‘Miloşeviç Rum kesiminde para akladı’

Kıbrıs Rum kesimi yetkilileri, eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloşeviç’in karapara aklamasına yardım etmekle suçlandı.

 

AA

Güncelleme: 21:47 TSİ 06 Haziran 2006 Salı

LEFKOŞA - Eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloşeviç’in para akladığı suçlamasıyla Rum Kesimi’nde açılan davada, ilk kez bir Sırp yetkili suçlamalara destek verdi.

Sırbistan’da 2001-2004 döneminde adalet bakanlığını yürüten, şu anda muhalefet partisi başkanı olan Vladan Batiç, mahkemede verdiği ifadede Rum makamlarını, 1992-1995 yılları arasındaki BM ambargosu sırasında milyarlarca doların Kıbrıs’taki banka hesaplarına aktarılmasına yardım etmekle suçladı.

Eski bakanın anlattıklarına göre, çuvallar dolusu para Lefkoşa’ya götürüldü ve şimdiki adıyla Laiki Bankası’nda, paravan şirketler adına açılan hesaplara yatırıldı. Bu şirketler üzerinden 4 milyar doların aktarıldığı tahmin ediliyor.

Eski Sırp bakan, bu işlemlerde kullanılan 8 şirketin, Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos’un hukuk bürosunca kurulduğunu da anlattı.

Vladan Batiç ayrıca, Lahey Savaş Suçları Mahkemesi’nin başsavcısı Carla Del Ponte’nin kendisine, Sırbistan’dan milyonlarca doların çıkarılarak Güney Kıbrıs’a götürüldüğünü ve buna ilişkin tüm belgelere sahip olduğunu söylediğini aktardı.

Batiç, Rum Merkez Bankası ve Rum gümrük görevlililerinin de bu paraların Güney Kıbrıs’a getirildiğinden haberdar olduklarını, ancak bu paraları yasal varsaydıklarını öne sürdü. Duruşmalara 27 Haziran’da devam edilecek.

 

Almanya Talat ile görüşecek


7 Haziran, 2006 09:53:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önümüzdeki cuma günü Almanya'nın başkenti Berlin'de Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile görüşecek. Almanya böylece, Talat ile doğrudan görüşmeyi kabul eden ikinci AB ülkesi olacak.

Hürriyet gazetesinin haberine göre, görüşme resmi bir çerçevede gerçekleşecek. Bu görüşmeyle, Almanya, Talat'ı KKTC'nin 'seçilmiş başkanı' olarak kabul etmiş olacak.
 
Görüşme, Almanya'nın KKTC'yi tanıyacağı anlamına gelmiyor, ancak uzmanlar temasların önemine işaret ediyor. Ziyaretle, Avrupa Birliği'nin İngiltere'den sonra ikinci ağır topu da KKTC ile 'resmi bir ilişki' kuruyor.
 
Görüşme, Rum yönetiminin bir engellemesiyle karşılaşmamak için çok gizli bir şekilde ayarlandı.
 
İlk ülke İngiltere oldu
 
Mehmet Ali Talat, 25 ocakta da, Cumhurbaşkanlığı makamında İngiltere eski Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşmüş, Rumlar sert tepki göstermişti.
 
Görüşmenin ardından açıklama yapan Straw, Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelerin başlaması gerektiğini söylemiş, "bütün uluslararası toplumun hedefi adada kalıcı bir çözüme ulaşmaktır'' demişti.
 
İngiliz Bakan, Kıbrıs ziyaretini BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın iyi niyet misyonu çerçevesinde değerlendirmek gerektiğini belirtmişti.
 
Straw, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı makamında ziyaret etmesinin 'KKTC'nin siyasi düzeyinin yükseltilmesi' anlamına gelmediğinin altını çizmiş ve ''bu, bizim Kıbrıs politikamızın değiştiği anlamına da gelmez'' diye konuşmuştu.

Kayıp Kıbrıslı Türklerin kalıntıları bulundu

Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye Yardımcısı Ahmet Erdengiz, Güney Kıbrıs’ta Paralimni bölgesindeki bir su kuyusunda geçen perşembe günü başlatılan kazı çalışmalarının pazar günü tamamlandığını ve Kıbrıslı Türk aileye ait olduğu tahmin edilen, en az 4 kişiye ait kemiklerin bulunduğunu söyledi.

Erdengiz, kimliklerin DNA testleriyle kesinleşebileceğini kaydetti. Erdengiz, kemiklerin 1964 yılında kaybolan Mağusalı bir Kıbrıslı Türk aileye ait olabileceğini bildirdi.

HURRIYET 07/06/06

 

Ertuğrul ÖZKÖK  

Berlin, cuma saat 10.00


 

 

 


DÜN Moskova’da, Çarlık döneminde kraliyet ailesinin at terbiyesi için kullandığı "Manege" binasındaydım.

Dünya Yayıncılar Birliği’nin 59’uncu kongresi yapılıyordu.

Rusya Federasyonu Başkanı Putin’in gecikmesi nedeniyle kongre biraz geç başladı.

Dünyanın her yerinden gelmiş gazete sahibi ve editörleri vardı.

Orada dolaşırken kulağıma bir haber fısıldandı.

Ondan sonra bir dizi konuşma trafiği yaptım.

Sonunda ilginç bir diplomasi olayına ulaştım.

* * *

Bu cuma günü saat 10.00’da Berlin’de Avrupa Birliği’nin dış politikası açısından önemli bir buluşma var.

Son dakikada bir değişiklik olmazsa, bu buluşma Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın "resmi ziyarette bulunan yabancı konukları" ağırladığı yerde olacak.

Yani bu, "resmi sıfatlar" taşıyan iki kişi arasında yapılan bir görüşme olacak.

Federal Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la bu evde buluşacak.

Tekrar altını çiziyorum.

Bu görüşme, "resmi bir çerçevede" olacak.

Bunun anlamı da şu:

Almanya hükümeti, KKTC Cumhurbaşkanı ile resmi bir şekilde masaya oturacak.

Bir noktanın altını daha çizelim.

Bu Almanya’nın KKTC’yi "tanıdığı" anlamına gelmiyor.

Ama Talat’ı, KKTC’nin "seçilmiş başkanı" olarak kabul ediyor.

* * *

Toplantının önemi şurada:

Bu ziyaretle, Avrupa Birliği’nin İngiltere’den sonra ikinci ağır topu da KKTC ile "resmi bir ilişki" kuruyor.

Yani Kıbrıs Rum Kesimi’nin uzlaşmaz lideri Papadopulos’a "çok ciddi" bir mesaj veriyor.

Belki onlar bunu söylemeyecek ama biz rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bu mesajın özeti şudur:
/_newsimages/1641641.jpg

"Referandumdan sonraki uzlaşmaz tavrınızı sürdürmeye devam ederseniz, bu, KKTC’nin tanınmasına giden yolu açabilir."

Mehmet Ali Talat,
yarın Berlin’e gitmek üzere Lefkoşa’dan ayrılırken, Kıbrıs’ın tarihinde de önemli bir dönem başlıyor.

* * *

Şimdi gelelim bu çok önemli ve Rumlar engellemesin diye gizli tutulan buluşmanın nasıl organize edildiğine.

Çünkü bu olayın perde arkasında, bir yanıyla bizim "Eryaman çetesine" dokunan "ince bir diplomasi" var.

Bu buluşma için ilk temaslar bundan iki ay önce başladı.

İlk nabız yoklamaları "resmi" değil, "gayri resmi" sohbetlerde oluştu.

İlk temasları Başbakan’ın iyi Almanca bilen danışmanı Cüneyd Zapsu kurdu.

İşlenen tema ise şuydu:

Avrupa Birliği Kıbrıs’ta referandumu destekledi. Kuzey Kıbrıs Türk halkı da üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Türk hükümeti, kamuoyundan gelen ağır suçlamaları, muhalefetin eline çok ağır bir "milli muhalefet" kozu verme riskini alarak uzlaşmayı destekledi.

Sonuçta Türk tarafı birlikte yaşamaya "Evet" dedi, Rum tarafı ise bunu reddetti.

Böyle bir durumda Türk tarafının ödüllendirilmesi gerekirken tam aksi oldu ve Papadopulos daha uzlaşmaz bir tavır benimsedi. Türk tarafı "Evet" demekle cezalandırılmış oldu.

Bu durumda Türk tarafının şunu söyleme hakkı doğdu:

"Eğer Avrupa Birliği"nin bir vicdanı, bir siyasi ahlakı varsa, Kıbrıs’ta gerçek bir çözüm istiyorsa, artık bunu göstermenin zamanı geldi. Şimdi Rum tarafına kuvvetli bir mesaj verilmelidir.

* * *

Bu çok gerçekçi ve inandırıcı bir temaydı.

Brüksel’de artık vicdan sahibi birçok insan Papadopulos’un şımarıklığa varan tutumundan rahatsız.

Nitekim bu rahatsızlık önce, kendini hep Avrupa Birliği’nden biraz bağımsız hissetmiş olan İngiltere tarafından somut bir adımla gösterildi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Talat’la ilk resmi görüşmeyi yaptı.

Ancak bu ikinci adım daha önemli.

Çünkü "Klasik Avrupa"nın en güçlü iki temsilcisinden biri olan Almanya bu adımı atıyor.

Bu durumda geriye sadece Fransa kalıyor.

Tabii bu konuda ilk adımı ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın attığını unutmamalıyız.

Zapsu tarafından başlatılan ilk temaslardan sonra başta Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik olmak üzere Dışişleri devreye girdi.

Ama işin mimarı Zapsu oldu denilebilir.

Peki bu olayın Eryaman’da yakalanan malum çeteyle ilişkisi ne?

Tabii ki bir ilişkisi yok.

Ama Avrupa Birliği’nin Kıbrıs politikasına uygun davranan Türk siyasetçilerinin nelerle karşılaştığını göstermesi bakımından dolaylı bir ilişkisi var.

Malum çete, Zapsu’yu öldürmeye varacak planlar yapıyor.

Çünkü onu "vatanı satan" bir adam olarak görüyor.

Neden, ABD yönetimi ile ilişkileri düzeltmeye çalışması, Kıbrıs konusunda çözüm için çaba harcaması.

Yani bunlar Türkiye’de bazı çevreler tarafından "hainlik" olarak bile kabul edilebiliyor.

Ama bakın bu insan, KKTC’nin yolunu açacak çok önemli sessiz bir diplomasinin içinde böylesine etkili bir rol oynuyor.

"Hainlik" suçlaması bu kadar ayağa düşünce, tabii ki onun "gereğini" yapmaya çalışan böyle çeteler de ortaya çıkıyor.

Diyeceğim, çetelerle mücadele, sadece onları ortaya çıkarmakla kazanılmıyor.

İnsanları, bu kadar kolayca hedef haline getiren zihniyetleri de değiştirmek gerekiyor.

"Hain" diye hakkında "ölüm fermanı" çıkardığınız insanlar, kapalı kapıların ardında böyle önemli "vatan görevleri" de yapıyor.

* * *

Cüneyd Zapsu ve Şaban Dişli de Talat’la birlikte Berlin’e gidiyor.

Ama önemli bir ayrıntı vereyim.

Zapsu görüşmelere girmeyecek.

Çünkü resmi bir kimliği yok...

HURRIYET 07/06/06

 

Rum tarafı görüşmek istemiyor

Rum tarafı görüşmek istemiyor

Annan, Kıbrıs sorununun çözümü için tarafları temas kurmaya çağırsa da, Rum yönetimi hâlâ 'Talat'la bir kahve içmeyi bile' reddediyor

07/06/2006 RADIKAL

Kostas Sofokleus

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'taki BM Barış gücünün görevinin yenilenmesiyle ilgili Güvenlik Konseyi'ne sunduğu son raporda, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlatılması için imkânların araştırılmasından söz ediliyor. Annan'a göre, taraflar iyi niyet çağrılarını yineleyip duruyor, ama bu çağrının hayata geçirilmesi konusunda elle tutulur belirtiler yok. Genel Sekreter, raporda "Temas kurmak ve kapsamlı bir çözüme nasıl yeniden müdahil olunacağını düşünmeye başlamak çok önemli" diyor.
Bu rapor, gerçekler için kanıt oluşturuyor, Rum lider Tasos Papadopulos da bu yüzden sessiz kalıyor. Annan'ın eleştirisi, bazı yerlerde bize, bazı yerlerde her iki tarafa yönelik. Raporda belirtildiği gibi, hükümetin iddiasının aksine, sorunun çözümüne yönelik bir hareketlilik yok. Rum tarafı hâlâ Kuzey Kıbrıs lideri Mehmet Ali Talat'la 'bir kahve bile içmeyi' reddediyor.
Annan'ın raporu, tarafları çözüm sürecine yeniden müdahil olmanın yöntemlerini düşünmeye çağırıyor. Ama, ne Türk tarafı, ne de Rum tarafı bugüne kadar, bu konuda kaygı duymadı. Genel Sekretere göre, tarafların söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmuyor.
Papadopulos müzakerelerin başlamasını istediğini, bunun için de sadece ön hazırlık gerektiğini söyleyip durmasın. Cumhurbaşkanına ve hükümet yetkililerine soruyorum: Taraflar arasındaki uçurumu küçültmek için ne yaptılar? BM Genel Sekreteri kaç kez daha tarafların uzlaşmazlığı sürdürdüğünü tekrarlayabilir ki?
(Rum gazetesi Alithia, 4 Haziran 2006)

 

Seçmen sayısı 151 bin 389 olarak kesinleşti

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Metin Hakkı, seçmen sayısını 151 bin 389 olarak kesinleştiğini açıkladı.TAK muhabirinin YSK Başkanı Hakkı'dan aldığı bilgiye göre, askı öncesinde 151 bin 635 olan seçmen sayısı, askı sonrasında itiraz, vefat ve düzeltmelerle 246 kişi eksilerek 151 bin 389 olarak kesinleşti.

İlçelerin askı öncesi ve

sonrası seçmen sayıları

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Metin Hakkı'nın verdiği bilgiye göre 26 Nisan itibarıyla (askı öncesi) ilçelere göre seçmen sayıları şöyle:

Lefkoşa 47 bin 773

Gazimağusa 39 bin 908

Girne 27 bin 950

Güzelyurt 20 bin 340

İskele 15 bin 664

Genel Toplam: 151 bin 635

Askı sonrası

Askı sonrası 5 Haziran itibarıyla kesinleşen seçmen sayısının ilçelere göre dağılımı da şöyle:

Lefkoşa 47 bin 527

Gazimağusa 39 bin 702

Girne 28 bin 186

Güzelyurt 20 bin 211

İskele 15 bin 763

Genel Toplam: 151 bin 389

Farkın ilçelere göre dağılımı

Askı sonrası listelerde meydana gelen farkın ilçelere göre dağılımı da şöyle:

Lefkoşa -246

Gazimağusa -206

Girne +236

Güzelyurt -129

İskele + 99

Başvuruları kabul edilenler

Listelere eklenmek için yapılan başvurulardan ilçe seçim kurullarınca kabul edilenler şöyle:

Lefkoşa Gazimağusa Girne Güzelyurt İskele

İlk Kayıtlar 191 196 239 76 122

İlçe İçi Nakiller 696 353 415 191 124

İlçeler Arası Nakiller 375 249 415 78 208

Toplam 1,262 798 1,069 345 454

Listelere eklenen seçmen sayısı

Başvurular sonucunda listelere eklenen seçmen sayısı ilçelere göre şöyle:

Lefkoşa 566

Gazimağusa 445

Girne 654

Güzelyurt 154

İskele 330

Seçmen listelerinden çıkarılanlar

Yapılan itiraz, vefat ve düzeltmeler sonucu seçmen listelerinden çıkarılanlar da şöyle:

Lefkoşa Gazimağusa Girne Güzelyurt İskele

İkamet Nedeniyle

Yap. İtirazlar

295 251 160 51 60

Vefat 66 80 51 26 22

Mahkeme Kararı Nedeni

İle Çıkarılan

2 - 1 1 -

Vatandaşlıktan Çıkarılan ve

Diğer Düzeltmelerle

Çıkarılanlar

1 - 3 - -

Diğer İlçelere Kayıt Yaptırdıkları İçin Çıkarılanlar

448 320 203 205 149

Toplam 812 651 418 283 231

Seçmen sayısındaki

değişikliğin açıklaması

Seçmen sayısında ilçelere göre değişiklikler ise şöyle:

Lefkoşa: Seçmen listesine dahil edilenler 566, seçmen listesinden çıkarılanlar 812, toplamda 246 seçmen azaldı.

G.Mağusa: Seçmen listesine dahil edilenler 445,seçmen listesinden çıkarılanlar 651,toplamda 206 seçmen azaldı.

Girne: Seçmen listesine dahil edilenler 654, seçmen listesinden çıkarılanlar 418, toplamda 236 seçmen arttı.

Güzelyurt: Seçmen listesine dahil edilenler 154, seçmen listesinden çıkarılanlar 283, toplamda 129 seçmen azaldı.

İskele: Seçmen listesine dahil edilenler 330, seçmen listesinden çıkarılanlar 231, ilçede toplam 99 seçmen arttı.

KIBRIS 07/06/06

 

Bulgaristan, Rusya ve Ukrayna'dan 43 turizmci KKTC'de incelemelerde bulunuyor

Türk-Rus ortaklığına dayalı Tez Tour ile Doğancı Üreticiler Birliği ve Fellahoğlu Turizm işbirliğinde turizm atağı başlatıldı.15 gün önce 5 ülkeden 83 yabancı tur operatörü ve seyahat acentesini KKTC'ye getiren Tez Tour, Doğancı Üreticiler Birliği ile Fellahoğlu Turizm, bu kez aralarında 6 Bulgar gazetecinin de bulunduğu Bulgaristan, Rusya ve Ukrayna'dan 43 tur operatörü ve seyahat acentesi yetkilisini konuk ediyor.

Ülkeye önceki gün gelen yabancı turizmcilere dün Bilfer Palm Beach Otel'de öğle yemeği verildi.

Bicen: Ülke turizmini tanıtmak için eylem planına giriştik

Doğancı Üreticiler Birliği Başkanı Mehmet Bicen konuya ilişkin açıklamasında, sivil toplum örgütleri olarak ülke turizmini tanıtmak amacıyla eylem planına giriştiklerini ve 15 gün arayla iki kez yabancı turizmcileri KKTC'ye getirdiklerini anlattı.

KKTC turizmini tanıtım faaliyetlerinin süreceğini kaydeden Bicen, bu tür faaliyetlerin diğer sivil toplum örgütleri tarafından da yapılması gerektiğine işaret etti.

Bicen, faaliyetlerinin bir amacının da ABAD kararlarının ardından çağ dışı ambargolara maruz kalan Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları olumsuzluklardan kurtulabilmesi olduğunu ifade etti.

Gelen turizmciler arasında 6 basın mensubunun da bulunduğuna dikkat çeken Bicen, Kıbrıs Türkü'nün sorunlarını bir şekilde dünyaya duyurmayı amaçladıklarını kaydetti.

Bicen, yabancı basın mensuplarının KKTC'ye gelmesini, Kıbrıs Türkü'nün uğradığı haksızlığın ve mağduriyetin dış basında da vurgulanması açısından önemli gördüklerini söyledi.

Bicen, özellikle Türkiye'de faaliyet gösteren marka şirketlerin KKTC'ye yatırım yapmasının büyük istihdam ve katma değer yaratacağına işaret ederek, yatırımların önündeki bürokratik engellerin kaldırılması gerektiğini vurguladı.

Bicen, ülkenin tanıtımı için yurtdışında bir çok fuara katılarak ciddi miktarda para harcandığını belirterek, "Ülkenin tarih ve doğa güzelliklerini tanıtmak için biz bu insanları ayağımıza getirdik" dedi.

Günaydın: KKTC'deki yatırımcılarla ciddi ilişkilerimiz var

1,5 Milyar dolar piyasa değerine sahip olduğu bildirilen Tez Tour'un Kıbrıs yetkilisi İsmail Günaydın da yaptığı açıklamada, KKTC'deki otel yatırımcılarıyla ciddi ilişkiler içinde olduklarını, Güzelyurt ve Bafra'daki turizm yatırımlarını gezerek bilgi edindiklerini belirtti.

Tez Tour olarak 2007 destinasyonlarına Kıbrıs'ı da eklediklerini kaydeden Günaydın, KKTC'de turizm yatırımı yapmayı planladıklarını aktardı.

Bafra ve Güzelyurt'taki turizm tesisleri açıldıktan sonra ülkeye turist getirmelerinin daha kolay olacağını vurgulayan Günaydın, Kıbrıs'ın tatil için cazip bir bölge olduğunu, özellikle Rus turistlerin büyük ilgisini uyandırdığını anlattı.

Günaydın, Tez Tour olarak KKTC turizmine ellerinden geldiğince destek vermeyi sürdüreceklerini sözlerine ekledi.

Yıldırım: Tez Tour, KKTC'deki 5 yıldızlı

otellere yatırım yapmayı planlıyor

Fellahoğlu Turizm Satış Pazarlama Müdürü Ahmet Yıldırım da, Tez Tour'un ciddi yatırımları olan potansiyeli yüksek bir firma olduğunu ifade ederek, firmanın her yıl Antalya yöresine 600 bin, Güney Kıbrıs'a ise 200 bin Rus kökenli turist getirdiğini söyledi.

Tez Tour'un KKTC'ye de turist getirilmesi konusuna ciddiyetle eğildiğini ifade eden Yıldırım, firmanın KKTC'de 5 yıldızlı otel yatırımı yapmayı planladığını da söyledi.

Kuzey Kıbrıs ekonomisinin geleceğinin turizmde olduğunu vurgulayan Yıldırım, Tez Tour'un turizm potansiyeli açısından KKTC'ye büyük fayda sağlayacağını kaydetti.

Fellahoğlu Turizm olarak "ellerini taşın altına soktuklarını" ifade eden Yıldırım, turizmden para kazanacak diğer sektörlerin de katkı koyması gerektiğini aktardı.

Bazı ürünlerin ihracatında teşvik primi verildiğini belirten Yıldırım, ülkeye turist getirilmesi durumunda üretilecek olan ürünlerin piyasada rahatlıkla tüketilebileceğini, hatta yetmeyeceğini savundu. Yıldırım, "İhracata gerek kalmadan ürünlerin iç piyasada rahatlıkla tüketimi sağlanabilir, ihracata teşvik primi gibi katkılar turizme yönlendirilebilir" dedi.

Ne dediler?... Ne dediler?... Ne dediler?... Ne dediler?... Ne dediler?...

İliana Mitova

"Kuzey Kıbrıs'ın sahilleri çok güzel ve temiz. Turistler açısından güzel bir yer. Gezip görülmesi gereken bir çok yer var. Ben Bulgaristan'daki turizm acentesinde çalışıyorum, buraya tekrar gelmeyi ve turist getirmeyi düşünüyorum. Oteller de güzel ancak, binalar eski. 5 yıldızlı deniyor ancak bize göre 4 yıldız. Bunun yanı sıra, çalışan personel çok yavaş ve dil bilmiyor."

Despina Bozkova

"Kuzey Kıbrıs çok güzel bir yer. Oteller daha iyi inşa edilmeli. Personelin müşteriye daha hızlı hizmet vermesi sağlanmalı. Örneğin her şey dahil programları yapılmalı. Otelde kalan bir kişi otelin havuzundan, plajından, hamamından ücretsiz olarak yararlanmalı. Örneğin, otellerde çoğunlukla eğlence yok, çocukların vakit geçirebileceği bir alan yok."

Nikola Markov

"Kuzey Kıbrıs çok güzel ve turistler tarafından rağbet görülebilecek bir yer. Kıbrıs'ın deniz kenarları, Türkiye'nin deniz kenarlarından daha temiz. Tarihi mekanları çok güzel ancak yeni oteller yapılmalı, yeşil alanlar oluşturulmalı. Bunun yanı sıra, otellerde çalışan personel daha iyi yetiştirilmeli, eğitilmeli. Örneğin bir su istiyoruz en az 10 dakika bekliyoruz. Kül tablası doluyor ancak kimse gelip boşaltmıyor."

KIBRIS 07/06/06

Talat, Papadopulos'la görüşmeye hazır

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, dün gerçekleştirdiği haftalık basın brifinginde son günlerde tartışılan konularla ilgili olarak değerlendirmelerde bulundu

Talat, Papadopulos'la görüşmeye hazır

"KAYIP ŞAHISLAR KONUSUNUN POLİTİZE EDİLMESİ YANLIŞ"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, her koşul altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'la buluşmaya hazır olduğu, ancak politize edilmesinin yanlış olacağına inandığı kayıplar konusunda görüşülebilecek konuların, çalışmalara destek vermekten öteye geçmeyeceğini belirtti

"EURO'YA GEÇİŞLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR SİYASİ BİR HEDEF"... Kendi para emisyonunu yaratma yetkisi olmayan Kıbrıs Türkünün fiili durumunda kendisine kolaylık sağlayacak herhangi bir para birimini kullanabileceğine işaret eden Erçakıca, dış yardımlar ve kredilendirme gibi hususlarda Türkiye'ye bağımlı olan KKTC'nin Euro'ya geçme durumunda çok ciddi zorluklarla karşılaşacağını kaydetti

"AP YÜKSEK TEMAS GRUBU'NUN ZİYARETİ OLUMLU"... Erçakıca, grubun özellikle izolasyonların kaldırılması ve Türkçe'nin AB dili olması yönündeki çalışmalarının altı çizilmesi gereken konu olduğunu kaydetti

CEZAEVİ FİRARİLERİ... Türk tarafının kurulmasına evet dediği teknik komitelerin bu gibi olaylarda işbirliğini öngördüğüne işaret eden Erçakıca, birçok Batı ülkesinin adli olaylarda KKTC'yle işbirliği yapmasına rağmen Kıbrıs Rum yönetiminin her türlü işbirliğinden kaçtığını belirtti

"PARÇA PARÇA ÇÖZÜM, GERÇEKÇİ DEĞİL"... Erçakıca, BM'nin referandum sonrasında bazı belgelerinde ifade ettiği formülün 'adım adım çözüm' olduğunu ve amacın öncelikle iki toplum arasında yeniden güven tesis etmek ve ortamı kapsamlı bir çözüm müzakerelerine hazır hale getirmek olduğunu söyledi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, her koşul altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'la buluşmaya hazır olduğu, ancak politize edilmesinin yanlış olacağına inandığı kayıplar konusunda görüşülebilecek konuların, çalışmalara destek vermekten öteye geçmeyeceği belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın brifinginde Rum Yönetimi Sözcüsü Yorgos Lillikas'ın Talat-Papadopulos görüşmesine ilişkin açıklamalarını değerlendirdi.

Rum Yönetimi'nin kayıplar konusunu görüşmek istediği ancak Cumhurbaşkanı Talat'ın bu isteğe yanıt vermediğinin iddia edildiğini kaydeden Erçakıca, "Lillikas'ın açıklamaları, hayal gücünün büyüklüğünü ve kendi dünyalarının bizim dünyamızdan ne kadar farklı olduğunu göstermektedir" dedi.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın, Papadopulos'la her koşul altında buluşmaya hazır olduğunu, buna kahve içmek veya kapsamlı bir çözüm için görüşmenin de dahil olduğunu ifade ederek, Talat'ın, Papadopulos'la, politize edilmesinin yanlış olacağına inandığı kayıp şahıslar konusunda görüşebileceği konuların sınırlı olduğunu söyledi. Erçakıca, şöyle devam etti:

"Cumhurbaşkanımızın, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Üçüncü Üyesi'nin atanması vesilesiyle düzenlenecek bir toplantıya katılmaya hazır olduğu, ancak böyle bir toplantıda kayıp şahısların akıbetlerinin saptanması çalışmalarına destek vermekle yetineceği; eğer Rum tarafı daha başka bir gündem üzerinde duruyorsa bunu öğrenmek istediğimiz BM'ye iletilmiş ve Rum tarafının tutumu hakkında BM aracılığıyla resmi bilgi istenmiştir"

Hasan Erçakıca, Güney Kıbrıs'ta Paralimni bölgesinde devam eden kazı çalışmalarında Türk kayıplara ait kemiklerin bulunduğu yönündeki haberlere ilişkin soruya yanıtında, kayıp şahıslarla ilgili çalışmaların otonom bir şekilde devam ettiğini ve bundan dolayı değerlendirmelerde bulunmak istemediğini söyledi. Erçakıca, "Bizim ilkemiz, bu çalışmanın politize edilmemesidir. Dolayısıyla konuyu ilgili komite üyelerine sormanızı tercih ederim" dedi.

AP Yüksek Temas Grubu'nun ziyareti olumlu

Açıklamasında Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu'nun Kıbrıs ziyaretine de değinen Hasan Erçakıca, ziyareti ve yapılan açıklamaları olumlu değerlendirdiklerini söyledi. Grubun özellikle izolasyonların kaldırılması ve Türkçe'nin AB dili olması yönündeki çalışmalarının altı çizilmesi gereken konu olduğunu kaydeden Erçakıca, "Bu ziyaret sonunda, izolasyonların kaldırılmasının ne kadar önemli olduğunun daha güçlü bir şekilde idrak edilmiş olduğunu ummaktayız" dedi.

Erçakıca, grubun kapalı Maraş bölgesini ziyareti, içinde bulunulan siyasi durumda yanlış mesajlara neden olacağından uygun görülmediğini hatırlattı.

Euro'ya geçiş

Erçakıca, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Euro'ya geçişle ilgili açıklamalarına ilişkin soruyu yanıtlarken, başbakanın bu yöndeki açıklamalarının siyasi bir hedef olduğunu, teknik olarak bugünkü aşamada bunun mümkün olmadığını söyledi.

Kendi para emisyonunu yaratma yetkisi olmayan Kıbrıs Türkü'nün fiili durumunda kendisine kolaylık sağlayacak herhangi bir para birimini kullanabileceğine işaret eden Erçakıca, dış yardımlar ve kredilendirme gibi hususlarda Türkiye'ye bağımlı olan KKTC'nin Euro'ya geçme durumunda çok ciddi zorluklarla karşılaşacağını kaydetti.

Cezaevi firarileri

Hasan Erçakıca, Merkezi Cezaevi'ndeki firarilerin 3'ünün Güney Kıbrıs'ta yakalandığı yönündeki duyumlarla ilgili soruya yanıtında ise ellerine bu yönde herhangi bir bilgi ulaşmadığını söyledi.

İade edilmeleri konusunda BM'den arabuluculuk istenip istenmediğinin sorulması üzerine Erçakıca, Türk tarafının kurulmasına evet dediği teknik komitelerin bu gibi olaylarda işbirliğini öngördüğüne işaret ederek, birçok Batı ülkesinin adli olaylarda KKTC'yle işbirliği yapmasına rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin her türlü işbirliğinden kaçtığını belirtti.

Erçakıca, "Bunun sonucunda suçlular ve zanlılar için Güney Kıbrıs güvenli bir sığınak oluyor. Rumların tutumundan dolayı" dedi.

Parça parça çözüm, gerçekçi değil

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, oldukça karmaşık olan Kıbrıs sorununu parçalara bölerek, çözüm aramanın gerçekçi olmadığını belirterek, çakışan çıkarların ancak bütünlüklü çözümde dengelenebileceğini söyledi.

BM'nin iki toplum arasında yeniden güven tesis etmeyi amaçlayan 'adım adım çözüm' formülü üzerinde durduğuna işaret eden Erçakıca, Kıbrıs Türkü'nün iki toplumu yakınlaştıracak veya siyasi ortamı kapsamlı bir çözüm için hazır hale getirecek diğer çalışmalara onay vermeye ve katılmaya hazır olduğunu kaydetti.

Hasan Erçakıca, parça parça çözüm metodunun Kıbrıs sorununda çalışabilir bir metot olmadığını söyledi. Bir grup Kıbrıslı Türk akademisyenin bu konuda yaptığı araştırmaya da değinen Erçakıca, Kıbrıs sorununu parçalara bölerek, her parçasını ayrı olarak tartışmanın ve çözüm aramanın çok ciddi riskler taşıdığını kaydetti.

Erçakıca, BM'nin referandum sonrasında bazı belgelerinde ifade ettiği formülün 'adım adım çözüm' olduğunu ve amacın öncelikle iki toplum arasında yeniden güven tesis etmek ve ortamı kapsamlı bir çözüm müzakerelerine hazır hale getirmek olduğunu söyledi.

Teknik komitelerin de bu amaçla öngörüldüğüne işaret eden Erçakıca, teknik komitelere yazılı olarak onay veren Türk tarafının iki toplumu yakınlaştıracak veya siyasi ortamı kapsamlı bir çözüm için hazır hale getirecek diğer çalışmalara da onay vermeye ve katılmaya hazır olduğunu belirtti.

Lilikas'ın Talat'a yönelik suçlamaları

Rum Yönetimi Sözcüsü Lilikas'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yönelik "kapsamlı çözümü amaçlayan müzakereler için ön hazırlık yapmak istemiyor" suçlamalarına da değinen Erçakıca, "Çözüm istemediklerinin bir kanıtıdır. Hazırlık süreci diyerek esas müzakereleri iyice ileriye atmayı amaçlıyorlar" dedi.

Erçakıca, "Esasen ister parça, parça, isterse bütünlüklü bir çözüm için, her şeyden önce çözüm istekliliğinin olması gerekmektedir. Bütün gelişmeler göstermektedir ki, Kıbrıs Rum tarafında böyle bir isteklilik yoktur ve Rum tarafının amacı osmosis yolu ile Kıbrıslı Türkleri absorbe etmektir" şeklinde konuştu.

Hazırlık sürecine katılmaya hazırız

Kıbrıs Türkü'nün adım adım çözüm formülünün gerektireceği hazırlık sürecine katılmaya hazır olduğunu vurgulayan Erçakıca, şöyle devam etti:

"Ne var ki, Kıbrıs Rum tarafı, böyle bir formülle, Kıbrıslı Türklerin çözümsüzlük koşullarının yarattığı sorunlar altında ezilmelerine seyirci kalacağımızı da beklemesin. Kıbrıslı Türklerin çözümsüzlük koşullarının yarattığı sorunların etkisinden kurtulması için gerekli olan her türlü önlem ve tedbir alınmaya çalışılacaktır"

KIBRIS 07/06/06

Alman mahkemesine müdahil olduk

Yeşilada Bank'ı sahte evraklarla satın almaya çalıştığı için KKTC'de aleyhine soruşturma başlatılan daha sonra da yargılama aşamasında sınır dışı edilen Alman Peter Franzen, Almanya'da dolandırıcılıktan yargılanıyor... Münih Mahkemesi'nin talebiyle KKTC'den 7 resmi görevli Almanya'ya giderek yürütülen soruşturma hakkında şahadet verdi

Alman mahkemesine müdahil olduk

İNGİLTERE'DEN SONRA ALMANYA İLE... Adli suçlar ve olaylar nedeniyle daha önce bir çok kez İngiliz polisi ve adaleti ile işbirliği yapan KKTC, şimdi de Almanlarla işbirliği yapıyor. Almanya'da dolandırıcılık suçundan aranırken KKTC'de sahte evraklarla Yeşilada Bank'ı satın almaya çalışan Peter Franzen, İnterpol aracılığı ile geçtiğimiz yıl Almanya'ya iade edilmişti

KKTC'DEN 7 KİŞİLİK HEYET TANIKLIK YAPTI... Yeşilada Bank'ı sahte evraklarla satın almaya çalışmanın yanında aleyhine daha bir çok suçtan soruşturma açılan ancak Ocak 2005'te Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanması beklenirken, aleyhindeki davalara takipsizlik dosyalanarak sınır dışı edilen Peter Franzen'in aleyhine tanıklık yapmak üzere nisan ayında 4'ü polis, biri savcı, biri avukat, biri de KKTC Merkez Bankası Teftiş İnceleme Kurulu Başkanı olmak üzere 7 kişi Almanya'ya giderek Münih Mahkemesi'nde şahadet verdi

KIRMIZI BÜLTENLE ARANIYORDU... Almanya'da işlediği dolandırıcılık suçları nedeniyle İnterpol'ün kırmızı bültenle aradığı Peter Franzen, KKTC'de benzer suçlarla ortaya çıktıktan sonra Şubat 2005'te sınır dışı edilerek Ankara İnterpol Daire Başkanlığı'na teslim edilmiş, orada bir süre hapis yattıktan sonra İnterpol aracılığı ile Almanya'ya iade edilmişti

AVUKAT İTİRAZ ETTİ, MAHKEME "KKTC VAR" DEDİ... Münih Mahkemesi'nin daveti üzerine şahadet vermeye giden KKTC heyetinin tanıklığına Franzen'in avukatının "KKTC diye bir ülke yok... Bu tanıklar şahadet veremez" diye itiraz ettiği, ancak Münih Mahkemesi'nin, "KKTC diye bir ülke vardır ve bu tanıklar da KKTC'nin resmi görevlileridir" diyerek, tanıkların tümünü dinlediği kaydedildi

Senem GÖK

İngiliz polisi ve adaleti ile daha önce birçok adli suç ve adli olaylar nedeniyle işbirliği yapan KKTC, şimdi de aynı işbirliğini Almanya ile yapıyor.

Yeşilada Bank'ı sahte evraklarla satın almaya çalışmak ve benzeri birçok konuda dolandırıcılık ve sahte evrak düzenlemek gibi suçlardan KKTC'de aleyhine soruşturma başlatılan daha sonra da yargılama aşamasında sınır dışı edilen Alman Peter Franzen, Almanya'da dolandırıcılıktan yargılanıyor. Münih Mahkemesi'nin talebiyle ilk kez KKTC'den 7 resmi görevli, Nisan ayında Almanya'ya giderek yürütülen soruşturma hakkında şahadet verdi.

10-15 Nisan 2006 tarihleri arasında Almanya'ya giderek Münih Mahkemesi'nde şahadet veren KKTC heyetinin gidiş-dönüş biletleri ve vize ücretleri Münih Mahkemesi tarafından karşılanırken, Savcı Ergül Kızılokgil ile KKTC Merkez Bankası Teftiş ve İnceleme Kurulu Başkanı Türker Deler'in iaşe ibate masrafları Bakanlar Kurulu Kararı ile Maliye Bakanlığı bütçesinden, 4 polisin iaşe ibate masrafları Polis Genel Müdürlüğü bütçesinden ödendi. Avukat Serhan Çınar ise kendi imkânları ile gitti.

Almanya kırmızı bültenle arıyordu

Almanya'nın dolandırıcılık suçlarından İnterpol aracılığı ile kırmızı bültenle aradığı Peter Franzen, iflas eden ve satışa çıkarılan KKTC Yeşilada Bank'ı sahte evraklarla satın almaya çalışmış, durumun ortaya çıkmasıyla da hem Polis Genel Müdürlüğü hem de KKTC Merkez Bankası soruşturma başlatmıştı. Soruşturma ilerledikte Franzen'in KKTC'de işlediği başka dolandırıcılık suçları ortaya çıkmış ve KKTC mahkemelerinde aleyhine birçok "sahte belge düzenleme, tedavüle sürme ve sahtekarlıkla para temini" gibi suçlardan dava dosyalanmıştı.

Peter Franzen, Ocak 2005'te yargılanmak üzere Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi huzuruna çıkarıldı ancak tam bu sırada KKTC Başsavcılığı Franzen aleyhindeki davalara takipsizlik dosyaladı. Davalara takipsizlik dosyalanmasının ardından Şubat 2005'te sınır dışı edilen Peter Franzen, Almanya'ya iade edilmek üzere Ankara İnterpol Daire Başkanlığı'na teslim edildi. Ankara'da bir süre hapis yatan Peter Franzen daha sonra İnterpol aracılığı ile Almanya'ya iade edildi.

Münih Mahkemesi'nden KKTC'ye davet

Peter Franzen'in Almanya'ya iade edilmesinin ardından yasal işlemler süratle tamamlanarak yargılanmasına başlandı ve bu çerçevede Münih Mahkemesi, sanık Franzen aleyhine KKTC'de soruşturma yapan Savcı Ergül Kızılokgil, KKTC Merkez Bankası Teftiş İnceleme Kurulu Başkanı Türker Deler, Polis Çavuşu Ediz Aytan, Polis Çavuşu Hasip Tütüncü, Polis Müfettiş Muavini Yıldıray Paralı, Polis Memuru Bekir Sevgen Barut ve Avukat Serhan Çınar'ı tanıklık yapmak üzere Almanya'ya davet etti.

Alınan bu davet üzerine Bakanlar Kurulu, Savcı Kızılokgil, Teftiş İnceleme Kurulu Başkanı Türker Deler ve 4 polisin Almanya'ya gitmesine onay verdi. Avukat Serhan Çınar ise, Peter Franzen'in daha önce müvekkili Hans Mark Whitman'ı dolandırarak yüklü miktarda parasını çaldığını, bu konuda bildiklerini anlatmak üzere kendi imkanlarını kullanarak Almanya'ya gitme kararı aldı.

5 Nisan 2006 tarihinde oturan Bakanlar Kurulu, 338/2006 sayılı önerge uyarınca 823-2006 sayılı şu kararı aldı:

"Peter Franzen aleyhine KKTC'nde yürütülen mali ve cezai soruşturmalarla ilgili olarak Münih Mahkemesi'nde şahadet vermek üzere çağrılan ve aşağıda isim ve mevkileri belirtilen kişilerin 10-15 Nisan 2006 tarihleri arasında görevli olarak Almanya'nın Münih kentine gönderilmelerini; adı geçen kişilerin gidiş-dönüş uçak biletleri ve vize ücretleri Münih Mahkemesi tarafından karşılanacağı cihetle, Savcı Ergül Kızılokgil ve KKTC Mekez Bankası Teftiş ve İnceleme Kurulu Başkanı Türker Deler'in iaşe ibate masrafları ile mevzuat gereği öngörülen harcırahlarının Maliye Bakanlığı Bütçesi altında öngörülen 05.01.01.1.2- -1.03.3.3.01 'Yurdışı Geçici Görev Yollukları' kaleminden heyette yer alan ve aşağıda isimleri belirtilen polis mensuplarının iaşe ibate masrafları ile mevzuat gereği öngörülen harcırahlarının ise Polis Genel Müdürlüğü Bütçesi altında öngörülen 19-00/03-1-1-00/03-3-3-01 'Yurtdışı Geçici Görev Yollukları' kaleminden karşılanmasını onayladı.

Ergül Kızılokgil - Savcı - Hukuk Dairesi, Türker Deler - Teftiş İnceleme Kurulu Başkanı - KKTC Merkez Bankası, Ediz Aytan - Polis Çavuşu - Polis Genel Müdürlüğü, Hasip Tütüncü - Polis Çavuşu - Polis Genel Müdürlüğü, Yıldıray Paralı - Müfettiş Muavini - Polis Genel Müdürlüğü, Bekir Sevgen Barut - Polis Memuru - Polis Genel Müdürlüğü."

Münih Mahkemesi: KKTC var

Münih Mahkemesi'nin daveti üzerine şahadet vermeye giden KKTC heyetinin tanıklığına Franzen'in avukatının "KKTC diye bir ülke yok... Bu tanıklar şahadet veremez" diye itiraz ettiği, ancak Münih Mahkemesi'nin "KKTC diye bir ülke vardır ve bu tanıklar da KKTC'nin resmi görevlileridir" diyerek, tanıkların tümünü dinlediği kaydedildi.

Peter Franzen'in avukatının ısrarlı itirazlarını dinlemeyen mahkemenin KKTC'den giden 7 tanığı da dinlediği, bu günlerde gerek Yeşilada Bank'ın eski genel müdürü ve müdürü gerekse diğer sivil tanıkları da mahkemede şahadet vermek üzere Almanya'ya davet ettiği belirtildi.

KIBRIS 07/06/06

Rehbersiz gelmek yasaya aykırı, yasa uygulanmalı

Rehberler, Güney Kıbrıs'tan gelen turist kafilelerinin rehber ve acente bağlantısız getirilmesinden şikâyetçi:

Rehbersiz gelmek yasaya aykırı, yasa uygulanmalı

Gözde SÜREÇ

Rehberler, Güney Kıbrıs'tan gelen turistlerin rehber ve acente bağlantısı olmadan kuzeye geçmesinin yasaya aykırı olduğunu belirterek, yasanın uygulanması için yetkililerin önlem almasını istedi.

Kapıların açılarak turistlerin gelmeye başladığı tarihten itibaren birçok sorunlar yaşadıklarını kaydeden rehberler sorunlarının giderek arttığını ancak çözümün bir türlü bulunamadığını belirtti.

Güneyden gelen turistlerin ekonomiye katkı koymadığını da vurgulayan rehberler, turist sayısında artışın olduğunu ancak bunun ekonomiye katkı sağlamadığını kaydetti.

Turizm Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Hasan Artuner, bu sorunları çözmek amacıyla denetimlere başlayacaklarını ve muhaceret dairesine gönderdikleri bir yazı ile yasanın hatırlatıldığını ve sınırlarda gereken önlemlerin alınmasının sağlanacağını söyledi.

Gökyiğit: Gümrük kapılarında engelleme yapılmalı

Güney Kıbrıs'tan turistlerin geçiş yapmaya başladığı tarihten beri bu konuda birçok sorunlar yaşadıklarını belirten Rehberler Birliği Başkanı Ayşe Gökyiğit, özellikle Gazimağusa 2,5 mil kapısından yapılan geçişlerde Kuzey'de kayıtlı rehber kullanılmadığını kaydetti.

Gökyiğit, "2,5 mil kapısından yapılan geçişlerde Kuzey'e kayıtlı rehber ve otobüs kullanılmıyor. Acente ile bağlantı kurulmuyor" dedi.

Bu durumun yasaya aykırı olduğunu belirten Gökyiğit, yetkililerin önlem alarak gümrük kapılarında engelleme yapmasını istedi.

Nisan 2003'te Güney Kıbrıs ile yapılan bir anlaşma ile güneyden gelecek turistlere Kuzey'den rehber ve acente bağlantısı kurması zorunluluğu getirildiğine dikkat çeken Gökyiğit, "sessiz rehber" olayının bu şekilde gündeme geldiğini kaydetti.

Gökyiğit, Güney'deki Turizm Örgütü'nün baskısıyla Kuzey'den alınan rehberlerin sessiz kaldığını ve bilgi vermeyerek, sadece yasaya uyması için otobüste bulundurulduğunu belirtti.

Ancak bir süre sonra bu uygulamanın da kaldırıldığını kaydeden Gökyiğit, turistlerin rehber ve acente bağlantısız olarak getirilmeye başlandığını söyledi.

Bu turistlerin ekonomiye hiçbir katkısı olmadığını belirten Gökyiğit, "Otobüsle gelen bu turistler KKTC'de alışveriş yapmıyor. Yiyecek ve içeceklerini de yanlarında getiriyorlar. Ayrıca bu turistler Kıbrıslı Türklere karşı propaganda yapıyorlar. Buradan alışveriş yapmalarına fırsat tanımıyorlar" şeklinde konuştu.

Yetkili kurumların bu konuyla ilgili somut ve acil önlemler almasını isteyen Gökyiğit, alınan önlemlerin yeterli olmadığını ve uygulamada sorunlar yaşandığını kaydetti.

Artuner: Denetleme yapmaya başlıyoruz

Turizm Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Hasan Artuner, rehberlerin Güneyden gelen turistlerle ilgili sorunlarını değerlendirdi.

Artuner, Güney'den geçecek olan turist otobüslerinin turistik gezi amacı ile geçiyorlarsa KKTC'den rehber almalarının zorunlu olduğunu hatırlatan yazıyı muhaceret dairesine gönderdiklerini söyledi.

KKTC sınırları içinde turistik tur yapacak olan yurtdışındaki acentelerin, yasa gereği KKTC'de kayıtlı bir acente ile temas kurması ve bu temas çerçevesinde tur yapacağı grubun başında, KKTC Turizm Bakanlığı'ndan kokartlı bir rehber bulundurmasının zorunlu olduğunu kaydeden Artuner, güneyden veya herhangi bir ülkeden kendi başına bir grubun çıkıp rehber almaksızın tur yapamayacağını vurguladı.

Güneyden gelen grupların KKTC'den rehber almadan gezmelerini önlemek amacıyla, 10 tane turistik ören yeri ve müzeye KKTC'de kokartlı rehberler istihdam ettiklerini belirten Artuner, rehberlik camiası içinden bir kısım rehberin güneyden gelen acentelerle anlaştığını, ufak bir komisyon almak suretiyle bir kenarda oturarak tura hiç karışmadığını söyledi.

Rehberler Birliği'nin bu rehberleri denetlemesi gerektiğini söyleyen Artuner, rehberlerle anlaştıklarını, eğitim şubesi olarak haftada iki kere bakanlıktan araba ve görevliler çıkararak, yakın denetim şeklinde bu işi mercek altına almayı istediklerini, ciddi rahatsızlık doğurmaya başlayan bu durumun önleneceğini belirtti.

Artuner şöyle konuştu:

"Polise 15 gün önce bir yazı yazdık. Muhaceret müdürlüğüne dedik ki güneyden geçecek olan otobüslerin içerisinde eğer turistik bir gezi ise muhakkak KKTC'li rehber olması lazım. Yasaya atıfta bulunan bir yazı yazdık ve polis müdürlüğü de bu konuda çalışmaya başladı. Bize düşen görev muhacerete o yasayı hatırlatmaktı."

Artuner, buna rağmen güneyden turist getiren kişilerin açık noktalar bulduğunu ve müzelere değil Bandabuliya veya Büyük Han'a alışveriş yapmaya gideceklerini söylediklerini, polisin de böyle bir durumla karşılaştığı zaman ne yapması gerektiğinin yasada açık olmadığını ifade etti.

Turist olarak gelenler ve gelmeyenlerin gümrük kontrolünün farklı olduğunu kaydeden Artuner, muhaceret yasasına göre turistik bir geziye gelmeyenlerin otobüsten inip tek tek işlem yaptırmak zorunda olduğunu, bunların turist muamelesi görmediğini ve rehber zorunluluğu aranmadığını ancak turist gruplarında yolcu listesi verildiğini, otobüsten inilmediğini belirtti.

Bazı kişilerin güneyden kuzeye kaçak turlar düzenlediğini kaydeden Artuner, "Bazı kişiler minibüse 5-6 kişi bindirerek, hiç rehbersiz ve arada acente olmadan gelip müzeler ve ören yerlerine tur yapıyormuş. Mesela bir taksici, otobüs veya minibüs şoförü... Buna denetleme suretiyle engel olmalıyız. Bu yüzden de Rehberler Birliğiyle müzeleri denetlemeye karar verdik. Bu bir nevi kaçak turdur. Rum tarafından yapılan bu turlar hem acenteyi hem de rehberleri zarara uğratan, hatta ülke için menfi şeyler söylendiğinden tehlikeli bir durumdur" dedi.

Bunu durdurmanın şart olduğunu belirten Artuner, bu konuda gerçekten hassas olunması gerektiğini ve bu haftadan itibaren yakın denetlemeler yapmaya başlayacaklarını vurguladı.

Bu sorunları çözmek için, sivil toplum örgütleri ile devletin ilgili kurumlarının birlikte çalışması gerektiğini kaydeden Artuner, KKTC için, rehberler ve acenteler için daha iyi olanı bulmak için her türlü tedbiri almaya devlet olarak hazır olduklarını vurguladı.

Çınar: Rehbersiz geçiş yasaya aykırı

Rehberler Birliği Üyesi Yusuf Çınar, güneyden gelen turist kafilelerinin KKTC'ye geçerken rehber almadıklarını belirterek, bunun yasaya aykırı olduğunu kaydetti.

Çınar, KKTC'de birçok rehber olduğunu, birçok rehberin boş oturduğunu ve işsiz kaldığını söyleyerek, "Birçok genç rehber işsiz kalıyor, bu kişilerin gelecekleri ne olacak?" diye sordu.

Kuzeyden hiçbir otobüs ve rehberin güneyde faaliyet gösteremediğini söyleyen Çınar, güneyden gelen turistlerin KKTC turizmine hiçbir katkı koymadığını iddia etti.

Çınar, güneyden gelen turistlerle sadece KKTC'ye giriş ve çıkış yapan insan sayısının arttığına işaret ederek, bu artışın turizm gelirlerine veya ekonomiye katkısı olmadığını belirtti.

Sınır noktalarında bulunan polislerin rehberi olmayan otobüslere geçiş izni vermemesi gerektiğini belirten Çınar, bu konunun yetkili kurumlar tarafından acil olarak ele alınması gerektiğinin altını çizdi.

KIBRIS 07/06/06

Talat Steinmeier ile görüşecek

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşmek üzere Almanya’ya gitti. Talat, Almanya’da resmi konuk olarak ağırlanacak, ancak görüşme dışişleri bakanlığı binasında yapılmayacak.

 

NTV

Güncelleme: 02:56 ET 08 Haziran 2006 Perşembe

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın yarın Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile gerçekleştireceği buluşma, Talat’ın İngiltere’den sonra Almanya’nın da dışişleri bakanıyla resmi düzeyde ilişki kurması anlamına geliyor.

Talat-Steinmeier görüşmesi, Kıbrıs sorununun gidişatı açısından çok önemli. Zira, bu görüşme Rum lider Papadopulos’a, ‘Uzlaşmazlığı sürdürürseniz biz de Kuzey’le ayrı ilişki kurmak zorunda kalırız’ mesajı taşıyor.

Haber, Rumları rahatsız etti. Rum yönetimi, Almanya’daki büyükelçilerin yanı sıra AB nezdinde de görüşmeyi engellemeye çalışıyor. Talat, Ocak ayında da İngiltere Dışişleri Bakanı’nı Lefkoşa’da cumhurbaşkanlığı binasında ağırlamış, görüşme Rum yönetiminin tepkisini çekmişti.

 

 

Rum polisi işbirliğine yanaşmıyor

Kıbrıs Rum polisi, önceki gün KKTC’deki Lefkoşa Merkezi Cezaevi’nden firar ederek Kıbrıs Rum kesimine kaçan ve Rum polisi tarafından yakalanan 3 firari konusunda KKTC makamlarıyla işbirliği yapmıyor.

 

AA

Güncelleme: 00:02 TSİ 08 Haziran 2006 Perşembe

LEFKOŞA - Fileleftheros gazetesi, Kudret Çelebi, İbrahim Uslu ve Mücahit Yanarateş adlı mahkumlardan birinin Türkiye uyruklu olduğunu, Rum polisinin mahkumlar hakkında ‘Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına yasadışı yollarla girmek’ suçlamasıyla soruşturma yürüttüğünü, ancak KKTC polisiyle işbirliği yapılmasının söz konusu olmadığını yazdı.

Rum Emniyet Genel Müdürü Haralambus Kulendis de Türkiye uyruklu mahkumun ‘Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına yasadışı olarak girme’ suçlamasıyla mahkemeye çıkarılacağını ve Güney Kıbrıs’ta işlenen suçlarla ilişkisi bulunup bulunmadığının araştırılacağını söyledi.

‘Sahte devlet’ olarak nitelediği KKTC’nin polisiyle hiçbir görüşme yapmayacaklarını ifade eden Kulendis, Türkiye uyruklu mahkumun, araştırmaların tamamlanmasının ardından sınır dışı edilerek Türkiye’ye gönderileceğini belirtti.

Müzakere öncesi pazarlıklar sürüyor

Türkiye’nin AB ile müzakerelere fiilen başlayacağı 12 Haziran öncesinde Brüksel’deki çetin pazarlıklar sürüyor. NTV’nin edindiği bilgiye göre, son genişleme grubu toplantısında Fransa Türkiye’ye yönelik tutumunda geri adım attı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:09 TSİ 07 Haziran 2006 Çarşamba

BRÜKSEL - Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlamasından hemen önce Fransa’nın bilim ve araştırma başlığına kapanış kriterleri getirilmesi konusundaki ısrarından vazgeçtiği öğrenildi. Ancak Kıbrıs Rum yönetiminin Ada’daki çözüm sürecini AB müktesebatına endekslemeye yönelik çabası sürüyor. Ama Komisyon kaynakları, sadece Yunanistan tarafından desteklenen Kıbrıs’ın, bu talebinde direnemeyeceği görüşünde.

12 Haziran’da Lüksemburg’da toplanacak ortaklık konseyi öncesinde Ankara’yı sıkıştıran iki temel konu var. Bunlardan ilki AB Komisyonu’nun ’12 Haziran’da müzakere açılıp kapanabilir’ diye görüş bildirdiği bilim ve araştırma başlığı.

Müzakere sürecini yavaşlatmak isteyen Fransa, bu başlığın aynı gün kapatılmaması için 3 tane kapanış kriteri getirilmesini önermişti. Fransa’nın önerdiği kriterler, idari kapasitenin yeterliliği, bilimsel kurumların bağımsızlığı ve Türkiye’nin imzaladığı uluslararası anlaşmalarının AB muktesebatına uygunluğunun incelenmesini öngörüyordu.

Ancak edinilen bilgilere göre Fransa, söz konusu unsurların kapanış kriteri olarak getirilmesi ısrarından vazgeçti. Fransa, müzakere sürecinde diğer başlıkların açılıp hemen kapanmasını engellemek için ortak pozisyon belgesinde bilim ve araştırmanın kolay ve dar kapsamlı bir başlık olduğuna vurgu yapılmasını istiyor. Fransa, bundan sonrasında kapanış kriterlerinin sözkonusu olabileceğine atıfta bulunulmasını da talep ediyor.

Ankara’yı rahatsız eden ikinci konuda ise henüz bir açılım sağlanamadı. Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs sorununu BM çatısından AB çatısı altına taşımaya yönelik bir çaba içinde.

Rum yönetimi, Ortaklık Konseyi Tutum Belgesi’ne Ada’daki çözüm sürecinin AB müktesebatına paralel olması gerektiği ifadesini koydurmaya çalışıyor. Rum yönetiminin belgeye sokmaya çalıştığı unsurlar arasında Türkiye’nin kendileri ile ilişkileri normalleştirmesi ve tanıma da var. Ancak Rumların bu tavrının 25’ler arasında sadece Yunanistan tarafından desteklendiği belirtiliyor.

Özellikle İngiltere ve İtalya’nın Rum yönetimini izole etmek için yoğun diplomasi yürüttüğü öğrenildi. AB Komisyonu kaynakları da, Rumların taleplerinin kabul görmeyeceği görüşünde.

 

Talat Almanya'da destek arayacak

 

Denktaş da, Gül ile birayara gelerek Kıbrıs politikasını görüştü



8 Haziran, 2006 09:33:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Almanya'ya gitti.

Resmi bir çerçevede gerçekleşecek görüşme ile Almanya, Talat'ı KKTC'nin 'seçilmiş başkanı' olarak kabul etmiş olacak.
 
Görüşme, Almanya'nın KKTC'yi tanıyacağı anlamına gelmiyor, ancak uzmanlar temasların önemine işaret ediyor. Ziyaretle, Avrupa Birliği'nin İngiltere'den sonra ikinci ağır topu da KKTC ile 'resmi bir ilişki' kuruyor.
 
Görüşme, Rum yönetiminin bir engellemesiyle karşılaşmamak için çok gizli bir şekilde ayarlandı.
 
Mehmet Ali Talat, 25 ocakta da, Cumhurbaşkanlığı makamında İngiltere eski Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşmüş, Rumlar sert tepki göstermişti.
 
Denktaş: "Medeni bir boşanma olabilir"
 
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşerek Kıbrıs politikasının gözden geçirilebileceğini söyledi.
 
Rumların Türklerle bir arada yaşamak istemediklerinin ortaya çıktığına işaret eden Denktaş, bu gerçekten hareketle yeni bir politika belirlenebileceğini söyledi.
 
Denktaş, bu yolda atılacak adımlarla Kıbrıs sorununun medeni bir boşanmaya doğru aşama aşama gidebileceğinin altını çizdi.
 
Gül ise, bugüne kadar takip edilen politika ile Rumların uzlaşmaz tavırlarının ortaya çıktığını, Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un son seçimleri kazanmasının da bu imajı güçlendirdiğini belirterek "aynı politikanın sürmesi yararlı" dedi.
 
Görüşmede bundan sonra atılacak somut adımların detayları üzerinde duruldu. Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile de görüşen Serdar Denktaş izolasyonların kolay kolay kalkmayacağını, bu nedenle Kuzey Kıbrıs ekonomisinin canlandırılması gerektiğini anlattı.
 
Şener, döviz kurundaki son yükselmenin turizm ve eğitim sektörlerinin ağırlık olduğu Kuzey Kıbrıs ekonomisine faydası olduğunu söyledi.

 

 

Kıbrıs'ta heyecana değil sabra ihtiyaç var



Kıbrıs meselesi sabır istiyor. Zira Türk tarafına karşı yığılmış olan ve yıllara dayanan önyargılar var. Bunların çoğu tabii ki bilgisizlikten kaynaklanıyor. Türk tarafının "uzlaşmaz" olduğuna ilişkin "şayia" gibi. Neyse ki bu algılama da Annan Planı süreciyle kırılmaya başladı.
Bugüne kadar Kıbrıs hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan yabancıların artık gerçekleri görmekten başka çareleri yok. Tabii iyi niyetliyseler. Türk düşmanlığı bazılarında o kadar yer etmiş ki, onlar bu önyargılarını beslemeye devam edecekler. Ancak onların da gidebilecekleri bir yer yok.
Tercihlerini gerçeklerden yana kullananlara gelince, onlar için durum artık çok farklı. Onlar için kimin "uzlaşmaz" olduğu, kimin çözümden yana olduğu bu aşamada daha net görülüyor. Bunu iyice anlamaları için Güney Kıbrıs'ta yapılan son parlamento seçimleri de yararlı olmuştur.

Gelişmeler de var
Bu elbette ki her şeyin hızla değişeceği anlamına gelmiyor. Dediğimiz gibi, Kıbrıs meselesi sabır istiyor. Öte yandan bazı şeylerin değiştiğini gösteren gelişmeler de yok değil. Ertuğrul Özkök'ün dün Hürriyet'in sürmanşetinden duyurduğu haber gibi.
Almanya'nın, Dışişleri Bakanı düzeyinde olsa bile, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile doğrudan temas kuracak olması hiç de azımsanacak bir gelişme değil. Bunun arkası da gelecektir. Zira Avrupalı liderler Rumları üyelikle ödüllendirmekle başlarına açtıkları işi anlamaya başladılar.
İşin ilginç yanı, gerçekleri daha net görenlerin arasında Yunanistan'ın da olmasıdır. Nitekim, Atina'nın Kıbrıs için ortaya yeni öneriler atacağı haberleri bile Rumları çileden çıkarmaya yetti. Gerçi bu haberlerin arkası gelmedi. Ancak, Rumlar da biliyorlar ki Yunanistan gerçekten yeni önerilerle ortaya çıkacaksa, bunların iki tarafı gözetiyor görünmesi gerekiyor. Yoksa diğer AB üyelerini ikna edemez.

Cesareti kim veriyor?
Oysa Rumlar şu anda AB üyelikleri sayesinde gücün kendilerinde olduğunu düşünüyorlar. Kendilerine bu cesareti veren bazı AB üyeleri de var tabii. Bu sayede Türkleri azınlık statüsüne indirip istedikleri çözümü dikte edebileceklerini sanıyorlar. Fakat bunun böyle olmadığını görecekler.
Şu anda AB açısından sarılabilecekleri tek koz "limanların açılması" meselesidir.
Türk tarafı ise bu konuda "olmaz" demiyor. AB'ye, "Verdiğiniz sözleri tutun ve iyi niyetinizi gösterin, arkası kolay gelir" diyor. Bu son derece makul bir yaklaşımdır. Kısacası top bu kez kesinlikle Türk tarafında değil.
Fakat, AB, Rum şantajına boyun eğip sırf limanlar meselesi yüzünden müzakere sürecimizi sekteye uğratmaya hazır ise, bize de "Ne haliniz varsa görün" demekten başka bir şey kalmaz. Zira AB karşısında tümüyle haklı olduğumuz bir konu varsa o da Kıbrıs konusudur.

Sadece sabır gerek
AB de o durumda kendi Kıbrıs açmazını iyice derinleştirmiş olur. Bu arada Rumların da Türk tarafı üzerinde AB yoluyla baskı kurma olanakları da buharlaşmış olur. Onun için Kıbrıs konusunda heyecana gerek yok. Sadece sabra gerek var.

SEMIH IDIZ MILLIYET 08/06/06

 

AB ile Kıbrıs krizi

AB, müzakereleri Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasına bağlamayı istiyor. Ankara: Ortaklık Konseyi ve Hükümetlerarası Konferans ertelenir

08/06/2006 RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - AB'nin, Kıbrıs Rumları'nın baskısı sonucu, Türkiye'nin tüm müzakere sürecini 'limanların açılması' yükümlülüğüne bağlamak istemesi Ankara ile Brüksel arasında krize neden oldu. AB'de hâlâ tam bir anlaşma olmaması nedeniyle bugün yapılacak Coreper toplantısının sonucunu bekleyen Türkiye, Ortaklık Konseyi ve Hükümetlerarası Konferans (HAK) konusundaki son kararını buna göre verecek.

Rumlar bastırdı
3 Ekim'de müzakerelerin açılmasının ardından sürecin en önemli toplantısı 12 Haziran'da yapılacak. Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin yanı sıra müzakere başlıklarının açılması ve kapatılmasında tek yetkili organ olan Hükümetlerarası Konferans da aynı gün Lüksemburg'da toplanacak.
Ancak iki toplantıya ilişkin sıkıntılar hâlâ aşılamadı. En önemli sıkıntı AB'nin Ortaklık Konseyi için hazırladığı Ortak Tutum Belgesi'nde. Kıbrıs Rumları'nın isteğiyle belgeye 'Türkiye müzakere süreciyle limanları açma yükümlülüğü arasında doğrudan bağlantı kuran' ifadeler kondu.
Dışişleri'nden bir yetkili, Kıbrıs konusunun müzakerelerle hiçbir bağlantısı olmaması gerektiğini, bu şekilde hazırlanacak bir metnin kabul edilmesinin olanaklı olmadığını açıkladı. Aynı yetkili, "Lüksemburg'a gidilecekmiş gibi hazırlanıyoruz. Ancak yarın (bugün) yapılacak Coreper toplantısının sonucunu bekliyoruz. Burada uzlaşma sağlanmasa bile başka toplantılar da yapılacak. Nihai kararımızı bu toplantıların sonucuna göre vereceğiz" dedi.

Gül'den Plassnik'e: Değiştirin
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün öğlen aradığı AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Plassnik'e, Türkiye'nin Tutum Belgesi'ne ilişkin itirazlarını aktardı. Edinilen bilgilere göre Gül, Türkiye'nin müzakere sürecinin Kıbrıs gibi siyasi bir konuyla bağlantı kurulmasının 'yeni bir koşul' olduğunu, bunun da Türkiye tarafından kabul edilmeyeceğini aktardı. Bakan Gül'ün Türkiye'nin toplantıya katılıp katılmaması konusunda bir mesaj vermediği, ancak durumdan duyulan rahatsızlığı güçlü ifadelerle ilettiği belirtildi.
Ankara açısından bir başka sorun ise HAK'ın yapılması durumunda Bilim ve
Araştırma ile Eğitim ve Kültür başlıklarına ilişkin alınacak kararlar. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Türkiye'nin HAK'tan beklentisinin Bilim ve Araştırma başlığının açılması ve aynı gün kapatılması, Eğitim ve Kültür başlığında ise fiili müzakerelerin açılması olduğunu söyledi.
Fransa buna itiraz ediyor. Ancak Brüksel kaynaklarına göre, Fransa, Türkiye karşıtı tutumuyla bilinen Dönem Başkanı Avusturya'nın girişimleriyle esnedi. Bilim-araştırma başlığının açıldığı gün kapanıp kapanmayacağı bugün karara bağlanacak.

Steinmeier yarın Berlin'de Talat'la resmen görüşüyor

08/06/2006 RADIKAL

BERLİN/LEFKOŞA - Kıbrıs'ta çözümsüzlüğe oynayan Rum Yönetimi, AB'de Britanya'dan sonra ikinci darbeyi Almanya'dan yiyor. Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı yarın Berlin'de resmi konuk olarak ağırlayacak. 25 Ocak'ta eski Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Talat'ı makamında ziyaretini engelleyemeyen Rum Yönetimi, Berlin ziyaretinin en azından 'resmi' olmaması için bastırıyor. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, geçen yıl Talat'ı 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' olarak ağırlayarak Rumlara mesaj vermişti.
KKTC, Talat'ın bugün İstanbul üzerinden Berlin'e üst düzey temaslar için gideceğini duyurdu. Alman Dışişleri, Talat'ın cuma günü Steinmeier'le görüşeceğini doğrularken, AB'de Kıbrıs'ı tartıştıklarını, ama ilkesel olarak açıklama yapamayacaklarını söyledi.
Ankara ise ziyaretten memnun. Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, çeşitli ülkelere bu talebi götürüp Berlin'den sonuç aldıklarını belirterek, "Diğer ülkelere ışık tutmasını ve KKTC yetkililerinin dinlenmesini istiyoruz" dedi. Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği'nin Talat'ın Dünya Kupası'nın açılış maçında Başbakan Angela Merkel'le protokol tribününde oturması için çalıştığı da öne sürüldü. (Dış Haberler)

Hasan Celal Güzel'Derin devlet'ten ve çetelerden nasıl kurtuluruz?

Hasan Celal Güzel

08/06/2006 RADIKAL

Salı günü CHP Grup Toplantısı'nda Deniz Baykal, tarihî(!) bir konuşma yaparak hükûmete 7 maddelik 'âcil eylem planı' önerdi. Demagoji ustalığını sergileyen konuşmasında Baykal, İnönü gibi 'Sizi ben bile kurtaramam' demeye getiriyordu.
Bir ana muhalefet lideri, kriz dönemlerinde iktidara gerçekten iyi niyetli tavsiyelerde bulunmak istiyorsa, bu şekilde hükûmeti tahrik, tahkir ve istiskal eden konuşmalar yapmaz; bilakis yapıcı teklifler getirerek gereken adımları atar. Baykal, bunu bilecek kadar tecrübeli bir politikacı olduğuna göre, niyeti üzüm yemek değil bağcıyı dövmektir.
II. Abdülhamid, sık sık Rus elçisini çağırıp görüş alırmış. Sadrazam Küçük Said Paşa sebebini sorunca, 'aksini yapmak için' cevabını vermiş. Teşbihte hata olmaz. Bu derece suiniyetli öneriler karşısında, Başbakan Erdoğan da Millî Eğitim, İçişleri ve Maliye bakanları ile Başbakanlık Müsteşarı'na sahip çıkmalı; bu 'istemezükçü' yeniçeri dayatmasına kelle vermemelidir.
Baykal'a gelince, bizce asıl 'âcil eylem planı' na ihtiyacı olan kendisi ve partisidir.
***
Gelelim son çeyrek yüzyılda esrar perdesi arkasında tabu hâline getirdiğimiz 'derin devlet' ve gladyo tipi çetelerden nasıl kurtulacağımıza...
Önce 'derin devlet'in tarifini yapalım. Derin devlet, halkına, vatandaşına karşı dayatmada bulunan, kendi doğruları için milletin taleplerini hiçe sayan, gayrimeşru müdahalelerle millet iradesinin üstüne çıkan ve hukuk dışı faaliyetlerde bulunan 'bürokratik güçlere' denilmektedir. Bu yapılanmada devlet kuruluşları, çeteler ve mafya iç içe görülmektedir.
Derin devleti tasfiye edebilmek için ön şart, siyasî ve bürokratik mekanizmanın, her türlü peşin hükümden ve politik hesaplardan sıyrılmış olarak birlikte hareket edebilmesidir.
***
Derin devlet diye adlandırılan antidemokratik ve hukuk dışı odaklardan kurtulabilmek için gereken tedbirleri şu şekilde sıralayabiliriz:
1. Darbeciler tarafından hazırlatılan gayrimeşru 1982 Anayasası yürürlükten kaldırılarak, yerine milletin iştirakiyle hazırlanacak 'yeni Anayasa' konulmalıdır. Bu Anayasa hazırlanırken, muhalefetin de mutabakatını sağlayacak şekilde mevcut Anayasa'nın ilk üç maddesi ve laiklikle ilgili hükümler aynen muhafaza edilmelidir.
2. TSK'nın yıpratılmasını ve siyasete âlet edilmesini önlemek maksadıyla;
a) Yeni Anayasa'da TSK'nın görevleri açık şekilde belirtilmeli ve MGK hükûmetin üstünde bir kurul olmaktan çıkarılmalıdır.
b) TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi (koruma kollama görevi) kaldırılmalı veya millî savunma ile ilgili olduğu tasrih edilmelidir.
c) TSK'nın, askerî istihbarat haricindeki istihbarat faaliyetleri kaldırılmalı; fişlemeye son verilmelidir.
d) TSK içinde, NATO'nun ilk döneminden kalma 'kontrgerilla' mahiyetindeki özel kuvvet birimleri tasfiye edilmelidir.
e) Genelkurmay'ın ve askerî görevlilerin bildiri yayımlama ve beyanat verme alışkanlıkları sona erdirilmelidir.
f) Jandarma teşkilâtı, ya sivilleştirilerek tümüyle İçişleri Bakanlığı emri altına girmeli veya askerî hüviyetiyle iç asayiş görevinden sıyrılarak Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlanmalıdır.
3. MİT ile Emniyet ve Jandarma istihbaratlarının hukuk dışı unsurlardan ve faaliyetlerden arındırılması lâzımdır. Bu teşkilatlardaki bazı görevlilerin, illegal ilişkiler içerisinde (bazen de mafya kullanılarak) operasyon düzenlemeleri uygulamasına son verilmelidir. Ayrıca, yabancı istihbarat örgütlerinin ve çeşitli dış odakların gizli faaliyetlerine karşı önleyici tedbirlerin müessiriyeti artırılmalıdır.
4. Devletin merkez ve taşra teşkilatının 'dengesiz güç kullanımı' denetlenmeli ve yürütme erkinin hukuk dışı uygulamaları önlenmelidir.
5. Yargının 'siyasallaşması' ve ideolojik peşin hükümlerle hareket etmesi engellenmelidir. Yüksek yargı organları mensuplarının, kendi alanları dışında beyanat vermeleri uygulaması sona erdirilmelidir. Tarafsız ve bağımsız yargının gerçekleştirilebilmesi için süratle bir 'Yargı Reformu' yapılmalıdır.
***
Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için herkesin millet iradesinin üstünlüğüne ve demokrasiye inanması gerekir.

Kuzey Kıbrıs'ta AB ofisi açılıyor

AB Genişleme Genel Müdürlüğü'nde Kıbrıslı Türk toplumundan Sorumlu Birim Başkanı Timo Summo, Mali Yardım Tüzüğü'nün uygulamaya konulacağını ve bunun da KKTC'de açılacak bir ofisle sağlanacağını söyledi

Kuzey Kıbrıs'ta AB ofisi açılıyor

259 MİLYON EURO TEMMUZ SONUNDA KULLANILABİLECEK... KIBRIS Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü'yle görüşen Avrupa Birliği Genişleme Genel Müdürlüğünde Kıbrıslı Türk Toplumundan Sorumlu Birim Başkanı Timo Summo, Mali Yardım Tüzüğünün uygulamaya konulacağını ve bunun da KKTC'de açılacak olan bir ofisle sağlanacağını belirtti. Ofisin bu yaz açılacağını söyleyen Summo, 259 milyon Euro'dan oluşan mali yardımın temmuz sonunda kullanılabileceğini vurguladı.

"AMAÇ KUZEYİN GELİŞİMİNİ DESTEKLEMEK..Yardım programının amacının adanın kuzeyinin gelişimini desteklemek olduğunu ifade eden Summo, yardımla ilgili tüm çalışmaların kuzeydeki ofisten yürütüleceğini, ofiste yaklaşık olarak 20 kişinin çalışacağını söyledi. Güneydeki ofisin yasal nedenlerle açıldığını, yasal adres ve resmi ofise ihtiyaç duyulduğunu bunun da güneydeki ofisle sağlanacağını söyleyen Summo, yardım programından Komisyonun sorumlu olduğunu vurguladı.

 

 

Gözde SÜREÇ

Avrupa Birliği Genişleme Genel Müdürlüğünde Kıbrıslı Türk Toplumundan Sorumlu Birim Başkanı Timo Summo, Mali Yardım Tüzüğünün uygulamaya konulacağını ve bunun da KKTC'de açılacak olan bir ofisle sağlanacağını belirtti. Ofisin bu yaz açılacağını söyleyen Summo, 259 milyon Euro'dan oluşan mali yardımın temmuz sonunda kullanılabileceğini vurguladı.

AB Genişleme Genel Müdürlüğünde Kıbrıs Türk Toplumundan Sorumlu Birim Başkanı Timo Summo ile Andrew Rasbash dün KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ile görüştü.

Sumo, yardımın uygulamaya konulmasını sağlamak amacıyla çalışmalar yapmak üzere adaya geldiklerini, burada açılacak olan ofisi gördüklerini ve ofisin yaz aylarında açılacağını ifade etti.

Sumo, ziyaretin bir diğer amacının da AB Komisyonu Genişleme Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Masası Şefliğine atanan Andrew Rasbash'ı tanıtmak olduğunu söyledi.

Yardım programı

Summo, 259 milyon Euro'nun temmuz ayı sonunda uygulamaya konulacağını söyledi. Yardım programının amacının adanın kuzeyinin gelişimini desteklemek olduğunu ifade eden Summo, yardımla ilgili tüm çalışmaların kuzeydeki ofisten yürütüleceğini, bu ofiste yaklaşık 20 kişinin çalışacağını söyledi.

Güneydeki ofisin yasal nedenlerle açıldığını, yasal adres ve resmi ofise ihtiyaç duyulduğunu bunun da güneydeki ofisle sağlanacağını söyleyen Summo, yardım programından komisyonun sorumlu olduğunu vurguladı.

Komisyonun programlamayı yaptığını, öncelikleri belirlediğini, paranın alınmasını sağladığını kaydeden Summo, uzmanların birkaç yıldan beri bu konularla ilgili çalışmalar yaptıklarını vurguladı.

Yardım Programı prosedürü

Mali Yardım programının işleyiş prosedürünü de açıklayan Summo, işe önceliklerin belirlenmesi ile başlanıldığını söyledi. Summo, başlangıç noktasının ardından temel bilgilerin Yönetim Kurulu'na gönderildiğini, bu komitede de 25 üye ülkeden temsilcilerin bulunduğunu belirtti.

Summo, Kıbrıs Cumhuriyeti ile yaptıkları anlaşma dolayısıyla projelerin Yönetim Kurulu'na sunulmadan önce Güney Kıbrıs'a verileceğini ve onlarla bir danışma görüşmesi yapılacağını vurguladı.

Özellikle mülkiyet konularındaki hassasiyetlerden dolayı bu prosedürün uygulanacağını belirten Summo, hiç kimseden hiç bir şeyi saklamadıklarını her şeyin açık yapıldığını kaydetti..

Projelerde önceliğin altyapı, yatırım, su idaresi, katı atık maddeler, enerji, elektrik ve taşımacılık gibi konulara verileceğini söyleyen Summo, ikinci bölüm yardımın ekonomik ve sosyal gelişim, küçük ve orta büyüklükteki girişimlerin desteklenmesi belediyelerin finansmanı konularında yapılacağını kaydetti.

Kuzey Kıbrıs'taki yasanın da Avrupa Birliği yasasına uygun hale getirilmesi gerektiğini belirten Summo, bunun için de çalışmaların yapılacağını söyledi.

Summo, ilk yardım paketinin üye ülkelere gönderildiğini, 3 Temmuz'da Brüksel'de görüşüleceğini ve 38 milyon Euro'yu içerdiğini bildirdi.

KIBRIS 08/06/06

 

Cumhurbaşkanı Talat bugün Almanya'ya gidiyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, üst düzey temaslarda bulunmak üzere bugün Almanya'ya gidiyor.Cumhurbaşkanı Talat, Almanya'da bulunduğu süre içinde çeşitli temaslarda bulunacak ve konferans verecek.Cumhurbaşkanı Talat'a ziyaretinde Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik edecek. Talat, cumartesi akşamı yurda dönecek.

Steinmeier ile görüşme

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya'nın başkenti Berlin'de Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşecek.

Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Martin Jaeger, Talat'ın Steinmeier ile görüşeceğini doğruladı, ancak bu konuda ayrıntılı açıklama yapmaktan kaçındı.

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda AB üyesi ülkeler ile görüşmeler yaptıklarını ifade eden Jaeger, prensip olarak bu görüşmelerle ilgili açıklama yapmadıklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, bugün Berlin'e gidecek ve akşam saatlerinde Türkevi'nde "KKTC'nin Bugünü ve Yakın Vadede Geleceği" konulu toplantıya katılacak

KIBRIS 08/06/06

 

Mahmut Uslu yakalandı Rum iadeye yanaşmıyor

USLU MAĞUSA'DA YAKALANDI... Merkezi Cezaevi'nden pazartesi akşamı firar eden 5 kişiden biri olan hırsızlık zanlısı Mahmut Uslu, dün sabah saatlerinde Gazimağusa polisi tarafından yakalandı. Uslu, Gazimağusa Polis Müdürlüğü'ndeki sorgusunun ardından Lefkoşa'ya getirildi

8 PERSONEL UZAKLAŞTIRILDI İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Alnar, Merkezi Cezaevi'nde pazartesi akşamı gerçekleşen firar olayıyla ilgili olarak başlatılan soruşturmanın selameti açısından olayda kusurlu görülen, başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere toplam 8 personelin görevden uzaklaştırıldığını açıkladı

 

Merkezi Cezaevi'nden pazartesi akşamı firar eden 5 kişiden biri olan Mahmut Uslu, dün sabah saatlerinde Gazimağusa polisi tarafından yakalandı.

Merkezi Cezaevi Müdürü Hasan Alibaba'nın TAK'a yaptığı açıklamaya göre, hırsızlıktan dolayı tutuksuz yargılanmak üzere cezaevinde bulunan Mahmut Uslu, dün sabah Gazimağusa'da yakalandı. Uslu, Gazimağusa Polis Müdürlüğü'ndeki sorgusunun ardından Lefkoşa'ya getirildi.

Öte yandan, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Alnar, Merkezi Cezaevi'nde pazartesi akşamı gerçekleşen firar olayıyla ilgili olarak, başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere, toplam 8 personelin görevden uzaklaştırıldığını açıkladı.

Alnar, yazılı açıklamasında, İçişleri Bakanlığı'nın olayla ilgili disiplin soruşturması başlattığını belirterek, "soruşturmanın selameti açısından olayda kusurlu görülen, başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere, toplam 8 personel görevden uzaklaştırılmıştır" dedi.

Ali Anlar ayrıca, Rum polis genel müdürü Haralambus Kulendis'in "firariler konusunda KKTC makamları ile işbirliğine gitmemiz söz konusu değil" yönündeki açıklamasını değerlendirerek, Rum tarafında yakalanan firarilerin iadesinin şart olduğunu vurguladı.

5 kişiden 4'ü yakalandı

Merkezi Cezaevi'nden Pazartesi akşamı firar eden 5 kişiden biri olan hırsızlık zanlısı Mahmut Uslu, dün sabah saatlerinde Gazimağusa polisi tarafından yakalanmasıyla 3'ü Güney Kıbrıs'ta, 1'i de Gazimağusa'da olmak üzere firarilerin 4'ü ele geçirilmiş oldu. Firarilerden Erkut Latif ise aranıyor.

Merkezi Cezaevi'nde tutuklu tecavüz zanlıları Erkut Latif, Kudret Çelebi ve Mücahit Yanarateş ile hırsızlıktan tutuklu İbrahim ve Mahmut Uslu kardeşler, geçtiğimiz akşam firar etmişlerdi.

Merkezi Cezaevi'nden firar eden 5 kişiye ek olarak 2 İran uyruklu da polis hücresinden firar etmişti. Cezaevi'nden kaçan 5 firariden Kudret Çelebi, Mücahit Yanarateş ile İbrahim Uslu Güney Kıbrıs'ta yakalanmışlardı.

 

Merkezi Cezaevi'nde 8 personel görevden uzaklaştırıldı

İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Alnar, Merkezi Cezaevi'nde Pazartesi akşamı gerçekleşen firar olayıyla ilgili olarak, başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere, toplam 8 personelin görevden uzaklaştırıldığını açıkladı.

Alnar, yazılı açıklamasında, İçişleri Bakanlığı'nın olayla ilgili disiplin soruşturması başlattığını belirterek, "soruşturmanın selameti açısından olayda kusurlu görülen, başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere, toplam 8 personel görevden uzaklaştırılmıştır" dedi.

Müşteşar Alnar, olayla ilgili gerek bakanlık, gerekse polis soruşturmalarının sürdüğünü ve meydana gelecek her türlü gelişme hakkında kamuoyunun bilgilendirileceğini ifade etti.

"Firarilerin iadesi şart"

Ali Alnar, Rum polis genel müdürü Haralambus Kulendis'in "firariler konusunda KKTC makamları ile işbirliğine gitmemiz söz konusu değil" yönündeki açıklamasını değerlendirerek, Rum tarafında yakalanan firarilerin iadesinin şart olduğunu vurguladı.

Alnar, "Eğer iade gerçekleşmezse, bu olay diğer kanun kaçaklarına da örnek teşkil eder" görüşünü belirterek, bunun iki tarafa da katkı yapmayacağını, bu yüzden de uygun bir prosedür bulunarak, kanun kaçaklarının KKTC'ye iade edilmeleri gerektiğini kaydetti.

İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Anlar, bugün, TAK muhabirinin önceki gece Merkezi Cezaevi'nden firar eden 5 kişi hakkındaki son gelişmelerle ilgili sorularını cevaplandırdı.

Alnar, firar eden 5 kişiden biri olan hırsızlık zanlısı Mahmut Uslu'nun, dün sabah saatlerinde Gazimağusa polisi tarafından Çanakkale Şehitliği bölgesinde yakalandığını ifade ederek, zanlının sorgulamasının sürdüğünü söyledi.

Tek firari tecavüz zanlısı Erkut Latif

Uslu'nun yakalanmasıyla, 3'ü Güney Kıbrıs'ta, 1'i de Gazimağusa'da olmak üzere firarilerin 4'ünün yakalanmış olduğunu ifade eden Alnar, firarilerden Erkut Latif'in ise, arandığını ve tek firari kişi olduğunu dile getirdi.

Latif hakkında şu anda nerde olduğu konusunda herhangi bir ipucuna sahip olmadıklarını aktaran Alnar, konuyla ilgili soruşturma, araştırma ve takibin sürdüğünü belirtti.

İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Alnar, "Bugün (dün) Rum basınında, Rum polis genel müdürü Haralambus Kulendis'in 'firariler konusunda KKTC makamları ile işbirliğine gitmemiz söz konusu değil' yönünde bir açıklaması oldu, bunu nasıl değerlendirirsiniz?" sorusu üzerine, "Rum tarafında yakalanan firarilerin iadesi şart" cevabını verdi.

"İade için uygun bir prosedür bulunmalı"

Alnar, "Eğer iade gerçekleşmezse, bu olay diğer kanun kaçaklarına da örnek teşkil eder" görüşünü belirterek, bunun iki tarafa da katkı yapmayacağını, bu yüzden de uygun bir prosedür bulunarak, kanun kaçaklarının KKTC'ye iade edilmeleri gerektiğini vurguladı.

Ali Anlar, "Kanun kaçaklarının iadesi gerçekleşmezse, asayişin temin edilmesi yönünde ciddi bir sıkıntı yaşanacak, bu yüzden sağduyulu olunması gerekiyor" dedi.

İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Alnar, firarilerin iadeleri konusunda Başbakanlık'a gerekli bildirimin yapıldığını da belirterek, Başbakanlık'ın da firarilerin Rum kesiminden iadesi konusundaki gerekli girişimleri yapacağını sözlerine ekledi.

Rum, işbirliği yapmıyor

Bu arada Rum yönetimi, önceki gün Merkezi Cezaevi'nden kaçarak yasa dışı yollardan Güney Kıbrıs'a geçen ve Rum polisi tarafından yakalanan Kudret Çelebi, İbrahim Uslu ile Mücahit Yanarateş'le ilgili olarak KKTC makamlarıyla işbirliğine gitmeyeceğini açıkladı.

Rum basınında yer alan haberlere göre Rum Polis Genel Müdürü Haralambus Kulendis, KKTC ile işbirliğine gitmelerinin söz konusu olmadığını söyledi.

Mahkûmlardan birinin Türkiyeli olduğunu belirterek, "Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına yasadışı olarak girme" suçlamasıyla mahkemeye çıkarılacağını ve Güney Kıbrıs'ta meydana gelen suç olaylarıyla ilişkisi bulunup bulunmadığının araştırılacağını söyleyen Kulendis, söz konusu mahkûmun araştırmaların tamamlanmasının ardından sınır dışı edilerek Türkiye'ye gönderileceğini kaydetti.

Rum basını

Fileleftheros gazetesi, konuyla ilgili haberinde, KKTC'de cezaevinden kaçan 5 mahkûmdan 3'ünün Yiğitler Burcu'ndan atlayarak Güney Kıbrıs'a geçtiklerini ve Rum polisi tarafından tutuklandıklarını yazdı.

Gazete, mahkûmların Rum polisince sorgulandıklarını ve bir tanesinin tecavüz davasına karıştığını itiraf ettiğini de yazdı.

Politis ise konuyla ilgili haberinde, 3 mahkûmun Türkiye'ye mi iade edileceklerini, yoksa BM aracılığıyla KKTC'ye mi verileceklerinin henüz netlik kazanmadığını kaydetti.

Haberde, yakalananlar arasında bulunan tecavüz zanlısı Kudret Çelebi'nin yakın geçmişte Güney Lefkoşa'da yaşanan tecavüz olaylarıyla ilişkisinin araştırılmakta olduğu da kaydedildi.

KIBRIS 08/06/06

 

Kıbrıslı Türkler Oramslara destek için Londra'da eylem yapıyor

Yurtdışında Yaşayan Kıbrıslı Türkler Derneği (ATCA), 9 Temmuz 2006 tarihinde Londra'da düzenleyeceği yürüyüşle, Rumların, Kuzey Kıbrıs'ta ev alan Orams çiftine açtığı davayı protesto edecek. Hyde Park'ta saat 12.00'de başlayacak olan protesto yürüyüşü, Royal Courts of Justice'e (Kraliyet Adalet Mahkemeleri) kadar sürecek

Aral MORAL

Yurtdışında Yaşayan Kıbrıslı Türkler Derneği (ATCA), 9 Temmuz 2006 tarihinde Londra'da düzenleyeceği yürüyüşle, Rumların, Kuzey Kıbrıs'ta ev alan Orams çiftine açtığı davayı protesto edecek.

Özellikle son yıllarda, başta İngiltere olmak üzere, yurt dışında yaşayan Kıbrıslı Türkler örgütlenerek, Kıbrıslı Türklerin sesini dünyaya duyurmak için faaliyetlerde bulunuyor.

Son zamanlarda art arda gelen propaganda ve lobicilik çalışmalarının bir yenisi de ATCA tarafından düzenleniyor.

Hyde Park'ta saat 12.00'de başlayacak olan protesto yürüyüşü, Royal Courts of Justice'e (Kraliyet Adalet Mahkemeleri) kadar sürecek.

Dernek tarafından hazırlanan bildirilerde, "Malınız riskte", "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde satın aldığınız malınızın tehlikede olduğunu biliyor musunuz?", "Kıbrıslı Rumların, malınızı ele geçirmek için başlattığı yasa dışı girişimlere karşı durun" şeklinde yazılar yer alıyor.

Söz konusu derneğin gerçekleştireceği eylem, derneğe ait olan www.atcanews.org internet sitesinden de üyelerine duyuruluyor.

Saygı, Eşitlik, Tanınma

Temmuz 2003'te kurulan ve kâr amacı gütmeyen dernek, KKTC ve Kıbrıslı Türklerin sorunlarını dünyaya duyurma hedefiyle faaliyete geçti.

Dernek ayrıca, KKTC'nin karşılaştığı zorluklar ve uygulanan haksız izolasyonların ortadan kaldırılması için dünya liderlerine ve uluslararası kuruluşlara lobicilik yapıyor.

Eylemlerinde, 'Saygı, eşitlik, tanınma" sloganlarını kullanan ATCA, uluslararası camiaya, 1948'de imzalanan Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi çerçevesinde, Kıbrıslı Türklerin insan haklarına saygı göstermesi için çağrıda bulunuyor.

Dernek ayrıca, uluslararası camiaya Kıbrıslı Türklere eşit davranması için çağrıda bulunurken, Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetme hakkına sahip olduğunu ifade ederek, KKTC'nin tanınması için çağrıda bulunuyor.

Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş: Türk ve Rum polisi işbirliği içinde çalışmalı

Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Türk ve Rum polisinin adli suçlarda tanınma olsun veya olmasın işbirliği içerisinde çalışması gerektiğinin önemini vurguladı.Serdar Denktaş, gazetecilerin, Merkezi Cezaevi'nden pazartesi akşamı kaçan 5 zanlıdan 3'ünün Güney Kıbrıs'ta yakalandığını anımsatması ve zanlıların iadesiyle ilgili herhangi bir gelişmenin bulunup bulunmadığını sorması üzerine, bu konuda sadece basında okuduğu kadar bilgisinin olduğunu söyledi.

Bu konuda Dışişleri üzerinden herhangi bir girişim yapılmadığını anlatan Denktaş, "Dolayısıyla Başbakan veya İçişleri Bakanlığı müsteşarı kiminle temas kurdu, bu bilgi bizde mevcut değil" dedi.

Rum tarafından Türk tarafına resmi bir talep veya herhangi bir talebe yanıt gelmediğinin bilindiğini dile getiren Serdar Denktaş, ancak İçişleri Bakanlığının elinde somut verileri varsa bu verileri kendilerine ulaştırması gerektiğini belirtti.

Söz konusu kişilerin Rum tarafı için de tehdit unsuru oluşturduğunu anımsatan Denktaş, "Bir kez daha ortaya çıkıyor ki, bu tür konularda siyasi tanınma veya tanınmama bir etken olmamalı. Rum polisi ile Türk Polisinin işbirliği içinde olmasının gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmıştır" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, İçişleri Bakanlığının kendilerine talepte bulunması halinde her türlü, girişimi başlatacaklarını ifade etti ve sonuç alabilecekleri konusunda ümitleri bulunduğunu sözlerine ekledi

KIBRIS 08/06/06

 

Fried: ABD KKTC’yi tanımayacak

ABD’nin Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu dışişleri bakan yardımcısı Daniel Fried, ülkesinin Kıbrıs Cumhuriyeti dışında, adada hiçbir siyasi varlığı tanımadığını ve tanımayacağını söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 09:36 TSİ 09 Haziran 2006 Cuma

WASHINGTON - Washington’da, Rumların düzenlediği Kıbrıs Konferansı’nda konuşan ABD’nin Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried, “Politikalarımızın hiçbiri adada başka bir siyasi varlığı adım adım tanımayı hedeflemiyor veya ima bile etmiyor. Kıbrıs tek bir ülkedir. Bizim tek bir büyükelçiliğimiz, tek bir büyükelçimiz var ve öyle de kalacak” dedi.

ABD’li yetkili, Türkiye’nin, AB üyelik amacını gerçekleştirmek için limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açması gerektiğini de söyledi. Türkiye’nin birlik üyeliğinin hem ABD’nin hem de Kıbrıs’ın çıkarına olduğunu belirten, Fried, “Türkiye bu amaç için gümrük birliği anlaşmasını, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni de kapsayacak şekilde genişletme yükümlülüğünü yerine getirmelidir” dedi.

‘ZOR SEÇİMLER YAPILACAK’
Daniel Fried, adada bir uzlaşma olacaksa Kıbrıslılar, Yunanlılar ve Türklerin, iki toplumun çoğunluğunun kabul edip destekleyebileceği bir anlaşma için zor seçimler yapmaları ve kararlar vermeleri gerekeceğini söyledi. BM ve ikili görüşmeler aracılığıyla ABD’nin çözüm çabalarında taraflara yardım etmeyi sürdüreceğini belirten
Fried, Kıbrıs Rum kesiminin, çözüm fırsatını kaçırmaması gerektiği uyarısında bulundu.

Kıbrıslı Türklerin, ülkenin yeniden birleşmesi arayışında olduğunu ifade ettiğini belirten Fried, “Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıslı Türkler aynı amaca sahip; tek bir ülkede Kıbrıslılar olarak, ortak bir kimlik ve geleceğe sahip olmak. Bu fırsatın kaçmasına izin vermemeliyiz. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin önünde bir fırsat var şimdi. Bu
kaybedilirse bir daha ortaya çıkmayabilir” diye konuştu.

BİR SONRAKİ ADIM GÜNDEM BELİRLEMEK
Fried, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Kıbrıslı Türkler ve BM Genel Sekreteri’nin temsilcisiyle çalışarak teknik görüşmelere başlamasını destekliyor ve cesaretlendiriyoruz” dedi.

Bir sonraki adımın, müzakereler için gündem belirlemek olduğunu ifade eden Fried, “Her iki tarafı da teknik görüşmelere nasıl başlayacakları konusuna yaratıcı bir şekilde bakmaya çağırıyoruz” yorumunu yaptı ve iki toplumun liderlerinin, temmuz ayında Kayıplar Komisyonu’na üçüncü üyenin yerleştirilmesi için bir araya gelmesini umduklarını vurguladı.

 

KKTC liderleri Ankara’da buluşacak

Ankara’da temmuz ayında Kıbrıs zirvesi yapılacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık etmesi beklenen zirveye KKTC’deki iktidar partileri ve muhalefet katılacak. Erdoğan KKTC’li iki siyasi lideri kabul etti ve görüş alışverişinde bulundu.

 

NTV

Güncelleme: 02:10 TSİ 09 Haziran 2006 Cuma

ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ilk olarak Demokrat Parti lideri ve iktidar ortağı Serdar Denktaş ile bir araya geldi. Görüşmede temmuz toplantısı da konuşuldu. Denktaş, “Temmuz ayı sonlarında geniş kapsamlı bir toplantı ankara’da yapılacak. Yeni bir durum değerlendirmesi, stratejik anlamda planlama toplantısı yapılacak” dedi.

Denktaş’ın ardından Başbakan Erdoğan ile görüşen ana muhalefet partisi UBP lideri Hüseyin Özgür ise “Temmuzdaki zirveye ana muhalefet de davet ediliyor iktidar da... Orada bir uzlaşı çıkabileceğini ümit ediyorum” dedi.

 

AB içinde Türkiye uzlaşması


8 Haziran, 2006 22:23:00 (TSİ) CNN TURK

Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel

AB Daimi Temsilciler Komitesi, 12 haziranda Lüksemburg'ta yapılacak Türkiye - Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi Toplantısı öncesi, birliğin Türkiye'ye sunacağı ortak tutum belgesi üzerinde anlaşmaya vardı.

Kıbrıs Rum kesiminin müzakerelerin durdurulması gerekçesi olarak ‘Türk limanlarının açılması’ konusunu gündeme getirmesi kabul görmedi.
 
Bu konuda Rumlar ve Yunanistan yalnız kaldı. Bunun yanı sıra bilim ve araştırma konusunda fiili müzakerelerin başlatılması için AB’nin müzakere pozisyonu belgesi üzerindeki görüşmeler ise yarınki COREPER toplantısına bırakıldı.
 
Yarınki COREPER toplantısında da bir uzlaşma sağlanamazsa, pazartesi sabahı AB dışişişleri bakanlarının konuyu onaylaması bekleniyor. 
 
Fransa’nın bilim ve araştırma konusundaki fiili müzakerelerin açılıp aynı gün kapatılmasına itirazı tamamen ortadan kalktı. Kıbrıslı Rumlar ise Türkiye ile fiili müzakerelerin başlatılmasına 'siyasi açıdan' karşı çıkıyor.
 
AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantısı’nda Türkiye ile bilim ve araştırma faslında fiili müzakerelerin aynı gün başlaması ve kapatılması öngörülüyor.
 
Türkiye'nin kabul edemeyeceği bir karar alınırsa...

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Toplantısı'nın sonucuna göre, Hükümetlerarası Konferans'a katılıp katılmama konusundaki tavrını belirleyecek.
 
Eğer üye ülkelerin daimi temsilcileri Türkiye'nin kabul edemeyeceği bir karar alırsa ya da kararı son dakikaya - dışişleri bakanlarının toplantısına - bırakırsa Ankara, Lüksemburg'a gitme kararını gözden geçirecek.
 
"Şu anda tüm hazırlıklar Lüksemburg'a gitmek üzerine yapıldı" diyen Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, olumsuz bir durumda her türlü ihtimalin değerlendirileceğinin de altını çiziyor.
 
Toplantılara katılıp Türkiye'nin itirazlarını dile getirip geri dönmek ya da Ortaklık Konseyi toplantısını başka tarihte yapmak Ankara'nın önündeki alternatifler olarak değerlendiriliyor.

Ankara'dan kararlılık vurgusu
 
Türkiye bu süreçte 'AB heyecanını kaybettiği' yolundaki eleştirilere de cevap veriyor. Son olarak dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''AB katılım sürecimiz ilk günkü kararlılıkla devam ediyor. Bundan kimsenin endişesi olmasın'' dedi.
 
Dışişleri Bakanı Gül de reform sürecinin yavaşladığı yönündeki değerlendirmelerin doğru olmadığını söyledi.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

 

Ankara'ya Kıbrıs uyarısı


9 Haziran, 2006 07:55:00 (TSİ) CNN TURK

ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried, ''Türkiye AB üyelik amacını gerçekleştirmek için Gümrük Birliği anlaşmasını, Kıbrıs Rum Kesimi'ni de kapsayacak şekilde genişletmeli'' dedi.

Fried, Kıbrıs Rum Kesimi adına lobi yapmak için Washington'a gelen Rumlar tarafından bu yıl 17'ncisi düzenlenen Uluslararası Kıbrıs Konferansı'nda bir konuşma yaptı.
 
''Türkiye, Trans-Atlantik ailenin kilit bir üyesidir. AB'ye üyelik yoluyla Avrupa'ya sağlam bir şekilde demir atmış bir Türkiye, ABD'nin ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de çıkarınadır" diyen Fried, "bu ortak amacı elde etmek için Türkiye, Kıbrıs bandıralı gemi ve uçaklara limanlarını açarak, AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni de kapsayacak şekilde genişletme yükümlülüğünü yerine getirmelidir'' dedi. 

Fried, bunun, Türkiye'nin özgür iradesiyle, AB çerçevesinde üzerine aldığı bir yükümlülük olduğunun altını çizdi.

Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını Rum Kesimi'ni de kapsayacak şekilde genişletmesinin herkesin çıkarına olduğunu vurgulayan Daniel Fried, ''bunun için yaratıcılığın kullanılması gerekiyor ve bu tür fikirler üzerinde şu sırada Lefkoşa, Washington, Brüksel ve bütün Avrupa'da, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm isteyen diplomatlar tarafından çalışılıyor'' ifadesini kullandı.

"Çözüm fırsatı kaçırılmamalı"

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı, Ada'da bir uzlaşma olacaksa Kıbrıslılar, Yunanlılar ve Türklerin, iki toplumun çoğunluğunun kabul edip destekleyebileceği bir anlaşma için 'zor seçimler yapmaları ve kararlar vermeleri gerekeceğini' söyledi.
 
BM ve ikili görüşmeler aracılığıyla ABD'nin çözüm çabalarında taraflara yardım etmeyi sürdüreceğini belirten Fried, Kıbrıs Rum Kesimi'nin, çözüm fırsatını kaçırmaması gerektiği uyarısında bulundu. 

Kıbrıslı Türklerin, ülkenin yeniden birleşmesi arayışında olduğunu belirten Fried, ''Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıslı Türkler aynı amaca sahip: Tek bir ülkede Kıbrıslılar olarak, ortak birkimlik ve geleceğe sahip olmak. Bu fırsatın kaçmasına izin vermemeliyiz. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin önünde bir fırsat var şimdi. Bu kaybedilirse bir daha ortaya çıkmayabilir'' diye konuştu. 

Fried, ABD'nin Kıbrıs konusundaki politikasının, 'Ada'daki iki toplumu tek bir ülkede birleştirecek iki toplumlu iki bölgeli bir federasyona dayalı çözüm' olduğunu yineledi.
 
Fried, ''Kıbrıs adasında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden başka herhangi bir hükümeti tanımıyoruz ve tanımayacağız. Bu konuda çok açığız. Politikalarımızın hiçbiri başka bir siyasi varlığı adım adım tanımayı hedeflemiyor veya ima bile etmiyor. Kıbrıs tek bir ülkedir. Bizim tek bir büyükelçiliğimiz, tek bir büyükelçimiz var ve öyle de kalacak'' dedi.

ABD'nin açılımları
 
ABD yönetimi, Ada'da 2004 yılının nisan ayında yapılan Annan Planı referandumunun ardından KKTC'ye 'açılım' mesajları vermişti.
 
Bu kapsamda ABD Temsilciler Meclis Türk Dostluk Grubu Başkanı Ed Whitfielf liderliğindeki heyet, geçtiğimiz mayıs ayında KKTC'yi ziyaret etmişti.
 
Kıbrıslı Türk yetkililerle görüşen Whitfeld, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi yönünde adım atmaya ve Kıbrıs Türkleri'ne uygulanan izolasyonları kaldırmaya çağırmıştı.
 
Whitfeld ve ekibinin KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan gelmesi Rum yönetiminin tepkisine neden olmuştu.

 

ADA'DAKİ REFERANDUM

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş, Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken, Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti.
 
Annan Planı'nın ardından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik girişimler rafa kaldırılmıştı.

CNN TURK 09/06/06

 

Rumlar Türk uçağı ile seyahat edecek

Rum havayolu şirketi Hellas Jet, mürettebatıyla birlikte bir Türk şirketine ait uçağı kiraladı. Rum pilotlar bunu öfkeyle karşıladı

 

 

 

 

OSMAN SABIRLI Lefkoşa DHA

Rum Hava Yolları'na bağlı Hellas Jet'in, bir Türk şirketine ait yolcu uçağını mürettebatıyla birlikte kiraladığı ortaya çıktı.
Rum pilotların sendikası PASİPİ'nin basın sözcüsü Tasos Hristofidis, Hellas Jet'in yeni turizm sezonu için biri Türkiye'ye, diğeri Letonya'ya ait iki uçağı mürettebatlarıyla birlikte kiraladığını açıkladı.
Hristofidis, Girit'in Hanya kentinden Avrupa'ya yapılan uçuşlarda kullanılan uçağın gövdesinde Türk bayrağı olduğunu da söyledi.
Konuyla ilgili rahatsızlıklarını dile getiren Hellas Jet pilotları ise şirketin hantallığı ve Türklere muhtaç olmasından şikâyetçi oldu. Sigma TV'ye konuşan pilotlar, "Maaşlı personel Atina'da otururken, şirket sefere çıkması için mürettebatıyla birlikte Türk uçağı kiraladı" ifadesini kullandı.

 

MILLIYET 09/06/06

 

Rumlar süreci tıkıyor: Gül'den Rehn'e sitem

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn'i arayan Gül, 'Her müzakere başlığında liman sıkıntısı mı yaşayacağız. Buna bir çare bulun' dedi

09/06/2006 RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ

GÜVEN ÖZALP

ANKARA/BRÜKSEL - Türkiye ile AB arasında 12 Haziran Pazartesi günü gerçekleşmesi beklenen Ortaklık Konseyi ve Hükümetlerarası Konferans (HAK) öncesinde Kıbrıs Rumları'nın bastırması nedeniyle yaşanan gerginlik, Ankara'yı müzakere sürecinin geleceğine ilişkin kaygılandırdı. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'i arayan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "35 başlık var. Her başlıkta liman sıkıntısı mı yaşayacağız, buna bir çare bulun" dediği öğrenildi. Gül'ün Lüksemburg'a gitme olasılığının arttığı, ancak Tutum Belgesi ve Müzakere Belgesi'nin son dakikaya bırakılmasının rahatsızlık yarattığı belirtildi.
AB ile yaşanan bunalımda Fransa'nın Bilim ve Araştırma başlığının kapatılması için önerdiği yeni kriterleri geri çekmesiyle yumuşama havasına girildi. HAK'a sunulacak Ortak Müzakere Belgesi'ne Rumların isteği üzerine konulması planlanan 'Türkiye'nin üye ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi, limanların açılması' gibi ifadelerin yumuşatılmasına çalışıldığı belirtildi. Ortaklık Konseyi toplantısına sunulacak Ortak Tutum Belgesi konusundaki gelişme Ankara'yı memnun etmesine karşın henüz belgenin son hali ayrıntılı olarak incelenmediği için, resmi tepki bugün verilebilecek. Dolayısıyla Gül başkanlığındaki heyetin Lüksemburg'a gitmesi olasılığının arttığı kaydediliyor. Üst düzey bir Dışişleri yetkilisi, "Tabii ki belgelerin kendimize uygun çıkmasını isteriz. Ancak, sonuçta bunlar AB'nin kendi belgeleri. İçindeki her şeyle mutabık olmamız beklenemez" dedi.

Kaygıları gidermedi
Ancak bu gelişmeler Ankara'nın kaygılarını gidermekten uzak görünüyor. Bakan Gül, önceki gün Rehn ile yaptığı telefon görüşmesinde duyulan rahatsızlığı iletirken, Kıbrıs Rumları'nın tavrına dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı: "Daha işin başındayız. En kolay başlıkta bile böyle Kıbrıs sorunu, liman sorunu bahane edilerek işler güçleştirilirse bu işin sonu nereye varır? Müzakere sürecinin geleceği için buna bir çare bulmanız gerekir."
Gül'ün dikkat çektiği bir diğer nokta da pazartesi günkü kritik toplantılara Türkiye'nin iyi hazırlanması için AB'nin belgelerini son dakikaya bırakmaması oldu. AB dışişleri bakanlarının Ortak Tutum Belgesi konusunda pazartesi sabahı bir kez daha bir araya gelebileceği belirtiliyor. Gül ve heyetinin ise pazartesi saat 11.00'de Lüksemburg'a hareket etmesi öngörülüyor.

Rumlara karşı direniş
Bu arada AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) dünkü toplantısında Ortak Tutum Belgesi konusunda Rumlar oldukça sert bir yaklaşım sergiledi. Ancak başta Britanya olmak üzere önemli bir direnişle karşılaştı. Bilim-araştırma başlığıyla ilgili tartışmalarda Fransa itirazlarını çekerek geri adım attı. Buna karşın Rum kesimi aynı itirazları sürdürdü. Ortak Tutum Belgesi'nde ilk taslaklarda fazla değişiklik yaratmayan bir uzlaşı sağlandığı belirtildi. Bilim-araştırma başlığında fiili müzakerelere geçilmesi konusu ise bugünkü COREPER toplantısında bir kez daha ele alınacak.

Türkiye ile müzakerelerin başlamasında sorun yok

AB üyesi ülkeler 12 Haziran'da yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısı öncesinde

ortak tutum ve açılış konuşması metni üzerinde prensipte uzlaşmaya vardı

Türkiye ile müzakerelerin başlamasında sorun yok

COROPER TOPLANTISI BUGÜN... AB üyesi ülkeler, 12 Haziran'da yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısı öncesi Ortak Tutum Belgesi üzerinde prensipte uzlaşmaya vardı. Fiili müzakerelerin açılması konusunda ise bugün bir COREPER toplantısı yapılacak. Bilim ve araştırma başlığında müzakerelerin başlamasında sorun kalmazken, eğitim ve kültür başlığının da açılması yarın Brüksel'de yapılacak COREPER toplantısına göre şekillenecek

AB üyesi ülkeler, 12 Haziran'da yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısı öncesi Ortak Tutum Belgesi üzerinde prensipte uzlaşmaya vardı.

Fiili müzakerelerin açılması konusunda ise bugün bir COREPER toplantısı yapılacak. Bilim ve araştırma başlığında müzakerelerin başlamasında sorun kalmazken, eğitim ve kültür başlığının da açılması yarın Brüksel'de yapılacak COREPER toplantısına göre şekillenecek.

Komisyon ve İngiltere'nin başını çektiğini ülkeler bilim ve araştırma başlığında müzakere başlığının aynı gün açılıp kapanmasını diğer başlık olan eğitim ve kültür başlığında da fiili müzakerelerin başlatılmasını istiyorlar. Fransa ve Rum yönetimi buna itiraz ediyor. Ancak Bilim ve Araştırma başlığında fiili müzakerelerin başlatılmasına önceden tüm üye ülkeler onay vermiş durumda. ABHaber'e konuşan yetkililer bugün fiili müzakereler için yapılacak toplantının iç tüketime yönelik olduğunun altını çiziyorlar.

Fransa geri adım attı

Edinilen bilgilere göre Fransa, bilim ve araştırma başlığında katı taleplerinden geri adım atarken, "hazmetme kapasitesinin" 15 Haziran'da yapılacak AB zirvesi sonuç bildirisinde güçlü bir şekilde vurgulanmasını istiyor. Bu konuda 12 Haziran'da AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları tekrar Fransa'nın önerisini tartışacak.

Diplomatik kaynaklar, ezici çoğunlukta AB üyesi bir çok ülkenin buna destek vermediğini, ancak uzlaşma için buna onay verme ihtimali bulunduğunu ifade ediyorlar. Fransa'nın tutumu, iç politika amaçlı olarak değerlendiriliyor. AB 15-16 Haziran liderler zirvesi sonuç bildirisinde tüm aday ülkeler için hazmetme kapasitesinin kriterlerin bir parçası olduğu güçlü bir şekilde dile getirilmesi bekleniyor.

Rumlar taleplerinin pozisyon

belgesinde yer almasını sağladı

Öte yandan Kıbrıs Rum kesimi de, Kıbrıs konusunda taleplerinin pozisyon belgesinde yer almasını sağladı. Belgede, AB'nin Türkiye'nin müzakere sürecinde ilerlemesi ile Kıbrıs'ta çözüm ve Türkiye'nin limanları açması arasında bağlantı kuran Eylül 2005 tarihli "karşı deklarasyonuna" atıfta bulunuldu.17 Aralık 2004 kararları da ortak tutum belgesine yansıtıldı.

Dün yapılan görüşmede üzerinde uzlaşılan bir diğer konu 12 Haziran'da yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısında yapılacak konuşma oldu. Avusturya Dönem Başkanlığı yapacağı konuşmada, Ege'de Türk ve Yunan uçakları arasındaki çekişmede bir Yunan uçağının düşmesinden duyulan üzüntüyü dile getirecek ve bunun AB için gerekli iyi komşuluk ilişkileri yaklaşımına uymadığını vurgulayacak.

KIBRIS 09/06/06

Talat: Rum dayatmaları kabul edilemez

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin limanlarını Rum gemilerine açması yönündeki dayatmaların kabul edilemeyeceğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 18:45 TSİ 10 Haziran 2006 Cumartesi

LEFKOŞA - Almanya’da, Alman Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile görüşen Talat, dönüşünde, Atatürk Havalimanı’nda bir basın toplantısı düzenledi. Talat, “Artık dünya sorunlarımızı direkt olarak bizden dinlemek istiyor. Rumların çözümsüzlük politikasına karşı, çözümden yana bir süreç yürütüyoruz” dedi.

Talat, Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak da, “Bundan sonra, Avrupa’nın lider ülkesi Almanya’nın, Kıbrıs sorunu ile daha fazla ilgilendiğini göreceğiz” diye konuştu.

Kıbrıs’ta, Kuzey ile Güney arasındaki sınır kapılarının açılmasından sonra güvenlikten, çevre ve sağlığa kadar yeni sorunlar yaşandığına dikkat çeken Talat; “Sorunların çözümü için BM tarafından öngörülen teknik komitelerin hemen oluşturulmasını istiyoruz” dedi.

Türkiye’nin, liman ve havaalanlarını Rumlara açması yönünde bir dayatmayı kabul etmeyeceğini ifade eden Talat, “Türkiye limanlarını Rumlara açsın ancak eş zamanlı olarak bizim limanlarımızla, Ercan havaalanımız da, AB’ye ve dünyaya açılmalı” şeklinde konuştu.

 

Talat: Almanya’nın tutumu belirsiz

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile görüşmesini, NTV’ye değerlendirdi. Talat, görüşmede Almanya’nın izolasyonların sona erdirilmesi için adım atıp atmayacağının belli olmadığını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 03:24 ET 10 Haziran 2006 Cumartesi

BERLİN - Rum tarafının uzlaşmaz tutumunun sürmesi halinde, Türkler’in çözüm yanlısı tutumunun değişebileceği uyarısında bulunan Talat, Türkiye’nin, limanlarını Rumlara açmama konusundaki tutumunun, müzakerelerin kesilmesi pahasına süreceğine inandığını da ifade etti.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier’le görüşmesini NTV’ye değerlendiren Mehmet Ali Talat, görüşmenin sembolik olduğunu, izolasyonların kaldırılması için Alman hükümetinin somut bir adım atıp atmayacağının net olarak ortaya çıkmadığını dile getirdi.

KKTC Cumhurbaşkanına göre Ada’da çözümsüzlüğün sürmesi durumunda Türk halkının yaklaşımının da değişmesi mümkün.

Almanya’nın BM Güvenlik Konseyi Başkanlığını yürütecek ülke olması nedeniyle Kıbrıs sorununa ilgi duymasını doğal bulan Talat, çözümün adresinin Avrupa Birliği değil BM olduğunu yineledi.

Türkiye’nin ev ödevlerini yaptığı sürece AB hedefinin gerçekleşeceğini belirten Talat, Ankara’nın limanların açılmaması tutumunu, müzakerelerin aksama ihtimaline rağmen sürdüreceği görüşünde.

 

Rumlara baskıyı artırın

Ahmet KÜLAHÇI / BERLİN

ABD ve İngiltere Dışişleri Bakanları’ndan sonra KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu kez Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier ile görüştü. Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın konukevinde yapılan görüşmede Talat, "Batı’nın Kıbrıs Rum Kesimi’ne baskıyı artırması halinde çözümün kolaylaşabileceği" mesajını verdi.

ABD ve İngiltere’den sonra Almanya da KKTC ile temasa geçti. Dün Almanya’nın başkenti Berlin’de Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kendilerine dönük izolasyonun çözümsüzlük olduğunun altını çizdi.

Başkent Berlin’in Dahlem kesimindeki, iki Almanya’nın birleşmesinden önce Amerikan birlikleri komutanının ikametgahı, eski Dışişleri Bakanları Klaus Kinkel ve Joschka Fischer dönemi ile Cumhurbaşkanlığı köşkü "Bellevue"nün onarım çalışmaları sırasında eski Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile şu anki Cumhurbaşkanı Horst Köhler’in konukevi olarak kullandığı binada yapılan görüşme, bir saat olarak öngörüldüğü halde, bir saat 20 dakika sürdü.

KKTC Cumhurbaşkanı, 1 Ocak 2007 tarihi itibariyle Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını üstlenecek Almanya’nın Dışişleri Bakanı’na adadaki gelişmelerle ilgili detaylı bilgi verirken, sorunun çözümü için destek talebini de yineledi.

AB’nin lokomotifi konumundaki Almanya’nın Kıbrıs sorunun çözümüne önemli katkıda bulanabileceğini söyleyen Talat, Annan Planı’na karşı çıkan Kıbrıs Rum kesiminin ödüllendirilmesinin, BM ve AB Konseyi kararlarına rağmen kendilerinin "cezalandırılmasının" inandırıcı bir mantığı olmadığına da dikkat çekti. KKTC Cumhurbaşkanı, Alman Bakan’a çok açık bir şekilde "İzolasyon çözümsüzlüktür. Dünya bunu çok iyi bilsin. Ayrıca, AB ve BM üyesi ülkeler, alınan kararlar ışığında sözlerini tutarsa bu kuruluşlara güven daha da artar. Biz Kıbrıslı Türkler olarak çözüme hazırız" mesajını da iletti.

Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Jaeger sadece "yapıcı bir görüşme oldu" açıklamasında bulunmakla yetindi. Alman tarafı bir açıklamada bulunmazken, görüşmelerin içeriğini değerlendiren bir Türk gözlemci, "Berlin Talat’ı çok iyi anladı" değerlendirmesinde bulundu.

HURRIYET 10/06/06

 

Rumlar müzakere sürecini kilitledi

10/06/2006 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP

BRÜKSEL - AB ile Türkiye arasında bilim ve araştırma alanında fiili müzakerelere başlanmasının öngörüldüğü 12 Haziran'a Rum gölgesi düştü. Avusturya ve Fransa dahil AB üyeleri fiili müzakereye geçiş yönünde olumlu görüş bildirirken, Rumlar, bunun Türk liman ve havalimanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmasıyla bağlantılandırma ısrarından vazgeçmedi. Uzlaşı arayışı pazartesi günkü dışişleri bakanları toplantısına kaldı
AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) konuyu dün tekrar ele aldı. Rum tarafı, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokol'ü uygulama ve Kıbrıs'la ilişkileri normalleştirme yükümlülüğünün Eylül 2005'teki AB deklarasyonuna da atıf yapılarak bilim-araştırma başlığıyla ilgili AB müzakere pozisyonuna yansıtılmasını istedi. Dönem Başkanı Avusturya, AB'nin mesajlarını vereceği Ortak Tutum Belgesi'nde, Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'in aynı toplantıdaki konuşmasında ve 15-16 Haziran'daki Brüksel zirvesinin sonuç bildirisinde net biçimde vurgulanacağını aktardı. Ama Rumlar ikna olmadı.

Ortak Tutum Belgesi'nde değişiklik yok
Ortaklık Konseyi'nde AB'nin mesajlarını içerecek ortak tutum belgesinde ise uzlaşı sağlandı. Belgede Türkiye'deki reform sürecinin yavaşladığı ve AB'nin 21 Eylül 2005'teki deklarasyonuna da atıf yapılan Ek Protokol'ün uygulanmamasının müzakere sürecinin genelini etkileyeceği en ağırlıklı mesajları oluşturuyor.
Türk Dışişleri, belgenin netleşmemesinden rahatsızlığını dile getirdi. Hollanda Dışişleri Bakanı Ben Bot ise dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü arayıp Uyum Protokolü'nün onaylanıp onaylanmayacağını sordu. Gül, "Şimdi mümkün görünmüyor ama üzerinde durmamız gereken müzakerelerin açılıp açılmayacağı olmalı" dedi.

Talat, Steinmeier'le görüşmekten memnun

Talat, Steinmeier'le görüşmekten memnun

Berlin'deki görüşme sonrası Talat, "Tecridin kaldırılmasının önemini Alman bakana anlattım" dedi. FOTOĞRAF: MİKDAT KARAALİOĞLU / AA

10/06/2006 RADIKAL

AA - BERLİN - Almanya'yı ziyaret eden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüştü. Talat, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda düşüncelerini aktardığını belirtip "Son derece yapıcı bir görüşme oldu. Çözümden, barıştan ve Kıbrıs'ın birleşmesinden yana olduğumuzu anlattım. Tecridin kaldırılmasının önemini anlattım" dedi.
Alman tarafının not alıp sorular sorduğunu aktaran Talat, Steinmeier'in görüşü hakkında şöyle dedi: "Onların ne düşündüğünü onlara sormalı. Ama ben memnun oldum. İlk kez Almanya'ya böylesine doğrudan mesajlarımızı ilettik. Arzuları da buydu. Bundan başka bir şey beklememeli" Talat, Almanların Kıbrıs sorununa ilgil olduğunu ve çözüm istediğini belirtti. Steinmeier ise açıklama yapmadı. Berlin'deki Siyasi Bilimler Vakfı'nı da ziyaret eden Talat, bugün adaya dönüyor.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ise ziyareti 'çok büyük bir adım' diye nitelerken, Ankara ziyaretinde Başbakan Tayyip Erdoğan'ı adaya davet ettiğini belirtip "19 Temmuz'da adaya gelebilir" dedi.

Almanya'dan destek

Almanya'da bulunan Cumhurbaşkanı Talat, dün Berlin'de bir araya geldiği Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile planlanandan uzun süren bir görüşme yaptı

Almanya'dan destek

ALMANLAR DA ÇÖZÜM İSTİYORLAR... Almanya'da bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile bir araya geldi. Planlanandan uzun süren görüşmenin ardından açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Talat, "İlk kez doğrudan görüşme oldu, bu ilgi gösterdiklerinin kanıtıdır, bundan fazlasını şu aşamada beklemek yanlış olur" dedi. Talat, Almanların da Kıbrıs sorununun çözülmesini istediklerini belirtti

İZOLASYONLARIN KALDIRILMASI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR... Görüşmeyi son derece yapıcı bir görüşme olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Talat, "Kendisine bizim çözümden, barıştan ve Kıbrıs'ın birleşmesinden yana olduğumuzu anlattım" diyerek, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasının çözüme ulaşılması için çok büyük önem taşıdığını anlattıklarını kaydetti. Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier ise, görüşmeden sonra basına herhangi bir açıklama yapmadı

Almanya'da bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "İlk kez doğrudan görüşme oldu, bu ilgi gösterdiklerinin kanıtıdır, bundan fazlasını şu aşamada beklemek yanlış olur" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, ayrıca Almanların Kıbrıs sorununa ilgi duyduklarını gördüğünü, onların da Kıbrıs sorununun çözülmesini istediklerini belirtti. Görüşmeyi "çok güzel bir görüşme" olarak nitelendiren Talat, ilk kez doğrudan bir görüşme olmasının da önemli olduğunu söyledi.

Talat, görüşmede, "Çözümden ve birleşmeden yana, barıştan yana olduğumuzu anlattık. İzolasyonların kaldırılmasının önemini vurguladık" dedi.

Steinmeier ise, görüşmeden sonra basına herhangi bir açıklama yapmadı.

Türkiye'ye bugün dönecek olan Talat'ın, İstanbul'da Almanya ziyareti ve Steinmeier ile görüşmesi hakkında basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

Steinmeeir, Talat'la

görüntülenmek istemedi

Cumhurbaşkanı Talat, dün Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile bir araya geldi.

Berlin'in dış semtlerinden Dahlem'de, Pacelliallee Sokak 14-16 numaralı Dışişleri Bakanlığı ikametgahında yerel saatle 11.05'de gerçekleşen Talat-Steinmeier görüşmesi öncesinde herhangi bir açıklama yapılmazken, basının görüntü almasına da müsaade edilmedi.

Görüşmeyi, Türkiye basınından kalabalık bir gazeteci grubunun yanı sıra, KKTC'den TAK ve BRT de izledi.

Görüşmede, Talat'a Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik etti.

Talat: İlk kez mesajımızı

doğrudan iletmiş olduk

Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmeden sonra makam aracına binerken, ısrarlı sorular üzerine açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeden sonra Türk gazetecilerine yaptığı açıklamada, "Son derece yapıcı bir görüşme oldu. Kendisine bizim çözümden, barıştan ve Kıbrıs'ın birleşmesinden yana olduğumuzu anlattım" dedi.

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Steinmeier'e kendi düşüncelerini aktardığını belirten Talat, izolasyonların kaldırılmasının çözüme ulaşılması için çok büyük önem taşıdığını anlattıklarını kaydetti.

Görüşme sırasında Alman tarafının kendilerini dinleyip notlar aldığını ve sorular sorduğunu ifade eden Talat, Steinmeier'in görüşünün sorulması üzerine de şöyle dedi:

"Onların ne düşündüğünü ben söyleyemem, onlara sormak lazım. Ancak ben bu görüşmeden çok memnun oldum. İlk kez Almanya'ya böylesine doğrudan mesajlarımızı iletmiş olduk. Onların arzusu da buydu. Bundan başka bir şey beklememek lazım."

Cumhurbaşkanı Talat, Almanya Dışişleri bakanının destek sözü verip vermediğiyle ilgili bir soru üzerine, "ilgi duyuyorlar, çözüm istiyorlar" karşılığını verdi.

Talat ile Steinmeier'in görüşmesi yaklaşık bir buçuk saat sürerken, görüşmeyi izleyen bir gazeteci, Alman bakanın geçen hafta Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile yaptığı görüşmesinin bir saatten erken bittiğini kaydetti.

KIBRIS 10/06/06

 

İngiltere'de suç işledi, KKTC'de yargılanıyor

İngiltere'de bir restoranı kundaklayarak, Colin Salt isimli kişinin ölümüne neden olmak suçundan tutuklanan Kemal Kemalzade'nin Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde yargılanmasına başlandı

İngiltere'de suç işledi, KKTC'de yargılanıyor

BİR RESTORANI KUNDAKLAMIŞTI... İngiltere'de bir restoranı kundaklayarak, bir kişinin ölümüne neden olmakla suçlanan ve İngiltere'den kaçarak geldiği KKTC'de polis tarafından tutuklanan Kemal Kemalzade'nin yargılanmasına dün Lefkoşa Kaza Mahkemesinde başlandı

Gözde SÜREÇ

Sibel-Çınar Kemalzade çiftiyle anlaşarak 27 Aralık 2000 tarihinde İngiltere'de bir restoranı kundaklayarak, Colin Salt isimli kişinin ölümüne neden olmak suçundan KKTC polisi tarafından tutuklanan Kemal Kemalzade'nin yargılanmasına Lefkoşa Kaza Mahkemesinde dün başlandı.

Yargıç Talat Usar'ın huzuruna çıkarılan Kemal Kemalzade'yi avukatlar Menteş Aziz ve Süleyman Özsoylular savunurken, İddia Makamı Başsavcılığı Savcı Ergül Kızılokgil temsil etti.

Lefkoşa Kaza Mahkemesinde dün görüşülmesine başlanan davada Avukat Menteş Aziz, Menson cinayeti davasının Kıbrıs'ta daha önce görüşülüp, karara bağlanmış olmasına rağmen, İngiltere'de işlenen bir suç için müvekkilinin KKTC mahkemelerinde yargılanamayacağını, bu mahkemenin yetkisi olmadığı itirazında bulundu.

Yargıç Talat Usar, müdafaa avukatının itirazlarıyla ilgili ara karar için davayı 14 Haziran Çarşamba gününe erteledi.

Sibel-Çınar Kemalzade çifti kundaklama olayıyla ilgili olarak İngiltere'de yargılanmış ve 11'er yıl hapse mahkum edilmişti. İngiliz polisi kundaklamayı yapan kişi olduğunu belirlediği Kemal Kemalzade'nin Kıbrıs'a kaçtığını öğrenerek KKTC polisinden yardım istemiş ve Kemal Kemalzade KKTC polisi tarafından yakalanmıştı.

Kemal Kemalzade, Sibel-Çınar Kemalzade çiftiyle anlaşarak, 27 Aralık 2000 tarihinde İngiltere'de Chell Heath Road, Stoke-On-Trent adresinde işlettikleri restoranı, sigortadan para alabilmek için ateşe vermek, yangın sonucu meydana gelen patlamanın ardından tavanın çökmesiyle, üst kattaki dairede yaşayan Colin Salt'ın ateşin içine düşerek yanması ve 16 Ocak 2001 tarihinde ölümüne neden olmak suçlarından İngiltere polisi tarafından aranıyordu.

Daha önceki duruşmada Kemal Kemalzade'nin yargılama sonuçlanıncaya kadar yurtdışına çıkışının yasaklanmasına, pazartesi ve perşembe günleri olmak üzere haftada 2 gün en yakın polis karakoluna isbat-ı vücutta bulunmasına, mahkeme mukayyitliğine 50 bin YTL nakdi teminat yatırıp, mukayyitliğin uygun göreceği 3 kişiyi, yargılamada hazır olmaması durumunda 200 bin'er YTL ödeyeceklerine dair kefil göstererek bu kişilerin şahsi kefalet senedi imzalamalarına karar vermişti.

Dünkü duruşmada Kemal Kemalzade aynı kefalet şartlarıyla serbest bırakıldı.

KIBRIS 10/06/06

 

İngiltere ve İsrail'den turizm yazarları KKTC'deki turistik yerleri ziyaret etti

Kobi Center tarafından uygulanan "turizmle ilgili pazar araştırması projesi" çerçevesinde İngiltere ve İsrail'den 3 seyahat yazarı Kuzey Kıbrıs'taki turistik yerleri, otelleri ve restoranları ziyaret etti.

Kobi Center'den yapılan yazılı açıklamaya göre, projenin amacı "bir turizm destinasyonu olan Kuzey Kıbrıs'ın diğer turizm destinasyonları karşısındaki rekabet gücünü belirlemek".

Kuzey Kıbrıs'ın diğer turistik destinasyonlara kıyasla zayıf ve güçlü yanlarının daha iyi anlaşılması, bu sektörde faaliyet gösteren işletmelere ve girişimcilere nereye ve nasıl yatırım yapmaları gerektiği konusunda aydınlatıcı bilgi sağlanması, Kuzey Kıbrıs'a özgü değerlerin korunup geliştirilmesine olanak sağlanması projenin hedefleri arasında.

Bu çerçevede Kuzey Kıbrıs'a davet edilen İngiltere ve İsrail'den 3 turizm yazarı, Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden birçok turistin yaşadığı ülkelerdeki gazeteler için tatil yazıları yazacak.

Açıklamada, söz konusu yazarların Kıbrıs gibi turistik yerlerle ilgilenen okuyucu kitlelerine sahip olmaları nedeniyle seçildikleri de ifade edildi.

Açıklamada, yazarlara gezileri sırasında, profesyonel bir rehber de olan Kobi Center danışmanının eşlik ettiği de belirtildi.

Kobi Center'in ekip lideri Bob Byers de konu ile ilgili açıklamasında, gezinin çok başarılı geçtiğine inandığını ifade etti ve şunları kaydetti:

"Yaklaşımları ve bakış açıları son derece samimi ve tarafsız olan bu gazetecilerden çok şey öğrendik. Kıbrıs'ı ilk kez ziyaret eden bu gazeteciler, Kuzey Kıbrıs'ın güzelliği, insanlarının cana yakınlığı ve misafirperverliği karşısında etkilendiklerini de gizlemediler..."

Byers, gezilerinin sonunda yazarların turizm açısından rekabet düzeyinin artırılabilmesi için kendilerine bazı somut önerilerde bulunduklarını da kaydetti.

KIBRIS 10/06/06

 

Yakovu: Türkiye’yi veto edebiliriz

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Pazartesi günü yapılacak Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında, Güney Kıbrıs’ın Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanabileceğini söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 20:40 TSİ 11 Haziran 2006 Pazar

LEFKOŞA - İki gün sonra görevinden ayrılacak olan Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, “Güney Kıbrıs’ın vetosunun gündemde olup olmadığına ilişkin bir soruya “Her ihtimal olabilir” yanıtını Verdi.

Türkiye ile müzakerelerde bilim ve araştırma faslının bir günde açılıp kapatılmasına Güney Kıbrıs’ın güçlü çekinceleri olduğunu kaydeden Yakovu, “Böylesi bir gelişmenin Türkiye’ye, birliğe karşı yükümlülüklerini yerine getirmeden de bir faslın kapanabileceği gibi yanlış bir mesaj göndereceğini” savundu.

Rum Bakan, Avusturya’nın uzlaşma önerisinin İngiltere tarafından reddedildiğini, dolayısıyla kararın Pazartesi gününe kaldığını kaydetti.

LILLIKAS 13 HAZİRAN’DA GÖREVE BAŞLAYACAK
Kıbrıs Rum Kesimi’nde Mayıs’ta yapılan seçimlerin ardından Yakovu’nun yerine, eski Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas dışişleri bakanı olarak atanmıştı. Yeni Rum bakan, 13 Haziran’da göreve başlayacak.

Rumlara baskıyı artırın

Ahmet KÜLAHÇI / BERLİN

ABD ve İngiltere Dışişleri Bakanları’ndan sonra KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bu kez Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier ile görüştü. Almanya Dışişleri Bakanlığı’nın konukevinde yapılan görüşmede Talat, "Batı’nın Kıbrıs Rum Kesimi’ne baskıyı artırması halinde çözümün kolaylaşabileceği" mesajını verdi.

ABD ve İngiltere’den sonra Almanya da KKTC ile temasa geçti. Dün Almanya’nın başkenti Berlin’de Federal Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kendilerine dönük izolasyonun çözümsüzlük olduğunun altını çizdi.

Başkent Berlin’in Dahlem kesimindeki, iki Almanya’nın birleşmesinden önce Amerikan birlikleri komutanının ikametgahı, eski Dışişleri Bakanları Klaus Kinkel ve Joschka Fischer dönemi ile Cumhurbaşkanlığı köşkü "Bellevue"nün onarım çalışmaları sırasında eski Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile şu anki Cumhurbaşkanı Horst Köhler’in konukevi olarak kullandığı binada yapılan görüşme, bir saat olarak öngörüldüğü halde, bir saat 20 dakika sürdü.

KKTC Cumhurbaşkanı, 1 Ocak 2007 tarihi itibariyle Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını üstlenecek Almanya’nın Dışişleri Bakanı’na adadaki gelişmelerle ilgili detaylı bilgi verirken, sorunun çözümü için destek talebini de yineledi.

AB’nin lokomotifi konumundaki Almanya’nın Kıbrıs sorunun çözümüne önemli katkıda bulanabileceğini söyleyen Talat, Annan Planı’na karşı çıkan Kıbrıs Rum kesiminin ödüllendirilmesinin, BM ve AB Konseyi kararlarına rağmen kendilerinin "cezalandırılmasının" inandırıcı bir mantığı olmadığına da dikkat çekti. KKTC Cumhurbaşkanı, Alman Bakan’a çok açık bir şekilde "İzolasyon çözümsüzlüktür. Dünya bunu çok iyi bilsin. Ayrıca, AB ve BM üyesi ülkeler, alınan kararlar ışığında sözlerini tutarsa bu kuruluşlara güven daha da artar. Biz Kıbrıslı Türkler olarak çözüme hazırız" mesajını da iletti.

Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Jaeger sadece "yapıcı bir görüşme oldu" açıklamasında bulunmakla yetindi. Alman tarafı bir açıklamada bulunmazken, görüşmelerin içeriğini değerlendiren bir Türk gözlemci, "Berlin Talat’ı çok iyi anladı" değerlendirmesinde bulundu.

HURRIYET 11/06/06

 

Yakovu: Güney Kıbrıs veto hakkı kullanabilir

ANKA

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, pazartesi günü yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında Güney Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB üyelik müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanabileceğini söyledi.

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, pazartesi günü yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında Güney Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB üyelik müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanabileceğini söyledi.

Rum haber ajansına göre, konu üzerinde 25'ler arasında uzlaşma sağlanamamasını yorumlayan Yakovu, “Bu konuda istişareler yarın Avusturya dönem başkanlığı ve diğer ortaklarla devam edecek, (Güney) 'Kıbrıs'ın tutumu pazartesi sabahı kaleme alınacak” dedi.

“Güney Kıbrıs'ın vetosunun gündem de olup olmadığı” sorusuna Yakovu, Rum tarafının veto hakkını kullanmasının ihtimal dışı olmadığını belirterek, “Her şey açıktır” yanıtını verdi.

Türkiye ile yapılan müzakerelerde bilim ve araştırma faslının bir günde açılıp kapatılmasına Güney Kıbrıs olarak güçlü çekinceleri olduğunu kaydeden Yakovu, “böylesi bir gelişmenin Türkiye'ye yanlış mesajlar vereceğini, Türkiye'ye, Birliğe karşı yükümlülüklerini yerine getirmeden de bir faslın kapanabileceği gibi yanlış bir mesaj vereceğini” savundu. Avusturya'nın uzlaşma önerisiyle ilgili olarak Rum Bakan, bu önerinin İngiltere tarafından reddedildiğini, dolayısıyla kararın pazartesine kaldığını kaydetti. Yakovu, ”Avusturya'nın önerisi hakkında görüşümüzü ortaya koymadık ve ne düşündüğümüzü kamuoyuna açıklamayacağız” dedi.

Kıbrıs Rum kesiminde 21 Mayısta yapılan genel seçimlerin ardından Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Bakanlar Kurulu'nda değişiklik yapmış ve Yakovu'nun yerine, Dışişleri Bakanı olarak, eski Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas'ı atamıştı. Yeni Rum bakanlar 13 Haziranda görevlerine başlayacak.

HURRIYET 11/06/06

 

Greko-Turko’yu AB’de başaralım

Ardıç AYTALAR-Uğur ERGAN / İSTANBUL

Eski döneme ait başarısızlıkların unutulması gerektiğini söyleyen Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyani, "Birlikte olalım, biz dostuz. Bu iki ülkenin de yararına" dedi. Bakoyani AB içinde ’Franco-German’ gibi ’Greko-Turco’ yakınlaşmasının sağlanabileceğini vurguladı.

YUNANİSTAN Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, AB içinde ’Franco-German’ diye bilinen Fransa ve Almanya arasındaki yakınlaşmayı örnek göstererek, Türkiye ile Yunanistan arasında da aynı yakınlaşmanın olabileceğini söyledi. İstanbul Conrad Oteli’nde dün yapılan, ’4’üncü Türk-Yunan Medya Konferansı’nın açılışında konuşan Bakoyani, "Eski döneme ait başarısızlıkları bir yana bırakmamız lazım. Türkiye ile Yunanistan’ın, Almanya ile Fransa’nın başardığını, başarabilecek güçte olduklarına inanıyorum" dedi.

FRANCO-GERMAN GİBİ Bakoyani’nin bu sözleri, AB içinde oluşabilecek ’Greko-Turko’ yakınlaşmasını gündeme getirdi. Tarihte birbirlerine karşı düşmanlık besleyen Fransa ve Almanya, 1990’lı yılların sonunda, başta askeri olmak üzere hemen her alanda ortak oluşumlara giderek, AB içinde ’Franco-German’ denilen ayrı bir güç haline gelmişlerdi.

Konferansın açılışını Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’le yapan Dora Bakoyani şu mesajları verdi:

BİZ DOSTUZ Sorunlara çözüm bulmak için yoğun şekilde çalışmamız gerekiyor. Sorunları çözdüğümüzde, iki ülkenin dinamikleri ortaya çıkacak ve bu iki ülkenin de yararına olacak. Birlikte olalım, ileriye birlikte bakalım. Sorunlar olabilir. Biz dostuz. Dostlar, her durumda temas kurmakta tereddüt etmezler.

AB ZENGİNLEŞECEK Avrupa’nın bütünleşmesinde boşluk bırakamayız. Türkiye’nin AB’ye katılımıyla, ’Avrupa mozaiği’ daha da zenginleşecek. İşbirliğiyle verimli bir sonuca ulaşmak istiyoruz.

SORUNLARI BİLİYORUM Türkiye ve Türk halkının dostu olarak, komşu ve dost ülkenin içinde, ’Türkiye AB yolunda ilerlemeli mi, ilerlememeli mi’ yönünde tartışmalar olduğunu biliyorum. AB’nin, Türkiye’den istediği reformlar, zaten Türk halkının istediği reformlardır. Türk halkı gelişmiş ülkelerin haklarına sahip olmak istiyor.

AYNISINI BİZE YAPTILAR AB Türkiye’den, zamanında Yunanistan’dan istediğinden ne fazla ne de eksik bir şey istiyor. AB’nin, Türkiye’nin komşuları ile ilişkilerini düzenlemesini istemesi çok doğal bir şey. Bazı AB ülkeleri içinde Türkiye’ye tepkiler var. Değerlendirmelerini bugünkü Türkiye’nin şartlarına göre yapıyorlar ki, aynı şeyi Yunanistan için de yapmışlardı. Ancak Yunanistan, AB’ye girdikten sonra yaşanan değişimi onlarda gördüler.

PATRİKHANE KOZUNUZ Kamuoyunu kışkırtmak çok kolaydır. Patrikhane’ye karşı antipati ve düşmanlık aşılamak çok kolay olur. Türkiye’nin en büyük şehrinde bulunan Patrikhane, Bizans’tan bu yana gelen en büyük kurumdur. Bir düşman, tehlike değildir. Türkiye, AB kapısını çalarken Patrikhane elinde önemli bir koz olabilir.

Birlikte boğaz gezisi

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ve eşi İsidoros Kuvelos, Boğaz’da tekne turu yaptı. Gül, Bakoyani ve eşi, birbirlerinin fotoğraflarını çekerken, konuk bakan bir ara basın mensuplarına, "Hep siz beni çektiniz, ben sizi çekeyim" diyerek, onların da fotoğrafını çekti. Gül, Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçerken, saray hakkında Bakoyanni’ye bilgi verdi. Daha sonra Gül baba ocağı Kayseri’ye gitti. Gül burada, Zarkavi’nin öldürülmesiyle ilgili bir soruya karşılık terörün sonuçlarının bir kez daha görüldüğü cevabını verdi. Gül, "Irak’taki yeni hükümetin PKK ile mücadele edeceğine inanıyorum" dedi. Gül, Pazartesi günü Lüksemburg’taki AB Bakanlar Kurulu toplantısına gidip gitmeyeceği sorusunuysa, "Sabah kısmındaki kararlara bakarak değerlendirme yapılır" yanıtını verdi.

HURRIYET 11/06/06

 

Yunan basını: Kıbrıs Rum kesiminin tutumu ziyarete gölge düşürdü

A.A

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Türkiye ziyaretiyle ilgili haberler bugünkü Yunan basınında geniş yer aldı.

Gazete haberlerinde, İstanbul'daki 4. Türk-Yunan Medya Konferansı'na katılmak üzere Türkiye'ye giden Bakoyanni'nin, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile temaslarında, iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik olumlu adımlar atıldığı belirtilirken, Brüksel'de, Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili fiili müzakerelerin başlatılması konusundaki ısrarlı tutumunun ise bu görüşmelere “gölge düşürdüğü” kaydedildi.

To Vima gazetesi, “Ankara, iyi komşu olmaya davet ediliyor” başlıklı haberinde, “İstanbul'da, Türk ve Yunan dışişleri bakanlarının ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik ortak inisiyatif konusunda eskiden olduğundan daha güçlü siyasi bir mesaj verdiklerini” kaydetti.

Elefterotipia gazetesi ise “Boğaz'da bulanık sular” başlığı altında yayımladığı haberinde, “Rum kesiminin, Bakoyanni-Gül görüşmesine beş kala yaptığı beklenmedik hareketinin, günlerce hazırlığı yapılan Türk-Yunan ilişkilerine tehdit edici gölge düşürdüğünü” yazdı.

Bakoyanni'nin, Rum kesiminin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili fiili müzakerelerin başlatılması konusundaki olumsuz tutumunu İstanbul'da öğrendiği belirtilen haberde, “Son Türk-Yunan krizini ele almak üzere, Atina'dan İstanbul'a gitmek için yola çıkan Bakoyanni, Rum kesiminin, pazartesi günü başlatılması beklenilen Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili müzakereler konusundaki tavrı yüzünden Türkiye-AB ilişkilerinde kopan fırtına nedeniyle son derece zor durumda kaldı” denildi.

Tipos gazetesi, “Özlü yaklaşım için temeller atıldı” başlığını kullandığı haberinde, “İstanbul'da, Gül ile Bakoyanni arasında iyi bir atmosfer içinde geçen görüşmelerde, ikili ilişkilerin iyileştirilmesi konusundaki ortak inisiyatif tasdik edildi” ifadelerini kullandı.

Gazete, “Birinci başlık İstanbul'a gölge düşürdü” başlıklı haberinde de “Rum kesiminin, Brüksel'deki AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısındaki tutumunun Türkiye'nin üyelik müzakerelerini 'geçici' olarak çıkmaza soktuğunu ve bu durumun da Bakoyanni'nin İstanbul ziyaretini gölgelediğini” yazdı.

Proto Thema gazetesi de “Atina-Lefkoşa arasında mini kriz” başlıklı haberinde, “Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili müzakereler konusundaki tutumunun, Atina ile Lefkoşa (Rum) arasında krize neden olduğunu” yazdı.

Kathimerini gazetesi ise “Atina ve Ankara Genelkurmay başkanları arasında Kırmızı Hat” başlıklı haberinde, Gül ile Bakoyanni'nin, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi çerçevesinde mutabık kaldıkları konulara değindi.

HURRIYET 11/06/06

 

Rum basını: Avrupa'dan 3 tokat yedik

LEFKOŞE (ANKA)

Sürekli "Türkiye’ye atılan tokatlar"dan söz eden Rumların yüzüne son günlerde AB’den çeşitli yerlerinden "gürültülü üç tokat" atıldığı belirtildi. Rum basını, Rumlara "üçlü tokat"ın sahiplerini Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, AP Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe ve Fransız Le Monde gazetesi olarak sıraladı.

Rum basınına göre, 4-7 Haziran günlerinde Rumlar güçlü üç tokat yedi. Bu tokatlardan ilki, 4 Haziran’da Fransız Le /_newsimages/1667553.jpgMonde gazetesince atıldı. Dünyanın en prestijli gazetelerinden Le Monde gazetesi, Rumları, Annan Planını reddettikleri ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonu nedeniyle sert dille eleştirdi.

Cyprus Mail gazetesi, "Le Monde, belki dünyada tezlerimize en çok destek veren gazete idi. Son 40 yılda Rumlar ve Kıbrıs (Rum) hükümetini eleştiren hiç bir şey yazmamıştı" ifadesini kullandı.

İKİNCİ TOKAT

Rum basınına göre aynı gün ikinci bir tokat, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe’den geldi. KKTC’de görüşmelerde bulunan AP heyetinde yer alan Rothe, "Buraya Kıbrıslı Türk toplumu ile dayanışmamızı dile getirmek için geldik. AP’deki sosyalist grup Annan Planı’nı destekliyor" diyerek Rumların yüzüne "iki eli" ile tokat attı.

Rothe’nin 2004 yılının ortasına kadar AP’de Rum Yönetiminin en büyük destekçilerinden biri olduğu, Rum Kesimi’nin AB’ye katılmasında önemli bir rol oynadığı anımsatıldı.

ÜÇÜNCÜ TOKAT

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşmek üzere Berlin’e davet edildiğinin açıklandığı 7 Haziran’da Rumların yüzüne üçüncü tokat atıldığına dikkat çekildi.

O tarihe kadar sadece ABD ve İngiltere’nin KKTC’nin statüsünü yükseltmeye çalıştığını belirten Rum basını, bu olayla birlikte, "Almanlar düşmanlarımız listesine dahil edildi" ifadesini kullandı.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bir sore önce ABD Dıişleri Bakanı Rice ve dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Straw tarafından kabul edimişti. Talat'ı, son Almanya ziyaretiyle de "üçüncü kapıyı açtığı yorumları yapılmıştı.

HURRIYET 11/06/06

 

Dolmabahçe Sarayı'ndan temkinli mesajlar verdiler

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni,

İstanbul'daki görüşmelerinden sonra ortak basın toplantısı düzenledi

Dolmabahçe Sarayı'ndan temkinli mesajlar verdiler

GÜL: İŞBİRLİĞİ VE GÜVEN ORTAMI GELİŞTİRİLMELİ...Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamı arasında işbirliği ve güven ortamının geliştirilmesinin AB içinde ayrı bir sütun olacağı düşüncesinin kendisinin ve hükümetinin samimi inancı olduğunu belirterek, Kıbrıs'ta gerçekler dikkate alınarak bir çözüm bulunacağı umudunu dile getirdi

BAKOYANNİ: TÜRKİYE'NİN AB YÖNELİMİNİ DESTEKLİYORUZ... Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni ise, Türkiye'nin AB yönelimini desteklediklerini ifade ederek, Türkiye'nin süreç boyunca bu kriterlere uyacağını umduklarını söyledi. Bakoyanni, Türkiye'nin bazı kriterleri yerine getirmesi gerektiğini, bu tür kriterlerin tüm aday ülkeler için söz konusu olduğunu belirtti

TC Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs'ta gerçekler dikkate alınarak bir çözüm bulunması gerektiğini söyledi. 2004'te Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için büyük bir fırsatın kaçırıldığını yineleyen Gül, bundan sonra kapsamlı bir çözüm bulunması çabalarının sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

İstanbul'daki 4. Türk-Yunan Medya Konferansı'na katılmak üzere Türkiye'ye gelen Bakoyanni ile TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Dolmabahçe Sarayı'ndaki görüşmelerinden sonra düzenledikleri ortak basın toplantısında soruları yanıtladı.

Abdullah Gül, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamı arasında işbirliği ve güven ortamının geliştirilmesinin AB içinde ayrı bir sütun olacağı düşüncesinin kendisinin ve hükümetinin samimi inancı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Ümit ediyorum ki, adadaki gerçekler dikkate alınarak bir çözüm bulunur. Ne yazık ki 2004'te büyük bir fırsat kaçırıldı, bundan sonra da kapsamlı bir çözüm için uğraşmak gerekir.''

Lüksemburg'daki toplantıya

katılım konusu yarın belli olacak

"Son gelişmelerin ardından Lüksemburg'a gitmeyi düşünüp düşünmediklerinin" sorulması üzerine, buna pazartesi (yarın) sabah yapılacak Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi toplantısından sonra karar vereceklerini bildirdi.

Lüksemburg'da yarın yapılacak toplantının bilim ve teknoloji faslında fiili müzakerelerin başlamasıyla ilgili olduğunu ve önceki gün yapılan AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında AB'den bu konuda ortak bir pozisyon çıkmadığını hatırlatan Gül, "Rum tarafında seçim ve bakan değişikliği gibi bir durum söz konusu. Bildiğimiz kadarıyla bundan dolayı bir yetki kullanımı mümkün olmadı" dedi.

Ortak pozisyona dair kararın yarın sabah yapılacak toplantıya kaldığını söyleyen Gül, Türkiye'nin randevusunun öğleden sonra olduğunu da hatırlatarak, "Bizim randevumuz, toplantımız öğleden sonra, akşama doğru yarın. Bakanlar kurulunun ilk gündeminde konuyu görüşecekler, biz de neticeye göre kararımızı vereceğiz" diye konuştu.

Bakoyanni: Türkiye bazı

kriterleri yerine getirmeli

Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni ise, aynı soruya verdiği yanıtta, devam eden görüşmelerle ilgili olarak AB'nin hedefinin her zaman ortak bir anlayışın bulunması yönünde olduğunu belirtti ve "Bu konuyla ilgili olarak bizim de tutumumuz geçen eylül ayında AB tarafından yapılan açıklama yönündedir" dedi.

Bakoyanni, Türkiye'den AB'nin kriterlerini başarıyla tamamlaması ve genel olarak bölgede bir güven ortamının arttırılması yönündeki temaslara devam etmesini beklediklerini de belirtti.

"AB'nin Türkiye ile bilim ve araştırma faslında müzakereleri başlatıp başlatmayacağına" ilişkin soruyu da Bakoyanni, Türkiye'nin bazı kriterleri yerine getirmesi gerektiğini, bu tür kriterlerin tüm aday ülkeler için söz konusu olduğunu belirterek yanıtladı.

Bakoyanni, Türkiye'nin AB yönelimini desteklediklerini ifade ederek, Türkiye'nin süreç boyunca bu kriterlere uyacağını umduklarını kaydetti.

Bakoyanni, Yunanistan'ın Türkiye'den "AB'nin kriterlerini başarıyla tamamlaması ve genel olarak bölgede bir güven ortamının arttırılması yönündeki temaslara devam etmesini" beklediğini söyledi.

KIBRIS 11/06/06

 

Rumlar vetoya hazırlanıyor

Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu, Lüksemburg'da yarın yapılacak COREPER toplantısında Rum tarafının, Türkiye-AB üyelik müzakereleri süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanmasının ihtimal dışı olmadığını açıkladı

Rumlar vetoya hazırlanıyor

YAKOVU'DAN VETO UYARISI... Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Lüksemburg'da yarın yapılacak Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında Rum tarafının, Türkiye'nin AB üyelik müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanmasının ihtimal dışı olmadığını açıkladı. Konu üzerinde 25'ler arasında uzlaşma sağlanamamasını yorumlayan Yakovu, "Bu konuda istişareler yarın (bugün) Avusturya dönem başkanlığı ve diğer ortaklarla devam edecek, Kıbrıs'ın tutumu pazartesi sabahı kaleme alınacak" dedi

"TÜRKİYE'YE YANLIŞ MESAJLAR VERİLEBİLİR" Türkiye ile yapılan müzakerelerde Bilim ve Araştırma Faslı'nın bir günde açılıp kapatılmasına Rum tarafı olarak güçlü çekinceleri olduğunu vurgulayan Rum bakan, böylesi bir gelişmenin Türkiye'ye yanlış mesajlar ileteceğini, Türkiye'nin birliğe karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmeden de bir faslın kapanabileceği yanlış mesajını vereceğini söyledi. Yakovu, Rum vetosunun masada olup olmadığı yolundaki bir soruya, "Her şey açıktır" yanıtını verdi

Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Lüksemburg'da yarın yapılacak Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında Rum tarafının, Türkiye'nin AB üyelik müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanmasının ihtimal dışı olmadığını açıkladı.

Konu üzerinde 25'ler arasında uzlaşma sağlanamamasını yorumlayan Yakovu, "Bu konuda istişareler yarın (bugün) Avusturya dönem başkanlığı ve diğer ortaklarla devam edecek, Kıbrıs'ın tutumu pazartesi sabahı kaleme alınacak" dedi.

Türkiye ile yapılan müzakerelerde Bilim ve Araştırma Faslı'nın bir günde açılıp kapatılmasına Kıbrıs Rum tarafı olarak güçlü çekinceleri olduğunu vurgulayan Rum Bakan, böylesi bir gelişmenin Türkiye'ye yanlış mesajlar ileteceğini, Türkiye'nin birliğe karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmeden de bir faslın kapanabileceği yanlış mesajını vereceğini açıkladı.

Kıbrıs Rum tarafının vetosunun masada olup olmadığı yolundaki bir soruya Rum Bakan, "Her şey açıktır" yanıtını verdi.

Avusturya'nın uzlaşıcı önerisiyle ilgili olarak Yakovu, bu önerinin, Britanya tarafından reddedildiğini dolayısıyla kararın pazartesine kaldığını kaydetti.

Bakan, "Avusturya'nın önerisi hakkında görüşümüzü ortaya koymadık ve ne düşündüğümüzü kamuoyuna açıklamayacağız" dedi.

Yakovu Türkiye'nin AB'ne karşı olan taahhütlerini yerine getirmeyi reddetmekle kalmayıp bunu ihtar biçiminde ortaya koyduğunu vurguladı.

Rum basını: Kıbrıs, Türkiye'ye

vetonun bir adım gerisinde

Rum basını, Rum yönetiminin Türkiye'nin AB üyelik sürecinde ilk vetosunu kullandığını yazdı.

Gazeteler, Rum yönetiminin ilgili süreci bloke ettiğini ve AB Daimi Temsilcileri'nin önceki günkü toplantısında, 25'lerin ortak görüşü üzerinde anlaşma sağlanmaması nedeniyle konunun pazartesi günü Lüksemburg'ta gerçekleştirilecek AB Dışişleri Bakanları toplantısına havale edildiğini ve bu toplantıda görüş birliği sağlanmaması halinde, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısının gerçekleştirilmeyeceğini de yazdı.

Gazeteler, Rum tarafının Türkiye üyelik sürecine koyduğu engele geniş yer verdiler. Gazetelerin çoğu, haberi manşetten yansıttılar.

Haberi manşetten "Türkiye'ye İlk OHİ - Kıbrıs, Vetonun Bir Adım Gerisinde Bulunuyor - Ankara'nın Üyelik Sürecine Kuşatma" başlığıyla veren Fileleftheros, "Lefkoşa'nın vetonun bir adım gerisinde bulunduğu, Türkiye-AB müzakerelerinde ilk başlığın açılmasını bloke etme ihtimalinin ise, ufukta belirmiş olduğu" yorumunda bulundu.

Gazete, Rum yönetiminin ilgili süreci bloke ettiğini ve AB Daimi Temsilcilerinin önceki günkü toplantısında, 25'lerin ortak görüşü üzerinde anlaşma sağlanmaması nedeniyle konunun pazartesi günü Lüksemburg'ta gerçekleştirilecek AB Dışişleri Bakanları toplantısına havale edildiğini de yazdı.

Gazeteye göre, Daimi Temsilciler toplantısında, Rum AB Daimi Temsilcisi Nikos Emiliu, üyelik müzakereleri başlıklarının açılıp otomatik olarak kapatılmasına, Rum yönetiminin çekincesini ortaya koydu. Emiliu, "Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı yükümlülüklerini yerine getirmeme ile gemi ve uçaklara karşı liman ve hava alanları yasağını kaldırma konusunda en ufak bir şey yapmayacağı açıklamalarıyla ilgili Türk hükümetinin izlediği genel politikasına" dikkat çekti.

Haberde, Türk tarafının, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, pazartesi günkü Lüksemburg Ortaklık Konseyi toplantısına katılmaması ihtimalinden söz ettiği ve Ankara'nın, şu anda geri adım atması konusunda Rum tarafına baskı yapılması gerektiği mesajını gönderdiği de belirtildi.

Gazete, haberini iç sayfasında daha geniş şekilde verdi ve "Lefkoşa Turuncu Işığı Yaktı - Türkiye'nin İlk Başlığı İçin Açık Hesaplar" başlığını kullandı.

Gazeteye göre, Rum yönetimi, Komisyonun, Türkiye'nin ilk başlığı "Araştırma ve Teknoloji'nin" açılması ve otomatik olarak kapatılmasıyla ilgili önerisine "turuncu ışık" yakarak, Ankara'ya bir mesaj göndermek istedi.

AB Komisyonu'nun önerisinin, Rum tarafınca kabul edilmemesi üzerine ise, konunun pazartesi günü Lüksemburg'ta yapılacak AB Dışişleri Bakanlar toplantısına havale edildiği ve bu toplantıda görüş birliği sağlanmaması halinde, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısının gerçekleştirilmeyeceği de savunuldu.

Gazetenin edindiği bilgilere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, COREPER'in önceki günkü toplantısında uzlaşıcı bir formül sundu, ancak Rum yönetimi bunu da reddetti. Formülün reddedilmesi üzerine ise, Rum tarafının yeni talepleri için basamak teşkil etmemesi açısından, formülü bu kez İngiltere de reddetti.

Haberde, Rum Dışişleri Bakanı olarak son mücadelesini vereceği için Yorgo Yakovu'nun, Lüksemburg toplantısında sert çizgi izleyeceği yorumu da yapıldı.

Haravgi de haberi manşetten, "İlk Küçük Veto - Kıbrıs COREPER'de Önceki Gün İlk Vetoyu Kullanarak Türkiye AB Müzakereleri İlk Başlığının Açılmasını Bloke Etti" başlığıyla yansıttı.

Gazete, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, "Teknoloji Araştırma" başlığının bir günde açılıp kapanması konusunda ortak görüş sağlanmaması halinde, Ortaklık Konseyi toplantısına katılmayı düşünmediğiyle ilgili olarak AB'ye karşı "açık tehdidine" de yer verdi.

Gazete, Rum Dışişleri Bakanlığı'na atanan ancak henüz görevi teslim almayan Yorgo Lillikas'ın, önceki gün Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'de üzerinde mutabık kalınan metinde, AB'nin 21 Eylül karşı deklerasyonunun tekrarlanmasını "önemli" bulduğuna da dikkat çekti.

Gazeteye göre, Lillikas, detaya girmeden "Pazartesi günü nihai kararlar alınacak ve hükümet tarafından da bütünlüklü değerlendirme yapılacak" şeklinde konuştu, AB'de yoğun temaslar yapılmakta olduğunu ve pazartesiyi beklemenin daha doğru olacağını söyledi.

Politis de haberi manşetten, "AB'de Erken Kriz Sahnesi - Kıbrıs 25'lerin Ortak Görüşünü Bloke Etti - Hafta Sonu Yoğun Temaslar" başlığıyla yansıttı.

Gazete, Ekim'de beklenen krizin, Rum tarafının COREPER'in dünkü toplantısında öne sürdüğü talebiyle yaşandığını, çünkü ortak görüşe varılması çabasının boşa gittiğini yazdı.

Gazete, sunduğu talebiyle (Türkiye'ye sorumluluklarının hatırlatılması) Rum tarafının aslında yalnızlığa itildiğini, çünkü Yunanistan'ın bile net destek tutumu içerisine girmediğini de kaydetti.

Gazeteye göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, uzlaşıcı bir öneri sunmaya çalıştı, ancak İngiltere bunu reddetti. Bunun üzerine konu pazartesi günü toplanacak AB Bakanlar Konseyi'ne havale edildi.

Haberde, halen Dışişleri Bakanı olan Yorgo Yakovu'nun, belki de en kritik mücadeleyi vermek durumunda kalacağı, şu anda yarın Lüksemburg'ta buluşmak için AB Komisyonundan telefon aldığı belirtilirken, Rum görüşlerinin onaylanması halinde, ortaklık konseyine katılmayacağı yönünde Türkiye'nin tehditler savurduğu da öne sürüldü.

Gazeteye göre, Rum tarafının yalnızlığa itildiğini, RİK'e açıklamasında Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da, dolaylı olarak kabul etti.

Yakovu "Görüşümüzü destekleyen fazla ülke yok" diye konuştu, ancak müzakerelerin devam edeceğini belirtti.

Yakovu, "Dengeler 23-2 (Kıbrıs-Yunanistan) şeklinde değildir. Birçok ülke öneri sunuyor. Ancak şu an için Lefkoşa tatmin edilmiş değil" şeklinde de konuştu.

Yakovu "Türkiye'nin bazı yükümlülükler üstlendiğini ve bunları yerine getirmek zorunda olduğunu" savundu ve Rum tarafının görüşünün bu yönde olduğunu söyledi.

Haberi "Türkiye'ye Kuşatma - Dışişleri Bakanı Toplantısı, Başlıkların Açılması ve Üyelik Havada" başlığıyla yansıtan SİMERİNİ, Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun açıklamasına da yer verdi.

Gazeteye göre Yakovu, 25'lerin ortak görüşüyle ilgili çıkmaz konusunda sorumluluğu İngiltere'ye yükledi.

Yakovu, "Kıbrıs Cumhuriyeti taleplerini COREPER'e sunduktan sonra, AB Başkanlığı uzlaşıcı öneri sundu. İngiltere ise bunu derhal reddetti. Bu önerinin İngiltere tarafından reddedilmesinden sonra ise, Kıbrıs görüş belirtmedi. Böylelikle teknik açıdan çıkmaz, Kıbrıs'a değil İngiltere'ye aitti" şeklinde konuştu.

Yakovu, 25'lerin ortak görüşünde, "tanıma ve Türkiye-Kıbrıs ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunda" somut ifadenin yer almasında ısrar ettiklerini, ayrıca Rum yönetiminin Araştırma-Teknoloji başlığının bir günde açılıp kapanmasını kabul etmeyeceğini de vurguladı.

Bu arada MAHİ, EDEK'in konuyla ilgili açıklamasına yer verdi.

EDEK, "Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmeyi reddetmesine, tahammül gösterilmesi saçmadır. Sorumluluklarını yerine getirmiyorsa, AB sürecine son verilsin" şeklinde sert açıklamada bulundu.

Alithia, Rum yönetiminin tavrını eleştirdi, haberi şu başlıkla yansıttı: "COREPER'de Çıkmaz ve Karışıklık - Hükümet Alınmamış Olan Kararı Alkışladı - Sabah 'İyi Ki' Karşı Deklerasyona Yer Veriliyor. Öğleden Sonra 'Maalesef Karşı Deklerasyona Yer Verilmiyor'".

KIBRIS 11/06/06

 

Talat: BM, Rum tarafının tutumunu ortaya koysun

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi'nin önerdiği teknik komitelerin oluşturulmasının yararlı olacağını söyledi

Talat: BM, Rum tarafının tutumunu ortaya koysun

BU ENTRİKAYI DAHA FAZLA OYNAMAYACAĞIZ... Talat: Komitelerin oluşmasını engelleyen Rum tarafının bu tutumunun BM tarafından ortaya konmasını istiyoruz... Teknik komiteleri gerekli ve yararlı görüyoruz. Biran önce başlaması hedefindeyiz. Eğer başlamıyorsa da bu oyunu, bu entrikayı daha fazla oynama niyetinde değiliz

LİMANLAR, İZOLASYONLARIN KALKMASIYLA AÇILMALI... Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmasını istiyoruz ama aynı anda Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun da ortadan kaldırılması gerekiyor... ABD Dışişleri Bakan Yardımcısının açıklaması hoş karşılayabileceğimiz bir açıklama, bir durum değil

Bundan sonraki dönemde, Almanya'nın da Kıbrıs sorunuyla daha fazla ilgilendiğini göreceğiz

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin önerdiği teknik komitelerin oluşturulmasını daha ilk günden gerekli ve yararlı gördüklerini ifade ederek, "Teknik komiteleri ister görünüp küçücük sorunlar etrafında fırtınalar koparıp komitelerin oluşmasını engelleyen Rum tarafının bu tutumunun BM tarafından ortaya konmasını istiyoruz" dedi.

Almanya'daki temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, THY'ye ait uçakla Berlin'den Türkiye'ye gitti.

Talat, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çok yeni bir süreç yaşadığını belirterek, bu sürecin özellikle Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle aslında bir çözüm yolu arayışı biçiminde geliştiğini söyledi.

Almanya'nın bu görüşmeyi gerçekleştirmesi ve görüşme konusunda istekli olmasını da buna bağladığını kaydeden Talat, şöyle dedi:

"Almanya gelecek yıldan itibaren ilk 6'lık dönemde AB dönem başkanıdır. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi başkanlığını devralıyor. Almanya, BM'nin yeni oluşumunda Güvenlik Konseyi daimi üyeliğine de adaydır. Dolayısıyla Kıbrıs sorunuyla daha fazla ilgilenmeye, Kıbrıs sorununu daha iyi anlamaya, belki yardımcı olabilirse çözüm yollarını zorlamaya niyetlenmektedir. Bu bağlamda gerçekleşen görüşme son derece yararlı olmuştur.

Biz açık ve net olarak tutumumuzu ortaya koyduk. Kıbrıs sorununun çözümünü istediğimizi, Kıbrıs'ın birleştirilmesi için kararlılığımızın devam ettiğini, Kıbrıs Türk halkı bakımından Kıbrıs sorunun çözümünü temel parametrelerinin BM'nin, Güvenlik Konseyinin saptadığı parametreler ve onun en son şekli olan Annan Planı zemininde devam ettiğini açıklıkla ortaya koyduk."

Talat, "görüşmelerde Türkiye'nin AB sürecinde limanlarını Kıbrıs bandıralı gemilere, havaalanlarını Kıbrıs uçaklarına açması konusu dahil olmak üzere bütün bu konuları değerlendirdiklerini ve Kıbrıs Türk tarafı açısından bakış açılarını ortaya koyduklarını" ifade etti.

Almanya'nın Kıbrıs konusuyla ilgili ne düşündüğünü yorumlayamayacağını kaydeden Talat, "Bundan sonraki dönemde Avrupa'nın, AB'nin lider ülkesi Almanya'nın da Kıbrıs konusuyla daha fazla ilgilendiği günleri göreceğiz. Böyle tahmin ediyorum" diye konuştu.

Kıbrıs Türk tarafı olarak son derece açık ve net bir politika yürüttüklerini anlatan Talat, "Bu politika dünyanın arzuladığı, bugüne kadar arzuladığını ifade ettiği Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik politikadır. Bu politikayı anlatıyoruz ve anlaşılıyor" dedi.

Rum tarafının yürüttüğü politikanın ise çözümsüzlüğü ve bölünmeyi kalıcı haline getiren politikalar olduğunu belirten Talat, AB avantajlarını kullanan Rum tarafının bu politikaları sonsuza dek yürütemeyeceğini anlaması gerektiğini söyledi.

Teknik komiteler

Berlin'de özellikle bir konunun altını çizdiğini ifade eden Talat, günlük yaşamın her alanında iki toplum arasındaki ilişkilerin rahat yürütülebilmesi için gerekli bütün açılımları yaptıklarını ve yapmaya devam ettiklerini bildirdi.

Kıbrıs Türk tarafının başından beri oluşturulmasından yana olduğu teknik komitelerin oluşturulmasında Kıbrıs Rum tarafının ayak sürmesini ve bunun yarattığı sıkıntıyı iki halkın da yaşadığını anlatan Talat, şöyle devam etti:

"Suç olaylarında suçluların iki taraf arasında hareket ederek cezadan kurtulmaları kabul edilebilecek bir durum değildir. Bunun dışında çeşitli çevre, sağlık ve ekonomik ilişkilerin yaşandığı sıkıntılara varıncaya kadar birçok sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunların çözümü için BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin önerdiği teknik komitelerin oluşturulmasını ilk günden hem de yazılı olarak kabul etmiş taraf olarak Rum tarafının oyalama taktiğinden artık bıkmış, usanmış durumdayız.

Teknik komiteleri ister görünüp küçücük sorunlar etrafında fırtınalar koparıp komitelerin oluşmasını engelleyen Rum tarafının bu tutumunun BM tarafından ortaya konmasını istiyoruz. Kıbrıs'a döndükten sonra bunun gerçekleşmesini BM'den açık ve net olarak talep edeceğim. Biz teknik komitelere varız, yarın hemen başlayabiliriz. Teknik komitelerin oluşturulması için illa bir ortak metin üzerinde anlaşmaya gerek yoktur. Çünkü teknik komiteler metinleri görüşecek değildir.

Teknik komiteler, günlük, pratik konuları görüşecek ve iki toplumun ilişkilerini iyileştirecektir. Bu iyileşme sağlandıkça ve iki toplum birbirine yakınlaştıkça çözüm görüşmelerinin başlama olasılığı da kolaylaşacaktır."

BM Genel Sekreteri Annan'ın "adım adım çözüm" diye nitelediği müzakerelerin başlayabilmesi için teknik komiteleri gerekli gördüklerin vurgulayan Talat, "Teknik komitelerin bir an önce başlaması hedefindeyiz. Eğer başlamıyorsa da bu oyunu, bu entrikayı daha fazla oynama niyetinde değiliz. BM teşhisini koysun, açıklamasını yapsın. Kim teknik komitelerin oluşmasından ve çalışmasından yanadır, kim değildir, bunu açıkça ortaya koysun" dedi.

Limanlar ve izolasyon

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye limanlarının Kıbrıs bandıralı gemilere açılmasının, KKTC'ye yönelik izolasyon sürdüğü takdirde Kıbrıs Türk ekonomisini tamamen öldürecek boyutta bir etkide bulunacağını belirterek, "Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmasını istiyoruz. Ama aynı anda Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun da ortadan kaldırılması gerekiyor" dedi.

"Alman Dışişleri Bakanıyla yapılan görüşmede izolasyonların kalkması yönünde net olarak bir sonuç alınabildi mi" sorusu üzerine de Talat, "Sonuç olarak nitelenebilecek bir karar, bir hedef ile hareket etmedik. Alman Dışişleri Bakanına Kıbrıslı Türklerin pozisyonunu aktarmak, politikasını aktarmak hedefindeydik. Bu bağlamda bunu gerçekleştirdiğimizi düşünüyorum" dedi.

İzolasyonların nasıl kaldırılacağı yönünde AB'de bir belirsizlik, bir üretimsizlik bulunduğunu belirten Talat, bunu aşabilmek için belli bir zaman gerektiğini söyledi. Görüşmelerde, Türkiye limanlarının Kıbrıs bandıralı gemilere açılması konusunun gündeme geldiğini anlatan Talat, şöyle devam etti:

"Oradaki tavrımız gayet açıktı. '26 Nisan 2004'te bize izolasyonları kaldırma sözü vermiştiniz. Bunu yerine getiremediniz. Türkiye limanlarının Kıbrıs bandıralı gemilere açılması, bize yönelik izolasyon devam ettiği takdirde Kıbrıs Türk ekonomisini tamamen öldürecek boyutta zararlı bir etkide bulunacaktır. Bundan dolayı bizim tabii ki izolasyonların kaldırılmasını isteyen taraf olarak, Kıbrıs Rum tarafına yönelik kısıtlamaların kaldırılmasını istiyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmasını istiyoruz. Ama aynı anda Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun da ortadan kaldırılması gerekiyor. Kıbrıs Türk limanlarının da eskiden olduğu gibi tercihli tarifelerle, yani ortak gümrük tarifesiyle ihracat yapabilecek limanlar olarak AB tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Türkiye limanları açılırken, bizim limanlarımızın da AB'ye ihracat yapabilecek limanlar haline getirilmesi gerekiyor. Ercan Havaalanı'nın doğrudan uçuşlara açık hale getirilmesi gerekiyor.' Bunları anlattık ve anladıklarını sanıyorum."

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried'in, "Kıbrıs adasında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden başka herhangi bir hükümeti tanımıyoruz ve tanımayacağız" şeklindeki açıklamasının hatırlatılması üzerine de Talat, söylenenlerin hangi iklimde ve hangi şartlar altında söylendiğinin önemli olduğunu kaydetti.

Talat, "Bizim, KKTC olarak şu anda herhangi bir tanınma talebimizin olmadığı koşullarda böyle bir açıklamanın yapılması hoş karşılayabileceğimiz bir açıklama, bir durum değil. Bu, bir anlamda Kıbrıs Türk yönetiminin düzeyinin sarsılması hedefi güdüyor izlenimi yaratıyor" diye konuştu.

Açıklamanın bundan dolayı rahatsız edici olduğunu belirten Talat, "Ama söylenenler şu andaki Amerikan politikasının gerçekleri" dedi. ABD'nin, Ercan Havaalanına doğrudan yapacağı seferlere ilişkin bir soru üzerine de Talat, bu seferleri, ticari anlamda olmaktan çok izolasyonların kırılmasının sembolü olarak düşündüklerini söyledi. Talat, "Bizim için ticari anlamda en önemli destinasyonlar, ABD'den ziyade Avrupa başkentleridir. Özellikle de Londra'dır. Biz, konsantrasyonumuzu Londra'ya yöneltmek düşüncesindeyiz. Bu konuda çok somut adımlar atmış değiliz, ancak hazırlıklar yaptık ve yapmaya devam ediyoruz" diye konuştu.

KIBRIS 11/06/06

Gül bekliyor

Avrupa Birliği ülkeleri dışişleri bakanlarının Lüksemburg’da yapacakları toplantı öncesi, Ankara’daki bekleyiş sürüyor.

 

NTV

Güncelleme: 10:26 TSİ 12 Haziran 2006 Pazartesi

ANKARA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, gelişmeleri konutundan takip ediyor.

Gül’ün Lüksemburg’a gidip gitmeyeceği belirsizliğini koruyor. Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği Dışişleri bakanları toplantısından çıkacak sonuca göre karar verecek.

Siyasi bir engelleme olup olmadığına bakacağını belirten Bakan Gül, “Oraya havaalanında beklemek için gitmem. Kıbrıs Rum tarafı yüzünden ortaya çıkan bu gecikme ve sorun AB’li bakanlar tarafından da kabul edilirse kendimize yeni bir politika oluştururuz” dedi.

Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye için kilometre taşlarından biri olan bilim ve teknoloji konusunda fiili müzakerenin başlamasının, Kıbrıs Rum kesimi hariç tüm ülke bakanlarınca benimsendiğini de sözlerine ekledi.

Diplomatik kaynaklar, Avrupa Birliği içinde yalnız kalan Kıbrıs Rum Kesimi’nin taleplerini kabul ettirmesini düşük bir ihtimal olarak görüyor.

TOPLANTI İPTAL OLMAYACAK
Ankara, bu nedenle ihtiyatlı olmakla birlikte toplantıdan ümitli. Olumsuz bir sonuç çıkması ve Dışişleri Bakanı Gül’ün Lüksemburg’a gitmemesi durumunda ise, Ortaklık Konseyi toplantısının iptal edilmeyeceği öğrenildi.

Söz konusu gelişme yaşanırsa, Ortaklık Konseyi toplantısında, Türkiye’yi, AB nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır temsil edecek.

Rum basını: "AB'den üç tokat yedik"


12 Haziran, 2006 09:50:00 (TSİ) CNN TURK

Rum basını AB'deki havanın, Kıbrıs Rum yönetimi aleyhine esmeye başladığını yazdı. Gazeteler, Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesini 'AB'nin Rum yönetimine son haftalarda attığı üç büyük tokattan biri' olarak yorumladı.

Çeşitli Rum gazetelerine göre birinci tokat, Kıbrıs konusundaki Rum tezlerine en fazla desteği veren gazetelerden biri olarak bilinen Fransız gazetesi Le Monde'dan geldi.

Le Monde yıllar sonra ilk kez Rumları, Annan Planı'nı reddettikleri ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonu nedeniyle sert dille eleştiren bir yazı yayımladı.

İkinci tokat ise, Avrupa Parlamentosu'nun Sosyalist Grubu'ndan geldi.
Rumların AB'ye alınmasında önemli rol oynayan, Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe, KKTC temasları sırasında "Kıbrıs Türk toplumu ile dayanışmamızı dile getirmeye geldik" dedi.

Gazeteler, üçüncü ve son tokat olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier'in KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesini gösterdi.

Steinmeier-Talat görüşmesi
 
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 9 haziranda Almanya'da Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile biraraya geldi.
 
Resmi bir çerçevede gerçekleşen görüşme ile Almanya, Talat'ı KKTC'nin 'seçilmiş başkan'ı olarak kabul etti.

Ziyaretle, Avrupa Birliği'nin İngiltere'den sonraki ikinci ağır topu olan Almanya da KKTC ile 'resmi bir ilişki' kurmuş oldu.

AB yolunda kritik gün


12 Haziran, 2006 08:00:00 (TSİ) CNN TURK

CNN TÜRK

Türkiye - AB ilişkilerindeki fiili müzakere düğümünü çözecek toplantılar bugün. Kıbrıslı Rumlar, 'bilim ve araştırma' başlığındaki müzakerelerin başlamasını engellemeye çalışıyor. AB dışişleri bakanları, sorunu aşamazsa Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Lüksemburg'a gitmeyecek.

AB Dışişleri Bakanlarını biraraya getiren Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi,
Kıbrıs Rumların Müzakere Pozisyon Belgesi'ne itirazlarını aşmaya çalışacak.
 
Rumlar, 'bilim ve araştırma' başlığındaki fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapanması için belgede 'Kıbrıs atıfı' istiyor.
 
Bu toplantının ardından AB - Türkiye Ortaklık Konseyi yapılacak. Rumların itirazı aşılamazsa, Bakan Gül bu toplantıya katılmayacak.
 
Bugün konuya ilişkin olarak gazetecilerin sorularını yanıtlayan Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg Kretschmer, Dışişleri Bakanı Gül'ün Lüksemburg'daki toplantıya gitmemesi durumunda ne olacağına ilişkin olarak, ''şu anda bu konuyla ilgili bir spekülasyona girmek istemiyorum. Ama bir kriz olduğunu söyleyemem, bir tartışma var, ve sorun hala çözülmedi ama çözülecek'' dedi.
 
Bu toplantıda AB'nin Ortak Tutum Belgesi ele alınacak. Belgede, "Türkiye'deki reformlar yavaşladı" deniliyor.
 
Fiili müzakerelerin bilim ve araştırma faslında açılıp kapatılmasına itirazın giderilmesi halinde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a gitmesi bekleniyor. Gül, "karar siyasi ise gitmem. Gidip de havalimanında beklemem" diyor.
 
Akşam saatlerinde ise, Hükümetlerarası Konferans yapılacak. Burada anlaşma sağlanması halinde 'bilim - araştırma' başlığı açılıp kapanacak.
 
Dönem başkanlığı, AB Komisyonu ve Türkiye'nin katılımıyla ortak basın toplantısı düzenlenecek. 
 
AB ne istiyor?  
 
Kritik toplantılar öncesi Türkiye'ye Kıbrıslı Rumlardan tehdit, AB'den eleştiri geldi.
 
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin reformları ağırdan almasının, AB ile ilişkileri olumsuz etkilendiğini söyledi.
 
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise, fiili müzakerelere başlanmasını veto edebileceklerini söyledi.

AB'nin Ortak Tutum Belgesi taslağında, Türkiye'nin reformları hızlandırması, sivil-asker ilişkilerini normalleştirmesi, dini azınlıklara daha fazla özgürlük sunması, Gümrük Birliği’ni 10 yeni AB üyesine genişleten Ek Protokol’ü eksiksiz uygulaması, komşu ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi ve AB - NATO işbirliğini engellememesi gibi talepler yer alıyor.  

Rum yönetimi direniyor
 
AB Daimi Temsilcileri (COREPER) seviyesinde yalnız kalsa da ısrarlı tutumuyla uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesimi, bilim ve araştırma faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını engellemeye çalışıyor.
 
İçeriği uygun olmasa da bilim ve araştırma faslında fiili müzakerelerin tamamlanmasını limanlar ve havaalanlarının açılması ve tanınmayla bağlantılı hale getirmeye çalışan Kıbrıs Rum kesiminin taleplerini karşılamak için AB Komisyonu formül arıyor.
 
Kriz aşılamazsa...  
 
Müzakere krizine sabah saatlerinde Lüksemburg'da yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında siyasi çözüm bulunması bekleniyor.
 
Bunun gerçekleşmemesi halinde, Ortaklık Konseyi toplantısında Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır tarafından temsil edilmesi teknik olarak mümkün görülüyor.

"Gül'ün gitmemesi Ankara'nın sorunu"
 
Kıbrıs Rum basını, Rum yönetiminin Türkiye'nin AB ile fiili müzakerelerinin başlaması çerçevesinde ilk başlığın açılıp kapanmasına onay vermemesinden dolayı yaşanan tıkanıklığın giderilmesi ve olası Rum vetosunun önlenmesi için İngiltere'nin harekete geçtiğini yazdı.
 
'Vetonun önlenmesi için çok büyük baskılar' başlığını kullanan Filelefetheros gazetesi, İngiltere'nin diğer AB üyesi ülkeleri Rum yönetimine baskı yapmak için harekete geçirdiğini belirtti.
 
Rum yönetiminin AB ortaklarına sunduğu ilkelere dayalı koşullarının tatmin edilmemesi halinde, Türkiye-AB müzakerelerinde ilk başlığın açılmasına onay vermeyeceği mesajını ilettiğini yazan gazete, Rum yönetiminin, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün bugün Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı için Lüksemburg'a gidip gitmemesinin, kendisinin değil, Ankara'nın sorunu olduğu görüşünü taşıdığını kaydetti.
 
"Kartlarını son anda açacak"
 
Bunun üzerine İngiltere'nin de diğer AB üyesi ülkeleri Rum yönetimine baskı yapmak için harekete geçirdiğini ve Rum yönetiminin muhtemel vetosunun önlenmesi için AB dönem başkanı Avusturya'nın da müdahalesini istediğini belirten gazete, İngiltere'nin Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısının muhtemel iptali konusunda ve böyle bir gelişmenin doğuracağı olumsuzlukların sorumluluğunu Rum yönetimine yüklemeye çalıştığını yazdı.
 
Haberde, Rum yönetiminin aslında Türkiye'nin ilk müzakere başlığının açılmasına onay verdiği, onay vermediğinin ise bu başlığın aynı gün kapanması olduğu, çünkü bunu Türkiye'nin sorumluluklarının yerine getirilmesiyle bağlantılı kıldığı ifade edildi.
 
Mahi gazetesi de, Güney Kıbrıs'ın veto kullanmasının ihtimal dahilinde olduğunu belirtirken, Simerini gazetesi Rum yönetiminin 'kartlarını son anda açacağını' yazdı.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

Havaalanında beklemem

Uğur ERGAN / KAYSERİ

Dışişleri Bakanı Gül, AB dışişleri bakanlarının bugünkü toplantısında, Rumların siyasi bir tavırla fiili müzakereleri engellemesi halinde Lüksemburg’a gitmeyeceğini söyledi; "Gidip de alanda bekleyecek değilim" dedi.

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, AKP’nin il kongresi için geldiği memleketi Kayseri’de Hürriyet’e konuştu ve Türkiye’nin müzakerelere fiilen başlayıp başlamayacağının belli olacağı bugünkü AB Dışişleri Bakanları toplantısından çıkacak kararı gördükten sonra Lüksemburg’a gideceğini söyledi. Gül, "Eğer Kıbrıs’taki sorun teknik değil de siyasi bir sorun ise Lüksemburg’a gitmeyeceğim. Gidip de havaalanında bekleyecek halim yok" dedi. Gül’ün değerlendirmeleri şöyle:

Bilim ve Araştırma faslının açılıp kapanmasına 24 ülke onay verdi. Sadece Kıbrıs Rum Kesimi, seçimler sonrası bakan da değişince teknik ve yetki bakımından bazı zorluğu olduğunu söylemiş. Yarın (bugün) sabah bakanlar ortak pozisyon kağıdını belirlemek için toplanacaklar. Bilim ve Araştırma faslının aynı gün açılıp kapanması söz konusu. Şimdi bakanların alacağı kararı bekleyeceğiz. Bakalım sorun teknik bir meseleden mi kaynaklanıyor, yoksa siyasi anlamda bir sorun mu var. Neticeyi göreceğim, ondan sonra gidip gitmemeye karar vereceğim. Eğer siyasi anlamda bir şey varsa, açık söyleyeyim gitmem. Gidip havaalanında bekleyecek halim yok.

Eğitim ve Kültür faslında teknik süreç tamamlanamadığı için açılamayacak, bir sonraki dönem başkanlığına kalacak. Aslında Avusturya bu faslın da açılmasını çok istemişti. Ancak AB zaman darlığı nedeniyle pozisyon kağıdını hazırlayamadı. Şunu söyleyeyim, fiilen müzakerelerin başlaması Türkiye-AB ilişkilerinde tarihi bir köşe taşı olacaktır.

Ortaklık Konseyi’nde, GB ve özellikle de iş adamlarımız açısından büyük sorun olan vize konusunu masaya yatıracağız. İş adamlarımız ürettikleri malları serbest dolaşım kapsamında Avrupa’ya gönderiyor, ancak malların tanıtımı için kendileri zamanında vize alamadıklarından Avrupa’ya gidemiyorlar.

HURRIYET 12/06/06

Yüzde 73 sürprizi

Uğur ERGAN

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani’nin İstanbul’da "Dördüncü Türk Yunan Medya Konferansı" vesilesiyle buluştuğu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmesi sırasında, Türk halkının Yunan halkına bakışıyla ilgili son derece ilginç bir sohbet yaptıkları öğrenildi. İki bakan arasındaki bu sohbet, Yunanistan’da bir kamuoyu araştırma kuruluşunun İstanbul’da yaptığı anketten kaynaklandı.

SİZE HEP SÖYLEMİŞTİK

Bakoyani,
İstanbul’da yaşayan Türklerle yapılan ankete katılanların "Yüzde 73" gibi ezici bir oranla, "Biz Türkler, Yunanlıları çok severiz. Yunan halkını kendimize en yakın halk olarak görürüz" şeklindeki açıklamalarının kendisini "çok şaşırttığını" itiraf etti.

Gül de bunun üzerine, Bakoyani’ye, "Biz size hep söylüyoruz. Türk halkının, Türkiye Devleti ve Hükümeti’nin ne Yunan halkı, ne de Kıbrıs’ta yaşayan Rumlarla bir sorunu vardır. Bizim Yunanistan’dan önce uğraşacağımız o kadar çok konu var ki" dedi.

İLGİNÇSOHBET

İki bakan arasındaki anketle ilgili bu ilginç sohbetin şöyle gerçekleştiği öğrenildi:

Bakoyani: Abdullah, Türkler Yunan halkıyla ilgili ne düşünüyor diye bir anket yapıldı. Çıkan sonuç beni çok şaşırttı.

Gül: Nasıl bir anket bu? Sizi şaşırtan sonucu ben de merak ettim doğrusu.

Bakoyani: Bir Yunan kamuoyu kuruluşu, İstanbul’da yaşayan Türklerle "Yunan halkıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?" sorusunu da içeren bir anket yapmış. Ankete katılanların büyük bir kesimi nasıl yanıt vermiş, biliyor musun?

Gül: Söylemezsen bilemem.

DOĞRUSU ÇOK ŞAŞIRDIM

Bakoyani:
Türklerin yüzde 73’ü şöyle yanıt vermiş: Biz Türklerin, Yunan halkıyla hiçbir sorunu yok. Yunan halkını çok sever ve kendimize çok yakın görürüz. Yemeğiyle, müziğiyle, kültürüyle, acıyı ve sevinci paylaşımıyla birbirimize çok benzeriz. Sorun politikacılarda.

Gül: E, biz size bunu hep söylüyoruz. Ne bizim, ne devletimizin, ne de Türk halkının, Yunan halkıyla, Kıbrıs’taki Rumlarla bir sorunu yok diye. Tarih boyu iç içe yaşamış insanlar. Bu insanlar depremde birbirlerine nasıl kucak açtılar, acılarını nasıl paylaştılar, hepimiz çok iyi biliyoruz.

Bakoyani: Gerçekten çok şaşırdım. Aslında bir başka ilginç sonuç daha var.

Gül: O nedir?

YUNANİSTAN’AİNANIYORUZ

Bakoyani:
Ankete katılanlara, "Yunanistan’ın, Türkiye’nin AB üyeliğine gerçek anlamda destek verdiğine inanıyor musunuz?" diye de sorulmuş.

Gül: Peki çıkan sonuç ne?

Bakoyani: Ankete katılan Türklerin yüzde 51’i "Evet inanıyoruz" demiş.

Gül: İşte görüyorsunuz, her şey ortada. Söylediğim gibi Yunan halkıyla bizim hiç sorunumuz yok. Bizim öncelikle uğraşacağımız o kadar çok konu var ki. İran gibi, Irak gibi, Ortadoğu meselesi, Azeri-Ermeni sorunu gibi.

5 kilo baklava götürdü

RUMLAR, anlı-şanlı Türk baklavasını kendilerine mal etmeye çalışırken, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanis, ülkesine dönerken yanında tam 5 kilo fıstıklı Türk baklavası götürdü. Meşhur baklavacı Karaköy Güllüoğlu Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Güllü, "Dora Bakoyanis ile dostluğumuz var. Bugün adamları gelerek kendisi için 5 kilogram baklava satın aldı" dedi. Güllüoğlu, baklavaların üzerinde Türkiye ve Yunanistan bayrağının da bulunduğu kutularda satıldığını kaydetti.

HURRIYET 12/06/06

Yakovu’nun tehdidi Dora’yı kızdırdı

Yorgo KIRBAKİ / ATİNA



YUNANİSTAN Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, İstanbul’da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmeye hazırlandığı bir sırada, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’de veto tehdidini masaya sürdüğünü öğrenince küplere bindi. Elefterotipia gazetesine göre, Bakoyani, İstanbul’a gelişinde Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun veto tehdidinden haberdar oldu. Bakoyani derhal Atina’yı aradı ve Başbakan Kostas Karamanlis ile görüştü. Karamanlis de Rumların bu tavrından haberdar değildi. Bakoyani ardından Lefkoşa’yı arayarak bilgi istedi. Gazete "Dora’nın yüksek tondaki sesi neredeyse Lefkoşa’da bile duyuldu. Türkiye ile Yunanistan arasında yakınlaşmaya hiç de iyi bakmayan Rum lider Tasos Papadopulos bu şekilde Dora’nın yetki sınırlarını test etti" dedi.

Yunan dışişleri çevreleri, Bakoyani’nin bugün AB dışişleri bakanları toplantısı öncesi kararsız olduğunu, danışmanlarının bir yandan "Kıbrıs’ı yalnız bırakamayız" diğer yandan ise "Rumların AB’de sürekli veto mantığı güdemeyeceğini" söylediklerini belirttiler.

HURRIYET 12/06/06

Fiili müzakere süreci bugün başlıyor

AB yolunda Rum çelmesi

Rumların fiili müzakerelere yönelik veto tehdidi Türkiye - AB ilişkilerini kritik bir aşamaya soktu. Rehn ise 'Reformları ağırdan almanız ilişkileri olumsuz etkiliyor' mesajı gönderdi

Güven Özalp


Türkiye-AB ilişkilerinin şekillendirilmesinde en üst düzey karar organı olan Ortaklık Konseyi'nin 45'inci toplantısı bugün Lüksemburg'da yapılırken, Kıbrıs Rum yönetiminin ortaya koyduğu talepler ve bugün başlaması planlanan fiili müzakerelere yönelik "veto tehdidi" Türkiye-AB ilişkilerini kritik bir aşamaya soktu. Rumlar, Bilim ve Araştırma başlığında AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakerelerin açılıp geçici süre için kapatılmasına itiraz ediyor.
AB kanadı, bir taraftan Rumların ikna edilebileceği görüşünü korurken, bir taraftan da Ortaklık Konseyi'nde başta reform süreci olmak üzere Türkiye'yi eleştiri yağmuruna tutmaya hazırlanıyor. Kritik iki toplantı öncesinde konuşan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Ankara'yı son kez uyararak, "Reformları ağırdan almanız ilişkileri olumsuz etkiliyor" dedi. Brüksel'deki konuşmasında aylardır verdiği uyarı mesajlarını yineleyen Rehn, Ankara'nın sık sık tersini dile getirmesine karşın, "Reform sürecinde ciddi bir düşüş olduğunu" ifade etti. Rehn'in Ortaklık Konseyi sırasında, siyasi kriterler ışığında reformların kesintisiz bir şekilde uygulanmasının şart olduğunu vurgulayacağı ve "Reformların hızı, katılım müzakerelerinde ne kadar ilerleme kaydedileceğini de belirleyecek. Bu yıl için elle tutulur daha fazla ilerleme kaydedilmesi kesinlikle gerekli" diyeceği öğrenildi.

Viyana ve Londra bastırıyor
Zaman zaman Türkiye aleyhtarlığı nedeniyle eleştirilen dönem başkanı Avusturya, Rumların yarattığı krizin çözümü için büyük çaba harcıyor. Hafta sonu boyunca Viyana-Brüksel-Atina ve Rum Kesimi arasında telefon trafiği aralıksız sürdü. Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis ve Rehn'le çok sayıda görüşme yaptı. Rehn de Rum Kesimi'yle temaslarını sürdürdü.
İçeriği uygun olmasa da Bilim ve Araştırma faslında fiili müzakerelerin tamamlanmasını limanlar ve havaalanlarının açılması ve tanınmayla bağlantılı hale getirmeye çalışan Kıbrıs Rum Kesimi'nin taleplerini karşılamak için AB Komisyonu formül arıyor. Nitekim Avusturya, bugün AB bakanlarına yeni bir öneri sunacak. Buna göre AB'nin müzakere tutum belgesinde Birlik tarafından 21 Eylül 2005'te yayımlanan Kıbrıs deklarasyonuna atıfta bulunulacak. Bu deklarasyonda Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülükleri hatırlatılarak 2006 içinde değerlendirme yapılacağı vurgulanıyordu. Gelinen aşamada AB bunun ötesine geçmeyi düşünmüyor. Rumların istediği tanıma ve ilişkilerin normalleştirilmesi konularına atıf ise yapılacak konuşmalarda yer alacak. Rum manevraları, bu kez AB içinde de kabul görmüyor. AB yetkilileri, "Önerilerimize yönelik manevralarına bakarsak, Kıbrıs'ın gerçek anlamda ne istediğini biz de pek anlamış değiliz" diyorlar. Krize bu sabah Lüksemburg'da yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısında siyasi çözüm bulunması bekleniyor.

Kritik uyarılar

AB ile Türkiye arasındaki en yüksek karar organı olan Ortaklık Konseyi'nde Brüksel, Ankara'yı yoğun bir şekilde eleştirecek ve uyaracak. Öne çıkacak ana mesajlar şunlar:
Reform süreci: AB, sürecin yavaşladığı ve uygulamada aksaklık yaşandığı görüşünde. Özellikle uygulama alanında "ek çaba" AB'nin öncelikli beklentisi. İfade özgürlüğü ve dini özgürlükler de Brüksel'in önem verdiği konuların başını çekiyor. Ordunun kendisini ilgilendiren konularda ve hükümetin izniyle açıklama yapması istekler arasında yer alıyor.
Ek Protokol: Türkiye'nin limanlarını ve havalimanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmasını isteyen Ek Protokol konusunda Ankara'nın yükümlülüklerini yerine getirmesi isteniyor. Bu yapılmazsa ilgili müzakere başlıklarının açılmayacağı uyarısı AB'nin bu konudaki mesajlarını oluşturuyor.
Gümrük Birliği: AB, Türk tarafının bazı yükümlülüklerini yerine getirmemesinden yakınıyor.

Gül bekleyecek

Kayseri'de konuşan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye ile AB arasında "Bilim ve Araştırma" alanında fiili müzakerelerin açılıp kapatılmasını, Türkiye limanlarının Rum gemilerine açılması koşuluna bağlamak isteyen Kıbrıs Rum Kesimi'ne eleştiriler yöneltti. Lüksemburg'da bugün yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısına katılma kararını, sabah toplantısında ortaya çıkacak duruma göre belirleyeceğini dile getiren Gül şöyle konuştu: "Üzerine basa basa söylüyorum, orada siyasi bir irade varsa gitmem. Dönem başkanıyla da konuyu görüştüm. Havaalanına gidip beklemem. Kıbrıs Rum tarafı yüzünden ortaya çıkan bu gecikme ve sorun AB'li bakanlar tarafından da kabul edilirse, kendimize yeni bir politika oluştururuz."

MILLIYET 12/06/06

Bakoyani Rumlara çok kızgın

Bakoyani Rumlara çok kızgın

Yunan bakan, Patrikhane'de eşi İsidoros ve oğlu Kostas ile pazar ayinine katıldı. FOTOĞRAF: REUTERS

12/06/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani, İstanbul'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmeye hazırlandığı sırada, Rum Yönetimi'nin Türkiye'nin AB'deki müzakerelerini veto tehdidini masaya sürdüğünü öğrenince küplere bindi.
Elefterotipia'ya göre Rumların tavrından haberdar olan Bakoyani derhal Atina'yı arayıp Başbakan Kostas Karamanlis'le görüştü. Karamanlis de konudan habersizdi. Bakoyani'nin sonra Lefkoşa'yı arayıp bilgi istediğini yazan gazete "Dora'nın yüksek sesi neredeyse Lefkoşa'da bile duyuldu. Türk-Yunan yakınlaşmasına hiç iyi bakmayan Rum lideri Tasos Papadopulos böylece Dora'nın yetki sınırlarını test etti" dedi. Yunan Dışişleri çevreleri, Bakoyani'nin bugün AB dışişleri bakanları toplantısı öncesi kararsız olduğunu, danışmanlarının hem "Kıbrıs'ı yalnız bırakamayız" hem "Türkiye'yi sürekli veto mantığına giremeyiz" dediklerini belirtti.

Karaköy'den baklava aldı
Bakoyani ülkesine dönüşte, Karaköy Güllüoğlu'ndan 5 kg. fıstıklı baklava aldı. Baklavalar, Türk-Yunan bayraklı kutularda satıldı.

Kretschmer: Bu, kriz değil

Kretschmer: Bu, kriz değil

Avrupa Komisyonu Ankara Temsilcisi Kretschmer: Kıbrıs, müzakere sürecinde sadece bir sorun. Müzakere süreci her türlü diplomatik savaşın yaşandığı bir süreç. Diğer AB ülkeleri bu süreçte ne yaşadıysa Türkiye de onu yaşıyor

12/06/2006 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ

ANKARA - Avrupa Komisyonu Ankara Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer'e göre, Türkiye-AB ilişkilerinde iddia edildiği gibi Kıbrıs nedeniyle bir kriz yok, yaşananlar sadece bir sorun. Bu da karşılıklı adımlarla çözülecek. Görev süresi ekimde dolacak olan Kretchmer, Türkiye'deki dört yılını ve son günlerde Türkiye ile AB arasında yaşanan gerilimi değerlendirdi. Kretschmer, şunları söyledi:
Bu bir süreç: 12 Haziran öncesi Ankara ve AB'nin Kıbrıs krizi yaşadığını söyleyenler yanılıyor. Bu bir müzakere süreci. Ankara'nın karşısında 25 birlik üyesi var. Hepsinin ortak bir zeminde buluşması zaman alıyor, o kadar. Taraflar görüşlerini paylaşıyor. Kıbrıs konusunun sorun olduğunun herkes farkında.
Kıbrıs için zaman var: Kıbrıs sorununun çözümü için zaman var. Ankara'nın, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü onaylayıp uygulaması gerekiyor. AB de, KKTC'ye 259 milyon avroluk mali yardımı onayladı. AB adada olacak ve KKTC'nin bu yardımdan en iyi şekilde yararlanmasını sağlayacak. Doğrudan ticaret konusunda da Rum yönetiminin isteklerinden çok, adadaki dengeleri gözetiyoruz. Kıbrıs sorununa çözüm için adımlar karşılıklı atılacak. Kimse Ankara'dan tek taraflı adım beklemiyor.
Tarihi dönüşüm: Ankara, 12 Haziran'da bir başlıkta fiili müzakerelere başlayacak, ama yıl sonuna kadar bu üçe, dörde çıkacak. Bu, Türkiye için gerçekten tarihi bir dönüşüm. Kıbrıs krizi çıkacak, müzakereler askıya alınacak spekülasyonlarıyla zaman kaybetmek yanlış. Müzakere süreci her türlü diplomatik savaşın yaşandığı, görüşmelerin bazen hafifleyip, tıkandığı bir süreç. Diğer AB ülkeleri bu süreçte ne yaşadıysa Türkiye de onu yaşıyor.
AKP'ye takdir: AKP hükümetinin, AB yolundaki başarısını takdir etmek zorundayız. Büyük risk aldılar ve özellikle yasal reformların çıkması için çalıştılar. Bu süreçte halkın da güvenini kazandılar. Türkiye'nin AB yolundaki önemli tarihleri onlarla anılacak. AB'ye ilgileri sürüyor, vazgeçmeleri için sebep yok.
TÜSİAD'a kulak verin: Türkiye'nin reform sürecine yoğunlaşması gerekirken, son siyasi tartışmalarla neler kaybettiğini en güzel TÜSİAD dile getirdi. Laiklik tartışmaları ülkenin istikrarını sarstı. Reform yerine dini konuları konuşmak, halkın düşüncelerini dağıttı. Erken seçim istemek, gerçekten istikrara karşı gelmekti, halkın oylarına saygısızlıktı. Hem hükümetin hem de diğer çevrelerin TÜSİAD'ın uyarılarına kulak vermesi şart.
Askerin endişesi yersiz: Dört yıl boyunca Genelkurmay binasına sadece bir kere gittim. Ama başkan Hilmi Özkök'le hiç görüşmedim. Askerlerin, yaptıkları açıklamalarda genel olarak AB sürecini desteklediklerini gördüm, ama bu süreçte sürekli endişeli olduklarını da söylediler. Bu endişeleri yersiz görüyorum. Kopenhag Kriterleri'ne uyum hiçbir şekilde Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne zarar veremez. AB'ye uyum, Türkiye'yi sadece daha demokratik ve hukukun üstünlüğünün hâkim olduğu bir ülke yapmayacak, kurumları daha istikrarlı ve işlevsel hale getirecek. Umarım, reform süreci çok müdahale olmaksızın, rasyonelce tamamlanır ve Türkiye daha güçlü, daha istikrarlı bir ülke olur.
Vakıflar ve Ruhban Okulu: İlerleme Raporu ekimde yayımlanacak. Türkiye'ye yine çok açık bir ev ödevi listesi sunacağız. Bu listenin başında vakıflar yasa tasarısının reformize edilmesi ve Heybeliada Ruhban Okulu' nun açılması geliyor. Her iki konuyu da din özgürlüğüyle eşdeğer tutuyoruz. AB, bu isteklerinden asla vazgeçemez. Türkiye, gayrimüslim cemaat vakıflarının üçüncü şahıslara geçmiş mallarını verirse hiçbir şey kaybetmez. İlerleme Raporu'nda, yine kadın hakları, azınlık hakları, işkenceyle daha çok mücadele, ifade özgürlüğü konularında uygulama beklediğimizi açıkça söyleyeceğiz. Türkiye reform yapmayı biliyor, uygulamayı da öğrenmeli.
Güneydoğu unutulmamalı: Hükümetin Güneydoğu'yu unutmaması gerekiyor. Bir eylem planından söz edildi ama arkası gelmedi. Bu planı görmek ve biz de destek olmak istiyoruz. Hükümet, bölgeye daha çok yoğunlaşırsa, barış için daha çok adım atmış olur. Ankara'ya AB'den bu konuda çok telkin gelecek.
İşimi yaptım: Bana, 'İçişlerimize çok karışıyorsunuz' eleştirileri yöneltildi, hiç alınmadım. Çünkü işimi yaptım. Türkiye'ye yol gösterdim, desteğim her zaman sürecek.

Özleyecek
Neredeyse Türk oldum: Edirne'den Hakkâri'ye kadar Türkiye'yi gezdim. Sokaktaki Türklerle arkadaş oldum. Neredeyse Türk oldum. Hepsi, 'Ne zaman AB üyesi olacağız' diye soruyordu. Daha iyi bir hayat için AB üyeliğini hepsi istiyor. Türkler sıcakkanlı, misafirperver ve duygusal insanlar. Hepsi daha iyi bir hayatı hak ediyor. Türkiye, doğal zenginlikleriyle harika bir ülke. Ama Avrupa kamuoylarındaki Türk imajı çok farklı. Bu imaj değiştirilmeli.
Ankara sıkıcıydı: Türkiye unutulmaz bir deneyim oldu. Burada tarih ve kültür iç içe. Türkiye'ye hayran kaldım. Ama Ankara, daha cazip yapılabilir. Çocuğunuz ya da işiniz yoksa Ankara çok sıkıcı olabilir. Ankara, hayatla buluşmak için çok az seçenek sunuyor. Türkiye'yi özleyeceğim. Çok sevdiğim içli köfte, pilav ve hamsi-rakı'yı başka nerede bulabilirim ki. Ayrılık, şimdi bana küçük bir ölüm gibi.

Gül'den AB'ye rest

Gül'den AB'ye rest

Gül, toplantıya gitmeyebileceğini dönem başkanı Avusturya'ya da ilettiğini söyledi. FOTOĞRAF: DEMET ÖZTÜRK / DHA

Bakan Gül: Rumların görüşünü AB de benimserse ben Lüksemburg'a gitmem. Yeni bir politika belirleriz. Başbakan Erdoğan: Gireceksek onurumuzla gireriz...

12/06/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA/KAYSERİ - AB-Türkiye ilişkilerinde bir adım ileri atılması beklenirken kriz geleneği bir kez daha tekerrür ediyor. Bu kez fiili müzakerelere başlanmasının arifesinde, Rum Yönetimi bilim-teknoloji başlığının aynı gün açılıp kapatılmasını Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü uygulaması, Rumları tanıyıp ilişkileri normalleştirmesi şartlarına bağlamaya çalışırken, Ankara yine AB'ye rest çekti.
Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdulan Gül, dün Kayseri'deki parti toplantısından AB'ye mesaj görderdi. Erdoğan, "Nereye girersek girelim onurumuzla gireriz. Hiç kimse onurumuzdan en ufak bir parçasını koparamaz" derken, Gül, AB dışişleri bakanlarının bu sabah 09.30'daki toplantısından çıkacak karara göre yeni bir politika oluşturabilecekleri mesajını verdi.

'Havaalanında beklemem'
Dışişleri Bakanı, AB bakanlar toplantısında Rum görüşlerinin kabul edilip edilmeyeceğine bakarak, fiili müzakerelerin başlayacağı Lüksemburg'daki Hükümetlerarası Konferans'a gidip gitmemeye karar vereceklerini tekrarladı. Türkiye için kilometre taşlarından biri olan bilim-teknoloji başlığının açılmasını Rumların siyasi meselelere bağlama çabasına atıf yapan Gül, "Oraya havaalanında beklemek için gitmem. Lüksemburg'daki toplantının siyasi engelle mi, siyasi irade yüzünden mi gecikip gecikmediğine bakacağım. Üzerine basa basa söylüyorum, orada siyasi bir irade varsa gitmem. Dönem Başkanı'yla da konuyu görüştüm. Rumlar yüzünden ortaya çıkan gecikme ve sorunu, AB'li bakanlar kabul ederse, kendimize yeni bir politika oluştururuz" dedi.
Erdoğan da şunları söyledi: "Biz nereye girersek onurumuzla gireriz. Bir şeyler koparmak için değil, bir şeyler katmak için gireriz. Kazanımlar karşılıklıdır, ama biz bir dünya ülkesiyiz. Dünya ülkesi olarak kendi içimize kapanmamızın bir anlamı yok."

Yakovu: Veto masada
Ankara rest çekedursun, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu da bu sabahki AB bakanlar toplantısında Türkiye'nin müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanabilecekleri tehdidini savurdu. Rum tarafının veto hakkını kullanmasının ihtimal dışı olmadığını söyleyip "Her şey açıktır" diyen Yakovu, bilim ve araştırma başlığının bir günde açılıp kapatılmasına itirazını "Türkiye'ye, AB'ye yükümlülüklerini yerine getirmeden de bir faslın kapanabileceği gibi yanlış bir mesaj verir" diye gerekçelendirdi.

Dışişleri iyimser
Gül sabahki toplantıdan olumlu haber gelirse öğleden sonra Lüksemburg'a hareket edecek. Hükümetlerarası Konferans akşamüstü başlayacağından Ankara AB'ye zaman kazandıracak. Diplomatik kaynaklar, "Türkiye'nin AB süreci sancılı bir süreç, son dakika krizlerinin yaşanması çok normal. Sonunda, Türkiye AB treninde ve bu trenden inmeyecek" diyor. Bu değerlendirmenin ışığında nihayetinde Gül'ün Lüksemburg'a gidip Türkiye'nin fiili müzakerelere başlayacağı senaryosu ağır basıyor.

Kıbrıs Rum basını: AB'nin çeşitli yerlerinden yüzümüze gürültülü üç tokat atıldı

Sürekli"Türkiye'ye atılan tokatlar"dan söz eden Rumların yüzüne son günlerde AB'nin çeşitli yerlerinden "gürültülü üç tokat" atıldığı belirtildi. Rum basını, Rumlara "üçlü tokat"ın sahiplerini Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, AP Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe ve Fransız Le Monde gazetesi olarak sıraladı.

Rum basınına göre, 4-7 Haziran günlerinde Rumlar güçlü üç tokat yedi. Bu tokatlardan ilki, 4 Haziran'da Fransız Le Monde gazetesince atıldı. Dünyanın en prestijli gazetelerinden Le Monde gazetesi, Rumları, Annan Planını reddettikleri ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonu nedeniyle sert dille eleştirdi.

Cyprus Mail gazetesi, "Le Monde, belki dünyada tezlerimize en çok destek veren gazete idi. Son 40 yılda Rumlar ve Kıbrıs (Rum) hükümetini eleştiren hiç bir şey yazmamıştı" ifadesini kullandı.

İkinci tokat

Rum basınına göre aynı gün ikinci bir tokat, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe'den geldi.

KKTC'de görüşmelerde bulunan AP heyetinde yer alan Rothe, "Buraya Kıbrıslı Türk toplumu ile dayanışmamızı dile getirmek için geldik. AP'deki sosyalist grup Annan Planı'nı destekliyor" diyerek Rumların yüzüne "iki eli" ile tokat attı.

Rothe'nin 2004 yılının ortasına kadar AP'de Rum Yönetiminin en büyük destekçilerinden biri olduğu, Rum Kesimi'nin AB'ye katılmasında önemli bir rol oynadığı anımsatıldı.

Üçüncü tokat

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşmek üzere Berlin'e davet edildiğinin açıklandığı 7 Haziran'da Rumların yüzüne üçüncü tokat atıldığına dikkat çekildi.

O tarihe kadar sadece ABD ve İngiltere'nin KKTC'nin statüsünü yükseltmeye çalıştığını belirten Rum basını, bu olayla birlikte, "Almanlar düşmanlarımız listesine dahil edildi" ifadesini kullandı.

KIBRIS 12/06/06

Türkiye için karar günü

Türkiye-AB ilişkilerinin şekillendirilmesinde en üst düzey karar organı olan Ortaklık Konseyi'nin 45'inci toplantısı bugün Lüksemburg'da yapılacak

Türkiye için karar günü

ÖNEMLİ GÜN... Ortaklık Konseyi'nin bugünkü toplantısı, bilim ve araştırma başlığında, Türkiye için AB ile fili müzakerelerin başlatılması açısından önem taşıyor. Ortaklık Konseyi toplantısının ardından düzenlenmesi öngörülen Hükümetler Arası Konferans ile bilim ve araştırma faslında Türkiye ile fiili müzakerelerin başlatılması için, dönem başkanı Avusturya'nın diplomatik çabaları sürüyor

UZLAŞI ARAYIŞI... Edinilen bilgiye göre, Avusturya ile Kıbrıs Rum kesimi, İngiltere ve AB Komisyonu arasındaki yoğun görüşmelerde bilim ve araştırma faslında AB ortak tutum belgesi üzerinde uzlaşma aranıyor. İçeriği uygun olmasa da bilim ve araştırma faslında fiili müzakerelerin tamamlanmasını limanlar ve havaalanlarının açılması ve tanınmayla bağlantılı hale getirmeye çalışan Kıbrıs Rum kesiminin taleplerini karşılamak için AB Komisyonu formül arıyor

RUMLARIN ENGELLEME ÇABALARI SÜRÜYOR... AB Daimi Temsilcileri (COREPER) seviyesinde yalnız kalsa da ısrarlı tutumuyla uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesiminin, bilim ve araştırma faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını engellemeye çalıştığı ifade ediliyor.

Türkiye-AB ilişkilerinin şekillendirilmesinde en üst düzey karar organı olan Ortaklık Konseyinin 45'inci toplantısı bugün Lüksemburg'da yapılacak.

Ortaklık Konseyinin bugünkü toplantısı, bilim ve araştırma başlığında AB ile fili müzakerelerin başlatılması açısından da önem taşıyor.

Türkiye, AB Komisyonu ve AB Konseyi temsilcilerinden oluşan bakanlar düzeyindeki Ortaklık Konseyi yılda iki kez toplanıyor ve kararlarını oy birliğiyle alıyor.

Türkiye ile Topluluk arasında 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile kurulan Ortaklık Konseyinin gündemi, üst düzey bürokratlar seviyesindeki Ortaklık Komitesince belirleniyor.

AB'nin ortak tutum belgesi taslağında, Türkiye'nin reformları hızlandırması, sivil-asker ilişkilerini normalleştirmesi, dini azınlıklara daha fazla özgürlük sunması, Gümrük Birliğini 10 yeni AB üyesine genişleten Ek Protokolü eksiksiz uygulaması, komşu ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi ve AB-NATO işbirliğini engellememesi gibi talepler yer alıyor.

Ortaklık Konseyi toplantısının ardından düzenlenmesi öngörülen Hükümetler Arası Konferans ile, bilim ve araştırma faslında Türkiye ile fiili müzakerelerin başlatılması için, dönem başkanı Avusturya'nın

diplomatik çabaları sürüyor.

Edinilen bilgiye göre, Avusturya ile Kıbrıs Rum kesimi, İngiltere ve AB Komisyonu arasındaki yoğun görüşmelerde bilim ve araştırma faslında AB ortak tutum belgesi üzerinde uzlaşma aranıyor.

AB Daimi Temsilcileri (COREPER) seviyesinde yalnız kalsa da ısrarlı tutumuyla uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesiminin, bilim ve araştırma faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını engellemeye çalıştığı ifade ediliyor.

İçeriği uygun olmasa da bilim ve araştırma faslında fiili müzakerelerin tamamlanmasını limanlar ve havaalanlarının açılması ve tanınmayla bağlantılı hale getirmeye çalışan Kıbrıs Rum kesiminin taleplerini karşılamak için AB Komisyonu formül arıyor.

Müzakere krizine yarın sabah saatlerinde Lüksemburg'da yapılacak AB Dışişleri Bakanları toplantısında (Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi) siyasi çözüm bulunması bekleniyor. Bunun gerçekleşmemesi halinde, Ortaklık Konseyi toplantısında Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır tarafından temsil edilmesi teknik olarak mümkün görülüyor.

KIBRIS 12/06/06

Rum engeli aşıldı

Lüksemburg’taki AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda, Rum yönetiminin itirazları aşılarak, müzakerelere ilişkin ortak tutum belgesi üzerinde uzlaşmaya varıldı.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 09:41 ET 12 Haziran 2006 Pazartesi

LÜKSEMBURG - AB ile fiili müzakerelerin başlamasına Kıbrıslı Rumların çıkardığı engel, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi’nde aşıldı. Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile yaptığı görüşmelerin ardından AB dönem başkanı Avusturya’nın son önerisini kabul ettiklerini bildirdi. Böylece müzakerelerle ilgili ortak tutum belgesine eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmış oldu.

Uzlaşmanın ardından, ‘bilim ve araştırma’yla ilgili müzakere başlığının bugün açılması ve kapatılması bekleniyor.

Belgede Rum yönetimini ikna etmek için Türkiye’nin Gümrük Birliği ve ek protokol konularında sorumluluklarını yerine getirmesinin önemine işaret edildi. Aksi halde bütün müzakere sürecinin olumsuz etkileneceği vurgulandı.

Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde ‘bilim ve araştırma’ faslına geri dönebileceği de belirtildi. Türkiye’nin Rum yönetimiyle ilişkilerine yönelik olarak AB’nin 21 Eylül 2005’te yayınladığı karşı deklarasyona da atıfta bulunuldu.

Ancak Rum yönetiminin tanınma konusundaki talebi belgede yer almadı. Lüksemburg’da son gelişmelerin ardından Türkiye’yle bugün yapılması öngörülen ortaklık konseyi toplantısının 19:00’da başlatılmasına yönelik hazırlıklar yapılıyor.

Müzakereler fiilen başladı

Türkiye, 3 Ekim’de Avrupa Birliği ile müzakere sürecine dahil olmasından yaklaşık sekiz ay sonra, fiili müzakerelere başladı.

Olli Rehn, Ursula Plassnik, Abdullah Gül ve Ali Babacan.

 

NTV

Güncelleme: 01:57 TSI 13 Haziran 2006 Salı

LÜKSEMBURG - Bilim ve araştırma başlığıyla ilgili müzakereler, Lüksemburg’da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün katıldığı toplantıda açılıp kapandı. Genişlemeden Sorumlu üye Olli Rehn, TCK, din özgürlüğü ve Güneydoğu’daki gelişmelerden endişeli olduğunu söyledi.

Avrupa Birliği Dönem Başkanı Avusturya’nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, 35 müzakere başlığından bilim-araştırma başlığının tamamlandığını söyledi.

Plassnik, Avrupa Konseyi tarama raporunda iyi bir düzeye ulaştığını da sözlerine ekledi. Plassnik, bugün gerçekleşen gecikmenin de sürpriz değil aslında bir uyarı olduğunu belirtti.

ÖNEMLİ 3 KRİTER VAR”
Genişlemeden Sorumlu üye Olli Rehn ise, olağandışı bir durum yaşanmadığını ifade etti. Bizim için 3 kriter önemli diyen Rehn, “İfade özgürlüğünde olumlu gelişmeler yaşanmalı. Türkiye’de olumsuz bazı kararlar alındığını gördük. Türk Ceza Kanunu’nda olumlu gelişmeler yaşanmasını bekliyoruz. Din özgürlüğü konusunda çok az ilerleme kaydedildi. Özellikle gayrımüslüm azınlıklar konusunda ve vakıflar konusunda daha fazla çaba bekliyoruz. Son olarak da Güneydoğu’daki olaylardan endişe duyuyorum” diye konuştu.

Rehn, bugünkü kararın ileriye atılmış önemli bir adım olduğunu belirterek, Türkiye’nin ek protokolü uygulaması gerektiğini de söyledi.

GÜL: KIBRIS’TA ÇÖZÜM BM TEMELİNDE OLMALI
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasında en önemli karar organı olan Ortaklık Konseyi’nde yaptığı konuşmada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın çözüm çabalarına AB’nin destek vermesini talepetti ve Kıbrıs’ta çözümün BM Genel Sekreteri’nin çözüm planı temelinde olması gerektiğini bildirdi.

”ADA’DA TÜM KISITLAMALAR KALDIRILMALI”
Toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, Rum Kesimi’ne limanların ne zaman açılacağı yönündeki soruya “Bu konuyu AB ve Türkiye farklı değerlendiriyor. Ancak yapıcı bir çözüm için Türkiye tüm iyiniyetini gösteriyor. Ada’daki kısıtlamaların hepsi aynı anda kaldırılırsa işler çok daha kolay olur” diye yanıtladı.

Lüksemburg'da sıcak karşılama


13 Haziran, 2006 00:00:00 (TSİ) CNN TURK

AB ile fiili müzakerelerin başlamasının önündeki son engelin aşılmasının ardından, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Lüksemburg'da Türkiye ile AB arasında en önemli karar organı olan Ortaklık Konseyi'nin toplantısına katıldı.

Ortaklık Konseyi'nin toplantısına Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan da katılırken, Gül'ü AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'in ve AB Ortak savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın sıcak bir şekilde karşıladığı gözlendi.
 
Gül, Rumların taleplerine Ankara'nın set çektiğini belirtti.
 
Uzlaşma nasıl sağlandı?
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşıldı. 
 
AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceleyen Ankara, Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı aldı. 
  
Lüksemburg’a gitmeden önce Esenboğa Havaalanı'nda basına açıklamada bulunan Gül, AB sürecine ve müzakerelere ilişkin olarak “bu sürecin inişleri çıkışları tabiatında vardır... Önemli olan bunlarla beraber yaşayıp, neticeye ulaşmaktır. Netice de tam üyeliktir” dedi.
 
AB’li muhataplarına düşüncelerini ‘sabırlı, kararlı ve samimi’ bir şekilde söyleyeceklerini belirten Gül, “reform sürecini gayet dikkatli bir şekilde devam ettiriyoruz. Meclis kapanmadan önce Dokuzuncu Uyum Paketini de çıkartacağız” sözlerini kullandı.
 
Gül, bu hafta içinde ombudsmanlık kanununun ve askeri mahkemelerle ilgili kanunun Meclis'ten geçeceğini tahmin ettiklerini belirtti.

"Çözüme ulaşmak kolay olmadı" 
 
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, birliğin, Türkiye ile fiili müzakereleri bugün başlatması konusunda, 'çözüme ulaşmanın kolay olmadığını' söyledi. 
 
AB Genel İşler ve Dışişleri Konseyi toplantısının ardından Ursula Plassnik ve AB'nin Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Olli Rehn, ortak bir basın toplantısı düzenledi.
 
Türkiye ile fiili müzakerelerin başlaması konusunda Kıbrıs Rum kesiminin çıkardığı engele atıfta bulunan Plassnik, ''sonunda bir uzlaşmaya vardık'' dedi.
 
Plassnik, bununla birlikte Türkiye'nin Gümrük Birliği’ni AB'nin yeni üyelerini de kapsayacak biçimde uygulaması konusunda taahhütlerini yerine getirmesini beklediklerini söyledi. 
 
"Türkiye'ninki yasal, AB'ninki siyasal"
 
''AB, Türkiye'ye sorumluluklarını hatırlatırken, kendisi KKTC'ye yönelik sorumluluklarını yerine getirecek mi?'' biçimindeki sorusu üzerine Plassnik, AB'nin bu konudaki çalışmalarının sürdüğünü bildirdi ve ''Türkiye'nin bu konuda taahhüdü yasal, AB'nin ki ise siyasal'' diye konuştu.
 
Basın toplantısında aynı soruyu yanıtlayan Olli Rehn ise, iki konu arasında bağlantı kurmanın yanlış olduğunu ileri sürdü.
 
Türkiye ile fiili müzakerelere bilim ve araştırma bölümünde bugün başlanıp, daha sonra hemen geçici olarak kapatılacağını hatırlatan Rehn, ''müzakerelerin bilim ve araştırma bölümünün açılıp kapanması, katılım sürecinin iyi bir biçimde sürdüğünü ve AB'nin taahhütlerini yerine getirmeyi sürdürdüğünü gösteriyor''dedi. 

Genişlemede hız önemli değil"
 
Genişleme sürecini tren seferine benzeten Rehn, ''AB genişlemesi, hızlı tren seferi gibi değil, güvenli tren seferi gibi olacak. Burada hız değil, sürdürülebilirlik ve kalite önemli'' dedi. 
 
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a gelmesinin ardından, önce Türkiye ve AB arasındaki en önemli karar organı olan Ortaklık Konseyi toplanacak.
 
Daha sonra fiili müzakerelerin ilk faslı olan bilim ve araştırma bölümünün açılıp, geçici olarak kapanmasına olanak sağlayacak Hükümetlerarası Konferans  toplanacak.
 
'Hazmetme' kapasitesine vurgu
 
Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy, AB'nin iyi işlemesi için, 'birliğin hazmetme kapasitesiyle ilgili kriterlerin yerine getirilmesi gerektiği' yolundaki açıklamalarını yineledi.
 
AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi toplantısını ardından basın toplantısı düzenleyen Douste-Blazy, AB'nin yeni bir genişleme dalgası için iyi hazırlık yapması ve yeni genişlemenin 'kontrollü' olması gerektiğini söyledi.
 
Fransa Dışişleri Bakanı, Fransa'nın ardından diğer AB ülkelerinin de bu konuya daha fazla destek vermeye başladığını kaydetti.
  
AB'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na atıf

Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açıldı. 
 
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulandı.
 
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denildi.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyor.
 
Avusturya, AB'nin müzakerelere ilişkin Ortak Tutum Belgesi'nde sorun çıkaran Kıbrıslı Rumlara TSİ 14.00'e kadar süre vermişti.
 
Rumlar ne istiyordu?

Uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesimi, 'bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını engellemeye çalıştı.
 
İçeriği uygun olmasa da 'bilim ve araştırma' faslında fiili müzakerelerin tamamlanmasını 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalışan Rum kesiminin taleplerini karşılamak için AB geçtiğimiz haftadan bu yana formül arıyordu.
 
AB Türkiye'den neler bekliyor?
 
AB'nin üzerinde anlaştığı Ortak Tutum Belgesi'nde, siyasi ve ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi için Türkiye'nin atması gereken adımlar sıralanıyor.
 
Belgede en önemli vurgu, ordunun siyaset ile ilişkisi hakkında yapılıyor ve ‘askerin kamuya yaptığı açıklamalar sadece askeri konular ile sınırlı olmalı ve sadece hükümetin yetkisi altında yapılmalı’ ifadesine yer veriliyor.
 
Belgedeki bir diğer önemli vurgu da yargı konusunda. 9 kasım 2005'te Umut Kitabevi'ne düzenlenen bombalı saldırıyla ilgili davada hukukun üstünlüğü çerçevesinde bir sonuç beklendiği belirtiliyor.
 
Güneydoğu'da artan olaylardan PKK'nın sorumlu tutulduğu belgede Avrupa Birliği, PKK'yı kınayarak örgütün bütün şiddet ve provokasyon olaylarına derhal son vermesini istiyor.
 
Belgede AB, Türkiye'yi Heybeli Ruhban Okulu’nu açmaya ve Alevilerin hakları konusunda atım atmaya çağırıyor.
 
Belgeye göre taslak halindeki Terörle Mücadele Yasası AB'de kaygı uyandırıyor ve bu konularda yeni adımlar atılması beklendiği vurgulanıyor.
 
Türkiye'de, düşünce özgürlüğü, din özgürlüğü, işkence ve namus cinayetleri ile ilgili kaygıların da devam ettiği vurgulanıyor.
   
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

DIŞ BASININ YORUMU

Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung, Türkiye'ye karşı her zaman adil davranılmadığını, ancak tam üyeliğinin tüm AB ülkeleri tarafından stratejik bir hedef olarak görülmediğinin de bir gerçek olduğunu yazdı.

 

Süddeutsche Zeitung gazetesi ise Türkiye'nin, İran ile yaşanan krizin giderilmesi yönünde önemli çabaları olduğuna işaret ederek, ''bu, Türkiye'nin daha şimdiden Avrupa için ne denli önemli olduğunu gösteriyor. İlişkiler, küçük bir ada uğruna ortaya çıkan trajik bir ihtilafa kurban edilmemeli'' denildi.

 

Nürnberger Zeitung, Türkiye'nin, sorumluluklarını yerine getirmeyi düşünmediğini iddia ederek, Ankara'nın Kıbrıs Rum kesiminden gelen uçak ve gemilere liman ve havaalanlarını açmayarak AB yasalarına karşı geldiğini öne sürdü.

 

İngiliz The Guardian gazetesi Türkiye’nin AB ile fiili müzakerelere başlamasını, “Avrupa Birliği dışişleri bakanları Kıbrıs ile bir uzlaşmaya vardıktan sonra, Türkiye ile ayrıntılı müzakerelerin başlaması için ortak bir pozisyon belirledi” şeklinde duyurdu.

 

International Herald Tribune gelişmeyi internet sayfasında ‘AB bakanları Türkiye müzakerelerinde uzlaşmaya vardı’ başlığıyla duyururken, The Washington Post gazetesi ise ‘AB Türkiye müzakerelerinin önündeki Kıbrıs engelini şimdilik kaldırdı’ yorumunu yaptı.

 

Kıbrıs’ın ısrarının Demokles’in kılıcı gibi Türkiye’nin başı üzerinde olacağı yazılan haberde, Türkiye’nin Kıbrıs Rum yönetimini Gümrük Birliği’ne dahil etmemesi halinde müzakerelerin genelinin etkileneceği belirtildi.

CNN TURK 13/06/06

Fiili müzakereler resmen başladı


13 Haziran, 2006 07:26:00 (TSİ) CNN TURK

AB ile fiili müzakereler Rumların tüm engelleme çabalarına karşın başladı. Bilim ve araştırma başlığı Rumların itirazlarına rağmen açılıp kapandı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tartışmalı geçen toplantıların ardından, ''yapamayacağımız tek şey Kıbrıs konusunda tavizdir'' dedi.

Gül, toplantıların ardından AB Dönem Başkanı Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Olli Rehn ve başmüzakereci Ali Babacan ile ortak basın toplantısı düzenledi.
 
Gül, 'Kıbrıs konusu yüzünden Türkiye-AB ilişkilerinin gereksiz bir şekilde zehirlenmesine izin vermemek gerektiğini' söyledi. 
 
Kıbrıs'ta çözüm konusunda Türk tarafının elinden geleni yaptığına işaret eden Bakan Gül, çözüm için Rumların 'hayır' dediğini hatırlattı. 
 
Kıbrıs sorunun çözümüne herkesin olumlu ve yapıcı bir biçimde yaklaşması gerektiğini belirten Gül, ''Ada'daki bütün kısıtlamalar kaldırılırsa kalıcı çözüme doğru adım atılmış olur'' dedi. 
 
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda hazırladığı ve Ada'daki tüm kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik eylem planında atıfta bulunan Gül, ''bunlar AB'nin ruhuna hem de BM'nin ruhuna uyan tekliflerdir'' diye konuştu.
 
"Sorumlu biz olmayız"
 
Basın toplantısında bir gazetecinin, Olli Rehn'in, ''Türkiye, Ankara Antlaşması'nı uygulamadığı takdirde tren kazası olur'' biçimindeki açıklamasını hatırlatması üzerine Gül, ''eğer tren kazası olursa bu kazanın tek sorumlusu ve tek zararlısı Türkiye olmaz. Herşeyi sadece Türkiye'den beklemek yanlış'' dedi. 
 
AB referandumunda 'hayır' diyen Rumlar'ın AB'ye girmemesi gerektiğini söyleyen Bakan Gül, sınır sorunu olmasına karşın Rum kesiminin AB'ye girmesinin birliğin ilkelerine de aykırı olduğunu belirterek, ''Kıbrıs sorununun emrivakiyle çözüleceğine inananlar varsa yanılıyorlar'' diye konuştu. 
 
Gül, Türkiye'deki reform sürecinin kararlılıkla süreceğini kaydederek, ''süreçteki aksaklığın AB içinde dostlarımızın elini zayıflatacağını biliyoruz. Reform sürecini pekiştirmemiz gerekir. Ekim ayına kadar önemli mesafeler alacağız. Yapamayacağımız tek şey Kıbrıs konusunda tavizdir'' dedi. 
 
Gül, Kıbrıs politikası konusunda, ''AK Parti hükümetinin politikaları daha önceki hükümetler tarafında da uygulansaydı bu sorunlar karşımıza gelmezdi'' şeklinde konuştu. 
 
"Gecikme sürpriz olmadı"
 
AB Dönem Başkanı Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ise Ortaklık Konseyi toplantısının ardından yapılan Hükümetler Arası Konferans (HAK) ile müzakerelerdeki ilk fasıl olan bilim araştırma bölümünün açıldığını ve geçici olarak kapandığını söyledi. 
 
Görüşmelerdeki gecikmenin sürpriz olmadığını ifade eden Plassnik, Türkiye'nin ek protokolü yerine getirmemesinin AB'de düş kırıklığı yarattığına dikkat çekti ve bu konuda somut adımlar atılmamasının er geç müzakere sürecinde önemli sorun yaratacağını bildirdi. 
 
Olli Rehn ise yaptığı konuşmada, Hükümetler Arası Konferans'ın ardından bilim ve araştırma faslının açılmasının müzakere sürecinde ilerleme olduğunu gösterdiğini kaydetti.
 
Rehn, ek protokol uyarınca Türkiye'nin Rum kesimine ait gemi ve uçaklara limanlarını ve havaalanlarını açması gerektiğini vurguladı.
 
Uzlaşma nasıl sağlandı?
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşıldı. 
 
AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceleyen Ankara, Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı aldı. 
  
Lüksemburg’a gitmeden önce Esenboğa Havaalanı'nda basına açıklamada bulunan Gül, AB sürecine ve müzakerelere ilişkin olarak “bu sürecin inişleri çıkışları tabiatında vardır... Önemli olan bunlarla beraber yaşayıp, neticeye ulaşmaktır. Netice de tam üyeliktir” dedi.
 
AB'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na atıf

Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açıldı. 
 
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulandı.
 
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denildi.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyor.
 
Avusturya, AB'nin müzakerelere ilişkin Ortak Tutum Belgesi'nde sorun çıkaran Kıbrıslı Rumlara TSİ 14.00'e kadar süre vermişti.
 
Rumlar ne istiyordu?

Uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesimi, 'bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını engellemeye çalıştı.
 
İçeriği uygun olmasa da 'bilim ve araştırma' faslında fiili müzakerelerin tamamlanmasını 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalışan Rum kesiminin taleplerini karşılamak için AB geçtiğimiz haftadan bu yana formül arıyordu.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

Rumların 69 vetosu kaldı

Enis BERBEROĞLU - Zeynel LÜLE / LÜKSEMBURG

Türkiye ile fiili müzakerelerin başlamasına engel çıkaran Rum Yönetimi, sert pazarlıklardan sonra dün son dakikada ikna edildi. Bilim ve Araştırma konusunda fiili müzakerenin açılıp kapanması AB tarafından onaylandı. Böylece Rumların ilk iki veto tehdidi aşılmış oldu. Ancak şimdi 69 engel daha var.

DÜN Avrupa Birliği, "son dakika" kararıyla Türkiye ile fiili müzakerelerin başlatılmasını onayladı. Lüksemburg’da 3 Ekim’de yaşanan olayın "küçük bir" tekrarı gerçekleşti. 35 başlıktan oluşan müzakere sürecinde, her ülkenin toplam 71 kez veto hakkı bulunuyor. Müzakere başlıklarının açılıp kapanması ve sonucunda toplu olarak "katılım anlaşmasına" onay verme hakkına sahip olan AB ülkeleri, 71 kez veto edebilme olanağına sahip. Dün Bilim ve Araştırma başlığının açılıp kapanmasıyla sayı 69’a indi. Yani Lüksemburg’da dün yaşanan sancıların 69 kez tekrarı mümkün.

Geçen hafta büyükelçiler düzeyinde uzlaşmaya varılamaması nedeniyle dün AB Dışişleri Bakanları’nın önüne gelen "müzakere" konusu, üç buçuk saat boyunca pazarlığa neden oldu. TSİ 11.00’de toplanan bakanlar, Bilim ve Araştırma konusunda fiili müzakerelerin açılıp aynı gün kapanmasını saat 14.30’da onayladı. Bu üç buçuk saatlik süre içinde Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile AB Dönem Başkanı Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik birkaç kez bir araya geldi. Avusturya, perşembe gününden bu yana Rumlara beşinci kez "öneri" götürdü. Yakovu’nun, Bilim ve Araştırma konusundaki "müzakere pozisyon belgesi"nde ilişkilerin normalleştirilmesi, limanların açılması ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınmasına yönelik ifadelerin alt alta sıralanarak yer verilmesine yönelik talepleri reddedildi. Bilim ve Araştırma konusuyla ilgili müzakerelerin açılması, ancak kapanmamasına yönelik talebi de kabul görmedi.

GERİ DÖNÜŞ DE VAR

Sonuçta AB ülkeleri, orta yol bularak bir metin üzerinde anlaştı. Metinde, AB’nin 21 Eylül 2005’te Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı yayınladığı deklarasyona atıfta bulunuldu. AB ayrıca Türkiye’nin ek protokol ve gümrük birliği gibi, ortak anlaşmaları içeren konulara tam uyum göstermesinin önemini dile getirdi. Ayrıca gerekli görüldüğü takdirde "Bilim ve Araştırma" konusuna yeniden geri dönebileceğini de vurguladı.

AB’nin "müktesebatı" haline gelen Kıbrıs Deklarasyonu ile yine müktesebat içinde yer alan ek protokol ve gümrük birliği gibi konulara değinmesi, "malumun ilamı" olarak değerlendirildi.

Dün Lüksemburg’da varılan anlaşma sonrasında 3 ekimden bu yana müzakerelerde "tarama süreci" yaşayan Türkiye, ilk kez fiili müzakerelere başlamış oldu. Ancak "Bilim ve Araştırma" gibi "en kolay" konunun bile müzakerelerinin "sancılı" geçmesi, içinde Kıbrıs Rum Kesimi’nin üye olarak yer aldığı AB ile müzakere sürecinin "kolay olmayacağı" gerçeğini ortaya koydu.

HURRIYET 13/06/06

KKTC’ye verilen sözler tutulmalı



Dışişleri Bakanı Gül, Lüksemburg’daki toplantıda AB’ye KKTC ile ilgili yükümlülüklerine uyma çağrısı yaptı.

Gül, AB’nin yükümlülükleri içinde BM genel sekreterinin çabalarına destek, çözümün BM nezdinde bulunması ve bunun için BM genel sekreterinin planının temel alınması gerektiğini hatırlattı. Gül, limanlarla ilgili ek protokol konusunda da, "Uygulama açısından Türkiye’nin rızası alınmamış yapay tarihlere uyması kendisinden istenemez" dedi.

HURRIYET 13/06/06

Veto hesabı



Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde toplam 35 başlık bulunuyor. Bu başlıklar üye ülkelerin oybirliğiyle açılıp, oybirliğiyle kapanıyor.

Her ülkenin veto hakkı var. Rum Kesimi’nin de var ve bu hakkı koz olarak elinde tutuyor. Rumların her başlık için açma-kapama dahil 70 veto hakkı bulunuyor. Müzakereler tamamlandığında katılım anlaşması için de bir veto hakkı (70+1)var. Dün Bilim ve Araştırma faslı açılıp kapandığı için şimdi geriye "69 veto hakkı" kalıyor. Bu hesap AB’nin 25 üyesiyle yapıldığı takdirde toplam veto hakkı sayısı 1775’i buluyor. Dünkü engelin aşılmasıyla geriye toplam 1725 veto hakkı kalıyor.

HURRIYET 13/06/06

Rumlara oyuncak

Rumlar yine engel çıkardı... Rumlar yine memnun edildi... Müzakereler başladı... Başbakan Erdoğan:
- Onurumuzdan ödün vermeyeceğiz, diyordu bir gün önce...
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün uçağı alanda Rumların keyfini bekliyor. 70 milyonluk Türkiye, 700 bin nüfuslu Kıbrıs Rum Yönetimi'nin elinde oyuncak haline geliyor. Hâlâ onurdan söz ediyoruz. Dün, Rum engelinin aşılması için Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınacağı, limanların vs. açılacağı yeniden teyit edildi. Türkiye biraz daha köşeye sıkıştırıldı...
Neden bu noktaya gelindi? Baştan hata yapıldı da ondan..
AKP iktidarı sırf müzakere tarihi almak ve iç kamuoyuna hava basmak için Kıbrıs'ı Batılı kurtların önüne uzattı... Ucunu kaptırdı. AB'si, ABD'si, hep birlikte "KKTC'yi unut, Rumları tanı" diye tempo tutuyor şimdi...
Karşılığında da üyeliğe ilişkin hiçbir vaat yok.
Müzakerelerde 35 fasıl görüşülecek. Her faslın başında ve sonunda oylama yapılacak (Bu sadece bize uygulanan bir yöntem). Sonuçta Rumlar 70 defa Türkiye ile oynama fırsatı bulacak...
Peki 70 kez taviz mi verilecek Rumlara?
Neden Türkiye kararlılığını açıkça ortaya koymuyor. Neden CHP'li Onur Öymen'in anımsattığı gibi iktidar:
- Ada'da adil bir çözüm sağlanmadıkça Ek Protokol'ün Kıbrıs'la ilgili maddesini uygulamayız, diye kesin tavır almıyor?
Acaba AKP iktidara gelmeden önce dış odaklara Kıbrıs'ı Rumlara teslim etme sözü mü verdi? Öyleye benziyor...

MELIH ASIK MILLIYET 13/06/06

AB'nin Güney Kıbrıs sorunu

Türkiye, Kıbrıs davasını savunurken zorluklarla karşılaşıldığında, "KKTC, koca Türkiye'yi burnundan tutmuş istediği yöne sürüklüyor" diye yakınmalar olurdu.
Zaman zaman böyle bir izlenim doğsa da aslında KKTC, her zaman Ankara'yla uyumlu politika izlemiştir.
Bugün, AB-Güney Kıbrıs ilişkilerine baktığımızda, bu benzetmenin çok daha rahat kullanılabileceğini söyleyebiliriz.
"Küçücük Güney Kıbrıs, koca Avrupa Birliği'ni (AB) burnundan tutmuş istediği yöne sürüklüyor."
Bu sürüklenmeyi bazen AB istiyor olsa da manzara böyle...
Türkiye ile AB arasında müzakerelerin fiilen başlaması aşamasındaki soruna bakalım.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, "Bilim ve Teknoloji" faslının açılıp kapanmasına tek başına direndi. Arkasında Yunanistan veya başka ülkeler var mıydı, yok muydu, ayrı sorun ama yaşanan bu oldu.

Kapris
Olayın özüne bakıldığında şu söylenebilir:
Bilim ve Teknoloji faslı teknik bir konu. Türkiye ile 24 AB üyesi, bu faslın açılıp kapatılarak geride bırakılması gerektiğinde mutabık ama Güney Kıbrıs değil.
Neden?
Bilim ve Teknoloji faslında Güney Kıbrıs'ın gördüğü bir eksik mi var?
Hayır.
Güney Kıbrıs, bu teknik fasla siyasi koşul getiriyor. Türkiye, limanlarını açsın diye diretiyor. AB'ye bu anlamda 21 Eylül deklarasyonuna atıfta bulunmayı kabul ettiriyor.
Belli ki, hangi fasıl olursa olsun Rum yönetimi aynı ezberi tekrarlayacak.
35 fasıl var.
Bilim ve Teknoloji'de açılış-kapanış aynı oturumda sonuçlanıyor ama diğerlerinde açılış ayrı, kapanış ayrı olduğunda, Rum yönetiminin kaprisi iki misline çıkacak.
Her açılışta, her kapanışta bu engellemeyi yapacak.
Bu olanağı Güney Kıbrıs'a sunan AB oldu. Bunları tahmin etmemiş olamaz.
Her şart altında Güney Kıbrıs'ı üye yapma sözü veren ve sözünü tutan AB, bu sorunun yaratıcısı oldu.
Bu açıdan bakıldığında, en az Türkiye ve KKTC kadar AB'nin bir Güney Kıbrıs sorunu olduğu söylenebilir.

Alanda uçak
Öyle görülüyor ki her aşamada Ankara, havaalanında uçağı ve gazetecileri hazır bekletecek, Güney Kıbrıs'ta son dakikaya kadar siyasi alanda kaprisini sürdürecek. Ne koparırsam kâr politikası izleyecek.
Kendine göre Çin işkencesi uygulayacak.
AB yolunun engellerle dolu olduğunu elbette Ankara da biliyor. Birçok ülke AB'ye girerken birçok sorun yaşadı. Ama Güney Kıbrıs'ın daha Bilim ve Teknoloji faslındayken dışa vurduğu bir sorun değil kapris.
AB, Rum yönetiminin bu tutumunu her defasında aşılması gereken ciddi bir sorun olarak görmek yerine, karar alma mekanizmasını gözden geçirmeli belki de...
Oybirliği koşulu, 700 bin nüfuslu Güney Kıbrıs'ın ipoteğine sokuluyor.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Devlet Bakanı Ali Babacan, son anda Lüksemburg'a gitmeye karar verdiler.
AB, bunu her defasında beklemek yerine Rum yönetiminin canı istediği zaman istediği alanda nazlanmasına engel olmalı veya AB'nin oybirliğiyle karar alma koşulu değiştirilmelidir ki, ciddi iş yapılabilsin...

FIKRET BILA MILLIYET 13/06/06

 

Rumlar tokat yedi, farkında değiller...



LÜKSEMBURG

Dün yaşananların Türkiye ile bir ilgisi yoktu. Sorun tamamen Avrupa Birliği ile Kıbrıs arasında çıktı.

Papadopulos son seçimlerde başarı kazanınca, kelimenin tam anlamıyla başı döndü.Şimdiye kadar aklından dahi geçirmediği yeni isteklerle ortaya çıkmaya başladı.İşte bu çerçevede de,Türkiye-AB müzakerelerinin başlaması için iki temel koşul koydu.

Koşulun biri, "Türkiye'nin Kıbrıs'ı resmen tanıması" diğeri ise "Türkiye'nin limanları açmasının " kurala bağlanması.

Eğer bu koşulları kabul edilmediği taktirde de, vetosunu kullanacağını ve Türkiye ile müzakerelerin başlamasını engelleyeceğini belirtti.

Sonuç ortada.

İsteklerini kabul ettiremedi.

Avrupa Birliği Kıbrıs'taki limanların açılması konusundaki eski tutumunu devam ettirme kararını aldı.

Bunun anlamı, Kıbrıs'a "boyundan büyük işlere girmemesi" mesajının verilmesidir. 35 bölümlük müzakerenin her bölümünde aynı şantajla ortaya çıkmaması gerektiğinin anlatılmasıdır.

Kıbrıs sorunu aslında hiç kimsenin umurunda değil.24'lerin elinde Türkiye'ye karşı kullanılacak bir alet. Kendi başına işler çevirmesine izin verilmeyen, AB büyüklerinin isteklerine göre hareket etmek zorunda bırakılan bir unsur.

Papadopulos, aldığı bu sonucu bir kahramanlık olarak niteleyecek, kendi kamu oyuna böyle satacaktır.Oysa çok kötü bir dayak yemiştir.

* * *

AB TRENİ YOLUNA DEVAM EDİYOR

LÜKSEMBURG

Türkiye'nin, Avrupa Birliğine doğru yürüyüşü, kim ne derse desin, kim ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın sürüyor. Son yaşanan gelişmeler, bu "ince uzun yolun" ne kadar güçlüklerle aşılacağını gösteriyor. Ancak, hepimiz çok sabırsızız. Herşeyin bir an önce olup bitmesini istiyoruz. En ufak bir güçlükle karşılaştığımız zaman hemen ümitsizliğe kapılıyoruz. Oysa bu iş çok uzun soluklu. Üstelik, Türkiye'yi durdurabilmek için mücadele verenlen son derece etkinler.

DIŞARDAKİ HAYIR'CILAR:

Türkiye ile müzakerelerin yavaşlatılmasını, sık sık ertelenmesini isteyen ülkelerin başında Kıbrıs var.

Kendileri açısından haklı gerekçelerle, Türkiye'den her aşamada bir dilim kesmeye çalışıyorlar. Tam üye olmanın teknik avantajlarından yararlanma çabasındalar. Salam politikası ile ellerinden geleni arkalarına bırakmıyorlar.

İkinci cepheyi Fransızlar oluşturuyor.

Fransa, Türkiye aleyhtarlığından değil, önümüzdeki yıl yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı ayak sürüyor. Tamamen iç politika nedeniyle, Türkiye ile müzakerelerde "ince eleyip sık dokuyan ülke" konumunda olmak istiyor. Nedeni de, Chirac'ın destekleyeceği adayın "Genişlemeyi hızlandıran Türkiye'yi gizlice arka kapıdan sokmaya çalışan" bir kişi olarak görünmemesi.

Fransa trenine, Avusturya, Almanya ve Hollanda da takılıyorlar. Özetle, dışarda Türkiye oldukça yanlız görünüyor.

İÇERDEKİ HAYIR'CILAR:

Türkiye'deki HAYIR CEPHESİ şu sıralarda çok etkin. İlginçtir, hiç tahmin edemeyeceğiniz kişilerden oluşuyor: Tatlı kardan vazgeçecek olan bazı iş çevreleri ve İktidarda olmamasına rağmen ülke yönetiminde yıllardır etkili rol alan ancak AB nedeniyle bu etkinliklerini yitirecek olan muhafazakar (Üniversiteli, asker ve yargı) çevreler önemli bir direniş gösteriyorlar. AK Partiye muhalefet için AB'ye karşıt ve "vatan elden gidiyor" sloganıyla sert muhalefet yapıyorlar.

Türkiye-AB treni işte böylesine dalgalı sularda yoluna devam ediyor. Bu duruma bakıp paniklememek gerekir. Zor olacak, ancak Türkiye direndikçe ve kendi ev görevlerini yerine getirdiği sürece tren yoluna devam edecektir. Krizler yaşanacak hatta bazen müzakereler askıya alınabilecek. Fakat uzun vadede bu tren ana istasyona girecek.

* * *

BU ELEŞTİRİLERE ALIŞALIM...


Avrupa Birliğinden yine bir dizi eleştiri dinledik. İnsan Haklarından fikir özgürlüğüne, Asker-Sivil ilişkilerinden Güneydoğu'ya kadar, bildiğimiz eleştiriler. Geçmiş yıllarla karşılaştırdığımız zaman, bugünkü durumumuzun çok daha sağlam olduğunu görüyoruz.

Benim vermek istediğim mesaj farklı.

Benim mesajım, bu tip eleştirilere kızmamamız gerektiği ile ilgili. Bu eleştiriler hep sürecek. Tam üye olduğumuzda da yine eleştiri duyacağız. AB'nin kuralı budur. Kendilerini de eleştirirler. Diğer adaylar da sürekli eleştirilir.

Bundan hiç gocunmayalım. Önemli olan, eleştirilerin sayısı ve derinliğidir. Avrupa Birliğinin yaşam tarzına alışalım...

MEHMET ALI BURAND MILLIYET 13/06/06

 

AB yolunda sinir savaşı



LÜKSEMBURG

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, hem Ortaklık Konseyi'nde hem Hükümetlerarası Konferans'ta Avrupalı meslektaşlarına sitem ediyor:
- Bu toplantıyı bugün saat 16.30'da yapacaktık. Şimdi saat 22.00'yi geçiyor! Türkiye söz konusu olduğunda daima bir 'son dakika engeli' çıkıyor ve onu çözmek için saatler süren bir çaba, gergin bir süreç yaşanıyor. Böyle devam edemeyiz!
Gerçekten 17 Aralık'ta da, 3 Ekim'de de böyle oldu ve bu "son dakika engellemeleri" başka hiçbir ülkeye yapılmadı, Türkiye'ye ise sürekli yapılıyor.
Gül devam ediyor:
- Kabul edilmiş prosedüre göre bu toplantının konusu, 'bilim ve araştırma' alanında müzakerelerin açılması ve tamamlanmasıdır. Kıbrıs sorununun bununla ne ilgisi var? Kıbrıs sorununun çözüm yeri Birleşmiş Milletler'dir. Her faslı açıp kaparken böyle yapılırsa, AB kendi ilkelerini hiçe saymış olur! Kaldı ki referandumda evet dedikleri için Kıbrıs Türklerine Avrupa Birliği'nin taahhütleri vardır ve bunları yerine getirmediniz.
Bilen diplomatlar Gül'ün ifadelerinin sert olduğunu belirttiler.

Rum oyunları
Gerçekten, 'tutum belgeleri' onaylandıktan sonra hiçbir sorun çıkmaması lazımdı. Rum itirazlarını AB'nin kendi içinde cuma gecesine kadar çözmesi gerekirdi. Ama yapmadılar, yapamadılar. Rumlar pazartesi günü saat 16.30'a kadar engelleme yaptılar. Türkiye'ye üç şart koşuyorlardı:

·  Tanıma: Yani Türkiye, Rum Yönetimi'ni devlet olarak tanıyacak!

·  Yükümlülükler: Yani Türkiye, en kısa zamanda liman ve havaalanlarını Rumlara açacak.

·  Normalleşme: Türk-Rum ilişkileri normal devletlerin ilişkileri gibi olacak, yani büyükelçilikler açılacak vs.
Gül, iki kelime ile cevap verdi: "Reddediyoruz, gelmiyoruz!"
Gerçekten, AB'nin bu Rum taleplerini Ankara'ya iletmesi bile skandaldır!
Esenboğa Havalimanı'nda uçağımızın saat 11.00'de kalkması planlanmıştı. Bu yoğun sinir savaşı ve diplomasi harbi yüzünden saat 17.30'da kalktık. Bakan Gül uçakta, bu yapılanlara kızgınlığını açıkça ifade etti.
Türkiye "gelmiyorum" deyince Rumlar üzerindeki baskılar büsbütün artıyor. Bilhassa dönem başkanı Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik çok gayret ediyor.
Türkiye gitmezse, AB'nin bütün itibarı sıfırlanacak. Nihayet, Rumların üç talebinin üçünü de dışlayan yeni bir metin geliyor. AB'nin 21 Eylül 2005'te yayımladığı "Karşı Deklarasyon"a atıfta bulunan bir metin. Gül, Hırvatistan'daki Başbakan Erdoğan'la istişare ederek 'evet' cevabını veriyor ve Lüksemburg'a geliyoruz.
Gül, tepkisini, yukarıya aldığım sözleriyle AB bakanlarına da iletiyor.

Bundan sonra?
Türkiye'nin önünde iki ihtimal var:

·  Rumlar hep böyle yapacak... Bazen öteki Avrupa devletleri de bu kadar sağlam durmayabilir. Bu iş zor!

·  Rumlar, ilgisiz konulara Kıbrıs konusunu sokamayacaklarını bu olayda gördüler; Türkiye'nin eli kuvvetlendi!
Uçakta Gül diyor ki:
- Bu böyle zorlu bir süreç. Biz Türkiye'de reform sürecini güçlü, kuvvetli hale getirerek hem kendi elimizi hem AB'deki dostlarımızın elini güçlendirerek, azimle yürüyeceğiz.
Rest çeksek daha iyi olmaz mı? Gül'ün cevabı:
- 17 Aralık veya 3 Ekim'de rest çekip gelseydik, yüz binler bizi milli kahraman gibi karşılardı. Ama ne kadar doğru yaptığımızın tanığı şimdi ekonomidir, Türkiye'de gelişen demokrasidir. Türkiye'nin milli menfaatlerini akılcı yollarla savunmaya devam edeceğiz.
Fikir hürriyetine açıkça aykırı davalar? Çeteler? Gül, bu tür konularda daha önce yaptığı açıklamaları hatırlatıyor. Uzun izahatından şu sözlerini not ediyorum:
- O zaman, uluslararası platformlarda bizi savunan en yakın dostlarımızı bile susmuş, sinmiş görüyoruz.
Daha önce de yine böyle bir olay için Gül, "Kendi ayağımıza kurşun sıktık" demişti. Mesele çağı algılama meselesi. Gül haklı... Nelerin Türkiye'nin yararına veya zararına olduğunu iyi bilmeliyiz.
Netice, haksızlıklara karşı kavga ede ede AB yoluna devam

TAHA AKYOL MILLIYET 13/06/06

Deklarasyonda tanıma atfı var

13/06/2006 RADIKAL

AB dün Müzakere Pozisyon Belgesi'ni onaylarken, 21 Eylül 2005'te Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı yayımladığı deklarasyona atıf yaptı. AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken yaptığı 'kapsamlı çözüme dek Kıbrıs'ı tanımıyorum' beyanına karşılık şunlara dikkat çekmişti:
1. AB, Türkiye'nin imza sürecinde Kıbrıs Cumhuriyeti hakkında
deklarasyon yayımlamasından duyduğu üzüntüyü dile getirir.
2. AB, deklarasyonun tek taraflı olduğu ve Türkiye'nin yükümlülüklerine hukuki etkisi bulunmadığını açıkça ifade eder.
3. AB, protokolün tam ve ayrımsız uygulanmasını ve malların serbest dolaşımıyla ulaşım önündeki engellerin kaldırılmasını umar. Türkiye protokolü tüm üyelere uygulamak zorundadır. AB, bunu yakından takip edip uygulamayı 2006'da değerlendirecektir. AB, müzakerelerde ilgili konu başlıklarının açılmasının, Türkiye'nin tüm üyelere anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olduğunun altını çizer. Aksi bir durum tüm müzakere sürecini etkileyecek.
4. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının uluslararası hukukun gerekliliği olduğunun altı çizilir.
5. Üyelerin tamamının tanınması, katılımın gerekli unsurudur. Türkiye ile üyeler arası ilişkilerin en kısa sürede normalleştirilmesi gerekir.
6. Bu konularda gelişmenin 2006'da takibi garanti edilir.
7. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'a Güvenlik Konseyi kararları ve AB değerleri uyarınca barış ve dengeli ilişkilere katkı yapacak çözüm çabalarının önemine dikkat çekilir.

Dört değişiklik istendi, üçü oldu

13/06/2006 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Müzakere Çerçeve Belgesi'nin son hali Ankara'ya saat 15.00'te iletildi. Buradaki dört unsurun değişmesini isteyen Ankara, üçünde başarılı oldu. Gümrük Birliği Ek Protokolü yle ilgili başlığın 21. sayfasında yer alan 'sözleşme yükümlülükleri' ifadesi çıkarıldı. Böylece müzakerelerin açılmasının 'sözleşme yükümlülüklerine' bağlanması ve çerçeve belgeye yeni şart konması önlendi. İkinci değişiklik, Rumların tanınma şartıydı. Ankara bunu kesin olarak reddetti. Belgenin AB'nin ek protokol ile ilgili 21 Eylül tarihli açıklamasına atıf yapan cümleden, Rumların tanınma ile ilişkilerin normalleştirilmesi isteği de çıkarıldı. AB'nin Kıbrıs'la ilgili karşı deklarasyonuna atıf ile burada Türkiye'nin yükümlülüklerini vurgulayan cümleler yerinde kaldı.

Gül'den AB'ye: Bugünlerin yarını var

Murat Yetkin

Dışişleri Bakanı AB'ye kızgın: Yanlışta dayanışma olmaz. Küresel, stratejik sorunlarda nasıl anlaşacağız?

13/06/2006 RADIKAL

LUKSEMBURG - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün kızgınlığı, Ankara'da gergin bekleyişle geçen saatlerden sonra Lüksemburg'a doğru uçarken henüz geçmemişti. Kızgınlık, üyelik müzakerelerinin ilk faslının başlangıcında Türkiye'ye baş ağrısı çıkaran Kıbrıs Rumlarına değildi yalnızca. Belki onlardan çok, Kıbrıs Rumlarının, AB üzerinden Türkiye'yi vurmalarına izin veren diğer 24 ülkeye idi. Gerçi daha sonra Kıbrıs Rumlarının kolunun bükülmesi de onların sayesinde olmuştu ama, işin başlangıcı vardı.
"Yanlışta dayanışma olmaz" diye birkaç kere üzerine basa basa söylüyordu Gül. "Yanlışta ısrarla dayanışma olmamalı. Sorumluluk sahibiysen ikaz
edeceksin. Böyle olursa, büyük küresel anlaşmalara ihtiyaç duyulduğunda, küresel meselelerde dayanışmaya ihtiyaç duyulduğunda ne yapılacak? 11 Eylül'den sonra dünya bunun farkına nasıl vardı?"
Bir gazetecinin "İran sorunu gibi mi?" sorusunu duymazdan gelerek sözünü tamamlıyor Gül: "Stratejik problemlerle karşılaşmak istemiyorsak, bugünden bu sorunları ayıklamamız lazım."
Aslında dün Gül'ü ve AB Başmüzakerecisi, Hazine Bakanı Ali Babacan'ı Lüksemburg'a taşıyan uçak yolcularının saat 11.00'de Esenboğa'da olmaları istenmişti. Ancak Lüksemburg'dan gelen haberler olumlu değildi. Cuma gecesi Ankara'ya ulaşan ve Ankara'nın reddettiği belge üzerinde, Pazartesi sabahı değişiklik mümkün olmamış, Dışişleri Bakanları toplantısı da, Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plasnik'in çabaları da sonuç vermemişti.
Sorun, Kıbrıs Rumlarının Türk liman ve havaalanlarını kullanma isteğinin ötesinde, tanıma sorunuydu. Kıbrıs Rumları, Türkiye müzakere başlıklarından ilkini geride bırakmadan, müzakere başlıkları tükenmeden önce Kıbrıs'ın tek egemen gücü olarak tanınacakları sözünü almak
istiyorlardı. Saat 12.30 civarında Türk Dışişleri'ne ulaşan ilk belge, kabul edilemez bulundu.
Önemli bir ayrıntı da vardı. Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos iç politikada bir güç gösterisine gitmek için Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'yu, koalisyon ortağı AKEL'e sormadan görevden alacağını açıklamıştı. Dün Yakovu'nun görevdeki son günüydü ve görevdeki son gününü 'Kıbrıs davasını Türklere satan adam' olarak kapatmak istemiyordu.
Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır Lüksemburg'da, Müsteşar Ali Tuygan ve yardımcısı Ertuğrul Apakan Ankara'da olmak üzere Dışişleri bürokrasisi ayaktaydı. İngiltere, İspanya, Finlandiya başta olmak üzere bazı AB ülkeleri, sürecin kopmaması için etkin olarak devredeydi.
Lüksemburg uçağı zamanında kalkmadı. Ama o sırada Hırvatistan seyahatine çıkan Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "23 ülke Kıbrıs Rum Kesimi'nin yanında yer alırsa, ne dışişleri bakanımı, ne de baş müzakerecimi yollarım. Yeni bir politika belirleriz" açıklaması geldi. Hava sertleşiyordu. AB Komisyonu, Kıbrıs Rumlarına önce 13.00'e, sonra 14.00'e kadar süre tanıdı.
Yanıt 14.30'a doğru geldi. Rum hükümeti bilim ve araştırma faslının açılıp kapanmasını 'İstendiği an yeniden açılır' koşuluyla kabul etmişti. Ancak AB'nin 21 Eylül 2005'teki Kıbrıs konusundaki 'karşı deklarasyonuna' atıf yapılmalıydı ki, bu da Ankara'yı deklarasyonda yer alan 'tanınma dahil' cümlesiyle karşı karşıya getiriyordu.
Gül başkanlığında, Babacan ve Dışişleri uzmanları toplanarak metni incelemeye aldılar. O sırada görüştüğümüz üst düzey bir AB kaynağı, 'Türkiye'nin öneriyi reddetmesi beni üzer, ama şaşırtmaz' dedi
ve şöyle devam etti: 'Rumlar sınırları zorluyor'.
Nihayet, özellikle İngiltere'nin bastırmasıyla tanınma ve normalleşme ifadeleri metinden çıktı, 21 Eylül Kıbrıs deklarasyonuna atıf kaldı. Gül, Zagreb'deki Erdoğan'la temas kurdu, onay aldı, Lüksemburg'a gelineceği bildirildi ve yola çıkıldı.
Rumların her sefer Türkiye'yi kendilerini Kıbrıs Türklerini yok sayarak tanımaya zorlaması, Türkiye'nin her seferinde, 'Kabul etmezseniz gelmem' taktiği kullanım ömrünün sonuna gelmiş görünüyor.
Sonuna gelen, ya da gelmekte olan bir başka şey de, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin, kendilerini üye aldığı için AB'yi neredeyse doğduğuna pişman etmesi.
AB'nin İran, Irak ve Filistin sorunundan, güvenlik ve enerjiye dek Türkiye ile konuşmak istediği, konuşması gereken pek çok konu var ve Kıbrıs bu konuları engellemeye başladı.
Son bir not: Gül de, Babacan da, Türkiye'nin yapması gerekenin reformların tavsatmadan sürdürülmesi olduğunun farkında görünüyorlar. Bu önemli.

 

Tasos'un boyu yetmedi

TÜRKİYE SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMELİ... Genişlemeden Sorumlu üye Olli Rehn ise, "Yaşanan tartışmalar ek protokolün uygulanmaması durumunda Türkiye ile müzakerelerin tehlikeye gireceğinin bir sinyali mi? şeklindeki soruya "Bugün alınan karar, net bir mesaj taşıyor. Birlik, Türkiye'nin ek protokolden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmemesi halinde müzakerelerin etkileneceğini net olarak ortaya koydu" yanıtını verdi. Olli Rehn, Türkiye'nin ek protokol uygulamasıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik izolasyonun kırılması için birliğin atacağı adımların arasında hiçbir bağlantı olmadığına dikkat çekti

Lüksemburg'da dün varılan anlaşma sonrasında 3 Ekim'den bu yana müzakerelerde "tarama süreci" yaşayan Türkiye, ilk kez fiili müzakerelere başlamış oldu. Ancak "Bilim ve Araştırma" gibi "en kolay" konunun bile müzakerelerinin "sancılı" geçmesi, içinde Rum yönetiminin de üye olarak yer aldığı AB ile müzakere sürecinin "kolay olmayacağı"nı gösterdi.

Lüksemburg'taki AB Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda, Rum yönetiminin itirazları aşılarak, müzakerelere ilişkin ortak tutum belgesi üzerinde uzlaşmaya varıldı.

AB ile fiili müzakerelerin başlamasına Kıbrıslı Rumların çıkardığı engel, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşıldı. Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile yaptığı görüşmelerin ardından AB dönem başkanı Avusturya'nın son önerisini kabul ettiklerini bildirdi. Böylece müzakerelerle ilgili ortak tutum belgesine eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmış oldu.

Uzlaşmanın ardından, 'bilim ve araştırma'yla ilgili müzakere başlığı dün akşam açılıp kapatıldı.

"Türkiye sorumluluklarını yerine getirmezse

bütün müzakere süreci olumsuz etkilenecek"

Belgede Rum yönetimini ikna etmek için Türkiye'nin Gümrük Birliği ve ek protokol konularında sorumluluklarını yerine getirmesinin önemine işaret edildi. Aksi halde bütün müzakere sürecinin olumsuz etkileneceği vurgulandı.

Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde 'bilim ve araştırma' faslına geri dönebileceği de belirtildi. Türkiye'nin Rum yönetimiyle ilişkilerine yönelik olarak AB'nin 21 Eylül 2005'te yayınladığı karşı deklarasyona da atıfta bulunuldu.

Rum Yönetimi'nin veto tehdidinin aşılmasının ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Lüksemburg Zirvesi'ne katıldı.

Plassnik: İlk adım atıldı

Avrupa Birliği Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Türkiye ile ilk müzakere başlığını açmanın kolay olmadığını ama en azından ilk adımın atıldığını söyledi.

Bugün düzenlenen Dışişleri Bakanları toplantısını değerlendiren Plassnik, bundan sonraki her adımın bütün üyelerce desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Bilim ve araştırma müktesebat başlığının kolay olduğunu vurgulayan Plassnik, diğer 34 başlıkta da benzer tartışmaların yaşanmasının kaçınılmaz olduğu mesajını verdi. Plassnik, "Türkiye'nin Gümrük Birliği ek protokolünden kaynaklanan yükümlülükleriyle ilgili olumlu sinyal vermesi gerekiyor" dedi.

Rehn: Türkiye sorumluluklarını yerine getirmeli

Genişlemeden Sorumlu üye Olli Rehn ise, "Yaşanan tartışmalar ek protokolün uygulanmaması durumunda Türkiye ile müzakerelerin tehlikeye gireceğinin bir sinyali mi? şeklindeki soruya "Bugün alınan karar, net bir mesaj taşıyor. Birlik, Türkiye'nin ek protokolden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmemesi halinde müzakerelerin etkileneceğini net olarak ortaya koydu" yanıtını verdi.

Olli Rehn, Türkiye'nin ek protokol uygulamasıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik izolasyonun kırılması için birliğin atacağı adımların arasında hiçbir bağlantı olmadığına dikkat çekti.

AB'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na atıf

Buna göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açıldı. Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulandı.

Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denildi.

Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyor.

Rumlar ne istiyordu?

Uzlaşma yolunu tıkayan Rum yönetimi, 'bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını engellemeye çalıştı.

İçeriği uygun olmasa da 'bilim ve araştırma' faslında fiili müzakerelerin tamamlanmasını 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınmayla bağlantılı hale getirmeye çalışan Rum kesiminin taleplerini karşılamak için AB geçtiğimiz haftadan bu yana formül arıyordu.

Rumların itirazları kararı geciktirdi

Müzakerelerin bilim ve araştırma faslında başlatılması ve süreç tamamlanarak katılım anlaşması imzalanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasıyla ilgili Brüksel'deki AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) düzeyinde yapılan toplantılarda sonuç alınamamıştı. Üzerinde uzlaşma sağlanamayan AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'nin hazırlanması, Kıbrıs Rum kesiminin ısrarlı tutumuyla siyasi düzeyde dışişleri bakanlarına bırakılmıştı.

COREPER toplantılarında sık sık tutum değiştiren Rum tarafı, daha önce bu yönde bir prensip uzlaşması yakalanmış olmasına rağmen bilim ve araştırma faslında müzakerelerin aynı gün kapatılması konusunu, Türkiye'nin liman ve havaalanlarını kendi gemi ve uçaklarına açmasına, siyasi ilişkilerin normalleştirilmesine ve uluslararası kuruluşlara üyeliğinde karşılaştığı engellerin kaldırılmasına endekslemek istemiş, Avusturya tarafından sunulan önerileri çeşitli gerekçelerle reddetmişti.

KIBRIS 13/06/06

 

Askeri Mahkeme'den, "RIK 1" kameramanına 400 YTL ceza

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi, "yetkili makamdan izin almaksınız birinci derece askeri yasak bölgeyi filme çekerek ihlal etmekle" suçlanan Rum devlet televizyonu kameramanı Andreas Dimitriu, 400 YTL para cezasına çarptırdı.

Gazimağusa'da önceki akşam, 1. dereceden askeri bölgeyi görüntülemek suçundan tutuklanarak Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi'ne çıkarılan, aralarında spiker ve kameramanların da bulunduğu Rum devlet televizyonunda (RIK 1) görevli biri kadın 4 kişi, 1. derecede askeri yasak bölgeyi görüntülemek suçundan tutuklanarak, dün askeri mahkemeye çıkarıldı.

Gazimağusa Palm Beach bölgesinde önceki gün saat 18.45 sıralarında askeri bölgeyi görüntülerken suçüstü yakalanan Andreas Dimitriu, Stelios Kreouzu, Christos Chaites ile Dimitriu'nun nişanlısı Maria Lambrou, polis tarafından gözaltına alındı.

Soruşturmaya ve çekilen görüntülerin izlenmesine bağlı olarak önceki gün saat 22.30'da tutuklanan Rum gazetecilerden, film çektiğini kabul eden kameraman Andreas Dimitriu aleyhine dün Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde dava getirildi.

Kameraman Andreas Dimitriu aleyhine getirilen davayı, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği ile Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) başkan ve yöneticileri yanında Rum Gazeteciler Birliği Başkanı Andreas Kannauros da izledi.

Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde dün saat 13.20 sıralarında Yargıç Çiğdem Güzeller huzurunda görülen davada, Savcı Sarper Altıncık, kameraman Andreas Dimitriu aleyhine getirilen "yetkili makamdan izin almadan birinci derece askeri yasak bölgeyi filme alarak ihlal etme" suçunu işlediğine işaret ederek, Dimitriu'nun polise verdiği ifadeyi okudu.

Altıncık, önceki akşam tutuklanan Dimitriu'ya dün, bu suçla ilgili yazılı dava okunduğunu, sanığın cevabının "bilmiyordum" olduğunu ve görüntüleri çektiğini kabul ettiğini söyledi.

Sanığın, polisteki gönüllü ifadesinde ve yazılı dava tebliğinde suçu bilmeden işlediğini kabul ettiğini anlatan savcı Sarper Altıncık, çekimde kullanılan Panasonic marka kamerayla görüntülerin kaydedildiği kasete polisin emare olarak el koyduğunu belirtti.

Yargıç Çiğdem Güzeler'in ifadeye ve iddianameye karış söyleyecek sözü olup olmadığını sorduğu sanık Andreas Dimitriu, "kataklizmo" (Deniz Bayramı) panayırı çekimi için bölgeye geldiklerini, gelince panayırın ertelendiğini öğrendiklerini söyledi.

Dimitriu, gelmişken bölgede kısa bir çekim yaptıklarını, gazeteci arkadaşının kumlara yazdığı "barış ve özgürlük" yazısını görüntülediklerini anlatarak, geçen yılki "kataklizmo" panayırının iki toplumlu yapıldığını ve o etkinliği canlı olarak verdiklerini, hiçbir sorun yaşamadıklarını, bu yıl da aynı bölgede oldukları için çekimin yasak olacağını düşünmediğini belirtti.

Dimitriu, paslanmış ve üzerinde "yasak bölge" yazan levhayı gördüğünü, ancak geçen yıl sorun olmadığı için çekim yaptığını anlatarak, çekim yaparken yanlarına gelen sivil polisin çekim yasağı olduğunu söylediği anda kamerasını kapattığını kaydetti.

Andreas Dimitriu, yargıcın "Bundan sonra daha dikkatli olacağına dair mahkemeye söz verir misin?" şeklindeki sorusunu ise, "Söz veririm" şeklinde yanıtladı.

Yargıç Çiğdem Güzeler, mahkemeyi karar için 15.30'a ertelerken, sanık Dimitriu'nun o saate kadar tutuklu kalmasına karar verdi.

Kameraman Andreas Dimitriu'ya 400 YTL ceza

Yargıç Çiğdem Güzeler verilen aranın ardından, beş yıla kadar hapis cezası öngörülen suçla ilgili olarak Dimitriu'ya, suçun işlenme şekli, yeri, sanığın sosyal statüsü, mesleği, tutuklandığı andan itibaren meselenin çözümü yönünde gösterdiği olumlu tavır nedeniyle hürriyeti bağlayıcı ceza yerine 400 YTL para cezası verdi.

Güzeler, birinci derece askeri yasak bölgelerin fotoğraflanmasıyla ilgili yasal kısıtlamanın, ülkenin güvenlik ve egemenliğiyle ilgili olduğuna işaret ederek, meselede sanığın lehine ve aleyhine tüm durumları değerlendirerek, hemen ödenmek koşuluyla 400 TYL para cezası verilmesi; kameranın iadesi, kasetin ise müsadere edilmesi emrini verdi.

Çiğdem Güzeler, duruşma kararını açıklamadan, duruşma ve duruşmada sanığın durumunu, iddia makamının ortaya koyduğu emare ve belgeleri sıralayarak, suçun hangi yasaları ihlal ettiğini ortaya koydu.

Sanığın, bu konuda daha dikkatli olacağına dair mahkemeye söz verdiğini belirten Güzeler, bu anlamda mahkemenin sanık Andreas Dimitriu'ya ilk ve son kez bir fırsat verdiğini, bu nedenle hürriyeti bağlayıcı ceza yerine 400 YTL'yi taktir ettiğini söyledi.

Mahkeme kararından sonra 400 YTL para cezası ödenen Andreas Dimitriu serbest kaldı.

Meslektaşlarının sorularını yanıtlayan kameraman Andreas Dimitriu, Kıbrıslı Türk meslektaşlarına verdikleri destek nedeniyle teşekkür etti.

Kannauros: Tutuklama yasadışıydı

Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliği Başkanı Andreas Kannauros ise mahkeme çıkışında yaptığı açıklamada, gazetecilerin görev yaparken bu tür olaylarla karşılaşmasının üzücü olduğunu söyledi.

Kannauros, gazetecinin tutuklanmasına neden olan bölgenin yıkık evleri bulunan bir şehir olduğunu, orada herhangi bir askeri birlik bulunmadığını, bu nedenle böyle bir yasağı da kabul etmediğini kaydetti.

Bu tür olumsuzlukların bir daha yaşanmaması dileğinde bulunan Kannauros, dayanışması, yardımı ve para cezasını ödemesi nedeniyle Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen)'e teşekkür etti.

Darbaz: Mahkeme adil davrandı

Basın-Sen Başkanı Kemal Darbaz, Rum gazetecilerin "neden para cezasını ödediniz" sorusuna karşılık, parayı ödemenin, son 24 saatte gazetecilerin (Rum ve Türk) yaşadığı olumsuzluklar yanında küçük bir ayrıntı olduğunu söyledi.

Darbaz, her şeye karşın mahkemenin adil bir karar verdiğini, bu karara saygılı olmakla birlikte, askeri yasak bölgelerle ilgili yeni bir düzenlenenin yapılması gerektiğini ifade etti.

Gazetecilerin mesleklerini yaparken çok daha dikkatli olmaları gerektiğini anlatan Darbaz, bunun gazetecinin hareket alanını daraltmak olarak yorumlanmaması gerektiğini kaydetti.

Kemal Darbaz, bu anlamda, askeri yasak bölgelerle ilgili yeni bir düzenleme yapılması konusunda KKTC yetkililerine çağrıda bulunarak, mevcut haliyle Türk, Rum veya başka bir ulusa ait olsun tüm gazetecilerin sorun yaşadığını belirtti.

Darbaz, mahkemenin adil bir karar verdiğine inandıklarını ifade ederek, yapılacak olumlu düzenlemelerle gazetecilerin bu tür sorunlar yaşamadan mesleklerini en iyi ve çağdaş düzeyde yapabilmesinin koşullarının yaratılması gerekliliği üzerinde durdu.

KIBRIS 13/06/06

 

Rumların veto tehdidi havada kaldı

 

Rumlar aralık 2004, ekim 2005, haziran 2006'da tehdit savurdu



13 Haziran, 2006 14:57:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye - AB arasındaki fiili müzakerelerin başlaması konusunda son dakikaya kadar 'Kıbrıs' konusunda isteklerde bulunan Kıbrıs Rum yönetiminin Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, ''istesek veto uygular, Ada'ya kahraman gibi dönerdik'' dedi.

Rum basınında ise, veto tehdidinin üçüncü kez havada kalması 'itibar ve ciddiyet düzeyinin darbe alması' olarak yorumlandı. Kıbrıs Rum kesimi 17 aralık 2004, 3 ekim 2005 ve son olarak dün - 12  haziran 2006'da - Türkiye'ye üyelik yolunda veto tehdidi savurmuştu. 
 
Rum basınında çıkan haberlere göre Yakovu, anlaşmanın sağlanmasından sonra Lüksemburg'da düzenlediği basın toplantısında, "istesek veto koyar ve bir kahraman gibi adaya dönebilirdik. Çünkü 'Kıbrıs' (Rum) kamuoyu Türkiye ile ilgili konularda dinamik şekilde davranılmasını talep ediyor'' diye konuştu.
 
Bu yolu seçmek yerine sorumluluk duygusuyla görüşler sunduğunu ve AB Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ile tartıştığını belirten Yakovu, ''arka arkaya yapılan iyileştirmelerden sonra ortak metinde uzlaşma sağlandığını'' söyledi.

Rum basını, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi toplantısında, Türkiye ile fiili müzakerelerin açılması çerçevesinde 'bilim ve araştırma' başlığının açılıp kapanması konusunda sağlanan uzlaşmadan Rum yönetiminin memnun olduğunu yazdı.
 
Rum yönetimi: "Ankara'ya net mesajlar gönderdik"  

Rum Dışişleri Bakanlığı görevine atanan Rum yönetimi sözcüsü Yorgos Lillikas da, ''Kıbrıs, Türkiye'nin AB ile müzakerelerine ciddi koşulların dahil edilmesi için koyduğu hedefleri başardı. Ayrıca ekim ayına kadar yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda Ankara'ya net mesajlar gönderdi'' dedi.
 
Lillikas, Türkiye'ye 'AB'ye karşı yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesine bağlı olacağı' konusunda 25 üyenin açık uyarıda bulunduğunu savundu ve ''AB'nin, Türkiye'nin sadece yükümlülüklerini yerine getirmeyi değil, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma ve onunla ilişkilerini normalleştirmeyi de içeren 21 eylül karşı deklarasyonundaki tüm hususları yeniden teyit ettiğini'' kaydetti.
   
Rum basınından yansıyanlar...
 
Politis gazetesi:
''Geri adım attık, ancak 'kazançlı' çıktık'' başlığıyla verdiği haberde, veto tehditlerinin yeniden ''kınında kaldığını'' belirtti ve ''bilim ve araştırma başlığı 'geçici' olarak kapandı. Ancak yeniden müzakere edilmesi için 25'lerin oy birliği gerekir. Dolayısıyla Türkiye istediğini aldı. Tabii 'Kıbrıs' da eli boş dönmedi. Çünkü 25'ler 21 eylül açıklamasını gündeme getirdi ve Türkiye'ye en yakın zamanda 'Kıbrıs'ı tanıma ve tüm ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi yükümlülüğü hatırlatıldı.''
 
Simerini gazetesi:
''Ekim perspektifli uzlaşma'' başlığıyla manşetten verdiği haberde, ''Türkiye'nin ilk müzakere başlığını açmayı başardığı, ancak Rum tarafının da Ankara'nın Brüksel'de ekim ayında yapılacak toplantının şekillenmesini sağladığı'' yorumunu yaptı.
 
Gazete, dünkü sert pazarlıklarda Rum yönetiminin ''uzlaşma hedefiyle kazanç elde ettiğini'' yazdı.

Filelefheros gazetesi:
''Yenisine (yeni çatışmaya) kadar ateşkes. Son anda uzlaşma 'Kıbrıs' vetosunu rafa kaldırdı'' başlığını atan gazete, Türkiye'nin özlü müzakerelerinin yolunun açıldığını, Rum tarafının ise dünkü toplantıda üç kazancı, iki de önemli kaybı olduğunu yazdı ve ''Rum tarafının 21 eylül deklarasyonuna atıfta bulunulmasıyla Türkiye'nin 35 başlığına takoz koymayı başardığını'' savundu.
 
Gazetenin haberinde, Rum tarafının aralık 2004 ve ekim 2005'teki toplantıların ardından üçüncü kez veto tehdidinin havada kalması, ''itibar ve ciddiyet düzeyinin darbe alması'' olarak yorumlandı.
 
Alithia gazetesi:
Gazete, manşet haberinde dünkü pazarlıklarda Türkiye'nin istediğini elde ettiğini, Rum tarafının ise ''Kıbrıs Cumhuriyeti''ni gülünç duruma düşüren bir uzlaşma elde ettiğini yazdı.

Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
 
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda başladı.
 
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim ve araştırma' başlığında açılıp kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi'nde aşıldı. Son ana kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen Ankara, AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne katılma kararı aldı. Bu gelişmenin ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg'a hareket etti.
 
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açıldı. Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulandı.
 
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denildi.
 
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri dönebileceği belirtiliyor.

'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
 
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
 
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi  krize neden olmuştu.
 
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti.  25 üyeli birlik içinde tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
 
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi. Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
 
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.

 

Gambari Temmuz’da Kıbrıs’a gidiyor

BM Genel Sekreteri’nin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari Temmuz ayının ilk haftası nabız yoklamak için Kıbrıs’a gidiyor. Gambari’nin Ankara ve Atina’da da temaslarda bulunacağı açıklandı.

 

NTV

Güncelleme: 19:52 TSİ 13 Haziran 2006 Salı

NEW YORK - Kıbrıs sorununa çözüm çabalarını sürdüren BM Genel Sekreteri Kofi Annan, yardımcısı İbrahim Gambari’yi Kıbrıs’a gönderme kararı aldı. KKTC Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Gambari’nin ziyaretiyle ilgili randevu talebinde bulunduğu kaydedildi.

Gambari’nin Ankara ve Atina’da da temaslarda bulunacağı belirtildi. Açıklamada, Türkiye’nin AB sürecinin her aşamasında Rumların engel çıkarmasının önüne geçebilmek için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiği vurgulandı.

Gambari’nin ziyareti, iki yıllık durgunluk döneminden sonra Kıbrıs sorununa çözümüne yönelik ilk önemli girişim olarak değerlendiriliyor.

 

Lillikas: Çıkarlarımızı koruyacağız

Kıbrıs Rum kesiminde Yorgo Yakovu’nun yerine dışişleri bakanlığı görevine getirilen Yorgo Lillikas, Lüksemburg’da yaşanan gelişmeleri “Çıkarlarımızı korumaya kararlıyız” sözleriyle değerlendirdi.

 

NTV

Güncelleme: 19:52 TSİ 13 Haziran 2006 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesiminin yeni dışişleri bakanı Yorgo Lillikas, AB içinde kararlılıklarından şüphe eden hiçbir ülke bulunmadığını dile getirdi. “Oyunun kuralları büyük ölçüde belirlendi ve Türkiye de bu kurallar çerçevesinde değerlendirilecek” ifadesini kullanan Lillikas, “Artık çantada keklik olmadığımızı herkes biliyor” dedi. Dışişleri bakanlığı görevine bugün resmen başlayacak olan Yorgo Lilikas, Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos’a yakın isimlerden birisi olarak biliniyor.

Gül'ü hiç bu kadar kızgın görmedim



LÜKSEMBURG

Pazartesi günü tam 12 saat Ankara havaalanında bekledim.

17 Aralık 2004'te Brüksel doruğunda 24 saat aynı krizi yaşamıştım.

3 Ekim 2005'te, yine Lüksemburg'da saatlerce beklemiştim. Ancak Gül'ü hiçbir zaman önceki günkü kadar kızgın görmemiştim.

Lüksemburg macerasını birlikte yaşadık. 7 saat süren krizden sonra havaalanına asık bir suratla geldi. Hele Ankara'dan Lüksemburg'a kadar ki 3,5 saatlik yolculukta barut gibiydi.

Karşılıklı konuşmaya başlayınca, kime kızgın olduğunu anladım. Belki hayret edeceksiniz, ancak Rumlara kızgın değildi. Onların kendi çıkarları için mücadele ettiklerini söylüyordu.

Asıl kızgınlığı, AB'nin bazı ülkelerine yönelikti. 500 bin kişinin, 70 milyonluk bir ülke'nin AB'ye yürüyüşünü engelleyebilecek bir noktaya getirilmesiydi.

Özel konuşmalarında hep şu sözleri duydum:

"... Avrupa kalkmış, durmadan bizim heyecanımızın kalmadığını ileri sürüyor. Nasıl heyecanımız kalsın ki? Heyecanımızı asıl onlar öldürüyor. Kıbrıs Rumlarını öylesine şımartıyor ve öylesine ön plana çıkartıyor ki, Kıbrıs'ı bize karşı kullanıyorlar..."

ÖNEMLİSİ MÜZAKERE GERİSİ BAHANE

Kıbrıs Rumları, belki Türkiye'ye çıkarttıkları zorluklardn dolayı keyifleniyor olabilirler. Ancak unuttukları birşey var var. O da, uzun vadede Türkiye'nin karlı çıkacağıdır.

Bunun en somut işaretini, yine tüm kızgınlığına ve gerilimine rağmen Gül verdi. Türkiye için önemli olanın, müzakerelerin başlaması ve sürmesi olduğunu söyledi. Gayet tabii bunun ne pahasına olursa değil, kabul edilebilir ölçüde yürütülmesine bağlı olduğunu da ekledi.

Bence de önemli olan, müzakerelerin yürümesidir. Gerisi boştur ve bahanedir. Yıllarca sürecek bir satranç oyunu oynuyoruz. Günlük sorunlara takılmak yerine, uzun vadeli hedefe kilitlenmek çok daha önemlidir. Bugün "önemli" saydığımız birçok konu, yarın komik olacaktır.

Kıbrıs Rumları işte bu tuzağa düşmüş durumdalar.

* * *

SEVGİLİ RAUF BEYİN KULAKLARI ÇINLASIN


Ah, Rauf bey ah...

Annan planını reddetmek, ardından Ankara'nın baskısıyla kerhen kabul edip sonra ayak sürümek politikasını benimsememiş olsanız, Türkiye bugünkü zorluklara düşmeyecekti.

Ankara'yı Rumların tuzağına sizin politikalarınız düşürdü.

Yanlış anlaşılma olmasın. Bunu kötü bir niyetle değil, kişisel değerlendirmeleriniz sonucunda yaptınız. Ancak bugün gelinilen noktaya baktığınızda, sizin ve Ankara'daki bazı muhafazakar kurum ve çevrelerin ortaklaşa desteklediğiniz yaklaşım, Türkiye'ye çok pahalıya mal oldu. Üstelik, daha çok uzun yıllar da fatura edilecek.

Eğer Annan planını kabul edip, ayak sürememiş olsaydınız, bugün Rumlar böylesine rahat cirit atamayacaklardı. Ya KKTC'de tam üye olacak veya Rumların tam üyeliği ertelenecekti.

Papadopulos'a en büyük yardımı -istemeyerek dahi olsa- siz verdiniz.

Emin olun sizi suçlamıyorum.

Sadece "keşke ileriyi görebilseydiniz" demek ve kulaklarınızı çınlatmak istiyorum.

Bu "çınlatma" faslı , Türkiye tam üye olana kadar da devam edecek.

* * *

RUMLAR, 3 ÜNCÜ FIRSATI DA KAÇIRDI


Rumlar, Avrupa Birliğine adımlarını attıkları günden itibaren, Türkiye'den en önemli ödünü kopartmaya çalışıyorlar: Resmen tanınma...

En büyük ümitleri, 17 Aralık 2004'teki AB doruğu idi.

Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağının açıklandığı Bürksel toplantısını hatırlarsınız. Erdoğan direnince büyük bir tartışma çıkmış ve doruk toplantısı tehlikeye girmişti. Son dakikada , İngiliz-Fransız ve İtalyan Başbakanları araya girmişler ve Rumları "satmışlardı". Türkiye'nin istediği formülü kabul etmişlerdi.

Papadopulos, resmen tanınma ümidiyle gittiği Brüksel'den eli boş ve derin bir hayal kırıklığı ile dönmüştü. AB'ye kızgındı.

İkinci denemeyi 3 Ekim 2005'te, yine Lüksemburg'da Türkiye ile müzakerelerin başladığı toplantıda yaptı. Yine kriz yarattı. Yine son dakikaya kadar toplantının yapılıp yapılamayacağı askıda tutuldu. Ancak yine istediğini elde edemedi.

Bu defa üçüncü denemesini yaptı.

Müzakereler başlarsa, bir daha tanınma imkanı kalmayacağını bildiklerinden dolayı, bu defa daha da bastırdılar. Ancak yine de istedikleri sonucu elde edemediler. Papadopulos, Türkiye'nin limanlarını açmasını ve Güney Kıbrıs'ın egemenliğini kabullenmesini arzulamıştı.

Bundan sonra, geriye ne kaldı?

Bundan sonra, Papadopulos için tek ümit, bu yılın Aralığındaki AB doruğu. Bu doruktan, Türkiye limanlarını açmadığı taktirde, müzakerelerin askıya alınması kararının çıkmasını isteyecek.

Başarabilir mi?

Sanmıyorum.

Papadopulos'u yeni hayal kırıklıkları bekliyor.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 14/06/06

 

AB ile nereye kadar?



LÜKSEMBURG

RUM engelleri kaldırıldı diye hepimiz iyimser bir şekilde Lüksemburg'a iniyoruz. Gece yarısı Dışişleri Bakanı Gül, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ve Olli Rehn basın toplantısı yapıyor. Biz mutlu bir tablo beklerken, yüzler gergin, konuşmalar sert. Rumların sebep olduğu kriz ve 6 saatlik gecikme için Olli Rehn "Tren kazası" diyor, sebebi bizmiş gibi!
Hele Ursula Plassnik, isim vermeden Türkiye'yi eleştirerek, "Bu gecikme ciddi bir uyarı olmalıdır... Bir ülkenin (Rumların) dışlanması er geç sorun çıkarırdı" diyor! Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açması anlamına gelen resmi metinleri okuyor!
Gül de sert cevaplar veriyor:
- Tren kazası tek taraflı değildir! Annan Planı'nın kabulü için AB çağrı yaptı. Bu çağrıya Kıbrıs'ta hangi taraf uydu, hangi taraf reddetti?! Siz hangi tarafı üye aldınız!?
Sonra yumuşak sözler söylense de, Kıbrıs konusunda Türkiye ile AB arasında köklü bir görüş farkı var, belli. AB limanları ve havaalanlarını Rumlara açın diye bastırıyor, biz kesinlikle reddediyoruz!

Daima Rum engeli!
Altı ay sonra yeni fasılların açılıp kapanmasına sıra geldiğinde yine krizler yaşanacak!
Türkiye'de hiçbir demokratik hükümet Rumlara bu tavizi asla veremez! Peki AB'nin tepkisi ne olur? Gül'ün ve diplomatların kanaati; büyük krizler yaşanabilir ama Avrupalılar "Kapılarınızı Rumlara açmazsanız biz de görüşmeleri askıya alırız" diyemez!
"Çünkü AB'nin böyle bir kararı için ittifak gerekir; İngiltere, İspanya, İtalya gibi birçok ülke bunu kesinlikle kabul etmez..."
Demek ki, kesintili değilse bile daima krizli ve gecikmeli bir süreç olacak! Ama Gül bir işaret veriyor:
- AB bu kadar krizli bir süreci taşıyamaz. Kıbrıs sorununu çözme mecburiyetini onlar da hissediyor artık!
Gül bu zorlu süreçte güçlü olmamız gerektiğini şöyle anlatıyor:
- Hem iç reformlarımızla hem dış ekonomik ve siyasi ilişkilerimizle elimizi daha da güçlendirmeliyiz.

Kıbrıs'ta çözüm beklentisi
Kıbrıs meselesinde Gül'ün şu sözleri de önemli:
- Kimse bizden Kıbrıs'ta taviz beklemesin, çözüm ancak iki taraflı olur. Ekonomik ve stratejik bakımdan Rumlar AB'ye Türkiye'den fazla katkı mı yapacak ki, karar anında Avrupa onları tercih edecek? Er geç çözüme gelecekler.
Uçakta bu konuyu Ali Babacan'a da sordum, cevapları Gül'ün 'işaret'ini biraz açar gibiydi:
- Kıbrıs'ta nihai çözüm için çok uzun zamana ihtiyaç var. Ama Rumlar üzerindeki AB baskısı da çok artıyor. Önemli girişimler, çözüm arayışları var. Şimdi söylersem zarar verir. Bekleyin! Yeni fasıllara gelinceye kadar limanlar gibi konularda bir çözüm olabilir!
Bu çok önemli sözleri ben şöyle anlıyorum: Limanları ve havaalanlarını açmamız karşılığında KKTC üzerindeki ticari izolasyonun kalkması gibi bir formül!..
Bunu söylediğimde Babacan bir yorum yapmadı, sadece şunu söyledi:
- Bir karikatür krizinin nelere yol açtığını düşünün! Türkiye'yi yardıma çağırdılar. Rumlar da AB de Türkiye'nin yolunu tıkamanın nelere yol açacağının sorumluluğunu almak istemez!
Babacan bu konuda daha fazla konuşmadı, "sürece zarar vermesin" diye! Sanıyorum, Rumları çözüme getirmek için bir 'gizli diplomasi' yürüyor.

125 milyar dolar!
Bir diplomatımız anlatıyor:
- Türkiye'nin elinde 125 milyar dolarlık enerji projeleri var. Romanya'nın beş katı demektir bu!
AB'nin en etkili organı olan Komisyon enerji konusunda yeni hazırladığı "Yeşil Kitap"ta Türkiye'nin dünya çapında bir enerji rolüne sahip olabileceği vurgulanıyor!
Tamamlanan Bakü-Ceyhan Boru Hattı, buna Kazak petrollerinin eklenmesi... Mavi Akım ve Samsun-Ceyhan Boru Hattı... Orta Asya ve Kafkasya'yı Avrupa'ya Türkiye üzerinden bağlayacak boru hatları... Bu konuda Amerika'nın büyük desteği... Rusya ile gelişen enerji ilişkilerimiz...
İran dahil, Ortadoğu sorunlarındaki rolümüz!
Uzun vade çok lehimize... Ama oraya kadar AB ile yürüyebilecek miyiz? Bu bir sinir ve sabır savaşı!

TAHA AKYOL MILLIYET 14/06/06

 

Yunanistan Rumlara kızgın

14/06/2006 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ 

ATİNA - Rum Yönetimi, Lüksemburg'daki AB dışişleri bakanları toplantısındaki tavrıyla Yunanistan'ı bile kızdırırken, toplantının ardından Rum Yönetimi'nin ilk açıklamasında ilk kez Atina'ya değil teşekkür etmek, adından bile söz edilmedi. Rum Yönetimi sözcüsü ve yeni Dışişleri Bakanı Yorgos Lilikas, "'Kıbrıs', Türkiye'nin AB ile müzakerelerine ciddi koşullar konulması hedefini başardı. Ayrıca ekime dek yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda Ankara'ya net mesajlar gönderdi" dedi. Dışişleri Bakanı olarak son AB toplatısına katılan Yorgos Yakovu ise "Rum kamouyu dinamik tavır istiyor. Veto koyup Kıbrıs'a kahraman gibi dönebilirdim. Sorumluluk duygusuyla hareket ettim" ifadelerini kullandı.
Ta Nea'ya göre, Başbakan Kostas Karamanlis, Rum lideri Tasos Papadopulos'a "Yunanistan'ın çıkarları, ne kadar dost olursa olsun her ülkenin çıkarlarından daha önemlidir. AB'de 23'e karşı iki üye durumuna girmek istemiyoruz" mesajı yolladı. Geçen pazar Lüksemburg'a Yakovu ile uçan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani de "Veto kullanmanızı istemiyoruz" demişti.

 

Kıbrıslı Rumların vetoları KKTC'yi ateşledi

Kıbrıslı Rumların vetoları KKTC'yi ateşledi

AB'nin Türkiye'yi Avrupa'ya katmaya yönelik çabaları, Kıbrıslı Rumlar yüzünden sekteye uğruyor. Rumlar çözümsüzlüğe oynarken, KKTC de gelişiyor

14/06/2006 RADIKAL

Maritta Tkalec

Türkiye, dünyanın en huzursuz bölgesi Ortadoğu'ya karşı Avrupa'nın kalkanı. AB'nin fazla genişlediğine dair tüm kaygılara rağmen, önemli gelişme potansiyeline sahip bu ülkeyi Ortadoğu karmaşasına sürüklenmeye bırakmak yerine demokratik ve istikrarlı Avrupa'ya bağlama çabaları çok akıllıca. Bu nedenle Türkiye'yle müzakerelerin daha başında yaşanan sorunlar, AB'nin kıyısından gelse ve önemsiz görünse de kaygı verici. 2004'ten beri AB üyesi olan Kıbrıs, daha doğrusu bölünmüş adanın güney kısmı, Türkiye'yle müzakereleri bloke ediyor.
Kıbrıslı Rumlar iki yıl önceki referandumda adanın sadece Türkiye'nin tanıdığı kuzey kesimiyle birleşmeyi reddetti, en çok da Türkiye'den gelen yerleşimcileri tanımaktan ve Türk askerlerinin varlığından çekindi. Buna karşın Türkiye de, Gümrük Birliği anlaşmasını Rum Kesimi'ni içine alacak biçimde imzalamamakta diretiyor. Rum Kesimi'nin uçaklarıyla gemileri Türkiye'ye uğrayamıyor. Olay yerel bir atışma gibi görünse de, ardında 20. yüzyılda Avrupa'yı kasıp kavurmuş milliyetçilik dalgasının Doğu Akdeniz'e kadar ilerlemiş olması yatıyor.
Kıbrıslı Rumların özellikle 1960 ve 1970'lerde hayata geçirmeye çalıştığı 'Enosis' ülküsünün Türklere yaşattığı dehşet sonucunda, Türkiye 1974'te Kuzey Kıbrıs'a müdahale etmiş, ada ikiye bölünmüştü. Rumlar güneye, Türkler kuzeye kaçarken, etnik temizlik sürmüştü. Bu travmanın üzerine hâlâ açıklığa kavuşturulamamış olan 'işgal altındaki toprak' talepleri gerginlik yaratıyor. Türkiye'nin müzakerelerini zora sokan vetonun sebebi de burada yatıyor.
İki yıl önce yeniden birleşmeye 'Evet' diyen Kıbrıslı Türkler, Rumların 'Hayır' demesine biraz içerlediyse de, bu yanıt inanılmaz bir enerji ve gelişme hamlesini ateşledi. "Artık kendi işimizi kendimiz yapacağız" diyor Kuzey Kıbrıslılar. Kuzeyin kalkınma oranı güneyi açık farkla sollarken, güneye oranla çok daha güzel olan kuzeyde turizm de gelişiyor. İki sene önce bir çukurdan diğerine atladığınız sokaklar yerini şahane caddelere bırakmış. Türkiye sermayesiyle onbinlerce ev inşa edilmiş, harika evler güney kesiminin üçte biri fiyatlara. Anavatanlardaki lobi gruplarına rağmen satın alma gücü yüksek bir sınıf oluşuyor.
Kuzey Kıbrıs böyle somut adımlarla ilerlerken, güneyin tek yaptığı bu ilerlemeyi engellemeye çalışmak ve AB içinde kendini tecrit etmek. Atina bile onlara eskisi kadar destek çıkamaz oldu. AB'yse sorunu çözmek için yumuşak adımlar atıyor: Alman dışişleri bakanı Frank-Walter Steinmeier geçen hafta Berlin'de, resmen tanınmayan KKTC'nin başbakanını ağırladı. Gelişmeleri iyisiyle kötüsüyle göreceğiz. (13 Haziran 2006)

 

Kıbrıslı Türkleri 'kaybettik'

Kıbrıslı Türkleri 'kaybettik'

Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü sürdüren Rum tarafı, Kıbrıslı Türkleri hayal kırıklığına uğrattı. 'Karadağ modeli'ne alışan Türklerin sayısı gittikçe artıyor

14/06/2006 RADIKAL

Alekos KonstantInIdIs

Kıbrıslı Türklerin 2003'te yeniden birleşme için verdikleri mücadele ve Rauf Denktaş'ın siyasetten uzaklaştırılmasından sonra, Rum tarafı Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine yönelik BM planının sunduğu fırsatı reddederse Kıbrıs Türk toplumunu kaybedeceğimizi söylemiştim.
Gerçekten de, hayal kırıklığına uğrattığımız Kıbrıslı Türkler değişiyor. Bunu ilk saptayan, Aralık 2003'te birleşme için büyük istekle çalışan bir Kıbrıslı Türk'ün söylediklerini Yunan gazetesi Ta Nea'da yazan Pavlos Tsimbas'tı. Kıbrıslı Türk, "Çözümsüzlüğün korkunç olmadığına ve böyle yaşamaya devam edebileceğimize alışmaya başladık. Avrupa da bölünmüş bir Kıbrıs'ın sorun olmadığını düşünüyor" demişti. Aradan iki buçuk yıl geçti ve birleşme için mücadele etmiş Kıbrıslı Türklerin bu değişimi, Emin Hikmet'in Le Monde gazetesine söylediklerinde de görülüyor. Babası 1960'larda öldürülmüş Hikmet, birleşme için mücadele etmişti, şimdiyse sadece 'Karadağ modeli'ni çözüm olarak görüyor. Birleşmiş bir Kıbrıs inşa edebileceğimize inanan Türkleri kaybettik; zamanla da çözümsüzlüğe alışan Türklerin sayısı artacak.
Her şey böyle bir 'çözüm'e doğru gittiğimize işaret ediyor. Ancak, bunun durdurulması için bir şey yapmayan liderlerimiz kaygılanmıyor. Aksine, pasiflikleri, bizi Tasos Papadopulos'un adını taşıyacak nihai bölünmeye sürüklüyor. (Rum gazetesi Alithia, 9 Haziran 2006)

 

Halide Ali, evine kavuşuyor

ESKİ GÜNLERİNE GERİ DÖNÜYOR... KKTC'de geçimini sağlayamadığı gerekçesiyle dört yıl önce Larnaka'ya yerleşen Halide Ali, elinde Larnaka'da babasına ait olan evin tapusu ve elinde Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesiyle ilgili kararı olmasına rağmen bir türlü giremediği evine nihayet kavuşuyor. Haberin KIBRIS'ta manşetten yayınlanmasının ardından Rum yetkililerin kendisini aradığını söyleyen Halide Ali, evinin tamir edilmesinin ardından en kısa zamanda kendisine teslim edileceğini belirtti

"KIBRIS'A TEŞEKKÜR EDİYORUM"... KIBRIS'ın haberinin çok etkili olduğunu belirten Halide Ali, haberin gazetede çıkmasının ardından Rum mercilerin kendisi arayarak babasına ait evinin tamirine başlanacağını açıkladığını ve bugün evin tamirinde son aşamaya gelindiğini kaydetti. Evin kendisine iki ay içerisinde teslim edileceğini belirttiklerini ifade eden Ali, "Duyarlılığından dolayı KIBRIS'a ve Rum yetkililere teşekkür ediyorum" dedi

Ali CANSU

KKTC'de geçimini sağlayamadığı gerekçesiyle dört yıl önce Larnaka'ya yerleşen Halide Ali, elinde Larnaka'da babasına ait olan evin tapusu ve elinde Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesiyle ilgili kararı olmasına rağmen bir türlü giremediği evine nihayet kavuşuyor.

Haberin KIBRIS'ta manşetten yayınlanmasının ardından Rum yetkililerin kendisini aradığını söyleyen Halide Ali, evinin tamir edilmesinin ardından en kısa zamanda kendisine teslim edileceğini belirtti.

KIBRIS'ın haberinin çok etkili olduğunu belirten Halide Ali, haberin gazetede çıkmasının ardından Rum mercilerin kendisi arayarak babasına ait evinin tamirine başlanacağını açıkladığını ve bugün evin tamirinde son aşamaya gelindiğini kaydetti. Evin kendisine iki ay içerisinde teslim edileceğini belirttiklerini ifade eden Ali, "Duyarlılığından dolayı KIBRIS'a ve Rum yetkililere teşekkür ediyorum" dedi.

KIBRIS'ın haberi çok etkili oldu

Elinde, babasına ait Larnaka'daki evin tapusu ve Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesi ile ilgili kararı olmasına rağmen, bir türlü evine giremeyen Halide Ali, KIBRIS gazetesinde haberinin yayınlanmasının ardından başta Güney Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk mallarından sorumlu müdürün ve Lefkoşa'dan Rum Dışişlerinden kendisini telefonda aradıklarını ve gerekli her şeyin yapılacağını söylediklerini belirtti.

Bugüne kadar Rum yetkililerin gerekli duyarlılığı gösterdiğini de kaydeden Halide Ali, ilgililere kendisine gösterdikleri ilgiden dolayı da teşekkür etti.

KIBRIS'ın haberi çok etkili oldu

Babası ile ilgili haberin yayınlanmasının ardından kendisini Lefkoşa'daki Rum Dışişlerinden aradıklarını anlatan Halide Ali, "Ayrıca beni Larnaka'daki Türk mallarından sorumlu daireden de aradılar ve benim evime hemen başlayacaklarını ve en kısa zamanda bitireceklerini söylediler. Hemen akabinde babamın evinin tamirine başladılar ve hızlı bir şekilde inşaat devam etti. Şu anda ise inşaat tahminimden çok çok daha iyi gidiyor. Bir tek kuruş bile ödemiyorum. Hatta, Rum yetkililer evimi yaparken bana evimdeki mermer veya mutfak fayansları ile dolapların rengine kadar soruyor ve benimle çok ilgileniyorlar" dedi.

Ek odalar da yaptılar

Babasının evinin yapılması dışında Rum yetkililerin kendisini sürekli telefonda arayarak hal hatır sorduklarını kaydeden Halide Ali, "Babamın evinde yapacakları iki oda idi. Ancak, yetkililer bu odalar dışında ilaveten salon, banyo, tuvalet ve mutfak da ilave ettiler. Hükümet bunları benden hiç bir para almadan yapıyor" dedi.

Türk evleri tamir ediliyor

Halide Ali, Larnaka Belediyesi'nin Larnaka'daki Türk evlerinin tamiri için büyük bir bütçe ayırdığını ve bir, iki yıl içerisinde evlerin tamirine başlayacağını duyduğunu söyledi.

Rum medyası da ilgi göstermişti

Haberin yayınlanmasının ardından gün boyu telefonlarının durmadığını anlatan Halide Ali, Rum medyasından Sigma, Mega, Kıbrıs Rum Yayın kurumu olan (PIK) ve Cyprus Mail kendisi ile temasa geçerek röportaj yaptıklarını söyledi.

Larnaka'da babasının evinin önüne giderek kendisi ile röportaj yaptıklarını ve sordukları sorulara cevap verdiklerini de anlatan Ali, medyanın evin içerisinden ve dışından görüntüler alarak sorulan sorulara cevap verdiğini de kaydetti.

Türklere olan ilgi arttı

Son aylarda Rum yetkililerce Türklere gösterilen ilginin arttığını da anlata Halide Ali, Rum yetkililerin Larnaka'da yaşayan Türklere çok iyi davrandıklarını ve evlerini de onarmaya başlayacakların söyledi.

KIBRIS 14/06/06

 

Gambari'nin ziyaretinden önce teknik komiteler fiilen göreve başlamalı

Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim Gambari'nin temmuzun ilk haftasında Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini söyledi

Gambari'nin ziyaretinden önce teknik komiteler fiilen göreve başlamalı

Cumhurbaşkanlığı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim Gambari'nin temmuz ayının ilk haftasında Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini, teknik komitelerin, bu ziyaret öncesinde fiilen göreve başlaması gerektiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı Türkiye'nin AB müzakere sürecinde önceki gün Lüksemburg'da yaşananların Kıbrıs Rum tarafının haksızca elde ettiği AB üyeliğini Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Kıbrıslı Türklere karşı nasıl acımasızca kullandığını gösterdiğini belirtti. Müzakerelerin fiilen başlamasını olumlu değerlendiren Cumhurbaşkanlığı, Rumların itirazına karşı bulunan çözümle aslında sorunların sonbahara ertelendiği görüşünde.

Rumların bu tutumlarıyla bölgedeki ilişkileri zehirlediğine işaret eden Cumhurbaşkanlığı, Rumların şantaj politikasına karşı Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasını öngören 26 Nisan 2004 tarihli AB Konseyi kararının tavizsiz şekilde uygulanması gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanlığı Basın Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifingi sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Almanya ziyaretini, teknik komitelerle ilgili beklentilerini ve Türkiye-AB üyelik müzakerelerini değerlendirdi; gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Erçakıca, Cumhurbaşkanı Talat'ın Almanya ziyaretinin verimli geçtiğini, Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'e Kıbrıs sorununa ilişkin tutumun doğrudan ve ayrıntılı anlatıldığını kaydederek, Almanya'nın tarihsel sorumlulukları ve rolleri bulunan önemli bir ülke olduğuna dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı'nın Almanya ziyareti öncesinde basına ayrıntılı açıklama yapmamalarının, Almanya'daki muhataplarına verdikleri taahhütten kaynaklandığını ama asla yurttaşların haber alma hakkı anlamına gelen basının haber alma hakkını engellemek istemediklerini vurgulayarak basın mensuplarından özür dileyen Sözcü Erçakıca, uluslararası ilişkileri geliştirmek adına verdikleri taahhütlere sadık kalmaları gerektiğini anlattı.

Hasan Erçakıca, Cumhurbaşkan'nın Almanya ziyaretinde de teknik komiteler konusuna vurgu yaptığına işaret ederek, komitelerin çalışmaya başlaması için yapılan girişimlerin bu hafta içinde olumlu sonuçlanmasını istediklerini ve beklediklerini ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca, şubat ayında BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Michael Möller'in gönderdiği mektupla konu başlıklarını bildirdiği teknik komitelerin kurulmasına olumlu yanıt verdiklerini hatırlatarak, özetle şöyle konuştu:

"Artık Rum tarafı da tutumunu açıkça ortaya koymalıdır. BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı İbrahim Gambari temmuz ayının ilk haftasında bölgemizi ziyaret edecek. Gambari'nin bu ziyaretinden önce, teknik komitelerin fiilen göreve başlamasını istiyor ve bekliyoruz."

"Rumlar, AB üyeliğini Türkiye ve Kıbrıslı

Türklere karşı acımasızca kullanıyor"

Lüksemburg'da önceki gün Türkiye-AB müzakerelerinde önemli gelişmeler yaşandığına işaret eden Hasan Erçakıca, "Önceki günkü gelişmeler Kıbrıs Rum tarafının haksızca elde ettiği AB üyeliğini, Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Kıbrıslı Türklere karşı nasıl acımasızca kullanmaya çalıştığını göstermiştir" dedi.

Gerilimli günler ve saatlerden sonra müzakerelerin başlamasını olumlu değerlendirdiklerini kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:

"Ne var ki, Kıbrıs Rum tarafının bu süreçte oynadığı olumsuz rolü görmezlikten gelemeyiz. Üzerinde asıl durulması gereken olgu da budur. Kıbrıs Rum tarafı, haksızca elde ettiği AB üyeliğini kullanarak Türkiye'ye şantaj uygulamakta ve Kıbrıslı Türklere verdiği destekten vazgeçmesini talep etmektedir.

Bugün için sorunun sonbahara ertelendiğini söyleyebiliriz. Bir kez daha görülmüştür ki Kıbrıs Rum tarafı, bu yöntemi Türkiye-AB müzakerelerinin her aşamasında gündeme getirecektir. AB üyeleri Kıbrıs sorununun Türkiye'ye karşı bir şantaj olarak kullanılmasına son verecek önlemleri almalıdırlar. Kıbrıs Rum tarafı haksızca elde ettiği AB üyeliğini Türkiye'ye ve Kıbrıslı Türklere karşı kullanmamalıdır.

Bizce bunun yolu bellidir: Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılmasını öngören 26 Nisan 2004 tarihli AB Konseyi kararının tavizsiz şekilde uygulanması, Kıbrıs Rum tarafının önce görüşme masasına gelmesine, daha sonra ise Kıbrıs sorununun çözümüne neden olabilecektir."

Hasan Erçakıca, Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinin artık teknik seviyede sürdürülmesi gerektiğini ama Kıbrıs Rum tarafının sürecin böyle devam etmesini engelleyeceği ve AB üyeliğini Türkiye'ye karşı şantaj olarak kullanacağını gösterdiğine işaret ederek, Rumların bölgedeki ilişkileri zehirlemesine izin verilmemesi gerektiğini vurguladı.

Erçakıca, brifingde gazetecilerin sorularını yanıtlarken, teknik komiteler konusunda Rum tarafıyla BM aracılığıyla temasları olduğunu ancak olumlu yanıt gelmediğini belirterek, konunun perde gerisinde de bir şey olmadığını söyledi. Rumların bu komitelere, beklenenden çok sorumluluk yükleme gayreti içinde olduğunu kaydeden Hasan Erçakıca, BM