|
AA
Güncelleme: 21:47 TSİ 06 Haziran 2006 Salı
LEFKOŞA
- Eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloşeviçin para
akladığı suçlamasıyla Rum Kesiminde açılan davada,
ilk kez bir Sırp yetkili suçlamalara destek verdi.
Sırbistanda
2001-2004 döneminde adalet bakanlığını yürüten, şu
anda muhalefet partisi başkanı olan Vladan Batiç, mahkemede
verdiği ifadede Rum makamlarını, 1992-1995 yılları
arasındaki BM ambargosu sırasında milyarlarca doların
Kıbrıstaki banka hesaplarına aktarılmasına
yardım etmekle suçladı.
Eski bakanın anlattıklarına göre, çuvallar dolusu para
Lefkoşaya götürüldü ve şimdiki adıyla Laiki Bankasında,
paravan şirketler adına açılan hesaplara
yatırıldı. Bu şirketler üzerinden 4 milyar doların
aktarıldığı tahmin ediliyor.
Eski Sırp bakan, bu işlemlerde kullanılan 8 şirketin,
Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulosun hukuk bürosunca kurulduğunu
da anlattı.
Vladan Batiç ayrıca, Lahey Savaş Suçları Mahkemesinin
başsavcısı Carla Del Pontenin kendisine, Sırbistandan
milyonlarca doların çıkarılarak Güney Kıbrısa
götürüldüğünü ve buna ilişkin tüm belgelere sahip olduğunu
söylediğini aktardı.
Batiç, Rum Merkez Bankası ve Rum gümrük görevlililerinin de bu
paraların Güney Kıbrısa getirildiğinden haberdar
olduklarını, ancak bu paraları yasal
varsaydıklarını öne sürdü. Duruşmalara 27 Haziranda devam
edilecek.
Almanya Talat ile görüşecek
7 Haziran, 2006 09:53:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, önümüzdeki cuma
günü Almanya'nın başkenti Berlin'de Almanya Dışişleri
Bakanı Frank Walter Steinmeier ile görüşecek. Almanya böylece, Talat
ile doğrudan görüşmeyi kabul eden ikinci AB ülkesi olacak.
Hürriyet
gazetesinin haberine göre, görüşme resmi bir çerçevede gerçekleşecek.
Bu görüşmeyle, Almanya, Talat'ı KKTC'nin 'seçilmiş
başkanı' olarak kabul etmiş olacak.
Görüşme, Almanya'nın KKTC'yi tanıyacağı anlamına
gelmiyor, ancak uzmanlar temasların önemine işaret ediyor. Ziyaretle,
Avrupa Birliği'nin İngiltere'den sonra ikinci ağır topu
da KKTC ile 'resmi bir ilişki' kuruyor.
Görüşme, Rum yönetiminin bir engellemesiyle karşılaşmamak
için çok gizli bir şekilde ayarlandı.
İlk ülke İngiltere oldu
Mehmet Ali Talat, 25 ocakta da, Cumhurbaşkanlığı
makamında İngiltere eski Dışişleri Bakanı Jack
Straw ile görüşmüş, Rumlar sert tepki göstermişti.
Görüşmenin ardından açıklama yapan Straw, Kıbrıs
sorununun çözümü için müzakerelerin başlaması gerektiğini
söylemiş, "bütün uluslararası toplumun hedefi adada
kalıcı bir çözüme ulaşmaktır'' demişti.
İngiliz Bakan, Kıbrıs ziyaretini BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın iyi niyet misyonu çerçevesinde değerlendirmek
gerektiğini belirtmişti.
Straw, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı makamında
ziyaret etmesinin 'KKTC'nin siyasi düzeyinin yükseltilmesi' anlamına
gelmediğinin altını çizmiş ve ''bu, bizim Kıbrıs
politikamızın değiştiği anlamına da gelmez'' diye
konuşmuştu.
Kayıp
Kıbrıslı Türklerin kalıntıları bulundu
Kıbrıs Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üye
Yardımcısı Ahmet Erdengiz, Güney Kıbrısta Paralimni
bölgesindeki bir su kuyusunda geçen perşembe günü başlatılan
kazı çalışmalarının pazar günü
tamamlandığını ve Kıbrıslı Türk aileye ait
olduğu tahmin edilen, en az 4 kişiye ait kemiklerin bulunduğunu
söyledi.
Erdengiz, kimliklerin DNA testleriyle kesinleşebileceğini kaydetti.
Erdengiz, kemiklerin 1964 yılında kaybolan Mağusalı bir
Kıbrıslı Türk aileye ait olabileceğini bildirdi.
HURRIYET
07/06/06
Ertuğrul ÖZKÖK
Berlin, cuma saat 10.00

DÜN Moskovada, Çarlık döneminde kraliyet ailesinin at terbiyesi için
kullandığı "Manege" binasındaydım.
Dünya Yayıncılar Birliğinin 59uncu kongresi
yapılıyordu.
Rusya Federasyonu Başkanı Putinin gecikmesi nedeniyle kongre
biraz geç başladı.
Dünyanın her yerinden gelmiş gazete sahibi ve editörleri vardı.
Orada dolaşırken kulağıma bir haber
fısıldandı.
Ondan sonra bir dizi konuşma trafiği yaptım.
Sonunda ilginç bir diplomasi olayına ulaştım.
* * *
Bu cuma günü saat 10.00da Berlinde Avrupa Birliğinin dış
politikası açısından önemli bir buluşma var.
Son dakikada bir değişiklik olmazsa, bu buluşma Almanya
Dışişleri Bakanlığının "resmi
ziyarette bulunan yabancı konukları"
ağırladığı yerde olacak.
Yani bu, "resmi sıfatlar" taşıyan iki kişi
arasında yapılan bir görüşme olacak.
Federal Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter
Steinmeier, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatla bu evde buluşacak.
Tekrar altını çiziyorum.
Bu görüşme, "resmi bir çerçevede" olacak.
Bunun anlamı da şu:
Almanya hükümeti, KKTC Cumhurbaşkanı ile resmi bir şekilde
masaya oturacak.
Bir noktanın altını daha çizelim.
Bu Almanyanın KKTCyi "tanıdığı"
anlamına gelmiyor.
Ama Talatı, KKTCnin "seçilmiş
başkanı" olarak kabul ediyor.
* * *
Toplantının önemi şurada:
Bu ziyaretle, Avrupa Birliğinin İngiltereden sonra ikinci
ağır topu da KKTC ile "resmi bir ilişki"
kuruyor.
Yani Kıbrıs Rum Kesiminin uzlaşmaz lideri Papadopulosa "çok
ciddi" bir mesaj veriyor.
Belki onlar bunu söylemeyecek ama biz rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu mesajın özeti şudur:
"Referandumdan sonraki uzlaşmaz tavrınızı
sürdürmeye devam ederseniz, bu, KKTCnin tanınmasına giden yolu
açabilir."
Mehmet Ali Talat, yarın Berline gitmek üzere Lefkoşadan
ayrılırken, Kıbrısın tarihinde de önemli bir dönem
başlıyor.
* * *
Şimdi gelelim bu çok önemli ve Rumlar engellemesin diye gizli tutulan
buluşmanın nasıl organize edildiğine.
Çünkü bu olayın perde arkasında, bir yanıyla bizim "Eryaman
çetesine" dokunan "ince bir diplomasi" var.
Bu buluşma için ilk temaslar bundan iki ay önce başladı.
İlk nabız yoklamaları "resmi" değil, "gayri
resmi" sohbetlerde oluştu.
İlk temasları Başbakanın iyi Almanca bilen
danışmanı Cüneyd Zapsu kurdu.
İşlenen tema ise şuydu:
Avrupa Birliği Kıbrısta referandumu destekledi. Kuzey
Kıbrıs Türk halkı da üzerine düşeni fazlasıyla
yaptı. Türk hükümeti, kamuoyundan gelen ağır suçlamaları,
muhalefetin eline çok ağır bir "milli muhalefet"
kozu verme riskini alarak uzlaşmayı destekledi.
Sonuçta Türk tarafı birlikte yaşamaya "Evet" dedi,
Rum tarafı ise bunu reddetti.
Böyle bir durumda Türk tarafının ödüllendirilmesi gerekirken tam aksi
oldu ve Papadopulos daha uzlaşmaz bir tavır benimsedi. Türk
tarafı "Evet" demekle cezalandırılmış
oldu.
Bu durumda Türk tarafının şunu söyleme hakkı doğdu:
"Eğer Avrupa Birliği"nin bir vicdanı, bir
siyasi ahlakı varsa, Kıbrısta gerçek bir çözüm istiyorsa,
artık bunu göstermenin zamanı geldi. Şimdi Rum tarafına
kuvvetli bir mesaj verilmelidir.
* * *
Bu çok gerçekçi ve inandırıcı bir temaydı.
Brükselde artık vicdan sahibi birçok insan Papadopulosun
şımarıklığa varan tutumundan rahatsız.
Nitekim bu rahatsızlık önce, kendini hep Avrupa Birliğinden
biraz bağımsız hissetmiş olan İngiltere
tarafından somut bir adımla gösterildi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Talatla
ilk resmi görüşmeyi yaptı.
Ancak bu ikinci adım daha önemli.
Çünkü "Klasik Avrupa"nın en güçlü iki temsilcisinden biri
olan Almanya bu adımı atıyor.
Bu durumda geriye sadece Fransa kalıyor.
Tabii bu konuda ilk adımı ABD Dışişleri Bakanı Riceın
attığını unutmamalıyız.
Zapsu tarafından başlatılan ilk temaslardan sonra
başta Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik olmak üzere
Dışişleri devreye girdi.
Ama işin mimarı Zapsu oldu denilebilir.
Peki bu olayın Eryamanda yakalanan malum çeteyle ilişkisi ne?
Tabii ki bir ilişkisi yok.
Ama Avrupa Birliğinin Kıbrıs politikasına uygun davranan
Türk siyasetçilerinin nelerle karşılaştığını
göstermesi bakımından dolaylı bir ilişkisi var.
Malum çete, Zapsuyu öldürmeye varacak planlar yapıyor.
Çünkü onu "vatanı satan" bir adam olarak görüyor.
Neden, ABD yönetimi ile ilişkileri düzeltmeye çalışması,
Kıbrıs konusunda çözüm için çaba harcaması.
Yani bunlar Türkiyede bazı çevreler tarafından "hainlik"
olarak bile kabul edilebiliyor.
Ama bakın bu insan, KKTCnin yolunu açacak çok önemli sessiz bir
diplomasinin içinde böylesine etkili bir rol oynuyor.
"Hainlik" suçlaması bu kadar ayağa düşünce,
tabii ki onun "gereğini" yapmaya çalışan böyle
çeteler de ortaya çıkıyor.
Diyeceğim, çetelerle mücadele, sadece onları ortaya çıkarmakla
kazanılmıyor.
İnsanları, bu kadar kolayca hedef haline getiren zihniyetleri de
değiştirmek gerekiyor.
"Hain" diye hakkında "ölüm fermanı"
çıkardığınız insanlar, kapalı kapıların
ardında böyle önemli "vatan görevleri" de yapıyor.
* * *
Cüneyd Zapsu ve Şaban Dişli de Talatla birlikte
Berline gidiyor.
Ama önemli bir ayrıntı vereyim.
Zapsu görüşmelere girmeyecek.
Çünkü resmi bir kimliği yok...
HURRIYET 07/06/06
Rum
tarafı görüşmek istemiyor
|
|
Annan, Kıbrıs
sorununun çözümü için tarafları temas kurmaya çağırsa da, Rum
yönetimi hâlâ 'Talat'la bir kahve içmeyi bile' reddediyor
07/06/2006
RADIKAL
Kostas Sofokleus
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'taki BM Barış gücünün
görevinin yenilenmesiyle ilgili Güvenlik Konseyi'ne sunduğu son raporda,
Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden
başlatılması için imkânların
araştırılmasından söz ediliyor. Annan'a göre, taraflar iyi
niyet çağrılarını yineleyip duruyor, ama bu
çağrının hayata geçirilmesi konusunda elle tutulur belirtiler
yok. Genel Sekreter, raporda "Temas kurmak ve kapsamlı bir çözüme
nasıl yeniden müdahil olunacağını düşünmeye
başlamak çok önemli" diyor.
Bu rapor, gerçekler için kanıt oluşturuyor, Rum lider Tasos
Papadopulos da bu yüzden sessiz kalıyor. Annan'ın eleştirisi,
bazı yerlerde bize, bazı yerlerde her iki tarafa yönelik. Raporda
belirtildiği gibi, hükümetin iddiasının aksine, sorunun çözümüne
yönelik bir hareketlilik yok. Rum tarafı hâlâ Kuzey Kıbrıs
lideri Mehmet Ali Talat'la 'bir kahve bile içmeyi' reddediyor.
Annan'ın raporu, tarafları çözüm sürecine yeniden müdahil
olmanın yöntemlerini düşünmeye çağırıyor. Ama, ne Türk
tarafı, ne de Rum tarafı bugüne kadar, bu konuda kaygı
duymadı. Genel Sekretere göre, tarafların söyledikleriyle
yaptıkları birbirini tutmuyor.
Papadopulos müzakerelerin başlamasını istediğini, bunun
için de sadece ön hazırlık gerektiğini söyleyip durmasın.
Cumhurbaşkanına ve hükümet yetkililerine soruyorum: Taraflar
arasındaki uçurumu küçültmek için ne yaptılar? BM Genel Sekreteri kaç
kez daha tarafların uzlaşmazlığı sürdürdüğünü
tekrarlayabilir ki?
(Rum gazetesi Alithia, 4 Haziran 2006)
Seçmen sayısı 151 bin 389 olarak kesinleşti
Yüksek Seçim
Kurulu Başkanı Metin Hakkı, seçmen sayısını 151
bin 389 olarak kesinleştiğini açıkladı.TAK muhabirinin YSK
Başkanı Hakkı'dan aldığı bilgiye göre, askı
öncesinde 151 bin 635 olan seçmen sayısı, askı sonrasında
itiraz, vefat ve düzeltmelerle 246 kişi eksilerek 151 bin 389 olarak
kesinleşti.
İlçelerin
askı öncesi ve
sonrası
seçmen sayıları
Yüksek Seçim
Kurulu Başkanı Metin Hakkı'nın verdiği bilgiye göre 26
Nisan itibarıyla (askı öncesi) ilçelere göre seçmen
sayıları şöyle:
Lefkoşa 47
bin 773
Gazimağusa
39 bin 908
Girne 27 bin
950
Güzelyurt 20
bin 340
İskele 15
bin 664
Genel Toplam:
151 bin 635
Askı
sonrası
Askı
sonrası 5 Haziran itibarıyla kesinleşen seçmen
sayısının ilçelere göre dağılımı da
şöyle:
Lefkoşa 47
bin 527
Gazimağusa
39 bin 702
Girne 28 bin
186
Güzelyurt 20
bin 211
İskele 15
bin 763
Genel Toplam:
151 bin 389
Farkın
ilçelere göre dağılımı
Askı
sonrası listelerde meydana gelen farkın ilçelere göre
dağılımı da şöyle:
Lefkoşa
-246
Gazimağusa
-206
Girne +236
Güzelyurt -129
İskele +
99
Başvuruları
kabul edilenler
Listelere
eklenmek için yapılan başvurulardan ilçe seçim kurullarınca
kabul edilenler şöyle:
Lefkoşa
Gazimağusa Girne Güzelyurt İskele
İlk
Kayıtlar 191 196 239 76 122
İlçe
İçi Nakiller 696 353 415 191 124
İlçeler
Arası Nakiller 375 249 415 78 208
Toplam 1,262
798 1,069 345 454
Listelere
eklenen seçmen sayısı
Başvurular
sonucunda listelere eklenen seçmen sayısı ilçelere göre şöyle:
Lefkoşa
566
Gazimağusa
445
Girne 654
Güzelyurt 154
İskele 330
Seçmen
listelerinden çıkarılanlar
Yapılan
itiraz, vefat ve düzeltmeler sonucu seçmen listelerinden çıkarılanlar
da şöyle:
Lefkoşa
Gazimağusa Girne Güzelyurt İskele
İkamet
Nedeniyle
Yap.
İtirazlar
295 251 160 51
60
Vefat 66 80 51
26 22
Mahkeme
Kararı Nedeni
İle
Çıkarılan
2 - 1 1 -
Vatandaşlıktan
Çıkarılan ve
Diğer
Düzeltmelerle
Çıkarılanlar
1 - 3 - -
Diğer
İlçelere Kayıt Yaptırdıkları İçin
Çıkarılanlar
448 320 203 205
149
Toplam 812 651
418 283 231
Seçmen
sayısındaki
değişikliğin
açıklaması
Seçmen
sayısında ilçelere göre değişiklikler ise şöyle:
Lefkoşa:
Seçmen listesine dahil edilenler 566, seçmen listesinden çıkarılanlar
812, toplamda 246 seçmen azaldı.
G.Mağusa:
Seçmen listesine dahil edilenler 445,seçmen listesinden çıkarılanlar
651,toplamda 206 seçmen azaldı.
Girne: Seçmen
listesine dahil edilenler 654, seçmen listesinden çıkarılanlar 418,
toplamda 236 seçmen arttı.
Güzelyurt:
Seçmen listesine dahil edilenler 154, seçmen listesinden çıkarılanlar
283, toplamda 129 seçmen azaldı.
İskele:
Seçmen listesine dahil edilenler 330, seçmen listesinden çıkarılanlar
231, ilçede toplam 99 seçmen arttı.
KIBRIS 07/06/06
Bulgaristan, Rusya ve Ukrayna'dan 43 turizmci KKTC'de
incelemelerde bulunuyor
Türk-Rus
ortaklığına dayalı Tez Tour ile Doğancı
Üreticiler Birliği ve Fellahoğlu Turizm işbirliğinde turizm
atağı başlatıldı.15 gün önce 5 ülkeden 83 yabancı
tur operatörü ve seyahat acentesini KKTC'ye getiren Tez Tour, Doğancı
Üreticiler Birliği ile Fellahoğlu Turizm, bu kez aralarında 6
Bulgar gazetecinin de bulunduğu Bulgaristan, Rusya ve Ukrayna'dan 43 tur
operatörü ve seyahat acentesi yetkilisini konuk ediyor.
Ülkeye önceki
gün gelen yabancı turizmcilere dün Bilfer Palm Beach Otel'de öğle
yemeği verildi.
Bicen: Ülke
turizmini tanıtmak için eylem planına giriştik
Doğancı
Üreticiler Birliği Başkanı Mehmet Bicen konuya ilişkin
açıklamasında, sivil toplum örgütleri olarak ülke turizmini
tanıtmak amacıyla eylem planına giriştiklerini ve 15 gün
arayla iki kez yabancı turizmcileri KKTC'ye getirdiklerini anlattı.
KKTC turizmini
tanıtım faaliyetlerinin süreceğini kaydeden Bicen, bu tür
faaliyetlerin diğer sivil toplum örgütleri tarafından da
yapılması gerektiğine işaret etti.
Bicen,
faaliyetlerinin bir amacının da ABAD kararlarının
ardından çağ dışı ambargolara maruz kalan
Kıbrıslı Türklerin yaşadıkları olumsuzluklardan
kurtulabilmesi olduğunu ifade etti.
Gelen
turizmciler arasında 6 basın mensubunun da bulunduğuna dikkat
çeken Bicen, Kıbrıs Türkü'nün sorunlarını bir şekilde
dünyaya duyurmayı amaçladıklarını kaydetti.
Bicen,
yabancı basın mensuplarının KKTC'ye gelmesini,
Kıbrıs Türkü'nün uğradığı
haksızlığın ve mağduriyetin dış basında
da vurgulanması açısından önemli gördüklerini söyledi.
Bicen,
özellikle Türkiye'de faaliyet gösteren marka şirketlerin KKTC'ye
yatırım yapmasının büyük istihdam ve katma değer
yaratacağına işaret ederek, yatırımların önündeki
bürokratik engellerin kaldırılması gerektiğini
vurguladı.
Bicen, ülkenin
tanıtımı için yurtdışında bir çok fuara
katılarak ciddi miktarda para harcandığını belirterek,
"Ülkenin tarih ve doğa güzelliklerini tanıtmak için biz bu
insanları ayağımıza getirdik" dedi.
Günaydın:
KKTC'deki yatırımcılarla ciddi ilişkilerimiz var
1,5 Milyar
dolar piyasa değerine sahip olduğu bildirilen Tez Tour'un
Kıbrıs yetkilisi İsmail Günaydın da yaptığı
açıklamada, KKTC'deki otel yatırımcılarıyla ciddi
ilişkiler içinde olduklarını, Güzelyurt ve Bafra'daki turizm
yatırımlarını gezerek bilgi edindiklerini belirtti.
Tez Tour olarak
2007 destinasyonlarına Kıbrıs'ı da eklediklerini kaydeden
Günaydın, KKTC'de turizm yatırımı yapmayı
planladıklarını aktardı.
Bafra ve
Güzelyurt'taki turizm tesisleri açıldıktan sonra ülkeye turist
getirmelerinin daha kolay olacağını vurgulayan Günaydın,
Kıbrıs'ın tatil için cazip bir bölge olduğunu, özellikle
Rus turistlerin büyük ilgisini uyandırdığını
anlattı.
Günaydın,
Tez Tour olarak KKTC turizmine ellerinden geldiğince destek vermeyi
sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Yıldırım:
Tez Tour, KKTC'deki 5 yıldızlı
otellere
yatırım yapmayı planlıyor
Fellahoğlu
Turizm Satış Pazarlama Müdürü Ahmet Yıldırım da, Tez
Tour'un ciddi yatırımları olan potansiyeli yüksek bir firma
olduğunu ifade ederek, firmanın her yıl Antalya yöresine 600
bin, Güney Kıbrıs'a ise 200 bin Rus kökenli turist getirdiğini
söyledi.
Tez Tour'un
KKTC'ye de turist getirilmesi konusuna ciddiyetle eğildiğini ifade
eden Yıldırım, firmanın KKTC'de 5 yıldızlı
otel yatırımı yapmayı planladığını da
söyledi.
Kuzey
Kıbrıs ekonomisinin geleceğinin turizmde olduğunu
vurgulayan Yıldırım, Tez Tour'un turizm potansiyeli
açısından KKTC'ye büyük fayda sağlayacağını
kaydetti.
Fellahoğlu
Turizm olarak "ellerini taşın altına
soktuklarını" ifade eden Yıldırım, turizmden para
kazanacak diğer sektörlerin de katkı koyması gerektiğini
aktardı.
Bazı
ürünlerin ihracatında teşvik primi verildiğini belirten
Yıldırım, ülkeye turist getirilmesi durumunda üretilecek olan
ürünlerin piyasada rahatlıkla tüketilebileceğini, hatta
yetmeyeceğini savundu. Yıldırım, "İhracata gerek
kalmadan ürünlerin iç piyasada rahatlıkla tüketimi sağlanabilir,
ihracata teşvik primi gibi katkılar turizme yönlendirilebilir"
dedi.
Ne dediler?...
Ne dediler?... Ne dediler?... Ne dediler?... Ne dediler?...
İliana
Mitova
"Kuzey
Kıbrıs'ın sahilleri çok güzel ve temiz. Turistler
açısından güzel bir yer. Gezip görülmesi gereken bir çok yer var. Ben
Bulgaristan'daki turizm acentesinde çalışıyorum, buraya tekrar
gelmeyi ve turist getirmeyi düşünüyorum. Oteller de güzel ancak, binalar
eski. 5 yıldızlı deniyor ancak bize göre 4 yıldız.
Bunun yanı sıra, çalışan personel çok yavaş ve dil
bilmiyor."
Despina Bozkova
"Kuzey
Kıbrıs çok güzel bir yer. Oteller daha iyi inşa edilmeli.
Personelin müşteriye daha hızlı hizmet vermesi
sağlanmalı. Örneğin her şey dahil programları
yapılmalı. Otelde kalan bir kişi otelin havuzundan,
plajından, hamamından ücretsiz olarak yararlanmalı.
Örneğin, otellerde çoğunlukla eğlence yok, çocukların vakit
geçirebileceği bir alan yok."
Nikola Markov
"Kuzey
Kıbrıs çok güzel ve turistler tarafından rağbet
görülebilecek bir yer. Kıbrıs'ın deniz kenarları,
Türkiye'nin deniz kenarlarından daha temiz. Tarihi mekanları çok
güzel ancak yeni oteller yapılmalı, yeşil alanlar
oluşturulmalı. Bunun yanı sıra, otellerde çalışan
personel daha iyi yetiştirilmeli, eğitilmeli. Örneğin bir su
istiyoruz en az 10 dakika bekliyoruz. Kül tablası doluyor ancak kimse
gelip boşaltmıyor."
KIBRIS 07/06/06
Talat,
Papadopulos'la görüşmeye hazır
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Erçakıca, dün gerçekleştirdiği haftalık basın
brifinginde son günlerde tartışılan konularla ilgili olarak
değerlendirmelerde bulundu
Talat,
Papadopulos'la görüşmeye hazır
"KAYIP
ŞAHISLAR KONUSUNUN POLİTİZE EDİLMESİ
YANLIŞ"... Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Erçakıca, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, her koşul
altında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'la
buluşmaya hazır olduğu, ancak politize edilmesinin
yanlış olacağına inandığı kayıplar
konusunda görüşülebilecek konuların, çalışmalara destek
vermekten öteye geçmeyeceğini belirtti
"EURO'YA
GEÇİŞLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR SİYASİ BİR
HEDEF"... Kendi para emisyonunu yaratma yetkisi olmayan Kıbrıs
Türkünün fiili durumunda kendisine kolaylık sağlayacak herhangi bir
para birimini kullanabileceğine işaret eden Erçakıca,
dış yardımlar ve kredilendirme gibi hususlarda Türkiye'ye
bağımlı olan KKTC'nin Euro'ya geçme durumunda çok ciddi
zorluklarla karşılaşacağını kaydetti
"AP YÜKSEK
TEMAS GRUBU'NUN ZİYARETİ OLUMLU"... Erçakıca, grubun
özellikle izolasyonların kaldırılması ve Türkçe'nin AB dili
olması yönündeki çalışmalarının altı çizilmesi
gereken konu olduğunu kaydetti
CEZAEVİ
FİRARİLERİ... Türk tarafının kurulmasına evet
dediği teknik komitelerin bu gibi olaylarda işbirliğini
öngördüğüne işaret eden Erçakıca, birçok Batı ülkesinin
adli olaylarda KKTC'yle işbirliği yapmasına rağmen
Kıbrıs Rum yönetiminin her türlü işbirliğinden
kaçtığını belirtti
"PARÇA
PARÇA ÇÖZÜM, GERÇEKÇİ DEĞİL"... Erçakıca, BM'nin
referandum sonrasında bazı belgelerinde ifade ettiği formülün
'adım adım çözüm' olduğunu ve amacın öncelikle iki toplum
arasında yeniden güven tesis etmek ve ortamı kapsamlı bir çözüm
müzakerelerine hazır hale getirmek olduğunu söyledi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın, her koşul altında Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos'la buluşmaya hazır olduğu,
ancak politize edilmesinin yanlış olacağına inandığı
kayıplar konusunda görüşülebilecek konuların, çalışmalara
destek vermekten öteye geçmeyeceği belirtildi.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde Rum Yönetimi Sözcüsü Yorgos Lillikas'ın Talat-Papadopulos
görüşmesine ilişkin açıklamalarını değerlendirdi.
Rum Yönetimi'nin
kayıplar konusunu görüşmek istediği ancak
Cumhurbaşkanı Talat'ın bu isteğe yanıt
vermediğinin iddia edildiğini kaydeden Erçakıca,
"Lillikas'ın açıklamaları, hayal gücünün büyüklüğünü
ve kendi dünyalarının bizim dünyamızdan ne kadar farklı
olduğunu göstermektedir" dedi.
Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Papadopulos'la her koşul
altında buluşmaya hazır olduğunu, buna kahve içmek veya
kapsamlı bir çözüm için görüşmenin de dahil olduğunu ifade
ederek, Talat'ın, Papadopulos'la, politize edilmesinin yanlış
olacağına inandığı kayıp şahıslar
konusunda görüşebileceği konuların sınırlı
olduğunu söyledi. Erçakıca, şöyle devam etti:
"Cumhurbaşkanımızın,
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Üçüncü Üyesi'nin atanması
vesilesiyle düzenlenecek bir toplantıya katılmaya hazır
olduğu, ancak böyle bir toplantıda kayıp
şahısların akıbetlerinin saptanması
çalışmalarına destek vermekle yetineceği; eğer Rum
tarafı daha başka bir gündem üzerinde duruyorsa bunu öğrenmek
istediğimiz BM'ye iletilmiş ve Rum tarafının tutumu
hakkında BM aracılığıyla resmi bilgi
istenmiştir"
Hasan
Erçakıca, Güney Kıbrıs'ta Paralimni bölgesinde devam eden
kazı çalışmalarında Türk kayıplara ait kemiklerin
bulunduğu yönündeki haberlere ilişkin soruya yanıtında,
kayıp şahıslarla ilgili çalışmaların otonom bir
şekilde devam ettiğini ve bundan dolayı değerlendirmelerde
bulunmak istemediğini söyledi. Erçakıca, "Bizim ilkemiz, bu
çalışmanın politize edilmemesidir. Dolayısıyla konuyu
ilgili komite üyelerine sormanızı tercih ederim" dedi.
AP Yüksek Temas
Grubu'nun ziyareti olumlu
Açıklamasında
Avrupa Parlamentosu Yüksek Temas Grubu'nun Kıbrıs ziyaretine de
değinen Hasan Erçakıca, ziyareti ve yapılan
açıklamaları olumlu değerlendirdiklerini söyledi. Grubun
özellikle izolasyonların kaldırılması ve Türkçe'nin AB dili
olması yönündeki çalışmalarının altı çizilmesi
gereken konu olduğunu kaydeden Erçakıca, "Bu ziyaret sonunda,
izolasyonların kaldırılmasının ne kadar önemli
olduğunun daha güçlü bir şekilde idrak edilmiş olduğunu
ummaktayız" dedi.
Erçakıca,
grubun kapalı Maraş bölgesini ziyareti, içinde bulunulan siyasi
durumda yanlış mesajlara neden olacağından uygun
görülmediğini hatırlattı.
Euro'ya
geçiş
Erçakıca,
Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in Euro'ya geçişle ilgili
açıklamalarına ilişkin soruyu yanıtlarken,
başbakanın bu yöndeki açıklamalarının siyasi bir hedef
olduğunu, teknik olarak bugünkü aşamada bunun mümkün
olmadığını söyledi.
Kendi para
emisyonunu yaratma yetkisi olmayan Kıbrıs Türkü'nün fiili durumunda
kendisine kolaylık sağlayacak herhangi bir para birimini kullanabileceğine
işaret eden Erçakıca, dış yardımlar ve kredilendirme
gibi hususlarda Türkiye'ye bağımlı olan KKTC'nin Euro'ya geçme
durumunda çok ciddi zorluklarla karşılaşacağını
kaydetti.
Cezaevi
firarileri
Hasan
Erçakıca, Merkezi Cezaevi'ndeki firarilerin 3'ünün Güney
Kıbrıs'ta yakalandığı yönündeki duyumlarla ilgili
soruya yanıtında ise ellerine bu yönde herhangi bir bilgi
ulaşmadığını söyledi.
İade
edilmeleri konusunda BM'den arabuluculuk istenip istenmediğinin
sorulması üzerine Erçakıca, Türk tarafının kurulmasına
evet dediği teknik komitelerin bu gibi olaylarda işbirliğini
öngördüğüne işaret ederek, birçok Batı ülkesinin adli olaylarda
KKTC'yle işbirliği yapmasına rağmen Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi'nin her türlü işbirliğinden
kaçtığını belirtti.
Erçakıca,
"Bunun sonucunda suçlular ve zanlılar için Güney Kıbrıs
güvenli bir sığınak oluyor. Rumların tutumundan
dolayı" dedi.
Parça parça
çözüm, gerçekçi değil
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Hasan Erçakıca, oldukça karmaşık olan Kıbrıs
sorununu parçalara bölerek, çözüm aramanın gerçekçi
olmadığını belirterek, çakışan
çıkarların ancak bütünlüklü çözümde dengelenebileceğini söyledi.
BM'nin iki
toplum arasında yeniden güven tesis etmeyi amaçlayan 'adım adım
çözüm' formülü üzerinde durduğuna işaret eden Erçakıca,
Kıbrıs Türkü'nün iki toplumu yakınlaştıracak veya
siyasi ortamı kapsamlı bir çözüm için hazır hale getirecek
diğer çalışmalara onay vermeye ve katılmaya hazır
olduğunu kaydetti.
Hasan
Erçakıca, parça parça çözüm metodunun Kıbrıs sorununda
çalışabilir bir metot olmadığını söyledi. Bir
grup Kıbrıslı Türk akademisyenin bu konuda
yaptığı araştırmaya da değinen Erçakıca,
Kıbrıs sorununu parçalara bölerek, her parçasını ayrı
olarak tartışmanın ve çözüm aramanın çok ciddi riskler
taşıdığını kaydetti.
Erçakıca,
BM'nin referandum sonrasında bazı belgelerinde ifade ettiği
formülün 'adım adım çözüm' olduğunu ve amacın öncelikle iki
toplum arasında yeniden güven tesis etmek ve ortamı kapsamlı bir
çözüm müzakerelerine hazır hale getirmek olduğunu söyledi.
Teknik
komitelerin de bu amaçla öngörüldüğüne işaret eden Erçakıca,
teknik komitelere yazılı olarak onay veren Türk tarafının
iki toplumu yakınlaştıracak veya siyasi ortamı
kapsamlı bir çözüm için hazır hale getirecek diğer
çalışmalara da onay vermeye ve katılmaya hazır
olduğunu belirtti.
Lilikas'ın
Talat'a yönelik suçlamaları
Rum Yönetimi
Sözcüsü Lilikas'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yönelik
"kapsamlı çözümü amaçlayan müzakereler için ön hazırlık
yapmak istemiyor" suçlamalarına da değinen Erçakıca,
"Çözüm istemediklerinin bir kanıtıdır. Hazırlık
süreci diyerek esas müzakereleri iyice ileriye atmayı
amaçlıyorlar" dedi.
Erçakıca,
"Esasen ister parça, parça, isterse bütünlüklü bir çözüm için, her
şeyden önce çözüm istekliliğinin olması gerekmektedir. Bütün
gelişmeler göstermektedir ki, Kıbrıs Rum tarafında böyle
bir isteklilik yoktur ve Rum tarafının amacı osmosis yolu ile
Kıbrıslı Türkleri absorbe etmektir" şeklinde
konuştu.
Hazırlık
sürecine katılmaya hazırız
Kıbrıs
Türkü'nün adım adım çözüm formülünün gerektireceği
hazırlık sürecine katılmaya hazır olduğunu vurgulayan
Erçakıca, şöyle devam etti:
"Ne var
ki, Kıbrıs Rum tarafı, böyle bir formülle,
Kıbrıslı Türklerin çözümsüzlük koşullarının
yarattığı sorunlar altında ezilmelerine seyirci
kalacağımızı da beklemesin. Kıbrıslı Türklerin
çözümsüzlük koşullarının yarattığı
sorunların etkisinden kurtulması için gerekli olan her türlü önlem ve
tedbir alınmaya çalışılacaktır"
KIBRIS 07/06/06
Alman
mahkemesine müdahil olduk
Yeşilada
Bank'ı sahte evraklarla satın almaya
çalıştığı için KKTC'de aleyhine soruşturma
başlatılan daha sonra da yargılama aşamasında
sınır dışı edilen Alman Peter Franzen, Almanya'da
dolandırıcılıktan yargılanıyor... Münih Mahkemesi'nin
talebiyle KKTC'den 7 resmi görevli Almanya'ya giderek yürütülen soruşturma
hakkında şahadet verdi
Alman
mahkemesine müdahil olduk
İNGİLTERE'DEN
SONRA ALMANYA İLE... Adli suçlar ve olaylar nedeniyle daha önce bir çok
kez İngiliz polisi ve adaleti ile işbirliği yapan KKTC,
şimdi de Almanlarla işbirliği yapıyor. Almanya'da
dolandırıcılık suçundan aranırken KKTC'de sahte
evraklarla Yeşilada Bank'ı satın almaya çalışan Peter
Franzen, İnterpol aracılığı ile geçtiğimiz
yıl Almanya'ya iade edilmişti
KKTC'DEN 7
KİŞİLİK HEYET TANIKLIK YAPTI... Yeşilada Bank'ı
sahte evraklarla satın almaya çalışmanın yanında
aleyhine daha bir çok suçtan soruşturma açılan ancak Ocak 2005'te
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanması
beklenirken, aleyhindeki davalara takipsizlik dosyalanarak sınır
dışı edilen Peter Franzen'in aleyhine tanıklık yapmak
üzere nisan ayında 4'ü polis, biri savcı, biri avukat, biri de KKTC
Merkez Bankası Teftiş İnceleme Kurulu Başkanı olmak
üzere 7 kişi Almanya'ya giderek Münih Mahkemesi'nde şahadet verdi
KIRMIZI
BÜLTENLE ARANIYORDU... Almanya'da işlediği
dolandırıcılık suçları nedeniyle İnterpol'ün
kırmızı bültenle aradığı Peter Franzen, KKTC'de
benzer suçlarla ortaya çıktıktan sonra Şubat 2005'te
sınır dışı edilerek Ankara İnterpol Daire
Başkanlığı'na teslim edilmiş, orada bir süre hapis
yattıktan sonra İnterpol aracılığı ile Almanya'ya
iade edilmişti
AVUKAT
İTİRAZ ETTİ, MAHKEME "KKTC VAR" DEDİ... Münih
Mahkemesi'nin daveti üzerine şahadet vermeye giden KKTC heyetinin
tanıklığına Franzen'in avukatının "KKTC diye
bir ülke yok... Bu tanıklar şahadet veremez" diye itiraz
ettiği, ancak Münih Mahkemesi'nin, "KKTC diye bir ülke vardır ve
bu tanıklar da KKTC'nin resmi görevlileridir" diyerek,
tanıkların tümünü dinlediği kaydedildi
Senem GÖK
İngiliz
polisi ve adaleti ile daha önce birçok adli suç ve adli olaylar nedeniyle
işbirliği yapan KKTC, şimdi de aynı işbirliğini
Almanya ile yapıyor.
Yeşilada
Bank'ı sahte evraklarla satın almaya çalışmak ve benzeri
birçok konuda dolandırıcılık ve sahte evrak düzenlemek gibi
suçlardan KKTC'de aleyhine soruşturma başlatılan daha sonra da
yargılama aşamasında sınır dışı edilen
Alman Peter Franzen, Almanya'da dolandırıcılıktan
yargılanıyor. Münih Mahkemesi'nin talebiyle ilk kez KKTC'den 7 resmi
görevli, Nisan ayında Almanya'ya giderek yürütülen soruşturma
hakkında şahadet verdi.
10-15 Nisan
2006 tarihleri arasında Almanya'ya giderek Münih Mahkemesi'nde
şahadet veren KKTC heyetinin gidiş-dönüş biletleri ve vize
ücretleri Münih Mahkemesi tarafından karşılanırken,
Savcı Ergül Kızılokgil ile KKTC Merkez Bankası Teftiş
ve İnceleme Kurulu Başkanı Türker Deler'in iaşe ibate
masrafları Bakanlar Kurulu Kararı ile Maliye Bakanlığı
bütçesinden, 4 polisin iaşe ibate masrafları Polis Genel
Müdürlüğü bütçesinden ödendi. Avukat Serhan Çınar ise kendi
imkânları ile gitti.
Almanya
kırmızı bültenle arıyordu
Almanya'nın
dolandırıcılık suçlarından İnterpol
aracılığı ile kırmızı bültenle
aradığı Peter Franzen, iflas eden ve satışa
çıkarılan KKTC Yeşilada Bank'ı sahte evraklarla satın
almaya çalışmış, durumun ortaya çıkmasıyla da hem
Polis Genel Müdürlüğü hem de KKTC Merkez Bankası soruşturma
başlatmıştı. Soruşturma ilerledikte Franzen'in KKTC'de
işlediği başka dolandırıcılık suçları
ortaya çıkmış ve KKTC mahkemelerinde aleyhine birçok "sahte
belge düzenleme, tedavüle sürme ve sahtekarlıkla para temini" gibi
suçlardan dava dosyalanmıştı.
Peter Franzen,
Ocak 2005'te yargılanmak üzere Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi
huzuruna çıkarıldı ancak tam bu sırada KKTC
Başsavcılığı Franzen aleyhindeki davalara takipsizlik
dosyaladı. Davalara takipsizlik dosyalanmasının ardından
Şubat 2005'te sınır dışı edilen Peter Franzen,
Almanya'ya iade edilmek üzere Ankara İnterpol Daire
Başkanlığı'na teslim edildi. Ankara'da bir süre hapis yatan
Peter Franzen daha sonra İnterpol aracılığı ile
Almanya'ya iade edildi.
Münih
Mahkemesi'nden KKTC'ye davet
Peter
Franzen'in Almanya'ya iade edilmesinin ardından yasal işlemler
süratle tamamlanarak yargılanmasına başlandı ve bu
çerçevede Münih Mahkemesi, sanık Franzen aleyhine KKTC'de soruşturma
yapan Savcı Ergül Kızılokgil, KKTC Merkez Bankası
Teftiş İnceleme Kurulu Başkanı Türker Deler, Polis
Çavuşu Ediz Aytan, Polis Çavuşu Hasip Tütüncü, Polis Müfettiş
Muavini Yıldıray Paralı, Polis Memuru Bekir Sevgen Barut ve
Avukat Serhan Çınar'ı tanıklık yapmak üzere Almanya'ya
davet etti.
Alınan bu
davet üzerine Bakanlar Kurulu, Savcı Kızılokgil, Teftiş
İnceleme Kurulu Başkanı Türker Deler ve 4 polisin Almanya'ya
gitmesine onay verdi. Avukat Serhan Çınar ise, Peter Franzen'in daha önce
müvekkili Hans Mark Whitman'ı dolandırarak yüklü miktarda parasını
çaldığını, bu konuda bildiklerini anlatmak üzere kendi
imkanlarını kullanarak Almanya'ya gitme kararı aldı.
5 Nisan 2006
tarihinde oturan Bakanlar Kurulu, 338/2006 sayılı önerge
uyarınca 823-2006 sayılı şu kararı aldı:
"Peter
Franzen aleyhine KKTC'nde yürütülen mali ve cezai soruşturmalarla ilgili
olarak Münih Mahkemesi'nde şahadet vermek üzere çağrılan ve
aşağıda isim ve mevkileri belirtilen kişilerin 10-15 Nisan
2006 tarihleri arasında görevli olarak Almanya'nın Münih kentine
gönderilmelerini; adı geçen kişilerin gidiş-dönüş uçak
biletleri ve vize ücretleri Münih Mahkemesi tarafından
karşılanacağı cihetle, Savcı Ergül
Kızılokgil ve KKTC Mekez Bankası Teftiş ve İnceleme
Kurulu Başkanı Türker Deler'in iaşe ibate masrafları ile
mevzuat gereği öngörülen harcırahlarının Maliye
Bakanlığı Bütçesi altında öngörülen 05.01.01.1.2-
-1.03.3.3.01 'Yurdışı Geçici Görev Yollukları' kaleminden
heyette yer alan ve aşağıda isimleri belirtilen polis
mensuplarının iaşe ibate masrafları ile mevzuat gereği
öngörülen harcırahlarının ise Polis Genel Müdürlüğü Bütçesi
altında öngörülen 19-00/03-1-1-00/03-3-3-01 'Yurtdışı
Geçici Görev Yollukları' kaleminden karşılanmasını
onayladı.
Ergül
Kızılokgil - Savcı - Hukuk Dairesi, Türker Deler - Teftiş
İnceleme Kurulu Başkanı - KKTC Merkez Bankası, Ediz Aytan -
Polis Çavuşu - Polis Genel Müdürlüğü, Hasip Tütüncü - Polis
Çavuşu - Polis Genel Müdürlüğü, Yıldıray Paralı -
Müfettiş Muavini - Polis Genel Müdürlüğü, Bekir Sevgen Barut - Polis
Memuru - Polis Genel Müdürlüğü."
Münih
Mahkemesi: KKTC var
Münih
Mahkemesi'nin daveti üzerine şahadet vermeye giden KKTC heyetinin
tanıklığına Franzen'in avukatının "KKTC diye
bir ülke yok... Bu tanıklar şahadet veremez" diye itiraz
ettiği, ancak Münih Mahkemesi'nin "KKTC diye bir ülke vardır ve
bu tanıklar da KKTC'nin resmi görevlileridir" diyerek,
tanıkların tümünü dinlediği kaydedildi.
Peter
Franzen'in avukatının ısrarlı itirazlarını
dinlemeyen mahkemenin KKTC'den giden 7 tanığı da dinlediği,
bu günlerde gerek Yeşilada Bank'ın eski genel müdürü ve müdürü
gerekse diğer sivil tanıkları da mahkemede şahadet vermek
üzere Almanya'ya davet ettiği belirtildi.
KIBRIS 07/06/06
Rehbersiz
gelmek yasaya aykırı, yasa uygulanmalı
Rehberler,
Güney Kıbrıs'tan gelen turist kafilelerinin rehber ve acente
bağlantısız getirilmesinden şikâyetçi:
Rehbersiz
gelmek yasaya aykırı, yasa uygulanmalı
Gözde SÜREÇ
Rehberler,
Güney Kıbrıs'tan gelen turistlerin rehber ve acente
bağlantısı olmadan kuzeye geçmesinin yasaya aykırı
olduğunu belirterek, yasanın uygulanması için yetkililerin önlem
almasını istedi.
Kapıların
açılarak turistlerin gelmeye başladığı tarihten
itibaren birçok sorunlar yaşadıklarını kaydeden rehberler
sorunlarının giderek arttığını ancak çözümün bir
türlü bulunamadığını belirtti.
Güneyden gelen
turistlerin ekonomiye katkı koymadığını da vurgulayan
rehberler, turist sayısında artışın olduğunu
ancak bunun ekonomiye katkı sağlamadığını
kaydetti.
Turizm
Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Hasan Artuner, bu sorunları
çözmek amacıyla denetimlere başlayacaklarını ve muhaceret
dairesine gönderdikleri bir yazı ile yasanın
hatırlatıldığını ve sınırlarda gereken
önlemlerin alınmasının sağlanacağını
söyledi.
Gökyiğit:
Gümrük kapılarında engelleme yapılmalı
Güney
Kıbrıs'tan turistlerin geçiş yapmaya
başladığı tarihten beri bu konuda birçok sorunlar
yaşadıklarını belirten Rehberler Birliği
Başkanı Ayşe Gökyiğit, özellikle Gazimağusa 2,5 mil
kapısından yapılan geçişlerde Kuzey'de kayıtlı
rehber kullanılmadığını kaydetti.
Gökyiğit,
"2,5 mil kapısından yapılan geçişlerde Kuzey'e
kayıtlı rehber ve otobüs kullanılmıyor. Acente ile
bağlantı kurulmuyor" dedi.
Bu durumun
yasaya aykırı olduğunu belirten Gökyiğit, yetkililerin
önlem alarak gümrük kapılarında engelleme yapmasını istedi.
Nisan 2003'te
Güney Kıbrıs ile yapılan bir anlaşma ile güneyden gelecek
turistlere Kuzey'den rehber ve acente bağlantısı kurması
zorunluluğu getirildiğine dikkat çeken Gökyiğit, "sessiz
rehber" olayının bu şekilde gündeme geldiğini
kaydetti.
Gökyiğit,
Güney'deki Turizm Örgütü'nün baskısıyla Kuzey'den alınan
rehberlerin sessiz kaldığını ve bilgi vermeyerek, sadece
yasaya uyması için otobüste bulundurulduğunu belirtti.
Ancak bir süre
sonra bu uygulamanın da kaldırıldığını
kaydeden Gökyiğit, turistlerin rehber ve acente bağlantısız
olarak getirilmeye başlandığını söyledi.
Bu turistlerin
ekonomiye hiçbir katkısı olmadığını belirten
Gökyiğit, "Otobüsle gelen bu turistler KKTC'de
alışveriş yapmıyor. Yiyecek ve içeceklerini de
yanlarında getiriyorlar. Ayrıca bu turistler Kıbrıslı
Türklere karşı propaganda yapıyorlar. Buradan
alışveriş yapmalarına fırsat tanımıyorlar"
şeklinde konuştu.
Yetkili
kurumların bu konuyla ilgili somut ve acil önlemler almasını
isteyen Gökyiğit, alınan önlemlerin yeterli
olmadığını ve uygulamada sorunlar
yaşandığını kaydetti.
Artuner:
Denetleme yapmaya başlıyoruz
Turizm
Tanıtma ve Pazarlama Dairesi Müdürü Hasan Artuner, rehberlerin Güneyden
gelen turistlerle ilgili sorunlarını değerlendirdi.
Artuner,
Güney'den geçecek olan turist otobüslerinin turistik gezi amacı ile
geçiyorlarsa KKTC'den rehber almalarının zorunlu olduğunu
hatırlatan yazıyı muhaceret dairesine gönderdiklerini söyledi.
KKTC
sınırları içinde turistik tur yapacak olan
yurtdışındaki acentelerin, yasa gereği KKTC'de
kayıtlı bir acente ile temas kurması ve bu temas çerçevesinde
tur yapacağı grubun başında, KKTC Turizm
Bakanlığı'ndan kokartlı bir rehber
bulundurmasının zorunlu olduğunu kaydeden Artuner, güneyden veya
herhangi bir ülkeden kendi başına bir grubun çıkıp rehber
almaksızın tur yapamayacağını vurguladı.
Güneyden gelen
grupların KKTC'den rehber almadan gezmelerini önlemek amacıyla, 10
tane turistik ören yeri ve müzeye KKTC'de kokartlı rehberler istihdam
ettiklerini belirten Artuner, rehberlik camiası içinden bir
kısım rehberin güneyden gelen acentelerle
anlaştığını, ufak bir komisyon almak suretiyle bir
kenarda oturarak tura hiç karışmadığını söyledi.
Rehberler
Birliği'nin bu rehberleri denetlemesi gerektiğini söyleyen Artuner,
rehberlerle anlaştıklarını, eğitim şubesi olarak
haftada iki kere bakanlıktan araba ve görevliler çıkararak,
yakın denetim şeklinde bu işi mercek altına almayı
istediklerini, ciddi rahatsızlık doğurmaya başlayan bu
durumun önleneceğini belirtti.
Artuner
şöyle konuştu:
"Polise 15
gün önce bir yazı yazdık. Muhaceret müdürlüğüne dedik ki
güneyden geçecek olan otobüslerin içerisinde eğer turistik bir gezi ise
muhakkak KKTC'li rehber olması lazım. Yasaya atıfta bulunan bir
yazı yazdık ve polis müdürlüğü de bu konuda çalışmaya
başladı. Bize düşen görev muhacerete o yasayı
hatırlatmaktı."
Artuner, buna
rağmen güneyden turist getiren kişilerin açık noktalar
bulduğunu ve müzelere değil Bandabuliya veya Büyük Han'a
alışveriş yapmaya gideceklerini söylediklerini, polisin de böyle
bir durumla karşılaştığı zaman ne yapması
gerektiğinin yasada açık olmadığını ifade etti.
Turist olarak
gelenler ve gelmeyenlerin gümrük kontrolünün farklı olduğunu kaydeden
Artuner, muhaceret yasasına göre turistik bir geziye gelmeyenlerin
otobüsten inip tek tek işlem yaptırmak zorunda olduğunu,
bunların turist muamelesi görmediğini ve rehber zorunluluğu
aranmadığını ancak turist gruplarında yolcu listesi
verildiğini, otobüsten inilmediğini belirtti.
Bazı
kişilerin güneyden kuzeye kaçak turlar düzenlediğini kaydeden
Artuner, "Bazı kişiler minibüse 5-6 kişi bindirerek, hiç
rehbersiz ve arada acente olmadan gelip müzeler ve ören yerlerine tur
yapıyormuş. Mesela bir taksici, otobüs veya minibüs şoförü...
Buna denetleme suretiyle engel olmalıyız. Bu yüzden de Rehberler
Birliğiyle müzeleri denetlemeye karar verdik. Bu bir nevi kaçak turdur.
Rum tarafından yapılan bu turlar hem acenteyi hem de rehberleri
zarara uğratan, hatta ülke için menfi şeyler söylendiğinden
tehlikeli bir durumdur" dedi.
Bunu
durdurmanın şart olduğunu belirten Artuner, bu konuda gerçekten
hassas olunması gerektiğini ve bu haftadan itibaren yakın
denetlemeler yapmaya başlayacaklarını vurguladı.
Bu
sorunları çözmek için, sivil toplum örgütleri ile devletin ilgili
kurumlarının birlikte çalışması gerektiğini
kaydeden Artuner, KKTC için, rehberler ve acenteler için daha iyi olanı
bulmak için her türlü tedbiri almaya devlet olarak hazır
olduklarını vurguladı.
Çınar:
Rehbersiz geçiş yasaya aykırı
Rehberler
Birliği Üyesi Yusuf Çınar, güneyden gelen turist kafilelerinin
KKTC'ye geçerken rehber almadıklarını belirterek, bunun yasaya
aykırı olduğunu kaydetti.
Çınar,
KKTC'de birçok rehber olduğunu, birçok rehberin boş oturduğunu
ve işsiz kaldığını söyleyerek, "Birçok genç
rehber işsiz kalıyor, bu kişilerin gelecekleri ne olacak?"
diye sordu.
Kuzeyden hiçbir
otobüs ve rehberin güneyde faaliyet gösteremediğini söyleyen Çınar,
güneyden gelen turistlerin KKTC turizmine hiçbir katkı
koymadığını iddia etti.
Çınar,
güneyden gelen turistlerle sadece KKTC'ye giriş ve çıkış
yapan insan sayısının arttığına işaret
ederek, bu artışın turizm gelirlerine veya ekonomiye
katkısı olmadığını belirtti.
Sınır
noktalarında bulunan polislerin rehberi olmayan otobüslere geçiş izni
vermemesi gerektiğini belirten Çınar, bu konunun yetkili kurumlar
tarafından acil olarak ele alınması gerektiğinin altını
çizdi.
KIBRIS 07/06/06
|
NTV
Güncelleme: 02:56 ET 08 Haziran 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın yarın Almanya
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile
gerçekleştireceği buluşma, Talatın İngiltereden
sonra Almanyanın da dışişleri bakanıyla resmi düzeyde
ilişki kurması anlamına geliyor.
Talat-Steinmeier görüşmesi, Kıbrıs sorununun
gidişatı açısından çok önemli. Zira, bu görüşme Rum
lider Papadopulosa, Uzlaşmazlığı sürdürürseniz biz de
Kuzeyle ayrı ilişki kurmak zorunda kalırız mesajı
taşıyor.
Haber, Rumları rahatsız etti. Rum yönetimi, Almanyadaki
büyükelçilerin yanı sıra AB nezdinde de görüşmeyi engellemeye
çalışıyor. Talat, Ocak ayında da İngiltere
Dışişleri Bakanını Lefkoşada
cumhurbaşkanlığı binasında
ağırlamış, görüşme Rum yönetiminin tepkisini
çekmişti.
Rum polisi
işbirliğine yanaşmıyor
Kıbrıs
Rum polisi, önceki gün KKTCdeki Lefkoşa Merkezi Cezaevinden firar ederek
Kıbrıs Rum kesimine kaçan ve Rum polisi tarafından yakalanan 3
firari konusunda KKTC makamlarıyla işbirliği yapmıyor.
AA
Güncelleme: 00:02 TSİ 08 Haziran 2006 Perşembe
LEFKOŞA
- Fileleftheros gazetesi, Kudret Çelebi, İbrahim Uslu ve Mücahit
Yanarateş adlı mahkumlardan birinin Türkiye uyruklu olduğunu,
Rum polisinin mahkumlar hakkında Kıbrıs Cumhuriyeti
topraklarına yasadışı yollarla girmek suçlamasıyla
soruşturma yürüttüğünü, ancak KKTC polisiyle işbirliği
yapılmasının söz konusu olmadığını
yazdı.
Rum
Emniyet Genel Müdürü Haralambus Kulendis de Türkiye uyruklu mahkumun
Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarına yasadışı olarak
girme suçlamasıyla mahkemeye çıkarılacağını ve
Güney Kıbrısta işlenen suçlarla ilişkisi bulunup
bulunmadığının
araştırılacağını söyledi.
Sahte devlet olarak nitelediği KKTCnin polisiyle hiçbir görüşme
yapmayacaklarını ifade eden Kulendis, Türkiye uyruklu mahkumun,
araştırmaların tamamlanmasının ardından
sınır dışı edilerek Türkiyeye gönderileceğini
belirtti.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:09 TSİ 07 Haziran 2006 Çarşamba
BRÜKSEL
- Türkiyenin AB ile müzakerelere başlamasından hemen önce
Fransanın bilim ve araştırma başlığına
kapanış kriterleri getirilmesi konusundaki ısrarından
vazgeçtiği öğrenildi. Ancak Kıbrıs Rum yönetiminin Adadaki
çözüm sürecini AB müktesebatına endekslemeye yönelik çabası sürüyor.
Ama Komisyon kaynakları, sadece Yunanistan tarafından desteklenen
Kıbrısın, bu talebinde direnemeyeceği görüşünde.
12 Haziranda Lüksemburgda toplanacak ortaklık konseyi öncesinde
Ankarayı sıkıştıran iki temel konu var. Bunlardan
ilki AB Komisyonunun 12 Haziranda müzakere açılıp kapanabilir
diye görüş bildirdiği bilim ve araştırma
başlığı.
Müzakere sürecini yavaşlatmak isteyen Fransa, bu
başlığın aynı gün kapatılmaması için 3 tane
kapanış kriteri getirilmesini önermişti. Fransanın
önerdiği kriterler, idari kapasitenin yeterliliği, bilimsel
kurumların bağımsızlığı ve Türkiyenin
imzaladığı uluslararası anlaşmalarının AB
muktesebatına uygunluğunun incelenmesini öngörüyordu.
Ancak edinilen bilgilere göre Fransa, söz konusu unsurların
kapanış kriteri olarak getirilmesi ısrarından vazgeçti.
Fransa, müzakere sürecinde diğer başlıkların
açılıp hemen kapanmasını engellemek için ortak pozisyon
belgesinde bilim ve araştırmanın kolay ve dar kapsamlı bir
başlık olduğuna vurgu yapılmasını istiyor.
Fransa, bundan sonrasında kapanış kriterlerinin sözkonusu
olabileceğine atıfta bulunulmasını da talep ediyor.
Ankarayı rahatsız eden ikinci konuda ise henüz bir açılım
sağlanamadı. Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs
sorununu BM çatısından AB çatısı altına
taşımaya yönelik bir çaba içinde.
Rum yönetimi, Ortaklık Konseyi Tutum Belgesine Adadaki çözüm sürecinin
AB müktesebatına paralel olması gerektiği ifadesini koydurmaya
çalışıyor. Rum yönetiminin belgeye sokmaya
çalıştığı unsurlar arasında Türkiyenin kendileri
ile ilişkileri normalleştirmesi ve tanıma da var. Ancak
Rumların bu tavrının 25ler arasında sadece Yunanistan
tarafından desteklendiği belirtiliyor.
Özellikle İngiltere ve İtalyanın Rum yönetimini izole etmek
için yoğun diplomasi yürüttüğü öğrenildi. AB Komisyonu
kaynakları da, Rumların taleplerinin kabul görmeyeceği
görüşünde.
Talat Almanya'da destek arayacak
Denktaş da, Gül ile birayara gelerek Kıbrıs
politikasını görüştü
8 Haziran, 2006 09:33:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çeşitli
temaslarda bulunmak üzere Almanya'ya gitti.
Resmi
bir çerçevede gerçekleşecek görüşme ile Almanya, Talat'ı
KKTC'nin 'seçilmiş başkanı' olarak kabul etmiş olacak.
Görüşme, Almanya'nın KKTC'yi tanıyacağı anlamına
gelmiyor, ancak uzmanlar temasların önemine işaret ediyor. Ziyaretle,
Avrupa Birliği'nin İngiltere'den sonra ikinci ağır topu
da KKTC ile 'resmi bir ilişki' kuruyor.
Görüşme, Rum yönetiminin bir engellemesiyle karşılaşmamak
için çok gizli bir şekilde ayarlandı.
Mehmet Ali Talat, 25 ocakta da, Cumhurbaşkanlığı
makamında İngiltere eski Dışişleri Bakanı Jack
Straw ile görüşmüş, Rumlar sert tepki göstermişti.
Denktaş: "Medeni bir boşanma olabilir"
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşerek
Kıbrıs politikasının gözden geçirilebileceğini
söyledi.
Rumların Türklerle bir arada yaşamak istemediklerinin ortaya
çıktığına işaret eden Denktaş, bu gerçekten
hareketle yeni bir politika belirlenebileceğini söyledi.
Denktaş, bu yolda atılacak adımlarla Kıbrıs sorununun
medeni bir boşanmaya doğru aşama aşama gidebileceğinin
altını çizdi.
Gül ise, bugüne kadar takip edilen politika ile Rumların uzlaşmaz
tavırlarının ortaya çıktığını, Rum
kesimi lideri Tasos Papadopulos'un son seçimleri kazanmasının da
bu imajı güçlendirdiğini belirterek "aynı politikanın
sürmesi yararlı" dedi.
Görüşmede bundan sonra atılacak somut adımların
detayları üzerinde duruldu. Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener ile de görüşen Serdar Denktaş
izolasyonların kolay kolay kalkmayacağını, bu nedenle Kuzey
Kıbrıs ekonomisinin canlandırılması gerektiğini
anlattı.
Şener, döviz kurundaki son yükselmenin turizm ve eğitim sektörlerinin
ağırlık olduğu Kuzey Kıbrıs ekonomisine
faydası olduğunu söyledi.
Kıbrıs'ta
heyecana değil sabra ihtiyaç var
Kıbrıs meselesi sabır istiyor. Zira Türk tarafına
karşı yığılmış olan ve yıllara dayanan
önyargılar var. Bunların çoğu tabii ki bilgisizlikten
kaynaklanıyor. Türk tarafının "uzlaşmaz"
olduğuna ilişkin "şayia" gibi. Neyse ki bu
algılama da Annan Planı süreciyle kırılmaya
başladı.
Bugüne kadar Kıbrıs hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi
olan yabancıların artık gerçekleri görmekten başka çareleri
yok. Tabii iyi niyetliyseler. Türk düşmanlığı
bazılarında o kadar yer etmiş ki, onlar bu
önyargılarını beslemeye devam edecekler. Ancak onların da
gidebilecekleri bir yer yok.
Tercihlerini gerçeklerden yana kullananlara gelince, onlar için durum
artık çok farklı. Onlar için kimin "uzlaşmaz"
olduğu, kimin çözümden yana olduğu bu aşamada daha net
görülüyor. Bunu iyice anlamaları için Güney Kıbrıs'ta
yapılan son parlamento seçimleri de yararlı olmuştur.
Gelişmeler de var
Bu elbette ki her şeyin hızla değişeceği anlamına
gelmiyor. Dediğimiz gibi, Kıbrıs meselesi sabır istiyor.
Öte yandan bazı şeylerin değiştiğini gösteren
gelişmeler de yok değil. Ertuğrul Özkök'ün dün Hürriyet'in
sürmanşetinden duyurduğu haber gibi.
Almanya'nın, Dışişleri Bakanı düzeyinde olsa bile,
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile doğrudan temas kuracak
olması hiç de azımsanacak bir gelişme değil. Bunun
arkası da gelecektir. Zira Avrupalı liderler Rumları üyelikle ödüllendirmekle
başlarına açtıkları işi anlamaya başladılar.
İşin ilginç yanı, gerçekleri daha net görenlerin arasında
Yunanistan'ın da olmasıdır. Nitekim, Atina'nın
Kıbrıs için ortaya yeni öneriler atacağı haberleri bile
Rumları çileden çıkarmaya yetti. Gerçi bu haberlerin arkası
gelmedi. Ancak, Rumlar da biliyorlar ki Yunanistan gerçekten yeni önerilerle
ortaya çıkacaksa, bunların iki tarafı gözetiyor görünmesi
gerekiyor. Yoksa diğer AB üyelerini ikna edemez.
Cesareti kim veriyor?
Oysa Rumlar şu anda AB üyelikleri sayesinde gücün kendilerinde
olduğunu düşünüyorlar. Kendilerine bu cesareti veren bazı AB
üyeleri de var tabii. Bu sayede Türkleri azınlık statüsüne indirip
istedikleri çözümü dikte edebileceklerini sanıyorlar. Fakat bunun böyle
olmadığını görecekler.
Şu anda AB açısından sarılabilecekleri tek koz
"limanların açılması" meselesidir.
Türk tarafı ise bu konuda "olmaz" demiyor. AB'ye,
"Verdiğiniz sözleri tutun ve iyi niyetinizi gösterin, arkası
kolay gelir" diyor. Bu son derece makul bir yaklaşımdır.
Kısacası top bu kez kesinlikle Türk tarafında değil.
Fakat, AB, Rum şantajına boyun eğip sırf limanlar meselesi
yüzünden müzakere sürecimizi sekteye uğratmaya hazır ise, bize de
"Ne haliniz varsa görün" demekten başka bir şey kalmaz.
Zira AB karşısında tümüyle haklı olduğumuz bir konu
varsa o da Kıbrıs konusudur.
Sadece sabır gerek
AB de o durumda kendi Kıbrıs açmazını iyice
derinleştirmiş olur. Bu arada Rumların da Türk tarafı
üzerinde AB yoluyla baskı kurma olanakları da
buharlaşmış olur. Onun için Kıbrıs konusunda heyecana
gerek yok. Sadece sabra gerek var.
SEMIH IDIZ
MILLIYET 08/06/06
AB ile
Kıbrıs krizi
AB, müzakereleri
Türkiye'nin limanlarını Rumlara açmasına bağlamayı
istiyor. Ankara: Ortaklık Konseyi ve Hükümetlerarası Konferans
ertelenir
08/06/2006
RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA -
AB'nin, Kıbrıs Rumları'nın baskısı sonucu,
Türkiye'nin tüm müzakere sürecini 'limanların açılması'
yükümlülüğüne bağlamak istemesi Ankara ile Brüksel arasında
krize neden oldu. AB'de hâlâ tam bir anlaşma olmaması nedeniyle bugün
yapılacak Coreper toplantısının sonucunu bekleyen Türkiye,
Ortaklık Konseyi ve Hükümetlerarası Konferans (HAK) konusundaki son
kararını buna göre verecek.
Rumlar
bastırdı
3 Ekim'de müzakerelerin açılmasının ardından sürecin en
önemli toplantısı 12 Haziran'da yapılacak. Türkiye-AB
Ortaklık Konseyi'nin yanı sıra müzakere
başlıklarının açılması ve
kapatılmasında tek yetkili organ olan Hükümetlerarası Konferans
da aynı gün Lüksemburg'da toplanacak.
Ancak iki toplantıya ilişkin sıkıntılar hâlâ
aşılamadı. En önemli sıkıntı AB'nin Ortaklık
Konseyi için hazırladığı Ortak Tutum Belgesi'nde.
Kıbrıs Rumları'nın isteğiyle belgeye 'Türkiye müzakere
süreciyle limanları açma yükümlülüğü arasında doğrudan
bağlantı kuran' ifadeler kondu.
Dışişleri'nden bir yetkili, Kıbrıs konusunun
müzakerelerle hiçbir bağlantısı olmaması gerektiğini,
bu şekilde hazırlanacak bir metnin kabul edilmesinin olanaklı
olmadığını açıkladı. Aynı yetkili,
"Lüksemburg'a gidilecekmiş gibi hazırlanıyoruz. Ancak
yarın (bugün) yapılacak Coreper toplantısının sonucunu
bekliyoruz. Burada uzlaşma sağlanmasa bile başka
toplantılar da yapılacak. Nihai kararımızı bu
toplantıların sonucuna göre vereceğiz" dedi.
Gül'den Plassnik'e:
Değiştirin
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün öğlen
aradığı AB Dönem Başkanı Avusturya'nın
Dışişleri Bakanı Plassnik'e, Türkiye'nin Tutum Belgesi'ne
ilişkin itirazlarını aktardı. Edinilen bilgilere göre Gül,
Türkiye'nin müzakere sürecinin Kıbrıs gibi siyasi bir konuyla
bağlantı kurulmasının 'yeni bir koşul' olduğunu,
bunun da Türkiye tarafından kabul edilmeyeceğini aktardı. Bakan
Gül'ün Türkiye'nin toplantıya katılıp katılmaması
konusunda bir mesaj vermediği, ancak durumdan duyulan
rahatsızlığı güçlü ifadelerle ilettiği belirtildi.
Ankara açısından bir başka sorun ise HAK'ın
yapılması durumunda Bilim ve
Araştırma ile Eğitim ve Kültür başlıklarına
ilişkin alınacak kararlar. Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Türkiye'nin HAK'tan
beklentisinin Bilim ve Araştırma başlığının
açılması ve aynı gün kapatılması, Eğitim ve
Kültür başlığında ise fiili müzakerelerin
açılması olduğunu söyledi.
Fransa buna itiraz ediyor. Ancak Brüksel kaynaklarına göre, Fransa,
Türkiye karşıtı tutumuyla bilinen Dönem Başkanı
Avusturya'nın girişimleriyle esnedi. Bilim-araştırma
başlığının açıldığı gün
kapanıp kapanmayacağı bugün karara bağlanacak.
Steinmeier
yarın Berlin'de Talat'la resmen görüşüyor
08/06/2006
RADIKAL
BERLİN/LEFKOŞA -
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğe oynayan Rum Yönetimi, AB'de Britanya'dan
sonra ikinci darbeyi Almanya'dan yiyor. Alman Dışişleri
Bakanı Frank-Walter Steinmeier, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ı yarın Berlin'de resmi konuk olarak ağırlayacak. 25
Ocak'ta eski Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'un Talat'ı
makamında ziyaretini engelleyemeyen Rum Yönetimi, Berlin ziyaretinin en
azından 'resmi' olmaması için bastırıyor. ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, geçen yıl
Talat'ı 'Kıbrıs Türk toplumu lideri' olarak
ağırlayarak Rumlara mesaj vermişti.
KKTC, Talat'ın bugün İstanbul üzerinden Berlin'e üst düzey temaslar
için gideceğini duyurdu. Alman Dışişleri, Talat'ın
cuma günü Steinmeier'le görüşeceğini doğrularken, AB'de
Kıbrıs'ı tartıştıklarını, ama ilkesel
olarak açıklama yapamayacaklarını söyledi.
Ankara ise ziyaretten memnun. Dışişleri Sözcüsü Namık Tan,
çeşitli ülkelere bu talebi götürüp Berlin'den sonuç
aldıklarını belirterek, "Diğer ülkelere
ışık tutmasını ve KKTC yetkililerinin dinlenmesini
istiyoruz" dedi. Türkiye'nin Berlin Büyükelçiliği'nin Talat'ın
Dünya Kupası'nın açılış maçında Başbakan
Angela Merkel'le protokol tribününde oturması için
çalıştığı da öne sürüldü. (Dış Haberler)
'Derin devlet'ten ve çetelerden nasıl kurtuluruz?
08/06/2006
RADIKAL
Salı günü CHP Grup
Toplantısı'nda Deniz Baykal, tarihî(!) bir konuşma yaparak
hükûmete 7 maddelik 'âcil eylem planı' önerdi. Demagoji
ustalığını sergileyen konuşmasında Baykal,
İnönü gibi 'Sizi ben bile kurtaramam' demeye getiriyordu.
Bir ana muhalefet lideri, kriz dönemlerinde iktidara gerçekten iyi niyetli
tavsiyelerde bulunmak istiyorsa, bu şekilde hükûmeti tahrik, tahkir ve
istiskal eden konuşmalar yapmaz; bilakis yapıcı teklifler
getirerek gereken adımları atar. Baykal, bunu bilecek kadar tecrübeli
bir politikacı olduğuna göre, niyeti üzüm yemek değil
bağcıyı dövmektir.
II. Abdülhamid, sık sık Rus elçisini çağırıp
görüş alırmış. Sadrazam Küçük Said Paşa sebebini
sorunca, 'aksini yapmak için' cevabını vermiş. Teşbihte
hata olmaz. Bu derece suiniyetli öneriler karşısında,
Başbakan Erdoğan da Millî Eğitim, İçişleri ve Maliye
bakanları ile Başbakanlık Müsteşarı'na sahip
çıkmalı; bu 'istemezükçü' yeniçeri dayatmasına kelle
vermemelidir.
Baykal'a gelince, bizce asıl 'âcil eylem planı' na ihtiyacı olan
kendisi ve partisidir.
***
Gelelim son çeyrek yüzyılda esrar perdesi arkasında tabu hâline
getirdiğimiz 'derin devlet' ve gladyo tipi çetelerden nasıl
kurtulacağımıza...
Önce 'derin devlet'in tarifini yapalım. Derin devlet, halkına,
vatandaşına karşı dayatmada bulunan, kendi
doğruları için milletin taleplerini hiçe sayan, gayrimeşru
müdahalelerle millet iradesinin üstüne çıkan ve hukuk dışı
faaliyetlerde bulunan 'bürokratik güçlere' denilmektedir. Bu yapılanmada
devlet kuruluşları, çeteler ve mafya iç içe görülmektedir.
Derin devleti tasfiye edebilmek için ön şart, siyasî ve bürokratik
mekanizmanın, her türlü peşin hükümden ve politik hesaplardan
sıyrılmış olarak birlikte hareket edebilmesidir.
***
Derin devlet diye adlandırılan antidemokratik ve hukuk
dışı odaklardan kurtulabilmek için gereken tedbirleri şu
şekilde sıralayabiliriz:
1. Darbeciler tarafından hazırlatılan gayrimeşru 1982
Anayasası yürürlükten kaldırılarak, yerine milletin
iştirakiyle hazırlanacak 'yeni Anayasa' konulmalıdır. Bu
Anayasa hazırlanırken, muhalefetin de mutabakatını
sağlayacak şekilde mevcut Anayasa'nın ilk üç maddesi ve
laiklikle ilgili hükümler aynen muhafaza edilmelidir.
2. TSK'nın yıpratılmasını ve siyasete âlet edilmesini
önlemek maksadıyla;
a) Yeni Anayasa'da TSK'nın görevleri açık şekilde belirtilmeli
ve MGK hükûmetin üstünde bir kurul olmaktan çıkarılmalıdır.
b) TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi (koruma kollama görevi)
kaldırılmalı veya millî savunma ile ilgili olduğu tasrih
edilmelidir.
c) TSK'nın, askerî istihbarat haricindeki istihbarat faaliyetleri
kaldırılmalı; fişlemeye son verilmelidir.
d) TSK içinde, NATO'nun ilk döneminden kalma 'kontrgerilla' mahiyetindeki özel
kuvvet birimleri tasfiye edilmelidir.
e) Genelkurmay'ın ve askerî görevlilerin bildiri yayımlama ve beyanat
verme alışkanlıkları sona erdirilmelidir.
f) Jandarma teşkilâtı, ya sivilleştirilerek tümüyle
İçişleri Bakanlığı emri altına girmeli veya
askerî hüviyetiyle iç asayiş görevinden sıyrılarak Kara
Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlanmalıdır.
3. MİT ile Emniyet ve Jandarma istihbaratlarının hukuk
dışı unsurlardan ve faaliyetlerden
arındırılması lâzımdır. Bu teşkilatlardaki
bazı görevlilerin, illegal ilişkiler içerisinde (bazen de mafya
kullanılarak) operasyon düzenlemeleri uygulamasına son verilmelidir.
Ayrıca, yabancı istihbarat örgütlerinin ve çeşitli dış
odakların gizli faaliyetlerine karşı önleyici tedbirlerin
müessiriyeti artırılmalıdır.
4. Devletin merkez ve taşra teşkilatının 'dengesiz güç
kullanımı' denetlenmeli ve yürütme erkinin hukuk dışı
uygulamaları önlenmelidir.
5. Yargının 'siyasallaşması' ve ideolojik peşin
hükümlerle hareket etmesi engellenmelidir. Yüksek yargı organları
mensuplarının, kendi alanları dışında beyanat
vermeleri uygulaması sona erdirilmelidir. Tarafsız ve bağımsız
yargının gerçekleştirilebilmesi için süratle bir 'Yargı Reformu'
yapılmalıdır.
***
Bütün bunların gerçekleştirilebilmesi için herkesin millet iradesinin
üstünlüğüne ve demokrasiye inanması gerekir.
Kuzey Kıbrıs'ta AB ofisi açılıyor
|
AB
Genişleme Genel Müdürlüğü'nde Kıbrıslı Türk
toplumundan Sorumlu Birim Başkanı Timo Summo, Mali Yardım
Tüzüğü'nün uygulamaya konulacağını ve bunun da KKTC'de
açılacak bir ofisle sağlanacağını söyledi Kuzey
Kıbrıs'ta AB ofisi açılıyor 259
MİLYON EURO TEMMUZ SONUNDA KULLANILABİLECEK... KIBRIS Genel
Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü'yle görüşen Avrupa Birliği
Genişleme Genel Müdürlüğünde Kıbrıslı Türk
Toplumundan Sorumlu Birim Başkanı Timo Summo, Mali Yardım
Tüzüğünün uygulamaya konulacağını ve bunun da KKTC'de açılacak
olan bir ofisle sağlanacağını belirtti. Ofisin bu yaz
açılacağını söyleyen Summo, 259 milyon Euro'dan
oluşan mali yardımın temmuz sonunda
kullanılabileceğini vurguladı. "AMAÇ
KUZEYİN GELİŞİMİNİ DESTEKLEMEK..Yardım
programının amacının adanın kuzeyinin
gelişimini desteklemek olduğunu ifade eden Summo, yardımla
ilgili tüm çalışmaların kuzeydeki ofisten yürütüleceğini,
ofiste yaklaşık olarak 20 kişinin
çalışacağını söyledi. Güneydeki ofisin yasal
nedenlerle açıldığını, yasal adres ve resmi ofise
ihtiyaç duyulduğunu bunun da güneydeki ofisle
sağlanacağını söyleyen Summo, yardım
programından Komisyonun sorumlu olduğunu vurguladı. Gözde SÜREÇ Avrupa
Birliği Genişleme Genel Müdürlüğünde Kıbrıslı
Türk Toplumundan Sorumlu Birim Başkanı Timo Summo, Mali Yardım
Tüzüğünün uygulamaya konulacağını ve bunun da KKTC'de
açılacak olan bir ofisle sağlanacağını belirtti.
Ofisin bu yaz açılacağını söyleyen Summo, 259 milyon
Euro'dan oluşan mali yardımın temmuz sonunda
kullanılabileceğini vurguladı. AB
Genişleme Genel Müdürlüğünde Kıbrıs Türk Toplumundan
Sorumlu Birim Başkanı Timo Summo ile Andrew Rasbash dün KIBRIS
Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ile görüştü. Sumo,
yardımın uygulamaya konulmasını sağlamak
amacıyla çalışmalar yapmak üzere adaya geldiklerini, burada
açılacak olan ofisi gördüklerini ve ofisin yaz aylarında açılacağını
ifade etti. Sumo,
ziyaretin bir diğer amacının da AB Komisyonu Genişleme
Genel Direktörlüğü Kıbrıs Türk Toplumu Masası
Şefliğine atanan Andrew Rasbash'ı tanıtmak olduğunu
söyledi. Yardım
programı Summo, 259
milyon Euro'nun temmuz ayı sonunda uygulamaya
konulacağını söyledi. Yardım programının
amacının adanın kuzeyinin gelişimini desteklemek
olduğunu ifade eden Summo, yardımla ilgili tüm
çalışmaların kuzeydeki ofisten yürütüleceğini, bu ofiste
yaklaşık 20 kişinin çalışacağını
söyledi. Güneydeki ofisin
yasal nedenlerle açıldığını, yasal adres ve resmi
ofise ihtiyaç duyulduğunu bunun da güneydeki ofisle
sağlanacağını söyleyen Summo, yardım
programından komisyonun sorumlu olduğunu vurguladı. Komisyonun
programlamayı yaptığını, öncelikleri
belirlediğini, paranın alınmasını
sağladığını kaydeden Summo, uzmanların birkaç
yıldan beri bu konularla ilgili çalışmalar
yaptıklarını vurguladı. Yardım
Programı prosedürü Mali
Yardım programının işleyiş prosedürünü de
açıklayan Summo, işe önceliklerin belirlenmesi ile
başlanıldığını söyledi. Summo,
başlangıç noktasının ardından temel bilgilerin
Yönetim Kurulu'na gönderildiğini, bu komitede de 25 üye ülkeden
temsilcilerin bulunduğunu belirtti. Summo,
Kıbrıs Cumhuriyeti ile yaptıkları anlaşma
dolayısıyla projelerin Yönetim Kurulu'na sunulmadan önce Güney
Kıbrıs'a verileceğini ve onlarla bir danışma
görüşmesi yapılacağını vurguladı. Özellikle
mülkiyet konularındaki hassasiyetlerden dolayı bu prosedürün
uygulanacağını belirten Summo, hiç kimseden hiç bir şeyi
saklamadıklarını her şeyin açık
yapıldığını kaydetti.. Projelerde
önceliğin altyapı, yatırım, su idaresi, katı
atık maddeler, enerji, elektrik ve taşımacılık gibi
konulara verileceğini söyleyen Summo, ikinci bölüm yardımın
ekonomik ve sosyal gelişim, küçük ve orta büyüklükteki girişimlerin
desteklenmesi belediyelerin finansmanı konularında
yapılacağını kaydetti. Kuzey
Kıbrıs'taki yasanın da Avrupa Birliği yasasına uygun
hale getirilmesi gerektiğini belirten Summo, bunun için de
çalışmaların yapılacağını söyledi. Summo, ilk
yardım paketinin üye ülkelere gönderildiğini, 3 Temmuz'da
Brüksel'de görüşüleceğini ve 38 milyon Euro'yu içerdiğini
bildirdi. |
KIBRIS 08/06/06
Cumhurbaşkanı Talat bugün Almanya'ya gidiyor
|
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, üst düzey temaslarda bulunmak üzere bugün Almanya'ya
gidiyor.Cumhurbaşkanı Talat, Almanya'da bulunduğu süre içinde
çeşitli temaslarda bulunacak ve konferans
verecek.Cumhurbaşkanı Talat'a ziyaretinde Özel Kalem Müdürü
Asım Akansoy eşlik edecek. Talat, cumartesi akşamı yurda
dönecek. Steinmeier
ile görüşme Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Almanya'nın başkenti Berlin'de
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile
görüşecek. Almanya
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Martin Jaeger,
Talat'ın Steinmeier ile görüşeceğini doğruladı,
ancak bu konuda ayrıntılı açıklama yapmaktan
kaçındı. Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda AB üyesi ülkeler ile görüşmeler
yaptıklarını ifade eden Jaeger, prensip olarak bu
görüşmelerle ilgili açıklama yapmadıklarını
kaydetti. Cumhurbaşkanı
Talat, bugün Berlin'e gidecek ve akşam saatlerinde Türkevi'nde
"KKTC'nin Bugünü ve Yakın Vadede Geleceği" konulu
toplantıya katılacak |
KIBRIS
08/06/06
Mahmut Uslu yakalandı Rum iadeye yanaşmıyor
|
USLU
MAĞUSA'DA YAKALANDI... Merkezi Cezaevi'nden pazartesi akşamı
firar eden 5 kişiden biri olan hırsızlık
zanlısı Mahmut Uslu, dün sabah saatlerinde Gazimağusa polisi
tarafından yakalandı. Uslu, Gazimağusa Polis
Müdürlüğü'ndeki sorgusunun ardından Lefkoşa'ya getirildi 8 PERSONEL
UZAKLAŞTIRILDI İçişleri Bakanlığı
Müsteşarı Ali Alnar, Merkezi Cezaevi'nde pazartesi akşamı
gerçekleşen firar olayıyla ilgili olarak başlatılan
soruşturmanın selameti açısından olayda kusurlu görülen,
başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere toplam 8 personelin
görevden uzaklaştırıldığını
açıkladı Merkezi
Cezaevi'nden pazartesi akşamı firar eden 5 kişiden biri olan
Mahmut Uslu, dün sabah saatlerinde Gazimağusa polisi tarafından
yakalandı. Merkezi
Cezaevi Müdürü Hasan Alibaba'nın TAK'a yaptığı
açıklamaya göre, hırsızlıktan dolayı tutuksuz
yargılanmak üzere cezaevinde bulunan Mahmut Uslu, dün sabah
Gazimağusa'da yakalandı. Uslu, Gazimağusa Polis
Müdürlüğü'ndeki sorgusunun ardından Lefkoşa'ya getirildi. Öte yandan,
İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Alnar,
Merkezi Cezaevi'nde pazartesi akşamı gerçekleşen firar
olayıyla ilgili olarak, başta o geceki nöbetçi subayı olmak
üzere, toplam 8 personelin görevden
uzaklaştırıldığını açıkladı. Alnar,
yazılı açıklamasında, İçişleri
Bakanlığı'nın olayla ilgili disiplin
soruşturması başlattığını belirterek,
"soruşturmanın selameti açısından olayda kusurlu
görülen, başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere, toplam 8
personel görevden uzaklaştırılmıştır"
dedi. Ali Anlar
ayrıca, Rum polis genel müdürü Haralambus Kulendis'in "firariler
konusunda KKTC makamları ile işbirliğine gitmemiz söz konusu
değil" yönündeki açıklamasını değerlendirerek,
Rum tarafında yakalanan firarilerin iadesinin şart olduğunu
vurguladı. 5
kişiden 4'ü yakalandı Merkezi
Cezaevi'nden Pazartesi akşamı firar eden 5 kişiden biri olan
hırsızlık zanlısı Mahmut Uslu, dün sabah saatlerinde
Gazimağusa polisi tarafından yakalanmasıyla 3'ü Güney
Kıbrıs'ta, 1'i de Gazimağusa'da olmak üzere firarilerin 4'ü
ele geçirilmiş oldu. Firarilerden Erkut Latif ise aranıyor. Merkezi
Cezaevi'nde tutuklu tecavüz zanlıları Erkut Latif, Kudret Çelebi ve
Mücahit Yanarateş ile hırsızlıktan tutuklu İbrahim
ve Mahmut Uslu kardeşler, geçtiğimiz akşam firar
etmişlerdi. Merkezi
Cezaevi'nden firar eden 5 kişiye ek olarak 2 İran uyruklu da polis
hücresinden firar etmişti. Cezaevi'nden kaçan 5 firariden Kudret Çelebi,
Mücahit Yanarateş ile İbrahim Uslu Güney Kıbrıs'ta
yakalanmışlardı. Merkezi
Cezaevi'nde 8 personel görevden uzaklaştırıldı İçişleri
Bakanlığı Müsteşarı Ali Alnar, Merkezi Cezaevi'nde
Pazartesi akşamı gerçekleşen firar olayıyla ilgili olarak,
başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere, toplam 8 personelin
görevden uzaklaştırıldığını
açıkladı. Alnar,
yazılı açıklamasında, İçişleri
Bakanlığı'nın olayla ilgili disiplin
soruşturması başlattığını belirterek,
"soruşturmanın selameti açısından olayda kusurlu
görülen, başta o geceki nöbetçi subayı olmak üzere, toplam 8
personel görevden uzaklaştırılmıştır"
dedi. Müşteşar
Alnar, olayla ilgili gerek bakanlık, gerekse polis
soruşturmalarının sürdüğünü ve meydana gelecek her türlü
gelişme hakkında kamuoyunun bilgilendirileceğini ifade etti. "Firarilerin
iadesi şart" Ali Alnar,
Rum polis genel müdürü Haralambus Kulendis'in "firariler konusunda KKTC
makamları ile işbirliğine gitmemiz söz konusu değil"
yönündeki açıklamasını değerlendirerek, Rum
tarafında yakalanan firarilerin iadesinin şart olduğunu
vurguladı. Alnar,
"Eğer iade gerçekleşmezse, bu olay diğer kanun
kaçaklarına da örnek teşkil eder" görüşünü belirterek,
bunun iki tarafa da katkı yapmayacağını, bu yüzden de
uygun bir prosedür bulunarak, kanun kaçaklarının KKTC'ye iade
edilmeleri gerektiğini kaydetti. İçişleri
Bakanlığı Müsteşarı Ali Anlar, bugün, TAK
muhabirinin önceki gece Merkezi Cezaevi'nden firar eden 5 kişi
hakkındaki son gelişmelerle ilgili sorularını
cevaplandırdı. Alnar, firar
eden 5 kişiden biri olan hırsızlık zanlısı
Mahmut Uslu'nun, dün sabah saatlerinde Gazimağusa polisi tarafından
Çanakkale Şehitliği bölgesinde yakalandığını
ifade ederek, zanlının sorgulamasının sürdüğünü
söyledi. Tek firari
tecavüz zanlısı Erkut Latif Uslu'nun yakalanmasıyla,
3'ü Güney Kıbrıs'ta, 1'i de Gazimağusa'da olmak üzere
firarilerin 4'ünün yakalanmış olduğunu ifade eden Alnar,
firarilerden Erkut Latif'in ise, arandığını ve tek firari
kişi olduğunu dile getirdi. Latif
hakkında şu anda nerde olduğu konusunda herhangi bir ipucuna
sahip olmadıklarını aktaran Alnar, konuyla ilgili
soruşturma, araştırma ve takibin sürdüğünü belirtti. İçişleri
Bakanlığı Müsteşarı Ali Alnar, "Bugün (dün) Rum
basınında, Rum polis genel müdürü Haralambus Kulendis'in 'firariler
konusunda KKTC makamları ile işbirliğine gitmemiz söz konusu
değil' yönünde bir açıklaması oldu, bunu nasıl
değerlendirirsiniz?" sorusu üzerine, "Rum tarafında
yakalanan firarilerin iadesi şart" cevabını verdi. "İade
için uygun bir prosedür bulunmalı" Alnar, "Eğer
iade gerçekleşmezse, bu olay diğer kanun kaçaklarına da örnek
teşkil eder" görüşünü belirterek, bunun iki tarafa da
katkı yapmayacağını, bu yüzden de uygun bir prosedür
bulunarak, kanun kaçaklarının KKTC'ye iade edilmeleri
gerektiğini vurguladı. Ali Anlar,
"Kanun kaçaklarının iadesi gerçekleşmezse, asayişin
temin edilmesi yönünde ciddi bir sıkıntı yaşanacak, bu
yüzden sağduyulu olunması gerekiyor" dedi. İçişleri
Bakanlığı Müsteşarı Alnar, firarilerin iadeleri
konusunda Başbakanlık'a gerekli bildirimin
yapıldığını da belirterek,
Başbakanlık'ın da firarilerin Rum kesiminden iadesi
konusundaki gerekli girişimleri yapacağını sözlerine
ekledi. Rum,
işbirliği yapmıyor Bu arada Rum
yönetimi, önceki gün Merkezi Cezaevi'nden kaçarak yasa dışı
yollardan Güney Kıbrıs'a geçen ve Rum polisi tarafından
yakalanan Kudret Çelebi, İbrahim Uslu ile Mücahit Yanarateş'le
ilgili olarak KKTC makamlarıyla işbirliğine gitmeyeceğini
açıkladı. Rum
basınında yer alan haberlere göre Rum Polis Genel Müdürü Haralambus
Kulendis, KKTC ile işbirliğine gitmelerinin söz konusu
olmadığını söyledi. Mahkûmlardan
birinin Türkiyeli olduğunu belirterek, "Kıbrıs
Cumhuriyeti topraklarına yasadışı olarak girme"
suçlamasıyla mahkemeye çıkarılacağını ve Güney
Kıbrıs'ta meydana gelen suç olaylarıyla ilişkisi bulunup
bulunmadığının
araştırılacağını söyleyen Kulendis, söz konusu
mahkûmun araştırmaların tamamlanmasının
ardından sınır dışı edilerek Türkiye'ye
gönderileceğini kaydetti. Rum
basını Fileleftheros
gazetesi, konuyla ilgili haberinde, KKTC'de cezaevinden kaçan 5 mahkûmdan
3'ünün Yiğitler Burcu'ndan atlayarak Güney Kıbrıs'a
geçtiklerini ve Rum polisi tarafından tutuklandıklarını
yazdı. Gazete,
mahkûmların Rum polisince sorgulandıklarını ve bir
tanesinin tecavüz davasına karıştığını
itiraf ettiğini de yazdı. Politis ise
konuyla ilgili haberinde, 3 mahkûmun Türkiye'ye mi iade edileceklerini, yoksa
BM aracılığıyla KKTC'ye mi verileceklerinin henüz netlik
kazanmadığını kaydetti. Haberde,
yakalananlar arasında bulunan tecavüz zanlısı Kudret
Çelebi'nin yakın geçmişte Güney Lefkoşa'da yaşanan
tecavüz olaylarıyla ilişkisinin araştırılmakta
olduğu da kaydedildi. |
KIBRIS 08/06/06
Kıbrıslı Türkler Oramslara destek için Londra'da
eylem yapıyor
Yurtdışında
Yaşayan Kıbrıslı Türkler Derneği (ATCA), 9 Temmuz 2006
tarihinde Londra'da düzenleyeceği yürüyüşle, Rumların, Kuzey
Kıbrıs'ta ev alan Orams çiftine açtığı davayı
protesto edecek. Hyde Park'ta saat 12.00'de başlayacak olan protesto
yürüyüşü, Royal Courts of Justice'e (Kraliyet Adalet Mahkemeleri) kadar
sürecek
Aral MORAL
Yurtdışında
Yaşayan Kıbrıslı Türkler Derneği (ATCA), 9 Temmuz 2006
tarihinde Londra'da düzenleyeceği yürüyüşle, Rumların, Kuzey
Kıbrıs'ta ev alan Orams çiftine açtığı davayı
protesto edecek.
Özellikle son
yıllarda, başta İngiltere olmak üzere, yurt
dışında yaşayan Kıbrıslı Türkler
örgütlenerek, Kıbrıslı Türklerin sesini dünyaya duyurmak için
faaliyetlerde bulunuyor.
Son zamanlarda
art arda gelen propaganda ve lobicilik çalışmalarının bir
yenisi de ATCA tarafından düzenleniyor.
Hyde Park'ta
saat 12.00'de başlayacak olan protesto yürüyüşü, Royal Courts of
Justice'e (Kraliyet Adalet Mahkemeleri) kadar sürecek.
Dernek
tarafından hazırlanan bildirilerde, "Malınız
riskte", "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde satın
aldığınız malınızın tehlikede olduğunu
biliyor musunuz?", "Kıbrıslı Rumların,
malınızı ele geçirmek için başlattığı yasa
dışı girişimlere karşı durun" şeklinde
yazılar yer alıyor.
Söz konusu
derneğin gerçekleştireceği eylem, derneğe ait olan
www.atcanews.org internet sitesinden de üyelerine duyuruluyor.
Saygı,
Eşitlik, Tanınma
Temmuz 2003'te
kurulan ve kâr amacı gütmeyen dernek, KKTC ve Kıbrıslı
Türklerin sorunlarını dünyaya duyurma hedefiyle faaliyete geçti.
Dernek
ayrıca, KKTC'nin karşılaştığı zorluklar ve
uygulanan haksız izolasyonların ortadan kaldırılması
için dünya liderlerine ve uluslararası kuruluşlara lobicilik
yapıyor.
Eylemlerinde,
'Saygı, eşitlik, tanınma" sloganlarını kullanan
ATCA, uluslararası camiaya, 1948'de imzalanan Evrensel İnsan
Hakları Bildirgesi çerçevesinde, Kıbrıslı Türklerin insan
haklarına saygı göstermesi için çağrıda bulunuyor.
Dernek
ayrıca, uluslararası camiaya Kıbrıslı Türklere
eşit davranması için çağrıda bulunurken,
Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetme hakkına sahip
olduğunu ifade ederek, KKTC'nin tanınması için çağrıda
bulunuyor.
Dışişleri Bakanı, Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş: Türk ve Rum polisi
işbirliği içinde çalışmalı
Dışişleri
Bakanı, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Türk
ve Rum polisinin adli suçlarda tanınma olsun veya olmasın
işbirliği içerisinde çalışması gerektiğinin
önemini vurguladı.Serdar Denktaş, gazetecilerin, Merkezi Cezaevi'nden
pazartesi akşamı kaçan 5 zanlıdan 3'ünün Güney
Kıbrıs'ta yakalandığını anımsatması ve
zanlıların iadesiyle ilgili herhangi bir gelişmenin bulunup
bulunmadığını sorması üzerine, bu konuda sadece
basında okuduğu kadar bilgisinin olduğunu söyledi.
Bu konuda
Dışişleri üzerinden herhangi bir girişim
yapılmadığını anlatan Denktaş,
"Dolayısıyla Başbakan veya İçişleri
Bakanlığı müsteşarı kiminle temas kurdu, bu bilgi
bizde mevcut değil" dedi.
Rum
tarafından Türk tarafına resmi bir talep veya herhangi bir talebe
yanıt gelmediğinin bilindiğini dile getiren Serdar Denktaş,
ancak İçişleri Bakanlığının elinde somut verileri
varsa bu verileri kendilerine ulaştırması gerektiğini
belirtti.
Söz konusu
kişilerin Rum tarafı için de tehdit unsuru oluşturduğunu
anımsatan Denktaş, "Bir kez daha ortaya çıkıyor ki, bu
tür konularda siyasi tanınma veya tanınmama bir etken olmamalı.
Rum polisi ile Türk Polisinin işbirliği içinde olmasının
gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmıştır" diye
konuştu.
Dışişleri
Bakanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş,
İçişleri Bakanlığının kendilerine talepte
bulunması halinde her türlü, girişimi başlatacaklarını
ifade etti ve sonuç alabilecekleri konusunda ümitleri bulunduğunu
sözlerine ekledi
KIBRIS 08/06/06
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 09:36 TSİ 09 Haziran 2006 Cuma
WASHINGTON
- Washingtonda, Rumların düzenlediği Kıbrıs
Konferansında konuşan ABDnin Avrupa ve Avrasyadan sorumlu
Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried,
Politikalarımızın hiçbiri adada başka bir siyasi
varlığı adım adım tanımayı hedeflemiyor veya
ima bile etmiyor. Kıbrıs tek bir ülkedir. Bizim tek bir
büyükelçiliğimiz, tek bir büyükelçimiz var ve öyle de kalacak dedi.
ABDli yetkili, Türkiyenin, AB üyelik amacını gerçekleştirmek
için limanlarını Kıbrıs Rum kesimine açması
gerektiğini de söyledi. Türkiyenin birlik üyeliğinin hem ABDnin hem
de Kıbrısın çıkarına olduğunu belirten, Fried,
Türkiye bu amaç için gümrük birliği anlaşmasını,
Kıbrıs Cumhuriyetini de kapsayacak şekilde genişletme
yükümlülüğünü yerine getirmelidir dedi.
ZOR
SEÇİMLER YAPILACAK
Daniel Fried, adada bir uzlaşma olacaksa Kıbrıslılar,
Yunanlılar ve Türklerin, iki toplumun çoğunluğunun kabul edip
destekleyebileceği bir anlaşma için zor seçimler yapmaları ve
kararlar vermeleri gerekeceğini söyledi. BM ve ikili görüşmeler
aracılığıyla ABDnin çözüm çabalarında taraflara
yardım etmeyi sürdüreceğini belirten
Fried, Kıbrıs Rum kesiminin, çözüm fırsatını
kaçırmaması gerektiği uyarısında bulundu.
Kıbrıslı Türklerin, ülkenin yeniden birleşmesi
arayışında olduğunu ifade ettiğini belirten Fried,
Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıslı Türkler aynı
amaca sahip; tek bir ülkede Kıbrıslılar olarak, ortak bir kimlik
ve geleceğe sahip olmak. Bu fırsatın kaçmasına izin
vermemeliyiz. Kıbrıs Cumhuriyetinin önünde bir fırsat var
şimdi. Bu
kaybedilirse bir daha ortaya çıkmayabilir diye konuştu.
BİR
SONRAKİ ADIM GÜNDEM BELİRLEMEK
Fried, Kıbrıs Cumhuriyetinin, Kıbrıslı Türkler ve BM
Genel Sekreterinin temsilcisiyle çalışarak teknik görüşmelere
başlamasını destekliyor ve cesaretlendiriyoruz dedi.
Bir sonraki adımın, müzakereler için gündem belirlemek olduğunu
ifade eden Fried, Her iki tarafı da teknik görüşmelere nasıl
başlayacakları konusuna yaratıcı bir şekilde bakmaya
çağırıyoruz yorumunu yaptı ve iki toplumun liderlerinin,
temmuz ayında Kayıplar Komisyonuna üçüncü üyenin
yerleştirilmesi için bir araya gelmesini umduklarını
vurguladı.
KKTC liderleri
Ankarada buluşacak
Ankarada
temmuz ayında Kıbrıs zirvesi yapılacak. Başbakan Recep
Tayyip Erdoğanın başkanlık etmesi beklenen zirveye
KKTCdeki iktidar partileri ve muhalefet katılacak. Erdoğan KKTCli
iki siyasi lideri kabul etti ve görüş alışverişinde bulundu.
NTV
Güncelleme: 02:10 TSİ 09 Haziran 2006 Cuma
ANKARA
- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ilk olarak Demokrat Parti lideri ve
iktidar ortağı Serdar Denktaş ile bir araya geldi.
Görüşmede temmuz toplantısı da konuşuldu. Denktaş,
Temmuz ayı sonlarında geniş kapsamlı bir toplantı
ankarada yapılacak. Yeni bir durum değerlendirmesi, stratejik
anlamda planlama toplantısı yapılacak dedi.
Denktaşın ardından Başbakan
Erdoğan ile görüşen ana muhalefet partisi UBP lideri Hüseyin Özgür
ise Temmuzdaki zirveye ana muhalefet de davet ediliyor iktidar da... Orada bir
uzlaşı çıkabileceğini ümit ediyorum dedi.
AB içinde Türkiye uzlaşması
8 Haziran, 2006 22:23:00 (TSİ) CNN TURK
Zeynel Lüle/CNN TÜRK/Brüksel
AB Daimi Temsilciler Komitesi, 12 haziranda Lüksemburg'ta yapılacak
Türkiye - Avrupa Birliği Ortaklık Konseyi Toplantısı
öncesi, birliğin Türkiye'ye sunacağı ortak tutum belgesi
üzerinde anlaşmaya vardı.
Kıbrıs
Rum kesiminin müzakerelerin durdurulması gerekçesi olarak Türk
limanlarının açılması konusunu gündeme getirmesi kabul
görmedi.
Bu konuda Rumlar ve Yunanistan yalnız kaldı. Bunun yanı
sıra bilim ve araştırma konusunda fiili müzakerelerin
başlatılması için ABnin müzakere pozisyonu belgesi üzerindeki
görüşmeler ise yarınki COREPER toplantısına bırakıldı.
Yarınki COREPER toplantısında da bir
uzlaşma sağlanamazsa, pazartesi sabahı AB
dışişişleri bakanlarının konuyu onaylaması
bekleniyor.
Fransanın bilim ve araştırma konusundaki fiili müzakerelerin
açılıp aynı gün kapatılmasına itirazı tamamen
ortadan kalktı. Kıbrıslı Rumlar ise Türkiye ile fiili
müzakerelerin başlatılmasına 'siyasi açıdan'
karşı çıkıyor.
AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantısında Türkiye ile bilim ve
araştırma faslında fiili müzakerelerin aynı gün
başlaması ve kapatılması öngörülüyor.
Türkiye'nin kabul edemeyeceği bir karar alınırsa...
Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği
Daimi Temsilciler Toplantısı'nın sonucuna göre,
Hükümetlerarası Konferans'a katılıp katılmama konusundaki
tavrını belirleyecek.
Eğer üye ülkelerin daimi temsilcileri Türkiye'nin kabul edemeyeceği
bir karar alırsa ya da kararı son dakikaya - dışişleri
bakanlarının toplantısına - bırakırsa
Ankara, Lüksemburg'a gitme kararını gözden geçirecek.
"Şu anda tüm hazırlıklar Lüksemburg'a gitmek üzerine
yapıldı" diyen Dışişleri Bakanlığı
yetkilileri, olumsuz bir durumda her türlü ihtimalin
değerlendirileceğinin de altını çiziyor.
Toplantılara katılıp Türkiye'nin itirazlarını dile
getirip geri dönmek ya da Ortaklık Konseyi toplantısını
başka tarihte yapmak Ankara'nın önündeki alternatifler olarak
değerlendiriliyor.
Ankara'dan kararlılık vurgusu
Türkiye bu süreçte 'AB heyecanını kaybettiği' yolundaki
eleştirilere de cevap veriyor. Son olarak dün Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, ''AB katılım sürecimiz ilk günkü kararlılıkla
devam ediyor. Bundan kimsenin endişesi olmasın'' dedi.
Dışişleri Bakanı Gül de reform sürecinin
yavaşladığı yönündeki değerlendirmelerin doğru
olmadığını söyledi.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı.
Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce
Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi krize
neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
Ankara'ya Kıbrıs uyarısı
9 Haziran, 2006 07:55:00 (TSİ) CNN TURK
ABD'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorumlu
Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried,
''Türkiye AB üyelik amacını gerçekleştirmek için Gümrük
Birliği anlaşmasını, Kıbrıs Rum Kesimi'ni de
kapsayacak şekilde genişletmeli'' dedi.
Fried,
Kıbrıs Rum Kesimi adına lobi yapmak için Washington'a gelen
Rumlar tarafından bu yıl 17'ncisi düzenlenen Uluslararası
Kıbrıs Konferansı'nda bir konuşma yaptı.
''Türkiye, Trans-Atlantik ailenin kilit bir üyesidir. AB'ye üyelik yoluyla
Avrupa'ya sağlam bir şekilde demir atmış bir Türkiye,
ABD'nin ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de çıkarınadır"
diyen Fried, "bu ortak amacı elde etmek için Türkiye,
Kıbrıs bandıralı gemi ve uçaklara limanlarını
açarak, AB ile Gümrük Birliği anlaşmasını, Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni de kapsayacak şekilde genişletme yükümlülüğünü
yerine getirmelidir'' dedi.
Fried, bunun, Türkiye'nin özgür iradesiyle, AB çerçevesinde üzerine
aldığı bir yükümlülük olduğunun altını çizdi.
Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını Rum Kesimi'ni de
kapsayacak şekilde genişletmesinin herkesin çıkarına
olduğunu vurgulayan Daniel Fried, ''bunun için
yaratıcılığın kullanılması gerekiyor ve bu
tür fikirler üzerinde şu sırada Lefkoşa, Washington, Brüksel ve
bütün Avrupa'da, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüm isteyen
diplomatlar tarafından çalışılıyor'' ifadesini
kullandı.
"Çözüm fırsatı kaçırılmamalı"
ABD Dışişleri Bakan
Yardımcısı, Ada'da bir uzlaşma olacaksa
Kıbrıslılar, Yunanlılar ve Türklerin, iki toplumun
çoğunluğunun kabul edip destekleyebileceği bir anlaşma için
'zor seçimler yapmaları ve kararlar vermeleri gerekeceğini' söyledi.
BM ve ikili görüşmeler aracılığıyla ABD'nin çözüm
çabalarında taraflara yardım etmeyi sürdüreceğini belirten
Fried, Kıbrıs Rum Kesimi'nin, çözüm fırsatını
kaçırmaması gerektiği uyarısında bulundu.
Kıbrıslı Türklerin, ülkenin yeniden birleşmesi
arayışında olduğunu belirten Fried, ''Kıbrıs
Cumhuriyeti ve Kıbrıslı Türkler aynı amaca sahip: Tek bir
ülkede Kıbrıslılar olarak, ortak birkimlik ve geleceğe
sahip olmak. Bu fırsatın kaçmasına izin vermemeliyiz.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin önünde bir fırsat var şimdi. Bu
kaybedilirse bir daha ortaya çıkmayabilir'' diye konuştu.
Fried, ABD'nin Kıbrıs konusundaki politikasının, 'Ada'daki
iki toplumu tek bir ülkede birleştirecek iki toplumlu iki bölgeli bir
federasyona dayalı çözüm' olduğunu yineledi.
Fried, ''Kıbrıs adasında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden
başka herhangi bir hükümeti tanımıyoruz ve
tanımayacağız. Bu konuda çok açığız. Politikalarımızın
hiçbiri başka bir siyasi varlığı adım adım
tanımayı hedeflemiyor veya ima bile etmiyor. Kıbrıs tek bir
ülkedir. Bizim tek bir büyükelçiliğimiz, tek bir büyükelçimiz var ve öyle
de kalacak'' dedi.
ABD'nin açılımları
ABD yönetimi, Ada'da 2004 yılının nisan ayında yapılan
Annan Planı referandumunun ardından KKTC'ye 'açılım'
mesajları vermişti.
Bu kapsamda ABD Temsilciler Meclis Türk Dostluk Grubu Başkanı Ed
Whitfielf liderliğindeki heyet, geçtiğimiz mayıs ayında
KKTC'yi ziyaret etmişti.
Kıbrıslı Türk yetkililerle görüşen Whitfeld, Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'u Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi
yönünde adım atmaya ve Kıbrıs Türkleri'ne uygulanan
izolasyonları kaldırmaya çağırmıştı.
Whitfeld ve ekibinin KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan gelmesi Rum yönetiminin
tepkisine neden olmuştu.
|
ADA'DAKİ REFERANDUM |
|
BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki taraflara sunduğu 'Annan
Planı', 24 nisan 2004'te halkoyuna sunulmuş,
Kıbrıslı Türklerin yüzde 65'i plana 'evet' derken,
Rumların yüzde 76'sı 'hayır' demişti. |
CNN TURK 09/06/06
Rumlar Türk uçağı ile seyahat edecek
Rum havayolu şirketi Hellas Jet, mürettebatıyla birlikte bir Türk
şirketine ait uçağı kiraladı. Rum pilotlar bunu öfkeyle
karşıladı

OSMAN SABIRLI Lefkoşa DHA
Rum Hava Yolları'na bağlı Hellas Jet'in, bir Türk şirketine
ait yolcu uçağını mürettebatıyla birlikte
kiraladığı ortaya çıktı.
Rum pilotların sendikası PASİPİ'nin basın sözcüsü
Tasos Hristofidis, Hellas Jet'in yeni turizm sezonu için biri Türkiye'ye,
diğeri Letonya'ya ait iki uçağı mürettebatlarıyla birlikte
kiraladığını açıkladı.
Hristofidis, Girit'in Hanya kentinden Avrupa'ya yapılan uçuşlarda
kullanılan uçağın gövdesinde Türk bayrağı
olduğunu da söyledi.
Konuyla ilgili rahatsızlıklarını dile getiren Hellas Jet
pilotları ise şirketin hantallığı ve Türklere muhtaç
olmasından şikâyetçi oldu. Sigma TV'ye konuşan pilotlar,
"Maaşlı personel Atina'da otururken, şirket sefere
çıkması için mürettebatıyla birlikte Türk uçağı
kiraladı" ifadesini kullandı.
MILLIYET 09/06/06
Rumlar
süreci tıkıyor: Gül'den Rehn'e sitem
AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Rehn'i arayan Gül, 'Her müzakere
başlığında liman sıkıntısı mı
yaşayacağız. Buna bir çare bulun' dedi
09/06/2006
RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
GÜVEN ÖZALP
ANKARA/BRÜKSEL
- Türkiye ile AB arasında 12 Haziran Pazartesi günü gerçekleşmesi
beklenen Ortaklık Konseyi ve Hükümetlerarası Konferans (HAK)
öncesinde Kıbrıs Rumları'nın bastırması nedeniyle
yaşanan gerginlik, Ankara'yı müzakere sürecinin geleceğine
ilişkin kaygılandırdı. AB Komisyonu'nun genişlemeden
sorumlu üyesi Olli Rehn'i arayan Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün "35 başlık var. Her başlıkta liman
sıkıntısı mı yaşayacağız, buna bir çare
bulun" dediği öğrenildi. Gül'ün Lüksemburg'a gitme
olasılığının arttığı, ancak Tutum
Belgesi ve Müzakere Belgesi'nin son dakikaya bırakılmasının
rahatsızlık yarattığı belirtildi.
AB ile yaşanan bunalımda Fransa'nın Bilim ve Araştırma
başlığının kapatılması için önerdiği
yeni kriterleri geri çekmesiyle yumuşama havasına girildi. HAK'a
sunulacak Ortak Müzakere Belgesi'ne Rumların isteği üzerine
konulması planlanan 'Türkiye'nin üye ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi,
limanların açılması' gibi ifadelerin
yumuşatılmasına çalışıldığı
belirtildi. Ortaklık Konseyi toplantısına sunulacak Ortak Tutum
Belgesi konusundaki gelişme Ankara'yı memnun etmesine
karşın henüz belgenin son hali ayrıntılı olarak
incelenmediği için, resmi tepki bugün verilebilecek. Dolayısıyla
Gül başkanlığındaki heyetin Lüksemburg'a gitmesi
olasılığının arttığı kaydediliyor. Üst
düzey bir Dışişleri yetkilisi, "Tabii ki belgelerin
kendimize uygun çıkmasını isteriz. Ancak, sonuçta bunlar AB'nin
kendi belgeleri. İçindeki her şeyle mutabık olmamız
beklenemez" dedi.
Kaygıları
gidermedi
Ancak bu gelişmeler Ankara'nın kaygılarını gidermekten
uzak görünüyor. Bakan Gül, önceki gün Rehn ile yaptığı telefon
görüşmesinde duyulan rahatsızlığı iletirken,
Kıbrıs Rumları'nın tavrına dikkati çekerek, şu ifadeleri
kullandı: "Daha işin başındayız. En kolay
başlıkta bile böyle Kıbrıs sorunu, liman sorunu bahane
edilerek işler güçleştirilirse bu işin sonu nereye varır?
Müzakere sürecinin geleceği için buna bir çare bulmanız
gerekir."
Gül'ün dikkat çektiği bir diğer nokta da pazartesi günkü kritik
toplantılara Türkiye'nin iyi hazırlanması için AB'nin
belgelerini son dakikaya bırakmaması oldu. AB
dışişleri bakanlarının Ortak Tutum Belgesi konusunda
pazartesi sabahı bir kez daha bir araya gelebileceği belirtiliyor.
Gül ve heyetinin ise pazartesi saat 11.00'de Lüksemburg'a hareket etmesi
öngörülüyor.
Rumlara
karşı direniş
Bu arada AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) dünkü
toplantısında Ortak Tutum Belgesi konusunda Rumlar oldukça sert bir
yaklaşım sergiledi. Ancak başta Britanya olmak üzere önemli bir
direnişle karşılaştı. Bilim-araştırma
başlığıyla ilgili tartışmalarda Fransa
itirazlarını çekerek geri adım attı. Buna karşın
Rum kesimi aynı itirazları sürdürdü. Ortak Tutum Belgesi'nde ilk
taslaklarda fazla değişiklik yaratmayan bir uzlaşı
sağlandığı belirtildi. Bilim-araştırma
başlığında fiili müzakerelere geçilmesi konusu ise bugünkü
COREPER toplantısında bir kez daha ele alınacak.
Türkiye ile
müzakerelerin başlamasında sorun yok
AB üyesi
ülkeler 12 Haziran'da yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısı
öncesinde
ortak tutum ve
açılış konuşması metni üzerinde prensipte
uzlaşmaya vardı
Türkiye ile
müzakerelerin başlamasında sorun yok
COROPER
TOPLANTISI BUGÜN... AB üyesi ülkeler, 12 Haziran'da yapılacak
Ortaklık Konseyi toplantısı öncesi Ortak Tutum Belgesi üzerinde
prensipte uzlaşmaya vardı. Fiili müzakerelerin açılması
konusunda ise bugün bir COREPER toplantısı yapılacak. Bilim ve
araştırma başlığında müzakerelerin
başlamasında sorun kalmazken, eğitim ve kültür
başlığının da açılması yarın Brüksel'de
yapılacak COREPER toplantısına göre şekillenecek
AB üyesi
ülkeler, 12 Haziran'da yapılacak Ortaklık Konseyi
toplantısı öncesi Ortak Tutum Belgesi üzerinde prensipte
uzlaşmaya vardı.
Fiili
müzakerelerin açılması konusunda ise bugün bir COREPER
toplantısı yapılacak. Bilim ve araştırma
başlığında müzakerelerin başlamasında sorun
kalmazken, eğitim ve kültür başlığının da
açılması yarın Brüksel'de yapılacak COREPER
toplantısına göre şekillenecek.
Komisyon ve
İngiltere'nin başını çektiğini ülkeler bilim ve
araştırma başlığında müzakere
başlığının aynı gün açılıp
kapanmasını diğer başlık olan eğitim ve kültür
başlığında da fiili müzakerelerin
başlatılmasını istiyorlar. Fransa ve Rum yönetimi buna
itiraz ediyor. Ancak Bilim ve Araştırma
başlığında fiili müzakerelerin
başlatılmasına önceden tüm üye ülkeler onay vermiş durumda.
ABHaber'e konuşan yetkililer bugün fiili müzakereler için yapılacak
toplantının iç tüketime yönelik olduğunun altını
çiziyorlar.
Fransa geri
adım attı
Edinilen
bilgilere göre Fransa, bilim ve araştırma
başlığında katı taleplerinden geri adım atarken,
"hazmetme kapasitesinin" 15 Haziran'da yapılacak AB zirvesi
sonuç bildirisinde güçlü bir şekilde vurgulanmasını istiyor. Bu
konuda 12 Haziran'da AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları
tekrar Fransa'nın önerisini tartışacak.
Diplomatik
kaynaklar, ezici çoğunlukta AB üyesi bir çok ülkenin buna destek
vermediğini, ancak uzlaşma için buna onay verme ihtimali
bulunduğunu ifade ediyorlar. Fransa'nın tutumu, iç politika
amaçlı olarak değerlendiriliyor. AB 15-16 Haziran liderler zirvesi
sonuç bildirisinde tüm aday ülkeler için hazmetme kapasitesinin kriterlerin bir
parçası olduğu güçlü bir şekilde dile getirilmesi bekleniyor.
Rumlar
taleplerinin pozisyon
belgesinde yer
almasını sağladı
Öte yandan
Kıbrıs Rum kesimi de, Kıbrıs konusunda taleplerinin
pozisyon belgesinde yer almasını sağladı. Belgede, AB'nin
Türkiye'nin müzakere sürecinde ilerlemesi ile Kıbrıs'ta çözüm ve
Türkiye'nin limanları açması arasında bağlantı kuran
Eylül 2005 tarihli "karşı deklarasyonuna" atıfta
bulunuldu.17 Aralık 2004 kararları da ortak tutum belgesine
yansıtıldı.
Dün
yapılan görüşmede üzerinde uzlaşılan bir diğer konu 12
Haziran'da yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısında
yapılacak konuşma oldu. Avusturya Dönem
Başkanlığı yapacağı konuşmada, Ege'de Türk
ve Yunan uçakları arasındaki çekişmede bir Yunan
uçağının düşmesinden duyulan üzüntüyü dile getirecek ve
bunun AB için gerekli iyi komşuluk ilişkileri
yaklaşımına uymadığını vurgulayacak.
KIBRIS 09/06/06
|
Talat: Rum
dayatmaları kabul edilemez KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiyenin limanlarını
Rum gemilerine açması yönündeki dayatmaların kabul
edilemeyeceğini söyledi. |
NTV
Güncelleme: 18:45 TSİ 10 Haziran 2006 Cumartesi
LEFKOŞA
- Almanyada, Alman Dışişleri Bakanı Frank Walter
Steinmeier ile görüşen Talat, dönüşünde, Atatürk Havalimanında
bir basın toplantısı düzenledi. Talat, Artık dünya
sorunlarımızı direkt olarak bizden dinlemek istiyor.
Rumların çözümsüzlük politikasına karşı, çözümden yana bir
süreç yürütüyoruz dedi.
Talat, Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier ile
yaptığı görüşmeyle ilgili olarak da, Bundan sonra,
Avrupanın lider ülkesi Almanyanın, Kıbrıs sorunu ile daha
fazla ilgilendiğini göreceğiz diye konuştu.
Kıbrısta, Kuzey ile Güney arasındaki sınır
kapılarının açılmasından sonra güvenlikten, çevre ve
sağlığa kadar yeni sorunlar yaşandığına
dikkat çeken Talat; Sorunların çözümü için BM tarafından öngörülen
teknik komitelerin hemen oluşturulmasını istiyoruz dedi.
Türkiyenin, liman ve havaalanlarını Rumlara açması yönünde bir
dayatmayı kabul etmeyeceğini ifade eden Talat, Türkiye
limanlarını Rumlara açsın ancak eş zamanlı olarak
bizim limanlarımızla, Ercan havaalanımız da, ABye ve
dünyaya açılmalı şeklinde konuştu.
|
NTV
Güncelleme: 03:24 ET 10 Haziran 2006 Cumartesi
BERLİN
- Rum tarafının uzlaşmaz tutumunun sürmesi halinde, Türklerin
çözüm yanlısı tutumunun değişebileceği
uyarısında bulunan Talat, Türkiyenin, limanlarını Rumlara
açmama konusundaki tutumunun, müzakerelerin kesilmesi pahasına
süreceğine inandığını da ifade etti.
Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeierle
görüşmesini NTVye değerlendiren Mehmet Ali Talat, görüşmenin
sembolik olduğunu, izolasyonların kaldırılması için
Alman hükümetinin somut bir adım atıp atmayacağının
net olarak ortaya çıkmadığını dile getirdi.
KKTC Cumhurbaşkanına göre Adada çözümsüzlüğün sürmesi durumunda
Türk halkının yaklaşımının da değişmesi
mümkün.
Almanyanın BM Güvenlik Konseyi Başkanlığını yürütecek
ülke olması nedeniyle Kıbrıs sorununa ilgi duymasını
doğal bulan Talat, çözümün adresinin Avrupa Birliği değil BM
olduğunu yineledi.
Türkiyenin ev ödevlerini yaptığı sürece AB hedefinin
gerçekleşeceğini belirten Talat, Ankaranın limanların
açılmaması tutumunu, müzakerelerin aksama ihtimaline rağmen
sürdüreceği görüşünde.
Rumlara baskıyı
artırın
Ahmet KÜLAHÇI / BERLİN
ABD ve İngiltere
Dışişleri Bakanlarından sonra KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, bu kez Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier
ile görüştü. Almanya Dışişleri
Bakanlığının konukevinde yapılan görüşmede
Talat, "Batının Kıbrıs Rum Kesimine
baskıyı artırması halinde çözümün kolaylaşabileceği"
mesajını verdi.
ABD ve İngiltereden sonra Almanya da KKTC ile temasa geçti. Dün
Almanyanın başkenti Berlinde Federal Dışişleri
Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşen KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kendilerine dönük izolasyonun
çözümsüzlük olduğunun altını çizdi.
Başkent Berlinin Dahlem kesimindeki, iki Almanyanın
birleşmesinden önce Amerikan birlikleri komutanının
ikametgahı, eski Dışişleri Bakanları Klaus Kinkel ve
Joschka Fischer dönemi ile Cumhurbaşkanlığı köşkü
"Bellevue"nün onarım çalışmaları
sırasında eski Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile şu anki
Cumhurbaşkanı Horst Köhlerin konukevi olarak
kullandığı binada yapılan görüşme, bir saat olarak
öngörüldüğü halde, bir saat 20 dakika sürdü.
KKTC Cumhurbaşkanı, 1 Ocak 2007 tarihi itibariyle Avrupa Birliği
(AB) dönem başkanlığını üstlenecek Almanyanın
Dışişleri Bakanına adadaki gelişmelerle ilgili
detaylı bilgi verirken, sorunun çözümü için destek talebini de yineledi.
ABnin lokomotifi konumundaki Almanyanın Kıbrıs sorunun
çözümüne önemli katkıda bulanabileceğini söyleyen Talat, Annan
Planına karşı çıkan Kıbrıs Rum kesiminin
ödüllendirilmesinin, BM ve AB Konseyi kararlarına rağmen kendilerinin
"cezalandırılmasının" inandırıcı
bir mantığı olmadığına da dikkat çekti. KKTC
Cumhurbaşkanı, Alman Bakana çok açık bir şekilde
"İzolasyon çözümsüzlüktür. Dünya bunu çok iyi bilsin. Ayrıca, AB
ve BM üyesi ülkeler, alınan kararlar ışığında
sözlerini tutarsa bu kuruluşlara güven daha da artar. Biz
Kıbrıslı Türkler olarak çözüme hazırız"
mesajını da iletti.
Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Jaeger
sadece "yapıcı bir görüşme oldu"
açıklamasında bulunmakla yetindi. Alman tarafı bir
açıklamada bulunmazken, görüşmelerin içeriğini
değerlendiren bir Türk gözlemci, "Berlin Talatı çok iyi
anladı" değerlendirmesinde bulundu.
HURRIYET
10/06/06
Rumlar
müzakere sürecini kilitledi
10/06/2006
RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL -
AB ile Türkiye arasında bilim ve araştırma alanında fiili
müzakerelere başlanmasının öngörüldüğü 12 Haziran'a Rum
gölgesi düştü. Avusturya ve Fransa dahil AB üyeleri fiili müzakereye
geçiş yönünde olumlu görüş bildirirken, Rumlar, bunun Türk liman ve
havalimanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmasıyla
bağlantılandırma ısrarından vazgeçmedi.
Uzlaşı arayışı pazartesi günkü
dışişleri bakanları toplantısına kaldı
AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) konuyu dün tekrar ele aldı. Rum
tarafı, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokol'ü uygulama ve
Kıbrıs'la ilişkileri normalleştirme yükümlülüğünün
Eylül 2005'teki AB deklarasyonuna da atıf yapılarak
bilim-araştırma başlığıyla ilgili AB müzakere
pozisyonuna yansıtılmasını istedi. Dönem Başkanı
Avusturya, AB'nin mesajlarını vereceği Ortak Tutum Belgesi'nde,
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'in aynı
toplantıdaki konuşmasında ve 15-16 Haziran'daki Brüksel
zirvesinin sonuç bildirisinde net biçimde vurgulanacağını
aktardı. Ama Rumlar ikna olmadı.
Ortak Tutum
Belgesi'nde değişiklik yok
Ortaklık Konseyi'nde AB'nin mesajlarını içerecek ortak tutum
belgesinde ise uzlaşı sağlandı. Belgede Türkiye'deki reform
sürecinin yavaşladığı ve AB'nin 21 Eylül 2005'teki
deklarasyonuna da atıf yapılan Ek Protokol'ün
uygulanmamasının müzakere sürecinin genelini etkileyeceği en
ağırlıklı mesajları oluşturuyor.
Türk Dışişleri, belgenin netleşmemesinden
rahatsızlığını dile getirdi. Hollanda
Dışişleri Bakanı Ben Bot ise dün Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ü arayıp Uyum Protokolü'nün onaylanıp
onaylanmayacağını sordu. Gül, "Şimdi mümkün görünmüyor
ama üzerinde durmamız gereken müzakerelerin açılıp
açılmayacağı olmalı" dedi.
Talat,
Steinmeier'le görüşmekten memnun
|
|
|
Berlin'deki görüşme
sonrası Talat, "Tecridin kaldırılmasının
önemini Alman bakana anlattım" dedi. FOTOĞRAF: MİKDAT
KARAALİOĞLU / AA |
10/06/2006 RADIKAL
AA - BERLİN - Almanya'yı
ziyaret eden KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüştü.
Talat, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda düşüncelerini aktardığını
belirtip "Son derece yapıcı bir görüşme oldu. Çözümden,
barıştan ve Kıbrıs'ın birleşmesinden yana
olduğumuzu anlattım. Tecridin kaldırılmasının
önemini anlattım" dedi.
Alman tarafının not alıp sorular sorduğunu aktaran Talat,
Steinmeier'in görüşü hakkında şöyle dedi: "Onların ne
düşündüğünü onlara sormalı. Ama ben memnun oldum. İlk kez
Almanya'ya böylesine doğrudan mesajlarımızı ilettik.
Arzuları da buydu. Bundan başka bir şey beklememeli" Talat,
Almanların Kıbrıs sorununa ilgil olduğunu ve çözüm
istediğini belirtti. Steinmeier ise açıklama yapmadı. Berlin'deki
Siyasi Bilimler Vakfı'nı da ziyaret eden Talat, bugün adaya dönüyor.
KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer ise ziyareti 'çok büyük bir
adım' diye nitelerken, Ankara ziyaretinde Başbakan Tayyip
Erdoğan'ı adaya davet ettiğini belirtip "19 Temmuz'da adaya
gelebilir" dedi.
Almanya'dan destek
Almanya'da
bulunan Cumhurbaşkanı Talat, dün Berlin'de bir araya geldiği
Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile
planlanandan uzun süren bir görüşme yaptı
Almanya'dan
destek
ALMANLAR DA
ÇÖZÜM İSTİYORLAR... Almanya'da bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, dün Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter
Steinmeier ile bir araya geldi. Planlanandan uzun süren görüşmenin
ardından açıklamada bulunan Cumhurbaşkanı Talat,
"İlk kez doğrudan görüşme oldu, bu ilgi gösterdiklerinin
kanıtıdır, bundan fazlasını şu aşamada
beklemek yanlış olur" dedi. Talat, Almanların da
Kıbrıs sorununun çözülmesini istediklerini belirtti
İZOLASYONLARIN
KALDIRILMASI BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR... Görüşmeyi son derece
yapıcı bir görüşme olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı
Talat, "Kendisine bizim çözümden, barıştan ve
Kıbrıs'ın birleşmesinden yana olduğumuzu
anlattım" diyerek, Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kaldırılmasının çözüme
ulaşılması için çok büyük önem
taşıdığını anlattıklarını
kaydetti. Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier ise,
görüşmeden sonra basına herhangi bir açıklama yapmadı
Almanya'da
bulunan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün Almanya
Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ile bir araya
geldi. Cumhurbaşkanı Talat, görüşmenin ardından
yaptığı açıklamada, "İlk kez doğrudan
görüşme oldu, bu ilgi gösterdiklerinin kanıtıdır, bundan
fazlasını şu aşamada beklemek yanlış olur"
dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, ayrıca Almanların Kıbrıs sorununa ilgi
duyduklarını gördüğünü, onların da Kıbrıs sorununun
çözülmesini istediklerini belirtti. Görüşmeyi "çok güzel bir
görüşme" olarak nitelendiren Talat, ilk kez doğrudan bir
görüşme olmasının da önemli olduğunu söyledi.
Talat,
görüşmede, "Çözümden ve birleşmeden yana, barıştan
yana olduğumuzu anlattık. İzolasyonların
kaldırılmasının önemini vurguladık" dedi.
Steinmeier ise,
görüşmeden sonra basına herhangi bir açıklama yapmadı.
Türkiye'ye
bugün dönecek olan Talat'ın, İstanbul'da Almanya ziyareti ve
Steinmeier ile görüşmesi hakkında basın toplantısı
düzenlemesi bekleniyor.
Steinmeeir,
Talat'la
görüntülenmek
istemedi
Cumhurbaşkanı
Talat, dün Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier
ile bir araya geldi.
Berlin'in
dış semtlerinden Dahlem'de, Pacelliallee Sokak 14-16 numaralı
Dışişleri Bakanlığı ikametgahında yerel
saatle 11.05'de gerçekleşen Talat-Steinmeier görüşmesi öncesinde
herhangi bir açıklama yapılmazken, basının görüntü
almasına da müsaade edilmedi.
Görüşmeyi,
Türkiye basınından kalabalık bir gazeteci grubunun yanı
sıra, KKTC'den TAK ve BRT de izledi.
Görüşmede,
Talat'a Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy eşlik etti.
Talat: İlk
kez mesajımızı
doğrudan
iletmiş olduk
Yaklaşık
bir buçuk saat süren görüşmeden sonra makam aracına binerken,
ısrarlı sorular üzerine açıklamada bulunan
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeden sonra Türk gazetecilerine
yaptığı açıklamada, "Son derece yapıcı bir
görüşme oldu. Kendisine bizim çözümden, barıştan ve
Kıbrıs'ın birleşmesinden yana olduğumuzu
anlattım" dedi.
Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda Steinmeier'e kendi düşüncelerini
aktardığını belirten Talat, izolasyonların
kaldırılmasının çözüme ulaşılması için çok
büyük önem taşıdığını
anlattıklarını kaydetti.
Görüşme
sırasında Alman tarafının kendilerini dinleyip notlar
aldığını ve sorular sorduğunu ifade eden Talat,
Steinmeier'in görüşünün sorulması üzerine de şöyle dedi:
"Onların
ne düşündüğünü ben söyleyemem, onlara sormak lazım. Ancak ben bu
görüşmeden çok memnun oldum. İlk kez Almanya'ya böylesine
doğrudan mesajlarımızı iletmiş olduk. Onların
arzusu da buydu. Bundan başka bir şey beklememek lazım."
Cumhurbaşkanı
Talat, Almanya Dışişleri bakanının destek sözü verip
vermediğiyle ilgili bir soru üzerine, "ilgi duyuyorlar, çözüm
istiyorlar" karşılığını verdi.
Talat ile
Steinmeier'in görüşmesi yaklaşık bir buçuk saat sürerken,
görüşmeyi izleyen bir gazeteci, Alman bakanın geçen hafta Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile yaptığı
görüşmesinin bir saatten erken bittiğini kaydetti.
KIBRIS 10/06/06
İngiltere'de suç işledi, KKTC'de yargılanıyor
İngiltere'de
bir restoranı kundaklayarak, Colin Salt isimli kişinin ölümüne neden
olmak suçundan tutuklanan Kemal Kemalzade'nin Lefkoşa Kaza Mahkemesi'nde
yargılanmasına başlandı
İngiltere'de
suç işledi, KKTC'de yargılanıyor
BİR
RESTORANI KUNDAKLAMIŞTI... İngiltere'de bir restoranı kundaklayarak,
bir kişinin ölümüne neden olmakla suçlanan ve İngiltere'den kaçarak
geldiği KKTC'de polis tarafından tutuklanan Kemal Kemalzade'nin
yargılanmasına dün Lefkoşa Kaza Mahkemesinde başlandı
Gözde SÜREÇ
Sibel-Çınar
Kemalzade çiftiyle anlaşarak 27 Aralık 2000 tarihinde
İngiltere'de bir restoranı kundaklayarak, Colin Salt isimli
kişinin ölümüne neden olmak suçundan KKTC polisi tarafından
tutuklanan Kemal Kemalzade'nin yargılanmasına Lefkoşa Kaza
Mahkemesinde dün başlandı.
Yargıç
Talat Usar'ın huzuruna çıkarılan Kemal Kemalzade'yi avukatlar
Menteş Aziz ve Süleyman Özsoylular savunurken, İddia Makamı
Başsavcılığı Savcı Ergül Kızılokgil
temsil etti.
Lefkoşa
Kaza Mahkemesinde dün görüşülmesine başlanan davada Avukat
Menteş Aziz, Menson cinayeti davasının Kıbrıs'ta daha
önce görüşülüp, karara bağlanmış olmasına rağmen,
İngiltere'de işlenen bir suç için müvekkilinin KKTC mahkemelerinde
yargılanamayacağını, bu mahkemenin yetkisi
olmadığı itirazında bulundu.
Yargıç
Talat Usar, müdafaa avukatının itirazlarıyla ilgili ara karar
için davayı 14 Haziran Çarşamba gününe erteledi.
Sibel-Çınar
Kemalzade çifti kundaklama olayıyla ilgili olarak İngiltere'de
yargılanmış ve 11'er yıl hapse mahkum edilmişti.
İngiliz polisi kundaklamayı yapan kişi olduğunu
belirlediği Kemal Kemalzade'nin Kıbrıs'a
kaçtığını öğrenerek KKTC polisinden yardım
istemiş ve Kemal Kemalzade KKTC polisi tarafından
yakalanmıştı.
Kemal
Kemalzade, Sibel-Çınar Kemalzade çiftiyle anlaşarak, 27 Aralık
2000 tarihinde İngiltere'de Chell Heath Road, Stoke-On-Trent adresinde
işlettikleri restoranı, sigortadan para alabilmek için ateşe
vermek, yangın sonucu meydana gelen patlamanın ardından
tavanın çökmesiyle, üst kattaki dairede yaşayan Colin Salt'ın
ateşin içine düşerek yanması ve 16 Ocak 2001 tarihinde ölümüne
neden olmak suçlarından İngiltere polisi tarafından
aranıyordu.
Daha önceki
duruşmada Kemal Kemalzade'nin yargılama sonuçlanıncaya kadar
yurtdışına çıkışının
yasaklanmasına, pazartesi ve perşembe günleri olmak üzere haftada 2
gün en yakın polis karakoluna isbat-ı vücutta bulunmasına,
mahkeme mukayyitliğine 50 bin YTL nakdi teminat yatırıp,
mukayyitliğin uygun göreceği 3 kişiyi, yargılamada
hazır olmaması durumunda 200 bin'er YTL ödeyeceklerine dair kefil
göstererek bu kişilerin şahsi kefalet senedi imzalamalarına karar
vermişti.
Dünkü
duruşmada Kemal Kemalzade aynı kefalet şartlarıyla serbest
bırakıldı.
KIBRIS 10/06/06
İngiltere ve İsrail'den turizm yazarları KKTC'deki
turistik yerleri ziyaret etti
Kobi Center
tarafından uygulanan "turizmle ilgili pazar araştırması
projesi" çerçevesinde İngiltere ve İsrail'den 3 seyahat
yazarı Kuzey Kıbrıs'taki turistik yerleri, otelleri ve
restoranları ziyaret etti.
Kobi Center'den
yapılan yazılı açıklamaya göre, projenin amacı
"bir turizm destinasyonu olan Kuzey Kıbrıs'ın diğer turizm
destinasyonları karşısındaki rekabet gücünü
belirlemek".
Kuzey
Kıbrıs'ın diğer turistik destinasyonlara kıyasla
zayıf ve güçlü yanlarının daha iyi anlaşılması,
bu sektörde faaliyet gösteren işletmelere ve girişimcilere nereye ve
nasıl yatırım yapmaları gerektiği konusunda
aydınlatıcı bilgi sağlanması, Kuzey Kıbrıs'a
özgü değerlerin korunup geliştirilmesine olanak sağlanması
projenin hedefleri arasında.
Bu çerçevede
Kuzey Kıbrıs'a davet edilen İngiltere ve İsrail'den 3
turizm yazarı, Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden birçok turistin
yaşadığı ülkelerdeki gazeteler için tatil
yazıları yazacak.
Açıklamada,
söz konusu yazarların Kıbrıs gibi turistik yerlerle ilgilenen
okuyucu kitlelerine sahip olmaları nedeniyle seçildikleri de ifade edildi.
Açıklamada,
yazarlara gezileri sırasında, profesyonel bir rehber de olan Kobi
Center danışmanının eşlik ettiği de belirtildi.
Kobi Center'in
ekip lideri Bob Byers de konu ile ilgili açıklamasında, gezinin çok
başarılı geçtiğine inandığını ifade
etti ve şunları kaydetti:
"Yaklaşımları
ve bakış açıları son derece samimi ve tarafsız olan bu
gazetecilerden çok şey öğrendik. Kıbrıs'ı ilk kez
ziyaret eden bu gazeteciler, Kuzey Kıbrıs'ın güzelliği,
insanlarının cana yakınlığı ve
misafirperverliği karşısında etkilendiklerini de gizlemediler..."
Byers,
gezilerinin sonunda yazarların turizm açısından rekabet
düzeyinin artırılabilmesi için kendilerine bazı somut önerilerde
bulunduklarını da kaydetti.
KIBRIS 10/06/06
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 20:40 TSİ 11 Haziran 2006 Pazar
LEFKOŞA - İki gün sonra görevinden ayrılacak olan
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, Güney Kıbrısın vetosunun gündemde olup
olmadığına ilişkin bir soruya Her ihtimal olabilir
yanıtını Verdi.
Türkiye
ile müzakerelerde bilim ve araştırma faslının bir günde
açılıp kapatılmasına Güney Kıbrısın güçlü
çekinceleri olduğunu kaydeden Yakovu, Böylesi bir gelişmenin
Türkiyeye, birliğe karşı yükümlülüklerini yerine getirmeden de
bir faslın kapanabileceği gibi yanlış bir mesaj
göndereceğini savundu.
Rum Bakan, Avusturyanın uzlaşma önerisinin İngiltere
tarafından reddedildiğini, dolayısıyla kararın
Pazartesi gününe kaldığını kaydetti.
LILLIKAS
13 HAZİRANDA GÖREVE BAŞLAYACAK
Kıbrıs Rum Kesiminde Mayısta yapılan seçimlerin ardından
Yakovunun yerine, eski Ticaret, Sanayi ve Turizm Bakanı Yorgos Lillikas
dışişleri bakanı olarak atanmıştı. Yeni Rum
bakan, 13 Haziranda göreve başlayacak.
Rumlara baskıyı artırın
Ahmet KÜLAHÇI / BERLİN
ABD ve İngiltere
Dışişleri Bakanlarından sonra KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, bu kez Almanya Dışişleri Bakanı
Steinmeier ile görüştü. Almanya Dışişleri
Bakanlığının konukevinde yapılan görüşmede
Talat, "Batının Kıbrıs Rum Kesimine
baskıyı artırması halinde çözümün
kolaylaşabileceği" mesajını verdi.
ABD ve İngiltereden sonra Almanya da KKTC ile temasa geçti. Dün
Almanyanın başkenti Berlinde Federal Dışişleri
Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşen KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, kendilerine dönük izolasyonun
çözümsüzlük olduğunun altını çizdi.
Başkent Berlinin Dahlem kesimindeki, iki Almanyanın
birleşmesinden önce Amerikan birlikleri komutanının
ikametgahı, eski Dışişleri Bakanları Klaus Kinkel ve
Joschka Fischer dönemi ile Cumhurbaşkanlığı köşkü
"Bellevue"nün onarım çalışmaları
sırasında eski Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile şu anki
Cumhurbaşkanı Horst Köhlerin konukevi olarak
kullandığı binada yapılan görüşme, bir saat olarak
öngörüldüğü halde, bir saat 20 dakika sürdü.
KKTC Cumhurbaşkanı, 1 Ocak 2007 tarihi itibariyle Avrupa Birliği
(AB) dönem başkanlığını üstlenecek Almanyanın
Dışişleri Bakanına adadaki gelişmelerle ilgili
detaylı bilgi verirken, sorunun çözümü için destek talebini de yineledi.
ABnin lokomotifi konumundaki Almanyanın Kıbrıs sorunun
çözümüne önemli katkıda bulanabileceğini söyleyen Talat, Annan
Planına karşı çıkan Kıbrıs Rum kesiminin
ödüllendirilmesinin, BM ve AB Konseyi kararlarına rağmen kendilerinin
"cezalandırılmasının" inandırıcı
bir mantığı olmadığına da dikkat çekti. KKTC
Cumhurbaşkanı, Alman Bakana çok açık bir şekilde
"İzolasyon çözümsüzlüktür. Dünya bunu çok iyi bilsin. Ayrıca, AB
ve BM üyesi ülkeler, alınan kararlar ışığında
sözlerini tutarsa bu kuruluşlara güven daha da artar. Biz
Kıbrıslı Türkler olarak çözüme hazırız"
mesajını da iletti.
Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Jaeger
sadece "yapıcı bir görüşme oldu"
açıklamasında bulunmakla yetindi. Alman tarafı bir
açıklamada bulunmazken, görüşmelerin içeriğini
değerlendiren bir Türk gözlemci, "Berlin Talatı çok iyi
anladı" değerlendirmesinde bulundu.
HURRIYET
11/06/06
Yakovu: Güney Kıbrıs
veto hakkı kullanabilir
ANKA
Kıbrıs Rum
yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, pazartesi günü
yapılacak AB Dışişleri Bakanları
toplantısında Güney Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB üyelik
müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanabileceğini
söyledi.
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, pazartesi günü yapılacak AB Dışişleri
Bakanları toplantısında Güney Kıbrıs'ın
Türkiye'nin AB üyelik müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını
kullanabileceğini söyledi.
Rum haber ajansına göre, konu üzerinde 25'ler arasında uzlaşma
sağlanamamasını yorumlayan Yakovu, Bu konuda istişareler
yarın Avusturya dönem başkanlığı ve diğer
ortaklarla devam edecek, (Güney) 'Kıbrıs'ın tutumu pazartesi
sabahı kaleme alınacak dedi.
Güney Kıbrıs'ın vetosunun gündem de olup
olmadığı sorusuna Yakovu, Rum tarafının veto
hakkını kullanmasının ihtimal dışı
olmadığını belirterek, Her şey açıktır
yanıtını verdi.
Türkiye ile yapılan müzakerelerde bilim ve araştırma
faslının bir günde açılıp kapatılmasına Güney
Kıbrıs olarak güçlü çekinceleri olduğunu kaydeden Yakovu,
böylesi bir gelişmenin Türkiye'ye yanlış mesajlar
vereceğini, Türkiye'ye, Birliğe karşı yükümlülüklerini
yerine getirmeden de bir faslın kapanabileceği gibi yanlış
bir mesaj vereceğini savundu. Avusturya'nın uzlaşma önerisiyle
ilgili olarak Rum Bakan, bu önerinin İngiltere tarafından
reddedildiğini, dolayısıyla kararın pazartesine
kaldığını kaydetti. Yakovu, Avusturya'nın önerisi
hakkında görüşümüzü ortaya koymadık ve ne
düşündüğümüzü kamuoyuna açıklamayacağız dedi.
Kıbrıs Rum kesiminde 21 Mayısta yapılan genel seçimlerin
ardından Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Bakanlar Kurulu'nda
değişiklik yapmış ve Yakovu'nun yerine,
Dışişleri Bakanı olarak, eski Ticaret, Sanayi ve Turizm
Bakanı Yorgos Lillikas'ı atamıştı. Yeni Rum bakanlar
13 Haziranda görevlerine başlayacak.
HURRIYET 11/06/06
Greko-Turkoyu ABde başaralım
Ardıç AYTALAR-Uğur ERGAN / İSTANBUL
Eski döneme ait
başarısızlıkların unutulması gerektiğini
söyleyen Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyani,
"Birlikte olalım, biz dostuz. Bu iki ülkenin de yararına"
dedi. Bakoyani AB içinde Franco-German gibi Greko-Turco yakınlaşmasının
sağlanabileceğini vurguladı.
YUNANİSTAN Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani,
AB içinde Franco-German diye bilinen Fransa ve Almanya arasındaki
yakınlaşmayı örnek göstererek, Türkiye ile Yunanistan
arasında da aynı yakınlaşmanın olabileceğini
söyledi. İstanbul Conrad Otelinde dün yapılan, 4üncü Türk-Yunan
Medya Konferansının açılışında konuşan Bakoyani,
"Eski döneme ait başarısızlıkları bir yana
bırakmamız lazım. Türkiye ile Yunanistanın, Almanya
ile Fransanın başardığını, başarabilecek
güçte olduklarına inanıyorum" dedi.
FRANCO-GERMAN GİBİ Bakoyaninin bu sözleri, AB içinde
oluşabilecek Greko-Turko yakınlaşmasını
gündeme getirdi. Tarihte birbirlerine karşı düşmanlık
besleyen Fransa ve Almanya, 1990lı yılların sonunda, başta
askeri olmak üzere hemen her alanda ortak oluşumlara giderek, AB içinde Franco-German
denilen ayrı bir güç haline gelmişlerdi.
Konferansın açılışını Dışişleri
Bakanı Abdullah Gülle yapan Dora Bakoyani şu
mesajları verdi:
BİZ DOSTUZ Sorunlara çözüm bulmak için yoğun şekilde
çalışmamız gerekiyor. Sorunları çözdüğümüzde, iki
ülkenin dinamikleri ortaya çıkacak ve bu iki ülkenin de yararına
olacak. Birlikte olalım, ileriye birlikte bakalım. Sorunlar olabilir.
Biz dostuz. Dostlar, her durumda temas kurmakta tereddüt etmezler.
AB ZENGİNLEŞECEK Avrupanın bütünleşmesinde
boşluk bırakamayız. Türkiyenin ABye
katılımıyla, Avrupa mozaiği daha da
zenginleşecek. İşbirliğiyle verimli bir sonuca ulaşmak
istiyoruz.
SORUNLARI BİLİYORUM Türkiye ve Türk halkının dostu
olarak, komşu ve dost ülkenin içinde, Türkiye AB yolunda ilerlemeli mi,
ilerlememeli mi yönünde tartışmalar olduğunu biliyorum.
ABnin, Türkiyeden istediği reformlar, zaten Türk halkının
istediği reformlardır. Türk halkı gelişmiş ülkelerin
haklarına sahip olmak istiyor.
AYNISINI BİZE YAPTILAR AB Türkiyeden, zamanında
Yunanistandan istediğinden ne fazla ne de eksik bir şey istiyor.
ABnin, Türkiyenin komşuları ile ilişkilerini düzenlemesini
istemesi çok doğal bir şey. Bazı AB ülkeleri içinde Türkiyeye
tepkiler var. Değerlendirmelerini bugünkü Türkiyenin şartlarına
göre yapıyorlar ki, aynı şeyi Yunanistan için de
yapmışlardı. Ancak Yunanistan, ABye girdikten sonra
yaşanan değişimi onlarda gördüler.
PATRİKHANE KOZUNUZ Kamuoyunu kışkırtmak çok
kolaydır. Patrikhaneye karşı antipati ve düşmanlık
aşılamak çok kolay olur. Türkiyenin en büyük şehrinde bulunan
Patrikhane, Bizanstan bu yana gelen en büyük kurumdur. Bir düşman,
tehlike değildir. Türkiye, AB kapısını çalarken Patrikhane
elinde önemli bir koz olabilir.
Birlikte boğaz gezisi
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül ile Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ve eşi İsidoros
Kuvelos, Boğazda tekne turu yaptı. Gül, Bakoyani ve eşi,
birbirlerinin fotoğraflarını çekerken, konuk bakan bir ara
basın mensuplarına, "Hep siz beni çektiniz, ben sizi
çekeyim" diyerek, onların da fotoğrafını çekti. Gül,
Dolmabahçe Sarayının önünden geçerken, saray hakkında
Bakoyanniye bilgi verdi. Daha sonra Gül baba ocağı Kayseriye gitti.
Gül burada, Zarkavinin öldürülmesiyle ilgili bir soruya karşılık
terörün sonuçlarının bir kez daha görüldüğü cevabını
verdi. Gül, "Iraktaki yeni hükümetin PKK ile mücadele edeceğine
inanıyorum" dedi. Gül, Pazartesi günü Lüksemburgtaki AB Bakanlar
Kurulu toplantısına gidip gitmeyeceği sorusunuysa, "Sabah
kısmındaki kararlara bakarak değerlendirme
yapılır" yanıtını verdi.
HURRIYET
11/06/06
Yunan basını: Kıbrıs Rum kesiminin
tutumu ziyarete gölge düşürdü
A.A
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Türkiye
ziyaretiyle ilgili haberler bugünkü Yunan basınında geniş yer
aldı.
Gazete haberlerinde, İstanbul'daki 4. Türk-Yunan Medya Konferansı'na
katılmak üzere Türkiye'ye giden Bakoyanni'nin, Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile
temaslarında, iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine yönelik
olumlu adımlar atıldığı belirtilirken, Brüksel'de,
Kıbrıs Rum kesiminin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili fiili
müzakerelerin başlatılması konusundaki ısrarlı
tutumunun ise bu görüşmelere gölge düşürdüğü kaydedildi.
To Vima gazetesi, Ankara, iyi komşu olmaya davet ediliyor
başlıklı haberinde, İstanbul'da, Türk ve Yunan
dışişleri bakanlarının ikili ilişkilerin
geliştirilmesine yönelik ortak inisiyatif konusunda eskiden
olduğundan daha güçlü siyasi bir mesaj verdiklerini kaydetti.
Elefterotipia gazetesi ise Boğaz'da bulanık sular
başlığı altında yayımladığı
haberinde, Rum kesiminin, Bakoyanni-Gül görüşmesine beş kala
yaptığı beklenmedik hareketinin, günlerce
hazırlığı yapılan Türk-Yunan ilişkilerine tehdit
edici gölge düşürdüğünü yazdı.
Bakoyanni'nin, Rum kesiminin Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili fiili
müzakerelerin başlatılması konusundaki olumsuz tutumunu
İstanbul'da öğrendiği belirtilen haberde, Son Türk-Yunan
krizini ele almak üzere, Atina'dan İstanbul'a gitmek için yola çıkan
Bakoyanni, Rum kesiminin, pazartesi günü başlatılması beklenilen
Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili müzakereler konusundaki tavrı
yüzünden Türkiye-AB ilişkilerinde kopan fırtına nedeniyle son
derece zor durumda kaldı denildi.
Tipos gazetesi, Özlü yaklaşım için temeller atıldı
başlığını kullandığı haberinde, İstanbul'da,
Gül ile Bakoyanni arasında iyi bir atmosfer içinde geçen
görüşmelerde, ikili ilişkilerin iyileştirilmesi konusundaki
ortak inisiyatif tasdik edildi ifadelerini kullandı.
Gazete, Birinci başlık İstanbul'a gölge düşürdü
başlıklı haberinde de Rum kesiminin, Brüksel'deki AB Daimi
Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısındaki tutumunun Türkiye'nin
üyelik müzakerelerini 'geçici' olarak çıkmaza soktuğunu ve bu durumun
da Bakoyanni'nin İstanbul ziyaretini gölgelediğini yazdı.
Proto Thema gazetesi de Atina-Lefkoşa arasında mini kriz
başlıklı haberinde, Kıbrıs Rum kesiminin, Türkiye'nin
AB üyeliğiyle ilgili müzakereler konusundaki tutumunun, Atina ile
Lefkoşa (Rum) arasında krize neden olduğunu yazdı.
Kathimerini gazetesi ise Atina ve Ankara Genelkurmay başkanları
arasında Kırmızı Hat başlıklı haberinde,
Gül ile Bakoyanni'nin, iki ülke arasındaki ilişkilerin
geliştirilmesi çerçevesinde mutabık kaldıkları konulara değindi.
HURRIYET
11/06/06
Rum
basını: Avrupa'dan 3 tokat yedik
LEFKOŞE (ANKA)
Sürekli "Türkiyeye atılan tokatlar"dan söz eden
Rumların yüzüne son günlerde ABden çeşitli yerlerinden
"gürültülü üç tokat" atıldığı belirtildi. Rum
basını, Rumlara "üçlü tokat"ın sahiplerini Alman
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, AP Sosyalist
Grubu Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe ve Fransız Le
Monde gazetesi olarak sıraladı.
Rum basınına göre, 4-7 Haziran günlerinde Rumlar güçlü
üç tokat yedi. Bu tokatlardan ilki, 4 Haziranda Fransız Le
Monde gazetesince atıldı. Dünyanın en
prestijli gazetelerinden Le Monde gazetesi, Rumları, Annan
Planını reddettikleri ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonu
nedeniyle sert dille eleştirdi.
Cyprus Mail gazetesi, "Le Monde, belki dünyada tezlerimize en
çok destek veren gazete idi. Son 40 yılda Rumlar ve Kıbrıs (Rum)
hükümetini eleştiren hiç bir şey yazmamıştı"
ifadesini kullandı.
İKİNCİ TOKAT
Rum basınına göre aynı gün ikinci bir tokat, Avrupa
Parlamentosu Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı Mechtild
Rotheden geldi. KKTCde görüşmelerde bulunan AP heyetinde yer alan Rothe,
"Buraya Kıbrıslı Türk toplumu ile
dayanışmamızı dile getirmek için geldik. APdeki sosyalist
grup Annan Planını destekliyor" diyerek Rumların yüzüne
"iki eli" ile tokat attı.
Rothenin 2004 yılının ortasına kadar APde
Rum Yönetiminin en büyük destekçilerinden biri olduğu, Rum Kesiminin
ABye katılmasında önemli bir rol oynadığı
anımsatıldı.
ÜÇÜNCÜ TOKAT
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Alman
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşmek
üzere Berline davet edildiğinin açıklandığı 7
Haziranda Rumların yüzüne üçüncü tokat atıldığına
dikkat çekildi.
O tarihe kadar sadece ABD ve İngilterenin KKTCnin statüsünü
yükseltmeye çalıştığını belirten Rum
basını, bu olayla birlikte, "Almanlar
düşmanlarımız listesine dahil edildi" ifadesini
kullandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, bir sore önce ABD
Dıişleri Bakanı Rice ve dönemin İngiltere
Dışişleri Bakanı Straw tarafından kabul edimişti.
Talat'ı, son Almanya ziyaretiyle de "üçüncü kapıyı
açtığı yorumları yapılmıştı.
HURRIYET 11/06/06
Dolmabahçe Sarayı'ndan temkinli mesajlar verdiler
Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül ile Yunanistan
Dışişleri Bakanı Bakoyanni,
İstanbul'daki
görüşmelerinden sonra ortak basın toplantısı düzenledi
Dolmabahçe
Sarayı'ndan temkinli mesajlar verdiler
GÜL:
İŞBİRLİĞİ VE GÜVEN ORTAMI
GELİŞTİRİLMELİ...Türkiye Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın
tamamı arasında işbirliği ve güven ortamının
geliştirilmesinin AB içinde ayrı bir sütun olacağı
düşüncesinin kendisinin ve hükümetinin samimi inancı olduğunu
belirterek, Kıbrıs'ta gerçekler dikkate alınarak bir çözüm
bulunacağı umudunu dile getirdi
BAKOYANNİ:
TÜRKİYE'NİN AB YÖNELİMİNİ DESTEKLİYORUZ...
Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni ise, Türkiye'nin AB
yönelimini desteklediklerini ifade ederek, Türkiye'nin süreç boyunca bu
kriterlere uyacağını umduklarını söyledi. Bakoyanni,
Türkiye'nin bazı kriterleri yerine getirmesi gerektiğini, bu tür
kriterlerin tüm aday ülkeler için söz konusu olduğunu belirtti
TC
Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs'ta gerçekler dikkate
alınarak bir çözüm bulunması gerektiğini söyledi. 2004'te
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için büyük bir
fırsatın kaçırıldığını yineleyen Gül,
bundan sonra kapsamlı bir çözüm bulunması çabalarının
sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
İstanbul'daki
4. Türk-Yunan Medya Konferansı'na katılmak üzere Türkiye'ye gelen
Bakoyanni ile TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Dolmabahçe
Sarayı'ndaki görüşmelerinden sonra düzenledikleri ortak basın
toplantısında soruları yanıtladı.
Abdullah Gül,
Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın tamamı arasında
işbirliği ve güven ortamının geliştirilmesinin AB
içinde ayrı bir sütun olacağı düşüncesinin kendisinin ve
hükümetinin samimi inancı olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Ümit
ediyorum ki, adadaki gerçekler dikkate alınarak bir çözüm bulunur. Ne
yazık ki 2004'te büyük bir fırsat kaçırıldı, bundan
sonra da kapsamlı bir çözüm için uğraşmak gerekir.''
Lüksemburg'daki
toplantıya
katılım
konusu yarın belli olacak
"Son
gelişmelerin ardından Lüksemburg'a gitmeyi düşünüp
düşünmediklerinin" sorulması üzerine, buna pazartesi
(yarın) sabah yapılacak Genel İşler ve Dış
İlişkiler Konseyi toplantısından sonra karar vereceklerini
bildirdi.
Lüksemburg'da
yarın yapılacak toplantının bilim ve teknoloji
faslında fiili müzakerelerin başlamasıyla ilgili olduğunu
ve önceki gün yapılan AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)
toplantısında AB'den bu konuda ortak bir pozisyon
çıkmadığını hatırlatan Gül, "Rum
tarafında seçim ve bakan değişikliği gibi bir durum söz
konusu. Bildiğimiz kadarıyla bundan dolayı bir yetki
kullanımı mümkün olmadı" dedi.
Ortak pozisyona
dair kararın yarın sabah yapılacak toplantıya
kaldığını söyleyen Gül, Türkiye'nin randevusunun
öğleden sonra olduğunu da hatırlatarak, "Bizim randevumuz,
toplantımız öğleden sonra, akşama doğru yarın.
Bakanlar kurulunun ilk gündeminde konuyu görüşecekler, biz de neticeye
göre kararımızı vereceğiz" diye konuştu.
Bakoyanni:
Türkiye bazı
kriterleri
yerine getirmeli
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Bakoyanni ise, aynı soruya
verdiği yanıtta, devam eden görüşmelerle ilgili olarak AB'nin
hedefinin her zaman ortak bir anlayışın bulunması yönünde
olduğunu belirtti ve "Bu konuyla ilgili olarak bizim de tutumumuz
geçen eylül ayında AB tarafından yapılan açıklama yönündedir"
dedi.
Bakoyanni,
Türkiye'den AB'nin kriterlerini başarıyla tamamlaması ve genel
olarak bölgede bir güven ortamının arttırılması
yönündeki temaslara devam etmesini beklediklerini de belirtti.
"AB'nin
Türkiye ile bilim ve araştırma faslında müzakereleri
başlatıp başlatmayacağına" ilişkin soruyu da
Bakoyanni, Türkiye'nin bazı kriterleri yerine getirmesi gerektiğini,
bu tür kriterlerin tüm aday ülkeler için söz konusu olduğunu belirterek
yanıtladı.
Bakoyanni,
Türkiye'nin AB yönelimini desteklediklerini ifade ederek, Türkiye'nin süreç
boyunca bu kriterlere uyacağını umduklarını kaydetti.
Bakoyanni,
Yunanistan'ın Türkiye'den "AB'nin kriterlerini başarıyla
tamamlaması ve genel olarak bölgede bir güven ortamının
arttırılması yönündeki temaslara devam etmesini"
beklediğini söyledi.
KIBRIS 11/06/06
Rumlar vetoya hazırlanıyor
Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yakovu, Lüksemburg'da yarın
yapılacak COREPER toplantısında Rum tarafının,
Türkiye-AB üyelik müzakereleri süreciyle ilgili olarak veto hakkını
kullanmasının ihtimal dışı
olmadığını açıkladı
Rumlar vetoya
hazırlanıyor
YAKOVU'DAN VETO
UYARISI... Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu,
Lüksemburg'da yarın yapılacak Avrupa Birliği Daimi Temsilciler
Komitesi (COREPER) toplantısında Rum tarafının, Türkiye'nin
AB üyelik müzakere süreciyle ilgili olarak veto hakkını
kullanmasının ihtimal dışı
olmadığını açıkladı. Konu üzerinde 25'ler
arasında uzlaşma sağlanamamasını yorumlayan Yakovu,
"Bu konuda istişareler yarın (bugün) Avusturya dönem
başkanlığı ve diğer ortaklarla devam edecek,
Kıbrıs'ın tutumu pazartesi sabahı kaleme
alınacak" dedi
"TÜRKİYE'YE
YANLIŞ MESAJLAR VERİLEBİLİR" Türkiye ile yapılan
müzakerelerde Bilim ve Araştırma Faslı'nın bir günde
açılıp kapatılmasına Rum tarafı olarak güçlü
çekinceleri olduğunu vurgulayan Rum bakan, böylesi bir gelişmenin
Türkiye'ye yanlış mesajlar ileteceğini, Türkiye'nin birliğe
karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmeden de bir faslın
kapanabileceği yanlış mesajını vereceğini
söyledi. Yakovu, Rum vetosunun masada olup olmadığı yolundaki
bir soruya, "Her şey açıktır" yanıtını
verdi
Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Lüksemburg'da yarın
yapılacak Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)
toplantısında Rum tarafının, Türkiye'nin AB üyelik müzakere
süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanmasının ihtimal
dışı olmadığını açıkladı.
Konu üzerinde
25'ler arasında uzlaşma sağlanamamasını yorumlayan
Yakovu, "Bu konuda istişareler yarın (bugün) Avusturya dönem
başkanlığı ve diğer ortaklarla devam edecek,
Kıbrıs'ın tutumu pazartesi sabahı kaleme
alınacak" dedi.
Türkiye ile
yapılan müzakerelerde Bilim ve Araştırma Faslı'nın bir
günde açılıp kapatılmasına Kıbrıs Rum tarafı
olarak güçlü çekinceleri olduğunu vurgulayan Rum Bakan, böylesi bir
gelişmenin Türkiye'ye yanlış mesajlar ileteceğini,
Türkiye'nin birliğe karşı olan yükümlülüklerini yerine
getirmeden de bir faslın kapanabileceği yanlış
mesajını vereceğini açıkladı.
Kıbrıs
Rum tarafının vetosunun masada olup olmadığı yolundaki
bir soruya Rum Bakan, "Her şey açıktır"
yanıtını verdi.
Avusturya'nın
uzlaşıcı önerisiyle ilgili olarak Yakovu, bu önerinin, Britanya
tarafından reddedildiğini dolayısıyla kararın
pazartesine kaldığını kaydetti.
Bakan,
"Avusturya'nın önerisi hakkında görüşümüzü ortaya
koymadık ve ne düşündüğümüzü kamuoyuna
açıklamayacağız" dedi.
Yakovu
Türkiye'nin AB'ne karşı olan taahhütlerini yerine getirmeyi
reddetmekle kalmayıp bunu ihtar biçiminde ortaya koyduğunu
vurguladı.
Rum
basını: Kıbrıs, Türkiye'ye
vetonun bir
adım gerisinde
Rum
basını, Rum yönetiminin Türkiye'nin AB üyelik sürecinde ilk vetosunu
kullandığını yazdı.
Gazeteler, Rum
yönetiminin ilgili süreci bloke ettiğini ve AB Daimi Temsilcileri'nin
önceki günkü toplantısında, 25'lerin ortak görüşü üzerinde
anlaşma sağlanmaması nedeniyle konunun pazartesi günü
Lüksemburg'ta gerçekleştirilecek AB Dışişleri
Bakanları toplantısına havale edildiğini ve bu
toplantıda görüş birliği sağlanmaması halinde,
Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısının
gerçekleştirilmeyeceğini de yazdı.
Gazeteler, Rum
tarafının Türkiye üyelik sürecine koyduğu engele geniş yer
verdiler. Gazetelerin çoğu, haberi manşetten yansıttılar.
Haberi
manşetten "Türkiye'ye İlk OHİ - Kıbrıs, Vetonun
Bir Adım Gerisinde Bulunuyor - Ankara'nın Üyelik Sürecine
Kuşatma" başlığıyla veren Fileleftheros,
"Lefkoşa'nın vetonun bir adım gerisinde bulunduğu,
Türkiye-AB müzakerelerinde ilk başlığın
açılmasını bloke etme ihtimalinin ise, ufukta belirmiş
olduğu" yorumunda bulundu.
Gazete, Rum
yönetiminin ilgili süreci bloke ettiğini ve AB Daimi Temsilcilerinin
önceki günkü toplantısında, 25'lerin ortak görüşü üzerinde
anlaşma sağlanmaması nedeniyle konunun pazartesi günü
Lüksemburg'ta gerçekleştirilecek AB Dışişleri
Bakanları toplantısına havale edildiğini de yazdı.
Gazeteye göre,
Daimi Temsilciler toplantısında, Rum AB Daimi Temsilcisi Nikos
Emiliu, üyelik müzakereleri başlıklarının açılıp
otomatik olarak kapatılmasına, Rum yönetiminin çekincesini ortaya
koydu. Emiliu, "Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyeti'ne
karşı yükümlülüklerini yerine getirmeme ile gemi ve uçaklara
karşı liman ve hava alanları yasağını
kaldırma konusunda en ufak bir şey yapmayacağı
açıklamalarıyla ilgili Türk hükümetinin izlediği genel
politikasına" dikkat çekti.
Haberde, Türk
tarafının, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün, pazartesi günkü Lüksemburg Ortaklık Konseyi toplantısına
katılmaması ihtimalinden söz ettiği ve Ankara'nın, şu
anda geri adım atması konusunda Rum tarafına baskı
yapılması gerektiği mesajını gönderdiği de
belirtildi.
Gazete,
haberini iç sayfasında daha geniş şekilde verdi ve
"Lefkoşa Turuncu Işığı Yaktı - Türkiye'nin
İlk Başlığı İçin Açık Hesaplar"
başlığını kullandı.
Gazeteye göre,
Rum yönetimi, Komisyonun, Türkiye'nin ilk başlığı
"Araştırma ve Teknoloji'nin" açılması ve otomatik
olarak kapatılmasıyla ilgili önerisine "turuncu
ışık" yakarak, Ankara'ya bir mesaj göndermek istedi.
AB
Komisyonu'nun önerisinin, Rum tarafınca kabul edilmemesi üzerine ise,
konunun pazartesi günü Lüksemburg'ta yapılacak AB Dışişleri
Bakanlar toplantısına havale edildiği ve bu toplantıda
görüş birliği sağlanmaması halinde, Türkiye-AB
Ortaklık Konseyi toplantısının
gerçekleştirilmeyeceği de savunuldu.
Gazetenin
edindiği bilgilere göre, AB Dönem Başkanı Avusturya, COREPER'in
önceki günkü toplantısında uzlaşıcı bir formül sundu,
ancak Rum yönetimi bunu da reddetti. Formülün reddedilmesi üzerine ise, Rum
tarafının yeni talepleri için basamak teşkil etmemesi
açısından, formülü bu kez İngiltere de reddetti.
Haberde, Rum
Dışişleri Bakanı olarak son mücadelesini vereceği için
Yorgo Yakovu'nun, Lüksemburg toplantısında sert çizgi izleyeceği
yorumu da yapıldı.
Haravgi de
haberi manşetten, "İlk Küçük Veto - Kıbrıs COREPER'de
Önceki Gün İlk Vetoyu Kullanarak Türkiye AB Müzakereleri İlk
Başlığının Açılmasını Bloke Etti"
başlığıyla yansıttı.
Gazete,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, "Teknoloji
Araştırma" başlığının bir günde
açılıp kapanması konusunda ortak görüş
sağlanmaması halinde, Ortaklık Konseyi toplantısına
katılmayı düşünmediğiyle ilgili olarak AB'ye
karşı "açık tehdidine" de yer verdi.
Gazete, Rum
Dışişleri Bakanlığı'na atanan ancak henüz görevi
teslim almayan Yorgo Lillikas'ın, önceki gün Daimi Temsilciler Komitesi
COREPER'de üzerinde mutabık kalınan metinde, AB'nin 21 Eylül
karşı deklerasyonunun tekrarlanmasını "önemli"
bulduğuna da dikkat çekti.
Gazeteye göre,
Lillikas, detaya girmeden "Pazartesi günü nihai kararlar alınacak ve
hükümet tarafından da bütünlüklü değerlendirme yapılacak"
şeklinde konuştu, AB'de yoğun temaslar yapılmakta
olduğunu ve pazartesiyi beklemenin daha doğru olacağını
söyledi.
Politis de
haberi manşetten, "AB'de Erken Kriz Sahnesi - Kıbrıs
25'lerin Ortak Görüşünü Bloke Etti - Hafta Sonu Yoğun Temaslar"
başlığıyla yansıttı.
Gazete, Ekim'de
beklenen krizin, Rum tarafının COREPER'in dünkü
toplantısında öne sürdüğü talebiyle
yaşandığını, çünkü ortak görüşe
varılması çabasının boşa gittiğini yazdı.
Gazete,
sunduğu talebiyle (Türkiye'ye sorumluluklarının
hatırlatılması) Rum tarafının aslında
yalnızlığa itildiğini, çünkü Yunanistan'ın bile net
destek tutumu içerisine girmediğini de kaydetti.
Gazeteye göre,
AB Dönem Başkanı Avusturya, uzlaşıcı bir öneri sunmaya
çalıştı, ancak İngiltere bunu reddetti. Bunun üzerine konu
pazartesi günü toplanacak AB Bakanlar Konseyi'ne havale edildi.
Haberde, halen
Dışişleri Bakanı olan Yorgo Yakovu'nun, belki de en kritik
mücadeleyi vermek durumunda kalacağı, şu anda yarın
Lüksemburg'ta buluşmak için AB Komisyonundan telefon aldığı
belirtilirken, Rum görüşlerinin onaylanması halinde, ortaklık
konseyine katılmayacağı yönünde Türkiye'nin tehditler
savurduğu da öne sürüldü.
Gazeteye göre,
Rum tarafının yalnızlığa itildiğini, RİK'e
açıklamasında Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da,
dolaylı olarak kabul etti.
Yakovu
"Görüşümüzü destekleyen fazla ülke yok" diye konuştu, ancak
müzakerelerin devam edeceğini belirtti.
Yakovu,
"Dengeler 23-2 (Kıbrıs-Yunanistan) şeklinde değildir.
Birçok ülke öneri sunuyor. Ancak şu an için Lefkoşa tatmin
edilmiş değil" şeklinde de konuştu.
Yakovu
"Türkiye'nin bazı yükümlülükler üstlendiğini ve bunları
yerine getirmek zorunda olduğunu" savundu ve Rum tarafının
görüşünün bu yönde olduğunu söyledi.
Haberi
"Türkiye'ye Kuşatma - Dışişleri Bakanı
Toplantısı, Başlıkların Açılması ve Üyelik
Havada" başlığıyla yansıtan
SİMERİNİ, Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun
açıklamasına da yer verdi.
Gazeteye göre
Yakovu, 25'lerin ortak görüşüyle ilgili çıkmaz konusunda
sorumluluğu İngiltere'ye yükledi.
Yakovu,
"Kıbrıs Cumhuriyeti taleplerini COREPER'e sunduktan sonra, AB
Başkanlığı uzlaşıcı öneri sundu.
İngiltere ise bunu derhal reddetti. Bu önerinin İngiltere
tarafından reddedilmesinden sonra ise, Kıbrıs görüş belirtmedi.
Böylelikle teknik açıdan çıkmaz, Kıbrıs'a değil
İngiltere'ye aitti" şeklinde konuştu.
Yakovu,
25'lerin ortak görüşünde, "tanıma ve Türkiye-Kıbrıs
ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunda" somut ifadenin yer
almasında ısrar ettiklerini, ayrıca Rum yönetiminin
Araştırma-Teknoloji başlığının bir günde
açılıp kapanmasını kabul etmeyeceğini de
vurguladı.
Bu arada
MAHİ, EDEK'in konuyla ilgili açıklamasına yer verdi.
EDEK,
"Türkiye'nin sorumluluklarını yerine getirmeyi reddetmesine,
tahammül gösterilmesi saçmadır. Sorumluluklarını yerine
getirmiyorsa, AB sürecine son verilsin" şeklinde sert açıklamada
bulundu.
Alithia, Rum
yönetiminin tavrını eleştirdi, haberi şu başlıkla
yansıttı: "COREPER'de Çıkmaz ve
Karışıklık - Hükümet Alınmamış Olan
Kararı Alkışladı - Sabah 'İyi Ki' Karşı
Deklerasyona Yer Veriliyor. Öğleden Sonra 'Maalesef Karşı
Deklerasyona Yer Verilmiyor'".
KIBRIS 11/06/06
Talat: BM, Rum tarafının tutumunu ortaya koysun
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs'taki Özel
Temsilcisi'nin önerdiği teknik komitelerin oluşturulmasının
yararlı olacağını söyledi
Talat: BM, Rum
tarafının tutumunu ortaya koysun
BU
ENTRİKAYI DAHA FAZLA OYNAMAYACAĞIZ... Talat: Komitelerin
oluşmasını engelleyen Rum tarafının bu tutumunun BM
tarafından ortaya konmasını istiyoruz... Teknik komiteleri
gerekli ve yararlı görüyoruz. Biran önce başlaması hedefindeyiz.
Eğer başlamıyorsa da bu oyunu, bu entrikayı daha fazla
oynama niyetinde değiliz
LİMANLAR,
İZOLASYONLARIN KALKMASIYLA AÇILMALI... Türkiye'nin limanlarını
Kıbrıs Rum gemilerine açmasını istiyoruz ama aynı anda
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun da ortadan
kaldırılması gerekiyor... ABD Dışişleri Bakan
Yardımcısının açıklaması hoş
karşılayabileceğimiz bir açıklama, bir durum değil
Bundan sonraki dönemde,
Almanya'nın da Kıbrıs sorunuyla daha fazla ilgilendiğini
göreceğiz
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel
Temsilcisi'nin önerdiği teknik komitelerin oluşturulmasını
daha ilk günden gerekli ve yararlı gördüklerini ifade ederek, "Teknik
komiteleri ister görünüp küçücük sorunlar etrafında fırtınalar
koparıp komitelerin oluşmasını engelleyen Rum
tarafının bu tutumunun BM tarafından ortaya konmasını istiyoruz"
dedi.
Almanya'daki
temaslarını tamamlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
THY'ye ait uçakla Berlin'den Türkiye'ye gitti.
Talat, Atatürk
Havalimanı Devlet Konukevi'nde yaptığı açıklamada,
Kıbrıs sorununun çok yeni bir süreç
yaşadığını belirterek, bu sürecin özellikle
Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle
aslında bir çözüm yolu arayışı biçiminde
geliştiğini söyledi.
Almanya'nın
bu görüşmeyi gerçekleştirmesi ve görüşme konusunda istekli
olmasını da buna bağladığını kaydeden Talat,
şöyle dedi:
"Almanya
gelecek yıldan itibaren ilk 6'lık dönemde AB dönem başkanıdır.
Ayrıca BM Güvenlik Konseyi başkanlığını
devralıyor. Almanya, BM'nin yeni oluşumunda Güvenlik Konseyi daimi
üyeliğine de adaydır. Dolayısıyla Kıbrıs
sorunuyla daha fazla ilgilenmeye, Kıbrıs sorununu daha iyi anlamaya,
belki yardımcı olabilirse çözüm yollarını zorlamaya
niyetlenmektedir. Bu bağlamda gerçekleşen görüşme son derece
yararlı olmuştur.
Biz açık
ve net olarak tutumumuzu ortaya koyduk. Kıbrıs sorununun çözümünü
istediğimizi, Kıbrıs'ın birleştirilmesi için
kararlılığımızın devam ettiğini,
Kıbrıs Türk halkı bakımından Kıbrıs sorunun
çözümünü temel parametrelerinin BM'nin, Güvenlik Konseyinin
saptadığı parametreler ve onun en son şekli olan Annan
Planı zemininde devam ettiğini açıklıkla ortaya
koyduk."
Talat,
"görüşmelerde Türkiye'nin AB sürecinde limanlarını
Kıbrıs bandıralı gemilere, havaalanlarını
Kıbrıs uçaklarına açması konusu dahil olmak üzere bütün bu
konuları değerlendirdiklerini ve Kıbrıs Türk tarafı
açısından bakış açılarını ortaya
koyduklarını" ifade etti.
Almanya'nın
Kıbrıs konusuyla ilgili ne düşündüğünü
yorumlayamayacağını kaydeden Talat, "Bundan sonraki dönemde
Avrupa'nın, AB'nin lider ülkesi Almanya'nın da Kıbrıs
konusuyla daha fazla ilgilendiği günleri göreceğiz. Böyle tahmin
ediyorum" diye konuştu.
Kıbrıs
Türk tarafı olarak son derece açık ve net bir politika yürüttüklerini
anlatan Talat, "Bu politika dünyanın arzuladığı,
bugüne kadar arzuladığını ifade ettiği
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik politikadır. Bu
politikayı anlatıyoruz ve anlaşılıyor" dedi.
Rum
tarafının yürüttüğü politikanın ise çözümsüzlüğü ve
bölünmeyi kalıcı haline getiren politikalar olduğunu belirten
Talat, AB avantajlarını kullanan Rum tarafının bu
politikaları sonsuza dek yürütemeyeceğini anlaması
gerektiğini söyledi.
Teknik
komiteler
Berlin'de
özellikle bir konunun altını çizdiğini ifade eden Talat, günlük
yaşamın her alanında iki toplum arasındaki ilişkilerin
rahat yürütülebilmesi için gerekli bütün açılımları
yaptıklarını ve yapmaya devam ettiklerini bildirdi.
Kıbrıs
Türk tarafının başından beri oluşturulmasından
yana olduğu teknik komitelerin oluşturulmasında Kıbrıs
Rum tarafının ayak sürmesini ve bunun yarattığı
sıkıntıyı iki halkın da yaşadığını
anlatan Talat, şöyle devam etti:
"Suç
olaylarında suçluların iki taraf arasında hareket ederek cezadan
kurtulmaları kabul edilebilecek bir durum değildir. Bunun
dışında çeşitli çevre, sağlık ve ekonomik
ilişkilerin yaşandığı sıkıntılara
varıncaya kadar birçok sorunla karşı karşıyayız.
Bu sorunların çözümü için BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Temsilcisi'nin önerdiği teknik komitelerin oluşturulmasını
ilk günden hem de yazılı olarak kabul etmiş taraf olarak Rum
tarafının oyalama taktiğinden artık bıkmış,
usanmış durumdayız.
Teknik
komiteleri ister görünüp küçücük sorunlar etrafında fırtınalar
koparıp komitelerin oluşmasını engelleyen Rum
tarafının bu tutumunun BM tarafından ortaya konmasını
istiyoruz. Kıbrıs'a döndükten sonra bunun gerçekleşmesini BM'den
açık ve net olarak talep edeceğim. Biz teknik komitelere varız,
yarın hemen başlayabiliriz. Teknik komitelerin
oluşturulması için illa bir ortak metin üzerinde anlaşmaya gerek
yoktur. Çünkü teknik komiteler metinleri görüşecek değildir.
Teknik
komiteler, günlük, pratik konuları görüşecek ve iki toplumun
ilişkilerini iyileştirecektir. Bu iyileşme sağlandıkça
ve iki toplum birbirine yakınlaştıkça çözüm görüşmelerinin
başlama olasılığı da kolaylaşacaktır."
BM Genel
Sekreteri Annan'ın "adım adım çözüm" diye
nitelediği müzakerelerin başlayabilmesi için teknik komiteleri
gerekli gördüklerin vurgulayan Talat, "Teknik komitelerin bir an önce
başlaması hedefindeyiz. Eğer başlamıyorsa da bu oyunu,
bu entrikayı daha fazla oynama niyetinde değiliz. BM teşhisini
koysun, açıklamasını yapsın. Kim teknik komitelerin
oluşmasından ve çalışmasından yanadır, kim
değildir, bunu açıkça ortaya koysun" dedi.
Limanlar ve
izolasyon
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye limanlarının Kıbrıs
bandıralı gemilere açılmasının, KKTC'ye yönelik
izolasyon sürdüğü takdirde Kıbrıs Türk ekonomisini tamamen
öldürecek boyutta bir etkide bulunacağını belirterek,
"Türkiye'nin limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine
açmasını istiyoruz. Ama aynı anda Kıbrıs Türk
tarafının, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun da ortadan
kaldırılması gerekiyor" dedi.
"Alman
Dışişleri Bakanıyla yapılan görüşmede
izolasyonların kalkması yönünde net olarak bir sonuç alınabildi
mi" sorusu üzerine de Talat, "Sonuç olarak nitelenebilecek bir karar,
bir hedef ile hareket etmedik. Alman Dışişleri Bakanına
Kıbrıslı Türklerin pozisyonunu aktarmak, politikasını
aktarmak hedefindeydik. Bu bağlamda bunu gerçekleştirdiğimizi
düşünüyorum" dedi.
İzolasyonların
nasıl kaldırılacağı yönünde AB'de bir belirsizlik, bir
üretimsizlik bulunduğunu belirten Talat, bunu aşabilmek için belli
bir zaman gerektiğini söyledi. Görüşmelerde, Türkiye limanlarının
Kıbrıs bandıralı gemilere açılması konusunun
gündeme geldiğini anlatan Talat, şöyle devam etti:
"Oradaki
tavrımız gayet açıktı. '26 Nisan 2004'te bize
izolasyonları kaldırma sözü vermiştiniz. Bunu yerine
getiremediniz. Türkiye limanlarının Kıbrıs bandıralı
gemilere açılması, bize yönelik izolasyon devam ettiği takdirde
Kıbrıs Türk ekonomisini tamamen öldürecek boyutta zararlı bir
etkide bulunacaktır. Bundan dolayı bizim tabii ki izolasyonların
kaldırılmasını isteyen taraf olarak, Kıbrıs Rum
tarafına yönelik kısıtlamaların
kaldırılmasını istiyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin
limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmasını
istiyoruz. Ama aynı anda Kıbrıs Türk tarafının,
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun da ortadan
kaldırılması gerekiyor. Kıbrıs Türk
limanlarının da eskiden olduğu gibi tercihli tarifelerle, yani
ortak gümrük tarifesiyle ihracat yapabilecek limanlar olarak AB tarafından
kabul edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Türkiye limanları
açılırken, bizim limanlarımızın da AB'ye ihracat
yapabilecek limanlar haline getirilmesi gerekiyor. Ercan
Havaalanı'nın doğrudan uçuşlara açık hale getirilmesi
gerekiyor.' Bunları anlattık ve anladıklarını
sanıyorum."
ABD
Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried'in,
"Kıbrıs adasında, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden
başka herhangi bir hükümeti tanımıyoruz ve
tanımayacağız" şeklindeki açıklamasının
hatırlatılması üzerine de Talat, söylenenlerin hangi iklimde ve
hangi şartlar altında söylendiğinin önemli olduğunu
kaydetti.
Talat,
"Bizim, KKTC olarak şu anda herhangi bir tanınma talebimizin olmadığı
koşullarda böyle bir açıklamanın yapılması hoş
karşılayabileceğimiz bir açıklama, bir durum değil.
Bu, bir anlamda Kıbrıs Türk yönetiminin düzeyinin sarsılması
hedefi güdüyor izlenimi yaratıyor" diye konuştu.
Açıklamanın
bundan dolayı rahatsız edici olduğunu belirten Talat, "Ama
söylenenler şu andaki Amerikan politikasının gerçekleri"
dedi. ABD'nin, Ercan Havaalanına doğrudan yapacağı
seferlere ilişkin bir soru üzerine de Talat, bu seferleri, ticari anlamda
olmaktan çok izolasyonların kırılmasının sembolü
olarak düşündüklerini söyledi. Talat, "Bizim için ticari anlamda en
önemli destinasyonlar, ABD'den ziyade Avrupa başkentleridir. Özellikle de
Londra'dır. Biz, konsantrasyonumuzu Londra'ya yöneltmek
düşüncesindeyiz. Bu konuda çok somut adımlar atmış değiliz,
ancak hazırlıklar yaptık ve yapmaya devam ediyoruz" diye
konuştu.
KIBRIS 11/06/06
|
NTV
Güncelleme: 10:26 TSİ 12 Haziran 2006 Pazartesi
ANKARA
- Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, gelişmeleri
konutundan takip ediyor.
Gülün
Lüksemburga gidip gitmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği
Dışişleri bakanları toplantısından çıkacak
sonuca göre karar verecek.
Siyasi bir engelleme olup olmadığına bakacağını
belirten Bakan Gül, Oraya havaalanında beklemek için gitmem.
Kıbrıs Rum tarafı yüzünden ortaya çıkan bu gecikme ve sorun
ABli bakanlar tarafından da kabul edilirse kendimize yeni bir politika
oluştururuz dedi.
Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye için kilometre
taşlarından biri olan bilim ve teknoloji konusunda fiili müzakerenin
başlamasının, Kıbrıs Rum kesimi hariç tüm ülke
bakanlarınca benimsendiğini de sözlerine ekledi.
Diplomatik kaynaklar, Avrupa Birliği içinde yalnız kalan
Kıbrıs Rum Kesiminin taleplerini kabul ettirmesini düşük bir
ihtimal olarak görüyor.
TOPLANTI
İPTAL OLMAYACAK
Ankara, bu nedenle ihtiyatlı olmakla birlikte toplantıdan ümitli.
Olumsuz bir sonuç çıkması ve Dışişleri Bakanı Gülün
Lüksemburga gitmemesi durumunda ise, Ortaklık Konseyi
toplantısının iptal edilmeyeceği öğrenildi.
Söz konusu gelişme yaşanırsa, Ortaklık Konseyi
toplantısında, Türkiyeyi, AB nezdindeki daimi temsilcisi Büyükelçi
Volkan Bozkır temsil edecek.
Rum basını: "AB'den üç tokat yedik"
12 Haziran, 2006 09:50:00 (TSİ) CNN TURK
Rum
basını AB'deki havanın, Kıbrıs Rum yönetimi aleyhine
esmeye başladığını yazdı. Gazeteler, Almanya
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesini 'AB'nin Rum
yönetimine son haftalarda attığı üç büyük tokattan biri' olarak
yorumladı.
Çeşitli
Rum gazetelerine göre birinci tokat, Kıbrıs konusundaki Rum tezlerine
en fazla desteği veren gazetelerden biri olarak bilinen Fransız
gazetesi Le Monde'dan geldi.
Le Monde yıllar sonra ilk kez Rumları, Annan Planı'nı
reddettikleri ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonu nedeniyle sert
dille eleştiren bir yazı yayımladı.
İkinci tokat ise, Avrupa Parlamentosu'nun Sosyalist Grubu'ndan geldi.
Rumların AB'ye alınmasında önemli rol oynayan, Sosyalist Grup
Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe, KKTC temasları
sırasında "Kıbrıs Türk toplumu ile
dayanışmamızı dile getirmeye geldik" dedi.
Gazeteler, üçüncü ve son tokat olarak, Almanya Dışişleri
Bakanı Frank Walter Steinmeier'in KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ile görüşmesini gösterdi.
Steinmeier-Talat görüşmesi
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 9 haziranda Almanya'da
Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile biraraya
geldi.
Resmi bir çerçevede gerçekleşen görüşme ile Almanya, Talat'ı
KKTC'nin 'seçilmiş başkan'ı olarak kabul etti.
Ziyaretle, Avrupa Birliği'nin İngiltere'den sonraki ikinci
ağır topu olan Almanya da KKTC ile 'resmi bir ilişki'
kurmuş oldu.
AB yolunda kritik gün
12 Haziran, 2006 08:00:00 (TSİ) CNN TURK
CNN TÜRK
Türkiye - AB ilişkilerindeki fiili müzakere düğümünü çözecek
toplantılar bugün. Kıbrıslı Rumlar, 'bilim ve
araştırma' başlığındaki müzakerelerin
başlamasını engellemeye çalışıyor. AB
dışişleri bakanları, sorunu aşamazsa
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Lüksemburg'a gitmeyecek.
AB
Dışişleri Bakanlarını biraraya getiren Genel
İşler ve Dış İlişkiler Konseyi,
Kıbrıs Rumların Müzakere Pozisyon Belgesi'ne
itirazlarını aşmaya çalışacak.
Rumlar, 'bilim ve araştırma' başlığındaki fiili
müzakerelerin aynı gün açılıp kapanması için belgede
'Kıbrıs atıfı' istiyor.
Bu toplantının ardından AB - Türkiye Ortaklık
Konseyi yapılacak. Rumların itirazı aşılamazsa,
Bakan Gül bu toplantıya katılmayacak.
Bugün konuya ilişkin olarak gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı
Hansjörg Kretschmer, Dışişleri Bakanı Gül'ün
Lüksemburg'daki toplantıya gitmemesi durumunda ne olacağına ilişkin
olarak, ''şu anda bu konuyla ilgili bir spekülasyona girmek istemiyorum.
Ama bir kriz olduğunu söyleyemem, bir tartışma var, ve sorun
hala çözülmedi ama çözülecek'' dedi.
Bu toplantıda AB'nin Ortak Tutum Belgesi ele alınacak. Belgede,
"Türkiye'deki reformlar yavaşladı" deniliyor.
Fiili müzakerelerin bilim ve araştırma faslında
açılıp kapatılmasına itirazın giderilmesi
halinde, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a
gitmesi bekleniyor. Gül, "karar siyasi ise gitmem. Gidip de
havalimanında beklemem" diyor.
Akşam saatlerinde ise, Hükümetlerarası Konferans
yapılacak. Burada anlaşma sağlanması halinde 'bilim -
araştırma' başlığı açılıp kapanacak.
Dönem başkanlığı, AB Komisyonu ve Türkiye'nin
katılımıyla ortak basın toplantısı
düzenlenecek.
AB ne istiyor?
Kritik toplantılar öncesi Türkiye'ye Kıbrıslı Rumlardan
tehdit, AB'den eleştiri geldi.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye'nin reformları
ağırdan almasının, AB ile ilişkileri olumsuz
etkilendiğini söyledi.
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise, fiili müzakerelere
başlanmasını veto edebileceklerini söyledi.
AB'nin Ortak Tutum Belgesi taslağında, Türkiye'nin reformları
hızlandırması, sivil-asker ilişkilerini
normalleştirmesi, dini azınlıklara daha fazla özgürlük sunması,
Gümrük Birliğini 10 yeni AB üyesine genişleten Ek Protokolü
eksiksiz uygulaması, komşu ülkelerle ilişkilerini
normalleştirmesi ve AB - NATO işbirliğini engellememesi gibi
talepler yer alıyor.
Rum yönetimi direniyor
AB Daimi Temsilcileri (COREPER) seviyesinde yalnız kalsa da
ısrarlı tutumuyla uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesimi, bilim
ve araştırma faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak
kapatılmasını engellemeye çalışıyor.
İçeriği uygun olmasa da bilim ve araştırma faslında
fiili müzakerelerin tamamlanmasını limanlar ve
havaalanlarının açılması ve tanınmayla
bağlantılı hale getirmeye çalışan Kıbrıs Rum
kesiminin taleplerini karşılamak için AB Komisyonu formül
arıyor.
Kriz aşılamazsa...
Müzakere krizine sabah saatlerinde Lüksemburg'da yapılacak AB
Dışişleri Bakanları toplantısında siyasi çözüm
bulunması bekleniyor.
Bunun gerçekleşmemesi halinde, Ortaklık Konseyi
toplantısında Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan
Bozkır tarafından temsil edilmesi teknik olarak mümkün görülüyor.
"Gül'ün gitmemesi Ankara'nın sorunu"
Kıbrıs Rum basını, Rum yönetiminin Türkiye'nin AB ile fiili
müzakerelerinin başlaması çerçevesinde ilk
başlığın açılıp kapanmasına onay
vermemesinden dolayı yaşanan tıkanıklığın
giderilmesi ve olası Rum vetosunun önlenmesi için İngiltere'nin
harekete geçtiğini yazdı.
'Vetonun önlenmesi için çok büyük baskılar'
başlığını kullanan Filelefetheros gazetesi,
İngiltere'nin diğer AB üyesi ülkeleri Rum yönetimine baskı
yapmak için harekete geçirdiğini belirtti.
Rum yönetiminin AB ortaklarına sunduğu ilkelere dayalı
koşullarının tatmin edilmemesi halinde, Türkiye-AB
müzakerelerinde ilk başlığın açılmasına onay
vermeyeceği mesajını ilettiğini yazan gazete, Rum
yönetiminin, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün bugün
Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı için Lüksemburg'a gidip
gitmemesinin, kendisinin değil, Ankara'nın sorunu olduğu
görüşünü taşıdığını kaydetti.
"Kartlarını son anda açacak"
Bunun üzerine İngiltere'nin de diğer AB üyesi ülkeleri Rum yönetimine
baskı yapmak için harekete geçirdiğini ve Rum yönetiminin muhtemel
vetosunun önlenmesi için AB dönem başkanı Avusturya'nın da
müdahalesini istediğini belirten gazete, İngiltere'nin Türkiye-AB
Ortaklık Konseyi toplantısının muhtemel iptali konusunda ve
böyle bir gelişmenin doğuracağı olumsuzlukların
sorumluluğunu Rum yönetimine yüklemeye çalıştığını
yazdı.
Haberde, Rum yönetiminin aslında Türkiye'nin ilk müzakere başlığının
açılmasına onay verdiği, onay vermediğinin ise bu
başlığın aynı gün kapanması olduğu, çünkü
bunu Türkiye'nin sorumluluklarının yerine getirilmesiyle
bağlantılı kıldığı ifade edildi.
Mahi gazetesi de, Güney Kıbrıs'ın veto kullanmasının
ihtimal dahilinde olduğunu belirtirken, Simerini gazetesi Rum yönetiminin
'kartlarını son anda açacağını' yazdı.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı.
Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce
Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi krize
neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
Havaalanında beklemem
Uğur ERGAN / KAYSERİ
Dışişleri
Bakanı Gül, AB dışişleri bakanlarının bugünkü
toplantısında, Rumların siyasi bir tavırla fiili
müzakereleri engellemesi halinde Lüksemburga gitmeyeceğini söyledi;
"Gidip de alanda bekleyecek değilim" dedi.
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, AKPnin il
kongresi için geldiği memleketi Kayseride Hürriyete konuştu ve
Türkiyenin müzakerelere fiilen başlayıp
başlamayacağının belli olacağı bugünkü AB
Dışişleri Bakanları toplantısından çıkacak
kararı gördükten sonra Lüksemburga gideceğini söyledi. Gül,
"Eğer Kıbrıstaki sorun teknik değil de siyasi bir
sorun ise Lüksemburga gitmeyeceğim. Gidip de havaalanında bekleyecek
halim yok" dedi. Gülün değerlendirmeleri şöyle:
Bilim ve Araştırma faslının açılıp
kapanmasına 24 ülke onay verdi. Sadece Kıbrıs Rum Kesimi,
seçimler sonrası bakan da değişince teknik ve yetki
bakımından bazı zorluğu olduğunu söylemiş.
Yarın (bugün) sabah bakanlar ortak pozisyon kağıdını
belirlemek için toplanacaklar. Bilim ve Araştırma faslının
aynı gün açılıp kapanması söz konusu. Şimdi
bakanların alacağı kararı bekleyeceğiz. Bakalım
sorun teknik bir meseleden mi kaynaklanıyor, yoksa siyasi anlamda bir
sorun mu var. Neticeyi göreceğim, ondan sonra gidip gitmemeye karar
vereceğim. Eğer siyasi anlamda bir şey varsa, açık
söyleyeyim gitmem. Gidip havaalanında bekleyecek halim yok.
Eğitim ve Kültür faslında teknik süreç tamamlanamadığı
için açılamayacak, bir sonraki dönem başkanlığına
kalacak. Aslında Avusturya bu faslın da açılmasını çok
istemişti. Ancak AB zaman darlığı nedeniyle pozisyon
kağıdını hazırlayamadı. Şunu söyleyeyim,
fiilen müzakerelerin başlaması Türkiye-AB ilişkilerinde tarihi
bir köşe taşı olacaktır.
Ortaklık Konseyinde, GB ve özellikle de iş adamlarımız
açısından büyük sorun olan vize konusunu masaya
yatıracağız. İş adamlarımız ürettikleri
malları serbest dolaşım kapsamında Avrupaya gönderiyor,
ancak malların tanıtımı için kendileri zamanında vize
alamadıklarından Avrupaya gidemiyorlar.
HURRIYET
12/06/06
Yüzde 73 sürprizi
Uğur ERGAN
Yunanistan
Dışişleri Bakanı Dora Bakoyaninin İstanbulda
"Dördüncü Türk Yunan Medya Konferansı" vesilesiyle
buluştuğu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
görüşmesi sırasında, Türk halkının Yunan halkına
bakışıyla ilgili son derece ilginç bir sohbet
yaptıkları öğrenildi. İki bakan arasındaki bu sohbet,
Yunanistanda bir kamuoyu araştırma kuruluşunun İstanbulda
yaptığı anketten kaynaklandı.
SİZE HEP SÖYLEMİŞTİK
Bakoyani, İstanbulda yaşayan Türklerle yapılan ankete
katılanların "Yüzde 73" gibi ezici bir oranla, "Biz
Türkler, Yunanlıları çok severiz. Yunan halkını
kendimize en yakın halk olarak görürüz" şeklindeki
açıklamalarının kendisini "çok
şaşırttığını" itiraf etti.
Gül de bunun üzerine, Bakoyaniye, "Biz size hep
söylüyoruz. Türk halkının, Türkiye Devleti ve Hükümetinin ne
Yunan halkı, ne de Kıbrısta yaşayan Rumlarla bir sorunu
vardır. Bizim Yunanistandan önce
uğraşacağımız o kadar çok konu var ki" dedi.
İLGİNÇSOHBET
İki bakan arasındaki anketle ilgili bu ilginç sohbetin şöyle
gerçekleştiği öğrenildi:
Bakoyani: Abdullah, Türkler Yunan halkıyla ilgili ne düşünüyor
diye bir anket yapıldı. Çıkan sonuç beni çok
şaşırttı.
Gül: Nasıl bir anket bu? Sizi şaşırtan sonucu ben de
merak ettim doğrusu.
Bakoyani: Bir Yunan kamuoyu kuruluşu, İstanbulda yaşayan
Türklerle "Yunan halkıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?"
sorusunu da içeren bir anket yapmış. Ankete katılanların
büyük bir kesimi nasıl yanıt vermiş, biliyor musun?
Gül: Söylemezsen bilemem.
DOĞRUSU ÇOK ŞAŞIRDIM
Bakoyani: Türklerin yüzde 73ü şöyle yanıt vermiş: Biz
Türklerin, Yunan halkıyla hiçbir sorunu yok. Yunan halkını çok
sever ve kendimize çok yakın görürüz. Yemeğiyle, müziğiyle,
kültürüyle, acıyı ve sevinci paylaşımıyla birbirimize
çok benzeriz. Sorun politikacılarda.
Gül: E, biz size bunu hep söylüyoruz. Ne bizim, ne devletimizin, ne de
Türk halkının, Yunan halkıyla, Kıbrıstaki Rumlarla
bir sorunu yok diye. Tarih boyu iç içe yaşamış insanlar. Bu
insanlar depremde birbirlerine nasıl kucak açtılar,
acılarını nasıl paylaştılar, hepimiz çok iyi
biliyoruz.
Bakoyani: Gerçekten çok şaşırdım. Aslında bir
başka ilginç sonuç daha var.
Gül: O nedir?
YUNANİSTANAİNANIYORUZ
Bakoyani: Ankete katılanlara, "Yunanistanın, Türkiyenin AB
üyeliğine gerçek anlamda destek verdiğine inanıyor
musunuz?" diye de sorulmuş.
Gül: Peki çıkan sonuç ne?
Bakoyani: Ankete katılan Türklerin yüzde 51i "Evet
inanıyoruz" demiş.
Gül: İşte görüyorsunuz, her şey ortada. Söylediğim
gibi Yunan halkıyla bizim hiç sorunumuz yok. Bizim öncelikle
uğraşacağımız o kadar çok konu var ki. İran gibi,
Irak gibi, Ortadoğu meselesi, Azeri-Ermeni sorunu gibi.
5 kilo baklava götürdü
RUMLAR, anlı-şanlı Türk baklavasını kendilerine
mal etmeye çalışırken, Yunanistan Dışişleri
Bakanı Dora Bakoyanis, ülkesine dönerken yanında tam 5 kilo
fıstıklı Türk baklavası götürdü. Meşhur baklavacı
Karaköy Güllüoğlu Yönetim Kurulu Başkanı Nadir Güllü, "Dora
Bakoyanis ile dostluğumuz var. Bugün adamları gelerek kendisi için 5
kilogram baklava satın aldı" dedi. Güllüoğlu,
baklavaların üzerinde Türkiye ve Yunanistan bayrağının da
bulunduğu kutularda satıldığını kaydetti.
HURRIYET 12/06/06
Yakovunun tehdidi Dorayı kızdırdı
Yorgo KIRBAKİ / ATİNA
YUNANİSTAN Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani,
İstanbulda Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
görüşmeye hazırlandığı bir sırada,
Kıbrıs Rum Yönetiminin ABde veto tehdidini masaya sürdüğünü
öğrenince küplere bindi. Elefterotipia gazetesine göre, Bakoyani,
İstanbula gelişinde Rum Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovunun veto tehdidinden haberdar oldu. Bakoyani derhal Atinayı
aradı ve Başbakan Kostas Karamanlis ile görüştü. Karamanlis de
Rumların bu tavrından haberdar değildi. Bakoyani ardından
Lefkoşayı arayarak bilgi istedi. Gazete "Doranın yüksek
tondaki sesi neredeyse Lefkoşada bile duyuldu. Türkiye ile Yunanistan
arasında yakınlaşmaya hiç de iyi bakmayan Rum lider Tasos
Papadopulos bu şekilde Doranın yetki sınırlarını
test etti" dedi.
Yunan dışişleri çevreleri, Bakoyaninin bugün AB
dışişleri bakanları toplantısı öncesi
kararsız olduğunu, danışmanlarının bir yandan
"Kıbrısı yalnız bırakamayız"
diğer yandan ise "Rumların ABde sürekli veto mantığı
güdemeyeceğini" söylediklerini belirttiler.
HURRIYET
12/06/06
Fiili müzakere süreci bugün başlıyor
AB yolunda Rum çelmesi
Rumların fiili müzakerelere yönelik veto tehdidi Türkiye - AB
ilişkilerini kritik bir aşamaya soktu. Rehn ise 'Reformları
ağırdan almanız ilişkileri olumsuz etkiliyor' mesajı
gönderdi
Güven Özalp
Türkiye-AB ilişkilerinin şekillendirilmesinde en üst düzey karar
organı olan Ortaklık Konseyi'nin 45'inci toplantısı bugün
Lüksemburg'da yapılırken, Kıbrıs Rum yönetiminin ortaya
koyduğu talepler ve bugün başlaması planlanan fiili müzakerelere
yönelik "veto tehdidi" Türkiye-AB ilişkilerini kritik bir
aşamaya soktu. Rumlar, Bilim ve Araştırma
başlığında AB ile Türkiye arasındaki fiili
müzakerelerin açılıp geçici süre için kapatılmasına itiraz
ediyor.
AB kanadı, bir taraftan Rumların ikna edilebileceği
görüşünü korurken, bir taraftan da Ortaklık Konseyi'nde başta
reform süreci olmak üzere Türkiye'yi eleştiri yağmuruna tutmaya
hazırlanıyor. Kritik iki toplantı öncesinde konuşan AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Ankara'yı son kez
uyararak, "Reformları ağırdan almanız ilişkileri
olumsuz etkiliyor" dedi. Brüksel'deki konuşmasında aylardır
verdiği uyarı mesajlarını yineleyen Rehn, Ankara'nın
sık sık tersini dile getirmesine karşın, "Reform
sürecinde ciddi bir düşüş olduğunu" ifade etti. Rehn'in
Ortaklık Konseyi sırasında, siyasi kriterler
ışığında reformların kesintisiz bir şekilde
uygulanmasının şart olduğunu vurgulayacağı ve
"Reformların hızı, katılım müzakerelerinde ne kadar
ilerleme kaydedileceğini de belirleyecek. Bu yıl için elle tutulur
daha fazla ilerleme kaydedilmesi kesinlikle gerekli" diyeceği
öğrenildi.
Viyana ve Londra bastırıyor
Zaman zaman Türkiye aleyhtarlığı nedeniyle eleştirilen
dönem başkanı Avusturya, Rumların yarattığı
krizin çözümü için büyük çaba harcıyor. Hafta sonu boyunca
Viyana-Brüksel-Atina ve Rum Kesimi arasında telefon trafiği
aralıksız sürdü. Avusturya Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora
Bakoyannis ve Rehn'le çok sayıda görüşme yaptı. Rehn de Rum
Kesimi'yle temaslarını sürdürdü.
İçeriği uygun olmasa da Bilim ve Araştırma faslında
fiili müzakerelerin tamamlanmasını limanlar ve
havaalanlarının açılması ve tanınmayla
bağlantılı hale getirmeye çalışan Kıbrıs Rum
Kesimi'nin taleplerini karşılamak için AB Komisyonu formül
arıyor. Nitekim Avusturya, bugün AB bakanlarına yeni bir öneri
sunacak. Buna göre AB'nin müzakere tutum belgesinde Birlik tarafından 21
Eylül 2005'te yayımlanan Kıbrıs deklarasyonuna atıfta
bulunulacak. Bu deklarasyonda Türkiye'nin Ek Protokol'den kaynaklanan
yükümlülükleri hatırlatılarak 2006 içinde değerlendirme
yapılacağı vurgulanıyordu. Gelinen aşamada AB bunun
ötesine geçmeyi düşünmüyor. Rumların istediği tanıma ve
ilişkilerin normalleştirilmesi konularına atıf ise
yapılacak konuşmalarda yer alacak. Rum manevraları, bu kez AB
içinde de kabul görmüyor. AB yetkilileri, "Önerilerimize yönelik
manevralarına bakarsak, Kıbrıs'ın gerçek anlamda ne istediğini
biz de pek anlamış değiliz" diyorlar. Krize bu sabah
Lüksemburg'da yapılacak AB dışişleri bakanları
toplantısında siyasi çözüm bulunması bekleniyor.
Kritik
uyarılar
AB ile Türkiye arasındaki en yüksek karar organı olan Ortaklık
Konseyi'nde Brüksel, Ankara'yı yoğun bir şekilde
eleştirecek ve uyaracak. Öne çıkacak ana mesajlar şunlar:
Reform süreci: AB, sürecin yavaşladığı ve uygulamada
aksaklık yaşandığı görüşünde. Özellikle uygulama
alanında "ek çaba" AB'nin öncelikli beklentisi. İfade
özgürlüğü ve dini özgürlükler de Brüksel'in önem verdiği
konuların başını çekiyor. Ordunun kendisini ilgilendiren
konularda ve hükümetin izniyle açıklama yapması istekler
arasında yer alıyor.
Ek Protokol: Türkiye'nin limanlarını ve havalimanlarını Rum
gemi ve uçaklarına açmasını isteyen Ek Protokol konusunda
Ankara'nın yükümlülüklerini yerine getirmesi isteniyor. Bu yapılmazsa
ilgili müzakere başlıklarının açılmayacağı
uyarısı AB'nin bu konudaki mesajlarını oluşturuyor.
Gümrük Birliği: AB, Türk tarafının bazı yükümlülüklerini
yerine getirmemesinden yakınıyor.
Gül
bekleyecek
Kayseri'de konuşan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Türkiye ile AB arasında "Bilim ve Araştırma"
alanında fiili müzakerelerin açılıp
kapatılmasını, Türkiye limanlarının Rum gemilerine
açılması koşuluna bağlamak isteyen Kıbrıs Rum
Kesimi'ne eleştiriler yöneltti. Lüksemburg'da bugün yapılacak AB
dışişleri bakanları toplantısına katılma
kararını, sabah toplantısında ortaya çıkacak duruma
göre belirleyeceğini dile getiren Gül şöyle konuştu:
"Üzerine basa basa söylüyorum, orada siyasi bir irade varsa gitmem. Dönem
başkanıyla da konuyu görüştüm. Havaalanına gidip beklemem.
Kıbrıs Rum tarafı yüzünden ortaya çıkan bu gecikme ve sorun
AB'li bakanlar tarafından da kabul edilirse, kendimize yeni bir politika
oluştururuz."
MILLIYET 12/06/06
Bakoyani
Rumlara çok kızgın
|
|
|
Yunan bakan, Patrikhane'de eşi
İsidoros ve oğlu Kostas ile pazar ayinine katıldı.
FOTOĞRAF: REUTERS |
12/06/2006
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA
- Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani,
İstanbul'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
görüşmeye hazırlandığı sırada, Rum Yönetimi'nin
Türkiye'nin AB'deki müzakerelerini veto tehdidini masaya sürdüğünü
öğrenince küplere bindi.
Elefterotipia'ya göre Rumların tavrından haberdar olan Bakoyani
derhal Atina'yı arayıp Başbakan Kostas Karamanlis'le
görüştü. Karamanlis de konudan habersizdi. Bakoyani'nin sonra
Lefkoşa'yı arayıp bilgi istediğini yazan gazete
"Dora'nın yüksek sesi neredeyse Lefkoşa'da bile duyuldu.
Türk-Yunan yakınlaşmasına hiç iyi bakmayan Rum lideri Tasos
Papadopulos böylece Dora'nın yetki sınırlarını test
etti" dedi. Yunan Dışişleri çevreleri, Bakoyani'nin bugün
AB dışişleri bakanları toplantısı öncesi
kararsız olduğunu, danışmanlarının hem
"Kıbrıs'ı yalnız bırakamayız" hem
"Türkiye'yi sürekli veto mantığına giremeyiz"
dediklerini belirtti.
Karaköy'den baklava
aldı
Bakoyani ülkesine dönüşte, Karaköy Güllüoğlu'ndan 5 kg.
fıstıklı baklava aldı. Baklavalar, Türk-Yunan bayraklı
kutularda satıldı.
Kretschmer:
Bu, kriz değil
|
|
Avrupa Komisyonu Ankara
Temsilcisi Kretschmer: Kıbrıs, müzakere sürecinde sadece bir sorun.
Müzakere süreci her türlü diplomatik savaşın
yaşandığı bir süreç. Diğer AB ülkeleri bu süreçte ne
yaşadıysa Türkiye de onu yaşıyor
12/06/2006
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA -
Avrupa Komisyonu Ankara Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer'e göre, Türkiye-AB
ilişkilerinde iddia edildiği gibi Kıbrıs nedeniyle bir kriz
yok, yaşananlar sadece bir sorun. Bu da karşılıklı
adımlarla çözülecek. Görev süresi ekimde dolacak olan Kretchmer,
Türkiye'deki dört yılını ve son günlerde Türkiye ile AB
arasında yaşanan gerilimi değerlendirdi. Kretschmer,
şunları söyledi:
Bu bir süreç: 12 Haziran öncesi Ankara ve AB'nin Kıbrıs krizi
yaşadığını söyleyenler yanılıyor. Bu bir
müzakere süreci. Ankara'nın karşısında 25 birlik üyesi var.
Hepsinin ortak bir zeminde buluşması zaman alıyor, o kadar.
Taraflar görüşlerini paylaşıyor. Kıbrıs konusunun
sorun olduğunun herkes farkında.
Kıbrıs için zaman var: Kıbrıs sorununun çözümü için
zaman var. Ankara'nın, Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü onaylayıp
uygulaması gerekiyor. AB de, KKTC'ye 259 milyon avroluk mali
yardımı onayladı. AB adada olacak ve KKTC'nin bu yardımdan
en iyi şekilde yararlanmasını sağlayacak. Doğrudan
ticaret konusunda da Rum yönetiminin isteklerinden çok, adadaki dengeleri
gözetiyoruz. Kıbrıs sorununa çözüm için adımlar
karşılıklı atılacak. Kimse Ankara'dan tek taraflı
adım beklemiyor.
Tarihi dönüşüm: Ankara, 12 Haziran'da bir başlıkta fiili
müzakerelere başlayacak, ama yıl sonuna kadar bu üçe, dörde
çıkacak. Bu, Türkiye için gerçekten tarihi bir dönüşüm.
Kıbrıs krizi çıkacak, müzakereler askıya alınacak
spekülasyonlarıyla zaman kaybetmek yanlış. Müzakere süreci her
türlü diplomatik savaşın yaşandığı,
görüşmelerin bazen hafifleyip, tıkandığı bir süreç.
Diğer AB ülkeleri bu süreçte ne yaşadıysa Türkiye de onu
yaşıyor.
AKP'ye takdir: AKP hükümetinin, AB yolundaki
başarısını takdir etmek zorundayız. Büyük risk
aldılar ve özellikle yasal reformların çıkması için
çalıştılar. Bu süreçte halkın da güvenini kazandılar.
Türkiye'nin AB yolundaki önemli tarihleri onlarla anılacak. AB'ye ilgileri
sürüyor, vazgeçmeleri için sebep yok.
TÜSİAD'a kulak verin: Türkiye'nin reform sürecine
yoğunlaşması gerekirken, son siyasi tartışmalarla
neler kaybettiğini en güzel TÜSİAD dile getirdi. Laiklik
tartışmaları ülkenin istikrarını sarstı. Reform
yerine dini konuları konuşmak, halkın düşüncelerini dağıttı.
Erken seçim istemek, gerçekten istikrara karşı gelmekti, halkın
oylarına saygısızlıktı. Hem hükümetin hem de
diğer çevrelerin TÜSİAD'ın uyarılarına kulak vermesi
şart.
Askerin endişesi yersiz: Dört yıl boyunca Genelkurmay
binasına sadece bir kere gittim. Ama başkan Hilmi Özkök'le hiç
görüşmedim. Askerlerin, yaptıkları açıklamalarda genel
olarak AB sürecini desteklediklerini gördüm, ama bu süreçte sürekli
endişeli olduklarını da söylediler. Bu endişeleri yersiz
görüyorum. Kopenhag Kriterleri'ne uyum hiçbir şekilde Türkiye'nin birlik
ve bütünlüğüne zarar veremez. AB'ye uyum, Türkiye'yi sadece daha
demokratik ve hukukun üstünlüğünün hâkim olduğu bir ülke yapmayacak,
kurumları daha istikrarlı ve işlevsel hale getirecek.
Umarım, reform süreci çok müdahale olmaksızın, rasyonelce
tamamlanır ve Türkiye daha güçlü, daha istikrarlı bir ülke olur.
Vakıflar ve Ruhban Okulu: İlerleme Raporu ekimde
yayımlanacak. Türkiye'ye yine çok açık bir ev ödevi listesi
sunacağız. Bu listenin başında vakıflar yasa
tasarısının reformize edilmesi ve Heybeliada Ruhban Okulu' nun
açılması geliyor. Her iki konuyu da din özgürlüğüyle
eşdeğer tutuyoruz. AB, bu isteklerinden asla vazgeçemez. Türkiye,
gayrimüslim cemaat vakıflarının üçüncü şahıslara
geçmiş mallarını verirse hiçbir şey kaybetmez. İlerleme
Raporu'nda, yine kadın hakları, azınlık hakları,
işkenceyle daha çok mücadele, ifade özgürlüğü konularında
uygulama beklediğimizi açıkça söyleyeceğiz. Türkiye reform
yapmayı biliyor, uygulamayı da öğrenmeli.
Güneydoğu unutulmamalı: Hükümetin Güneydoğu'yu
unutmaması gerekiyor. Bir eylem planından söz edildi ama arkası
gelmedi. Bu planı görmek ve biz de destek olmak istiyoruz. Hükümet,
bölgeye daha çok yoğunlaşırsa, barış için daha çok
adım atmış olur. Ankara'ya AB'den bu konuda çok telkin gelecek.
İşimi yaptım: Bana, 'İçişlerimize çok
karışıyorsunuz' eleştirileri yöneltildi, hiç
alınmadım. Çünkü işimi yaptım. Türkiye'ye yol gösterdim,
desteğim her zaman sürecek.
Özleyecek
Neredeyse Türk oldum: Edirne'den Hakkâri'ye kadar Türkiye'yi gezdim.
Sokaktaki Türklerle arkadaş oldum. Neredeyse Türk oldum. Hepsi, 'Ne zaman
AB üyesi olacağız' diye soruyordu. Daha iyi bir hayat için AB
üyeliğini hepsi istiyor. Türkler sıcakkanlı, misafirperver ve
duygusal insanlar. Hepsi daha iyi bir hayatı hak ediyor. Türkiye,
doğal zenginlikleriyle harika bir ülke. Ama Avrupa kamuoylarındaki
Türk imajı çok farklı. Bu imaj değiştirilmeli.
Ankara sıkıcıydı: Türkiye unutulmaz bir deneyim
oldu. Burada tarih ve kültür iç içe. Türkiye'ye hayran kaldım. Ama Ankara,
daha cazip yapılabilir. Çocuğunuz ya da işiniz yoksa Ankara çok
sıkıcı olabilir. Ankara, hayatla buluşmak için çok az
seçenek sunuyor. Türkiye'yi özleyeceğim. Çok sevdiğim içli köfte,
pilav ve hamsi-rakı'yı başka nerede bulabilirim ki.
Ayrılık, şimdi bana küçük bir ölüm gibi.
Gül'den
AB'ye rest
|
|
|
Gül, toplantıya
gitmeyebileceğini dönem başkanı Avusturya'ya da
ilettiğini söyledi. FOTOĞRAF: DEMET
ÖZTÜRK / DHA |
Bakan Gül:
Rumların görüşünü AB de benimserse ben Lüksemburg'a gitmem. Yeni bir
politika belirleriz. Başbakan Erdoğan: Gireceksek onurumuzla
gireriz...
12/06/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA/KAYSERİ - AB-Türkiye
ilişkilerinde bir adım ileri atılması beklenirken kriz
geleneği bir kez daha tekerrür ediyor. Bu kez fiili müzakerelere
başlanmasının arifesinde, Rum Yönetimi bilim-teknoloji
başlığının aynı gün açılıp
kapatılmasını Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
uygulaması, Rumları tanıyıp ilişkileri
normalleştirmesi şartlarına bağlamaya
çalışırken, Ankara yine AB'ye rest çekti.
Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı
Abdulan Gül, dün Kayseri'deki parti toplantısından AB'ye mesaj
görderdi. Erdoğan, "Nereye girersek girelim onurumuzla gireriz. Hiç
kimse onurumuzdan en ufak bir parçasını koparamaz" derken, Gül,
AB dışişleri bakanlarının bu sabah 09.30'daki
toplantısından çıkacak karara göre yeni bir politika
oluşturabilecekleri mesajını verdi.
'Havaalanında
beklemem'
Dışişleri Bakanı, AB bakanlar toplantısında Rum
görüşlerinin kabul edilip edilmeyeceğine bakarak, fiili müzakerelerin
başlayacağı Lüksemburg'daki Hükümetlerarası Konferans'a
gidip gitmemeye karar vereceklerini tekrarladı. Türkiye için kilometre
taşlarından biri olan bilim-teknoloji
başlığının açılmasını Rumların
siyasi meselelere bağlama çabasına atıf yapan Gül, "Oraya
havaalanında beklemek için gitmem. Lüksemburg'daki toplantının
siyasi engelle mi, siyasi irade yüzünden mi gecikip gecikmediğine
bakacağım. Üzerine basa basa söylüyorum, orada siyasi bir irade varsa
gitmem. Dönem Başkanı'yla da konuyu görüştüm. Rumlar yüzünden
ortaya çıkan gecikme ve sorunu, AB'li bakanlar kabul ederse, kendimize
yeni bir politika oluştururuz" dedi.
Erdoğan da şunları söyledi: "Biz nereye girersek onurumuzla
gireriz. Bir şeyler koparmak için değil, bir şeyler katmak için
gireriz. Kazanımlar karşılıklıdır, ama biz bir
dünya ülkesiyiz. Dünya ülkesi olarak kendi içimize kapanmamızın bir
anlamı yok."
Yakovu: Veto masada
Ankara rest çekedursun, Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu
da bu sabahki AB bakanlar toplantısında Türkiye'nin müzakere
süreciyle ilgili olarak veto hakkını kullanabilecekleri tehdidini
savurdu. Rum tarafının veto hakkını kullanmasının
ihtimal dışı olmadığını söyleyip "Her
şey açıktır" diyen Yakovu, bilim ve araştırma
başlığının bir günde açılıp
kapatılmasına itirazını "Türkiye'ye, AB'ye
yükümlülüklerini yerine getirmeden de bir faslın kapanabileceği gibi
yanlış bir mesaj verir" diye gerekçelendirdi.
Dışişleri
iyimser
Gül sabahki toplantıdan olumlu haber gelirse öğleden sonra
Lüksemburg'a hareket edecek. Hükümetlerarası Konferans akşamüstü
başlayacağından Ankara AB'ye zaman kazandıracak. Diplomatik
kaynaklar, "Türkiye'nin AB süreci sancılı bir süreç, son dakika
krizlerinin yaşanması çok normal. Sonunda, Türkiye AB treninde ve bu
trenden inmeyecek" diyor. Bu değerlendirmenin
ışığında nihayetinde Gül'ün Lüksemburg'a gidip
Türkiye'nin fiili müzakerelere başlayacağı senaryosu
ağır basıyor.
Kıbrıs
Rum basını: AB'nin çeşitli yerlerinden yüzümüze gürültülü üç
tokat atıldı
Sürekli"Türkiye'ye
atılan tokatlar"dan söz eden Rumların yüzüne son günlerde AB'nin
çeşitli yerlerinden "gürültülü üç tokat"
atıldığı belirtildi. Rum basını, Rumlara
"üçlü tokat"ın sahiplerini Alman Dışişleri
Bakanı Frank-Walter Steinmeier, AP Sosyalist Grubu Başkan
Yardımcısı Mechtild Rothe ve Fransız Le Monde gazetesi
olarak sıraladı.
Rum
basınına göre, 4-7 Haziran günlerinde Rumlar güçlü üç tokat yedi. Bu
tokatlardan ilki, 4 Haziran'da Fransız Le Monde gazetesince
atıldı. Dünyanın en prestijli gazetelerinden Le Monde gazetesi,
Rumları, Annan Planını reddettikleri ve Kıbrıslı
Türklerin izolasyonu nedeniyle sert dille eleştirdi.
Cyprus Mail
gazetesi, "Le Monde, belki dünyada tezlerimize en çok destek veren gazete
idi. Son 40 yılda Rumlar ve Kıbrıs (Rum) hükümetini eleştiren
hiç bir şey yazmamıştı" ifadesini kullandı.
İkinci
tokat
Rum
basınına göre aynı gün ikinci bir tokat, Avrupa Parlamentosu
Sosyalist Grubu Başkan Yardımcısı Mechtild Rothe'den geldi.
KKTC'de
görüşmelerde bulunan AP heyetinde yer alan Rothe, "Buraya
Kıbrıslı Türk toplumu ile dayanışmamızı dile
getirmek için geldik. AP'deki sosyalist grup Annan Planı'nı
destekliyor" diyerek Rumların yüzüne "iki eli" ile tokat
attı.
Rothe'nin 2004
yılının ortasına kadar AP'de Rum Yönetiminin en büyük
destekçilerinden biri olduğu, Rum Kesimi'nin AB'ye katılmasında
önemli bir rol oynadığı anımsatıldı.
Üçüncü tokat
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın Alman Dışişleri Bakanı
Frank-Walter Steinmeier ile görüşmek üzere Berlin'e davet edildiğinin
açıklandığı 7 Haziran'da Rumların yüzüne üçüncü tokat
atıldığına dikkat çekildi.
O tarihe kadar
sadece ABD ve İngiltere'nin KKTC'nin statüsünü yükseltmeye
çalıştığını belirten Rum basını, bu
olayla birlikte, "Almanlar düşmanlarımız listesine dahil
edildi" ifadesini kullandı.
KIBRIS 12/06/06
Türkiye için
karar günü
Türkiye-AB
ilişkilerinin şekillendirilmesinde en üst düzey karar organı
olan Ortaklık Konseyi'nin 45'inci toplantısı bugün Lüksemburg'da
yapılacak
Türkiye için
karar günü
ÖNEMLİ
GÜN... Ortaklık Konseyi'nin bugünkü toplantısı, bilim ve
araştırma başlığında, Türkiye için AB ile fili
müzakerelerin başlatılması açısından önem
taşıyor. Ortaklık Konseyi toplantısının
ardından düzenlenmesi öngörülen Hükümetler Arası Konferans ile bilim
ve araştırma faslında Türkiye ile fiili müzakerelerin
başlatılması için, dönem başkanı Avusturya'nın
diplomatik çabaları sürüyor
UZLAŞI
ARAYIŞI... Edinilen bilgiye göre, Avusturya ile Kıbrıs Rum
kesimi, İngiltere ve AB Komisyonu arasındaki yoğun
görüşmelerde bilim ve araştırma faslında AB ortak tutum
belgesi üzerinde uzlaşma aranıyor. İçeriği uygun olmasa da
bilim ve araştırma faslında fiili müzakerelerin
tamamlanmasını limanlar ve havaalanlarının
açılması ve tanınmayla bağlantılı hale getirmeye
çalışan Kıbrıs Rum kesiminin taleplerini
karşılamak için AB Komisyonu formül arıyor
RUMLARIN
ENGELLEME ÇABALARI SÜRÜYOR... AB Daimi Temsilcileri (COREPER) seviyesinde
yalnız kalsa da ısrarlı tutumuyla uzlaşma yolunu
tıkayan Rum kesiminin, bilim ve araştırma faslıyla ilgili
AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle fiili
müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya
kadar geçici olarak kapatılmasını engellemeye
çalıştığı ifade ediliyor.
Türkiye-AB
ilişkilerinin şekillendirilmesinde en üst düzey karar organı
olan Ortaklık Konseyinin 45'inci toplantısı bugün Lüksemburg'da
yapılacak.
Ortaklık
Konseyinin bugünkü toplantısı, bilim ve araştırma
başlığında AB ile fili müzakerelerin
başlatılması açısından da önem taşıyor.
Türkiye, AB
Komisyonu ve AB Konseyi temsilcilerinden oluşan bakanlar düzeyindeki
Ortaklık Konseyi yılda iki kez toplanıyor ve
kararlarını oy birliğiyle alıyor.
Türkiye ile
Topluluk arasında 1963 tarihli Ankara Anlaşması ile kurulan
Ortaklık Konseyinin gündemi, üst düzey bürokratlar seviyesindeki
Ortaklık Komitesince belirleniyor.
AB'nin ortak
tutum belgesi taslağında, Türkiye'nin reformları
hızlandırması, sivil-asker ilişkilerini
normalleştirmesi, dini azınlıklara daha fazla özgürlük
sunması, Gümrük Birliğini 10 yeni AB üyesine genişleten Ek
Protokolü eksiksiz uygulaması, komşu ülkelerle ilişkilerini
normalleştirmesi ve AB-NATO işbirliğini engellememesi gibi
talepler yer alıyor.
Ortaklık
Konseyi toplantısının ardından düzenlenmesi öngörülen
Hükümetler Arası Konferans ile, bilim ve araştırma faslında
Türkiye ile fiili müzakerelerin başlatılması için, dönem
başkanı Avusturya'nın
diplomatik
çabaları sürüyor.
Edinilen
bilgiye göre, Avusturya ile Kıbrıs Rum kesimi, İngiltere ve AB
Komisyonu arasındaki yoğun görüşmelerde bilim ve
araştırma faslında AB ortak tutum belgesi üzerinde uzlaşma
aranıyor.
AB Daimi
Temsilcileri (COREPER) seviyesinde yalnız kalsa da ısrarlı
tutumuyla uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesiminin, bilim ve
araştırma faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp, tüm süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak
kapatılmasını engellemeye çalıştığı
ifade ediliyor.
İçeriği
uygun olmasa da bilim ve araştırma faslında fiili müzakerelerin
tamamlanmasını limanlar ve havaalanlarının
açılması ve tanınmayla bağlantılı hale getirmeye
çalışan Kıbrıs Rum kesiminin taleplerini
karşılamak için AB Komisyonu formül arıyor.
Müzakere
krizine yarın sabah saatlerinde Lüksemburg'da yapılacak AB
Dışişleri Bakanları toplantısında (Genel
İşler ve Dış İlişkiler Konseyi) siyasi çözüm
bulunması bekleniyor. Bunun gerçekleşmemesi halinde, Ortaklık
Konseyi toplantısında Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi
Volkan Bozkır tarafından temsil edilmesi teknik olarak mümkün
görülüyor.
KIBRIS 12/06/06
|
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 09:41 ET 12 Haziran 2006 Pazartesi
LÜKSEMBURG
- AB ile fiili müzakerelerin başlamasına Kıbrıslı
Rumların çıkardığı engel, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyinde aşıldı. Rum
yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos ile yaptığı görüşmelerin ardından AB
dönem başkanı Avusturyanın son önerisini kabul ettiklerini
bildirdi. Böylece müzakerelerle ilgili ortak tutum belgesine eklenen bazı
ifadelerle fiili müzakerelerin yolu açılmış oldu.
Uzlaşmanın
ardından, bilim ve araştırmayla ilgili müzakere
başlığının bugün açılması ve
kapatılması bekleniyor.
Belgede Rum yönetimini ikna etmek için Türkiyenin Gümrük Birliği ve ek
protokol konularında sorumluluklarını yerine getirmesinin
önemine işaret edildi. Aksi halde bütün müzakere sürecinin olumsuz
etkileneceği vurgulandı.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği de belirtildi. Türkiyenin Rum yönetimiyle
ilişkilerine yönelik olarak ABnin 21 Eylül 2005te
yayınladığı karşı deklarasyona da atıfta
bulunuldu.
Ancak Rum yönetiminin tanınma konusundaki talebi belgede yer almadı.
Lüksemburgda son gelişmelerin ardından Türkiyeyle bugün
yapılması öngörülen ortaklık konseyi
toplantısının 19:00da başlatılmasına yönelik
hazırlıklar yapılıyor.
|
Müzakereler
fiilen başladı Türkiye,
3 Ekimde Avrupa Birliği ile müzakere sürecine dahil olmasından
yaklaşık sekiz ay sonra, fiili müzakerelere başladı. |
|
|
|
|
|
Olli Rehn, Ursula Plassnik, Abdullah Gül ve Ali Babacan. |
NTV
Güncelleme: 01:57 TSI 13 Haziran 2006 Salı
LÜKSEMBURG
- Bilim ve araştırma başlığıyla ilgili
müzakereler, Lüksemburgda Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün
katıldığı toplantıda açılıp kapandı.
Genişlemeden Sorumlu üye Olli Rehn, TCK, din özgürlüğü ve
Güneydoğudaki gelişmelerden endişeli olduğunu söyledi.
Avrupa
Birliği Dönem Başkanı Avusturyanın
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, 35 müzakere
başlığından bilim-araştırma
başlığının tamamlandığını söyledi.
Plassnik, Avrupa
Konseyi tarama raporunda iyi bir düzeye ulaştığını da
sözlerine ekledi. Plassnik, bugün gerçekleşen gecikmenin de sürpriz
değil aslında bir uyarı olduğunu belirtti.
ÖNEMLİ 3
KRİTER VAR
Genişlemeden Sorumlu üye Olli Rehn ise, olağandışı bir
durum yaşanmadığını ifade etti. Bizim için 3 kriter
önemli diyen Rehn, İfade özgürlüğünde olumlu gelişmeler
yaşanmalı. Türkiyede olumsuz bazı kararlar
alındığını gördük. Türk Ceza Kanununda olumlu
gelişmeler yaşanmasını bekliyoruz. Din özgürlüğü
konusunda çok az ilerleme kaydedildi. Özellikle gayrımüslüm
azınlıklar konusunda ve vakıflar konusunda daha fazla çaba
bekliyoruz. Son olarak da Güneydoğudaki olaylardan endişe duyuyorum
diye konuştu.
Rehn, bugünkü kararın ileriye atılmış önemli bir adım
olduğunu belirterek, Türkiyenin ek protokolü uygulaması
gerektiğini de söyledi.
GÜL: KIBRISTA
ÇÖZÜM BM TEMELİNDE OLMALI
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasında en önemli karar
organı olan Ortaklık Konseyinde yaptığı
konuşmada, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın çözüm çabalarına
ABnin destek vermesini talepetti ve Kıbrısta çözümün BM Genel
Sekreterinin çözüm planı temelinde olması gerektiğini bildirdi.
ADADA TÜM
KISITLAMALAR KALDIRILMALI
Toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Gül, Rum Kesimine limanların ne zaman açılacağı yönündeki
soruya Bu konuyu AB ve Türkiye farklı değerlendiriyor. Ancak
yapıcı bir çözüm için Türkiye tüm iyiniyetini gösteriyor. Adadaki
kısıtlamaların hepsi aynı anda kaldırılırsa
işler çok daha kolay olur diye yanıtladı.
Lüksemburg'da sıcak karşılama
13 Haziran, 2006 00:00:00 (TSİ) CNN TURK
AB ile fiili
müzakerelerin başlamasının önündeki son engelin
aşılmasının ardından, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Lüksemburg'da Türkiye ile AB arasında en önemli
karar organı olan Ortaklık Konseyi'nin toplantısına
katıldı.
Ortaklık
Konseyi'nin toplantısına Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali
Babacan da katılırken, Gül'ü AB Dönem Başkanı
Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'in ve
AB Ortak savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier
Solana'nın sıcak bir şekilde
karşıladığı gözlendi.
Gül, Rumların taleplerine Ankara'nın set çektiğini belirtti.
Uzlaşma nasıl sağlandı?
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp
kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi'nde aşıldı.
AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceleyen Ankara, Ortaklık Konseyi'ne
katılma kararı aldı.
Lüksemburga gitmeden önce Esenboğa Havaalanı'nda basına
açıklamada bulunan Gül, AB sürecine ve müzakerelere ilişkin
olarak bu sürecin inişleri çıkışları tabiatında
vardır... Önemli olan bunlarla beraber yaşayıp, neticeye
ulaşmaktır. Netice de tam üyeliktir dedi.
ABli muhataplarına düşüncelerini sabırlı, kararlı ve
samimi bir şekilde söyleyeceklerini belirten Gül, reform sürecini gayet
dikkatli bir şekilde devam ettiriyoruz. Meclis kapanmadan önce Dokuzuncu
Uyum Paketini de çıkartacağız sözlerini kullandı.
Gül, bu hafta içinde ombudsmanlık kanununun ve askeri mahkemelerle ilgili
kanunun Meclis'ten geçeceğini tahmin ettiklerini belirtti.
"Çözüme ulaşmak kolay olmadı"
Avrupa Birliği Dönem Başkanı Avusturya'nın
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, birliğin, Türkiye
ile fiili müzakereleri bugün başlatması konusunda, 'çözüme
ulaşmanın kolay olmadığını' söyledi.
AB Genel İşler ve Dışişleri Konseyi
toplantısının ardından Ursula Plassnik ve AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Olli Rehn, ortak bir basın
toplantısı düzenledi.
Türkiye ile fiili müzakerelerin başlaması konusunda Kıbrıs
Rum kesiminin çıkardığı engele atıfta bulunan
Plassnik, ''sonunda bir uzlaşmaya vardık'' dedi.
Plassnik, bununla birlikte Türkiye'nin Gümrük Birliğini AB'nin yeni
üyelerini de kapsayacak biçimde uygulaması konusunda taahhütlerini yerine
getirmesini beklediklerini söyledi.
"Türkiye'ninki yasal, AB'ninki siyasal"
''AB, Türkiye'ye sorumluluklarını hatırlatırken, kendisi
KKTC'ye yönelik sorumluluklarını yerine getirecek mi?'' biçimindeki
sorusu üzerine Plassnik, AB'nin bu konudaki çalışmalarının
sürdüğünü bildirdi ve ''Türkiye'nin bu konuda taahhüdü yasal, AB'nin ki
ise siyasal'' diye konuştu.
Basın toplantısında aynı soruyu yanıtlayan Olli Rehn
ise, iki konu arasında bağlantı kurmanın yanlış
olduğunu ileri sürdü.
Türkiye ile fiili müzakerelere bilim ve araştırma bölümünde bugün
başlanıp, daha sonra hemen geçici olarak
kapatılacağını hatırlatan Rehn, ''müzakerelerin bilim
ve araştırma bölümünün açılıp kapanması,
katılım sürecinin iyi bir biçimde sürdüğünü ve AB'nin
taahhütlerini yerine getirmeyi sürdürdüğünü gösteriyor''dedi.
Genişlemede
hız önemli değil"
Genişleme sürecini tren seferine benzeten Rehn, ''AB genişlemesi,
hızlı tren seferi gibi değil, güvenli tren seferi gibi olacak.
Burada hız değil, sürdürülebilirlik ve kalite önemli'' dedi.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a gelmesinin ardından, önce Türkiye ve AB
arasındaki en önemli karar organı olan Ortaklık Konseyi
toplanacak.
Daha sonra fiili müzakerelerin ilk faslı olan bilim ve araştırma
bölümünün açılıp, geçici olarak kapanmasına olanak
sağlayacak Hükümetlerarası Konferans toplanacak.
'Hazmetme' kapasitesine vurgu
Öte yandan Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy,
AB'nin iyi işlemesi için, 'birliğin hazmetme kapasitesiyle ilgili
kriterlerin yerine getirilmesi gerektiği' yolundaki
açıklamalarını yineledi.
AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi
toplantısını ardından basın toplantısı
düzenleyen Douste-Blazy, AB'nin yeni bir genişleme dalgası için iyi
hazırlık yapması ve yeni genişlemenin 'kontrollü'
olması gerektiğini söyledi.
Fransa Dışişleri Bakanı, Fransa'nın ardından
diğer AB ülkelerinin de bu konuya daha fazla destek vermeye
başladığını kaydetti.
AB'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na atıf
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açıldı.
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık
Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulandı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denildi.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili
müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği belirtiliyor.
Avusturya, AB'nin müzakerelere ilişkin Ortak Tutum Belgesi'nde sorun
çıkaran Kıbrıslı Rumlara TSİ 14.00'e kadar süre
vermişti.
Rumlar ne istiyordu?
Uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesimi, 'bilim ve araştırma'
faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı
olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm
süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını
engellemeye çalıştı.
İçeriği uygun olmasa da 'bilim ve araştırma' faslında
fiili müzakerelerin tamamlanmasını 'Türk liman ve
havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalışan Rum kesiminin
taleplerini karşılamak için AB geçtiğimiz haftadan bu yana
formül arıyordu.
AB Türkiye'den neler bekliyor?
AB'nin üzerinde anlaştığı Ortak Tutum Belgesi'nde, siyasi
ve ekonomik kriterlerin yerine getirilmesi için Türkiye'nin atması gereken
adımlar sıralanıyor.
Belgede en önemli vurgu, ordunun siyaset ile ilişkisi hakkında
yapılıyor ve askerin kamuya yaptığı açıklamalar
sadece askeri konular ile sınırlı olmalı ve sadece
hükümetin yetkisi altında yapılmalı ifadesine yer veriliyor.
Belgedeki bir diğer önemli vurgu da yargı konusunda. 9 kasım
2005'te Umut Kitabevi'ne düzenlenen bombalı saldırıyla ilgili
davada hukukun üstünlüğü çerçevesinde bir sonuç beklendiği
belirtiliyor.
Güneydoğu'da artan olaylardan PKK'nın sorumlu tutulduğu belgede
Avrupa Birliği, PKK'yı kınayarak örgütün bütün şiddet ve
provokasyon olaylarına derhal son vermesini istiyor.
Belgede AB, Türkiye'yi Heybeli Ruhban Okulunu açmaya ve Alevilerin
hakları konusunda atım atmaya çağırıyor.
Belgeye göre taslak halindeki Terörle Mücadele Yasası AB'de kaygı
uyandırıyor ve bu konularda yeni adımlar atılması
beklendiği vurgulanıyor.
Türkiye'de, düşünce özgürlüğü, din özgürlüğü, işkence ve
namus cinayetleri ile ilgili kaygıların da devam ettiği
vurgulanıyor.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı.
Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce
Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi krize
neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
|
DIŞ BASININ YORUMU |
|
Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung,
Türkiye'ye karşı her zaman adil
davranılmadığını, ancak tam üyeliğinin tüm AB
ülkeleri tarafından stratejik bir hedef olarak görülmediğinin de
bir gerçek olduğunu yazdı. Süddeutsche Zeitung gazetesi ise Türkiye'nin, İran ile
yaşanan krizin giderilmesi yönünde önemli çabaları olduğuna
işaret ederek, ''bu, Türkiye'nin daha şimdiden Avrupa için ne denli
önemli olduğunu gösteriyor. İlişkiler, küçük bir ada
uğruna ortaya çıkan trajik bir ihtilafa kurban edilmemeli''
denildi. Nürnberger Zeitung, Türkiye'nin, sorumluluklarını
yerine getirmeyi düşünmediğini iddia ederek, Ankara'nın
Kıbrıs Rum kesiminden gelen uçak ve gemilere liman ve
havaalanlarını açmayarak AB yasalarına karşı
geldiğini öne sürdü. İngiliz The Guardian gazetesi Türkiyenin
AB ile fiili müzakerelere başlamasını, Avrupa Birliği
dışişleri bakanları Kıbrıs ile bir
uzlaşmaya vardıktan sonra, Türkiye ile ayrıntılı
müzakerelerin başlaması için ortak bir pozisyon belirledi
şeklinde duyurdu. International Herald Tribune gelişmeyi
internet sayfasında AB bakanları Türkiye müzakerelerinde
uzlaşmaya vardı başlığıyla duyururken, The
Washington Post gazetesi ise AB Türkiye müzakerelerinin önündeki
Kıbrıs engelini şimdilik kaldırdı yorumunu
yaptı. Kıbrısın ısrarının Demoklesin
kılıcı gibi Türkiyenin başı üzerinde
olacağı yazılan haberde, Türkiyenin Kıbrıs Rum
yönetimini Gümrük Birliğine dahil etmemesi halinde müzakerelerin
genelinin etkileneceği belirtildi. |
CNN TURK 13/06/06
Fiili müzakereler resmen başladı
13 Haziran, 2006 07:26:00 (TSİ) CNN TURK
AB ile fiili
müzakereler Rumların tüm engelleme çabalarına karşın
başladı. Bilim ve araştırma başlığı
Rumların itirazlarına rağmen açılıp kapandı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tartışmalı
geçen toplantıların ardından, ''yapamayacağımız
tek şey Kıbrıs konusunda tavizdir'' dedi.
Gül,
toplantıların ardından AB Dönem Başkanı Avusturya
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, AB'nin Genişlemeden
Sorumlu Temsilcisi Olli Rehn ve başmüzakereci Ali Babacan ile ortak
basın toplantısı düzenledi.
Gül, 'Kıbrıs konusu yüzünden Türkiye-AB ilişkilerinin gereksiz
bir şekilde zehirlenmesine izin vermemek gerektiğini' söyledi.
Kıbrıs'ta çözüm konusunda Türk tarafının elinden geleni
yaptığına işaret eden Bakan Gül, çözüm için Rumların
'hayır' dediğini hatırlattı.
Kıbrıs sorunun çözümüne herkesin olumlu ve yapıcı bir
biçimde yaklaşması gerektiğini belirten Gül, ''Ada'daki bütün kısıtlamalar
kaldırılırsa kalıcı çözüme doğru adım
atılmış olur'' dedi.
Türkiye'nin Kıbrıs konusunda hazırladığı ve
Ada'daki tüm kısıtlamaların kaldırılmasına
yönelik eylem planında atıfta bulunan Gül, ''bunlar AB'nin ruhuna hem
de BM'nin ruhuna uyan tekliflerdir'' diye konuştu.
"Sorumlu biz olmayız"
Basın toplantısında bir gazetecinin, Olli Rehn'in, ''Türkiye,
Ankara Antlaşması'nı uygulamadığı takdirde tren
kazası olur'' biçimindeki açıklamasını
hatırlatması üzerine Gül, ''eğer tren kazası olursa bu
kazanın tek sorumlusu ve tek zararlısı Türkiye olmaz.
Herşeyi sadece Türkiye'den beklemek yanlış'' dedi.
AB referandumunda 'hayır' diyen Rumlar'ın AB'ye girmemesi
gerektiğini söyleyen Bakan Gül, sınır sorunu olmasına
karşın Rum kesiminin AB'ye girmesinin birliğin ilkelerine de
aykırı olduğunu belirterek, ''Kıbrıs sorununun
emrivakiyle çözüleceğine inananlar varsa yanılıyorlar'' diye
konuştu.
Gül, Türkiye'deki reform sürecinin kararlılıkla süreceğini
kaydederek, ''süreçteki aksaklığın AB içinde dostlarımızın
elini zayıflatacağını biliyoruz. Reform sürecini
pekiştirmemiz gerekir. Ekim ayına kadar önemli mesafeler
alacağız. Yapamayacağımız tek şey
Kıbrıs konusunda tavizdir'' dedi.
Gül, Kıbrıs politikası konusunda, ''AK Parti hükümetinin
politikaları daha önceki hükümetler tarafında da uygulansaydı bu
sorunlar karşımıza gelmezdi'' şeklinde konuştu.
"Gecikme sürpriz olmadı"
AB Dönem Başkanı Avusturya Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik ise Ortaklık Konseyi toplantısının
ardından yapılan Hükümetler Arası Konferans (HAK) ile
müzakerelerdeki ilk fasıl olan bilim araştırma bölümünün
açıldığını ve geçici olarak
kapandığını söyledi.
Görüşmelerdeki gecikmenin sürpriz olmadığını ifade
eden Plassnik, Türkiye'nin ek protokolü yerine getirmemesinin AB'de düş
kırıklığı yarattığına dikkat çekti ve
bu konuda somut adımlar atılmamasının er geç müzakere
sürecinde önemli sorun yaratacağını bildirdi.
Olli Rehn ise yaptığı konuşmada, Hükümetler Arası
Konferans'ın ardından bilim ve araştırma faslının
açılmasının müzakere sürecinde ilerleme olduğunu
gösterdiğini kaydetti.
Rehn, ek protokol uyarınca Türkiye'nin Rum kesimine ait gemi ve uçaklara
limanlarını ve havaalanlarını açması gerektiğini
vurguladı.
Uzlaşma nasıl sağlandı?
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp
kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi'nde aşıldı.
AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceleyen Ankara, Ortaklık Konseyi'ne
katılma kararı aldı.
Lüksemburga gitmeden önce Esenboğa Havaalanı'nda basına
açıklamada bulunan Gül, AB sürecine ve müzakerelere ilişkin
olarak bu sürecin inişleri çıkışları tabiatında
vardır... Önemli olan bunlarla beraber yaşayıp, neticeye
ulaşmaktır. Netice de tam üyeliktir dedi.
AB'nin Kıbrıs Deklarasyonu'na atıf
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açıldı.
Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol içinde olmak üzere Ortaklık
Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi vurgulandı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı deklarasyona atıfta bulunuyor'' denildi.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili
müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği belirtiliyor.
Avusturya, AB'nin müzakerelere ilişkin Ortak Tutum Belgesi'nde sorun
çıkaran Kıbrıslı Rumlara TSİ 14.00'e kadar süre
vermişti.
Rumlar ne istiyordu?
Uzlaşma yolunu tıkayan Rum kesimi, 'bilim ve araştırma'
faslıyla ilgili AB müktesebatının sınırlı
olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm
süreç tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını
engellemeye çalıştı.
İçeriği uygun olmasa da 'bilim ve araştırma' faslında
fiili müzakerelerin tamamlanmasını 'Türk liman ve
havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalışan Rum kesiminin
taleplerini karşılamak için AB geçtiğimiz haftadan bu yana
formül arıyordu.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde başlamıştı.
Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere başlamasından önce
Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ta diretmesi krize
neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
Rumların 69 vetosu kaldı
Enis BERBEROĞLU - Zeynel LÜLE / LÜKSEMBURG
Türkiye ile fiili
müzakerelerin başlamasına engel çıkaran Rum Yönetimi, sert
pazarlıklardan sonra dün son dakikada ikna edildi. Bilim ve
Araştırma konusunda fiili müzakerenin açılıp kapanması
AB tarafından onaylandı. Böylece Rumların ilk iki veto tehdidi
aşılmış oldu. Ancak şimdi 69 engel daha var.
DÜN Avrupa Birliği, "son dakika" kararıyla Türkiye
ile fiili müzakerelerin başlatılmasını onayladı.
Lüksemburgda 3 Ekimde yaşanan olayın "küçük bir" tekrarı
gerçekleşti. 35 başlıktan oluşan müzakere sürecinde, her
ülkenin toplam 71 kez veto hakkı bulunuyor. Müzakere
başlıklarının açılıp kapanması ve sonucunda
toplu olarak "katılım anlaşmasına" onay verme
hakkına sahip olan AB ülkeleri, 71 kez veto edebilme olanağına
sahip. Dün Bilim ve Araştırma başlığının
açılıp kapanmasıyla sayı 69a indi. Yani Lüksemburgda dün
yaşanan sancıların 69 kez tekrarı mümkün.
Geçen hafta büyükelçiler düzeyinde uzlaşmaya varılamaması
nedeniyle dün AB Dışişleri Bakanlarının önüne gelen
"müzakere" konusu, üç buçuk saat boyunca pazarlığa neden
oldu. TSİ 11.00de toplanan bakanlar, Bilim ve Araştırma
konusunda fiili müzakerelerin açılıp aynı gün
kapanmasını saat 14.30da onayladı. Bu üç buçuk saatlik süre
içinde Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile AB Dönem
Başkanı Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula
Plassnik birkaç kez bir araya geldi. Avusturya, perşembe gününden bu yana
Rumlara beşinci kez "öneri" götürdü. Yakovunun, Bilim ve
Araştırma konusundaki "müzakere pozisyon belgesi"nde ilişkilerin
normalleştirilmesi, limanların açılması ve Kıbrıs
Rum Kesiminin tanınmasına yönelik ifadelerin alt alta
sıralanarak yer verilmesine yönelik talepleri reddedildi. Bilim ve
Araştırma konusuyla ilgili müzakerelerin açılması, ancak
kapanmamasına yönelik talebi de kabul görmedi.
GERİ DÖNÜŞ DE VAR
Sonuçta AB ülkeleri, orta yol bularak bir metin üzerinde anlaştı.
Metinde, ABnin 21 Eylül 2005te Türkiyenin Kıbrıs deklarasyonuna
karşı yayınladığı deklarasyona atıfta
bulunuldu. AB ayrıca Türkiyenin ek protokol ve gümrük birliği gibi,
ortak anlaşmaları içeren konulara tam uyum göstermesinin önemini dile
getirdi. Ayrıca gerekli görüldüğü takdirde "Bilim ve
Araştırma" konusuna yeniden geri dönebileceğini de
vurguladı.
ABnin "müktesebatı" haline gelen Kıbrıs Deklarasyonu
ile yine müktesebat içinde yer alan ek protokol ve gümrük birliği gibi
konulara değinmesi, "malumun ilamı" olarak
değerlendirildi.
Dün Lüksemburgda varılan anlaşma sonrasında 3 ekimden bu yana
müzakerelerde "tarama süreci" yaşayan Türkiye, ilk kez fiili
müzakerelere başlamış oldu. Ancak "Bilim ve
Araştırma" gibi "en kolay" konunun bile
müzakerelerinin "sancılı" geçmesi, içinde Kıbrıs
Rum Kesiminin üye olarak yer aldığı AB ile müzakere sürecinin
"kolay olmayacağı" gerçeğini ortaya koydu.
HURRIYET
13/06/06
KKTCye verilen sözler tutulmalı
Dışişleri Bakanı Gül, Lüksemburgdaki toplantıda
ABye KKTC ile ilgili yükümlülüklerine uyma çağrısı yaptı.
Gül, ABnin yükümlülükleri içinde BM genel sekreterinin çabalarına destek,
çözümün BM nezdinde bulunması ve bunun için BM genel sekreterinin
planının temel alınması gerektiğini
hatırlattı. Gül, limanlarla ilgili ek protokol konusunda da,
"Uygulama açısından Türkiyenin rızası
alınmamış yapay tarihlere uyması kendisinden
istenemez" dedi.
HURRIYET
13/06/06
Veto hesabı
Türkiyenin üyelik müzakerelerinde toplam 35 başlık bulunuyor. Bu
başlıklar üye ülkelerin oybirliğiyle açılıp,
oybirliğiyle kapanıyor.
Her ülkenin veto hakkı var. Rum Kesiminin de var ve bu hakkı koz
olarak elinde tutuyor. Rumların her başlık için açma-kapama
dahil 70 veto hakkı bulunuyor. Müzakereler tamamlandığında
katılım anlaşması için de bir veto hakkı (70+1)var.
Dün Bilim ve Araştırma faslı açılıp
kapandığı için şimdi geriye "69 veto hakkı"
kalıyor. Bu hesap ABnin 25 üyesiyle yapıldığı
takdirde toplam veto hakkı sayısı 1775i buluyor. Dünkü engelin
aşılmasıyla geriye toplam 1725 veto hakkı kalıyor.
HURRIYET
13/06/06
Rumlara oyuncak
Rumlar yine engel çıkardı... Rumlar yine memnun edildi... Müzakereler
başladı... Başbakan Erdoğan:
- Onurumuzdan ödün vermeyeceğiz, diyordu bir gün önce...
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün uçağı alanda
Rumların keyfini bekliyor. 70 milyonluk Türkiye, 700 bin nüfuslu
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin elinde oyuncak haline geliyor. Hâlâ onurdan
söz ediyoruz. Dün, Rum engelinin aşılması için Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin tanınacağı, limanların vs.
açılacağı yeniden teyit edildi. Türkiye biraz daha köşeye
sıkıştırıldı...
Neden bu noktaya gelindi? Baştan hata yapıldı da ondan..
AKP iktidarı sırf müzakere tarihi almak ve iç kamuoyuna hava basmak
için Kıbrıs'ı Batılı kurtların önüne
uzattı... Ucunu kaptırdı. AB'si, ABD'si, hep birlikte
"KKTC'yi unut, Rumları tanı" diye tempo tutuyor
şimdi...
Karşılığında da üyeliğe ilişkin hiçbir vaat
yok.
Müzakerelerde 35 fasıl görüşülecek. Her faslın başında
ve sonunda oylama yapılacak (Bu sadece bize uygulanan bir yöntem). Sonuçta
Rumlar 70 defa Türkiye ile oynama fırsatı bulacak...
Peki 70 kez taviz mi verilecek Rumlara?
Neden Türkiye kararlılığını açıkça ortaya
koymuyor. Neden CHP'li Onur Öymen'in anımsattığı gibi
iktidar:
- Ada'da adil bir çözüm sağlanmadıkça Ek Protokol'ün
Kıbrıs'la ilgili maddesini uygulamayız, diye kesin tavır
almıyor?
Acaba AKP iktidara gelmeden önce dış odaklara Kıbrıs'ı
Rumlara teslim etme sözü mü verdi? Öyleye benziyor...
MELIH ASIK MILLIYET
13/06/06
AB'nin Güney
Kıbrıs sorunu
Türkiye, Kıbrıs davasını savunurken zorluklarla
karşılaşıldığında, "KKTC, koca
Türkiye'yi burnundan tutmuş istediği yöne sürüklüyor" diye
yakınmalar olurdu.
Zaman zaman böyle bir izlenim doğsa da aslında KKTC, her zaman
Ankara'yla uyumlu politika izlemiştir.
Bugün, AB-Güney Kıbrıs ilişkilerine
baktığımızda, bu benzetmenin çok daha rahat
kullanılabileceğini söyleyebiliriz.
"Küçücük Güney Kıbrıs, koca Avrupa Birliği'ni (AB)
burnundan tutmuş istediği yöne sürüklüyor."
Bu sürüklenmeyi bazen AB istiyor olsa da manzara böyle...
Türkiye ile AB arasında müzakerelerin fiilen başlaması
aşamasındaki soruna bakalım.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, "Bilim ve Teknoloji"
faslının açılıp kapanmasına tek başına
direndi. Arkasında Yunanistan veya başka ülkeler var mıydı,
yok muydu, ayrı sorun ama yaşanan bu oldu.
Kapris
Olayın özüne bakıldığında şu söylenebilir:
Bilim ve Teknoloji faslı teknik bir konu. Türkiye ile 24 AB üyesi, bu
faslın açılıp kapatılarak geride bırakılması
gerektiğinde mutabık ama Güney Kıbrıs değil.
Neden?
Bilim ve Teknoloji faslında Güney Kıbrıs'ın gördüğü
bir eksik mi var?
Hayır.
Güney Kıbrıs, bu teknik fasla siyasi koşul getiriyor. Türkiye,
limanlarını açsın diye diretiyor. AB'ye bu anlamda 21 Eylül
deklarasyonuna atıfta bulunmayı kabul ettiriyor.
Belli ki, hangi fasıl olursa olsun Rum yönetimi aynı ezberi
tekrarlayacak.
35 fasıl var.
Bilim ve Teknoloji'de açılış-kapanış aynı
oturumda sonuçlanıyor ama diğerlerinde açılış
ayrı, kapanış ayrı olduğunda, Rum yönetiminin kaprisi
iki misline çıkacak.
Her açılışta, her kapanışta bu engellemeyi yapacak.
Bu olanağı Güney Kıbrıs'a sunan AB oldu. Bunları
tahmin etmemiş olamaz.
Her şart altında Güney Kıbrıs'ı üye yapma sözü veren
ve sözünü tutan AB, bu sorunun yaratıcısı oldu.
Bu açıdan bakıldığında, en az Türkiye ve KKTC kadar
AB'nin bir Güney Kıbrıs sorunu olduğu söylenebilir.
Alanda uçak
Öyle görülüyor ki her aşamada Ankara, havaalanında uçağı ve
gazetecileri hazır bekletecek, Güney Kıbrıs'ta son dakikaya
kadar siyasi alanda kaprisini sürdürecek. Ne koparırsam kâr
politikası izleyecek.
Kendine göre Çin işkencesi uygulayacak.
AB yolunun engellerle dolu olduğunu elbette Ankara da biliyor. Birçok ülke
AB'ye girerken birçok sorun yaşadı. Ama Güney Kıbrıs'ın
daha Bilim ve Teknoloji faslındayken dışa vurduğu bir sorun
değil kapris.
AB, Rum yönetiminin bu tutumunu her defasında aşılması
gereken ciddi bir sorun olarak görmek yerine, karar alma
mekanizmasını gözden geçirmeli belki de...
Oybirliği koşulu, 700 bin nüfuslu Güney Kıbrıs'ın
ipoteğine sokuluyor.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Devlet Bakanı Ali
Babacan, son anda Lüksemburg'a gitmeye karar verdiler.
AB, bunu her defasında beklemek yerine Rum yönetiminin canı
istediği zaman istediği alanda nazlanmasına engel olmalı
veya AB'nin oybirliğiyle karar alma koşulu
değiştirilmelidir ki, ciddi iş yapılabilsin...
FIKRET BILA MILLIYET
13/06/06
Rumlar tokat yedi,
farkında değiller...
LÜKSEMBURG
Dün yaşananların Türkiye ile bir ilgisi yoktu. Sorun tamamen Avrupa
Birliği ile Kıbrıs arasında çıktı.
Papadopulos son seçimlerde başarı kazanınca, kelimenin tam
anlamıyla başı döndü.Şimdiye kadar aklından dahi
geçirmediği yeni isteklerle ortaya çıkmaya
başladı.İşte bu çerçevede de,Türkiye-AB müzakerelerinin
başlaması için iki temel koşul koydu.
Koşulun biri, "Türkiye'nin Kıbrıs'ı resmen
tanıması" diğeri ise "Türkiye'nin limanları
açmasının " kurala bağlanması.
Eğer bu koşulları kabul edilmediği taktirde de, vetosunu
kullanacağını ve Türkiye ile müzakerelerin başlamasını
engelleyeceğini belirtti.
Sonuç ortada.
İsteklerini kabul ettiremedi.
Avrupa Birliği Kıbrıs'taki limanların açılması
konusundaki eski tutumunu devam ettirme kararını aldı.
Bunun anlamı, Kıbrıs'a "boyundan büyük işlere
girmemesi" mesajının verilmesidir. 35 bölümlük müzakerenin her
bölümünde aynı şantajla ortaya çıkmaması gerektiğinin
anlatılmasıdır.
Kıbrıs sorunu aslında hiç kimsenin umurunda değil.24'lerin
elinde Türkiye'ye karşı kullanılacak bir alet. Kendi
başına işler çevirmesine izin verilmeyen, AB büyüklerinin
isteklerine göre hareket etmek zorunda bırakılan bir unsur.
Papadopulos, aldığı bu sonucu bir kahramanlık olarak
niteleyecek, kendi kamu oyuna böyle satacaktır.Oysa çok kötü bir dayak
yemiştir.
* * *
AB TRENİ YOLUNA
DEVAM EDİYOR
LÜKSEMBURG
Türkiye'nin, Avrupa Birliğine doğru yürüyüşü, kim ne derse
desin, kim ne kadar engellemeye çalışırsa
çalışsın sürüyor. Son yaşanan gelişmeler, bu
"ince uzun yolun" ne kadar güçlüklerle aşılacağını
gösteriyor. Ancak, hepimiz çok sabırsızız. Herşeyin bir an
önce olup bitmesini istiyoruz. En ufak bir güçlükle
karşılaştığımız zaman hemen ümitsizliğe
kapılıyoruz. Oysa bu iş çok uzun soluklu. Üstelik, Türkiye'yi
durdurabilmek için mücadele verenlen son derece etkinler.
DIŞARDAKİ HAYIR'CILAR:
Türkiye ile müzakerelerin yavaşlatılmasını, sık
sık ertelenmesini isteyen ülkelerin başında Kıbrıs
var.
Kendileri açısından haklı gerekçelerle, Türkiye'den her
aşamada bir dilim kesmeye çalışıyorlar. Tam üye
olmanın teknik avantajlarından yararlanma çabasındalar. Salam
politikası ile ellerinden geleni arkalarına bırakmıyorlar.
İkinci cepheyi Fransızlar oluşturuyor.
Fransa, Türkiye aleyhtarlığından değil, önümüzdeki yıl
yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminden dolayı ayak
sürüyor. Tamamen iç politika nedeniyle, Türkiye ile müzakerelerde "ince
eleyip sık dokuyan ülke" konumunda olmak istiyor. Nedeni de,
Chirac'ın destekleyeceği adayın "Genişlemeyi
hızlandıran Türkiye'yi gizlice arka kapıdan sokmaya
çalışan" bir kişi olarak görünmemesi.
Fransa trenine, Avusturya, Almanya ve Hollanda da takılıyorlar.
Özetle, dışarda Türkiye oldukça yanlız görünüyor.
İÇERDEKİ HAYIR'CILAR:
Türkiye'deki HAYIR CEPHESİ şu sıralarda çok etkin.
İlginçtir, hiç tahmin edemeyeceğiniz kişilerden oluşuyor:
Tatlı kardan vazgeçecek olan bazı iş çevreleri ve İktidarda
olmamasına rağmen ülke yönetiminde yıllardır etkili rol
alan ancak AB nedeniyle bu etkinliklerini yitirecek olan muhafazakar
(Üniversiteli, asker ve yargı) çevreler önemli bir direniş
gösteriyorlar. AK Partiye muhalefet için AB'ye karşıt ve "vatan
elden gidiyor" sloganıyla sert muhalefet yapıyorlar.
Türkiye-AB treni işte böylesine dalgalı sularda yoluna devam ediyor.
Bu duruma bakıp paniklememek gerekir. Zor olacak, ancak Türkiye direndikçe
ve kendi ev görevlerini yerine getirdiği sürece tren yoluna devam
edecektir. Krizler yaşanacak hatta bazen müzakereler askıya
alınabilecek. Fakat uzun vadede bu tren ana istasyona girecek.
* * *
BU
ELEŞTİRİLERE ALIŞALIM...
Avrupa Birliğinden yine bir dizi eleştiri dinledik. İnsan
Haklarından fikir özgürlüğüne, Asker-Sivil ilişkilerinden
Güneydoğu'ya kadar, bildiğimiz eleştiriler. Geçmiş
yıllarla karşılaştırdığımız zaman,
bugünkü durumumuzun çok daha sağlam olduğunu görüyoruz.
Benim vermek istediğim mesaj farklı.
Benim mesajım, bu tip eleştirilere kızmamamız
gerektiği ile ilgili. Bu eleştiriler hep sürecek. Tam üye
olduğumuzda da yine eleştiri duyacağız. AB'nin kuralı
budur. Kendilerini de eleştirirler. Diğer adaylar da sürekli
eleştirilir.
Bundan hiç gocunmayalım. Önemli olan, eleştirilerin sayısı
ve derinliğidir. Avrupa Birliğinin yaşam tarzına
alışalım...
MEHMET ALI BURAND MILLIYET
13/06/06
AB yolunda sinir
savaşı
LÜKSEMBURG
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, hem Ortaklık
Konseyi'nde hem Hükümetlerarası Konferans'ta Avrupalı
meslektaşlarına sitem ediyor:
- Bu toplantıyı bugün saat 16.30'da yapacaktık. Şimdi saat
22.00'yi geçiyor! Türkiye söz konusu olduğunda daima bir 'son dakika
engeli' çıkıyor ve onu çözmek için saatler süren bir çaba, gergin bir
süreç yaşanıyor. Böyle devam edemeyiz!
Gerçekten 17 Aralık'ta da, 3 Ekim'de de böyle oldu ve bu "son dakika
engellemeleri" başka hiçbir ülkeye yapılmadı, Türkiye'ye
ise sürekli yapılıyor.
Gül devam ediyor:
- Kabul edilmiş prosedüre göre bu toplantının konusu, 'bilim ve
araştırma' alanında müzakerelerin açılması ve
tamamlanmasıdır. Kıbrıs sorununun bununla ne ilgisi var?
Kıbrıs sorununun çözüm yeri Birleşmiş Milletler'dir. Her
faslı açıp kaparken böyle yapılırsa, AB kendi ilkelerini
hiçe saymış olur! Kaldı ki referandumda evet dedikleri için
Kıbrıs Türklerine Avrupa Birliği'nin taahhütleri vardır ve
bunları yerine getirmediniz.
Bilen diplomatlar Gül'ün ifadelerinin sert olduğunu belirttiler.
Rum oyunları
Gerçekten, 'tutum belgeleri' onaylandıktan sonra hiçbir sorun
çıkmaması lazımdı. Rum itirazlarını AB'nin kendi
içinde cuma gecesine kadar çözmesi gerekirdi. Ama yapmadılar,
yapamadılar. Rumlar pazartesi günü saat 16.30'a kadar engelleme
yaptılar. Türkiye'ye üç şart koşuyorlardı:
· Tanıma: Yani
Türkiye, Rum Yönetimi'ni devlet olarak tanıyacak!
· Yükümlülükler: Yani
Türkiye, en kısa zamanda liman ve havaalanlarını Rumlara açacak.
· Normalleşme:
Türk-Rum ilişkileri normal devletlerin ilişkileri gibi olacak, yani
büyükelçilikler açılacak vs.
Gül, iki kelime ile cevap verdi: "Reddediyoruz, gelmiyoruz!"
Gerçekten, AB'nin bu Rum taleplerini Ankara'ya iletmesi bile skandaldır!
Esenboğa Havalimanı'nda uçağımızın saat 11.00'de
kalkması planlanmıştı. Bu yoğun sinir savaşı
ve diplomasi harbi yüzünden saat 17.30'da kalktık. Bakan Gül uçakta, bu
yapılanlara kızgınlığını açıkça ifade
etti.
Türkiye "gelmiyorum" deyince Rumlar üzerindeki baskılar büsbütün
artıyor. Bilhassa dönem başkanı Avusturya
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik çok gayret ediyor.
Türkiye gitmezse, AB'nin bütün itibarı sıfırlanacak. Nihayet,
Rumların üç talebinin üçünü de dışlayan yeni bir metin geliyor.
AB'nin 21 Eylül 2005'te yayımladığı "Karşı
Deklarasyon"a atıfta bulunan bir metin. Gül, Hırvatistan'daki
Başbakan Erdoğan'la istişare ederek 'evet' cevabını
veriyor ve Lüksemburg'a geliyoruz.
Gül, tepkisini, yukarıya aldığım sözleriyle AB
bakanlarına da iletiyor.
Bundan sonra?
Türkiye'nin önünde iki ihtimal var:
· Rumlar hep böyle
yapacak... Bazen öteki Avrupa devletleri de bu kadar sağlam durmayabilir.
Bu iş zor!
· Rumlar, ilgisiz konulara
Kıbrıs konusunu sokamayacaklarını bu olayda gördüler;
Türkiye'nin eli kuvvetlendi!
Uçakta Gül diyor ki:
- Bu böyle zorlu bir süreç. Biz Türkiye'de reform sürecini güçlü, kuvvetli hale
getirerek hem kendi elimizi hem AB'deki dostlarımızın elini
güçlendirerek, azimle yürüyeceğiz.
Rest çeksek daha iyi olmaz mı? Gül'ün cevabı:
- 17 Aralık veya 3 Ekim'de rest çekip gelseydik, yüz binler bizi milli
kahraman gibi karşılardı. Ama ne kadar doğru
yaptığımızın tanığı şimdi
ekonomidir, Türkiye'de gelişen demokrasidir. Türkiye'nin milli
menfaatlerini akılcı yollarla savunmaya devam edeceğiz.
Fikir hürriyetine açıkça aykırı davalar? Çeteler? Gül, bu tür
konularda daha önce yaptığı açıklamaları
hatırlatıyor. Uzun izahatından şu sözlerini not ediyorum:
- O zaman, uluslararası platformlarda bizi savunan en yakın
dostlarımızı bile susmuş, sinmiş görüyoruz.
Daha önce de yine böyle bir olay için Gül, "Kendi ayağımıza
kurşun sıktık" demişti. Mesele çağı
algılama meselesi. Gül haklı... Nelerin Türkiye'nin yararına
veya zararına olduğunu iyi bilmeliyiz.
Netice, haksızlıklara karşı kavga ede ede AB yoluna devam
TAHA AKYOL MILLIYET
13/06/06
Deklarasyonda
tanıma atfı var
13/06/2006
RADIKAL
AB dün Müzakere Pozisyon
Belgesi'ni onaylarken, 21 Eylül 2005'te Türkiye'nin Kıbrıs
deklarasyonuna karşı yayımladığı deklarasyona
atıf yaptı. AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
imzalarken yaptığı 'kapsamlı çözüme dek
Kıbrıs'ı tanımıyorum' beyanına
karşılık şunlara dikkat çekmişti:
1. AB, Türkiye'nin imza sürecinde Kıbrıs Cumhuriyeti hakkında
deklarasyon yayımlamasından duyduğu üzüntüyü dile getirir.
2. AB, deklarasyonun tek taraflı olduğu ve Türkiye'nin
yükümlülüklerine hukuki etkisi bulunmadığını açıkça
ifade eder.
3. AB, protokolün tam ve ayrımsız uygulanmasını ve
malların serbest dolaşımıyla ulaşım önündeki
engellerin kaldırılmasını umar. Türkiye protokolü tüm
üyelere uygulamak zorundadır. AB, bunu yakından takip edip
uygulamayı 2006'da değerlendirecektir. AB, müzakerelerde ilgili konu
başlıklarının açılmasının, Türkiye'nin tüm
üyelere anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmesine
bağlı olduğunun altını çizer. Aksi bir durum tüm
müzakere sürecini etkileyecek.
4. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmasının
uluslararası hukukun gerekliliği olduğunun altı çizilir.
5. Üyelerin tamamının tanınması, katılımın
gerekli unsurudur. Türkiye ile üyeler arası ilişkilerin en kısa
sürede normalleştirilmesi gerekir.
6. Bu konularda gelişmenin 2006'da takibi garanti edilir.
7. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs'a Güvenlik Konseyi kararları ve
AB değerleri uyarınca barış ve dengeli ilişkilere
katkı yapacak çözüm çabalarının önemine dikkat çekilir.
Dört
değişiklik istendi, üçü oldu
13/06/2006
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Müzakere Çerçeve
Belgesi'nin son hali Ankara'ya saat 15.00'te iletildi. Buradaki dört unsurun
değişmesini isteyen Ankara, üçünde başarılı oldu.
Gümrük Birliği Ek Protokolü yle ilgili başlığın 21.
sayfasında yer alan 'sözleşme yükümlülükleri' ifadesi
çıkarıldı. Böylece müzakerelerin açılmasının
'sözleşme yükümlülüklerine' bağlanması ve çerçeve belgeye yeni
şart konması önlendi. İkinci değişiklik, Rumların
tanınma şartıydı. Ankara bunu kesin olarak reddetti.
Belgenin AB'nin ek protokol ile ilgili 21 Eylül tarihli açıklamasına
atıf yapan cümleden, Rumların tanınma ile ilişkilerin
normalleştirilmesi isteği de çıkarıldı. AB'nin
Kıbrıs'la ilgili karşı deklarasyonuna atıf ile burada
Türkiye'nin yükümlülüklerini vurgulayan cümleler yerinde kaldı.
Gül'den
AB'ye: Bugünlerin yarını var
Dışişleri
Bakanı AB'ye kızgın: Yanlışta dayanışma
olmaz. Küresel, stratejik sorunlarda nasıl anlaşacağız?
13/06/2006
RADIKAL
LUKSEMBURG -
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
kızgınlığı, Ankara'da gergin bekleyişle geçen
saatlerden sonra Lüksemburg'a doğru uçarken henüz geçmemişti.
Kızgınlık, üyelik müzakerelerinin ilk faslının
başlangıcında Türkiye'ye baş ağrısı
çıkaran Kıbrıs Rumlarına değildi yalnızca. Belki
onlardan çok, Kıbrıs Rumlarının, AB üzerinden Türkiye'yi
vurmalarına izin veren diğer 24 ülkeye idi. Gerçi daha sonra Kıbrıs
Rumlarının kolunun bükülmesi de onların sayesinde olmuştu
ama, işin başlangıcı vardı.
"Yanlışta dayanışma olmaz" diye birkaç kere
üzerine basa basa söylüyordu Gül. "Yanlışta ısrarla
dayanışma olmamalı. Sorumluluk sahibiysen ikaz
edeceksin. Böyle olursa, büyük küresel anlaşmalara ihtiyaç
duyulduğunda, küresel meselelerde dayanışmaya ihtiyaç
duyulduğunda ne yapılacak? 11 Eylül'den sonra dünya bunun
farkına nasıl vardı?"
Bir gazetecinin "İran sorunu gibi mi?" sorusunu duymazdan
gelerek sözünü tamamlıyor Gül: "Stratejik problemlerle
karşılaşmak istemiyorsak, bugünden bu sorunları
ayıklamamız lazım."
Aslında dün Gül'ü ve AB Başmüzakerecisi, Hazine Bakanı Ali
Babacan'ı Lüksemburg'a taşıyan uçak yolcularının saat
11.00'de Esenboğa'da olmaları istenmişti. Ancak Lüksemburg'dan
gelen haberler olumlu değildi. Cuma gecesi Ankara'ya ulaşan ve
Ankara'nın reddettiği belge üzerinde, Pazartesi sabahı
değişiklik mümkün olmamış, Dışişleri
Bakanları toplantısı da, Dönem Başkanı
Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plasnik'in
çabaları da sonuç vermemişti.
Sorun, Kıbrıs Rumlarının Türk liman ve
havaalanlarını kullanma isteğinin ötesinde, tanıma
sorunuydu. Kıbrıs Rumları, Türkiye müzakere
başlıklarından ilkini geride bırakmadan, müzakere
başlıkları tükenmeden önce Kıbrıs'ın tek egemen
gücü olarak tanınacakları sözünü almak
istiyorlardı. Saat 12.30 civarında Türk Dışişleri'ne
ulaşan ilk belge, kabul edilemez bulundu.
Önemli bir ayrıntı da vardı. Kıbrıs Rum
Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos iç politikada bir güç gösterisine
gitmek için Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'yu, koalisyon
ortağı AKEL'e sormadan görevden alacağını
açıklamıştı. Dün Yakovu'nun görevdeki son günüydü ve
görevdeki son gününü 'Kıbrıs davasını Türklere satan adam'
olarak kapatmak istemiyordu.
Türkiye'nin AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Volkan Bozkır Lüksemburg'da,
Müsteşar Ali Tuygan ve yardımcısı Ertuğrul Apakan
Ankara'da olmak üzere Dışişleri bürokrasisi ayaktaydı.
İngiltere, İspanya, Finlandiya başta olmak üzere bazı AB
ülkeleri, sürecin kopmaması için etkin olarak devredeydi.
Lüksemburg uçağı zamanında kalkmadı. Ama o sırada
Hırvatistan seyahatine çıkan Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın "23 ülke Kıbrıs Rum Kesimi'nin yanında
yer alırsa, ne dışişleri bakanımı, ne de baş
müzakerecimi yollarım. Yeni bir politika belirleriz"
açıklaması geldi. Hava sertleşiyordu. AB Komisyonu,
Kıbrıs Rumlarına önce 13.00'e, sonra 14.00'e kadar süre
tanıdı.
Yanıt 14.30'a doğru geldi. Rum hükümeti bilim ve araştırma
faslının açılıp kapanmasını 'İstendiği
an yeniden açılır' koşuluyla kabul etmişti. Ancak AB'nin 21
Eylül 2005'teki Kıbrıs konusundaki 'karşı deklarasyonuna'
atıf yapılmalıydı ki, bu da Ankara'yı deklarasyonda
yer alan 'tanınma dahil' cümlesiyle karşı karşıya
getiriyordu.
Gül başkanlığında, Babacan ve Dışişleri
uzmanları toplanarak metni incelemeye aldılar. O sırada
görüştüğümüz üst düzey bir AB kaynağı, 'Türkiye'nin öneriyi
reddetmesi beni üzer, ama şaşırtmaz' dedi
ve şöyle devam etti: 'Rumlar sınırları zorluyor'.
Nihayet, özellikle İngiltere'nin bastırmasıyla tanınma ve
normalleşme ifadeleri metinden çıktı, 21 Eylül Kıbrıs
deklarasyonuna atıf kaldı. Gül, Zagreb'deki Erdoğan'la temas
kurdu, onay aldı, Lüksemburg'a gelineceği bildirildi ve yola
çıkıldı.
Rumların her sefer Türkiye'yi kendilerini Kıbrıs Türklerini yok
sayarak tanımaya zorlaması, Türkiye'nin her seferinde, 'Kabul
etmezseniz gelmem' taktiği kullanım ömrünün sonuna gelmiş
görünüyor.
Sonuna gelen, ya da gelmekte olan bir başka şey de, Kıbrıs
Rum Cumhuriyeti'nin, kendilerini üye aldığı için AB'yi neredeyse
doğduğuna pişman etmesi.
AB'nin İran, Irak ve Filistin sorunundan, güvenlik ve enerjiye dek Türkiye
ile konuşmak istediği, konuşması gereken pek çok konu var
ve Kıbrıs bu konuları engellemeye başladı.
Son bir not: Gül de, Babacan da, Türkiye'nin yapması gerekenin
reformların tavsatmadan sürdürülmesi olduğunun farkında
görünüyorlar. Bu önemli.
Tasos'un boyu yetmedi
TÜRKİYE
SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMELİ... Genişlemeden Sorumlu
üye Olli Rehn ise, "Yaşanan tartışmalar ek protokolün
uygulanmaması durumunda Türkiye ile müzakerelerin tehlikeye
gireceğinin bir sinyali mi? şeklindeki soruya "Bugün alınan
karar, net bir mesaj taşıyor. Birlik, Türkiye'nin ek protokolden
kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmemesi halinde müzakerelerin
etkileneceğini net olarak ortaya koydu" yanıtını
verdi. Olli Rehn, Türkiye'nin ek protokol uygulamasıyla Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yönelik izolasyonun
kırılması için birliğin atacağı
adımların arasında hiçbir bağlantı
olmadığına dikkat çekti
Lüksemburg'da
dün varılan anlaşma sonrasında 3 Ekim'den bu yana müzakerelerde
"tarama süreci" yaşayan Türkiye, ilk kez fiili müzakerelere
başlamış oldu. Ancak "Bilim ve Araştırma"
gibi "en kolay" konunun bile müzakerelerinin "sancılı"
geçmesi, içinde Rum yönetiminin de üye olarak yer aldığı AB ile
müzakere sürecinin "kolay olmayacağı"nı gösterdi.
Lüksemburg'taki
AB Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda, Rum
yönetiminin itirazları aşılarak, müzakerelere ilişkin ortak
tutum belgesi üzerinde uzlaşmaya varıldı.
AB ile fiili
müzakerelerin başlamasına Kıbrıslı Rumların
çıkardığı engel, AB Genel İşler ve Dış
İlişkiler Konseyi'nde aşıldı. Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos ile yaptığı görüşmelerin ardından AB dönem
başkanı Avusturya'nın son önerisini kabul ettiklerini bildirdi.
Böylece müzakerelerle ilgili ortak tutum belgesine eklenen bazı ifadelerle
fiili müzakerelerin yolu açılmış oldu.
Uzlaşmanın
ardından, 'bilim ve araştırma'yla ilgili müzakere
başlığı dün akşam açılıp
kapatıldı.
"Türkiye
sorumluluklarını yerine getirmezse
bütün müzakere
süreci olumsuz etkilenecek"
Belgede Rum
yönetimini ikna etmek için Türkiye'nin Gümrük Birliği ve ek protokol
konularında sorumluluklarını yerine getirmesinin önemine
işaret edildi. Aksi halde bütün müzakere sürecinin olumsuz
etkileneceği vurgulandı.
Belgede,
gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde 'bilim ve
araştırma' faslına geri dönebileceği de belirtildi.
Türkiye'nin Rum yönetimiyle ilişkilerine yönelik olarak AB'nin 21 Eylül
2005'te yayınladığı karşı deklarasyona da
atıfta bulunuldu.
Rum
Yönetimi'nin veto tehdidinin aşılmasının ardından
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Lüksemburg Zirvesi'ne
katıldı.
Plassnik:
İlk adım atıldı
Avrupa
Birliği Dönem Başkanı Avusturya'nın
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, Türkiye ile ilk müzakere
başlığını açmanın kolay
olmadığını ama en azından ilk adımın
atıldığını söyledi.
Bugün
düzenlenen Dışişleri Bakanları toplantısını
değerlendiren Plassnik, bundan sonraki her adımın bütün üyelerce
desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Bilim ve
araştırma müktesebat başlığının kolay
olduğunu vurgulayan Plassnik, diğer 34 başlıkta da benzer
tartışmaların yaşanmasının kaçınılmaz
olduğu mesajını verdi. Plassnik, "Türkiye'nin Gümrük
Birliği ek protokolünden kaynaklanan yükümlülükleriyle ilgili olumlu
sinyal vermesi gerekiyor" dedi.
Rehn: Türkiye
sorumluluklarını yerine getirmeli
Genişlemeden
Sorumlu üye Olli Rehn ise, "Yaşanan tartışmalar ek
protokolün uygulanmaması durumunda Türkiye ile müzakerelerin tehlikeye
gireceğinin bir sinyali mi? şeklindeki soruya "Bugün alınan
karar, net bir mesaj taşıyor. Birlik, Türkiye'nin ek protokolden
kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmemesi halinde müzakerelerin
etkileneceğini net olarak ortaya koydu" yanıtını
verdi.
Olli Rehn,
Türkiye'nin ek protokol uygulamasıyla Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ne yönelik izolasyonun kırılması için birliğin
atacağı adımların arasında hiçbir bağlantı
olmadığına dikkat çekti.
AB'nin
Kıbrıs Deklarasyonu'na atıf
Buna göre,
AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle
fiili müzakerelerin yolu açıldı. Belgede, Gümrük Birliği ve Ek
Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin
yerine getirilmesinin önemi vurgulandı.
Bu konuda
sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere sürecinin
etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül 2005
tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı
deklarasyona atıfta bulunuyor'' denildi.
Belgede,
gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili müzakerelerin
başlatılacağı bilim ve araştırma faslına geri
dönebileceği belirtiliyor.
Rumlar ne
istiyordu?
Uzlaşma
yolunu tıkayan Rum yönetimi, 'bilim ve araştırma' faslıyla
ilgili AB müktesebatının sınırlı olması nedeniyle
fiili müzakerelerin aynı gün açılıp, tüm süreç
tamamlanıncaya kadar geçici olarak kapatılmasını
engellemeye çalıştı.
İçeriği
uygun olmasa da 'bilim ve araştırma' faslında fiili
müzakerelerin tamamlanmasını 'Türk liman ve havaalanlarının
açılması ve tanınmayla bağlantılı hale getirmeye
çalışan Rum kesiminin taleplerini karşılamak için AB
geçtiğimiz haftadan bu yana formül arıyordu.
Rumların
itirazları kararı geciktirdi
Müzakerelerin
bilim ve araştırma faslında başlatılması ve süreç
tamamlanarak katılım anlaşması imzalanıncaya kadar
geçici olarak kapatılmasıyla ilgili Brüksel'deki AB Daimi Temsilciler
Komitesi (COREPER) düzeyinde yapılan toplantılarda sonuç
alınamamıştı. Üzerinde uzlaşma sağlanamayan
AB'nin müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'nin hazırlanması,
Kıbrıs Rum kesiminin ısrarlı tutumuyla siyasi düzeyde
dışişleri bakanlarına bırakılmıştı.
COREPER
toplantılarında sık sık tutum değiştiren Rum
tarafı, daha önce bu yönde bir prensip uzlaşması
yakalanmış olmasına rağmen bilim ve araştırma
faslında müzakerelerin aynı gün kapatılması konusunu,
Türkiye'nin liman ve havaalanlarını kendi gemi ve uçaklarına
açmasına, siyasi ilişkilerin normalleştirilmesine ve
uluslararası kuruluşlara üyeliğinde
karşılaştığı engellerin
kaldırılmasına endekslemek istemiş, Avusturya
tarafından sunulan önerileri çeşitli gerekçelerle reddetmişti.
KIBRIS 13/06/06
Askeri Mahkeme'den, "RIK 1"
kameramanına 400 YTL ceza
|
Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi, "yetkili
makamdan izin almaksınız birinci derece askeri yasak bölgeyi filme
çekerek ihlal etmekle" suçlanan Rum devlet televizyonu kameramanı
Andreas Dimitriu, 400 YTL para cezasına çarptırdı. Gazimağusa'da
önceki akşam, 1. dereceden askeri bölgeyi görüntülemek suçundan
tutuklanarak Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Askeri
Mahkemesi'ne çıkarılan, aralarında spiker ve
kameramanların da bulunduğu Rum devlet televizyonunda (RIK 1)
görevli biri kadın 4 kişi, 1. derecede askeri yasak bölgeyi
görüntülemek suçundan tutuklanarak, dün askeri mahkemeye
çıkarıldı. Gazimağusa
Palm Beach bölgesinde önceki gün saat 18.45 sıralarında askeri
bölgeyi görüntülerken suçüstü yakalanan Andreas Dimitriu, Stelios Kreouzu,
Christos Chaites ile Dimitriu'nun nişanlısı Maria Lambrou,
polis tarafından gözaltına alındı. Soruşturmaya
ve çekilen görüntülerin izlenmesine bağlı olarak önceki gün saat
22.30'da tutuklanan Rum gazetecilerden, film çektiğini kabul eden
kameraman Andreas Dimitriu aleyhine dün Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde dava getirildi. Kameraman
Andreas Dimitriu aleyhine getirilen davayı, Kıbrıs Türk
Gazeteciler Birliği ile Basın Emekçileri Sendikası
(Basın-Sen) başkan ve yöneticileri yanında Rum Gazeteciler
Birliği Başkanı Andreas Kannauros da izledi. Güvenlik
Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde dün saat 13.20
sıralarında Yargıç Çiğdem Güzeller huzurunda görülen
davada, Savcı Sarper Altıncık, kameraman Andreas Dimitriu
aleyhine getirilen "yetkili makamdan izin almadan birinci derece askeri
yasak bölgeyi filme alarak ihlal etme" suçunu işlediğine
işaret ederek, Dimitriu'nun polise verdiği ifadeyi okudu. Altıncık,
önceki akşam tutuklanan Dimitriu'ya dün, bu suçla ilgili
yazılı dava okunduğunu, sanığın
cevabının "bilmiyordum" olduğunu ve görüntüleri
çektiğini kabul ettiğini söyledi. Sanığın,
polisteki gönüllü ifadesinde ve yazılı dava tebliğinde suçu
bilmeden işlediğini kabul ettiğini anlatan savcı Sarper
Altıncık, çekimde kullanılan Panasonic marka kamerayla
görüntülerin kaydedildiği kasete polisin emare olarak el koyduğunu
belirtti. Yargıç
Çiğdem Güzeler'in ifadeye ve iddianameye karış söyleyecek sözü
olup olmadığını sorduğu sanık Andreas Dimitriu,
"kataklizmo" (Deniz Bayramı) panayırı çekimi için
bölgeye geldiklerini, gelince panayırın ertelendiğini
öğrendiklerini söyledi. Dimitriu,
gelmişken bölgede kısa bir çekim yaptıklarını,
gazeteci arkadaşının kumlara yazdığı
"barış ve özgürlük" yazısını görüntülediklerini
anlatarak, geçen yılki "kataklizmo" panayırının
iki toplumlu yapıldığını ve o etkinliği
canlı olarak verdiklerini, hiçbir sorun
yaşamadıklarını, bu yıl da aynı bölgede
oldukları için çekimin yasak olacağını
düşünmediğini belirtti. Dimitriu,
paslanmış ve üzerinde "yasak bölge" yazan levhayı
gördüğünü, ancak geçen yıl sorun olmadığı için çekim
yaptığını anlatarak, çekim yaparken yanlarına gelen
sivil polisin çekim yasağı olduğunu söylediği anda
kamerasını kapattığını kaydetti. Andreas
Dimitriu, yargıcın "Bundan sonra daha dikkatli
olacağına dair mahkemeye söz verir misin?" şeklindeki
sorusunu ise, "Söz veririm" şeklinde yanıtladı. Yargıç
Çiğdem Güzeler, mahkemeyi karar için 15.30'a ertelerken, sanık
Dimitriu'nun o saate kadar tutuklu kalmasına karar verdi. Kameraman
Andreas Dimitriu'ya 400 YTL ceza Yargıç
Çiğdem Güzeler verilen aranın ardından, beş yıla
kadar hapis cezası öngörülen suçla ilgili olarak Dimitriu'ya, suçun
işlenme şekli, yeri, sanığın sosyal statüsü,
mesleği, tutuklandığı andan itibaren meselenin çözümü
yönünde gösterdiği olumlu tavır nedeniyle hürriyeti
bağlayıcı ceza yerine 400 YTL para cezası verdi. Güzeler,
birinci derece askeri yasak bölgelerin fotoğraflanmasıyla ilgili
yasal kısıtlamanın, ülkenin güvenlik ve egemenliğiyle
ilgili olduğuna işaret ederek, meselede sanığın
lehine ve aleyhine tüm durumları değerlendirerek, hemen ödenmek
koşuluyla 400 TYL para cezası verilmesi; kameranın iadesi,
kasetin ise müsadere edilmesi emrini verdi. Çiğdem
Güzeler, duruşma kararını açıklamadan, duruşma ve
duruşmada sanığın durumunu, iddia makamının
ortaya koyduğu emare ve belgeleri sıralayarak, suçun hangi
yasaları ihlal ettiğini ortaya koydu. Sanığın,
bu konuda daha dikkatli olacağına dair mahkemeye söz verdiğini
belirten Güzeler, bu anlamda mahkemenin sanık Andreas Dimitriu'ya ilk ve
son kez bir fırsat verdiğini, bu nedenle hürriyeti
bağlayıcı ceza yerine 400 YTL'yi taktir ettiğini söyledi. Mahkeme
kararından sonra 400 YTL para cezası ödenen Andreas Dimitriu
serbest kaldı. Meslektaşlarının
sorularını yanıtlayan kameraman Andreas Dimitriu,
Kıbrıslı Türk meslektaşlarına verdikleri destek
nedeniyle teşekkür etti. Kannauros:
Tutuklama yasadışıydı Kıbrıs
Rum Gazeteciler Birliği Başkanı Andreas Kannauros ise mahkeme
çıkışında yaptığı açıklamada,
gazetecilerin görev yaparken bu tür olaylarla
karşılaşmasının üzücü olduğunu söyledi. Kannauros,
gazetecinin tutuklanmasına neden olan bölgenin yıkık evleri
bulunan bir şehir olduğunu, orada herhangi bir askeri birlik
bulunmadığını, bu nedenle böyle bir yasağı da
kabul etmediğini kaydetti. Bu tür
olumsuzlukların bir daha yaşanmaması dileğinde bulunan
Kannauros, dayanışması, yardımı ve para
cezasını ödemesi nedeniyle Basın Emekçileri Sendikası
(Basın-Sen)'e teşekkür etti. Darbaz:
Mahkeme adil davrandı Basın-Sen
Başkanı Kemal Darbaz, Rum gazetecilerin "neden para
cezasını ödediniz" sorusuna karşılık,
parayı ödemenin, son 24 saatte gazetecilerin (Rum ve Türk)
yaşadığı olumsuzluklar yanında küçük bir ayrıntı
olduğunu söyledi. Darbaz, her
şeye karşın mahkemenin adil bir karar verdiğini, bu
karara saygılı olmakla birlikte, askeri yasak bölgelerle ilgili
yeni bir düzenlenenin yapılması gerektiğini ifade etti. Gazetecilerin
mesleklerini yaparken çok daha dikkatli olmaları gerektiğini
anlatan Darbaz, bunun gazetecinin hareket alanını daraltmak olarak
yorumlanmaması gerektiğini kaydetti. Kemal Darbaz,
bu anlamda, askeri yasak bölgelerle ilgili yeni bir düzenleme
yapılması konusunda KKTC yetkililerine çağrıda bulunarak,
mevcut haliyle Türk, Rum veya başka bir ulusa ait olsun tüm gazetecilerin
sorun yaşadığını belirtti. Darbaz,
mahkemenin adil bir karar verdiğine inandıklarını ifade
ederek, yapılacak olumlu düzenlemelerle gazetecilerin bu tür sorunlar
yaşamadan mesleklerini en iyi ve çağdaş düzeyde yapabilmesinin
koşullarının yaratılması gerekliliği üzerinde
durdu. |
KIBRIS 13/06/06
Rumların veto tehdidi havada kaldı
Rumlar aralık 2004, ekim 2005, haziran 2006'da tehdit savurdu
13 Haziran, 2006 14:57:00 (TSİ) CNN TURK
Türkiye - AB arasındaki fiili müzakerelerin
başlaması konusunda son dakikaya kadar 'Kıbrıs' konusunda
isteklerde bulunan Kıbrıs Rum yönetiminin Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu, ''istesek veto uygular, Ada'ya kahraman gibi
dönerdik'' dedi.
Rum
basınında ise, veto tehdidinin üçüncü kez havada kalması 'itibar
ve ciddiyet düzeyinin darbe alması' olarak
yorumlandı. Kıbrıs Rum kesimi 17 aralık 2004, 3 ekim
2005 ve son olarak dün - 12 haziran 2006'da - Türkiye'ye üyelik yolunda
veto tehdidi savurmuştu.
Rum basınında çıkan haberlere göre Yakovu, anlaşmanın
sağlanmasından sonra Lüksemburg'da düzenlediği basın
toplantısında, "istesek veto koyar ve bir kahraman gibi adaya
dönebilirdik. Çünkü 'Kıbrıs' (Rum) kamuoyu Türkiye ile ilgili
konularda dinamik şekilde davranılmasını talep ediyor''
diye konuştu.
Bu yolu seçmek yerine sorumluluk duygusuyla görüşler sunduğunu ve AB
Dönem Başkanı Avusturya'nın Dışişleri Bakanı
Ursula Plassnik ile tartıştığını belirten Yakovu,
''arka arkaya yapılan iyileştirmelerden sonra ortak metinde
uzlaşma sağlandığını'' söyledi.
Rum basını, AB Genel İşler ve Dış
İlişkiler Konseyi toplantısında, Türkiye ile fiili
müzakerelerin açılması çerçevesinde 'bilim ve araştırma'
başlığının açılıp kapanması konusunda
sağlanan uzlaşmadan Rum yönetiminin memnun olduğunu yazdı.
Rum yönetimi: "Ankara'ya net mesajlar gönderdik"
Rum Dışişleri Bakanlığı görevine atanan Rum
yönetimi sözcüsü Yorgos Lillikas da, ''Kıbrıs, Türkiye'nin AB ile
müzakerelerine ciddi koşulların dahil edilmesi için koyduğu
hedefleri başardı. Ayrıca ekim ayına kadar yükümlülüklerini
yerine getirmesi konusunda Ankara'ya net mesajlar gönderdi'' dedi.
Lillikas, Türkiye'ye 'AB'ye karşı yükümlülüklerini tam olarak
yerine getirmesine bağlı olacağı' konusunda 25 üyenin
açık uyarıda bulunduğunu savundu ve ''AB'nin, Türkiye'nin sadece
yükümlülüklerini yerine getirmeyi değil, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıma ve onunla ilişkilerini normalleştirmeyi de içeren 21
eylül karşı deklarasyonundaki tüm hususları yeniden teyit
ettiğini'' kaydetti.
Rum basınından yansıyanlar...
Politis gazetesi:
''Geri adım attık, ancak 'kazançlı' çıktık''
başlığıyla verdiği haberde, veto tehditlerinin yeniden
''kınında kaldığını'' belirtti ve ''bilim ve
araştırma başlığı 'geçici' olarak kapandı.
Ancak yeniden müzakere edilmesi için 25'lerin oy birliği
gerekir. Dolayısıyla Türkiye istediğini aldı. Tabii
'Kıbrıs' da eli boş dönmedi. Çünkü 25'ler 21 eylül
açıklamasını gündeme getirdi ve Türkiye'ye en yakın zamanda
'Kıbrıs'ı tanıma ve tüm ülkelerle ilişkilerini normalleştirmesi
yükümlülüğü hatırlatıldı.''
Simerini gazetesi:
''Ekim perspektifli uzlaşma'' başlığıyla
manşetten verdiği haberde, ''Türkiye'nin ilk müzakere
başlığını açmayı başardığı,
ancak Rum tarafının da Ankara'nın Brüksel'de ekim ayında
yapılacak toplantının şekillenmesini
sağladığı'' yorumunu yaptı.
Gazete, dünkü sert pazarlıklarda Rum yönetiminin ''uzlaşma hedefiyle
kazanç elde ettiğini'' yazdı.
Filelefheros gazetesi:
''Yenisine (yeni çatışmaya) kadar ateşkes. Son anda uzlaşma
'Kıbrıs' vetosunu rafa kaldırdı''
başlığını atan gazete, Türkiye'nin özlü
müzakerelerinin yolunun açıldığını, Rum
tarafının ise dünkü toplantıda üç kazancı, iki de önemli
kaybı olduğunu yazdı ve ''Rum tarafının 21 eylül
deklarasyonuna atıfta bulunulmasıyla Türkiye'nin 35
başlığına takoz koymayı
başardığını'' savundu.
Gazetenin haberinde, Rum tarafının aralık 2004 ve ekim 2005'teki
toplantıların ardından üçüncü kez veto tehdidinin havada
kalması, ''itibar ve ciddiyet düzeyinin darbe alması'' olarak
yorumlandı.
Alithia gazetesi:
Gazete, manşet haberinde dünkü pazarlıklarda Türkiye'nin
istediğini elde ettiğini, Rum tarafının ise
''Kıbrıs Cumhuriyeti''ni gülünç duruma düşüren bir uzlaşma
elde ettiğini yazdı.
Türkiye - AB fiili müzakereleri başladı
AB ile Türkiye arasındaki fiili müzakereler, Kıbrıs Rum
kesiminin tüm engelleme çabalarına karşın 12 haziranda
başladı.
Kıbrıslı Rumların, Türkiye ile fiili müzakerelerin 'bilim
ve araştırma' başlığında açılıp
kapanmasına yönelik itirazları, AB Genel İşler ve
Dış İlişkiler Konseyi'nde aşıldı. Son ana
kadar Rum kesiminin itirazlarının giderilmesini bekleyen Ankara,
AB'nin Ortak Tutum Belgesi'ni inceledi ve Ortaklık Konseyi'ne katılma
kararı aldı. Bu gelişmenin ardından
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali
Babacan, Lüksemburg'a hareket etti.
Kıbrıs Rum yönetimi ile varılan uzlaşmaya göre, AB'nin
müzakerelerle ilgili Ortak Tutum Belgesi'ne eklenen bazı ifadelerle fiili
müzakerelerin yolu açıldı. Belgede, Gümrük Birliği ve Ek
Protokol içinde olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin
yerine getirilmesinin önemi vurgulandı.
Bu konuda sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde bütün müzakere
sürecinin etkileneceği kaydedilen belgede, ''AB, bu çerçevede 21 eylül
2005 tarihinde Kıbrıs ile ilgili yayımladığı
deklarasyona atıfta bulunuyor'' denildi.
Belgede, gelişmeler çerçevesinde gerektiği takdirde fiili
müzakerelerin başlatılacağı bilim ve araştırma
faslına geri dönebileceği belirtiliyor.
'Bilim ve araştırma' faslıyla ilgili AB müktesebatının
sınırlı olması nedeniyle fiili müzakerelerin aynı gün
açılıp kapatılmasına itiraz eden Rum kesimi, bunu 'Türk
liman ve havaalanlarının açılması ve tanınma'yla
bağlantılı hale getirmeye çalıştı.
Türkiye 3 ekimde müzakerelere başladı
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler 3 ekim tarihinde
başlamıştı. Türkiye'nin 3 ekimde AB ile müzakerelere
başlamasından önce Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ta diretmesi krize neden olmuştu.
Avusturya, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık'
ibaresinin girmesi için uzun süre direnmişti. 25 üyeli birlik içinde
tek kalan Avusturya'nın sonunda direnci kırılmış ve
Müzakere Çerçeve Belgesi onaylanmıştı.
Avusturya ile yürütülen pazarlıkların uzun sürmesi nedeniyle
diplomaside pek sık uygulanmayan bir kural işletildi.
Pazarlıkların yürütüldüğü Lüksemburg'ta saatler gece
yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurulmuştu.
AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İngiltere, bu
süreçte Türkiye'ye önemli ölçüde destek vermişti. AB kulislerinden
sızan bilgilere göre, İngiltere'nin diplomasideki
başarısı müzakerelerin başlamasında etkili oldu.
|
NTV
Güncelleme: 19:52 TSİ 13 Haziran 2006 Salı
NEW
YORK - Kıbrıs sorununa çözüm çabalarını sürdüren BM Genel
Sekreteri Kofi Annan, yardımcısı İbrahim Gambariyi
Kıbrısa gönderme kararı aldı. KKTC
Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada,
Gambarinin ziyaretiyle ilgili randevu talebinde bulunduğu kaydedildi.
Gambarinin Ankara ve Atinada da temaslarda
bulunacağı belirtildi. Açıklamada, Türkiyenin AB sürecinin her
aşamasında Rumların engel çıkarmasının önüne
geçebilmek için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiği
vurgulandı.
Gambarinin ziyareti, iki yıllık durgunluk döneminden sonra
Kıbrıs sorununa çözümüne yönelik ilk önemli girişim olarak
değerlendiriliyor.
|
NTV
Güncelleme: 19:52 TSİ 13 Haziran 2006 Salı
LEFKOŞA
- Kıbrıs Rum kesiminin yeni dışişleri bakanı
Yorgo Lillikas, AB içinde kararlılıklarından şüphe eden
hiçbir ülke bulunmadığını dile getirdi. Oyunun
kuralları büyük ölçüde belirlendi ve Türkiye de bu kurallar çerçevesinde
değerlendirilecek ifadesini kullanan Lillikas, Artık çantada keklik
olmadığımızı herkes biliyor dedi.
Dışişleri bakanlığı görevine bugün resmen
başlayacak olan Yorgo Lilikas, Rum kesimi lideri Tasos Papadopulosa
yakın isimlerden birisi olarak biliniyor.
Gül'ü hiç bu kadar
kızgın görmedim
LÜKSEMBURG
Pazartesi günü tam 12 saat Ankara havaalanında bekledim.
17 Aralık 2004'te Brüksel doruğunda 24 saat aynı krizi
yaşamıştım.
3 Ekim 2005'te, yine Lüksemburg'da saatlerce beklemiştim. Ancak Gül'ü
hiçbir zaman önceki günkü kadar kızgın görmemiştim.
Lüksemburg macerasını birlikte yaşadık. 7 saat süren
krizden sonra havaalanına asık bir suratla geldi. Hele Ankara'dan
Lüksemburg'a kadar ki 3,5 saatlik yolculukta barut gibiydi.
Karşılıklı konuşmaya başlayınca, kime
kızgın olduğunu anladım. Belki hayret edeceksiniz, ancak
Rumlara kızgın değildi. Onların kendi çıkarları
için mücadele ettiklerini söylüyordu.
Asıl kızgınlığı, AB'nin bazı ülkelerine
yönelikti. 500 bin kişinin, 70 milyonluk bir ülke'nin AB'ye
yürüyüşünü engelleyebilecek bir noktaya getirilmesiydi.
Özel konuşmalarında hep şu sözleri duydum:
"... Avrupa kalkmış, durmadan bizim heyecanımızın
kalmadığını ileri sürüyor. Nasıl heyecanımız
kalsın ki? Heyecanımızı asıl onlar öldürüyor.
Kıbrıs Rumlarını öylesine şımartıyor ve
öylesine ön plana çıkartıyor ki, Kıbrıs'ı bize
karşı kullanıyorlar..."
ÖNEMLİSİ MÜZAKERE GERİSİ BAHANE
Kıbrıs Rumları, belki Türkiye'ye çıkarttıkları
zorluklardn dolayı keyifleniyor olabilirler. Ancak unuttukları
birşey var var. O da, uzun vadede Türkiye'nin karlı
çıkacağıdır.
Bunun en somut işaretini, yine tüm kızgınlığına
ve gerilimine rağmen Gül verdi. Türkiye için önemli olanın,
müzakerelerin başlaması ve sürmesi olduğunu söyledi. Gayet tabii
bunun ne pahasına olursa değil, kabul edilebilir ölçüde yürütülmesine
bağlı olduğunu da ekledi.
Bence de önemli olan, müzakerelerin yürümesidir. Gerisi boştur ve
bahanedir. Yıllarca sürecek bir satranç oyunu oynuyoruz. Günlük sorunlara
takılmak yerine, uzun vadeli hedefe kilitlenmek çok daha önemlidir. Bugün
"önemli" saydığımız birçok konu, yarın komik
olacaktır.
Kıbrıs Rumları işte bu tuzağa düşmüş
durumdalar.
* * *
SEVGİLİ RAUF
BEYİN KULAKLARI ÇINLASIN
Ah, Rauf bey ah...
Annan planını reddetmek, ardından Ankara'nın
baskısıyla kerhen kabul edip sonra ayak sürümek
politikasını benimsememiş olsanız, Türkiye bugünkü
zorluklara düşmeyecekti.
Ankara'yı Rumların tuzağına sizin politikalarınız
düşürdü.
Yanlış anlaşılma olmasın. Bunu kötü bir niyetle
değil, kişisel değerlendirmeleriniz sonucunda
yaptınız. Ancak bugün gelinilen noktaya
baktığınızda, sizin ve Ankara'daki bazı muhafazakar
kurum ve çevrelerin ortaklaşa desteklediğiniz yaklaşım,
Türkiye'ye çok pahalıya mal oldu. Üstelik, daha çok uzun yıllar da
fatura edilecek.
Eğer Annan planını kabul edip, ayak sürememiş
olsaydınız, bugün Rumlar böylesine rahat cirit atamayacaklardı.
Ya KKTC'de tam üye olacak veya Rumların tam üyeliği ertelenecekti.
Papadopulos'a en büyük yardımı -istemeyerek dahi olsa- siz verdiniz.
Emin olun sizi suçlamıyorum.
Sadece "keşke ileriyi görebilseydiniz" demek ve
kulaklarınızı çınlatmak istiyorum.
Bu "çınlatma" faslı , Türkiye tam üye olana kadar da devam
edecek.
* * *
RUMLAR, 3 ÜNCÜ FIRSATI
DA KAÇIRDI
Rumlar, Avrupa Birliğine adımlarını attıkları
günden itibaren, Türkiye'den en önemli ödünü kopartmaya
çalışıyorlar: Resmen tanınma...
En büyük ümitleri, 17 Aralık 2004'teki AB doruğu idi.
Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağının
açıklandığı Bürksel toplantısını
hatırlarsınız. Erdoğan direnince büyük bir
tartışma çıkmış ve doruk toplantısı
tehlikeye girmişti. Son dakikada , İngiliz-Fransız ve
İtalyan Başbakanları araya girmişler ve Rumları
"satmışlardı". Türkiye'nin istediği formülü kabul
etmişlerdi.
Papadopulos, resmen tanınma ümidiyle gittiği Brüksel'den eli boş
ve derin bir hayal kırıklığı ile dönmüştü. AB'ye
kızgındı.
İkinci denemeyi 3 Ekim 2005'te, yine Lüksemburg'da Türkiye ile müzakerelerin
başladığı toplantıda yaptı. Yine kriz
yarattı. Yine son dakikaya kadar toplantının yapılıp
yapılamayacağı askıda tutuldu. Ancak yine istediğini
elde edemedi.
Bu defa üçüncü denemesini yaptı.
Müzakereler başlarsa, bir daha tanınma imkanı
kalmayacağını bildiklerinden dolayı, bu defa daha da
bastırdılar. Ancak yine de istedikleri sonucu elde edemediler.
Papadopulos, Türkiye'nin limanlarını açmasını ve Güney
Kıbrıs'ın egemenliğini kabullenmesini
arzulamıştı.
Bundan sonra, geriye ne kaldı?
Bundan sonra, Papadopulos için tek ümit, bu yılın
Aralığındaki AB doruğu. Bu doruktan, Türkiye
limanlarını açmadığı taktirde, müzakerelerin
askıya alınması kararının çıkmasını
isteyecek.
Başarabilir mi?
Sanmıyorum.
Papadopulos'u yeni hayal kırıklıkları bekliyor.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 14/06/06
AB ile nereye kadar?
LÜKSEMBURG
RUM engelleri kaldırıldı diye hepimiz iyimser bir şekilde
Lüksemburg'a iniyoruz. Gece yarısı Dışişleri
Bakanı Gül, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik
ve Olli Rehn basın toplantısı yapıyor. Biz mutlu bir tablo
beklerken, yüzler gergin, konuşmalar sert. Rumların sebep olduğu
kriz ve 6 saatlik gecikme için Olli Rehn "Tren kazası" diyor,
sebebi bizmiş gibi!
Hele Ursula Plassnik, isim vermeden Türkiye'yi eleştirerek, "Bu
gecikme ciddi bir uyarı olmalıdır... Bir ülkenin (Rumların)
dışlanması er geç sorun çıkarırdı" diyor!
Türkiye'nin limanlarını ve havaalanlarını Rumlara
açması anlamına gelen resmi metinleri okuyor!
Gül de sert cevaplar veriyor:
- Tren kazası tek taraflı değildir! Annan Planı'nın
kabulü için AB çağrı yaptı. Bu çağrıya
Kıbrıs'ta hangi taraf uydu, hangi taraf reddetti?! Siz hangi
tarafı üye aldınız!?
Sonra yumuşak sözler söylense de, Kıbrıs konusunda Türkiye ile
AB arasında köklü bir görüş farkı var, belli. AB limanları
ve havaalanlarını Rumlara açın diye bastırıyor, biz
kesinlikle reddediyoruz!
Daima Rum engeli!
Altı ay sonra yeni fasılların açılıp kapanmasına
sıra geldiğinde yine krizler yaşanacak!
Türkiye'de hiçbir demokratik hükümet Rumlara bu tavizi asla veremez! Peki AB'nin
tepkisi ne olur? Gül'ün ve diplomatların kanaati; büyük krizler
yaşanabilir ama Avrupalılar "Kapılarınızı
Rumlara açmazsanız biz de görüşmeleri askıya
alırız" diyemez!
"Çünkü AB'nin böyle bir kararı için ittifak gerekir; İngiltere,
İspanya, İtalya gibi birçok ülke bunu kesinlikle kabul etmez..."
Demek ki, kesintili değilse bile daima krizli ve gecikmeli bir süreç
olacak! Ama Gül bir işaret veriyor:
- AB bu kadar krizli bir süreci taşıyamaz. Kıbrıs sorununu
çözme mecburiyetini onlar da hissediyor artık!
Gül bu zorlu süreçte güçlü olmamız gerektiğini şöyle
anlatıyor:
- Hem iç reformlarımızla hem dış ekonomik ve siyasi
ilişkilerimizle elimizi daha da güçlendirmeliyiz.
Kıbrıs'ta çözüm beklentisi
Kıbrıs meselesinde Gül'ün şu sözleri de önemli:
- Kimse bizden Kıbrıs'ta taviz beklemesin, çözüm ancak iki
taraflı olur. Ekonomik ve stratejik bakımdan Rumlar AB'ye Türkiye'den
fazla katkı mı yapacak ki, karar anında Avrupa onları
tercih edecek? Er geç çözüme gelecekler.
Uçakta bu konuyu Ali Babacan'a da sordum, cevapları Gül'ün
'işaret'ini biraz açar gibiydi:
- Kıbrıs'ta nihai çözüm için çok uzun zamana ihtiyaç var. Ama Rumlar
üzerindeki AB baskısı da çok artıyor. Önemli girişimler,
çözüm arayışları var. Şimdi söylersem zarar verir.
Bekleyin! Yeni fasıllara gelinceye kadar limanlar gibi konularda bir çözüm
olabilir!
Bu çok önemli sözleri ben şöyle anlıyorum: Limanları ve
havaalanlarını açmamız karşılığında
KKTC üzerindeki ticari izolasyonun kalkması gibi bir formül!..
Bunu söylediğimde Babacan bir yorum yapmadı, sadece şunu
söyledi:
- Bir karikatür krizinin nelere yol açtığını düşünün!
Türkiye'yi yardıma çağırdılar. Rumlar da AB de Türkiye'nin
yolunu tıkamanın nelere yol açacağının
sorumluluğunu almak istemez!
Babacan bu konuda daha fazla konuşmadı, "sürece zarar vermesin"
diye! Sanıyorum, Rumları çözüme getirmek için bir 'gizli diplomasi'
yürüyor.
125 milyar dolar!
Bir diplomatımız anlatıyor:
- Türkiye'nin elinde 125 milyar dolarlık enerji projeleri var.
Romanya'nın beş katı demektir bu!
AB'nin en etkili organı olan Komisyon enerji konusunda yeni
hazırladığı "Yeşil Kitap"ta Türkiye'nin
dünya çapında bir enerji rolüne sahip olabileceği vurgulanıyor!
Tamamlanan Bakü-Ceyhan Boru Hattı, buna Kazak petrollerinin eklenmesi...
Mavi Akım ve Samsun-Ceyhan Boru Hattı... Orta Asya ve
Kafkasya'yı Avrupa'ya Türkiye üzerinden bağlayacak boru
hatları... Bu konuda Amerika'nın büyük desteği... Rusya ile
gelişen enerji ilişkilerimiz...
İran dahil, Ortadoğu sorunlarındaki rolümüz!
Uzun vade çok lehimize... Ama oraya kadar AB ile yürüyebilecek miyiz? Bu bir
sinir ve sabır savaşı!
TAHA AKYOL MILLIYET 14/06/06
Yunanistan
Rumlara kızgın
14/06/2006
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA - Rum Yönetimi, Lüksemburg'daki AB
dışişleri bakanları toplantısındaki tavrıyla
Yunanistan'ı bile kızdırırken, toplantının
ardından Rum Yönetimi'nin ilk açıklamasında ilk kez Atina'ya
değil teşekkür etmek, adından bile söz edilmedi. Rum Yönetimi
sözcüsü ve yeni Dışişleri Bakanı Yorgos Lilikas, "'Kıbrıs',
Türkiye'nin AB ile müzakerelerine ciddi koşullar konulması hedefini
başardı. Ayrıca ekime dek yükümlülüklerini yerine getirmesi
konusunda Ankara'ya net mesajlar gönderdi" dedi. Dışişleri
Bakanı olarak son AB toplatısına katılan Yorgos Yakovu ise
"Rum kamouyu dinamik tavır istiyor. Veto koyup Kıbrıs'a
kahraman gibi dönebilirdim. Sorumluluk duygusuyla hareket ettim"
ifadelerini kullandı.
Ta Nea'ya göre, Başbakan Kostas Karamanlis, Rum lideri Tasos Papadopulos'a
"Yunanistan'ın çıkarları, ne kadar dost olursa olsun her
ülkenin çıkarlarından daha önemlidir. AB'de 23'e karşı iki
üye durumuna girmek istemiyoruz" mesajı yolladı. Geçen pazar
Lüksemburg'a Yakovu ile uçan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyani
de "Veto kullanmanızı istemiyoruz" demişti.
Kıbrıslı
Rumların vetoları KKTC'yi ateşledi
|
|
AB'nin Türkiye'yi
Avrupa'ya katmaya yönelik çabaları, Kıbrıslı Rumlar
yüzünden sekteye uğruyor. Rumlar çözümsüzlüğe oynarken, KKTC de
gelişiyor
14/06/2006
RADIKAL
Maritta Tkalec
Türkiye, dünyanın en huzursuz bölgesi Ortadoğu'ya
karşı Avrupa'nın kalkanı. AB'nin fazla
genişlediğine dair tüm kaygılara rağmen, önemli
gelişme potansiyeline sahip bu ülkeyi Ortadoğu karmaşasına
sürüklenmeye bırakmak yerine demokratik ve istikrarlı Avrupa'ya
bağlama çabaları çok akıllıca. Bu nedenle Türkiye'yle
müzakerelerin daha başında yaşanan sorunlar, AB'nin kıyısından
gelse ve önemsiz görünse de kaygı verici. 2004'ten beri AB üyesi olan
Kıbrıs, daha doğrusu bölünmüş adanın güney
kısmı, Türkiye'yle müzakereleri bloke ediyor.
Kıbrıslı Rumlar iki yıl önceki referandumda adanın
sadece Türkiye'nin tanıdığı kuzey kesimiyle birleşmeyi
reddetti, en çok da Türkiye'den gelen yerleşimcileri tanımaktan ve
Türk askerlerinin varlığından çekindi. Buna karşın
Türkiye de, Gümrük Birliği anlaşmasını Rum Kesimi'ni içine
alacak biçimde imzalamamakta diretiyor. Rum Kesimi'nin uçaklarıyla
gemileri Türkiye'ye uğrayamıyor. Olay yerel bir atışma gibi
görünse de, ardında 20. yüzyılda Avrupa'yı kasıp
kavurmuş milliyetçilik dalgasının Doğu Akdeniz'e kadar
ilerlemiş olması yatıyor.
Kıbrıslı Rumların özellikle 1960 ve 1970'lerde hayata geçirmeye
çalıştığı 'Enosis' ülküsünün Türklere
yaşattığı dehşet sonucunda, Türkiye 1974'te Kuzey
Kıbrıs'a müdahale etmiş, ada ikiye bölünmüştü. Rumlar
güneye, Türkler kuzeye kaçarken, etnik temizlik sürmüştü. Bu
travmanın üzerine hâlâ açıklığa kavuşturulamamış
olan 'işgal altındaki toprak' talepleri gerginlik yaratıyor.
Türkiye'nin müzakerelerini zora sokan vetonun sebebi de burada yatıyor.
İki yıl önce yeniden birleşmeye 'Evet' diyen
Kıbrıslı Türkler, Rumların 'Hayır' demesine biraz
içerlediyse de, bu yanıt inanılmaz bir enerji ve gelişme
hamlesini ateşledi. "Artık kendi işimizi kendimiz
yapacağız" diyor Kuzey Kıbrıslılar. Kuzeyin
kalkınma oranı güneyi açık farkla sollarken, güneye oranla çok
daha güzel olan kuzeyde turizm de gelişiyor. İki sene önce bir çukurdan
diğerine atladığınız sokaklar yerini şahane
caddelere bırakmış. Türkiye sermayesiyle onbinlerce ev inşa
edilmiş, harika evler güney kesiminin üçte biri fiyatlara. Anavatanlardaki
lobi gruplarına rağmen satın alma gücü yüksek bir
sınıf oluşuyor.
Kuzey Kıbrıs böyle somut adımlarla ilerlerken, güneyin tek
yaptığı bu ilerlemeyi engellemeye çalışmak ve AB
içinde kendini tecrit etmek. Atina bile onlara eskisi kadar destek çıkamaz
oldu. AB'yse sorunu çözmek için yumuşak adımlar atıyor: Alman
dışişleri bakanı Frank-Walter Steinmeier geçen hafta
Berlin'de, resmen tanınmayan KKTC'nin başbakanını
ağırladı. Gelişmeleri iyisiyle kötüsüyle göreceğiz.
(13 Haziran 2006)
Kıbrıslı
Türkleri 'kaybettik'
|
|
Kıbrıs'ta
çözümsüzlüğü sürdüren Rum tarafı, Kıbrıslı Türkleri hayal
kırıklığına uğrattı. 'Karadağ modeli'ne
alışan Türklerin sayısı gittikçe artıyor
14/06/2006
RADIKAL
Alekos
KonstantInIdIs
Kıbrıslı Türklerin 2003'te yeniden
birleşme için verdikleri mücadele ve Rauf Denktaş'ın siyasetten
uzaklaştırılmasından sonra, Rum tarafı
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesine yönelik BM
planının sunduğu fırsatı reddederse Kıbrıs
Türk toplumunu kaybedeceğimizi söylemiştim.
Gerçekten de, hayal kırıklığına
uğrattığımız Kıbrıslı Türkler
değişiyor. Bunu ilk saptayan, Aralık 2003'te birleşme için
büyük istekle çalışan bir Kıbrıslı Türk'ün
söylediklerini Yunan gazetesi Ta Nea'da yazan Pavlos Tsimbas'tı.
Kıbrıslı Türk, "Çözümsüzlüğün korkunç
olmadığına ve böyle yaşamaya devam edebileceğimize
alışmaya başladık. Avrupa da bölünmüş bir
Kıbrıs'ın sorun olmadığını
düşünüyor" demişti. Aradan iki buçuk yıl geçti ve
birleşme için mücadele etmiş Kıbrıslı Türklerin bu
değişimi, Emin Hikmet'in Le Monde gazetesine söylediklerinde de
görülüyor. Babası 1960'larda öldürülmüş Hikmet, birleşme için
mücadele etmişti, şimdiyse sadece 'Karadağ modeli'ni çözüm
olarak görüyor. Birleşmiş bir Kıbrıs inşa
edebileceğimize inanan Türkleri kaybettik; zamanla da çözümsüzlüğe
alışan Türklerin sayısı artacak.
Her şey böyle bir 'çözüm'e doğru gittiğimize işaret ediyor.
Ancak, bunun durdurulması için bir şey yapmayan liderlerimiz
kaygılanmıyor. Aksine, pasiflikleri, bizi Tasos Papadopulos'un
adını taşıyacak nihai bölünmeye sürüklüyor. (Rum gazetesi
Alithia, 9 Haziran 2006)
Halide Ali, evine kavuşuyor
|
ESKİ
GÜNLERİNE GERİ DÖNÜYOR... KKTC'de geçimini
sağlayamadığı gerekçesiyle dört yıl önce Larnaka'ya
yerleşen Halide Ali, elinde Larnaka'da babasına ait olan evin
tapusu ve elinde Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesiyle ilgili
kararı olmasına rağmen bir türlü giremediği evine nihayet
kavuşuyor. Haberin KIBRIS'ta manşetten
yayınlanmasının ardından Rum yetkililerin kendisini
aradığını söyleyen Halide Ali, evinin tamir edilmesinin
ardından en kısa zamanda kendisine teslim edileceğini belirtti "KIBRIS'A
TEŞEKKÜR EDİYORUM"... KIBRIS'ın haberinin çok etkili
olduğunu belirten Halide Ali, haberin gazetede çıkmasının
ardından Rum mercilerin kendisi arayarak babasına ait evinin
tamirine başlanacağını
açıkladığını ve bugün evin tamirinde son
aşamaya gelindiğini kaydetti. Evin kendisine iki ay içerisinde
teslim edileceğini belirttiklerini ifade eden Ali,
"Duyarlılığından dolayı KIBRIS'a ve Rum
yetkililere teşekkür ediyorum" dedi Ali CANSU KKTC'de
geçimini sağlayamadığı gerekçesiyle dört yıl önce
Larnaka'ya yerleşen Halide Ali, elinde Larnaka'da babasına ait olan
evin tapusu ve elinde Rum mahkemesinin evin kendisine verilmesiyle ilgili
kararı olmasına rağmen bir türlü giremediği evine nihayet
kavuşuyor. Haberin
KIBRIS'ta manşetten yayınlanmasının ardından Rum
yetkililerin kendisini aradığını söyleyen Halide Ali,
evinin tamir edilmesinin ardından en kısa zamanda kendisine teslim
edileceğini belirtti. KIBRIS'ın
haberinin çok etkili olduğunu belirten Halide Ali, haberin gazetede
çıkmasının ardından Rum mercilerin kendisi arayarak
babasına ait evinin tamirine başlanacağını
açıkladığını ve bugün evin tamirinde son
aşamaya gelindiğini kaydetti. Evin kendisine iki ay içerisinde
teslim edileceğini belirttiklerini ifade eden Ali, "Duyarlılığından
dolayı KIBRIS'a ve Rum yetkililere teşekkür ediyorum" dedi. KIBRIS'ın
haberi çok etkili oldu Elinde,
babasına ait Larnaka'daki evin tapusu ve Rum mahkemesinin evin kendisine
verilmesi ile ilgili kararı olmasına rağmen, bir türlü evine
giremeyen Halide Ali, KIBRIS gazetesinde haberinin
yayınlanmasının ardından başta Güney
Kıbrıs'ta Kıbrıs Türk mallarından sorumlu müdürün ve
Lefkoşa'dan Rum Dışişlerinden kendisini telefonda
aradıklarını ve gerekli her şeyin
yapılacağını söylediklerini belirtti. Bugüne kadar
Rum yetkililerin gerekli duyarlılığı gösterdiğini de
kaydeden Halide Ali, ilgililere kendisine gösterdikleri ilgiden dolayı
da teşekkür etti. KIBRIS'ın
haberi çok etkili oldu Babası
ile ilgili haberin yayınlanmasının ardından kendisini
Lefkoşa'daki Rum Dışişlerinden
aradıklarını anlatan Halide Ali, "Ayrıca beni Larnaka'daki
Türk mallarından sorumlu daireden de aradılar ve benim evime hemen
başlayacaklarını ve en kısa zamanda bitireceklerini
söylediler. Hemen akabinde babamın evinin tamirine başladılar
ve hızlı bir şekilde inşaat devam etti. Şu anda ise
inşaat tahminimden çok çok daha iyi gidiyor. Bir tek kuruş bile
ödemiyorum. Hatta, Rum yetkililer evimi yaparken bana evimdeki mermer veya
mutfak fayansları ile dolapların rengine kadar soruyor ve benimle
çok ilgileniyorlar" dedi. Ek odalar da
yaptılar Babasının
evinin yapılması dışında Rum yetkililerin kendisini
sürekli telefonda arayarak hal hatır sorduklarını kaydeden
Halide Ali, "Babamın evinde yapacakları iki oda idi. Ancak,
yetkililer bu odalar dışında ilaveten salon, banyo, tuvalet ve
mutfak da ilave ettiler. Hükümet bunları benden hiç bir para almadan
yapıyor" dedi. Türk evleri
tamir ediliyor Halide Ali,
Larnaka Belediyesi'nin Larnaka'daki Türk evlerinin tamiri için büyük bir
bütçe ayırdığını ve bir, iki yıl içerisinde
evlerin tamirine başlayacağını duyduğunu söyledi. Rum
medyası da ilgi göstermişti Haberin
yayınlanmasının ardından gün boyu
telefonlarının durmadığını anlatan Halide Ali,
Rum medyasından Sigma, Mega, Kıbrıs Rum Yayın kurumu olan
(PIK) ve Cyprus Mail kendisi ile temasa geçerek röportaj
yaptıklarını söyledi. Larnaka'da
babasının evinin önüne giderek kendisi ile röportaj
yaptıklarını ve sordukları sorulara cevap verdiklerini de
anlatan Ali, medyanın evin içerisinden ve dışından
görüntüler alarak sorulan sorulara cevap verdiğini de kaydetti. Türklere olan
ilgi arttı Son aylarda
Rum yetkililerce Türklere gösterilen ilginin arttığını da
anlata Halide Ali, Rum yetkililerin Larnaka'da yaşayan Türklere çok iyi
davrandıklarını ve evlerini de onarmaya
başlayacakların söyledi. |
KIBRIS 14/06/06
Gambari'nin ziyaretinden önce teknik komiteler
fiilen göreve başlamalı
Cumhurbaşkanlığı
Basın Sözcüsü Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri Siyasi
İşler Yardımcısı İbrahim Gambari'nin temmuzun ilk
haftasında Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini söyledi
Gambari'nin
ziyaretinden önce teknik komiteler fiilen göreve başlamalı
Cumhurbaşkanlığı,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Siyasi İşler
Yardımcısı İbrahim Gambari'nin temmuz ayının ilk
haftasında Kıbrıs'ı ziyaret edeceğini, teknik
komitelerin, bu ziyaret öncesinde fiilen göreve başlaması
gerektiğini açıkladı.
Cumhurbaşkanlığı
Türkiye'nin AB müzakere sürecinde önceki gün Lüksemburg'da
yaşananların Kıbrıs Rum tarafının haksızca
elde ettiği AB üyeliğini Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden Kıbrıslı
Türklere karşı nasıl acımasızca kullandığını
gösterdiğini belirtti. Müzakerelerin fiilen başlamasını
olumlu değerlendiren Cumhurbaşkanlığı, Rumların
itirazına karşı bulunan çözümle aslında sorunların
sonbahara ertelendiği görüşünde.
Rumların
bu tutumlarıyla bölgedeki ilişkileri zehirlediğine işaret
eden Cumhurbaşkanlığı, Rumların şantaj
politikasına karşı Kıbrıslı Türklere uygulanan
izolasyonların kaldırılmasını öngören 26 Nisan 2004
tarihli AB Konseyi kararının tavizsiz şekilde uygulanması
gerektiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanlığı
Basın Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği haftalık
basın brifingi sırasında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'ın Almanya ziyaretini, teknik komitelerle ilgili beklentilerini ve
Türkiye-AB üyelik müzakerelerini değerlendirdi; gazetecilerin
sorularını yanıtladı.
Erçakıca,
Cumhurbaşkanı Talat'ın Almanya ziyaretinin verimli
geçtiğini, Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'e
Kıbrıs sorununa ilişkin tutumun doğrudan ve
ayrıntılı anlatıldığını kaydederek,
Almanya'nın tarihsel sorumlulukları ve rolleri bulunan önemli bir
ülke olduğuna dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı'nın
Almanya ziyareti öncesinde basına ayrıntılı açıklama
yapmamalarının, Almanya'daki muhataplarına verdikleri taahhütten
kaynaklandığını ama asla yurttaşların haber alma
hakkı anlamına gelen basının haber alma hakkını
engellemek istemediklerini vurgulayarak basın mensuplarından özür
dileyen Sözcü Erçakıca, uluslararası ilişkileri geliştirmek
adına verdikleri taahhütlere sadık kalmaları gerektiğini
anlattı.
Hasan
Erçakıca, Cumhurbaşkan'nın Almanya ziyaretinde de teknik komiteler
konusuna vurgu yaptığına işaret ederek, komitelerin
çalışmaya başlaması için yapılan girişimlerin bu
hafta içinde olumlu sonuçlanmasını istediklerini ve beklediklerini
ifade etti.
Cumhurbaşkanlığı
Sözcüsü Erçakıca, şubat ayında BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Temsilcisi Michael Möller'in gönderdiği mektupla konu
başlıklarını bildirdiği teknik komitelerin
kurulmasına olumlu yanıt verdiklerini hatırlatarak, özetle
şöyle konuştu:
"Artık
Rum tarafı da tutumunu açıkça ortaya koymalıdır. BM Genel
Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı
İbrahim Gambari temmuz ayının ilk haftasında bölgemizi
ziyaret edecek. Gambari'nin bu ziyaretinden önce, teknik komitelerin fiilen
göreve başlamasını istiyor ve bekliyoruz."
"Rumlar,
AB üyeliğini Türkiye ve Kıbrıslı
Türklere
karşı acımasızca kullanıyor"
Lüksemburg'da
önceki gün Türkiye-AB müzakerelerinde önemli gelişmeler
yaşandığına işaret eden Hasan Erçakıca,
"Önceki günkü gelişmeler Kıbrıs Rum tarafının
haksızca elde ettiği AB üyeliğini, Türkiye'ye ve Türkiye üzerinden
Kıbrıslı Türklere karşı nasıl
acımasızca kullanmaya çalıştığını
göstermiştir" dedi.
Gerilimli
günler ve saatlerden sonra müzakerelerin başlamasını olumlu
değerlendirdiklerini kaydeden Erçakıca, şöyle devam etti:
"Ne var
ki, Kıbrıs Rum tarafının bu süreçte oynadığı
olumsuz rolü görmezlikten gelemeyiz. Üzerinde asıl durulması gereken
olgu da budur. Kıbrıs Rum tarafı, haksızca elde ettiği
AB üyeliğini kullanarak Türkiye'ye şantaj uygulamakta ve
Kıbrıslı Türklere verdiği destekten vazgeçmesini talep
etmektedir.
Bugün için
sorunun sonbahara ertelendiğini söyleyebiliriz. Bir kez daha
görülmüştür ki Kıbrıs Rum tarafı, bu yöntemi Türkiye-AB
müzakerelerinin her aşamasında gündeme getirecektir. AB üyeleri
Kıbrıs sorununun Türkiye'ye karşı bir şantaj olarak
kullanılmasına son verecek önlemleri almalıdırlar.
Kıbrıs Rum tarafı haksızca elde ettiği AB
üyeliğini Türkiye'ye ve Kıbrıslı Türklere karşı
kullanmamalıdır.
Bizce bunun
yolu bellidir: Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılmasını öngören 26 Nisan 2004 tarihli AB Konseyi
kararının tavizsiz şekilde uygulanması, Kıbrıs
Rum tarafının önce görüşme masasına gelmesine, daha sonra
ise Kıbrıs sorununun çözümüne neden olabilecektir."
Hasan
Erçakıca, Türkiye'nin AB'yle ilişkilerinin artık teknik seviyede
sürdürülmesi gerektiğini ama Kıbrıs Rum tarafının
sürecin böyle devam etmesini engelleyeceği ve AB üyeliğini Türkiye'ye
karşı şantaj olarak kullanacağını
gösterdiğine işaret ederek, Rumların bölgedeki ilişkileri
zehirlemesine izin verilmemesi gerektiğini vurguladı.
Erçakıca, brifingde gazetecilerin sorularını yanıtlarken, teknik komiteler konusunda Rum tarafıyla BM aracılığıyla temasları olduğunu ancak olumlu yanıt gelmediğini belirterek, konunun perde gerisinde de bir şey olmadığını söyledi. Rumların bu komitelere, beklenenden çok sorumluluk yükleme gayreti içinde olduğunu kaydeden Hasan Erçakıca, BM