılan deklarasyon, kilise ve
manastırların talanını kınıyor, AB Komisyonu ve
AB Konseyi'ne gerekli tedbirleri alma çağrısı yapıyor ve bu
konunun Türkiye-AB müzakere başlıkları içerisinde ele
alınmasını talep ediyor.
KIBRIS 09/04/06
ABD Sistemli şekilde hazırlanıyor BM perde
gerisinde çalışıyor
Amerikalıların
Kıbrıs sorununda bundan sonra atılacak adımlar için
sistemli şekilde hazırlanmakta oldukları; BM'nin ise teknik
komitelerin oluşturulması hedefiyle perde gerisini ve gizli sondajları
tercih ettikleri bildirildi.
Fileleftheros Gazetesi,
"ABD Bundan Sonraki Adımlar İçin Hazır - Moller Perde
Gerisinde Hareket Ediyor ve Gelişme Ümit Ediyor"
başlığıyla yansıttığı haberinde,
edindiği bilgilere dayanarak, Washington'da çeşitli plan tatbikatları
yapılmakta olduğunu ve Kıbrıs sorununun da; bölgeyle
alakalı geniş bir projeye dahil göründüğünü yazdı,
şöyle devam etti:
"Amerikalıların,
Türkiye'yle ilişkileri iyi düzeyde bulunmuyor olmasına rağmen,
tam bir çatlak gündeme gelmemesi için çaba üstlenmekte oldukları
açıktır. Amerikalılar Türkiye'nin üyelik sürecini destekliyor ve
önünde Kıbrıs sorunu dikeni olmasa, (bu süreçte Türkiye'ye)
yardımcı olacağını düşünüyor. Amerikalıların
Kıbrıs sorunundaki yeniden harekete geçişleri bu çaba
çerçevesindedir.
Aynı zamanda BM;
git-gel diplomasisini seçti ancak bu sefer daha çok perde gerisinde ve tamamen
gizli sondajlar yaparak çalışıyor. BM Temsilcisi Moller, şu
ana kadar gündem konusuna takılmış görünen teknik komiteler
konusunda anlaşmaya çok yakın olunduğunu düşünüyor.
Birleşmiş
Milletler Örgütü; Otonom Kayıp Şahısları
Araştırma Komitesi'ne üçüncü üyenin atanmasına Kıbrıs
Türk tarafının yeşil ışık yakmasını da
bekliyor. Otonom komite konusunun bağımsız bir konu
olmasına ve Kıbrıs sorunuyla doğrudan bağlantısı
olmamasına karşın; halen açıklanmış olduğu
üzere, İsviçreli Cristoph Chilcott'un atanmasından sonra ilk
araştırma toplantısı Başkan Tasos Papadopulos ve
Mehmet Ali Talat'ın katılımıyla gerçekleştirilecek.
Otonom Komite'nin bu ilk
toplantısı; Papadopulos ve Talat'ın, kayıplar konusunun
ötesindeki konuları görüşmeleri için bir fırsat teşkil
edecek. Ancak Başkan'ın yut dışında olacak olması
nedeniyle (Hindistan'ı ziyaret edecek) gelecek hafta olağanüstü bir
şey olması beklenmiyor.
Yapılan resmî
açıklamadan anlaşıldığı üzere, Hindistan ziyareti
sırasında Papadopulos'a eşlik edecek heyette Başkan'ın
Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis yer almayacak. Conis bu konuların
yönetilmesi amacıyla Lefkoşa'da kalacak.
Bu arada Moller önceki gün
Başkan Papadopulos'la yaklaşık 40 dakikalık görüşme
gerçekleştirdi. Moller; BM'nin Kıbrıs'taki misyon şefi
olarak; UNFICYP yeni Arjantinli komutanını Rafael Jose Barnie'yi
Papadopulos'a tanıştırmak amacıyla
başkanlığa gitti. Bu görüşmede Tasos Conis de hazır
bulundu."
Hristofyas: Dikkatli ve
uyanık olalım
Haravgi gazetesi,
"Dimitris Hristofyas Dikkat ve Uyanık Olma Tavsiyesinde Bulunuyor -
ABD'nin; Yetkililerinin Kamuoyuna Yaptıkları Kıbrıs
Sorunuyla İlgili Söylediklerini Kastediyor Olması Dileğinde
Bulundu" başlığıyla yansıttığı
haberinde; ABD'nin, Amerikalı yetkililerin Kıbrıs sorunu ve
sorunun çözümü için başka yollar bulunması konusunda kamuoyu önünde
söylediklerini kastediyor olması umudunu dile getirdiğini ancak
dikkatli ve uyanık olunması tavsiyesinde bulunduğunu yazdı.
Gazeteye göre ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa
konularından sorumlu Müsteşarı Daniel Feed'in; Washington'un,
içinde bulunulan çıkmazın aşılması için artık
yeni yaklaşımlar arayışında olduğu
açıklamasını yorumlaması istenen Hristofyas
şunları söyledi:
"ABD ve
İngiltere, Türkiye'ye üyelik sürecinde yardımcı olmanın
yollarını arıyor. Birleşik Devletler'in İngiltere'yle
birlikte; AB'ne ve dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmesinden dolayı
meydana gelen zorlukları aşması amacıyla Türkiye'ye
yardım etmenin yollarını aramakta oldukları gün gibi
açıktır. Bizim tarafın dikkatli ve uyanık olması
gerekir çünkü popülizm yalnız içteki siyasi güçler tarafından
değil uluslar arası alanda da dile getiriliyor.
ABD'nin tam da Amerikalı
yetkililerin söylediklerini; yani, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik
başka yöntemler bulacakları ve Kıbrıs halkının
ortaya koyduğu iradeye saygı duydukları ve güya Annan
planının artık odak noktasında
olmadığını kastettiğini umuyorum. Ancak pratikte olan
bu değil. Kıbrıslı Türklerin 'izolasyonlarının'
kaldırılması adına ve ABD'nin diğer devleti
tanımasının asla söz konusu olmadığını iddia
etmesine rağmen, İngiltere ile birlikte; sahte devleti yüceltmeyi
ileri götürüyor. Bu nedenle ABD'den gelecek her olumlu şeyi
alkışlayacağız. Ama, istilanın ilk
yıllarında olduğu gibi tuzağa düşmemek için temkinli
olmalıyız."
Gazete; ABD'nin söz konusu
açıklaması ile, yeni bir çözüm planı üretmekte olduğunu mu
kastettiğinin sorulmasına karşılık Hristofyas'ın
verdiği yanıtı okurlarına şöyle aktardı:
"Bilmiyorum, Ancak
Amerikalı yetkilinin bu açıklaması, tam da söylendiği
şekliyle algılanmamalı. Ortaya çıkması muhtemel
şeyler konusunda dikkatli olmalıyız. Ancak bunu söylerken;
ABD'den gelebilecek her şeyi reddedelim demek istemiyorum.
İnşallah olumlu bir şey gelir. O zaman alkışlamaya
hazırız."
Türkiye'nin memurları
Simerini gazetesi,
"Türkiye'nin Memurları - Amerikalılar, Türkiye'nin Üyeliği
Uğruna Avrupa'nın Altını Üstüne Getiriyorlar - Lefkoşa
ABD'nin 'Metamorfozu' (değişim) Konusunda Çekinceli"
başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde,
Washington'un Ankara'nın Avrupa perspektifini canlı tutmaya
çalıştığını, ABD'nin Kıbrıs sorununda
Rum yönetimine yönelik açılımlarının tesadüf
olmadığını yazdı.
"Türkiye'nin üyelik süreci
Lefkoşa'dan geçer ve Amerikalılar bunu iyi bildikleri için son
dönemde; Ankara'yla ilgili olumsuz ortamı dağıtmak amacıyla
Avrupa'nın 'altını üstüne" getiriyorlar" ifadesini
kullanan gazete şöyle devam etti:
"Diplomatik kaynaklar;
ABD'nin Kıbrıs sorununda farklı bir yaklaşım
benimsediğine ancak bunun; Amerikan politikasında
değişiklik olduğu anlamına gelmediğine işaret
ediyorlar. Washington; Türkiye 25'lerle önümüzdeki sonbahardaki kritik randevusuna
ulaştığında en iyi şekilde kullanılacak yeni bir
hareketlilik başlamasını istiyor.
Lefkoşa,
Amerikalılar'ın referandumlardan iki yıl sonra, Kıbrıs
sorunuyla ilgili son açıklamalarını memnuniyetle
karşılıyor ancak çekincelerini de gizlemiyor. AKEL Genel
Sekreteri Dimitris Hristofyas, 'Bizim taraf uyanık olmalı çünkü
popülizm, yalnız iç siyasi güçler tarafından değil uluslar
arası camia tarafından da dile getiriliyor' dedi. Hristofyas;
'Umarım Amerikalılar, Kıbrıs'ta halk iradesine saygı
gösterdiklerini söylerken, tam olarak söylediklerini kastediyorlardır' ifadesini
kullandı.
ABD ve BM teknik
komitelerin kurulması ve işletilmesi yönünde dürtüklüyorlar ve
Kıbrıs sorununda adım-adım prosedürünü ideal prosedür
görüyorlar. Ankara ve sahte devlet katı çizgilerinde ısrar ediyor ve
hareket etmek için uygun anı kolluyor. Paris görüşmesi Ankara ve
sahte devleti zor duruma sokmuş görünüyor.
Lefkoşa'da; hükümet ve
siyasi partiler; - Ankara'ya yönelik müdahalede bulunmayı üstlenen
bazı ülkeler prosedürün sonunda başlayacağı konusunda
temkinli iyimser görünmelerine karşın- teknik düzeydeki komitelerin
işleyişinde gözlemlenen gecikme nedeniyle kaygılarını
gizlemiyorlar.
DİKO Başkanı
Nikos Anastasiadis son gelişmelere değinirken temel talebin;
diyalogun yeniden başlaması olduğuna dikkat çekti ve 'Paris'te
mutabakata varılanların hayata geçirilmekte olduğunu ve bunlara;
Türk tarafının beklenmekte olan yanıtının
eklendiğini gördüğümüzde memnuniyet dile getireceğiz'
dedi."
Alithia, ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa
Konularından Sorumlu Müsteşarı Daniel Freed'in Washington'u ziyaret
etmekte olan ve aralarında Türklerin ve Kıbrıslı Türklerin
de bulunduğu yabancı gazeteciler grubuna verdiği bilgilerden;
"ABD Dışişleri Bakanlığı'nda
geliştirilmekte olan, Kıbrıs sorununda yeni adımlar
atılması gerektiği düşüncesinin daha da ortaya çıktığını
belirtti.
Haberi, "ABD: 'Annan
Planını Destekledik. Olumlu Oylanmadı, Üzgünüz, Ama
İlerleme Olması İçin Bir Yol Bulmamız Gerek"
başlığıyla veren gazete, Freed'in, muhatap olduğu
soruları yanıtlarken söylediklerini okurlarına şöyle
aktardı:
"Freed, soruları
yanıtlarken, 'Bir Kıbrıs'a inanıyoruz. Adanın iki
bölgeli iki kesimli bir federasyon olarak yeniden birleşmesini
destekledik. Taksime veya ayrılığa inanmıyoruz' dedi.
Sayın Talat'la şahsen görüştüğünü kaydeden Feed,
Washington'un; Kuzey kesimde ayrı devlet olmasını kabul
etmediğini ancak Talat'ın lideri olduğu bir Kıbrıs
Türk toplumunun varlığını
tanıdığını söyledi. Feed, 'Cumhurbaşkanı
olarak tanımıyoruz, hükümeti tanımıyoruz. Kıbrıs
Türk toplumunun lideri olarak algılıyoruz ve müzakereler yoluyla
bulunacak bir çözümle adanın yeniden birleşmesini destekliyor
olduğunu tanıyoruz. ABD olarak; Kıbrıs Türk toplumunun AB
içinde olacağı yeniden birleşmiş bir
Kıbrıs'ı dört gözle bekliyoruz' dedi.
Annan planıyla ilgili
olarak ise; Wawshington'un artık, bugünkü çıkmazın
kaldırılmasına olanak tanıyacak başka
yaklaşımlar aramakta olduğunu ima etti ve 'Annan
planını destekledik. Geçmedi. Bunun için üzgünüz, ancak ilerleme
olması için bir yol bulmamız gerek' dedi. Feed, kısa bir süre
sonra ise 'bir çözümü desteklememiz için ne yapabileceğimize
bakıyoruz' ifadesini kullandı."
Gazete Birleşik
Demokratlar (EDİ) Başkanı Mihalis Papapetru, ABD'nin
Kıbrıs sorunundaki tavrıyla ilgili açıklamasında;
ABD'nin Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi ile birkaç gün önce
gerçekleştirdiği görüşmede ABD'nin Kıbrıs sorunundaki
tavrında değişiklik saptamadığını
söylediğini yazdı.
Gazeteye göre Papapetru
şunları söyledi:
"Avrupa
mahkemelerindeki hukuki prosedürler mücadelemize elbette yardımcı
oluyor. Ama siyasi sorunların mahkeme salonlarında tamamen
çözülmediğini kanıksamak zorundayız. Kıbrıs sorununun
çözümünün yerine geçecek hiçbir şey yoktur. Uluslar arası
camiayı ikna ettiklerini ve tezlerimizin kabul gördüğünü yayan
iktidardakilerin bu kararları incelemeleri ve ülkenin güvenilirliğini
kazanması için gerekli önlemleri almaları gerekir."
KIBRIS 09/04/06
BM'den gerekli önlemleri almasını bekliyoruz
Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı, Metehan sınır kapısında Rum
gümrükçüler ve polislerin, Kıbrıslı Türklere
yaptığı eziyetle ilgili olarak BM ve AB makamları nezdinde
girişim başlattığını açıkladı:
BM'den gerekli önlemleri
almasını bekliyoruz
Bakanlık
açıklamasında, bu son olayın, GKRY'nin Kıbrıs
Türklerine karşı ırkçı ve baskıcı siyasetinde
hiçbir değişiklik olmadığını gösterdiği belirtilerek,
"Bakanlığımız, bu insanlık dışı
davranışla ilgili olarak gerek BM gerekse AB yetkililerinin gerekli
önlemleri almaları için girişimlerini
başlatmıştır. Halkımızın GKRY bölgelerine
geçişlerinde Rum polisinin eziyetine maruz kalmamaları için BM yetkililerinin
de gerekli önlemleri almalarını bekliyoruz" denildi
Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı, Metehan sınır kapısında önceki
gün Rum gümrükçüler ve polislerin, biri hamile bayan olan
Kıbrıslı Türklere yaptığı eziyetle ilgili olarak
BM ve AB makamları nezdinde girişim
başlattığını açıkladı.
Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, BM
yetkililerinin böyle olaylara karşı gerekli tedbirleri
almasının beklendiği vurgulandı.
Açıklamada şöyle
denildi:
"23 Nisan 2003'de iki
taraf arasındaki geçişlerin serbestleştirilmesiyle beraber,
siyaset ezberi bozulan GKRY, iki halkın yakınlaşması için
KKTC'nin atmış olduğu her adımı baltalamak, iki halk
arasında düşmanlık duygularının güçlenmesi için her
fırsatta, insanlık dışı uygulamalarını
sürdürmektedir.
2003 Nisan'ında
kapıların açılmasına gösterdikleri tepkinin
başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından,
gerek Bostancı, gerekse Lokmacı geçişleriyle ilgili
sergilemiş oldukları soğuk savaş siyasetlerini şimdi
de insanlık dışı eziyetlerle sürdürmeye devam
etmektedirler.
Rum polisinin önceki gün,
GKRY'den aldığı emirle, Metehan sınır
kapısında, hamile bir vatandaşımıza yapmış
olduğu işkence, bizlere 1964-1974 arasında
yaşadıklarımızı bir kez daha
anımsatmıştır."
Açıklamada, bu son
olayın, GKRY'nin Kıbrıs Türklerine karşı
ırkçı ve baskıcı siyasetinde hiçbir değişiklik
olmadığını gösterdiği belirtilerek, şunlar
kaydedildi:
"Bakanlığımız,
bu insanlık dışı davranışla ilgili olarak gerek
BM gerekse AB yetkililerinin gerekli önlemleri almaları için
girişimlerini başlatmıştır.
Halkımızın
GKRY bölgelerine geçişlerinde Rum polisinin eziyetine maruz
kalmamaları için BM yetkililerinin de gerekli önlemleri
almalarını bekliyoruz."
KIBRIS 09/04/06
AB Derneği Başkanı Ali Erel: Nüfus sayımı
için BM, AB ve Avrupa Konseyi'nden gözlemci şart
AB Derneği
Başkanı Ali Erel, 30 Nisan'da yapılacak nüfus sayımı
için Birleşmiş Miletler, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi'nden
gözlemciler davet edilmesi gerektiğini savundu.Konuyla ilgili dün
yazılı bir açıklama yapan Erel, nüfus sayımında
kullanılacak kriterlerin ve kayıt işlemlerinin BM, AB ve Avrupa
Konseyi kurumlarının öngördüğü içerikte olması
gerektiğini belirtti.
Sayım
sırasında, bu kurumlardan gözlemcilerin de hazır bulunması
gerektiğini kaydeden Erel, sayım neticelerinin, Kuzey
Kıbrıs'ın tam olarak istatistiki durumunu yansıtması
gerektiğini söyledi. Bu bilgilerin, geleceği planlamada gerekli
olacağını ifade eden Erel, konunun ciddiyeti açısından
hükümetin bu konuda acilen girişim yapması gerektiğini kaydetti.
Erel, nüfus
sayımı neticelerinin şeffaf olması gerektiğini ve
toplum ile dünya kamuoyunun bu sayım neticelerinden eksiksiz bilgi sahibi
edilmesinin şart olduğunu belirtti. Kıbrıs'ta
varılacak bir antlaşmada veri olarak kullanılabilmesi için bu sayımın
güvenilirliğinin de önemine işaret eden Erel, sayımın,
konunun uzmanı olan uluslararası gözlemcilerin gözetiminde
yapılması gerektiğini söyledi.
Erel, şöyle devam
etti:
"Sayımın,
sosyal, siyasal ve ekonomik planlamalara temel teşkil edebilmesi için
uluslararası bilirkişi ve uzman örgütlerin yardımı
istenmeli ve oluşturulacak veri tabanının ileride yapılacak
planlamalara temel teşkil edebilmesi sağlanmalıdır. Bir
ülkede planlama yapılacaksa, kaçınılmaz olarak
başlangıç noktası, nüfus yapınız hakkında
detaylı bir veri tabanı oluşturmaktır"
KIBRIS 09/04/06
AB Türkiye'den Maraş'ı isteyecek
9 Nisan, 2006 14:30:00 (TSİ) CNN TURK
AB Dönem Başkanı Avusturya,
Türkiye'den Kıbrıslı Rumlara kapalı Maraş kentini iade
etmesini istemeye hazırlanıyor.
Avusturya'nın
yeni önerisine göre, Maraş Rumlara verilecek ve
karşılığında da KKTC'nin Gazimagosa
limanı AB Komisyonu kontrolünde uluslararası ticarete
açılacak.
Avusturya böylece Türkiye'ye "KKTC'ye izolasyonu kaldırdık, siz
de Rumları Gümrük Birliği'ne alın" diyecek.
Rum medyasının AB kaynaklarına dayanarak verdiği
habere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, KKTC'ye yönelik
alınan ancak Rum engeline takılan doğrudan ticaret tüzüğünü
önümüzdeki günlerde onaylanması için AB Konseyi'ne götürecek.
Avusturya'nın AB Konseyi'ne sunacağı formül aslında
Kıbrıs Rum yönetiminin daha önce ortaya attığı
şartların kabulü anlamına geliyor.
AB, 2004 yılında KKTC'ye 250 milyon euro mali yardım ve
doğrudan ticaret tüzüğü hazırlamıştı.
Rumların talepleri
Rumlar, AB'nin doğudan ticaret tüzüğüne onay vermek için önce mali
yardım tüzüğünden ayrılmasını talep etti ve AB de
geçtiğimiz ay Rumların bu isteğini yerine getirdi.
Rumların doğrudan ticaret tüzüğüne onay vermek için ortaya
koyduğu şartlar şöyle:
·
Kapalı Maraş kenti Rumlara iade edilsin
·
KKTC'deki 1974 öncesi Rum mülklerine moratoryum (resmi
geciktirme)uygulansın
·
Gazimagosa limanını rum ve türkler ortak işletsin
KKTC ve Türkiye bu öneriyi şiddetle reddetmiş ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ocak ayında, KKTC'ye tüm
izolasyonların kaldırılması halinde Türkiye'nin Rumlara
hava ve deniz limanlarını açmasını öngören Kıbrıs
Eylem Planı'nın ortaya koymuştu.
Türkiye ve KKTC sadece Gazimagosa limanını değil, Ercan
havaalanı dahil diğer limanların da uluslararası
trafiğe açılmasını istiyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni geçtiğimiz
hafta Kıbrıs'a yaptığı ziyarette Rum lider Tasos
Papadopulos'u şartları konusunda yumuşattı.
Papadopulos, AB Komisyonu içinde Rumların da yer alması
nedeniyle Gazimagosa'nın ortak işletilmesi şartından
vazgeçti. Ancak Avusturya'nın KKTC'deki inşaatlara moratoryum
konusunda nasıl bir formül getireceği henüz bilinmiyor.
"Sözümüzü tuttuk, limanlarınızı açın"
AB Konseyi'nin Rum şartlarına göre KKTC'ye yönelik doğrudan
ticaret tüzüğünü onaylamasının ardından Avusturya
Türkiye'ye, "biz sözümüzü tuttuk ve KKTC'ye izolasyonu
kaldırdık, siz de Rumları Gümrük Birliği'ne alarak hava ve
deniz limanlarınızı açın" diyecek.
Rumların Gümrük Birliği'ne alınmaması halinde Türkiye
ile AB arasında bu yıl sonunda yapılacak gözden geçirme
sürecinde kriz çıkması bekleniyor.
Ada'daki referandum
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı
'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son
olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta
Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana
Avrupa ve ABD'den destek geldi.
·
2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı
üst düzey bir toplantı yapılması,
·
Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı,
BM'nin yer alması,
·
Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri
Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyine sunulması,
·
Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiyenin deniz ve
limanlarının Rum tarafına açılması,
·
Adada ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,
·
2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,
·
Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal
aktivitelere katılması,
·
Asıl öncelik kapsamlı çözüm,
·
Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,
·
Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük
birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,
· BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk
tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin
uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı
olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planının
hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına
halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.
Atina-Lefkoşa
farkı
|
|
09/04/2006
Lefterİs
Adİlİnİs
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, "Türkiye'de Avrupa
dostu güçlerin üstünlüğünü" diledi. Bakanın bu cümlesi, Atina ve
Lefkoşa'nın tedirginliğini gösterdi. İki hükümet de
Ankara'da ciddi bir siyasi gerilemeden korkuyor. Erdoğan hükümetinin
zayıfladığını, katılaştığını,
ordunun çağrılarına boyun eğdiğini görüyorlar.
Kürtlerle devam eden savaş yükselişte, gündemi generallerle
zıtlaşmalar oluşturuyor, AB ile uyum politikası ise
belirsiz. Ankara'nın AB sürecini engelleyen ve AB ile ilişkilerini
tehdit eden sorunları, Kıbrıs sorunuyla doğrudan ilgili
olmasa da onu 'kapatabilir', kesin olarak kenara itebilir.
Her iki hükümet de bunda hemfikir. Ama konunun ele
alınışında farklı frekanstalar. Yunanistan AB'de
Türkiye ile kriz yaşamak, Ankara'yı kulübün dışına
itmek istemiyor. Böyle bir durum hem Türk-Yunan ilişkilerinde, hem de
Kıbrıs sorununda planlarını bozar. Ama Yunanistan en
azından şu anda Avrupalı güçlü ortaklarının kriz
istediklerini görüyor. Fransa, Avusturya ve Almanya, Erdoğan hükümetine
engeller koyuyor. Kamuoylarında Kürt sorunu gibi siyasi konuları
gündeme getiriyorlar. Bunların Kıbrıs sorunuyla ilgisi yok,
zaten Kıbrıs onlar için küçük bir konu. Özellikle iki toplumda da
çözüme ilişkin irade görmedikleri bugünlerde, sudan önemsiz.
Bunu sadece biz anlamıyoruz. Kıbrıs'ta tam bu noktada
Yunanistan'dan farklı davranılıyor. Atina, Ankara'nın hasta
olduğunu biliyor ve 'şapkasını alıp Avrupa'dan
gitmesini' ihtimal dışı bırakmıyor. Ama,
Avrupa'nın emniyet supabı olduğunu biliyor ve Ankara'yı
yıllardır varolan sorunları çözmeye zorluyor. Biz ise kendi
havamızdayız, 'büyük hasta'ya karşı Avrupa'nın ateş
hattıymış gibi davranıyoruz. Taviz vermeyip limanları,
havaalanlarını açıkça istiyoruz. Sözümüz geçerliymiş,
ortaklar kendi hedeflerini başarınca ilk fırsatta
kaçmayacakmış gibi... AB'nin hedeflerinin Kıbrıs'la ilgisi
yok. Tıpkı Annan Planı'nın referanduma sunulduğu Ekim
2005'te olduğu gibi. Yunanistan bunun farkında ve taleplerini sözde
yiğitlik yapmadan sunuyor. Atina Türkiye'nin yanında ABD'nin
olduğunun da farkında. Geçen sonbaharda saptadığımız
gibi ABD'nin uzun eli, Avrupa'ya kadar ulaşıyor. (Rum gazetesi,
başyazı, 6 Nisan 2006)
RADIKAL
09/04/06
Avrupa Birliği Türkiye'den
Maraş'ı isteyecek
CNN TURK
AB Dönem Başkanı Avusturya,
Türkiye'den Kıbrıslı Rumlara kapalı Maraş kentini iade
etmesini istemeye hazırlanıyor.
Avusturya'nın yeni önerisine göre,
Maraş Rumlara verilecek ve karşılığında da
KKTC'nin Gazimagosa limanı AB Komisyonu kontrolünde uluslararası
ticarete açılacak.
Avusturya böylece Türkiye'ye "KKTC'ye
izolasyonu kaldırdık, siz de Rumları Gümrük Birliği'ne
alın" diyecek.
Rum medyasının AB kaynaklarına
dayanarak verdiği habere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya,
KKTC'ye yönelik alınan ancak Rum engeline takılan doğrudan
ticaret tüzüğünü önümüzdeki günlerde onaylanması için AB Konseyi'ne
götürecek.
Avusturya'nın AB Konseyi'ne
sunacağı formül aslında Kıbrıs Rum yönetiminin daha
önce ortaya attığı şartların kabulü anlamına
geliyor.
AB, 2004 yılında KKTC'ye 250 milyon
euro mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüğü
hazırlamıştı.
Rumların talepleri
Rumlar, AB'nin doğudan ticaret
tüzüğüne onay vermek için önce mali yardım tüzüğünden
ayrılmasını talep etti ve AB de geçtiğimiz ay Rumların
bu isteğini yerine getirdi.
Rumların doğrudan ticaret
tüzüğüne onay vermek için ortaya koyduğu şartlar şöyle:
* Kapalı Maraş kenti Rumlara iade
edilsin.
* KKTC'deki 1974 öncesi Rum mülklerine
moratoryum (resmi geciktirme)uygulansın.
* Gazimagosa limanını rum ve türkler
ortak işletsin.
KKTC ve Türkiye bu öneriyi şiddetle
reddetmiş ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ocak
ayında, KKTC'ye tüm izolasyonların kaldırılması
halinde Türkiye'nin Rumlara hava ve deniz limanlarını
açmasını öngören Kıbrıs Eylem Planı'nın ortaya
koymuştu.
Türkiye ve KKTC sadece Gazimagosa
limanını değil, Ercan havaalanı dahil diğer
limanların da uluslararası trafiğe açılmasını
istiyor.
Yunanistan Dışişleri Bakanı
Dora Bakoyanni geçtiğimiz hafta Kıbrıs'a yaptığı
ziyarette Rum lider Tasos Papadopulos'u şartları konusunda
yumuşattı.
Papadopulos, AB Komisyonu içinde Rumların
da yer alması nedeniyle Gazimagosa'nın ortak işletilmesi
şartından vazgeçti. Ancak Avusturya'nın KKTC'deki
inşaatlara moratoryum konusunda nasıl bir formül getireceği
henüz bilinmiyor.
'Sözümüzü tuttuk, limanlarınızı
açın'
AB Konseyi'nin Rum şartlarına göre
KKTC'ye yönelik doğrudan ticaret tüzüğünü onaylamasının
ardından Avusturya Türkiye'ye, "biz sözümüzü tuttuk ve KKTC'ye
izolasyonu kaldırdık, siz de Rumları Gümrük Birliği'ne
alarak hava ve deniz limanlarınızı açın" diyecek.
Rumların Gümrük Birliği'ne
alınmaması halinde Türkiye ile AB arasında bu yıl sonunda
yapılacak gözden geçirme sürecinde kriz çıkması bekleniyor.
Ada'daki referandum
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki
taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna
sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet'
derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
Annan Planı'nın ardından
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa
kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem
Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
* 2006 Haziran ayına kadar tarafların
katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması.
* Bu üst düzey toplantıda Türkiye,
Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması.
* Üst düzey toplantıda alınan
kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik
Konseyine sunulması.
* Eylem Planı'nın kabulü halinde
Türkiyenin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması.
* Adada ticaretin önündeki engellerin
kaldırılması.
* 2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir
çözüme ulaşılması.
* Kuzey Kıbrıs'ın
uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması.
* Asıl öncelik kapsamlı çözüm.
* Çözümün adresi Birleşmiş Milletler.
* Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir
varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi.
* BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle
Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen
tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya
yardımcı olunması.
Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, Eylem Planının hiçbir şekilde ilgili tarafların
hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin
altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
sunuldu.
MILLIYET 09/04/06
AB,
Maraşı istemeye hazırlanıyor
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
AB Dönem Başkanı Avusturya, Türkiyeden Kıbrıslı
Rumlara kapalı Maraş kentini iade etmesini istemeye
hazırlanıyor.
Avusturyanın
yeni önerisine göre, Maraş Rumlara verilecek ve
karşılığında KKTCnin Gazimagosa limanı AB
Komisyonu kontrolünde uluslararası ticarete açılacak.
Avusturya
böylece Türkiyeye "KKTCye izolasyonu kaldırdık, siz de
Rumları Gümrük Birliğine dahil edin" diyecek. Rumların
gümrük birliğine alınmaması halinde Türkiye ile AB arasında
bu yıl sonunda yapılacak gözden geçirme sürecinde kriz
çıkması bekleniyor.
Rum medyasının, AB kaynaklarına dayanarak verdiği habere
göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, KKTCye yönelik alınan, ancak
Rum engeline takılan doğrudan ticaret tüzüğünü önümüzdeki
günlerde onaylanması için AB Konseyine götürecek.
RUMLARIN TEKLİFİYDİ
Avusturyanın AB Konseyine sunacağı formül, aslında
Kıbrıs Rum yönetiminin daha önce ortaya attığı
şartların kabulü anlamına geliyor. AB, 2004 yılında
KKTCye 250 milyon Euro mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüğü
hazırlamıştı. Rumlar, ABnin doğrudan ticaret
tüzüğüne onay vermek için, bunun önce mali yardım tüzüğünden
ayrılmasını talep etti ve AB de geçen ay Rumların bu
isteğini yerine getirdi. Rumlar doğrudan ticaret tüzüğüne onay
vermek için şu şartları ortaya koydu.
Kapalı Maraş kenti Rumlara iade edilsin.
KKTCdeki 1974 öncesi Rum mülklerine moratoryum uygulansın.
Gazimagosa limanını Rum ve Türkler ortak işletsin.
KKTC ve Türkiye bu öneriyi şiddetle reddetmiş ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül Ocak ayında, KKTCye tüm izolasyonların
kaldırılması halinde Türkiyenin Rumlara hava ve deniz
limanlarını açmasını öngören Kıbrıs eylem
planının ortaya koymuştu. Türkiye, tüm limanların da
uluslararası trafiğe açılmasını istiyor.
HURRIYET 10/04/06
AB, ambargolara karşı Maraş'ın iadesini
önerecek
MARAŞ'IN
İADESİNE KARŞILIK DOĞRUDAN TİCARET... Mağusa
Limanı'nın önümüzdeki günlerde serbest ticarete
açılacağı, Maraş'ın da Kıbrıslı Rumlara
iade edilmesi prosedürünün de başlayacağı iddia edildi. Rum
basınına göre, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü; Rum
tarafının Maraş'ın iadesi şartıyla önümüzdeki
aylarda onaylaması bekleniyor
ABD'NİN B PLANI
UZLAŞIYA YOL AÇTI... AB Dönem Başkanı Avusturya'nın, Kuzey
Kıbrıs'la Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü; Rum
tarafının Maraş'ın iadesi şartıyla
onaylanması için Avrupa Konseyi'nin önüne götürmeye
hazırlandığı, çünkü "Amerikalıların
Kıbrıslı Türkleri kalkındırmaya yönelik B
planının Rumlar açısından çok daha kötü şartlar
içereceği" bildirildi
TÜZÜK İKİ
ŞART İÇERİYOR... Tüzük; onaylanmasına rıza göstermek
için Kıbrıs Rum tarafının ortaya koyduğu; kapalı
Maraş'ın ve kent limanının açılması
şartlarını da "Kıbrıslı Türkler lehine sert
karşılıklarla" içeriyor. Tüzükte, Kıbrıslı
Rum mallarının kullanılmasına son verilmesi konusu
kuşatma altına alınıyor
KIBRISLI TÜRKLERİN
SEVİYESİ YÜKSELTİLECEK... Siyasi uzlaşı ile: Kuzey
Kıbrıs bütün dünya ile ticari ilişkiler kuracak,
Kıbrıslı Türklerin statüsü dramatik şekilde yükselecek, AB,
mali yardımları dağıtma ofisini işgal bölgelerinde
açacak, Kıbrıs Rum tarafının (Kıbrıslı
Türklerin doğrudan ticaretindeki) rolü
sınırlandırılacak
Mağusa
Limanı'nın önümüzdeki günlerde serbest ticarete
açılacağı, Maraş'ın da Kıbrıslı Rumlara
iade edilmesi prosedürünün de başlayacağı iddia edildi.
Rum basınına
göre, Avrupa Birliği'nin (AB) Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü; Rum
tarafının Maraş'ın iadesi şartıyla önümüzdeki
aylarda onaylaması bekleniyor.,
AB dönem başkanı
Avusturya'nın Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticareti öngören
tüzüğü; Rum yönetiminin onaya rıza göstermek için koştuğu
şartla birlikte onaylanmak üzere Avrupa Konseyi'ne götürme niyetinde
olduğu savunuldu.
Bu siyasi
uzlaşıya Kıbrıs Türk tarafının onay vermesi
halinde Gazimağusa limanı uluslararası denizciliğe
açılırken; Maraş bölgesi de Kıbrıslı Rumlara iade
edilecek. Böylece, Kıbrıs Türk tarafı üçüncü ülkelerle ticarete
başlamış olacak.
Avusturya'nın, Kuzey
Kıbrıs'la Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü onay için Avrupa
Konseyi'nin önüne götürmeye hazırlandığı, çünkü
"Amerikalıların Kıbrıslı Türkleri
kalkındırmaya yönelik B planının çok daha kötü şartlar
içereceği" bildirildi.
Alithia "son derece
kesin bilgilere" dayanarak haberi, "Ambargonun
Kaldırılması Maraş'ın İadesi - Avusturya Önerisi:
Lefkoşa Sahte Devletin Yükseltilmesine Boyun Eğiyor - Büyük
Uzlaşı: Kapalı Maraş'ın Kıbrıslı
Rumlara Açılması - Limanın Kıbrıslı Türklerin
Ticaretine Açılması - AB Dağıtım Ofisini
İşgal Bölgelerinde Açıyor - Kıbrıslı Türkler 250
euroyla Kalkındırılıyor ve Güçlendiriliyor"
başlık ve spotlarıyla manşete çıkardı.
Gazete tüzüğün; Rum
yönetiminin onay vermek için ortaya koyduğu; "kapalı
Maraş'ın ve Mağusa Limanı'nın açılması"
şeklinde iki de koşul içerdiğini yazdı, Kıbrıs
Rum mallarının kullanılmasına son verilmesi konusunun ise
çevrildiği (ablukaya alındığı) yorumunu yaptı,
devamla şunları yazdı:
"Tamamen kesin
bilgilere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, işgal bölgeleriyle
doğrudan ticareti öngören tüzüğü onay için Avrupa Konseyi'ne
götürmeye niyetleniyor. Tüzük; onaylanmasına rıza göstermek için
Lefkoşa'nın ortaya koyduğu; kapalı Maraş'ın ve
kent limanının açılması şartlarını da
-Kıbrıslı Türkler lehine sert karşılıklarla-
içeriyor. (Tüzükte, Kıbrıslı Rum mallarının
kullanılmasına son verilmesi konusu kuşatma altına
alınıyor.) Çünkü Amerikalıların Kıbrıslı
Türkleri kalkındırmaya yönelik B planı çok daha kötü
şartlar içerecek.
Bu siyasi uzlaşı
ile:
-İşgal bölgeleri
bütün dünya ile ticari ilişkiler kuracak
-Kıbrıslı
Türklerin statüsü dramatik şekilde yükselecek
-AB, mali
yardımları dağıtma ofisini işgal bölgelerinde açacak
-Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin (Kıbrıslı Türklerin doğrudan ticaretindeki)
rolü sınırlandırılacak.
Bu bilgileri Yunan
Dışişleri Bakanlığı'na ulaşabilmesi ile ünlü
gazeteci İrini Karanasopulu; Yunan Dışişleri Bakanı
Dora Bakoyanni'nin ziyareti sırasında, Lefkoşa'daki kaynaklara
dayanarak verdi. Karanasopulu'nun yazdığı üzere AB Dönem
Başkanı Avusturya, Tasos Papadopulos hükümetinin onayı ile,
Kıbrıslı Türklerin statüsünü yükselten ve onay vermek için
Lefkoşa'nın ortaya koyduğu iki şartı da içeren
tüzüğü Avrupa Konseyi'ne götürmeye yöneliyor.
Bilgilere göre; önümüzdeki
günlerde Mağusa Limanı'nın serbest denizciliğe
açılması beklenirken, Maraş'ın da Kıbrıslı
Rumlara iade edilmesi prosedürü de başlayacak. Kıbrıs Türk tarafı,
üçüncü ülkelerle ticarete başlayabilecek.
Kıbrıs
Başkanlığı'nda; Kıbrıslı Türklerin
kalkındırılmasına yönelik AB tüzüklerinin nihayetinde;
varlıklarının güçlendirmesi ve izolasyonların
kaldırılması için kullanılacağı korkusu
olmasına rağmen, Lefkoşa; yine kendisinin talep ettiği ve
Lüksemburg'un dönem başkanlığı zamanında dahil edilen
şartları da içermesi koşuluyla Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'ne rıza göstermeye karar verdi. Böylece uluslararası
camianın, referandumdan sonra haksızlığa
uğradıklarını düşündüğü adanın Kuzey
kesimine prim verme politikasını takip ederek; birkaç ay içinde
ikinci kez Kıbrıslı Türklerin yükseltilmesine yönelik bir önleme
daha yeşil ışık yakıyor.
Mali Yardım
Tüzüğü toplam 250 milyon Euro ile ilgilidir ve AB; süresi 2006'da sona
eren 2005 dönemine ait paraları verme eğilimindedir. Hedef; finanse
edilecek olan çalışmaların, adanın yeniden
birleşmesine katkı koymasıdır. Komisyon'a göre bu;
Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması, ekonomik
bütünleşme ve iki toplum arasındaki temasların
artmasıdır.
Ancak Avrupa Komisyonu'nun;
işgal bölgelerinde dağıtım bürosu açma,
çalışmaları doğrudan Kıbrıslı Türklere
verme, Kıbrıslı Rumları ve Lefkoşa'nın
görüşlerini tamamen görmezden gelme eğilimi; tüzükte kesin bir dille
belirtilmiyor olsa bile, her türlü karar öncesinde istişare
yapılmasını talep eden Kıbrıs hükümetini rahatsız
etti.
Tasos Papadopulos'un mesai
arkadaşları, iki tüzük için yeşil ışık
yakmalarına rağmen; bu tüzükleri sahte devleti siyasi ve ekonomik
açıdan yükseltme politikasının araçları olarak görüyorlar,
hedefin yeniden birleşme, ama iki varlığın bir örtü
altında birleşmesi olduğunu söylüyorlar, Annan
planının başarısızlığa
uğradığı şu an, Amerikalı ve İngilizlerin B
planından söz ederek; 'Amerikalılar bunun için para döküyor, hava ve
deniz limanlarının açılmasını istiyorlar' diyorlar."
Simerini haberi,
"Avusturya Maraş Konusunu Yeniden Gündeme Getiriyor -
Kıbrıs Sorununun Yarısından Fazlası"
başlıklı haberinde Rum yönetiminin AB Dönem Başkanı
Avusturya ile; Maraş'ın iadesini , Mağusa Limanı'nın
açılmasını ve Brüksel'in gözetiminde müştereken
işletilmesini onaylayacak duruma geldiğini yazdı.
Bu önerinin, Paris'te
gerçekleşen Papadopulos-Annan görüşmesinden önce "25"ler
tarafından onaylandığını yazan gazete önerinin; Türk
tarafının talep etmekte olduğu doğrudan ticaretin, Maraş'ın
iadesi ve Mağusa Limanı'nın Brüksel gözetiminde müşterek
kullanıma açılması ve Kıbrıs Rum mallarının
kullanımına moratoryum getirilmesine bağlanmakta olduğunu,
buna ilaveten; Rum yönetiminin by-pass edilmesi niteliği kazanmaması
için de bazı somut parametreler içine yerleştirildiğini
kaydetti.
Gazete özetle
şunları yazdı:
"Hükümet çevreleri,
Maraş başlığının Kıbrıs sorunu
gündemindeki en üst sırada bulunduğunu saklamıyorlar ve bunu;
'Kıbrıs sorununun yarısından fazlası' olarak
niteliyorlar. Çünkü Maraş meselesinin çözümünün; tek başlarına
her şeyi çözüme götürmeye muktedir olan dinamikleri serbest
bırakacağını değerlendiriyorlar."
KIBRIS 10/04/06
İçişleri Bakanı Özkan Murat: IRSA yetkilileri,
gelecek hafta KKTC'ye geliyor
Uluslararası Yol
Güvenliği Akademisi'nde (IRSA) incelemeler yapmak üzere beraberindeki bir
heyetle Hollanda'nın başkenti Amsterdam'a giden İçişleri
Bakanı Özkan Murat, dün akşam yurda döndü.
TAK muhabirinin telefonda
görüştüğü Bakan Murat, Amsterdam'daki görüşme ve incelemelerinin
çok yararlı geçtiğini, özellikle sabit kameralı radarlarla
ilgili uygulamaları yerinde inceleme fırsatı
bulduklarını kaydederek, "Burada aldığımız
bilgiler ve gözlemlerimiz, ülkemizdeki trafik kazalarını, özellikle
ölümlü kazaları en aza indirme çabalarımızda doğru yolda
olduğumuzu gösteriyor" dedi.
Bakan Murat, IRSA
yetkililerinin başlatılacak trafik eğitim
programlarını görüşmek üzere gelecek hafta KKTC'ye
geleceğini de açıkladı.
Murat, Hollanda
Ulaştırma Bakanlığı'ndaki trafik yönetim merkezini
gördüklerini, sabit radarlı kamera sisteminin uygulanmasıyla ölümlü
ve yaralanmalı kazalarda kaydedilen düşüşle ilgili
bilgilendirildiklerini de söyledi.
İçişleri
Bakanı Özkan Murat'a Hollanda ziyaretinde, Polis Genel Müdürü Erdem
Demirbağ, Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı
Dr. Mehmet Avcı ile Trafik ve Ulaştırma Hizmetleri Komisyonu'nun
diğer bazı üyeleri eşlik etti.
Bakan Murat ve heyeti, IRSA
yetkilileriyle sabit kameralı radarların alımı ve sistemin
kurulmasıyla ilgili formaliteleri tamamlamak üzere gittiği Amsterdam'da
"Intertraffic Fuarı"nı da gezmişti.
KIBRIS 10/04/06
Yeşilırmak-Pirgo sınır
kapısının açılması için eylem yapılacak
Yeşilırmak
bölgesinde bulunan, Pirgo-Yeşilırmak sınır
kapısının geçişlere açılmasını sağlamak
için, Yeşilırmak ve Pirgo köylüleri ortak bir komite oluşturdu
Yeşilırmak-Pirgo
sınır kapısının açılması için eylem
yapılacak
TOPLANTI YAPTILAR...
Yeşilırmak- Pirgo, sınır kapısının
geçişlere açılmasını sağlamak için,
Yeşilırmak ve Pirgo köylüleri, "Kapıları Açın
İnisiyatifi" çerçevesinde ortak komite oluşturdu. Komite, dün
Yeşilırmak'ta Rum ve Türk üyeleriyle bir toplantı yaptı.
Her iki kesimden üyeler, toplantının amacının ortak bir
mücadele için bir eylem planı oluşturmak olduğunu belirtti
İLK EYLEM CUMA GÜNÜ...
Komite üyeleri, her iki kesimdeki hükümetlere kapıların
açılmasının sağlanması için baskı
yapacaklarını, bu bağlamda da bir dizi eylem
başlatacaklarını vurguladı. Komitenin ilk eylemi 14 Nisan
Cuma günü yapılacak. Ledra Palas'da basın toplantısı
düzenleyecek olan komite, ardından her iki kesimin liderlerine ve BM ile
AB yetkililerine gönderilmek üzere yazılan ve komitenin taleplerin içeren
mektupları gönderecek
Gözde SÜREÇ
Yeşilırmak
bölgesinde bulunan, Pirgo-Yeşilırmak sınır
kapısının geçişlere açılmasını sağlamak
için, Yeşilırmak ve Pirgo köylüleri ortak bir komite oluşturdu.
"Kapıları
Açın İnisiyatifi" çerçevesinde kurulan komite, dün
Yeşilırmak'ta Rum ve Türk üyeleriyle bir toplantı yaptı.
Komite
toplantısına katılan her iki kesimden üyeler,
toplantının amacının ortak bir mücadele için bir eylem
planı oluşturmak olduğunu belirtti.
Komite üyeleri
amaçlarının her iki kesimdeki hükümetlere kapıların
açılmasının sağlanması için baskı yapmak
olduğunu, bu bağlamda da bir dizi eylem
başlatacaklarını vurguladı.
Komitenin ilk eylemi 14 Nisan
Cuma günü yapılacak. Saat 10.00-11.00 arası Ledra Palas'da basın
toplantısı düzenleyecek olan komite, ardından her iki kesimin
liderlerine ve Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği
yetkililerine gönderilmek üzere yazılan ve komitenin taleplerin içeren
mektupları gönderecek.
Komitenin ikinci eylemi ise
29 Nisan Cumartesi saat 17.00'de gerçekleştirilecek.
Yeşilırmak-Pirgo sınır kapısının her iki
tarafında da sınırın açılması için gösteri
yürüyüşü yapılacak.
Yeşilırmak köy
muhtarı Yıldız Kabaran, Yeşilırmak-Pirgo
sınır kapısının açılmasını
istediklerini belirterek, bunun gerçekleşmesi için ellerinden geleni
yapacaklarını söyledi.
Her iki tarafın da
hükümetlerine kapının açılması için baskı yapmaya
hazır olduğunu belirten Kabaran, bu isteklerini hükümetlerin
yanı sıra Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'ndeki
yetkili kişilere bildirmek amacıyla birer mektup
yazdıklarını söyledi.
"Kapıları
Açın İnisiyatifi" Lefkoşa Sorumlusu Soteris Vlahas da
Kıbrıslı Rumlar olarak dün gerçekleştirilen komite
toplantısından ve çıkan kararlardan memnun ve mutlu
olduklarını söyledi.
Kıbrıslı
Türklerin bugüne kadar hem barış için hem de
sınırların açılması için gereken çabayı
gösterdiğini belirten Vlachas, bundan sonra Kıbrıslı
Rumların da gerekeni yapmak için uğraşacağını
vurguladı.
Vlachas,
Kıbrıslı Türklerin barış için gösterdikleri
çabayı takdir ettiklerini söyledi ve şimdi sıranın
kendilerine geldiğini, artık bu kavgada Kıbrıslı
Rumlar olarak üstlerine düşeni yapacaklarını belirtti.
KIBRIS 10/04/06
British
Museum ile 'dikilitaş' krizi
The Times gazetesi,
Türkiyenin, Adıyamanda 1927 yılında ortaya çıkarılan
ve halen Londradaki British Museumda bulunan kabatmalı bazalt
dikilitaşı geri istediğini belirtti.Gazeteye konuşan bir
müze yetkilisi "Yaklaşık 80 yıldır müzede bulunan
dikilitaş için Türkiyenin şimdi hak iddia etmesi bizi
şaşırttı" dedi. Aynı yetkili iadenin
gerçekleşebileceğinden emin olmadığını da
sözlerine ekledi.
İngilterenin
önde gelen gazetelerinden The Times, Türkiyenin, Adıyaman Samsat ilçesindeki
kazılarda 1927 yılında ortaya çıkarılan ve
İsadan önce 1inci yüzyıla ait olan kabartmalı bazalt bir
dikilitaşının iadesini British Museumdan istediğini
yazdı.
BBCye
göre, "Önce Yunanlılar şimdi sıra Türklerde" ifadesini
kullanan gazete, eserin Türkiyeye dönmesine pek ihtimal verilmiyor.
Söz
konusu eserin yasal yollarla satın alarak Türkiyeden getirildiğini
savunan gazeteye konuşan bir müze yetkilisi de, "Yaklaşık
80 yıldır müzenin koleksiyonunda bulunan kabartmalı
dikilitaş için Türkiyenin şimdi hak etmesi bizi
şaşırttı" dedi.
The
Times, Türk Büyükelçiliğinden bu konuda görüş alma isteklerinin geri
çevrildiğini belirtirken Londra British Museum yetkililerinin Türkiyenin
Londra Büyükelçisi Akın Alptunanın müze yöneticisi Neil MacGregor
ile görüştüğünü doğruladıklarını söylediklerini
de yazdı.
HURRIYET
11/04/06
Seçime dönük haber
"MANİPÜLASYON
HABERLER ARTTI"... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum
tarafında seçimlerin gündemde olması nedeniyle manipülasyon
haberlerin arttığını kaydetti. Soyer, bir müddet önce,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bir öneri ortaya
koyduğunu ve Kıbrıs Türk halkı üzerindeki tüm
izolasyonların kaldırılması koşulu ile
Maraş'ın Rumlara iadesini dile getirdiğini, ancak
Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin bu öneriyi reddettiğini
hatırlattı. Soyer, "Bu haberleri tamamen Kıbrıs Rum iç
siyasi yaşamında, Kıbrıs Rum tarafında meydana gelen
düşünce boşluğu ve çözümsüzlüğün sürmesinden kaynaklanan iç
tartışma ortamı yaratıyor" diye konuştu
Gizem ÖZGEÇ
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Kıbrıs Rum tarafında, Kıbrıs sorunu veya belli
başlı konularla ilgili sürekli olarak eksik ve yanlış
beyanlarla manipülasyon haberlerin yapıldığını, dün
yayınlanan haberlerin, bu çerçevede değerlendirilmesi
gerektiğini söyledi.
Başbakan Soyer, Rum
basınında yer alan, Mağusa Limanı'nın önümüzdeki
günlerde serbest ticarete açılacağı, Maraş'ın da
Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi prosedürünün
başlayacağı iddialarına cevap verdi
Soyer, bu tür haberler
üzerine siyasi gündem tartışmalarının
yoğunlaştığını ve Kıbrıs Rum
tarafında da seçimlerin gündemde olması nedeniyle manipülatif
haberlerin arttığını kaydetti.
Soyer, bu yöndeki
haberlerin artışını ise, "İç siyasete endeksli
haber yaratmak" olarak niteledi.
Rum tarafındaki
düşünce boşluğu
Soyer, haber
yayınlamadan bir müddet önce, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın bir öneri ortaya koyduğunu ve Kıbrıs Türk
halkı üzerindeki tüm izolasyonların kaldırılması
koşulu ile Maraş'ın Rumlara iadesini dile getirdiğini,
ancak Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin bu öneriyi reddettiğini
hatırlattı.
Soyer, "Haberin özünde
Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara iadesi, Mağusa
Limanı'nın serbest ticarete açılması ve
Kıbrıslı Türklerin seviyelerinin yükseltilmesi var. Bu haberleri
tamamen Kıbrıs Rum iç siyasi yaşamında, Kıbrıs
Rum tarafında, meydana gelen düşünce boşluğu ve
çözümsüzlüğün sürmesinden kaynaklanan iç tartışma ortamı
yaratıyor" şeklinde konuştu.
Talat Maraş'ı
önermişti
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, izolasyonların kaldırılması
karşılığında Maraş bölgesini Rum kesimine vermeye
hazır olduğunu söylemiş ve Maraş'ı, KKTC'ye
karşı sürdürülen yaptırımların
kaldırılması halinde Rum kesimine teslim edeceğini
belirtmişti.
Rum basındaki haber
neydi?
Rum basınında yer
alan haberde Mağusa Limanı'nın önümüzdeki günlerde serbest
ticarete açılacağı, Maraş'ın da
Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi prosedürünün
başlayacağı iddia edildi.
Haberde, Avrupa
Birliği'nin (AB) Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü; Rum
tarafının Maraş'ın iadesi şartıyla önümüzdeki
aylarda onaylamasının beklendiği de savunuldu.
AB dönem başkanı
Avusturya'nın Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticareti öngören
tüzüğü; Rum yönetiminin onaya rıza göstermek için koştuğu
şartla birlikte onaylanmak üzere Avrupa Konseyi'ne götürme niyetinde
olduğunun savunulduğu haberde, bu siyasi uzlaşıya
Kıbrıs Türk tarafının onay vermesi halinde Gazimağusa
limanının uluslararası denizciliğe açılırken;
Maraş bölgesinin de Kıbrıslı Rumlara iade edileceği
iddia edildi.
Haberde, ayrıca,
Kıbrıs Türk tarafının üçüncü ülkelerle ticarete
başlamış olacağı, Avusturya'nın, Kuzey Kıbrıs'la
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü onay için Avrupa Konseyi'nin önüne
götürmeye hazırlandığı, çünkü
"Amerikalıların Kıbrıslı Türkleri
kalkındırmaya yönelik B planının çok daha kötü şartlar
içereceği" de ifade edildi
KIBRIS
11/04/06
Papadopulos'un en büyük destekçisi AKEL
AKEL'DEN PAPADOPULOS'A
%83'LÜK DESTEK... Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un en büyük
destekçisinin AKEL partisi olduğu açıklandı. 21 Mayıs'ta
yapılacak genel seçimlere yönelik olarak GNORA/RAİ Şirketi
tarafından yapılan ankete göre, halkın %64'ü Papadopulos'tan
memnunluk belirtirken, partiler bazında bu destek AKEL'den %83 olarak
veriliyor
RUM SEÇMENE GÖRE AKEL
KAZANACAK... Güney Kıbrıs'ta 21 Mayıs Pazar günü yapılacak
genel seçimleri, yapılan anketlere göre, Papadopulos'u destekleyen AKEL
partisi kazanacak. Ankete katılan seçmenlerin yüzde 52'si seçimi AKEL'in
kazanacağını belirtirken, DİSİ'ye % 25 şans
veriyor... Seçime katılan diğer partilere şans veren seçmen
sayısı ise yüzde 24
MÜZAKERELER BAŞKA
PLANLA BAŞLASIN... Referandumda Annan planına hayır diyen
Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorunu ile ilgili yeni
müzakerelerin başlaması halinde bu müzakerelerin tamamen başka
bir planla görüşülmesini destekliyor. Rum halkının yüzde 50'si
tamamen başka bir plan derken, yüzde 34'ü Annan planında büyük ve
özlü değişiklikler yapılması halinde müzakere edilmesini
istiyor
BİRLİKTE
YAŞAMAK İSTEMİYORLAR... Rumların büyük çoğunluğu,
Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak istemiyor. Rum
seçmenler, "bir gün karar vermeniz gerekirse, Kıbrıslı
Türklerle bir arada yaşamak ister misiniz sorusuna", yüzde 48'i
ayrı, 45'i birlikte yaşamak istediğini söyledi. Yüzde 7'si ise
bu soruya cevap vermedi. Partiler bazında ise AKEL yüzde 54'le
"birlikte yaşayalım" diyor
Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos'un en büyük destekçisinin AKEL partisi olduğu bildirildi.
21 Mayıs'ta
yapılacak genel seçimlere yönelik olarak GNORA/RAİ Şirketi
tarafından yapılan ankete göre, halkın %64'ü Papadopulos'tan
memnunluk belirtirken, partiler bazında bu destek AKEL'den %83
oranında veriliyor.
Genel seçimlere
hazırlanan Kıbrıslı Rumların yüzde 64'ü Tasos
Papadopulos'tan memnun olduklarını, yüzde 33'ü memnun
olmadığını belirtti, yüzde 3'lük bir kesim ise bu konuda
fikir beyan etmedi.
Papadopulos'un en büyük
destekçisi AKEL üyelerinin yüzde 83'ü cumhurbaşkanlarının bugüne
kadar görevini kullanma şeklinden memnun olduklarını
belirtirken, yüzde 15'i memnun olmadığını dile getirdi,
yüzde 2'si de bu konuda fikir belirtmedi.
Rum halkının
yüzde 61'ine göre Papadopulos'un Kıbrıs sorunuyla ilgili
uygulamaları Güney Kıbrıs'ın konumunu güçlendirdi. Yüzde
24'lük kesim "zayıflattı" derken yüzde 8'lik bir kesim
hiçbir değişikliğin olmadığı inancında.
Aynı şekilde, Rum
halkı hükümetin görevini yapma ve ülke sorunlarını ele alma
yöntemlerinden de memnun. Anket sonuçlarına göre, halkın yüzde 52'si
memnunluk belirtirken, yüzde 45'i memnun olmadığını dile
getirdi. Yüzde 3'ü ise fikir belirtmek istemedi.
Anketler AKEL'i gösteriyor
Yapılan anketlere
göre, Güney Kıbrıs'ta 21 Mayıs Pazar günü yapılacak genel
seçimleri, Papadopulos'u destekleyen AKEL partisi kazanacak. Ankete
katılan seçmenlerin yüzde 52'si seçimi AKEL'in kazanacağını
belirtirken, DİSİ'ye yüzde 25 şans veriliyor... Seçime
katılan diğer partilere şans veren seçmen sayısı ise
yüzde 24.
"Seçimi hangi parti
kazanacak?" sorusuna, yüzde 39'luk bir kesim "AKEL, küçük bir farkla
kazanacak" derken, yüzde 21'i DİSİ'nin küçük bir farkla
kazanacağını söyledi. Kararsızların yüzde 25'i de
AKEL'in kazanacağını söylerken, ilk kez oy kullanacakların
yüzde 32'si de AKEL'in kazanacağı görüşünde.
Çözümden
uzaklaşıldı
Rum halkı, bugünkü
koşullarda, bir yıl öncesine göre Kıbrıs sorununun
çözümünden uzaklaşıldığı görüşünde. Seçmenin
yüzde 56'sı bir yıl öncesine göre çözümden uzaklaşıldığını
belirtirken, yüzde 36'sı daha yakın olduğunu savunuyor. Yüzde
8'lik bir kesim ise bu soruya yanıt vermedi.
Papadopulos'u destekleyen
AKEL'e göre ise bir yıl öncesine göre Kıbrıs'ta bugün çözüm daha
yakın. AKEL, yüzde 51'lik bir oranla çözüme daha
yakınlaşıldığını savunurken,
DİSİ'nin yüzde 80'i çözümden uzaklaşıldığı
inancında.
Annan planında özlü
değişiklik yapılırsa
Referandumda Annan
planına "hayır" diyen Kıbrıslı Rumlar,
Kıbrıs sorunu ile ilgili yeni müzakerelerin başlaması
halinde bunun tamamen başka bir planla yapılmasını
destekliyor. Rum halkının yüzde 50'si "tamamen başka bir
plan" derken, yüzde 34'ü Annan planında büyük ve özlü
değişiklikler yapılması halinde müzakere edilmesini
istiyor. Yüzde 8'lik bir kesim Annan planında sınırlı
değişiklik isterken, yüzde 7'lik kesim çekimser davranıyor.
Gerek Rum seçmenler,
gerekse AKEL ve DİSİ partileri, Kıbrıs sorununun çözümüne
ilişkin müzakerelerin hem BM, hem de AB'ye dayalı
başlamasını istiyor. Rum seçmenin yüzde 69'u müzakerelerin her
ikisine de dayandırılmasından yana.
Birlikte yaşamak
istemiyorlar
Rumların büyük
çoğunluğu, Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak
istemiyor. Rum seçmenler, "bir gün karar vermeniz gerekirse,
Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak ister misiniz
sorusuna", yüzde 48'i ayrı, yüzde 45'i birlikte yaşamak
istediğini söyledi. Yüzde 7'si ise bu soruya cevap vermedi. Partiler
bazında ise AKEL yüzde 54'le "birlikte yaşayalım"
diyor. AKEL'lilerin yüzde 40'ı Kıbrıslı Türklerle ayrı
yaşamak istediğini belirtirken, DİSİ'de yüzde 53'lük kesim
ayrı, yüzde 41'i ise birlikte yaşamak istediğini söyledi.
KIBRIS
11/04/06
Maraş, kapsamlı çözümde ele alınacak bir
konudur
LİMAN KONTROLÜMÜZDE
OLACAK... Başbakan Yardımcılığı ve
Dışişleri Bakanlığı, Maraş'ın
kapsamlı çözümde ele alınacak bir konu olduğunu belirtti ve
limanın KKTC'nin egemenliğinde ve kontrolünde çalışmaya
devam edeceğini vurguladı
Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı, Maraş'ın kapsamlı çözümde ele
alınacak bir konu olduğunu belirtti.
Dışişleri
Bakanlığı'ndan dün yapılan yazılı
açıklamada, Gazimağusa Limanı'nın KKTC'nin egemenliğinde
ve kontrolünde çalışmaya devam edeceği vurgulandı.
Açıklamada şöyle
denildi:
"Bugün (dün), Rum
basınında çıkan haberlere istinaden, KKTC basınında
da, AB Dönem Başkanı Avusturya'nın AB Konsey'ine sunmak için
hazırladığı bildirilen bir öneriyle, Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün, Maraş'ın Rumlara iadesi ve Gazimağusa
limanının AB kontrolüne verilmesi
karşılığında yürürlüğe girmesini isteyeceği
yazılmıştır. Daha önce de defalarca
açıklandığı üzere Maraş, kapsamlı bir çözümde ele
alınacak bir konudur.
Gazimağusa limanı
ise KKTC'nin egemenliğinde ve kontrolünde çalışmaya devam
edecektir.
Avrupa Birliği'nin
kendi önerisi olan ve 2004 yılından beridir, GKRY'nin uzlaşmaz
tavrı nedeniyle yürürlüğe koyamadığı Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'yle ilgili olarak KKTC'den absürd istekler ve tavizleri
gündeme getirmeyeceğine inanıyoruz.
Kıbrıs'ta çözüm
için gerekli tüm şartları yerine getiren Kıbrıs Türk
halkından bu aşamada taviz veya ödün beklemek, çözümsüzlük siyaseti
güden GKRY'inin katı ve çözümsüzlük üzerine kurulu siyasetini onaylamak,
bu reaksiyoner siyasete destek vermek anlamı taşıyacaktır.
Avrupa Birliği'nin bu hataya düşmeyeceğini umut ediyoruz."
KIBRIS
11/04/06
BM Temsilcisi Möller'den "Askersiz Lefkoşa"ya
destek
"Askersiz Lefkoşa
Kampanyası" çalışmalarına bir süredir "askersizleştirme
için girişim" ismi ile devam ediliyor. Girişimin
oluşturduğu ortak eylem komitesi yaptığı
toplantılarla yapılacak eylem ve çalışmaları
programlarken, BM Temsilcisi Michael Möller, Ledra Palace'daki siyasi partiler
toplantısında fikre destek verdiğini açıkladı.
Möller güney ve kuzeydeki
gazetelere de yansıyan açıklamasında, Lefkoşa'da surlar
içindeki bölgenin askersizleştirilmesi fikrini desteklediğini, bunun
her türlü gerginliğin azaltılmasına yardımcı olacağını
ve barikatlardan geçişi kolaylaştıracağını
söylemişti.
Askersiz Lefkoşa için
ortak deklarasyon
Yapılan bir dizi ortak
toplantı ve görüşmelerden sonra oluşturulan "Askersiz
Lefkoşa için ortak deklarasyona" adanın kuzeyinden ve güneyinden
örgütlerle birlikte, önemli aydın, yazar, gazeteci,
araştırmacı ve politikacılar da destek verdiklerini
açıkladılar.
Bugüne kadar Takis
Hadjidemetriou, Alpay Durduran, Neşe Yaşın, Elli Peonidou, Hasan
Hastürer, Hasan Kahvecioğlu, Sevgül Uludağ, Andreas Paraschos,
Şener Levent, Jus Bayada, Makarios Drousiotis, Ahmet An, Panicos Peonidou,
Fatma Azgın, Dina Mousteri desteklerini açıklarken, Yeni
Kıbrıs Partisi, Kıbrıs Yeşiller Partisi , Alman
Kıbrıs Formu, Friends of Nature, Cyprus, Hands Across the Divide (HAD),
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), Kıbrıs
Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Basın
Emekçileri Sendikası (Basın - Sen), Belediye Emekçileri
Sendikası (BES), Workers Democracy, Baraka Kültür Derneği, Sosyo -
Politik Araştırmalar Enstitüsü IKME, BILBAN, Yeni Kıbrıs
Derneği, Halk Sanatları Vakfı (HASDER), Kıbrıs'ın
Yeniden Birleşmesi Hareketi, Barış ve Demokrasi İnisiyatif,
Reconciliation, Kutlu Adalı Vakfı, Sosyalist Söylem Dergisi, Anatropi
Dergisi, Çirkef Dergisi, DAÜ- Kıbrıslı Öğrenciler
Birliği, Cyprus Peace Center, Kadın Araştırmaları
Merkezi, Iliosporoi (Genç Yeşiller) (Yunanistan), Antigone (Yunanistan),
Ekolojist Yunanistan (Yunanistan) örgütsel olarak Girişimi
desteklediklerini ve metnin altına imza attıklarını
açıkladılar. Çeşitli örgütler de konuyu
değerlendirdiklerini açıkladılar...
Örgüt ve
aydınların imzaladıkları ortak metin şöyle:
"Kıbrıs
sorununda önemli bir süreci aşarak yeni bir aşamaya geldik.
Geldiğimiz noktada taraflar arasındaki güvensizlik ve şovenizm
ciddi boyutlara ulaştı. Çözüme olan inanç ciddi yaralar aldı.
Gelinen aşamada bir şeylerin değiştirilebileceğine
olan irade de zayıfladı.
Böylesi koşullarda,
güven ortamını kurabilmek ve şovenizmi geriletebilmenin en
önemli unsuru pratik işlerdir. Tıpkı 1990larda 'iki toplumlu
etkinliklerin', 'toplumlararası temasların' oynadığı
rolü oynayacak, yeni bir itme gücüne ihtiyaç duyulmaktadır.
Ledra Caddesinde bir
geçiş noktası açılma(ma) sürecinde yada Maraş'ın
iadesinin tartışmalarında yaşandığı gibi,
her ciddi adımda asker önemli bir sorun unsuru olarak
karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca Kıbrıs
tarihi boyunca yaşanan ciddi travmalardan da yola çıkarak, askerin,
güvensizliğin ve şovenizmin yükseltilmesinde oynadığı
rolü görebiliriz.
Çözüme giden süreçte, güven
artıcı bazı önemlerin hemen hayata geçirilmesi sorunun çözümüne
yardımcı olacak, tıkanıklıkların
aşılmasını sağlayacaktır.
Bu noktada bölünmüş
bir kent olan Lefkoşa'nın tüm askeri birlikleri kapsayarak
askersizleştirilmesinin büyük önemi vardır.
Lefkoşa, özellikle
eski Lefkoşa (surlariçi) Kıbrıs'ı ve
Kıbrıslıları bölen hattın birbirine en yakın
olduğu yerdir. Bu, iki tarafın silahlı birliklerinin
birbirlerine en yakın olduğu bölge anlamına da gelmektedir. Kimi
yerde bir yolun ayırdığı hatta, yaşları çoğu
kez 18 olan iki tarafın gençlerinin birbirlerini görerek nöbet
tutukları tek bölgedir. Eski Lefkoşa, askeri bölge olması yada
ara bölgede kalması nedeni ile, bir zamanlar yaşamın olduğu
ama şimdi kullanılamayan tarihi de önemi olan ölü bölgeyi de içinde
barındırır...
Bu nedenle
Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi, tüm adanın
askersizleştirilmesine giden yolda ilk ve önemli bir adım
olacaktır. Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi önce
şehrin sonra adanın birleştirilmesine giden süreci
başlatacaktır. Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi ara
bölgede kalan yüzlerce evin, işyerinin yeninden yaşam
bulmasının fırsatını yaratacaktır. Bu bölge ortak
çalışma alanlarına dönüştürülerek, Kıbrıs'ı
ayıran hat, Kıbrıs'ı birleştiren mekanlara dönüştürülebilir.
Lefkoşa'nın
askersizleştirilmesi çözüme giden süreçte yeni bir itme kuvveti yaratacak,
toplumlararası güven ortamının oluşmasına ciddi
yararı olacaktır. 'İmkansızlıkların', mümkünlere
dönüştürülebileceği ilk somut adım olacaktır
Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi ...
Bu kampanyalar tüm eylem
şekillerini içinde barındıracaktır. Tüm iletişim metotları
kullanılarak, tüm Kıbrıslıların, Avrupa başta
olmak üzere tüm dünyadaki Kıbrıs sorununa taraf olan kesimlerin
desteğini almak için yapacağımız bu kampanyalarda sen
yoksan bir kişi eksiğiz.
Lefkoşa'nın
askersizleştirilmesi mümkün, yeni Kıbrıs da mümkün, bunun için
katıl ki 'askersiz bir Lefkoşa'yı', birleşik bir
Kıbrıs'ı mümkün kılalım..."
Kampanyanın internet
sitesinin http://www.ykp.org.cy/demnicosia/ olduğu açıklandı.
KIBRIS
11/04/06
Rum basını: Annan başka, Tasos başka dil
konuşuyor
Kıbrıs Rum kesiminde
yayımlanan Alithia gazetesi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, 28
Şubat'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Paris'te yaptığı
görüşmenin içeriği hakkında Annan'dan farklı dil
kullandığını yazdı.
Gazete, "Annan
başka, Tasos başka dil konuşuyor"
başlığıyla verdiği haberde, "Papadopulos ile
Annan arasında Paris'te gerçekleştirilen görüşmede,
Papadopulos'un farklı, Annan'ın farklı tellerden
çaldıklarını" belirtti "Bir diplomatik
kaynağa" dayandırılan habere göre, Paris görüşmesinde
Annan planına BM Genel Sekreteri değil, bizzat Papadopulos
değindi. Annan, Kıbrıs için hazırladığı
planın yanı sıra Kıbrıs Rum tarafınca önem
sırasına konulmuş değişiklik taleplerinin
sunulması konusunu da gündeme getirmedi.
Papadopulos'un ise Annan
planını gündeme getirerek Annan'ı
şaşırttığı kaydedilen habere göre, Annan,
Papadopulos'a, "Annan planının görüşmelerinde yeri
olmadığını" belirterek, "Sizi ayıran
farklılıklar çok büyük" dedi. Papadopulos ise buna
karşılık, "Hayır çok büyük değil, büyük"
yanıtını verdi. Bu cevap üzerine Annan, Papadopulos'a, "O
halde Kıbrıs Rum tarafının talep etmekte olduğu
değişiklikleri önem sırasına konulmuş bir şekilde
sunup sunmayacağı" sorusunu yöneltti, Papadopulos olumsuz
yanıt verdi.
Bunun üzerine
Annan'ın, "O zaman Annan planına değinmek için bir neden
olmadığını" vurguladığını yazan
gazete, "O andan itibaren Annan planının her iki tarafça da
tamamen toprağa gömülmüş olduğu" yorumunu yaptı.
"Annan ile Papadopulos
arasındaki bu diyaloğun, Kıbrıs sorununun belli olmayan bir
noktaya doğru gerilemekte olduğunu gösterdiği"
değerlendirmesini yapan gazete, söz konusu kaynakların,
"Kıbrıs Türk tarafının da, her ne kadar tersini
istiyor olsa da, Annan planından kurtulduğu" yorumunda
bulunduğunu kaydetti.
Gazete, Rum hükümetinin
Paris'teki görüşmeyi iç politikaya malzeme yapma şeklinden ötürü
bazı "öğütler" ile karşı karşıya
kaldığını ve bir AB ülkesi büyükelçisinin Rum hükümetine,
"Paris görüşmesini iç politikada kullanma şekliyle
Kıbrıslı Türkleri kendinden uzaklaştıracağı
ve en ufak bir umut ışığını dahi
sileceği" uyarısında bulunduğunu aktardı.
BM Genel Sekreter Kofi
Annan, Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim
Gambari imzasıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
gönderdiği mektupta, Paris görüşmesinin içeriğiyle ilgili bilgi
vermişti.
Mektupta, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs konusundaki iyi niyet misyonunun devam
ettiği, Paris görüşmesinin arifesinde, her iki toplum liderinin,
üzerinde mutabakata varılan birtakım konularda teknik seviyede
görüşmek üzere anlaşmış oldukları, ancak teknik
görüşmelerin Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu çerçevesindeki
görüşme sürecinin yerini tutamayacağının teyit
edildiği belirtilmişti. Mektupta, Papadopulos'un önceliklerini BM'ye
sunmadığı da açıklanmıştı.
KIBRIS
11/04/06
Wexler: Türkiye, Kıbrıs konusunda sözlerini tutu
ABD Temsilciler Meclisi
üyesi ve Türkiye Dostluk Grubu Kurucu Eşbaşkanı Robert Wexler,
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda sözlerini tuttuğunu söyledi.
Wexler, TC
Başbakanlık Merkez Bina'da Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tarafından kabul
edildi.
Görüşmenin
ardından gazetecilere konuşan Wexler, Gül ile yararlı bir
görüşme yaptıklarını belirterek, Türk dostu olarak iki ülke
arasındaki ilişkileri güçlü olarak gördüklerini söyledi.
Görüşmede,
Kıbrıs konusunu da ele aldıklarını belirten Wexler,
ABD Kongresi'nin Avrupa Komitesi'nde yetkili Demokrat Parti temsilcisi olarak
çeşitli Avrupa ülkelerini dolaştığını ve bu
geziler sırasında Türkiye'ye Kıbrıs konusunda haksız davranıldığına
ikna olduğunu söyledi. Gül'ün Kıbrıs konusunda yapıcı
önerilerde bulunduğunu belirten Wexler, Kıbrıs Eylem
Planı'nı desteklediklerini ve KKTC'ye uygulanan ekonomik izolasyonun
kalkmasını istediklerini belirtti.
Kıbrıs konusunda
yeni adımların atılması gerektiğini söyleyen Wexler,
''Türkiye, Kıbrıs konusunda verdiği sözleri tuttu'' dedi.
Wexler, özellikle BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın planının desteklemesi konusunda
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Gül'ün sözlerini
tuttuklarını ve bunun ödüllendirilmesi gerektiğini söyledi.
Türk yetkililerin,
Kıbrıs konusunda her zaman bir adım önde olacaklarını
söylediklerini belirten Wexler, bunun yerine getirildiğini, bu nedenle de
takdir edilmesi gerektiğini vurguladı.
KIBRIS
11/04/06
11
Nisan 2006
Barroso: AB KKTC'ye verdigi sözleri tutacak
ANKA
AB Komisyonu Baskani Jose Manuel Barroso, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi
AKPMye hitaben yaptigi konusmada AKPM Türk delegasyonu baskani Murat Mercanin
AB, Kibrisli Türklere verdigi sözlerin tutulmasi ile ilgili ne yapacak
sorusuna, öncelikle cevap vermek istedigini belirtti.
AB Komisyonu Baskani Jose Manuel Barroso sunlari kaydetti: "AB Komisyonu
Kibrisli Türklere karsi verdigi taahhütleri yerine getirecektir. Ayrica uzun
süre devam eden sorunun kisa zamanda çözülmesi için ilgili tüm taraflarin
katkilarini bekleliyoruz."
ABHabere göre, Strazburgda Barrosonun AB Kibrisli Türklere verdigi sözü
tutacak açiklamasini yorumlayan diplomatik çevreler, Barrosonun bu tavrinin
Rumlara yönelik ikaz niteligi tasidigini vurguladilar. Öte yandan AKPMdeki
toplantilara katilan KKTC Meclisi üyeleri Özdil Nami CTP, Hüseyin Özgürgün UBP
AKPMnin yeni Kibris raportörü ile biraraya geldiler.
Nami ve Özgürgün, Strazburgda bir çok Avrupa ülkesinin yetkilisi ile görüsme
imkani buldu. Yapilan görüsmelerde Avrupa ülkelerinin temsilcileri KKTC meclisi
üyelerine, Kibrisli Türklere yönelik açilimlarin daha fazla geciktirilmemesi
gerektigi yönündeki görüslerini aktardilar.
Suç Rum
liderlerde
|
|
12/04/2006
RADIKAL
Arİstos
Mİhaİlİdİs
Geçen
hafta yayımlanan bir anketin Kıbrıslı Rumların
Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak isteyip
istemediğine ilişkin sonucu olay yarattı. Bu anket de, seçmenin
gözünde kötü görünecek herhangi bir şeyden karşısındakini
sorumlu tutmak isteyen politikacılarımızın bilge
görüşler ortaya atmalarına bahane oldu. Anket,
Kıbrıslı Rumların sadece yüzde 45'inin bir arada
yaşamak istediğini, yüzde 48'inin de ayrı yaşamak
istediğini ortaya koyuyordu. Sonuçlar önemli, ama
politikacıların yalanlarından ve seçime ilişkin art
niyetlerinden uzak biçimde analiz edilselerdi daha faydalı olacaktı.
Siyasi liderlerin, 'Sonuçlar Kıbrıslı Rumların
yarısının artık bölünmeyi desteklediğini gösteriyor ve
bundan başkaları sorumludur' görüşünü savunmaları,
bölünmeden başka bir şeye hizmet etmiyor. Ama, bölünmeyi gerçekte çok
az Kıbrıslı Rum bilinçli olarak destekliyor. Ortaya çıkan
oranlar, referandumdan sonraki iki yılda oluştu; üstelik ikilemin
Annan
Planı ile bölünme arasında olduğuna halkı ikna etmiş
liderlerden kaynaklanıyor.
Birçok kişinin bölünmeye hazır olmasının nedeni, planın
bölünmeden kötü olduğunu düşünmesi. Bugüne kadar kimse, içten içe
inanmış olanlar bile, bu görüşü ifade etmeye cesaret edemiyor,
daha elverişli bir gelişmeyi umut ediyordu. Liderliğin
davranışları, halkın çözüm beklentisine dair
iyimserliğini veya karamsarlığını da belirledi. Bugün
halkın yüzde 56'sı, çözüme yakın
olmadığımıza inanıyor ve bu hayal
kırıklığı ve umutsuzluk bir arada yaşayıp
yaşamamaya dair görüşleri de etkiliyor. Kısa süre öncesine kadar
birlikte yaşamaya ilişkin anket sonuçları çok farklıydı.
(Rum gazetesi Filelefteros, 7 Nisan 2006)
Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso: AB,
Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutacak
|
İLGİLİ
TARAFLARDAN DESTEK BEKLİYORUZ"... AB Komisyonu Başkanı
Barroso, "AB Komisyonu Kıbrıslı Türklere karşı
verdiği taahhütleri yerine getirecektir. Ayrıca uzun süre devam
eden sorunun kısa zamanda çözümlenmesi için ilgili tüm tarafların
katkılarını bekliyoruz" dedi. Diplomatik çevreler,
Barroso'nun bu tavrının Rumlara yönelik ikaz niteliği
taşıdığını vurguladı NAMİ İLE
ÖZGÜRGÜN YENİ KIBRIS RAPORTÖRÜ İLE GÖRÜŞTÜ... Avrupa Konseyi
Parlamenter Asamblesi toplantılarında KKTC'yi temsil eden asil üye
olarak CTP milletvekili Nami ile yedek üye UBP Genel Başkanı
milletvekili Özgürgün, AKPA'nın yeni Kıbrıs raportörü
yanı sıra birçok Avrupa yetkilisi ile görüştü.
Görüşmelerde AB temsilcileri, Kıbrıslı Türklere yönelik
açılımların daha fazla geciktirilmemesi gerektiği
yönündeki görüşlerini aktardı Avrupa Birliği (AB)
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, "AB Komisyonu
Kıbrıslı Türklere karşı verdiği taahhütleri
yerine getirecektir. Ayrıca uzun süre devam eden sorunun kısa
zamanda çözümlenmesi için ilgili tüm tarafların
katkılarını bekliyoruz" dedi. Barroso, Avrupa Konseyi
Parlamenter Asamblesi'ne (AKPA) hitaben yaptığı konuşma
sonrası AKPA Türk delegasyonu başkanı Murat Mercan'ın AB,
Kıbrıslı Türklere verdiği sözlerin tutulması ile
ilgili ne yapacak sorusuna, öncelikle cevap vermek istediğini belirterek
şunları kaydetti: "AB Komisyonu
Kıbrıslı Türklere karşı verdiği taahhütleri
yerine getirecektir. Ayrıca uzun süre devam eden sorunun kısa
zamanda çözümlenmesi için ilgili tüm tarafların
katkılarını bekliyoruz." Bununla birlikte,
Strasbourg'da Barroso'nun AB Kıbrıslı Türklere verdiği
sözü tutacak açıklamasını yorumlayan diplomatik çevreler,
Barroso'nun bu tavrının Rumlara yönelik ikaz niteliği
taşıdığını vurguladılar. Öte yandan AKPA'daki
toplantılarında KKTC'yi temsil eden asil üye olarak CTP-BG
milletvekili Özdil Nami ile yedek üye UBP Genel Başkanı
milletvekili Hüseyin Özgürgün, AKPA'nın yeni Kıbrıs raportörü
ile bir araya geldi. Nami ve Özgürgün,
Strasbourg'da birçok Avrupa ülkesinin yetkilisi ile görüşme imkanı
buldu. Yapılan görüşmelerde Avrupa ülkelerinin temsilcileri KKTC
meclisi üyelerine, Kıbrıslı Türklere yönelik
açılımların daha fazla geciktirilmemesi gerektiği
yönündeki görüşlerini aktardı. Nami: İzolasyonlar
sona erdirilmesi konusundaki hassasiyet
devam ediyor KIBRIS'a, Strasbourg'da
bulundukları temaslar hakkında açıklamada bulunan Özdil Nami,
yeni atanan Kıbrıs raportörüyle bir ön görüşme
yaptıklarını ifade ederek, raportörün, bugüne kadarki
raportörlerin hazırladıkları raporları inceleyerek,
konuyu etraflıca anlamaya çalıştığını ve
bu çerçevede bir araya geldiklerini söyledi. Raportörün,
görüşmede yakın zamanda Kıbrıs'a gelme arzusu
olduğunu ilettiğini söyleyen Nami, "Sürekli olarak bizle
temasta bulunmak istediğini söyledi. Bu konuda kendisine
yardımcı olacağımızı ve Avrupa Konseyi'ne
doğru bilgi aktarılması için çaba göstereceğimizi ifade
ettik" dedi. Nami, Barroso'nun, Murat
Mercan'ın Avrupa Birliği'nin, Kıbrıslı Türklere
verdiği vaatlerin tutulmasıyla ilgili sorusuna, öncelikle cevap
vermek istediğini belirterek, Kıbrıslı Türklere
karşı verilen taahhütlerin yerine getirileceğini
söylediğini de kaydetti. Strasbourg'daki
temasları sırasında siyasi komiteler ve sosyalist grup üyeleri
ile görüşmelerde bulunduklarını da anlatan Nami,
görüşmeler sırasında Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlarının sona erdirilmesi konusundaki hassasiyetin yüksek
olduğunu ve bu konudaki kararlılığın devam
ettiğini gözlemlediklerini anlattı. AB Dönem
Başkanı Avusturya'nın, doğrudan ticarete
karşılık Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara
iadesi önerisinde bulunacağı yönündeki Rum kaynaklı haberlerin
Strasbourg'da gündem konusu olup olmadığının
sorulması üzerine Nami, böyle bir gündem olmadığını
ve bunun, Rumlar tarafından yayılan spekülatif bir haber
olduğunu söyledi. Mali Yardım
Tüzüğü'nde de Rumlar tarafından benzer spekülasyonların
yapıldığını anımsatan Nami, "Bu, Mali
Yardım tüzüğü sırasında da denendi, ancak
girişimlerimiz sonucu önlendi. Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu,
yaptıkları resmi açıklamalarda doğrudan ticaret
tüzüğü ile ilgili herhangi bir şartın
olmadığını teyit ediyorlar" diyerek, bu haberleri, Kıbrıslı
Rumların kendi iç siyasetleri için yarattıkları söyledi. |
KIBRIS 12/04/06
"Ambargolular Grubu", Brüksel'de gösteri düzenliyor
|
SUSTURULANLAR"...
KKTC'ye uygulanan ambargoları protesto etmek amacıyla etkinlikler
gerçekleştiren "Ambargolular Grubu", 26 Nisan Çarşamba
günü Brüksel'de "Gagged-Susturulanlar" adlı bir gösteri
gerçekleştirecek. Brüksel'deki gösteri AB'nin KKTC'ye verdiği
sözleri tutmaktaki başarısızlığını
vurgulamak amacı taşıyor KKTC'ye uygulanan
ambargoları protesto etmek amacıyla etkinlikler gerçekleştiren
Ambargolular Grubu, 26 Nisan Çarşamba günü Brüksel'de
"Gagged-Susturulanlar" adlı bir gösteri gerçekleştirecek. Brüksel'deki gösteri
AB'nin KKTC'ye verdiği sözleri tutmaktaki
başarısızlığını vurgulamak amacı
taşıyor. Ambargolular Grubu'ndan
yapılan yazılı açıklamada, gösterinin Avrupa Konseyi'nin KKTC'ye
uygulanan izolasyonların kaldırılmasına karar vermesinin
ikinci yıldönümüyle çakıştığı belirtildi ancak
bu kararın hala yerine getirilmediğinin altı çizildi.
Açıklamada şöyle denildi: " 'Susturulanlar'
gösterimiz, Kıbrıslı Türklerin ikinci sınıf vatandaş
muamelesi görmeyi kabul etmediklerinin ve AB'nin sözlerini yerine
getirmemesinin adadaki ırkçı durumun yürürlükte kalmasını
sağlayacağının iyi zamanlanmış bir
anımsatıcısıdır." Açıklamada,
gösteriye katılmak isteyenlerin Londra'dan Brüksel'e ulaşım
detayları için Ambargolular İrtibat Sorumlusu İsmail Veli'yle
01992 464 660 numaralı telefondan temas kurması istenildi. |
KIBRIS 12/04/06
|
İKÖPABtan
KKTCye tanıma İKÖ
Parlamento Birliği daha önce Kıbrıs Türk müslüman toplumu
olarak anılan KKTCnin Kıbrıs Türk Devleti olarak
adlandırılmasına oy birlğiyle karar verdi. Buna göre
İKÖ KKTCnin varlığını resmen kabul etti. |
|
|
|
|
|
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 21:47 TSİ 13 Nisan 2006 Perşembe
İSTANBUL
- İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliğinin (İKÖPAB)
4. Konferansında, KKTCnin İKÖPAB nezdinde Kıbrıs Türk
Devleti ifadesiyle yer almasına ilişkin tasarı oy
birliğiyle kabul edildi.
Conrad Otelde düzenlenen konferansın kapanış
oturumunda, İKÖPABda Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu olarak
gözlemci statüsünde bulunan KKTCnin Kıbrıs Türk Devleti ifadesiyle
yer alması için hazırlanan tasarı da ele alındı.
Basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya
ilişkin tasarı oybirliği ile kabul gördü. Karar Türkiyenin
girişimleri sonucunda sunulan önergenin değerlendirilmesinin
ardından verlidi.
İKÖPAB'dan 'Kıbrıs Türk Devleti' kararı
13 Nisan, 2006 22:22:00 (TSİ) CNN TURK
İstanbulda düzenlenen İslam Konferansı Örgütü
Parlamento Birliği'nin Dördüncü Konferansı'nda, KKTC'nin
'Kıbrıs Türk Devleti' ifadesiyle yer almasına ilişkin
tasarı oy birliğiyle kabul edildi.
İki
gün süren İKÖPAB Dördüncü Konferansı toplantılarının
son gününde Türkiye heyetinin önerisi üzerine bundan sonraki toplantılarda
Kıbrıs Türk Müslüman Halkı yerine, Kıbrıs Türk
Devleti denmesine ilişkin karar kabul edildi.
Bu çerçevede ilk kez tümüyle Kıbrıs'a ilişkin bir karar metni
yayınlandı.
Daha önce Yemen'in başkenti Sana'da yapılan İslam
Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları
toplantısında Türkiye tarafından teklif edilen ve
İstanbul'da düzenlenen toplantıda da kabul edilen tasarıya göre,
İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları
toplantılarında Kıbrıs Türk Devleti ibaresi
kullanılıyordu.
İKÖ'nün bu kararını organı İKÖPAB'a da tavsiye
niteliğinde bildirmişti.
Konuyla ilgili soruları yanıtlayan KKTC Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu, "buraya gelirken bizim beklentimiz Kıbrıs
Türkü üzerindeki izalasyonların kalkması ve bir açılım
gelmesiydi" dedi.
Ekenoğlu, KKTC olarak amaçlarının, tüm dünya ile kurmak
istenilen bağlantıları İslam ülkeleriyle de kurmak,
ekonomik anlamda, turizm, spor, kültür etkinliklerinde bulunmak olduğunu
söyledi.
KKTC ile ilgili alınan kararın daha önceden İKÖ'nün
Dışişleri Bakanları toplantısında
aldığını ve İKÖPAB'a tavsiye ettiğini
hatırlatan Ekenoğlu, "parlamentoda onaylanması bugüne
kaldı... İslam ülkeleri ile bu alınan karar sonrasında daha
süratli bir bağlantı olur" şeklinde konuştu.
Arınç: "Karar tanınma anlamına gelmez"
Basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya
ilişkin tasarı oybirliği ile kabul gördü.
İKÖPAB toplantılarının tamamlanmasının
ardından basın mensuplarının sorularını
yanıtlayan TBMM Başkanı Bülent Arınç, KKTC ile ilgili
kararı yorumladı.
Arınç bu çok ileri bir adımtır. Kıbrıs daha önce
Kıbrıs müslüman toplumu olarak nitelenen KKTC bundan sonra
İKÖPAB toplantılarında Kıbrıs Türk Devleti olarak
nitelendirilecektir. İKÖPAB'ın bu kararı üye ülkelerin KKTC'yi
tanıyacakları anlamına gelmemektedir" diye konuştu.
İslam
Konferansı Örgütü (İKÖ) KKTC'yi tanıdı
(a.a.)
İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB)
4. Konferansı'nda, KKTC'nin İKÖPAB nezdinde Kıbrıs Türk
Devleti ifadesiyle yer almasına ilişkin tasarı oy
birliğiyle kabul edildi.
TBMM
Başkanı Bülent Arınç, İKÖPAB'da Müslüman Türk Toplumu
olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar
gereğince, Kıbrıs Türk Devleti olarak isimlendirilmesinin oy
birliğiyle kabul edildiğini söyledi.
Arınç,
İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4.
Konferansı'nın kapanış oturumunun ardından
gazetecilere bir açıklama yaptı.
Konferansın
başarıyla sonuçlandığını dile getiren Arınç,
İstanbul Deklarasyonu ve evrensel nitelikteki Boğaziçi
Deklarasyonunun çok önemli metinler olduğunun altını çizdi.
Bülent
Arınç, konferansta, hem Batı Trakya'daki Türk
azınlığına ilişkin, hem de KKTC'nin Kıbrıs
Türk Devleti olarak tanımlanması konuları ile Afrika'daki
bazı ülkelerin borçlarının silinmesine yönelik teknik bazı
kararların alındığını bildirdi.
TBMM
Başkanı Bülent Arınç, şunları kaydetti:
Müslüman
Türk Toplumu olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar
gereğince, 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak bundan sonra
isimlendirilmesi oy birliğiyle kabul edildi. Teknik olarak İstanbul
Deklarasyonu ve Boğaziçi Deklarasyonu karar
ağırlığında olan şeyler değil, temenni ve
duyguları ifade içine almaktadır ama alınan kararlar
bağlayıcıdır.
Bu
çok ileri bir adımdır. İstanbul Deklarasyonu içinde
Kıbrıs ile ilgili yer alan hususlar, Kıbrıs'taki
izolasyonların sona erdirilmesi, barışçı çabaların BM
tarafından devam ettirilmesi konusudur. Bundan böyle Kıbrıs'taki
Müslüman Türk halkına 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak isim
verilmiştir. Bu büyük bir başarıdır. Bundan dolayı hem
Türkiye, hem de KKTC'de sevinçle karşılanacağını ümit
ediyorum.
SORULAR
Arınç,
Bu konunun deklarasyonda yer almamasının nedeni
Mısır'ın itirazı mı? sorusu üzerine, deklarasyonun,
daha geniş ve her konuyu kapsayıcı şekilde ilan
edildiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
Boğaziçi
Deklarasyonu, zaten, bütün dünyaya karşı, Avrupa'ya karşı
'Bizi de anlayın, bizi de tanıyın, farklılara bir zenginlik
olarak bilin, İslam karşıtlığından vazgeçin,
diyalog arayışlarına siz de katkıda bulunun' şeklinde,
bugün dünyanın içinde bulunduğu sorunlara Müslüman ülkeler gözüyle
bir bakışı ifade ediyor. Bazı cümlelere, bazı
ülkelerin itirazları olmuştur. Ama genelde sağlanan konsensüs
hem okuduğum, hem de karar altına alınan hususlar olarak
dokümanlara geçti.
Gazetecilerin,
Filistin heyetinin siz metni okurken itirazları oldu. Arapça metinde
'direniş hakkı' sözcüğünün bulunmasına rağmen Türkçe
ve İngilizce metinde yer almamasına dair itirazları vardı
sözleri üzerine Arınç, tercüme hatası olduğu söyledi.
Bülent
Arınç, bunların müzakere edilerek karar altına
alındığını vurgulayarak, Arkadaşların
heyecan duymaları bir tercüme eksikliğinden kaynaklanıyor. Bu
deklarasyonun en az 10 maddesi Filistin ile ilgilidir dedi.
TBMM
Başkanı Bülent Arınç, Kıbrıs Türk devleti nitelemesi
KKTC'nin bir devlet olarak tanınması açısından nasıl
bir anlam ifade ediyor mu? sorusuna karşılık da,
İKÖPAB'ın aldığı bir karar. BM Genel Sekreteri'nin de
planında bu isim geçmiş bulunuyor. Yani bundan sonra bu ülkeler,
'Kıbrıs devletini tanıyacaklardır' değil. O
aşamada değiliz. Aldığımız karar bunu ifade
etmiyor diye konuştu.
KKTC
ile ekonomik işbirliği konusunda çağrı yer aldı
mı? sorusu üzerine de Arınç, bu konunun deklarasyonda yer
aldığını kaydetti.
Bu
arada İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin
(İKÖPAB) 5. Konferansı 2008'de Kahire'de yapılacağı
bildirildi.
HURRIYET 13/04/06
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Ledra Palace'da
toplandı
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi, dün sabah ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de
toplandı.Komite toplantısına Türk Üye Gülden Plümer Küçük ile
Yardımcısı Ahmet Erdengiz, Rum Üye Elias Georgiades ile
Yardımcısı Ksenefon Tallis ve Üçüncü Üye
Yardımcısı Jennifer Wright katıldı.
Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı, Başbakan
Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü
Ahmet Erdengiz'in TAK muhabirine verdiği bilgiye göre, programa göre
perşembe günleri toplanan Komite, Paskalya Yortusu nedeniyle bu haftaki
toplantısını düne aldı.
Ahmet Erdengiz,
toplantıda önümüzdeki günlerde yapılacak faaliyetlerle ilgili
bütçenin gözden geçirildiğini belirtti.
Taşkent köyündeki kan
alım
çalışması tamamlandı
Kuzey Kıbrıs'ta
kayıp şahıslarla ilgili çalışmaların devam
ettiğini ve kayıp yakınlarından kan alımı
işlemlerinin, Dr. Eyüp Gemicioğlu başkanlığında
oluşturulan DNA laboratuarı ekipleri tarafından
sürdürüldüğünü kaydeden Erdengiz, Taşkent köyündeki kayıp
yakınlarından kan alım çalışmasının ise
tamamlandığını ifade etti.
Çalışmalara Taşkent
köyünden başlanmasının nedenini, burada toplu kayıplar
olması olduğuna işaret eden Ahmet Erdengiz, kan alım
işlemlerine diğer yerleşim birimlerinde de devam
edileceğini, bu çerçevede 502 Türk kaybın tümünün ailelerine
ulaşılacağını vurguladı.
Erdengiz, ara bölgede
yapılacak Antropoloji Laboratuarı'nın inşası ve
teçhizatının tamamlanması çalışmalarının
sürdüğünü de ifade etti.
Guberan'ın yerine
henüz atama yok
Uzun süreden beri 3. Üye
olarak görev yapan Pierre Guberan'ın emekliye ayrılmasıyla,
Komite'de boşalan üyelik için BM'nin üye atama sürecinin
çalışmakta olduğunu da belirten Ahmet Erdengiz, ancak henüz
atama yapılmadığını vurguladı.
BM kararı ve taraflar
arasında varılan anlaşma gereği 1981 yılında
kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne, Türk üye olarak
Latife Birgen'in ardından 1984 yılında Rüstem Tatar
atanmış ve Tatar 21 yılın ardından geçtiğimiz
aylarda emekliye ayrılmıştı.
Tatar'ın
emekliliğiyle Komite'deki Türk Üyeliğe, Üye Yardımcısı
Gülden Plümer Küçük atanmıştı.
Başbakan
Yardımcılığı, Dışişleri
Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü
Ahmet Erdengiz de, Komite'de Yardımcı Üye olarak görev yapıyor.
KIBRIS 13/04/06
İKÖ'de gündem KKTC
KKTC'yi Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Ekenoğlu başkanlığında bir heyetin
temsil ettiği İstanbul'daki İslam Konferansı Örgütü
Parlamento Birliği 4. Konferansı'na, Kıbrıs Türk toplumuna
uygulanan ambargolar damgasını vurdu
İKÖ'de gündem KKTC
"KKTC'YE HAKSIZ
KISITLAMALAR KALDIRILMALI" İslam Konferansı Örgütü Parlamento
Birliği (İKÖPAB) 4. Konferansı'nda TC Cumhurbaşkanı
Sezer, TBMM Başkanı Arınç ve Türkiye Başbakanı
Erdoğan, yaptıkları konuşmalarda Kıbrıslı
Türklere uygulanan ambargoları "haksız" uygulamalar olarak
nitelendirerek, hiçbir yasal dayanağı bulunmayan, insanlık
dışı kısıtlamaların kaldırılarak,
Kıbrıslı Türklerin dünyayla bütünleşmesine olanak
tanınması gerektiği konusunda ortak görüş bildirdi
SEZER: KIBRISLI TÜRKLERLE
İLİŞKİLER GELİŞTİRİLMELİ KKTC ile her alanda ilişkilerin
geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan TC Cumhurbaşkanı
Sezer, bu konuda karşılıklı ziyaretler yoluyla parlamenter
ilişkilerin geliştirilmesinin Kıbrıs Türklerinin
karşılaştığı zorlukların
anlaşılması ve aşılmasında öncü işlev
görebileceğine inandıklarını ifade etti
ARINÇ: İNSANLIK
DIŞI UYGULAMA TBMM
Başkanı Arınç, Kıbrıs Türk tarafına 10
yıllardır uygulanan ambargoların, hiçbir yasal
dayanağı olmadığını ve insanlık
dışı uygulamalar olduğunu belirterek, İKÖ'nün,
Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonların
kaldırılması ve ilişkilerin her alanda geliştirilmesi
yönünde çeşitli kararları olduğuna dikkat çekti
ERDOĞAN: AB VE BM HALA
ADIM ATMIŞ DEĞİLTürkiye Başbakanı Erdoğan,
KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmadığı
sürece, kimsenin Türkiye'den olumlu bir yaklaşım sergilemesini
beklememesini yineleyerek, hem AB hem de BM'nin Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması
çağrısında bulunulduğunu hatırlatarak, hala bu noktada
atılmış bir adımın bulunmadığını
bildirdi
İstanbul Conrad
Otel'de düzenlenen İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği
(İKÖPAB) 4. Konferansı'na Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan
ambargoların kaldırılması damgasını vurdu.
KKTC'yi Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında bir
heyetin temsil ettiği İKÖPAB 4. konferansında, TC
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)
Başkanı Bülent Arınç ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, yaptıkları konuşmalarda Kıbrıslı
Türklere uygulanan ambargolara dikkat çekti.
Üst düzey TC yetkilileri,
Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoları
"haksız" uygulamalar olarak nitelendirerek, hiçbir yasal
dayanağı bulunmayan insanlık dışı bu
kısıtlamaların kaldırılarak, Kıbrıslı
Türklerin dünyayla bütünleşmesine olanak tanınması
gerektiği konusunda ortak görüş bildirdi.
Doğrudan
ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve
spor amaçlı temaslar başta olmak üzere KKTC ile her alanda
ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan TC
Cumhurbaşkanı Sezer,
bu konuda
karşılıklı ziyaretler yoluyla parlamenter ilişkilerin
geliştirilmesinin Kıbrıs Türklerinin
karşılaştığı zorlukların anlaşılması
ve aşılmasında öncü işlev görebileceğine
inandıklarını ifade etti.
Kıbrıslı
Türklere uygulanan kısıtlamalarla ilgili İslam Konferansı
Örgütü'nün çeşitli kararları olduğuna da dikkat çeken Sezer,
Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıs Türklerine yönelik tüm
açılımların önünü kesmek için büyük çaba içinde olduğunu
belirtti.
TBMM Başkanı ve
İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) Dönem
Başkanı Bülent Arınç ise Kıbrıs Türk tarafına 10
yıllardır uygulanan ambargoların, hiçbir yasal dayanağı
olmadığını ve insanlık dışı uygulamalar
olduğunu belirterek, "İKÖ'nün, Kıbrıs Türklerine
yönelik izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs
Türkleri ile ilişkilerin her alanda geliştirilmesi konusunda
almış olduğu muhtelif kararları mevcuttur" dedi.
KKTC'ye, uygulanan
izolasyonların kaldırılmadığı sürece, kimsenin
Türkiye'den olumlu bir yaklaşım sergilemesini beklememesini yineleyen
Erdoğan, hem AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihli kararında hem de BM
Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda, Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması
çağrısında bulunulduğunu hatırlatarak, hala bu noktada
atılmış bir adımın bulunmadığını
bildirdi.
Sezer: Kıbrıs
Türklerinin dünya ile
bütünleşmesine olanak
tanınmalı
TC Cumhurbaşkanı
Sezer, doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon,
yatırım ve spor amaçlı temaslar başta olmak üzere KKTC ile
her alanda ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini
vurguladı.
Konferansın
açılışında konuşan TC Cumhurbaşkanı,
parlamenterlerin dikkatine getirmek istediği diğer bir konunun da
Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız kısıtlamalar
olduğunu kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"İslam
Konferansı Örgütü'nün bu konuda çeşitli kararları
bulunmaktadır. Kıbrıs Türklerinin dünyayla bütünleşmelerine
olanak tanınmalı, maddi ve siyasal açıdan kendilerine
yardımcı olunmalıdır.
Doğrudan
ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve
spor amaçlı temaslar başta olmak üzere her alanda ilişkiler
geliştirilmelidir. Bu konuda karşılıklı ziyaretler
yoluyla parlamenter ilişkilerin geliştirilmesinin Kıbrıs
Türklerinin karşılaştığı zorlukların
anlaşılması ve aşılmasında öncü işlev
görebileceğine inanıyoruz.
Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi, Kıbrıs Türklerine yönelik tüm açılımların
önünü kesmek için büyük çaba içindedir.
Son dönemde AB
üyeliğini bu amaçla kötüye kullanmaktadır. Kıbrıs
Türklerine haksız biçimde uygulanan yalıtımı aşmaya
yönelik açılımların Rumları çözüme yönlendirecek tek araç
olduğunu düşünüyoruz.
Türkiye, adada BM Genel
Sekreteri'nin iyi niyet görevi çerçevesinde ve kabul edilmiş BM
parametreleri temelinde, kalıcı, hakça ve kapsamlı çözüm
yönündeki kararlılığını ve çabaları
sürdürecektir."
Arınç:
Kıbrıs Türklerine uygulanan
ambargonun yasal
dayanağı yok
TBMM Başkanı
Arınç, Kıbrıs Türk tarafına 10 yıllardır uygulanan
ambargoların, hiçbir yasal dayanağı
olmadığını ve insanlık dışı uygulamalar
olduğunu belirterek, "İKÖ'nün, Kıbrıs Türkleri'ne
yönelik izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs
Türkleri ile ilişkilerin her alanda geliştirilmesi konusunda
almış olduğu muhtelif kararları mevcuttur" dedi.
Konferansın
açılış oturumunda yaptığı konuşmada
Arınç, "Kararlar doğrultusunda kardeş islam ülkelerini,
Kıbrıs Türkleri ile yakın ilişkiler tesis etmeye ve onlara
her açıdan destek olmaya davet ediyoruz" dedi.
Arınç,
"Kıbrıs'ta BM parametreleri paralelinde kalıcı, adil
ve kapsamlı çözüm yönündeki kararlılığımızı
muhafaza etmekteyiz" şeklinde konuştu.
Erdoğan:
İzolasyonlar kaldırılmadıkça kimse
Türkiye'den olumlu bir
yaklaşım talep edemez
TC Başbakanı
Erdoğan ise, " KKTC'ye, oradaki kardeşlerimize uygulanan
izolasyonlar kaldırılmadığı taktirde, kimse
Türkiye'den olumlu bir yaklaşım talep edemez" dedi.
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, konferansta yaptığı konuşmada
Kıbrıs meselesinin kendilerinin bir davası olduğunu ifade
ederek, bu konuda attıkları iyi niyetli adımlarla
gerçekleştirdikleri atılımın herkesin malumu olduğunu
söyledi.
Erdoğan,
malların, kişilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımına
ilişkin kısıtlamaların ilgili tüm taraflarca
eşzamanlı olarak kaldırılması yönünde hazırladıkları
öneri paketini daha önce açıkladıklarını hatırlatarak,
"Fakat şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Eğer KKTC'ye,
oradaki kardeşlerimize uygulanan izolasyonlar kaldırılmadığı
taktirde, kimse Türkiye'den olumlu bir yaklaşım talep edemez. Bunu da
özellikle söylemek istiyorum" dedi.
Recep Tayyip Erdoğan,
hem AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihli kararında hem de BM Genel
Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda, Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması çağrısında
bulunulduğunu hatırlatarak, hala bu noktada atılmış
bir adımın bulunmadığını bildirdi.
Erdoğan,
başlattıkları girişimin bu amacın
gerçekleştirilmesine ve Kıbrıs Türk halkının dünyayla
bütünleşmesine imkan sağlayacağını ifade ederek,
"Eylem planımız bugüne kadar uluslararası camiadan olumlu
tepkiler almıştır. BM Genel Sekreteri önerileri yapıcı
bulduğunu ifade etmiştir. ABD, İngiltere, İtalya,
İspanya, Kazakistan, AB Komisyonu ve İKÖ, girişimimizi
destekleyici açıklamalar yapmıştır. İslam
Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin de eylem planımıza
güçlü destek vermesini bekliyoruz" diye konuştu.
Usar: KKTC'nin
'Kıbrıs Türk devleti'
olarak anılması
için girişimler sürecek
Öte yandan, Bakanlar Kurulu
Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih
Usar, İstanbul'daki İslam Konferansı Örgütü (İKÖ)
Parlamentolar Birliği Genel Kurul toplantısında KKTC'nin
"Kıbrıs Türk Devleti" olarak kabul edilmesine yönelik
girişimlerinin sürdüğünü belirtti.
Bakanlar Kurulu
sonrasında, bir gazetecinin, bu konuda hükümetin bir girişiminin söz
konusu olup olmadığı yönündeki sorusu üzerine Bakan Usar,
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu
başkanlığındaki bir heyetin de hazır bulunduğu
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Parlamentolar Birliği Genel
Kurul toplantısına, KKTC'nin "Müslüman Kıbrıs Türk Toplumu"
olarak davet edildiğini, ancak daha sonra tepki üzerine davetin
"Kıbrıs Türk Devleti" olarak düzeltildiğini
anımsatarak, "İKÖ'de KKTC 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak
anıldığına göre, bundan sonra da bunun sürmesi yönünde tüm
kurumlarımızla gerekli tüm girişimler, temaslar
sürdürülecektir" dedi.
KIBRIS 13/04/06
Nüfus sayımına güvenmiyorlar
Rum basını,
KKTC'de 30 Nisan'da yapılacağı ilan edilen genel nüfus ve konut
sayımı sırasında, TC kökenli KKTC
vatandaşlarının sayısının olduğundan az
gösterilmeye çalışılacağı iddiasında bulundu.
Fileleftheros gazetesi
haberinde şunları öne sürdü:
"Türkler,
yapılacağı ilan edilmiş olan 30 Nisan sayımları
sırasında yerleşiklerle oyun oynamaya çalışacaklar.
Edinilen bilgilerden anlaşıldığı üzere, işgal
bölgelerinde ikamet etmekte olan Türkiye'den gelen yerleşiklerin
sayısını, olduğundan daha az göstermeye
çalışacaklar.
Yine
öğrendiğimize göre, yerleşiklerin sayısıyla ilgili
BM'nin elindeki bilgileri tersine çevirmeye de çalışacaklar. BM'nin
elindeki yerleşik sayısına ilişkin bilgilerin bile tam
olmadığına ve belirlenmiş olan kategorilerde
yerleşiklerin, gerçek sayılarından daha az gösterildiğine
işaret ediliyor.
Annan Planı döneminde
yapılan tartışmalara göre Kıbrıs Rum tarafı; (TC
Kökenli KKTC vatandaşlarının) sayısının 119
binden fazla olduğunu hesap ediyor."
KIBRIS 13/04/06
Lefkoşa'ya çok katlı otopark için ihaleye
çıkıldı
|
Özgül Gürkut
Mutluyakalı- T.A.K. Her geçen gün artan
nüfusu ve motorlu araç sayısıyla trafik
sıkışıklığını en çok yaşayan
yerleşim birimi olan başkent Lefkoşa'da, yıllardır
gündemde olan çok katlı otopark inşası konusunda nihayet somut
adım atıldı. Lefkoşa Türk
Belediyesi (LTB), Mahmut Paşa Mahallesi'nde Mahmut Paşa
Otoparkı olarak bilinen yerde yap-işlet-devret modeliyle çok
katlı otopark yapımı için ihaleye çıktı. En az 250 araç kapasiteli
inşa edilecek otopark, yer seviyesinden en fazla 2 kat yükseklikte
olacak ancak yer altında katlar içerebilecek. Taslak projeler için 12
Haziran'a kadar süre bulunan ihalede yapılacak değerlendirme
sonrasında uygun görülecek bir teklifin 4 aylık sürede uygulama
projesi çizilecek. Ardından çok katlı otoparkın
inşaatının 18 aylık sürede tamamlanması öngörülüyor. Erk: Lefkoşa'yı
rahatlatacak Lefkoşa Türk
Belediyesi Başkanı Kutlay Erk, çok katlı otopark projesi konusunda
TAK muhabirine yaptığı açıklamada, belediye bütçesinden
kaynak kullanmamak için yap-işlet-devret modelinin tercih
edildiğini, çok katlı otoparkla Lefkoşa trafiğine
rahatlama gelmesini amaçladıklarını söyledi. Erk, şu anda Mahmut
Paşa Otoparkı'nın ortasından geçen yolun, belediyeye ait
özel yol olduğunu, projede bütün alanın
kullanılacağını ancak yine otoparka giriş
çıkış için yol yapılacağını kaydetti. İki kat ve
terasın da kullanılmasıyla üç zeminli bir otopark
planlandığını ifade eden Kutlay Erk, alan kaybetmemek
için dükkan düşünülmediğini, ancak çok katlı otoparkın
kullanıma girmesiyle civardaki evlerin işyeri olarak
kullanılacağı beklentisi bulunduğunu anlattı. Lefkoşa Belediye
Başkanı Erk, yaya sayısının artmasıyla bölgenin
ekonomik canlılığının da artacağını
ifade etti. 3 yerde daha
düşünülüyor Başkentte, Yediler
Bölgesi'ndeki Pancaro'nun Hanı ve Devlet Senfoni
Orkestrası'nın bulunduğu binanın yanında da çok
katlı otoparklar yapılmasının gündemde olduğunu
açıklayan Erk, ayrıca Derviş Paşa Konağı'nın
yanına çelik malzemeyle geçici çok katlı otopark
düşündüklerini çünkü bu bölgede restorasyon
çalışmalarının sürdüğünü ve bitince tarihi
değerlerin daha güzel görünmesini istediklerini söyledi. Kutlay Erk, bugüne kadar
neden çok katlı otoparkların hayata geçemediği sorusuna
karşılık, kendi belediye başkanlığı
öncesindeki dönemde Mahmut Paşa'daki otoparkın bir özel
işletmeciye kiralandığını ancak kira ödemediği
için sorunlar yaşandığını, iki ay önce mahkemenin
yardımıyla uzlaştıklarını ve otoparkın
belediyeye devredildiğini anlattı. Suriçi'ndeki
otoparkların kapasitesi bin Çok katlı otopark
düşünülen diğer yerlerde de işyerleri bulunduğunu, küçük
esnaf sanayi sitesi düzenlenmeden bu işyerlerinin sahiplerine
"buradan çıkın" diyemeyeceklerini şimdi bu site
organize edildiği için artık buraların
boşaltılıp çok katlı otopark projelerine
başlanabileceğini ifade eden Erk, Lefkoşa Suriçi'ndeki
belediye ve özel otoparkların kapasitesinin bin olduğunu, uygun
bulunan bütün alanların trafiğin rahatlatılması
amacıyla kullanıldığını belirtti. Güralp: Bölge dokusunu bozmamak için 2 kat TAK muhabirinin
sorularını yanıtlayan LTB Projeler Bölümü Sorumlusu,
İnşaat Mühendisi Ali Güralp, çok katlı otoparkın, Ledra
Palace yönünden Cumhurbaşkanlığı'na giderken sağa
inen yolun iki tarafında bulunan Mahmut Paşa Otopark'ın
bulunduğu yerde inşa edileceğini söyledi. Buradaki yolun çok
katlı otopark inşası sırasında iptal
edileceğini belirten Güralp, ihaleye tekliflerin yer seviyesinden 2 kat
yukarıya veya yer altına ek katlar şeklinde
sunulabileceğini, bölge dokusunu bozmamak için 2 kattan yüksek bir
yapı öngörmediklerini ifade etti. Güralp, ihaleye
katılacakların taslak proje hazırlarken Şehir Planlama
Dairesi, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi, Anıtlar Yüksek Kurulu'ndan
onay alması gerektiğini kaydederek, taslak projelerin 12 Haziran'a
kadar belediyeye sunulacağını anlattı. Belediye idaresi ve
teknik personelin yapacağı değerlendirme sonrasında
başarılı bulunacak taslak projenin uygulama projesinin
çizilmesinin isteneceğini belirten Ali Güralp, yetkili mercilerden
gerekli onayların alınmasının ardından inşaat
aşamasına geçileceğini ve inşaat süresi olarak 18 ay
öngörüldüğünü açıkladı. LTB Projeler Bölümü
Sorumlusu Ali Güralp, bu süre içinde ihaleyi kazanan kişiden kira talep
etmeyeceklerini ancak bina tamamlandıktan sonra bir miktar kira talep
edileceğini kaydederek, ihaleye katılacakların tekliflerinde
çok katlı otoparkı kaç yıl sonra belediyeye devretmeyi
öngördüklerini de belirteceklerini ve değerlendirmede bunun da göz önüne
alınacağını bildirdi. Güralp, otoparkın
inşasında hangi malzemelerin kullanılacağının
da tekliflerde yer alacağını dile getirerek, AB
standartlarına uygun, çelik malzeme kullanılmasına önem
verdiklerini, projenin belediyeden onay alarak uygulanacağını
vurguladı. |
KIBRIS 13/04/06
'Kıbrıslı
Türk oy atamaz'
14/04/2006
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - 78
Kıbrıslı Türk'ün, 21 Mayıs'ta Rum Kesimi'nde yapılacak
genel seçimlerde 'seçme ve seçilme hakkını kullanmak' için
yaptığı başvuru reddedildi. Rum İçişleri
Bakanı Andreas Christou, 28 Şubat'ta yapılan müracaata
yanıtını, dün Türkçe ve Rumca olarak yazdığı
mektupla Kıbrıs AB Derneği (KAB) Başkanı Ali Erel'e
iletti. Başvuru yapanlar arasında Erel'in yanı sıra
Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa
Akıncı da bulunuyordu. Erel, kararın ardından
'Kıbrıs Yüksek Mahkemesi ve diğer hukuk süreçlerinin
başlatılacağını' söyledi.
Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Hoppe: Doğrudan Ticaret
Tüzüğü'nün kabul edilmesi için çaba göstereceğiz
DANİMARKA'DAN
DOĞRUDAN TİCARETE DESTEK... Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi
Christian Hoppe, ülkesinin AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi için çaba
göstereceğini ifade etti
"ANNAN PLANI
TARİHE KARIŞMADI, HALA MASADA"... TBMM AB Uyum Komisyonu'nu
ziyaret eden Hoppe, Annan Planı'nın tarihe
karıştığı yönündeki görüşlerin doğru
olmadığını belirterek, planın hala masada
olduğunu ve sorunun çözümünde temel bir belge niteliği taşıdığını
kaydetti
Danimarka'nın Ankara
Büyükelçisi Christian Hoppe, ülkesinin Avrupa Birliği'nin (AB)
Kıbrıslı Türklere yönelik Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
kabul edilmesi için çaba göstereceğini söyledi.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi (TBMM) AB Uyum Komisyonu'nu ziyaret eden Hoppe, Annan
Planı'nın tarihe karıştığı yönündeki
görüşlerin doğru olmadığını belirterek,
planın hala masada olduğunu ve sorunun çözümünde temel bir belge
niteliği taşıdığını kaydetti.
Adadaki referandumun
ardından AB'nin Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri yerine
getirmesi için ülkesinin çok çaba gösterdiğine işaret eden Hoppe,
ancak bu konuda AB içinde tam mutabakatın sağlanamamasından
duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Hoppe, Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi için ülkesinin çaba göstereceğini
de ifade etti.
Hoppe, müzakere
başlıklarının açılması için Türkiye'nin önüne
siyasi kriter koyma çabalarına ilişkin sorular üzerine de Türkiye'ye
karşı herhangi bir ayrımcılığın
yapılmadığını savunarak, müzakere
başlıklarının açılmasını dört gözle
beklediklerini söyledi.
KIBRIS 14/04/06
KAB: Mahkeme sürecinin önü açıldı
78 Kıbrıslı
Türkün, Rum İçişleri Bakanı Hristu'ya "seçme ve seçilme
hakkını kullanmak" için yaptığı başvuruya
ret cevabı geldi
KAB: Mahkeme sürecinin önü
açıldı
"KIBRIS
CUMHURİYETİ"NDEN RET... Kıbrıs AB Derneği (KAB),
21 Mayıs'ta Güney Kıbrıs'ta yapılacak genel seçimlere
yönelik olarak 78 Kıbrıslı Türkün "seçme ve seçilme
hakkını kullanmak" için yaptığı başvurunun
reddedildiğini açıkladı. Rum İçişleri Bakanı
Hristu, yapılan müracaata yanıtını, dün üç sayfalık
bir cevap şeklinde iki dilde KAB Başkanı Ali Erel'e iletti
HUKUKİ SÜREÇ HEMEN
BAŞLAYACAK... Kıbrıs AB Derneği, ret cevabının,
AİHM sürecin başlatılabilmesi için iç hukuk yollarının
tüketilmesine imkan yarattığı belirtti. Cevabın alındığı
günden itibaren mahkeme sürecinin önünün açılmış olduğu
ifade edilerek, "Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi ve
paralelinde diğer hukuk sürecinin hemen
başlatılacağı" vurgulandı
Kıbrıs AB
Derneği (KAB), 21 Mayıs'ta Güney Kıbrıs'ta yapılacak
genel seçimlere yönelik olarak 78 Kıbrıslı Türkün "seçme ve
seçilme hakkını kullanmak" için yaptığı
başvurunun reddedildiğini açıkladı.
Açıklamaya göre, Rum
İçişleri Bakanı Andreas Hristu, 28 Şubat tarihinde 78
Kıbrıslı Türk tarafından yapılan müracaata
yanıtını, dün üç sayfalık bir cevap şeklinde Türkçe ve
Rumca olarak iki dilde KAB Başkanı Ali Erel'e iletti.
Hristou yazılı
cevabında, "Kıbrıs'taki siyasi sorunun kapsamlı bir
hal çaresi bulunmadan bu hakların kullanılmasının
mümkün" olmadığını bildirdi.
Kıbrıs AB
Derneği'nden Ali Erel ve Mustafa Damdelen tarafından yapılan
yazılı açıklamada, yapılan lobi faaliyetleri ve
girişimler neticesinde alınan ret cevabının, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) sürecin
başlatılabilmesi için iç hukuk yollarının tüketilmesine
imkan yarattığı belirtildi.
"Cevabın
alındığı bugünden (dünden) itibaren mahkeme sürecinin önü
açılmış oldu" denilen açıklamada,
"Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi ve paralelinde diğer
hukuk sürecinin hemen başlatılacağı" vurgulandı.
Aralarında BDH Genel
Başkanı Mustafa Akıncı ve Ticaret Odası eski
başkanı Ali Erel'in de bulunduğu 78 kişilik grup, 28
Şubat'ta, Güney Kıbrıs'taki seçimler için girişim
yapmış, hedefin iki bölgeli, iki toplumlu "federal
Kıbrıs", zeminin ise 1960 Anayasası olduğu belirtilmişti.
KAB'ın basın
açıklaması
Ali Erel ve Mustafa
Damdelen imzalı KAP basın açıklaması şöyle:
"Andreas Christou'dan
cevap geldi: Christou "Kıbrıs'taki siyasi sorunun kapsamlı
bir hal çaresi bulunmadan bu hakların kullanılması mümkün
değil." diyor.
Kıbrıs
Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Andreas Christou'nun, 28 Şubat
2006 tarihinde 78 Kıbrıslı Türk tarafından yapılan
müracaata beklenen olumsuz yanıtı geldi. Yanıt, bugün, 13 Nisan
2006 tarihinde üç sayfalık bir cevap şeklinde Ali Erel'e iletildi.
Andreas Christou'nun, iki
lisanda, Türkçe ve Rumca gönderilen cevabında; "Kıbrıs
Anayasası, toplumlardan ve toplumların üyelerinden söz ederek, seçme
ve seçilme hakkını sağlar ve düzenler. Toplumunuz.......,
devletin anayasal organlarından çekilip katılmaması, ammeyi
ilgilendiren konuların yürütülmesinde yer almaması ve anayasal
organlara ve işlere katılmaması devam ettikçe, ...."
şeklindeki ifadelerine ek olarak "Yukarıda belirtilen düzen,
yani üyesi olduğunuz Türk toplumunun yokluğu, söz ettiğiniz
anayasal düzenlemelerin işlemesini imkansız
kılmaktadır." şeklinde devam etmektedir.
Sayın Christou'nun,
seçme ve seçilme hakkı ile ilgili verdiği cevap,
"Endişelerinizi anlayışla karşılamama
rağmen, yukarıda belirtildiği gibi, hiç kimsenin toplumunuzu
anayasal haklardan mahrum etme niyetinde olmadığını temin
eder, Kıbrıs'taki siyasi sorunun kapsamlı bir hal çaresi
bulunmadan bu hakların kullanılması mümkün
olmadığı şeklinde değerlendirmekteyim"
şeklindedir.
Ali Erel ve Mustafa
Damdelen'in, 78 Kıbrıslı Türkün müracaatını takiben
1960 hakları ile ilgili başlattığı çok yönlü
girişim neticesinde hukuki sürece giriliyor.
Kıbrıs
Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Christou'ya 28 Şubat tarihli
müracatlarla ilgili olarak, 5 Nisan tarihinde hatırlatma yazısı
gönderilerek, 78 Kıbrıslı Türk tarafından yapılan
müracaatlara yasal süre içinde cevap verilmediği ve konuyu yetkili bir
mahkeme önünde ileri götürme gerekliliğinin ortaya
çıktığı belirtildi.
Kıbrıs Ombudsman
Eliana Nicolaou'ya gönderilen yazı ile de, yapılan müracaatlara yasal
süre içinde cevap verilmemesi ve durumun aciliyeti nedeniyle Ombudsman'ın
müdahil olması talep edildi. Avrupa Birliği Ombudsman P.Nikiforos
Diamandouros'a gönderilen yazıda, üye devlet olan Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin hatalı faaliyetleri nedeniyle gerekli ikaz ve
girişimlerin yapılması istendi.
BM Genel Sekreteri
Sayın Kofi Annan'a, AB Konseyi, AB Komisyonu ve AB Parlamento
Başkanları ve milletvekilleri ile Komisyon'un "sorunları
çözme mekanizması" olan SOLVIT'e, Avrupa Parlamentosu Dilekçe
Komitesi'ne, Üye Devletler'in Brüksel Daimi Temsilcilikleri'ne, Kıbrıs'taki
Büyükelçilerine ve Avrupa Konseyi'nin ilgili birimlerine gönderilen
yazılarla durum izah edildi ve AB'ye üye olan ve İnsan Hakları
Konvansiyonu'nu imzalayan bir devletin kendi Anayasası'na ve İnsan
Haklarına uygun davranmadığı şikayet edildi.
Seçme ve seçilme
hakkının kullanılması ile ilgili müracaatı yasal süre
içinde cevaplamadığı ve vatandaşlarını seçmen
listesine kayıt etmediği konusunda bilgilendirilen kurumlar,
Kıbrıslı Türklerin seçme ve seçilme hakkının Anayasa
ve İnsan Hakları Sözleşmesine uygun olarak
kullanmasını sağlamak üzere müdahil olmak üzere girişim
yapmaya davet edildi.
AB Komisyonu, Avrupa
Parlamentosu, Milletvekilleri, Avrupa Konseyi ve diğer kurumlara bilgi
verildi: AB Komisyonu, Parlamentosu, milletvekilleri, Avrupa Konseyi ile
diğer AB Kurumlarına yazılan yazıda, Kıbrıs
Cumhuriyeti Temsilciler Meclisi seçimlerinin 21 Mayıs 2006 da
yapılacağı ancak henüz seçmen kütüklerine
kayıtlarının yapılmadığı bildirildi.
Konunun acilen takibe
alınıp ilgili AB ve uluslararası kurumların desteği
istenmiş, etkilerini kullanmaları ve Kıbrıslı Türklere
uygulanan ayırımcılığa karşı gerekli
adımları atmaları talep edilmiştir.
Yapılan lobi
faaliyetleri ve girişimler neticesinde alınan ret cevabı, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nde sürecin başlatılabilmesi için
iç hukuk yollarının tüketilmesine imkan yaratmıştır.
Cevabın alındığı bugünden itibaren mahkeme sürecinin
önü açılmış oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi
ve paralelinde diğer hukuk süreçleri hemen başlatılacaktır."
KIBRIS 14/04/06
CTP'den AKEL'e çağrı: Plana neden "hayır"
dediğinizin hesabını verin
AÇIKLAYIN... CTP, Güney
Kıbrıs'ta yaklaşan seçimler öncesinde, "CTP'yi kendine
hedef olarak seçmekle" suçladığı AKEL Genel Sekreteri
Hristofyas'ı, "çözümsüzlükten dolayı CTP'yi sorumlu göstermek
gayretlerini bir kenara bırakarak, Annan planına neden 'hayır'
dediklerinin hesabını vermeye" çağırdı
Cumhuriyetçi Türk Partisi
(CTP), Güney Kıbrıs'ta yaklaşan seçimler öncesinde, "CTP'yi
kendine hedef olarak seçmekle" suçladığı Çalışan
Halkın Yükseliş Partisi'nin (AKEL) Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'ı, "çözümsüzlükten dolayı CTP'yi sorumlu göstermek
gayretlerini bir kenara bırakarak, Annan planına neden 'hayır'
dediklerinin hesabını vermeye" çağırdı.
CTP Merkez Yönetim
Kurulu'ndan yapılan açıklamada, "CTP ile AKEL'in, uzun
yıllar, hedef benzerliğine dayanan bir birliktelik içinde hareket
ettikleri, ancak CTP ayni hedefleri korurken, AKEL'in çizgisini terk
ettiği" görüşüne yer verildi.
Açıklamada şöyle
denildi:
"CTP ile AKEL'in
geçmiş yıllarda, ortak bir tutumla, 'iki toplumlu, iki bölgeli
federal çözüm' ilkesini savundukları tarihi bir gerçektir. Ne var ki, CTP
bu çizgisini hâlâ daha korur, böyle bir çözüme ulaşmak için
Kıbrıs Türk halkına önderlik etmeye ve Kıbrıs Türk
halkının onayını almaya çalışırken; AKEL bu
çizgisini terk etmiş, böyle bir çözüme en fazla
yaklaştığımız noktada Papadopulos ve diğer
hakimiyetçi güçlerle ittifaka girerek çözüm yolunu
tıkamıştır."
"CTP'yi hedef
seçmiş görünüyor"
Güney Kıbrıs'ta
gerçekleşecek seçimler nedeni ile tartışmalı bir kampanya
sürdürülmekte olduğu, siyasi partilerin, özlü tartışmalar yapmak
yerine birbirlerine sataşmayı tercih ettikleri ve seçim
kampanyalarının şovenizmin artmasına neden olduğu
kaydedilen açıklamada, son dönemlerde, Güney'deki tartışma
noktalarından birini de CTP'nin oluşturduğunun
gözlemlendiği belirtildi ve şu ifadelere yer verildi:
" 'İki bölgeli,
iki toplumlu federal çözüm' konusunda en yoğun diyalog içinde
olduğumuz AKEL'in Genel Sekreteri Sayın Dimitris Hristofyas, bu seçim
döneminde, CTP'yi kendine hedef olarak seçmiş görünmektedir. Hristofyas,
her konuşmasında Cumhurbaşkanımız Sayın Mehmet
Ali Talat'a ve CTP'ye saldırmayı ihmal etmemektedir.
Anlaşılan odur ki, Hristofyas, Kuzey Kıbrıs'ta çözümden
yana güçler iktidarda iken, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunamamasının hesabını verememenin telaşı
içindedir ve kendi tutumunu haklı gösterme çabasıyla, CTP'ye
saldırmayı bir yöntem olarak benimsemiş görünmektedir."
"Hristofyas gerçekleri
saklama gayretinde..."
CTP Merkez Yönetim Kurulu
açıklamasında, Hristofyas'ın, geçmişte CTP ile "anti
işgal hareketi" oluşturduğunu, ama CTP'nin bundan
saptığını ileri sürerken, gerçekleri Kıbrıs Rum
halkından saklamak ve onları çözümsüzlüğün gerçek nedenleri
konusunda yanıltmak gayretinde olduğu görüşü dile getirildi ve
şunlar kaydedildi:
"CTP ile AKEL'in
geçmiş yıllarda, ortak bir tutumla, 'iki toplumlu, iki bölgeli
federal çözüm' ilkesini savundukları tarihi bir gerçektir. Ne var ki, CTP
bu çizgisini hâlâ daha korur, böyle bir çözüme ulaşmak için
Kıbrıs Türk halkına önderlik etmeye ve Kıbrıs Türk
halkının onayını almaya çalışırken; AKEL bu
çizgisini terk etmiş, böyle bir çözüme en fazla
yaklaştığımız noktada Papadopulos ve diğer
hakimiyetçi güçlerle ittifaka girerek çözüm yolunu tıkamıştır.
AKEL Genel Sekreteri,
çözümsüzlükten dolayı CTP'yi sorumlu göstermek gayretlerini bir kenara
bırakarak, Annan planına neden 'hayır' dediklerinin
hesabını vermelidir.
CTP ile AKEL, uzun
yıllar, hedef benzerliğine dayanan bir birliktelik içinde hareket
etmişlerdir. CTP, ayni hedefleri korumakta ve bunun Kıbrıs Türk
ve Rum toplumları ile birlikte bölge halklarının da
çıkarına olduğuna inanmaktadır. CTP'nin başlıca
hedefi, Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki bölgeli, toplumların
siyasi eşitliğine dayanan federal bir çözüm bulmaktır.
Partimiz, güncel
görevlerini bu temel hedefine ters düşmeden yerine getirmeye
çalışmakta ve her tarihi aşamada bu görev
anlayışının gereğine göre davranmaktadır. AKEL
liderliğinin buna uygun davranıp davranmadığını sorgulamak
ise AKEL üyelerine ve Kıbrıs Rum halkına düşmektedir."
KIBRIS 14/04/06
*** İKÖ'de Kıbrıs Türk Devleti ***
İslam Konferansı
Örgütü (İKÖ) Parlamento Birliği, daha önce Kıbrıs Türk
Müslüman toplumu olarak anılan KKTC'nin "Kıbrıs Türk
Devleti" olarak adlandırılmasına oy birliğiyle karar verdi
İKÖ'de
Kıbrıs Türk Devleti
KKTC'NİN VARLIĞI
RESMEN KABUL EEDİLMİŞ OLDU... İslam Konferansı Örgütü
(İKÖ) Parlamento Birliği'nin kararına göre, KKTC'nin
varlığı örgütte resmen kabul edilmiş oldu. İstanbul'da
Conrad Otel'de düzenlenen konferansın kapanış oturumunda,
İKÖ Parlamento Birliği "Kıbrıs Müslüman Türk
Toplumu" olarak gözlemci statüsünde bulunan KKTC'nin
"Kıbrıs Türk Devleti" ifadesiyle yer alması için
hazırlanan tasarı da ele alındı. Basına kapalı
olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya ilişkin tasarı
oybirliği ile kabul gördü
ARINÇ: BU ÇOK
İLERİ BİR ADIMDIR... Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Bülent Arınç, teknik olarak İstanbul Deklarasyonu
ve Boğaziçi Deklarasyonu'nun karar ağırlığında
olmadığını, temenni ve duyguları ifade ettiğini
belirterek, "Ama alınan kararlar bağlayıcıdır. Bu
çok ileri bir adımdır. İstanbul Deklarasyonu içinde
Kıbrıs ile ilgili yer alan hususlar, Kıbrıs'taki
izolasyonların sona erdirilmesi, barışçı çabaların BM
tarafından devam ettirilmesi konusudur. KKTC'de sevinçle
karşılanacağını ümit ediyorum." dedi
İKÖ Parlamento
Birliği daha önce Kıbrıs Türk Müslüman toplumu olarak
anılan KKTC'nin Kıbrıs Türk Devleti olarak
adlandırılmasına oy birliğiyle karar verdi. Buna göre
İKÖ KKTC'nin varlığını resmen kabul etti.
Conrad Otel'de düzenlenen
konferansın kapanış oturumunda, İKÖPAB'da
"Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu" olarak gözlemci statüsünde
bulunan KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" ifadesiyle yer
alması için hazırlanan tasarı da ele alındı.
Basına kapalı
olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya ilişkin tasarı
oybirliği ile kabul gördü. Karar Türkiye'nin girişimleri sonucunda
sunulan önergenin değerlendirilmesinin ardından verildi. TBMM
Başkanı Bülent Arınç, İKÖPAB'da "Müslüman Türk
Toplumu" olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar
gereğince, "Kıbrıs Türk Devleti" olarak
isimlendirilmesinin oybirliğiyle kabul edildiğini söyledi.
Arınç'tan
açıklama
Arınç, İslam
Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4.
Konferansı'nın kapanış oturumunun ardından
gazetecilere bir açıklama yaptı.
Konferansın
başarıyla sonuçlandığını dile getiren Arınç,
"İstanbul Deklarasyonu" ve evrensel nitelikteki
"Boğaziçi Deklarasyonu"nun çok önemli metinler olduğunun
altını çizdi.
Bülent Arınç,
konferansta, hem Batı Trakya'daki Türk azınlığına
ilişkin, hem de KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" olarak
tanımlanması konuları ile Afrika'daki bazı ülkelerin
borçlarının silinmesine yönelik teknik bazı kararların
alındığını bildirdi. TBMM Başkanı Bülent
Arınç, şunları kaydetti:
"Müslüman Türk Toplumu
olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar
gereğince, 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak bundan sonra
isimlendirilmesi oy birliğiyle kabul edildi. Teknik olarak İstanbul
Deklarasyonu ve Boğaziçi Deklarasyonu karar
ağırlığında olan şeyler değil, temenni ve
duyguları ifade içine almaktadır ama alınan kararlar
bağlayıcıdır. Bu çok ileri bir adımdır.
İstanbul Deklarasyonu içinde Kıbrıs ile ilgili yer alan
hususlar, Kıbrıs'taki izolasyonların sona
erdirilmesi,barışçı çabaların BM tarafından devam
ettirilmesi konusudur. Bundan böyle Kıbrıs'taki Müslüman Türk
halkına 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak isim verilmiştir. Bu
büyük bir başarıdır. Bundan dolayı hem Türkiye, hem de
KKTC'de sevinçle karşılanacağını ümit ediyorum."
İstanbul deklarasyonu
TBMM Başkanı
Bülent Arınç, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin
(İKÖPAB) 4. Konferansı'nın sonunda hazırlanan
"İstanbul Deklarasyonu"nu açıkladı.
Conrad Oteli'ndeki
konferansta basına kapalı olarak gerçekleştirilen oturum daha
sonra basına açıldı. TBMM Başkanı Bülent Arınç,
yaptığı konuşmada, iki gün boyunca üye ülkelerin görüş
ve düşüncelerini dürüst ve samimi şekilde ortaya koyduğunu ifade
ederek, toplantıda İslam ülkelerinin içinde bulundukları
sorunların ve karşılaştıkları güçlüklerin ele alındığını
söyledi.
Arınç daha sonra,
konferansa ilişkin hazırlanan ve kabul edilen "İstanbul
Deklarasyonu"nu okudu. Deklarasyonda, İKÖPAB'ın, 14. İcra
Komitesi, 8. Konsey ve 4. Konferansı'nı İstanbul'da
düzenlediği, bölgesel ve uluslararası gündemde yer alan hususları
müzakere ettiği belirtildi.
Üye devletlerde süregelen
reformlara destek verildiği ifade edilen deklarasyonda, her ülkenin ulusal
değer ve prensiplerine uygun olması gereken bu sürecin, İslam
dünyasında özgürlük ve refahı artıracağı
vurgulandı.
Üye devletlere,
"İslam dünyasında gerçekleştirilen reform
çalışmalarını daha da güçlendirmeleri ve iyi
yönetişim, etkin siyasi denetim, şeffaflık ve hesap
verilebilirlik anlayışının hakim olduğu yeni bir
vizyon çerçevesinde, temel hak ve özgürlüklerin ve kadın-erkek eşitliğinin
güvence altına alınması için harekete geçme" çağrısında
bulunulan deklarasyonda, İKÖPAB'ın şu görüşlerine yer
verildi:
"Hz. Muhammed'i tahkir
eden karikatürlerin tüm dünyada yaygın şekilde neşredilmesiyle
yeniden gündeme gelen ve giderek artan İslamofobi ve İslamiyet'in
karalanması karşısında ciddi endişelerini ifade eder.
İslamiyet'in şiddetle ilişkilendirilmesini esefle
karşılayarak, tüm hükümetlerin yerel, bölgesel ve uluslararası
düzeyde İslamofobi ile mücadelede kararlı bir tutum benimsemesi
zorunluluğunu vurgular.
Ayrıca,
uluslararası toplumun hem kurumsal, hem de sivil toplum düzeyinde, ilgili
yasa hükümlerinin uygulanması yoluyla, tüm dinlere saygı gösterilmesi
ile dini inanç ve kanaatlere saldırı ve karalama girişimleriyle
mücadele edilmesi konusundaki sorumluluğunu vurgular.
Farklı din ve kültürler
arasında diyalog eksikliğinin, küresel barış ve istikrar
üzerindeki ciddi etkilerinin bilinciyle, uluslararası toplumu, diyalog,
karşılıklı anlayış ve saygı
yaklaşımının geliştirilmesi amacıyla
gecikmeksizin gereken adımları atmaya davet eder.
BM Genel Sekreteri'nin
himayesinde, Türkiye ve İspanya eş başkanlığında
yürütülen "Medeniyetler İttifakı" girişimi ve
medeniyetler arası diyaloğu, bu yönde etkin mekanizmalar olarak kabul
eder ve kararlı desteğini ifade eder.
Filistin konusu
25 Ocak 2006 tarihinde,
hür, adil ve demokratik bir şekilde gerçekleşen Filistin Yasama
Konseyi seçimlerini memnuniyetle karşılar ve Hamas'ın
parlamentoda çoğunluğu elde ettiği oylama sonucunun Filistin
Halkı'nın iradesini yansıttığını teyit eder.
Ayrıca Yasama Konseyi'nden
güvenoyu olan yeni hükümetin Filistin halkını temsil eden hükümet
olduğunu teyit eder, bu nedenle, Filistin halkının hükümetine
karşı uygulanan her tür şantaj, boykot ve ablukayı
reddeder.
Avrupa Birliği ve
Amerika Birleşik Devletleri'nin Filistin halkına ve seçilmiş
yönetimine yardımları kesme tehditlerini teşhir ederek, bu
tehditlerin Filistin halkını demokratik tercihinden dolayı
topluca cezalandırmaya ve demokrasinin dayandığı temel ilkelerin
topyekün imhasına yönelik tasarruflar olarak değerlendirir.
Arap ve İslam
ülkelerinin hükümet ve halkları ile dünyanın tüm özgür
halklarına Filistin halkı ve ulusal yönetimine maddi, manevi, siyasi
ve medya desteğini sağlamaları ve kesilen tüm
yardımları en kısa sürede telafi etmeleri
çağrısında bulunur.
İsrail'in, Filistin
halkına yönelik, cinayet, suikast, Filistin altyapısının
çökertilmesi, Filistin halkının zenginlik ve kaynaklarının
imhası, sonu gelmeyen tutuklama kampanyaları, İsrail
hapishanelerinde sayıları 10 bini aşan Filistinli mahkumlara
yönelik saldırgan uygulamalar, seçilmiş 15 parlamento üyesinin
süregelen tutukluluk hali, yerleşimlerin sürekli genişletilmesi,
Kudüs'ü abluka altında tutarak Yahudileştirme çabaları, El Aksa
Camii'nin yıkılması, bu arada Filistin halkının tecrit
edilmiş köylerde kuşatılması ve Filistin hükümetine hak
ettiği maddi katkının ödenmemesi şeklinde ortaya çıkan
sürekli saldırılarını şiddetle kınar.
İKÖPAB bu çerçevede,
BM Güvenlik Konseyi'ne, Filistin halkına, hükümetine ve önderlerine
uygulanan saldırıların durdurulması için gerekli önlemlerin
alınması çağrısında bulunur.
Başkenti Kudüs olan
bağımsız bir Filistin devleti
Filistin halkına
meşru ve vazgeçilmez kendi kaderini tayin hakkıyla Filistinli
mültecilere geri dönme ve tazminat haklarının verilmesi, İsrail
hapishanelerindeki mahkum ve tutukluların serbest
bırakılması, başkenti Kudüs olan bağımsız
bir Filistin devletinin kurulması ve mahkumlara 4. Cenevre Sözleşmesi
hükümlerince muamele edilmesi konularında Filistin halkı ile
dayanışma içinde olduğunu vurgular.
Konferans bölgedeki
çatışmaların sürmesine yol açan asıl sorunun Filistin,
Suriye ve Lübnan'daki Arap topraklarının işgali olduğu
kanaatindedir.
Lübnan'daki Şiba
Çiftliği ve diğer Lübnan topraklarının İsrail
tarafından işgalinin sürmesini ve Lübnan vatandaşlarının
güvenliğini tehdit edecek şekilde özgürlüklerinin
kısıtlanmasını teşhir eder ve ayrıca
İsrail'in mayın haritalarını vermeyi reddetmesini
kınar.
İsrail'in
Lübnan'ın egemenliğine yönelik mutat askeri ihlallerini teşhir
eder; Lübnanlı direnişçilerin, işgal altındaki Lübnan
topraklarının bağımsızlığına
kavuşmasını sağlama ve Lübnan'a yönelik
saldırılara karşı koyma hakkını vurgular."
KIBRIS 14/04/06
Gerçekler örtülmesin
Embargoed! üyeleri, Andy Love'ı Kıbrıslı Rumlara
daha yakın durmak ve Kıbrıs sorununda taraf tutmakla suçlarken,
Love suçlamaları reddederek Kıbrıslı Türklerin her zaman
Kıbrıs sorununda önemli ve eşit bir taraf olduklarına
inandığını ortaya koydu.
Andy Love'ın Edmonton'daki ofisinde yapılan toplantıda,
Parlamento'ya sunulan EDM 1792'yi gündeme getiren Embargoed! üyeleri, bu
önergenin Rum yanlısı bir önerge olduğunu ve Love'ın bunu
imzalamakla tek taraflı davrandığına
inandıklarını belirttiler. Zaman zaman elektriklenen bir ortamda
yapıldığı anlaşılan toplantıda, taraflar
birbirini suçlarken, milletvekili Love'ın 'çok kötü kaleme
alınmış önergeyi' imzalamakla Kıbrıslı Türkleri
rencide ettiğini kabul ettiğini belirten Embargoed! üyeleri, daha
sonra Love'ın imzasını geri çekmeyi reddetmesinin kendilerini
şoka uğrattığını belirttiler.
EMBARGOED: LOVE YOK
Edmonton belediye meclis üyesi Ahmet Karahasan'ın
girişimleriyle organize edilen ve kendisinin de hazır bulunduğu
toplantıya katılan İpek Özerim, Atalay Çolak, Dr Füsun Nadiri ve
Halil Aras'tan oluşan Embargoed! heyeti, Love ile gerçekleştirilen
görüşmeden sonra yaptıkları açıklamada, Love'ın
Kıbrıslı Türklere yönelik hiçbir saygı ve sevgi (no Love)
göstermediğini iddia ettiler.
Parlamentoya sunulan EDM1792'nin, Londra'daki Kıbrıs Rum
Yüksek Komiseri tarafından hazırlandığının Love
tarafından kendilerine itiraf edildiğini de iddia eden Embargoed!
üyeleri, tüm bu davranışlara karşın, Edmonton
milletvekilinin 'dengeli' bir yaklaşımdan söz etmesinin mümkün
olamayacağını ifade ettiler. Embargoed! üyeleri
açıklamalarında şu ifadelere yer verdiler:
'Sayın Love, Kıbrıslı Türklerin 42 yıldır
süren ambargolar nedeniyle mağdur olduklarını
anladığını ifade ederken, EDM 1792'yi imzalamakla
Kıbrıslı Türklerin haklarına saldırdığını
ve Papadopulos'a cesaret verdiğini anlamak istemediğini ortaya koydu.
Jack Straw'un Kıbrıs ziyaretine karşı olduğunu da
belirten Love, Straw-Talat görüşmesinin kendisi ile
Kıbrıslı Rumlar arasında büyük sorunlara neden
olduğunu ortaya koydu'.
Embargoed! heyetinde yer alan Dr Füsun Nadiri de, bu toplantıdan
sonra yaptığı açıklamada şöyle dedi: 'Sayın
Love'a niye doğru hareket etmediğini ve Kıbrıs sorununda
daha dengeli bir yaklaşım sergilemediğini sorduk. Love, EDM'i
imzalamamakla çok sayıda insanı rahatsız edeceğini söyledi.
Bu da onun Kıbrıslı Türklerin temel insan haklarından çok,
Kıbrıslı Rumların oylarına önem verdiğini
gösteriyor. Embargoed! olarak, milletvekili Love ile
başlattığımız bu diyaloğu sürdürmeye ve ona
Kıbrısla ilgili daha pozitif ve her iki toplumun haklarını
gözeten bir yaklaşım geliştirmesine yardımcı olmaya
devam edeceğiz.'
LOVE: DAHA HASSAS
OLMAYA ÇALIŞACAĞIM
Konu ile ilgili gazetemizin sorularını yanıtlayan Andy
Love ise, Embargoed! üyelerinin, toplantıda konuşulanları
yanlış aksettirdiklerini, kendisinin Kıbrıslı
Türklerin Kıbrıs görüşmelerinden dışlanmasına
dair herhangi bir harekette bulunmadığını, EDM 1792'nin
Kıbrıs Rum Yüksek Komiseri tarafından
hazırlandığına dair hiçbir söz söylemediğini belirtti.
Love, EDM 1792'nin Kıbrıslı Türkleri üzen bir içeriğe sahip
olduğunu bilmediğini belirterek, 'Bu tartışmalardan
çıkarmam gereken bir ders varsa, o da adadaki her iki toplumu daha iyi
anlayabilmek için kendimi zorlamak ve olaylara her iki toplum
açısından bakarak daha hassas davranmaktır' şeklinde
konuştu. Love gazetemiz muhabirine özetle şöyle dedi:
'EDM 1792'yi imzalamadan ve imzaladıktan sonra inceledim. Bu
önergenin hiçbir yerinde Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs
görüşmelerinden dışlanmasına dair herhangi bir görüş
ortaya konmamaktadır. Bu önerge Kıbrıs sorununu
görüşmelerine değil, Türkiye Dışişleri
Bakanı'nın ticaretle ilgili BM'ye sunduğu önerilerine
atıfta bulunmaktadır. Ben her zaman hem Kıbrıslı
Türkleri, hem de Kıbrıslı Rumları eşit temsil etmeye
çalışan birisi olarak, Kıbrıslı Türklerin adanın
geleceğinde söz sahibi olamayacaklarını öne sürecek önergelere
destek verdiğimi kabul etmiyorum. Kıbrıs Türk toplumu, adadaki
iki temel toplumdan biridir ve Kıbrıs'ın geleceğinde söz
sahibi olması gereken önemli bir taraftır'.
'Türkiye Dışişleri Bakanı'nın önerilerini
bilmeyen ya da bu önergenin ona bağlı olarak gündeme geldiğini
anlamayanların, sözkonusu EDM'de ortaya konan ifadeleri yanlış
yorumlayacağını kabul ediyorum. Kıbrıslı
Türklerin bunu bu şekilde yanlış anlamaları beni gerçekten
üzer. Kendimi bir tarafa daha yakın göstermek de beni rahatsız eder.
Politik mücadelem boyunca her zaman, iki toplumun ayrılmasını
değil, yakınlaşmasını savunan bir insanım.'
'Önergenin Kıbrıs Rum Yüksek Komiseri tarafından
hazırlandığını söylediğim iddialarına
gelince. Bilebildiğim kadarıyla bu EDM Edward O'Hara tarafından
hazırlandı. Konuşmalar sırasında Kıbrıs Rum
Yüksek Komiseri'nin önergenin hazırlanmasında etkisi olmuş
olabileceğini söylemiş olabilirim. Ancak önergenin onun
tarafından hazırlandığını söylemedim. O'Hara'ya
da önergenin kaynağı hakkında konuşmadım, o nedenle
nereden geldiği hakkında bir fikrim yok. Fikrim olmayan birşey
hakkında kaynak belirttiğimin ileri sürülmesi kabul edilecek bir
yaklaşım değildir.'
Bu önergenin yarattığı tartışmalardan sonra,
Kıbrıs konusunda önüne gelecek yeni önergelere imza atıp
atmayacağı sorusuna ise Love şöyle yanıt verdi: 'Bu tamamen
önergenin içeriğine bağlı. Bundan sonra kıbrısla
ilgili önergelere imza atmayacağım demek doğru olmaz. Ancak bu
tartışmalardan çıkarmam gereken bir ders varsa, o da adadaki her
iki toplumu daha iyi anlayabilmek için kendimi zorlamak ve olaylara her iki
toplum açısından bakarak daha hassas davranmaktır. Her iki
toplumun hassasiyetini ilk elden anlayabilmek benim için kolay değildir.
Ne bir toplumun, ne de ötekinin üyesi olmadım ve Kıbrıs'ta
yaşamadım. O nedenle bu konudaki eleştirilere her zaman
açığım' şeklinde konuştu.
Not: EDM 1792'nin İngilizce tam metnini İngilizce
sayfalarımızda bulabilirsiniz
LONDRA GAZETE 13/04/06
Date set for Orams Case
The
case, filed against a British couple who bought and developed a villa on land
originally belonging to a Greek Cypriot refugee, gained notoriety when it was
announced the couple would be represented by Cherie Booth QC, wife of the Prime
Minister, Tony Blair.
The
Orams, who own a luxury villa and swimming pool in the Northern Cypriot resort
of Lapta are being pushed to a sequestration of their UK assets by Meletis
Apostolides, a Greek Cypriot refugee and original owner of the land bought and
developed by Mr and Mrs Orams. Apostolides filed the case in the UK after a
south Cyprus court failed to bring about the demolition of the Lapta villa and
to secure regular payment of damages and a monthly rent to Apostolides.
Cherie
Booth was named as the barrister to act in the couples defence at a press
conference held by the Orams London based solicitors, Vahib & Co, in
December. She joins a legal team including Iflın Vahib, Mavelyn
Vidal, Hasan Vahib, Bitu Bhalla and Ramiz Gürsoy.
LONDRA GAZETE 13/04/06
Ken: N Cyprus adverts are wrong
Speaking
during the launch of the Labour Party manifesto in Haringey last week, the
mayor said: "Simply raising the issue of properties in North Cyprus, when
there are an awful lot of Londoners who have not been able to go back to their
villages since the Turkish invasion, thats wrong."
North
Cyprus holiday adverts reappeared on 120 double-decker London buses and at
Tottenham Court Road tube station in November following a High Court decision
against the Transport for London ban in July. Judge Mr Justice Newman condemned
the notorious TfL ban on North Cyprus holiday adverts as irrational and
disproportionate after four weeks of deliberation, ordering the transport
network to pay thousands of pounds in legal costs to the North Cyprus Tourism
Centre (NCTC) and the Paradise Found Travel Company Ltd. He also refused TfLs
request for an appeal. TfLs decision to ban future advertising was based on a
solitary complaint by Greater London Assembly (GLA) chairman Brian Coleman, who
claimed that a previous advertising campaign on buses in 2004 had caused widespread
offence among Londons Greek Cypriot community.
When
reminded that many Turkish Cypriot Londoners were also made refugees and are
unable to return to their properties in the south, Ken Livingstone responded:
"There is a difference, which is that in the south there are issues, no
doubt, about all the injustices done in the past. And we have this quite clear
international legal position, and it applies to Israel and their illegal
occupation of the West Bank, as it applies to the Turkish illegal occupation of
North Cyprus."
Invited
to give a message to members of Londons Turkish Cypriot community who might
feel his stance is discriminatory, Mr Livingstone said: "As long as youve
got the artificial division of Cyprus, the world wont move on, everyone
remains frozen, and therefore Id like to see Turkish forces withdrawn, a
unified Cyprus on some sort of federal structure, and people from both
communities able to move between the two parts of the island." He went on:
"Because what you find over here, is that the Turkish, umm, Cypriots and
the Greek Cypriots live happily along with Kurds and Turks. I mean, all the
refugees, all the diasporas, here in North London share a lot of common
cultural bonds and get on very well, and I think you could get that both in
Turkey and in Cyprus."
LONG HISTORY OF KURDISH CAMPAIGNS
Ken
Livingstone told the LTG that he has been a keen campaigner for Kurdish rights,
throughout his career, saying: "I have a long history, going back over the
30 years from when I was at the GLC, of being involved in various campaigns
around the issue of Kurdish identity, the lack of a Kurdish State, and the
failure of the Great powers at the end of World War one to create a Kurdish
state." He added: "Im quite optimistic that as Turkey seems to be
moving to become a more modern society now, and looking to integrate into
Europe, well get a proper regional dimension for the Kurdish community in
Turkey, as it looks as though we will now be able to sustain in Northern
Iraq."
LONDRA GAZETE 13/04/06
WHERES THE LOVE GONE?
The
MP stands accused of seeking to undermine the political equality of Turkish
Cypriots and of attempting to deny the United Nations their negotiating role
after putting his name to an Early Day Motion (EDM) that opposed proposals put
forward by the Turkish Foreign Secretary, Abdullah Gül, in January. Turkey
proposed to lift all trade embargoes on the Republic of Cyprus in return for a
lifting of embargoes on Northern Cyprus, and requested a summit meeting with
all related parties to discuss the implementation of the proposals. However,
despite the initiative being welcomed by the British and US administrations, EU
officials and the UN Secretary General, the parliamentary motion, signed by
Andy Love, proposed that the Turkish Cypriot sides involvement in such a
summit would be "an attempt to elevate the Turkish Cypriot administration
to the same status as the legitimate Government of the Republic of
Cyprus." The EDM also claimed Turkeys proposal was "an attempt to
involve the UN in what is properly a matter of Turkeys responsibilities to the
EU."
EMBARGOED: NO LOVE FROM ANDY
The
row culminated in a hostile meeting between Embargoed! members and the MP on
Friday 31 March, and led to a public declaration by Embargoed!, which claimed
Andy Love had shown bias towards Greek Cypriots, had attempted to undermine the
political equality of Turkish Cypriots, and had attempted to deny the UN a part
in negotiations on the future of Cyprus. The declaration also claimed the MP
had admitted the EDM had been first drawn up by the Cyprus High Commissioner
and not MP Edward OHara.
TRAVESTY OF THE REALITY
In
response to the declaration by Embargoed!, Andy Love denied having attempted to
exclude either Turkish Cypriots or the UN from negotiations about the future of
Cyprus, calling the groups account a "travesty of the reality of the
meeting."
In
an email to Embargoeds Campaigns and Communications Officer, İpek Özerim,
the MP claimed to be committed to "the importance of involving the Turkish
Cypriot community in any agreement on the future of Cyprus," saying:
"Let me be very clear there can be no agreement without the total
involvement of the Turkish Cypriot community in everything related to
Cyprus." Mr Love also said: "I believe that the UN is both necessary
and integral to any agreement and it is impossible to envisage any meaningful
process without the UN playing a central role." On the question of the
role of the Cypriot High Commissioner in drafting the EDM, the MP called
Embargoed!s claim "breathtaking in the way that it ignores what was said
and has no evidence to back it up."
OUTRAGEOUS CONTRADICTION
An
Embargoed! member, Atalay Cholak, who attended the meeting with the MP claimed
Andy Loves responses "contradict the wording and the intent of the EDM
which he signed and has not withdrawn from," adding: "Mr Love was not
familiar with the wording when questioned on the EDM and had to be given a copy
by me to refer to when answering questions.
"He
admitted that he had not fully read it prior to signing it, and now that he
had, he could see how it could be perceived as being anti-Turkish
Cypriot."
MP WILL TRY HARDER
Speaking
directly to the London Turkish Gazette, Mr Love expressed regret that the
Turkish Cypriot community might have interpreted his actions as a slight,
saying: "If I have appeared to put myself more in one camp than the other
I regret that. I have always tried to steer a course to bring the two
communities together, rather than to drive them further apart."
In
a frank admission, Mr Love added: "The biggest lesson I have learnt is the
need perhaps to try harder to see everything from the perspective of both the
communities and to be sensitive to their feelings. It is not always easy for me
to appreciate these sensitivities first hand as I have never been a member of
one community or the other and have never lived on the island. I can always
accept criticism where it is due."
LONDRA GAZETE 13/04/06