Tıpkı 60'lı yılların "Utanç Barikatları"

Araçlarında proje, koçan veya "şüpheli" yazılı belge taşıyan Kıbrıslı Türkler ve Güney'e geçen yabancılar saatlerce sorgulanıyor, hamile kadınlara bile işkence ediliyor...

Tıpkı 60'lı yılların "Utanç Barikatları"

"UTANÇ BARİKATLARI"NDA DA BÖYLE YAPIYORLARDI... Türk tarafının barış yolundaki tüm çağrıları, çabaları ve ısrarına rağmen, Kıbrıslı Türklere yönelik tacizini sürdüren Rum yönetimi, sınır kapılarını 1960'lı yılların "Utanç Barikatları"na dönüştürdü. Özellikle Metehan Sınır Kapısı'ndan Güney'e geçen Kıbrıslı Türklere yapılan kötü muamele, hamile kadınlara çektirilen işkence, 1960'lı yılların kan ve gözyaşıyla dolu o karanlık günlerinin belleklerimizden hala silinmeyen "Utanç Barikatları"nı çağrıştırıyor

"KOÇAN VE PROJE" ARIYORLAR... Geçtiğimiz aylarda "kuş gribi" iddiasıyla sınır kapılarından Güney'e geçenleri saatlerce kuyruklarda bekleten, yağmurlu havalarda dahi "ilaçlı halıya bastırtma" bahanesiyle genç, yaşlı, çocuk demeden insanları arabadan çıkarttıran Rum Yönetimi, şimdi de "koçan ve proje" avına başladı. Lefkoşa'daki Metehan Sınır Kapısı'ndan geçişte önceki gün bir Kıbrıslı Türk'ün aracını yoklayan ve araçta koçan bulunduğu gerekçesiyle onu 4 saat sorgulayan Rum gümrük yetkilileri ve polisi, dün tacizini, dozunu artırarak sürdürdü

 Türk tarafının barış yolundaki tüm çağrıları, çabaları ve ısrarına rağmen, Kıbrıslı Türklere yönelik tacizini sürdüren Rum yönetimi, sınır kapılarını 1960'lı yılların "Utanç Barikatları"na dönüştürdü. Özellikle Metehan Sınır Kapısı'ndan Güney'e geçen Kıbrıslı Türklere yapılan kötü muamele, hamile kadınlara çektirilen işkence,

1960'lı yılların kan ve gözyaşıyla dolu o karanlık günlerinin belleklerimizden hala silinmeyen "Utanç Barikatları"nı çağrıştırıyor.

Geçtiğimiz aylarda "kuş gribi" iddiasıyla sınır kapılarından Güney'e geçenleri saatlerce kuyruklarda bekleten, yağmurlu havalarda dahi "ilaçlı halıya bastırtma" bahanesiyle genç, yaşlı, çocuk demeden insanları arabadan çıkarttıran Rum Yönetimi, şimdi de "koçan ve proje" avına başladı.

Lefkoşa'daki Metehan Sınır Kapısı'ndan geçişte önceki gün bir Kıbrıslı Türk'ün aracını yoklayan ve araçta koçan bulunduğu gerekçesiyle 4 saat sorgulayan, ancak avukat geldikten sonra onu serbest bırakan Rum gümrük yetkilileri ve polisi, dün tacizini, dozunu artırarak sürdürdü.

Çoğunluğu alışveriş olmak üzere çeşitli amaçlarla Güney'e geçen Kıbrıslı Türklerin araçları didik didik ediliyor.

Onlarca araçta yapılan aramalarda proje, koçan veya bunların fotokopilerinin yanı sıra bunlardan alakasız herhangi bir yazılı belgeye "şüpheli" olduğu gerekçesiyle el konuluyor.

Evraklar, "soruşturma yapılacağı gerekçesiyle" kesinlikle iade edilmezken, saatlerce sorgulanmak için güneşin altında kuyrukta bekleyen Kıbrıslı Türklerle, Kuzey'den Güney'e geçen yabancılar, sorgulandıktan sonra serbest bırakılıyor. Bu arada araçlarında emlak broşürleri bulunan ve Kuzey'de yaşayan veya turist olarak bulunan bazı yabancılar da Güney'e sokulmayarak geri döndürülüyor.

Hamile kadına "proje işkencesi"

Dün öğle saatlerinde arkadaşlarıyla buluşmak üzere Metehan'dan aracıyla Güney'e geçmeye çalışan hamileliğinin son aylarındaki bir bayan, aracında inşaat projeleri bulunması üzerine saatlerce araç yanında bekletildi.

İlk isminin baş harfi A. olan, ancak hamileliğini gerekçe göstererek adının basına açıklanmasına ısrarla karşı çıkan 30'lu yaşlardaki bayana, yorulunca Rum gümrük memurlarının oturduğu kulübeden bir sandalye verildi.

Bu arada merkezden sorgu amacıyla gelecek "polis subayı" için uzun süre beklendi. Söz konusu bayan, uzun bekleyiş sonrasında yapılan sorgulama sırasında kendisini tutamayarak gözyaşlarına boğuldu. Bunun üzerine, olay yerindeki Kıbrıslı Türkler ve hamile bayanın üst düzey bir hükümet yetkilisinin eşi olan yakını, hamile bayanı teselli etmeye çalıştılar.

Hamile bayanın hıçkırıklara boğulduğu esnada orada bulunan Rum kadın polis memurunun bile gözlerinin dolduğu gözlerden kaçmadı.

Bu arada aramalar sırasında polis memurlarıyla gümrük memurlarının zaman zaman sert bir şekilde tartıştıkları dikkat çekti.

"Emir hükümetten"

Polislerin gümrük memurlarına kıyasla daha saygılı oldukları gözlemlenirken, vatandaşların ısrarlı soruları üzerine, bazıları "emirler yukardan geldi", bazıları ise direkt adres göstererek, "hükümetten gelen emirler doğrultusunda yapmak durumundayız" dediler. Öte yandan gümrük memurlarının ise, araçlarda dosya bulunca "hazine bulmuşçasına" mutlu oldukları dikkati çekti.

Yazılı her türlü belge alınıyor

Babaları için "bahçe aleti" bakmak amacıyla Güney'e geçmeye çalışan bilgisayar öğretmeni Hilmi Öksüz ve kardeşi TAK Muhabiri Hasan Öksüz de Rum Yönetimi'nin tacizinden payını aldı.

Hilmi Öksüz'e ait araçta, "Lefke'deki Türk koçanlı arsası için hazırlattığı inşaat projesini ve Lefkoşa'daki Türk koçanlı arsa üzerindeki dairesinin Merkezi Isıtma Sistemi Mekanik Projesi ile aracındaki dosyada sürekli taşıdığı, kendisine ait mülkün koçanları" ile ne koçan ne de projeyle ilgisi bulunmayan bazı yazılı belgelerini bulan gümrük memurları, ne olduğuna bile bakmadan söz konusu projelere ve evraka el koydu. Bu arada bayan gümrük memuru, Öksüz'ün aracından kredi kartı ekstreleri bulunan zarfı da almaya çalışırken, "Diğerlerini aldınız, kredi kartı ekstrelerini ne yapacaksınız?" diye tepki gösterilmesi üzerine ekstrenin bulunduğu zarfı iade etti.

Söz konusu dosya ve evraklar kaydedilerek, vatandaşlara bu evraklara el konulduğuna dair bir yazı verildi. Evrakların akıbetinin ne olacağı sorulunca; polisler, "Bir iki ay sonra karakolu arar öğrenirsiniz" dedi.

Bu muameleyi hak etmiyoruz

Vatandaşların olayla ilgili tepki göstermesi ve neden bu tavrın sergilendiğinin sorulması üzerine sorguyu yapan polis memuru, "Kıbrıslı Türkler, Kuzey'de Kıbrıslı Rumlara ait olan malı ve mülkü

kendilerinin olmadığı halde yabancılara satıyor, üzerine inşaat yaptırıyor, bunu da satıyor. Bunlar yasa dışıdır" dedi. Polis subayı da diğer polisler gibi söz konusu soruşturmayı "hükümetin emriyle" yaptıklarını kaydetti.

Söz konusu olaylara büyük tepki gösteren Kıbrıslı Türkler, "Devlet ve hükümet yetkililerini göreve çağırarak, bu muameleyi hak etmiyoruz. Lütfen KKTC yetkilileri artık vatandaşın bu duruma düşürülmesini engelleyecek bir şeyler yapsınlar" derken, bazıları da hemen geri döneceklerini ve bir daha Güney'e geçmeyi düşünmediklerini vurguladılar.

KIBRIS 08/04/06

 

Rumlar, Kuzey'deki tarihi miras için AP'de imza kampanyası düzenledi

Rum basını, Rum ve İtalyan Avrupa milletvekilleri Panayotis Dimitriu ve İles Braghetto'nun Avrupa Parlamentosu'nda başlattığı ve KKTC'deki Hristiyan Kültür mirasına duyarlılığı artırmayı öngören imza kampanyasına geniş yer verdi.

Fileleftheros'a göre, 3 günde 110 milletvekili deklarasyona imza attı. Hedef 367 milletvekilinin (yüzde 50+1) oyunu almaktır. Gazeteye göre, söz konusu deklarasyonda KKTC'de 133 kilisenin talan edildiği, bunlardan 78'inin camiye, 28'inin askeri depoya ve 13'ünün de ağıla dönüştürüldüğü ve 15 binin üzerinde ikonun çalındığı iddiaları yer alıyor.

Alithia Gazetesi, Dimitriu ve Braghetto'nun girişimlerinin KKTC'deki kiliseler için AB tarafından tedbir alınmasını öngördüğünü yazdı. Gazeteye göre, altına imza atılan deklarasyon, kilise ve manastırların talanını kınıyor, AB Komisyonu ve AB Konseyi'ne gerekli tedbirleri alma çağrısı yapıyor ve bu konunun Türkiye-AB müzakere başlıkları içerisinde ele alınmasını talep ediyor.

KIBRIS 09/04/06

 

ABD Sistemli şekilde hazırlanıyor BM perde gerisinde çalışıyor

Amerikalıların Kıbrıs sorununda bundan sonra atılacak adımlar için sistemli şekilde hazırlanmakta oldukları; BM'nin ise teknik komitelerin oluşturulması hedefiyle perde gerisini ve gizli sondajları tercih ettikleri bildirildi.

Fileleftheros Gazetesi, "ABD Bundan Sonraki Adımlar İçin Hazır - Moller Perde Gerisinde Hareket Ediyor ve Gelişme Ümit Ediyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, edindiği bilgilere dayanarak, Washington'da çeşitli plan tatbikatları yapılmakta olduğunu ve Kıbrıs sorununun da; bölgeyle alakalı geniş bir projeye dahil göründüğünü yazdı, şöyle devam etti:

"Amerikalıların, Türkiye'yle ilişkileri iyi düzeyde bulunmuyor olmasına rağmen, tam bir çatlak gündeme gelmemesi için çaba üstlenmekte oldukları açıktır. Amerikalılar Türkiye'nin üyelik sürecini destekliyor ve önünde Kıbrıs sorunu dikeni olmasa, (bu süreçte Türkiye'ye) yardımcı olacağını düşünüyor. Amerikalıların Kıbrıs sorunundaki yeniden harekete geçişleri bu çaba çerçevesindedir.

Aynı zamanda BM; git-gel diplomasisini seçti ancak bu sefer daha çok perde gerisinde ve tamamen gizli sondajlar yaparak çalışıyor. BM Temsilcisi Moller, şu ana kadar gündem konusuna takılmış görünen teknik komiteler konusunda anlaşmaya çok yakın olunduğunu düşünüyor.

Birleşmiş Milletler Örgütü; Otonom Kayıp Şahısları Araştırma Komitesi'ne üçüncü üyenin atanmasına Kıbrıs Türk tarafının yeşil ışık yakmasını da bekliyor. Otonom komite konusunun bağımsız bir konu olmasına ve Kıbrıs sorunuyla doğrudan bağlantısı olmamasına karşın; halen açıklanmış olduğu üzere, İsviçreli Cristoph Chilcott'un atanmasından sonra ilk araştırma toplantısı Başkan Tasos Papadopulos ve Mehmet Ali Talat'ın katılımıyla gerçekleştirilecek.

Otonom Komite'nin bu ilk toplantısı; Papadopulos ve Talat'ın, kayıplar konusunun ötesindeki konuları görüşmeleri için bir fırsat teşkil edecek. Ancak Başkan'ın yut dışında olacak olması nedeniyle (Hindistan'ı ziyaret edecek) gelecek hafta olağanüstü bir şey olması beklenmiyor.

Yapılan resmî açıklamadan anlaşıldığı üzere, Hindistan ziyareti sırasında Papadopulos'a eşlik edecek heyette Başkan'ın Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis yer almayacak. Conis bu konuların yönetilmesi amacıyla Lefkoşa'da kalacak.

Bu arada Moller önceki gün Başkan Papadopulos'la yaklaşık 40 dakikalık görüşme gerçekleştirdi. Moller; BM'nin Kıbrıs'taki misyon şefi olarak; UNFICYP yeni Arjantinli komutanını Rafael Jose Barnie'yi Papadopulos'a tanıştırmak amacıyla başkanlığa gitti. Bu görüşmede Tasos Conis de hazır bulundu."

Hristofyas: Dikkatli ve uyanık olalım

Haravgi gazetesi, "Dimitris Hristofyas Dikkat ve Uyanık Olma Tavsiyesinde Bulunuyor - ABD'nin; Yetkililerinin Kamuoyuna Yaptıkları Kıbrıs Sorunuyla İlgili Söylediklerini Kastediyor Olması Dileğinde Bulundu" başlığıyla yansıttığı haberinde; ABD'nin, Amerikalı yetkililerin Kıbrıs sorunu ve sorunun çözümü için başka yollar bulunması konusunda kamuoyu önünde söylediklerini kastediyor olması umudunu dile getirdiğini ancak dikkatli ve uyanık olunması tavsiyesinde bulunduğunu yazdı.

Gazeteye göre ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa konularından sorumlu Müsteşarı Daniel Feed'in; Washington'un, içinde bulunulan çıkmazın aşılması için artık yeni yaklaşımlar arayışında olduğu açıklamasını yorumlaması istenen Hristofyas şunları söyledi:

"ABD ve İngiltere, Türkiye'ye üyelik sürecinde yardımcı olmanın yollarını arıyor. Birleşik Devletler'in İngiltere'yle birlikte; AB'ne ve dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmesinden dolayı meydana gelen zorlukları aşması amacıyla Türkiye'ye yardım etmenin yollarını aramakta oldukları gün gibi açıktır. Bizim tarafın dikkatli ve uyanık olması gerekir çünkü popülizm yalnız içteki siyasi güçler tarafından değil uluslar arası alanda da dile getiriliyor.

ABD'nin tam da Amerikalı yetkililerin söylediklerini; yani, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik başka yöntemler bulacakları ve Kıbrıs halkının ortaya koyduğu iradeye saygı duydukları ve güya Annan planının artık odak noktasında olmadığını kastettiğini umuyorum. Ancak pratikte olan bu değil. Kıbrıslı Türklerin 'izolasyonlarının' kaldırılması adına ve ABD'nin diğer devleti tanımasının asla söz konusu olmadığını iddia etmesine rağmen, İngiltere ile birlikte; sahte devleti yüceltmeyi ileri götürüyor. Bu nedenle ABD'den gelecek her olumlu şeyi alkışlayacağız. Ama, istilanın ilk yıllarında olduğu gibi tuzağa düşmemek için temkinli olmalıyız."

Gazete; ABD'nin söz konusu açıklaması ile, yeni bir çözüm planı üretmekte olduğunu mu kastettiğinin sorulmasına karşılık Hristofyas'ın verdiği yanıtı okurlarına şöyle aktardı:

"Bilmiyorum, Ancak Amerikalı yetkilinin bu açıklaması, tam da söylendiği şekliyle algılanmamalı. Ortaya çıkması muhtemel şeyler konusunda dikkatli olmalıyız. Ancak bunu söylerken; ABD'den gelebilecek her şeyi reddedelim demek istemiyorum. İnşallah olumlu bir şey gelir. O zaman alkışlamaya hazırız."

Türkiye'nin memurları

Simerini gazetesi, "Türkiye'nin Memurları - Amerikalılar, Türkiye'nin Üyeliği Uğruna Avrupa'nın Altını Üstüne Getiriyorlar - Lefkoşa ABD'nin 'Metamorfozu' (değişim) Konusunda Çekinceli" başlık ve spotlarıyla aktardığı haberinde, Washington'un Ankara'nın Avrupa perspektifini canlı tutmaya çalıştığını, ABD'nin Kıbrıs sorununda Rum yönetimine yönelik açılımlarının tesadüf olmadığını yazdı.

"Türkiye'nin üyelik süreci Lefkoşa'dan geçer ve Amerikalılar bunu iyi bildikleri için son dönemde; Ankara'yla ilgili olumsuz ortamı dağıtmak amacıyla Avrupa'nın 'altını üstüne" getiriyorlar" ifadesini kullanan gazete şöyle devam etti:

"Diplomatik kaynaklar; ABD'nin Kıbrıs sorununda farklı bir yaklaşım benimsediğine ancak bunun; Amerikan politikasında değişiklik olduğu anlamına gelmediğine işaret ediyorlar. Washington; Türkiye 25'lerle önümüzdeki sonbahardaki kritik randevusuna ulaştığında en iyi şekilde kullanılacak yeni bir hareketlilik başlamasını istiyor.

Lefkoşa, Amerikalılar'ın referandumlardan iki yıl sonra, Kıbrıs sorunuyla ilgili son açıklamalarını memnuniyetle karşılıyor ancak çekincelerini de gizlemiyor. AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, 'Bizim taraf uyanık olmalı çünkü popülizm, yalnız iç siyasi güçler tarafından değil uluslar arası camia tarafından da dile getiriliyor' dedi. Hristofyas; 'Umarım Amerikalılar, Kıbrıs'ta halk iradesine saygı gösterdiklerini söylerken, tam olarak söylediklerini kastediyorlardır' ifadesini kullandı.

ABD ve BM teknik komitelerin kurulması ve işletilmesi yönünde dürtüklüyorlar ve Kıbrıs sorununda adım-adım prosedürünü ideal prosedür görüyorlar. Ankara ve sahte devlet katı çizgilerinde ısrar ediyor ve hareket etmek için uygun anı kolluyor. Paris görüşmesi Ankara ve sahte devleti zor duruma sokmuş görünüyor.

Lefkoşa'da; hükümet ve siyasi partiler; - Ankara'ya yönelik müdahalede bulunmayı üstlenen bazı ülkeler prosedürün sonunda başlayacağı konusunda temkinli iyimser görünmelerine karşın- teknik düzeydeki komitelerin işleyişinde gözlemlenen gecikme nedeniyle kaygılarını gizlemiyorlar.

DİKO Başkanı Nikos Anastasiadis son gelişmelere değinirken temel talebin; diyalogun yeniden başlaması olduğuna dikkat çekti ve 'Paris'te mutabakata varılanların hayata geçirilmekte olduğunu ve bunlara; Türk tarafının beklenmekte olan yanıtının eklendiğini gördüğümüzde memnuniyet dile getireceğiz' dedi."

Alithia, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa Konularından Sorumlu Müsteşarı Daniel Freed'in Washington'u ziyaret etmekte olan ve aralarında Türklerin ve Kıbrıslı Türklerin de bulunduğu yabancı gazeteciler grubuna verdiği bilgilerden; "ABD Dışişleri Bakanlığı'nda geliştirilmekte olan, Kıbrıs sorununda yeni adımlar atılması gerektiği düşüncesinin daha da ortaya çıktığını belirtti.

Haberi, "ABD: 'Annan Planını Destekledik. Olumlu Oylanmadı, Üzgünüz, Ama İlerleme Olması İçin Bir Yol Bulmamız Gerek" başlığıyla veren gazete, Freed'in, muhatap olduğu soruları yanıtlarken söylediklerini okurlarına şöyle aktardı:

"Freed, soruları yanıtlarken, 'Bir Kıbrıs'a inanıyoruz. Adanın iki bölgeli iki kesimli bir federasyon olarak yeniden birleşmesini destekledik. Taksime veya ayrılığa inanmıyoruz' dedi. Sayın Talat'la şahsen görüştüğünü kaydeden Feed, Washington'un; Kuzey kesimde ayrı devlet olmasını kabul etmediğini ancak Talat'ın lideri olduğu bir Kıbrıs Türk toplumunun varlığını tanıdığını söyledi. Feed, 'Cumhurbaşkanı olarak tanımıyoruz, hükümeti tanımıyoruz. Kıbrıs Türk toplumunun lideri olarak algılıyoruz ve müzakereler yoluyla bulunacak bir çözümle adanın yeniden birleşmesini destekliyor olduğunu tanıyoruz. ABD olarak; Kıbrıs Türk toplumunun AB içinde olacağı yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ı dört gözle bekliyoruz' dedi.

Annan planıyla ilgili olarak ise; Wawshington'un artık, bugünkü çıkmazın kaldırılmasına olanak tanıyacak başka yaklaşımlar aramakta olduğunu ima etti ve 'Annan planını destekledik. Geçmedi. Bunun için üzgünüz, ancak ilerleme olması için bir yol bulmamız gerek' dedi. Feed, kısa bir süre sonra ise 'bir çözümü desteklememiz için ne yapabileceğimize bakıyoruz' ifadesini kullandı."

Gazete Birleşik Demokratlar (EDİ) Başkanı Mihalis Papapetru, ABD'nin Kıbrıs sorunundaki tavrıyla ilgili açıklamasında; ABD'nin Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi ile birkaç gün önce gerçekleştirdiği görüşmede ABD'nin Kıbrıs sorunundaki tavrında değişiklik saptamadığını söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Papapetru şunları söyledi:

"Avrupa mahkemelerindeki hukuki prosedürler mücadelemize elbette yardımcı oluyor. Ama siyasi sorunların mahkeme salonlarında tamamen çözülmediğini kanıksamak zorundayız. Kıbrıs sorununun çözümünün yerine geçecek hiçbir şey yoktur. Uluslar arası camiayı ikna ettiklerini ve tezlerimizin kabul gördüğünü yayan iktidardakilerin bu kararları incelemeleri ve ülkenin güvenilirliğini kazanması için gerekli önlemleri almaları gerekir."

KIBRIS 09/04/06

 

BM'den gerekli önlemleri almasını bekliyoruz

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, Metehan sınır kapısında Rum gümrükçüler ve polislerin, Kıbrıslı Türklere yaptığı eziyetle ilgili olarak BM ve AB makamları nezdinde girişim başlattığını açıkladı:

BM'den gerekli önlemleri almasını bekliyoruz

Bakanlık açıklamasında, bu son olayın, GKRY'nin Kıbrıs Türklerine karşı ırkçı ve baskıcı siyasetinde hiçbir değişiklik olmadığını gösterdiği belirtilerek, "Bakanlığımız, bu insanlık dışı davranışla ilgili olarak gerek BM gerekse AB yetkililerinin gerekli önlemleri almaları için girişimlerini başlatmıştır. Halkımızın GKRY bölgelerine geçişlerinde Rum polisinin eziyetine maruz kalmamaları için BM yetkililerinin de gerekli önlemleri almalarını bekliyoruz" denildi

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, Metehan sınır kapısında önceki gün Rum gümrükçüler ve polislerin, biri hamile bayan olan Kıbrıslı Türklere yaptığı eziyetle ilgili olarak BM ve AB makamları nezdinde girişim başlattığını açıkladı.

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, BM yetkililerinin böyle olaylara karşı gerekli tedbirleri almasının beklendiği vurgulandı.

Açıklamada şöyle denildi:

"23 Nisan 2003'de iki taraf arasındaki geçişlerin serbestleştirilmesiyle beraber, siyaset ezberi bozulan GKRY, iki halkın yakınlaşması için KKTC'nin atmış olduğu her adımı baltalamak, iki halk arasında düşmanlık duygularının güçlenmesi için her fırsatta, insanlık dışı uygulamalarını sürdürmektedir.

2003 Nisan'ında kapıların açılmasına gösterdikleri tepkinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, gerek Bostancı, gerekse Lokmacı geçişleriyle ilgili sergilemiş oldukları soğuk savaş siyasetlerini şimdi de insanlık dışı eziyetlerle sürdürmeye devam etmektedirler.

Rum polisinin önceki gün, GKRY'den aldığı emirle, Metehan sınır kapısında, hamile bir vatandaşımıza yapmış olduğu işkence, bizlere 1964-1974 arasında yaşadıklarımızı bir kez daha anımsatmıştır."

Açıklamada, bu son olayın, GKRY'nin Kıbrıs Türklerine karşı ırkçı ve baskıcı siyasetinde hiçbir değişiklik olmadığını gösterdiği belirtilerek, şunlar kaydedildi:

"Bakanlığımız, bu insanlık dışı davranışla ilgili olarak gerek BM gerekse AB yetkililerinin gerekli önlemleri almaları için girişimlerini başlatmıştır.

Halkımızın GKRY bölgelerine geçişlerinde Rum polisinin eziyetine maruz kalmamaları için BM yetkililerinin de gerekli önlemleri almalarını bekliyoruz."

KIBRIS 09/04/06

 

AB Derneği Başkanı Ali Erel: Nüfus sayımı için BM, AB ve Avrupa Konseyi'nden gözlemci şart

AB Derneği Başkanı Ali Erel, 30 Nisan'da yapılacak nüfus sayımı için Birleşmiş Miletler, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi'nden gözlemciler davet edilmesi gerektiğini savundu.Konuyla ilgili dün yazılı bir açıklama yapan Erel, nüfus sayımında kullanılacak kriterlerin ve kayıt işlemlerinin BM, AB ve Avrupa Konseyi kurumlarının öngördüğü içerikte olması gerektiğini belirtti.

Sayım sırasında, bu kurumlardan gözlemcilerin de hazır bulunması gerektiğini kaydeden Erel, sayım neticelerinin, Kuzey Kıbrıs'ın tam olarak istatistiki durumunu yansıtması gerektiğini söyledi. Bu bilgilerin, geleceği planlamada gerekli olacağını ifade eden Erel, konunun ciddiyeti açısından hükümetin bu konuda acilen girişim yapması gerektiğini kaydetti.

Erel, nüfus sayımı neticelerinin şeffaf olması gerektiğini ve toplum ile dünya kamuoyunun bu sayım neticelerinden eksiksiz bilgi sahibi edilmesinin şart olduğunu belirtti. Kıbrıs'ta varılacak bir antlaşmada veri olarak kullanılabilmesi için bu sayımın güvenilirliğinin de önemine işaret eden Erel, sayımın, konunun uzmanı olan uluslararası gözlemcilerin gözetiminde yapılması gerektiğini söyledi.

Erel, şöyle devam etti:

"Sayımın, sosyal, siyasal ve ekonomik planlamalara temel teşkil edebilmesi için uluslararası bilirkişi ve uzman örgütlerin yardımı istenmeli ve oluşturulacak veri tabanının ileride yapılacak planlamalara temel teşkil edebilmesi sağlanmalıdır. Bir ülkede planlama yapılacaksa, kaçınılmaz olarak başlangıç noktası, nüfus yapınız hakkında detaylı bir veri tabanı oluşturmaktır"

KIBRIS 09/04/06

 

AB Türkiye'den Maraş'ı isteyecek


9 Nisan, 2006 14:30:00 (TSİ) CNN TURK

AB Dönem Başkanı Avusturya, Türkiye'den Kıbrıslı Rumlara kapalı Maraş kentini iade etmesini istemeye hazırlanıyor.

Avusturya'nın yeni önerisine göre, Maraş Rumlara verilecek ve karşılığında da KKTC'nin Gazimagosa limanı AB Komisyonu kontrolünde uluslararası ticarete açılacak.
 
Avusturya böylece Türkiye'ye "KKTC'ye izolasyonu kaldırdık, siz de Rumları Gümrük Birliği'ne alın" diyecek.
 
Rum medyasının AB kaynaklarına dayanarak verdiği habere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, KKTC'ye yönelik alınan ancak Rum engeline takılan doğrudan ticaret tüzüğünü önümüzdeki günlerde onaylanması için AB Konseyi'ne götürecek.
 
Avusturya'nın AB Konseyi'ne sunacağı formül aslında Kıbrıs Rum yönetiminin daha önce ortaya attığı şartların kabulü anlamına geliyor.
 
AB, 2004 yılında KKTC'ye 250 milyon euro mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüğü hazırlamıştı.
 
Rumların talepleri 

Rumlar, AB'nin doğudan ticaret tüzüğüne onay vermek için önce mali yardım tüzüğünden ayrılmasını talep etti ve AB de geçtiğimiz ay Rumların bu isteğini yerine getirdi.
 
Rumların doğrudan ticaret tüzüğüne onay vermek için ortaya koyduğu şartlar şöyle:

·  Kapalı Maraş kenti Rumlara iade edilsin

·  KKTC'deki 1974 öncesi Rum mülklerine moratoryum (resmi geciktirme)uygulansın

·  Gazimagosa limanını rum ve türkler ortak işletsin
 
KKTC ve Türkiye bu öneriyi şiddetle reddetmiş ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ocak ayında, KKTC'ye tüm izolasyonların kaldırılması halinde Türkiye'nin Rumlara hava ve deniz limanlarını açmasını öngören Kıbrıs Eylem Planı'nın ortaya koymuştu.
 
Türkiye ve KKTC sadece Gazimagosa limanını değil, Ercan havaalanı dahil diğer limanların da uluslararası trafiğe açılmasını istiyor.
 
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni geçtiğimiz hafta Kıbrıs'a yaptığı ziyarette Rum lider Tasos Papadopulos'u şartları konusunda yumuşattı.
 
Papadopulos, AB Komisyonu içinde Rumların da yer alması nedeniyle Gazimagosa'nın ortak işletilmesi şartından vazgeçti. Ancak Avusturya'nın KKTC'deki inşaatlara moratoryum konusunda nasıl bir formül getireceği henüz bilinmiyor.
 
"Sözümüzü tuttuk, limanlarınızı açın"  

AB Konseyi'nin Rum şartlarına göre KKTC'ye yönelik doğrudan ticaret tüzüğünü onaylamasının ardından Avusturya Türkiye'ye, "biz sözümüzü tuttuk ve KKTC'ye izolasyonu kaldırdık, siz de Rumları Gümrük Birliği'ne alarak hava ve deniz limanlarınızı açın" diyecek.
 
Rumların Gümrük Birliği'ne alınmaması halinde Türkiye ile AB arasında bu yıl sonunda yapılacak gözden geçirme sürecinde kriz çıkması bekleniyor.  
  
Ada'daki referandum
 
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.

Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.  
 

·  2006 haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması,

·  Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması,

·  Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması,

·  Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması,

·  Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması,

·  2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması,

·  Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması,

·  Asıl öncelik kapsamlı çözüm,

·  Çözümün adresi Birleşmiş Milletler,

·  Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi,

·  BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
 
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.

 

Atina-Lefkoşa farkı

Atina-Lefkoşa farkı

09/04/2006

Lefterİs Adİlİnİs

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, "Türkiye'de Avrupa dostu güçlerin üstünlüğünü" diledi. Bakanın bu cümlesi, Atina ve Lefkoşa'nın tedirginliğini gösterdi. İki hükümet de Ankara'da ciddi bir siyasi gerilemeden korkuyor. Erdoğan hükümetinin zayıfladığını, katılaştığını, ordunun çağrılarına boyun eğdiğini görüyorlar. Kürtlerle devam eden savaş yükselişte, gündemi generallerle zıtlaşmalar oluşturuyor, AB ile uyum politikası ise belirsiz. Ankara'nın AB sürecini engelleyen ve AB ile ilişkilerini tehdit eden sorunları, Kıbrıs sorunuyla doğrudan ilgili olmasa da onu 'kapatabilir', kesin olarak kenara itebilir.
Her iki hükümet de bunda hemfikir. Ama konunun ele alınışında farklı frekanstalar. Yunanistan AB'de Türkiye ile kriz yaşamak, Ankara'yı kulübün dışına itmek istemiyor. Böyle bir durum hem Türk-Yunan ilişkilerinde, hem de Kıbrıs sorununda planlarını bozar. Ama Yunanistan en azından şu anda Avrupalı güçlü ortaklarının kriz istediklerini görüyor. Fransa, Avusturya ve Almanya, Erdoğan hükümetine engeller koyuyor. Kamuoylarında Kürt sorunu gibi siyasi konuları gündeme getiriyorlar. Bunların Kıbrıs sorunuyla ilgisi yok, zaten Kıbrıs onlar için küçük bir konu. Özellikle iki toplumda da çözüme ilişkin irade görmedikleri bugünlerde, sudan önemsiz.
Bunu sadece biz anlamıyoruz. Kıbrıs'ta tam bu noktada Yunanistan'dan farklı davranılıyor. Atina, Ankara'nın hasta olduğunu biliyor ve 'şapkasını alıp Avrupa'dan gitmesini' ihtimal dışı bırakmıyor. Ama, Avrupa'nın emniyet supabı olduğunu biliyor ve Ankara'yı yıllardır varolan sorunları çözmeye zorluyor. Biz ise kendi havamızdayız, 'büyük hasta'ya karşı Avrupa'nın ateş hattıymış gibi davranıyoruz. Taviz vermeyip limanları, havaalanlarını açıkça istiyoruz. Sözümüz geçerliymiş, ortaklar kendi hedeflerini başarınca ilk fırsatta kaçmayacakmış gibi... AB'nin hedeflerinin Kıbrıs'la ilgisi yok. Tıpkı Annan Planı'nın referanduma sunulduğu Ekim 2005'te olduğu gibi. Yunanistan bunun farkında ve taleplerini sözde yiğitlik yapmadan sunuyor. Atina Türkiye'nin yanında ABD'nin olduğunun da farkında. Geçen sonbaharda saptadığımız gibi ABD'nin uzun eli, Avrupa'ya kadar ulaşıyor. (Rum gazetesi, başyazı, 6 Nisan 2006)

RADIKAL 09/04/06

 

Avrupa Birliği Türkiye'den Maraş'ı isteyecek


      CNN TURK

      AB Dönem Başkanı Avusturya, Türkiye'den Kıbrıslı Rumlara kapalı Maraş kentini iade etmesini istemeye hazırlanıyor.
      Avusturya'nın yeni önerisine göre, Maraş Rumlara verilecek ve karşılığında da KKTC'nin Gazimagosa limanı AB Komisyonu kontrolünde uluslararası ticarete açılacak.
      Avusturya böylece Türkiye'ye "KKTC'ye izolasyonu kaldırdık, siz de Rumları Gümrük Birliği'ne alın" diyecek.
      Rum medyasının AB kaynaklarına dayanarak verdiği habere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, KKTC'ye yönelik alınan ancak Rum engeline takılan doğrudan ticaret tüzüğünü önümüzdeki günlerde onaylanması için AB Konseyi'ne götürecek.
      Avusturya'nın AB Konseyi'ne sunacağı formül aslında Kıbrıs Rum yönetiminin daha önce ortaya attığı şartların kabulü anlamına geliyor.
      AB, 2004 yılında KKTC'ye 250 milyon euro mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüğü hazırlamıştı.
     
     Rumların talepleri
      Rumlar, AB'nin doğudan ticaret tüzüğüne onay vermek için önce mali yardım tüzüğünden ayrılmasını talep etti ve AB de geçtiğimiz ay Rumların bu isteğini yerine getirdi.
      Rumların doğrudan ticaret tüzüğüne onay vermek için ortaya koyduğu şartlar şöyle:
      * Kapalı Maraş kenti Rumlara iade edilsin.
      * KKTC'deki 1974 öncesi Rum mülklerine moratoryum (resmi geciktirme)uygulansın.
      * Gazimagosa limanını rum ve türkler ortak işletsin.
      KKTC ve Türkiye bu öneriyi şiddetle reddetmiş ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ocak ayında, KKTC'ye tüm izolasyonların kaldırılması halinde Türkiye'nin Rumlara hava ve deniz limanlarını açmasını öngören Kıbrıs Eylem Planı'nın ortaya koymuştu.
      Türkiye ve KKTC sadece Gazimagosa limanını değil, Ercan havaalanı dahil diğer limanların da uluslararası trafiğe açılmasını istiyor.
      Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni geçtiğimiz hafta Kıbrıs'a yaptığı ziyarette Rum lider Tasos Papadopulos'u şartları konusunda yumuşattı.
      Papadopulos, AB Komisyonu içinde Rumların da yer alması nedeniyle Gazimagosa'nın ortak işletilmesi şartından vazgeçti. Ancak Avusturya'nın KKTC'deki inşaatlara moratoryum konusunda nasıl bir formül getireceği henüz bilinmiyor.
     
     'Sözümüzü tuttuk, limanlarınızı açın'
      AB Konseyi'nin Rum şartlarına göre KKTC'ye yönelik doğrudan ticaret tüzüğünü onaylamasının ardından Avusturya Türkiye'ye, "biz sözümüzü tuttuk ve KKTC'ye izolasyonu kaldırdık, siz de Rumları Gümrük Birliği'ne alarak hava ve deniz limanlarınızı açın" diyecek.
      Rumların Gümrük Birliği'ne alınmaması halinde Türkiye ile AB arasında bu yıl sonunda yapılacak gözden geçirme sürecinde kriz çıkması bekleniyor.
     
     Ada'daki referandum
      BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
      Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı. Son olarak, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 24 ocakta Türkiye'nin Kıbrıs Eylem Planı'nı açıkladı. Plana Avrupa ve ABD'den destek geldi.
      * 2006 Haziran ayına kadar tarafların katılacağı üst düzey bir toplantı yapılması.
      * Bu üst düzey toplantıda Türkiye, Yunanistan, KKTC, Rum tarafı, BM'nin yer alması.
      * Üst düzey toplantıda alınan kararların BM Genel Sekreteri Annan tarafından rapor olarak Güvenlik Konseyi’ne sunulması.
      * Eylem Planı'nın kabulü halinde Türkiye’nin deniz ve limanlarının Rum tarafına açılması.
      * Ada’da ticaretin önündeki engellerin kaldırılması.
      * 2006 sonuna kadar Ada'da kalıcı bir çözüme ulaşılması.
      * Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası spor ve sosyal aktivitelere katılması.
      * Asıl öncelik kapsamlı çözüm.
      * Çözümün adresi Birleşmiş Milletler.
      * Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik bir varlık olarak AB gümrük birliğine pratik açıdan dahil edilmesi.
      * BM'nin ve AB Komisyonu'nun özellikle Kıbrıs Türk tarafına sağlayacağı destek, önerilen tedbirlerin uygulanmasını kolaylaştırmaya yardımcı olunması.
      Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Eylem Planı’nın hiçbir şekilde ilgili tarafların hukuki ve siyasi pozisyonlarına halel getirmeyeceğinin altını çiziyor. Plan 20 ocakta BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a sunuldu.

MILLIYET 09/04/06

 

AB, Maraş’ı istemeye hazırlanıyor

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

AB Dönem Başkanı Avusturya, Türkiye’den Kıbrıslı Rumlara kapalı Maraş kentini iade etmesini istemeye hazırlanıyor.

 Avusturya’nın yeni önerisine göre, Maraş Rumlara verilecek ve karşılığında KKTC’nin Gazimagosa limanı AB Komisyonu kontrolünde uluslararası ticarete açılacak.

Avusturya böylece Türkiye’ye "KKTC’ye izolasyonu kaldırdık, siz de Rumları Gümrük Birliği’ne dahil edin" diyecek. Rumların gümrük birliğine alınmaması halinde Türkiye ile AB arasında bu yıl sonunda yapılacak gözden geçirme sürecinde kriz çıkması bekleniyor.

Rum medyasının, AB kaynaklarına dayanarak verdiği habere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, KKTC’ye yönelik alınan, ancak Rum engeline takılan doğrudan ticaret tüzüğünü önümüzdeki günlerde onaylanması için AB Konseyi’ne götürecek.

RUMLARIN TEKLİFİYDİ

Avusturya’nın AB Konseyi’ne sunacağı formül, aslında Kıbrıs Rum yönetiminin daha önce ortaya attığı şartların kabulü anlamına geliyor. AB, 2004 yılında KKTC’ye 250 milyon Euro mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüğü hazırlamıştı. Rumlar, AB’nin doğrudan ticaret tüzüğüne onay vermek için, bunun önce mali yardım tüzüğünden ayrılmasını talep etti ve AB de geçen ay Rumların bu isteğini yerine getirdi. Rumlar doğrudan ticaret tüzüğüne onay vermek için şu şartları ortaya koydu.

 Kapalı Maraş kenti Rumlara iade edilsin.

 KKTC’deki 1974 öncesi Rum mülklerine moratoryum uygulansın.

 Gazimagosa limanını Rum ve Türkler ortak işletsin.

KKTC ve Türkiye bu öneriyi şiddetle reddetmiş ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Ocak ayında, KKTC’ye tüm izolasyonların kaldırılması halinde Türkiye’nin Rumlara hava ve deniz limanlarını açmasını öngören Kıbrıs eylem planının ortaya koymuştu. Türkiye, tüm limanların da uluslararası trafiğe açılmasını istiyor.

HURRIYET 10/04/06

 

AB, ambargolara karşı Maraş'ın iadesini önerecek

MARAŞ'IN İADESİNE KARŞILIK DOĞRUDAN TİCARET... Mağusa Limanı'nın önümüzdeki günlerde serbest ticarete açılacağı, Maraş'ın da Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi prosedürünün de başlayacağı iddia edildi. Rum basınına göre, AB'nin Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü; Rum tarafının Maraş'ın iadesi şartıyla önümüzdeki aylarda onaylaması bekleniyor

ABD'NİN B PLANI UZLAŞIYA YOL AÇTI... AB Dönem Başkanı Avusturya'nın, Kuzey Kıbrıs'la Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü; Rum tarafının Maraş'ın iadesi şartıyla onaylanması için Avrupa Konseyi'nin önüne götürmeye hazırlandığı, çünkü "Amerikalıların Kıbrıslı Türkleri kalkındırmaya yönelik B planının Rumlar açısından çok daha kötü şartlar içereceği" bildirildi

TÜZÜK İKİ ŞART İÇERİYOR... Tüzük; onaylanmasına rıza göstermek için Kıbrıs Rum tarafının ortaya koyduğu; kapalı Maraş'ın ve kent limanının açılması şartlarını da "Kıbrıslı Türkler lehine sert karşılıklarla" içeriyor. Tüzükte, Kıbrıslı Rum mallarının kullanılmasına son verilmesi konusu kuşatma altına alınıyor

KIBRISLI TÜRKLERİN SEVİYESİ YÜKSELTİLECEK... Siyasi uzlaşı ile: Kuzey Kıbrıs bütün dünya ile ticari ilişkiler kuracak, Kıbrıslı Türklerin statüsü dramatik şekilde yükselecek, AB, mali yardımları dağıtma ofisini işgal bölgelerinde açacak, Kıbrıs Rum tarafının (Kıbrıslı Türklerin doğrudan ticaretindeki) rolü sınırlandırılacak

Mağusa Limanı'nın önümüzdeki günlerde serbest ticarete açılacağı, Maraş'ın da Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi prosedürünün de başlayacağı iddia edildi.

Rum basınına göre, Avrupa Birliği'nin (AB) Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü; Rum tarafının Maraş'ın iadesi şartıyla önümüzdeki aylarda onaylaması bekleniyor.,

AB dönem başkanı Avusturya'nın Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticareti öngören tüzüğü; Rum yönetiminin onaya rıza göstermek için koştuğu şartla birlikte onaylanmak üzere Avrupa Konseyi'ne götürme niyetinde olduğu savunuldu.

Bu siyasi uzlaşıya Kıbrıs Türk tarafının onay vermesi halinde Gazimağusa limanı uluslararası denizciliğe açılırken; Maraş bölgesi de Kıbrıslı Rumlara iade edilecek. Böylece, Kıbrıs Türk tarafı üçüncü ülkelerle ticarete başlamış olacak.

Avusturya'nın, Kuzey Kıbrıs'la Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü onay için Avrupa Konseyi'nin önüne götürmeye hazırlandığı, çünkü "Amerikalıların Kıbrıslı Türkleri kalkındırmaya yönelik B planının çok daha kötü şartlar içereceği" bildirildi.

Alithia "son derece kesin bilgilere" dayanarak haberi, "Ambargonun Kaldırılması Maraş'ın İadesi - Avusturya Önerisi: Lefkoşa Sahte Devletin Yükseltilmesine Boyun Eğiyor - Büyük Uzlaşı: Kapalı Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara Açılması - Limanın Kıbrıslı Türklerin Ticaretine Açılması - AB Dağıtım Ofisini İşgal Bölgelerinde Açıyor - Kıbrıslı Türkler 250 euroyla Kalkındırılıyor ve Güçlendiriliyor" başlık ve spotlarıyla manşete çıkardı.

Gazete tüzüğün; Rum yönetiminin onay vermek için ortaya koyduğu; "kapalı Maraş'ın ve Mağusa Limanı'nın açılması" şeklinde iki de koşul içerdiğini yazdı, Kıbrıs Rum mallarının kullanılmasına son verilmesi konusunun ise çevrildiği (ablukaya alındığı) yorumunu yaptı, devamla şunları yazdı:

"Tamamen kesin bilgilere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, işgal bölgeleriyle doğrudan ticareti öngören tüzüğü onay için Avrupa Konseyi'ne götürmeye niyetleniyor. Tüzük; onaylanmasına rıza göstermek için Lefkoşa'nın ortaya koyduğu; kapalı Maraş'ın ve kent limanının açılması şartlarını da -Kıbrıslı Türkler lehine sert karşılıklarla- içeriyor. (Tüzükte, Kıbrıslı Rum mallarının kullanılmasına son verilmesi konusu kuşatma altına alınıyor.) Çünkü Amerikalıların Kıbrıslı Türkleri kalkındırmaya yönelik B planı çok daha kötü şartlar içerecek.

Bu siyasi uzlaşı ile:

-İşgal bölgeleri bütün dünya ile ticari ilişkiler kuracak

-Kıbrıslı Türklerin statüsü dramatik şekilde yükselecek

-AB, mali yardımları dağıtma ofisini işgal bölgelerinde açacak

-Kıbrıs Cumhuriyeti'nin (Kıbrıslı Türklerin doğrudan ticaretindeki) rolü sınırlandırılacak.

Bu bilgileri Yunan Dışişleri Bakanlığı'na ulaşabilmesi ile ünlü gazeteci İrini Karanasopulu; Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin ziyareti sırasında, Lefkoşa'daki kaynaklara dayanarak verdi. Karanasopulu'nun yazdığı üzere AB Dönem Başkanı Avusturya, Tasos Papadopulos hükümetinin onayı ile, Kıbrıslı Türklerin statüsünü yükselten ve onay vermek için Lefkoşa'nın ortaya koyduğu iki şartı da içeren tüzüğü Avrupa Konseyi'ne götürmeye yöneliyor.

Bilgilere göre; önümüzdeki günlerde Mağusa Limanı'nın serbest denizciliğe açılması beklenirken, Maraş'ın da Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi prosedürü de başlayacak. Kıbrıs Türk tarafı, üçüncü ülkelerle ticarete başlayabilecek.

Kıbrıs Başkanlığı'nda; Kıbrıslı Türklerin kalkındırılmasına yönelik AB tüzüklerinin nihayetinde; varlıklarının güçlendirmesi ve izolasyonların kaldırılması için kullanılacağı korkusu olmasına rağmen, Lefkoşa; yine kendisinin talep ettiği ve Lüksemburg'un dönem başkanlığı zamanında dahil edilen şartları da içermesi koşuluyla Doğrudan Ticaret Tüzüğü'ne rıza göstermeye karar verdi. Böylece uluslararası camianın, referandumdan sonra haksızlığa uğradıklarını düşündüğü adanın Kuzey kesimine prim verme politikasını takip ederek; birkaç ay içinde ikinci kez Kıbrıslı Türklerin yükseltilmesine yönelik bir önleme daha yeşil ışık yakıyor.

Mali Yardım Tüzüğü toplam 250 milyon Euro ile ilgilidir ve AB; süresi 2006'da sona eren 2005 dönemine ait paraları verme eğilimindedir. Hedef; finanse edilecek olan çalışmaların, adanın yeniden birleşmesine katkı koymasıdır. Komisyon'a göre bu; Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması, ekonomik bütünleşme ve iki toplum arasındaki temasların artmasıdır.

Ancak Avrupa Komisyonu'nun; işgal bölgelerinde dağıtım bürosu açma, çalışmaları doğrudan Kıbrıslı Türklere verme, Kıbrıslı Rumları ve Lefkoşa'nın görüşlerini tamamen görmezden gelme eğilimi; tüzükte kesin bir dille belirtilmiyor olsa bile, her türlü karar öncesinde istişare yapılmasını talep eden Kıbrıs hükümetini rahatsız etti.

Tasos Papadopulos'un mesai arkadaşları, iki tüzük için yeşil ışık yakmalarına rağmen; bu tüzükleri sahte devleti siyasi ve ekonomik açıdan yükseltme politikasının araçları olarak görüyorlar, hedefin yeniden birleşme, ama iki varlığın bir örtü altında birleşmesi olduğunu söylüyorlar, Annan planının başarısızlığa uğradığı şu an, Amerikalı ve İngilizlerin B planından söz ederek; 'Amerikalılar bunun için para döküyor, hava ve deniz limanlarının açılmasını istiyorlar' diyorlar."

Simerini haberi, "Avusturya Maraş Konusunu Yeniden Gündeme Getiriyor - Kıbrıs Sorununun Yarısından Fazlası" başlıklı haberinde Rum yönetiminin AB Dönem Başkanı Avusturya ile; Maraş'ın iadesini , Mağusa Limanı'nın açılmasını ve Brüksel'in gözetiminde müştereken işletilmesini onaylayacak duruma geldiğini yazdı.

Bu önerinin, Paris'te gerçekleşen Papadopulos-Annan görüşmesinden önce "25"ler tarafından onaylandığını yazan gazete önerinin; Türk tarafının talep etmekte olduğu doğrudan ticaretin, Maraş'ın iadesi ve Mağusa Limanı'nın Brüksel gözetiminde müşterek kullanıma açılması ve Kıbrıs Rum mallarının kullanımına moratoryum getirilmesine bağlanmakta olduğunu, buna ilaveten; Rum yönetiminin by-pass edilmesi niteliği kazanmaması için de bazı somut parametreler içine yerleştirildiğini kaydetti.

Gazete özetle şunları yazdı:

"Hükümet çevreleri, Maraş başlığının Kıbrıs sorunu gündemindeki en üst sırada bulunduğunu saklamıyorlar ve bunu; 'Kıbrıs sorununun yarısından fazlası' olarak niteliyorlar. Çünkü Maraş meselesinin çözümünün; tek başlarına her şeyi çözüme götürmeye muktedir olan dinamikleri serbest bırakacağını değerlendiriyorlar."

KIBRIS 10/04/06

İçişleri Bakanı Özkan Murat: IRSA yetkilileri, gelecek hafta KKTC'ye geliyor

Uluslararası Yol Güvenliği Akademisi'nde (IRSA) incelemeler yapmak üzere beraberindeki bir heyetle Hollanda'nın başkenti Amsterdam'a giden İçişleri Bakanı Özkan Murat, dün akşam yurda döndü.

TAK muhabirinin telefonda görüştüğü Bakan Murat, Amsterdam'daki görüşme ve incelemelerinin çok yararlı geçtiğini, özellikle sabit kameralı radarlarla ilgili uygulamaları yerinde inceleme fırsatı bulduklarını kaydederek, "Burada aldığımız bilgiler ve gözlemlerimiz, ülkemizdeki trafik kazalarını, özellikle ölümlü kazaları en aza indirme çabalarımızda doğru yolda olduğumuzu gösteriyor" dedi.

Bakan Murat, IRSA yetkililerinin başlatılacak trafik eğitim programlarını görüşmek üzere gelecek hafta KKTC'ye geleceğini de açıkladı.

Murat, Hollanda Ulaştırma Bakanlığı'ndaki trafik yönetim merkezini gördüklerini, sabit radarlı kamera sisteminin uygulanmasıyla ölümlü ve yaralanmalı kazalarda kaydedilen düşüşle ilgili bilgilendirildiklerini de söyledi.

İçişleri Bakanı Özkan Murat'a Hollanda ziyaretinde, Polis Genel Müdürü Erdem Demirbağ, Trafik Kazalarını Önleme Derneği Başkanı Dr. Mehmet Avcı ile Trafik ve Ulaştırma Hizmetleri Komisyonu'nun diğer bazı üyeleri eşlik etti.

Bakan Murat ve heyeti, IRSA yetkilileriyle sabit kameralı radarların alımı ve sistemin kurulmasıyla ilgili formaliteleri tamamlamak üzere gittiği Amsterdam'da "Intertraffic Fuarı"nı da gezmişti.

KIBRIS 10/04/06

 

Yeşilırmak-Pirgo sınır kapısının açılması için eylem yapılacak

Yeşilırmak bölgesinde bulunan, Pirgo-Yeşilırmak sınır kapısının geçişlere açılmasını sağlamak için, Yeşilırmak ve Pirgo köylüleri ortak bir komite oluşturdu

Yeşilırmak-Pirgo sınır kapısının açılması için eylem yapılacak

TOPLANTI YAPTILAR... Yeşilırmak- Pirgo, sınır kapısının geçişlere açılmasını sağlamak için, Yeşilırmak ve Pirgo köylüleri, "Kapıları Açın İnisiyatifi" çerçevesinde ortak komite oluşturdu. Komite, dün Yeşilırmak'ta Rum ve Türk üyeleriyle bir toplantı yaptı. Her iki kesimden üyeler, toplantının amacının ortak bir mücadele için bir eylem planı oluşturmak olduğunu belirtti

İLK EYLEM CUMA GÜNÜ... Komite üyeleri, her iki kesimdeki hükümetlere kapıların açılmasının sağlanması için baskı yapacaklarını, bu bağlamda da bir dizi eylem başlatacaklarını vurguladı. Komitenin ilk eylemi 14 Nisan Cuma günü yapılacak. Ledra Palas'da basın toplantısı düzenleyecek olan komite, ardından her iki kesimin liderlerine ve BM ile AB yetkililerine gönderilmek üzere yazılan ve komitenin taleplerin içeren mektupları gönderecek

 

Gözde SÜREÇ

Yeşilırmak bölgesinde bulunan, Pirgo-Yeşilırmak sınır kapısının geçişlere açılmasını sağlamak için, Yeşilırmak ve Pirgo köylüleri ortak bir komite oluşturdu.

"Kapıları Açın İnisiyatifi" çerçevesinde kurulan komite, dün Yeşilırmak'ta Rum ve Türk üyeleriyle bir toplantı yaptı.

Komite toplantısına katılan her iki kesimden üyeler, toplantının amacının ortak bir mücadele için bir eylem planı oluşturmak olduğunu belirtti.

Komite üyeleri amaçlarının her iki kesimdeki hükümetlere kapıların açılmasının sağlanması için baskı yapmak olduğunu, bu bağlamda da bir dizi eylem başlatacaklarını vurguladı.

Komitenin ilk eylemi 14 Nisan Cuma günü yapılacak. Saat 10.00-11.00 arası Ledra Palas'da basın toplantısı düzenleyecek olan komite, ardından her iki kesimin liderlerine ve Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği yetkililerine gönderilmek üzere yazılan ve komitenin taleplerin içeren mektupları gönderecek.

Komitenin ikinci eylemi ise 29 Nisan Cumartesi saat 17.00'de gerçekleştirilecek. Yeşilırmak-Pirgo sınır kapısının her iki tarafında da sınırın açılması için gösteri yürüyüşü yapılacak.

Yeşilırmak köy muhtarı Yıldız Kabaran, Yeşilırmak-Pirgo sınır kapısının açılmasını istediklerini belirterek, bunun gerçekleşmesi için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Her iki tarafın da hükümetlerine kapının açılması için baskı yapmaya hazır olduğunu belirten Kabaran, bu isteklerini hükümetlerin yanı sıra Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'ndeki yetkili kişilere bildirmek amacıyla birer mektup yazdıklarını söyledi.

"Kapıları Açın İnisiyatifi" Lefkoşa Sorumlusu Soteris Vlahas da Kıbrıslı Rumlar olarak dün gerçekleştirilen komite toplantısından ve çıkan kararlardan memnun ve mutlu olduklarını söyledi.

Kıbrıslı Türklerin bugüne kadar hem barış için hem de sınırların açılması için gereken çabayı gösterdiğini belirten Vlachas, bundan sonra Kıbrıslı Rumların da gerekeni yapmak için uğraşacağını vurguladı.

Vlachas, Kıbrıslı Türklerin barış için gösterdikleri çabayı takdir ettiklerini söyledi ve şimdi sıranın kendilerine geldiğini, artık bu kavgada Kıbrıslı Rumlar olarak üstlerine düşeni yapacaklarını belirtti.

KIBRIS 10/04/06

 

British Museum ile 'dikilitaş' krizi



The Times gazetesi, Türkiye’nin, Adıyaman’da 1927 yılında ortaya çıkarılan ve halen Londra’daki British Museum’da bulunan kabatmalı bazalt dikilitaşı geri istediğini belirtti.Gazeteye konuşan bir müze yetkilisi "Yaklaşık 80 yıldır müzede bulunan dikilitaş için Türkiye’nin şimdi hak iddia etmesi bizi şaşırttı" dedi. Aynı yetkili iadenin gerçekleşebileceğinden emin olmadığını da sözlerine ekledi.

İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden The Times, Türkiye’nin, Adıyaman Samsat ilçesindeki kazılarda 1927 yılında ortaya çıkarılan ve İsa’dan önce 1’inci yüzyıla ait olan kabartmalı bazalt bir dikilitaşının iadesini British Museum’dan istediğini yazdı.

BBC’ye göre, "Önce Yunanlılar şimdi sıra Türklerde" ifadesini kullanan gazete, eserin Türkiye’ye dönmesine pek ihtimal verilmiyor.

Söz konusu eserin yasal yollarla satın alarak Türkiye’den getirildiğini savunan gazeteye konuşan bir müze yetkilisi de, "Yaklaşık 80 yıldır müzenin koleksiyonunda bulunan kabartmalı dikilitaş için Türkiye’nin şimdi hak etmesi bizi şaşırttı" dedi.

The Times, Türk Büyükelçiliği’nden bu konuda görüş alma isteklerinin geri çevrildiğini belirtirken Londra British Museum yetkililerinin Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Akın Alptuna’nın müze yöneticisi Neil MacGregor ile görüştüğünü doğruladıklarını söylediklerini de yazdı.

HURRIYET 11/04/06

Seçime dönük haber

"MANİPÜLASYON HABERLER ARTTI"... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum tarafında seçimlerin gündemde olması nedeniyle manipülasyon haberlerin arttığını kaydetti. Soyer, bir müddet önce, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bir öneri ortaya koyduğunu ve Kıbrıs Türk halkı üzerindeki tüm izolasyonların kaldırılması koşulu ile Maraş'ın Rumlara iadesini dile getirdiğini, ancak Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin bu öneriyi reddettiğini hatırlattı. Soyer, "Bu haberleri tamamen Kıbrıs Rum iç siyasi yaşamında, Kıbrıs Rum tarafında meydana gelen düşünce boşluğu ve çözümsüzlüğün sürmesinden kaynaklanan iç tartışma ortamı yaratıyor" diye konuştu

Gizem ÖZGEÇ

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum tarafında, Kıbrıs sorunu veya belli başlı konularla ilgili sürekli olarak eksik ve yanlış beyanlarla manipülasyon haberlerin yapıldığını, dün yayınlanan haberlerin, bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Başbakan Soyer, Rum basınında yer alan, Mağusa Limanı'nın önümüzdeki günlerde serbest ticarete açılacağı, Maraş'ın da Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi prosedürünün başlayacağı iddialarına cevap verdi

Soyer, bu tür haberler üzerine siyasi gündem tartışmalarının yoğunlaştığını ve Kıbrıs Rum tarafında da seçimlerin gündemde olması nedeniyle manipülatif haberlerin arttığını kaydetti.

Soyer, bu yöndeki haberlerin artışını ise, "İç siyasete endeksli haber yaratmak" olarak niteledi.

 

Rum tarafındaki düşünce boşluğu

Soyer, haber yayınlamadan bir müddet önce, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bir öneri ortaya koyduğunu ve Kıbrıs Türk halkı üzerindeki tüm izolasyonların kaldırılması koşulu ile Maraş'ın Rumlara iadesini dile getirdiğini, ancak Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin bu öneriyi reddettiğini hatırlattı.

Soyer, "Haberin özünde Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara iadesi, Mağusa Limanı'nın serbest ticarete açılması ve Kıbrıslı Türklerin seviyelerinin yükseltilmesi var. Bu haberleri tamamen Kıbrıs Rum iç siyasi yaşamında, Kıbrıs Rum tarafında, meydana gelen düşünce boşluğu ve çözümsüzlüğün sürmesinden kaynaklanan iç tartışma ortamı yaratıyor" şeklinde konuştu.

 

Talat Maraş'ı önermişti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, izolasyonların kaldırılması karşılığında Maraş bölgesini Rum kesimine vermeye hazır olduğunu söylemiş ve Maraş'ı, KKTC'ye karşı sürdürülen yaptırımların kaldırılması halinde Rum kesimine teslim edeceğini belirtmişti.

 

Rum basındaki haber neydi?

Rum basınında yer alan haberde Mağusa Limanı'nın önümüzdeki günlerde serbest ticarete açılacağı, Maraş'ın da Kıbrıslı Rumlara iade edilmesi prosedürünün başlayacağı iddia edildi.

Haberde, Avrupa Birliği'nin (AB) Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü; Rum tarafının Maraş'ın iadesi şartıyla önümüzdeki aylarda onaylamasının beklendiği de savunuldu.

AB dönem başkanı Avusturya'nın Kuzey Kıbrıs ile doğrudan ticareti öngören tüzüğü; Rum yönetiminin onaya rıza göstermek için koştuğu şartla birlikte onaylanmak üzere Avrupa Konseyi'ne götürme niyetinde olduğunun savunulduğu haberde, bu siyasi uzlaşıya Kıbrıs Türk tarafının onay vermesi halinde Gazimağusa limanının uluslararası denizciliğe açılırken; Maraş bölgesinin de Kıbrıslı Rumlara iade edileceği iddia edildi.

Haberde, ayrıca, Kıbrıs Türk tarafının üçüncü ülkelerle ticarete başlamış olacağı, Avusturya'nın, Kuzey Kıbrıs'la Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nü onay için Avrupa Konseyi'nin önüne götürmeye hazırlandığı, çünkü "Amerikalıların Kıbrıslı Türkleri kalkındırmaya yönelik B planının çok daha kötü şartlar içereceği" de ifade edildi

KIBRIS 11/04/06

Papadopulos'un en büyük destekçisi AKEL

AKEL'DEN PAPADOPULOS'A %83'LÜK DESTEK... Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un en büyük destekçisinin AKEL partisi olduğu açıklandı. 21 Mayıs'ta yapılacak genel seçimlere yönelik olarak GNORA/RAİ Şirketi tarafından yapılan ankete göre, halkın %64'ü Papadopulos'tan memnunluk belirtirken, partiler bazında bu destek AKEL'den %83 olarak veriliyor

RUM SEÇMENE GÖRE AKEL KAZANACAK... Güney Kıbrıs'ta 21 Mayıs Pazar günü yapılacak genel seçimleri, yapılan anketlere göre, Papadopulos'u destekleyen AKEL partisi kazanacak. Ankete katılan seçmenlerin yüzde 52'si seçimi AKEL'in kazanacağını belirtirken, DİSİ'ye % 25 şans veriyor... Seçime katılan diğer partilere şans veren seçmen sayısı ise yüzde 24

MÜZAKERELER BAŞKA PLANLA BAŞLASIN... Referandumda Annan planına hayır diyen Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorunu ile ilgili yeni müzakerelerin başlaması halinde bu müzakerelerin tamamen başka bir planla görüşülmesini destekliyor. Rum halkının yüzde 50'si tamamen başka bir plan derken, yüzde 34'ü Annan planında büyük ve özlü değişiklikler yapılması halinde müzakere edilmesini istiyor

BİRLİKTE YAŞAMAK İSTEMİYORLAR... Rumların büyük çoğunluğu, Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak istemiyor. Rum seçmenler, "bir gün karar vermeniz gerekirse, Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak ister misiniz sorusuna", yüzde 48'i ayrı, 45'i birlikte yaşamak istediğini söyledi. Yüzde 7'si ise bu soruya cevap vermedi. Partiler bazında ise AKEL yüzde 54'le "birlikte yaşayalım" diyor

Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'un en büyük destekçisinin AKEL partisi olduğu bildirildi.

21 Mayıs'ta yapılacak genel seçimlere yönelik olarak GNORA/RAİ Şirketi tarafından yapılan ankete göre, halkın %64'ü Papadopulos'tan memnunluk belirtirken, partiler bazında bu destek AKEL'den %83 oranında veriliyor.

Genel seçimlere hazırlanan Kıbrıslı Rumların yüzde 64'ü Tasos Papadopulos'tan memnun olduklarını, yüzde 33'ü memnun olmadığını belirtti, yüzde 3'lük bir kesim ise bu konuda fikir beyan etmedi.

Papadopulos'un en büyük destekçisi AKEL üyelerinin yüzde 83'ü cumhurbaşkanlarının bugüne kadar görevini kullanma şeklinden memnun olduklarını belirtirken, yüzde 15'i memnun olmadığını dile getirdi, yüzde 2'si de bu konuda fikir belirtmedi.

Rum halkının yüzde 61'ine göre Papadopulos'un Kıbrıs sorunuyla ilgili uygulamaları Güney Kıbrıs'ın konumunu güçlendirdi. Yüzde 24'lük kesim "zayıflattı" derken yüzde 8'lik bir kesim hiçbir değişikliğin olmadığı inancında.

Aynı şekilde, Rum halkı hükümetin görevini yapma ve ülke sorunlarını ele alma yöntemlerinden de memnun. Anket sonuçlarına göre, halkın yüzde 52'si memnunluk belirtirken, yüzde 45'i memnun olmadığını dile getirdi. Yüzde 3'ü ise fikir belirtmek istemedi.

Anketler AKEL'i gösteriyor

Yapılan anketlere göre, Güney Kıbrıs'ta 21 Mayıs Pazar günü yapılacak genel seçimleri, Papadopulos'u destekleyen AKEL partisi kazanacak. Ankete katılan seçmenlerin yüzde 52'si seçimi AKEL'in kazanacağını belirtirken, DİSİ'ye yüzde 25 şans veriliyor... Seçime katılan diğer partilere şans veren seçmen sayısı ise yüzde 24.

"Seçimi hangi parti kazanacak?" sorusuna, yüzde 39'luk bir kesim "AKEL, küçük bir farkla kazanacak" derken, yüzde 21'i DİSİ'nin küçük bir farkla kazanacağını söyledi. Kararsızların yüzde 25'i de AKEL'in kazanacağını söylerken, ilk kez oy kullanacakların yüzde 32'si de AKEL'in kazanacağı görüşünde.

Çözümden uzaklaşıldı

Rum halkı, bugünkü koşullarda, bir yıl öncesine göre Kıbrıs sorununun çözümünden uzaklaşıldığı görüşünde. Seçmenin yüzde 56'sı bir yıl öncesine göre çözümden uzaklaşıldığını belirtirken, yüzde 36'sı daha yakın olduğunu savunuyor. Yüzde 8'lik bir kesim ise bu soruya yanıt vermedi.

Papadopulos'u destekleyen AKEL'e göre ise bir yıl öncesine göre Kıbrıs'ta bugün çözüm daha yakın. AKEL, yüzde 51'lik bir oranla çözüme daha yakınlaşıldığını savunurken, DİSİ'nin yüzde 80'i çözümden uzaklaşıldığı inancında.

Annan planında özlü değişiklik yapılırsa

Referandumda Annan planına "hayır" diyen Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorunu ile ilgili yeni müzakerelerin başlaması halinde bunun tamamen başka bir planla yapılmasını destekliyor. Rum halkının yüzde 50'si "tamamen başka bir plan" derken, yüzde 34'ü Annan planında büyük ve özlü değişiklikler yapılması halinde müzakere edilmesini istiyor. Yüzde 8'lik bir kesim Annan planında sınırlı değişiklik isterken, yüzde 7'lik kesim çekimser davranıyor.

Gerek Rum seçmenler, gerekse AKEL ve DİSİ partileri, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin müzakerelerin hem BM, hem de AB'ye dayalı başlamasını istiyor. Rum seçmenin yüzde 69'u müzakerelerin her ikisine de dayandırılmasından yana.

Birlikte yaşamak istemiyorlar

Rumların büyük çoğunluğu, Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak istemiyor. Rum seçmenler, "bir gün karar vermeniz gerekirse, Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak ister misiniz sorusuna", yüzde 48'i ayrı, yüzde 45'i birlikte yaşamak istediğini söyledi. Yüzde 7'si ise bu soruya cevap vermedi. Partiler bazında ise AKEL yüzde 54'le "birlikte yaşayalım" diyor. AKEL'lilerin yüzde 40'ı Kıbrıslı Türklerle ayrı yaşamak istediğini belirtirken, DİSİ'de yüzde 53'lük kesim ayrı, yüzde 41'i ise birlikte yaşamak istediğini söyledi.

KIBRIS 11/04/06

Maraş, kapsamlı çözümde ele alınacak bir konudur

LİMAN KONTROLÜMÜZDE OLACAK... Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, Maraş'ın kapsamlı çözümde ele alınacak bir konu olduğunu belirtti ve limanın KKTC'nin egemenliğinde ve kontrolünde çalışmaya devam edeceğini vurguladı

Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, Maraş'ın kapsamlı çözümde ele alınacak bir konu olduğunu belirtti.

Dışişleri Bakanlığı'ndan dün yapılan yazılı açıklamada, Gazimağusa Limanı'nın KKTC'nin egemenliğinde ve kontrolünde çalışmaya devam edeceği vurgulandı.

Açıklamada şöyle denildi:

"Bugün (dün), Rum basınında çıkan haberlere istinaden, KKTC basınında da, AB Dönem Başkanı Avusturya'nın AB Konsey'ine sunmak için hazırladığı bildirilen bir öneriyle, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün, Maraş'ın Rumlara iadesi ve Gazimağusa limanının AB kontrolüne verilmesi karşılığında yürürlüğe girmesini isteyeceği yazılmıştır. Daha önce de defalarca açıklandığı üzere Maraş, kapsamlı bir çözümde ele alınacak bir konudur.

Gazimağusa limanı ise KKTC'nin egemenliğinde ve kontrolünde çalışmaya devam edecektir.

Avrupa Birliği'nin kendi önerisi olan ve 2004 yılından beridir, GKRY'nin uzlaşmaz tavrı nedeniyle yürürlüğe koyamadığı Doğrudan Ticaret Tüzüğü'yle ilgili olarak KKTC'den absürd istekler ve tavizleri gündeme getirmeyeceğine inanıyoruz.

Kıbrıs'ta çözüm için gerekli tüm şartları yerine getiren Kıbrıs Türk halkından bu aşamada taviz veya ödün beklemek, çözümsüzlük siyaseti güden GKRY'inin katı ve çözümsüzlük üzerine kurulu siyasetini onaylamak, bu reaksiyoner siyasete destek vermek anlamı taşıyacaktır. Avrupa Birliği'nin bu hataya düşmeyeceğini umut ediyoruz."

KIBRIS 11/04/06

BM Temsilcisi Möller'den "Askersiz Lefkoşa"ya destek

"Askersiz Lefkoşa Kampanyası" çalışmalarına bir süredir "askersizleştirme için girişim" ismi ile devam ediliyor. Girişimin oluşturduğu ortak eylem komitesi yaptığı toplantılarla yapılacak eylem ve çalışmaları programlarken, BM Temsilcisi Michael Möller, Ledra Palace'daki siyasi partiler toplantısında fikre destek verdiğini açıkladı.

Möller güney ve kuzeydeki gazetelere de yansıyan açıklamasında, Lefkoşa'da surlar içindeki bölgenin askersizleştirilmesi fikrini desteklediğini, bunun her türlü gerginliğin azaltılmasına yardımcı olacağını ve barikatlardan geçişi kolaylaştıracağını söylemişti.

Askersiz Lefkoşa için ortak deklarasyon

Yapılan bir dizi ortak toplantı ve görüşmelerden sonra oluşturulan "Askersiz Lefkoşa için ortak deklarasyona" adanın kuzeyinden ve güneyinden örgütlerle birlikte, önemli aydın, yazar, gazeteci, araştırmacı ve politikacılar da destek verdiklerini açıkladılar.

Bugüne kadar Takis Hadjidemetriou, Alpay Durduran, Neşe Yaşın, Elli Peonidou, Hasan Hastürer, Hasan Kahvecioğlu, Sevgül Uludağ, Andreas Paraschos, Şener Levent, Jus Bayada, Makarios Drousiotis, Ahmet An, Panicos Peonidou, Fatma Azgın, Dina Mousteri desteklerini açıklarken, Yeni Kıbrıs Partisi, Kıbrıs Yeşiller Partisi , Alman Kıbrıs Formu, Friends of Nature, Cyprus, Hands Across the Divide (HAD), Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Basın Emekçileri Sendikası (Basın - Sen), Belediye Emekçileri Sendikası (BES), Workers Democracy, Baraka Kültür Derneği, Sosyo - Politik Araştırmalar Enstitüsü IKME, BILBAN, Yeni Kıbrıs Derneği, Halk Sanatları Vakfı (HASDER), Kıbrıs'ın Yeniden Birleşmesi Hareketi, Barış ve Demokrasi İnisiyatif, Reconciliation, Kutlu Adalı Vakfı, Sosyalist Söylem Dergisi, Anatropi Dergisi, Çirkef Dergisi, DAÜ- Kıbrıslı Öğrenciler Birliği, Cyprus Peace Center, Kadın Araştırmaları Merkezi, Iliosporoi (Genç Yeşiller) (Yunanistan), Antigone (Yunanistan), Ekolojist Yunanistan (Yunanistan) örgütsel olarak Girişimi desteklediklerini ve metnin altına imza attıklarını açıkladılar. Çeşitli örgütler de konuyu değerlendirdiklerini açıkladılar...

Örgüt ve aydınların imzaladıkları ortak metin şöyle:

"Kıbrıs sorununda önemli bir süreci aşarak yeni bir aşamaya geldik. Geldiğimiz noktada taraflar arasındaki güvensizlik ve şovenizm ciddi boyutlara ulaştı. Çözüme olan inanç ciddi yaralar aldı. Gelinen aşamada bir şeylerin değiştirilebileceğine olan irade de zayıfladı.

Böylesi koşullarda, güven ortamını kurabilmek ve şovenizmi geriletebilmenin en önemli unsuru pratik işlerdir. Tıpkı 1990larda 'iki toplumlu etkinliklerin', 'toplumlararası temasların' oynadığı rolü oynayacak, yeni bir itme gücüne ihtiyaç duyulmaktadır.

Ledra Caddesinde bir geçiş noktası açılma(ma) sürecinde yada Maraş'ın iadesinin tartışmalarında yaşandığı gibi, her ciddi adımda asker önemli bir sorun unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca Kıbrıs tarihi boyunca yaşanan ciddi travmalardan da yola çıkarak, askerin, güvensizliğin ve şovenizmin yükseltilmesinde oynadığı rolü görebiliriz.

Çözüme giden süreçte, güven artıcı bazı önemlerin hemen hayata geçirilmesi sorunun çözümüne yardımcı olacak, tıkanıklıkların aşılmasını sağlayacaktır.

Bu noktada bölünmüş bir kent olan Lefkoşa'nın tüm askeri birlikleri kapsayarak askersizleştirilmesinin büyük önemi vardır.

Lefkoşa, özellikle eski Lefkoşa (surlariçi) Kıbrıs'ı ve Kıbrıslıları bölen hattın birbirine en yakın olduğu yerdir. Bu, iki tarafın silahlı birliklerinin birbirlerine en yakın olduğu bölge anlamına da gelmektedir. Kimi yerde bir yolun ayırdığı hatta, yaşları çoğu kez 18 olan iki tarafın gençlerinin birbirlerini görerek nöbet tutukları tek bölgedir. Eski Lefkoşa, askeri bölge olması yada ara bölgede kalması nedeni ile, bir zamanlar yaşamın olduğu ama şimdi kullanılamayan tarihi de önemi olan ölü bölgeyi de içinde barındırır...

Bu nedenle Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi, tüm adanın askersizleştirilmesine giden yolda ilk ve önemli bir adım olacaktır. Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi önce şehrin sonra adanın birleştirilmesine giden süreci başlatacaktır. Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi ara bölgede kalan yüzlerce evin, işyerinin yeninden yaşam bulmasının fırsatını yaratacaktır. Bu bölge ortak çalışma alanlarına dönüştürülerek, Kıbrıs'ı ayıran hat, Kıbrıs'ı birleştiren mekanlara dönüştürülebilir.

Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi çözüme giden süreçte yeni bir itme kuvveti yaratacak, toplumlararası güven ortamının oluşmasına ciddi yararı olacaktır. 'İmkansızlıkların', mümkünlere dönüştürülebileceği ilk somut adım olacaktır Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi ...

Bu kampanyalar tüm eylem şekillerini içinde barındıracaktır. Tüm iletişim metotları kullanılarak, tüm Kıbrıslıların, Avrupa başta olmak üzere tüm dünyadaki Kıbrıs sorununa taraf olan kesimlerin desteğini almak için yapacağımız bu kampanyalarda sen yoksan bir kişi eksiğiz.

Lefkoşa'nın askersizleştirilmesi mümkün, yeni Kıbrıs da mümkün, bunun için katıl ki 'askersiz bir Lefkoşa'yı', birleşik bir Kıbrıs'ı mümkün kılalım..."

Kampanyanın internet sitesinin http://www.ykp.org.cy/demnicosia/ olduğu açıklandı.

KIBRIS 11/04/06

Rum basını: Annan başka, Tasos başka dil konuşuyor

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Alithia gazetesi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, 28 Şubat'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Paris'te yaptığı görüşmenin içeriği hakkında Annan'dan farklı dil kullandığını yazdı.

Gazete, "Annan başka, Tasos başka dil konuşuyor" başlığıyla verdiği haberde, "Papadopulos ile Annan arasında Paris'te gerçekleştirilen görüşmede, Papadopulos'un farklı, Annan'ın farklı tellerden çaldıklarını" belirtti "Bir diplomatik kaynağa" dayandırılan habere göre, Paris görüşmesinde Annan planına BM Genel Sekreteri değil, bizzat Papadopulos değindi. Annan, Kıbrıs için hazırladığı planın yanı sıra Kıbrıs Rum tarafınca önem sırasına konulmuş değişiklik taleplerinin sunulması konusunu da gündeme getirmedi.

Papadopulos'un ise Annan planını gündeme getirerek Annan'ı şaşırttığı kaydedilen habere göre, Annan, Papadopulos'a, "Annan planının görüşmelerinde yeri olmadığını" belirterek, "Sizi ayıran farklılıklar çok büyük" dedi. Papadopulos ise buna karşılık, "Hayır çok büyük değil, büyük" yanıtını verdi. Bu cevap üzerine Annan, Papadopulos'a, "O halde Kıbrıs Rum tarafının talep etmekte olduğu değişiklikleri önem sırasına konulmuş bir şekilde sunup sunmayacağı" sorusunu yöneltti, Papadopulos olumsuz yanıt verdi.

Bunun üzerine Annan'ın, "O zaman Annan planına değinmek için bir neden olmadığını" vurguladığını yazan gazete, "O andan itibaren Annan planının her iki tarafça da tamamen toprağa gömülmüş olduğu" yorumunu yaptı.

"Annan ile Papadopulos arasındaki bu diyaloğun, Kıbrıs sorununun belli olmayan bir noktaya doğru gerilemekte olduğunu gösterdiği" değerlendirmesini yapan gazete, söz konusu kaynakların, "Kıbrıs Türk tarafının da, her ne kadar tersini istiyor olsa da, Annan planından kurtulduğu" yorumunda bulunduğunu kaydetti.

Gazete, Rum hükümetinin Paris'teki görüşmeyi iç politikaya malzeme yapma şeklinden ötürü bazı "öğütler" ile karşı karşıya kaldığını ve bir AB ülkesi büyükelçisinin Rum hükümetine, "Paris görüşmesini iç politikada kullanma şekliyle Kıbrıslı Türkleri kendinden uzaklaştıracağı ve en ufak bir umut ışığını dahi sileceği" uyarısında bulunduğunu aktardı.

BM Genel Sekreter Kofi Annan, Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari imzasıyla KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a gönderdiği mektupta, Paris görüşmesinin içeriğiyle ilgili bilgi vermişti.

Mektupta, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs konusundaki iyi niyet misyonunun devam ettiği, Paris görüşmesinin arifesinde, her iki toplum liderinin, üzerinde mutabakata varılan birtakım konularda teknik seviyede görüşmek üzere anlaşmış oldukları, ancak teknik görüşmelerin Genel Sekreter'in iyi niyet misyonu çerçevesindeki görüşme sürecinin yerini tutamayacağının teyit edildiği belirtilmişti. Mektupta, Papadopulos'un önceliklerini BM'ye sunmadığı da açıklanmıştı.

KIBRIS 11/04/06

Wexler: Türkiye, Kıbrıs konusunda sözlerini tutu

ABD Temsilciler Meclisi üyesi ve Türkiye Dostluk Grubu Kurucu Eşbaşkanı Robert Wexler, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda sözlerini tuttuğunu söyledi.

Wexler, TC Başbakanlık Merkez Bina'da Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tarafından kabul edildi.

Görüşmenin ardından gazetecilere konuşan Wexler, Gül ile yararlı bir görüşme yaptıklarını belirterek, Türk dostu olarak iki ülke arasındaki ilişkileri güçlü olarak gördüklerini söyledi.

Görüşmede, Kıbrıs konusunu da ele aldıklarını belirten Wexler, ABD Kongresi'nin Avrupa Komitesi'nde yetkili Demokrat Parti temsilcisi olarak çeşitli Avrupa ülkelerini dolaştığını ve bu geziler sırasında Türkiye'ye Kıbrıs konusunda haksız davranıldığına ikna olduğunu söyledi. Gül'ün Kıbrıs konusunda yapıcı önerilerde bulunduğunu belirten Wexler, Kıbrıs Eylem Planı'nı desteklediklerini ve KKTC'ye uygulanan ekonomik izolasyonun kalkmasını istediklerini belirtti.

Kıbrıs konusunda yeni adımların atılması gerektiğini söyleyen Wexler, ''Türkiye, Kıbrıs konusunda verdiği sözleri tuttu'' dedi.

Wexler, özellikle BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının desteklemesi konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Gül'ün sözlerini tuttuklarını ve bunun ödüllendirilmesi gerektiğini söyledi.

Türk yetkililerin, Kıbrıs konusunda her zaman bir adım önde olacaklarını söylediklerini belirten Wexler, bunun yerine getirildiğini, bu nedenle de takdir edilmesi gerektiğini vurguladı.

KIBRIS 11/04/06

11 Nisan 2006
Barroso: AB KKTC'ye verdigi sözleri tutacak

ANKA

AB Komisyonu Baskani Jose Manuel Barroso, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi AKPM’ye hitaben yaptigi konusmada AKPM Türk delegasyonu baskani Murat Mercan’in AB, Kibrisli Türklere verdigi sözlerin tutulmasi ile ilgili ne yapacak sorusuna, öncelikle cevap vermek istedigini belirtti.


AB Komisyonu Baskani Jose Manuel Barroso sunlari kaydetti: "AB Komisyonu Kibrisli Türklere karsi verdigi taahhütleri yerine getirecektir. Ayrica uzun süre devam eden sorunun kisa zamanda çözülmesi için ilgili tüm taraflarin katkilarini bekleliyoruz."

ABHaber’e göre, Strazburg’da Barroso’nun AB Kibrisli Türklere verdigi sözü tutacak açiklamasini yorumlayan diplomatik çevreler, Barroso’nun bu tavrinin Rumlara yönelik ikaz niteligi tasidigini vurguladilar. Öte yandan AKPM’deki toplantilara katilan KKTC Meclisi üyeleri Özdil Nami CTP, Hüseyin Özgürgün UBP AKPM’nin yeni Kibris raportörü ile biraraya geldiler.

Nami ve Özgürgün, Strazburg’da bir çok Avrupa ülkesinin yetkilisi ile görüsme imkani buldu. Yapilan görüsmelerde Avrupa ülkelerinin temsilcileri KKTC meclisi üyelerine, Kibrisli Türklere yönelik açilimlarin daha fazla geciktirilmemesi gerektigi yönündeki görüslerini aktardilar.

Suç Rum liderlerde

Suç Rum liderlerde

12/04/2006 RADIKAL

Arİstos Mİhaİlİdİs

Geçen hafta yayımlanan bir anketin Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle bir arada yaşamak isteyip istemediğine ilişkin sonucu olay yarattı. Bu anket de, seçmenin gözünde kötü görünecek herhangi bir şeyden karşısındakini sorumlu tutmak isteyen politikacılarımızın bilge görüşler ortaya atmalarına bahane oldu. Anket, Kıbrıslı Rumların sadece yüzde 45'inin bir arada yaşamak istediğini, yüzde 48'inin de ayrı yaşamak istediğini ortaya koyuyordu. Sonuçlar önemli, ama politikacıların yalanlarından ve seçime ilişkin art niyetlerinden uzak biçimde analiz edilselerdi daha faydalı olacaktı.
Siyasi liderlerin, 'Sonuçlar Kıbrıslı Rumların yarısının artık bölünmeyi desteklediğini gösteriyor ve bundan başkaları sorumludur' görüşünü savunmaları, bölünmeden başka bir şeye hizmet etmiyor. Ama, bölünmeyi gerçekte çok az Kıbrıslı Rum bilinçli olarak destekliyor. Ortaya çıkan oranlar, referandumdan sonraki iki yılda oluştu; üstelik ikilemin Annan
Planı ile bölünme arasında olduğuna halkı ikna etmiş liderlerden kaynaklanıyor.
Birçok kişinin bölünmeye hazır olmasının nedeni, planın bölünmeden kötü olduğunu düşünmesi. Bugüne kadar kimse, içten içe inanmış olanlar bile, bu görüşü ifade etmeye cesaret edemiyor, daha elverişli bir gelişmeyi umut ediyordu. Liderliğin davranışları, halkın çözüm beklentisine dair iyimserliğini veya karamsarlığını da belirledi. Bugün halkın yüzde 56'sı, çözüme yakın olmadığımıza inanıyor ve bu hayal kırıklığı ve umutsuzluk bir arada yaşayıp yaşamamaya dair görüşleri de etkiliyor. Kısa süre öncesine kadar birlikte yaşamaya ilişkin anket sonuçları çok farklıydı. (Rum gazetesi Filelefteros, 7 Nisan 2006)

Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso: AB, Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutacak

İLGİLİ TARAFLARDAN DESTEK BEKLİYORUZ"... AB Komisyonu Başkanı Barroso, "AB Komisyonu Kıbrıslı Türklere karşı verdiği taahhütleri yerine getirecektir. Ayrıca uzun süre devam eden sorunun kısa zamanda çözümlenmesi için ilgili tüm tarafların katkılarını bekliyoruz" dedi. Diplomatik çevreler, Barroso'nun bu tavrının Rumlara yönelik ikaz niteliği taşıdığını vurguladı

NAMİ İLE ÖZGÜRGÜN YENİ KIBRIS RAPORTÖRÜ İLE GÖRÜŞTÜ... Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi toplantılarında KKTC'yi temsil eden asil üye olarak CTP milletvekili Nami ile yedek üye UBP Genel Başkanı milletvekili Özgürgün, AKPA'nın yeni Kıbrıs raportörü yanı sıra birçok Avrupa yetkilisi ile görüştü. Görüşmelerde AB temsilcileri, Kıbrıslı Türklere yönelik açılımların daha fazla geciktirilmemesi gerektiği yönündeki görüşlerini aktardı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, "AB Komisyonu Kıbrıslı Türklere karşı verdiği taahhütleri yerine getirecektir. Ayrıca uzun süre devam eden sorunun kısa zamanda çözümlenmesi için ilgili tüm tarafların katkılarını bekliyoruz" dedi.

Barroso, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi'ne (AKPA) hitaben yaptığı konuşma sonrası AKPA Türk delegasyonu başkanı Murat Mercan'ın AB, Kıbrıslı Türklere verdiği sözlerin tutulması ile ilgili ne yapacak sorusuna, öncelikle cevap vermek istediğini belirterek şunları kaydetti:

"AB Komisyonu Kıbrıslı Türklere karşı verdiği taahhütleri yerine getirecektir. Ayrıca uzun süre devam eden sorunun kısa zamanda çözümlenmesi için ilgili tüm tarafların katkılarını bekliyoruz."

Bununla birlikte, Strasbourg'da Barroso'nun AB Kıbrıslı Türklere verdiği sözü tutacak açıklamasını yorumlayan diplomatik çevreler, Barroso'nun bu tavrının Rumlara yönelik ikaz niteliği taşıdığını vurguladılar.

Öte yandan AKPA'daki toplantılarında KKTC'yi temsil eden asil üye olarak CTP-BG milletvekili Özdil Nami ile yedek üye UBP Genel Başkanı milletvekili Hüseyin Özgürgün, AKPA'nın yeni Kıbrıs raportörü ile bir araya geldi.

Nami ve Özgürgün, Strasbourg'da birçok Avrupa ülkesinin yetkilisi ile görüşme imkanı buldu. Yapılan görüşmelerde Avrupa ülkelerinin temsilcileri KKTC meclisi üyelerine, Kıbrıslı Türklere yönelik açılımların daha fazla geciktirilmemesi gerektiği yönündeki görüşlerini aktardı.

Nami: İzolasyonlar sona erdirilmesi

konusundaki hassasiyet devam ediyor

KIBRIS'a, Strasbourg'da bulundukları temaslar hakkında açıklamada bulunan Özdil Nami, yeni atanan Kıbrıs raportörüyle bir ön görüşme yaptıklarını ifade ederek, raportörün, bugüne kadarki raportörlerin hazırladıkları raporları inceleyerek, konuyu etraflıca anlamaya çalıştığını ve bu çerçevede bir araya geldiklerini söyledi.

Raportörün, görüşmede yakın zamanda Kıbrıs'a gelme arzusu olduğunu ilettiğini söyleyen Nami, "Sürekli olarak bizle temasta bulunmak istediğini söyledi. Bu konuda kendisine yardımcı olacağımızı ve Avrupa Konseyi'ne doğru bilgi aktarılması için çaba göstereceğimizi ifade ettik" dedi.

Nami, Barroso'nun, Murat Mercan'ın Avrupa Birliği'nin, Kıbrıslı Türklere verdiği vaatlerin tutulmasıyla ilgili sorusuna, öncelikle cevap vermek istediğini belirterek, Kıbrıslı Türklere karşı verilen taahhütlerin yerine getirileceğini söylediğini de kaydetti.

Strasbourg'daki temasları sırasında siyasi komiteler ve sosyalist grup üyeleri ile görüşmelerde bulunduklarını da anlatan Nami, görüşmeler sırasında Kıbrıslı Türklerin izolasyonlarının sona erdirilmesi konusundaki hassasiyetin yüksek olduğunu ve bu konudaki kararlılığın devam ettiğini gözlemlediklerini anlattı.

AB Dönem Başkanı Avusturya'nın, doğrudan ticarete karşılık Maraş'ın Kıbrıslı Rumlara iadesi önerisinde bulunacağı yönündeki Rum kaynaklı haberlerin Strasbourg'da gündem konusu olup olmadığının sorulması üzerine Nami, böyle bir gündem olmadığını ve bunun, Rumlar tarafından yayılan spekülatif bir haber olduğunu söyledi.

Mali Yardım Tüzüğü'nde de Rumlar tarafından benzer spekülasyonların yapıldığını anımsatan Nami, "Bu, Mali Yardım tüzüğü sırasında da denendi, ancak girişimlerimiz sonucu önlendi. Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu, yaptıkları resmi açıklamalarda doğrudan ticaret tüzüğü ile ilgili herhangi bir şartın olmadığını teyit ediyorlar" diyerek, bu haberleri, Kıbrıslı Rumların kendi iç siyasetleri için yarattıkları söyledi.

KIBRIS 12/04/06

 

"Ambargolular Grubu", Brüksel'de gösteri düzenliyor

SUSTURULANLAR"... KKTC'ye uygulanan ambargoları protesto etmek amacıyla etkinlikler gerçekleştiren "Ambargolular Grubu", 26 Nisan Çarşamba günü Brüksel'de "Gagged-Susturulanlar" adlı bir gösteri gerçekleştirecek. Brüksel'deki gösteri AB'nin KKTC'ye verdiği sözleri tutmaktaki başarısızlığını vurgulamak amacı taşıyor

KKTC'ye uygulanan ambargoları protesto etmek amacıyla etkinlikler gerçekleştiren Ambargolular Grubu, 26 Nisan Çarşamba günü Brüksel'de "Gagged-Susturulanlar" adlı bir gösteri gerçekleştirecek.

Brüksel'deki gösteri AB'nin KKTC'ye verdiği sözleri tutmaktaki başarısızlığını vurgulamak amacı taşıyor.

Ambargolular Grubu'ndan yapılan yazılı açıklamada, gösterinin Avrupa Konseyi'nin KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasına karar vermesinin ikinci yıldönümüyle çakıştığı belirtildi ancak bu kararın hala yerine getirilmediğinin altı çizildi. Açıklamada şöyle denildi:

" 'Susturulanlar' gösterimiz, Kıbrıslı Türklerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeyi kabul etmediklerinin ve AB'nin sözlerini yerine getirmemesinin adadaki ırkçı durumun yürürlükte kalmasını sağlayacağının iyi zamanlanmış bir anımsatıcısıdır."

Açıklamada, gösteriye katılmak isteyenlerin Londra'dan Brüksel'e ulaşım detayları için Ambargolular İrtibat Sorumlusu İsmail Veli'yle 01992 464 660 numaralı telefondan temas kurması istenildi.

KIBRIS 12/04/06

 

İKÖPAB’tan KKTC’ye tanıma

İKÖ Parlamento Birliği daha önce Kıbrıs Türk müslüman toplumu olarak anılan KKTC’nin Kıbrıs Türk Devleti olarak adlandırılmasına oy birlğiyle karar verdi. Buna göre İKÖ KKTC’nin varlığını resmen kabul etti.

 

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 21:47 TSİ 13 Nisan 2006 Perşembe

İSTANBUL - İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği’nin (İKÖPAB) 4. Konferansı’nda, KKTC’nin İKÖPAB nezdinde “Kıbrıs Türk Devleti” ifadesiyle yer almasına ilişkin tasarı oy birliğiyle kabul edildi.

Conrad Otel’de düzenlenen konferansın kapanış oturumunda, İKÖPAB’da “Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu” olarak gözlemci statüsünde bulunan KKTC’nin “Kıbrıs Türk Devleti” ifadesiyle yer alması için hazırlanan tasarı da ele alındı.

Basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya ilişkin tasarı oybirliği ile kabul gördü. Karar Türkiye’nin girişimleri sonucunda sunulan önergenin değerlendirilmesinin ardından verlidi.

 

İKÖPAB'dan 'Kıbrıs Türk Devleti' kararı


13 Nisan, 2006 22:22:00 (TSİ) CNN TURK

İstanbul’da düzenlenen İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin Dördüncü Konferansı'nda, KKTC'nin 'Kıbrıs Türk Devleti' ifadesiyle yer almasına ilişkin tasarı oy birliğiyle kabul edildi.

İki gün süren İKÖPAB Dördüncü Konferansı toplantılarının son gününde Türkiye heyetinin önerisi üzerine bundan sonraki toplantılarda ‘Kıbrıs Türk Müslüman Halkı’ yerine, ‘Kıbrıs Türk Devleti’ denmesine ilişkin karar kabul edildi.
 
Bu çerçevede ilk kez tümüyle Kıbrıs'a ilişkin bir karar metni yayınlandı.
 
Daha önce Yemen'in başkenti Sana'da yapılan İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye tarafından teklif edilen ve İstanbul'da düzenlenen toplantıda da kabul edilen tasarıya göre, İslam Konferansı Örgütü Dışişleri Bakanları toplantılarında Kıbrıs Türk Devleti ibaresi kullanılıyordu.
 
İKÖ'nün bu kararını organı İKÖPAB'a da tavsiye niteliğinde bildirmişti.
 
Konuyla ilgili soruları yanıtlayan KKTC Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, "buraya gelirken bizim beklentimiz Kıbrıs Türkü üzerindeki izalasyonların kalkması ve bir açılım gelmesiydi" dedi.
 
Ekenoğlu, KKTC olarak amaçlarının, tüm dünya ile kurmak istenilen bağlantıları İslam ülkeleriyle de kurmak, ekonomik anlamda, turizm, spor, kültür etkinliklerinde bulunmak olduğunu söyledi.
 
KKTC ile ilgili alınan kararın daha önceden İKÖ'nün Dışişleri Bakanları toplantısında aldığını ve İKÖPAB'a tavsiye ettiğini hatırlatan Ekenoğlu, "parlamentoda onaylanması bugüne kaldı... İslam ülkeleri ile bu alınan karar sonrasında daha süratli bir bağlantı olur" şeklinde konuştu.
 
Arınç: "Karar tanınma anlamına gelmez"
 
Basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya ilişkin tasarı oybirliği ile kabul gördü.
 
İKÖPAB toplantılarının tamamlanmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan TBMM Başkanı Bülent Arınç, KKTC ile ilgili kararı yorumladı.  
 
Arınç “bu çok ileri bir adımtır. Kıbrıs daha önce Kıbrıs müslüman toplumu olarak nitelenen KKTC bundan sonra İKÖPAB toplantılarında Kıbrıs Türk Devleti olarak nitelendirilecektir. İKÖPAB'ın bu kararı üye ülkelerin KKTC'yi tanıyacakları anlamına gelmemektedir" diye konuştu.

 

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) KKTC'yi tanıdı

(a.a.)

İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nda, KKTC'nin İKÖPAB nezdinde ”Kıbrıs Türk Devleti” ifadesiyle yer almasına ilişkin tasarı oy birliğiyle kabul edildi.

TBMM Başkanı Bülent Arınç, İKÖPAB'da ”Müslüman Türk Toplumu” olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar gereğince, “Kıbrıs Türk Devleti” olarak isimlendirilmesinin oy birliğiyle kabul edildiğini söyledi.

Arınç, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nın kapanış oturumunun ardından gazetecilere bir açıklama yaptı.

Konferansın başarıyla sonuçlandığını dile getiren Arınç, ”İstanbul Deklarasyonu” ve evrensel nitelikteki “Boğaziçi Deklarasyonu”nun çok önemli metinler olduğunun altını çizdi.

Bülent Arınç, konferansta, hem Batı Trakya'daki Türk azınlığına ilişkin, hem de KKTC'nin “Kıbrıs Türk Devleti” olarak tanımlanması konuları ile Afrika'daki bazı ülkelerin borçlarının silinmesine yönelik teknik bazı kararların alındığını bildirdi.

TBMM Başkanı Bülent Arınç, şunları kaydetti:

“Müslüman Türk Toplumu olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar gereğince, 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak bundan sonra isimlendirilmesi oy birliğiyle kabul edildi. Teknik olarak İstanbul Deklarasyonu ve Boğaziçi Deklarasyonu karar ağırlığında olan şeyler değil, temenni ve duyguları ifade içine almaktadır ama alınan kararlar bağlayıcıdır.

Bu çok ileri bir adımdır. İstanbul Deklarasyonu içinde Kıbrıs ile ilgili yer alan hususlar, Kıbrıs'taki izolasyonların sona erdirilmesi, barışçı çabaların BM tarafından devam ettirilmesi konusudur. Bundan böyle Kıbrıs'taki Müslüman Türk halkına 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak isim verilmiştir. Bu büyük bir başarıdır. Bundan dolayı hem Türkiye, hem de KKTC'de sevinçle karşılanacağını ümit ediyorum.”

SORULAR

Arınç, “Bu konunun deklarasyonda yer almamasının nedeni Mısır'ın itirazı mı?” sorusu üzerine, deklarasyonun, daha geniş ve her konuyu kapsayıcı şekilde ilan edildiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

“Boğaziçi Deklarasyonu, zaten, bütün dünyaya karşı, Avrupa'ya karşı 'Bizi de anlayın, bizi de tanıyın, farklılara bir zenginlik olarak bilin, İslam karşıtlığından vazgeçin, diyalog arayışlarına siz de katkıda bulunun' şeklinde, bugün dünyanın içinde bulunduğu sorunlara Müslüman ülkeler gözüyle bir bakışı ifade ediyor. Bazı cümlelere, bazı ülkelerin itirazları olmuştur. Ama genelde sağlanan konsensüs hem okuduğum, hem de karar altına alınan hususlar olarak dokümanlara geçti.”

Gazetecilerin, “Filistin heyetinin siz metni okurken itirazları oldu. Arapça metinde 'direniş hakkı' sözcüğünün bulunmasına rağmen Türkçe ve İngilizce metinde yer almamasına dair itirazları vardı” sözleri üzerine Arınç, tercüme hatası olduğu söyledi.

Bülent Arınç, bunların müzakere edilerek karar altına alındığını vurgulayarak, “Arkadaşların heyecan duymaları bir tercüme eksikliğinden kaynaklanıyor. Bu deklarasyonun en az 10 maddesi Filistin ile ilgilidir” dedi.

TBMM Başkanı Bülent Arınç, “Kıbrıs Türk devleti nitelemesi KKTC'nin bir devlet olarak tanınması açısından nasıl bir anlam ifade ediyor mu?” sorusuna karşılık da, “İKÖPAB'ın aldığı bir karar. BM Genel Sekreteri'nin de planında bu isim geçmiş bulunuyor. Yani bundan sonra bu ülkeler, 'Kıbrıs devletini tanıyacaklardır' değil. O aşamada değiliz. Aldığımız karar bunu ifade etmiyor” diye konuştu.

“KKTC ile ekonomik işbirliği konusunda çağrı yer aldı mı?” sorusu üzerine de Arınç, bu konunun deklarasyonda yer aldığını kaydetti.

Bu arada İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 5. Konferansı 2008'de Kahire'de yapılacağı bildirildi.

HURRIYET 13/04/06

 

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, Ledra Palace'da toplandı

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, dün sabah ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de toplandı.Komite toplantısına Türk Üye Gülden Plümer Küçük ile Yardımcısı Ahmet Erdengiz, Rum Üye Elias Georgiades ile Yardımcısı Ksenefon Tallis ve Üçüncü Üye Yardımcısı Jennifer Wright katıldı.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz'in TAK muhabirine verdiği bilgiye göre, programa göre perşembe günleri toplanan Komite, Paskalya Yortusu nedeniyle bu haftaki toplantısını düne aldı.

Ahmet Erdengiz, toplantıda önümüzdeki günlerde yapılacak faaliyetlerle ilgili bütçenin gözden geçirildiğini belirtti.

Taşkent köyündeki kan

alım çalışması tamamlandı

Kuzey Kıbrıs'ta kayıp şahıslarla ilgili çalışmaların devam ettiğini ve kayıp yakınlarından kan alımı işlemlerinin, Dr. Eyüp Gemicioğlu başkanlığında oluşturulan DNA laboratuarı ekipleri tarafından sürdürüldüğünü kaydeden Erdengiz, Taşkent köyündeki kayıp yakınlarından kan alım çalışmasının ise tamamlandığını ifade etti.

Çalışmalara Taşkent köyünden başlanmasının nedenini, burada toplu kayıplar olması olduğuna işaret eden Ahmet Erdengiz, kan alım işlemlerine diğer yerleşim birimlerinde de devam edileceğini, bu çerçevede 502 Türk kaybın tümünün ailelerine ulaşılacağını vurguladı.

Erdengiz, ara bölgede yapılacak Antropoloji Laboratuarı'nın inşası ve teçhizatının tamamlanması çalışmalarının sürdüğünü de ifade etti.

Guberan'ın yerine

henüz atama yok

Uzun süreden beri 3. Üye olarak görev yapan Pierre Guberan'ın emekliye ayrılmasıyla, Komite'de boşalan üyelik için BM'nin üye atama sürecinin çalışmakta olduğunu da belirten Ahmet Erdengiz, ancak henüz atama yapılmadığını vurguladı.

BM kararı ve taraflar arasında varılan anlaşma gereği 1981 yılında kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne, Türk üye olarak Latife Birgen'in ardından 1984 yılında Rüstem Tatar atanmış ve Tatar 21 yılın ardından geçtiğimiz aylarda emekliye ayrılmıştı.

Tatar'ın emekliliğiyle Komite'deki Türk Üyeliğe, Üye Yardımcısı Gülden Plümer Küçük atanmıştı.

Başbakan Yardımcılığı, Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz de, Komite'de Yardımcı Üye olarak görev yapıyor.

KIBRIS 13/04/06

 

İKÖ'de gündem KKTC

KKTC'yi Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ekenoğlu başkanlığında bir heyetin temsil ettiği İstanbul'daki İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği 4. Konferansı'na, Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan ambargolar damgasını vurdu

İKÖ'de gündem KKTC

"KKTC'YE HAKSIZ KISITLAMALAR KALDIRILMALI" İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) 4. Konferansı'nda TC Cumhurbaşkanı Sezer, TBMM Başkanı Arınç ve Türkiye Başbakanı Erdoğan, yaptıkları konuşmalarda Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoları "haksız" uygulamalar olarak nitelendirerek, hiçbir yasal dayanağı bulunmayan, insanlık dışı kısıtlamaların kaldırılarak, Kıbrıslı Türklerin dünyayla bütünleşmesine olanak tanınması gerektiği konusunda ortak görüş bildirdi

SEZER: KIBRISLI TÜRKLERLE İLİŞKİLER GELİŞTİRİLMELİ  KKTC ile her alanda ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan TC Cumhurbaşkanı Sezer, bu konuda karşılıklı ziyaretler yoluyla parlamenter ilişkilerin geliştirilmesinin Kıbrıs Türklerinin karşılaştığı zorlukların anlaşılması ve aşılmasında öncü işlev görebileceğine inandıklarını ifade etti

ARINÇ: İNSANLIK DIŞI UYGULAMA  TBMM Başkanı Arınç, Kıbrıs Türk tarafına 10 yıllardır uygulanan ambargoların, hiçbir yasal dayanağı olmadığını ve insanlık dışı uygulamalar olduğunu belirterek, İKÖ'nün, Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonların kaldırılması ve ilişkilerin her alanda geliştirilmesi yönünde çeşitli kararları olduğuna dikkat çekti

ERDOĞAN: AB VE BM HALA ADIM ATMIŞ DEĞİLTürkiye Başbakanı Erdoğan, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmadığı sürece, kimsenin Türkiye'den olumlu bir yaklaşım sergilemesini beklememesini yineleyerek, hem AB hem de BM'nin Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması çağrısında bulunulduğunu hatırlatarak, hala bu noktada atılmış bir adımın bulunmadığını bildirdi

İstanbul Conrad Otel'de düzenlenen İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) 4. Konferansı'na Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan ambargoların kaldırılması damgasını vurdu.

KKTC'yi Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında bir heyetin temsil ettiği İKÖPAB 4. konferansında, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Bülent Arınç ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptıkları konuşmalarda Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargolara dikkat çekti.

Üst düzey TC yetkilileri, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargoları "haksız" uygulamalar olarak nitelendirerek, hiçbir yasal dayanağı bulunmayan insanlık dışı bu kısıtlamaların kaldırılarak, Kıbrıslı Türklerin dünyayla bütünleşmesine olanak tanınması gerektiği konusunda ortak görüş bildirdi.

Doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve spor amaçlı temaslar başta olmak üzere KKTC ile her alanda ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan TC Cumhurbaşkanı Sezer,

bu konuda karşılıklı ziyaretler yoluyla parlamenter ilişkilerin geliştirilmesinin Kıbrıs Türklerinin karşılaştığı zorlukların anlaşılması ve aşılmasında öncü işlev görebileceğine inandıklarını ifade etti.

Kıbrıslı Türklere uygulanan kısıtlamalarla ilgili İslam Konferansı Örgütü'nün çeşitli kararları olduğuna da dikkat çeken Sezer, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, Kıbrıs Türklerine yönelik tüm açılımların önünü kesmek için büyük çaba içinde olduğunu belirtti.

TBMM Başkanı ve İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği (İKÖPAB) Dönem Başkanı Bülent Arınç ise Kıbrıs Türk tarafına 10 yıllardır uygulanan ambargoların, hiçbir yasal dayanağı olmadığını ve insanlık dışı uygulamalar olduğunu belirterek, "İKÖ'nün, Kıbrıs Türklerine yönelik izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs Türkleri ile ilişkilerin her alanda geliştirilmesi konusunda almış olduğu muhtelif kararları mevcuttur" dedi.

KKTC'ye, uygulanan izolasyonların kaldırılmadığı sürece, kimsenin Türkiye'den olumlu bir yaklaşım sergilemesini beklememesini yineleyen Erdoğan, hem AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihli kararında hem de BM Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması çağrısında bulunulduğunu hatırlatarak, hala bu noktada atılmış bir adımın bulunmadığını bildirdi.

Sezer: Kıbrıs Türklerinin dünya ile

bütünleşmesine olanak tanınmalı

TC Cumhurbaşkanı Sezer, doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve spor amaçlı temaslar başta olmak üzere KKTC ile her alanda ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Konferansın açılışında konuşan TC Cumhurbaşkanı, parlamenterlerin dikkatine getirmek istediği diğer bir konunun da Kıbrıs Türklerine uygulanan haksız kısıtlamalar olduğunu kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"İslam Konferansı Örgütü'nün bu konuda çeşitli kararları bulunmaktadır. Kıbrıs Türklerinin dünyayla bütünleşmelerine olanak tanınmalı, maddi ve siyasal açıdan kendilerine yardımcı olunmalıdır.

Doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve spor amaçlı temaslar başta olmak üzere her alanda ilişkiler geliştirilmelidir. Bu konuda karşılıklı ziyaretler yoluyla parlamenter ilişkilerin geliştirilmesinin Kıbrıs Türklerinin karşılaştığı zorlukların anlaşılması ve aşılmasında öncü işlev görebileceğine inanıyoruz.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Kıbrıs Türklerine yönelik tüm açılımların önünü kesmek için büyük çaba içindedir.

Son dönemde AB üyeliğini bu amaçla kötüye kullanmaktadır. Kıbrıs Türklerine haksız biçimde uygulanan yalıtımı aşmaya yönelik açılımların Rumları çözüme yönlendirecek tek araç olduğunu düşünüyoruz.

Türkiye, adada BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet görevi çerçevesinde ve kabul edilmiş BM parametreleri temelinde, kalıcı, hakça ve kapsamlı çözüm yönündeki kararlılığını ve çabaları sürdürecektir."

Arınç: Kıbrıs Türklerine uygulanan

ambargonun yasal dayanağı yok

TBMM Başkanı Arınç, Kıbrıs Türk tarafına 10 yıllardır uygulanan ambargoların, hiçbir yasal dayanağı olmadığını ve insanlık dışı uygulamalar olduğunu belirterek, "İKÖ'nün, Kıbrıs Türkleri'ne yönelik izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs Türkleri ile ilişkilerin her alanda geliştirilmesi konusunda almış olduğu muhtelif kararları mevcuttur" dedi.

Konferansın açılış oturumunda yaptığı konuşmada Arınç, "Kararlar doğrultusunda kardeş islam ülkelerini, Kıbrıs Türkleri ile yakın ilişkiler tesis etmeye ve onlara her açıdan destek olmaya davet ediyoruz" dedi.

Arınç, "Kıbrıs'ta BM parametreleri paralelinde kalıcı, adil ve kapsamlı çözüm yönündeki kararlılığımızı muhafaza etmekteyiz" şeklinde konuştu.

Erdoğan: İzolasyonlar kaldırılmadıkça kimse

Türkiye'den olumlu bir yaklaşım talep edemez

TC Başbakanı Erdoğan ise, " KKTC'ye, oradaki kardeşlerimize uygulanan izolasyonlar kaldırılmadığı taktirde, kimse Türkiye'den olumlu bir yaklaşım talep edemez" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konferansta yaptığı konuşmada Kıbrıs meselesinin kendilerinin bir davası olduğunu ifade ederek, bu konuda attıkları iyi niyetli adımlarla gerçekleştirdikleri atılımın herkesin malumu olduğunu söyledi.

Erdoğan, malların, kişilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımına ilişkin kısıtlamaların ilgili tüm taraflarca eşzamanlı olarak kaldırılması yönünde hazırladıkları öneri paketini daha önce açıkladıklarını hatırlatarak, "Fakat şunu özellikle vurgulamak istiyorum. Eğer KKTC'ye, oradaki kardeşlerimize uygulanan izolasyonlar kaldırılmadığı taktirde, kimse Türkiye'den olumlu bir yaklaşım talep edemez. Bunu da özellikle söylemek istiyorum" dedi.

Recep Tayyip Erdoğan, hem AB Konseyi'nin 26 Nisan 2004 tarihli kararında hem de BM Genel Sekreteri'nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonların kaldırılması çağrısında bulunulduğunu hatırlatarak, hala bu noktada atılmış bir adımın bulunmadığını bildirdi.

Erdoğan, başlattıkları girişimin bu amacın gerçekleştirilmesine ve Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşmesine imkan sağlayacağını ifade ederek, "Eylem planımız bugüne kadar uluslararası camiadan olumlu tepkiler almıştır. BM Genel Sekreteri önerileri yapıcı bulduğunu ifade etmiştir. ABD, İngiltere, İtalya, İspanya, Kazakistan, AB Komisyonu ve İKÖ, girişimimizi destekleyici açıklamalar yapmıştır. İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin de eylem planımıza güçlü destek vermesini bekliyoruz" diye konuştu.

Usar: KKTC'nin 'Kıbrıs Türk devleti'

olarak anılması için girişimler sürecek

 

Öte yandan, Bakanlar Kurulu Sözcüsü, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Salih Usar, İstanbul'daki İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Parlamentolar Birliği Genel Kurul toplantısında KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" olarak kabul edilmesine yönelik girişimlerinin sürdüğünü belirtti.

Bakanlar Kurulu sonrasında, bir gazetecinin, bu konuda hükümetin bir girişiminin söz konusu olup olmadığı yönündeki sorusu üzerine Bakan Usar, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki bir heyetin de hazır bulunduğu İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Parlamentolar Birliği Genel Kurul toplantısına, KKTC'nin "Müslüman Kıbrıs Türk Toplumu" olarak davet edildiğini, ancak daha sonra tepki üzerine davetin "Kıbrıs Türk Devleti" olarak düzeltildiğini anımsatarak, "İKÖ'de KKTC 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak anıldığına göre, bundan sonra da bunun sürmesi yönünde tüm kurumlarımızla gerekli tüm girişimler, temaslar sürdürülecektir" dedi.

KIBRIS 13/04/06

 

Nüfus sayımına güvenmiyorlar

Rum basını, KKTC'de 30 Nisan'da yapılacağı ilan edilen genel nüfus ve konut sayımı sırasında, TC kökenli KKTC vatandaşlarının sayısının olduğundan az gösterilmeye çalışılacağı iddiasında bulundu.

Fileleftheros gazetesi haberinde şunları öne sürdü:

"Türkler, yapılacağı ilan edilmiş olan 30 Nisan sayımları sırasında yerleşiklerle oyun oynamaya çalışacaklar. Edinilen bilgilerden anlaşıldığı üzere, işgal bölgelerinde ikamet etmekte olan Türkiye'den gelen yerleşiklerin sayısını, olduğundan daha az göstermeye çalışacaklar.

Yine öğrendiğimize göre, yerleşiklerin sayısıyla ilgili BM'nin elindeki bilgileri tersine çevirmeye de çalışacaklar. BM'nin elindeki yerleşik sayısına ilişkin bilgilerin bile tam olmadığına ve belirlenmiş olan kategorilerde yerleşiklerin, gerçek sayılarından daha az gösterildiğine işaret ediliyor.

Annan Planı döneminde yapılan tartışmalara göre Kıbrıs Rum tarafı; (TC Kökenli KKTC vatandaşlarının) sayısının 119 binden fazla olduğunu hesap ediyor."

KIBRIS 13/04/06

 

Lefkoşa'ya çok katlı otopark için ihaleye çıkıldı

Özgül Gürkut Mutluyakalı- T.A.K.

Her geçen gün artan nüfusu ve motorlu araç sayısıyla trafik sıkışıklığını en çok yaşayan yerleşim birimi olan başkent Lefkoşa'da, yıllardır gündemde olan çok katlı otopark inşası konusunda nihayet somut adım atıldı.

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB), Mahmut Paşa Mahallesi'nde Mahmut Paşa Otoparkı olarak bilinen yerde yap-işlet-devret modeliyle çok katlı otopark yapımı için ihaleye çıktı.

En az 250 araç kapasiteli inşa edilecek otopark, yer seviyesinden en fazla 2 kat yükseklikte olacak ancak yer altında katlar içerebilecek.

Taslak projeler için 12 Haziran'a kadar süre bulunan ihalede yapılacak değerlendirme sonrasında uygun görülecek bir teklifin 4 aylık sürede uygulama projesi çizilecek. Ardından çok katlı otoparkın inşaatının 18 aylık sürede tamamlanması öngörülüyor.

Erk: Lefkoşa'yı rahatlatacak

Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı Kutlay Erk, çok katlı otopark projesi konusunda TAK muhabirine yaptığı açıklamada, belediye bütçesinden kaynak kullanmamak için yap-işlet-devret modelinin tercih edildiğini, çok katlı otoparkla Lefkoşa trafiğine rahatlama gelmesini amaçladıklarını söyledi.

Erk, şu anda Mahmut Paşa Otoparkı'nın ortasından geçen yolun, belediyeye ait özel yol olduğunu, projede bütün alanın kullanılacağını ancak yine otoparka giriş çıkış için yol yapılacağını kaydetti.

İki kat ve terasın da kullanılmasıyla üç zeminli bir otopark planlandığını ifade eden Kutlay Erk, alan kaybetmemek için dükkan düşünülmediğini, ancak çok katlı otoparkın kullanıma girmesiyle civardaki evlerin işyeri olarak kullanılacağı beklentisi bulunduğunu anlattı.

Lefkoşa Belediye Başkanı Erk, yaya sayısının artmasıyla bölgenin ekonomik canlılığının da artacağını ifade etti.

3 yerde daha düşünülüyor

Başkentte, Yediler Bölgesi'ndeki Pancaro'nun Hanı ve Devlet Senfoni Orkestrası'nın bulunduğu binanın yanında da çok katlı otoparklar yapılmasının gündemde olduğunu açıklayan Erk, ayrıca Derviş Paşa Konağı'nın yanına çelik malzemeyle geçici çok katlı otopark düşündüklerini çünkü bu bölgede restorasyon çalışmalarının sürdüğünü ve bitince tarihi değerlerin daha güzel görünmesini istediklerini söyledi.

Kutlay Erk, bugüne kadar neden çok katlı otoparkların hayata geçemediği sorusuna karşılık, kendi belediye başkanlığı öncesindeki dönemde Mahmut Paşa'daki otoparkın bir özel işletmeciye kiralandığını ancak kira ödemediği için sorunlar yaşandığını, iki ay önce mahkemenin yardımıyla uzlaştıklarını ve otoparkın belediyeye devredildiğini anlattı.

Suriçi'ndeki otoparkların

kapasitesi bin

Çok katlı otopark düşünülen diğer yerlerde de işyerleri bulunduğunu, küçük esnaf sanayi sitesi düzenlenmeden bu işyerlerinin sahiplerine "buradan çıkın" diyemeyeceklerini şimdi bu site organize edildiği için artık buraların boşaltılıp çok katlı otopark projelerine başlanabileceğini ifade eden Erk, Lefkoşa Suriçi'ndeki belediye ve özel otoparkların kapasitesinin bin olduğunu, uygun bulunan bütün alanların trafiğin rahatlatılması amacıyla kullanıldığını belirtti.

Güralp: Bölge dokusunu

bozmamak için 2 kat

TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan LTB Projeler Bölümü Sorumlusu, İnşaat Mühendisi Ali Güralp, çok katlı otoparkın, Ledra Palace yönünden Cumhurbaşkanlığı'na giderken sağa inen yolun iki tarafında bulunan Mahmut Paşa Otopark'ın bulunduğu yerde inşa edileceğini söyledi.

Buradaki yolun çok katlı otopark inşası sırasında iptal edileceğini belirten Güralp, ihaleye tekliflerin yer seviyesinden 2 kat yukarıya veya yer altına ek katlar şeklinde sunulabileceğini, bölge dokusunu bozmamak için 2 kattan yüksek bir yapı öngörmediklerini ifade etti.

Güralp, ihaleye katılacakların taslak proje hazırlarken Şehir Planlama Dairesi, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi, Anıtlar Yüksek Kurulu'ndan onay alması gerektiğini kaydederek, taslak projelerin 12 Haziran'a kadar belediyeye sunulacağını anlattı.

Belediye idaresi ve teknik personelin yapacağı değerlendirme sonrasında başarılı bulunacak taslak projenin uygulama projesinin çizilmesinin isteneceğini belirten Ali Güralp, yetkili mercilerden gerekli onayların alınmasının ardından inşaat aşamasına geçileceğini ve inşaat süresi olarak 18 ay öngörüldüğünü açıkladı.

LTB Projeler Bölümü Sorumlusu Ali Güralp, bu süre içinde ihaleyi kazanan kişiden kira talep etmeyeceklerini ancak bina tamamlandıktan sonra bir miktar kira talep edileceğini kaydederek, ihaleye katılacakların tekliflerinde çok katlı otoparkı kaç yıl sonra belediyeye devretmeyi öngördüklerini de belirteceklerini ve değerlendirmede bunun da göz önüne alınacağını bildirdi.

Güralp, otoparkın inşasında hangi malzemelerin kullanılacağının da tekliflerde yer alacağını dile getirerek, AB standartlarına uygun, çelik malzeme kullanılmasına önem verdiklerini, projenin belediyeden onay alarak uygulanacağını vurguladı.

KIBRIS 13/04/06

 

'Kıbrıslı Türk oy atamaz'

14/04/2006 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - 78 Kıbrıslı Türk'ün, 21 Mayıs'ta Rum Kesimi'nde yapılacak genel seçimlerde 'seçme ve seçilme hakkını kullanmak' için yaptığı başvuru reddedildi. Rum İçişleri Bakanı Andreas Christou, 28 Şubat'ta yapılan müracaata yanıtını, dün Türkçe ve Rumca olarak yazdığı mektupla Kıbrıs AB Derneği (KAB) Başkanı Ali Erel'e iletti. Başvuru yapanlar arasında Erel'in yanı sıra Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı da bulunuyordu. Erel, kararın ardından 'Kıbrıs Yüksek Mahkemesi ve diğer hukuk süreçlerinin başlatılacağını' söyledi.

Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Hoppe: Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi için çaba göstereceğiz

DANİMARKA'DAN DOĞRUDAN TİCARETE DESTEK... Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Christian Hoppe, ülkesinin AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi için çaba göstereceğini ifade etti

"ANNAN PLANI TARİHE KARIŞMADI, HALA MASADA"... TBMM AB Uyum Komisyonu'nu ziyaret eden Hoppe, Annan Planı'nın tarihe karıştığı yönündeki görüşlerin doğru olmadığını belirterek, planın hala masada olduğunu ve sorunun çözümünde temel bir belge niteliği taşıdığını kaydetti

Danimarka'nın Ankara Büyükelçisi Christian Hoppe, ülkesinin Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıslı Türklere yönelik Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi için çaba göstereceğini söyledi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) AB Uyum Komisyonu'nu ziyaret eden Hoppe, Annan Planı'nın tarihe karıştığı yönündeki görüşlerin doğru olmadığını belirterek, planın hala masada olduğunu ve sorunun çözümünde temel bir belge niteliği taşıdığını kaydetti.

Adadaki referandumun ardından AB'nin Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri yerine getirmesi için ülkesinin çok çaba gösterdiğine işaret eden Hoppe, ancak bu konuda AB içinde tam mutabakatın sağlanamamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Hoppe, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesi için ülkesinin çaba göstereceğini de ifade etti.

Hoppe, müzakere başlıklarının açılması için Türkiye'nin önüne siyasi kriter koyma çabalarına ilişkin sorular üzerine de Türkiye'ye karşı herhangi bir ayrımcılığın yapılmadığını savunarak, müzakere başlıklarının açılmasını dört gözle beklediklerini söyledi.

KIBRIS 14/04/06

 

KAB: Mahkeme sürecinin önü açıldı

78 Kıbrıslı Türkün, Rum İçişleri Bakanı Hristu'ya "seçme ve seçilme hakkını kullanmak" için yaptığı başvuruya ret cevabı geldi

KAB: Mahkeme sürecinin önü açıldı

"KIBRIS CUMHURİYETİ"NDEN RET... Kıbrıs AB Derneği (KAB), 21 Mayıs'ta Güney Kıbrıs'ta yapılacak genel seçimlere yönelik olarak 78 Kıbrıslı Türkün "seçme ve seçilme hakkını kullanmak" için yaptığı başvurunun reddedildiğini açıkladı. Rum İçişleri Bakanı Hristu, yapılan müracaata yanıtını, dün üç sayfalık bir cevap şeklinde iki dilde KAB Başkanı Ali Erel'e iletti

HUKUKİ SÜREÇ HEMEN BAŞLAYACAK... Kıbrıs AB Derneği, ret cevabının, AİHM sürecin başlatılabilmesi için iç hukuk yollarının tüketilmesine imkan yarattığı belirtti. Cevabın alındığı günden itibaren mahkeme sürecinin önünün açılmış olduğu ifade edilerek, "Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi ve paralelinde diğer hukuk sürecinin hemen başlatılacağı" vurgulandı

 

Kıbrıs AB Derneği (KAB), 21 Mayıs'ta Güney Kıbrıs'ta yapılacak genel seçimlere yönelik olarak 78 Kıbrıslı Türkün "seçme ve seçilme hakkını kullanmak" için yaptığı başvurunun reddedildiğini açıkladı.

Açıklamaya göre, Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu, 28 Şubat tarihinde 78 Kıbrıslı Türk tarafından yapılan müracaata yanıtını, dün üç sayfalık bir cevap şeklinde Türkçe ve Rumca olarak iki dilde KAB Başkanı Ali Erel'e iletti.

Hristou yazılı cevabında, "Kıbrıs'taki siyasi sorunun kapsamlı bir hal çaresi bulunmadan bu hakların kullanılmasının mümkün" olmadığını bildirdi.

Kıbrıs AB Derneği'nden Ali Erel ve Mustafa Damdelen tarafından yapılan yazılı açıklamada, yapılan lobi faaliyetleri ve girişimler neticesinde alınan ret cevabının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) sürecin başlatılabilmesi için iç hukuk yollarının tüketilmesine imkan yarattığı belirtildi.

"Cevabın alındığı bugünden (dünden) itibaren mahkeme sürecinin önü açılmış oldu" denilen açıklamada, "Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi ve paralelinde diğer hukuk sürecinin hemen başlatılacağı" vurgulandı.

Aralarında BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı ve Ticaret Odası eski başkanı Ali Erel'in de bulunduğu 78 kişilik grup, 28 Şubat'ta, Güney Kıbrıs'taki seçimler için girişim yapmış, hedefin iki bölgeli, iki toplumlu "federal Kıbrıs", zeminin ise 1960 Anayasası olduğu belirtilmişti.

KAB'ın basın açıklaması

Ali Erel ve Mustafa Damdelen imzalı KAP basın açıklaması şöyle:

"Andreas Christou'dan cevap geldi: Christou "Kıbrıs'taki siyasi sorunun kapsamlı bir hal çaresi bulunmadan bu hakların kullanılması mümkün değil." diyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Andreas Christou'nun, 28 Şubat 2006 tarihinde 78 Kıbrıslı Türk tarafından yapılan müracaata beklenen olumsuz yanıtı geldi. Yanıt, bugün, 13 Nisan 2006 tarihinde üç sayfalık bir cevap şeklinde Ali Erel'e iletildi.

Andreas Christou'nun, iki lisanda, Türkçe ve Rumca gönderilen cevabında; "Kıbrıs Anayasası, toplumlardan ve toplumların üyelerinden söz ederek, seçme ve seçilme hakkını sağlar ve düzenler. Toplumunuz......., devletin anayasal organlarından çekilip katılmaması, ammeyi ilgilendiren konuların yürütülmesinde yer almaması ve anayasal organlara ve işlere katılmaması devam ettikçe, ...." şeklindeki ifadelerine ek olarak "Yukarıda belirtilen düzen, yani üyesi olduğunuz Türk toplumunun yokluğu, söz ettiğiniz anayasal düzenlemelerin işlemesini imkansız kılmaktadır." şeklinde devam etmektedir.

Sayın Christou'nun, seçme ve seçilme hakkı ile ilgili verdiği cevap, "Endişelerinizi anlayışla karşılamama rağmen, yukarıda belirtildiği gibi, hiç kimsenin toplumunuzu anayasal haklardan mahrum etme niyetinde olmadığını temin eder, Kıbrıs'taki siyasi sorunun kapsamlı bir hal çaresi bulunmadan bu hakların kullanılması mümkün olmadığı şeklinde değerlendirmekteyim" şeklindedir.

Ali Erel ve Mustafa Damdelen'in, 78 Kıbrıslı Türkün müracaatını takiben 1960 hakları ile ilgili başlattığı çok yönlü girişim neticesinde hukuki sürece giriliyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Christou'ya 28 Şubat tarihli müracatlarla ilgili olarak, 5 Nisan tarihinde hatırlatma yazısı gönderilerek, 78 Kıbrıslı Türk tarafından yapılan müracaatlara yasal süre içinde cevap verilmediği ve konuyu yetkili bir mahkeme önünde ileri götürme gerekliliğinin ortaya çıktığı belirtildi.

Kıbrıs Ombudsman Eliana Nicolaou'ya gönderilen yazı ile de, yapılan müracaatlara yasal süre içinde cevap verilmemesi ve durumun aciliyeti nedeniyle Ombudsman'ın müdahil olması talep edildi. Avrupa Birliği Ombudsman P.Nikiforos Diamandouros'a gönderilen yazıda, üye devlet olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hatalı faaliyetleri nedeniyle gerekli ikaz ve girişimlerin yapılması istendi.

BM Genel Sekreteri Sayın Kofi Annan'a, AB Konseyi, AB Komisyonu ve AB Parlamento Başkanları ve milletvekilleri ile Komisyon'un "sorunları çözme mekanizması" olan SOLVIT'e, Avrupa Parlamentosu Dilekçe Komitesi'ne, Üye Devletler'in Brüksel Daimi Temsilcilikleri'ne, Kıbrıs'taki Büyükelçilerine ve Avrupa Konseyi'nin ilgili birimlerine gönderilen yazılarla durum izah edildi ve AB'ye üye olan ve İnsan Hakları Konvansiyonu'nu imzalayan bir devletin kendi Anayasası'na ve İnsan Haklarına uygun davranmadığı şikayet edildi.

Seçme ve seçilme hakkının kullanılması ile ilgili müracaatı yasal süre içinde cevaplamadığı ve vatandaşlarını seçmen listesine kayıt etmediği konusunda bilgilendirilen kurumlar, Kıbrıslı Türklerin seçme ve seçilme hakkının Anayasa ve İnsan Hakları Sözleşmesine uygun olarak kullanmasını sağlamak üzere müdahil olmak üzere girişim yapmaya davet edildi.

AB Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Milletvekilleri, Avrupa Konseyi ve diğer kurumlara bilgi verildi: AB Komisyonu, Parlamentosu, milletvekilleri, Avrupa Konseyi ile diğer AB Kurumlarına yazılan yazıda, Kıbrıs Cumhuriyeti Temsilciler Meclisi seçimlerinin 21 Mayıs 2006 da yapılacağı ancak henüz seçmen kütüklerine kayıtlarının yapılmadığı bildirildi.

Konunun acilen takibe alınıp ilgili AB ve uluslararası kurumların desteği istenmiş, etkilerini kullanmaları ve Kıbrıslı Türklere uygulanan ayırımcılığa karşı gerekli adımları atmaları talep edilmiştir.

Yapılan lobi faaliyetleri ve girişimler neticesinde alınan ret cevabı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde sürecin başlatılabilmesi için iç hukuk yollarının tüketilmesine imkan yaratmıştır. Cevabın alındığı bugünden itibaren mahkeme sürecinin önü açılmış oldu. Kıbrıs Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi ve paralelinde diğer hukuk süreçleri hemen başlatılacaktır."

KIBRIS 14/04/06

 

CTP'den AKEL'e çağrı: Plana neden "hayır" dediğinizin hesabını verin

AÇIKLAYIN... CTP, Güney Kıbrıs'ta yaklaşan seçimler öncesinde, "CTP'yi kendine hedef olarak seçmekle" suçladığı AKEL Genel Sekreteri Hristofyas'ı, "çözümsüzlükten dolayı CTP'yi sorumlu göstermek gayretlerini bir kenara bırakarak, Annan planına neden 'hayır' dediklerinin hesabını vermeye" çağırdı

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Güney Kıbrıs'ta yaklaşan seçimler öncesinde, "CTP'yi kendine hedef olarak seçmekle" suçladığı Çalışan Halkın Yükseliş Partisi'nin (AKEL) Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı, "çözümsüzlükten dolayı CTP'yi sorumlu göstermek gayretlerini bir kenara bırakarak, Annan planına neden 'hayır' dediklerinin hesabını vermeye" çağırdı.

CTP Merkez Yönetim Kurulu'ndan yapılan açıklamada, "CTP ile AKEL'in, uzun yıllar, hedef benzerliğine dayanan bir birliktelik içinde hareket ettikleri, ancak CTP ayni hedefleri korurken, AKEL'in çizgisini terk ettiği" görüşüne yer verildi.

Açıklamada şöyle denildi:

"CTP ile AKEL'in geçmiş yıllarda, ortak bir tutumla, 'iki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm' ilkesini savundukları tarihi bir gerçektir. Ne var ki, CTP bu çizgisini hâlâ daha korur, böyle bir çözüme ulaşmak için Kıbrıs Türk halkına önderlik etmeye ve Kıbrıs Türk halkının onayını almaya çalışırken; AKEL bu çizgisini terk etmiş, böyle bir çözüme en fazla yaklaştığımız noktada Papadopulos ve diğer hakimiyetçi güçlerle ittifaka girerek çözüm yolunu tıkamıştır."

"CTP'yi hedef seçmiş görünüyor"

Güney Kıbrıs'ta gerçekleşecek seçimler nedeni ile tartışmalı bir kampanya sürdürülmekte olduğu, siyasi partilerin, özlü tartışmalar yapmak yerine birbirlerine sataşmayı tercih ettikleri ve seçim kampanyalarının şovenizmin artmasına neden olduğu kaydedilen açıklamada, son dönemlerde, Güney'deki tartışma noktalarından birini de CTP'nin oluşturduğunun gözlemlendiği belirtildi ve şu ifadelere yer verildi:

" 'İki bölgeli, iki toplumlu federal çözüm' konusunda en yoğun diyalog içinde olduğumuz AKEL'in Genel Sekreteri Sayın Dimitris Hristofyas, bu seçim döneminde, CTP'yi kendine hedef olarak seçmiş görünmektedir. Hristofyas, her konuşmasında Cumhurbaşkanımız Sayın Mehmet Ali Talat'a ve CTP'ye saldırmayı ihmal etmemektedir. Anlaşılan odur ki, Hristofyas, Kuzey Kıbrıs'ta çözümden yana güçler iktidarda iken, Kıbrıs sorununa çözüm bulunamamasının hesabını verememenin telaşı içindedir ve kendi tutumunu haklı gösterme çabasıyla, CTP'ye saldırmayı bir yöntem olarak benimsemiş görünmektedir."

"Hristofyas gerçekleri

saklama gayretinde..."

CTP Merkez Yönetim Kurulu açıklamasında, Hristofyas'ın, geçmişte CTP ile "anti işgal hareketi" oluşturduğunu, ama CTP'nin bundan saptığını ileri sürerken, gerçekleri Kıbrıs Rum halkından saklamak ve onları çözümsüzlüğün gerçek nedenleri konusunda yanıltmak gayretinde olduğu görüşü dile getirildi ve şunlar kaydedildi:

"CTP ile AKEL'in geçmiş yıllarda, ortak bir tutumla, 'iki toplumlu, iki bölgeli federal çözüm' ilkesini savundukları tarihi bir gerçektir. Ne var ki, CTP bu çizgisini hâlâ daha korur, böyle bir çözüme ulaşmak için Kıbrıs Türk halkına önderlik etmeye ve Kıbrıs Türk halkının onayını almaya çalışırken; AKEL bu çizgisini terk etmiş, böyle bir çözüme en fazla yaklaştığımız noktada Papadopulos ve diğer hakimiyetçi güçlerle ittifaka girerek çözüm yolunu tıkamıştır.

AKEL Genel Sekreteri, çözümsüzlükten dolayı CTP'yi sorumlu göstermek gayretlerini bir kenara bırakarak, Annan planına neden 'hayır' dediklerinin hesabını vermelidir.

CTP ile AKEL, uzun yıllar, hedef benzerliğine dayanan bir birliktelik içinde hareket etmişlerdir. CTP, ayni hedefleri korumakta ve bunun Kıbrıs Türk ve Rum toplumları ile birlikte bölge halklarının da çıkarına olduğuna inanmaktadır. CTP'nin başlıca hedefi, Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki bölgeli, toplumların siyasi eşitliğine dayanan federal bir çözüm bulmaktır.

Partimiz, güncel görevlerini bu temel hedefine ters düşmeden yerine getirmeye çalışmakta ve her tarihi aşamada bu görev anlayışının gereğine göre davranmaktadır. AKEL liderliğinin buna uygun davranıp davranmadığını sorgulamak ise AKEL üyelerine ve Kıbrıs Rum halkına düşmektedir."

KIBRIS 14/04/06

 

*** İKÖ'de Kıbrıs Türk Devleti ***

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Parlamento Birliği, daha önce Kıbrıs Türk Müslüman toplumu olarak anılan KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" olarak adlandırılmasına oy birliğiyle karar verdi

İKÖ'de Kıbrıs Türk Devleti

KKTC'NİN VARLIĞI RESMEN KABUL EEDİLMİŞ OLDU... İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Parlamento Birliği'nin kararına göre, KKTC'nin varlığı örgütte resmen kabul edilmiş oldu. İstanbul'da Conrad Otel'de düzenlenen konferansın kapanış oturumunda, İKÖ Parlamento Birliği "Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu" olarak gözlemci statüsünde bulunan KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" ifadesiyle yer alması için hazırlanan tasarı da ele alındı. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya ilişkin tasarı oybirliği ile kabul gördü

ARINÇ: BU ÇOK İLERİ BİR ADIMDIR... Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç, teknik olarak İstanbul Deklarasyonu ve Boğaziçi Deklarasyonu'nun karar ağırlığında olmadığını, temenni ve duyguları ifade ettiğini belirterek, "Ama alınan kararlar bağlayıcıdır. Bu çok ileri bir adımdır. İstanbul Deklarasyonu içinde Kıbrıs ile ilgili yer alan hususlar, Kıbrıs'taki izolasyonların sona erdirilmesi, barışçı çabaların BM tarafından devam ettirilmesi konusudur. KKTC'de sevinçle karşılanacağını ümit ediyorum." dedi

 

İKÖ Parlamento Birliği daha önce Kıbrıs Türk Müslüman toplumu olarak anılan KKTC'nin Kıbrıs Türk Devleti olarak adlandırılmasına oy birliğiyle karar verdi. Buna göre İKÖ KKTC'nin varlığını resmen kabul etti.

Conrad Otel'de düzenlenen konferansın kapanış oturumunda, İKÖPAB'da "Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu" olarak gözlemci statüsünde bulunan KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" ifadesiyle yer alması için hazırlanan tasarı da ele alındı.

Basına kapalı olarak gerçekleştirilen toplantıda, konuya ilişkin tasarı oybirliği ile kabul gördü. Karar Türkiye'nin girişimleri sonucunda sunulan önergenin değerlendirilmesinin ardından verildi. TBMM Başkanı Bülent Arınç, İKÖPAB'da "Müslüman Türk Toplumu" olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar gereğince, "Kıbrıs Türk Devleti" olarak isimlendirilmesinin oybirliğiyle kabul edildiğini söyledi.

Arınç'tan açıklama

Arınç, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nın kapanış oturumunun ardından gazetecilere bir açıklama yaptı.

Konferansın başarıyla sonuçlandığını dile getiren Arınç, "İstanbul Deklarasyonu" ve evrensel nitelikteki "Boğaziçi Deklarasyonu"nun çok önemli metinler olduğunun altını çizdi.

Bülent Arınç, konferansta, hem Batı Trakya'daki Türk azınlığına ilişkin, hem de KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" olarak tanımlanması konuları ile Afrika'daki bazı ülkelerin borçlarının silinmesine yönelik teknik bazı kararların alındığını bildirdi. TBMM Başkanı Bülent Arınç, şunları kaydetti:

"Müslüman Türk Toplumu olarak nitelendirilen Kıbrıs'ın, alınan karar gereğince, 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak bundan sonra isimlendirilmesi oy birliğiyle kabul edildi. Teknik olarak İstanbul Deklarasyonu ve Boğaziçi Deklarasyonu karar ağırlığında olan şeyler değil, temenni ve duyguları ifade içine almaktadır ama alınan kararlar bağlayıcıdır. Bu çok ileri bir adımdır. İstanbul Deklarasyonu içinde Kıbrıs ile ilgili yer alan hususlar, Kıbrıs'taki izolasyonların sona erdirilmesi,barışçı çabaların BM tarafından devam ettirilmesi konusudur. Bundan böyle Kıbrıs'taki Müslüman Türk halkına 'Kıbrıs Türk Devleti' olarak isim verilmiştir. Bu büyük bir başarıdır. Bundan dolayı hem Türkiye, hem de KKTC'de sevinçle karşılanacağını ümit ediyorum."

İstanbul deklarasyonu

TBMM Başkanı Bülent Arınç, İslam Konferansı Örgütü Parlamento Birliği'nin (İKÖPAB) 4. Konferansı'nın sonunda hazırlanan "İstanbul Deklarasyonu"nu açıkladı.

Conrad Oteli'ndeki konferansta basına kapalı olarak gerçekleştirilen oturum daha sonra basına açıldı. TBMM Başkanı Bülent Arınç, yaptığı konuşmada, iki gün boyunca üye ülkelerin görüş ve düşüncelerini dürüst ve samimi şekilde ortaya koyduğunu ifade ederek, toplantıda İslam ülkelerinin içinde bulundukları sorunların ve karşılaştıkları güçlüklerin ele alındığını söyledi.

Arınç daha sonra, konferansa ilişkin hazırlanan ve kabul edilen "İstanbul Deklarasyonu"nu okudu. Deklarasyonda, İKÖPAB'ın, 14. İcra Komitesi, 8. Konsey ve 4. Konferansı'nı İstanbul'da düzenlediği, bölgesel ve uluslararası gündemde yer alan hususları müzakere ettiği belirtildi.

Üye devletlerde süregelen reformlara destek verildiği ifade edilen deklarasyonda, her ülkenin ulusal değer ve prensiplerine uygun olması gereken bu sürecin, İslam dünyasında özgürlük ve refahı artıracağı vurgulandı.

Üye devletlere, "İslam dünyasında gerçekleştirilen reform çalışmalarını daha da güçlendirmeleri ve iyi yönetişim, etkin siyasi denetim, şeffaflık ve hesap verilebilirlik anlayışının hakim olduğu yeni bir vizyon çerçevesinde, temel hak ve özgürlüklerin ve kadın-erkek eşitliğinin güvence altına alınması için harekete geçme" çağrısında bulunulan deklarasyonda, İKÖPAB'ın şu görüşlerine yer verildi:

"Hz. Muhammed'i tahkir eden karikatürlerin tüm dünyada yaygın şekilde neşredilmesiyle yeniden gündeme gelen ve giderek artan İslamofobi ve İslamiyet'in karalanması karşısında ciddi endişelerini ifade eder. İslamiyet'in şiddetle ilişkilendirilmesini esefle karşılayarak, tüm hükümetlerin yerel, bölgesel ve uluslararası düzeyde İslamofobi ile mücadelede kararlı bir tutum benimsemesi zorunluluğunu vurgular.

Ayrıca, uluslararası toplumun hem kurumsal, hem de sivil toplum düzeyinde, ilgili yasa hükümlerinin uygulanması yoluyla, tüm dinlere saygı gösterilmesi ile dini inanç ve kanaatlere saldırı ve karalama girişimleriyle mücadele edilmesi konusundaki sorumluluğunu vurgular.

Farklı din ve kültürler arasında diyalog eksikliğinin, küresel barış ve istikrar üzerindeki ciddi etkilerinin bilinciyle, uluslararası toplumu, diyalog, karşılıklı anlayış ve saygı yaklaşımının geliştirilmesi amacıyla gecikmeksizin gereken adımları atmaya davet eder.

BM Genel Sekreteri'nin himayesinde, Türkiye ve İspanya eş başkanlığında yürütülen "Medeniyetler İttifakı" girişimi ve medeniyetler arası diyaloğu, bu yönde etkin mekanizmalar olarak kabul eder ve kararlı desteğini ifade eder.

Filistin konusu

25 Ocak 2006 tarihinde, hür, adil ve demokratik bir şekilde gerçekleşen Filistin Yasama Konseyi seçimlerini memnuniyetle karşılar ve Hamas'ın parlamentoda çoğunluğu elde ettiği oylama sonucunun Filistin Halkı'nın iradesini yansıttığını teyit eder.

Ayrıca Yasama Konseyi'nden güvenoyu olan yeni hükümetin Filistin halkını temsil eden hükümet olduğunu teyit eder, bu nedenle, Filistin halkının hükümetine karşı uygulanan her tür şantaj, boykot ve ablukayı reddeder.

Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Filistin halkına ve seçilmiş yönetimine yardımları kesme tehditlerini teşhir ederek, bu tehditlerin Filistin halkını demokratik tercihinden dolayı topluca cezalandırmaya ve demokrasinin dayandığı temel ilkelerin topyekün imhasına yönelik tasarruflar olarak değerlendirir.

Arap ve İslam ülkelerinin hükümet ve halkları ile dünyanın tüm özgür halklarına Filistin halkı ve ulusal yönetimine maddi, manevi, siyasi ve medya desteğini sağlamaları ve kesilen tüm yardımları en kısa sürede telafi etmeleri çağrısında bulunur.

İsrail'in, Filistin halkına yönelik, cinayet, suikast, Filistin altyapısının çökertilmesi, Filistin halkının zenginlik ve kaynaklarının imhası, sonu gelmeyen tutuklama kampanyaları, İsrail hapishanelerinde sayıları 10 bini aşan Filistinli mahkumlara yönelik saldırgan uygulamalar, seçilmiş 15 parlamento üyesinin süregelen tutukluluk hali, yerleşimlerin sürekli genişletilmesi, Kudüs'ü abluka altında tutarak Yahudileştirme çabaları, El Aksa Camii'nin yıkılması, bu arada Filistin halkının tecrit edilmiş köylerde kuşatılması ve Filistin hükümetine hak ettiği maddi katkının ödenmemesi şeklinde ortaya çıkan sürekli saldırılarını şiddetle kınar.

İKÖPAB bu çerçevede, BM Güvenlik Konseyi'ne, Filistin halkına, hükümetine ve önderlerine uygulanan saldırıların durdurulması için gerekli önlemlerin alınması çağrısında bulunur.

Başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti

Filistin halkına meşru ve vazgeçilmez kendi kaderini tayin hakkıyla Filistinli mültecilere geri dönme ve tazminat haklarının verilmesi, İsrail hapishanelerindeki mahkum ve tutukluların serbest bırakılması, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ve mahkumlara 4. Cenevre Sözleşmesi hükümlerince muamele edilmesi konularında Filistin halkı ile dayanışma içinde olduğunu vurgular.

Konferans bölgedeki çatışmaların sürmesine yol açan asıl sorunun Filistin, Suriye ve Lübnan'daki Arap topraklarının işgali olduğu kanaatindedir.

Lübnan'daki Şiba Çiftliği ve diğer Lübnan topraklarının İsrail tarafından işgalinin sürmesini ve Lübnan vatandaşlarının güvenliğini tehdit edecek şekilde özgürlüklerinin kısıtlanmasını teşhir eder ve ayrıca İsrail'in mayın haritalarını vermeyi reddetmesini kınar.

İsrail'in Lübnan'ın egemenliğine yönelik mutat askeri ihlallerini teşhir eder; Lübnanlı direnişçilerin, işgal altındaki Lübnan topraklarının bağımsızlığına kavuşmasını sağlama ve Lübnan'a yönelik saldırılara karşı koyma hakkını vurgular."

KIBRIS 14/04/06

 

Gerçekler örtülmesin

Embargoed! üyeleri, Andy Love'ı Kıbrıslı Rumlara daha yakın durmak ve Kıbrıs sorununda taraf tutmakla suçlarken, Love suçlamaları reddederek Kıbrıslı Türklerin her zaman Kıbrıs sorununda önemli ve eşit bir taraf olduklarına inandığını ortaya koydu.

Andy Love'ın Edmonton'daki ofisinde yapılan toplantıda, Parlamento'ya sunulan EDM 1792'yi gündeme getiren Embargoed! üyeleri, bu önergenin Rum yanlısı bir önerge olduğunu ve Love'ın bunu imzalamakla tek taraflı davrandığına inandıklarını belirttiler. Zaman zaman elektriklenen bir ortamda yapıldığı anlaşılan toplantıda, taraflar birbirini suçlarken, milletvekili Love'ın 'çok kötü kaleme alınmış önergeyi' imzalamakla Kıbrıslı Türkleri rencide ettiğini kabul ettiğini belirten Embargoed! üyeleri, daha sonra Love'ın imzasını geri çekmeyi reddetmesinin kendilerini şoka uğrattığını belirttiler.

EMBARGOED: LOVE YOK

Edmonton belediye meclis üyesi Ahmet Karahasan'ın girişimleriyle organize edilen ve kendisinin de hazır bulunduğu toplantıya katılan İpek Özerim, Atalay Çolak, Dr Füsun Nadiri ve Halil Aras'tan oluşan Embargoed! heyeti, Love ile gerçekleştirilen görüşmeden sonra yaptıkları açıklamada, Love'ın Kıbrıslı Türklere yönelik hiçbir saygı ve sevgi (no Love) göstermediğini iddia ettiler.

Parlamentoya sunulan EDM1792'nin, Londra'daki Kıbrıs Rum Yüksek Komiseri tarafından hazırlandığının Love tarafından kendilerine itiraf edildiğini de iddia eden Embargoed! üyeleri, tüm bu davranışlara karşın, Edmonton milletvekilinin 'dengeli' bir yaklaşımdan söz etmesinin mümkün olamayacağını ifade ettiler. Embargoed! üyeleri açıklamalarında şu ifadelere yer verdiler:

'Sayın Love, Kıbrıslı Türklerin 42 yıldır süren ambargolar nedeniyle mağdur olduklarını anladığını ifade ederken, EDM 1792'yi imzalamakla Kıbrıslı Türklerin haklarına saldırdığını ve Papadopulos'a cesaret verdiğini anlamak istemediğini ortaya koydu. Jack Straw'un Kıbrıs ziyaretine karşı olduğunu da belirten Love, Straw-Talat görüşmesinin kendisi ile Kıbrıslı Rumlar arasında büyük sorunlara neden olduğunu ortaya koydu'.

Embargoed! heyetinde yer alan Dr Füsun Nadiri de, bu toplantıdan sonra yaptığı açıklamada şöyle dedi: 'Sayın Love'a niye doğru hareket etmediğini ve Kıbrıs sorununda daha dengeli bir yaklaşım sergilemediğini sorduk. Love, EDM'i imzalamamakla çok sayıda insanı rahatsız edeceğini söyledi. Bu da onun Kıbrıslı Türklerin temel insan haklarından çok, Kıbrıslı Rumların oylarına önem verdiğini gösteriyor. Embargoed! olarak, milletvekili Love ile başlattığımız bu diyaloğu sürdürmeye ve ona Kıbrısla ilgili daha pozitif ve her iki toplumun haklarını gözeten bir yaklaşım geliştirmesine yardımcı olmaya devam edeceğiz.'

LOVE: DAHA HASSAS

OLMAYA ÇALIŞACAĞIM

Konu ile ilgili gazetemizin sorularını yanıtlayan Andy Love ise, Embargoed! üyelerinin, toplantıda konuşulanları yanlış aksettirdiklerini, kendisinin Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs görüşmelerinden dışlanmasına dair herhangi bir harekette bulunmadığını, EDM 1792'nin Kıbrıs Rum Yüksek Komiseri tarafından hazırlandığına dair hiçbir söz söylemediğini belirtti. Love, EDM 1792'nin Kıbrıslı Türkleri üzen bir içeriğe sahip olduğunu bilmediğini belirterek, 'Bu tartışmalardan çıkarmam gereken bir ders varsa, o da adadaki her iki toplumu daha iyi anlayabilmek için kendimi zorlamak ve olaylara her iki toplum açısından bakarak daha hassas davranmaktır' şeklinde konuştu. Love gazetemiz muhabirine özetle şöyle dedi:

'EDM 1792'yi imzalamadan ve imzaladıktan sonra inceledim. Bu önergenin hiçbir yerinde Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs görüşmelerinden dışlanmasına dair herhangi bir görüş ortaya konmamaktadır. Bu önerge Kıbrıs sorununu görüşmelerine değil, Türkiye Dışişleri Bakanı'nın ticaretle ilgili BM'ye sunduğu önerilerine atıfta bulunmaktadır. Ben her zaman hem Kıbrıslı Türkleri, hem de Kıbrıslı Rumları eşit temsil etmeye çalışan birisi olarak, Kıbrıslı Türklerin adanın geleceğinde söz sahibi olamayacaklarını öne sürecek önergelere destek verdiğimi kabul etmiyorum. Kıbrıs Türk toplumu, adadaki iki temel toplumdan biridir ve Kıbrıs'ın geleceğinde söz sahibi olması gereken önemli bir taraftır'.

'Türkiye Dışişleri Bakanı'nın önerilerini bilmeyen ya da bu önergenin ona bağlı olarak gündeme geldiğini anlamayanların, sözkonusu EDM'de ortaya konan ifadeleri yanlış yorumlayacağını kabul ediyorum. Kıbrıslı Türklerin bunu bu şekilde yanlış anlamaları beni gerçekten üzer. Kendimi bir tarafa daha yakın göstermek de beni rahatsız eder. Politik mücadelem boyunca her zaman, iki toplumun ayrılmasını değil, yakınlaşmasını savunan bir insanım.'

'Önergenin Kıbrıs Rum Yüksek Komiseri tarafından hazırlandığını söylediğim iddialarına gelince. Bilebildiğim kadarıyla bu EDM Edward O'Hara tarafından hazırlandı. Konuşmalar sırasında Kıbrıs Rum Yüksek Komiseri'nin önergenin hazırlanmasında etkisi olmuş olabileceğini söylemiş olabilirim. Ancak önergenin onun tarafından hazırlandığını söylemedim. O'Hara'ya da önergenin kaynağı hakkında konuşmadım, o nedenle nereden geldiği hakkında bir fikrim yok. Fikrim olmayan birşey hakkında kaynak belirttiğimin ileri sürülmesi kabul edilecek bir yaklaşım değildir.'

Bu önergenin yarattığı tartışmalardan sonra, Kıbrıs konusunda önüne gelecek yeni önergelere imza atıp atmayacağı sorusuna ise Love şöyle yanıt verdi: 'Bu tamamen önergenin içeriğine bağlı. Bundan sonra kıbrısla ilgili önergelere imza atmayacağım demek doğru olmaz. Ancak bu tartışmalardan çıkarmam gereken bir ders varsa, o da adadaki her iki toplumu daha iyi anlayabilmek için kendimi zorlamak ve olaylara her iki toplum açısından bakarak daha hassas davranmaktır. Her iki toplumun hassasiyetini ilk elden anlayabilmek benim için kolay değildir. Ne bir toplumun, ne de ötekinin üyesi olmadım ve Kıbrıs'ta yaşamadım. O nedenle bu konudaki eleştirilere her zaman açığım' şeklinde konuştu.

Not: EDM 1792'nin İngilizce tam metnini İngilizce sayfalarımızda bulabilirsiniz

LONDRA GAZETE 13/04/06

 

Date set for Orams Case

The case, filed against a British couple who bought and developed a villa on land originally belonging to a Greek Cypriot refugee, gained notoriety when it was announced the couple would be represented by Cherie Booth QC, wife of the Prime Minister, Tony Blair.

The Orams, who own a luxury villa and swimming pool in the Northern Cypriot resort of Lapta are being pushed to a sequestration of their UK assets by Meletis Apostolides, a Greek Cypriot refugee and original owner of the land bought and developed by Mr and Mrs Orams. Apostolides filed the case in the UK after a south Cyprus court failed to bring about the demolition of the Lapta villa and to secure regular payment of damages and a monthly rent to Apostolides.

Cherie Booth was named as the barrister to act in the couple’s defence at a press conference held by the Orams’ London based solicitors, Vahib & Co, in December. She joins a legal team including Iflın Vahib, Mavelyn Vidal, Hasan Vahib, Bitu Bhalla and Ramiz Gürsoy.

LONDRA GAZETE 13/04/06

 

Ken: N Cyprus adverts are ‘wrong’

Speaking during the launch of the Labour Party manifesto in Haringey last week, the mayor said: "Simply raising the issue of properties in North Cyprus, when there are an awful lot of Londoners who have not been able to go back to their villages since the Turkish invasion, that’s wrong."

North Cyprus holiday adverts reappeared on 120 double-decker London buses and at Tottenham Court Road tube station in November following a High Court decision against the Transport for London ban in July. Judge Mr Justice Newman condemned the notorious TfL ban on North Cyprus holiday adverts as ‘irrational’ and ‘disproportionate’ after four weeks of deliberation, ordering the transport network to pay thousands of pounds in legal costs to the North Cyprus Tourism Centre (NCTC) and the Paradise Found Travel Company Ltd. He also refused TfL’s request for an appeal. TfL’s decision to ban future advertising was based on a solitary complaint by Greater London Assembly (GLA) chairman Brian Coleman, who claimed that a previous advertising campaign on buses in 2004 had caused ‘widespread offence’ among London’s Greek Cypriot community.

When reminded that many Turkish Cypriot Londoners were also made refugees and are unable to return to their properties in the south, Ken Livingstone responded: "There is a difference, which is that in the south there are issues, no doubt, about all the injustices done in the past. And we have this quite clear international legal position, and it applies to Israel and their illegal occupation of the West Bank, as it applies to the Turkish illegal occupation of North Cyprus."

Invited to give a message to members of London’s Turkish Cypriot community who might feel his stance is discriminatory, Mr Livingstone said: "As long as you’ve got the artificial division of Cyprus, the world won’t move on, everyone remains frozen, and therefore I’d like to see Turkish forces withdrawn, a unified Cyprus on some sort of federal structure, and people from both communities able to move between the two parts of the island." He went on: "Because what you find over here, is that the Turkish, umm, Cypriots and the Greek Cypriots live happily along with Kurds and Turks. I mean, all the refugees, all the diasporas, here in North London share a lot of common cultural bonds and get on very well, and I think you could get that both in Turkey and in Cyprus."

LONG HISTORY OF KURDISH CAMPAIGNS

Ken Livingstone told the LTG that he has been a keen campaigner for Kurdish rights, throughout his career, saying: "I have a long history, going back over the 30 years from when I was at the GLC, of being involved in various campaigns around the issue of Kurdish identity, the lack of a Kurdish State, and the failure of the Great powers at the end of World War one to create a Kurdish state." He added: "I’m quite optimistic that as Turkey seems to be moving to become a more modern society now, and looking to integrate into Europe, we’ll get a proper regional dimension for the Kurdish community in Turkey, as it looks as though we will now be able to sustain in Northern Iraq."

LONDRA GAZETE 13/04/06

 

WHERE’S THE LOVE GONE?

The MP stands accused of seeking to undermine the political equality of Turkish Cypriots and of attempting to deny the United Nations their negotiating role after putting his name to an Early Day Motion (EDM) that opposed proposals put forward by the Turkish Foreign Secretary, Abdullah Gül, in January. Turkey proposed to lift all trade embargoes on the Republic of Cyprus in return for a lifting of embargoes on Northern Cyprus, and requested a summit meeting with all related parties to discuss the implementation of the proposals. However, despite the initiative being welcomed by the British and US administrations, EU officials and the UN Secretary General, the parliamentary motion, signed by Andy Love, proposed that the Turkish Cypriot side’s involvement in such a summit would be "an attempt to elevate the Turkish Cypriot administration to the same status as the legitimate Government of the Republic of Cyprus." The EDM also claimed Turkey’s proposal was "an attempt to involve the UN in what is properly a matter of Turkey’s responsibilities to the EU."

EMBARGOED: NO LOVE FROM ANDY

The row culminated in a hostile meeting between Embargoed! members and the MP on Friday 31 March, and led to a public declaration by Embargoed!, which claimed Andy Love had shown bias towards Greek Cypriots, had attempted to undermine the political equality of Turkish Cypriots, and had attempted to deny the UN a part in negotiations on the future of Cyprus. The declaration also claimed the MP had ‘admitted’ the EDM had been first drawn up by the Cyprus High Commissioner and not MP Edward O’Hara.

TRAVESTY OF THE REALITY

In response to the declaration by Embargoed!, Andy Love denied having attempted to exclude either Turkish Cypriots or the UN from negotiations about the future of Cyprus, calling the group’s account a "travesty of the reality of the meeting."

In an email to Embargoed’s Campaigns and Communications Officer, İpek Özerim, the MP claimed to be committed to "the importance of involving the Turkish Cypriot community in any agreement on the future of Cyprus," saying: "Let me be very clear – there can be no agreement without the total involvement of the Turkish Cypriot community in everything related to Cyprus." Mr Love also said: "I believe that the UN is both necessary and integral to any agreement and it is impossible to envisage any meaningful process without the UN playing a central role." On the question of the role of the Cypriot High Commissioner in drafting the EDM, the MP called Embargoed!’s claim "breathtaking in the way that it ignores what was said and has no evidence to back it up."

OUTRAGEOUS CONTRADICTION

An Embargoed! member, Atalay Cholak, who attended the meeting with the MP claimed Andy Love’s responses "contradict the wording and the intent of the EDM which he signed and has not withdrawn from," adding: "Mr Love was not familiar with the wording when questioned on the EDM and had to be given a copy by me to refer to when answering questions.

"He admitted that he had not fully read it prior to signing it, and now that he had, he could see how it could be perceived as being anti-Turkish Cypriot."

MP WILL ‘TRY HARDER’

Speaking directly to the London Turkish Gazette, Mr Love expressed regret that the Turkish Cypriot community might have interpreted his actions as a slight, saying: "If I have appeared to put myself more in one camp than the other I regret that. I have always tried to steer a course to bring the two communities together, rather than to drive them further apart."

In a frank admission, Mr Love added: "The biggest lesson I have learnt is the need perhaps to try harder to see everything from the perspective of both the communities and to be sensitive to their feelings. It is not always easy for me to appreciate these sensitivities first hand as I have never been a member of one community or the other and have never lived on the island. I can always accept criticism where it is due."

LONDRA GAZETE 13/04/06